13 Ocak 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
-----0-----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, farklı inanç ve kimliklere yönelik ayrımcı söylemler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Celal Fırat'a aittir.
Buyurunuz Sayın Fırat. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye katman katman birikmiş, kadim bir coğrafyadır. Bu topraklar Yunus Emre'nin "Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü." Hacı Bektaş Veli'nin "İncinsen de incitme." sözleriyle şekillenmiş, farklılıklarıyla barışmış bir tarihsel bellektir. Biz bu coğrafyada yüzyıllardır birlikte yaşamanın mümkün olduğunu biliriz. Çok kimlikli, çok inançlı yapımız zenginlik üretirken bazen siyasal tercihler gerilime dönüşmüştür. Artık açıkça konuşmak gerekir; birlikte yaşam, eşit yurttaşlık, adalet toplumsal güvenle mümkün olur. Bu bir tercih değil tarihsel bir zorunluluktur. Son yıllarda kutuplaşma, ekonomik kırılganlıklar, düşmanlaştırıcı dil kimlikler arası mesafeyi derinleştirmiştir. Temas azaldıkça ön yargılar kalıcılaşmıştır. Ülkemizde Aleviler, Kürtler açısından farklı inanç ve kimliklere yönelik ayrımcı söylemler, tarihsel inkârı bugünün diliyle yeniden üreten, eşit yurttaşlığı zedeleyen, toplumsal barışı yaralayan, dışlayıcı zihniyetin ifadesidir.
Birlikte ama farklarımızla bir arada yaşamamız lazım. Eşit koşullar, ortak sorunlar ortasında dayanışma, kamusal hizmetlere eşit erişim ön yargıları en çok azaltan yoldur. Bu tabloyu bölgemiz için de okumalıyız. Suriye'de savaş bir sabah gökten inmedi; biriken acıların, kışkırtılan hesapların, silahlandırılan kimliklerin sonucudur maalesef. Bu yıkım kader değil bilinçli büyütülmüş bir felakettir. Suriye bugün halkın değil jeopolitiğin ülkesidir. Bu kirli savaşta en ağır bedeli Aleviler ödemiştir. Alevi köyleri hedef alınmış, insanlar kimliklerinden dolayı katledilmişlerdir. IŞİD gibi örgütler Alevileri meşru hedef ilan etmiştir ama acı yalnızca Alevilerin değildir; Sünni yoksullar, Kürtler, Hristiyanlar, Türkmenler de ezilmiştir, katledilmiştir. Savaş, kimlikleri değil, yoksulları, savunmasızları vurur. Suriye savaşı bize gösterdi ki bu yalnızca iç savaş değil, mezhepçiliğin nasıl üretildiğinin, müdahalelerin halkları nasıl parçaladığının bir göstergesidir. Suriye emperyalizmin mutfağına dönmüştür; işte bu yüzden Türkiye'de birlikte yaşamı savunmak ahlaki ve tarihî bir sorumluluktur. Alevilik zulme rıza göstermemeyi, güce değil hakikate yaslanmayı, iktidarın değil insanın yanında durmayı temsil eder.
Değerli milletvekilleri, bu noktada bir hususu özellikle vurgulamak zorundayım.: AKP Grup Başkan Vekili Leyla Şahin Usta'nın geçen hafta bu kürsüde, bu Mecliste de sarf ettiği sözler "Yıllarca, on üç yıl boyunca Suriye'de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar bugün 'Aleviler öldürülüyor.' diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar." dedi; bu bir dil sürçmesi değildir, bu ifade Alevi toplumunu hedef alan, inanç temelli ayrımcılığı derinleştiren, Suriye'de Alevilere yönelik katliamları meşrulaştıran tehlikeli bir tutumdur. Alevilikte insan hayatı mezheple ölçülmez. Zulme uğrayanların kimliği değil, uğradığı zulüm esastır. Suriye'de yaşanan her katliama karşıyız. Sayın Usta, Alevilere yönelik sistematik saldırıya dün de karşıydık, bugün de karşıyız, sizin de karşı olmanız gerekiyor. Esat rejimi döneminde "Bu savaş bir Alevi iktidarı savaşıdır." yalanı tarihsel bir çarpıtmadır. Suriye yönetiminin bürokrasisi, ordusunun ezici çoğunluğu Sünni Arap'tı ama bu manipülasyonun bedelini Aleviler ödedi. İŞİD on binlerce insanı katletti diye Arapları, Sünnileri suçladık mı? Hayır. O nasıl ahlaksızlıksa Alevileri hedef göstermek de aynıdır. Hiçbir inanç topluluğu bir örgütün ya da iktidarın suçlarıyla özdeşleştirilemez. Bir halkın acısını başka bir halkın acısıyla yarıştırmak vicdansızlıktır. Aleviler hiçbir zaman savaşın tarafı olmadı. Yolumuz rıza yoludur. Her canı kutsal sayan, katliamı değil barışı savunan bir inancımız var. Alevi ölümlerini önemsizleştiren her söz yeni ölümlerin yolunu açar, mezhep diliyle kurulan her cümle savaşı büyütür. Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşan herkes bilmelidir ki Aleviler bu topraklarda susarak değil, ağır bedeller ödeyerek var oldular. Hiçbir halkın acısı üzerinden başka bir halkı hedef göstermeye izin vermememiz gerekiyor. Katliamların mezhebi olmaz, zulmün bahanesi olmaz, savaş diliyle de barış kurulmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CELAL FIRAT (Devamla) - Bu ülkenin ihtiyacı mezhepçi kışkırtmalar değil; adalet, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşamı öncelemektir. Bunun dili de çok açık ve nettir, birbirimizin değerlerine, kimliklerine saygı göstermek, birbirimizi olduğumuz gibi kabul görmek gerekiyor. Birlikte ama farklılıklarımızla yaşayacağız. Başaramazsak kaybeden hepimiz olacağız. Alevilerin kutsal mekânları, kameralar önünde poz vererek Hazreti Ali'nin resimleri üzerinde Alevilere hakaret edenlerin aklanacağı mekânlar da değildir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Aşk ile... (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Gündem dışı ikinci söz, basın özgürlüğü hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer'e aittir.
Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
İki gün önce 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ydü. Gazi Meclisimizde, şehirlerimizde basın emekçilerimizle buluştuk, sosyal medyadan onları kutladık, teşekkür ettik. İyi ama gazetecilere özgür ve güvenli çalışma ortamını sağlamadıkça, ekonomik koşullarını iyileştirmedikçe maalesef ortada kutlanacak bir gün de olmuyor. Gazeteci haber yapıyor, anında hedef, daha yayın bitmeden kapısında polis, şafak baskınları, gözaltılar, tutuklamalar. 2020'den bu yana gazeteciler sadece haberleri nedeniyle tam 3.480 kez hâkim karşısına çıkarıldı, 420 gazeteci gözaltına alındı, 145 gazeteci tutuklandı. Daha geçen yıl Ercüment Akdeniz 247, Furkan Karabay 201, Fatih Altaylı 190, Elif Akgül 101, Yıldız Tar 102, Suat Toktaş 34 gününü hapishanede geçirmek zorunda kaldı. Merdan Yanardağ üç aydır, Enver Aysever 33 gündür hâlâ zindanda. Saraçhane'de millet iradesine sahip çıkan milyonların "Yaşamak istiyoruz." diyen kadınların, alın terinin karşılığını isteyen emekçilerin, "Barınamıyoruz." diyen öğrencilerin çığlığını duyuran gazeteciler gazla, copla engelleniyor. Gazeteci Hakan Tosun sokak ortasında dövülerek öldürülüyor, günler aylar geçiyor, ölümü aydınlatılmıyor. Evrensel gazetesini silahla taradılar, saldırganlar yüz gün bile tutuklu kalmadan salıverildi. İsmail Saymaz, Özlem Gürses, Timur Soykan ve daha nice gazeteci ayağında kelepçe eve hapsedildi, karakolda imza, yurt dışı yasağı getirilerek haber yapmaları engellendi. Şimdi, buradan sormayalım mı? Zindanda, evinde kelepçeli gazeteci için 10 Ocak nasıl bayram olsun, nasıl kutlansın?
Bakın, Türkiye'de "Kürt sorununu çözeceğiz." diye bir süreç başlatıyoruz ama işte, tam da bu meseleyle ilgili haberleri yüzünden 7 gazeteciye altı yıl hapis cezası veriyorsunuz. İBB iftiranamesi sadece başkanlarımızı değil, gazetecileri de hedef alıyor; Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan, Soner Yalçın, Ruşen Çakır ve Batuhan Çolak yorumları nedeniyle şafak baskınıyla ifadeye götürüldü. "Dezenformasyonla mücadele" diye çıkardığınız yasa yüzünden, işte, 2025'te Levent Gültekin, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve daha nicelerini gözaltına aldınız. Zafer Arapkirli bugün Cumhurbaşkanına hakaretten, iki gün sonra da işte bu sansür yasanızdan hâkim karşısına çıkıyor. Hani söz vermiştiniz yasa çıkarken, yargılanmayacaktı gazeteciler; verdiğiniz sözün inandırıcılığı da işte bu kadar.
Bu yıl bir başka eşik daha aşıldı; TMSF Türkiye'nin en büyük medya patronu artık. Önce yandaşlarınıza kanalları satın aldırıyorsunuz, ziyaretlerinizde poz verip bol bol paylaşım yapıyorsunuz, sonra da "Bunlar kara para aklıyormuş." diye el koyduruyorsunuz. Habertürk, Can Holdinge satılırken bu devletin MASAK'ı, istihbaratı neredeydi? Suçlananlar "Devlet büyüklerinin yönlendirmesiyle aldık." dediklerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının ziyaret ettiği, jandarma eski komutanının yönetici atandığı Ekol TV bir anda kapanıp hakkında soruşturma, kara para soruşturması başladığında ağzınızı bıçak açmıyor. Ama işte Grup Başkan Vekilimiz Murat Emir bunları sorunca anında erişim engeli istiyorsunuz. Uydurma casusluk suçlamasıyla sizi eleştiren Tele 1'e el koydunuz, hukuksuzca hem de. Sizin iktidar kavgalarınız, kayyumlarınız yüzünden kurumlar değer kaybediyormuş, yüzlerce gazeteci işsiz kalıyormuş umurunuzda bile değil. Basın İlan Kurumu eliyle Anadolu'da çok sesliliği bitirdiniz, her yıl 100 gazeteyi kapanmaya zorluyorsunuz. Birkaç yıl önce 1.500 olan gazete sayısı şimdi 600'lere indi.
İktidar sopası RTÜK'ünüz sayesinde ekran karartma ayıplarını 2025'te de yaşattınız bu ülkeye. Her eleştiriye ceza kese kese Sözcü TV, Halk TV, Tele1 ve NOW'a toplam 53 yaptırım uyguladınız, 93 milyon lira ceza kestiniz. Zindanla, kayyımlarla susturamadıklarınızı ise haberlere yayın yasağı, erişim engeli getirerek karartıyorsunuz. Yangında, depremde, terör saldırısında millet gerçekleri duyamasın diye saniyeler içinde yayın yasağı geliyor, sosyal medya karartılıyor. Ucu iktidara dokunan her usulsüzlük, yolsuzluk haberi, İBB soruşturmalarında ortaya çıkarılan hukuksuzluklar; hepsine erişim yasağı getirdiniz. Gerçekler bilinmesin diye gazetecilerin sosyal medya hesaplarını dahi kapattınız. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun hesaplarını kararttınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - Teşekkür ederim.
İBB soruşturmalarında yaptığınız hukuksuzlukların bir bir yer aldığı İstanbul İddianamesi internet sitesi ve X hesabı da erişime engellendi çünkü kumpaslarınız, hukuksuzluklarınız, zulmünüz duyulmasın, bilinmesin istiyorsunuz ama biz bu karartmaya, sansüre Türkiye'yi teslim etmeyeceğiz. Gerçeği savunmaya, gazetecilerin yanında durmaya, ülkemizi yeniden özgür, demokratik ve aydınlık bir ülke yapmaya kararlıyız. Söylediğimiz tek şey var: Özgür basın olmadan demokrasi, demokrasi olmadan da basın özgürlüğü olmaz çünkü basın sustuğunda toplum karanlığa mahkûm olur. Halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü için basın emekçileriyle dayanışmayla birlikte mücadelemizi; hak, hukuk, adalet ve özgürlük mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Gündem dışı üçüncü söz, Kastamonu'ya yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Kastamonu Milletvekili Sayın Halil Uluay'a aittir.
Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HALİL ULUAY (Kastamonu) - Sayın Başkanım, Genel Kurulu, bizleri televizyonları aracılığıyla ya da sosyal medyadan takip eden milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Memleketim Kastamonu'yla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Kastamonulu hemşehrilerimi de hassaten selamlıyorum.
Kastamonu, 1.054 köyü, ve her köye bağlı üç dört yerleşim yeriyle birlikte 3.650 kırsal yerleşim yeri, yaklaşık 12 bin kilometre köy yolu ağı, 19 ilçesi olan yüz ölçümünün yüzde 78'i ormanla kaplı, 170 kilometre sahil uzunluğu, 3 adet millî parkı bulunan kadim bir şehrimizdir. AK PARTİ döneminde Kastamonu'ya yapılan yatırımlardan burada beş dakika içerisinde bahsetmem mümkün değildir,; o yüzden bazılarından bahsetmek istiyorum: AK PARTİ iktidara geldiğinde ilk yaptığı hizmetler doğal gaz hizmeti olmuştur. İlk etapta Kastamonu merkez ve bir iki ilçeye doğal gaz hizmeti sunulmuş, bu yıl sonuna kadar 20 ilçemizin tamamına doğal gaz hizmeti verilecektir.
Yine, ilçelerimizin birçoğunda diyaliz merkezi kurulmuş olup yaşı ileri takip gerektiren hasta hemşehrilerimizin birçoğu artık kış aylarında büyük şehirler yerine benim memleketimde yaşamayı tercih etmektedirler. Sağlıktan söz açılmışken, Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi ile afiliye şekilde hizmet veren Kastamonu Eğitim Araştırma Hastanesi baypas dâhil ileri teknik gerektiren birçok müdahaleyi yapabilmektedir. Kastamonu Eğitim Araştırma Hastanesi, Kastamonu Tıp Fakültesi de AK PARTİ döneminde Kastamonu'ya kazandırılmıştır.
Devlet Su İşleri tarafından 2003 yılından bugüne 5 adet baraj, 12 adet gölet, 4 adet yer altı depolaması, 10 adet sulama tesisi, 97 adet taşkın koruma tesisi, 2 adet toplulaştırma projesi ve 12 adet HES tesisi tamamlanmıştır. AK PARTİ iktidara geldiğinde Kastamonu merkezde ve Seydiler ilçesinde 2 adet organize sanayi kurulmasına başlanılmış ancak 2'si de tıkanmış ve kaderine terk edilmiş durumdaydı. AK PARTİ iktidarında ilk olarak bu 2 organize sanayi bölgesinin sorunları çözülmüş, üretime başlanılmış, Tosya ve Taşköprü'de de organize sanayi bölgeleri kurularak üretime alınmıştır. Şu an merkez ve Tosya OSB'leri genişleme çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca, Anadolu'nun en büyük organize sanayi bölgesinin kurulmasında son aşamaya gelinmiştir. Devrekani ilçesinde Besi İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmuş, tahsislere başlanılmış, yatırımlar hizmete girmiştir. Ulaşımda en önemli hizmet hiç kuşkusuz Kastamonu Havaalanının yapılması olmuştur. Havaalanından bahsetmişken önümüzdeki günlerde Kastamonu Havaalanından 3 uçakla direkt Suudi Arabistan'a uçacak olan umrecilerimizi de buradan selamlıyorum.
Havaalanından sonra ulaşım yatırımların en önemlisi çift tüp tünel olarak yapılarak hizmete giren Ilgaz Tüneli'dir. Hizmete girmiş olan tünelin devamı viyadük ve onlarca tünelle Ankara-Kastamonu-İnebolu arası yapım çalışmaları hızla devam etmektedir. Bununla birlikte tüm ilçelerimizin Kastamonu merkezle bağlantısının vasfını artırmak amacıyla çalışmalar devam etmektedir.
Burada Millî Takımlar Kamp Eğitim Merkezinden de bahsetmek istiyorum. 514 dönüm arazi üzerine kurulu tesisimiz 2023 yılında hizmete girmiştir. Tesis, bireysel ve takım sporlarının kamp, hazırlık, eğitim, organizasyon ihtiyaçlarını tek bir çatı altında karşılayan Türkiye'nin sayılı spor komplekslerinden biridir. Doğayla iç içe konumu, modern tesisleri ve yüksek standardıyla sporcularımıza zirve performans hizmeti sunmaktadır. Ülkemizin olimpik A takımlarının tamamı neredeyse tesisimizde hazırlanmaktadır.
Vaktimiz kısıtlı olduğu için diğer bakanlıkların yatırımlarını da başka bir vesileyle paylaşmak umuduyla Kastamonu'da taş üstüne taş koymayıp "AK PARTİ Kastamonu'ya ne yaptı?" diye propaganda yapanlara da buradan selam söylüyoruz.
Genel Kurulu Hazreti Pir Şeyh Şabanı Veli'nin sözleriyle selamlamak istiyorum: "Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle olsun." Selamlar, saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Yalova ilinden gelen yerel basın temsilcileri locada bizleri izlemekte, hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Şimdi, sayın milletvekilleri, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakikayla söz vereceğim.
İlk söz Sayın Düşünmez...
Buyurun.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Halep'te yaşananların adı doğru ve açık biçimde konulmalıdır. Sivillerin hedef alınması, mahallelerin kuşatılması, kadın bedenleri üzerinden yürütülen aşağılayıcı pratikler tesadüfi bir savaş tablosu üretmemiştir. Bu süreç, Kürt halkına yönelmiş sistematik bir yok etme siyaseti olarak okunmalıdır. Tarihsel ve hukuki karşılığı bulunan bu tablo Kürt soykırımı tartışmasını zorunlu kılmaktadır. Kadınlara yönelik işkence görüntüleri bu saldırıların ideolojik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kadın bedeni üzerinden verilen bu mesaj, bir halkı aşağılamayı, korkutmayı ve teslim almayı amaçlayan erkek egemen savaş aklının ürünüdür; bu, açık bir insanlık suçudur. Sivillere yönelik işkence, aşağılayıcı muamele, hastanelerin ve sağlık emekçilerinin hedef alınması uluslararası hukukun açıkça ihlalidir. Cenevre Sözleşmesi'nin ortak 3'üncü maddesi çok nettir: Silahlı çatışmalarda sivillere, yaralılara ve çatışmaya katılmayanlara yönelik her türlü şiddet, işkence ve onur kırıcı muamele kesin biçimde yasak.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sizlerle yurttaşlarımızdan gelen yoğun bir şikâyeti paylaşmak istiyorum. Yurttaşlarımızın ödediği doğal gaz faturaları geçen yıla göre 2'ye katlanmış bir durumda, asgari ücretle ve emekli aylığıyla geçinen aileler başta olmak üzere, ısınmak artık lüks bir hâle gelmiş, başta temel ihtiyaç olmaktan çıkmış, kış aylarında evini, ailesini yeterince ısıtamayan, faturalarını ödeyemeyen yurttaşlarımız kombilerini kapatmak durumunda, artan yaşam maliyeti karşısında gelirler yerinde sayıyor, enerji maliyetleri hızla artıyor. Sosyal devlet anlayışı gereği yurttaşlarımızın ısınmaya ve enerjiye erişiminin herkes için sürdürülebilir ve adil hâle getirilmesi şarttır, bu konuda acil ve kalıcı adımlar atılmalıdır.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Gül...
MERVAN GÜL (Siirt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ilısu Barajı'mız ülkemizin enerji bağımsızlığına, sulama ve kalkınmaya büyük katkı sağlayan dev bir eserdir ancak barajın su tutmasıyla birlikte Botan Çayı üzerindeki eski köprüler ve yollar sular altında kalmış, özellikle Billoris, Mışar ve çevresindeki 30'a yakın köyün ulaşımı yaklaşık 30 kilometre uzamıştır. Bu durum, sağlık, eğitim, tarım ve günlük hayatımızı doğrudan etkilemektedir. Billoris köprü projesi 2006 yatırım programına teklif edilecek. Maliyeti yüksek olan klasik bir köprü projesi yerine daha ekonomik, daha hızlı uygulanabilir ve modern çözümler değerlendirilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Tarım Orman Bakanlığımız nezdinde projenin hayata geçirilmesi için görüşmelerimiz devam ediyor.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Özcan...
MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İran'da yaşananlar ekonomik gerçeklerle izah edilebilecek bir sokak hareketi değildir. Mesele, riyalin değeri değildir; mesele, bölgenin yeniden dizayn edilmesi ve istikrarsızlığın yayılmasıdır. Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde olayların sadece görünen yüzüne değil arkasındaki karanlık planlara da bakabilen bir devlet hakkına sahiptir. İran'ın huzursuzluğu doğrudan Türkiye'nin güvenliğini, sınırlarını ve bölgesel güvenliği tehdit eder. Orta Doğu'da etnik ve mezhebî fay hatlarını kaşıyan emperyalist senaryolar tanıdıktır. Dün Gezi Parkı üzerinden Türkiye'ye dayatılmak istenenler bugün İran'da sahnelenmek istenmektedir; aynı akıl, aynı yöntem, aynı hedef. Bu nedenle, bugün, en büyük gücümüz içeride birliktir. Terörden arındırılmış, iç cephesini sağlam tutan terörsüz Türkiye, Türkiye Yüzyılı'nın en güçlü teminatıdır. Türkiye bölgesel barıştan ve istikrardan yanadır. Yerel halkın sağduyusuna güveniyoruz diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Özer...
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - CHP siyasette sınır tanımıyor. Bizler CHP'nin algı ve popülizm siyasetini biliyorduk ama Sayın CHP Genel Başkanının geçtiğimiz günlerde "Tayyip Bey dua ediyor: 'Yağmur yağmasın, Ankara susuz kalsın, İstanbul susuz kalsın.'" dedikten sonra kendi söylediğine kendi inanarak "'Yağmur yağmasın.' diye dua eden AK PARTİ'dir, yazıklar olsun." diyerek bizleri suçlaması tam bir fecaat. Yine de CHP'yi tebrik ediyorum, dünya siyaset literatürüne "niyet okuma" terimini kazandırdınız. Korkum o ki olmayanı varmış gibi anlatma ve niyet okuma hâli bundan sonra bulaşıcı olabilir. CHP'liler de bu yöntemle bizim olmayan düşünceleri bize aitmiş gibi söyler, hatta daha ileriye giderek suç duyurusunda bulunurlarsa vay hâlimize. Allah size feraset, bizlere de sabır versin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehrim Burdur'da içme suyu barajı ne yazık ki yok, hâlâ sondajlarla su çıkarılmaya çalışılıyor. En büyük ilçe Merkez'den sonra Bucak ilçesi de keza aynı. Açıyoruz, bakıyoruz, 2026 bütçesinde Burdur'umuza içme suyu barajı kazandırılacak mı diye ama ne yazık ki göremiyoruz. Tabii, 2027 yılında bir proje hayata geçireceklerini söylüyorlar, DSİ'de biz de gittik, gördük projeyi ama biraz ütopik geliyor çünkü DSİ'nin yaptığı projenin parasını belediye ödeyecek. 80 kilometre öteden Burdur'un merkezine su getirmek çok akıl kârı değil. Burdur'un merkezinde ve biraz daha yüksek bölgelerde bir içme suyu barajının yapılması daha mantıklı olacaktır diye düşünüyor, bütün Burdurlu hemşehrilerimize Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Fırat...
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, Halep'te yanan ateş yalnızca bir şehrin sokaklarını değil bizim tarihsel belleğimizi, ortak acılarımızı sorunumuzla yakmaktadır. Biz, Aleviler ve Kürtler zulmü uzakta izleyen halklar değiliz. Zulüm kapımıza gelmeden tanırız; adını Kerbela'da öğrendik, Dersim'de bedenimizde taşıdık, Halepçe'de nefesimizde boğulduk, bugün de Halep'te yeniden yüzleşiyoruz. Bu yüzden, Halep'te yaşananlar bizim için yalnızca bir dış politika başlığı değildir. Bu, doğrudan doğruya bir vicdan meselesidir. Bugün, Halep'te çocuklar açsa, anneler yalnızsa, insanlar korku içinde yaşamaya çalışıyorsa bu tablo uzaktan "Coğrafyanın sorunu." diye geçiştirilemez çünkü bir yerde çocuklar açken başka bir yerde adalet kurulamaz. Bir yerde kadınlar sahipsiz bırakılırken başka bir yerde barıştan söz edilemez. Bir yerde insanlar inancı, kimliği, mezhebi nedeniyle hedef alınıyorsa hiçbir toplum kendini güvende sayamaz. Bizim tarihimiz de bize şunu öğretmiştir: Zulüm bölünmez, sessizlik de masum değildir.
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın milletvekilleri, İşsizlik Fonu belli ki patron fonu oldu. Hani işçinin alın terinden kesilen para? İşte o artık işçiyi koruyan bir fon değil işçiyi silkeleme fonu oldu. 2025'te işsiz kalan her 2 kişiden 1'i Fon'dan tek kuruş alamadı. On bir ayda 1 milyon 657 bin kişi başvurdu, yalnızca 861 bini... Yüzde 52'si İŞKUR'dan eli boş döndü. İşsize ödenen para 80 milyar, patronlara "teşvik" "destek" "kıyak" adları altında ödenen 97 milyar. Bu, vicdansızlıktır, adaletsizliktir. Bu düzen, işsize "Sabret." deyip patrona "Al, bir çuval para." diyen düzendir. Bu Fon işçinin fonudur, patronun arka bahçesi değildir. İşsiz kalan insana sadaka değil hakkını verin.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Uçar...
ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Halep ve Dayr Hafir'de Kürt halkına dönük saldırıların hedefi, Kürt katliamı ve Kürt halkının statüsüz bırakılmasıdır. HTŞ çeteleri eliyle yaptırılan katliam saldırılarına karşı Kürt halkı günlerdir ulusal talepler ile eşitlik ve özgürlük için alanda. Van'dan İzmir'e, Amed'den İstanbul'a, İlam'dan Hevler ve Süleymaniye'ye kadar bütün Kürt halkı ve demokratik kamuoyu bu saldırıları protesto ediyor. En meşru talepleri içeren bu eylemlere karşı günlerdir polis saldırıları yapılıyor. Cizre'de, Rıha'da, Amed, Batman, Koser, Mardin ve İstanbul'da yapılan saldırılar bir an önce durdurulmalı, gözaltı ve tutuklamalara son verilmelidir.
Rojava'yı sahiplenmek onurdur, Rojava'da direnen ve Rojava için direnen bütün halkımıza selam olsun.
BAŞKAN - Sayın Öcalan...
ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de, o mahallelerde 6 Ocaktan şimdiye kadar katliam devam ediyor, yüzlerce insan yaşamını yitirdi, katledildi, yüzlerce insan kayıp. İki mahallenin giriş ve çıkışları şu an kapalıdır. Bakınız, çok tehlikeli oyunlar oynanıyor, vekil güçler devreye sokulmuştur, bu vekil güçler çok tehlikelidir. HTŞ ve DAEŞ olarak tabir edilen bu güçler Halep'te bir Kürt soykırımı gerçekleştirmek istiyorlar. Bakınız, Kürtler öfkelidir, gelişen bir Kürt bilinci vardır, artık dört tarafta Kürtler birlikte yürüyor. Bu ateşe benzinle gitmeyi artık Hükûmet yetkilileri bırakmalıdır, bunun herkese zararı vardır. Şu an Halep yanıyor, önümüzdeki günlerde nerenin yanacağı da çok belli değildir. Bu tehlikeli oyunlar bir an önce durdurulmalıdır, büyük Kürt ve Türk barışını da bu ülke de inşa etmelidir.
Saygılar.
BAŞKAN - Sayın Bilici...
BİLAL BİLİCİ (Adana) - Tüm emekli büyüklerimin ellerinden öpüyorum.
En düşük emekli maaşını 20 bin liraya getirmek kısacası emekliyle alay etmektir. 18.939 liradan yapılan bin liralık artış 20 euroya bile zar zor tekabül etmekte, kısacası sadaka gibi bir tutardır. Bu komik rakamla emekliler kirasını mı ödesin, mutfak ihtiyaçlarını mı karşılasın, elektrik, su, doğal gaz faturasını mı ödesin, torunlarına harçlık mı versin? Bunu soruyorum. 20 bin lira bugün, kısacası sefalettir. Bu anlayış emeklilerimizi açlığa ve yokluğa mahkûm eden bir zihniyettir; bunu kabul etmiyoruz, nöbetimiz devam edecek. Zaten bu rakam açlık sınırı ve asgari ücretin de çok çok altındadır.
BAŞKAN - Sayın Ayan...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Halep'te Şam'a bağlı gruplar tarafından katledilen ve bedeni bir binadan atılan Kürt kadın direnişçiyi ve onurlu mücadelesini, direniş mirasını saygıyla selamlıyorum.
Savaşlarda kadın bedenini hedef alan, Kürtlere yönelik soykırım girişinde bulunanları, IŞİD zihniyetiyle sivillere karşı insanlık suçu işleyenleri özgürlük ve onur mücadelesi mutlaka ve mutlaka yenecektir. Bu barbarlığı gerçekleştirenler ve onlara doğrudan ya da dolaylı destek verenler insanlığın yüz karasıdır. Halep'te canlarını, bedenlerini ve mahallelerini savunan direnişçilerin yanındayız. Halep'te Kürtlere karşı işlenen savaş suçları ve soykırım girişimleri derhâl durdurulmalıdır. [1] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
AKP dönemi çiftçinin felaketler çağına dönüştü. Kuraklık, zirai don, hastalıklar yetmezmiş gibi AKP hükûmetinin uyguladığı yanlış ekonomi politikaları sorunları iyice derinleştirdi. İşte size başımıza gelenler kadar felaket bir örnek: Ziraat Bankası SSK prim borcu, vadesi geçmiş vergi borcu olan çiftçilerimize kredi vermiyor. Tarımsal üretim tarihin en dip seviyesine indi. Çiftçi bırakın krediyi borç ertelemeyi beklerken "Borç varsa kredi yok." demek üretime, toprağa, çiftçiye ihanettir. Çiftçimiz kara kara düşünüyor, "Ektiğimizi biçemiyoruz, mazot, gübre fiyatlarına yetişemiyoruz." diyor, kamu bankaları ise "Beni ilgilendirmez." diyor. "İnsaf, insaf, insaf!" diyorlar.
Buradan ilgili kurumlara çağrıda bulunuyorum: Kredilere erişimi kolaylaştırın, AKP'nin perişan ettiği çiftçimize bir darbe de siz vurmayın.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
AYKUT KAYA (Antalya) - Bu yıl itibarıyla emlakçı ve galericilerden nüfusu 30 binin üzerindeki yerlerde 40 bin TL, altındaki yerlerde 20 bin TL yıllık yetki belgesi harcı alınmaya başlanmıştır. Bu uygulama sektörde çok kazanan ile az kazananı aynı kefeye koyan hakkaniyetsiz bir düzenlemedir. Bu karar yaklaşık 200 bin yetki belgeli galerici ve emlak işletmesini etkilemektedir.
Bu maliyetler küçük işletmeleri sistem dışına itecek, sektöre yeni girişleri zorlaştıracak, kayıt dışılığı ve haksız rekabeti arttıracaktır. Sosyal medya yasaklarıyla sarı sayfalara mahkûm ettiğiniz emlakçı ve galerici esnafımıza şimdi getirdiğiniz bu harçla bir darbe daha vuruyorsunuz. İşini yasal yapan, vergisini ödeyen esnafı cezalandırmak yerine kayıt dışıyla mücadele edin. Bu nedenle, bu düzenleme iptal edilmeli ya da acilen revize edilmeli, yetki belgeli emlak danışmanları kapsam dışına çıkarılmalı ve yetki belgesi harçları tek seferlik hakkaniyetli bir modele bağlanmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Aygun...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkürler.
Emekliyi açlığa sürüklediniz. Cumhuriyet Halk Partisi emeklinin sesi olmaya devam edecek.
Cumhuriyet Halk Partili Vekiller olarak sırasıyla Genel Kurulda nöbet tutuyoruz, siz ise millete sırtınızı döndünüz, Genel Kurula bile gelmiyorsunuz; toplantı yeter sayısı bulunamıyor. Ama biz emekliyi anlatmaya devam edeceğiz. Emekliye açlık sınırının altında maaş veriyorsunuz ya, bu gaddarlık sizi de götürecek.
Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinden proje çalıyorsunuz, artık üretemiyor, projelerimizi çalıyorsunuz ama aslına da sadık olamazsınız. Biz sadaka değil, gerçek maaşlar vereceğiz. İlk kez partimizin gündeme getirdiği ve seçim vaadi olan vatandaşlık maaşını kopyalayıp pilot illerde uygulayacakmışsınız; yandaş medyada sayfa sayfa müjdeleniyor. Haziran ayında uygulanacakmış, güya düşük maaş alan emeklileri, sosyal güvencesi olmayan yaşlıları Geri Ödeme Sistemine dâhil edip ek para vereceklermiş. Emekliyi açlığa mahkûm eden bu zihniyetin vatandaşlık ücretinde de cebinde akreple dolaşacağı ortada. Vatandaşımız diyor ki: Havada bulut, ey AK PARTİ seçimde bizi unut!
BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çalışma Bakanlığı iş güvenliği müfettişlerinin Türkiye Taş Kömürü Kurumu Karadon, Üzülmez ve Kozlu müesseselerinde yaptıkları inceleme sonucu hazırladıkları rapor uygulamaya geçti ve bugün üretim durdu. Sayıştay raporlarında yıllardır açıkça yer alan bu eksiklikler neden bugüne kadar giderilmedi? TTK'ye bağlı müesseselerde işçi sağlığını, can güvenliğini ve üretim sürekliliğini ilgilendiren sorunlar ilk kez ortaya çıkmadı. Bu eksiklikler Sayıştay raporlarında, denetimlerde ve Meclise taşınan soru önergelerinde defaten gündeme getirildi. Uyarılara rağmen neden zamanında önlem alınmadı? Kamuoyunun aklındaki haklı soru şudur: Bu gecikmenin bedelini işçiler mi, Zonguldak mı ödeyecek yoksa bu süreç TTK'yi adım adım işlevsizleştirmenin ve özelleştirmenin altyapısı mıdır? Şunu hep söylüyoruz: İşçi sağlığı pazarlık konusu yapılamaz, denetim raporları rafta bekletilemez, Zonguldak'ın emeği, üretimi görmezden gelinemez. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bozan...
