TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
106'uncu Birleşim
24 Haziran 2026 Çarşamba
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı’nın, Tekirdağ'ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, 26 Haziran Atatürk'ün Tokat'a gelişinin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’nun, Van'a yapılan sağlık yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Sakarya Milletvekili Ayça Taşkent’in, NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılara ilişkin açıklaması
2.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, yeni yargı paketine ilişkin açıklaması
3.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, temmuz ayında yapılacak maaş zamlarına ilişkin açıklaması
4.- Isparta Milletvekili Hasan Basri Sönmez’in, çıraklar ve stajyerler için verilen devlet desteklerinin kaldırılmasına ve esnafın yaşadığı mağduriyetlere ilişkin açıklaması
5.- Konya Milletvekili Ali Yüksel’in, Türkiye'de faaliyet gösteren motor supap üreticilerine ilişkin açıklaması
6.- Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan’ın, Bitlis-Tatvan arasında bulunan Rahva yoluna ilişkin açıklaması
7.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılara ilişkin açıklaması
8.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, "bütünşehir yasası" denilen uygulamaya ilişkin açıklaması
9.- Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in, Avukat Özkan Yücel'in vefatına ilişkin açıklaması
10.- Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun’un, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan buğday ve arpa alım fiyatlarına ilişkin açıklaması
11.- Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın, Avrupa Parlamentosunda görev yapan Alman Milletvekili Tomasz Froelich’in açıklamasına ilişkin açıklaması
12.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, "Zonguldak Demokrasi Platformu" adındaki gruba ilişkin açıklaması
13.- İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı Aksoy’un, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Türkiye Raporu’na ilişkin açıklaması
14.- Erzurum Milletvekili Fatma Öncü’nün, 23 Haziranda yayımlanan evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerine yönelik yönetmeliğe ilişkin açıklaması
15.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, staj ve çıraklık mağdurlarına ilişkin açıklaması
16.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Kerbelâ'ya ilişkin açıklaması
17.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, Samandağ, Dörtyol, Antakya ve Defne ilçelerinde yaşanan sel felaketine ilişkin açıklaması
18.- Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, Şırnak’ta ve Cizre'de görevli EĞİTİM SEN üyesi 3 öğretmene ilişkin açıklaması
19.- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, eğitim emekçilerinin taleplerine ilişkin açıklaması
20.- Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın, Anamur’daki ve Bozyazı'daki muz üreticilerine, Anamur'un Kızılaliler ve Korucuk bölgesinde kurulması planlanan maden tesisine ilişkin açıklaması
21.- Burdur Milletvekili İzzet Akbulut’un, Burdur’daki yaylalara ilişkin açıklaması
22.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, Erbakan Hocanın NATO’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya’nın, Gemi Acenteleri Yönetmeliği taslağına ilişkin açıklaması
24.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, IBAN üzerinden yapılan para transferlerinde yaşanan sahtekârlıklara ilişkin açıklaması
25.- Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ’ın, göreve iade edilmeyi bekleyen kamu emekçilerine ilişkin açıklaması
26.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir Merkez Havaalanı’na ilişkin açıklaması
27.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Çorum Devlet Tiyatrosunun salonuna ilişkin açıklaması
28.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, barınma krizine ilişkin açıklaması
29.- Balıkesir Milletvekili Ekrem Gökay Yüksel’in, şoför esnafına ilişkin açıklaması
30.- Mersin Milletvekili Faruk Dinç’in, kötülüklere ilişkin açıklaması
31.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, TOKİ'nin Gaziantep Şahinbey'deki sosyal konut projesine ilişkin açıklaması
32.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, Karabük'te artan intihar ve şüpheli ölüm vakalarına ilişkin açıklaması
33.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, kötülüğün sıradanlaşmasına ilişkin açıklaması
34.- Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan’ın, Meclis Başkanlığına sunulan yargı paketine ve öğretmenlerin açlık grevine ilişkin açıklaması
35.- Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko’nun, KOSGEB aracılığıyla girişimcilere destek sağlanacağı vaadine ilişkin açıklaması
36.- Bolu Milletvekili İsmail Akgül’ün, taşeron işçilerin kadro beklentisine ilişkin açıklaması
37.- Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, mevsimlik işçilere ilişkin açıklaması
38.- Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul’un, emeklilerin sabit ve yüksek kapasiteli tarife beklentisine ilişkin açıklaması
39.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, muharrem ayının 10'uncu günü olan aşure gününe, NATO zirvesi için alınan idari ve adli tedbirlere, TMO'nun bir duyurusuna ilişkin açıklaması
40.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, 2026 yılında Türkiye’ye ilişkin haberlere, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik'in bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalara ilişkin açıklaması
41.- Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ın, Eren Bülbül’e ve Astsubay Ferhat Gedik’e, muharrem mateminin 10'uncu gününe, son haftalarda yaşanan afetlere ilişkin açıklaması
42.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, muharrem ayının 10’uncu gününe, çalışanların ve emeklilerin gündemine, NATO gerekçesiyle Türkiye'de ve Ankara'da yaşananlara, özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru öğretmenlere ilişkin açıklaması
43.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, emeklilerin kök maaş sorununa, asgari ücrete, 36'ncısı yapılacak NATO toplantısına ve toplantı gerekçesiyle alınan kararlara ilişkin açıklaması
44.- Manisa Milletvekili Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu’nun, Türk tohumculuğuna, aile müessesesine, nefret dilinin ve ayrımcılığın hiçbir türüne müsamaha göstermeyeceklerine, “YAZ 2026” dijital harita platformuna ilişkin açıklaması
45.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı ekmeklik buğday fiyatına ilişkin açıklaması
46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, selden, doludan ve dondan zarar gören çiftçilere ilişkin açıklaması
47.- Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in, muz fiyatlarına ilişkin açıklaması
48.- Kayseri Milletvekili Aşkın Genç’in, nakliyeci esnafının yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması
49.- Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın, temmuz ayında ara zam yapılmasının şart olduğuna ilişkin açıklaması
50.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Sayıştay Başkanlığı için yapılacak oylamaya Cumhuriyet Halk Partisinin katılmayacağına ilişkin açıklaması
51.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kütahya’nın Seyitömer, Gökler, Yenikent Belediye Başkanlarına, Meclis üyelerine ve muhtarlarına “Hoş geldiniz.” denilmesi
2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Rusya Devlet Duması Dağıstan Milletvekili Biysultan Khamzaev’e ve heyetine “Hoş geldiniz.” denilmesi
3.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Sakarya Akyazı ilçesi muhtarlarına “Hoş geldiniz.” denilmesi
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- YENİ YOL Grubunun, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, özel sektörde ve kamuda öğretmenlik mesleğinin onurunu ayaklar altına alan yapısal sorunların kapsamlı bir biçimde incelenmesi, mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi, özel sektör öğretmenlerine taban maaş hakkının derhâl iade edilmesi, kamuda ücretli öğretmenlik yerine güvenceli istihdam modellerinin geliştirilmesi ve mülakat mağduriyetlerinin giderilerek tamamen liyakate dayalı bir atama sisteminin kurulması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
2.- İYİ Parti Grubunun, Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, okulların tatil dönemlerinde çalışan ebeveynlerin karşı karşıya kaldığı çocuk bakımı sorunlarının, kamu ve özel çocuk bakım hizmetlerinin kapasite ve erişilebilirlik durumunun, özel okul ücretlerindeki artışların aile bütçeleri ve eğitim sistemi üzerindeki etkilerinin araştırılması, mevcut mevzuat ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi, kamu kreşlerinin yaygınlaştırılması, tatil dönemlerinde bakım hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması, ücret destekleri, esnek çalışma modelleri ile vergi ve indirim mekanizmalarına ilişkin çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3.- DEM PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından, yenilenebilir enerjinin yaratacağı ekolojik yıkımın araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
4.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, NATO toplantısı kapsamında alınan tedbirlerin araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
B) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 25/6/2026 Perşembe günü toplanmamasına ilişkin önerisi
VII.- SEÇİMLER
A) Sayıştay Başkanı Ve Üyeliklerine Seçim
1.- 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu’nun 13 ve 16’ncı Maddeleri Hükümlerine Göre Yapılacak Sayıştay Başkanlığı Seçimine İlişkin Sayıştay Başkanı ve Üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyonu Raporu (5/8) (S. Sayısı: 278)
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Teklifleri
1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3703) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 276)
2.- Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ve Antalya Milletvekili İbrahim Ethem Taş ile 85 Milletvekilinin Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3705) ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277)
IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın’ın 276 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında yaptığı konuşması sırasında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması
2.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında İYİ Partiye sataşması nedeniyle konuşması
X.- OYLAMALAR
1.- (S. Sayısı: 276) Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması
XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun, bir vatandaşın mağduriyetine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın cevabı (7/44759)
24 Haziran 2026 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.05
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106'ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, Tekirdağ'ın sorunları hakkında Tekirdağ Milletvekili Sayın Taşcı'ya ait.
Buyurun Sayın Taşcı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı’nın, Tekirdağ'ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yayınladığı SEGE-2025 sıralamasına göre Tekirdağ 2'nci gelişmişlik kademesinde yer alıyor. Hoş, 2017'de 1'inci kademedeydi, bu gerileme de izaha muhtaç da ne demek 2'nci kademe? Yüksek gelişmiş il demek. Türkiye'nin en çok vergi veren ilk 10 ilinden biri, istihdam oranında 2'nci, üretimde lokomotif bu yüksek gelişmiş ilin sakinleri olarak biz Tekirdağlılar sene olmuş 2026 kavşak kenarındaki otların biçilip biçilmediğini kontrol ediyoruz. İşi gücü bıraktık "Otlar sürücülerin görüş açısını kapatıyor mu, kapatmıyor mu?" bunun peşine düştük çünkü bu yüzden meydana gelen trafik kazalarında ölüyoruz. Benim çok yüksek gelişmiş şehrimin en yüksek gelişmiş ilçesi Çorlu. Çorlulular ihtiyaçlar hiyerarşisinin en dibinde hayatta kalmanın savaşını veriyorlar, başarırlarsa eğer inşallah diğer ihtiyaçlara sıra gelecek. Seçildiğim günden bu yana bu kürsüde Tekirdağ'a dair en çok kurduğum cümle: Çorlu zehir soluyor, Tekirdağ ölüm soluyor. 4 Haziran 2026 Çorlu'nun kimyasal koku bulutuyla kaplandığı o günlerden biriydi. Kimsenin kapısını, penceresini açamadığı o gün Çevre Bakanlığına göre Çorlu'nun hava kalitesi nasıldı biliyor musunuz? İyi. Bakanlığa göre iyi ama Belediyeye göre kötü. İnsanların canı söz konusu ya, iki kamu kurumu farklı değer aralıklarını nasıl referans alabilir? Keşke günü kurtarmak, keşke ceza kesilen firmaları kurtarmak adlarını saklayarak; Çorlu'yu da, Ergene'yi de, Tekirdağ'ı da kurtarabilseydi ama kurtaramıyor. Her 6 Tekirdağlıdan 1'i solunum yolu hastalıklarından, her 4 Tekirdağlıdan 1'i de kanserden ölüyor. Ölümüne gelişiyoruz aslında, anlayacağınız.
Ulaş Göleti'nde toplu balık ölümleri var, yine. "Neden?" diye soruyoruz Bakanlığa, 2015'te "Ani ısınma." demişlerdi. Peki, son altmış altı yılın en yağışlı sezonunda, neden? Cevap yok.
Bu ahval ve şerait içinde Çorlu, Çerkezköy, Ergene bölgesine bir araştırma hastanesi istiyoruz, "Tekirdağ Şehir Hastanesi var." diyorlar. Orası şehir hastanesi değil ki arkadaşlar, orası Edirne, Çanakkale, Kırklareli hatta kısmen de İstanbul'un yükünü tek başına taşıyan bir bölge hastanesi, 2 milyon insana hizmet veriyor, yılda; sıra Süleymanpaşalılara gelemiyor ki bir türlü, Süleymanpaşa, şehir hastanesine ev sahipliği yapmanın cezasını çekiyor. Buraya sağlık ocağından hâllice olmayan, tam teşekküllü bir devlet hastanesi istiyoruz, çok acil.
Değerli milletvekilleri, seçimden önce kendi köyüme gittiğimde "Geçmişe Yolculuk" filminde hissetmiştim kendimi. Benim yüksek gelişmiş ilimde birçok köyümüz aynı durumda, hatta merkez mahallelerimiz aynı durumda; haberleşme hakkından mahrumuz biz, telefonlarımız çekmiyor, evde, işte, tarlada başına bir iş gelse "Yetiş." diyecek imkânı yok insanların. Üç bütçe geçirdik, yalvardım ilgili bakanlara. Civara konulan direkler kısmen çok dar kapsamlı bir çözüm oldu ama yetmiyor. Takipteyim, selam olsun buradan Aydınlar'a, Kestirçe'ye. Takipteyim çünkü haberleşme göçleri başladı Tekirdağ'da. Mesela, Malkara Hasköy'de telefonları tek diş çekebilsin diye yükseklere tırmanmaktan yılan insanlar şehre göçmeye başladılar. Yıl 2026, tekrar ediyorum, bu, ayıptır, zulümdür insanlara.
Ve Hayrabolu için 2020'den bu yana, Çorlu için 2023'ten bu yana bekliyoruz ki Spor Bakanlığı sözünü tutsun. Sayın Bakan iki buçuk yıl önce Çorluspor 1947 amatördeyken ziyaret ettiğinde 10 bin kişilik stat sözü vermişti, kulüp 2. Lig'e yükseldi Sayın Bakan, 1. Lig'e yetişir mi acaba bizim stat? Keza 2020'de iyi bir zemin ve tribün vaadiyle yıkılan Hayrabolu Stadı nerede? Mera da mı yetiştirelim biz geleceğin Ardalarını, Barışlarını?
Son olarak, yaza kan ağlayarak giren Velimeşe'nin de sesi olmak istiyorum. Sayısız kaza ve can kaybına yol açtığı için daha beş yıl önce kapanması gereken hemzemin geçit yeni kapandı. Gelin, görün ki cankurtaran olması gereken bu kapatma beş yılda vatandaşı mağdur etmeyecek hiçbir planlama yapılmadığı, çözüm üretilemediği için Velimeşe'yi felç etti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - En işlek caddelerde in cin top oynuyor, servis güzergâhları değişti, esnaf kan ağlıyor, 10 binden fazla vatandaşımız mağdur şu anda. Yerel, merkezî bütün kurum ve kuruluşların ortaklaştığı bir konuda bile koordinasyon sağlanamıyorsa eğer ne zaman sağlanacak bu şehrin yararına? Bu işler öyle herkesin kendi tuttuğu yerden çekiştirmesiyle olmaz. Hükûmet, belediyeler ivedilikle koordine olmalı ve Velimeşe için ulaşım projesini öncelikli yatırım olarak ele almalı diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Taşkent...
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Sakarya Milletvekili Ayça Taşkent’in, NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılara ilişkin açıklaması
AYÇA TAŞKENT (Sakarya) - NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek gerçekleştirilen gözaltı operasyonları güvenlik tedbirlerinin çok ötesine geçmiş durumdadır. Şafak baskınlarıyla insanlar gözaltına alınmakta, neyle suçlandıklarını dahi öğrenmeden saatlerce tutulmakta, avukatlarıyla görüşmeleri çeşitli gerekçelerle engellenmektedir. Bu kişiler darbedilmiş hatta bu şiddet avukatlara da yönelmiştir. Anayasa’nın güvence altına aldığı savunma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı açıkça ihlal edilmektedir. Bir kişinin avukatına erişiminin engellenmesi yalnızca hukuki bir usulsüzlük değil, adil yargılanma hakkına yönelik doğrudan bir müdahaledir. Bu operasyonların amacı gerçekten kamu güvenliğini sağlamak mıdır yoksa bunlar toplumsal muhalefeti sindirmenin bir aracı hâline mi getirilmektedir? Evlerinden aldığınız kişilerin, hocalarımızın savunma hakkının kısıtlanmasının ve muhalif sesleri susturmaya yönelik her türlü girişimin karşısındayız.
BAŞKAN - Sayın Sakik...
2.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, yeni yargı paketine ilişkin açıklaması
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Yeni bir yargı paketi komisyona geldi. Uzun süredir halkın büyük bir beklentisi vardı ama ne yazık ki bu yargı paketinde halkın beklentilerine bir cevap yok. Cezaevlerinin kapasitesi 300 binken şu anda 325 bin insan cezaevinde kalıyor, gece 2 kişi, 3 kişi bir yatakta kalıyor, böyle vahim bir konu var. Uzun süredir böyle bir beklenti var. Özellikle iki yıla yakın bir çözüm süreciyle ilgili halkta önemli beklenti var ama ne yazık ki bu komisyona gelen kanun teklifinde ne hikmetse hiçbir şey yok. Bu Meclis bu yazı çalışmayla sürdürmeli, Türkiye'nin temel sorunlarına zaman ayırmalıdır diyor, teşekkür ediyorum.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kütahya’nın Seyitömer, Gökler, Yenikent Belediye Başkanlarına, Meclis üyelerine ve muhtarlarına “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kütahya Seyitömer, Gökler, Yenikent Belediye Başkanları, Meclis üyeleri ve muhtarlar dinleyici locasından bizi dinlemektedirler. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sayın Aygun, Tekirdağ, Tekirdağ...
Buyurun Sayın Aygun.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Başkanım, Tekirdağ'ın demek ki sorunları tek değil, her zaman aynı. Demek ki Tekirdağ'ımız sorunlu.
BAŞKAN - Dur, açılsın, bir dakika, sabır sabır.
ORHAN SÜMER (Adana) - Başkanım, hızını alamadı.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
3.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, temmuz ayında yapılacak maaş zamlarına ilişkin açıklaması
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Maalesef temmuz ayı yine gündemde. Temmuz ayında memur ve memur emeklisine yüzde 26, Sosyal Güvenlik Kurumu ve BAĞ-KUR emeklisine yüzde 18 zam dayatılmaktadır. Asgari ücretli açlık sınırına mahkûm ediliyor. Ücretliye enflasyonla 11.400 lira eriyen ücretleri için yüzde 35'lik zam isteniyor. Emekliler hak ettiği parayı istiyor, seyyanen zam istiyorlar. Emekli aylığı yılın ilk beş ayında yaklaşık 3.222 lira eridi. En yüksek enflasyon sıralamasında dünyada 5'inci, gıdadan kiraya enflasyonun her türünde Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri içerisinde açık ara 1'inci sırada olan ülkemiz emeklileri maalesef can çekişiyor. 2008'den önce göreve başlayan bir öğretmen ya da kamu çalışanı şu anda ücretinin yüzde 48'ini alabiliyorken 2008'den sonra göreve başlayıp yirmi beş yılını dolduran ve emekliliği hak eden bir kamu çalışanı 5510 sayılı Yasa sebebiyle aylığının sadece yüzde 27'sini alıyor. Çalışanlar karın tokluğuna yaşıyor. Spor, konser, tiyatro gibi etkinliklere "Hiç gitmedim." diyenlerin oranı yüzde 60 olmuş. Emeklilere sahip çıkalım diyorum.
BAŞKAN - Sayın Sönmez...
4.- Isparta Milletvekili Hasan Basri Sönmez’in, çıraklar ve stajyerler için verilen devlet desteklerinin kaldırılmasına ve esnafın yaşadığı mağduriyetlere ilişkin açıklaması
HASAN BASRİ SÖNMEZ (Isparta) - Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Mesleki eğitim merkezi kapsamında çırak ve stajyerlere verilen devlet desteklerinin kaldırılması özellikle küçük esnafımızı ciddi bir yükün altına sokmuştur. Bugün çırak yetişmezse yarın usta bulamayız. Ayrıca, kredi kartları kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte esnafımız yüksek pos komisyonları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Bir yandan komisyonlar, diğer yandan KDV, SSK primleri, kira ve enerji maliyetleri ve geçici vergi uygulaması işletmelerimizin üzerindeki yükü her geçen gün artırmaktadır. Berber, kuaför, güzellik salonlarında çalışan çırak ve stajyerlere yönelik desteklerin yeniden hayata geçirilmesi, hizmet sektöründe faaliyet gösteren berber, kuaför işletmelerinin yüzde 20 KDV oranının aşağıya çekilmesi, hizmet sektöründeki vergi yükünün hafifletilmesi gerekmektedir. Esnafımız güçlü olursa ekonomimiz güçlü olur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Yüksel...
5.- Konya Milletvekili Ali Yüksel’in, Türkiye'de faaliyet gösteren motor supap üreticilerine ilişkin açıklaması
ALİ YÜKSEL (Konya) - Değerli Başkan, teşekkür ederim.
Türkiye'de faaliyet gösteren motor supap üreticileri otomotiv sektörüne yüksek kalite standartlarında üretim yapmakta, nitelikli istihdam sağlamakta ve ihracat yoluyla ülke ekonomisine önemli katkılar sunmaktadır. Ancak son yıllarda düşük maliyetli ithal ürünlerin pazardaki payının hızla artması, yerli üreticileri ciddi bir rekabet baskısıyla karşı karşıya bırakmıştır. Bu durum yalnızca firmaların sürdürülebilirliğini değil, mühendislik birikimini, istihdamı ve sanayi altyapısını da tehdit etmektedir. Yerli üretimin korunması, haksız rekabet koşullarının incelenmesi ve otomotiv yan sanayisinin desteklenmesi ekonomik kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Bu konuda derhâl adımlar atılmalı diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Olan...
6.- Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan’ın, Bitlis-Tatvan arasında bulunan Rahva yoluna ilişkin açıklaması
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.
Bitlis-Tatvan arasında bulunan Rahva yolu hem kent içi ulaşım hem de uluslararası ticaret yolu olması nedeniyle bölgenin en önemli ulaşım arterlerinden biridir. 400 yataklı Tatvan Devlet Hastanesine yetiştirilmesi gereken acil hastalar için kamu kurumlarına ve temel hizmetlere erişim bakımından hayati öneme sahip olan bu güzergâhta uzun süredir yol yapım çalışmaları devam etmektedir. Rahva yolunun yenilenmesini ve iyileştirilmesini önemli buluyor ve destekliyoruz. Ancak böylesine yoğun kullanılan bir yolda çalışmalar yürütülürken vatandaşların yaşayacağı mağduriyetleri en aza indirgeyecek tedbirlerin alınması gerekirdi. Özellikle alternatif bir servis yolunun yapılmamış olması, kilometrelerce uzayan araç kuyruklarının olmasına neden olmaktadır. Rahva yolundaki mağduriyetleri giderecek acil önlemleri almaya ve alternatif ulaşım imkânlarını bir an önce hayata geçirmeye davet ediyoruz.
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, 26 Haziran Atatürk'ün Tokat'a gelişinin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
BAŞKAN - İkinci söz talebi, 26 Haziran Atatürk'ün Tokat'a gelişinin yıl dönümü münasebetiyle Tokat Milletvekili Kadim Durmaz'a aittir.
Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)
KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Tokat'a gelişinin 107'nci yıl dönümünü büyük bir gurur, derin bir saygı ve sarsılmaz bir cumhuriyet bilinciyle anıyorum.
26 Haziran 1919, bundan tam yüz yedi yıl önce Gazi Mustafa Kemal Paşa Samsun'da yaktığı istiklal meşalesini Amasya'dan sonra Tokat'a taşıdı. O gün Tokat'a gelen yalnızca bir asker değildi. Milletine güvenen, kaderini milletin iradesiyle yazmaya karar vermiş büyük bir devlet adamı geliyordu. Çünkü Mustafa Kemal Paşa gücünü saraylardan değil, aziz milletinden ve vicdanından, tarihî sorumluluğundan alıyordu, önünde sayısız belirsizlik vardı, ordu dağılmış, vatan işgal edilmişti ama onun yüreğinde sarsılmaz bir inanç vardı. O inanç, daha sonra Amasya Tamimi'nde ölümsüzleşecek şu cümleydi: "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır." (CHP sıralarından alkışlar) Kadim tarihiyle Dânişmendlilere, Selçuklulara, Osmanlı'ya yurt olmuş Tokat, o gün Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı yalnızca misafir etmedi, bağrına bastı, umutlarını onun umutlarıyla birleştirdi çünkü Tokatlı biliyordu ki bağımsızlık teslim edilemez, bedeli ödenerek kazanılırdı. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın gözlerinde korku değil kararlılık, umutsuzluk değil milletine duyduğu sonsuz güven vardı. O gün Atatürk'ü Tokat'ın girişinde bir avuç asker dizi olmuş bekliyordu; o, millet adına dünyaya meydan okuyan Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal'di. Boynu bükük Anadolu şehrinin kapısında kıyafeti yıpranmış fakat içi aşınmamış bu saygı kıtası dimdik işte onu gözlüyordu. Tokat'ta sadece bir şehirle buluşmadı, Anadolu'nun temiz vicdanıyla, milletin sarsılmaz inancıyla, bağımsızlık sevdasıyla buluştu. Tokat, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın memleketidir. Tokat, Çanakkale'ye evlatlarını gönderen "hey 15'li"lerin acısını yüreğinde taşıyan ve yine, Kınalı Alilerini vatana adayan anaların diyarıdır. Tokat, söz konusu vatan olduğunda hesabı, bahaneyi, geri durmayı bilmeyen insanların şehriydi çünkü biz biliyoruz ki cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir, cumhuriyet yoksul Anadolu çocuklarının eşit yurttaş olma hakkıdır, cumhuriyet köylünün, işçinin, emekçinin, kadının, gencin ve çocuğun onurlu yaşama iradesidir, cumhuriyet milletimizin esarete karşı verdiği en büyük cevaptır, cumhuriyet Tokat'ın, Anadolu'nun ve bütün Türkiye'nin ortak iradesidir. Atatürk'ün Tokat'ta "Ben hayatımı hiçbir zaman milletimden üstün görmedim." dediği sözündeki fedakârlığı anlamak, Millî Mücadele'nin ruhunu gelecek kuşaklara aktarmak ve cumhuriyetimizi demokrasiyle, adaletle, hukukla, eşitlikle daha da güçlendirmektir.
O gün "Ne mutlu milletimize, kendi bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı." diyen Tokat halkı... Tokat'ın evladı -Bandırma Vapuru'nda Atatürk'e yoldaşlık eden- Yüzbaşı Vasfi Süsoy'u Mustafa Kemal Tokat'ta Millî Kurtuluş Ordusu'nu -Kuvayımilliye'yi- kurmakla görevlendirmiş. İşte, Millî Mücadele'nin ilk ateşinin çakıldığı bir şehirdir Tokat, buna inanmış, buna katkı sunmuştur.
Bizlere düşen görev de cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ayrılığı değil birliği, güçlü olmayı; umutsuzluğu değil umudu, kutuplaşmayı değil ortak geleceğimizi büyütmektir çünkü bu Gazi Meclis Millî Mücadele ruhunun tecelli ettiği yerdir. Bu kürsüden yükselen her söz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet egemenliğine emanet ettiği cumhuriyetin vakarına yakışmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
KADİM DURMAZ (Devamla) - Sözlerime son verirken, 26 Haziran 1919'da Tokat'a gelerek Millî Mücadele'nin kararlılığını Anadolu'nun bağrında güçlendiren, cumhuriyetimizin kurucusu, 20'nci asrın devlet adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, şehit ve gazilerimizi, bu aziz vatan uğruna can veren bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Ne mutlu o büyük yürüyüşümüze omuz verenlere, ne mutlu cumhuriyete sadakatle inanıp hizmet edenlere diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
7.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılara ilişkin açıklaması
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
NATO Zirvesi öncesi tam 209 kişi gözaltına alındı. Ankara ve İstanbul TEM Şubede neler yaşanıyor? Gözaltındakilere ve avukatlara yönelik vahim işkence iddiaları var. Gözaltındakileri darp eden, avukatlara fiziki saldırıda bulunan TEM Şube bu gücü nereden alıyor? "NATO Zirvesi güvenliği" adı altında ülkeyi kaosa çevirdiniz, bir de yetmezmiş gibi işkence ve kötü muameleyle kamu düzenini yok ediyorsunuz. Buradan İçişleri Bakanlığına ve Adalet Bakanlığına sesleniyoruz: Bu insanlık dışı uygulamalardan derhâl vazgeçin, gözaltındakileri derhâl serbest bırakın! İşkence iddialarının peşini bırakmayacağız.
BAŞKAN - Sayın Çan...
8.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, "bütünşehir yasası" denilen uygulamaya ilişkin açıklaması
MURAT ÇAN (Samsun) - Bu "bütünşehir yasası" denilen uygulamanın kırsal yerleşim alanlarında yarattığı mağduriyet ve mahrumiyet artarak sürüyor. Seçim bölgem Samsun'dan 2 yeni örnekle konuyu açıklayayım: Birincisi Alaçam ilçemizin Gökçeağaçoymağı Mahallesi. Bu mahallede 70 hane, 11 sokak var; yolları toprak, çilesi ortak. Kilometrelerce süren bu bozuk yollar hastayı hastaneye, öğrenciyi okula ulaştırmayı bir eziyete dönüştürüyor. Vezirköprü ilçemizin Örencik Mahallesi'nde de manzara aynıdır; çamur, çukur ve bakımsızlık içinde kalan mahalle yolları ve yollara akan kanalizasyonlar yüzünden Örencikliler büyük çile çekiyor. İlgili yerel idarelere sesleniyorum: Başta bu mahalleler olmak üzere Samsun'un tüm kırsalında ulaşım altyapısını nitelikli ve güvenli hâle getirmek görevinizdir. Hemşehrilerimizin sesini duyun, taleplerini dikkate alın, gereğini yapın.
Teşekkür ediyorum.
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’nun, Van'a yapılan sağlık yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması
BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, Van'a yapılan sağlık yatırımları hakkında Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu'na ait.
Buyurun Sayın Türkmenoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu kürsüde yalnızca Van'ı değil Türkiye'nin sağlıkta yazdığı büyük başarı hikâyesinin altını çizmek istiyorum. Bu başarı insanı merkeze alan bir anlayışın, köklü bir değişimin iradesinin sonucudur. AK PARTİ iktidarımız döneminde Türkiye genelinde yatak sayımızı 270 binin üzerine, hekim sayımızı 210 binin üzerine çıkardık. 1,5 milyona ulaşan dev sağlık ordumuz ve 7 bin sınırına dayanan ambulans sayımızla vatandaşlarımıza kesintisiz hizmet sunuyoruz. Şehir hastanelerimiz 30'a ulaşan dev sağlık üssüyle bugün dünyada rol model olarak gösterilen bir başarı hikâyesidir. İşte Türkiye genelindeki bu vizyon ve kararlılık Van'ımıza da aynı güçle yansımıştır.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Bingöl'e de gönderseniz.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) - Van bugün sağlıkta tam anlamıyla bir reform yaşıyor. Van'da yatak kapasitemiz 3 bin, yoğun bakım yatak sayımız ise 600'e yükselmiş, hedefimiz 6 bin yatak. 10 bine yaklaşan sağlık çalışanımızla hemşehrilerimize kesintisiz hizmet sunuyoruz. Van genelinde tam donanımlı 95 ambulansımız yaz kış demeden her an görev başındadır.
Sayın milletvekilleri, buradan önemli bir tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün ülkemizde sağlık turizmini çok önemsiyoruz. Türkiye'nin sağlıkta dünyaya nasıl şifa dağıttığını gösteren güncel bir örneği bilgilerinize sunmak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde İranlı ama İngiliz vatandaşı olan Hüseyin Şahnaz -İngiltere'de çok ünlü bir şeftir- bir vesileyle Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanemize hasta olması münasebetiyle müracaat etti. Sadece bir saat yirmi dakika içinde tüm muayene ve işlemlerinin eksiksiz bittiğini görünce hayranlığını şu sözlerle dile getirdi...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Üç gün randevu alamayanlar var ya, Allah rızası için ya!
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) - "Bu kalitede ve hızda bir hizmeti İngiltere'de de tüm Avrupa ülkelerinde de alamazsınız." dedi, "Burada yaşayan insanları çok kıskanıyorum çünkü bir sağlık sorununu birkaç saat içinde çözüp evlerine dönebiliyorlar." İşte yabancı bir misafirimizin dile getirdiği bu tablo sağlık sistemimizin ulaştığı gücün canlı bir kanıtıdır. Bugün geldiğimiz noktada Van'da sağlık sistemine erişim ve hizmet kalitesi noktasında büyük bir memnuniyet hâkimdir. Bizler Van'da sağlık alanında daha iyisini yapacağız diyoruz. 800 yataklı Van Şehir Hastanemiz devam ediyor. 75 yataklı Başkale Devlet Hastanemizi, 150 yataklı Muradiye Devlet Hastanemizi yakın dönemde hizmete açacağız. 150 yataklı Erciş Devlet Hastanemizi ve 150 yataklı Bostaniçi Devlet Hastanemizin ihaleleri yapıldı. Edremit ve Özalp ilçemizde diş hastanemizi kuruyoruz. Geleceğin projeleri olan Tuşba'da 100 yataklı, Edremit ilçemizde ise 500 yataklı hastanelerimizin proje çalışmaları devam ediyor.
Sağlıkta dönüşümün en önemli ayağı olan koruyucu sağlık hizmetlerinde büyük atılımlar gerçekleştiriyoruz. Ülke genelinde olduğu gibi, Van'da da aile sağlığı ve sağlıklı hayat merkezlerimizin sayılarını ileri düzeye taşıyoruz. Bu minvalde, yıl sonuna kadar ilimizdeki aile sağlık merkezi sayımız 104'e, sağlıklı hayat merkezi sayımız ise 10'a yükselmiş olacaktır.
Şehrimiz, her branşta sunduğu kesintisiz hizmetle, vatandaşımızın tüm sağlık ihtiyaçlarına tek bir noktada çözüm sunan ve çok güçlü bir merkez hâline gelmiştir. Bu dönüşümle Van artık geniş bir coğrafyaya şifa dağıtan bölge sağlık başkenti statüsüne yükselecektir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." anlayışıyla Van'ı güçlendirmeye ve bölgenin şifa merkezi yapmaya kararlıyız.
SIRRI SAKİK (Ağrı) - İnsanları devlet yaktı be!
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Vekilim, bir hastane de Bingöl'e yaparsanız seviniriz.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) - Bu vesileyle, Van'ımıza ayrılan bu dev bütçede, projelerimizin hızla hayata geçmesinde ve şehrimizin sağlık altyapısının bu seviyeye ulaşmasında dünden bugüne kadar emeği geçen bütün bakanlarımıza...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) - ...hassaten, mevcut bulunan, şimdiki Profesör Doktor Kemal Memişoğlu Bakanıma, tüm sağlık çalışanlarıma, Van'da gecesini gündüzüne katıp vatandaşımıza hizmet götüren Van sağlık çalışanlarıma şahsınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu büyük yatırımların Van halkına, aziz hemşehrilerime hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Suiçmez...
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
9.- Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in, Avukat Özkan Yücel'in vefatına ilişkin açıklaması
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, aynı dönem baro başkanlığı yapmaktan onur duyduğum bir dostum, mücadele arkadaşım İzmir önceki Baro Başkanımız Avukat Özkan Yücel'in vefatı sadece hukuk camiamızı değil, uğruna mücadele ettiği vatandaşlarımızı da derinden üzmüştür. Hopa'dan Akbelen'e, Hatay'dan Diyarbakır'a, mücadele neredeyse Özkan Başkan oradaydı. Meclise getirilen çoklu baro düzenlemesine karşı onlarca baro başkanıyla birlikte Ankara'da gece gündüz omuz omuza direndik. Demokrasi ve özgürlükler için hep en önde, hep alandaydı. Hayatı boyunca hukukun üstünlüğünden, özgürlük ve eşitlikten zerre kadar taviz vermeyen yol arkadaşımı, kendi dilinden hiç düşürmediği Adnan Yücel dizeleriyle anıyorum: "Bitmedi daha sürüyor bu kavga / Ve sürecek / Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"
Mücadelesi mücadelemizdir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.
Sayın Hun...
10.- Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun’un, Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan buğday ve arpa alım fiyatlarına ilişkin açıklaması
YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Mazotun, gübrenin, tohumun, ilacın ve sulama giderlerinin katlandığı bir dönemde Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan buğday ve arpa alım fiyatları üreticinin emeğini yok saymaktadır. Çiftçi artık üretmekte değil ayakta kalmakta zorlanıyor. Saraydan bakınca rakamlar yüksek görünebilir ancak tarlada durum çok farklıdır. Açıklanan fiyatlar çiftçiyi değil tüccarı ve aracıyı sevindirmiş, serbest piyasada arpa ve buğday fiyatlarının daha da gerilemesine yol açmıştır. Çiftçi zarar ederek üretim yapamaz. Üreticiyi desteklemeyen, emeğinin karşılığını vermeyen bu anlayış tarımı bitirme politikasıdır. Çiftçi kazanmazsa köyler boşalır, üretim düşer, sofralar pahalanır. Çiftçinin alın teri ucuz değildir. İnsanca yaşaması ve üretime devam etmesi için arpa ve buğday alım fiyatlarının derhâl güncellenmesi gerekmektedir.
BAŞKAN - Sayın Baykan...
11.- Konya Milletvekili Mehmet Baykan’ın, Avrupa Parlamentosunda görev yapan Alman Milletvekili Tomasz Froelich’in açıklamasına ilişkin açıklaması
MEHMET BAYKAN (Konya) - "Avrupa Birliği Türkiye'ye çifte standart uygulamaktadır. Türkiye'nin artık Avrupa Birliğine ihtiyacı kalmamıştır. Brüksel ahlak dersi verirken kendi ilkelerine uymamaktadır. Türkiye'nin egemen kararlarını eleştirenler benzer konularda kendi ülkelerindeki uygulamalara sessiz kalmışlardır. Ayrıca Türkiye'yle ilişkilerin dayatma ve ön yargılar yerine enerji, güvenlik ve ticaret alanlarında karşılıklı saygıya dayalı bir anlayışla yürütülmesi gereklidir." Bilin bakalım sözüm ona Avrupa Parlamentosu raporuna ilişkin bu sözleri kim söylemiş? Avrupa Parlamentosunda görev yapan Alman Milletvekili Tomasz Froelich söylemiş. "Türkiye için utanç günü." diyebilecek kadar kompleksli bazı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına rağmen artık Avrupa'dan bile böyle sesler çıkıyor.
