TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

 TUTANAK DERGİSİ

 

 3’üncü Birleşim

 3 Ekim 2024 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 27 Ekim 2024 tarihinde Bulgaristan’da yapılacak seçimlere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili İbrahim Akın’ın, kayıp çocuklara ve çocuk haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler’in, dünyada yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz’ın, yeni yasama yılına ve son zamanlarda yakın coğrafyada yaşananların ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

2.- Konya Milletvekili Mustafa Hakan Özer’in, yeni yasama yılına ve yaz döneminde Türkiye Buluşmaları kapsamında farklı şehirlerde vatandaşlarla bir araya geldiklerine ilişkin açıklaması

3.- Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın, Gazeteci Zafer Şahin’in Kadıköy Belediyesindeki mülakat sınavıyla ilgili paylaşımına ilişkin açıklaması

4.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, 1 Ekim tarihinde Zonguldak’ta başlayan şiddetli yağışa ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, AK PARTİ iktidarının Aile ve Gençlik Fonunu kurma nedenine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu’nun, 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- Konya Milletvekili Barış Bektaş’ın, çiftçilerin karşı karşıya olduğu borç yükünün Türkiye’nin gıda güvenliğini ve tarım sektörünü ciddi şekilde tehdit ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, siyonist İsrail’in nasıl durdurulacağına ilişkin açıklaması

9.- Osmaniye Milletvekili Asu Kaya’nın, Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikten en çok kız çocuklarının etkilendiğine ilişkin açıklaması

10.- Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan’ın, bütün siyasi partilerin katkı sağlamasıyla ileri demokrasiye imkân veren bir anayasa yazmanın mümkün olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, kalıcı yaz saati uygulamasına ilişkin açıklaması

12.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, Hatay’da konteynerlere elektrik firması tarafından bağlanan elektriğe abonelik almayanlara yüksek miktarda cezalar verildiğine ilişkin açıklaması

13.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, Meclisin yeni yasama yılında suni gündemlerle meşgul edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, “Karayılan” lakabıyla tanınan davul sanatçısı Mahir Dağlı’ya ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Yıldız Konal Süslü’nün, aylardır tüm dünyanın, tüm insanlığın aralıksız bir bombardımana şahitlik ettiğine ilişkin açıklaması

16.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana’nın Sarıçam ilçesine bağlı Hocalı köyünde depremden zarar gören sağlık ocağına ilişkin açıklaması

17.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, depreme dayanıksız okulları gündeme getirmeye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko’nun, ihraç edilen ülkeler tarafından, üretiminde ve raf ömrünün uzatılmasında kullanılan zararlı bileşenler nedeniyle iade edilen gıdalara ilişkin açıklaması

19.- Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul’un, Zonguldak’ın Fındıklı ve Ahmetoğlu köyleri ile Düzce’nin Kaplandede Dağı’nda şirketlere maden arama ruhsatı verilmesine ilişkin açıklaması

20.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, terörist İsrail’in siyonist barbarlığının tam bir yıldır aynen devam ettiğine ilişkin açıklaması

21.- Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’ın, dar gelirlilerin kan ağladığına ilişkin açıklaması

22.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, 3 Ekim 2017’de hayatını yitiren Celal Talabani’ye, 1990’larda Muş’ta yaşananlara ve Vartinis davasına, bir önceki dönem İzmir İl Eş Başkanları Berna Çelik ile Çınar Altan’ın yarın hâkim karşısına çıkacaklarına, TÜİK’in açıkladığı eylül ayı enflasyonuna, iktidarın ve TÜİK’in bütün hesaplarının sadece sermayeyi korumak için olduğuna ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin’in, Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, TÜİK’in açıkladığı eylül ayı enflasyon oranlarına, görüşmeleri ekim ayına bırakılan dokuzuncu yargı paketiyle ilgili beklentilere, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’ne, 25 Eylül-1 Ekim İtfaiye Haftası’na ve 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin açıklaması

 

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Satuk Buğra Kavuncu’nun, 3 Ekim Nahçıvan Anlaşması’nın 15’inci yıl dönümüne, açıklanan enflasyon oranlarına, özel okul ücretlerine ve eğitimde eşitsizliğe, konut fiyatlarındaki artışa, İYİ Parti Genel Başkanı Dursun Müsavat Dervişoğlu’yla beraber dün Danıştay önünde yaptıkları çağrıya, Fatih Belediyesinin Kapalıçarşı’daki işgaliye ücretleriyle alakalı yaptığı düzenlemeye ve yeni yasama yılıyla ilgili temennilerine ilişkin açıklaması

25.- Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ın, 3 Ekim Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü’ne ve Genel Kurulda bugün ikinci bölümü görüşülecek olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin önemine ilişkin açıklaması

26.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na, 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü’ne ve Nahçıvan Anlaşması’nın 15’inci yıl dönümüne, enflasyondaki düşüşün devam ettiğine, ekonomideki hedeflerine kararlılıkla ilerlediklerine, 7 Ekim Pazartesi günü İsrail vahşetinin ve soykırımının 1’inci yılının idrak edileceğine ilişkin açıklaması

27.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Cumhurbaşkanının, Meclisin açılış törenindeki, İsrail’in tarihsel geçmişinden getirdiği ve dinî vecibelerinin bir gereği olarak Anadolu topraklarına da göz diktiğine ve saldırabileceğine dair ifadelerine; TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına, 2024 yılının emekliler için tam bir çöküş yılı olduğuna, okul öncesi eğitimde ve okullaşma oranındaki düşüşe ilişkin açıklaması

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Murat Emir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Murat Emir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ile Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Okan Konuralp’ın 143 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerinde verilen önerge hakkında yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Saadet Partisi Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin tarafından, 18 yaş altı vatandaşların organize suç örgütleri kapsamına varıncaya kadar suç işleme eğilimlerinin artması nedeniyle 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- İYİ Parti Grubunun, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve 21 milletvekili tarafından, pamuk üretiminde yaşanan sorunların nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 2/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

3.- DEM PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından, eğitim alanında yaşanan sorunların araştırılması amacıyla 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- CHP Grubunun, Osmaniye Milletvekili Asu Kaya ve arkadaşları tarafından, ülkedeki çocuk istismarları, kayıp çocuklar, çocuk vakaları ve çocuk cinayetlerinin önlenmesi amacıyla 1/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif eden Kuzey Makedonya Meclis Başkanı Afrim Gaşi ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ve 100 Milletvekilinin Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi (2/2239) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 143)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, eğitim sisteminin iyileştirilmesi için yapılan çalışmalara,

- İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin’in, 2023 YKS sonuçlarında fen bilimleri ve matematik derslerindeki düşük başarının nedenlerine,

- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, Uşak ilinde karbon ayak izini azaltmak için yapılan çalışmalara,

- İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer’in, 2023’ten bu yana ölümle sonuçlanan iş kazalarına,

- Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’in, okullarda velilere aldırılan ders kitaplarına,

- İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’nun, 2016-2024 yılları arasında MESEM aracılığıyla çalıştırılan öğrencilere ve gerçekleşen iş kazalarına,

- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, ülkemizde yabancı ülkelerin müfredatlarına göre eğitim veren okullara,

- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas’ta bulunan Sezai Karakoç Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin uygulamalı tarım yaptığı araziye asfalt plent tesisi kurulmasına,

- Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu’nun, engelli öğretmen atamalarına,

- Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Kürtçenin kamusal hizmetlerde kullanımına,

- İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in, Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/13781), (7/14679), (7/14680), (7/14683), (7/14685), (7/14907), (7/14909), (7/14914), (7/14917), (7/15028), (7/15029)

 

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, 6 Şubat 2023 tarihli depremlerden etkilenen çocuklara LGS’de ek kontenjan verilmesi talebine,

- Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’nın, Hatay ilindeki okulların 2024-2025 eğitim öğretim yılındaki hizmetli ihtiyacına,

- İstanbul Milletvekili Doğan Bekin’in, Bakanlık bünyesinde çalışan şube müdürlerinin özlük haklarının iyileştirilmesine,

- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, Uşak ilindeki okul binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına,

- İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş’ın, İstanbul’un Kartal ilçesinde bulunan bir okulun tadilatı için velilerden para talep edilmesine,

- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, Bakanlığa bağlı okulların cemaat ve tarikatlara yaz okulu olarak tahsis edileceği iddiasına,

- İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin, İzmir’de depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan bir okul binasının akıbetine,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14015), (7/14016), (7/14117), (7/14255), (7/14257), (7/14404), (7/14406)

3.- İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk’un, üniversitelerin ikinci öğretim programlarının kapatılmasına,

- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bir mahkûmun eğitim hakkının engellendiği iddiasına,

- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Boğaziçi Üniversitesine yapılan atamalara,

- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, Uşak Üniversitesi tarafından Uşak ilinde karbon ayak izini azaltmak için yapılan çalışmalara,

2024 yılı yatırım programında yer alan Kampüs Altyapısı Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Uşak Üniversitesi Spor Tesislerinin Bakım Onarımı Projesi’nin akıbetine,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14018), (7/14115), (7/14252), (7/14681), (7/14686), (7/14687)

4.- İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk’un, intihar eden bir üniversite öğrencisine,

- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, vakıf üniversitelerinin eğitim ücretlerinde yaptıkları artışa,

- Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’in, Gaziantep Üniversitesine ait malzeme yüklü bir kamyonun resmi çıkış evrakı olmadan kampüsten çıkış yapmaya çalıştığı iddiasına,

- Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca Demir’in, Ege Üniversitesi personelinin çocukları için hizmet veren kreşin kapatılmasına,

- Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ın, öğretmenlerin aile birliğini sağlama amaçlı tayin taleplerine,

- Antalya Milletvekili Cavit Arı’nın, Antalya ilinde bulunan bir ilkokul ve ortaokulun tam gün eğitime geçirilmesi talebine,

- Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı’nın, Isparta ilindeki okulların depreme dayanıklılığına,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14118), (7/14411), (7/14413), (7/14416), (7/14540), (7/14682), (7/14694)

5.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Dumlu 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan bir mahkûmun kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14166)

6.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Tokat Açık Cezaevinde bulunan bir mahkûmun kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14178)

7.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Kocaeli ilinde devam eden Ustalık Telafi Programı ile ilgili yolsuzluk iddialarına,

- İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin, okul aile birlikleri tarafından toplanan bağışlara,

- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, İstanbul’un Silivri ilçesinde bulunan bir etüt merkezinde yaşanan istismar olayına,

- Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu’nun, 14 Temmuz 2024 tarihinde gerçekleştirilen KPSS’yle ilgili iddialara,

- Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in, Ankara’nın Bala ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunun eksikliklerine,

- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, 14 Temmuz 2024 tarihinde gerçekleştirilen KPSS’yle ilgili iddialara,

EKPSS ile yapılan atamalara ve kamuda engelli personel istihdamına,

- İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel’in, vakıf üniversitelerinin eğitim ücretlerinde yaptıkları artışa,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14405), (7/14407), (7/14408), (7/14409), (7/14410), (7/14412), (7/14414), (7/14415)

8.- Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit’in, Van F Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan bir mahkûmun sağlık durumuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14473)

9.- Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Edirne L Tipi Cezaevinde yaşandığı iddia edilen hak ihlallerine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14579)

10.- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, 2024 yılı yatırım programında yer alan Muhtelif İşler Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Büyük Onarım Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Eşme Meslek Yüksekokulu Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Tasarım Merkezi Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Derslik ve Merkezi Birimler Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Yayın Alımı Projesi’nin akıbetine,

2024 yılı yatırım programında yer alan Uşak Üniversitesi Rektörlük Bilimsel Araştırma Projeleri’nin akıbetine,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14688), (7/14689), (7/14690), (7/14691), (7/14692), (7/14693), (7/14912)

11.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Diyarbakır’da yaşanan bir cinsel istismar vakasıyla ilgili yargılama sürecine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14749)

12.- Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren’in, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde yaşanan bir cinsel istismar olayına dair devam eden yargılama sürecine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14840)

13.- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, 2024 yılı yatırım programında yer alan Uşak Üniversitesi İhtisaslaşma Projesi’nin akıbetine,

- Van Milletvekili Gülderen Varli’nin, vakıf üniversitelerinin eğitim ücretlerindeki artışa,

- Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca Demir’in, Gaziantep Üniversitesinin bir yemek firmasıyla yaptığı ihaleye,

- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Kavak S Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan bir mahkûmun hak ihlaline uğradığı iddiasına,

Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan bir mahkûmun hak ihlaline uğradığı iddiasına,

- Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan’ın, Türkiye genelinde ve Kırklareli ilinde üniversiteyi kazandığı hâlde kayıt yaptırmayan kişi sayısına,

- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, son beş yılda kaydını donduran veya kaydı silinen üniversite öğrencisi sayısına,

İlişkin soruları ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevabı (7/14913), (7/15026), (7/15027), (7/15172), (7/15173), (7/15180), (7/15321)

14.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde bulunan bir mahkûmun tek kişilik hücrede kaldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/14971)

15.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Bağdat Rusafa Cezaevinde bulunan bir mahkûmun Türkiye’ye nakil talebine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/15078)

16.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Bağdat Rusafa Cezaevinde bulunan bir mahkûmun Türkiye’ye nakil talebine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/15080)

17.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Marmara 1 Nolu Kapalı Cezaevinde bulunan bir mahkûmun hak ihlaline uğradığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/15082)

18.- İstanbul Milletvekili Doğan Bekin’in, Mardin ili Artuklu ilçesinde bulunan tarihi yapıların restore edilmesi talebine ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/15387)

19.- Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı’nın, ülkemizdeki icra daireleri ve icra dosyalarıyla ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un cevabı (7/15909)

3 Ekim 2024 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Bekir BOZDAĞ

KÂTİP ÜYELER: Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin), Mustafa BİLİCİ (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, kayıp çocuklar ve çocuk hakları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili İbrahim Akın'a aittir.

Sayın Akın, buyurun.

Sayın Akın yok mu?

Peki, geldiğinde veririz.

Gündem dışı birinci söz, 27 Ekim 2024 tarihinde Bulgaristan'da yapılacak seçimler hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun'a aittir.

Sayın Aygun, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 27 Ekim 2024 tarihinde Bulgaristan’da yapılacak seçimlere ilişkin gündem dışı konuşması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli vekiller; yüce Meclisi ve bizleri ekranları başında izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Bulgaristan Türkleri üzerine gündem dışı konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

1989 yılı öncesinde mevcut kapalı rejim sebebiyle büyük baskılar altında kalan ve asimilasyona uğrayan soydaşlarımız büyük sıkıntılar çekmişlerdir, pek çok Bulgar vatandaşımız, Bulgar Türkümüz bu dönemde Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmışlardır. Hatırlanacağı üzere, bu süreçte halterin altın sporcusu Naim Süleymanoğlu da Türkiye'ye iltica etmişti o dönemde. Ancak tarihler 1989'a geldiğinde ülkede değişim rüzgârları esmeye başlamıştı ve demokratik süreç birden başladı.

89 yılında Bulgaristan'da pek çok parti kuruldu, bunlardan biri de Doktor Ahmed Doğan'ın liderliğindeki Hak ve Özgürlükler Hareketiydi. Bulgaristan 1 Ocak 2007 tarihi itibarıyla, Avrupa Birliğine tam üye oldu, 20 Mayıs 2007 tarihi itibarıyla Bulgaristan'ı temsil eden partilere Avrupa Birliği Parlamentosuna da katılma imkânı sağlanmış oldu. Bu yüzden de o tarihten bu yana Doktor Ahmed Doğan'ın Onursal Başkanı olduğu Hak ve Özgürlükler Hareketinin Bulgaristan'daki seçimlerde alacağı oy oranı onlar açısından çok önemlidir.

Bulgaristan en fazla Türk ve Müslüman akrabamızın yaşadığı ülkelerden bir tanesidir. Türkiye'de bulunan 250 bin seçmen Bulgaristan seçimlerinde oy verme hakkına sahiptir. 27 Ekim 2024 tarihinde Bulgaristan'da yapılacak erken seçim büyük önem arz ediyor değerli vekiller. Türk ve Müslüman seçmenlerin oyu doğru adrese gitmek zorundadır. Bulgaristan seçimleri için ülkemizde oy kullanacak Bulgar seçmenlerin 27 Ekimde seçimde oy vermesini bizler sağlamalıyız. Hak ve Özgürlükler Hareketi İttifakı’nın hak ettiği oyu almasını bizler arzu ediyoruz. Bu seçimler için İstanbul'da 37, Bursa’da 41, Tekirdağ’da 20, İzmir’de 18, Kocaeli’de 10 Kırklareli’de 7, Yalova’da 4; Ankara, Balıkesir, Eskişehir, Manisa, Edirne ve Sakarya’da üçer, Aydın ve Çanakkale’de ikişer; Adana, Antalya, Kütahya, Konya, Mersin, Uşak ve Bilecik’te de birer olmak üzere ülkemizde toplam 166 tane sandık kurulacaktır. Bulgaristan’da demokratik hakkını kullanacak Bulgar seçmenleri söz konusu sandıklarda oy kullanmaya çağırıyoruz.

Hak ve Özgürlükler Hakereti İttifakı’na Bulgaristan seçimlerinde başarılar diliyorum. Ayrışmadan tüm soydaşlarımızın Bulgaristan’da kendi vatandaşlık haklarını ileriye taşıyacak partilere oy vermesi doğru olacaktır.

Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in Hak ve Özgürlükler Hareketi İttifakı Başkanı Doktor Cevdet Çakırov’u makamında kabul ederek görüşmesi de çok isabetli olmuştur. Buradaki duruşumuz nettir.

Bu arada, eğitim sisteminin velileri, öğrencileri ve öğretmenleri hasta eden bir enfeksiyona dönüştüğünü belirterek ağırlaşan sıkıntıları dile getirmek istiyorum. Eğitim hiç bu kadar büyük bir acziyet içerisinde olmamıştı. Depreme dayanıksız diye okul yıkılıyor, yenileri yapılamıyor. Çocuklar kalabalık sınıflarda eğitimlere mahkûm ediliyor. Sınıflar, tuvaletler pislik içerisinde. Okullara tasarruf adı altında bütçe gönderilmiyor. Temizlik personeli tutulmuyor. Tuvaletler öyle vahim ki çocuklar eve kadar sabrediyorlar. Bunun çocuklarda böbrek ve bağırsak hastalıkları sorunu yaratmasından da korkuyoruz.

Veliler ellerindeki malzemelerle okulları temizliyorlar ama Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz de bu sese kulaklarını tıkamadılar ve Cumhuriyet Halk Partili belediyeler velilerin talepleri doğrultusunda okullarda temizliklere başlamışlardır. Nereye kadar? Birileri “Dur!” diyene kadar. Ya, yapamıyorsunuz, bari yapanları engellemeyin. Oradaki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler okulları temizleyip çocuklarımızın daha hijyenik ortamlarda çalışmasını sağlarken siz AK PARTİ iktidarı ise orada bu hizmeti sunan belediyelere el çektiriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ayıptır, günahtır! Yine, siyasi hırsına teslim olmuş, çocukların değil kendi geleceklerinin derdine düşen Bakan ve AK PARTİ şürekâsı buna engel oluyor. Size yazıklar olsun diyorum, başka da diyecek bir söz yok.

Okullarda öğretmen sıkıntısı çok, atama yetersiz; var olanları da canından bezdiriyorsunuz. Öğretmenlik Meslek Kanunu’yla, öğretmenlerin taleplerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygun, lütfen tamamlayın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Cumhurbaşkanının seçim öncesi öğretmenlere bir sözü vardı: “Mülakatı kaldıracağız.” Ne oldu? Mülakat kaldırılmadı. Asgari ücret altında öğretmenler eziliyorlar ve öğretmenlerimizi bir an evvel bu sınıf aşamasından kaldırın.

Yine, birazdan Mecliste de görüşülecek olan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu geçtiğimiz dönem çıkarmıştık, şimdi tekrar değiştiriyorsunuz. Arkadaşlar -bunun yolu- buradaki STK’lerle, öğretmenlerin sendikalarıyla ve dışarıdaki, bu eğitime gönül vermiş insanlarla ortak paydada buluşarak bu Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu düzenleyelim. Bir an evvel bu kanunu geri çekin, tekrar, ortak paydada buluşarak yeni bir kanunu ortaya koyalım.

Yine, bakınız, çocuklarımız yurtlarda perişan. Yurt sorunu var ama çözemediniz; 23’üncü yıla geldiniz, hâlâ millî eğitimde yurt sorunu varsa bu ayıp sizin. Bakana bir gazeteci uzatıyor mikrofonu “Ya, okullarda sıkıntı var, hijyen sorunu var.” diyor. O diyor ki: “Şu anda gündemimiz basketbol.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Spor Bakanı kalkıp basketbolu tartışacağına gidiyor, orada mangal partisi yapıyor, Millî Eğitim Bakanı da basketbola, spora karışıyor.

Her şey birbirine girmiş diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aygun, teşekkür ediyorum.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Bu zili de size çalıyorum, size! Uyanın artık! Okullarla ilgili bu sıkıntıyı dile getirenlere bir an evvel kulak verin artık. (CHP sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ sıralarından “Zil düştü.” sesleri, gülüşmeler)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Hâlinize gülün, hâlinize; utanın!

BAŞKAN – Sayın Aygun, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı diğer söz talebi, kayıp çocuklar ve çocuk hakları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili İbrahim Akın’a aittir.

Sayın Akın, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili İbrahim Akın’ın, kayıp çocuklara ve çocuk haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM AKIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili halklarımız; hepinizi DEM PARTİ adına saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Yeni yasama yılının ilk konuşmasında Dünya Çocuk Günü'nü buradan partimiz adına kutluyor ve herkesi tekrar sevgiyle selamlıyorum. Bu kutlamanın sadece bir kutlama olmadığını, aynı zamanda Türkiye'nin imzacısı olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Dair Sözleşme’ye, bir anlamda sözleşmeye konulan şerhlere ya da bir anlamda konulmayan uyum politikasına karşı uyulması gereken de bir politika olarak çağrımız olduğunu ifade etmek isterim. Maalesef, çocuklarla ilgili dün yaşanan tartışmalar sonrası gündemden düşmeyen konular devam ediyor. Belki çocukların mevcut haklarının... Dünkü tartışma sonrası araştırma önergemiz kabul edilmedi, buradaki vekiller buna itiraz edebilirler ama biz, her gün, her yerden çocuklarımızla ilgili, haklarının savunulmasıyla ilgili talepleri dinliyor, alıyor ve bunu gündem yapma konusunda kararlı bir şekilde mücadelemizi sürdürmek istiyoruz çünkü her ne kadar siz kabul etmeseniz bile bu talebin, toplumsal bir talep olduğunu, halkımızın bir talebi olduğunu ifade etmek isterim.

Evet, çocuk haklarıyla ilgili çok yaygın sorunlarımız var; sadece katledilmeleriyle ilgili değil aynı zamanda istismarla ilgili, çocuk haklarının emek haklarıyla ilgili, boyutlarıyla ilgili, güvencesiz çalışmakla ilgili ve 18 yaşından küçük birçok çocuğumuzun sahada çalıştırmasıyla ilgili birçok konusu var. Bu konularla ilgili sürdürdüğümüz mücadeleyi özellikle şöyle ifade etmek isterim: "Biz sokaklarda çocuklarımız için onurlu bir gelecek yapacağız, onlara onurlu bir gelecek bırakacağız." şiarlarıyla bu Meclise gelmiş insanlar olarak bunu asla bırakmayacağımızı ifade etmek isterim. “Çocuk” deyince sadece 3 çocuğun hikâyesini burada konuşmaya çalışmamızın bile ülkedeki çocuk haklarının ne durumda olduğunu göstermek bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Dün burada konuşmacı arkadaşımız söyledi, örneğin, Ceylan’ın hikâyesi başlı başına bir sorun. Narin’in hikâyesi gündemden düşmemiş, kırk yedi gündür hakkında herhangi bir şekilde… Katlediliş biçiminin, kimin katlettiğinin somut açığa çıkmamış olduğu biliniyor. Yine “Efe Boz” diye bir çocuğumuz var ki, 6 yaşında, İstanbul Maltepe’de bir okulda, okulunun ihmali sonrası hayatını kaybetmiş.

Aslında Ceylan’ın hikâyesini biraz anlatmakta fayda var. Biliyorsunuz, Ceylan Türkiye'nin gündemine girdi. Ceylan nasıl katledildi, nasıl öldü? Türkiye'deki bir karakoldan atılmış bomba sonrası paramparça olarak bir sahada bulundu; annesi, kardeşleri ve yakınları onu bulmak için çok uğraştılar, uzun süre güvenlik gerekçesiyle ulaşamadılar ve en sonunda annesi bir çuval içerisinde, bir torba içerisinde ya da eteklerine doldurarak çocuğunun parçalarını getirmek, mezara koymak zorunda kaldı. Bu, Türkiye'nin mevcut kaderi falan değil; bunu Türkiye'nin siyasal olarak yürüttüğü, sürdürdüğü siyasetin bir parçası olarak ele almak gerektiğini düşünüyoruz.

Ceylan’ın hikâyesi böyle ama Efe Boz’un da hikâyesi başka türlü. Okulda 6 yaşında bir çocuk katlediliyor ya da öldürülüyor, ölüyor ama arkasından yapılan soruşturma sonrası küçük cezalarla, okul müdürü, görevli öğretmen, her birisi neredeyse affedilir gibi gidiyor. Yani cezasızlıkla karşı karşıya kalınan bir durum olduğunu ifade etmek isteriz.

Yine, Efe Boz meselesiyle ilgili durum böyleyken Narin’in durumu hâlâ devam ediyor. Burada Narin’i asla unutmayacağımızı, kırk yedi gündür devletin kontrolünde olan bir köyde hâlâ çocukla ilgili bir gelişmenin olmamasını, katilin kim olduğunun tespit edilememesini, bir şeylerin korunmasını, örtülmeye çalışılmasını kabul etmediğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

İstismar konusuyla ilgili, sadece TÜİK verilerine göre, ülkemizde 27 bin civarında çocuğumuzun… TÜİK’e göre bile -bakın, TÜİK diyorum çünkü biz, yasal olarak her türlü kapatma işlemlerinin yapıldığı bir TÜİK’ten bahsediyoruz- 27 bin çocuğun istismara uğradığının tespiti var. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ve böyle bir ülkenin içerisinde gerçekten çocuklarımızla ilgili yapılacak her türlü düzenlemenin, uluslararası sözleşmeye uygun davranmanın bizim temel siyasal görevlerimiz olduğunun buradan altını çizmek istiyorum.

Peki, ayrıca, çalışma koşulları bakımından bakıldığında nasıl bir durum var? Bizim ülkemizde 85 milyon nüfustan bahsediliyor; yine, resmî rakamlara göre 18 milyon çocuk -yani nüfusun yüzde 20’sine yakın bir çocuk nüfusu var- büyük ölçüde mevcut insan haklarına uygun, çocuk haklarına uygun bir şekilde yaşatılamıyor. Eğitiminden tutun iş hayatı bakımından da bu böyle. Bu çocuklarımızın önemli bir kısmı, yine TÜİK’e göre şu anda yaklaşık 700 bin bir tespit var ama bize göre 1 milyonun üzerinde çocuk çalıştırılıyor. Yani 18 yaşından küçük çocuklarımızın çalıştırıldığını biliyoruz ve görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akın, lütfen tamamlayın.

İBRAHİM AKIN (Devamla) – Bakın, şöyle bir şeyden bahsedeyim ben, ekmek ve adalet mücadelesini yürüttüğümüz sırada gördüğümüz tablo şudur: Sizleri, özellikle güvencesiz çalışanlara, Mersin’e, Torbalı’ya, Kınık’a ve bir başka yere davet etmek istiyorum. Buradaki çocuklarımıza, 6 yaşından 15 yaşına kadar çocuklarımıza annesiyle, babasıyla beraber sahada domates, biber toplatılıyor ve bu çocuklarımız bu koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyor. Buradan özellikle Çalışma Bakanına söylüyorum: Bu koşullarda çalışmak hiç kimsenin hakkı değil ama aynı zamanda çocuklarımızın hiç hakkı değil; bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu çalışma koşulları içerisinde, bu hayat koşulları içerisinde çocuk hakkını savunmak da mümkün değil. Biz, acilen, mevcut koşullarda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye koyduğu şerhin kaldırılmasını, Türkiye'de de artık uluslararası standartlara uygun çocuk haklarının icra edilmesini istiyoruz, Meclisin de bu konuda görev almasını istiyoruz. Bu Meclis kapatarak, yasaklayarak, katilleri koruyarak çocuk haklarını savunamaz. Narin'i de Ceylan'ı da Efe'yi de savunmaya devam ettiğimizi bir kez daha ifade etmek isterim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Gündem dışı üçüncü söz dünyada yaşanan insan hakları ihlalleri hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler'e aittir.

Sayın Böhürler, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler’in, dünyada yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE BÖHÜRLER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuşmanın başlığını "Dünya ve Gezegenimiz Tehdit Altında" olarak belirlemek istiyorum. Önümüzde bütün dünyanın izlediği muazzam bir tehdit var. Bugün bu tehdide Türkiye olarak vereceğimiz cevap yakın geleceğimizi belirleyecek. Tarihin ülkemizi de çok yakından ilgilendiren olağanüstü bir noktasından geçiyoruz. Orta Doğu vahşi bir savaşla hızla değiştiriliyor. İşlevsiz küresel barış mesajlarına gizlenmiş çok şiddetli bir savaşın jeopolitik olarak komşusu, toplumsal duyarlılık bağımız nedeniyle de açık olarak tarafıyız; haklı olarak öfkeli, haklı olarak mazlum halkların geleceği hakkında endişeliyiz. Uluslararası düzen yıpranıyor. Savaşlara, soykırımlara, dehşete karşı ortaklık için kurulmuş ve her kurumsal barbarlıkta görevini yapması için dönüp baktığımız Birleşmiş Milletler, iyi niyet elçiliğinden ibaret kalmış durumda. Bugün dünyada 100'ün üzerinde savaş ve çatışma var; bazılarını zaman zaman haberlerde izliyoruz, bazılarından hiç haberdar değiliz, bazıları henüz başladı, bazıları yarım asrı aşmış ancak hâlâ devam etmekte. Yanı başımızda bütün kuralsızlığıyla süren savaş ise bunların en dehşetlisi. Birleşmiş Milletler yetmiş dokuz yıl önce küresel barış ve uluslararası diplomasi amacıyla kuruldu. 80 milyon insan İkinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetti. Buna rağmen her türlü çatışma ve şiddetin önlenmesi ve çözümüne yönelik küresel gayret ve potansiyel neredeyse artık Birleşmiş Milletlerde yok. Savaşlar ve çatışmalar hiçbir analistin hayal edemeyeceği kadar vahşileşti, örneğini Gazze'de ve Lübnan’da vicdanlarımız sızlayarak görüyoruz. İsrail teknoloji yardımıyla sivilleri öldürmeyi hata payı olarak görüyor. İnsanlar yapay zekâ için birer sayı ve hedeften ibaret hâle gelmiş durumda. Çocukları, anne karnındaki bebekler dâhil hayatta kalanları hangi hastalıkların beklediğini bilmiyoruz. 40 binden fazla sivil, 122 medya mensubu, 244 insani yardım kuruluşu çalışanı ve insan hakları aktivisti öldürüldü; bir toplumu ve geleceği yok ederken aynı zamanda dünyanın, gezegenin geleceğini de yok ediyor. İsrail'in Gazze'ye attığı bombalar Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombaların yaklaşık olarak 5 katı bir etkiye sahip.

Nurettin Topçu “Vicdan, Cenab-ı Hakk’ın içimizdeki sesidir.” diyor. Ne kadar sıkışmış hissetsek de her zaman açık bir kapı vardır; o kapı, bizim gücümüzü kullanarak savaşları durdurma fırsatını verecektir. Nitekim Cumhurbaşkanımız bunu Birleşmiş Milletler kürsüsünden bütün dünyaya duyurdu. Siz bugüne kadar BM kürsüsünden, hem de açılış gününde dünyaya çağrı yapan bir Türkiye Cumhurbaşkanı gördünüz mü? Daha güçlü, daha etkili ve daha kapsayıcı bir Birleşmiş Milletler inşa etmenin zamanı geldi. Bu yenilenme ihtiyacının en önemli sahası bizim bölgemiz ve Türkiye bölgenin en büyük gücü olarak bu inşayı hızla yapabilecek tek ülke. Türkiye, Ukrayna-Rusya savaşında kurduğu olağanüstü tahıl koridoruyla insanların açlıktan kırımına engel oldu, acı bir savaşın sonuçlarının daha da vahimleşmesine mâni oldu. Bu savaş nedeniyle, Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle sadece Ukrayna değil pek çok ülke de bu kırımdan etkilenmişti. Dünya politikalarıyla ilgili olan herkes bilir ki sınırlı bile olsa her askerî harekât bölgesel savaşlara yol açar, her bölgesel savaş da kontrolsüz bir tırmanışı sağlar. Savaşlar her zaman yanlış hesaplama riskleri taşır, sonuçları öngörülemez. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının küçük güçler arasındaki yerel çatışmalarla başladığını da unutmamak gerekir. Birleşmiş Milletlerin bir üçüncü dünya savaşını önlemek için kurulduğunu da hatırlamamız gerekiyor. Savaşın sonuçları sadece ölümlerle sınırlı değil, sonrasında yıkım ve travmalar kuşaklar boyu devam ediyor. Üçüncü dünya savaşı tanımınıza bağlı; İran ve İsrail arasında olası bir çatışma küresel etkileri olan Orta Doğu'da büyük bir yangına dönüşme potansiyeline sahip. Türkiye bunu gözü kapalı izleyemez ve izlemeyecektir de. Bu savaşın jeopolitik risklerinden ayrı olarak, insanlığın kolektif yanıtına öncü olmak zorundayız: Eğer uluslararası kurumlar ve barış diplomasisi etkisini yitirmişse onların yenilenmesi, günümüzün gerçek şartlarına hizmet edecek hâle gelmesi için Türkiye hazırdır ve hazır bulunmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Böhürler, lütfen tamamlayın.

AYŞE BÖHÜRLER (Devamla) - Bunun için iktidar ve muhalefet ayrımı yapmadan birlikte hareket etmek hepimizin vicdani borcudur ve biliyorum ki hepiniz Orta Doğu'da yaşanan vahşetten vicdanları sızlayan insanlarsınız. Bu bir parti meselesi değil devletimizin meselesidir. Bu çatı altındaki bütün partilerin bu konuya gösterdiği hassasiyete insanlık adına minnettar olduğumuzun da altını çizmek istiyorum. Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle bu acımasız savaşa karşı barış için bütün gücünü kullanacaktır. Bunu da Türkiye'den başka yapabilecek ikinci bir güç yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Böhürler, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

İlk söz, Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz'a ait.

Sayın Aldatmaz, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz’ın, yeni yasama yılına ve son zamanlarda yakın coğrafyada yaşananların ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

YUSUF ZİYA ALDATMAZ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî irademizin tecelligâhı Gazi Meclisimizin çatısı altında yeni yasama yılının görüşmelerine başladık. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana aziz milletimizin iradesini en güçlü şekilde hayata geçiren Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yasama döneminde de milletimizin talep ve ihtiyaçları doğrultusunda çok önemli çalışmalar gerçekleştirecektir. Özellikle son zamanlarda yakın coğrafyamızda yaşananlar bize bir kez daha göstermiştir ki bir olmalı, diri olmalı, hep birlikte Türkiye olmalı ve her zamankinden daha güçlü olmalıyız.

Yeni yasama yılımızın ülkemiz ve aziz milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Konya Milletvekili Mustafa Hakan Özer...

2.- Konya Milletvekili Mustafa Hakan Özer’in, yeni yasama yılına ve yaz döneminde Türkiye Buluşmaları kapsamında farklı şehirlerde vatandaşlarla bir araya geldiklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeni yasama yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu çatı altında ülkemize ve milletimize katkı verecek tüm milletvekillerimize başarılar diliyorum. Yaz döneminde AK PARTİ milletvekilleri olarak “Türkiye Buluşmaları” kapsamında farklı şehirlerde milletimizle bir araya gelerek istişarelerde bulunduk. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." şiarıyla ülkemizin geleceği ve gelişmesi için hep birlikte özveriyle çalışacağımıza inanıyorum. Algı ve yanlış bilgilerle değil, her alanda çözüm odaklı fikir ve projelerin geliştirilmesi, yapılan eleştirilerin kişiselleştirilmeden, temiz bir dille, siyasi çatışmalardan uzak, daha doğruyu bulma adına yapıldığı ve hep birlikte ülkemizin geleceği için çalışmaların yapılacağı bir yasama yılını ümit ediyor, her birinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Konya Milletvekili Mehmet Baykan...

3.- Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın, Gazeteci Zafer Şahin’in Kadıköy Belediyesindeki mülakat sınavıyla ilgili paylaşımına ilişkin açıklaması

MEHMET BAYKAN (Konya) – Gazeteci Zafer Şahin'in paylaşımını Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun dikkatine sunmak istiyorum: “Hani mülakata karşıydınız? Atı alanın Üsküdar'ı geçtiği Kadıköy'deki tuhaf mülakat sınavı… Görevde yükselme sınavında yazılıda en yüksek puanları alanları elediler. Eşi dostu müdür yaptılar… İdari Mahkemeye itiraz eden belediye çalışanı yürütmeyi durdurma kararı aldırdı. Belediye buna rağmen istinafa itiraz etti. Sonucu beklemeden sadece mahkemeyi kazanan adaya alelacele, yeniden ve usulsüz işlem yapan komisyon üyelerinin katılımıyla yeni mülakat yapıldı. Diğer adaylara yapılmayan görüntü, ses kaydı, kura sistemi ve ıslak imzalı tutanaklarla yapılan mülakat sonucunda aday yine başarısız ilan edildi. Yazılı sınavda düşük alıp ilk mülakatta kazananlar müdür olarak görevlerine devam ediyor. Biri Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı dahi oldu! Yani atı alan Üsküdar'ı geçti.” Bu paylaşımda bizim için güzel olan taraf mülakatta sorulan sorulardan bir tanesinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı...

4.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, 1 Ekim tarihinde Zonguldak’ta başlayan şiddetli yağışa ilişkin açıklaması

MUAMMER AVCI (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Ekim tarihinde başlayan şiddetli yağış Zonguldak'ımızın tamamında etkili olmuş, metrekareye düşen yıllık yağış miktarı 1.210 kilogram olan Zonguldak'ımızda kırk sekiz saatlik sürede metrekareye 300 kilogram yağmur yağmıştır. 112 çağrı merkezine 106 su baskını, 53 toprak kayması, 24 kaya düşmesi, bir ağaç devrilmesi ihbarı gelmiş; 777 personel, 203 araç, 37 iş makinesiyle ve 3 botla yağıştan etkilenen bölgelerde afetle mücadele edilmiştir. Alınan tedbirler neticesinde Cenab-ı Allah'a şükürler olsun ki herhangi bir can kaybı ve yaralanma olmamıştır. Ben buradan, Gazi Meclisimizden tüm Zonguldaklı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, başta Sayın Valimiz olmak üzere, AFAD koordinasyonundaki, sahada görev alan tüm personelimize şehrimiz adına şükranlarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı...

5.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, AK PARTİ iktidarının Aile ve Gençlik Fonunu kurma nedenine ilişkin açıklaması

SERKAN SARI (Balıkesir) – Sayın Başkan, AKP iktidarı evlenecek gençleri desteklemek için kurduğu fondaki parayı âdeta zimmetine geçirdi. Bu ekonomik koşullarda verdiğiniz kredi düğünlerde dağıtılan gazozu bile karşılamazken hiç utanmadan kurduğunuz fona çöküyorsunuz. Geçen yıl süslü laflarla Meclise getirdiğinizde "Bakanlığın bütçesi var, Aile ve Gençlik Fonuna ihtiyaç yok. Neden kuruyorsunuz?" demiştim, yanıt verememiştiniz. Görülüyor ki üç de olsa, beş de olsa fonlara çökme alışkanlığınız burada da kendini gösterdi. İşte, ilk altı aylık bilançonuzun hesabı: 5 ilden 12.132 başvuru olmuş, siz ise 3.963 çifte yani üçte 1'ine 150 bin lira kredi vermişsiniz. Bu fonun ilk altı aylık geliri 1 milyar TL. 600 milyon kredi verilmiş, geriye 400 milyon kalmış, nerede; çıkıp açıklayın. Anlaşıldığı üzere, siz fonu gençleri desteklemek için değil, sarayı beslemek için kurmuşsunuz. Gençlerimizin okullarda temizlik, güvenlik, beslenme, yurt sorunu var, farkında mısınız? Gençlerimizin geleceğini, umutlarını çalıyorsunuz. Yazıklar olsun size!

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu...

6.- Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu’nun, 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü’ne ilişkin açıklaması

KÜRŞAD ZORLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türk Devletleri İşbirliği Günü. Türk dünyası, Türk birliği düşüncesi Bilge Kağan'dan Mustafa Kemal Atatürk'e uzanan tarih çizgisinde çok önemli bir merhale katetmiş ve 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Türk Devletleri Teşkilatı kurulmuştur. Bugün 8 Türk cumhuriyeti bu teşkilat içerisinde geleceğe taşınmaktadır. 2 trilyon metreküp doğal gaz, 40 milyar varil petrol ve yaklaşık 5 milyon kilometrekare yüz ölçümüyle çok önemli bir sahadadır. Bu birliğin alfabe birliğiyle geleceğe taşınmasının çok önemli olduğunun altını çiziyor ve tüm Türk dünyasındaki kardeşlerimi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Konya Milletvekili Barış Bektaş...

7.- Konya Milletvekili Barış Bektaş’ın, çiftçilerin karşı karşıya olduğu borç yükünün Türkiye’nin gıda güvenliğini ve tarım sektörünü ciddi şekilde tehdit ettiğine ilişkin açıklaması

BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarının başarısız tarım ve ekonomi politikalarının bir sonucu olarak çiftçilerimizin karşı karşıya olduğu borç yükü ülkemizin gıda güvenliğini ve tarım sektörünü ciddi şekilde tehdit etmektedir. Çiftçilerimizin bankalara olan toplam borcu 710 milyar lirayı aşmış durumdadır, bu borç yükü üreticilerimizi iflasın eşiğine getirmiştir. Tarım sektörü can çekişirken çiftçimizin yalnız bırakılması kabul edilemez. Tarım Kredi Kooperatifleri başta olmak üzere, çiftçilerimizin bankalara olan borçlarının yapılandırılması ve borçların faizlerinin silinmesi elzemdir. Ülkemizin geleceği çiftçimizin ayakta kalmasıyla mümkündür. Meclisimizi bu konuda somut adımlar atmaya, çiftçilerimizin sorunlarını çözmeye davet ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla...

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, siyonist İsrail’in nasıl durdurulacağına ilişkin açıklaması

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Bunca zulmüne rağmen siyonist İsrail diplomatik sorun mu yaşıyor? Hayır. Petrol sorunu mu yaşıyor? Hayır. Para sorunu mu yaşıyor? Hayır. Gıda sorunu mu yaşıyor? Hayır. Su sorunu mu yaşıyor? Hayır. O hâlde kimse kimseyi kandırmasın, Müslümanlar İsrail'e bu sorunları yaşatmadıkça siyonist İsrail asla durmayacak. Tam bir yıldır Gazze'yle ilgili her şeyi konuştuk. Dua, infak, miting, boykot, diplomasi; tek bir şey konuşmadık, o da cihat. Siyonizme karşı 57 İslam ülkesi ve 2 milyar Müslüman küresel bir cihat mekanizması oluşturmadığı müddetçe siyonist İsrail asla durmayacaktır. Onlar "arzımevut" diyor, "büyük İsrail" diyor, Tevrat'tan, İncil'den söz ediyor, Tanrı'yı kıyamete zorlamaktan söz ediyor, biz Allah'ın adını bile anamıyoruz. Biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü asla değiştirmeyecektir diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Osmaniye Milletvekili Asu Kaya...

9.- Osmaniye Milletvekili Asu Kaya’nın, Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikten en çok kız çocuklarının etkilendiğine ilişkin açıklaması

ASU KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği'ni 50 kilometreden 30 kilometreye düşürdünüz ve bundan en çok kız çocuklarımızın eğitime katılımı etkilendi maalesef. Size bir örnek vereyim -ki yurt genelinde de böyle- Osmaniye'nin Düziçi ilçesinin Yeşilyurt köyünde 40 öğrenci ortaokullarının servisi iptal edildiği için okullarına gidemiyorlar. Tasarruf için bula bula çocukların eğitimini mi buldunuz, servisini mi buldunuz? Millî Eğitim Bakanına sesleniyorum: Derhâl bu uygulamadan vazgeçiniz!

BAŞKAN – Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan...

10.- Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan’ın, bütün siyasi partilerin katkı sağlamasıyla ileri demokrasiye imkân veren bir anayasa yazmanın mümkün olduğuna ilişkin açıklaması

MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk devleti iki bin yıldır elde ettiği kurumlar ve devlet yönetimi tecrübesiyle demokratik mücadele, millî şuur ve problem çözme kabiliyetiyle millet ve sivil toplum olarak siyasi olgunluğa ulaşmış bir devlettir. Tek parti döneminin aşırılıkları, darbeler ve vesayet döneminin tahribatlarının izleri tamamen silinmelidir. Türkiye'de demokrasinin, millî egemenliğin ve siyasetin darbelerle ve darbe anayasalarıyla mücadelesi AK PARTİ'mizin 3 Kasım 2002'de tek başına iktidara gelmesiyle başlayabildi. Artık Türkiye'yi seçimlerden çıkan çoğunluk yönetiyor. Bugün her siyasi partinin anayasa değişikliği ve sistem tartışmalarını rahatlıkla yapabilmesinin arkasında bu zihniyet dönüşümü yatıyor. Türkiye'nin demokrasi müktesebatının ve hukuk devleti olma birikiminin tezahür edebileceği tek yer bundan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye'deki bütün siyasi partilerimizin daha sivil, daha katılımcı ve daha millî bir Anayasa’nın oluşmasına katkı sağlamasıyla ileri demokrasiye imkân veren bir anayasa yazmak mümkündür diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar...

