6 Ocak 2026 Salı

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 15.03

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43'üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Toplantı yeter sayısı yok da "Var." diyorsunuz, ne yapalım. Bunlar hiç değişmiyor, maşallah, AK PARTİ Grubu hiç değişmiyor; dün neyse bugün aynılar, maşallah.

BAŞKAN - Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Batman'ın yerel sorunları hakkında söz isteyen Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi'ne aittir.

Buyurun Sayın Kutevi. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

ZEYNEP ODUNCU KUTEVİ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün hepimizin yüreğine dokunan bir acının altını bir kez daha çizmek istiyorum, Gülistan Doku. Altı yıldır kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku'nun annesi dün kendini köprüden aşağıya atmak istedi. Bir ülke düşünün ki bir kentte onlarca, yüzlerce MOBESE kamerası var, küçücük bir şehir, bir üniversite öğrencisi orada kayboluyor ve kendisinden altı yıldır haber alınamıyor. Bu ülke, kadınların kaybedildiği, kadınların katledildiği, üniversiteye giden kadınların kendini çaresiz hissettiği bir ülke hâline geldi. Biz, buradan  Gülistan Doku'nun akıbetini bir daha sormak istiyoruz: Gülistan Doku nerede? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bugün burada Batman'ın yerel sorunlarına değinmek istiyorum ama maalesef, beş dakika içerisinde Batman'ın yerel sorunlarına değinmek gerçekten anlatamayacağımız bir durum. Eğitim, sağlık, sosyal yaşam, kayyımlar, ulaşım, her biri kendi başına ayrı ayrı bir başlık, bunların hepsine dokunmak, bunların hepsinden bu kürsüde söz kurmak biraz zor olacak. O yüzden, bugün sadece sağlık alanındaki sorunlara değinmeye çalışacağım, sadece birkaç tanesini ifade edebileceğiz çünkü süremiz kısıtlı.

Bakın, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi tek başına kentin yükünü taşıyamıyor artık. Batman gibi büyüyen bir kent, fiilen tek hastaneye mahkûm edilmiş durumda. Bunu somut olarak konuşalım: Birincisi, İluh Devlet Hastanesi meselesi bir belirsizlik skandalına dönüşmüştür. İluh Devlet Hastanesinin yıkılacak binası Haziran 2024'ten beri belirsizliğini koruyor.  "Bina yeniden yapılacak." deniliyor ama sahada yurttaşın gördüğü şey net: İhale süreci yok, takvim yok, şeffaflık yok. İluh Devlet Hastanesi için Batman halkı daha ne kadar "Bekleyin." cümlesiyle oyalanacak, gerçekten merak ediyoruz.

İkincisi, her iki ayda bir "Müjde, Batman'a 500 yataklı hastane inşaatı." deniliyor ama 500 yataklı hastanenin inşaatının ödeneğinin durdurulduğu ifade ediliyor; oysa, bu hastanenin bugün çoktan hizmete girmiş olması gerekiyordu.

En temel sorunlarımızdan biri de uzman hekim ve personel yetersizliği. Bu sorun tüm kentlerde yaşanıyor ama Batman'da mesele sadece personel değil, Batman'da hastane kapasitesi yetersiz yani personel olsa çözülür diyemiyoruz çünkü sistem baştan yanlış.

Dördüncüsü, yan dal uzmanlık alanlarına erişim neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Gastroenteroloji, çocuk kardiyolojisi, jinekolojik onkoloji, girişimsel radyoloji, çocuk nörolojisi ve daha sayacağımız birçok yan dalda maalesef randevu bulmak imkânsız. Endoskopi ve kolonoskopi randevuları bir yıl sonrasına veriliyor. Düşünsenize, mideniz ağrıyor, belki mide kanserisiniz ama hastaneye gidiyorsunuz ve size diyorlar ki: Bir yıl sonra gelin sizin endoskopinizi çekebiliriz. MR, EMG, EEG gibi teknikler için aylar sonrasına gün veriliyor. Bu tablo, sağlık hizmeti değil, ertelemeyle, bekletmeyle, sürüncemeyle yönetilen sağlık hizmetinin düzen problemidir.

Öte yandan, Aile Hekimliği Ödeme Yönetmeliği sağlık sistemini güçlendirmek yerine, eziyet yönetmeliğine dönüşmüş durumda. ASM emekçilerine angarya dayatılıyor. Yüksek vergi nedeniyle ücretler erirken yapılmayan işlemler yüzünden kesinti uygulanıyor.

Altıncı ve en temel sorunlardan birisi de yönetim krizi ve liyakat sorunudur. Hastaneler liyakatsiz yöneticilerle yönetiliyor, siyasi saiklerle atamalar yapılıyor. Kurumların yönetiminde sendikal kimlikler, ahbap-çavuş ilişkileri, yakınlık dereceleri belirleyici bir hâl alıyor. Sağlık kurumları kadro paylaşım alanı değildir, sağlık kurumları halkın nefes aldığı son kapıdır.

Ve aşıya erişim sorunu; Batman'da da ülkenin birçok yerinde olduğu gibi aşıya erişimde sıkıntı yaşanıyor. Aşı ideolojik tartışmaların değil, halk sağlığının konusudur. Aşı tedariki ve planlaması düzenli, sürdürülebilir ve kesintisiz olmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ZEYNEP ODUNCU KUTEVİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Özetle, sağlık sistemi bugün Batman'da can çekişiyor; bunun bedelini her gün yurttaş ödüyor, sağlık emekçisi ödüyor. Batman halkı yıllardır ötelenen bu sorunların bir an önce çözülmesini bekliyor. Bakın, sağlık problemi Türkiye'de, sadece lüks olarak görülüyor. Bugün sağlığa erişimi hastanelerde, Türkiye'nin dört bir yanında -sadece Batman'ın sorunu olarak bunu dile getirmiyoruz biz- Batman özelinde Türkiye'deki devlet hastanelerinin, eğitim ve araştırma hastanelerinin durumu gerçekten içler acısıdır. O yüzden, iktidara buradan bir daha sesleniyoruz: Sağlık bir haktır, vicdanidir ve ahlaki olarak bu soruna bir çözüm bulunması gerekiyor diyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Gündem dışı ikinci söz, 3 Ocak Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşu ve Mersin'e yapılan yatırımlar ile tamamlanan projeler hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Kıratlı'ya aittir.

Buyurun Sayın Kıratlı. (AK PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 

 

ALİ KIRATLI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

3 Ocakta, Mersin'imizin düşman işgalinden kurtuluşunun 104'üncü yılını Mersinli hemşehrilerimizle beraber meydanlarda büyük bir coşku ve gururla kutladık. Mersin, inancın, cesaretin ve bağımsızlık tutkusunun adı, istiklal ve istikbal aşkının kentidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mersin'in ruhunu en güzel şekilde şöyle ifade etmiştir: "Arkadaşlar, gidip Toros Dağlarına bakınız. Eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez."  İşte, Mersin bu sözün vücut bulduğu yerdir ve bugün Mersin'de Yörük çadırlarından dumanlar hâlâ tütmeye devam etmektedir. O duman bağımsızlığımızın, direnişin ve teslim olmayan bir milletin simgesidir.

Bu vesileyle Mersin'imizin kurtuluşunun 104'üncü yılını yürekten kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ülkemizi olduğu gibi Mersin'imizi de her alanda büyütmeye, kalkındırmaya ve geliştirmeye kararlılıkla devam ediyoruz. Sağlıkta Türkiye'nin 1.440 yataklı ilk şehir hastanesini Mersin'imizde hizmete açtık. Hemen her ilçemizde modern devlet hastaneleri inşa ettik, yatak sayımızı 5.350'ye çıkardık. Bu yıl içerisinde Mezitli Devlet Hastanesini de aziz hemşehrilerimizin hizmetine sunacağız.

Geçenlerde bir rakam dikkatimi çekti, bu çok önemli bir rakam. Seksen yılda koskoca Mersin'de 2002 yılına gelinceye kadar toplam ambulans sayımız kaç biliyor musunuz? 12. Yirmi üç yılda bu rakamı 120'ye çıkarttık yani neredeyse 10 katı.

Eğitimde 2002 yılında 6.059 olan derslik sayısını yine yirmi üç yılda 19 bine çıkardık. İnşallah 2026'da yapımı devam edenlerle beraber bu sayıyı 20 binin üzerine çıkaracağız.

Tarımda eskiden şöyle bir ifade vardı: "Su akar, Türk bakar." Cumhurbaşkanımızla beraber biz bu cümleyi de tarihe gömdük. Ülkemizin 4'üncü büyük barajı Pamukluk Barajı'nı tamamladık, Sorgun ve Aksıfat barajlarını tamamladık, barajlarımız su tutuyor. Anamur Alaköprü Barajı'mızı daha önce tamamlamıştık; şimdi, oranın da kapalı devre sulama sistemlerini tamamlayarak Anamurlu ve Bozyazılı hemşehrilerimizin hizmetine sunduk. Değirmençay Barajı'mızın yapımına devam ediyoruz, şu anda yüzde 60 seviyesine ulaştı, tamamlandığında Mezitli ve Yenişehir'imizin tarımda can suyu olacak, 31 bin 500 dekar araziyi can suyuyla buluşturacak. İrili ufaklı onlarca gölet yaptık, yapmaya da devam ediyoruz.

Ulaşımda "Yol medeniyettir." anlayışıyla Mersin'imizde tarih yazmaya devam ediyoruz. Çukurova Uluslararası Havalimanı'mız hem Mersin'imizin hem de bölgemizin en önemli marka değeri hâline gelmiştir. Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu yüzde 82 seviyesine ulaşmış; inşallah beklenenden önce de hizmete alacağız. Akdeniz Sahil Yolu'nun yüzde 90'ını tamamladık. Artık Anamur Mersin'den iki buçuk saat mesafede. Seksen yılda yapılan 275 kilometre bölünmüş yola yirmi üç yılda 305 kilometre daha yol ekledik. Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep Hızlı Tren Projesi fiziki tamamlanma oranı yüzde 70'lere ulaşmıştır. Proje tamamlandığında tren yolculuğuyla daha önce altı buçuk saat olan bu mesafe iki saat on beş dakikaya düşecektir.

Enerjide Akkuyu Nükleer Güç Santrali tamamlandığında ülkemizin elektrik ihtiyacının yüzde 10'unu tek başına karşılayacaktır.

Sanayi ve istihdamda 2002'de 1 olan OSB sayısını bugün faaliyette olan ve yapımı devam edenlerle birlikte 10'a çıkarttık. Üretimi ve istihdamı Mersin'in önceliği hâline getirdik. Ülkemizin en büyük 2 limanından biri olan Mersin Limanı'nı Cumhuriyet Halk Partililerin tüm engellemelerine rağmen büyütmeye devam ediyoruz. Tabii, bazılarından bahsettim ama şöyle bakınca nereden nereye diyorum.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK PARTİ ve Cumhur İttifakı olarak biz laf değil, hizmet ve eser üretiyoruz. Mersin'imizi marka kent yaptık. Karınca misali durmadan, yorulmadan yeni projeler için de çalışmaya kararlılıkla devam ediyoruz.

Son olarak, Cumhuriyet Halk Partisine ve Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e de buradan seslenmek istiyorum. Her fırsatta Türkiye'yi uluslararası platformlarda şikâyet eden anlayış ne bu milleti anlar ne de bu devleti anlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen işine bak, işine. İşine bak sen, Mersin'i anlat sen; süren de bitti, hadi!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sen işine bak.

ALİ KIRATLI (Devamla) - Ben işime bakıyorum, işime.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi, bitti süren, hadi yürü!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Senin haddin değil Özgür Başkanımıza laf etmek!

BAŞKAN - Tamamlayın.

ALİ KIRATLI (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikası algıyla değil, devlet aklıyla yönetilir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Algı senin babandır!

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Algıyı yapan sizsiniz, siz!

ALİ KIRATLI (Devamla) - Bugün, Türkiye milletinin menfaatlerini  esas alan, bağımsız ve onurlu bir dış politika izlemektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan 15 Temmuzda milletin yanında dimdik durmuş, bugün de Türkiye'nin itibarını her platformda kararlılıkla savunmaktadır.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Ya haddini bil, haddini!

ALİ KIRATLI (Devamla) - Dünya bir ateş çemberiyken Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lidere sahip olmak Türkiye'nin en büyük güvencesidir.

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Belli oluyor, belli oluyor; perişan ettiniz insanları, perişan, perişan!

ALİ KIRATLI (Devamla) - Algı siyasetiyle çarpıtmayla bu gerçeği değiştiremezsiniz, Türkiye yoluna kararlılıkla devam ediyor.

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Sen kimsin!

ALİ KIRATLI (Devamla) - Aslında cümlemin sonunda şunu ifade etmek istiyorum. Az önce arkadan bir cümle geldi "Sen kimsin?" diye. Ben, Mersin'de aziz milletin oylarıyla seçilmiş bir milletvekiliyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Haddini bil! Haddini bil!

ALİ KIRATLI (Devamla) - Ben haddimi biliyorum, had bildirmek isteyenler buyursun gelsin. Ben haddimi sonuna kadar biliyorum.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Haddini bil!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun.

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Siyasetçiler haddi millet karşısında alırlar, had bildiren millettir, had de size Mersin'de, yerel seçimlerde bildirilmiştir.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Biz size yirmi beş yıldır bildiriyoruz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -  13 ilçe belediyesi ve 1 büyükşehir belediyesi Mersin'de vardır. Büyükşehir Belediyesini ve 13 ilçe belediyesinden hiçbirini kazanamamışınız, memleket size haddinizi bildirmiş. Beş dakikalık konuşma yapıyorsun, son on saniyesinde Recep Tayyip Erdoğan övgüsü yapıyorsun.

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Ama iktidar biziz, onu ne yapacağız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bu, belki seni kurtarır ama bu milletin, bu Meclisin saygınlığına gölge düşürür.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Ona millet karar verir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hakaret etmeyi bırakın, memlekete hizmet etmeye çalışın ki Mersin sizi saysın, sevsin ve bir tane belediye versin. (CHP sıralarından alkışlar)

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Biz hizmet ediyoruz ki buradayız yirmi beş senedir. Sen neredesin? Hâlâ oradasın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Mersin'e hizmet etmiş olsaydın bir tane belediye kazanırdın. Bana da "sen" diye hitap etme, tamam mı?

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz 5 Ocak Adana'nın Kurtuluşu ve Adana'nın sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin'e aittir.

Sayın Şevkin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Ama iktidar biziz, onu ne yapacağız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Asgari nezakette "siz" diyeceksiniz, asgari nezakette, anlatabiliyor muyum? Var mı sizde öyle bir şey?

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Tamam, biz de hanımefendiye mi hakaret edelim şimdi?

ALİ KIRATLI (Mersin) - Konuşmamın neresinde hakaret var, bana bir söyler misin?

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) -  Neresinde hakaret var?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen kimsin ki Özgür Özel'e laf ediyorsun?

ALİ KIRATLI (Mersin) - Ben bu milletin oylarıyla seçilmiş bir vekilim, bu nasıl bir hitap ya! "Sen kimsin?" nasıl bir cümle ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sizin yaptığınızı 50 kere anlattık biz,  her tarafınız böyle işte.

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Sen kimsin?

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Adam seçilmiş milletvekili.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Ne demek "Sen kimsin?" ya, çok ayıp ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Çık, sen Mersin'i anlat, ne konuşuyorsun.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Ya, söylediklerimi hazmedemezsin, ayrı bir konu da bu nasıl bir hitaptır ya?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Çıkarsınız, randevu alırsınız dışişleri politikada size gerekeni söyleriz.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Sen bir de Grup Başkan Vekilisin, bu el hareketleri, bu beden dili, bu nasıl bir hitap? Bu Meclisin mehabetine yakışıyor mu bu cümleler, ayıp sana!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Mersin'i anlatırken araya bir şey sokuştur son yirmi saniye üzerinden, cesaretin o kadar işte, cesaretin o kadar.

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Sen Cumhurbaşkanına laf söyleyeceksin biz...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi, hadi, sus da konuşsun.

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Sen kimsin Cumhurbaşkanına laf söyleyeceksin!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kes sesini!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen. Kürsüye milletvekili çağırdım, lütfen...

ALİ KIRATLI (Mersin) - Pardon Başkanım.

BAŞKAN - Daha yılın ilk çalışma haftasında bir gerginlikle başlıyoruz.

Buyurun Sayın Şevkin.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Başkanım, konuşmanın neresinde hakaret var?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sataşma, kimse sana sataşmasın.

BAŞKAN - Sayın Kıratlı, lütfen ama.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Ya, yok böyle bir şey ya!

BAŞKAN - Tamam, siz konuştunuz, sataşmadan cevap verdi, bu kadar.

ALİ KIRATLI (Mersin) - Sataşma yok ki.

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - Ya, yarınki karın ağrıları onların, başka bir şey değil!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sataşma, sataşırsan cevabını alırsın.

BAŞKAN - Sayın Şevkin, buyurun.  

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Vekilimiz tabii Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel hakkında konuşmak yerine keşke Mersin'de yapılanları anlatmakla ilgili ve kurtuluşun mehabetine uygun bir konuşma yapmış olsaydı daha memnun olurduk. (CHP sıralarından alkışlar)

RUKEN KİLERCİ (Ağrı) - E, anlattı ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Mersin, haddini bildirdi işte; Mersin, haddini bildirdi! Mersin, haddini yüzde 60 CHP'ye oy vererek bildirdi.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Evet, ben şimdi yapılmayanları anlatacağım. Size Adana'da yapılmayanları anlatacağım.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Siz bizim yaptıklarımızı gidin bir sayın, sayın. Bak, saymayı bile bilmiyorsunuz!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - 5 Ocak Adana'nın işgalden kurtuluşunun 104'üncü yılını büyük bir onurla kutluyorum.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Deprem bölgesine gidin, 455 bin konutu sayın. Biz yaptık; siz sayın!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün...

Siz lütfen bir dinler misiniz, bir dinlemeyi öğrenin önce, rica ediyorum.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Dinlemeyi gördük!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Adana'nın kurtuluşuyla ilgili önemli bir şey söylüyorum.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Gördük ya!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Lütfedip dinlerseniz çok memnun olurum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, muhatap alma, devam et!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Evet...

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Orayı muhatap al, bak orada... Bir tane var orada, onu muhatap al!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yeni yılda böyle mi başlıyorsun sen yani!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - 15 Mart 1923'te Adana'ya geldiğinde şu unutulmaz sözleri sarf eden Yüce Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Görevin senin, yine geldin yani! Utanma olmayınca, utanma olmayınca... Terbiyesiz adam!

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Sende var mı; sende yok. Utanmaz adam! Terbiyesiz sensin!

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - "Bende bu vekayiin ilk hissî teşebbüsü bu güzel memlekette, bu güzel Adana'da vuku bulmuştur." der. Bağımsızlık mücadelesindeki rolünü net şekilde ortaya koyan bu sözler Adana'nın İstiklal Madalyası'nı hak ettiğinin göstergesidir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğum kanun teklifleri konusunda henüz somut bir adım atılmamıştır. Adana, İstiklal Madalyası'nı bekliyor arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kurtuluş mücadelesinde yer alan tüm kahramanlarımızı sevgi, saygı ve hürmetle anıyorum. Böyle bir günde Adana Büyükşehir Belediye Başkanını, Adana gibi Belediye Başkanını tutsak etmiş bulunuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, Zeydan Karalar'ı tutsak etmek tarihî bir haksızlıktır.

Her kesimden aldığı oylarla göreve gelen Sayın Zeydan Karalar, Sayın Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanımız Kadir Aydar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'yla birlikte haksız yere hemşehrilerinden, hizmetten ve ailelerinden ayrı tutulan tüm belediye başkanlarına özgürlük diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Adana, zengin tarihî mirası, verimli topraklarıyla dünyanın 3'üncü büyük sayılı ovasında yer alır ancak Hükûmetin ihmalleri nedeniyle birçok sorunla boğuşuyor.

Adana'nın merkezinde, kolay erişilebilen, üstelik Türkiye'de kâr eden 9 havalimanından biri olan Şakirpaşa Havalimanı'nın kapatılması Adana'ya hem ekonomik hem sosyolojik hem turistik açıdan vurulmuş bir darbedir; yeniden açılmalıdır.

Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi her seçim döneminde verilen vaatlere rağmen hayata geçirilmemiştir.

2008'de turizm teşvik bölgesi ilan edilen Karataş-Yumurtalık sahil bandında kararın iptal edilmesi tam bir garabettir. Bölgede Kıbrıs'a feribot seferleri düzenlenebilecekken merkezî idarenin bir ayıbıdır hâlâ bu feribot seferleri düzenlenmiyor.

Tarım sektörü Adana'nın can damarıdır; pamuk, turunçgil, sebze üretimiyle ülke ekonomisine büyük katkı sağlarken AKP iktidarlarının yanlış tarım politikaları bu potansiyeli baltalıyor, çiftçiler yüksek maliyetler karşısında üretim yapamaz hâle getiriliyor.

Yine, Adana eski toplu taşıma araçları, kaymakamlıkların dağıttığı ucuz ve kalitesiz kömür kullanımı ve doğal gazın yaygınlaşmaması nedeniyle ciddi bir hava kirliliğine maruzdur.

Adana'nın tarihî dokusu tehdit altındadır.

Gelirleri tırpanlanarak belediyelerimizin eli kolu bağlanıp CHP'li belediyelerin yetkileri gasbedilmektedir. Başkanı tutsak edilen Adana, kredi sağlanmadığı gibi "silkeleme" talimatlarının alabildiğine uygulandığı bir kenttir.

Deprem riski yüksek bir bölgede bina stokunun güçlendirilmesi için ulusal fonlar yetersiz kalmakta, depremde evleri yıkılan vatandaşlar teslimatlarda sorun yaşamaktadır. Ayrıca, kentsel dönüşüm nedeniyle evleri yıkılan yoksul kesime yüksek maliyetler çıkarılmaktadır.

Bir türlü tamamlanamayan Adana-Karataş yolu gibi Tufanbeyli-Saimbeyli-Kozan yolları da tamamlanmamıştır. Ayrıca, bu yolda heyelan riskine karşı önlem alınmadığı için geçen yıl 4 öğretmenimizi kaybettik ve sürekli can kayıplarına neden oluyor.

Aladağlar ve Toroslar yatırım yapılmadığı için kış turizminden ve gelirinden yoksun bırakılmaktadır.

Elektrik kesintileri ve internete erişememe tüm ilçelerimizin iş gücü ve eğitim kaybına sebep olan başlıca sorun olarak durmaktadır.

Çeteler, mafyalar ve uyuşturucunun yaygınlaşması Adana'nın bir başka can yakıcı sorunudur.

İktidar belli ki Adana'yı gözden çıkarmış, Adanalılar bunun hesabını sandıkta soracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu sorunlar iktidarın Adana için etkin ve adil politikalar üretmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Hiç şüphe yok ki Atatürk'ün deyimiyle kurtuluş ateşini yakan Adanalılar ilk genel seçimde Cumhuriyet Halk Partisini iktidara taşıyacak, kıvılcımı da ateşleyeceklerdir.

Kurtuluş günün kutlu olsun Adana. Yaşasın Adana! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekillerinin bir dakikalık söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, Sayın Sami Çakır'a aittir.

Sayın Çakır, buyurun.

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, başından beri söylediğimiz, dünyaya hâkim olmak isteyen güçlerin dünyayı dizayn etme hastalığının evrildiği şekilleri anlama mecburiyetimizdir.