Değerli arkadaşlar, yıllardır Türkiye'ye yönelik kullanılan haksız ve ön yargılı dil artık Avrupa'nın içinden de sorgulanmaktadır. Türkiye'nin bölgesel gücünü ve bağımsız duruşunu görmezden gelenlere karşı gerçekler daha güçlü bir şekilde dile getirilmektedir.
BAŞKAN - Sayın Avcı...
12.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, "Zonguldak Demokrasi Platformu" adındaki gruba ilişkin açıklaması
MUAMMER AVCI (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün "Zonguldak Demokrasi Platformu" adında CHP İl Başkanının öncülük ettiği bir grup, devletimizin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığımızdan hafızlık icazeti almış evlatlarımızı hedef alarak milletimizin manevi değerlerine saldırmıştır. Hâlbuki ortada siyasi bir yürüyüş yoktu, Kur'an-ı Kerim'i hıfzeden hafız evlatlarımız vardı. Ellerinde şanlı Türk Bayrağı'mız, Doğu Türkistan'ın mazlumlarını temsil eden gök mavi bayrağımız ve Filistin'in direnişini simgeleyen atkılar vardı. Soruyorum: Acaba bunların hangisinden rahatsız oldunuz? Biz, Yüce Rabb'imizin Maide suresinde buyurduğu gibi, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, Kur'an'ın izinde yürüyen evlatlarımızın her zaman yanında olmaya devam edeceğiz. Zonguldak'ımız bu algılara ve provokasyonlara asla teslim olmayacaktır çünkü bu şehir ezanına, bayrağına ve mukaddesatına sahip çıkan kadim bir şehirdir. Hafız kardeşlerimin her birini alınlarından öpüyorum.
BAŞKAN - Sayın Bursalı Aksoy...
13.- İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı Aksoy’un, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Türkiye Raporu’na ilişkin açıklaması
ŞEBNEM BURSALI AKSOY (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen son Türkiye raporu objektiflikten uzak, siyasi saiklerle hazırlanmış ve Türkiye'ye yönelik kronik ön yargıların yansımasından öteye gitmeyen bir metinden ibarettir. Bölgesel ve küresel krizlerde etkin rol üstlenen Türkiye'nin başarılarını görmezden gelen bu yaklaşımı reddediyoruz. Avrupa Parlamentosunun Türkiye'ye ders vermeye çalışmak yerine kendi bünyesinde yükselen İslam düşmanlığı, yabancı karşıtlığı ve demokrasi krizlerine odaklanması daha doğru olacaktır. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bağımsız dış politikası, güçlü ekonomisi ve millî iradeye dayanan demokratik yapısıyla yoluna kararlılıkla devam etmektedir. Avrupa Birliğiyle ilişkilerin karşılıklı saygı, eşitlik ve samimiyet temelinde yürütülmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Öncü...
14.- Erzurum Milletvekili Fatma Öncü’nün, 23 Haziranda yayımlanan evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerine yönelik yönetmeliğe ilişkin açıklaması
FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
23 Haziran itibarıyla evde sağlık ve palyatif bakım hizmetlerine yönelik yönetmelik yayınlandı. Bu kapsamda, palyatif bakım hizmeti ev ortamında sürdürülebilecek, evde sağlık hizmetleri için başvuru kanalları artırıldı, aile hekimleri de kendilerine kayıtlı hastaların palyatif bakım ve evde sağlık başvurularına tıbbi değerlendirme yapabilecek, sağlık tesislerinde palyatif bakım ve evde sağlık hizmetleri koordinasyon birimleri oluşturulacak, sağlık bilgi sistemi arasında dijital bir entegrasyon olacak.
Bu kapsamda, emeği geçen başta Sağlık Bakanımıza ve ekibine teşekkür ediyor, vatandaşlarımıza hayırlı olsun deyip Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
15.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, staj ve çıraklık mağdurlarına ilişkin açıklaması
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, Türkiye'de milyonlarca insan çalışma hayatına meslek liselerinde, çıraklık eğitim merkezlerinde ve staj programlarında başladı. Fabrikalarda çalıştılar, tezgâh başında üretime katıldılar, vardiyalara kaldılar, ekonomiye katkı sundular. Devlet bu gençleri çalışırken sigortalı saydı, kayıt altına aldı ancak emeklilik söz konusu olunca o günleri yok saydı. Bugün staj ve çıraklık mağdurları haklı olarak soruyor: Üretirken vardık da emekli olurken neden yokuz? EYT düzenlemesinden sonra bu adaletsizlik daha görünür hâle geldi. Staj ve çıraklık sigortalarının emeklilik başlangıcı sayılması milyonlarca vatandaşımızın beklentisi ve sosyal adaletin gereğidir. Staj ve çıraklık mağdurlarının talebi bir imtiyaz değil gecikmiş bir hakkın teslim edilmesidir; artık bu adaletsizliğe son verin.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
16.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Kerbelâ'ya ilişkin açıklaması
KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; muharrem ayı Kerbelâ'nın yüreğimizi dağlayan acısını ve Hazreti Hüseyin'in insanlığa bıraktığı onurlu mirası hatırladığımız bir yas ve matem ayıdır. Kerbelâ'da zulüm vardı, susuzluk vardı, acı vardı ama aynı zamanda zalime boyun eğmeyen bir irade, teslim olmayan bir inanç, çağları aşan bir onurlu duruş dersi vardı. Hazreti Hüseyin'in duruşu bizlere şunu öğretmiştir: Haksızlık karşısında susmak insanlığı inkâr etmektir. Bugün görevimiz acıları yarıştırmak değil ortak vicdanımızı büyütmek, ayrılığı değil kardeşliği, nefreti değil sevgi ve barışı, zulmü değil adaleti savunmaktır. Kerbelâ şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, yasımatem oruçlarının Hak katında kabul ve makbul olmasını diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
17.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, Samandağ, Dörtyol, Antakya ve Defne ilçelerinde yaşanan sel felaketine ilişkin açıklaması
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Hatay bir kez daha afetin yükünü omuzlamak zorunda kaldı. Samandağ, Dörtyol, Antakya ve Defne'de sel felaketinde vatandaşlarımızın evleri su altında kaldı, iş yerleri kullanılamaz hâle geldi, araçlar zarar gördü; çiftçimizin tarlası, üreticimizin hayvanı telef oldu. Böylesine büyük bir yıkımın ardından açıklanan 30 milyon liralık destek Hataylıların yaralarını sarmaya ne yazık ki yetmez. Bugün vatandaş soruyor: Evi yıkılan, ekmeğini kaybeden, borçla ayakta kalmaya çalışan insanlara bu kaynak nasıl yetecek? Hatay sadaka değil hakkını istiyor. Hasarlar hızlıca tespit edilmeli, zararlar eksiksiz karşılanmalı ve ek destek paketleri derhâl açıklanmalı. Afetin yükü vatandaşın omuzlarına bırakılamaz. Depremzede Hatay halkına sahip çıkın, yalnız bırakmayın.
Teşekkür ederim.BAŞKAN - Sayın İrmez...
18.- Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, Şırnak’ta ve Cizre'de görevli EĞİTİM SEN üyesi 3 öğretmene ilişkin açıklaması
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Şırnak ve Cizre'de görevli EĞİTİM SEN üyesi 3 öğretmen doğa talanına, cezasızlığa, okullardaki istismar vakalarının örtbas edilmesine karşı durdukları ve toplumsal sorunlara karşı demokratik haklarını kullandıkları için önce açığa alındılar, ardından ihraçla tehdit edildiler, şimdi başka illere sürgün edilmek isteniyorlar. Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, sendikal faaliyetler, barışçıl toplantı ve gösteri hakkı anayasal güvenceler altında bulunan temel haklardır. Adalet ve hak mücadelesini bir an olsun bırakmayan ve her cuma günü adalet nöbetiyle hakkını ve hukukunu savunan öğretmen arkadaşlarımız yalnız değildir. Bu hukuksuzluk bir an önce son bulsun, açılan soruşturmalar da geri çekilsin.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
19.- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, eğitim emekçilerinin taleplerine ilişkin açıklaması
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Öğretmenlerimiz günlerdir Ankara'da en temel haklar için mücadele ediyor, açlık grevlerini sürdürüyor. Peki, iktidar sıralarında bu sesi duyan var mı, bu feryattan haberdar olan var mı? Ne yazık ki yok. Eylemlerinin ilk gününde biber gazıyla, copla ve gözaltılarla karşı karşıya bırakılan eğitim emekçileri tüm baskılara rağmen bir gün olsun haklı taleplerinden vazgeçmedi. Bu mücadelenin merkezinde taban maaş hakkı, güvenceli çalışma talebi ve yıllardır verilen sözlere rağmen kaldırılmayan mülakat sistemi bulunmaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde öğretmenlerin sahip olduğu temel haklar için Türkiye'de öğretmenlerimiz meydanlarda direniş göstermek zorunda kalıyor. Buradan iktidara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Eğitim emekçilerinin haklı taleplerine kulak verin, bu ülkenin geleceğini yetiştiren öğretmenlerimize hak ettiği değeri gösterin.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal...
20.- Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın, Anamur’daki ve Bozyazı'daki muz üreticilerine, Anamur'un Kızılaliler ve Korucuk bölgesinde kurulması planlanan maden tesisine ilişkin açıklaması
LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde Anamur ve Bozyazı'daki muz üreticilerimiz var efendim. Üreticilerimiz serada 25 lira olan muzun markette neden 5 katına satıldığını soruyorlar. Sayın Ticaret Bakanımızdan fiyat dengesini yeniden gözden geçirmesini talep ediyoruz efendim.
Evet ve yine Anamur'un Kızılaliler ve Korucuk bölgesinde kurulması planlanan maden tesisinin yaşam alanlarına ve doğal kaynaklara yakın olması bölgedeki insanımıza ve doğamıza zarar verecektir. Sayın Çevre, Şehircilik Bakanımızdan projeyi yeniden gözden geçirmesini talep ediyoruz.
Teşekkür ederim.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
21.- Burdur Milletvekili İzzet Akbulut’un, Burdur’daki yaylalara ilişkin açıklaması
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Burdur Batı Akdeniz'de olmasına rağmen bir Karadeniz'deymiş gibi yaylalarıyla meşhur bir şehir. Yaklaşık 37 tane yaylası var. Tabii, tek tek saysam sürem yetmeyecek belki ama merkezde Aziziye Yaylası, Ağlasun'da Akdağ Yaylası, Altınyayla'da Kırkpınar Yaylası, Bucak'ta Kestel Yaylası, Çavdır'da Kozağaç Yaylası, Çeltikçi'de Bağsaray Yaylası, Gölhisar'da Böğrüdelik Yaylası, Karamanlı'da Belenli Yaylası, Kemer ilçesinde Akpınar Yaylası, Tefenni'de Hasanpaşa Yaylası, Yeşilova'da Eşeler Yaylası gibi birçok görülmeye değer yaylaları var. Hatta bu hafta sonu Çavdır'daki Kozağaç Yaylası'nda da bir şenlik yapılacak cumartesi-pazar ve yaklaşık 10 bin kişinin orada olmasını bekliyoruz ama özel idarelere bir yetki verilip bu yayla yollarının yapılabilmesi adına hem bir yetki hem bir bütçe verilmesi gerektiğini, oraların bir asfaltlanması gerektiğini düşünüyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
22.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, Erbakan Hocanın NATO’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
NATO toplantısına az kaldı; biliyorsunuz, NATO'nun düşman rengi kırmızıdan yeşile dönmüştü. Erbakan Hocamız "Türkiye'yi 'Bağımsız bir ordu ve askerî doktrinle bir anda karşımıza çıkmasınlar.' diye NATO'da tutuyorlar, âdeta Türkiye'yi NATO içerisinde oyalıyorlar." derdi. "Bu Batılılar öyle ustadırlar ki sizi size karşı savaştırırlar da ne olduğunu anlayıncaya kadar epey vaktiniz geçer ve çok zayiat verirsiniz." derdi. "Rusya dağılınca NATO dağılacak çünkü varlık sebepleri ortadan kalktı." diyenlere de "NATO'nun varlık sebebi tarihî Türk ordusunun yeniden sahneye çıkışını engellemektir." derdi. Evet, biz de bu gerçekleri asla göz ardı etmeyelim diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya’nın, Gemi Acenteleri Yönetmeliği taslağına ilişkin açıklaması
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Türkiye'de yaklaşık yirmi beş yıldır yürürlükte olan Gemi Acenteleri Yönetmeliği sektör için temel mevzuat niteliğindedir. Son dönemde tartışılan yeni yönetmelik taslağı sektör için büyük bir tehdittir ve rekabeti, işletmelerin sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tehlikeye sokacaktır. Fiyatlar artacak, hizmet kalitesinde düşüşler yaşanacak, sektörde tekelleşme riski doğacak, bu hizmetleri başarıyla veren diğer acentelerin kazanılmış hakları ihlal edilebilecektir. Taslak kabul edilirse gemi acentelerinin yaklaşık yüzde 80'i küçülmeye gidecek veya tamamen faaliyetlerini durduracaktır. Sektörde ciddi ekonomik daralmayla birlikte binlerce çalışan işinden olacaktır. Yabancı firmalara bağımlılık artacak, lojistik rekabet zayıflayacaktır. Çözüm, mevcut yönetmeliğin tamamen değiştirilmesi değil yalnızca gerçek ihtiyaçlara göre makul ve dengeli revizyonlar yapılmasıdır. Türkiye'nin uluslararası deniz ticaretindeki konumuna zarar verilmemelidir.
BAŞKAN - Sayın Şevkin...
24.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, IBAN üzerinden yapılan para transferlerinde yaşanan sahtekârlıklara ilişkin açıklaması
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Son yıllarda IBAN üzerinden yapılan para transferlerinde yaşanan sahtekârlıklar vatandaşlarımızı ciddi şekilde mağdur etmektedir. Yılların birikimi, emeği bir mesaj, telefon ya da sahte bir linkle birkaç dakika içinde dolandırıcıların eline geçmektedir. Vatandaşın parası kayboluyor, bankalar ise sorumluluğu kullanıcıya yüklüyor. Mağdurlar ise uzun ve yıpratıcı hukuk süreçleriyle baş başa bırakılıyor. Teknolojinin geliştiği bu çağda vatandaşın güvenliğini sağlamak devletin ve ilgili kurumların temel görevidir. IBAN üzerinden gerçekleştirilen işlemlerde güvenlik tedbirlerinin artırılması, şüpheli transferlerin anlık olarak denetlenmesi, mağduriyetlerin hızlı şekilde giderilmesi ve dolandırıcılık suçlarına karşı caydırıcı önlemlerin alınması artık bir zorunluluktur. Vatandaşlarımızın ekonomik güvenliğini korumak için gerekli düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gereklidir.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ...
25.- Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ’ın, göreve iade edilmeyi bekleyen kamu emekçilerine ilişkin açıklaması
HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
OHAL KHK'leriyle yaratılan hukuksuzluğun 10'uncu yılındayız. Mağdur edilen, yaşamları yok edilen kamu emekçileri göreve iadeyi bekliyor. SES Amed Şubesi yöneticisi ve Sosyal Hizmet Uzmanı Ümit Çetiner'in göreve iade talebi yıllar önce yöneticiliğini yaptığı Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği gerekçe gösterilerek reddediliyor. Bakınız, bu durum, örgütlenme hakkına ve meslek örgütlerine yönelik bir müdahaledir, anayasal suçtur. Meslek örgütlerine üye olmak ve yöneticilik yapmak suç değildir. Yine, barış akademisyeni, Profesör Doktor İzge Hakan Günal Dokuz Eylül Üniversitesindeki Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı görevine iade edilmesine rağmen Rektörlüğün direncine takılmış, iadesinin üzerinden iki ay geçmiş olmasına rağmen sisteme erişimi, hasta bakması ve öğrencilerine ders vermesi engellenmektedir. Toplumsal barış diyoruz, adalet diyoruz, demokratik bir gelecek diyoruz ama bu hukuksuzluklar devam ediyor.
BAŞKAN - Sayın Sarı...
26.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir Merkez Havaalanı’na ilişkin açıklaması
SERKAN SARI (Balıkesir) - Sayın Başkan, Balıkesir merkezde bundan altı yıl evvel Merkez Havaalanı açıldı 2'nci havaalanı olarak. Aradan geçen altı buçuk yıla rağmen Merkez Havaalanımıza bir tek tarifeli uçak inmedi ama bugün bakıyoruz ki NATO Zirvesi için ABD Başkanı Trump'ın uçağına özel bir havaalanı yapılıyor; havaalanı pistleri genişletiliyor, yatırım yapılıyor ve bunun bedeli tam 11 milyar TL. Balıkesir Havaalanı'nın toplam bedeli 600 milyon bugünkü değerle ama biz buraya uçak inmesini talep ettiğimizde, maliyetler karşılanamadığı için uçak indirilemediği, uçuşların yapılamadığı beyan ediliyor Ulaştırma Bakanlığı tarafından. Peki, bir uçağın bir ziyareti için yapılan 11 milyar TL yatırım hak mıdır, vicdani midir? Daha sonrasında yaptığımız itirazlarla Balıkesir'e bir uçak tahsisi sağlanmıştı Ankara uçuşları için ama ne yazık ki bu uçağa da Balıkesir'e inmek kısmet olmadı; devamında Suriye'ye, Şam'a görevlendirildi AJet'in VF317 kodlu uçağı. Bu tahsis edilen uçağın Balıkesir halkının hizmetine kazandırılmasını talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
27.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Çorum Devlet Tiyatrosunun salonuna ilişkin açıklaması
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, 1971 yılında inşa edilen Çorum Devlet Tiyatrosu salonumuz 1984 yılında bölge tiyatrosu statüsünde perdelerini açtı. 18 Eylül 1984 tarihinde sahnelenen Tarık Buğra'nın "Osmancık" adlı oyunundan günümüze kadar kırk iki sene yüzlerce oyun ve farklı etkinliklerle binlerce Çorumluya hizmet verdi. Hâlen tiyatro oyunlarına, tüm etkinliklere de ev sahipliği yapan tiyatro salonumuzun, bugün, ne yazık ki elli beş yılın sonunda bakımsız ve eskiyen binası artık yetersiz kalmakta. 2011 yılında yapılan teknik incelemelerde kapsamlı bir tadilatın yeniden yapım maliyetine yakın olacağı tespit edilmişti ve o dönemde sadece küçük çaplı onarımlarla idare edildi. Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy'a sesleniyorum: Çorum'a geldiğinizde Hattilerin ülkesi, UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde yer alan, ilk yazılı Kadeş Barış Anlaşması'nın imzalandığı, yedi bin beş yüz yıllık tarihiyle Hititlerin başkenti Çorum'a söz verdiniz ve sözlerinizi maalesef unuttunuz. Şu anda sanatçılarımız ve seyircilerimiz için her türlü konfordan uzak duruma gelmiş...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sümer...
28.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, barınma krizine ilişkin açıklaması
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Anayasal bir hak olan barınma hakkı lüks hâle gelmiş ülkemizde. Bugün, barınma krizi ülkemizin en yakıcı sorunlarından biri hâline geldi. Mayıs 2026 dönemi konut kira artış oranı yüzde 32,24 olarak açıklandı. Vatandaşımız artık temel ihtiyaçları ile kira arasında tercih yapar durumda, elinde ayın sonunu getirecek parası bile kalmıyor. Üstelik bu maaşların büyük bir kısmı da yılın ilk dört ayında enflasyon karşısında erimiş durumda. Bugün, asgari ücretin 28.075 TL olduğu ülkemizde büyük şehirlerde kiralar 30 bin TL'ye dayanmış durumda. Vatandaşımız ev alamıyor; gençlerimiz, öğrencilerimiz barınacak yer bulamıyor. Maalesef, buradan iktidarın yetkililerine sesleniyoruz: Artık vatandaşımızın gerçek gündemine dönün ve bir an önce konut sorununu çözün, ülkemizin gerçek gündemiyle ilgilenin.
BAŞKAN - Sayın Gökay Yüksel...
29.- Balıkesir Milletvekili Ekrem Gökay Yüksel’in, şoför esnafına ilişkin açıklaması
EKREM GÖKAY YÜKSEL (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Balıkesir'imiz başta olmak üzere ülkemizin dört bir yanında kamyon, tır, servis, taksi ve nakliye sektöründe çalışan binlerce şoför esnafımız geçimini direksiyon başında kazanmaktadır ancak trafik ceza puanlarının dolması nedeniyle ehliyetlerine belirli sürelerle el konulan şoför esnafımız çalışamaz hâle gelmektedir, ailelerinin geçimini sağlamakta ciddi zorluklar yaşamaktadır. Elbette trafik kuralları ve trafik güvenliği vazgeçilmezdir ancak alkol veya uyuşturucu etkisi altında araç kullanmamış, ölümlü kazaya karışmamış şoför esnafımızın yaşadığı mağduriyetler de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, ekmeğini direksiyondan kazanan şoför esnafımız açısından ehliyete belirli sürelerle el koyma uygulamasının kaldırılması ve mağduriyetleri giderecek bir düzenlemenin hayata geçirilmesi hem sosyal adalet hem de ekonomik hayat açısından açısından önemli bir ihtiyaç hâline gelmiştir.
BAŞKAN - Sayın Faruk Dinç...
30.- Mersin Milletvekili Faruk Dinç’in, kötülüklere ilişkin açıklaması
FARUK DİNÇ (Mersin) - Bismillahirrahmanirrahim.
Birbirleriyle bağlantılı olan uyuşturucu, kumar, fuhuş ve alkol gibi kötülükler neslimizi ifsat etmeye devam ediyor. Baba evladını, evlat annesini katlediyor; sokak ortasında cinayetler işleniyor. Gençliğimiz tek tek elimizden kayıp gidiyor. Bu yönüyle, dijital mecralarda kumarın her türlüsünün reklamı yasaklanmalıdır. Kumarın veya fuhşun yasal olanı ve yasal olmayanı olmaz, her türlüsü yasaklanmalıdır. Madde bağımlılığına öncülük eden, bütün kötülüklerin anası olan alkole yönelik düzenlemeler yapılmalıdır. Madde bağımlılığıyla mücadele masabaşında olmamalı, sahaya, mahalleye inilmelidir; bu sorunları kökten çözecek somut adımlar atılmalıdır. Kamuya alınanlar uyuşturucu testinden geçirilmelidir. Özellikle uyuşturucu baronlarına ağır cezalar verilmelidir vesselam.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
31.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, TOKİ'nin Gaziantep Şahinbey'deki sosyal konut projesine ilişkin açıklaması
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
TOKİ'nin Gaziantep Şahinbey'deki sosyal konut projesine katılan vatandaşlarımız mağdur. Erdoğan'ın gösterişli bir mitingle 2022 yılında ilan ettiği projedeki konutlar 630 bin TL ile 980 bin TL arasındaki fiyatlarla duyurulmuş, teslim süresi olarak da yirmi dört ay sözü verilmişti. Ancak proje dört yılda bitirilebildi, daire fiyatları da 4'e katlandı, 3+1 dairelerin fiyatları 2 milyon 700 bin TL'ye kadar çıktı; taksitlerdeki enflasyon farkı da vatandaşa büyük darbe vurdu. Yıllık geliri 336 bin TL olan bir asgari ücretli TOKİ'ye yılda 800 bin TL ödemek zorunda bırakıldı. Satışta "KDV yüzde 1." dendi ama yerine yüzde 10 uygulandı. Erdoğan oyunu aldı ama ucuz konut bekleyenlere ise hayal kırıklığı kaldı, AKP'ye güvenen vatandaş yine yarı yolda kaldı. Verdiğiniz sözü tutun. Hep söylediğim gibi AKP aldatmaca ve kandırmaca partisidir.
BAŞKAN - Sayın Akay...
32.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, Karabük'te artan intihar ve şüpheli ölüm vakalarına ilişkin açıklaması
CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.
Karabük'te son dönemde art arda yaşanan intihar ve şüpheli ölüm vakaları kentte derin bir endişe ve kaygı ortamı yaratmıştır. Özellikle 2026 yılı içerisinde farklı mahallelerde yaşanan ve basına yansıyan olaylar toplumdaki tedirginliği daha da artırmaktadır ancak bu tablo yalnızca Karabük'e özgü değildir. Türkiye'nin birçok ilinde benzer vakaların artması ekonomik sıkıntılar, yalnızlaşma, gelecek kaygısı ve sosyal sorunların ülke genelinde daha derin hissedildiğini göstermektedir. Neredeyse her hafta gelen acı haberler bu olayların yalnızca adli bir mesele değil aynı zamanda önemli bir toplumsal sorun olduğunu ortaya koymaktadır. İlgili kurumlar nedenleri araştırmalı, önleyici sosyal politikaları hayata geçirmeli ve vatandaşların ruh sağlığını koruyacak adımları gecikmeden atmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Mullaoğlu...
33.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, kötülüğün sıradanlaşmasına ilişkin açıklaması
SERVET MULLAOĞLU (Hatay) - Siyaset yalnızca yollar yapmak, binalar dikmek veya seçim kazanmak değildir; siyaset, aynı zamanda, vicdanı koruma sanatıdır. Kötülük her zaman öfkeli yüzlerle, sert sözlerle ortaya çıkmaz; bazen sessizlikte, duyarsızlıkta ve umarsızlıkta da ortaya çıkar. İnsanlar haksız yere tutuklanıyorsa ve biz bunu normal karşılıyorsak kötülük sıradanlaşmıştır. Koltuğunu korumak için rakip siyasetçileri hapse atıyor ve hapse atanlarla iş birliği yapıyorsanız ve biz bunu sadece siyasi hamle olarak değerlendiriyorsak kötülük sıradanlaşmıştır. Adaleti katleden yargıçların, koltuklarını düşünerek adaletsizliğe karşı çıkmayan siyasetçilerin ve bürokratların varlığına toplum alışıyorsa kötülük sıradanlaşmıştır. Asıl tehlike, yanlışların varlığı değil yanlışların normalleşmesidir. Toplumumuzun güvenliği ve huzuru için kötülüğün sıradanlaşmasına izin vermemeli, haksızlığa karşı en güçlü şekilde karşı durmalıyız.
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
34.- Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan’ın, Meclis Başkanlığına sunulan yargı paketine ve öğretmenlerin açlık grevine ilişkin açıklaması
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Meclis Başkanlığına sunulan yargı paketi IBAN mağdurlarına, Covid mağdurlarına, KHK'lilere, nafaka mağdurlarına hiçbir şey getirmiyor, hiçbir feryat duyulmuyor. Meclisin birkaç yüz metre ötesinde öğretmenler açlık grevi yapıyor ama seslerini Meclise duyuramıyor. Elbette yazılı sınavda yüksek puan almış öğretmen adaylarını mülakatta elemek bu insanları umutsuzluğa sevk etmektir, vicdansızlıktır. Mülakat sisteminde binlerce öğretmen mağdur oldu, atananlar da şaibe altında; derhâl bu uygulama terk edilmeli, liyakat esasına dayalı sınav yapılmalıdır. Özellikle de Meclisin hemen dibindeki bu açlık grevine sessiz kalmak Meclise yaraşmaz. Biz böyle birkaç gün daha susarsak... Bu insanlar, bu gencecik fidanlar adım adım ölüme gidiyor, Meclis derhâl bu grevdeki gençlerin sesini duymalıdır.
BAŞKAN - Sayın Kanko...
35.- Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko’nun, KOSGEB aracılığıyla girişimcilere destek sağlanacağı vaadine ilişkin açıklaması
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Cumhurbaşkanı tarafından büyük bir müjde olarak duyurulan KOSGEB aracılığıyla yeni iş kurmak ve işini büyütmek isteyen girişimcilere 2 milyon TL'ye kadar destek sağlanacağı vaadi ne yazık ki balon çıktı, on binlerce vatandaş için büyük bir hayal kırıklığına dönüştü. Aylarca ekranlardan yapılan açıklamalarda gençler, kadınlar ve girişimciler şirket kurmaya teşvik edildi; insanlar geleceğe umutla baktı, borçlandı, iş yeri açtı, vergi mükellefi oldu ancak gelinen noktada, vadedilen desteklere ulaşamayan çok sayıda girişimci ağır bir ekonomik çıkmazın içine sürüklendi. Buradan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu'na açıkça soruyorum: Madem bu destekler verilmeyecekti neden insanlara umut dağıttınız? Neden binlerce gencin hayalleriyle oynadınız? Neden gençleri ve kadınları gerçekleşmeyecek vaatlerle şirket kurmaya teşvik ettiniz?
BAŞKAN - Sayın Akgül...
36.- Bolu Milletvekili İsmail Akgül’ün, taşeron işçilerin kadro beklentisine ilişkin açıklaması
İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Kamu kurumlarımızda yıllardır görev yapan taşeron işçilerimizin kadro beklentisi devam etmektedir. Aynı işi yapan, aynı sorumluluğu üstlenen çalışanlarımız arasında statü farklarının bulunması çalışma barışını olumsuz etkilemektedir. Özellikle Karayolları bünyesinde görev yapan işçilerimizden bu konuda yoğun talep almaktayız. Yazın yol yapımında, kışın karla mücadelede, afet ve acil durumlarda fedakârca çalışan bu emekçilerimiz kamu hizmetlerinin kesintisiz yürütülmesinde önemli bir görev üstlenmektedir. Bu kardeşlerimizin beklentisi ayrıcalık değil, emeklerinin karşılığını alabilmek, iş güvencesine kavuşmak ve özlük hakları bakımından yaşanan mağduriyetlerinin giderilmesidir.
Başta Karayolları çalışanlarımız olmak üzere kadro bekleyen tüm taşeron işçilerimizin taleplerinin değerlendirilmesinin hem çalışma hayatındaki adalet duygusunu güçlendireceğine hem de kamu hizmetlerinin verimliliğine katkı sağlayacağına inanıyor; saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Kılıç...
37.- Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, mevsimlik işçilere ilişkin açıklaması
ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Her yıl yüz binlerce vatandaşımız ekmek uğruna şehir şehir dolaşırken barınma, temiz su, sağlık hizmeti ve eğitim gibi en temel haklardan mahrum kalmaktadır. Çadırlarda sağlıksız koşullarda yaşayan aileler kayıt dışılık, düşük ücret ve iş güvenliği eksikliği nedeniyle büyük mağduriyetler yaşamaktadır. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu ağır yükü daha da derinden hissetmektedir. Çocuklar eğitimden kopmakta, aileler ise insan onuruna yakışır çalışma şartlarına ulaşamamaktadır. Devletin görevi mevsimlik işçiler için güvenli ulaşım, insanca barınma, sosyal güvence ve eğitim imkânlarını kalıcı şekilde sağlamaktır. Alın teriyle ülkemizi doyuran mevsimlik işçilerin sorunlarını görmezden gelmek vicdana da sosyal devlete de yakışmamaktadır.
BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...
38.- Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul’un, emeklilerin sabit ve yüksek kapasiteli tarife beklentisine ilişkin açıklaması
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Telefon ve mobil internet hizmetleri artık lüks değil, temel ihtiyaçtır ancak enflasyonist ortamda faturalar fahiş oranda artmış, sabit gelirli emeklilerimiz için bu yük taşınamaz hâle gelmiştir. Öte yandan, TÜRK TELEKOM'un Millî Eğitim Bakanlığıyla yaptığı protokol sayesinde öğretmenlerimize 275 liraya 20 cigabayt internet sağlanmaktadır. Benzer bir tarifeyi emeklilerimiz de beklemektedir. İlgili bakanlığa çağrı yapıyorum: Türkiye genelinde yaklaşık 17 milyon emeklimiz için de operatörlerle anlaşma sağlanmalıdır. Emeklilerimize de sabit ve yüksek kapasiteli tarifeler derhâl hayata geçirilmelidir.
BAŞKAN - Şimdi söz talep eden Grup Başkan Vekillerimize söz vereceğim.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Buyurun Sayın Ekmen.
39.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, muharrem ayının 10'uncu günü olan aşure gününe, NATO zirvesi için alınan idari ve adli tedbirlere, TMO'nun bir duyurusuna ilişkin açıklaması
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyoruz.
Yarın 10 Muharrem 1448 yani Kerbela'nın, o acı hatıranın tazelendiği bir gün. İçinde bulunduğumuz muharrem ayının 10'uncu günü olan Aşure Günü her şeyden önce insanlık tarihinin en derin acılarından birini yani Kerbela'yı taşır ve yüreklerimiz o gün o acıyı hatırlayarak bir kere daha kavrulur. Güce boyun eğmeyen, haksızlığa karşı onurlu bir direnişin sembolü olan Hazreti Hüseyin ve beraberindeki canların şehadeti, adaleti, mazlumun yanında durmayı, hakkaniyeti, canı pahasına doğruları ve hakkı savunmanın ne kadar vazgeçilmez değerler olduğunu bir kere daha hepimize hatırlatır. Onların aziz hatıraları önünde saygıyla eğilirken bu tarihî hüznün bizleri ayrışmaya değil, tam aksine, haksızlık karşısında ortak bir vicdanda buluşmaya sevk etmesi gerektiği açıktır.
Diğer yandan, Sayın Başkanım, bu acı hatıralarının yanında, geleneğimiz, Aşure Günü nedeniyle yapılan, yüzyıllardır ocağımızda pişen aşure tatlısının da gereklerini bize hatırlatır. Tıpkı aşure tatlısı gibi, farklılıklarımızın bir araya gelerek oluşturduğu muazzam ahengin ve zenginliğin de hatırlandığı bir gündür muharremin 10'u. Nasıl ki aşurede buğday, nohut, incir ve nar kendi özünü, kendi rengini kaybetmeden ortak ve eşsiz bir lezzete dönüşüyorsa bizler de bu coğrafyada tüm farklı köken, inanç ve düşüncelerimizle aynı tasın içinde birleşen, birbirini tamamlayan, harmanlayan eşsiz bir bütünüz. Bu vesileyle, Hazreti Hüseyin'in aziz hatırası önünde aşurenin birleştirici ruhu rehberliğinde ülkemizde dayanışmanın, hoşgörünün, ortak aklın daim olmasını, kaim olmasını temenni ediyorum.
Sayın Başkanım, NATO zirvesine giderken Türkiye tarihinde gerçekten emsali az yaşanmış bir dizi idari tedbirle karşı karşıyayız. Ben buradan iktidara seslenmek istiyorum: Aslında bu kadar yorulmanıza ve vatandaşı da bu kadar yormanıza gerek yok. Geliniz, NATO zirvesi boyunca Ankara'yı tahliye edin. Ankara'yı boşaltalım, herkes köyüne gitsin, köyüne gidemeyen devletin tahsis edeceği yazlıklara gitsin ve bu Ankara'da, bu bir hafta içerisinde siz de misafirlerinizi arzu ettiğiniz bir şekilde ağırlayın. Gerçekten bu kadar idari ve adli tedbirlerin başka bir ülkede alındığına dair hiçbir not, hiçbir emare elimizde yok. Bununla birlikte Türkiye ilk defa NATO'ya ev sahipliği yapmıyor, daha önce de NATO'ya ev sahipliği yaptı, birçok olağanüstü, önemli organizasyona da ev sahipliği yapıldı. Acaba diyoruz, bu heyecan, bu telaş NATO'dan çok sevgili dostunuz Trump'ın gelmesinden mi kaynaklı? Trump'ı ağırlamanın bir heyecanı mı var? Bu açlık ve yokluk döneminde 10 milyarı aşkın bedelle yapılan hava limanları, yol üstündeki binaların boyanması, bütün memurlara idari izin verilmesi, bütün bunlar yetmiyormuş gibi her sabah uyandığımız gözaltı kararları... Bakınız, Ankara'da 241 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, 209 kişi için de bu uygulanmış, diğerlerini de bulunca gözaltına alacaklardır. İstanbul merkezli başka bir dosyada 24 kişi daha gözaltında, toplam 233 kişi. Bu gözaltı listesinde avukatlar var, akademisyenler var, sendika temsilcileri var, sivil toplumdan insanlar var, bir de TEMA Vakfıyla ilgili kişiler var. Hani, bazı aktivist gruplar gerçekten sosyal açıdan duyarlıdır, sürekli onları sahada görürüz. Buna dair Emniyette bir endişe ve telaş uyanmış olabilir ama TEMA Vakfıyla bağlantılı kişilerin bu listeye nasıl girdiğini gerçekten merak ediyoruz. İktidara soruyoruz: Trump Ankara'ya gelecek diye Anayasa'yı geçici olarak yürürlükten mi kaldırdınız.? Yabancı liderler Ankara'ya inecek diye bu ülkenin öz evladı, vatandaşları basın açıklaması yapamayacak mı? Pankart açamayacak, yürüyemeyecek mi? Trump'ın konvoyu rahat geçsin diye bütün bir Ankara'yı evine mi hapsetmeyi planlıyorsunuz? Ki açıklanan yol güzergâhları bunu açıkça işaret ediyor. Anayasa’nın 26'ncı maddesi ifade özgürlüğünü, 34'üncü maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını teminat altına alıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu, ne Ankara Valiliğinin ne İçişleri Bakanlığının ne Sayın Cumhurbaşkanının lütfettiği, ikram ettiği bir hak değildir. Bunlar Anayasa'yla teminat altına alınmış haklardır ve bu haklar, olur ya, "Hoşumuza gitmeyecek birkaç cümle ifade edilebilir, veyahut da birileri bir yerde toplaşabilir." diye bu şekilde ortadan kaldırılamaz. Eğer teröre işaret eden somut bir durum varsa savcılar bunu delilleriyle ortaya koyar ama "Protesto edebilirsiniz, ağzınızı açabilirsiniz, canımızı sıkacak tek bir söz söyleme ihtimaliniz var." diye -zaten Ankara'yı evine hapsediyorsunuz ama- bu insanları da kodeslere tıkarak şimdiden belki bir kısmı hakkında -olmaz, inşallah ama- tutuklama kararları vererek böyle bir tedbir alamazsınız, böyle bir talim yapamazsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bir yerde uluslararası toplantı var ise iyi bir yönetim kendi ülkesinin özgürlük alanlarını misafirlerine göstermek ister, kendi ülkesinin ne kadar ciddi bir hukuk devleti olduğunu göstermek ister, kendi vatandaşlarına ne kadar değer verdiğini göstermek ister. Yani siz zannediyor musunuz ki bütün yollar boş olduğunda, hiçbir yerde bir Türk vatandaşı görülmediğinde bu gelen misafirler sizin ne kadar büyük ve önemli bir devlet olduğunuzu düşünecek? Tam aksine, bütün bu liderler sizin vatandaşını sokağa dahi çıkarmayan ne kadar otoriter bir yönetim olduğunuzu düşünecek yani kendi imajınızı nasıl inşa etmeye çalıştığınızı da doğrusu anlamakta zorlanıyoruz. Geliniz, bundan bir an önce vazgeçiniz, Ankara'yı evine hapsetmeyiniz, akademisyenleri, sivil toplumcuları gözaltına almayınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.
