23 Haziran 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.07
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), İshak ŞAN (Adıyaman)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105'inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi Kırıkkale hakkında söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Sayın Halil Öztürk'e aittir.
Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyenleri saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Anadolu'nun merkezinde yer alan, stratejik konumu, üretim kabiliyeti, savunma sanayisindeki tarihi birikimi, tarımsal potansiyeli ve çalışkan insanıyla ülkemiz için özel bir değer taşıyan Kırıkkale'mizin öncelikli meselelerini ve haklı beklentilerini dile getirmek üzere huzurlarınızdayım.
Sayın milletvekilleri, Kırıkkale'nin önemli başlıklarından biri ulaşımdır. Ulaşım, yol meselesinin çok ötesinde ticaretin, eğitimin, sağlığın ve sosyal hayatın ana damarıdır. Bu kapsamda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız nezdinde takip ettiğimiz projelerde önemli aşamalara gelinmiştir. Ankara-Kırıkkale-Delice Otoyolu'nun yenilenmesi, yine aynı şekilde Ankara-Çelebi-Karakeçili yolunda ihale ve sözleşme sürelerinin tamamlanması bölgemiz adına kıymetli gelişmelerdir ve yol yapımları da bu süreçte devam etmektedir. Tadım Kavşağı ve Kalecik Kavşağı da verilecek ödeneklerle süratle yapılacak bu güzergâhlarda güvenli, akıcı ve modern ulaşım imkânı bir an önce sağlanacaktır. Balışeyh-Sulakyurt yolunun kalan 8 kilometrelik bölümünün bu yıl içinde bitirilerek 30 kilometrelik hattın tamamlanması ve modern bir standarda ulaşması da izlediğimiz başlıklardandır.
Değerli milletvekilleri, "Kırıkkale" denildiğinde, savunma sanayisi ayrı bir başlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Makine ve Kimya Endüstrisinin tarihî birikimi, ROKETSAN'ın varlığı ve Türkiye'nin ilk Silah İhtisas Organize Sanayi Bölgesi şehrimize güçlü bir sanayi kimliği kazandırmıştır. Kırıkkale konumu, tecrübesi ve üretim kapasitesiyle savunma sanayisinin merkezi olmayı fazlasıyla hak etmektedir. Bu nedenle Roket İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Havacılık İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Makine ve Kimya Endüstrisi ve ROKETSAN'a entegre yan sanayi alanları vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir.
Şehrimizin imkânları bunlarla sınırlı değildir. Delice, Çerikli hattındaki tuz kaynakları kimya sanayi için; Bahşılı, Yahşihan ve Hacılar hattındaki tekstil potansiyeli yeni yatırımlar için; Keskin, Çelebi ve Karakeçili havzası ise besi ve gıda organize sanayi yatırımları için ciddi fırsatlar sunmaktadır. Bu adımlar ilçelerimizin üretim kapasitesini artıracak, gençlerimize istihdam sağlayacak ve Kırıkkale'yi göç veren değil, yatırım çeken bir il merkezi hâline getirecektir. Bu vesileyle ve örnek olması hasebiyle Çerikli'mizi çalışkanlığı, samimiyeti ve fedakâr hizmet anlayışıyla bambaşka bir çehreye kavuşturan Çerikli Belediye Başkanımız Sayın Erkan Çağlar'a da Genel Kurulun huzurlarında teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, hasat mevsiminin başladığı bugünlerde alın terini toprağa emanet eden çiftçilerimizin emeğinin karşılığını alması en büyük beklentimizdir. Buğday ve arpaya verilen fiyatlar artan girdi maliyetlerinin gerisinde kalmaktadır. Mazot, gübre, tohum, ilaç, sulama ve nakliye gibi giderler karşısında üreticimizin emeğini korumalıyız, buğday ve arpa gibi hububatlarda fiyat güncellenmesi yapılarak çiftçimizi rahatlatmalıyız.
Diğer yandan, değerli milletvekilleri, Kırıkkale, emekli nüfusunun yoğun olduğu şehirlerimizden bir tanesidir. Temmuz döneminde yapılacak zamlarda emeklilerimize ve kamu çalışanlarımıza hak ettikleri artış verilebilmeli, Hükûmetimiz bu anlamda inisiyatif alarak haklı beklentiyi karşılamalıdır diye umuyoruz. Ömrünü çalışarak, üreterek, devlete ve millete hizmet ederek geçirmiş emeklilerimizin bu anlamda beklentilerini yakından takip ettiğimizi ve çözüme kavuşması için her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu özellikle huzurlarınızda vurgulamak isterim.
Bununla birlikte, sağlık alanında PET cihazı ihtiyacı, Yüksek İhtisas Hastanemizin ek bina talebi, Keskin ve Sulakyurt Devlet Hastanelerimizin yenilenmesi, nefroloji, nöroloji ve gastroenteroloji branşlarındaki uzman hekim eksikliklerinin giderilmesi şehrimizin öncelikli beklentilerindendir. Kırıkkaleli hemşehrilerimizin kendi şehrinde erişilebilir, nitelikli ve insan odaklı sağlık hizmetine ulaşması temel arzumuzdur. Yine, Fikret Karabudak Stadyumu'nun yenilenerek modern bir stadyumun şehrimize kazandırılması, Karakeçili Cezaevi, Bahşılı Hakimevi ve adalet hizmetlerinin altyapısının güçlendirilmesi de Kırıkkale'mizin kurumsal kapasitesini artıracaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HALİL ÖZTÜRK (Devamla) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Kırıkkale için dile getirdiğimiz bütün bu başlıklar birbirinden kopuk değildir. Yol sanayiye, sanayi istihdama, istihdam gençlerin şehirde kalmasına bağlıdır. Sağlık yaşam kalitesine, spor şehir aidiyetine bağlıdır. Eğitim kalkınmanın sürdürülebilirliğine bağlıdır. Adalet hizmetleri ise devletin vatandaşla kurduğu önemli güven bağını güçlendiriyor diyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Suiçmez...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, "Kasım 2025'te bitecek." denilen Araklı ilçe stadı hâlâ tamamlanmadı, tamamlandığı söylenen futbol sahasında ise yabani otlar çıkıyor, yanındaki tesisler bitmediği için ilçe stadı teslim alınamıyor. Böyle bir ciddiyetsizlik, böyle bir iş bilmezlik olabilir mi? Geçmişte onurla başkanlığını yaptığım Araklıspor'un 500'e evladı bugün sahipsizdir, sürgündedir; idman için her gün komşu ilçeler Arsin'e, Sürmene'ye gitmek zorunda kalıp, bunun için kulüp ayda 150 bin lira masraf yapmaktadır. Kendini şehrin sahibi zanneden AKP Trabzon milletvekillerine ve Gençlik ve Spor Bakanına soruyorum: İhaleleri hem yandaş müteahhitlere veriyorsunuz hem de iş yaptıramıyorsunuz, kamu kaynaklarını çürütmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Sakik...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Ne zaman Kürtlerle ilgili bir sorun olursa bu Parlamentoda bir ulusal konsensüs sağlanır. Yıl 2016, dokunulmazlıklar kaldırılıyor, bu Parlamentonun ana muhalefet partisinin başkanı gelip şurada oturarak "Anayasa'ya aykırıdır ama 'Evet.' diyorum...." Anayasa'ya karşı suç işliyor. Aradan on yıl geçiyor, bir gazeteci soruyor, diyor ki "Pişman mısınız?" "Hayır, pişman değilim." Pişmanlık da bir erdemdir ama sizde bu yok. On yıldır Selahattin Demirtaş'ı içeride tutup sonra "Ben gideceğim, onu ziyaret edeceğim..." Hangi yüzle gidip Selahattin'i ziyaret edeceksin? Kürtler size üç dönem, bağrına taş basarak oy verdi. Allah kimseyi senin durumuna düşürmesin. Hepimiz ölüp gideceğiz ama arkada hoş bir seda bırakmak... Sen o hoş sedayı da bırakmadın. Bütün Kürtler evet, senin bu söyleminden dolayı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Tamer Osmanağaoğlu...
TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) - Teşekkür ediyorum, Sayın Başkanım.
Alışılagelmiş mevsim beklentilerimizin dışına çıkan ve özellikle çiftçilerimizin zarara uğramasına sebep olan doğa olaylarıyla çok daha fazla karşılaştığımız bir dönemden geçmekteyiz. Seçim bölgem İzmir de özellikle dolu hadiselerinin daha fazla yaşandığı bölgelerden biridir. Bu minvalde, geçtiğimiz günlerde yaşanan dolu afetinden etkilenen Tire ilçemize bağlı Kurşak, Alaylı ve Büyükkale Mahallelerinde gerçekleştirdiğimiz ziyarette bir araya gelme fırsatı bulduğum hemşehrilerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Mağduriyetlerinin giderilmesi için Tarım Bakanlığımız başta olmak üzere, ilgili kurum ve kuruluşların gerekli hassasiyeti göstereceğine olan inancımın tam olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Aşıla....
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Millette para yok, herkes borçlu. Hane halkı kredi borcu toplamda 6 trilyon 445 milyar TL olmuş; bunun 788 milyar TL'si konut, 44 milyar TL'si taşıt, 2 trilyon 456 milyar TL'si ihtiyaç ve 3 trilyon 158 milyar TL'si de kredi kartı borcu, ticari krediler ise 19 trilyon 609 milyar TL olmuş yani insanlar ihtiyaçlarını gidermek için kredilere yüklenmiş çünkü millette para yok. Çekilen krediler varlık alımı, konut, taşıt için de değil ha, ihtiyaçları gidermek için çekiliyor. Netice; borca dayalı para sistemi herkesin başının belası ve acı gerçek; faiz yok ediyor diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Geçtiğimiz hafta yaptığım konuşmada NATO toplantısıyla ilgili Meclis Genel Sekreterliğinin çalışanlara yazı gönderdiğini söyledim. Kurtuluş Savaşı esnasında bile çalışan Meclisin NATO toplantısı esnasında kapatılması Danışma Kurulunca alınmış bir karardır, doğru olmamıştır. Burada adını sehven zikrettiğim Genel Sekreterliğimizi bu konuda tenzih ederim, zaten sözümdeki hedefim Meclis bürokrasisi değil yürütmenin talimatına uyan bizzat Meclis Başkanlığıdır. Bu noktada şunu da belirtmek isterim ki bir vesile, Genel Sekreterliğin buradaki konuşmaları takip ettiğini de gördük. Pek çok defa gündeme getirdiğim Meclisin sözleşmeli çalışanlarının her yıl iş akdinin feshedilmesi, kıdem tazminatının gasbedilmesi doğru bir davranış değildir. En küçük işletmenin bile ağır cezalara maruz kaldığı bu durumdan Meclis yönetiminin de acilen vazgeçmesini, bu konudaki mağduriyeti gidermesini talep ediyorum.
BAŞKAN - İkinci söz talebi, vatandaşların yaşadığı ekonomik sıkıntılar hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Melih Meriç'e aittir.
Buyurun Sayın Meriç. (CHP sıralarından alkışlar)
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de 86 milyonun belini büken ekonomik sorunlar hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, buraya, vatandaşın feryadını duyurmak için, mutfaktaki yangını, sokaktaki isyanı bir kez daha dile getirmek için sizin huzurunuza geldim. Bir eli yağda bir eli balda olan ve bu halkın, bu milletin sıkıntısını duymayan sizlere bir de buradan, millet kürsüsünden duyurmak istiyorum.
Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini ve en uzun ekonomik krizini yaşıyoruz ama hâlâ sanayicisinden tutun esnafına, devlet memuruna, asgari ücretle geçinen işçisine, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımıza, çiftçimize, kimseye elinizi uzatıp "Derdin ne?" demiyorsunuz O kadar kopuksunuz ki halkın sıkıntılarından, dertlerinden, onların sesini dahi duymazdan geliyorsunuz, görmezden geliyorsunuz. Sayın milletvekili arkadaşlarıma, özellikle iktidar milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum, size diyorum ki: Hepimizin kardeşi, dostu arkadaşı var, sizlerin de öyle. Eğer sizler bu koltuklarda otururken bu dostlarınızın, arkadaşlarınızın, esnaflarınızın, mağdur olan bu milletimizin dertlerine derman olmayacaksınız, çözüm bulmayacaksınız bu koltuklarda niye oturduğunuzu lütfen, kendi kendinize, elinizi vicdanınıza koyarak tekrar düşünün. İşçi perişan durumda, memur kan ağlamakta, emekli âdeta ölüme terk edilmiş durumda. Çiftçi... İnanın dün bir tarladaydım, buğday ekilmiş, arpa ekilmiş, bir şekilde biçerdöver çalışıyor, geçen sene verdiğiniz fiyat ile bu seneki fiyat arasında yüzde 20 fark var, yüzde 20. Bütün girdilerin hepsi en az yüzde 60-70 artarken taban fiyat olarak verdiğiniz fiyat yüzde 20 artmış. Gerçekten bunu vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz? Bunu çiftçiye nasıl anlatacağınız hakkında bir şeyler düşündünüz mü? Yarın o tarlaya gittiğinizde, o çiftçiyle yüz yüze geldiğinizde ne diyeceğinizi düşündünüz. İnanın, o tarla sahibi çiftçi ve o tarlada çalışan her işçi sizleri bekliyor. Sizleri bekliyor ki yüzünüzü onlara döndüğünüzde, bu zulmü, çektirdiğiniz bu sıkıntıları sizin yüzünüze baka baka söylemek istiyor ama çıkmıyorsunuz, çıkamıyorsunuz.
Aynı şekilde, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız... Allah'tan korkun, geçen sene, hatta, geçen sene de demiyorum, altı ay önce, sene başından on beş gün önce Et ve Süt Kurumundan canlı hayvanı KDV dâhil 210 liraya alan bir vatandaşımız bugün aynı hayvanı 420 lira artı KDV'ye yani 500 liraya alıyor. Karkas fiyatı nedir? O zaman da 600 liraydı, şimdi de 600 lira. Siz şunu mu yapmak istiyorsunuz, bu ülkede çiftçi üretmesin, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız artık hayvancılıkla uğraşmasın mı diyorsunuz? İnanın hepsi kan ağlıyor. Elinizi uzatın diyorum. Buradan Tarım Bakanına da sesleniyorum: Oturduğunuz yerden bu çiftçinin, hayvancılıkla uğraşan bu vatandaşımızın derdini, çözemezsiniz. İnin sahaya, o ayaklarınız tarlaya insin, vatandaşımızın, çiftçimizin, hayvancılıkla uğraşan kesimin derdini bir dinleyin. Ticaret Bakanına, Sanayi Bakanımıza ve Ekonomi Bakanımıza da seslenmek istiyorum: Sayın Mehmet Şimşek, kimseyi bulamadınız esnafın günlük kazancını hesap ediyorsunuz ama o esnaf maalesef kendi çoluğunun çocuğunun rızkını kazanmaktan imtina ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MELİH MERİÇ (Devamla) - Buradan hepinize sesleniyorum: Lütfen artık siyaseti bir tarafa bırakın, elinizi vicdanınıza koyun. Size oy veren bu kırmızı koltuklarda oturan kimse değil, sadece milletimiz. Bu milletimizin derdine derman olmak zorundasınız ama olmayacağınız kesin. Onun için diyoruz ki bir an önce sandığı getirin, millet bir tartıya koysun sizi, Hanya'yı Konya'yı görün, ondan sonra bu milletin takdirini kazanın. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Bu sözler de tamamıyla milletin.
Buradan tüm ülkeme sevgiler ve saygılar sunuyorum.
Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Işık Gezmiş, buyurun.
ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Giresun'un Bulancak, Piraziz ilçelerinde Talipli, Yalıköy ve Küçüklü kıyılarında planlanan kafes balıkçılığı projesi, bölge halkı ve balıkçı kooperatifleri tarafından kaygıyla karşılanmaktadır. Yüzyıldır bu bölgede balıkçılıkla geçinen vatandaşlarımız için bu alan önemli bir av sahası olduğu gibi, halkın kullanımına açık denize girme alanlarıdır. Sürekli doğa tahribatına maruz kalan şehrimizde Keşap Düzköy sahili de daha önce bölge halkının itirazlarına rağmen kafes balıkçılığına tahsis edilmiş, her geçen gün kafes sayısı artırılmıştı. Bu projeler, bölge halkına ve ekonomisine hiçbir katkı sağlamadığı gibi, kıyı balıkçılığını, deniz ekosistemini ve bölgenin turizm potansiyelini tehdit etmektedir. Denizlerimiz gelecek nesillere bırakacağımız mirastır. Konuyla ilgili önergeleri bakanlıklara verdiğimi ve konunun takipçisi olacağımı bildiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, Saint Joseph Fransız Lisesinden, Çapa Tıp Fakültesinden mezun olmuş ve İstanbul Fatih'te özel muayenehanesinde genel cerrahi hizmeti veren bir doktor hakkındaki şikâyetleri dile getirmek isterim: Bu doktor vaktinin çoğunu dinî sohbetlere ayırdığını ve el pratikliğini kaybetmemek için çocukları sünnet ettiğini söylüyor. Sünnet ettiği 27 günlük Zahit bebek kan kaybından hayatını kaybetti. TÜGVA buluşmalarının vazgeçilmez konuşmacısı olan bu doktora ancak dört yıl sonra yeni dava açıldı. Aile konuyu basına taşımasa dava bu kadar süre sonra dahi açılabilecek miydi acaba? Şikâyet siteleri bu adamın hatalı operasyonlarıyla dolu. Evlatlarımızın hayatını el pratikliğini kaybetmemek için karartan bu adam için Sağlık Bakanlığının davaya müdahil olmasını, başka çocuklarımızın hayatının karartılmamasını ve kamuoyunun bilgilendirilmesini istiyoruz.
BAŞKAN - Sayın Aslan...
GEORGE ASLAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bu sabah erken saatlerde, haklarında gözaltı kararı olduğu iddiasıyla Devrimci Parti ve diğer sol gruplarla ilgili Ankara'da bir operasyon gerçekleştirildi. Operasyonun amacı NATO zirvesinde yapılacak protesto gösterilerini engellemeye yöneliktir. NATO zirvesi bahanesiyle Ankara'da insanlara hayatı zehir etme operasyonlarına şimdiden başlandı. NATO zirvesinin yapıldığı hiçbir ülkede ne Meclis kapanır ne de devlet memurları izne ayrılır; günlük yaşamın doğal akışı devam eder, hatta protestolara izin verilir ancak Ankara'da, maalesef günler öncesinden insanların hayatı zorlaştırılmaktadır. Yollar, caddeler, sokaklar kapatılıyor. NATO devletler için bir ihtiyaçsa neden bu kadar halka yabancılaştırılıyor? İktidar bu baskıcı uygulamalardan vazgeçmeli, operasyonda gözaltına alınanlar derhâl serbest bırakılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Yıldırım...
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkürler Başkanım.
2025 Yılı İBB Denetim Raporu: Hâlihazırda İETT'nin otobüs sayısı 3.512; 3.512 adet otobüsten sadece 402 adedi CHP döneminde filoya katılmış. 2006-2017 yılları arasında alınan otobüs sayısı 3.110. AK PARTİ ve CHP dönemi kıyaslandığı zaman, 2012-2017 arasında, Kadir Topbaş döneminde 2.417 otobüs; son beş yılda, 2019-2024 arasında, Ekrem döneminde 402 otobüs alınmış. 2019 yılında otobüs filosunun yaş ortalaması 5 iken bugün otobüs filosunun yaş ortalaması 12'dir. İETT'nin 2019 yılında 725 milyon olan borcu 2025 yılında 35 milyara yükselmiştir, borç altı yılda yüzde 4.650 yani 47 kat artmıştır; bunu İstanbullu hemşehrilerimizin takdirlerine sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Akgül...
İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
BAĞ-KUR'lu esnafımız, çiftçimiz uzun süredir BAĞ-KUR prim gün sayısının 9000'den 7200'e düşürülmesini beklemektedir. Yıllarca prim ödeyen, işini ayakta tutmak için büyük fedakârlıklar yapan esnafımız bugün emeklilik sürecinde ciddi zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Kira, enerji ve vergi işletme maliyetlerinin altında prim ödemelerini sürdürmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Buna rağmen prim gün sayısının bu kadar yüksek olması sahada karşılaştığımız en temel sorunlardandır. Birçok BAĞ-KUR'lu vatandaşımız yaş şartını tamamlamasına rağmen prim gününü doldurmadığı için emekli olamamaktadır, bu durum çalışma hayatında adalet ve denge duygusunu da zedelemektedir.
BAĞ-KUR'lu vatandaşlarımızın haklı taleplerinin en kısa zamanda karşılık bulmasını bekliyor, esnafımızın, üreticimizin ve alın teriyle geçinen her vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz diyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Hülakü...
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bingöl'de binlerce böbrek hastasını doğrudan ilgilendiren ciddi bir sağlık sorunu yaşanmaktadır. Kentte nefroloji polikliniği bulunmasına rağmen görev yapan bir nefroloji uzmanı bulunmamaktadır. Güncel doktor listelerinde nefroloji biriminde hekim kadrosunun boş olduğu görülmektedir. Böbrek yetmezliği, diyaliz tedavisi, organ nakli sonrası takip ve kronik böbrek hastaları için düzenli uzman kontrolü gerektirmektedir, buna rağmen Bingöllüler tedavi için Elâzığ'a, Malatya'ya ya da çevre illere gitmek zorunda bırakılmaktadır. Bu durum sağlık hizmetine erişimde eşitsizlik yaratmakta, hastaların ekonomik ve sosyal yükünü artırmaktadır. Sağlık bir haksa Bingöl halkı bu haktan eksiksiz yararlanmalıdır. Sağlık Bakanlığını Bingöl'de kalıcı nefroloji uzmanı atamaya ve yurttaşların sağlık hizmetine erişimini güvence altına almaya çağırıyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz talebi, edebiyat şehri Kahramanmaraş hakkında Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Şahin'e ait.
Buyurun Sayın Şahin.
MEHMET ŞAHİN (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu kürsüden yalnızca bir şehrin başarısını değil, medeniyetimizin, kültürümüzün ve kelamla yoğrulmuş irfanımızın uluslararası alanda tescillenen büyük bir gururunu paylaşmak istiyorum.
Kahramanmaraş'ımız UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na edebiyat alanında kabul edilerek Türkiye'den bu ünvanı kazanan ilk ve tek şehir oldu. Kahramanmaraş'ımız aynı zamanda ana dili Türkçe olan şehirler arasında da üyelik alan ilk şehir olarak tarihe geçti. Bu başarı sıradan bir ünvandan daha ötesidir. Kahramanmaraş tarih boyunca sadece kalemiyle değil, gerektiğinde kılıcıyla da milletine öncülük etmiş bir şehirdir. İstiklal Harbi'nde işgale karşı gösterdiği destansı direnişte "kahramanlık" ünvanını şu anda çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisinden almıştır. Bu nedenle de şehir "istiklal şehri" olarak anılmaktadır. Bugün ise aynı şehir bu kez kalemiyle, şiiriyle, fikriyle ve edebiyatıyla UNESCO tarafından tescillenerek yeni bir başarıya imza atmıştır. Kahramanmaraş kılıçla kazandığı şerefini kalemle taçlandırmıştır.
Kahramanmaraş sözü olan bir şehirdir ve bu söz sadece Maraş'ın sokaklarında değil, Anadolu'nun dört bir yanında, Türkçe konuşulan her coğrafyada gür bir seda olarak yankılanmaktadır. Çünkü Kahramanmaraş, şiirin yalnızca yazıldığı değil yaşandığı bir şehirdir; Kahramanmaraş mısralarla büyüyen, kitaplarla nefes alan, kelimelerle kimlik kazanan bir kültür havzasıdır. Bu topraklar "Sakarya Türküsü"yle milletimizin ruhunu anlatan Necip Fazıl Kısakürek'i yetiştirmiştir. Bu şehir "Mihriban" şiiriyle milyonların gönlüne dokunan Abdurrahim Karakoç'un sesidir. Bu şehir Cahit Zarifoğlu'nun "Diriliş" çağrısıdır, Erdem Bayazıt'ın medeniyet yürüyüşüdür, Rasim ve Alâeddin Özdenören kardeşlerin fikir dünyasıdır, Nuri Pakdil'in Kudüs sevdasıdır, Âşık Mahzuni Şerif'in türkülerindeki vicdandır, hasrettir, aşktır, sıladır; Mevlâna İdris'in çocuklara seslenişidir. Bu şehir aynı zamanda "Yedi Güzel Adam"ı yetiştiren bir kültür iklimidir. Onlardan her biri Kahramanmaraş'ın edebiyat atlasına vurulmuş silinmez mühürlerdir.
Değerli milletvekilleri, bir şehrin gerçek zenginliği sadece binalarıyla olmaz, yollarıyla olmaz, aynı zamanda zenginlik, yetiştirdiği fikir insanları, sanatçılar, şairler ve bıraktığı kültürel mirastır; daha da önemlisi, söylediği sözdür.
Kahramanmaraş işte bu mirasıyla Anadolu'nun kalbinde yükselen bir edebiyat başkentidir; Mehmet Akif'in "'Âsım'ın nesli' diyordum ya, nesilmiş gerçek." mısralarında ifadesini bulan ideal neslin yetişmesine katkı sunmuş bir irfan merkezidir. Bugün, UNESCO'nun verdiği bu ünvan sadece Kahramanmaraş'a değil Türk diline, Türk edebiyatına ve milletimizin kültürel hafızasına verilmiş bir değerdir. Bu başarı aynı zamanda, deprem sonrası yeniden ayağa kalkan Kahramanmaraş'ımız için ayrı bir anlam taşımaktadır. Şehrimiz yaşadığı büyük acılara rağmen kültürüyle, sanatıyla ve edebiyatıyla yeniden yükselmektedir çünkü şehirler sadece taşla değil hafızayla, ruhla ve hikâyelerle yeniden inşa edilir; Kahramanmaraş'ta bugün tam olarak bu yapılmaktadır.
Bu vesileyle, başta Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Büyükşehir Belediyemize, üniversitelerimize, edebiyat camiamıza ve bu süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
En büyük teşekkürümüz ve şükranımız istiklal şehrimizi yazılarıyla, mısralarıyla, dizeleriyle ve sözleriyle mayalayan edebî kahramanlarımız içindir.
İnanıyorum ki Kahramanmaraş bundan sonra da yalnızca Türkiye'nin değil dünyanın da dikkatle takip ettiği bir edebiyat ve kültür merkezi olmaya devam edecektir. Bizler de Kahramanmaraş'ımızın kültürünü, edebiyatını, medeniyet mirasını yaşatmaya, gelecek nesillere aktarmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Bu büyük gururun Kahramanmaraş'ımıza, ülkemize ve kültür dünyamıza hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Şahin.
Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.
Sayın Yazmacı...
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Şanlıurfa) - Kurtuluş Savaşı'ndaki mücadelesi, gösterdiği kahramanlık ve cesaret vesilesiyle Urfa'mıza Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından "şanlı" ünvanının verilmesinin 42'nci yılını yürekten kutluyorum. 12 Haziran 1984'te Urfa'mızın adını Şanlıurfa olarak değiştiren Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı 22 Haziranda Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tarihin en şanlı istiklal mücadelesini vererek yiğitliğin, mertliğin şehri olduğunu ispatlamış Urfa'mız yurduna ve bağımsızlığına yönelen tüm saldırılara her zaman kararlılıkla karşı koymuş, büyük zaferler kazanarak bağımsız yaşama kararlılığını sürdürmüştür.
Türkiye'nin en genç nüfusuyla geleceğin nabzını tutan şanlı şehrimize değer katan tüm yatırımlar için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm bakanlarımıza, kurumlarımıza teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Sağlam...
OSMAN SAĞLAM (Karaman) - Sayın Başkanım, 21 Haziranda kadim tarihi geleceğe taşıyan Karaman'ımızın il oluşunun 37'nci yıl dönümünü idrak ettik. Bu topraklar bir medeniyetin izini, bir milletin sesini ve Türkçenin ruhunu asırlardır muhafaza etmektedir. Karaman sadece taş ile toprağın buluştuğu bir şehir değil geçmiş ile geleceğin birbirine emanet edildiği bir yuvadır. Elma ağacı varlığında Türkiye 1'incisi olan Karaman, bisküvi, bulgur, çikolata ve hububat mamullerinde de ülkemizin güçlü gıda merkezlerinden biridir. Nüfuzundan çok daha büyük bir ekonomik değer üreten Karaman köklerinden aldığı güç, çalışkan insanı ve üretim kültürüyle ülkemize değer katmaya devam etmektedir.
Bu vesileyle, Karaman'ımızın il olmasında emeği bulunan devlet büyüklerimizi rahmet ve şükranla yâd ediyor, alın teriyle, üretimiyle ve vefasıyla bu güzel şehre değer katan bütün hemşehrilerimizi muhabbetle selamlıyorum. Karaman'ımızın il oluşunun 37'nci yıl dönümünü bir kez daha kutluyorum.
BAŞKAN - Sayın Yaz...
MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bugün muharrem ayının 8'inci günü, Kerbela faciasının 1387'nci seneidevriyesidir. Kerbela sadece bir meydan savaşı değildir; Hakk ve batılın çıplak bir yüzleşmesidir. Bir taraftan Hazreti Hüseyin ve kadın, çocuk olmak üzere 72 silahsız, aç ve susuz, ellerinde adalet davası olan ehlibeyit hunharca ve vahşice katledildiler; eğilmediler, teslim olmadılar çünkü hak pazarlık konusu olamazdı. Diğer tarafta Yezid ve 30 bin donanımlı askeri elde ettikleri güçle adaletsizliği meşrulaştırmaya çalışıyordu. Kerbela bize ya Hakk'ı şibir şibir savunmayı ya da Fırat'ın ötesinde Şimr olmayı öğretti; ya tarihte Hüseyin olup şehadeti ya Yezid olup laneti hak etmeyi öğretti.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Güneş...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen tam bağımsız Türkiye idealinin en güçlü yansımalarından biri de savunma sanayimizdir. Bugün, savunma sanayi denilince akla gelen ilk ülkelerden biri Türkiye'dir. Bayraktar TB2'den Akıncı'ya, KIZILELMA'dan GÖKBEY'e, ilk millî savaş uçağımız KAAN'dan 3 bin kilometre menzile sahip YILDIRIMHAN'a kadar, bir zamanlar "hayal" denilen projeler bugün milletin gururu hâline gelmiştir.
1925 yılında ilk silah ve mühimmat fabrikasını açan Şakir Zümre'ye ne oldu? 1933'te ilk yerli silah fabrikasını kuran Nuri Killigil'in mirasına ne yaptınız? 1936'da ilk yerli uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ'ın önünü hangi iradeyle kestiniz? Hangi anlayış bu fabrikaları kapattı? Hangi zihniyet Türkiye Cumhuriyeti'ni yıllarca dışa bağımlı bıraktı? İşte, biz zincirleri kırdık, AK PARTİ'yle artık başkasının kapısında bekleyen değil, kendi göğünü, denizini, vatanını kendi gücüyle koruyan tam bağımsız bir Türkiye oluşturduk.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
KADİM DURMAZ (Tokat) - Bir ülkenin vicdanı emeklisine, çiftçisine ve işçisine verdiği değerle de ölçülür. Bugün milyonlarca emekli geçim derdiyle, çiftçi artan maliyetlerle, işçi düşük ücret ve güvencesiz çalışmayla baş başa bırakılmıştır. Emekli pazara hesapla, çiftçi tarlaya borçla, esnaf-sanatkâr dükkânına, işçi işine kaygıyla gitmektedir. Artık TÜİK bile hayat pahalılığını gizleyemiyor. Halkımızın pazarda, markette, eczanede yaşadıkları daha da ağırlaştı. Emekliler ve emekçiler sofrasına ekmek koymakta zorlanıyor. Oysa alın terinin karşılığı yoksulluk değil, huzur, güven ve onurlu yaşam olmalıdır. Temmuzda en düşük emekli aylığı asgari ücretle eşitlenmeli, ara zam yapılmalıdır. Bu talep emeklilerin, ücretlilerin Gazi Meclisimize ortak çağrısıdır. AKP iktidarı bu sesi duymalı, gereğini yapmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Özer...
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Konya'da belediyelerimiz her gün eser ve hizmetlerine bir yenisini daha eklemeye devam ediyor. Son on gün içerisinde Karatay Belediyemiz arsa hariç 231 milyona son teknoloji ve hijyenik halk ekmek fabrikasını hemşehrilerimizin hizmetine sundu. Meram Belediyemiz öncülüğünde şehrin vizyon projelerinden Suriçi Çarşısı'nın önemli bir kısmı tamamlanarak lansmanı yapıldı. Selçuklu Belediyemizin Gelişim ve Teknoloji Akademisi çerçevesinde 13 farklı branşta kurulan atölyelerle 14.120 öğrencimize kendilerini geliştirme imkânı sağlandı. Konya Büyükşehir Belediyemiz ise Ereğli Halk Kütüphanesini hemşehrilerimizin hizmetine sundu. Eğitimde haziran ayında 14.400 öğrencimize toplam 28 milyon liralık eğitim desteği sağlandı. Bizler milletimizin emanet ettiği kaynakları esere dönüştürüyoruz.
Bizim gündemimiz çıkar kavgaları değil, çalışmaktır, hizmettir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Hun...
YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Elâzığ R Tipi Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Mehmet Emin Aladağ, ağır sağlık sorunlarıyla yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Parkinson hastasıdır, polinöropati, yürüme bozukluğu, KOAH, hipertansiyon ve çok sayıda ortopedik rahatsızlığı bulunmaktadır. Banyo ve tuvalet gibi günlük yaşam faaliyetlerini tek başına yerine getiremeyen bir insanın cezaevi koşullarında tutulması ne hukukla ne vicdanla açıklanabilir.
Ne yazık ki hasta mahpuslar meselesi uzun zamandır hukuki bir sorun olmaktan çıkmış, vicdani ve siyasi bir sorun hâline gelmiştir. Devletin görevi, insanların yaşam hakkını korumaktır. Emin Aladağ'ın, Mehmet Çelik'in, Abdullah Ateş'in, Mecit Baştaş'ın ve benzer durumda bulunan tüm ağır hasta mahpusların derhâl tahliye edilerek tedavilerinin tam teşekküllü hastanelerde yapılmasının önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değil, bu bir insani haktır.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Barut...
AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, yurttaşların bankalar ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları 6 trilyon 896 milyar liraya tırmandı. Varlık yönetim şirketlerine olan borçlarla birlikte toplam finansal borç ilk kez 7 trilyon lirayı aştı. Tarımsal üretimde kriz büyürken çiftçi borçları da 1 trilyon 380 milyar liraya dayandı. Türkiye'nin orijinal vadesi ne olursa olsun bir yıl içerisinde geri ödemesini yapmak zorunda olduğu dış borçları nisanda 5 milyar dolar daha artarak 242 milyar dolara kadar çıktı. Emeklisinden çiftçisine, işçisinden sanayicisine kimsenin yüzü gülmüyor. Yüksek faizler, fahiş zamlar, artan enflasyon ve bitmeyen kriz AKP iktidarının eseridir. Bu kriz sahipleri ne yaparlarsa yapsınlar kaçırdıkları sandık gelince halka hesap verecekler.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, Gazi Meclisimiz esnafı koruyacak adil bir yapılandırmayı derhâl gündeme almalıdır. Piyasada para dönmüyor, çekler dönüyor, kazanan sadece faiz oluyor. İki yılda borcu 3 katına çıkan e-hacizlerle boğulan esnafın feryadı Meclise ulaşmalıdır. Bu tablo vicdana sığmaz, insanlar cinnet noktasındadır. Faizler silinmeli, acil matrah artırımı çıkarılmalıdır. KOBİ'ler ve esnaf ağır yük altında ezilmektedir. Ticari riskten çok daha yıkıcı gecikme faizleri işletmeleri iflas noktasına getirdi. Esnafın ayakta kalması için faizlerin silinmesi ve yeniden yapılandırılması şarttır. Esnafa nefes aldıracak düzen acilen gelmelidir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Öztunç...
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Sayın Başkanım, Türkoğlu ilçemizin Cennetpınarı köyünde taş ocağı yapılmak isteniyor. Malumunuz, Anadolu evliyaların, dedelerin, erenlerin, anaların, babaların yurdudur; bu köyde de Elif Ana Türbesi bulunmaktadır. On binlerce insanın her yıl gidip kurban kestiği, adak adadığı Elif Ana Türbesi'nin olduğu bu köy bir inanç merkezidir. Bu inanç merkezinde taş ocağı yapılmasına izin veren Enerji Bakanlığını kınıyorum. Hiç mi sormuyorsunuz, hiç mi bakmıyorsunuz? İzin verdiğimiz yerde ne var? Sit alanı mı, inanç merkezi mi, niye bakmıyorsunuz? Toplumsal tepkiye neden olacak olan bu karardan vazgeçilmesi gerekiyor. Hele hele Kahramanmaraş'ın "Edebiyat Şehri" ilan edildiği bugünlerde; çok sayıda şiiri, deyişi kazandıran Elif Ana ve Mehmet Baba Türbesi'nin bulunduğu bu alana taş ocağının kurulması yanlıştır, bu karardan vazgeçilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Sümer...
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
2018 yılında Türkiye Varlık Fonuna devredilen PTT, ne yazık ki üst üste altı yıldır zarar ediyor. Sayıştay raporlarına göre 2019'da başlayan bu zarar süreci katlanarak daha da büyümüş ve 2024 yılında 3 milyar 613 milyon TL'ye ulaşmıştır.
Buradan soruyorum: Ülkemizin köklü kuruluşu PTT'nin Varlık Fonuna devrinden sonra zarar etmesinin sebepleri nelerdir? Birçok taşınmazın elden çıkarılmasına rağmen bu zarar neden açıklanmamaktadır? Bu taşınmazlardan ne kadar gelir elde edilmiş, bu gelirler nerelere harcanmıştır? Kurumun giderlerinin en büyük bölümü 2024 yılında 19 milyar liranın üzerine çıkan dışarıdan sağlanan hizmet giderleri olmuştur. Sayıştay da bu devasa harcamanın posta, kargo ayrımı ve dağıtım hizmetlerinin özelleştirilerek yandaş firmalar eliyle yürütülmesinden kaynaklandığını açıkça belirtmektedir. PTT bu hizmetleri neden kendi personeliyle yerine getirmemektedir? Bu kalemlerin kurumu zarar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çan...
MURAT ÇAN (Samsun) - Seçim bölgem Samsun'un Vezirköprü ilçesi adına konuşuyorum. Daha iki ay önce yeni parti binası açılışı yaparken hizmet siyaseti nutukları atanlara, "Vezirköprü'yü şaha kaldırıyoruz." masallarını anlatanlara sesleniyorum: O masal diyarı Vezirköprü güç kaybediyor, kan kaybediyor. İlçe bir yandan altyapı eksiklikleriyle bir yandan sosyoekonomik yönden ağır bedeller ödemeye devam ediyor. İlçedeki bankaların birer birer kepenk indirmesi bunun somut kanıtıdır. İlçede daha önce 2 özel banka şubesini kapattı ve şimdi de Denizbank ilçedeki şube faaliyetlerini sonlandırdı. Bir banka ilçeden gidiyorsa o ilçede ticaret dibe vurmuş demektir, esnaf nefessiz kalmış demektir, üretici üretimden çekilmiş demektir; verilen sözlerin hiçbiri tutulmamış, ilçe kaderine terk edilmiş demektir. Vezirköprü'ye işte, bu haksızlığı yapan AKP iktidarıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cebimizdeki en büyük para biriminin alım gücünün çok fazla düşmesiyle vatandaşlarımız birçok alışverişini kredi kartıyla yapmak durumunda kalıyor. Tabii, esnaflarımız da bu kredi kartıyla yapılan alışverişten bir komisyon ödüyorlar bankaya. Bu komisyon oranlarının çok yüksek olduğundan dolayı şikâyetleri var. Yüzde 3,5 bandına çıkan komisyon oranları var. Tabii, bazı ürünlerde kâr marjı çok düşük; özellikle tekel ürünlerinde yüzde 5 bandında bir kâr marjı var. Yüzde 3,5 komisyon çok yüksek geliyor. Bankaların da bu komisyon oranlarını almaya ihtiyaçları yok. Kârlılık oranlarına baktığımız zaman Ziraat Bankası 161,5 milyar kâr açıklamış, Garanti 110 milyar, Vakıfbank 70 milyar, İş Bankası 67 milyar, Akbank 57 milyar. Bu rakamlarda kâr eden firmaların komisyon oranlarını en azından yüzde 1'ler bandına çekmesinin vatandaşlarımızın yararına olacağı düşüncesindeyim.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Aylarca "yargı reformu" denilerek bekletilen on ikinci yargı paketi sonunda Adalet Komisyonuna sunuldu, sunuldu ama bir kez daha toplumun beklentileri yok sayıldı; verilen vaatler, sözler tutulmadı. Bu pakette toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak düzenlemeler yok, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini giderecek bir düzenleme yok. İnfaz sistemindeki eşitsizlikleri, ayrıcalıkları giderecek tek bir adım yok. Yargı sisteminin temel sorunlarını çözme iradesi yok. AKP iktidarı bir kez daha adaleti sağlamayı değil, sadece konuşmayı tercih etti. Bu paket toplumun beklentilerini karşılamamakta. Yarın görüşülecek olan on ikinci yargı paketi toplumun ve adaletin beklentilerini karşılayacak şekilde revize edilmeli ve Komisyona bu hâliyle gelmelidir.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Amasya'nın coğrafi işaretle tescillenmiş çiçek bamyası bugün kontrolsüz ithalat nedeniyle Uganda'dan gelen fason ürünler karşısında değer kaybediyor. Yıllarca emek vererek tescil ettirdiğimiz Amasya'nın ve ülkemizin marka değerlerinden biri hâline gelen çiçek bamyamızı dahi koruyamıyoruz. Coğrafi işaretin amacı nedir? O ürünü, o yöreyi ve o üreticiyi korumaktır. Eğer coğrafi işaretli bir ürünümüz bile ithalat karşısında sahipsiz bırakılıyorsa üreticimiz hangi güvenceyle üretmeye devam edecektir? Amasya çiçek bamyasını Uganda bamyasıyla rekabet etmek zorunda bırakmak Taşovalı üreticilerimizin alın terine ve bu ülkenin tarımsal değerlerine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı'ya sesleniyorum: Amasya'nın emeğine sahip çıkın, ithalatı değil coğrafi işaretli ürünlerimizi, millî değerlerimizi ve yerli üreticilerimizi koruyun.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Genç...
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim bölgem Kayseri'nin Yeşilhisar ilçesinde Yahyalı'dan taşınan demir madeninin kırılması ve sevkiyatı nedeniyle oluşan yoğun toz yurttaşlarımızın yaşamını ve sağlığını doğrudan etkilemektedir. Bu önemli konuyla ilgili olarak kurumları derhâl denetim yapmaya çağırıyorum. Hava kalitesi ölçümlerini açıklasınlar ve tozun önlenmesi için etkili tedbirleri bir an önce hayata geçirsinler.
Yeşilhisar aynı zamanda önemli bir tarım ilçemizdir ancak çiftçimiz yüksek verim alınmasına rağmen desteklemelerin ortalama verim üzerinden düşürülmesiyle ciddi kayıp yaşamaktadır. Buğdayda dekardan 8 kilogram, arpada bin kilograma ulaşan üretim dikkate alınmadan belirlenen destekler üreticinin emeğini görmezden gelmektedir. Destekler gerçek verimi ve yükselen girdi maliyetlerini dikkate alacak biçimde her yıl mutlaka yeniden belirlenmelidir. Çiftçimizi cezalandıran değil bölgesel üretim gerçeklerini esas alan adil bir destekleme politikası istiyoruz.
BAŞKAN - Sayın Kanko...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Türkiye, AKP Hükûmetinin yüksek vergi politikası nedeniyle otomobilin Avrupa ve hatta dünyada en pahalı satıldığı ülkelerin başında gelmektedir. Vatandaş araç satın alırken yüzde 284'e varan vergiler ödemek zorunda bırakılırken elektrikli otomobil devi BYD'nin Türkiye'ye yatırım yapma vaadi karşılığında 53 bin aracı sıfır vergiyle ülkeye getirdiği ortaya çıktı. Bu uygulamanın Türkiye ekonomisine milyarlarca dolar zarar verdiği ifade ediliyor. Üstelik şirketin teşvik anlaşmasının imza töreni AKP iktidarının en üst düzey yetkililerinin katılımıyla gerçekleşmişti. Millet ağır vergiler altında ezilirken ayrıcalıklı şirketlere ve yandaş sermayeye kapıların sonuna kadar açıldığı bir düzende adaletten ve eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Ancak bilinmelidir ki bu adaletsiz düzen sonsuza kadar sürmeyecektir. Bu adaletsiz düzeni 86 milyon yurttaşımızla birlikte değiştireceğiz.
BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, öğretmenlerimiz günlerdir gaz yiyor, günlerdir Ankara'da seslerini duyurmaya çalışan özel sektör öğretmenleri insanca çalışma koşulları ve güvenceli bir gelecek talep ediyor. Bugün açlık grevindeler, sağlıklarını ortaya koyarak hak arıyorlar. Peki, ne istiyorlar? Çok basit, yıllar önce ellerinden alınan haklarının geri verilmesini istiyorlar, öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin piyasanın insafına terk edilmemesini istiyorlar. AKP, 2014 yılında, özel sektör öğretmenleri için taban maaş güvencesini kaldırdı. O günden sonra binlerce öğretmen asgari ücrete, güvencesizliğe ve sömürüye mahkûm edildi. Öğretmenler yürüyerek sesini duyurmak istiyor, karşılarında polis barikatlarını buluyor oysa öğretmenlerin talebi ne ayrıcalık ne lütuf, emeklerinin karşılığını almak.
Biz öğretmenlerimizin yanındayız, öğretmenlerimizi güvencesizliğe mahkûm eden bu düzeni değiştireceğiz.
BAŞKAN - Sayın Ocaklı...
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkan, ÇAYKUR'da çalışan, mevsimlik işçi olarak çalışan ziraat mühendislerinin bir çağrısı oldu, onu izah etmek istiyorum. Daha evvel, ÇAYKUR'da çalışan işçilere verilen kadro sözü yerine getirilmediği gibi mevsimlik ziraat mühendislerine de "size kadro müjdesi" diyerek başladıkları durumu yine bitiremedi AKP ve yine, kadro sözünde duramadı. AKP sıralarını görüyorsunuz, neyse ki Sayın Başkan Yenişehiroğlu geldi de 1 kişiyle burada ama 1 kişiyle burada bu müzakerelerin, bir dakikamızın ya da kanun teklifinin görüşülmesi çok ayıp bir şey. Sayın Başkan, bu, size de saygısızlık, Genel Kurula da saygısızlıktır. ÇAYKUR'un işçilerinin sesini duyun. Onlara kadro verilmesinin sağlanmasını istiyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Arnavutluk Parlamentosu İçişleri ve Savunma Komitesi Başkanı Sayın Bledar Çuçi ve beraberindeki heyet, şu anda, Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar; kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Kırşehir Seyfe Gölü Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı yeni tescil kararı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Kırşehir İl Müdürlüğünün "web" sitesinde otuz gün süreyle askıya çıkarılmıştır. Bu karar mevcut duruma göre bölgedeki koruma derecesini esnetmeyi, bir diğer deyişle, Seyfe Gölü'nün merkez havzasını koruyan en güçlü hukuki zırhın çıkarılmasını amaçlamaktadır. Hâlbuki Seyfe Gölü ülkemizin de taraf olduğu uluslararası Ramsar ve Bern Sözleşmeleriyle doğal koruma alanı kapsamındadır. Uluslararası hukuku idari uygulamaları dolanarak baypas etmek istemek, altın madeni şirketlerinin faaliyetlerine yol açmak amaçlıdır ama biz Kırşehirliler olarak doğamıza, tertemiz havamıza ve kısıtlı su kaynaklarımıza açık şekilde zarar verecek bu talana asla müsaade etmeyeceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kış...
GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, öğretmenlerin Ankara'daki eylemi 10'uncu gününde, açlık grevi ise 9'uncu gününde oysaki öğretmenlerin talepleri çok net: Taban maaş, güvenceli çalışma hakkı ve mülakat mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar. Bugün bu ülkenin öğretmenleri sınıflarında ders anlatmak yerine Ankara sokaklarında hak arıyorlar. Bir öğretmen on bir yıllık meslek hayatının sonunda aldığı maaşla geçinemediğini söylüyor. Genç öğretmenler atanamadıkları için, özel sektörde çalışan öğretmenler ise güvencesiz ve düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakıldıkları için yaşam mücadelesi veriyor oysa eğitim bir ülkenin geleceğidir, geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerin günlerdir yaşadıkları zulüm bu ülke adına utanç vericidir. Millî Eğitim Bakanlığı yaşananları görmezden gelmeye derhâl son vermelidir. Öğretmenlerin aç kaldığı bir ülkede ne eğitimden ne de gelecekten söz edebiliriz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Olan...
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.
Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Sağınlı köyünde yaşayan yurttaşların 100'e yakın küçükbaş hayvanı Ballı köyü korucuları tarafından silahla katledildi. Amaç silah zoruyla Sağınlı köyü meralarına el koymak, insanları doğduğu topraklardan zorla göç ettirmektir. Devletin verdiği silahlarla korucular eskiden olduğu gibi bugün de bölgede büyük bir güvenlik tehdidi olmaya devam ediyorlar. Bitlis Valiliği Sağınlı köylülerinin tapulu arazilerine bile girmesini yasaklayarak sorunu geçiştirmek istiyor. Sağınlı köyünde mera yasaklarından dolayı bir yıl önce 20 bin olan hayvan sayısı bugün 10 bine gerilemiştir. Bu konunun üzerinin hiçbir şey olmamış gibi kapatılması daha vahim olaylara neden olacaktır.
İçişleri Bakanlığına, Bitlis Valiliğine ve Hizan Kaymakamlığına çağrımızdır: Derhâl ilgili korucular hakkında soruşturma başlatılarak yargı karşısına çıkarılmalıdırlar. Sağınlı köylüsüne yapılan hukuksuzluklar bir an önce son bulmalıdır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Taşkent...
AYÇA TAŞKENT (Sakarya) - Bu ülkenin insanları her gün geçim derdiyle, işsizlik kaygısıyla, borç yüküyle karşı karşıya; emekli ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor, gençler iş bulamıyor, çalışanlar her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor. İktidarınız süresince bu sorunlara çözüm bulmak şöyle dursun "adalet" kavramının içini oymaya, yargı eliyle siyasi mühendislik peşinde koşmaya devam ediyorsunuz. Oysa vatandaşın gündemi mahkeme koridorları değil, boş buzdolabı, ödenemeyen kira, yetişmeyen maaş ve geleceğe dair duyduğu büyük endişe.
Bize yönelen tüm saldırılara direnirken halkın gerçek gündemini savunmaya devam edeceğiz çünkü asıl mesele koltuğunuzu hangi taktiklerle koruyacağınız değil, refah ve güven içinde yaşanabilecek bir ülkenin nasıl kurulacağıdır; bizim mücadelemiz de tam olarak budur.
BAŞKAN - Şimdi söz talep eden Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.
YENİ YOL Partisi adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Buyurun Sayın Ekmen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta perşembe günü geç vakitlerde Meclisimiz biraz tatsız, biraz utanç verici bir tabloyla kapandı. Bir uluslararası sözleşmenin onaylanmasına dair oylamada tam 79 pusula Divana gönderildi; arkadaşlarımızın talebi üzerine okuma yapıldığında sadece 3'ünün salonda hazır bulunduğu, 76'sının salonda bulunmadığı anlaşıldı. İsmi okunan ve gün boyunca benim de gördüğüm bazı arkadaşlar vardı, akşam da gördüğüm vardı, AK PARTİ sıralarında da vardı ama bu 3 olurdu, 5 olurdu, bilemediniz 10 olurdu yani buralarda geziniyor, pusulayı vermiş ama oylama esnasında ismi okunduğunda yok fakat bunun 79 adet olarak tespiti gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma düzeni ve disiplini açısından kabul edilemez bir durumdur.
Şimdi, ben iki şeyi sormak istiyorum; biri, AK PARTİ Grubuna. Bu 79 pusulanın 74'ü hatırladığım kadarıyla AK PARTİ'li arkadaşlara aitti. Bu 74 pusulanın 3'ü burada olduğuna göre kalan 71'inin nasıl üretildiğine dair bir inceleme yapılmış mıdır ya da bir inceleme kararı alınmış mıdır? Sayın Yenişehirlioğlu bu konuda grubun yapmış olduğu çalışmayı bizimle paylaşırsa seviniriz, mutlu oluruz. Keza, Meclis Divan Başkanlığı söz konusu 71 pusulayı imha etmiş midir, yoksa bir arşiv metodu var mıdır? Eğer varsa o gün bu Salonda bulunan 140 arkadaşımızın bir kısmının bu günaha ortak olduğunu varsayarsak bu kişiler tespit edilmiş midir, edilecek midir? Tespit edildiklerinde haklarında İç Tüzük'e göre bir işlem yapılmış mıdır, yapılacak mıdır? Bunun Türk Ceza Kanunu'na taalluk eden minimum derecede memur suçları açısından bir boyutu varsa bununla ilgili bir işlem yapılacak mıdır? Bu konuda Genel Kurulumuzun bilgilendirilmesini rica ediyoruz çünkü zaman zaman birkaç kişiyle sınırlı kalan birtakım tatsızlıkları burada tolere etmek mümkündü ama 70'i aşkın kişiyle ilgili bir fotoğrafın hiç yaşanmamış gibi, hiç olmamış gibi buralarda herkesin üç maymunu oynayarak, gözünü, kulağını, ağzını kapatarak geçiştirmesi bu Meclisin mehabetine karşı bir saygısızlık olacaktır. Ben hem Sayın Yenişehirlioğlu'ndan hem de Sayın Divandan bu konuda bilgilendirme rica ediyorum Sayın Başkanım.
İkinci bir mevzu, uzunca bir süre sonra Türk Millî Takımı Dünya Kupası'na katıldı ama başarısız bir sonuçla geldi. Biz kazandıklarında abartılı ifadeler ve -az sonra birkaç örnek vereceğim- coşkulu sevinci yadırgayacağımız gibi, böyle bir kaybetme hâlinde de üzüntüyü, eleştiriyi aşan her türlü hakaret, tahkir ve benzeri cümleyi de kabul etmeyeceğimizi peşinen ifade edelim ama bir muhasebeye de ihtiyacımız var arkadaşlar. Yirmi yılı aşkın bir süre sonra Millî Takım'ımız Dünya Kupası'na gidiyor... Ha, bir de bu futbol nedir, önce ona bir karar vermemiz gerekiyor. Mesela, AK PARTİ'nin Millî Takım için yayınladığı videoda Sayın Akar oradan bir söz kullandı tam duyamadım ama Sayın Paşam, sanki Millî Savunma Bakanlığı videoyu çekmiş, AK PARTİ Genel Merkezi değil. Togglar, İHA'lar, SİHA'lar, savaş uçakları, tanklar; sanki cenge gidiyoruz futbol maçına değil. Böyle bir gazı AK PARTİ verirse özel sektör de geride kalır mı? Onlar da reklam filmi çekmişler, dünyaya meydan okuyoruz! Ya, kime ne meydan okuyoruz kardeşim, eğlenmeye gittik. Futbol, seyir zevki yüksek bir oyundur; bunun yanında, ülkeler ve şehirler için bir tanıtım aracıdır; bunun yanında, yarattığı şehirler ve ülkeler arası trafik nedeniyle bir turizm aracıdır; bunun yanında, legal ve illegal olarak ciddi bir ekonomidir, şehirler, ülkeler, sponsorlar için fırsatlar barındırır. Bunun dışında futbola nasıl bir anlam yükledik biz? AK PARTİ'nin videosunu izlemeyenler bir daha izlesin. Peki, böyle bir videonun gereği bu sonuç mudur? Peki, alındı; bununla ilgili bir muhasebe var mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Akar, son olimpiyatlarda sıfır madalyayla geldiğimizde Spor Bakanımız bir açıklama yaptı: "Bu federasyonlardan hesap soracağız." Bütçede 2 defa sordum, 2 defa soru önergesi verdim, buradan bir defa daha soruyorum: Son olimpiyatlarda sıfır çeken federasyonlardan neyin hesabı soruldu? Bir hesap sorulduysa şeffaflık adına bu başarısızlığın sebebini bizimle paylaşabilir misiniz? Ama size çok samimi bir şey söyleyeyim: O federasyonların yönetimini siz belirlediğiniz müddetçe kimseden hesap soramazsınız çünkü kendiniz bir şekilde birilerine pozisyon üretmek üzere yönetim kurullarını, denetim kurullarını, disiplin kurullarını dizayn edeceksiniz, ehliyet, liyakat, sektör hakkındaki bilgisi hak getire, sonra bu federasyon başarısız olduğunda kim, neyin hesabını soracak? Bizim Futbol Federasyonu Başkanımız da "Tarihin en karakterli Millî Takım'ı." dedi, Dünya 3'üncüsü olmuş Millî Takım'ı bile bir kalemde sildi beyefendi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sonra itirazlar gelince dedi ki: "Ben itiraz edenlerin Türk olduğundan şüphe ediyorum." Sonra devamı geldi, Akın Gürlek'e bir sürü iltifattan sonra "Bizim hakkımızda ileri geri konuşanlar hakkında bir soruşturma açmayacak mısın?" dedi. Ya, ülkenin geldiği hâle bakın! Biz daha geçen yıl Kadın Voleybol Millî Takımı'nın başarılarıyla gurur duyduk. Şöyle bir muhasebe yapalım, yani onlar niçin bu kadar başarılı?
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Kadınlar başarılı.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - O başarılı kadıncağızları 7'nci, 14'üncü, 22'nci sırada, ekonomi sınıfında uçururken bunlar için kaç tane özel uçak, özel jet kaldırdık, hangi imkânları tanıdık ve bu başarısızlık tablosuyla karşı karşıyayız? Avrupa yaklaşık 10 milyon Türk'ten yılda 10 star çıkarıyor, biz 85 milyon Türk'ten toplam 10 star çıkaramıyoruz, nedir bunun sebebi? Bu liyakatsiz sistem midir, altyapı eksikliği midir, yetenek avcılığındaki eksik midir; bir sürü tartışma var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakika Sayın Ekmen.
Buyurun.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamam efendim.
Efendim, insanlar sabah altıda kalktı, şehir meydanlarına indi Millî Takım'ın bu kadar kötü olay arasında bir başarısıyla gurur duymak için, sevinç yaşamak için. Gerçekten bunu milletimiz hak etmedi, yani bir muhasebesine ihtiyaç var.
Şimdi, altyapı mı? Bir sürü endeks getiriyorlar, alınmayan futbolcuların başarı endeksi diyelim beş kriterde, bir de alınan futbolcuların... Neye göre alındı, niçin alındı ve elde edilen sonuç ortada. Buna dair ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız var. Vallahi, belki dünyada emsali yok ama bir araştırma komisyonu da kurulabilir, bir genel görüşme de açılabilir ama neticede, özellikle son on yılda bütün federasyonlara bu kadar siyasi müdahalenin acı sonuçlarından birini daha yaşamış olduk.
Burada, bir kere daha Kadın Voleybol Takımı'nı gururla anmış olalım ve bu hezimeti bize yaşatanları da milletimize şikâyet etmiş olalım. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Ekmen.
İYİ Parti adına Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun Sayın Poyraz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.
Bugün, 23 Haziran 2026; bundan tam seksen yedi yıl önce Hatay'ımızın ana vatanımıza, ana vatanımızın da Hatay'ımıza kavuştuğu günün yıl dönümü.
Fransız mandası altında ezilen Hataylı kardeşlerimizin iradesiyle gerçekleşen bu birleşme, Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin ve millî diplomasimizin büyük bir zaferidir. Hatay, Türk milletinin kadim bir parçası olarak bağımsızlık mücadelesinin en güzel örneklerinden biri olmuştur. O gün atılan imzalar bugün de sınırlarımızın ve birliğimizin teminatıdır.
Evet, tabii, Sayın Mehmet Emin Ekmen, Türkiye'nin kanayan yaralarını tek tek ifade etmeye çalıştı ama verilen süreler Türkiye'nin sorunlarını tek tek ifade etmek için yeterli değil, günlerce, saatlerce konuşsak... Türkiye'nin sorunlarını aslında hepimiz çok da iyi biliyoruz ama üzerinde çözmeye ilişkin üç şeye ihtiyacımız var; akıl, vicdan ve niyet. Dolayısıyla, ben bugün iktidar sahiplerinin akıllı olduklarını kabiliyetlerini ortaya koydukları siyasette görüyorum, kendileriyle ilgili hususlarda ne kadar vicdanlı olduklarına da şehadet ettim ama niyetlerine ilişkin aynı kefaleti koyamayacağımı ifade etmeliyim.
Evet, bu cuma günü okullar tatil oluyor. Ben de bir evlat babasıyım, cuma günü itibarıyla ailelerin tamamı için kara günler başlıyor, özellikle çalışan anne ve babalar için. Ne yapacağız diye düşünüyorlar; yaz okullarına bakılıyor, ben de aynı arayıştayım. Yaz okulları almış başını gitmiş; Millî Eğitim Bakanlığının 2026-2027 rakamları da bu utancı aslında resmen tescil ediyor. Başlangıç sınıflarındaki zam oranı yüzde 43,92 olmasına rağmen bugün özel okul ücretleri 1 milyon Türk lirasının çok çok daha üzerine geçmiş durumda. Ankara'daki birtakım özel okulların fiyatlarını öğrendim ama buradan ifade etmek istemiyorum zaten bugün özel okulda çocuğu olan bütün ebeveynler bu fiyatların ne olduğunu biliyorlar.
Türkiye'de her 5 okuldan 1'i özel okul olmuş. Devlet okullarında kalitesiz bir eğitim, özel okullarda da fahiş fiyatlar; ebeveynler bu iki bıçak arasında bütün vicdanlarıyla, bütün çabalarıyla evlatlarını okutmaya çalışıyorlar, evlatları için bir gelecek oluşturmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz aylarda Maraş ve Urfa'daki yaşanan olaylardan sonra özel okullarda çocuklarını okutma eğilimi velilerde daha da çok arttı, bütün imkânlarını zorlayarak çocuklarını özel okullarda, daha doğrusu, güvenli okullarda okutmaya çalışıyorlar. Bu, aslında çok daha acı yani 2026 Türkiyesinde evladınızı okutmak için okuldaki güvenliği önceliyor olmanız; bu, ebeveynler için çok zor olduğu kadar bir iktidar için de utanç kaynağı olması gerekiyor.
Evet, sayın milletvekilleri, geçenlerde katılmış olduğum bir televizyon programında önümüzdeki NATO zirvesiyle ilgili başkentteki hazırlıkları ifade etmiştim; orada bir hastanın, bir hamilenin bu NATO zirvesi için alınan önlemlerde ne yapacağını sormuştum. İktidara yakın kaynaklar ya da iktidara yakın medya tarafından bütün hastanelerin çalıştığı ifade edildi. Ben "Hastaneler tatil edildi." ifadesini kullanmadım. Bugün Ankara'da herkes bunu merak ediyor. Şu an Ankara'daki birçok cadde, birçok sokak, birçok muhit NATO zirvesi için aşırı güvenlik önlemleriyle kapatılıyor. Bu kapatma sonucunda esnafın birçoğu doğru bilgilendirilmediği için dükkânlarını kapatmayı düşünüyor. Bu konuyla ilgili, sanıyorum iktidarın ve Ankara'yı yönetenlerin bu konuyla ilgili vatandaşa ve esnafa doğru bilgilendirme yapmaları zaruri.
Aynı şekilde, bu süreçte, özellikle NATO zirvesine gelecek olan liderlerinin kalacakları bölgelerden bir tanesi Ankara siyasetinin yakından bildiği Çukurambar bölgesi, diğeri Çankaya bölgesi yani şehircilikte de "oteller adası" denilen bölge. "Oteller adası" denilen bölgedeki o şehrin sakinleri, o mahallenin sakinlerinin kendi mahallelerine giriş çıkışlarında olağanüstü tedbirler alınacağı rivayet ediliyor, hâlâ bu konu bir açıklığa kavuşmuş değil. Dolayısıyla, bu güzergâhların çoğunda yolların kapalı olacağı ifade ediliyor. Benim zaten sorduğum da bu; bir hastanın özellikle -NATO zirvesine gelen liderlerin kalacağı bölgelerden biri olan bu bölgede, sadece bu bölgede 5 tane hastane var- bu hastanelerde planı olanın, programı olanın o hastanelere ulaşımda, erişimde nasıl bir metot, nasıl bir yöntem izleyeceğidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başkentin huzuru Türkiye'nin huzuru olarak bu süreç tanımlanıyor. Başkent gerçekten bir gelin gibi süsleniyor; bunun için tüm yetkililere, hem yerel yönetime, Ankara Büyükşehir Belediyesine ve diğer belediyelere hem de iktidara teşekkür ediyoruz başkente bu özeni gösterdikleri için ama aslında bir anlamda sistem ediyoruz yani Ankaralılar bu hazırlıkların sadece kendileri için yapılmasını da sanıyorum beklerlerdi. Yani bugün hem merkezî yönetimin, iktidarın hem yerel yönetimin büyük bir iş birliği ve koordinasyon içerisinde götürdükleri bu süreci uzun zamandır hem Ankaralılar özledi hem Türk siyaseti hem Türkiye özledi ama bu hazırlıkların, bu şehri güzelleştirmenin Ankaralılar için değil de NATO zirvesi için gelen liderler için olması da biraz düşündürücü, biraz da ironik.
Bu konuya ilişkin aynı şekilde, Ankara'da ciddi bir huzur operasyonu yapılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bununla ilgili Ankara Emniyeti de çok dikkatli ve titiz bir çalışma içerisinde. Bu vesileyle de geçen hafta Sayın Başkanım, Mersin Milletvekilimiz Sayın Burhanettin Kocamaz'ın başına talihsiz bir olay geldi; kendisi bu "telefon dolandırıcılığı" dediğimiz hadiseyle dolandırıldı.
Şimdi, tabii, Sayın Burhanettin Kocamaz'ın sürecini beraber yönettik; şu kadarını söyleyeyim: Bu sürecin tamamında Sayın Burhanettin Kocamaz'la ilgili hem haberlerde hem iktidara yakın kanallarda hem de sosyal medyada özellikle yönetilen bir algı vardı ama hiç kimse, bir Allah'ın kulu da şunu sormadı: Bir milletvekilinin, eski bir büyükşehir belediye başkanının, eski bir belediye başkanının tüm kişisel verilerinin üçüncü kişilerin elinde ne işi vardı? Herkes, Burhanettin Kocamaz'ın bu dolandırıcılara nasıl para kaptırdığını ya da bu dolandırıcıların hangi argümanları kullandığını değerlendirdi. Öncelikle, Burhanettin Kocamaz'ın cep telefonuna bir mesaj geliyor, kendilerini emniyetten diye tanıtan kişilerce.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun son dakikayı veriyorum.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Burhanettin Kocamaz'la ilgili sadece devletin elinde olması gereken tüm tapu kayıtları, tüm banka hesap numaraları, tüm sicil bilgilerini üçüncü şahıslar Burhanettin Kocamaz'a Whatsapp uygulaması üzerinden gönderiyorlar ve sadece kendisi değil, kendisi, eşi, çocukları, çocuklarının şirketine ilişkin. Burhanettin Kocamaz da bir devlet insanı olarak diyor ki "Bunlar ancak devletin elinde olabilir, üçüncü bir kişinin, hele bir dolandırıcının elinde olamaz." diye düşünerek bu rezil kumpasa düşüyor.
Dolayısıyla, burada sanıyorum medyada çıkan haberler de dâhil olmak üzere herkesin oturup kişisel verilerimizin nasıl böyle pervasızca dağıtıldığını ve nasıl dolandırıcılar tarafından böylesine haince kullanıldığına ilişkin, bunun sorumlularının tespiti ve sorumlularla ilgili ne yapılıp yapılmadığını hepimizin şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Poyraz.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.
Buyurun Sayın Kılıç.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; Avrupa Parlamentosunun son Türkiye raporunu hepimiz gördük, açıp okursanız değişen bir şey olmadığını da görürsünüz; ortada ne bir diplomasi nezaketi ne de zerre kadar bir objektiflik söz konusu. İnanın bana, yıllarını akademiye vermiş bir hoca, bugün de milletin Meclisinde vekâlet görevini yürüten bir vekil olarak bu tür metinleri gördükçe artık kızmaktan, sinirlenmekten ziyade Batı'nın o bitmek bilmeyen kibrine acır hâle geldim.
Evet, şunun altını net olarak çizeyim: Artık Türkiye'ye parmak sallama devri çoktan bitmiştir. O köhne müstemleke zihniyetiyle bize rota çizebileceklerini sanıyorlarsa daha çok beklerler. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin de ifade ettiği gibi, biz dünyaya Ankara'dan bakar, dünyayı Türkçe okur, yarınımızı dünün ışığında Türkçe tayin ederiz. Sipariş metinlere boyun eğmek yerine, o metinleri yazanların yüzüne tarihî gerçekleri çarpmak bizim boynumuzun borcu.
Önüne haritayı serip de bizi göremeyenlerin sorununu gözlerinde aramamak lazım; asıl dertleri zihinlerindeki o iflah olmaz tahakküm etme arzusu. Biz dünyaya onların penceresinden bakmaya mecbur muyuz? Asla. Baktığımız yer belli; Karadeniz'de Montrö'yü ilmek ilmek işliyoruz, Suriye'de o sözde terör koridoru haritalarını yırtıp atıyoruz, Turan Koridoru diyerek Asya'dan Avrupa'ya bambaşka bir ticaret ve kültür damarı açıyoruz. Doğu Akdeniz'e gelince, bizi Antalya Körfezi'ne sıkıştırmak isteyenlere mavi vatan nedir, sahada ve masada bizzat gösteriyoruz. Siz şimdi böyle bir devleti, böyle oyun kurucu bir gücü o masabaşı sığ raporlarla hizaya getireceğinizi mi sanıyorsunuz; gerçekten büyük bir akıl tutulması bu diyoruz.
Şunu hepimizin sorması lazım: Brüksel'in loş salonlarında hazırlanan bu karalama kampanyalarında neden hep Türk gençliği hedefte, neden Ülkü Ocakları sürekli hedef tahtasında? Söyleyeyim: Küresel sömürü çarkını döndürenler çok iyi biliyorlar ki bir milleti çökertmenin yolu onun gençliğini yani millî şuurunu felç etmekten geçer. Eskiden bu ülkenin çocuklarını sokak köşelerinde kısır kavgalara mahkûm etmek istiyorlardı. Peki, şimdi ne oldu? Karşılarında TeknOcak vizyonuyla uzay çağını zorlayan bambaşka bir nesil buldular. Ülkücü Türk gençliği laboratuvarlardan çıkmıyor, kendi kodunu yazıyor, yapay zekâ üretiyor ama yüreğinde de ecdadının o sarsılmaz asaleti mevcut. Batı'nın asırlık ezberini işte bu yiğitlerimiz, canlarımız bozdu. Kusura bakmasınlar, biz bu çocukları onların o zehirli kültür emperyalizmine ya da sosyal medyanın çamuruna kurban vermeyiz. Onlar, devletimizin çelik çekirdeği, bizim geleceğe karşı en büyük umudumuz. Beka, yedi düvel üzerimize gelirken Yenikapı'da mayalanan kutlu ruhtur; akşam vakti hanenin mutfağında huzurla, bereketle kaynayan tencerenin tam da kendisidir; akşam evine dönen babanın evlatlarının yüzüne bakarken hissettiği sessiz, vakur onurdur; sabahın seherinde kepengini besmeleyle kaldıran çarşıdaki, pazardaki, sanayideki esnafın sekteye uğramadan tıkır tıkır dönen o bereket çarkıdır. Dahası da var; bir kalabalığı kuru bir yığın olmaktan çıkarıp Türk milleti mertebesine yükselten, bizi biz yapan o sarsılmaz ahlaki ve manevi zemindir beka; hak ile batılı, helal ile haramı ayıran o incecik vicdan çizgisidir.
İşte, biz, Cumhur İttifakı'nın omuz omuza vermiş, etle tırnak gibi olmuş yerli ve millî duruşuyla aziz milletimizin huzuruna çıkıp da "İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi" dediğimizde öyle fiyakalı kelime oyunları veya içi boş siyasi vaatler sıralamıyoruz, doğrudan doğruya Milliyetçi Hareketin süzülmüş aklını, bu milletin ruh köküne hitap eden bir varoluş ve diriliş manifestosunu ortaya koyuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Önümüzde meşakkatli ama bir o kadar da şerefli bir yol var; hedefimiz Türk ve Türkiye Yüzyılı. Bu, sadece bizim coğrafyamızda hayatta kalma çabamız değil, Türkün adaletinin şu yorgun ve nizam bekleyen dünyaya yeniden nefes olması davasıdır. Varsın onlar kapalı kapılar ardında taraflı raporlar hazırlamaya devam etsinler, bizim rotamız şaşmaz, arkamızda ecdattan aldığımız o eşsiz ruh durduğu sürece kimse bizi yolumuzdan çeviremez. Ne diyordu millî şairimiz: "Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz/Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz." diyor.
Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kılıç.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, bugün de yine güne polis operasyonuyla, ev baskınlarıyla uyandık; 200'ü aşkın siyasetçi, gazeteci, aydın, demokrat, sendikacı, kitle örgütü temsilcisi ve yurttaş sabah erken saatlerde kapıları kırılarak gözaltına alındılar. Bunların arasında yine bileşenimiz olan Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren var; yine aynı şekilde Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Doktor Emel Memiş ve yine Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar ve farklı siyasetçiler ile birçok kişi gözaltına alındı.
Şimdi, biz sormak istiyoruz, gerçek anlamda ne yapmaya çalışıyor iktidarın kendisi? NATO zirvesi öncesinde Ankara'yı baskı, kolluk şiddeti ve yasaklarla kuşatan bir anlayışın her geçen gün daha da yayıldığını görüyoruz. Özellikle de şunu yapmak istiyorlar: Hiçbir şey konuşulmasın, hiçbir şey protesto edilmesin; NATO'yu protesto etmek suçtur, sokağa çıkmak suçtur gibi bir anlayışı aslında bütün topluma, bütün Ankaralılara ve bütün Türkiye halklarına dayatmaya çalışıyorlar. Oysaki suç olan, anayasal hakkını kullanan insanları engellemek; suç olan, anayasal hakkını kullanan insanlara karşı polis şiddeti kullanmak, onları darp etmek, gözaltına almak ve bunu sistematik hâle getirmenin kendisi en büyük suçlardan biri.
Bakın, Ankara'yı büyük bir açık cezaevine çevirmiş durumdalar. Neymiş? NATO Güvenlik Zirvesi varmış. Sanırsınız ki dünyada ilk defa NATO Zirvesi Türkiye'de oluyor. Ya, bütün insanları, koca başkenti ablukaya almışlar, herkesin yaşamını zehir ediyorlar, insanların evini boşaltıyorlar, otellere yerleştiriyorlar, bazı yerlerde sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, esnaf kepenk kapatıyor. Neymiş? Güvenlik... Kimin güvenliği? Buraya gelenler güvenlik için mi geliyorlar, yoksa buraya gelenler gerçekten her birimizin güvenliğini de tehdit edecek yeni güvenlik politikalarını hayata geçirmek için mi geliyorlar? Bu soruyu da herkesin, hepimizin sorması gerekiyor.
Bugün muhalefeti kriminalize ederek, sendikaları, sosyalistleri, gazetecileri, demokratik kitle örgütlerini hedef alarak toplumsal sorunların çözülmeyeceği açık ve net; baskıyla rıza üretemezsiniz, baskıyla ülkeyi yönetemezsiniz, baskıyla iktidarda kalamazsınız; bunu artık anlamanız gerekiyor, bunu artık anlaması gerekiyor AKP iktidarının ama ne yazık ki bunu da anlamayan bir anlayış var. O anlamıyla bu hukuksuz gözaltıları kabul etmediğimizi, başta Sayın Elif Torun Öneren olmak üzere bütün arkadaşlarımızın derhâl serbest bırakılması gerektiğini bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum.
Diğeri, şimdi, koskoca bir açık hava cezaevine çevirdiler; on üç gün boyunca bu şehirde her şey yasak, her şey; yürümek, gösteri yapmak, toplanmak, basın açıklaması yapmak, yan yana gelmek; bütün eylem, etkinlikler yasak. Tam bir abluka politikası var ama bütün bu abluka politikasının sadece böyle baskıyla değil, bir de ekonomik bir maliyeti var.
Bakın, Sayın Başkan, sadece NATO zirvesi için, kamuoyuna yansıyan rakamlara göre, 11 milyar 578 milyon lira harcanmış; kimin cebinden, kimin parasını harcıyorsunuz? Kime sordunuz? Şimdi, 15 Temmuz geldi, ara zammı konuşacağız, değil mi? Altı aydır asgari ücretlinin, emeklinin maaşı reelde 4 bin-5 bin lira erimiş, umurunda değil ama burada NATO Zirvesi'ne gelen heyetlere şirin görüneceğim diye 11 milyar 578 milyonu rahatlıkla harcayabiliyor; sadece bunu da yapmıyor, bütün kenti steril hâle getirmeye çalışıyorlar. Ya, sokak hayvanlarından ne istiyorsunuz? Ben anlamadım yani sokak hayvanlarını bile topluyorlar, böyle bir şey olabilir mi? Burası bu ülkenin başkenti. Üç beş tane heyet gelecek diye, üç beş devlet başkanı gelecek diye koskoca bu ülkede, bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın hayatı zindan edilir mi? Bu nasıl bir anlayıştır? İnsan kendi toplumuna, kendi halkına biraz saygı duymaz mı? Önceliği kendi halkı olmaz mı? Kendinize bu kadar güvenmiyorsanız, bu kadar güvenliği alamayacaksınız niye o zaman ev sahipliği yapıyorsunuz yani? Sokaktaki Ahmet'in, Mehmet'in, Ayşe teyzenin hayatını zorlaştırarak NATO liderlerini ağırlayacaklar; buna da "prestij" diyecekler, "vizyon" diyecekler, şunu diyecekler, bunu diyecekler. Bunu kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadele etmeye, bunu eleştirmeye devam edeceğimizi de ifade etmemiz gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bu ülkedeki hukuksuzlukları konuşuyoruz. Burada binlerce defa cezaevindeki hak ihlallerini konuştuk; bunlardan birisi Van'ın Erciş ilçesinden Hamdullah Aydemir. 2015 yılından bu yana kendisi cezaevinde.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Orada hastalandı, mesane kanseri teşhisi konuldu, yüzde 92 engelli raporu var. Bu arada tahliyesine ara verildi. Peki, ne oldu? Bütün bu tahliye süresi boyunca yani yeniden uzatılmak yerine "Tahliye süresi durdu." denildi ve yeniden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tek başına yaşamını idame ettiremeyen yüzde 92 engelli bir bireyden bahsediyoruz. Peki, bunu yapanlar başka ne yapıyorlar? Bir hasta mahpusu, yüzde 92 engelli raporu olan bir mahpusu cezaevine gönderen yargı, bir taraftan da Hiranur Vakfı yöneticisi Yusuf Ziya Gümüşel'i sağlık gerekçesiyle tahliye ediyor. Hatırlıyor mu bu Meclis Yusuf Ziya Gümüşel'i? 6 yaşındaki bir çocuğun istismar olmasına göz yuman, birinci derecede ve istinafta suçu sabit olan birini sadece üç yıl cezaevinde kaldıktan sonra cezaevinden sağlık gerekçesiyle tahliye ediyor; adam turp gibi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Allah bilir, şimdi çıktı cezaevinden, kimlere ne yapacak belli değil. Ama bir taraftan da yüzde 92 engelli raporu olan bir siyasi mahpusu cezaevine geri gönderiyor ve diyor ki: "Sen cezaevinde öleceksin." Açık ve net insan onuruna aykırı, hukuka aykırı, vicdana aykırı bu karara imza atıyor ve hiç umurunda bile değil iktidarın.
Şimdi, yargı paketi getirdiler, içinde toplum yararına ne var, halkın yararına ne var, mahpusların yararına ne var, Türkiye'deki gevşeyen, bozulan adalet sistemi lehine ne var diye bakıyoruz, hiçbir şey yok. Parlattılar parlattılar parlattılar, orada usulle, süreyle, bilmem neyle paketi doldurmuşlar, getirmişler "Adalet paketi getirdik." diye toplumla dalga geçiyorlar. Ayıptır ya, ayıptır!
Bakın, adaletin geldiği nokta: Ayşe Gökkan on dokuz buçuk yıl ceza aldı. Suçu ne?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu ülkede kadın özgürlük mücadelesini yükseltmek, bu ülkede kadın özgürlük mücadelesini yürütmek, bu ülkede "..."[1] sloganını sokakta haykırmak, bu ülkede kadınların eşitliği, özgürlüğü, bu ülkenin demokrasisi için mücadele etmek. Şimdi, barış ve demokratik toplum sürecindeyiz değil mi? Barışmayı, kucaklaşmayı, kardeşleşmeyi konuşuyoruz, Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşuyoruz. Peki, Ayşe Gökkan'a on dokuz buçuk yıllık cezayı hangi anlayışla, hangi akılla, hangi mantıkla, hangi vicdanla ve hangi hukuki gerekçeyle verdiniz? Bomboş bir dosyaya, mücadele eden bir Kürt kadınına on dokuz buçuk yıl cezayı niye reva gördünüz? Böyle mi barışacağız, böyle mi kardeşleşeceğiz, böyle mi demokrasi inşa edeceğiz, böyle mi ilerleyeceğiz? Bu sorular, benim sorularım değil, bizim sorularımız değil, bir bütün Kürt halkının, Türkiye'de barış isteyenlerin sorusudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İktidar çıksın, bu soruya yanıt versin.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Koçyiğit.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Emir.
Buyurun Sayın Emir.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara'nın orta yerinde maalesef öğretmenlerimize yapılan zulüm bitmek bilmiyor. Sekiz gündür açlık grevindeler ve bu öğretmenlerimiz taban maaş uygulaması istiyorlar, 20 bin lira, 25 bin lira asgari ücrete mahrum bırakılmak istemiyorlar, kamudaki öğretmenler gibi ücret almak istiyorlar, güvenceli iş istiyorlar, yazın harçlıksız dahi kalmamak istiyorlar ve hiç olmazsa seslerini duyurmak istiyorlar. Daha önce de bu mücadeleyi verdiler. Sayın Bakan hâlâ kulak vermediği için sekiz gündür açlık grevindeler ve hâlâ ablukaya alınıyorlar, gaz sıkılıyor onlara, şiddet uygulanıyor ve maalesef daha dün 1'i anne olmak üzere 5 öğretmenimiz hastaneye kaldırıldılar yakın mesafeden gaz uygulandığı için ve 1 öğretmenimiz de acil olarak tomografiye alındı. Böyle bir Türkiye'den bahsediyoruz.
"Mülakatı kaldıracağız." dediniz 2023'te, seçim vaadi verdiniz, hatta ağza alınmayacak şeyler söylediniz ama şimdi unuttunuz. Verdiğiniz sözü tutmadığınız gibi, 1 milyon öğretmenin umuduyla oynadınız. Öğretmenine gaz sıkan, öğretmenine darp emri veren bir siyasi iktidar gençlerin geleceğini, Türkiye'nin geleceğini nasıl kuracak?
Ve değerli arkadaşlar, buradan sesleniyoruz: Öğretmenlere böylesine bir zulmü reva görmeyin, en doğal haklarını karşılayın, dinleyin; onlara gaz sıktırmak, darp ettirmek, ablukaya almak, tutuklamak, gözaltına almak yerine, onları da Türkiye'nin geleceği olan, umudu olan çocuklarımızı yetiştirecek kadrolara atamayı başarın. Sizden beklenen budur.
Değerli arkadaşlar, geçen perşembe günü Meclisimiz açısından hiçbirimizin arzu etmeyeceği, hepimizin üzüldüğü ama en çok da buna yol açanların yani burada olmadığı hâlde pusula vererek buradaymış gibi oy kullananların yüzünün kızaracağı bir akşam yaşadık. Bu, örtbas edilemez, görmezden gelinemez, yokmuş gibi davranılamaz. Elbette ki İç Tüzük'ümüzde bir milletvekilinin, bırakın bir milletvekilini, 76 milletvekilinin burada olmadığı hâlde buradaymış gibi sahteciliğe başvuracağı öngörülmediği için bir düzenleme yapılmamış ama böyle bir düzenleme yok diye ne Meclis Başkanlığı ne bizler ne Grup Başkan Vekilleri ne de her biriniz böyle bir sahteciliği görmezden gelemezsiniz.
Ve değerli arkadaşlar, öylesine utanç verici bir uluslararası anlaşma ki Suudi Arabistan'a istisna veriyorsunuz, teşvik veriyorsunuz, ayrıcalık veriyorsunuz, arazideki bütün sorunları çözme sözü veriyorsunuz, otuz yıl alma garantisi veriyorsunuz, Suudi Arabistan fiyatı beğenmezse tekrar oturup değerlendirme sözü veriyorsunuz, eğer bir sorun çıkarsa uluslararası tahkimi öngörüyorsunuz, kendi mahkemelerinize dahi güvenmediğinizi söylüyorsunuz ve sonrasında o uluslararası anlaşmayı buradan geçiremiyorsunuz. Anlaşmaya baktığımızda "Altı ayda geçiremezseniz tekrar oturacağız." diyorlar yani değerli arkadaşlar, sadece bu bile sizi rahatsız etmeli. Hani böyle "büyük Türk milleti" "yüce Meclis" falan diyorsunuz ya, siz içini boşalttınız bunun. Bir ülkeyle bir anlaşma yapıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Meclis altı ayda geçirmezse tekrar oturacağız." Siz ne biliyorsunuz Meclisin ne yapacağını? Çünkü kurşun asker gibi buraya pusula bırakıp gideceğinizi öngörüyorsunuz ama bu sefer takıldınız.
Ve değerli arkadaşlar, böylesine kapitülasyon sayacağımız, böylesine Türkiye'nin kaynaklarını bilemediğimiz kirli pazarlıklar üzerinden Suudi Arabistan'a veya başka ülkelere peşkeş çeken uluslararası anlaşmaları bir daha getirmeyin, burada da oylatmaya kalkmayın; buradan uyarıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bir yargı paketi getirdiniz. Bu yargı paketinin bir de özel durumu var, ismini değiştirmişsiniz, şimdiye kadar sadece "paket" diyordunuz, "yargının etkin ve verimli çalışması için paket" diyorsunuz; yargı etkin ve verimli çalışacakmış.
Değerli arkadaşlar, bu paket içerisinde öyle dişe dokunur, yargıyı gerçekten etkin, verimli yapacak bir şey olmadığı gibi aslında burada ne olmadığını konuşmak lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Emir, buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.
Türkiye'de adalet sistemi yerle bir olmuş, adalet kanıyor. Mahkemeler bırakın adalet dağıtmayı, iktidarın sopası olmuş, söyleyenin, düşünenin, ifade edenin, sokağa çıkanın, hak arayanın, öğretmenin sırtında sopa olmuş ve siz hâlâ derde deva olacak hiçbir hüküm getirmiyorsunuz. Haftalar önce paylaştınız, dediniz ki: "Böyle bir yargı paketi getireceğiz, 60 madde." Bakın, IBAN mağdurları için düzenleme olacaktı, nerede? Çocuk hükümlüler için düzenleme olacaktı, nerede? Sosyal medya hesaplarında kimlik doğrulama olacaktı, nerede? Veya silah taşımayla ilgili, şiddetin azaltılmasına dönük maddeler olacaktı, televizyondaki şiddet özendirici sahnelere ceza getirilecekti, nerede?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Evet, buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Yoksulluk nafakası gelecekti, nerede? Yine dersinizi çalışmamışsınız. Daha geriye gidelim; reform yapacaktınız, reform paketleri getirecektiniz, o kadar söz verdiniz, dilinizde tüy bitti, her defasında açıkladınız Türkiye'ye demokrasi getireceğinizi dediğiniz yıllarda; artık lafını bile etmiyorsunuz. Mesela, hâkimlere coğrafi teminat getirecektiniz sekizinci yargı paketinde; on ikinci oldu, hâlâ yok ortada. Bir infaz reformu... Cezaevleri tıka basa dolu, 450 bin mahkumu geçti; görmezden geliyorsunuz, duymazdan geliyorsunuz ama orada insanlar feryat ediyorlar.