11.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, kalıcı yaz saati uygulamasına ilişkin açıklaması

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, kalıcı yaz saati uygulaması çok erken okula gitmek zorunda kalan öğrencilerin, ailelerin ve çalışanların psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Araştırmalar uyku süresinin kısalması ve uyku veriminin azalması nedeniyle santral sinir sistemi, endokrin, dolaşım ve bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Uygulama enerji tasarrufu sağlamadığı gibi, elektrik tüketimini artırarak elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin daha fazla kâr etmelerine yol açmıştır. Sabahın zifirî karanlığında, kışın dondurucu soğuğunda uykusuz, yorgun kalkıp yollara düşmek zorunda kalan binlerce öğrenci, emekçi ve aileleri üç beş enerji şirketinin daha fazla kâr elde edebilmesi uğruna sıkıntı yaşamaktadır. Halkımızın sıkıntı yaşamasına neden olan kalıcı yaz saati uygulaması derhâl kaldırılmalı ve kış saati uygulamasına geçilmelidir.

BAŞKAN – Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu…

12.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, Hatay’da konteynerlere elektrik firması tarafından bağlanan elektriğe abonelik almayanlara yüksek miktarda cezalar verildiğine ilişkin açıklaması

SERVET MULLAOĞLU (Hatay) – Hatay'da depremde evlerini kaybeden ve bu nedenle binbir zorlukla yaşamlarını konteynerlerde sürdüren öğretmenlerimize ve vatandaşlarımıza yaşadıkları konteynerlerde elektrik saati bağlatmaları, abone olmaları ve elektrik parasının kendileri tarafından ödenmesi istenmektedir. Oysa, bu insanlar yönünden depremin yıkıcı etkileri hâlâ devam etmektedir. Kalıcı konutlarına taşınmamışlardır. Aynı zamanda, herhangi bir işe de başlamamışlar, normal hayatlarına devam etmemektedirler. Bu nedenle, böyle bir talebin olması gayrivicdanidir. Abonelik almayanlara kaçak elektrikten yani elektrik hırsızlığından yüksek miktarlı cezalar verilmektedir ki bunu asla kabul etmek mümkün değildir. Her şeyden önce konteynerlere bağlanan elektrik bizzat elektrik firması tarafından bağlanmıştır. Firma tarafından bağlanan elektriğe abonelik yapılmadığı gerekçesiyle ceza verilmesi asla kabul edilemez.

Herkese saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar…

13.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, Meclisin yeni yasama yılında suni gündemlerle meşgul edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) – Yeni yasama yılının ülkemize adalet, huzur ve barış getirmesini temenni ediyorum. Yeni dönemde Meclis suni gündemlerle meşgul edilmemeli. İktidarın ve Meclis Başkanının gündeminde yeni anayasa var, halkın gündeminde ise geçim derdi var, siyasallaşan yargı var, asgari ücretle geçimini sağlayamayan aileler var, açlığa mahkûm edilmiş emekliler var, ürettiği ürünleri maliyet fiyatının altında satan çiftçiler var; halkın gündeminde asgari ücretin altında ücret alan öğretmenler var, okula aç giden ve kantinden bir simit alamayacak durumda olan öğrenciler var.

Yüz binlerce insan cezaevinde, sürgünde; onuncu yargı paketiyle bu mağduriyetin giderilmesini bekliyor. Cezaevlerinde yüzlerce ağır hasta var. Tedavisi engellenen Abdulkadir Kuday dün cezaevinde hayatını kaybetti. Cezaevindeki her ölüm cinayettir. Adil ve yaşanabilir bir Türkiye için hem Mecliste hem sokakta mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir.

BAŞKAN – Kastamonu Milletvekili Halil Uluay...

14.- Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, “Karayılan” lakabıyla tanınan davul sanatçısı Mahir Dağlı’ya ilişkin açıklaması

HALİL ULUAY (Kastamonu) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kastamonu'nun güzelliklerini ve değerlerini anlatma kapsamında bugün "Karayılan" lakabıyla tanınan davul sanatçısı Mahir Dağlı'dan bahsedeceğim. 1906 senesinde Kastamonu'da, Yuva köyünde doğmuştur. Oğlunun anlatımına göre, Mahir Dağlı çocukken gaz yağı tenekesini davul olarak kullanarak davul çalmaya başlamıştır. Köylü bu merak ve yeteneğe kayıtsız kalmamış, eldeki imkânlarıyla kendisine buğday ölçeğinden bir davul yapmıştır. Bununla çalarken davul ekibinin dikkatini çekmiş, keşfedilip 15-16 yaşlarında gerçek davulla çalmaya başlamıştır. Karayılan Fransa Cannes, İspanya, Sicilya Adası, Amsterdam, New York, Bonn, Münih Festivallerinde davul çalmıştır. Özellikle Uluslararası Venedik Festivali’nde büyük ilgi uyandırmıştır. Mahir Dağlı 1964 yılında Kastamonu'da vefat etmiştir.

Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Yıldız Konal Süslü...

15.- İstanbul Milletvekili Yıldız Konal Süslü’nün, aylardır tüm dünyanın, tüm insanlığın aralıksız bir bombardımana şahitlik ettiğine ilişkin açıklaması

YILDIZ KONAL SÜSLÜ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan kimdir, insanlık nedir? Tolstoy der ki: "Acı duyabiliyorsan canlısın, başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın."

Şimdi, dönüp zihinlerimizi görüntüleyelim lütfen: Aylardır tüm dünya, tüm insanlık, aralıksız bir bombardımana şahitlik ediyor. Aslında bombardıman altında olan Filistin mi, Kudüs mü, Beyrut mu? Sadece bunlar değil elbet; dünya barışı, huzuru, güvenliği, kardeşliği bombardıman altında. Tüm insanlık, iyi duygular, iyi insanlar, iyi sistemler işgal altında. Şimdi artık içinde iyiliği, güzelliği, barışı, güveni, kardeşliği barındıran ortak bir semada tüm canlıların, insanlık, insanı insan yapan tüm değerler adına kutsalların bombardımandan ve işgalden kurtulması için topyekûn bir mücadele başlatılmalıdır. İyiliğin kötülüğe, güzelliğin çirkinliğe, barışın savaşa galip geldiği bir insanlık ve dünya için ortak bir birliktelik diliyorum.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Orhan Sümer...

16.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana’nın Sarıçam ilçesine bağlı Hocalı köyünde depremden zarar gören sağlık ocağına ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidarının sağlık sistemine bakış açısını bir örnekle anlatmak istiyorum: Adana Sarıçam Hocalı köyünde sağlık ocağının depremde zarar gördüğü tespit edildi. Her ne kadar eski, tek katlı, taş bir bina olsa da güçlendirme yapmak yerine binanın kapısına kilit vuruldu. "Yerine yeni sağlık ocağı yapılacak." denildi. Bakın, fotoğrafta gördüğünüz gibi sağlık ocağı yapılmadı, bir konteyner konuldu. Bu sağlık ocağı 15 köye hizmet ediyor. Köylüler tedirgin "Önümüz kış, bu konteynerde nasıl hizmet verilecek?" diye birbirlerine soruyorlar. Depremin üzerinden bir buçuk seneden fazla zaman geçti. Bir buçuk senede yapılan işte sadece konteyner konması. Tam 15 köyün hizmet aldığı sağlık ocağını görüyorsunuz. Vatandaş tedavi olmaya gitse bu konteynerden hasta olup çıkar. İktidara sormak istiyoruz: "Sağlıkta devrim yaptık." dediğiniz bu mudur? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül...

17.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, depreme dayanıksız okulları gündeme getirmeye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Yeni eğitim öğretim yılı başlamadan önce tüm okulları depreme dayanıklılık konusunda denetlemesi gereken Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapıyor? Aydın Nazilli'de Müşerref Gündoğdu Ortaokulunda çürük raporuna rağmen eğitime devam edildiği iddiaları var. Birinci derece deprem bölgesinde bulunan Nazilli’de uyarılarımıza rağmen AKP iktidarı ders almıyor; 220 öğrenci, 31 öğretmen kaderine terk ediliyor. Nazilli’de hemşehrilerimizin canının sizin için hiç mi kıymeti yok? Daha önce depreme dayanıksız raporu olan Aydın Lisesinde de adım atmayan Bakanlık yine ihmale göz yumuyor. Bakan Yusuf Tekin’e, il ve ilçe millî eğitim müdürlerine sesleniyorum: Depreme dayanıksız okullarda eğitime derhâl son verin, görevinizin gereğini yerine getirin. Aydın’da ve Nazilli’de bir hemşehrimizin dahi burnunun kanamasına göz yummayacağız. Depreme dayanıksız okulları gündeme getirmeye devam edeceğiz.

BAŞKAN – Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko…

18.- Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko’nun, ihraç edilen ülkeler tarafından, üretiminde ve raf ömrünün uzatılmasında kullanılan zararlı bileşenler nedeniyle iade edilen gıdalara ilişkin açıklaması

MÜHİP KANKO (Kocaeli) – Son zamanlarda diğer ülkelere ihraç ettiğimiz tarım ürünlerinde ve gıdalarda standartların çok üzerinde zehirli pestisit ve kanserojen maddeler tespit edildiği için bu ürünlerin geri iade edildiği kamuoyunda sıklıkla yansımaktadır. Domates, incir, mercimek, kekik, fındık, biber, tavuk eti, yumurta, kuru yemişler başta olmak üzere yurt dışına ihraç edilen birçok üründe limitlerin 50-100 katı üzerinde pestisit ve kanserojen maddeler tespit edildiği için Türkiye kara listeye alınmış durumda ancak bu geri dönen ürünler ülkemizde imha ediliyor mu yoksa iç pazara mı sürülüyor, bu ürünler denetleniyor mu, inceleniyor mu, kanserojen maddelerin kullanımına karşı hangi önlemler alınıyor gibi önemli soruların muhataplarınca bir an önce cevaplanması gerek. Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı’nın halk sağlığı açısından bu sorulara bir an önce yanıt vermesi gerekmektedir. Yurt dışına gönderilen bu gıdaların üretiminde ve raf ömrünün uzatılmasında kullanılan zararlı bileşenler nedeniyle geri iade edildiği kronik bir sorunla karşı karşıyayız. Bu durum, Tarım Bakanlığının şeffaf ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul…

19.- Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul’un, Zonguldak’ın Fındıklı ve Ahmetoğlu köyleri ile Düzce’nin Kaplandede Dağı’nda şirketlere maden arama ruhsatı verilmesine ilişkin açıklaması

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) – Değerli milletvekilleri, Zonguldak Alaplı Fındıklı köyü, Devrek Ahmetoğlu köyü, Düzce Akçakoca Kaplandede Dağı’nda şirketlere maden arama ruhsatı verildi. Geçtiğimiz hafta, geçimini fındık, kestane yetiştirerek ve bal üreterek sağlayan halkımız doğa katliamcılarına izin vermeyeceklerini bir dizi protestoyla haykırdı. Bizler de destek olmak için ve seslerini duyurmak için oradaydık.

Her tarafı yemyeşil zümrüt gibi olan Karadeniz ormanları âdeta talan ediliyor. Bu şirketler arkalarında ne bıraktıklarına değil, ceplerine girene bakıyorlar ama biz burada yaşıyoruz, bu yörenin halkıyız. Zonguldak'ın da Düzce'nin de Türkiye'nin de artık kaybedecek tek bir ağacı dahi yok.

Temiz su, temiz hava ve ormanlar bizim çocuklarımıza borcumuzdur. Çocuklarımıza siyanürlü su içiremeyeceksiniz! Bizim altınımız temiz sudur, temiz havadır; ağaçlarımız, fındığımız, balımızdır.

Halkımızın mücadelesinde sonuna kadar yanlarında olacağız.

BAŞKAN – Kocaeli Milletvekili Sami Çakır...

20.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, terörist İsrail’in siyonist barbarlığının tam bir yıldır aynen devam ettiğine ilişkin açıklaması

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, yasama dönemine başlarken bir başka konuyu gündeme taşımayı arzu ederdim. Tam bir yıldır terörist İsrail'in siyonist barbarlığının yaşattığı vahşetin, katliamın, soykırımın aynen devam ettiği gerçeği bundan daha önemli, bu vahşeti telin etmekten başka konu bırakmıyor. İnsanlığın yok olduğu Gazze'yi, Batı Şeria'yı boşaltma, Lübnan'ı işgal ve bölgeyi ateşe verme operasyonuna dünyanın seyirci kaldığı bir günde, başka neyi gündem yapmak doğru olurdu bilmiyorum.

Tarihin sayfaları canilik hikâyeleriyle doludur ve okur geçeriz. Bugünün tarihini okuyanlar bir avuç siyonistin bölgede estirdiği terörü hayretle okuyacaklar. "Peki, bu dünya niçin var, biz niçin yaratıldık?" diye kendime sorup duruyorum. Vahşice öldürülenleri görmeyen, vicdansızlığın sesinde kaybolup gidiyoruz. Bir hesap gününün ümidiyle yarını ediyoruz.

Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz...

21.- Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’ın, dar gelirlilerin kan ağladığına ilişkin açıklaması

BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Esnaflar, işçiler, asgari ücretliler, emekliler, kısaca tüm dar gelirliler kan ağlıyor. Üreticiler ürettiği ürünün karşılığını alamazken, tüketiciler de o ürünü alamamaktan şikâyetçi. İnsanlar aldıkları maaşlarla ayın ortasını bile getiremiyor. Düşünün, açlık sınırı 19.830 TL ama asgari ücret 17.000 TL, yoksulluk sınırı 64.595 TL, bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 25.706 TL ama emeklinin aldığı maaş 12.000 TL. Mutfakta tencereler kaynamıyor, çarşıda pazarda etiketler el yakıyor, bankalarda kredi kartlarıyla ilgili hacizler arttıkça artıyor. Bu kadar olumsuzluğun yaşandığı, faizlerin de bu kadar yüksek olduğu bir ülkede esnaf ne yapsın, vatandaş ne yapsın? Maalesef ülkemizde hiçbir şey iyiye gitmiyor. Tek adam mantığı devleti iflas noktasına getirdi. Hükûmete buradan sormak istiyorum: Ne zaman düze çıkacak bu ülke?

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz talebi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit'e ait.

Sayın Kılıç Koçyiğit, buyurun.

22.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, 3 Ekim 2017’de hayatını yitiren Celal Talabani’ye, 1990’larda Muş’ta yaşananlara ve Vartinis davasına, bir önceki dönem İzmir İl Eş Başkanları Berna Çelik ile Çınar Altan’ın yarın hâkim karşısına çıkacaklarına, TÜİK’in açıkladığı eylül ayı enflasyonuna, iktidarın ve TÜİK’in bütün hesaplarının sadece sermayeyi korumak için olduğuna ilişkin açıklaması

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; öncelikle, bugün, 3 Ekim 2017'de hayatını yitiren Celal Talabani'yi, Mam Celal Talabani’yi anarak başlamak istiyorum. Kendisi Kürt halkının gönlünde taht kurmuş, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesinde büyük emekler harcamış ve özellikle de barışın sağlanmasında gerçekten yeri doldurulamaz katkıları olan bir Kürt siyasi lideriydi. Bu anlamıyla onu ölüm yıl dönümünde tekrardan saygıyla, rahmetle, minnetle andığımı buradan ifade etmek istiyorum.

Yine, 1990’lı yıllara bir gönderme yapmak istiyorum Sayın Başkan, sayın vekiller; devletin şiddetinin dört yanda kol gezdiği, köylerin boşaltıldığı, faili meçhul cinayetlerin sistematik bir şekilde işlendiği ve bütün bu cinayetlerin de cezasız bırakıldığı, bütün bu katliamların ve suçluların da cezasız bırakıldığı bir dönemdi 1990’ların kendisi. Örneğin orada, Muş’tan birkaç örnek vermek istiyorum: Zengök köyünde 5 yurttaşımızın elleri bağlı şekilde yakılması, Eralanı köyünde Murat Nehri kenarında gerçekleştirilen toplu infazlar ve Murat Köprüsü altında işlenen soğukkanlı infazlar sadece bunlardan birkaçıydı. Bunlardan biri daha vardı, Muş'un Vartinis beldesinde işlenen ve bütün Öğüt ailesinin yaşamına mal olan o büyük katliam; 7’si çocuk, 9 kişi diri diri yakıldı, katledildi ve o aileden geriye sadece kızları Aysel Öğüt kaldı. Yıllarca yargılama mahkeme mahkeme gezdi ama ne yazık ki Türkiye’deki cezasızlık, Kürtlere karşı işlenen suçlardaki cezasızlık politikası Vartinis katliam davasında da aynı şekilde devam etti ve en sonunda Yargıtayın bozmasıyla bir yüzbaşının tutuklanması konusunda bir karar vardı ama bu karar da hiçbir şekilde yerine getirilemedi ve Vartinis katliamı da diğer katliamlar gibi zaman aşımına uğradı. Ben, bu vesileyle bütün Öğüt ailesini saygıyla, minnetle andığımı ifade etmek istiyorum. Aysel Öğüt'ün, Vartinis halkının ve bütün Kürt halkının adalet talebinin burada baki olduğunu ve adalet mücadelemizi yürüteceğimizi de ifade etmek istiyorum.

Tabii, bu hukuksuzluklar, yargının siyasallaşması meselesi çokça yaşadığımız ve bizim partimize karşı da sistematik bir şekilde aslında bir Demokles’in kılıcı gibi günlük rutinimize girmiş bir şey. Bunlardan biri de İzmir’deki İl Eş Başkanlarımızın gözaltına alınması ve tutuklanmasıydı. İzmir’deki bir önceki dönem İl Eş Başkanlarımız Berna Çelik ve Çınar Altan tutuklandılar. Bakın, gözaltındayken kendilerine nasıl sorular soruldu. “Kadınlarla ilgili neden çalıştınız?” “Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği için neden parti binasında yer verdiniz? “Özgür Kadın Hareketi ve diğer kadın kurumlarıyla neden iş birliği yaptınız?" gibi akla sığmayacak sorularla karşılaşıldı. Peki, neden tutuklandılar? Her zamanki gibi AKP'nin alametifarikası, yargıda yarattığı alametifarika olan gizli tanık beyanları nedeniyle tutuklandılar ve uzun bir süre iddianameleri yazılmadı, bir yıl sonra da yarın hâkim karşısına çıkacaklar. Biz, şunu çok iyi biliyoruz: Ne Berna arkadaşımız ne Çınar arkadaşımız ne de hiçbir partilimiz AKP'nin araçsallaştırılmış yargısının karşısında boyun eğmeyecektir. Eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesini her koşulda devam ettireceğimizi ifade etmek istiyorum ve yarın da orada en azından mahkemenin tahliye etmesi yönündeki beklentimizi de ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; şimdi, TÜİK biliyorsunuz, eylül ayında eylül ayı enflasyon rakamlarını açıkladı ve bu anlamıyla da yıllık enflasyonun yüzde 49,39 olduğunu ifade etti. Tabii, TÜİK'in bu manipülasyonlarına çok alışığız, oysaki gerçek tabii ki böyle değil, ENAG'ın verilerine baktığımız zaman enflasyonun neredeyse 2 katı olduğu yani yüzde 50'nin 2 katı olduğunu çok iyi biliyoruz. Peki, TÜİK neden bu manipülasyonu yapıyor? Çünkü sonbahara giriyoruz, Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplanacak, memur maaş zamları açıklanacak ve aylık bazda da yıllık bazda da enflasyon oranını ne kadar düşük tutarlarsa en nihayetinde çalışanların, memur, emekli aylıklarına ve diğer bütün zamlara da bunun etki edeceğini çok iyi biliyorlar. Gerçek, TÜİK'in dediği gibi değil. Niye bunu buradan söylüyoruz? Çünkü siz sokağa çıktığınız zaman, çarşıya, pazara çıktığınız zaman, raflara baktığınız zaman her şeyin el yaktığını çok iyi görüyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç Koçyiğit, lütfen tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) – Sadece okulların açıldığı eylül ayında aylık eğitim harcamalarının yüzdesine bakalım: Yüzde 14,21 oranında büyük bir artış olduğunu görüyoruz eğitim giderleri açısından değerlendirdiğimizde.

Yine, konuta bakalım: Konut fiyatlarında yüzde 97,87'lik yani neredeyse yüzde 100’lük bir artış var. Peki, soruyoruz: Dar gelirliler, asgari ücretliler, emekliler, memurlar gerçekten nasıl ev alacaklar? Her biri için ev almanın artık bir hayal olduğunu söylememiz gerekiyor.

Şimdi, icra dosya sayıları rekor kırdı, Hükûmet ve Merkez Bankası da bankalar zarar etmesin diye bu konuda düzenleme yapmak zorunda kaldı. Yani ezcümle, enflasyon düşmüyor, enflasyon uçuyor ve gerçek anlamda tam bir yoksullaşma, tam bir sefalet halkı tutsak etmiş durumda; her geçen gün, gün geçtikçe de enflasyon derinleşiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kılıç Koçyiğit, lütfen tamamlayın

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

O anlamıyla iktidar tarafında ne enflasyonu düşürecek bir anlayış olduğunu görüyoruz ne de gerçekten halkın refahını gözetecek bir bakış açısı görüyoruz. TÜİK’in de iktidarın bütün hesaplamalarının da sadece sermayeyi korumak için olduğunu çok iyi biliyoruz ama şunu söylememiz gerekiyor: Bunun hızlı bir şekilde değiştirilmesinin, hem TÜİK’in hesaplama yöntemini şeffaf yapmasının, bu algı ve manipülasyonlardan vazgeçmesinin hem de Hükûmetin artık işçinin, yoksulun sırtından, emekçinin sırtından ineceği bir düzenin kurulmasının zamanı gelmiştir. Bizler de DEM PARTİ olarak işçisiyle, köylüsüyle, emekçisiyle, çiftçisiyle böyle bir düzen kurma mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç Koçyiğit.

Diğer söz talebi Saadet Partisi Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin'e ait.

Sayın Şahin, buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin’in, Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, TÜİK’in açıkladığı eylül ayı enflasyon oranlarına, görüşmeleri ekim ayına bırakılan dokuzuncu yargı paketiyle ilgili beklentilere, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’ne, 25 Eylül-1 Ekim İtfaiye Haftası’na ve 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin açıklaması

İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ milletvekili Sayın Mehmet Baykan'ı -çıktı sanırım- tebrik ederek konuşmama başlamak istiyorum. Bir belediyenin yaptığı mülakatı eleştirerek bir gündem yaptı. Mefhumumuhalifinden hareketle de iktidarı da eleştirdiğini düşünüyorum; bunu özellikle not düşerek konuşmama başlamak istiyorum.

Evet, bugün enflasyon oranları açıklandı, eylül ayı enflasyon oranları açıklandı. TÜİK yıllık enflasyonu 49,38 olarak açıkladı. Üç farklı enflasyon oranı var önümüzde, TÜİK'in açıkladığı oran, İTO'nun açıkladığı yüzde 59 bandında ve ENAG'ın açıkladığı yüzde 88 bandında. Ancak bizim esas aldığımız gerçek enflasyon vatandaşımızın mutfağına, vatandaşımızın kirasına, çocuğunun masrafına yansıyan oranlardır. Burada derdimiz vatandaşımızın çektiği gerçek sıkıntılardır. Önümüz kış, ısınma masrafları geliyor. Derdimiz vatandaşımızın bu kışı da battaniyeye sarılmadan geçirmesidir; bunu özellikle paylaşmak istiyorum.

Dokuzuncu yargı paketi görüşmeleri ekim ayına bırakılmıştı. Ben buradan iktidar partisine bir çağrıda bulunmak istiyorum: Gelin, ekim ayına bırakmışken bu konuyu bir fırsata çevirelim. Önemli sorunlara önemli çözümler getirebiliriz, gerçekten yargı paketini bir adalet reformuna çevirebiliriz; bu fırsat var, bu fırsatı kaçırmayalım. Önemli konularda beklentiler var, iktidarın da verdiği sözler var. 31 Temmuz Covid düzenlemesinin eşitlenmesi gibi, dörtte dört, mükerrer suçlardaki beklenti gibi, uzlaşma kapsamının genişletilmesi gibi, KHK mağduriyeti, çek cezası, ehliyet affı, süresiz nafaka, belediye şirket işçilerinin özlük hakları gibi çok önemli konuları tartışalım, gerçek manada sorunlara çözüm olacak bir adalet reformunu dokuzuncu yargı paketiyle birlikte yapalım diyorum; bu anlamda da iktidara bu yapıcı öneriyi sunuyorum, her türlü desteği vermeye de hazır olduğumuzu ifade ediyorum. Dokuzuncu yargı paketinin bu çerçevede yeniden gözden geçirilmesini talep ediyoruz.

Evet, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü, minik dostlarımıza sahip çıkmak, bize yakışan bir anlayışta onların yaşamlarını sağlamak bizim sorumluluğumuzdur diye düşünüyorum. Tartışmalı bir kanun Meclis kapanmadan önce buradan geçti, yürürlüğe girdi, bir anda konunun sıcaklığı kamuoyundan düştü. Ne değişti arkadaşlar? Bu sorun çözüldü mü Türkiye'de? Çözülmedi. Yani o kanun geçmeden önce çok büyük fırtınalar koparıldı. Evet, sokağın güvenliği önemli bir sorun, bu güvenlik sağlanmalıdır ancak buradaki denge de kurulmalıdır. Yani kanunun belediyelere yüklediği sorumluluklar, kurumlara yüklediği sorumluluklarla ilgili hangi adımlar atılıyor? Bu konunun da takip edilmesinde fayda var. Bizim bu konunun takipçisi olacağımızı ifade ediyorum.

Geçtiğimiz hafta İtfaiye Haftası’ydı, itfaiye personelimizi ziyaret ettim. Üç yüz on yıllık mazisi olan köklü bir kurum itfaiye kurumu. Canımızın yardımına koşan, yangında, selde, depremde canımızı kurtarmaya koşan fedakâr kahramanlardan bahsediyoruz ancak önemli sorunları var. En başta, itfaiyecilik mesleği bir meslek olarak tanımlanmıyor; bununla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bunun yanında, yangında vefat ediyorlar, yaralanıyorlar ama şehit ve gazi sayılmıyorlar, yıpranma payları yeterli değil, özlük haklarında büyük sorunlar var. İtfaiye personelimizin, canımızı emanet ettiğimiz itfaiye personelimizin özlük haklarının iyileştirilmesi için de gereken adımların atılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası. Ben, din görevlilerimizin haftasını tebrik ediyorum, kutluyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. Burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazen Diyanet görevlilerimizin sayısıyla ilgili tartışmalar ortaya konulabiliyor; bunu çok doğru bulmuyorum, sağlıklı da bulmuyorum. Esasında, bizim burada tartışmamız gereken konu şudur: Din görevlilerimizi biz gerçek manada kullanabiliyor muyuz, amaca dönük kullanabiliyor muyuz; bunu tartışmamız gerekiyor. Burada bir reform yapmamız gerekir mi, iyileştirme yapmamız gerekir mi, bunu masaya yatırmak gerekir diye düşünüyorum. Şunu örnek vereceğim: Yani bir cami imamımızın tek görevi namaz kıldırmak mıdır yoksa başka görevleri de olmalı mıdır mahallede? Bunların hepsinin masaya yatırılması gerekir diye düşünüyorum. Bir örnek vermek istiyorum: Ben İstanbul Kadıköy’de uzun yıllar siyaset yaptım. Bir cami imamımızı örnek vermek istiyorum; Hasan Paşa Cami imamımız gerçekten Türkiye’de örnek olacak bir çalışmaya imza atıyor. Neye imza atıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen tamamlayın.

İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) – Cami imamımız sadece namaz kıldırmakla kalmıyor, orada vatandaşlarımızın da desteğiyle -o güveni vermiş, o güveni sağlamış- vatandaşlarımıza bir aşevi kurmuş, öğrencilere burs veriyor, mahalledeki fakirlere o aşevi üzerinden yemek dağıtıyor; bu, bir cami imamının bir mahallede yaptığı bir şey. Bunu bütün mahallelere, bütün İstanbul’a, bütün Türkiye’ye yayabilecek bir anlayışı tartışıp reforme edebilmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Ben, Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle din görevlilerimizin haftasını tekrar tebrik ediyorum.

Çalışmalarında bütün gruplara başarılar diliyorum.

Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Şimdi, diğer söz talebine geçiyorum.

İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavunca’ya söz veriyorum.

Sayın Kavuncu, buyurun.

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Satuk Buğra Kavuncu’nun, 3 Ekim Nahçıvan Anlaşması’nın 15’inci yıl dönümüne, açıklanan enflasyon oranlarına, özel okul ücretlerine ve eğitimde eşitsizliğe, konut fiyatlarındaki artışa, İYİ Parti Genel Başkanı Dursun Müsavat Dervişoğlu’yla beraber dün Danıştay önünde yaptıkları çağrıya, Fatih Belediyesinin Kapalıçarşı’daki işgaliye ücretleriyle alakalı yaptığı düzenlemeye ve yeni yasama yılıyla ilgili temennilerine ilişkin açıklaması

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Benden önce de bizim Ankara Milletvekilimiz Sayın Kürşad Zorlu da değindi, birbirimizden habersiz aynı konuya ikimiz de değindik çünkü ikimizin de önem verdiği, parti grubu olarak hepimizin önem verdiği kıymetli bir gün. Bugün, 3 Ekim Nahçıvan Anlaşması’nın 15'inci yıl dönümü. Türk Devletleri Teşkilatına temel teşkil eden bu anlaşma bizim Türk dünyasıyla olan birlikteliğimizin, beraberliğimizin, ilişkilerimizin derinleşmesini ve kökleşmesini sağlayacak çok kıymetli bir anlaşma.

Biz Türk Devletleri Teşkilatının siyasetüstü bir konu olduğunu, bu yapının yaşatılması, bu yapının güçlendirilmesi için atılan somut ve olumlu adımlardan son derece memnun olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Bu kapsamda ortak alfabeyle ilgili atılmış olan adım da son derece önemlidir, kıymetlidir; umarım bunun devamı da gelir. Daha önce konuşulan projeler vardı, ortak bir tarih müfredatı yani bu coğrafyadaki çocuklar Emir Timur’u, Hoca Ahmet Yesevi’yi bildiği kadar o coğrafyadaki kardeşlerimiz de Fatih Sultan Mehmet’i, Yavuz’u, Mustafa Kemal Atatürk'ü yakından tanısınlar. Bu, gelecek nesillerin birbirini anlaması, birbirini bilmesi açısından çok çok kıymetli. Bugünün hatrına, bugünün vesilesiyle de ben bugün bu anlamlı gelişmelerin yaşanmasında katkısı olan entelektüellerimizi, “Dilde, fikirde, işte birlik” diyen İsmail Gaspıralı’yı, “Üç Tarz-ı Siyâset” diyen Yusuf Akçura’yı saygıyla, minnetle bu vesileyle anıyorum. Umarım bu Türk Devletleri Teşkilatı dış politikada da, mesela Kıbrıs gibi, mesela Doğu Türkistan gibi konularda da bir, beraber ortak adım atabilme kudretini, iradesini de ortaya koyabilir. O takdirde çok daha anlamlı ve çok daha kıymetli hâle gelecektir.

Enflasyon oranları açıklandı. Tabii, benden önceki konuşmacılar da değindi; TÜİK rakamlarına göre yüzde 49, yüzde 50'ye varan bir yıllık enflasyonla karşı karşıyayız. Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek dün yapmış olduğu açıklamada önümüzdeki aylarda baz etkisinden arındırılmış düşüşlerin de görüleceğini söyledi. Bu, aynı zamanda şu anda gördüğümüz düşüşlerin büyük bir kısmının baz etkisinden kaynaklandığının da ifadesidir.

Tabii, alt kırılımlarına baktığımız zaman özellikle eylül ayında eğitim alanındaki artış çok yüksek; bütün sektörlerle karşılaştırdığınızda yüzde 14,21’le eğitimdeki artış 1’inci sırada. Tabii, eğitim öğretim sezonunun açılmasıyla da direkt, birebir alakalı olabilir ama biz okul ücretlerine, yurt ücretlerine, kırtasiye ücretlerine baktığımızda bu yıllık yüzde 50 enflasyon oranının katbekat üstünde bir rakamla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu tahrip edici enflasyonla beraber -dün sizlerle bir oran paylaştım- İstanbul'da özel okulların toplam okullar içerisindeki oranı yüzde 63'e çıkmış durumda yani sadece yüzde 37'si devlet okulu. Bu, şu demek: Çocuğu olan bir ailenin cebinde en az -hani, öyle bir rakam kalmadı zaten- yıllık 150-200 bin lira para olabilecek ki çocuğunu özel okula gönderebilsin. Bu söylediğim rakam da çok düşük bir rakam yani böyle bir rakam da İstanbul'da yok. Varın siz buradan hesap edin eğitimde eşitsizliğin nerelere geldiğini, nerelere vardığını.

Sonraki en büyük artışı konutta görüyoruz. Dün, biz bir konuyu gündeme getirdik, Genel Başkanımızla beraber Danıştay önünde bir suç duyurusunda bulunduk ve oradan bir çağrı yaptık, dedik ki: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı bu konuda dilekçe verebilir, o da şudur: Hatay millî bir meseledir, bu meseleden dolayı Suriye vatandaşlarının mülk edinmesi yasaklanmıştır ama buna rağmen 250-270 bine yakın Suriye vatandaşı mülk edinmiş ve üstüne vatandaşlık almıştır. Kanunun hangi amir hükmüyle bu uygulama yapılmıştır? Bunun cevaplanması dolayısıyla bir dilekçe verdik ve bir çağrı yaptık, dedik ki: Bütün vatandaşlarımız bu konuda şuurlu bir şekilde hareket edip bir başvuruda bulunabilirler.

Ben İstanbul 2’nci bölge milletvekiliyim, hâliyle bölgemin problemleriyle, sorunlarıyla da yakından ilgilenmek durumundayım. Son iki gündür Kapalıçarşı esnafının çok yoğun talepleriyle karşı karşıya kalıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) – Fatih Belediyesi, Kapalıçarşı kat malikleri ve Kapalıçarşı Esnaf Derneğiyle bir görüşme yaptıktan sonra buradaki işgaliye ücretleriyle alakalı bir düzenleme yapıyor. Buraya kadar her şey normal, esnaf bu düzenlemeyle ilgili belediyenin böyle bir adım atabilme yetkisinin olduğunu biliyor fakat sonradan öyle uygulamalar yapılıyor ki iş çığırından çıkıyor. Bakın, işgaliye ücretleri İstanbul Mısır Çarşısı’nda, Mahmutpaşa’da, Tahtakale’de, Yorgancılar’da metrekaresi yaklaşık 600 ila 900 TL civarındadır ama Kapalıçarşı’daki esnafa uygulanan metrekare fiyatları emsalleriyle karşılaştırıldığında hiçbir ölçüsü olmayan, hiçbir vicdana sığmayacak 10, 20, 30 yerine göre 40, 50 katı rakamlara varıyor. Metrekaresine 9 bin lira işgaliye ücreti alınan yerler var. Ölçümün nasıl yapıldığı belli değil, neye göre yapıldığı belli değil, hangi sisteme göre yapıldığı belli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) – Kapalıçarşı esnafı bu ülkeye turist kazandıran, döviz kazandıran bir gruptur; önemlidir, kıymetlidir. Keyfekeder politikalarla, uygulamalarla biz esnafımızın mağdur edilmesine müsaade etmeyeceğiz ve konunun da takipçisi olacağız.

Ben, dün, yeni yasama yılıyla ilgili temennilerimi bildirmiştim, zaman yetmedi, iki konu açıkta kaldı. Onların ikisini de hemen söyleyip konuşmamı tamamlayayım. Bir, umarım, biz bu dönem Meclise gelen kanun teklifleriyle ilgili daha yapıcı, daha verimli bir ortamın sağlandığını görürüz, gerekli sürenin muhalif partilere verildiğini, kanun maddeleriyle ilgili STK'lerin sürece dâhil edildiğini, İç Tüzük’te yer alan sürelerin hakkaniyetli bir şekilde çalıştırıldığını ve tali komisyonlara gitmesi gereken birçok kanun teklifinin gitmediğini gördük; umarım bu dönem gideceğini görürüz.

Bir diğer konu da gensoru. Tabii, çok fazla gensoru veriyoruz. Bu gensorular milletvekili olarak bizim milletimizden aldığımız taleplerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) – Selamlıyorum Başkanım.

Hakkını yemeyeyim, bazı bakanlıklar bu soru önergelerine -özür diliyorum, gensoru dedim- cevap veriyorlar, makul zamanında cevap veriyorlar. Biz de bunu muhataplarıyla paylaşıyoruz fakat bazı bakanlıklar herhâlde atanmış oldukları için bizden giden hiçbir soru önergesini -ki diğer partideki arkadaşlarla da konuştum- dikkate almıyorlar, cevaplayamıyorlar. Bunun iki sebebi var; ya milleti tanımıyorlar, saymıyorlar ya da kibirleri öyle tavana vurmuş ki ihtiyaç bile duymuyorlar. “Biz yaparız.” “Biz ederiz.” “Biz biliriz.” şeklinde hareket ediyorlar. Umarım, bu yasama yılında çok daha sağlıklı, çok daha doğru bir işleyiş mekanizması görürüz diyorum.

Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavuncu.

Diğer söz talebi Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç'a ait.

Sayın Kılıç, buyurun.

25.- Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ın, 3 Ekim Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü’ne ve Genel Kurulda bugün ikinci bölümü görüşülecek olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin önemine ilişkin açıklaması

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; bugün 3 Ekim Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü. Bugün, sadece kültürel ve dilsel bağlarımızın değil, aynı zamanda tarihsel dostluğumuzun ve geleceğe dair ortak vizyonumuzun da bir sembolüdür. Türk dili tarih boyunca milletlerimiz arasında güçlü bir köprü olmuştur; dilimiz sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda ortak kültürümüzün, değerlerimizin ve medeniyet birikimimizin taşıyıcısıdır. Türk dili konuşan ülkeler olarak, dilimizde saklı olan bu büyük zenginliği dünyayla paylaşmak, gelecek nesillere aktarmak ve dilimizin gücünü uluslararası arenada daha da pekiştirmek zorundayız. Ortak Türk alfabesinin Türk devletleri tarafından kabulü ve kullanılması hususunda atılan adımların çok önemli olduğunu özellikle de vurgulamak istiyorum.

Türk Konseyi-Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında yürütülen çalışmalar iş birliğimizin somut bir örneğidir. Eğitim, ekonomi, kültür, bilim ve teknoloji gibi birçok alanda yapılan ortak projeler ülkelerimizin daha güçlü bir iş birliği içerisinde geleceğe adım attığının birer göstergesidir. Ortak tarihimize ve kültürel köklerimize dayanarak kurduğumuz bu kardeşlik bağı ekonomik iş birliğimizi de güçlendiriyor ve ortak bir kalkınma modeli oluşturuyor. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Günü sadece bir kutlama günü değil aynı zamanda bir hatırlatma. Bu hatırlatma aramızdaki dayanışmanın, karşılıklı saygının ve ortak hedeflerimizin altını çiziyor. Birbirimizle olan bağımız ne kadar güçlü olursa bölgemizin ve halkımızın refahı da o kadar güvence altında olacaktır. Türk dünyasının birlik ve beraberlik ruhunun daha da güçlenmesini diliyor, dilimizin, kültürümüzün ve iş birliğimizin sonsuza dek yaşamasını temenni ediyorum. Bu vesileyle, geçmişten günümüze Türk dünyasının birliği ve her alanda çok daha güçlü olması için canhıraş çalışan Türk dünyası sevdalılarını saygıyla, minnetle anıyorum. Ebediyete irtihal edenlere de Allah'tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türk eğitim sistemimiz ve öğretmenlerimiz açısından önemli ve tarihî bir kanun teklifinin ikinci bölümünü görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Öncelikle çalışmalarımızın millî eğitim sistemimiz, öğretmenlerimiz, öğrenci ve velilerimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. “Eğitim reformu”, “eğitimde düzeltme” “eğitimde yenileştirme” adına ne dersek diyelim süreklilik arz eden bir çabadır. Öğretmen yetiştirme sistemleri dünyanın her yerinde eğitim sistemlerinin en önemli reform ve çalışma alanıdır. Eğitimin niteliğini büyük oranda öğretmenin niteliğine endekslediğimizde öğretmen yetiştirme sistemleri de eğitim sistemlerinin merkezî meselesi hâline gelmektedir. Yaşadığımız çağ artık yapay zekâ çağı olarak tanımlanmakta, teknolojideki çok hızlı değişim eğitimi ve bu eğitimi gerçekleştirecek öğretmenlerimizi de çok yakından ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Dün, değerli hazırunun bildiği üzere yapay zekâyla ilgili Meclis araştırma komisyonu kurulmasına kabul oyu verdik. Bu tip çalışmaların devam etmesi elzemdir ve her zaman destekçisi olacağımızı da ifade etmek istiyorum.

Yaşanan dönüşümler yeni ihtiyaçları doğurmakta, bu ihtiyaçlara cevap verebilme arayışı eğitim sistemlerinin kendini dönüştürmesini zorunlu kılmaktadır. Her bir öğrencinin ayrı bir kişilik, öğrenme kapasitelerinin farklı, ilgi ve zevklerinin çeşitli olduğu bir dünyada bütün bir eğitim ekosistemini yeniden ama hızlıca tartışmamız gerekmektedir. Bu ekosistemin en güçlü öznesi yine öğretmen olacaktır. Ancak böyle bir çağda öğretmenin yetkinliklerini ve rolünü de sürekli yenilemek, güncellemek temel bir zaruret hâlini almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç, lütfen tamamlayın.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) – Bitiriyorum.

Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi, önemli ve etkili bir kanun teklifidir. Kabul edilecek kanun teklifimizin şimdiden hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Değerli milletvekilleri, diğer söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili ve Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’na ait.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

26.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na, 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü’ne ve Nahçıvan Anlaşması’nın 15’inci yıl dönümüne, enflasyondaki düşüşün devam ettiğine, ekonomideki hedeflerine kararlılıkla ilerlediklerine, 7 Ekim Pazartesi günü İsrail vahşetinin ve soykırımının 1’inci yılının idrak edileceğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum.

Bugün, 3 Ekim 2024 Perşembe. Bugün, tabii, aynı zamanda medeniyetimizin en önemli mihenk taşlarından ve milletimizi bir araya cem eden camilerimizle ilgili ve din görevlileriyle ilgili haftayı idrak ediyoruz. Bu münasebetle, bu mukaddes mekânlarda görev yapan fedakâr din görevlilerimizin haftasını ve kendilerinin ortaya koymuş olduğu çalışmaları tebrik ediyoruz. Ezanlarımıza, camilerimize sahip çıkmanın bu ülkenin varoluş mücadelesine sahip çıkmak olduğunu millî şairimiz, millî manifestomuz millî marşımızda ne güzel de ifade etmiş: “Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli / Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.” Evet, bu münasebetle 1-7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı tebrik ediyor, görevlerinde üstün başarılar diliyorum.

Çok değerli milletvekilleri, bugün aynı zamanda 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü. Bugün Türk dünyasının dayanışmasını ve iş birliğini daha güçlü bir şekilde hatırladığımız Nahçıvan Anlaşması’nın 15'inci yıl dönümü vesilesiyle tüm Türk dünyasının 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü’nü tebrik ediyorum. Bu özel gün ortak tarihimize, kültürümüze ve dilimize dayanan, köklü bağlarımızı pekiştiren, geleceğe hep birlikte daha güçlü adımlar atmamıza vesile olan bir gün. Türk devletleri olarak aramızdaki kardeşlik sadece tarihimizin bir yansıması değil, aynı zamanda ortak geleceğimizin de teminatıdır. Ortak değerlerimizi, ticaretimizi, kültürel iş birliklerimizi ve stratejik ortaklıklarımızı daha da güçlendiriyoruz. Bizler birbirimize kenetlendikçe her alanda daha da büyüyecek, bölgemizde ve dünyada barış ve istikrarın garantisi olacağız. Türk Devletleri Teşkilatı, bu kardeşliğin ve iş birliğinin sembolüdür. Bugün attığımız adımlar yalnızca milletlerimiz için değil, Türk dünyasının ortak geleceği için de büyük bir anlam taşıyor. Enerjiden ulaşıma, savunma sanayisinden ekonomiye, dış politika başta olmak üzere birçok alanda iş birliklerimiz giderek derinleşiyor ve bu bağlarımızı daha da sağlamlaştırıyoruz. Aramızdaki gönül bağlarını Zengezur Koridoru’yla, fiziki bağlarla beraber daha da güçlendirmek istiyoruz. Bu manada, birlik ve beraberliğimizin daim olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, malumunuz, enflasyon oranlarıyla ilgili bir açıklamayı hep beraber dün itibarıyla ortaya koyduk. Bu manada şunu ifade etmek isterim ki gerçekten enflasyonda düşüşün devam ettiğine beraberce şahit oluyoruz ve inşallah, kalıcı bir şekilde, bu konuda orta vadeli programın çok dikkatli bir şekilde uygulanmasıyla beraber tek haneli rakam hedefimize mutlaka 2026 yılı itibarıyla ulaşmış olacağız. Programımıza duyulan güvenin neticesinde dezenflasyon sürecini tesis etmeye devam ediyoruz. Tüketici enflasyonu 2024 yılı Ağustos ayında yüzde 2,97 artarken yıllık enflasyonda bir önceki aya göre 2,59 puan azalarak yüzde 49,38 düzeyine indi. Böylece yıllık enflasyondaki gerileme son dört ayda 26 puanın üzerinde gerçekleşti. Yurt içi üretici fiyatlarındaki artış geçtiğimiz aya göre azalarak ağustos ayında yüzde 1,37 seviyesinde gerçekleşirken yıllık üretici enflasyonu 2024 yılı Mayıs ayında yüzde 57,68 seviyesinden kademeli bir şekilde yüzde 33,09 seviyesine indi. Yurt içi ÜFE’nin on beş aydır tüketici enflasyonunun altındaki seyrine devam etmesi tüketici fiyatları üzerindeki maliyet yönlü baskıların da azaldığını bizlere göstermektedir. Dönemsel fiyatlama etkisinin azalmasının, enflasyona endeksleme davranışının düzelmesinin yanı sıra yapısal reformlarımızla enflasyondaki ataletin de kırılacağı öngörülüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli milletvekilleri, haziranda başlayan dezenflasyon süreci şu anda devam ediyor. Bu dönemi önümüzdeki yılın ikinci yarısında başlayacak ve enflasyonda kalıcı düşüşü sağlayarak tek haneye ulaşacağımız istikrar dönemi takip edecek. Tüm politikalarımızı fiyat istikrarı hedefimiz doğrultusunda eş güdüm içinde ve kararlılıkla uygulamayı sürdürüyoruz.