Buyurun.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, son dakika hakkımı da Toprak Mahsulleri Ofisinin çiftçiye karşı uyguladığı bir hileye ayırmak istiyorum. Devlet, vatandaşına hile yapmaz. Bakınız, burada TMO'nun bir duyurusu var. İlan edildi taban fiyatlar, taban fiyat için 6 kademeyle diyor ki: "Randevu oluştur." Geliyor vatandaş, önce bir SMS alıyor, sonra burada görüldüğü gibi bir randevu oluşturma sistemine geliyor ama tam randevusunu alacak, "IBAN kaydet, IBAN yaz" kısmında ekran açılmıyor, bu ekran açılmadığı için randevu tamamlanmıyor. TMO'ya gidiyor vatandaş; "Kusura bakma, bu yıl rekolte çok, benim de yeteri kadar depom yok, ben randevu oluşturamıyorum." diyor. O zaman, çık, randevu oluşturmayacağını açıkça ilan et. Niçin vatandaşı yoruyorsun? Niçin vatandaşına karşı hile yapıyorsun? Peki, bu ne oluyor? Tüccar da uyanık maalesef, bu kez TMO'nun ilan ettiği 16 bin 500 liradan çok daha azına bir fiyata çiftçi malını yok pahasına vermek zorunda kalıyor.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun.
40.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, 2026 yılında Türkiye’ye ilişkin haberlere, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik'in bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalara ilişkin açıklaması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri seyreden bütün vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Evet, bugün, 2026 yılında ülkemize ilişkin haberleri derledim, haberlere ilişkin birkaç kelam etmek istiyorum. Bu meşhur Yunus Emre Vakfı var, biliyorsunuz, naylon fatura skandalıyla sallanmıştı. İddianameye göre sanık sayısı 30'a yükselmiş, bir vakıf burası ve sanık sayısı 30. Yine, 20 yeni şirket soruşturmaya dâhil olmuş. Bir şirkete 4 milyon, bir diğerine 22 milyon, bir diğerine 23,6 milyon, bir diğerine 13,8 milyon yani 60 küsur milyon karşılıksız para aktarılmış. Birçok faturanın uydurma olduğu iddianamede yer alıyor. Mal ve hizmetlerin fiilen teslim edilmediği müfettiş raporlarıyla tespit edilmiş. Burası Yunus Emre Vakfı yani "Eline, beline, diline hâkim ol." sözünün sahibi Yunus Emre'nin ismini taşıyan bir vakıf. Dolayısıyla, bu, 2026 Türkiye'sinde iktidarla da anılan bir vakfa ilişkin basit bir haber, hafızalarımızda yer etsin.
Sağlık alanında, yine, Samsun'da bir şehir hastanesi var. Şehir hastanesinin maliyeti 13 milyar 615 milyon, şehir hastanesinin maliyeti bu. 13 milyar 615 milyonluk hastanede zemin fayansları çatlamış, radyoloji bölümünde tavandan su akıyor, elektrik kesintileri var, jeneratör zamanında devreye girmiyor ya da geç devreye giriyor, acil servis önündeki asfalt yarılmış, tüm bunlarla ilgili yapan firmaya bu sefer yeniden revizyon ihalesi veriliyor -yapan firma "Gürbağ" isimli bir firma- onu da yapan firma eksik ve kusurlu yaptığı yerle ilgili 440 milyon TL'yle yine aynı şekilde revizyon yapmak için ihaleye girip alıyor.
Yine, İstanbul Sarıyer'de rezerv alanı ilan edilen bölgede vatandaşlar akşam yatıp sabah kalkıyorlar ki boğaz gören evleri, 3+1, 2+1 evleri, 1,2 milyonla 1 milyon arasında bedelle -ki dün konuşmamda ifade etmiştim, bu, İstanbul standartlarında değil, Ankara standartlarında yıllık özel okul fiyatı- hiçbirinin haberi olmadan -kendi beyanları üzerinden söylüyorum, yaklaşık 60-70'e yakın mağdurdan bahsediyorum- rezerv alanı olarak ilan edilmiş, oturdukları ev, yuvaları, mabetleri bir firmanın katıldığı ihaleyle o firmaya satılmış ve bunların hepsi şu an evlerinden tahliye ediliyorlar.
Aynı şekilde, yine bugün medyaya yansıyan, ilaç alanında da vahim tablolar var. Bir çete çökertiliyor, 19 şüpheli gözaltına alınıyor. Kanser, diyabet, organ nakli, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar, sahte reçetelerle temin ediliyor ve yasa dışı yollarla yurt dışına gönderiliyor. Burası NATO liderlerinin zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye'de sadece bugün medyaya yansıyan konular. Bunları sadece hatırlatma için konuşuyorum, tarihe not düşmek adına konuşuyorum. Sorumluların biraz olsun belki yüzü kızarır diye konuşuyorum ve en azından yarın öbür gün İYİ Partinin iktidarında ne yapacağımızdan ziyade ne yapmayacağımız, nasıl olmayacağımıza ilişkin hem kendi adıma hem partim adına da buradan vatandaşlarımıza söz vermek için konuşuyorum.
Şimdi, bir de Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Sayın Ömer Çelik'in bir televizyon kanalında canlı yayınında yaptığı açıklamalar var, dünden beri böyle dikkatle, satır satır okuduğum açıklamalar, bu, terör örgütünün silah bırakma söylemini ortaya koymasına rağmen somut adımlar atmaktan kaçınması... Ya, adı üzerinde, şimdi bu terör örgütü sözde fesholmamış mıydı? Fesholmuş bir örgütün silah bırakmasıyla ilgili mesela kiminle muhatap oluyorsunuz? Yani merak ettiğim için soruyorum. Yani bir terör örgütü kendini feshettiyse... Hukuka aykırı, hukuki olmayan bir organizasyon kendini feshetmiş, feshettiyse fesholmuştur o zaman, eğer bu beyanı esas aldıysanız. Bu beyanı esas aldıysanız, bu örgüt kendini feshettiyse silahı niye bırakmasını bekliyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Silah bırakmasını beklerken -yine daha önce kamuya açık kaynaklarda yer aldığı üzere- şu ifade verilmişti: Güvenlik güçleri tarafından bir bölgede 2, diğer bölgede 4 olmak üzere 6 tane mağaradaki mühimmat boşaltılmış, bununla ilgili Millî İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bunların boşaltıldığını teyit etmişti; toplamda 24 mağara vardı, 18 mağara daha boşaltılmamıştı. O zaman da benim bir yurttaş olarak, bir hukukçu olarak şöyle bir konu ağırıma gitmişti: Yani bu ülkenin üzerinde dolaşan kırk yıllık terör belası toplam 24 mağaradaki mühimmatla mı çözüldü? Yani Türkiye Cumhuriyeti devletini kırk yıldır terörle muhatap eden bu hain örgüt 24 mağaradaki mühimmatla bu işi çözdü mü ya da buna mı seviniyoruz ya da bununla ilgili mi kayıtlar devletin arşivlerine giriyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Yine, Sayın AK PARTİ Sözcüsünün konuşmasının devamı da silahların yakılmasına ilişkin bu süreçleri bekledikleri, silahların imhasına ilişkin bekledikleri ve dolayısıyla çözüm sürecine -tırnak içinde söylüyorum- ilişkin yasal adımların bundan sonra atılacağına ilişkin. Şimdi, burada çok net anlıyoruz ki bir kere, terör örgütünden medet ummak yani bir terör örgütünün beyanlarını ve ifadelerini ciddiye alarak, bir iktidar partisinin, devleti yöneten bir partinin bunları ciddiye alarak kendine bir yol haritası çizmesi ciddi anlamda kendini komik duruma düşürmektir; bunu sadece kayıtlara geçsin, Meclis kayıtlarına geçsin diye ifade ediyorum. Bir parti sözcüsünün, iktidar partisi sözcüsünün bir televizyon kanalında yapmış olduğu bu açıklamaların hepsinin ibretlik olduğunu, devleti ve devletin güvenlik güçleri ile diğer bürokratik alanlarını da zafiyet içinde gösterdiğini ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bir parti sözcüsünün, hele ki iktidar partisi sözcüsünün seçtiği cümleleri çok daha titiz seçmesi, neyi temsil ettiğine, ne üzerine konuştuğuna, neyi beyan ettiğine çok daha dikkat etmesi ve buna ilişkin cümlelerine, kelimelerine ve bunların ne anlama geldiğine ilişkin çok daha özenli olması gerekmektedir.
Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Poyraz.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.
Buyurun Sayın Kılıç.
41.- Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ın, Eren Bülbül’e ve Astsubay Ferhat Gedik’e, muharrem mateminin 10'uncu gününe, son haftalarda yaşanan afetlere ilişkin açıklaması
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti, sözlerime başlarken bu mukaddes vatanın toprağına düşmüş bir kahramanı, Eren'imizi yâd etmek istiyorum bugün. "İyi ki varsın Eren." diyorum çünkü o küçücük bedeniyle bu vatanın yıkılmaz, sarsılmaz bir kalesi oldu. Eren Bülbül ve onu korumak için göğsünü siper eden kahraman astsubayımız Ferhat Gedik, bizlere bu toprakların nasıl vatan kılındığını, bu bayrağın nasıl dalgalandığını canlarını feda ederek bir kez daha gösterdiler. Onların aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor, millî bekamızın ve tarihî şuurumuzun sarsılmaz bir gerçeği olan Terörsüz Türkiye vizyonuyla bu topraklardaki bin yıllık kardeşliğimizi ebediyen güvence altına alana dek tam bağımsızlık ve güçlü Türkiye yürüyüşümüzden bir milim dahi sapmayacağımızı bütün dünyaya bir kez daha Gazi Meclisimizin çatısı altından ilan ediyorum.
Bu ebedî birliğin, bu sarsılmaz kardeşliğin en kutlu nişanelerinden birini Hak, Muhammed, Ali yolunun yolcularıyla, canlarımızla can olduğumuz bugünlerde idrak ediyoruz. Muharrem mateminin 10'uncu gününde ehlibeytin acısını yüreğimizde sır edip tutulan yasımatem oruçlarıyla, pişen aşurelerle Hakk'a niyaz ediyoruz. Bizler bu matemden bir ayrılık gayrılık değil zulme karşı Hüseyni bir duruş, çelikten bir kardeşlik destanı çıkarıyoruz. Aşk olsun bu yolda ikrar verip erenler kervanına katılanlara. Nitekim bu ikrarın, bu kardeşliğin en somut cem oluşunu geçtiğimiz pazar günü hep birlikte yaşadık. Türkmen beyimiz, bilge liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin Hacıbektaş'ta hibe ettiği kutlu arazide yükselen Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi'nde erenlerle, canlarla cem olduk, rızalık alıp Hak lokmamızı paylaştık. O lokma ki Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin "Bir olalım, iri olalım, diri olalım." düsturuyla sevgi ve muhabbet sacında pişmiştir. Liderimizin bu tarihî adımı, aramıza nifak tohumları ekmek, inançlar üzerinden bu aziz milleti bölmek isteyen kötü zihniyetli karanlık odaklara atılmış en sert tokattır. Bizler aynı Hakk'a bende, aynı yolda yoldaş, kıyamete dek bu topraklarda tek yüreğiz.
Bizler Hakk'ın rızası için lokmasını da Kerbelâ'nın hüznünü de toprağının bereketini de bir bilen bu büyük ailenin mensupları olarak toprağımıza düşen her afetin sızısını da aynı şiddette omuzlarımızda hissediyoruz. Bizler acıyı da sevinci de bir bilen çok çok büyük bir aileyiz. Vatanı silahıyla koruyan kahramanımız neyse o toprağı nasırlı elleriyle, alın teriyle yeşerten çiftçimiz de bizim için aynısıdır. Biliyorsunuz, son haftalarda memleketimizin dört bir yanında yine ciddi afetler yaşadık. Sağanak, sel, dolu derken çiftçimizin yüreği ağzına geldi. Özellikle sevdamız, doğup büyüdüğümüz Nevşehir'imiz ve köyleri bu işten çok ağır yaralar aldılar. Acıgöl ilçemizin Kozluca ve Çullar köyleri, Derinkuyu'nun Til köyü, Gülşehir'imizin Bölükören, Gökçetoprak, Kızılkaya ve Yalıntaş köyleri ile Kozaklı ilçemizin Hızıruşağı ve Özce köylerindeki yaşananlar bizi derinden üzmüştür. Çiftçimiz hâlihazırda küresel çapta artan maliyetlerin yükünü omuzlarında taşırken bir de gökten inen bu afet nasırlı ellerin emeğini daha da zora sokmuştur. Fakat kimse umudunu yitirmesin -sadece Nevşehir'deki çiftçilerimize değil bütün memleketimizin dört bir köşesindeki çiftçilerimize sesleniyorum- boynunu bükmesin. Türkiye Cumhuriyeti devleti kudretlidir; Cumhur İttifakı'nın iradesi çiftçisinin, köylüsünün, hemşehrisinin sonuna kadar yanındadır. Öyle sadece masa başında değil bizzat tarlada, çamurun içinde vatandaşlarımızla omuz omuzayız. Yaralar hızla sarılacak, dökülen gözyaşları dindirilecek, tarlalarımız inşallah yine o eski bereketine kavuşacak. Şu vurucu gerçeği de artık yüksek sesle dile getirmek, aklımızın bir köşesine mıh gibi çakmak zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Yaşadığımız bu afetler sıradan tabiat olayları olmaktan çıkmıştır. İklimler değişiyor, dünya geri dönüşü olmayan bir şekilde kabuk değiştiriyor. İnsanoğlu ne yazık ki tabiatla kurduğu mukaddes dengeyi kendi elleriyle bozdu. Bizler millet olarak iyi niyetli adımlar atsak da dünya genelindeki ölçüsüz ihtirasların ve olumsuz davranışların bedeli kapımıza afet olarak dayanıyor. Görünen o ki bu sert yağışlar ve öfkesini kusan doğa olayları günümüzde ve gelecek yıllarda da karşımıza çıkmaya devam edecek. Mademki bu fırtınalar, bu dolular her yıl kapımızı çalacak o hâlde bizler de tedbirin aşılmaz zırhını kuşanmak zorundayız. İşte, burada, çiftçilerimize hassaten bir kez daha sesleniyorum: TARSİM'in hayati önemi bir memleket meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletimiz çiftçimize sunduğu bu kalkanla toprağa düşen her bir damla terin güvencesini sağlamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Alın terinizi şansa, emeğinizi fırtınaya teslim etmeyin. TARSİM sadece bir sigorta değil; emeğin, rızkın ve ailenizin, geleceğin muhafızıdır artık. Biz, devlet olarak, Cumhur İttifakı olarak bütün imkânlarımızla tarladaki izinizin, yüzünüzdeki tebessümün peşinde olacağız; birlikte ekecek, birlikte biçecek, zorlukları devlet-millet el ele vererek inançla aşacağız.
Bu duygu ve düşüncelerle, paylaşılan Hak lokmalarının Hak dergâhında kabul olmasını diliyor, afetlerden zarar gören tüm çiftçi kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
42.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, muharrem ayının 10’uncu gününe, çalışanların ve emeklilerin gündemine, NATO gerekçesiyle Türkiye'de ve Ankara'da yaşananlara, özel sektör öğretmenlerine ve mülakat mağduru öğretmenlere ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, yasımuharrem ayındayız ve bugün muharrem ayının onuncu günü. Oruçlar tutuluyor, onu ifade etmek gerekiyor. Kerbelâ, zulme karşı hakikatin, adaletin ve insan onurunun yanında saf tutmanın adıdır. İmam Hüseyin ve yoldaşlarının direnişi yalnızca bir direniş değil aslında, yalnızca bir yas değil; aynı zamanda zulme başkaldırmanın, teslim olmamanın, biat etmemenin de çağrısıdır. Bugün Kerbelâ'nın ışığında eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi mücadelesini büyütmenin tarihsel sorumluluğunu yaşıyoruz ve bu sorumlulukla attığımız her adımı da atıyoruz. Bu anlamıyla muharremin mateminde acıyı paylaşırken aynı zamanda Hüseyin'in yolunda direniş, umut ve mücadeleyi de kuşandığımızı ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle Hak, Muhammed, Ali aşkına tutulan, canların tuttuğu bütün oruçların kabul olmasını diliyorum. Bu muharrem ayının bitiminde biliyorsunuz aşure kazanları kurulacak, aşureler kaynatılacak; aşure de birlik anlamına geliyor aynı zamanda. Aslında birbirinden çok farklı, her biri farklı tatlarda olan aşurenin içerisine konulanların yan yana geldiğinde yepyeni bir tat oluşturmasıdır. Bunun tam da ülkemiz açısından örnek olması gerektiğini ifade ediyorum. Tıpkı, o aşurenin her bir tadı gibi, bu ülkenin her bir farklılığının bir zenginlik olduğu bilinciyle, bakış açısıyla birbirimize tutunmamız, yan yana durmamız ve birlikte o zenginliği yaşatmamız gerektiğinin de altını çiziyorum ve bir kez daha muharrem ayında yaşamını yitiren Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarını saygı minnetle anarken onun yolunda olan her bir canımızı da saygıyla selamlıyor, Hak katında tuttukları oruçların kabul olmasını, verdikleri lokmaların kabul olmasını canıgönülden diliyorum.
Sayın Başkan, evet, muharrem ayındayız, oruçlar gelip geçiyor, birçok şeyi yaşıyoruz ama bu ülkede değişmeyen bir gündemimiz var; o da açlık, yoksulluk ve sefalet gündemi. Ne yazık ki bu ülkede çalışanların ve emeklilerin gündemi ne olursa olsun hiç değişmiyor. İktidar öyle bir ülke yarattı ki artık bu ülkede bir emekli yoksulluğu ve çalışan yoksulluğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu ülkede istediğiniz kadar çalışın, ne yazık ki alın terinizle bir yere gelmeniz, ay sonunu getirmeniz, çoluk çocuğunuzun rızkını kazanmanız neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Bakın, sendikaların yaptığı araştırmalara göre, 2026 yılının Mayıs ayında açlık sınırı 35.174 lira, yoksulluk sınırı ise 114.576 lira. Peki, bu ülkede kaç kişi açlık sınırının altında maaş alıyor? Milyonlarca insan. Bu ülkede, çalışan nüfusun yarısından fazlası asgari ücretle çalışıyor ve ne yazık ki asgari ücret açlık sınırının altında bir durumda.
Peki, emekliler açısından? 5 milyona yakın emekli de yine en düşük emekli maaşıyla yaşamını idame ettirmek zorunda kalıyor. Ne oluyor? Emekli olduğu hâlde çalışmak zorunda kalıyor, emekli olduğu hâlde sokakta bir şeyler satmak zorunda kalıyor, emekli olduğu hâlde inşaata gidiyor, inşaatta çalışıyor ve en acısı da emekli olduğu hâlde çalışıyor ve çalışırken de yaşamını yitiriyor. Bütün bunlar bu ülkenin ne yazık ki gerçeği.
Şimdi temmuz ayına geldik. Normalde yılda iki defa asgari ücrete zam yapılıyordu ama seçim oldu, bitti; seçimden sonra iktidar hem emekliyi hem asgari ücretliyi unuttu. Şimdi temmuz ayına geldik, enflasyon oranları sürekli artıyor, fiyatlar sürekli artıyor, gıda enflasyonu sürekli artıyor ama iktidarın aklına ne hikmetse asgari ücretliye ve emekliye zam yapmak gelmiyor. Oysaki bu bir lütuf değil; bu ülkedeki bütün değerlerin, bu ülkedeki her şeyin sahibi çalışanlar, işçiler, emekçiler; bu ülke onların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Bütün değerleri var eden çalışanlar, işçiler, emekçiler fakat bunu görmeyen, onun yerine, işçinin emeğine el koyan sermayeden yana bir bakış açısı var ve bunu da devam ettiriyorlar. Biz, bir kez daha, DEM PARTİ olarak temmuz ayında hem işçilere, asgari ücretlilere hem de emeklilere ara zam yapılması ve bunun da -şu andaki en düşük emekli maaşı için de geçerli bu- sendikaların belirlemiş olduğu yoksulluk sınırının en az yarısı düzeyinde belirlenmesi yani net 60 bin liralık bir ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücretin hem işçilere hem de emeklilere verilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; NATO bahanesiyle Türkiye'de ve Ankara'da yaşananları hepimiz takip ediyoruz.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Başkan.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Dün gözaltılar yapılmıştı ve yaklaşık 209 kişi gözaltına alınmıştı. Bu gözaltılar sırasındaki hak ihlallerinin bir kısmını dün burada da ifade etmiştim. Özellikle gözaltı sırasında ters kelepçe, evlerin kapılarının kırılması, uzun namlulu silahlarla evlere girilmesi, insanların yerlere yatırılması, darbedilmesi gibi birçok insanlık onuruna aykırı ve işkence suçuna konu olabilecek işler yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu kapsamda, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaşanan ve doğrudan avukatların tanıklık yaptığı bir ihmali de buradan aktarmak istiyorum. Saat 08.50'de, NATO gerekçesiyle yapılan gözaltılar takip edilirken ÇHD üyesi bir avukatın gözü önünde müvekkilinin merdivenden itilerek düşürüldüğü, buna tepki gösteren avukatın ise kolundan tutulup savrularak darbedildiği ifade edilmiş. Peki, sonra ne olmuş?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu darbı yapan, bu işkenceyi yapan, bu hak ihlalini yapan kişi hakkında hızlı bir şekilde dosyadan çektirilmiş ve oradan uzaklaştırılıp hakkında tutanak tutulmuş mu? Hayır, hiçbir şey yapılmamış. Daha da kötüsü, oraya tutanak tutmak için giden Ankara Barosunun avukatlarının da içeriye alınmadığına dair bilgi var. Yine, bununla da yetinilmiyor, 3 tane ayrı gözaltı merkezinde insanlar tutuluyor, yirmi dört saatlik avukat görüşü yasağı kalkmış olmasına rağmen avukatlar müvekkillerine ulaşamıyorlar, insanlar yakınlarına ulaşamıyorlar. Kimin hangi gözaltı merkezinde olduğu bilinmiyor ve en önemlisi de kronik hastalığı olan ve sürekli ilaç kullanması gereken insanlara ilaçları verilmiyor. Bu saydıklarımın her birinin hak ihlali olduğunu ve doğrudan, hemen hızlı bir şekilde giderilmesi gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle ailelerin bilgi alma hakkı, sağlık hakkına erişim hakkı, avukata erişim hakkı, savunmanın engellenmemesi gibi temel hakların hızla sağlanması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum Başkan.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sürem kalmadı ama bunu söylemezsem olmayacak. Bütün bu hak ihlallerinin yanında özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler Ankara'da günlerdir direniyorlar. Açlık grevinin onuncu günündeler, on bir gündür direnişleri devam ediyor ama ne yazık ki onlara verilen sözler tutulmuyor, onların havarı duyulmuyor, onların çığlığı duyulmuyor. Ankara'ya geldiler; seslerini bizlere, Meclise duyurmak istiyorlar, Hükûmete duyurmak istiyorlar; dertlerine derman arıyorlar, sorunlarına çare arıyorlar ama çaresizlikten on gündür Ankara'nın göbeğinde bedenlerini açlığa yatırmışlar. Ben buradan soruyorum: Bu Meclis, burada oturan her bir milletvekili on gündür işi için, ekmeği için, alın teri için açlık grevi yapan öğretmeni duyacak mı, onun derdine derman olacak mı yoksa hiçbir şey olmamış gibi buraya sırtını dönecek ve gündelik hayatına devam mı edecek? Karşımızdaki soru budur, bu soruya yanıt vermek durumundadır iktidarın kendisi ve bu Meclis.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Koçyiğit.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Emir.
Buyurun Sayın Emir.
43.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, emeklilerin kök maaş sorununa, asgari ücrete, 36'ncısı yapılacak NATO toplantısına ve toplantı gerekçesiyle alınan kararlara ilişkin açıklaması
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Maalesef emeklilerin gözü kulağı Türkiye Büyük Millet Meclisinde, çıkacak kanunu bekliyorlar çünkü son dört yıldır bir taban maaş, kök maaş sorunları var. Her zam dönemi geldiğinde kök maaşın ne olacağını merak ediyorlar, sebebi de şu: Eğer kök maaş bir kanunla artırılmazsa olağan artış, enflasyon artışı olsa dahi milyonlarca emekli, emeklilerin yarısı hiçbir zam alamayacaklar. Her altı ayda bir bu süreç yaşanıyor, her altı ayda bir de dağ fare doğuruyor; umutlar yarına kalıyor, emeklilerimiz açlığa terk ediliyorlar. Emeklilerimiz yaşamaya çalışıyor, yaşama tutunmaya çalışıyor. 20 bin lirayla bir ay nasıl yaşanacaksa, nasıl geçinilecekse o şekilde tutunmaya çalışıyorlar.
Bize düşen, bu görevi yapmaktır, bu kök maaş ayıbından emekliyi kurtarmaktır ve en az bir asgari ücret kadar da bir düzenlemeyi yapmak zorundayız. Emekliler yıllarca hizmet ettiler, prim ödediler ve en azından açlık sınırı kadar dahi olsa bir aylık geliri hak ediyorlar.
Sayın milletvekilleri, aynı sorun asgari ücrette de var. Asgari ücret için seçimden önce söz verdiniz "Gerekiyorsa üç ayda bir güncelleyeceğiz." dediniz. Yüzde 30'un üzerinde yıllık enflasyonunuz var. İlk beş aylık enflasyonunuz yüzde 17'lere dayanmış durumda, 28 bin liranın 4 bin lirası, 5 bin lirası şimdiden erimiş durumda ama siz asgari ücretliye dönüyorsunuz "Bir yedi ay daha bekle, sana ona göre zam yapacağız." diyorsunuz. Bu, ne insanlıktır ne de bir kamu yöneticisine, bir siyasetçiye, hele bir iktidara asla yakışmaz. Bir an evvel asgari ücret ele alınmalıdır ve insanca bir seviyeye çekilmelidir, emeğin hakkı verilmelidir. Bizim önerimiz, mevcut enflasyonlar ve refah payları eklendiğinde en az 45 bin liralık bir asgari ücrettir. Bu, üç yıl, dört yıl önceki asgari ücreti ancak karşılayacak bir rakamdır ve bunu vermezsek eğer asgari ücretlilerin en az yarısını -çünkü Türkiye'de asgari ücret asıl ücret anlamındadır, ücretlilerin gelirinin, daha doğrusu ücretlilerin neredeyse yarısı asgari ücretle çalışmaktadır- enflasyona karşı ezdirmiş ve yoksulluğa, açlığa mahkûm etmiş oluruz; bu sese kulak verin sayın milletvekilleri.
Bir NATO toplantısı yapılacak, 36'ncısı yapılacak; daha önce 1 kere de İstanbul'da yapılmıştı yani 34 kere başka ülkelerde yapılmış. 34 kez yapılırken ne böyle bir olağanüstü hâl uygulaması yapılmış ne bir sıkıyönetim yapılmış ne o ülkenin vatandaşlarına böylesine hayat felç edilmiş, bunların hiçbiri olmamış. Türkiye'de niye oluyor, niye yapılıyor? Birilerini potansiyel suçlu, birilerini muhtemel şüpheli sayarak şimdiden gözaltına alıyorlar; hem de sabahın bir vaktinde hem de hiçbir gerekçe yokken hem de tartaklayarak avukatların gözü önünde bilim insanlarını, gazetecileri, aktivistleri, gözlerine kimi kestirirlerse şimdiden temizlik yapıyorlar. On üç gün boyunca Ankara'da hayatı felç ediyorlar. Bunun gerekçesi NATO Liderler Zirvesi. NATO Liderler Zirvesi daha önce Londra'da, Roma'da, Milano'da, Cenevre'de Madrid'de; her yerde yapıldı. Demokratik hak, protesto hakkı, gösteri yapma hakkı, kendi siyasi tutumunu ortaya koyma hakkı tüm ülkelerde var ve NATO ülkelerinin demokrasi olma iddiaları da var. Kendi ülkelerinde izin veriyorlar, hiçbir sorun yok ama siz, Türkiye'deki en küçük bir tepkinin bile olmaması için Ankara'yı âdeta hayalet şehre döndürmeye çalışıyorsunuz, Meclisi bile kapatıyorsunuz. Geliyorsunuz burada her gün "On ikiye, bire kadar çalışalım, yeter ki kanunları geçirelim." diyorsunuz ama NATO Zirvesi olacak diye de Meclisi kapatıyorsunuz. Kimden korkuyorsunuz? Kimden kaçırıyorsunuz? Kimden utanıyorsunuz? Türkiye'yi bir OHAL rejimine, bir sıkıyönetim rejimine teslim ettiniz ve bunu da Trump'a şirin gözükmek için yapıyorsunuz. Bu tutumunuzu şiddetle kınıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Türkiye sizin elinizde yerle bir edilmiş dahi olsa hukuk devleti olmak zorundadır, temel hak ve özgürlükler teminat altında olmak zorundadır. Anayasa böylesine her defasında ihlal edilmemelidir ve Türkiye demokrasisine bu kadar kastetmekten vazgeçin, 86 milyonu karşınıza almayın.
Bakın, öyle gülünç işler var ki; TEMA Vakfı gönüllüsü 40 vatandaşımız Nallıhan'a gidiyorlar, dönüşte madencileri görüyorlar, destek oluyorlar ve o 40 TEMA gönüllüsü vatandaşımızı da sabahın bir vakti gözaltına aldılar. Niye? Potansiyel suçlu diye. Üniversite hocalarını, gazetecileri gözaltına alıyorlar; yeter ki görünmesinler. Bir tek iyi haber var burada; biz yıllardır gerçekten verimli, doğru, nitelikli bir sağlık hizmeti, muayene olması için en az yirmi dakika gerekir deriz, burada çıkarlar, "Hayır, bizim doktorlarımız beş dakikada halledebilir." derler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Ama bu kez kamu hastanelerindeki randevu süresini yirmi dakikaya çıkarmışlar. Tabii, bu hastaları düşündükleri için değil, hastanelerde nitelikli sağlık hizmeti verilsin diye değil de hastanelerdeki nüfus azalsın, insan sayısı azalsın ve özellikle sokaklar boş kalsın diye. Vatandaşını, Ankaralıyı Trump'ın gözünden sakınan, görünmesin diye her şeyi yapan ve her tür baskıcılığı yapan bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Oysa Türkiye'de NATO toplantısı yapılmadan önce böylesine ciddi uluslararası sorunlarımız ve savunma açıklarımız var. Türkiye'nin hava savunma sistemlerinin yetersizliği görüldü, fark edildi. Bir F-34 krizimiz var. Kuzeyde Rusya-Ukrayna savaşı hâlâ bitmek bilmedi, oradaki potansiyel riskler hepimizi kaygılandırıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Son kez söz veriyorum, buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Dolayısıyla İsrail-İran müzakerelerinin nereye varacağı ama bütün bunların toplamında hangi maliyetlerin 86 milyonun ve bu vatanın evlatlarının sırtına yükleneceği her birimizin meselesidir ve bu meseleleri Türkiye'de de konuşmak zorundayız, bu Meclis de açık kalıp konuşmak zorunda, Ankara'nın sokaklarında da bu konuların konuşulması gerekir. Böylesine antidemokratik, baskıcı ve OHAL anlayışıyla Türkiye'yi yöneten bu iktidarı kınıyoruz Sayın Başkan.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Emir.
Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu'da.
Buyurun Sayın Yenişehirlioğlu.
44.- Manisa Milletvekili Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu’nun, Türk tohumculuğuna, aile müessesesine, nefret dilinin ve ayrımcılığın hiçbir türüne müsamaha göstermeyeceklerine, “YAZ 2026” dijital harita platformuna ilişkin açıklaması
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gıda güvenliğinin millî güvenliğin en kritik unsurlarından biri hâline geldiği 21'inci yüzyılda tarımda kendi kendine yetebilen bir Türkiye için kararlılıkla yürümeye devam ediyoruz. Bugün, tohumculuk, geleceğimizin biyolojik bağımsızlığının ve küresel arenadaki gücümüzün en stratejik yapı taşıdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğumuz millî tarım hamleleriyle Türk tohumculuğu artık geleneksel kalıpları kırmış, ileri teknolojiyle harmanlanmış AR-GE odaklı küresel bir güç hâline gelmiştir. Gözümüzü dünyaya çevirdiğimiz eski Türkiye tabloları tamamen geride kalmıştır. Bakınız, 2018 yılında yüzde 108 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, yerli üreticimizin emeğiyle 2025 yılı itibarıyla yüzde 141 gibi çok güçlü bir seviyeye yükselmiştir. Bu başarı, Türkiye'nin tohumda net ihracatçı bir dünya devi olduğunun en somut delilidir. Bugün ülkemiz -gururla ifade ediyorum ki- sadece tohumda 117 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor; buna fidan ve süs bitkilerini de eklediğimizde tam 130 ülkenin topraklarında Türk üreticisinin alın teri, yerli ve millî tohumlarımızın bereketi dalgalanmaktadır. Türkiye Yüzyılı'nda "Toprak berekettir, tohum gelecektir." şiarıyla üreticimizin yanında olmaya, yerli ve millî gücümüzü dünya pazarında zirveye taşımaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde insanlık yaratılışına savaş açan küresel sapmaların ve tahrip edici dayatmaların kıskacı malumunuzdur. Toplumumuzun harcı ve en mukaddes kalemiz olan aile müessesesi, millî yapımızı çürütüp köklerimizle bağımızı koparmayı amaçlayan sapkın zihniyetli karanlık çevrelerin doğrudan hedefindedir. Bu kirli şebeke, "anne" ve "baba" kavramlarının lağvedildiği, mukaddesatın ayaklar altına alındığı köksüz ve ruhsuz bir yığın inşa etmek istemektedir. Karşımızda duran şey, organize bir nesil tasfiyesi hareketidir. Evlatlarımızı hedef alan bu barbarca Vandalizme karşı müsamaha göstermek yarınlarımızdan ve geleceğimizden vazgeçmekle eş değerdedir. Bizi bu girdaba çekmeye çalışan kirli senaryoları yırtıp atacak reçete kendi medeniyet hafızamızda, her türlü inançsızlığı sarsılmaz bir inançla bertaraf edecek güç ise yüreklerimizde saklıdır. Esasen, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da açıkça ifade ettiği gibi, aileyi korumak en öncelikli millî beka mücadelemizdir. Bu şuurla dış mahfillerin estirdiği rüzgârlara teslim olmayacak, bizi biz yapan asil değerlerimize tutunarak erdemi, ahlakı ve aile yapısını korumayı şiar edinecek, bu inançla dimdik ayakta duracağız. Yine, Sayın Cumhurbaşkanımızın altını çizdiği üzere, kendisini akışa bırakan değil, akışa yön veren, şuurlu bir gençlik yetiştirmek gayesiyle durmaksızın azimle devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde basına yansıyan ve başörtülü kadınlara yönelik "İmha edilsinler." şeklinde insanlık dışı, nefret dolu ifadeler kullanan şahsın emniyet güçlerimiz tarafından gözaltına alındığı anları hep birlikte ibretle takip ettik. Kendisinden olmayanı açıkça hedef gösteren bu meşum zihniyet, toplumumuzun huzurunu bozmayı ve fitne ateşi yakmayı amaçlamaktadır. Bu vahim olay toplumsal barışımıza, birliğimize, kardeşliğimize yapılmış doğrudan bir saldırıdır. Hiç kimsenin inancından, kutsal değerlerinden, kılık ve kıyafetinden ötürü vatandaşlarımızı ötekileştirmeye, toplumu tehlikeli biçimde kutuplaştırmaya asla hakkı yoktur. Kadınların inanç özgürlüğü kutsaldır. Bu kutsal haklara saygı duyulması her şeyden önce temel bir yükümlülüktür. Bu topraklarda nefret dilinin ve ayrımcılığın hiçbir türüne asla müsamaha göstermeyeceğiz. Adalet önünde hesap verecek olan bu karanlık odaklara karşı dimdik durmak hepimizin ortak ve ertelenemez görevidir. Bu düşüncelerle söz konusu menfur hadiseyi ve bu nefret dolu zihniyeti şiddetle kınıyoruz.
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Kemalistlere hakaret edeni de, Terme Belediye Meclis Üyesini de kına.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Efendi gibi dinlemeyi bileceksiniz.
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Efendi gibi sen de dinle.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Kemalistlere hakaret eden Terme Belediye Meclis Üyesini de kına. Terme Belediye Meclis Üyesini de kınayın o zaman. Onu biz de kınıyoruz, sen de onu kına.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Yenişehirlioğlu.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Her zamanki tavrınızı gösteriyorsunuz siz.
