4 Ağustos 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.04
BAŞKAN: Başkan Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: İshak ŞAN (Adıyaman), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 119'uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, Şereflikoçhisar'daki kamyoncu esnafının mağduriyeti hakkında, Ankara Milletvekili Yüksel Arslan'a aittir.
Sayın Arslan, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Ankara'nın merkeze en uzak ilçelerinden biri olan ve yıllardır yeterli hizmet alamayan Şereflikoçhisar'ın sorunlarını dile getirmek üzere gündem dışı söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
1990 yılında köyleriyle birlikte 60.701 olan Şereflikoçhisar nüfusu bugün 32.831'e düşmüştür; son otuz beş yılda ilçemizin nüfusu yaklaşık yüzde 46 azalmıştır. Şereflikoçhisar'ın nüfusunu artıracak yatırım tek başına fabrika veya kamu binası yapmak değildir. İnsanların ilçede çalışmasını, ailesiyle yaşamasını ve geleceğini burada kurmasını sağlayacak bir ekonomik düzen kurmalıyız. Dolayısıyla, öncelikle en önemli gelirlerinden biri olan tuzun ham maddeden sanayi ürününe dönüştürülmesine önem verilmelidir.
Şereflikoçhisar, tuzu çıkarıyor ancak asıl kazancı tuzu işletenler kazanıyor. İlçede bir an önce rafine ve paket tuz, tablet tuz ve su arıtma tuzu, hayvan yalama taşı, kozmetik sabun ve bakım ürünleri, tuz makineleri ve ekipmanları üreten tesisler kurulmalı, esnafımıza bu konuda kredi temin edilmelidir. Kalkınma Ajansının Şereflikoçhisar'da tuz makineleri üretim tesisi kurulmasına yönelik hazırladığı çalışma ilçemizin bu alanda önemli bir yatırım potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Şereflikoçhisar, yalnızca tuz çıkarılan değil, tuz teknolojileri ve tuza dayalı sanayinin merkezi hâline getirilmelidir. Dolayısıyla Tuz Gölü çevresindeki tuz işletmeleri yeniden üretime ve istihdama kazandırılmalıdır.
Diğer yandan, ilçemizin organize sanayi bölgesi yeni yatırımlarla güçlendirilmelidir. Burada özellikle gıda ve yem fabrikalarına, tarım makineleri üretimine, tuz ve kimya sanayisine, ambalaj ve paketleme tesislerine, güneş enerji ekipmanlarına öncelik verilmelidir. Ancak, yatırımcıya yalnızca arsa göstermek yetmiyor; elektrik, doğal gaz, su arıtma, ulaşım, ucuz finansman ve istihdam desteğiyle birlikte verilmelidir.
Değerli milletvekilleri, ilçemizin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanmaktadır. Bu nedenle, Şereflikoçhisar'da tarıma dayalı ihtisas bölgesi kurulmalıdır. Çiftçimizin yalnızca buğday ve arpa üretimi ürününü ham madde olarak satmak zorunda kaldığı yapı değiştirilmelidir. Bu kapsamda, ilçemize lisanslı depo ve ürün borsası; un, makarna, bulgur ve yem fabrikası; süt toplama ve süt ürünleri tesisleri, et işleme ve paketleme tesisleri, modern hayvan pazarı ve mezbahalar, soğuk hava deposu, tohum geliştirme ve kuraklık araştırma merkezi kurulmalıdır. Özellikle kuraklığa dayanıklı ürünler ve kontrollü sulama desteklenirse köylerdeki nüfusun ilçeden kopması yavaşlatılabilir.
Köy nüfusundan bahsetmişken, biliyorsunuz, köylerimizin boşaltılmasının tek sebebi ekonomik sıkıntılar da değildir. Büyükşehir Yasası'yla köyün tüzel kişiliği ortadan kaldırıldı, köylüyü şehir hayatına mahkûm ettiniz. Artan maliyetler ve ağırlaşan şartlarla insanımızı tarımdan, hayvancılıktan doğup büyüdüğü köyünden uzaklaştırdınız.
Yine, ilçemizde yıllardır bekleyen Kaçarlı, Çıkanak'ın Pompaj Sulama Projesi artık tamamlanmalıdır. Kapalı sistem sulama yatırımları hızlandırılmalıdır, damla ve basınçlı sulama destekleri artırılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, ilçenin kara yolu üzerindeki konumu ve tuz taşımacılığı dikkate alınarak yük aktarma depolama alanı, kamyon garajı, araç bakım ve lastik hizmetleri bölgesi, dinlenme ve sosyal tesisleri, kantar ve denetim merkezi kurulmalıdır; böylece taşımacılık sadece yükün ilçeden çıkmasını sağlayan bir faaliyet olmaktan çıkar ve bakım, depolama, konaklama, ticaret yoluyla ilçeye gelir bırakan bir sektöre dönüştürülebilir.
Taşımacılıktan söz açılmışken önemli bir konuya daha değinmek istiyorum: Özelleştirilmiş tuz işletmeleri artan akaryakıt ve bakım maliyetlerine rağmen navlun ücretlerinde yeterli oranda artış yapmıyor. Dolayısıyla düşük navlun ücretleriyle çalışmak zorunda kalan bine yakın kamyon esnafımız çok mağdur ediliyor. Hepsi mevzuattan belirlenen sınırların üzerinde tonaj yüklemesine zorlanıyor ancak denetim sırasında kesilen cezaların yükü kamyoncu esnafının üzerine bırakılıyor. Bu haksızlığa artık son verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri, Şereflikoçhisar'ın nüfusunun kalıcı olarak artması için yalnızca yeni iş alanları açmak yetmez; eğitim ve sağlık hizmetleri de güçlendirilmelidir. Bu nedenle, mevcut fakülte ve yüksekokullarının güçlendirilmesi, sayılarının artırılması, öğrenci yurdu yapılması, tam donanımlı devlet hastanesi ve uzman hekim kapasitelerinin bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Kamu kurumlarının bölge müdürlükleri veya eğitim merkezlerini ilçeye taşıması da önemlidir.
Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: İlçemiz, doğru planlama, güçlü kamu yatırımları ve özel teşviklerle yeniden üretimin, istihdamın ve kalkınmanın merkezi olabilir. Bizler de bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İkinci söz talebi, Erzurum'un sorunları hakkında Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş'a aittir.
Sayın Danış Beştaş, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Erzurum'u konuşacağız.
Erzurum, Doğu Anadolu'nun en çok göç veren, her geçen gün kan kaybeden, genç nüfusu kenti terk eden ve köyleri boşalan bir il hâline hızla geliyor maalesef.
Bölgenin nüfus kaybına ilişkin İçişleri Bakanlığına bir soru önergesi vermiştik ama garip bir cevap aldık "Görev alanımıza girmiyor." dedi İçişleri Bakanı ve buna dair ayrıca bir önerge verdik, yanıtını bekliyor olacağız. Tek bir soru soracağım İçişleri Bakanlığına: İç göç hareketlerini takip eden Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü acaba bu Bakanlığa bağlı değil mi ya da biz duymadık, alındı mı bu Bakanlıktan? Hakikaten bu sorunun cevabını Erzurumlular merak ediyor ve Türkiye merak ediyor.
Değerli milletvekilleri, Erzurum'un ilçeleri ve köyleri tam bir hizmet fukaralığına mahkûm edilmiş durumda. Yağan'daydım geçen hafta, 22 evin altyapısı yok ama onlardan atık su bedeli tahsil ediliyormuş. Tek tek vatandaşlarla görüştüm ve bununla birlikte yine, Köprüköy'e bağlı Yağan Mahallesi'nde okul yok. 16 derslik bir okul binası yıkılmış, DSİ'ye gitmiş öğrenciler ve orası da Millî Eğitime devredilmiş fakat hâlâ bina yapılmıyor ve öğrenciler mahrumiyet yaşıyor.
Yağan-Hınıs yolu bakımsızlıktan âdeta can pazarına dönüşmüş durumda. 40'tan fazla köyün kullandığı bu yolda her gün neredeyse kazalar oluyor ve defalarca sözü verilen Söylemez Barajı ise bir türlü bitirilmiyor.
Evet, Horasan'da sadece çiftçiler mağdur değil koca bir ilçe -daha önce de buradan ifade etmiştim- susuzlukla, kirli suyla imtihan ediliyor âdeta; musluklardan çamurlu, arıtılmamış su akıyor ve su kesintileriyle vatandaşlar büyük bir mağduriyet yaşıyor. 21'inci yüzyılda insanlara temiz bir bardak suyun çok görülmesi dehşet verici bir olay gerçekten.
Yine, çiftçilerin ortak şikâyeti; Toprak Mahsulleri Ofisinden randevu alamıyorlar, torpille randevular alınıyor ve üretim fazla bahanesiyle bunlar geciktiriliyor, üretici âdeta tüccarın kucağına itiliyor.
Karaçoban'da da sulama arkları tek tek dökülüyor ve su toprağa sızıp ziyan oluyor. "Su arklarını betonarme yapın." diyoruz, defalarca başvuru yaptık "Kaynak yok." cevabı alınıyor. Peki, kaynak kime var, bunu buradan soruyoruz. Kırımkaya, Molladavut, Gündüz ve Çatalgül köylerini hatırlatmak istiyorum. Bu köyler sınırlı sayıda değil, sadece örnek olarak söylüyorum. Bu köylerin suçu ne biliyor musunuz? Partimize oy vermek, demokrasiye oy vermek. Erzurum Büyükşehir Belediyesi kendilerine oy verilmeyen ilçelere hizmet yapmıyor, âdeta ceza veriyor ve bu, halkın iradesini cezalandırmak dışında başka bir şey değildir bu arada.
Karaçoban'da Burnaz, Erenler, Duman köylerinde ve Karataş'ta halk çukursuz bir yola, temiz bir suya muhtaç. Kırımkaya'da iki yıldır yapılamayan kanalizasyon atıkları dereye akıyor. Kopal köyünde dere yatağına koruyucu çit çekilmediği için çocuklar sürekli boğuluyor.
Erzurum ve Kars arasında Karakurt Barajı yapıldı, 19 köyün dünyayla bağı kesilmiş durumda; Erzurum-Iğdır ana yolu iptal edilmiş ve köylüler büyük bir mağduriyet yaşıyor. Bu köylerin bir kısmı; İncesu, Eşmeçayır, Armutlu, Karapınar, Başköy, Çolaklı, Karakilise ve diğer köylerimizin muhtarlarının başvurmadığı yer neredeyse kalmamış.
Stadyum hâlâ yok, Bakan Tekin "19 Ağustosta ilk kazmayı vuracaklar." dedi; bekliyoruz, bakalım kazmadan sonra bu ihale süreci nasıl işleyecek.
Hızlı tren için önce "2023" denildi, şimdi 2035'e ertelendi fakat hızlı trenle ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan bir karar yok, diğer illere ilişkin var; bunu da bu talebi de tekrar tekrar ifade etmek istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Tekman Tüneli on yıllardır bitmiyor, kırk yıla dayandı. Dallıkavak, Kırık, Çirişli tünelleri yılan hikâyesine döndü. Palandöken yollarında insanlar sürekli can havliyle yolculuk yapıyorlar.
Uçak seferleri gerçekten vahim durumda -ben de sürekli kullandığım için- bilet fiyatları astronomik ve uçaklar bazen kalkmıyor. "CAT 3A sistemi kurduk." diye bir övünme var ama mağduriyet devam ediyor.
İspir'de 18 Temmuzdaki yağıştan büyük bir maddi zarar doğdu ve altyapı olmazsa yağışlar felç etmeye devam edecek.
Kırık Tüneli hâlâ bitirilemedi ve hayvancılık, Erzurum'un en önemli gelir kaynağı yem ve mazot fiyatları, yetersiz mera destekleri ve yüksek girdi maliyetleri yüzünden bitme noktasına geldi.
Bunları sayarak bitiremeyeceğim ama Erzurum sahipsiz kalmış durumda. Sahipsiz bırakmayacağız onu, bu sorunların çözümünün takipçisi olmaya devam edeceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Üçüncü söz talebi Şanlıurfa'nın sorunları hakkında Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal'a aittir.
Sayın Tanal, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Bu arada, locadan da Şanlıurfalı hemşehrilerimiz de Sayın Tanal neler diyecek diye merak ettikleri için Genel Kurulu izliyorlar.
BAŞKAN - Buyurun.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım, çok önemli, biz de alkışlıyoruz. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Elektrik yok.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yani sadece Mahmut Tanal "Elektrik yok." demiyor, tüm muhalefet "Elektrik yok." diyor. İktidar partisinden kaç arkadaşımız var? 6 arkadaşımız var. Düşünün, iktidar partisinde 264 kişi var, 6 arkadaşımız var. Muhalefet "Urfa'da elektrik yok." diyor, bu da AKP'ye kapak olsun! Ne söyleyeyim ben? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Yani gerçekten "Elektrik var mı yok mu?" derseniz...
(Hatibin elektronik cihazdan bir video izletmesi)
MAHMUT TANAL (Devamla) - ..şimdi, işte, burada, 21'inci yüzyıldayız, Şanlıurfa'da içme suyu yok, seyyar jeneratör köylere götürülüyor, günde iki saat jeneratör kamyonun üstünde çalışıyor, Şanlıurfalılara içme suyu böyle götürülüyor; yıl 2026!
Anayasa’nın 2'nci maddesi der ki: "Türkiye Cumhuriyeti devleti bir sosyal devlettir." Değerli Uşaklı Vekilim, Uşak'ta kamyonun sırtında jeneratör taşınıp vatandaşa böyle içme suyu götürülüyor mu? Değerli kardeşimiz, Konya Milletvekili, Konya'da bunlar yaşanıyor mu? Değerli Ağabeyim, Kocaeli Vekilimizsin, orada yaşanıyor mu? Değerli Üstadım, Diyarbakır, muhtemelen belki orada da yaşanabiliyor ama işte bu, Türkiye'de AKP'nin en fazla oy aldığı Şanlıurfa'daki insan manzaraları; yani sosyal devlet sahada görülmüyor. Temiz içme suyuna Urfalı ulaşamıyor, elektriğe ulaşamıyor, hastaneye ulaşamıyor, ilaca ulaşamıyor, eğitime ulaşamıyor, okula ulaşamıyor. Burada sosyal devlet sınıfta kalmış değerli arkadaşlar.
Sadece bu mu? Şimdi, ne dediler? Sayın Bekir Bey -geçmiş olsun, Allah şifa versin, Allah sağlık versin- o dönem Adalet Bakanıydı, dedi ki: Beni Urfa'ya vekil yapın, elektrik sorununuzu çözeceğiz." Yalan! Elektrik sorunu çözüldü mü? Çözülmedi. İki: "Hızlı tren getireceğim." dedi. Hızlı tren geldi mi Urfa'ya? Yalan!
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Erzincan'a gelmedi!
MAHMUT TANAL (Devamla) - Efendim "Siverek ile Diyarbakır arasındaki şehrin içerisindeki yolu şehir dışına alacağız." dediler, "Duble yol yapacağız." dediler. Oldu mu Mustafa Bey? Sayın Sarıgül Bey, yapmadılar değil mi? Yapmadılar.
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Yapmadılar, yapmadılar.
MAHMUT TANAL (Devamla) - "Viranşehir'de şehrin içinden yol gidiyor, sürekli kazalar oluyor, insanlar ölüyor, yolu şehir dışına alacağız." dediler. Yaptılar mı Sayın Sarıgül, geziyorsunuz? Yapmadılar.
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Yapmadılar.
MAHMUT TANAL (Devamla) - Hilvan'da da aynı şekilde, şehir içerisinden geçen yolu dediler, onu da yapmadılar.
Değerli arkadaşlar, şimdi burada ben size Şanlıurfa'yla ilgili... Türkiye'de 81 il var. Eğitimde Şanlıurfa kaçıncı sırada? 80'inci sırada. AKP'nin en fazla oy aldığı il Şanlıurfa ama eğitimde 81 il arasında 80'inci sırada.
Geliyoruz doğum hızına. 81 il var Türkiye'de. Diyorsunuz ya "3 çocuk yapın." Acaba kendiniz de yapıyor musunuz 3 çocuk, bilmiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı "3 çocuk yapın." diyor ama bunu kendi çocuklarına, kızlarına, oğullarına söylemiyor herhâlde. Onlar 3 çocuk yaptı mı bilmiyorum tabii ki, inşallah yapmışlardır. Ama, bakın, doğum hızında Türkiye'de Şanlıurfa 1'inci sırada. Geliyoruz, hastanede Türkiye'de Şanlıurfa 73'üncü sırada.
Sayın Uşak Vekilimiz, siz doktorsunuz; bu yaman çelişkiyi nasıl izah edersiniz iktidar partisi vekili olarak?
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Yapacağız, yapıyoruz, yaptık da.
MAHMUT TANAL (Devamla) - Ya, Allah'tan kork! Yirmi dört yıl geçti, daha ne zaman yapacaksınız? İşte, AKP Uşak Vekili diyor ki hâlâ "Yapacağız."
Doğum sırasında Şanlıurfa 1'inci sırada, hastanede 81 il arasında 73'üncü sırada. Bunu ben söylemiyorum ki resmî kurumların kendi sayfalarında söyleniyor. Bu yetiyor mu? Bu da yetmiyor. Peki, aynı zamanda tarım konusunda Türkiye'de Şanlıurfa 3'üncü sırada ama elektriksiz bırakılmada Türkiye'de 1'inci sırada. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Hepiniz öğrendiniz, Urfa deyince elektrik, elektrik ama hâlen iktidar duymadı bunu. Madem Şanlıurfa olarak biz tarımda 3'üncü sıradayız, niye suyumuzu vermiyorsunuz, niye elektriğimizi vermiyorsunuz? Güçlü olan devlet vatandaşına su vermez mi? Güçlü olan devlet vatandaşına elektrik vermez mi? Güçlü olan devlet mevsimlik tarım işçilerini o çadırlarda yaşatır mı?
Ya, arkadaşlar, sizden ne istiyoruz biliyor musunuz, bizim ölçütümüz ne olsun? Uşak olmasın, Konya olmasın; ölçütümüz, Suriye'ye verdiğiniz elektriği Şanlıurfa'ya verin. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Suriye'yi elektriksiz bırakmıyorsunuz, Şanlıurfa'yı elektriksiz bırakıyorsunuz. Vergisini veriyor, askerlik yükümlülüğünü yapıyor, size oy da veriyor; o oylar da size haram zıkkım olsun! Niye? Onların vekili olarak söylüyorum, avukatları olarak söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MAHMUT TANAL (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Şimdi, bakın, Harran size yüzde 98 oy verdi, Akçakale yüzde 96 oy verdi ama Türkiye'de geri kalmışlıkta Harran ilçesi 973'üncü sırada, Akçakale 960'ıncı sıralarda. Bunların size verdiği bu oylara ben haklı olarak tepkimi göstermesem... Avukatlarıyım, her milletvekili bulunduğu ilinin, bölgesinin ve Türkiye'nin avukatıdır. Onların da avukatı olarak diyorum ki size bu kadar oy verdiler, size bu kadar destek verdiler; siz bu oyların, bu desteğin gereğini yapmadınız; susuz bıraktınız, elektriksiz bıraktınız, hayvanları telef oldu, insanlar temiz suya ulaşamıyor, oradaki tarımsal sulamaların hepsi öldü; velhasıl, verilen bu oylar size haramdır.