Enflasyonu düşürmek sadece hayat pahalılığı sorununu çözmeyecek, aynı zamanda vatandaşımızın refahını da kalıcı bir şekilde inşallah önümüze koyacaktır, artıracaktır. Bu manada, bu orta vadeli programın harfiyen uygulanarak en doğru, en güzel neticelere, en hayırhah neticelere ulaşacağına dair inancımızı ifade ediyorum.

Ekonomide hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz. Merkez Bankamızın brüt rezervlerinin 156 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine ulaştığına şahit oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yıllık ihracatımız geçtiğimiz ağustos ayı itibarıyla 262 milyar dolarla cumhuriyet tarihimizin zirvesine çıkmıştır. Millî gelirimiz de 1 trilyon 119 milyar dolar seviyesine ulaşarak hakikaten bu manada önemli birtakım gelişmeleri beraberce yaşıyoruz. Gıda enflasyonuyla ilgili de dört yıldan sonra ilk kez aylık bazda gıda enflasyonunun negatife döndüğüne şahit oluyoruz. İnşallah, bu manada, 2025 ve 26 yıllarında orta vadeli programın neticelerini vatandaşlarımızın kendi hanelerinde en güzel şekilde hissedeceklerine de yürekten inanıyoruz. Programımızı istikrarlı bir şekilde, kararlılıkla uygulayacağımızı ifade ediyorum.

Tabii, önümüzdeki pazartesi günü 7 Ekim. Bir yıla sâri bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, son kez uzatıyorum, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 1’inci yılını idrak edeceğimiz 7 Ekim Pazartesi İsrail vahşetinin ve soykırımının bir yıl dönümü olacak. Gerçekten insanlığın vicdanının asla kabul edemeyeceği bu soykırımla ilgili başından itibaren hem Meclisimizin hem de Kabinemizin, Cumhurbaşkanlığı Kabinemizin ortaya koymuş olduğu yaklaşım çerçevesinde İsrail'in bu vahşetinin durdurulmasına ilişkin her türlü çabayı hem Parlamento olarak hem de Kabine olarak, yürütme olarak Türkiye öncülüğünde bütün dünyaya haykırma imkânlarını ortaya koyduk ve bu önümüzdeki süreçlerde de mutlaka Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki ortaya koyduğumuz çağrının takipçisi olarak mutlaka İsrail'in bir yaptırımla karşılaşması ve bu soykırımın nihayete ermesi hususunda üzerimize düşen vazifeyi bihakkın ifa etmeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, teşekkür için açıyorum, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Toparlıyorum efendim.

Şunu ifade edeyim ki eninde sonunda soykırımcı katil İsrail yönetimi bütün insanlığa hesap vermek durumunda kalacak ve mutlaka bu yaptıklarının hesabı sorulacak.

Bu noktada şunu ifade etmek isterim ki sınırımızda oluşturulmaya çalışılan istikrarsızlık ve güvensizlik ortamını fırsata dönüştürerek vekâlet savaşlarıyla, terör örgütleri marifetiyle oluşturulmaya çalışılan terör yapılanmasıyla bir koridor açmak suretiyle Nil'den Fırat'a büyük İsrail'i gerçekleştirmek isteyen Netanyahu'nun ve çetesinin asla ve kata emellerine ulaşamayacağını, bunu hep beraber önleyeceğimizi ve Orta Doğu'yu da insanlığı da bu terörden, soykırımdan mutlaka halas edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbaşoğlu.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Saadet Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Şimdi öneriyi okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Saadet Partisi Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin tarafından, 18 yaş altı vatandaşların organize suç örgütleri kapsamına varıncaya kadar suç işleme eğilimlerinin artması nedeniyle 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/10/2024

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/10/2024 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

   İsa Mesih Şahin

   İstanbul

   Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili ve Grup Başkan Vekili İsa Mesih Şahin tarafından, 18 yaş altı vatandaşlarımızın organize suç örgütleri kapsamına varıncaya kadar suç işleme eğilimlerinin artması nedeniyle 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/10/2024 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Saadet Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ’a söz veriyorum.

Sayın Özdağ, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelecek-Saadet Grubunun grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz filmlerdeki şiddet sahnelerini andıran bir yere dönüştürüldü. Hani meşhur bir film vardı, adı “Sin City” yani “Günah Şehri.” bugün, o filmlerde gördüğümüz eline silah verilmiş sokak çetelerinin her yerde cirit attığı bir ülke hâline getirildik maalesef. Ekranlarda, TV’lerde gördüğümüz o şiddet sahneleri, inanın, ülkemizin bugün yaşadıklarıyla neredeyse aynı; sokak ortasında öylesine insanlar öldürülüyor, çocukları kavga etti diye anneler-babalar katlediliyor, trafikte tartıştıkları kişiler arabayla eziliyor, hoşlarına gitmeyen şarkıcılar başlarından vuruluyor, evlatlar annelerini, ninelerini öldürüyor, kimlik soran polisler vuruluyor, insanlar “Niye baktın?” diye dövülerek katlediliyor; küçük çocuklar, bebekler tecavüze uğruyor, öldürülüyor. Madde bağımlıları her yeri esir almış vaziyette, herkesin belinde silah, haraç listeleri yapılıyor. Bir kız çocuğu öldürülüyor ve hap kadar bu köyde aylardır kimin ya da kimlerin yaptığı bulunamıyor. On binlerce çocuğumuz kayboluyor ve çocuğun akıbeti dahi bilinmiyor. On binlerce çete mensubu -ki çoğu 18 yaşından küçük olan çocuklarımız- sokaklarda terör estiriyor, iş yerlerini, evleri kurşunlayıp tehdit ediyorlar. Birbirleriyle savaşan çeteler ve çatışmalar arasında kalıp hayatını kaybeden masum insanlar var. Mafya, çete hesaplaşmaları mahalle aralarında, lüks AVM'lerde mekânlara taşınıyor. Mesaj veren kurşunlamalar, hatta bombalamalarla infazlar yapılıyor ve tüm bunlardan hayvanlar da nasibini alıyor. İnsanlar haklı dahi olsa kimseye bir şey söyleyemez oldu, karşısındakinin çekip vuracağından korkuyor, buna resmî görevliler de dâhil. Ekonomik çöküş, yoksulluk, çaresizlik ve umutsuzluk insanların psikolojilerini iyice bozdu; alınganlık, eziklik en üst seviyede. Selam verseniz yumruk yiyecek durumdayız, kimsede empati, tolerans kalmadı. Herkes herkese öfkeli, herkes herkesten nefret ediyor, herkes herkesi kıskanıyor, herkes bir başkasının hiçbir şeyi hak etmediğini düşünüyor, altta olanı eziyor, üste olana sahte saygı, temenna almış başını gidiyor ve esasen iktidar ise bu durumdan hiç de şikâyetçi değil, sanki ülkeyi ve halkı düşürdüğü bu durumdan dolayı kendisine yönelecek öfke ve tepkiyi vatandaşlara ihale etmenin rahatlığı içinde. Bitmeyen tartışma, kutuplaşma konularını durmadan gündeme boca edip milleti meşgul ediyorlar. İşine gelen konuları kamuoyunun gündemine bile getirmeden KHK, Cumhurbaşkanlığı kararı ve kararnameleriyle bir gece yarısında hallediveriyor ama milletin gerçek sorunları hakkında ipe un seriyor, havaya ıslık çalıyor, zamana yayıyor. İnsanlar birbirini sokaklarda öldürsün, mafya, çeteler ortalıkta infazlar yapsın, onlarca suç kaydı olanlar ellerini kollarını sallayarak rahatça gezip suç işlesin ama partinin bilmem kaçıncı kademesinden bir kişiye kesinlikle laf dahi edilmesin, yoksa adalet hemen yerini buluveriyor. Şehir eşkıyalarına verilen üstü örtülü cezasızlık algısıyla sıradan vatandaşlarımızın maruz bırakıldığı güvensizlik ortamı birbirini beslemekte, ekonomik kriz sebebiyle bozulan moraller ve gelecek kaygısıyla aileden başlayarak topluma yayılan bir çöküşe yol açmaktadır. Ekonomik çöküş, yoksulluk, çaresizlik ve umutsuzluk insanların psikolojisini ve umutlarını altüst etti; Türkiye, silahlı şiddet sarmalının esiri bir ülke konumuna geldi. Giderek büyüyen bireysel ve organize bu şiddet fırtınası ülkemiz açısından bir beka sorunu hâline gelmiştir. Alışveriş merkezlerinde ve sokak ortasında yaşanan mafya, çete hesaplaşmaları, kişilerin kendi adaletini sağlamak güdüsüyle giriştikleri eylemleri sıradan asayiş olayları olarak görmek belki bu iktidarın tarzı olabilir ama öyle olmadığını bizler biliyoruz. Öyle ki yaşanan bu şiddet olaylarından dolayı ülkemiz bir suç bataklığına dönüştürülmüştür. Peki, bu bataklık silahsız olur mu? Olmaz elbette. Umut Vakfının 2022 yılına ait raporunda ülke genelinde yaklaşık 4 bin silahlı şiddet olayının yaşandığı, 2.278 kişinin öldürüldüğü, 4.231 kişinin de yaralandığı belirtilmektedir ki bunlar sadece raporlananlar ve iki yıl öncesinin rakamları. Peki, insanlar niçin silahlanıyor? Çocuklarımız niçin suça bulaşıyor ya da bulaştırılıyor? Kötü niyetli kişi ve gruplarını saymazsak vatandaşlar devletin güvenlik ve adalet tesis etme noktasında yetersiz olduğunu düşünüyor. İnsanlar kendi adaletini bireysel olarak sağlamanın derdine düşmüş ve elbette vatandaşlar devletin kendilerini kötü niyetli kişilere karşı koruyamadığını düşünüyor. Bakınız, bu durum devlet adına ciddi bir beka sorunudur. Eğer bir devlet -daha doğrusu, iktidarlar- vatandaşına güvenlik ve huzur içinde yaşama duygusu veremiyorsa kendisini sorgulamalıdır. Yaşanan son olaylardan sonra iktidarın propagandasını çokça yaptığı güvenlikçi siyaset anlayışının da içinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşanan sokak çatışmaları, mafya hesaplaşmaları ve kameralar önünde gerçekleştirilen infazlar bunun açık kanıtıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, lütfen tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aslında tüm bunlar yönetimin bilinçli bir tercihidir, bile isteye buna göz yumuluyor. Yoksa Türkiye’de eğer devlet istemesin değil böyle adamlar ortalıkta cinayet işlesin, kimse bir atlet bile çalamaz; bu kadar iddialıyım.

Değerli milletvekilleri, 18 yaş altı çocuklarımızın suça itilmeleri bugün ortaya çıkmış bir mesele değildir. Bu iktidar yıllara sâri olarak kindar ve dindar nesil söylemiyle başlattığı siyasi yolculuğunda dindar bir nesil yetiştiremedi maalesef ama kindar ve dolayısıyla suça meyilli bir nesil yetiştirdiler. Bu ülkenin çocuklarının umutlarını mülakatlarla, ekonomik sıkıntılarla, baskıyla, ayırımcılıkla, yoksullukla öyle bir yok ettiler ki işte bu çocuklarımız çetelerin ellerine düşmekte ve sonuçta da hiçbir umudu kalmamış, kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünen bu çocuklar maalesef bile isteye bu çetelere dâhil olmaktadır. Siz bunların film olduğunu, senaryo olduğunu ve belki de siyaseten söylenip tatbik edildiğini düşünebilirsiniz ama bu genç dimağlar bunları böyle mi algılıyor sanıyorsunuz? Hasılı, tüm bu yaşananların sorumlusu sizlersiniz beyler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Sağa sola bakıp ıslık çalmayı bırakın artık. Yapay zekâ sorunlarıyla hepimizi oyalayacağınıza gerçek beka sorunumuz olan bu meseleye yani güvenlik meselemize çözüm bulmaya odaklanmaya başlasanız mı acaba diyor, saygılar sunuyorum. (Saadet Partisi ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdağ.

Diğer söz talebi, İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar'a ait .

Sayın Kırkpınar, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Saadet Partisi grup önerisi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Son dönemlerde 18 yaş altındaki gençlerimizin suç işleme eğilimlerinin artması elbette ki hepimizi endişelendirmektedir. Bu durum, organize suç örgütlerine katılım da dâhil olmak üzere geleceğimizi tehdit eden çok ciddi bir boyut kazanmıştır. Çocuklarımızın suça sürüklenme sebepleri araştırıldığında aile bağlarının zayıflaması, eğitimdeki yetersizlikler, sosyal medyanın ve internetin kontrolsüz kullanımının etkileri, ekonomik eşitsizlikler ve sosyal adaletsizlikler gibi faktörler gençlerimizi suç işleyici duruma iten sebeplerdir. Özellikle düşük gelirli ve dezavantajlı bölgelerde yaşayan gençlerimizin bu suç sarmalına daha kolay çekildiğini görmekteyiz. Adalet Bakanlığının istatistiklerine göre, ceza mahkeme türüne göre dosya sayıları, çocuk ağır cezada 10.595; çocuk cezada 78.952'dir. Yine, 2023 yılına ait ceza mahkemelerine yıl içinde açılan dosyalardaki sanıkların cinsiyet, yaş ve uyruğuna göre dağılımlarına baktığımızda ise çocuk ağır cezada 10.630 ve çocuk cezada 85.395 suçlu kaydı vardır. Bunların sayıca en fazlasını da 15 ve 17 yaş grubundaki erkek çocukları oluşturmaktadır. Yine, 789'u çocuk ağır cezada ve 5.815 kişi ise çocuk cezada olmak üzere yabancı uyruklu suçlu çocuk kaydı vardır.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, babası hapiste olan 10 yaşındaki bir çocuk birçok silahlı fotoğraf paylaşıyor, binlerce insan da bunu beğeniyor; trafiğe açık alanda araç kullanıyor. Bunlar kendini ifşa edenler, bizlerin bilmediği daha binlerce çocuk var. Bu çocukların sayıları ise her geçen gün artıyor. Her şeyin pahalı olduğu ülkemizde tek ucuz olan şey, maalesef, insanlarımızın canı. Sizinle husumeti olan birinin çok komik ücretlere sizi bu çocuklara öldürtmesi işten bile değil, ölmezseniz cezai karşılığı da neredeyse yok. Şeyda Yılmaz'ı şehit eden Yunus Emre Geçti'nin "Piton 822" isimli çeteye üye olduğu iddia edildi. 19 yaşında, yirmi altı suç kaydı olmasına rağmen dışarıda olması bizlere çeteleşme ve gangster akımının çok ciddi boyutlara ulaştığını gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, gençlerimizi suçtan uzak tutacak bir sosyal destek mekanizmasının yetersizliği de büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın Sayın Kırkpınar.

HÜSMEN KIRKPINAR (Devamla) - Gençlerimize gerekli psikolojik, sosyal ve ekonomik desteği sağlamak, onları suçtan uzak tutacak eğitim ve istihdam olanaklarını artırmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Son olarak, devletin ve ilgili kurumların organize suçlarla mücadelesini daha da güçlendirmesi gerektiğine inanıyorum. Bugün burada attığımız, atacağımız her adım, vereceğimiz her karar gençlerimizin ve ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Bu düşüncelerle, Saadet Partisinin vermiş olduğu grup önerisini desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kırkpınar.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif eden Kuzey Makedonya Meclis Başkanı Afrim Gaşi ve beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un resmî konuğu olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Kuzey Makedonya Parlamentosu Başkanı Sayın Afrim Gaşi ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Saadet Partisi Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin tarafından, 18 yaş altı vatandaşların organize suç örgütleri kapsamına varıncaya kadar suç işleme eğilimlerinin artması nedeniyle 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme kaldığımız yerden devam ediyoruz.

İkinci söz talebi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’a ait.

Sayın Sakik, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA SIRRI SAKİK (Ağrı) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Mam Celal’in ölüm yıl dönümü. Mam Celal Kürtlerin amcası ve Orta Doğu’da önemli bir siyasal aktördü. Mam Celal, Kürdistan dağlarında bütün hayatını bir peşmerge olarak yaşayan; redde, inkâra, asimilasyona, faşizme karşı Kürdistan dağlarında savaşan önemli bir siyasi aktör ve sonrası, Irak Cumhurbaşkanı, Orta Doğu’da bütün barış görüşmelerinde önemli bir aktör.

Yıl 1993; hep beraber, Suriye’de, ilk ateşkes sürecini birlikte örgütledik; bu örgütlenmenin mimarı da Sayın Özal'dı. Sayın Özal’ı ve Mam Celal’i de saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bir başka konu: Bugün 3 Ekim. 3 Ekim, Vartinis; bizim kanayan bir yaramız. Bundan tam otuz bir yıl önce apoletli insanlar geldiler ve bir beldeyi ateşe verdiler; orada 7 çocuğu, babayı ve anneyi -anne hamileydi- ateşe verdiler. Olaya o beldedeki bütün insanlar tanıklık etti; sonrası, ilçe tanıklık etti; sonrası, kent tanıklık etti; sonrası, bir bölge tanıklık etti; en önemlisi, bir Parlamento ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bile tanıklık etti. Bu işin faili bir yüzbaşıydı, Kürt düşmanı olan bir yüzbaşıydı. Yıllarca süren yargı süreci başladı, yargılama oldu ama suçüstü yakalanmasına rağmen sizin iktidarınız döneminde ne yazık ki zaman aşımından dolayı şu an nerede olduğu belli değil. Belki bir gün yan yana yemek de yemiş olabilirsiniz ama bu katil zaman aşımından dolayı bu topraklarda eli kolu özgürce dolaşıyor.

Şimdi, Kürt coğrafyasında ve muhaliflere karşı işlenen suçlar varsa bunlar hep zaman aşımıyla, beraatle sonuçlandı; Roboski davası bunlardan biriydi, Vartinis katliamı bunlardan biriydi, Madımak katliamı bunlardan biriydi, Musa Anter katliamı bunlardan biriydi, Kızıltepe JİTEM davası bunlardan biriydi. Derik davası, 13 kişi infaz edildi, beraatle sonuçlandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sakik, lütfen tamamlayın.

SIRRI SAKİK (Devamla) - Cizre davası, 21 kişi yargısız infazla katledildi, beraatle sonuçlandı; Dargeçit'te 14 kişi infaz edildi, beraatle sonuçlandı; Yüksekova JİTEM davası, suçüstü yakalandı, ellerindeki silahlarla alınıp kolluk kuvvetlerine teslim edildi ve beraatle sonuçlandı.

Şimdi, bu coğrafyada muktedirlere karşı sosyal medyada küçük bir eleştiri olduğunda alelacele gece operasyonlar yapılıyor, bunlar alınıp götürülüyor, mahkûm ediliyor ve cezaevine atılıyor; maddi, manevi olarak birçok mağduriyetle yüz yüze… Ama eğer sizin muhaliflerinize, bu toprakların ötekilerine yargısız infazlar, yangınlar, ölümler… Bunların hepsi sizin yargınız tarafından beraatle sonuçlandırılıyor. Ve zaman aşımına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKİK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakik, teşekkür ediyorum, bir dakika da uzattım.

SIRRI SAKİK (Devamla) – Uzattınız mı?

BAŞKAN – Uzattım, siz konuşmaya daldınız, fark edemediniz.

SIRRI SAKİK (Devamla) – Ben hâlâ uzatmanızı bekliyordum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKİK (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Diğer söz talebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver'e ait.

Sayın Ünver, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, bu hafta açtığımız ve içinde bulunduğumuz 28'inci Dönem Üçüncü Yasama Yılının memleketimiz, milletimiz ve milletvekillerimiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Bugün önümüzde Türkiye'nin en büyük sorunlarından birine, gençlerimizin suça yönelmesine ilişkin kritik bir tablo var. Genel olarak çocukların karıştığı suç sayısı 2014'ten bu yana yani son on yılda yüzde 70 oranında artış göstermiştir. Bu, dehşet verici bir tablodur. Bunun sebebi "şu" deriz, "bu" deriz ama sorumlunun ülkeyi yöneten iktidar olduğundan şüphe yok. Gençlerimiz artan oranda suça karışıyorsa bu bir rastlantı değil, iktidarın başarısız politikalarının bir sonucudur. İşin bu tarafını tespit ettikten sonra Türkiye'de genç suçluluğu üzerinde yapılan araştırmalara ve TÜİK verilerine göre bazı sebeplerin öne çıktığını görüyoruz; bunlar ekonomik koşullar, aile yapısındaki bozulmalar, eğitim yetersizliği, arkadaş çevresi ve sosyal etkiler, psikolojik sorunlar ve madde bağımlılığı, sosyal medya ve dijital ortamlardır. Zamanın yetersizliği sebebiyle birkaçına değineceğim.

Birincisi, eğitim yetersizliği. AKP iktidarının ülkeyi yönettiği yirmi iki yıl boyunca eğitim günden güne kan kaybetti; AKP, önce eğitimde fırsat eşitliğini kaldırdı, parası olanın eğitim alabildiği, olmayanın alamadığı bir hâle getirdi; ardından eğitimi nitelikli-niteliksiz diye ayırdı; geldiğimiz son noktada ise eğitimi niteliksizlikte buluşturdu.

Eğitim, gençleri geleceğe hazırlamak içindir ama sizin iktidarınızda, eğitim, ailelerin sırtında bir yük hâline gelmiş durumdadır. Gelinen noktada gençlerimiz eğitim almayı değil, nasıl olursa olsun bir yol bulup hayata tutunmayı amaçlamaktadır. Ekonomik zorluklar ve dolayısıyla işsizlik ise özellikle genç nüfus arasında yaygınlaşmış durumdadır. Türkiye, gelir adaletsizliğinde Avrupa'nın zirvesindedir. İktidarın ekonomiyi bu hâle getiren politikaları, gençlerimizi çaresizliğe, suça ve dolayısıyla çıkışı olmayan yollara sürüklemektedir. İş bulamayan, ailesine destek olamayan gençlerin bu umutsuzluğu suç örgütlerinin kollarında son buluyor. Ekonomik krizle baş edemeyen aileler çocuklarını da koruyamıyor. Bu tablonun sorumluluğu da elbette ülkeyi yönetenlerdedir.

Bir diğer sebep ise, ahlaki yozlaşma ve aile yapısındaki bozulmalardır. Bozulan ekonomik koşullar, artan boşanma oranları, aile içi şiddet, toplum yapımızı bozan mülteciler nedeniyle gençler artık güvenli bir ev ortamında ve sosyal çevrede büyüyemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünver, lütfen tamamlayayım.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) – Hükûmetin sosyal politikaları, bu aile yapısındaki çöküşü durduramadığı gibi, onu hızlandırıyor.

Bu sebeplere ilave olarak, bir hukukçu olarak söylemeliyim ki bir önemli sebep de suçta cezasızlık algısıdır. Kamuoyuna mal olmuş birçok olayda suçluların vicdanları tatmin edecek bir cezaya çarptırılmadığını gören bireyler, özentiyle ve buradan aldığı cesaretle suça karışmaktadır. Birtakım mafyatik tiplerin siyasetçilerle çekildiği fotoğrafların çarşaf çarşaf medyada yer alması da bu cesareti ve cüreti artırmaktadır.

Sonuç olarak, iktidarın gençlere yönelik ihmalleri çocuklarımızın geleceğini yok ediyor. Bu sebeple, önergeyi destekliyor, genç suçluluğun sebeplerinin araştırılması ve çözümlerin ortaya konulması için Meclis araştırması açılmalıdır diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünver.

Diğer söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Osman Sağlam'a ait.

Sayın Sağlam, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN SAĞLAM (Karaman) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Saadet Partisi Grubunun önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi, Genel Kurulumuzu ve yüce milletimizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Sayın milletvekillerim, bugün burada gençlerimizin suça itilmesi gibi milletimizin geleceğini doğrudan etkileyen kritik bir mesele üzerinde duruyoruz. Bu sorun sadece gençlerimizi değil, toplumsal yapımızı da tehdit ediyor. AK PARTİ olarak gençlerimizi her türlü tehlikeden korumak ve geleceğe hazırlamak için attığımız adımları kararlılıkla sürdürüyoruz. Gençlerimizi suçtan uzak tutmak, onları karanlık odakların ellerine terk etmemek hepimizin en büyük sorumluluğudur. AK PARTİ olarak gençlerimizin suça iten sebepleri ortadan kaldırmak ve onları topluma kazandırmak için geniş kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz.

Kıymetli vekillerim, Türk Ceza Kanunu'nda yaptığımız reformlarla gençlerimizi cezalandırıcı bir yaklaşımdan uzaklaştırarak rehabilitasyona öncelik verdik. AK PARTİ'nin insanı merkeze alan adalet anlayışının bir yansıması olan bu yaklaşım, suça sürüklenen gençlerimizi kaybetmek yerine yeniden topluma kazandırmayı hedeflemektedir. Bu amaçla kurduğumuz çocuk mahkemeleri, gençlerimize bir suçlu gibi değil, topluma yeniden kazandırılması gereken bireyler olarak yaklaşılmasını sağlamıştır. Adalet Bakanlığımız, suç örgütlerinin pençesine düşen gençlerimizin kurtarılması ve tekrar topluma kazandırılması için kapsamlı projeler yürütmektedir; çocuk izleme mahkemeleri ve denetimli serbestlik uygulamaları bu mücadelenin önemli parçalarındandır.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın hayata geçirdiği projelerle gençlerimizin sosyal gelişimini destekliyor, onları suça sürükleyen tüm karanlık yolları kapatıyoruz. Bu yatırımlar sadece spor alanlarıyla sınırlı değildir; aynı zamanda gençlerimize güvenli, sağlıklı ve üretken bir gelecek sunmak için atılmış stratejik adımlardır. Spor tesisleri, kütüphaneler, gençlik merkezleri gibi alanlarda büyük yatırımlar yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca, aileyi merkeze alan sosyal politikalarımızla gençlerimizi suça sürükleyen temel sorunların çözümü için kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Aile içi şiddet, yoksulluk ve eğitimsizlik gibi nedenler çocuklarımızı suç örgütlerine iten en temel sorunlar arasındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sağlam, lütfen tamamlayın.

OSMAN SAĞLAM (Devamla) – Biz, gençlerimizi kurtaracak gücü aile bağlarını güçlendirmekten alıyoruz. Bu şuurla, risk altındaki ailelerimize yönelik sosyal desteklerimizi artırdık, eğitim programlarımızı yaygınlaştırdık, yaygınlaştırmaya da devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, bu mücadelede kararlıyız, her gencimiz için daha aydınlık bir gelecek inşa etmeye devam edeceğiz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sağlam.

Şimdi Saadet Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Emir biraz önce Grup Başkan Vekillerine ilişkin verdiğim söz talebini mazereti nedeniyle kullanamadı. O nedenle, şimdi söz talebini karşılayacağım.

Buyurun Sayın Emir.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Cumhurbaşkanının, Meclisin açılış törenindeki, İsrail’in tarihsel geçmişinden getirdiği ve dinî vecibelerinin bir gereği olarak Anadolu topraklarına da göz diktiğine ve saldırabileceğine dair ifadelerine; TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına, 2024 yılının emekliler için tam bir çöküş yılı olduğuna, okul öncesi eğitimde ve okullaşma oranındaki düşüşe ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepimizin malumu, Sayın Cumhurbaşkanı Meclisimizin açılış töreninde özellikle İsrail'in tarihsel geçmişinden getirdiği ve dinî vecibelerinin bir gereği olarak Anadolu topraklarına da göz diktiğini ve saldırabileceğini söyledi. Bu, bizim açımızdan son derece önemli ve kaygı vericidir. Bu iddia doğru ise -ki doğru olmadığını ummak isteriz- Meclisimizin, bu çatının bu iddiayı tartışması, Bakanlarımızın, Millî Savunma Bakanımızın ve Dışişleri Bakanımızın gelip burada Meclisimizi bilgilendirmesi şarttır. Çünkü eğer Türkiye'nin önünde böylesine yakıcı bir tehdit var ise ve bu tehdit böylesine yakınlaşmışsa yüce Meclis buna kayıtsız kalamaz; Meclisteki parlamenterler ve Meclisteki parti grupları bu konuyu mutlaka anlamak, tartışmak zorundadır; bu konu ciddi bir konudur. Ancak, biz, Sayın Cumhurbaşkanının bu konuyu gündeme getirmesinin arkasında yatanın Türkiye'deki ağırlaşan ekonomik kriz ve hemen her alandaki çöküşümüz olduğundan kaygılıyız. Sayın Cumhurbaşkanı, dış düşman olmadan yapamayan bir siyasi liderdir. Bu dış düşman bazen Hollanda'dır, bazen Suriye'dir, bazen Irak'tır, bazen İran'dır, bazen Yunanistan'dır, bazen Amerika'dır, bazen İsrail'dir. İsrail'in saldırgan, katil bir devlet olduğunu görüyoruz; Lübnan'da yaptıklarını, Gazze'de yaptıklarını şiddetle lanetliyoruz. Elbette ki Türkiye Cumhuriyeti de İsrail'e karşı her türlü tedbirin alınmasında etkili olmalıdır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yapması gereken, 7 Ekim saldırısından sonra, Gazze'deki katliam başladıktan sonra İsrail'le ticareti gerçekten kesmiş olmasıydı. Bu yönüyle de hâlâ sürmekte olan İsrail'le iş birliğini yadırgadığımızı belirtmek isterim ama Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları eğer Meclisimizi İç Tüzük 59 gereğince bilgilendirme ihtiyacı duyarlarsa -ki bu şarttır bu koşullar altında- Sayın Meclis Başkanımızın da olumlu görüş vereceğini ummak istiyoruz çünkü Meclis bu konuyu tartışmalıdır.

Tabii, konu buraya gelince şunu da anımsatmadan geçmek istemeyiz: Özellikle geçen eylül ayında Sayın Cumhurbaşkanımızın Netanyahu'yla şakalaştığını, görüştüğünü, kravat sohbeti yaptığını çok iyi anımsıyoruz hatta ekimde, kasımda Netanyahu Türkiye'ye gelecekti, sonrasında da Cumhurbaşkanımız İsrail'e gidecekti. Eğer böyleyse, böyle iş birliği yapılabiliyor ise yani bu 7 Ekim saldırısından önceki hesaplar bu ise nasıl oluyor da İsrail tarihsel köklerinden getirdiği gerekler doğrultusunda Türkiye'ye saldırıyor? Eğer öyleyse siz, Eylül 2023'te Netanyahu'yla bu gerçeği bilmeden mi görüştünüz? Netanyahu’yla bilmeden mi şakalaştınız? Bu gerçeği bilmeden mi Netanyahu’yu Türkiye'ye davet ettiniz veya İsrail'e, Tel Aviv’e gitmeyi kabul ettiniz diye sormamız gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK, enflasyon oranlarını açıkladı. TÜİK’e göre enflasyonumuzda küçük bir düşme var, yüzde 49 olarak hesaplanmış ancak ENAG’a göre, vatandaşın gerçek enflasyonuna göre enflasyon oranı yüzde 80’leri geçmiş durumda. Yalnız burada son derece dikkat çekici bir durum var; kira artışlarında temmuz ayından sonra yüzde 25’lik sınırın kaldırıldığı, kiracı ile ev sahibinin baş başa bırakıldığı, orada da önemli sorun kaynaklarının olduğu bir durumda buradaki enflasyonunun yüzde 65’lerden ancak 1,5 puan geriye geldiğini görüyoruz. Yani konut kirasında rakamlarla oynama fırsatı bulamayınca oradaki enflasyondaki düşüş sadece yüzde 1,5’ta kalıyor; enflasyon yüzde 65. Bu, şu demektir: Önümüz kış mevsimidir, kış aylarında ağır bir barınma krizi kiracılarımızı beklemektedir; bu son derece vahim bir durumdur. Hele hele deprem konutlarının on sekiz ay geçmiş olmasına rağmen hâlâ yüzde 10'lar seviyesinde teslim edilmiş olduğu düşünüldüğünde, oradaki vatandaşlarımızın içinde bulunduğu durum ve kiraların oradaki geldiği durum göz önüne alındığında gerçek bir barınma krizi yaşıyoruz. İnsanlarımız sokaklarda yaşama tehlikesiyle karşı karşıya ve buna da acilen bir önlem alınması gerekiyor.

Bakınız, bu yılı “emekliler yılı” ilan ettiler 2024 yılını ama 2024 yılı emekliler için tam bir çöküş yılı oldu. Cumhurbaşkanı bir yılı kime özgülese o grubu, o yıl içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Emir, lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Bu yıl kimin yıl olacaksa, kimi söylüyorsa Sayın Cumhurbaşkanı, onlar açısından o yıl çekilmez oluyor. 2024 yılı da emekliler açısından çekilmez oldu.

Anket yapıyor bir firma “Önümüzdeki dönemde ne kadar enflasyon bekliyorsunuz?” diye. En kötü enflasyonu 51 yaşın üstündekiler bekliyor, daha çok emekli ve yaşlı grup çünkü onlar yaşamlarından, tecrübelerinden biliyorlar ki bu iktidarın enflasyonu düşürme ihtimali yok; en karamsar onlar.

Sayın Başkan, birkaç eğitim istatistiği vererek konuşmamı toparlamak istiyorum, sabrınızı zorlamayacağım.

Millî Eğitim Bakanlığı istatistikleri son derece çarpıcı. Okul öncesi eğitimde geçen yıla göre 101 bin öğrenci yok, 101 bin öğrenci eksilmiş. Bu öğrenciler nerede? Okul öncesi eğitim, tüm ilgililerin belirttiği gibi eğitimin en temel taşı; okul öncesi eğitim çok önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Emir, lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Ama bir gerçek var ki okul öncesi eğitim maalesef tarikatlara ve sıbyan mekteplerine terk edilmiş durumda, onlara bırakılmış durumda. Bu nedenle, buradaki 100 bin kişilik öğrenci azlığını görmüş oluyoruz.

4+4+4, okullaşma oranını artırmak için getirildi. “Okullaşma oranını artıracağız.” dediler. Bakın, ortalama bütün alanlarda, ilkokulda, ortaöğretimde ve üniversitede en az 3 veya 5 puan okullaşma oranında düşme var. Çocuklarımız okula gidemiyorlar; bu sistem çalışmıyor. Millî eğitim batak içerisinde ama maalesef Millî Eğitim Bakanının derdi başka; Millî Eğitim Bakanı, Millî Eğitim Bakanlığında nasıl kadrolaşırız ve çocuklarımızın beynini nasıl çağ dışı bilgilerle doldururuz çabasında.

Sabrınız için teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

28.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Murat Emir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, biraz evvel Sayın Murat Emir'in konuşmaları esnasında Cumhurbaşkanımızın 1 Ekim açılış konuşmasına atfı ve değerlendirmeleri cevap vermeyi gerektiriyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın 1 Ekim tarihinde Mecliste yapmış olduğu konuşma hakikatleri ifade eden, manifesto niteliğinde bir konuşmadır ve her satırı çok dikkatli bir şekilde hazmedile hazmedile hakikaten okunarak üzerinde tefekkür edilmelidir. Çok açık ve seçik bir şekilde Netanyahu'nun, oğlunun, bakanlarının, İsrail'deki hahamların görüntüleri bütün sosyal medyada herkese açık, enformatik anlamda elde edilebilecek neticelerdir ve siyonizmin temel hedefi, Theodor Herzl'in ortaya koyduğu şekliyle önce İsrail Devleti’ni kurmak Filistin topraklarında...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …sonra da bu İsrail Devleti'nin sınırlarını kendi tahrif ettikleri Tevrat’a dayandırmak suretiyle, hakikaten bir kehanetin gerçekleşmesi noktasında da Mısır'daki Nil Nehri’nden Türkiye'deki Fırat Nehri’ne kadar arzımevut olarak, vadedilmiş topraklar olarak büyük İsrail sınırlarını genişletmek ve böylece dünya hâkimiyetini elde etmektir. Bakın, bu konuda İsrail askerleri kendi peçlerinde, omuzlarında taşıdıkları armalarda, peçlerde bu vadedilmiş toprakları resmetmektedirler; Türkiye'yi de bu içine alan şekilde... Bu, bilinmeyen bir hadise değil bütün dünyanın bildiği bir husustur, siyonizmin hedefidir. Biz herkesle görüşürüz ama hakkı ve hakikati ortaya koyarız. Barış noktasında biz taleplerimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, bir dakika veriyorum, bir dakika uzatıyorum; dün de öyle oldu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum, toparlayacağım.

BAŞKAN – Sayın Emir, buyurun.

29.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Akbaşoğlu, şimdi, sizi anlıyorum da anlaşmamız gereken veya sizin cevap vermeniz gereken yer şurası: Siyonizm üç yüz beş yüz yıllık bir mesele. Theodor Herzl 1880’li yıllarda bu kongreleri yaptı ve İsrail hayalini kurdu. E, daha geçen eylül ayında Cumhurbaşkanı Netenyahu’yla sarmaş dolaştı. Yani sizin savaş tehlikesinden anladığınız o armalar, o resimler, hahamlarsa eyvah Türkiye Cumhuriyeti’ne! Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde bir istihbarat varsa bunu konuşalım ama bu da ciddi bir iştir. Ama biz şunu görüyoruz: Ekonomi kötü, insanlar aç, insanlar yoksul, yargımız perişan, eğitimimiz çökmüş, sağlık sistemimiz çökmüş ama “Savaş tehlikesi var, ‘hain İsrail’, arkamda sıralanın…”

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Daha neler!

MURAT EMİR (Ankara) – Biz sıcak siyasetin konusu yapılmasını kabul etmiyoruz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Değil mi yani? Öyle bir tehlike yok mu Murat Bey?

MURAT EMİR (Ankara) – Sizin anlatmanız gereken, siz ticaret yaparken, askerî iş birliği yaparken siyonizm de vardı, Herzl de vardı, o armalar da vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Siz PKK’yla iş birliği yapın, getirin. PKK’yla iş birliği yapın, getirin İsrail’i.

BAŞKAN – Sayın Emir, lütfen tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) – Geçen yıl, o sarmaş dolaş olurken niye söylemediniz bunları? Askerî iş birliği en üst seviyeye getirilirken, İsrail'e silah malzemesi ihraç edilirken niye söylemediniz bunları? Yani bunlar yepyeni bulunmuş şeyler değil ki. İşinize gelince “kardeşim İsrail”, işinize gelince “düşman İsrail”.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Siz de işinize gelince PKK’yla iş birliği…

MURAT EMİR (Ankara) – İsrail’le tüm dünyanın mücadele ettiği gibi mücadele etmeliyiz. İsrail’i kabul etmiyoruz ama İsrail'in Türkiye'ye saldıracağı tezini yüz elli yıl önceye götürürseniz orada çuvallarsınız, müthiş bir mantık hatası yaparsınız. Türkiye'ye böyle bir yanlış yapmayın. Bakın, böyle bir ülkeye ne dış sermaye gelir ne ekonomisi düzelir. Savaşa girme tehlikesi olan ülkeye kimse yatırım yapmaz, Türkiye aç kalır yani birkaç oy alacağız diye, konsolide edeceğiz tabanımızı diye Türkiye'ye bu kötülüğü yapmayın, ciddi olun. Türkiye ciddi devlettir, ciddi davranmalıdır Türkiye'yi yönetenler. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Murat Emir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şunu ifade edeyim: Çok açık ve seçik bir şekilde biz bütün herkesle görüşüp hakkı ve hakikati yüzlerine ikili görüşmelerde de çoklu platformlarda da ortaya koyan bir dış politika yaklaşımını sergileyegeldik. Bunu Netanyahu'ya da ifade ettiğimiz söz konusudur. Bütün dünyaya da bu şekilde bir tutum ve davranış sergilediğimiz herkesin malumudur. Zaten o nedenle Sayın Erdoğan'ın aşağı düşürülmesi ve "Bütün muhalefeti desteklemek suretiyle Erdoğan'ı devirelim." sözünün Biden tarafından söylenmesinin nedenleri nedir? Biden'a da bu hakikatlerin ikili görüşmelerde ortaya konulmasıdır.

MURAT EMİR (Ankara) – Ama bak, şimdi de oldu Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla görüşmek demek, onların sözlerinin tesirinde kalmak demek değil; tam tersine, onları etkileyerek "Doğruda, barışta, iyide, güzelde gelin buluşalım." çağrısıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuda çok açık ve seçik bir şekilde İsrail'in hedeflerinden bahsediyoruz. İsrail bu hedefleri 1897'den beri ortaya koymuş, adım adım kendince bir noktaya gelmiş. Hedefleri budur ancak bu hedefleri biz hemen 15 Temmuz akabinde yaptığımız bütün o harekâtlarla çöpe atmak suretiyle engelledik ve bir terör koridoru oluşturmak suretiyle büyük İsrail’in oluşturulmasına ilişkin bütün atraksiyonların önüne geçtik. Heron’lar vesaireler sonuç itibarıyla yerini İHA, SİHA ve TİHA’lara, yerli yazılımlara, yerli savunma sanayisine bıraktı. Türkiye’nin yaptığı, Erdoğan’ın yaptığı budur ve bu konuda İsrail’in hedeflerine ulaşması da mümkün olmayacaktır ancak hedeflerini de bilmemiz, ona göre önlem almamız, iç tahkimatımızı sağlamlaştırmamız gerektiği çağrısını herkesin kabul etmesi ve ona göre davranması millî bütünlüğümüz açısından çok önem arz etmektedir; meseleleri birbirine karıştırmamak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dünyanın bildiği hususları da bilmemezlikten gelmemek gerekir düşüncesindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, çok kısa, bir dakika yeter bana.

BAŞKAN – Her iki tarafın görüşleri tutanaklara geçti.

MURAT EMİR (Ankara) – Bir dakika Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Emir, zaten sizin görüşlerinize, onun görüşlerine herkes şahit oldu.

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, bir dakika cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Bunu burada bitirelim, izin verirseniz gündeme geçelim.

MURAT EMİR (Ankara) – Sadece bir dakika talep ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, bir sataşma da yok yani o açıdan da söylüyorum, bu tartışmayı burada bitirelim Sayın Emir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok.

MURAT EMİR (Ankara) – Sataşma var Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yok, sataşma yok.

MURAT EMİR (Ankara) – Bizim Biden’la ne işimiz olur? Biden, AKP’nin en iyi ilişki içerisinde olduğu ABD Başkanıdır.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Bizim Biden’la bir işimiz yok, sizin oldu Sayın Emir.

BAŞKAN – Şimdi, 2 defa size söz verdim, 2 defa da ona verdim Sayın Emir; böyle olduğu zaman biz bu tartışmayı ilanihaye götürürüz, bir noktada bitirmemiz lazım.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Genel seçimler öncesinde Kılıçdaroğlu gitti, Biden’la görüştü. Amerika’da sekiz saat ortadan kayboldu Kılıçdaroğlu. Hadi açıkla bakalım, kiminle görüştünüz?

MURAT EMİR (Ankara) – Biden onu AKP’yi desteklemek için söylemiş de olabilir.

Sadece bir cümle, bir dakika istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Emir, şimdi, tekrar bir dakika Sayın Akbaşoğlu isterse ben ne yapacağım? Bir dakika ona, bir dakika ona; biz bunu nerede bitireceğiz?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Kılıçdaroğlu, sekiz saat boyunca kaybolduğunda Amerika’da genel seçimlerden önce kiminle görüştü? Hadi buyurun!

MURAT EMİR (Ankara) – Bu kadar mı sıkıştınız? Bu kadar mı sıkıştınız ki konudan kaçıyorsunuz? Hepsini konuşuruz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Hadi buyurun, bunu açıklayın.

BAŞKAN – Peki, şimdi İYİ Parti grup önerisine geçiyoruz…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, ama cevap hakkımız var, Sayın Başkan, neler söylüyorlar.

BAŞKAN – Sayın Emir, geçelim, bu tartışmayı burada noktalayalım.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Mossad’la mı görüştü, Biden’la mı görüştü, kiminle görüştü?

MURAT EMİR (Ankara) – Siz bizim sorularımıza cevap verin, siyonizmi yeni mi fark ettiniz?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) – Hayır efendim.

MURAT EMİR (Ankara) – Yirmi iki yıldan beri neredesiniz ya? Azerbaycan petrolleri Türkiye üzerinden gidiyor, kapatın vanaları! Kapatın vanaları Azerbaycan’dan geliyorsa İsrail’e petroller, kapatın vanaları!

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- İYİ Parti Grubunun, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve 21 milletvekili tarafından, pamuk üretiminde yaşanan sorunların nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 2/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

3/10/2024

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/10/2024 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 Mehmet Satuk Buğra Kavuncu

 İstanbul

 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve 21 milletvekili tarafından, pamuk üretiminde yaşanan sorunların nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 2/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/10/2024 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – İYİ Parti grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Aydın Milletvekili Ömer Karakaş’a söz veriyorum.

Sayın Karakaş, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu olarak pamuk üretiminde yaşanan sorunlar hakkında vermiş olduğumuz grup önerimiz üzerine söz almış bulunmaktayım.