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Sen de aynı tavrı gösteriyorsun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Bu son derece normal çünkü sizden beklenen tavır bu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yarınları ve geleceğimizin asıl teminatı olan gençlerimizi her zaman icraatlarımızın ve vizyonumuzun merkezine yerleştiriyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığınca hayata geçirilen YAZ 2026 Dijital Harita Platformu, evlatlarımıza verdiğimiz en büyük ehemmiyetin somut ve teknolojik tezahürlerinden biridir. Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından titizlikle geliştirilen bu mobil uyumlu sistem; gençlik merkezlerimizi, genç ofisleri, kampları, spor tesislerini ve Seyahatsever Projesi kapsamındaki yurtlarımızı tek bir dijital çatıda buluşturmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Bu kıymetli ve vizyoner projeyi hayata geçirerek gençlerimizin hizmetine sunan Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Osman Aşkın Bak'a ve emeği geçen tüm ekibine şükranlarımı sunuyor, platformun gençlerimiz için hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Gündoğdu...
45.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı ekmeklik buğday fiyatına ilişkin açıklaması
VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Sayın Başkan, Toprak Mahsulleri Ofisi ekmeklik buğday fiyatını geçen yıla göre sadece yüzde 22 artışla 16,5 lira olarak açıklamıştır. Resmî enflasyon yüzde 36, gübreye yüzde 62, mazota yüzde 48 zam üreticinin sırtına vurulmuşken yüzde 22'lik artış çiftçinin ölüm fermanıdır. 1 kilo buğdayın ortalama maliyeti 22 liraya çıkmışken 16,5 lira fiyat vermek çiftçiyi yok saymaktır. 1 kilo buğday neredeyse 1 ekmek alamıyor. Bedellerinin de eline ödenmesi geç olduğu için çiftçi, üretici maalesef bankanın ve tefecinin eline düşüyor. AKP üretime darbe vurmaya, çiftçiye eziyet etmeye de devam ediyor. Derhâl enflasyon üzerinden yeni bir taban fiyat belirlenmeli, destekler de artırılarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gürer...
46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, selden, doludan ve dondan zarar gören çiftçilere ilişkin açıklaması
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ani hava değişimleri nedeniyle ülkemizin farklı bölgelerinde çiftçiler selden, doludan, dondan ciddi anlamda zarar gördüler, Niğde ilinde de meydana gelen sel nedeniyle üreticiler büyük sıkıntı içine düştüler. Bu bağlamda, TARSİM sigortası olsun olmasın tüm çiftçilerin borçlarının ertelenmesi gerekir, ayrıca da yeniden ekim yapabilmek için de destek verilmesi şart.
Bu anlamda, TARSİM'in yeniden yapılandırılarak tüm tarım kesimini kapsayacak biçimde ve uygun biçimde süreci takip etmesi gerekir. Çiftçilerimizin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi, banka borçlarının ertelenmesi, ek kredi desteği verilmesi, sorunlarına çözüm getirilmesi için iktidarı bir kez daha uyarıyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
47.- Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in, muz fiyatlarına ilişkin açıklaması
TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkanım, özellikle muzda büyük üretim yapan seçim bölgem Anamur, Bozyazı şu an muz fiyatları yüzünden gerçekten sıkıntı çekiyor. Ülkemizde tarımı bitirme noktasına getirdiler, az sayıda direnen üreticilerimiz de üretimden ellerini çekecekler neredeyse.
Bugün çikita muzda 25 lira, yerli muzda 15 lira olarak komisyoncu üreticiden alıyor. Bu zor şartlar altında, bu kadar maliyetin altında bu çiftçi ezilirken bunların yanında olmayacağız da ne zaman olacağız? Özellikle ihracat kapılarının bir an önce açılması lazım, dışarıdan gelen muz ithalatının durdurulması lazım ve üreticinin desteklenmesi lazım, yoksa üreticiler bu maliyetin altından kalkamıyor; yakın zamanda da üretimi durdururlar.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Genç...
48.- Kayseri Milletvekili Aşkın Genç’in, nakliyeci esnafının yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim bölgem Kayseri Hali'ndeki nakliyeci esnafımızdan gelen ve çok sayıda nakliyecinin yaşadığı ciddi bir mağduriyeti dile getirmek isterim.
Polis denetiminde takograf belgesini ibraz edemediği gerekçesiyle bir nakliyeciye 150 bin lira idari para cezası kesiliyor. Denetim de yaptırım da elbette gereklidir ancak yaptırım esnafı işinden edecek ölçüde olmamalıdır. Çok zor şartlarda geçim derdinde olan esnafa 150 bin lira ceza kesilmesi caydırıcılığı aşarak doğrudan çalışma imkânını ortadan kaldırıyor; ceza ödenmeden muayene yapılamadığı için araç çalışamıyor, gelir elde edemiyor. Peki, bu vatandaş bu cezayı nasıl ödeyecek, ailesinin geçimini nasıl sağlayacak? Ağır ekonomik koşullarda esnaf çalışamadıkça borçlanıyor, icralık oluyor; elindeki aracı da giderse geriye ne kalıyor? Hep söylediğimiz gibi, trafik cezaları hakkaniyet ve ölçülülük bakımından derhâl yeniden değerlendirilmelidir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kış...
49.- Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın, temmuz ayında ara zam yapılmasının şart olduğuna ilişkin açıklaması
GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması haziran ayında 36.042 liraya yükseldi; aynı ailenin barınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu giderleri de eklendiğinde yoksulluk sınırı 118.404 liraya ulaştı. Asgari ücretin 28 bin lira olduğu, en düşük emekli aylığının 20 bin lira seviyesinde kaldığı Türkiye'de milyonlarca vatandaşımız, bırakın sağlıklı beslenmeyi, temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanıyor. Sağlıklı beslenebilmek için günlük 1.200 liranın üzerinde harcama yapması gereken bir aileye AKP iktidarının önerdiği tek şey sabretmek oluyor. Bu cendereden çıkmak için temmuz ayında işçiye, memura, emekliye ve memur emeklisine ara zam yapılması artık şart olmuştur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- YENİ YOL Grubunun, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, özel sektörde ve kamuda öğretmenlik mesleğinin onurunu ayaklar altına alan yapısal sorunların kapsamlı bir biçimde incelenmesi, mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi, özel sektör öğretmenlerine taban maaş hakkının derhâl iade edilmesi, kamuda ücretli öğretmenlik yerine güvenceli istihdam modellerinin geliştirilmesi ve mülakat mağduriyetlerinin giderilerek tamamen liyakate dayalı bir atama sisteminin kurulması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
24/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24/6/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Mehmet Emin Ekmen |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkanı |
Öneri:
İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, özel sektörde ve kamuda öğretmenlik mesleğinin onurunu ayaklar altına alan yapısal sorunların kapsamlı bir biçimde incelenmesi, mevzuattaki eksikliklerin giderilmesi, özel sektör öğretmenlerine taban maaş hakkının derhâl iade edilmesi, kamuda ücretli öğretmenlik yerine güvenceli istihdam modellerinin geliştirilmesi ve mülakat mağduriyetlerinin giderilerek tamamen liyakate dayalı bir atama sisteminin kurulması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 24/6/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Mehmet Karaman.
Buyurun Sayın Karaman. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımız; hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada Türkiye'nin geleceğini yakından ilgilendiren ancak ne acıdır ki bizzat iktidarın eliyle bir emek sömürüsü ve güvencesizlik sarmalına dönüştürülen eğitim sistemimizin kanayan yaralarını konuşmak, yüz binlerce öğretmenimizin haklı çığlığını bu yüce kürsüye taşımak adına mecburen söz almış bulunuyorum. Aslında bu konuşmalarımızı biz Meclisimizde kurulmuş bulunan Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yapmamız gerekiyordu ancak bu Komisyonumuzun gündeminde 450 adet Meclis Başkanı tarafından havale edilmiş kanun teklifi varken bu Komisyonumuz üç yılda 3 kere toplanmış. ikisinde komisyon başkanını, başkan vekilini, kâtip üyeyi ve sözcüyü seçmiş, başka bir şey yapmamış, bir tanesinde de Öğretmenlik Meslek Kanunu'nu görüşmüş ve kanunlaştırmıştır, bunun dışında herhangi bir toplantı üç yılda yapılmamıştır. Bu Millî Eğitim Komisyonu üyeleri birbirlerini bile tanıyamamaktadır. Bunu niçin söylüyorum? Önünde 450 tane kanun teklifi varken bu Komisyonun toplanıp, bunlar arasındaki birbiriyle aynı olan kanun tekliflerini birlikte ele alıp gündeme getirmesi gerekirken maalesef üçte 1 üyenin imza vermesine rağmen komisyonun toplanması 2 defa reddedilmiştir; bu doğru bir şey değildir.
Değerli milletvekilleri, bunun için bugün bu Meclisin gündemini bununla meşgul ediyoruz, çok önemli bir gündem. Bir ülkenin eğitim sisteminin niteliği o sistemi var eden öğretmenlerin refahı, huzuru ve mesleğin itibarı kadardır. Siz öğretmeni açlık sınırına mahkûm ederseniz, siz öğretmenin iş güvencesini elinden alırsanız, siz liyakati yok edip adaletsiz mülakatlarla gençlerin geleceğini çalarsanız bu ülkede ne nitelikli eğitimden bahsedebilirsiniz ne de güçlü bir gelecekten. Bugün Türkiye'de öğretmenlik mesleği iktidarın yanlış politikaları yüzünden farklı kategorilere bölünmüştür: Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen ve ücretli öğretmen; aynı sınıfta aynı müfredatı anlatan, aynı emeği veren öğretmenler arasında bu ayrımı yapmak hangi vicdana sığar? Bizzat devlet eliyle yürütülen ücretli öğretmenlik uygulaması modern bir kölelik düzenidir.
Bu kürsüden iktidar sıralarına sormak istiyorum; tabii, 5-6 arkadaşımız var, onlar da arkadaşlarına söylerler inşallah: Ayda sadece on beş-on altı gün sigorta primi yatırılan bir öğretmen nasıl emekli olacak? Resmî tatilde, yarıyıl tatilinde dersi iptal olunca maaşı kesilen, eline geçen para net asgari ücretin bile altında kalan bir eğitimci sınıfa hangi motivasyonla girecektir? Eşit işe eşit ücret ilkesini, Anayasa’nın 50'nci maddesini kendi okullarımızda çiğnemekten utanmıyor musunuz?
Sayın milletvekilleri, madalyonun diğer yüzündeyse özel sektörde canını dişine takan 150 bini aşkın öğretmenimiz var. 2014 yılında yapılan bir yasal değişiklikle bu öğretmenlerimizin taban maaş hakkı ellerinden alındı. Sonuç ne oldu, biliyor musunuz? Özel öğretim kurumlarında asgari ücret öğretmenler için bir tavan ücret hâline getirildi. Öğretmenlerimize on aylık, on bir aylık sözleşmeler dayatılıyor. Yaz ayları geldiğinde bu insanlar işsiz, maaşsız ve sigortasız bırakılıyor; kıdem tazminatı yok, ihbar tazminatı yok, haftalık kırk saati aşan mobbing ve angarya da cabası. Her hak aramaya kalktıklarında ise "Sözleşmeni yenilemeyiz ha!" tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. Buradan açıkça ilan ediyoruz ki özel sektör öğretmenlerinin gasbedilen taban maaş hakkı derhâl iade edilmek zorundadır.
Ve gelelim sistemin en büyük kara lekesine, mülakat adaletsizliğine. Yıllarca dirsek çürütmüş, gecesini gündüzüne katmış, KPSS'de derece yapmış, yüksek puanlar almış binlerce vatan evladı birkaç dakikalık, şeffaf olmayan, denetimsiz mülakat odalarında eleniyor. Kamuoyunda "1.611 mülakat mağduru öğretmen" olarak bilinen o pırıl pırıl öğretmenlerimizin gözyaşları, ahları ne olacak? Anayasa’nın 70'inci maddesi açıkça "Kamu hizmetinde girmede liyakat esastır." der. Peki, sizin getirdiğiniz bu sistemde esas olan nedir; liyakat mi, yoksa sadakat mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MEHMET KARAMAN (Devamla) - KPSS 1'incisini mülakatta eleyip arkasındakileri atamak adalete, hukuka, vicdana sığar mı? Gençlerin emeğini, geleceğini çalmaya ne hakkınız var? Yüce Meclisimizi göreve davet ediyorum.
Öğretmenin kaygılı olduğu, yarınından endişe ettiği, geçim derdiyle boğuştuğu bir ülkede çocuk pedagojisinden, eğitimden bahsedilemez. Öğretmene verilen değer, bir ülkenin geleceğine verdiği değerdir. Gelin, bu muhalefet önerisine kulak tıkamayın, siyasi hesapları bir kenara bırakın; özel sektör öğretmenlerine taban maaş hakkını geri verelim, kamuda ücretli öğretmenlik garabetine son verip güvenceli istihdamı getirelim ve mülakat adaletsizliklerini ortadan kaldırarak tamamen liyakate dayalı bir sistem kuralım.
Bugün grup olarak gündemde yer alan bu konuların görüşülmesi amacıyla hazırladığımız Meclis araştırma komisyonu kurulması önerimize tüm grupların desteğini bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; bu kürsüde kaç haftadır defaten gerek araştırma önergeleriyle gerek kürsü konuşmalarıyla gerekse basın açıklamalarıyla gündeme gelen öğretmenlerimizin bu derin kronik sorununu bir kez daha YENİ YOL Grubunun araştırma önergesiyle konuşuyoruz.
Önergeyi desteklediğimizi peşinen söylerken ekleyeceğimiz şeyler bir kez daha buradan şu şekildedir. Bir taraftan, özel sektör öğretmenleri 2014 yılından bu tarafa çok ağır bir emek sömürüsüne muhatap oluyorlar; resmen ve alenen açlık ve yoksulluk sınırlarında maaşlara, meslektaşlarının neredeyse yarısı ve onun da altında ücretlere mahkûm edilerek tam anlamıyla bir sömürüyle karşı karşıyalar. Diğer taraftan, kaç gündür eylemleri devam eden ve bugün de açlık grevinde 10'uncu güne giren mülakat mağduru 1.600 öğretmenle birlikte bir hak arayışı içindeler. Bağırarak anlatıyoruz, anlamıyorsunuz. Beni biraz önce Lütfü Türkkan ağabeyim uyardı "Bağırarak da anlamıyorlarsa bir de sakince anlat." dedi. Şimdi sakin sakin söylüyorum: Vallahi haksızlık ediyorsunuz, billahi kul hakkına giriyorsunuz; şu konuyu lütfen bir kez daha acilen Millî Eğitim Komisyonunu da toplayarak çözün diyorum ve önergeyi desteklediğimizi ifade ediyorum.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum: Evet, bazı çağrılar vardır, kürsülerden dile getirildiğinin de ötesinde başka anlamlar taşır, vatandaşın bastırılmaya çalışılan ortak tepkilerine dönüşür. Bazı meydanlar vardır, kahraman bir milletin cumhuriyet sevdasının yine, yeni ve yeniden ayağa kalktığı destansı alanlara dönüşür. İşte, 27 Haziran Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı'ndaki miting bizim için böyle güçlü bir anlam taşımaktadır. Bizler milletimizin birliğini, ortak değerlerini, geleceğini, cumhuriyetimizi ve şanlı bayrağımızı her türlü siyasi hesabın üzerinde görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım.
Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun çağrısıyla birlikte cumhuriyet ve demokrasi sevdalısı bütün vatandaşlarımızı bölücülüğe, ihanete, darbelere, istibdada, monarşiye, yokluğa, yoksulluğa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa, yok oluşa karşı bir başkaldırıya, bir bayrak açmaya davet ediyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Yılmaz Hun.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımız; özel sektör öğretmenleri -yaşadığı sorun- 2024 yılında kaldırılan, değiştirilen bir kanunla bütün özlük haklarını ve taban maaş haklarını kaybettiler. Bütün sorunları o tarihten bu yana katmerleşerek devam etmektedir. Bu düzenlemeyle öğretmenlerin emeğini koruyan son güvence de ortadan kaldırmış, özel kurumlarda çalışan eğitim emekçileri piyasanın ve patronların insafına bırakılmıştır. Özel sektör öğretmeleri düşük ücretlerle, güvencesiz sözleşmelerle ve çok ağır çalışma koşulları altında yaşam mücadelesi vermekteler. Aynı eğitimi veren, aynı müfredatı uygulayan, aynı öğrencileri yetiştiren öğretmenler arasında yalnızca çalıştıkları kurumlar nedeniyle derin bir ücret ve hak eşitsizliği yaratılmıştır ve bu kabul edilemez. Hangi onurlu öğretmen bu çalışma koşullarını kabul eder? İki yıl önce Öğretmenlik Mesleği Kanunu görüşülürken iktidar sıralarından özel sektör öğretmenlerinin sorunlarının çözüleceğine dair sözler verildi ancak ne yazık ki bu sözler iki yıldır yerine getirilememektedir. Sermaye sahiplerine milyonlarca lira teşvik veren iktidar, özel sektör öğretmenlerinin asgari ücretin dahi altında maaş almalarına göz yummaktadır, patronların çıkarlarını korurken öğretmenin emeğini değersizleştirmektedir. Ayrıca özel sektör öğretmeleri kısa süreli sözleşmelerle iş güvencesinden mahrum bırakılırken sendikal faaliyetler nedeniyle de sürekli baskı ve mobbinge maruz kalmaktalar. Eğitim gibi toplumun geleceğini belirleyen bir alanda çalışan öğretmenlerin insanca yaşam koşullarından mahrum bırakılması kabul edilemez. Öğretmenler taban maaş hakkı, güvenceli çalışma koşulları, eşit özlük hakları ve insan onuruna yaraşır bir yaşam talep etmekteler. Talep ettikleri şey ayrıcalık değildir, en temel insan haklarıdır, en temel haklarıdır.
Değerli milletvekilleri, benzer bir adaletsizlik de 1.611 mülakat mağduru öğretmenin yaşadığı süreçte karşımıza çıkmaktadır. Mülakatların şeffaf ve hakkaniyet içinde yapılacağı yönünde sözler verilerek tutulmamış, binlerce öğretmenin kaderi kapalı kapılar ardında değerlendirilmiştir. Yazılı sınavlarda yüksek puan alan öğretmeler elenirken daha düşük puanlı adaylarsa atanmıştır. Böylece emek, liyakat ve hakkaniyet açıkça yok sayılmıştır. Üstelik, bugün mahkeme kararları da mülakat süreçlerindeki objektiflik sorunlarını ortaya koymaktadır. Mahkemelerin tespit ettiği hukuksuzluklara rağmen iktidarın hâlen aynı uygulamaları savunması yalnızca öğretmelere değil hukuk devletine de zarar vermektedir. Ankara'da özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler yaşanan bu adaletsizliğe karşı seslerini duyurmak için on gündür açlık grevindeler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
YILMAZ HUN (Devamla) - On gündür açlık grevinde olan öğretmelerin tek talepleri haklarının teslim edilmesidir ancak iktidar, öğretmenlerin sesini duymamakta, taleplerini karşılamak yerine polis şiddetiyle cevap vermektedir. Öğretmenler darbedilmektedir, ters kelepçeyle gözaltına alınmaktadır, demokratik haklarını kullandıkları için cezalandırılmaktadır. Öğretmenliği yoksulluğa mahkûm eden, emeğini değersizleştiren, liyakati mülakatlarla ortadan kaldıran bir anlayışla nitelikli bir eğitim sistemi kurulması mümkün değildir. Eğitimde yaşanan kriz yalnız öğretmenlerin değil, bu ülkenin geleceğinin krizidir. Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş hakkı derhâl geri verilmelidir, ücretli öğretmenlik uygulamasına son verilmelidir, güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır. 1.611 mülakat mağduru öğretmen başta olmak üzere haksızlığa uğrayan tüm öğretmenlerin mağduriyetleri giderilmelidir. Bu nedenle, YENİ YOL'un verdiği öneriyi destekliyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Suat Özçağdaş.
Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on gündür özel sektör öğretmenlerimiz ve mülakat mağduru öğretmenlerimiz açlık grevinde. İktidar partisinin umurunda olmadığını görüyoruz, insan hayatının bir kıymeti olmadığını görüyoruz. 1.611 mülakat mağduru öğretmen sizin Genel Başkanınızın 11 Nisan 2023'te "Mülakatı kaldırdık." deyip sözünde durmamasının sonucudur. Dönemin Bakanı Mahmut Özer'in 12 Mayıs 2023'te "Kaldırdık, artık mülakat yok; Recep Tayyip Erdoğan'a oy verin." demesine rağmen Yusuf Tekin'in bile isteye yapmasının sonucudur. İş bilmezliğiniz, sözünüzde durmamazlığınız, yurttaşları kandırmanız... Sonuçta 1.611 öğretmen mülakat mağduru olmuştur. Özel sektör öğretmenleri 1965 yılında elde ettikleri taban maaş hakkını kıymetli Bakanınızın 2014'te müsteşar olduğu dönemde bir gece yarısı operasyonuyla belirli -partinize yakın- patronlarla iş birliği içerisinde 200 bine yakın öğretmenin hakkını elinden almanız nedeniyle bugün asgari ücret ve altında maaşlarla çalışmak durumundalar. Bu öğretmenlerimiz üç yıldır verdiğiniz sözlerin sonucu olarak bekliyorlar, yüce Meclisin bir çözüm bulmasını bekliyorlar, size güveniyorlar. Bakanınız, Bakanlık personeliniz, milletvekilleriniz, Komisyon Başkanlarınız sürekli söz veriyorsunuz ama sanki bu sözleri siz vermemişsiniz gibi hiçbir şekilde sorunun çözümünden yana olmuyorsunuz. Sonuç: Öğretmenleri Güvenpark'ta dövdünüz, Kurtuluş Parkı'nda dövdünüz, Millî Eğitim Bakanlığının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının hatta sendikanın önünde gazladınız, copladınız, dövdünüz, yere yatırdınız, ters kelepçe yaptınız ama Allah utanma duygusunu alınca utanan sıkılan kimse yok. Biz bu konular konuşulsun istedik. Bu yüce Meclis çatısı altında İYİ Parti, DEM, YENİ YOL gruplarıyla birlikte İç Tüzük'e göre bir teklifte bulunduk. Elimde Anayasa var ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü var. Anayasa’nın 3'ncü maddesi değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez bir madde "Dili Türkçedir." diyor. Demek ki herkes Türkçe anlıyor. Burada, komisyonun toplanması için diyor ki: "Üyelerinin üçte biri tarafından Komisyona teklif edilecek gündem üzerine de komisyonlar, Başkanlarınca toplantıya çağrılır." "Çağrılabilir." demiyor, "Başkanlarınca toplantıya çağrılır." diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, ben utanmıyorum, Profesör Doktor Ayşen Gürcan utansın. Hangi yetkiyle Millî Eğitim Komisyonunu toplantıya çağırmıyorsunuz? Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamıyorsunuz, İç Tüzük hükümlerini uygulamıyorsunuz; Genel Başkanınız bugün çıkmış Yenikapı ruhundan bahsediyor. Türkiye'de demokrasi olacakmış, dostluk olacakmış, kardeşlik olacakmış. Önce Anayasa'ya uyacaksınız, önce İç Tüzük'e uyacaksınız. Bu ülkenin milletvekilleri, 4 parti yan yana gelmiş, teklifte bulunmuş; kafaları kaldıracaksınız, Anayasa'ya uyma yükümlülüğünüzü yerine getireceksiniz. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyacaksınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyacaksınız, Meclis İçtüzüğü'ne uyacaksınız. Burada bizimle parlamentercilik oynamayacaksınız, telefonlarınıza bakarak bundan kurtulamazsınız. Bu Komisyonu derhâl toplamalısınız, öğretmenlerin zulmüne de son vermelisiniz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Kemal Karahan.
Buyurun Sayın Karahan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA KEMAL KARAHAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, ders ücreti karşılığında görevlendirme uygulaması, ortadan kaldırılması imkânsız olan yapısal bir zorunluluktur. Eğitim süreçleri durdurulamaz. Kadrolu bir öğretmen herhangi bir nedenle aniden sistemin dışına çıktığında o sınıfın veya dersin boş kalmaması için en hızlı şekilde yerine birinin ikame edilmesi gerekmektedir. Örneğin, bir ilçede 3 bin öğretmen normu var ve bu normun tamamı atanmış durumda. Bir sabah aniden bir veya birkaç okulda, birkaç öğretmenimizin rahatsızlığı nedeniyle rapor aldığı veya acil gerekçelerle izin aldığı şeklinde haber gelir. Bu durumda, ilçe millî eğitim müdürlüğü eğitimin kesintisiz devam etmesi için ders ücreti karşılığında öğretmen görevlendirmek zorundadır.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Bu, böyle değil.KEMAL KARAHAN (Devamla) - Öyle, anlatayım.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sene boyunca aynı sınıfta aynı derse girdiğini biliyorsunuz, yüce Meclisi yanlış bilgilendirmeyin.
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Bakın, uygulamadan geliyorum, anlatıyorum size.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Öğretmen, sene boyunca aynı sınıfta aynı derse giriyor.
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Ders ücreti karşılığında görevlendirme geçici bir tedbirdir.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Geçen hafta Urfa'daydım, gidin, açıklayın bakalım; aynı sınıfa kaç tane ücretli öğretmen giriyor?
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Ne kadar öğretmen atanırsa atansın...
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Burada elinizdeki metinleri okuyup durmayın, bu bilgi doğru değil kardeşim!
KAYIHAN PALA (Bursa) - Gidin, o öğretmenleri ziyaret edin, size gerçekleri anlatsınlar.
KEMAL KARAHAN (Devamla) - ...bütün normlar dolsa bile hayatın olağan akışı içerisinde zorunlu nedenlerle okullarda eksilen öğretmenlerin yerini doldurmak bir mecburiyettir.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Bu bilgi doğru değil, ücretli öğretmenler sene boyunca aynı sınıfa giriyorlar. Milleti, yüce Meclisi yanıltmayın, 100 bin ücretli öğretmen var, masal anlatıyorsunuz burada!
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Okul yöneten herkes, okulda bir öğretmenin eksik olmasının ve bir sınıfın derslerinin boş geçmesinin ne demek olduğunu çok iyi bilir.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Hiç öyle değil.
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ayrıca Millî Eğitim Bakanlığımız ek ders karşılığında görevlendirilenler için ders ücretlerinde 2023 yılından itibaren ciddi oranda iyileştirme sağlamıştır.
Sayın milletvekilleri, özel okul öğretmenlerimizin hak ettiği yaşam standartlarını koruyacak çözümler için diyalog kanallarımız her zaman açıktır.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Döverek!
KAYIHAN PALA (Bursa) - 2014'teki değişikliği niye yaptınız?
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Şunun çok iyi farkındayız ki sınıfın kürsüsünde, tahtanın başında akıtılan her damla alın teri ülkemizin yarınlarına vurulan en güçlü mühürdür.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Haklarını verin insanların.
KEMAL KARAHAN (Devamla) - Kamuda ya da özel sektörde olması fark etmeksizin her bir öğretmenimiz fedakârlığın ve bilginin en müstesna temsilcisidir. Bizlerin tek gayesi, bu kutsal vazifeyi omuzlayan her bir öğretmenimizin her zaman yanında olmaktır diyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Öğretmenler aç, asgari ücretin altında maaş ödüyorsun.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Ne oldu, mülakat mağduru öğretmenlerin durumu ne oldu? Özel sektör taban maaş durumu ne oldu? On gündür açlık grevinde olanlar ne oldu? On gündür dövdüğünüz öğretmenler ne oldu? Ücretli öğretmenlikle ilgili yanlış bilgi vermek dışında ne anlattın Sayın Vekil?
BAŞKAN - Evet, sayın milletvekilleri, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi, bazı milletvekillerimiz var -isim vermeyeyim- burada konuşurlarken bütün kamuoyunun istifade edeceği konuşmalar yapıyorlar, onlar laf atınca çok üzülüyorum; birisini görüyorum şu anda, Sayın Pala, emin olun, sizden ben bile istifade ediyorum yani.
İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.
2.- İYİ Parti Grubunun, Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, okulların tatil dönemlerinde çalışan ebeveynlerin karşı karşıya kaldığı çocuk bakımı sorunlarının, kamu ve özel çocuk bakım hizmetlerinin kapasite ve erişilebilirlik durumunun, özel okul ücretlerindeki artışların aile bütçeleri ve eğitim sistemi üzerindeki etkilerinin araştırılması, mevcut mevzuat ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi, kamu kreşlerinin yaygınlaştırılması, tatil dönemlerinde bakım hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması, ücret destekleri, esnek çalışma modelleri ile vergi ve indirim mekanizmalarına ilişkin çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
24/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24/6/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Uğur Poyraz |
|
| Antalya |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Grup Başkan Vekili, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından okulların tatil dönemlerinde çalışan ebeveynlerin karşı karşıya kaldığı çocuk bakımı sorunlarının, kamu ve özel çocuk bakım hizmetlerinin kapasite ve erişilebilirlik durumunun, özel okul ücretlerindeki artışların, aile bütçeleri ve eğitim sistemi üzerindeki etkilerinin araştırılması, mevcut mevzuat ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi, kamu kreşlerinin yaygınlaştırılması, tatil dönemlerinde bakım hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması, ücret destekleri, esnek çalışma modelleri ile vergi ve indirim mekanizmalarına ilişkin çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 24/6/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Taşçı. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cuma günü ilk ve orta dereceli okullar tatile giriyor, evlerde çocuklar açısından bir bayram havası vardır belki ama aileler için de aynı şeyi söylemek zor çünkü kamusal bir bakım sistemimiz yok ve milyonlarca çocuk kelimenin tam anlamıyla sokakta kalacak. "Sokak" deyince de öyle eskisi gibi bakkal amcanın, komşu teyzenin çocuklara göz kulak olduğu, kendi organik sensörleri, güvenlik bariyerleri olan bir mahalle kültürünün egemen olduğu sokak değil söz konusu olan. Sokak artık ve çok yazık ki eşittir çeteler, sokak eşittir suç örgütleri, sokak eşittir torbacılar, sokak eşittir şiddet, istismar.
Değerli milletvekilleri, bu önergeyi verip vermemeyi konuşurken bir arkadaşımız hani olur da çarpıtılır "Derdiniz bu mu?" diye sorulur diye kaygılandı açıkçası. Meselenin özü, belki de en dert etmemiz gereken kısmı da bu aslında, biliyor musunuz? İnsan gibi yaşamanın, çocuklarımızı sağlıkla, güven içinde, bedensel, zihinsel, sosyal, kültürel, duygusal gelişimleri için gerekli en temel ihtiyaçları karşılayacak şekilde yetiştirmek istemenin artık bu ülkede lüks sayılıyor olması. Dahası, bizim insanımızın buna layık olmadığının kabulü. Sistemin bize hak gördüğünün nefes alıp verebiliyor olmaktan ibaret olması ve insanımızın ne acı ki azımsanmayacak ölçüde kendi kendini ikna etmesi normal olanın bu olduğuna. Bu öğrenilmiş çaresizlik aslında en büyük engelimiz: "Karnı doyuyorsa eğer beslenmese de olur, bir işi varsa kazancı hiçbir ihtiyacını karşılamasa da olur." Peki, nerede onur? Nerede insan onuruna yaraşır hayat standardı? Kaldı ki okulların kapanmasıyla birlikte ortada kalan çocuklarımız için güvenli bakım alanlarının tesisi bir hayat standardı meselesi değildir, çok temel, yaşamsal bir ihtiyaçtır.
Sorsanız "Çocuklarımız suça sürüklenmesin istiyoruz..." Ne zaman sürükleniyor bu çocuklar suça? Okul çıkışıyla aile kontrolüne girdikleri zaman dilimi arasında kalan o boşlukta; resmî veriler böyle diyor. Nasıl olacak peki? Çalışan milyonlarca aileyi çocuklarını suça sürüklenme zeminine terk ederek mi koruyacağız çocuklarımızı?
Sorsanız "Kadın istihdamını artırmak istiyoruz..." TÜİK'e göre, 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu bulunan çalışanlar arasında kurumsal bakım hizmetlerinden faydalanabilenlerin oranı sadece yüzde 14. Çalışanların yüzde 80'inden fazlasının eğer anneanne yoksa, eğer babaanne yoksa ya da anneanne, babaanne var da bakıma muhtaçsa çocuklarını güvenle teslim edebilecekleri hiçbir yer yok. Yaz okulu yok mu ülkemizde? Var tabii. Kamplar yok mu? Var. Ücretsiz olanlar açıldıkları saat kontenjan sınırlı olduğu için doluyorlar. Peki, ücretli olanlar ne kadardan başlıyor biliyor musunuz? En az 30 bin TL. Bu ülkede asgari ücret 28 bin lira arkadaşlar, çocuğunu yaz okuluna göndermek için kredi mi çekecek bu insanlar? Uzun tatil dönemlerinde... Tek tatiller de değil az önce söylediğim gibi, yapmışken dört başı mamur bir iş yapalım. Okul saatleri ile çalışma saatleri arasındaki uyumsuzluk ortada olduğuna göre çocukların ailelerin çalışma saatlerinde ihtiyaç duyulan bakım hizmeti boşluğunun doldurulması, esnek çalışma saatleri gibi alternatif çözümlerin kanun garantisine alınmasını sağlayacak çözümleri araştıralım. Zira, öyle görünüyor ki devletin bütün güç ve yetkisini uhdesinde toplamış bulunan Hükûmet bunu yapamıyor. Sosyal devlet ilkesiyle asla örtüşmeyecek şekilde, eşitlik ilkesiyle asla örtüşmeyecek şekilde, eğitim ve öğretimden eşit şekilde yararlandırma ödeviyle asla örtüşmeyecek şekilde çocukların okul dışı bakımında olduğu gibi insani koşullarda eğitim ve öğretim görebilmesini de ailenin kazancına endeksliyor mevcut sistem. Millî Eğitim Bakanı "Zorunluluk değil, tercih." diyor ama devlet okul kapılarına güvenlik koymayarak, okullarda 1 öğün yemekten imtina ederek, okul tuvaletlerine sabun koymayarak -bugün bizim okullarımızın yüzde 80'inde içme suyu yok arkadaşlar- evlatlarımızı suya muhtaç ederek, çocuğun en temel haklarından mahrum kalmadığı insani bir eğitim öğretim için aileleri âdeta kendi elleriyle özel okulların kucağına atıyor.
Bu önergeyle çözüm bulmak, çözümde ortaklaşmak istediğimiz bir konu da bu aslında çünkü özel okulların fahiş fiyat artışları da ortada.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Devlet madem eğitim hakkından eşit yararlandırma ödevini yerine getiremiyor, en azından buraların ticarethaneye dönüşmesine mâni olacak ve şeffaf şekilde denetlenebilecekleri ölçüleri ortaya koyabilmeli. Bu amaçla bir komisyon kurulmasını talep ediyoruz, desteğinizi bekliyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) Çeşitli İşler (Devam)
2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Rusya Devlet Duması Dağıstan Milletvekili Biysultan Khamzaev’e ve heyetine “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Rusya Devlet Duması Dağıstan Milletvekili Sultan Hamzayev heyetiyle birlikte Genel Kurulu ziyaret ediyor. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- İYİ Parti Grubunun, Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, okulların tatil dönemlerinde çalışan ebeveynlerin karşı karşıya kaldığı çocuk bakımı sorunlarının, kamu ve özel çocuk bakım hizmetlerinin kapasite ve erişilebilirlik durumunun, özel okul ücretlerindeki artışların aile bütçeleri ve eğitim sistemi üzerindeki etkilerinin araştırılması, mevcut mevzuat ve uygulamadaki aksaklıkların tespit edilmesi, kamu kreşlerinin yaygınlaştırılması, tatil dönemlerinde bakım hizmetlerinin sürekliliğinin sağlanması, ücret destekleri, esnek çalışma modelleri ile vergi ve indirim mekanizmalarına ilişkin çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Birol Aydın.
Buyurun Sayın Aydın. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
İYİ Parti Grubunun, en özet ifadesiyle, kreşlere dair vermiş olduğu önerge üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle ifade etmek isterim ki dünün gözlükleriyle bugüne bakılmaz. Ülkemizde ve dünyada 2000'li yıllardan sonra büyük bir değişim söz konusu olmuştur ve değişim devam etmektedir. Sadece ekonomik ve siyasi değişimler değil, toplumların sosyolojisi, insanların psikolojisi başta olmak üzere her şey bütünüyle bir değişim ve dönüşüm içerisindedir. Bu değişimleri olumlu ya da olumsuz yönleriyle değerlendirecek değilim.
Değerli arkadaşlar, yirmi yıl öncesinin aile yapısıyla bugünkü aile yapısı aynı değil. Yirmi yıl öncesinin koşullarıyla bugünün koşulları da aynı değil. İnsanların ihtiyaçları, istekleri, beklentileri farklılaşmıştır. "Mahalle" kavramı hem somut anlamıyla hem soyut anlamıyla da değişmiştir. Tek katlı, 2 katlı binalardan 20 katlı, 30 katlı, 40 katlı binalar dikildi. İş bulmak, yuva kurmak, kurduğu yuvayı ayakta tutmak düne göre bugün daha da zor hâle gelmiştir. Evlenme yaşı son yirmi yıl içerisinde 22'den, 23'ten 30'lu yaşlara kadar çıkmıştır. Geniş aileler önce çekirdek aileye, şimdilerde ise tek kişilik, iki kişilik ailelere dönüşmüştür. Bütün bu değişimleri önce görmek, sonra da sağlıklı okumalar yapmak, çözümler üretmek hepimizin sorumluluğudur. Bütün bu değişimler neticesinde kreş meselesi, bugünün en acil ihtiyaçlarından biri hâline gelmiştir. Yaz tatilindeki birkaç aylık boşluklarda bile bir çile, bir dram yaşanmaktadır. Düşünün ki siz, kreşe erişimi olmayan yüz binlerce ailemiz de söz konusudur.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin nüfus artış hızının yavaşlamış olması Türkiye'nin en yetkili isimleri tarafından bile bir millî güvenlik meselesi hâlinde takdim edilmektedir; elhak doğrudur. Kreş meselesi de bu çerçevede ele alınmak zorundadır. Öyleyse bakanlık, belediye, kurumlar, özel sektör bütünüyle niye bir seferberlik hâline girmiyorlar? Belediye kreşlerinin 10-15 bin lira olduğu, özel kreşlerin 20-30 bin liradan başlayıp 40-50-60 bin liralara çıktığı bir dönemdeyiz. Atılacak diğer önemli adımların yanında bugün çocuklarını kreşe veren ve vermek isteyen her bir aileye nakdî destek vermek elzem hâle gelmiştir.