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Elimdeki şu fotoğraflara iktidar vekilleri iyi baksın. Bu fotoğraf Gazze'de çekildi, İsrail'in Gazze'de bombaladığı bir cami. Gazze'de bu fotoğraf yaşatılırken bu Mecliste vicdan yarışı vardı, bu Mecliste inanç yarısı vardı, insanlık yarışı vardı. Bu fotoğraflar ise Halep'ten, bu fotoğraflar Halep'te çekildi. IŞİD artığı HTŞ ve SMO çeteleri tarafından bombalanan caminin ve hastanenin fotoğrafı. Bombalanan, öldürülen Kürtler olunca maalesef sizler için caminin de kıymetiharbiyesi kalmadı. Kürt öldürüldü mü vicdan da kuruyor, insanlık da kuruyor, inanç da kuruyor. Üstelik, Halep'te bu fotoğraf yaşatılırken, bu ülkenin Millî Savunma Bakanlığından Halep katliamına destek çağrısı yapıldı. Halep'te Kürt katliamına destek verenleri, destek çağrısı yapanları unutmayacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ BOZAN (Mersin) - Hem bu muazzam direnişi hem büyük sessizliği unutanın kalbi kurusun!
BAŞKAN - Sayın Yıldırım...
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkürler Başkanım.
Bir zamanlar CHP'liler "Mansur Yavaş denilince akan sular durur." demişlerdi de gerçekten inanmamıştık. Şimdi ise tamamen öyle oldu, Mansur Yavaş Ankara'nın akan sularını durdurdu. Bundan otuz yıl önce Cumhurbaşkanımız CHP'den İstanbul Belediyesini aldığında İstanbul susuz, çöp, çamur, çukur içerisindeydi. İstanbul'da yağmur duaları yapılmıştı, dönemin CHP'lileri o zaman yağmur duasıyla alay etmişlerdi "Tayyip'in işi Allah'a kaldı." diye. Şimdi ise, CHP Genel Başkanı Sayın Özel "Ankara susuz kalsın diye Cumhurbaşkanı dua ediyor." diyerek başka bir alay konusu oluyor. Bir kere dua susuz kalsın diye yapılmaz, yağmur yağsın diye yapılır, yağmasın diye beddua edilir; beddua da bizim işimiz değil, sizin işinizdir diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Çan...
MURAT ÇAN (Samsun) - AKP iktidarı yıllardır emekliyi yok sayıyor, görmezden geliyor, sefalet koşullarına mahkûm ediyor. Bugün milyonlarca emekli, ömrünü bu ülkeye vermiş yurttaşlarımız pazarda filesinin yarısını bile dolduramıyor, faturasını ödeyemiyor, ilacını alamıyor. Bu bir ekonomik tercih değil, açık bir siyasi tercihtir, emekliyi açlığa mahkûm etme inadıdır. Biz, bu Meclis nöbetini bir gösteri olsun diye değil, bir vicdan çağrısı olsun diye tutuyoruz. En düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılana kadar buradayız. Emeklinin hakkını lütuf gibi sunan bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz. Ölüm aylığı ve malul maaşları insanca yaşamak için yeterli olana kadar mücadele edeceğiz. Emekliyi sadakaya muhtaç eden düzene karşı haklarını elde edene kadar direnişimizden bir adım geri atmayacağız. Bu adaletsizliği kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Koca...
PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Halep'te Kürt halkına yönelik soykırım tehdidi devam ediyor. Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de savaş hukuku bile isteye hiçe sayılarak Kürt siviller katledildi. Katliamı yapanlar, kollarındaki IŞİD armasını bile kaldırma gereği duymadan, zamanında IŞİD'in yapamadığını yapmak için bugün IŞİD artığı cihatçı HTŞ güçleri gömleğiyle harekete geçti. Halep'te tıpkı Kobani'de yaptıkları gibi bir kuşatma yapan Kürt düşmanı koalisyona Kobani direnişini, Rojava devrimini hatırlatalım. Kürt halkı direnmeyi yeni öğrenmedi ve her savaştan güçlenerek çıktı. Suriye'de Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları katletmeye çalışan tekçi, inkârcı, imhacı, katliamcı zihniyet yine, yeniden kaybedecek; halkların ortak mücadelesi ve halkların kader birliği kazanacak, Rojova kazanacak, tüm halklar kazanacak.
BAŞKAN - Sayın Konukçu...
KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
15 yaşındaki Muhammed Kendirci MESEM kapsamında çalıştığı atölyede 14 Kasım 2025 tarihinde işkenceye maruz kalmasının ardından 19 Kasımda hayatını kaybetti. Gözaltına alınan işkence faili hemen serbest bırakıldı, sonra kamuoyu tepkisi büyüyünce kaçarken yakalandı. Atölye sahibi işkence gerçeğini gizlemek istedi. Muhammed'in ailesine dosyada gizlilik kararı gerekçe gösterilerek soruşturma hakkında bilgi verilmedi. Okul idaresinin sorumluluğu yok sayıldı. En önemlisi de MESEM'lerde zorla işçileştirilen çocukların katliamında birinci dereceden fail olan iktidarın ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in sorumluluğu örtbas edilmeye çalışıldı. Çocukların devlet eliyle patronlara köle olarak sunulmasını asla kabul etmiyoruz. MESEM'lerde katledilen her çocuktan iktidar sorumludur. Yusuf Tekin derhâl affını istemelidir. MESEM'ler derhâl kapatılmalı ve katledilen çocukların hesabı sorulmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Halıcı...
HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Isparta Sütçüler ilçesi Çandır köyü, Gümü köyü Bel Ovası hattında 2021 yılında büyük bir orman yangını yaşanmıştı. Bu yangından sonra kalan orman dokusunun ve coğrafyanın ise vahşi madencilik faaliyetleri sebebiyle tahrip edildiğini görüyoruz. Bu bölgede yeni bir ÇED başvurusu yapılmıştır. Resmî dosyalara yansıyan verilere göre, 4.722 adet asırlık ağacın kesilmesi öngörülmektedir. Ayrıca, ruhsat bölgesinin çevresinde pasa dökülmeye başlandığı görülmektedir. Daha önce Mandallar Mahallesi'nde pasa olarak dökülen molozlar evlerin duvarlarına yaslandığı için mahalle boşaltılmak zorunda kalmıştı. Bu bölge izinli ise neden ÇED alınmaktadır, izinsiz ise ilgili kurumlar neden idari yaptırım uygulamaktadırlar? Meseleyi sadece yatırım tartışmalarına indirgeyenler bu doğa katliamının başsorumlularıdır.
BAŞKAN - Sayın Bülbül...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Türkiye'de geniş tanımlı işsiz 12 milyonu aşmış durumda. İşsiz sayısı AB'nin toplam işsiz sayısına eşit. İşsizlik Fonu işsiz için değil, işveren için kullanılıyor. İş arama umudunu yitiren yurttaş yok sayılıyor. 2025'in 11'inci ayında 1 milyon 657 bin 568 kişi işsizlik maaşına başvurdu. Başvuranların yüzde 52'si İŞKUR'dan tek kuruş ödeme alamadı. Çalışmak isteyenler işsizliğe, çalışanlar düşük ücrete mahkûm edildi. Emekliler ise açlık sınırının altında maaşlarla hayatta kalmaya zorlanıyor. 1.062 TL'lik zamla 69,5 milyar liralık emekli maaşı maliyetinden şikâyet eden "Her şeyi de devletten beklemeyin." diyen iktidar, prim ödeyerek bu ülkeye hizmet etmiş insanlara 20 bin lirayla susmalarını dayatıyor. Emekli, işsiz, asgari ücretli susmayacak. Sosyal devlet çökmüştür. Düşük ücret, işsizlik, kredi kartına mahkûmiyet ve yoksulluk büyümektedir.
Vatandaş hakkını alana kadar Cumhuriyet Halk Partisi olarak mücadele edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Genç...
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim bölgem Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde geçen yıl yaşanan kuraklık sonrası il ve ilçe tarım müdürlükleri hasar tespitlerini yapmış, dosyalar hazırlanmış, Tarım Bakanlığı süreci onaylamıştır. Ancak bugün gelinen noktada bu destek için gerekli ödenek 2026 yılı bütçesine ne yazık ki konulmamıştır. Yani "Çiftçiye destek verilecek." deniyor, zarar kabul ediliyor ama bütçede karşılığı yok. Pınarbaşı'nda üretici borçla ayakta duruyor, tarlasını ekip ekmemeyi düşünüyor. Bu destek bir lütuf değil, devletin sorumluluğudur.
Çağrımız açıktır: Kuraklık desteği ek bütçeyle derhâl 2026 bütçesine dâhil edilmelidir. Aksi hâlde üretici üretimden kopacak, bunun bedelini de bu ülke ödeyecektir. Üretim yoksa ne yazık ki gelecek yoktur.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kış...
GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, Akbelen Katlı Kavşağı... Mersinlilerin sekiz yıldır beklediği, trafiğiyle ve kazalarıyla kentin sırtına yük olmuş bir kavşaktan bahsediyorum. Bu konuyu bütçe görüşmelerinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanına sordum. Bakan verdiği cevapta diyor ki: "2026 yılında tamamlanması planlanmaktadır." Bakın, ilk kez tarih verildi, bunu çok önemsiyoruz ama şu gerçeği de kayda geçirelim: Mersin Büyükşehir Belediyemiz benzer imalatlarını seksen yedi gün gibi kısa sürede tamamlarken burada ise 2017'de başlayan, sekiz yıldır tek çivi çakılmayan bir işten söz ediyoruz. İktidarın Mersin milletvekilleri de burada, bizler buradayız, bu süreci adım adım takip edeceğiz. Akbelen Katlı Kavşağı Mersin için bir lütuf değil, gecikmiş bir haktır.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Başevirgen...
BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
En düşük emekli maaşının insan onuruna yaraşır bir seviyeye yükseltilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda başlattığımız nöbetin 6'ncı günündeyiz. Açlık sınırının 30 bin lirayı, yoksulluk sınırının 98 bin lirayı aştığı bir ortamda emeklilerimize verilen yoksulluk ve sefalet ücretini kabul etmiyoruz. İktidarın "müjde" diye duyurduğu bin lira emekliye verilmiş bir sadakadır. En düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine çıkarılmalı, diğer emekli maaşları da aynı oranda artırılmalıdır. Mücadelemiz bunun için. Emeklilerimizin maaşı asgari ücret seviyesine yükseltilene kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu terk etmeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, emekliyi açlığa ve sefalete mahkûm eden anlayışa karşı Meclisteki nöbetimizi sürdüreceğiz, mücadeleyi bırakmayacak, 16 milyon emeklimizin hakkını bu iktidardan alacağız.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bugün, burada, bir sözün tutulmamasını değil, bir ilçenin yok sayılmasını duyurmak istiyorum. Enerji Bakanı 6 Şubat 2025'te çıktı, dedi ki: "Karahallı'ya bu yıl doğal gaz gelecek." 2025 bitip 2026'ya geldik, soğuklar arttı, faturalar şişti ancak doğal gazla ilgili herhangi bir açıklama yok. 2022'de dönemin AKP milletvekillerinden birisi de seçim vaadi olarak "Uşak'ın tüm ilçelerine doğal gaz gelecek." dedi. Buradan soruyorum: Önceliklerinizi neye göre belirliyorsunuz? Karahallı'ya doğal gaz ne zaman gelecek? Yaşanan gecikmelerin sebebi nedir? Clandras Köprüsü, Pepouza Antik Kenti ve birçok doğal güzelliği olan, ek olarak Karahallı ciğeri gibi komşu şehirlerden ziyaretçi alan bir yemeğe sahip Karahallı, hak ettiği yatırımları almalıdır. Uşak'ta merkez ve tüm ilçeler seçim öncesi verilen sözlerin tutulmasını, kendi vergilerinin şehrine dönmesini istiyor.
Karahallılar hakkını alacak!
BAŞKAN - Sayın Alp...
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, son Valiler Kararnamesi'yle merkeze çekilen Iğdır Valisi Ercan Turan'ın silah taşıma ruhsatı verme yetkisini suistimal ettiği, Iğdır'da ikamet etmeyen şahıslara bile Vali Konağı'nı ikametgâh göstererek ruhsat verdiği hususu maalesef kamuoyuna yansımıştır. İçişleri Bakanından bu konudaki önergelerimize cevap vermesini ve Meclisi aydınlatmasını talep ediyoruz. Bu Vali şimdi Iğdır'dan ayrılmadan, Ermenistan Sınır Kapısı'na yaklaşık 200 milyon lira bedelle duvar yapılması işini paravan bir şirkete davetiye usulüyle vermek suretiyle kotarmaya çalışmaktadır. Daha önce de Ağrı Dağı güvenlik yolu ihalesini aynı yöntemle yaptırmıştır. Buna engel olabilmek için Iğdır Valisi Ercan Turan'ın derhâl işten el çektirilmesi için gereğinin ifasını İçişleri Bakanından talep ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Ceylan...
ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, vatandaş çocuğuyla markete girmeye korkuyor, manav reyonundan bir şey istemesin diye elini sımsıkı tutarak geçiyor. Bereketli topraklara sahip Türkiye'de insanlar meyveye, sebzeye bakarken kuyumcuya bakar gibi iç çekiyor. Asgari ücretli, emekli, memur için bu bir yoksulluk düzenidir. İktidarın tarım politikaları hem vatandaşı hem çiftçiyi çökertti. Çiftçi gübreye ulaşamıyor, traktörün deposu 4.500 liraya doluyor, elektrik borcundan tarlasını sulayamıyor, banka borcu 1 trilyonu aşmış durumda, üstelik SGK ve vergi borcu olanlara kredi de verilmiyor. Destekler göstermelik, geç ödeniyor, enflasyonla eriyor. TMO çiftçiyi tüccara teslim ediyor. Bu politikaların sonucu nettir: Üretim bitiyor, ülke de gıdada dışa bağımlı hâle geliyor. Büyük Atatürk'ün "milletin efendisi" dediği köylü, tefecilerin kölesi oluyor. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kaya...
ASU KAYA (Osmaniye) - Sayın Başkan, teşekkür ederim
Öyle bir Türkiye ki, bir yanda lütfedip 20 bin lira yaptığınız emekli maaşıyla hayatta kalmaya çalışan milyonlar, bir yanda israfın, şatafatın, sınırsız harcamanın iktidarı olan siz, bir yanda pazarda filesini dolduramayan, ilacını alamayan, evini ısıtamayan emekliler. Emeklinin maaşı neden kiraya, faturaya, ekmeğe yetmiyor? Çünkü siz emekliyi değil yandaşı korudunuz, çünkü halkın bütçesini maalesef saray için kullandınız.
Türkiye'nin dört bir yanından Genel Kurul nöbetimize destek veren, bizimle birlikte nöbet tutan başta şehrim Osmaniye DİSK EMEKLİ-SEN üyeleri olmak üzere tüm emeklilerimizi saygıyla selamlıyorum. Siz bu ülkenin yükü değil onurusunuz; size söz, bu millete yük olan zulüm iktidarını ilk sandıkta hep birlikte sırtımızdan atacağız.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, şimdi Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.
Sisteme giren diğer sayın milletvekillerine Grup Başkan Vekillerinden sonra söz vermeye devam edeceğim.
Sayın Özdağ, buyurun, sizinle başlayalım.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimizde ne var? Biliyorsunuz zamlar var memurlara, emekli memurlara, aynı zamanda da en düşük emekli maaşı alanlara, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine bu yıl bir zam oranı teklif etti Hükûmet, TÜİK'in rakamlarına göre teklif etti. TÜİK rakamları doğru rakamlar değil, İTO'nun rakamları da var, ENAG'ın rakamları da var. TÜİK'in rakamlarını bir sağlamaya tabi tutmamız lazım, hani matematikte bir sağlama var ya ama bu sağlamayı tutabilmemiz için TÜİK'in mutlaka enflasyon sepetini açıklaması lazım. Enflasyon sepetini açıklamayan bir TÜİK'in rakamları âdeta bütün memurların, emeklilerin veya SSK'lilerin, BAĞ-KUR'luların bütün maaş zamlarına çok ciddi şekilde -tırnak içinde söylüyorum- modern bir gasptır, başka bir şey değildir. O nedenle ne yapılmalıdır? Hükûmet ne yapmıştır? Önce en düşük emekli maaşı 16.881 liraydı biliyorsunuz, Hükûmet teklifinde "Yüzde 18,48'le 20 bin liraya çıkartalım." diyor ama ben diyorum ki: Peki, SSK'ye bağlı ve BAĞ-KUR'dan emekliye ayrılanlar, SSK'den emekliye ayrılanlar niye 12,19 zam alsınlar ki onların zamlı maaşlarına da yüzde 18,48'lik bir zam yapılmalıdır. Hatta en düşük emekli maaşı 28.075 lira, asgari ücret rakamı olmalı ve ardından da buradan bu emekli maaşları üzerinden yapılan zam yani en düşük emekli maaşına yapılan zam oranında da SSK'liler, BAĞ-KUR'lulara zam yapılmalı.
Peki, emekli memurlara ve emeklilerle beraber normal memurlara yapılacak zam ne kadardı? O da yüzde 18,60'tı. Bu da doğru bir zam değil çünkü TÜİK yine aynı şekilde burada yanıltıcı bilgi vermektedir. Hükûmetin işine gelmektedir. Millete daha çok para vermesi gerekirken, enflasyona ezdirmemesi gerekirken bunu yapmamaktadır. Onlara da seyyanen zam yapılmalıdır. Seyyanen zam da 10 bin liradan aşağı olmamalıdır. Hükûmeti bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Bunu verebilirler mi? Verebilirler, böyle bir imkânları var.
Diğer bir konuya gelince değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri İran'daki olayları istismar etmek istemektedir. Peki, İran'ı yönetenlere, daha doğrusu İslam ülkelerini, Arap ülkelerini veya Türki Cumhuriyetleri, kalkınmakta olan ülkeleri yönetenlere de bir sözümüz var buradan: Siz, kendi hukuk sisteminize, kendi anayasanıza göre hareket edeceksiniz; yetmez, evrensel hukuk kurallarına ve evrensel ahlak kurallarına göre hareket edeceksiniz. Yani ülkenizde yönetiminizi şeffaf yapacaksınız, denetlenebilir bir ülke hâline getireceksiniz ki egemen güçler sizin imkânlarınızı, yer altı ve yer üstü imkânlarınızı istismar edemesinler, gelip buralarda ameliyat yapamasınlar, gelip buralarda darbe yapamasınlar, gelip burada vekâlet savaşları yaptırmasınlar çeşitli terör örgütlerine veyahut da satın aldıkları kişilerle beraber de o ülkenin istikrarına darbe vuramasınlar. Bunu yapsınlar ama burada buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri'nin yapmak istediği şey, Venezuela'da, Rusya'da ve İran'da Çin'i kuşatmaktır -bununla ilgili bugün Parlamentoda bir konuşma yapacağım, inşallah bir maddede yapacağım- Çin'i kuşatarak tek kutuplu dünyaya devam etmek istiyor. Bu noktada İran'da da bir reforma ihtiyaç vardır. İranlı yetkililer, reformlarını ve devrimlerini doğru yapmalıdırlar, halkın taleplerini doğru bir şekilde dile getirmeli ve oradaki rüşvetlere, oradaki iltimaslara, irtikâplara da yer vermemelidirler.
Diğer bir konuya gelince, değerli milletvekilleri, Rauf Denktaş'ın vefatının 14'üncü yıl dönümü. Kıbrıs, biliyorsunuz, Piyale Paşa'dan itibaren bizlere emanet edilmişti. Daha sonra, Osmanlı'nın son döneminde Kıbrıs, İngilizlere verilmiş ve İngilizlere verildikten sonra da 1960'lı yıllara kadar burada Türkler ile Rumlar beraber yaşamaktaydılar. Ardından, buradaki Rumların taşkınlıkları sonucunda birkaç defa Türkiye müdahale etmek istedi. Bir yandan orada Kıbrıs mücahitleri Türk Mukavemet Teşkilatını örgütledi, bir yandan da orada liderler oluştu; Fazıl Küçük bir lider olarak çıktı, Doktor Fazıl Küçük'le beraber de Rauf Denktaş bir lider olarak çıktı. Daha önce Demirel bir operasyon yapmak istedi fakat Türkiye'nin imkânları müsaade etmedi. Konjonktür müsaitti Sayın Ecevit'le Sayın Erbakan'ın müdahaleleri sonucunda 1974 20 Temmuzda Kıbrıs'ta Barış Harekâtı yapıldı. O günden itibaren "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" diye bir devlet kuruldu. O günden bugüne kadar bu devleti tanıtamadık, o nedenle bu devleti tanıtmanın yollarını araştırmamız lazım. Rauf Denktaş'a da dostum olan ve de Annan Planı yürürlüğe girdiği zaman da Türkiye'ye geldiği zaman da iktidar tarafından "Ne işin var senin burada, git Kıbrıs'a, çalışma yap." dediklerinde, o zaman Muhsin Yazıcıoğlu'yla beraber biz karşılıyorduk, biz ağırlıyorduk Rauf Denktaş'ı. Rauf Denktaş'ın haklı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Kendisini rahmetle anıyorum.
Önemli bir konu var arkadaşlar, bu konu basında yer aldı. Bakın, "TÜGVA" diye bir dernek var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bu dernekler kamu yararına çalışıyorlar. Bu TÜGVA'nın il, ilçe temsilcilerinden oluşan 1.400 kişilik bir grubun umre ziyareti kapsamındaki bütün masrafları, otel masrafları ve seyahat masrafları Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılandığı iddia edilmektedir. Şu ana kadar Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Diyanet İşleri Başkanlığından sorumlu Cevdet Yılmaz Bey'in ve Diyanet İşleri Başkanlığının bir açıklaması olmamıştır. Bakın, Diyanet İşleri Başkanlığı kimsenin çiftliği değildir; orası milletin vergileriyle beraber, milletin din ihtiyaçlarını karşılamak için çalışma yapan bir yerdir. Birilerini umreye gönderemezsiniz, birilerini hacca gönderemezsiniz; vatandaş kendi parasıyla gider. O nedenle, bu konuda TÜGVA'nın bir açıklama yapmaya ihtiyacı var, Diyanet İşleri Başkanlığının bir açıklamaya ihtiyacı var ve de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın bir açıklamaya ihtiyacı var ki ben soru önergemi verdim, inşallah bu sefer ipe un sermezler, arabayı yokuşa sürmezler ve de benim sorduğum sorulara net, vazıh bir şekilde, net bir şekilde cevaplar verirler. Doğru mudur, değil midir ve bunların tahsil edilmesi gerekmektedir değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) -
Değerli milletvekilleri, bir pestisit gerçeğimiz var biliyorsunuz. Nedir pestisit? Burada sık sık gündeme getiriyorum yani kullandığımız sebzelerde ve meyvelerde ilaç kullanılıyor. Bu ilaçlarla ilgili yurt dışına gönderilen pestisitli gıdalar ve sebzeler ve meyveler Avrupalılar tarafından geri gönderiliyor arkadaşlar. "Ben bunları insanıma yedirmem, siz fazla ilaç kullanmışsınız." diyor. Peki, Türkiye'ye geldikten sonra ne oluyor? Akıbetleri meçhul. Bununla ilgili olarak da bir kanun teklifi verdim. Bu kanun teklifinde de Türkiye'de nasıl ki gümrüklerden geçerken bütün sebze ve meyveler inceleniyor, insan sağlığına zararlıysa geri gönderiliyorsa, değilse oralarda yeniyor ve içiliyorsa bunlar, kullanılıyorsa Türkiye'deki tüm sebzeler, tarladan çıktıktan sonra tarla dâhil olmak üzere, hallerde mutlaka gerekli alet edevatla ve teknolojinin istediği en üstün teknolojiyle incelenmesi, oradan pazarlara, oradan çok rahat bir şekilde ticaret merkezlerine, alışveriş merkezlerine gelebilmeli ve bunu yapabilmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlayayım Sayın Başkanım.
Ama bunu yapmıyoruz, insanlarımıza zehirli gıdalar yediriyoruz. Elbette ki ilaç kullanacağız ama bu ilaçlar Avrupa Birliğinin istediği noktada olacak fakat fazla ilaç kullanıldığı için de, kimyasallar kullanıldığı için de çocuklarımız kanser oluyor, vatandaşlarımız hastalanıyorlar, alzaymır oluyorlar, çeşitli hastalıklara düçar oluyorlar ve bunların da tedavileri yok. Bu noktada bir kez daha bu kanun teklifini bütün herkesin desteklemesini istiyorum, özellikle de iktidar partisinin bu kanun teklifine bigâne kalmamasını temenni ediyorum.
Diğer bir şey, Kredi Yurtlar Kurumu gerçeği, biliyorsunuz arkadaşlar. Öğrencilerin tabağı küçülüyor. 850 TL olan 2021-2022 yılında Kredi Yurtlar Kurumu bursuyla 243 öğün yemek yiyebiliyordu bir gencimiz, bir öğrencimiz; bugün bursları 4 bin liraya çıkardınız yani 3 bin liradan 4 bin liraya, şimdi bu sayı 76 öğüne düşmüş durumda. Enflasyon rakamlarıyla övünenler öğrencilerin tabağındaki bu dramatik eksilmeyi görmezden geliyorlar. Bu Meclisin görevi gençlerin geleceğini kemer sıkma masallarına kurban etmek değildir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İyi bir yasama günü olsun diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Kavuncu, buyurun.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün rahmetli Rauf Denktaş'ın 14'üncü ölüm yıl dönümü. 13 Ocak 2012 yılında vefat etmişti. Kıbrıs'ta Türklük şuurunun yılmaz savunucusu Rauf Denktaş'ı bir kez daha rahmetle minnetle anıyoruz. Kendisiyle aynı şuur seviyesinde olmayanların, özellikle ömrünün son döneminde kendisini itibarsızlaştırmaya çalıştığı bir -maalesef- dönemi de gördük ancak büyük Türk milletinin gönlünde yaşayacaktır. Vatan sana minnettardır Türk Mukavemet Teşkilatının "Toros"u rahmetli Rauf Denktaş'ı minnetle saygıyla anıyoruz.
Arkadaşlar, öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bunu söylediğimde herhâlde anlayışla karşılayacaksınız, iktidar vatandaşı, toplumu memnun eden, menfaatine olan ne varsa muhakkak oraya elini uzatıyor ve muhakkak müdahale ediyor. Âdeta milletin mutlu olmasından, insanımızın fazla para kazanmasından, tasarruf etmesinden ya da ucuza bir hizmetten ya da maldan faydalanmasından rahatsız olan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Bunları neden söylüyorum? Bakın, sadece son dönemde bu millete yaşattıklarınızı size aktarıyorum yüzleşin diye. Şimdi ucuza cep telefonu alabiliyordu insanlarımız yurt dışından, dediler ki: "Ya, olmaz, ucuza almasınlar." Bir kayıt parası çıkardılar, kayıt parası dışarıda aldığınız telefonun fiyatından çok daha yüksek. Ucuza araç alabilme imkânını zaten bu millete hiçbir zaman vermediniz. Emeklinin daha fazla para kazanabilmesine nedense tahammülünüz kalmadı.
GSM operatörleri sınırları geçtiğimiz an yurt dışında öyle bir fahiş fiyat uyguluyorlar ki gençlerimiz bu faturaların altında ezilmemek için e-SIM uygulamasını kullanmaya kalktılar, onu da kapattınız, dediniz ki: "Olmaz, müsaade etmiyoruz."
Bireysel emeklilikte yüzde 30 devlet katkısı vardı, ona da gözünüzü diktiniz, dediniz ki: "Yüzde 30 vermeyeceğiz, bundan sonra yüzde 20."
Vatandaş yarattığınız ekonomik iklimde kendini güvenceye alabilmek için altına yöneldi. Şimdi, oradan da rahatsız oldunuz, altın alım satımıyla ilgili inanılmaz bariyerler, inanılmaz engeller çıkarmaya başladınız.
Yok, işte, Roblox'u yasakladınız, Booking'i yasakladınız, her işe müdahale ettiniz.
Vatandaşı uyarıyorum, herhangi bir konuda memnun ya da mutlu olduğunuzu sakın ha ifşa etmeyin, ettiğiniz an iktidar gelir, oraya müdahale eder çünkü böyle bir gelenek, böyle bir alışkanlık, huy edinmiş durumdalar.
Emekliler... Emeklilerden herhâlde artık vazgeçti AK PARTİ iktidarı. Yerli ve millî olduğunu iddia eden iktidar, bizim kültürümüzde olan büyüklerimizi ayrı bir yere koymak, onları rahat yaşatmak, onlara saygıda kusur etmemek, onlara değer vermek konusunda maalesef, bu millî değeri âdeta unutmuş, emeklilerimizi gözden çıkarmış "Artık bizim için bir kıymetiniz yok." diyor, benim anladığım bu, bu işin tercümesi de o. Ben çok utandım, sizin adınıza utandım; hafta sonu, cumartesi günü Birleşik Emekliler Sendikasının Kartal'daki verilecek olan zamlarla ilgili protesto toplantısına katıldım; annem ve babam yaşındaki insanlar o soğukta, ellerinde pankartlarla o meydanda ne arıyorlar ya? Niye insanlara bunu reva görüyorsunuz? Niye bu milleti bu duruma düşürüyorsunuz?
Bakın, sizin yarattığınız bu sistem artık iflas etmiştir. Tabii, geçmiş boyutu yok mu bugün geldiğimiz bu noktanın? Elbette geçmişte de yapılmış hatalar var, bunları da bilmemiz, görmemiz lazım. Bütün bu değişiklikler, bütün bu uygulamalar yapılırken de şöyle bir huyu var iktidarın: Milleti birbirine düşürüyor. Mesela, emeklilere az verirken gençleri provoke ediyor "Sırtınızda bunlar yük." diye veya fazla prim ödeyen ile az prim ödeyen emekliyi karşı karşıya getiriyor, bunları birbirine düşman ediyor. Yani her konuda, her alanda çıkardığı kanun, yasa milletin vicdanına sığmayacak oldu mu iki üç grup yaratıp bunları birbiriyle kavga ettiriyor.
Arkadaşlar, 75 yaşında, ısınmak için inşaatlarda çalışan, ısınmak için toplu taşıma araçlarına bindiğini, evde doğal gaz tüketemediği için...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - ...ekonomik olarak altından kalkamadığı için "Ben toplu taşıma araçlarına biniyorum, sabahtan akşama kadar orada en azından sıcakta oturabiliyorum." diyen, hastanelerin acil servislerinde ya da otogarlarda ya da Ankara'nın göbeğinde Ulus'ta ucuz otellerde kalmaya çalışan emeklilerin hâli size bir şey anlatıyor mu, vicdanınızı hiç sızlatıyor mu, bilmiyorum.
Az önce de söyledim, yıllarca yüksek prim verenler ile az prim verenler arasındaki makası kapattınız. Önceden emeklilerin nüfusu bugüne göre daha azdı ama bütçeden veya millî gelirden aldıkları pay daha yüksekti, şimdi emeklilerin nüfusu eskiye göre çok yüksek ama millî gelirden aldıkları pay çok küçük önceki yıllara kıyasla. Yani her anlamda nasıl bunalttığınızı, daralttığınızı gösterir bir manzara var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Bakın, İstanbul turistik bir yer. Ayasofya'ya gidin, Sultanahmet'e gidin ya da Antalya'ya gidin, oradaki turistlerin profillerine bakın; Fransa'da emekli olmuş polis, Almanya'da emekli olmuş işçi, Japonya'da emekli olmuş öğretmen; bunlar gelip Türkiye'de tatil yapabiliyorlar, benim emeklim Ankara'dan Trabzon'a seyahat edecek parayı bulamıyor.
Emekliler ne istiyor? Somut olarak söyleyelim: Yüzde 70 aylık bağlama oranının geri verilmesini, kök maaşın asgari ücretin üzerine çıkmasını, ilaç katkı paylarının alınmamasını ve tüm emekliye eşit oranda, gerçek enflasyonun üzerinde zam yapılmasını. Bu millet kendi annesine, atasına yapılan bu muameleyi asla unutmaz ve muhakkak sandıkta da bunun hesabını soracak.
Bakın, bir başka uygulama, infial yarattı... Tabii, biz her şeyi son anda duyduğumuz, son anda öğrendiğimiz için... "Tek adam" deyince de kızıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Tamamlıyorum.
30 euroluk muafiyet vardı, Cumhurbaşkanının tek bir imzasıyla bu kaldırıldı -bunun detaylarına yarın da gireceğiz- fakat gerekçe olarak da çok komik bir gerekçe gösterildi. Efendim, neymiş? Yerli üretimi korumak için yapılmış! Ya, bu yaptığınız kaçıncı uygulama? Yerli üretim artıyor mu? Artmıyor. Makine teçhizat yatırımları yüzde 1'e düşmüş durumda. Sanayiyi koruyacakmış, arkadaşlar, iktidar aldığı bu kararla sanayiyi koruyacakmış(!) İktidar bırakın sanayiyi, tekstil koruyamadı ya, tekstil bitti Türkiye'de. Şimdi de bu alışverişi yapan insanımızın cebine göz koydunuz; yazıklar olsun diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Neyi bitirmediler ki hepsini bitirdiler! Memleketi kuruttular, su bile yok!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Konya Beyşehir'den muhtarlar grubu locadan Genel Kurulu izlemekteler; kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sayın Akçay, buyurun, sıra sizde.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Güçlü tarihî ve kültürel bağlara sahip olduğumuz komşumuz İran'da, İran para birimi riyalin değer kaybı gerekçe gösterilerek 28 Aralık 2025 tarihinde Tahran'daki tarihî kapalı çarşıda başlatılan ve yayılan protestoları yakından ve ibretle takip ediyoruz. Bu yaşananlar madalyonun sadece görünen yüzüdür, madalyonun diğer yüzünde ise organize istihbarat oyunları, emperyalist provokasyonlar ve karanlık tertipler yatmaktadır. İran'ın huzursuzluğu, bölünmüşlüğü ve sancı içinde kıvranması Türkiye'yi ve bölge ülkelerini her açıdan tehdit etmektedir. Komşumuzun siyasi ve toprak bütünlüğü, iç barışı ve istikrarı Türkiye için de büyük öneme sahiptir. İran'a neşter vuran, siyasi ve ekonomik tehditlerle köşeye sıkıştırmaya çalışan bu kötü niyetleri tanıyoruz. Gezi Parkı olayları ile İran'daki bu malum olaylar arasındaki benzerlikler de manidardır. ABD ve İsrail'in İran'ı karıştırarak doğrudan müdahale zemini araması küresel bir savaşa kapı aralamaktır. Biz, komşuluk bağları ve inancımız gereği bu emperyalist kuşatmaya karşı duruyoruz ve karşı durmalıyız. Bu süreçte, İran Türklüğünün olaylara karşı sergilediği soğukkanlı, mesafeli ve vakur tavır her türlü takdirin üzerindedir, tebriğe layıktır. İran halkı emperyalizmin köstebek lider projelerine geçit vermeyecektir. İran'daki traktörler dış bağlantılı dayatmaların ve dalaverelerin bozuk tarlasını sürmeyecek, bu şer oyununa alet olmayacak ve emperyalizmin taşeronluğuna heves etmeyecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, ömrünü Kıbrıs Türklüğünün varoluş mücadelesine adayan büyük devlet adamı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın vefatının yıl dönümü. Merhum Denktaş sadece bir siyasetçi ve diplomat değil, emperyalizmin kuşatması altındaki bir halkın makus talihini yenen, tarihe geçen büyük bir mücahittir. O "Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir." diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden giderek Kıbrıs Türk halkını, onlara yönelik zulme karşı bir kale gibi savunmuştur. Kıbrıs jeopolitik bir toprak parçası değil vazgeçilmez bir millî davadır. Rauf Denktaş'ın "Söyleyiniz, burası bağımsız bir cumhuriyettir." haykırışı önemli ve geçerliliğini korumaktadır. Onun dirayeti, cesareti, şuurlu ve sarsılmaz inancı doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizin korunmasında bizlere ilham vermeye devam etmektedir. Bu düşüncelerle, merhum Denktaş'ı rahmetle ve şükranla anıyorum.