Aydın ilimiz, pamuğuyla, inciriyle, zeytiniyle ve kestanesiyle tarım alanında ülkemizin lokomotifi hâline gelmiş bir ilimizdir. Bir buçuk aydır Aydın’da çiftçimizle ve vatandaşımızla iç içe, birlikteydim. Vatandaşımızın dertlerini, sıkıntılarını dinledim. Özellikle tarım alanındaki vatandaşlarımızın feryatlarını buradan, bu kürsüden, milletin kürsüsünden hem büyük Türk milletiyle hem de siz değerli milletvekillerimizle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, değerli milletvekillerimiz, bu gördüğünüz beyaz altındır yani pamuktur ancak maalesef, iktidarın yanlış tarım politikaları yüzünden bu beyaz altın çamura düştü. Pamuk, ülkemiz için son derece stratejik öneme sahip bir üründür ancak her zaman olduğu gibi yönetimsel hatalar pamuk üreticilerimizi çok ciddi anlamda sıkıntıya sokmuştur. Bürokrasideki lakaytlık, iş bilmezlik ve planlama hataları üreticilerimizi isyan ettirmiştir. Üreticilerimiz Devlet Su İşlerinin plansız sulama organizasyonları yüzünden ürünlerine zamanında su verememişlerdir. Normalde pamuk ilk ekildikten sonra elli beş altmış gün içerisinde ilk suyun verilmesi lazım ancak Devlet Su İşlerinin yanlış planlamaları yüzünden bu süre altmış beş yetmiş güne çıktığından dolayı pamuk büyüyememiş ve rekolte düşüklüğüne sebep olmuştur; şimdi, maalesef 1 dönümdeki rekolte ortalama 400 kilograma kadar düşmüştür.

Şimdi, değerli milletvekilleri, icarlı olmayan, vatandaşın kendi tarlasına ektiği bir pamuğun şu an için ortalama maliyeti 28 lira eğer bu icarla ekiliyorsa 34-35’lere kadar çıkıyor. İcarlı ekim nedir? Başkasının tarlasının bir başkası tarafından belli bir meblağ karşılığı ekilmesidir.

Şimdi, TARİŞ pamuk fiyatını açıkladı, ne kadar? 25 lira. Şimdi bu, şu demektir: Çiftçi zararda demektir.

Şimdi, hepinizin anlayacağı dilden size kısaca bir pamuk maliyet fiyatı çıkaracağım. Hani biraz önce dedim ya pamuğun maliyeti 28 lira; şimdi, arkadaşlar düşünüyorlar "Ya, işte bu neye göre hesaplandı?" Arkadaşlar, 1 dönüm pamukta sadece 690 lira su maliyeti var; bu, geçen sene 350 liraydı ve yarısını teşvik amaçlı devlet ödüyordu. Bu da şu demektir: Yaklaşık 30 kilo pamuk demektir. Bakın, 1 dönümde totalde biz ne kadar pamuk elde ettik? 400 kilogram. Bunun 30 kilosu sadece su maliyeti, bu da yaklaşık yüzde 7,5'a tekabül ediyor. Şimdi, yine 1 dönümde 25 litre benzin kullanılıyor; benzin geçen yıl 17 liraydı, şimdi 41-42 lira; bu da 40-45 kilogram civarında pamuğa tekabül ediyor, bu da yüzde 10 yapıyor. Topladığınızda yüzde 17,5 etti. Yine, 1 dönümdeki zirai ilaç maliyeti 3.500 liradır, bu da 140 kilo pamuğa tekabül ediyor yani üretilen pamuğun yüzde 35'i kadardır. 1 dönümdeki gübre maliyeti 1.540 liradır, bu da yaklaşık 65 kilogram pamuk yapıyor, bu da üretim maliyetinin yüzde 15'i kadardır. Topladığımızda yüzde 67,5 yaptı. Yine, 1 dönümdeki pamuk toplama maliyeti 1.200 liradır, bu da 50 kilogram pamuğa tekabül ediyor yani üretilen pamuğun yüzde 12,5'u yapar. Toplamda yüzde 80 etti. Şimdi, yine, arkadaşlar, 1 dönümde ot…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakaş, lütfen tamamlayın.

ÖMER KARAKAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Yine, 1 dönümde ot çapa maliyeti 1.000 lira, bu da 40 kilogram pamuğa tekabül ediyor, bu da yüzde 10'u. Hepsini topladığımızda yüzde 90 yaptı arkadaşlar. Alet, ekipman, kredi faizleri, geldisi gittisi vesaire derken bunun da 1 dönümde 1.500 lira maliyeti vardır, bu da orana vurduğumuzda yüzde 15’tir. Ne yaptı? Yüzde 105 yani 100 birim pamuk gitti, 5 zararda. Bu nedir biliyor musunuz? Bu, kendi tarlasını ekenin. Bir de icarlı ekeni düşündüğümüzde 200 kilogramı icara gittiğinden bu da yüzde 155’tir, eksi 55 zararda üretici.

Şimdi, arkadaşlar, bu işin çözümü nedir? Bu işin çözümü pamuğun en az 35 liradan satılması lazım ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karakaş, teşekkür ediyorum.

ÖMER KARAKAŞ (Devamla) – Ben teşekkür ederim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Öneri üzerinde ilk söz talebi, Saadet Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan’a ait.

Sayın Çalışkan, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önerge, pamuk üreticileri hakkında; evet, pamuk üreticileri zorda ama bundan çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıyayız. Artık yakın gelecekte pamuk ekecek tarla bulamayacağız çünkü tarlalarımız, çünkü toprağımız elden gidiyor.

Bir taraftan çiftçiler kredi karşılığı ipotekle bankalara verdiği arazilerini elden çıkarıyor, kaybediyor; bir taraftan da döneminde çıkartılan yabancılara toprak satışıyla, adım adım, hemen her bölgede toprak yabancılara satılıyor. Daha bariz bir örnek: Şanlıurfa'nın merkezinde İsrailli 2 vatandaş kamp kurmuş, bütün evleri tek tek satın alıyor. Böyle bir dönemde pamuk değil, pamuğun tarlası yok arkadaşlar.

Sayın Cumhurbaşkanı daha iki gün önce buraya geldi; herkes alkışladı, karşıladı; bütün sözlerini dinlediniz. Aslında tarihî bir ifadede bulundu, dedi ki: "İsrailli katillerin gözü Anadolu topraklarında." Herhâlde iktidar mensupları bu sözleri ciddiye almalı, bu sözlerin bir karşılığı olmalı. Herhâlde burada sadece nutuk atılmadı, sadece laf ebeliği yapılmadı; elbette, bunun bir anlamı var.

Değerli milletvekilleri, tehlike kapımızda, ateş bacayı sardı. Artık Filistin'de, Lübnan'da yaşananlar, İran'ın maruz kaldığı durum bire bir Türkiye'nin maruz kaldığı tehdittir, tehlikedir. Bize burada bir taraftan arzımevut tartışması yapacaksınız, bir taraftan da hâlen Tel Aviv'de Türkiye Büyükelçiliği açık olacak. Bu, asla kabul edilemez; bu, tam bir çifte standarttır, ikiyüzlü tavırdır. Hâlen, bir yıldır bu kadar cinayet devam etmesine rağmen laf ebeliğinden başka buradan hiçbir şey çıkmadı.

Değerli milletvekilleri, tarihin, misyonumuzun bize yüklediği görev var; biz Filistin davasına sahip çıkmak zorundayız. Filistin'e sahip çıkmak da sadece meydanlarda kontrollü kitlelere protesto eylemi yaptırmakla, kafeleri, mağazaları bastırmakla olmaz; adımı iktidar atacak, yürütmenin başı, işin içerisinde olan insanlar atacak. Dünya yanıyor, etrafımız ateş çemberi, Meclis tatil; açıldı, ilk gündem Anayasa değişikliği, Anayasa'yı değiştirelim de Allah aşkına Anayasa'yı uygulayacak bir toprak bulamazsak yarın ne yapacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalışkan, lütfen tamamlayın.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu ikiyüzlü tavır devam ettiği sürece bu ülke, Gazze'de katliama uğrayan, Lübnan'da katliama uğrayan insanlara karşı işlenen suça suç ortağı olmak durumundadır, nitekim bugün tam olarak yapılan budur. Artık bazı konuları istismar konusu yapmaktan vazgeçelim. Burada insanlar ölüyor, bir millet soykırıma uğruyor ama “Biz buradan nasıl hafif zararla atlatırız, kendimizi koruruz?” bunun derdindesiniz. Filistin yanıyor, Lübnan yanıyor, Suriye yanıyor, İran yanıyor artık sıra Türkiye'de, tehdit kapımızda. Bunu ben değil, Sayın Cumhurbaşkanımız en üst perdeden direkt kendisi söylüyor. Onun için burada, bütün gündemlerin ötesinde, pamuk tarlalarına, toprağımıza, tarlamıza sahip çıkmak en önemli görevdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika da uzattım.

Teşekkür ediyorum.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde diğer söz talebi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Nejla Demir'e ait.

Sayın Demir, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA NEJLA DEMİR (Ağrı) – Değerli arkadaşlar, AKP yirmi iki yıldır ısrarla bütün alanlarda olduğu gibi tarım alanında da bilinçli, gayet bilinçli bir şekilde yanlış tarım politikaları uyguluyor. Bütün uyarılarımıza rağmen AKP, çiftçiyi görmeyen, çiftçinin feryadını, isyanını duymayan, sermayeyi önceleyen, sermaye odaklı tarım politikalarını sürdürmeye devam ediyor. Tarımsal üretim ve hayvancılıkla ilgili her alanda ciddi krizler yaşanıyor, alın terinin karşılığını alamayan çiftçiler ürünlerini yollara döküyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu yaz hepimiz şahit olduk; artan maliyetler ve düşük ürün fiyatları nedeniyle çiftçiler Türkiye’nin birçok bölgesinde eylemler düzenledi, Türkiye genelinde çiftçi protestoları yapıldı ve yapılmaya devam ediliyor. Traktörlerle yolları kapayan çiftçiler, ürettikleri ürünleri yollara dökerek veya ürünlerini ücretsiz dağıtarak seslerini duyurmaya çalıştı. Ancak bu konuda AKP'den çözüme dair hiçbir ses çıkmıyor. Bu maliyetler karşısında çiftçi tarlasını ekemiyor, üretimden uzaklaşıyor; buna karşı AKP’nin bulduğu çözüm tarlasını ekemeyen çiftçinin tarlasını kiraya vermek, daha doğrusu el koyarak onu sermayeye peşkeş çekmek oldu. Dolayısıyla, AKP’nin yirmi iki yıldır adım adım uyguladığı küçük ölçekli üretim yapan çiftçileri tasfiye ederek tarım alanlarını büyük sermaye gruplarına peşkeş çekme planının son aşamalarına gelinmiş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, peki, çiftçilerin bu isyanının gerekçesi nedir? Türkiye'nin içinde bulunduğu bu enflasyonist süreçte başta mazot, gübre, ilaç gibi girdi maliyetlerinin ciddi şekilde artıyor ve emeklerinin hiçleştiriliyor olması. Biraz önce, Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu'yla pamuk üretimi durumunu konuştuk, pamuk üretiminde ortalama maliyet artışını yüzde 240 olarak hesapladıklarını söylediler. Ancak bu artışa karşı çiftçi üç yıldır pamuğu aynı fiyattan satıyor, bundan dolayı çiftçi açık açık zarar ediyor. Ziraat Odalarının yaptığı hesapla 1 kilogram pamuğun üreticiye maliyeti 32 lira; Diyarbakır'da serbest piyasada kilogramı 22 liraya, üretici birliklerinde ise ortalama 25 liraya alıcı buluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, lütfen tamamlayın.

NEJLA DEMİR (Devamla) - Buna karşılık, üç yıldır pamuk destekleme primi kilogram başına değiştirilmeden 1,6 lira olarak destekleniyor. Üç yıldır enflasyon yaklaşık yüzde 240 artmışken üç yıldır pamuk destekleme priminin aynı olması, Bakanlığın dolaylı olarak çiftçiye "Pamuk ekmeyin." demesinden başka bir şey değildir. Üstelik, bu desteğin ödemesi 2025 yılının 6’ncı ayında olacak. Dolayısıyla bu enflasyonist ortamdan aslında çiftçinin alacağı desteğin de bir anlamı kalmıyor.

Değerli arkadaşlar, AKP'nin yirmi iki yıllık tarım politikasının özetine baktığımızda bankalara olan borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin arazilerinin bankanın sitesinden satışa çıkarıldığı, tarım yapma imkânı elinden alındığı için tarlasını ekemeyen çiftçinin tarlasına kiralamak suretiyle el konulmak istendiği, çiftçilere verilen mazot, gübre ve ürün desteğinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Demir, teşekkür ediyorum.

Bir dakika da uzattım.

NEJLA DEMİR (Devamla) – Uzatma vermiş miydiniz?

BAŞKAN – Tabii, tabii. Bugün hatipler kendini vererek konuşunca süreleri hesap etmiyorlar.

NEJLA DEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ben teşekkür ediyorum.

Diğer söz talebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Ayhan Barut’a ait.

Sayın Barut, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Pamuk umuttur, pamuk berekettir, pamuk iştir, aştır, pamuk beyaz altındır; pamuk, ülke ihracatımızın en önemli sektörlerinden olan tekstil ve konfeksiyon sanayisinin de ham maddesidir. Böylesine önemli bir ürünü üreten çiftçilerimiz maalesef son yıllarda, özellikle de bu yıl çok sıkıntılıdır. Şu anda hasadı tamamlamak üzere olan pamuk üreticileri ve pamuk büyük sorunlarla karşı karşıyadır çünkü şu anda üreticiler ülkede bölgesine göre değişmekle birlikte 1 kilogram pamuğu ortalama 27-28 liraya mal ediyor, satması gereken fiyat minimum 35 lira ancak şu anda tüccarlar pamuğu 21 lira civarından alıyor, kooperatifler de 23-24 liradan alıyor yani pamuk üreticisi her kilogram pamukta 7-8 lira civarında zarar ediyor. Aslında çiftçinin 21-22 liraya pamuğu satmasına itirazı yok. Eğer üretici pamuğu 17-18 liraya mal ediyorsa 21-22 liraya satsın ama pamuğu 27 liraya mal edip 21 liraya satmak akılla izah edilecek bir durum değil. İşte bu nedenledir ki aradaki farkın prim olarak ödenmesi gerekiyor ancak kiloda 1,6 lira olan prim maalesef kurtarmıyor, en az 5 lira ödenmesi lazım. Kaldı ki AKP iktidarı ve Tarım Bakanlığı bu prim sistemini de değiştirdi; 1,6 lirayı beğenmezken önümüzdeki yıllarda bu prim de ödenmiyor. Dekarda 500 kilogram civarı baz aldığında 800 lira olan prim, alan bazlı artık 549 lira ödenecek.

İşte, girdilerin 5-6 kat arttığı bir dönemde maalesef üretici zararda, bunun neticesindedir ki pamuk ekim alanları her geçen gün eksilmektedir. 1990'lı yıllarda pamuk ekim alanı tüm Türkiye'de 750-760 bin hektarken günümüze geldiğimiz şu yıllarda 350-400 bin hektar civarındadır. Neden pamuk ekiminden kaçılmıştır? Üretici kazanamıyor. Bunun karşılığında ise ne yapıyoruz? Pamukta ithalata yön veriyoruz. Her yıl 1 milyon tonun üzerinde pamuğa 2 milyar dolar civarında para ödeyerek maalesef ithalat yapıyoruz. AKP iktidarında, 18 milyon ton pamuğa 32 milyar dolar para harcanarak maalesef ithalat yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Barut, lütfen tamamlayın.

AYHAN BARUT (Devamla) – İşte bu 32 milyar dolar para eğer bizim kendi üreticimizin cebinde kalmış olsaydı değerli arkadaşlar, hem pamuktaki açığı kapatmış olurduk hem de üreticilerimiz refah bir şekilde tarımını sürdürürdü. Ancak işbaşındaki AKP iktidarı maalesef ithalat sevdalısı. Hem “yerliyiz” hem “millîyiz” deyip de yerli ve millî üreticileri desteklemeyip yurt dışı üreticilerini destekleyen bir iktidarı hep birlikte görüyoruz. Bu nedenle, pamuk üreticisinin derdine derman olmak için değerli arkadaşlar, ürününü en az 35 lira civarında elinden çıkarması gerekiyor. Aksi takdirde, zaten azalmaya yüz tutmuş, neredeyse yok olmuş bu pamuğu bundan sonra eski Türk filmlerinde ancak görebiliriz.

İktidara çağrı yapıyoruz: Lütfen, pamuk üreticilerinin derdine derman olun diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Barut.

Diğer söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’a ait.

Sayın Korkmaz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM KORKMAZ (Burdur) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; pamuk üreticilerinin sorunları üzerine verilen önergeye grubumuz adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum.

Tabii, ülkemizdeki tarımsal üretim ve tarımsal üretimin verimliliği konusunda Bakanlığımız çok önemli çalışmalar yürütmekte. Hemen hemen her kalemde, her noktada, gerek hayvansal gerekse bitkisel üretim konusunda üreticilerimizin sorunları aciliyetle değerlendiriliyor. Zaman zaman iklimden kaynaklanan, zaman zaman arz talep dengesinden kaynaklanan fiyat artışları ya da talep arzından kaynaklı fiyat düşüşleri meydana gelebiliyor. Şu anda içinden geçtiğimiz bir istikrar programı ile tarımsal planlama arasında bir denge gözetilerek özellikle girdilerin ve girdi maliyetlerinin yönetilmesi konusunda ve üreticilerin de geleceğe daha güvenle bakabileceği bir tarımsal planlama ve yeni destekleme sistemi Tarım Bakanlığımız tarafından geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıklandı. Şu anda yoğun bir şekilde… Özellikle üreticilerimizin gelecek planını, önümüzdeki birkaç yılı, üç yıllık planı yapabilmeleri ve buna göre de planlamalarını ve ekonomilerini düzeltebilmeleri için, yönetebilmeleri için yapılan bu sistem esasında, bir anlamda havza bazlı bir üretim planlaması modeli. Önümüzdeki dönemlerde tarımsal üreticilerimiz, özellikle bitkisel üretimin hem yönetilmesi hem maliyetlerin sürdürülebilirliği hem de aynı zamanda, ülkemizin ihtiyaç duyacağı temel gıda ve sanayinin ihtiyaç duyacağı temel endüstriyel üretim planlamalarının daha sağlıklı yapılacağı bir zemine geçmiş oluyor. Bu kapsamda da inşallah, pamuk üreticilerimizin sorunları da ciddiyetle Bakanlığımız tarafından ele alınıyor ve ele alınacak; ortaya çıkabilecek mağduriyetler ya da piyasa bakımından da gerekli önlemler ciddiyetle ele alınacaktır.

ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Hasat dönemi başladı, ne zaman alınacak?

ADEM KORKMAZ (Devamla) – Zira, ülkemiz tarım ülkesi yani şu anda gerek dünyada gerek Avrupa’da tarımsal üretim, tarımsal hasıla, tarımsal verimlilik bakımından da…

ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Hasat başladı, ne zaman alınacak?

ADEM KORKMAZ (Devamla) – …gerek ürün çeşitliği gerek ürün deseni bakımından da oldukça verimli, oldukça performansı yüksek bir tarım ekonomisine sahibiz. Önümüzdeki dönemlerde de Allah nasip ederse, inşallah, bahsetmiş olduğum tarımsal planlamanın çok daha güçlü bir şekilde zeminde oturtularak özellikle tarımsal üreticilerin yaşayabilecekleri hak kayıpları ya da oluşabilecek riskler daha güçlü bir şekilde yürütülecektir. Bu bağlamda, pamuk üreticilerinin sorunlarının da aynı şekilde çözümleneceğini düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Hasat başladı hasat, ne zaman çözülecek?

BAŞKAN – Şimdi, İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Hasat başladı, ne zaman çözecekler? Sayın Vekilim, pamukta hasat devam ediyor, ne zaman çözülecek?

OSMAN SAĞLAM (Karaman) – En kısa zamanda.

BAŞKAN – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

3.- DEM PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından, eğitim alanında yaşanan sorunların araştırılması amacıyla 3/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/10/2024

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/10/2024 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 Gülüstan Kılıç Koçyiğit

  Kars

 Grup Başkan Vekili

Öneri:

3 Ekim 2024 tarihinde Kars Milletvekili, Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından (7781 grup numaralı) eğitim alanında yaşanan sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/10/2024 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun’a söz veriyorum.

Sayın Hun, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP yirmi üç yıllık iktidarında 9 defa Millî Eğitim Bakanı değiştirdi. AKP eğitim sistemindeki başarısızlıklarına her gün yenilerini eklemektedir. Erdoğan’ın “Eğitim sisteminde başarısız olduk.” sözleri de bunu kanıtlamaktadır.

9 Eylül 2024 tarihinde okulların açılmasıyla başlayan sorunlar bir kez daha gün yüzüne çıktı. Okullarda yaşanan temizlik ve hijyen sorunları, güvenlik eksiklikleri, MESEM kapsamında “sermayeye ucuz iş gücü” olarak çalıştırılan çocuk işçiler, öğrencilerin barınma sorunları, öğretmen atamalarında mülakatla yaşanan adam kayırmacılık, torpil ve subjektif uygulamalar Millî Eğitim Bakanlığının yönetilemediğini, eğitimin niteliğinin düşürüldüğünü göstermektedir.

Millî Eğitim Bakanlığının yönetilemediğini okulların açılmasıyla kamuoyu bütünüyle görmüş oldu. Okullarda yaşanan temizlik ve hijyen sorunları, güvenlik personeli eksiklikleri basına çokça yansıdı. Millî Eğitim Bakanlığı ise yaptığı açıklamalarda okullardaki temizlik hizmetlerinin eksiksiz yürütüldüğünü ve herhangi bir sorunun olmadığını ileri sürmektedir ancak sahadaki gerçekler ve öğretmenlerin, öğrencilerin yaşadıkları bu iddiaların tam tersini ortaya koymaktadır.

Birçok okulda okul yöneticileri temizlik personeli eksikliği nedeniyle ya temizliği kendileri yapmış ya da veliler okullarda temizlik ve hijyeni kendileri sağlamak zorunda kalmışlardır. Belediyeler okullarda yaşanan temizlik sorununu çözmek istemiş, okullarda temizlik yapmak istemiş ancak Millî Eğitim müdürlükleri birçok okul müdürlüğünden belediyelerden hiçbir şey talep etmemelerini istemektedir. Temizlik için belediyelerden talepte bulunan bazı okul müdürlüklerine de Millî Eğitim müdürlükleri tarafından soruşturma açıldığı da gelen bilgiler arasında. Millî Eğitim Bakanlığı okullarda yaşanan temizlik sorunlarının salgın hastalıklara neden olabileceği bilindiği hâlde kendi beceriksizliğini kabul etmeyip okullardaki sorunları halı altına sürmeye devam etmektedir.

Bu yıl okulların açılmasıyla milyonlarca öğrenci ve öğretmen, hiçbir pilot uygulama yapılmadan, adına “Maarif Model” denilen, iktidarın ideolojisiyle şekillendirilen eğitim sistemiyle yeni eğitim öğretim yılına başlamaktadır. Sorgulamayan, itaat eden bir nesil üretme çabasıyla oluşturulan eğitim modelinin eğitimdeki sorunları çözmek yerine daha da derinleştirdiği aşikârdır.

İktidar, ÇEDES programıyla tarikat ve cemaatlerin okullara girmesine olanak vermektedir. İktidarın kendi dünya görüşüne uygun nesiller yetiştirme hedefi, tüm topluma yönelik fiilî bir dayatma hâline gelmiş durumdadır. Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğinde yürütülmekte olan ÇEDES Projesi kapsamında atılan adımlar, toplumun genetik kodlarını değiştirmeye yönelik adımlardır. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı dinselleştirme uygulaması olarak karşımıza çıkan ÇEDES projesi çocukların zihinsel gelişim süreçlerine ve pedagoji bilimine tamamen aykırı bir içerikte hazırlanmış ve 81 ildeki bütün okullarda uygulamaya konulmaktadır.

Son yıllarda iktidar eliyle derinleştirilen ekonomik ve toplumsal sorunlar, MESEM’leri bir tercih olmaktan çok yüz binlerce çocuk için âdeta bir zorunluluk hâline getirmiştir. Çocukların yasal olarak tehlikeli işlerde çalıştırılması yasak olmasına rağmen MESEM bünyesinde çalıştırılan çocuklar iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırılması anlamını taşıyan MESEM uygulaması nedeniyle son bir yıl içerisinde en az 9 çocuk çalışma hayatında yaşamını yitirmiştir. MESEM, öğrencilere mesleki eğitim verilen ya da iddia edildiği gibi staj üzerinden beceri kazandırılan bir uygulama değil, patronlara kaynak aktarmak amacıyla oluşturulmuş bir teşvik sistemidir.

Eğitimdeki büyük sorunlardan bir tanesi de iktidarın tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırdığı taşımalı eğitim sistemidir. Taşımalı eğitimin bazı bölgelerde kaldırılması, bu bölgelerde yaşayan öğrencilerin eğitim hakkı ve eğitime erişebilirliği açısından ciddi sorunlar yaratma potansiyeline sahiptir. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan öğrenciler, eğitim kurumlarına ulaşım konusunda büyük zorluklar yaşamaktadır. Bu durum, öğrencilerin eğitim hayatlarına devam etmelerini engellemekte, devamsızlık oranlarını artırmakta ve başta kız çocukları olmak üzere erken okul terklerine yol açmaktadır. Bu durum -kız çocuklarının- bu politikanın bir sonucu olarak erken yaşta evlilik gibi olumsuz sonuçları doğurmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hun, lütfen tamamlayın.

YILMAZ HUN (Devamla) – Taşımalı eğitim, özellikle coğrafi olarak dezavantajlı bölgelerde eğitim sistemini işleyişini sürdürülebilir kılan bir uygulama olarak önemli bir yer tutmaktadır. Eğitim hakkının önündeki bütün fiziki ve yasal engeller kaldırılmalıdır. Çağdaş ve nitelikçe yeterli bir eğitim hakkından bahsedebilmemiz için herkese kapsamlı, yeterli sürede verilmeli, yaşam boyu ulaşılabilmeli, kamusal bir anlayışla parasız olmalı, içeriği çağdaş, bilimsel ve laik olmalı, resmî dil yanında ana dilinde de eğitim yapılabilmelidir. Eğitime erişim hakkını düzenleyen her türlü ulusal, uluslararası yasa ve sözleşmenin bu hakkın ayrım yapılmaksızın devletlere yükümlülüğü sağlanmalıdır diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hun.

Öneri üzerinde ilk söz talebi, Saadet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Birol Aydın'a ait.

Sayın Aydın, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA BİROL AYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin, insanımızın şüphesiz bizlerden beklediği çözüm yolları var, onlarca sorunumuz var çözüm beklemek durumunda olan. Bunların en başında gelen de şüphesiz eğitimdir. Öğretmenlerimizin, eğitimcilerimizin, öğrencilerimizin, bir bütün olarak eğitim camiamızın sorunlarını çözmek de bizim sorumluluğumuz altındadır.

Ama bütün bunların yanında, bölgemiz açısından da çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Terör rejimi İsrail Filistin'i işgal etti, yetmedi; on binlerce insanı genç-yaşlı, çoluk çocuk demeden katletti, şehit etti, yetmedi; İsmail Haniye'yi İran'da şehit etti, Lübnan'da Nasrallah'ı şehit etti, Lübnan'ı vurmaya devam ediyor. Bu noktada İran'ın İsrail'e cevabını anlamlı ve değerli bulduğumuzu da ifade etmek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı bu kürsüden İsrail'in artık ülkemizi de tehdit ettiğini dile getirdiler. Değerli arkadaşlar, haritaları yeniden keşfetmiş gibi davranmaya gerek yok. İsrail'in, ırkçı siyonizmin bölgemiz ve ülkemiz üzerindeki hedeflerini yeni duyuyormuş gibi davranmaya gerek yok, merhum liderimiz Erbakan Hocamız 2000 yılından 2010 yılına kadar neredeyse bütün konuşmalarında ırkçı siyonizmin hedeflerini, BOP'un amacını dile getirdi; amacın önce Afganistan'ı, sonra Irak'ı, sonra Suriye'yi, sonra İran'ı hedeflediğini ama esas amacın Türkiye olduğunu âdeta bir mıh gibi kafamıza çaktı; bunu yeni duyuyormuş gibi davranamayız. Irak'ta ve Afganistan'da biz sizleri uyardık, Suriye'de uyardık ama siz bu uyarılarımıza iktidarınızı devam ettirmek adına kulak tıkadınız. Biz Saadet Partisi olarak her gün sizi uyarıyoruz ancak siz sadece iktidarınızı korumanın derdindesiniz. Bugünlere sizin dış politikadaki yanlış adımlarınızdan dolayı geldik. Bizi bugüne bir dün getirdi; bunu bilmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen tamamlayın.

BİROL AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar, bugün sizi bir kez daha uyarıyoruz: Tehlike yanı başımızda ve bu tehlikeyi durdurmanın yolu bellidir, bu da "tweet" atmak değildir, miting düzenlemek değildir; bunları yapacak olanlar vatandaşlardır, sivil toplum kuruluşlarıdır. İktidara düşen sorumluluk, kürsülerde en güzel cümlelerle zulmü kınamak değildir; iktidar icraat makamıdır, zaman somut adım atma vaktidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde diğer söz talebi, İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu'na ait.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; TÜİK eylül ayı enflasyon rakamlarını açıkladı ve tahmin edildiği üzere, yine gerçeklerle alakası olmayan, pazarla, çarşıyla, hele hele eylül ayında eğitim öğretim başlarken eğitim öğretimdeki ve kırtasiyedeki yüksek enflasyona rağmen 49,38 çıkardı, ENAG’a göre de bu oran 88. Emeklilerin hem de üç aylık enflasyon farkının ortaya çıkacağı bu oranın açıklanmasıyla ve altı ayın sonunda işçilerin ve memurların, emeklilerin zam oranlarının yılbaşında belli olacağı günlerde bu enflasyon rakamlarını açıklayan TÜİK’e buradan memleketin emeklileri, çalışanları ve memurları adına sesleniyorum: Haklarını helal etmiyorlar. Ekmekleriyle, maaşlarıyla, gelirleriyle utanmadan oynadınız; haram olsun, zehir ve zıkkım olsun.

Efendim, DEM’in önergesiyle alakalı, Millî Eğitim Bakanlığı maşallah her şeye para da yetiriyor, imkân da yetiriyor ama nedendir bilinmez öğrencilerimize hizmete geldiğinde ortada para bulamıyor. Derneklere para var, vakıflara para var, Cihannümaya para var, cemaatlere para var ama okulları temizlemeye, öğrencilere yemek vermeye para yok. Sayıştay raporunda, 2023 yılında Millî Eğitim Bakanlığı vakıf ve derneklere kaç lira yatırmış hibe etmiş biliyor musunuz? 6 milyar lira, üstelik Sayıştay raporlarının pek çok yerde kesintiye uğramasına rağmen.

Okullarımızda hijyen sorunu almış başını gidiyor; koridorlar, sınıflar, idari bürolar, tuvaletler tabiri caizse pislik içinde. Rakamlar ortada, bakınız, memlekette 61 bin civarında okul var ancak Millî Eğitim Bakanlığında kadrolu hizmetli ne kadar? 49 bin. Yine bu açığı kapatmak için İşgücü Uyum Programı’yla 120 bin kontenjan ayrılmış. Ne var ki bu kontenjanlara ortalama aylık kaç lira veriyorlar? 7 bin lira. Başvuran var mı? Tabii ki yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, lütfen tamamlayın.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) – 7 bin liraya insan çalıştırmak demek anayasal suç işlemektir. Oradan da açığı kapatamayınca Sayın Bakan çıktı, yarı zamanlı olarak 30 bin temizlik personeli alınacağını açıkladı, hâlbuki bu da yetersiz. 500'ün altında öğrencisi bulunan okullar için en az 3, 500’ün üstü okullar için 4, 1.000 öğrencili okullar için en az 5 daimî temizlik personeli gerekli. Ben size Bursa örneğini vereyim: Bursa'da 1.277 okul var fakat bu okullar için İŞKUR üzerinden ayrılan kontenjan 1.020, üstelik bu da altı aylığına gönderilmiş. İşgücü Uyum kapsamında 1.750 kontenjan ayarlanmış ama bunların da haftalık çalışma şartı üç gün olduğu için kabul eden olmamış. Hasılı, Millî Eğitim Bakanlığı okulların temizlik işini eline yüzüne bulaştırmış.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde diğer söz talebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’a ait.

Sayın Yontar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NURTEN YONTAR (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihinin en problemli eğitim öğretim dönemini yaşamaktayız. Millî Eğitim Bakanlığı okulları temizletmeden, boya badanasını yaptırmadan, temizlik ve güvenlik personelini almadan, öğretmen atamalarını yapmadan okullar açıldı. Okulların açılmasıyla birlikte okulların temizliğini, temizlik malzeme alımlarını veliler ve öğretmenler birlikte yapmaya başladı.

Emeği yok sayarak “tasarruf” adı altında yarı zamanlı temizlik hizmeti almaya çalışıyorsunuz. Kölelik düzenini geri mi getirmeye çalışıyorsunuz? Okulların temizlikten yoksun olması ve özellikle tuvaletlerin temizliğinin yapılmaması öğrencilerde ve okul personelinde salgın hastalıklara sebebiyet vermiştir.

İktidarınız döneminde her gelen Millî Eğitim Bakanı sistem değiştirdi ama emin olun, en berbat dönem şu anki Millî Eğitim Bakanınız Sayın Yusuf Tekin’in dönemidir. Bir önceki Bakanın verdiği bir öğün yemek bile Sayın Yusuf Tekin’e fazla gelmiştir.

Yoksulluk derinleştikçe, ailelerin alım gücü düştükçe okula aç giden çocuk sayısı da arttı; önceden bir iki çocuk var iken sınıfta ve bunlar bir şekilde kompanse edilirken şimdi neredeyse sınıftakilerin yarısı aç gitmekte. Yumurtanın tanesi 5 lira, simidin tanesi 15 lira; 1 şişe suyun 10 liraya satıldığı bir kantinde hangi öğrenci neyi alacaktır?

Sayın Cumhurbaşkanı "3 çocuk yapın." dedi, Cumhurbaşkanını dinleyenler bugün kan ağlıyor, çocuğunu besleyemediği için hesap soruyor. Çocukların iyi beslenememesi boy kısalığını, okul tuvaletlerini kullanamaması da bağırsak ve böbrek rahatsızlığını beraberinde getirmekte. Çocuklarımız tabii ki Millî Eğitim Bakanının çok da umurunda değil. Okullarımızın diğer bir sorunu da güvenlik sorunu. Kapısında güvenlik görevlisi olmadığı için öğrenciler izinsiz bir şekilde okullardan kaçabilmekte buna bağlı da kötü alışkanlıklar edinebilmektedir. Yine, bazı kendini bilmez insanlar elini kolunu sallayarak okula girmekte ve öğretmenlere şiddet uygulamakta. Emniyet güçlerimizin okul çıkışlarında ve girişlerinde devriye görevinde bulunmaları yeterli değildir, acilen tüm okullara birer güvenlik görevlisi yerleştirilmelidir. 4+4+4’e geçilmesinin ardından özellikle kız öğrencilerimiz eğitimden uzaklaştırıldı. Sermayeyi eğitim politikalarınızın ortağı yaptınız. Eğitimi özelleştirme projeniz eğitimde kaliteyi artırmak yerine iyice düşürdü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yontar, lütfen tamamlayın.

NURTEN YONTAR (Devamla) – İstediği liseye yerleşemeyen ve yeterli gelir düzeyi olmayan öğrenciler imam-hatip liseleri ve meslek liselerine yönelmek zorunda bırakıldı. Taşımalı eğitimle kilometrelerce uzaktaki okullara gitmek zorunda kalan çocuklarımız, son yapılan düzenlemeyle birlikte 30 kilometre üzerindeki mesafelerde yatılı okullara yönlendirilmiş bulunmakta, yatılı okula göndermek istemeyen aileler yüzünden de çocuklar eğitimden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu kadar sorun ortada dururken Bakanlık bunlarla uğraşmayıp neyle uğraşıyor? Cemaat ve tarikatlarla protokol yapmaya. ÇEDES, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, MESEM, MEB'de kadrolaşma ve bugün görüşmeye devam edeceğimiz Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi. Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi üzerine bu kadar uğraşacağımıza gelin, eğitim fakültelerinin eğitim kalitesini artıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURTEN YONTAR (Devamla) – Öğretmenlik diplomasını yok sayan Milli Eğitim Akademisini kabul etmiyor; ücretli, sözleşmeli değil, kadrolu ve güvenceli öğretmen istihdamı sağlanmalı diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yontar, teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde diğer söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Rukiye Toy'a ait.

Sayın Toy, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RUKİYE TOY (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Gazze ve Lübnan'da sürdürdüğü katliamlar sebebiyle İsrail'i bir kez daha lanetliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak en büyük ve en önemli politikalarımızdan biri elbette çocuklarımızın her açıdan nitelikli eğitim almaları ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmeleri için tüm olası tehditlere karşı her türlü koruyucu ve önleyici tedbirleri almaktır. Bu doğrultuda Bakanlığımız 1 milyondan fazla öğretmeni, 16 milyona yakın öğrenci ve velilerinden oluşan büyük bir aile olarak 164 bin bina ve 605 binden fazla derslikte eğitim ve öğretim hizmeti yürütmektedir. 60 binden fazla okulumuzun temizlik hizmetlerinin yürütülmesi için geçtiğimiz yıllarda 110 bin olan temizlik personeli sayısı bugün 146 bini aşmış durumdadır. Bu sayıya ilave olarak İşgücü Uyum Programı kapsamında ayrılmış olan 120 bin kontenjanın tamamlanması için alımlar devam etmektedir.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Kadrolu o kadar değil ya!

RUKİYE TOY (Devamla) – Okullarımızda temizlik malzemelerinin temini için 2023 yılında 1,5 milyar harcanmış, 2024 yılı için bu tutarın 2,5 milyar olması da öngörülerek bu yönde bütçe hazırlığı yapılmıştır. Ayrıca, tüm okullarımızın temizlik ve hijyen şartları, yetkilendirilen 8 bin görevli tarafından da sürekli tetkik edilmektedir.

Öte yandan, Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonunda, Aile ve Sosyal Hizmetler ve İçişleri Bakanlığımızın iş birliğinde çocuklarımızın güvenliğini teminen koruyucu ve önleyici eğitim ve güvenlik tedbirleri de alınmaktadır. Öğrencilerimizin güvenliği için binden fazla okul kolluk görevlisi, 20 bine yakın güvenli eğitim koordinasyon görevlisiyle okullarımızın giriş çıkış saatlerinde 5.800 ekip görevlerini sürdürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” yani ÇEDES Projesi, oluşturulmak istenilen algının aksine, toplumsal konularda çocuklarımızın duyarlılığını arttırmış ve olumlu davranış değişikliklerine sebep olmuştur. Öyle ki proje kapsamında, 6 Şubat depremi sürecinde 63 milyon yardım ve 554 konteyner yanında binlerce ihtiyaç kolisi deprem bölgesine ulaştırılmış, Gazze için yaklaşık 50 milyon yardım desteği sağlanmıştır. Yine, bugüne kadar öğrencilerimiz tarafından yaklaşık 2 bin hasta, yaşlı, şehitlik, huzurevi ziyaret edilmiş, 150 bine yakın da fidan dikilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toy, lütfen tamamlayalım.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Ya, 7 bin liraya insan çalışır mı, buna bir cevap verir misiniz?

RUKİYE TOY (Devamla) – Diğer bir husus ise, mesleki eğitim merkezi yani çıraklık programı. Mevcut yasal düzenlemelere uygun olarak yürütülen programın iş dünyamızın, sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi başta olmak üzere birçok toplumsal ve ekonomik anlamda faydası vardır.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Kaç kişi kabul etti bu işi?

HALUK İPEK (Amasya) – Konuşmayı sen mi belirleyeceksin?

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Ya, soru o; ona cevap vermiyorsunuz.

HALUK İPEK (Amasya) – Hayır hayır, konuşmayı sen mi belirleyeceksin?

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Ya, 7 bin liraya çalışır mı?

HALUK İPEK (Amasya) – Ya, mübarek, hatibin konuşmasını sen mi belirleyeceksin? O istediği gibi konuşur. Ya, öyle bir usul yok yani.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) – Tamam efendim, biz de onun cevabını bekliyoruz.

RUKİYE TOY (Devamla) – Şu bilinmelidir ki MESEM öğrencilerinin iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası primleri Bakanlığımız tarafından ödenmektedir. Program kapsamında işletmeler, çırak statüsünde olan 9, 10 ve 11'inci sınıf öğrencilerine asgari ücretin yüzde 30’undan, kalfalık yeterliliğini kazanmış 12'nci sınıf öğrencilerine ise asgari ücretin yüzde 50’sinden az olmayacak şekilde ücret ödemek zorundadır yani iddiaların aksine, öğrencilerimizin ve emeklerinin suistimal edilmesi söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RUKİYE TOY (Devamla) – Sonuç olarak, muhalefetin oluşturmaya çalıştığı algıya ve belgelere dayanmayan tüm ithamlara rağmen bizler Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde Türkiye Yüzyılı için çalışmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Toy, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Bekir BOZDAĞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa BİLİCİ (İzmir), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

----- 0 -----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

4.- CHP Grubunun, Osmaniye Milletvekili Asu Kaya ve arkadaşları tarafından, ülkedeki çocuk istismarları, kayıp çocuklar, çocuk vakaları ve çocuk cinayetlerinin önlenmesi amacıyla 1/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Ekim 2024 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/10/2024

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/10/2024 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 Murat Emir

 Ankara

 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Osmaniye Milletvekili Asu Kaya ve arkadaşları tarafından, ülkemizdeki çocuk istismarları, kayıp çocuklar, çocuk vakaları ve çocuk cinayetlerinin önlenmesi amacıyla 1/10/2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 793 sıra no.lu Meclis Araştırma Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/10/2024 Perşembe günlü Birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Osmaniye Milletvekili Asu Kaya’ya söz veriyorum.

Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ASU KAYA (Osmaniye) – Cumhuriyet Halk Partimizin çocuk hakları ihlallerinin önlenmesine dair grup önerisi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi, Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Narin nasıl masum, nasıl akıllı bakan bir kız çocuğu görüyorsunuz, nasıl da gelecekte öz güvenli bir birey, kadın olacağım diyor ama maalesef olamadı, biz onu koruyamadık. Çocuklarımızı koruyamıyoruz, onları duyamıyoruz. Nasıl duyacağız ki? Birileri cinayetlerle ölmeden, birileri onları istismar etmeden, onlar tacize, tecavüze uğramadan, kayıp ilanları yayınlamadan önce kim duyuracak onların seslerini? Kime güvenecekler? İktidar grubu milletvekillerinin söz ettiği ama maalesef, çocuklarımız yaşarken onları koruyamayan, öldükten sonra cansız bedenlerine sahip çıkamayan ve ancak kayıplar yaşandıktan sonra görevlerini hatırlayan kamu görevlilerine mi? Sizin feodal sisteme yenik düşerek içini boşalttığınız ve sorun yumağı hâline gelen ailelerdeki yakınlarına mı güvenecekler? Yoksa yıllardır çocukları yerine dostluklarına sahip çıkan siyasi düzene mi güvenecekler? Bu ülkede küçücük çocuklar nasıl bir güvensizlik içinde yaşam savaşı veriyorlar, farkında mısınız? Dün bu kürsüde “Adaletin ve merhametin gölgesinde büyümesi gerekir.” dediğiniz çocuklar bugün sayenizde artık adalete erişemiyor, merhamet hissetmiyorlar, sahipsiz hissediyorlar.

Toplumun gelecekteki teminatı olan çocuklarımızın o tertemiz vicdanlarının sesi olarak soruyorum: Devlet nerede? Yoksunuz. Köylerde, ilçelerde yoksunuz. Tarikatların, cemaatlerin, zengin siyasi zümrelerin, çetelerin gücüne, maalesef, teslim olmuş durumdasınız. Küçücük bir köyde -ben şahidim- üstün teknolojilere sahipken çocuğumuzun cansız bedenini ancak on dokuz gün sonra bulabildiniz. Kayıp çocuklarımızın olduğunu ise sadece günler sonra öğrenebiliyorsunuz. Bu halkın aklıyla lütfen dalga geçmeyin artık ve bu ülkede artık hiçbir çocuğun kendini güvende hissetmediği, ailelerin sürekli diken üzerinde olduğu gerçeğini görün. “Aile kavramını güçlendireceğiz.” diyenler her bir çocuğun ve onların ailelerinin yaratılan güvensizlik ve korku ikliminden korktuğunu, ürktüğünü görmüyor mu? Bu iklimde çocuklara dair cinsel istismar, taciz, kayıp ve cinayet haberleri artık yağmur gibi yağıyor. Birkaç gündür küçücük bir ilçemizde sadece 14 yaşında olan bir kız çocuğunun, bilinen 18 kişi ama iddia odur ki -bana gelen bilgiler odur ki- yüzlerce kişi tarafından istismara uğradığını öğreniyoruz.

Soruyorum: Sorumluluğu olan kamu görevlileri neredeler? Her tarafı MOBESE’lerle dolu olan ilçelerde, illerde bu küçücük kızın aylardır, iddia odur ki yıllardır istismar edildiğini hiç kimse bilmiyor mu, görmüyor mu? Küçücük bir ilçede burunlarının dibinde belki de yıllardır bu olanları bilmiyorlarsa, bu vahametten bihaberlerse bu ayrı bir suç; biliyorlar da aylardır, yıllardır bu vahameti izliyorlarsa bu da ayrı bir facia, görev suçu, en önemlisi de bir insanlık suçu. Bu tür vakalar ülkemizin pek çok yerinde olurken ilgili bakanlıkların taşra teşkilatları acaba ne yapıyorlar? İl ve ilçe Millî Eğitim müdürleri okulda kaydı olmayan kız çocuklarımızın peşine düşüyor mu? Hayır, hiçbirinin peşine düşmüyorlar. Bakanlıklarınız arasında koordinasyon yok. Bu mu çocuklarımızın iyilik ve menfaatini en üstte kabul eden devlet anlayışınız?