Şimdi, oturmuş bir Devlet Başkanının eşiyle birlikte yatağından alınıp kaçırılmasının performans başarısını anlatan güzellemeleri dinliyor, seyrediyoruz. Kurt kuzuyu yemeyi kafasına koymuşsa suyu bulandırma bahanesi hep var olacaktır. Tuhaf olan, masada yem olmayacak kimsenin kalmayacağının anlaşılmak istenmemesidir. Bugün yaşananlar, güç ve silahın insanlığı inanılmaz bir teslimiyet ve esaret potasına doğru sürüklediğinin işaretidir. Dünya kendi ekseninde dönmüyor, ne derseniz deyin ne yaparsanız yapın hiçbir kıymetiharbiyesi yok.

"Güzel olan benim için olandır." vahşi Batı anlayışının zirve yaptığı, gecenin en koyu karanlığından kurtuluşun er ya da geç zulümle abat olunmayacağı anlaşıldığında olacaktır diyor, Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Avşar...

 

 

CEM AVŞAR (Tekirdağ) - Doğal kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından daimi olarak takviye edilebilen enerjiye yenilenebilir enerji deniliyor ancak doğa zarar görünce yenilenebilir enerjiden bahsetmek mümkün olmaz.

Elbette yeşil dönüşüm, elbette yenilenebilir enerji, elbette doğal kaynakları ve çevreyi koruyan politikalar, elbette kaynakları verimli kullanan ve düşük karbonlu üretimi amaçlayan yatırımlar ancak sarayımızın Ganos ormanlarına, Tekirdağ'ımızın yeşiline mevzuatı dikkate almadan, bilimin uyarılarına bakmadan binlerce ağacı yok edecek, toprağın verimini düşürecek, başına buyruk bir şekilde yandaşa verilen ihalelere Tekirdağlı rıza göstermez. Bizler Tekirdağ'ımıza temiz enerjiyi tabii ki istiyoruz ancak rant gözünü yeşile dikmeden.

Bilim insanlarının, meslek odalarının, halkın uyarı ve tepkilerini tekrardan dikkate almalı ve mevzuatın, bilimin, halkın talepleri doğrultusunda RES'e konumlama olarak yeniden değerlendirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bektaş...

 

 

BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yunak ilçemizde Toprak Mahsulleri Ofisi için çalışan lisanslı depo sahibi yaklaşık 500 milyon liralık bir vurgunla ortadan kaybolmuş, geride borç, belirsizlik ve yıkım bırakmıştır. Her ne kadar depodaki resmî stoklar hukuki güvence altında olsa da olayın en karanlık boyutu, söz konusu kişinin çiftçilerimizden Toprak Mahsulleri Ofisi kayıtları dışında alım yapması ve çek ve senetlerle güven istismarı yapmasıdır. Bu, açık bir şekilde organize bir dolandırıcılıktır ve bedelini çiftçimizin ödemesi kabul edilemez.

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Devlet, çiftçisini yalnız bırakamaz; Toprak Mahsulleri Ofisi derhâl devreye girmeli, kayıt dışı dâhil olmak üzere tüm mağduriyetleri tam ve eksiksiz biçimde tazmin etmelidir. Sorumlular hakkında da en ağır adli ve idari yaptırımlar uygulanmalıdır.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Yazmacı...

 

CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Şanlıurfa) - "Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde.

Götür Müslüman'a selam diyordu.

Dayanamıyorum bu ayrılığa.

Kucaklasın beni İslam diyordu."

Yedi Güzel Adam'dan biri, mütefekkir, Kudüs şairi, yazar, eğitimci, MEMUR-SEN ve EĞİTİM-BİR-SEN Kurucu Genel Başkanı, kıymetli hemşehrimiz merhum Mehmet Akif İnan'ı vefatının 26'ncı yılında rahmetle anıyorum.

Şanlıurfa'mızın yetiştirdiği değerli Mehmet Akif İnan ağabeyimiz yalnızca ilimiz için değil, ülkemiz için de önemli bir şahsiyet olarak iz bırakmıştır. Kalemiyle gönüllere dokunan, davasına bağlı bir mücadele insanı olan İnan, millî değerlerimize sahip çıkan bir lider olarak tarihe adını yazdırmıştır. Bugün onu eserleri, fikirleri, ülkemizin sendikal mücadelesine, eğitime ve kültüre kattığı değerlerle yâd ediyoruz, ruhu şad olsun.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

 

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkürler Başkanım.

Her fırsatta ülkesini dışarıya şikâyet eden, İngiltere'den ve Amerika'dan medet uman, nevi şahsına özel bizdeki muhalefet lideri son Venezuela olayında da bizi şaşırtmadı. Amerika'ya "Gel Venezuela'yı işgal et, biz de kölen olalım." diye açıklama yapan Venezuelalı muhalif lider Maria Corina Machado'nun bu açıklamasına karşılık İngilizlere "Biz sizin işinize daha fazla yararız, bizimle iş tutun Erdoğan'la değil." diyen, "Bu fotoğrafa iyi bak Erdoğan." diyerek aklınca Maduro üzerinden Erdoğan'a gönderme yapan Özgür Özel'e sesleniyorum: Asıl sen şu fotoğrafa iyi bak! Ülkesini Amerika'ya satan, şikâyet eden "Gel bizi işgal et." diyen muhalefet lideriyle aynı safta nasıl oluyorsun?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Özcan...

 

MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada yaşanan her kriz milletlerin ferasetini ve devletlerin direncini sınayan bir turnusol kâğıdıdır; Venezuela'da da yaşananlar sandığın hiçe sayıldığı, halk iradesinin basılmak istendiği ibretlik bir örnektir.

Biz bu senaryoyu çok iyi biliyoruz, 15 Temmuz gecesi aynı oyun Türkiye'de de dayatılmak istendi ama bir fark vardı, bu necip milletimiz vardı; Türk halkı o gece Cumhurbaşkanına, devletine ve bayrağına sahip çıktı, sandıkta verdiği yetkinin namus olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

15 Temmuz bize şunu öğretti: Tehdit sadece dışarıdan gelmez, iç mihraklar ve taşeronlar her zaman vardır; bu nedenle içeride safları sık tutmak zorundayız.

Hedefimiz nettir, Türkiye Yüzyılı'nda terörsüz bir Türkiye, gücün hukukunun değil, hukukun gücünün hâkim olduğu bir ülke çünkü bu topraklarda gerçek güç milletten doğar. "Gerçek egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." diyoruz.

Allah birliğimizi, dirliğimizi daim eylesin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Bayraktutan...

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemiz ile Gürcistan arasında geçişleri sağlayan Sarp Sınır Kapısı dışında Borçka Muratlı Sınır Kapısı'nın açılması konusunda yurttaşlarda ve yöre halkında büyük bir beklenti mevcuttur. Yıllardır bir türlü çözüme kavuşamayan ve ileri tarihe atılan Muratlı Sınır Kapısı'nın yörenin kalkınması için büyük önem arz ettiği ortadadır.

Ticaret Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığının ortak çalışmalarla gerekli girişimlerde bulunarak 17/12/2013 tarih ve 28654 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı'yla Borçka ilçesi Muratlı mevkisinin daimi yolcu giriş kara hudut kapısı olarak tescil edilen Muratlı Sınır Kapısı'nın alternatif olarak faaliyete geçirilmesinin sağlanması Sarp Sınır Kapısı'nda meydana gelen yoğunluk nedeniyle mağduriyet yaşayan bölge halkının öncelikli talepleri arasındadır.

Türkiye ile Gürcistan arasındaki dostluğumuzu ve ticari faaliyetleri pekiştirerek her iki ülke halkının heyecanla beklediği Muratlı Sınır Kapısı'nın açılması adına iki ülke arasında gerekli adımların atılmasının ivedilikle yapılması gerekmektedir. Yüce Meclisin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Arslan...

 

 

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Güney Amerika'da yaşananları ibretle izledik; ortaya konan tablo bize 15 Temmuzu hatırlattı. Yöntem aynı, hedef aynı; millî iradeyi devre dışı bırakmak, seçilmiş iktidarı tasfiye etmek. 15 Temmuzda da hedef Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dı. Ancak burası Türkiye'dir; bu millet Türkiye'yi asla yedirmez.

Emperyalistler tehlikelidir ancak o emperyalistlerin içimizdeki taşeronları onlardan daha tehlikelidir. Venezuela üzerinden el ovuşturanları, fırsat kollayanları, haddini aşarak ayar vermeye kalkanları çok iyi takip ediyoruz. Biz buradan açıkça söylüyoruz: Bu ülkede iş birlikçiler aracılığıyla işgale de darbeye de darbe romantizmine de yer yoktur. Bu millet bir daha böyle bir kalkışmaya yeltenenlere evlerinde kahve içip televizyondan izleme fırsatı dahi vermez. 15 Temmuzda bu millet sokaktaydı, meydanlardaydı yine orada olur.

Gelin bir olalım, güçlü olalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

"Keşke Yunan galip gelseydi." diyen Kadir Mısırlıoğlu'na saygı gösteren zihniyet Uşak'ta İsmet Paşa'nın anısını yaşatmaya karşı çıkıyor.

2015'ten beri bu büstü yenilemeyen AKP Vekili aklı sıra yeni büstle dalga geçiyor Uşak'a verdiği sözleri tutacağına. Bu şakayı yaptınız da ne oldu? Asgari ücret 80 bin, emekli maaşı 50 bin mi oldu? Uşak Havalimanı, ikinci hastane, yıllardır yapmadığınız stadyum mu açıldı? On beş yıldır bitirmediğiniz çevre yolu mu bitti? Millet bahçesine harcanan paralara ne oldu? Yirmi dört yılda Uşak merkeze yapmadığınız baraj nerede? Önce, iktidarın gereğini yapıp Uşaklılara verdiği sözleri tutması gerekir.

Bir çukurun başında siyaset yapanlar cumhuriyeti kuranlara ve cumhuriyetimizin kazanımlarına saygı duymayı öğrenecekler ya da öğreteceğiz. Kurtuluş Savaşı'nı ve kahramanlarımızı yok sayamayacaksınız.

İsmet Paşa büstümüz Uşak'a hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Çiler...

 

 

NAİL ÇİLER (Kocaeli) - Teşekkürler Başkanım.

Sanayinin devleştiği, teknolojinin vücut bulduğu, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı Gebze, yıllardır halk kütüphanesinden yoksun, yetkililer halk kütüphanesinin olduğunu iddia etse de gösterdikleri adres bir apartmanın bodrum katından ibaret.

2016 yılında Gebze Sultan Orhan Mahallesi'nde bulunan bir bina halk kütüphanesi yapılması için tahsis edilmişti ancak bu binanın tamiri ve bakımı o yıldan bugüne tamamlanamadı. Tadilatıyla ilgili daha önce 2019'da ihalesi yapıldı ama başlamadı, 2020'de yeniden ihale yapıldı ama birkaç ay sonra durdu, valilik tarafından feshedildi, bina olduğu gibi kaldı.

Gebze, üreten ve büyüyen bir kent olarak bu kütüphaneye hak ediyor diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Karagöz...

 

 

REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Amasya'mızın Gümüşhacıköy ilçesinde tarım bugün ciddi bir su kriziyle karşı karşıya. Bölgemizde besleyici bir akarsu bulunmadığı için çiftçimiz ya elektrik maliyeti yüksek sondaj sularına mahkûm edilmekte ya da en az kırk yıllık ekonomik ömrünü tamamlamış açık kanaletlerle sulama yapmaktadır. Bu kanaletlerde meydana gelen yıpranma nedeniyle suyun yüzde 30'u daha tarlaya ulaşmadan kaybolur hâle gelmiştir. Bu durum sadece su kaybı değil, emek, ürün ve gelir kaybı anlamına da gelmektedir. Tarla sulamalarında kapalı sulama sistemine dönüşüm gerçekleştirilmelidir. Böylece, hem kayıp kaçak önlenecek hem de hiçbir ek enerji maliyeti olmadan basınçlı sulama mümkün olacaktır.

Gümüşhacıköy için ivedilikle proje hazırlanmalı, yatırım programına alınmalıdır. Hükûmetin görevi çiftçiyi kaderine terk etmek değil bilakis, üretimi yaşatmaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...

 

 

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

2015-2016 yılları arasında yaşanan kent ablukalarında yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, hedef alınarak infaz edilmiştir, aradan on yıl geçmesine rağmen sivillerin katledilmesine dair adalet sağlanamamıştır. Tam on yıl önce, 4 Ocakta Şırnak Silopi ilçesinde Demokratik Bölgeler Partisi üyesi Seve Demir, Özgür Kadın Kongresi üyesi ve aktivisti Fatma Uyar ve Pakize Nayır güvenlik güçlerince katledilmiştir. Siyasetçi Kürt kadınlarının bedeninden tam 19 kurşun çıkarılmıştır ve geçen zamana rağmen bu olaya dair etkili bir soruşturma yürütülmemiş, adalet yerini bulmamıştır.

Seve, Fatma ve Pakize arkadaşları bir kez daha saygıyla anıyorum. Adalet sağlanana kadar mücadelemizi her yerde sürdüreceğimizi bir kez daha buradan ifade ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum.

Resmî Gazete'de 22 Eylülde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı Amerikan menşeli pirince ve diğer bazı tarım ürünlerine uygulanan ek vergileri kaldırdı. Amerika'nın pirinci için vergileri sıfırlandı, bizim pirincimiz çiftçinin elinde kaldı; bu, kökü dışarıda operasyondur.

Geçen hafta Bafra ilçemizde satılamadığı için depolarda bekleyen çeltiği inceledik, üreticimizi dinledik. Borçların vadesi geldi, alacaklılar sıraya girdi; çiftçi kara kara düşünüyor, market rafları, sofralar Amerikan pirinciyle dolup taşıyor. İşte, görüyoruz, haydutlar dünyanın her yerinde ve her alanda ulusların egemenlik haklarına saldırıyor. Bu haydutluğa hizmet ise tıpkı pirinçte yapıldığı gibi işte böylesi Cumhurbaşkanı kararlarıyla oluyor.

İktidarı uyarıyoruz: Haydutlara hizmet etmeyin, kendi çiftçinizi boğdurtmayın.

BAŞKAN - Sayın Meriç.

 

 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

AKP, emekliyi 2026'da yoksulluğa, sefalete, açlığa mahkûm etti. SSK, BAĞ-KUR emeklilerine verilen yüzde 12,9 ve memur emeklilerine verilen yüzde 18,9 oranındaki zamlar daha ceplere girmeden buharlaştı. Bu komik, içler acısı zam oranları emekliyi sosyal ve ekonomik açıdan âdeta ölüme terk etmek zorunda bıraktı.

Ülkemiz, tarihinin en kötü ve en uzun soluklu ekonomik krizlerinden birini yaşamaktadır, AKP iktidarıysa bunlar konuşulmasın diye bin türlü gündem değişikliğine başvurmaktadır, her sabah gündemin ilk sırası ünlülere yapılan operasyonlardan oluşmaktadır. Ancak AKP iktidarına çokça kullanılan bir atasözümüzü hatırlatmak isterim: Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz. Vatandaşımız bu kara kışı yokluk içinde geçiriyor ama sandık önüne geldiğinde size asla unutamayacağınız bir ders verecektir.

BAŞKAN - Sayın Hun.

 

 

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 2005 yılında Iğdır merkeze bağlı Hoşhaber beldesinde yöre halkının karşı çıkmasına rağmen mera alanına GES projesi yapıldı. Şimdi de kurulan santralin enerji üretim direkleri yöre halkının rızası alınmadan tapulu araziler üzerine dikilmektedir. Yurttaşlara ne sağlıklı bir bilgilendirme yapılmış ne de onların rızası alınmıştır.

Tarım yapılan, geçim kaynağı olan bu araziler kamulaştırma adı altında fiilen işlevsiz hâle getirilmektedir. Mülkiyet hakkı açıkça ihlal edilmektedir. Hoşhaber halkının kullanımına ait olan mera alanının gasbedilmesi yetmezmiş gibi tapulu arazilerinin üzerine direk dikilmesi kabul edilebilir değildir. Biz yenilenebilir enerjiye karşı değiliz ancak doğaya, emeğe ve yurttaşın tapulu toprağına rağmen yapılan hiçbir proje meşru değildir. Enerji yatırımları halkla birlikte, halkın rızasıyla ve adalet temelinde hayata geçirilmelidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Barut...

 

 

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti devleti, şehitlerimizin emanetleri olan yakınları ile gazilerimize karşı büyük sorumluluk taşımaktadır. Şehit yakınları ve gaziler, ülkemizin güvenliği, bağımsızlığı ve milletimizin huzuru uğruna ağır bedeller ödemiştir. Bu durum kalıcı ve onurlu düzenlemelerle karşılık bulmalıdır ancak kamu kurumlarında istihdam edilen şehit yakınları ve gaziler diğer kamu çalışanlarıyla aynı vergi yüküne tabi tutulmakta, bu da sosyal devlet ilkesiyle örtüşmemektedir. Mevcut uygulamada sağlanan bazı sınırlı vergi indirimleri, artan hayat pahalılığı ve gelir vergisi dilimlerinin hızla yükselmesi nedeniyle amacına ulaşamıyor. Özellikle yıl içerisinde daha yüksek vergi dilimlerine girilmesi şehit yakını ve gazilerin fiilen daha düşük gelir elde etmelerine neden olmaktadır. Bu anlamda gelir vergisi yükü tamamen kaldırılmalı veya en düşük orana getirilmelidir.

BAŞKAN - Sayın İlhan...

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.

2026 yılına vergi, ceza, harç ve benzeri pek çok kalemde yüksek artışlarla girdik ancak iş emeklilerimize gelince, Hükûmet, artışı yüzde 12'yle sınırladı. Asgari ücrete yapılan yetersiz zammı yoğun ülke gündemi içinde unutturmaya çalışan Hükûmet, aynı yöntemi emeklilerimiz için de uygulamaya çalışmaktadır. Bugün açlık sınırı 30 bin liranın üzerindeyken 18 bin lira maaşla emeklimiz ne yapsın; kirasını mı ödesin, pazar ve market alışverişini mi yapsın, elektrik ve doğal gaz faturalarını mı yatırsın?

Değerli milletvekilleri, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen her emeklinin vebali hepimizin omuzlarındadır. Bu olumsuz tablo, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Hükûmet zaman kaybetmeden en düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine yükseltmeli, emeklilerimizi yoksulluğa değil insanca yaşama kavuşturmalıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Mullaoğlu...

 

SERVET MULLAOĞLU (Hatay) - Elektrik şirketleri, Hatay'ı, özellikle Antakya, Defne, Yayladağı, Altınözü ve Samandağ'ı karanlıkta ve soğukta bırakarak depremzedelere hayatları boyunca unutamayacakları bir yılbaşı gecesi yaşatmıştır. Ondan sonraki beş gün boyunca da soğuk ve karanlık işkencesi devam etmiştir. İnsanlar çocuklarını evlerinde su kaynatarak ısıtmaya çalışmıştır, kimileri de ocaklarını yakarak, mum yakarak ısınmaya çalışmışlardır. Yapay zekânın konuşulduğu bu zaman diliminde insanlara bu işkenceyi yapmak asla kabul edilemez. Elektrik firmaları kendi beceriksizliklerini gizlemek için utanmadan kesintilerin nedeninin Samandağ'daki kaçak kullanım olduğunu söylemişlerdir. Bu kafaya sahip insanlar yüzünden Hatay'ın daha çok işkence göreceği anlaşılmaktadır. Elektrik, günlük hayatın neredeyse tamamını doğrudan etkileyen çok önemli stratejik bir kurumdur. Hükûmetin bunu ciddiye alması bir zorunluluktur. Bu kurumun derhâl kamulaştırılması ve ileri bir teknolojiyle tamamen liyakate göre yeniden dizayn edilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN - Sayın Başevirgen...

 

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

 1 Ocak itibarıyla emekli, dul ve yetim aylıklarından yüzde 25'e kadar SGK kesintisinin yapılmasının önü açılmıştır; bu, milyonlarca insanın maaşının dörtte 1'ini gasbetmektir. Türkiye'de bugün emekli aylığıyla geçinmek mümkün değilken bu maaştan bir de yüzde 25 kesinti yapmak emekliyi açlığa, dul ve yetimi yoksulluğa mahkûm etmektir. Yıllardır çıkarılan prim aflarıyla milyarlarca liralık borçlar silinirken şimdi iktidar en savunmasız kesimlerin maaşına el uzatmaktadır. Üstelik şu an bu emekliler sağlık hizmetlerinden de faydalanamıyor. Bu ne hukuki ne de vicdanidir; Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi ayaklar altına alınmıştır. İktidarı uyarıyoruz; bu düzenlemeden derhâl vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Aşıla...

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Aralık ayı enflasyon verileri açıklandı; TÜİK var, huzur var. Memur ve memur emeklisine yüzde 18,61; SGK emeklisine yüzde 12,19 zam. Açlık sınırının da 30 bin TL'yi aştığı, yoksulluk sınırının da 98 bin TL olduğu bir ülkede emekli vatandaşlarımız 18.938 TL maaşla bir ayı nasıl geçirecek Allah aşkına? Bu nasıl bir vicdan, bu nasıl bir adalet? Patronlara milyarlarca dolarlık vergi indirimi yaparken kaynak var, işçinin, memurun, emeklinin maaşına gelince para yok. Bu böyle gitmez, artık iş başa düştü. Biz, inşallah, bu ülkede "önce imtiyazlılar" anlayışı yerine "önce millet" anlayışını bir an evvel hâkim kılacağız diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bülbül...

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Memleketim Aydın sistemli biçimde küçültülüyor. Önce Aydın, Muğla ve Denizli'yi kapsayan Tarım Kredi yapılanmasında merkez Denizli'ye alındı. Tarım Kredi Genel Müdürlüğü, Aydın gibi tarımsal üretimin yoğun olduğu, 48 tarım kooperatifine ev sahipliği yapan, pamukta, zeytinde, incirde, çilekte üretimin merkezi olan Aydın'ı yok saydı. Şimdi ise PTT Başmüdürlüğü kaldırılarak Aydın İzmir'e bağlandı. Sırada ne var? Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü ve Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü de mi başka illere bağlanacak? Su krizinde, kuraklıkta, vakıf işlerinde Aydın başka merkezlerden mi yönetilecek? Bu, Aydın'ı planlı bir şekilde küçültme operasyonudur. Aydın'ı sahipsizliğe itmek, büyük potansiyelini göz ardı etmektir. Aydın'ın sorunları Aydın'da çözülmezse bu kent nasıl kalkınacak? Aydın'ı sahipsizliğe mahkûm etmenize asla CHP iktidarında izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bursa'da bir kamu hizmeti hakkı Bursalıların elinden alınmak isteniyor. Bursa'dan Sabiha Gökçen Havaalanı'na yıllardır çalışan Büyükşehir Belediyesi otobüsleri hızlı, güvenli ve uygun fiyatlı ulaşım sağlamıştır. Bu, bir lütuf değil, Bursa halkının kazanılmış kamusal ulaşım hakkıdır. Şimdi ne oluyor? Cumhurbaşkanlığına bağlı bir kamu iştiraki olan HEAŞ bu hattı ihaleye çıkarıyor ve görüyoruz ki belediyenin sunduğu teklifin çok üzerinde, cironun neredeyse tamamını vaadeden özel firmalar var. Bu, şu anlama geliyor: Fiyat pahalı hâle gelecek, kamusal hizmet ranta dönüşecek. HEAŞ kamu yararını gözetmeli, rantı değil, halkın yanında durmalıdır,  BBBUS  sarı öküz olmamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zonguldak ili Filyos beldesinde 2023'te "Yık, yap." denilerek yıkılan Melek Ahmet Şanlı Anadolu Lisesi hâlâ yapılmadı ama aynı dönemde yıkılan başka okullar bugün eğitim veriyor. Peki, Filyoslu çocuklar ne yapıyorlar? Her gün 25 kilometre yol gidip gelerek başka bir okulun binasında misafir öğrenci olarak okumaya çalışıyorlar. Depreme dayanıksız diye yıktığınız bir okulun yerine yenisini yapmak için neyi bekliyorsunuz diye sorduk, 2026 yılı bütçe imkânları dâhilinde değerlendireceğinizi öğrendik. Öğrenci sayısı her yıl azalıyor. Bu çocukların kaybolan yıllarını kim geri verecek? Filyos, Türkiye'nin enerji üssü, turizmde de yükselen bir belde ama limana yeterli yatırım yok ve hâlâ okula da bütçe yok. "Arsa eğitim alanı, başka bir şey yapılamaz." diyorsunuz, o zaman sorun daha vahim; ortada okul yok ama kimsenin de yapmaya acelesi yok.

Eğitim lüks değildir, ertelenemez; Filyos halkı okul bekliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Uysal...

 

LEVENT UYSAL (Mersin) -  Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 3 milyon çocuğumuz akran zorbalığıyla karşı karşıya. Bu her şeyden önce bir çocuk hakları ihlalidir ve 86 milyon insanımızın en büyük problemidir.

Sayın milletvekilleri, başta Millî Eğitim Bakanlığımız ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere bu konuda sonuç odaklı, evet, sonuç odaklı bir seferberlik başlatmamız lazım. Aile, toplum ve okullar hep birlikte bu projeye destek vererek kalıcı çözümler üretmeliyiz çünkü geleceğimiz çocuklarımızdır ve biz onların hep yanındayız.

Teşekkür ederim efendim, saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Akburak...

 

BURAK AKBURAK (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Memleketim Giresun'un Tirebolu ilçesinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi büyük riskler içeriyor. Atık tesisinin yapılması düşünülen arazi 2017 yılında zeminin yapılaşmaya uygun olmaması nedeniyle vatandaştan alınıp hazineye devredilmiştir. Şimdi ne garip ki zemini alüvyon karakterli olan aynı araziye büyük bir tesis kurulması planlanıyor, olası bir sel, heyelan ya da deprem durumunda çok büyük bir çevre felaketine zemin hazırlanıyor.

Ayrıca, katı atık tesisinin kurulması planlanan bölge türkülere konu olan doğa harikası Gelevera Deresi'ni de kapsıyor. Karadeniz'in muhteşem doğasını turizme uygun hâle getirmemiz gerekirken bu projeyle hem doğaya zarar verilecek hem olası büyük felaketlere yeşil ışık yakılacak.

Bu projenin yapılabileceği atık maden yatakları ya da belirlenecek başka uygun alanlar varken bölge halkının belirlenen yerine karşı proje alanının tekrar değerlendirilmesi gerekiyor. Sayın Valiyi göreve davet ediyorum. Buraya asla ve asla tesis ya-pı-la-maz.

BAŞKAN - Sayın Aygun...

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

KYK burs ve kredisi aylık 4 bin lira oldu. Öğrenciler bu 4 bin lirayla ne yapsın? Her gün simit yese 600 lira; yol parası, yiyecek, diğer masrafı sayarsak bu parayla izah edilemez. 4 kişilik ailenin aylık gıda harcaması 29.828 lira, aylık 7.457 lira kişi başı açlık sınırı. Bu paranın 2 katı altı parayı burs kredisi diye veriyorsunuz; utanın ya! Bu parayla gıda masrafı karşılanmıyor ki yol parası karşılansın; yazık, yazık! Şatafattan tasarruf yapıp öğrencimize, gencimize, emeklimize, memura, çiftçiye verin. Herkes batıyor, herkes kıt kanaat yaşıyor, herkes taneyle sebze meyve alıyor. Lütfen insaflı olalım.

Genel Başkanımız bugün grup toplantısında elini uzattı. Gelin, hep beraber emeklimizin maaşını asgari ücrete çıkaralım, öğrencilerimizin bursunu artıralım. Gelin, hep beraber bir defa da vatandaş için çalışın. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Akbulut...

 

İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehrim Burdur ne yazık ki sağlık hizmetlerinden çok az yararlanan bir şehir oldu. Yıllarca tek hastaneye mahkûm bırakıldı ve birçok Burdurlu hemşehrimiz etrafındaki illere sevk olurken ne yazık ki hayatlarını kaybettiler. Neyse ki tıp fakültemiz onaylandı. Tabii, tıp fakültesinin tam teşekküllü halka hizmet edebilmesi için belli bir süre geçecek ama bu süreçte biz ısrarla şehrimize yeni hastane yatırımlarının yapılmasını bekliyoruz. Özellikle şehir hastanesi eksikliğimizin olduğunu, devlet hastanesinin tek başına yeterli olmadığını yıllardan beri anlatmaya çalışıyoruz ama iktidar yetkilileri çok yavaş hareket ediyorlar. Örneğin, bir ilçemizde şu anda bir hastane yapıyorlar ve düşünün, OSB yapmayı düşündükleri ilçeye 10 yataklı hastane yapıyorlar; bu, gerçekten de çok yetersiz bir sayı. Bu anlamda, şehrin sağlık anlamında çok daha fazla beklentisinin olduğunu bildirmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sümer...

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Açıklanan memur ve emekli zam oranları, içinde bulunduğumuz ağır ekonomik koşullar karşısında ne yazık ki son derece yetersiz kalmıştır. Enflasyonun her ay yeni rekorlar kırdığı, kira, gıda, ulaşım ve enerji giderlerinin kontrolsüz bir biçimde arttığı bir ortamda kamu çalışanları ve emeklilerimiz yoksulluk sınırının altında, açlık sınırına yakın bir ücretle yaşamaya devam etmiştir. Devletin memuru geçim derdiyle boğuşurken görevini huzurla yapamaz hâle gelmiştir. Bugün binlerce memur ek iş aramakta, emekliler temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borçlanmaktadır. İktidarın "refah payı" söylemi ise mutfakta karşılığını bulamamaktadır. Kamu emekçisini ve emekliyi enflasyon karşısında koruyamayan bu anlayış sosyal devlet ilkesinden de uzaklaştırmıştır. Alım gücünü artırmayan, insanca yaşamı güvence altına almayan bu adaletsiz tabloyu kabul etmiyoruz. Emeğin hakkını savunmaya da devam edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bunlara son vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...

 

 

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Yıllarca taşeronla çalıştıktan sonra 2017 yılında çıkarılan 696 sayılı KHK'yle sürekli işçi statüsüne kavuşarak kadro alan binlerce işçi 2018'de zorla emekli edildi. 3 Mart 2023'te zorunlu emeklilik uygulaması kaldırılmış olmasına rağmen, bu tarihten önceki beş yıl içinde zorla emekli edilen işçiler için bir düzenleme yapılmamıştır. Hayatlarının en verimli dönemlerinde, 45-50 yaşlarında zorla emekli edilen işçiler, düşük emekli maaşlarıyla yaşam savaşı vermek zorunda bırakılmıştır. Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve İş Kanunu'na aykırı biçimde uygulanan bu işlem binlerce mağdur yaratmıştır. Zorunlu emekli edilen binlerce KHK'li mağdura bir şans tanınmalı, isteyenlerin işbaşı yapması için kanuni düzenleme yapılmalı ve bu soruna gözünüzü kapatmamalısınız. AKP iktidarında ülkemiz mağduriyetler ülkesi hâline getirilmiştir.

BAŞKAN - Sayın Güneş...

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uşak merkez mahallelerimiz yaklaşık yedi aydır günlük yalnızca altı saat su alabilmektedir. Uşaklı hemşehrilerimiz ciddi bir susuzluk sorunu yaşarken ilimizin çok daha önemli bir problemi olduğunu öğrendik. Türkiye Cumhuriyeti'nin 2'nci Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İnönü'nün ismi Uşak'ın en meşhur caddesinde yıllardır yaşatılmasına rağmen ilimizde kendisine ait bir büstün bulunmadığı anlaşılmıştır. Bunu tespit eden CHP'li Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hemen bir büst yaptırmıştır. Bu durumu öğrenen Uşaklı hemşehrilerimiz büyük bir şaşkınlık ve sevinç yaşamış, "Böyle bir hizmeti olsa olsa CHP ve CHP'li belediye başkanı yapar." demişlerdir. Bu büyük ve anlamlı hizmet dolayısıyla CHP Genel Merkezine ve Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'a teşekkür etmek isteyen hemşehrilerimizin bu sevinci Yüce Meclisimizle paylaşmak istediklerini ifade ediyor, Genel Kurulu ve Uşaklı hemşehrilerimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İşte bu kafa nedeniyle Uşak'ı kaybettin!

BAŞKAN - Sayın Alp...

 

 

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Başkanım, Toprak Mahsulleri Ofisini soymuşlar efendim. Toprak Mahsulleri Ofisinin emanet depolarından 22 bin ton buğdayı çalmışlar hem de yurt dışına kaçmışlar, giderken de bankalardan alabildikleri kadar çok krediyi de almışlar.

Başkanım, 22 bin ton buğday en az bin kamyonla taşınabilir. Bu bin kamyon bu depoya yanaşıncaya kadar bu Bakan uymuş mu, ayakta mı uyumuş? (CHP sıralarından alkışlar) Adalet Bakanı adli emanetteki silahları çaldırdı, Kültür Bakanı depolardaki resimleri çaldırdı, Tarım Bakanı depolardaki buğdayı çaldırdı. Milletin emanetine sahip çıkamayanlar, emaneti millete teslim etsinler efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sakik... Yok herhalde.

Sayın Talih Özcan...

TALİH ÖZCAN (Düzce) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ev kirasını, faturalarını ödeyemeyen, çarşıya pazara çıkamayan, çocuğunu okula aç gönderen milyonlarca asgari ücretli ve emekli yine yoksulluğa mahkûm edildi. Emekçilerimiz bozulan gelir dağılımı ve eriyen alım gücü altında ezilmeye devam edecek. Vatandaş artık ay sonunu değil, bir haftayı bile çıkaramıyor. Açlık sınırının 30 bin lira, yoksulluk sınırının 97 bin lira olduğu bir ekonomide asgari ücrete ve emekli maaşlarına yapılan zammı kabul etmiyoruz. Alın teriyle kazanan, emeğiyle yaşayan vatandaşlarımızı yoksulluğa mahkûm etmeyin. İnsanca bir yaşam için emekli ve emekçi maaşlarını adil bir seviyeye çıkarın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 2025 yılı çiftçiler için kara yıl oldu, çiftçi borçları 1 trilyon 120 milyarı buldu. Ama iktidar olan bitenden çok haberdar değil çünkü bankalar şu anda gidip kredi almak isteyen çiftçiye "Önce git, BAĞ-KUR primini yatır, ondan sonra gel." diyor. Çiftçi, BAĞ-KUR primini yatıracak durumda değil; tarlasını ekerse, ürün kalkarsa borcunu ödeyecek ama resmen çiftçiye zulmediliyor.

Bugün Erzurum'dan gelen bir çiftçi kardeşimiz, 2 milyon liralık borcunun banka tarafından faiziyle 6 milyona çıkarıldığını ifade etti. "Ben ekim yapmazsam nasıl yaşayacağım?" diyor. Bu nedenle, vermiş olduğumuz kanunla, üç yıl çiftçi borçlarının ötelenmesi, icraların durdurulması ve çiftçilerin ekim yapabilmesi için kredi desteğinin verilmesi gerekiyor. İktidar, eğer üretim olmazsa ülkede gıdada sorun yaşanacağından herhâlde haberi yok ki çiftçiye eziyet ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Emin Ekmen'e aittir.

Sayın Ekmen, buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum; sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz gün ve hafta bazı önemli şahsiyetlerin ve şehitlerimizin anma haftası. Ben, 5 Ocak 2017 tarihinde İzmir Adliyesinde bomba yüklü saldırıya karşı bedenlerini siper ederek onlarca kişinin hayatını kurtaran şehit Polis Memuru Fethi Sekin ve adliye çalışanı Musa Can'ı rahmetle anıyorum. Bu vesileyle bir kere daha terörün her türlüsünü  şiddetle lanetliyorum ve evlatlarını, ailelerini ve hayatlarını feda ettikleri değerleri bir emanet olarak her zaman korumamız gerektiğini hatırlatıyorum.

Sayın Başkanım, bu hafta önce 3 Ocak Mersin'in, sonra da 5 Ocak Adana'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamalarını yaptık şehirlerimizde. 1918 ile 1922 yılları arasında tam dört yıl süren bir direnişti her iki şehir için de ve  buradaki başta Fransız olmak üzere işgal kuvvetlerinin püskürtülmesi aynı zamanda Kurtuluş Savaşı'nın başarısının da birer müjdecisi olmuştu. Ben, bu vesileyle, Tarsus Müftüsü Yusuf Ziya Efendi, Kozanlı Saim Bey ve yine Adana'dan Tufan Bey'in şahsında bütün şehitlerimizi, o dönemin Kuvayımilliyecilerini ve çetecilerini saygıyla, rahmetle bir kere daha anıyorum. Şüphesiz, bu büyük kişileri, direnişçileri anmak aynı zamanda onların kurarak bize emanet ettiği cumhuriyetin hukuk, adalet ve demokratik değerlerini güçlendirmekle söz konusu olacaktır.

Sayın Başkanım, bu hafta anmasını yapacağımız 2 değerli isimden biri "Naat" şiiriyle hepimizin hafızalarına nakşolan Arif Nihat Asya idi. Arif Nihat Asya Naat'ında şöyle diyordu: "Yeryüzünde riya, inkâr, hıyanet/Altın devrini yaşıyor/Diller, sayfalar, satırlar/'Ebu Leheb öldü.' diyorlar/Ebu Leheb ölmedi ya Muhammed/ Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor!" Gerçekten küresel hukuksuzluğun, çeteciliğin, haydutluğun bu kadar egemen olduğu bir dönemde bu şiirler, bu dizeler bir kere daha bize anlamlı bir mesaj veriyor. Arif Nihat Asya'yı rahmetle anıyoruz.

Yine, birçoğumuzun bizatihi tanışma şerefine eriştiği rahmetli Mehmet Akif İnan da Mescid-i Aksa şiirinde "Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde/Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu/Varıp eşiğine alnımı koydum/Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu/Gözlerim yollarda, bekler dururum/'Nerede kardeşlerim' diyordu bir ses/İlk kıblesi benim ulu Nebimin" Şu soykırım döneminde de Gazze'deki kardeşlerimizin bizi defalarca kez andığı, çağırdığı ama bizim çaresizlik içerisinde, canlı yayınlarda utanç içerisinde o soykırımı izlediğimiz göz önüne alındığında bu dizeleri vesilesiyle Mehmet Akif İnan'ı da rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkanım, bu haftanın değil, bu yılın da değil belki hukuka dayalı ulus devletler ve küresel sistem çağının en çarpıcı olaylarından birini yaşadık. Maduro'nun ülkesinden kaçırılarak Amerika'ya götürülmesi bizim yeni bir tünele girdiğimizi gösteriyor. Bu tünel yeni bir Orta Çağ'dır, hukukun tanınmadığı, gücün egemen olduğu, kimseden hesap sorulamadığı, haydutluk, korsanlık ve derebeylik döneminin geri geldiğinin âdeta bir ilanıdır. Zaten Gazze soykırımıyla birlikte uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler ve ilişkili bütün kurumlar ahlaki olarak çökmüş idi; zaten Gazze soykırımıyla birlikte iki yüz yıllık üretilmiş bütün siyasi argümanlar ve değerler tüketilmiş idi ama bu olay âdeta buna tuz biber eken bir durum yarattı. Bu saatten sonra gücü yetenin gücü yettiğine, hiçbir egemenlik ve hukuk kuralı tanımadan saldırabileceği bir fotoğrafı gördük. Hoş Gazze soykırımı gibi İran'a yapılan saldırılar ve keza Katar'a yapılan saldırıda da bunu görmüş idik.

Sayın Cumhurbaşkanımızın çok önemli bir sözü var "Dünya 5'ten büyüktür." diye. Biz bunun İsrail'den de büyük, Trump'tan daha büyük anlamına geldiğini de biliyoruz. Elbette bir ilmisiyaset yürütülüyor, ona da bir pay bırakıyoruz ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ..."Dünya 5'ten büyüktür." diyen bir liderin ve bir ülkenin İran'a, Katar'a saldırı gibi, Maduro'nun da derdest edilmesine yönelik yapmış olduğu ilk açıklama çok zayıf kalmıştır. Dışişleri Bakanlığının açıklaması, âdeta, uluslararası ilişkiler bölümlerinde, herhangi bir konuya değinmeden bir mevzu hakkında nasıl açıklama yapabileceğine bir örnek oluşturmuştur. Biz bunu kınadığımız gibi bunu fırsat bilerek Sayın Cumhurbaşkanı hakkında paylaşımlar yapan İsrail ya da Yunan menşeli, yetkili, yetkisiz bütün azgınlara bir kere daha hadlerini bilme çağrısında bulunuyoruz: Bu ülkenin size değil vereceği bir Cumhurbaşkanı; bu ülkenin size vereceği bir çakıl taşı, bu ülkenin size vereceği bir adli suçlusu ve hatta bir teröristi dahi yoktur. Teröristiyle, adli suçlusuyla, her şeyiyle bu ülke kendi vatandaşlarına kendi hukuku içerisinde kendi yargılamasını yürütebilecek güçtedir, kapasitededir. Siyasi anlamda da demokratik mücadeleyi merkeze koymuş, her türlü sokak olayları, şiddet ve melun darbe girişimlerine karşı tavır almış bir ülkeyiz, tavır almış bir milletiz; bunu bir kere daha hatırlatmak isteriz bu had bilmez kişilere.

Şimdi, S-400 füzeleriyle ilgili bazı bilgileri Bloomberg'ten galiba öğrendik. Türkiye'nin S-400'leri elden çıkartmasına dair çabalardan bahsediliyordu, Sayın Turhan Çömez Bey de burada etraflıca konuşmalar yapmıştı. Şimdi, biz Maduro'nun kaçırılmasına gidilen süreçte Türkiye'yle ilgili de bir pencere açıldığını Amerikalı senatörden duyuyoruz. Belki bu konuşmaların yapıldığı dönemde bu konunun bir mahremiyeti olabilirdi, bunun doğruluğunu, yanlışlığını tartışıyor değilim ama Maduro kaçırıldıktan sonra yapılan şu Dışişleri Bakanlığı açıklamasında hiç olmazsa bu yönde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına bir bilgilendirme yapmak gerekmez miydi? Şu ana kadar hiçbir resmî kaynak senatörün açıklamasını yalanlamış değildir. Bu tartışmaları bir kenara bırakıyoruz yani gelmesi iyi mi olur, kötü mü olur, Türkiye'nin orayla ilgili birtakım altın ticaretinin yarattığı tartışmalar, geçmişte birtakım özel jet turları, bugün bunları konuşmanın zamanı değildir, zaman içerisinde konuşacağız ama Türk Dışişlerince kendi vatandaşlarını kendileriyle ilgili, ülkeleriyle ilgili bir bilgiyi bir Amerikalı senatörden duyacak duruma düşürülmesinin Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına ve Hükûmetine yakışmadığını bir kere daha ifade etmek isteriz.

Sayın Başkanım, bu hafta Sayın Cumhurbaşkanının bir müjde olarak açıkladığı başlıklarından biri de öğrencilerin kredi miktarlarıydı. Lisans öğrencileri için 4 bin liralık bir değer açıklandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanının bu hafta açıkladığı lisans öğrencilerine verilecek 4 bin liralık krediyle ne yapılabileceğine isterseniz hep birlikte bir bakalım, çoğumuzun evladı lisans öğrencisi. Bu öğrenciler, günde bir kere tavuk döner yiyemezler, Mersin'de yaşıyorlarsa günde bir kere tantuni yiyemezler bu parayla. Okulda arkadaşlarıyla buluştuklarında bir kahve içemezler. Her gün çay içseler yine bu 4 bin lira bu ücrete yetmeyecektir. Haftada bir arkadaşlarıyla dışarıda kebap yeme ihtimali zaten söz konusu değildir. Bugün Balgat'ta bir kebapçıdan bin liradan aşağı bir ücretle çıkmanız söz konusu değil. Peki, bu çocuklar sadece karınlarını mı doyuracaklar? Bu çocuklar aldıkları bu 4 bin lirayla ayda bir kitap satın alamayacaklar, üç ayda bir konsere gidemeyeceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, son kez açıyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

Türkiye'nin gençleri böyle bir tabloyu hak etmiyor. Bu kredi rakamlarının kesinlikle gözden geçirilmesi gerekir.

Sağ olun.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ekmen.

Söz sırası İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili Turhan Çömez'de.

Sayın Çömez, buyurun lütfen.

 

 

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz günlerde dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir süreç yaşandı; ABD, sınır ötesi bir operasyon yaparak bağımsız bir ülkenin devlet başkanını ve eşini konutundan kaçırdı ve kendi topraklarına götürdü. Bunun için kendi yasalarına göre onay alması gereken makamlardan bırakın onay almayı, danışmaya ve onları bilgilendirmeye bile gerek duymadı. Bu, alenen ABD'nin kendi iç hukukuna aykırı davranmasıydı. Öte yandan, yapılan sınır ötesi bir operasyonla bir devlet başkanının kaçırılması uluslararası hukuka göre bir suçtur ve kabul edilemez. Venezuela Devlet Başkanının ve eşinin federal yasalara ve uluslararası hukuka aykırı olarak kaçırılmasının ardından fotoğraflarının yayınlanması ise yaşanan bir savaş olmasa da işlenen bir savaş suçuydu. Venezuela'daki seçimlerin tartışmalı olması, Maduro'nun otokratik karakteri, ülkede yaşanan yolsuzluklar ve tüm bunlara bağlı olarak halkın zengin topraklarda fakirlik içerisinde yaşaması ABD'nin bu kural tanımaz davranışını ve uluslararası hukuku ayaklar altına almasını meşrulaştırmaz.

ABD'nin "Ya boyun eğersin ya da yok edilirsin." yaklaşımı dünyada yeni bir dönemin işaretlerini vermektedir. Kuralsızlığın, hoyratlığın, barbarlığın kural hâline gelmekte olduğu yeni dünya düzeninde Türkiye'nin tek çaresi kurum ve kurallarıyla işleyen güçlü bir demokrasidir, hukukun üstünlüğüdür, insan haklarıdır, özgürlüklerdir ve şeffaf, denetlenebilen köklü devlet kurumlarıdır. En önemlisi de Türkiye'nin yeni, kuralsız ve barbar dünya düzenine karşı dimdik ve güçlü durmasını sağlayacak olan, Atatürk'ün armağan ettiği kurucu değerlerimiz ve aziz Türk milletinin asaleti, feraseti, basireti, cesareti, birlik ve beraberlik ruhudur.

Değerli arkadaşlar, size on yıl önce atılmış bir "tweet"i göstereceğim, diyor ki: "En kötüyü geride bıraktık." Zamanın Maliye Bakanı "En kötüyü geride bıraktık." diyor fakat bununla da yetinmiyor, yine Sayın Bakan, 2024 yılında "En kötüsü geride kaldı." diyor. Bu kötüler bir türlü geride kalmamış. Sonra bir daha "Zorlu bir dönemi geride bıraktık." diyor, tam on yıldır "En kötüsü geride kaldı." diyor ve geçtiğimiz günlerde Sayın Cevdet Yılmaz diyor ki: "Artık, önümüzdeki yıl, 2027 yılında enflasyon tek haneli rakamlara düşecek."

Geri dönüp baktığımızda, Sayın Erdoğan'ın konuşmalarını şöyle bir taradım, 2018 yılından beri her yıl birkaç defa tekrar etmiş "Önümüzdeki yıl enflasyon tek haneli rakamlara düşecek." diye. Hiç durmadan aynı şey nakarat gibi tekrar edilmiş fakat ortada ne geride kalmış kötülük var ne de tek haneye düşmüş bir enflasyon söz konusu ve maalesef milletin çektiği sıkıntılar giderek derinleşiyor.

Gelelim tahminlere: 2025 yılının enflasyon rakamları geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bunun gerçek tabloyu yansıtmadığını hepimiz biliyoruz, hele hele sahadaki vatandaşlar, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığının ıstırabını yaşayan vatandaşlar en iyisini biliyor; ENAG'ın, diğer kurumların açıkladığı enflasyon rakamları TÜİK'in çok üstünde ama buna rağmen gelin, TÜİK'in açıklamış olduğu enflasyon rakamlarını esas alalım. Bakın, iki yıl önce orta vadeli bir plan açıklandı, denildi ki: 2025 yılında enflasyon tahminimiz yüzde 14. Bunu devlet açıklıyor, iki yıl önce bu yıl için yüzde 14 açıklandı. Ardından, Mehmet Şimşek göreve geldi, gelir gelmez ilk yaptığı açıklamada dedi ki: "Enflasyon 2025 yılında yüzde 15 olacak." Bunu Sayın Şimşek söyledi. Sonra, orta vadeli planda denildi ki: Ya, bu iş biraz herhâlde sarpa sarıyor, gelin, biz bunu 17,5'e çıkartalım. 2025'in enflasyon rakamlarını yüzde 17,5'e çıkarttılar. Sonra, bu yıl için Merkez Bankası bir açıklama yaptı, dedi ki: "2025 yılında enflasyon yüzde 24 olur." Sonra, bir kere daha bir rapor yayınladı, "Evet, yüzde 24 devam ediyor."  dedi ve sonra da "Herhâlde bu yüzde 27'ye çıkar."  dedi. En sonunda da "Yüzde 31 ila 34'ü veya 33'ü bulur." diye açıklama yaptı.

Yine, Sayın Yılmaz -bütçe konuşmasında- geçtiğimiz ay dedi ki: "Bu yıl yüzde 28,5'le bitireceğiz." Sayın Erdoğan Mecliste açılış konuşmasında dedi ki: "Bu yıl yüzde 30'un altında bitireceğiz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Şimdi, bütün bunlara baktığımızda, açıkçası, önünü göremeyen, on yıldır "En kötüsü geride kalmış." diyen, hiç durmadan, son yedi yıldan beri "Enflasyonu tek haneli rakamlara indireceğiz." diyen ve geçtiğimiz iki yıl içerisinde bu yılın enflasyonunu tahmin ederken son derece uçuk rakamları telaffuz eden ve ettikleri telaffuzun da gerçekleşmediği ortaya çıkan bir ekonomi yönetimiyle karşı karşıyayız.

Şimdi, kalkmışlar, yüzde 31'lik enflasyonla övünüyorlar. Gerçek enflasyon bu değil ama gelin, dünyadaki diğer ülkelerle karşılaştıralım: Bizim üzerimizde İran var, Sudan var, Venezuela var, bütün dünyada enflasyon rakamlarına baktığımızda, bizim üzerimizde 3 tane ülke var: Venezuela, Sudan ve İran; bunların da ne hâlde olduklarını biliyoruz.

Yemen mesela, bizden daha az enflasyonu, Zimbabve, Myanmar, Haiti, Burundi...  Hani biz dünya lideriydik, hani ekonomide uçuyorduk, kaçıyorduk; böyle bir enflasyon olur mu? Şu anki rakiplerinize bakın, Myanmar'ı, Zimbabve'yi, Yemen'i kendinize nirengi noktası olarak alıyorsunuz ve bunların enflasyonları ile bu ülkeyi mukayese eder hâle geliyorsunuz.

Gelin, ev kiralarına bakalım: Bakın, OECD'nin ev kira artışlarıyla ilgili raporu elimde. 2015 yılında 100 kabul ettiğimizde, bu yıl ev kiralarının ne olduğunu analiz etmiş OECD. Şu anda bizde artış yüzde 1.458, ev kiralarının artışından bahsediyorum. Diğer ülkelere baktığımızda, en yüksek Macaristan, onunki yüzde 200'lerde. Allah aşkına, Türkiye nereye gidiyor? Böyle bir ekonomi modeliyle Türkiye'yi sizin istikbale, geleceğe taşımanız mümkün mü? Türkiye'deki ev fiyatlarını durdurmak için attığınız adımların hiçbiri gerçekçi değil ve bundan sonra bu fiyatları da pratik olarak düşürmeniz mümkün değil.

Bakın, açlık sınırı 30 bin lirayı geçmiş, yoksulluk sınırı 100 bin liraya yaklaşmış ve bugün 16,9 milyon emekliye maalesef bu sınırın altında maaş veriyorsunuz. Asgari ücretliye verdiğiniz para ortada. Tüm bunları alt alta koyduğumuz zaman Türkiye'de neredeyse 25 milyon kişi şu anda açlık sınırının altında yaşamaya devam ediyor.

Peki, bütün bunları neyin karşılığında yaptınız? Bütün bunları... Bakın, yirmi üç yıllık iktidarınız döneminde tam 3,5 trilyon dolar vergi topladınız. 3,5 trilyon dolardan bahsediyorum, bu vergiyi topladınız. Başka ne yaptınız? Cumhuriyet dönemindeki bütün kazanımları sattınız, Varlık Fonu marifetiyle sattınız, 64 milyar dolar para aldınız. Başka ne yaptınız? Bu ülkenin borcunu 130 milyar dolardan 550 milyar dolar borca taşıdınız. Peki, başka ne yaptınız? Gelecek garantili projelerle yavrularımızı, çocuklarımızı ve onların geleceğini ipotek altına aldınız. Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, bu ülkenin 25 milyon vatandaşı açlık sınırının altında yaşıyor ve maalesef 20 milyon vatandaşımız da ne yazık ki sosyal yardımlarla geçinmek zorunda kalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Ülkenin ekonomisini bu kadar çökertip, bu kadar borç batağına batırıp, ondan sonra "Dünya lideriyiz." diye övünmek, efendim "Dünya ekonomisinde rekorlar kırıyoruz." diye övünmek, hakikaten gerçeklerden ne kadar uzaklaştığınızın bir göstergesi.

Bakın, emekliler şu anda ciddi manada sıkıntı çekiyor. Geçtiğimiz günlerde Bandırma'da emeklilerle bir araya geldim, sokaktalar, bankta oturuyorlar. Bu kış gününde havada dondurucu soğuk var, niye giremiyorsunuz kahvehanelere dedim, "15 lira çay parası verecek durumumuz yok." dediler ve ev kirasını ödeyemeyecek hâle geldiler. Asgari ücretlinin durumu da ortada. Tüm bunları yan yana koyduğumuz zaman Türk ekonomisinin yirmi üç yıldan beri son derece beceriksizce, aymazca ve yolsuzluğa batmış bir şekilde yönetilmesinin faturasını bütün millet inim inim ızdırap çekerek ödüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Tek çare, en kötüsünün geride kalmasının bir tek yolu var, bu ceberut düzenden bu ülkeyi kurtarmak.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Peki, teşekkür ederim, bitireceğim.

Tek çare, bu ülkenin rasyonel bir ekonomiye dönebilmesidir. Bu ülkenin hukukun üstünlüğüne, demokrasinin kurum ve kurallarının çalışır hâle gelmesine ihtiyacı vardır. Devlet kurumlarının şeffaf ve denetlenebilir bir şekilde yönetilmesine ihtiyaç vardır. Aksi hâlde biz önümüzdeki yıllarda "Yine en kötüsü geride kaldı." diye "tweet" atan bakanlara tanık oluruz ama az önce de ifade ettim, en kötüsü, bu ceberut düzenden kurtulduğumuz zaman geride kalacak.

Son bir noktayı daha söyleyeceğim ekonomide bu ülkeyi getirdiğiniz noktayı özetlemek için: 2026 yılında ödeyeceğimiz faiz tam 65 milyar dolar. Bir daha söylüyorum: 65 milyar dolar faiz ödeyeceğiz 2026 yılında. Peki, bu ödeyeceğimiz faizin karşılığı ne biliyor musunuz? Cumhuriyet dönemindeki bütün kazanımları haraç mezat satıp aldığınız 64 milyar dolarla bile ödenemeyecek kadar yüksek diyorum, hepinize saygı sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Nevşehir Milletvekili Sayın Filiz Kılıç...

Buyurun lütfen.

 

 

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; sözlerime başlarken 21'inci yüzyılın 2'nci çeyreğinin ilk Genel Kurulunun milletimiz ve devletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. İçinde bulunduğumuz bu yüzyıl, tam bağımsız, müreffeh, süper güç Türkiye'ye gebedir diyorum.

Genel Başkanımız Devlet Bahçeli'nin ifadeleriyle "İman varsa imkân vardır." diyerek, "İnsan varsa eşrefimahlukatın bacası tütüyor." diyerek, "Zirveler kartalsız, coğrafyalar bozkurtsuz, gönüllüler Kızılelmasız olmaz." diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz, elhak muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.

Gündemdeki kanun teklifine geçmeden evvel, sınırlarımızın ötesinde yaşanan bir hadiseye de dikkat çekmek istiyorum: Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'da demokrasi kılıfı altında Devlet Başkanı Maduro'yu hedef alan askerî müdahalesi ve ülke üzerindeki hevesi, bizlere hiç de yabancı olmayan, senaryosu tanıdık bir tiyatrodur. 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye'de FETÖ ihanet şebekesi eliyle sahnelenmek istenen neyse bugün Venezuela'da yapılmak istenen de aynen odur. O gece Marmaris'te Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan hain yöntem ile bugün bir başka ülkenin egemenliğine kasteden yöntem aynı karanlık aklın ürünüdür.

Venezuela'da yaşanan bu hadiseler üzerinden fütursuzca ülkemizi hedef gösteren içimizdeki bazı mihraklar şunu iyi bilsinler: Türkiye yenilmez, Türk milleti eğilmez. Bu kürsüden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün o veciz sözünü demokrasimizin teminatı olarak bir kez daha hatırlatmak istiyorum: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün önümüzde duran Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 7'den 70'e her vatandaşımızın hayatına dokunan hayati bir meseledir. Her gün yollardayız, trafikle iç içeyiz. Maalesef, alınan tüm tedbirlere rağmen yılda ortalama 6 binden fazla insanımızı trafik terörüne kurban veriyor, yaklaşık 388 bin insanın yaralanmasına şahit oluyoruz. Bu rakamlar, sadece bir istatistik değil sönen ocaklar, yarım kalan hayaller demektir. Bizim önceliğimiz insan odaklı güvenliktir, trafik cezaları bütçeye gelir kaydedilecek bir kalem olarak görülmemelidir. Elbette cezalar caydırıcı olmalıdır lakin cezalar tek başına çözüm değildir; asıl mesele eğitimdir, trafik kültürüdür. Ehliyet alım süreçlerinde teknik bilgiden ziyade bir trafik ahlakının aşılanması da şarttır. Bu kanun teklifiyle, kara yollarını ralli pistine çeviren, makas atarak, drift yaparak veya konvoylarla yolu kapatıp milletin canına kasteden trafik magandalarına karşı getirilen ağır cezaları sonuna kadar destekliyoruz. Drift atana, makas atana, insanların hayatını tehlikeye sokana sıfır tolerans gösterilmelidir çünkü aziz milletimizin canı, anlık eğlencelerden ve heveslerden çok daha kıymetlidir. Hız sınırını aşmanın cezaları yüksek; elbette caydırıcılığın destekçisiyiz. Hız, ölümü beraberinde getiriyor ancak bu hususta devletimizden beklentimiz şudur: Tuzak radar uygulamaları son bulmalıdır. Denetimin amacı, ceza yazmak değil kazayı önlemektir. Hız uyarı levhalarının görünürlüğü arttırılmalı, sürücü tuzağa değil kurallara yönlendirilmelidir.

Teklifle birlikte motorlu bisikletlerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamına alınmasını ve elektrikli skuterlerin hukuki sorumluluğunun netleştirilmesini mağduriyetlerin giderilmesi adına olumlu buluyoruz. Fakat ekonomik zorluklarla mücadele eden vatandaşımızın ve esnafımızın sırtına binen sigorta yükü de hafifletilmelidir. Tüm araçlar için zorunlu trafik sigortası fiyatlarına makul bir sınır getirilmesi beklentimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Sözlerime son verirken buradan bir çağrıda da bulunmak istiyorum: Direksiyonu başında alnının teriyle evine ekmek götüren şoför esnafımız bizden bir müjde beklemektedir. Ölümlü kazaya karışmamış, uyuşturucu veya alkol illetine bulaşmamış, sadece ceza puanı dolumu gibi nedenlerle ehliyetine el konulmuş vatandaşlarımız için ehliyet affı gündeme alınmalıdır diyoruz. Ekmek teknesi kapının önünde yatan bu insanların sesini duymak, onları yeniden topluma ve ekonomiye kazandırmak olumlu bir adım olacaktır diyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle kanun teklifinin milletimize güvenlik ve huzur getirmesini temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Muş Milletvekili Sayın Sezai Temelli.

Sayın Temelli, buyurun.

 

 

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hukuk yoksa zorbalık vardır. Biz, Venezuela'da bir zorbalığa tanıklık ettik çünkü uluslararası hukuk yoktu, hukuk yoktu, hukukun olmadığı yerde de bu sahneyi hep beraber izledik. Peki, hukuk adına bir ses çıkarma, bir itiraz etme hâli var mı? Yok, olmadı çünkü herkes kendine dokunmayan kötülüğün bin yaşamasını istiyor, herkes o hukuksuzluktan kendi nasibine düşenle aslında iktidarını devam ettirmek istiyor. Evet, emperyal bir zorbalık ama bu emperyal zorbalığı besleyen kapitalist ulus devletlerin otoriter rejimleri var. Dolayısıyla, sistem kendini bu şekilde yeniden yeniden üretiyor. Tabii, bu sistem kendini böyle ürettikçe de bunun mağduriyetini, bu zorbalığın yaratmış olduğu tahribatı da halklar yaşıyor, toplumlar yaşıyor, insanlar yaşıyor, Venezuela halkı yaşıyor, dünyadaki bütün halklar yaşıyor. Topyekûn bu zorbalığa karşı çıkmamız lazım; bunun yolu hukuku savunmaktan geçiyor, evrensel hukuku savunmaktan geçiyor. O yüzden de her yerde hukukun hâkimiyetini, hukukun üstünlüğünü savunmak zorundayız. Tabii, bunu yapamadığımız zaman otoriter rejimleri, onların dayattığı sistemleri ve onların üzerinde kendisini var etmiş bu emperyal düzeni maalesef yaşamak zorunda kalıyoruz.

"Hukuk" deyince hukuku her yerde savunmak lazım. Mesela, buraya çok yakın olan Ankara Adliyesinde de gidip hukuku savunmak lazım, evrensel hukuku savunmak lazım çünkü orada, istinaf mahkemesinde uluslararası hukukun kararını çiğneyen bir mahkeme var, Demirtaş kararı orada. Buradan Venezuela'daki hukuku savunmak ne kadar meşruysa Ankara'daki İstinaf Mahkemesi karşısında Demirtaş kararını savunmak da o kadar meşru olmalı. İşte o zaman sahici olursunuz, işte o zaman samimi olursunuz, işte o zaman sizin sözünüzün bir kıymeti olur. Demirtaş kararını hâlâ hayata geçirmeyen bu istinaf mahkemesinin yaptığı nedir? Hukuk mudur? Hayır, zorbalıktır. O zorbalığa karşı çıkmadığınız sürece aslında dünyada hiçbir yerde sesinizin duyulma şansı yoktur. Biz bunu söylerken âdeta hukuku savunanlarla, adaleti savunanlarla dalga geçer gibi bugün yine Selahattin Demirtaş'a ceza verildi. Sevgili Selahattin Demirtaş on yıl önce bir konuşma yapmış, adaleti savunmuş, eleştirilerde bulunmuş ve bu konuşmasından dolayı, eleştiride bulunduğu için, bu siyasi konuşmasından dolayı bugün bir kez daha kendisine ceza verildi. Biz bu cezayı kabul etmiyoruz. Biz siyaseti yargı eliyle, yargı sopasıyla dizayn eden bu zihniyeti kabul etmiyoruz. Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere bütün arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten bugün küresel sistem büyük bir adaletsizlik girdabı içinde. Etrafımıza baktığımızda bunu görüyoruz. İşte, İran'a dönüp bakalım. İran'da günlerdir yüz binlerce insan sokaklarda, rejime karşı adalet arayışında, ekmek arayışında, özgürlük arayışında; tıpkı 2022 yılında Mahsa Jina Amini'nin yapmış olduğu eylemlerde dile getirdiği gibi hâlâ devam ediyor adalet arayışı. "..."[1] diye yükselen o ses bugün hâlâ aynı kararlılıkla mücadelesine devam ediyor. Bu bir hukuk arayışıdır, bu bir adalet arayışıdır. Buna sessiz kalınabilir mi? Orada onlarca Kürt bir hafta içinde katledildi ama biz dedik ya "O kötülük onların kötülüğü, bu kötülük bizim kötülüğümüz." Dolayısıyla kötülüklerden beslenen bir dünya sistemine karşı ya hep beraber ses çıkaracağız ya da o kötülüklerin gelip bizi de bu şekilde yok etmesine seyirci kalacağız.

Bir başka hukuksuzluk örneği Suriye'de yaşanıyor. Evet, Suriye çok zor yıllar geride bıraktı. O zor yılların en önemli müsebbibi kimdi? Esad rejimiydi. Hep beraber Esad rejimine karşı çıktık. Neden? Bir tek adam rejimiydi; halkların, toplumun, orada yaşayan insanların hukukunu yok sayan bir zihniyetti, devrildi gitti. Biz, Suriye halkları birlikte demokratik bir Suriye'yi inşa etsin diye çabalamak yerine bir tek adam rejimini savunur olduk. Bu kabul edilemez bir şey. Bütün bunların nedeni nedir? Aslında bir dış politika eksikliğidir, bir dış politika yoksunluğudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Türkiye'nin bir dış politikası var mı? İşte Venezuela, işte İran, işte Suriye, işte Ukrayna... Dünyanın neresine giderseniz gidin "Türkiye'nin dış politikası nedir?" diye sorduğunuzda... Bütün bu olan bitenlerin içinde bir tane dış politika ilkesi var Türkiye'nin: "Kürt, annesini görmesin." Stratejisi bu, başka bir stratejisi yok. Suriye'ye bakarken, İran'a bakarken, dünyaya bakarken yegâne stratejisi hâlâ bu olan bir anlayış kabul edilebilir mi? Oysa etrafımızda bunca risk varken, işte İsrail faktörü, işte emperyal düzenin, o zorbaların Orta Doğu paylaşım düzeni bu kadar riskleri büyütürken biz ittifakımızı, kardeşliğimizi güçlendirmek yerine hâlâ savaştan, hâlâ eski kodlardan bahsetmeye devam ediyoruz. Bu bizim için en büyük risktir. Biz önümüzdeki yılın dış politikasını üretirken artık Kürtlerle beraber Suriye'de de dünyanın her yerinde de güçlü bir ittifak, güçlü bir kardeşlik zemini üzerinde bu politikayı var etmeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, adaletten bu kadar bahsedince cezaevlerine de bir kez daha değinmek istiyoruz. Sürekli burada bu konuyu dile getiriyoruz ama ne Adalet Bakanlığı bizi duyuyor ne iktidar bizi duyuyor. Cezaevlerindeki durum artık çok ciddi boyutlardadır. Bakın, birkaç tane örnek vereceğim. İdari gözlem kurullarının yaratmış olduğu aslında paralel yargı sisteminden bahsedeceğim size. Evet, paralel yargı sistemidir. Bakın, Bolu F Tipi Cezaevinde Nurettin Ataman; otuz yıldır cezaevinde, infazı 8 kez yakılıyor, otuz yıldan sonra 8 kez. Bu hangi adalet anlayışına sığar, bu hangi vicdana sığar? Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevinde otuz bir yıldır tutsak Hacı Haykır; infazı yine yakılmış, nedeni belli değil. Sincan Kadın Cezaevinde kalan 11 kadın mahpusun infazları sürekli yakılıyor, hiçbir açıklama yok. Sadece paralel bir yargılama yapılıyor ve "Pişman mısın?" sorusu; bu kadar ve yeniden, yeniden infazları yakılıyor. Mesela, cezaevinde Selçuk Kozağaçlı'nın, Sevgili Selçuk'un tahliyesine izin verilmiyor, infazı yakılıyor. Ne diyorlar biliyor musunuz? "Toplumla bütünleşecek durumda değil." Selçuk Kozağaçlı'nın toplumla nasıl bütünleştiğini öğrenmek istiyorsanız gidin Soma'ya bakın. İşte bu gerekçelerle insanların infazı yakılıyor. Saymakla bitmez, bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Hasta tutsaklar... Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sürekli dile getirdik, hasta tutsaklar konusunda mutlaka inisiyatif almamız gerekiyor. Bu konuda bir düzenleme yapmamız gerekiyor fakat maalesef hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor. İşte, Mehmet Emin Çam...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Mehmet Emin Çam; değnekle, destekle, bastonla yürüyemiyor ama cezaevinde. Tayfun Kahraman; MS hastası, bir an önce bırakılması lazım, bırakılmıyor. Şaban Kaygusuz; bir kolu, bir bacağı yok, tek başına bir hücrede yaşam mücadelesi veriyor. Bunları say say bitmiyor fakat biz burada saydıkça sanki bizim bu söylediklerimizi dikkate alıp buna uygun adım atmak yerine âdeta neden söyledik diye bu hasta mahpuslara, bu tutsaklara işkence artıyor.

Bakın, Sincan'daki Burhan Şık'tan bahsetmek istiyorum size vakanın ne hâle geldiğini, durumun ne hâle geldiğini anlatmak için. Hücresine giriyorlar, diyorlar ki Burhan Şık'a: "Çöpünü çıkar." Burhan Şık da diyor ki: "Çöp yok." Odasında çöp yok. "Vay, niye çöp yok?" diye omzunu kırıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez açıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, omzunu kırıyorlar, 4 gardiyan birden Burhan Şık'ı darp ediyor ve omzunu kırıyorlar.

Şimdi, durum bu, böyle bir tabloyla karşı karşıyayız ve biz adalet, hukuk, bunlardan bahsediyoruz. Eğer bu söylediklerimizin bir anlamı olsun istiyorsak gerçekten bütün bu adaletsizliklere son vermemiz gerekiyor.

Tabii "adaletsizlik" deyince adaletsizliğin bir kolu da kayyumlar. Kayyumlar hâlâ hayatta ve kayyum uygulamalarına baktığımızda âdeta halkın iradesini yok sayan bir anlayışla yine Kürt'e, Kürtçeye yönelik düşmani tutumlarını devam ettiriyorlar.

Bir örnekle bitiriyorum Sayın Başkan: Van'da bir anaokulunun adı “…”[2] “…”[3] "kelebek" demek. Bu ismi yasaklayıp tabelayı indiren bir kayyum var orada. Bu kayyumun bir an önce görevden alınmasını ve belediye eş başkanlarımızın görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili, İstanbul Milletvekili Sayın Gökhan Günaydın.

Buyurun.

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; evet, Türkiye'de 16,5 milyon emekli yurttaşımız var. Kamu çalışanı sayımız ise 3,5 milyonu kadrolu, yarım milyonu sözleşmeli, 1,2 milyonu sürekli işçi olmak üzere 5,2 milyonu bulmuş durumda. Bir ülkede enflasyon olmazsa insan onuruna yakışır bir refah düzeyini sabitlersin dolayısıyla maaşlara zam yapma ihtiyacı da duymazsın ancak sen "Faiz sebep, enflasyon sonuçtur." diye bağırarak gece yarısı resmî gazeteleriyle işini doğru dürüst yapmaya çalışan Maliye bakanlarını, Merkez Bankası başkanlarını görevden alırsan, tüm uyarılara kulak tıkayarak damat ve türevleriyle ekonomiyi felç edip enflasyonu azdırırsan insanlara en azından enflasyon oranına uygun bir şekilde zam yapmak zorundasın.

Türkiye'de emekli ve memur maaş artışları kanun gereği geriye yönelik altı aylık enflasyon hesap edilerek belirleniyor. TÜİK, aralık ayı enflasyonunu yüzde 0,89 olarak belirledi. TÜİK hazretlerine göre geriye yönelik altı aylık enflasyon farkı ise yüzde 6,85 olmuş yani TÜİK  "Türkiye'deki toplam on iki aylık enflasyon aşağı yukarı yüzde 14'tür." diyor. Bakın, ben TÜİK'e "kuyruklu yalan üretim merkezi" dedim diye "Bilimsellikten uzaklaştın, cevap vermiyorsun sorularımıza." dedim diye beni mahkemeye vermiş, benden 50 bin liralık tazminat istiyor. Ben sana söyleyeyim TÜİK: Ben seninle helalleşirim, bunu daha evvelden de söyledim. Sen burada 16,5 milyon emekliyle, 5,2 milyon çalışanla, kadroluyla, memurla nasıl helalleşeceksin, önce onun bir hesabını yap. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi ne olmuş? Toplu sözleşme zammıyla beraber memurlara yüzde 18,61 zam yapılacak. 4 milyon BAĞ-KUR ve SSK emeklisinin durumu ise tam bir felaket, onlar 16.881 TL olan en düşük memur aylığını yalnızca 2.057 TL zamla artık 18.938 TL olarak alacaklar. Söylüyorum size: Babamız, dedemiz yaşındaki insanlara ayda 2 bin lira zam yaptınız. Burada oturan, oturmayan milletvekillerine soruyorum: Çocuğunuza ayda 2 bin lira harçlık verebiliyor musunuz? Yoksa çocuk "Bu para bana yetmez." diyor mu? Ama emekliye, 4 milyon emekliye 2 bin TL zammı utanmadan yapıyorsunuz ve bununla üstelik de övünüyorsunuz. Yoksulluk sınırı 100 bin liraya dayanmış, açlık sınırı 30 bin liraya dayanmış, bu zamlar ancak vatandaşı insan yerine koymama anlayışıyla mümkündür. Yıllar evvel bağırıyordunuz "Elektrik faturasını kim ödeyecek?" "Su parasını kim ödeyecek?" "Çocukları kim okutacak?" Ne oldu ya, ne oldu, o sözleriniz ne oldu? Aradan zaman geçti, şimdi vatandaşın bu haklı isyanına niye körleri ve sağırları oynuyorsunuz? Şimdi ben soruyorum: Bu faturaları kim ödeyecek? Çoluğu çocuğu kim okutacak? Bu kirayı kim karşılayacak? (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, büyükşehirlerde olmuş 1+1 evlerin kirası 25 bin lira. OECD, kira zam artışlarını hesap etmiş; 2015 yılı 100'ken bu yıl ne kadar olmuş? Türkiye'de ne kadar biliyor musunuz bu rakam? Türkiye'de 1.558. Bizi takip eden ilk ülke Macaristan; Macaristan'da 238. Türkiye'de 1.558 ve -son on yılda kira zammı artışı- Macaristan'da 238, Avrupa ülkelerinde 100-130. Siz bundan hiç utanmıyor musunuz? Yani coğrafya kader mi yoksa bu memleketi, bu güzel memleketi bu duruma getiren sizin yaptığınız zulüm müdür? Beyler, bayanlar; bu sizin eserinizdir, övünüyor musunuz?

TÜİK enflasyon hesabını, paketini doğru dürüst hesap etmiyor ve bir kere daha söylüyorum, 20 milyon insanın ahını alıyor. "İnsanlar geçinemiyor." demenin artık bir anlamı kalmadı, insanlar sürünüyor. Duyuyor musunuz seslerini? Bu sesler gece sizi uyutmamalı. İnsanlar karınlarını doyuramıyorlar, öğün atlıyorlar; torunlarından utanıyorlar. Peki, siz, yarattığınız bu tablodan hiç utanmıyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Peki, ne yapılması gerekir? Ben söyleyeyim: Mutlaka bir intibak düzenlemesine ve mutlaka seyyanen zam yapılmasına ihtiyaç vardır. Ne söyleyeceğinizi biliyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: "Muhalefet bol keseden atıyor. Parayı nereden bulacaksın? Bu seyyanen zammı nasıl yapacaksın?" Zaten Erdoğan da bizleri, emeklileri tahrik etmekle suçluyor. Ne diyerek tahrik ediyormuşuz? Diyor ki: "16 milyon emekliye 7 bin TL seyyanen zam yaparsam bu, bütçeden 1,4 trilyon TL para ödemek anlamına gelir. Bu para nereden bulunacak muhalefet, sallama!"

 

Peki, ben sorayım, daha doğrusu düzelteyim: 16 milyon değil 16,5 milyon emekli var. Seyyanen zam 7 bin lira değil 10 bin TL olmalı. Peki, bunun bütçeye yükü ne kadar? 1,9 trilyon TL. Büyük para değil mi, bulunamaz değil mi? Peki, mültecilere 40 milyar dolar harcadınız mı, harcamadınız mı? O 40 milyar dolar kaç para ediyor? 1 trilyon 720 milyar TL ediyor değil mi? Yani yanlış politikalarınızla memlekete doldurduğunuz mültecilere 1 trilyon 720 milyar lira para var ama emekliye gelince, memura gelince 1,9 trilyon TL para bulunamaz. Gerçi Başbakanınız Binali Yıldırım "Biz, mültecileri Türkiye'de tutarak terörün Avrupa'ya transfer edilmesini önlüyoruz." demişti. Bunun sonuçlarını Yalova'da gördük.

Hadi diyelim ki bu parayı önünüze Avrupa attı, Avrupa'dan aldınız, başka bir örneğe geçeyim o hâlde: Bay ekonomistin müthiş ekonomist teorileri çerçevesinde enflasyonu, faizi ve kuru dünyada eşi benzeri görülmemiş ölçüde eşzamanlı olarak zıplattınız, bu çerçevede bir kur korumalı mevduatı icat ettiniz, oraya tam 62 milyar dolar para gömdünüz. 62 milyar dolar ne kadar para ediyor? 2 trilyon 666 milyar TL ediyor. Yani, bütün memurlara ve emeklilere 10 bin TL seyyanen zam yapmanın bedelinden 766 milyar TL daha fazla. Demek ki vatandaştan vergiyle alıp rantiyeciye aktarırken para var ama emekliye, memura gelince para yok. İşte, bu, sizin anlayışınız.

Tabii, şunu da söyleyeyim: Meclis kapalıyken asgari ücreti belirlediniz, asgari ücret 22.104 liradan 28.075 liraya çıktı. Bütün bir yıl boyunca böyle devam edecek; bu, daha ilk ay, Ocak 2026'da açlık sınırının altında ve Çalışma Bakanınız büyük bir nezaketle bunu açıkladı ve diyor ki: "Emekçiler adına Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ederiz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Vallahi Çalışma Bakanının emekçiler adına ne Cumhurbaşkanına ne de hiç kimseye teşekkür etmeye hakkı yok, emekçi kendi sözünü kendi söyler. Emekçinin, emeklinin ne dediğini duymak istiyorsanız bu turuncu koltuklardan kalkacaksınız sokağa ve pazara gideceksiniz, onlar duygularını yüzünüze vura vura söyleyecek; söyleyecekleri tek şey var: "Bizleri bu yaşta açlığa mahkûm etmeye utanmıyor musunuz?" (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Sayın Leyla Şahin Usta.

Sayın Usta, buyurun.

 

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sizi ve kıymetli milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir yılın ilk Meclis oturumunda 2026 yılının ülkemize, milletimize, demokrasimize ve tüm insanlığa barış, huzur ve refah getirmesini temenni ediyorum.

Sözlerime başlamadan önce, görevi başında hain bir terör saldırısıyla şehit olarak aramızdan ayrılan kahraman Polisimiz Fethi Sekin ve adliye çalışanı Musa Can'ı bir kez daha rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum. Onların bu kahramanlıkları sayesinde onlarca vatandaşımızın canı kurtulmuş ve ülkemizdeki hainlere de fırsat verilmemiş oldu. Tekrar kendilerini rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Evet, kıymetli milletvekilleri, Türkiye, son yıllarda hem içeride hem dışarıda önemli sınamalardan geçmiştir; buna rağmen istikrarını koruyan, hedeflerinden vazgeçmeyen, yoluna kararlılıkla devam eden bir ülke olmuştur. Bugün, dünyada yaşanan son gelişmelere baktığımızda, maalesef, uluslararası hukukun ve uluslararası mekanizmaların çoktan çöktüğünü ve bittiğini biz daha önceden görmüştük; tıpkı yıllar öncesi Srebrenitsa'da olduğu gibi, Suriye'de, Irak'ta yaşananlar gibi ve en sonunda Gazze'de yaşanan soykırıma sessiz kalan dünyanın aslında ne hâle geldiğini çok net, çok yakinen yaşayarak gördük. Hiçbir şekilde kabul edilmeyen hoyratlıklarla yeni bir dünya düzeni kurulmaya çalışılıyor. Türkiye, hem içeride hem dışarıda, bölgesinde ve dünyada güçlü olarak her zaman haksızlıkların ve hukuksuzlukların karşısındaki konumunu kararlılıkla korumaya da devam edecektir. Dışarıdan gelebilecek her türlü saldırı ve tehdide karşı ülkemizin çıkarlarını korumak, kişisel hesapların, parti çıkarlarının ve günlük siyasi polemiklerin çok çok üzerindedir. Bu yüce milletin birliği ve beraberliği, Türkiye'nin gücünü ve caydırıcılığını ortaya koyan en önemli unsurlarımızdan bir tanesidir. Aliya İzzetbegoviç'in dediği gibi Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliğin döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur. Bugün, Türkiye'de, birliğimize, kardeşliğimize güç katarak devam etmek noktasında kararlıyız. Özellikle terörsüz Türkiye süreci; millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi süreci, dünyanın geldiği bu noktada sadece Türkiye için değil, bölgemiz için de hatta dünya barışı için de güven ortamının tesisi için de çok kıymetli ve önemli bir süreçtir. Biz bu sürecin başarılı olması için çalışmaya ve çaba göstermeye kararlılıkla devam edeceğiz.

Bu hafta Enerji Verimliliği Haftası. Bu münasebetle, enerji verimliliğiyle ilgili, Türkiye'de 2000 ve 2024 yılları arasında yaptığımız çalışmalarla ilgili kısa kısa birkaç cümleyi söylemek istiyorum çünkü enerji tasarrufu sadece bir maliyet kalemi değildir; çevremizi korumanın, doğal kaynaklarımızı bilinçli kullanmanın ve gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir ülke bırakmanın stratejik bir gereğidir ve bunu sağlamak da hepimizin görevi ve sorumluluğudur. 2000-2024 döneminde dünya enerji yoğunluğunu yıllık ortalama yüzde 1 iyileştirirken Türkiye olarak biz yıllık yüzde 1,8; toplamda ise yüzde 34,6 oranında iyileşme sağladık. Yaptığımız yatırımların ve verimli projelerin sayesinde sanayi sektörümüz 2000 yılına kıyasla bugün aynı katma değeri üretmek için yüzde 48 daha az enerji harcıyor. 2024 yılında hane başı elektrik tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 12, doğal gaz tüketimi ise yüzde 6 artmıştır. Verimlilik artırıcı projeler kapsamında yatırımın yüzde 30'unu 27 milyon TL'ye kadar hibe olarak karşılıyoruz. 2025 yılı itibarıyla de destek tutarının yüzde 50'sini artık erken ödemeyle yine biz devlet olarak karşılıyoruz. 2030 yılına kadar kamu ve özel sektör iş birliğiyle enerji verimliliğine 20,2 milyar dolar yatırım yapmayı hedefliyoruz. Hedefimiz net 37,1 milyon ton eş değer petrol tasarrufu ve 100 milyon ton emisyonun da azaltılmasıdır.

Sayın Başkanım, kıymetli milletvekillerimiz; evet, enflasyonla ilgili olan mücadelemize kararlılıkla devam ediyoruz, devam da edeceğiz. Ekonomideki zorluklarımızın çok çok iyi farkındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

Buyurun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Emeklilerimizin, asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın hepsinin umudunun bizde olduğunun da çok çok iyi farkındayız. Emeklilere yapılacak olan yatırım ve yardımlardan bugüne kadar en çok fedakârlık eden hükûmetler hep AK PARTİ hükûmetleri olmuştur. Bunu iyi anlamak ve açıklayabilmek için belediyelerden örnek vermek istiyorum: Ankara'da seçim döneminde seçim vaadi olarak suyun bedava olacağını iddia ederek gelen Sayın Mansur Yavaş'ın bugün ülkeyi getirdiği, şehri getirdiği, Ankara'yı getirdiği su fiyatlarıyla bir kıyaslayalım isterseniz. Emekli de su parası ödüyor, su faturası ödüyor.

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Emekliyi konuşun ya, emekliyi konuşun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Emekliyi konuşuyorum, emekli su faturasını ödeyememekten muztarip, neden?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir TÜİK'ten, bir emekli maaşından bahsetsene ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ankara'da su fiyatlarına yapılan zam yüzde 169, metreküp fiyatıysa 156,19 TL'dir. Gerçekler acıdır, lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Doğru, gerçekler acı; onun için cevap veremiyorsunuz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Dediniz ki: "Suyu bedava yapacağız." Yapamadınız. Suyu bedava yapacakken Ankara'da yüzde 169  artırdınız, İstanbul'da yüzde 103,4 artırdınız.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Siz de o kadar zam yapmasaydınız her şeye.

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Gelir adaletini sağlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir ev kirasından, bir enflasyondan bahset ya, bir TÜİK'ten bahset ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Bakın, nüfusun yüzde 71,5'unun...

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Kabul edilebilir değil ama bunlar ya.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Bu faturalar da enflasyonu etkileyen faturalar olduğu için biraz dinlerseniz anlarsınız.

Yüzde 71,5'ini muhalefet belediyeleri yönetiyor ve bu yönettiğiniz belediyelerde keşke bu faturaları düşürseydiniz, keşke su faturalarını bedava yapmayı becerebilseydiniz, keşke bu kadar zam yapmasaydınız, keşke suyu akıtabilseydiniz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ah Leyla Hanım, ah(!)

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Şu anda Ankara'da sular akmıyor, insanlar bu kadar pahalı faturaları öderken üstüne üstlük bir de su sıkıntısı çekip eski Türkiye'deki bidonlarına döndü, susuzluktan ne yapacağını şaşırmış durumda. Emekli suyun peşinde koşturuyor, haberiniz olsun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ankaralı seni izliyor şu anda, Ankaralı seni izliyor şu anda. 

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Evet, Ankaralı izliyor ve sizi de izliyor Gökhan Bey.

BAŞKAN - Sayın Usta...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ankaralı her 3 belediyeden 2'sini CHP'ye verdi.

BAŞKAN - Sayın Usta... 

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - "Suyu hava gibi bedava yapacağız." diyenlerin bu millete hava, caka satmasıyla işlerin yürümediğinin çok çok iyi farkındalar.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Evet, evet, aynen öyle; onun için her yeri CHP belediyeleri kazandı.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Biz TÜİK'le ilgili söylediğiniz iddiaların hepsinin de doğru olmadığını çok çok iyi biliyoruz.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Allah Allah!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - TÜİK rakamlarıyla oynayan birisi varsa o da sizsiniz, TÜİK'in rakamlarıyla oynayan kimse bunu yapan sizsiniz; çok çok iyi biliyorsunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ulus Hali'ne çıkıp şunu bir söylesene, Ulus Hali'ne çıkıp bir söylesene şunu.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Söylüyorum, orada da söylüyorum; hiç merak etmeyin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Pazarda bir söylesene şunu, bakalım ne yapacaklar?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - TÜİK bu ülkenin köklü bir kuruluşudur.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - TÜİK rakamlarını ben çarpıtıyorum, evet(!) Ah Grup Başkan Vekili, ah!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Bu devletin, bu ülkenin kuruluşlarına birtakım iddialarda bulunarak buraları itibarsızlaştırmak ancak CHP zihniyetine yakışır, ancak size yakışır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Evet, evet; CHP zihniyeti gerçekleri söylemeye devam edecek.

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - İyi ki CHP var da gerçekleri vatandaşla paylaşıyor.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Biz her zaman için emeklimizin de çalışanımızın da öğrencimizin de gencimizin de yaşlımızın da her zaman olduğu gibi yanında olmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Tamamlıyorum Başkanım. 

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Asgari ücret nerede, emekli maaşı nerede; açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Usta, buyurun.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sizin gibi polemik peşinde değiliz, icraatlarımızla yaptıklarımızı anlatıyoruz. Bakın, enerji verimliliği üzerinden bizim yaptığımız hizmetlerle vatandaşın cebinde kalan parayı size söylemeye çalışıyorum, onu bile anlayamıyorsunuz ama yatırım yapın...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Enerji verimliliği, öyle mi? Enflasyona karşı "enerji verimliliği" mi diyorsunuz?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Para nerede biliyor musunuz? Sizin boşa harcadığınız konserlerde, hırsızların cebinde; bunun da hesabını sonuna kadar soracağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi bir dakika söz talebi olan milletvekillerinin söz taleplerini karşılamaya çalışacağım.

Sayın Becan...

 

 

TAHSİN BECAN (Yalova) - Sayın Başkan, öncelikle yılbaşı arifesinde Yalova'da DEAŞ terör örgütüne yönelik operasyonda şehit olan kahraman polislerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralı polislerimize ve bekçimize acil şifalar diliyorum.

Ne yazık ki sınır güvenliği zafiyeti, ideoloji öncelikli dış politika çizgisi, şeffaflıktan uzak tercihler sonucu ülkemizde yaşanan terör, tehdidin geçici değil kalıcı bir güvenlik sorunu  olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim Hizbullah'la başlayan, zaman içinde El Kaide'ye dönüşen ve şimdilerde de IŞİD adıyla kamu güvenliğini fazlasıyla tehdit eden radikal İslami terör örgütleri için Türkiye, önce fiilen bir transit ülke işlevi görmüşse de zamanla yerleşerek artık doğrudan hedef ülke hâline gelmiştir. Türkiye'nin köktenci terörle mücadelesinde öncelik, geçici ve operasyon odaklı güvenlik...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Işıkver...

 

SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel medyanın mevcudiyetinin korunması ve hizmetin devamlılığın sağlanması ülkemizin geleceği ve gelişimi adına büyük bir önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, yerel medyanın Basın İlan Kurumu üzerinden desteklenmesi kritik bir önem taşımaktayken iki büyük deprem yaşayan memleketim Elâzığ'da da sektörde çalışanların konut ihtiyacının giderilmesi maksadıyla Toplu Konut İdaresi kanalıyla bir kampanya düzenlenmesi şehrimizin ortak ihtiyaç ve beklentisidir.

Gazi Meclisimizi saygılarımla selamlarım.

BAŞKAN - Sayın Öztürk...

 

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 Anadolu'da adam kaçırana "eşkıya" denir, bugün Trump dünya ölçeğinde bir eşkıyalığa soyunmuş durumdadır. Türkiye ve dünya devletleri bu eşkıyalığa karşı uyanık olmalı, sarı öküzü vermemeli ve hep bir ağızdan "Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz." demek zorundadır. Emperyalizm bir yönetim biçimi değildir; 21'inci yüzyılda emperyalizm açıkça bir insanlık suçudur. Kimin kim olduğuna dikkat etmek gerekir, Maduro'yu da en yakındakiler kandırdı. Hiçbirimizin kandırılma gibi bir lüksü ve hakkı yoktur. Unutmamak gerekir ki su uyur, düşman uyumaz.

BAŞKAN - Sayın Ersever...

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, Venezuela'daki olaylar bize bir gerçeği hatırlatıyor: Uluslararası hukuk ve devletlerin egemenliği dış politikada bir tercih değil zorunluluktur. Böylesi süreçlerde mesele, güçlünün yanında saf tutmak değil evrensel ilkelere sahip çıkmaktır. Bu ülkenin hafızasında iki duruş vardır: Biri, 6'ncı Filoya selam duranlar; diğeri ise "Tam bağımsız Türkiye." diyerek tarihe not düşenler. Türkiye'nin ihtiyacı, güce göre şekil alan değil hukuka dayalı tutarlı bir dış politikadır. Dün söylenen ile bugün yapılan örtüşmüyorsa ortada ilke yoktur. Bizim duruşumuz nettir, ne küresel güçler karşısında susmak ne de geçiştirilen bir dış politikadır.

BAŞKAN - Sayın İrmez...

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Şırnak'ın ilçelerinde, beldelerinde ve köylerinde günlerce devam eden elektrik kesintileri maalesef son bulmuyor. Üstüne bir de olumsuz hava koşulları, kışın soğuğu eklendiğinde yurttaşlar adına hayati tehlike baş gösteriyor. DEDAŞ adlı elektrik dağıtım şirketinin bir diğer uygulaması ise masa başında, hanelere gitmeden hayali verilerle fatura kesmesi. Konu hakkında günlerdir onlarca şikâyet mesajı alıyorum; özellikle Gülyazı, Roboski, Andaç, Yemişli gibi köylerde kimi eve 45 bin TL kimi eve 70 bin TL kimi eve de 100 bin TL'yi  aşan elektrik faturaları kesilmiş durumda. Bu özel şirketin halka uyguladığı hukuksuzluğa karşı mücadele etmekten elbette ki vazgeçmeyeceğiz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına duruma acilen el atması için çağrıda bulunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Taşkent...

 

 

AYÇA TAŞKENT (Sakarya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yıl yürürlüğe konulan yeni bir uygulama, sahada üretim yapan binlerce çiftçimizi doğrudan mağdur etmiştir. Yayımlanan tebliğ kapsamında, faiz indirimli tarım kredisi kullanmak isteyen üreticilerimizin vergi ve SGK borcu bulunmadığına dair belgeleri banka ve kooperatiflere ibraz etmeleri zorunlu hâle getirilmiştir. Bu uygulama nedeniyle borcu bulunan üreticilerimizin krediye erişimi fiilen imkânsız hâle gelmiştir. Oysa üreticimizin büyük bölümü geçen yıl bitkisel üretimde yaşanan zirai don, kuraklık ve hâlen devam eden şap hastalığı sebebiyle yaşadığı kayıplar yüzünden üretimini sürdürebilmek için krediye ihtiyaç duymaktadır. Bu uygulamanın sona erdirilmesini üreticilerimiz adına talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Ersoy...

 

 

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

5 Ocak 1922, Adana'nın işgale karşı yalnızca silahla değil imanla, birlikle ve onurla direndiği gündür. Kadın erkek, genç yaşlı demeden verilen mücadele, milletimizin "Ya istiklal ya ölüm!" kararlılığının en güçlü tezahürlerinden biridir. Adana'nın kurtuluşu Anadolu'nun dirilişine atılan sağlam bir adım olarak bağımsızlığın ancak milletin azmi ve kararlılığıyla kazanılacağını tüm dünyaya göstermiştir. "Bende bu vakayinin ilk hissiteşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur." sözleriyle işgale uğrayan memleketi kurtarmaya nerede karar verdiğini açıklayarak bizleri sonsuza kadar onurlandıran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; Adana'mızın kurtuluşunun yıl dönümünü kutluyoruz.

BAŞKAN - Sayın Ateş...

 

 

TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün SMA Tip 2 hastası olan Bolu'muzun evladı Rüzgâr bebeğin yaşam mücadelesini dile getirmek isterim. Rüzgâr'ın hayatta tutulabilmesi yurt dışında uygulanan gen tedavisine bağlıdır. Ancak ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bu hayati ilacı ve tedavi giderlerini karşılamamaktadır.

Zaman Rüzgâr'ın aleyhine işliyor. Ancak bizler biliyoruz ki dayanışma yaşatır. Rüzgâr'ın o ilaca ulaşması için yapılacak her yardım ona ve ailesine büyük bir umut olacaktır. Herkesi Rüzgâr bebeğin elinden tutmaya, valilik onaylı kampanyasına omuz vererek onu sağlığına kavuşturmaya davet ediyorum. Gelin, Rüzgâr'a umut olalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN -  Sayın Dinçer...

 

 

SEMRA DİNÇER (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.

TÜİK'in gerçeklikten kopuk rakamlarına göre emekliye reva görülen zam yüzde 12,19. Bu rakam, bir zam değil emeklinin mutfağındaki yangına dökülen bir bardak sudur. En düşük emekli aylığı 18.938 lira oldu. Bu rakam, emeklinin ev kirasını ödeyemediği için ucuz pansiyonlarda kalmak zorunda bırakılmasıdır. Bu rakam, emeklinin doğal gaz faturası ile market kasası arasında can çekişmesidir. Bu rakam, emeklinin ısınmak için AVM'lere gitme çaresizliğidir. Bu rakam, emekliye yaşarken ölün demektir.

Sarayın bir günlük masrafı binlerce emeklinin maaşına bedelken emekliye gelince "Kaynak yok." diyen zihniyeti kabul etmiyoruz. 18.938 lira sizin için müjde olabilir ama bizim emeklimiz için sefaletin adıdır.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Teşekkür ederim.

Serik ilçemizin Orta Mahalle, Yenimahalle ve Akçaalan Mahallelerinde 1950'den beri süren bir mülkiyet sorunu var. Bu alanda 1948'de kadastro yapılmış, 1956'da Orman tarafından açılan itiraz davası 2015'te sonuçlanmıştır. Bu dava nedeniyle yıllarca bu alana yatırım yapılamamış, Serik'in merkezi kilitli kalmıştır. 2015'te mahkeme ormanlık alanları hazineye, orman olmayan alanları 1950'li yıllardaki hak sahiplerine vermiştir. Resmî satış yapılamadığı için bu alanlar elden satışlarla el değiştirmiştir. Bugün son kullanıcı olan vatandaşlarımız tapuda görünmemektedir. Ellerinde ya adi yazılı belgeler vardır ya da bu belgeler yıllar içinde kaybolmuştur. Bu durum yeni ve uzun dava süreçlerine yol açmaktadır. İlgili bakanlıklar devreye girerek hazine ilk hak sahiplerine takasla alternatif taşınmazlar vermeli, mevcut alanlar son kullanıcılara ücretsiz ya da düşük bedellerle devredilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Akay...

 

CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.

Karabük ilimizin Eflâni ve Yenice ilçelerimizde yaşanan kesintiler tesadüf değil. Eflâni doğal gaza bu yıl geçti. Yaşanan sorunlar, yeni sistemin planlama ve süreklilik ihtiyacını açıkça göstermiştir. Yenice için yıllardır uyarıyoruz, taşıma CNG doğal gaz sistemi kalıcı değil. Özellikle kış koşullarında kesinti riski taşır dedik, bilerek görmezden gelindi. Yine, Yenice'de elektrik hatlarının eski ve yetersiz olduğu, yenileme yapılmadığı sürece köylerin günlerce elektriksiz kalacağı konusunda defalarca uyardık, bunun da gereği yapılmadı. Bugün hemşehrilerimiz soğukta ve karanlıkta bırakıldı. Bu tablo bir arıza değil geciktirilen yatırımların ve siyasi tercihlerin sonucudur. Karabük geçici çözümlerle yönetilemez; kalıcı doğal gaz ve güçlü elektrik altyapısı derhâl hayata geçirilmelidir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

6/1/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6//1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Mehmet Emin Ekmen

 

 

Mersin

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Muğla Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi döneminde belediyelere yönelik mali uygulamaların, vergi ve SGK borçlarının tespiti, kamu bankalarından kullandırılan kredilerdeki kriterlerin ve yurt dışı kaynaklı kredi izinlerinde uygulanan farklılıkların incelenmesi amacıyla 6/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 6/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun Sayın Özdağ. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu grup önerisini niçin verdik? Biliyorsunuz, bütçe görüşmeleri yapıldı burada. Bütçede noktasına virgülüne, paragrafına, sayfasına dokunulmadan bütçe geçti buradan. Hatırlarsanız eğer, AK PARTİ'li milletvekilleri ve hatta Cumhurbaşkanı Yardımcısı Komisyonda şöyle söylüyorlardı: "Muhalefetin bu söylemiş olduklarından istifade edeceğiz ve bunları değerlendireceğiz. Gelecek seneki bütçemizde bunu da mutlaka sayfalarımızda göreceksiniz." Ne zaman? 2023 bütçesinde. 2024 bütçesinde de aynı cümleleri sarf ettiler. 2025 bütçesinde de aynı şeyi söylemek istiyorlardı fakat bu sefer şöyle söylediler, dediler ki: "Zaten demokratik ülkelerde böyle olur; hükûmet bütçeyi getirir, kimseye dokundurmaz ve olduğu gibi geçer." Niye önceden böyle söylemediniz de şimdi bu şekilde bir yaklaşım tarzı sergiliyorsunuz? Şundan dolayı değerli arkadaşlar: Çünkü kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır biliyorsunuz demokratik ülkelerde; yasama, yürütme ve yargı vardır. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de herkesin uyması gerekmektedir yani yürütmenin çifte standartlı olmaması gerekiyor, yasamanın çifte standartlı olmaması gerekiyor, aynı zamanda yargının da bağımsız, objektif ve tarafsız olması gerekiyor. Peki, Türkiye'de bu kuvvetler ayrılığı ilkesi tam ve kâmil manada işliyor mu? İşlemiyor, neden? Yürütme, yasama ve yargıya müdahale ediyor; nasıl müdahale ediyor, söyleyeyim size.

Bu belediyelerle ilgili eğer hatırlarsanız, burada bütçeyle ilgili konuşmamı yaparken oradan AK PARTİ'li arkadaşlar bana seslendiler: "Biz bu konularda adiliz." dediler, "Tarafsızız." dediler, "Objektifiz." dediler. Hangi konularda? Mesela, belediyelerin almış olduğu kredilerle ilgili. Nereden alıyorlar kredileri belediyeler? Bir yandan İller Bankasından alıyorlar -ödenekler- bir diğer yandan devlet bankalarından alıyorlar, bir diğer yandan da yurt dışındaki bankalardan daha düşük faizli krediler getiriyorlar. Bununla ilgili olarak, bu belediyeler 2004 yılından 2019'a kadar çoğunlukla Adalet ve Kalkınma Partisinin elindeydi ama 2019 yılında belediyeler el değiştirdi yani muhalefet partileri de burada söz sahibi olmaya başladılar ve o günden itibaren çifte standart başladı. Neyin çifte standardı? Yürütmenin çifte standardı. Bunu Covid'de de gördük. Covid'de belediyeler bazı konularda, sosyal yardım konularında veyahut da ayni ve nakdî yardım konularında faaliyete geçince oradan hükûmet hemen dedi ki: "Sen kesinlikle paralel bir devlet kurmak istiyorsun, sana müsaade etmem." Aynısını... Şimdi, belediyelerde ne yapıyorlar? Devlet bankalarındaki kredileri almak isteyen belediyelere çifte standartlı davranıyorlar. "Yo, davranmıyoruz." dediniz, değil mi? O zaman gelin, bu araştırma önergesine "evet" oyu verin, hep beraber araştıralım ve sizin dedikleriniz doğru çıkarsa biz sizden özür dileyelim. Hakikaten Türkiye'de belediyelerde tarafsız, objektif bir yürütme var diyelim ve sizden özür diyelim. Ama böyle olmadığını göreceksiniz, nasıl? Ben soru önergeleri veriyorum: "Devlet bankalarından kullanılan kredilerden kimlere, hangi belediyelere kredi verildi, hangilerine verilmedi?" diyorum, cevap yok. "Peki, aynı zamanda, dünya bankalarından kredi almalarda hangi belediyeler kredi almak istediler? Bununla ilgili mevzuat hazretlerini tamamladılar? Sayın Cumhurbaşkanı hangilerine imza atmadı?" diyorum, yine cevap yok.

Bununla ilgili olarak aynı zamanda "Silkeleyin." dediniz. Ne zaman söylediniz bunu? Bu silkeleme meselesini çok daha önce yapacaktınız. Ne zaman yapacaktınız? 2004 yılından itibaren 2019 yılına kadar bu silkeleyin... Yani nedir? Bu, vatandaşların, belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumu vergilerini o zaman kuruş kuruş, lira lira, para para almış olacaktınız. Peki, bunları aldınız mı? "Aldık." diyorsunuz ama almadınız. Gelin, bunu ispat edin. Ben soru önergeleri verdim, şu ana kadar bakanlar bana cevap vermediler. Neden vermiyorlar? Oysaki Anayasa'yla teminat altına alınmadı mı? "Soru önergeleri on beş gün içinde cevaplandırılır ve makul cevaplar verilir." denilmedi mi? Denildi. Şimdi, makul cevaplar vermediğinizi gördüğümüze göre, gelin, bizim bu söylemlerimizi, bizim bu araştırma önergemizi çürütmek için, siz, bu araştırma önergemize "evet" oyu verin ve belediyeler arasında ayrım yapmadığınızı gerek İller Bankasındaki tasarruflarda gerek devlet bankalarının vermiş olduğu kredilerde gerekse yurt dışından gelen kredilerde, yurt dışından getirilen veya alınması gereken bankalardaki kredilerle ilgili Cumhurbaşkanının bu konuda tarafsız olduğunu, objektif olduğunu ve hakikaten doğru bir iş yaptığını yani AK PARTİ'li belediyelere de imzaladığını, CHP'li belediyelere de imzaladığını veya MHP'li belediyelere, HDP'li belediyelere veya başka partilerin belediyelerine...

Ki burada da bir çifte standart var arkadaşlar, onu da söyleyeyim: Biliyorsunuz, 2024 yılında belediye başkanlığı seçimleri oldu; burada da operasyonlarla karşı karşıyayız, siyasi mühendisliklerle karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Tamamlayacağım efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Nasıl mı? Söyleyeyim size: Bir yandan silkelemede çifte standart yapıyorsunuz, şu şu şu belediyelerden vergi almıyorsunuz, alsanız bile takaslarla o belediyelerin alacaklarını çok rahat bir şekilde azaltıyorsunuz ama rakip gördüğünüz muhalif belediyelerle ilgili olarak da o belediyenin alacaklarını çoğaltıyorsunuz. Oysaki siz kimi cezalandırıyorsunuz, biliyor musunuz? Siz kesinlikle o halkı cezalandırıyorsunuz yani İzmir'i cezalandırıyorsunuz, Manisa'yı cezalandırıyorsunuz, Mersin'i cezalandırıyorsunuz, İstanbul'u cezalandırıyorsunuz, orada sadece CHP'li belediyeleri veya HDP'li belediyeleri... Ki onların da belediyeleri kalmadı ya!

Şimdi, siyasi mühendisliğe gelince de söyleyeyim: O günden bugüne yani 31 Mart 2024 tarihinden itibaren hemen hemen Saadet Partisinin, İYİ Partinin, Yeniden Refah Partisinin hatta DEM PARTİ'nin... Onlara kayyum atayarak veya bazılarını korkutarak, bazılarına havuç üzerinden bunları transfer ederek akşamleyin terörist olanların sabahleyin sütten çıkmış ak kaşık gibi zemzem suyundan çıktıklarını gözlemliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - O nedenle, bu çifte standartlara karşı bizim iddiamızı çürütmek istiyorsanız araştırma önergemize "evet" oyu vermenizi bekliyoruz. "Evet" oyu vereceğinizi tahmin ediyorum çünkü siz objektif bir iktidarsınız, tarafsız bir iktidarsınız ve siz tarafsızlıkla beraber de bağımsız bir iktidarsınız diyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

İYİ Parti Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Burhanettin Kocamaz.

Buyurun lütfen. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubu önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, artık hepimiz biliyoruz ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesiyle birlikte ülkemizde her şey kötüye gitmiş, her alanda ayrımcılık artmıştır. Belediyecilik ve belediye başkanlığı o kentteki insanlara hizmet açısından en kutsal görevlerden biridir. Başı ağrıyan her vatandaşımız önce belediyeye başvurur. Belediye, insanların kapısını çaldığı ilk duraktır. Belediye yedirir, içirir, giydirir, barındırır, yaşatır. Belediye, kentin devlet babasıdır; devletin, kentlerdeki insanlara hizmet eden, dertlerine derman olmaya çalışan en önemli kurumudur. Yirmi beş yıl bu şerefli görevi layıkıyla yapmaya çalıştım, bugün gündeme getirilen konuları bizzat yaşadım. Milletimiz de bu anlamda belediyelere çok fazla önem verir ve seçimlerde partilerinden ziyade adayların bizzat şahsına oy verir. Bu nedenle, belediye ve belediye başkanlarına karşı yapılan haksızlıklar ve ayırımcılıklar aslında bizzat o kentte yaşayan vatandaşlara yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının muhalefet belediyelerine ait SGK borçlarıyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'a dönerek "Belediyeleri silkeleyin." şeklindeki konuşması belediyeler arasındaki ayrımcılığı net bir biçimde ortaya koymuştur. Bu açıklama sonrası iktidar belediyelerine karşı hiçbir işlem yapmayan iktidar, muhalefet belediyelerinin âdeta ümüğünü sıkmış ve onları vatandaşlara hizmet edemez hâle getirmiş, genel bütçedeki vergi gelirlerinden gelen İller Bankası paylarına bile el koymuştur. Aslında Cumhurbaşkanının bu açıklamasından sonra silkelenen belediyeler değil vatandaş olmuş, böylece belediyelerin yaptığı bazı sosyal yardım hizmetleri aksamıştır.

Değerli milletvekilleri "Muhalefet belediyelerini silkeleyin." diye talimat veren anlayış, merkezî yönetim tarafından iktidara yakın birçok belediyelerde alt geçit, katlı kavşaklar hatta raylı sistem gibi hizmetleri dahi genel idare bütçesinden yaptırarak kendi belediyelerine teslim edebilmektedir. Ancak diğer taraftan muhalefete ait bazı belediyelere kendi bütçesinden borçlanarak yapmak istedikleri yatırımları engellemekte, borçlanma taleplerini geri çevirmektedir. Oysa bu kredileri veren kuruluşlar kredilerin nerelerde kullanıldığını bizzat kendileri takip eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) - Bu kredilerin başka yerlerde konusu dışında kullanılmasına asla izin vermezler.

Değerli milletvekilleri; yerel seçimler sonrası muhalefet partileri iktidardan borcu boyunu aşmış birçok belediyeyi teslim almış ve bu borçlar belediyelerin duvarlarında tarihinde ilk defa afiş olmuştur. "Partimizin adı Adalet ve Kalkınma" diyorsunuz "Devletin dinî adalet." diyorsunuz ama hiçbir konuda adaleti gözetmiyor, aklınızdan bile geçirmiyorsunuz. Sizin döneminizde yıllardır içinde ibadet edilen camiler bile iktidar belediyelerinin borcuna karşılık bazı devlet kurumlarıyla mahsuplaştırıldı. Bunların tümü devlet ve belediye kayıtlarında mevcuttur. Böyle bir anlayış dünyanın hiçbir yerinde yoktur diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Öznur Bartin...

Buyurun Sayın Bartin. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken halkımızın özgür iradesiyle seçilen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Mehmet Sıddık Akış şahsında tüm siyasi rehineleri saygıyla selamlıyorum.

Kayyımlar Anayasa'yı askıya alan, halkın seçme hakkını gasbeden siyasi bir darbe rejimidir. Kayyım zihniyetiyle halkın kaynaklarının partizanlara peşkeş çekilmesini kabul etmiyoruz. İktidarınız yerel yönetimleri demokrasinin beşiği olarak değil, sarayın tahakküm kurduğu birer zapturapt alanı olarak görmektedir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan çekinceler bu iktidarın elinde halkın iradesini boğmak için kullanılan birer siyasi silaha dönüşmüştür. Özellikle 8/3'e konulan çekinceyle yargı  bir sopa hâline getirilmiş, 9/4'le yerel yönetimlerin mali bağımsızlığı siyasi sadakat testine hapsedilmiştir. Bakınız, bu bir yönetim biçimi değil, sistematik bir irade kırımıdır. Veriler bu gasbın bilançosunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. 2014 seçimlerinde DBP'nin kazandığı 102 belediyenin 95'ine, 2019 seçimlerinde HDP'nin kazandığı 65 belediyenin 48'ine çöktünüz. 31 Mart 2024 seçimlerinde halkın 78 belediyeyi partimize emanet etmesine karşılık 10 belediyemize kayyum atayarak yaklaşık 2 milyon seçmenin iradesini gasbettiniz. Kayyum demek, kurumsallaşmış talan demektir. Amed büyükşehir belediyesinde halkın parasıyla inşa edilen o lüks banyolar, bu rejimin şatafat ve yozlaşmışlık sembolüdür. Van'da yedi ayda 2 milyar TL'lik 100 taşınmazı satışa çıkaran, Mardin'de 22 taşınmazı 648 milyon TL'ye elden çıkaran, Batman'da halkın parasını şatafatlı festivallere saçan bu anlayışın artık bu topluma verecek tek bir demokratik kırıntısı kalmamıştır. Hakkâri'de halkın iradesine vurulan kelepçe aslında Türkiye demokrasisine vurulmuştur. Avrupa Parlamentosunun 13 Şubat 2025 tarihli kararı, bu iktidarın yerel demokrasiyi nasıl katlettiğinin uluslararası tescilidir. Bu Meclis, halkın bütçesini kendi seçim kampanyalarına aktaran, muhalif belediyelerin kredilerini engelleyen, İller Bankasını partizanlığın merkezi yapan bu düzene "Dur!" demelidir.

DEM PARTİ olarak çağrımız şudur: Kayyum rejimi Kürt halkının ve tüm Türkiye halklarının demokratik haklarına saldırıdır. Bu hukuksuzluğa derhâl son verilmeli, kayyımlar geri çekilmeli, tutuklu olan belediye eş başkanlarımız derhâl tahliye edilmelidir, seçilmiş iradeye görevleri iade edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki tüm çekinceler kaldırılarak yerel yönetimlerin mali ve siyasi özerkliği güvence altına alınmalıdır. Unutmayın, sandıkla gelenin yargı oyunlarıyla ve polis barikatlarıyla gitmesine izin vermek, bu Meclisin kendi varlık nedenini inkâr etmesidir. Biz bu darbeci zihniyete asla boyun eğmeyeceğiz. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim çizgimizi halkımızla birlikte savunmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alıkşlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Gülcan Kış.

Sayın Kış, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Belediyelerin vergi, sigorta borçları, kamu bankaları aracılığıyla kullandırılan kredilerine ilişkin YENİ YOL Grubunun önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubum adına söz aldım.

Değerli milletvekilleri, yılın ilk Meclis çalışmasında, iktidarın sandıkta kaybettiği iradeyi masabaşında nasıl kazanmaya çalıştığını ve bunun bedelini doğrudan vatandaşa nasıl ödettiğini anlatacağım.

Cumhuriyet Halk Partisiyle yerel seçimlerde halkçı belediyecilik anlayışının güçlenmesiyle AK PARTİ iktidarı nasıl da paniğe sürüklenmiştir. Bu panik bürokrasiyle, kanunlarla, Cumhurbaşkanlığı kararlarıyla ve idari baskılarla da somutlaşmıştır. Yaşadıklarımız tesadüf değildir; bu, yerel yönetimleri bilinçli ve sistematik biçimde kuşatma planıdır. Bu kuşatma üç ayaklıdır; kanunlarla yerel yönetimlerin yetkileri Ankara'ya taşınmaktadır. İller Bankası ve kredi mekanizmaları baskı aracına dönüştürüldü, idari ve yargısal denetimler siyasi sopa hâline getirildi. Örneğin, belediyelerimizin yurt dışı finans kuruluşları tarafından onaylanan proje ve kredileri aylarca bekletilmektedir. Belediyelere verilen kredilerin siyasi sadakat esasına göre yürütüldüğü de artık çok nettir. İşte, tam bu noktada tablo açıktır: Cumhur İttifakı belediyelerine kolaylık, muhalefete gelince vurun abalıya!

Biliyorsunuz, aydınlatma giderleri belediyelerin sırtına yüklendi, asgari ücret işveren desteği belediyelerden çekildi, İller Bankası payları kesildi. Yetmedi, SGK borçlarının yapılandırılmasında da açık bir ayrımcılık uygulanıyor. İktidar belediyelerinin borçlarında kolaylık sağlanır ve ötelenirken muhalefet belediyelerine ağır faiz oranları uygulanmaktadır, deyim yerindeyse tefeci faizi işletiliyor. Ne yapılıyor biliyor musunuz? İktidar belediyelerinin çöplerini bile borçlarına karşılık kabul ederken muhalefet belediyelerinin en değerli taşınmazlarını istiyorsunuz, eşit davranmıyorsunuz. Bakın, kanun aynı, borç aynı ama iki farklı uygulama dayatılmaktadır. Bu adaletsiz uygulamaları kabul etmiyoruz.

2019 ve 2024 yerel seçimleri sonrasında devraldığımız birçok belediyeyi önceki AKP ve MHP yönetimlerinden yüksek SGK ve vergi borçları başta olmak üzere yüksek borç stokuyla teslim almıştık. Bu mali tablolar her bir belediye başkanımız tarafından kamuoyuyla da paylaşılmıştır ama gördük ki borcu yapanlara ses çıkarmayan iktidar borcu kapatmak isteyen belediyelerimizi hedef almaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÜLCAN KIŞ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu tablo mali disiplin değildir, siyasi cezalandırmadır. Bunun adı hizmeti cezalandırmaktır, adaletsizliktir.

Değerli milletvekilleri, vergi ve SGK borçlarında çifte standart uygulanıyor, kamu bankaları kredileri eşit ve adil biçimde kullandırılmıyor, yurt dışı kredileri siyasi süzgeçten geçirilerek engellenmektedir. Bu yapılanlar hukuk devletiyle bağdaşmıyor sayın milletvekilleri. Her fırsatta "hukuk devleti" diyorsunuz ya sandıkta kazanılan yerel idareyi merkezî güçle bastırmak hukuk devletine yakışmıyor. Amaç belediyeleri işlevsizleştirmek, sonuç milleti hizmetten mahrum bırakmaktır. Buna rağmen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz tüm bu baskılara karşın sosyal belediyeciliği sürdürmektedir. Tüm bu nedenlerle kamu kaynakları siyasi sadakatle değil hukuk ve eşitlik temelinde dağıtılmalıdır. Bizler bu Meclis araştırması önergesini destekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Erdem.

Sayın Erdem, buyurun.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum.

YENİ YOL Grubunun araştırma önergesi üzerine partimiz adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikli olarak YENİ YOL Gurubuna şu soruyu sormakta fayda var: Bu önergeyi vermeden önce Türkiye genelinde kamuya borcu olan, Sosyal Güvenlik Kurumuna borcu olan, vergi borcu olan veya bankalara kredi borcu olan belediyeleri bir araştırsak gelsek daha doğru sonuç almış olurduk.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Araştıralım işte, şimdi araştıralım.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - İller Bankası pay dağıtırken nüfusa göre dağıtıyor. 81 il, 900 küsur ilçe, belde belediyeleri de dâhil olmak üzere nüfus kriterine göre her ayın sonu bilgisayardan düğmeye basarsın, eşit bir şekilde Türkiye'nin en ücra noktasındaki belediyeye nüfus sayısına göre İller Bankasından pay verilir.

Vergi ve SGK, sosyal güvenlik borcu... Şimdi, bir taraftan diyoruz ki emekliye ilave para verelim ancak belediyeler sosyal güvenlik primini ödemez ise belediyeden emekli olan vatandaşımıza bırak ilave parayı, maaşı nereden vereceğiz? Bunun da sorulması lazım.

Vergi borcu veya sosyal güvenlik borcu olan belediyelere haciz yoluyla farklı uygulamalar yapıldığına, iktidar, muhalefet ayrımı yapıldığına dair önergede farklı bir soru var yine. Böyle bir şey yok, belediye başkanlığı yapan bir arkadaşınız olarak söyleyeyim: Yaşadığım dönem de dâhil olmak üzere, iktidarı, muhalefeti fark etmez, Çalışma Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu primlerini almak için borcu olan, yapılandırmış, ödemeyen, iyi niyeti bulunmayan idarelere karşı, belediyelere karşı herhangi bir ayrım yapmadan üzerine gider ve gitmektedir de.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Niye "Silkeleyiniz." dediniz o zaman, Sayın Cumhurbaşkanı niye "Silkeleyiniz." dedi mademki ayrım yapmadan çalışıyordunuz da?

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Borca karşılık emlakla  borcu ödeme becayişi tüm belediyelere aynı ölçekte uygulanır. "Arsa karşılığı borcu ödeyelim." diyorsunuz, arsaların birim fiyatlarının da belirlenme standartları var, onu da belediye belirlemiyor, farklı kurumlar yani emlak piyasasını belirleyen kurumlar eşit bir şekilde -ucuz, pahalı- arsanın değerini koyar, değerleme firmalarının rakamına göre Sosyal Güvenlik Kurumu da becayişi kabul eder.

Bütçelere göre, bir önceki yılın kesinleşmiş bütçesinin yüzde 10'unu meclis kararıyla belediyeler borçlanabiliyor, yüzde 10'unu aşan borçlarda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı karar veriyor ama dış kredilerle ilgili hem Maliye Bakanlığı hem de Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı karar veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Proje karşılığı kredilendirme var. Eğer projeniz toplum yararına aktif kullanılacak toplumsal menfaat içeriyorsa Hazine ve Maliye Bakanlığı da dâhil olmak üzere Strateji Başkanlığı buna onay veriyor. Limiti aşan, vergi borcu olan, sosyal güvenlik primi borcu olan belediyeler elbette kredi kullanamıyor; bu da yasal bir durum, burada da herhangi bir ayırımcılık yok.

Benim YENİ YOL Partisi Grubuna bir önerim var.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Buyurun.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Cumhuriyet savcılığının iddianamesinde de açık, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin metrolar için almış olduğu krediler, dış krediler hangi amaçla, nerede kullanıldı; buna yönelik de bir araştırma önergesi verirseniz çok makbule geçer.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bunu kabul edin, söz, onu da verelim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İsmail Bey, sen gel de  kahve içerken ben anlatayım sana, sen gel de ben anlatayım sana İsmail Bey.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı talebimiz var.

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı talebi vardır.

Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında ihtilaf olduğundan elektronik cihazla oylama yapacağım.

Elektronik oylamayı iki dakikayla sınırlı tutacağım.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.29

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 42'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler....

Tekrar elektronik oylamaya başvuracağım.

Elektronik oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.39

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 40'ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

YENİ YOL Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı için elektronik oylamaya başvuruyorum ve iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

06/01/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Turhan Çömez

 

 

Balıkesir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu ve 20 milletvekili tarafından, emekli ve çalışan gelirlerinin açlık ve yoksulluk sınırları karşısındaki durumu, maaş artış mekanizmaları, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verileri ile fiilî hayat pahalılığı arasındaki farkın gelirler üzerindeki etkileri ile emekliler başta olmak üzere enflasyona ezdirilen tüm kesimler için kalıcı ve emekliliğe yansıyacak seyyanen artış uygulamalarının ekonomik ve sosyal sonuçlarının bütün yönleriyle incelenmesi, adil ve sürdürülebilir çözümler üretilmesi amacıyla 6/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 6/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; öncelikle 2026 yılının Meclisimize, memleketimize, aziz Türk milletine ve dünyaya huzur, barış, mutluluk, refah getirmesi için dua ve temennide bulunuyorum.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; bu ülkede artık rakamlar yalan, hesaplar yalan, planlar yalan ama bir şey var ki yalan değil; açlık gerçek, yoksulluk gerçek. Bunu ben söylemiyorum, bunu çarşı söylüyor, pazar söylüyor, mutfak söylüyor, kiralar söylüyor, faturalar söylüyor. Bakın, bu ülkede 4 kişilik bir aile sadece karnını doyurmak için 30 bin liradan fazla paraya muhtaç. Ev kirası ekle, doğal gaz ekle, elektrik, ulaşım, ilaç ekle babam ekle. Yoksulluk sınırı 100 bin liraya dayanmış. Peki, emekliye ne verdiniz efendim? 18.900 küsur; günlük 68 lira, 68 lira, bahşiş olarak bile bu parayı artık vermiyorsunuz, utanıyorsunuz ama milyonlarca emekliye günlük 68 lirayı reva görüyorsunuz. Asgari ücretli ne kadar alıyor? 28 bin küsur. Bu mudur sosyal devlet, adalet, vicdan? Şimdi, asıl utanca gelelim. SGK emeklisine ne verdiniz? Yüzde 12,19 zam. Bu zam değil, bu sadakadır. 2025'in sonunda asgari ücret 22.104 liraydı, en düşük emekli maaşı da 16.681, aradaki fark 5.200 liraydı geçtiğimiz yılın başında. 2026'da bu yıl ne yaptınız? 28.075 asgari ücret, emekli maaşı 18.938, fark 9.137 lira. Ne yaptınız siz? Farkı tam 2'ye katladınız. Emekliyi iki büklüm ettiniz, insanların belini kırdınız, sonra çıkıp diyorsunuz ki "Enflasyon düştü." Hangi enflasyon, TÜİK'e göre mi yoksa halkın yaşadığı gerçek enflasyona göre mi? Aralık ayı enflasyonunu TÜİK 30,89'u buldu aralıkla birlikte. ENAG ne diyor? Yıllık yüzde 56,14. Peki, kira artışları? Yüzde 34,88. Gıda nerede? Enerji nerede? İlaç nerede? Hepsi bunun çok çok üzerinde. Efendim, emekliye yüzde 12 verdiniz, bu, yaşam hakkına darbedir.

Şimdi, bir de seyyanen zam meselesi vardı; geçmişte memurlara verip emeklilerine vermediğiniz, her defasında da söz verdiğiniz hâlde yerine getirmediğiniz 8.077 lira. Seyyanen zam bu işin tek çözümüdür, aksi de zaten kabul edilemez. Emekli bu ülkenin evladıdır, bu ülkeye hizmet etti; ahir ömründe istediği şey, yalnızca asgari ve insanca yaşayabilmek.  Açık ve net söylüyorum: Emekliye verilen bu zam bir lütuf değil, tercih değil, zaruret olacaktır; vermeniz gereken rakam açlık sınırıdır, 30 bin liradır. Seyyanen zamla birlikte en düşük emekli aylığı açlık sınırına çekilmelidir. Asgari ücret ise açlık sınırının mutlaka en az yüzde 25 üzerinde olmalıdır. Rakamlarla oynamayı bırakın, istatistiklerle makyaj yapmayı bırakın, bu ülkenin insanıyla oynamayı bırakın, emeklinin sofrasıyla oynamayı bırakın, torununun harçlığıyla, onuruyla oynamayı bırakın. Ya emekliye insanca seyyanen bir zam verin ya da bu politikalarla, bu vurdumduymazlıkla emekliyi ölüme mahkûm ettiğinizin tescilinin altına utanmadan imza atın.

Efendim, her defasında kınadığınız, tabiri caizse sövdüğünüz eski Türkiye'de rakamlar nasıldı biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım.

BAŞKAN - Buyurun.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - O eski Türkiye'de 2002'de örneğin en düşük emekli maaşı 257 lirayken asgari ücret 187 liraydı. En düşük emekli maaşı asgari ücretin en az 1,3 katıydı ve satın alma gücü olan bir emekli aylığıydı. Buradan 2026 yılıyla alakalı, emekli aylıklarıyla ilgili milyonlarca insan sizin kararınızı bekleyecek. Gelin, bu araştırma önergesine de "evet" deyin, emeklilerin en az asgari, yaşayabileceği, açlık sınırında ücretleri verin diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Sema Silkin Ün.

Buyurun Sayın Ün. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün hem İYİ Parti Grubunun hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun emeklilerimiz ve memurlarımız için yapılan maaş artışlarıyla alakalı verdikleri önergeleri bir rakam meselesi olarak görmediğimiz, hayatın ta kendisi olarak gördüğümüz için desteklediğimizi baştan ifade etmek istiyorum.

Maaş bordrolarıyla hayatları arasındaki uçurumun günden güne derinleştiğini hep birlikte görüyoruz. Çok kısa bir süre önce buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz demişti ki: "2026 yılında vatandaşlarımızın alım gücü artacak." Sayın Başkan bunu dedikten sonra ne oldu peki? 2026 yılı zam yağmurlarıyla başladı. Otoyolundan banka havale ücretlerine, ilacından kirasına kadar zamlar, böyle beklediğimiz yağmurlar oradan geldi. Satın alma gücü artmadı ama hayatın maliyeti arttı. ENAG diyor ki: "Yıllık enflasyon yüzde 56,14." TÜİK diyor ki: "Benim hesabıma göre yüzde 30,89." Burada zaman zaman iktidar ve muhalefet arasında hep bir tartışma konusu oluyor enflasyon rakamları, TÜİK'in enflasyon sepeti. Burada iktidar gerçekten bu konuda samimiyse TÜİK'in enflasyon sepetindeki ürün kalemlerini açıklamaya başlasın ve herkes bu şüpheler konusunda ikna olmuş olsun. Bunu yapmadığınız sürece bu şaibeler devam etmek durumunda kalacak.

Rakamlar farklı olsa da mutfağın yangınının aynı olduğunu görüyoruz. Vatandaş hangi enflasyonu yaşıyorsa gerçek de odur. Buna karşılık memura, emekliye ne kadar artış yapılıyor peki? SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yüzde 12,19; memur ve emekliler için yüzde 18,60. Siz bu artışa "zam" diyorsunuz ama aslında neyi karşılıyor bu? Sadece TÜİK verilerine göre belirlenen enflasyon farkını karşılamakla yetiniyor. Sadece enflasyonu yakalamaya çalışan bir yöntemle nasıl bir refah sağlanması söz konusu olabilir? Enflasyon kadar artış alım gücünü artırmaz, sadece düşüşü belki biraz geciktirebilir. 2025 enflasyonuyla yapılan maaş artışını  karşılaştırdığınızda gecikmiş bir mahsuplaşma çıkıyor aslında. Karşımıza çıkan sadece bu aslında. Verilen zam daha cebe girmeden erimiş, yetmemiş, verilenin üzerinde bir kayıp da yaşanmış oluyor.

Bu önerge eğer kabul edilirse şu kararlar alınmaya mecbur kalınacak: Ek zammın kaçınılmaz olduğu, seyyanen zamma ihtiyaç olduğu, enflasyon farkı ortaya çıktığı anda otomatik ücret artışlarının devreye girmesinin gerektiği bir sisteme geçilmesi gerektiği, yılın daha 2'nci yarısı gelmeden yüksek vergi dilimine girdikleri için aldıkları maaşlardan fiilen faydalanamayan memurlar için yüzde 15'lik...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - ...sabit vergi dilimi sistemine geçilmesi gerektiği, memuru hem enflasyona ezdirip hem vergiyle budayarak adalet sağlamanın imkânsızlığı anlaşılmış olacak.

Şimdi, asgari ücreti konuşmuştuk, burada. Asgari ücretli için insana yakışır bir ücret talep ettiğimizde şunu demişti bütün yetkililer: "İşverenin önünü kesen mi var? Daha yükseğini versinler, memnun oluruz." Memurun işvereni de sizsiniz. Peki, o hâlde sizin önünüzü kesen mi var? Buyurun, yükseltin.

Değerli iktidar milletvekillerimizi market poşetine yüzde 100 zam yapıp emekliye yüzde 12 zam yapma izansızlığından ve vicdansızlığından kurtulmaya davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.

Buyurun Sayın Akın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime bugün tekrar hukuksuz ve adaletsiz bir şekilde ceza alan Selahattin Demirtaş başta olmak üzere, cezaevinde tutulan bütün siyasi tutsakları sevgiyle saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Evet, İYİ Partinin önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Emeklilerle ilgili verilen karar bir kez daha bizim yıllardır söylediğimiz, aylardır söylediğimiz bir gerçeğin tekrar altını çizmiş oldu. Bu ülke aslında bakarsanız bir yoksulluk yaratılarak siyaseten yönetilmeye çalışılan ve bunu bilinçli, planlı, taammüden yapan bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzun ifadesini bir kez daha gösteriyor. Neden mi? Çünkü Türkiye'de aslında 20 milyona yakın bir yoksul var, yaklaşık 17 milyona yakın emekli var, bir o kadar emekli emekçi insanlar var ve bunların toplamı Türkiye nüfusunun neredeyse yüzde 60'ına tekabül ediyor. Bu insanları açlık sınırının altında yönetme anlayışının aslında bakarsanız planlı olarak yapılan bir anlayışın ifadesi olduğunu düşünüyoruz çünkü aynı zamanda hem mağdur eden hem de "Sosyal haklar yapıyoruz." diyerek 20 milyon insana destek vermeye çalışma anlayışının bence bu ülkede bir demokratik anlayışa, hukuk devletine, adaletin hukuksal olarak da tesis edilmesini sağlayacak bir anlayışa tekabül etmediği gerçekliği var.

Nasıl ayarlıyor bunu? TÜİK vasıtasıyla ayarlıyorlar. Grup Başkan Vekili TÜİK Başkanını ve aynı zamanda TÜİK heyetini çok övdü ama biz şunu gördük: Bu ülkede bütçe yapılırken yani kendi bütçesi yapılırken buraya yüzü tutup da gelemeyen bir TÜİK Başkanı vardı burada arkadaşlar. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) TÜİK Başkanı yüzü tutup da buraya gelemedi ve böyle bir Başkan aslında uluslararası standartlar açısından da ülkedeki bağımsız  araştırma kurumları bakımından da asla değerleri kabul edilecek bir kurum olmadığının kabulü, dünyada da kabul edilmiş durumda ama maalesef Grup Başkan Vekili bunu övgüyle anlatmış oldu. Anlaşılan şudur: Bu planlı olmanın aslında bir örneği bile kendisini göstermektedir. Yani aslında AKP planlı olarak bu sahte, yalan bilgiler üzerinden ülkemizdeki insanlarımızın cebinden parayı çalmanın planını yapıyor aslında fiilen dolayısıyla bunu kabul etmek lazım. Dolayısıyla, emeklilerin meselesini sadece rakamlarla tartışarak çözmemiz mümkün değil. Bir sistemle karşı karşıyayız arkadaşlar, buradan bütün çalışanlara, bütün emeklilere, bütün bununla ilgili mücadele edene sesleniyorum: Sorun sadece bir fark yaratma meselesi değil. Sorun, bu ülkede eşitliğin, adaletin, demokrasinin, barışın sağlanması için gerçek anlamda bir paylaşımın, gerçek anlamda bir bölüşümün sağlanması gerekiyor ama ne bütçe sırasında ne de pratik olarak bu işin gerçekleşmesi sırasında bunları yaşamıyoruz ve görmüyoruz. Bunun planlı olarak yapılmasının en somut örneklerinden biri olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, şu anda insanlarımızın, verilere bakıldığında, 60 yaşındaki insanların yani emekli olan insanların aç kaldığı için, yaşayamadığı için, geçinemediği için, insanlar ihtiyaçlarını karşılayamadığı için iş başvurusunun oranı çok yükselmiş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Dolayısıyla, tek tek bunların detaylarına girmeye de gerek olmadığını düşünüyorum. Açıkçası emeklilerin, çalışanların bu ülkedeki mevcut siyasal rejimden bir beklentilerinin olmamalarının, umut bağlamalarının mümkün olmadığını anlamaları, örgütlenmeleri ve birlikte mücadele etmelerinin gerektiğini düşünüyorum.

Ey emekli arkadaşlarım! Parça parça örgütlenerek değil, bir araya gelerek dayanışma içerisinde mücadele etmediğiniz sürece hakkınız alamayacaksınız. Biz burada bunların sözünü, biz burada bunun sesini dillendirmeye çalışıyoruz ama yetmez, sokaklardaki insanlar eğer birleşirlerse iktidarı da değiştirebilirler, yeni iktidarı da kurabilirler. Gücünüz kendi ellerinizde. Kendi güçlü kollarınız olduğunu bilmediğiniz, bu bilince varmadığınız sürece bu yoksulluk sistemi, bu açlık sistemi devam edecek dolayısıyla bunun karşısında mücadele etmek, birlikte olmak, dayanışma içinde olmak gerekiyor; umuyorum, bunu başaracağız ve önümüzdeki yıl da bunların sonuçlarını da alacağımızı düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın İsmet Güneşhan.

Sayın Güneşhan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada İYİ Parti'nin vermiş olduğu grup önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, daha bir hafta önce tüm itirazlarımıza rağmen 2026 yılı bütçesi Cumhur İttifakı'nın oylarıyla Meclisten geçti. Bu bütçe Meclisten geçtiği gün yani 1 Ocaktan itibaren bütçe açığı 2 trilyon 700 milyar liraydı. Peki, bu iktidar bu açığı kapatmak için ne yaptı değerli arkadaşlar? Öncelikle, her zaman yaptığı gibi ilk iş, işçiye, memura ve emekliye hak ettiği ücreti vermek yerine onlardan kesmek olmuştur. Bugün, değerli arkadaşlar, asgari ücret 28.075 lira olarak açıklanmıştır, bu rakam cumhuriyet tarihimizde ilk defa açlık sınırının altında belirlenen asgari ücret olmuştur, bugün açlık sınırı 30.145 liradır. Buradan ben tüm işçilerimize, memurlarımıza, çalışanlarımıza seslenmek istiyorum: Çok samimi söylüyorum, bu iktidarın hiç umurunda değilsiniz, sizi hiç kale falan aldığı yok, onlar için varsa yoksa saray ve saray etrafındaki o yandaş düzendir.

Bakın, değerli arkadaşlar, 2026 yılında ödenecek olan faiz 2 trilyon 740 milyar lira. Peki, bu para kime ödenecek? İşçiye mi ödenecek, memura mı ödenecek, çalışanlara mı dönecek? Bunların hiçbirini ödenmeyecek ama bir avuç ayrıcalıklı kesime, rant kesimine, sarayın etrafındaki zümreye ödenecek ama iş emekliye gelince para yok, işçiye gelince para yok, memura gelince "Bütçe disiplini var." diyorlar.

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün en düşük emekli maaşı 18.925 liradır yani 19 bin lira bile değildir. İnsan biraz utanır, gerçekten hani insanın yani bu ücreti verirken biraz Allah korkusu olur ama ben biliyorum sizde Allah korkusu da yoktur. Bakın, iktidara geldiğiniz gün, 2002 yılında, en düşük emekli maaşı asgari ücretin  1,5 katıydı yani 8 küçük altın alınabiliyordu, bugün 1,5 küçük altını ya alabiliyor ya da alamıyor. Şimdi, emeklilerimiz ne yaptı bu devlete karşı? Devlet ne istediyse onu yaptı; "Gel." dedi, geldi; "Git." dedi, gitti; otuz, otuz beş yıl bu memleket için hizmet verdi. Oysa bunun karşılığında devlet ne dedi? "Artık sen bundan sonra çalışma ve bundan sonra senin iyi bir ücret, iyi bir yaşam sürebilmen için, yaşam kalitesini artırabilmek için ben sana hak ettiğin parayı vereceğim." Ama maalesef ona verilen para ne kadar? 18.925 liralık bir emekli maaşını emeklilerimize reva görmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

İSMET GÜNEŞHAN (Devamla) - Peki, bunun sorumlusu kim? Elbette bunun sorumlusu yirmi üç yıldan beri bu ülkeyi yöneten tek adam rejimidir, AKP iktidarının kara düzenidir ve onun talimatlarıyla hareket eden TÜİK'tir. TÜİK gerçek rakamları açıklamak yerine sarayın istediği rakamları açıklamakla bir suç işlemiştir değerli arkadaşlar ve bu işlediği suçun karşılığını da yargı önünde halkı verecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Buradan çok açık, net bir şekilde söyleyeyim: Bakın, değerli milletvekilleri, elimizi vicdanımıza koyalım, bu yetkimiz var, bu gücümüz var. Gelin, en düşük emekli maaşını asgari ücret kadar yapalım. Getirin teklifi, hafta sonu da çalışalım, bu yasayı geçirelim. Elbette yeterli olmayacaktır ama en azından emeklilerimiz bir nebze olsun nefes alabileceklerdir. Biz bunu yaparsak emeklimiz için bir iyilik yapmış oluruz. Dolayısıyla her şey bizim elimizde, dediğim gibi, getirelim bu teklifi, bu yasayı çıkartalım. Halka, emeklimize bir müjdeyi buradan vermiş olalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Sayın Resul Kurt konuşacak.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RESUL KURT (Adıyaman) - Sayın Başkanım, sözlerime Yalova'da DEAŞ operasyonunda şehit olan kahraman polislerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyerek başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Emeklilerimiz, yıllar boyunca döktükleri alın teriyle, verdikleri emekle ülkemizin bugünlere gelmesinde çok büyük pay sahibi olmuş, Türkiye'nin büyüme ve kalkınma sürecine omuz vermiş, ülkemizin yükünü taşımışlardır. Bu vesileyle açıkça ifade etmek isterim ki emeklilerimizin ve çalışanlarımızın refahı, alım gücü ve sosyal güvenliği AK PARTİ Hükûmetlerinin her zaman önceliği olmuştur. 2002 yılında 6,5 milyon olan emekli sayısı bugün 17 milyona yaklaşmıştır. Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi, nesiller arası dayanışma esasına göre sürdürülmektedir. Çalışan nesillerin primleriyle, emekli olan nesillerin aylıklarının finanse edilmesi bu sistemin ana omurgasını oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Fırsatçılık, fahiş fiyat artışları, hayat pahalılığı emeklilerimizi, dar gelirlileri ve ücretli çalışanları zorlamaktadır. Şunu hatırlatmakta fayda var: Türkiye son yıllarda küresel salgın, enerji ve gıda krizleri, jeopolitik gerilimler, asrın felaketi olan 6 Şubat depremleri gibi çok ağır sınamalardan geçmiştir. Buna rağmen en düşük emekli aylıkları sürekli artırılmış, kamu çalışanları ve memurlar için toplu sözleşme sistemi etkin şekilde işletilmiş, sosyal destekler, kira yardımları, enerji destekleri, aile destek programlarıyla gelir kayıpları telafi edilmiştir. Emeklilerimizin enflasyona ezdirilmemesi temel prensibimizdir.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Açlık sınırının  altında ya, ne enflasyona ezdirmeme. Bir izah eder misiniz açlık sınırının altında maaş nasıl oluyor.             

RESUL KURT (Devamla) - Normal dönem artışlarına ilave olarak seyyanen zamlar ve refah payı düzenlemeleriyle emektar maaşlarında iyileştirmeler yapılmıştır. Şunu da açıkça ifade etmek gerekir ki emekli aylıkları ödenen prim gün sayısına ve prime esas kazanca göre belirlenmektedir. Bugün en düşük emekli aylığı 16.881 TL, en yüksek SSK emekli aylığı 123 bin 346 TL'dir. Bu fark uzun süre ve yüksek kazanç üzerinden prim ödeyenlerin daha yüksek emekli aylığı almasıyla ilgilidir.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Yüzde 50'si senin bu dediğin tabandan alıyor, söylesenize. 

RESUL KURT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, emeklilerimizin ve çalışanlarımızın refahını artırmanın yolu ekonomik istikrarı güçlendirmekten, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmekten, büyümeyi sosyal adaletle buluşturmaktan, emeklilik sistemlerini güçlendirmekten geçmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RESUL KURT (Devamla) - Başkanım...  

BAŞKAN - Tamamlayalım.

RESUL KURT (Devamla) - Ayrıca, yerel yönetimlerin emeklilere yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, ev sahibi olmayan düşük gelirli emeklilerin kamuya ve belediyelere ait arsalarda kat karşılığı yapılacak projelerle kamuya hiçbir yük getirmeden sosyal konut yapılarak düşük bedellerle geliri olmayan, düşük gelirli, ev sahibi olmayan emeklilere kiralanması sosyal politikalar açısından faydalı olacaktır. Bizim anlayışımız nettir, çalışanı enflasyona ezdirmeyen, emekliyi yalnız bırakmayan, memurun hakkını teslim eden ve bu anlayışla yoluna kararlıkla devam eden bir partiyiz.

İYİ Parti Grubu tarafından verilen öneriye aleyhte olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu ve Türkiye yüzyılının emektarı olan tüm emeklilerimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunacağım...

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Öneriyi kabul edenler... Etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında ihtilaf olduğundan elektronik sistemle oylamaya başvuracağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.17

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43'üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

İYİ Parti grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, Kâtip Üyeler arasında ihtilaf olduğundan dolayı elektronik cihazla oylama yapılacaktır.

Oylama için iki dakika süre vereceğim.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.24 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43'üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İYİ Parti grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, Kâtip Üyeler arasında ihtilaf olduğundan dolayı elektronik cihazla oylama yapılacaktır.

Oylama için iki dakikalık süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

6/1/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.              

 

 

Sezai Temelli

 

 

Muş

 

 

Grup Başkan Vekili

Öneri:

6 Ocak 2026 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli ve Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit tarafından verilen 15834 grup numaralı IŞİD'in Türkiye'deki yapılanmasına zemin sunan zafiyetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 6/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Cengiz Çandar.

Buyurun Sayın Çandar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni yıla -iki gün kala- ülkemizin tümünün bağrını yakan bir gelişmeyle girdik.

29 Aralık sabahı IŞİD mensuplarına karşı Yalova'da gerçekleştirilen operasyonda maalesef 3 polisimiz hayatını kaybetti, 8 polis ve 1 bekçi de yaralandı. Bu vesileyle, şehit polislerimize bir kez daha Allah'tan rahmet, yeni yıla kederle giren ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Türkiye'de uzun süredir bir IŞİD örgütlenmesi olduğu yetkili kurumlarca biliniyordu ama Yalova'daki kanlı gelişmeye kadar IŞİD'e yönelik tutuklama dalgalarını hiç işitmedik. Yürütme, seçilmiş belediye başkanlarını ve hukuk dışı uygulamalara ağzını kim açıyorsa ilk iş olarak tutuklamaya harcadığı mesaiyi belli ki ülkedeki en büyük güvenlik tehdidi olan IŞİD için ayıramadı, ayırmadı. Tekrar ediyorum: Ülkemizdeki en büyük güvenlik tehdidi IŞİD.

Yeri gelmişken söyleyeyim: IŞİD'e "DEAŞ" demekten de vazgeçin. IŞİD, Irak ve Şam İslam Devleti sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor, Arapçası DAEŞ. Ya "DAEŞ" deyin ya da "IŞİD", sanki Denizli ya da Dicle Elektrik Anonim Şirketinden bahsediyor gibi "DEAŞ" deyip durmayın.

Konuya dönersek... IŞİD'in "Horasan Grubu" adlı yapılanmasının başta Yalova olmak üzere çeşitli kentlerde örgütlendikleri ortaya çıkmıştı. IŞİD'in Horasan yapılanması Yalova'da Ahlak ve Sünnet Dergisi ve İstikamet Kitabevi üzerinden gerçekleşiyor. Bu bilgilere basit bir basın taramasıyla ulaşılabiliyor. Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada IŞİD'li Zafer Umutlu ve Haşem Sordabak'ın 10 Ekim 2024'te tutuklandıkları, terör örgütü üyeliği ve öldürmeye teşebbüs gibi ağır suçlamalarla yargılandıkları ama sadece yedi ay tutuklu kaldıktan sonra 18 Nisan 2025'te tahliye edildikleri öğrenilmiştir. Bu kişiler tahliye edildikten dokuz ay sonra 6 polisimizi şehit ettiler. Çatışmada öldürülen Zafer Umutlu'nun olaydan bir ay önce beraat ettiği ortaya çıktı. Bu arada, Mayıs 2023'te Horasan yapılanmasının liderlerinden Osman Akın'ın tutuklandığını ama üç yüz elli gün sonra salıverildiğini ve bugün nerede, ne yaptığının bilinmediğini de biliyoruz. Bu bilgiler ibret vericidir ve IŞİD'e yönelik ciddi bir mücadele yürütülmediğinin kanıtıdır. Sürekli olarak iktidar sahiplerinin tehditlerinin hedefi olan Suriye'deki SDG -ki IŞİD'in belini o kırdı- 31 Aralıkta bir açıklama yaptı ve 2025 yılı içinde Suriye'de IŞİD hücrelerine karşı tam 136 güvenlik ve askerî operasyonun yapıldığını duyurdu. Açıklamada 2019'dan itibaren Suriye topraklarında etkisiz hâle getirilen IŞİD'in 2024 sonunda Beşar Esad'ın devrilmesinden sonra tekrar canlandığı belirtiliyor. Nitekim, 2025 yılı içinde IŞİD'e karşı 136 operasyon gerçekleşmiş. Türkiye'de 2025 yılı içinde IŞİD'e karşı gerçekleştirilen güvenlik operasyonlarının sayısının bir elin parmaklarını geçeceği şüphelidir.

28 Ocak 2024'te İstanbul Sarıyer'deki Santa Maria Kilisesine karşı girişilen IŞİD saldırısından sonra DEM PARTİ olarak IŞİD'in Horasan grubunun yeniden canlandığına dair kapsamlı araştırma önergesi vermiştik. O önergenin başına gelen bu önergenin de başına gelmesin. Gelin, Yalova'da toprağa düşen canlarımızın kanlarını yerde bırakmayalım; gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün siyasi partilerin dâhil olacağı bir komisyon kuralım ve bu komisyon IŞİD'in Türkiye'deki yapılanması ve saldırı hazırlıklarını ciddiyetle araştırsın, IŞİD faaliyetlerine imkân veren zafiyetlerini saptasın ve bunların üstesinden gelecek önlemlerin alınmasını sağlasın. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Şerafettin Kılıç.

Sayın Kılıç, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ'nin önerisi üzerine grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Yalova'da DEAŞ'a yönelik operasyonda şehit düşen kahraman polislerimiz; İlker Pehlivan, Turgut Külünk ve Yasin Koçyiğit'e Allah'tan rahmet, ailelerine, Emniyet teşkilatımıza ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Yaralı polislerimize ve bekçimize acil şifalar temenni ediyorum. Terörün her türlüsünü lanetliyoruz.

Değerli milletvekilleri; bu hadise bize şunu sorgulatıyor: Bu örgütler nasıl oluyor da zaman zaman yeniden zemin bulabiliyor? Bölgemizdeki kaos ve çatışma ortamı nasıl oluyor da bir türlü dinmiyor? Terörün kaynağını sorgulamayan yaklaşımlar çözümü inşa edemez. Şunu daha net biçimde ifade etmek zorundayız: Terör örgütlerinin büyüdüğü iklim bölgeyi istikrarsızlaştıran küresel şiddet düzenidir. Siyonizm ve ırkçı emperyalizm bu örgütler eliyle çatışma ortamını sürdürebilir hâle getirmektedir. İşgallerle, bombardımanlarla, vekâlet savaşlarıyla ve hukuksuzluk da hareket eden Amerika Birleşik Devletleri-İsrail ekseni coğrafyamızda terörü besleyen en büyük mekanizmadır, fiiliyatta bir terör üretim düzenidir. Dünyanın ve bölgemizin asıl güvenlik zaafı terörü kınayıp, terörü doğuran bu düzeni görmezden gelmektir. Bu sebeple şunu açıkça ifade ediyoruz: Terörün kaynaklarıyla iş birliği yaparak terörizmle mücadele edilemez. Elbette içeride de kararlı ve akıllı bir mücadele şarttır. Terörle mücadele sadece operasyonlarla değil; istihbarat, soruşturma, kovuşturma, delil yönetimi, ceza, infaz ve tahliye sonrası izleme zincirinin sağlam işlemesiyle yürür. Zincirin herhangi bir halkası zayıfladığında bedeli canla ödenir.

Değerli milletvekilleri, bölgemizde kalıcı barış ve huzur ise dışarıdan dayatılan güvenlik formülleriyle değil, İslam ülkelerinin birlik, dayanışma ve ortak iradesiyle mümkündür. Bizi birbirimize düşüren senaryoların panzehri parçalanmışlık değil, İslam birliği fikridir. Adalet olmadan güvenlik olmaz; hakkaniyet olmadan barış olmaz. Dünyada güvenlik kılıfına gizlenmiş terörizmi görmezden gelerek sorunları çözemeyiz. Sadece bölgemizde değil, bütün dünyayı tehdit eden terörün kaynağı ABD ve İsrail'dir, Gazze'de uyguladıkları soykırım bunun en açık ispatıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - Terörü lanetlerken onu besleyen küresel düzeni de mahkûm etmek zorundayız. Aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, yüce Meclisi hem iç güvenlikte hem dış politikada ilkeli, bağımsız ve adalet merkezli bir iradeyi ortaya koymaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.

Sayın Akalın, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk olarak, Yalova'da DEAŞ'ın şehit ettiği 3 kahraman polisimize Allah'tan rahmet, ailelerine, Emniyet teşkilatımıza ve Türk milletine sabırlar diliyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu önerge Yalova'da yaşanan terör olayı üzerinden DEAŞ'ın veya daha önceki adıyla IŞİD'in Türkiye'deki eylemlerini ve terör örgütüne karşı mücadeledeki eksiklikleri ele alıyor gibi görünüyor ancak önerge gerçeği ortaya çıkarmak, örgüte küresel ölçekte bakmak yerine olayı münferit bir başlık altında daraltma riski taşımaktadır. Sadece bir olayın sonucunu konuşup o sonucun hangi mesajı taşıdığı sorgulanmazsa gerçeğe değil, yalnızca bize gösterilmek istenen görüntüye bakmış oluruz. O sebeple, şimdi soruyorum: Örgütün askerî olarak bitirildiği defalarca ilan edilmişken nasıl oluyor da farklı ülkelerde, farklı zamanlarda aynı yapı yeniden görünür hâle geliyor? Yine, soruyorum: Suriye ve Irak'ta özellikle SDG kontrolündeki bölgelerde tutulan binlerce DEAŞ mensubu varken neden bu yapı tam anlamıyla tasfiye edilmemiş, neden bir tehdit potansiyeli olarak muhafaza edilmiştir? 2022 yılının Ocak ayında SDG/YPG-PKK ve bileşenleri tarafından yönetilen Haseke'deki Sina Hapishanesine örgüt tarafından yapılan saldırıda birçok DEAŞ'lının kayıplara karışması bir güç zafiyeti miydi, yoksa verilen bir tehdit mesajı mıydı? Buradan yine, özellikle şunu soruyorum: DEAŞ tehdidinin her yeniden gündeme gelişinde neden SDG uluslararası alanda vazgeçilmez örgüt olarak sunulmaktadır? Soruyorum size: Uluslararası basında ve akademik çalışmalarda bazı DEAŞ yöneticilerinin yabancı istihbarat servisleriyle temaslı olduğuna dair ciddi iddialar yer almışken bu Meclis neden bu iddiaları araştırma konusu yapmaktan imtina etmektedir?

Değerli milletvekilleri, burada okunması gereken başka bir tabloya işaret ediyoruz çünkü burada mesele yalnızca DEAŞ tehdidi değildir, burada mesele şudur: Örgüt kendi başına münferit bir eylem organizasyonu olarak mı sahadadır, yoksa bir mesaj taşıyıcı olarak mı yeniden görünür kılınmakta?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

Yine, cevaplanması gereken bir diğer soru: Örgüt her hatırlatıldığında, her yeniden sahneye çıktığında kime, ne mesaj verilmektedir ve bu mesajın karşılığında hangi siyasi ve askerî talepler gündeme getirilmektedir? DEAŞ gibi yapıların her yeniden görünür olduğu dönemde bölgesel dengelerin sarsıldığını, vekâlet aktörlerinin güç kazandığını, uluslararası müdahalelerin meşrulaştırıldığını hep birlikte gördük, görüyoruz. Bu nedenle, İYİ Parti olarak bugün sadece yaşananların ve sonuçların değil, bu sonuçların yarın hangi siyasi, askerî ve bölgesel bedelleri önümüze koyacağını da çok iyi biliyoruz diyor, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Oğuz Kaan Salıcı.

Buyurun Sayın Salıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; IŞİD terör örgütünün son on yılda ülkemizdeki kanlı saldırılarında Ankara'da, İstanbul'da, Suruç'ta, Gaziantep'te ve en son Yalova'da yüzlerce yurttaşımız ve polisimiz şehit oldu. Her birisine bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum.

Bu kanlı terör örgütünün üstüne gidilmesi amacıyla iki buçuk sene önce 31 Ağustos 2023 tarihinde Meclis Başkanlığımıza araştırma önergesi sunduk fakat önergemiz her zaman olduğu gibi gündeme alınmadı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve örgütün yeni yapılanması olarak değerlendirilen bir dosya var, bu bilgiler basına yansıdı, biz de ciddiye aldık ama anlaşılan o ki biz basına yansıyan bilgileri ciddiye alırken Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesini ciddiye almamış. Mektebi Furkan dosyasında örgütün Türkiye dâhil birçok ülkede yeni terörist devşirdiği, finans sağladığı, silahlı faaliyetler yürüttüğü ortaya konuluyor. Merkezi Yalova'da bulunan ve Gürcistan'da da uzantıları olan bazı çevrelerin taban oluşturma ve silahlı eğitim süreçlerine dâhil oldukları yine bu iddianamede yer alıyor, dahası, örgütün propaganda ve örgütlenme faaliyetlerine yer veriliyor. Bu iddianameye göre "IŞİD hapı" adı verilen yeşil reçeteli ilaçlar, örgüte yakın hekimler tarafından bu teröristler için yazılmış. Sağlık Bakanına soruyorum: Kim bu hekimler, tespit ettiniz mi? Örgütün Faslı sözde kadısı Türkiye'de Suriye kimliğiyle yaşamış hatta Ankara il göç idaresinden geçici koruma belgesi bile almış, Uganda'da su kuyusu açma gerekçesiyle valilik onayıyla para toplanmış. İçişleri Bakanına soruyorum, tüm bunlar olurken siz ayakta mı uyuyordunuz Sayın Bakan? (CHP sıralarından alkışlar) Yalova'da öldürülen teröristler terör örgütü üyeliği suçlamasıyla cezaevinde yedi ay kalıp çıkmış. Adalet Bakanına soruyorum: Gezi Parkı'nda bu ülkenin demokrasisini, özgürlüğünü savunan ve bu yüzden on sekiz yıl hapis cezası alan, milletvekilliği düşürülen Can Atalay sizin için IŞİD'li teröristlerden daha mı tehlikeli? (CHP sıralarından alkışlar) Soruyorum, Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararına rağmen serbest bırakılmayan Tayfun Kahraman sizin için IŞİD'li teröristlerden daha mı tehlikeli? (CHP sıralarından alkışlar) Yine soruyorum: Cezaevinde sağlık sorunlarıyla boğuşan Mehmet Murat Çalık sizin için DEAŞ'lı teröristlerden daha mı tehlikeli? Daha bugün bir hapis cezası daha alan Selahattin Demirtaş sizin için DEAŞ'lı teröristlerden daha mı tehlikeli? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım; buyurun, devam edin.

OĞUZ KAAN SALICI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, 6 Şubat depremlerinden sonra Suriye'deki hapishanelerden kaçan teröristlerin ülkemize geçtiği de yine bu iddianamede yer alıyor. Hadi iddianameyi ciddiye almadınız, sizin çok itibar ettiğiniz Yeni Şafak gazetesi geçen hafta Yalova'da polislerimizi şehit eden teröristlerin Suriye'deki El Hol kampından gönderildiğini yazdı. İktidar sıralarına soruyorum: IŞİD'le etkin bir mücadele yürütmeniz için başımıza daha kaç felaket gelmesi gerekiyor?

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Veysal Tipioğlu.

Sayın Tipioğlu, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ tarafından verilen Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge hakkında AK PARTİ grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Yalova'da yılbaşı öncesi saldırı hazırlığında olan DEAŞ terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan operasyonel çalışmada 3 kahraman kardeşimiz şehit olmuş, 8 polisimiz ve 1  bekçimiz yaralanmıştır. Aziz şehitlerimize Rabb'imden rahmet diliyorum, yaralı güvenlik kuvvetleri mensuplarımıza acil şifalar diliyorum. Emniyet teşkilatımızın ve aziz milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden konuşurken devlet ciddiyetiyle ve sorumluluk bilinciyle konuşmak durumundayız. Şunu açık ve net ifade ediyorum ki bu menfur hadise, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadele kararlılığını, güvenlik kapasitesini ve devlet aklını sorgulatacak bir zafiyet olarak asla algılanamaz. Türkiye, terör karşısında bekleyen bir devlet değildir, terör karşısında tereddüt eden bir devlet değildir, tehdidi uzaktan izleyen bir devlet hiç değildir. Türkiye, terörle mücadeleyi sahada kararlılıkla ve güvenlik güçlerimizin yüksek fedakârlığıyla yürütmektedir. Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğiyle şekillenen devlet politikamız nettir, açıktır ve katidir. Terör, kaynağında ve bulunduğu her zeminde kararlılıkla yok edilecektir. Bu, bir temenni değildir, bu bir söylem değildir. Bu, devletimizin kesin ve bağlayıcı bir kararıdır. Bu karar sözde değil, beyanla değil, operasyonla, istihbaratla ve kesintisiz mücadeleyle hayata geçirilmektedir. Terörle mücadele statik bir alan değildir; tehdit değişir, yöntem değişir, örgüt yapıları dönüşür ancak değişmeyen tek bir şey vardır, Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle mücadele konusundaki kararlılığıdır. Devletimiz bu mücadeleyi hukuk devleti ilkeleri içinde, meşru zeminlerde ve aziz milletimizden aldığı yetkiyle yapmaktadır. Güvenlik anlayışımız istihbaratıyla, emniyetiyle, jandarmasıyla, yargısıyla bir bütün hâlinde, eş güdüm içerisinde tavizsiz bir şekilde sürdürülmektedir. Bu çerçevede açıkça ifade ediyoruz: Zafiyet yoktur; terörle mücadele yerinde sayan değil, her geçen gün daha güçlü ve daha etkili bir biçimde yürütülen bir devlet politikasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu duruş şehitlerimizin aziz hatırası karşısında geri adım atmayan, milletimizin güvenliği söz konusu olduğunda tereddüt göstermeyen devlet iradesinin açık bir ifadesidir. Güvenlik kurumlarımız milletimizin huzuru, devletimizin bekası için, hukuk içinde, tavizsiz bir şekilde bu mücadeleyi yürütmektedirler. Bu mücadelede geri adım yoktur, tereddüt yoktur. Bu mücadelede asla pazarlık yoktur. Buradan, milletin kürsüsünden terör odaklarına ve onların sırtını sıvazlayan mahfillere sesleniyorum: İsimleriniz değişse de yapılarınız değişse de coğrafyanız değişse de sırtınızı dayadığınız odaklar değişse de bu topraklarda asla alan bulamayacaksınız. Aziz milletimizin kardeşliğini bozamayacak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin iradesini sarsamayacaksınız.

Sözlerime son verirken, Türkiye Cumhuriyeti devleti DEAŞ başta olmak üzere terörün her türlüsüyle etkin bir şekilde mücadeleye devam ediyor diyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Peki.

Oylama öncesinde bir yoklama talebi var, onu gerçekleştireceğiz.

Sayın Günaydın, Sayın Arslan, Sayın Gürer, Sayın Alp, Sayın Yanıkömeroğlu, Sayın Gezmiş, Sayın Ersever, Sayın Akay, Sayın Güneşhan, Sayın Karagöz, Sayın Coşar, Sayın Kış, Sayın Becan, Sayın Özcan, Sayın Aygun, Sayın Pala, Sayın Konuralp, Sayın Sümer, Sayın Kılıç, Sayın Uzun, Sayın Bektaş.

Evet, elektronik oylamaya başvuracağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN - Pusula veren sayın milletvekilleri lütfen salondan ayrılmasınlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.59

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43'üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.  

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 7 Ocak 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.11


[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

[2]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan
bir kelime ifade edildi.

[3]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan
bir kelime ifade edildi.