Sayın Başkan, 11 Ocak günü, Millî Mücadele'mizin ilk nizami zaferi, Kurtuluş Savaşı'nın makus talihinin yenildiği dönüm noktası olan Birinci İnönü Zaferi'nin yıl dönümüdür. Bundan bir asır evvel, yokluklar ve imkânsızlıklar içindeki milletimiz vatanın bağrına dayanan hançeri söküp atmış, kurulan düzenli orduyla devlet olma iradesini tüm dünyaya ilan etmiştir. İnönü mevzilerinde durdurulan sadece işgalci ve İngiliz piyonu Yunan ordusu değil, Türk'ü Anadolu'dan silmek isteyen emperyalizmin ta kendisidir. Tarih tekerrürden ibaret olduğu kadar şuurdan da ibarettir. 1921'de İnönü'de karşımıza dikilen şer odakları bugün kılık değiştirerek bazen terör örgütleri eliyle, bazen ekonomik kuşatmalarla, bazen de jeopolitik tuzaklarla karşımıza çıkmaktadır. Dün Metristepe'den yükselen o çelikten irade neyse, bugün Doğu Akdeniz'de, mavi vatanda ve gök vatanda sergilenen irade de odur. Dün Sevr'i yırtıp atanlar bugün dayatılan haritaları parçalamaya muktedirdir. Cephe değişmiş, silahlar değişmiş ama Türk milletinin istiklal aşkı ve vatana sadakati asla değişmemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü olmak üzere, bu toprakları bizlere vatan kılan atalarımızı, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
10 Ocak günü Millî Mücadele'nin kahraman komutanı ve Atatürk'ün sınıf ve dava arkadaşı Ali Fuat Cebesoy'un da vefatının yıl dönümüydü ve Ali Fuat Cebesoy'u da rahmet ve şükranla anıyoruz. O, Kuvayımilliye ateşini Geyve'de tutuşturan, Moskova'da diplomasinin kılıcını kuşanan, hem asker hem siyasetçi olarak ömrünü milletine vakfeden bir devlet adamıdır; istiklalimiz için verdiği mücadele şükranla hatırlanacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Basın emekçilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü ve Gazi Meclisimizin sesini milletimize ulaştıran Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonunun kuruluş yıl dönümünü de kutluyorum.
Ayrıca, devletimizin şefkat ve kudretini her yere taşıyan "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." düsturuyla çalışan fedakâr kamu yöneticilerinin İdareciler Günü'nü tebrik ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Kılıç Koçyiğit...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime, Suriye'nin Halep kentindeki Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinde mahallelerini, evlerini korurken yaşamını yitiren yurttaşlara Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimi, bütün Rojava halklarına başsağlığı dileklerimi ileterek başlamak istiyorum. Gerçekten, acılarını en derinden hissediyoruz ve orada yaşayan halkın yaşam alanını koruma mücadelesini de buradan, Meclisten selamladığımı ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Suriye'de yaşananların herkesin, aslında, vicdan sahibi olan herkesin vicdanını yaralaması gerekirken, gerçekten herkesin uykularını kaçırması gerekirken bunun bu kadar ortak bir duygu olmadığını görmekten duyduğumuz üzüntünün de altını çizmek istiyorum. Bu sadece bir siyasi mesele midir? Hayır. Bu aynı zamanda insan olmanın gereği ve hepimizi ilgilendiren çok temel bir meseledir. Son iki haftadır Halep'te, özellikle Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinde tanık olduklarımız sıradan bir çatışma, sıradan bir operasyon meselesi değildir. Burada yaşananlar aslında, yıllardır farklı biçimlerde sürdürülen hakları yerinden ettirmeyi, iradeyi kırmayı ve birlikte yaşamı tasfiye etmeyi hedefleyen sistematik bir saldırının devamı niteliğindedir. Günlerdir kuşatma altında tutulan bu mahallelerde hastaneler vurulmuş, sivil yerleşim yerleri ağır bombalanmış ve yüz binlerce insan bu kış koşullarında açlığa, susuzluğa mahkûm edilmiş, yetmemiş, evlerinden, yurtlarından çıkmak zorunda bırakılmışlardır; üstelik bunların birçoğu aynı zamanda Afrin'den gelen yani zaten bir kere yaşam alanlarını terk eden insanlardan oluşmaktadır. Bu tablo ne güvenlik gerekçesiyle açıklanabilir ne de "çatışma" denilerek üstü örtülebilinir. Burada hedef alınan bir halkın varlığı, hafızası, geleceği ve haklarıdır.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Suriye sahasında farklı isimler ve farklı bayraklar altında dolaşan silahlı yapıların yöntemleri de hedefleri de aynıdır. Üniformalar değişebilir, isimler değişebilir ancak Kürt düşmanlığı, mezhepçi nefret, kadın düşmanı zihniyet hiç değişmemektedir. IŞİD'in yarım bıraktığı vahşet bugün başka eller, başka formalar, başka ünvanlar adı altında devam ettirilmektedir. Bu coğrafya bu karanlığı çok iyi tanıyor; Enfal'den, Şengal'den, Kobani'den tanıyor ve bugün de Halep'te yaşananlar aslında bu karanlık zincirin, karanlık aklın devamıdır. Özellikle kadınlara yönelen şiddet, esir alınan bir kadın savaşçının alenen katledilmesi bu saldırıların tesadüf olmadığını açıkça göstermektedir; altını özellikle çizmek isterim.
Suriye'nin sorunu, toprağını savunan Kürtler, inancını yaşamak ve eşit olmak isteyen Aleviler ya da Dürziler değildir; Suriye'nin sorunu, tekçiliği, inkârı, şiddeti yönetim biçimi hâline getiren, halkların varlığını tehdit olarak gören, iflas etmeye ve yok olmaya mahkûm siyasi aklın bizzat kendisidir. Bu saldırılar karşısında uluslararası toplumun sergilediği suskunluk kesinlikle kabul edilebilir değildir. Birleşmiş Milletlerden büyük güçlere kadar yapılan itidal çağrıları işlenen ağır suçlar karşısında aslında fiilî bir kayıtsızlığa dönüşmüştür. Sessizlik bu noktada tarafsızlık değildir, insanlığa karşı işlenen suçların cesaretlendirilmesi, güçlendirilmesidir. Gözlerini kapayan, susan herkes Halep'te yaşananların tarihî sorumluluğunu da üstlenmiş demektir. Türkiye açısından bu tablo görmezden gelinecek bir mesele olamaz, Suriye'de işlenen bu suçlar sınırın öte yanında kalmaz; vicdanıyla, siyasetiyle, güvenliğiyle bu ülkenin yönetimini de halklarını da doğrudan ilgilendirir. Türkiye'nin sorumluluğu, savaşın parçası olmak, vekil güçler üzerinden hesap yapmak ya da halklara karşı kurulan kirli mutabakatların içinde yer almak değildir; Türkiye'nin sorumluluğu, halkların yaşam hakkını, güvenliğini ve barış içinde bir arada yaşama iradesini esas alan bir tutum almaktır, diyalog geliştirmektir. Bugün Gazze için gözyaşı döküp ertesi gün Halep'te sivillerin bombalanmasına sessiz kalanların ikiyüzlülüğü herkes tarafından görülmektedir. Bir halkın acısını sahiplenip başka bir halkın yok edilmesine sadece çanak değil, alkış tutmak açık bir ayrımcılıktır ve derin bir Kürt düşmanlığının da ifadesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - DEM PARTİ olarak çağrımız nettir: Halep'teki saldırılar derhâl durdurulmalı, kuşatma kaldırılmalı, insani yardım koridorları açılmalı, rehin alınanlar serbest bırakılmalı, sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. Birleşmiş Milletler ve tüm insan hakları örgütleri bu suskunluğu terk etmeli ve derhâl sorumluluk almalıdır.
Son sözümüz bu başlıkta şudur: Halkları hedef alan hiçbir plan meşru değildir, kadınların onurunu, halkların varlığını yok sayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Suriye'nin ve bölgenin geleceği kanlı pazarlık masalarında değil halkların eşit, özgür ve demokratik birlikte yaşam iradesiyle kurulacaktır diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Başarır, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; defalarca Meclis gündeminde, kamuoyunda konuşuldu tutuklu belediye başkanlarımız. Özellikle bugün Murat Çalık'ın durumunu bir kez daha irdelemek istiyorum: Cezaevine girdiği günden bugüne kadar 25 kilo kaybetti. Üçüncü ameliyatı. Bugün de boynundan bir kitle alındı ve hâlâ hakkında bir tahliye kararı veremedi mahkemeler.
İnsan hayatından önemli ne olabilir? Bir kez daha soruyorum: Murat Çalık hakkında tahliye kararı verseniz ne kaybedersiniz? Bu kadar zor mu? Ya da... O kadar siyasallaşmış bir yargı var ki olayı bambaşka bir noktaya, düşman hukukuna çevirdi.
Bugün boynundan bir ur, kitle alındı; biyopsisi on beş gün sonra gelecek ama on beş gün sonra, o kitle kötü huyluysa, cezaevinde olduğu için daha hızlı yayılacak ama yargının geldiği nokta maalesef ki masum insanlar için o kitle ve o urdan daha tehlikeli.
Geliyorum Tayfun Kahraman'a. Akut MS hastalığından dolayı günlerdir tedavi görüyor, bilincini yitirdi. Eşi, çocuğu, ailesi isyan ediyor; tahliye kararı yok.
Geliyorum Muhittin Böcek'e. 22 ilaçla günü geçiriyor. Covid döneminde uzun günler, aylar akciğeri dışarıda yaşadı.
Defalarca söyledik, bakın, insani bir durumdan bahsediyorum: Bu arkadaşlarımızdan birisi, Allah korusun, cezaevinde hayatını, yaşamını yitirirse, kaybederse, AKP Grubuna soruyorum, ne diyeceksiniz? Ha, Kuddusi Okkır'da olduğu gibi, Ali Tatar'da olduğu gibi "Bizi Allah affetsin." diyeceksiniz ama bilin ki bu insanlar ve aileleri sizleri affetmeyecek.
Geliyorum bugün ikinci bir tuhaf duruma. Bazen ülkede akıl sağlığını korumak gerçekten kolay değil. Düşünün, şiddete uğrayan bir kadın var. Nereye başvuruyor ilk korumayı almak için? Savcılık makamına. Peki, kararı kim veriyor? Mahkeme, bir hâkim. Bugün Muhammed Çağatay Kılıçarslan, 30 yaşındaki bir savcı adliyede eski eşini silahla vurdu. Ya, arkadaşlar, biz nereye gidiyoruz? Koruma kararını vermesi gereken savcı, savcılık makamı bir kadın hâkimi vuruyor. Geldiğimiz nokta -Ömer ağabeyin dediği gibi- endişe verici, dehşet verici bir nokta. Siciline baktığım zaman, çok yakın zamanlarda alınmış bir hâkim, savcı. Bu mülakat, mülakat, mülakat... Mülakat böyle yapılırsa sonuç böyle oluyor! Kim alıyor bunları? Kim yerleştiriyor bunları? Savcılık, hâkimlik gibi bir görevden bahsediyoruz. Şimdi, hangi kadına "Devlet seni korur." diyebileceğiz? Devletin korumak için koyduğu savcı eski eşini, hâkimi vuruyor. Sözün bittiği yerdeyiz. Herkes şapkasını önüne alıp düşünmeli, tartışmalı, artık partileşen, siyasallaşan bir yargı, devlet değil hak eden, gerçekten bu görevleri yerine getirecek insanları getirmeliyiz. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, Ankara'daki su sorunu tartışılıyor. Gerçekten burada milletvekilleri de konuşuyor, sürekli de Ankara Belediye Başkanını suçluyor ama bir kez daha söylüyorum: 2021'de bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Gerede'de, Ankara'nın 2050'ye kadar su sorununu çözeceğini müjdelemişti. Ve küresel bir kuraklık, ısınma da zaten bu ülkenin belası ama öyle noktaya gelmişiz ki bakın, Meteoroloji ne diyor? "Pazartesi günü İstanbul'da kimse sokağa çıkmasın." Vallahi biz de çocuklarımızı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çalışanlar iş yerlerine gitmedi, uçaklar kalkmadı, İstanbul'da hayat durdu; herkes odunu kömürü, ısıyı, sobayı, kaloriferi açtı; bir damla, karı bırakın, yağmur yağmadı. Ya, bu nasıl bir tahmin? Koskoca devleti ne hâle getirdik biz ya! İstanbul'da kar yağışını tahmin edemeyenler Ankara'nın iklim konusunu konuşuyorlar burada. Neyi konuşuyorsunuz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Sizin nerede planlamanız var? Sizin her şeyiniz bu, tel tel dökülüyorsunuz. Beş yıl önce atadığınız savcı eşini vuruyor, İstanbul Meteorolojiye atadığınız adam kar tahmini yapıyor -insanlar işe, okula- hayat duruyor, bir damla yağmur yağmıyor. Sonra da çıkıp milletvekilleriniz Ankara'daki kuraklığı tartışıyor, vah ki vah, vah ki vah gerçekten!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son olarak, günlerdir Cumhuriyet Halk Partisi Grubu emekli için, 5 milyon emekli için, milyonlarca emekli için bir mücadele veriyor; gece gündüz nöbet tutuyoruz. Bazı arkadaşlara saçma ve komik gelebilir ama 86 milyon için çok ciddi bir eylemdir. Bugün teklif edilen 20 bin lira, en düşük emekli maaşı utanç verici bir maaştır. Çok soru soracağız; grup önerisinde de YENİ YOL, bizler bunu konuşacağız ama ben sadece AKP'li milletvekillerine şunu sormak istiyorum: Çarşıya çıkıyorsunuz, pazara çıkıyorsunuz, insanlarla görüşüyorsunuz, 70 yaşında çalışan insanları gördüğünüz zaman "Amca, teyze, sen ne yapıyorsun ya? Niye evde değilsin?" diye sormak aklınıza gelmiyor mu hiç ya? Niye bu ülkedeki emekliler çalışırken ölmek zorunda kalıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Niye benim ülkemde bir emekli bir aylık maaşıyla bir aylık kirasını veremiyor? Ve buraya getirdiğiniz zam farkı 1.000 lira yani 1 kilo kıyma arkadaşlar ya. Hiç utanmıyor muyuz, sıkılmıyor muyuz? Gerçekten başımızı önümüze eğmiyor muyuz buna el kaldırdığımız zaman? Nasıl el kaldıracağız buna?
Bakın, 2 tane araştırma önergesi verilecek. Gelin, emeklinin durumunu araştıralım, beslenme şartlarını, barınma şartlarını, ısınma şartlarını, enerji fiyatlarını, yaşam koşullarını, giyimlerini araştıralım; ondan sonra zam teklifini kanunla buraya getirin. Saraydan gelen tekliflerle bu işi yapmayın, onların tuzu kuru. Bakın, saray mutlu, hesabı siz veriyorsunuz, sokağa siz çıkıyorsunuz, insanlar sizi eleştiriyor. O yüzden, bu rezalete, gelin, son verelim, emekliye yakışan bir maaşı hep beraber belirleyelim diyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Yenişehirlioğlu, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bizim durduğumuz yer son derece nettir. Suriye'nin toprak bütünlüğü Türkiye için vazgeçilmezdir. Suriye'nin egemenliği bizim için temel bir ilkedir. Suriye'nin iç barışı bölgesel barışın anahtarıdır. 10 Mart Mutabakatı'na uyulduğu takdirde sahada çözümsüz hiçbir başlık kalmayacaktır.
Sözlerimin başında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurucu Başkanı, ömrünü Kıbrıs davasına adamış devlet ve dava adamı Rauf Denktaş'ı vefatının yıl dönümünde saygı, rahmet ve minnetle yâd ediyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle, hakikatin peşinde fedakârca emek veren, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması için gece gündüz çalışan basın mensuplarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Gazetecilik haber toplamak ve aktarmanın yanı sıra toplumsal hafızayı diri tutmak, tarihe tanıklık etmek ve milletin sesi olmaktır. Görevini sorumluluk bilinciyle yerine getiren gazetecilerimizin bu bağlamda icra ettikleri vazife önemli ve kıymetlidir. Hakikatin izini süren, dezenformasyonla mücadelede en ön safta yer alan tüm basın emekçilerimizin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutluyor, görevleri başında hayatını kaybeden gazetecilerimizi rahmetle yâd ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleşen 12'nci Necip Fazıl Ödülleri Töreni kültür, sanat ve düşünce dünyamız açısından son derece anlamlı bir buluşmaya sahne olmuştur. Bu tören fikrî mirası, bir medeniyet iddiasını ve bir duruşu yeniden hatırlatmıştır Necip Fazıl Kısakürek kelimeleriyle bir çağın ruhunu inşa etmiş, fikrî mücadeleyi hayatın merkezine yerleştirmiş büyük bir mütefekkirdir. Üstadın şu dizeleri bugün içinde bulunduğumuz çağın ruhunu âdeta tarif etmektedir:
"O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.
Yalnız iman ve fikir; ne sevgili ne kardeş;
Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
Ve bir devrim, evvela devrimi devirecek.
Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş."
Bu haykırış, istikametini kaybeden zamanlara karşı bir uyarı, hakikat karşısında susmamayı öğreten fikrî bir duruştur. Merhum Necip Fazıl gençliğe yol göstermekle kalmamış aynı zamanda omurga kazandırmıştır. Bugün küreselleşmenin ve dijital teknokültürün yol açtığı anlam aşınmasının yoğun biçimde hissedildiği bir dönemde Necip Fazıl Ödülleri'nin taşıdığı misyon çok daha berrak biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu ödüller, kökleri bu topraklarda olan medeniyet tasavvurumuzdan beslenen bir kültür iklimini güçlendirmekte, genç kalemlere sağlam bir yön duygusu kazandırmaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği üzere, Türkiye siyasette, ekonomide ve savunma sanayisinde olduğu gibi kültür ve sanatta da kendi yolunu açmaktadır. Bu yürüyüşte Necip Fazıl'ın fikrî mirası yolumuzu aydınlatan güçlü bir meşale olmaya devam etmektedir. Bu vesileyle, 12'nci Necip Fazıl Ödülleri'ne layık görülen tüm sanatçı ve düşünce insanlarını tebrik ediyor, üstat Necip Fazıl Kısakürek'i rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerimizin yaşadığı ekonomik zorluklar bu Meclisin tamamının ortak sorumluluğudur. Hiç kimse bu mesele üzerinde siyasi şov yapma, polemik üretme ya da hakaret diliyle gündem oluşturma hakkına da sahip değildir.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Yalnız bu yetki Cumhurbaşkanında, buna itirazım var, Mecliste değil.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Milletimizin bizden beklentisi bağırmak, aşağılamak ya da kürsüyü kişisel öfkenin alanına çevirmek değil çözüm üretmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Emekli maaşları konusunda atılan her adım bütçe dengeleri, sosyal güvenlik sistemi ve sürdürülebilirlik ilkeleri gözetilerek atılmaktadır. Yapılan düzenlemeler bir defalık söylemlerden ibaret olmayıp kademeli iyileştirme anlayışının parçasıdır. Sosyal devlet sorumluluğu, popülist rakamlarla değil kalıcı politikalarla yerine getirilir. Bu kürsüden sarf edilen ağır ifadeler, kişisel hakaretler ve seviyesiz benzetmeler emeklilerimizin sorunlarına katkı sunmadığı gibi Meclisin itibarını da zedelemektedir. Siyaset empati üzerinden yürür ancak empati bağırarak ya da aşağılayarak kurulamaz. AK PARTİ, emeklilerimizin her birinin yaşam standardının yükselmesi için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çalışmaya devam edecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Eleştiri elbette yapılır, öneri elbette sunulur ancak bu çatı altında kullanılan dil milletin vakarına yakışmak zorundadır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Başarır, tekrar sisteme girmişsiniz, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekilini dikkatle dinledim, şurası net: Burası bu ülkenin temel sorunlarının çözüleceği en temel kurumdur. Şimdi, bunu yapıyor muyuz? Hayır. Dedi ki: "Emeklinin sorunu şovla çözülmez." Bakın, hiçbir grup burada şov yapmıyor. Neyi söylüyor? Barınma fiyatlarını söylüyor. Neyi söylüyor? Beslenme fiyatlarını söylüyor. Neyi söylüyor? Palto fiyatlarını, ayakkabı fiyatlarını söylüyor. Eğer bunu şov olarak görüyorsa benim kendisine söyleyecek hiçbir sözüm yok. Dedi ki: "Siyaset empati yapma aracı, empati siyasette çok önemli." Ben milyonlarca emekliyi kendi anamın babamın yerine koyuyorum, kendi yerime koyuyorum ve o yüzden zaten burada isyan ediyoruz, ses yükseltiyoruz, bazen bağırıyoruz; katlanılabilir bir durum değil ki.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Yenişehirlioğlu, ben soruyorum: Allah aşkına, siz empati yapıyor musunuz? 20 bin lira emekli maaşı alan bir amcanın, bir teyzenin yerine kendinizi koyuyor musunuz? Pazara gidiyor musunuz? Ya, 1.000 lira zam getiriyoruz, dana kuşbaşı 1 kilo et 1.000 lira. Neyi konuşuyoruz biz? Bunları söylemek şovsa ben şov yapıyorum; tüm gruplar, Selçuk Bey de şov yapıyor, İYİ Parti de şov yapıyor ama bari siz de biraz şov yapın da bu parayı artırın bunu şov olarak görüyorsanız. Vicdan ya, gerçekten vicdan! Yani emekli konusunda bari bu tepkiyi görün. Burada nöbet tuttuğumuz için ağza alınmayacak hakaret eden arkadaşlarınız var -ben bunu açmak istemiyorum- milletvekillerimize hakaret ediyor, asıl biz buna izin vermeyiz. Biz, emekli için, işçi için, halk için, 86 milyon için buradayız, burada olmaya devam edeceğiz! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Kavuncu da söz istemiş; sonra, Sayın Yenişehirlioğlu, size söz vereyim.
Buyurun.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, milyonlarca emekli Meclisi takip ediyor veya yüz binlerce ama Meclisi bugün takip ediyorlar, çaresizler ve sıkıntılarının gündeme getirilmesini istiyorlar. Az önce şahit oldukları görüntüyle de büyük bir hayal kırıklığına uğradılar, ben eminim. Çünkü ben kendi partim adına ve kendi konuşmam adına konuşayım; tek bir hakaret yok, biz emeklilerin bize ilettiği sıkıntıları gündeme getirdik. Sayın Grup Başkan Vekili dedi ki: "Emeklilerin yaşadığı sıkıntı bütün Meclisin sorumluluğu." O zaman, bu kurduğunuz cümlede samimiyseniz size çok açık, net bir teklif: Cumhuriyet Halk Partisinin ve YENİ YOL'un bu konuyla ilgili verdiği araştırma önergesine AK PARTİ Grubu olarak "evet" oyu verin. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Yarın da biz vereceğiz, bize "evet" oyu verin, millet de ne kadar samimi olduğunuzu görsün diyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Yenişehirlioğlu, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu çatı altında yapılan her söz, söylenen her ifade temsil edilen milyonların sorumluluğunu taşır. Bu nedenle, Meclis kürsüsü gerilimin, polemiğin ya da sokak dilinin değil çözümün, sağduyunun ve devlet ciddiyetinin adresidir. Son dönemlerde siyasi tartışmaların seviyesinin zaman zaman bu yüce makamın vakarına yakışmayan bir noktaya çekildiğini hep birlikte üzülerek görüyoruz. Meclisi sosyal medyadaki reflekslerle konuşan bir alan hâline dönüştürmek yasama ahlakına zarar verir, temsil bilincini zedeler. Elbette demokrasinin vazgeçilmezidir muhalefet etmek ancak muhalefet gerilim üretmekle, kışkırtıcı bir dil kullanmakla ya da sokak üslubunu Meclis kürsüsüne taşımakla olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, bu nasıl bir laf ama ya! Cevap vermeyeyim diyorum Başkanım yani gerçekten...
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Tamamlıyorum.
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Sayın Başkan, "sersem" diyen kim, "vurguncu" diyen kim!
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Tamamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, bu tartışmayı büyütmek istemiyorum ama yani burada...
BAŞKAN - Buyurun, açıyorum mikrofonunuzu.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Tamamlayamadım; efendim, ben tamamlamadım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tamamlasın.
BAŞKAN - Siz devam mı etmek istiyorsunuz?
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Evet, sözüm yarım kaldı.
BAŞKAN - Tabii, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yasama sorumluluğu sabır, nezaket ve akıl gerektirir; bütün hepimizde bu var. Her bir milletvekili bu kürsüye çıktığında Meclisin itibarını da temsil ettiğini unutmamalıdır.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - İtibar mı bıraktınız Mecliste!
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ben sadece genel olarak bir tanımlama yapıyorum, şahsi olarak kimseyi suçlamıyorum.
Teşekkür ederim.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - İtibar mı bıraktınız!
BAŞKAN - Peki, teşekkürler.
Sayın Başarır, kısa ve lütfen son olsun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çok kısa; çok, çok kısa.
Şimdi şunu söylemek istiyorum: Meclisin itibarını eğer ki düşünüyorlarsa Sayın Başkanın dediği gibi, araştırma önergelerimize el kaldırsınlar bir zahmet. Meclisin itibarını düşünüyorlarsa bu ülkenin temel sorunları bu Mecliste tartışılsın, konuşulsun. Muhalefetin getirdiği hangi araştırma önergesine, teklifine "evet" dediniz ki! "Sokak dili, sokak dili" Vallahi sokak dilini bazen konuşma da sıkıntı değil, sokaktaki insanlar birbirine hakaret etmiyor yani burada bile üstenci bir yaklaşımınız var sizin. Sokaktaki insanlar ne konuşuyorsa biz gelip bunu burada anlatıyoruz; emekli ne diyorsa, işçi ne diyorsa anlatıyoruz ama lütfen yani bakın, 3 kez kurye çocukların sorunları getirilmiş, "altın nesil" dediğiniz üniversite öğrencilerini kuryeci yaptınız bu ülkede; bunu bile tartışamadık. İşçi ölümlerini tartışamadık, emekliyi tartışamadık. Meclisin itibarı! Ne diyeyim!
BAŞKAN - Peki, teşekkürler.
Sayın Şenyaşar...
FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Suriye'deki Şara rejiminin DAEŞ artığı olduğu Halep'te işlediği insanlık suçuyla kanıtlanmıştır. SDG'ye yönelik "Silah bırak." dayatmasıyla aynı anda halkın üstüne çeteleri salmak zalimliktir. Suriye'de Kürtler bölünme talebi değil demokratik ve onurlu bir yaşam istiyorlar. Bu talebi hedef alan askerî hamle Suriye'yi bir adım daha istikrarsızlığa sürüklüyor. Halep'in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri on üç yıl süren iç savaşta halkların sığınağı olmuştur. Burada yaratılan yönetim modeliyle mahalleler Suriye halklarının güvenli limanı hâline gelmiştir. Halep'te Kürt mahallelerine düşen bombalar aslında Suriye'nin ortak geleceğine düşmektedir. Ülkeyi yöneten iktidar ve ortağı, Suriye'de taraf olmak yerine hakem olmalıdır. Rojava'da dün olduğu gibi bugün de hakları için, toprakları için direnen halklar kazanacaktır, IŞİD zihniyeti kaybedecektir.
"..." [2]
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, TESK verilerine göre 2025'te 323 bin iş yeri kurulmasına rağmen 120.423 iş yeri kapandı. Böylece, kurulan her 3 esnaf iş yerinden 1'i aynı yıl içerisinde maalesef faaliyetini sonlandırdı. Son beş yılda kepenk kapatan esnaf iş yeri sayısı ise 606.845'e ulaştı. Esnaf siftah yapamıyor, kepenk kapatıyor. BAĞ-KUR primini dahi ödeyemiyor, krediye ulaşamıyor. Siftah yapamadığını, vergi cezalarını söyleyen esnaf da Çorum'da olduğu gibi ifadeye çağrılıyor, gözdağı veriliyor. Esnaf, AK PARTİ iktidarının kara düzeninden bıktı. Esnaf iş yapamadığı hâlde her gün gelip kasaya oturan vergi memurlarından bıktı. Esnafımız 7200 prim günü sözü verildiği hâlde sözünü tutmayanlardan, yalancılardan bıktı.
Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'e sesleniyorum: Esnafı korkutmayın, esnafa gözdağı vermeye çalışmayın, memurlarınız aracılığıyla esnafın sırtına bir kambur daha yüklemeyin. Esnafın krediye ulaşmasını kolaylaştırın, 7200 prim sözünü yerine getirin, staj ve çıraklık mağdurlarının sorunlarını çözelim.
BAŞKAN - Sayın Gürer...
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Adalet ve Kalkınma Partisi algıyı iyi yönetiyor ve diyor ki: "81 ile doğal gaz getirdik." Havalar soğudu, vatandaş soba yakıyor, soba yakınca karbonmonoksit gazıyla zehirlenip ölüyor; Niğde'de de geçtiğimiz günlerde bir ölüm vakası gerçekleşti. Bu durumda milyonlarca insan hâlâ kömürle ısınmaya çalışıyor çünkü doğal gazı alabilecek ekonomik gücü yok. Sobayı yakmak sorun, karbonmonoksit gazı da tatsız, kokusuz, renksiz bir gaz, insanlarımız böylece ölüyor, yılda 100'e yakın insanımız yalnızca soba zehirlenmesinden yaşamını yitiriyor. Bu konuda hem toplumun bilinçlendirilmesini sağlamak hem de doğal gazı her tarafa daha uygun koşullarda götürerek o insanların yaşamlarını sürdürmesini olanaklı kılmak gerekiyor ama 700 bine yakın insana şu anda kömür yardımı da yapıldığı düşünülürse "Her yerde doğal gaz var." diyen Sayın Bakanın özünde ülkenin gerçeklerinden bihaber olduğu da görülüyor.
Teşekkür ederim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uzun...
CUMHUR UZUN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Acele kamulaştırma, ilgili kanun uyarınca yurt savunmasının zorunlu kıldığı savaş ve benzeri olağanüstü hâller için tanınmış istisnai bir yetkidir. Üç gün önce Milas'ta 6 köyde ve 679 parsel için acele kamulaştırma kararı alan Erdoğan'a buradan sesleniyorum. Muğla'da savaş mı var yoksa bu karar iki özel şirketin kömür ihtiyacı için mi alınmıştır? Ekonomik ömrünü tamamlamış santralleri ayakta tutmak uğruna Muğla'nın ormanlarını, tarım alanlarını, yaşam alanlarını, suyunu ve zeytinlerini yok etmeye hangi yetkiyle kalkışıyorsunuz? Anayasa Mahkemesini, önlerinde aylardır duran talan ve süper izin düzenlemesine dair itirazlarımızı acilen değerlendirmeye, iki şirketin değil, 86 milyonun sesi olmaya çağırıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türk Hava Yollarında yeni düzenlemeye gidildiği, kabin görevlilerinin yalnızca THY'ye ait kıdem rozeti takmasına izin verildiği öne sürüldü. Böyle olunca Atatürk ve Türk Bayrağı rozetlerinin yasaklandığı değerlendirildi. Öte yandan, ortada yeni bir yasak kararı bulunmadığı, söz konusu kuralın on yedi yıldır yönetmelikte yer aldığı iddia edildi. Ancak bu kadar tartışmaya rağmen THY yönetimi ısrarla bu konuda açıklama yapmaktan kaçınıyor. Atatürk rozeti yasaklanmadı diyemedi bir türlü. Eğer gerçekten yasak yoksa yapılması gereken şey basit, yönetmeliğe "Atatürk ve Türk Bayrağı hariç" cümlesi eklenebilir. Bu tek cümle tartışmaları başından sonlandıracaktır. THY yönetimine tekrar soruyorum: Atatürk veya bayrak rozeti takmak yasak mı, değil mi? Atatürk rozeti takan personele disiplin cezası uygulanacak mı? AKP'nin Atatürk düşmanlığı ne zaman sona erecek?
BAŞKAN - Sayın Gezmiş... Yok.
Sayın Sarı... O da yok.
Sayın Kanko...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - "Sağlıkta dönüşüm" dedikleri şey, bugün insan hayatının ihaleye çıkılmış durumudur. İzmir'de MR görüntülerinin şehir dışındaki özel şirketler tarafından kopyalayapıştır anlayışıyla yorumlandığı, onkoloji hastalarına yanlış raporlar düzenlendiği iddiaları vahimdir. Rahmi alınmamış hastaya "alındı", beyninde kitle olan hastaya "normal" deniyorsa burada açık bir sağlık skandalı vardır. Bu ilk değil, Bursa'da da kopyalayapıştır yöntemiyle görüntülerin raporlandığı Bursa Tabip Odası tarafından gündeme getirilmişti. Soru nettir, kaç hasta yanlış teşhise kurban edildi, kaçı geri dönülmez zarar gördü? Sağlık hizmeti para ve rant uğruna piyasaya teslim edilemez. İnsan hayatı maliyet kalemi değildir. Bu vebalin siyasi sorumluluğu vardır. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bu konuda derhâl kamuoyunu aydınlatmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Uysal...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Mikrofon açılmadı.
BAŞKAN - Sayın Uysal, tekrar sisteme girmeniz gerekiyor. Biz zaman kaybetmeyelim, diğer sayın vekillere söz vereyim.
Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Ziraat Bankasının, Esnaf ve Tarım Kredi Kooperatiflerinin esnaf ve çiftçiden "BAĞ-KUR ve vergi borcu yoktur." belgesi talep etmesi sahadaki ağır ekonomik gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bugün, esnafımız yüksek kira, enerji ve vergi yükleri altında ayakta kalmaya çalışırken, çiftçimiz mazot, gübre ve yem fiyatları karşısında üretimini sürdürmekte zorlanırken BAĞ-KUR primlerinin düzenli ödenmemesi bir ihmal değil, Hükûmetin sebep olduğu ekonomik krizlerin doğal sonucudur. Kırşehir'deki esnaf ve çiftçilerimiz bu sorunun bir an önce çözüme kavuşmasını dile getirmemi özellikle rica ettiler. Ayrıca, Ziraat Odası başkanlarımız da hafta sonu konuyla ilgili basın açıklaması düzenlediler. Kamu yararı doğrultusunda hareket etmesi gereken kooperatiflerin ve Ziraat Bankasının üretimi ve istihdamı desteklemesi gerekirken borcu gerekçe göstererek esnafı ve çiftçiyi sistem dışına itmesi kabul edilemez diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler.
IŞİD-DAEŞ devamcısı HTŞ güçleri ve Kobani'den, Afrin'den, Şengal'den, Tartus ve Lazkiye'den tanıdığımız çete grupları Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallelerinde insanlık ve savaş suçu işlemiş, işlemeye de devam ediyorlar. Bu açık vahşete susanlar, gören ama konuşmayanlar "Talep gelirse hazırız." diyenler ve soykırım girişimini "ince işçilik" gibi sözlerle savunanlar tüm bu suçların bir ortağıdır. Türkiye devleti inkâr üzerine kurulu kırım hafızasıyla bu katliamı meşrulaştırmaya çalışmakta, gerçekliği çarpıtıp manipülasyon yapmaktadır. Kürtler hedef alınırken katliamı alkışlayıp aynı anda Türk-Kürt kardeşliği söylemini kuranlar tutarsız, ikiyüzlü ve samimiyetsizdirler. Bugün burada Şırnak'tan Botan'a, Mardin'den Urfa'ya, Amed'den, İzmir'den gelen Barış Annelerinin sözleri gibi, barış ve kardeşlik Kürtlerin kanı üzerinden, pazarlık üzerinden, inkârla kurulamaz diyorum.
BAŞKAN - Sayın Sarı, buyurun.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Evet, teşekkür ederim. Sayın Başkan.
AKP iktidarına ve Genel Başkanları Recep Tayyip Erdoğan'a sesleniyorum: Emeklimizi seçim yılı olmadığı için mi unuttunuz yoksa emeklinin yaşadığı sorunları görmüyor musunuz, duymuyor musunuz, bilmiyor musunuz merak ediyorum. Şu son dönemde yapılan zam oranlarına bakıyoruz; emekliye yüzde 12, memura yüzde 18, asgari ücretliye yüzde 20. TÜİK'e göre kira artışına baktığımızda ise sadece aralık ayı için yüzde 35. Gerçekten neye göre hesaplanıyor, kime göre karar veriliyor bu, anlamış değilim. AKP iktidarının yapmış olduğu bu ekonomi yönetimi vatandaşlarımızı mağdur ediyor. TÜİK verilerine göre, her 5 kişiden biri açlıkla mücadele ediyor. Açlık sınırı 30 bin lirayı bulmuş durumda. Kiralardaki artışa bir "Dur!" diyemediniz. OECD ortalaması yıllık yüzde 6,8'ken Türkiye'de yüzde 77'leri bulmuş durumda. OECD'ye göre son on yıldaki kira artışı yüzde 48 -dinlemek ister misiniz bilmiyorum ama- Türkiye'deki oran yüzde 1.458. Siz sosyal konut yapamayan, vatandaşına barınma imkânı sağlayamayan bir iktidarsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Saki...
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
"Halep'te Kürtlere yönelik saldırganlığa son! Sınır ötesinde savaşı kışkırtarak barış olmaz." diyen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi soruyor, "İktidar sahipleri sivillerin, çocukların canı üzerinden İsrail'le, ABD'yle coğrafi paylaşım pazarlıkları mı yapıyor?" diyerek iktidara sesleniyor ve diyor ki: "Bugün yanı başımızda halklara, kadınlara eşitliği hak görmeyen cihatçı güçler 300 bine yakın sivilin yaşadığı bir bölgede bombalar yağdırıyor. Bunu yaparken Türkiye'de iktidar sahiplerinin bitmek bilmeyen tehditlerine, küresel güç odaklarının onayına dayanıyor. İnsanları evinden etmeye, nüfusu dizayn etmeye kalkmak, zorunlu göçe zorlamak emperyalist bir girişimdir, bir insanlık suçudur. Kadınlar olarak bir kez daha bu savaşa, yanı başımızdaki emperyalizme 'hayır' diyoruz. Daha fazla can kaybına, Kürtlerin kadim mahallelerinden sürülmesine, yerinden edilmesine karşı, bombaların bir an önce durması için dayanışma çağrısı yapıyoruz."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/1/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Bülent Kaya |
|
| İstanbul |
|
| Grup Başkanı |
Öneri:
Muğla Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından, emekli aylıklarının belirlenmesindeki adaletsizliklerin ve emeklilerin insan onuruna yakışır bir yaşam sürmelerini engelleyen yapısal sorunların tespit edilmesi, SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensupları arasında oluşan eşitsizliklerin nedenlerinin ortaya konulması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla 13/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 13/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Selçuk Özdağ, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce de söylemiştim, TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı ve enflasyon rakamlarını yüzde 30 olarak belirledi; İTO yüzde 38, ENAG ise yüzde 57 olarak belirledi. Şimdi, buradaki farklılık niye oluşuyor arkadaşlar, neden oluşuyor, söyleyeyim: TÜİK enflasyon sepetini açıklamıyor ve mahkeme istiyor sürekli olarak, oraya da göndermiyordu; sonra gönderdi ve dedi ki: "Bunu halkla, kamuoyuyla paylaşamazsın." Neyi saklıyorsun kardeşim, devlet sırrı mı; Amerika'yla gizli bir anlaşma mı yaptın, Avrupa Birliğiyle gizli bir anlaşma mı yaptın sen? Yapmadın. O zaman niye açıklamıyorsun bunu? ENAG söylüyor, İTO söylüyor "Enflasyon sepetini şunlardan yaptım." diyor; sen söylemiyorsun. Ardından da "En düşük emekli maaşı 16.881 liraydı, 19.939 lira yaptık." dediniz, değil mi? Sonra kamuoyunda büyük bir infial oluştu. Siz bunu 20 bin liraya yuvarladınız; siz belirlediniz ve Meclis bunu onaylayacak, bir kanun geçecek buradan. Ardından da dediniz ki: "Biz emeklilere de Sosyal Sigortalar Kurumlu ve BAĞ-KUR'lulara da yüzde 12,19 zam yapıyoruz." Burada en düşük emekli maaşını artırıyorsunuz yüzde 66 olarak; 20 bin liraya çıkarıyorsunuz ve ardından da SSK ve BAĞ-KUR'lulara da yüzde 12,19 tutuyorsunuz. Ya madem bu şekilde bir artış yapıyorsunuz, yüzde 18,48 -özür dilerim- siz bunları Sosyal Sigortalar Kurumundan ve BAĞ-KUR'dan emekli olanlara da yüzde 18,48 zam artışı yapacaksınız. Peki, bizim teklifimiz nedir? Biz, en düşük emekli maaşını asgari ücret noktasında değerlendirmek istiyoruz. Mademki asgari ücret 28 bin 75 lira, o zaman en düşük emekli maaşı da böyle olmalı, ardından da Sosyal Sigortalar Kurumuna bağlı olan kişiler de aynı artışa yani yüzde 66'ya tabi olmalı.
Peki, emekliler ve memur emeklilerinde ne yapılmalı? Burada da aynı şekilde farkı gidermelisiniz. 10 bin liradan aşağı olmamak üzere seyyanen zamlar vermeniz lazım. Diyeceksiniz ki: "Canım, kasada para yok." Kasada para var. Bu parayı nereden toplayacaktınız? Siz, davetiyeli ihaleler yapmayacaktınız. Şimdi, davetiyeli ihalelerle ilgili bir araştırma önergesi versek bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiğiniz andan itibaren nerede davetiyeli ihaleler yaptığınızı, 1 liralık malları 10 liraya, 1 liralık malı 20 liraya verdiğinizi ispat etmeye kalksak... Hayır, vermezsiniz çünkü şeffaf değilsiniz, çünkü açık değilsiniz, çünkü siz denetlenmeyi istemiyorsunuz. Siz, ardından aynı zamanda uçuş garantili havalimanlarını oluşturmasaydınız veya öbür taraftan yolcu garantili otobanlarınızı, yolcu garantili tünellerinizi, köprülerinizi oluştururken istismarlara kurban etmeseydiniz bu milleti... Mesela, yüz altmış dört aydır üst üste zarar eden bir havalimanının adı var: Kütahya Zafer Havalimanı. 2025'in on iki ayında 1 milyon 317 bin 733 yolcu garanti edildi ancak gerçekleşen giden yolcu sayısını söyleyeyim mi? Gülersiniz, güler: 38.727 kişi geçti. Peki, bu rakamı kim yaptı, bu hata payını? Hata payı ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 1 değil, yüzde 2 değil, yüzde 3 değil, yüzde 97 arkadaşlar. Bu para kimden çıktı, bu para ne kadar biliyor musunuz? 6 milyon euro. 6 milyon euro milletten çıktı, kimin cebine girdi? Birilerinin, şirketlerin cebine girdi. Elbette ki o şirketler olsun. Elbette ki o köprüleri yapsınlar, havalimanlarını yapsınlar ama hata payı yüzde 1 olsun, hata payı yüzde 0,5 olsun, hatta hata payı olmasın. Çanakkale Köprüsü, günlük 45 bin araç geçiş garantisi verilen köprüden bayramda bile günde ortalama 14.923 araç geçmiş, Çanakkale Köprüsü Hükûmetin şirkete verdiği yıllık araç geçiş garantisi 16 milyon 425 bin, 1 milyon 464 bin oldu araç sayısı, yüzde 91'lik hata payı var değerli arkadaşlar. Şimdi, kalkıyorsunuz siz "Emekliye zam vermeyelim." diyorsunuz ve bir yandan da Sosyal Sigortalar Kurumundan, BAĞ-KUR'dan emekli olanların emekli maaşlarına da yüzde 12,17 civarında zam yapıyorsunuz; vallahi, buna insanlar güler. "Bu insanlar nasıl geçiniyorlar?" diye sorarlar. Eğer siz Türkiye'yi doğru yönetmiş olsaydınız, Avrupa Birliği İhale Yasası'nı Türkiye'de, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hayata geçirmiş olsaydınız, İmar Yasası'nı geçirseydiniz, Siyasi Ahlak Yasası'nı ve Yolsuzluğu ve Hırsızlığı Önleme Yasası'nı buradan geçirmiş olsaydınız, Nereden Buldun Kanunu'nu kaldırmasaydınız, tekrar yeniden koymuş olsaydınız şimdi siz çok rahat bir şekilde enflasyon rakamlarını çok daha aşağılara düşürecek, tek haneli rakamlara düşürdüğünüz gibi çift haneli veya 3 haneli rakamlara çıkarmayacak ve insanlar hayat pahalılığı karşısında da ezilmeyecekti "Enflasyon karşısında sizi ezdirmiyoruz." diyerek çok rahat bir şekilde, başınız dik bir şekilde sokaklarda gezebilecektiniz ama gördüğümüz şu ki: Şimdi, siz burada bizim önergemize de "ret" oyu vereceksiniz. Neden "ret" oyu vereceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Kabul edebilirler Hocam, yine de...
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Tamamlayayım efendim.
Çünkü siz diyorsunuz ki: "Biz bu paraları veremeyiz." Neden? "Biz Türkiye'nin hazinesini yüzde 70'lik, yüzde 80lik milletin parasını; yüzde 10'luk, yüzde 15'lik, yüzde 20'lik bir yere transfer ediyoruz." diyorsunuz. Türkiye'de, hakikaten ekonomik kriz yok. Türkiye çok zengin bir ülke, hazinede para da var ama siz bu paraları birilerine gönderiyorsunuz. Türkiye'de bir servet transferi var değerli arkadaşlarım. Türkiye'de adaletsizlik var, Türkiye'de gelir dağılımında adalet yok, Türkiye'de eğitimde fırsat eşitliği yok, Türkiye'de şeffaflık yok, denetlenebilirlik yok, Türkiye'de Sayıştay görevini yapamıyor, teftiş kurulları yapamıyor, Türkiye'de yargı görevini yapamıyor, Türkiye'de Parlamento görevini yapamıyor, sonra da kalkıyorsunuz, diyorsunuz ki bize: "Türkiye'de demokrasi var, Türkiye bir hukuk devletidir, Türkiye'nin Anayasa'sı var, yetmez ama o Anayasa'yı da değiştirmek istiyoruz." Biz diyoruz ki sizlere: Gelin, bu genel görüşme talebimize "evet" oyu verin, hep beraber Türkiye'de bu milletin, emeklilerin sıkıntılarını ortadan kaldıralım, yaşanabilir bir hayatı Türkiye'de insanımıza takdim edelim diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu... (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; 66 yaşındaydı Cemal amca. Bir ömür çalışmış, yorulmuş, yaşlanmış ama dinlenememişti. Bir çatının altında değil, bir otomobilin içinde aradı ısınabilmeyi. Kirası yükselmiş, ödeyememiş ve kapı dışarı edilmişti. Başını sokacak bir göz oda da bulamamıştı ama bir eski hurda araba bulmuştu. Yaşamak için değil, donmamak için girmişti içine; ateş yakmış, ısınmak istemişti. Ne acıdır ki çıkan yangın mezarı yapmıştı o aracı Cemal amcaya. Bu bir kaza değil, bu bir kader hiç değil, bu "İdare et." denilen bir hayatın acı sonuydu. O araçta sadece bir can değil, kahrolası bir düzen yanıyordu aslında. İşte, yirmi üç yılda getirdiğiniz memleketin acı tablosudur bu. Sana başını sokacak bir göz oda bulamadığımız için Allah hepimizi affetsin, mekânın cennet olsun Cemal Ertürk.
Muhterem milletvekilleri, YENİ YOL Grubunun genel görüşme önergesini tabii ki destekliyoruz ve ekliyoruz: Efendim, bugün, Diyanet İşleri Başkanlığı önümüzdeki mübarek ramazan ayıyla alakalı fitre bedelini belirledi. Kaç lira? 240 lira. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin kurumu, evet. Sadakayıfıtır, biliyorsunuz, ramazan ayında bayram namazına varmadan önce inananlar tarafından verilmesi gereken, bir kişinin bir günlük 2 öğün iaşesidir yani sadece karnını doyursun diye. 240 lirayla karın doyar mı? O ayrı bir tartışma çorbanın 200 lira olduğu memlekette. Hadi, doyduğunu kabul edelim. 3 çocuklu bir aile için bu kaç lira biliyor musunuz? 3 çocuklu bir aile için fitre günlük 1.200 lira; anne, baba, 3 çocuk. Aylık ise 36 bin lira.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - 36 bin lirayla, Diyanet diyor ki bize: "Eğer bir haneye 36 bin lira girerse, 3 çocuk varsa o hanede bunlar ancak karnını doyurabilir." Siz emekliye kaç lira veriyorsunuz? 20 bin lira. Vereceğiniz bir fitre, titre Allah'ım titre! İnsan biraz utanır, Allah'tan korkar. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Memleketin en önemli meselesidir bu konu, bu genel görüşmeyi bu Meclis görüşmeyecek de -milyonlarca aç, perişan, sefil emeklinin durumunu- neyi görüşeceksiniz? (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Buna "evet" diyeceğiz, vicdanınız varsa siz de "evet" deyin. Bu rakamlarla geçinilemeyeceğini Diyanet İşleri Başkanlığı söylüyor işte, doymaz diyor, doymaz!
Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Adalet Kaya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bütçe görüşmeleri boyunca emeklilerin yaşadığı sefaleti konuştuk, anlattık. Ne yazık ki buna rağmen 2026 yılı için belirlenen ücret artışı tam anlamıyla bir fiyasko ve utanç. Yaptığınız zamla 18.839 liraya gelen en düşük emekli maaşını lütfedip 20 bin liraya tamamladınız. Açlık sınırı 30 bin lirayı aştı. Emekliler 20 bin lirayla fatura mı ödesin, kira mı ödesin, hayatta mı kalsınlar, karınlarını mı doyursunlar? Yani geçinmeyi bırakın, nasıl yaşasınlar diye sormak istiyorum. Sermayeye kaynak aktarırken, faiz ödemeleri yaparken; yap-işlet-devret yöntemiyle yaptırdığınız yollara, köprülere ederinin katbekat üzerinde ödemeler yaparken para buluyorsunuz; Rojava halklarına karşı Suriye'de yeni bir savaşı kışkırtırken, askerî müdahale tehditleri savururken savaşın maliyetini düşünmüyorsunuz. İşçiye, emekçiye, emekliye kaynak yok ama IŞİD artığı çetelere gani gani. Emekliler artık pazardan ucuz olsun diye, çürümeye yüz tutmuş meyve sebze satın alıyor, fırından bayat ekmek alıyor; kırmızı etin ve balığın tadını unuttuklarını söylüyorlar.
Şimdi, iktidar olarak rakamları 2002 yılıyla kıyaslamayı çok seviyorsunuz, emekli maaşlarını da 2002'yle kıyaslayalım. 2002'de en düşük SSK emekli aylığı asgari ücretin yaklaşık 1,5 katı; bugün bu oran asgari ücretin dörtte 3'üne denk geliyor yani gerilemiş, büyük bir gerileme söz konusu. Eğer 2002 yılındaki oranlar korunmuş olsaydı asgari ücrete oranla bugün en düşük emekli aylığı 39.305 lira olacaktı.
Şimdi, emekli maaşlarının belirlenmesinde başka adaletsizlikler ve eşitsizlikler de söz konusu. Kök maaş meselesi tam bir adaletsizlik yaratıyor, bu uygulamayla çok çalışanı, çok prim ödeyeni âdeta cezalandırıyorsunuz. Herkesi en dipte, en düşük maaşta eşitlemeyi başardınız. Kimsenin yarınından umudu kalmadı, "Nasılsa, çalışsam da aynı maaşı alacağım." dedirterek insanları kayıt dışı ve güvencesiz çalışmaya ittiniz. Şimdi yapılması gerekenler net, ebette ki YENİ YOL Grubunun bu genel görüşme önerisini DEM PARTİ olarak destekliyoruz. Yapılması gerekenler: En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesine çekilmeli, emekli aylıkları yoksulluk sınırı baz alınarak yeniden düzenlenmeli, emeklilerin sendikal hakları tanınmalı, sağlıkta katkı payı gibi emeklilere yük olan bu yükler omuzlarından alınmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ADALET KAYA (Devamla) - Emeklilik bir haktır, artık, bir yük olarak görülmemelidir; bu iktidar ne yazık ki emekliliği bir yük olarak görüyor. Biz, emeklileri yoksulluğa mahkûm eden bu sistemin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz ve diyoruz ki tüm bu ihtiyaç ve sorunları detaylı şekilde konuşup gerçekçi çözümler üretmeliyiz. Bu genel görüşme talebini destekliyoruz.
Şimdi, Halep'te Kürt halkını hedef alan bu saldırıları kınıyorum. Bu insanlık suçunun bir an önce durdurulması için halklara dayanışma ve vicdani bir itirazda bulunma çağrısı yapıyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ulaş Karasu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ULAŞ KARASU (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde yaklaşık 17 milyon emekli yurttaşımız var. Bu insanlar yıllarca çalıştı, ülkesine katma değer kattı, vergisini ödedi ama şimdi sefalet ücretiyle hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. 2002'yle bugünü kıyaslamayı çok seviyorsunuz, 2002'de en düşük emekli aylığı 1,5 asgari ücret düzeyindeydi. Bugün ise en düşük emekli aylığı 18.939 lira, ortalama emekli aylığı ise 23 bin lira yani bugün, emeklinin yaklaşık yüzde 70'i asgari ücret seviyesinde ya da altında aylık alıyor. Buradan soruyorum: Açlık sınırı 30 bin lirayı, yoksulluk sınırı 100 bin lirayı aşmışken, 5 emeklinin maaşını toplasan yoksulluk sınırını geçmez iken, büyükşehirlerde en düşük kira olarak 25-30 bin liradan bahsedilirken sizler emekliye bu zulmü niye reva görüyorsunuz? Bakın, Diyanet, 2026 yılı fitre miktarını günlük 240 lira olarak açıkladı. Tek kişi için aylık 7.200 lira, 4 kişilik bir aile için 28.800 lira. Diyanetin rakamları gösteriyor ki siz bu ülkede asgari ücretliyi de emekliyi de fitreye muhtaç hâle getirmişsiniz.
Değerli arkadaşlar, bu tablo bir tesadüf sonucu ortaya çıkmadı. Bu tablo bilinçli bir siyasi tercihin sonucudur. Bu tablo emeklisini yük olarak gören AKP'nin kara düzeninin sonucudur. Sadece en düşük emekli aylığı mı? Bugün en düşük memur emekli aylığı 27.500 lira. Türkiye tarihinde ilk kez memur emeklisi açlık sınırının altında maaş alıyor. "Tercih" dedik ya, bakın 2026 bütçesine, bir avuç tefeciye ödediğiniz faiz ne kadar? Tam 2,7 trilyon. Nasta ısrar etmeseydiniz bu yıl ödeyeceğimiz faiz 2,7 trilyon değil, yaklaşık 1 trilyon civarında olacaktı. Yani bu şu demek: En düşük emekli aylığı alan 5 milyona yakın vatandaşımıza asgari ücret düzeyinde emekli maaşı verebilecektik. Bunun maliyeti ne idi? Yaklaşık 650 milyar. Ama siz neyi tercih ettiniz? Emekliden, dar gelirliden yana olmayı değil; faizciden, tefeciden, yandaş müteahhitten yana olmayı tercih ettiniz.
Değerli arkadaşlarım, bu ülkede tam 700 emekli, geçinemediği için çalışırken hayatını kaybetti. Bundan daha ağır bir tablo olabilir mi? Buyurun, beraber sokağa çıkalım, akşam saatinde semt pazarlarına gidelim. Cesaretiniz var mı sokağa çıkmaya? Ne göreceksiniz biliyor musunuz sokaklarda, pazarlarda? Yerlerde sebze meyve toplayan emeklileri göreceksiniz. İşte, yirmi dört yılın sonunda yarattığınız Türkiye bu manzaradadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ULAŞ KARASU (Devamla) - SGK Başkanı çıkıyor "Emekliler çok yaşıyor, sistem bu yüzden zorlanıyor." diyor. Bu sözler şımarıklığın, halka tepeden bakmanın, utanmazlığın sözleridir. Dilinizden düşürmediğiniz Avrupa'da emekliler dünya turu yapıyor, bizim emeklimiz bayramda torununa harçlık veremiyor.
AKP milletvekilleri, sizlere buradan soruyorum: Çocuğunuza, torununuza bin lira harçlık verdiğinizde kabul ediyorlar mı çocuklarınız? Sizler tutuyorsunuz, ellerini öpmemiz gereken insanlara, torunlarınıza veremediğiniz parayı utanmadan, sıkılmadan "zam" olarak veriyorsunuz.
Emekli maaşları üzerindeki düzenlemeler artık bir zam meselesi değil, vicdan ve onur meselesidir. Sizlerde vicdanın kalmadığı ortadadır. Emeklilerin hakkına sahip çıkan bizlere grup başkan vekilleriniz, genel sekreterleriniz hakaretlerde bulunuyor. Bunlar hadsizliktir, utanmazlıktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ULAŞ KARASU (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Bir sefer verdim ama, uzattınız.
ULAŞ KARASU (Devamla) - Çok az kaldı.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ULAŞ KARASU (Devamla) - Emeklilik bizim için bir haktır, emeklilik onurdur, emeklilik insanca yaşamanın güvencesidir. Biz emeklilerimiz için buradayız. Bu adaletsizliğe asla razı gelmeyeceğiz. Bu mücadeleyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde de meydanlarda da sokaklarda da sürdürmeye devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Resul Kurt.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RESUL KURT (Adıyaman) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların, emeklilerimizin taleplerinin farkındayız. Fırsatçılık, fahiş fiyat artışları ve hayat pahalılığının en çok emeklilerimizi, dar gelirlileri, ücretli çalışanları zorladığını çok iyi biliyoruz. Emeklilerimizin ve çalışanlarımızın refahı, alım gücü ve sosyal güvenliği AK PARTİ hükûmetlerimizin her zaman önceliği olmuştur. Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi, ödenen primler ve çalışma gün sayısı esasına bağlı nesiller arası dayanışma esasına göre sürdürülmektedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde emeklilik şartlarını sağlayanlar sigorta başlangıç tarihine göre 3600 gün ile 4500 gün primle, 5400 gün primle veyahut da 9000 gün prim sayısıyla emekli olabildikleri gibi engelli vatandaşlarımız, kardeşlerimiz 3600 ile 4680 gün prim aralığında emekli olmaya hak kazanabilmektedir. Bu grupta bulunanların prime esas kazançlarının düşük olması, çalışma gün sayılarının düşük olması nedeniyle de bağlanan aylıkların düşük olduğu malumlarıdır. Bugün en düşük emekli aylığı 16.881 lira, en yüksek SSK emekli aylığı 123.346 liradır. Bu fark uzun süre ve yüksek kazanç üzerinden prim ödeyenlerin daha yüksek aylık almalarına imkân sağlamaktadır. 2019 yılında Ocak ayından geçerli olmak üzere yapılan yasal düzenlemeyle, hesaplanan aylığı bin TL'nin altında olan emeklilerimize en düşük aylık bin TL olarak ödenmeye başladı. 2019 Ocak döneminden 2026 Ocak dönemine kadar olan sürede önce 1.500 TL'ye ve sonra 2.500, 3.500, 5.500, 7.500, 10.000, 12.500, 14.469, 16.881 TL tutara yükseltildi. Gazi Meclisimize teklif edilen kanun teklifiyle de bu tutarın 20 bin TL olarak uygulanmasıyla ilgili kanun teklifi Gazi Meclisimizin takdirlerine sunuldu.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Açlık sınırı kaç? Nasıl vereceksiniz bu 20 bini ya?
RESUL KURT (Devamla) - 5510 sayılı Kanun hükmü gereği BAĞ-KUR ve SSK emekli aylıklarının 2026 Ocak-Haziran dönemine ait emekli maaşı, önceki altı aylık enflasyon oranı olan yüzde 12,19 oranında artırılmıştır. Emekli maaşı az prim ödediği ve prime esas kazancı düşük olduğu için 20 bin TL'nin altında bulunan emeklilerin emekli aylıklarının 20 bin TL tutara yükseltilmesiyle birlikte düşük aylıklı emekliler yönünden önceki altı aylık enflasyonun üzerinde olmak üzere yüzde 18,48 oranında artış gerçekleştirildi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RESUL KURT (Devamla) - Sayın Başkanım, tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
RESUL KURT (Devamla) - Sayın milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemlerinde gelir garantisi sağlanması amacı her zaman arzu edilen korumayı sağlamaya yetmemektedir; dolayısıyla, düşük gelirli, kira ödeyen, geçim sıkıntısı çeken emeklilerin sosyal yardımlar, yerel yönetimler yönünden desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Onu da mı yerel yönetime dayadınız? Niye iktidarsınız? Bırakın gidin, vatandaş da kurtulsun, biz yönetelim ya!
RESUL KURT (Devamla) - Yerel yönetimlerin emeklilere yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, ev sahibi olmayan düşük gelirli emeklilerimizin kamuya ve belediyelere ait arsalarda kat karşılığı projelerle yapılacak konutlarda...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Geçen de aynı konuşmayı yaptınız. Şu 20 bin lira ne olacak?
RESUL KURT (Devamla) - ...düşük bedellerle kiracı olarak oturmalarının sağlaması...
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - İktidar neye yarar, iktidar?
RESUL KURT (Devamla) - ...ulaşım, doğal gaz, su, elektrik gibi konularda ücretsiz yararlandırılması önem taşımaktadır.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Peki, emeklinin açlık sınırı altında yaşamak hakkı mı, değil mi?
RESUL KURT (Devamla) - YENİ YOL Grubuna katılmadığımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Grup önerisini oylarınıza...
III. - YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, yoklama talebimiz vardır.
BAŞKAN - Yoklama talebini karşılayacağım.
Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Başarır, Sayın Tahtasız, Sayın Karasu, Sayın Emre, Sayın Gürer, Sayın Sümer, Sayın Akay, Sayın Özdemir, Sayın Gündoğdu, Sayın Çiler, Sayın Arslan, Sayın Öztunç, Sayın Güneşhan, Sayın Bülbül, Sayın Özcan, Sayın Kâya Ösen, Sayın Kış, Sayın Karagöz, Sayın Coşar, Sayın Yücel.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.21
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.35
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
-----0----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Şimdi İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/1/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Mehmet Satuk Buğra Kavuncu |
|
| İstanbul |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Samsun Milletvekili Erhan Usta ve 19 milletvekili tarafından vergi yükünün adaletsiz dağılımı, bütçedeki tasarruf ihtiyacı ve uygulamadaki suistimallerin derinlemesine incelenmesi ve konunun tüm boyutlarıyla araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla 13/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Sayın Erhan Usta.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubumuz olarak aslında toplumda çok tartışılan bir konunun araştırılması için huzurlarınızdayız. Bu da vergi borçları siliniyor mu, silinmiyor mu, temel soru bu. Biliyorsunuz, muhalefet çoğu zaman Hükûmeti eleştirirken "Siz, yandaşların vergi borcunu sildiniz." diyor, Hükûmet de "Hayır, biz böyle bir şey yapamayız, 'vergi borcu silme' diye bir hakkımız yok." şeklinde bir kısım savunmada bulunuyor. Bu konuyla ilgili olarak biz bu konunun araştırılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz çünkü bütçe hakkı Meclisindir, vergi koyma hakkı da Meclisindir. Eğer bir vergi silme olayı olacaksa bunun da Meclis tarafından yapılması lazım, bunun olup olmadığına ilişkin tartışmaların da Meclis tarafından aydınlatılması gerekir. Temel amacımız bu, bu amaçla veya bu niyetle getirilmiş bir araştırma önergesidir.
Şimdi, az önce ifade ettiğim gibi, tartışma konumuz ne? Vergi borcu siliniyor mu, silinmiyor mu? Mehmet Şimşek'in açıklamaları var, daha önceki Bakanların da bu tür açıklamaları oldu. "Kanun dışında herhangi bir yöntemle bizim vergi borcu silme imkânımız yok." dediler. Kanunla silinebiliyor mu? Evet, siliniyor. Bugüne kadar AK PARTİ hükûmetleri değişik isimler altında 13-14 defa -yanlış hatırlamıyorsam- kanun getirdi ve bu kanunlarla, "yapılandırma" adı altında olsa bile bir kısım vergi borçları çok net bir şekilde silindi. Yani bir kısım mükellef, borcunu ödedi, vergi yükümlülüğünü yerine getirdi ama ödemeyenlerin ödüllendirildiği bir...
(Uğultular)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Usta, duyamıyoruz, çok uğultu var.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Başkanım, uğultu var, bir ikaz edebilir miyiz lütfen.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var.
Lütfen hatibi dinleyelim.
Buyurunuz.
ERHAN USTA (Devamla) - Şimdi, ne diyorduk? Tartışma konusu, "silinip silinmediği hususu" diye söyledik. Dolayısıyla, şimdi, kanunla silinme durumunda, 13-14 defa kanun getirildi, bu kanunlarla silindi, borçlar silindi. Buna hakkınız var mı veya esas problem şu: Bu kanunu geçirme iradesi Meclisin mi? Gerçekten Meclis kendi iradesiyle, buradaki AK PARTİ Grubu kendi iradesiyle bir kanun yaptı ve bunu sildiyse Meclisin böyle bir hakkı olabilir ama biz biliyoruz ki kanunlar idare tarafından, yürütme tarafından gönderiliyor ve buradaki şu heyet, şu anda bizi dinlemeyen bu heyet, konuşan bu heyet, noktasına virgülüne dokunmadan bu kanunları geçiriyor. Dolayısıyla, yürütme ne isterse o oluyor; yandaşın borcunu silmek isterse yandaşın borcu siliniyor. Diğeri, daha önemlisi, uzlaşma müessesesi var. Şimdi, esas üzerine tartışmamız gereken konu bu. Uzlaşma üzerinden de vergi borcu siliniyor değerli arkadaşlar. Bakın, burada Meclis falan da yok işin içerisinde. İki türlü uzlaşma var, bir merkezî düzeyde, bir de taşra düzeyinde. Taşra düzeyinde olan uzlaşmaların ben son derece verimli ve doğru olduğunu düşünüyorum ama merkezî düzeyde olan uzlaşmalar çok büyük mükellefleri ilgilendiren uzlaşmalardır ve buralarda çok ciddi suistimallerle Türkiye karşılaşmıştır, birazdan rakamlarını vereceğim.
Şimdi, burada müfettiş bir rapor yazıyor, bir vergi eksikliği buluyor, oraya bir vergi tarhiyatı yapıyor, ondan sonra buna ilişkin de cezai işlemler yapılıyor. Şimdi -2024 yılına kadar- 2024 yılında bir düzenleme yapıldı bizim ısrarımızla, özellikle biz İYİ Parti Grubu olarak bunu burada defalarca dile getirdik, "Bu uzlaşma müessesesi ıslah edilmeli. Burada ciddi vergi borçları siliniyor. Yandaşın borcunu burada siliyorsunuz." dedik. Orada çünkü hiçbir objektif kural yok arkadaşlar; dosya bazında bakılıyor, Ahmet'inkini siliyor, Mehmet'inkini silmiyor, tamamen keyfî bir uygulama vardı. Bugüne kadar bu müessese üzerinden çok ciddi bir şekilde vergi borcu silindi, bu çok net. Bakın, mesela, 2024 yılı için silinenlerin oranlarını söyleyeyim: Merkezî düzeyde vergi aslından -2024 yılı rakamı- yüzde 79,6'sı silinmiş. Uzlaşmaya konu olan vergi borçlarının vergi aslından yüzde 79,6'sı silinmiş. Cezalarda da yüzde 94'ü silinmiş, 2024 yılı rakamlarını söylüyorum; bunlar Gelir İdaresi Başkanlığının faaliyet raporlarında bulunan rakamlar. Hemen yeri gelmişken... Mesela, taşrada bu oranlar çok düşük. Bakın, taşrada vergi aslında silinme oranı yüzde 1,1. Yani merkezî uzlaştırmada, burada çok sınırlı sayıda mükellef için, yandaş mükellef için, büyük mükellef için yüzde 79,6'sı silinirken taşrada, o daha küçük mükelleflerdeki hatalar nedeniyle silinme oranı -2024 yılı için söylüyorum- sadece yüzde 1,1; vergi cezalarında merkezî düzeyde yüzde 94 silinmiş, taşrada da vergi cezalarında yüzde 83,3'ü silinmiş. Dolayısıyla, bu söylediğimiz şeylerde taşrada bu sistem devam etmeli ama merkezî düzeydeki uzlaşma müessesesi cezaları da içerecek şekilde mutlak surette kaldırılmalıdır değerli arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Usta, tamamlayın.