Dün iktidar partisi milletvekilleri çocuk cinayetlerinin, istismarlarının siyaseten kullanıldığını söylediler bu kürsüden, ben de size şunu söyleyeyim: Siyaset tam da aslında bunun içindir, bütün gerçekleri halkla konuşmanın, paylaşmanın, çözüm bulmak için en önemli görevidir, yeridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya, lütfen tamamlayın.

ASU KAYA (Devamla) – Siyaset, toplumsal ahlak inşa etmek için değil ama toplumsal ahlak ve vicdanın zedelenmeyeceği, evrensel insan onur ilkelerine dayalı bir toplum yapısı inşa etmekle görevlidir. Bu nedenle konuşmaya devam edeceğiz, biz konuşacağız ki o masumlar öldürülmesin, cezasızlıktan cesaret alan caniler en ağır cezaya çarptırılsın; çocuklarımız feodal sistemin karanlıklarına, sizin sürekli protokoller imzaladığınız o kapalı, karanlık tarikatlara, cemaatlere mahkûm edilmesin; kayıp çocuklarımızın sayısı artmasın ve millî bir seferberlik başlasın.

Sayın Cumhurbaşkanının Birleşmiş Milletlerde savaş mağduru çocuklar ve kadınlar için söyledikleri çok önemliydi, aynı acıyı hissediyoruz ama biz istiyoruz ki ülkemiz çocuk ve kadın mezarlığına, kayıp çocuklar ülkesine dönmesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ASU KAYA (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Son cümle, siz de görüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Kaya, bir dakika daha uzattım ama selamlamak için buyurun.

ASU KAYA (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

Bütçe geliyor, büyük bütçeli devlet kurumları, bakanlıklarımız var. Çocuklarımızın üstün yararı için kâğıt üzerine yazdığınız politikaları çocuklar için bütçe ayırarak hemen uygulayın, politik tercihlerinizi çocuklarımız için kullanın lütfen.

Meclisimizdeki tüm siyasi partilerin, başta kadın milletvekillerinin ve tüm milletvekillerinin içinin acıdığını biliyorum. Bu nedenle, gelin, çocuklarımız katledilmesin, küçücük kız çocuklarımız aylarca tacize, istismara maruz kalmasın, erkek çocuklarımız yatılı yurtlarda istismara uğramasın diye, “Bir kereden bir şey olmaz.” diyen anlayışı yıkabilmek için hep birlikte bir komisyon kuralım. Evrensel çocuk haklarını ülkemizde uygulayabilmek için bu komisyonu kuralım diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

Öneri üzerinde ilk söz, Saadet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin’e ait.

Sayın Şahin, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, hepimizi derinden sarsan ve ülkemizi yasa boğan Narin yavrumuzun cinayetini konuşuyoruz, çocuklarımızı konuşuyoruz. Ben bu konu hakkında konuşurken sadece grubumuz adına değil, 2 evlat babası olarak da konuştuğumu ifade etmek istiyorum.

Bu acı olay, sadece bir ailenin değil bütün bir toplumun yüreğine kor gibi düşmüştür. Bizim nazarımızda bir evladımızın kaybı tüm Türkiye'nin, tüm geleceğimizin kaybıdır. Ne yazık ki son dönemlerde, çocuklarımızla ilgili farklı konularda büyük acıları, cinayetleri, istismarları çok fazla duymaya başladık. Sadece Narin kızımızın meselesinde değil, çocukları kapsayan bütün olaylarda yas tutmamak için bu tip vakaları engellemek en birinci vazifemizdir. Mesele sonradan duyulan üzüntüleri paylaşmak değil, mesele bu acıları önceden önleyebilmektir. Masum yavrularımız hiçbir surette kem bakışların, acı sözlerin, şiddetin ve ismini anamadığımız hiçbir adli konunun objesi olmamalıdır. Bu noktada, sorumluluğun önemli kısmı adli ve kolluk kuvvetleriyle devlete aitse de aynı zamanda evlatlarına gözü gibi bakması gereken ailelerimizin de sorumluluğu vardır. Burada da eğitimin önemi ortaya çıkmaktadır. Bir evlat yetiştirmenin bir ülkenin geleceğini yetiştirmek olduğunu bilerek ailelerimiz bilinçlendirilmeli, bu tür konularda eğitilmelidir, kız-erkek evlat ayrımı yapmadan bu çocuklarımızın her şeyiyle ilgilenmeleri sağlanmalıdır. Devletimize düşen sorumluluk da aynı oranda ağırdır. Devlet her bir çocuğa sahip çıkmalı, toplum bu konuda eğitilmeli, bilinçlendirilmeli ve bütün kurumların çocuk konulu suçların önüne geçilmesi için her zaman tetikte olması sağlanmalı ve bütün çabalara rağmen suç engellenemediği takdirde de adli süreçler en hızlı, en etkin bir şekilde sonuçlandırılmalıdır, kamuoyu vicdanı rahatlatılmalıdır.

Kıymetli hazırun, bu konularda bir başka sorumluluk da medyaya düşmektedir. Medyamızın bu tür trajik olayları ele alırken daha sorumlu bir dil kullanması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Haftalardır gündemde olan bir konuyu reyting malzemesi hâline getirmek, mağduru kendi evladı gibi görüp üzülen milyonlarca insanımızın duygularını istismar edecek şekilde bir şov havasında servis etmek de medyaya yakışmamaktadır. Medya vatandaşı bilgilendirme görevini yerine getirirken toplumsal hassasiyetleri de gözetmek zorundadır, her şey reyting değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen tamamlayın.

İSA MESİH ŞAHİN (Devamla) – Bir başka husus: Bu kahredici cinayet üzerinden siyasi prim derdine düşülen siyaset anlayışını da toptan reddediyorum. Narin hepimizin yavrusudur, Narin’in acısı hepimizin acısıdır; bu acı üzerinden kutuplaştıran, ötekileştiren bir dil kullanılmasını da son derece yanlış buluyorum. Bu tür olaylarda takınmamız gereken en doğru tavır siyasetüstü bir duruşla konuya yaklaşmaktır.

Bir de şunun altını çizmek istiyorum: Bu tür olaylar üzerinden dernek, vakıf gibi kurumların da toptan suçluymuş gibi görülmesini de son derece yanlış bir bakış açısı olarak görüyorum.

Bir devlet ne kadar adilse o kadar güçlüdür, bir millet devletine ne kadar güveniyorsa o kadar mutludur. Bakın, yıllar önce bizi yine kahreden Münevver kızımızın cinayeti bugünlerde yine gündemde ama toplumda şöyle bir algı var: İnsanlar çıkacak sonuca güvenmemektedirler. Bu anlamda da üzerimize düşen, Türkiye’de yargı organına güven duyulan bir iklimi inşa etmektir.

Son olarak, Narin kızımız başta olmak üzere, bugüne kadar koruyamadığımız bütün çocuklarımızın utancını ve acısını yüreğinde taşıyan biri olarak sizleri saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

Öneri üzerinde diğer söz talebi İYİ Parti Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban'a ait.

Sayın Gürban, buyurun.(İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) -

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun önerisi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum.

Çocuk istismarı konusunun Genel Kurulda konuşulmasını çok anlamlı buluyorum. Lakin böylesine hassas bir konu gündeme alındı, konuşuldu ve sonuç olarak reddedilecek. Konuya hassasiyetimiz böyle mi olmalı?

Sayın milletvekilleri, hayattaki en değerli varlıklarımız çocuklarımız. Hep ne deriz? Çocuklarımız için yaşıyoruz. Bunu söylemek için de illaki çocuk sahibi olmamız gerekmiyor. Peki, biz kıymetlilerimizi koruyabiliyor muyuz? Çocukları koruyamıyoruz, kadınları koruyamıyoruz, doğayı koruyamıyoruz, hayvanları koruyamıyoruz, işçimizi, memurumuzu, hele hele emeklilerimizi korumayı geçtim kaderine terk ediyoruz. Biz burada ne yapıyoruz? Bugüne kadar hangi konuyu çözebildik? Hepimizin ortak tavır takınması gereken çocuklarımızda bile fikir birliğine varamıyoruz. Demek ki neymiş? “Bir kereden bir şey olmaz.” değil, çok şey olurmuş. Demek ki neymiş? “Küçüğün rızası var.” demekle konu kapanmıyormuş. Kaç yaşında çocuk, neye göre, kime göre çocuk? "Bazıları 15 yaşındadır ama olgun gösterir." diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. "Ortaokul çocukları bazen bir kadından daha cazip gelir." diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, Narin kızımızın cinayeti hepimizin kalbîni, canını yaktı. Bunca zaman geçti, katili bulunamadı. Diyarbakır İl Jandarma Komutanı "Devletimiz bütün imkânlarını kullandı." şeklinde açıklama yaptı. Böyle bir acizlik olur mu? 120 haneli bir köyde olan cinayet çözülemez mi? Nasıl olur da koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti tüm imkânlarını kullanır ve sonuç elde edilemez? Şahsım olarak böyle bir şey olabileceğine ihtimal vermiyorum. Toplumda infiale neden olan olaylar aslında olabilecek diğer olayları da tetiklemektedir. Mesela kişi cinayet işliyor, belirli bir süre sonra salıveriliyor, yaptırımlar caydırıcılığını yitirince kontrol kaybediliyor. Dolayısıyla bu olaylar aynı zamanda topluma doğru mesaj verilmesi açısından oldukça önemlidir. Devlet itibarı asla zedelenmemelidir. İtibar zedelenmesin diyoruz ama TÜİK zedelenmesi için elinden geleni ardına koymuyor. Bir kurum ancak bu kadar itibarsızlaştırılır, TÜİK inandırıcılığını kaybettiği gibi artık kale de alınmıyor; ülkemizde binlerce çocuk kayıp, bu konuda TÜİK de kayıp, adında istatistik olan kurum veri paylaşmıyor. TÜİK kayıp çocuklarımızın istatistiklerini veri karartması yaptığı için mi paylaşmıyor? Kaybolan çocuk sayılarına ilişkin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında veri var mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürban, lütfen tamamlayın.

MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış tarihi olan 23 Nisanı dünyada ilk ve tek çocuklara bayram olarak armağan eden Türkiye Cumhuriyeti devleti bir asır sonra kaç çocuk kaybolduğunu bilmiyor. Bu farkı yüce Türk milletinin vicdanına bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gürban, teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde diğer söz talebi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’a ait.

Sayın Erdoğan Sarıtaş, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) –

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüden bugüne kadar yüzlerce vekilin defalarca kullandığı şu cümle size çok tanıdık gelecektir: “Çocuklar geleceğimizdir.” Hayır, çocuklar geleceğimiz değildir; çocuklar bugünün yani şimdinin hak sahipleridir. Onları koruyucu tedbirler almak burada bulunan her birimizin, öncelikle de yetkililerin en asli görevidir. Ancak kayıp çocuklardan istismar edilen ve öldürülen çocuklara kadar mevcut politikalar söz konusu tedbirleri alma konusunda standartların altında olduğumuzu gösteriyor. Peki, bu umarsızlığın ve boşvermişliğin nedeni nedir? Elbette ki başlıca nedenleri şeffaflığın olmaması ve etkili politikaların üretilmemesi. “Çocuklar neden kayboldu; soralım, araştıralım.” diyoruz, iktidar blokunun oylarıyla reddediliyor. “Çocuklarla ilgili soruşturma ne aşamada, soralım.” diyoruz, iktidar oylarıyla blokuyla reddediliyor. Çok uzağa gitmeyelim, en yakın örneğine bakalım: Bütün Türkiye'yi sarsan Narin Güran cinayeti hâlâ açıklığa kavuşmuş değil. Bu konuya dair neredeyse herkes söz söyledi ama iş icraata gelince maalesef yine aynı sonuçla karşılaşıyoruz. Muhalefetin “Araştırılsın.” dediği bu cinayet de yine iktidar blokunun oylarıyla reddediliyor. Buradan soruyorum iktidar vekillerine: Gerçekten bunu reddetmenizin gerekçesi nedir? Neden bu cinayetin soruşturulmasını, araştırılmasını istemiyorsunuz?

Şimdi de gelelim Türkiye'deki kayıp çocuklarla ilgili meselenin en vahim tarafına. Türkiye İstatistik Kurumu 2016'dan bu yana, kayıp çocuklara ilişkin veri paylaşmıyor. Açıklanan son veriye göre 2008-2016 arasında toplam 104.531 çocuk kayboldu. Aradan geçen sekiz yıl içinde kaç çocuğun kaybolduğunun yanı sıra, kayıp çocukların kaçının bulunduğu da hâlâ belirsiz. Veriniz var da saklıyorsanız ya kamuoyuna hesap verebilir olmak istemiyorsunuz ya da bu konuda etkili politikaları hayata geçirmediğinizin açığa çıkmasını istemiyorsunuz demektir, üçüncü seçenek olarak da gerçekten çocuklar umurunuzda değil ki pratiğinize baktığımızda bu daha gerçekçi görünüyor.

Bu konunun daha vahim tarafı da ne yazık ki çocuk cinayetleri. FİSA Çocuk Hakları Merkezinin yalnızca medyada yer alan haberleri tarayarak elde ettiği bilgilere göre 2022 yılından bu yana en az 133 çocuk ev içi şiddet sonucu, çocuk cinayetlerinde veya şüpheli ölümler nedeniyle hayatını kaybetti. Yine aynı kurumun 2024 Ocak-Haziran araso aylarını kapsayan Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu ise yalnızca altı ay içinde 343 çocuğun önlenebilir sebeplerden hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erdoğan Sarıtaş, lütfen tamamlayın.

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Bu, şu anlama geliyor: 343 çocuğun, yeterli önlem alınsaydı, çocuklar korunabilseydi, doğru politikalar yürütülebilseydi şu anda hayatta olacakları anlamına geliyor. Bu tablo Kürt illerinde yine daha farklı tabii, nasıl mı? Panzerin altında kalan Yahya’ya, havan mermisiyle parçalanan Ceylan’a, çatışma arasında kalan Mizgin’e, mayına basan Erdal’a, Roboski’de bombalanan 19 çocuğa, yataklarında uyurken evlerine giren zırhlı araçla öldürülen Furkan ile Muhammed’e ve 12 yaşında 13 kurşunla öldürülen Uğur’a baktığımızda farkı görmüş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, çocuk ölümleri ve kaybedilen çocuklarla ilgili yeterli koruyucu tedbirler almayan bu iktidar çocukların cinsel istismara maruz bırakılması konusunda yeteri kadar tedbir alabildi mi? Maalesef hayır. Ensar Vakfı, MESEM, tarikatlar ve daha nice örneğine bakıldığında “Hayır.” cevabının detaylarını görmüş oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) – Maalesef ülkedeki her olumsuz mesele gibi, cinsel istismara maruz bırakılan çocukların sayıları da her geçen gün artıyor. Bu konuda sizin politikalarınız ikna edici değil, söylediğiniz sözün bir karşılığı yoktur. Ancak nerede buna ikna olacağız? Çocuk ölümleri görmediğimizde buna ikna olacağız, istismar görmediğimizde buna ikna olacağız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdoğan Sarıtaş, teşekkür ediyorum.

Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Fatma Öncü’ye söz veriyorum.

Sayın Öncü, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA ÖNCÜ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yeni yasama yılının hayırlı olmasını temenni ediyorum. Yeni anayasa başta olmak üzere toplumsal beklentilere çözüm üretecek çalışmaların yapılacağına, millî iradenin Gazi Meclisimizin sözü güçlü, gücü tesirli Türkiye istikametinde emin adımlarla yürüyeceğine inanıyor, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz çağda yaşanan gelişmeler çocuk ve ailenin korunmasına yönelik politikalara daha fazla önem verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Çocuklara yönelik cinsel istismar kabul edilemezdir ve istismarın ortadan kaldırılmasıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum iş birliği içinde çalışmaktayız. Kadınlara ve çocuklara yönelik her türlü saldırı insanlık onuruna yapılmış ağır bir ihlaldir ve bir insanlık suçudur. Her koşulda bu suçlara karşı durmak, adaleti ve insan haklarını savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde iktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana AK PARTİ Hükûmeti olarak hedefimiz, her zaman, hak ve adalet eksenli devlet anlayışımızın ana direğini oluşturmaktır. Bu hususta, aile içi şiddete, çocuk haklarına, çocuk ve kadınlara yönelik şiddete ve cinayetlere karşı alınacak tedbirler ve benzeri konularda geliştirilen çok yönlü politikalar sayesinde bu tür olayların tekrar etmemesi için önleyici, koruyucu ve iyileştirici onlarca uygulama yaptık. Bu konuda çalışmalarımız devam etmektedir.

Narin kızımızın vefatı 85 milyonun yüreğine kor gibi düşmüştür. Ortada ne yazık ki son derece acı bir cinayet var. Ancak buna rağmen 8 yaşında hayattan koparılan bir kız çocuğunun cenazesi üzerinden siyaset yapmaya çalışanlar da var, hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bu vahşet öne sürülerek aile müessesesi hedef alınıyor; hatta ve hatta etnik, kültürel, dinî ve sosyal anlamda çeşitli mecralarda empati ve düşünceden yoksun bir şekilde linç çabası var. Milletimizi provoke etmek, toplumun sinir uçlarıyla oynamak bu konuda çözüm değil. Kırk yıldır yüzlerce çocuğun hayatını kaybetmesine, birçok Narin'in bizden alınmasına neden olan, polis, asker, sivil, kadın, yaşlı, bebek demeden binlerce vatandaşımızı acımasızca katleden bölücü terör örgütünün teşneciliğini yapanların bu hukuki mevzuyu siyasileştirmesine izin vermeyeceğiz. İlgili bakanlıklarımız Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu hususta süreci yakından takip etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öncü, lütfen tamamlayın.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, katil, zanlı veya zanlıların hak ettikleri cezayı almaları için gereken her türlü adımı atmış bulunmaktayız. Unutmayalım ki bir milletin çocukları o ülkenin geleceğidir, bizler geleceğimize sahip çıkacağız.

ALİ KARAOBA (Uşak) – Ya, lafı bırakın, 100'den fazla çocuk tecavüz etmiş 14 yaşındaki kıza ya!

FATMA ÖNCÜ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KARAOBA (Uşak) – 14 yaşındaki kıza tecavüz etmiş 100'den fazla çocuk, kişi.

ASU KAYA (Osmaniye) – 200'e yakın kişi burnumuzun dibinde bir genç kıza, 14 yaşında bir çocuğa tecavüz etmiş, siz ona hiç değinmiyorsunuz. Herkes göz yummuş buna "kör, sağır, dilsiz"i oynamış...

ALİ KARAOBA (Uşak) – Şimdi de "Çocuklar geleceğimizdir." öyle mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öncü.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ile Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, bazı sorular yöneltildi sayın konuşmacılar tarafından. Şunu ifade edeyim, dün de bunu ifade ettik: Narin kızımızın, yavrumuzun katilleri mutlaka yargı önünde hesap verecek ve en ağır cezayla cezalandırılacak. Spesifik olarak tek bir konu üzerinden değil ama "Hiçbir olay yaşamayalım, bu olaylara son verelim." anlamında "Başka Narinler yaşanmasın." anlamında biz diğer partilerle beraber, ortaklaşa, nasıl yapay zekâyla ilgili beraberce bir araştırma komisyonu kurduysak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Anayasa’nın 41'inci maddesinde yerini bulan, her çocuğun korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu, devletin her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alma yükümlülüğünü Hükûmetimiz ve Meclisimiz yerine getiriyor.

ASU KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, bunları uygulayan kimse yok, küçücük bir ilçede, herkesin gözünün önünde 14 yaşındaki bir kız çocuğuna herkes tecavüz ediyor ve herkes izliyor. Millî Eğitim Müdürünün onun okulda olmadığından haberi yok. Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünün bu çocuktan haberi yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu bağlamda, AK PARTİ Grubu olarak da çocukların korunmasına yönelik mevcut politikalar ve stratejinin incelenerek ailelerin, toplumun ve kurumların çocukların korunması üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi, çocukların her türlü şiddet, ihmal ve istismardan korunarak sağlıklı gelişimlerini destekleyici tedbirlerin belirlenmesi ile...

ASU KAYA (Osmaniye) - Önüne gelen tecavüz etmiş, yakın ilçelerdekiler taksi tutup gelmiş, gitmiş. 200 kişiden bahsediliyor, siz daha kanundan bahsediyorsunuz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...mevcut koruma mekanizmasının iyileştirilmesi için yeni önerilerin geliştirilmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin bir önergemizi biz Meclis Başkanımıza vereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Diğer partilerle beraber ortaklaşa bu konuyu enine boyuna inşallah gündeme getirmek suretiyle, araştırma komisyonu marifetiyle bunu inşallah gerçekleştireceğiz. Bu hususu da yüce Meclisin bilgilerine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akbaşoğlu.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada olan, Sinop Milletvekili Nazım Maviş ve 100 Milletvekilinin Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ve 100 Milletvekilinin Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi (2/2239) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 143) (*)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

11 Temmuz 2024 tarihli 102'nci Birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 143 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylanması tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölüm görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm geçici 1, 2 ve 3'üncü maddeler dâhil 23 ila 39'uncu maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi ikinci bölüm üzerindeki söz taleplerini karşılıyorum.

Saadet Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin'e söz veriyorum.

Sayın Şahin, buyurun.

SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öğretmenlik Meslek Kanunu'nu konuşuyoruz. Çocuklarımızın geleceği, esasında ülkemizin geleceği olan eğitim sistemini emanet edeceğimiz öğretmenlerimizin eğitilmesi, mesleki gelişimi, zaman koşullarına göre kendilerini yenileyebilmesi açısından Öğretmenlik Meslek Kanunu son derece önemlidir. Konunun esası fevkalade önemli ama bu önemli konunun ele alınma yöntemi de o derece önemlidir. Esasında öğretmenlik mesleğinin itibarı açısından bu düzenleme son derece önemli bir fırsat içeriyordu ülkemiz için. Böylesine önemli bir fırsat varken neden çoğulcu bir yaklaşımla hareket etmeyi düşünmez bir iktidar, gerçekten bunu anlamakta zorlanıyorum. Böylesine önemli bir kanun teklifi hazırlanırken siyasi partilerden, sendikalardan, konunun doğrudan muhatabı olan öğretmenlerimizden neden görüş alınmaz, gerçekten anlayamıyorum. Neden böyle davranılıyor? Ülkemiz adına, gençlerimiz adına, öğretmenlerimiz adına sitemlerimizi ifade etmek istiyorum.

Bir önemli gerçekliği dikkatlerinize anmak istiyorum: Her iktidarın kendi ideolojik kalıbıyla eğitim sistemini ele alması, farklılıkların hassasiyetlerini, beklentilerini düzenlemeye yansıtmaması yanlış bir bakış açısıdır. O zaman bu düzenlemeye reform diyemezsiniz. Biz bugüne kadar eğitimin ideolojik olarak ele alınmasından geçmiş dönemlerde acılar yaşamış bir ülkeyiz. Oysa bu tablolardan ders alabilmeliydik. Esasında toplumun gönül rahatlığıyla onaylayabileceği, millî-manevi değerleri özümseyen, çağın gereklerine ayak uyduran bir eğitim sistemi öncelikli düşüncemiz olmak zorundadır. Eğer böyle olmazsa yeni gelen iktidar da kendi zaviyesinden bu meslek kanununu değiştirme gayreti içerisine girebilir ve Türkiye bu kısır döngüyü yaşar durur. Bunlara gerek yok değerli milletvekilleri. Biz hep birlikte aklıselimi bulabiliriz, Türkiye’yi bu kısır döngüden çıkarabiliriz ama bunun için tartışmalıyız, ortak bir çıkış yolunu birlikte bulmalıyız. Bu açıdan, süreci eksik buluyorum.

Millî Eğitim Akademisi konusu tam olarak konunun bam teli. Maddeyle, Bakanlığa bağlı bir Millî Eğitim Akademisi kurulması öngörülüyor; öğretmen adaylarının mesleğe hazırlanması, öğretmen, yönetici ve diğer personelin mesleki gelişimi gibi konular burada amaçlanıyor. Şimdi, değerli milletvekilleri, burada amaç olarak “nitelikli eğitim için nitelikli öğretmen” bakış açısını ortaya koyuyorsunuz. Peki, soruyorum şimdi: Ücretli öğretmenlik uygulamasını da kaldıracak mısınız? Bu uygulama üzerinden alacağınız öğretmenlerimiz Akademi eğitiminden geçmeden mi hizmet verecek? Evet, bunu tekrar soruyorum: Ücretli öğretmen olarak aldığınız öğretmenlerimiz Akademi eğitiminden geçecek mi? Bu bir çelişki değil mi?

Bir başka çelişki, değerli milletvekilleri, mülakat için de bu çelişki var; öğretmenlerimizi mülakatlardan geçiriyorsunuz ama aynı eğitimi verecek olan ücretli öğretmenleri mülakatlardan geçirmiyorsunuz. Bu çelişkiyi de dikkatlerinize sunuyorum.

Bir çelişki daha sunuyorum: Proje okullarının müdürleri nasıl atanıyor? Bakanlık tarafından atanıyor, mülakatsız olarak atanıyor. Bu çelişkiyi de sizin dikkatlerinize sunmak istiyorum.

“Nitelikli öğretmenlik” kavramı için önce öğretmenlik mesleğini saygın bir şekilde tanımlamamız gerekiyor; 1’den fazla öğretmenlik tanımlamasının olduğu bir yerde nitelikli öğretmenden bahsedemeyiz; kadrolu öğretmen var, sözleşmeli öğretmen var, ücretli öğretmen var, var da var arkadaşlar. Önce bunu bir düzeltelim; öğretmen sadece öğretmen olmalı.

Öğretmenler özlük hakları açısından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olacak ancak görev ve sorumluluk bakımından Öğretmenlik Meslek Kanunu’na tabi olacak. Mesele şu: Endişemiz, Akademi, bir disiplin sopası olarak öğretmenlerimizin üzerinde durabilecek. Burada bu önemli soruna dikkat çekiyoruz. Soruyorum: Öğretmen adaylarını mesleğe hazırlamak için Akademi kurulacaksa fakülteler ne iş yapacak? Temel sorumuz bu. Evet, mesleki gelişim için, öğretmenlerimizin zamanın koşullarına göre kendilerini yenilemesi için Akademi kurulabilir ama bir fakülte mezununun öğretmen olmak için tekrar Akademiye gitmesini doğru bulmuyoruz.

Sonuç olarak, toplumda kaygı duyulan bir husus var: “İktidar bu vesileyle kadrolaşma yoluna mı gitmek istiyor?” Bu kaygıyı da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Toplumu yormaya ne gerek var diye soruyorum. Ayrıca, Akademide -bakın, burası çok önemli- eğitimi kim verecek arkadaşlar? Fakülteden gelen hocalar verecek. Orada yetersiz gördüğünüz hocalar burada yeterli mi olacak? Bu çelişkiyi de ayrıca dikkatlerinize sunuyorum.

Olması gereken nedir? Bakın, olması gereken eğitim fakültesi kontenjanlarının amaca uygun bir şekilde sınırlandırılması, fakülte eğitimlerinin iyileştirilmesi, staj uygulamalarının gerçekçi hâle getirilmesi ve objektif kriterlere dayalı bir KPSS sınavının yapılmasıdır. Bu çerçevede, iktidarın Akademi konusundaki bu dayatmaya son vermesini talep ediyoruz. Hiçbir şey için geç değil, bunu düzeltebiliriz.

Yine, Akademiyi ilgilendiren 34'üncü madde çok tartışmalı bir düzenlemedir. Müfettişler tarafından inceleme yapılan ve hakkında “Mesleki anlamda yetersiz.” raporu verilen öğretmen akademiye alınacak, buradaki eğitim sonrasında da yetersiz olanların hizmet sınıfı değiştirilecek. Bu madde öğretmenin üzerinde bir sopadır, bir tehdittir; öğretmenin amiri olan okul müdürünü de yok sayan bir maddedir, okul müdürünü de işlevsiz hâle getiren bir maddedir. Yıllarca birlikte görev yaptığı okul müdürü öğretmeni tanıyamayacak ama müfettiş birkaç saat içerisinde öğretmeni tanıyacak. Arkadaşlar, bu bir çelişkidir. Bu durum, çalışma hayatının olağan akışına aykırıdır. Bakın, öğretmenimiz otuz yıl öğretmenlik yapmış, müfettiş gelecek, otuz yıl öğretmenlik yapan bir hocamıza “Yetersizsin.” diyecek. Müfettişi kim denetleyecek, orası belirsiz arkadaşlar. Öğretmenlerimizin üzerinde “sopa” olarak duran bu tehlikeli madde kaldırılmalıdır ya da yeniden düzenlenmelidir.

Bizim geniş çaplı bir eğitim reformuna ihtiyacımız var. Okullarımızı yeniden reforme etmek zorundayız. Piyasada büyük bir ara eleman sorununu hepimiz sahada görüyoruz. Bunun için meslek liselerinin reforme edilmesi büyük bir ihtiyaçtır. Buyurun, bunu hep beraber yapalım. Bu sorun ortada, çözümden kaçmayalım, çözümü birlikte ortaya koyalım.

Yine, öğretmenliği konuşuyoruz. Öğretmen liseleri vardı eskiden. 2012 yılında ilginç bir şekilde bu okullar kapatıldı, Anadolu liselerine çevrildi. Ben, kuruluşu 1940 yılına dayanan bir öğretmen okulu, Düziçi Anadolu Öğretmen Lisesi mezunuyum, şimdi fen lisesi oldu. Bu okullardan mezun olan öğrenciler, öğretmenlik mesleğiyle lise yıllarında tanışma fırsatı buluyordu ve nitelikli öğretmenlerin yetişmesine bu okullar katkı sunuyordu. Neden kapatıldığını sormak istiyorum, gerçekten anlamak istiyorum.

Meclis tutanaklarına da şunu geçmek istiyorum: Kapatmayı değil, reforme ederek yaşatmayı tercih etmek zorundayız. Öğretmen liseleri zamanın koşullarına göre reforme edilerek yeniden açılmalıdır.

Yine, imam-hatip konusu… Bakın, liseyi öğretmen lisesi, ortaokulu imam-hatip ortaokulundan mezun olan bir kardeşinizim. Son dönemlerde çok sayıda imam-hatip okulu açılmış olmasının da imam-hatiplere bir fayda değil, bir zarar olarak görüyorum, ihtiyaç sayısı kadar açılması gerektiğini düşünüyorum. Ben ortaokula giderken sınavla alınıyordu bu okullara. Evet, açalım ama ihtiyaç sayısı kadar açalım, nitelikli bir eğitim verilsin. İhtiyaç fazlası her okul niteliği ortadan kaldırıyor ve amacınızdan sizi uzaklaştırıyor maalesef. Bunu da dostane olarak dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Özel okul öğretmenlerimizin yaşadığı sorunlara da dikkat çekmek istiyorum. Özel okul öğretmenlerimiz zor şartlar altında çalışmaktadır. Yaptıkları işe göre çok düşük maaş almaktadırlar. Ocak ayında asgari ücret zammı belirlenir ama özel okullarda öğretmenlere ekim ayında zam yapılır, on ay gecikmeli olarak zamlarını alırlar. Elde ettikleri gelirle bırakın bir büyükşehirde yaşamayı, kirasını dahi ödemekte zorlanır vaziyetteler. Siz, bunlardan mesleki anlamda kendilerini bir de geliştirmelerini bekleyeceksiniz. Özel okul öğretmenlerimizin de özlük hakları iyileştirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bizim buradaki meramımız bağcıyı dövmek değildir; meramımız, derdimiz üzüm yemektir; bu ülkeye katkı, fayda sağlamaktır. Dolayısıyla, bu Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi öğretmenlik mesleğimizin geleceği açısından bakın, yeterli değildir. Biz üç yıl, beş yıl sonra tekrar tartışacağımız bir teklifi buradan geçirmek istemiyoruz, itirazımız burayadır. Bizim iktidardan beklentimiz, bu kanun teklifi bu hâliyle yetersizdir. Dolayısıyla, bu kanun teklifinin ilgili maddelerinin düzenlenmesini ya da bu kanun teklifinin geri çekilmesini sizlerden beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin, lütfen tamamlayın.

İSA MESİH ŞAHİN (Devamla) – Son olarak, Millî Eğitimi konuşurken mülakatları konuşmadan geçmek istemiyorum.

Sayın Bakan Yardımcımız da geldi, kendisine de hayırlı olsun diyorum, tebrik ediyorum, görevinde başarılar diliyorum.

Mülakat sorunu... Bakın, öğretmen adaylarımızın mülakat süreci bir krize dönüşmüştür. Mülakatlarla ilgili sistemde yanlışlıkla sonuçlar açıklandı 20 Eylülde, sonra sistem tekrar kapatıldı ve orada alınan sonuçlara göre Sayın Bakanım, bakın, bölgelere göre farklı puanlamalar yapıldığı ortaya çıkmıştır. İstanbul'da KPSS puanının 1 puan üzerinde; İzmir'de, Van’da 5-6 puan üzerinde notlar verilmiş gibi bir tablo var; bu hakkaniyetsiz bir durum oluşturacaktır. Bu tablo, iktidar partisini de -açık söyleyeyim- izah edemeyeceği bir duruma sokacaktır. Dolayısıyla burada en hakkaniyetli durum KPSS puanı ile mülakat puanlarının aynı şekilde verilerek bu sorunun çözülmesidir. Bu soruna da bir kere daha dikkat çekiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Şahin, teşekkür ediyorum.

İkinci söz, İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar’a ait.

Sayın Kırkpınar, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kıymetli öğretmenlerimiz, eğitim camiamızın tüm muhatapları ve aziz milletimiz; teklifin ikinci bölümü üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin taslak hâlindeki ismi “Öğretmenlik Mesleği ve Millî Eğitim Akademisi Kanunu”ydu. İsmi her ne kadar değişmişse de haiz olduğu maddeler bakımından teklif, Millî Eğitim Akademisinin kuruluş amacına hizmet etmektedir. İktidarın kendi zihniyetine uygun öğretmen yetiştirmek için Akademinin kurulmasında nasıl dayatmacı olduğu açıkça görülmektedir. 24'üncü maddedeki disiplin hükümleri gereğince öğrencilere olumsuz örnek teşkil edecek söz, davranış, hâl ve hareketlerde bulunanlara aylıktan kesme cezası verilecek olması, uygulamada birçok sorunu da beraberinde getirecektir. Öğretmenlik yüksek itibara sahip meslekler arasında zaten en büyük itibar kaybını yaşayan meslek grubu iken bu düzenlemeyle öğretmenler sürekli bir şikâyet, şiddet ve soruşturma tehdidi altında kalacaklardır. Belirsiz kanunların varlığı hâlinde öğretmenler keyfîliğe karşı korumasız kalacaktır ve hukukun güvence fonksiyonu yerine getirilemeyecektir.

Teklifin 26'ncı maddesine göre, Bakanlığa bağlı olarak Millî Eğitim Akademisi kuruluyor. 27'nci maddede de bu Akademinin görevleri sıralanıyor. Akademinin asli görevi ise Bakan tarafından verilecek diğer görevleri yapmak oluyor. Bu madde Akademinin Bakanlıkta bir akademik birim olarak değil de Bakanlığın yan şubesi olarak çalışacağını gösteriyor. Teklifte kimi yetkiler Bakana verilirken hiçbir nesnel ölçüt getirilmemiş, objektif kriter konmamıştır. Bir hukuk devletinde bir idari makam, Bakan dahi olsa yetkilerini asla keyfî kullanamaz. Yeni bir akademi kurulması uygulama ve iktisadi bakımdan faydadan çok zarar getirecektir. Tasarruf tedbirlerine rağmen, aslında hiç de aciliyeti olmayan Akademide öğretmenlere ders verecek olan bu akademisyenler Akademi binasında eğitim verince eğitim daha mı kaliteli olacak? Bakanlığın eğitimde esnaf hesabı yapması oldukça düşündürücü ve ibretliktir. Bir an önce öğrencilerine kavuşmayı bekleyen öğretmenlere sınav üstüne sınav, mülakat üstüne mülakat, eğitim üstüne eğitim vererek eğitim sistemimizi arşıâlâya mı taşıyacaksınız? Bir öğretmen adayının atanabilmesi için beş yıl lisans eğitiminden sonra KPSS'de yüksek puan alması gerekiyor. Sonra üç veya dört dönem Akademi eğitimi alacak. İlinde Akademi olmayanlar, acaba bunlar için barınma ihtiyacının nelere sebep olacağını düşünebiliyor musunuz? İlave bir yük olacak. "Harçlık" diyebileceğimiz ücretlerin reva görülmesi öğretmenlerin mesleki gelişimlerine nasıl bir katkı sağlayacak? Aslında, esas soru bu Akademi kime ne fayda sağlayacak? Akademi yazılı sınavı ve Akademinin uygulama sınavları yani mülakatı geçebilenlere akabinde güvenlik soruşturması yapılacak. Tüm bu engelleri aşabilen öğretmen adayları sözleşmeli olarak atanabilecektir, "Atanacaktır." diyemiyoruz çünkü sonra bile puan üstünlüğüne göre atanamama ihtimalleri var. Bu kadar meşakkatten geçen öğretmenler hiç olmazsa kadrolu olarak atansa. Tam aksine, teklif, sözleşmeli öğretmen istihdamını kaldırmak yerine iyice pekiştiriyor. "Meslek kanunu" adı altında Akademi dayatması yapıyorsunuz çünkü Akademiyle kaldırıldığı iddia edilen mülakat sistemi burada işletilmeye devam edecek.

Teklifin 28'inci maddesiyle Akademi İzleme ve Yönlendirme Kurulu oluşturuluyor.

29'uncu maddede "Akademi on kurul üyesinden oluşur." dese de 10 kurul üyesinin nasıl belirleneceği açıklanmıyor. Akademiyle ilgili elbette haklı endişelerimiz var. Günümüzde TRT'sine, üniversitelere atanan rektörlere ve bazı devlet kurumlarının hâline bakınca Akademinin taraflı ve belli bir kesimin kontrolünde olacağını tahmin etmek çok da zor değil. Kayırmacılığın ve keyfîliğin olamayacağına kim garanti verebilir? Akademide öğretmenler manipüle edilerek belirli seçimler yapmaya ve iktidarın ideolojik amaçlarını takip etmeye zorlanacaktır. Kendi anlayışınızla öğretmen yetiştirmeye soyunuyorsunuz. Yeni müfredat da zaten bu düşünceye hizmet etmek için çıkarılıyor. AKP'nin seçim sloganı olarak kullandığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” isminin yeni müfredata verilmesi ayrı bir garabettir. Adında “millî” olan bir bakanlığın eğitim gibi objektif ve tarafsız kalması gereken alanını siyasi çıkarlarınıza alet ediyorsunuz. Bu müfredat iktidarın siyasi seçenekleri, ideolojik özellikleri ve yanlış Hükûmet politikalarıyla keyfîlik ve baskı altında konumlanmanın göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, yıllardır planlama yapılmamış olmasının sonucu olarak bugün 1 milyonu aşkın atanamayan öğretmen ordusu var. “Bu öğretmenleri nasıl istihdam ederiz?” sorusuna kafa yormak yerine Akademi kurarak mezun olanları da öğretmenliğinden saymıyorsunuz. Mecelle’de “Defimefasid celbimenafiden evladır.” hükmü yer alıyor yani kötülüğü önlemek, onun yayılmasını engellemek iyiliği yapmaktan önce gelir. Eğitim sistemimizin tek sorunu öğretmen nitelikleriymiş gibi tüm enerjinin odağına Akademiyi koymaktan vazgeçin. Mümkünse Akademi kurma fikrinden vazgeçerek işe başımıza açtığınız belaları defetmekle başlayın.

Son olarak, kanun teklifinin en rahatsız edici ve istismara açık olan 34’üncü maddesine değinmek istiyorum. Öğretmenlerin mesleki yetersizliğinin 2 müfettiş raporuyla başarısız görülmeleri hâlinde geri hizmete çekilmesi öngörülüyor. Yüz binlerce öğretmenin meslek güvencesi yok edilmek isteniyor. Öğretmenlerimiz için bu büyük bir tehdittir. Hiçbir meslek grubunda iş güvencesini ortadan kaldıracak böyle bir düzenleme yer almamaktadır. Memurların görevden çıkarılmasını gerektiren durum ve usuller 657 sayılı Kanun’la açıkça belirtilmiştir. Bu madde bu şekliyle Türk hukuk sisteminin genel prensiplerine de aykırıdır. Bu düzenleme, öğretmenlerin gelişimine katkı sağlamaktan çok uzak, onur kırıcı, motivasyon bozucu ve öğretmeni güvencesiz ve her türlü art niyetiyle baskıya açık bırakacak bir uygulama olacaktır. İlgili maddenin kanun teklifinden çıkarılması için Komisyon görüşmelerinde İYİ Parti olarak önerge vermiş olsak da önergelerimiz reddedilmiştir. Bakanın dışında kimseyi memnun etmeyen Öğretmenlik Mesleği Kanunu düzenlemesi öğretmenlerimiz ve eğitim camiası için 2'nci bir şans olmalıydı. Öğretmenin itibarı için çıkılan yolda onları yoksulluk sınırının altına mahkûm eden ve gelişimlerinin teşvik edilemediği, sadece Millî Eğitim Akademisine indirgenmiş bir kanun teklifini görüşüyoruz.

Ezcümle, AK PARTİ'nin en başarısız olduğu, en çok Bakan ve sistem değiştiren Bakanlığı ve en çok bocaladığı alan şüphesiz Millî Eğitimdir. Eğitimin tüm bileşenleriyle yapılacak olan istişareyle, tereddütlerimizin giderilmesiyle mutabık kalabileceğimiz bir teklif getirilirse ancak bu meslek kanununu yeniden görüşeceğimizi, şu hâliyle teklifi kabul etmediğimizi ifade ediyorum. Maddelere geçildiğinde gerekli gördüğümüz yerlerde değerlendirmelerimizi yapmak üzere şimdilik konuşmama virgül koyuyor, yüce heyetinizi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kırkpınar, teşekkür ediyorum.

Diğer söz talebi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya'ya ait.

Sayın Karakaya, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümüyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi öğretmenlerimizin hak ve statülerini güçlendirmeyi hedefleyen, eğitim sistemimizin sürdürülebilir gelişimi açısından önemli bir adımı temsil etmektedir. İlmin ve öğrenmenin de önemli kapısı olan, Hazreti Ali’nin bir harf öğretmenin ne kadar önemli olduğuna atıfta bulunmasından aldığımız feyiz ve ilhamla dünyevi en etkin ve kalıcı mutluluğun öğrenme ve öğretme olduğunu ifade etmeliyim.

Mesleki alanda öğretmen yetiştiren eski bir yükseköğretim kurumu olan Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesinde uzun yıllar hocalık yapmış ve 10 bine yakın öğretmenin yetişmesinde tuzu bulunan bir mensubunuz olarak bu konuda emeği geçen, tavsiye, öneri ve eleştirileriyle katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, her mesleğin birbiriyle etkileşimli, entelektüel, toplumsal ve kişisel boyutları vardır. Entelektüel boyut evvela belli bir düzeyde bilgi ve beceriye sahip olmayı gerektirir. Çağımızda bir mesleğin mensubu olabilmek için okul öncesinden başlayan uzun, zahmetli ve sistematik bir eğitim öğretim sürecine ihtiyaç vardır. Bir ülkenin küresel düzeyin tüm alanlarında rekabet edebilmesi için ihtiyaç duyduğu entelektüel sermayesi bu eğitim ve öğretim sürecinin çıktısı olan beşerî kaynakla ancak mümkün olabilir. Teknoloji, dijitalleşme, yapay zekâ, uzay çağı ve bunların getirdiği değişim ve gelişmeler fiziksel sermayeye karşı entelektüel sermayeyi çok daha önemli hâle getirmiştir. Bu bağlamda ifade etmek isterim ki entelektüel sermayenin temel unsuru olan beşerî kaynağın hedeflenen Türkiye Yüzyılı ve Türk devri çağının gereklerine uygun bir biçimde yetiştirilmesi eğitim ve öğretim sürecinin etkin bir biçimde tasarımı ve bu sürecin mesleki ustaları olan öğretmenlerimizle ancak mümkün olabilir. Bu anlamda öğretmenlik, diğer tüm mesleklere aday mensupların altyapısını hazırlayan ve birçok mesleğe de doğrudan hazırlayan, tabiri caizse mesleklerin mesleğidir, tüm mesleklerin taşıyıcı kolonlarıdır.

Bunca önemine rağmen öğretmenlik mesleğinin bugüne kadar bir meslek yasasının olmaması gerçekten önemli bir eksiklikti. Bugün üzerinde çalıştığımız Öğretmenliği Meslek Kanunu Teklifi’nin elbette eksikleri olabilir, yapılan eleştirilerin haklı yanları da olabilir ancak kabul etmeliyiz ki bu yasa teklifinin kabul edilmesiyle birlikte önemli bir açık kapatılacak, eksiklik giderilecektir.

Şurası tecrübeyle sabittir ki mali müşavirlik, yeminli mali müşavirlik, avukatlık gibi birçok meslek mensuplarının mesleklerinin gelişmesi, meslek mensuplarının entelektüel birikimi ve meslekten beklenen toplumsal faydanın maksimize edilmesi kendilerine münhasır meslek yasalarına kavuşmalarıyla mümkün olmuştur.

Sayın milletvekilleri, teklifin detayları birçok hatip tarafından derinlemesine vurgulandı, tekrara düşmeme açısından birkaç husus üzerinde duracağım.

Öğretmenlik mesleğinin saygınlığına katkı sunacağına inandığım teklifteki en önemli hususların başında diğer bazı meslek grupları için geçerli olan tüm eğitim, güçlü eğitim sistemleşmesinin öğretmenlik mesleği için de dikkate alınmış olması gelmektedir.

Birçok gelişmiş ülkede örnekleri görüldüğü kadarıyla öğretmenlik uygulama sürecinin uzatılması ve daha meslek odaklı bir yapıya dönüşmesi dikkatleri çeken diğer önemli bir husustur.