Yine, suça sürüklenen çocuklar için hani çalışacaktık; neredesiniz, niye getirmiyorsunuz? Niye böylesine işinizi yapmıyorsunuz?
Aynı şekilde, bakın "Yargı bağımsızlığını sağlayın, tutukluluk peşinen ceza olmasın." dediğimizde bize kulak vermiyorsunuz ama kimlere kulak veriyorsunuz veya kimler size sesleniyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
MURAT EMİR (Ankara) - O Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Adalet Bakanına sesleniyor: Perişan olmuş, dökülmüş. Türkiye'de ne kadar hastalık varsa sistematik olarak aynısı Türk futbolunda da var Federasyonda da var. Sahada tükenmişsiniz, sahada yerle bir olmuşsunuz, tek gol atamadan dönmüşsünüz; al bayrağımızın rengi kırmızı ama sizin yüzünüz kızarmaz olmuş, o al bayrağı taşıyan göğüslerinde futbolcular... Ve sonrasında öz eleştiri yapacağınıza, özür dileyeceğinize dönüyorsunuz "Bizi eleştirmesinler." diye "Kanun çıkart." diyorsunuz Adalet Bakanına. Türkiye, böyle bir ülke oldu arkadaşlar; kimse konuşmasın, kimse eleştirilmesin, küçük bir başarıyı herkes sahiplensin ama böylesine çöküşlerde hiç kimsenin yüzü kızarmasın, hiç kimse özür dilemesin; bunu kabul edemeyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, Mustafa Kemal'in kızlarını hatırlatarak sözlerime son veriyorum: "Şampiyon olduklarında Atatürk'ün sporcu kızları ülkesi adına kazandıkları başarıyı pazarlık konusu yapmaz, ne prim ister ne de başka özel bir şey. 85 milyona yaşattığımız mutluluk bize yeter." demiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Atatürk'ün kızları böyle derken villa alamadıkları için üzülen, özür dilemeyen futbolcular, özür dilemeyen Federasyon, böylesine bir çöküşü hazırlayan Spor Bakanı ne yapar Allah aşkınıza!
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu.
Buyurun Sayın Yenişehirlioğlu.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Kırıkkale'de bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlama sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Meydana gelen elim hadiseyle ilgili adli ve idari inceleme başlatılmış olup süreç devletimizin ilgili makamları tarafından titizlikle takip edilmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van-Erciş kara yolunda bu sabah meydana gelen üzücü bir trafik kazası sonucu görevi esnasında 1 kahraman askerimizin şehit düştüğünü ve 4 askerimizin de yaralandığını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Vatanımızın huzuru ve güvenliği için fedakârca görev yaparken aramızdan ayrılan aziz şehidimiz Jandarma Uzman Çavuş Samet Karabulut'a Allah'tan rahmet, başta kederli ailesi olmak üzere aziz milletimize başsağlığı ve sabır diliyorum. Kazada yaralanan ve tedavileri devam eden kahraman askerlerimize Yüce Allah'tan acil şifalar niyaz ediyorum. Milletimizin başı sağ olsun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Mülteci Günü vesilesiyle savaşların, işgallerin, açlığın ve zorunlu göçlerin gölgesinde yaşam mücadelesi veren milyonlarca mazlumu saygıyla selamlıyoruz. Bugün Gazze'de çocuklar bombaların altında, Filistin'de aileler yıkıntıların arasında kalmış durumdadır. Dünyanın birçok coğrafyasında insanlar yurtlarından, umutlarından koparılmıştır. Vicdanların sustuğu yerde gözyaşı büyümekte, adaletin geciktiği yerde insanlık tükenmektedir. Böylesi bir tabloda Türkiye, vicdanıyla kuşatan, şefkatiyle yaşatan, vicdanıyla yol gösteren bir merhamet adası olmuştur. Aziz milletimiz, tarihten aldığı ilhamla ensar ruhunu yaşatmış, kardeşlerine kapısını da gönlünü de sonuna kadar açmıştır. Dünya Mülteci Günü'nün insanlığa ortak sorumluluğunu hatırlatan güçlü bir muhasebeye ve farkındalığa vesile olmasını temenni ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz pazar ömrünü ailesine adayan, sevgisini merhametle çoğaltan, fedakârlığını sözden ziyade hâliyle anlatan babalarımızın günüydü. Baba, bir çatıyı yuva kılan, ailesinin üzerine titreyen, bir nesli ihya eden, irade ve inayet eden bir irfan ocağıdır. Medeniyetimizin hafızasında baba sadakatin, metanetin adı, emanetin yâdıdır. Gücünü sevgiden alan, ciddiyetini ahlakla kuşanan, izini hayırla bırakan bir şahsiyet mektebidir. Babaların sözü nasihat, sessizliği letafet, bakışı cesarettir. Bu vesileyle, şehitlerimizin muhterem babaları başta olmak üzere, hayatta bulunan tüm babalarımıza sağlık ve afiyet diliyor, ahirete intikal eden babalarımızı rahmet ve şükranla yâd ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Millî Mücadele'nin istikametini belirleyen, millet iradesinin ufkunu çizen, bağımsızlık meşalesini yakan Amasya Genelgesi'nin yıl dönümünü idrak ettik. 22 Haziran 1919'da kaleme alınan Amasya Genelgesi esaret karşısında cesaretin, dağınıklık karşısında dirayetin, karanlık karşısında ferasetin beyannamesi olmuştur. "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." sözü bir milletin kaderine sahip çıkışını, iradesine omuz verişini, istiklal ve istikbal mücadelesindeki kararlılığını tüm cihana ilan etmiştir. Amasya Genelgesi umudun tükenmediğini, imkânların bitmediğini, millet iradesinin sarsılmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bugün de aynı şuurla çalışıyor, aynı cesaretle yürüyor, aynı kararlılıkla üretiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de azmimizi diri, irademizi güçlü, ufkumuzu açık tutuyoruz. Amasya Genelgesi'nin mimarlarını Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22 Haziran ortak geleceğimizi yakından ilgilendiren Dünya Yenilenebilir Enerji Günü'ydü. Bu özel gün vesilesiyle ifade etmek isterim ki tüm dünyada derinleşen küresel enerji krizi yerli ve temiz kaynaklara yönelmenin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - ...sadece çevresel bir duyarlılıktan ziyade aynı zamanda stratejik bir millî güvenlik meselesi olduğunu artık tartışmasız bir şekilde ortaya koymuştur. Bu kritik eşikte Türkiye sahip olduğu yüksek hassasiyet ve attığı proaktif adımlarla küresel ölçekte öncü bir duruş sergilemektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kararlılıkla yürütülen ve yeşil kalkınma devrimiyle taçlanan vizyonumuz enerji politikalarımızın merkezindedir. Bu güçlü irade sayesinde rüzgârdan güneşe kadar her alanda tarihî yatırımlara imza atıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Dünya Yenilenebilir Enerji Günü'nün ülkemizin yeşil dönüşüm yolculuğuna ve tam bağımsız enerji hedeflerine güçlü bir ivme kazandırmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hem Van'da meydana gelen kazada şehit olan askerimize hem de Kırıkkale'de bomba imha sahasında meydana gelen patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza biz de Allah'tan rahmet diliyoruz. Aziz milletimizin başı sağ olsun.
Buyurun Sayın Gökalp.
SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Adilcevaz'da Akçıra, Göldüzü, Kavuştuk ve Karşıyaka köyleri; Bitlis merkezde Ayrancılar, Tanrıyar Yayla Evi mezrası, Karınca, Ortakapı köyleri; Hizan'da Yığınkaya, Koçyiğit mezrası, Oymapınar, Aladana ve Ağılözü'nden Keçeli'ye kadar olan köyler; Norşin'de Keklik, Kaleli ve Çallı köyleri; Tatvan'da ise Çevreköy, Koyunpınarı, Kağanlı, Tosunlu, Kuruyaka, Harmanlı, Hanelmalı grup köy yolu; Dibekli, Yassıca ile Kolbaşı, Düzcealan grup yolu yıllardır çözüm beklemektedir ve Ahlat'ın Bahçe köyü; defalarca dile getirmemize rağmen bu köyler İl Özel İdaresinin bu yılki programında da yine yer almamıştır.
Yirmi dört yıldır iktidar olanlara soruyoruz: Yirmi dört yıldır bu köylerin yolu neden yapılmaz? Bakın, yirmi yıldır "Köy yolu yapılsın." diye Bahçe köyünde çocuklar artık okula gitmek istemiyor. Devlet bu köylerle husumetli midir? İktidar bu köylere düşmanlık mı besliyor? Neden bu köylere hizmet gitmiyor?
BAŞKAN - Sayın Torun...
SEYİT TORUN (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bir avuç şirket daha fazla kazansın diye ormanlarımız, suyumuz, toprağımız feda edilmeye devam ediliyor. Ordu'nun yaylalarında, derelerinde, ormanlarında yıllardır sürdürülen vahşi madencilik anlayışı neyse bugün Madra Dağı'nda karşımıza çıkan da aynı talancı zihniyettir. Balıkesir İvrindi'de altın ve gümüş madeni için verilen kapasite artışı kararının bedeli 66.410 ağacın kesilmesidir. "Keseriz yerine fidan dikeriz." diyerek bu tahribat meşrulaştırılamaz. Yüzlerce yılda oluşan ekosistemi, su kaynaklarını, köylünün yaşam alanını birkaç rakamla, birkaç raporla geri getiremezsiniz. Biz çağdaş madenciliğe değil denetimsizliğe, rant uğruna doğanın yok edilmesine, halkın yaşam hakkının hiçe sayılmasına karşıyız. Madra Dağı yalnızca Balıkesir'in değil hepimizin ortak mirasıdır. Bu "ÇED Olumlu" kararı derhâl geri çekilmeli, doğayı ve insanı merkeze alan anlayış hâkim olmalıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Kılıç...
ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Meclise sunulan on ikinci yargı paketi yeni eşitsizliklere yol açmasın. Paket mevcut hâliyle beklentileri karşılamaktan uzaktır. Görünen o ki dağ fare doğurmuştur. Komisyon görüşmeleri sürecinde bu paketi ihtiyaçlara cevap verecek şekilde geliştirin. KHK mağdurlarının, IBAN mağdurlarının, nafaka mağdurlarının, Covid yasası mağdurlarının feryatlarına daha fazla kulak tıkamayın. Teknik değişikliklerle, bazı önemsiz detaylarla uğraşıp vatandaşın asıl sorunlarını görmezden gelmeyin. Üstüne bir de bunu "yargı reformu" diye yutturmaya çalışmayın. Mağdurların talepleri açıktır. Kimsenin cezasızlık gibi bir talebi yoktur. İhtiyaçlara cevap vermeyen her yasa yeni yasal düzenleme yapma mecburiyeti doğuracaktır. Geliniz, bu paketi ihtiyaçlara cevap verir hâle getirelim.
BAŞKAN - Sayın Yüksel...
ALİ YÜKSEL (Konya) - Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, mafya dizileri, dijital platformlar ve şiddet içerikli yapımlar gençliği suça, silaha ve çete kültürüne alıştıran bir propaganda aracına dönüşmüştür. Rating uğruna suç övülmekte, mafya figürleri kahraman gibi pazarlanmaktadır. İktidar ve denetleyici kurumlar ise bu çürümeyi yalnızca izlemektedir. Çocukların ruhunu zehirleyen bu yayınlara sessiz kalmak açık bir ihmaldir. Buradan RTÜK Başkanına sesleniyorum: RTÜK, iktidarın propaganda borusu değil, devlet kurumudur. Sansürü muhaliflere değil, gençliği çürüten mafya dizilerine uygulayın; yapamıyorsanız o koltuğu derhâl bırakın diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Çakırözer...
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; NATO, sadece bir güvenlik ittifakı değildir. Türkiye dâhil tüm üyeler girerken demokrasi, hukuk devleti ve bireysel özgürlüklere bağlılık sözü vermiştir yani aynı zamanda bir demokrasiler birlikteliği olmak durumundadır. Hâl böyleyken AKP iktidarı "NATO zirvesi var." diye Ankara'da her tür demokratik hakkı askıya almış, başkentimizi kendi vatandaşımıza kapatmış durumda. Bu sabah Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Mülkiye hocası Emel Memiş, Gazeteci Yıldız Tar ve çok sayıda yurttaşımızın sırf NATO karşıtı oldukları için şafak baskınlarıyla gözaltına alınması kabul edilemez. NATO karşıtı olmak suç değildir. Protesto hakkı suç değil, anayasal bir haktır. Bu ülkeye saygınlık sadece zirve yaparak gelmez, kendi halkının sesini kısan bir iktidar hiçbir yerde itibar kazanamaz. Gerçek itibar demokrasimizin gücüyle, vatandaşlarımızın huzur ve refahını artırarak sağlanır. Gözaltına alınan yurttaşlarımız derhâl serbest bırakılmalı; bu yasaklar, baskılar son bulmalıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.
İlk tezkereyi okutuyorum:
22/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Çin Ulusal Halk Kongresi Sosyal Kalkınma Komitesi Başkanı Sayın Yang Zhenwu'nun beraberinde bir heyetle ülkemize davet edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 8/6/2026 tarihli ve 91 sayılı Kararı'yla uygun bulunmuştur.
3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi uyarınca söz konusu karar Genel Kurulun bilgisine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
22/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Arnavutluk Parlamentosu İçişleri ve Savunma Komitesi Başkanı Sayın Bledar Çuçi'nin beraberinde bir heyetle ülkemize davet edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı 8/6/2026 tarihli 91 sayılı Kararı'yla uygun bulunmuştur.
3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi uyarınca söz konusu karar Genel Kurulun bilgisine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Buyurun, okuyun.
23/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 23/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Mehmet Emin Ekmen |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
İstanbul Milletvekili Elif Esen ve 19 milletvekili tarafından Türkiye genelinde uyuşturucu kullanımının, üretiminin ve madde bağlantılı ölümlerin nedenlerini, sosyoekonomik boyutlarını ve suç ile bağımlılık arasındaki nedensellik ilişkisini araştırmak, uyuşturucuyla mücadelede kolluk kuvvetlerinin yanı sıra önleme, tedavi ve psikososyal rehabilitasyon politikalarını güçlendirecek yeni öneriler geliştirmek, özellikle gençler ve çocuklar arasında bağımlılık eğilimini durduracak kapsamlı bir strateji planını oluşturmak amacıyla 23/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 23/6/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Buyurun Sayın Esen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubu adına sunduğumuz Meclis araştırması önergemizi desteklemenizi talep etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir yıl önce, 22 Haziran 2025'te YENİ YOL Grubu olarak bu konuda Ankara'da kapsamlı bir çalıştay düzenledik. Kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, sağlık ve sosyal hizmet uzmanları, akademisyenler bir araya geldi, bağımlılıkla mücadeleyi tüm boyutlarıyla masaya yatırdık. O çalıştayın ürünü olan raporumuzu kamuoyuyla da paylaştık. Ardından, 24 maddelik uyuşturucu ile mücadele kanunu teklifini, 103 soru önergesi ve 3 araştırma önergesini YENİ YOL Grubu olarak Meclise sunduk. Kanun teklifimiz, esas numarası (2/3176)'yla kayıtlarımızda hâlen duruyor, bir yıldır komisyonda bekliyor. Bugün bir kez daha buradayız çünkü toplumu, dahası toplumun yapı taşı ailelerimizi, evlatlarımızı tehdit eden, çarkları arasında âdeta eriten bu konuda beklemek ya da görmezden gelmek gibi bir lüksümüz de yok.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de uyuşturucu madde bağımlılığı son yıllarda önemli bir halk sağlığı ve güvenlik sorunu. Bağımlılık yalnızca bireyi değil, aileyi, eğitim hayatını, iş yaşamını ve toplumsal güvenliği de etkileyen çok yönlü bir sorun. Gelin, Emniyet Genel Müdürlüğünün konuyla ilgili raporuna hep birlikte bakalım: 2024'te 33.833 kilogram metamfetamin ele geçirildi. 94 milyondan fazla sentetik ecza tableti yakalandı. Bir önceki yıla göre yüzde 227 artıştan bahsediyoruz. 427 kişi madde bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti. Üstelik bunların arasında 15-18 yaş aralığında tam 6 çocuk var. Üstelik devletin bu konuyla ilgili mücadeleye 10 milyar 324 milyon lira bütçe ayırmasına rağmen. Bu bütçeye rağmen madde bağımlılıkları çocukları da etkisi altına alarak hayatları söndürmeye, gencecik fidanları hayattan koparmaya devam ediyor. Kullanım yaşı düşüyor, ölüm sayıları artıyor ama bir o kadar üzücü olan da yaşayanların da ölüden farkının kalmaması, âdeta filmlerdeki zombiler gibi dolaşıyorlar, aileleri bile bu gençlerden kaçıyor. Peki, neden? Çünkü bu kaynağın büyük bölümü kolluk tedbirlerine gitti bütçe olarak, koruma, önleme, tedavi ve rehabilitasyona ayrılan pay son derece yetersiz.
Şunu da sormak istiyorum: Bu ülkede uyuşturucu haberleri neden hep bir tanınmış ismin gözaltıyla anılıyor ve başlıyor? Kameralar sıralanıyor, isimler zan altında kalıyor, bazen beraat geliyor ama hasar yerinde kalıyor. Bu görüntü "Mücadele ediliyor." izlenimini mi oluşturuyor? Oysa uyuşturucu ticaretini organize eden baronlar, ağları kuranlar, çocukları kullananlar, ülke içinde üretim laboratuvarları işletenler neredeler?
Bu noktada bir soru da şu: Torbacılar yakalanıyor, baronlardan hiç yakalanan var mı? Cevap basit: Torbacılar sırada bekliyor çünkü bataklık ve sinek denklemi gibi; bataklığı kurutmadıktan sonra zaten torbacıyı bulmak kolay. Gerçek mücadele masum insanları zan altında bırakarak değil, bu ticareti finanse eden, örgütleyen çeteleri çökerterek yapılır.
Değerli milletvekilleri, bağımlılık yalnızca bir güvenlik sorunu değildir. Kullanıcıların yaklaşık yarısı ilkokul mezunu. Bu, bir halk sağlığı ve sosyal adalet sorunu. Bağımlılık unsurunun hırsızlıktan insan ticaretine, çocuk istismarından suç örgütü üyeliğine kadar 26 farklı suç türüyle doğrudan ilişkili olduğunu biliyor musunuz? Bu, belgelerle tespit edilmiş hem de İçişleri Bakanlığının... Birini yakalayıp cezaevine koyduğumuzda yoksulluğu, dışlanmayı, umutsuzluğu ortadan kaldırmış olmuyoruz. Raporumuz ve kanun teklifimiz bunu çok açık biçimde ortaya koyuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu araştırma komisyonu mutlaka kurulmalıdır çünkü meselenin eğitim, sağlık, adalet, sosyal hizmet, sosyal uyum ve çalışma hayatı boyutlarının hepsini aynı çatı altında, veri temelli ve çok paydaşlı, multidisipliner bir anlayışla ele almak zorundayız. Veri temelli sorun çözümüyle AMATEM ve ÇEMATEM sayılarının artırılması, yenilerinin kurulması, sigortasız vatandaşların tedaviye erişimi, rehabilitasyon sonrası istihdama dönüş ve tutundurma, bakanlıklar arası koordinasyonu sağlayacak kalıcı bir üst kurul gerekler içinde. Bunların hepsinin hayata geçirilmesi için önce bu Meclisin sahaya çıkması ve çözüm üretmesi gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önerge, bir partinin değil 85 milyonun güvenlik talebidir. YENİ YOL Grubu olarak bir yıl önce verdiğimiz sözü tutuyoruz ve bu kürsüden tüm gruplardan destek bekliyoruz.
Sizleri saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Aygun...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ergene ilçemizin Velimeşe Mahallesi'nde yaşayan vatandaşlarımızdan ne istiyorsunuz? Velimeşe Mahallesi'nde 141+866 hemzemin geçidi ve bağlantı yolları trafiğe bir gecede kapatıldı. TCDD 1'inci Bölge ve Karayolları 1'inci Bölge Müdürlüğünün hemzemin geçit ve bağlantı yol kesiminde trafik güvenliği yönünden risk bulunduğunu Valiye bildirmesi sonucu geçit ve bağlantı yolları kapatıldı ancak bu durum vatandaşlar açısından mağduriyete sebep olmaktadır. Büyükşehir Belediyesi geçici olarak şu anda yan yolları yapmaktadır ve en kısa zamanda açılacaktır ama maalesef, Büyükşehir Belediyemizin hazırlamış olduğu hemzemin geçit ve katlı kavşak projesi Karayollarında imza aşamasında bekliyor. Ya, arkadaşlar, artık elinizi çekin, bu projeyi bir an evvel imzalayın da Büyükşehir yapsın. Geçtiğimiz yıllarda da şehir hastanesinin yollarını Büyükşehir yapmıştı ama diğer illerde Ulaştırma Bakanlığı yaparken Tekirdağ'da ise kendi kaynaklarıyla Büyükşehir yapıyor. Burada da şu anda kavşakla ilgili bir proje hazır ama müsaade etmiyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.
Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Evet, YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Bağımlılık meselesi, artık yalnızca bir asayiş sorunu değildir; bir millî güvenlik sorunudur, gençlik sorunudur, aile sorunudur, sağlık sorunudur, bir devlet sorunudur ve bağımlılık aynı zamanda sosyal bir çöküştür.
Değerli milletvekilleri, yıllarca Türkiye'nin yalnızca bir transit ülke olduğu söylendi ama artık önümüzdeki veriler gösteriyor ki Türkiye, uyuşturucu ticaretinin sadece geçiş güzergâhı değil üretim, dağıtım ve hedef pazarı hâline gelmiştir. İşte bu nedenle bu araştırma önergesi çok önemlidir. Madde satıcıları, artık karanlık sokak köşelerinde değil telefon ekranlarında, sosyal medya hesaplarında, dijital ağların içindedir. Devletin buna göre yeni bir mücadele stratejisi geliştirmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar, madde bağımlılığıyla mücadele yalnızca kullanıcıyı yakalamakla olmaz. Son zamanlarda görüyoruz; sanatçılar, futbolcular devamlı şekilde madde kullandıklarının tespitiyle ilgili boy gösteriyor. Yalnızca bağımlıyı cezaevine yollamakla da olmaz, yalnızca birkaç torbacıyı yakalamakla da olmaz. Asıl soru şudur: Bu zehri bu ülkeye kim getiriyor, kimler kimlerin koruması altında hareket ediyor? Bu kirli ticaretin finansörü kimdir? Bu uyuşturucu baronları nasıl oluyor da milyarlarca liralık bir ağı yönetebiliyor? Neden yıllardır sokaktaki torbacıyı görüyoruz da arkasındaki suç örgütlerini yeterince konuşmuyoruz? Çünkü kökü kurutulmadan, dalları kesilmeden böyle bir olayı, böyle bir konuyu çözemeyiz. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, çocuklarımızı zehirleyen bu alçak baronlara, uluslararası suç şebekelerine, kara para ağlarına, uyuşturucu ticaretinden beslenen yapılara karşı kararlı ve tavizsiz bir mücadele olmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ŞENOL SUNAT (Devamla) - Kara para trafiği ortaya çıkarılmadan, sınır güvenliği tam anlamıyla sağlanmadan uyuşturucuyla mücadelede kalıcı başarı elde etmek mümkün değildir. Bu mücadele, göstermelik operasyonlarla değil suç gelirlerinin takibiyle, uluslararası iş birlikleriyle, örgüt liderlerinin yakalanmasıyla sonuçlanmalıdır.
Sayın milletvekilleri, işsizliğin arttığı, umudun azaldığı, gençlerin gelecek kaygısı yaşadığı toplumlarda bağımlılık daha hızlı bir şekilde yayılmaktadır. Bu yüzden, Türkiye'nin bağımlılık yapan madde üretim ve dağıtım merkezi hâline gelmesinin nedenlerinin, bu işin baronlarının ve uluslararası suç ağlarının faaliyetlerinin, çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin, mevcut mücadele politikalarının eksikliklerinin, tedavi ve rehabilitasyon sisteminin mutlaka araştırılması gerekmektedir.
Bu önergeye destek vermenizi rica ediyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın George Arslan.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL grup önerisi üzerine söz aldım. Genel Kurulu ve halklarımızı saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'de gençler ve çocuklar arasında uyuşturucu madde kullanımının artışı artık görmezden gelinemeyecek kadar ciddi bir toplumsal sorun hâline gelmiştir. Sentetik maddelerin yaygınlaşması, erişimin kolaylaşması ve yaş ortalamasının düşmesi, meselenin artık toplumsal bir kriz alanı hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Özellikle iktidarın politikalarına muhalif olan toplumsal kesimlerin yoğunluklu yaşadığı mahalle, ilçe ve kentlerde uyuşturucu dağıtımıyla ilgili neredeyse hiçbir denetim yapılmamaktadır. Öyle ki okul önlerinde, kafelerde, mahalle aralarında ve sokak aralarında uyuşturucu satıcıları çekinmeden dolaşarak uyuşturucu satabilmektedir. Peki, gençler neden bu kadar tehlikeli alanlara yönelmektedir? Eğitim sistemi, işsizlik, ekonomik sorunlar ve gelecek kaygısı gibi etkenler bu süreci doğrudan etkilemektedir. Gençlerin yaşam alanlarının giderek daraldığı, eğitim ve istihdam olanaklarının eşitsiz dağıtıldığı bir ortamda uyuşturucuya yönelim de ne yazık ki artmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, son yıllarda, uluslararası uyuşturucu trafiğinde giderek bir merkez hâline gelmiştir. Limanlarda ele geçirilen tonlarca uyuşturucu bu durumun somut bir göstergesidir. Bu tablo, uluslararası raporlara da yansımaktadır. Diğer yandan, uluslararası suç örgütlerinin Türkiye'ye sığındığına dair haberler de kamuoyuna sık sık yansımaktadır. Türkiye'nin adı, ne yazık ki bu tür olumsuz durumlarla anılır hâle gelmiştir. Böylesi bir ortamda büyüyen gençlerin ve çocukların uyuşturucuya bulaşması da şaşırtıcı değildir maalesef.
Gençlerin uyuşturucuya yönelimini azaltmak için temel çözüm nitelikli eğitim, iş ve sosyal imkân sunmaktır. Genç işsizliğini azaltmak için istihdam programları genişletilmeli, spor ve kültür merkezleri gibi güvenli sosyal alanlar yaygınlaştırılmalı; böylece gençler boşluk ve umutsuzluk yerine geleceğe daha umutlu ve güvende hissederek uyuşturucu gibi alanlardan uzaklaştırılabilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GEORGE ASLAN (Devamla) - Ancak, her şeyden önce, gençler başta olmak üzere tüm toplumu kuşatmaya ve yozlaştırmaya yönelen uyuşturucu yayılımının en büyük nedeni olan tedarik satış ağlarına karşı etkili ve kararlı bir mücadele yürütülmelidir. Onun için bu önergeyi desteklediğimizi belirterek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kaya, buyurun.
AYKUT KAYA (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yeme içme sektörüyle alakalı önemli bir sorunu dile getirmek istiyorum. Bugün, restoran ve lokanta işletmecilerimizden başka herkes para kazanıyor. Yemek kartı şirketleri yüzde 7 ila 8'e varan komisyonlar alıyor, bankaların POS komisyonları yüzde 3-4 seviyelerinde, dijital yemek platformları siparişlerde yüzde 20 ile 30 arasında komisyon alıyor. Böyle bir komisyon oranı olabilir mi, restorancıdan daha fazla para kazanıyorlar. Ticaret Bakanlığını bu komisyon oranlarını denetlemeye ve en az yarı yarıya düşürmeye davet ediyorum.
İktidara da çağrıda bulunuyorum: Restoran ve lokanta işletmecilerimizi ziyaret edin, bir dinleyin; yaşadıkları KDV adaletsizliğini görün, vergi ve SGK borçları nedeniyle hesaplarına bloke konulduğunu görün, işlerini çevirebilmek için 40 takla attıklarını görün, yüksek komisyon bedellerinin bellerini nasıl büktüğünü görün.
BAŞKAN - Sayın Dinç, buyurun.
FARUK DİNÇ (Mersin) - Bismillahirrahmanirrahim.
Şeyh Sait Efendi büyük bir İslam âlimi, kâmil bir mürşit ve halkının inanç, kimlik ve değerleri uğruna mücadele eden önemli bir önderdir. Mevlânâ Halid-i Şehrezorî'nin manevi geleneğinden yetişen Şeyh Sait, zulüm ve haksızlığa karşı durmuş, Rus işgaline karşı mücadele etmiştir. İstiklal mahkemeleri tarafından idam edilen Şeyh Sait ve dava arkadaşları, aradan geçen uzun yıllara rağmen halkın hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Şeyh Sait ve arkadaşlarına yönelik iftira ve karalama politikaları sona erdirilmeli, yaşanan mağduriyetler için resmî özür dilenmeli ve mezar yerleri açıklanmalıdır. Atılacak bu adımlar Kürt-Türk kardeşliğinin pekişmesine katkı sağlayacaktır.
Şehadet yıl dönümünde Şeyh Sait Efendi'yi, Melakanlı Şeyh Abdullah'ı, Palulu Şeyh Şerif'i, Hanili Salih Bey'i, Seyyid Abdülkadir Efendi'yi ve bütün dava arkadaşlarını rahmetle, minnetle anıyorum.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Kayıhan Pala.
Buyurun Sayın Pala. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA KAYIHAN PALA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Madde bağımlılığı, ülkemiz için gerçekten çok önemli bir halk sağlığı sorunu. En başta söyleyeyim, önergeyi destekliyoruz. Bakın, Sağlık Bakanlığının resmî rakamlarına göre hayatında 1 kez bile madde bağımlısı olmuş, uyuşturucu kullanmış kişilerin sayısı 2 milyona yaklaşmış durumda. Daha önce göstermiştim, Avrupa Birliği Uyuşturucu Ajansı, maalesef, İstanbul'u bütün Avrupa içerisindeki kentler arasında metanfetamin açısından ilk 20'de gösteriyor; kullanım sıklığının en yüksek olduğu ilk 20 ilden bir tanesi İstanbul, işin ulaştığı boyutu göstermesi açısından çok önemli.
Şimdi, biz burada yeni bir araştırma komisyonu kurulmasını tartışıyoruz ama Meclis 2008'de ve 2018'de sorun bu kadar büyük değilken bile araştırma komisyonları kurmuş, raporları oluşturmuş. Raporların sonucunda çok fazla öneri var fakat bugün geldiğimiz noktada bu önerilerin çok büyük bir bölümünün hayata geçirilmediğini görüyoruz. Dolayısıyla, Meclisin komisyon kurma alanındaki yetkisinin sonuca ulaşması açısından da mutlaka değerlendirilmesi gerekir.
Değerli milletvekilleri, 2024-2028 yıllarını kapsayan Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı var. Fakat bu eylem planına baktığımızda, nihai amaç göstergeleri ve hedefleri açısından bazı sorunlar olduğunu görüyoruz. Birkaç tanesini örnek vereyim: Örneğin "15 yaş üzeri genel nüfusta uyuşturucu kullanımının azaltılması" hedefi, 2025 için "artmaması" biçiminde gösterilmiş. Şimdi, bu kadar önemli bir halk sağlığı sorunu varken bir hedefin "artmaması" olarak belirlenmesi sizce mantıklı mı, doğru mu? Burada çok ciddi bir sıkıntı var.
Bir başka öneri daha söyleyeyim: "Atık su analiziyle elde edilen kişi başına uyuşturucu kullanım miktarının azaltılması..." Yine, burada, atık su çalışmasına göre "artmaması" hedefler içerisine konmuş. Üstelik, bunun sorumlu olduğu kurum olarak da Türkiye Yeşilay Cemiyeti belirlenmiş. Yeşilay elbette çok önemli bir kurum ama buradaki sorunlara baktığımızda, TÜİK, Yeşilay Cemiyeti, Adli Tıp Kurumu gibi kurumlar varken başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı olmak üzere bakanlıkların burada temel sorumlu olarak belirtilmemiş olması uygun bir yaklaşım değil. Burada, bilimsel temelli erken önleme yaklaşımını hayata geçirmemiz gerekir.
Sağlık alanında -daha önce söylendiği gibi- tedavi merkezleri sayısının yetersizliği de Türkiye'deki çok önemli bir sorun. Peki, bu sorunun temelinde ne yatıyor? Bütün bu alandaki araştırmacıların bize sunduğu veriler, rehabilitasyon eksikliğinin buradaki döngünün kırılmasında ciddi bir soruna yol açtığını gösteriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
KAYIHAN PALA (Devamla) - Bir an önce rehabilitasyon eksikliğini giderecek çözümleri hayata geçirmek gerekir.
Bu arada, bugüne kadar yapılan işlemlerdeki en büyük eksikliklerden bir tanesi, suçlu ile hastayı birbirinden ayırmayan politikalar yani bir maddeyi kullanan kişiyi doğrudan suçlamak yerine eğer yalnızca kullanıcı olduğu kesinse onu rehabilitasyon sürecine zorlayacak, bir zorunlu rehabilitasyon yerleşkesinde bulunmasını zorlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç var. Aksi hâlde, suçlu ile kullanıcı -hâlen bugün olduğu gibi- aynı biçimde değerlendirilecek olunursa bugüne kadar bu sorun çözülemedi, bugünden sonra da çözülemez.
Değerli milletvekilleri, uyuşturucuyla mücadele sadece sokaktaki torbacıyı yakalamak değil parçalanmış bir ailenin çocuğuna umut olmak, cezaevini bir depo olmaktan çıkarmak ve hastaneden çıkan gence bir iş tezgâhı sunabilmektir; bu tam bir entegre devlet vizyonudur ve maalesef bugüne kadar bu vizyon gerçekleştirilememiştir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ümmügülşen Öztürk.
Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, uyuşturucu yalnızca bireyleri değil aileleri, gençleri ve toplumun geleceğini tehdit eden en büyük sorunlardan biridir. Bu nedenle, uyuşturucuyla mücadele sadece bir güvenlik meselesi değil aynı zamanda bir sağlık, eğitim ve sosyal politika meselesidir. Ülkemiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü iradeyle bu mücadeleyi bütüncül bir anlayışla sürdürmektedir. Bugün, bağımlılıkla mücadele, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında, ilgili bakanlıklarımızın, güvenlik birimlerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla yürütülen kapsamlı bir devlet politikası hâline gelmiştir. Bu çok paydaşlı organizasyon, Dünya Sağlık Örgütü tarafından en iyi uygulama örneği olarak diğer ülkelere örnek gösterilmiştir.
Değerli milletvekilleri, uyuşturucu satıcılarına ve gençlerimizin geleceğini hedef alan suç şebekelerine karşı devletimiz tavizsiz bir mücadele yürütmektedir. İçişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda yapılan operasyonlar aralıksız devam etmektedir. Nitekim, sadece son iki haftada, 76 ilde düzenlenen operasyonlarda 1.900 şüpheli yakalanmış, zehir tacirlerine ağır darbeler vurulmuştur. Yürütülen başarılı çalışmaların sonucunda uyuşturucu kullanımına bağlı ölümlerdeki yüksek artış hızı kontrol altına alınmıştır. 2013-2017 yılları arasında ölüm sayılarında yüzde 10-14 artış yaşanırken 2017 yılından 2024 yılına kadar uyuşturucu madde kullanımına bağlı ölümlerde yüzde 54 azalma sağlanmıştır.
Değerli milletvekilleri, yapılan mevzuat düzenlemeleriyle uyuşturucuyla ilgili suçlarda uygulanan cezai sorumluluklar artırılmıştır. Uyuşturucu madde kullanmak suçundan hükümlü olanların tedavi ve rehabilitasyon programına katılması zorunlu hâle getirilmiştir. Sağlık Bakanlığımız tarafından bağımlılık tedavi merkezlerinin sayısı son yıllarda önemli ölçüde artırılmış, ALO 191 danışma hattı üzerinden yüz binlerce vatandaşımıza destek sağlanmıştır; bağımlılık geliştirmiş bireyler için ise Sağlık Bakanlığımıza bağlı AMETEM ve ÇEMATEM merkezlerinde ücretsiz tıbbi tedavi hizmetleri sunulmaktadır. Yeşilay ve Millî Eğitim Bakanlığımızın iş birliği içerisinde yürütülen Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında okullarda çocuklarımız ve gençlerimiz bağımlılık risklerine karşı bilinçlendirilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (Devamla) - Bunun yanında 81 ilde Yeşilay Danışmanlık Merkezi aracılığıyla vatandaşlarımıza ücretsiz danışmanlık ve rehberlik hizmetleri sunulmaktadır. YEDAM'lara son beş yılda bağımlılık türlerinde 94 bin, alkol ve madde bağımlılığı özelinde ise 34 bin başvuru yapılmış; bu kişilere bağımlılıktan kurtulmaları için profesyonel destek sağlanmıştır.
Değerli milletvekilleri, eğitimden güvenliğe, önlemeden tedaviye, rehabilitasyondan toplumsal farkındalığa kadar her alanda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürecek; güçlü aile, sağlıklı nesiller ve huzurlu bir Türkiye hedefi doğrultusunda uyuşturucuyla mücadelemize aynı azimle devam edeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
23/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 23/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Uğur Poyraz |
|
| Antalya |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Grup Başkan Vekili, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından Türkiye'den yurt dışına yönelen beyin göçünün özellikle yükseköğretim mezunu gençler, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, bilim insanları, girişimciler ve bilişim, iletişim, mühendislik, sağlık ve araştırma geliştirme alanlarında çalışan yüksek nitelikli insan gücü bakımından tüm boyutlarıyla araştırılması; bu göçü doğuran ekonomik, sosyal, kurumsal ve siyasal nedenlerin tespit edilmesi; hedef ülkelerin ve göç eğilimlerinin incelenmesi; beyin göçünün Türkiye'nin kalkınma hedefleri, üretim kapasitesi, inovasyon gücü, sağlık, eğitim ve bilim politikaları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve tersine beyin göçünü sağlayacak kalıcı politika önerilerinin belirlenmesi amacıyla 23/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 23/6/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Burak Dalgın.
Buyurun Sayın Dalgın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün Türkiye'nin gerçek bir beka meselesi olan beyin göçünü konuşmak üzere huzurunuzdayım.
Bu meseleyi, tabii, sadece bir milletvekili olarak değil bursla mastera gitmiş, orada çalışmış ve sonra Türkiye'ye dönmüş bir arkadaşınız olarak ele almak istiyorum. Bu meseleyi pek çok tanıdığı yurt dışına gitmiş, yurt dışına gitme hazırlığı yapan veya yurt dışında bulunup Türkiye'ye dönmek istese de dönemeyen bir arkadaşınız olarak yapıyorum. En önemlisi, bu konuşmayı evladının geleceğini Türkiye'de de görmek isteyen bir baba olarak yapıyorum.
Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu belirteyim: "Bilgi çağı" "katma değerli ekonomi" "muasır medeniyet seviyesi" gibi lafları hepimiz söylüyoruz fakat bunun temelinde insan yatıyor. Nitelikli insan kaynağı yoksa bu işlerin hiçbiri yok, o yüzden de bu memleketin evlatlarına "Giderlerse gitsinler." demeye hiç kimsenin hakkı yok. Türkiye'nin en temel kırılganlıklarından bir tanesi cari açık -ekonomide konuşuyoruz- bundan çok daha tehlikelisi bir yetenek açığı, bunu ele almak durumundayız.
Esas meselemiz, tabii, gençlerin yurt dışına gitmesi değil ama "Ne olursa olsun gideyim." demesi. Vatandaşlarımızın yeni tecrübe edinmesi tabii iyidir ama "Ne olursa olsun." diyerek kaçar gibi gitmesi kötüdür. Yurt dışını bir cennet gibi görmek de fevkalade tehlikelidir zira oranın da kendine özgü riskleri var, bunu da bir hatırlayalım. Tabii "beyin göçü" deyince biz hep buz dağının üstünü görüyoruz, giden vatandaşlarımızın sayısına bakıyoruz; bu, hayli eksik bir hesap çünkü gitmek isteyip gidemeyenler orada yok, hayatının bir kısmını oraya taşıyanlar orada yok, orada yaşayıp dönmek istese de dönemeyenler o hesapta yok ama en temelinde Türkiye'de hayatını devam ettirirken şu veya bu sebeple potansiyelini değerlendiremeyen vatandaşlarımız hiç yok; aslında bu da beyin göçünün bir parçası.
Değerli arkadaşlar, beyin göçü tabii çok ciddi bir karar. Değerli Yazar Menekşe Tokyay şöyle özetliyor: "Beyin göçü salt bir yer değiştirme değildir, insanın kendini yeniden doğurduğu ve yeni bir yaşam alanı kurduğu bir olgudur ama göç eden bunu da göze alarak, yarar-maliyet hesabı yaparak yola çıkar ve büyük bir enerji göstermesi gerekir." Peki, vatandaşlarımız neden böyle büyük bir iddialı harekete girişiyorlar? Şuna bir bakalım. Üç tane temel sebebi var: Bir tanesi imkânlar, bir tanesi fırsatlar, bir tanesi de hürriyetler.
İmkânlara baktığımızda, meşhur orta direğin hayali olan iki anahtara bir bakalım: Bir ortalama ev 5 milyon lira, giriş seviyesi bir araba 1 milyon lira. Evlenmek isteyenlerin düğün yapması zor. Çocuk sahibi insanların çocuklarını milyonluk okullarda okutması zor yani imkânlar tarafında sınıfta kalıyoruz.
"Fırsatlar bugün kötü ama yarın daha iyi olacak." hissiyatı neredeyse hiç kimsede yok. Nitekim İSO 500'ün dahi istihdam kaybettiği bir ekonomideyiz, nitekim hem üniversitelere hem kümeslere kayyum atanan bir ülkedeyiz; bunun olduğu yerde tabii fırsatlar konusunda da iyimser olmak zor.
Nihayet, hak ve hürriyetler... Demokraside dünyada ilk 100'e giremeyen, basın özgürlüğünde dünyada ilk 150'ye giremeyen bir ülkede yaşıyoruz maalesef ama en temel hak olan insan hakkını unutmayalım, yaşama hakkını unutmayalım. Bugün öldürülen kurye Samet Özgül'ün kız kardeşi beni ziyarete geldi. Kendisi Gazi Üniversitesinde öğrenciydi, bir motokuryeydi aynı zamanda; 5 Kasım 2022'de Ankara'da katledildi bıçaklanarak. Kendisini öldürenler bir şekilde istinaf mahkemelerinde vesairede süreci uzattılar, dosya hâlen Yargıtayda. Şimdi, vatandaşların can güvenliğinden emin olmadığı bir yerde tabii beyin göçü falan gibi meselelerin önü de açılıyor ister istemez.
Değerli arkadaşlar, pek çok alanda çok ciddi kayıplarımız var veyahut da gitmek isteyen vatandaşlarımız var. Mesela sağlık, mesela savunma sanayisi, mesela prestijli liseler, mesela yetkin akademisyenler; Türkiye temel kaynaklarını bu şekilde kaybediyor. Bunu durdurmak için yapmamız gereken şey, aslında Türkiye'nin daha düzgün bir ülke olması için yapmamız gereken şeyle aynı şey: Kalkınma hamlesini hızlandırmak; adaleti, hakkı ve hürriyeti tesis etmek ve dünyayla entegrasyonu artırmak.
Tabii, şunu da belirtmek istiyorum: Yurt dışında kalan vatandaşlarımızın da Türkiye'ye yarar sağlaması mümkün. Bu noktada hem istihdam yaratan hem kültürel temsili sağlayan hem de Türkiye'ye yatırım aktaran pek çok vatandaşımız var. Bunu artırmak için etkin bir diaspora yönetimi bizim için elzem, Çin ve Hindistan bunu başarıyla yapıyor; biz de aynısını hatta daha iyisini yapabiliriz. Bir adım daha ileri gideyim; beyin göçü, sadece bir tehdit değil fırsat da olabilir, Türkiye yetenekli beyinler için gelinebilecek bir ülke hâline de gelebilir ama dediğim gibi bunun için hakkı, adaleti, hürriyeti tesis etmemiz şart.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun Sayın Özdağ. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her yıl katlanarak artan beyin göçü, genç nesillerimiz için Türkiye'de yaşama umudunun giderek tükendiğini, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal anlamda yaşanabilir ülke olmaktan çıktığını en net ortaya koyan göstergelerden biridir. Türkiye, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların bir sonucu olarak tarihinin en yoğun beyin göçü sürecini yaşamaktadır. Bu durum, sadece geçici bir yer değiştirme değil ülkenin yetişmiş, parlak zihinlerinin iktidar eliyle ülkeden âdeta koparılıp atılması anlamına gelmektedir. Türkiye Risk Raporu verilerine göre, beyin göçü ve buna bağlı nitelikli personel problemleri ülkemizin karşı karşıya kaldığı en yüksek risk başlıklarından biri hâline gelmiştir. Ortaya çıkan bu tablo, ülkenin geleceğini kaybetmek üzere olduğunun en net göstergesidir.