Ayrıca, bir düzenlemeyle evde bakım hizmetleri de çocuk bakım hizmetleri de verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BİROL AYDIN (Devamla) - Yaz aylarındaki boşluklar da yapılacak bütüncül bir yaklaşımla kapatılmalıdır. Devlet, bu meselede kâr zarar hesabı yapmamalıdır, sosyal devletin gereği zaten budur.
Değerli arkadaşlar, son söz: Omlet yapmak istiyorsanız, yumurtaları kırmak zorundasınız.
Bu düşüncelerle, bu konularda ivedi çözümlerin adımlarının atılması beklentileri olduğunu ifade ediyor, önergeye destek olduğumuzu da ayrıca ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sümeyye Boz.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA SÜMEYYE BOZ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden değerli Türkiye halkları ve cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum.
Üzerine konuşacağım önerge okulların tatil dönemlerinde çocuk bakım hizmetleri ile özel okul ücretlerindeki artışların aileler üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlıyor ancak burada konuya yalnızca bakım hizmetleri eksikliği ve özel okul ücretleri olarak bakarsak sorunun asıl kaynağını gözden kaçırmış oluruz çünkü çocuk bakımı bir ayrıcalık değildir, sosyal devletin temel sorumluluğudur. Eğitim de bakım da piyasanın insafına bırakılamaz. Bugün bir işçi ailesi çocuğuna nitelikli eğitim ve bakım hizmeti verebilmek için borçlanıyorsa orada kamusal bir sorundan bahsedilir, bireysel bir sorundan değil. Özellikle de kadınlar bu yükün en ağır kısmını taşımaktadır. Kreş yoksa işten ayrılan, çalışma hayatından uzaklaşan, güvencesizliğe itilen çoğu zaman kadınlar olmaktadır. Bu nedenle çocuk bakım meselesi aynı zamanda bir kadın emeği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet meselesidir. DEM PARTİ olarak mahallelerde ücretsiz ve nitelikli kamusal kreşlerin yaygınlaştırılması, yerel yönetimlerin kreş açma imkânlarının artırılması ve güçlendirilmesi, özel bakım, özel okul ve bakım hizmetleri ücretlerinin denetim altına alınması, çocukların eğitime ve bakım hizmetine erişiminin güvence altına alınması gerektiğini her defasında savunduk, savunmaya devam ediyoruz.
Ayrıca, bugün çocuk bakımını, kreşleri ve eğitim maliyetlerini konuşurken, bakım hizmetlerini konuşurken Batman'da ortaya çıkan insanlık dışı tabloyu da görmezden gelemeyiz. Batman'daki bir özel bakım merkezinde engelli yurttaşlara yönelik cinsel istismar, işkence, kötü muamele ve şüpheli ölüm iddiaları kamuoyunun gündeminde. Hatta bu nedenle DEM Kadın Meclisi, DBP Kadın Meclisi ve TJA günlerdir tacize ve tecavüze karşı Batman'da nöbet tutmaya devam ediyorlar. Yıllardır denetlendiği söylenen bir kurumda böylesine vahim iddialar ortaya çıkıyorsa buna yalnızca birkaç kişinin suçu olarak bakamayız. Bu olay aynı zamanda denetimsizliğin, kamusal sorumluluğun tasfiye edilmesi ve sosyal hizmetlerin piyasalaştırılmasının sonucudur. Bakınız, bir ülkede çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve engelliler ne kadar korunuyorsa o ülke o kadar demokratiktir. Eğer engelli yurttaşların kaldığı bir merkezde işkence iddiaları gündeme geliyor ve yıllardır fark edilmiyorsa yalnızca kurumlar değil, denetim mekanizmaları da çökmüş demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Bugün kreş bulamayan bir annenin, bir ailenin yaşamış olduğu kaygı ile bakım merkezine emanet ettiği evladının güvenliğinden endişe eden ailenin duymuş olduğu kaygı aynı sistemin sonucudur çünkü sosyal devlet geri çekilmiş, kamusal hizmetler zayıflatılmış, yurttaş ise piyasanın ve özel işletmelerin insafına terk edilmiştir.
DEM PARTİ olarak diyoruz ki: Bakım hizmetleri kâr amacıyla değil, insan onurunun temelinde örgütlenmelidir. Kreşlerden engelli bakım merkezlerine kadar tüm kurumlar şeffaf, bağımsız ve etkin biçimde denetlenmelidir. Batman'daki olayın bütün boyutları açığa çıkarılmalı, sorumlular en ağır şekilde yargılanmalı, hiçbir siyasi ya da bürokratik koruma kalkanına izin verilmemelidir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Hikmet Yalım Halıcı.
Buyurun Sayın Halıcı. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada birçok anne baba ve velinin çok önemli bir sorununu konuşuyoruz. Özellikle okulların tatile girdiği yaz aylarında çalışan anne babalar kamunun kreş ve anaokullarının tatile girmesiyle çaresiz kalıyor. TÜİK verilerine göre, çalışan ve 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu bulunan vatandaşlarımızın yalnızca yüzde 14'ü devletin bakım hizmetlerinden yararlanabiliyor, kalan yüzde 83'ü ise kaderleriyle baş başa bırakılıyor. Yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan bu insanlar çocuklarını kime bırakacak? Geçtiğimiz yıl özel okul ve kreşlerde yüzde 150 ile yüzde 300 arasında zamlar yapıldı, bu insanların maaşları bunların taksitlerini ödeyemez durumda. Evlerine mi kapansınlar, aç mı yatsınlar, kira mı ödesinler yoksa çocuklarını her gün işe mi götürsünler? Devlet ve iktidar tam da bu noktada ailelerin yanında olmayacaksa ne zaman olacak? Bir ülkenin aile politikasının durumu afişlerde yazan sloganlarla değil, çocuklarını bırakacak yer bulamayan anne ve babaların yaşadığı gerçeklerle ölçülür. Yıllardır "En az 3 çocuk yapın." deyip duruyorsunuz, Türkiye doğum oranında tarihin en düşük seviyelerinde. Siz ailelerin yanında mısınız ki onlar çocuk yapsın? Bu sıkıntıları yaşayan aileler bir daha çocuk yapmak ister mi? Çocuk sahibi olmayı teşvik eden bir devlet önce çocuk bakımını erişilebilir hâle getirmelidir. Bakın, şu anda belediye başkanlarımız tutuklanıyor, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu hapiste. Bu insanlar her yere kreş açıyorlardı, çalışan anne babalar bizlere durmadan teşekkür ediyordu. Siz onları örnek almak yerine maalesef hapse attınız. 13 büyükşehir olmak üzere 37 belediyemizde hizmet veren 800 merkezimizde çocuklarımızın ve ailelerinin destek hizmetlerine kamusal erişimini sağlıyoruz. Yuvamız İstanbul etkinlik merkezleri İstanbul'un 35 ilçesinde yer alan 127 merkezle 3 ila 6 yaş arasındaki çocuklara hizmet sunmakta ama genelgelerle belediyelerimizin bu faaliyetlerini engellemeye çalışıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, özel okul zamlarının ailelerin belini nasıl büktüğünü söyledik ama aynı okullarda öğretmenlik yapan öğretmenlerin bir bölümü ise bırakalım zammı, asgari ücret bile alamıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HİKMET YALIM HALICI (Devamla) - Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası direniyor, on gündür açlık grevindeler. Haklarını arayan öğretmenlere kulak vereceğinize biber gazına boğdunuz, ters kelepçeyle yerlere yatırdınız. Biz de Millî Eğitim Komisyonunu bununla ilgili olağanüstü toplantıya çağırdık, "Sorunu çözelim." diyen bizlere de Komisyon Başkanı ret yanıtı göndermiş. Yeter ki sorunu çözün, biz zaten "Evet diyoruz." dedik, yeter ki bu mağduriyet son bulsun ve öğretmenlerimizin taban maaş ve özlük hakları iade edilsin. Biz, kreş bulamayan ailelerin, geçinemeyen öğretmenlerin ve umudunu kaybeden gençlerin sesi olmaya devam edeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak önergeye evet oyu vereceğimizi ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın İsmail Çağlar Bayırcı.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ÇAĞLAR BAYIRCI (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Gençliğe verilen değer ve önem arttıkça toplumlar gelişir. Yarınlarımızın teminatı gençlerimiz bizim geleceğimizdir. AK PARTİ hükûmetleri olarak çocuklarımızın daha iyi koşullarda eğitim görmesi hususunda sürekli yenilikler getirip yatırımlar yapıyoruz. Eğitim ve öğretime yapılan yatırımların ülkemizin geleceğine yapılan yatırımlar olduğunun, atılan adımların meyvesinin ülke ve millet için çok büyük katma değerler üreteceğinin hepimiz farkındayız, milletimiz bu konuda müsterih olsun.
2002 yılından 2025-2026 eğitim öğretim yılına kadar öğretmen başına düşen öğrenci sayılarının azalması, öğretmen ve derslik sayılarındaki artış, eğitim ve öğretim altyapısının düzenli olarak gelişme göstermesi gibi uluslararası raporlara da yansımış olan bu bilgiler, eğitim ve öğretimin hükûmetlerimiz tarafından her zaman birincil öncelikli konu olarak ele alındığını çok net bir şekilde göstermektedir. Okullarımızın teknolojik altyapısı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın raporlarında övgü dolu ifadelerle tanımlanmaktadır. Eğitim öğretim altyapısını bu denli güçlendiren, eğitim öğretime kaynak aktarmayı bu kadar önemseyen bir Hükûmetin mensubu olduğum için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımı arz ediyorum.
Şimdi, verilen önergede özel okulların ücretlerindeki artışların aile bütçesine etkisinden bahsedilmektedir. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında Millî Eğitim Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyet gösteren özel okulların ücret tespiti, ilanı gibi hususlar Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nde düzenlenmiştir. Yönetmelikle öğrencilerin eğitim ücreti belirlenirken öğrenci kayıt sözleşmesinde belirlenen ücret üzerinden yurt içi yıllık ÜFE ve TÜFE üzerinden belirlenecek şekilde düzenleme yapılmıştır. Hâlihazırda özel eğitim okullarının eğitim ücretleri ve diğer ücretlere yapabilecekleri artış oranları yönetmelikle sınırlandırıldığından bu oranların üzerinde artış yapmaları mümkün değildir.
Yaz dönemine gelecek olursak Gençlik ve Spor Bakanlığımızın spor okulları ve engelsiz spor okullarında her yıl yaz döneminde 3-18 yaş grubundaki çocuk ve gençlerimizin yaz aylarını daha verimli ve hareketli geçirmelerini sağlamak için tamamen ücretsiz olan, Bakanlığın güvenli ve modern tesislerinden tüm gençlerimiz faydalanabilmektedir. Bu okullarımızda uzman antrenörler aracılığıyla basketbol, futbol, yüzme, atletizm gibi birçok spor branşında eğitim verilmektedir. Yine, Diyanet İşleri Başkanlığımız bünyesinde de ülkemizin her köşesinde yaz kursları açılmaya devam etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İSMAİL ÇAĞLAR BAYIRCI (Devamla) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızca da çocuk bakım hizmetlerine erişimin artırılması, ailelerin desteklenmesi ve ebeveynlerin iş ve aile yaşam dengesinin güçlendirilmesi amacıyla Bakanlığımızca çocuk bakım hizmetlerinin ülke geneline yaygınlaştırılmasına yönelik çok yönlü çalışmalar sürdürülmektedir. Bu kapsamda, vatandaşlarımızın kıymetli evlatlarına yönelik erişilebilir ve uygun maliyetli kreş ve gündüz bakımevlerinin yaygınlaştırılması, kamu kurum ve kuruluşlarında personel çocuklarına yönelik çocuk bakımevlerine ilişkin mevcut mevzuatın güncellenmesi gibi çalışmalar devam etmektedir.
Son olarak, bizler AK PARTİ iktidarımızda her zaman geleceğimizin teminatı evlatlarımızın, çocuklarımızın, gençlerimizin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.43
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.57
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106'ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.
3.- DEM PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından, yenilenebilir enerjinin yaratacağı ekolojik yıkımın araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
24/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24/6/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
24 Haziran 2026 tarihinde Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından -18651 grup numaralı- yenilenebilir enerjinin yaratacağı ekolojik yıkımın araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 24/6/2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Burcugül Çubuk.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Öncelikle bugün Varto'da yapılacak JES'e karşı mücadele eden Vartoluları ve onlarla dayanışma içinde olanları saygıyla selamlıyorum ve bir çağrımız var: 29 Haziranda Varto direniş çadırında kadınlar aşurelerini pay edecekler. 29 Haziranda bütün kadınları Varto direniş çadırına davet ediyoruz, aşureyi birlikte pay edelim diyoruz.
Kapitalist kentleşmenin doğayı ve insanı birer tüketim kaynağı olarak görmesinin doğal sonucunda bugün iklim krizinden bahsetmemiz tesadüf değildir. Toplumun çevreyle, kentle, doğayla yabancılaşmasını, her gün yeniden üreten sistemde bu sistemin kodlarıyla mutlak bir çözüm üretilemeyeceğini her defasında söylüyoruz. Sanayi atıklarıyla denizleri, yeşil alanları kirlettiniz. Alan daralınca yeniden tahrip için kılıfına uydurdunuz. Sanayide, fabrikada çalışan insanların çok büyük bir bölümü bu işlerden kaynaklı meslek hastalıklarına yakalandı, hayatlarını kaybetti. Bu denli yıkımı örgütleyen de bugün sermaye ve iktidar ilişkisinden başka bir şey değildir. Türkiye'de de iktidar, iklim krizine rağmen başta kömür olmak üzere her türlü madenciliğe özel teşvikler vermektedir. Kaz Dağları, Munzur, Murat Dağı, Cerattepe gibi önemli orman ve su havzaları maden şirketlerinin talanına peşkeş çekilmektedir. Hasankeyf ve Dicle Vadisi, Salda Gölü, Burdur Gölü, Milas Kuş Cenneti, Gediz Havzası gibi birçok doğal ve kültürel alan şirketlerin kârları için yok oluşa terk edilmektedir, yok oluşa sürüklenmektedir. Kentsel dönüşüm projeleri, HES, JES projeleri, aşırı su tüketimine neden olan tarım ve hayvancılık biçimleri, nükleer ve termik santral projeleriyle orman, su ve tarım alanları yok edilmeye devam edilmektedir. Bugün iklim krizi var ve sanki mevcut kapitalist doğa tahribi değilmiş gibi krizin çözülmesi için de geçici odak dağıtmayla yapılmak istenen sermayenin gelişimini devam ettirmektir. Doğa kaynak, insan kaynak, yenilenebilir enerji kullanımında bile yeşil alan kaynak; kaynaklarsa sizin için tüketilmekle mükellef bir araç, bu araçlar ise ayrıcalıklı olanların kullanımına açık yalnızca, zaten bu sistemde bunun böyle olması dışında koşul yoktur. Yangınlar olmadan önce önlem alalım diyoruz, burada reddediliyor; yangınlarda zararı minimuma indirelim diyoruz -yanlış anlaşılmasın doğanın gördüğü zararı- yine reddediliyor. Doğayı kendi köylüsü korumaya çalıştığında kolluk saldırıyor. İklim krizi böyle mi çözülecek? Ekoloji örgütleriyle, doğrudan yerel yönetimlerle iş birliğiyle, yöre halkıyla oturarak, tartışarak hiçbir proje geliştirilmedikçe iklim krizi derinleşmeye devam edecektir. 1988'de, insan faaliyetleri sonucu atmosferde sera gazlarının birikmesi iklim sisteminde önemli değişikliklere yol açabilir, bu değişiklikler insanlık için ciddi sonuçlar doğurabilir, bu veriler toplanıyor IPCC'de. 2026 yılındayız, son senelerde iklim krizi yeni çıkmış gibi, yeni ortaya çıkmış gibi gündeme alındı; bu bir politik tercihtir. Bununla birlikte, bir diğer sorun ise, bu tarihten çok daha önce bir sistemin ve doğa ilişkisinin sonucu olarak bu iklim ve kriz vardır tespitinin yapılamıyor oluşudur.
Yıllarca süren, bu yıl 31'incisi yapılacak olan COP görüşmeleri Türkiye'de yapılacak. Peki, bu görüşmeler bunca zamandır neden sonuçsuz? Neden iklim doğa için sonuçsuz? Devleti önceleyen -ki bu sermayeyi öncelemek demektir- bir mekanizmadan zaten sonuç çıkmayacaktır, gerçekçi bir sonuç elde edemeyeceğiz. Katılımcıların yetersizliği, daha doğrusu delegasyonun belirlenme saikleri de oldukça sıkıntılıdır. COP31 katılımcıları, nükleerciler, fosil atıkçılar; şimdi, bunlarla bir masada "Hadi, iklimi yok ettik, şimdi tekrar dönüştürelim, tekrar yok edelim." toplantıları mı yapılacaktır?
Türkiye'de iklim değişikliğinin gündeme gelmesi nasıl oldu? Bilmiyoruz, anlamadık, bir anda Bakanlığın adına "İklim Değişikliği" ibaresi eklendi. Bizce eklenmesi gereken "iklim krizini derinleştirme" ifadesi olmalıydı.
Fosil yakıt hâlâ varken ve sermaye için fosil yakıtı işlemek daha ucuz ve kolayken, bununla ilgili teşvikler varken hangi yeşil dönüşümden bahsediyorsunuz? Nasıl yenilenebilir enerjiye geçileceğini düşünüyorsunuz? Ki yenilenebilir enerji yaklaşımınız da elbette doğayı tekrar tekrar bozguna uğratmak. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Deprem bölgesine Cumhurbaşkanı gidecek diye inşaatların üzerini brandalamaya, NATO gelecek diye binaları boyamaya benziyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Bu arada, şunu da belirtmek istiyorum: Dün gece yarısı, NATO bu ülkeye gelecek diye, cilalı bir NATO toplantısı yapılsın diye Ankara'da, aralarında bileşen partimiz Devrimci Partinin Genel Başkanı olmak üzere, sendikacılar, gençler olmak üzere, işçiler olmak üzere, hatta TEMA gönüllüleri olmak üzere, yüzlerce insan kapıları koçbaşlarıyla kırılarak gözaltına alındılar, ters kelepçeyle yerlere yatırıldılar. Biz de bugün sizin doğaya saldırılarınız ile dün gece kırılan kapılar arasındaki bağı şöyle görüyoruz: NATO projeleri için bu coğrafyayı savaşlarla mahvettiniz, doğaya karşı da savaş açtınız. Biz de bu savaşın karşısındayız. Biz de bu savaşın karşısında mücadele eden herkesle yan yana yürümeye devam edeceğiz.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Yol Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Buyurun Sayın Esen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, konuşmama öğretmenlerin haykırışlarının 10'uncu günü olması sebebiyle başlamak istiyorum. Öğretmenlerimizin seslerini duyurabilmek için açlık grevine başvurmak zorunda kalması ülkemiz için utanç vericidir. Oysa talepleri temel iki soruna işaret etmektedir: Özel sektörde çalışan öğretmenler insanca yaşayabilecekleri bir ücret, atama bekleyen öğretmenler ise liyakat ve adalet talep ediyor. Biz DEVA Partisi ve YENİ YOL Grubu olarak öğretmenlerin adalet, liyakat ve insanca çalışma koşulları mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Bugün yenilenebilir enerji meselesini konuşurken konuya yalnızca güneş paneli ya da kurulu güç artışı üzerinden bakmamız mümkün değil. Türkiye'nin temiz enerjiye geçmesi, enerji arz güvenliğini güçlendirmesi elbette gerekli, buna itirazımız yok; bizim itirazımız, bu dönüşümün hangi yöntemle, kimin yararına ve hangi kamu maliyesiyle yapıldığına ilişkindir yani vatandaşın menfaatini koruyacak bir yaklaşımdır. Şimdi, önce yönteme bakalım: Genel Başkanımız Ali Babacan yıllarca Hazine Müsteşarlığında bu işlerin başında bulundu ve bizzat kendisinin aktardığıyla sizlere aktarıyorum: Yabancı yatırımcıyı bu ülkeye çekmek için tek bir hazine tebliği yeterliydi o zaman. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gerekmiyordu, bakanlık genelgesi bile gerekmiyordu. Milyarlarca dolar o günlerde güven olan Türkiye'ye akmıştı. Neden? Çünkü gerçekten, o zaman istikrar ve güven vardı. Bugün ise aynı yatırımcıya güvence verebilmek için Meclisten uluslararası sözleşme geçirmek zorunda kalıyoruz dün gece, yoğun katılımlarla, 76 geçersiz oydan sonra. Peki, neden? Çünkü uluslararası sözleşmeler norm hiyerarşimizde Anayasa Mahkemesinin denetiminin dışında da ondan. Kanun çıkarırsanız Anayasa Mahkemesi denetleyebiliyor, iptal edebiliyor ancak uluslararası sözleşme çıkarınca bu, denetim kapsamı dışında kalıyor. Bugün bu güveni sağlayabilmek için uluslararası sözleşmeye mecbur kalışımız bu sebeple. Bir yandan da ülkemizdeki hukuki öngörülebilirliğin ve kurumsal güvenilirliğin ne noktaya geldiğinin de açık bir ispatı, üstelik yönetimin hukuki boyutu ayrıca kaygı verici.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ELİF ESEN (Devamla) - Böyle bir mekanizma yatırım teşvik aracına dönüştürülemez, böyle bir emsal kabul edilemez. Yerli yatırımcıya, aynı kapasitede yatırım yapmak istediğinde "Rekabetçi ihaleye gir, tüm izin süreçlerini bizzat yüklen ve mevzuatın tam yükümlülüklerine tabi ol." derken böyle bir ayrıcalık verilmesi doğru değil. Suudi Arabistan dost ve kardeş bir ülkedir, oradan gelecek her yatırım değerlidir ama dostluğun gereği eşit kurallar ve şeffaflıktır. Biz yenilenebilir enerjiye değil, şeffaf olmayan imtiyaza karşıyız. Türkiye'nin enerji dönüşümü, kamu yararı, adil rekabet ve Meclis denetimi temelinde yürütülmek zorundadır. Bu kamu teşviklerinin kimlere, hangi şartlarda ve hangi maliyetle verildiğinin tüm yöntemleriyle araştırılması artık ertelenemez bir Meclis sorumluluğudur.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Muğla milletvekili Metin Ergun.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) - Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Konuşmama, hayatını Türk dünyasına adamış olan büyük Türk Beyi Elçibey'i doğum gününde saygı ve rahmetle anarak başlamak istiyorum.
Muhterem milletvekilleri, önerge konusuyla ilgili öncelikle şunu belirtmek isterim ki İYİ Parti olarak biz dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için yenilenebilir enerji yatırımlarını gerekli görüyoruz lakin hem enerji güvenliğimizi sağlayan hem de doğal çevreye zarar vermeyen dengeli bir enerji politikasını savunuyoruz. Burada hemen belirtmek gerekir ki Muğla'da yürütülen bazı projeler maalesef bu dengeyi zedelemektedir. Hâlbuki Muğla eşsiz doğal zenginlikleriyle korunması gereken bir turizm bölgesidir.
Öncelikle, Milas, Bodrum, Köyceğiz, Ula ve Menteşe'deki rüzgâr enerjisi projelerine yönelik önemli eleştiriler vardır. Bu projeler için açılan yolların ve inşa edilen tesislerin orman alanlarında tahribata yol açtığı dile getirilmektedir. Bazı bölgelerde binlerce ağacın kesildiği ve doğal habitatların zarar gördüğü ifade edilmektedir. Bu durum, erozyon riskini artırmakta ve ormanların kendini yenileme kapasitesini zayıflatmaktadır. Kuş göç yolları ve yaban hayatı üzerindeki etkiler de kamuoyunda çok tartışılmakta ve mutlaka bilimsel olarak bu konunun incelenmesi gerekmektedir. Bu projelerin etki analizlerinde habitat parçalanması ve tür kayıpları dikkatle değerlendirilmelidir. Yerleşim yerlerine yakın projelerde gürültü ve titreşim kaynaklı sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Arıcılık, zeytincilik ve kırsal turizm gibi yerel ekonomik faaliyetler risk altına girmektedir. İddialar bunlardır, bunların bilimsel olarak araştırılması gerekmektedir.
2021 yangınlarından zarar gören bazı alanlarda yeni enerji projelerinin planlanması kabul edilemez. Yangın sonrası doğal iyileşme süreçlerinin korunması gerekmektedir.
Öte yandan, ÇED süreçleri şeffaf yürütülmeli, halkın görüşleri dikkate alınmalı ve olabildiğince doğru alan seçimi yapılmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ednan Arslan.
Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA EDNAN ARSLAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. DEM PARTİ'nin vermiş olduğu grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşlerimizi ifade etmek istiyoruz.
Maalesef, şirketlerin neredeyse tamamına hâkim olduğu, bilinçli olarak parçalandırılmış ve gün geçtikçe üretimden dağıtıma bir kara deliğe dönüşmüş bir enerji piyasamız var. Bizler yenilenebilir enerjinin bu ülkede gelişmesini, kapasitesinin daha da artmasını savunuyoruz ama bunu yaparken de maalesef bazı yanlışlar yapıyoruz. Özellikle doğamızı tahrip eden yer seçimleriyle ilgili sıkıntılar yaratıyoruz. Tarım arazilerini, meraları GES'lerin kullanımına açıyoruz, rüzgâr santrallerini maalesef ormanlarımızı tahrip ederek kuruyoruz. Bizim bu yanlışa son vermemiz gerekiyor ama sözlerime başlamadan önce, dediğim gibi, kara deliğe dönüşmüş ve özel sektörün insafına bırakılmış bir enerji piyasamız olduğu için, yatırımcı daha dağlık bir alanda güneş santrali kurmanın maliyetli olduğunu bildiği için gidip düz arazilerde, tarım arazilerinde, verimli arazilerde ve meralarda bu faaliyetlerini yerine getiriyor. Burada bu planlamayı düzeltmek gerekiyor. Tabii, bizim taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar var, Paris İklim Anlaşması var, sıfır emisyon hedefimiz var. Bunun için de bizim yenilenebilir enerji kaynaklarını daha çok kullanmaya ihtiyacımız var ama şöyle de bir gerçeğimiz var: Bizim ülkemizde şu an var olan kurulu güç 125 bin megavat ama şu ana kadar en yüksek puantımız 60 bin megavat yani bizim arzımız 2 katı kadar. Tabii ki arz fazla olmalıdır puanta göre herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için ama bunu yaparken bizim şunu yapmamız gerekir: Bu karbon yakıtlardan, bu fosil yakıtlardan nasıl kurtuluruzun planlamasını da doğru yapmamız gerekir. Yenilenebilir enerjiyi termik santrallerin yerine nasıl geçirebiliriz? Bu termik santrallerle ilgili dönüşümü, yeşil dönüşümü nasıl sağlarızın biran önce planlamasını yapmamız gerekiyor çünkü vakıadır ki burada bu santrallerde çalışan insanların da yarın bu santraller kapandığında herhangi bir işsizlikle, herhangi bir güvencesizlikle karşı karşıya kalmaması gerekiyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarını artıralım diyoruz ama bir yandan da mevzuatla yatırım yapmak isteyen özellikle yerli ve küçük sanayicimizin önünü tıkıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
EDNAN ARSLAN (Devamla) - Eskiden bir aylık mahsuplaşma vardı bu yenilenebilir enerji tesisi kuran sanayicimizle, üreticimizle ilgili. Şimdi bunu saatliğe çevirdiler. Niye bunu saatliğe çevirdiler? Çünkü kendi tesisinin üzerinde bir yenilenebilir tesis kuran kişi, üretiminin 2 katına kadar bu üretimi yapıp 1 katı kadar satarak gelir elde edebiliyordu ama bu iş saatlik mahsuplaşmaya dönünce bu işte insanlar zarar etmeye başladı ve o yüzden de kendi tesislerine yenilenebilir enerji kurmak istemiyorlar artık. Ama bir yandan bunu yapacaksınız, bir yandan da Suudi Arabistan'la dört başı mamur, neredeyse "kapitülasyon" denebilecek bir şekilde anlaşmayı bu Meclisten apar topar geçireceksiniz.
Dediğim gibi, bu yenilenebilir enerji meselesi daha çok su kaldırır, daha fazla bu işe kafa yormamız gerekir, her yönüyle değerlendirmek gerekir. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Yüksel Coşkunyürek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Malumunuz üzere enerji, hepimizin hayatında vazgeçilmez olduğu kadar ülke ekonomimiz için de can damarı niteliğini taşımaktadır. Gururla ifade etmek isterim ki son yirmi dört yılda, AK PARTİ'mizin iktidarıyla birlikte enerji alanında âdeta bir devrim yaşanmıştır. Yirmi dört yıl önce elektrikteki kurulu gücümüz 30 bin megavat düzeyindeyken bugün 125.598 megavata ulaşarak tam 4 katını aşmıştır. Bu artışın temelinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları yer almakta olup kurulu gücümüzün yüzde 63'ü yenilenebilir kaynaklardan oluşmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ilan edilen 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefleri kapsamında elektrik kurulu gücümüz rüzgâr ve güneş odaklı olarak artış göstermektedir. 2026 yılı Mayıs ayı itibarıyla 125,6 gigabayt seviyesindeki elektrik kurulu gücümüzün 42 gigabaytlık kısmı rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesini oluşturmaktadır. Kurulu gücün büyük bölümü yenilenebilir kaynaklardan oluşsa da elektrik üretiminde fosil yakıtların payının yüksek kalmaya devam ettiği eleştirisi doğru değildir. Ancak kurulu güç ile üretim payı arasındaki fark bir politika tercihinden değil, güneş ve rüzgârın kesintili kaynaklardan olmasından, baz yükün ve elektrik arz ve iletim sistem güvenliğinin doğal gaz, kömür, hidroelektrik ve nükleerle dengelenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.
Ülkemizde yenilenebilir enerji kapasitemizi artırmak amacıyla çeşitli uygulamalar hayata geçirilmiştir. Lisanssız elektrik üretimi uygulamaları ülke genelinde tabana yayılmıştır. Getirilen muafiyetler, kurulu güç sınırlarının artırılması ve mahsuplaşma gibi teşvik edici mekanizmalar sayesinde konutlar, tarımsal işletmeler, KOBİ'ler ve kamu kurumları kendi enerjisini üretebilen aktif birer aktör hâline gelmiştir.
Mesken tarifelerinde kademeli tarife uygulaması devam etmekte ve ciddi bir kamu sübvansiyonu yapılmaktadır. Mesken abone grubunun yaklaşık yüzde 94'ü hâlâ sübvansiyon kapsamındadır. Kapsam dışına çıkan kesim yüksek tüketimli, sınırlı bir gruptan oluşmaktadır. Böylece, sübvansiyonun gerçek ihtiyaç sahiplerine yönlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda 2026 bütçesine yaklaşık 305 milyar liralık bir destek programa konulmuştur. Benzer şekilde tarımsal sulama, ibadethaneler, şehit aileleri ve yaşam destek cihazına bağlı hastalar da sübvansiyon kapsamındadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Devamla) - Önerge gerekçesinde dünyadaki adil dönüşüm örneklerinin enerji kooperatifleri, yurttaş toplulukları ve yerel yönetimler aracılığıyla ilerlediği, bu modellerin ise Türkiye için geçerli olmadığı öne sürülmektedir, oysa yerelde üretimin yasal zemini mevcuttur. Lisanssız üretimin mevzuatı, çatı tipi güneş enerjisi uygulamaları ve mesken aboneleri için sağlanan kolaylıklar vatandaşlarımızın üretim süreçlerine katılımına imkân tanımaktadır.
Sonuç olarak, önergenin gerekçesi enerji dönüşümünü ağırlıklı olarak olumsuz bir çerçeveden okumakta, sürecin arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması, sanayi politikası ve sosyal koruma boyutlarını yeterince dikkate almamaktadır. Yukarıda ortaya konulduğu üzere, önergede dile getirilen kaygılar mevcut yasal ve idari araçlarla yönetilebilmektedir.
Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
Öneriyi okutuyorum:
4.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, NATO toplantısı kapsamında alınan tedbirlerin araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
24/6/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 24/6/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Murat Emir |
|
| Ankara |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Ankara Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Murat Emir tarafından, NATO toplantısı kapsamında alınan tedbirlerin araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -36 sıra no.lu- genel görüşme önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 24/6/2026 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cemal Enginyurt.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde yapılacak olan NATO toplantısıyla ilgili alınan tedbirleri araştırma önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.
NATO toplantıları 22 defa değişik NATO ülkelerinde yapılmış, böylesine bir tedbir hiçbir ülkeye nasip olmamış. Bu ülkeye Barack Obama gelmiş, Clinton gelmiş, Bush gelmiş böylesi bir tedbir hiç alınmamış ama şu anda Ankara'nın 9 ilçesinde öylesine tedbirler alınmış ki esnafı mağdur edecek olan, çalışanı mağdur edecek olan, mesken sahiplerini, oralarda yaşayanları mağdur edecek olan çok ağır tedbirler alınmış. 9 ilçede sokaklar kapatılmış, hatta havaalanından gelirken kenarlar perdelerle kapatılmış ki herhâlde binaların eskiliği görünmesin, kirliliği görünmesin diye olsa gerek. Trump geliyor diye Etimesgut'a yeni bir havaalanı inşa edilmiş, sanki mevcut havaalanı yetmiyor gibi ve en önemlisi hatta en acısı 200 insan dün itibarıyla gözaltına alınmış, avukatlarıyla yirmi dört saat görüştürülmüyor. Gözaltına alınıyor, yirmi dört saat avukatlarla görüşme yasağı var. Niçin gözaltına aldınız? "Efendim, geldiklerinde protesto edebilirler, Trump'ı protesto edebilirler, NATO'yu protesto edebilirler." Dünyanın her yerinde protesto yapılıyor. Washington'da Beyaz Saray'ın önünde, Londra'da, Almanya'da, Avrupa'nın her yerinde insanlar demokratik hakkını kullanarak protesto yapabiliyor ama maalesef daha Türkiye'de protesto yapacağı belli olup olmayan akademisyen bile gözaltına alınıyor, akademisyen bile gözaltına alınıyor ve bunun adına "tedbir" deniliyor. Böyle bir tedbir olur mu? Neden korkuluyor? 28 Haziranda başlayacak, 12 Temmuza kadar devam edecek. Esnafın hâlini düşündünüz mü? İnsanların yaşam hakkını düşündünüz mü? Anayasal bütün hakları ihlal ediyoruz. Ne diye? Trump gelince güzel bir Türkiye'de, herhangi bir tepkiyle karşılaşmasın diye. Kim bu Trump? Bu Trump, Gazze'de Müslümanların öldürülmesine sebep olan adam. Kim bu Trump? İran'da 165 çocuğu okulda bombalama talimatını veren adam. Kim bu Trump? Dünyanın her yerinde zulmü insanlığa reva gören adam. Dolayısıyla "Trump güzellemesi" adı altında yapılan bu uygulamaları Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve bir insan olarak kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz, bunun araştırılmasını istiyoruz; bu, derhâl gözden geçirilmeli. 28'inden ayın 12'sine kadar memurların çalışmaması, kurumların kapatılması ne demek ya? Ankara'da hayat felç, yaşanmaz hâle gelecek. Ne olacak, insanlar ne yapacak bunu hiç düşünmüyor muyuz, sorgulamıyor muyuz? Bir insan olarak, siyasetçi olarak değil bir insan olarak, Ankara'da yaşayanlar olarak neyin tatili bu? Kime, niçin tatil verdik? Trump rahat etsin diye. Ve tekrar söylüyorum: Trump rahat etsin diye insanlar gözaltına alınıyor; aldığınız insanlara bir bakın. Dün Haymana'da IŞİD'ci bir kanlı katil öldürüldü, eşi yaralı. O IŞİD'cinin öldürülme ve operasyon sebebi, olur ya, Trump geldiğinde gösteri yapabilir diye. O IŞİD'ci her şeyi yapabilir çünkü o, kanlı katil; o, Türk askerini yakan katil ama gözaltına alınan bu insanlar elini asla silaha sürmezler, Trump geldiğinde sadece ve sadece "Kahrolsun Amerika, yaşasın tam bağımsız Türkiye!" derler. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tabii ki Cemal Bey burada öyle coşkulu, o kadar yüksek tondan bir açıklama yaptı ki biz onun altına ne söylesek altını doldurma şansımız yok ancak şunu özellikle ifade etmekte fayda var ki Türkiye'nin NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapmış olması elbette Türk milletinin bir ferdi olarak bizleri gururlandırır, bundan da büyük memnuniyet duyarız, bu konuda en ufak bir şüpheniz olmasın ancak Türk devleti, elbette misafirlerini ağırlarken güvenliği sağlamakla, gerekli tedbirleri almakla da yükümlüdür, bu konuda da kimsenin bir itirazı olamaz ama bizim itirazımız -özellikle benim bir Ankara Milletvekili olarak- ev sahipliğine değil sayın milletvekilleri, bu süreç yönetilirken vatandaşın hayatının, özgürlüklerinin ve adalete erişiminin kolayca ikinci plana itilmesidir, misafir ağırlanırken ev sahiplerinin unutulmasıdır, onların hakkının, hukukunun gözetilmemesidir. Ankara'da günler öncesinden geniş yasak kararları alınıyor; toplantılar, gösteriler, yürüyüşler yasaklanıyor, yollar kapanıyor, kamu kurumlarının işleyişi değişiyor, vatandaşın günlük hayatı neredeyse protokol takvimine göre yeniden düzenleniyor; üstelik, yüzlerce kişi gözaltına alınırken avukat görüşlerinde dahi kısıtlamaya gidilen bir tablodan söz ediyoruz. Bu kendine güvenmezlik neyin işaretidir Allah aşkına? Bin yıllık tarihe sahip olduğumuzu iddia eden bir milletin evlatlarının dışarıdan gelecek misafiri ağırlarken bu kadar olağanüstü tedbirlere müracaat etmesine gerek var mı arkadaşlar? Zirve güvenliği sağlanırken hukuk güvenliği neden bu kadar kolay geri plana atılıyor? Güvenlik elbette devletin görevi ancak hukuk devletinde güvenlik, temel hakların üstünü örten bir gerekçeye dönüştürülemez. Devlet hem misafirini ağırlayacak hem de kendi vatandaşının hakkını koruyacak kudrete sahip olmak zorundadır. Aksi hâlde, mesele tedbir olmaktan çıkar, vatandaşın hayatını askıya alan bir yönetim anlayışına dönüşür. Bu tablonun bir de yargıya bakan vahim bir tarafı var. Bugün Hâkimler ve Savcılar Kurulu zirve nedeniyle Ankara'nın belirli ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcıların 6-12 Temmuz haftasında idari izinli sayılacağını ifade ediyor. Bu Meclisin önüne yargı daha etkin ve verimli işleyecek diye düzenleme getirenler aynı hafta yargının işleyişini protokol takvimine göre aksatmayı nasıl izah edeceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Şu anda Adalet Komisyonunda bu kanun teklifinin görüşmelerini yapıyoruz. Vatandaş duruşmasını beklerken; tutuklu, hâkim karşısına çıkmayı beklerken; mağdur, savcılıktan işlem beklerken adalet hizmeti böyle mi yürütülecek? Adalet, zirve programına göre ertelenecek bir hizmet değildir değerli milletvekilleri. Hukuk devletinde güvenlik sağlanır ama adaletin kapısı da açık tutulur.