Yeri gelmişken bir konuda geçmişte yapılan hatayı da dile getirmek istiyorum: Mesleki ve teknik alanda öğretmen yetiştiren güzide kurumlarımızdan olan ticaret ve turizm eğitim fakültesinin, teknik eğitim fakültelerinin, mesleki eğitim fakültelerinin kapatılmaları aslında bir talihsizlik olmuştur. Bu kapatmalarla ortaya çıkan eksiklik ve aksaklıkların detaylarına burada girmem elbette mümkün değil ancak teklifte yer alan Millî Eğitim Akademisinin kurulmasıyla bu konudaki aksaklık ve eksikliklerin de giderilebileceği kanaatini taşıdığımı ifade etmek istiyorum.

Bu bağlamda öğretmenlik mesleğini icra etmeyi planlayan adaylarımızın daha önceleri pedagojik formasyon derdine düşüp yüksek ekonomik külfetlere katlanarak il il dolaştıkları bir gerçekti. Bu anlamda Millî Eğitim Akademisi yoluyla sağlanan burs, barınma ve yeme-içme imkânlarıyla Bakanlık bünyesindeki merkezlerde eğitimlerini almaları önemli bir husustur. Bu uygulama tasarruf tedbirlerinin etkin kılınmaya çalışıldığı bugünlerde Bakanlığımızı ekstra bir bütçeye, yatırım yüküne sokmamakta ve ilave maddi bir külfet getirmemektedir. Konunun, öğretmenlerimiz adına kanunun sunulan yasa teklifinin yasalaşmasıyla birlikte öğretmenlerimiz adına sunduğu diğer önemli bir kazanım da emeğin, gayretin, başarının maddi ve manevi taltif edilmesi bağlamında kariyer basamakları oluşturmasıdır.

Yine, öğretmenlerimizin mesleki saygınlıklarına önemli bir katkı da meslekleriyle ilgili olmayan faaliyetler dışında çalıştırılmayacak olmasıdır; bu da bugüne kadar arzu edilen, istenen bir husustu.

Diğer önemli bir katkı ise öğretmen için olmazsa olmaz niteliğindeki güvenli eğitim ortamının teminine çok önemli katkı sağlayacak, öğretmenlerimize yönelik her türlü suçun cezasız kalmayacağı gibi, aksine öğretmene karşı işlenen suçlarda cezaların yarı oranda artırılması hususudur. Bu anlamda verilen hapis cezasının ertelenmemesi, yanı sıra bazı suçlardan tutuklu yargılanılması sağlanacak. Eğitim çalışanlarının şiddete karşı korunmasına ilişkin hükümler özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri, uzman öğretici, usta öğretici ve ders ücreti karşılığı öğretmenlik yapanları da kapsayacaktır.

Bu kanunla son dönemlerde yapılan öğretmen atamalarında kanayan bir yara ve hatta bir kangrene dönüşen sözlü mülakatların da artık gündemde olmayacağı hususu… Çünkü Millî Eğitim Akademisinde alınacak eğitim sonrası derslerden ve uygulamalardan başarılı olan öğretmen adaylarının artık mülakat konusunda herhangi bir denemeye, teste ya da kendilerinin telaşa kapılması mümkün değil.

Öte yandan, yeni düzenlemeyle öğretmenlikte Adaylık Kaldırma Sınavı artık yapılmayacağı gibi, bunun yerine öğretmenlerin mesleki gelişmeleri temelinde bir program uygulanarak adaylara bilgi, birikim, genel kültür alan bilgilerini artıracak destek programları düzenlenecektir. Bu arada daha önceki düzenlemede de olduğu gibi öğretmenlik mesleğini icra etmenin yanı sıra, öğreticilik bilgi ve birikimine katkı sağlayacak lisansüstü ve doktora çalışmaları yapanların da bu emekleri karşılık bulacaktır.

Değerli milletvekilleri, sonuç itibarıyla, yıllarca bir mesleki yasaya kavuşmamış olan öğretmenlerimizin bundan sonraki mesleki gelişimlerinde ciddi katkı sunacağını düşündüğümüz bu meslek kanununun hedeflenen, güçlü ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karakaya, lütfen tamamlayın.

MEVLÜT KARAKAYA (Devamla) - ...mesleki kazanımlara vesile olmasını diliyor, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Karakaya, teşekkür ediyorum.

Diğer söz talebi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu'ya ait.

Sayın Konukçu, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Değerli milletvekilleri, şimdi, yine bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi'yle karşı karşıyayız. Bu kanun teklifinin ne olduğunu anlayabilmek için iktidarın eğitim politikalarına bütünlüklü olarak bakmamız gerekiyor çünkü bu kanun teklifi eğitimde özelleştirmenin ve güvencesiz çalıştırmanın son hamlesi olarak karşımıza çıkmış bulunuyor. Daha kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle söylemişti: "Özel sektör daralmaya giderken istihdam kapısı olarak devlete yüklenilmesi vahim bir hatadır, sosyolojik kökleri de olan bu yanlıştan ülkemizi kurtarmamız gerekir." Ülkeyi bir şirket gibi yönetme mantığıyla hareket edenlerin bu özelleştirme politikalarına mesafeli olmadığını hatta çok daha fazla derinleştirdiğini, yıllarca ülkemizde uygulanamayan özelleştirme politikalarını kendilerine bir lütuf gibi sunulan ortamda derinleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. AKP, iktidara geldiğinden beri her alanda çok ciddi anlamda özelleştirme politikalarıyla karşımıza çıkıyor.

Şimdi, bakın, yüz binlerce öğretmen buna itiraz etti, sendikalar, eğitim sendikaları bu kanun teklifine itiraz etti, eylemler yaptı, nöbetler tuttu ve bütün bunlara kulaklar tıkandı. Öğretmenler şunu söylüyorlar: "Peki, o zaman biz eğitim fakültesini neden okuyoruz?” Kendi kurduğunuz fakültelere güvenmiyor musunuz? Kendi denetiminiz altında olan fakültelere güvenmiyor musunuz? Şimdi, o fakültelerden mezun olan öğretmenler KPSS sınavına giriyorlar, sonra mülakata tabi tutuluyorlar. Ardından, bu kanun teklifi eğer kabul edilirse Akademiye gidecekler ve bu Akademide tekrar dört dönem boyunca eğitime tabi tutulacaklar -ne eksik kaldıysa eğitim fakültesinde, onu da anlamış değiliz- ardından, tekrar, işte, yazılı ve uygulamalı sınavlara tabi tutulacaklar. Şimdi, az önce “Mülakat kaldırıldı.” falan denildi iktidar ortağı tarafından ancak bunun böyle olmayacağı çok açık bir şekilde ortada. Yani öğretmenler, öğretmen olabilmek için bir engelli koşuya maruz kalacaklar, engel de engel, atlayabilirsen atla!

Şimdi, peki, bunlar neden yapılıyor? Biz, şimdi, bütünlüklü olarak eğitim politikalarına baktığımızda 2012 yılından bu yana on iki yıllık zorunlu eğitim uygulamasından 4+4+4 uygulamasına geçildiğini görüyoruz. Şimdi “Ne alakası var?” diyeceksiniz. Çünkü bu Akademiyle aynı zamanda kendi istedikleri gibi, kendi ideolojilerine uygun öğretmenler yetiştirmek istiyorlar ya da ideolojilerine uygun olmayan öğretmenleri elemek istiyorlar. Şimdi, bakın, herhâlde eğitim fakültelerini tam denetimleri altına alamadılar ki tekrar bir akademi kuracaklar, orada istedikleri gibi şekillendirecekler; olmadı, göreve başlatmayacaklar. Akademiyi bitirince iş bitiyor mu? Bitmiyor. Üç yıl boyuncu sözleşmeli olarak öğretmenler bir yerde görev yapacaklar, sözleşmeli olarak görev yapacaklar ve bunun sonunda atanabilirlerse atanacaklar yani kamudaki harcamaların gitgide kısıldığı… Bu kamudaki harcamaların nereye doğru aktarıldığını da biz çok iyi biliyoruz. Bakın, şimdi, okullar açıldı, eğitim öğretim yılı başladı, sorunlar üst üste geldi; temizlik sorunu, güvenlik sorunu... Şimdi "Temizlik personeli alacağız." deniliyor. Veliler ellerinde bezler, süpürgeler okul temizliyorlar, öğretmenler okul temizliyorlar; bundan hiç hicap duyulmuyor ama işte, neymiş, efendim, kamuda daha fazla tasarruf yapılacakmış. Bu kamudaki tasarruf tedbirleri her nedense saraya hiç uğramıyor. Bakın, taşımalı eğitimde bu tasarruf tedbirleri kapsamı altında servisler kaldırıldı, yemek hakkı kaldırıldı. Köylerdeki çocukların, taşımalı eğitimle eğitim alan çocukların eğitim öğretim hakkı engelleniyor ve en çok da bundan kız öğrenciler mağdur oluyorlar; bunun da mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın "Okullarda bir öğün yemek verin." dedik, söyledik de söyledik. Ben yirmi yıl boyunca öğretmenlik yaptım, bu yirmi yıl boyunca sınıfımızda evet, beslenmesi olmayan öğrenciler olurdu ama 1, en fazla 2 öğrenci olurdu ve bunları biz bir şekilde tolere ederdik, o çocuklar aç kalmazdı ama sınıfın yarısını nasıl doyuracağız, öğretmenler, veliler nasıl doyursunlar; bu mümkün değil. Buna kamusal bir çözüm getirilmesi gerekiyor ve özellikle derin yoksulluğun yaşandığı şu günlerde açlık sınırının altında asgari ücrete bu toplumun yüzde 50'sinden fazlası mahkûm edilmişken okullarda mutlaka bir öğün beslenme hakkının olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın, seçim bölgem olan İstanbul'da yıllık servis ücretleri 40 bin liraya dayandı. Şimdi, zaten imam-hatip sayılarının çok arttığını biliyoruz, imam-hatip okullarının, ortaokullarının, liselerinin... Tamam, ihtiyaç varsa olsun, buna dair bir itirazımız yok bizim ama ihtiyaçtan fazla olması, eğitim öğretimde kalitenin düşürülmesi velilerin, özellikle ebeveynlerin özel okullara doğru yönelmesine neden oluyor. Üç kuruşu olanlar "Çocuğum iyi bir eğitim alsın." diye özel okullara yöneliyorlar.

Bir diğer mesele, Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla ilgili "özel okullar" demişken özel sektörde çalışan öğretmenlerin hiçbir talebi, sorunu bu kanun teklifinde yok. Biz bunu Komisyonda da dile getirdik, ilgili sendikadan arkadaşlarımız geldi, Komisyonda konuştular, görüşmeler yaptık, toplantılar yaptık. Özellikle özel sektör öğretmenlerimizin taban maaş hakkının… Yani 2014 yılında kaldırılan -varmış daha önce- taban maaş hakkı ki 2014'te bu böyle apar topar kaldırılıyor. “Taban maaş” demek kamuda çalışan öğretmen ile özel sektörde çalışan öğretmenlerin taban maaşlarının eşit olması demek; bu kaldırıldı ve o zamandan bu zamana aynı okulları bitirmiş öğretmenler arasında şu anda asgari ücret ve altında çalışanlar var emin olun ki özel sektörde. Bunun karşısında olan mücadeleyi de tekrar hatırlatmak istiyoruz ve bu meslek kanununda özel sektör öğretmenlerinin taleplerinin yer alması gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın, bir diğer talepleri de şudur: Bu öğretmenler özel sektörde, okullarda, dershanelerde belirli süreli sözleşmelerle çalışıyorlar yani onlarla dokuz on aylık sözleşmeler yapılıyor, bu sözleşmenin sonunda işlerine son veriliyor, tekrar iki üç ay boyunca boşlukta kalıyorlar, tekrar yeni bir sözleşme yapmak için okul okul geziyorlar, kendilerine yeni bir iş yeri alıyorlar. Aslında özel okullarda onca paralar alınıyor ama eğitim öğretimin kalitesinde de çok ciddi sorunlar olduğunu görüyoruz biz aynı zamanda.

Şimdi, bakın, biz dedik ki: Bu kanun teklifi özelleştirme politikalarının, güvencesiz çalıştırmanın bir yansıması ama aynı zamanda iktidarın kendi istediği gibi nesiller yaratma, bir toplum yaratma, toplum mühendisliğinin de bir parçası çünkü şimdi, bizim karşımıza eğitimde ne getirdiler? ÇEDES’leri getirdiler “Çevreme Duyarlıyım…” Tabii ki duyarlı olsun çocuklar, çevresine duyarlı gençler istiyorsunuz, çocuklar istiyorsunuz ama ormanları katletmekten geri durmuyorsunuz; “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!” demek istiyorum çünkü her anlamıyla başlı başına çelişkilerle dolu, masallarla, hikâyelerle dolu şeyler görüyoruz.

Şimdi, bakın, ÇEDES’lerle aslında tamamen tekçi anlayışı görüyoruz; tek bir dinin, tek bir mezhebin üzerinden toplumun şekillendirilmeye çalışıldığını görüyoruz. “İtaatkâr nesiller olsun.” diyorsunuz. İtaatkâr nesil olsun, ne olsun sonra, MESEM’lere gitsin bu çocuklar, üç kuruşa çalışsın ve oralarda ölüyor bu çocuklar. Bunları biliyorsunuz, bilmediğiniz şeyler değil.

Peki, bu MESEM’lerde çocuklar ölüyor. Sadece çocuklar mı ölüyor MESEM’lerde? Bakın, aynı zamanda ne oluyor? Bir soru önergesi verdim ben yakınlarda. MESEM projeleriyle aynı zamanda çok ciddi yolsuzluklar yapılıyor. Bu yolsuzluklardan sadece bir tanesini örnek vermek istiyorum ben: Kocaeli’de bulunan Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, 2023 yılında, okul müdürü ve müdür yardımcılarının MESEM Programı’na kimlik numarasıyla kayıt yaptırılan öğrencilere ders veriliyormuş gibi gösterilerek sahte kayıt yaptırdıkları ve toplamda 500 milyon lira yolsuzluk yaptıkları ortaya çıkıyor. Mesela, diğer bir örnek: Yine, 2,7 milyon liralık bir yolsuzluk örneği İzmit Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde meydana gelmiş. Bakın, aynı zamanda, kamunun olanaklarını, devletin olanaklarını böyle arpalık gibi kullanma mantığını biz burada da görüyoruz. Yani sadece çocukların ucuz iş gücü olarak görülmesi, oralarda ölmeleri değil, aynı zamanda devlet olanaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesinin araçları olarak MESEM’lerin hayata geçirildiğini görüyoruz. Bu ÇEDES’ler, MESEM’ler…

“Maarif Modeli” dediniz, önümüze getirdiniz, on beş gün askıda kaldı, biz onlarca sayfayı daha inceleyemeden “Bu Maarif Modeli uygulanmaya başladı.” dediniz. Bu Maarif Modeli’ne de baktığımızda, yine o tekçi anlayışın uygulamasını, o toplumun dincileştirilmesi, dinselleştirilmesi anlayışını görüyoruz. Hiçbir pedagojik yanı olmayan, tamamen ideolojik olan bir maarif modeli. ÇEDES’ler, MESEM’ler, üstüne de çok güzel bir ne? İşte, Öğretmenlik Meslek Kanunu çünkü “Öğretmenler kısmı eksik kaldı, onları da istediğimiz gibi seçelim ve şekillendirelim.” diye bu kanun teklifini getirdiniz.

Biz bu kanun teklifine kesinlikle karşıyız çünkü taraflar dinlenmedi, kesinlikle tarafların görüşü alınmadı. Biz zaten eğitimde özelleştirmenin karşısındayız; eğitimde kesinlikle kamu olanaklarıyla, eşit, parasız, bilimsel ve ana dilinde bir eğitim hakkının olması gerektiğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Konukçu, lütfen tamamlayın.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) – Ve toplumun bütün bileşenleriyle, toplumun çoklu yapısına uygun olacak şekilde bütün bileşenleriyle bir eğitim politikasının hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın, dediler ki bize: “İşte, ne yapalım yani eğitim fakülteleri öğretmenleri mezun veriyor.” Bu öğretmenleri, atamadığınız öğretmenleri mezun vermesin, bir planlama yapın; her şey planlanabilir. Daha dün yapay zekâyı konuştuk burada. Gerçekten kendimi bazen böyle bir distopyanın içinde falan gibi hissediyorum, bir yalan makinesinin içinde gibi hissediyorum. Yapay zekâ diyorsanız kullanalım, planlama yapalım; ihtiyaca göre öğretmenler mezun olsun, onları da güzelce atayalım, herkes kendini huzurlu, mutlu hissettiği okullarda çalışsın ve buradaki öğrenciler de mutlu olsun, huzurlu olsun.

Böyle bir ülkeyi hep birlikte yaratacağız, size rağmen yaratacağız. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Konukçu.

Diğer söz talebi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan’a ait.

Sayın Güneşhan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Okullar açılalı tam bir ay oldu. Sayın milletvekilleri, veli olanların özellikle vicdanlarına buradan soruyorum: Evladınızı bir okula gönderirken ilk beklentileriniz neler olur acaba? Tabii ki önce temizlik, güvenlik ve iyi bir eğitim. Şu an ülkemizdeki devlet okullarında bunların hiçbiri maalesef yok. Okulların ne zaman açılacağı belli, öncesinde üç ay tatil var, sorunlar da belliydi. Peki, bu arada Bakanlık ne yaptı bu sorunların çözümüyle ilgili? Hiçbir şey yapmadı, koca bir hiç. Ağustos böceği misali diyeceğim ama ağustos böceği kadar bile olamıyorsunuz. Ağustos böceği en azından karıncadan yardım istiyordu. Siz belediyelerimizin okulları temizlemesinin önüne bile geçiyorsunuz, onların yapmak istedikleri yardımı reddediyorsunuz. Sayın Bakana ve bu saçmalığı savunanlara buradan soruyorum: Çocuklarımızı pis okullara göndermekle ne umuyorsunuz? Bu size ne kazandırıyor? Eliniz varsa vicdanınıza koyun.

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'de 61 bin devlet okulu var. Bunların içinde kocaman büyük binaları olanlar da var yani 3-4 hizmetlinin ihtiyaç duyulacağı büyüklükteki okullar. Aklımızla maalesef alay ediliyor. Okulların temizliği için alınacak kişi sayısı ise yalnızca 30 bin, üstelik bunlar günlük yevmiyeli yani günde 650 lira yevmiye verilmek isteniyor.

Sayın Bakan, buradan size ben sormak istiyorum: Evladınızı pis okullara göndermek ister misiniz? Peki, bu durumda başınızı yastığa rahatça koyup uyuyabiliyor musunuz? Siz çocukların en temel ihtiyaçları olan temizlik, güvenlik ve iyi bir eğitimi sağlayamıyorsanız niye oradasınız? Siz orada ne iş yaparsınız?

Gelelim kanun teklifine değerli arkadaşlar. Eğitimin gücü, eğitimin başarısı bir ülkenin bütününü ilgilendirir ve geleceğini belirler, bu bakımdan, ülkemizin geleceğine de yön verecek olan nesillerin, yeni kuşakların yetiştirilmesi açısından son derece önemlidir. Bunun önemini en iyi bilenlerin başında ise kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk gelmektedir. Değişmez Önder’im Mustafa Kemal Atatürk, daha Millî Mücadele döneminde, savaşın tam da ortasında, 1921 yılında Maarif Kongresi'ni düzenlemiştir. Top sesleri Ankara'da, Mecliste duyulurken "Düşman askerleri kapımızda, bu toplantıyı erteleyelim." önerisi kendisine iletildiğinde, kararlılıkla "Hayır, bu kongre yapılacak." yanıtını vermiştir. Bu kongrede modern, çağdaş, laik, demokratik bir ülke için sağlam bir eğitim sisteminin temelleri atılmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet ilan edildikten sonra da Atatürk, ülkenin zeki ve akıllı öğrencilerini ülkenin içinde bulunduğu zor ekonomik koşullara rağmen iyi bir eğitim almaları ve aydınlık bir neslin inşası için Avrupa'ya göndermiştir ve o öğrencilere şöyle bir telgraf çekmiştir değerli arkadaşlar: "Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum, gür alevler hâlinde dönmelisiniz." demiştir.

Yine, bundan tam yetmiş altı yıl önce bu Mecliste bir yasa çıkarıldı. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'in hazırladığı bu yasa, daha çok bilinen ismiyle "harika çocuklar yasası" idi. Bugün ülkemizin ve dünyanın en önemli isimleri Gülsin Onay, Ateş Pars, İdil Biret, ilerleyen yıllarda Fazıl Say gibi pek çok sanatçı bu yasadan faydalanmıştır.

Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, bahsettiğimiz bu yasayı çıkaran ve böylesine geleceği aydınlatan düzenlemelere imza atan bu Mecliste bugün Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu konuşuyor olmak gerçekten acı ve utanç vericidir. Bu teklif Yusuf Tekin'in de ifade ettiği gibi Külliye'de, sarayda hazırlanmış bir tekliftir. Yasa yapma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisindedir, yürütme buna karışamaz; en azından, demokratik ülkelerde bu böyledir. Teklif hazırlanırken ne eğitim bilimcilere danışılmış ne sendikalara sorulmuş, acelece, acemice hazırlanmış ve karşımıza çıkarılmıştır. Dün, hepimizin bildiği gibi, eğitim meslek grubunu güçlü bir şekilde temsil eden 6 büyük sendika teklifin geri çekilmesi ve bazı taleplerinin yerine getirilmesi için Millî Eğitim Bakanlığının önüne siyah çelenk bıraktıktan sonra yüce Meclisimize yürüyüp, yüce Meclisimizin önünde basın açıklaması yapmışlardır. Buradan ben Sayın Bakana seslenmek istiyorum: Bu sese kulak verin, gerçeklere kulağınızı tıkamayınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adına "meslek kanunu" denilmiş ama nitelik olarak meslek kanunu özelliğini taşımıyor. Buna ancak "öğretmenliği bitirme kanunu" demek daha doğru olur. Öğretmenlerin yetiştirilmesinden istihdamlarına, görev başında gelişimlerine, göreve atanma, sosyal haklar ve emekliliğe kadar birçok konuyu kapsayıcı nitelikte olmadığını görüyoruz bu kanun teklifinin. Başta ekonomik zorluklar olmak üzere, öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, velilerimizin ve okullarımızın yığınla sorunu var. Bunların çözümlenmesi beklenirken, bu kanunla, iktidarın, kendilerine koşulsuz itaat edecek, sormayacak, sorgulamayacak, partizan öğretmenler yetiştirme telaşında olduklarını gördük. Üstelik kendisi gibi düşünmeyen öğretmeni sistemde öğütmenin yolunu bulduklarını da gördük. Oysa beklenen neydi değerli arkadaşlar bu kanun teklifinde? Güvenceli iş, eşit işe eşit ücret, mesleki itibar ve saygı. Bu kanun teklifinde bunların hiçbiri yok, hiçbir beklentiyi karşılamıyor.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifiyle, öğretmenin aldığı eğitimi ve diplomalarını yok sayıyorsunuz. Bugün 1 milyon öğretmenin öğretmenlik haklarını elinden alıyorsunuz, emeği yok sayıyor, cumhuriyet tarihinin en büyük umut ve gelecek hırsızlığını yapıyorsunuz. Bu kanun teklifinde "Mezunsun ama öğretmen değilsin, ancak öğretmen adayı olabilirsin." diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi aynı zamanda çelişkilerle de dolu. 2 arkadaş eğitim fakültesini bitiriyor, devlette öğretmen olmak isteyene "Sen henüz öğretmen değilsin, önce seni bir Akademiye alalım." derken özel okula girmek isteyen öğretmene "Tamam, sen öğretmensin." diyorsunuz. Bu çifte standart dünyanın hiçbir yerinde, Afrika ülkelerinde bile görülmüş değildir. Millî Eğitim Akademisini kurarak, Bakana da sonsuz bir yetki vererek öğretmenlik mesleğinin itibarını yerle bir ediyorsunuz. Bu ülkede kırk yıldan beri öğretmeni eğitim fakülteleri yetiştiriyor. Eğitim fakültelerini yetersiz bulduğunuz itirafıyla Akademi eğitimini zorunlu hâle getirip 1 milyon öğretmeni atama sorumluluğundan kaçıyorsunuz. Bu teklif öğretmenleri atama sorumluluğundan hileyle kaçma ve sizin gibi düşünmeyen öğretmenlerin sesini kısma teklifidir.

Yine, bu teklifle öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştırıyor, değersizleştiriyor, ekonomik zorluklar içerisinde bırakıyorsunuz, saygın bir meslek olmaktan çıkarıyorsunuz. Gerçi artık bunlara şaşırmıyoruz değerli arkadaşlar. Bakın, Sayın Bakan daha geçenlerde Erzurum'da çok vahim bir açıklamada bulundu, aynen şunu dedi: “Dünyanın hiçbir tarafında bu kadar büyük öğretmen kitlesi kamu tarafından fonlanmıyor.” Sayın Yusuf Tekin öğretmenin emeği karşılığında aldığı maaşı “fonlamak” olarak değerlendiren bir Millî Eğitim Bakanı. 1 milyon 150 bin çalışma arkadaşına bu gözle bakan Yusuf Tekin’in ta kendisi aslında Millî Eğitimin beka sorunudur.

Yine, bu teklifte hiç adına rastlamadığımız bir grup var; özel sektör öğretmenleri. Teklifin hiçbir maddesinde onlara dair bir çalışma yok, onların hak ve hukukunu koruyacağınıza patronların insafına bırakmış durumdasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Güneşhan, lütfen tamamlayın.

İSMET GÜNEŞHAN (Devamla) – Bu kanun teklifinde ücretli ve sözleşmeli öğretmen uygulamasının, hâliyle emek sömürüsünün de devam ettiğini görüyoruz. Modern kölelik aynen devam ediyor bu kanun teklifinde.

Komisyonda da üzerinde çok konuştuğumuz bir madde var ki akıllara zarar, o da 34'üncü madde. İktidarın istemediği veya okullarda yöneticisiyle ters düşen bir öğretmenin bu madde gereğince Akademiye gönderilme, hatta yeniden yetersiz bulunması hâlinde öğretmenlik görevinden alınarak genel idare hizmetleri sınıfında bir göreve verilme riskini taşıyor. Bu madde, iktidarla aynı görüşte olmayan öğretmenin sesini kısma maddesidir, öğretmeni iş güvencesizliğine mahkûm eder.

Sözlerime son verirken bu teklifin laik cumhuriyetin bilimsel eğitim idealinden ve Atatürk devrimlerinden âdeta nefret ettiği ve bir rövanş peşinde koştuğu açıktır. Bu teklif açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Gelin, bu teklifi geri çekin, hep birlikte toplumun her kesimince kabul gören, tüm paydaşların görüşleri alınarak hazırlanmış bir teklif olarak ortaya çıkaralım.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güneşhan, teşekkür ediyorum.

Diğer söz talebi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Orhan Erdem’e ait.

Sayın Erdem, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) – Orhan Başkan’ın kanunu iki yıl sürdü, bakalım Nazım Bey’in kanunu ne kadar sürecek?

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin ikinci bölümünde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimize ve ekranları başında bulunan kıymetli vatandaşlarımıza, yüce milletimize saygı ve selamlarımı sunarak başlamak istiyorum.

İlgili kanun teklifinin ikinci bölümü 23 ila 39'uncu maddeleri kapsamakta ve 3’ü de geçici maddeden oluşmakta. İlgili kanun metninde 5’i öğretmenlik mesleğini, 2’si okul idarecilerini ve öğretmenlerimize ait düzenlemeyi, 8’i Millî Eğitim Akademisi ve okullardaki şiddeti kapsamakta.

Değerli milletvekilleri, ülkelerin önemli ve sürdürülebilir sermayesi beşerî sermayesidir. Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamanın ve rekabetçi ekonomiye sahip bir topluma dönüşmenin yolu kültürünü içselleştirmiş, bilişsel becerileri yüksek ve evrensel kültüre sahip sağlıklı bir nesil yetiştirmekten geçmektedir; bu konuda en önemli aracımız da eğitimdir. Bu yüzden, Türkiye Yüzyılı’nda büyük hedeflere ulaşılmasında, gelecek nesillerimizin donanımlı yetiştirilmesinde ve güçlü Türkiye yolumuzda eğitimin en önemli odak noktamız durumuna geldiğini hepimiz bilmekteyiz.

Cumhuriyetin 2’nci yüzyılında büyük atılımların eşiğinde olan ülkemiz Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda her alanda olduğu gibi eğitim alanında da kapsamlı reformları hayata geçirmiştir. Bu süreçte nitelikli eğitimin artırılması adına eğitimin tüm kademelerinde okullaşma oranları yükseltilmiş, derslik ve öğretmen başına düşen öğrenci sayıları düşürülmüş, taşıma yoluyla mağdur öğrencilerin en iyi şekilde eğitime ulaşımı sağlanmış, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için şartlı eğitim yardımından pansiyon kapasitesine ve bursların artırılmasına, öğretmen atamalarından ücretsiz ders kitapları ve yardımcı kaynaklara kadar çok kapsamlı sosyal yardım politikaları kararlı bir şekilde uygulanmıştır. Bu atılan adımlarla 2002'de ortalama eğitim süresi beş yıl civarında, altıya yakın iken, bugün on yıla doğru ulaşmıştır. Eğitimde uluslararası örneklere yaraşır düzeyde fiziki ve teknolojik altyapımızı ancak eğitim neferlerimiz olan öğretmenlerimizi daha fazla destekleyerek ve güçlendirerek taçlandırabileceğimizi biliyoruz. Böylelikle milletimizin ait olduğu tarihinin, geleneğinin, medeniyetinin temel karakteristiklerini taşıyan bir eğitim anlayışı hayat bulabilecektir.

Eğitim alanında hedeflerimize ulaşılmasında hiç kuşkusuz öğretmenlerimizin başrolde olduğunu biliyoruz. Bu yasayla meslek öncesi yetişme, mesleki gelişim, kariyer gelişimi, çalışma koşulları, özlük hakları, ödüllendirme gibi birçok yönden öğretmenlerimizin beklenti ve ihtiyaçları ile değişen koşullara cevap verebilecek düzenlemeleri hayata geçirmeyi umuyoruz. Öğretmenlik Meslek Kanunu öğretmenlik mesleğinin kendine has dinamiklerini gözeterek ülkemizin dört bir yanında en zor koşullarda dahi kutsal görevini yerine getiren öğretmenlerimize önemli bir kazanç sağlayacaktır. Bu yasa Genel Kurulca onaylanıp kanunlaştığında Öğretmenlik Meslek Kanunu'yla öğretmen adaylarının öğretmenlik meslek bilgisi ve özel alan bilgisi başta olmak üzere bir öğretmende olması gereken bütün yeterlilikler esas alınarak yürütülecektir.

Bu noktada çok eleştirilen Akademi kurulmak isteniyor. Neden? Bunun geçmişte de çok konuşulduğunu biliyoruz.1989 yılında 385 sayılı Kanun’un 21'inci maddesinde Millî Eğitim Akademisine yer verilmiş, 1992'de 3797 sayılı Kanun’un 55'inci maddesinde hep Millî Eğitim Akademisi zikredilmiş, kurulması düşünülmüş; 2006, 2010, 2014, 2021 yıllarında Millî Eğitim Şûralarında öğretmenlerin meslek öncesi eğitimleri sürekli eleştirilmiş, konu olmuş ve hep Millî Eğitim Akademisinin kurulması önerilmiş.

Uluslararası örneklere bakalım, İngiltere'de akademik mezuniyete ek olarak Öğretimi Düzenleme Kurumu var ve bundan alınan yeterlilik belgesiyle nitelikli öğretmen olunabilinmekte. İskoçya ve İsveç'te aynı şekilde öğretmenler mezuniyet sonrası bakanlığa bağlı akademik bir kuruluştan mesleki onay belgesi almak zorunda. Yine, Fransa'da lisans aşamasını bitiren öğretmen iki yıllık öğretmenlik eğitimi üzerine bir yıl yüksek lisans programı bitirmek zorunda ve ardından yapılacak sınava giriyor. Birçok örneği var; bu, yeni keşfedilmiş bir şey değil, Japonya'da da aynı. Bizde de hiçbir öğretmenin diploması yok sayılmıyor.

Bu Mecliste biz akademiler kurduk, bundan önce kurulanlar da var. Polis Akademisi 1937'de kurulmuş, yine Dışişleri Akademisi 1968'de, biz Diyanet ve Bilim Akademisini burada kurduk, Adalet Akademisini 2016 yılında kurduk yani hâkimlerimiz lisans eğitimini bitirdiğinde biz yok mu saydık? Daha iyi bir eğitim almaları ve görev yapabilmeleri adına şimdi üç yıl Akademi ve sonrası bir eğitimden geçmelerini sağladık. Kısacası, Akademiyle çok daha iyi yetişmiş öğretmenleri öğrencilerimizin huzurlarına getirerek dersler verecek şekilde hazırlamayı planlıyoruz. Hiçbir öğretmenimizi, bu eğitimi almış adayları yok saymıyoruz, ülkemizin geleceği için daha iyi adımları hep beraber atalım diye düşünüyoruz. Bu büyük bütçeler heba olmasın diye, dediğimiz gibi, kurduğumuz bu güzel okulların, sınıfların içinde öğrencilere daha iyi eğitim vermenin derdindeyiz.

Bir diğer konu, bu kanunla, tabii, önemli bir husus öğretmene dönük şiddet konusu. Geçirilecek kanunla eğitim çalışanlarının şiddetten korunmasına yönelik düzenleme de hayata geçmiş oluyor, hayırlı olsun diyorum.

Bir diğer konu -hani önemli olanları seçerek açıklamaya çalıştım- öğretmenlik mesleğinin saygınlığını, sorumluluk ve mesleğe aidiyet duygusunu artıran kariyer basamakları. Bunu da çok eleştiriyoruz. Peki, bu bir bizde mi, biz mi bunu keşfettik? Hayır, İsveç'te başöğretmen ve lektör öğretmen unvanları bulunmakta. Lektör öğretmen olabilmek için yüksek lisans ve doktora ihtiyacı var. Polonya'da lisansüstü çalışmalarla ilerleyebilen dört kariyer basamağı var, İtalya'da ardışık düzenlenen üç eğitimi başarıyla tamamlayanlar kariyer basamaklarında ilerleyebilir. Fransa'da da var, Güney Kore'de de var, birçok ülkede var, biz de bunu getiriyoruz ve bu getirdiğimiz kanun teklifiyle, hani, öğretmenlerimizin motivasyonunu artırmanın dışında kanunla birlikte yirmi yıllık çalışma süresini tamamlayanlar başöğretmen ünvanını alacaklar. Yine bu kapsamda 224 bin 517 uzman öğretmenimiz ise başöğretmen adayı olabilme imkânına sahip olacak. Bu sayede de başöğretmen olanların maaşında 10.230 lira bir artış olacak, uzman öğretmen olanların da 5.135 bin lira tazminat alma hakkı oluşacak. Kısacası, yeni şeyler keşfetmiyoruz, biz de eğitimi çok daha iyi bir noktaya getirmeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Erdem, lütfen tamamlayın.

ORHAN ERDEM (Devamla) - Bu kanun teklifinin hazırlanmasına katkı veren tüm Komisyon mensuplarına, Millî Eğitim Komisyonuna, kanun teklifini veren değerli kardeşim Nazım Maviş Bey'e, Komisyon Başkanı Mahmut Özer Bey'e, Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğünden tüm genel müdürlüklere, Bakan Yardımcımıza, yardımcılarına, Sayın Bakana teşekkür ediyorum. Tabii, onaylayacak bu Meclistir, sizlere teşekkür ediyorum.

Kanun teklifinin inşallah onaylanması hâlinde hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Şimdi, şahısları adına ilk söz, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’e ait.

Sayın Işık Gezmiş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi hakkında görüşlerimi dile getirmek için söz almış bulunuyorum.

Hepimizin bildiği gibi, öğretmenlik, sadece bir meslek değildir, toplumu inşa eden, geleceği şekillendiren bir meslek grubudur. Ancak bu teklif de ne yazık ki öğretmenlerin sorunlarını çözmekten uzaktır. Öğretmenler bir ülkenin en değerli hazinesi olan çocuklarımızın geleceğini inşa ederler. Eğitim sistemimizin kalitesi öğretmenlerin motivasyonuna, mesleki gelişimine ve toplumsal statüsüne bağlıdır. Bir ülkenin gerçek gücü öğretmenine verdiği değerle ölçülür. Gelelim binbir zorlukla mücadele ederek öğretmenlik mesleğine adım atan öğretmenlere bu kanunla ne deniyor? “On iki yıl eğitim görecek, ardından üniversite okuyacaksın; birçok sınavı ve uygulamayı geçeceksin, diplomanı alacaksın ama yetmez; öğretmen olabilmek için KPSS’yi kazanacaksın, yetmeyecek, Akademiye alınacaksın çünkü ben iktidar olarak öyle istiyorum.” Bu kanunla öğretmenlik diploması yok sayılmaktadır. Binlerce öğretmenin atanma beklediği, mesleğini yapamadığı şu günlerde söylemek isterim ki mezun olduğum 90'lı yılların sonunda eğitim fakültelerinden haziran ayında mezun olan arkadaşlarımız eylül ayında görevinin başındaydı. 2002'de atama bekleyen öğretmen sayısı 68 bin iken 2024 yılıyla 1 milyona ulaştı. Bu gerçek, övünmekle bitiremediğiniz yeni Türkiye modelinizin sonucu olarak üniversite mezunlarının ne hâle geldiğinin açık ve net göstergesidir.

Eğitim sisteminin içeriğine girmek gerekirse ÇEDES ve TÜRGEV gibi uygulamalarla dayatılan protokoller, öğretmenliğin gerçek misyonunu zedelemektedir. Çıkarılmak istenen bu kanun teklifiyle, itiraz etmeyen, sessiz kalan öğretmenler istenmektedir. Sizleri uyarıyoruz: Bu ülkenin kuruluş ayarlarıyla kimse oynamaya kalkmasın. Cumhuriyetin öğretmenleri cumhuriyet dersini vermeye, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği gibi fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeye devam edecektir.

Evet, okullarımızın hâli maalesef içler acısı, temizlik ve güvenlik görevlisi çok yetersiz. Okullarda velilerin maddi desteğiyle ya da öğretmenlerin çabasıyla temizlik yapılıyor, belediyelerimiz katkı sağlamak istediğinde ise bu durumu "siyasi şov" olarak nitelendiren Bakanlık asıl görevi olan hizmeti eksik bırakarak sorumluluğunu başka kurumlara yüklemeye çalışıyor.

Uyuşturucu tacirleri, iktidarınız döneminde artan ivmeyle ülkenin dört bir yanında kol gezerken, okul önlerini mesken edinmişken siz, çocuklarımızın sağlığını, güvenliğini hiçe sayarak mı tasarruf edeceksiniz?

Sayın milletvekilleri, ekonomik kriz öğrencilerimizin sağlıklı yiyeceğe ulaşmasını engellemiş durumda. Çok acıdır ki OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradayız. Türkiye'de bugün her 4 çocuktan 1'i derin yoksulluk sorunlarıyla yüzleşmekte, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşamamaktadır. Çocuklarımızın beslenme hakkı pazarlık konusu değildir, talepler nettir, çocuklarımızın beslenme hakkını güvence altına alarak ücretsiz yemek hizmeti derhâl başlatılmalıdır. Ekonomik zorluk içindeki ailelere el uzatılmalıdır. Bakanlık, bütçesini cemaatlere ve tarikatlara değil, çocuklarımızın sağlıklı beslenmesine ve eğitimine ayırmalıdır. Eğitim evrenseldir; bilimsel, çağdaş, laik, demokratik ilkelere göre yapılmalıdır. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, unutmayınız ki vatanı korumak çocukları korumakla başlar. Ülkemizin geleceği için eğitime ve öğretmenlerimize gereken değeri vermeliyiz, bu konuda gerekli adımları atmak hepimizin sorumluluğudur.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Işık Gezmiş, çok teşekkür ediyorum.

Şahısları adına ikinci söz, Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen'e ait.

Sayın Ekmen, buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi hakkında şahsım adına alacağım söz için hazırlık yaptığımda aslında eğitim kalitesinin hâlipürmelalini, okullara aç giden öğrencilerimizi, okullarda bırakın tuvalet hijyenini, okulun genel olarak temizliğinin bile sağlanamamasını, ortaokullar önünde satılan uyuşturucu maddeleri, müfredat değişimindeki dağınıklık ve savrukluğu, işsizlik alıp başını gitmişken işverenin iş bilen çırak ve usta bulamayışını, üniversite mezunlarının üniversiteyi bitirdikten sonra meslek sınavlarına girmek için üniversite eğitimini yetersiz bulup mutlaka özel kurslara gitmek zorunda kalışını, bu kanunla düzenlemeye çalıştığımız öğretmenlik mesleği açısından ise sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin durumunu, birçok ilimizde öğretmen açığı varken birçok ildeki norm fazlası öğretmen kadrosu arasındaki dengenin bulunamayışını, okul müdürü kadar maaş alamayan şube müdürlerinin yarattığı idari zafiyeti, ek ders ücretlerinin yetersizliğini ve tasarruf genelgesi nedeniyle önce İŞKUR'dan temin edilen temizlik çalışanlarının bu dönem işe çağrılamayışını ve yine halk eğitim merkezi aracılığıyla verilmek zorunda kalınan birçok kursun iptalini konuşmak isterdim ama zamanımız bunların her birine tek tek değinmeye müsait değil. Fakat şöyle bir baktığımızda 3 evladını da Millî Eğitimin okullarında okutmuş bir veli olarak sevgili iktidar partisi milletvekillerimize eğitimin 4 temel paydaşı olan öğrencinin, öğretmenin, ailenin ve ve ister kamu ister özel sektör olsun işverenin mevcut eğitimden memnun olup olmadığının sorgulanmasını sormak istiyorum. Fakat birçok arkadaşımız uzunca bir süredir AK PARTİ’yi laikliğe ve bilime aykırı bir eğitim vermekle suçladığı için fennî ilimlerde, pozitif bilimlerde, meslek eğitiminde durum ortadayken acaba değerler eğitiminde, manevi eğitimde, çok sevilen ifadeyle yerli ve millî eğitimde durum nedir diye merak ettim. Sayın Cumhurbaşkanının çok sevdiği ve sıklıkla okuduğu Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabe’sinde geçen; dininin, dilinin, beyninin, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik acaba yetiştirilebilmiş mi? Öyle ya, sürekli müfredat değişikliği, sistem değişikliği ve yüzde 10’u geçen imam-hatip ortaokul ve liselerinden sonra artık bizim maneviyatı yüksek bir gençliğe sahip olmamız gerekiyordu; öyle ya, 2002’de AK PARTİ iktidara geldiğinde 6 yaşında ilkokul 1’e başlayan bir genç AK PARTİ döneminde ilk, orta, lise, üniversite, yüksek lisans ve doktora eğitimi aldı; öyle ya, bugün üniversite mezunlarını yüzde 12’den yüzde 46’ya çıkarmakla hep AK PARTİ övündü. O zaman fennî ilimlerde durum buyken acaba manevi ilimlerde durum ne diye merak ettim ve itiraz edilmeyeceğini umduğum Marmara Üniversitesi ile İbn Haldun Üniversitesinin birlikte yayınladığı Sayılarla Türkiye'de İnanç ve Dindarlık Raporu’na bir göz attım ve başta AK PARTİ’li arkadaşlarımız olmak üzere bu meseleye kafa yoranların da buna şöyle bir bakmasını dilerim. Burada birçok pariteyle birtakım incelemeler yapılmış. Ben konuyu özetlemesi açısından Allah inancı, namaz, oruç ve başörtüsündeki durumu AK PARTİ'li arkadaşlarımızın dikkatine sunmak isterim: Bu rapora göre, arkadaşlar -hep “Yüzde 99'u Müslüman olan bir ülke.” deriz ya- Allah'a kesin inanç oranı yüzde 85'e düşmüş; Allah'a kesin inanç oranını yüzde 85, kesin inançsızlık yüzde 5,7; aradaki yüzde 9 da bir öyle, bir böyle salınıp duruyor. Allah'a kesin inançsızlık durumuna baktığımda, arkadaşlar, iki veri dikkatimi çekiyor. Birincisi, Allah'a en yüksek inançsızlık oranı AK PARTİ döneminde eğitim görmüş gençlerde; ikincisi, Allah'a en yüksek inançsızlık oranı AK PARTİ döneminde üniversiteyi okumuş gençlerde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ekmen, lütfen tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) – Şimdi, AK PARTİ'li dostlarımızın bu raporu incelemesini istiyorum. Namaz kılma sıklığı, oruç tutma sıklığı, başörtüsü gibi birçok konuya baktığımızda, AK PARTİ döneminde gözlerini hayata açıp eğitim almış bütün gençlerin ve üniversite mezunlarının, Türkiye'nin o beğenmediğimiz koalisyonlar ve CHP dönemi iktidarı dönemlerinin çok altında bir dindarlık seviyesinde olduğunu görüyoruz. Bunun üzerinde bir kafa yormak gerekmez mi? Niçin gençler dinden uzaklaşıyor; tarzısiyasetinizden dolayı mı, kurduğunuz medya düzeninden dolayı mı, yarattığınız adalet sisteminden dolayı mı, yaptığınız gösteriş ve israf düzeninden dolayı mı, yoksa ayyuka çıkan yolsuzluklardan dolayı mı?

Sevgili arkadaşlar, bir ifade var, daha doğrusu bir anekdot var. Demirel’e Almanya’da sormuşlar: “Kürtlere kötü davrandığınız iddia ediliyor?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) – O da “Kürtlere kötü davranıyoruz da binaenaleyh Türklere iyi mi davranıyoruz.” demiş.