Beyin göçünün çarpıcı istatistikleri, ülkemizden ayrılan nitelikli insan gücünün boyutları, iktidarın söylemlerinin aksine meselenin ne derece vahim olduğunu rakamlarla ortaya koymaktadır. 2021 yılında 103.613 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ülkeyi terk etti, 2022 yılında 139 bin kişi, 2023 yılında 714 bin kişi, 2024 yılında 424 bin kişi ülkeyi terk etti. Aynı zamanda, 1960 yılından itibaren Türkiye'den başka ülkelere giden 5 milyon kişinin çocuklarından da hemen hemen hiç kimsenin Türkiye'ye gelip de Türkiye'nin önemli yerlerinde çalıştığına da şahitlik etmemekteyiz. Pandemiden bu tarafa geçen dört yılda 1 milyon 400 bin kişi ülkeyi terk etti. Bu gidenlerin büyük çoğunluğunu 25 ila 29 yaş grubundaki gençlerimiz oluşturuyor. Bu vahim rakamların nedenini gençlerle yapılan anketlerde görebiliyoruz. Gençlerimizin yüzde 59'u yurt dışına gitme isteklerinin temel nedenini "Daha iyi bir gelecek." olarak ifade ediyor. Ne demektir bu? "Yaşadığım ülkeden artık umudum kalmadı." demektir.
Peki, değerli milletvekilleri, yurt dışına giden ve ağırlığı gençlerden oluşan bu göç eden beyinlerin vasfı nedir? Biliyoruz ki Avrupa Birliği ülkeleri ve gelişmiş ülkeler işe yaramaz ve vasıfsız insanlara çalışma izni vermiyor, bizde olduğu gibi oralara kimse elini kolunu sallayarak gidip yaşayamıyor. Göç eden bu gençlerimizin kahir ekseriyeti kendini çok iyi yetiştirmiş, en iyi üniversitelerin en iyi bölümlerinden mezun olmuş, liyakat ve ehliyet sahibi yetenekli gençlerden oluşuyor. Ki Türkiye çoklu zekâ testlerini, çoklu yetenek testlerini de yapamamaktadır; zekâ seviyesi yüksek çıkan bu kişileri ya aileler yahut da okullarda öğretmenler keşfetmektedir. Bu gençlerimizin içinde millî güvenliğimizin bel kemiği olan ASELSAN, TÜBİTAK, TUSAŞ gibi stratejik kurumlarda çalışan 100'e yakın donanımlı mühendislerimiz de var. Bu mühendisler Hollanda gibi ülkelerde teknoloji ve savunma şirketlerine transfer olmuşlar. İktidar beka meselesini dilinden düşürmüyor ya, bundan daha önemli beka meselesi mi olur?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Neden göç ediyorlar?
1) Baskı ortamı, kutuplaşma ve özgürlüklerin yok edilmesi, iktidarın oluşturduğu siyasal kutuplaşma, demokratik hakların engellenmesi, kamu alımlarında mülakat zırvalığıyla yapılan torpil ve kayırmacılık beyin göçünün en temel sebeplerindendir.
2) Ekonomik yıkım ve emeğin sömürülmesi, artan enflasyon ve faiz, zengin kesimi daha da zengin ederken emeğiyle hayatını kazanan gençlerimizin daha da fakirleşmesine yol açmaktadır. Emeğinin ve yeteneğinin karşılığını alamayan gençlerimiz de ülkesini terk etmeye yönelmektedir.
3) İktidarın "Giderlerse gitsinler." söylemi beyin göçünü artırmaktadır. İktidarın en tepesinden dile getirilen "Giderlerse gitsinler." şeklindeki kibirli söylem, yıllarca dirsek çürütmüş birçok gencimizi yaralamış, devlete ve topluma olan aidiyet bağlarını koparmıştır.
Ve sonuç olarak bugün Türkiye beyin göçü veren, buna karşılık niteliksiz sığınmacı kabul eden bir ülke statüsündedir. İktidarın yarattığı ekonomik kriz, siyasi baskı, KHK rejimleri ve kayırmacılık ülkemizin parlak zihinlerini Batı'ya hizmet eden birer ucuz iş gücüne dönüştürmektedir.
İYİ Partinin grup önerisini destekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Şevkin, buyurun.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çukurova Erkek Öğrenci Yurdu'nda kalan 2 bin öğrenci adına buradan haykırıyorum: Öğrencilere hiç sorulmadan dönem ortasında bir karar alındı. Gelecek yıl 2 bin öğrenci mevcut yurttan çıkarılıyor, 6 kişilik odalara tıkılıyor. Soruyorum size: Yurt, sadece yatılan bir yer midir? Yurt, ders çalışılan, sınava hazırlanılan, dinlenilen, geleceğin inşa edildiği bir yaşam alanıdır. 6 kişi bir odaya sığar mı? Öğrenci nasıl ders çalışacak? Kişisel alan yok, sessizlik yok, akademik başarı yok. Fiziki koşullar çok kötü; baza yerine ranza, az sayıda çalışma masası ve çok kötü kokuların olduğu öğrenciler tarafından iletiliyor. Bu mesele, sadece oda meselesi değildir; bu mesele, eğitim hakkıdır, gelecek hakkıdır.
Öğrencinin sesi duyulsun, alınan bu karar yeniden değerlendirilsin. Yetkilileri öğrencilerin sesine kulak vermeye, bu mağduriyeti gidermeye davet ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Heval Bozdağ.
Buyurun Sayın Bozdağ. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, buraya gelen bir önceki araştırma önergesi de bu araştırma önergesi de ciddiyetle ele alınırsa Türkiye'nin, ülkenin sorunlarına bazı çözümler üretilebilir hatta belki de bütünsel çözümlere ulaşmak mümkün. Neden?
Beyin göçü nedir? Beyin göçü niye var? Beyin göçü az gelişmişliğin göstergesi, sosyoekonomik geri kalmışlığın göstergesi, kötü çalışma koşullarının göstergesi, düşük ekonomik refahın göstergesi, tabii ki demokratik bir siyasi istikrarın olmadığının göstergesi; nitelikli, liyakatli eğitim ve araştırma olanaklarının olmadığının göstergesi. Bugün ülkede eşitsizlikler var, antidemokratik uygulamalar var. Peki, adalet? Adalet yok bu ülkede. Eğitimde fırsat eşitliği yok, birçok olanaksızlıkla mücadele etmek zorundayız. Emeğin, çalışmanın karşılığının olmadığı duygusu hâkim, "Okusak bile mülakatlardan eleneceğiz." duygusu var. Nepotizm var. Artık liyakat bir kriter olmaktan uzaklaşmış, biat ve sadakatin adı "liyakat" olmuş, nitelik aranmaz olmuş. Araştırmalara gerek var mı? Hepimiz bunu günlük yaşamımızda yaşıyoruz, akademide, sokakta.
Bakınız, yine de bir rapordan bahsedelim. Bilim Akademisinin 2024 Yılı Akademik Özgürlükler Raporu, Türkiye'nin niteliği değil niceliği ölçüt aldığını ifade ediyor. Yükseköğretim kurumlarının sayısı artıyor, öğrenci sayıları artıyor, öğretim görevlileri sayısı artıyor fakat dünya üniversiteleri içerisinde ilk bine girebilmek hâlâ büyük bir mesele. Biliyorsunuz, 2018 yılında direkt Cumhurbaşkanı rektörleri atamaya başladı ve üniversitelerin kurumsal özerkliği, bağımsızlığı da yok olmuş durumda. Türkiye akademik özgürlüklerin en çok kötüleştiği 10 ülke arasında, en alt yüzde 10'luk dilimde Afganistan'la birlikte yer alıyor. Avrupa Üniversiteler Birliğinin 2023 yılı Üniversite Özerklik Raporu'nda ise sondan 2'nci sırada. Bakınız, OHAL döneminde KHK'lerle yüzlerce akademisyeni ihraç ettiniz. Baskılar, ifade özgürlüğünün olmaması insanların ülkeyi terk etmesine neden oldu. Barışı, demokrasiyi savunmanın, özgür düşünmenin suç olduğu bir atmosferde, bilimsel desteklerin bile belli çevrelere verildiği üniversitelerde bilim yapmak, hele de politik baskılarla bunu sürdürmek imkânsız durumda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Bakınız, en çok göç edenler kimler diye baktığımızda, hekimler. 2024 yılında Türk Tabipleri Birliğine iyi hâl belgesi almak için başvuran hekim sayısı 2.692, 2025 yılında ilk on bir ayda bu sayı 2.085, iyi hâl belgesi alan hekimlerin 1.116'sı ise pratisyen hekim; bu ülkede uzmanlık eğitimi almak istemeyen, oranın zorlu koşullarını gören ve umudu dışarıda arayan hekimler. Son TUS kontenjanları zaten birçok şeyi gösteriyor; ana branşlar, cerrahi branşlar maalesef ki boş kalmış durumda. Hekimler neden göç ediyorlar? Bakınız, ülkenin bütün sorunları aslında burada özetlenebilir: Kötü çalışma koşulları, kariyerden memnuniyetsizlik, şiddet. Bakınız, tıp öğrencilerinin daha tıp eğitimi boyunca yüzde 36'sı şiddete maruz kalıyor, yüzde 71'i ise şiddete tanıklık ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Bu ülkenin özgürlüklere ihtiyacı var, demokrasiye ihtiyacı var ve barışa ihtiyacı var, tabii ki emeğin hakkının görülmesine ihtiyacı var; bu şekilde belki göçleri engelleyebiliriz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Özcan, buyurun.
GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
AKP'nin kara düzeninde açlık sınırı 35 bin lira, yoksulluk sınırı 114.500 liradır. Buna karşılık milyonlarca işçi 28 bin liralık asgari ücrete mahkûmdur. Enflasyon, basit bir istatistik değil çocukların ertelenen ihtiyaçlarının, ay sonunu getirme telaşının, kira günü geldiğinde yaşanan çaresizliğin sebebidir. Talebimiz açık: Altı aylık enflasyon kaybı telafi edilmeli, buna yıllık enflasyon farkı eklenmeli ve üzerine yüzde 2,5 refah payı verilmelidir. Bu ülkede büyüyen pastanın hamurunu işçiler yoğuruyor, fırınını emekçiler yakıyor ama paylaşmaya gelince işçinin önüne boş tabak konuluyor. Bunu kabul etmiyoruz.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Fethi Açıkel.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FETHİ AÇIKEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'den yurt dışına yönelen beyin göçünün, yetenek göçünün ve Türkiye'nin yüksek nitelikli insan gücü açığının araştırılması amacıyla İYİ Parti tarafından verilen Meclis araştırması önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.
Konuşmamın hemen başında AKP'nin zalim kara düzeninde kendilerine verilen ücret ve istihdam sözleri tutulmadığı için açlık grevine gitmek zorunda kalan Atatürk cumhuriyetinin öğretmenlerini, ters kelepçeyle gözaltına alınan ve üzerlerine biber gazı sıkılan tüm öğretmenlerimizi ve kendilerine "Giderlerse gitsinler." denilen mühendislerimizi, teknisyenlerimizi, doktorlarımızı ve hemşirelerimizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, üzülerek belirtmek zorundayım ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha 2018 yılında, beyin göçü ve artan emek açığıyla ilgili olarak kamuoyuna sunduğumuz raporun üzerinden sekiz yıl geçti. Ancak AKP iktidarında beyin göçü ve artan yetenek açığı konusunda kayda değer gelişmelere tanık olamadık.
"Cumhuriyetimizin yetenek sahibi gençleri neden yurt dışına gitmek için çaba içerisinde?" diye sorduğumuzda şunu görüyoruz: Türkiye'de katma değer yaratan meslekler ve üretici orta sınıflar âdeta tasfiye edilmiştir. Diplomalı gençler, AKP'nin zalim kara düzeninde hiçbir biçimde ev sahibi olamayacağını, Avrupa'dan 2-3 katı fiyata araba sahibi olabileceğini, 2 katı fiyata teknolojiye ve cep telefonuna erişebileceğini ve astronomik fiyatlarla çocuklarını kreşe ve özel okullara gönderebileceğini görüyor. Çok daha pahalıya tatil yapıyor, çok daha kalitesiz bir şekilde besleniyor. Kendisiyle alay edilir gibi 3 çocuk sahibi olması tavsiye edilirken evlenemiyor, evlense dahi çocuk yapamıyor, çocuk yapsa bile çocuklarına gerekli imkânları sunamıyor. Türkiye'nin nüfus krizi de beyin göçü krizi de katma değer yaratamayan sanayi ve ekonomi krizi de bu yüzdendir. Yetenekli gençler bu yüzden Batılı ülkelere yüzlerine dönüyorlar.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de artık emeğiyle geçinebilen orta sınıf neredeyse tasfiye olmuştur. Aksine AKP orta sınıfı ortadan kaldırıp toplumu âdeta kastlaştırmıştır. Kastlaştırdığı Türk toplumunda liyakatli ve yetenekli meslekler parya muamelesine reva görülmektedir. Boğaziçinin, ODTÜ'nün, Mülkiyenin hocaları göz altına alınmaktadır, daha bu sabah Emel Hocamızda olduğu gibi. Gazeteciler hapse atılmakta, Cumhurbaşkanı adayları hukuksuz biçimde suçlanmaktadır.
Gençlerimiz, AKP'nin geçtiğimiz yirmi beş yılda katma değer yaratabilecek beceriye sahip bir düzen yerine usulsüz ihale ve rantiye kapitalistlerinin, kara para baronlarının, borsa simsarlarının, çocuk yaştaki mafya katillerinin, uyuşturucu tacirlerinin ve vize harç komisyoncularının Türkiye'nin üzerine bir karabasan gibi çöktüğünü görmektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FETHİ AÇIKEL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beyin göçünün çaresi, AKP'nin yirmi beş yılda inşa ettiği neoliberal vahşi kapitalist rantiye rejimi değildir; bunu gençler görüyor. Çare, AKP'nin Şark tipi bir Doğu despotizmi de değildir. Çare, Atatürk cumhuriyetinin gençlerin kişiliğine, emeğine, özgürlüğüne, mesleğine saygı duyan aydınlanma felsefesidir. Çare, millî iradedir. Çare, derhâl seçimdir.
CHP Grubu olarak İYİ Partinin önerisini destekliyoruz.
Yüce Meclisi ve cumhuriyetimizin gençlerini sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Orhan Erdem.
Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) - Sayın Başkan, çok değerli Gazi Meclisimizin milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İYİ Partinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.
Hiçbir ülke yüksek vasıflı iş gücünü kaybetmek istemez. Ülkemizde de bu konu çokça dillendirilmekte, ara ara basında, önergelerle bu şekilde biraz da abartılarak siyasallaştırılmakta ve gündem edilmekte. İyi niyetle bakıyorum, tabii ki tekrar diyorum: Hiçbir ülke yetişmiş insanını kaybetmek istemez.
Biz şöyle bakıyoruz: Ülkemizin doğal gaz, petrol gibi çok büyük yer altı zenginlikleri yok. Bizim bir tek zenginliğimiz var, insan kaynağımız ve bunu da kaybetmemek için elimizden geleni yapıyoruz. Kaldı ki petrolü, doğal gazı, yer altı zenginlikleri olan ülkelerin insan kaynağı olmadığında da perişan olduğunu görüyoruz; işte, Irak, İran, hemen yanımızdakilerin durumu. Ayrıca, bu konu, dünyanın birçok ülkesi için de dikkatle takip edilen bir husus; Hindistan, Çin en çok buna maruz kalan ülkeler.
Ülkemiz bu konudaki değerlendirmelerde geriye dönüş ve farklı ülkelerin de bilim insanlarını ülkemizde katmak için çok önemli projeler yürütüyor. Şu ana kadar 4.600 yabancı teknoloji uzmanını TÜBİTAK yoluyla veya Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı üzerinden Türkiye'ye geri kazandırmışız. Yine, TEKNOFEST gibi çok önemli projelerle gençlerin ülkelerindeki bu gelişime katkı sunmaları amacıyla devamlı projeler yürütülüyor.
Şimdi, elimizdeki rakamlara da baktığımızda -bütçede de görüştük, hatırlatma olsun- Sağlık Bakanlığının 234 bin hekimi var, doktoru var. 2025 yılında ülkemizden ayrılıp yurt dışına giden kişi sayısı 412; 2025 yılında ülkemize geri dönen doktor sayısı 249. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından bir veri var, ASELSAN çok gözde bir kurumumuz; 50 mühendis ayrılarak yurt dışına gitmiş ama tersine 125 mühendis ülkesine katkı vermek için geri dönmüş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ORHAN ERDEM (Devamla) - Yine, Akkuyu'da işte görüyoruz, 300 Türk mühendis eğitim alıp geri geldi. Bu gidişler sadece ülkeden gitmek değil; bilim ve teknolojide farklı tecrübeleri de katarak ülkeye dönmek adına da olabiliyor.
Şimdi ben size soruyorum: Böyleyse, seksen yılda kazanılanın üzerine millî gelirde 6 kat, ihracatta 8 kat, turizmde 6 kat, savunma sanayisinde 42 kat, AR-GE'de 18 kat gibi büyük bir gelişimi nasıl sağladık böyle bir insan gücümüz gittiyse? Yine, millî savunmada yerlilik oranını yüzde 20'lerden yüzde 83'e ve otomotiv üretiminde Avrupa'da 4 ülkeden biri olmuşuz. Bunlar da gösteriyor ki abartıldığı kadar değil.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.47
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.10
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Hatay), İshak ŞAN (Adıyaman)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım.
Öneriyi okutuyorum:
23/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 23/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
23 Haziran 2026 tarihinde Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi ve arkadaşları tarafından -18627 grup numaralı- Özel Batman Şifa Bakımevinde yaşanan işkence ve istismarın araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 23/6/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilan Kunt Ayan.
Buyurun Sayın Ayan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, DEM PARTİ olarak sunmuş olduğumuz bu araştırma önergesi aslında ülkede en korunmasız durumda bulunan engellilere, yaşlılara ve bakıma muhtaç insanlara reva görülen insanlık dışı muamelenin utanç verici tablosudur. Neyden bahsediyorum? Batman'daki Özel Şifa Bakım Merkezi'nde yaşananlardan bahsediyorum. Eminim ki burada oturan birçok arkadaş ne olduğundan bittiğinden haberdar bile değildir. Büyük bir kısmı da ilk defa şimdi burada duyacak. Ne yaşandı, neden yaşandı, neden bunları duymuyorsunuz? Bu bakım merkezinde oluşan olaylara müdahale etmeyen zihniyet, açığa çıktıktan sonra ne yapıyor? Yayın yasağı getiriyor, RTÜK bütün haberleri kaldırıyor ve dosyada gizlilik kararı veriyor ve hâliyle Türkiye kamuoyunun bunu duymasına engel oluyor.
Bakın, arkadaşlar, insanlığın bittiği noktadan bahsedeceğim ben size. Bu bakımevi olarak isim verilen Şifa Merkezi'nde, bizim adına "işkence evi" dediğimiz yerde ne yapılmış biliyor musunuz? 2025 yılının Ekim ayında bu kurumun eski bir çalışanı Batman Jandarma Komutanlığına gidiyor. Korkunç bir ihbarda bulunuyor, burada bir engelli yurttaşın ellerinin ve ayaklarının çarşaflarla bağlandığından, kangren olduğundan, yaşamını yitirdiğinden, ölüme sürüklendiğinden ve bu olayın üstünün kapatıldığından bahsediyor. Peki, Jandarma ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor arkadaşlar. Savcılık ne yapıyor? Hiçbir şey yapmıyor. Bakanlık peki? Ancak güzellemeler yapmakla meşgul, o da hiçbir şey yapmıyor. Daha sonra, aradan beş ay geçiyor, 19 Mart 2026 tarihinde aynı kurumda çalışan 2 kişi tekrardan Jandarmaya gidiyor. Diyor ki "Bu kurumda insanlara lağım suyu içiriliyor, kaynar suyla yıkanıyorlar, elleri ayakları bağlanıyor ve dövülüyor." ve devam ediyor "Bu kurumda cinsel saldırılar var ve üstü kapanıyor, kamera kayıtları siliniyor." ve öteye gidiyor, diyor ki "WhatsApp grubunda bu yapılan işkencenin, eziyetin bir de esprisini yapıyorlar." Bakın, bu söylediklerimin hepsi dosyada mevcut ve dosyadan aldığımız bilgilerle bunları size söylüyoruz. Peki, ben buradan soracağım: Sizce bu az önce anlatmış olduğum, sıralamış olduğum hususları bu kişilere uygulayan kişiler mi tek başına sorumludur? Tek fail onlar mıdır? Elbette ki değildir. Bu işin faillerinden biri, bu işin sorumlularından biri Emniyettir arkadaşlar, savcılıktır, Bakanlıktır, iktidardır; hiç kusura bakmayın çünkü bu, münferit bir olay değil ağır ihmallerin olduğu bir olay silsilesidir.
Evet, arkadaşlar, bu olaylar elbette duyulduktan sonra aileler partimize ulaştı ve her yeni olayda ucu bucağı olmayan iddialarla karşı karşıya geldik. Bir tane aile diyor ki "Oğlumuz Ahmet 2021 yılında bu kurumda kalırken yaşamını yitirdi. Bize 'Boğazına kemik kaçtı' dediler. Biz cenazesini aldığımızda üzerinde morluklar vardı. 'Bunlar ne?' deyince 'Kendisi yaptı.' dediler." Bir başka aile diyor ki "Oğlumuz Yusuf 2024 yılında bu kurumda kalırken yaşamını yitirdi. Cansız bedenini elimize verdiler. Ne olduğunu sorduğumuzda "Boğazına portakal kaçtı.' dediler." Bakın, bahaneler aynı, yalanlar aynı, sıraladıkları durumlar da aynı ama gelin görün ki bu iddialar böyle de bitmiyor. Bu kurumda 2 kadının taciz edildiği, tecavüz edildiği iddiası var. Yine bu kurumda bir engelli kadının kürtaj edildiği iddiası var; böylesi vahim bir tablo. Fakat bunun karşılığında soruşturmalar açılmış mı? Hayır, açılmamış. Yerel basın bir haber yapıyor, bunun üzerine Batman Barosunun ilgili avukatları durumdan haberdar oluyor, İnsan Hakları Derneği haberdar oluyor, TJA aktivistleri haberdar oluyor ve işin peşini bırakmıyor ve ne oluyor? Tam dokuz ay sonra, böylesi vahim bir olayda dokuz ay önce ihbar olmuş olmasına rağmen 84 kişi gözaltına alınıyor, 16 kişi tutuklanıyor. Tutuklananlar arasında kim var? Batman Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdür Yardımcısı var, İl Müdürlüğü personelleri var. Peki, onlara bağlı olan birim neresi? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı; tek bir açıklama yapmıyor, başını kuma gömmüş âdeta. Soruyoruz buradan "Atayan sizsiniz, koruyan da sizsiniz; peki, ortaya böylesi durumlar çıktığında neden sorumluluğu almıyorsunuz? Neden bu kadar suspus oluyorsunuz?" diye.
Bakın, arkadaşlar, buradan açıkça ifade edelim, her olayda "Müfettiş atadık, titizlikle bu durumu inceliyoruz." diyen ve hesap vermekten çekinenlere, sorumluluk almaktan çekinenlere biz buradan sesleniyoruz: Hiç kusura bakmayın, bu yönlü, böylesi durumda, hesap verilmemesi hâlinde sizin müfettişlerinize güvenmeyeceğiz, sizin "titizlik" dediğiniz durumun insafına bırakmayacağız ve sonuna kadar bu dosyanın peşine gideceğiz. Tam da bu sebepten ötürüdür ki Batman Adliyesinin önünde, TJA öncülüğünde ve DEM PARTİ Kadın Meclisimizin de içerisinde bulunmuş olduğu bir adalet nöbeti başladı ve bu nöbet, bakıma muhtaç insanlar adına bir insanlık ve vicdan nöbetidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Bu nöbet, insanlık onurunu, insanların yaşamını üç kuruşluk para uğruna yok sayanlara karşı halkın nöbetidir. Bulunduğumuz her yerde TJA'nın başlatmış olduğu bu nöbeti büyüteceğiz ve Özel Şifa Bakım Merkezinde yaşananların tamamının ortaya çıkarılması, yine sorumluların hak ettiği cezaları alması için de böylesi insanlık dışı muamelelere hiçbir yerde cesaret dahi edilmemesi için de bütün Genel Kurulu önergemize destek vermeye davet ediyoruz.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Aydın...
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Boğazın 9 boğum olduğunu ifade etmenin bir esbabımucibesi yani önemli bir nedeni bulunmaktadır; uyarı niteliği taşıyan bu ifadede amaçlanan şey, bir ok misali insanın ağzından çıkacak her sözü ölçüp biçip ve tartarak söylemeyi öngörmektedir. Bu temel ilke ve düstura rağmen toplumumuzda son zamanlarda isteyerek veya istemeyerek bazı sektörlerde simge isim hâline gelmiş şahsiyetlerin veya -sözüm ona- sanatçıların bir anı, hikâye, fıkra veya anekdot adı altında ifade ettikleri hakaretamiz örneklere maalesef tanıklık etmekteyiz. Bunun son örneğinde muhatap olarak kadim şehrim Erzurum'un önemli gönül insanı, kültür elçisi ve manevi değeri Naim Hocamızın asla ismi ve söylemleriyle müsemma olmayan "küfürbaz" gibi alçak bir kavramla bir araya getirilmeye çalışıldığını görmekteyiz. Bu seviyeden yoksun ifadenin muhatabına aslında rahmetli büyüğümüz uyarı niteliğindeki veciz ifadesiyle cevap vermektedir: "Söz kantardır, insanı tartar; iyi konuşursan şerefin artar, sükût edersen vakarın artar, yalan söylersen ocağın batar."
Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Seçildiğim günden bu yana bu Mecliste Nizip Çayı'nı defalarca gündeme getirdim. Onlarca yıldır onlarca söz verildi ama Nizip Çayı'ndan hâlâ zehir akıyor. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi'nden arıtılmayan ya da yetersiz arıtmayla deşarj edilen kimyasal atıklar Nizip Çayı'na karışarak yaklaşık 30 köydeki hayatı ve tarımı durma noktasına getirmiştir. Bir zamanlar balık tutulan derelerde şimdi kimyasal akıyor; tarlalar, bahçeler heder oldu, kokudan durulmuyor, hayvanlar ölüyor; burada yapılan sulamayla insan hayatı tehlikeye atılıyor. Şehrin zengini para kazanırken Nizip köylülerinin hayatı mahvoluyor. Yıllardır bu sularla kirlenen toprakların da temizlenmesi gerekiyor. Daha kaç insanımız hasta olacak? Daha kaç insanımız kanserden ölecek?
Teşekkür ederim.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ergene de aynı, Ergene de!
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Buyurun Sayın Ekmen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Batman'da yaşanan Özel Batman Şifa Bakım Merkezindeki olayların araştırılması nedeniyle verilen bu Meclis araştırması önergesini desteklediğimizi ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Bazen önümüze bazı haberler düşüyor ve bunu gündelik yoğunluk içerisinde okuyup geçiyoruz, bazen de bazı vakaları bir istatistik olarak değerlendiriyoruz ama Batman'daki olayı, kendi yakınlarımızdan, hatta bırakınız yakınımızı tanıdığımız insanların birisinin dahi başına gelecek olduğunda nasıl vahim bir olay olduğunu şöyle birkaç hatırlatmayla sizlere sunmak istiyorum: Olayların başlangıcında, elleri ve ayakları bağlandığı için kangren olarak ölen bir kişiden bahsediliyor, ardından hastalara lağım suyunun içerilmesi -yani bu artık eziyet amaçlı özel bir saldırıdır, işkencedir- sistematik olarak fiziksel ve psikolojik şiddet uygulandığı, cinsel saldırı vakalarının yaşandığı gösteriliyor. Herhangi bir devlette böyle bir olay olabilir mi? Farz edelim ki bütün alınan tedbirlere rağmen olabilir ama bu olay Jandarmaya yansıdığında Jandarmanın ilk başta duyarsız kaldığı anlaşılıyor ve kamuoyuna yansıdığında da devletin veya devlet görevlilerinin ilk aklına gelen yayın yasağı almak oluyor. Ya, bu insanlar bu eziyetlere maruz kalırken utanmadınız da bu meseleler konuşulurken mi utandınız ya da mahcubiyet hissettiniz de yayın yasağı kararı aldırıyorsunuz?
Bir defa bu olayın Özel Batman Şifa Bakım Merkezi özelinde değerlendirilmemesi gerekiyor, Batman'daki diğer bütün bakım merkezlerinin bir soruşturma kapsamına alınması gerekiyor ve az sonra vereceğim örneklerden de anlaşılacağı üzere, tıpkı Kartalkaya yangınında olduğu gibi bu olay bir vesile kabul edilerek Türkiye'deki bütün bakım merkezlerinde yaşanan sorunlar insani bir şekilde ve idarenin sorumluluğu açısından merkeze alınarak bir soruşturma konusu yapılmalıdır Sayın Yenişehirlioğlu.
Bakın, 2026, İstanbul Beylikdüzü'nde kötü muamele ve şiddet iddiaları; 2026, Bursa İnegöl'de şüpheli ölüm vakası; 2025, İstanbul'da yaşlı bir hastaya yönelik şiddet görüntüleri; 2025, Gaziantep'te engelli bakım merkezinde engelli bireyin darbedildiği örneği; 2025, İstanbul Beylikdüzü'de çocukların çıplak bırakıldığı, dışkı yedirildiği, darpedildikleri ve şüpheli ölümün yaşandığı bir vaka; Sakarya Arifiye'de otizmli Musti'nin bakımsızlıktan ve dövülerek öldürüldüğü iddiası; Niğde'de Engelsiz Yaşam Merkezinde 9 yaşındaki bir çocuğun şiddet sonucu öldüğü; İstanbul özel bakım merkezinde engelli bireye saldırı; İstanbul özel yaşlı bakım merkezinde yaşlı bireylere kötü muamele; Antalya'da bıçaklı saldırı; Tekirdağ özel bakım merkezinde şiddet; Erzurum'da cinsel istismar, şiddet, ilaçların usulsüz kullanımı; Gaziantep'te 2 çocuğa kötü muamele...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Anadolu Ajansı'nın bir haberine göre Türkiye'de 324 bakım merkezi var ve sadece basit bir Google taramasıyla neredeyse her 10 bakım merkezinden 1'inde bu olayların yaşandığını görüyoruz. Bir altyapı sorunu mu var, gözetleme sorunu mu var, denetim sorunu mu var, yoksa cezaların ve idari yaptırımların caydırıcı olmamasından kaynaklanan meseleler mi var? Hem uygulamanın hem idari mevzuatın hem de ceza mevzuatının 360 derecelik bir bakış açısıyla tartışılması ve devletimize, bize emanet edilmiş bu korunmasız ve savunmasız kişilerin bir daha böyle bir muameleye maruz kalmaması için araştırma önergesi teklifimizin kabulünü Sayın Yenişehirlioğlu, sizden özel olarak istirham ediyoruz. Bu siyasi bir mesele değildir, derin bir vicdani ve insani meseledir.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.
Buyurun Sayın Taşcı. (İYİ Parti, AK PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz devletimize güvenmek istiyoruz, Anayasa'ya göre, her bir vatandaşının yaşama hakkını korumakla görevli, her bir vatandaşını sağlıklı olarak yaşatmakla yükümlü olan devletimize güvenmek istiyoruz, yüzyıllardır yönetim felsefesini "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." şeklinde ifade eden devletimize güvenmek istiyoruz. Mesela, önümüze böyle bir önerge geldiğinde devletin ilgili kurumlarının, devletin herhangi bir vatandaşına dönük ihmale, istismara, zulme kayıtsız kaldığı ve dahi üzerini örttüğü iddia edildiğinde bir an dahi tereddüt etmeden "Olmaz." diyebilmek istiyoruz "Bu ülkede böyle şey olmaz, velev ki oldu, kimse sessiz kalmaz. Devletimiz var bizim, hakkımızı korur, hukukumuzu korur, mağdurun, mazlumun yanında durur, zalimi kayırmaz." demek istiyoruz ama ne yazık ki diyemiyoruz. Gülistan Doku'nun katillerinin nasıl korunduğunu gördükten sonra, Sinan Ateş'in azmettiricilerinin nasıl kollandığını gördükten sonra, Rabia Naz'ın, Rojin Kabaiş'in hayatları gibi ölümlerinin de nasıl sahipsiz kaldığını gördükten sonra "Bunlar bu ülkede asla olmaz, yaşanmaz." diyemiyoruz "Olduysa yapanların yanına kâr kalmaz." diyemiyoruz. Bu sebeple, Batman'daki özel bakımevinde yaşandığı iddia edilen her bir dehşetengiz iddianın hiçbirimizin kafasında soru işareti kalmayacak şekilde araştırılmasını, aydınlatılmasını istiyoruz. Bunu niye istiyoruz? Bahse konu iddialar yani darp, yani cinsel saldırı, yani işkence suç olduğu için, suçlular cezalarını çeksin diye istiyoruz, adaletin ancak suç ve ceza arasındaki denge sağlanırsa tecelli edebileceğine inandığımız için istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, sorarım size: Batman'da iddia olunan suçları işleyebilmiş bir caninin yeri neresidir? Sokaklarımız mıdır yoksa bir cezaevi hücresi midir? Böyle bir cani için özgürlük ister misiniz mesela? İstemezsiniz diye düşünüyorum. Öyleyse bu suçları, bu suçların katbekat ağırlarını kadın, çocuk, bebek, yaşlı binlerce insanımıza karşı binlerce kere işlemiş, işletmiş bir caniye nasıl özgürlük isteyebiliyorsunuz? İstenmesine nasıl sessiz kalabiliyorsunuz? İşte, biz arkadaşlar, kendi mahallesinin katilini, kendi inancının canisini, kendi ideolojisinin zalimini işlediği bütün suçlara rağmen kahramanlaştıran, kendi teröristine cezasızlığı hak sayan bu ikiyüzlülüğe bayrak açıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
Türk milletinin etnik köken, din, cinsiyet ayırmadan 50 binden fazla insanını katletmiş bir terör örgütünün katilbaşının da layığının özgürlük değil en ağır ceza olduğuna inandığımız için, o katilin, katlettiği masumların, mazlumların ülkesinde, o masumların, mazlumların gezemediği sokaklarında cirit atmasına razı olmadığımız için, Türkiye'nin evlatlarımızın katillerinin sokaklarımızda dolaşabileceği değneksiz bir köy olmadığını göstermek için cumartesi günü Tandoğan Meydanı'nda bu gayrimillî isyan girişimine millî bir başkaldırıyla bayrak açıyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Murat Çan.
Buyurun Sayın Çan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bundan bir ay kadar önce, partimin görevlendirmesiyle, iki günlük bir çalışma ve değerlendirme amaçlı Batman ziyaretim olmuştu, tabip odası dâhil bütün meslek odalarını, sağlık emek örgütlerini ve sağlık paydaşlarımızı ve diğer sivil toplum kuruluşlarını ziyaret etmiştim. Bu olaya birazdan değineceğim ama Batman'da sadece sağlıkla ilgili değil ekonomiyle ilgili, tarımla ilgili, gençlerin istihdamıyla ilgili, ihracat rakamlarıyla ilgili çok büyük sıkıntı var, devlet orada yok; Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kuruldu ama Batman'a o Komisyondan önce gitmesi gereken devlet orada yok.
Bu grup önerisi çok önemli iddialar içeriyor, önemsenmediğini görüyoruz. Burada konu konuşulurken, önerinin sahibi milletvekilimiz konuyu anlatırken iktidar partisinden hiçbir dikkat, ses, önemseme emaresi görülmedi. Biz şunu biliyoruz: Üç yıllık bu 28'inci Dönemde sağlıkla ilgili ve sosyal hizmetlerle ilgili önümüze çok vaka geldi. Hastaların damarına antifriz enjekte edildi, diyaliz hastalarına antifriz enjekte edildi -denetimsizlikten- AKP'den çıt yok. Yenidoğan çetesini araştırdık, onlarca sayfa muhalefetimizi yazdık, komisyon kendi değerlendirmelerini yazdı, yapılması gerekenleri yazdı, denetim yok. Onlarca çocuğumuz maalesef vefat etti, kaybettik; resmen cinayetti. Hayatlarının en üretken çağındaki gençlerimiz, erişkin çağındaki vatandaşlarımız tatil için gittikleri Bolu Kartalkaya'da -az önce değinildi- hayatlarını kaybettiler, 78 kişi, yarısından çoğu çocuk ve kadın; sizden çıt yok. Ne yapıyorsunuz peki? Sadece ve sadece bir suçlu arama peşindesiniz.
Gelin, bugün bu konuyu enikonu değerlendirelim, tüm Türkiye'de olduğu gibi Batman'daki Özel Şifa Bakım Merkezindeki bu konuyu bir araştırma komisyonuna çevirelim ve buradan vatandaşımız bir fayda görsün.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sağlığın her alanında olduğu gibi bakım ve rehabilitasyon alanında da kamucu bir anlayışla soruna bakılmasını, sorunun kamucu anlayışla ve tek sağlık sistemi üzerinden yönetilerek çözülmesini öneriyoruz ve kabul ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MURAT ÇAN (Devamla) - Ancak AKP iktidarı, sizler bunu önemsemeyeceksiniz, yirmi üç yıllık sağlık politikanız bugün de ispatlandığı üzere çökmüştür, gidicisiniz.
Az önce çok sayıda telefon aldım bu bakım merkezleriyle ilgili, son dönemde çok sayıda ruhsatın el değiştirildiği söyleniyor, sebep şu: Şartlar zorlaştırıldı, ruhsatlar el değiştirildi. Şimdi, şartlar gevşetildi, bir çantacılık, torbacılık üzerinden yüzde 20, toplamda da 20-30 milyon komisyonlarla, yandaşlarınızın marifetiyle bakım merkezlerinde ruhsatların el değiştirildiğini biliyoruz. Gelin, bu konuyu araştıralım, hem denetimini araştıralım hem bakım merkezlerinin işleyişini ve insan sağlığına, sosyal hizmete daha fazla faydalı olacak hâle getirilmesini sağlayalım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Fatma Öncü.
Buyurun Sayın Öncü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Başta, Kırıkkale'de hayatını kaybeden vatandaşımıza ve Van'da görevini gerçekleştirirken hayatını kaybeden şehidimiz Samet Karabulut'a Allah'tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Bildiğiniz gibi, DEM PARTİ Grubunun özel bakım merkezleri ve Batman'daki spesifik konuyla ilgili önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Şimdi, arkadaşlar, görüyorum ki yine geçmişteki sosyal çalışmalarda olduğu gibi bunda da yeterince bilgiye sahip değil arkadaşlarımız. Az önce Cumhuriyet Halk Partili milletvekili hatip arkadaşımız bizim grubumuza dönerek birçok konuda, efendim, işte, "Ruhsatlar el değiştiriyor, para dönüyor..."
Beyefendi, değerli kardeşim; ben Bakanlıkta çalışırken özellikle bu alana çalıştım.
MURAT ÇAN (Samsun) - Genel Kurula hitap edin, oldu mu.
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Standartlar Yönergesi'ni biz getirdik. Şu andaki ruhsatlar Standartlar Yönergesi'ne uygun olmak zorunda olduğu için, bu şartları taşıma şartı getirildiği için el değiştirmek zorunda kalıyor.
Şimdi, gelelim, özel bakım merkezlerin nasıl hareket ediyor? 2005 yılı itibarıyla bizler Engelliler Hakkında Kanun'u çıkardıktan hemen sonra 2006'da yeni bakım modelleri geliştirdik. Ne dedik? Dedik ki: Öncelikle ailenin yanında bakım modelini ön plana çıkarmaya çalışalım, ailenin yanında bakım alamayan engellilerimizin de gerek kamu kurumları aracılığıyla gerekse özel bakım merkezleriyle bakım işlemini görelim. Peki, bakımdan hizmeti nasıl verebiliriz engelliye? Öncelikle bunu bir netleştirmemiz netleştirmemiz lazım. Şimdi, bir engelli başta ağır engelli olmak zorunda. Bunu bulunduğu ildeki sağlık kurulundan ağır engelli raporunu alarak tamamlayacak. Arkasından bu engelli arkadaşımızın ekonomik muhtaçlık sınırında olması gerekiyor. Nedir bu? 1 asgari ücret standardını ailenin yaşam şeyine bölüyoruz, üçte 2'si oranında düşükse ona göre muhtaçlık statüsünden yararlanarak tüm ücretleri devlet tarafından -gerek özel bakımlarda gerek kamu kurumu bakımlarında- karşılanan bir bakım modelini uyguluyoruz. Efendim, bu bakım modelini uygularken zihinsel, ruhsal ve ortopedik olmak üzere 3 kurumu ayrı ayrı değerlendiriyoruz.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Dokuz ay boyunca herhangi bir işlem yapılmamış. Konuya gelin, top çevirmeyin, konuya gelin ya!
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Zihinsel olan ortopedikte kalamaz, ruhsal olan zihinselde kalamaz;, kati ve katiyen.
Söz konusu Batman'daki konu...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Öncü, konuya gelin, konuya. Tecavüz iddiaları var, cinsel iddialar var, konuya gelin.
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Arkadaşım, lütfen müsaade edin. Lütfen...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Hayır, müsaade değil, dakikanız kalmadı, top çevirmeyin.
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - 2010 yılında ruhsatını verdiğiniz işletmeden bahsediyoruz. Bu işletmeye 2010 yılında ruhsat vermişiz değerli arkadaşlar. İşletme ruhsal, zihinsel bir işletme. 2 çıkış kapısı olan bir işletmeden, 88 hastanın, bireyin hizmet aldığı bir işletmeden bahsediyoruz ve nitekim operasyon yapıldığında... Az önce hatibimiz diyor ya "Hiçbir şey yapmamışlar, herkes uyumuş." şöyle böyle...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Dokuz ay, dokuz ay! Söyleyin, iki dakikanız kaldı, hadi!
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Ben size anlatacağım neler yapıldığını ama onun öncesinde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Çok hızlı yönetmem lazım çünkü vakit yok.
451 bakım merkezinde 38 bin engelli bireye hizmet veriyoruz ve arkadaşlar, 18 bin personel istihdam ediliyor. Lütfen, eleştirilerinizi yaparken masumiyet karinesini göz önünde bulundurarak yapın.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Ya arkadaşım, taciz iddiası var, tecavüz iddiası var; görüntüler var ortada ya! Hikâye anlatmayın, aynısını yapıyorsunuz işte?
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Bu alanda hizmet veren o kadar değerli kardeşlerimiz var ki ben her birine buradan teşekkür ediyorum çünkü çok zor bir alan.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Bakanlık neyse siz de osunuz işte, savcılık neyse siz de osunuz işte!
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Öyle oturduğunuz kırmızı koltuklarda zihinsel ya da ruhsal ya da bedensel engelli süreci yönetilmiyor; çok zor. Anne babanın bakmak istemediği bir kitleye bakıyoruz, kolay değil. Evet, devlet olarak bu sorumluluğu almışız. Aile Bakanlığı birinci denetmen. İkincisi kim? İl müdürü.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Ya, ne yapılmış dokuz ay boyunca?
FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Sonra, yılda en az 5 kez denetliyoruz ki bu kurumu da 2026'da 25'te geriye dönük tamamen denetlemişiz. Aksilikler var mı? Var. Savcılık bununla ilgili 88 kişiyi gözaltı yaptı, şu an 16'sı hakkında da soruşturma devam ediyor.
Değerli arkadaşlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Dokuz ay sonra neye yarar, dokuz ay sonra neye yarar! Dokuz ay geçmiş, 3 kişi ölmüş, tecavüz, taciz... Neye yarar! Hiç bir şeye yaramaz!
FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Arkadaşlar, şimdi bunu açıklamak zorundayım...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Hayır, hiç kusura bakmayın, hiç kusura bakmayın, cevap veremediniz.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Bakın, değerli arkadaşlar, dediğiniz kişi hastanede hayatını kaybetmiş...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - İhmali kabul ettiniz yani!
BAŞKAN - Bakın, Sayın Koçyiğit'e söz verdim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, Sayın Başkan, öncelikle iki sataşma oldu.
BAŞKAN - Kusura bakmayın, önce göremedim.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İki sataşma oldu ama şunu söyleyeyim çok uzatmamak adına, bir polemiğe de... Kötü söz sahibine aittir. Burada herkes kendine yakışan üslupta konuşur. Onun için, kendine yakışan üslupta konuşana bir şey demeyeceğim, kendini ona layık görmüştür deyip geçeceğim.
İkincisi, hafta sonu yapacağımız mitingler var. Bu mitingleri bu ülkenin barışı, demokrasisi, eşitliği, özgürlüğü ve bir arada yaşama iradesi için yapıyoruz. Bu anlamıyla, bu mitinglerimizi kriminalize etmeye çalışan, hedef göstermeye çalışan anlayışa karşı da barış aklını büyütmeye, demokratik yaklaşımı büyütmeye, eşit, özgür bir toplumu inşa etmeye herkesi davet ediyoruz. Bu provokatif yaklaşımlara karşı, bu hedef gösteren yaklaşımlara karşı hakkın, hukukun, adaletin, eşitliğin, özgürlüğün yanında herkesi yer almaya da davet ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Diğeri, şimdi AK PARTİ'li hatip konuştu, vallaha dört dakikasını bize mevzuat anlatarak bitirdi, ne kadar güzel bir iş yaptıklarını anlattı ama günün sonunda Batman'daki Özel Şifa Bakım Merkezindeki iddialara dair tek bir cümle kuramadı. Dokuz ay önce yapılan ihbarın jandarma tarafından neden değerlendirilmediğine, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının neden orayı yeterince denetlemediğine, bütün bu olaylar olurken kamunun, bürokrasinin neden buna göz yumduğuna, içerisinde kamu görevlilerinin de olduğu bu iğrenç olaya dair tek bir cümle kurmadı, onun yerine uzun uzun mevzuat anlattı, ne kadar zor bir iş yaptıklarını anlattı. Vallaha, kusura bakmayın, devlet olmak ciddiyet ister, bürokraside, yönetimde olmak ciddiyet ister ama en başta da etik ve ilkeli tutum almayı gerektirir. Siz bu etik tutumdan, ilkeli tutumdan uzaksınız, bunu da kabul edin.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
MURAT ÇAN (Samsun) - Başkanım...
BAŞKAN - Niye söz istiyorsun?
MURAT ÇAN (Samsun) - Bana sataşmada bulundu.
BAŞKAN - Kim sataştı sana?
MURAT ÇAN (Samsun) - Hatip.
BAŞKAN - Dur, bir inceleyeyim, söz vereceğim. MURAT ÇAN (Samsun) - İsmimi verdi "CHP'li bir üye" diye.
BAŞKAN - Bir dakika, inceleyelim, müsaade et.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
23/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 23/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Murat Emir |
|
| Ankara |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Mersin Milletvekili Talat Dinçer ve arkadaşları tarafından, Türkiye'deki emeklilerin yaşadığı ekonomik ve sosyal zorlukların araştırılması amacıyla 23/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1920 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 23/6/2026 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Talat Dinçer.
Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun vermiş olduğu emeklilerimizin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili önergenin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde 17 milyon emekli var. Bunlar emekli olana kadar otuz, kırk yıl faaliyet sürdürdükleri iş kolunda bütün gençliklerini, bütün hayatlarını buraya verdiler. Bu ülkenin dağını, taşını, toprağını alın teriyle, el emeğiyle yoğuran çiftçi emeklilerimiz var. Yine aynı şekilde, sabahın erken saatlerinden gecenin geç vaktine kadar ülkenin sokaklarını, caddelerini bekleyen ve siftah yapmadan akşama kadar dükkânını bekleyen esnaf emeklilerimiz var. Bununla beraber, yine her türlü iş kolunda, fabrikalarda zorlu şartlara rağmen hayatının en genç yıllarını çalışma hayatına veren işçi emeklilerimiz var. Yine bunlarla beraber, hayatının her devresinde kendi nam ve hesabına bağımsız çalışan ve bulundukları işlerde başarı sağlayıp prim ödeyen, devletine yükümlülüğünü yerine getiren emeklilerimiz var. Bu emeklilerimiz bizim geçmişimiz, emekliler bu ülkenin hafızası. Emeklilerimiz alın teriyle, el emeğiyle bu ülkenin kalkınması için mücadele eden insanlar. Ama gelin, görün ki bugünkü şartlarını ortaya koyduğumuzda maalesef emeklilerimiz büyük sıkıntı içerisinde. Her seferinde söylüyorsunuz: "Emeklileri ezdirmedik, emeklilerimizi ezdirmedik." Ya, emeklileri nasıl ezdirmedik değerli milletvekilleri? En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Bugün kentlerde ev kirası olmuş 20-25 bin lira. Yani daha maaşları yatmadan maaşın gideceği yer belli. Peki bu insanlar ne yiyecek, bu insanlar ne içecek, bu insanlar yaşamlarını nasıl sürdürecekler? Bunları hiç düşünmüyor musunuz? Yani günü geldiğinde hep söylüyorsunuz: "Emeklilere şunu verdik, bunu verdik..." Ya, emekliler TÜİK rakamına göre yaşamıyor değerli milletvekilleri; emekliler, sokakta pazarın enflasyonuyla yaşıyorlar; kasaba gidiyorlar, gıda enflasyonuyla yaşıyorlar; kiralarını ödüyorlar, kira enflasyonuyla yaşıyorlar; hastaneye gidiyorlar, sağlık enflasyonuyla yaşıyorlar. Bütün bunları dikkate aldığınızda emeklilerin o sizin verdiğiniz rakamlarla geçinmesi zaten mümkün değil ama siz hep şunları söylüyorsunuz: "Ülke kalkındı." "Ülke büyüdü." "Ülke gelişiyor." Ya, siz ülkenin gelişmişliğini gökdelenlerin yüksekliğiyle değil yani geçmişinizde emeklilere duyduğunuz saygıyla, onlara verdiğiniz hakla bir yere gelebilirsiniz. Bakın, TÜRK-İŞ bugün açlık sınırını açıkladı, 35 bin lira; yoksulluk sınırı 114.576 lira. Yani bu insanlar ne yapsın? Emekli hep şunu yapıyor: Daha maaşı yatmadan kiraya gidiyor, ondan sonra karta yükleniyor; e, kartın günü geliyor, bir yerlerden borç buluyor, onu kapatmaya çalışıyor. Hâl böyleyken nasıl yapsın bu emekli? Bu bir yaşam pozisyonu olamaz; bu, ancak ve ancak bu emeklinin içine düştüğü yoksulluk döngüsünün bir göstergesidir. Bütün bunları dikkate almamız lazım. Şimdi, bir taraftan şatafat devam ediyor, makam arabaları devam ediyor, 3-5 yerden maaş almalar devam ediyor bir taraftan bakıyorsunuz, emekli kuru ekmekle yaşam mücadelesi veriyor. Yani bunu vicdanınız nasıl kabul ediyor? Yani bu halk bizim halkımız değil mi? Bu emekliler bizim emeklilerimiz değil mi? Bunları sorgulamak suç mu? Bunları burada sürekli dile getiriyoruz, acaba biraz insafa gelir de bu emeklilerin durumunu biraz düzeltir misiniz diye her konuşmada, her platformda dile getiriyoruz ama maalesef iktidardan tek ses çıkmıyor.
TÜİK'in verdiği makyajlı, boyalı rakamlarla bu insanları yoksulluk sınırının da altına ittiniz. Bu insanlar kuru ekmeği bulamaz duruma geldi, torununun karşısına çıkamaz duruma geldi, evine 1 kilo et alamaz duruma geldi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TALAT DİNÇER (Devamla) - Bütün bunları gözeterek bu emeklilerin durumunun düzeltilmesi gerekmiyor mu?
Diğer taraftan -siz dediniz ki, hiç unutmuyorum- AKP Genel Başkanı Kayseri'de 6 Mayıs 2023'te dedi ki: "9000 prim gün sayısını 7200'e düşüreceğiz, söz!" Ne yaptınız? BAĞ-KUR sigortalılarını kandırdınız mı? Bugüne kadar hep siz kandırılıyordunuz, herhâlde bu sefer de siz kandırdınız ama bu halk bunu unutmaz. Bu 7200 prim gün sayısı esnaf için, esnaf BAĞ-KUR'lular için oldukça önemli; hayatı bu insanların, hayatı. Bunu bir an önce gündeme getirip düzeltirseniz bu çok faydalı bir iş olur, yoksa, bu emekliler, bu esnaf, sizin yaptığınız bu zulmü unutmaz diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun Sayın Çalışkan. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada emeklileri konuşuyoruz ama ülkemizde emekli kalmadı, ne yazık ki ölümü bekleyen aşırı derecede yaşlı olanlar hariç tüm emekliler iş aramak, çalışmak zorunda. Emeklilik dinlenme, huzur hâli iken bugün emeklilik sefalet ve muhtaçlık hâline geldi. Şurada işin temelini ortaya koymalıyız ki emekli büyüklerimiz bu ülkeye yük değil, aksine, yıllarca prim ödemiş, bu ülkeye hizmet etmiş, bugün de alın terlerinin karşılığını bekleyen saygın insanlardır. Ne yazık ki onlarca yıl prim ödeyen insanların bugün geldiği noktada aldığı maaş açlık sınırının bile çok çok altındadır. Ne yazık ki emeklilerimize "başımızın tacı" dememiz gerekirken kanayan yaramız olarak görülür hâle geldi. Kanun çıkıyor "Ormanlık alana huzurevi yapılsın." diye ama biliyoruz ki emekli maaşlarıyla 25 bin lira olan huzurevlerinin ücreti bile ödenemez hâle geldi. Ne yazık ki bugün emeklilerimiz ileri yaşlarda ya inşaatta amele olarak çalışan ya bir yerde bekçi olarak duran ya da sessizce ölümü bekleyen insanlar hâline geldi. AK PARTİ iktidarı 2002 yılında asgari ücret sınırında aldığı emekli maaşlarını bugün açlık sınırının altına çekti, bu da ne yazık ki ülkemiz açısından son derece vahim bir tablodur. Eğer emeklilerin maaşıyla ilgili hususta SGK primleri yetersiz geliyorsa bir düzenleme yapılıp gerekirse primler artırılmalı ama biliyoruz ki fazla prim ödeyen de az ödeyen de aynı maaşı alıyor ve AK PARTİ âdeta lütufta bulunurmuşçasına her altı ayda bir emekli konusunu tekrar Meclis gündemine getiriyor, yuvarlama yapılıyor, bu yuvarlamayla da 16 ile 20 bin arasında maaş alanların her seferinde mağduriyeti biraz daha fazla artıyor; bir haksızlık var ama o haksızlık her geçen gün devam ediyor. "Biz burada bir sistem kuralım, bir hata oldu, bundan sonra bu konuyu konuşmak zorunda kalmayalım." gibi bir düşünce ne yazık ki yok çünkü emeklileri sadece bir oy potansiyeli olarak gören, seçimlerde figüran malzemesi olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, bugün primler arası makas kapandı. Emekliler intibak yasasının çıkmasını bekliyor, acilen adaletsizliğin giderilmesini bekliyor. Bu emeklilikteki bağlama oranı değiştiği için, emekliler de çalışmak zorunda olduğu için de gençler de işsiz, sefalet, felaket içerisinde. Bugün sosyal devlet ne acı ki artık yerini sosyal çürüme hâline getirdi ve bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin belki de emeklilerin durumundan daha öncelikli konuşması gereken hiçbir durum yok ama yargı paketi geldi, orada da büyük bir felaket var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Binlerce aile umut içerisinde paket beklerken -Adalet Bakanlığının idari yargı düzenlemesi- hangi mahkeme, neye, hangi cevabı verecek; duruşma tarihlerine kadar konulacak, sığ, basit, insanları hafife alan, insanların dertleriyle ilgilenmeyen bir anlayışla ne yazık ki karşı karşıyayız. Onun için, evet, Meclis tatil olmadan hiç olmazsa bu kadar önemli olan bu emekli maaşını gündemine alsın.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; bu Mecliste 28'inci Dönemde -bilemiyorum ama- en az 100'e yakın kez gerek kanun teklifleri gerek araştırma önergeleri gerek kürsü konuşmalarıyla, Türkiye'deki emeklilerimizin perişanlığı defaatle ifade edildi ve biz şunu gördük: Kulak vermeyeceksiniz belli ki emekliyi görmeyeceksiniz, hâlini anlamayacaksınız ve onların şartlarının düzeltilmesiyle alakalı hiçbir adımı atmayacaksınız.
Buradan bütün emeklilere ben Cumhur İttifakı'nı, hususen yirmi dört yıldır memleketi yöneten AKP iktidarını şikâyet ediyorum. Bugün eğer açlık sınırının altında inim inim inleyen emekliler varsa sorumlusu işte bu grup; bugün eğer açlık sınırı 35 bin lirayken 16,5 milyon emeklinin neredeyse 10 milyonun üzerinde olan kısmı bu 20 bin lira ve bir tık üstü ücretlere mahkûm edildiyse bunun sorumlusu işte AKP Grubu. Defaatlebu Mecliste dile getirdik, bununla alakalı teklifler verildi, bütçe kanunlarında konuşuldu; hiç insafa gelmediniz. Bayram ikramiyelerinde bile bin lirayı çok gören bir iktidarla karşı karşıyayız. O beğenmediğiniz eski Türkiye'de memleketin emeklisi, asgari ücretin ortalama yüzde 35 fazlasını alırdı; en düşüğü. Her gün hakaret ettiğiniz, o beğenmediğiniz eski Türkiye'de emekli olanlar -ister işçi ister memur olsun- bir ev sahibi olabiliyordu, hadi bugün olsun olabilenler, hadi bugün bu emekli aylıklarıyla yaşayabilsinler; yaşayamıyorlar ve siz hiçbir zaman bunu dikkate almadınız. Ha bire bizi kıskandığını söylediğiniz Avrupa Birliği var ya, bizi kıskanarak bakan Avrupa Birliği; Avrupa Birliğinin emeklisine bakıyoruz, en düşük emekli maaşı 1.700 avrodan başlıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Dönüyorsunuz memleketimize; sadakaya muhtaç, sadakaya. Emekliyi fitreye muhtaç hâle getiren iktidarın adı, işte AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı'dır. Fitrenin 240 lira olduğu Ramazan Bayramı'nda, 4 kişilik bir aile için 960 lira, bir aylık 28.800 lira lazım. Fitre kadar bile emekli maaşı veremediniz. Ne olmasını istiyorsunuz? Emeklinin daha başka ne yapmasını, nasıl yaşamasını öngörüyorsunuz?
O nedenle, biz, Cumhuriyet Halk Partisi önergesini destekliyoruz. Allah aşkına yeter artık, insafa gelin! Meclis tatile girmeden önce mutlaka ek zam gelsin bu Meclise.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüseyin Olan.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündem emekliler olunca, geçim olunca, daha doğrusu geçinememe olunca belki de tartışılacak en son yer ne yazık ki bu Meclis çatısıdır. Emeklinin sorunlarına çözüm üretmesi gereken iktidar, bugün emeklinin yaşadığı sefaletin baş sorumlusudur. "Emekli geçinmekte zorlanıyor." deniliyor. Hayır, emekli geçinmekte değil, ayakta durmakta zorlanıyor. İnsanca yaşamak, yıllarca çalışıp alın terinin karşılığını almak milyonlarca emekli için ulaşılamaz bir hayale dönüştürülmüştür. Otuz, kırk yıl çalışanlar emekli olduklarında dinlenemiyor; kayıt dışı işlerde, inşaatlarda düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılıyor. Emeklilik huzurlu bir yaşam olarak değil, güvencesiz bir yaşam olarak gündemdeki yakıcılığını koruyor. Yıllarca vergi ödeyen, bu ülkenin fabrikalarını, tarlalarını, yollarını, hastanelerini ayakta tutan insanları bugün elektrik faturasını, doğal gaz faturasını ödeyemez, insan onuruyla bağdaşmayan, çöplerden gıda toplayanlar hâline getirdiniz çünkü sizin zihniyetiniz, emekliyi, bir hak sahibi yurttaş olarak değil bütçeye yük getiren yurttaş olarak görüyor. Maaşına, evine gelen doğal gaz faturası kadar bile artış yapmadığınız emekliye verdiğiniz üç kuruşu da büyük bir lütufmuş gibi anlatıyorsunuz, sanki kendi babanızın cebinden ödüyorsunuz. Oysa, emekliler sadaka istemiyorlar; emekliler yıllarca döktükleri alın terinin karşılığını istiyorlar, insanca yaşayacak bir gelir istiyorlar, onurlu bir yaşam istiyorlar.
İktidarın enflasyonu düşürme vaatleri yine hayal oldu. Yoksulluk sınırı 120 bin liraya dayandı. Ocak ayında verilen zam daha yılın yarısı dolmadan buharlaştı. Asgari ücretliler ve emekliler açlıkla, yoksullukla ve sefaletle baş başa bırakıldı. Bakınız, 20 bin lira maaşa mahkûm edilen milyonlarca emeklinin maaşının 3.334 lirası, asgari ücretlinin de 4.663 lirası beş ayda eriyip gitti. Emekçinin alın terinin karşılığı korunmalıdır.
Biz DEM PARTİ olarak asgari ücretin temmuz ayında 60 bin liraya çıkarılmasını ve emekli maaşının da bu civarda olmasını savunuyoruz. Bizler emeklilerin yaşadığı bu tabloyu anlatırken utanıyoruz; peki, bu ülkeyi yönetenler milyonlarca insanı bu hâle düşürürken hiç utanmıyor mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
HÜSEYİN OLAN (Devamla) - Tamam Başkanım.
Başka ülkelerde emekliler insanlık onuruna yakışır bir şekilde yaşarken bu ülkedeki emeklileri ise kahveye gitmeye, torununa harçlık vermeye, pazara çıkmaya korkar hâle getirdiniz. Emekli bir yurttaş şöyle diyor: "Bir ülkede ne çoksa o kıymetsizdir; bu ülkede insan çok o yüzden kıymetsiziz." İşte, bugün emeklinin hissettiği tam da budur; değersizleştirilmek, yıllarca değer üreten insanların emeğinin, ömrünün ve geleceğinin değersizleştirilmesi.
Bu ülkede yıllarca dökülen alın terinin karşılığı huzurlu bir emeklilik değil; bir evin kirasına bile yetmeyen maaş, bitmeyen borçlar ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan yokluk, sefalet ve yoksulluktur diyerek Genel Kurulu selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın Zeki Korkutata.
Buyurun Sayın Korkutata. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ KORKUTATA (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor değerli arkadaşlar: Bir sosyal devletin görevi nedir, sadece sorunları tespit etmek midir, yoksa sorunları çözebilecek güçlü ve sürdürülebilir politikalar üretmek midir? Bir başka soru: Emeklilerimizin refahını artırmanın yolu sadece rakamları yükseltmek midir, yoksa o rakamların kalıcı şekilde korunabileceği güçlü bir ekonomik yapıyı inşa etmek midir? İşte, bugün tam da bu soruların cevabını konuşuyoruz.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Tamam işte, ikisi de yok ikisi de; ne ekonomi güçlü ne de emeklinin maaşı yüksek.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Hiç kimse emeklilerimizin hayat pahalılığından etkilenmediğini söyleyemez, hiç kimse küresel salgının, 11 ili etkileyen asrın depreminin, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın; ABD, İsrail-İran Savaşı'nın...
SEDA KÂYA ÖSEN (İzmir) - Ya, ne alakası var Allah aşkına!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ukraynalılar niye bu kadar aç değil!
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - ...enerji krizlerinin ve dünyanın içinden geçtiği ekonomik dalgalanmaların vatandaşlarımız üzerinde yük oluşturmadığını iddia edemez.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Oluşturuyor, oluşturuyor; haklısınız.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Ancak bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz. Türkiye, son yirmi üç yılda emeklilerini ihmal etmeden sosyal güvenlik sistemini güçlendiren, sağlık hizmetlerini yaygınlaştıran ve sosyal destek mekanizmalarını büyüten bir ülke hâline gelmiştir. Bugün Türkiye'de EYT'yle birlikte yaklaşık 17 milyon emekliye maaşı ödenmekte, dünyanın en kapsamlı genel sağlık sigortası sistemlerinden birinden yararlanmakta ve sosyal devletin koruması altında yaşamaktadır.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarları boyunca emeklilerimiz için birçok tarihî adım atılmıştır. Bayram ikramiyeleri uygulaması hayata geçirilmiş, ikramiye tutarları yıllar içinde önemli ölçüde artırılmıştır.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Ne kadar veriyorsunuz?
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - En düşük emekli aylıkları defalarca yükseltilmiştir. Sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılmış, şehir hastaneleriyle vatandaşlarımızın hizmet kalitesi yükseltilmiştir. Sosyal yardım programları genişletilmiş, yaşlı destek politikaları güçlendirilmiştir.
Şimdi soruyorum: Eğer amaç gerçekten emeklilerimizin refahını artırmak ise bunun yolu ekonomik istikrarı korumaktan geçmiyor mu? Enflasyonu kalıcı olarak düşürmeden satın alma gücünü kalıcı biçimde artırmak mümkün müdür?
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Gelin yapalım; yapamıyorsunuz işte, yapamıyorsunuz.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Üretimi büyütmeden, yatırımı artırmadan, istihdamı güçlendirmeden sosyal refah sürdürülebilir olabilir mi?
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Kur korumalı mevduatın maliyeti ne kadar oldu?
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Yapmış gibi konuşuyorsunuz; yapmış gibi konuşuyor, yapamıyorsunuz.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - İşte, AK PARTİ'nin yaklaşımı budur. Biz günü kurtaran popülist vaatlerle değil, yarını güvence altına alan politikalarla hareket ediyoruz.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Yapamıyorsunuz, yapamıyorsunuz!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Hani?.. Ek zam var mı?
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Türkiye Yüzyılı vizyonunda emeklilerimiz sadece geçmişin emanetçileri değil, aynı zamanda toplumsal hafızamızın taşıyıcılarıdır.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Yapamıyorsunuz, yapamıyorsunuz. Parmak sallamayın, yapamıyorsunuz işte! Parmak sallamayın!
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Biz, emeklilerimizi bir yük olarak değil...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Parmak sallamayın; yapamıyorsunuz! Yapamıyorsunuz, yapamıyorsunuz.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - ...bu ülkenin kalkınma mücadelesinin en kıymetli neferleri olarak görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Parmak sallamakla olmuyor, yapacaksın! Emeklinin hâli ortada, görüyorsun işte.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ek zam var mı, ek zam?
BAŞKAN - Devam edin.
ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Hedefimiz, enflasyonun kalıcı şekilde tek haneye düştüğü, büyümenin güçlendiği, üretimin arttığı ve refahın toplumun bütün kesimlerine daha güçlü yansıdığı bir Türkiye'dir. Çünkü biz biliyoruz ki güçlü ekonomi olmadan sosyal devlet olmaz, güçlü sosyal devlet olmadan da emeklilerimizin hak ettiği yaşam standardına ulaşması mümkün değildir.
Biz sorunları inkâr etmiyoruz; emeklilerimizin de sorunları vardır ama umutsuzluk da üretmiyoruz. Biz eleştiri değil çözüm, karamsarlık değil umut, popülizm değil sorumluluk siyaseti yapıyoruz.
Bu anlayışla önümüzdeki süreçte emeklilerimizin refahını artırmaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
23/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 23/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
| Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu |
|
| Manisa |
|
| AK PARTİ Grubu |
|
| Başkan Vekili |
Öneri:
Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 266, 277 ve 279 sayılı Kanun Tekliflerinin aynı kısmın sırasıyla 1'nci, 3'üncü ve 4'üncü sıralarına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
14, 16, 21, 22 ve 23 Temmuz 2026 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,
23 Haziran 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde gündemin "Seçim" kısmında Sayıştay Başkanı seçiminin yapılması ve bu seçimin tamamlanmasını müteakip aynı birleşimde 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
25 Haziran 2026 Perşembe günkü birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
30 Haziran 2026 Salı günkü birleşiminde 223 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
1 Temmuz 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 237 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
2 Temmuz 2026 Perşembe günkü birleşiminde 242 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;
277 ve 279 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi, bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması, tekliflerin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi önerilmiştir.
277 sıra sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3705) | ||
1.BÖLÜM | 1 ila 8'inci Maddeler | 8 |
2.BÖLÜM | 9 ila 17'nci Maddeler | 9 |
TOPLAM MADDE SAYISI | 17 | |
279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi (2/3690) | ||
1.BÖLÜM | 1 ila 5'inci Maddeler | 5 |
2.BÖLÜM | 6 ila 9'uncu Maddeler | 4 |
TOPLAM MADDE SAYISI | 9 | |
BAŞKAN - Öneri üzerinde YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurunuz. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; klasik bir salı AK PARTİ önergesiyle karşı karşıyayız. Tek bir önergeleri var, Meclisi daha uzun çalıştırmak. Eyvallah, hepimiz hazırız, çalışmak istiyoruz ama şunu net ortaya koyalım ki bu teklif milletvekillerine yapılan şantajdan öte bir şey değil.
Bakın, bunu kim, nasıl yazdı anlamak mümkün değil. Bir kere teklif içerisinde 23 Haziran 2026 Salı günü, bugünkü birleşimde "276 sıra sayılı Kanun'un görüşmeleri tamamlanıncaya kadar devamına." Ya, siz dalga mı geçiyorsunuz, bu yasa gece üçte bitmez. Biliyorsunuz ki hiçbir şey görüşülmesin, tartışılmasın, hemen geçsin dayatmasıyla gece üçe kadar tutacaksınız. İşte, zorla insanları tuttuğunuzda neyle karşı karşıya olduğumuzu da geçtiğimiz perşembe günü gördük ve Meclisimizi bütün dünya parlamentolarına, 86 milyonun tamamına da rezil ettik.
Değerli milletvekilleri, teklifin maddelerinden birisi şu: "Denetim konuları görüşülmeyerek..." Ya, niye denetim konuları görüşülmesin? Yani bunu söylememek gerekiyor ve şunu belirteyim ki, bugün gelen çalışma önerisi içi boş, sadece şantaj, sadece tehdit içeren bir teklif.
İç Tüzük'e göre 1 Temmuzda Meclisin çalışmalarına ara vermesi gerekiyor ama hâlen iktidar kanadı Meclisin ne zaman kapanacağını, kapanışa kadar hangi konuların görüşüleceğini ortaya koymuş değil. Bu millet çok acil taleplerde bulunuyor. Yargı paketi gündemde; işte, getirdiğiniz yargı paketinin içeriği ortada. Bugün ne IBAN mağdurları ne Covid mağdurları ne öğrenci affı ne ehliyet affı ne çek, senet affı ne KHK'liler; hiçbiri yok. Aylardan beri insanlar bas bas bağırıyor, yalvarıyor "Yardımcı olun." diye. "Hele bekleyin, bir yargı paketi gelecek, o zaman." dediniz. Gelen yargı paketi de Adalet Bakanlığı iç yönetmeliğinden başka bir şey değil.
Onun için, değerli milletvekilleri, buraya teklif getirirken şunu bilmemiz gerekir ki bu getirdiğiniz teklif sadece AK PARTİ milletvekillerini ilgilendiren bir teklif değil; önce, bütün Meclisi ilgilendiriyor, sonra bütün 86 milyonu ilgilendiriyor ve ha bir de bunun dışında Meclisin binlerce çalışanını ilgilendiriyor. Burada binlerce çalışan var, cansiparane, fedakârca gece gündüz çalışıyorlar, sene boyu çalıştılar, siz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Okul tatil memlekete gidecek, polislerin tayini çıkmış, başka kurumlardan geçici görevli olanlar, Ulaştırmadan, Çevre Bakanlığından kurumlarına dönecek, ev kiralayacak; bütün buradaki insanlar beyefendilerin ağa, paşa gönüllerine kalmış. Bunlar sanki İç Tüzük yeniden yazılıyor, sanki Meclis denetim yılına yeni başlıyormuş gibi her hafta yeniden öneri getiriyorlar. AK PARTİ Grubunun ciddiyetsizliğinin en önemli göstergesi burada her salı verdiği bu tekliftir. Bu Meclisin bir düzeni var, bir İç Tüzük'ü var, çalışma günü, kapanma günü belli; gelin, çalışılacak saatlerde görüşülsün, bitsin ama ne yazık ki bu ciddiyet hiçbir şeyde yok ve bugün sırada bekleyen yasa teklifleri de Kızılay yasası, askerî personel yasası, onun dışında da Adalet Bakanının...
Aziz milletim, buradan bir şey beklemeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bu AK PARTİ sizin sesinizi duymuyor.
Onun için Genel Kurulu biraz daha ciddi çalışmaya, AK PARTİ'nin tekliflerini bu açıdan düşünmeye davet ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Buğra Kavuncu.
Buyurunuz Sayın Kavuncu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ'nin çalışma düzenine ilişkin İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Öncelikle, Kırıkkale'deki patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyor, yakınlarına da başsağlığı diliyoruz.
Meclisin çalışma düzeni hakkında önerge verme ehliyetini geçtiğimiz hafta itibarıyla AK PARTİ Grubu aslında kaybetti. Çalışma düzeni içerisinde sahte oy pusulası vermek var mı arkadaşlar? Burası Gazi Meclis, yasama ve denetleme görevi var. Bu Meclisin çıkardığı kanunlar çerçevesinde ülkede huzur ve nizam, toplumsal düzen sağlanıyor. Görevi ülke için, halk için kanun yapmak olan bu Meclis geçen hafta AK PARTİ'nin oy pusulası skandalıyla sarsıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi uluslararası bir anlaşma görüşüyor, tam 79 milletvekili pusula gönderiyor; bu 79 milletvekili içerisinde sadece 4 milletvekili Genel Kurulda; yapılan yoklamada bu tespit ediliyor. Koskoca Meclis tarihinde böyle bir rezillik görülmedi, yaşanmadı. Siz şimdi Meclisin çalışma düzenine dair neyin önergesini veriyorsunuz, inanın, gerçekten merak ediyorum.
Bakın, bu hafta Meclis Başkan Vekili Sayın Celal Adan Meclisimizi yönetiyor. Kendisi sizi bu konuda bizzat o kürsüden defalarca uyardı ama hiçbir hükmü yok, dinlemediniz. Böyle yaparsanız arkadaşlar, ne hırsızlarla mücadele edebilirsiniz, onlara söyleyecek sözünüz olmaz; böyle yaparsanız yolsuzlukların üzerine gidemezsiniz, söyleyecek sözünüz olmaz; böyle yaparsanız hiçbir şekilde hiçbir suçla mücadele edemezsiniz zira etkisi olmaz. Sözünüz olsa da sizi dinleyecek kulak kalmaz, yürek kalmaz; kalmadı zaten.
Şimdi merak ediyorum, öyle gözüküyor ki bu Meclis önümüzdeki ay veya yıllar içerisinde bir erken seçim oylaması yapacak. Erken seçim değil aslında, Mehmet Uçum'un ifadesiyle normal seçim tarihinden bir ay önce yapılacak bir seçim. Ne için? Bu oylama şunun için: Tek bir kişinin önünü açabilmek için. Eminim o gün sahte oy pusulası veren hiç kimseyi görmeyeceğiz, AK PARTİ Grubu tam kadro burada olacak. Keşke tek bir kişinin önünü açmak için bu gösterdiğiniz, göstereceğiniz çabayı, ciddiyeti milletin önünü açmak için de bu kanunların çıkmasında burada bulunarak gösterseydiniz. İşinize geldiğinde "millet iradesi" diyorsunuz, işinize geldiğinde buranın kutsallığından, devlet adabından bahsediyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Millete duyduğunuz saygının, devlet adabıyla alakanızın seviyesi işte bu kadar.
Daha önce parti grubumuz sahte pusula olaylarına ilişkin 4 başvuruda bulundu, bu 5'incisi. Bu kafayla devam ederseniz daha biz 8-10 tane dilekçe vermek zorunda kalırız arkadaşlar.
Bakın, Meclisin çalışma düzeninden bahsediyorsunuz. Biz buradayız, çalışıyoruz ama siz yoksunuz.
AYHAN SALMAN (Bursa) - Neredesiniz, neredesiniz?
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bu Meclis 6-12 Temmuz haftasında neden kapalı arkadaşlar, niye çalışmıyoruz ya 6-12 Temmuz haftasında? NATO toplantısıymış!
Bakın, Polatlı'dan top sesleri gelirken Millî Mücadele devam ederken bu Meclis çalışıyordu, açıktı. NATO toplantısını bahane ederek bir hafta Meclisi kapatıp ondan sonra Meclisin çalışma düzeninden bahsedecek son grup AK PARTİ Grubudur arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Millet iradesinin ciddiye alındığı ve millet iradesinin tam tecelli ettiği, bu anlayışa sahip bir Meclis grubu çoğunluğu olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurunuz Sayın Koçyiğit. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, yine, bir temmuz ayı başına doğru geldik ve bir çalışma önerisi önümüzde. AKP Grubu yine yaz ayını aslında hiçbir şekilde toplum yararına olmayan yasalarla mesai yapmak üzerine kurgulamış durumda.
Şimdi, soruyoruz; özellikle de burada yoklamalar alındığında, yeterli sayı bulunmadığında ya da aslında yeterli sayı olmayıp da sahte pusulalar verildiğinde gerçek anlamda burada otursaydınız biz bu yaz mesaisini yapacak mıydık? Ya da yaz mesaisi yapacağız, bütün yaz da çalışalım, biz DEM PARTİ Grubu olarak, milletvekilleri olarak buradayız, çalışmaya da hazırız ama niçin çalıştığımız sorusunu da birbirimize sormamız gerekmez mi? Niçin çalışacağız? Gerçekten bu toplumun yararına, halkın yararına, ay sonunu getiremeyen asgari ücretlinin, emeklinin yararına bir mesai yapacaksak, buyurun çalışalım. 15 Temmuz geldiğinde, ara zam geldiğinde asgari ücretlinin maaşına gerçekten insan onuruna yaraşır bir ücret artışı yapacaksak, gelin beraber çalışalım. Emeklilerin maaşlarına insanca bir ücret artışı yapacaksak, gelin çalışalım. Bugün artık tarlasını ekemeyecek hâle gelmiş çiftçinin desteklenmesi için bir paketi bu Meclisten geçireceksek, gübre, tohum, mazot ve diğer konularda destek sunacaksak, evet, beraber mesai yapalım, çalışalım ya da bu ülkenin en temel sorunu olan ve hâlihazırda bir buçuk yılı, bir yıl sekiz ayı neredeyse geride bırakan barış ve demokratik toplum sürecinin ihtiyacı olan yasaları yapacaksak, biz ona da varız; gelin, gerçekten bütün bu yasaları birlikte çıkaralım. Bu ülkenin milletvekilleri olarak, halkın seçilmiş vekilleri olarak halkın yararına buralarda oturalım ama yok eğer gerçekten bugüne kadar yaptığınız gibi aynı ezberlerle devam edecekseniz, yasaları komisyondan hızlı bir şekilde geçirip hiçbir şekilde istişare etmeden, burada da yine muhalefeti dikkate almadan bu yasaları geçirmeye çalışacaksanız, bunun ne topluma ne halkımıza ne de ülkeye bir faydası olmadığını görmeniz ve artık bu yöntemden de vazgeçmeniz gerekiyor.
Bakın, Meclisin saygınlığı yerle yeksan olmuş durumda. Geçen hafta siz grup olarak 76 burada olmayan milletvekili adına Divana pusula gönderdiniz. Bu halk bu Meclisi takip ediyor. Şimdi insanlar şunu demeyecek mi? "Ya, milletvekilinin sahte pusula verdiği bir ülkede, sahte pusula vermeye tevessül ettiği bir ülkede, bir Mecliste biz kime, neye güveneceğiz?" Hangi kurum güvenilir söyleyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.
Bugün Meclis güvenilir değilse, oy verdiği milletvekili güvenilir değilse, oy verdiği milletvekili sahte pusulayı götürüp Divana veriyorsa bu halk kime güvenecek arkadaşlar, kime güvenecek? Niye bunu yapıyorsunuz ya?
HALUK İPEK (Amasya) - Size güvenmiyorlar! Size güvenmiyorlar!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Sokakta gezerken parmakla gösterilecek bu milletvekilleri biliyor musunuz? "Ha, milletvekili mi? Evet, evet, onlar Meclise gidip el kaldırıp el indiriyor, olmadıkları zaman da sahte pusula veriyorlar." diye bu Meclisi konuşturtuyorsunuz. Buna ne hakkınız var? Buna ne hakkınız var? Burada her birimiz tartışılıyoruz, farkında mısınız? Meclisin toplam saygınlığı konuşuluyor, tartışılıyor ama bunu yapmaktan imtina etmiyorsunuz. Her şeyi mübah gören, her şeye tevessül edebilecek bir anlayışı pratikleştirdiniz. Söyleyecek söz bulamıyoruz vallaha, gerçekten utanç vesikası! Utanmaktan, sizin adınıza utanmaktan başka bir şey gelmiyor elimizden.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Sen utanacaksın!
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Ne kadar ayıp!
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.
Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen haftadan sonra âdeta dejavu yaşıyoruz. Yine böyle bir önerge getirmiştiniz, yine her gün bir torba yapacağınızı iddia etmiştiniz on beş gün boyunca, ben de buradan size "Superman misiniz?" diye sormuştum; "Yapamazsınız, yapamayacaksınız." demiştim; "Bu savrukluğa, bu aldatmacaya, bu inada ne gerek var?" diye sormuştum. Nitekim bir hafta geçti, hiçbir kanun geçiremediniz; geldiniz, benzeri; her gün bir tane torba yasa geçireceğinizi iddia ediyorsunuz. Ya, grup yönetiminize sorun, bu akıl dışılık niyedir? Niye oylatıyorsunuz bunları? Niye bunlara el kaldırıyorsunuz? Hanginize sorsak, "Her gün bir temel yasa bu Meclisten geçer mi?" diye sorsak hanginiz "Evet." diyecek ama şimdi bu önergeye "Evet." diyeceksiniz.
Arkadaşlar, "Temmuz ayında çalışalım." deniliyor; çalışalım, hiç itirazımız yok ama vatandaşımızın beklediği acil, beklemesinde sakınca olan maddeleri, kanunları gelin teker teker geçirelim, hem de öyle zorlanmadan geçirelim, rahatlıkla geçirelim, vatandaşlarımıza müjde vererek geçirelim. Mesela asgari ücret... Asgari ücretin -zaten çok düşük ücret belirlemiştiniz- 5 bin lirası eridi gitti, 5 bin lirası. Yazıktır, günahtır, vebal vardır bunda. Gelin, asgari ücreti en az 45 bin lira yapalım, vatandaş bunu bekliyor. Emekli maaşı taban aylıkları... Her defasında taban aylığını artırmamız gerekiyor. Niye? Çünkü şu anda ortalama emekli maaşı 23 bin lira, asgari, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. Bunu nasıl kabul edebiliriz? Bakın, bu acildir; istediğiniz zaman getirin, gerçekten bunu yapalım. Öğrenciler af bekliyorlar, af. Haberiniz var mı? Niye getirmiyorsunuz? Getirin, çalışalım, öğrencilerimize müjde verelim. Cezaevleri tıka basa dolu, infaz kanunu bekliyorlar. Gerçekten adil, gerçekten evrensel hukuk ilkelerine uygun, gerçekten ceza adaletini sağlayan, 450 bin tıka basa mahkûmun en azından bir kısmını rahatlatacak bir infaz kanununu niye getirmiyorsunuz? Suça sürüklenen çocuklar var bu ülkede; bir suç işlendiği zaman, bir evladımız yaşamını kaybettiği zaman buradan gözyaşı döküyoruz; evet, siz de döküyorsunuz, inanıyorum buna ama gözyaşı dökme yeri değil burası, burası çözüm bulma yeri. Niye getirmiyorsunuz? Getirin. Bakın, bunların hiçbiri yok burada, hiçbiri yok burada. Grup yönetiminize söylüyoruz; gündemi belirleyelim, acil olanları belirleyelim, anlaşalım, bunun üzerinden de gerçekten nitelikli, kaliteli yasaları takır takır geçirelim, temmuz boyunca da çalışalım. Yok, yok böyle bir şey.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MURAT EMİR (Devamla) - "Hayır, hiç bunlara gerek yok, her gün bu Mecliste 30-40 maddelik temel kanunları geçirtiriz biz." diyorsunuz. Sizi gülünç duruma düşürüyorlar, benden söylemesi. Biz "hayır" diyeceğiz ama siz "evet" diyorsunuz, her hafta size bu saçmalıklara "evet" dedirtiyorlar.
Değerli arkadaşlar, bakın, Parlamento ciddiyet ister, bunlar tarihe kalacak dokümanlardır, belgelerdir; bunların ciddi yazılması lazım, akılcı yazılması lazım. Her hafta gelip bu saçmalıkları buraya getirmeyin, gerçekten vatandaşın beklediği acil sorunları getirin, çalışalım, ortak aklı çalıştıralım ve sonunda da vatandaşımıza müjde verelim. Alelacele getiriyorsunuz; bakın, şu anda görüşeceğimiz yargı paketinde 30 madde var, 10 tanesi Anayasa Mahkemesinin bozduğu maddeler. Niye? Çünkü kulak vermiyorsunuz, çünkü uzmanlığa güvenmiyorsunuz, çünkü "Biz biliriz." diyorsunuz, her defasında kafanızı aynı duvara çarpıyorsunuz.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın Çan, buyurun.
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Az önce DEM PARTİ grup önerisinde yaptığım konuşmadan sonra AKP'li hatip bizi bilgi sahibi olmamakla suçlamıştı. Biz orada insan sağlığını önemsiyoruz, devletin denetim yetkisinin kullanılmasını istiyoruz. Lağım suyu içirilmiş hastalardan bahsediliyor, kaynar suyla yıkanmış hastalardan bahsediliyor. Bu Meclis bunu araştırmayacaksa başka hangi işi yapacaktır?
Ayrıca hatip bize masumiyet karinesi hakkında bilgi sahibi olma tavsiyesinde bulundu. Bu Mecliste en son konuşacak kişi AKP Grubundan vekillerdir masumiyet karinesinde.
BAŞKAN - İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/1666) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'min İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasını saygılarımla arz ederim. 22/6/2026
|
| Serkan Sarı |
|
| Balıkesir |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Balıkesir Milletvekili Sayın Serkan Sarı.