ERHAN USTA (Devamla) - Teşekkür ederim.
Bakın, bu vergi cezası... Şimdi burada AK PARTİ'den arkadaşlar çıkacak, muhtemelen diyecek ki "Kesinleşmiş vergi borcunu silmiyoruz." Kesinleştirmiyorsunuz ki; bakın, kritik şey bu. Yani kesinleştirmediğin için bugüne kadar sildin ama şimdi, yeni vergi düzenlemesi yapıldıktan sonra artık müfettişin yazdığı, koyduğu ilave vergi doğrudan kesinleşmiş vergi olacak. Şimdi, bundan sonra onu silme imkânı, evet, yok ama cezasını silme imkânı hâlâ devam ediyor. Şimdi, vergi cezası, vergi aslına bağlı bir işlemdir. Vergi aslında uzlaşma yapmıyorsun yeni sistemde vergi cezasında hâlâ yapıyorsun. Vergi cezaları da vergi aslı kadar var. Dolayısıyla, vergi cezasında da bu uzlaşma müessesinin kaldırılması lazım.
Son söz olarak şunu söylüyoruz: Evet, bugün bizlerin iddia ettiği gibi, muhalefetin genel olarak iddia ettiği gibi vergi borcu hep silinegelmiştir, defalarca silinmiştir; önce ya vergi kanunlarıyla silinmiştir ya da uzlaşma müessesi üzerinden silinmiştir. Özellikle kişiye özel, firmaya özel, mükellefe özel silmeler bugüne kadar hep yapılmıştır; bunların hepsinin sona ermesi lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Bu yasayı AK PARTİ mi çıkardı Erhan Bey, onu da söyle?
ERHAN USTA (Devamla) - Bizim ısrarımızla... Sen onlardan anlamazsın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Yok, bu yasayı AK PARTİ mi çıkardı, onu da söyle?
ERHAN USTA (Samsun) - Anlamazsın sen onu! Sen neden konuştuğumu bile anlamıyorsun.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Elli, altmış yıllık yasa.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönemin belki de en büyük sorunlarının başında maliye politikaları geliyor. İktidar, evet, az sayıda bazı hizmetler yaptı ama -hizmetlerden çok daha fazlası- iktidarı biz, bir sıfatla tanımlayacak olsak herhâlde "tahsildar" dememiz gerekir. Bugün Kabinenin en güçlü, tek sesi çıkan bakanı ne yazık ki Hazine ve Maliye Bakanı. Bugün toplanan vergilerin nereye gittiğini denetleme imkânı yok, Sayıştay devre dışı; gelen aflarla da vergisini zamanında ödeyen mükellef enayi yerinde görülüyor. Bir taraftan da mükellef, esnaf âdeta hırsız muamelesi görüyor, Maliye tarafından görevlendirilen müfettiş kapıda sabahtan akşama kadar oturuyor. İktidardaki arkadaşların halkla pek ilgisi olmadığından belki bu işten haberleri yok.
Değerli milletvekilleri, bakın, Maliye Bakanlığı rakam açıkladı. 2025 yılında bütçeye konan vergi cezası hedefi 245 milyardı, ilk sekiz ay içerisinde 1 trilyon vergi cezası kesildi yani sekiz ayda toplam hedefin 4 katı. Tam da buraya geldik, bütün sorun da burada. Şimdi, diyeceksiniz ki "Vatandaş vergi kaçırıyorsa cezasını çeksin." Ama kimlere ceza yazılıyor? Anlatıyorum: Bir şirket ortağı şirkete para vermiş, ortak ile şirket arasında para transferi olduğunda ceza yazılıyor. Daha ötesi, şirketin kasasında nakit para var, Maliye diyor ki "Senin bu parayı faize yatırman gerekirdi, kasada tuttun, bu senin suçun. Bunun faiz geliri şu kadardı, bu kadar vergisini ödeyeceksin." Faize karşı çıkan arkadaşlar, duyuyor musunuz? Maliye Bakanlığı bir şirket kasada para tutarsa, faize yatırmazsa gelip "Faiz alman gerekirdi." diye ona vergi cezası kesiyor; Deli Dumrul, hepsi halt etmiş.
Ve bugün, yine, "KURGAN" diye bir melanet çıktı ortaya ki sen devletsin, kontrol etmek senin görevin. Ben bir mükellef olarak birinden aldım, verdim; Maliye "Senin iş yaptığın adamlardan birinin, şu firmanın şaibeli olma durumu var -bununla- alacağın KDV'yi sil. Eğer silmezsen sana 3 katı ceza yazarım." diyor. Sen o zaman devlet olarak niye varsın?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bugüne kadar ülkeyi getirdiğiniz nokta: 15 Temmuzdan sonra polis devleti olduk, bugün tahsildar devlet olduk ve Maliye "gönüllü uyum" adı altında bir şantaj yapıyor. Dürüst, vergisini zamanında ödemiş, bütün yükümlülüklerini yerine getirmiş mükellefe diyor ki "Sen, gel, şu vergini artır, biraz daha vergi öde yoksa seni denetlerim ha!" Şantaj yapıyor, mafya babası yaptınız devleti. Hele de şu faizciliğin hiçbir şekilde izahı mümkün değil. Kaldı ki bu toplanan vergileri faizcilere nasıl harcadığınız da ortada; 5 liranın 1 lirasını faize gönderdiğiniz bir noktada toplamasanız inanın ki milletin lehine.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Heval Bozdağ.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Maliyeciler şöyle dermiş: "Vergi yasaları iyi niyetle hazırlanır ama bunu hep kötüler kullanırmış." Bu vergi uzlaşma müesseseleri hep sermayeden yana, adil değil ve o yüzden kaldırılmalı. Zaten sınıfsal tercihleri halktan yana olmayan bir iktidardan, halkın yararına bir düzenleme beklenemez. 2026 yılında vergi gelirleri yüzde 31 oranında artacak, bu artışın yüzde 65'i KDV ve ÖTV gibi halkın yaygın biçimde tükettiği mal ve hizmetlerin vergisindeki artışlardan, kalan yüzde 35'i ise gelir, kâr ve mülkiyet gibi vergilerden elde edilecek; gelir vergisi artışlarının yüzde 65'i ise ücretlilerden karşılanacak yani anlayacağınız, bu yoksullukta ve ekonomik krizde halkın üzerindeki vergi yükü azaltılması gerekirken artmış olacak, devlet zenginin vermesi gereken vergiyi almayarak vazgeçecek. Faize 2 trilyon 700 milyar lira, savaşa ve güvenliğe ise 2 trilyon 150 milyar lira harcanacak; bütçe, silah tüccarına ve sermayeye akıtılacak.
Bugün geldiğimiz durum derin bir ekonomik kriz ve yoksulluk; işçiye, emekliye, asgari ücretliye, memura para veremiyorsunuz; halka açlık sınırının altında yaşamlar dayatılmış durumda. Ülke, çete, mafya örgütlenmeleri, kara para, uyuşturucu ve fuhuşla anılır olmuş; içinden çıkılmaz bir sistem inşa edilmiş. Tüm bu krizlerinizi, sınıfsal gerilimleri ve siyasal istikrarsızlığı yönetemeyince savaş politikalarınızı devreye sokuyorsunuz, emperyalistlerin de alt emperyalist heveslerinize sağladığı destekle gücünüzü halkların üzerine boca ediyorsunuz. Kürtler, otoritenizin, bu krizlerinizin ve politikasızlıklarınızın yarattığı çöküşü en derinden yaşayan emekçi, işçi sınıfının ve kimlik, özgürlük mücadelesinin bir parçası ve birleşik emek ve özgürlük mücadelesini yükseltecekler ve bu politikalarınızda ısrar ederseniz krizlerinizden çıkış bulamayacaksınız.
Militarist dış siyasetinizin de hedefinde Kürtler var ve bu politikalarınız Türkiye barışını baltalıyor. Halep'te sivil, kadın, yaşlı demeden, hastane, yaralı, hekim demeden yapılan katliamın sorumlularını kınıyoruz. Kürt mahalleleri Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de olanlar açık savaş suçudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Teşekkürler.
Sivil mahalleler, hastaneler günlerce bombalandı, işlevsiz hâle getirildi, siviller, yaralılar direkt hedef alındı. Kaçırılan, akıbeti bilinmeyen yüzlerce kayıp sivilin isimlerinin olduğu listeler yayımlanıyor, çok ciddi iddialar var. Türkiye ise bu tablonun başında Şam yönetimine destek vermeye hazır olduğu yönünde açıklamalar yaptı. Halep'te kullanılan ağır silahların ve "drone"ların Türkiye'ye ait olduğu iddiaları var. Tüm bunlara cevap vermek durumundasınız. Türkiye, hukuksuzlukların hâkim kılınmaya çalışıldığı bir dünyanın parçası olamaz ve Rojava, Suriye'de halkların eşit, barışçıl, ortak yaşam umududur. Tüm uluslararası kamuoyunu Rojava'ya ses vermeye, Türkiye'yi de barışçıl ve duyarlı bir dış politikaya çağırıyoruz.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Hatay'dan gelen Hataylı iş adamları heyeti Genel Kurulu izlemekte; kendilerine hoş geldiniz diyoruz.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Cevdet Akay.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
İYİ Parti Grubu önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Şimdi, iktidar, yıllardır söylüyor "Vergide adaleti sağlayacağız; dolaylı, dolaysız vergilerde dolaysız vergiler oranını artıracağız; vergi yükünü dengeli dağıtacağız; muafiyet, istisna ve indirimin verimsiz olanlarından vazgeçeceğiz." diye. Öyle mi? Maalesef öyle değil. Baktığımız zaman, muafiyet, istisna ve indirimler devam ediyor. Bir de uzlaşma yoluyla, vergi mahkemelerine intikal etmeden uzlaşma komisyonları yoluyla silinen vergi aslı ve borçları var. Şimdi, ben Gelir İdaresi Başkanlığı verilerinden aldım, 2013-2024 yılları arasında uzlaşma yoluyla yani tarhiyat öncesi yapılan uzlaşma yoluyla silinen vergi aslı ve borcunun rakamı toplam 8,9 milyardır, bunlar resmî veriler. Vergi aslı olarak ne kadar silinmiş? 2,8 milyar silinmiş, vergi cezası olarak da 6 milyar 27 milyon silinmiş. Örneğin, en son 2024 yılında vergi aslı olarak 295 milyon, vergi cezası olarak da 1,4 milyarlık vergi cezası silinmiş.
Şimdi, burada, bu, buz dağının görünen kısmı, esasında bir de görünmeyen kısmı var, bu da vergi harcamaları. Hani 2025 ve 2026 bütçesinde rakamlarını verdiğimiz muafiyet, istisna ve indirimler yoluyla tahsilinden vazgeçilen vergi alacaklarından bahsediyoruz. 2025'te 3 trilyon 5 milyar, 2026'da 3 trilyon 597 milyar. Bunun bir kısmında -verimliler- muafiyet, istisna ve indirimlerin uygulanması olumlu bulunuyor, biz de olumlu buluyoruz ama olumsuz bulduğumuz tutar kurumlar vergisiyle ilgili olan 2025'teki 701 milyar, 2026 yılındaki 768 milyar. Bunlar yap-işlet-devret ve KÖİ projesi yapan firmalara tanınan muafiyet, istisna ve indirimler. Şimdi, bu rakam çok ciddi bir rakam, tahsilinden vazgeçilen bir rakam.
Biz bahsediyoruz burada, emeklilerle ilgili perşembe günü Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşeceğiz yani 20 bin lira olarak öngörüyorsunuz. Defalarca söylüyoruz, bu tutarla emeklilerin, dar gelirlilerin geçinmesi mümkün değil, "Net asgari ücret seviyesine getirilsin." diye ifade ediyoruz. Bunun için de Mecliste tepkimizi ortaya koyuyoruz, Komisyonda da koyacağız, bu tutarı kabul etmek mümkün değil, artırılması lazım ama bir taraftan da bu tip verimsiz harcamalar, muafiyet ve istisnalar devam ediyor. Bu 768 bir emekliye ikramiye olarak 47 bin TL verebilirdik, Ramazan ve Kurban Bayramlarında bu dağıtılabilirdi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CEVDET AKAY (Devamla) - İşte, bütün bu konuların araştırılması gerekiyor.
Bir de burada işin tasarruf kısmı var, tasarruf tedbirleri kısmı var; bütçe açığı 2,7 trilyon, faiz gideri 2 trilyon 742 milyar. Bir taraftan da tasarruf tedbirleri ve genelgeleri çıkıyor, değil mi? "Tedbirlere uyulsun, tasarruf edelim." deniyor fakat bakıyoruz, israf almış başını gitmiş, yolsuzluklar, usulsüzlükler devam ediyor.
Bakın, devletin el koyduğu şirketler var, bu şirketler belirli bir gruba satılırken, değerlemesi gayrimenkul değerleme şirketleri tarafından olduğundan daha düşük değerle yapılıyor. Bir de belirli gruplara satılırken kamu bankalarından kredileri de bunların ayarlanıyor, hem de nasıl ayarlanıyor? Ödemesiz dönem ve uzun vadeli ayarlanıyor. Bütün bunlardan vazgeçilmesi gerekiyor ve bütün bu konuların da bu Mecliste, komisyonda araştırılması gerekiyor.
İYİ Partinin önergesini destekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Ertuğrul Kocacık, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ERTUĞRUL KOCACIK (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan bu önergeyle vergi uzlaşma müessesesinin vergi adaletini zedelediği iddiasıyla Meclis araştırması talep ediliyor, bu önergeye temel gerçeklerle cevap vermek istiyorum. Birinci temel gerçek şudur: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 73'üncü maddesi verginin kanuniliğidir, 7'nci maddesi ise yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğudur yani tahakkuk etmiş, kesinleşmiş bir verginin silinmesi konusunda tek yetkili Türkiye Büyük Millet Meclisidir. İdarenin böyle bir yetkisi yoktur, bu tartışmanın düğüm noktası da burasıdır.
İkinci temel gerçek, uzlaşma yeni bir uygulama değildir, 1963 yılından bu yana vergi sistemimizde olan, ikmalen, resen, idarece tarh edilen işlemlerde dava yoluna gidilmeden idare ile mükellef arasında anlaşma sağlanarak kamu alacağının daha hızlı tahsilini amaçlayan bir kurumdur.
Üçüncü temel gerçek, uzlaşma komisyonlarının tahakkuk etmiş vergi borcunu indirme veya sıfırlama yetkisi yoktur çünkü komisyona gelen konu tahakkuk etmiş bir borç değil, idarenin raporla ortaya koyduğu bir iddia ve tarhiyat önerisidir. Mükellef isterse dava açar, isterse uzlaşmayı seçer. Bu sistemin en önemli faydalarından biri yargının iş yükünü azaltmasıdır. Bu mantık bugün özel hukukta uygulanan arabuluculukla aynıdır. Peki, komisyonlar neye göre karar veriyor? Bu da rakamsal ve teknik kriterlere dayanır. Rapor mevzuata uygun mu? Maddi hata var mı? Delil yeterli mi? Yargıya giderse idarenin kazanma ihtimali nedir? Yargıya intikal ederse doğacak ilave mali yükümlülükler nelerdir? Her dosya bu çerçevede incelenir. Keyfîlik iddiası bu sebeple doğru değildir.
Dördüncü temel gerçek, önergede "Şeffaf değil." deniliyor. Oysa uzlaşma sonuçları Gelir İdaresi Başkanlığı ve Vergi Denetim Kurulu faaliyet raporlarında yayımlanmakta, kamuoyuna açık bir şekilde ilan edilmektedir. Bu raporlardaki verileri alıp "Devlet vergi borçlarını siliyor." demek teknik gerçeği ters yüz etmek ve vatandaşın vergi uyumunu bozacak bir algı oluşturmaktadır.
Beşinci temel gerçek ve reform adımı ise uzlaşma komisyonunda kamuoyunda gündem oluşunca Hükûmetimiz alanı daha da disipline eden bir düzenleme yapmıştır. Yıllardan beri âdeta bir vecize gibi tekrarlanan "Vergi asıllarında uzlaşma olmaz." sözü artık açık bir yasal dayanağa kavuşmuştur. 7524 sayılı Kanun'la kesinleşmemiş vergi asılları uzlaşma kapsamından çıkarılmıştır yani suistimale açık alanlar daraltılmış, sistem güçlendirilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ERTUĞRUL KOCACIK (Devamla) - Sonuç olarak vergi adaleti, yargı yükü, tahsilat hızı ve mükellef hakları arasında denge kuran bu mekanizmayı siyasal polemik konusu yapmak doğru değildir. AK PARTİ olarak biz vergi sistemimizi şeffaf raporlama, standart kriterler ve reform iddiasıyla güçlendirmeye devam ediyoruz. Bu temel gerekçelerle önergeye katılmıyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kâtip üyeler arasında ihtilaf olduğundan kaynaklı elektronik cihazla oylama yapacağım.
Oylama için üç dakika süre veriyorum ve işlemi başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.09
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.23
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
İYİ Parti grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/1/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
13 Ocak 2026 tarihinde Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından verilen 15906 grup numaralı Suriye'nin Halep şehrinde sivillere yönelik saldırıların yol açtığı ihlaller ve ortaya çıkan sonuçların yaratacağı bölgesel etkilerle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan genel görüşme önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak 13/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sümeyye Boz.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri takip eden değerli halklarımız; Serhat'tan, Botan'dan, Amed'den Rojava'da yaşanan katliama karşı ses çıkarmak için Ankara'ya gelen, yola düşen değerli barış annelerini saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bugün, bu kürsüden başta Türkiye olmak üzere dünyaya, Birleşmiş Milletlere, insan hakları savunucularına seslenmek istiyorum çünkü Suriye'deki bu gidişattan sadece Kürtler etkilenmeyecek; bu yüzden, sadece Kürtler bunun için endişe duymamalı. Halep'te, Kürt mahallelerinde, buralara yönelik saldırılara baktığımızda bunların sadece bir güvenlik meselesinden, bir çatışmadan ibaret olduğunu söyleyemeyiz. Bu saldırılar sivilleri hedef alan, Kürtlere yönelik imha ve demografiyi değiştirme girişimidir; onlarca yıldır değişmeyen inkâr ve imha siyasetinin Suriye sahasındaki uygulanma biçimidir. Burada açık bir niyet, bilinçli bir plan ve süreklilik arz eden bir politika vardır. Halep'in Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri rastgele hedef seçilmemiştir elbette. Bu mahalleler Kürtlerin Araplarla, Süryanilerle, farklı inanç ve kimliklerle birlikte halk meclisleri üzerinden kendi kendini yönettiği alanlar yani hedef alınan şey sadece insanlar değil, aynı zamanda Kürtlerin özne olabildiği bir yaşam biçimidir; tahammülsüzlük işte tam da bunadır. "Kürtler var olabilir ama yönetemez, Kürtler görünür olabilir ama özne olamaz, Kürtler yaşayabilir ama karar alamaz."ın ifadesidir.
Bakın, 1 Nisan 2025, Şam yönetimi ile özerk yönetim arasında yapılan anlaşma açıktır. Bu anlaşmaya göre mahallelerin güvenliğini sağlayan asayiş güçleridir ve bu belirtilmiştir. Buna rağmen bu güçler katledilmiş, halk meclisleri dağıtılmış, siviller zorla yerinden edilmiştir. Buna yalnızca bir anlaşmanın ihlali demek yetmez. Burada apaçık, bizzat müzakere fikri, müzakere niyeti saldırı altına alınmış ve hedef alınmıştır. Sahadaki askerî gerçeklik de aslında bunu bir şekilde ifade ediyor bize. Türkiye'ye ait İHA ve SİHA'ların kullanıldığı, operasyonların Süleyman Şah, El-Amşat, El-Hamzat gibi çeteler aracılığıyla yürütüldüğü ve bunları da Türk subaylarının koordine ettiğiyle ilgili bir iddia var; bunlar açıklansın ve araştırılsın diyoruz. Ancak bir taraftan baktığımızda da gizlenecek pek bir şey yok çünkü Türkiye bir şekilde oradaki savaşa taraf olmuştur. 2 küçük mahalle, asayiş güçleri tarafından savunulan mahalleler Türkiye'nin Millî Savunma Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının "Colani isterse onlara destek oluruz." talebiyle âdeta taraflığını, ilişkisini, ortaklığını beyan etmiştir; bir açıdan da böyle bir görüntü karşımızda.
Kürt düşmanlığı gözleri o kadar kör etmiş ki, o kadar karartmış ki kafa kesen IŞİD artıklarıyla bile birlik olabiliyorsunuz. Burada açık destek, açık yönlendirme ve açık bir vekâlet savaşı var. Bu akıl yalnızca tabii ki sahada değil, propaganda düzeyinde de çalışıyor. Son yıllarda bilinçli bir şekilde dolaşıma sokulan "SDG İsrail'le ilişkili" yalanı işte bunun tam da örneği. Bu yalanın tek bir amacı var: 10 Mart mutabakatını sabote etmek, o mutabakatta SDG'nin silah bırakmasına dair tek bir emare, tek bir işaret yok. Buna rağmen Türkiye kamuoyuna farklı bir metin piyasaya sürüldü, öyle bir metin anlatıldı. Bunlarla birlikte yapılmak istenen şeyin bu saldırılara gerekçe üretmek olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Oysa gerçek şu: İsrail'le masaya oturan SDG değil, İsrail'le fiilî anlaşmalar yapan, Suriye'nin güneyini İsrail'e teslim eden, HTŞ'yle iş tutanlar ve Kürtleri iş birlikçi olarak yaftalayanlardır. Paris'te İsrail ile Colani'nin anlaşmasında dış ilişkilerinin hazır bulunmasına tesadüf diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Bu sabotajın sahadaki karşılığı Halep'te de görüldü. SDG'yle, hatta SDG'nin çabasıyla Şam yönetimi arasında bir müzakere zemini oluştu. Türkiye'yle ilişkisi açıkça bilinen, alenen bilinen ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Türkiye'yle ilişkisi herkesçe bilinen Şeybani'nin mutabakatın imzalanmasına ramak kala geçtiği odada yaptığı görüşmeden sonra "İmzalanma işlemini bir hafta sonraya erteleyelim." demesi ve aynı süreçte Halep'e dönük saldırıların, hazırlıkların yürümesi, bunun önceden planlandığını açıkça göstermekte yani masayı terk eden de deviren de silahları devreye sokan da aynı merkezdir.
Şu gencin fotoğrafına iyi bakın istiyorum; işkenceyle öldürüldü, gözleri oyuldu, göğüs kafesi parçalanarak kalbi çıkarıldı. Ben bunu kelimelerle en hafif, en "soft" şekilde böyle ifade edebilirim ama fotoğrafını göstermeye yüreğim elvermez. Peki, onu kim katletti? Bu işkenceyi, bu vahşi katliamı kim yaptı? Bu. Ama siz bunlarla, bu vahşi katliamı yapanlarla iş tutmayı tercih ediyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜMEYYE BOZ (Devamla) - Vatanını savunan, mahallesini koruyan Kürtlerle değil, bu cihatçı, IŞİD'ci çete artıklarıyla ortak olmayı tercih ediyorsunuz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Bülent Kaya.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; coğrafyamızda ülkemizin en uzun sınırlarının olduğu Suriye, 2011 yılından bu yana bir iç savaş, bir iç çatışma içerisinde. Gerçi 2011'den önce de çok ciddi insan hakları ihlallerinin uzun süre devam ettiği bir devletle karşı karşıyaydık. 2011'den bu yana devam eden iç savaş ve çatışmalar 8 Aralık 2024 tarihinden itibaren farklı bir noktaya doğru evrildi ve orada bir günde bulunan bütün güçler yavaş yavaş Suriye'yi terk etti ama Amerika, Fransa, İngiltere ve Körfez ülkelerinden de birkaç tanesinin desteğiyle ve teşvikiyle yepyeni bir sürece doğru gitti. Burada bizim de en uzun sınırlarımızın olduğu ve Suriye'de yaşayan kimi soydaşımız, kimi dindaşımız, kimi tarihsel bağlarımız, kimisi de komşularımız olan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu coğrafyadaki sükûneti, bu coğrafyadaki huzuru temin etmek aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti olarak bizlerin ve 87 milyon insanımızın da huzuru manasına gelir. Bunu temin etmeye dönük 10 Mart Mutabakatı, SDG ve Suriye devletini temsilen Şam Hükûmeti arasında bir 10 Mart Mutabakatı imzalandı. Bu mutabakata Türkiye Cumhuriyeti olarak bizler dâhil olmak üzere geniş bir uzlaşıyla bu 10 Mart Mutabakatı'nın bir diplomatik zemin olması konusunda bir uzlaşı ortaya çıktı. Ardından da 1 Nisan 2025 tarihinde yapılan anlaşmayla da özellikle SDG'nin bu 10 Mart Mutabakatı'na da bir nevi katkı olsun diye Halep'ten silahlı güçlerini çekmesi, yine, Afrin'deki kontrolün de Suriye Merkezî Hükûmetine yani Şam yönetimine devredilmesi dâhil olmak üzere bir kısım mutabakatlarda bulunuldu. Şimdi, Türkiye olarak bizim burada bir üçüncü göz olarak, bölgedeki bütün halklara güven veren bir ülke olarak ve yine oradaki süreci kalıcı bir devletleştirmeye dönüştüren, kolaylaştırıcı bir güç olarak devrede bulunmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti orada ihtilafı olan herkesin rahatlıkla kendi masalarına garantör olsun, güven versin, kolaylaştırsın diye davet ettiği bir ülke konumunda kendisini konumlandırması lazım ki buradaki sürecin, buradaki ateşin söndürülmesine bir katkısı olsun diye. Biz oradaki çatışmaların tarafı olarak ya da birini suçlayıp diğerini destekleyerek oradaki iç huzuru temin edemeyiz. Elbette ülke olarak kendi güvenliğimiz açısından orada olmazsa olmaz kırmızı çizgilerimiz olacaktır ve bunların da teminini hep beraber sağlamak durumundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Ama bunu yaparken herhangi bir halkı diğer halka tercih edecek bir izlenim veren, herhangi bir mezhepsel grubu bir başka mezhepsel gruba tercih ettiğimiz izlenimi veren uygulama, söz ve eylemlerden de kaçınmamız gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin geniş hinterlandı ve tarihsel bağları itibarıyla Suriye'de de Irak'ta da ve coğrafyamızda da tek bir rolü olmalı; o da güven veren, barış getiren ve oradaki insanların ihtilafları için bir hakem olarak başvurduğu bir ülke konumuna kendini yükseltmelidir. Aksi takdirde, biz oradaki çatışmalardan herhangi birini tercih eden ya da endişelerimizi kamuoyu önünde yüksek sesle dile getiren ülke durumuna düşersek işte o zaman farklı toplumsal algıları beslemiş oluruz. Kobani olaylarında yaşadığımız olay biraz da bu iletişim ve yaklaşım farklılığından kaynaklanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Onun için benzeri hususları yaşamamak için orada bağımsız bir güç olarak, üçüncü bir göz olarak sahada birini diğerine karşı suçlayan değil, oradaki durumu tespit eden, 10 Mart Mutabakatı'nın ne aşamada olduğunu, kimin uymadığına dair bunları kontrol eden bir ülke durumunda olmamız gerektiğini ifade ediyor, Halep'te yaşanan bu çatışmaların bölgedeki huzuru bozmaya dönük çok sıkıntılı bir süreç olduğunu ifade ederek, bu hususta bir genel görüşmenin faydalı olduğunu düşünerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Buğra Kavuncu.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, Türkiye'nin yapay gündeminde boğulmaya çalışılan emeklilerimizin yanında olduğumuzu ve onların her platformda sesi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Verilen araştırma önergesiyle ilgili öncelikle şunu söylemek isterim: Bir Komisyonunuz var, bu Komisyonda -gerçekten merak ediyorum- bu konuyu konuştunuz mu, konuşmadınız mı? Bu soruyu sormaya da hakkımız var. Zira, bugün, dün gördüğümüz bu hadiselerin Suriye'de olacağı gün gibi aşikâr ve net. Kurmuş olduğunuz Komisyonda bunlar konuşulmamış ve bir araştırma önergesiyle bugün Meclise gelmiş olması da son derece manidar ve ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu önergede Türkiye'yi itham eden iddialar vardır. Kim adınadır bu iddialar? Sayın Bahçeli'nin de tekrarladığı şekilde "Siyonizmin uşağı terör örgütü YPG ve Mazlum Abdi adına." Sayın Bahçeli'nin ifadeleriyle söylüyorum.
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Şara siyonizmin bayrağını Şam'ın ortasına dikti ya, kim kimin uşağı oradan görün.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Dinle, dinle!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Türkiye hiçbir ülkenin içişlerine müdahale elbette etmemeli; her ülkenin kendi vatandaşları, kendi geleceklerini elbette ki kendi belirlemeli ancak bir ellerinde silah, diğer ellerinde PKK'nın, terör örgütünün, YPG'nin "patch"leri olursa Türkiye de elbette ki bu süreci, burayı dikkatle takip edecektir ve etmek zorundadır. Türkiye'de terör eylemlerinde bulunmuş hiçbir yapıya Türkiye hayat hakkı vermez ve vermeyecektir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu bağlamda SDG ve YPG de PKK'nın bir koludur Suriye'de.
Öte yandan, İmralı'nın çağrısı da YPG'ye silah bıraktırmamıştır. Bugün bunları ilk defa duyuyormuş, işitiyormuş gibi davranan iktidarı da anlamakta inanın biz güçlük çekiyoruz. Zira, Türkiye bu şekilde suçlanıyorsa, bunun bizzat sorumlusu Cumhur İttifakı'nın ta kendisidir. Cumhur İttifakı yüzünden bugün birçok yerde gösteriler yapılmaktadır.
Bakın, arkadaşlar, Türkiye Suriye'nin bütünlüğünün muhafaza edildiği, uluslararası sistemle entegre ve uluslararası hukuku tanıyan bir yapının varlığının tesis edilmesine elbette ki çaba gösterecektir ve göstermelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - İsrail bayrak dikti, ne bütünlüğü...
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın Sayın Kavuncu.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bu kapsamda bir yıldır 10 Mart Mutabakatı'na uyulması için çağrı yapılıyor, sonuç var mı? Yok. Hiçbir ülke birden fazla başına buyruk silahlı bir unsurun mevcudiyetini elbette istemeyecektir ve kabul etmeyecektir.
Halep meselesine gelince, Halep'in tarihine, demografisine girmeyeceğim. Bu bölge zengin bir bölge, uzun süre Selçuklu ve sonrasında Osmanlı egemenliğinde kalmış bir bölge. Bölgede Türkmen var, Arap var, Kürt var, Süryani var. İç savaştan çıkmış bir devlet Suriye, yeniden yapılandırılması, kalkınması konuşulan bir devlet. Soruyorum: Halep'te sadece YPG mi var? "Biz bu mahalleyi tuttuk, bu mahalleler bizim." demenin nasıl bir mantığı vardır?
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sana ne! Sana ne ya!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Yarın da birileri kalkıp "Türkmen'iz biz, bu mahalleler de bizim." dediğinde böyle mi yürütülecek bu süreç? (İYİ Parti sıralarından alkışlar, DEM PARTİ sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sen Şara'nın temsilcisi misin ya! Şara'nın temsilcisi misin sen ya!
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sen kimin temsilcisisin!
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Halep'te HPG, YPG yok.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, sisteme girmişsiniz, Sayın Akçay da sisteme girmişler, söz vereceğim.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aslında, Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde sivil halka yönelik yapılan katliamı meşrulaştıran, bunu mübah gören, Kürt'ün katliamını "Olur." diye onaylayan bir konuşma dinledik; çok açık ve net söyleyelim.
RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sivil halkı elinizden kurtardık.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, eğer Suriye'de İsrail'in -kendi deyimleriyle- siyonist rejimin bir temsilcisi varsa o da bizzat besledikleri, büyüttükleri mevcut HTŞ rejiminin kendisidir. HTŞ rejimi Paris'te ABD'nin ara buluculuğunda SDG'yle mi anlaşma imzaladı? Hayır, İsrail'le anlaşma imzaladı. Peki, bu ülkede tek bir kişi "Ey Şara, ey HTŞ, sen nasıl Gazze'de onca insanı katleden siyonist İsrail'le anlaşma imzalarsın?" diye tek bir cümle kurdu mu, tek bir söz söylendi mi? Hayır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sabah akşam Kürtleri Filistin halkının katliamcısı olan bir yönetimle eşitleyip Kürt'ün katliamını meşrulaştırmaya çalışan bir anlayış var. Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana mısınız? Golan Tepeleri'ne dikilen bayraklara bakın. Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana mısınız? Suriye'nin güneyinde ne olduğuna dönüp bakın. Kürtlerin bin yıllardır yaşadığı kendi topraklarında var olma, diliyle, kültürüyle yaşama meselesi Suriye'nin toprağını bölmez. Suriye'nin toprağını bölen buradan Suriye'ye tekçilik ihraç etmektir, tekçilik! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Tekçilik! Bunu görün artık. Suriye çoğulcu bir toplum ve bu çoğulculuğa uygun bir rejim inşa ettiğinde ayakta kalır. Orada Kürt'e sıkılan her kurşun da burada bize sıkılmıştır, herkes de sözünü böyle tartıp kursun. Bu kadar! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Akçay...
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Kavuncu'yu dinledik. Halep'te yaşananlara ilişkin işte "Bunu sormaya hakkımız var." dedi. Haklarının olduğunu düşünmüyoruz, hariçten gazel okumaya gerek yok. Eğer bir düşünceniz, politikanız olsaydı Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Komisyona üye de verir, her fikrinizi, düşüncenizi de orada ifade ederdiniz, raporlaştırırdınız. Bunu yapmayıp bizim görüşlerimiz, açıklamalarımız üzerinden bunu manivela olarak kullanmayı ayrı bir siyasi provokasyon olarak değerlendiriyorum. Doğrudan görüşlerinizi ifade edersiniz, oradan buradan laf çarpıtmalarla bir görüşünüzü ifade etmemiş olursunuz.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkürler.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Kavuncu, buyurun.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Bakın, ben inandığımız, gördüğümüz, bugüne kadar yapılanlarla alakalı tespitlerimizi söyledim; kendi düşüncelerimizi ifade ederken de daha iyi anlaşılması için bugün Mecliste yapılmış bir konuşmayı refere ettim, amacımız asla provokasyon vesaire değil. Kürtlerin katledilmesiyle ilgili böyle bir şeyi bu Mecliste onaylayacak tek bir kişi yoktur.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - O zaman söyle, burada söyle.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Orada bir devlet vardır, sekiz saat, dokuz saat sivil halkın çıkması için de bir süre tanınmıştır.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Siviller katlediliyor.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - İnsanlar yerinden, toprağından, evinden ediliyor ve sizin kastınız da HTŞ temiz...
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Tekrar vurguluyorum: Suriye iç savaştan çıkmış bir devlettir. Hiçbir yapı, hiçbir devlet kendi içerisinde, birden fazla, kendi başına buyruk silahlı bir güce müsaade etmez, etmeyecektir.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Yahu düne kadar HTŞ kimdi? Daha düne kadar savunulan çeteler kimdi?
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - O zaman Kürtlere karşı, Alevilere karşı saldıran çeteleri kınayın.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Devlet olarak kabul etmediniz, şimdi "devlet" demeye başladınız. "HTŞ olunca devletleşti." dediniz de.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Hangi ara meşrulaştırdınız da Suriye devletinin egemenliğini ona verdiniz de oradaki Kürtleri gayrimeşru ilan ediyorsunuz?
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, uzatmak adına değil ama tarihe ve kayıtlara not düşelim Sayın Başkan.
Şimdi, HTŞ'nin bünyesinde 17 tane yapı var. Bunlardan hâlihazırda Şeyh Maksud ve Eşrefiye'ye saldıranlar, Alevilere yönelik katliamda rolleri olduğu gerekçesiyle yine birçok ülke tarafından terörist listesine alındılar. Şimdi, meşru diye görüyorsunuz ya hâlihazırda birçok yapının üzerinde "terörist" diye üzerine ödül konulup aranan Şara değil miydi? HTŞ terörizm listesinde değil miydi? Şimdi, Kürtler ne yaparlarsa yapsınlar her zaman yaşamlarını, haklarını, dillerini korudukları için teröristler ama dünün kafa kesenler, bu ülkenin askerini canlı yayında yakanlar, kadınları, kızları kaçırıp köle pazarında satanlar bugün meşru devlet oldular; orada 12 bin gencini toprağa verip toprağını, yaşamını koruyan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...her şeyi, kendi toprağını savunan ve IŞİD'i, geçilmez IŞİD'i yenen, insanlığı IŞİD belasından kurtaran, IŞİD'i ilk yenilgiye uğratan Kürtler, onurlu halkımız da terörist olacak öyle mi? Yok öyle bir dünya, yok öyle bir dünya. Kürtler buranın, bu coğrafyanın en kadim halkıdır, dili için, kültürü için burada da Suriye'de de Irak'ta da İran'da da mücadele ediyor, edecek ve her yeri demokratikleştirecek güç de Kürtlerdir. Kürtlerin demokrasisine, insanlığına siz de dönün, dua edin.
Teşekkür ederim.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Bize değil, onu AK PARTİ'ye söyleyeceksin!
Sayın Başkan...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Oraya çıkıp söylerken iyi!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - AK PARTİ'ye söyleyeceksin onu! Komisyonda oturursan arkadaşlarına söyleyeceksin!
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Orada söylerken iyi. Dinleyecek, sen de dinleyeceksin!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Ahmed Şara'yı orası aldı, organize etti, getirdi karşımıza. Tek bir cümle kurabiliyor musun?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sahadaki gerçeklikle burada konuşman tutmuyor.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Tek bir cümle söyleyebiliyor musun AK PARTİ'sine, iktidara?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Tutmuyor. Düne göre, bugüne göre siyaset olmaz, konjonktüre göre siyaset olmaz.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - İktidarla iş tutuyorsunuz, iktidarla beraber oluyorsunuz, sıkıştınız, ağzınızı açamıyorsunuz. Bu cümlelerin tamamının muhatabı orası.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Kürt düşmanısınız! Kürt katliamını meşrulaştırıyorsunuz!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Orası da bakıyor, sessiz sessiz oturuyor tabii! Onun için hatırlatırız, onun için söyle!
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Orası da meşrulaştırıyor, burası da meşrulaştırıyor! İkiniz de meşrulaştırıyorsunuz, oldu mu? Bu mudur derdiniz?
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Vallahi sorun Kürtler olunca hepiniz birlik içerisindesiniz.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sorun PKK'lılar.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sorun Kürtler falan değil kardeşim! Küçücük çocukları terörist olarak elinize alıp... Yapamazsınız.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Kürt düşmanlığı kokuyorsunuz, dilinizden, ağzınızdan düşmanlıktan öte bir kelime çıkmıyor.
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Kürt düşmanısınız hepiniz de!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Oraya iki cümle et, iki cümle!
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ne farkınız var? Ne farkın var?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Tanrıkulu'nu kürsüye davet ettim, konuşmasını yapacak.
Sayın Tanrıkulu, buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, tam da bu tartışma aslında nasıl bir duygu kırılmasıyla karşı karşıya olduğumuzu bizlere gösteriyor. Haber bültenlerine baktığımız zaman ne söyleniyor? 3 tane Kürt mahallesi boşaltıldı, evler boşaltıldı, tahliye edildi, işte yollar kapatıldı falan haberleri. Peki, size göre bu bir dış politika haberi mi? Gerçekten dış politika mı? Yani bizim bu coğrafyada sınırlarımız sadece bir çizgiden mi ibaret? Sınırın diğer tarafında yaşananlar, yaşayanlar, bizim duygu ortaklarımız, ortak tarihimizin, ortak kimliğimizin parçaları değil mi? "Halep" dediğiniz mesele tam da budur işte, Kürtler açısından budur değerli arkadaşlar. Ben Diyarbakır'la ilgili, Hakkâri'yle ilgili konuşmuyorum. Bakın, yanı başımızda Haymana var, Haymanaya gidelim, orada yüzyıl önce gitmiş Kürt'e soralım. Halep'te bir yer boşaldığı zaman onun içi boşalıyor, Cihanbeyli'de, Kulu'da, Konya'da insanların gerçekten içi eksiliyor, Çiğli'de, Karabağlar'da aynı duygu yaşanıyor, Sultanbeyli'de, Bağcılar'da, Esenyurt'ta aynı duygu yaşanıyor. Bakın, mesele bir ortak duygu meselesidir; bunu anlayamadınız. Mesele orada, sınır ötesinde yaşanan bir dış politika meselesi değil, böyle bakmayalım. Bakın, Suriye'de, Suriye halklarına karşı, Kürtlere, Araplara, Türkmenlere, Süryanilere, Ezidilere, Gürcülere, tümüne karşı yaşanan her şey buradaki arkadaşlarımızın, dostlarımızın, halklarımızın ortak duygusudur; böyle bakmanız lazım.
Peki, bu Parlamento 2011'den itibaren Suriye'deki insan hakları ağır ihlallerine karşı baktığı zaman neye bakıyordu? Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin raporlarına bakıyordu. Kaç sefer bu kürsüde referans gösterdik. Peki, şimdi niye bakmıyorsunuz? Bakın, o raporlara sadece bakalım, Halep'te hangi insanlığa karşı suçların işlendiğini hep beraber görürüz. Değerli arkadaşlar, bakın, bir ortak duygu kırılması yaşanıyor. Suriye'de yaşanan her şey Türkiye'de siyasi görüşü ne olursun, AK PARTİ'li, MHP'li, İYİ Partili Kürt'ün kalbini kırıyor, vicdanlı yurttaşlarımızın kalbini kırıyor, böyle görün, böyle anlamalısınız ama bu duyguyu maalesef biz ortaklaştıramadık. Hele hele dün, Ömer Çelik'in söylediği sözler var ki aynı zamanda bir gerçeğin bir başka biçimiyle itirafı, gerçekten tüylerim diken diken oldu, tam da bunu anlatmaya çalışıyoruz biz. Bakın, o duyguyu Kobane sırasında siz yaşayamadınız "Düştü, düşecek." dediği zaman yaşayamadınız o duyguyu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ne söyledi dün Sayın Ömer Çelik? "Bizim -yani Adalet ve Kalkınma Partisinin- Orta Doğu'da anti Kürt bir politika izlediğimiz izlenimi yayılmaya çalışıyor, hâlbuki öyle değil." dedi ve örnek verdi. Neyi örnek verdi biliyor musunuz? "'Kobane düştü, düşecek.' dendiği zaman Barack Obama Cumhurbaşkanımızı aradı ve bu aramadan sonra biz insani yardım için kapıya aradık, kapıyı açtık, sınır kapılarını açtık." dedi. Bakın, tam da budur, bakın, anlayamadığınız budur, Barack Obama aradığı zaman sınır kapıları açıldı, Kobane'de o insanlığa karşı suç işlendiği zaman. Peki, o kapılar niye Barack Obama aramadan önce açılmadı? Neden açılmadı? İşte, tam da sorun budur, bakın, AK PARTİ açısından sorun budur, bu politikayı yürütenler bakımından sorun budur. Oradaki yurttaşlarımızı, yurttaşlarımızın kardeşlerini, Kürtleri kardeş gibi görmüyorsunuz, üvey kardeş olarak görüyorsunuz. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) O nedenle o kapılar açılmadı, o nedenle bugün bu politikalara destek veriyorsunuz ve yürütüyorsunuz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Cevahir Asuman Yazmacı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum. DEM PARTİ Grubu'nun önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.
Barışın ve istikrarın diliyle hareket etmek sadece bölgemizin değil insanlığın geleceği adına büyük önem taşıyor. Hepimiz biliyoruz ki Mezopotamya yalnızca coğrafi bir bölge değil aynı zamanda insanlığın ortak kaderinin yazıldığı, medeniyetlerin, dinlerin, kültürlerin kesişim noktasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ne yazık ki komşumuz Suriye bir kez daha kaosun ortasında kalmıştır. Geçmişte Cumhurbaşkanımız Suriye'de yaşananlara karşı barışa ulaşabilmek adına halkın dinlenmesi, demokratik davranılması için Esed rejimine telkinde bulundu ancak rejim bu çağrıları görmezden geldi. Bölgede yaşanan tüm sorunlara rağmen Suriye Kürtleri Suriye'nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır. Bizim durduğumuz yer halkların birliği, beraberliği, terörün tasfiyesidir. Bu çerçevede, hem Suriye'nin toprak bütünlüğünün hem iç barışının hem egemenliğinin korunması bizim açımızdan son derece hassas konulardır. 10 Mart Mutabakatı Suriye'de kalıcı barışın yol haritası olarak önümüzde durmaktadır. Bu mutabakat, terörün gündemden tamamen çıkartılmasını, silahlı yapıların tasfiye edilmesini ve Suriye'nin "tek devlet, tek ordu, tek egemen yapı" ilkesi çerçevesinde yeniden ayağa kaldırılmasını hedeflemektedir. Ne yazık ki mutabakatın hayata geçirilmesi mümkün olmamıştır.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Esad'a karşı zaten tek devlet, tek millet anlayışı olduğu için insanlar isyan etti, iç savaş çıktı.
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Suriye'deki ayrılıkçı çevreler, entegrasyon konusundaki isteksizliklerini Halep'in merkezinde sivil can kayıplarına yol açan son saldırılarıyla bir kez daha göstermiştir. Eşrefiye ve Şeyh Maksud'un örgüt unsurlarından arındırılmasını müteakip Hükûmet unsurlarının suhulet içinde düzeni tesis edeceğine ve örgütle bağlantısı olmayan Suriyeli Kürt kardeşlerimizin de bu yöndeki çabalara destek vereceğine inancımız tamdır.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Asayiş güçlerine karşı HTŞ'yi destekleyerek mi? Mahalleyi savunanlara karşı orduyu destekleyerek mi?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ya dünya basını gördü görüntüleri, görmediniz mi? Siz izlemediniz mi?
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Saygılı olalım konuşmacıya, demokratik bir tavır sergileyelim.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bu mu demokratik ya!
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Demokrasiyi senden mi öğreneceğiz yani? Hiç işimiz yok seninle!
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Ne zamandan beri demokratik oldunuz? Gerçeği çarpıtıyorsunuz, en başından beri gerçeği çarpıtıyorsunuz!
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Kasım ayında, AK PARTİ Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı olarak ziyaret ettiğimiz, yıllardır zaten büyük yıkıma maruz kalmış olan Halep'in, merkezî Hükûmetin yürüteceği yeniden inşa ve kalkınma faaliyetleriyle anılması en samimi arzumuzdur.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - İsrail'le iş tutanlar belli, HTŞ'yle iş tutanlar belli, sonra kalkıp burada demokrasi dersi vermeye çalışıyorsunuz. Bu mu sizin demokrasi anlayışınız?
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye olarak çok tarihî bir süreçten geçiyoruz: Terörsüz Türkiye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Küresel barış ve adaletin teminatı olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan sadece ülkesinde değil, bölgesinde ve dünyada gösterdiği barışçıl tutum, diyalog yöntemleri ve diplomasi atılımlarıyla herkesin takdirini toplamıştır.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Millî Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı verdiği sözle mi bunu gerçekleştirecek?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - "Ne desek HTŞ yapacak, ne söylesek yapmaya hazır." diyordunuz, bu mu diyalog çağrınız?
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Çünkü Cumhurbaşkanımızın hayali, sadece huzurlu, güven içinde yükselen bir Türkiye olmaktan öte, ortak kaderi, kültürü, inançları paylaşan bölge coğrafyasının çatışmalardan, kaostan uzak bir yapıya kavuşmasıdır.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - PKK diplomasiyi neden Şam Hükûmetiyle değil de Türkiye'yle yürüttü, Türkiye'nin ne işi var o diplomaside?
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Biz biliyoruz ki terörsüz Türkiye, öncelikle ülkemiz sonrasında bölgemiz için kıymetli bir adımdır.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sadece konuşmayın, yapın, "Diyalog, çözüm istiyoruz." demekle olmuyor, HTŞ'nin sırtını sıvazlayarak olmuyor.
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Türkiye olarak biz kaosu yönetmeyi değil, barışı kurmayı hedefliyoruz. Suriye'de herkesin eşit yurttaşlar olarak tek bayrak altında onurlu bir geleceği paylaşmasını istiyoruz.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bırakın Suriye halkları karar versin, hangi hakla Türkiye oranın bayrağına, milletine, dinine karar verebiliyor, hangi hakla, hangi yetkiyle?
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Çözüm, parçalamakta değil, birleştirmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜMEYYE BOZ (Muş) - "Irak'ta Türkmenler var." diyorsunuz, "Suriye'de Türkmenler var." diyorsunuz, uluslararası bir çaba sarf ediyorsunuz ama oradaki Kürtlerle ilgili Kürtlerin söz söylemesine alan tanımıyorsunuz.
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Çözüm, silahlı yapılarda değil meşru devlette, ortak vatanda, müşterek gelecektedir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Grup önerisini oylarınıza...
III. - Y O K L A M A
(DEM PARTİ sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
BAŞKAN - Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Olan, Sayın Boz, Sayın Koçyiğit, Sayın Sakik, Sayın Uysal, Sayın Çiftyürek, Sayın Uçar, Sayın Fırat, Sayın Kordu, Sayın Sarıtaş, Sayın Kaya, Sayın Konukçu, Sayın Çelenk, Sayın Koca, Sayın Düşünmez, Sayın Saki, Sayın Bozan, Sayın Bozdağ, Sayın Şenyaşar, Sayın Aslan.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:19.01
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.10
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime yarım saat ara veriyorum.
Kapanma Saati:19.15
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 19.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/1/2025
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Ali Mahir Başarır |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Grup Başkan Vekili, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır tarafından, emeklilerimizin yaşadığı gelir adaletsizliğinin giderilmesi amacıyla 13/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1603 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/1/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Mahir Başarır.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
YUNUS EMRE (İstanbul) - Bahadır Bey dinleyecek seni.
CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ali, senin için ben yeterim, ben dinliyorum seni.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Evet. Tam...
VELİ AĞBABA (Malatya) - "Sayın Başkan, değerli milletvekilleri..." deme, 1 milletvekili var gördüğünüz gibi.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ben her şeye bedelim.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Süremi baştan başlatsınlar bari.
BAŞKAN - Tamam, baştan başlatıyoruz.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emekliyi konuşacağız. Kaçıncı kez emeklinin durumunu konuşmak için burada araştırma önergesi verdik hatırlamıyorum, defalarca verdik ama Meclis kameraları çekerse -Allah aşkına, bir AKP grubunu çeksin- şu anda 4 kişi var.
Bugün Bakanın sözleriyle başlıyorum. Emeklinin savunulmasını, burada nöbet tutulmasını, emeklinin durumunun konuşulmasını bir şov olarak nitelendiriyor. Ben o Bakanı kınıyorum, o Bakana yazıklar olsun! O Bakan da utanma varsa o koltukta oturmaz. (CHP sıralarından "Yazıklar olsun!" sesleri, alkışlar)
Bakın, değerli arkadaşlar, biz 5 milyon emekliyi konuşmuyoruz; anneanneyi, babaanneyi, dedeyi, anayı, babayı yani bu ülkeye yıllarca emek vermiş, prim ödemiş emeklileri konuşuyoruz, emekçileri konuşuyoruz. En düşük emekli maaşı yirmi bin lira öneriyorsunuz; bugün TÜİK'e göre de DİSK'e göre de tüm kuruluşlara göre de Türkiye'de açlık sınırı 30 bin liranın üzerinde yani diyorsunuz ki: "Ben emeklime yirmi gün bakabilirim." Açıkça bunu söylüyorsunuz. Eğer siz bu ülkedeki milyonlarca emekliye yirmi gün bakacağınızı söyleyip taahhüt ediyorsanız o koltuklarda oturmayın. Bu ülkede seçim şarttır, net bir şekilde söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bin lira, bin lira; enflasyon oranının üzerinde yaptığınız zam bin lira. Ne yapıyor? Ya, günde 20 tane zeytin yapıyor yani saatte 1 tane zeytin -siyahı da var- öneriyorsunuz. Ya, yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar) Günde 20 tane zeytin öneriyorsunuz. Günde 1 simit, 1 bardak çay alamıyor bu insanlar. Günde... Pardon, özür diliyorum, ayda 1 kilo kıyma öneriyorsunuz ve şov... Aynı şeyi Grup Başkan Vekili de söyledi. Biz burada ne yaparız? Yasa yaparız, araştırma önergeleri verilir, Meclis araştırması komisyonları kurulur, bütçe, denetim... O zaman gelin, şov olarak görüyorsanız buradaki nöbet eylemini, yürüyüşleri, eylemleri, mitingleri, toplayalım komisyonu. Bu komisyon, bu Meclis emeklinin barınma hakkını, kira fiyatlarını, beslenmeyi, paltoyu, ayakkabıyı, giyinmeyi bir araştırsın bakalım. Bir emekli aile bir ay kaç parayla geçinir, bu Meclis araştırsın. Allah aşkına, biriniz el kaldırın ama kaldırmazsınız, bunu şov olarak görüyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, çarşıya gidiyorsunuz, pazara gidiyorsunuz, iş merkezlerine gidiyorsunuz; ya, pazarda Selpak satan, iş merkezinde bekçilik yapan, sebze satan ya da yaşı biraz gençse kuryelik yapan emekliyi gördüğünüz zaman utanmıyor musunuz hiç? "Sen niye çalışıyorsun kardeşim?" demiyor musunuz? Bugün bu ülkede, bu yıl, 65 emekli çalışırken ölmüş, iş kazasında. Bundan sıkılmıyoruz, utanmıyoruz; bunları söylediğimiz için şov yapıyoruz! Ya, yazık, gerçekten çok yazık! Şimdi, perşembe Komisyon toplanacak, Komisyon saatlerce tartışacak, Genel Kurula gelecek, Genel Kurulda bin lira için el kaldıracaksınız, öyle mi? Kaldırırken üzülmeyecek misiniz Sayın Vekilim? Siz üzülmeyecek misiniz? Bahadır Bey, üzülmeyecek misin? Biriniz çıksın o Komisyonda, burada, 20 bin lirayla bir ay geçinebilmenin maliyetini anlatsın. Çok doğru bir şey söylediniz: Siyasetçi empati yapmalı. Ama sana bana karşı değil halka karşı yapmalı, emekliye karşı yapmalı, emekçiye karşı yapmalı. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) İki gün önce emekli dernekleri konfederasyonları başkanları Meclise geldi, ne yazık, bugün çok güzel bir uygulama, Meclise giriş yasağı getirmişsiniz 3'üne. Ne kadar utanç verici manzaralar bunlar ya! Neyden korkuyorsunuz, emeklinin temsilcisinden mi korkuyorsunuz da yasak koyuyorsunuz arkadaşlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ama maalesef ki bu Meclis en az iki buçuk yılda 30 kez emekliyi, asgari ücretliyi, iş kazalarını, okurken çalışmak durumunda kalıp motokuryeyken ölen insanların dramlarını buraya getirmiş, hepsine ret oyu vermişsiniz, bir araştırılmamış, muhalefet şov yapıyor(!) O Bakan günün birinde bunun hesabını verecek, 28 bin lira asgari ücretin hesabını verecek, 20 bin lira emekli maaşının hesabını verecek.
Şimdi burada ya araştırma komisyonu kuralım ya da gelin -39 bin lira dedik, olmadı- en düşük emekli maaşını 28 bin lira asgari ücrete denkleyelim. Eğer varsanız bir dakika bu Mecliste muhalefet yapmayacağız, tüm muhalefet el kaldıracağız, doğru mu Sayın Başkanım?
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Doğru.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Doğru mu Sayın Başkanım?
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Doğru.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Sayın Başkanım, doğru mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bitiriyorum.
Bakın, muhalefet orada. 20 bin liranın üzerine çıkın, asgari ücret kadar bu emekliye parayı verin, biz bugün bu yasayı da bugün emekliyle ilgili getirdiğiniz torba yasayı da yasalaştıracağız, muhalefet etmeyeceğiz ama bunu yapmazsanız kim şov yapıyor, kim halkın duygularıyla oynuyor, kim burada işe yarıyor, kim yaramıyor, 86 milyon karar versin. (CHP sıralarından alkışlar)
Biz, burada sabahlara kadar niye nöbet tuttuk biliyor musunuz? Dalga geçtiniz. Emekli sabahçı kahvesinde uyumak zorunda olduğu için, emekli aç uyuduğu için, emekli selpak sattığı için. Evet, yirmi dört saat burada nöbet tuttuk, tutmaya devam edeceğiz, edeceğiz! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
Gelin, vicdanlı olun, şu yanlışı düzeltin.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Emin Ekmen. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun emeklilerin maaş durumu ve yaşam standartlarını araştırmaya yönelik araştırma önergesini tabii ki destekliyoruz ve maalesef üzülerek ifade ediyoruz ki Meclisteki oy denklemlerinin bir çıktısı olarak az sonra bunun AK PARTİ'li ve MHP'li arkadaşların oylarıyla reddedileceğini de biliyoruz. Biz bütçe döneminde faize ayrılan paranın, garanti ödemeyle müteahhitlere ayrılan paranın, rantiyecilere ayrılan paranın, davetiyeli ihalelerle peşkeş çekilen ana kaynağındaki sermayenin durumunu oldukça anlattık ama bu araştırma önergesiyle bunu niçin kabul etmiyorsunuz, neyle yüzleşmekten kaçınıyorsunuz, isterseniz buna bir değinelim. Siz, bu araştırma önergesinin kabulü hâlinde, marketlerde sarı etiketleri kovalayan emeklilerin gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınıyorsunuz. Siz, bu araştırma önergesinin kabulü hâlinde, pazar yerlerinde akşam saat 19.00'da bozulmaya yüz tutmuş sebzeleri, marketlerde son günü geçmiş süt ürünlerini ucuz diye almak zorunda kalan emekli gerçeğiyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, bir konuta dahi başını sığdıramayan, bir otel odasına gecelik 200 lira vererek kahvaltı dahi yapamadan o otel odasında ömrünün kalan süresini geçirmeye çalışan emekliyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, 70 yaşında bir teyzenin her gün saat 19.00 sıralarında markete gelip günün son indirimine girmiş, tarihi yaklaşan yoğurt ve pörsümüş sebzeleri satın alma gerçeğiyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, "Yenir" adı altında açılan marketlerde son kullanma tarihi geçmiş, bakınız, son kullanma tarihi geçmiş gıdaları, et ve süt ürünlerini satın almak için sırada bekleyen emekli gerçeğiyle yüzleşmekten korkuyorsunuz. Siz, torununa harçlık veremediği için torununun davetine icabet edemeyen; oraya gidemediği gibi, torununu evinde ağırlayamayan dedelerle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, eczaneye reçetesini verdiğinde 150 lira fark çıkınca "Evladım, o zaman sen bana en önemlisini ver." diye reçeteden bazı ilaçları alamayan amca gerçeğiyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, parçalanan aile gerçeğiyle yüzleşmekten korkuyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Siz, Mersin Yoğurt Pazarı'nda çay ocağına girip 10 liraya içecek çay parası cebinde olmadığı için oradaki banklarda oturan emekliyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Siz, "Çoluğun çocuğun sadakasına muhtaç kaldık." veyahut da "Açlıktan ölüyorum." diye sokak röportajlarında kendi gerçeğini yüzümüze haykıran dedelerle karşılaşmaktan korkuyorsunuz. Sizin bu gerçeklerle karşılaşmaktan korkmanız, bu araştırma önergesini reddetmeniz ya da en düşük emekli maaşını 20 bin lirada sabit tutmanız maalesef bu gerçekleri ortadan kaldırmıyor ve siz elbet bir gün bu gerçeklerle sandıkta da karşılaşacaksınız diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
İYİ Parti Grubu adına Sayın Ayyüce Türkeş Taş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, devlet kuran son Türk olan, KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı rahmet ve minnetle anıyorum, ruhu şad olsun diyorum.
Hepimizin bildiği gibi, Türkiye'de yaklaşık 16 milyon emekli yani nüfusumuzun yaklaşık yüzde 19'u bu ülkede en fazla hakkı yenmiş, en büyük refah kaybını yaşamış bir kesim hâline gelmiştir. 9 Ocak 2026 tarihinde Meclise sunulan teklif de bunun farkındalığını göstermekte ve en düşük emekli aylığı 16.881 liradan 20 bin liraya çıkarılmaktadır. İlk bakışta sanki bir iyileştirmeymiş gibi görünen bu teklif gerçekten incelendiğinde, emekliyi rahatlatmanın aksine adaletsizliğin daha da derinleştiğini gözler önüne sermektedir. Şayet bu kanuni düzenleme yapılmasaydı zaten son altı aylık enflasyona göre emekliye yüzde 12,19 zam yapılacak ve en düşük emekli aylığı 18.939 lira olacaktı. Yani övünülen bu artış aslında olması gerekenin biraz üzerinde bir artış ve bu, lütuf değil gecikmiş bir zorunluluk. AK PARTİ Grup Başkanının açıkladığı rakamlar da tablonun vahametini ortaya koyuyor, bugün 4 milyon 11 bin emekli en düşük aylık alıyor, yapılan düzenlemeyle bu sayı 4 milyon 917 bine çıkıyor yani yaklaşık 900 bin emekli daha düşük aylık almaya mahkûm ediliyor. Nasıl ki çalışanlarımız asgari ücrete sıkıştırılıyorsa her yıl daha fazla emekli de en düşük aylık almaya sıkıştırılıyor. Bu, sistematik bir yoksullaştırma politikasıdır, başka bir açıklaması yoktur. Strateji ve Bütçe Başkanlığı verileri de ortada, 2002'den bu yana ortalama Emekli Sandığı aylığındaki reel artış sadece yüzde 39'ken buna karşılık en düşük BAĞ-KUR tarım emeklisindeki artış yüzde 656. Bu ne demek? Herkesi en altta eşitleyen, sefalet düzeni kuran bir anlayışın tamamen göstergesi. Çalışma süresi, ödenen prim, alın teri artık maalesef hiçbir anlam ifade etmiyor. Oysaki biz İYİ Parti olarak çok net bir ilke savunuyoruz: "En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz." Bugün sorumlu siyaset yapılacaksa en düşük emekli aylığı derhâl en az 25 bin liraya çıkarılmalıdır, bu da yaklaşık yüzde 48'lik bir artış demektir. Emekli lütuf değil hakkını istemektedir.
Bir başka vahim sonuç daha var, bu sistem vatandaşımıza şunu da söylüyor: Ne kadar çok prim yatırırsan yatır sonuç değişmeyecek. Bu anlayış da sosyal güvenlik sistemini maalesef çökertir, insanları düşük prim yatırmaya, kayıt dışılığa iter; çalışanı cezalandıran, tembelliği ödüllendiren bir düzenin kurulmasına sebep olur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Son olarak şuna da dikkat çekmek isterim: Hükûmet kişi başına düşen millî gelirle övünüyor. TÜİK verilerine göre, 2002'de kişi başı gelir 5.498 liraydı, o gün işçi, emekli aylığının payı yüzde 4,7'ydi; bugün, Hükûmet 17 bin dolarlık gelir hedefliyor ama emeklinin payı yüzde 2,5'a düşüyor. Yani büyüme var ama emekliye yok, refah var ama paylaşım yok. Biz bu adaletsiz düzeni kabul etmiyoruz, emekliyi yoksulluğa mahkûm eden bu anlayışa kesinlikle itiraz ediyoruz. İYİ Parti olarak tekrar ediyoruz, diyoruz ki: Emekli sadaka değil hakkını istiyor, onurlu bir yaşam istiyor, insanca geçinmek istiyor.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sinan Çiftyürek.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Türkiye ve dünya kamuoyunu Halep'te birkaç gündür süren, devam eden bir pogrom programına karşı demokratik tepki vermeye çağırıyorum. Gazze'de eğer biz katliama ve tehcire karşı demokratik tepki veriyorsak aynı demokratik tepkiyi bugün Halep'te vermemiz gerekir. Gazze'ye sahip çıkıp Halep'e sahip çıkmayanları, onu alkışlayanları şiddetle kınıyorum. Eğer zaman bulunursam Halep üzerinde duracağım. Sabah akşam "İsrail siyonizmi" diye diye Halep meselesinde İsrail'le nasıl "kazan kazan" oynadıklarını birkaç cümleyle söyleyeceğim.
Şimdi, emekliler meselesine ilişkin şunu belirteyim: Ya, emekliler can çekişiyor, bunun ötesi var mı? Yani asgari yaşam koşullarının altında, açlık sınırının altında bir ücretle emekli yaşamını nasıl sürdürsün? 30 bine karşı 19+1, 20 yapıldı. Bir kere, 19 bin ücretin üstüne bin liranın konulmasını doğru bulmuyorum; bu, emeklilerin, milyonlarca emeklinin onuruyla oynamaktır ya, haysiyetiyle oynamaktır ya! Emeklinin sorunlarını konuşmak ayrı bir olay; biz konuşuyoruz bizzat sayın vekiller, biz tartışıyoruz, konuşuyoruz; emekliler yaşıyor bunu. Neyi yaşıyor? Evi olmayan emekli, birkaç emekli artık bir araya geliyor, gidiyor, bir otelde kalıyor; bunu dile getirdi arkadaşlarımız. Dolayısıyla emeklilerin önemli bir kesiminin durumu sürdürülemez hâle gelmiştir, buna değinmek istiyorum bir.
İkincisi: Biz bütçe görüşmeleri boyunca neyi dinledik sayın vekiller? Şunu dinledik, değil mi, özellikle AK PARTİ Grubundan: "Şöyle kalkınıyoruz. Gayrisafi millî hasılamız şöyle büyüdü. İhracat-ithalat dengesi ihracat lehine şöyle kapanıyor. Ekonomi şöyle büyüdü." Doğru mu? İyi de bu büyüyorsa, bu ekonomi büyüdüyse, ihracat-ithalat dengesi ihracat lehine büyüyorsa -değil mi- gayrisafi millî hasıla artıyorsa bu niye emekliye yansımıyor, nereye gidiyor bu kaynaklar? Bu soruların yanıtı ortada yok. Tamam, bir yanıyla savaş siyasetine gidiyor, savaş ekonomisine gidiyor ama esasında verilen rakamlar da doğru değil. Bu konu orası değil, onun üzerinde durmak istemiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Şimdi, emeklilerle ilgili olarak aslında sermaye için -daha önce de dile getirdim- emekli bir tüketici kitle olarak olmazsa olmazdır. 13 milyon, hatta 16 milyon emekli var, bu tüketiyor değil mi? Üretilen tüketilmezse ne olacak? Burada...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Uzatmadınız, bir dakika hakkı var Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen Sayın Çiftyürek.
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Yani iktidar ya da sermaye emekliye tüketici kitle olarak bile değer vermiyor ya da değer veremeyecek kadar ekonomik olarak durum vahim çünkü dediğim gibi yani emekli çok ciddi bir tüketici kitle durumunda. Emeklilere çağrımız şudur -tarih boyunca kanıtlanmıştır Spartaküs'ten bugüne; hak hiçbir zaman ezilen için verilmemiştir, hak alınmıştır- eğer emeklilerin yüzde 10'u bile, yüzde 10'unu bırak yüzde 1'i bile ciddi olarak örgütlü sokağa çıkarlarsa vallahi Cumhur İttifakı geri adım atmak zorunda kalacak, bin lira gibi bir sadaka vermek yerine emeklilerin hak ve taleplerini ciddi olarak masaya koyacak. Yüzde 1'i bile 160 bin kişinin sokağa çıkması demektir. Emeklilere çağrım şudur benim: Asgari ücretlilerle, işsizlerle ortak hak mücadelesini demokratik zeminde sürdürün.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Murat Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT KAYA (Sakarya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
CHP grup önerisi için AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Emeklilerimiz Türkiye'nin hafızasıdır; üreten, büyüten, zor zamanlarında fedakârlık yapan neslin temsilcileridir.
Değerli milletvekilleri, son yıllarda yaşanan küresel ekonomik dalgalanmalar, pandemi sonrası oluşan dengeler ve bölgesel krizler tüm ülkelerde olduğu gibi sosyal güvenlik sistemini de etkilemiştir; buna rağmen, Hükûmetimiz emekliler için önemli adımlar atmış ve atmaya da devam edecektir. Yakın döneme baktığımızda, 2025 yılı Ocak ayında altı aylık enflasyon yüzde 15,75 olarak gerçekleştirilmiş, 4/A ve 4/B emeklilerimizin maaşları bu oranda artırılmıştır.
İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - 20 bin liraya sen geçinsene bir ay!
MURAT KAYA (Devamla) - 4/C'li emeklilerimizin ise toplu sözleşmesinden gelen yüzde 6'nın üzerine enflasyon farkı eklenmiş, toplamda yüzde 11,54 artış sağlanmıştır.
İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Kaç lira, kaç lira, bırak oranları!
MURAT KAYA (Devamla) - 2025 Temmuz ayında da aynı kararlılıkla hareket ettik, altı aylık enflasyon yüzde 16,67 olmuş, 4/A ve 4/B emeklilerimizin maaşları bu oranda artırılmıştır. 4/C'li emeklilerimize ise yüzde 5'lik toplu sözleşme artışının üzerine enflasyon farkı eklenerek yüzde 15,57 oranında zam yapılmıştır.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Zamlar ortalama enflasyonla oluyor, sen aritmetik enflasyonla zam yapıyorsun.
MURAT KAYA (Devamla) - 2026 Ocak döneminde SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine 12,19 oranında, memur emeklilerine ise asgari ücret aylık tutarında 22,5; azami aylık tutarında ise yüzde 19,52 oranında artış sağlanmıştır.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Ortalama enflasyona göre yapacaksınız.
MURAT KAYA (Devamla) - Daha evveliyatında, Hükûmetimiz döneminde, emekliler için eziyet olan fiş sorununu kaldırarak vergi iadesi yerine emekli aylıklarına yüzde 5 ilave yapılmıştır. Tasarruf Teşvik Fonu ve Konut Edindirme Yardımı tutarlarını emekli ve hak sahiplerine ödeyerek yıllardır süren mağduriyet giderilmiştir. Emekli olduktan sonra ticari faaliyetlerini gösteren esnaflarımız için de yüzde 15'lik dilim sıfırlanmıştır. Rakamlar çok nettir, 2022-25 yılları arasında emekli aylıklarında reel olarak yüzde 70'ten yüzde 667'ye varan artış sağlanmıştır.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Emekli aç mı tok mu, Sayın Vekilim, onu söyle! Boş ver rakamları, rakamlar takla atar, bir şey olmaz onlara.
MURAT KAYA (Devamla) - Emekli aylıklarının millî gelir içindeki payı 2002'de 4,6 iken 2024'te 5,8; 2025'te yüzde 6'nın üzerine çıkması beklenmektedir. Tüm bu veriler değerlendirilirken, 2002 yılında 6,5 milyon olan emekli sayımız şu anda 17 milyona ulaşmıştır.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Emekli aç mı tok mu, onu söyle.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Aç, aç, emekli aç, emekli aç.
MURAT KAYA (Devamla) - Değerli milletvekilleri, elbette toplumun her kesiminde olduğu gibi emeklilerimizin beklentileri ve talepleri vardır. Bu talepleri yok saymadan, ekonomik gerçeklere uyumlu, sürdürülebilir ve adil çözüm üretmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Değerli milletvekilleri, sosyal devlet anlayışımız gereği emeklilerin yaşam kalitesini artıracak adımları atmaya devam edeceğiz. Emeklilerin refahını artırmak için 2018 yılında, daha önce sosyal güvenlik sistemimizde olmayan bayram ikramiyesi ödenmesi uygulaması Hükûmetimiz tarafından getirilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CAVİT ARI (Antalya) - Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde oldu Sayın Vekil.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
MURAT KAYA (Devamla) - 2018-2025 yıllarında bayramlarda toplam 366,7 milyar ikramiye ödemesi yapılmıştır.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Emeklilerimiz ikramiyeyle kurban alabiliyordu, şu anda 1 kilo kıymayı zor alıyor.
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Ne kadar vergi affettiniz?
MURAT KAYA (Devamla) - Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da emeklilerimizin yanında olmaya, onların haklarını korumaya ve refahlarını artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
TAHSİN OCAKLI (Rize) - İnsanın inanmadığını konuşması da zor bir şey yani.
MURAT KAYA (Devamla) - Kamuoyunda "emeklilikte yaşa takılanlar" olarak bilinen ve sigorta başlangıcı 8 Eylül 1999 öncesi olan vatandaşlarımızın da uzun süredir beklediği düzenleme Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda yaklaşık 2,65 milyon sigortalının aylık bağlama işlemi gerçekleştirilmiştir.
Bu duygu ve düşüncelerle tüm emeklilerimize sağlık, huzur ve esenlik diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Önergeyi...
III. - Y O K L A M A
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yoklama talep ediyoruz.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit sisteme girmiş, sonradan gördüm ama ayağa kalktılar.
Bir yoklama talebi var önerge oylaması öncesi.
Sayın Başarır, Sayın Emre, Sayın Meriç, Sayın Ocaklı, Sayın Tanal, Sayın Ünver, Sayın Yanıkömeroğlu, Sayın Güneşhan, Sayın Ceylan, Sayın Ertuğrul, Sayın Ersever, Sayın Şevkin, Sayın Kış, Sayın Uzun, Sayın Kanko, Sayın Genç, Sayın Kaya, Sayın Arslan, Sayın Alp, Sayın Torun.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, diğer Meclis Başkan Vekillerimiz tabii, beş dakika veriyorlar, uygulama birliği açısından beş dakika verseniz kafi.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Önceki uygulamalar demokratik olmadığı için... Başkanın yaptığı uygulama demokratik.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Ama Sayın Başkanım, Sayın Bahadır Bey'in nöbetçi olduğu dönemde AK PARTİ Grubu gelmiyor. Bunların Sayın Bahadır Bey'e yönelik bir eylemleri var sanki, bu, Meclise yönelik değil yalnız.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sabahtan beri herkes burada efendim, oylamada da çıkıyor, herkes de bunu görüyor.
On dakika insani bir süre.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beş dakika, beş.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Hayır, beş dakika yok.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beş.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bahadır Bey direniyor, yani bakalım.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Başkanım ilk kez on beş dakika verdi, ondan sonra on dakikaya düşürdü. Bu da normal, makul.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - En son bir dakika olur.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Normal, makul bir süre bu arkadaşlar, lütfen, bunun üzerinde polemik yapmayalım.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, bence arkadaşlar otursun, hiç bu "beş dakika" "on dakika" işine girmeyelim; 1'inci dakikada "Yeter sayı vardır." deyip devam etsin Sayın Başkan.
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Bak, kademeli olarak düşüyor; on beş, on, beş.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bahadır Bey bir mücadele içerisinde direniyor, onun için, bir on beş dakika daha verin.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.21
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.32
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/1/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/1/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
| Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu |
|
| Manisa |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 234 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin aynı kısmın 3'üncü sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
20, 21, 22, 27, 28 ve 29 Ocak ve 3, 4, 5, 10, 11, 12, 17, 18, 19, 24, 25 ve 26 Şubat 2026 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,
13 Ocak 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,
14 Ocak 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
14 Ocak 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 15 Ocak 2026 Perşembe günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
15 Ocak 2026 Perşembe günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 16 Ocak 2026 Cuma günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan işlerin görüşülmesi ve aynı birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
20 Ocak 2026 Salı günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,
21 Ocak 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
21 Ocak 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 22 Ocak 2026 Perşembe günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, sisteme girmişsiniz.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde 23. Ceza Dairesi Hâkimi Aslı Kahraman'ın yine kendi çalışma odasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Muhammet Çağatay Kılıçarslan'ın saldırısına uğradığı haberini aldık. Hâkime Hanım ameliyata alınmış, genel sağlık durumuyla ilgili bir bilgimiz yok fakat bunun şöyle bir önemi var Sayın Başkan: Aslında, bu ülkede kadın şiddetinin geldiği noktayı göstermesi açısından çok önemli bir şey. Düşünün, bir cumhuriyet savcısı birlikte mesai yaptığı kadın hâkimi ateşli silahla yaralıyor ve öldürmek istiyor. Ölmesinin önüne geçen de orada bulunan diğer insanlar; araya girdikleri için, savcıya müdahale ettikleri için -oradaki hükümlü- yaşamını kurtarmış oluyorlar. Biz "Bu ülkede kadın şiddeti münferit değil, kadın şiddeti sistematik bir sorundur, yapısal bir sorundur ve mutlaka yapısal önlemler alınmalıdır." derken işte tam da bunu kastediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Artık, adliyelerde savcıların hâkimlere, kadın hâkimlere kurşun yağdırdığı bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ben buradan AKP'ye seslenmek istiyorum: Hâlâ kafanızı kuma gömmeye devam edecek misiniz? Hâlâ "Bu ülkede ne yaptıysa AK PARTİ yaptı, kadına yönelik şiddeti de AK PARTİ bitirdi." edebiyatına devam mı edeceksiniz? "Siz hâlâ bu edebiyata devam ederken artık, hâkiminden fabrikada çalışan kadına, tarlada çalışan kadına, evdeki kadına kadar hiçbirimizin yaşam güvencesi olmayan bir ülkeyi adım adım örmeye devam mı edeceksiniz?" sorusunu buradan sormak istiyorum. Ve bir kez daha şunu söylüyoruz DEM PARTİ olarak: Kadına yönelik şiddet politiktir, kadına yönelik şiddetin önüne geçmek için de devletin bütün kurumlarının önlem alması gerekiyor. En büyük sorumluluk da bu Meclise düşüyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
BAŞKAN - Öneri üzerinde YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın İdris Şahin. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce, iktidar partisinin, çalışma takvimine ilişkin bu haftalık önerisi okundu. Bakınız, geçtiğimiz hafta, aynı yasa görüşmeleri Genel Kuruldayken 2 kez yoklama yetersizliğinden dolayı Parlamento kapatıldı yani iktidar nasıl bir çalışma düzeni yapacağını ve Parlamentoyu nasıl çalıştıracağını emin olun bilmiyor arkadaşlar.
MUSTAFA ARSLAN (Tokat) - Biliyoruz, biliyoruz.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Yorgun bir iktidarla karşı karşıyayız. Şimdi, perşembe günü ve cuma günü de çalışma takvimini öngörüyorlar. Buradan yazıyorum, Değerli Grup Başkan Vekilimiz de burada şahit olsun; bu Parlamento ne perşembe günü çalışabilecek ne de cuma günü çalışabilecek ancak milletin gündemini böyle boş işlerle ve yapamayacakları vaatle meşgul eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Ve bugün devam eden saatleri de takip edin arkadaşlar, bu kanun teklifi iki haftadır Meclis Genel Kurulunda ancak henüz daha 8'inci madde görüşmeleri devam ediyor çünkü yorgun iktidar, milletin gerçek gündeminin ötesinde bir kısım düzenlemeleri Parlamentoya getiriyor. Milletin gündemi ne Sayın Başkan, değerli iktidar milletvekilleri?
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Emekliler, emekliler.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Milletin gündemi açlık, milletin gündemi geçim sıkıntısı ve özellikle emeklilere verilecek olan, özellikle seçim öncesinde söylemiş olduğunuz seyyanen zamlar nerede kaldı? Sayın Erdoğan'ın sözünü havada bırakmak size yakışıyor mu? Seçimler öncesinde özellikle memur emeklilerine seyyanen zam verileceği noktasındaki taahhüdünüz nerede kaldı? Şimdi, siz sadece en düşük gelir grubunu 20 bin liraya yükseltmek suretiyle sözde iş yaptığınızı düşünüyorsunuz. Oysa bu sadece emeklilerin 4-5 milyonluk bir kısmı; geri kalan 12 milyon zamanında prim yatırmış, alın teriyle, akıl teriyle o primlerle hakkını almak istiyor, adaletli bir uygulama yapılmasını istiyor ancak adalet kavramı sadece sizin isminizde kalmış durumda. Eskiden fakir fukaranın sofralarından geldiniz ama bugün zenginlerin sofrasından kalkmıyorsunuz. Çünkü sizin tuzunuz kuru arkadaşlar, ekonomik olarak bir sıkıntı çekmiyorsunuz "20 bin lirayla geçim nasıl yapılır?" diye bir düşünce içerisinde değilsiniz ama artık size söylemeyeceğim çünkü ortağınız ancak MHP'ye söyleyelim. "Zengin zengindir bre/Sırtı gelir mi yere?/Olan yine fakire/Oluyor yalan değil." diyen Ozan Arif Şirin'den bahsedeyim çünkü olan hep fakire oluyor, hep dar gelirliye oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - O yüzden gelin, ülkenin gerçek gündemlerini burada konuşalım ve çalışma takvimini de lütfen, sahici ve gerçekçi yapalım. Yapamayacağınız sözleri vermeyin; geçmişte, ölüm dahi olsa iktidar partisi olarak yapamayacağı sözü vermeyen bir anlayışın temsilcileriydiniz ancak bugün geldiğimiz nokta itibarıyla yapacağınız bir tek söz dahi söyleyemiyorsunuz çünkü artık yorgun bir iktidarsınız, millete umut veremiyorsunuz, hiç olmazsa milletin önünde durmayın. Gelin, ülkenin gerçek gündemlerini burada konuşalım, Genel Kurulu hakkıyla iş yapan bir kurum hâline getirelim.
Bir kez daha ifade ediyoruz: Milletin derdi geçim sıkıntısı, iktidar ise kendisini oyalarcasına Karayolları Trafik Kanunu'nu iki haftadır Meclisin gündeminde tutuyor. Gelin, bu cezaları bir gün cebinizden ödeyin, ondan sonra bu kanun teklifini milletin huzuruna getirin.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Başarır, sisteme girmişsiniz.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Efendim, daha önce konuşsak da bugün Anadolu Adliyesinde yaşanan olay, çok vahim bir olaydır. Düşünün, bir savcı, kadına yönelik şiddetle ilgili büroda görevli bir hâkimi, eski eşini öldürmek istiyor, yaralıyor; bir hükümlü çaycılık görevini ifa ederken onu kurtarıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde böyle bir olay yaşanmadı. Kaç yaşında bu savcı? 30 yaşında. Al sana mülakat, al sana mülakat! İşte, böyle bir mülakat varsa böyle rezil bir liyakat olur. Şimdi, bu ülkede -bir kez daha söylüyorum- hangi kadın "Devlet beni korur." diyebilir? Diyemez. Gerçekten acı bir durum, geldiğimiz nokta bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bitiriyorum.
İstanbul Sözleşmesi'nden dönenler, her kadın cinayetini, şiddetini hafife alanlar, bugün böyle bir devlet düzenini kuranlar bunların baş mimarı. Gerçekten endişeliyiz, gerçekten olayın vahameti çok büyük. Ben, hâkim Hanım'a geçmiş olsun dileklerimizi grup adına sunuyorum. Bu olayın da takipçisi olacağız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Selcan Taşcı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Değerli milletvekilleri, çalışma saatleri konu; çalışalım, biz de bunu istiyoruz ama kiminle çalışacağız? Çoğu zaman bedeni burada olmadığına göre arkadaşlarımızın ruhlarıyla zahir.
Kürsüye geldim madem, çok daha hayati bir konudan bahsetmek istiyorum. İYİ Parti Grubu adına Türkiye'nin yapay gündeminde boğulmaya çalışılan emeklilerimizin yanında olduğumuzu, onların her platformda da sesi olmaya devam edeceğimizi bir kere daha ifade etmek istiyorum ve anlamıyorum, biz niçin iktidar sıralarındaki arkadaşlarımızı emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılmasına, asgari ücretin de açlık sınırının altında olmamasına iknaya çalışmak durumunda kalıyoruz? İkna için ekstra gerekçe gerektiren bir konu değil ki bu.
Bakın, benim çocuğum 8 yaşında, onun matematik bilgisi vallahi de yeter bunu kavramaya, billahi de yeter. 8 yaşındaki çocuğun matematik bilgisi, asgari ücretin verilebilecek en düşük maaş olduğunu ve bunun altının teklif dahi edilemeyeceğini anlamaya yeter. Bir çalışana -eşitlik ilkesi var, emekli dâhil bütün maaşlar için aynısı geçerli olmak durumunda- bir ülkede verilebilecek en düşük maaş belli, bunun altını veremezsiniz, alt sınırın altını "maaş" diye teklif edemezsiniz, veremezsiniz. Dahası, o alt sınırı da açlık sınırının altına düşüremezsiniz, hatta yoksulluk sınırının da altına düşüremezsiniz çünkü o "en düşük maaş" dediğiniz şey aslında sadece gıda değil yani sadece açlık değil, barınma ihtiyacını da karşılayacak şekilde, giyimi, kuşamı, sağlığı, kültürel ihtiyaçlarını da karşılayacak şekilde olmak zorunda. Tercihe de bırakılmıyor, bu bir zorunluluk aslında.
Şimdi, "gıda" diyorsam da tavsiye edilen tüketim tarihi geçmiş yani tüketilmemesi tavsiye edilen, bozulmaya yüz tutmuş "Çöpe gideceğine emekli yesin." denen değil, tezgâh altlarından toplanan değil ve bu tablo karşısında hiç değilse mahcubiyet bekliyoruz ya! Ne buluyoruz peki? Emekliyi evsiz bırakan, otogar köşelerinde yatıran, aç bırakan, kokmuş gıda kuyruğuna sokan maaşı verebiliyor olmakla övünüyorsunuz. Bu yani bunu verebiliyor olmakla övünmek -gerçekten başka tarifini bilmiyorum- utanmazlık. Açlık sınırının üçte 2'si çünkü övündüğünüz o maaş, yoksulluk sınırının beşte 1'i ve "Öl." demek bu yani hiçbir dilde başka bir anlamı yok, bu maaş "Öl." demek emekliye. Yaşayamıyor olmaktan daha ikna edici ne olabilir? Ben çok çaresiz kalıyorum bazen bu kürsüde yani ne dersek vicdanınıza dokunacak da yıllarca çalışmış, üretmiş, primlerini ödemiş insanların layığı bu onursuz muamele değildir diyebilir ve gereğini de yapabilir hâle geleceksiniz; inanılır gibi değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Günde 35 liralık zammın devlete maliyetini çıkarıyor arkadaşlar ya, yük olmakla suçluyorlar emekliyi. KKM fantezisine kurban edilenden, 19 Mart operasyonuyla yol açılandan daha mı büyük bir yük peki bu mesela? 5510 sayılı Kanun'u emekli mi çıkardı? 3600 iş günü ile 7000 iş günü primi ödeyeni emekli mi eşitledi? İntibak yasasını çıkarmayan emekli mi? Bir gün arayla işe başlayan 2 çalışan arasında on yedi yıl fark oluşmasına sebep olan emekli mi? Mahcup olması gereken emekli değil, iktidar sahipleridir. Bedel ödemesi gereken de emekli değil, iktidar sahipleridir.
Bir husus daha var: Murat Çalık. Yani Allah'tan korkan yapmaz... Çetinkaya'da insanları diri diri yakanı sağlık gerekçesiyle saldınız, masumiyet karinesine uymakla yükümlü olduğunuz Çalık'ı infaz ediyorsunuz; Allah'tan korkan yapmaz, söyleyecek başka hiçbir şey bulamıyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Özgül Saki.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Günlerdir tüm dünyanın gözü önünde Halep'in Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd Mahallelerinde Kürt düşmanı, kadın düşmanı, Alevi düşmanı HTŞ himayesindeki cihatçı çeteler Süleyman Şah/El Emşat-El Hemzat tarafından insanlığa karşı, kadınlara karşı sistematik olarak savaş suçları işleniyor ve buna destek ne yazık ki bu iktidar tarafından da "Gerekirse biz yardıma hazırız." diye el yükseltiliyor.
Bakın, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Demokratik Kadınlar Birliği (NADA), "..."(*) (TJA) Özgür Kadın Hareketi, Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi kadın bedeninin savaş mahalli hâline getirilmesine karşı mücadele sözü veriyorlar. Dolayısıyla kadınların savaşa karşı dayanışma ağları her geçen gün güçlü bir şekilde örülüyor. Halep'in Kürt mahallelerinde yaşanan cihatçı saldırıları "çatışma haberleri" diye okuyup geçemezsiniz; anlaşmaların şartları ve sonuçları üzerinden tartışamazsınız. Bu mesele, doğrudan Kürtlerin, kadınların bedenlerini, hayatlarını, özgür yaşam mücadelelerini hedef alan saldırılardır çünkü. Kadınlara eşitliği hak görmeyen, kadınları çatılardan atan, baskı ve tahakküm altına almak isteyen cihatçılara karşı yıllardır süren kadın özgürlüğü mücadelesinin Halep'teki mahalleler üzerinden kuşatılmaya çalışılmasına karşı kimsenin sessiz kalmaya hakkı yok. Kobani'de kadınlar IŞİD'in karanlığını yalnızca silahla değil; iradeleriyle, özgürlük inançlarıyla, eşit ve özgür bir yaşam iddiasıyla yendiler. Kobani direnişi, Orta Doğu'daki kadınlara "Başka bir yaşam mümkün." duygusunu yaşattı, kadınların tarihin öznesi olabileceğini bütün dünyaya gösterdi. Bugün Halep'te hedef alınan şey tam da bu hafızadır, Kobani'de yakılan umut ateşidir; kadınların kamusal alanda var olmasına, kendi yaşamlarını belirlemesine, örgütlü gücüne duyulan korkunun ifadesidir. Biz biliyoruz ki cihatçı zihniyet, Kürt, Alevi, Arap ayrımı yapmadan özgür ve eşit yaşama ihtimalini yok etmek ister. Buradan açıkça söylüyoruz: Halep'te, Suriye'nin dört bir yanında kadınların yürüttüğü özgürlük mücadelesi yalnız değildir. Kobani'de IŞİD karanlığını yenen kadınların mirası bugün Halep'te yaşamaktadır.
Bakın, günlerdir sosyal medyada, televizyonlarda o üç mahalleden görüntüler hepinizin gözleri önünde ve bütün bu görüntülere rağmen orada hedef alınan, sistematik olarak işlenen savaş suçlarına rağmen hâlâ burada SDG'yi, Rojava'da inşa olan yaşamı suç olarak göstermek aynı zamanda savaş suçudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖZGÜL SAKİ (Devamla) - Çünkü siz bunu yaptığınızda aslında diyorsunuz ki: Evet, kadınlara savaşta tecavüz edebilirsiniz; evet, kadın bedenini atabilirsiniz inşaatlardan. Evet, siz, orada kendi yaşamlarını savunan kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, farklı inançların hepsinin hedef alınmasını meşrulaştıran açıklamalarla o katliamın ortağı oluyorsunuz. Savaş suçları mahkemelerinde yargılanması gerekir bu suça ortak olanların.
Biz, tüm dünyada ezilen halkların, işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesini örmeye ve bu cihatçı zihniyeti ve bu cihatçı zihniyetten nemalanan tüm zihniyetleri alaşağı edinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Yunus Emre. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
AK PARTİ Grubunun TBMM gündemi ve çalışma saatlerinin belirlenmesiyle ilgili önergesi hakkında söz aldım. Az önce gördüğünüz gibi önerge okundu Kâtip Üye tarafından ancak AK PARTİ milletvekilleri, AK PARTİ Grubundan bir milletvekili buraya çıkıp bu önergenin gerekçesinin ne olduğunu, hangi amaçlarla önümüzdeki bir aylık süre için bu düzenlemenin yapıldığını, perşembe günü, cuma günü Meclisin çalıştırılmasıyla ilgili aciliyetin ne olduğunu bu Genel Kurula açıklama zahmetinde bulunmadılar. Yani, önergelerinin gerekçelerini açıklamak üzere bu kürsüye bir hatipleri çıkıp Meclisle bu bilgiyi paylaşmadılar.
Değerli arkadaşlarım, bakın, geçen hafta üç gün üst üste Meclis, siz Genel Kurula gelmediğiniz için yani toplam sayınızın neredeyse yarısı sadece Genel Kurula geldiği için kapandı, bugün de böyle giderse yine kapanacak ve bu nedenle çoğu zaman milletvekillerimize, muhalefet partilerine kızıyorsunuz. Grup Başkanınız da parti sözcüleriniz de bizlere bu konuda tepki gösteren açıklamalar yapıyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, Mecliste bir uzlaşı anlayışına, Meclis çalışmalarının bir sükûnet ve olgunluk içerisinde yürütülmesine katkıda bulunmuyorsunuz. Bakın, biz, defalarca burada genel görüşme önergeleri verdik, araştırma komisyonu kurulması önergeleri verdik. Bunların hangisine, Allah hakkı için hangisine destek oldunuz, oy verdiniz? Hangi muhalefetin gündeme getirdiği yapıcı öneriyi desteklediniz şimdiye kadar? Bakın, kanunlar geliyor, bu yapılan kanunlarla ilgili görüşmelerde, komisyonlarda bir defa bile kanun metinlerinin ortaklaşa hazırlanması çabası içerisinde olmadınız. Bürokrasinin hazırlayıp komisyona getirdiği metinleri doğru düzgün görüşmeler yapılmadan kabul ettiniz. Genel Kurula getirdiğiniz bütün kanunları torba kanun şeklinde getirerek madde madde görüşülmesini engellediniz. Şimdi, bunu yapmış insanlar olarak "Muhalefet neden İç Tüzük'ten kaynaklı hakkını kullanarak yoklama talep ediyor, karar yeter sayısı talep ediyor?" diye tepki gösteriyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, Meclisin olgunluk içerisinde çalışması, Meclisin Türkiye'nin ihtiyaçlarını yerine getirecek düzenlemeleri yapması, denetim görevini yapması buradaki bütün grupların ortak katkısıyla olur. Ancak, ne yazık ki bu katkıyı hiç yapmayan bir parti konumundasınız. O nedenle de muhalefetten böyle bir katkıyı, desteği bekleme hakkınız bulunmamaktadır.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tam olarak 330 kişi var, 200'ü bulamıyorlar.
YUNUS EMRE (Devamla) - Evet, bulamıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
YUNUS EMRE (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, ayrıca, sadece grubunuzun üyesi milletvekilleri değil, bakanlarınız da son derece hadsiz, Meclisi küçültücü açıklamalar yapıyor. Şimdi, bir Bakan, bugün çıkmış "Biz tüm vatandaşlarımız için uzun vadeli politikalar yürütürken bazı kesimler şovdan başka bir şey üretmiyor." diyor emekli maaşlarıyla ilgili muhalefeti, bizim partimizi suçlamak maksadıyla.
Değerli arkadaşlarım, ya, insaf edin, hangi uzun vadeli politikaları emeklilerle ilgili yürütüyorsunuz? Yani bir Allah'ın kulu var mı çıkıp şurada "Bu iktidar partisi emeklilerle ilgili şu uzun vadeli politikaları yürüttü de muhalefet burada şov yapıyor." diyen?
Değerli arkadaşlarım, sizleri gerçekten ciddi olmaya davet ediyorum. Bakın, konuştuğumuz en düşük emekli maaşı 5 milyon vatandaşımızı ilgilendiriyor. Türkiye'de 16 milyon emeklimiz var, neredeyse tamamı sefalet ücretine mahkûm edilmiş durumda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YUNUS EMRE (Devamla) - Başkanım, selamlamak için...
BAŞKAN - Tabii, buyurun.
YUNUS EMRE (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar, son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu Mecliste, Meclisin Türkiye'nin ihtiyacı olan düzenlemeleri yapması hepimizin ortak sorumluluğudur ancak partiniz bu sorumluluğa uygun davranmıyor, milletvekilleriniz bu sorumluluğun gereği olarak burada bulunmuyor, milletvekilleriniz ve grup yönetiminiz Meclisi uyum içerisinde çalıştıracak sağduyulu bir tavırdan uzak bulunuyor, o nedenle de Meclis bu verimsiz çalışma düzeniyle çalışmalara devam etmek durumunda kalıyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
III. - YOKLAMA
(İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunmadan önce, bir yoklama talebi var, gerçekleştireceğiz.
Sayın Torun, Sayın Ekmen, Sayın Taş, Sayın Kavuncu, Sayın Özdağ, Sayın Kaya, Sayın Türkoğlu, Sayın Taşçı, Sayın Esen, Sayın Uz, Sayın Sunat, Sayın Atmaca, Sayın Arslan, Sayın Toktaş, Sayın Yılmaz, Sayın Doğan, Sayın Şahin, Sayın Kocamaz, Sayın Aydın, Sayın Ün.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Buyurun, okuyun.
05/01/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/2054) esas numaralı Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'min İç Tüzük'ün 37'nci maddesi uyarınca Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.
Saygılarımla.
|
| Ömer Fethi Gürer |
|
| Niğde |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.
Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifimiz taşeronda çalışanların tümünün kamuda kadroya alınması yönünde. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle Cumhurbaşkanlığı bir kısım taşerona kadro verdi ama taşeronda kadro alamayan önemli bir kesim kaldı, bu arkadaşlarımız mağduriyet yaşıyor. Taşeron modern bir kölelik demek. "Kamu kuruluşunda taşeronda çalışan" ifadesi kabul edilebilir bir durum değil. Hem düşük ücret hem tayin hakkı yok hem terfi hakkı yok, onun için de bir düzenlemeye ihtiyaç var. Belediyelerde şirket işçisi olarak tanımlanan arkadaşlarımız dâhil tüm taşeronda olanların çalıştıkları kuruma alınması gerekiyor. Biliyorum, biraz sonra oylama olacak, oylamada bu önergeye ret oyu vereceksiniz. Onun için, sürekli gündeme getirerek bunların varlığından sizleri haberdar etmek istiyorum. Bakınız, taşeronda kalanlar kimler? Kamu çağrı merkezleri çalışanları, Vakıfbank güvenlik, yemekhane çalışanları; hastane bilgi, yardımcı sistem çalışanları, laboratuvar teknikerleri, PTT çalışanları, belediye şirket çalışanları, şehir hastaneleri çalışanları, diş protez çalışanları, İlbank çalışanları ve Karayolları çalışanları -ki taşeron konusunda ilk mücadeleyi başlatanların bir bölümü kadroya alınmasına rağmen hâlihazırda, karda kışta, en zor koşulda görev yapan Karayolları çalışanları da taşeronda- Demiryolları çalışanları, hızlı tren çalışanları, müşavir firma çalışanları, sosyal tesis çalışanları, TELEKOM çalışanları, kamu iktisadi teşekküllerinde çalışanlar; bunların yanında aile sağlık merkezi grup çalışanları, Tarım Bakanlığında, Sağlık Bakanlığında, Ulaştırma Bakanlığında çalışanlar, yardımcı zabıta diye işçilere kıyafet giydirip asli kadrosuna zabıta kadrosu verilmeyenler, TELEKOM çalışanlarının yanı sıra radyoloji çalışanları, hizmet alım sözleşmesiyle yüzde 70'e takılanlar. Bunların dışında bir de 4 Aralık tarihi mağdurları var; 4 Aralıktan bir gün öncesine kadar taşeronda çalışan kadro almadı, kadro verileceği duyurulunca 4 Aralıktan bir gün önce başlayanlara da kadro verildi, burada da onların bir mağduriyeti oluştu. Onun için ülkemizde çalışma barışının sağlanması amacıyla tüm taşeronların mutlak surette çalıştıkları kurumların kadrolarına alınması gerekiyor. Tıpkı staj ve çırak mağdurlarına 18 yaş öncesi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kart verilmesine rağmen onların emeklilikte esas olan yaşlılık sigortalarını başlatmayarak mağdur edildikleri gibi, tıpkı kademeli emeklilik yaşla ilgili değerlendirme dışında değerlendirilmeyerek mağduriyet yaratıldığı gibi taşeronda da önemli ölçüde mağduriyet var. Bakınız, bu ülkede hem emekli olmanın hem de emekli yaşamanın zorlaştırıldığı bir süreçteyiz. Eğer 2008 yılında katsayı yüzde 70'ten yüzde 40'a düşürülmeseydi bugün en düşük emekli maaşı 40 bin lira civarında olacaktı. Emekliye hakkını vermiyorsunuz, asgari ücretlinin en düşük ücretle bir yerde köle gibi çalışmasına yol açıyorsunuz ama bunun yanında taşeronda kalan, staj ve çırak mağduru olan ya da kademeli emekliliğe takılanları da görmezden geliyorsunuz. Bir yerde atanamayanlar var, bir yerde hakkı gasbedilenler var. Ortaya çıkan tabloda insanlar artık evlerinde mutlu, huzurlu değil. Boşanmaların artması da bundan, madde bağımlılığı da bundan, insanların yüzünün gülmemesi de bundan; hakları elinden alınarak, sömürülerek ortaya çıkarılan sömürü düzeninin kimseye hayrı olmadı. Bakın sanayici de konkordato ilan ediyor, onlar da kazandıklarını sizin yönetim anlayışınızla yitirmeye başladılar. Onun için -bir bütün içinde- taşeronda ve kamuda olanların tümüne mutlak surette kadro hakları verilmeli, bu kanun teklifiyle bunu buraya getirmiş bulunuyorum. Yapacağınız vicdani değerlendirmeyle taşeron için, olmaz ya, hadi olur da bir oy verirseniz, bu sorunu birlikte çözmüş oluruz diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın Gezmiş, buyurun.
ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kira enflasyonunun ve gıda enflasyonunun en yüksek olduğu dönemleri AKP iktidarıyla yaşıyoruz. Açlık sınırı 30 bin lirayı aştı. "Maaşınızı vaktinde alıyorsunuz, şükredin." diyerek emekliyi yok sayan açıklamalar yapıyorlar.
Emeklilerimiz bu ülkenin emekçileridir. Ömürlerini bu devlete, bu millete hizmet ederek geçirmişlerdir. Emekli maaşını ödemek lütuf değildir. Maaşları anasının ak sütü gibi helaldir emeklilerimizin.
Buradan açıkça söylüyorum: Emeklimiz için sadaka değil, yıllarca ödediği primin, döktüğü alın terinin karşılığının hakkını istiyoruz. İnsanca yaşamaya yetecek maaş istiyoruz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak emekliyi yoksulluğa mahkûm eden bu düzeni kabul etmiyoruz. Emeklinin, emekçinin, dar gelirlinin hakkı için mücadele etmeye devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Şevkin...
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ülkemizde bulunan yaklaşık 40 bin konut yapı kooperatifi kaderine terk edilmiş durumda. Yirmi beş yıldır tapusunu alamayanlar var. 80-85 yaşında, yürüteçle zor yürüyen insanlar hâlâ tapusunu alamadı.
Bu evlerin bulunduğu arsalar çok değerlendi. Denetim olmayınca ve yargının yavaş işlemesi nedeniyle kötü niyetli kişiler tarafından evler açık arttırmayla yok pahasına satılmaya çalışılmaktadır. Yine, bu yaşlı insanlardan yüksek aidatlar talep edilmektedir.
On yıldır ikamet edilen ve tapusu hâlâ alınmamış bu kooperatiflerde ya açık artırma kaldırılsın ve ortaklık aynen taksimle giderilsin ya da açık artırma sadece kooperatif ortakları arasında yapılsın. Böylece kötü niyet engellenir ve bu yaşlı, sahipsiz insanlarımız korunmuş olur.
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, ülkemizde bulunan 16 milyon 500 bin emekçimizin onuru için Cumhuriyet Halk Partisi olarak onur nöbetimize devam ediyoruz. Bu bir haykırıştır. Yıllarını, ömrünü, emeğini bu ülkeye vermiş emeklilerimize maaş değil sadaka reva görüyorsunuz. Lütufla 20 bin TL'ye çıkarılan emekli maaşıyla bugün ne kira, ne geçim, ne de sağlık giderleri karşılanabiliyor. Artık evinde barınamayan emekli bakımevlerine bile giremiyor. Ortalama ücret 25 bin ile 65 bin lira arasında olan bakımevlerinin kapıları da emeklimize kapalı. Siz emeklilerimizi sokaklara, parklara terk ettiniz. Bu mu sosyal devletçilik, bu mu adalet? Bu açıkça bir vicdansızlıktır. Emekliler açlıkla mücadele ederken biz de burada tek yürek direneceğiz, onları yalnız bırakmayacağız. Emekli bu ülkenin yükü değil onurudur.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
350 bin nüfuslu Amasya'da yalnızca Merzifon ve Suluova ilçelerimize kapasitesi 150'yi bile bulmayan 2 huzurevi bulunmaktadır. Türkiye genelinde bugün bakıma ihtiyaç duyan 11 bin yaşlı huzurevine yerleşebilmek için sıra beklemektedir. Her hafta huzurevine girmek isteyen yurttaşlarımızdan rica telefonları alıyoruz. Ancak maalesef kapasiteler dolu, sistem tıkanmış durumda. Geçtiğimiz yıl huzurevleriyle ilgili verdiğimiz yazılı soru önergesine "Amasya'ya yeni bir huzurevi kazandırılmasının planlandığı." cevabı iletilmişti. Ancak bu söz de AKP'nin verdiği diğer sözlerin akıbetine uğrayarak tutulmamıştır. Ekonomik kriz yaşlılarımızın hayatını her geçen gün daha da zorlaştırırken Hükûmet sosyal devlet olmanın en temel sorumluluğunu dahi yerine getirmemektedir. Amasya başta olmak üzere, Türkiye'nin dört bir yanında huzurevleri yapılmalı, bu ülkenin yaşlıları sahipsiz bırakılmamalıdır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Özsoy...
SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bugün Kayseri'miz adına son derece anlamlı, sosyal yönü güçlü ve insan hayatına doğrudan dokunan çok kıymetli bir eseri sizlerle paylaşmanın onurunu yaşıyorum. Melikgazi ilçemizde inşa edilen Naciye-Ramazan Büyükkılıç ve kızları Alzheimer Aktif Yaşam Merkezi sadece bir yapı değil şefkatin, vefanın ve toplumsal sorumluluğun vücut bulmuş hâlidir. Bu kıymetli eserlerin ortaya çıkmasında büyük emek ve gönül koyan hayırseverlerimiz rahmetli Ramazan Büyükkılıç ve eşi Naciye Büyükkılıç'a Allah'tan rahmet diliyor, değerli kızlarına şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, bu eserin her aşamasında desteklerini esirgemeyen Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Memduh Büyükkılıç'a gönülden teşekkür ediyorum. Bu merkezde atölyeler, yaşam alanları, rehabilitasyon birimleri, çok amaçlı salonlar ve hastalarımıza umut olacak sosyal donatılar bulunmaktadır. Kayseri'miz insanı yaşatmayı merkeze alan bu anlayışla her zaman örnek olmaya devam edecektir diyor, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kasap...
ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İlimiz Kütahya Emet ilçesi bor madeniyle meşhur. Arsenikli su içiyordu otuz yıldır. Bu ilçeye bir gölet yaptılar, DSİ... Sonra buna ait ishale hattı, boru hattı döşendi, bir de arıtma tesisi yapıldı. Yalnız bir şeyi hesap etmemişler, bu suda mangan var bu defa. SU analizi yapılmadan gölet, su analizi yapılmadan ishale hattı, su analizi yapılmadan arıtma tesisi yapılıyor ve buradaki toplam gider 1 milyar TL. Manganın normal içilebilir dünya standartlarının 16 katı yüksek olduğu, yağmurlu havalarda ise bunun 100 katına kadar çıktığı, arıtma tesisinin hiçbir işe yaramadığı, göletin ve ishale hattının boş olduğu ve 1 milyar liranın çöpe gittiği bir yerde artık bir şeyi de doğru yapın.
Teşekkürler Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Baykan...
MEHMET BAYKAN (Konya) - Teşekkür ederim Başkanım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü madde 56: "Başkanlık kürsüsünde Başkan ve görevli kâtip üyeler koyu renk elbise giyerler. Genel Kurul salonunda bulunan milletvekilleri, bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı idari teşkilatı memurları ve diğer kamu personelinden erkekler, ceket ile pantolon giyer ve kravat takar, kadınlar ise ceket ve etek veya ceket ve pantolon giyerler. Görevlilerin kıyafeti Başkanlık Divanınca tespit edilir." Sayın milletvekilleri, Genel Kurul toplantısı olsun olmasın bu İç Tüzük maddesine uyalım, Meclisin mehabetine uygun hareket edelim eylem ya da başka bir zamanda uygun olmayan kıyafet ve davranışla Meclisin itibarını zedelemeyelim. Genel Kurul Salonu'nda milletvekilleri olarak usul ve adaba uygun hareket etme mecburiyetimiz olduğunu unutmayalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Öztunç...
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Kahramanmaraş deprem mağduru bir şehir. Yollar delik deşik, konutlar kapısız, penceresiz; nereye elimize atsak maalesef elimizde kalıyor. En son kamyoncu esnafını perişan ettiler. Yüklenici firmalar taşerona, daha doğrusu, Bakanlık yüklenici firmaya, yüklenici firma taşerona, taşeron da kamyoncuya alacağını vermiyor. Ne yapsın yani bu kamyoncular? Batsınlar mı, bitsinler mi? 5'li çetenin alacağı olsa hemen, koşa koşa gider verirsiniz ama gariban kamyoncu olunca elinizdekini vermiyorsunuz. Yakında kamyon arkası yazılara konu olursunuz, benden söylemesi. Şu DEVA'dan istifa edip AKP'ye geçen arkadaş var ya, sorunları çözmeye gitmiştin. Hadi, şu kamyoncuların sorununu çöz de göreyim ne kadar yiğitmişsin bakalım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Maalesef, uygulanan ekonomi programı artık milletin ümüğüne çökme programına dönüştü. Olay sermaye transferini de aştı, milletle cedelleşmeye gidiyor. Bütün ücretli kesimler muzdarip, hele hele emeklilerin hâli içler acısı. Emeklilere aylık 20 bin lira nedir Allah aşkına? Evi olanlar bu parayla sabit giderlerini bile ödemekte zorluk çekiyorlar. Elektrik, su, doğal gaz, telefon, aidat dedikten sonra geriye ne kalıyor? Ne yiyip ne içecek bu insanlar? Evi olmayanlar ise "Beterin de beteri var." misali hepten batmış durumdalar. Gidin, konuşun ve konuşturun, bakalım hâlleri nicedir, ne derler, ne yer ne içerler, nasıl yaşarlar? Böyle ekonomi olmaz. "Efendim, kaynak yok." Erbakan Hocanın yaptığını yapacaksınız; önce vereceksiniz, sonra bulacaksınız. Bu milletin yüzünü bir an evvel güldüreceksiniz, başka yolu yok diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Son olarak Sayın Dindar, buyurun.
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
696 sayılı KHK'yle "Taşerona son veriyoruz." denildi ama binlerce yurttaşımız için yeni bir mağduriyet yaratıldı. 2018-2023 yılları arasında 42-50 yaş aralığında olan 55 bin kişi rızaları dışında resen emekli edildi. En verimli çağlarında işlerinden koparılan bu insanlar bugün 20 bin liralık emekli maaşıyla geçinemediği için yeniden iş aramak zorunda kalıyor. 2023 yılında bu haksız düzenleme yürürlükten kaldırıldı ama mağduriyetler giderilemedi. Hukukun gereği, işine dönmek isteyen her genç emeklinin işe iade edilmesidir. Mahkemeler işe iadeler yönünde karar verirken idare hâlâ direnmeyi sürdürüyor. AKP bir yandan emeklilik yaşını yükseltiyor, insanlar emekli olmasın diye uğraşıyor; diğer yandan, zorla ve resen emekli edilenlerin talebini dikkate almıyor. İnsanlar işlerine dönmeli, bu haksızlık son bulmalıdır.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın Başarır, sisteme girmişsiniz.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, AKP Konya Milletvekili Mehmet Baykan buradaki yedi günlük eylemden kıyafetleri algılamış herhâlde. Hafta sonu bu Mecliste gece saat dörtte, eksi 10 derece ve bir ara gerçekten dayanılmayacak kadar soğuktu, insanlar kazak ve mont giydi ama yedi günlük eylemde buradaki insanların kıyafetlerine bakacağına sokaktaki emeklinin ayakkabısına, paltosuna baksın bu beyefendi. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer bu eylemden anladığı bizim kıyafetlerimiz ise ona gerçekten çok yazık. Burada insanlar eksi 10 derecede bekledi, mont giydi, kazak giydi; iyi de yaptı, varsa bir gücü yaptırım uygulasın bakayım, göreyim onu. Hadi! Hadi! (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hadi, göreyim seni!
BAŞKAN - Sayın Baykan, dinleyelim, buyurun.
MEHMET BAYKAN (Konya) - Efendim, böyle yakışıksız bir cevabı doğrusu beyefendiden beklemezdim ama kendine yakışanı yapıyor.
Biz Genel Kurulun İç Tüzük'te nasıl kullanılacağını, hangi kıyafetle gelineceğini kibarca hatırlattık ama kibarlıktan anlamadı beyefendi.
SEMRA DİNÇER (Ankara) - Meclise gelmiyorsun ki, geldiğini görmedik ki.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Meclis çalışırken o İç Tüzük uygulanır beyefendi, Meclis çalışırken. Meclis çalışınca o hükümler uygulanır. Ya, bu kadar zırcahil olamaz ki.
MEHMET BAYKAN (Konya) - Genel Kurulda üşüdüyseniz bu devletin doğal gazı, bu devletin mazotu, fuel oil vardı, sizi ısıtır. Kaldı ki açıklama yaparken kıyafetleriniz o şekildeydi.
Biz emeklimizin hangi noktada olduğunu da biliyoruz. Devletimizin imkânları doğrultusunda elimizden geleni yapıyoruz. Şu SGK borçlarını ödesin belediyeleriniz de hazineye bir miktar daha katkı yapmış olursunuz; daha iyi şartlarda devletimiz emeklimize daha güzel şartlarda katkıda bulunur diyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yani, şimdi nereden, nereye geldik arkadaşlar ya?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, son bir şey söyleyeyim, çok kısa bir şey söyleyeyim.
BAŞKAN - Sayın Başarır, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Eğer ki bu Mecliste İç Tüzük kuralları harfi harfine uygulansa o orada on dakika görev yapamaz. Onun insanlara laf atmaktan başka, insanlara hakaret etmekten başka, insanlara iftira atmaktan başka hiçbir yetkisi yok. Soruyorum: Konya Belediyesinin ne kadar sigorta prim borcu var? Kayseri Belediyesinin ne kadar sigorta prim borcu var?
ŞABAN ÇOPUROĞLU (Kayseri) - Kayseri'yi karıştırma bu işe!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kütahya Belediyesi, diğer belediyeler ne kadar devretmiş? Bu nedir ya! Gerçekten yani utanç verici bir durum ama onu muhatap bile almak istemiyorum, değmez çünkü.
BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.24
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.34
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ve Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ile 143 milletvekilinin Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1.Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ve Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ile 143 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3138) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 214)[3]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
8 Ocak 2026 tarihli 45'inci Birleşiminde, İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 7'nci maddenin oylamasında kalınmıştı.
Şimdi, 7'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.
8'inci madde üzerinde 2'si aynı mahiyette olmak üzere 4 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.
Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emin Ekmen | Selçuk Özdağ | Elif Esen |
Mersin | Muğla | İstanbul |
Şerafettin Kılıç | Cemalettin Kani Torun | Mehmet Aşıla |
Antalya | Bursa | Kocaeli |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Turhan Çömez | Mehmet Akalın | Şenol Sunat |
Balıkesir | Edirne | Manisa |
|
|
|
Adnan Şefik Çirkin | Hüsmen Kırkpınar | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
Hatay | İzmir | Bursa |
|
| Hasan Toktaş |
|
| Bursa |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ ORHAN KIRCALI (Samsun) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Aşıla.
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı, sevgi, muhabbetle selamlıyorum.
Trafik Kanunu Teklifi'ni görüşüyoruz. Kanun teklifinde yer alan düzenlemeler ilk bakışta trafik güvenliğini sağlama iddiasını taşısa da gerçekte bu amacın arkasında ciddi bir mali hedef olduğu görülmektedir. Son yıllarda trafik cezaları hazine için ciddi bir gelir kalemine dönüşmüş, bu durum ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayan bir ceza anlayışının yerleştiğine de işaret etmektedir. Unutulmamalıdır ki cezaların caydırıcılığı yalnızca miktarıyla değil, bireylere yaratacağı etkiyle de ölçülür. Aynı ceza bir kişi için sembolik bir meblağ olabilirken başka biri için yaşam krizine dönüşebilir. Bu nedenle, daha adil bir ceza politikası için en azından ceza alt sınırının asgari ücretle orantılı olarak belirlenmesi ve gelir düzeyine göre kademeli bir sistemin getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, hukuk sistemi zengin için kuralların maliyetli ama aşılabilir olduğu, yoksul için ise kuralların altında ezilenin kader hâline geldiği bir düzene dönüşecektir. Bu yönüyle teklif sosyal adalet ilkesini zedelemekte ve gelir eşitsizliğini derinleştiren bir nitelik taşımaktadır. Ceza kamu düzenini sağlamak içindir, devlet bütçesini dengelemek için değil. Bu anlayış sosyal devlet ilkesine ve hukuk devleti anlayışına da açıkça aykırıdır. Sürücü hatalarının önlenmesi elbette önemlidir ancak denetim eksiklikleri, altyapı yetersizlikleri, yargıdaki cezasızlık uygulamaları ve toplumsal bilinç düzeyinin düşüklüğü gibi alanlarda köklü iyileştirmeler yapılmadan trafik güvenliğinin bütüncül olarak sağlanması da mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, ulaşım sadece gitmek değildir; ticarettir, stratejidir, birliği inşa etmektir. Ülkemiz denizlerin buluştuğu bir yayladır. Hazar'dan Ege'ye, Karadeniz'den Kızıldeniz'e, oradan da Hint Okyanusu'na uzanan altın bir ticaret kuşağının merkezindeyiz ama bu potansiyel hâlâ metropol merkezli planlara sıkışmış durumda. Öyleyse diyoruz ki: Demir yolu taşımacılığı artırılmalı, Türk deniz ticaret lojistik filosu yeniden kurulmalı, ulaşım komşu coğrafyaları da içine alan stratejik bir bütünlükle yapılmalıdır. Unutmayalım, yol sadece mal değil, barış ve umut da taşır. Ulaşım ağı olmayan ülke kaderini başkalarının mecrasına bırakır. Evet, cezaları artırarak açık kapanmaz, ekonomide de artık bir devrim yapma zamanı gelmiştir lakin bu devrim zamlarla, yeni vergilerle, cezalarla, daha fazla borçlanmayla yapılacak bir şey de değildir. Tam aksine, zam yapmadan, borçlanmadan, milletin sırtına yeni yükler bindirmeden ekonomiyi yeniden ayağa kaldırmanın yollarını ortaya koymalıyız. Mevcut ekonomik sistem yani borca dayalı para sistemi artık maalesef yürümüyor. Bu sistem bizi borçla yaşatıyor, borçla büyütüyor, borçla yönetiyor, borçla öldürüyor, borçla miras bırakıyor. Borç varsa para var, borç yoksa para da yok. Böyle bir anlayış asla sürdürülemez.
Bir devletin adaleti kimden vergiyi aldığıyla, kimin yükünü hafiflettiğiyle ölçülür. Bugün sistem serveti değil emeği vergilendiriyor, zengin daha zenginleşiyor, yük emekçinin sırtına biniyor. Biz de diyoruz ki: Vergi adaleti olmadan sosyal huzur da olmaz. Servet vergilendirilmeli, emek korunmalı, israf yerine üretim desteklenmeli, devlet gözünü alın terine değil haksız servete dikmelidir. Adaletin yolu da buradan geçer diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Aynı mahiyetteki ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Hasan Toktaş. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Türkiye'nin yapay gündeminde boğulmaya çalışılan emeklilerimizin yanında olduğumuzu, onların her platformda sesi olduğumuzu İYİ Parti olarak bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Ayrıca, Türk Mukavemet Teşkilatının "Toros" kod adlı üyesi, Kıbrıs Türklüğü davasında mücahitlikten kurucu Cumhurbaşkanlığına uzanan çileli bir ömrün sahibi muhterem Rauf Denktaş'ı da vefatının yıl dönümünde rahmet ve minnetle anmak istiyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, yolsuzlukların ve ihmallerin sıkça konuşulduğu günümüzde, Bursa'da İnegöl Belediyesi eliyle kamunun milyonlarca liralık zarara uğratıldığı ağır bir ihmalden söz edeceğim. Burada muhatabım yerel kamu otoritesi yani İnegöl Belediyesi ve AK PARTİ olacaktır. Çünkü her fırsatta özellikle muhalif belediyelerde yaşandığı iddia edilen yolsuzluk ve ihmaller üzerinden siyaset yapıyorsunuz, burada bu yapmış olduğunuz siyasetten dolayı da bu konuyu özellikle sizlere hatırlatmak istiyorum. İnegöl Belediyesinde yaşanan bir ağır ihmalin aslında hikâyesini anlatacağım.
Evet, muhterem milletvekilleri, hikâyemiz 2013 yılında İnegöl'de başlıyor. 2013 yılında İnegöl'de yaklaşık 60 kasap esnafı bir araya gelerek İnegöl Kasaplar Temin Tevzi Kooperatifini kurarlar ve Belediyeye müracaatla mezbaha yapmak üzere yer talebinde bulunurlar. Belediye, iyi niyetle, mülkiyetinde bulunan 64 dönümlük yeri 2'ye bölerek yarısını kooperatife Nisan 2013 tarihinde mezbaha alanı amaç ve gayesi dışında kullanılmamak şartıyla 240 bin TL'ye satar. 16/7/2013 tarih ve 12384 yevmiye numarasıyla kooperatif adına tapu dairesinde bu yer tescil edilir. 918 no.lu bu parsel 29.697 metrekaredir ve oldukça uygun bir bedelle, muhtemelen kamu yararı gözetilerek kooperatife satılmıştır. Öyle ki dönümü 8 bin TL civarındadır ve dönemin dolar kuruyla toplam maliyeti yaklaşık 130 bin dolardır. Yani kooperatif 130 bin dolar ödeyerek yaklaşık 30 bin metrekare arsayı satın alır. "64 dönüm." dedim, yerin diğer kısmı ise... Yer şu şekilde: 64 dönüm, 2'ye bölünerek bir parça kooperatife satılıyor, diğer kısmı ise -yani mukayese edilmesi için söylüyorum- bir özel şirkete dönümü 160 bin TL'ye yani kooperatife 8 bin liraya kamu yararı gözetilerek veriliyor, özel şirkete ise hemen bitişiğindeki yer toplamda 4 milyon 837 bin 500 TL yani o günün kuruyla yaklaşık 2,5 milyon dolara satılıyor. Buraya kadar her şeyin normal olduğunu kabul edelim. Ancak kooperatife satılan parselle ilgili mezbaha alanı amaç ve gayesi dışında kullanılmamak şartıyla encümen kararında belirtilmiş olmasına rağmen bu kısıt ve şerh yazısı belediye tarafından tapu müdürlüğüne gönderilmez. Daha sonra ilginç bir gelişme yaşanır. Bu kooperatifin yönetim ve denetim kurulu üyelerinin o tarihte kurmuş olduğu bir şirkete... Yani kendi yöneticileri bir şirket kurar, 240 bin liraya belediyeden almış oldukları bu yeri üç ay sonra 250 bin liraya şirkete devrederler. Belediye imar planı değişikliğiyle burayı sanayi alanına çevirir. Fakat kamu yararı gözetilerek emsalinin yirmide 1'i fiyatına Kasaplar Kooperatifine satılan bu yer üç ay sonra özel bir şirketin mülkiyetine geçer. Benim buradan muradım, Kooperatif yönetiminin kendi kurdukları şirkete 918 no.lu parseli satarak rant elde etme iddialarından ziyade, İnegöl Belediyesinin beceriksizliğini ve ağır ihmalini dikkatlerinize sunmaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Zaten konu kooperatif yönetimi ile şirket arasında davalık olmuş ve yargılama da devam etmektedir. "Ağır ihmal" dedim çünkü Kooperatifin bugünkü başkanı Kasap Ali Demir 918 no.lu parselin satış amaç ve gayesi dışında kullanılamayacağına dair yazı hususunu dile getirince İnegöl Belediyesi 2013 yılında sattığı yerle ilgili tapu müdürlüğüne yazması icap eden yazıyı 2023 yılında, tam on yıl sonra yazar. Bu durum karşısında Belediye sanayi alanına çevirdiği parseli tekrar Belediye hizmet alanına çevirir ve şirket, yeri satışa çıkarır. Satışta istemiş olduğu rakam 650 milyon TL'dir, arada 15 milyon dolar fark vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Kamu yararı adına Belediyenin bu konuda gereğini yapmasını sizlerin özellikle dikkatlerinize sunuyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 214 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde yer alan "Karayolları Genel Müdürlüğünce belirlenerek ilan edilir." ibaresinin "Karayolları Genel Müdürlüğünce belirlenir ve ilan edilir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Süleyman Bülbül | İsmail Atakan Ünver | Turan Taşkın Özer |
Aydın | Karaman | İstanbul |
Cumhur Uzun | Ömer Fethi Gürer | İnan Akgün Alp |
Muğla | Niğde | Kars |
|
| Gizem Özcan |
|
| Muğla |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN KIRCALI (Samsun) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu'ndaki değişikliklerle ilgili kanun teklifini görüşüyoruz. Buradaki amaç, trafikte insanların ceza almadan daha iyiye ulaşım sağlaması değil, daha çok trafik cezasını tahsil etmeye yönelik. Oysa bu Karayolları Trafik Kanunu buraya geldiğinde içinde neler olmalıydı? Örneğin, insan canına kastetmemiş, kimseyi yaralamamış 1 milyona yakın insan ehliyetini aldırmış, onlar bir ehliyet affı bekliyordu çünkü bunların önemli bölümü şoför, bu şoförlerin ehliyetlerine el konduğu için ne yapıyorlar? Şoförlük yapamıyorlar, eve ekmek götüremiyorlar. Böyle bir teklif bu kanunda yer almıyor.
Keza, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda aracını alıp servise gittiğiniz zaman bir eski Türkiye'nin neredeyse araç parasına servis bakımı var yani bir yağ değişecek bir işçilik 22 bin lira. Bu nasıl bir şey? Bununla ilgili bir düzenleme de yok.
Keza, trafik sigortası, kasko fiyatları uçmuş gitmiş, bunlara yönelik de bir tavan getirelim diye herhangi bir madde yok.
Yine, araç muayene yüzde 25 artmış. Arkadaşlar, gidiyorsunuz, beş dakikada bakıyorlar, ediyorlar, bir şeyler yazıp elinize veriyorlar, aracı alıp gidiyorsunuz. Bunu devlet niye yapmaz da tekelleştirilmiş özel sektöre verip onların para kazanmasının yolu açılır? Bununla ilgili de bir düzenleme olsaydı daha faydalı iş yapmış olunurdu.
Bazen, bakın, "Türkiye'de her şey ne kadar iyi, herkesin sokakta otomobili var, traktörler yeni." falan diyorlar, TÜİK'e girdim, bir baktım, traktör yaş ortalaması 24. Hani AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz "Bizden önce traktör yok." demişti ama yaş ortalaması 24, AK PARTİ'nin öncesine geliyor. Bunun gibi, otomobilde yaş ortalaması 14-19 aralığına gelmiş yani artık insanlar araçlarını değiştiremeyecek boyutta araç fiyatlarında artış var. Aracın fiyatı kadar vergi alıyorsunuz, bununla ilgili bir düzenleme var mı? O da yok.
Ha, bir de bir şey söyleyeyim: Bir bakıyorsunuz, her sene kara yollarında, paralı olanlarda, artışlar meydana geliyor; ya, ne oluyor, ne var, ne yapılıyor diyorsunuz. Niğde-Ankara Otoyolu'nun üst yapısı daha tamamlanamadı, doğru dürüst mola yeri sayısı sınırlı ama 740 liraya gidiyorsunuz, 740 liraya geliyorsunuz, 1.480 lira bu yola yol parası veriyorsunuz; otobüs bileti 550 lira. Bizim patates çiftçimiz bu yola çıkarsa 200 kilo patates satarsa bu yoldan faydalanabiliyor. Ya, arkadaş, her yıl niye bunlara zam yapıyorsunuz? Asfaltın değiştiği yok, yola bakım yaptığınız yok, aynı yolda gelip gidiyoruz, fiyatları artıyor. Peki, oradaki çalışanlara hak ettiği ücret veriliyor mu? O da verilmiyor.
Şimdi, yapılan düzenlemedeki amaç ne? Bütçeye, işte alkollü içecekten, tütünden, şans oyunundan alınan vergiler gibi, bu trafikteki insanlarımız hata yapsın, cezayı artıralım, oradan da bir ek gelir sağlayalım. Üretimin olmadığı, hakça adil bir paylaşımın gerçekleşmediği, vergi adaletinin sağlanmadığı; ne ezilen ne ezen, insanca, hakça bir düzenin gerçekleşmediği yerde ne kadar, para toplamak için yöntem geliştirirseniz geliştirin, bu ekonomik sorunları çözemezsiniz. Onun için, insanlarımızın lehine olacak, eğitimini, bilgilendirmesini, televizyonlarda dâhil bunların daha verimli biçimde yolu kullanmasını sağlayacak çalışmalara yönelik kanun teklifleri Meclise gelse, yalnızca cezaya yönelik, para tahsiline yönelik, insanların burnundan soludukları bir düzen içinde, "Daha çok hatadan daha çok fayda sağlayalım." zihniyetinden; Adalet ve Kalkınma Partisinin bu tür kanun tekliflerini hazırlayan, başta bürokratların, sonra buraya getiren arkadaşlarımızın arınmasını diliyorum.
Ülkenin, içinde bulunduğu koşulları da dikkate alın. Sabah kalkarken gün ışığı daha olmadan çocuklarımızın okula gittiği, kadınlarımızın yollarda olduğu ve özellikle de kış koşullarında don olayından dolayı insanların arabasının frenine bastığı zaman yolda kaza yapmasına neden olacak sabit saat uygulamasından vazgeçmediğiniz bir süreçte, gelin, ne olur, bu trafik kanununda cezai hükümler değil de insanların sorunlarını çözecek kanun tekliflerini buralara getirin ve bunları da el birliğiyle çıkaralım; yaşam güzelleşsin, insanlar mutlu olsun, yüzler gülsün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) - Selam verdiğiniz insan selamınızı alır hâle gelsin diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde geçen "aşağıdaki" ibaresinin "aşağıda bulunan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Sümeyye Boz | Dilan Kunt Ayan | Celal Fırat |
Muş | Şanlıurfa | İstanbul |
Zülküf Uçar | Vezir Coşkun Parlak | Gülderen Varli |
Van | Hakkâri | Van |
| Sinan Çiftyürek |
|
| Van |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Van Milletvekili Sayın Çiftyürek.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; tekrardan merhaba, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben, Türkiye'nin Kürt meselesindeki siyasi trafiğe üzerine ve özelde de Halep konusunda birkaç şeyi sizinle paylaşmak istiyorum sıcağı sıcağına. Yüz yıldan bu yana devletin enerjisini, zihnini, ekonomisini alan Kürt meselesi ortada duruyor, her ne kadar Cumhur İttifakı "Böyle bir mesele yoktur." dese de. Şimdi, bu klasik sömürgeler üzerinde durmak istemiyorum; coğrafyası, dini ayrı olan klasik sömürgeler ayrı bir mecrada çözüldü fakat Kuzey İrlanda, Bask, Katalonya, Çeçenistan, Güney Afrika -iç sömürgeydi- Doğu Timor, Belucistan ve tabii ki kürdistan parçaları üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Buralarda coğrafya sınırdaş, din ve mezhep de aşağı yukarı aynı. Dolayısıyla, sorun çok kangrenli olmuştur, çok zor olmuştur. Şimdi, burada örgütler, partiler sözünü ettiğim bütün alanlarda silahlı mücadelenin sınırlarına vardılar ulusal kurtuluş mücadelesinde. Ne dedi Sayın Öcalan? Çağrı yaptı, dedi ki: "Biz silahlı mücadeleyi bırakıyoruz, kendimizi tekrarlıyoruz." Peki, sözünü ettiğim bütün devletler -İspanya, Portekiz, İngiltere ve benzeri- bunlar silahlı mücadelenin sınırlarına varmadılar mı, görmediler mi? Putin silahlı mücadelenin sınırlarını görmeseydi, Çeçenistan'ı tanklarla, toplarla yerle bir eden Putin Çeçenistan'a yarı-devlet özerklik hakkını tanır mıydı? İngiltere yüzyıldan fazla uğraştığı Kuzey İrlanda'ya özerklik hakkını kabul eder miydi? İspanya kabul eder miydi? Etmezdi. Türkiye somutuna gelelim biz. Somut olarak soruyorum sayın Cumhur İttifakı'na, sayın vekillere: Türkiye yüzyıldan bu yana şiddet sarmalı değil mi? Tehcir, zor, katliam ne oldu sahi Kürt meselesi, bitti mi Kürt meselesi yoksa büyüdü mü? Büyüdüğünü ben söylemiyorum; ya, İlker Başbuğ'un kendisi söyledi, Genelkurmay Başkanı "Biz yirmi altı yıl savaştık, PKK'yi 5 kere bitirdik ama PKK yine var." dedi. Burada devletin de silah meselesinde sınırları var. Kürt meselesi 1921'e, 1925'e, 1926'ya, 1938'e göre daha da büyüdü. Bunun üzerine Cumhur İttifakı'nın ve devletin düşünmesi lazım; bir.
İki; ya, şimdi, devletin, Suriye'nin toprak birliği meselesini gündeme getirirken izlediği politikanın özü şudur: Kürtlerin statüsüzlüğü üzerinde Suriye'nin toprak birliği. Kürtlerin statüsü olursa Türkiye ayrı bir politika izleyecek, statüsü olmasa toprak birliğini savunacak. Bu, net olarak, son olarak görüldü. Türkiye ne diyor? Son Halep meselesinde çok net görüldü ki... Paris'te görüşme sonrası ne oldu? İsrail ile Türkiye sabah akşam kulağımızı patlattılar, değil mi? "İsrail siyonizmi, İsrail siyonizmi, İsrail siyonizmi..." Fiiliyatta ne oldu dostlar, sayın vekiller? Halep meselesinde Türkiye ile İsrail karşılıklı birbirine böyle yaptı: Güneyde o bayrağı dalgalandırdı, Kuzeyde de... Dışişleri Bakanı açıkladı: "Biz operasyona karar vermek zorundaydık, süreci başlatmak zorundaydık." dedi. Ne süreciydi o? İşte, Halep'te olup bitenlerin süreciydi. Türkiye başlattı o süreci, kendisi söyledi, ben söylemiyorum, Dışişleri Bakanı söyledi bunu. Yani, burada izlenen politikanın özü şudur, diyor ki Türkiye: "Kürt kaybetsin de kim kazanırsa kazansın. IŞİD mi kazanıyor, HTŞ mi kazanıyor, İsrail mi kazanıyor, Amerika mı, Avrupa mı; kim kazanırsa mesele değil, yeter ki Kürt kaybetsin." Burada Türkiye Cumhuriyeti'nin aklına bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Kürt kaybetsin meselesi, statüsüzlüğü meselesi dün güney Kürdistan'da yaşandı, doğru mu? "Kaybetsin." dendi. Şimdi, Rojova'da, bizim tabirimizde batı kürdistanda yaşanıyor, yarın doğu kürdistanda yaşanabilir. Çağrımız bizim şudur devlet aklına: Kürt'ün statüsüzlüğü üzerinden -kürdistan parçalarını bölen de biz değiliz, kürdistanı bölen biz değiliz, bölenler bunu düşünsün- koşturacağına, eğer Güney Kafkasya'dan Mısır'a kadar etkin olmak istiyorsa demokratik siyasetle Kürtlerle stratejik ittifak kursun hazır çağrı yapılmışken diyorum.
Halep meselesinde daha önce söylemiştim, çok net görüldü bu; çözüme ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum. Birincisi, demin söylediğim, Türkiye Cumhuriyeti'ne tekrar çağrıda bulunuyoruz: Hazır çözüm süreci de devam ediyorken Kürt'ün parçalarındaki statüsüzlük üzerinden koşturmasın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Enerjisini buna yormasın. Bu saatten sonra Orta Doğu'da Kürt'ün statüsüzlüğü üzerine her siyaset çıkmazdır sayın dostlar; çıkmazdır bu, görüldü bu, net görüldü bu. Türkiye Cumhuriyeti bunu güney Kürdistan'da kabul etti, yarın doğu kürdistan da benzer durumla yüzleşirse, güney Azerbaycan benzer bir durumla yüzleşirse Türkiye ne yapacak? Statüsüzlüğe mi oynayacak? Bu siyasete son verilmeli, tekrarlıyorum, güney Kafkasya'dan Mısır'a kadar eğer hakikaten Orta Doğu'da demokratik siyasette etkin olmak istiyorsa Kürtlerle stratejik ittifakını kursun hazır bin yıllık arka planı varken; bu, bir.
İki, milliyetçiliği tehlikeli noktalara tırmanıyor. Milliyetçiliği ezen ulus milliyetçiliği tırmandıranlar bile yarın altında kalabilir, yarın altında kalabilir. Bazen yer yer kontrollü olarak bu özellikle büyük kentlerde tetiklendi, sonradan frenlendi. Benim de çağrım şudur: Tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, tamamlayın.
Buyurun.
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Son olarak, demin de söylediğim gibi, şunu söylüyorum: Sayın Öcalan'ın çağrısı varken, silahlı mücadeleye veda demişken, devlet de kendi yüz yıllık siyasetine aynayı tutsun, ona göre bir çözüme yönelinsin.
Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunacağım...
(DEM PARTİ ve CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir yoklama talebi var.
Sayın Koçyiğit, Sayın Doğan, Sayın Uçar, Sayın Sakik, Sayın Dindar, Sayın Kaya, Sayın Uysal, Sayın Fırat, Sayın Öcalan, Sayın Çiftyürek, Sayın Olan, Sayın Sarıtaş, Sayın Kordu, Sayın Şenyaşar, Sayın Boz, Sayın Konukcu, Sayın Bozan, Sayın Saki, Sayın Bozdağ, Sayın Tanal, Sayın Tanrıkulu.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.05
SEKİZİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 22.10
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nurten YONTAR (Tekirdağ), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
-----0-----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46'ncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesi üzerinde Van Milletvekili Sinan Çiftyürek ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Ocak 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 22.15
[1]. Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimelerifade edildi.
[2]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[3]. 214 S. Sayılı Basmayazı 15/10/2025 tarihli 7'nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.