Şimdi, fennî ilimlerde durum burada, manevi durumlarda, manevi eğitimde durum nedir bunu da ortaya koyduk; bu açıdan, yirmi iki yılın sonunda arkadaşlarımızı bir muhasebeye davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (Saadet Partisi ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekmen, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bölüm üzerindeki söz talepleri tamamlandı.

Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

İlk soru hakkı Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’a ait.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sizin vasıtanızla Sayın Millî Eğitim Bakan Yardımcısına şu sorularımı yöneltmek istiyorum:

Soru 1: Şanlıurfa'da olması gereken toplam öğretmen sayısı ne kadardır, şu anda kaç öğretmen vardır; bunlardan kadrolu, sözleşmeli, ücretli öğretmen sayısı nedir? Şanlıurfa'da kaç öğretmen eksiktir?

Soru 2: Şu anda Şanlıurfa'da ikili eğitim gören okul sayısı ne kadardır?

Soru 3: Şanlıurfa'da mevsimlik tarım işçisinin öğrenci çocuklarının okulda olması gerekirken şu anda tarlada çalışan kaç tane öğrenci vardır?

Soru 4: Şanlıurfa ilinde en fazla hangi ilçede öğretmen eksiktir?

Soru 5: Şanlıurfa'da öğle yemeği verilmeyen okul sayısı ne kadardır?

Soru 6: Şanlıurfa'nın kırsal kesimlerinde kadrolu öğretmen sayısı ne kadardır, öğretmeni olmayan okul sayısı ne kadardır? Şanlıurfa'da, toplam kaç okulda temizlik ve güvenlik görevlisi vardır?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sadullah Kısacık…

SADULLAH KISACIK (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

On binlerce ücretli öğretmenin gözü bu kanundaydı. Yaklaşık 70 bin ücretli öğretmen var; yıllardır canla başla, aynı bir kadrolu öğretmen gibi çalışıyorlar, çocuklarımızı eğitmeye çalışıyorlar. Ben şunu sormak istiyorum: Bu ücretli öğretmenler ile usta öğretmenler… Yıllardır kanayan bu yaraya Millî Eğitim ne zaman bir son verecek, ne zaman bu arkadaşlarımızın kadro hakkını teslim edecek? Bununla ilgili bilgi almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen…

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben okullarımızın temizlik durumuna ilişkin olarak tasarruf genelgesinden kaynaklı bir şekilde İŞKUR personelinin işe düşük bir çalışma disipliniyle başlatılmasına karşılık ne gibi bir çözüm önerisinin olduğunu sormak isterim.

Aynı şekilde, okulların önünde uyuşturucu satışları aldı başını gidiyor. Okullarda her türlü şiddete rastlıyoruz. Okullarda düzenli güvenlik görevlilerinin istihdam edilmesi ne zaman okul aile birliklerinin sorumluluğundan alınıp Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğuna verilecektir?

Halk eğitim merkezlerinde açılan birçok kurs şu anda açılamıyor. Birçok okulda bu nedenle öğrencilere vadedilen seçmeli dersler verilemiyor. Birçok alanda sorunlar yaşanıyor ve halk eğitim merkezlerindeki açılamayan bu kurslarla ilgili olarak bir düzenleme var mı?

Türkiye'nin 3’üncü büyük ziraat şehri olan Mersin’de, Mersin Üniversitesinde ziraat fakültesi bulunmamaktadır. YÖK’teki başvurunun neticelendirilme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar…

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) – Urfa'da eğitim sendikalarının açıklamalarına göre 11.500 öğretmen açığı bulunmaktadır ve ben de Bakan Yardımcısına buradan soruyorum: Bu belirtilen sayı doğru mu?

Urfa'da birçok okulda ücretli öğretmen sayısı kadrolu öğretmen sayısından fazladır. Bir de nitelikli eğitimden bahsediyorsunuz. Hiçbir sosyal hakkı olmayan, asgari ücret altında çalışan bu öğretmenlerle Urfa'da eğitim vermek ne kadar nitelikli eğitim olur? Bu soruların cevaplarını burada almak istiyorum.

BAŞKAN – Samsun Milletvekili Murat Çan...

MURAT ÇAN (Samsun) – Meclisin yeni yasama yılındaki ilk gündemi Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi. Peki, teklifi getirenler kim? Öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran, eğitim sistemimizi çökerten, gençlerimizin geleceğini karartanlar. 2002 yılında iktidara geldiklerinde yeni göreve başlayan bir öğretmen 540 lira maaş alıyordu. O tarihte o maaşla 17 çeyrek altın alınıyordu. Bugün kamuda göreve yeni başlayan bir öğretmenin maaşı 41 bin lira, 8,5 çeyrek altın parası yani öğretmenlerimizin her ay 8,5 altını çalındı bu iktidar tarafından. Eğitim öğretim hazırlık ödeneği 2002 yılında bir maaşın yaklaşık üçte 1'iyken bu ödenek bugün maaşın onda 1'i. Öğretmenlerin bu haklarını geri verecek misiniz?

BAŞKAN – Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş...

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) – Teşekkürler Başkan.

Okullardaki hijyen sorununa dönük bir öneriniz var mı? Yani temizlik görevlilerini ne zaman atayacaksınız? Okullardaki bir öğün yemeği ne zaman vereceksiniz? Atanamayan öğretmenler ne zaman atanacak? Okullardaki hijyen sorunu nasıl çözülecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yine vasıtanızla Sayın Millî Eğitim Bakan Yardımcısına soruyorum: Şanlıurfa'daki okullarda toplam olarak kaç okulda temizlik ve güvenlik görevlisi vardır; kaç okulda temizlik, güvenlik görevlisi yoktur?

Soru 2: Şanlıurfa'da -bu çok önemli- 1'inci, 2'nci, 3'üncü, 4'üncü sınıfların bir arada, tek öğretmenle okutulduğu kaç tane okulumuz var? İkincisi, bunun devamı, Şanlıurfa'da 1’inci ve 2’nci sınıf birleştirilerek yine tek öğretmen tarafından okutulan kaç okul var? Şanlıurfa'da 3’üncü ve 4’üncü sınıf birleştirilerek, tek öğretmen olarak orada okutulan kaç okulumuz var? Ayrı ayrı bilgi verirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan…

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Burada yeni bir eğitim öğretim dönemine girdik. Deprem bölgesinde ilk ve ortaokullar çoğunlukla konteynerlerde eğitim görüyor, liseler ise sağlam binalarda eğitim görüyor. Burada sorun şu: Acaba bu öğrencilerin taşınması mümkün müdür tasarruf tedbirlerine takılmadan? Çünkü öğrenciler çoğunlukla konteynerlerde barınıyor.

İkinci olarak deprem bölgesinde konteynerlerde kalan öğretmenler büyük ölçüde barınma sorunu yaşıyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Kore Kent’te kalan öğretmenlerin orayı terk etmesi istendi. Gerekçe olarak da elektrik faturalarının yüksek olduğu, AFAD'ın bunu ödeyemeyeceği gibi sorunlarla karşılaşılıyor.

Üçüncü sorun ise bölgede internet sorunu, telefon şebeke sorunu hâlen ciddi oranda yaşanıyor. Özellikle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun...

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Belediyelerin okullarla iş birliği neden engelleniyor? Okullardaki temizlik sorununa nasıl bir çözüm bulunacak? Öğretmen eksikliği için ne gibi çözümleriniz vardır? Özel sektör öğretmenleriyle ilgili ne gibi çözümleriniz vardır? Ayrıca, Iğdır ilinde belediyenin öğrencilere giysi yardımı neden soruşturma konusu oluyor?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Şimdi Komisyona cevap için söz veriyorum.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkanım, öncelikle sorularıyla katkı veren milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Milletvekili arkadaşlarımızın tek tek isimleri üzerinden cevaplandırmak yerine -tevcih edilen sorular hemen hemen ortak sorular- sorular üzerinden cevaplandırmaya çalışacağım. Ancak, bu arada Şanlıurfa milletvekili arkadaşlarımızın, başta Sayın Tanal olmak üzere, sorduğu sorulara arkadaşlarımız biraz önce Sayın Tanal’la burada yaptığımız görüşme çerçevesinde yüz yüze o detaylı bilgileri verecekler çünkü bir kısmı teknik bilgi olduğu için, istatistiki verilere dayalı bilgi olduğu için onu Bakanlıktaki arkadaşlarımız sizinle paylaşacaklar ve böylelikle cevaplandırmış olacağız.

Şimdi temizlik hizmetleriyle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum. Bakanlığımızın şu anda 60.487 resmî örgün eğitim kurumu bulunmaktadır ve burada 15 milyon 915 bin 620 öğrenci mevcut olup 164 bin bina ve 605.506 derslikte eğitim öğretim hizmeti verilmektedir. Bakanlığımıza bağlı 60.487 okulumuzun temizlenmesi ve temizlik malzemelerinin tedariki Bakanlığımız tarafından yapılmaktadır. Okullardaki temizlik hizmetlerinin yürütülmesinde hâlihazırda 49.578 kadrolu temizlik personeli bulunmaktadır. İstihdama katılımı artırmak amacıyla bu yıl başlatılan İş Gücü Uyum Programı kapsamında kadrolu temizlik personeline ilaveten 120 bin kontenjan ayrılmış ancak bahse konu programın bu yıl ilk kez uygulanmasından kaynaklı yeteri başvuru olmaması nedeniyle birtakım gecikmeler ve bazı sorunlar ne yazık ki yaşanmıştır. Söz konusu programın kapsamında hâlihazırda 66.631 personel görev yapmaktadır ve yeni uygulanan bu programdan kaynaklı olarak karşı karşıya kaldığımız birtakım gecikmeler ve birtakım sorunların aşılması konusunda da Bakanlığımız alternatif önerileri ve alternatif yöntemleri devreye koymuş, bu çerçevede TYP kapsamında 30 bin kontenjan daha tahsis edilerek temizlik personelinin güçlendirilmesi ve bu sorunun net bir şekilde çözülmesi yolunda güçlü bir adım atılmıştır.

Ayrıca, yine okullarımızda güvenlikle ilgili birtakım kaygı, endişe ve sorular tevcih edildi. Millî Eğitim Bakanlığımızın koordinasyonunda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı iş birliğinde çocuklarımızın eğitim süreçlerinin güvenliğini sağlamak üzere tedbirler alınmaktadır. Bu konu hepimiz için çok hassas bir konudur. Ülkemiz için, çocuklarımız için, okullarımız için, eğitim sistemimiz için oldukça hassas bir konudur. Çocuklarımızı her türlü suç ve zararlı alışkanlıklardan uzak tutmak için koruyucu ve önleyici eğitim ve güvenlik tedbirleri yeterli seviyede alınmaktadır. Çocuklarımızın bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlaki yönden nitelikli eğitim almaları, sağlıklı birey olarak yetiştirilmeleri sağlanmaktadır. Bu kapsamda 2024-2025 eğitim öğretim yılı için 1.219 okulda sabit görev yapmak üzere 1.032 okul kolluk görevlisi; 23.676 okulda okul yönetimiyle sürekli iletişim hâlinde olacak 19.856 güvenli eğitim koordinasyon görevlisi; 20.848 okulda giriş-çıkış saatlerinde 5.803 ekip görevlendirilmesi sürdürülmektedir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın taşra birimlerinin rehberlik ve psikolojik danışma servisleri ile okul yönetimleri iş birliği içinde dezavantajlı grupta olduğu tespit edilen çocuklara ve ailelerine sosyal hizmet kapsamında farkındalık, bilinçlendirme ve izleme çalışmalarını gerçekleştirmektedir. Öncelikli okullar ile yatılı ve pansiyonlu okullarda özel güvenlik hizmetlerinin karşılanmasını, kız öğrencilerin öğrenim gördüğü veya barındığı okul ve pansiyonlarda kadın özel güvenlik görevlisi görevlendirilmesi, ihtiyaç duyulması hâlinde pansiyonlu okullarda özel güvenlik görevlisi sayısının artırılarak hafta sonu ve vardiyalı çalışma sistemine geçilmesi için gerekli planlama ve izleme yapılmaktadır.

Söylediğim gibi, okullarımızın güvenliği ve özellikle çocuklarımızın suçla imtihanı konusunda hepimiz hassasız, hepimizin ortak konusu. Dolayısıyla bu konu kapsamında Bakanlığımız iş birliği içerisindeki bakanlıklarla birlikte gerekli tedbirleri almaktadır, almaya devam edecektir. Hassas olduğumuz bu konuda herhangi bir zaafın oluşmasına da fırsat vermemeye çalışıyoruz.

Okullardaki teknik personel sayısının ne olduğuna dair bir soru gelmişti. Okullarımızda eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfı dışında kalan personel sayımız 83.537'dir.

Ayrıca, okullarda çocuklarımıza yemek hizmetiyle ilgili sorular yine vekillerimiz tarafından tevcih edildi. Bakanlığımızca öğrencilerimize ücretsiz yemek uygulaması vardır ancak bu yemek uygulaması hangi gruplarımızda, bununla ilgili bilgi aktarmak istiyorum. Taşımalı eğitim öğrencilerine, okul öncesi eğitim öğrencilerine, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere, özel eğitim rehberlik öğrencilerine yemek verilmektedir. Taşımalı eğitim uygulaması kapsamında taşınan özel eğitim öğrenci ve kursiyerleri dışındaki ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine ve ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine taşıma yoluyla eğitim kapsamında öğle yemeği verilen okullarda açılan özel eğitim sınıflarına devam edenlere Bakanlığımızca ücretsiz öğle yemeği hizmeti sunulmaktadır.

Öğrenci taşıma uygulaması kapsamında taşıma ve yemek ihalelerine ilişkin işlemler 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre yapılmakta olup taşıma uygulaması kapsamında taşınan öğrencilere okul pansiyonları mevzuatı doğrultusunda okul ve pansiyon yemekhanelerinde de öğle yemeği verilmektedir.

Değerli arkadaşlar, depremle ilgili de yöneltilen sorular olmuştu. Vakit çok az kaldığı için bunu Necmettin Vekilimize yazılı bir şekilde vermek istiyorum.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Öğretmenlerimizin özlük hakları, ücretleri ve maaşlarıyla ilgili gelen bir soru, bir eleştiri olmuştu daha doğrusu sorudan daha ziyade. Bu Mecliste ben çok sefer millî eğitimle ilgili söz aldım, konuştum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, iktidara geldiğimiz günden bugüne kadarki süreçte öğretmenlerimizin özlük haklarını iyileştirmek, öğretmenlerimizin ders ücretlerini, maaş ücretlerini, maaşlarını iyileştirmek adına çok sayıda düzenleme yaptık, çok sayıda iyileştirme yaptık ancak şunu hepimiz biliyoruz ki öğretmenlik kutsal bir meslek, öğretmenler bizim için çok ayrıcalıklı, özel bir sınıf dolayısıyla öğretmenlerimiz için ne yapsak azdır. Elbette ki bunu yeterli görmüyoruz. Bunun üzerinde, fırsat buldukça, imkân buldukça, ülkemizin kaynakları, imkânları doğrultusunda öğretmenlerimizin özlük haklarını iyileştirecek adımları atmaya devam ediyoruz, bundan sonra da devam edeceğiz. Kaldı ki şu anda tartıştığımız Öğretmenlik Mesleği Kanun Teklifi bir tarafıyla öğretmenlerimizin özlük haklarını iyileştirmek için de hükümler içeren bir tekliftir. Özellikle geçmiş dönemde 3600 ek göstergenin çıkarılmış olması ve bu teklifte de öğretmenlerimize, uzman öğretmenlerimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Son cümlem olsun Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Son cümlenizi alalım.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Kanun teklifinin kapsamı içerisinde öğretmenlerimizin kariyer basamağı olarak planlanan uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sistemiyle de bir tarafıyla öğretmenlerimizin özlük hakları aslında iyileştirilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, biraz önce söylediğim gibi, öğretmenlerimiz her türlü desteği her zaman hak ediyorlar ve AK PARTİ hükûmetleri, iktidarları döneminde de öğretmenlerimize en güçlü desteği verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. Rakamları da ilgili milletvekili arkadaşımla tekrar paylaşabilirim.

Sorularıyla katkı veren arkadaşlarımıza, eleştiri yönelterek bu açıklamaları yapmamıza fırsat veren arkadaşlarımıza tekrar teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

YILMAZ HUN (Iğdır) – Muhalif belediyelerle ilgili soruya cevap vermediniz.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.11

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Bekir BOZDAĞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa BİLİCİ (İzmir), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

----- 0 -----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'ncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

143 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

23’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıp oylarınıza sunacağım.

İlk 3 önerge aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alıyorum ve aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 143 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Salihe Aydeniz Perihan Koca Özgül Saki

 Mardin Mersin İstanbul

 Zülküf Uçar Ceylan Akça Cupolo Beritan Güneş Altın

 Van Diyarbakır Mardin

 Meral Danış Beştaş

 Erzurum

Aynı mahiyetteki 2’nci önergenin imza sahipleri:

 

 Suat Özçağdaş Hikmet Yalım Halıcı Nurten Yontar

 İstanbul Isparta Tekirdağ

 Sibel Suiçmez Kadim Durmaz Mustafa Adıgüzel

 Trabzon Tokat Ordu

 İsmet Güneşhan Fethi Açıkel Mahmut Tanal

 Çanakkale İstanbul Şanlıurfa

 Umut Akdoğan Okan Konuralp

 Ankara Ankara

Aynı mahiyetteki 3’üncü önergenin imza sahipleri:

 İsa Mesih Şahin  Mehmet Atmaca  Necmettin Çalışkan

 İstanbul  Bursa  Hatay

 Mehmet Karaman  Mesut Doğan

 Samsun  Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LATİF SELVİ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş’a ait.

Sayın Danış Beştaş, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili öğretmenlerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir, aylardır sokakta öğretmenler taleplerini ve sorunlarını ifade ediyorlar, maalesef burası duymuyor ama onlar burayı gayet iyi dinliyorlar. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun kesinlikle tamamen geri çekilmesi gerektiğini baştan itibaren ifade ettik, etmeye devam ediyoruz. Muhalefetimizi sonuna kadar sürdüreceğimizi beyan etmek isterim.

23'üncü madde, başarı belgesi verilmesiyle ilgili bir düzenleme. Fakat tabii ki burada, objektif kriterlere göre bir başarı belgesi verilmesi değil, yine kayırmacı, adil ve şeffaf olmayan bir yöntem olacak. Niye diyeceksiniz? Zaten iktidar, idarecileri kendilerine yakınlık derecesine göre belirliyor. İnanç yapısı, etnik yapısı, sendikal yaklaşımı da idarecilikte temel alınan ölçülerden birKAÇ tanesi. Peki, kim ödülleri verecek? İdare, idare amirleri verecek ve Bakanlığın takdirine bırakılmış. Nasıl adil ve objektif bir karar verilecek? Tabii ki verilmeyecek.

Diğer önemli düzenleme, Millî Eğitim Akademisi. Bizim vekillerimiz de çokça buna değindiler. Hakikaten neresinden tutalım bilmiyorum ama bu Akademiye kim gidecek? Eğitim fakültesi mezunu olanlar, aslında diplomasını alanlar, KPSS'den yeterli puan alanlar gidecek ama mülakattan elenmemiş öğretmenler gidecek değil mi? Yeni bir akademi kuruyorsunuz. Şimdi, burada neymiş? Görevde yükselmeleri için Akademiye gideceklermiş. Şimdi, görevde yükselmesi için bir öğretmenin önce atanması gerekiyor. AKP iktidarını kutluyorum "ataması yapılmayan öğretmenler" kavramının tanımını literatüre yerleştirdi.

Hakikaten bu ülkenin gençlerini, gençliğin enerjisini öldüren bir iktidar zihninden söz ediyoruz. "Her kente bir üniversite açtık, artık herkes üniversite mezunu." diye övünen iktidar, üniversite mezunu diplomalı işsizler ordusu yarattı. Bakalım, hepimiz bakalım, mahallemizdeki kime bakalım? Marketteki kasa görevlilerine, eğitim fakültesinden kaç kişi var orada? Kaç inşaat işçisi, tekstil işçisi yine eğitim fakültesi mezunu? Kaç polis eğitim fakültesi mezunu? Ve işsizler tabii ki. "Bina dikeceğiz." dediniz, yandaşa ihale verip binaları diktiniz, üzerlerine “üniversite” yazdınız ama içeriği bomboş, bir eğitim yok; KPSS konuldu ve daha birçok şey ama eğitim alanında hâlâ özel öğretmenler var, hâlâ asgari ücretin altında çalışan öğretmenler var, hâlâ liyakate dayalı olmayan terfi sistemi var. Hâlâ temizlik sorununu tartıştığımız utanç verici bir eğitim sistemi var. Nepotizm zirveye ulaşmış durumda, hâlâ her yerde nepotizm var. Ve açıkçası eğitim fakültelerine bu enerji harcansaydı şimdi farklı olurdu. Önce bir öğretmenleri atayın ya! İşsiz öğretmenler var; taksi şoförleri ve marketteki kasiyerler her gün karşılaştığımız öğretmenler ve öğretmen eksiği var her yerde. Önümüze getirdiğiniz bu taslak laga luga gerçekten, hikâye anlatıyorsunuz bize ya, bizim bu hikâyelere karnımız tok! Etrafta olan biteni görmüyorsunuz demeyeceğim, gayet iyi görüyorsunuz ama işinize gelmiyor çünkü kendi sisteminizi kurumsallaştırıyorsunuz.

Şimdi, disiplin hükümleriyle öğretmenleri baskılayan bir sistem var. Kategorilere ayırdınız öğretmenleri; uzman, başuzman, bilmem ne; bunları çok konuştuk. Mesleğin itibarını yerle bir ettiniz. Biz eskiden -hâlâ da öyle- ilkokul öğretmenimizi, lise öğretmenimizi gördüğümüzde saygıdan ne yapacağımızı bilemezdik çünkü bize öğrettiler. Emeği değersizleştirdiniz, cezaları tanımladınız ama ödülleri belirsiz kıldınız her anlamda.

Ve açıkçası Millî Eğitim Bakanının eğitim düzenine sunabileceği en büyük katkı istifa etmesidir. İstifa et ya, yapamıyorsun bu işi. Her gün eğitim mevzuatı... Bakanla beraber yeni bir kanun teklifi geliyor, herkes kafasına estiği gibi düzenlemeler getiriyor. Bu Millî Eğitim Bakanının da tabii marifetleri çok yani bu sürede onların hepsini anlatamam ama bence bütün Türkiye biliyor. "İstifa et." çağrımızı buradan da ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, lütfen tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani bütçe görüşmeleri sırasında da bu kanunun görüşmeleri sırasında da bu çokça yapılacak tabii ki.

Ve son olarak şunu söylemek istiyorum: Aslında düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen bir nesil yetiştirmeyi istiyorsunuz. Kindar ve dindar nesil yetiştirecektiniz ya hani, hakikaten bu konuda attığınız adımları ne kadar konuşsak az. Dinsel inancı araçsallaştırıyorsunuz; cemaatlerle, şurayla, burayla protokoller yapıyorsunuz. Eğitimle ilginiz yok aslında; siz kendi ideolojik yaklaşımınızı eğitime yedirmeye çalışıyorsunuz; bunun başka bir izahı yok. Açıkçası Millî Eğitim Akademisiyle, Öğretmen Akademisiyle aslında Türk-İslam sentezi, medeniyet perspektifi ve maarif davasını sürdürecek öğretmenleri yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Millî Eğitim Bakanı bu işi artık yapmasın istiyoruz, istifa etsin ve bu kanunu geri çekin. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki ikinci söz, Ankara Milletvekili Okan Konuralp’a ait.

Sayın Konuralp, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN KONURALP (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’ne ilişkin neredeyse yapılabilecek tüm eleştiriler, öneriler arkadaşlarımız tarafından dile getirildi. Siz, gerek muhalefetin gerekse de eğitimin değerli paydaşlarının eleştirilerini, önerilerini, isteklerini dikkate almamayı tercih ettiniz, ediyorsunuz. Eleştiri, öneri ve istekleri yineleyerek tekrara girmek istemiyorum. Bu nedenle başka bir bağlamda konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ dönemi Millî Eğitim Bakanlarının aralarındaki ilişkiler bütünü kendi içinde bir istikrarı, bir tutarlılığı sergiliyor. Her bir Millî Eğitim Bakanı bir öncekinden çok daha kötü bir bakanlık döneminin aktörü olarak görev süresini tamamlıyor ve koltuğunu başka bir isme devrediyor. Yani bu dönem, kendisinden önceki Millî Eğitim Bakanlarıyla karşılaştırıldığında en başarısız, en niteliksiz, en birikimsiz, en bilgisiz Millî Eğitim Bakanıyla karşı karşıyayız. Çocuklarımız için yazık, öğretmenlerimiz için yazık, velilerimiz için yazık, bu güzel ülkemiz için yazık ama inanın sizin için de yazık çünkü sizin ideallerinize, sizin değerlerinize uygun bir gençliğin yaratılmasının da önündeki en büyük engel bu liyakatsiz ama kibirli, birikimsiz ama şımarık Bakan.

Arkadaşlar, Bakanınızın profesörlük ünvanını nasıl aldığına ilişkin tartışmalara girmiyorum ama şunu da vurgulamak istiyorum: Bu ülkede iyi kötü bir üniversitede rektörlük yapmış şahsın atıf almış doğru dürüst çalışması, eseri yok; bu arkadaşın uluslararası saygınlığı olan dergilerde yayınlanmış tek bir makalesi yok, basılmış kitapların içinde dikkate alınabilecek tek bir cümlesi yok yani özetle, bu arkadaşın akademik itibarı yok ve çok sayıda AK PARTİ'li arkadaşımla yaptığım sohbetlerden biliyorum, AK PARTİ Grubu içinde küçük bir grup dışında seveni yok. Bence, sevmediğiniz bu zatla bir an önce yolunuzu ayırın, size ama daha çok da bu güzel ülkenin iyi şeyleri hak eden öğrencilerine, öğretmenlerine, velilerine bu ayrılık iyi gelecek.

Sayın milletvekillerimiz, bu zat aynı zamanda şöyle de biri: Örneğin, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığıyla eş güdümlü olarak beslenme çantası listesi paylaşıyor ve bu paylaşımdan hareketle beslenme çantasının nasıl doldurulabileceğine dair bu Bakanın bir fikri yok, düşüncesi yok. Okulların temizliği için görevlendirmek istediği kişilere yaklaşık 8 bin lira kadar ücret vermeyi öngören bu zatın ve diğerlerinin beslenme çantasının aylık maliyetine ilişkin duydukları tırnak ucu kadar bir rahatsızlık yok. Karabük Milletvekilimiz Cevdet Akay hesapladı, bu beslenme çantası tavsiyesinin maliyeti 2.262 lira. Tek bir öğün dahi sağlıklı yemek yiyemeyen on binlerce çocuk var. En son açıklanan OECD PISA 2022 Raporu’na göre Türkiye'de 3 öğrenciden 1’i kahvaltı yapamıyor, öğrencilerin yüzde 2’si okuldan sonra hiç akşam yemeği yiyemezken yüzde 10'u “Haftada bir gün akşam yemeği yiyemiyorum.” diyor. “Geçen otuz günde yiyecek alacak paranız olmadığı için kaç kere yemek yiyemediniz?” sorusuna Türkiye'deki öğrencilerin yüzde 19’u “En az bir gün.” yanıtını veriyor. Bu çerçevede, yüz binlerce çocuğun okula aç gittiklerine ilişkin gerçekleri ortaya koyuyoruz; bırakın yüz binlerce öğrenciyi, tek bir çocuk dahi okula aç gitmemeli, yatağa aç girmemeli diyoruz; gelin, hiç olmazsa ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının sağlıklı beslenmesini bizzat Millî Eğitim Bakanlığı üstlensin diyoruz; temiz su alacak parası olmadığı için okulun tuvaletinden su içen çocuklar var, günü bir dilim ekmekle geçiren çocuklar var diyoruz; adam, o Bakanınız biraz olsun mahcup olacağına bu yöndeki taleplere sırıtarak karşılık vermeyi tercih ediyor; çocukları açlığa, okulları pisliğe mahkûm etti, utanmıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bu pislik beceriksizliğinin, liyakatsizliğin sonucudur. Bir de utanmadan çıkıyor “algı” diyor. Okulları sadece CHP'li değil AK PARTİ'li, DEM’li, MHP’li, İYİ Partili belediyeler de temizliyor, temizlemek gibi bir sorumluluğu üstlenmekten geri adım atmıyor; zaten belediyelerin de görev ve sorumlulukları arasında bu temizlik. Muhalefete ait belediyelerin okullara girmesini engellemeye çalışıyor, çocuklarımızın sağlığını bile bir siyasi rekabet konusu yapmaktan geri adım atmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Konuralp, lütfen tamamlayın.

OKAN KONURALP (Devamla) – Toparlıyorum.

Arkadaşlar, size son kez tavsiyem, yineliyorum: Hadi, bu ülkenin tüm çocuklar için dahi, fedakâr öğretmenleri için dahi, bu ülkenin güzel geleceği için dahi bu Bakandan vazgeçmiyorsunuz hiç olmazsa partinizin siyasi geleceği için vazgeçin de bu ülkeye ufak da olsa bir yararınız olsun.

Teşekkür ederim. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Konuralp, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Okan Konuralp’ın 143 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesi üzerinde verilen önerge hakkında yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel kürsüde hitap eden konuşmacının üslubuna baktığımızda Sayın Millî Eğitim Bakanının şahsiyatına ilişkin hakikaten hoş olmayan ve İç Tüzük’teki temiz bir dille konuşulması, şahsiyatla uğraşılmamasıyla ilgili düzenlemeye rağmen bunun aksine bir yaklaşım sergilediğini hep beraber gördük. O, kendi şahsi yaklaşımları olarak kalabilir.

Bu iddialarının tümünü reddettiğimizi ve Sayın Bakanımızın görevini yasalar çerçevesinde, sıfatlarını yasalar çerçevesinde, akademik kariyerini yasalar çerçevesinde hakkıyla elde ettiğini ve bu milletin bütün eğitim sistemine ilişkin de hizmetlerini deruhte ettiğini, başarıyla deruhte ettiğini belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Eğitim çöktü, eğitim çöktü.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ve 100 Milletvekilinin Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi (2/2239) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 143) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki üçüncü söz, Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan'a ait.

Sayın Çalışkan, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Madde, başarılı olan eğitimcilerin üstün başarı, başarı belgesi alması ve ödül verilmesine yönelik. Burada komik bir madde olduğunu belirtmeliyim. Bunu okuyan öğretmenler muhtemelen diyorlar ki: “Siz bize yeterli maaş verin, başka bir şey istemiyoruz.” Bu ülkede kölelikten bile daha kötü şartlarda çalışma hayatını sürdüren ücretli öğretmenler muhtemelen iç geçiriyorlar. Yine, öğretmenler diyorlar ki: “Siz bizi işten atmayın, iş güvencemiz olsun yeter!”

Değerli milletvekilleri, Meclisin ikinci yasama yılında yarım kalan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’ni görüşüyoruz. Bu kanun teklifi, hatırlanacağı üzere, büyük tepkiye neden olduğu için, içeriği yeterince hazırlanmadığı için geri çekildi. Meclis açılır açılmaz alelacele ne değişti de buraya getirildi anlamak mümkün değil. Bu süre içerisinde Komisyon toplanmadı, bu süre içerisinde yeni bir çalışma, çalıştay yapılmadı; öyleyse ne acelesi var, bunu insan merak ediyor.

Burada, iktidara yine şunu söylemek isterim ki: Arkadaşlar, ikiyüzlü olmaya gerek yok, sendikalara ayrı, Meclise ayrı söz söylemeye gerek yok. Sendikalar diyorlar ki: “Biz Bakanla görüştük, Bakan Yardımcısıyla görüştük; her şey hallolacak. Muhalefet burada önerge verecek, çözülecek.” Çocuk mu kandırıyorsunuz Allah aşkına? Tam olarak yaşadığımız bu. Hiç olmazsa sizi destekleyen, alkış çalan insanlara ikiyüzlü davranmayın.

Burada Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’ni görüşüyoruz. Meclis abluka altında; etrafımız ateş çemberi, Gazze'de, Lübnan’da kan dökülüyor; Mecliste Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi görüşülüyor, -çok önemli- etraftaki polislerin eğitimciler sesini daha fazla duyuramasın, “Şu maddelere düzeltme gelsin.” demesinler diye ablukası altındaki bir Mecliste, şu doluluktaki bir ortamda bu yasa görüşülüyor.

Değerli milletvekilleri, burada, yasanın içerisinde gördüğüm kadarıyla bir başka yanlış da Sayın Yusuf Tekin’in hedef gösterilmesi. Aslında, burada Yusuf Tekin’in şahsi tutumundan çok daha önce yasanın içeriği var. Burada “Kuklaya bak.” dercesine “Yusuf Tekin, Yusuf Tekin” diyoruz ama içerik gidiyor. Bakın, bir akademi çıkacak, kim olduğuna bakılmaksızın müfettiş raporuyla bir insan görevden ihraç edilecek, beş yıllık eğitim fakültesi tıp fakültesi gibi yedi yıla çıkarılacak; insanların iş güvencesi yok, hâlen 85 bin ücretli öğretmen asgari ücretin daha altında bir gelirle yaşamaya devam edecek; bunlara çözüm yok.

Özel öğretmenler, özel okul öğretmenleri işte ortada. Ya, çok mu zor? Hiç olmazsa bir maddede deyin ki: “Arkadaş, özel öğretmenleri patronlar sömürmesin, en azından bir asgari limit belli olsun.” Bizim şunu düşünmemiz gerekir: Bir ülkenin geleceği eğitimle mümkündür; bir ailenin çocuğunun en iyi sözünü dinlediği kimse öğretmenidir. Siz bir çocuğu yetiştirdiniz, en güvenli kurum olarak devlete veriyorsunuz, devlet de kendi adına bir öğretmene, ücretli öğretmene çocuğunuzu teslim ediyor. Şimdi, canının derdinde olan, cebinde dolmuş parası olmayan, ay sonu “Kirayı nasıl ödeyeceğim?” diyen bir öğretmen, Allah aşkına, bu memleketi nasıl geleceğe taşıyabilir? Bugünkü sistemde ücretli öğretmen aslında tam bir vatana ihanet sayılması gereken suçlardan biri olarak kabul edilmeli, bu konu acilen çözülmeli.

Değerli milletvekilleri, burada pek çok husus var. Çok merak ediyorum, bu yasadan acaba kimler memnun? Yani buradan ücretli öğretmenler memnun değil, akademisyenleri içeren bir şey yok, mülakat mağdurları ortada, KHK’yle ihraç edilenler ortada, özel okul öğretmenleri ortada ama ne var? Bir ayırımcılık var. Ne ayırımcılığı? Şube müdürleri. Ya, siz adamı şube müdürü yapmışsınız, sorumluluk vermişsiniz, il Millî Eğitim müdür yardımcısı yapmışsınız, ilçe Millî Eğitim müdürü yapmışsınız ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalışkan, lütfen tamamlayın.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) – …bu şube müdürleri, il Millî Eğitim müdür yardımcıları, ilçe müdürleri başöğretmen, uzman öğretmen olmadığından, ek ders alamadığından herhangi bir öğretmenden, okul müdürlerinden daha az maaş alıyor. Bu tam olarak çarpıklık; bu, gündemin hiçbir yerinde yok. Ya, sen bir ilde 15 bin öğretmenin amiri olacaksın, emrin altındaki adam senden daha çok maaş alacak; burada nasıl otorite sağlanacak? Tabii bunların hiçbiri gündemde değil, bu da belli ki alelacele çıkarmak istedikleri bir yasa. İki üç yıl oldu, muhtemelen bu yasama dönemi geçsin “Pardon, yanlış olmuş.” deyip yeni yamayla tekrar buraya gelinecek.

Onun için bu yasadaki özellikle bu madde çıkarılmalı ama yasa bütünüyle gözden geçirilmeli çünkü bu yasada tepkileri dindirecek hiçbir düzenleme yapılmadı.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalışkan.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin 23'üncü maddesinde yer alan “ve” ibarelerinin “ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Selcan Taşcı Mehmet Mustafa Gürban Yavuz Aydın

 Tekirdağ Gaziantep Trabzon

 Yüksel Selçuk Türkoğlu Hüsmen Kırkpınar Burhanettin Kocamaz

 Bursa İzmir Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’a söz veriyorum.

Sayın Kocamaz, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin 23'üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 23'üncü maddesinde, öğretmenlere başarı ve üstün başarı belgesi ile ödül verilmesine yönelik düzenlemelere yer verilmektedir. Bu madde objektif uygulandığı takdirde kanun teklifi içinde belki de öğretmenlerimiz lehine olan tek olumlu madde ancak siz bu işi objektif yapabilir misiniz, bu konuda şüphemiz var. Eğitimin niteliğini, kalitesini ve gücünü doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri şüphesiz ki öğretmenlerdir. Öğretmenler, eğitim sistemi içinde politika ve stratejileri uygulayan, uygulama sonuçlarını gözlemleyen ve aksayan yönlerin tespitini yapma imkânına sahip tek unsurlardır. Diğer bir ifadeyle, öğretmenler bir ülkede belirlenen eğitim politikalarını uygulayan ve anlamlı kılan en önemli temel taşlarıdır. Bizler, İYİ Parti olarak her zaman öğretmenlerimizin cezalandırılmak yerine ödüllendirilmesinden yanayız. Fakat üzülerek görüyoruz ki Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda öğretmenliğe saygınlık kazandırmak, öğretmenlerin özlük haklarını iyileştirmek, onlara yurt içi ve yurt dışında yeni yeni imkânlar sunmak ve öğretmenlerin mesleki gelişimini sağlamak yerine, onları sürekli olarak cezalandıracak ve çalışma barışını bozacak düzenlemelere gidilmektedir. Eğitim kurumlarının başarısı ve kalitesi büyük ölçüde sınıf öğretmenleri, sınıf mevcutları ve kurumların yönetim kadrolarının liyakatli ve tecrübeli olmasına bağlıdır. Kalabalık sınıf mevcutları, liyakatsiz yöneticiler eğitim sisteminin her seviyesinde ciddi sıkıntılara yol açmakta, özellikle eğitim kalitesinin düşmesi öğretmen ve öğrencilerde büyük bir başarısızlığa neden olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl okullar büyük sorunlarla açıldı, ders zili yine yaşanan büyük eksikler veya moralsizliklerle çaldı. ÇEDES Projesi, ikili öğretim, mülakat, kadrolu, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatı, taşıma, güvenlik ve temizlik hizmetleri konusunda okullarda önemli sorunlar yaşanıyor. Okulların büyük çoğunluğunda hâlen taşıma, güvenlik ve temizlik hizmeti verilemiyor, bu nedenle okullarda büyük bir hijyen sorunu yaşanıyor. Okulları, ellerinden geldiğince öğrenciler, veliler ve öğretmenler temizliyor. Buna rağmen Bakanlık, belediyelerden temizlik konusunda gelen gönüllü yardımları da geri çeviriyor. Yaşanan bu duruma seyirci kalan Millî Eğitim Bakanlığı, okullar açıldıktan sonra tepkiler artınca 30 bin temizlik personeli alımı yapılacağını duyuruyor. Türkiye genelinde devlet okulu sayısının 60.734 olduğu düşünüldüğünde, Bakanlık her okula 1 temizlik personeli bile istihdam edememiş, bu durum veliler üzerinde büyük bir şaşkınlığa neden oluyor. Geçen yıla kadar “Toplum Yararına Program” kapsamında yapılan okullarda temizlik görevlisi istihdam eden Bakanlık bu yıl yine İŞKUR üzerinden İşgücü Uyum Programı kapsamında geçici personel istihdamına yönelmiştir. Haftada üç gün, yirmi iki buçuk saat süreyle ve günlük 566 TL cep harçlığıyla çalıştırılmaları planlanan temizlik personelinin kısa vadeli sigorta primleri İŞKUR tarafından yatırılacak, sigorta ödemesi sadece sağlıkla ilgili olacak ve çalışma süresi emekliliğe yansımayacak. Bu durum büyük bir vicdansızlık, haksızlık ve adaletsizliktir; bunun adı, devlet eliyle emek sömürülmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yetersiz beslenme özellikle ilköğretim çağındaki öğrencilerin fiziksel ve zihinsel gelişimini önemli ölçüde etkilemektedir. Yüksek servis ücretlerinin yanında, kırtasiye ve kıyafet parası, özellikle dar gelirli, emekli ve asgari ücretli aileleri canından bezdirmiştir. Okul servisi ücretlerine yapılan yüzde 40'lık zam sonrası, asgari ücretin 17.002 TL olduğu bir yerde en yakın mesafe ücreti 16.745 TL'ye yükselmiştir. Artan hayat pahalılığı karşısında, dar gelirli aileler çocuklarının beslenme çantalarına süt, yumurta ve peynir koyamaz hâle gelmiştir; beslenme çantaları artık okullara boş olarak gidip gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kocamaz, lütfen tamamlayın.

BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) – Ayrıca, seçim öncesi öğrencilere verileceği söylenen yemek verme olayı rafa kalkmış, veliler hayal kırıklığına uğratılmıştır. Çocuklarımızın çoğu, ailelerinden okul harçlığı alamadığından kantinden de bir şey alamamakta ve evlerine aç dönmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı 2023 yılında seçim öncesi öğrencilere verdiği ücretsiz bir öğün yemek sözünü tutmalı, hazine garantili projelere harcanan milletin parası okullara ve öğrencilerimize harcanmalıdır. Hükûmet ne yazık ki bugün çocuklarını doyuramaz, giydiremez, temizliğini ve güvenliğini sağlayamaz hâle gelmiştir. Ayrıca, halk eğitim müdürlüklerinin mahallelerde açtığı kursların tasarruf genelgesi nedeniyle kaldırıldığı söyleniyor, acaba bu doğru mudur? Bu kadar sorunun yaşandığı bir ülkeyi yönetenlerin gözlerine uyku girmemesi lazım ama nerede öyle bir anlayış? "İtibardan tasarruf olmaz." diyerek sürdürdükleri şatafatlı hayatlarından zerre miskal taviz vermiyorlar diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kocamaz, teşekkür ediyorum.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

23'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 23'üncü madde kabul edilmiştir.

24'üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk 2 önerge aynı mahiyette olduğu için birlikte işleme alıyorum ve aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 143 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Ömer Faruk Hülakü Salihe Aydeniz Perihan Koca

 Bingöl Mardin Mersin

 Özgül Saki Zülküf Uçar Ceylan Akça Cupolo

 İstanbul Van Diyarbakır

 Beritan Güneş Altın

 Mardin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 İsa Mesih Şahin Mehmet Atmaca Necmettin Çalışkan

 İstanbul Bursa Hatay

 Mesut Doğan Mehmet Karaman Selçuk Özdağ

 Ankara Samsun Muğla

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü’ye ait.

Sayın Hülakü, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve kıymetli halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün AKP iktidarının eğitim politikalarındaki büyük başarısızlıklarını ve bu toprakların geleceğini nasıl tehlikeye attığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir ülkenin kalkınmasındaki en önemli yapı taşlarından biri de eğitimdir. Ne yazık ki AKP Hükûmeti bu yapı taşını bilerek ve isteyerek zayıflatmış, toplumsal ilerlemeye ket vurmuştur. Kısacası, eğitimde sınıfta kalan AKP, bu kanun teklifiyle yeni bir manipülasyon peşindedir.

Değerli milletvekilleri, AKP'nin eğitim karnesine baktığımızda karşımıza yalnızca karanlık bir tablo çıkıyor. Sadece sınav sisteminde yapılan sayısız değişiklikler bile AKP'nin plansız ve programsız bir eğitim anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Eğitimde kalite sürekli geriye gidiyor, bunun en bariz örneği eğitimde fırsat eşitliğinin yok edilmesidir. 2024 yılına geldiğimizde dahi hâlâ birçok yerde çoğu öğrenciler derslik sıkıntısı çekiyor, eğitim materyallerine ulaşamıyor. Usulsüz öğretmen atamaları ve görevlendirmeler skandal hâline dönüşmüş durumda. Bunun en somut örneğini de Bingöl'de görmekteyiz. Bingöl'de birçok öğretmen ve eğitim yöneticisi liyakat esaslarına uymaksızın tamamen AKP’ye yakınlıklarıyla görevlendiriliyor. Bu görevlendirmeler eğitimde kaliteyi düşürdüğü gibi, kamu kaynaklarının siyasi menfaatler doğrultusunda kullanılmasına da zemin hazırlıyor. Bu durum eğitimde büyük bir çöküşe neden olarak özellikle uzak ilçeler ve köylerde eğitim gören öğrencilerimizin geleceklerinin kararmasına neden oluyor. AKP'nin adam kayırmacı anlayışı, halkın vergileriyle finanse edilen eğitim sistemini kişisel çıkarlarına alet etmiştir. Buna rağmen AKP, kendi ideolojik gündemini dayatmak için eğitim kurumlarını âdeta bir araç olarak kullanmaya devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Bingöl il genelinde eğitim alanında yaşanan sorunlar her geçen gün derinleşmekte ve büyük bir krize dönüşmektedir. Resmî verilere göre il genelinde öğretmen normu 4.293 olmasına rağmen, mevcut öğretmen kadrosu 3.744’tür. Bu durum Bingöl'de 500'ün üzerinde bir öğretmen açığı olduğunu ve öğrencilerin kaliteli bir eğitimden mahrum bırakıldığını göstermektedir. Ancak bu açığın neden olduğu eğitim eksikliği tek başına yeterli değilmiş gibi öğretmen atamalarının plansız dağılımı, köylerde ve kırsal alanlarda eğitim hakkının büyük bir ihlalle karşı karşıya olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle uzak köy ve ilçelerde görev yapan öğretmenlerin usulsüz görevlendirilmeleri, il merkezine çekildiği iddiaları son derece endişe vericidir. Bu usulsüz görevlendirmeler kırsal bölgedeki öğrencilerin eğitim hakkını ihlal etmekle kalmayıp eğitim sisteminde büyük bir adaletsizlik yaratmaktadır. Ne yazık ki yandaş sendika ve AKP referansıyla gerçekleştirildiği iddia edilen bu görevlendirmeler liyakatin yerini kayırmacılığa bıraktığının en somut örneğidir. Bu adaletsizlik Bingöl'ün eğitimdeki en temel sorunlarından biridir ve acilen çözüm beklemektedir. Özellikle Karlıova ilçesinde bu durumun etkisi daha da derinden hissedilmektedir. Karlıova’da 450 öğretmen normu varken birçok öğretmenin merkeze çekilmesiyle ilçedeki okullar öğretmensiz bırakılmıştır. Karlıova’daki okullarda sadece 3 öğretmen ve idareciyle eğitim vermeye çalışan okullar bulunmaktadır. İlçedeki okul idarecilerinin ve yönetiminin Millî Eğitim Bakanlığına durumu bildirmesine rağmen karşılaştıkları yalnızca azarlama ve baskı olmuştur. Uygulanan bu baskıcı tutumlar bölgedeki eğitimi daha da zora sokmakta ve öğrencilerimizin de geleceğini tehlikeye atmaktadır. Bingöl’ün eğitimdeki bu büyük açmazlarını ve plansız politikalarını kabul etmemiz mümkün değildir.