Buyurun Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bugün Meclisin coşkuyla salonda olması çok kıymetli ve değerli; AKP Grubunu uzunca süreden beri Mecliste bu kadar kalabalık görmemiştik. Herhâlde kendi önergelerine destek olmak üzere burada toplandıklarını görüyor ve teşekkür ediyorum kendilerine çünkü BAĞKUR esnafına 7200 prim günü sözünüz var, o sözünüzü tutmak için de bugün bir kanun teklifi önerimiz var. Bu sözü kim verdi? 2023 seçimleri öncesi Cumhurbaşkanı, sizin Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan, Kayseri mitinginde verdi. O sözün üzerinden üç yıl geçti. Sizin aklınızda tabii esnaf yok, sizin aklınızda çiftçi yok, sizin aklınızda emekçi yok ama bugün fırsat bu fırsat, gelin bunu sizin oylarınızla kabul edelim, biz sizin oylarınıza destek olalım. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanını, Genel Başkanınızı yalancı çıkarmayın, verdiği sözün arkasında durun. BAĞ-KUR'lunun emeklilik hakkını, 7200 gün prim hakkını tutmak için bir fırsatınız var. Bunu reddederseniz yarın haberlerde kendinizi göreceksiniz AKP'li milletvekilleri. Recep Tayyip Erdoğan'ın önerisini reddeden AKP Grubu ve MHP Grubu var bu Mecliste. (CHP sıralarından alkışlar) Hadi hodri meydan o zaman! (AK PARTİ sıralarından "Şov yapma, şov!" sesleri) Çünkü bunu ciddiye alan bir de Bakanınız vardı. İki yıl geçtikten sonra Çalışma Bakanı dedi ki: "Ben Cumhurbaşkanımızın söylediklerini talimat kabul ederim, çalışmalarım başladı." Aradan bir yıl geçti, Çalışma Bakanınızın da vaatleri fos çıktı, hâlâ tutulmuş bir vaat yok. Bu sözün üzerinden kırk ay geçti. Verdiğiniz sözlerin kırkı çıktı ama ne yazık ki sizin yüzlerinizde bir kızarma yok. Emeklilik hakkı için vatandaş umutlandı, sizin gerçekleri söylediğinizi sandı, umut etti, kredi çekti, gitti prim borçlarını kapattı, borçlandı. Şimdi, hem borçlu hem emekli olamıyor hem de ekonomik kriz altında eriyor. Yazıktır, günahtır, vicdan! Vicdan lazım bir kere yüreklerde. Bu Meclise, bu koltuklara sizi o millet gönderdi. O milletin verdiği yetkiyi millet için kullanmanız için size bir fırsat, bir destek, bir çağrıda bulunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Rica ediyorum, artık esnafımızı yok saymayın. Sırf sizin bu kararsızlığınız yüzünden beş yıl fazla prim ödüyor esnafımız. Ne yazık ki emekli olacağım diye umutları hüsranla karşı karşıya. Bugün BAĞ-KUR'lu hem beş yıl fazla prim ödüyor hem de emekli olduğunda aldığı maaş SSK'lilerden, yanında çalıştırdıklarından daha az durumda. 20 bin liraya mahkûm ediyorsunuz BAĞ-KUR emeklisini. Bugün açlık sınırı 35 bin lira, yoksulluk sınırı 114 bin lira ama ne yazık ki bu koltuklarda oturan sizlerin yüreğinde bir sızı ben göremiyorum. Fırsat bu fırsattır, gelin bu mağduriyeti hep birlikte çözelim.
Bir mağduriyetimiz daha var, bir çağrıda daha bulunmak istiyorum: EYT'liler... Yine siz seçim zamanında her zaman bir telaşa düşüyorsunuz, bu iktidarı kaybederiz korkusuyla, iktidardan düşeriz korkusuyla aklınıza ne geliyorsa vadediyorsunuz, taahhüt ediyorsunuz amma velakin EYT'lilere verdiğiniz söz, yaptığınız uygulama ne kadar hazırlıksız, ne kadar birikimsiz, ne kadar toplumun sorunlarından uzak olduğunuzu gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar) O gün, seçim öncesinde telaşla "EYT'yi veriyoruz." dediniz; ne oldu? "Seçim kaybetsek de vermez." diyordunuz kürsülerde; ne oldu? Halkın korkusu sardı, değil mi? Telaşla o EYT'yi çıkardınız ama o EYT'yle mağdur olan milyonları da ortada bıraktınız. Bir gün için on yedi yıl daha çalışmak zorunda kalıyor. Gelin, bu hatadan da vazgeçin. Bunun çözümü var, EYT'lilere çözüm üretebiliriz, kademeli emekliliği bu Meclisten geçirebiliriz, bu mağduriyeti giderebiliriz. İnsanlar yaşlarından dolayı çalışamıyor, yaşı tutmadığı için emekli olamıyor ve bu mağduriyet için de bu kürsüye, sizlere, bu Meclise bakıyor amma velakin AKP'li milletvekilinin "ret" vermesinden dolayı EYT'li de mağdur, 7200 günü bekleyen BAĞ-KUR'lu da mağdur, işçi de mağdur.
Siz bu ülkeye, bu millete zulüm etmeye gelmişsiniz. O zulmü bitirmek için de biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sonuna kadar mücadele edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün 2,2 milyon BAĞ-KUR'lu var vergi borcuyla karşı karşıya, 1,5 trilyon lira vergi borcu birikmiş. Bu vergi borcunu yapılandırdınız, teşekkür ederiz ama sizin söylem ve eylemlerinizde bir tutarsızlık var. Altı yıl boyunca yüzde 29 faizle yapılandırdınız, güzel. Önümüzdeki sene için enflasyon hedefiniz yüzde 9. Siz tefeci misiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Mahir de böyle konuşuyordu, ne oldu?
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SERKAN SARI (Devamla) - Siz yüzde 29 faizle esnafın borcunu yapılandırıyorsunuz, hedeflediğiniz enflasyon yüzde 9. Ya enflasyonunuz tutmayacak ya da vatandaşın sırtındaki yük azalmayacak. Bu uygulamadan vazgeçin. Esnafın kredi yapılandırmasını enflasyon oranına göre, her yıl sizin açıklayacağınız enflasyon oranında güncelleyebiliriz. Bugün "yüzde 9" diyorsanız, o zaman seneye faiz oranı yüzde 9'dan güncellensin yoksa vatandaş sizi tefeci sanar. Yüzde 9'luk enflasyonun olduğu yerde yüzde 29 faiz alıyorsanız bu vicdani değil, insanı değil, hukuki değil. Bu gerçekleri göz ardı ederseniz de bu ülkenin gerçeklerinden ne kadar korktuğunuzu hep birlikte görmüş olacağız. Bugün sigortalılar, BAĞ-KUR'lular 460 milyar lira borçta, esnaf sıkıntı içerisinde. 774 bin esnaf, esnaf ve kefaletten kredi çekmiş; bir o kadar esnaf da krediye ulaşamıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SERKAN SARI (Devamla) - Şu anda yılın ilk altı ayında 4 milyon 750 bin vatandaşın icra dosyası mahkemelerde; yazıktır, günahtır, utanın şu vatandaştan, esnaftan. Birazcık destek, birazcık vicdan istiyoruz sizden. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmına geçiyoruz.
Birinci sırada yer alan İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun açık oylamasına başlıyoruz.
1.- İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3662) ve Dışişleri Komisyonu Raporunun Açık Oylaması (S. Sayısı: 274)[2]
BAŞKAN - Açık oylamanın elektronik sistemle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen milletvekillerinin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen milletvekillerinin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Sahte pusula gönderilmemesi...
BAŞKAN - Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Açık oylama tutanağı gelmiştir, okutuyorum:
274 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:
"Oy sayısı : 290
Kabul: 233
Ret : 52
Çekimser: 5[3]
Kâtip Üye | Kâtip Üye |
Nermin Yıldırım Kara | İshak Şan |
Hatay | Adıyaman" |
BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sıraya alınan İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş'un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brezilya Federatif Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlıyoruz.
1.- İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brezilya Federatif Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3486) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı:266)[4]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Komisyon Raporu 266 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.
Teklifin tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE
BREZİLYA FEDERATİF CUMHURİYETİ
HÜKÜMETİ ARASINDA SAVUNMA SANAYİ
İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ NOTALARLA
BİRLİKTE ONAYLANMASININ UYGUN
BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- (1) 25 Mart 2022 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Brezilya Federatif Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşması”nın “Notalar”la birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN - 1'inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.
1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
2'nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer
BAŞKAN - 2'nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.
2'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
3'üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
BAŞKAN - 3'üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.
3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen milletvekillerinin teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyenlerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Açık oylama tutanağı gelmiştir.
266 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin açık oylama sonucu:
"Kullanılan oy sayısı : 290
Kabul : 258
Ret : 28
Çekimser : 4 [5]
Kâtip Üye | Kâtip Üye |
Nermin Yıldırım Kara | İshak Şan |
Hatay | Adıyaman" |
BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.45
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.21
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
2'nci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1. Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3703) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 276)[6]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
18 Haziran 2026 tarihli 104'üncü Birleşimde, İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.
Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
İkinci bölüm 14 ila 26'ncı maddeleri kapsamaktadır.
İkinci bölüm üzerinde, YENİ YOL Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen konuşacaktır.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.
Ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımız görmüyor ama yaklaşık yarım saat önce bu salonda 300'e yakın arkadaş vardı, şimdi 15 kişi var.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Gelseler suçlular, gelmeseler suçlular.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ben de bir yönüyle şanslıyım, sakin bir şekilde, bahusus Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu'na derdimi anlatacağım. Onun da eminim ki vicdanı, kalbi, ahlakı burada aldığı emaneti yerine ulaştıracaktır.
Aslında söze bir önceki oturumun kapanışında yapılan 2 oylamadaki bariz bir farka değinerek başlamak istiyorum. Oylamalardan ilki -uluslararası sözleşme- 233 kabul oyuyla geçti, ikincisi ise 258 oyla yani arada 25 oy farkı var kabul yönünde. Burada bir gelenektir, muhalefet partisi milletvekilleri de çoğunlukla bu uluslararası sözleşmelere "evet" demeyi tercih ederler, nadiren ret verirler, bazen arada kalırlarsa çekimser verirler. Peki, acaba, niçin 25 arkadaşımız 2'nci sırada yer alan sözleşmeye, Brezilya'yla yapılan sözleşmeye "evet" derken 1'inci sırada yer alan sözleşmeye, Suudi Arabistan'la yapılan sözleşmeye "evet" diyemedi? Bence bunun iyi bir şekilde tefekkür edilmesi lazım ve buradan ileriye doğru bu sözleşmeyle ilgili atılacak adımlarda ve başka konularda bu hassasiyetlere dikkat edilmesi lazım.
Bugün Sayın Genel Başkanımız Ali Babacan Bey'le Meclis gündemini konuşurken eski Hazine Müsteşarımız Sayın İbrahim Çanakcı da oradaydı, ikisi bakıverdiler ve ben de tekrar kısa bir araştırma yaptım, bir özel işe dair ilk kez bir uluslararası sözleşme geçiyor arkadaşlar. Bazen kanun maddelerinde bazı yatırımlar için özel düzenlemeler oluyor ama bir özel yatırıma ilişkin ilk defa bir uluslararası sözleşme yapıldı. Bu da aslında Türkiye'deki yatırım ortamının güvensizliğiyle ilgili bir mesele. Çünkü öyle ya da böyle kanun metinleri Anayasa Mahkemesi denetiminden geçebiliyorken uluslararası sözleşmelerde sadece şekil denetimi yapılıyor ve bu uluslararası sözleşmede de çok bariz birtakım problemler var. Mesela, kamuoyuna hep ikinci dönem fiyatları üzerinden bilgilendirme yapılmışken ilk beş yıl için 0,47 euro/sent üzerinden bir fiyatlandırma yapılacak ve bu, Türk yatırımcılarının ortalama yüzde 25'inden yüksek bir rakam demek. Bir başka problem, burada yatırımcıya getirilen vergi ve gümrük muafiyetlerinin maliyeti nedir bilmiyoruz. EÜAŞ ve TEİAŞ'ın verdiği güvencelerin ve yapacakları ön kamulaştırma ve diğer arazi tahsis işlemlerinin kamuya maliyeti nedir, onu da bilmiyoruz. Ekonomik bozulma hâlinde bir tedbir olarak sunulan ekonomik denge korunmasının da -5'inci maddede- ne sonuç üreteceğini bilmiyoruz. Hiçbir Türk yatırımcısına tanınmayan bir madde var "al ya da öde" yani üretilen enerji bir şekilde kullanılamayacak olsa ve satın alınmayacak olsa dahi bedeli ödenecek en az 5 maddeyle; bunun bütçemize getireceği ek maliyeti bilmiyoruz, zaten normalden daha pahalı bir ödeme yapılacak. Yerli yatırımcıyla açık bir eşitsizlik var, yerli yatırımcıda 3,5 euro/sente kadar düşen bir fiyatlama burada 4,5 euro/sentten yapılacak. İki fazlı bir iş; ikinci faza ilişkin Komisyonda tartışılan, önergeyle reddedilen ve Genel Kurulda getirileceği taahhüt edilen Meclis denetimine dair de bir girişim söz konusu değil ve en önemlisi arkadaşlar, biz bu yatırımcı şirketin -Sayın Yenişehirlioğlu- fistanlı bir Arap kardeşimiz mi bıyıklı bir Türk vatandaşı mı olduğunu bilmiyoruz çünkü proje geliştirici şirketle ilgili hiçbir bilgi yok. Yarın bir kısım hisseleri bir Türk vatandaşa ait olan bir şirket de karşımıza gelse Türk vatandaşları ve emsallerine göre yüzde 50'ye varan daha cazip bir yatırımın tarafı olacak. Borsada meşhur bir ifade olan "bıyıklı yatırımcı, bıyıklı yabancı" ifadesi bu sözleşmede belki de karşımıza çıkacak. İşte bu nedenlerle biz muhalefet olarak bu sözleşmeye "evet" diyemedik. İnşallah, sözleşmenin uygulanmasında kamu zararının en az olacağı şekliyle uygulanır. Bakın, hiç olmayacağı bir ihtimal yok çünkü bariz -"kapitülasyon" kelimesi sizi irrite ediyor ama- açık bir şekilde Türk vatandaşlarından esirgenen bir imtiyaz devri söz konusudur ve bu sözleşme, sadece pusula kriziyle değil aynı zamanda bir şirket için imzalanan ve yürürlüğe giren ilk uluslararası sözleşme olarak da bir ayıp olarak tarihimize geçmiştir.
Görüşülmekte olan kanun tam bir torba kanun. Torba kanunla ilgili burada defalarca kez derdimizi anlattık, iktidarın dikkatini çektik ama kimseye maalesef bir adım attıramadık. Bu düzenleme içerisinde tam 13 kanun var arkadaşlar. Peki, bir torba kanun yapmak zorunda kalabilirsiniz, bunu bir derece anlamaya çalışalım, o zaman ilgili ihtisas komisyonlarından bu kanun metinlerini kaçırmayın. Bizzat bize dağıtılan sıra sayılı metnin kapağına göre bu kanunun Plan Bütçeden sonra İçişleri Komisyonunda ve Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar Komisyonunda da görüşülmesi gerekirdi ama bu Komisyonun da çoğunluğu Cumhur İttifakında olmasına rağmen, İçişleri Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji Komisyonunun uzman birikiminden bu kanun görüşülmeyerek kaçırılmıştır. "Zaman baskısı var." diyorsunuz ama NATO haftasında Meclisi çalıştırmayacaksınız. Arkadaşlar, Allah aşkına, NATO görüşmeleri devam ederken Genel Kurulun çalışmasının NATO görüşmelerine nasıl bir etkisi olabilir? Tek bir etkisi olabilir, biz burada hem NATO'yla hem NATO'nun uluslararası politikalardaki ayıpları ve tutarsızlığıyla hem de Türkiye ve NATO ilişkileriyle ilgili eleştiriler yaptığımızda bu, basın bültenlerine düşebilir ve yabancı liderler ülkemizdeyken bunu görebilirler. Peki, bundan utanıyorsunuz da bundan çekiniyorsunuz da ilişkilerinizi niçin buna göre dizayn etmiyorsunuz?
Şimdi, haber var, videolar var; yabancı devlet erkânının geçeceği yollardaki binalar boyanıyor. Soruyorum Sayın Yenişehirlioğlu: Yabancı devlet erkânının geçtiği güzergâhtaki aç vatandaşlarımız da doyurulacak mı acaba? Binaların boyanmasını sağlıyoruz da oradaki sosyal kriz alanlarına ne zaman müdahale edeceğiz? Ve biz niçin olayın hep ekran görüntüsü, hep imaj kısmı, hep sunum kısmındayız da Futbol Millî Takımı'mızın başarısızlığında olduğu gibi işin esasına bir türlü nüfuz edemiyoruz?
Bakınız, Anayasa Mahkemesi burada çıkarılan torba kanunlarla ilgili olarak sadece 2025 yılında açılan 384 iptal davası ile 1.300 itiraz başvurusunun 52'sinde iptal kararı vermiş, 226'sında itiraz başvurusunu gündeme almıştır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına Anadolu Ajansının örgütlenmesi ve insan kaynakları üzerinde denetim yetkisi veren düzenlemeyi, Kültür ve Turizm Bakanlığına bütçe dışı ön ödeme imkânı tanıyan kararnameyi, dijital materyallerde arama ve el koymaya ilişkin bazı hükümleri, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına ilişkin bazı düzenlemeleri, Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'nda Cumhurbaşkanına tanınan geniş yetkileri, kamulaştırma alanında mülkiyet hakkını etkileyen hükümleri, üniversitelere Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kadro ihdasını öngören düzenlemeleri Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir. Burada tek bir kanunu, bir bölümü görüşebilmek için saatlerce müzakereler yürütülüyor ve burada saatlerce görüşmeler yapılıyor. Bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesine götürülmeden önce -iddia ediyorum, açınız tutanakları- tamamında muhalefet burada bunların Anayasa'ya aykırılığını, bunların hukuka aykırılığını anlatmıştır. Burada dinlemediğiniz düzenlemeler Anayasa Mahkemesinden geri geldiğinde de kimi zaman Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini yok sayan, âdeta etrafında dolanmak şeklinde aynı kelimeleri, aynı anlamı farklı bir yorumla tekrar yazmaktan da imtina etmiyorsunuz.
Arkadaşlar, Meclisin yasama kalitesinin kriterlerinden biri de Anayasa Mahkemesinin denetimidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Eğer yaptığımız içerikler, çıkardığımız kanunlar kimi zaman usulden, kimi zaman şekilden ama çoğu zaman da esasa dair meselelerden Anayasa Mahkemesinden geçmiyor ise biz orada kaliteli bir yasama faaliyetinden bahsedemeyiz. Bu nedenle acele etmeyin diyoruz, bu nedenle gündeminizi aylık, üç aylık zaman aralıklarıyla belirleyiniz ve buyurunuz, bunları hep beraber tartışalım, konuşalım, önerilerimizi dikkate alın, bu teklifler muhalefetten geliyor diye reddetmeyin ve günün sonunda milletimizin menfaatine olan, vatandaşımızın yararına olan ve ortak aklın gereği olan düzenlemeleri yapalım diyoruz ama maalesef, sizi bir kere daha milletimize şikâyet ediyoruz ki buradaki düzenlemelerde muhalefetin ortak akıl katkısının alınma payı sıfırdır, bir bile değil sıfırdır.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüşülen kanun teklifinde bir tarafta polis, bir tarafta orman, bir tarafta Merkez Bankası, bir tarafta basın; hepsini aynı torbaya koymuşsunuz, kanun yapmamış, alenen koli yapmışsınız, bir kolinin içerisine de bunları doldurmuşsunuz ama ben daha önemli bir hususa değinmek istiyorum şimdi.
Bu yüce Gazi Meclisimizin çatısı altında, her birimiz milletvekili olduğumuzda bir yemin ettik, o yeminde "Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma..." diyerek namusumuz ve şerefimiz üzerine ant içtik. Bu hazırladıkları kanun teklifinde basın yayın ilkeleri arasında yer alan bir cümle vardı: "Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz." Şimdi soruyorum, bu yemini edenler nasıl oluyor da bu hükmü metinden çıkarabiliyorlar; bunu merak ediyorum. Yani Atatürk ilke ve inkılaplarından rahatsız olan bu arkadaşlar kim? Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğüne vurgu yapılmasından niye rahatsız olunur? Bu değişiklik hangi ihtiyacın sonucu hasıl olmuştur da bu, metinden çıkarılmıştır? Veya kim istedi de bu hüküm ortadan kaldırıldı? Yani kendisini sömürge valisi zanneden o Tom Barrack'ın verdiği yazılı emirlerin içinde bu var mı merak ediyorum veya İmralı'dan herhangi bir talimat mı geldi "Bunu çıkartın." diye? Çünkü burada niyet çok belli; ulus devleti kendilerine engel gören, milletleri çeşitlendiren, haritaları yeniden yazıp çizmeye kalkan, Türksüz bir Türkiye için kirli hesaplar peşinde koşanların ajandası için ince bir ayar yaptığınızın biz farkındayız.
Değerli milletvekilleri, bu teklifin başka bir tehlikeli boyutu daha var. Basın İlan Kurumu zaten uzun zamandır tarafsızlığı tartışılan bir kurum. İlan gelirlerini hangi kritere göre dağıtıyorsunuz diye sorduğumuzda "ticari sır" diye konuşmayan bir kurumdan bahsediyorum. Basın İlan Kurumunun kamuoyuna sızan faaliyet ve denetim raporlarına göre resmî ilanların yaklaşık yüzde 80'i iktidar yanlısı basına aktarılırken ulusal gazetelere verilen resmî ilan kesme cezalarının da yüzde 97'si muhalif basına verilmiş. Bu bile hıncınızı ve kininizi kesmeye yetmemiş -çünkü gerçekleri bir kişi bile duysun, izlesin istemiyorsunuz- şimdi sıra internet gazetelerine gelmiş, yerel medya kuruluşlarına ve sınırlı imkânlarla gerçek haber yapmaya çalışan bağımsız yayın organlarına gelmiş. Basını mahkemeyle susturamıyorsanız ilanı kesiyorsunuz, ilanı kesemezsiniz yönetmelik çıkarıyorsunuz, o da yetmemiş olacak ki şimdi de kanun çıkarıyorsunuz.
Kanun teklifinde ne diyor: "Resmî ilan ve reklam verilen veya bekleme süresi içindeki internet haber sitelerinin vasıfları haber sayısı, içerik, kadro -'kadro' derken bizden adam var mı yok mu; 'kadro' dediği o yani- okur sayısı, en az yayın hayatı süresi bakımlarından ve uygun görülecek diğer yönlerden Basın-İlan Kurumu Genel Kurulunca tespit olunur."
Şimdi, "uygun görülecek diğer" meselesi nedir, nedir o diğer, "diğer"e sığdıracak ne var, onu muğlak bırakmışız yani o "diğer" açık, her şey girebilir, sizin istediğiniz her şey. İktidar lehine yalan haber yapması, biat etmesi, algı oluşturması; hangisi? Bunu açıklıkla belirtmek lazım. Bu teklifte bizim gördüğümüz tam olarak budur.
Resmî ilanı keserek, reklam gelirlerini keserek, ekonomik baskı yaparak gazetecileri, gazeteciliği susturmak istiyorsunuz. Bir gazeteyi kapatmanın tek yolu sadece kapısına kilit vurmak değildir; gelir kaynaklarını kurutursunuz -şimdi yaptığınız gibi- nefessiz bırakırsınız, çalışanları dağıtırsınız, muhabirlerini cezaevine atarsınız, yurt dışına çıkış yasağı koyarsınız, adli kontrol şartı getirip onları hayattan bıktırırsınız, mesleklerinden soğutursunuz; siz de bunu yapıyorsunuz.
Öte yandan, teklifin diğer bir kısmı daha var; vergiyle ilgili maddeleri de toplumda adalet duygusunu gerçekten zedeliyor. Ücretli çalışanlar her yıl daha yüksek vergi dilimlerine mahkûm edilirken onların yükünü hafifletecek önerilerimiz bu kanun teklifinde reddedildi. Diyoruz ki: Bugünkü 190 bin liralık ilk vergi dilimini 520 bin liraya çıkarın; 400 bin liralık ikinci dilimi de 1,3 milyon lira seviyesine çıkarın. "Hayır." diyorsunuz. İnsanlar sene ortasına gelmeden -sizin yanınızda çalışan danışmanlardan da aynısını zaten tespit edebilirsiniz, onların da hepsi aynı durumda- yüksek vergi dilimine giriyorlar, sene başında aldıkları ücreti sene sonunda alamıyorlar; aradaki yıllık enflasyonu da kattığınız zaman ücretlerin ne kadar küçüldüğünü siz de daha iyi göreceksiniz. Vergi dilimleri yıllardır sabit, değiştirmediniz. En düşük memur maaşı alan bir çalışan senede 40 bin lira -Anadolu'daysa- yani 2 kira parası kadar vergi ödüyor.
Memurun sorununu çözemiyorsunuz ama diğer taraftan, belediyenin, il özel idaresinin taşınmazlarını almak, ihalesine girmek isteyenlerin derdine bir çözüm bulmuşsunuz burada. Belediyenin veya il özel idaresinin malına yüzde 25 peşin, iki yıl, 12 taksit imkânı getiriyorsunuz; parası olanlar için güzel bir yatırım imkânı. Yani bütün bunlar sarfınazar edilirken bu nereden aklınıza geldi ya? Yani sanki birisine özel yapılan bir iş var burada. Ne alakası var? Belediyenin veya il özel idaresinin malını alacak, 12 ay taksit, yüzde 25 peşin...
2002 yılından bu yana -birçoğuna burada, burada bulunan bir sürü arkadaşımızla tanıklık ettik, Sayın Başkan da beraber burada görev yaptığımız dönemde de tanıklık etmiştir- 206 kere İhale Kanunu değişti bu Mecliste; 2002'den bu yana 206 defa. Bakın, yolsuzluktan filan bahsediyorsunuz ya, bu İhale Kanunu'nu değiştirmek başka türlü izah edilemez, bunu samimiyetle yapıyorsunuz. Sorarlar: "Yahu, siz kanun yapmayı bilmiyor musunuz? Niye 206 defa değişiyor bu kanun? Doğrusunu 205 defa da yapamadınız da 206'da mı düzeltiyorsunuz?" Yetmemiş, şimdi 207'nci defa geldi, 207'nci defa İhale Kanunu'nda değişiklik yapıyorsunuz. En son 2025 Aralık ayında yapılmış; altı ay geçmiş aradan, kanun yetersiz kalmış; aslında yetersiz kalan kanun değil. Birilerine verilecek bir ihaleyle ilgili eksik bir şey kaldıysa onu tamamlamayı maksat edinen bir madde eklemişiz, 207'nci defa kanun değiştiriyoruz. Ben size bir şey söyleyeyim, yürekten söylüyorum, muhalefet, iktidar meselesi açısından söylemiyorum: Bu, Meclisin ayıbıdır. Bir İhale Kanunu'nu yirmi beş senedir beceremeyen bir Meclis çatısı altında görev yapıyoruz. 206 defa; arkadaş, 3, 5, 10, 20, 30, 50 değil 206, geldi 207.
Kamu ihalesinden söz etmişken, şimdi orman alanlarında huzurevi ve rehabilitasyon merkezleri kurulmasının önünü açan bir madde 4 var, ona değinmek istiyorum çünkü bu madde sanki bir projenin hazırlığı gibi. Hangi arkadaşınızın, hangi yandaşın talebine cevaz verecek onu seyredeceğiz, takip edeceğiz. Devriiktidarınızda her rant hikâyesi kamu yararı diye başlıyor, özel birisinin yararına dönüşüyor; ilk başladığında kamu yararı diye başlıyor. Bugün "Yaşlı bakımevi yapacağız." diye ormana dalmışsınız, öyle karar vermişsiniz; yarın o tesisin işletmesini bir vakfa, derneğe veyahut da özel bir şirkete vereceksiniz. Öyle olmasaydı "Sadece devlet işletsin." derdiniz, buna biz de ses çıkarmazdık; özel şirkete, vakfa, derneğe devredilmemesi önerimizi reddetmezdiniz, böyle bir önerimiz vardı. Üzülerek söylüyorum ama sanki birisi size sipariş vermiş bu konuda, bu sipariş de kanunla gelmiş. Belki burada bulunan arkadaşların hiçbirisi -ona da inanıyorum- bu siparişi verenin kim olduğunu dahi bilmiyor ama geldiği için siz de "Evet." diyeceksiniz.
Sonuç olarak önümüzde duran teklif, ne basın özgürlüğünü güçlendiren bir tekliftir ne vergi adaletini sağlayan bir tekliftir ne de milletin gerçek sorunlarına çözüm üreten bir tekliftir. Türkiye'nin ihtiyacı; susmayan, korkmayan bir medya, adil bir vergi sistemi, güçlü kurumlar, bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğüdür. Türkiye'nin ihtiyacı, cumhuriyetin temel değerlerinden geri adım atmak değil o değerlere sımsıkı sarılmaktır eğer bunu yapamıyorsanız, hep birlikte yapamıyorsak burada gerçekten boşa nefes tüketiyoruz, boşa mesai harcıyoruz.
Yüce Parlamentoyu ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Sayın Ahmet Özyürek konuşacaktır.
Buyurun Sayın Özyürek. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA AHMET ÖZYÜREK (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kanun yapma faaliyetinin temel amacı, toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap vermek, hukuk güvenliğini güçlendirmek ve kamu hizmetlerinin daha etkin şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bugün görüşmekte olduğumuz teklifin ikinci bölümünde yer alan düzenlemeler de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Öncelikle, 6 Şubat depremlerinin ardından, bölgede yürütülen konut, iş yeri, okul, hastane ve kamu hizmetleri yatırımlarına ilişkin KDV istisnasının uzatılması son derece önemlidir. Deprem bölgesinde yaraların sarılması, yalnızca bölge insanının değil milletçe hepimizin ortak sorumluluğudur. Devletimizin tüm kurumlarıyla ortaya koyduğu yeniden inşa iradesinin kesintisiz sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır.
Teklifte yer alan bir diğer önemli başlık ise güvenlik teşkilatımızın eğitim yapısına ilişkindir. İş güvenlik fakültesi ile polis amirleri eğitim merkezinin yapısına ilişkin hususların doğrudan kanunla düzenlenmesi, hukuk devleti ilkesi açısından önemli bir adımdır. Özellikle Anayasa Mahkemesi kararları sonrasında yapılan bu düzenlemeler idarenin kanuniliği ilkesini güçlendirmekte, uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri ortadan kaldırmaktadır. Emniyet teşkilatımızın geleceğini şekillendirecek eğitim kurumlarının sağlam bir yasal altyapıya kavuşturulması uzun vadede kamu yönetimine de katkı sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, teklifte yer alan ekonomik hayata ilişkin düzenlemeler de dikkat çekmektedir. Özellikle, akaryakıt piyasasında vergi güvenliğinin sağlanmasına yönelik tedbirlerin yeniden düzenlenmesi, kayıt dışılıkla mücadele bakımından önemlidir. Vergi adaletinin korunması yalnızca mali bir konu değildir, aynı zamanda devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin de temel unsurlarından biridir. Dürüst çalışan, vergisini düzenli ödeyen işletmelerin korunması, haksız rekabetin önlenmesi ve piyasa güvenliğinin sağlanması bakımından bu tür düzenlemeler önem arz etmektedir.
Yine, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin Genel Kurul ve seçim süreçlerine ilişkin değişiklikler, gelişen teknolojik imkânlar doğrultusunda kurumsal işleyişin daha etkin hâle getirilmesini amaçlamaktadır. Dijitalleşen dünyada, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da çağın gereklerine uygun şekilde hareket etmesi kaçınılmazdır. Temsil mekanizmalarının daha hızlı işlemesi ve idari süreçlerin sadeleşmesi kurumsal verimliliğe katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, ikinci bölümde yer alan düzenlemelerin hukuk güvenliğini güçlendirmeyi, kurumsal kapasiteyi artırmayı, ekonomik hayatın sağlıklı işlemesine katkı sunmayı ve vatandaşlarımızın haklarını korumayı amaçladığını değerlendiriyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, memleketim Sivas'ın gündeminde yer alan bazı önemli konulara da dikkat çekmek istiyorum. Sivas, tarihiyle, kültürüyle, üretimiyle ve yetiştirdiği insanlarla Anadolu'nun en önemli şehirlerinden biridir ancak sahip olduğu potansiyele rağmen desteklenmesi gereken birçok alanda beklentileri de bulunmaktadır.
Bunlardan ilki demir çelik sektörüdür. Sivas'ta faaliyet gösteren demir çelik tesisleri, sadece ilimiz açısından değil bölge ekonomisi açısından da önemli bir yere sahiptir. Binlerce vatandaşımız doğrudan veya dolaylı olarak bu sektörden geçimini sağlamaktadır. Üretimin devam etmesi, istihdamın korunması ve yeni yatırımların teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bugün, sanayi alanında rekabet giderek artmaktadır. Enerji maliyetlerinden ham madde teminine kadar birçok başlık üreticilerimizi etkilemektedir. Bu nedenle, üretimin, yatırımın ve istihdamın korunması için sanayi kuruluşlarımızın güçlü kalması gerekmektedir. Sivas'ın üretim gücüne katkı sağlayan tüm işletmelerimizin yanında olunması gerektiğine inanıyoruz.
Değerli milletvekilleri, Sivas denildiğinde akla gelen bir diğer önemli başlık ise tarım ve hayvancılıktır. Yüz ölçümü bakımından Türkiye'nin en büyük illerinden biri olan Sivas, sahip olduğu geniş tarım arazileri ve mera varlığıyla ülkemizin önemli üretim merkezlerinden biridir. Hububat üretiminden yem bitkilerine, büyükbaş hayvancılıktan küçükbaş hayvancılığa kadar birçok alanda ciddi bir potansiyele sahibiz. Çiftçilerimiz artan maliyetlere, iklim şartlarına ve çeşitli zorluklara rağmen üretmeye devam etmektedir. Üreticilerimize ilave destekler sağlanmalı, banka ve tarımsal girdi ödemelerinde karşılaştıkları vade sorunları yeniden değerlendirilmeli; özellikle mazot, gübre, tohum gibi girdilerde yaşanan maliyet artışlarının üreticilerimiz üzerindeki etkisini azaltmak adına destekleme mekanizmaları yeniden, mutlaka değerlendirilmelidir.
Köylerimizle ilgili bir diğer konumuza gelecek olursak günümüzde dijital erişim temel ihtiyaçlardan biri hâline gelmiştir. Bazı köylerimizde mobil iletişimde ve internet altyapısında yetersizlikler mevcuttur. Bu durum nedeniyle -özellikle geride bıraktığımız kış aylarında- acil durumlarda iletişim sorunları yaşanabilmektedir, bu konudan elimizi hiç çekmeden çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü vurgulamak isterim. Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu'yla yaptığımız görüşmelerde tüm sorunlarımızı tek tek dile getirdik, istişarede bulunduk; kendisinden gerekli çalışmaların yapılarak, değerlendirilerek söz konusu sorunların en kısa sürede çözüme kavuşacağı sözünü aldık.
Köylerin sağlıklı içme suyuna kavuşturulmasına, köy yollarının standartlarının yükseltilmesine, küçük ölçekli sulama altyapısının geliştirilmesine ve köylerdeki hayat kalitesinin artırılmasına yönelik kırsal altyapının desteklenmesi adına gerçekleşen KÖYDES projesi kapsamında, 2026 yılı içinde toplamda 366 milyon ödenek tüm ilçelerimize ihtiyaçlarına göre dağıtıldı. Projeyi yöneten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımıza buradan teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Sivas'ın ortak değeri olan Sivasspor'umuzdan bahsetmek istiyorum. Sivasspor, gerçekten Sivas'ımız için çok önemli. Sivasspor'umuz Sivas'ımızın bir markasıdır. Sivasspor, yalnızca bir futbol kulübü değildir; Sivasspor, Sivas'ın birlik ruhudur, ortak heyecanıdır, Anadolu'nun mücadele azminin sahaya yansımış hâlidir. Yıllardır ilimizi başarıyla temsil eden kulübümüz Sivas'ın tanıtımına büyük katkılar sağlamış, şehrimizin gençlerine umut olmuş, çocuklarımızın sporla buluşmasına vesile olmuştur. Spor kardeşliktir, dayanışmadır, birliktir. Sivasspor'un güçlü olması yalnızca sportif başarı anlamına gelmez, aynı zamanda şehrin sosyal ve ekonomik hayatına da katkı sağlar. İnanıyorum ki Sivasspor'umuz geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk futbolunda önemli başarılara imza atacaktır.
Tabii, Sivasspor'umuza nasıl destek olacağız? Biz her zaman ne diyoruz: Sivas'ımızda 650 bin Sivaslı hemşehrilerimiz var, gardaşlarımız var; İstanbul'da 3 milyon, dünya genelinde 5 milyon Sivaslıdan bahsediyoruz. O zaman gerçekten Sivasspor'umuza, Sivas'a gönül veren "Ben Sivaslıyım, ben yiğidoyum." diyen herkesin Sivasspor için taşın altına elini değil gövdesini koyması gerekiyor. Onun için ben buradan bütün Sivaslılara sesleniyorum: Gerçekten Sivas'a sevdanız varsa, "Ben yiğidoyum." diyorsanız Sivasspor'a sahip çıkalım, maddi ve manevi olarak hep birlikte destek olalım, Allah'ın izniyle bu yıl Sivasspor'muzu tekrar Süper Lig'e çıkaralım diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Mehmet Zeki İrmez.
Buyurun Sayın İrmez. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen tüm Türkiye halklarını ve cezaevlerindeki tüm siyasi yoldaşlarımı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bir selam da günlerdir Ankara'nın sokaklarında emeği için mücadele eden özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru öğretmenlere göndermek istiyorum ve buradan haklı mücadelelerine desteğimi bildiriyorum.
Özellikle değerli milletvekillerimize ve halkımıza özel okullarda çalışan bir öğretmenin sitemini ve feryadını aktarmak da istiyorum. Diyor ki değerli öğretmenimiz: "Meslekteki 6'ncı yılım ama şimdiden 8'inci okulumda çalışıyorum. Neden mi? Çünkü her sene işten çıkarılıyorum, artık dönemlik sözleşmelerle kapının önüne konuluyorum. Suçum ne biliyor musunuz? Elden para almayı reddediyorum, sigortamın asgari ücretten yatırılmasını kabul etmiyorum, her hafta sonu bedava çalışmayı reddediyorum, okula gelmeyen hayalet öğrencilere sahte yüksek notlar vermeyi reddediyorum. Ben meslek onurumu savunuyorum, haksızlığı reddettiğim için her sene kendimi kapının önünde buluyorum." Evet, onlar mesleklerinin onurunu savunuyorlar, emeklerinin karşılığı ders verdikleri çocukların bugünü ve yarını için mücadele ediyorlar. Talepleri de çok net, açık ve meşru gerçekten; taban maaş uygulaması geri gelsin istiyorlar, belirli süreli sözleşmeler kaldırılsın istiyorlar, mülakat mağduriyetleri son bulsun istiyorlar, kamudaki meslektaşlarıyla eşit özlük hakları sağlansın istiyorlar; talepleri bu.
Buradan Meclis Komisyon Başkanı Ayşen Gürcan'a seslenmek istiyorum: Öğretmenlerin talepleri için Meclis Komisyonu bir an önce toplansın ve hak gaspları için adım atılsın. Ve İçişleri Bakanı da güvenlik bahanesiyle öğretmenlerin üzerine saldığı polisleri geri çeksin.
Hakkını arayan meslektaşlarıma yönelik gözaltılar ve işkenceyi elbette ki kabul etmiyoruz, sonuna kadar onlarla birlikteyiz ve haklarını alana dek mücadeleleriyle ortaklaşacağız
Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki kürsüye her geldiğimizde gerçek anlamıyla, bu halkın, yurttaşların, emeklilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin yararını esas alan; sermayeyi, patronu, yandaşı, candaşı ihya eden düzenlemeleri değil halkın esenliğini baz alan kanun tekliflerinde söz alalım, hep "hayır" oyu vermek yerine vicdan rahatlığıyla "evet" oyu kullanalım ama maalesef iktidar vekilleri tarafında bu yaşanmıyor ve gerçekleşmiyor. Toplumda çözülmesi gereken bin bir sorun, hak arayan milyonlarca insan varken burada sermayeden rica, iktidardan ısmarlama kanun teklifleri sizlerin oylarıyla yasalaşıyor. Bu yasa çıkarma gösterisi ise yine bizleri şaşırtmayan; demokrasiyle, demokratik ilkelerle zerre ilgisi bulunmayan yasa yapma teknikleriyle sürdürülüyor.
Bu getirdiğiniz torba yasada da yıllardır Meclise dayattığınız usulsüzlüğün bir benzerini görüyoruz. Belediyeleri ilgilendiren düzenlemeden tutun vergi kıyağı getiren düzenlemeye kadar, reklam kuruluna gelecek kişileri belirleyen düzenlemeden Basın İlan Kurumuna ilişkin düzenlemeye kadar birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız içeriklere sahip maddeler bir arada sunuluyor, demokratik teamüller uygulanmıyor.
Değerli milletvekilleri, yerel yönetimi sömüren, bürokratına koltuk ikram eden bu anlayış halkın sesini kısmak için de boş durmuyor aslında. Geçen hafta, ilk bölümde, resmî ilan ve reklamların hangi haber sitelerine verileceği kararı Basın İlan Kurumuna muğlak ölçütlerle devredildi. Bu düzenleme yerel, bağımsız ve özgür medyayı ekonomik ambargoyla hizaya getirme hamlesidir. Açıkça ilan ediyoruz: Halkın haber alma, haber yapma ve hakikati yayma hakkına karşı giriştiğiniz bu kuşatma girişimi sonuçsuz kalacaktır. Siz muhalif sesleri kesmek için ne yaparsanız yapın halk hakikati öğrenmek için sizlere çalışan o havuz medyasına asla itibar etmeyecektir. Halkın yönü her zaman özgür ve onurlu basının bulunduğu mecralar olacaktır. Yerel basını, bağımsız medyayı ekonomik kıskaca alarak diz çöktürmeyi başaramayacaksınız, hakikatin sesini susturamayacaksınız.
Şu an görüştüğümüz kanun teklifinde, demin de belirttiğim gibi, birbirinden tamamen farklı ve kritik konular bir arada sunulmuş durumda. Özellikle ikinci bölümde görüşeceğimiz sorunlu bazı maddeler var. Bu maddeler özellikle yerel yönetimlere ait taşınmazların taksitle satılabilmesi, ticari plaka satışının KDV'den muaf tutulması, deprem bölgesinde devlet kurumlarına vergi muafiyeti verilirken belediyelerin ve yerel örgütlerin dışlanması, Reklam Kurulunun üye sayısını iktidar lehine artırılması; benzeri maddeler var. Değerli Türkiye halkları, karşımızda Türkiye'nin mevcut hiçbir toplumsal sorununa merhem olmayacak, patronları, para sahiplerini ve merkezî gücü tahkim etmeyi esas alan bir torba düzenleme var. Bu yasaların ruhunda, özünde yurttaş yok; sizlere, bizlere oy veren emekçilerin problemlerine deva olacak tek bir cümle yok.
Bakınız, yerel yönetimlere yani halka ait olan taşınmazların taksitle satışına yetki getiriliyor. Kimin yararına, kimin? Özellikle taşınmazları kapacak olan yandaşların yararına. Maksat ne? Taşınmazları alacak patronlara sıcak para lazım, onu da burada heba etmesinler, rahat rahat ödesinler diye. Bu yaptığınız halkın aklıyla tamamıyla dalga geçmektir. Bu yaptığınız halka ait olanı alicengiz oyunlarıyla kendinize transfer etme çabasıdır. Ya, buyurun, önünüzü tutmayalım, dilerseniz vade farksız taksit seçeneği de sunulsun. O da yetmez, yerel yönetimlerden 2 arazi alana 1 araziyi de bedavaya verin, kampanya yapın, tam olsun bitsin.
Gelelim bir diğer önemli maddeye; ticari plakaların satışının KDV'den muaf tutulması meselesine. Bundan faydalanacak olanlar, elbette ki yıllardır binbir emekle direksiyon sallayarak plaka sahibi olabilmiş taksici, dolmuşçu esnafı değildir. Bu muafiyetten faydalanacak olanlar, plaka baronlarıdır, plakalar üzerinde tekel oluşturan spekülatörlerdir. İktidar vekillerine sormak istiyorum: Allah aşkın, neden emeklinin yararına, emekçinin faydasına tek bir KDV muafiyeti getirmiyorsunuz? Neden asgari ücretlinin temel gıdaya erişiminde KDV yükü indirilmez? Neden bu Meclisin gündemine, sabahın köründe yollara düşen işçinin, ay sonunu getiremeyen emeklinin, tarlasını ekemeyen çiftçinin dertleri gelmez de hep zenginlerin, patronların çıkarları gelir? Çünkü sizin gözünüzde halkın bütçesi, halktan alınan vergiler sadece yandaşları fonlama musluğundan ibarettir. Sizin düsturunuz "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." değildir, sizin düsturunuz emekçiyi sömür ki patron, sermayedar yaşasın, ihya olsun düsturudur.
Bir diğer madde, özellikle Reklam Kurulunun yapısı maalesef değiştirilmek isteniyor. Tüketiciyi koruyan, reklamları denetleyen bu Kurul, baroların, Tabipler Birliğinin, eczacıların ve tüketici derneklerinin olduğu çok sesli bir yerdir ama iktidar ne yapıyor? Kurula, doğrudan Ticaret Bakanlığına bağlı 4 yeni genel müdür yardımcısı atıyor. Amaç çok açık ve net: Sivil örgütlerin sesini kısmak, Kurulun özerkliğini yok etmek ve burayı, Bakanlığın talimatıyla çalışan tek sesli bir daire hâline getirmektir, sermayeyi kamusal denetimden kaçırmaktır. Daha da vahim olanı, ülkede milyonlar açlık sınırında yaşarken zaten yüksek maaş alan bürokratlara Kurul üzerinden yeni bir gelir kapısı aralanıyor. Halktan kuruşu kuruşuna vergi toplayanlar, emekliye "Bütçe yok." diyenler, iş kendi bürokratik elitlerini fonlamaya geldiğinde bizzat çıkardıkları tasarruf genelgelerini ayaklar altına alıyorlar.