Telefonların faturasını kim ödüyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi ödüyor. Sayın Başkanım, bu bizim telefon faturalarımızın bedelini Türkiye Büyük Millet Meclisi ödüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MAHMUT TANAL (Devamla) - Sayın Başkanım, bu AKP milletvekilleri niye telefonlarını açmıyor? Açsınlar da vatandaşın derdine çare olsunlar.
Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Tanal, Bekir Bey'in sağlık sorunları var. Keşke Bekir Bey'le ilgili bir tespit yaparken bunu dikkate alsaydınız. Cevap verme şansı yok Sayın Bekir Bozdağ'ın.
MAHMUT TANAL (Devamla) - Ben onu yüzüne de söyledim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Ama yüzüne söylediğiniz dönemle şimdi bir değil.
MAHMUT TANAL (Devamla) - E, yüzüne de söylerim.
BAŞKAN - Gelip burada...
MAHMUT TANAL (Devamla) - O zaman, izliyorsa buradan tekrar söyleyelim: Sayın Bekir Bey, Şanlıurfa Milletvekili adayıyken söylediğin taahhütleri yerine getir.
BAŞKAN - Sayın Tanal, Sayın Tanal, Sayın Tanal...
MAHMUT TANAL (Devamla) - Buyurun efendim.
BAŞKAN - Gelip burada şimdi cevap verme şansına sahip değil. Onun için bence bahsetmeseydiniz iyi olurdu.
MAHMUT TANAL (Devamla) - Geçmiş olsun dedim zaten, Allah şifalar versin.
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Başkanım, nezaketle söyledi.
BAŞKAN - Peki, peki.
Buyurun.
MAHMUT TANAL (Devamla) - Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Sayın Tanal, bravo!
BAŞKAN - Evet, sayın milletvekillerinin birer dakika söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz İsmail Güneş'in.
Buyurun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Özgür Özel bugün kurduğu Yeni Partide ilk grup toplantısını gerçekleştirdi, hayırlı uğurlu olmasını dilerim.
Sayın Özel grup toplantısında haktan, hukuktan, adaletten, şeffaflıktan, siyasi etik yasasından yani her şeyden bahsetti ama kendisinin hâlâ kullandığı ve VIP donanım ücreti olarak Uşak Belediyesi tarafından haksız ve hukuksuz olarak ödenen 11 milyon Türk lirasının geri ödenmesinden ve aracın Uşak Belediyesine devredilmesinden hiç bahsetmedi.
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Ya, yapmayın ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hâlâ aynı şeyleri söylüyorsun, iki ay gelmedim, hâlâ aynı noktadasın sen.
TAHSİN OCAKLI (Rize) - İsmail Bey, 3 kere açıklandı ama dinlememişsin sen bunu.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bir Genel Başkanın konuşması ile yaşamının aynı olmasını beklerdik ama maalesef olmadı.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Adamdaki akla bak, biz bugün değişmiş midir, aklı başına gelmiş midir... Vallahi gelmemiş, hâlâ hayal dünyasında yaşıyorsun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Görüyorum ki partinin adı "Yeni" uygulaması eski. Bu Uşak ilimize yaptığınız haksızlık ve hukuksuzluğu Uşak halkı asla unutmayacaktır. Uşak halkımız sizleri arabasını gasbeden Genel Başkan olarak hatırlayacak ve bu tarihe bu şekilde geçeceksiniz.
Temennimiz, en kısa sürede bu yanlıştan geri dönmenizi ve gereğini yerine getirmenizi diliyorum. Uşak halkı Özgür Özel'deki hakkını alacaktır diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Ayıp ya, ayıp ya, ayıp ya!
BAŞKAN - Sayın Özer...
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Cumhurbaşkanımıza dil uzatmayı...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ama ödesin, parayı ödeyin.
BAŞKAN - Sayın Güneş, bir dakika konuştunuz, şimdi oradan laf atıyorsunuz. Siz AK PARTİ'nin Genel Başkanısınız herhâlde, bırakın, Genel Başkanlar kendi aralarında sorunları çözsünler.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ya, Uşak... Ne dedi Tanal? "Her milletvekili kendi ilinin avukatıdır." dedi Sayın Tanal.
BAŞKAN - Siz Uşak'ın sorunlarını konuşun, Türkiye'nin sorunlarını konuşun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, bir şey söylemek isterim.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben Uşak ilinin avukatıyım, onların temsilciyim.
BAŞKAN - Sayın Özer...
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Cumhurbaşkanımıza dil uzatmayı siyaset zannedenler, önce milletin verdiği yetkiye, sonra da devletin makamına saygı duymayı öğrenmeliler. Bağıra bağıra konuşarak haklı olunmuyor. Milletle, milletin değerleriyle kucaklaşamayanların siyasi ömrü de söylemleri kadar kısa ve değersiz olur. Bunların siyasetine baktığınızda, milletimizin özüne dair tek bir iz dahi bulamazsınız. Bu milletin tarihinin, inancının, ahlaki değerlerinin ne olduğuna dair en ufak bir bilinci dahi olmayanların milletimizin nazarında da hiçbir karşılığı yoktur.
Tavsiyemiz şudur: Önce haddinizi bilin, üslubunuzu düzeltin, sonra milletin neden size değil de Cumhurbaşkanımıza yirmi beş yıldır teveccüh gösterdiğini anlamaya çalışın çünkü sandığın tercihini kürsüden değiştiremezsiniz.
Siyaset öfke nöbeti geçirmek değil millete hizmet etmektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir tartışmaya yol açmayın lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hayır, hayır, hayır...
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, burada, bu Mecliste birçok Grup Başkan Vekili, birçok milletvekili genel başkanlarla ilgili yorum yaparken dikkatli bir üslup kullanmıştır; kendisi Genel Başkanın muhatabı değildir.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben de dikkatli kullandım, dikkatli kullandım!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Üç aydır sürekli olarak aynı şeyleri söylüyor, aynı cevabı alıyor.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Verin parayı! Parayı verin, parayı verin, parayı verin, parayı verin!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ben iki ay ara verdim. Bu adam bir parça düzelmiş midir, üslubuna dikkat ediyor mudur...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - "Bu adam" diye bir şey yok! Parayı verin, parayı!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama aynı saçmalığa devam ediyor. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Saçmalık değil, parayı verin, parayı! Parayı verin, parayı verin, parayı verin, parayı verin, parayı verin!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Senin Sayın Özgür Özel hakkında konuşmak haddin değil! Haddini bileceksin, üslubunu değiştireceksin!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - 11 milyon TL'yi verin, 11 milyon TL'yi verin!
BAŞKAN - Sayın Başarır...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Eğer yolsuzlukla ilgili bir durum arıyorsan aynaya bakacaksın sen, aynaya! (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Başarır, tamam, peki.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Parayı verin, parayı verin, parayı verin! Verdiği sözde dursun, Genel Başkan verdiği sözde dursun, verdiği sözde dursun ilk önce!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seninle başlamak istemiyordum ben!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben de sizinle başlamak istemiyordum! Parayı verin, kurtulun! Parayı verin, kurtulun!
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
KADİM DURMAZ (Tokat) - 200 liralık banknot 2009 yılında tedavüle çıktığında 500 ekmek alınabiliyordu, bir ekmek 40 kuruştu; bugün ise bu banknotla ancak 11 ekmek alınabiliyor, 17,5 lira ekmek. Soruyorum, soframızdan 489 ekmeği kim çaldı? Emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin cebindeki para neden hâlâ her geçen gün eriyor? Kâğıdın üzerindeki rakam hâlâ "200" ama değeri aynı değil. Yanlış ekonomi politikaları, yüksek enflasyon, adaletsiz düzen vatandaşın alın terini değersizleştirdi. Bir zamanlar 500 ekmek alan para bugün 11 ekmeğe yetiyorsa sadece ekonomik bir başarısızlık yoktur, mutfakta sönen ateş, büyüyen bir yoksulluk vardır. Vatandaşımız enflasyonu bakkalın önünde, marketin kasasında ekmeğini bölerken yaşıyor. Milletimiz ekmeğini küçültenlerden, cebini boşaltanlardan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KADİM DURMAZ (Tokat) - ...alın terini değersizleştirenlerden sandık önünde hesabını mutlaka soracaktır.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Sarayönü Kurşunlu ve Bahçesaray mahallelerinde açık ocak madenciliği planlanıyor. Proje sahası orman alanı içinde bulunmakta. Üstelik bu proje için "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilmiş, kapsamlı bir ÇED raporu hazırlanmamıştır. Bölge halkı geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. Su kaynaklarının, tarımsal üretimin ve çevrenin madencilik faaliyetleriyle riske atılması kabul edilemez. Köylünün toprağını, suyunu ve geleceğini korumak devletin asli görevidir. Sarayönü halkının rızası gözetilmeli, kamu yararı esas alınmalıdır. Maden şirketinin çıkarları uğruna çiftçimizin yaşam alanları feda edilmemeli, doğal denge korunmalı, gelecek nesiller düşünülmeli ve bu yanlıştan derhâl vazgeçilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Çakır...
SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." denilerek çıkılan siyaset yolculuğunda Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsıyla ilgili değerlendirmelerin zaman zaman siyasetle, gazetecilikle, muhalefet etmekle izah edilemeyeceğini söyleyip duruyoruz. Eksiği, yanlışı dile getirmek usul, esas, teknik yönüyle kabul edilebilir bir doğru ama hiçbir kalıba sığmayan üslup ve edebe mugayir yaklaşımlar rıza gösterilebilecek değerlendirmeler olamaz. Ah Erdoğan, çeyrek asırdır standartları altüst ettin, gözünü açan "Erdoğan" kapatan "Erdoğan" diyor; dost "Erdoğan" düşman "Erdoğan" diyor. Ne günler gördük, görüyoruz, galiba görmeye de devam edeceğiz; değişmeyen müzmin bir karşıtlık saplantısı. Güneşe gerçeği gözlerini kapayarak etrafı karanlık görme, depresyon nöbetinden, anlaşılmaz hurafe hırçınlıklarından bu kafada olanların bir an evvel kurtulmasını temenni ediyor, Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...
FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Meclis yakında tatile giriyor, ülkenin yıllardır çözüm bekleyen mağduriyetleri bir kez daha iktidar tarafından göz ardı ediliyor. Meclis, toplumun kanayan yaralarını çözmekle yükümlüdür. Geçimini şoförlükle sağlayan yüz binler, ehliyet için adaletli ve adil bir düzenleme bekliyor. 15 Temmuzdan sonra KHK'yle 130 bine yakın kamu çalışanı görevinden ihraç edildi. Aradan yıllar geçti, hakkında mahkeme tarafından beraat kararı verilen, takipsizlik alan birçok kişi hâlâ görevine dönemedi.
İktidara çağrımız nettir: Beraat etmiş, hakkında takipsizlik kararı verilmiş ve göreve dönmesine engel bir yargı kararı bulunmayan KHK mağdurlarının haklarını iade edecek yasal düzenlemeyi daha fazla geciktirmeyin. Adalet geciktikçe mağduriyet büyür, hukuk hakkı sahibine teslim edildiğinde anlam kazanır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Amasya bölgesinin en önemli üretim merkezlerinden, yüzlerce aileye ekmek kapısı olan Yeni Çeltek Maden İşletmesi bugün göz göre göre tasfiye edilmek isteniyor. Dün saat 16.50'de mesainin bitimine sadece on dakika kala işçilerimiz telefonla aranarak 4 Ağustosta yani bugün işten çıkarılacakları bildirildi. Maaşlarını aylarca gecikmeli alan, haklarını aramak için direnen maden emekçilerine reva görülen bu anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir. Yetmiş bir yıldır Suluova'nın ekonomisini ayakta tutan Yeni Çeltekin birilerine peşkeş çekilmek uğruna milyarlarca liralık borç yükü altına sokulduğu yönündeki iddialar derhâl açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu mesele yalnızca işçilerin değil Suluova'nın, Merzifon7un ve Amasya'nın geleceğinin meselesidir. Yeni Çelteki de emekçilerimizin alın terini de sahipsiz bırakmayacağız ve bu yetmiş bir yıllık değerin yok edilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Karakoz...
EVRİM KARAKOZ (Aydın) - 30 Temmuzda Aydın ili Çine ilçemizde başlayan ve ancak dördüncü gününde kontrol altına alınabilen yangında binlerce dönüm alan maalesef yanmıştır. Hemşehrilerime tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Evler, hayvan barınakları, meyve ve sebze bahçeleri, zeytinlikler, cevizlikler, araçlar ve tarım ekipmanları zarar görmüş, çok sayıda hayvan da telef olmuştur. Maalesef, on yılların emeği yanmış, vatandaşlarımızın geçim kaynakları da mahvolmuştur. Yangın bölgesi derhâl afet bölgesi ilan edilmeli, vatandaşlarımızın ve üreticilerimizin kayıpları ve zararları derhâl giderilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Size ayağa kalkmaya çalışan ama yalnız bırakılan bir şehrin hikayesini anlatmak istiyorum, o şehrin adı Hatay. depremin üzerinden tam üç buçuk yıl geçmesine rağmen Hatay insanı hâlâ perişan, hâlâ sahipsiz. Bugün Hatay'da ihracat rakamlarının arttığı söyleniyor, bu artış sadece demir çelik sektöründen ibaret. Ben buradan soruyorum: Bu ihracat artışı Hatay insanının kasasına yansıdı mı? Konteyner çarşılarda siftah yapmayan esnaf rahatladı mı? Borç içinde üretmeye çalışan çiftçinin yüzü güldü mü? Sanayi sitesinde kepenk açan küçük işletmenin elektrik faturasını ödeyebilmesi kolaylaştı mı? Hayır. Çünkü rakamlar ile hayat aynı şeyi söylemiyor.
Ben buradan 600 milletvekili arkadaşımı Hatay'a davet ediyorum, Hatay'ın gerçek yüzünü görmelerini istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çam...
MURAT ÇAN (Samsun) - Ukrayna ile Rusya arasında süren savaşla bağlantılı olarak Karadeniz'de ticari gemileri hedef alan İHA ve "drone" saldırıları yalnızca bölgesel güvenliği değil, ülkemizin ekonomik çıkarlarını ve egemenlik haklarını da doğrudan tehdit ediyor. Dün Samsun ile Rusya arasında meyve, sebze taşımacılığı yapan bir Ro-Ro gemisi saldırıya uğradı. Novorossiysk açıklarında gerçekleşen bu saldırı sonrasında 13'ü Türk, toplam 22 mürettebatın bulunduğu gemi ağır hasar aldı ve ilk bilgilere göre 3 mürettebat da ağır yaralandı. Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Defalarca yaptığımız uyarılara rağmen, gerekli tedbirlerin alınmamış olması kabul edilemez. Deniz ticaretimizin güvenliği için derhâl etkin önlemler alınmalı diyorum.
BAŞKAN - Sayın Ocaklı...
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkanım, biz Karadeniz'de kendi hâlimizde yaşardık, tarım yapardık, hayvancılık yapardık, balıkçılık yapardık. Geçinememeye başlayınca AKP geldi, dedi ki: "Ben yoksulluğu, yolsuzluğu, yokluğu ortadan kaldıracağım. Bana oy verin." Yirmi beş yıl, bu iktidara oradan, Karadeniz'den ciddi bir destek geldi. Geldiğimiz sonuçta ne oldu? Karadeniz'de çayını, fındığını toplayan insanlar artık geçinemez oldu. Bunun yerine, topraklarda mülkiyet el değişimi çoğaldı, maden şirketlerinin önünü açtı, sel geldi, öldük, yağmurlar yağdı, o oldu, bu oldu, doğal afetlerde herhangi bir önlem alınmadı, bir sorumlu var, AKP'dir. Bizde iddia ediyoruz, şimdi, yeni bir partiyle Türkiye'de yeniden Türkiye'yi büyütecek kadrolarla Karadeniz'de başlıyoruz.
Yaşasın Yeni Parti diyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bozan...
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Dedeoğluları, eskiden sadece bir ailenin soyadıydı, şimdi ise bir katliamın adı olarak anılıyor. Konya'da 8 kişilik Kürt bir aileden 7'si katledildi. Ailenin hayatta kalan tek ferdi Çetin Dedeoğulları beş yıldır adalet mücadelesi veriyor, katliamın yaşandığı evin müze yapılmasını istiyor. Peki, devlet ne yapıyor? Önce evi satın almak istediler, Çetin Dedeoğluları satmayınca şimdi de "Yol yapacağız." deyip yıkmak istiyorlar çünkü katliamı bu şekilde unutturmak istiyorlar. Çetin Dedeoğluları bu zorbalıktan vazgeçilmezse beş yıl önce katledilen ailesinin cenazelerini Konya'dan Kars'a taşıyacak. Biz DEM PARTİ olarak Çetin Dedeoğulları'nın adalet mücadelesinin yanındayız. Tüm halkımızı bu mücadelenin yanında olmaya çağırıyoruz. Katliamın yaşandığı ev için "Yol yapacağız." diyerek yıkım kararı alanları bu zorbalıktan bir an önce vazgeçmeye çağırıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Aslan...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - 3 Ağustos Şengal'de Ezidi halkına yönelik gerçekleştirilen 74'üncü fermanın yıl dönümünde insanlığa karşı işlenmiş bu soykırımında yaşamını yitirenlerin hepsini saygıyla anıyoruz. Soykırımcı saldırılar, binlerce Ezidi kadın ve kız çocuğunun kaçırılması, köleleştirilmesi ve cinsel saldırılara maruz bırakılması nedeniyle aynı zamanda kadın kırımının en ağır örneklerinden biridir. Ezidi soykırımının uluslararası hukuk açısından açık biçimde tanınmasını, kayıp kadın ve çocukların akıbetin ortaya çıkarılmasını, toplu mezarların açılarak suçluların etkin bir şekilde yargılanmasını talep ediyoruz. Ezidi toplumunun güvenli, özgür ve kendi geleceklerine karar verdiği yaşam alanının statüyle tanınmasını talep ediyoruz. Şengal'de Ezidkan'da kadınların öncülüğünde inşa edilen özgür yaşamı ve öz örgütlenmeyi selamlıyoruz. 3 Ağustosu dünyadaki kadın kırımı ve soykırımına karşı uluslararası eylem günü olarak tanınması çağrımızı yineliyoruz.
BAŞKAN - Sayın Kocamaz...
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Afet bölgesi ilan edilen Tunceli'nin Hozat ilçesi Altınçevre köyünde deprem sonrası hak sahibi vatandaşlar için yapılan konut kurallarıyla ilgili ciddi bir belirsizlik ve usulsüzlük yaşanmaktadır. Köyde yapılan 30 deprem konutu için 15 Kasım 2025 tarihinde bir kura çekimi yapılmış, daha sonra bu kura iptal edilmiş, ardından 5 Mart 2026 tarihinde 2'nci kez noter huzurunda yeni bir kural daha çekilmiş. Şimdi bu kuralında iptal edileceği söyleniyor. Buradan AFAD yetkililerine sormak istiyorum: İlk kura işlemi neden iptal edildi? Noter huzurunda yapılan 2'nci kura işlemi hangi gerekçeyle geçersiz sayılmak isteniyor? Bunu kamuoyuyla paylaşmanız gerekiyor. Sıradan bir kura işlemini bile beceremeyerek sırf kendi yandaşlarınıza ayrıcalık tanımak amacıyla depremzede vatandaşlarımıza mağduriyet yaşatmanız...
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, 6/11/2025 tarihinde Sayın Valimiz başkanlığında Çorum da savunma sanayi konusunda yapılacak 2,3 milyar dolarlık yatırım için Çorum Merkez İkinci Organize Sanayi Bölgesi için toplam 2 milyon 815 bin metrekare yer ayrıldı. Müjdesi verildi, toplamda 3 bine yakın insanımıza iş imkânı sağlanacaktı, biz çok sevindik. 16 yatırımcı bölgede farklı büyüklüklerde yer tahsisi için başvurdu ama 1 katılımcının tüm alanı kaplayacak bir tesis talebi vardı, bu sorunun çözülmesi için Çorum Ticaret ve Sanayi Odası ve Sayın Valimiz 23 Aralık 2025'te bu elimde göstermiş olduğum yazılı dilekçeyle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına başvuruda bulundu. Bakın, üzerinden tam yedi ay geçmesine rağmen hâlâ bu dilekçeye cevap verilmedi ve bu yüzden şu anda Çorum'da yapılması gereken ve en az 2-3 bin vatandaşımıza iş imkânı sağlayacak yatırım engellenmiş oldu. Buradan Çorum Valimize, milletvekillerine ve kamuoyuna sesleniyorum: Buna bir an öce cevap verin, bu sorunu...
(Mikrofon otomatik cihat tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Seçim bölgem memleketim Gaziantep'te yeşil altınımızın yani Antep fıstığımızın toplanma mevsimi geldi fakat tarlasına giden çiftçinin sevinci, traktörüne koyduğu akaryakıtın hesabıyla kursağında kalıyor. Tarlayı sürmekten sulamaya, ilaçlamasından toplanmasına kadar her adımda katlanan masraflar üreticiyi toprağa küsme noktasına getiriyor. Eğer bugün, bu bereketi koruyacak somut adımları atmazsak, enerjisinden ilaca kadar ağır külfeti sadece çiftçinin sırtına bırakırsak yarın sadece Gaziantepli çiftçimiz değil, sofrasına ekmek koyamayan 85 milyon vatandaşımız mağdur olacaktır. Tarladaki motor durursa fabrikadaki çarklar durur, mutfaktaki yangın asla sönmez. Buradan yetkililere sesleniyorum: Fıstık üreticisinin sırtına binen ağır maliyetleri azaltmak için derhâl harekete geçin.
BAŞKAN - Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Ülkemizde enflasyon, artık sadece ekonomik bir gösterge değil milyonlarca vatandaşımızın her gün yaşadığı ağır bir geçim krizidir. TÜİK'in açıkladığı temmuz ayı verisine göre bile aylık enflasyon yüzde 1,78'dir ancak vatandaşın pazarda, markette ve mutfakta hissettiği gerçek enflasyon bunun çok üzerindedir. Kırşehir'de de esnafımız, çiftçimiz, emeklimiz, işçimiz ve dar gelirli vatandaşlarımız artan hayat pahalılığı karşısında her geçen gün daha da zor şartlarda yaşam mücadelesi vermektedir. Hayat pahalılığı durmadan artarken ücretler her geçen gün erimekte, alım gücü hızla düşmektedir. Buradan iktidara çağrımız nettir: Asgari ücrete vakit kaybetmeden ara zam yapılmalı, en düşük emekli aylığı en az asgari ücret seviyesine yükseltilmelidir. Vatandaşımızın beklediği şey sabır çağrıları değil, adil ve kalıcı çözümlerdir. Kırşehir'in de Türkiye'nin de buna daha fazla tahammülü kalmamıştır. Milletimizin alın terini...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kanko...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - 2026 yılının ilk altı ayında kamu idaresinin temsili ve bürokratların seyahatleri için tam 15 milyar 641 milyon 921 bin lira harcanmıştır. Millet pazarda etiket değişimlerini takip etmekten yorulmuş, emekli geçim derdine düşmüş, gençler gelecek kaygısıyla mücadele ederken bu tablo vicdanları yaralamaktadır. Elbette devlet temsil edilir, kamu görevlileri görevlerini yapar ancak temsil adı altında oluşan her harcama sorgulanabilir olmalıdır. Milletten tasarruf isteyenlerin önce kamu kaynaklarını nasıl kullandıklarını açıklamaları gerekir. Harcanan her kuruşun hesabı verilmelidir. Şeffaflıktan uzak, denetlenemeyen ve israf algısını güçlendiren harcamalar kamu yönetimine duyulan güveni zedeler. Bu Meclisin görevi Hükûmeti alkışlamak veya onay vermek değil, millet adına hesap sormaktır çünkü bu para iktidarın değil, vergisini alın teriyle ödeyen aziz milletimizin parasıdır.
BAŞKAN - Sayın Toy...
RUKİYE TOY (Sivas) - Sivas'ımızın en önemli gönül ve irfan değerlerinden, Nakşibendi Halidi geleneğinin mümtaz temsilcilerinden İhramcızade İsmail Hakkı Toprak'ı vefatının yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Ecdadının Kâbe örtüsünün bakımı ve değişimi hizmetini yürütmesinden mülhem İhramcızade adıyla tanınan, hayatını ilme, irfana ve hayır hizmetlerine adayan İsmail Hakkı Toprak Hazretleri en zor dönemlerde dahi irşat faaliyetlerini sürdürmüş, sabrı ve tevazusu ile gönüllerde müstesna bir yer edinmiştir. Kamuda görev almış; camilerin, eğitim kurumlarının ve hayrat eserlerinin yapımı ve onarımı gibi hizmetlere öncülük ederek Sivas'ın manevi kimliğinde kalıcı izler bırakmıştır.
Aziz hatırasını tazimle yâd ediyor; bıraktığı ilim, irfan ve hizmet mirasının gelecek nesillere ilham olmasını temenni ediyor; Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Genç...
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Nureddin Nebati dönemi üç yıl iki ay önce sona erdi. Ardından göreve gelen Mehmet Şimşek yüzde 38 seviyesinde devraldığı enflasyonu otuz yedi ayın sonunda hamdolsun ancak yüzde 31,75'e indirebildi, üstelik enflasyon yüzde 75'e kadar da çıktı. Bu mu başarı? Politika faizi yüzde 8,5'ten yüzde 50'ye çıkarıldı; bugün hâlâ yüzde 37. Asgari ücretliye enflasyon gerekçesiyle ara zam yapılmadı, oysa yılın ilk yedi ayında fiyatlar yüzde 20 arttı. 28.075 liralık asgari ücretin alım gücünü koruması için 33.651 lira olması gerekiyor. Vatandaş açlığa, üretici yüksek faize mahkûm edildi. Bunca fedakârlığın sonunda enflasyon yalnızca 6,5 puan geriledi, ağır bedeller millete ödetildi. İktidarın ekonomi hikâyesi rakamları da pazarda çökmüştür.
BAŞKAN - Sayın Bilici...
BİLAL BİLİCİ (Adana) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Hiçbir Adanalının Adana'nın gidişatından memnun olduğunu zannetmiyorum. Bir Adanalı olarak ortak paydamız Adana, müşterek yuvamız da Adana, meselemiz de Adana.
Şunu sormak istiyorum: "Türkiye Yüzyılı" deniyor ama ne zaman Adana'nın, Adanalıların, gençlerin, emeklilerin, çiftçilerin, asgari ücretlilerin yılı olacak? Bu söylediğim kişilerin hiçbir zaman bir yılı olmadı. Ne zaman bunların yüzü gülecek diye sormak istiyorum. Ekonomik sıkıntılar, geçim sıkıntısı derken bu kadar geçim sıkıntısının yoğun hissedildiği bugünlerde işsizlikten, çaresizlikten, sahipsizlikten, kimsesizlikten gençlerimiz maalesef yanlış alanlara yöneliyor; uyuşturucu olsun, sanal kumar olsun veya şiddet olayları olsun. Çeyrek asırdır aynı iktidar ülkeyi yönetmekte. Buradan çağrıda bulunuyorum, acilen sorumluluk almaya davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Sarıtaş...
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Nevala Kasaba yalnızca bir arazi değil, faili meçhul cinayetlerin, zorla kaybetmelerin ve toplumsal hafızanın en önemli tanık alanlarından biridir. Siirt kayyumunun bu alanı imara açan planı hukuka aykırı bulunarak mahkeme tarafından iptal edilmiştir ancak aynı akıl kamu kurumlarını bu bölgeye taşıyarak mahkeme kararını fiilen etkisiz bırakmak ve yeni yapılaşmaların önünü açmak istiyor. Hafıza mekânları betonla örülmez, korunur. Geçmişin izlerini silmeye çalışmak adaleti de toplumsal barışı da zedeler. Nevala Kasaba inkârın değil, yüzleşmenin; rantın değil, hakikatin ve ortak havzanın mekânı olarak korunmalıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Sayyiğit...
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Cezaevlerinde siyasi mahpuslara yönelik yaşam ve sağlık hakkı ihlalleri on yıllardır maalesef devam ediyor. Ağır koşullar altında mahpuslar sağlıklarından oluyor, hasta olanın hastalığı derinleşiyor, ağır hasta olanlar ise maalesef hayatını kaybediyor. Bu mahpuslardan biri de Van Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutulan Tuncer Sağlam. Cezaevi revirinde sürekli olarak "Enfeksiyon." denilerek geçiştirilen sağlık sorununun ultrason çekilmesiyle pankreas kanseri olduğu anlaşıldı. Geç de olsa Van Eğitim ve Araştırma Bölge Hastanesine yatırıldı, yalnız PET çekiminde ciddi aksaklıklar var. Ayrıca, aile fertlerinin refakatçi olmasının önü de açılmalı. Özellikle barış ve demokratik toplum sürecinde hasta mahpuslara yönelik rejim değişmeli, Tuncer Sağlam'ın sağlık ve yaşam hakkının korunması için derhâl adım atılmalıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Akay...
CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.
Enflasyon, kâğıt üzerindeki oranlardan ibaret değildir; vatandaşın pazarda eksilen poşeti, mutfakta küçülen tenceresi, ay sonunu getiremeyen emeklinin ve asgari ücretlinin hayatıdır. Temmuz ayında TÜİK, yıllık enflasyonu yüzde 31,75 olarak açıkladı ancak bu oran vatandaşın yaşadığı gerçek hayat pahalılığını gizlemeye yetmiyor çünkü enflasyonun en büyük yükü gıda, konut ve ulaştırma harcamalarında hissediliyor. İlk yedi ayda asgari ücretlinin cebinden 25.744 lira, en düşük emekli aylığı alan vatandaşın gelirinden ise 19.045 lira eridi. Enflasyonu rakamlarla gizleyebilirsiniz ama vatandaşın boşalan pazar filesini, küçülen sofrasını ve eriyen maaşını gizleyemezsiniz. Türkiye yoksulluğu yöneten değil refahı büyüten bir ekonomi yönetimini hak etmektedir. Bu düzen değişecek, vatandaşın alın teri yeniden hak ettiği değeri bulacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Saki...
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
Temmuz ayında İstanbul'daki vakıf üniversitelerinden 150 olmak üzere son iki yılda en az 446 akademisyenin işine son verildi. On dört yıldır aynı üniversitede çalışan feminist yol arkadaşımız akademisyen Feryal Saygılıgil ve on bir yıldır görev yapan akademisyen arkadaşımız Nur Tuğçe Biga da işine son verilenler arasında. "Üniversiteler öğrencilerin ve hocaların birlikte özgürleştikleri mekânlardır." diyen Feryal'in ve Tuğçe'nin aynı zamanda üniversitelerdeki cinsel tacizleri gündeme getirdikleri, feminist araştırmaları teşvik ettikleri için de uzaklaştırıldıklarının farkındayız. Vakıf üniversitelerindeki bu kıyıma karşı yapılan basın toplantısında belirttiğimiz gibi, feminist akademisyen arkadaşlarımız yalnız değildir. Feminist dayanışmayla bu sürecin takipçisi olacağız. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kaya...
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Diyarbakır'ın Silvan ilçesi Dağcılar Mahallesi'nde Silvan Barajı nedeniyle kamulaştırılan arazilerin sahipleri yıllardır ağır bir mağduriyet yaşamaktadır. 2016'da başlayan dava, yıllar sonra kesinleşmiş ancak mahkeme kararına rağmen yurttaşların faiz alacakları hâlâ ödenmemiştir. Tarım ve Orman Bakanına bu konuda verdiğimiz önerge de yanıtsız bırakılmıştır. Üstelik şimdi, yıllar sonra rüşvet aldığı iddia edilen bilirkişinin baraj altında kalmayan arazilere 3-4 kat yüksek bedel biçerken bağları ve bahçeleri tamamen sular altında kalan Dağcılar köylülerinin arazilerini gerçek değerinin çok altında değerlendirdiği yönünde ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddialar derhâl soruşturulmalı, sorumlular hesap vermeli, yurttaşların tüm alacakları gecikmeksizin ve hak kaybı giderilecek şekilde ödenmelidir. Tüm bu hukuksuzluklara ve mağduriyete son verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akgül...
İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Doğal kaynak sularıyla bilinen Bolu'muzda hemşehrilerimiz fahiş su fiyatlarıyla karşı karşıyadır. Su tarifesine tüketim miktarına göre yapılan yüksek zamlar, katı atık bedelleriyle birlikte birçok hanede elektrik faturalarını geçer hâle gelmiştir. Bolu Belediyesi şehrimize yeni bir içme suyu kaynağı kazandırmak, kapasiteyi geliştirmek adına somut bir yatırım ortaya koymazken su faturaları gelir kapısı hâline gelmiştir. Su, bir ticari kazanç kapısı değil, temel bir insan hakkıdır. Tarifeler makul seviyeye çekilmeli, su altyapısına yönelik yatırımlar yapılmalıdır.
Ayrıca, katı atık tesisinden yayılan ağır koku özellikle Yukarısoku, Aşağısoku ve Sağlık Mahallesi'ndeki hemşehrilerimizi canından bezdirmiştir. Bolu Belediyesi vahşi depolama anlayışından vazgeçerek ayrıştırma, geri kazanım, düzenli depolama ve koku kontrolünü esas alan modern bir sisteme geçmelidir diyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Ayan, bir buçuk dakika...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
22 Haziranda gözaltına alınan Özcan Aksu'nun sağlıklı olarak girdiği Silivri Hapishanesinden on dört gün sonra cenazesi geldi. Ablası, görüşte yüzünde ve bedeninde ağır darp izleri gördüklerine, tanınamayacak hâlde olduğuna ve buna rağmen hastaneye sevkin geciktirildiğine, işkenceyle kötü muamele sonucu yaşamını yitirdiğine ilişkin çok ciddi iddialarda bulundu. Türkiye hapishanelerinde yaşanan bu kaçıncı ölüm? Yaşam hakkı başta olmak üzere sayısız hak ihlalleri yaşanırken önlem almayanlar bu tablonun sorumlusudur. Devletin gözetimi altında yaşanan her şüpheli ölüm mahpusların can güvenliğinin olmadığının kanıtıdır. Özcan Aksu'nun ölümü aydınlatılana ve adalet sağlanana kadar bu olayın peşini bırakmayacağız.
BAŞKAN - Sayın Torun...
SEYİT TORUN (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Fındık üreticilerimiz önümüzdeki hafta bahçeye girecek, hasada başlayacak ancak TMO hâlâ 2026 ürünü için taban fiyat açıklamasını yapmadı. Üreticiyi her sezon hasat başlayana kadar belirsizlik içinde bekletmek kabul edilemez. TMO derhâl taban fiyatı açıklamalı; gübreden ilaca, işçilikten patoz ve nakliyeye kadar bütün maliyetler artmış durumdayken üreticinin emeğini yok sayan, fındık kilogram maliyetinin altında kalan bir fiyatı kesinlikle açıklamamalıdır. Fındığın alım fiyatı kilogram başına en az 350 liranın üzerinde belirlenmelidir. Buradan iktidara sesleniyorum: Üreticiyi tüccarın, tefecinin ve uluslararası tekellerin insafına bırakmayın. Fiyatı hasat esnasında değil derhâl bugün açıklayın. Fındık Karadeniz'in alın teridir, üreticiye lütuf değil emeğinin, alın terinin karşılığını verin.
BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu...
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Herkes için adalet, herkes için özgürlük. Meclis tarihî bir adım atıyor, uzun yıllardır inkâr edilen Kürt sorununun çözümünde bir adım atılıyor. Keşke bu adım yıllar öncesinde atılsa Kürt ve Türk gençleri ölmeseydi; ekonomi perişan olmasa ülke demokrasiye yaklaşabilseydi. Yüz yıllık mesele "Hayırlı cuma" adımıyla çözümün başlangıcındadır. Adalet, tanımı itibarıyla herkes içindir; adli mahpuslar, KHK'liler, sol mahpuslar da adalet bekliyor, onlar için de adalet istiyoruz. Yargılamalar adil olmadı. Herkes için adalet olursa gerçek hukuk tecelli eder. O zaman, haydi, cezaevlerindeki beklentileri giderelim ve gerçek adımları da atalım.
BAŞKAN - Sayın Suiçmez...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - "Bahçeye girdik yine/Mevsime erdik yine/ Duygular çağıldıyor/Fındık muhabbetine."
Sayın Başkan, iktidar sayesinde bu Karadeniz mânisindeki fındık muhabbet artık yok oldu. Karadeniz'de fındık hasadı başladı, üretici bahçede ama iktidar fındık taban fiyatını henüz açıklamadı.
Tarım ve Orman Bakanlığı 2026 yılı fındık rekoltesini 705 bin ton olarak açıkladı, hemen ardından ihracatçılar birliği çıkıp "Hayır, 805 bin tondur." dedi. Arada tam 100 bin ton fark var. Bu fark masa başında oynanan rekolte oyunlarının farkıdır. Artan maliyetler ortada, gübre fiyatları uçmuş, mazot katlanmış, yevmiyeler cep yakıyor. Üreticimiz maliyetlerden bahçeye girmeye korkar hâle geldi. Buradan iktidara sesleniyorum: Karadeniz insanının emeğini sömürmeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Fındık taban fiyatını derhâl en 350 lira olarak açıklayın.
BAŞKAN - Sayın Öztürk...
HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Siyasetin pusulası millettir. Millete karşı siyaset yapanlar okyanusta pusulasız gemiye benzer ve gemiyi limana asla ulaştıramazlar. Bugün Yeni Partiye katılan Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın'ı, Nilüfer Belediye Başkanımız Şadi Özdemir'i, Mudanya Belediye Başkanımız Deniz Dalgıç'ı, Gemlik Belediye Başkanımız Şükrü Deviren'i, Mustafakemalpaşa Belediye Başkanımız Şükrü Erdem'i, Harmancık Belediye Başkanımız Haşim Ali Arıkan'ı ve meclis üyelerimizi yürekten kutluyorum. Başkanlarımız talimatı milletten almış, tarihin doğru yerinde durmuş, cesaretleriyle Bursa'ya ve Türkiye'ye güçlü bir mesaj vermiştir. Omuz omuza yürümeye devam ediyoruz; partimize, kentimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Kılavuzumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, pusulamız millet, rotamız iktidardır; yolumuz açık olsun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Şevkin...
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Adana'da son bir haftada basına yansıyan 7 cinayet meydana geldi. Son günlerde yaşanan cinayetler bireysel silahlanmanın geldiği tehlikeli boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Sokakta, trafikte, iş yerinde, evde silahların bu kadar kolay ulaşılabilir olması kabul edilemez. Kent bütün dinamiklerine karşın suç örgütlerinin cirit attığı bir kente dönüştü. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak, iktidarın temel görevidir. Meclis bireysel silahlanmanın önlenmesine, ruhsatsız silahlara erişimin engellenmesine, silah edinme koşullarının zorlaştırılmasına ve suça yönelimin azaltılmasına yönelik rehabilite ve eğitim çalışmalarıyla ilgili düzenlemeleri acilen hayata geçirmelidir. Daha fazla canımızı kaybetmeden, silahı değil yaşam hakkını koruyan politikalar için derhâl adım atılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Aygun... Sayın İlhami Özcan Aygun...
Yok herhâlde.
Sayın Gürer...
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Emeklilerin yüzleri gülmüyor. Emekliler için yapılan iyileştirme daha cebe girmeden gelen zamlarla geri alındı. Emeklilerin mutlaka ücretleri asgari ücret düzeyine çıkarılmalı ama tüm emeklilere seyyanen de 10 bin lira zam yapılmalı.
Ülkemizde banka, finans kuruluşlarına kredi borcu yurttaşların 7 trilyon 146 milyar liraya çıkmış durumda, yalnızca tarım kesiminin 1 trilyon 459 milyar lira kredi borcu var. Borçlar ödenmedikçe haciz kapıya dayanıyor, icra geliyor; 25 milyon 793 bin de derdest icra dosyası bulunuyor. Ülkede 50 milyon nüfusun tamamı neredeyse açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm bırakılıyor, yoksulluk derinleşiyor. Bu bağlamda, emekliler için mutlaka yeni bir düzenlemeye ihtiyaç, emeklinin asgari ücretlinin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, bu ülke için canlarını ortaya koymuş gazilerimiz iki haftadır Ankara'nın göbeğinde eylem yapıyor, seslerini duyurmaya çalışıyor, tüm fedakârlıklarına rağmen düşük maaş ve yetersiz sağlık desteği nedeniyle açlık grevine başladılar. Hemen Meclisin 500 metre altında günlerdir eylem yapan kahraman gazilerimizden birisi ne yazık ki vefat etti, kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Elbette Meclis bu trajediyi görmezden gelemez, bu ülke için bedel ödeyenlere yük muamelesi yapmak vicdansızlıktan başka bir şey değildir. Gaziler arasında ayrım yapılmamalıdır, 15 Temmuz da Gabar Dağı'ndaki gazi de eşit statüde muamele görmelidir. Gazilerin temel aylıkları yükseltilmeli, özellikle de tıbbi destek, rehabilitasyon hususunda bütün sözler yerine getirilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
ÜniAR 2026 Öğrenci Dostu Şehirler Araştırması'na göre Uşak, Ege Bölgesi'nde sonuncu ve tüm Türkiye'de 72'nci. Sekiz yıl görev yapan rektör, 3 dönem görev yapan milletvekili, can çekişen bir tekstil ve seramik sektörü, araştırma bütçesi ve projeleri uzun yıllar ihmal edilmiş üniversitemiz. Uşak'ı yok sayan bir iktidar ve yatırım bulamayan vizyonsuz siyasetçilerin Uşak'ı getirdiği durum ortadadır. Şehre gelen öğrenciler Uşak'la bütünleşemiyor, iş, staj, sosyal yaşam imkânları yetersiz. Gençler mezun olur olmaz ilk fırsatta Uşak'tan kaçar gibi ayrılıyor. Bir üniversite bulunduğu şehri olumlu yönde dönüştüremiyorsa ve o şehirde yetişmiş öğrencileri tutamıyorsa sorun büyük demektir.
El birliğiyle üniversitemizin gelişiminde, şehir akademi iş birliğinde ne gerekiyorsa yapmaya ve ortak akılla çalışmaya her zaman hazırız. Hep söylüyoruz, Uşak hakkını alacak!
BAŞKAN - Sayın Uçar...
ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, Van Saray'da bulunan Kapıköy Sınır Kapısı'nın kritik bir önemi vardır ancak bu kritik önemi maalesef ki halkı ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Van Saray'da bulunan Kapıköy Sınır Kapısı'nda yurttaşlar saatlerce kuyrukta beklemek zorunda kalıyor. Yine, dinlenme sırasında gölgelik bulabilecekleri bir alan yok, ihtiyaçlarını giderebilecekleri bir imkân yok, mescit yok. Tüm bu sorunlar artık Van halkı için de İran halkı için de bir işkence hâline gelmiş durumda.
Sorumluluklarını yerine getirmeyen Bakanlığı bir kez daha Van-İran sınır kapısında bulunan Kapıköy Sınır Kapısı'ndaki insani olmayan şartları düzeltmeye, Meclis bünyesinde görev yapan Van-İran Dostluk Grubunu da yerinde gözlem yaparak öneriler sunmaya davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
TALAT DİNÇER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Geçen hafta Mersin'in Aydıncık ilçesinde çıkan orman yangınında hepimizin yüreği yandı. Öncelikle, evleri, tarım alanları ve yaşam alanları zarar gören tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Yangında yüzlerce ağaç ve binlerce masum canlı bir anlık ihmale kurban gitti. Sahada yaptığım incelemelerde yangının bir sigara izmaritinden kaynaklandığını öğrenmek beni derinden üzdü.
Buradan, bir kez daha, yangından zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, yangına kısa sürede müdahale ederek büyük bir felaketin önüne geçen, fedakârca görev yapan Orman teşkilatımıza, itfaiye ekiplerimize, kolluk kuvvetlerimize, belediye ekiplerimize, gönüllülerimize ve emeği geçen vatandaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Evet, son olarak Sayın Sarıgül...
Buyurun lütfen.
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Sayın Başkan, can Erzincan'ın isteği çok basit: Çalışmak, üretmek ve hak ettiği desteği almak. Çiftçimiz yüksek maliyetle mücadele ediyor. Esnafımızın işlerinin canlanması lazım. Talebimiz net: Can Erzincan'da tarıma destek, daha fazla yatırım ve gençlerimize iş imkânı.
Erzincan'a sahip çıkmak üretime sahip çıkmaktır. Can Erzincan güçlenirse ülkemiz güçlenir.
BAŞKAN - Grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz Yeni Yol Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Özdağ'a aittir.
Sayın Özdağ, buyurun lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hiroşima'nın 81'inci yılı. Hiroşima nedir? Hiroşima Japonların Pearl Harbour baskınından sonra Amerikalıların Nagazaki'ye ve Hiroşima'ya atmış olduğu atom bombası, nükleer silah kullanması ve ilk defa sabıkalı olmaları. Daha önce de sabıkaları vardı bunların Kızılderililerle ilgili, ardından bu sabıkaları hep devam etti. Yani bir yandan Afganistan'da, bir yandan Irak'ta, bir yandan Somali'de, bir yandan Libya'da, başka yerlerde de devam etti; zaman zaman da bizim ülkemizde darbelerle devam etti. Hiroşima'da yapmış olduklarını şimdi de İran'a baskı yaparak yani "Sende atom bombası olabilir, nükleer silah olabilir." diyerek onları tehdit ediyor. E, sende var ve senin desteklemiş olduğun İsrail'de de var ve İsrail de bunu kullanabilecek kadar, cesur davranabilecek kadar da sapkın bir devlet, devlet anlayışı var. Kullanabilirler mi? Kullanabilirler çünkü 1948 yılından bugüne kadar Birleşmiş Milletlerin almış olduğu hiçbir kararı uygulamayan vahşi bir devlet var karşımızda, saygısız bir devlet var, hiçbir dünya kuralını tanımayan bir devlet var. O nedenle, ben buradan -Japonya'da hâlâ daha insanlar ölüyor- Japonya'ya bir kez daha geçmiş olsun diyorum, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı da herkesi uyanık olmaya davet ediyorum.
İnebolu'ya istiklal madalyası... Biliyorsunuz, çok zor şartlarda, yeniden bir Sakarya önlerinde, Türkiye'nin ve Türklerin talih ve tarih sarkacını yükselten bir savaş yaptık. Bir yandan Kocatepe, bir diğer yandan da Dumlupınar, Sakarya ve Afyonkarahisar da yeniden bir dirilişimizdi ve İnebolu çok önemli bir ilçeydi. Türkiye'de bu tür istiklal madalyasını alan illerimiz oldu, ilk defa bir ilçe almış oldu, İnebolu aldı ve buradan çok ciddi şekilde silah sevkiyatı yaptılar, aynı zamanda da insan kaçırdılar ve Kurtuluş Savaşı'nın veyahut da birilerinin ifadesiyle Millî Mücadele'nin... İkisi de doğrudur ve o doğruyu şöyle de söylesek, böyle de söylesek devletimizin yeniden devamıydı. O nedenle, ben İnebolu'ya istiklal madalyası verilmesini doğru buluyorum. Ama aynı zamanda bir de Demirci var, Manisa Demirci ilçesi, burada Grup Başkan Vekilimiz Manisalı, aynı zamanda Akhisar milletvekilimiz burada kendisi. Demirci'ye niye istiklal madalyası verilmelidir? Tarihçilerin hepsini bu noktada duyarlı olmaya davet ediyorum. Burada bir şahıs vardı, bir kaymakam, Demirci'de, İbrahim Ethem Akıncı'ydı bu kaymakam ve dedi ki çetelere: "Hadi gelin, hep beraber olacağız, birlikte olacağız, efelerle beraber olacağız." ve cezaevindeki mahkûmlara -500'e yakın ağır cezalı mahkûm vardı- "Sizleri affediyoruz, burada Yunan'ı kovacağız, ardından da sizlere af çıkaracağız." ifadesini kullanmıştı ve burada 20 bin Yunan askerinin aşağıya inmesine yani Kocatepe'ye inmesine mâni oldular ve burada da ciddi şekilde bir kahramanlık sergilediler. Ve orada Gördesli Makbule de bir yıllık evliydi, Halil Efe'yle evliydi, bir yıllık evliyken de öldürülmüştü; ciddi kahramanlıklar yapmıştı, onları da rahmetle anıyorum.
Burada kanun teklifleri verdik. Bu kanun teklifini, o zamanki Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle, Sayın Özgür Özel'le, Sayın Hasan Ören'le, Sakine Hanımla ve Tur Yıldız Biçer'le, Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekilleri Sayın Erkan Akçay'la ve Sümer Oral'la beraber AK PARTİ'nin 5 milletvekili beraber vermiştik. Daha sonra, milletvekili olduktan sonra yeniden verdim. Ben bu konuda Komisyonu ve Türkiye Büyük Millet Meclisini duyarlı olmaya davet ediyorum. Bu konuda da Demirci'nin de bu İstiklal Madalyası'nı hak ettiğini söylemeden geçemeyeceğim; bir an önce de verilmelidir.
Orman yangınları... Bu orman yangınlarını günlerdir dile getiriyoruz ve burada, geçen hafta, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili "Şunlar, şunlar, şunlar... Şu kadar helikopter aldık, bu kadar gece görüşlü helikopter aldık, bu kadar uçağımız var, bu kadar arazözümüz var, bu kadar çalışanımız var." falan falan falan dedi. Ben dedim ki bunları hangi tarihte aldıysanız, bunları hangi parayla aldıysanız, hangi ihale usulleriyle aldıysanız bana gönderin ama hâlâ göndermediler. Bakın, orman yangınlarından sonra buraları yeşillendiriyorsunuz, yeşillendirdiğiniz ormanlar bir yıllık, iki yıllık, üç yıllık, beş yıllık. Yanan yerler kaç yıllık? On yıllık, yirmi yıllık, otuz yıllık, kırk yıllık, elli yıllık, altmış yıllık, yüz yıllık ormanlar ve bunlar toprağımızı koruyor, ekolojik dengeyi koruyor, nebatatı koruyor, hayvanı koruyor, havamızı koruyorlar, suyumuzu koruyorlar. Bununla ilgili olarak önemli olan söndürmek değil, önemli olan yangınların başladığı andan itibaren müdahale edebilmek. Bunu yapabilecek bir kapasiteniz var mı? Bunu yapabilecek kapasitenizin olmadığını görüyoruz. Bu konuda da gündemimizde her zaman orman yangınları olacak ve yapmış olduğunuz işlemlerin de doğru olmadığını, atıl işler yaptığınızı da söylemeden geçemeyeceğiz.
Diğer bir konu, arkadaşlar, ben buradan iktidar partisini çok uyardım, pestisitli gıdalar... Nedir pestisitli gıdalar ve sebzeler? Bunlar, kimyasalların, kimyasal ilaçların kullanıldığı meyvelerimiz ve sebzelerimiz. Yurt dışına gidiyor bunlar, yurt dışına gittiği zaman nereden geri dönüyor? Avrupa Birliği ülkelerinden geri dönüyor. "Siz daha fazla ilaç kullanmışsınız yani insan sağlığına, çocuklara, kadınlara, hamilelere, yaşlılara zararlı olan ilaçlar kullanmışsınız." diyorlar. Ya, bizim gümrüğümüzden geçerken bizim gümrüğümüz bu ticaret yapanlara "Bir dakika kardeşim, niye sen benim itibarımı sarsıyorsun?" demiyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ardından da bunlar yeniden Türkiye'ye geliyor, bir kısmı ihraç ediliyor, tekrar başka ülkelere gidiyor; işte, Güney Amerika ülkelerine, Afrika ülkelerine gidiyor veyahut da bir kısmı da bizim gümrüklerimizde yeniden ihaleye çıkıyor ama siz "Çıkmıyor." diyorsunuz. Gelin, araştırma önergesi verelim dedik, kabul etmediniz. Bu pestisitli gıdalarla ilgili çalışın.
Diğer bir şey, tağşişli gıdalar. Nedir bunlar? Hileli gıdalar arkadaşlar. Bakın, bu hileli gıdalarla ilgili onlarca, yüzlerce, binlerce haber var. Bizim kullanmış olduğumuz yoğurduğumuzdan, peynirimizden sucuğumuza kadar kullandığımız her gıdada hileler tespit ediliyor. Neyle tespit ediyorsunuz? "Random" usulü yani uzmanlar gidiyorlar, bakıyorlar, gönderiyorlar çeşitli laboratuvarlara, bunlar tespit ediliyor. Ya, Türkiye'de özel hastanelerde ve devlet hastanelerinde 100 binlerce insan aynı gün kan tahlili yaptırabiliyor ve biz onu e-devletten görebiliyoruz. Gelin, bununla ilgili olarak da bütün kurumlarla ilgili yapın. Sonra bunlar ne yapıyorlar, bu tağşişli gıdalarla ilgili yani sahte gıdalarla, hileli gıdalarla ilgili ne yapıyorlar? Şirketi kapanıyor, cezalar alıyor, başka bir şirket kuruyor. Ya, Amerika Birleşik Devletleri'nde vergi kaçıran birisinin çocukları bile bir daha ticaret yapamaz, torunları ticaret yapamaz. Yaptırmayın bunları. Niye bize hileli gıdalar yediriyorsunuz? Neden bununla ilgili ciddi tedbirler almıyorsunuz? Sayın Mehmet Şimşek ne yapıyor? Gidip esnafları ziyaret ediyor "Sen fiş kesmedin." diye, kestiği hâlde "Kesmedin." "70 kestin." "80 kestin. diyerek zaman zaman yalan da söylüyorlar, yanlış bilgi de veriyorlar ama bunlara ceza vermeye gelince bütün esnafı denetliyorsunuz. Bu tağşişli gıdaları tesadüfe bırakmışsınız yani tesadüfi yöntemle, "random" usulüyle bunları yapıyorsunuz. Bununla ilgili olarak da gereğini yapmanızı istirham ediyoruz. Bizim çocuklarımız, bizim kadınlarımız ve erkeklerimiz, bizim yaşlılarımız, hamilelerimiz kesinlikle bu gıdaları tüketmeyi hak etmiyorlar; gereğini yapın diyoruz.
Adaletin terazisi rozete göre olmamalıdır. Bakın, arkadaşlar, ben cezaevlerine gidiyorum, uzun yıllar cezaevlerinde yattım. Bu belediyelerle ilgili yapmış olduğunuz işlemler sizi iktidarda tutmaz; bakın, millet ciddi şekilde bir tepki verir, etkiye karşı tepki verir. 1960 darbesi oldu, çok uzun yıllar kalacaklarını zannettiler; sonra bir seçim oldu, o seçimde Menderes'i astılar, "Bir daha Menderes canlanmaz, dirilmez." dediler ama Menderes, Demirel'in şahsında dirildi arkadaşlar. Aynısını 1980'de yaptılar, darbe yaptılar, "Bu darbeden sonra bir daha Demirel, Türkeş, Erbakan, Ecevit olmaz." dediler ama oldular; onlar olduğu gib bir de Özal geldi ve daha sonra gereğini yaptı. O nedenle, ben diyorum ki: Yapmayın, etmeyin. Bu insanları kalkıp yüksek güvenlikli cezaevlerine gönderiyorsunuz. Bu insanların tutuklanmaması lazım, bunların önce tutuksuz yargılanmaları lazım; etmeyin. Ardından da bunlarla ilgili teftiş kurulları devreye girmeli, bunlarla ilgili Sayıştay devreye girmeli, denetçiler devreye girmeli ama yapmıyorsunuz.
Bakın, bugün bir araştırma önergesi vereceğiz bu belediyelerle ilgili. Hani diyorsunuz ya değerli arkadaşlar "Şu kadar AK PARTİ'li belediyeye işlem yapıldı, gözaltına alındılar, bunlarla ilgili şöyle oldu." diye. Hakikaten bunların hangisini sabahleyin erkenden bir polis gelerek evinden aldı? Bunların hangisi hakkında iddianameler düzenlendi? Hangisi görevden alındıktan sonra cezaevlerinde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlıyorum efendim.
BAŞKAN - Sekiz dakikayla sınırlı tutacağım.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Peki.
BAŞKAN - Sizden başladık, son bir cümle....
Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Değerli arkadaşlar, hukuku yeniden doğru tartın; Themis tanrıçasının gözleri açık olmasın, kapalı olsun. Adalet ve Kalkınma Partisinin bütün belediyelerinde de bu işlemler yapılıyordur, bundan emin olun. Bakanlıklarda da yapıldığını biliyoruz. Eğer aynı işlemlerle ilgili bir araştırma komisyonu önergemize "evet" derseniz bakanlıklarda ve diğer belediyelerde de bu tür işlerin olduğunu göreceksiniz. Eğer bunlar yolsuzluksa onlar da yolsuzluk, eğer onlar rüşvetse onlar da rüşvet, eğer onlar görevi kötüye kullanmak ise onlar da görevi kötüye kullanma ama "Ben rakiplerimi bu şekilde sindiririm." diyorsanız gün ola harman ola diyorum.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. İyi bir hafta olsun efendim.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez.
Sayın Çömez, buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Enflasyon rakamları açıklandı. TÜFE yıllık yüzde 31,75, aylık yüzde 1,78; inanılmaz bir rakam. Hani dünya lideriydiniz? Hani coğrafyada her şey sizden soruluyordu? Hani ekonomide uçuyordunuz, kaçıyordunuz, büyüme rakamları inanılmazdı, ihracat rakamları, yatırımlar inanılmazdı? Niye bu enflasyon bu kadar yüksek?
Şöyle bir mukayese ettim: Euro bölgesinde enflasyon yüzde 2,5'lar civarında, bizde yüzde 35'ler, 36'lar civarında; 11-12 kat, inanılır gibi değil. Daha geçtiğimiz haftalarda NATO üyesi ülkelerin temsilcileri geldi, âlâyıvalayla tam 12 milyar lira harcadınız, reklam yaptınız, propaganda yaptınız ama NATO üyesi ülkelerin hepsinin toplamından daha fazla bir enflasyon oranıyla karşı karşıyayız; OECD ülkelerine bakıyorsunuz, onlar da hakeza. Bu milleti bu şekilde yaşatmaya hakkınız yok.
Oturdum, son sekiz yıl içerisinde Sayın Erdoğan'ın enflasyonla ilgili neler vadettiğini çıkardım. Tam 8 kere "İnşallah önümüzdeki sene enflasyon tek haneli rakamlara inecek." demiş, tam 8 kere; bunu Sayın Erdoğan'dan duyduk. Şimdi, birinizin kalkıp da "Yanlış yaptık, beceremedik, özür diliyoruz, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Biz bu işten anlamadık." demeniz gerekmiyor mu? Bunu demeniz gerekiyor. Sayın Erdoğan'ın 8 kere vadettiği ve hiçbir seferinde de karşılık bulmadığı bu taahhüdüyle ilgili sizin bir cevap vermeniz lazım. Ha, cevap veriliyor, cevap veriliyor, partilileriniz, bakanlarınız, Cumhurbaşkanı Yardımcınız veriyor cevabı; onları da buldum, çıkarttım. Bu sekiz yıl içerisinde tam 8 kere mazeret üretmişsiniz. Önce demişsiniz ki: "Suçlu koronavirüs, virüs olduğu için enflasyon yükseldi." Sonra koronavirüs geçmiş, arkadan demişsiniz ki: "Ukrayna-Rusya savaşı oldu, enflasyon ondan yüksek." O geçti, ardından demişsiniz ki: "Yaz geldi, kuraklık oldu, ondan dolayı işte enflasyon yükseldi." Sonra okullar açılınca sıkılmadan çocuklara bahane bulmuşsunuz, mazeret olarak çocukları öne sürmüşsünüz. Diyorsunuz ki: "Okullar açıldı sonbaharda, çocuklar alışveriş yaptı, kitap, defter aldı, enflasyon ondan yükseldi." Sonra kış gelince "Don oldu." demişsiniz, yine mübarek iklimi, Allah'ın iklimini suçlamışsınız, donu bahane etmişsiniz. Sonra bakmışsınız bununla da olmuyor, bu sefer Ayşe teyzeyi suçlamışsınız, demişsiniz ki: "2 tane çeyrek altın aldı, yastığının altına koydu, suçlu odur." Sonra ramazan ayı gelmiş -buldum yine- "Ramazan ayı yaklaştığı için fiyatlar yükseliyor." demişsiniz. Bu kez ramazan ayını, mübarek ayı suçlu ilan etmişsiniz. En sonunda bulduğunuz bahane de İran ve Amerika'nın savaşı, bunu bahane olarak üretiyorsunuz. Allah aşkına, siz teflon tava mısınız ya, bir kere de olsun başınızı önünüze eğip "Biz 8 kere söz verdik son sekiz yılda, 8 kere de bahane ürettik. Bu millet açlık ve sefalet içerisinde yaşıyor, enflasyonu düşüremedik." diyemiyor musunuz, demeniz gerekmiyor mu?
Baktım, mukayese ettim nelerin fiyatları nasıl yükselmiş diye. Sadece patateste bir yıl içerisinde yüzde 146,92; Allah'ın patatesi ya, Allah'ın patatesi. Bu mümbit topraklarda, bu bereketli coğrafyada bu patatesin fiyatı niye yüzde 150'ler civarında artar, bunun izahı var mı? Bu kadar bereketli topraklarda bu gıda enflasyonu niye rekor kırar? Şu anda, diğer ülkelere baktığımızda, Venezuela ve İran'dan sonra dünyada bronz madalyayı almışsınız, tebrik ediyoruz. Dünyanın en bereketli coğrafyası, en mümbit toprakları, en güzel arazileri bizde ama dünyanın en yüksek gıda enflasyonu da bizde. Altımızda Arjantin var. Suriye'nin 2 katı ya, Suriye'de yüzde 22, bizde almış başını gitmiş. Yine, Lübnan'ın, bombaların altındaki Lübnan'ın, her tarafı İsrail'in bombalarıyla tarumar olmuş Lübnan'ın gıda enflasyonu bizim yarımız kadar. Oturup düşünmeyecek misiniz "Niye bütün bunlar oluyor, niye biz bu işi beceremiyoruz?" diye?
Antalya Ticaret Borsasının açıklamasına baktım, geçen ay, temmuz ayında sebze fiyat endeksi yüzde 64 artmış; Antalya gibi bir yerde Ticaret Borsasının yaptığı açıklama.
Şimdi, soğan fiyatları çok konuşuldu ama bir kere daha altını çizeceğim. Şu fotoğrafı ben geçtiğimiz günlerde Kepsut'ta çektim. Balıkesir'in Kepsut ilçesi mütevazi, toprakları bereketli, güzel bir ilçemizdir. Soğan 75 lira. Bir daha söylüyorum: Kepsut'ta soğan 75 lira. Şu da Mehmet Şimşek'in geldiği bölgeden çekilmiş, alınmış bir resimdir, o da İngiltere'den; soğan İngiltere'de 60 lira. Birinin buna cevap vermesi lazım, soğanın Londra'dan daha pahalı olmasının hesabını birilerinin vermesi lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Baktım, son yedi yıl içerisinde soğan fiyatı ne kadar artmış diye; asgari ücret son yedi yıl içerisinde 14 kez artmış, 14 kat artmış ama soğan fiyatı tam 37 kat artmış. Niye böyle oluyor hiç oturup düşündünüz mü? Bu kadar bereketli topraklarda, bu kadar mümbit coğrafyada, bu bizim milletimiz niye fakruzaruret içerisinde yaşıyor, niye bu kadar yüksek enflasyonla sefalet içerisinde yaşıyor? İktidara geldiğinizde 130 milyar dolardı borcunuz, 550 milyar dolara taşıdınız, ülkeyi borç batağına batırdınız. Yer altında, yer üstünde ne var ne yoksa bütün madenleri sattınız, tam 15 bin maden ruhsatı verdiniz. Cumhuriyet Dönemi'nin bütün kazanımlarını, bütün işletmelerini sattınız, 64,5 milyar dolara sattınız ve tam 3,5 trilyon dolar bu milletten vergi topladınız. Bir daha söylüyorum: 3,5 trilyon dolar bu milletten vergi topladınız. Gelecek garantili projelerle bu milletin istikbalini, çoluğun çocuğun istikbalini ipotek altına aldınız. Bütün bu şartlar altında rasyonel bir ekonomi modeli üretmediğiniz için, yatırım, istihdam, üretim, ihracat, “know-how”, teknoloji bununla ilgili rasyonel bir model üretmediğiniz için, rant ve talan ekonomisi kurduğunuz için, faiz ekonomisi, faiz modeli kurduğunuz için, sadece etrafınızdakileri zengin ettiğiniz için millet bu hâle geldi, derin bir sefalete mahkûm oldu.
Şimdi, dünyanın hiçbir yerinde, üreticinin perişan olduğu, satıcının perişan olduğu, tüketicinin perişan olduğu bir model yok, bir uygulama yok; sadece Türkiye'de var, bunun da tek sebebi sizsiniz. Gidin köylere, gitmiyorsunuz ama gitseniz göreceksiniz, köylü perperişan. Bakın, havucun tarladaki fiyatı ile marketteki fiyatı arasında tam yüzde 462 fiyat farkı var. Bunun sebebi nedir hiç araştırdınız mı? Geçtiğimiz günlerde Ayvalık Çakmak köyüne gittim; bakın, oradaki adresi de veriyorum size. Köylü diyor ki: "Bamya yetiştiriyorum, tarlada 40 liraya satamıyorum ama çarşıda, pazarda 250-300 liraya satılıyor ve ben perişan oldum, maliyetimi karşılayamıyorum." Yine, tarlada 15 lira, tezgâhta 100 lira. Nerede? Bursa'nın İznik ilçesinde nektarin. Örnekleri çoğaltabilirim. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok, böyle bir yöntem yok. Çiftçi borç batağında, önümüzdeki yıl bu çok daha vahim bir hâle gelecek ve çiftçiyi bitirdiğiniz için de Türkiye ne yazık ki bir gıda kriziyle karşı karşıya kalacak. Geçtiğimiz Haziran ayında, 2026 Haziran ayında tarım ve hayvancılığa 3 milyar lira para harcamışsınız veya destek olmuşsunuz ama faize tam 201 milyar lira para harcamışsınız yani 67 kat yani tefeciye verdiğiniz para çiftçiye layık gördüğünüz paranın tam 67 katı çünkü çiftçi umurunuzda değil; yerli ve millî üretici, emekçi umurunuzda değil. Yaptığınız bir tek şey var: "Borç alayım, faiz ödeyeyim ve rant mekanizması kurayım." Bu şekilde bu ülkeyi yönetemezsiniz, bu milleti bu şekilde idare edemezsiniz. Sokağa çıkın, yaşananları görün, milletin içinde bulunduğu hâli görün ve bu milletin derdiyle dertlenin diyorum.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sayın Sevda Erdan Kılıç.
SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen milletimizi saygıyla selamlıyorum ve hayırlı bir hafta geçirmeyi umut ediyorum.
Bugün, tabii, benim nöbetimin ilk günü. O yüzden gündem dışında böyle bir giriş konuşması yapmak istedim. Bugün bu mikrofonda Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olmaktan öteye yıllardır sesi duyulmayan işçinin, emekçinin, çiftçinin, gencin, kadının, işsizin, yoksulluğun ne demek olduğunu yaşayarak bilen milyonların sesi olmak için de bulunuyorum çünkü ben o hikâyeyi en iyi bilenlerdenim; o hikâyeleri kitaplardan okumadım, filmlerden izlemedim, o hikâyeyi bizzat ben de yaşadım. Ben bir işçi ailesinin 3 çocuğundan 1'isiyim. 3 kız kardeştik, aynı ayakkabıları sırayla giydik, aynı elbiseleri dönüşümlü kullandık. Kitap satın alamadığımız için okuduğumuz bütün kitapları Eskişehir Millî Kütüphaneden almıştık ve okul aile birliğinin kışları bot verdiği, çizme verdiği çocuklardan birisiyim. Eğitim hayatımı böyle tamamladım. Sonra 9 Eylül Hukuk Fakültesini kazandım, yine devlet üniversitesinde okuyup devlet yurdunda kaldım, devlet burslarıyla okudum ve o yüzden cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değil cumhuriyet bir işçi çocuğunun kaderinin değiştirilebilmesidir benim için.
1999 yılında üniversite 2'nci sınıf öğrencisiyken seçimlerde müşahit olarak görev almıştım. Seçimde Cumhuriyet Halk Partisi Meclis dışında kaldı. O gün kendi kendime "Yakınmak yetmez, bir şey yapmak gerekir." dedim ve Cumhuriyet Halk Partisinde siyaset yapmaya başladım, milletvekili olasıya kadar da örgütün birçok kademesinde görev aldım. O dönem de A4'ün 2 tarafını kullandığımız bir dönemdi; il binalarının telefonları kesikti, onları burslarımızla ödedik; 1 simidi 4'e bölüp, paylaşıp seçim çalışmaları yaptığımız zamanlardan geçtik ve bugünlere geldik. Bir saniye bile partimle ilgili bir tereddüt yaşamadım çünkü benim için cumhuriyet ile Cumhuriyet Halk Partisinin hikâyesi birbirinden ayrı düşünülemez.
Cumhuriyet fırsat eşitliğidir, cumhuriyet sosyal devlettir, cumhuriyet alın terinin değeridir, cumhuriyet umuttur. Cumhuriyet Halk Partisi de bu umudun kurucu iradesidir, bu ülkenin vicdanıdır, eşit yurttaşlığın güvencesidir; Cumhuriyet Halk Partisi emeğin, hukukun, demokrasinin teminatıdır. Biz bu ülkeyi ayrıştırmaya değil kurulduğumuz günden beri birleştirmeye talibiz; kimsenin kimliğine, inancına, yaşam tarzına bakmadan 86 milyonun onurunu, hukukunu, geleceğini birlikte savunmaya talibiz çünkü bizim siyaset anlayışımızın temelinde hep insan vardı, bundan sonra da insan olacak. Cumhuriyeti kuran irade aynı zamanda, bu ülkede yoksul çocukların okuyabilmesini, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmasını, köylünün milletin efendisi sayılmasını da sağlayan iradedir. Bugün o iradenin yüzyılı aşan emanetini temsil eden bir partinin Grup Başkan Vekili olarak bu konuşmayı yapıyor olmak elbette benim şahsi başarım değildir; bu, tamamen cumhuriyetin başarısıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, yoksul bir çocuğun da bu ülkenin en yüce kurumunda millet adına konuşabileceğinin de bir göstergesi, cumhuriyetin başarısıdır ama bu tarihsel miras yalnızca övünülecek bir geçmiş değildir, omuzlarımızda taşıdığımız da büyük bir sorumluluktur. O sorumluluk cumhuriyetin eşitlik sözünü yeniden ayağa kaldırmak, sosyal devleti yeniden güçlendirmek ve bu ülkenin hiçbir çocuğunu doğduğu ailenin imkânlarına mahkûm etmemektir.
Değerli milletvekilleri, tabii ki sadece kendi hayatımı anlatmayacağım burada, benim hikâyem bu ülkede milyonlarca insanın hikâyesi; sabah ezanıyla yola çıkıp akşam evine dönen işçinin, ürettiği hâlde borçlanan çiftçinin, ömrünü çalışarak geçirdiği hâlde emekli olduğunda geçinemeyen insanın, çocuğunun beslenme çantasını nasıl dolduracağını düşünen annenin, atama bekleyen öğretmenlerin, mülakatta hakkı elinden alınan gencin, üniversiteyi bitirdiği hâlde geleceğini başka ülkelerde arayan evlatlarımızın hikâyesi. Bugün bu ülkede, Türkiye'nin en büyük sorunu yalnızca ekonomik kriz de değil; asıl kriz adalete olan güvenin sarsılması, asıl kriz emeğin karşılığını yitirmesi, asıl kriz gençlerin "Ne kadar çalışırsam çalışayım hayatım değişmeyecek." duygusuna mahkûm edilmesidir.
Değerli milletvekilleri, sosyal devlet bir lütuf değildir, sosyal devlet cumhuriyetin vatandaşına verdiği bir sözdür. Bu söz, hiçbir çocuk yoksulluk nedeniyle eğitiminden vazgeçmeyecek; bu söz, hiçbir genç imkânsızlık nedeniyle hayallerini ertelemeyecek; bu söz, hiçbir kadın yaşam hakkı için tek başına mücadele etmeyecek; bu söz, hiçbir emekli ömrünün sonunda yoksulluğa mahkûm edilmeyecek ve bu söz, hiçbir çiftçi ürettiği için cezalandırılmayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun
SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Cumhuriyet Halk Partisinin mücadelesi yalnızca seçim kazanma mücadelesi de değildir. Bizim mücadelemiz, alın terinin değer gördüğü bir Türkiye içindir, gençlerin valiz değil gelecek hazırladığı bir Türkiye içindir, kadınların korkmadan yaşayabildiği bir Türkiye içindir, çocukların açlıkla değil umutla büyüdüğü bir Türkiye içindir, hukukun güçlüye göre değil herkes için eşit işlediği bir Türkiye içindir. Bu yüzden, Mustafa Kemal Atatürk'ün "İki büyük eserimden biri" dediği Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekilliği görevini de bir makam değil büyük bir sorumluluk olarak görüyorum.
Değerli milletvekilleri, bu bağlamda, kimsenin kuşkusu olmasın, Cumhuriyet Halk Partililerin pusulası hiçbir zaman koltuk değildi, koltuk da olmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim pusulamız millettir, bizim pusulamız adalettir, bizim pusulamız eşit yurttaşlıktır, bizim pusulamız cumhuriyetin kurucu değerleridir ve bize yol gösteren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü olmaya devam edecektir: "Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir." (CHP sıralarından alkışlar)
Buradan bütün vatandaşlarımıza da seslenmek istiyorum: Asla yalnız değilsiniz, asla umudunuzu kaybetmeyin; cumhuriyet var oldukça umut vardır, Cumhuriyet Halk Partisi var oldukça bu Mecliste sizin sesiniz olacaktır. Biz 86 milyonun hakkını savunmaya ant içmiş bir geleneğin temsilcileriyiz; sizin hakkınız, hukukunuz ve geleceğiniz için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili, Nevşehir Milletvekili Sayın Filiz Kılıç.
Buyurun.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Konuşmama başlamadan önce, Cumhuriyet Halk Partisinin yeni Grup Başkan Vekili Sevda Hanım'a hayırlı olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Kendisine, partisine ve milletimize hayırlı uğurlu olsun; başarılar diliyorum.
Evet, yeni haftada da bütün milletvekili arkadaşlarıma kolay gelsin diyorum. İnşallah, milletimiz lehine güzel kararların alındığı hayırlı bir hafta olur.
Tarih 4 Ağustos 1922, Tacikistan Belcivan yakınlarında Çeğen Tepesi'nde bir Kurban Bayramı sabahı, güneş ufukta kan kırmızısı doğarken Türkistan'ın hürriyeti ve istiklali uğruna beyaz atını doğrudan Rus mitralyözlerinin üzerine süren bükülmez çelikten bir irade; elinde yalın kılıcı, dilinde tekbiri ve yüreğinde bitmek bilmez bir Turan sevdasıyla şehadete yürüyen bir yiğit; cepheden cepheye atılarak ömrünü geçiren Osmanlı İmparatorluğu Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı, Turan İhtilal Orduları Kumandanı, Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Namdar İsmail Enver Paşa. Bilinmelidir ki toprak olmak yok olmak değildir; ölüm ancak unutulanlar, mefkûresizler ve ruhunu kaybedenler içindir. Enver Paşa'nın kutlu adı, yalnızca tarih kitaplarına değil vatan evlatlarının sinesine ve Türkistan toprağına kanla kazınmış, silinmez ve şerefli bir destandır ve destan olarak kalmaya da devam edecektir. O, rahat döşeklerde ölmeyi reddedenlerin, rütbeleri ve makamları elinin tersiyle itip inandığı Kızılelma ülküsü uğruna Pamir eteklerinde şehadeti arayanların sesidir. Bugün şehadetinin 104'üncü seneidevriyesinde inandığı dava uğruna canını feda eden büyük Türk kahramanını ve onun nezdinde bütün şehitlerimizi dualarla anıyoruz. Enver Paşa, onun şanlı hatırasını omuzlayanların, davasını davası bilenlerin ve gönlünü ona türbe eğleyenlerin yüreğinde kavi ve bakidir. Şehid-i Âlâ ve Gazi-i Namdar İsmail Enver Paşa'nın ve tüm şehitlerimizin aziz ruhu şad, mekânı cennet, durağı uçmağ olsun diyorum.
Değerli milletvekilleri, çocuk, Yaradan'ın bizlere bahşettiği, işlenmeyi bekleyen tertemiz, berrak bir zihindir; hamurunu nasıl yoğurur, ruhunu neyle beslerseniz çocuğun istikbali de o yöne evrilir. Aslında her şey biz yetişkinlerin, bu toplumu oluşturan bizlerin, asli unsurların elindedir ve hepimiz bu ağır mesuliyetin idrakinde olmak mecburiyetindeyiz. Şunu aklımızdan çıkarmayalım: Hiçbir evladımız alnında bir suç lekesiyle suça meyilli bir fıtratla dünyaya gelmez, onu karanlık sokakların, gayrimeşru hayatların kucağına iten temel saik içine doğduğu sosyal çevre, merhametten ve ahlaktan yoksun bırakılmış toplumsal zemindir. Bugün karşımızda duran en önemli soru şudur: Bu masum yavruları suça sürükleyen, onları birer faile dönüştüren sistemdeki ve toplumdaki o büyük çatlak nerededir? Bazen bir vakaya bakarsınız ve bir yanda suça itilmiş, diğer yanda o suçun mağduru olmuş iki beden görürsünüz. Bir taraf suçlu, bir taraf masum gibi durur lakin asıl trajedi şudur ki ikisi de çocuktur. Bizim, sokakların insafına, karanlık köşelerine terk edilecek, heba edilecek, gözden çıkarılacak tek bir evladımız dahi yoktur. Ebeveynlik makamı yalnızca bir canı dünyaya getirmekten ibaret değildir. Aile, Türk milletinin yıkılmaz kalesidir, çocuğun ilk ve en sağlam koruma hattıdır. Bu hat yarıldığında, aile kurumu devreden çıktığında o çocuğun suça sürüklenmesi, uçuruma yuvarlanması maalesef kaçınılmaz bir akıbettir. Elbette, doğru yönlendirme, millî ve manevi değerlerle donatma şarttır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Bütün bu ihtimama, devletin ve ailenin doğru yetiştirme gayretine rağmen iradesini ve tercihini ısrarla suçtan yana kullananlar için de adalet tecelli etmeli, hukuk nizamı ceza müeyyidesini muhakkak uygulamalıdır ancak asıl meselemiz, sinekleri avlamak değil bataklığı kurutmaktır. Bugün TÜİK'in önümüze koyduğu o acı tablolar her yıl yüz binlerce çocuğumuzun güvenlik birimleriyle yollarının kesiştiğini haykırmaktadır. Hukuk sistemimiz bu yaraya merhem olmak için vardır, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun felsefesi de tam olarak buradadır. Kanun, çocuğu, derhâl cezalandırılacak bir fail olarak değil her şeyden evvel korunması, topluma kazandırılması gereken bir birey olarak tanımlar. Devletin şefkat eli adaletin kılıcından önce çocuğa uzanmak zorundadır. Bizler için öncelikli ve hayati hedef, millî beka meselesi olarak gördüğümüz aile yapımızı tüm çürümüşlüklerden ve yozlaşmalardan korumaktır. "Lider ülke Türkiye" ülküsüyle Türk ve Türkiye Yüzyılı'nı inşa ederken her şeyden önce millî kimlik şuuruyla yoğrulmuş, kültür bilincine sahip, mukaddesatına bağlı ve ahlaklı Türk gençliği yetiştirmek boynumuzun borcudur. Bu yolda kaybedecek vaktimiz, feda edecek tek bir gencimiz yoktur.
Sözlerime son verirken daha önce de söylediğim ve özellikle yaz aylarında ehemmiyetle üzerinde durmamız gereken bir hususta da hatırlatmada bulunmak istiyorum: Tezgâhta emek veren, kitap okuyan çocuk eline silah almaz diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına...
Pardon, özür dilerim, ara sıra oluyor böyle şeyler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Muş Milletvekili Sezai Temelli konuşacak.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin konut politikasına yaklaşımını Mecliste de görmemiz mümkün çünkü biz muhalefet partileri milletvekilleri TOKİ konutlarındaki gibi böyle sıkışık bir nizamda oturuyoruz; Adalet ve Kalkınma Partisi rant amaçlı yapılmış konutlar gibi -gördüğünüz gibi- bütün ön sıralar, arka sıralar boş ama paylaşım bu şekilde. Sayın Başkan, siz de o yüzden sanırım sırayı şey yaptınız. Burada gerçekten, üst üste bir hayatımız var. Daha adaletli davranabilirler, buradan bir çağrı yapıyorum kendilerine.
Ben de CHP'li meslektaşımı kutlayarak başlamak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sıklıkla cezaevi sorunlarını dile getiriyoruz; cezaevlerindeki kalabalık, oradaki yaşam koşullarının kötülüğü, oradaki hak ihlalleri, işkence ve bunların tabii ki belki de en büyük sorun olarak gördüğümüz kısmı cezaevindeki ölümler. Bu cezaevindeki ölümlerin aslında birçoğu işkence ve şiddetten kaynaklı. Bakın, en son 22 Haziran 2026'da İstanbul'da gözaltına alınan Özcan Aksu. Gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, cezaevine gönderiliyor. Ailesi günlerce arıyor, Özcan Aksu'ya ulaşamıyor ve ulaştıklarında ise Özcan Aksu bir hastanede inanılmaz şekilde şiddete, işkenceye maruz kalmış durumda. Daha sonra tekrardan 2 Temmuzda Metris Cezaevine sevk ediliyor ve aynı gün hastaneye kaldırılıyor "Kaçmaya teşebbüs etti." deniliyor, "Memura mukavemet etti." deniliyor fakat maalesef 5 Temmuzda Özcan Aksu yaşamını yitiriyor.
Şimdi, cezaevlerinde buna benzer çok sayıda ölüm oldu. Bugüne kadar bunları dile getirdik, dedik ki: Bunun önüne geçebilmeniz için gerekli tahkikatı, soruşturmayı yapmalısınız; sorumluları yargılamalısınız. Bu yapılmadığı için bu cinayetler devam ediyor. Evet, bunlar cinayet! Özcan Aksu ne ranzadan düştü ne intihar etti ne de kaçmaya çalıştı, tamamıyla oradaki görevlilerinin uyguladığı şiddet sonucunda, darp sonucunda, işkence sonucunda hayatını kaybetti. Bir an önce bu sorumlular yargılanmalıdır, yargının önüne çıkarılmalıdır ve cezaevindeki bu şiddet sarmalı, hak ihlali sarmalı artık son bulmalıdır. Bu konuda buradan bir kez daha Adalet Bakanlığına çağrı yapıyoruz: Bir an önce harekete geçin, bu sorumluları yargı önüne çıkarın.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya Büyükşehir Belediyesi, Meram ilçesindeki bir meseleden dolayı gündeme geldi. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı, kendisi yani Mevlâna'nın topraklarında bir Belediye Başkanı ama vicdandan nasibini almamış bir Belediye Başkanı.
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Tanıyor musunuz?
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - "Neden?" diyeceksiniz; bakın, Dedeoğulları ailesini hatırlıyorsunuz, 1990'larda Kars'tan Konya'ya göç etmiş olan bu aile 2021 yılında inanılmaz bir şiddete maruz kaldı, 60 kişi evlerine saldırdı. Bu olayın üzerine, maalesef, gidilmedi. Bu olayın üzerine gidilmediği için de 30 Temmuz 2021 yılında Dedeoğluları'nın evi basıldı, 7 kişi katledildi; evet, tam 7 kişi o evde katledildi ve hâlâ bu olay yeterince açıklığa kavuşturulup adil bir yargılanma sağlanmış değil. Peki, belediye ne yapıyor? Belediyenin yaptığı şey, evi yıkma kararı. Peki, gerekçesi ne? Kamu yararı. Düşünebiliyor musunuz, böyle hunharca bir katliamın yapıldığı evi, orayı bir hafıza merkezine çevirmek söz konusu olmalıyken kamu yararı nedeniyle o evi yıkacak, aklınca o hafızayı silecek. Bu, ayrımcılıktır; bu, aslında farklı bir nefret suçunun işlenmesidir; bu, aslında toplumun hafızasına yönelik bir saldırıdır. Bakın, bunun bir örneği Vartinis'te var. Vartinis'te 10 kişi bir evde katledildi, Vartinis'te o ev bugün bir hafıza merkezi olarak ayakta duruyor aslında, o suçla yüzleşmek adına ve o suçların tekrarlanmaması adına. Bu kadar önemli bir yerde Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ise "kamu yararı" diye evi kamulaştırıp yıkmaya kalkmış. Bunu kınıyoruz. Bu kararından vazgeçmesi uyarısını buradan yapıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomik krizden çıkamıyor. Türkiye ekonomik krizden çıkamıyor ama bu ekonomik krizin nedenleriyle yüzleşmediği gibi bu krize çözüm üretmek yönünde bir adım atmak yerine hâlâ bu programda ısrar eden bir anlayış var karşımızda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Programın ısrarının sonuçları da her ayın 3'ünde açıklanan enflasyon verisi. TÜİK, her ne kadar bu enflasyon verilerini manipüle etmeye çalışsa da bunları olduğunun altında göstermeye çalışsa da onun da bir sınırı var ve gördüğümüz gibi enflasyon yine yüzde 30'un üzerinde. Tabii, enflasyonunun içine baktığımızda, bu yüzde 30'un içine baktığımızda burada ağırlıklı kalem gıdadır, 2'nci sırada da kira gelmektedir. Gıda ve kira aslında yoksulların, işçilerin, emekçilerin en önemli 2 kalemidir. Yani emekçinin, yoksulun, çiftçinin, esnafın toplam harcaması içinde yüzde 70'e varan 2 kalemden bahsediyoruz; gıda ve kira. Gıda ve kiradaki enflasyon rakamları, buradaki fiyat artışı yüzde 32'lik enflasyonun çok üzerinde, yüzde 60'larda, 70'lerde seyrediyor hatta bu ay kira artışı yüzde 32 işte, dolayısıyla katlamalı giden bir meseleyle karşı karşıyayız. Bununla mücadele etmek yerine, gıda fiyatlarını tarım politikalarıyla aşağı çekmek yerine, kira meselesini aslında gerçek bir sosyal konut projesiyle aşmak yerine hâlâ bu politikada, bu programda ısrar eden iktidar, Mehmet Şimşek programında ısrar eden iktidar, bırakın ekonomide krizi çözecek bir adım atmayı krizi derinleştirmeye devam ediyor. Kriz derinleştikçe de emekçiler, emekliler, çiftçiler, esnaf bu krizin altında inlemeye de devam ediyor. Gıdadaki bu tarihî pahalılık gerçekten akıl almaz bir düzeye ulaşmış durumda. Bugün bir tarım ülkesinde böyle bir gıda enflasyonunun olması aslında açlığa tekabül ediyor. Bugün dünyada en yüksek gıda enflasyonuna sahibiz. Bunun nedenlerini aylardır dile getirmemize rağmen, bu konuda çeşitli araştırma önergeleri vermemize rağmen, hatta kanun teklifi hazırlamamıza rağmen hiçbir adım atılmadı. Dolayısıyla muhalefete kulaklarını tıkamış olan bu iktidar bu ekonomi politikalarında ısrar etmeye devam ediyor. Sonuç işte ortada, enflasyon.
Sonra Merkez Bankası Başkanını dinliyorsunuz, Hazine ve Maliye Bakanını dinliyorsunuz, Sayın Cevdet Yılmaz'ı dinliyorsunuz; aslında emekliyi, memuru, emekçiyi çok düşündüklerini söylüyorlar ama bir fedakârlığa ihtiyaç olduğunu çünkü Türkiye'nin kaynaklarının kıt olduğunu, onu yönetmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Türkiye'nin kaynakları filan kıt değil, Türkiye'nin kaynakları yanlış yönetiliyor; ne kıtlığı. Oysa Türkiye zengin bir ülke ama siz bu zenginliği hakça, adaletçe paylaştırmak yerine aslında sermayeye aktarmaya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Hep sekiz dakikayla gidiyoruz, bugün böyle.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ama orada galiba bir şey oldu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika verdiniz Sayın Başkan.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir dakika verdiniz, ben de o hakkı alabilir miyim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika... Bir toparlansın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Yok, ilk kez oradan başladığım için hadi cümlenizi tamamlayın diye vermiştim.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bizde olmadı Sayın Başkan, burada olmadı.
BAŞKAN - Evet, olmadı; yok.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Türkiye zengin bir ülke, kaynaklarını hakça, adaletçe paylaşamadığı için bunu yaşıyoruz. Sürem olmadığı için kısaca bahsedeyim. Bakın, o kadar zengin ki Ziraat Bankası çiftçiden aldığı faiz gelirlerini Vestel Grubuna çok rahat aktarabiliyor hem de 500 milyon lira; tıpkı Demirörene, Cengiz Holdinge, Limaka, Kalyona yaptığı gibi. Dolayısıyla halkın kaynakları halka değil de sermayeye aktarıldığı sürece bu yoksulluk da devam eder, bu açlık da devam eder.
Hoşgörünüz için teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - İnanıyorum ki Mahir Bey altı dakikayla bu bütün konuları toparlayacaktır.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, iki aylık bir aram olduğu için onları bir çarpalım isterseniz.
BAŞKAN - Şimdi Yeni Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.
Sayın Başarır, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Yeni Parti Grubu adına sizleri, milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
İki ay önce burada, kürsüde konuştuğumda "Bir müddet ayrı kalabiliriz." demiştim ama daha güçlü bir şekilde, milletimizin desteğiyle Mecliste milletimizin huzurundayız; onun mutluluğunu yaşıyorum.
İki ayda ne değişti? Bir bakıyorum, temmuz ayında Meclis kapanacaktı, ağustos ayındayız. Eylülde, ekimde de çalışalım, günde on iki saat çalışalım ama milletin gerçek sorunlarını tartışıp çözelim burada.
Bakın, enflasyon oranları açıklandı. Ben de ekonomiyle, yoksullukla, yoksunlukla, yüksek enflasyonla sözlerime başlamak istiyorum: Şimdi, temmuz ayında TÜİK 1,78 aylık, yıllık 31,75 enflasyon oranlarını açıkladı. Oysa iktidarın en büyük hedefi yıl sonu yüzde 16'ya düşürmekti enflasyonu; bugün bu rakamlarla bunun imkânsız olduğunu görüyoruz.
Bakalım, bu enflasyon oranlarıyla asgari ücretteki erime 5.576 lira; memur aylığında 8.300 lira artış olmuştu, 1.250 lirası bu ay gitti. Bunları konuşamıyoruz, bunları tartışamıyoruz. Meclis belki ağustos sonuna kadar çalışacak, bunlarla ilgili hiçbir veri yok. Bakın, sürekli olarak enflasyonun, ekonominin düzelmesinden bahseden bir iktidar Venezuela, İran, Güney Sudan ve Arjantin'den sonra yüksek enflasyonda dünyada 5'inci. Bunu kim çözecek? Bu Meclis çözecek, iktidar çözecek ama maalesef ki bundan başka her şeyi konuşuyoruz. Özellikle, TÜİK mi belirliyor bunu, çarşı pazar mı belirliyor? Lütfen, lütfen bir daha söylüyorum, pazara gidin, çarşıya gidin, insanları dinleyin. Çiftçi isyanda. Mesela, 11 liraya sattıkları havuç ki "Zarar ediyoruz." diyor, markette 62 lira. Ben merak ediyorum, yolda bunu altınla mı kaplıyorlar? Ya da 7 lira olan maydanoz 22 lira markette. Biz bunları çözebiliyor muyuz? Bakın, bunlarla ilgili defalarca araştırma önergesi verildi, kanun teklifleri verildi, dinlenmedi. Gıda enflasyonunda Avrupa'da 1'inciyiz, dünyada ilk üçteyiz ve bunları çözmüyoruz, birikmiş yasalar var, uluslararası anlaşmalar var, var, var, var, var, var, var, milletle ilgili hiçbir şey yok maalesef ki.
Şimdi, açlık sınırı 37 bin lira olmuş, 28 bin lira asgari ücret, 23 bin lira en düşük emekli maaşı. Biz neyi konuşuyoruz? Bunlarla ilgili verilen araştırma önergeleri maalesef ki reddediliyor, bakın, konuşulmuyor. 25 milyon insan icrada. Bu ülkede 1 milyon 200 bin atanamayan öğretmen var, evladımız var. Bu enflasyona göre İstanbul ve Ankara'da ortalama kira 25 bin lira, insanların kirası 35 bin lira olacak, asgari ücretin de emekli maaşının da üzerinde, bunları konuşmuyoruz. Huzurevlerinde emekliler sıraya girmiş, sıraya. Huzurevlerine sığınıyor bu ülkenin emeklisi ama biz bunları konuşamıyoruz. Bu Meclis neyi konuşuyor, neyi tartışıyor? Neden temmuzdan ağustosa, eylüle kadar çalışıyoruz; millet için mi, insanların sofrası için mi, emekli için mi, atanamayan öğretmen için mi, barınma sorunu için mi, beslenme sorunu için mi; biz niçin buradayız arkadaşlar? Hiçbir şey değişmiyor, hiçbir şey değişmiyor; birikmiş, biriktirilmiş, sipariş edilmiş yasaları burada tartışıyoruz. Olmaz.
Bakın, çok üzüntü verici bir durum; yirmi üç gündür er gaziler, şehit erlerin aileleri nöbet tutuyor, haklarını istiyor, üç gündür açlık grevinde, bir gazimiz kalp krizi geçirdi ve yaşamını yitirdi, iki kişi hastaneye kaldırıldı. Buna kulaklarımızı kapatmışız. Ve bunun üzerine bir kanun teklifi getiriyorlar ama maalesef ki şehitlerin, gazilerin isteklerinden çok uzak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, biz de bir kanun teklifi verdik Yeni Parti olarak; şehit yakınları ve gaziler için. Ne istemişiz? "Şehit anne ve babalarına bağlanan aylık en az net 1 asgari ücret olsun." demişiz. "TOKİ'den ev verin, faizi almayın." demişiz. "Çocuklarına eğitim yardımında bulunun." demişiz. "Araba verin, ÖTV almayın." demişiz. Çok şey mi istemişiz? Yarın o kanunu Komisyona getirmenize gerek yok, Yeni Parti kanun teklifini verdi; haydi! Ya, bari bunu yapın. Bu, Meclis için utanılacak bir durumdur. Dibimizde, Güvenpark'ta yirmi üç gündür bu ülkenin şehit yakınları, gazileri eylem yapıyor, içlerinden birisi kalp krizi geçiriyor, yaşamını yitiriyor, daha Komisyona gelmiyor. Komisyona gelen yasa teklifi de göstermelik bir yasa teklifi. İşte, bunları konuşamıyoruz. Neyi konuşuyoruz? Birikmiş uluslararası anlaşmaları. Neyi konuşuyoruz? Bugüne kadar hiçbir şekilde uzlaşma yapmadıkları suça sürüklenen çocuklar için yasayı, Kızılay yasasını ya da diğer yasaları. Oysa bir planlama olmalıydı, bu planlama içerisinde düzgün bir şekilde bunların hepsi temmuz ayında bitmeliydi. Ha, madem çalışıyoruz temmuz, ağustosta, gelin, gerçekleri konuşalım, milletin sorunlarını konuşalım, halkın sorunlarını konuşalım ve bunları konuşmadığınız için de konuşamadığınız için de maalesef ki milletin yüzüne bakamıyorsunuz, milletin karşısına çıkıp hesap veremiyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, huzurevleri dedim, bakın. İnsanlar huzurevlerinde sıra bekliyor ama maalesef ki bu ülkede cezaevleri, adliyelerden huzurevlerine, sosyal yardıma fırsat gelmiyor. Şimdi, soruyorum, bunu bir sıraya koymuşlar, huzurevleri için yönetmelik çıkarmışlar, kaç ayda, kimlerin, ne şekilde yararlanacağını söylüyorlar ama şunu göremiyorlar: Bu ülkede huzurevine başvuru sayısı neden kat kat arttı son yıllarda? İşte, ülkeyi bu hâle getirdiniz. Emeklisi huzurevinde, emeklisi çocuğunun yanında, birkaç emekli aynı evde barınmak zorunda; bu gerçekleri konuşamıyoruz ama bu Meclisin görevi, muhalefetin görevi, bizlerin görevi, bundan sonra Yeni Parti'nin görevi, milletin sorunlarını bu Mecliste tartışmaktır.
Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu, buyurun lütfen.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sevda Erdan Kılıç'a hayırlı çalışmalar diliyorum, kendisini Grup Başkan Vekili olarak görmek bizi mutlu etti.
Ayrıca, Yeni Parti'nin Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır Bey'le de çalışıyor olmayı bir mutluluk olarak görüyorum, kendisine de hayırlı uğurlu olsun diliyorum.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bizimle mutluluk yok mu?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yok bana var, sana yok Selçuk Başkanım.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Onlar yeni oldukları için aynı hususu tekrar ettim yoksa bir hemşehrim olarak sizinle çalışmak beni her zaman mutlu etmiştir.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan Vekili.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ama siz eski vazifenize devam ediyorsunuz, onlar yenilendiler ya o sebeple.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Neresi eski?
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Bitlis'in Tatvan ilçesinde görev yapan Manisalı hemşehrimiz Uzman Çavuş Ahmet Balaban kardeşimiz geçirdiği bir trafik kazası sonucu vefat etmiştir, bunu derin bir üzüntüyle öğrendik. Hayatını kaybeden kahraman askerlerimize Allah'tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum, aziz milletimizin başı sağ olsun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumunuz olduğu üzere yaz mevsiminin etkisini arttırmasıyla birlikte ülkemizin birçok noktasında, ülkemizde olduğu gibi dünyanın birçok noktasında yangın riski ciddi ölçüde yükselmiştir. Devletimiz, Tarım ve Orman Bakanlığımızın koordinasyonunda ilgili tüm kurum ve kuruluşlarıyla havadan, karadan yürüttüğü güçlü mücadeleyi büyük bir kararlılık içerisinde sürdürmektedir. Yangınlarla mücadelede görev yapan orman kahramanlarımız, güvenlik güçlerimiz, itfaiye teşkilatlarımız, gönüllülerimiz ve sahada fedakârca emek veren tüm personelimiz gece gündüz demeden büyük bir özveriyle vazifelerini icra ediyorlar. Orman yangınlarının önemli bir kısmı ihmal ve dikkatsizlik sebebiyle meydana gelmektedir. Bu sebeple her bir vatandaşımızın yüksek bir mesuliyet şuuru içerisinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Ormanlık alanlarda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin tabiata bırakılmaması, yangına sebebiyet verecek her türlü davranıştan titizlikle kaçınılması gerekmektedir. Bu vesileyle yangınlarla mücadelede fedakârca görev yapan tüm kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyor, yeşil vatanımızı korumak uğruna emek veren herkese de kolaylıklar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle malumunuz olduğu üzere İstanbul'da gerçekleştirilen TÜGVA Yaz Okulları Final Programı kökleri mazide, ufku istikbalde olan medeniyet yürüyüşümüzün genç yüreklerde yeniden filizlendiğinin güçlü bir nişanesi olmuştur. "Renklensin Yaz Okulumuz" temasıyla 81 ilimizden 100 binlerce evladımızı aynı ideal etrafında bir araya getiren bu büyük organizasyon gençlerimizi ilimle, irfanla, ahlakla ve sorumluluk şuuruyla buluşturmuştur. Medeniyetler yetiştirdiği şahsiyetlerle, taşıdığı değerlerle ve nesilden nesile aktardığı hizmetle yaşar. O hikmeti daimi canlı tutar. Köklerinden güç olan, tarihini bilen, ecdadımızın emanetini omuzlarında hisseden bir gençlik Türkiye Yüzyılı'nın en büyük teminatıdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın gençliğe duyduğu güven ve verdiği kıymet, milletimizin istikbaline duyduğu inancın en güçlü ifadesidir. Gençlerimizi tarihî bir sorumluluk üstlenen, fikriyle, vicdanıyla ve gayretiyle ülkesine yön veren güçlü aktörler olarak değerlendiren bu vizyon Türkiye'nin yürüyüşüne güç katmaktadır. İnanıyoruz ki, medeniyet değerlerinden beslenen, aklıyla üreten, vicdanıyla hareket eden ve milletine karşı mesuliyet taşıyan gençlerimiz Türkiye Yüzyılı'nı adaletin, merhametin ve güçlü bir medeniyet tasavvurunun yüzyılı hâline getirecektir. Bu inançla gençliğimiz için üretmeye, onların yolunu aydınlatmaya ve güçlü yarınları hep birlikte inşa etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde savunma sanayisinde gerçekleştirdiğimiz en gurur verici teknolojik atılımlardan biri millî muharip uçağımız KAAN'dır. KAAN'ın P1 prototipinin başarıyla piste çıkarak ilk taksi testlerini tamamlaması, tam bağımsız Türkiye vizyonunun göklerdeki en güçlü mühürlerinden biridir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - 2024'teki tarihî ilk uçuştan sonra ulaşılan bu aşama yerli ve millî mühendisliğimizin küresel ölçekte muazzam zaferini tescillemiştir. Radar görünmezliğinden yapay zekâ entegrasyonuna kadar en ileri kabiliyetleri ihtiva eden bu stratejik proje askerî gücümüzü pekiştiren teknoloji ekosistemimizi de bir baştan bir başa ihya etmektedir. Asrın projesiyle dışa bağımlılığa tamamen son verilirken ülkemizin caydırıcı siyasi ve ekonomik gücü böylelikle perçinlenmektedir. Böylesine bir gururu milletimize armağan eden mühendislerden teknisyenine, gece gündüz demeden çalışan işçisinden yazılımcısına kadar bu kutlu yolda alın teri döken, emek veren, katkı sunan herkesi yürekten kutluyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomimizin can damarlarından biri olan ihracat rakamlarımız küresel piyasalardaki tüm zorluklara rağmen yukarı yönlü ivmesini kararlılıkla sürdürülmektedir. 2026 yılı Temmuz ayı mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 25 milyar 621 milyon dolara yükselmiştir. Bu tarihî rakam tüm zamanların en yüksek temmuz ayı ihracatı ve yüz üç yıllık cumhuriyet tarihimizin en büyük 2'nci aylık ihracat rakamı olmuştur.
Dünyanın dört bir yanındaki küresel pazarlarda bayrağımızı gururla dalgalandıran tüm üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı yürekten tebrik ediyor, bu büyük başarının artarak devam etmesini diliyorum. Ülkemizin üretim ve ihracat potansiyelini daha iyi noktalara çıkarmak için çalışmalarımıza durmadan devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanlığının İç Tüzük'ün 21'inci maddesi uyarınca İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç'ın Anayasa Komisyonu, Mersin Milletvekili Gülcan Kış ve Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar'ın Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu, Ankara Milletvekili Deniz Demir ve Ankara Milletvekili Semra Dinçer'in Çevre Komisyonu, İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç'ın Dijital Mecralar Komisyonu, Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen'in Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu, İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın İçişleri Komisyonu, Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca'nın İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar'ın Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu, Balıkesir Milletvekili Sayın Serkan Sarı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi'nin Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'ın Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyeliklerinden geri çekildiğine ilişkin yazısı 3 Ağustos 2026 tarihinde; İYİ Parti Grubu Başkanlığının İç Tüzük'ün 21'inci maddesi uyarınca, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz'ın Anayasa Komisyonu üyeliğinden geri çekildiğine ilişkin yazısı 4 Ağustos 2026 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.
Bilgilerinize sunulur.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 4/8/2026 Salı günü toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Selçuk Özdağ |
|
| Muğla |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından, 31 Mart 2024 Mahallî İdareler Genel Seçimlerinden sonra belediyelere yönelik yürütülen adli ve idari süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılması, tutuklama, görevden uzaklaştırma ve kayyum uygulamalarının hukuki dayanaklarının, denetim süreçlerinin, uygulamalardaki eşitlik ilkesinin ve yerel demokrasi üzerindeki etkilerinin incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 4/8/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 4/8/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
31 Mart 2024 mahallî idareler genel seçimleri üzerinden aylar geçti. Milletimiz sandığa gitti, iradesini ortaya koydu ve yerel yönetimlerde önemli tercihler yaptı. Ancak seçimlerin hemen ardından başlayan süreç, milletimizin sandıkta verdiği kararın yargı ve idari işlemler üzerinden tartışmalı hâle gelmesine neden olmuştur. Türkiye'nin birçok büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyesinde görev yapan belediye başkanları, belediye başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri ve belediye bürokratları hakkında peş peşe soruşturmalar başlatılmış, çok sayıda kişi gözaltına alınmış, tutuklanmış, görevden uzaklaştırılmış, bazı belediyelere ise kayyum atanmıştır. Burada açık ve net ifade ediyorum: Kim suç işlemişse, kim kamu malına el uzatmışsa, kim rüşvet almışsa, kim ihaleye fesat karıştırmışsa, kim görevi kötüye kullanmışsa, kim milletin emanetine ihanet etmişse hukuk önünde mutlaka hesap vermelidir ama hangi hukuk önünde? Tarafsız, bağımsız ve objektif bir yargı ve hukuk önünde. Yolsuzlukla mücadele hukuk devletinin vazgeçilmez görevidir, bu konuda en küçük bir tereddüdümüz de yoktur. Ancak aynı kararlılıkla şunu da söylüyoruz: Hukuk adaletin, eşitliğin ve tarafsızlığın da adıdır. Hukuk kişiye göre uygulanıyorsa hukuk olmaktan çıkar, siyasetin aracı hâline gelir. Hukuk sadece muhalefete karşı işletiliyor algısı oluşturuyorsa, o zaman sadece belediyeler değil devletin adalet mekanizması da yıpranır, yara alır. Belediyelere kayyum atıyorsunuz, ardından o şahsı görevden alıyorsunuz; beraat ediyor şahıs, göreve döndürmüyorsunuz. Aynı zamanda belediyeler arasında ayrım yapıyorsunuz. Bazı belediyeler pirüpak, onlar layüsel, onlar aynı zamanda zemzemle yıkanmış, zemzem suları, sütten çıkmış ak kaşık ama bazı belediyelere gelince de onlara karşı yargı teleskopla bakıyor, bazen dürbünlerle bakıyor.
Bugün milletimizin zihninde cevabını bekleyen çok ciddi sorular vardır. Neden operasyonlarının önemli bir bölümü muhalefet belediyelerine yoğunlaşmaktadır, iktidar partisine mensup belediyelerde hiç mi benzer iddialar yoktur? Denetim mekanizmaları bütün belediyeler için aynı hassasiyetle işletilmekte midir, yoksa hukuk siyasi aidiyetlere göre farklı mı işlemektedir? Evet, farklı işlemektedir. İşte bu soruların cevabı sadece muhalefeti değil iktidarı da ilgilendiriyor çünkü bugün güven kaybeden yalnızca bir belediye değildir, güven kaybeden devlet ve devletin kurumlarıdır. Bir ülkede vatandaş "Acaba hukuk herkese eşit uygulanıyor mu?" diye sormaya başlamışsa asıl üzerinde durulması gereken mesele budur. Bugün hiçbir kimseye peşinen suçlu da demiyoruz, masum da demiyoruz; bunu söyleyecek olan bağımsız, tarafsız ve objektif mahkemelerdir ve yargıdır. Ancak biz soruşturmaların başlangıcından tutuklanma tedbirlerine, görevden uzaklaştırmalardan kayyum atamalarına kadar bütün sürecin hukuk devleti bakımından denetlenmesini istiyoruz çünkü tutuklama istisna olmalıdır, peşin ceza yöntemine dönüşmemelidir; kayyum uygulaması istisnai bir tedbir olmalıdır, seçmen iradesini ortadan kaldıran olağan bir yönetim modeli hâline asla gelmemelidir. 31 Mart seçimlerinden sonra toplumda oluşan siyasette normalleşme beklentisi ne yazık ki kısa bir süre içerisinde gözaltılarla, tutuklamalarla, görevden uzaklaştırmalarla ve kayyum tartışmalarıyla ve de itibar suikastlarıyla gölgede kalmıştır.
Bizim talebimiz son derece açıktır: Bu konu ne televizyon ekranlarında polemiklerle ne de sosyal medya tartışmalarıyla açıklığa kavuşabilir. Bu mesele millet adına denetim yapan Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Kurulacak Meclis araştırması komisyonu, seçimlerden bugüne kadar haklarında işlem yapılan tüm belediye başkanlarını, belediye başkan yardımcılarını, belediye Meclis üyelerini ve belediye bürokratlarını, isnat edilen suçların niteliğini, soruşturmaların hangi delillere dayandığını, dosyaların hangi yollarla başlatıldığını, Sayıştay ve mülkiye müfettiş raporlarıyla ilişkisini, kayyum uygulamalarının hukuki gerekçelerini ve bütün bu süreçlerin siyasi parti ayrımı gözetilmeksizin eşit uygulanıp uygulanmadığını objektif şekilde incelemelidir.
Buradan iktidar sıralarına da açık bir çağrıda bulunuyorum: Eğer yürütülen işlemlerin tamamının hukuka uygun olduğuna inanıyorsanız gelin, bu araştırmaya destek verin, millet samimiyetinizi görsün; hodri meydan diyoruz. "Yargıya intikal etmiş konularda araştırma komisyonu kurulamaz." diyebilirsiniz. 15 Temmuz da yargıya intikal etmedi mi? Daha önce suça karışmış çocuklarla ilgili konular da yargıya intikal etmemiş miydi? Etmişti. Kartalkaya'daki otel de yargıya intikal etmemiş miydi? Etmişti. Hukuk gerçekten herkese eşit uygulanıyorsa bu komisyon bunu ortaya çıkaracaktır. Eğer eksiklikler varsa onları da yine bu Meclis tespit edecektir.
Bu nedenle, diyoruz ki: Ne yolsuzluğun üzeri örtülsün ne de hukuk siyasi tartışmaların gölgesinde kalsın, ne suç işleyen cezasız kalsın ne de masumiyet karinesi zedelensin, ne seçmen iradesi yok sayılsın ne de kamu kaynaklarının hesabı sorulmaktan vazgeçilsin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.
Belediyelerde operasyonlar yapılır ama bu operasyonlar mülkiye müfettişlerinin raporları üzerine yapılır, bu operasyonlar denetim mekanizmalarını oluşturan Sayıştay denetçilerinin raporları üzerine yapılır, ardından da bu yargıya intikal eder. Yargı soruşturmaların selameti açısından ağır suçlar varsa o belediye başkanının görevden alınmasını ister. Görevden alınan belediye başkanı bir yandan yargılanırken oraya bir belediye başkan yardımcısı vekâleten atanır, ardından da belediye meclis üyeleri kendi aralarından birisini belediye başkanı seçer. Ki geçmişte Sayın Recep Tayyip Erdoğan -burada geçen gün şiirini okudum, Ziya Gökalp'ın şiirini- sudan bir meseleyle böyle görevden uzaklaştırılmış ama yerine başkan yardımcısı olarak da Ali Müfit Gürtuna atanmıştı, ardından da belediye meclis üyelerinin çoğunluğu muhalefette olmasına rağmen orada o günkü Refah Partisi üyeleri arasından bir başkan seçilmişti.
Lütfen, hukuk, hukuk, hukuk diyorum. Araştırma önergemize destek vermenizi temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Yavuz Aydın.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra belediyelere yönelik yürütülen adli ve idari süreçlerin geldiği nokta ortadadır. Bu mesele ne yazık ki milletin hukuka ve adalete bakışını zedeleyen bir kriz hâline gelmiştir. Elbette, kamu kaynağını hukuka aykırı kullanan kim varsa hesap vermelidir. Rüşvet varsa soruşturulsun, irtikap varsa soruşturulsun, ihaleye fesat varsa soruşturulsun ancak hukuk, iktidarın siyasi rakiplerini terbiye etme aracı hâline getirilmemelidir.
Bugün vatandaş şunu soruyor: Aynı iddia AK PARTİ belediyesinde sorun olmuyor da muhalefet belediyesinde sabah baskınına nasıl dönüşüyor? Geçmişte bu ülkede Melih Gökçek için "Ankara'yı parsel parsel sattılar." denilmedi mi? Peki, bunu kim söyledi, muhalefetten birisi mi söyledi? Hayır. AK PARTİ'nin en üst düzey isimlerinden birisi, Meclis Başkanlığı, Başbakan Yardımcılığı yapmış Sayın Bülent Arınç söyledi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş göreve geldikten sonra "Yüze yakın dosyayı savcılığa teslim ettik." dedi. Peki, o iddiaların üzerine aynı iştahla gidildi mi? Hayır. Aynı sabah operasyonları yapıldı mı? Hayır. Aynı manşetler atıldı mı? Ne yazık ki hiçbiri yapılmadı. Melih Gökçek ifadeye bile çağırılmadı. Adalete güveni bitiren işte budur, bu görüntünün ortadan kaldırılması gerekir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu üzerinden yürütülen süreç de bu açıdan ibretliktir. Mahkemenin tarafsızlığı sorunludur. Ortada bir vicdansızlık vardır, adli yargılama yapılmamaktadır. Bu tam olarak iktidarın siyasi rakiplerini bertaraf etme planıdır.
Bir başka vicdani mesele de Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'tır. Kamuoyuna yansıyan ciddi sağlık sorunları ve kanser geçmişi ortadayken tutukluluğun cezaya dönüşmemesi gerekirdi. Bugün annesi hastane kapılarında evladından iyi bir haber beklemeye mahkûm ediliyorsa burada artık yalnızca hukuktan değil vicdandan da söz etmek zorundayız. Ne yazık ki iktidar adaleti tanımadığı gibi sağlık gibi insani bir meseleyi dahi siyasi hesapların konusunun dışına çıkaramamıştır, kaçma şüphesi bulunmayan bu insanları "hukuk" adı altında modern işkenceye tabi tutmayı seçmiştir.
İYİ Parti olarak diyoruz ki: Yargı bağımsız işlemeli, denetim eşit uygulanmalı, seçmen iradesi korunmalıdır. Bakın, ayarıyla oynadığınız kantar gün gelir sizi de tartar diyorum.
YENİ YOL Grubunun önerisini desteklediğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Hasan Öztürkmen.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; operasyon düzenlenen CHP'li belediyelerin sayısı bu sabah Menderes Belediyesiyle birlikte 43'e ulaştı. Belediyelerimizin neredeyse yüzde 10'dan fazlasına operasyon düzenlendi. Tutuklu belediye başkanı sayısı 30'a ulaştı. Tutuklanıp tahliye edilen belediye başkanlarımızın sayısı ise 6. Genel Merkezimizde kurduğumuz birimde belediyelere yönelik yargı süreçlerini tüm yönleriyle yakından takip ediyoruz. Türkiye'de bu isnat edilen suçlar sadece CHP'li belediyelerle mi ilgili; AKP, MHP ve başka partilerin belediyelerinde yolsuzluk ve rüşvetle ilgili bir tartışma yok mu? Yapılan operasyonların inandırıcılığı ciddi şekilde zedelenmektedir. Bu tek taraflı kovuşturma süreçlerinin demokratik temsil ilkesine aykırı olduğu da açıktır.
Yolsuzluklarla mücadele yaşamsaldır, hiçbir kamu kurumu soruşturmalardan, incelemelerden muaf değildir, sonuna kadar gidilmelidir. Ancak yolsuzlukla mücadele sadece ve ancak tarafsız ve bağımsız yargı eliyle yürütülmelidir. Yargı belediyelerin partisine kör olmalıdır fakat AKP döneminde bu ilke yerle bir edilmiştir. Yıllardır AKP'li belediyelere ilişkin Sayıştay raporları görmezden gelindi, hepsi sümen altı edildi. İçişleri Bakanları AKP'li Belediye Başkanları hakkında talep edilen soruşturma izinlerini vermedi, verilenlerin ise soruşturma evrakları savcılık tarafından raflara kaldırıldı. Bunun en net örneği ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'tir. Geçen ay İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye 2000 ile 2026 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları hakkında kaç inceleme raporu hazırlandığını sordum. Yanıt çarpıcı; toplam 44 ön inceleme raporunun 23 tanesi Melih Gökçek'e ait. Bu raporların haricinde Mansur Yavaş'ın Gökçek hakkında savcılıklara verdiği dosya sayısı ise 97. Ancak Gökçek bir gün dahi ceza almadıysa kimse yargı bağımsızlığından söz etmemelidir. Yirmi iki yıldır yönettikleri belediyeleri borç batağına sürükleyen Erdoğan iktidarı belediyeleri kaybedince aniden SGK borçlarını hatırlamış ve "Silkeleyin." talimatı vermişti. Bu talimattan sonra yaşananlar manidardır. Biz belediyelerimizde hesap vermekten çekinmiyoruz, yanlış varsa hesabını önce biz sorarız ancak hukukuna aykırı uygulamalar, masumiyet karinesinin katledilmesi, soruşturmanın gizliliğinin ihlali, bazı evrakların önceden iktidar basınına sızdırılması tarafsız ve bağımsız olması gereken yargı süreçlerine gölge düşürmektedir. İstisna olması gereken tutuklama genel uygulama hâline getirilmiştir. Sayıştay raporlarıyla usulsüzlükleri tespit edilen dosyaların, savcılıkların tozlu raflarında unutturulan, haklarında İçişleri Bakanlığınca soruşturma izni verilmeyen, eşe dosta ihale dağıtmakla meşgul AKP'li ve MHP'li belediye başkanlarını hesaba çekmeyenler bizim karşımıza "tarafsız yargı" palavralarıyla çıkmasın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HASAN ÖZTÜRKMEN (Devamla) - Ben bir de seçim bölgem Gaziantep'ten somut örnek vermek istiyorum. Gaziantep Şehitkamil Belediyesinde bizzat AK PARTİ'li ilçe başkanının şikâyetine rağmen AK PARTİ'ye kapağı atan ilçe belediye başkanı soruşturmadan muaf tutulmuştur, dosyaları tozlu raflara kaldırılmış, benim bizzat cumhuriyet başsavcılığına yaptığım başvuruya rağmen herhangi bir konuda soruşturma izni verilmemiş, soruşturma yapılmamıştır. Bu da AKP iktidarının bu konuda ne kadar adil ve tarafsız olduğunu göstermektedir(!)
Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili George Aslan.
Buyurun Sayın Aslan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA GEORGE ASLAN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisinin grup önerisi üzerine söz aldım. Genel Kurulu selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yıllardır demokratik siyaset alanında mücadele eden, bu uğurda binlerce siyasetçisi, belediye eş başkanı, yöneticisi, parti çalışanı ve üyesi gözaltına alınan, tutuklanan, hapsedilen, halkın oylarıyla kazanılmış belediyelerine defalarca kayyum atanan, iradesi gasbedilen bir partiyiz. Bu nedenle, Yeni Yol Partisinin grup önerisi en çok da bizim partimizi ilgilendiren bir öneridir. Maalesef ki bugün benzer uygulamaların CHP'li, Yeni Partili belediyelere yöneltildiğini görüyoruz. Neredeyse her gün bir belediyeye baskın yapılıyor, belediye başkanları tutuklanıp görevden uzaklaştırılıyor. Yıllardır "terör" denilerek "yolsuzluk" denilerek bu tür uygulamalar iktidar tarafından olağan hâle getirilmiş durumda. Bir belediyede yolsuzluk varsa elbette araştırılmalıdır; kim olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup olursa olsun bağımsız yargı önünde hesap vermelidir, tabii, bağımsız bir yargı kaldıysa. Yargı ile siyasi müdahalenin iç içe girdiği herkesçe bilinmektedir. Herhangi bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi başka şeydir; on binlerce, yüz binlerce seçmenin sandıkta ortaya koyduğu iradeyi idari kararla ortadan kaldırmak başka şeydir. Bizim de kamuoyunun da genel olarak itirazı tam da bunadır. Eğer amaç gerçekten yalnızca yolsuzlukla mücadele olsaydı bu mücadele siyasi ayrım gözetmeksizin yürütülürdü, iktidar partisine mensup belediyeler hakkında ortaya atılan iddialar da aynı kararlılıkla soruşturulurdu ancak biliyoruz ki mesele bu değildir. İktidar yolsuzluk iddialarını muhalif belediyeler üzerinde baskı kurmanın ve onları siyasal olarak etkisizleştirmenin bir aracı olarak kullanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çeşitli bahanelerle halkın sandıkta ortaya koyduğu iradenin idari kararlarla ortadan kaldırılması ve kayyum uygulamalarının olağan bir yönetim pratiğine dönüştürülmesi toplumun adalet duygusunu yok etmekte ve en önemlisi de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir. DEM PARTİ olarak tutumumuz nettir, kendimiz için demokrasiyi ve halkın iradesini nasıl savunduysak bugün de CHP ve Yeni Parti için de demokrasiyi, seçmenin iradesine saygı duyulması gerektiğini savunuyoruz. Toplumsal barış ve birlikte yaşam için en temel koşul halkın iradesine saygı duymaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GEORGE ASLAN (Devamla) - Bu nedenle kayyum uygulamalarından ve halk iradesini ortadan kaldıran bu tür baskı araçlarından vazgeçilmelidir. Onun için, YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu önergeyi desteklediğimizi belirtiyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Seyit Torun.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, iktidar partisi 31 Mart 2024 seçim sonuçlarını maalesef bir türlü içine sindiremedi, sandıkta alamadığı iradeyi maalesef yargıyı kullanarak almaya çalışıyor. Yolsuzluğun partisi olmaz değerli arkadaşlar, kamu malına el uzatan kim olursa olsun soruşturulsun, delil varsa yargılansın, suçluysa cezasını çeksin; bu konuda tavrımız, duruşumuz nettir fakat AK PARTİ iktidarının yargı eliyle yaptığı gibi soruşturmaları cezaya, tutuklamaları mahkûmiyete, kayyumu da seçim sonucunu değiştirme aracına dönüştürmüş durumdadır. "AK PARTİ'liysen insan hukuktan muafsın, AK PARTİ'li değilsen ceberut bir muameleyle karşı karşıya kalırsın." Bu anlayışla AK PARTİ ülkemizdeki ikili hukuk sistemini kurumsallaştırmıştır. Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere bugün geldiğimiz noktada 30 belediye başkanımız tutuklandı, yaklaşık 7 il 29 ilçe belediye başkanı görevden uzaklaştırıldı; daha bu sabah Menderes Belediye Başkanı gözaltına alındı. Her gün bir belediye başkanımız şafak operasyonuyla gözaltına alınıyor, sonra tutuklanıyor ve hemen görevden alınıyor. On beş aydır yalancı şahitlerle, iftiralarla, kopyala yapıştır yöntemlerle iddianameler yazmaya çalıştınız, onu da beceremediniz, duruşmalarda her tarafından dökülüyor. Yatarı bile olmayan suçlardan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız aylardır hapiste. Kendi belediyelerinizde yolsuzluk ayyuka çıkmış durumda, bunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz, seçmenizde biliyor ama kime ceza verilmiş, kim cezalandırılmış? Kısa vadeli çıkarlarınızı gözetirken ülkemizin demokratik kurumlarına tamiri mümkün olmayan hasarlar veriyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, bütün bu operasyonların nasıl, hangi talimatla yapıldığını gayet iyi biliyoruz, sizler de biliyorsunuz. Bakın, geçtiğimiz günlerde Grup Başkan Vekiliniz "677 AK PARTİ'li, 371 CHP'li belediye hakkında soruşturma izni verdik, ayırım yapmıyoruz." dedi. Adalet Bakanı da "Savcı dosyanın kapağına değil delile bakar." diyor. Biz de soruyoruz: Soruşturma izniyle şafak baskını aynı mıdır, aynı şey midir? "Evinden alınma gereği duyulanlar var ki evinden alınıyor dedi. İşte, sorun da tam da budur; yargılama başlamadan hüküm verilmesi, gözaltının siyasi mahkûmiyete çevrilmesi ve masumiyet karinesinin Meclis kürsüsünden bu sıralarda çiğnenmesi bu Meclise asla yakışmıyor. Geçen hafta muhalefetten seçilen Tuzla ve Çekmeköy Belediye Başkanları ile Şile Başkan Vekiline Cumhurbaşkanı eliyle AK PARTİ rozeti takıldı, üç gün sonra Türkiye, Menderes Belediyesine yapılan bir operasyonla uyandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEYİT TORUN (Devamla) - Bu 2 görüntü yan yana getirildiğinde belediye başkanlarına verilen siyasi mesaj açıktır: "Ya, iktidara katıl ya da kodese gir, hapse gir. Bize katılırsan dosyaların rafa kalkar, orada kalırsan Silivri ekspres yolcusu olursun." Bakın, bu bir dedikodu değil; sizin de bizim de birincil elden duyduğumuz bir gerçeklik bu.
Değerli milletvekilleri, gelin, bu önergeyi kabul edelim, kim haklı, kim haksız, hangi dosya hukuki, hangi işlem siyasi Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırsın ve bu konuda gereken görevi yerine getirsin. Gelin, bu noktada bir başlangıç yapalım ve bu acziyeti, bu mağduriyeti giderelim.
Teşekkür ederim. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Veysal Tipioğlu.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi tarafından verilen önerge hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.
Öncelikle, önergenin gerekçesinde yer alan bir tespiti hatırlatmak isterim. Önergede aynen deniliyor ki: "Kamu kaynaklarının hukuka aykırı kullanılmasına ilişkin her türlü iddianın tarafsız ve bağımsız bir biçimde soruşturulması zorunludur." Evet, biz de aynı kanaatteyiz, hukuk devletinin gereği de budur. Milletin bir kuruşuna uzanan el, kim olursa olsun, bağımsız yargı önünde hesabını vermelidir. Hiçbir makam, hiçbir mevki hiçbir kimseye hırsızlık yapma, yolsuzluk yapma, namussuzluk yapma hakkı vermez; bilakis, aksine, makam sahibine, bu aziz millete sıdkı sadakatle, namusla, şerefle çalışma sorumluluğu verir. Siz, önergede soruşturmaların etkin, tarafsız ve bağımsız biçimde yürütülmesi gerektiğini ifade ediyorsunuz. Bizim de beklentimiz tam olarak budur. Delilleri değerlendirecek olan da kararı verecek olan da bağımsız yargıdır. Hepimizin ortak beklentisi hukukun işlemesi ve adaletin tecelli etmesidir.
Değerli milletvekilleri, milletimiz bazı soruların cevaplarını beklemektedir. Baklava kutularında euroların bulunması, "jammer" kullanılması, kameraların bantlanması, kamu vicdanını, milletimizin vicdanını rahatsız eden görüntülerin yayınlanması. Bunlar sıradan hadiseler değildir. Bunlar kamuoyunun gözü önünde cereyan eden hadiselerdir. Bunlar nasıl izah edilecektir? Belediyeler yaptıkları hizmetleri kamuoyuna anlatmak için milyonlarca liralık reklam bütçeleri ayırıyorlar, billboardlara çıkıyorlar, gazetelere ilan veriyorlar, televizyonlara çıkıyorlar, sosyal medya platformlarında yayın yapıyorlar, yaptıklarını millete anlatmak için her türlü iletişim imkânını kullanıyorlar. Peki, "jammer" bunun neresinde? "Jammer" sıradan bir belediye ekipmanı değildir, güvenlik amacıyla kullanılan özel bir cihazdır.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Önceki dönemden kalma.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Belediye hizmetiyle bunun nasıl bir ilgisi var, nasıl bağlantı kuruyoruz?
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Sizin döneminiz de alındı, sizin döneminizde.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Sonra da dönüp "bize siyasi operasyon yapıyorlar." diyorlar. Hayır. Beyler, bu bir siyasi operasyon değildir. Bunun adı hukukun görevini yapmasıdır, bunun adı milletin emanetine uzanan elin hukuk önünde hesap vermesidir.
Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu siyaset anlayışı nettir: Suçun partisi olmaz, hırsızın partisi olmaz, yolsuzluğun ideolojisi olmaz, hukuk karşısında herkes eşittir, hiç kimse siyasi kimliği, makamı ve unvanıyla hukukun üzerinde değildir. Hukuk kişiye göre değil delile göre karar verir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Delil yok!
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Delil yok!
BAŞKAN - Buyurun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Suç varsa gereği yapılır, suç yoksa da bunu yine bağımsız yargı ortaya koyar. Yargı görevini yapacak ve nihayetinde kararını verecektir, herkes de bağımsız yargının vereceği karara saygı göstermek durumundadır. İşte, hukuk devletinin gereği de budur. Yolsuzlukla mücadele siyasi bir tercih değil hukuk devletinin, adaletin ve milletin emanetine sahip çıkmanın gereğidir. Bu nedenle, devam eden adli süreçler hakkında ayrıca bir Meclis araştırması açılmasını gerekli görmüyor, verilen önergeye katılmadığımızı ifade ediyor, yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önerinin oylamasından önce yoklama talebine dair bir önerge gelmiştir, okutuyorum:
4/8/2026
TBMM Başkanlık Divanına
YENİ YOL Partisi Grup önerisi oylaması öncesi toplantı yeter sayısı talebimiz vardır.
Saygıyla arz ederiz.
|
| Selçuk Özdağ |
|
| Muğla |
|
| YENİ YOL Grubu |
|
| Başkan Vekili |
BAŞKAN - Selçuk Özdağ? Burada.
Necmettin Çalışkan? Burada
Sadullah Kısacık? Burada
Elif Esen? Burada
Şerafettin Kılıç? Burada
Mehmet Atmaca? Burada
Seyit Torun? Burada
Gökçe Gökçen? Burada
İsmet Güneşhan? Burada
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu? Burada.
Süleyman Bülbül? Burada.
Nurhayat Altaca Kayışoğlu? Burada.
Mustafa Erdem? Burada.
Aliye Coşar? Burada.
Bülent Kaya? Burada.
Turhan Çömez? Burada.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu? Burada.
Yüksel Arslan? Burada.
Yavuz Aydın? Burada.
Rıdvan Uz? Burada.
III.-YOKLAMA
BAŞKAN - Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.31
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.44
BAŞKAN: Başkan Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: İshak ŞAN (Adıyaman), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 119'uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, pusula veren milletvekilleri lütfen Genel Kurul salonunu terk etmesin, pusula kontrolü yapacağız.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 5 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 17.51