Aslında Öğretmenlik Kanunu’nu değiştireceklerine liyakatsiz atama ve görevlendirmeleri durdurup öğretmen açığını kapatmak için atama bekleyen öğretmenlerin atamasını gerçekleştirseler bugün eğitimde birçok sorun çözülmüş olacaktır. Velhasıl sorun eğitimde değil, eğitimle ilgili sorunu olan iktidardadır.

Hepinize teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hülakü.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz, Samsun Milletvekili Mehmet Karaman’a ait.

Sayın Karaman, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

MEHMET KARAMAN (Samsun) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, değerlendirecek olduğumuz ödül ve disiplin bölümünde tamam, evet, disiplin hükümleri var, ödül nerede? Sadece bu bölümde değil, kanunun geneli hükümlülüklere göre hazırlanmış bulunmakta. Arkadaş, bu anlayışla ileri gidilmez.

Biz Komisyonda konuştuk bu konuları, Genel Kurulda da 22’nci maddeye kadar konuştuk. Bu kanun geri çekildi, geri çekildikten sonra acaba Komisyonda muhalefetin talep ettiği değişikliklerle ilgili yeni bir uygulama getirdi mi arkadaşlarımız, onu merak ediyorum. Eğer getirdilerse, onu baştan söylerlerse daha rahat konuşmalar yapma imkânımız olabilir.

Hak ve sorumluluk kardeştir. Sadece yükümlülük ve sorumluluklarla daha kaliteli eğitim standartlarına kavuşamayız. Eğitimden istenilen verimi almak istiyorsak bu ancak güven ortamının tesisiyle sağlanacaktır. Bu ortam ise ancak ve ancak amasız fakatsız ve bağımsız bir şekilde milletimizin iradesinin tecelli etmesiyle mümkün olacaktır. Ne yazık ki geldiğimiz nokta bize gösteriyor ki eğitim politikalarımız günden güne bu ideallerden uzaklaşmaktadır. Bu sadece sizin değil hepimizin derdidir ve bu hepimizi ilgilendirmektedir.

Kıymetli milletvekilleri, bakınız, 24'üncü maddenin (b) fıkrasında kimlere disiplin cezaları veriliyor? Özellikle bir grup dikkatimi çekti. Kimler bunlar? Öğrencilere menfaat karşılığında özel ders veren veya özel ders için yönlendirme yapanlar. Bir veli bir öğretmene gelir "Benim oğlumu matematikte bir öğretmene yönlendirir misiniz?" der, onu pek tabii ki öğretmen bir arkadaşına yönlendirebilir, bunda bir mahzur yok. Ne olacak bu arkadaşlara? Ceza verilecek. Şimdi soruyorum: Bir öğretmen çoluğuna çocuğuna ayıracağı zamandan kesip yorgun argın işinden gücünden çıkıp bir de üstüne neden özel ders verir? Geçinemediği için. Siz kalkıyorsunuz, geçinemeyen bir öğretmene özel ders verdi diye disiplin cezası uyguluyorsunuz. Bu kötü ekonomiye sebep olanlara neden bu cezayı kesemiyorsunuz? Evine, çoluğuna çocuğuna ekmek götürmek için iki üç işi birden yapmaya çalışan emekçiye ceza kesiyorsunuz, vergi getiriyorsunuz da oturduğu yerde emek sömürenlere, servetine servet katan yandaşlara neden ceza kesemiyorsunuz? Her zaman aynı terane, kepçeyle garibandan iğneyle yandaştan alıyorsunuz; bu işte bir terslik var. Emeğin yanında olun, bunun sebep olacağı şeylerin farkında olun. Bakın, Komisyonumuza gelen özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerimiz var, kendi durumlarını bizlere anlattılar, inanın çok üzüldük ve etkilendik, buna Komisyondaki arkadaşların tamamı şahit. Birçoğunun emeği patronlar tarafından sömürülüyor. Binbir zorlukla mezun olup geleceği inşa etmek gibi kutsal bir işi icra eden öğretmenlerimize asgari ücret bile çok görülüyor. Hatta bazı işverenlerin asgari ücretin bir kısmını, elden, kayıtsız ve haksız bir şekilde bu kardeşlerimizden aldığı söyleniyor. Eğer böyle bir şey yapıyorlarsa "Alıyor." denilmez buna "Çalıyor." denilir. Şimdi soruyorum: Hangimiz veya hangimizin çocuğu asgari ücrete ve altına çalışmaya razı olur? Bendeniz razı olmadım ve şu gördüğünüz kanun teklifini verdim. Ne istedik biz bu kanun teklifinde? Zaten 2014 yılında sizlerin çıkarmış olduğu 6528 sayılı Kanun'la "Özel öğretim kurumlarında çalışan eğitimcilerimize resmî okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez." şeklinde düzenlenerek emeklerinin karşılığını teslim etmek istiyoruz. Ama gelin görün ki ne oldu? Birçok hayırlı ve güzel olan işin kaderine mahkûm oldu. Sene başından beri mutat bir şekilde toplanamayan Komisyonumuzda bu kanun teklifi hâlâ beklemektedir. Tamam, ben kabul ediyorum, sunduğumuz kanun teklifini kabul etmeyebilirsiniz, hatta ben bu kanun teklifini geri çekebilirim, Saadet Partisi yapmış olmasın; siz bu hükmü kanuna ekleyin, biz size destek vereceğiz. Önemli olan bu düzenlemeyi kimin yaptığı değildir, vatandaşlarımızın yararına olması bize yeter, biz işin şovunda değiliz, dert çözülsün yeter.

Kıymetli milletvekilleri, bu kardeşlerimiz sosyal medyada durumlarını arz ettiler, yetmedi; tek tek vekillerimizle görüştüler, yetmedi; Komisyonda arz ettiler, yetmedi; hemen şurada eylem yaptılar ama görüyoruz ki bu da yetmedi. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Tekrar tekrar yasama faaliyetlerini gereksiz meşgul ediyorsunuz. Biz öğretmenlerimiz için bir meslek kanununun düzenlenmesini en başından beri önemli ve gerekli görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karaman, lütfen tamamlayın.

MEHMET KARAMAN (Devamla) – Bu güzel bir niyet ama sadece niyet yetmez, bu niyeti en güzel şekilde de icra etmek gerek. Yamalı bohça olmasın ve kanunumuzda özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerimizle ilgili taban fiyat uygulamasını da düzenleyelim. Zaten zor şartlarda çalışan, emeği sömürülen öğretmenlerimizi pazarda limon satmaya mecbur etmeyin. Bir öğretmen kolay yetiştirilmiyor, hele bir nesil asla kolay yetişmiyor. Öyleyse, öğretmenlerimize gereken değeri verelim, taban ücret uygulaması başta olmak üzere, resmî-özel ayırt etmeksizin diğer pozitif hakları öğretmenlerimize sağlayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karaman, teşekkür ediyorum.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 143 sıra sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi'nin 24'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Suat Özçağdaş Hikmet Yalım Halıcı Nurten Yontar

 İstanbul Isparta Tekirdağ

 Sibel Suiçmez Kadim Durmaz İsmet Güneşhan

 Trabzon Tokat Çanakkale

 Fethi Açıkel Mahmut Tanal Umut Akdoğan

 İstanbul Şanlıurfa Ankara

 Mustafa Adıgüzel Kayıhan Pala

 Ordu Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Bursa Milletvekili Kayıhan Pala'ya söz veriyorum.

Sayın Pala, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAYIHAN PALA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede disiplin hükümleri düzenleniyor. Eğer devlet memuru olarak çalışanlara ilişkin 657 sayılı Kanun dışında bir disiplin hükmü belirlenecekse o zaman bunun çok açık olarak belirlenmesi gerekir, aksi hâlde uygulamada bazı sorunlara yol açabilir. Bakın, burada iki temel konuda subjektif bir değerlendirmeye çok açık ve açık olmayan, insanları, öğretmenleri bir ölçüde sindirmeye dönük düzenlemeler var. İlk düzenlemeden söz etmek isterim. Kanun teklifinde "öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayacak şekilde öğrencilere olumsuz örnek teşkil edecek söz, davranış, hâl ve hareketlerde bulunanlara..." diye bir düzenleme var. Çok açık bir şekilde "öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayacak" diye tanımlanan kavramın ne olduğunun ortaya konulması gerekir. Kime göre bağdaşmayacak, nasıl bağdaşmayacak? Eğer biz bunları açık olarak ortaya koymazsak daha sonra kendi ideolojisine uygun olmadığı değerlendirilen öğretmenler açısından bu bir sıkıntı kaynağı olabilir. Nitekim hem Millî Eğitim Bakanlığında hem Sağlık Bakanlığında bu tip uygulamaların zaman zaman karşımıza geldiğini görüyoruz.

Yine bu maddede disiplin hükümleri içerisinde çok daha sorunlu bir başka düzenleme karşımızda duruyor maalesef. Burada da "eğitim öğretim sürecinde Bakanlıkça onaylanan öğretim programının belirlediği amaç ve hedeflere aykırı faaliyet ve uygulamalar yapanlara..." deniliyor. Bakın, burada Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenme yaklaşımı, bu kanun teklifinin hem Komisyonda hem Genel Kurulda görüşüldüğü sırada ne kadar sıkıntılarla dolu olduğu göz önüne alındığında doğru bir yaklaşım değil. Adına “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” denen bu yaklaşımın aslında doğru düzgün bir eğitim düzenlemesi içermediği, öğretmenlerin haklarını korumadığı, özellikle özel sektörde çalışan öğretmenler açısından herhangi bir düzenleme getirmemesinin yanı sıra Türkiye'de verilen lisans eğitimini yok sayan yaklaşımı nedeniyle Türkiye'nin ihtiyaçlarına hiç yanıt veremediği çok ortada.

Değerli milletvekilleri, eğitim bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli etmenlerden biri ve Türkiye'nin geldiği noktada, OECD ülkeleri içerisinde, örneğin, velilerin memnuniyeti söz konusu olduğunda en düşük memnuniyete sahip olduğu ve giderek de bu memnuniyetin azaldığı düşünülecek olursa bu düzenlemeler hem öğretmenleri hem öğrencileri hem de öğrenci velilerini çok daha olumsuz etkilemeye dönük düzenlemelerdir. Şöyle ki, biliyorsunuz, uzun bir zamandır özellikle okullarda laiklik karşıtı bir girişimin olduğu ve burada Sayın Bakanın tarikatlarla, cemaatlerle -biz ne kadar bunu eleştirirsek eleştirelim- birlikte davranacağına ilişkin demeçler verdiği basına da yansıdı, buradan bizi izleyenler de duydu. Bakın, laiklik karşıtı girişimlerin bile bu maddenin Bakanlıkça onaylanan eğitim programı dışında değerlendirilebileceği kavramı içerisinde… Bu, disiplin hükmü açısından ciddi sorunlar içeriyor, bunun mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Çünkü bu hâliyle hem mevcut öğretmenlerin hem de yeni istihdam edilecek öğretmenlerin gerçekten korkulu rüyası hâline gelebilecek bir düzenlemeden söz ediyoruz. Eğer öğretmen kendini özgür hissetmezse, eğer öğretmen öğretmenlik mesleğini özerk bir şekilde yerine getiremezse o zaman Türkiye'deki eğitim sistemini bizim "bir davranış değişikliğine yol açan sistem" olarak tanımlamamıza olanak sağlamaz. Eğitim sistemi bilgi verecek bir sistem değil, eğitim sistemi muhafazakârlığı sürdürecek bir yaklaşım değil, eğitim sistemi aksine, kuşakları iyi yetiştirecek, geleceğe, aydınlanmaya hazırlayacak bir davranış değişikliği sağlama sistemi olmalıdır. Bu nedenle de bu disiplin hükümleri ortadan kaldırılırken bir yandan da Türkiye'nin hem okul öncesi hem ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde, toplumsal cinsiyet eşitliği de söz konusu olduğunda okullaşma oranlarını da yukarıya doğru götürecek birtakım davranışlara, birtakım tutumlara ihtiyacımız var. Bu düzenlemeyle birlikte okullaşma oranlarında bir artışa gidilse bile bu düzenleme yüzünden öğretmenlerin kendilerini özgür ve özerk hissedemeyeceği bir yapılanmanın karşımızda olduğu çok açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, lütfen tamamlayın.

KAYIHAN PALA (Devamla) – Değerli milletvekilleri -daha önce de söylemiştim, yine söyleyeyim- bu ülkedeki resmî rakamlar yoksul, yoksun ve sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranının yüzde 40'ların üstünde olduğunu gösteriyor. Bizim, bu çocukları eğitime erişimde fırsat eşitliği sağlayabilecek bir eğitim sistemiyle buluşturmamız gerekir. Bu bağlamda, mülakat sonuçlarının bir an önce açıklanması ve herhangi bir kişinin kafasında soru işaretine yer bırakmayacak şekilde bir adaletle ortaya konulması gerekir. Çünkü öğrenciler öğretmen bekliyor, öğretmenler de atanmayı bekliyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Pala, teşekkür ediyorum.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi'nin 24'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının (b) bendinde yer alan "öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayacak şekilde" ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 Selcan Taşcı Yüksel Selçuk Türkoğlu Metin Ergun

 Tekirdağ Bursa Muğla

 Hüsmen Kırkpınar Yavuz Aydın Mehmet Mustafa Gürban

 İzmir Trabzon Gaziantep              

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Muğla Milletvekili Metin Ergun'a söz veriyorum.

Sayın Ergun, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN ERGUN (Muğla) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 24'üncü maddesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Muhterem milletvekilleri, teklifin 24'üncü maddesinde öğretmen ve yöneticiler hakkındaki disiplin hükümleri düzenlenmektedir. Teklif metninde, öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayacak hâl ve hareketlerde bulunanlara aylıktan kesme cezası verileceği ifade edilmektedir. Oldukça muğlak şekilde hazırlanan bu teklife hukuki açıdan bakınca şu söylenebilir: En basit hukuki düzenlemenin bile açık, anlaşılır ve öngörülebilir niteliklere sahip olması gerekir. Teklifte yer alan öğretmenlik mesleğiyle bağdaşmayacak söz, davranış, hâl ve hareketler nelerdir? Bu sorunun nesnel bir cevabı olmadığı için suistimale açıktır, zamanla öğretmenler üzerinde baskı ve mobbing aracı hâline gelecek, eğitim camiasındaki çalışma barışını bozacaktır. Dolayısıyla maddenin tekliften çıkarılması gerekir, hatta çıkarılması elzemdir.

Muhterem milletvekilleri, öğretmenlik mesleği gibi önemli konularda yapılacak düzenlemeler mutlak surette ortak akılla hazırlanmalıdır fakat ne yazık ki bu teklif baştan sona "ben yaptım oldu" anlayışının eseri olan ve ileride büyük sorunlar yaratacak düzenlemelerle doludur. Bu hususta sadece birkaç maddesindeki bazı ibareleri değerlendirecek olur isek teklifin sakıncaları daha iyi anlaşılacaktır: Mesela, teklifte öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu belirtilmiştir lakin bir meslekte ihtisas ancak lisansüstü eğitimle sağlanabilir, nitekim, gelişmiş ülkelerde de süreç böyle işlemektedir. Diğer taraftan, öğretmenliğe seçilme kriterleri arasında son derece muğlak bir lisans eğitimi şartı getirilmektedir. Hâlihazırda eğitim fakültesi mezunu gençlerimiz atanamamaktan şikâyetçiyken başka fakültelerden mezun kişilerin de öğretmen olabilmesinin yolu açılmaktadır. Bir taraftan öğretmenliğe "ihtisas mesleği" demek, diğer taraftan herkesin öğretmen olmasına izin vermek büyük bir çelişkidir. Teklifin hayati problemlere yol açacak bir başka düzenlemesi de öğretmenlerin hazırlık eğitiminin Bakanlık kontrolündeki Akademi tarafından verilecek olmasıdır, bu doğru değildir, doğru olan, öğretmenlerin yüksek lisans yaparak ihtisas sahibi olmasını sağlayabilmektir.

Muhterem milletvekilleri, teklifte hazırlık eğitiminin süresinin dört dönem olduğu, adayın mezun olduğu yükseköğretim programına göre üç dönem olarak da uygulanabileceği ifade edilmektedir. Neye göre dört dönem, neye göre üç dönem olacağı belirsizdir.

Teklifteki oldukça problemli diğer bir mesele de öğretmenlerin ilk olarak sözleşmeli olarak atanacak olmasıdır. Sözleşmeli öğretmenlik zaten ülkemizde kanayan bir yara durumundadır. Öğretmenliği ihtisas mesleği olarak tanımlıyorsunuz, neden öğretmenleri sözleşmeli olarak atamak istiyorsunuz? Kadrolu öğretmenliğe atanmak için niçin üç yıl şartı getiriyorsunuz? Bu soruların cevabını vermeniz gerekmektedir. Aksi hâlde, düzenleme bu şekliyle yasalaşırsa büyük problemler ve ciddi eşitsizlikler yaratacaktır.

Muhterem milletvekilleri, biz İYİ Parti olarak sadra şifa bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu'na ihtiyaç duyulduğunu yıllardır dile getiriyoruz fakat görüşülmekte olan bu teklif bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi değildir; tam tersine, bu teklif, öğretmen atamalarının kontrol altına alınması ve öğretmenler için baskı ve mobbing teklifidir. "Akademiyle mülakatı kaldırıyoruz." denilmesine rağmen mülakattan daha beter düzenlemeler getirecek bir tekliftir. İYİ Parti olarak teklifin geri çekilmesini ve ortak akılla oluşturulacak daha kapsamlı bir Öğretmenlik Mesleği Kanunu hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralardan alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ergun, teşekkür ediyorum.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

24'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 24'üncü madde kabul edilmiştir.

25'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2239) esas numaralı Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi'nin 25'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 İsa Mesih Şahin Mehmet Atmaca Necmettin Çalışkan

 İstanbul Bursa Hatay

 Mustafa Kaya Mehmet Karaman Selçuk Özdağ

 İstanbul Samsun Muğla

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LATİF SELVİ (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ'a söz veriyorum.

Sayın Özdağ, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yirmi üç sene içerisinde 8 Bakan, 17 defa sistem değiştirilmiş fakat Millî Eğitimde ne öğretmenlerin meselesi halledilmiş ne Millî Eğitimde çalışanların ne öğrencilerin meseleleri halledilmiş ve her geçen gün problemler büyüye büyüye bir yumak gibi bugünlere kadar gelmiş.

Değerli milletvekilleri, huzura getirilen yasa teklifinden bahsetmeden önce bir şeyi öğrenmek istiyoruz: Yalap şalap, aceleyle getirdiğiniz her düzenleme gibi bu yasa düzenlemesi hakkında insanca yaşamaktan mahrum ettiğiniz öğretmenlerimizle, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla, sendikaların, üniversitelerin ilgili birimleriyle ve bu konu hakkında sözü olan kimlerle, hangi sıklıkla görüşme yaptınız? Görüştüyseniz ne gibi değerlendirmeler, tavsiyeler ve raporlar dile getirildi? Bunların hangilerini dikkate aldınız? Söz konusu yasa teklifi kamuoyunun gündemine geldiğinden beri bu konu hakkında hiçbir bilgi edinemedik. Madem Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna geldi, milletimiz adına buradan soruyor ve öğrenmek istiyoruz. Zamanında Maarif Vekili olan kişinin “Okullar ve öğretmenler olmasa bu Bakanlığı ne güzel idare ederdim.” dediği gibi, sizin millî eğitim sistemine yönelik her yeni düzenlemeniz de bu sözü gerçekleştirme adına attığınız bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır.

Esasen sayenizde millî eğitim sistemimiz iki büyük sorunla karşı karşıyadır: Birincisi millî olmaması, ikinci ise bir sisteminin olmaması. Zaten Sayın Erdoğan şöyle söylüyordu: “Biz iki konuda başarısızız: Bir, Kültür ve Turizm Bakanlığında; iki, Millî Eğitim Bakanlığında başarısızız.” Önce Millî Eğitimi söylemişti oysa önce Kültürü söylemesi gerekiyordu ama siz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında da başarılı değilsiniz, siz Gençlik ve Spor Bakanlığında da başarılı değilsiniz. Kültürün olmadığı bir yerde gençlik olur mu? Kültürün olmadığı bir yerde spor olur mu? Kültürün olmadığı bir yerde aile olur mu? Kültürün olmadığı yerde millî eğitim olur mu ve kültürün olmadığı yerde adalet olur mu? Olmaz ki ve sonuçta da bugünkü bu problemle karşı karşıya geliriz. Zaten yasa teklifinin içeriği incelendiğinde bu yasanın adının “Öğretmenlik Meslek Kanunu” değil -daha önce de söylemiştim- “öğretmenlik ceza muhakemeleri usulü kanunu” olması daha uygun olurdu. Hep ceza ve yaptırımlardan bahseden ancak öğretmenlere bir hak iyileştirmesi yapmayan düzenlemeden bahsediyorum, bir başka ifadeyle buna “öğretmen köstek kanunu” denir. Birileri tarafından planlanmış ve hazırlanmış olan bir kanunla karşı karşıyayız. Bu yasa teklifiyle amaçlanan o kadar açık ve net ki, cafcaflı kelimeler ve mevzuat hazretlerinin tumturaklı ifadeleriyle gizlenmeye çalışılan bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

1) İktidar bugüne kadar 1 milyonun üzerindeki devasa eğitim camiasını kendi istediği şekilde bir yola sokamamıştı, bu kadar geniş bir kadroyu, hele ki öğretmen açığı da varken gözden çıkaramamıştı. Sanırım artık aceleleri olmalı ki bu konuları umursamadan geniş çaplı bir tasfiyeye başlayacaklar, bunun için de adına Millî Eğitim Akademisi denen paralel millî eğitim bakanlığı ihdas ediyorlar.

2) Getirecekleri kıstas ve yaptırımlarla mevcut kadroları bu şekilde tasfiye ederken atama bekleyen yüz binlerce öğretmenin yasa teklifi içindeki saçma sapan kısıtlamalarla şevkini ve umutlarını yok ederek güya yığılmaları elimine edecekler.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifi metninde özellikle paralel millî eğitim bakanlığına yol verecek söz konusu Akademi mevcut öğretmenlerin mağduriyetlerini daha da artıracağı gibi, öğretmen adaylarını da mesleği tercih etmekten soğutacak birçok düzenlemeyi içerisinde barındırmaktadır. Hep ceza ve yaptırım üzerine tasarlanan bu düzenlemeye boşuna biz “öğretmenlik ceza muhakemeleri usulü kanunu” demiyoruz.

1) Söz konusu Akademiyle öğretmen adaylarına dört yıl süreyle üniversitelerde öğretilemeyen ne öğretilecektir? Bir yandan “Her yere üniversite açtık.” diye övünüyorsunuz, diğer taraftan buralardan mezun olanların aldığı eğitime, diplomalarına siz çöp muamelesi yapıyorsunuz. Bu işte bir yanlışlık yok mu?

2) Aslında, Millî Eğitim Bakanlığı kurum olarak öğretmen ataması ve istihdam edilmesiyle kaimdir. “Akademi” adı altında kurulan paralel millî eğitim bakanlığının ana konusu bu olacaksa bir süre sonra diyeceksiniz ki “Millî Eğitim Bakanlığına ne gerek var?”

3) Devlet okullarında öğretmenlik yapanlar altı yıl eğitim alacak ama özel okullarda öğretmenlik yapanlar ise dört yıllık eğitimle aynı işi yapıyor olacak. Bunun gerekçesi nedir? Burada bilinçli bir gri alan bırakılmasının sebebi, aslında bu yasayı hazırlayan gerçek odağın çıkarlarını mı korumak? Elbette inkâr edeceksin ama biz öyle olduğunu çok iyi biliyoruz.

4) Akademi için sürenin neden iki yıl olduğu da çok nettir, adayları yıldırmak ve soğutmak.

5) Yüz binlerce öğretmen adayı önce üniversiteyi bitiriyor, sonra KPSS'yi kazanıyor, ardından mülakata giriyor, sonra iki yıllık Akademi eğitimine alınıyor, burada çeşitli sınav ve değerlendirmelerden geçiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, lütfen tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – …eğer tüm bu süreci başarıyla bitirirse güvencesiz bir şekilde üç yıl aday öğretmen olarak bekletiliyor. Yahu, siz gerçekten öğretmen mi istihdam edeceksiniz, yoksa derdiniz başka bir şey mi? Eğer Akademi kurmak iyi niyetli bir adım ise ve amaç öğretmen adaylarının liyakat ve yeterliliklerini sağlamak ise bunu iyileştirmek için devasa bütçeler ayırarak yeni ve sıfırdan paralel bir millî eğitim bakanlığı mı kurmak olmalıdır? Bu konu YÖK ve üniversitelerin ilgili uzman birimleriyle yapılacak bir iş birliğiyle yapılamaz mıydı? Eğitim seviyesi ve başarısı herkesçe kabul edilmiş ülkelerde öğretmenlik mesleği ağırlıklı olarak lisansüstü eğitimini tamamlamış eğitimcilerden oluşmaktadır. Bu konuda benzer bir yol takip etmek varken niçin Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ayrı bir kurumla bu yapılmaya çalışılmaktadır?

Değerli milletvekilleri, bir de proje okulları var. Bakın, hepinize sesleniyorum: Bu Anayasa Mahkemesinden dönecek, göreceksiniz; proje okullara “nitelikli okullar” diyerek bazı yerlere “nitelikli” adını vermişsiniz, bazı yerlere de defakto olarak “niteliksiz” olarak söylüyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – …ve burada diyorsunuz ki: “Proje okullarının öğretmenlerini, müdürlerini ve müdür yardımcılarını ben atarım.” Yani Bakan atayacak, diğerleri de sınava girecekler, öyle mi? Bunun neresi adalet?

O nedenle, bu kanuna “hayır” diyeceğimizi bilmenizi ister, hepinizi saygıyla selamlarım. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özdağ.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 143 sıra sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’nin 25'inci maddesinin başlığında geçen “Öğretmenliğin” ibaresinin “Görevin” olarak değiştirilmesini; birinci fıkrasındaki “öğretmenliği” ibaresinin “görevi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Sibel Suiçmez Hikmet Yalım Halıcı Nurten Yontar

 Trabzon Isparta Tekirdağ

 Kadim Durmaz Mustafa Adıgüzel İsmet Güneşhan 

 Tokat Ordu Çanakkale

 Mahmut Tanal Umut Akdoğan Fethi Açıkel

 Şanlıurfa Ankara İstanbul

 Suat Özçağdaş  Murat Çan

 İstanbul  Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Samsun Milletvekili Murat Çan'a söz veriyorum.

Sayın Çan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇAN (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ara verilen üç aylık dönemde neler oldu, önce ona bakalım. 74 bin öğretmen ihtiyacı belirlemiş Millî Eğitim Bakanlığı; atama yok. Sayıştay 134 bin ihtiyaç belirlemiş, öngörmüş; atama yok. Elinizde 20 bin öğretmenin mülakatı var; Danıştay bahanesiyle yine atama yok. Peki, bu üç ayda okulları temizleyebildiniz mi? Hayır. Çocukları doyurabildiniz mi? Hayır. Öğretmenlerin geçimine katkıda bulunabildiniz mi? Hayır. Çocukları okullarına taşıyabildiniz mi? O da hayır. Ama getiriyorsunuz, hâlâ bu kadar başarısızlığın içinde bu Öğretmenlik Meslek Kanunu'nu tekrar topluma dayatıyorsunuz.

Üzerine söz aldığım madde "Öğretmenliğin sona ermesi" alt başlığını taşıyan disiplin maddesi. Öğretmenliğin sona ermesi... Sizce öğretmenlik sona erebilir mi, sizin böyle bir yetkiniz olabilir mi? Yapabileceğiniz tek şey görevden uzaklaştırmadır çünkü meslek diplomayla yapılır, sadece de kamu eliyle yapılmaz. Bir kere tanımda, terminolojide net bir hatanız var; burayı düzeltmeniz gerekiyor. Biz, Komisyonda muhalefet şerhimizi bu şekilde koymuş olduk. Örneğin, benim mesleğim hekimlik. Bir doktorun mesleğine dair bilgi ve becerilerini kendisinden almak asla ve kata mümkün değildir; aslolan diplomadır, derdiniz de onunladır; siz ancak mesleğini kamuda yapmasına izin vermeyebilirsiniz; meslek bakidir, ancak ve ancak mesleği gerçekleştirme durumu sonlandırılabilir.

Değerli milletvekilleri, evlatlarımız bizim için kıymetlidir, aydınlık yarınlarımızdır; elbette ki onları eğitecek, geleceğe hazırlayacak olan öğretmenlerimizin yüksek seciyeli, sağlam karakterli, donanımlı olmaları öncelikli arzumuzdur, beklentimizdir. Maddede sıralanan bütün suç ve fiiller hiçbir şekilde eğitim camiasının çeperi dahi olamaz, olmamalıdır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kullanımı, hayâsızlık, cinsel istismar; bunlar bizim yanından bile geçmeyeceğimiz, telaffuz etmeyeceğimiz cümlelerdir. Bu maddeyle, okulun içinde bu konuda gerekli tedbiri alıp yaptırımı belirlerken öğrencilerimizi okulların dışında koruyamıyorsunuz, asıl görevimiz bu iken.

Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanım yaşı ve yaygınlığı bugün çok ürkütücü boyutlara evrilmiş durumdadır. Özellikle okul önlerine ve çevrelerine yuvalanan çeteler evlatlarımızı zehirliyor. Daha önce okul önlerinde seyyar satıcılardan tedirginlik duyulur, onlara yaptırım uygulanırdı, bugün okulların içini temizleyemediğiniz gibi, belediyeler tarafından ya da araştırma laboratuvarları tarafından atık su analizlerinde uyuşturucu oranı neredeyse dünyada uyuşturucuyla ünlü şehirlerin üzerinde, birçoğunun katbekat üzerinde, Türkiye'deki 2 il dünyada uyuşturucuyla ünlü şehirlerle yarışıyor; bununla uğraşın. Zehir tacirleri okul çevrelerinde cirit atıyor, bu bataklık kurutulmadan bu sorun çözülemez.

“Uyuşturucu” denilen illet devasa bir organizasyonun işidir. İçişleri Bakanlığı Millî Eğitim Bakanlığına destek olmalıdır. Dünyaca ünlü uyuşturucu baronları, kartelleri Türkiye'de cirit atıyor, birbirleriyle hesaplaşıyor, Türkiye seyrediyor. O baronların yabancı uyruklularına Türk vatandaşlığı verildiğini görüyoruz son dönemlerde. INTERPOL kırmızı bültenle arıyor, biz ev satıyoruz, vatandaşlık veriyoruz. Yabancı karteller Türkiye'de silahlı çatışmalarla birbirleriyle hesaplaşıyor. Mücadeleyi tepeden tırnağa yeniden örmeli, örgütlemeliyiz. Okul içlerini, okul önlerini, mahalleleri, ülkemizi bu beladan temizlemek için topyekûn bir seferberlik başlatmalıyız ve biz bu kararlılığı iktidarda maalesef göremiyoruz çünkü iktidar eğitimden, eğitimliden korkuyor.

Şöyle anlatayım: Az önce bir Grup Başkanı bahsetti. Genel Başkanınız 2017'de, 2020'de ayrı ayrı demeçlerinde “Eğitim öğretim ve kültürde başarısız olduk.” dedi, bir sürü masal anlattı; ekonomist olduğunu söylemeden önce “Şurada iyiyiz, burada iyiyiz, uzay çalışmalarımız var.” her şeyi söyledi ama bir konuda gerçeği söyledi: “Eğitim öğretimde, kültürde başarısızız.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çan, lütfen tamamlayın.

MURAT ÇAN (Devamla) – Tabii.

Bunu bir şeyle birleştirirsek bilinçaltınızı daha iyi okuyabiliriz. 2015'te Enerji Bakanı çıktı, dedi ki: “Eğitim düzeyi yükseldikçe oy oranımız azalıyor.” Biz sizin bilinçaltınızı biliyoruz. Biz sizin eğitimde niye başarısız olmaya devam edeceğinizi, niye buna kastedeceğinizi çok iyi biliyoruz. Derdiniz eğitim değil, derdiniz iktidarınızı devam ettirebilmek. Bu nedenle, bu Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi’ni bir kez daha gözden geçirin. Okullara bakın, öğrencilere bakın, öğretmenlere bakın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çan, teşekkür ediyorum.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 143 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 25'inci maddesinde yer alan "kaydıyla" ibaresinin "şartıyla" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Salihe Aydeniz Perihan Koca Özgül Saki  

 Mardin Mersin İstanbul

 Zülküf Uçar Mehmet Rüştü Tiryaki  Ceylan Akça Cupolo

 Van Batman Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki'ye söz veriyorum.

Sayın Tiryaki, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye'yi iyi yönetemediğini düşünüyorum ama bu kanun teklifi, aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin artık iyi kanun değil, kanun da yapamadığını gösteriyor. Ben şimdi bunun gerekçelerini ayrıntılı olarak birazdan size anlatacağım ama önce izin verirseniz şunu söyleyeyim: Bir fırsattı, bir kod kanun görüşecektik ve milletvekillerimiz kod kanun nasıl yapılır, onu görme fırsatı elde edeceklerdi; izin vermediniz. Bir çerçeve kanun teklifi, sadece bir konuyu düzenleyen bir kanun teklifiydi Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi ve Adalet ve Kalkınma Partisi bunun da temel kanun olarak görüşülmesini istedi. Herkes önerge versin, o önerge üzerine beş dakika konuşsun, biz ayrıntılı olarak bu kanun teklifini tartışmayalım istedi.

Şimdi, iyi yönetemiyorsunuz derken gerekçesini söyleyeyim: Şu anda Türkiye'de bir öğretmenlik meslek kanunu var, bu kanun Şubat 2022'de kabul edildi; Öğretmenlik Meslek Kanunu. 12 maddelik bir kanundu. Bu 12 maddelik kanunun içerisinde amaç, kapsam yürürlükten kaldırılan maddeler, başka kanunlara işlenen maddeler, yürütme ve yürürlük dışında sadece 4 maddeden oluşuyordu. Öğretmenliğin tanımı vardı, öğretmenliğe atanma vardı ve sadece öğretmenliğin kariyer basamaklarına ayrılması için bir kanun getirdiniz ve dediniz ki: "Bunun ismi Öğretmenlik Meslek Kanunu." Uzun uzun anlattık, öğretmenler sokağa çıktı, dedik ki: "Bu öğretmenlik meslek kanunu değil." Komisyonlarda günlerce tartıştık, Adalet ve Kalkınma Partisi adına söz kuran herkes çıktı, burada ne kadar iyi bir şey yaptığını söyledi, "Biz öğretmenliği bir meslek kanununa kavuşturuyoruz." dedi. İki buçuk yıl. O kadar övündüğünüz kanunun ömrü iki buçuk yıl. Bugün bu kanunu yürürlükten kaldırıyorsunuz ve tekrar yeni bir öğretmenlik mesleği kanunu yapıyorsunuz. Onun içerisinde olmayan bazı şeyleri içerisine koydunuz, sadece kariyer basamakları yok bunun içerisinde, birkaç tane başka düzenlenen konu var; disipline dair birkaç hüküm, atanmaları, yer değiştirmeleri; kariyer basamakları dışında getirdiğiniz tek düzenleme Akademi. Ona ilişkin görüşlerimi söyleyeceğim ama kariyer meselesini öğretmenler çok yakından takip ettiği için sizlerle paylaşayım. Bu, öğretmenlik mesleğine nitelik kazandıran bir iş değil.

Adalet ve Kalkınma Partisi 2004 yılında 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'nda bir değişiklik yaptı, dedi ki: "Öğretmenliği kariyer basamaklarına ayırıyorum. Sadece bir sınavla sizi uzman öğretmen yapacağım, bir sınavla sizi başöğretmen yapacağım." 2004'ten sonra sadece 2005 yılında bir sınav yaptı ve bazı öğretmenlere uzmanlık, başöğretmenlik unvanı verdi, bu kadar; herhangi bir eğitim yok, yetiştirme yok, kurs yok, başka hiçbir şey yok. Bir sınava girdi, başarılı oldu öğretmenler, uzman öğretmen oldu, bir kısmı başöğretmen oldu. Sınav puanıyla değil, 75 alıp uzman öğretmen olamayanlar vardı, 60 alıp olanlar vardı. Niye biliyor musunuz? Çünkü kontenjan ayrılmıştı. Biyoloji öğretmeni şu kadar, felsefe öğretmeni şu kadar. Aynı sınava girip 75 puan alan bir kişi uzman öğretmen olamadı, 60 puan alanlar uzman öğretmen oldu. Böyle bir sınav yapmıştı Adalet ve Kalkınma Partisi. 2008 yılında Anayasa Mahkemesi iptal etti, bu arada bir daha sınav yapmadılar, kimseyi de uzman, başöğretmen yapmadılar. 2008'den 2022'ye kadar hiçbir şey yapmadılar, 2022'de bir daha Adalet ve Kalkınma Partisinin aklına geldi “Bir kariyer basamakları yasası getireceğiz.” dediler. Öğretmenler yine karşı çıktı “Sadece bir sınavla öğretmenliği uzman öğretmenlik, başöğretmenlik unvanı şeklinde ayırmayın.” dedi ama dinlemediniz. Dediniz ki: “Hizmet içi eğitim vereceğiz.” “500 bin öğretmene, 700 bin öğretmene nasıl hizmet içi eğitim vereceksiniz?” dedik, Nazım Bey o zaman Komisyon üyesiydi, dedi ki: “Uzaktan eğitimle vereceğiz.” Uzaktan eğitimle üniversiteyi bitirmiş, eğitim bilimlerini bitirmiş, yüksek lisans yapmış, doktora yapmış birisine yüz seksen saat uzaktan eğitim verecek, onu uzman ve başöğretmen yapacak; onu da yapamadı Adalet ve Kalkınma Partisi, onu bile beceremedi. Şimdi başka bir şey yapıyor: Millî Eğitim Akademisi kuruyor. Neymiş? Öğretmenler iyi yetiştirilemiyormuş. “Biz Millî Eğitim Akademisiyle öğretmenlerin niteliğini artıracağız.” Yok böyle bir şey. İlkokulu bitirdi, ortaokulu bitirdi, liseyi bitirdi, yüzlerce sınava girdi, üniversite sınavına girdi, Türkiye'nin en seçkin eğitim fakültelerini bitirdi, eğitim bilimleri fakültelerini bitirdi, diyorsunuz ki: “Bu yetmez.” Nasıl olacak? “Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir akademi kuracağım, o Akademide de akademisyenler olmak zorunda değil, üniversite mezunu herhangi birisi de o Akademide görev alabilir...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, lütfen tamamlayın.

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) – “...onlar sizi çok daha iyi öğretmen yapacak." diyor Adalet ve Kalkınma Partisi. Bu, öğretmenliğin niteliğinin artırılmasına hiçbir katkı sunmayacak.

Diyor ki Nazım Bey arada cevap verirken: "Öğretmenlerin ekonomik koşullarını da düzeltiyoruz." Aday öğretmenlerin ücretini düşürüyorsunuz ya, kimin ekonomik koşullarını düzeltiyorsunuz? Bugün itibarıyla aday öğretmen olarak atanan kişi kadrolu bir öğretmenle aynı ücreti alıyor, sizin bu getirdiğiniz yasadan sonra aday öğretmenler bir öğretmen maaşı alamayacak, asgari ücret civarında ya bir para vereceksiniz ya da veremeyeceksiniz ve şimdi "Biz öğretmenlerin koşullarını düzeltiyoruz." diyorsunuz. Öğretmenliği kariyer basamaklarına bu biçimde ayırmanıza gerek yok. Bir sınavla, bir bilmem neyle öğretmenlerin kariyer basamakları artmaz, öğretmenin ihtiyacı olan şey bu değil. 1 milyon öğretmen var, yüksek lise gibi üniversite açtınız, her tarafa üniversite açtınız ve bunları kapı önünde bekletiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) – Bu yasa teklifi hiçbir öğretmenin hiçbir sorununu çözemeyecek diyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, teşekkür ediyorum.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Öğretmenlik Mesleği Kanunu Teklifi'nin 25'inci maddesinde yer alan "düzenlenen" ibaresinin "düzenlenmiş olan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Selcan Taşcı Yüksel Selçuk Türkoğlu Yavuz Aydın

 Tekirdağ Bursa  Trabzon

 Hüsmen Kırkpınar Metin Ergun  Mehmet Mustafa Gürban

 İzmir Muğla Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini açıklamak üzere Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın'a söz veriyorum.

Sayın Aydın, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YAVUZ AYDIN (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce yasama yılının ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, suni gündemlerle vatandaşlarımızın asıl sorunlarının örtbas edilmediği, sokaktaki kavganın, mutfaktaki yangının yani doğruların konuşulduğu bir yasama yılı temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, öğretmenlik mesleğinin itibarı bir toplumun eğitime ve gelecek nesillere verdiği değerle doğru orantılıdır. Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün "Öğretmenler, yeni nesil sizlerin eseri olacaktır." sözü bu durumun en büyük ispatıdır. AK PARTİ iktidarı olarak öğretmenlik mesleğine hak ettiği itibarı ve önemi ne yazık ki göstermediniz. Düşük maaşlar, yetersiz sosyal haklar ve artan yaşam maliyetleri gibi faktörler öğretmenlerimizi zor duruma düşürmüştür. Aynı zamanda her gelen Millî Eğitim Bakanının kendi sistemini oturtmak istemesiyle eğitimi deneme tahtasına çevirmiş olması adı “millî” olan bir bakanlığın kendi politikaları yerine başa geçen bakanın keyfine göre politikalar üretmesi eğitim sistemimizi olumsuz etkilemektedir. Sayenizde Millî Eğitim Bakanlığı 8 Bakan değiştirerek en çok Bakan değiştiren kurum hâline gelmiştir. Bu sayede hem öğrencileri hem de öğretmenlerimizi eğitimden soğutmuş oldunuz, tüm bunlara rağmen öğretmenlerimize bir darbe de ekonomik anlamda siz vurmuş oldunuz. Öğretmenlerimizi ekonomik anlamda geçinemez, pazarda huzurla gezinemez, hiçbir şekilde maddiyatını düzeltemez hâle getirdiniz. Orta sınıfı yok ettiniz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir hâle getirdiniz. Tüm bu yaşattığınız sorunlar yüzünden ne yazık ki okulları pislik götürüyor, bununla gurur duyabilirsiniz. Sözleşmeli öğretmenler asgari ücretin altında maaş alıyor, bununla gurur duyabilirsiniz. Yıllardır atama yapmayarak öğretmenler ordusu oluşturdunuz, bununla gurur duyabilirsiniz. Kısacası, ülkeyi getirdiğiniz bu durumdan büyük bir onur ve gurur duyabilirsiniz.

Kıymetli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta, İstanbul Ümraniye'de Polis Memurumuz Şeyda Yılmaz 26 suç kaydı olan bir cani tarafından şehit edildi. Bu 26 suç kaydı içerisinde, İYİ Parti olarak üzerinde hassasiyetle durduğumuz uyuşturucu ticareti yapmak suçu da bulunmaktadır. Her ortamda bas bas bağırdık, uyuşturucu bu ülkenin geleceğine ket vurmaktadır. Buna önlem almak ülkemizin aydınlık geleceği için büyük önem arz etmektedir. Daha önce uyuşturucuyla mücadele konusunda vermiş olduğumuz araştırma önergesinde Türk Ceza Kanunu'nun 191'inci maddesinin değiştirilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştik. Türkiye Büyük Millet Meclisi 2014 yılında 191'inci maddede değişiklik yaparak büyük bir yanlışa imza atmıştır. Bu yanlışı düzeltmezsek sadece polislerimiz değil, öğretmenlerimiz, kamu çalışanlarımız, çoluğumuz çocuğumuz ve tüm vatandaşlarımız bu tür saldırılara maruz kalacaktır. Bu durumun artık farkına varmalısınız ve çözüm yollarını acilen hayata geçirmelisiniz. Aksi takdirde, sorunlarla baş etmek mümkün olmayacaktır.

Tüm bu belirttiğimiz kriterler yerine itibardan tasarruf etmemenin, Amerika’ya 5 uçak konvoyuyla gitmenin, ülkemizin çocukları gece yatağa aç girerken vatandaşlarımızın vergisini New York sokaklarında kamyonlara harcamanın, 10 milyon kaçak sığınmacı ülkede cirit atarken ne güney ne de doğu sınırlarını koruyamamanın, Yunan sahil güvenlik botlarının Datça kıyılarına kadar gelmesine ses çıkarmamanın para karşılığı vatandaşlık satmanın 238 bin Suriyeli sığınmacıyı Türk vatandaşı yapmanın tam da AK PARTİ Hükûmetine yakışır icraatlar olduğunu belirtiyor, Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 25'inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.03

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Bekir BOZDAĞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa BİLİCİ (İzmir), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

----- 0 -----

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

143 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Ekim 2024 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.05