Bir de kamu kaynağı meselesi var. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre birkaç haftalık hazırlık için şimdiden 11 milyar 579 bin liralık harcama gerçekleştirilmiş. O boyalı duvarların ardında evine ekmek götürmek için kuruş hesabı yapan emekli, ay sonunu getiremeyen işçi, maaşı daha eline geçmeden eriyen memur duruyor değerli milletvekilleri. Kendi vatandaşının hakkını, hukukunu, özgürlüğünü ve güvenlik hayatını nasıl koruduğuyla ölçülür büyük devlet. Devletin itibarı yalnızca yabancı heyetleri nasıl karşıladığıyla ölçülmez, emeklisine, asgari ücretlisine 1 Temmuzda ne vereceğiyle ölçülür diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün önümüzde NATO Zirvesi nedeniyle, Cumhuriyet Halk Partisinin Ankara'da alınan olağanüstü tedbirlerin araştırılmasına yönelik bir grup önerisi var.
Öncelikle, şunu söylemek istiyorum: Elbette, devlet, uluslararası bir zirvenin güvenliğini sağlamak zorundadır yani burada olabilecek bir güvenlik zafiyetinin Türkiye'ye maliyeti çok büyük olur, bunda herhangi bir beis yok; güvenlik önlemleri almakta, hatta yeterli güvenlik önlemleri almakta bir beis yok, buna kimsenin itirazı olamaz ama güvenlik önlemleri almak başka, hayatı durdurmak başka bir şey. Ben on beş yıldır Avrupa Parlamentosuna gidiyorum, Brüksel'e ve Strazburg'a; dünyanın bütün liderlerinin geldiği döneme de rast geldim, böyle bir güvenlik önlemi görmedim, hayatın durdurulduğuna dair bir güvenlik önlemi yok. Yeterince güvenlik önlemi vardı, onların da kendi ülkeleriyle ilgili tabii ki dikkat etmeleri gereken hususlar vardı ama bu şekilde hayatı durduran bir önlem yoktu.
Olağanüstü hâl fırtınası estiriliyor Ankara'da yani güvenlik önleminin dışında bir hadise bu; yollar kapatılıyor, toplantılar yasaklanıyor, şehir nefes alamaz hâle getiriliyor, evler basılıyor, insanlar gözaltına alınıyor. Sormak lazım: NATO Ankara'ya zirve yapmaya mı geliyor, darbe yapmaya mı geliyor? Bu, bir zirve öncesi gibi bir şey değil. 15 Temmuz ihanet gecesinde bile bu Meclis açık kaldı, şimdi NATO Zirvesi var diye Meclisi kapatıyoruz. Ya, bu, 15 Temmuzda Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı o melun darbe gecesinden çok daha önemli bir mesele mi; merak ediyorum. Bu ölçüdeki bir kısıtlamayı NATO'nun son yıllarda Washington, Madrid, Brüksel ve Vilnius Zirvelerinde bile görmedik. Güvenlik önlemi alındı ama şehir hayatı felç edilmedi. İktidarın bütün dikkati NATO misafirlerinin konforuna odaklanmış durumda. Şimdi, Macron Dikmen Vadisi'nde mi koşsun yoksa Botanik Parkı'nda mı koşsun? Yani iş bu kadar magazinleşti artık. Bu milletin derdini düşünün, bence milyonlarca insan ay sonunu getiremiyor. Arkadaşlar bahsetti, gençler gelecek kuramıyor hepsinden önemlisi, icra dosyaları milyonlara varmış. Burada asıl konuşmamız gereken şeyler bunlar.
Bir konuya daha değinmek istiyorum. Bu zirvede yeni bölgesel güvenlik yapılanmalarının, hatta bir Orta Doğu NATO'su modelinin konuşulacağı yönünde değerlendirmeler var. Türkiye'nin güvenliği söz konusuysa bizim önceliğimiz başkalarının planları değil kendi millî güvenlik stratejimizdir. Önemli olan bu. Devlet aklı, Türkiye'nin güney sınırlarında yabancı askerî projeleri tartışmak değil Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığını güçlendirmektir. Devlet aklı, çok uluslu yapılardan medet ummak değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Gerektiğinde kendi ordusuyla kendi güvenliğini sağlayabilecek iradeyi koymaktır gerçek devlet aklı.
Sonuç olarak, devletin görevi konuk yabancı devlet adamlarının güvenliğini planlamak kadar kendi vatandaşlarının da ekmeğini, huzurunu ve tabii ki özgürlüğünü korumaktır. Böyle milleti evlerinden toplayarak, sabaha karşı gözaltına alarak, yirmi dört saat avukatlarıyla görüştürmeyerek bir ülkede zirve ev sahipliği yapılmaz. Bu, ülkenin artık yavaş yavaş demokrasiden kopuş hamleleri anlamına gelir. Türkiye bu hadiseyi yaşamamalı.
Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) Çeşitli İşler (Devam)
3.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Sakarya Akyazı ilçesi muhtarlarına “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sakarya Akyazı muhtarları dinleyici locasından bizleri dinlemektedirler. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
4.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Murat Emir tarafından, NATO toplantısı kapsamında alınan tedbirlerin araştırılması amacıyla 24/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 24 Haziran 2026 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın Ömer Faruk Hülakü.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.
Özelliklerden DEM PARTİ olarak bu haklı talebi, bu itirazı sonuna kadar desteklediğimizi ve bu hukuksuzluğun karşısında durduğumuzu belirterek başlamak istiyorum.
Şimdi, Ankara Valiliği 28 Haziran-10 Temmuz arasında başkentte açık ve kapalı alanlardaki tüm gösterileri, yürüyüşleri, oturma eylemlerini, hatta el ilanlarını dağıtmayı bile yasakladığını açıklıyor. Bu yetmiyor, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla daha ortada hiçbir eylem yokken "eylem yapması muhtemel" denilerek aralarında gazetecilerin, akademisyenlerin, hukukçuların, sendikacıların ve siyasilerin olduğu 200'ün üzerinde insanı dün sabaha karşı gözaltına alıyor. Şimdi buradan soruyorum: Bu ülkenin akademisyenleri, gazetecileri, hukukçuları, sendika yöneticileri, muhalif parti yöneticileri hangi ajandanızda gözaltına alınacaklar listesine not edilmiş? KHK listeleri gibi, ne olursa olsun gözaltına alınacaklar listeniz mi var? Bu, apaçık fişlemedir, fiilî OHAL'in hiçbir zaman bitmediğinin ilanıdır. Bakın, kaç gündür bu kürsüden protesto hakkını kullanan öğretmenlere yönelik işkence ve şiddeti konuştuk. Hakları elinden alınan, ataması yapılmayan, güvencesizliğe mahkûm edilen ve bu sömürü düzenine karşı bedenlerini açlık grevine yatırarak seslerini duyurmaya çalışan öğretmenlerin yanındayız, seslerini de yükseltmeye devam edeceğiz ama Ankara Valiliğinin getirdiği bu topyekûn yasak listesinin içinde açlık grevleri ve oturma eylemleri de var. Biz buradan söylüyoruz: Direnen öğretmenlerin adil atama ve insanca yaşam taleplerini uydurma güvenlik gerekçelerinin arkasına sığınarak süpüremezsiniz. Öğretmenlerin bedenini açlığa yatırdığı bir ülkede siz başkenti halka kapatarak sadece kendi korkularınızı tahkim edersiniz. Kendi halkından korkan kendi yurttaşının anayasal hakkını "Kamu düzenini bozuyor." bahanesiyle elinden alan bir iktidarın uluslararası arenada meşruiyeti yoktur. Anayasa Mahkemesinin kararları ortadadır. AYM defalarca söylemiştir. Kamu düzenini koruma görevi, barışçıl gösteri hakkını ortadan kaldırmanın bahanesi olamaz. İdarenin görevi o eylemi yasaklamak değil, eylemcinin güvenliğini sağlayarak o hakkını kullanmasını güvence altına almasıdır. Bu nedenle, Valiliğin aldığı bu haksız, hukuksuz kısıtlamaların gözaltıların ve hak gasplarının tüm yönleriyle bu Mecliste tartışılması için sunulan genel görüşme önergesini sonuna kadar destekliyoruz. Savaş baronlarının sahte güvenlik duvarlarını yıka yıka adaleti, barışı ve özgürlüğü bu topraklara mutlaka getireceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Veysal Tipioğlu.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP tarafından verilen öneri hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.
7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO zirvesi ülkemizin uluslararası alandaki saygınlığını, diplomatik kapasitesini ve güvenilir ev sahipliğini bir kez daha ortaya koyacaktır. Bu önemli organizasyon öncesinde alınan güvenlik tedbirlerinin, günlük siyasi tartışmaların ötesinde, devlet sorumluluğu, güvenliğin korunması ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu sorumluluk yalnızca diplomatik nezaket ve protokol kurallarıyla sınırlı değildir, kamu düzeninin sağlanması, güvenliğin temini ve uluslararası yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesini kapsar. Devlet ve hükûmet başkanlarının, bakanların ve üst düzey heyetlerin katıldığı bu tür zirvelerde güvenliğin en üst düzeyde sağlanması hem devlet ciddiyetini hem de uluslararası itibarın, devletin itibarının bir gereğidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu tür organizasyonlara ev sahipliği yaparken herkesin güvenliğini sağlamakla mükelleftir. Bu yaklaşım devlet sorumluluğumuzun yanında milletimizin köklü misafirperverlik anlayışının da bir tezahürüdür. Günümüz dünyasında güvenlik tedbirleri çok boyutlu hâle gelmiştir. Terör riski, siber saldırılar ve provokatif eylemler büyük ölçekli uluslararası organizasyonlarda daha kapsamlı tedbirler alınmasını zorunlu kılmaktadır. Önergede dile getirilen sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Ülkemizde ne sıkıyönetim vardır ne de olağanüstü hâl bulunmaktadır. Alınan tedbirler mevzuatın kamu otoritesine verdiği yetkiler çerçevesinde süreli ve amaç odaklıdır. Bütün dünyada buna benzer uygulamalar görülmektedir. NATO zirveleri, G7, G20 toplantıları ve uluslararası organizasyonlarda ev sahibi ülkeler güvenlik önlemlerini artırmakta ve belirli bölgelere geçici düzenlemeler yapabilmektedirler; Türkiye'nin de yaptığı farklı bir şey değildir. Esas olan özgürlük ile güvenlik arasındaki makul ve ölçülü dengeyi kurabilmektir. Türkiye'nin uygulamaları da bu denge gözetilerek hayata geçirilmektedir.
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye geçmişten bugüne birçok uluslararası zirveye başarıyla ev sahipliği yapmış, kurumsal kapasitesi çok yüksek bir devlettir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Güvenlik birimlerimiz vatandaşlarımızın günlük yaşamını en az etkileyecek şekilde görev yaparken ülkemizin güvenliğini ve uluslararası itibarını da korumaktadırlar. Bu tür organizasyonlarda ilgili tüm kurumlarımız büyük bir koordinasyon içerisinde olası risklere karşı planlamalarını yapmaktadırlar. Temel hak ve özgürlükler ise bu süreçlerin tam da merkezinde yer almaktadır. Tüm tedbirler hukukun çizdiği sınırlar içerisinde ölçülülük ilkesi gözetilerek uygulanmaktadır. Bu yaklaşım aynı zamanda devletimizin caydırıcılığını ve kurumsal kapasitesini de ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi kapsamında alınan güvenlik tedbirlerini gerekli, ölçülü ve yerinde buluyor, önerinin kabulünü uygun görmüyoruz.
Bu vesileyle, ülkemizin güvenliği ve devletimizin itibarı için olağanüstü bir gayretle görev yapan tüm güvenlik kuvvetlerimize teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.
VII.- SEÇİMLER
A) Sayıştay Başkanı Ve Üyeliklerine Seçim
1.- 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu’nun 13 ve 16’ncı Maddeleri Hükümlerine Göre Yapılacak Sayıştay Başkanlığı Seçimine İlişkin Sayıştay Başkanı ve Üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyonu Raporu (5/8) (S. Sayısı: 278)[1]
BAŞKAN - Alınan karar gereğince Sayıştay Başkanlığı için yapılacak seçime başlıyoruz.
6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun 13 ve 16'ncı maddeleri ile İç Tüzük'ün 150'nci maddesi hükmü uyarınca Sayıştay Başkanlığı için gizli oyla seçim yapılacaktır.
Toplantı ve karar yeter sayısı mevcut olmak şartıyla oylamaya katılanların salt çoğunluğunun oyunu alan aday Sayıştay Başkanlığına seçilmiş olacaktır.
Sayıştay Başkanı ve üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyonunca Sayıştay Başkanlığı için belirlenen 2 adayın adlarını okuyorum: Bahtiyar Sazlık, Metin Yener.
Komisyonca belirlenen adayları içeren oy pusulası soyadlarının alfabetik sırasına göre Başkanlıkça bastırılmıştır.
Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon sıralarından 1'inci sıradaki kâtip üye Adana'dan başlayarak İstanbul'a kadar, İstanbul dâhil; 2'nci sırada yer alan kâtip üye ise İzmir'den başlayarak Zonguldak'a kadar, Zonguldak dâhil adı okunan milletvekillerinin adlarını ad defterinde işaretleyecektir ve kendisine mühürlü oy pusulası ve bir zarf verilecektir. Adı ad defterinde işaretlenen, mühürlü oy pusulası ile zarfını alan sayın üye kabine girerek bir adayın isminin karşısındaki kareyi çarpı işaretiyle işaretleyecek, oy pusulasını zarfa koyarak Başkanlık Divanı Kürsüsünün önünde yer alan oy kutusuna atacaktır. Aynı zarftan 1'den çok oy pusulası çıkması hâlinde bu oy pusulalarının tamamı ile 1'den fazla adayın işaretlendiği oy pusulaları geçersiz sayılacaktır. Ayrıca oy pusulalarında oyun kime ait olduğunu belirleyecek bir işaret, imza, karalama gibi durumlarda da oy geçersiz sayılacaktır.
Kabinlere aynı renk tükenmez kalemler konulmuştur, sayın üyeler bu kalemleri kullanacaklardır.
Oylamanın sayım ve dökümü için ad çekme suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edeceğim. Tasnif komisyonu üyeleri oylama işleminin ardından komisyon sıralarındaki yerlerini alacaklardır.
Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını...
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, pek kısa söz talebim vardır.
BAŞKAN - Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
50.- Ankara Milletvekili Murat Emir’in, Sayıştay Başkanlığı için yapılacak oylamaya Cumhuriyet Halk Partisinin katılmayacağına ilişkin açıklaması
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bilindiği gibi, Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu kaynağı kullanan tüm kamu kurumlarını yani yürütme organını denetleyen en üst organdır. Maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yani milletvekilleri adına denetim yapan Sayıştayın ne üye seçiminde ne de başkan seçiminde muhalefete hiçbir söz hakkı verilmemektedir. Anayasa’nın 161'inci maddesinde ifadesini bulan Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bütçe hakkının bir gereği olarak yürütme tarafından yapılan kamu harcamalarını ve toplanan gelirleri denetleme görevini etkin ve bağımsız bir şekilde yapması için başkan ve üye seçiminde muhalefete söz hakkı verilmesi temsilî demokrasinin en somut gereğidir. Hatırlatmak isterim ki, Parlamento adına denetim yapmak demek sadece iktidar için denetim yapmak değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Devam edin.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Asıl olan muhalefetin denetimde etkin olmasıdır. Sayıştay başkan ve üye seçimlerinde iktidarın tek belirleyici olmasının sonuçlarını son yıllarda hazırlanan Sayıştay raporlarında görüyoruz. Artık bu raporlar Rapor Kurulunun sıkı denetimden geçerek Meclise sunulmaktadır. Nicel olarak artan ama nitel olarak değer azalan bir Sayıştay raporlama sistemi oluşmuştur. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna -ana muhalefet grubuna- özellikle Komisyon aşamasında, aday seçim aşamasında demokratik teamüller gereğince söz hakkı, adaylaşma hakkı verilmediği için bu oylamaya Cumhuriyet Halk Partisi katılmayacaktır, saygılarımızla arz ederiz Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.
(CHP milletvekillerinin Genel Kurul Salonu’nu terk etmesi)
Tasnif Komisyonu için isimleri belirleyeceğiz.
Ertuğrul Gazi Konal? Burada.
Yılmaz Hun? Burada.
Osman Sağlam? Burada.
Radiye Sezer Katırcıoğlu? Burada.
Medeni Yılmaz? Burada.
Sayın Kâtip Üyelerin yerlerini almalarını rica ediyorum.
Oy pusulaları ile zarfları Sayın Kâtip Üyelere teslim edilsin.
Sayın milletvekilleri, oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.
Oy verme işlemi tamamlanmıştır.
Oy kutuları kaldırılsın.
Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar.
Ertuğrul Gazi Konal, Giresun; Yılmaz Hun, Iğdır; Osman Sağlam, Karaman; Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli; Medeni Yılmaz, İstanbul; buyurunuz lütfen.
Tasnif Komisyonuna seçilen Sayın Medeni Yılmaz Bey mazeret bildirmiş, yerine tekrar bir üye tespit ediyoruz: Necmettin Çalışkan.
Hayırlı olsun.
(Oyların ayrımı yapıldı)
BAŞKAN - Tasnif Komisyonu tutanağı gelmiştir, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sayıştay Başkanlığı için yapılan seçime 289 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.
Saygıyla arz olunur.
Tasnif Komisyonu
Üye | Üye | Üye |
Ertuğrul Gazi Konal | Yılmaz Hun | Osman Sağlam |
Giresun | Iğdır | Karaman |
Üye | Üye |
|
Radiye Sezer Katırcıoğlu | Necmettin Çalışkan |
|
Kocaeli | Hatay |
|
Bahtiyar Sazlık : 14 oy
Metin Yener : 272 oy
Geçersiz : 3 oy
Toplam : 289 oy
BAŞKAN - Buna göre, Sayın Metin Yener Sayıştay Başkanlığına seçilmiştir, hayırlı olmasını diliyorum.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.21
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.50
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), İshak ŞAN (Adıyaman)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106'ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Teklifleri
1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3703) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 276)[2]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Dünkü birleşimde, İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölümünde yer alan 16'ncı maddesi kabul edilmişti.
17'nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Mühip Kanko |
Antalya | Manisa | Kocaeli |
İlhami Özcan Aygun | Talat Dinçer | Müzeyyen Şevkin |
Tekirdağ | Mersin | Adana |
| Murat Çan |
|
| Samsun |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın İlhami Özcan Aygun.
Buyurun Sayın Aygun.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Sayın Başkan, değerli vekiller; 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.
26 maddelik torba kanun teklifi çok önemli düzenlemeler getirmekte ama maalesef, 3 Haziranda Komisyonda tam yedi saat kadar süren bir görüşme sonucunda alelacele kabul edilmiştir. Yani, alt komisyona gitmesi gereken birçok madde varken maalesef, alt komisyonlarda tartışılmadan direkt Genel Kurula geldi.
Üzerinde konuşacağım 17'nci madde ise vergi hukuku açısından büyük bir kırılma yaratmakta, adalet ve hakkaniyet ilkesini de çiğnemektedir. Ödeme gücüne uygun ve adil vergilendirme sistemi esas alınması gerekirken yani az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması gerekirken bu düzenlemeyle vergi sisteminde ayrıcalıklı, iltimas geçilen bir kesim oluşturulmaktadır. Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17'nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (a) bendinde değişiklik yapılarak gerçek usulde gelir vergisi mükelleflerinin sahip olduğu taksi, dolmuş, minibüs ve umum servis araçlarına ait ticari plakaların devri konusunda KDV'den istisna getirilmektedir. Gelir vergisi ve katma değer vergisinde uzun süreli ucu açık istisna getirmek hem Anayasa’nın kanunda eşitlik ilkesi hem de adil vergi anlayışı açısından uyuşmamaktadır. Bir nevi fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olduğu sistemi kurumsallaştıran bir düzenlemedir bu.
Hazine, ayrıca, bu düzenlemeyle, uzun vadeli olarak önemli bir miktardaki alacağından, vergi gelirinden de vazgeçmektedir. Emeklilere ikramiye için, zam için kaynak bulamazken ayrıcalıklı kesimlere ise böyle kıyak kanunlar getiriyoruz. Oysa Anayasa’nın "Vergi ödevi" başlıklı 73'üncü maddesinde vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı esastır. Plaka devrini teşvik etmeye çalışırken masum gibi gösterilmek istenen bu düzenleme, esasında kent içi taşımacılık sektörünü de ülkedeki tek adam rejimi gibi tek tipleştirmeyi ve dönüştürmeyi kapsamaktadır. Küçük esnaf büyük finans filo sermayesine karşı korunaksız hâle getirilmekte ve galeri sahiplerine, plaka sahiplerine burada ayrıcalık getirilmektedir. Öte yandan, seçim meydanında verilen sözler seçimi kazanan iktidar tarafından rafa kaldırılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, taksici esnafı başta olmak üzere aynı cinsten ticari taşıtları yenilenen esnafın ÖTV'sinin alınmayacağını 2023 seçimi öncesinde Gemlik'te ifade etmişti ama o zamanki laflar sözde kaldı. Yine aynı şekilde, seçim meydanlarında "Esnafın, çiftçinin BAĞ-KUR'unu 7200 güne düşüreceğiz." diyenlerin sözleri aynı şekilde havada kaldı. Evet, çalışanların maaşı eline geçmeden vergiye tabi tutulmakta, asgari ücretli enflasyon karşısında her geçen gün gerileyen geliriyle yaşam kavgası vermekte, emekliyse âdeta açlığa mahkûm edilmektedir. Emekli, memur, işçi için bulunamayan kaynaklar... Beşli çeteler, zengin baronlar için tek gecede kıyak kanunlar çıkartıyoruz.
Sayın Başkan, değerli vekiller; bu düzenlemeyle çok sayıda ticari plaka tutan plaka baronlarına ve spekülatörlere uzun süreli KDV muafiyeti getireceğiz ve bunları ayrıcalıklı hâle getireceğiz. Ya, bu baronlara artık siz kıyak geçmekten vazgeçmeyecek misiniz? Yeter artık, zenginlerin değil fakirlerin, esnafın, memurun, işçinin yanında, çiftçinin yanında olun diyoruz ama duyan yok. Yine, bu düzenlemeyle, çok sayıda ticari plaka tutan bu baronlar ayrıcalık alacaklar ve devlete vermeleri gereken KDV'den muaf olacaklar, paralarına para katacaklar, birileri de burada kıyak bir şekilde işini sürdürecek. Servet transferi niteliğindeki bu düzenleme ne kamu vicdanıyla bağdaşmakta ne vergi adaletiyle uyuşmaktadır. Emeklileri açlığa mahkûm ettik. Emeklilerin ne ikramiyelerini arttıran ne maaşlarını düzelten iktidar, ne hikmetse bir grup barona jet hızıyla kaynak bulabilmekte. AK PARTİ, adaletli devlet düzeni anlayışını terk etmeye devam etmekte; eşitsizlik, adaletsizlik, hakkaniyetten uzak yönetim anlayışı bu iktidarın temel yönetim biçimine dönüşmüştür. Kontrollü döviz politikası üreticiyi de ihracatçıyı da zor duruma düşürmüştür. Yoğun iflas, konkordato ve işten çıkarmalar yaşanmaktadır.
Şimdi, bakıyoruz, iktidarın hiçbir şey umurunda değil. Burada on günden beri öğretmenlerimiz açlık grevi yapıyorlar ama benim üzüldüğüm konu şu: Atanamayan öğretmenler içerisinde şu anda polis olan birçok kardeşimiz orada görev almışlar, kendi meslektaşlarına karşı şu anda cop kullanıyorlar, orada biber gazı kullanıyorlar. Maalesef, o atanamayan öğretmenlerin kadro sıkıntısını düşünmeyen iktidar, burada plaka baronlarına kıyak geçmek için elinden geleni yapıyor. Ben buradan polis kardeşlerimize sesleniyorum: Sevgili kardeşlerim, siz de atanamadınız, mesleklerinizde görev alamadınız, polislik mesleğini seçtiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - O cop vurduğunuz arkadaşınız sizin mevkidaşınız, meslektaşınız; bunu görün, buna göre hareket edin diyorum.
Yine, bakınız, işte, alt kesimlere gözünü kapatan iktidar sadece bir avuç zengin ve kendi yarattığı baronlar için kaynak üzerine kaynak sağlıyor. Bu böyle gitmez. Millet sandık bekliyor ve yaklaşan sandık da gösteriyor ki yolcudur Abbas bağlasan durmaz.
Sevgili arkadaşlar, maalesef, çiftçimiz yine mağdur. Çiftçinin sesini buradan bir defa daha dile getireyim. Şu Toprak Mahsulleri Ofisinin fiyat politikasında müstahsili destekleme kapsamına alın. Geçmişte müstahsil makbuzu üzerinden prim usulü vardı; 1,75 liraydı. Bunu arpada en az 2,5 lira, buğdayda en az 3,5 lira yapın; çiftçimize doğrudan destek verin, öyle sözde kalmasın. Geçen hafta Cumhurbaşkanı kürsüden "Desteklemeyi artıracağız." dedi ama o köprünün altından çok sular geçti, o günden bugüne bir şey yok.
Siz direkt müstahsil makbuzu üzerinden çiftçiye prim desteği verin ve çiftçi nefes alsın diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Yavuz Aydın |
İstanbul | Tekirdağ | Trabzon |
Hasan Toktaş | Şenol Sunat | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
Bursa | Manisa | Bursa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekili Sayın Yavuz Aydın.
Buyurun Sayın Aydın. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, ne yazık ki bir tekrarlar ülkesidir. Bitmeyen ihanet planları tekerrür ederken ihanetin oyunları da yalnızca isim değiştirerek yeniden sahneye sürülmektedir.
Dün "çözüm" diyenler bugün "barış" diyor; dün "süreç" diyenler bugün "demokrasi" diyor; dün milletin sabrını yoklayanlar bugün devletin sınırlarını zorlamaya kalkıyor ama değişmeyen bir gerçek vardır, bu millet aynı oyuna 2'nci kez teslim olmayacaktır. DEM PARTİ çevreleri şimdi çıkmış, teröristbaşına özgürlük mitingleri düzenleyeceklermiş; Van'da, Mersin'de, Diyarbakır'da, İstanbul'da bu ihanet dilini meydana taşımaya hazırlanıyorlarmış. Cumhur İttifakı'nın şımarttığı, yüz verip cesaretlendirdiği terör uzantıları bebek katili alçak bir cani için sokaklara çıkacakmış.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Uğur Başkan...
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, birileri İmralı'dan talimat, Kandil'den istikamet, Ankara'dan meşruiyet devşirmeye çalışıyor; buna "siyaset" denmez, buna "demokrasi" denmez.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Halktan meşruluk, halktan; o meşruluk halktan geliyor, mücadelemizden geliyor.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bu, millet iradesini terörün gölgesine hapsetme girişimidir.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Siz bilmezsiniz odaklara hizmet etmeden yaşamayı.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Şimdi bir de yeni kavram uydurmuşlar; sözde, akıllarınca Anayasa'ya muhalif ve "kök yasa" diye uydurdukları kavramla iğfale kalkışıyorlar.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Biz demokrasi ve barış için çalışıyoruz, kan akmasın diye çalışıyoruz.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - "Özel düzenleme" diyorlar, "bir sefere mahsus" diyorlar, haine af için ellerinden geleni yapıyorlar, teröristlere arka kapı açma hazırlığına girişiyorlar.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Halka ihanet edenler düşünecek.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bu, devlete silah doğrultanlara siyasi zemin hazırlama çabasıdır.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Konuş NATO'cu, konuş.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bu, şehit kanı üzerinden pazarlık kurma teşebbüsüdür.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - İşte onu siz yapıyorsunuz, 20 yaşındaki Mehmet'in kanı aksın istiyorsunuz.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Buradan söylüyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi İmralı'nın noteri değildir.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Siz vasıfsız olmayı tercih ediyorsunuz.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Türk devleti Kandil'in masası değildir. Türk milleti terör örgütünün pazarlık konusu hiç değildir.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Oyuncağınız değildir, oyuncağınız.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - PKK'nın sözcülüğünü yapan DEM PARTİ'ye de buradan sesleniyorum...
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Sizin oyuncağınız değildir bu halk. O 20 yaşındaki Mehmetlerin kanıyla vekil olasınız diye değil halk.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Siz "özgürlük" diyerek bir katilin adını parlatmaya çalışıyorsunuz. Siz "demokrasi" diyerek terörün geçmişini aklamaya çalışıyorsunuz.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Siz anlamazsınız demokrasiden!
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Siz "barış" diyerek milletin hafızasını silmeye çalışıyorsunuz.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Siz o kelimeleri ağzınıza alabilecek insan mısınız!
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Sizin derdiniz şayet Kürtler olsaydı, Kürtlerin de kanını eline bulaştırmış...
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ağzına alma Kürtleri, ağzına alma!
YAVUZ AYDIN (Devamla) - ...bebek katilini sözde lider ve barış elçisi olarak Kürt kardeşlerimize dayatmaya kalkışmazdınız.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Barıştan, demokrasiden, Kürt'ten haberin yok senin; boşuna konuşma!
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Dilini kabul etmediğin Kürt kardeşin!
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bu girişimler yalnızca PKK ağzıyla konuşan DEM PARTİ'nin meselesi değildir.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Sana mı soracağız meselemizi?
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bu cesareti doğuran siyasi iklimi de görmek zorundayız. Bu iktidarın iktidar koltuğu hesabı bu tabloyu büyütmektedir. Bir yandan "millî irade" diyorsunuz, diğer yandan milletin sinir uçlarıyla oynuyorsunuz.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Millet "barış" diyor, "barış!"
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bir yandan "terörle mücadele" diyorsunuz, diğer yandan teröristbaşının adını meydan meydan dolaştırmaya çalışıyorsunuz. Bu dil milletin sabrını zorlamaktadır.
Türkiye'nin yeni bir açılıma değil açık bir devlet aklına ihtiyacı vardır. Türkiye'nin yeni bir pazarlığa değil net bir millî duruşa ihtiyacı vardır. Türkiye'nin İmralı'dan mesaja değil Ankara'dan kararlılığa ihtiyacı vardır. Bu sebeple, Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun çağrısıyla milletin sesi ve vicdanı olmak için, ihanetin her çeşidine "Dur!" demek için, meydanların hainlere değil Türk milletine ait olduğunu haykırmak için 27 Haziran 2026 tarihinde Türk devletinin başkenti Ankara'da Tandoğan Meydanı'nda olacağız. Bizim durduğumuz yer bellidir. Biz cumhuriyetin kurucu iradesinin yanındayız, biz Türk milletinin birliğinin yanındayız, biz şehitlerin hatırasının yanındayız, biz devletin haysiyetinin yanındayız, biz teröre karşı tavizsiz mücadelenin yanındayız. Bu topraklarda tek egemenlik vardır, o da Türk milletinin egemenliğidir. Bu devlette tek meşru irade vardır, o da Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil ettiği millî iradedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Teşekkürler Başkanım.
Bu ülkede tek bayrak vardır, o da ay yıldızlı al bayraktır. Bu cumhuriyetin dili de bellidir, başkenti de bellidir, milleti de bellidir. Kimse bu gerçekleri yeni kavramlarla örtmeye kalkmasın. Kimse milletin hafızasını kelime oyunlarıyla silmeye çalışmasın. Terörle kana bulanmış elleri hiç kimse demokrasi perdesiyle temizleyemez. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Bu vatanda teröre af yoktur, bu devlette katile itibar yoktur, bu Mecliste ihanete geçit yoktur.
Bu aziz milletin iradesini teslim almaya çalışan hiçbir karanlık plana da asla geçit verilmeyecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Koçyiğit.
IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın’ın 276 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında yaptığı konuşması sırasında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, aslında eşitlikten, özgürlükten ve çokça konuşulan cumhuriyetten, cumhuriyetin ferasetinden, cumhuriyetin erdemlerinden hiç nasibini almamış bir konuşmayı hep beraber dinledik. Kendisi adına üzülüyorum; kötü söz sahibine aittir, misliyle çarpıyorum, iade ediyorum partimize ve bize dair söylenen her şeyi.
İkincisi: Biz bu ülkenin kurucu halklarındanız, kurucu bir iradeyiz. Biz bu ülkeye hiçbir yerden gelmedik, bu ülke de birilerinin babasının malı değil, babasının çiftliği değil, o cumhuriyet de sizin babanızın tapulu malı değil. O cumhuriyet için biz bu ülkede canımızı verdik ve bu cumhuriyet demokratik olsun diye, Kürtlerin cumhuriyeti de olsun diye, Alevilerin, kadınların, bu ülkede yaşayan herkesin cumhuriyeti olsun diye de bedel ödüyoruz; cezaevinde yatıyoruz, ölüyoruz, sürgüne gidiyoruz. Onun için lafınızı tartıp da konuşacaksınız, tamam mı? Tartarak konuşacaksınız.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Gayet tartarak konuşuyorum, tartarak konuşuyorum.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ayarı bozuk o zaman.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Siz, bize istikamet çizecek bir parti değilsiniz; bunu açık ve net söyleyelim.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sana sormayacağım ben de konuşurken.
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Bir dinle, dinle!
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sana sormayacağım ben de konuşurken.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ya, ne konuşacağını bilmiyorsun; sonradan konuşma, beceremiyorsun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Siz isteseniz de istemeseniz de bu ülkede Kürtler ve diğer halklar bu ülkenin asli kurucu unsuru olarak eşit, özgür ve demokratik bir cumhuriyeti inşa edecekler. Bu ülkeye barış gelecek; Kürtler ve Türkler, bu ülkenin gencecik evlatları sırf siz daha fazla oy alasınız diye, siz o koltuklarda oturasınız diye toprağa düşmeyecek.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bana öyle konuşamaz.
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Dinle, parmağını sallama, dinle!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teröristler ile şehitleri aynı kefeye koyamazsın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bu ülkede hiçbir anne artık eli kınalı yavrusunu toprağın altına götürmeyecek. Biz bu barışı yapacağız, gençleri yaşatacağız, evlatlarımızı yaşatacağız; Kürt'ün de Türk'ün de hukukunu koruyacağız, tamam mı? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
2.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında İYİ Partiye sataşması nedeniyle konuşması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, önce teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bu ülkede cumhuriyet kurulduğundan beri zaten barış vardı.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - İYİ Parti harikalar diyarında.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ya, işte barışın anlamını bilmeyince...
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bu ülkedeki barış 1984'te Eruh ve Şemdinli'de terör örgütünün baskınlarında yine bu ülkenin, bu toprakların çocukları, belki akrabalarınız, belki dostlarınız... Yani bu ülkede akan kana ilişkin bu hassasiyetiniz varsa 84'teki Eruh ve Şemdinli baskınlarında öldürülen bu ülkenin vatandaşları için de aynı duyguya sahip olduğunuzdan emin olmaya çalışıyorum, emin olmaya çalışıyorum.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ölmesinler diye... Bu vakte kadar olmadıysanız olamazsınız daha.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Ben bir ithamda bulunmuyorum, ben bir durum tespiti yapıyorum. Bu ülkedeki barış o insanların katliyle bozuldu.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Kürt ölürken var mıydı barış?
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bu ülkedeki akit, bu ülkenin kurucu iradesindeki akit "terör" denen musibetin bu ülkenin başına, bu ülkenin başına sarılmasıyla bozuldu.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Maraş, Çorum katliamlarında barış mı vardı?
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bu ülkede kendisini terör örgütü olarak tanımlayan, bu ülkenin askeri ve polisi başta olmak üzere bu ülkenin yurttaşlarına Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi demeden namlu doğrultanlar yüzünden oldu.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Hatibiniz dedi, sadece Türkler için bir çerçeve çizdi.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bugün sizlerin hukuk, demokrasi, adalet, özgürlük, insan hakları, bütün tespitlerinize burada kimsenin hak vermediği bir durum yok; referans noktanızda problem var, referans olarak gösterdiğiniz kişide problem var. Bu kişi terör hükümlüsü olarak ceza aldı ya. Deyin ki bana: "Uğur, 'özgürlük' diyoruz." Sonuna kadar özgürlük. "Uğur, 'hukuk.'" Evet, hukuk. "Adalet." Adalet. "İnsan hakları." İnsan hakları. Hepimizin hakları gasbediliyor bu ülkede, eğer bu iktidara mensup değilsek hepimiz ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz ya da bu duygudayız, bu duygunuzu anlıyorum ama referansınızı asla kabul etmiyorum. İşte referans aldığınız bir terör hükümlüsü buradaki hatibin, milletvekilinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Hemen tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Sataşmada uzatamıyoruz.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Hemen tamamlıyorum, rica ediyorum.
BAŞKAN - Hiç vermedik.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Başkanım, rica ediyorum. Normalde ben hiç suistimal etmem, siz de biliyorsunuz.
BAŞKAN - Hayır, sataşmada hiç vermiyoruz.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Hayır, sataşmadan değil, suistimal etmem, çok söz alan bir Grup Başkan Vekili de değilim; lütfen...
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - İşte, biraz önce hatibimizin içine oturmuş olup verdiği tepki bundan dolayı, ortaya konulan referans noktasından dolayı. Yoksa hukuk, demokrasi, adalet, özgürlük, bu ülkenin insanlarının kardeşçe yaşaması hepimizin isteği ve arzusu. Sadece referans noktalarında nasıl bir acıya, nasıl bir kan ve gözyaşı havzasına sahip olduğumuzu anlamanızı bekliyoruz, anlayabileceğimize inanıyoruz, bu yetkinliğe sahip olduğunuzu da biliyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ederim Başkanım.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir sataşmaya meydan vermeden değerlendirme yapın.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
51.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben, Sayın Grup Başkan Vekilinin kendi hatibinin konuşmasını baştan sona yeniden dinlemesini tavsiye ediyorum. Asla, söylediği ve Uğur Bey'in kürsüde izah ettiği şey ile hatibin yaptığı konuşmanın bağdaşır hiçbir yanı yoktur; içinde dünya kadar hakaret olan, partimizi itham eden...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Kime hakaret ettim?
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...barış sürecini itham eden bir konuşma metniydi; tepkimiz bunadır. Bu ülkede barışı tesis etmek, barış için çalışmak her siyasi partinin olduğu kadar her milletvekilinin de asli görevidir. Bu görevi askıya alıp bugün sokaklarda, meydanlarda olacak mitingler üzerinden halkı karşı karşıya getirmeye, provoke etmeye, olası başka senaryoların önünü açmaya da hiç kimsenin hakkı yoktur; bunu asla kabul etmiyoruz. Bu ülkede barış olacak; bunun yolu konuşmaktan geçer, bunun yolu tartışmaktan geçer, bunun yolu meydanlara karşıt grupları doldurup provoke etmekten geçmez. Bence herkesin bu sağduyuyla meseleye yaklaşması gerekiyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Teklifleri (Devam)
1.- Ankara Milletvekili Orhan Yegin ve Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ile 71 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3703) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 276) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesindeki "değiştirilmiştir" ibaresinin "düzenlenmiştir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Sadullah Kısacık |
Muğla | Antalya | Adana |
Medeni Yılmaz | Cemalettin Kani Torun | Hasan Karal |
İstanbul | Bursa | İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Karal.
Buyurun Sayın Karal.
HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben bugün teklifin maddelerinden ziyade devlet yönetimine dair temel bir meseleye dikkat çekmek istiyorum. Tarih boyunca devletler kuruldu, devletler yıkıldı, imparatorlar geldi geçti, hükümdarlar değişti fakat bütün dönemlerde yöneticilerin önüne çıkan ortak bir sınav vardı, o da güç sınavı çünkü tarihe baktığımızda çoğu zaman aynı manzarayla karşılaşırız. Nice yöneticiler sahip oldukları büyük gücü kendi ihtiraslarının emrine vermiş, nice devlet adamları devlet ciddiyetini kişisel heveslerine kurban etmiştir. Yetki arttıkça kibir artmış, güç arttıkça adalet zayıflamış, makam büyüdükçe vicdan ne yazık ki küçülmüştür. Bu nedenle asırlar boyunca mutlak gücün mutlaka yozlaştırdığı düşünülmüştür. Fakat tarihte bazı insanlar vardır ki bu ezberi bozmuşlardır, bugün onlardan biri olan Marcus Aurelius'tan söz etmek istiyorum. Çünkü Marcus Aurelius'un hikâyesi yalnızca bir imparatorun hikâyesi değildir; aynı zamanda, güç ahlakla buluştuğunda nasıl bir yönetim anlayışı ortaya çıkabileceğinin hikâyesidir. Düşünün, o günün dünyasında Roma İmparatorluğu Britanya'dan Fırat'a, Ren Nehri'nden Afrika çöllerine kadar uzanan devasa bir coğrafyayı yönetiyordu. Ordular sizin emrinizde, hazineler sizin kontrolünüzde, kararlarınız milyonlarca insanın hayatını etkiliyordu. Fakat Marcus Aurelius'u farklı kılan şey Roma'yı yönetmesi değildi, onu farklı kılan şey gücü yönetebilmesiydi. Aslında burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir insanın asıl başarısı başkalarını yönetebilmesi midir yoksa kendi nefsini yönetebilmesi midir? Bizim medeniyetimiz bu soruya çok daha önce cevap vermiştir. Peygamber Efendimiz ve onu takip eden büyük devlet adamları bize göstermiştir ki yönetimin özü kuvvet değil adalettir, makam değil sorumluluktur, yetki değil emanettir. Marcus Aurelius da hayatı boyunca bu anlayışın peşinden gitmiştir. Tahta çıktığında gücü paylaşmayı tercih etmiş, istişareyi önemsemiş, adaleti devletin merkezine yerleştirmiştir. Mahkemelerde saatler geçirir, en küçük davaları bile dikkatle dinlerdi çünkü ona göre devletin büyüklüğü ordularının gücüyle değil, vatandaşının hakkını koruyabilmesiyle ölçülürdü. Bu yaklaşım bana her zaman Hazreti Ömer'in meşhur sözünü hatırlatmıştır: "Fırat'ın kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa hesabı Ömer'den sorulur." Burada mesele, kuzudan ziyade yöneticinin taşıdığı sorumluluk duygusudur. Aynı şekilde, Hazreti Ali'nin Malik Eşter'e gönderdiği mektupta söylediği şu söz de devlet yönetiminin özeti gibidir: "İnsanlar ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşindir." Çünkü adalet insanları kimliklerine göre değil insan oldukları için değerli görebilmektir ancak adaletin gerçek değeri insanın eline ceza verme gücü geçtiğinde ortaya çıkar. Marcus Aurelius'un hayatındaki en büyük sınavlardan biri de budur; en güvendiği komutanlarından biri kendisini imparator ilan etmiştir. Roma tarihinde bunun karşılığı çoğu zaman intikam ve kanlı hesaplaşmalar olmuştur. Marcus ise farklı bir yol seçerek gücünü cezalandırmak için değil, adaleti korumak için kullanmıştır. Bu noktada insan Mekke'nin fethini hatırlıyor. Peygamber Efendimiz yıllarca kendisine zulmeden insanların karşısına mutlak bir güç sahibi olarak çıktı ve o gün tarihin akışını değiştiren şu sözü söyledi: "Bugün size kınama yoktur." Çünkü gerçek güç intikam almak değil affedebilmektir, gerçek güç insanların gönlünü kazanabilmektir. Devletleri ayakta tutan şey adalet duygusudur, vatandaşın devlete duyduğu güvendir, yönetenlerin emanete sadakatidir. Marcus Aurelius'un yaklaşık 2 bin yıl önce bıraktığı miras da Hazreti Ömer'in, Hazreti Ali'nin ve Peygamber'imizin insanlığa gösterdiği yol da budur. Hepsi bize aynı hakikati göstermiştir: Güç ile erdem, güç ile ahlak bir arada olabilir. Güç insanı değiştirmek zorunda değildir. Her koşulda, her makamda, her durumda erdemli kalmak mümkündür. Adaletten ayrılmadan yönetmek, yetkiyi bir üstünlük vesilesi değil, bir emanet olarak görmek mümkündür, kalıcı ve kıymetli olan da budur.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karal.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinde yer alan "şeklinde" ibaresinin "biçiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Ömer Öcalan | Sümeyye Boz |
Şanlıurfa | Şanlıurfa | Muş |
Onur Düşünmez | Semra Çağlar Gökalp | Ali Bozan |
Hakkâri | Bitlis | Mersin |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muş Milletvekili Sayın Sümeyye Boz.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden kıymetli Türkiye halkları ve bütün haksızlıklara, hukuksuzluklara rağmen cezaevlerinde direnmeye devam eden yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin 17'nci maddesi üzerinde konuşacağım ve bu madde, ticari araç plakalarında şimdiye kadar uygulanan KDV'ye muafiyet getirmeyi amaçlıyor ancak konuya biraz yakından baktığımızda bunun yalnızca bir vergi meselesi olmadığını görebiliyoruz. Kanun teklifi sahiplerinin kimin yanında durduğunu, kimi desteklediğini hatta ve hatta bu kanun teklifini kimler için, kimler yararına ortaya getirdiğini de destekleyen bir siyasi tercih olduğunu görüyoruz çünkü bu maddeyle taksi, dolmuş, minibüs ve servis plakalarının devrinde KDV istisnası getiriliyor. Bunun üzerine aslında şunu ifade edebilirim: Geçtiğimiz aylarda Muş'ta bir taksi şoförüyle yapmış olduğumuz sohbet gerçekten de çok dikkat çekiciydi. Şoförün anlattığı hikâye bence bütün şoförlerin hikâyesinin bire bir aynısı. Şöyle ifade etti: "Sabah direksiyon başına geçtiğimde önce plaka sahibinin parasını çıkarıyorum, sonra yakıtı ödüyorum. Akşam götürdüğüm para -ki kalırsa- işte, o benim kazancım oluyor." Günde on iki, on dört saat çalışan, bel ağrısıyla boğuşan, boyun fıtığıyla mücadele eden ve çoğu zaman BAĞ-KUR primini dahi yatıramayan binlerce şoförün hikâyesi de işte tam olarak bu. Peki önümüzdeki bu madde bu şoförlerin hangi sorununu çözüyor; emeklilik sorununu mu, güvencesizlik sorununu mu, sosyal güvence sorununu mu, uzun çalışma saatlerini mi? Bu düzenleme, direksiyon başındaki şoförlerin, emekçilerin derdine zerreyimiskal kadar derman olmuyor ama milyonlarca liralık plakalara sahip olanlara büyük bir fayda sağlıyor. Bugün Türkiye'nin birçok kentinde ticari plakalar bir ulaşım ruhsatı olmaktan çıktı, bir yatırım ve rant aracına dönüştü. Özellikle İstanbul'da yaşanan süreç bunu açık biçimde ortaya koyuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yeni taksi plakaları oluşturma girişimleri karşısında, bildiğiniz gibi, plaka sahipleri mahkemeye başvurdu. Yani burada konu yurttaşın taksi bulup bulmaması değildi, ulaşım hizmetinin kalitesi değildi; tartışma, yeni plakalar verilirse eğer, mevcut plakaların milyonlarca liraya varan, ulaşan ekonomik değerinin düşeceğiyle ilgili kaygıydı. Bu dava hepimize çok önemli bir şeyi gösterdi. Ticari plakalar yalnızca bir çalışma aracı değil, aynı zamanda büyük bir servet unsuruna dönüşmüştür. Nitekim bugün ülkemizde bazı ticari plakalar miras davalarına, ortaklığın giderilmesi davalarına, icra dosyalarına bile konu olmakta; insanlar evlerini, arsalarını değil milyonlarca lira değerindeki işte bu plakaları paylaşmak için mahkeme sıralarına gidiyor, mahkeme kapılarını aşındırıyor. Böyle bir ekonomik değerin el değiştirmesinin vergiden muaf kılınması ise kamu vicdanında da aklında da soru işaretleri oluşturmaya devam edecek. O zaman marketten aldığı ekmek için KDV ödeyen yurttaşın vergisi alınırken, çocuğuna aldığı süt için, elektrik faturası için, kullandığı telefon için dahi vergi alınırken milyonlarca liralık plaka devlerinden neden KDV alınmıyor? Burada bir vergi adaletinden bahsedilebilir mi?
Değerli milletvekilleri, biz vergiyi emeğin sırtına yükleyen anlayışa karşı çıkıyoruz çünkü biliyoruz ki ekonomik adalet olmadan toplumsal adalet de kurulamaz, toplumsal adalet olmadan daha demokratik bir toplum inşa edilemez. Bugün, Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni ayrıcalıklar üretmek değildir; Türkiye'nin ihtiyacı olan emekçinin alın terini koruyan, gençlere umut veren, emekliye insanca yaşam sağlayan, esnafını borç ve güvencesizlik altında ezmeyen bir ekonomik düzendir çünkü biz eşit yurttaşlığa yalnızca anayasal bir kavram olarak bakmıyoruz. Eşit yurttaşlık vergi yükünün adil paylaşılmasıdır; bir çocuğun hangi kentte, hangi kimlikle, hangi dil ve kültürden olursa olsun geleceğe aynı umutla bakabilmesidir. Eşit yurttaşlık yoksulluğun kader olmaktan çıkarılmasıdır ve bizler biliyoruz ki barış insanların insanca yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği, adalet duygusunun güçlendiği bir toplumsal düzenin adıdır. Demokratik toplum da ancak ekonomik adaletin, sosyal adaletin ve demokratik hukukun birlikte güçlenmesiyle mümkündür.
Bu nedenle bizler rantı değil emeği savunmaya devam ediyoruz, bu maddeyi de reddediyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
17'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17'nci madde kabul edilmiştir.
18'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Şenol Sunat |
İstanbul | Tekirdağ | Manisa |
Hasan Toktaş | Yüksel Selçuk Türkoğlu | Adnan Şefik Çirkin |
Bursa | Bursa | Hatay |
Uğur Poyraz |
|
|
Antalya |
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun Sayın Poyraz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
27 Haziran Cumartesi günü saat 18.00'de, Ankara'da, Tandoğan Meydanı'nda İYİ Parti olarak bir miting düzenleme kararı aldık. Bugün bu Parlamentoda bütün hatiplerin tek tek bu kürsüye çıkarak ya da yerlerinden konuşarak bu ülkedeki bütün sorunlara tek tek değinmeye çalıştıkları, sahadan aldıkları geri dönüşleri, sahadan kendilerine yapılan feryadı ifade ettikleri bütün konuşmaları hem Meclis TV'de hem de kendilerinin sosyal medyalarından vatandaşlarımız tek tek takip ediyor. Bu miting bir siyasi parti mitingi değil, bu miting bu ülkede kendini üzgün, yalnız, çaresiz hisseden herkesin kendini ifade edebilmesi için bir arada olmamız gereken, o birliktelikle haykıracağımız bir miting. Dolayısıyla, ben beş dakikalık süremin tamamını kullanmayacağım ama cumhuriyet için, bu ülkenin üniter yapısı için, cumhuriyet değerlerimiz için, erozyona uğrayan ve uğratılan bütün ahlaki değerlerimiz için, emeklilerimizin çığlığı için, çocuklarımızın geleceği için, gençlerimizin yok olan hayalleri için, emeğinin karşılığını alamayan işçilerimiz için, yer ve yetki teminatı olmayan tüm devlet memurlarımız, bürokratlarımız için, adaletten uzaklaşmış Türk yargısından şikâyeti olan ve bir an önce hukukun temel ilkeleri ve verdiği kararlarla adaleti inşa edeceğine inanan tüm hukukçular için, tüm anneler için, evladı için kaygılanan tüm babalar için, ailesinin yüzüne bakamayan ama eline bakmak zorunda kalan bütün evlatlar için bu mitingi düzenliyoruz. Orada hepimiz tek bir ses, tek bir yumruk, tek bir duruş olmak için o mitingi düzenliyoruz. O yüzden, bütün duygularımıza tercüman olması için, o gök kubbe altında bir arada yaşamaktan onur duyduğumuz bayrağımızı göndere çekmek ve bayrağımızı açmak için o mitingde buluşuyoruz.
Ben, bugün Genel Kuruldaki bu değerlere inanan, sahadaki bu geri dönüşlerin yükünü taşıyan bütün milletvekillerini, hangi partiden olursa olsun, Sayın Başkanım, başta siz olmak üzere tüm milletvekillerimizi, tüm bürokratlarımızı o mitinge, bayrak açmaya davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler, sağ olun.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesindeki "yer alan" ibaresinin "bulunan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Sadullah Kısacık |
Muğla | Antalya | Adana |
Medeni Yılmaz | Cemalettin Kani Torun | Necmettin Çalışkan |
İstanbul | Bursa | Hatay |
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Talat Dinçer |
Antalya | Manisa | Mersin |
Mühip Kanko | Murat Çan | Müzeyyen Şevkin |
Kocaeli | Samsun | Adana |
|
| Nermin Yıldırım Kara |
|
| Hatay |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun Sayın Çalışkan. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; ne yazık ki vergi içeren bir yasayla karşı karşıyayız. Aslında biraz yüz olsa utanılması gerekir. Bu ülkede tam yirmi beş yıldan beri deprem vergisi alınıyor; "geçici" diye başladı, depremzedenin hâli ortada, kalıcı hâle geldi ve bugün de şu yapılan düzenlemelerde büyük müteahhitlere af, KDV muafiyeti getiren ama küçükleri ezen yasa gündemde. Petrol, akaryakıt şirketleriyle ilgili teminatın artırılması, böylece de ne olacak? İmkânı olan büyük firmalar ayakta kalacak, çalışacak, teminatı ödemekten aciz olanlar yok olacak. Burada meselenin derinine, aslına inilmiyor. Acaba bu insanlar neden sahte belge düzenlemek zorunda kalıyor? İşin özü şu: Yüksek, fahiş orandaki KDV ve ÖTV'ler sistem olarak insanları sistem dışı çalışmaya ittiği için böyle bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz.
Değerli milletvekilleri, ne yazık ki hani dedik ya, küçükleri ezmek, vergi bindirmekten başka bir şey yok. KOSGEB ödemeleri deprem bölgesinde ertelenmedi ve mücbir sebep uzatılmadı, kira yardımları kaldırıldı. Ne hikmetse küçük esnaf her gün bir tokat daha yiyor ama büyüklere her geçen gün yeni yeni imtiyazlar tanınıyor. Şimdi, müteahhitlere, geçen ay da yerli yatırımcılara hiçbir imkân tanınmadığı hâlde yabancılara yirmi yıl vergi muafiyeti getirilmişti. Bu nedenle de KOBİ'lerden, üretenden, çalışandan, istihdam oluşturandan saklanan o güç, ne yazık ki belli birtakım odaklara tahsis ediliyor. İşte, bugün, Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde iki Bakanlık âdeta ülkeyi esir almış durumda; biri Adalet Bakanlığı, diğeri Hazine ve Maliye Bakanlığı. "En nefret edilen iki ayrı kurum nedir?" diye sorsanız, muhtemelen, yine bu iki kurum gelecek. Ve benim tavsiyem değerli bürokratlar, burada, Meclise bir kanun getirmeden önce kendinizi kontrol edin. "Acaba, bu insanlar, bu ülke için çalıştığımız hâlde, bize neden nefret objesi gibi bakıyor." bunu gözlemeleri gerekir. Ne yazık ki vergi toplayan bu kurumda çalışan bürokratların... Alttakiler ezilmeye devam ediyor, kendi problemini bile çözemeyen yönetim, burada nelerle karşımıza geliyor? Bakın, bugün ülkenin en önemli sorununu, KDV maddesini görüşüyoruz; KDV iadelerinin geç ödenmesini. İşletmeler, çok ciddi olarak, bu konuda mağduriyet yaşıyor, ödemediğiniz gibi alacağınıza gelince de aynı gün faiz bindirmeye başladığınız için çok ciddi mağduriyet ortada ama bunu çözmek gibi bir şey yok. Ne var? Büyük müteahhitlerin KDV'lerini nasıl muaf tutarız, TOKİ'yle iş yapmış -5 bin, 10 bin konut yapan- müteahhitlere ne yaparız, o çözülüyor ama basit bir, herhangi bir iş insanının KDV iadesini nasıl hızlandırırız, böyle bir şey ne yazık ki gündemde değil. Tabii, burada en önemli sorun hakkaniyetli bir vergilendirme sisteminin olmayışı; bu gelmiyor. Ara ara her bir maddenin arasına sokuşturup yeni yeni vergiler ihdas ediliyor ve insanımız narkoz almış gibi, bu yapılanlardan haberi yok. Bugün herhangi bir memurun "Üçüncü aydan itibaren vergi dilimine girdin." diye parça parça maaşı kesiliyor ama öbür yandan da dev işverenlere yapılanlar ortada.
Değerli milletvekilleri, burada esas konuşulması gereken şey, temmuz ayında, enflasyon hedefinin tutmadığı bu ayda memurlara, emeklilere, çalışanlara bu farkın verilmesi, ek zam verilmesi. Ne yazık ki bu ek zam hiçbir şekilde gündemde değil ama kime, nasıl ek vergi koyulur, o düşünülüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Şimdi, NATO'yla ilgili de şunu arz etmek isterim ki bakın, az önce bir öneri geldi, NATO'yla ilgili hususların görüşülmesi konusunda, iktidar kanadı buraya bir polis müdürünü çıkardı. Elbette, çok değerli bir bürokrat, saygı duyarız kendisine ama işi hukuk boyutuyla görmedikleri için... Esasen vicdanlı olsalardı NATO'yla ilgili engellemelerde buraya bir polis müdürünün değil, bir hukukçunun, avukatın çıkması gerekirdi, ne yazık ki yoklar, onun içinde tahmin ediyorum NATO ülkeleri bile bu yaşananlara gülüyordur. "NATO toplantısı var." diye en insani, temel insani hak olan protesto, miting, eylem, yürüyüş hakları tamamen gasbedildi -dünyanın hiçbir yerinde- inanın ki bu, üçüncü dünya ülkelerinde bile olmaz. Meclisi kapattınız, yetmedi, şimdi, caddeleri kapattınız, korkarım yarın, "Ülkenin tapusunu mu vereceğiz?" diye, bunu konuşacağız. Bu açıdan bu Ankara Valiliğinin NATO'yla ilgili aldığı karar son derece yanlıştır, derhâl bu yanlıştan dönülmeli. (YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Nermin Yıldırım Kara.
Buyurun Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bugün önümüzde petrol piyasasının vergi kaçakçılığı iddialarıyla ilgili idari yaptırımları yeniden düzenleyen bir madde bulunuyor. Bu madde, aslında teknik olarak bir zorunluluktan daha ziyade Anayasa Mahkemesinin haklı uyarılarından kaynaklanan bir düzenleme çabası olarak görülüyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2023'te, 2025te bunlar için başvuruda bulunulmuş olup kısmi olarak iptal kararları verilmiş. Dolayısıyla, Anayasa'ya 2 defa aykırı bulunan bu yaptırım kararları yeniden şimdi önümüze geliyor. AYM diyor ki: "Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmayan, sadece bir vergi incelemesi başlatılmış olan lisans sahibinin tüm faaliyetlerini geçici de olsa durdurma imkânınız olmamalıdır. Bu durum mülkiyet hakkına ve teşebbüs özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahaledir." O bakımdan, şimdi, lisansı tamamen askıya almadan, belki de tesisin üçüncü kişilere devrini veya orada da yeni bir lisans kurulmasını engelleyecek, ticari hayatı fiilen yine askıya alacak bir düzenleme getirmiş oluyorsunuz. Eğer AYM şeklen değil, esastan ve tümüyle bu kararlara uymak istiyorsa bu tür tedbirleri çok sıkı yargı güvencelerine bağlamak zorunda olduğumuzu ve getirilen sınırlamalar piyasadaki adil rekabeti ve şeffaflığı ve en önemlisi de teşebbüs özgürlüğünü sarsmamalı diye ifade etmek istiyoruz bunu.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde hem Parlamentodaki çalışmalarımızda hem de fırsat bulduğumuz her noktada adalet sisteminden, özellikle de deprem davalarında ve adalet peşinde koşan ailelerin hak arama mücadelelerinden bahsetmiştik. Yargı kararlarının, davaların ve duruşmaların çok uzun sürmesi, gerçekten depremzede ailelerini çok sıkıntıya sürükleyen bir süreç. Yine, kamuoyunda çokça yurttaşımızın, özellikle gençlerin ve çocukların bu konuda çok mağdur olduğu TCK 158 kapsamında, hayatın olağan akışına göre belki de hayatında hiçbir suç şebekesine, suç örgütüne üye olmasının hayatın olağan akışı gereği mümkün olmayan çocukların ve gençlerin bu suçlamalardan dolayı yargılandığı, dolayısıyla, ailelerin, çocukların çok zor durumda kaldığı ve aile bireylerinin, ailelerin parçalandığı bir dönemi yaşıyoruz. Dolayısıyla, deprem bölgesinde de çokça, özellikle sicil affı, çek affı ve ehliyeti affı konusunda ciddi bir mutabakatla kanuni düzenlemelerin ve yargı sisteminde büyük bir beklenti olduğunu size buradan ifade etmek isterim çünkü Hatay'da özellikle küçük esnaflar, KOBİ'ler ve işletmeler gerçekten ayakta durmaya çalışıyorlar ve bunlar için mali disiplin çok önemli ama mutlaka bir sicil affının ve çek affının, deprem illeri başta olmak üzere tüm Türkiye için ciddi oranda gerekli olduğunu düşünüyorum.
Depremle ilgili olarak söylemek istediğim, Hatay'da özellikle konutlar ve iş yerlerinin teslim süreçleriyle ilgili birkaç ifadeyi de burada söylememiz lazım. Çok fazla konut yaptığımız ve bu konutların inşaatlarının devam ettiği bir gerçek. Kimse burada bunun yapılmadığıyla alakalı tek cümle etmiyor ancak Hatay'da gerçekten bitmeyen konutlar, bunların altyapı ve üstyapı yatırım planlarıyla alakalı biraz bu konudan uzakta duran bir mental görüyoruz; bunu çok açıkça söylüyorum. TOKİ'nin ve Emlak Konutun bu işe biraz daha ciddi davranmasını bekliyoruz. Bakın, asansörler, ortak gider avansları, aidatlar gerçekten depremzede yurttaşlara, özellikle iş yerlerini kaybetmiş küçük esnafın, KOBİ'lerin ve işletmelerin... Zaten işini ve gücünü kaybetmiş bu işletmelerin bir de barınma krizi, TOKİ konutlarında, Emlak Konutlarında tam anlamıyla yerleşememiş olması, büyük kira giderlerinin altında eziliyor olması gerçekten Hatay için ciddi anlamda sorun yaratıyor. O bakımdan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NERMİN YILDIRIM KARA (Devamla) - Son bir konu olarak şunu ifade etmek istiyorum: Samandağ'da, Defne'de; özellikle Değirmenyolu'nda, Tavla'da, Sinanlı'da, Subaşı'nda, Çekmece'de geçtiğimiz mayıs ayında doğal afetler çok ciddi felakete dönüştü, bu bölgelerde çokça fazla köprü yıkıldı. Buradan DSİ'den, Hatay Büyükşehir Belediyesinden ve ilgili kurumlardan bir an evvel bu yıkılan köprülerin ve dere yatağındaki taşkın riskine sebebiyet vermeyecek şekilde dere ıslahlarının yapılmasını, yurttaşlarımızın tarım alanları, yerleşim alanları, canlı hayvanları çok ciddi zarar gördü, bu zarar tanzimleri ve hasar tespitlerinin hemen yapılarak yurttaşlarımıza maddi desteklerin sağlanmasını talep ettiğimizi tekrar ifade ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinde yer alan "şeklinde" ibaresinin "biçiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Ömer Öcalan | Onur Düşünmez |
Şanlıurfa | Şanlıurfa | Hakkâri |
Semra Çağlar Gökalp | Osman Cengiz Çandar | Ali Bozan |
Bitlis | Diyarbakır | Mersin |
|
| Vezir Coşkun Parlak |
|
| Hakkâri |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun Parlak.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirdiğiniz her kanun teklifinde olduğu gibi yine büyük sermayeyi korumaya devam ediyorsunuz, zengini zengin etmeye, yoksulu da yoksullaştırmaya devam ediyorsunuz. Zaten iktidarınızın sınıfsal tercihleri her zaman sermayeden yana oldu, halka hizmet gibi bir derdiniz asla ve asla olmadı.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi Ankara'da yapılacak. Bu yapılacak zirve iktidarınızın askerî ve toplumsal tercihlerini çok iyi ortaya koyuyor. Bizler her defasında güvenlik odaklı organizasyonlara karşı olduğumuzu dile getirdik, dile getirmeye de devam ediyoruz. NATO, kurulduğu 1949 yılından bu yanadır sürekli barıştan söz ediyor. Bugüne kadar NATO üyesi ülkelerin müdahale ettiği bölgelere barış getirdiklerini görmedik fakat gittiği yerlere yıkım götürdüğü gibi kendi üyesi olduğu ülkelerde de ağır suçlar işlediler. Bakın, İtalya'daki gladyodan tutalım Türkiye'deki kontrgerilla yapılanmasına kadar birçok paramiliter yapı NATO'nun himayesinde ve bilgisinde kuruldu. Kontrgerilla yapılanmaları on binlerce insanımızı katletti, bugüne kadar da sonuç alıcı tek bir soruşturma dahi yürütülmedi. İnsanlığa ölümden ve yoksulluktan başka bir şey kazandırmamış olan bir yapının zirvesi Ankara'da yapılacak. Bu zirve Ankara'da yapılacak diye kentte OHAL ilan edilmiş durumdadır. Ankara'da yaşayan halka zirve nedeniyle potansiyel tehdit muamelesi yapılıyor, kentte yaşayan insanlar zapturapt altına alınıyor; neredeyse her eve bir polis yerleştireceksiniz. Zirveye katılacak hükûmet başkanlarının gözlerini boyamak için asfaltlar yenileniyor, ulaşım güzergâhlarındaki binaların dış cephelerine ise makyaj yapılıyor. Bakın, 23 Haziran gecesi Ankara'da yüzlerce eve uzun namlulu silahlarla baskın yapıldı, ailelerin kapılarını açmalarına müsaade etmeden kapıları kırılarak içeri girildi, aile fertleri yere yüzüstü yatırılarak darbedildiler, ters kelepçeyle yüzlerce insan gözaltına alındı. Bu operasyon görüntülerini kayıt altına alıp NATO Zirvesi'ne katılacak devlet başkanlarına izlettiriyorsunuz. NATO Zirvesi öncesi kendi insanlarımıza kurbanlık koyun muamelesi yapıyorsunuz. Zirve için gelecek devlet başkanlarına gösterilen tahammülün binde birini biraz da kendi yurttaşlarımıza gösterin. Kendinizi savaş patronlarına ispat etmek için bu ülkenin yüz akı parti başkanlarına, akademisyenlerine, gazetecilerine, gençlerine, kadınlarına, işçilerine ve emekçilerine işkence ediyorsunuz. NATO Zirvesi öncesi şiddet dalgası ev baskınlarıyla sınırlı kalmadı, öğretmenleri de içine aldı. Özel sektör öğretmenleri haklı taleplerini iletmek üzere Ankara'ya geldiler. Meclis ve Bakanlık daha önce verdiği sözleri tutmadığı için kendileriyle görüşmek istediler ancak Meclis ve Bakanlık kendilerine kapıyı kapattı. Öğretmenlerin tek derdi seslerini Meclise ve Bakanlığa duyurmaktı. Seslerini iletemedikleri gibi Meclise 100 metre uzaklıkta ağır bir şekilde polis şiddetine maruz kaldılar. Bu hukuksuz uygulamalara maruz kalınca açlık grevine başlamak zorunda kaldılar. NATO Zirvesi için şu ana kadar 12 milyar liraya yakın harcama yapılmış. Bu parayla sokaklarda her gün mücadele etmek zorunda kalan 16 bin öğretmen atanabilirdi, özel okullarda öğretmenler sefalet ücretlerine mahkûm olmayabilirdi. NATO'nun Türkiye'ye maliyeti sadece zirve masraflarıyla sınırlı değildir. Hatırlanacağı gibi, NATO'nun geçen sene Hollanda'da yapılan zirvesinde bir karar alındı. Her üye ülke savunma harcamalarına toplam gelirinden yüzde 2 pay ayırırken bu pay yüzde 5'e çıkarıldı. Bu kararla Türkiye her yıl fazladan 40 milyar dolar para ayıracak. Bu parayla sadece öğretmenler değil, iş bulamayan, insani ücret alamayan tek bir kişi dahi kalmazdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Yani sorun kaynak yetersizliği değildir, kaynakların harcanacağı yere dair tercih meselesidir. NATO'daki savaş bürokratlarının rahatı bozulmasın diye kendi yurttaşına işkence eden bir iktidarın tercihini hangisinden yana kullanacağını tahmin etmek zor değildir. Onlar tercihini yapıyorsa biz de tercihimizi yapıyoruz. Biz hem savaşların hem de baskı ve sömürünün olmadığı bir dünya için halkımızla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
18'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 18'inci madde kabul edilmiştir.
19'uncu madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddenin son fıkrasında yer alan "kaydı yapılır" ibaresinin "kaydedilir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Sadullah Kısacık |
Muğla | Antalya | Adana |
Medeni Yılmaz | Cemalettin Kani Torun | İdris Şahin |
İstanbul | Bursa | Ankara |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz 19'uncu madde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı gerekçe gösterilerek Polis Yüksek Öğretim Kanunu'na yeni bir düzenleme ekliyor. İlk bakışta iç güvenlik fakültesine giriş şartlarının kanun düzeyinde belirlenmesi gibi sunuluyor. Evet, doğru, Anayasa Mahkemesine zaten geçmişte itiraz ettik ve "Bunlar yönetmelikle düzenlenemez, bunlar kanunla düzenlenmesi gerekir." dedik ancak sizler dinlemediniz, burada yapılan düzenleme Anayasa Mahkemesince geri gönderiliyor. Ancak metne dikkatle baktığınızda karşınızda gerçek anlamda bir anayasal uyum değil, eski sorunların kanun kılıfıyla yeniden üretilmesi var. Anayasa Mahkemesi ne dedi? "Eğitim ve öğrenim hakkına erişimi sınırlayan kurallar yönetmeliğe bırakılamaz. Açık, öngörülebilir ve kanuni güvenceye bağlı olmalıdır." dedi. Yani mesele sadece birkaç şartı kanuna yazmak değil, mesele idarenin keyfî uygulamasını önleyecek güvenceyi kurmak. Peki, bu teklif bunu sağlıyor mu? Ne yazık ki hayır değerli milletvekilleri çünkü maddede kullanılan bazı ifadeler son derece geniş ve yoruma açık. Ne gibi? "Katılmamış olmak" "karışmamış olmak" "desteklememiş olmak" gibi kavramlar objektif hukuk ölçüsüyle değil, idarenin kanaatiyle şekillenirse gençlerin geleceği bir kalemde silinebilir. Bir mahkeme kararı olmadan, sadece idari değerlendirmelerle eğitim hakkının kapısı kapatılabilir. Bu anlayış hukuk devletiyle bağdaşmaz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını da otomatik eleme sebebi yapmak ayrıca sorunludur çünkü ortada kesinleşmiş bir mahkûmiyet yokken genç bir insanın eğitim hakkını peşinen ortadan kaldırıyorsunuz. Devlet kamu hizmetine alacağı kişide elbette hassasiyet arar ancak hassasiyet başka, masumiyet karinesini yok saymak başka bir şeydir.
Değerli milletvekilleri, daha vahimi, merkezî sınav puanının ağırlığını yüzde 30 tutarken mülakatın ağırlığını yüzde 40 olarak belirliyorsunuz. Yıllarca emek vermiş, yazılı sınavda yüksek başarı göstermiş bir genç, komisyonun birkaç dakikalık kanaatiyle elenebilecek. Özellikle polis meslek yüksekokullarının sonundaki yapılan sınavlarda mülakatlardaki elemeler tam bunun karşılığı, büyük bir keyfiyet var. Yazılı sınavlarda üstün başarı göstermiş olan öğrencileri sözlü sınavlardaki objektif kriterlere bağlı olmayan değerlendirmelerinizle, siz okuldan uzaklaştırıyorsunuz, memuriyetten uzaklaştırıyorsunuz. Bir hak gasbı söz konusu, buna çok dikkat etmek lazım. Bunun adı liyakat olamaz. Bunun adı objektif başarıyı mülakatın gölgesine mahkûm etmektir.
Biz Emniyet teşkilatına alınacak personelde nitelik aranmasına karşı değiliz. Elbette, kamu görevi ciddiyet ister ancak bu ciddiyet muğlak ifadelerle, denetimsiz mülakatlarla, idarenin geniş takdir alanıyla değil, açık kurallarla, eşitlikle ve liyakatle sağlanır. Biz, her zaman polis huzur bulmadan toplum huzur bulmaz diyoruz ama bu huzur yalnızca göreve başladıktan sonra aranan bir huzur değildir. Polis adayı daha kapıdan girerken adalet duygusunun zedelendiğini düşünüyorsa orada güven yara alır, aidiyet de yara alır, kuruma bağlılık da eksilir. Bu madde Anayasa Mahkemesinin iptal kararının işaret ettiği sorunları gidermiyor değerli milletvekilleri; mülakatın belirleyici etkisi azaltılmıyor, güvenlik soruşturmasına ilişkin kriterler netleştirilmiyor, polis olmak isteyen gençlerin eğitim hakkı yine idarenin geniş takdirine bırakılıyor. Bizim itirazımız Emniyet teşkilatına değildir, bir kez daha ifade ediyoruz; bizim itirazımız, polis olmak isteyen gençlerin emeğini, liyakatini ve geleceğini mülakat masasında eritmeye açık kapı bırakan bu anlayışadır. Emniyet teşkilatına güveni güçlendirmek istiyorsak o kapıdan içeri girmek isteyen her gencin önce adalete güvendiğinden de emin olmak zorundayız.
Değerli Başkanım, burada ayrıca, sizin delaletinizle Hazine ve Maliye Bakan Yardımcımız burada, kendisine Sayın Şimşek'e iletilmek üzere bir talebimizi buradan emeklilerimiz, asgari ücretlilerimiz adına ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - 1 Temmuz itibarıyla şöyle geriye doğru bir baktığımızda, şu ana kadar yüzde 16, bu ayı da sayarsak yüzde 20 enflasyon verilerini kendi verileriyle açıkladılar. Ocaktan temmuza yüzde 20 gibi bir enflasyon farkıyla emekliler gerçekten çok zor durumda, asgari ücretliler çok zor durumda. Geçmiş dönemlerde, tek haneli enflasyon rakamlarının olduğu dönemde Sayın Ali Babacan'ın ekonomi yönetiminde, Sayın Şimşek'in de yanında bulunduğu dönemde mutlaka ve mutlaka 1 Temmuzda bir yeniden değerlendirme yapılıyordu, asgari ücretlinin, emeklinin ve memurun en azından bu enflasyon farkı ve refah payı da üstüne giydirilmek suretiyle mağduriyetleri gideriliyordu. O yüzden 1 Temmuza şurada on gün kaldı. Emeklinin, asgari ücretlinin bu mağduriyetini giderecek bir adımın iktidar tarafından mutlaka atılması gerekir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Şahin.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşçı | Şenol Sunat |
İstanbul | Tekirdağ | Manisa |
|
|
|
Hasan Toktaş | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
|
Bursa | Bursa |
|
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Talat Dinçer |
Antalya | Manisa | Mersin |
|
|
|
Müzeyyen Şevkin | Murat Çan | Mühip Kanko |
Adana | Samsun | Kocaeli |
|
| Nail Çiler |
|
| Kocaeli |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; bu Yıldızlar Holdingden memleketin çektiği nedir Allah aşkına? Şimdi de Yozgat Akdağmadeni'ndeki işletmesinde, maalesef, orada da sistematik bir emek sömürüsü yaşanıyor ve şikâyetler arşıâlâya çıkmış. Ne oluyor Akdağmadeni'nde faaliyet gösteren NESCO Rasih İhsan Maden işletmesinde? Efendim, kaderleri Beypazarı'ndakiyle, oradaki madencilerle hemen hemen aynı hâle gelmiş. Bu işletmede de çalışan yaklaşık 140 emekçi tam dört aydır maaş alamıyor, bu nedenle de üretimi durdurarak tepkilerini verdiler. Daha da vahimi, bu işletmede 2008 yılından bu yana işten ayrılan çok sayıda işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının da yıllardır ödenmediği ortaya çıktı. Mahkemeye başvuran çalışanlar davaları kazanıyor ancak kazandıkları mahkeme kararları itirazlarla uzatılıyor ve icra ettirilmiyor. Özetle, işçi evine ekmek götüremiyor. İşçiye verilen cevap ise şu: "İşinize gelmiyorsa çalışmayın." İşte, bu ülkede emeğe verdiğiniz değer bu.
Efendim, bu meseleler artık sadece bir işçi-işveren anlaşmazlığı değildir. Bu, devletin denetim görevini yerine getirip getirmediğinin de sorgulanması gereken ciddi bir hak gasbı ve kul hakkı meselesidir. İşte, bu nedenle, konuyu Meclis gündemine de taşıdık; hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına hem de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ayrı ayrı yazılı soru önergeleri verdik ve açıkça sorduk: Son on yılda bu işletmede kaç kez denetim yaptınız? Ücretlerin ödenmediğine ilişkin Bakanlığınıza kaç şikâyet ulaştı? Dört aydır maaş alamayan işçilerin iddiaları hakkında herhangi bir inceleme başlattınız mı? Mahkeme kararıyla kesinleşmiş işçilik alacaklarının yıllardır tahsil edilememesi Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde midir? Diğer alacaklarla ilgili Allah aşkına Bakanlık olarak somut bir adım attınız mı? Buradan bir kez daha Yıldızlar Holding yönetimine açık çağrıda bulunuyorum: İşçilerin alın teri sizin finansman kaynağınız değildir; ücretini ödemediğiniz, tazminatını yıllardır vermediğiniz, mahkeme kararlarına rağmen hakkını teslim etmediğiniz emekçilerin alacaklarını derhâl ödeyin.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; efendim, iktidar olarak yine büyük laflar ettiniz, yine büyük beklentiler oluşturdunuz, yine umut dağıttınız, adına da "on ikinci yargı paketi" dediniz. Millet de haklı olarak "Bu kez adaletle ilgili gerçek bir adım atılacak galiba." diye düşündü. Sonuç ne oldu? Yine kocaman bir hayal kırıklığı, yine dağ fare bile doğuramadı. Adalet Komisyonuna gelen bu pakette de milletin beklediği adalet yok, mağdurun beklediği çözüm yok, vatandaşın derdine çare yok, dahası banka hesapları boşaltılan insanlar yok, dolandırıcılık mağdurları yok, yıllardır süren davalar nedeniyle adalet bekleyenler ve isyan edenlerin derdine çare yok, icra dosyaları altında ezilen vatandaş yok, mülakat mağduru gençler yok, kadına ve çocuğa yönelik suçlarla mücadelede caydırıcılığı artıracak düzenlemeler yok. Peki, ne var? Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği maddelerin mecburen düzeltilmesinden ibaret teknik düzenlemeler var; sonra da çıkıp buna "yargı reformu paketi" diyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.
Ezcümle: On ikinci yargı paketinde TCK 158'i bekleyen yüz binlerce IBAN mağduru yok. Kurudan çok yaşın yandığı bu alanla alakalı düzenlemeyi Allah aşkına ne zaman yapacaksınız? Sicil ve disiplin affı yok, öğrenci affı yok, ehliyet affı yok, yok oğlu yok; tam bir yoklar paketi çünkü bu konuyla alakalı belli ki on ikinci yargı paketini es geçip milletin bu beklentilerini on üçüncü yargı paketinde çeşitli pazarlıklarınıza meze etmeye çalışacaksınız.
Komisyon devam ederken lütfen bu konuları tekraren ele alın diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Nail Çiler. (CHP sıralarından alkışlar)
NAİL ÇİLER (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Polislerimiz, vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için gece gündüz demeden büyük bir fedakârlıkla görev yapıyorlar ancak ne yazık ki bu fedakârlığın karşılığını çalışma koşullarında ve ekonomik haklarında alamıyorlar. Emniyet mensuplarımızın uzun çalışma saatleri, mesai almamaları, ağır iş yükü altında özellikle 2-12 ve 12-24 gibi çalışma düzenlerinde görev yapıyorlar. Doğal olarak böyle çalışma düzeni psikolojik ve fiziksel olarak polislerimizi çok yıpratıyor. Bu zorlukların yanında kolluk kuvvetlerimiz ağır bir mobbinge bazen maruz kalıyorlar. Güvenlik güçlerimizin görevlerini hiçbir baskı altında kalmadan, yalnızca hukuk ve vicdan temelinde yerine getirebilmesi demokratik bir hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır.
Polislerimize 3600 ek gösterge verirken bile adaletsizlik yapıldı, bu adaletsizlik de düzeltilmelidir. Unutmayın ki güçlü bir devlet iyi yetişmiş insan kaynağıyla mümkündür.
Değerli milletvekilleri, önümüzde yine torba kanun olunca biz de hep torbadan çıkanları konuşuyoruz ancak bizim konuştuğumuz torba sizinkinden farklı. Biz pazardaki vatandaşın torbasını, filesini konuşuyoruz. Vatandaşın torbası boş çünkü para üreticiye, sanayiciye, emekçiye, çiftçiye değil faize gidiyor.
Değerli milletvekilleri, resmî verilere göre yıllık enflasyon yüzde 32 görünse de vatandaşın hissettiği enflasyon çok ama çok daha yüksektir; pazarda, manavda, kasapta vatandaşı bir dinleyin. Yapılan araştırmalara göre geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29,9 seviyesindedir. Bu ne demektir değerli milletvekilleri? Ekonomik büyümenin durduğu veya yavaşladığı dönemde yüksek enflasyon ve işsizliğin aynı anda görüldüğü bir durumu yansıtır. Uzmanlar bu duruma ne der? "Ekonomik kriz var." derler. Vatandaşımız her geçen gün yoksullaşıyor. Peki, vatandaşın cebinden çıkan para nereye gidiyor? Bütçe rakamlarına baktığımızda cevabı görürsünüz. 2026 yılı bütçesini hep birlikte burada konuşmuştuk; faizler için ne kadar ayrılmıştı? 2 trilyon 742 milyar Türk lirası. Bu tablo giderek ağırlaşıyor, hazine sürekli yeni borçlanmaya gidiyor, borçlanma arttıkça faiz yükü büyüyor, faiz yükü büyüdükçe yeni borçlanmalar geliyor. Bu döngünün faturasını da yine maaşıyla geçinmeye çalışan emekli, işçi, memur, esnaf ödüyor. 2026 yılı Mart ayı itibarıyla cari işlemler açığı yaklaşık 39,7 milyar dolar seviyesindedir. İşte, para nereye gidiyor? Buraya gidiyor. Yüksek faiz sadece bütçeyi değil, üretimi vuruyor, sanayici yatırım yapamıyor, KOBİ krediye ulaşamıyor, çiftçi tarlasını ekmek için gerekli finansmana erişemiyor; üretim azalınca fiyatlar yükseliyor, fiyatlar yükselince enflasyon kalıcı hâle geliyor. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı, rantı ve faizi besleyen bir ekonomi değil; eğitimi, üretimi, istihdamı destekleyen bir ekonomi anlayışı olmalıdır ancak ülkenin kaynakları faiz ödemelerine aktarılıyor.
Bunca zorluğa rağmen üretim yapan, istihdam sağlayan firmalara teşekkür etmek istiyorum. İstanbul Ticaret Odasının hazırladığı Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşlarını üretimden satışlara göre sıralayan İSO 500 araştırmasında listede yer alan 500 büyük sanayi kuruluşunun 85'i Kocaeli'den, bunların 67'si ise Gebze'den çıkmıştır. Bu tablo Kocaeli'nin ve özellikle Gebze'nin üretimde, ihracatta ve istihdamda ülkemizin lokomotif olduğunu bir kez daha göstermektedir. Ülke ekonomisine değer katan, bunca zor şartlara göre binlerce vatandaşımıza iş sağlayan tüm işletmelerimizi ve emekçilerimizi yürekten kutluyor, ekonomiye ve istihdama sundukları katkı için her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinde yer alan "aşağıdaki" ibaresinin "aşağıda yer alan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Onur Düşünmez | Semra Çağlar Gökalp |
Şanlıurfa | Hakkâri | Bitlis |
Ali Bozan | Ömer Öcalan | George Aslan |
Mersin | Şanlıurfa | Mardin |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mardin Milletvekili Sayın George Aslan.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz madde Polis Amirleri Eğitimi Merkezinin kurumsal yapısını, teşkilat kademelerini ve görev alanını yeniden belirleyen düzenlemeler içermektedir. Anayasa Mahkemesi bir idari yapının organ, görev ve yetkilerinin doğrudan kanunla düzenlenmesi gerektiğini vurgulayarak 4652 sayılı Kanun'un ilgili ibaresini iptal etmiştir. Ortaya çıkan yasal boşluğu gidermek amacıyla getirilen bu maddeyle Polis Amirleri Eğitimi Merkezinin kurumsal yapısı ve yetkileri kanun düzeyinde tanımlanmaktadır. Ancak yasal bir boşluğu doldururken karşımıza merkeziyetçi bir anlayışla denetimden uzak bir düzenleme getirilmektedir. Maddeyle eğitimden rütbe, terfi sınavlarına, görevde yükselmeden kolluk süreçlerine kadar tüm yetki ve aşamaların tek bir merkez çatısı altında toplandığı görülmektedir. Demokratik hukuk devletlerinde güvenlik bürokrasisinin en önemli dayanağı şeffaf, hesap verebilir ve objektif değerlendirme mekanizmalarıdır. Bu mekanizmalar liyakat ilkesinin korunmasını ve kurum içi adaletin sağlanmasını mümkün kılar; yetkilerin tek bir merkezde toplanması ise uygulamada keyfîliğe ve adaletsizliğe yol açacaktır.
Değerli milletvekilleri, yapılan yeni düzenlemeyle Polis Amirleri Eğitimi Merkezinin kurumsal yapısı görev ve yetkileri genişletilmiştir. Ancak bu genişleme süreciyle birlikte merkezin bünyesinde yürütülecek yeni kadro politikasının hangi esaslara dayanacağı belirsizdir; müdür, müdür yardımcıları, şube müdürlükleri ve akademik birimler gibi kurumun geleceğini ve eğitim kalitesini doğrudan şekillendirecek yönetim kademelerinin oluşturulmasında bağlayıcı ve standart liyakat kriterlerinin yer almaması kurumsal yapılanmada bazı belirsizliklere yol açacaktır. Bu yapısal belirsizlikler sadece idari kadroların belirlenmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Amir yetiştirme, rütbe, terfi, görevde yükselme ve kolluk sınavları gibi personelin mesleki geleceğini belirleyen süreçleri de yakından ilgilendirmektedir. Rütbe, terfi ve görevde yükselme sınavlarının Polis Amirleri Eğitim Merkezi tarafından yürütülecek olması, kişisel başarı kriterleri yerine idari inisiyatiflerin öne çıkmasına zemin hazırlayabilir. Bu durum mesleki açıdan yetkin, tecrübeli ve başarılı olan bazı personelin farklı düşünce yapısına sahip olması nedeniyle değerlendirme süreçlerinin dışında kalmasına yol açabilir.
Düzenlemedeki bir diğer muğlaklık ise yabancı ülke polislerine verilecek eğitimlerle ilgilidir. Bu eğitimlerin hangi ülkelerle, hangi güvenlik konseptleri ve uluslararası insan hakları standartlarında yürütüleceği açıkça belirtilmemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu kurumlarındaki en temel sorunlardan biri kadrolaşmadır. Liyakat yerine sadakatin ön plana çıkarıldığı bir sistemde kamu hizmetlerinin niteliği doğrudan zarar görmektedir. Özellikle güvenlik bürokrasisi, eğitim kurumları ve merkezî idareye bağlı yapılar objektif kriterlerden uzaklaşarak belirli bir siyasi anlayışın kadrolarıyla şekillendirilmiştir. Bu durum hem kurumların verimliliğini düşürmekte hem de kamuya olan güvene de zarar vermiştir. İktidarın son yıllarda kamu yönetiminde yaptığı düzenlemelere bakıldığında merkeziyetçi bir yaklaşımın öne çıktığı görülmektedir. Bu düzenleme de benzer şekilde eğitim, sınav ve terfi süreçlerini tek bir yapı altında toplarken bu yapının nasıl düzenleneceği ve hangi kriterlere göre hareket edeceği konusunda güven verici bir çerçeve sunmamaktadır. Özellikle mülakat ve değerlendirme süreçlerinin geçmişte sıkça tartışma konusu olduğu düşünüldüğünde bu tür yetkilerin genişletilmelerinin kamuoyunda soru işaretleri yaratması kaçınılmazdır. Kurumsal adaletin ve fırsat eşitliğinin tam olarak korunabilmesi ancak tüm atama ve yükselme basamaklarının herkes için eşit, denetlenebilir ve şeffaf kurallara bağlanmasıyla mümkündür diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
19'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20'nci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
MADDE 20-4652 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.
"EK MADDE 4- Polis Amirleri Eğitimi Merkezini oluşturan yönetim kademeleri ve hizmet birimleri; müdür, müdür yardımcıları, şube müdürlükleri, kurullar, bölüm başkanlıkları ve ana bilim dalı başkanlıklarıdır.
Polis Amirleri Eğitimi Merkezi; ilk derece amirlik eğitimine, yöneticilikle ilgili hizmet içi eğitimlerine, yabancı ülke polisleri ile diğer kolluk görevlilerine yönelik eğitim faaliyetlerine, rütbe, terfi ve görevde yükselme sınavlarına, Genel Müdürlükçe uygun görülen diğer sınav ve eğitimlere ilişkin işlemleri yürütmek ve eğitim-öğretim hizmetlerinin verimliliğini artırmak için araştırmalar yapmakla görevlidir."
Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu | Müzeyyen Şevkin |
Antalya | Manisa | Adana |
|
|
|
Talat Dinçer | Mühip Kanko | Murat Çan |
Mersin | Kocaeli | Samsun |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.
Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Bilindiği gibi tarım sektörü çok ciddi bir iflas dalgasıyla karşı karşıya, bütün sektör neredeyse. Özellikle zeytin, zeytinyağı sektöründe tsunami tehlikesi bizleri beklemekte. Bugün Türkiye'de en fazla zeytin, zeytinyağının üretildiği yer Manisa. Manisa ilindeki Akhisar, Salihli, Soma, Kırkağaç ilçelerinde bugün zeytinin üreticiden satış fiyatı 35 lira ile 40 lira arasında değişiyor. Zeytinyağının satış fiyatı ise eski zeytinyağı 150 lira, yeni sezon zeytinyağları ise 200 lira ile 220 lira arasında. Bu bahsetmiş olduğum rakamlar maliyetin çok çok altında yani bizim dört sene evvel, beş sene evvel sattığımız rakamlara şu anda Manisa'daki üreticiler zeytin ve zeytinyağı satmak durumunda. Maliyetler çok artmış, özellikle işçilik, gübre, budama, ilaç, toplama, mazot, bunların hepsi katlanmış fakat fiyatlar bırak artmayı, geri gelmiş. Üretiyoruz ve zarar ediyoruz, aynı bataklık gibi. İktidar bizi öyle bir bataklığa ittirdi ki üretmek için çırpınıyoruz, gerçekten çırpınıyoruz, çırpındıkça da batıyoruz.
Peki, neden bu hâldeyiz, nasıl bu hâle geldik? Zeytinyağı fiyatları ile zeytin fiyatları arasında çok ciddi bir ilişki vardır. Özellikle çok senelerinde, rekoltenin çok olduğu senelerde zeytin fiyatını zeytinyağı fiyatları belirler. Bundan üç yıl önce İspanya'da kuraklık vardı, rekolte çok düşüktü, dünyadaki fiyatlar birden bire 9 euroya, 10 euroya kadar çıktı. O sene de Türkiye'de çok ciddi bir şekilde zeytinyağı rekoltesi bulunmaktaydı. Fiyatlar üç sene önce 280 liraları kadar buldu fakat daha sonra ne oldu, biliyor musunuz? İhracat yasağı geldi, evet, 280 liradan biz zeytinyağı satarken birden bire ihracat yasağı geldi. Neden? Her zamanki klasik bahane: Enflasyonla mücadele. Peki, bize ihracat yasağı geldi, fiyatlar düştü mü? Evet, üreticideki fiyatlar düştü ama raflardaki fiyatlar düşmedi. Her sezona stokla girilmek zorunda kalındı. İki yıl önce 280 liraya sattığımız zeytinyağını şu anda 150 liraya satamıyoruz. Bu sezon da rekoltenin çok yüksek olması beklenmekte. Böyle giderse, eğer müdahale edilmezse, iktidar kör, sağır ve dilsizi taklit etmeye devam ederse tarihinde belki de ilk defa -kavunda, karpuzda, domateste daha önce çok görmüştük, tarlada kalan kavun, karpuz, domates çok gördük ama- dalda kalan zeytini göreceğiz.
Bölgemdeki emlakçılarla görüştüm, satılık zeytinlik ilanları patlamış, ilan çok, alan yok; dekarı 200 bin lira, 250 bin liraya zeytinlikler var, dört beş sene öncesinin fiyatları ancak ne yazık ki alan yok. Çiftçi, üretici borçlu. 2025 yılında 992 milyar lira olan borç 1 trilyon 376 milyar liraya çıkmış, yüzde 38 artmış, takipteki tutar ise 6 milyardan 22 milyara çıkmış, tam 4 katına çıkmış. Artık çiftçi bankalara olan borcunu ödeyemiyor, ödeyemeyecek ve bu icraya düşen taşınmazlar da her geçen gün artacak. Ne yapmak lazım? Desteklemelerin artırılması lazım. Peki, iktidar ne yaptı? Desteği azalttı, bırak azaltmayı, kaldırdı yani bu ülkede 1990'lı yılların sonunda 40 sentlik de zeytinyağı desteği vardı -18 liralık zeytinyağı desteği vardı ki bugünkü kurla- geçen sene düşe düşe 1 liraya kadar düşmüştü; geçen sene bunu kaldırdınız. Dane zeytine 20 kuruşluk primi çok gördünüz. Bırakın desteklerin artmasını, mevcut destekler azaltılıyor. Sadece üreticiye değil, ihracatçıya yapılan desteklemeler de yıllar içerisinde azaldı. Bunların mutlaka ve mutlaka artırılması gerekiyor.
Zeytin, zeytinyağı sektörü stok yapılması gereken bir sektör ancak bunun da bir maliyeti var. Faizler çok yüksek, dolayısıyla stoklama maliyetleri de çok yüksek. Bu malı stoklayan, zeytini, zeytinyağı stoklayan üreticilerimize, işletmelerimize, birliklerimize, kooperatiflerimize derhâl çok düşük faizli ve uzun vadeli kredilerin verilmesi gerekli.
Bir başka şey, üreticimiz ne yazık ki örgütlü değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) - Mevcut kooperatif ve birliklerin desteklerinin artırılması gerekli, neredeyse hiç desteklenmiyorlar. Mesela, en büyük üretici konumunda olan Manisa'da bir zeytin birliği ne yazık ki yok, Marmarabirlikte olduğu gibi bir zeytin birliği yok. Bu konuda devletin mutlaka ön alıcı olması lazım, özendirici olması lazım.
Yapılacak daha başka şeyler de var, zamanım yok ancak özetle şunu söylemek istiyorum: Bu adımların ivedilikle atılması lazım. Buradan uyarıyorum: Bırakın iflas dalgasını, bir tsunami dalgası gelmekte, koca bir sektör artık çökme noktasına gelmekte.
Demirel'in bir lafı var, çok güzel bir laf, der ki: "Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz." Bakıyorum, anlatıyorum ama gördüğüm kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi bu söylediklerimizi mesele etmiyor, dolayısıyla ortada mesele de kalmamış oluyor. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Çektik Başkanım.
BAŞKAN - Önerge çekildi.
20'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 20'nci madde kabul edilmiştir.
21'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
22'nci madde üzerinde 1 önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesinin son fıkrasındaki "duyurulur" ibaresinin "ilan edilir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Şerafettin Kılıç | Cemalettin Kani Torun |
Muğla | Antalya | Bursa |
Medeni Yılmaz | Sadullah Kısacık | Elif Esen |
İstanbul | Adana | İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
ELİF ESEN (İstanbul) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz teklifin 22'nci maddesi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu tekrar yeniden saygıyla selamlıyorum.
Bu madde, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu'nun 61'inci maddesinde değişiklik yaparak TOBB Genel Kurulunun toplantı takvimini ve ilan usulünü yeniden düzenlemektedir. Buna göre Genel Kurul her yıl mayıs ayının sonuna kadar toplanacak; toplantının yeri, günü, saati ve gündemi en az otuz gün öncesinden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilecek ve toplantı tarihine kadar Birliğin resmî internet sitesinde duyurulacaktır.
İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünen bu madde, aslında meslek kuruluşlarının demokratik işleyişi, temsil kabiliyeti ve ekonomik hayatın kurumsal dengesi bakımından dikkatle ele alınmalıdır çünkü odalar ve borsalar yüzlerce oda ve borsası, binlerce delegesi, güçlü iş dünyası ağıyla yalnızca üyelik kayıtlarının tutulduğu idari yapılar değillerdir; Türkiye'nin üretim, ticaret, sanayi, ihracat, istihdam ve yerel kalkınma damarlarının örgütlü hafızasıdır. Esnafın, sanayicinin, tüccarın, üreticinin ve yatırımcının sesi bu yapılarda yankılanır. Bu nedenle, TOBB gibi geniş temsil gücüne sahip bir yapının Genel Kurul süreci sadece takvim meselesi olarak görülemez. Burada asıl mesele, yeni seçilen delegelerin iradesinin makul süre içinde Genel Kurula yansıması, mevcut organların görev sürelerinin fiili biçimde uzamaması ve seçimli süreçlerin şeffaflık içinde yürütülebilmesidir. Gerekçede oda ve borsa seçimlerinin ekim, kasım aylarında tamamlandığı, buna karşılık birlik Genel Kurulunun en az beş ay sonra yapılabildiği ifade edilmektedir. Bugünün dijital altyapısı, elektronik veri aktarımı ve kurumsal yazılım imkânları düşünüldüğünde bu kadar uzun bir bekleme süresinin teknik zorunluluk olmaktan çıktığı aşikârdır. Bu yönüyle maddenin Genel Kurul süreçlerini daha esnek ve güncel hâle getirmesi olumlu görülebilir ancak şunu da açıkça söylemek gerekir: Hız demokrasinin yerine geçemez. Takvimi öne çekmek, ilan usulünü internet sitesine taşımak ve süreci elektronik imkânlarla hızlandırmak tek başına yeterli değildir. Önemli olan her delegenin bilgiye eşit erişebilmesi, gündemin önceden ve açık biçimde paylaşılması, itiraz ve denetim yollarının etkili işletilebilmesi, seçim güvenliğinin ve katılım hakkının tam olarak korunabilmesidir. Türkiye'de kurumlara güvenin zayıfladığı bu dönemde meslek kuruluşlarının iç işleyişinde en küçük belirsizlik bile büyük tartışmalara yol açabiliyor. Bu nedenle, TOBB Genel Kurulunun ilanı yalnızca şeklî bir duyuru olarak kalmamalı; gündem, raporlar, mali tablolar, faaliyet bilgileri ve karar taslakları üyelerin erişimine zamanında ve anlaşılır biçimde sunulmalıdır. Son kertede, anlaşılan, usulle birlikte 2026-2027 döneminde TOBB güç dengelerine ilişkin olası bir belirsizlik şimdiden iktidar tarafından yönetilmeye çalışılıyor. Bizim yaklaşımımız net: Meslek kuruluşları güçlendirilmelidir, evet ama demokratik meşruiyetleri zayıflatılarak değil, artırılarak güçlendirilmelidir. Ekonominin gerçek aktörleri karar süreçlerinde görünür olmalı, temsil sadece prosedürden ibaret kalmamalıdır. Bu madde teknik olarak makul görülmekle birlikte, uygulamada şeffaflık, katılım ve seçim güvenliğiyle tamamlanmadığı sürece eksik kalacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkür ederim.
TOBB'un kurumsal kapasitesi kadar demokratik kapasitesini de güçlendirmek zorundayız.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
22'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
23'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
24'üncü madde üzerinde 1 önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
İstanbul | Tekirdağ | Bursa |
|
|
|
Hasan Toktaş | Metin Ergun | Şenol Sunat |
Bursa | Muğla | Manisa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Metin Ergun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
METİN ERGUN (Muğla) - Teklifin 24'üncü maddesi üzerinde İYİ Parti adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.
Muhterem milletvekilleri, görüşülmekte olan bu teklif iktidarın artık bir yasa yapma alışkanlığı hâline getirdiği torba kanun anlayışının tipik ve sorunlu bir örneğidir. 14 ayrı kanunda değişiklik öngören bu teklif, Meclisi bütüncül değerlendirme yapamayan bir mekanizmaya dönüştürme çabalarının bir ürünüdür. İhtisas komisyonlarının devre dışı bırakılması ve teklifin doğrudan Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edilmesi yalnızca teknik bir tercih değil, yasama iradesinin sistematik biçimde zayıflatılmasıdır. Komisyonların etkisizleştirildiği, müzakere kültürünün aşındırıldığı bir Meclis düzeninde yasama yetkisi giderek yürütmenin hazırladığı metinleri tartışmasız onaylayan bir mekanizmaya dönüşmektedir. Bu tablo açıkça şunu göstermektedir: Meclisin fonksiyonu daraltılmakta, denge ve denetim mekanizmaları bilinçli bir biçimde zayıflatılmaktadır. Böyle bir anlayışla ortaya çıkan bu teklif, yapısal reformlardan kopuk, toplumun geniş kesimlerinin dertlerine çözüm üretmekten uzak bir anlayışın ürünüdür.
Muhterem milletvekilleri, teklifin 24'üncü maddesi Reklam Kanunu'nun yapısında değişiklik öngörmektedir. Bildiğiniz üzere, Reklam Kurulunun temel görevi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında reklamların hukuka uygunluğunu denetlemektir. Kurulun reklamların durdurulması veya düzeltilmesi, gerekli görülürse de para cezası vermesi gibi önemli yetkileri vardır. Ticaret hayatı ve ekonomi açısından böylesine önemli bir rolü olan bir kurulun bağımsız ve tarafsız karar alması çok ama çok önemlidir fakat görüşülmekte olan teklifin 24'üncü maddesiyle kurulun bağımsız ve tarafsız kalma imkânı âdeta ortadan kaldırılmaktadır. Zira, teklif Reklam Kurulunun yapısını merkezî idare lehine yeniden kurgulamakta ve kurulun çoğulculuğu zayıflatılmaktadır. Üye dağılımındaki değişiklikle bürokratik temsilin belirgin biçimde artırılması öngörülmektedir. Ticaret Bakanlığına bağlı genel müdürlüklerin üye sayısının artırılması kurulun ağırlığını tek merkezde toplamaktadır. Bu durum, karar alma süreçlerinde mevcut çoğulcu yapıyı değiştirecek ve emir komutaya göre işleyen hiyerarşik bir yapı oluşturacaktır. Sivil toplum ve meslek örgütlerinin temsil oranı azınlığa düşecek ve karar süreçlerindeki etkisi azalacaktır. Bu tablo, iktidarın her alanda sergilediği antidemokratik tavrın ve tahakkümcü anlayışın bir devamıdır. Eğer madde gerekçesinde belirtildiği üzere Ticaret Bakanlığı bünyesinde yer alan genel müdürlüklerle, kurulun inceleme konularıyla doğrudan bağlantılı olan birimlerin temsili sınırlı kalıyor ise biz kurumlar ile kurullar arasında ilişkinin kesilmemesi ve aralarında etkin bir bağlantı kurulmasını sağlayacak düzenlemeleri destekleriz ancak bu eksiklikleri gidermenin tek yolu kurulları tamamen hiyerarşik bir yapıya dönüştürmek değildir; bizim itirazımız bunadır. İYİ Parti olarak bizim önerimiz ise şudur: Kurulun çoğulcu yapısı bozulmadan sivil toplum kurum ve kuruluşlarının da üye sayıları artırılmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken bir kez daha hepinizi saygılarımla selamlıyorum.(İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
24'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 24'üncü madde kabul edilmiştir.
25'inci madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 25'inci maddesinde yer alan "yayımı tarihinde" ibarelerinin "yayımlandığı tarihte" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Onur Düşünmez | Semra Çağlar Gökalp |
Şanlıurfa | Hakkâri | Bitlis |
Ali Bozan | Ömer Öcalan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Mersin | Şanlıurfa | Kocaeli |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Meclisi ve sevgili halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Sevgili arkadaşlar, 8 Kasım 2025 tarihi size neyi ifade ediyor? Çoğunuz hatırlamıyor sanırım. Dilovası'nda bir parfüm deposu katliamı yaşandı ve sekiz aydır bu konuda adalet yok arkadaşlar.
(Uğultular)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Biraz susup dinler misiniz?
SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Bağırma! Bağırma!
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - 7 kişi hayatını kaybetti, 3'ü çocuk, 3'ü kadın... AK PARTİ'liler, aranızda sohbeti bırakın, 7 insanın katledilerek öldürülmesinden bahsediyorum. Duyarsızlığınız devam ediyor. Bakın, size çok çarpıcı bir hikâye anlatacağım. Sekiz aydır bir katliam nasıl cezasız bırakılıyor onu anlatacağım.
Öncesinde, 29 Ekim 2025'te Gebze metro inşaatı üstünde bir bina çöktü değil mi, bir apartman çöktü, Arslan apartmanı, 4 kişi hayatını kaybetti. Sabah saati, düşünün, 7.30'da aniden binanız çöküyor ve ölüyorsunuz, suçsuz, günahsızsınız. Sonra iktidar yetkilileri ne dedi biliyor musunuz?
(Uğultular)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Ne kadar duyarsızsınız ya! Ben insanların ölümünden bahsediyorum, burada aranızda sohbet edip gülüşüyorsunuz. Vallahi maşallah size ya! Ne kadar vicdansızsınız!
ALİ İNCİ (Sakarya) - Ne bağırıyorsun?
(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Bakın, ben size Gebze ve Dilovası katliamlarından bahsedeceğim, lütfen dinleyin, insan ölümünden bahsedeceğim. Bu kadar vicdansız olmayın yahu!
Gebze'de bu binanın çökmesinden sonra "Bir ay içinde biz bu işi çözeriz." dedi iktidar, değil mi? Bakın, sekiz buçuk ay oldu, bizim, ilk gün söylediğimiz gibi, Gebze-Darıca Metro Hattı'nın usulsüz, yanlış şekilde yapılmasından dolayı, binaların altında bir göçük oluşturmasından dolayı, binalar sağlam olduğu hâlde Arslan Apartmanı çökmüştü ve bununla ilgili bir rapor hazırlandı. Bu raporda diyordu ki: Metro inşaatı bunun failidir. Peki, sonra ne oldu?
Bakın, görüyorsunuz arkadaşlar, ben insan ölümlerini anlatıyorum, arkadaşların keyfî çok yerinde, bunu Dilovası'ndaki, Gebze'deki tüm halkımız görsün. AK PARTİ'lilerin keyfi çok yerinde, çok neşeliler. Ben insan ölümünden bahsediyorum, onların keyfî çok yerinde.
Bakın, sekiz buçuk ay olmuş, bir metro inşaatından kaynaklanan çöküntünün, apartman çöküntüsünün hakkında bir dava başlamamış arkadaşlar. Rapor ortada, bilirkişi raporu ortada, bu rapor hakkında haber yapan Alican Uludağ'a ne oldu biliyor musunuz? Ulaştırma Bakanına bu konuyu sorduğu için hapse atıldı ve ardından cezaevinden çıktı. İtiraz ettiler savcılığa "Bu bilirkişi raporunu tanımıyoruz." diye ve bir başka bilirkişi raporu istediler yani işin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Ardından, sekiz buçuk aydır bu katliamın hiçbir faili yok arkadaşlar. Ya, Allah'tan korkmuyor musunuz siz! Hani bir ayda bu işin failleri ortaya çıkacaktı? Metro inşaatından olduğu apaçık ortaya çıktı. Ardından, bakın, çok geçmedi, 8 Kasım 2025'te 3'ü çocuk, 3'ü kadın, 1'i erkek 7 kişi hayatını kaybetti Dilovası parfüm deposu katliamında. Şimdi gülüyorsunuz, eğleniyorsunuz ama bu insanların annelerinin babalarının hâlini bir görseniz. Gelin, her pazar günü onlar adalet nöbeti başlattı. Çok rahatsınız, umurunuzda değil ama onların ciğeri yanıyor, biliyor musunuz?
Bakın, bu çocukların anneleri ve babaları... Nisa Taşdemir, 18 yaşında bile değil bakın, 16 yaşında, babası kanser hastası olduğu için çalışmak zorundaydı ve o parfüm deposunda yanarak hayatını kaybetti. Çok neşeli konuşmaya devam ediyorsunuz, devam edin; bunlar nasıl veballerdir göreceksiniz. Bakın, Şengül Yılmaz, yanarak hayatını kaybetti. Onlar sizin gözünüzün içine bakıyor, sekiz aydır adalet yok arkadaşlar, kamu görevlileri hakkında bir yargılama var mı? Yok. Hiçbir kamu görevlisi yargılanmıyor arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Bakın, bu insanlar hayatını kaybetti; fakir insanlardı, mazlum insanlardı ama kimsenin umurunda değil arkadaşlar. Yanarak, bir avuç kömür olarak aldı yakınları onları. Ne oluyor biliyor musunuz? Hiç yargılanan bir kamu görevlisi yok, hiçbir şekilde yok. Ben iki yüz yirmi beş gündür sosyal medyamda her gün bıkmadan, usanmadan bunu dile getiriyorum. "Hani, nerede?" diyorum. Çalışma Bakanı niye yargılanmıyor? Kocaeli Valisi, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı, Dilovası Belediye Başkanı, Dilovası Kaymakamı neden yargılanmıyor kardeşim? 7 insan katledildi, yargılanan bir tek kamu görevlisi yok; açığa alınanlar vardı, iade edildi. Hiç vicdanınız sızlamıyor mu arkadaşlar ya? Gayet neşeli bir şekilde konuşuyorsunuz. Ben size burada bir katliamı ve sonrasındaki korkunç gelişmeleri anlatıyorum, umurunuzda değil! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
25'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
26'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.
Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın elektronik sistemle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen milletvekillerinin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen milletvekillerinin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Açık oylama tutanağı gelmiştir, okutuyorum:
"276 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:
Kullanılan oy sayısı: 284
Kabul: 225
Ret: 59[3]
Kâtip Üye | Kâtip Üye |
Nermin Yıldırım Kara | İshak Şan |
Hatay | Adıyaman" |
BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
B) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 25/6/2026 Perşembe günü toplanmamasına ilişkin önerisi
No: 88 | 24/6/2026 |
Danışma Kurulu Önerisi
Danışma Kurulunun 24/6/2026 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun 25/6/2026 Perşembe günü toplanmaması önerisinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
|
| Celal Adan |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Vekili |
Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu | Murat Emir | Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili | Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkan Vekili | Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu Başkan Vekili |
Filiz Kılıç | Uğur Poyraz | Selçuk Özdağ |
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili | İYİ Parti Grubu Başkan Vekili | YENİ YOL Partisi Grubu Başkan Vekili |
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Teklifleri (Devam)
2.- Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ve Antalya Milletvekili İbrahim Ethem Taş ile 85 Milletvekilinin Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3705) ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 277)
BAŞKAN - 2'nci sırada yer alan 277 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacağız.
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 30 Haziran 2026 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 20.49
X.- OYLAMALAR
1.- (S. Sayısı: 276) Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması
[1]. 278 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
[2]. 276 S. Sayılı Basmayazı 16/6/2026 tarihli 102’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
[3]. (*) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.