Sonuç itibarıyla, bizler kanun teklifinde belirttiğiniz süslenmiş, ambalajlanmış gerekçelere aldanmıyoruz. Bu yasaların halkın tek bir sorununu çözeceğini düşünmüyoruz ve destek de vermiyoruz diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ümit Özlale.
Buyurun Sayın Özlale. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün karşımızda yine alışık olduğumuz ve eleştirilerden muaf tutmamamız gereken bir torba yasa anlayışı var. Birçok farklı alanda 600 milletvekilinin birçok farklı özelliği var, birçok uzmanlık alanı. Bu uzmanlık alanlarını değerlendirebileceğimiz ve "torba yasa" adı altında ormanlardan, yaşlı bakım merkezlerinden tutun plakalara kadar birçok farklı düzenlemenin tek bir Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılmasındansa bunların hepsinin kendine ait komisyonlarda tartışılmasının yasama kalitesini artıracağı açıkken bugün yeniden bir torba yasayla karşı karşıyayız.
Bu torba yasaya geçmeden önce Ankara'nın göbeğinde ve bütün Ankara'nın konuştuğu iki tane olaydan bahsetmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, nisanın başından beri Doruk Maden işçilerinin hâlâ haklarının tamamını alamaması. Arkadaşlar, bugün, bu maden işçilerinin hâlâ önemli bir kısmı haklarını, hak ettikleri ücretleri alamamış durumdalar ve burada aslında mağdur olan emekçiler, işçiler olmasına rağmen burada işin kaybedeni devletin ciddiyetidir, devletin iş yapma gücüdür, devletin itibarıdır. Dediğim gibi, burada kaybeden günün sonunda işçiler olmayacak, o işçiler söke söke haklarını alacaklar. Günün sonunda kaybeden, o işçilerin bir süreliğine hakkını gasbeden o holding de olmayacak. Günün sonunda kaybeden, zamanında işçilere parasını vermeyen, hak ettiğini vermeyen şirkete karşı herhangi bir yaptırım uygulamayan devletin kurumları olacaktır. O bakımdan, ilk olarak, buradan, bir kez daha Meclis kürsüsünden rica ediyorum, lütfen Doruk Maden işçilerinin gecikmiş bütün haklarını ödeyin.
İkincisi, öğretmenler. Öğretmenlerle ilgili, bakın, Ankara'nın orta yerinde polisimiz öğretmenlere çok ciddi anlamda bir şiddet uyguluyor. Peki, bu öğretmenlerin talepleri haksız talepler mi? Hayır, değil. Bakın arkadaşlar, hepimiz ilkokul öğretmenimizi, ortaokul, lise öğretmenimizi hatırlarız. Hepimiz için öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bugün öğretmenlerin çalışma koşullarına baktığınız zaman burada içler acısı bir durumla karşılaşıyorsunuz. AK PARTİ'nin bizzat iki tane seçim arasında verdiği "mülakatı kaldırma" sözünün burada rafa kalktığı, özel sektörde çalışan öğretmenlerin asgari ücretten bile daha az bir maaşa razı gösterildiği bir süreçten geçiyoruz. Burada da aynı şey olacak. Yeniden söyleyeyim size: Özel sektör ya da özel eğitim kurumları buradan herhangi bir kayıp yaşamazken, özel sektörde çalışan öğretmenler çok ciddi bir hak mağduriyeti yaşarken -mağdur olan belki özel sektör öğretmenleri olacak ama- burada esas kaybeden yeniden devletin itibarı olacak; AK PARTİ'nin, Cumhur İttifakı'nın öğretmenlere verdiği sözü tutmaması olacak. Burada öğretmenler çok haklı taleplerini dile getirirken bunların bir şekilde hâlâ Mecliste, Meclisimizde, şu anda Ankara'nın, Türkiye'nin en önemli gündem maddesi olarak o dururken Eğitim Komisyonunun toplanmaması olacak. Oysa bu Eğitim Komisyonunun toplanması için gerekli imzalar var, gerekli şartlar var. O zaman, şu anda yüz binleri etkileyen bir durumu konuşmak, tartışmak, çözüm önerilerini geliştirmek için biz neden Eğitim Komisyonunu toplamıyoruz?
Dolayısıyla, buradaki önemli noktalardan bir tanesi şu: Torba yasada elbette birbirinden bağımsız ve önemli konular var. Bizim isteğimiz, bu önemli konuların ilk önce uzmanlık komisyonlarında tartışılması ama bundan daha önemli konular da var. İşte Ankara'nın göbeğinde hakkını arayan, açlık grevinden dolayı artık dayanma gücü kalmayan öğretmenlerin, onların durumunu biz neden Meclisimizin Eğitim Komisyonunu toplayarak tartışmıyoruz? Neden bunu yapmıyoruz? Eğitim Komisyonu Başkanımız -gerekli şartlar oluşmasına rağmen- Eğitim Komisyonunu toplayıp bu Ankara'nın ortasında hepimizin vicdanını sızlatan ve bizim çözüm üretebileceğimiz, bu Meclisin ve devletin kurumlarının çözüm üretilebileceği bir konuya neden bu kadar kayıtsız kalıyor? Bu konunun çözülmesi için, illa Doruk Maden işçilerinde olduğu gibi özel sektör öğretmenlerinin de daha fazla şiddeti artırması, daha fazla direnmesi mi gerekiyor? Neden bu ülkede hak ettiğini almak için her seferinde işçiler, emekçiler, çiftçiler sağlıklarını tehlikeye atarak bir eylem yapmak zorunda kalıyor ve neden her seferinde bir zirve ya da herhangi bir etkinlik mazeret gösterilerek bu arkadaşların buradaki çok haklı talepleri, çok haklı gösterileri görmezden geliniyor? Bunları da konuşmamız gerekiyor.
Bir başka nokta da şu: Yasama yılının sonlarına doğru geliyoruz. Türkiye'nin çok acil problemleri var, biraz bundan bahsetmek gerekiyor. Artık küreselleşmenin yerini bölgeselleşmeye bıraktığı bir dönemde Türkiye'de bizim yeni altyapı yatırımlarını, lojistik yatırımlarını nasıl daha iyileştirebileceğimizi, Türkiye'nin bu bölgeselleşen dünyada nasıl daha iyi bir konumda olacağını konuşmamız gerekiyor. Burada bununla ilgili en ufak bir kanun teklifi, en ufak bir çalışmayı görüştüğümüzü hatırlamıyorum.
İkinci nokta, dijitalleşen bir dünyada yepyeni bir sanayi devrimine girdik. Üniversitelerin dört yıllığına tamamıyla öğrencileri oyalayan ve özellikle vakıf üniversitelerinde kent ekonomisine talep yaratmaktan başka hiçbir görevinin olmadığı yerlerde biz neden yeni dönemde beceri politikalarını konuşmuyoruz bu Mecliste? Neden gelen torba yasanın içinde bir tane de yükseköğrenim kurumlarında çocuklarımıza yeni dönemin becerileriyle ilgili bir politikayı getiren bir şeyi tartışmıyoruz?
Bir başka nokta, iklim değişikliği. İklim değişikliği kasıp kavuruyor. Dünya Ekonomik Forumu'nda dünyanın önde gelen akademisyenlerine, uzmanlarına "Sizi küresel ölçekte en çok tehdit edecek unsur ne?" diye sorulduğu zaman hepsinin dediği şey şu: "Beklenmedik doğa olayları." Biz neden mesela sadece iklim değişikliğiyle mücadele ederken Bakanlığın ismini değiştiriyoruz da iklim değişikliğine daha fazla devlet bütçesinden pay ayırmıyoruz? Neden bunu yapmıyoruz?
Bir başka nokta, yaşlanma. Bakın, bir torba yasa geldi ve ormanların içerisinde yaşlı bakım merkezlerinin açılmasını mümkün hâle getiren bir düzenleme. Bu mudur gerçekten? Bizim yaşlanan nüfusla, yaş almış nüfusla mücadele etme yöntemimiz gerçekten bu ormanlık arazileri özel sektöre tahsis edip orada yaşlı bakım merkezlerine imkân vermek midir? Bu özel sektöre tahsis edilen ormanlardaki yaşlı bakım merkezlerinde siz nüfusun çok önemli bir kısmının teşkil ettiği emeklilerin kalabileceğini mi zannediyorsunuz? Bugün 600 milletvekiline belki de en fazla gelen taleplerden bir tanesidir belki, yaş almış bir vatandaşı huzurevine yerleştirmek. Neden biz mesela torba yasada bu yaşlanan nüfusla ilgili neler yapılabileceğini konuşmuyoruz?
Daha sonra, başka noktalar da var, çok ciddi bir istihdam problemi var. Arkadaşlar, nüfusun sadece ama sadece üçte 1'i çalışıyor. Nüfusun sadece üçte 1'inin çalıştığı, bu çalışan nüfusunun da dörtte 1'inin kamu kurumlarında çalıştığı, özel sektörün yıllardan beri istihdam yaratamadığı bir ekonomide bizler hangi problemi çözebileceğiz? Kimse kimseyi kandırmasın, Türkiye sanayileşmeyi de ihracatı da emek yoğun sektörlerle, tekstil, hazır giyim ve işlenmiş gıdayla öğrenmişken, birçok Anadolu ilimizde tekstil, hazır giyim ve işlenmiş gıda oradaki ekonominin motoruyken son üç yılda bu sektörlerden 330 bin kişinin çıkmasını neden biz burada tartışmıyoruz? Neden tekstilde, hazır giyimde, emek yoğun sektörlerde biz bir dönüşüm hikâyesini burada tartışmıyoruz? Önümüze gelen torba yasada biz neden bu emek yoğun sektörlerle, Türkiye'nin sanayileşmesini, ihracatını öğrendiği sektörlerle ilgili bir çözüm önerisini tartışmıyoruz? Bakın, sanayileşmeyen, üretmeyen hiçbir ekonomi orta-uzun dönemde kalkınamaz, büyüyemez. Tekrardan söylüyorum: Son üç yıl içerisinde baktığınız zaman Türkiye'nin sanayi üretimi büyümesi neredeyse sıfırdır. 330 bin kişinin istihdamdan ayrıldığı bir dönemden bahsediyoruz. Bu yeni dönemde sadece mavi yakaya değil beyaz yaka çalışanlarına da ihtiyacın kalmadığı yepyeni ve çok yıkıcı bir dönem geliyor. Osmanlı İmparatorluğu gerekli önlemleri alamadığı için Birinci Sanayi Devrimi'nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu gerilemeye girdi, İkinci Sanayi Devrimi'nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı, Üçüncü Sanayi Devrimi'nde bütün dünya Asya Kaplanları'nı ortaya çıkarırken bizler yerimizde saydık ve bu, üç tane sanayi devriminden çok daha yıkıcı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Eğer önlem alınmazsa olumsuz etkileri çok daha fazla olacak bir dönem geliyor ve bu döneme de biz eğer hazırlıksız olursak eğer nasıl Osmanlı İmparatorluğu gerilemişse, yıkılmışsa bizi de böyle bir son bekliyor.
O yüzden, bizler artık sonuna geldiğimiz bu yasama yılında ve önümüzdeki yasama yılında Türkiye'nin gerçek sorunlarını burada tartışmaya hazır olmalıyız. Burada hepimizi, burada temsil ettiğimiz illerin hepsini ilgilendiren bir sanayi problemi var, üretim problem var, istihdam problemi var ve hepimizin canını yakan bir enflasyon problemi var. İnşallah, önümüzdeki dönemlerde Türkiye'nin bu gerçek problemlerini bu kürsüde konuşma fırsatı yakalarız diyorum.
Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.
İkinci bölüm üzerinde şahsı adına ilk olarak Rize Milletvekili Sayın Tahsin Ocaklı.
Buyurun Sayın Ocaklı. (CHP sıralarından alkışlar)
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 14 ila 26'ncı maddelerini içeren ikinci bölümde yer alan düzenlemeler hakkında değerlendirmelerimizi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifine baktığımızda farklı alanlara ilişkin çok sayıda düzenlemenin aynı metnin içinde toplandığını görüyoruz yani şimdiye kadar yaşananlar gibi; vergiden kamu taşınmazlarına, Emniyet teşkilatından ticaret hayatına kadar birçok konu bir arada düzenlenmektedir. Bu durum kanun yapım tekniği açısından zaten başlı başına tartışılması gereken bir meseledir ama bunlar daha önce de olduğu gibi ne yazık ki aynı şekilde sürdürülüyor.
Öncelikle gençlerimize ilişkin getirilen eğlence vergisinden muafiyet -18 ve 25 yaş arasındaki- hani uygun, yerinde bir şey gibi görünüyor ama temel sorun aslında bu değil. Yani temel sorun, gençlerin sanatsal ve sosyal etkinlik deneyimlerine katılabilmelerinin aslında bir kamu görevi olarak tamamının üstlenilmesi gerekiyor. Gençlerimizin artık tiyatroya, sinemaya vesaireye gidebilme hâlleri yok yani verginin, bundan verginin kaldırılması bu sorunu çözecek gibi de değildir. Sosyal devlet anlayışı yalnızca vergi muafiyetiyle değil tabii, gençlerin yaşam koşullarını iyileştirecek bütüncül politikalarla olabilmeliydi.
Değerli milletvekilleri, teklifle, mahallî idarelere ait taşınmazların da hazine taşınmazları gibi taksitle satılabilmesine imkân verilmesi... Burada dikkat edilmesi gereken husus, belediyelerin kamu kurumlarının mali sorunlarının çözümü ve kamu varlıklarını elden çıkarmak olmamasıdır. Kamu taşınmazlarını yalnızca bugünün değil gelecek nesillerin de ortak varlığı olarak kabul etmemiz gerekiyordu. Kalıcı gelir politikaları üretmek yerine kamu mülklerinin satışını kolaylaştıran yaklaşımlar uzun vadede kamusal kaynakların azalmasına neden olacaktır.
Bir başka düzenleme, araç tescil işlemlerine ilişkindir. İnternet üzerinden yapılan tescil işlemlerinde sürenin üç iş gününden on beş iş gününe çıkarılması öngörülmekte. Dijital dönüşümün temel amacı işlemleri hızlandırmak, bürokrasiyi azaltmak ve vatandaşın işini kolaylaştırmak olmalı iken süreleri 5 katına artıran bir düzenlemenin gerekçesi nedir, kamuoyuna bunun da daha ayrıntılı anlatılması lazım.
Sayın Başkan, ticari taksi, dolmuş, minibüs ve servis plakalarının devrinde KDV istisnası getirilmekte. Burada da küçük esnafın korunması elbette önemli ancak milyonlarca liralık ekonomik değere ulaşan ticari plakaların el değiştirmesi sırasında çıkan kazançların vergilendirilmesi konusu da vergi adaleti açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Yani bir tek ticari plakası olan ticari taksi plakası sahibi ile çok sayıda ticari plakası sahibi arasındaki fark gözetilmeli, çok sayıda plakası olanlardan da gelir vergisi ayrıca alınması düşünülmeliydi.
Deprem bölgesine ilişkin KDV istisnasının uzatılması ve bu bölgenin yeniden inşası önemli ancak depremden etkilenen vatandaşlarımızın beklentisi yalnızca vergi teşvikleri değildir. Kalıcı konutların tamamlanması, altyapının güçlendirilmesi ve bölgedeki ekonomik hayatın yeniden canlandırılması konusunda daha hızlı ve daha etkin adımlar atılması gerekmektedir.
Teklifin Emniyet teşkilatına ilişkin maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda bazı hususların kanuni güvenceye kavuşturulmasını amaçlamaktaydı. Hukuk devleti ilkesi gereği olarak temel haklara ve kamu hizmetlerini ilgilendiren düzenlemelerin yönetmeliklerle değil kanunla yapılması gerekmektedir. Ancak bu süreçte liyakat, şeffaflık ve eşitlik ilkelerinin de mutlaka gözetilmesi gerekmektedir. Özellikle polis memurlarına ilişkin özlük hakları ve maaşlarında iyileştirmeye dair herhangi bir düzenlemenin olmaması da eksikliktir.
Petrol piyasasında vergi kaçakçılığıyla ilgili mücadele amacıyla getirilen yaptırımların yeniden düzenlenmesi de önemli bir adımdır. Kamu görevlilerinin korunmasında hepimizin ortak sorumluluğu var ancak vergi kaçakçılığıyla mücadelede asıl başarı yalnızca cezaları artırmakla değil etkin denetim mekanizmalarının kurulmasıyla mümkündür.
Teklifte TOBB Genel Kurulunun ve birlik organlarının seçim takvimine ilişkin değişiklikler yer almakta, bu tür düzenlemelerde temel ilke kurumların özerkliğini, demokratik işleyişini korumak olmalıydı. Ticaret hayatını temsil eden kuruluşların karar alma süreçleri idari kolaylık gerekçesiyle değil katılımcılık ve temsil ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Son olarak Reklam Kurulunun yapısına ilişkin değişikliğe değinmek isterim. Kurulun üye sayısı azaltılırken merkezî idare temsilcilerinin ağırlığı artmaktadır; karar alma süreçlerinde tek merkezli bir yapının güçlendirilmesi yerine farklı kesimlerin temsiline önem verilmeliydi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Değerli milletvekilleri, asıl önemli olan, asgari ücretli, emekli, çiftçi, memur gibi ve kısaca toplumun genel ekseriyeti olan geçim derdiyle boğuşanların sesine kulak vermek olmalıydı. İşçiyi, memuru, esnafı, tüccarı aslında uzun süredir, uzun iktidarınız döneminde kandırmaya devam ediyorsunuz. Değil kaşıkla verme, kaşıkla verdiğinizi kepçeyle almak gibi bir durum varken bir de peşine kesenin ağzını tamamen açsanız dahi ne yazık ki artık ekonomiyle baş edebilme hâliniz kalmadı.
Zamanında bir gün, hatırlayın, MHP'den 4 ayrı parti çıkmasıyla övündüğünüz bu kötücül aklı şimdi de partimizle uğraşarak sürdürüyorsunuz. Ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu milleti hafife almayın. Bu aziz milletin ferasetine güveniyoruz ve diyoruz ki: Yanlış hesap Bağdat'tan döner.
Arkadaşlar, acaba hiç çarşıya pazara çıktığınız oluyor mu? Bir emeklinin elini sıkabiliyor musunuz? Bunlarla bir gidip görüşme yapsanız, nasıl tepkiler alacağınızı görseniz aslında durumun ne olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahsı adına ikinci konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Kemal Çelik.
Buyurun Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL ÇELİK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu kanun teklifiyle polis eğitim kurumlarında eğitimin kalitesinin artırılmasıyla birlikte her amir rütbesinde bulunması gereken azami kadro oranları da artırılmakta ve eğitim sürecinde sağlık şartları nedeniyle ilişiği kesilen ancak yargı kararları sonucu eğitime devam ederek mezun olanlardan göreve başlayıp sonrasında memurluktan ilişiği kesilen Emniyet personelinin mağduriyetleri giderilerek genel idare hizmetleri sınıfına atanabilmelerine imkân tanınmaktadır. Ayrıca, Polis Yüksek Öğretim Kanunu'nda yer alan düzenlemelere yönelik Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi ve iç güvenlik fakültesine alınacak öğrencilerle ilgili esas ve usullerle birlikte polis meslek yüksekokuluna geçiş yapacaklarla ilgili yeni düzenlemeler yer almaktadır.
Yine, taksiyle yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan mükelleflerle ilgili önemli düzenlemeler getirilmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifiyle yapılan önemli bir düzenleme de Emniyet teşkilatında yönetim kapasitesinin artırılması, denetim ve gözetim mekanizmasının güçlendirilmesi, karar alma süreçlerinin hızlandırılması, personel motivasyonu ve kariyer planlamasının desteklenmesi, stratejik planlama ve uzmanlaşmanın geliştirilmesi amacıyla Emniyet teşkilatının her amir rütbesinde bulunması gereken azami oranlar yeniden düzenlenmektedir. Bunlar Emniyet teşkilatımız açısından son derece önemli düzenlemelerdir.
Değerli milletvekilleri, siyonist İsrail'in ABD destekli saldırıları ve katliamlarıyla bölgemiz ve dünyamız bugün en kritik günlerini yaşıyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'mizi çevremizdeki ateş çemberinden uzak tutmaya, siyonist katliamları durdurmaya ve bölge barışını sağlamaya yönelik çok önemli gayretler göstermektedir. Bu diplomatik girişimlerle çok şükür ki ülkemiz huzur ve güven içerisindedir.
Sayın milletvekilleri, bugün terörsüz Türkiye süreciyle ülkemizin kırk yıllık sorununu kalıcı biçimde çözmenin gayreti içerisindeyiz. Terörün karanlık gölgesini önce ülkemizin, sonra bölgemizin üzerinden tamamen kaldırma hedefindeyiz. Bu arada kırk yıldan bu yana Türkiye'nin kalkınmasına, gelişmesine ve geleceğine ipotek koyan kanlı terör olaylarının son bulmasında ve terörün ülkemiz gündeminden tamamen çıkarılmasında büyük mücadele veren ve terörsüz Türkiye sürecine geçiş ortamını sağlayan tüm güvenlik teşkilatlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli'nin bir buçuk yıl önce başlattıkları terörsüz Türkiye hedefi hiçbir şart, hiçbir pazarlık ve hiçbir vaat konusu olmadan gerçekleştirilmekte ve bu konuda çok önemli mesafeler alınmaktadır. Terörsüz Türkiye projesiyle kardeşliği, muhabbeti, huzuru ve güvenliği daha da artıracak bir gayeyle hassas bir süreç yürütülmektedir. Millî iradenin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu görevi üstlenmiş, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu milletimiz adına üzerine düşen görev ve sorumluluğu büyük bir başarıyla yerine getirmiştir. PKK silah bırakma ve kendini feshetme süreçlerini sürdürmüş, bir buçuk yıldan bu yana ülkemizde tek bir kurşun atılmamış, tek bir can kaybı yaşanmamıştır. Kimse bu gerçeği göz ardı etmemeli ve gelinen noktayı küçümsememelidir. Bugün Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan devletçiğin ortadan kaldırılmasının ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanmasının ülkemiz ve bölgemiz açısından da önemli bir gelişme olduğunu kabul etmeliyiz. Yine, bölgedeki Kürt kardeşlerimizin Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yapmayı düşündüğü kara harekâtına katılmama kararı bölge istikrarı açısından hayati önemdedir, asla göz ardı edilmemelidir. İşte, tüm bu gelişmeler ülkemizin terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi için çok önemli ve ciddi kazanımlardır.
Değerli milletvekilleri, terörsüz bölge idealimiz Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasına nifak duvarları örmek isteyenlerin planlarına set çekmektedir. Bu büyük hedef elbette emperyalistlerin, Türkiye düşmanlarının, provokatörlerin, ölümden ve kandan beslenenlerin işine gelmeyecektir. Türkiye'miz huzur, güven ve istikrar hedefine yaklaştıkça istismar ve provokasyon mekanizmalarının daha fazla devreye gireceğini biliyoruz ama her şeyin farkındayız ve her türlü senaryoya karşı da hazırlıklıyız.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Parlamentosunda kabul edilen 2025 Türkiye Raporu gerçeklerden uzak ve ülkemiz karşıtı çevrelerin söylediklerinden ibarettir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
KEMAL ÇELİK (Devamla) - Türkiye Avrupa için çok önemli bir ülkedir, bu raporun asla kale alınacak bir yanı da yoktur.
Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettikleri gibi, şimdi artık terörü ülke gündeminden tamamen çıkaran, kendi teknolojisini tasarlayan, kendi yazılımını üreten, ürettiklerini tüm dünyaya ihraç eden bir Türkiye var. Yıllık yalnızca 248 milyon dolar savunma ihracatı yapan Türkiye'den bugün 10 milyar doları aşkın savunma sanayi ihracatı yapan bir Türkiye'ye ve dünyanın ilk 10 ülkesine girmeye yaklaşan bir Türkiye'ye ulaşmış bulunuyoruz. Görüldüğü gibi, Türkiye Yüzyılı hedefine giden yolda şimdiye kadar çok önemli mesafeler katettik ve katetmeye devam edeceğiz. Çeyrek asra yaklaşan AK PARTİ iktidarı olarak milletimize ve insanlığa hizmet yolunda hiç durmayacağımızı ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerinde önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
14'üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesindeki "veya" ibaresinin "ya da" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Sadullah Kısacık |
Muğla | Antalya | Adana |
Medeni Yılmaz | Cemalettin Kani Torun | Necmettin Çalışkan |
İstanbul | Bursa | Hatay |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; ne yazık ki milletin derdine deva olmayacak bir yasayı görüşmeye devam ediyoruz. Yasanın konuştuğumuz ilgili maddesi, size komik gelecek ama gençlerle ilgili, komikliği şu: Ülkemizde milyonlarca gencimizin pek çok beklentisi var, gelecekten umut kesmiş durumda; işe girse girişte mülakatla karşı karşıya, işe girdikten sonra mobbinglerle, baskılarla karşı karşıya -zaten herhangi bir kamu kurumuna girmek için olmadık torpiller- ne yazık ki bütün olumsuzluklarla karşı karşıya. Ama bugün gençlerle ilgili maddede içerik şu: Gençlerden at yarışı, sirk ve lunapark gibi alanlarda eğlence vergisinin alınmaması. Güler misin ağlar mısın; 200 liralık vergiden yüzde 10 eğlence payı alınmayacakmış. İşte, burası tam olarak AK PARTİ'nin durduğu yeri gösteriyor, gençlerle nasıl alay ettiğini gösteriyor. Gençlerin bütün beklentileri bitmiş, bir tek eğlence yerlerine girdiğinde -at yarışı için, sirk izlemek için girecekmiş- ondan eğlence vergisini kesecekmiş; işte, AK PARTİ ne yazık ki bu. Oysa, bu gençler aynı zamanda bu politikalarla kumara, bahse teşvik ediliyor ve burada, bu vergiyi kaldırmadaki amaç da belediyeler; belediyelere gidecek vergiyi kesmek üzere yapılan bir durum.
Burada başka bir tezat da şu: Sirk ve at yarışını gündeme alan AK PARTİ, bu eğlence yerlerinde kültürel faaliyet olabilecek kitap, CD, DVD ve kaset gibi ürünlerin satışını yasaklamış. Bunların burada satışı yasak -kültüre katkı olan- ama "Sirk izlemeye, at yarışı izlemeye gelin, biz sizden vergi almayacağız." gibi bir ifadeyle ne yazık ki karşı karşıyayız. Tabii, böyle olduğu için de yasanın her tarafı ayrı bir cümbüşle karşı karşıya. Bir taraftan polis alımları, polis alımlarında mülakat bir taraftan da basınla ilgili yasa, bir taraftan Türkiye Odalar Borsalar Birliği seçimi bir taraftan da KDV muafiyetleri. Kurumlara, kişilere özgü yasa çıkarılmamalıdır. Bugün belli meslek gruplarının kayırıldığı, belirli meslek gruplarının da yok sayıldığı bir yasayla karşı karşıyayız.
Burada pek çok ilginç husus var ama özellikle KDV'yle ilgili olarak... Bakın, buraya gelen hemen bütün yasalar insanlara ek vergi bindiren, bütçeye takviye amaçlı yasalardan oluşuyor ama iş büyük müteahhitlere gelince durum değişiyor. Deprem bölgesinde konut yapan büyük müteahhitlerin ödeyeceği KDV vergilerine muafiyet getiriliyor, getirilmişti, devam ediyor. Bu, hem büyük müteahhitleri koruyan yasa olduğu için çirkin ama başka çirkinlik şu: Yahu, hani siz 500 bin konut yapmış, teslim etmiştiniz; davul zurnalarla, halaylarla, televizyonlarda günlerce verdiğiniz reklamlarla, köprülerin üzerine geçirdiğiniz o maskelerle hani 500 bin konut teslim edilmişti. Buradan da Hükûmeti yalanlayan bir madde olduğu ortada. Evet, deprem bölgesinde depremzedelere teslim edildiği iddia edilen konutların büyük çoğunluğu asparagas haber çünkü "Sana deprem bölgesinde konut veriyoruz." dedikleri şey "Alacağın dairenin numarasını veriyoruz. Şu şu no.lu konutu alacaksın. Yerde hafriyat var, yakında buraya bina dikilecek, bunun bir dairesi senin olacak." Siz depremzedelerin, rezerv alanları mağdurlarının seslerini duymazken büyük müteahhitlere KDV muafiyeti getirirseniz iyi niyetiniz sorgulanır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Siz burada alt gelir gruplarının hiçbir talebini görmezseniz... İşte, net olarak ortada, at yarışına gidersen eğlence vergisi sıfır ama kitap, CD satmak yasak. Depremzedenin çığlığını duyma, işitme ama deprem bölgesinin büyük müteahhitlerine KDV muafiyeti getir. Tabii, yasa teklifinin içerisinde bunlar var, Merkez Bankası disiplini var, vesaire vesaire, yeni başka şeylerin de olduğunu az önce öğrendik. Mesela, bu yasa teklifinin içerisinde Suriye harekâtı varmış, terörsüz Türkiye'nin raporları varmış, Avrupa Birliği raporu varmış, sonrasında savunma sanayiyle ilgili maddeler varmış. Bunu da gördük çünkü yasa teklifinin savunulacak bir tarafı olmadığını gördükleri için demagoji yapılarak konu başka yerlere çekiliyor. Bu açıdan AK PARTİ yönetimini insafa, vicdana davet ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinde yer alan "aşağıdaki" ibaresinin "aşağıda yer alan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Ömer Öcalan | Onur Düşünmez |
Şanlıurfa | Şanlıurfa | Hakkâri |
Semra Çağlar Gökalp | Ali Bozan | Hüseyin Olan |
Bitlis | Mersin | Bitlis |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bitlis Milletvekili Sayın Hüseyin Olan
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vekili olduğum Bitlis bugün yoksulluğun yanı sıra, adaletsizliğin, kayırmacılığın ve rant siyasetinin ağır sonuçlarının yaşandığı bir kenttir. Bu adaletsizliğin son örneklerinden biri Ahlat'ın Ovakışla beldesinde yaşandı. Sermaye yıllardır hayvancılığın yapıldığı meralara göz dikmiş durumda. Halkın bütün itirazlarına rağmen, yargı süreci devam ederken 26 Haziranda yapılacak mahkeme keşfi beklenmeden, 12 Haziranda sabahın üçünde kolluğun koruması altında iş makineleri alana sokulmak istendi. İktidar, kendi yaşam alanını savunan köylüleri copla, TOMA'yla, zırhlı araçlarla, helikopterlerle, biber gazlarıyla, tazyikli suyla kadın, çocuk, yaşlı demeden şiddetle saldırarak işkenceyle gözaltına aldı. Bunlar tatbikat değil, bunlar operasyon da değil; bunlar, Ovakışla halkı meralarını korurken onların üzerine sürülen güvenlik araçlarıdır. Köylü kendi toprağına giremiyor, kendi merasına ulaşamıyor. Soruyoruz: Bu devlet, şirketlerin güvenliğini sağlamak için mi vardır, yoksa halkın yaşam hakkını korumak için mi? Ovakışla'da yaşananlar "Bir enerji yatırımı." denilerek meşrulaştırılamaz; Ovakışla'da köylünün yaşam alanı sermayeye devrediliyor, elli yıllık bir yatırım uğruna yüzlerce yıllık üretim kültürü yok ediliyor, hayvancılık tasfiye ediliyor, köylü toprağından koparılıyor ve buna kalkınma deniliyor. Biz buna kalkınma değil, talan diyoruz. Bu, sermayenin köy boşaltmasıdır, bölgeyi insansızlaştırmaktır.
Değerli milletvekilleri, Bitlis'te sorun sadece Ovakışla'yla ilgili değildir; sorun, liyakatin yerini sadakatin aldığı çürümüş bir yönetim anlayışıdır. Bir köye yol yapılacaksa "İhtiyaç var mı?" diye bakılmıyor, önce siyasi tercihe bakılıyor. Daha önce "Kime oy verdiysen git, sorununu o çözsün." diyen bir Vahit Kiler anlayışı vardı, şimdi de "Senin köyünün karnesi zayıf." diyen bir Bedirhanoğlu anlayışı var. İsimler değişiyor ama zihniyet asla değişmiyor. Köyler iktidara oy verme oranlarına göre sınıflandırılıyor; yolu olup olmadığına bakılmıyor, istenilen oy verilmemişse programa alınan işleri dahi programdan çıkaracak kadar işi pervasızlaştırmışlar. İşi öyle bir noktaya getirdiler ki artık son seçim sonuçları bile iktidarı tatmin etmiyor, on yıl önceki seçim sonuçlarına da bakarak karar verebiliyorlar. Köylere Hizmet Götürme Birliği, 146 kilometrelik asfalt ihalesine çıkıyor, en düşük teklifi veren şirket yerine, 25 milyon daha fazla teklif veren şirket lehine ihale iptal ediliyor. Sebep? Rant kavgası. Şimdi buna ne diyeceğiz? Buna "usulsüzlük" diyerek geçecek miyiz? Elbette ki hayır. Bunun adı düpedüz hırsızlıktır, talandır ve bunlar utanılması gereken işlerdir.
Değerli milletvekilleri, Bitlis'te işçi alınacaksa emeğine değil parti eğilimine bakılıyor, memur atanacaksa bilgisine değil kimin referansıyla geldiğine bakılıyor. Bitlis'te Valisinden kurum amirlerine kadar, iktidarın memuru olduklarını gizlemeye gerek duymadan açıkça deklare ediyorlar. İŞKUR üzerinden yürütülen 1.600 kişinin alınacağı on aylık geçici işler için önce "Kura çekimi yapılacak." diye ilana çıkılıyor ancak kura çekimi yapılmadan, alınacak işçilerin listesi AKP il binasında hazırlanarak AKP il binasına asılıyor. Bunun adı ahlaksızlıktır. Kamu kaynakları herhangi bir siyasi partinin ödüllendirme veya cezalandırma aracı olamaz. Devletin sunduğu imkânlar sadece belli bir partiye ait olanlara değil bu ülkede yaşayan bütün yurttaşların hakkıdır. Bitlis'te işsizlik büyüyor, yoksulluk büyüyor; çiftçinin ürünü elinde kalıyor, hayvancılıkla geçimini sağlayanın merasına çökülüyor ama rantçının önündeki bütün kapılar sonuna kadar açılıyor. Sağlık alanındaki durum da maalesef bundan farklı değildir. Her ilçede hastane var ama hekim yok, sağlık emekçisi yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HÜSEYİN OLAN (Devamla) - Adilcevaz'da koca bir onkoloji hastanesi açıldı, içinde onkoloji uzmanı olmadığı için ne yaptılar biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Hastanenin ismini değiştirdiler. Bu, AKP usulü bir çözüm bulmaktır. Bitlis genelinde pediatri yoğun bakım ünitesi yok, çocuk hastalar başka illere sevk ediliyor. Çözüm üretmek yerine yoğun bakımdaki servisleri kapatıyorlar, personeli azaltıyorlar.
Bitlis sağlıkta da ulaşımda da üretimde de ekolojide de hayvancılıkta da ağır bir tahribatla karşı karşıyadır ve bütün bunların ortak bir nedeni var, halkın değil rantın yanında duran siyasi iktidar. Bu toprakların merasını da köylüsünü de emeğini de çocuklarını da sermayeye ve siyasi sadakaya kurban ediyorlar. Bitlis'te yolu ranta, sağlığı sadakate, üretimi sermaye kurban ettiniz.
Geleceğe dair onurlu hiç bir şey bırakmadınız diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
MADDE 14 - 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 19 uncu maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.
"Bu Kanunun 21'inci maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendi kapsamında biletle girilen yerlerde, 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış kişilere düzenlenen biletler için vergi alınmaz."
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Talat Dinçer |
Antalya | Manisa | Mersin |
Mühip Kanko | Murat Çan | Müzeyyen Şevkin |
Kocaeli | Samsun | Adana |
|
| Sibel Suiçmez |
|
| Trabzon |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Hasan Toktaş |
İstanbul | Tekirdağ | Bursa |
Şenol Sunat | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
|
Manisa | Bursa |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Sibel Suiçmez.
Buyurun Sayın Suiçmez. (CHP sıralarından alkışlar)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.
Kanun teklifinin 14'üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Madde, lunapark, sirk, çalgılı bahçeler ve benzeri alanlarda 18 yaş altındaki çocuklar ve 25 yaş altındaki öğrenciler için eğlence vergisinin kaldırılmasına ilişkindir. İtiraf etmeliyim ki teklifi görünce gözlerim yaşardı! Tarihin gördüğü en büyük beyin göçüyle karşı karşıya olduğumuz bir dönemde gençlerimiz gelecek hayallerini uzak diyarlarda ararken, bir "tweet" atmanın maliyeti aylarca tutuklu kalmakken, bu sorunları çözmek yerine bu kadar detay üzerine kanun teklifi vermeniz gerçekten takdire değer! Bu metnin gerekçesi, çocukların ve gençlerin kültürel ve sosyal hayata katılımını desteklemek olarak sunulsa da sokağın gerçeği çok başka. Bir sinema bileti fiyatının 300 lira olduğu, ortalama bir kafede 2 kahve, 1 tatlının fiyatının 750 liraya dayandığı ülkemizde "ev genci" diye bir tanımı getirip mezun olan öğrencilere "Umarım diplomam sonsuza dek benimle kalır." temennisinde bulunduran sizler gençlerin umutlarını, hayallerini yok ettiniz. Bu düzenlemeyle çocuklarla, gençlerle, ailelerle âdeta dalga geçiyorsunuz. Bu madde, yarattığınız yoksulluk karşısında devede kulak değil devede sivilce olacaktır. Gençlerin sosyal hayata katılımından bahsediyorsunuz ancak gençlerin sokakta bir araya gelmesinden öylesine korkuyorsunuz ki bulduğunuz her bahaneyle yasaklara sarılıyorsunuz. Bunun en son örneğini başkentte yaşıyoruz. Ankara Valiliği 7-8 Temmuzda Ankara'da yapılacak 36'ncı NATO zirvesi kapsamında 28 Hazirandan 11 Temmuza kadar bir dizi yasaklama getirilmiştir. Nedir bu yasaklar? Toplantı yasak, gösteri yasak, yürüyüş yasak, basın açıklaması yasak, oturma eylemi yasak, miting yasak, stant açma ve benzeri etkinlikler yasak. Hızınızı alamayıp neredeyse uyumayı, yeme içmeyi ve nefes almayı da yasaklatacaksınız. Peki, Anayasa'ya aykırı bu yasaklar sürpriz mi? Balık baştan kokar. Anayasa Mahkemesi kararlarını Mecliste uygulatmayan, seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay'ı Anayasa'ya aykırı bir şekilde cezaevinde tutturan zihniyetten; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına rağmen Anayasa'ya aykırı kanun tekliflerini tekrar Meclise sunan zihniyetten; hukukun evrensel ilkelerinden olan masumiyet ilkesini, lekelenmeme hakkını yok sayan, tutuklu yargılamayı tedbir olmaktan çıkararak esas hâline getiren zihniyetten; millî iradeyi yok sayarak halkın seçtiği belediye başkanlarını ve yöneticilerini yargıyı araçsallaştırarak cezaevlerinde tutan zihniyetten; liyakati ortadan kaldırarak "mülakat" denilen adaletsiz sistemle pırıl pırıl gençlerin hakkını gasbeden, devletin tüm kurumlarına yandaşlarını yerleştiren zihniyetten; her gün 3-5 kadının öldürüldüğü ülkemizde "şiddete sıfır tolerans" mottosuyla caka satan zihniyetten; cezaevlerinde başta Beylikdüzü Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık olmak üzere hasta mahpuslar için tahliye kararı vermek yerine 6 yaşında çocuğa cinsel istismardan yargılanarak mahkûm edilen Hiranur Vakfı Başkanını tahliye eden zihniyetten; taban maaş hakkının geri getirilmesi, güvenceli çalışma koşulları ve eğitim alanında verilen sözlerin tutulması için eylem yapan öğretmenlere gaz sıkan, darbeden, ters kelepçeyle gözaltına alan zihniyetten; rant ve kâr hırsı uğruna ormanlarımızı, zeytinlerimizi, derelerimizi ve kıyılarımızı sermayeye peşkeş çekip memleketin doğasını talan eden zihniyetten; halkın haber alma hakkını savunan, doğruları yazan gazetecileri sansürle, yayın yasaklarıyla ve davalarla susturmaya çalışan zihniyetten; ülkenin geleceği olan gençlerin umutlarını çalarak onları kendi topraklarında yabancı hissettiren ve tarihin en büyük beyin göçüne sebep olan zihniyetten elbette demokrasi, adalet ve özgürlük beklemek mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SİBEL SUİÇMEZ (Devamla) - Bu yasakçı kararlar iktidarın halkın demokratik iradesinden ve hak arayışından duyduğu derin korkunun bir sonucudur. Anayasa'ya aykırı alınan bu kararlar, ülkede yaratılan derin yoksulluğu, eşitsizliği ve adaletsizliği önlemeye yetmeyecektir, bu çaba boşuna olacaktır. Ancak bilinmelidir ki hiçbir baskı, hiçbir sansür ve hiçbir antidemokratik yasak bu halkın aydınlık yarınlara olan inancını yok edemez.
Bizler, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edildiği, liyakatin esas alındığı, doğanın ranta kurban edilmediği ve gençlerimizin kendi yurtlarında yeniden, umutla hayal kurabildiği eşit ve özgür bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edene dek bu baskıcı düzene karşı mücadele etmekten asla geri adım atmayacağız.
Saygılarımla. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; siz iktidar olarak memleketi istediğiniz kadar mutlak butlan tartışmalarına sürükleyedurun, biz sizin müsebbibi olduğunuz asıl mutlak mağduriyet alanlarını bu kürsüden bıkmadan anlatmaya devam edeceğiz.
Memlekette bir mağdur grubunun üyesi olmayan bir vatandaşımız neredeyse kalmadı. Efendim, vicdanları kanatan adaletsizliğinizi, hukuk devletini utandıran zalimliğinizi ve şu son günlerde Ankara'nın göbeğinde özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru öğretmenlere reva gördüğünüz şiddeti kınamaya ve anlatmaya devam edeceğiz. Açlık var -hemen Mithatpaşa'da- yoksulluk var, güvencesizlik var, şiddet var, darp var, gaz var, baskı var ve orada iki tane mağdur kesim var. Allah aşkına, tane tane bir kez daha anlatıyorum, iki yıldır bu kürsüde defaatle dile getirildi; sizin bu mülakat zulmünüz, adaletsizliğiniz nedeniyle hakları ellerinden gasbedilen 1.611 öğretmen sizden tavassut, torpil, ayrıcalık, himmet istemiyor, "Gasbettiğiniz hakkı verin." diyor. Hani kalkacaktı mülakat? Sayın Cumhurbaşkanı seçim meydanlarında defaatle söylemişti. Kalkmayı bırak, tarihin en adaletsiz mülakatına imza attınız ya, en adaletsiz! Şimdi onlar haklarını arıyorlar.
Özel sektörü öğretmenleri, 2014 yılında sizin taban maaş uygulamasını kaldırmanız nedeniyle resmen asgari ücrete, bazı yerlerde asgari ücretin de altındaki uygulamalara maruz bırakıldılar. Böyle bir emek sömürüsü dünyanın hiçbir yerinde yok. Öğretmenlerin meslek edinme maliyetleri, ailelerinin çocuklarını meslek edindirme maliyetleri gün gibi ortadayken, memlekette atanmayan 800 binin üzerinde öğretmen varken siz özel sektördeki öğretmenleri apaçık açlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm ediyorsunuz. Atama bekleyen öğretmenler, engelli kontenjanına takılan ve engelli ataması bekleyen öğretmenler her gün ağlayarak meramını anlatmaya devam ediyor.
Şimdi, Allah aşkına, bakar mısınız, efendim, bir dikkat buyurursanız, burada bir yazı var; Çalışma Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü 7 Temmuz 2025'te bir yazı yazmış: "Özel sektör öğretmenlerinin çalışma hayatıyla ilgili sorunlarını, tamam, konuşalım." Taraflar kim? Millî Eğitim Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Tüm Özel Eğitim Kurumları Derneği, Özel Öğretim Derneği, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Özel Okullar Birliği toplantıya çağrılmış. Gelen var mı? Yok. Toplantı yapıldı mı? Yapılmadı. Devletin yazısı bir yıldır yerde sürünüyor. Niye? Özel Okullar Birliği istemedi kardeşim, dernekleri istemedi. Yani patronlar istemedi diye siz binlerce benim meslektaşımı, öğretmeni açlığa, yokluğa, yoksulluğa mahkûm ediyorsunuz.
Sizin yaptıklarınızdan bahsediyorum. Hele hele bu mülakat mağdurlarının ahı bin kez de hacca gitseniz sizi kurtaramayacak. Apaçık yapılan bu adaletsizlik, bu hukuksuzluk artık vicdanları kanatıyor. Kaç gündür Millî Eğitim Komisyonuna -Şenol Hocam da burada- dilekçe verildi, değil mi? "Millî Eğitim Komisyonu bu konuyla alakalı bir daha toplansın." Beklentiler bu yönde. Toplandı mı? Onu da toplamadınız. "Çözüm üretelim, görüşme yapalım..." Sembolik görüşmeler devam ediyor ama ortada sorunun çözümüne dair hiçbir şey bırakmadınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Özetle ve ezcümle: Birazcık vicdanınız varsa, birazcık adalet duygunuz varsa, birazcık Allah korkunuz varsa bu gasptan, bu sömürüden, emek sömürüsünden, bu zulümden vazgeçin.
Kaç gündür yaptığınız o müdahalelerde ben neyi gördüm biliyor musunuz? Sürekli oradaydık. Kolluk kuvvetleri artık bir kolluk kuvveti gibi davranmıyor; resmen bir intikam, bir hınç ve bir siyasi tavırla öğretmenleri yerden yere sürüklüyor. Dokuz gündür açlık grevindeler ya, sizin hiç mi vicdanınız kalmadı diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
14'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 14'üncü madde kabul edilmiştir.
15'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Okutacağım ilk 2 önerge aynı mahiyette olduğundan bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Ömer Öcalan | Onur Düşünmez |
Şanlıurfa | Şanlıurfa | Hakkâri |
Semra Çağlar Gökalp | Ali Bozan | Hakkı Saruhan Oluç |
Bitlis | Mersin | Antalya |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Selçuk Özdağ | Sadullah Kısacık | Şerafettin Kılıç |
Muğla | Adana | Antalya |
Medeni Yılmaz | Cemalettin Kani Torun | Mustafa Kaya |
İstanbul | Bursa | İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Antalya Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç.
Buyurun Sayın Oluç. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller; yerel yönetimlerin taşınmazlarının satılması meselesiyle ilgili bu madde. Şimdi yani tabii, önce şunu sormak gerekiyor: Yerel yönetimlerin taşınmazları neden satılmak zorunda kalır? Birinci soru bu yani neden yerel yönetimler borçlanırlar, neden yerel yönetimler kendilerini idare edemezler? Birkaç nedeni olabilir bunun. Bir tanesi hakikaten kötü yönetimdir; kötü yönetim sonucunda ellerindeki imkânları çarçur ederler ve borçlanırlar ve kendilerini idare edemezler. Bu bir neden, önemsiz de değil yani önemli bir neden.
İkincisi: Yerel yönetimler yeterince demokratik bir şekilde idare edilmemektedir. Bu bir neden ve merkezî iktidar açısından baktığımızda yerel yönetimlere gereken destek verilmemektedir, bu bir neden.
Yerel yönetimlerin mali özerkliğinin olmaması bir nedendir, merkezî vesayet geçerlidir, bu bir neden. Birçok neden sayılabilir ama sonuç olarak baktığımızda, yerel yönetimlerin borçlanması ve kendilerini, kendi çalışmalarını çevirememelerinin sonucunda taşınmazların satılması gündeme gelebilir. Bu iyi bir şey değil. Neden? Taşınmazlar halkın malı, kamu malı sonuç olarak ve bunların satılmasına esas itibarıyla ilkesel olarak karşı durmak gerekir. Bunu bir kenara koyalım, birincisi bu.
Peki, şimdi, bu maddeyle ne yapılmak isteniyor? Yerel yönetimlerin taşınmazlarının satılmasında taksitlendirme kolaylığı getiriliyor, taksitlendirme kolaylığı. Bu da yeni bir durum şimdi. Ne için bu taksitlendirme kolaylığı getiriliyor, kimin için bu taksitlendirme kolaylığı getiriliyor? Bunu tartışmak gerekiyor yani borç sarmalına itilmiş olan belediyelerin elindeki halka ait varlıklar haraç mezat satılacak, bu arada da taksitlendirme yapılacak. Bakıyoruz kanun teklifine, işte iki sene içinde yüzde 25'i peşin, taksitlendirme yapılacak. Ve, ne geçerli faiz konusunda baktığımızda? Resmî faiz. Yıllık resmî faiz ne kadar? Yüzde 24. Şimdi enflasyon ne kadar? Resmî rakamlara göre baktığımızda bile yüzde 30'ların üstünde, 40'lara yaklaşmış vaziyette, gayriresmî rakamlarda daha da yüksek olduğunu biliyoruz. Yani şu anlama geliyor: Yarın, bu kanun çıktıktan sonra yerel yönetimlerin taşınmazlarını satın alanlar büyük ihtimalle iki sene içinde taksitlendirme yaptıklarında çok ciddi bir kamu zararının doğmasına neden olacaklar, kamu zararı doğacak yani buradan. Birileri kâr edecek, bunlar ister özel kişiler olsun ister tüzel kişiler olsun, onlar kâr edecekler ama kamu zarara uğrayacak; böyle bir durumla karşı karşıyayız. Niye yapılıyor bu? Neden, kime, ne peşkeş çekilmeye çalışılıyor? Bu sorunun cevabı bir türlü Plan ve Bütçe Komisyonundaki tartışmalarda ortaya çıkmadı.
Örnekler var önümüzde. Bakın, bir tane Van belediyesinden örnek vereyim, yeni yaşanan bir olay. Van Valiliği bünyesindeki YİKOB aracılığıyla Edremit ve Tuşba ilçelerinde bulunan tam 15 adet taşınmazı kapalı teklif usulüyle satışa çıkarmış vaziyette, 1 milyar 520 milyon civarında bir tutar belirlenmiş. Bu satışa çıkarılan mallar uzun zamandır bölge halkının, çiftçilerin kullanımında bulunan alanlar ve usulsüz bir şekilde mera olmaktan çıkarılan, ecrimisil ödenmesine rağmen çiftçinin elinden zorla alınıp YİKOB'a devredilen alanlar bunlar. Şimdi, bunlar birilerine 1,5 milyar liraya peşkeş çekilecek, bu kanundan sonra da taksitle olacak bu iş üstelik.
Çok örnek var, hani bu konuda kafamıza soru işareti gelmesine neden olan çok örnek var. Nerede yaşadık bu örnekleri? Ben size bir şey hatırlatmak istiyorum: Kayyımların atanmış olduğu belediyelerde yaşadık. Yani geçtiğimiz yıllara bakacak olursak, özellikle 2024 öncesine bakacak olursak, kayyımların olduğu belediyelerde haraç mezat belediyelerin malları satışa çıkarıldı orada, hemen seçim öncesinde satışa çıkarıldı. Bu, bizim için, baktığımızda, ağzımızda hiç hoş olmayan bir tat bırakan bir olaydı. Şimdi bizim 10 belediyemizde kayyım var. Acaba kayyımların sona ereceği zamandan önce belediyelerin bazı taşınmazlarının elden çıkarılması, birilerine peşkeş çekilmesi mi düşünülüyor mesela?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Bu soru elbette ki kafamıza geliyor. Niye bu soru kafamıza geliyor?
Bakın, bir şey söylemek istiyorum: Kayyım rejiminin yanlış bir şey olduğunu AK PARTİ de kabul etmiş vaziyette, değil mi? Burada bir komisyon kurduk, birlikte bir rapor çıkardık ve o raporda çok açık bir şekilde, yedinci bölümünde yazdı ki o raporun, aslında bu kayyım rejimine son verilmesi gerekiyor bir yasa maddesiyle -1 maddelik yasadır aslında bu- bu kayyımların geri çekilmesi gerekiyor ve belediyelerde eğer belediye başkanlarının soruşturulması ve kovuşturulması gerekiyorsa yerine vekil atanacak kişinin de belediye meclislerinin içinden seçilmesi konusunda ortaklaşıldı, şubat ortasında ortaklaşıldı. Biz hangi aya geldik? Temmuza geldik. Neden hâlâ bu yasa çıkmadı? Bu soruyu da soruyoruz bir taraftan. Dolayısıyla bu maddeye karşıyız, bunu bir kez daha söylemiş olayım.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Kaya. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; grubumuz adına 15'inci maddede söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Maddeyle ilgili değerlendirmeler yapacağım ama kanunun geneline girmeden önce, biraz önce, yemek arası verilmeden önce Suudi Arabistan'la ilgili yapılan anlaşma hakkında birkaç kanaatimi paylaşmak istiyorum.
Geçen hafta yaşanan durumu herkes biliyor, bugün oylaması yapılabildi. Şimdi, tabii, bu tür yenilenebilir enerji, yabancı yatırımcı, bunların ülkemize gelmesi, ülkemizin dışarıda yatırımcı olarak bulunması; bütün bunlar değerli, bütün bunlar anlamlı ancak dış politikada bazen jestler yapılabilir fakat biz bu jestlerde acaba sınırı mı aştık? Yani bu bölgede, Suudi Arabistan'la, Mısır'la, Pakistan'la, İran'la, bölgenin önemli ülkeleriyle ilişki geliştirmek, ticaret yapmak, bunlar tabii ki değerli, tabii ki bunları önemsiyoruz ancak bu ticari adımlar aracılığıyla ve belli belirsiz kanun maddesi içerisinde, Meclis denetiminden kaçırılan -"kaçırılan" ifadesini özellikle kullanıyorum- detaylarla beraber nasıl bir yola çıkılacak? Bunları bilmiyoruz. Ve burada bazı maddeler var, onları sizlerle paylaşayım. Mesela, kamuoyuna açıklanan fiyat ile anlaşma metninin arasındaki fark, bilinmiyor arkadaşlar. Kümülatif kamu maliyesi etkisi raporlanmamış, bununla ilgili de elimizde herhangi bir veri yok. Yerli yatırımcıyla karşılaştırmalı eşitsizlik henüz giderilmemiş, bununla ilgili ne olacağına dair bir kanaat yok. Faz 2 için Meclis denetim güvencesi metne yansımamış; bundan sonra akıbeti ne olacak, bilinen yok ve geliştirici şirketin kimliği açıklanmamış. Değerli arkadaşlar, bütün bunları söylemek bile başlı başına zaten bu yasanın çok titiz şekilde, çok dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini bizlere açıklıyor.
Arkadaşlar, Meclis olarak biz yasa yapma fabrikası mıyız? Yani "Hızlı bir şekilde bir an önce yapalım, bir an önce geçsin, bir an önce bitsin." şekliyle, Anayasa Mahkemesinin "Yanlış yaptınız, düzeltin." "Yanlış yaptınız, düzeltin." diyerek sürekli bizim böyle gözümüzün önüne getirip kanunları koymasıyla beraber biz bir fabrika gibi mi hareket ediyoruz? 2 tane ürün var, biri seri üretimle üretilen ürün, diğeri el yapımı üretilen ürün; hangisi daha değerli, hangisi piyasada daha çok değer görüyor? El yapımı olan, değil mi? Seri üretimler genelde basit bir fiyatlandırmayla beraber geçiştiriliyor. Ama biz burada komisyonları çalıştıramıyoruz, uzman arkadaşlarımızın fikirlerinden istifade edemiyoruz, bu arkadaşların kanaatleri nedir, gerçekten kanunla ilgili neler söyleyecekler bilemiyoruz ve netice itibarıyla, Emniyet teşkilatı, basın mevzuatı, vergi uygulamaları, yerel yönetimler, enerji piyasası, Merkez Bankası, personel rejimi; birbiriyle taban tabana zıt ne kadar kanun maddesi varsa şu anda onunla ilgili görüşmeler yapıyoruz.
Tabii, madde 15'te belediyeler ile il özel idarelerine ait taşınmazların satışına ilişkin usullerde değişikliğe gidilmek isteniyor ve taksitli satış imkânı genişletiliyor, güzel. Biraz önce değerli vekilimiz ifade etti: Bir belediye, elindeki taşınmazı neden satma ihtiyacı hisseder? İller Bankasının diğer gelirleri neden kendi hizmetlerini yapması için yeterli olmaz? Denetim problemi mi var, başka bir sıkıntı mı var? Neden? Ayrıca, işte, SSK borçlarıyla, vesaire borçlarla ilgili bazı belediyelerin elindeki taşınmazlara verilen değer ile iktidar kanadındaki belediyelerin elindeki taşınmazlara verilen değer arasında da uçurum var, işin bir de böyle, bu boyutu var.
Değerli arkadaşlar, sonuç itibarıyla, bu mantıkla... Yani, bir arkadaşınız olarak yüreğimdeki serzenişimi ifade etmek adına söylüyorum: Hızın bize çok faydalı bir şey olduğunu ifade etmeye çalışıyorsunuz ama emin olun, buradan hangi maddelerin Anayasa Mahkemesinden dönüp de tekrar önümüze getirileceğini bilemiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Son olarak şunu ifade edeyim: Bu kanunda, ayrıca, her bir taksiye bir pos cihazı yerleştirilmesiyle ilgili bir madde var; bu maddede emek yoğun çalışan bütün taksi esnafının -yani İstanbul gibi, Ankara gibi- Türkiye'deki 100 bin taksi esnafının doğrudan kendi bilek güçleriyle ortaya koydukları emeklerine biraz adım atmak, onların vergiyle ilgili, KDV'yle ilgili taleplerine kulak vermek gerekir. Bunlar küçük esnaf, bunlar önemli esnaf, 100 bin insandan bahsediyoruz, aileleriyle beraber kaça tekabül edeceğine siz karar verin. Bunların talepleri aslında çok da kabul edilmeyecek talep değil "KDV oranı hasılatının yüzde 10'u üzerinden yüzde 1'i bizden tahsil edin, biz vergimizi ödeyelim." diyorlar, buna da kulak verilmeli diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selcan Taşcı | Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Şenol Sunat |
Tekirdağ | İstanbul | Manisa |
Hasan Toktaş | Hüsmen Kırkpınar | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
Bursa | İzmir | Bursa |
|
|
|
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Talat Dinçer |
Antalya | Manisa | Mersin |
Aliye Timisi Ersever | Murat Çan | Mühip Kanko |
Ankara | Samsun | Kocaeli |
|
|
|
|
| Müzeyyen Şevkin |
|
| Adana |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.
Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Evet, sayın milletvekilleri, ekonomik kriz giderek artıyor, ihracat giderek düşüyor. Seçim bölgem Manisa yılın ilk beş ayında ihracatta 244 milyon dolar kaybetti, ihracatta 9'uncu sıraya geriledi. Manisa sanayisizleşiyor; işsizlik büyüyor, geçim zorlaşıyor, dışa göç artıyor.
Değerli milletvekilleri, Manisa deri ve deri mamulleri sektörü ilk beş ayda yüzde 30 küçüldü, Kula'da deri sanayisi durma noktasına geldi. İktidar enflasyonla milletin derisini yüzerken sanayicinin kemerinde sıkacak delik bırakmadı.
Zeytinin başkenti Manisa'da zeytin ve zeytinyağı ihracatımız yüzde 17 geriledi. Yanlış tarım ve ihracat politikaları yüzünden tonlarca yağ depolarda beklerken litre fiyatı maliyetin bile altına düştü; Saruhanlı, Akhisar, Salihli köylüsü çaresiz, önümüzdeki sezonda rekolte tarihî rekorlar kıracak. Buradan uyarıyorum: Üretici için fiyat krizine, ihracatçı için stok yüküne şimdiden engel olun.
Değerli milletvekilleri, Manisa'nın ana üretim gücü olan makine ve aksamları sektörü yüzde 37; elektrik, elektronik sektörü ise tam yüzde 35 küçüldü. Sadece elektrik, elektronik sektörünün ilk beş aydaki ihracat kaybı 253 milyon doları buldu ve kaybın ana nedeni Vestel Grubudur; son bir yılda 10 bin kişi işten çıkarıldı, geçen yıl zararı 37 milyar lirayı buldu. Vestel 16 Mayıstan 6 Temmuza kadar üretime ara verdi. Yan sanayiye ve işçilere ödemelerde sorunlar yaşanıyor. Ana sanayinin çarkları durunca yan sanayinin de şalterleri indi. Metalciler, plastikçiler, tornacılar sipariş alamıyor artık. Manisa'da kâğıt ve ambalaj sektörü son beş ayda yüzde 29 daraldı. Sanayi için kutu koli bile üretemez hâle geldik. Manisa'da yan sanayi çöküyor. Yunusemre'de sanayici önünü göremiyor. Şehzadeler'de diplomalar dolaplarda çürüyor, mühendisler parklarda geziyor. Manisa gençliği işsizlikte baş çekiyor değerli milletvekilleri. Soma'da ise işsizlik ve belirsizlik dalgası giderek büyüyor. Yeni Anadolu şirketi 1.361 madenciyi işten çıkarıyor. Soma Termik Santralinin geleceği de muamma. Şirket "Kapanacak." diyor, bakanlık "Satılacak." diyor, vatandaş "Devlet işletsin." diyor. Soma günden güne kararıyor. Son beş ayda Soma'yı terk eden aile sayısı 3.500'ü buldu. Uyarıyorum: İktidar çare üretmezse çok daha büyük bir göç dalgası kapıdadır, derhâl önlem alınmalıdır. Evet, iktidar, bildiğiniz gibi, Manisa'ya BYD firmasını getireceğini söyledi. Bu uğurda BYD ek gümrük vergisinden muaf tutuldu, ÖTV indirildi. 132 milyar liralık parasal kolaylık sağlandı. 500 milyon dolardan fazla vergi geliri kaybedildi. Nerede şimdi bu fabrika? Nerede bu istihdam? Şimdi, bu yatırım Macaristan'a yapılıyor. BYD projesi patladı, kaybeden yine Manisa ve Manisalılar oldu yani genellikle Türkiye oldu.
Değerli milletvekilleri, yabancı sermayeye peşkeş çekilen milyarlarca liralık muafiyet kendi sanayicimizden, kendi üreticimizden esirgeniyor. Manisa'nın geleceğini karartan bu iktidarın artık Türkiye'ye verecek hiçbir şeyi kalmadı. Buradan Manisalı hemşehrilerime sesleniyorum: Çaresiz değilsiniz; çare biziz, çare İYİ Partidir. Bu beceriksiz yönetimi göndereceğiz inşallah. Üreten, bölüşen ve hakça kazanan bir Türkiye'yi hep birlikte kuracağız diyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Aliye Timisi Ersever.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Muhalefet milletvekilleri olarak gerek komisyonlarda gerekse Genel Kurulda ortak bir eleştiriyi dile getiriyoruz. Burada görüştüğümüz her teklifin noktası virgülü Ardahan'daki çiftçiden Tekirdağ'daki esnafa kadar 86 milyonun hayatına dokunuyor; vatandaşın bütçesini, yaşamını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yasama süreçleri sağlıklı yürütülmelidir. Toplumun bütün kesimlerinin görüşü alınarak, sokağa nasıl yansıyacağı düşünülerek, etki analizi yapılarak buraya getirilmelidir. İktidar bunların hiçbirini yapmadığı gibi muhalefetin eleştirilerine de kulak vermiyor. İktidarın duyduğu tek ses yandaşların, çıkar gruplarının ve rant çevrelerinin sesidir. Vatandaşın gerçek sorunlarını görmezden geliyor, yasama süreçlerini değersizleştiriyorsunuz. Dahası, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenlemeleri küçük değişikliklerle yeniden Meclisin önüne getiriyorsunuz, önümüzdeki torba teklif de bunun örneklerinden biri.
Arkadaşlarımız birçok hususu dile getirdi, ben de teklifte yer alan bazı maddelere ilişkin değerlendirmelerimi paylaşmak istiyorum. Öncelikle Emniyet teşkilatına ilişkin düzenlemeler getiriyorsunuz. Elbette kadro cetvellerine ilişkin sorunlar çözülsün, Emniyet teşkilatının asıl sorunu yalnızca kadro cetveli midir? Polislerimiz ağır çalışma koşulları altında görev yapıyor, geçim sıkıntısı yaşıyor, mobbing iddiaları ve polis intiharları artıyor ancak teklifte bu sorunların hiçbirine yönelik somut bir çözüm yok. Aynı anlayış ormanlarla ilgili maddede de karşımıza çıkıyor. Yaşlılarımız ve engelli yurttaşlarımız için hizmet alanları oluşturulmasına tabii ki hiçbirimiz karşı değiliz ama uygun kamu arazileri dururken neden yine ormanlar? İktidarın süreci hep aynı şekilde işliyor, önce "kamu yararı" diyorsunuz, sonra kapıyı ranta çeviriyorsunuz, arkasından da talan başlıyor. "Sosyal hizmet" adı altında ormanlara müdahaleyi kesinlikle kabul etmiyoruz. Her torba kanunda olduğu gibi bu teklifte de iktidarın kimi koruduğu ortada. Getirdiğiniz düzenlemeyle taksi şoförünün günlük kazancını kuruşuna kadar takip ediyorsunuz ama milyonlarca liralık ticari plaka rantına vergi istisnasını getireceksiniz, emekçinin peşine düşeceksiniz, rant düzenine dokunmayacaksınız çünkü derdiniz vergi adaleti değil, ayrıcalıkları korumak.
Değerli milletvekilleri, teklifin 15'inci maddesi de aynı anlayışın bir yansımasıdır. 15'inci maddeyle belediyelerin ve il özel idarelerinin taşınmazlarının taksitle satışının yolunu açıyor ve kolaylaştırıyorsunuz, bunu da bir destek gibi sunuyorsunuz. Son yerel seçimleri kaybettiniz, ardından CHP'li belediyeleri mali baskı altına aldınız. İller Bankası kesintileriyle vergi ve SGK borçları üzerinden belediyelerin elini kolunu bağladınız. Oysa, gerçek çok açık, belediyelerin hesaplarına bloke koydunuz, İller Bankası paylarını kestiniz, kamu bankalarının kapılarını kapattınız. Hatta yetmedi, yurt dışı kredilerini aylarca beklettiniz. Önce belediyelerin nefesini kesiyor, sonra da dönüp "Taşınmazlarını satın, kurtulun." diyorsunuz. Tüm bunları yaparak vatandaşın hizmet almasını engelliyorsunuz. Derdinizi biliyoruz, belediyeleri mali kıskaca almak, ardından da çözüm diye kamu varlıklarını satmaya zorlamak. Önce yangını çıkarıyor, sonra bir kova su uzatıyorsunuz. Satmak zorunda bıraktığınız her arazi, yapılamayan bir kreş, sosyal tesis, bir park, bir kültür merkezi demektir. Satılan her arazi kentin ortak hafızasından koparılan bir parça, gelecek kuşakların hakkından eksilen bir değerdir. İktidara buradan bir kez daha hatırlatıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Devamla) - Adaletsizliğiniz arşa ulaştı, vatandaş nefes alamaz duruma geldi, bu millet sizden de usandı, belediyeler üzerinde kurduğunuz baskıdan da. Unutmayın, sandık gelecek ve bunların hepsinin hesabı sorulacaktır.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
15'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 15'inci madde kabul edilmiştir.
16'ncı madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesindeki "değiştirilmiştir" ibaresinin "düzenlenmiştir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Sadullah Kısacık |
Muğla | Antalya | Adana |
Cemalettin Kani Torun | Medeni Yılmaz | |
Bursa | İstanbul | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Sadullah Kısacık. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün yine önümüzde torba bir kanun teklifi var, görüşmelerini sürdürüyoruz. Tabii, içinde ne ararsanız var; Emniyet teşkilatı var, basın var, belediyeler var, vergiler var, Merkez Bankası var, enerji piyasası var. Oysa millet bizden kanunları aceleye getirerek geçirmek değil, her maddeyi tek tek inceleyip millet adına denetlemek için burada olmamızı bekliyor. Birbiriyle ilgisi olmayan onlarca düzenlemeyi aynı teklifin içine koyarsanız ne şeffaflık kalır ne hesap verilebilirlik ne de sağlıklı bir yasama faaliyeti.
Değerli arkadaşlar, bu teklifte polisimize ilişkin bazı düzenlemeler var ancak sahadaki polisimizin gerçek sorunlarına baktığımızda tablo çok daha farklı. Madem kahraman polislerimizin derdine derman olacak bir düzenleme peşindesiniz, gelin, yorucu, yıpratıcı ve ağır şartlar altında, gerektiğinde canını ortaya koyarak görev yapan kahraman polislerimizin emekliliklerinde de insanca yaşayabilmeleri için, görev süreleri boyunca almakta oldukları özel hizmet tazminatını emeklilik sonrasında da aynı oran ve miktarda maaşlarına yansıtın. Eğer gerçekten polisimizin yanında olduğunuzu göstermek istiyorsanız kariyer basamaklarını değil, polisimizin geçim derdini çözün.
Değerli arkadaşlar, bu teklifin birçok maddesinde ortak bir anlayış görüyoruz. Kanunda açıkça yazılması gereken hususlar yönetmeliklere bırakılıyor, kurallar net olarak belirlenmiyor, idareye geniş takdir alanları açılıyor. Oysa vatandaşın devletten beklentisi belirsizlik değil, güvendir. İnsanlar yarın hangi kuralla karşılaşılacağını bilmek ister. Hukuk devleti dediğiniz tam olarak budur. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla belirsizlik değil, daha fazla adalettir; daha fazla yetki değil, daha fazla denetimdir; daha fazla torba kanun değil, daha nitelikli ve şeffaf bir yasama sürecidir. Çünkü güçlü devlet, kuralların kişilere göre değiştiği devlet değildir. Güçlü devlet, hukukun üstünlüğünün korunduğu, vatandaşın hakkının güvence altında olduğu devlettir.
Teklifin basınla ilgili hükümleri ise ayrı bir endişe konusudur. Basın özgürlüğü demokratik bir ülkenin en önemli güvencelerinden biridir ancak "genel ahlak" "kamu hizmeti niteliği" ve "yanıltıcı başlık" gibi sınırları net olmayan kavramlar üzerinden medya kuruluşlarına yaptırım uygulanmasının yolu maalesef açılmaktadır. Belirsiz ifadeler hukuk devletini güçlendirmez; tam tersine, keyfî uygulamaların önünü açar. Gazeteciler haber yaparken ceza korkusuyla hareket etmeye başlarsa kaybeden yalnızca basın değil, toplumun haber alma hakkı olur. Milletimiz bizden günü kurtaran düzenlemeler değil, sorunları kökten çözen politikalar beklemektedir.
Mesela, yine bu kanun teklifine baktığımız zaman, taksici esnafımızın araç satımlarında KDV'den muaf olmasını, vergi istisnasının sürdürülmesini içeren teklif de var ama taksici esnafımızın, bugün baktığımız zaman, beklentisi daha farklı. Bir: Taksici esnafımız güvende değildir. Bakın, her yıl yüzlerce taksici esnafımızın ölümüyle, yaralanmasıyla sonuçlanan birçok vaka görüyoruz. Evet, birtakım kamera sistemleri filan bunu çözüyor ama şu anda alınan önlemler yetersiz. Taksici esnafımıza ilk önce güvenle araç kullanacağı, yeri geldiği zaman kabinli bir sistem olan yeni araçlara teşvik vermeliyiz.
İkincisi, dünyada şu anda taksicilikte elektrikli araç kullanımı hızla artıyor. Yalnız bakıyoruz, bizim taksi sektörümüzde elektrikli araç neredeyse hiç yok. Yani bu kadar verimli, maliyeti düşük olan bir sistemin taksicilik sektöründe kullanılmaması gerçekten de büyük bir kayıp ülkemiz açısından.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
SADULLAH KISACIK (Devamla) - Bu nedenle Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan özellikle bu yerli elektrikli araçların taksicilerimize vergi istisnalı, ÖTV'siz ve KDV'siz olarak verilmesini gündeme getirmişti. Bunu iktidar yetkililerinin dikkate almasını önemle rica ediyoruz çünkü gerçekten bu teklif taksici esnafımız tarafından da çok olumlu karşılandı. Taksici esnafımızın araçlarının yenilenmesinin sağlanması, aynı zamanda da taksici esnafımıza maliyet düşüşüne sebep olması nedeniyle, aynı zamanda da taksicilik sektöründe bir yenilenmenin gerçekleşmesi nedeniyle taksici esnafımıza da bu teşvikin verilmesini buradan öneriyoruz ve bu kapsamda bu teklifin eksiklerini, risklerini, sakıncalarını da bir kez daha hatırlatıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Hüsmen Kırkpınar |
İstanbul | Tekirdağ | İzmir |
Şenol Sunat | Selçuk Türkoğlu | Hasan Toktaş |
Manisa | Bursa | Bursa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar.
Buyurun Sayın Kırkpınar. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu teklifin bir maddesi İç Güvenlik Fakültesine öğrenci kabul usullerini yasal bir zemine oturtmayı amaçlamaktadır. Bu noktada idari bütünlüğün ve mevzuat ciddiyetinin korunması kurumsal yapıların sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Kuşkusuz bu düzenleme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararından sonra doğan yasal boşluğu doldurmak amacıyla yüce Meclisin gündemine getirilmiştir. Ancak sormak gerekir: Kanun metnine sadece "öngörülebilirlik" yazarak hukuki bir belirlilik sağlanabilir mi ya da sınırları kesin çizilmemiş, ucu açık yetkiler Emniyet teşkilatının iç huzurunu ve çalışma barışını bozmaz mı? Polisin bağımsız görev yapmasının önünde zaten siyasi baskılar, personel eksikliği ve özlük hakları gibi devasa engeller durmaktadır. Kurumsal dönüşüm yerine zayıf adımlarla yetinilen bir sistemde kendini güvende hissetmeyen bir memur vatandaşa nasıl hukuki emniyet sunacaktır?
Dürüst ve küçük esnafı korumak yerine büyük sermaye sahibi ticari plaka sahiplerine ucu açık imtiyazlar ve vergi muafiyetleri getirilmektedir. Büyükşehirlerdeki devasa ticaret rantı vergilendirilmezken kırsaldaki küçük esnafın gerçek usulde vergilendirmeyle mağdur edilmesi hangi hakkaniyete sığmaktadır? İktidarın çarpık mali zihniyeti sahadaki adaletsizliği her geçen gün daha da derinleştirmektedir, aynı kuralsızlık tarım sektörü sektörünü de çökertmektedir. TÜİK'in makyajlı rakamlarına göre bile fahiş düzeyleri bulan girdi maliyetleri karşısında üreticiyi koruyacak rasyonel taban fiyatları yine belirlenmemiştir. Su ürünleri ve su aboneliklerindeki yaşanan altyapı sıkıntıları ise üreticinin belini tamamen bükmüştür. Çiftçiyi desteklemek yerine sulama birlikleri üzerinden ek maliyetler yükleyen, su abonelik borçları altında ezen ve tarımı vergilendiren bu kararlar sahadaki gerçeklerden kopuk değil midir? Ekonomik enkazın faturası neden ısrarla adaletsiz vergi düzenlemeleriyle halka kesilmektedir?
Değerli milletvekilleri, asıl büyük darbe ise çalışanlarımızın emeğine vurulmaktadır. İYİ Parti adına komisyonda milletvekili arkadaşlarımız, çeşitli ücretle çalışanların üzerindeki ağır mali yükü hafifletmek adına somut bir vergi dilimi önergesi sunmuştur. Yeniden değerleme oranının altında artırılarak âdeta gizli bir vergilendirme ve kurgulanmış bir maaş gaspı aracına dönüştürülen vergi dilimlerinin çalışanların aleyhine işleyen bu yapısını düzeltmeyi hedeflediler. Devlet, çalışanlarının maaşlarını kâğıt üzerinde artırmaktadır ancak sabit tutulan vergi dilimleri yüzünden o artış daha çalışanın cebine girmeden yüksek oranlarla geri alınmaktadır. İnsanlar zaten zar zor geçinirken üretilen değer doğrudan iktidar eliyle belirli sermaye çevrelerine transfer edilmektedir. Gelir adaletini hedefleyen bu makul önergenin iktidar oylarıyla reddedilmesi, çalışanların emeğinin bütçe açıklarını kapatmak için örtülü bir kaynak olarak kullanılacağının açık tescilidir.
Sonuç olarak, kurumların ilan bütçelerini bile muhalif medyayı cezalandırmak amacıyla yönlendirilen bu zihniyetin torba kanun mantığı kabul edilemez. Türkiye'nin ihtiyacı, belirli imtiyazlı zümreleri ve ticaret rantını koruyan geçici formüller değildir; ülkemizin kurtuluşu hukukun üstünlüğünü, şeffaflığı, liyakati ve gerçek mali adaleti merkeze alan devlet, ciddiyetine yakışır köklü reformlardır. Yasamanın, sadece yürütmeden gelen adaletsiz metinleri onaylayan bir mekanizma yapılmasına izin vermeyeceğiz, Meclis iradesini savunmaya devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
MADDE 16- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "üç iş günü" ifadesi "onbeş iş günü" şeklinde değiştirilmiştir.
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Talat Dinçer |
Antalya | Manisa | Mersin |
Mühip Kanko | Murat Çan | Müzeyyen Şevkin |
Kocaeli | Samsun | Adana |
Metin İlhan |
|
|
Kırşehir |
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kırşehir Milletvekili Sayın Metin İlhan. (CHP sıralarından alkışlar)
METİN İLHAN (Kırşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklifin bu maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20'nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "üç iş günü" ibaresi "on beş iş günü" şeklinde değiştirilmektedir. Üç ay önce değiştirilen Trafik Kanunu düzenlemesinin ilgili hükmü uygulamada karşılaşılan sorunlar ve yetersiz süreler, ayrıca yeniden gelen tepkiler ve yaşanan sorunlar nedeniyle değiştirilmektedir. Etki analizine göre alıcılar için sigorta işlemleri, plaka basımı ve ödeme süreçleri adına daha makul bir zaman diliminin oluşması, tescil işlemlerinde oluşan yoğunlukların zamana yayılarak sistem üzerindeki yükün hafifletilmesi, mevcut üç iş günü süresinin kısalığı nedeniyle sehven oluşan idari para cezası sayılarının azaltılması hedeflenmektedir.
Trafik Kanunu'ndaki değişikliği konuşurken son zamanlarda seçim bölgem olan Kırşehir'de her hafta düzenli olarak yaptığım halk günlerinin değişmez konularından biri olan trafik cezalarının orantısızlığı ve trafik sigortalarının fiyat yüksekliğine de değinmek isterim. Geçtiğimiz aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleştirilen uzun görüşmelerin ardından trafik cezalarında önemli değişiklikler yapılmıştır. Hepimizin ortak amacı trafik güvenliğini sağlamak, kazaları ve can kayıplarını azaltmaktır ancak Kırşehir'de vatandaşlarımızdan tarafıma gelen yoğun tepkiler taşımacılık sektöründe cezaların miktarının oldukça yüksek bulunduğu yönündedir. Ekonomik şartların zaten zorlayıcı olduğu bir dönemde bu kadar yüksek cezalar trafik düzenini sağlamaktan çok, vatandaşın maddi olarak cezalandırıldığı yönünde bir algı oluşturmuştur. Elbette kurallara uyulması şarttır ancak yaptırımların ölçülü olması ve toplum tarafından kabul edilmesi, kabul görmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, düzenlemelerin toplumun beklentileri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Ayrıca, vatandaşımızın en büyük sorunlarından biri de trafik sigortaları ve araç kullanım maliyetleridir. Zorunlu trafik sigortası ücretleri artık birçok vatandaşımız için ödenemez hâle gelmiştir. Ticari araç sahipleri ve esnafımız da aynı mağduriyeti yaşamaktadır. Vatandaşlarımız yalnızca sigorta değil, akaryakıt, bakım, yedek parça, köprü ve otoyol ücretleri altında da ezilmektedir. Basit bir araç arızası bile bugün ciddi maliyetlere yol açmaktadır. Trafikte milyonlarca sigortasız araç bulunmaktadır. Bu tablo sistemin yeniden düzenlenmesi gerektiğini göstermektedir. Elbette, trafik güvenliği önemlidir ancak sorun yalnızca cezaları artırarak çözülemez ama adil uygulamalar da şarttır. Vatandaş artık direksiyona geçerken masrafları düşünmekten trafiğe çıkmaya çekinmektedir. Bu nedenle trafik sigortası sistemindeki sorunlar ele alınmalı ve primler daha ulaşılabilir hâle getirilmelidir.
Trafik hakkında konuşurken ülkemizde, Türkiye'de ulaşım alanında trafik sorunlarının çözümü için Hükûmetin atması gereken bazı temel adımlar sıralamak isterim: Kavşak ve sinyalizasyon düzenlemelerinde maalesef hâlen istenilen düzeyde değiliz. Toplu taşıma bir türlü cazip hâle getirilememiştir ve bu durum özellikle büyükşehirlerimizde kent hayatını her anlamda zorlaştırmaktadır. Bunlara ek olarak, ağır vasıta trafiğinin düzenlenmesi, park sorununa uygulama birliğiyle ortak çözüm bulunması, raylı sistem yatırımlarının hızlandırılması, bölünmüş yol ve çevre yolu projelerinin tamamlanması ile şehir içi ve şehirler arası trafik yükünün azaltılması, kent planlamasının ulaşım odaklı yapılması ve yeni yerleşim alanlarının ulaşım altyapısıyla birlikte planlanması, bisiklet ve yaya altyapısının geliştirilmesi, kısa mesafelerde araç kullanımının azaltılması ve sürücü eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesi ile ehliyet süreçlerinde sürüş kültürü, trafik etiği ve güvenli sürüş eğitimlerinin güçlendirilmesini de söyleyebiliriz çünkü Türkiye'deki trafik sorununun temelinde yalnızca yol eksikliği değil plansız kentleşme, özel araç bağımlılığı ve denetim yetersizliği de bulunmaktadır.
Son olarak Kırşehir'imizin hızlı tren hattından siyasi saiklerle baypas edilmesinin hemşehrilerimizce büyük bir tepkiyle karşılandığını huzurlarınızda bir kez daha dile getirmek isterim.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinde yer alan "şeklinde" ibaresinin "biçiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Ömer Öcalan | Onur Düşünmez |
Şanlıurfa | Şanlıurfa | Hakkâri |
Semra Çağlar Gökalp | Ali Bozan | Zülküf Uçar |
Bitlis | Mersin | Van |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Zülküf Uçar.
Buyurun Sayın Uçar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Ben öncelikle hapishanelerdeki yoldaşlarımızı ve değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta İzmir Barosunun önceki dönem Baro Başkanı olan Özkan Yücel Başkanımızı kaybettik. Ben buradan bir kez daha Özkan Başkanı, Özkan ağabeyi saygıyla, sevgiyle, rahmetle anıyorum. Özkan ağabey, Özkan Başkan her hukuksuzluğun karşısında durdu, durmadan, duraksamadan mücadele etti, hiçbir zaman biat etmedi. Roboski katliamı yaşandıktan sonra Roboski katliamına maruz kalan ailelerin acısını her zaman derinden hissetti, Tahir Elçi davasını her zaman takip etti ve Bekir Kaya davası, Deniz Poyraz davası olmak üzere davalarda her zaman ön sıralarda oldu, ÇHD ve Gezi davalarını takip etti, Soma'daydı, Çorlu tren katliamı davasındaydı. Yine, Türkiye Barolar Birliğinin özgürleşmesi sürecinde başat rol üstlendi, baroların direnişinde de en öndeydi. Özkan ağabeye buradan avukat olarak söylüyorum, kendisine sözümüz olsun, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek mücadelemize devam edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, hukuk toplumsal sorunlara çözüm olma yeteneğini ortaya koymalıdır ancak eğer bu çözüm yeteneğini kaybettiyse o zaman artık, toplumun sırtında sadece bir kambura dönüşür ve yıllardır sizlerin yapmış olduğu, yürüttüğü politikalar bu kamburu her seferinde daha da büyüttü.
Yine, bir yargı paketi yarın Komisyonda görüşülecek, yakın bir zamanda da Genel Kurula gelecek. Bu yargı paketine genel olarak baktığımız zaman temel felsefesi yargısal süreçleri hızlandırmak. Evet, yargısal süreçleri hızlandırmak lazım çünkü hantal bir yargı sistemi adaletsizliklerin en temel sebeplerinden biridir ancak yargı ve adalet ilişkisini kurmadan, bağımsız yargıyı oluşturmadan hızlandırılan her yargı aynı zamanda hızlandırılmış adaletsizliktir. Bu yüzden mevcut hukuk sisteminde yargı sisteminin hızlandırılması başat ve tekil bir amaç olmamalıdır. Temel amaç, adaletsizliklerin giderilmesi ve yargıda radikal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi olmalıdır. Şimdi, düşünelim, talimatla hareket eden hâkim ve savcılar olduğu sürece, karşısındakinin diline, karşısındakinin siyasi düşüncesine göre hareket eden hâkim ve savcılar olduğu sürece, işkenceyi kendisine bir yetki olarak gören polisler olduğu sürece, hapishanelerde işkenceyi her seferinde yapan gardiyanlar olduğu sürece, kendisini hukukun ve idarenin üstünde gören idari personeller olduğu sürece yargısal süreci hızlandırmak mümkün mü? Yargısal süreçleri hızlandırmak istiyorsanız önce buraya bakmanız lazım, önce cezaevlerindeki sorunları çözmeniz lazım. Siyasi tutsaklar hâlen en ağır şekilde işkencelere maruz kalıyor, özgürlükleri gasbediliyor; hasta tutsaklar en ağır şekilde yine bu gasba, bu ihlallere, ağır işkencelere maruz bırakıyor; tutsak aileleri yüzlerce kilometre öteye gidemiyor, yakınlarını ziyaret edemiyor; önce buraları çözün, buralardaki sorunları çözün. Paralel mahkemeler yerine geçen idare ve gözlem kurulularını lağvetme sorununu bir an önce önünüze alın.
Topluma vermiş olduğunuz bir sözü size hatırlatmak istiyoruz: Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesi yani IBAN mağdurları. Bunu defalarca konuştuk ama bu kez sizlere daha önce söylemiş olduğunuz sözlerinizi hatırlatacağım. Bakın, bu konuda hem Bakanlık hem Meclis hem de Hükûmet Sözcüsü ayrı ayrı söz kurdu, bu sorunu çözeceklerini ifade etti ama şu ana kadar bu sorun çözülmüş değil ve hâlen bu sorun olduğu gibi ortada duruyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - . Yine, bu yargı paketine getirilmeyen diğer hususlardan biri disiplin affı meselesi ve öğrenci affı meselesi. İdari kararlarla, keyfî kararlarla kişilerin, yurttaşların, mahpusların hakları maalesef gasbediliyor. Buraya da dönüp bir bakmanız lazım, idari kararlarla gasbettiğiniz hakları ortadan kaldırmanız lazım. Geç değil, on ikinci yargı paketi henüz görüşülmedi, bunlara yeni bir düzenleme yapabilir, ekleyebilirsiniz. Burada sözünüz ve siyasetiniz arasındaki çelişkiyi de sizlere hatırlatarak sorumluluğumuzu bir kez daha hatırlatıyoruz.
Hukuk, adalet ve özgürlük ilişkisinin kurulduğu yeni bir dönem en temel ihtiyaç ve beklentimizdir; her hukuk metninde de bu temel ilişki dikkate alınmak zorundadır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
16'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 16'ncı madde kabul edilmiştir.
Birleşime bir dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:22.48
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 22.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin Yıldırım Kara (Hatay), İshak Şan
(Adıyaman)
-----0-----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 105'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yok.
Ertelenmiştir.
Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince Sayıştay Başkanı seçimi ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Haziran 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati:22.50
[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. 274 S. Sayılı Basmayazı 18/6/2026 tarihli 104'üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.
[3]. Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.
[4]. 266 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
[5]. Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.
[6]. 276 S. Sayılı Basmayazı 16/6/2026 tarihli 102’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir