22 Ocak 2026  Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Antalya'nın sorunları hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç'a aittir.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Akdeniz'in incisi Antalya'mız  adına söz aldım çünkü Antalya dağ, deniz, sağlık, kültür turizmiyle, tarımıyla, tarihiyle ve insanıyla ülkemizin vitrin şehirlerinden bir tanesidir. Yaz aylarında fiilî nüfusu 3,5-4 milyon ve hatta daha yüksek seviyelere çıkmakta, göç, yabancı yerleşim ve turizm hareketliliğiyle birlikte yönetilemediği için su, ulaşım, sağlık ve güvenlik hizmetlerinde ciddi aksaklıklar yaşanmaktadır. Antalya'nın sorunları artık sadece belediyelerin değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de doğrudan gündemi olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Antalya'da mevsimsel nüfusu esas alan özel bir yönetim yaklaşımı kurulmalı, merkezî-yerel koordinasyon güçlendirilmeli, Antalya'nın turizm ve göç yüküne göre bütçe payı revize edilmelidir, aksi hâlde her yıl aynı sorunları daha büyümüş hâliyle konuşmaya devam ederiz.

Birinci başlık, su güvenliğidir. Antalya bugün içme suyunun önemli bir kısmını sondaj kuyularından karşılıyor; bu, hem yer altı rezervlerini tüketiyor hem de belediyeye ağır enerji maliyeti bindiriyor. Sondajla idare anlayışı sürdürülebilir değildir. Kalıcı çözüm için Manavgat, Oymapınar ve Karacaören Barajları üzerinden doğru kot ve doğru teknikle su alımı planlanmalı, Antalya merkez ile Alanya hattının ihtiyacını taşıyacak isale hatları tamamlanmalıdır.

İkinci başlık, tarım ve üreticinin ayakta kalmasıdır. Antalya'da üretici özellikle örtü altı üretimde maliyet fiyat makasının altında ezilmektedir. Üretici zarar ederken tüketici pazarda pahalıya almaktadır. Üreticiden çıkan fiyat ile raf fiyatı arasındaki fark kabul edilebilir değildir. Mazot, gübre, ilaç, işçilik ve elektrik maliyetleri artarken domates başta olmak üzere temel ürünlerde fiyat gerilemeleri ve ihracatta düşüşler görülmektedir. Çiftçi borçla üretimi çeviriyor. Faizsiz, uzun vadeli finansman hızla devreye alınmalı, üreticinin BAĞ-KUR borçları faizsiz yapılandırılmalı, aile işletmelerinde özellikle kadın çiftçinin prim yükü hafifletilmelidir. Yanlış ekonomi yönetiminin bedeli çiftçilerimize ödettirilmemelidir.

Üçüncü başlık, sulama ve kamu yatırımlarıdır.  Aksu Kundu'da yaz döneminde sulama suyu sıkıntısı verimi düşürüyor. DSİ'nin kapalı devre sulama sistemine geçişi ve altyapının tamamlanması şarttır. Manavgat'ta Yavrudoğan Göleti Projesi için "2008-2010'da başlanılacak." denildi, aradan on beş yıl geçti, hâlâ tek çivi çakılmadı. "Alanya'nın batısında Yeniköy Barajı yapımı yüzde 90 seviyesine geldi." deniliyor ama sahada çalışma yok. Payallar Devlet Hastanesi ise "Kasım 2024'te bitecek." denilmesine rağmen, hâlâ yaklaşık yüzde 40 seviyesinde ve mevcut tabloya göre 2027'den önce bitmesi zor görünüyor.

Dördüncü başlık, ulaşım ve can güvenliğidir. Her şeyden önce, Antalya, başta Ankara, İstanbul, İzmir olmak üzere çevre illerle otoyol bağlantısına ve hızlı tren ulaşımına kavuşturulmalıdır. Dereboğazı yolu dar yapısı ve keskin virajlarıyla yıllardır ölümcül kazalara sahne oluyor, yirmi beş yıldır vadedilip tamamlanmaması kabul edilemez. 2018'de başlayan Çubukbeli Tüneli hâlâ tamamlanamadı. Antalya'nın ihtiyacı raylı sistemin ilçelere uzatıldığı, hızlı tren ve çevre yollarıyla turizm akslarının rahatlatıldığı bütüncül bir ulaşım master planıdır. Antalya'da trafiği kronik bir sorun olmaktan çıkaracak adımlar ivedilikle atılmalıdır. Bu Meclis Antalya'ya "Başlatıyoruz." değil "Bitiriyoruz." cümlesini kurdurmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Antalya'mız kültürel varlık konusunda en zengin illerimizin başında gelmektedir ancak ne yazık ki bu zenginliğe yazık edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - 1975'te açılan Antalya Arkeoloji Müzesi "yık yap" mantığıyla aynı alana sıkıştırılmamalı, alan büyütülmeli, müzeciler ve arkeologlar tasarım sürecine dâhil edilmelidir. 2016'da 550 milyon dolar harcanarak yapılan Antalya EXPO alanı da atıl kalmamalı, bu kamu kaynağının heba edilmesine izin verilmemeli, somut bir işletim ve dönüşüm planı açıklanmalıdır.

Turizmi, tarımı ve kültürel dokusuyla Antalya millî gelire en fazla katkı veren illerimizdendir ancak aynı ölçüde desteklenmediğini sahada görüyoruz. Çözüm mevsimsel nüfusu dikkate alan özel bir yönetim ve bütçe modeli, Antalya için özel statülü bir kalkınma programı ve güçlü bir merkezî koordinasyondur. Bizler Saadet Partisi olarak Gazi Mecliste Antalya'nın sesi olmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - İktidarı buradan ifade ettiğim hususlar çerçevesinde Antalya'mız için gereğini yapmaya davet ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Aksakal...

MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amerika kırk yedi yıl önce yarattığı terör örgütü PKK'yı kırk yedi saniyede cami avlusuna bıraktı. Emperyalizmin en belirgin karakteristik özelliğinin "kullan ve at" olduğunu her fırsatta dile getirdik ancak kimliğini, kişiliğini ve millî onurunu emperyalistlerin ayakları altına verebilenlerin bunu anlamaları için işte bugünü yaşamaları gerekiyordu ve yaşadılar. Ne dedi ABD Büyükelçisi? "SDG'nin raf ömrü doldu." Bu, aynı zamanda PKK ve türevlerinin de raf ömrünün dolduğunun tescilidir.

Şimdi, başta rozetini takmaktan imtina ettikleri bu yüce Meclisin çatısı altında milletvekili olarak görev yapan PKK sempatizanları olmak üzere kırk yedi senedir sosyalist geçinip emperyalizmin hizmetkârlığını yapanlara devletinize sahip çıkın, rozetlerinizi yakanıza takın, sizi kırk yedi saniyede raftan indirenlere karşı millî bir duruş ortaya koyun diyor; geleceği Kamışlı'da giderek SDG'de arama yerine devletimizle kucaklaşmalarını öneriyoruz. Bunu yapabilirler mi? Zannetmiyorum. Ancak Türkiye Cumhuriyeti devleti mutlaka gereğini yapacaktır.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Birçok esnaf grubu artan kira bedelleri, yükselen aidatlar, ağır vergi yükleri ve işletme giderleri altında eziliyor fakat emlak danışmanları bütün bu sorunların yanında bugün bir de fahiş yetki belgesi bedelleriyle boğuşuyor. Kanun düzenlemesi marifetiyle büyükşehirlerde 40 bin, diğer illerde 20 bin lira istenmesi açıkça esnaftan haraç kesmektir. Günlük kazancı belirsiz, piyasası daralmış esnafımıza yeni yükler bindirmek ekonomiyi rahatlatmaz, aksine daha da kilitler. İktidar, üretimi ve istihdamı artıracak politikalar geliştirmek yerine emekçinin, esnafın cebine göz dikiyor. Bu anlayış adaletsizliği büyütüyor, piyasayı daraltıyor, binlerce insanı mesleğinden koparma noktasına sürüklüyor. İktidarı akla ve adalete davet ediyoruz; esnafı cezalandırmayı bırakın, batırdığınız ekonomiyi düze çıkarın.

BAŞKAN - Sayın Yontar...

 

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, Tekirdağ ilimizin Malkara ilçesine bağlı Yörük Kavşağı; Hereke, Kermeyan, Yörük, Karamurat, Kırıkali, Evrenbey, Hacısungur köyleri ile Vakıfiğdemir, Deliller ve Müstecep köylerinin ortak bağlantı noktası konumundadır. Ancak bu kavşak yıllardır ihmalin sembolü olmuştur; görüş açısı yetersizdir, konumu hatalıdır. Gerekli düzenlemeler yapılmadığı için maddi hasarlı ve ölümlü kazalar kaçınılmaz hâle gelmiştir; bu kazalar kader değil açık bir ihmaldir. Bölge halkı defalarca başvurmuş, uyarmış, sesini duyurmaya çalışmış ama ne yazık ki bu soruna kalıcı bir çözüm üretilmemiştir. Buradan yetkililere sesleniyoruz: Bu yolda önlem alınması için daha kaç canımızı feda etmeliyiz? Yörük Kavşağı acilen düzenlenmeli ve 2026 Yatırım Programı'na alınmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz Diyarbakır'ın yerel sorunları hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Adalet Kaya'ya ait.

Buyurun Sayın Kaya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen bütün halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün Diyarbakır'ın yıllardır çözümsüz bırakılan temel sorunlarını dile getirmek üzere söz aldım ancak bu sözü aldığım günden bugüne hem bizim yani siyasetçilerin ve siyasetin gündemi değişti hem de Diyarbakır halkının gündemi değişti. O nedenle, tabii ki ben burada Diyarbakır'ın yüz yıldır süregelen yani cumhuriyet kurulduğundan bugüne ne yazık ki ayrımcılık, tekçilik politikalarıyla şekillenen sorunlarını konuşmak isterdim. Ancak bugün Diyarbakır'da işçiden doktora, çiftçiden emekçiye, herkesin tek bir gündemi var, o da Rojava; Rojava'nın bir soykırım tehdidi altında olması ve iki gün öncesi itibarıyla, Kobani'nin yeniden kuşatma altında olması.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Diyarbakır'ın sorunları yüz yıllık dedim. Yüz yıl önce Diyarbakır ve işte, Kürtlerin yaşadığı bölgeler tekçi bir anlayışla ne yazık ki pek çok haktan mahrum bırakıldılar bölgesel olarak. Bugün Diyarbakır'ın eğitimden sağlığa, ulaşımdan işsizliğe, ekonomiden uyuşturucuya, bağımlılıktan fuhuşa yönlendirmeye pek çok sorunu var. Mesela, bir tane örnek vereyim: İşsizlik sorunu. İşsizlik sorunu on yıllık, yirmi yıllık bir sorun değil; bu, sistematik bir şekilde işlenen politikalar sonucunda kronikleşmiş yapısal bir sorundur. Diyarbakır'da işsizlik artık ekonomik bir başlık olmanın ötesindedir, toplumsal bir krize dönüşmüştür. Örneğin, kentte Büyükşehir Belediyesi 30 kişilik bir iş ilanı açtı, kaç kişi başvuru yaptı tahmin edemezsiniz; 10 bin kişinin üzerinde. Şimdi, bu durum insanların nasıl çaresizliğin içine itildiğinin tam bir göstergesi. Burada iktidar milletvekilleri var, onlar da bunu biliyorlar ve tanık oluyorlar. Her gün yurttaşlar iş umuduyla belediyeleri, kamu kurumlarını ve bizleri arıyor, gençler, kadınlar, üniversite mezunları işsizlik kıskacında yaşam mücadelesi veriyor. Diyarbakır uzun yıllardır yatırımlardan yoksun bırakıldı, üretim alanları daraltıldı, istihdam olanakları sistematik biçimde azaltıldı. Ortaya çıkan tablo tesadüflerin değil bilinçli, siyasal ve ekonomik tercihlerin sonucudur.

Bugün sadece Diyarbakır'da değil dünyanın pek çok yerinde, bütün Kürt kentlerinde, Türkiye metropollerinde yaşayan bütün Kürtlerin tek bir ortak gündemi var: Rojava, Rojava'nın kuşatma altında olması ve orada Kürtlere dönük bir soykırım planının açığa çıkarılması. Bugün ne yazık ki Diyarbakırlılar kendini ihanete uğramış hissediyor. Bu, basında veya işte, sevinç çığlıkları atarak ifade edenlerin dediği gibi değil, Amerika'nın ortaya koyduğu politikanın sonucunda değil bu ihanete uğrama hâli, duygusu. Ne yazık ki bu soykırım planının, bu kuşatma planının destekleyicisi, yol vereni olan Türkiye'nin yani milyonlarca Kürt yurttaşı olan Türkiye'nin de bu planın, bu ihanet planının bir parçası olmasındandır. O nedenle, Türkiye'den, Türkiye'nin politikalarından, dış politikasından beklentisi vardır Diyarbakır halkının; hukuka, barışa, Kürt halkını kucaklamaya dönük bir beklentisi vardır.

Şimdi, bunu söyledikten sonra tekrar çiftçiye bakalım mesela. Kent merkezinde istihdam sorunu var dedim, çiftçinin durumu daha da beter. Diyarbakır ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı ancak bugün tarımı ayakta tutması gereken kamu kurumları ne yazık ki engeller koymaktadır. 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla hayata geçirilen yeni kredi uygulaması sahada alın teriyle üretim yapan binlerce çiftçiyi kredi kullanamaz hâle getirmiştir. Yayımlanan tebliğle faiz indirimli tarım kredisi kullanmak isteyen üreticilere vergi ve SGK borcu bulunmadığına dair belge ibraz edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu koşullar özellikle BAĞ-KUR ve vergi borcu bulunan üreticilerin büyük bölümünün sübvansiyonlu krediye erişimini fiilen ortadan kaldırmıştır. Şimdi, çiftçi de bu durumda ama çiftçi de görüştüğümüz çiftçiler de yine "Rojava" diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ADALET KAYA (Devamla) - Dolayısıyla, ben bugün burada şöyle bitirmek istiyorum sözümü: Rojava'da yaşanan saldırılar ve katliamlar Diyarbakır halkında derin bir kaygı, derin bir öfke yaratmaktadır. Bu halk sınırın ötesinde yaşananları kendisine yapılıyor gibi hissediyor. Dolayısıyla, demokratik protesto hakkını kullananlara polisin saldırması, işkence yapması, gözaltına alması doğru değil, bu politikaların durdurulması gerekiyor. Ben buradan Diyarbakır halkını ve bütün bölge halkını 25 Ocakta yapılacak mitinge yani Umut ve Özgürlük Mitingi'ne davet etmek istiyorum. Evet, bu miting de farklı bir noktadan başladı ama bugün Rojava'nın kuşatma altında olmasından, soykırım tehdidi altında olmasından kaynaklı olarak Sayın Öcalan'ın fiziki özgürlük koşullarının oluşması ve Rojava'ya destek mitingi olarak yapılacaktır.

Ben, 25 Ocak günü bütün Diyarbakır halkını, bütün Kürt halkını Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda buluşmaya ve Kobani kuşatmasına karşı Kobani direnişini, Rojava direnişini desteklemeye davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, Elâzığ'a yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Elâzığ Milletvekili Sayın Ejder Açıkkapı'ya aittir.

Buyurun Sayın Açıkkapı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Sayın Başkanım, Gazi Meclisimizin çok değerli üyeleri, aziz Elazizli hemşehrilerim hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Tabii, Gürsel Bey -burada- salı günkü Genel Kurul toplantısında Sanayi Alanları Master Planı 4 gelişim fazı için bir görüş ifade etti burada, görüşlerini ifade etti. Tabii, bunun öncesi var; Elâzığ'da 1'inci faz açıklandıktan sonra çok Kıymetli Gürsel Erol Bey'in basına verdiği bir beyanatı baz alarak biz kendisine bir cevap verdik çünkü burada, Sayın Gürsel Erol o beyanatında şunu ifade etmişti: "1'inci faz içerisinde yer alan yani Samsun ile Mersin arasında yer alan koridorda..."

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Yok, yok; 13 il, 13 il, 13 ili saydım, 13 il, 13 il; Bakanın direkt açıklaması.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Yani Orta Anadolu ile İç Anadolu arasında yer alan 13 il ve 16 bölge içerisinde...

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ejder, yine yanlış bilgi vermeye devam ediyorsun.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - ...Elâzığ'ın neden olmadığı şeklinde...

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - 13 il, sen de dedin ki: "Elâzığ İç Anadolu Bölgesi'nde değil." Trabzon İç Anadolu Bölgesi'nde mi? Samsun İç Anadolu Bölgesi'nde mi?

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, basında öyle, "Elâzığ yok, bundan sonra da olmayacak." denilmişti. Biz de...

GÜRSEL EROL (Elâzığ) -  Bak, hâlâ yanlış bilgi veriyorsun, hâlâ yanlış bilgi veriyorsun!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Hayır, bakın, Samsun ve Mersin arasındaki koridorda, İç Anadolu ve Orta Anadolu arasında yer alan 13 bölge...

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ben sizin Bakanınızın bu projedeki doğru yatırımını destekledim, doğru bir iş yaptı dedim ama hâlâ yanlış bilgi veriyorsun. Elâzığ kamuoyunu yanıltma, Meclisi yanıltma!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, önce dinleyeceksiniz, zorunuza gidiyor, şimdi dinleyeceksiniz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Bak, ben Meclis Grup Başkan Vekilinize bilgiyi verdim, bak, Elâzığ'ın diğer 2 milletvekili bile seni dinlemeye gelmemiş!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, Gürsel Bey, "Elâzığ yok, bundan sonra da olmayacak." dedi. Biz de şunu söyledik, dedik ki: Elâzığ'ın burada olmaması tabidir çünkü Elâzığ'ın içerisinde olacak koridor burası olamaz dedik.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Bak, Elâzığ'ın diğer 2 milletvekili bile seni dinlemeye gelmemiş ama ben geldim. Yanlış bilgi verme, hâlâ yanlış bilgi veriyorsun! Hâlâ yanlış bilgi veriyorsun!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) -  Burası Orta Anadolu ve İç Anadolu'yu kapsar dedik ancak açıklamalarımızda şunu söyledik: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın 3 fazı daha çalıştığını ve eğer yer alacaksa Elâzığ'ın kendi koridoru içerisinde yer alabileceğini ve bizlerin de bu konuda gayretle çalıştığımızı ifade ettik.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sonuç? Sonuç? Sonuç ne, sonuç, sonuç? 4 bölge ilan edildi, sonuç ne?

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Ama bu, Sayın Gürsel Erol'un maalesef zoruna gitti yani yapacak bir şey yok.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Çalıştın da ne yaptın? Sonuç ne, sonuç, sonuç? Yalan, dolan, palavra!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Gürsel Bey, bakın, yaklaşımınız şu: "Ben Elâzığ'da her şeyi söylerim ama siz bana cevap veremezsiniz." Kusura bakmayın!

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Artık Elâzığ'da palavrayla siyaset yapılmayacak, kusura bakmayın!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Biz her türlü algıya ve oluşturulan algıya cevap veririz, buna da pabuç bırakmayız, kusura bakmayın! [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alaylı alkışlar (!)]

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Allah senden razı olsun (!)

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, aynı şey hızlı trende de yaptınız, ne dediniz: "Sivas'a, Erzurum'a gelen hızlı tren Elâzığ'a niye gelmesin?"

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Evet.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - "Kars'a gelen, Diyarbakır'a gelen hızlı tren niye gelmesin?"

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Evet.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Kusura bakmayın ama şimdi, Diyarbakır'a hızlı tren mi gidiyor?

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Diyarbakır değil Erzincan. Anlayamamışsın... Anlayamamışsın... Yatırım programında var hepsi, sorun o. Onu da anlayamamışsın!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Erzurum'a hızlı tren mi gidiyor? Kars'a hızlı tren mi gidiyor? Bakın, şunu deseydiniz kabul ederdik: Sivas-Erzurum arası proje yüzde 100 bitmiştir, doğrudur.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Bak, onu da anlayamamışsın! Onu da anlayamamışsın!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Erzurum-Kars arası proje yüzde 90 bitmiştir, doğrudur; Sivas-Malatya arası proje yüzde 100 bitmiş, doğrudur; Elâzığ-Diyarbakır arası hızlı tren projesi yüzde 100 bitmiş, doğrudur; Elâzığ-Malatya arası da mart ayına kadar, inşallah, proje olarak yüzde 100 tamamlanacak ve ondan sonra yapımına geçilecek.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Yanlış, 2030 planlamada, 2030. O da yanlış!

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) -  Ama siz ne algısı oluşturuyorsunuz? Biz Diyarbakır'a herhâlde hava hattıyla hızlı treni getireceğiz ve Elâzığlı şunu düşünecek: "Ya, hele bak ya, Diyarbakır'a hızlı tren gidiyor, Sivas'tan Erzurum'a hızlı tren gidiyor, Kars'a hızlı tren gidiyor ama Elâzığlı hızlı tren imkânlarından faydalanamıyor."

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ejder, konuştukça batıyorsun, diğerleri gibi sessiz kal. Bak, konuştukça batıyorsun! Bak, diğer 3 arkadaşın seni dinlemeye bile gelmemiş, sen de onlar gibi sessiz kal.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, Elâzığ'da bir algı oyunu yapıyorsunuz ama buna, emin olun, buna fırsat vermeyeceğiz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Şimdi cevap vereceğim sana, şimdi cevap vereceğim.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Biz, endüstri bölgelerinin de yatırım alanının da ne olduğunu çok iyi biliriz, organize sanayi bölgelerinin ne olduğunu da biliriz. On yıl organize sanayi bölgesinde üretim yapmış bir kardeşinim ben.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sonuç... Sonuç... Sonuç... Bilmen önemli değil, sonuç... Sonuç... Sonuçta ne oldu, sonuçta?

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, milletvekillerini "donanımsız" diye itibarsızlaştırıyorsunuz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Hâlâ yanlış bilgi veriyorsun, hâlâ. Hele bak, çalışarak gelmemişsin.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, çok ayıp ediyorsunuz. Sizin itibarsızlaştırdığınız milletvekillerinden birisi profesördür, birisi 2 üniversite mezunudur, diğeri üniversite mezunudur ve çok donanımlıdırlar.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Olabilir, hiç önemli değil, hiç önemli değil. Ben akademik kadroları tartışmıyorum; ben olaylara bakış açını, konulara hâkimiyetini tartışıyorum.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, böyle böyle değersizleştirme ve itibarsızlaştırma peşine düşmeyin, bu size hiç yakışmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Sayın Başkanım, bitireceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Bak, seni dinlemeye bile gelmediler, seni! Seni atmışlar ortaya, seni dinlemeye bile gelmediler bak. Bak, seni dinlemeye bile gelmediler. Bak, ben buradayım, hiçbiri yok.

 EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, Elâzığ'da bu algı oyunlarına yer vermeyeceğiz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sana başarılar dilerim (!)

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Kusura bakmayın, doğruları söylediğiniz müddetçe her türlü eleştirinize saygı duyacağız.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Başarılar dilerim (!)

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Ama eleştirilerinizde bir algı varsa, algı çabası varsa, benim hemşehrilerimi, benim seçmenimi etkileme ve algı oluşturma çabası varsa buna asla prim vermeyeceğiz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Teşekkür ederiz. Teşekkür ederiz.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Gürsel Bey, tabii ki teşekkür edeceksiniz, teşekkürlerinize de biz teşekkür ederiz zaten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama eleştirilerinize de zaten biz cevap vermek durumundayız diyorum.

Gazi Meclisimizi ve Elâzığlı hemşehrilerimi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün aramızda İYİ Parti Grup Başkan Vekili olarak seçilen Uğur Poyraz Bey bulunuyor, kendisine yeni görevinde başarılar diliyorum. Hayırlı olsun. (İYİ Parti, AK PARTİ, CHP, MHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Sayın Emir, buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, sayın hatip Sayın Gürsel Erol'un adını da vererek sataşmalarda bulunmuştur. 69'a göre söz istiyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, gündem dışında hiç görmedim böyle bir şey.

BAŞKAN - Gürsel Bey adına bir şey söyleyeyim ben. Ben böyle, Gürsel Bey deyince yapıcı, toparlayıcı... Laf atmanı valla beğenmedim, bak, ben sana söyleyeyim yani.

 

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Hiç merak etmeyin Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, zaten benim tarzım, siyasette gerilim ve karşıtlık üzerine siyaset yapan bir dilim yok. Yani ben daha çok kendi ilimin sorunlarını sahiplenen ve milletvekili arkadaşlarımızın çalışmalarına Elâzığ'da destek veren, onların bakanlarla Elâzığ'ın sorunlarını görüşmelerinde bakanlık ziyaretlerine eşlik eden, Plan ve Bütçe Komisyonunda arkadaşlarımızın Elâzığ'ın sorunlarını gündeme getirdiği zaman, evet, iktidar partimizin milletvekillerinin bu talepleri ve tespitleri de doğrudur diyen, Elâzığ kamuoyunda bununla ilgili eleştiri aldığım hâlde kendilerine sürekli destek veren bir milletvekiliyim, Parlamentoda da öyleyim, Genel Kurul çalışmalarında da öyleyim ama arkadaşlarımız, üzülüyorum, konunun içeriğine, detayına, önemine hâlâ hâkim değiller. Bak, şimdi, Elâzığ'da yapılan yatırımlarla ilgili AK PARTİ Milletvekili Ejder Açıkkapı bir konuşma yapacak. Gündem bütün milletvekillerine dağıtılıyor değil mi sayın milletvekilleri? AK PARTİ'nin 2 milletvekili Ejder Açıkkapı'yı dinlemeye gelmemiş. Ya, böyle bir şey olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN SAĞLAM (Karaman) - Size ne ya! Allah, Allah!

GÜRSEL EROL (Devamla) - Yani ilin 3 milletvekili var, 2 milletvekili kendi milletvekilinin konuşmasını dahi dinlemeye gelmemiş ama ben buradayım, MHP Milletvekili Semih Işıkver burada. Niye? Ya, ola ki Elâzığ'la ilgili doğru bir şey söylemişse katkı verelim, eksik bir şey söylemişse eleştirelim. Tabii ki bakış açımız farklı olacak olaylara, biz farklı partilerin milletvekilleriyiz; değer yargılarımız farklı, siyasete bakış açımız farklı ama ben ayrışmak üzerine siyaset yapan birisi değilim, bugüne kadar hep ortak değerlerde buluşmayı savunan ve o anlamda siyaset yapan birisiyim.

Üzülerek söylüyorum, konulara hiç hâkim değilsiniz, yanlış bilgilendirme yapıyorsunuz, buraya konuşmaya gelirken bile merak edip bakmamışsınız; Trabzon İç Anadolu Bölgesi değildir, Samsun İç Anadolu Bölgesi değildir, Şırnak İç Anadolu Bölgesi değildir ve bu yatırımın bir numarada yapılması gereken yer Elâzığ'dır. (CHP sıralarından alkışlar) Deyin ki: "Gelin, Elâzığ'ı çözelim, 5'inci fazı da Elâzığ ilan ettirelim, bu sorunu da çözelim."

Teşekkür ederim.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, bence hakikaten bir cevap hakkı doğdu.

MURAT EMİR (Ankara) - Sataşma yok ki ama. Cevap hakkı olur mu ya?

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Yok, ben memnun olurum cevap hakkından Başkanım.

MURAT EMİR (Ankara) - Sataşma var mı?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Var.

MURAT EMİR (Ankara) - Ne dedi?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - "Bilmiyorsunuz." dedi.

MURAT EMİR (Ankara) - "Bilmiyorsunuz." değil "Okumamışsınız." dedi.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - "Okumamışsınız..." Okumuş.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Açıkkapı.

 

 

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Evet, Sayın Gürsel Erol'la ortaklaşamadığımız -kendisinin ifadesiyle- bir noktadayız. Tabii, Sayın Gürsel Erol yine her zamanki gibi bizim konuları anlamadığımızı ifade etti; kendisi çok mahirdir bu konularda. Bakın, sizin bildiğinizden çok daha fazlasını biliyoruz ama siz, bizim ifade ettiklerimizi, ifade etmek istediklerimizi farklı yönlere çekerek konuyu manipüle etmeye çalışıyorsunuz. Burada 3 tane faz daha çalışılacağını ve özellikle... Elbette ki Şırnak'ın, Trabzon'un İç Anadolu Bölgesi'nde olmadığını ilkokul mezunları da bilir.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Tamam, söz verin, eyvallah, size buradan teşekkür ederim. Tamam, Elâzığ'ı dâhil edin, Elâzığ'ı dahil ettirin ben size buradan teşekkür ederim ve özür dilerim. Benim için Elâzığ'ın menfaati önemlidir Ejder. Ben size teşekkür ederim, çözün, ben size teşekkür ederim.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Bakın, şimdi bu üç koridorda da çalışmanın devam edeceğini, ettiğini sosyal medya paylaşımımda ifade ediyorum. Hatta bakın, şunu da söylediniz: Biz organize sanayi bölgeleri ile yatırım alanlarının pek farkının olmadığını ifade etmişiz güya. Ben sosyal medyada, evet, bir meydan okuma yaptım, dedim ki sizin ifadenizle: Biz şayet o ifadeleri yapmışsak, o ifadelerde bulunmuşsak milletvekilliğinden istifa edeceğiz. Ama sizden de istifa etmenizi beklemiyoruz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Seni Genel Merkez seçmiş, beni Elâzığ halkı seçmiş.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Algı oluşturduğunuz için şehrimizden lütfen özür dileyin. Bakın, aynı şeyleri yapıyorsunuz siz. Evet, ortaklaştığımız çok konu var ama bunu niçin yaptığınızı da aslında tahmin edebiliyoruz. Yanlış yapıyorsunuz, Elâzığ'a yanlış yapıyorsunuz, bunu ifade etmek istiyorum.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Gel, hafta sonu Elâzığ sokaklarını birlikte gezelim. Siz üçünüz bir sokakta yürüyün, ben diğer kaldırımda yürüyeyim. Gel, Elâzığ'ı gezelim.

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Organize sanayi bölgelerinin de yatırım alanlarının da endüstri sanayi bölgelerinin de avantajlarının da neler olduğunu gayet iyi bildiğimizi ifade ediyorum. Burada...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Gelin, hafta sonu Elâzığ'da gezelim birlikte. Bakalım, Elâzığ ne diyor?

EJDER AÇIKKAPI (Devamla) - Beraber gezebiliriz, her zaman, her yeri beraber gezebiliriz, bunda hiçbir sıkıntı yok.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Başarılar dilerim.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

Elâzığ Türkiye'nin çimentosudur beyler. Elâzığ'ı seviyoruz ama bölge Milletvekili Gürsel Bey, seni seviyorum ben, vallahi, ilk defa böyle...

GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Ama Sayın Başkanım, yanlış bilgilendiriyorlar kamuoyunu, tepki vermem lazım.

BAŞKAN - Peki.

Sayın Işıkver, buyurun.

 

 

SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Saygıdeğer milletvekilleri, teşekkür ediyorum.

Hakikaten, Elâzığ Türkiye'nin çimentosudur ve 80 vilayete örnek gösterilecek bir siyasi birliktelik vardır. Çok büyük problemlerde, şehrimizde siyaset kurumunun kronikleştirdiği çok büyük problemlerin, önemli engellerin aşılması için 3 farklı siyasi partinin milletvekilleri olarak birlikte hareket ederek Türkiye'nin 80 vilayetine örnek bir tabloyla bugüne kadar sergiledik ve büyük problemlerin çözümünde hakikaten çok önemli mesafeler kaydettik Başkanım. Ben buradan değerli ağabeylerime, kıymetli milletvekillerime istirham ediyorum; ben sizden küçüğüm, siz bizim büyüğümüzsünüz, hakikaten, bizim bu birlikteliğe ihtiyacımız var, Elâzığ'ın bu birlikteliğe ihtiyacı var, size ihtiyacı var. Burada ikiniz de konulara çok vâkıfsınız ama bu kavganın, bu polemiğin bence Elâzığ'a hiçbir faydası yok. Sizlerin affına sığınarak bu hususu... Yani sizden birlik beraberlik noktasında biraz daha fedakârlık beklediğimizi şehir halkı adına, Elâzığ halkı adına ifade etmek istiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Bu konuşma alkış alır beyler.

Sayın Kara...

 

 

NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Teşekkür ederim Başkanım.

Esnaf ve kefalet kooperatiflerince kullandırılan kredilerde vergi, SSK ve "Borcu yoktur." yazısı gerçekten esnafı çok zorluyor. Özellikle birden fazla ortaklığı olan minibüs hatlarında da şoför esnafı çok mağduriyet yaşıyor çünkü 1 milyon liralık üst limit 7 ortak arasında bölüştürülmek zorunda kalınıyor. Dolayısıyla bu bir sıkıntı. Basit usulden gerçek usule geçen -özellikle çok küçük kahveciler- esnaf da büyük bir mağduriyet yaşıyor. Bunların tekrar düzenlenmesi noktasında idareden beklentimiz var. Yani bir mevzuatı getirirken bunda biraz daha kriterleri noktasında iyileştirmeler düşünmenizi tavsiye ediyoruz. 30 binin üzerinde nüfusu olan ilçeler ile büyükşehirde 1/1/2026'dan sonra bu durum biraz sakat. O yüzden yeniden düzenlenmeli.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Çorum İskilip'ten gelen muhtarlarımız Genel Kurulu şu an izlemekteler.

Kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

 Sayın Özer...

 

 

MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Konya'mız adına güzel bir gün. Selçuklu Tepekent Barajı'nda su tutulmaya başlandı. Bu yatırım Konya'mızın bereketine bereket katacak. Yaklaşık 300 milyon liralık yatırım bedeliyle hayata geçirilen bu proje sayesinde 3.300 dekar tarım arazisi modern sulama sistemleriyle buluşacak; suyu daha verimli kullanan, üretimi artıran ve çiftçimizin emeğini koruyan bir altyapıya Tepekent'imiz kavuşmuş olacak. Tepekent Barajı tarımsal üretiminin yanında 4.706 vatandaşımıza istihdam sağlayarak bölgesel kalkınmaya katkı sunacaktır. Bu önemli yatırım üretim odaklı, suyu stratejik bir değer olarak gören ve çiftçimizin yarınlarını güvence altına alan çalışmalarımızın bir örneğidir.

Sayın Bakanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Konya'mıza hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Özcan...

 

 

MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ ve Cumhur İttifakı olarak bizleri buraya gönderen aziz milletimizin emanetine hak ve hukukunu koruma sorumluluğuyla sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bu yüce çatının altında temel önceliğimiz millet iradesini ve hukukunu esas alan bir anlayışla görevimizi yerine getirmektir ancak milletin iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclisin çalışmalarının aksatılmasının ve kürsünün işletilmemesinin demokratik süreçlere katkı sunmadığı da açıktır. Muhalefetin uzlaşmaz, hukuk tanımaz, Meclis İçtüzüğü'yle bağdaşmayan tüm tavırlarına rağmen biz sabırla, sağduyuyla çözüm odaklı duruşumuzu muhafaza ediyor ve milletimize karşı görevimizi layıkıyla yerine getirmeye gayret ediyoruz.

Milletimiz kimin samimi bir şekilde çözüm ürettiğini, kimin günübirlik tartışmalarla vakit kaybettiğini, milletin derdiyle kimin dertlendiğini ayırt edebilecek ferasete sahiptir. Bizler de bu bilinçle milletimizin beklentileri doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hun...

 

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Kuzeydoğu Suriye'de HTŞ, IŞİD uzantılı cihatçı örgütler tarafından Kürt halkı büyük bir katliamla karşı karşıyadır. Halep'in mahallelerinde başlayan, şu an bütün Rojava'ya yayılan saldırılar... Bugün Kobane, Haseke başta olmak üzere kadın, çocuk, sivil demeden Kürt halkına karşı topyekûn bir saldırı dayatılmaktadır. Bu saldırılar tüm Kürt halkına yapılıyor.

Orta Doğu'da halkların eşitliğini reddeden, yerel iradeleri yok sayan hiçbir anlayış bölgede kalıcı istikrar üretemez. Kürt halkının tek isteği yaşadıkları coğrafyada eşit, özgür ve barış içinde yaşamaktır. Rojava'da barışı savunmak Suriye'nin demokratik geleceğini ve Orta Doğu'da halkların birlikte eşit ve onurlu yaşam hakkını savunmaktır. Bugün Suruç ve Nusaybin sınırında Rojava halkıyla dayanışma nöbeti tutan ve dünyanın dört bir yanında Rojava halkıyla dayanışma içinde olan tüm halkımıza selam olsun.

BAŞKAN - Sayın Dinçer...

 

TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, bugün esnaf ekonomik krizle değil bile isteye kurulan bir düzenle boğuluyor. Vergi, elektrik, su, kira derken kazanç sıfır ama devlet kazanılmamış paranın stopajını istiyor. Kirasını ödeyemeyen esnaftan ödeyemediği kiranın stopajını almak vergi değil açık bir cezalandırmadır. Siftah yapmayan esnaf güne borçla başlıyor, gece borçla kapatıyor. İş yeri sahipleri stopajı esnafa yüklüyor. Soruyoruz: Kazanç yoksa stopaj neden var? Bu düzen esnafı yaşatmıyor, kepenk kapattırıyor. Kazanç yoksa stopaj da olmaz. Kira stopajı derhâl kaldırılmalı. Esnaf batarsa sokaklar kararır, ekonomi susar. Bu zulme "Dur!" diyeceğiz, esnafın hakkını sonuna kadar savunacağız. Çekin artık elinizi esnafın kasasından, boğazındaki lokmasından!

BAŞKAN - Sayın Karagöz...

 

REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Amasya'mızın Taşova ilçesine bağlı Zana, İkipöhre ve Akpınar mezralarının yol altyapı hazırlıkları yapılmış olmasına rağmen bu yollar tam üç yıldır ne asfaltlanmış ne de stabilize edilmiştir. Kış aylarında daha da bozulan yollar her gün kazalara davetiye çıkarmakta, acil durumlarda sağlık ekiplerinin bölgeye ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Zana mezrası yakınlarında bulunan ve yaklaşık iki bin yıllık tarihî Roma Hamamı ise yıllardır süren ilgisizlik nedeniyle yok olma tehlikesi altındadır. Şifalı su kaynağına sahip bu önemli kültürel mirasın bakım ve restorasyon çalışmaları yapılarak bölge turizmine kazandırılması şarttır. Taşova kırsalı verdiği vergilerin hizmet olarak dönmesini beklemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, tarihini koruyamayan, köylerini ihmal eden anlayışa karşı kırsal kalkınmanın savunucusu vatandaşlarımızın sözcüsü olmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Fırat...

 

CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bugün mekânsal planlar hakkında bir yönetmelik değişikliği yayımladı. Bu yönetmeliğin 5'inci maddesinde "özel mülkiyetteki" ibaresinden sonra gelmek üzere "alanlar ile cemevi yapılarının bulunduğu" ibaresi eklendi. Yönetmelik ekini de cetvelini de incelediğimizde yine aynı zihniyetin devam ettiğini görüyoruz. Yönetmelikte ibadethane alanları olarak "cami, mescit, kilise, şapel, sinagog, havra" diye alt alta sıralanmış ancak cemevlerini sosyal ve kültürel tesis olarak ilan etmiştir. Bunun içerisinde de sosyal tesis alanları, kültürel tesis alanı, kreş, gündüz bakımevi, açık spor tesisi alanı, kapalı spor tesisi alanı, yurt alanı, kongre ve sergi merkezi alanı, yaşlı bakımevi alanı, şefkat evleri alanı, semt spor alanı, cemevi alanı. Bu yaklaşımı doğru görmüyoruz. Artık bu mantıktan ivedi bir şekilde geri alınmalı; cemevleri biz Alevilerin ibadethanesidir.

BAŞKAN - Sayın Barut...

 

 

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, en düşük emekli aylığı 20 bin lira, açlık sınırı 30 bin lira, yoksulluk sınırı da 90 bin liranın üzerinde. Günlerdir emeklilerimiz için hem Mecliste hem sahada mücadele ediyoruz. Milyonlarca emeklinin ve dar gelirlinin hayatta kalma mücadelesini görmezden gelmeyin. Sorunun kaynağı sadece maaşlar değil, yüksek enflasyon, artan vergiler ve peş peşe gelen zamlardır. İktidarın yapması gereken geçici pansumanlar değil, kalıcı çözümlerdir. Öncelikle en düşük emekli aylığı açlık sınırının üzerine çıkarılmalı ve maaşlar gerçek enflasyona göre güncellenmelidir. Dolaylı vergiler azaltılmalı, temel gıda, ulaşım, barınma ve enerjide vergi yükü hafifletilmelidir. Kamu harcamalarında israf sona erdirilmeli, yük dar gelirlinin üzerine değil, çok kazananın omuzlarına bindirilmelidir. İnsanca yaşam bir lütuf değil, haktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Emekli, asgari ücretli, gençler, memurlar, işçiler, esnaf, çiftçi açlığa mahkûm edilirken kırk haramileri doyurmak için ödediğimiz vergiler: Gelir vergisi, gelir vergisi stopajı, kurumlar vergisi, geçici vergi, katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, ÖTV'nin KDV'si, verginin vergisi, damga ve motorlu taşıtlar vergisi, emlak ve değerli konut vergisi, veraset ve intikal vergisi, tapu, pasaport, ehliyet, mahkeme, yargı ve ruhsat harçları, çevre temizlik, ilan, reklam vergisi, eğlence vergisi, özel iletişim, dijital hizmet vergisi, akaryakıt ÖTV ve KDV'si, elektrik ÖTV ve KDV'si, doğal gaz KDV'si, TRT payı, enerji fonları ve iletim bedelleri, yangın sigortası vergisi, trafik cezaları, zorunlu sigortalar üzerinde vergi ve fonlar, SGK ve işsizlik sigortası primi; bu kadar vergiye rağmen faize mahkûm olanlara yazıklar olsun!

BAŞKAN - Sayın Bülbül...

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Memleketim Aydın'ın havası, suyu, toprağı denetlenmeyen JES'ler, RES'ler ve maden ocaklarıyla geri dönülmez biçimde kirletiliyor. Anayasa, Zeytin ve Orman Kanunu hiçe sayılarak hayata geçirilen projeler çevreyi ve insan sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Zeytinlikler talan edildi, Germencik âdeta delik deşik edildi. Germencik'te kasım ve ocak aylarında patlayan JES borularıyla insan ve doğa sağlığı için zararlı olan ağır metaller, gaz havaya, suya ve toprağa karışıyor. Tarlaları kimyasal sular basıyor. Bu kimyasallar gıdaya karışarak halk sağlığını tehdit ediyor. Aydın, kanser oranlarının Türkiye ortalamasının üzerinde çıktığı bir il hâline getirildi. Bir tarım kenti, bir turizm kenti hava ve su kirliliğiyle anılır oldu. Menderes Nehri kirletildi, toprak çoraklaştırıldı. Şimdi ise Söke Sofular Mahallesi'nde planlanan kül depolama tesisiyle Latmos'un küle boğulması hedefleniyor, bu tesis asla kurulmamalıdır. Aydın'ın doğası, tarımı, insanı için bilimsel, hukuka uygun, sürdürülebilir, şeffaf ve katılımcı politikalar derhâl hayata geçirilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sarıgül...

 

MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Sayın Başkanım, Doğusan Erzincan halkının en önemli kuruluşudur. Doğusana sahip çıkmamız lazım. Doğusandan emekli olmayan Erzincanlı yok. Gelin, Doğusanı 1 lira gibi sembolik bir rakamla Erzincan halkına teslim edelim ve Erzincanlılar da burayı yönetsinler. Doğusanı şahıslara vermeyelim. Doğusanı borsa oyunlarına alet etmeyelim.

Sayın Başkanım, can Erzincanlı soğuğa dayanır, sıcağa dayanır ama haksızlığa asla dayanamaz. Bütün Erzincan'daki il başkanlarına sesleniyorum: Hiçbir siyasi parti farkı gözetmeden gelin, Doğusana sahip çıkalım. Doğusan can Erzincan'ın evladıdır.

Sayın Başkanım Celal Adan, demokrasi anlayışınıza çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkanım, sevdiğiniz, seveniniz bol olsun, bir yanı Erzincanlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Meriç...

 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Sayın Başkan, Gaziantep olarak biz de sizi gerçekten çok severiz ve adaletinize güveniyoruz.

Kış mevsimi geldi, faturalar vatandaşın ocağını yakacağına ocağını söndürdü. Verdiğiniz bin liralık zam daha cebe girmeden zamlarla buharlaştı. Başta doğal gaz ve elektrik faturalarına gelen zam, fahiş zamlar emeklinin, asgari ücretlinin belini büktü. Emekliye neredeyse yok pahasına zam veren, memura ve işçiye enflasyonun çok altında artış yapan AKP milyonların cebine kara kışı getirdi. Evde hastası olanlar, küçük çocuğu olanlar ısınamıyor. Doğal gaza parası yetmeyen, faturayı ödeyemeyen elektrik sobası bile yakamıyor. Sizde hiç vicdan, hiç insaf yok mu? Vatandaşın doğal gazını elinden alıp ocağını söndürüyorsunuz, elektriğine zam yapıp karanlığa mahkûm ediyorsunuz.

Yetkililere çağrıda bulunuyorum: En temel gereksinim olan ısınma ve elektrikteki zamları geri alın, yarattığınız kara kışınızla birlikte hayatımızdan çıkın.

BAŞKAN - Sayın Tahtasız...

 

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, çiftçimizin bankalara borcu 1 trilyon 200 milyara ulaştı fakat BAĞ-KUR prim borcu olan çiftçimiz de esnafımız da krediye ulaşamıyor. Çiftçinin, esnafın ucuz krediye ulaşmasını sağlayalım. Kredi olmaz ise çiftçi ekim yapamayacak. Çiftçiye destek gıda güvencesidir, tarım kilitlenirse gıda güvencesi tehlikeye girer.

Çorum'da çeltik üretiminin yapıldığı Kargı ilçemizin Yeşilköy, Dereköy, Çakırlar, Halılar köylerinde sulama pompası eksik olduğu için yaklaşık 2 bin dönüm arazi her yıl mecburen nadasa bırakılıyor. Çorum İl Özel İdaresi; Yeşilköy, Dereköy, Çakırlar ve Halılar köylerinin acil ihtiyacı olan 2 adet su pompasını temin etmeli.

Çorum'da çiftçiler elektrik faturalarının yüksekliğinden yakınmakta; Kargı Merkez Sulama Kooperatifi, Akkise Köyü Sulama Kooperatifi başta olmak üzere Çorum'daki sulama kooperatiflerinin talebi, elektrik faturalarının ödemelerinin aylık değil, harman zamanına bırakılması ve maliyetlerin aşağı çekilmesi için güneş enerjisiyle elektrik üretimine geçilmesidir.

Çorum'da Kızılırmak akıyor; maalesef, Çorumlu çiftçi uzaktan bakıyor.

BAŞKAN - Sayın Mullaoğlu...

 

SERVET MULLAOĞLU (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmet küçük ortağıyla birlikte emeklilerimizin gariban olduğunu, sefalet içinde yaşadıklarını ifade etmiş ancak somut hiçbir adım atmamıştır. Bizlerin emeklilerin durumunu iyileştirmek için verdiğimiz önergeyi "Ayak oyunlarınıza alet olmayız." diyerek reddetmişlerdir. Bizlerin bildiği tek ayak oyunu halay çekmektir. İnşallah, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında da emeklilerimizle birlikte halaya duracağız. Bizler bazıları gibi beyaza siyah, siyaha beyaz diyerek, omurgadan uzak, oldukça esnek ayak oyunları oynamayı bilmeyiz. Kendi siyasi hırsları için 19 Mart darbesiyle masum insanları hapse tıkarak ülkemizi de milyarlarca dolar zarara uğratan Hükûmetten de olmayız, bu anlayışı kabul etmeyiz. İlk fırsatta da inşallah sandık gelecek, iktidara geleceğiz ve emeklilerimizin, ezilen bütün kesimlerin hakkını vereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Çalışkan...

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, Hatay'da 2/B kadastro çalışmaları Ağustos 2025 itibarıyla başlamış olup ne yazık ki süreç çok yavaş ilerlemektedir. Hatay'da deprem sonrası kentleşme kırsala kaymış olup orman arazileri de büyük ölçüde belirsiz kişilerce kullanılmaktadır. Hatay'da hazine arazileri satışa kapalıdır. Bu açıdan vatandaş büyük mağduriyet yaşamakta, her gün mahkemelik olmaktadır. Hatay'da orman sınırları yeniden belirlenerek 2/B arazilerinin gerçek sahiplerine tapulanması gerekir. Bu hususlar göz önüne alınarak Hatay'daki mağduriyetler giderilmelidir, ekip takviye edilmelidir, süreç hızlandırılmalıdır, mağduriyet önlenmelidir. Hataylıya ve tüm depremzedeye sahip çıkılması gerekir. Aksi hâlde sadece törenlerle Hatay'ın mağduriyeti giderilmez. Hâlen konteynerlerde insanlar büyük mağduriyet yaşamaya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Genç...

AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Seçim bölgem Kayseri'nin İncesu ilçesinden son dönemde sık sık telefonlar alıyorum; özellikle çiftçilerimiz, vatandaşlarımız, STK temsilcileri... İncesu; tarihiyle, tarımıyla, hayvancılığıyla Kayseri'nin çok müstesna bir ilçesi fakat özellikle son dönemde meraların imara açılması, tarlaların imara açılması, konuta ve sanayi tesislerine açılması o bölgede büyük sıkıntı yaratıyor. Bildiğiniz gibi, son yıllarda ülkemizin tarım ve hayvancılıkta yaşadığı sıkıntıları hep birlikte gözlemliyoruz. Dolayısıyla göz bebeğimiz olan meraları, tarım arazilerini korumamız gerekirken fütursuzca imara açıyoruz, sanayiye açıyoruz.

Ben buradan yetkilileri uyarıyorum: Tarım, millî güvenlik meselesidir. Mera et demektir, mera süt demektir, mera yaşam demektir, mera çocuklarımızın geleceği demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güneş...

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merhum yazar, şair Mithat Cemal Kuntay şiirinde: "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır." demektedir. Ay yıldızlı al bayrağımız Türk milletimizin, bağımsızlığımızın, birliğimizin, beraberliğimizin en önemli simgesi olup en hassas olduğumuz simgemizdir. Bu aziz millet bu şanlı bayrağımızın gökyüzünde dalgalanması için canından, kanından vazgeçmiş, tarih boyunca bu uğurda yüz binlerce şehit vermiş bir millettir. Üç beş çapulcunun bayrağımıza karşı yapmış olduğu bu menfur olayı nefretle kınıyorum. Bayrağımız konusunda hassas olan milletimiz ve devletimiz bu menfur olayı yapanlara gerekli cezayı vermiştir. Herkes şunu bilmelidir ki: Tarih boyunca dalgalanan ay yıldızlı al bayrağımız sonsuza kadar dalgalanmaya devam edecektir, ona uzanan eller ne pahasına olursa olsun kırılacaktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Gürer...

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

2018 yılında Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğinde mazotun litre fiyatı 6 lira 26 kuruş idi, bugün mazotun litre fiyatı 57 lira 81 kuruşa çıktı. Mazota gelen yeni 1 lira artışla yılbaşından bu yana 3 lira 50 kuruş zam geldi. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra mazot fiyatı yüzde 790 arttı. 1 litreden alınan ÖTV ve KDV 24 lirayı buldu. Mazot fiyatındaki artış tarımdan taşımacılığa, sanayiden gıdaya her üretime zam demektir. Çiftçi tarlasına traktörü sokarken, nakliyeci depoya akaryakıt alırken ne yapacağını düşünür duruma geldi. Tarımda mazot desteği verilmeden geri alındı. Her akaryakıt zammı iğneden ipliğe artış getiriyor, gıdada ise üretimi zorluyor. Zamlar vatandaşı raftaki ürünü alamaz duruma düşürüyor. Gübre, ilaç, tohum, yem, mazotta...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ocaklı...

 

 

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkan, tabii, AKP'nin Grup Başkan Vekili Zengin olunca zenginlere ilgi arttı doğal olarak elbette ki ve dün akşam sizin de tanık olup kızdığınız durumda sahte oy pusulası nedeniyle, AKP Grubunun oylarıyla, verdiğimiz önerge reddedildi; yazıktır!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, bir milletvekili nasıl böyle bir cümle kurabilir, ilkokul çocuğu mudur ya; Allah Allah, muhakeme düzeyiniz yani ilkokul 1!

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Yani düşünün, 2024'te Kültür Yolu için 50 milyar dolar para ödenmiş, 19 Mart darbesiyle 150 milyarlık bir yük gelmiş emekliye, kantin enflasyonu yüzde 68 olmuş ama bunlar bir günlük 170 liralık yemeği vermedikleri gibi emekliyi yine açlığa mahkûm eden düzenlemeye "evet" dediler. Ben bu AKP Grubunu kınıyorum, AKP Grubunu önce Allah'a, sonra vatandaşa... Önce Allah'ın vicdanında bunları mahkûm edilmek üzere kınıyorum.

Karadeniz'de bir sorun var Başkanım. Kıyı balıkçılığının...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Öztürk...

 

 

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün halktan yana duruşu ve cesur muhalefetiyle cumhuriyet değerlerini hayatı boyunca savunan Tunceli Milletvekilimiz Kamer Genç'in aramızdan ayrılışının 10'uncu yılında onu saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.

Bursa'nın ormanları, yeşili bir kez daha masada, bir kez daha sermaye kazanacak, doğa kaybedecek. Nilüfer'in İnegazi köyünde ormanlık alanın ve tarım arazilerinin ortasına taş ocakları kurulmasına izin veriliyor. Üstelik daha önce mahkemenin çevresel etkiler yeterince incelenmediği gerekçesiyle iptal ettiği bir proje bu. Bu kez başka bir dosyayla yeniden onaylanıyor. Orman aynı orman, köylü aynı köylü, toprak aynı toprak, değişen ne? Bu projeyle on binlerce dönüm orman alanı fiilen yok edilmek istenmektedir. Bursa sahipsiz değildir. Biz ülkeyi atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldık. Bir avuç şirket kâr edecek diye çocuklarımızın geleceğini asla feda edemeyiz.

BAŞKAN - Sayın Aygün...

 

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüreklerimizi yakan Maraş depreminin yarattığı acılar devam ediyor. Biliyorsunuz Nurgül Göksu, Ezgi Apartmanı'nda oğlunu, kızını, torununu kaybetti. Ancak gelini Nesibe Kaya Zabun'un diploması yasa dışı şekilde kullanılıyor. Avukat Nesibe Kaya Zabun, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, Kahramanmaraş Barosunda kayıtlı genç bir avukattı. 6 Şubat felaketinde altı aylık bebeği kucağında 26 yaşında aramızdan ayrıldı. Merhumenin hukuk fakültesi diplomasının çalınması, çalanların elini kolunu sallayarak dolaşması ülkemizin adalet sistemine olan güvenini yok ediyor. Bu aileler daha ne kadar acı çekecek? Bu suç, sahte diploma düzenlemesi kapsamında Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/358 sayılı dosyasında izleniyor. Dosyada firari sanıkların bulunması suçun organize olarak işlendiği şüphesini güçlendiriyor. Demek ki sahte diploma kullanılıyorsa son seçimde sahte belgelerle oy da kullanıldı. Her şeyin üzerinde şaibe var.

Dün gece 02.00'de Gazi Meclisimizde emeklilerin maaş zammının 7'nci maddesinin önergesinde AK PARTİ Milletvekili...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaşıkçı...

 

 

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Kuraklık artık ülkemizin bir gerçeği. Komşu coğrafyalarda kuraklık sebebiyle yerleşim bölgelerinin taşınması gündeme gelmekte iken ülkemiz gerçekleştirdiği altyapı çalışmalarıyla şimdilik bu tartışmaların dışında kalmayı başarmış görünüyor ancak daha fazla ve planlı çalışmalarla yaşam için son derece önemli olan su kaynaklarımızı maksimum düzeyde korumak ve su yapılarıyla biriktirmek zorundayız. Bu manada, Hatay'da içme suyu ve tarımsal sulama alanında çok önemli yatırımlar devreye alınmaktadır. Bu yatırımlara ilave olarak geçmişte temelleri atılan, Asi Nehri üzerinde kurulması planlanan Suriye-Türkiye Dostluk Barajı'nın da hızlı bir şekilde yapımına başlayıp başta tarımsal sulama olmak üzere içme suyu temininde de kullanabiliriz.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Şevkin...

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana'ya bağlı Tufanbeyli, Saimbeyli ve Feke halkı ulaşımda ve tarım ürünlerini taşımakta büyük zorluklar yaşıyor. Şar Antik Kenti'nin dünya tarih ve turizmine kazandırılması gerekiyor. Belediye Başkanımız Ahmet Aktürk'ün vatandaş, çevre, kültür ve turizm odaklı çalışmalarının merkezî Hükûmet tarafından desteklenmesi, eşsiz güzelliklere sahip Tufanbeyli'nin turizm bölgesi olması için çaba gösterilmesi gerekiyor. Ayrıca, Saimbeyli ilçemizde bir adliyenin dahi olmaması sorunlara sorun ekliyor. Feke halkı da destekten yoksun yaşıyor. Feke-Saimbeyli yolu büyük tehlike arz ediyor. Aladağ ilçemizde Kökez Göleti yapımı yılan hikâyesine döndü. Tufanbeyli, Feke, Saimbeyli ve Aladağ ilçelerimiz hafızalara kazınsın. Merkezî idare bu ilçelerimizin adını iyi ezberlesin, ilçelerimize yatırım gelsin, hizmet gelsin, vatandaşların biraz yüzü gülsün.

BAŞKAN - Sayın Demir...

 

 

DENİZ DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, staj ve çıraklık dönemlerinde fiilen çalışmalarına rağmen emekleri ve alın teri yok sayılan, emeklilikte sigorta başlangıcı yapılmayan vatandaşlarımızın sorunları hâlâ çözüme kavuşmadı. Sorular basit: "Sigortamız neden yarım?" Yüz binlerce vatandaşımızın yaşadığı en büyük mağduriyete kulak verin. Bu emeğin yok sayılması, hak ettikleri sigorta başlangıcının yapılmaması adaletsizliktir. Genç yaşında çalışan çabalayan, üreten emekçilerimizin haklı talepleri göz ardı edilemez. Gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak el birliğiyle bu adaletsizliği ortadan kaldırmalıyız. Emeklilikte adalet herkesin hakkıdır. Staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının sesini duyalım. Bu mağduriyet siyasetüstüdür. Gelin, hep birlikte bu sorunu çözelim.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillerimize söz vereceğim.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun Sayın Özdağ.

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, burada bir Vakıflar Kanunu geçti ve Vakıflar Kanunu geçerken de belediyelerin yapma imkânı olan yani belediyelerde bulunan vakıf arazilerinin ve vakıf tarihî eserlerinin tamamen Vakıflar Genel Müdürlüğüne aktarılması noktasında bir çalışma yapıldı ve iktidar partisinin oylarıyla geçti.

Geçenlerde Türkiye'nin gündemine bir konu düşmüştü. Selimiye Camisi, Mimar Sinan'ın ustalık eseri olan Selimiye Camisi'nde bir restorasyon yapıldı biliyorsunuz. Bu restorasyonla ilgili mimarlar ve bu konunun uzmanları itiraz ettiler. Restorasyon neydi? 19'uncu yüzyılda II. Selim zamanında yapılmış olan bir restorasyonun 16'ncı yüzyıla hitap etmediği ve bu nedenle bu restorasyonun 16'ncı yüzyıla uygun bir şekilde yapılması kararlaştırıldı ve Mimar Sinan'ın yapmış olduğu eserleri bir örnekleme göstererek 19'uncu yüzyılda yapılan o tezyinatı, o mimarlık eserini ortadan kaldırmak istediler ve bu kurulun başkanı şöyle bir ifade kullandı: "Biz hepimiz Müslüman'ız." Şimdi, Peygamber Efendimiz'in dönemindeki sünnete dönecekmiş. Ya, Peygamber Efendimiz'in döneminde kubbe bile yok, minare bile yok doğru dürüst. Şimdi kalkmışsın, din anlayışı içerisinde, kendi din anlayışını bize de yutturmaya çalışıyorsun. Ne diyorsun? "Tevhide ve sünnete götürmeyen her türlü unsurun ortadan edepli şekilde kaldırılması icap eder." diyorsun. Ve bunun sonucunda vatandaşlar mahkemeye verdiler. Burada Bakan Yardımcısı ve yetkili genel müdürler bu kanun geçerken bu konuyu gündeme getirdiğimiz zaman şöyle söylemişlerdi: "Eğer mahkeme aleyhte bir karar verirse bizim yapmış olduğumuz restorasyona, biz ona uyacağız." Evet, mahkeme, Edirne İdare Mahkemesi 31/12/2025 tarihinde bu restorasyonun doğru olmadığını ve de 19'uncu yüzyıldaki restorasyonun olduğu gibi kalması gerektiğini UNESCO'nun da vermiş olduğu belgelerle beraber ortaya koydu. Ben buradan Kültür ve Turizm Bakanlığına ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne sesleniyorum: Haydi sözünüzde durun ve istinafa da gitmeyin ve Mimar Sinan'ın eserleri daha sonra restore edilmiş olsa bile birileri tarafından, tarihî eserler uzmanları tarafından bunu bozmayın; bu tarihî eserler tezyinatıyla ve bu şekilde gelecek kuşaklara aktarılsın diyorum ve Mimar Sinan'la ilgili olarak da birileri kalkıp "16'ncı yüzyılda böyleydi, şimdi de bu şekilde yapıyoruz." diyerek, İslam'ı da bu konuya alet ederek kendi düşüncelerini bize dayatmasınlar diyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, biliyorsunuz, çiftçilerimiz geçen sene büyük bir felaket yaşadılar, 2025 yılında bir don felaketi yaşadılar, bazı yerlerde sel felaketleri yaşadılar; çok ciddi şekilde ürün rekoltelerinde düşüş olmuştu, ardından da şimdi bunların kredi çekmeleri lazım. Ne kredisi alacaklar? Bunlar Ziraat Bankasından çiftçi kredileri alacaklar, Ziraat Bankası "Borçsuzluk belgesi getirin." diyor. Borcu olmayan çiftçi var mı Allah aşkına? Bunu yapacağınıza krediyi verin, bir yandan borçlarını ödesinler, bir yandan da tarlalarını eksinler, ürünleriyle ilgili ilaçlarını alsınlar, gübrelerini alsınlar, bunları yapsınlar; bir yandan üretsinler hem gıda noktasında ihracat yapalım, ithalatı durduralım, bir diğer yandan da çok rahat bir şekilde bu çiftçilerimiz ürünlerini üreterek de para kazansınlar. Ama bakıyoruz "Hâlâ daha Sosyal Güvenlik Kurumu borcunuz var, sizin işte vergi borcunuz var." diyerek zorluk çıkarıyorlar ama o Ziraat Bankası başka şirketlere başka konularda, gazete konusunda, televizyon konusunda 800 milyon dolar çok rahat borç verip ardından da faizleriyle beraber bu borcu almamayı bir maharet olarak kabul ediyor. Bunları soru önergeleriyle sorduğumuz zaman da şöyle diyorsunuz: "Bu bir ticari sır." ifadesini kullanıyorsunuz. Aynı konu esnaf kredi kooperatiflerinden kredi almak isteyen esnaflar için de geçerli. Bunlar da kredi alacaklar, bu konuda Hükûmetin bir desteği var esnaflara; faizin tamamının yüzde 50'sini Hükûmet karşılıyor yani hazine karşılıyor, bir diğer taraftan yüzde 50'sini ise esnaflardan alıyorlardı. Şimdi, bu insanlara diyorsunuz ki: "Senin Sosyal Güvenlik Kurumuna, SSK'ye borcun var, Maliyeye borcun var, o nedenle ben sana kredi vermeyeceğim." Esnaflar çok zor durumda, Türkiye'de enflasyon çok büyük boyutlara çıkmış vaziyette, ortalamasını aldığım zaman yüzde 45 civarında bir enflasyon var ve de aynı zamanda Türkiye çok durağanlaştı yani çarşıda, pazarda bir hareket yok, hareketlilik olmadığı için de... Bu konuda da Hükûmeti bir kez daha duyarlı olmaya davet ediyor ve çiftçilerimizin, esnaflarımızın yanında yer almanız gerektiğini söylüyoruz.

Bir diğer konu, barınma krizi değerli arkadaşlar. Şimdi, Muğla'da -ben Muğla Milletvekiliyim- 1 metrekare bir dairenin, betonun bedeli 10 gram altını aşmış vaziyette ve Muğla'da çok ciddi şekilde bir konut problemi var özellikle sahil kentlerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Başkanım beş dakika bitti.

Buyurun, toparlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Fethiye'de, Bodrum'da, buralarda çok ciddi şekilde ev sıkıntısı var ve kıraçlarda yaşayan, periferide yaşayan insanların çocukları otellere geliyorlar, barınacak yerleri yok. TOKİ bu noktada hassasiyeti özellikle Fethiye'ye, Bodrum'a veyahut da tatil beldelerine göstermesi gerekir diyorum.

Bir diğer konu ise sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan vatandaşlarımız, bizim insanlarımız. KPSS puanıyla giriyorlar, dört yıllık yüksek öğrenim şartı var, işe alınmalarda yabancı dil gibi bir memuriyet şartları var. Valilik ve kaymakamlık çatısı altında en hassas kamu hizmetlerini yapıyorlar bu insanlar ama şimdi bu insanların problemi, bir diğer taraftan talepleri nedir? Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının kamu tüzel kişiliği statüsüne kavuşturulması ve çalışanların kamu işçisi veya memur kadrosuna alınarak tayin, özlük ve mali haklarının güvence altına alınması bir vefa borcudur diyoruz. O nedenle, bu konuda hassasiyet gösterirse Hükûmet, özellikle Cumhurbaşkanlığı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı bu vatandaşlarımızın problemleri giderilmiş olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bir diğer konu değerli arkadaşlar; son zamanlarda şöyle demeçler vermeye başladı Bakanlar, efendim, işte Mehmet Şimşek iş adamlarına, sanayicilere diyor ki: "Her şeyi devletten beklemeyin." Ya, bu insanlar vergilerini vermiyorlar mı, vergi mi kaçırıyorlar? Bu insanlar yatırım yapmıyorlar mı, istihdam yapmıyorlar mı? Neden, kimden bekleyecekler bekleyeceklerini? Rusya'dan mı bekleyecekler, Rusya Hükûmetinden mi bekleyecekler? Tabii ki devletten bekleyecekler. Devlet neresidir? Bugün devleti siz yönetiyorsunuz ama sadece devlet siz değilsiniz, devlet 86 milyondur. Aynı demeci de bir başka Bakan verdi, Mansur Yavaş'a su sıkıntısını bahane ederek "Ya, sen çok beceriksizsin." ifadesini kullandı. Kim bu Bakan? Tarım ve Orman Bakanı. Tarım ve Orman Bakanı, sen önce orman yangınlarıyla ilgili helikopterleri alıp almadığını, gece görüşlü helikopterlerinin olup olmadığını... Şimdi, gene yaz mevsimi geliyor, ormanlar yanacak, "Helikopterim yok." diyeceksin, "Gece görüşlü helikopterim yok." diyeceksin, "Uçaklarım yok." diyeceksin, "Ne yapalım, büyük bir felaket?" diyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Başkan, 8'inci dakika, son dakika.

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim efendim.

Şimdi, "Toprağımızı vermiyoruz." diyen köylünün feryadını işitmiyorsun. Orman yangınlarıyla ilgili olarak da bahanen şu: "Efendim, ormanlarımız yandı ama biz çok ciddi şekilde arazilerimizde yeni orman alanları açıyoruz." Doğru, 1 yaşında, 2 yaşında, 3 yaşında, 5 yaşında, 10 yaşında. Peki, yananlar kaç yaşında? 50 yaşında, 100 yaşında, 200 yaşında; onlar erozyonu önlüyorlar; onlar suyumuzu, toprağımızı, iklimimizi, havamızı koruyorlar. O nedenle ben buradan sesleniyorum: Orman Bakanı, önce sen görevini yap, sonra Mansur Yavaş'a dil uzat.

Bir diğer husus da aynısını Mehmet Şimşek de söylüyordu. Yani burada Sayın Mehmet Şimşek, sen bunu yapacağına "Bu işi beceremiyoruz, başınızın çaresine bakın." diyorsun ve Hükûmetin fikren iflas ettiğinin de en büyük itirafçısısın sen. Biz bu acziyeti kabul etmiyoruz. O nedenle, devlete karşı görevini yapan tüm vatandaşlarımıza sizin liyakat ve ehliyet esasına ve ahlak esasına dayalı olarak çok eşit mesafede yaklaşmanız gerekmektedir.

Bu duygular içerisinde yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; sözlerime başlarken devletimizin bekasını milletimizin refahıyla bir gören, "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." düsturunu siyasetinin merkezine alan yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli geçtiğimiz Salı günü 20 Ocak 2026 tarihli grup toplantımızda sadece siyasi bir konuşma yapmamıştır, aynı zamanda Türk milletinin geleceğine dair muazzam bir sosyal vizyon ortaya koymuştur. Bilge liderimiz, partimizin hazırladığı sosyal politikalar seti çalışmalarıyla milliyetçi hareketin sadece bir fikir kalesi değil, aynı zamanda milletin derdine derman olacak bir çözüm merkezi olduğunu tekraren tüm anlayana, anlamayana, anlamak istemeyene göstermiştir. Bu çalışmalar rastgele, havadan vaatler değil Türk milliyetçiliğinin toplumcu yönünü, dayanışma ruhunu ve sosyal devlet ilkesini ete kemiğe büründüren stratejik hamlelerdir. Partimiz, sosyal devlet olmanın gereği neyse onu eksiksiz yerine getirmek için titizlikle çalışmaktadır. Şunu herkes iyi bilmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlüdür, irademiz tamdır ve devlet aklı her zaman olduğu gibi şimdi de görev başındadır.

Küresel ekonomik darboğazlara, bölgemizdeki savaşlara ve finansal kuşatmalara rağmen devletimiz tüm imkânlarını sonuna kadar zorlayarak bütçeyi milletimiz lehine seferber etmektedir. Özellikle ömrünü bu vatana hizmetle geçirmiş emeklilerimiz müsterih olsunlar. Cumhur İttifakı olarak devletimizin şefkat elini üzerlerinden çekmeyecek, onları enflasyona ezdirmemek için bundan sonraki süreçte her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz. Devletimiz yüce milletiyle bir ve bütündür. Bu birlikteliği ve huzuru hiçbir ekonomik manipülasyon sarsamayacaktır.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; devletimizin veri hafızası TÜİK'te büyük bir özveriyle çalışan istatistikçi, mühendis ve matematikçi personelimiz fiilen uzman işi yapmalarına rağmen hak ettikleri statü ve özlük haklarına sahip değillerdir. Son zamanlarda bu konuda özellikle partimize çok yoğun talepler gelmekte. Bu talepler hukuki dayanaktan yoksun değildir; daha önce Devlet Arşivleri ve İletişim Başkanlığı bünyesinde teknik personele tanınan kurum içi sınavla uzmanlığa geçiş hakkı önümüzde güçlü bir emsaldir. Tecrübesiyle Kuruma değer katan arkadaşlarımıza da aynı hakkın tanınması çalışma barışını temin edecek, pek çok arkadaşımızı memnun edecektir.

Kıymetli milletvekilleri, son günlerde Suriye'deki gelişmeleri her birimiz yakinen takip ediyoruz. İnşallah güçlü tarihî bağlarımızın olduğu sınır komşumuzda da biz, barışın sağlandığını ve güçlü bir devlet otoritesinin ülkeye hâkim olduğunu hep birlikte göreceğiz. Bu arada, Süleyman Şah Türbesi yalnızca Suriye'de bizim için tarihî bir yapı değil, Türk tarihinin manevi mührü, ecdadımızın bize emanet ettiği dokunulmaz bir vatan toprağıdır. Orada dalgalanan şanlı bayrağımız Türk milletinin egemenliğinin ve caydırıcı gücünün sınır ötesindeki en net ifadesidir. Dedemiz, atamız Süleyman Şah'ın aziz istirahatgâhının terör unsurlarından tamamen temizlenmiş olması, sınırlarımızda ve gönül coğrafyamızda "Teröre geçit yok." iradesinin mutlak zaferi ve bizim en büyük mutluluklarımızdan biridir. Sınır ötesinde de ecdadımızın huzuruna kirli ellerin uzanmasına izin verilmemiş, tarihin omuzlarımıza yüklediği görev bir kez daha şerefle yerine getirilmiştir.

Tarih şahittir ki Türk'ün ayak bastığı yerde huzur vardır diyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Turhan Çömez.

Buyurun Sayın Çömez. 

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin kurumları, devletin kurumları hepimiz tarafından özenle korunmalı ve doğru düzgün yönetilmeli. Eleştirmemeye özen gösteriyoruz ama maalesef her Allah'ın günü karşımıza öyle örnekler çıkıyor ki eleştirmeden edemiyoruz. Devlet kurumları maalesef savruluyor, yönetilmiyor; derin bir çöküşle karşı karşıyayız.

Geçtiğimiz ay İstanbul'da Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının emanet kasasından 35 kilo altın, 50 kilo gümüş çalındı. Allah aşkına, devletin adli emanetine emanet edilmiş, korunması gereken ve en güzel, en ciddi, en dikkatli şekilde korunması gereken kasadan altınlar çalınıyor. Eğer bunlara mâni olamıyorsanız, bunları göremiyorsanız, öngöremiyorsanız, engel olamıyorsanız o zaman sizde bir hata var, sizde bir yanlış var. Tabii, çalan adam bunları götürmüş, satmış, ondan sonra da yurt dışına kaçmış.

Aradan birkaç gün geçti, bu sefer başka bir olay gündeme düştü. Gündeme düşen olay: İstanbul Adalar Cumhuriyet Başsavcılığı. Adalar Cumhuriyet Başsavcılığındaki yine adli emanetten çok sayıda silah çalınmış. Allah aşkına, adli emanetteki silahlar nasıl çalınır; bunu biri bana izah edebilir mi? Nasıl çalınır? Sizin herhangi bir koruyucu önleminiz yok mu? Çift kilit önleminiz yok mu? Kameralarınız yok mu? Özel barkodlu sisteminiz yok mu? Birkaç kişiyle denetleme sisteminiz yok mu? Ben mi söyleyeceğim bunları! Devletin kasasından altınlar çalınıyor, devletin emanetinden silahlar çalınıyor. Ben ne yaptım? Bir milletvekili olarak yapabileceğim tek şeyi yaptım, kalktım, bir soru önergesi verdim her zaman olduğu gibi. Sayın Başkanım, verdiğimiz soru önergesine her zaman olduğu gibi cevap gelmedi. Sordum "Bu ülkede daha önceden buna benzer hırsızlıklar oldu mu? Bunlarla ilgili bilgi ver. Ne yapacaksın? Bu soyguna, bu talana, bu yıkılmış, bu çürümüş, bu kokuşmuş düzene mâni olmak için ne yapacaksınız?" dedim ve bir soru önergesi verdim. Tabii, ciddiye almadılar, millet iradesinin tecelligâhını ciddiye almadılar. Biz hâlâ cevabın nasıl geleceğini ya da gelip gelmeyeceğini merak ediyoruz.

Tam bunları düşünürken bugün Elâzığ'dan bir haber geldi. Haberin kaynağı gazeteci Ferit Demir ve Muhammed Baygeldi. Kendileriyle görüştüm, daha sonra gelen bilgiyi resmî makamlardan da teyit ettim. Elâzığ'da adli emanete teslim edilmiş 30 kilo uyuşturucudan bahsediyoruz; 30 kilo uyuşturucu, çok sayıda silah ve mühimmat oradan çalınmış. Ya, Allah aşkına, adli emanete teslim edilmiş altınlar çalınıyor, silahlar çalınıyor, uyuşturucu çalınıyor bu ülkede. Peki, biz bunlarla nasıl mücadele edeceğiz? Nasıl mücadele edeceğiz? Devlet bu kadar nasıl ayaklar altına alınır? Devlet kurumları nasıl bu kadar ayaklar altına alınır?

Şimdi, torbacıları yakalıyorsunuz, fenomenleri yakalıyorsunuz uyuşturucu kullanıyor diye, iyi de yapıyorsunuz. Sabahtan akşama televizyonlarda gösteriyorsunuz, "Harika işler yaptık." diye propaganda da yapıyorsunuz, iyi de yapıyorsunuz kendi açınızdan. Fakat baronlara ne oluyor? Baronlar nerede Allah aşkına? Bu baronların arkasındakiler nerede? Niye bunlar hiç konuşulmuyor. Bakın, 2024'ün sonunda burada paylaştım, dedim ki: Türkiye'den hareket eden bir gemi, kaptanı ve mürettebatı da Türk, Kanarya Adaları açıklarında yakalanmış 4 bin kilo ya da 4 ton kokainle. Kim bunun sahibi dedik, cevap yok. Birkaç ay geçti, yine Türkiye'den kalkmış, yine bu koltuktan, buradan Grup Başkan Vekili olarak konuştum ve ifşa ettim. Geminin adı Haliç, demir aldığı limanlar Filyos ve Diliskelesi -bunları burada söyledim- ve Fransız donanması tarafından Martinik Adası açıklarında tam 9 ton kokainle yakalanmış. Kimdir bunun arkasındakiler, bu gemiyi kim muhafaza ediyor, bu geminin sahiplerini kim muhafaza ediyor, bu uyuşturucu baronlarının kimlerle bağlantısı var, sorduk, cevap gelmedi ve geçtiğimiz günlerde bu sefer İngiliz basınından öğrendik -tabii, kendi basınımızdan öğrenme şansımız yok, İngiliz basınından öğrendik- ve bunu da ifşa ettik. Meğer Türkiye'den kalkıp Brezilya'ya gitmiş tuz yüklü bir gemi -sahibi Türk, mürettebatın çoğu Türk- Brezilya'dan daha sonra hareket ederek Kanarya Adaları açıklarına gelmiş ve orada İspanyol, İngiliz ve Amerikalı polisler tarafından operasyon yapılmış ve 10 ton, dünyanın en fazla kokaini yakalanmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çömez.

SIRRI SAKİK (Ağrı) - İsmini de söyleseniz iyi olur.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Geliyorum oraya, geliyorum.

Şimdi, biz bunu yabancı basından öğreniyoruz. Ortalığı ayağa kaldırdık; niye bizim haberimiz yok, nerede Türkiye Cumhuriyeti devletinin İçişleri Bakanlığı dedik. Nihayet İçişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı: "İlgililerle alakalı bir operasyon yaptık ve yapılan operasyonda birtakım isimler gözaltına alındı." Yakalanan isimlere bakıyoruz -ismi kayıtlara geçmek için söylüyorum- Çetin Gören, geminin sahibi meğer Çetin Gören'miş. Peki, kim bu adam? Daha önceden Brezilya'da kırmızı bültenle aranan bir adam. Türkiye'de de bataklık operasyonunda bir süre içeriye alınmış İçişleri Bakanı Süleyman Soylu zamanında ve İçişleri Bakanlığının o döneminde de daha sonra kendisi serbest bırakılmış. Şimdi, Allah aşkına, kırmızı bültenle aranan adamları serbest bırakıyorsunuz ve adamlar uyuşturucu baronu olarak dünyadaki uyuşturucu piyasasını kontrol eder hâle geliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sonra bakıyorsunuz, aynı isme Elâzığ'da silah ruhsatı verilmiş. Adam Elâzığ'da oturmuyor, kendisine bir ikametgâh tanzim edilmiş, Elâzığ Valisi tarafından silah ruhsatı verilmiş; şimdi o Vali başka bir yerde. Buradan İçişleri Bakanına sesleniyorum: Uyuşturucu baronuna silah ruhsatı veren bu Valinle ilgili bir işlem yapacak mısın?

Tabii, yeri gelmişken bununla da kalmayacağım, başka bir şey daha söyleyeceğim: Iğdır Valiliği; bakın, geçtiğimiz günlerde merkeze alınan Iğdır Valisi. Iğdır Valiliğinde Valilik Konağı'nı adres olarak gösterip -sahte bir adres, açıkça söylüyorum- ikametgâh olarak gösterip çok sayıda AKP'li siyasetçinin ve AKP'li bürokratın yakınlarına bol miktarda silah ruhsatı verilmiş.

Şimdi, bütün bunları niye başında söyledim kokuşmuş, çürümüş bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız diye? Bütün bunların ortaya çıkması lazım ve bu ülkenin tertemiz yönetilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, uzatmayacağım, kısaca bitireceğim.

BAŞKAN - Son dakika, buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Devlet kurumlarının ayağa kalkması lazım, bu ülkenin ayağa kalkması lazım. Şu gösterdiğim manzara, şu ortaya çıkan kokuşmuş düzen, çürümüş düzen, aslında siyaset gözetmeksizin siyasi görüş ayrılığı, etnik köken ayrılığı, hiçbir ayrım gözetmeksizin hepimizin ve hepimizin çocuklarını etkileyecek bir manzaradır. Allah aşkına, bu devlete sahip çıkın, devlet kurumlarına sahip çıkın, olması gerektiği gibi yönetin; bu kokuşmuşluğa, bu çürümüşlüğe, bu kepazeliğe artık bir "Dur!" deyin, diyemiyorsanız da çekin gidin, biz geldiğimiz zaman toparlarız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çömez.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sezai Temelli.

Buyurun Sayın Temelli.

 

 

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı şeyleri dile getirmek o kadar zor ki ama dile getirmek zorundayız. Size bir fotoğraf göstereceğim. Bu adam, elinde bir kadının saç örgüsünü tutuyor ve tutarken şunu söylüyor: "Ondan geriye sağlam kalan tek şey bu örgüydü." Kim bu? Bir IŞİD'li, sonra HTŞ'li, şimdi Suriye ordusu elemanı. Bugün Savunma Bakanı diyor ki "Biz Suriye'de, Suriye ordusunun arkasındayız." Bunun mu arkasındasın? Cevap verin; bu katillerin, bu soykırımcıların mı arkasındasınız? Tıpkı Şengal'de Ezidileri soykırıma uğratıldıkları zamanki gibi sessiz mi kalacaksınız? Afrin'deki katliamdaki gibi sessiz mi kalacaksınız? Bu Meclisin sessiz kalmaya hakkı yoktur bu soykırım karşısında; bu Meclis ortaklaşmalıdır, Türkiye kamuoyuna bir açıklama yapmalıdır, dünya kamuoyuna bir çağrı yapmalıdır. Bu canileri durdurmanın yolunu, yöntemini siyaset belirlemelidir, bürokratlar değil; bürokrattan olan Bakan ancak bu kadar konuşur işte. O yüzden siyaseti inisiyatif almaya çağırıyoruz. Bu Parlamentodaki kadınlara sesleniyoruz, Özlem Hanım'a sesleniyorum, Filiz Hanım'a sesleniyorum: Sessiz mi kalacaksınız bu soykırım karşısında? Bir cümleniz olmayacak mı? Bir şey demeyecek misiniz? Bu ülke, bu çetelerin arkasına dizilecek bir ülke değildir. Artık, gerçekten, şapkayı önümüze koyup düşünmenin zamanı gelmiştir. Daha önce de belirttik: IŞİD'in, bu çetelerin aslında amacı bellidir; yaşam hakkımıza, yaşam anlayışımıza saldırmaktadırlar. Biraz önce Süleyman Şah Türbesi'nden bahsedildi, Süleyman Şah Türbesi'ne kimler saldırdı? İşte bunlar saldırdı. O türbeyi kimler kurtardı oradan? Türkiye ile SDG beraber kurtardı çünkü Kürtler ve Türkler bilir ki ortak tarihe, ortak değerlere birlikte sahip çıkılır; yoksa, IŞİD'le iş birliği yaparak hiç şeyi kurtaramazsınız, bu ülke de gider.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Nusaybin'de bir çağrı yaptık, bir araya geldik, toplandık, halkımızla beraber demokratik haklarımızı kullanarak bir protesto eylemi yaptık. Neden? İşte, bu duruma dikkat çekmek için ve o gün orada kolluk güçleri insanlara saldırdılar. Bir fotoğraf göstereceğim, çok kısa olarak, işkenceye maruz kalmış bir genç. Bu genç gibi birçok gence -Diyar Koç gencin adı, şu anda komada, kırılmadık kemiği kalmamış, kafatası dâhil- bu saldırı uygulandı. Orada, Nusaybin'de toplananların amacı, işte biraz önce bahsettiğim bu soykırıma, bu çetelere karşı dünyaya bir ses vermek, dünyayı bu konuda duyarlılığa davet etmektir. Peki, ne oldu? Bugün de Suruç'ta toplandık. Sayısız parti orada, demokratik kitle örgütleri orada, sendikalar orada, Eş Genel Başkanımız orada, partimiz orada, halkımız orada ve Suruç'ta özellikle bu saldırılara karşı dikkat çeken bu eyleme bir saldırı gerçekleşti. Suruç'ta yüzlerce insan şu anda yaralı; gazla, suyla bir saldırı. Neden, neyi savunuyorsunuz, neye karşı saldırıyorsunuz? Kobani'de bir kuşatma var, bu kuşatma insani değildir, bu kuşatmanın kalkması lazım diyoruz.

IŞİD tehlikesine dikkat çekiyoruz, bize saldırıyorsunuz. Ben İçişleri Bakanına soruyorum: Ne yapıyorsun sen? Kimi koruyorsun? Sen kimin İçişleri Bakanısın? Sen hangi ülkenin İçişleri Bakanısın ki bizim Eş Genel Başkanımıza, bizim arkadaşlarımıza, bu ülkenin siyasi partilerine, bu ülkenin demokratik kitle örgütlerine saldırıyorsun? Neden, nedeni ne? Dolayısıyla bunları anlamakta güçlük çekiyoruz ve bir an önce Kobani'deki kuşatmanın kalkması gerekiyor. Elektrik, su verilmesi gerekiyor; insanlar orada açlığa terk edilmiş durumda. Bakın, 2014'ü hatırlayın, 2014'te insani koridor açılması için onca eylem yaptık "İnsanlar katledilecek." dedik. O eylemlerden dolayı biz yargılandık. IŞİD'e sahip çıkanlar daha sonra, Allah'tan IŞİD orada durduruldu, rahat bir nefes aldı. Şimdi, aynı senaryo tekrar önümüzde, aynı hatayı bir daha yapma şansınız yok. Türkiye'ye yönelik bu riski, Rojova'ya yönelik bu riski hep beraber durdurmak zorundayız.

Burada da kalmıyor. Şimdi, bunun haberini yapanlar gazeteciler tabii, değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Buradaki gazeteciler Kesira Önel, Pelşin Çetinkaya, Heval Önkol, Ferhat Akıncı, Muhammed Ali Yılmaz; gözaltına alındılar, tutuklandılar. Neden? "Bölgeden haber yapmasınlar." diye. Sadece 2025 yılında 127 gazeteci gözaltına alınmış, 35 gazeteci tutuklanmış, son 5 gazeteci dahil. Halkın haber alma hakkının bu şekilde engellenmesi -sosyal medya karartılıyor, bant daraltılıyor, gazeteciler gözaltına alınıyor- nedir, hangi suçu gizleyeceksiniz? Gazeteciler neden gözaltına alınıyor, tutuklanıyor? Gazeteciler, sizin televizyonlarda seyrettiğiniz  hani, haritaların önüne geçip de ahkâm kesenler değil, bunlar hakikatin peşinde olan gazeteciler. Hakikatleri saklayamazsınız, eninde sonunda o hakikat gelir, sizi bulur.

Evet, biz bu duyarlılıklara davet ederken, hatırlayacaksınız, burada Filistin konusunda gerçekten önemli mesajlar verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - İsrail'in soykırımı konusunda önemli mesajlar verdik, bir araya geldik; geldik, geldik yolun sonunda nereye geldik biliyor musunuz? "Board of Peace"e geldik. Nedir bu "Board of Peace"? Hani bir "Truman Show" diye bir film vardı, şimdi de "Trump Show" diye bir film var. "Dünya 5'ten büyüktür." diye diye diye getirdik, bütün dünyayı tek adama teslim ettik. Dışişleri Bakanı oradaydı, İsraillilerle beraber imzalıyor, tek veto yetkisi Trump'ta olan bir anlaşma imzalıyoruz. Meclisin haberi var mı? Yok. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun haberi var mı? Bence yok, kimsenin haberi yok. Kim adına gidiyorsunuz bu anlaşmayı imzalıyorsunuz, kimlere karşı imzalıyorsunuz? Trump anlatıyor: Şunu yaptım, bunu yaptım; şunu yapacağım, bunu yapacağım. Biz Trump'ın arkasına dizilecek bir  ülke miyiz ya da onun keyfine göre hareket edecek bir ülke miyiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Birleşmiş Milletler hukuku yetersiz görülürken, o hukuku geliştirmeye çalışırken şimdi artık gerçek anlamda bir tek adamın emrine giriyoruz; bu kabul edilemez. Nasıl ki Avrupa ülkeleri katılmamıştır, kendi ülke çıkarlarını ve uluslararası hukuku korumuşlardır, biz de bir an önce bu anlaşmadan çekilmek zorundayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir.

 

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerimize verilecek o sadaka gibi zammın görüşüleceği 7'nci maddede yoklama istediğimizde, bir AKP'li milletvekilinin burada olmadığı hâlde varmış gibi pusula vermiş olmasını, sahtekârlığa başvurmuş olmasını bir kez daha buradan biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kınıyoruz. Biz burada sorumlu davranmak, milletvekili olmanın vakarına uygun davranmak zorundayız ve her birimiz aslında millete karşı görevimizi en iyi şekilde yapmakla sorumluyuz. Tabii, bu kaygı nereden kaynaklanıyor? Gerçekten anlatmakta zorluk çekiyorlar, mahcuplar, anlatamıyorlar çünkü emekliye layık gördükleri âdeta bir sadaka. Birkaç örnekle bu konuyu Genel Kurulun gündemine tekrar  getirmek istiyorum çünkü Türkiye'nin gündemi şu anda bu. 17 milyona yakın emekli, onların eşleri, torunları, çocukları yani 86 milyon Meclise bakıyor; Meclis, milletvekilleri benim için ne yapıyor, "Bu sefalet ücreti düzelsin." diye kim uğraşıyor, kim mücadele ediyor, kim kulağının üstüne yatıyor, gecenin bir vakti bu yasayı alelacele kim geçirmeye çalışıyor; bunu izliyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, sadece, günlük 35 lira artış yapacağız, 7'nci madde buydu. Diyanetin belirlediği fitre günlük 240 lira, Diyanet diyor ki "Fitre 240 lira olmalı." Siz veriyorsunuz 35 lira; bunu kabullenmeyin, buna itiraz edin. Bin lira veriyoruz değil mi her bayramdan önce? İlk gündeme geldiğinde, 2018'de bin liraydı, Diyanetin kurban kesim ücreti 800 liraydı; emekli gidiyordu, kurbanını kesiyordu. Şimdi, 4 bin lira oldu ama Diyanetin kurban kesim ücreti 13.600 lira; emekli, o kurbanın budunu alamıyor, budunu ve şimdi, dönüyorsunuz "Biz emekliyi enflasyona karşı ezdirmedik." diye sözler söylüyorsunuz; biz de isyan ediyoruz, biz de bunu kabullenemiyoruz ve kabullenmeyeceğiz.

Bakın, iki basit örnek daha vereyim. Bilindiği gibi ben bir göz doktoruyum. Emekliler ne yapar? Maaşıyla ne yapar emekli? Emekli uzağı, yakını görmez, gözlük ihtiyacı olur; o 20 bin lira verdiğiniz emekli eşiyle gitse gözlük alsa, bir yakın, bir uzak gözlüğü alsa, bir gözlük için şu anda 3 bin lira, 5 bin lira... Hatta birilerinin, sizinkilerin belki daha pahalı marka gözlükleri vardır; 100 bin liraya, 200 bin liraya gözlük var. Doğru mu? Öyle. Mesela, Ali Bey'in gözlüğünün markası nedir, merak ediyorum.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sizinkine para yetmez.

MURAT EMİR (Ankara) - Benim gözlüğüm yok dikkat ettiyseniz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sizin arkadaşlarınızın...

MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi, bakın, devlet, Sosyal Güvenlik Kurumu          -kemerlerinizi bağlayın, sıkı oturun yani dinleyin bunları, dinleyin, dinleyin- bir gözlük için 100 lira veriyor; 100 lira çerçeve için, cam için 30 lira veriyor; çerçeveyi üç yılda bir yenileyebiliyorsunuz, üç yılda bir yenilemek için de numaranızın gerçekten 0.50 diyoptriden fazla değişmiş olması gerekiyor. Ya, bakar mısınız, o emekli amcam, teyzem bir gözlük alamıyor arkadaşlar, bir gözlük alamıyor.

Mesela, emekli ne yapar? Kulağı az duyar, emeklinin işitme cihazı ihtiyacı olur değil mi? Türkiye'de 3 milyon vatandaşımızın işitme cihazı ihtiyacı var. Bir işitme cihazı için verdikleri para 4 bin-7 bin lira arasında, normalde verilmesi gereken ama baktığınızda 30 bin, 100 bine kadar gidiyor işitme cihazları yani işitme sorunu olan emekli bir amcam gittiği zaman cebinden sırasında 20 bin, 30 bin, 40 bin lira vermek zorunda; bu insafsızlıktır, bunu yapmayın.

Biz ne öneriyoruz? Biz açıkça öneriyoruz, beğenmiyorsanız siz yazın, getirin. Biz diyoruz ki bir defa, emekli maaşları arasında bir adalet ihtiyacımız var, bir adalet sağlamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Yani baz ücreti artırdınız ama olması gerektiği gibi primini yatırmış, 9000 gün prim yatırmış, yüksekten prim yatırmış, "İleride rahat ederim." düşüncesiyle emek vermiş emeklimiz de hakkını alamıyor, oradaki adalet de bozuldu.

Bakın, bir defa, 3 grup emeklinin de baz maaşını, temel maaşını 20 bin lira yapalım, sonrasında işçi ve BAĞ-KUR emeklisi için 8.327 liralık seyyanen zam yapalım, hepsine. Böylelikle adaleti de sağlarız; en düşük maaş 28.327 lira olurken şu anda 25 bin lira alan da 33.327 lira alır, adaleti sağlarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) -  Memur emeklileri için de yapılacak şey; göstergeyle yani 15.965 rakamıyla aylık katsayısını çarpalım, 22.157 lirayı bulalım, bunu da o 20 bin liralık kök maaşa ekleyelim ve memur emeklimizin en düşük maaşı 42.157 lira olsun; bunu yapalım arkadaşlar.(CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak, bir konu var, çok önemli, değinmekte yarar var. Suriye'deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz, kaygıyla takip ediyoruz. Orada Alevilere dönük, Kürtlere dönük, başka gruplara dönük, bizim asla kabullenemeyeceğimiz insanlık dışı zulümler yapıldığına dönük bilgiler geliyor, belgeler geliyor, resimler geliyor, feryatlar geliyor. Bir defa, şunu açıklıkla söylemek gerekir: Orada Kürtlerin, Alevilerin veya başka grupların sadece insan olmalarından kaynaklı olarak bütün insan haklarının korunması her birimize düşen bir ödevdir. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, çok önemli.

Hemen toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

MURAT EMİR (Ankara) - Ama onlar aynı zamanda bizim kardeşlerimiz ve akrabalarımızdır. Dolayısıyla bize daha çok görev düşüyor. Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti'ne düşen, bir ve bütün Suriye'nin anayasal bir çatı altında, demokratik bir siyasi zeminde, herkesin hakkının korunduğu, barış içinde yaşayacağı bir devlet oluşumuna katkı vermektir, bu nedenle de sorumlu ve yapıcı davranmalıdır ve Türkiye Cumhuriyeti böylesine insanlık dışı saldırıların yapılmasına engel olacak kudrettedir, o kapasitededir, o cesareti ve kararlılığı da göstermelidir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Özlem Zengin.

Buyurun Sayın Zengin.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de sizleri saygıyla selamlıyorum. İYİ Parti yeni Grup Başkan Vekili Uğur Bey'e de başarılar diliyorum -kendisi dışarı çıkmış olabilir- kolaylıklar diliyorum. Meclisin zor bir görevini ifa ediyoruz.

O kadar zor ki yani benim dedem köyde yaşayan, okuma yazması olmayan, tütün üreten, manda yetiştiren bir çiftçiydi, cömert bir insandı, ondan dolayı benim soyadım Zengin, bir köy çocuğu olarak soyadım Zengin. Şimdi, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı Bey -Murat Emir Bey burada değildi sanıyorum- konuşma yapıyor, buna cevap vermekten hicap ediyorum ama düşünebiliyor musunuz, diyor ki "Grup Başkan Vekilinin soyadı "Zengin" olduğu için zenginlere alaka duyuyorlar." Yani bu muhakeme düzeyiyle siyaset yapacaksanız vallahi işiniz zor. Ben şimdi şöyle baktım milletvekillerine; İlhan Bey var, soyadı "Kesici" bilmiyorum kimi kesti şimdiye kadar? Sururi Bey var, soyadı "Çorabatır" bilmiyorum çora batırmışlar mıdır kendisini? Mehmet Bey var, Çorum Milletvekili, soyadı "Tahtasız" yani "tahtasız" kelimesinin mecazi olarak ne anlama geldiğini bilirsiniz. Nurten Hanım var, soyadı "Yontar" bilmiyorum kimseyi yonttu mu? Sibel Hanım var, soyadı "Suiçmez" herhâlde gün içinde su içiyordur kendisi. Veli Bey var, Veli Ağbaba, bilmiyorum ağa mıdır, öyle diyenler var Malatya'da, pek çok şeyin ağası olduğunu söyleyenler var. Murat Emir Bey var, bilmiyorum, bir emirliğin yöneticisi midir kendisi? Şimdi bazı şeyleri söylerken, Allah rızası için bir muhakeme içinde yapalım değerli arkadaşlarım

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Kasap da var.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Kasap da var, kesen var mı bilmiyorum.

Şimdi, dün burada bağırış çağırışta kayboldu ama bir kez daha ifade ediyorum: Biz bu ülkede en alt gelir düzeyinden insanların oyunu alarak buraya geldik, o yüzden bu yük üzerimizde, ağırlığı biz hissediyoruz.

MURAT ÇAN (Samsun) - Gönlünüz zengin...

 ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - O kelimenin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum.

Şimdi, tabii, siz bunları söylüyorsunuz "Onu verelim, bunu verelim." Mesela, işte, Murat Bey diyor ki "20'yi 23 yapalım." Yani neden mesela bu rakamlar, o dediğiniz rakam değil de...

Sayın Şevkin'in de soyadına baktım, "şevk" olarak var, "şevkin"in ne olduğunu soracağım.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sağ olun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Şimdi...

MURAT EMİR (Ankara) - Biz size gönlü zengin anlamında söyledik, yanlış anladınız.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ben öyleyim de arkadaşınız anlamıyor, arkadaşınız anlamıyor.

MURAT EMİR (Ankara) - Biz sizi sayıyoruz Sayın Zengin, gönlü zengin.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Bakın, siz konuşmayı dinlemediniz, arkadaşınız öyle anlamıyor,  size anlattı galiba Müzeyyen Hanım.

Şimdi, buradaki meselenin şu olduğunu söylemem lazım değerli arkadaşlarım: Bakınız, biz ülkeyi yönetiyoruz, bir muhakeme, bir hesap içerisinde bunu yapıyoruz. Bizim için de kolay olur yani efendim, kafamızdan, gönlümüzden budur... Çünkü bu maaşları bir defa vermiyoruz. Bir sistem içerisinde bir kararı verdiğinizde bu yıllara sarih olarak devam ediyor. Bir emeklilik sistemimiz var.  Şimdi, bir defa çok dağınık bir emeklilik modeli vardı, biz hepsini bir çatı altında topladık. Ha, şunu söyleyebiliriz: Şu anda geldiğimiz noktada daha fazla prim ödeyenler için bir haksızlık var. Biz ileriki zaman içerisinde, özellikle depremle alakalı yükümüz... Toplumsal yüktür, sadece AK PARTİ'nin yükü de değildir bu, hepimizin bir yüküdür. Sayın Emir, bakınız, Sayın Ağbaba dâhil olmak üzere kürsüde Bakana da teşekkür etmiştir. Çok ağır bir yük taşıdık, çok ağır bir sorumluluk, binlerce insanımız vefat etti, bu sene yaptığımız çalışmaların maliyeti 450 milyar gibi çok büyük bir rakam, bunları hep beraber ödüyoruz. O yüzden biz çok net, sarih olarak şunu söylüyoruz: Emeklimiz başımızın tacı, biz bütün gücümüzle yerine getirmek için, onların refahını artırmak için gayret sarf ediyoruz. Bunu yaparken de daha fazla konut yaparak, kira için de konut yaparak, kiralık konutları çoğaltarak yeni modeller geliştiriyoruz. Refahla alakalı yaptığımız bir çalışma var, aile refahını tamamlamak üzerine yeni bir sosyal yardım modeli çalışıyoruz. O sebeple, bizim bütün gayretimiz onların daha rahat yaşaması içindir çünkü yaşlanmak, emeklilik hâlleri... Hepimiz -Allah ömür verirse- yaşlılığın o zorluğuyla... O da bir nimettir aslında, yaşlanmak. "İhtiyar" kelimesi -Filiz Hanım daha iyi bilir- tercih edilen, seçilen anlamına gelir, ihtiyarlamak   aslında Allah'ın bir nimetidir bu anlamda. Böyle baktığımızda, o günlerin rahat geçmesi için her birimizin zaten sorumluluğu var, bunun idraki içerisindeyiz, bütün grubumuz bunun idraki içerisinde ve daha sonraki seçim süreçleri için de ne anlama geldiğini çok çok iyi idrak ederek bunu çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bir şey daha ilave edeceğim. Sayın CHP Grup Başkan Vekili arkadaşımız söylediler; doğal olarak, sizin yapmak için ortaya koyduğunuz tezlerin en azından nüvesini, niyetini bir yerlerde görmemiz lazım. Neresidir burası? Burası belediyelerdir.

Güzel gülüyorsunuz, hoş yani gülüşünüzden lafın nereye geleceğini anladınız, çok zekisiniz her zaman.

Şimdi, burada en önemli il hangisidir? İzmir. İzmir'de de lise okumuş bir arkadaşınız olarak... Ta o zamanlar İzmir'i su basardı, ben lisedeyken, hâlâ İzmir'i su basıyor, hâlâ İzmir'de... Şimdi, bakıyorum, Buca'da işçileriniz maaşını alamıyor, Karşıyaka'da alamıyor, Konak'ta alamıyor, parti parti maaş ödüyorsunuz, ESHOT'ta şoför arkadaşlarımız yeterince maaşlarını alamıyor, parti parti veriyorsunuz yani ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Önce kendi icraatlarınıza, yereldeki bu icraatlarınıza bir bakacaksınız.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Ama yereli çok boğuyorsunuz Özlem Hanım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Belediyelere destek gelmiyor.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Belediyelere destek gelmiyor, silkelemekten belediyeleri. 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Şimdi, mart ayı gelecek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bir cümle... Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Biliyor musunuz aynı şartlardayız. Aynı belediyeler çünkü Belediye Kanunu aynı.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - AK PARTİ dönemindeyken kesilmeyen borçlar şimdi kesiliyor.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - O yüzden...

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Yapmayın yani.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ya, İzmir'in şu su konusunda bile, aynı zamanda o körfezin kirliliği konusunda bile Sayın Çevre Bakanımız büyük bir hassasiyetle mevzuya girdiler.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - İktidar ile belediye mukayese edilir mi ya! 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - O sebeple, değerli arkadaşlarım, bu lafları söylüyorsunuz ama bakın, vatandaşımız şu kararı verecek: Ne söylediğinizden çok, bu söylenenleri kimin yapabilme iradesi olduğuna karar verecek. O irade de burada ve burada kalmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Belediyeler devlet değil ki.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN - Ne oldu Nurten Hanım? Siz niye söz istiyorsunuz, soyadınızdan dolayı mı?

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Evet.  

BAŞKAN - Sayın Emir, buyurun.

 

 

MURAT EMİR (Ankara) - Ben tabii, öncelikle, Sayın Zengin'in şahsımla ilgili sözlerine teşekkür ederim ama kendisini anlıyorum, emekli maaşını konuşamayınca, bu açlık, yoksulluk, maaşına olması gerektiği gibi ikna edici cevap bulamayınca elbette ki konuyu kendince en güçlü saldırabileceğini zannettiği belediye meselesine getirmeye çalışıyor. Biz belediyeleri konuştuk, konuşacağız, yarın daha çok konuşacağız ama bugün, bugün emekliyi konuşacağız, bugün emekli maaşını konuşacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Size sadece bir cümle söyleyeyim mutlu olun: Bütün bunlar "Silkeleyin bu belediyeleri." talimatıyla başladı. Rahatsız oldular kreşlerden, kent lokantalarından, altyapılardan, metrolardan ve bütün o belediye hizmetlerinden rahatsız olunca "Silkeleyin bunları." dedi ya, "Yeniliyoruz." dedi, öyle başladı, yarın tartışırız bu konuyu, bugün emekli. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Tamam, bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN - Çok güzel bir diyalog var Sayın Emir'le.

 Buyurun Sayın Zengin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Ama sürekli hep bu diyalog...

 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, tabii, bir işin başı kadar ahiri de önemlidir, böyle başlıyoruz, gece biterken işler farklı boyuta varıyor, ümit ediyorum gün böyle biter.

 Şimdi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ikinci turda ben İstanbul üçüncü bölge milletvekili olduğum için her gün Bakırköy'e gittim, her gün, Allah Bakırköylülerin yardımcısı olsun, aman Allah'ım, bir şikâyet, bir şikâyet, bir şikâyet, bir şikâyet; her şey dökülüyor, inanılmaz, üstelik de İstanbul'un yaş ortalaması en yüksek ilçesi.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Hani diyorsunuz ya: "Halk oy verip seçiyor ama." diye...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Peki, sonuç, belediyede kimi seçiyorlar? Kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisini. Neden çünkü icraat Türkiye'de oy almanın kriterlerinden bir tanesi, siyasetin pek çok belirleyicisi var. O yüzden buradaki meseleyi de doğru zeminde konuşmamız lazım. Yani biz siyaset yaparken bir taraftan yaptıklarımızı, bir taraftan hayata dair felsefelerimizi, kendi siyasetimizi anlatıyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Son cümlem...

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Biliyor musunuz, her şeyi gerçekten inanarak, bilerek söylüyoruz. Bu konuda da bütün gücümüzle, özellikle 2026'nın ikinci yarısından itibaren, emeklilerimiz de dâhil olmak üzere herkesin refah seviyesinin çok daha iyileşeceğini buradan ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - İnşallah.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkanım, bütün kanunlarda "Cumhurbaşkanı yürütür" diye biter, "belediye yürütür" diye bir tane kanun yok.

BAŞKAN - Sayın Gürer, sana mikrofon açmaya gerek yok, herkes duydu bak.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Belediye yönetmiyor mu, kim yönetiyor?

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Belediyeler başka devletin, iktidar başka devletin değil yani.

BAŞKAN - Sayın Temelli, buyurun.

 

 

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emekli maaşları ya da asgari ücret, bu konular söz konusu olunca bir deprem meselesi sürekli karşımıza geliyor. Kayıtlara geçsin diye bir kez daha söyleyeceğim. Depreme dair bu Meclis bir ek bütçe yaptı ve o zaman söylenen rakam 115 milyar dolar. Buna karşılık ek bütçe yaptık, vergisini topladık ama 2011'de de Hazine Bakanı olan, Maliye Bakanı olan Mehmet Şimşek o zaman 2011 deprem paralarıyla ilgili demişti ki: "Biz bunu yola harcadık." Acaba şimdi de yola harcadı da o yüzden mi biz hâlâ emekliye bir para veremiyoruz? Onu merak ediyorum.

Son olarak, Sayın Özlem Zengin, soyadıyla ilgili bayağı bir vakit şey yaptınız. Bu kadının da bir soyadı vardı, hatırlatmak isterim.

BAŞKAN - Sayın Yontar, niye söz istiyorsunuz?

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Soyadıma laf ettiler.

BAŞKAN - Ya güzel bir espri oldu ya.

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Vallahi Başkanım... Soyadı benim soyadım değil, eşimin soyadı Başkanım. Yapamaz yani diyemez, diyemez.

BAŞKAN - Çok zekice yapılmış bir değerlendirme ya Sayın Zengin'in yaptığı, Allah aşkına ya.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşınızın absürtlüğünü ifade etmek istedim, size bir şey söylemiyorum.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

 

22/1/2026 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22 Ocak 2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Selçuk Özdağ

 

 

Muğla

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanı Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından OHAL KHK'leriyle kamu görevinden çıkarılan, haklarında adli yargı mercilerinde soruşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesine rağmen görevlerine iade edilmeyen on binlerce kamu görevlisinin yaşadığı hukuki, ekonomik ve sosyal mağduriyetlerin tüm boyutlarıyla araştırılması, yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi ve toplumsal barışın tesisi için atılması gereken hukuki ve idari adımların belirlenmesi amacıyla 22 Ocak 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 22 Ocak 2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin kanayan bir yarası... Bakırköy'deki insanların bile sorununa kulak kabartan ama binlerce insanın mahkeme tarafından aklanmasına rağmen sesine duyarsız kalan bir iktidar grubuna karşı daha önce de müteaddit defalar dile getirdiğimiz bir konuyu bugün tekrar gündeme getirmiş oluyoruz.

Memleketimizde klasik bir laf vardır, birisiyle ilgili bir iddia ortaya atıldığı zaman "Aklan da gel." derler. Bu "Aklan da gel."in manası "Git, mahkemeden bir karar al, gel, ondan sonra konuşalım." denir. "Aklan da gel."i herhâlde "AK PARTİ'li" olarak anlamak anlamında "AK PARTİ'lilen de gel." mi diye algılıyorlar, onu doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Herhâlde bu soyadı tahlili üzerinden bu kadar geniş değerlendirmeler yapan bir iktidar grubu aklanmanın ne manaya geldiğine dair de bir kısım değerlendirmelerde bulunur AK PARTİ ismi üzerinden.

Şimdi, yargıyı düzenleyen Anayasa'mızın 138'inci maddesi var, Sayın Grup Başkan Vekilimiz de bir hukukçu olduğu için herhâlde bu maddeyi kendisi de çok iyi bilir: "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." Şimdi, idare olarak siz bir tasarrufta bulunuyorsunuz herhangi bir devlet memuru hakkında ve "Sizin şu örgütle bir irtibat ve iltisakınız var. Dolayısıyla, sizi ben kamuda istihdam edemem." deyip kamudan ihraç ediyorsunuz. İlgili kişi de gidiyor veyahut kendisinin gitmesine gerek olmadan zaten savcılık bu ihraçla beraber otomatik olarak bir soruşturma başlatıyor. Soruşturmanın sonunda bir takipsizlik kararı veriyor: "Her ne kadar seni bir örgütle ilgili irtibat ve iltisaktan dolayı işten atmışlarsa da ben araştırdım, senin herhangi bir örgütle irtibat ve iltisakın yok." Takipsizlik kararı; buyur, kapı gibi bir aklanma belgesi. Ya da hakkında bir dava açıyor, savcı kanaat getirmiyor, bir iddianame düzenliyor, diyor ki: "Benim topladığım delillere göre bu kişinin falan örgütle bir irtibat ve iltisakı var." O da gidiyor, savunmasını yapıyor ve beraat kararı alıyor. İstinaftan, Yargıtaydan geçiyor, kesinleşiyor, alın size ikinci kapı gibi bir aklanma kararı daha. Daha ne istiyorsunuz? Bu insanın suçsuz olduğunun belgelenmesi için ne yapması lazım? Evet, sizin iktidarınız içerisinde ondan daha yoğun faaliyetlerle adı geçen örgütle bağlantısı olmasına rağmen bugün yüksek yüksek mevkilerde olan bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunun suçu mahkemelerde aklanmış olmasına rağmen partinizde aklanmamış olması mıdır acaba işe iade edilmemesi için? Bu vicdanın sesini ne zaman duyacaksınız? Anayasa diyor ki: "İdare organları mahkemelerin kararlarını geciktiremez, yerine getirmek zorundadır." Peki, mahkemelerin suçlu ilan etmediğini siz hangi hak ve yetkiyle suçlu ilan ediyorsunuz? Vicdan, merhamet, adalet bunun neresinde? Sadece bir insanı cezalandırmıyorsunuz değerli AK PARTİ'li arkadaşlar, aynı zamanda bir aileyi, aynı zamanda irtibat ve iltisaktan dolayı onunla yakın ilişki içerisinde olan birinci ve ikinci derece akrabalarının hepsini kamuya girişlerinde irtibat ve iltisaktan dolayı cezalandırıyorsunuz, toptan suçlu olarak ilan ediyorsunuz. Allah aşkına, bu insanların ne yapması lazım? Anayasa Mahkemesine gidip hak ihlali kararı alıyorlar, ardından -onu da yerine getirmiyorsunuz- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine... Gâvur Batı'nın mahkemelerinde hak arıyorlar, oradan da tazminat kararları çıkıyor ama sizin umurunuzda olmuyor. Devlet para ödüyor, devlet bedel ödüyor, toplum bedel ödüyor, aileler bedel ödüyor, bir tek bedel ödemeden paşa paşa geçinmeye çalışan sizlersiniz. Allah aşkına, siz bu yetkiyi kimden alıyorsunuz? Bu kadar insanlara zulmetme hakkını kimde buluyorsunuz? Gelin, elinizi vicdanınıza koyun, on seneden fazla bir zaman oldu. Tamam, darbeye karışanlar sonuna kadar cezasını alsın, zaten almaktalar ama Allah aşkına, mahkemelerin suçlu ilan etmediğini suçlu ilan etmek hangi vicdanın tezahürüdür ya? Hangi vicdanın tezahürüdür? Sizin vicdanınız elveriyor mu mahkemenin suçlu ilan etmediği bir kişiyi medeni ölüme terk edip ömür boyu kamu hizmetlerinden aksatmak? Onların da çocukları -sizin çocuklarınız gibi- babalarının akşam devlet dairelerindeki mesaileri bittikten sonra elindeki poşetlerle eve dönmelerini beklerlerdi ama maalesef onlar utancından işsiz kaldıklarını dahi çocuklarına hissettirmemek için sabah işe gidiyormuş gibi gidip akşam işten dönüyormuş gibi evlerine geri dönüyorlar. Bu utanç hepimize yetmez mi değerli arkadaşlar? Bu insanların daha ne yapması lazım aklanması için?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bir Millî Birlik, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu başlattık ve orada en önemli başlıklarımızdan bir tanesi -hem Komisyona katılan partiler olarak bizlerin hem de toplumsal bütün kesimlerin- toplumsal bütünleşme. Nedir toplumsal bütünleşme? Bugüne kadar her ne olmuşsa olsun biz artık geçmişi unutalım. Bu insanların yeniden topluma kazandırılması, sosyal ve ekonomik olarak toplumla adapte olabilecek bir yaşam sürmesi... Bunlara tanıdığımız hakları niçin mahkemelerde beraat ve takipsizlik almış olanlara tanımıyoruz? Hadi geçtim ondan ceza almış insanların durumunu burada müzakere etmeyi; ya, Allah aşkına beraat ve takipsizlik nedir? Bir elinizi vicdanınıza koyun. Akşam çocuğunuza sarılırken takipsizlik ve beraat almış insanların çocuklarına sarılırken hissettiği hüznü hissetmeyen -emin olun- vicdansızdır, vicdansızdır, vicdansızdır!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Türkiye bir hukuk devletidir Bülent Başkan (!)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Türkoğlu'nda da mikrofonu açmaya gerek var mı bilmiyorum yani.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bütün konuşmaları siz yapıyorsunuz vallaha.

BAŞKAN - Buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; öncelikle YENİ YOL Grubunun önerisini destekliyoruz, bunu peşinen söyleyelim.

Esasen herkesin bildiği sır gibi bir konu bu memlekette. Tabii, OHAL KHK'leriyle kamu görevinden çıkarılan ancak haklarında adli yargı mercilerinde soruşturmaya yer olmadığına dair kararlar, artı beraat kararları verilmesine rağmen görevlerine iade edilmeyen on binler var, yüz binler var. Bu malum darbe süreci yaşandığında ben Bursa'da KAMU-SEN Başkanıydım. Bütün sendikalar kapılarını, telefonlarını kapattığında bizimki açıktı, hukukun işlemesini istiyorduk. O zaman hiç unutmadığım bir mesele yaşandı. Sayın Bülent Arınç yanılmıyorsam Bursa Milletvekiliydi, geçmiş dönem Meclis Başkanıydı; bu süreç yaşandığında basına yansıyan bir demeci oldu. Sayın Arınç dedi ki: "Farz edin, ben bir ahmağım." Bu kadar dedi ve bu kabul gördü ancak ne yazık ki binlerce kamu çalışanı o, bu, şu gerekçelerle, bir şekilde, KHK'lerle meslekten ihraç edildi. Ben o zaman şöyle bir soru sormuştum: "Bu ülkede herkesin en az Sayın Arınç kadar ahmak olma hakkı var; sadece ona mahsus olmamalı, öyle değil mi?" Sonra mahkeme kararları çıkmaya başladı, takipsizlik kararları çıkmaya başladı ancak uygulanmadı. Hukuka sığınmayacaksak, eğer ülkede hukukun kararları geçerli olmayacaksa neye göre hareket edeceğiz? İnsanlar neye göre yaşayacaklar, neye göre adım atacaklar? Binlerce örneği var bunun. Evet, bu konu araştırılmalı; kim bu memlekete ihanet ettiyse, hain darbe girişimine karıştıysa onunla alakalı bütün gerekli iş ve işlemler yapılsın. Devleti tel tel sokaktan topladığımız o karanlık gecede kimin parmağı varsa; kim şimdiye kadar onlara ön açtıysa, yol açtıysa siyasi ayaklarına kadar araştıralım kardeşim ama diğer taraftan, hukuktan sonuç aldığı hâlde bu memleketteki en alt birimdeki kamu çalışanları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) -  Tamamlayayım efendim.

BAŞKAN - Tabii, tabii, buyurun.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - ...başta olmak üzere, onlarla ilgili verilmiş mahkeme kararları, takipsizlik kararları, istihbarat notları ortadayken bu keyfîliğe müsaade etmemek lazım. Kim ne kadar bu konuda mesulse gelin ortaya koyalım, araştıralım ve hak yerini bulsun, insanlar adalete güvensin, devlete güvensin, mahkemelere güvensin. O nedenle, YENİ YOL Grubunun bu önerisini destekliyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Adalet Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar darbe girişimini fırsata çevirerek oluşturduğu KHK rejimiyle on binlerce kamu emekçisini işinden ederken aynı zamanda onları ve ailelerini sivil ölüme terk etti. Üzerinden on yıl geçti, hâlâ dün gibi hatırımızda. İhraç edilen yurttaşların işlerini kaybettiği yetmedi, sicillerine "KHK'yle ihraç" ibaresi kalıcı şekilde işlendiği için özel sektörde dahi iş bulamadılar. Mesleki lisansları ömür boyu iptal edildi, deprem kredisi gibi afet durumlarında verilen kamu kredilerinden bile yararlandırılmadılar. İş yeri ruhsatı alamadılar, banka hesaplarına bloke kondu, burs ve sosyal desteklerden kendileri ve aile bireyleri yararlanamadı, dışlandı. Kelimenin tam anlamıyla düşman hukukuna tabi tutuldular. Sonucunda artan intihar vakaları ve iş cinayetleriyle karşılaştık. OHAL sonrası en az 130 KHK'li intihara sürüklendi, 1.200'ün üzerinde kişi üzüntüsünden hastalanarak ya da bilmediği ağır işlerde kayıt dışı olarak çalışırken yaşamını yitirdi. Hani o "çok kutsal" dediğiniz aile, binlerce aile sizin bu hukukla bağdaşmayan uygulamalarınızdan dağıldı. Derin bir insani kriz yaşandı. KHK'yle ihraç edilenlerin sorunlarını gündeme getirdiğimizde "Komisyon çalışıyor." dediniz, "Hukuki süreç işliyor." dediniz, "Yargı bağımsız." dediniz. KHK'yle işten atılmaların başlamasının üzerinden neredeyse on yıl geçti; böyle yavaş işleyen yargı mı olur?

Değerli arkadaşlar, geç gelen adalet adalet değildir. Ülkedeki bu hukuksuzluk ve güvensizlik ortamı, rasyonel olmayan dış politika, bugün yaşadığımız derin ekonomik krizin ve halkın yoksullaşmasının, çocukların çetelerin eline düşmesinin de en büyük sebebi. Yargı mercilerince beraat eden veya takipsizlik alan binlerce yurttaşımız hukuk devletiyle bağdaşmayan, "kurum kanaati" adı verilen istihbari fişlemelerle görevlerine iade edilmiyor.

OHAL komisyonunun oyalama misyonunu bugün idare mahkemeleri üstlenmiş durumda. Barış akademisyenleri örneğinde olduğu gibi binlerce dosya mahkemelerde bekletiliyor, hukuki öngörülebilirlik tamamen yok ediliyor. Dosyası bekletilenlerden biri de benim, tam on yıl oldu, hâlâ dosyam Danıştayda. Talebimiz net, hukuk dışı bu kıyıma son verilmesi için artık bir an evvel yasal düzenleme yapmalıyız; bu Meclisteki tüm vekillerin sorumluluğudur bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ADALET KAYA (Devamla) - Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan, beraat etmiş tüm kamu emekçileri ve barış akademisyenleri mali, özlük ve unvan dâhil tüm haklarıyla birlikte koşulsuz olarak derhâl görevlerine iade edilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Evrim Karakoz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EVRİM KARAKOZ (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Tunceli Milletvekilimiz Kamer Genç'in 10'uncu ölüm yıl dönümü; onu rahmetle, minnetle anıyoruz. Kamer Genç on beş sene önce bu fenerle bu Mecliste adalet aradığını, hukuk aradığını haykırmıştı. Maalesef, bu geçen on beş yıl boyunca biz bu ülkede adalet aramaya, hukuk aramaya devam ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda, Kamer Genç o dönemde FETÖ'cü arıyordu, FETÖ konusunda sizleri uyarıyordu; sizler Kamer Genç'e saldırıyordunuz, tarih Kamer Genç'i haklı çıkardı ancak gelinen noktada, bu ülkede darbe oldu, darbe sonrasında tüm siyasi partilerden insanlar yargılandı, bu ülkede sadece AKP'liler yargılanmadı.

YENİ YOL Partisinin grup önerisi üzerine söz aldım. Evet, OHAL sürecinde en az 130 bin kamu görevlisi KHK'lerle ihraç edildi. İhraç edilen vatandaşlarımızdan takipsizlik kararları alanlar oldu, mahkemeden beraat kararları alanlar oldu yani yargı "Suçlu yok." dedi ancak OHAL İnceleme Komisyonu, yargının "Suç da yok suçlu da yok." demesine rağmen on binlerce iade başvurusunu reddetti. "Kurum kanaati" denen ve ucu açık, nereye çekersen oraya gidecek hukuksuz bir yöntem yaratıldı. İdare mahkemesine başvuran çoğu vatandaşımızın talepleri reddedildi. Yani bir mahkeme, başka bir mahkemenin vermiş olduğu kararları da dinlemedi ve sadece yürütmenin beyanlarını esas aldı. OHAL sona ermiş olmasına rağmen bazı vatandaşlarımız için OHAL devam ediyor. İnsanlar haklarında "Suç da yok suçlu da yok." kararları verilmiş olmasına rağmen işlerini, aşlarını, ailelerini kaybettiler, toplumdan dışlandılar, büyük zorluklar yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar. Örneğin, barış akademisyenleri lehine Anayasa Mahkemesi kararları olmasına rağmen, "fikir özgürlüğü" denilmesine rağmen idari yargı, iade taleplerini reddetmeye devam etmektedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun Anayasa Mahkemesi kararlarına uyması gerekmektedir. Diğer taraftan, Anayasa'mızın 153'üncü maddesi gayet açık "Anayasa Mahkemesi kararları yasamayı, yürütmeyi ve yargı organlarını bağlar." demesine rağmen maalesef AKP iktidarı Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamakta ısrar etmektedir. Burada net olan tek bir şey vardır; iade taleplerinin reddedilmesi hukuki değil siyasidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

EVRİM KARAKOZ (Devamla) - Yirmi dört yıldır iktidarda olup da tümünü kendisinin atadığı yargıçların kararlarına dahi uymayan AKP iktidarıdır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu önergeye "evet" diyoruz ve tüm vatandaşlarımıza hukuk vaat ediyoruz, tüm vatandaşlarımıza adalet vaat ediyoruz, tüm vatandaşlarımıza eşitlik vaat ediyoruz ve aynı zamanda emeklimize, emekçimize bolluk bereket vaat ediyoruz, Türkiye'ye huzur vaat ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ali Özkaya.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; YENİ YOL Partisinin grup önerisi üzerine AK PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle 15 Temmuz hain darbe girişiminde şehit olan 253 şehidimizi rahmetle, yaklaşık 3 bin gazimizi de minnetle anıyorum. Bu, Türk tarihinin en derin Haşhaşi örgütlerinden biridir. Sultan Alparslan ve Melikşah zamanında yaşanmış bir felaket; bin yıl sonra benzeri ve daha büyüğü bir felaketle karşı karşıyayız. Bu süreçte bir darbe girişiminin... Şehitlerimizin ve gazilerimiz olduğu -az önce söylediğim gibi- ve bu Meclisin bombalandığı bir günde buna kalkışanlarla ilgili devlet tedbirler almış ve ciddi manada bu örgüte karışan, irtibat ve iltisaklı olanlarla ilgili ihraç işlemleri yapmıştır. Sonra bununla ilgili KHK çıkmış, Olağanüstü Hal Komisyonu kurulmuş, 2017'den 2023 yılına kadar bu kişilerin ihraçları incelenmiş ve bunlarla ilgili karar verilmiş, daha sonra bu Komisyonun kararları idari yargının denetimine tabi kılınmış. Sonraki süreçte üç yıl süreyle bakanlıkların ihraç yetkileri idari yargının denetimine tabi kılınmış ve en sonunda disiplin hukuku süreçleri işletilmiştir.

Bugüne kadar bu süreçle ilgili net rakamı da söyleyeyim: 162 bin 239 kişi ihraç edilmiş; bunların 24.368'i iade edilmiştir geri yani memuriyete dönmüştür. Hukuk devleti ve hukuk sistemi çalışmaktadır. Bu kişilerden yaklaşık 3 bin civarında kişi mahkeme kararıyla, diğerleri OHAL Komisyon kararıyla iade edilmiştir. "Efendim bu kişilerin hepsi ihraç ediliyor, hiçbir şekilde kimse gelmiyor, geri dönmüyor." diye bir şey söz konusu değil.

Şimdi, iki konu var: Bir, bu kişiler beraat ettiler veya takipsizlik kararı var dolayısıyla her hâlükârda dönmesi gerekiyor... Bizim ceza hukukumuz ve ceza yargılama hukukumuz ile idari yargılama usul hukukumuz birbirinden farklı iki hukuk disiplinidir. Ceza hukukunda bir kişiye, bir kamu görevlisine ceza vermeniz için mutlak surette suç olması gerekir ama memuriyet hukukunda, disiplin hukukunda Anayasa’nın 129'uncu maddesi ve Devlet Memurları Kanunu'nun 6'ncı maddesinde devlete, kamuya, millete sadakat yükümlülüğü vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Bu sadakat yükümlülüğünde sorumluluk sıkıntısı çıkmışsa o zaman karar verir. Bakın, Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Efendim, disiplin hukuku ayrı bir hukuktur, cezadır." Yine...

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Mahkemeye sadakat... Mahkeme karar vermiş, ona uymuyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Devlete ve millete... Terör örgütüne değil, FETÖ'ye değil, PKK'ya değil, devlete ve millete sadakat kardeşim; bu kadar basit. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Mahkeme devlet değil mi?

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - İşinize gelmeyince FETÖ, PKK... Anayasa Mahkemesi diyor ki... Mesele şu: İltisak, irtibat...

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Hukuk, hukuk...

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bu kadar vicdansızlık olmaz ya! Mahkeme beraat ettirmiş hâlâ "suçlu" diyorsun ya!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Bak, iltisak ve irtibat... CHP gitti, Noterler Kanunu ve "Bu, uygundur." dedi. Bu konu... Beraat etmiş, 2 tane hâkim var, FETÖ'nün okullarından soru çaldığı yerde bir evde kalmış birisi mahkûm olmuş, ihraç edilmiş; diğeri de aynı evde ama bunun cezalandırılması Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/b gereğince mutlak beraat değil, (e) fıkrası gereğince delil yetersizliğinden beraat olmuş.

(Mikrofon otomatik sistem tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Kendinizi koyun bu devletin yerine, kırk yıl hâkimlik yaptırtabilir misiniz soru çaldığı şüphesiyle yaşayan bir kişiye? Mesele bu, bunları...

Başkanım, çok az müsaade...

BAŞKAN - Bir dakikadan fazla vermiyoruz, verdim size süreyi.

Önergeyi oylarınıza...

 

 

(YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN - Önergenin oylamasından önce yoklama talebi vardır.

Sayın Kaya, Sayın Özdağ, Sayın Kırkpınar, Sayın Çömez, Sayın Kaya, Sayın Türkeş Taş, Sayın Çalışkan, Sayın Arslan, Sayın Kılıç, Sayın Aydın, Sayın Sunat, Sayın Türkkan, Sayın Silkin Ün, Sayın Şahin, Sayın Yılmaz, Sayın Altıntaş, Sayın Bilici, Sayın Ekmen, Sayın Çandar, Sayın Bakırlıoğlu.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıkla laf atmalar)

BAŞKAN - Şimdi, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Zengin, biz bu soy isimle dalga geçmeyi...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ya, dalga geçmiyorum... Arkadaşlarınıza söyler misiniz.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Bu senin acizliğini gösterir.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Bak, cevap vereceklermiş, arkadaşların bunu yaptı. Lütfen... Onlar nasıl benle dalga geçebiliyor ya! Siz arkadaşınıza niye söylemiyorsunuz?

MURAT EMİR (Ankara) - Geçemezler efendim. Özlem Hanım, lütfen siz...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ne münasebet ya! Bana cevap verirse ben de... Bu nedir ya, ne demektir yani! Ben bir espri yapıyorum, herkes espri olduğunu anladı, bir siz anlamıyorsunuz.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Siz hâlâ ilkokulda kalmışsınız.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşınız ilkokul düzeyi, git arkadaşına söyle. Arkadaşınıza söyleyin. Arkadaşın başlatıyor, utanmıyorsunuz.

BAŞKAN - Bu soyadı konusu mu?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Evet.

Bu nedir ya!

BAŞKAN -  Ya, soyadı konusu çok zekice ve tamamı espriye dayalı bir yorum ya beyler, Allah aşkına ya!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkanım, biz bunu ilkokulda yapardık, ilkokulda.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşına söyle, git arkadaşına söyle.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Bazıları ilkokulda kalmış, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Gidip arkadaşına söyle, arkadaşına söyle!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) -  O zaman "tahtasız"ı ne amaçla söyledin; onu söyle.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşına söyle! Ağzını açmayacak böyle anlamsız konularda.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - "Tahtasız"ı ne amaçla söyledin onu söyle?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkadaşına söyle.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Ben tahtasız soy ismiyle gurur duyuyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ben de gurur duyuyorum soy adımla. Ne hakkın var, ne hakkın var!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Benim soy ismimi ağzınıza alırken biraz dikkat etmeniz lazım.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Git arkadaşına söyle!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Benim arkadaşıma sen söyleyeceksin. Kim yanlış anladıysa...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Git arkadaşına söyle. Dinlememişsin, gelmiş burada ahkâm kesiyorsun; herkes güldü. Bak, Turhan Çömez Bey bana yazmış "Beni de söyleseydiniz de çömez olmadığımı ifade etseydiniz." diyor, gülüyoruz ya. Değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN - En iyisi Temelli.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Temelliyiz biz burada, hiçbir yere gitmiyoruz.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bu nedir ya! Yani ben size efendice esprili cevap veriyorum, gelmiş burada diyor ki: İlkokul çocuğu... Arkadaşınızın kafası ilkokulun altında.

BAŞKAN - Murat Bey müdahale eder ya.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) -  Biz ilkokulda yapardık diyorum, ilkokulda.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bu ne hâldir ya!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - İlkokulda kalmışsınız.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Espri anlamayan bir kafa var ya!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - İlkokul çağını daha anlayamamışsınız ne yapalım yani Allah Allah!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Biz de onu söylüyoruz zaten.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hakikaten anlayamamış ya. Düzeyiniz yerlerde.

MURAT EMİR (Ankara) - Özlem Hanım, tamam, biz arkadaşlarımızla...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Tamam, arkadaşınıza söyler misiniz?

MURAT EMİR (Ankara) - Söyledik. Özlem Hanım...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Kim başlattı bunu? Burada söylüyor, orada söylüyor. Bu kaçıncıdır ya! Evet 15 vekiliniz söyledi bunu. Bir "Susun." diyemiyorsunuz.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - İşte, zenginlik böyle bir şey Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başa bela, başa bela. Olmayan zenginlik başa bela.

(Uğultular)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hakikaten ya, bu nedir ya! Bir insanın soyadıyla dalga geçen bir kafa olabilir mi ya! Onlar başlatıyor, dinlememiş, salonda yok. Koşa koşa geliyor "Bana laf söyledi." Allah, Allah! Söyle, ben daha beterini söyleyeceğim ve o kelimenin daha beterini söyleyeceğim.

NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Özlem Hanım... Başkanım...

MURAT EMİR (Ankara) - Özlem Hanım, arkadaşlarımızı biz susturduk.

BAŞKAN - Murat Bey, müdahale etti, arkadaşlar vazgeçtiler.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hayır, haklıyız, bu nedir ya? Yeter artık, Genel Kurulu ciddiyete davet ediyoruz.

Bir şeyin olmadığını anlatıyorsun, yaptığının çirkinliğini anlatıyorsun; onu bile anlamıyor.

MURAT EMİR (Ankara) - Özlem Hanım, konu hasıl oldu, anlaşıldı.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bence olmadı.

MURAT EMİR (Ankara) - Oldu efendim, oldu.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Olmadı.

MURAT EMİR (Ankara) - Oldu, siz rahat olun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hakikaten [1]

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.15

 

      İKİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 16.35

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK(Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubunun önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

22/1/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/1/2026 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz Ederim.

 

 

Turhan Çömez

 

 

Balıkesir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Manisa Milletvekili Şenol Sunat ve 19 milletvekili tarafından eğitim hakkının sürekliliğinin sağlanabilmesi, gençlerin yeniden yükseköğretim sistemine kazandırılabilmesi ve toplumsal kalkınmaya katkı sunabilmeleri için mevcut yasal düzenlemelerin ve uygulamaların kapsamlı biçimde incelenmesi, yükseköğretimden çeşitli sebeplerle ayrılmak zorunda kalan öğrencilerin yaşadığı mağduriyetlerin tüm boyutlarıyla incelenmesi, önceki öğrenci affı uygulamalarının etkilerinin değerlendirilmesi ve yalnızca belirli fakülteleri değil, tüm yükseköğretim kademelerini kapsayan geniş kapsamlı bir öğrenci affının düzenlenmesi amacıyla 21/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 22/1/2026 Perşembe günkü birleşimde  yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, İYİ Parti Milletvekilimiz Sayın Şenol Sunat'a söz vereceğim ama çok uğultu var, konuşan milletvekillerimizin kulise geçmelerini rica ediyorum.

Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde...

Sayın Başkan, lütfen uğultuyu kessinler.

Evet, sayın milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Büşra, Ece, Yusuf, Arda, Kaan, Mustafa ve daha nice gençten yüzlerce mesaj aldım. Bu mesajlar sadece kendi hikâyelerini değil, aynı kaderi paylaştıkları on binlerce gencin ortak sesini taşıyordu. Eğitimini yarım bırakan gençlerdi onlar, isteyerek bırakmamışlar, sadece dayanamamışlar, tutunamamışlardı. İşte, bugün, burada yalnızca bireysel hikâyeler için söz almadım; bir ülkenin geleceğine dair ertelenmiş hayallerin, yarım kalmış hayatların, kırılmış heveslerin, umutla bekleyen on binlerce gencin sesi olmak için söz aldım. Yükseköğretimden ayrılmak zorunda kalan gençlerin yaşadığı bu mağduriyet sessiz kalınabilecek bir mesele değildir sayın milletvekilleri. Bu tablo bireysel bir sorunu çoktan aşmış, toplumsal bir yara hâline gelmiştir. Bu kanayan yarayı görmezden gelmek, umutları, geleceği ve gençleri görmezden gelmektir.

Sayın milletvekilleri, eğitim hayatının yarıda kalması çoğu zaman bir tercih değildir, hiçbir genç isteyerek okulundan ayrılmaz, kimse hayallerinden vazgeçmek için yola çıkmaz. Sağlık sorunları, ailevi yükümlülükler, ekonomik zorluklar, pandemi koşulları, depremler gibi olağanüstü süreçler yıllar içerisinde pek çok öğrencimizi üniversite sıralarından maalesef uzaklaştırmıştır. Bu gençler eğitimden vazgeçmemiştir, hayat onları eğitimden koparmıştır, yarım kalan bir eğitim, yarım kalan bir hayata dönüşmüştür. Eğitimini tamamlamayan her gencin kaybı ise yalnızca kendisinin kaybı olmamış, ailesinin, toplumun ve ülkenin kaybı hâline gelmiştir. Evet, bugün, yükseköğretim sisteminin dışında kalan bu gençlerin ortak ve ertelenemez bir talebi vardır, bu talep yeniden başlama hakkıdır yani geniş kapsamlı bir öğrenci affıdır. Öğrenci affı keyfî bir uygulama değildir sayın milletvekilleri, basit bir idari işlem değildir, bir ayrıcalık hiç değildir. Öğrenci affı, bir sosyal adalet mekanizmasıdır, eğitimde fırsat eşitliğini güçlendirme sorumluluğudur, anayasal bir hakkın adil kullanımıdır, gençler için ikinci bir şanstır, bu imkân her genç için sağlanmalı, daha fazla ertelenmemelidir, derhâl hayata geçirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, son kapsamlı öğrenci affı 2022 yılında yapılmıştır ancak aradan geçen sürede yaşanan toplumsal ve ekonomik değişimler yeni ve kapsamlı bir öğrenci affını zorunlu hâle getirmiştir. Buradan yetkililere bir kez daha sesleniyorum: Konuyla ilgili bir kanun teklifi de verdim, öğrenci affında çözüm belirli fakültelerle, sınırlı düzenlemelerle sağlanamaz. Bu sorun bütüncüldür. Lisans, lisansüstü, doktora ve akademik kariyerin farklı aşamalarında yaşanan aksaklıklar kapsayıcı bir bakış açısını artık zorunlu kılmaktadır. Yapılması gereken, geçmiş uygulamaların sonuçlarını tüm yönleriyle değerlendirmek, kalıcı, adil ve geniş kapsamlı bir af düzenlemesini hayata geçirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri, bu mesele bir grubun, bir siyasi partinin meselesi değil, hepimizin ortak meselesi olmalıdır. On binlerce gencimiz okumak, üretmek ülkesine faydalı olmak istemektedir. Eğitime geri dönen her bir genç, ülkenin yarınlarına yapılan yeni bir yatırım olarak görülmelidir. Eğitim yarım kalmamalı, umutlar ertelenmemelidir. Mağdur olan her gence kapsamlı bir öğrenci affı getirilmelidir. Hayallerini, hayatlarını ve heveslerini bu affa bağlayan Büşralar, Eceler, Yusuflar, Ardalar, Kaanlar ve Mustafaların, gençlerin sesine kulak verilmelidir.

Gençlerin umutlarını ertelemeyelim, gençlerin yarınlarını yeniden kuralım diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sunat. 

YENİ YOL Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Bilici.

Buyurun Sayın Bilici. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine YENİ YOL Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öğrenci affı sıradan bir mesele değildir. Bu mesele yarım kalmış hayatları yeniden eğitimle buluşturma meselesidir. Üniversiteye girip ekonomik nedenlerle kayıt yenileyemeyen, azami süre engeline takılan; sağlık sorunları, ailevi sebepler, deprem ve salgının yarattığı ağır koşullar nedeniyle okuldan kopan binlerce gencimiz vardır. Bu gençlerimizin her biri bu ülkenin birikimi ve geleceği demektir. Eğitim hakkı Anayasa’nın teminat altına aldığı bir haktır, bu hak sadece sınava girme hakkı değildir aynı zamanda eğitimi sürdürme ve tamamlayabilme hakkıdır. Bugün sahada gördüğümüz gerçek şudur: Barınma maliyetleri artmış, burslar yetersiz kalmış, özellikle başka şehirde öğrenciliğini sürdüren evlatlarımızın giderleri katlanmıştır. Bu ekonomik darlık ortamı gençlerimizi çalışmak zorunda bırakarak okulunu dondurmaya itmiştir. Şayet bu gençlerimize geri dönüş kapısını kapatırsak nesil kaybı riskini ortaya çıkarmış oluruz. Bu sebepten, geri dönüş kapısını açmalı ve gençlerimizin hangi nedenlerle sistem dışına düştüğünü netleştirmeliyiz. Eğitime geri dönen öğrencilerimizin barınma, burs, psikososyal destek ve akademik danışmanlık ihtiyaçlarını planlamalıyız; harç, borç ve kayıt yenileme engelleri makul koşullarla düzenlenmeli, depremden etkilenen iller için telafi ve uyum mekanizmaları getirmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, bu mesele parça parça çözülemez. Sadece belirli bölümleri veya belirli sınıfları kapsayan sınırlı adımlar adalet duygusunu zedeleyecektir. Lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyleriyle birlikte azami süre kayıt yenileme, ders tekrarı, staj ve internlük gibi kritik eşiklerin hepsi bir arada ele alınmalıdır. Ayrıca, disiplin uygulamalarının da hakkaniyet, ölçülülük ve ikinci şans ilkesiyle değerlendirilmesi gerekir. Yükseköğretim Kurulu Başkanının kamuoyuna yansıyan açıklamalarında özellikle azami süreyi doldurarak staj ve internlük aşamasında öğrencilik hakkını kaybedenlerle ilgili bir düzenlemenin TBMM'ye sunulmak üzere hazırlandığı ifade edilmiştir. Bu yasanın da ivedilikle Meclis gündemine alınması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, gençlerimize bir fırsat daha vermek, ülkemize ve gelecek nesillere yeniden nefes vermektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Bu sebepten, İYİ Parti grup önerisini desteklediğimizi belirtiyor, adil ve kapsayıcı bir öğrenci affı düzenlemesinin hayata geçirilmesini temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.

Buyurun Sayın Akın.

DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ adına, İYİ Parti önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Evet, öğrencilerin geleceğiyle ilgili, özellikle okullardan uzaklaşmasıyla ilgili yaşanan durum herkes tarafından sanırım biliniyor ama "Bunu sadece bir af meselesiyle çözebilir miyiz?" derseniz, bizim için pek mümkün gözükmüyor. Şunun için söylemeye çalışıyorum: Evet, eğitim sistemimiz ekonomik nedenlerle, sosyal nedenlerle aslına bakarsanız tam bir kriz içerisinde. Bizim gördüğümüz, bu mevcut durum kamusal olarak tekrar ele alınmadan ve demokratik bir eğitim sistemi, bilimsel, demokratik eğitim sistemi kurulmadan sürdürülebilir gibi gözükmüyor. Nedeni de 12 Eylül sonrası oluşturulan YÖK, aslına bakarsanız eğitimin gerçekten özgür, demokratik, bilimsel bir ortamını çıkartmış, tamamen bir askerî kışla gibi yönetmeye çalışmış, kendi istediği insanlar üzerinden bir ilişki kurmuş ve oralarda öğrencilerin kendi özgürce tartışılabildiği, geliştirebildiği bir süreç olmaktan çıkarılmıştır. Sadece bu mu? Elbette sadece bu değil, aynı zamanda şu andaki yaşadığımız ekonomik, sosyal krizlerin yarattığı bir sonuçla barınma hakkı kalmamış ve öğrenciler korkunç bir şekilde, kazandıkları üniversitede okulunu okuyamaz hâle gelmiş ve üniversiteler bir güvence kapısı, gelecek kapısı, umut kapısı olmaktan çıkmıştır. Açık rakamlar şunu göstermektedir, özellikle YÖK verilerine göre söylediğimiz rakamlar şöyledir: Son on yılda 19 milyon genç üniversiteyi bırakmak zorunda kalmıştır, son dört yılda bunun 11 milyonu çıkmıştır okullarından. Nedeni de elbette bu ekonomik krize bağlı olarak barınma hakkını gerçekleştirememiş, kamusal destek olmadığı için, kamusal olarak öğrencilerin yurtlarında kalabilecek ortamlar olmadığı için ve kiraların da şu andaki mevcut koşullarda, örneğin, asgari ücret kazanan bir ailenin 2 oğlu ya da kızı olduğunu varsayarsak yaşatma ve okutma şansı kalmamıştır. Dolayısıyla, bütün bir ekonomik, sosyal, toplumsal kriz içerisinde biz bu meseleyi değerlendirmeden, sadece çözüm açısından af çıkartarak yapamayız. Elbette bu da bir başlangıç olabilir, bu anlamda önergeyi destekleyebiliriz ama bütününü görmeden sorunun çözülmesinin de mümkün olmadığını ifade etmek ihtiyacımız vardır.

O nedenle, eğitim sistemimizin baştan sona bilimsel, demokratik, açık... Gerçekten, özellikle bu dönemde yaşadığımız süreç açısından bakıldığında, on yıldır bizim okullarımızda, üniversitelerde sadece barış istediği için bin civarında akademisyenimiz görevden uzaklaştırılmıştır ve bunlar öylesine değerli insanlardır ki uluslararası alanda ismi olan insanlarımızdır. Bize son bir ziyaret geldi, özellikle Tabip Odası Genel Merkezi yönetimi geldi. Tabip Odası yöneticileri açıkça şunu söylüyorlar: "Artık ülkemizde tıpta, özellikle cerrahide ya da çok önemli rahatsızlıkların giderilmesi için alınan bilimlerde tercih yapılmıyor." Nedenin de bu alandaki mevcut yapısal sorunlardan kaynaklandığını söylüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Sözlerimi bu bakımdan tamamlarken şunu söylemek istiyorum: Bu ülkede barışın, demokrasinin, adaletin, özgürlüğün olmadığı bir yerde hiçbir şeyin başarılı olacağını düşünmüyoruz. Gençler bu ülkede yanı başında savaş olarak güvence içinde değiller, okulları bırakıp bu ülkeyi terk etmek istiyorlar. O nedenle ısrarla söylüyoruz, bölgede barışı, ülkede barışı birlikte düşünmeden süreci yönetemezsiniz ve bu krizi çözemezsiniz. Yasakçı zihniyetinizle asla çözemezsiniz. Son yaşanan, özellikle Suriye'de var olan katliamlar karşısındaki yapılmak istenen demokratik haklarımızın yasaklarla kullanılmaması isteniyor, her yerde yasaklar yapılmaya çalışılıyor. Bunun da doğru olmadığını düşünüyorum. Dün söyledim, bugün tekrar söylüyorum: Eğer buna sessiz kalırsanız, inanın, bu ülkede birlikte ortak yaşamın zehirlendiğini ve ruhsal kopuş olduğunu ısrarla söylüyorum. Dün Ankara'da bunu gördüm, bugün her yerde görüyorum. Bu konuda bütün vekillerimizin biraz duyarlı olmasını rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Aylin Yaman.

Buyurun Sayın Yaman. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYLİN YAMAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de öğrenci affı uygulamaları geçmişte dönem dönem hayata geçirilmiş, en son 2022 yılında bir düzenleme yapılmıştır. Ancak aradan geçen dört yılda yaşanan ağır toplumsal ve ekonomik koşullar çok sayıda yükseköğretim öğrencisinin ve ailelerinin mağduriyetine neden olmuştur. Covid pandemisi sonrasında daha da derinleşen ekonomik krize 6 Şubat depremleri eklenmiş, öğrencilerimiz bu faciadan derinden etkilenmiştir. Üniversite öğrencilerinin yaşam maliyetleri içerisinde yer alan barınma, ulaşım ve fatura ödemelerinin payı her geçen gün artarken ailelerinin alım güçleri de aynı hızla düşmektedir. Zorlanan üniversite öğrencileri ve aileleri gerek toplumsal ve ekonomik gerekse fiziksel ve psikolojik olarak yaşanan ağır süreçlerin baskısı altındadır. Barınma, özellikle de büyük kentlerde üniversiteden kopuş ve eğitimden çekilme sürecini tetiklemiştir. Gelecek kaygısı, ekonomik belirsizlik, eğitim ve kariyer baskısı, sosyal eşitsizlikler gençlerdeki stres düzeyini arttırmaktadır. Bu durum aile içi sorunlara, şiddet eğilimine, madde bağımlılıkları gibi istenmeyen durumlara yol açmaktadır. Umutsuzluk, yaşamdan zevk alamama ve değersizlik hissi ruhsal açıdan önemli konulardır.

Ayrıca, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 44'üncü maddesi gereği düzenlenen öğrenim süreleri açısından mensubu olduğum sağlık camiasının ilgili tüm fakültelerinde adil olmayan bir düzen mevcuttur. Başta tıp fakültesi öğrencileri için olmak üzere azami öğrenim süreleri konusuna dair altı çizilmesi gereken ilk nokta, öğrenim görme şekilleri ve yöntemlerinin özgün ve farklı olması nedeniyle ilgili sürelere dair yeni bir düzenlemenin yapılması zorunluluğudur. Her fakültenin aynı kapsamda değerlendirilmesi hakkaniyetli olmadığı gibi, ders değil sınıf geçme esaslı tıp fakültelerinde verilen ek hakların öğrencilerce kullanılabilmeleri de çoğu durumda mümkün değildir. İki yıllık fakültelere yüzde 100, dört yıllık fakültelere yüzde 75, tıp fakültesi gibi altı yıllık fakültelere sadece yüzde 50 ek süre tanınmıştır. Ülkemizde artan hekim ihtiyacı da göz önünde bulundurulduğunda bu uygulamada kamusal bir yarar da söz konusu değildir. Ayrıca, tıp fakültesinde öğreniminin son aşamasına yaklaşmış ve özellikle 5'inci sınıfa gelmiş, intern doktor olmak üzere olan öğrencilerin süre nedeniyle yüksek öğrenim kurumlarından uzaklaştırılmaları ciddi bir sosyal travmadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AYLİN YAMAN (Devamla) - Fakat unutulmamalı ki yükseköğretimde yaşanan sorunlar sadece belli fakültelere özgü değildir; Mühendislik, hukuk, sosyal bilimler, doktora programlarında öğrenim görenler, 2022 öncesinden kaydını sildiren binlerce öğrenci de benzer sorunlar yaşamaktadır. Bu nedenle, çıkarılacak af asla dar değil, geniş kapsamlı düşünülmelidir. Unutulmaması gereken konu, bu gençler çok zor kazanılan bir okulu disiplinli çalışmaları sayesinde kazanmışlardır. Hiç şüphesiz kanunlar kişiye özel değildir fakat gençlerin ruh sağlığının gözetilmesi, her birinin farklı ihtiyaçları olduğunun bilinmesi, ruh sağlığı temelli bir yaklaşım da çok önemlidir.

Hedefimiz, esas olarak geleceğimiz olan bu gençleri kazanmak ve hayata kazandırmak olmalı.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mehmet Baykan.

Buyurun Sayın Baykan. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET BAYKAN (Konya) - Sayın Başkanım, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, grup önerisini önemsediğimizi ifade etmek istiyorum. Uzun yıllardır AK PARTİ iktidarlarında üniversitelere yapılan yatırımların, eğitimin kalite kazanması adına atılan adımların, kredilerin, bursların hangi noktaya geldiğini bire bir yaşamış birisiyim ancak bu konulara çok rahatlıkla araştırma önergesine gerek kalmadan ulaşılabileceğini de ifade etmek istiyorum. Bunun bir araştırma önergesi şeklinde gündeme getirilmesinin ne kadar fayda sağladığının tartışmalı olacağını ifade ediyorum.

Öğrenci affı meselesi de böyledir. YÖK ve üniversiteler gerekli görürse değerlendirir, geçmişte olduğu gibi öğrencilerimizin yolu yine açılır. Mağduriyetlerin yaşanmaması adına biz de geçmişte yaptığımız gibi yine öğrenci aflarıyla alakalı gereklilik olduğu takdirde adımlar atarız, nitekim Meclis gündemine henüz taşınmamış böyle bir çalışmamızın olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, eğitimin kalitesini artırmaya çalışırken Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde aylardır ara ara dikilen arkadaşlara bu kış günlerinde hastalanmamaları için battaniye ulaştırılmasını ilgili arkadaşlardan rica ediyorum. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - "Dikilen" ne demek ya! "Dikilen" ne demek ya! Orada bir protesto yapılıyor.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Eylem yapıyor onlar, biraz saygı ya! Protesto hakkı o insanların! "Dikilen" ne demek ya!

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - "Dikilen" ne demek ya, ağaç mı o!

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Gelelim diğer meselelere. Kariyer diplomat kökenli bir milletvekilimiz bu kürsüden AK PARTİ'yi nepotizm yani kayırmacılık yapmakla suçladı ama çok değil, 31 Mart seçimleri sonrası aziz milletimiz gördü ki nepotizmi kim yapıyor, kayırmacılığı kim yapıyor, belediyelere kim, kimleri yerleştiriyor ortaya çıktı. Sormak isterim: Daha dün bu kürsüden personel alımlarında AK PARTİ'li bir yakını, bir tanıdığı olmayanın işe yerleştirilemediğini söyleyen kıymetli milletvekilimizin emmi oğlu, dayı oğlu, hala oğlu, danışman, kuzen, baldız, bacanak belediyelere yerleştirildiği kamuoyuna yansımadı mı? Eğer doğru değilse çıksın bu kürsüden yalanlasınlar.

EDNAN ARSLAN (İzmir) - Kimi diyorsun kimi? İsim ver! İsim ver!

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Bakın arkadaşlar, Türkiye'de kamuya personel alımı KPSS ya da kurayla yapılmaktadır, bunu herkes biliyor.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Hani kendiniz inanıyor musunuz bu lafa?

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Buna rağmen bu kürsüden büyük bir cesaretlerle ama gerçekle de ilgisi olmayan suçlamalar üretildiğinde buna nezaket adına sessiz kalmamız beklenemez. İşkembeyikübradan atmanın bir yaptırımı yok, bir vergisi de yok ama biz de "yalan" deme nezaketsizliğini göstermesek de doğru olmayan şeyler konuşulduğunda bununla ilgili  üç beş cümle etme hakkını kendimizde görürüz.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Siz mülakatları anlatın, mülakatları anlatın, mülakatları.

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Buradan çağrı yapıyorum: Buyurun, kamu kurumlarına nasıl alım yapılıyorsa belediyelere de aynı şekilde alım yapalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Bizim her iddiaya cevap yetiştirmek gibi bir vaktimiz yok çünkü biz iş yapıyoruz, bütün engelleme çalışmalarına rağmen yapıyoruz.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Mülakatlarda 1'inci olan, 2'nci olan çocukları eliyorsunuz ya!

MEHMET BAYKAN (Devamla) - "AK PARTİ, zenginler..." Böyle bir şeyler eveleyip geveliyorsunuz. Yahu, zenginler kulübü TÜSİAD kimi eleştiriyor? AK PARTİ madem zenginlere çalışıyor, onlara çalışıyor da TÜSİAD ağzını her açtığında iki konuşmanın bir buçuğunda niye bizi eleştiriyor? Bu arada, TÜSİAD'ın başına yeni seçilen Sayın Ozan Diren'i tebrik ediyorum. Kendisini bir Anadolu çocuğu, Tokat'ta üretici bir ailenin evladı olarak TÜSİAD'ın başında görmekten duyduğumuz mutluluğu ifade etmek istiyorum. Umarım, eleştirilerinin yanı sıra önümüzdeki dönemde memleket, millet meselelerinde, mesela, deprem bölgesine ev yapılırken taşın altına diğer iş adamları gibi elini koymakta hassas davranacağını düşünmek istiyorum.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Allah korusun, bir daha deprem olmasın, evler yıkılmasın. Önlem alın da evler yıkılmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BAYKAN (Devamla) - Söyleyeceklerimizi bu sürede tamamlamış oluyorum.

Sizleri selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Sen önlem alma, tedbir alma; deprem olsun, evler yıkılsın, iş adamlarını çağır. Allah korusun!

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Niye kabul etmediniz böyle bir affı o zaman?

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

 

 

22/1/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/1/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Sezai Temelli

 

 

Muş

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

22 Ocak 2026 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli ve Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit tarafından, (16026 grup numaralı) medyadaki nefret söylemleri ve savaş propagandasının yaratacağı tahribatların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/1/2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Kamuran Tanhan.

Buyurun Sayın Tanhan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan,.

Değerli arkadaşlar, ekranları başında bizleri izleyen ve cezaevinde direnen tüm yoldaşlarıma saygı ve sevgilerimi gönderiyorum.

Bugün 22 Ocak 2026. Sınırlarımızın hemen ötesinde Kuzey ve Doğu Suriye'de yani Rojava'da bir halkın varlık ve yokluk mücadelesi verdiği, sivillerin üzerine bombaların yağdırıldığı, IŞİD barbarlarının yeniden hortlatılmak istendiği karanlık bir dönemden geçiyoruz ancak ne acıdır ki Türkiye'de ana akım medya bu trajediyi tüm çıplaklığıyla halka anlatmak yerine evrensel gazetecilik ilkelerini ayaklar altına alan militarist bir savaş medyacılığı yapmaktadır.

Ana akım medya, bugün, Türkiye'de halkları birbirine düşüren, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren bir savaş aygıtına dönüştürülmüştür. Önergemizde de belirttiğimiz üzere, çatışma süreçlerinde sadece bir zafer veya imha kurgusu üzerinden değil bölgede yaşanan halkların, kadınların, çocukların yaşadığı acıların kasten görünmez kılındığını... Kuzeydoğu Suriye'de Kürtlere, Alevilere, Süryanilere, kadınlara yönelik insanlık dışı saldırılar yaşanırken kimi medya organları bu vahşeti bir temizlik hareketi olarak sundular bugün.

HTŞ ve türevi karanlık yapılar medya aracılığıyla "muhalif güçler" adı altında makyajlanarak topluma meşru birer yapı olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Başka bir ifadeyle, barbar çeteler meşrulaştırılmak isteniyor. Sosyal medyada denetimsizce yayılan ve kimi zaman resmî ağızlarca desteklenen savaş çığırtkanlığı toplumun sinir uçlarıyla oynamakta ve ırkçı saldırılara zemin hazırlamaktadır; bu, tam olarak toplumda infial yaratma çabasıdır. Mevcut medya düzeninde hâkim olan tekçi ve şovenist dil Türkiye'deki farklı halkların birbirine olan güvenini sarsmakta ve cezasızlık kültürünü beslemektedir. Savaş medyacılığı ölümü, yıkımı ve göçü kutsuyor; barış medyacılığı ise çatışmanın insani maliyetini, sivillerin yaşadığı acıları ve her şeye rağmen var olan çözüm olanaklarını görünür kılmaya çalışıyor. Ama BTK, 2026 yılında, bir ay içerisinde 1 milyondan fazla hesabı erişime kapatıyor. Anlaşılan, BTK 2026'yı Türkiye için "erişim engeli yılı" olarak ilan etmiş.

Ben bu sözleri yazarken X hesabım kullanılıyordu ama dün gece baktım ki benim X hesabım BTK tarafından, yasal bir talep doğrultusunda, Türkiye sınırları içerisinde erişime engellenmiş. Bir milletvekilinin hesabı engellenebiliyorsa bu ülkede mahkeme kararıyla her şey yapılabilir demektir.

Bugün kimi medya organlarının bir savaş aygıtı olarak kullanılmasının önüne geçilmesi, halkların kardeşliğini ve demokratik değerleri esas alan bir yayıncılık anlayışının teşvik edilmesi Türkiye'nin geleceği için hayati bir önemdedir. Bakın, iki örnek vereceğim; biri Yunanistan'dan, biri Ruanda'dan. Yunanistan'da Albaylar darbesinde gazetecilerin rolü üzerine bir film de çekildi, "Ölümsüz" -"Z" diye geçiyor- Costa-Gavras'ın yaptığı bir film; Fransa'da ödül de aldı, Yılmaz Güney'in "Yol" filmiyle beraber ödül de aldı. Orada, basında bir gazetecinin rolünün ne kadar önemli olduğu ön plana çıkıyor. Albaylar darbesinden sonra yargılanması gereken kişilerin suçlarını ve delillerini ortaya koyuyor ve oradaki bir cesur savcı bunun üzerine gidip bu olayı aydınlığa kavuşturuyor. Daha sonra o savcı Yunanistan Cumhurbaşkanı oluyor,  Sartzetakis'ten bahsediyorum.

 

Yine Ruanda'da bir radyo yayınıyla başlıyor aslında her şey, 1994 yılında yapıldı bu. Bir radyo yayınıyla halklar Tutsiler ve Hutular olarak birbiriyle kırdırılmaya çalışılıyor ve ölüm çığırtkanlığı, savaş çığırtkanlığı yapılıyor radyoda ve 500 bin ila 800 bin insan Ruanda'da yaşamını yitiriyor.

İşte, barışın rolü aslında bu iki örnek arasında gidip geliyor. Eğer siz Türkiye'de savaş çığırtkanlığı yaparsanız, her gün elinizde değnekler çıkarsanız canlı yayınlarda "Şöyle olacak, böyle olacak, bilmem, uzmanım, savaş şeyiyim, generalim, şuyum." derseniz savaş çığırtkanlığı yaparsınız ama bu ülkenin savaş çığırtkanlığına, savaşa ihtiyacı yok; barışa, hiç denenmemiş bir şeye... Bir kez olsun bunu deneyin; barış görüşmeleri, kardeşçe masada oturun ve çözümü konuşun. Bir kere olsun deneyin, görün ne olacak bu ülkenin hâli, nereye varacak bu ülke. Bu ülkenin hak ettiği durum bu değil, bu savaş çığırtkanlarının sesi olmak değil, barışın sesini yükseltmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

KAMURAN TANHAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla bu önemde, tam bu minvalde 27 Şubat çağrısı, barış ve demokratik toplum çağrısı, Sayın Öcalan'ın bu çağrısı Türkiye'de yaşayan tüm halklara, tüm topluluklara birer fırsat ve zemin sunmuştur. İktidarın ve medyanın -medyayı hariç tutuyorum- muhalefetin neredeyse tamamı bu sürece sahip çıkıyor ve meyvelerini de görüyoruz, toplumda neler olduğunu da görüyoruz. Bir yıldan fazla bir zamandır bu ülkede insanlar ağlamadı, gözyaşı dökmedi. Bu yetmiyor mu? Bizim buna dört elle sarılmamız gerekirken bunu körükleyecek veya savaşı körükleyecek söylemler ve ifadelerden kaçınmamız gerekir. Biliyorum, benden sonra iktidar vekillerinden veya farklı vekillerden çıkıp savaş çığırtkanlığı yapacak olanlar olacaktır elbette, dün de gördüm, bugün de göreceğiz, yarın da göreceğiz ama biz barışın sesini yükseltmeye, barışın sesi olmaya devam edeceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun Sayın Ekmen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ Grubunun önerisi Suriye'de yaşanan olaylarla ilgili medya dili hakkındadır.

Suriye'nin zor ve kritik bir süreçten geçtiği açıktır; gerek komşu ülkemiz olması gerekse de Suriye'deki Kürt, Arap, Türkmen, Alevi, sayıları az da olsa Dürzi vatandaşların her biriyle Türkiye'nin kültürel, tarihsel bağlarının varlığı ve yine her grubun akrabalarının varlığı dikkate alındığında Türkiye için bu mesele âdeta bir iç meseledir ve medya için sorumlu yayıncılığın her zamankinden fazla gerekli olduğu açıktır. Birkaç temel ilkeyi öncelikle hatırlatmak gerekir: Gerçeğe aykırı manipülatif, hatta provokatif amaçlı bilgi ve görüntülerin çok kolay yayılabildiği, bu görüntülerin etkisinin öngörülemez derecede etkili olduğu bir düzlemdeyiz. Örneğin, bir kadın bedeninin 4'üncü kattan aşağıya atılması veya sağ ele geçirilenlerin öldürülmesine dair videoların geniş kitleleri provoke ve tahrik etme potansiyeli olduğu gibi bu ve benzeri videoların vatandaşlarımızın bir kısmının duygu dünyasında kırılma ve yarılma yarattığı da açıktır. Medyanın diline gelince unutulmamalıdır ki Suriye'deki gelişmeler merkezî hükûmetin egemenlik alanını genişletme çabası olarak görülse de operasyonun Kürt nüfusunun çoğunluk olduğu şehirlerin sınırına dayanmış olması nedeniyle her türlü gelişmenin Arap-Kürt ikilemine hapsedilmesi riski söz konusudur. Kürt nüfusunun çoğunlukta olduğu şehirlerin YPG kontrolünde bulunuyor olması başka bir kritik noktadır. YPG'ye ait meselelerin dahi Kürt vatandaşlarımızca oradaki sivil akrabalarının güvenliği ekseninde  değerlendirildiği unutulmamalıdır. Bu fiilî durum dil ve yorumların hassasiyetini artırmaktadır. 10 Mart anlaşmasına uyulmuş olsa, kurulu devlet düzeninin bir parçası olabilecek YPG'nin 14 Aralık sonrası stratejik kırılmayı doğru okuyarak silahlı mücadele yerine siyasi müzakerelerin sabırla ve esneklikle yürütülmesi zorunludur. 14 Aralık 2024 tarihinde Şam'ın el değiştirme sürecinin Türkiye, ABD, İngiltere, NATO ülkeleri ve Avrupa Birliği ülkelerinin doğrudan rolü veya onayıyla gerçekleştiği göz önüne alındığında tüm talep ve pozisyonların bu gerçekliğe göre yenilenmesi gerekir. Devletlerin duyguları yoktur, devletlerden vefa beklenemez; onlardan talep edilecek şey yeni Suriye'nin inşasında adil ve dengeli bir tutum almaları olabilir. Suriye'de kalıcı barış ve istikrarın yol haritası bellidir. Suriye'nin siyasi ve toprak bütünlüğü tartışmaya açılmamalı, ülke yeni bir iç savaş ve çatışma döngüsüne hapsedilmemelidir. Yıkım dönemi bitmeli, inşa dönemi başlamalıdır. Taraflar güç ve meşruiyeti başka başkentlerde ve yabancı aktörlerin desteğinde değil içeride sağlanacak toplumsal mutabakatta aranmalıdır. Uluslararası rüzgâr kimden yana eserse essin, asıl olan, Suriye halkının kendi arasındaki istişare ve uzlaşısıdır. Hiçbir gerekçe sivil yerleşim yerlerinin çatışma sahasına çevrilmesini meşru kılamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Köylerden kasabalara, şehir merkezlerinden mahallelere kadar sivil yerleşim alanlarına hiç bir askerî veya paramiliter unsurlar girmemeli, siviller kalkan yapılmamalıdır. Geçiş süreci zamana yayılmadan, anayasa yapımı ve yönetimde çoğulcu temsiliyet mekanizmaları hızla işletilmeli, herkesin kendini ait hissettiği bir Suriye, adil bir temsil ve anayasal bir düzen de bir an önce kurulmalıdır. Toplumsal barış açısından suç teşkil eden eylemlere dair soruşturma ve yargılamalar geciktirilmemeli, intikam hissi değil hukuk ve adalet ve  devlet refleksi egemen olmalıdır. YPG'nin bir ayrılıkçılık ve bağımsızlık talebi yok ise müstakil askerî güç ısrarından vazgeçilmeli, demokratik hak taleplerinin teminatının silahlı yapılar değil anayasal güvence ve müzakere süreçleri olduğu unutulmamalıdır. Suriye'nin kurtuluşu namlunun ucunda değil demokrasinin ve kardeşliğin ortak zeminindedir. Türkiye'nin de buradaki rolü, Suriye'nin gerçek anlamda çoğulcu, demokratik anayasal bir zemine geçişi hususunda bir moderasyondur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.

 Buyurun Sayın Akalın. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu önergeyi konuşurken Suriye'nin toprak bütünlüğü, üniter devlet yapısı, buna bağlı olarak Türkiye'nin sınır güvenliği hepimizin öncelikleri arasında olmalıdır. "Rojava" olarak adlandırılan yapı hukuken ve fiilen Suriye Cumhuriyeti'ne aittir. Bir coğrafyanın statüsü silahlı güç kullanılarak fiilî kontrol sağlanmasıyla değişemez. Orta Doğu'nun yakın tarihi göstermiştir ki silahla alınan alanlar güç dengeleri değiştiğinde yine silahla el değiştirir. Bunu bu coğrafyada görüyoruz ve yaşıyoruz. Bu gerçeği yok sayarak kalıcı bir siyasi yapı inşa edilemez. Önümüze sunulan metinlerde ve yapılan değerlendirmelerde Suriye'nin kuzeyinde ortaya çıkan bu fiilî durumun normalleştirilmeye, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığını da görmekteyiz. Burada Suriye devletinin egemenliği geri plana itilmekte, silahlı yapıların kontrolü siyasal çözüm olarak sunulmaktadır. Bu yaklaşım ne Suriye'nin toprak bütünlüğüne hizmet eder ne de bölgede kardeşçe eşitlik statüsü altında yaşamaya sebep olur. Bu tablo içinde özellikle dikkat çekici olan husus, Suriye'nin asli unsurlarından biri olan Türkmenlerin tamamen yok sayılmasıdır. Bir topluluğu görünür kılıp diğerini yok sayan bir anlayış eşitlik değil yeni adaletsizlikler üretir.

Değerli milletvekilleri, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan her gelişme Türkiye'nin sınır güvenliğini ve iç barışını doğrudan ilgilendirmektedir. Bugün sınırın hemen ötesinde "özerklik" ya da "yerel yönetim" adı altında oluşturulan fiilî yapıların yarın Türkiye'de egemenlik sembollerini ve kamu düzenini hedef almayacağının hiçbir güvencesi yoktur. Dün maalesef bunun sonuçlarını Nusaybin'de gördük. Bunun sorumluluğu bu süreci görmezden gelen, meşrulaştıran ve romantize eden siyasi yaklaşımların üzerinde olacaktır. Barış, silahlı yapıların alan kazanmasıyla değil devlet egemenliğinin tanınmasıyla, sınır güvenliğinin sağlanmasıyla ve tüm toplulukların -Türkmenler dâhil- eşit temsil edildiği bir siyasal düzenin kurulmasıyla mümkündür. Aksi yönde atılan her adım çözüm üretmez ve çözüm değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Yeni çatışmaların ve daha büyük krizlerin habercisi olacaktır diyorum ve yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Tuncay Özkan.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Başkanım, sizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, size hem dünkü tutumunuz nedeniyle hem de Meclisin adaletini ve ahlakını savunan açıklamalarınız nedeniyle şükran duygularımı sunmak istiyorum.

Arkadaşlar, medya, insanların tarifi konusunda çok şaşırdıkları bir şey; sizi övdüğü zaman çok iyi, yerdiği zaman çok kötüdür. Sayın Erdal İnönü bir sohbetimiz sırasında "Ben başkalarıyla ilgili yazılıp çizilenleri okudukça çok merak ediyorum, okuyorum ama benimle ilgili yazıların hepsi yalan." dedi, "Genelde öyle olur efendim." dedim. Biz medyayı şekillendirme konusunda özgürlük alanını oluşturursak; sermaye özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve çalışanların örgütlenme özgürlüğü; eğer bunları yaratabilirsek medyayı özgürleştirmiş oluruz. O zaman, gazetecinin ya da medya mensubunun hangi düşünceyi savunduğu çok önemli olmaz. Elbette hepimiz bir düşünceyi savunacağız, onlar da savunuyorlar; önemli olan, objektif bakabilmektir yani bir siyasi partiyle ilgili haber ya da bir olguyla karşılaştığında o olguyu objektif olarak değerlendirebilmesidir; vicdanıyla, bilgisiyle, aklıyla, değerlendirebilmesidir. Bunun ötesine geçtiğiniz zaman ne olur? Bunun ötesine geçtiğiniz zaman bugün yaşadığımız sorunları yaşamaya devam ederiz.

Sorun, medyanın sermayesi sorunu. Peki, sermaye kimlerden oluşuyor? Hırsızlardan. Sorun, medyanın patronluğu sorunu yani medya yönetimi sorunu. Kimlerden oluşuyor? Ahlaksızlardan. Sorun, çalışan sorunu; keyfinize göre çalışan belirlemeye çalışıyorsunuz. Ne oluyor? Çürümüş, kirli bir düzenle karşılaşıyoruz. Peki, bunlar nasıl temizlenir? Medyayı kendi hâline bırakacaksınız.

Arkadaşlar, RTÜK'ten bir ceza çıktı biraz önce. Adını söylemiyorum, bir televizyon kanalında bir programcı oturmuş bakanlara karne vermiş. Efendim, "Şu bakana sıfır." "Vay, sen nasıl sıfır verirsin! O bakan çok değerli adam, sen ona nasıl 10 değil de sıfır verirsin." diye idari para cezası... Şimdi, arkadaşlar, bunu A Haber yapsa ne olur, Halk TV yapsa ne olur, Sözcü yapsa ne olur, Kanal D yapsa ne olur, başkası yapsa ne olur? Önemli olan, bu anlayışı değiştirebilmektir.

Barış Terkoğlu diye bir gazeteciyi doğru haber yaptığı için aldınız, götürdünüz, tutukladınız; dezenformasyona göre tutukladınız; işlenemez suç -burada hep beraber konuşmuştuk- işlenemez suçu işlemekten tutukladınız. Soru ne? Soru şu: "Haberi kimden aldın?" Peki, gönderdiğiniz, salıverdiğiniz gazetecinin telefonuna niye el koyarsınız? Bakın, arkadaşlar, çok tehlikeli bir gidiş bu; bu, Türkiye'yi çöle çevirir, bundan geri dönün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Bir mikrofon, bir cep telefonuyla halk röportajı yapıyor vatandaş; içeri attınız, çıkamıyor. Peki, o vatandaş eleştiri değil de "Çok iyi yönetiyorsunuz." dediği zaman ne oluyor? "Aferin, bak, çocuk ne güzel söylüyor." diyorsunuz. Oysa arkadaşlar, medyanın işlevi -ben kırk yıl yaptım- eleştirmektir; hangi taraf olduğu önemli değil.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ama nasıl eleştirdiği de önemli.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Efendim, hakaret varsa mahkemeler var.

Turgut Özal'dan -dün dinledik Cengiz Bey'le birlikte bir dostumuzdan- çok güzel bir hikâye. Allah rahmet eylesin, eski Cumhurbaşkanımızı yakından tanırdım ve severdim. Bazı tarikat ve cemaat liderleri bu çok kanallı yapıya geçince kendisini ziyaret etmişler Başbakanlık konutunda, rahatsızlıklarını belirtmişler; kumandayı istemiş, düğmeye basmış, "Bak, gördün mü o gitti." demiş, "Beni mi görmek istiyorsun?" Basmış "İşte, bak, ben buradayım." demiş. Özgürlüklere getirdiğiniz her sınır bulunduğunuz zeminin yok olmasıdır.

Saygılar sunuyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Tuncay Bey, Cengiz Bey bir hatıradır, her yerden çıkıyor, kitaplardan, oradan, buradan.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Cengiz Bey, biliyorsunuz, iyi bir gazetecidir efendim.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ahmet Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KILIÇ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Meclis araştırması önergesinin gerekçesinde, Türkiye'de medya dili üzerinden bir savaş algısı üretildiği, güvenlik politikalarının toplumda kutuplaşmayı derinleştirdiği ve basın yoluyla nefret dili oluşturulduğu iddia edilmektedir ancak bu iddialar sahadaki gerçeklerle de devletimizin tutumuyla da evrensel güvenlik pratikleriyle de kesinlikle örtüşmemektedir.

Değerli milletvekilleri, özellikle Türkiye'nin güvenlik politikalarının kamuoyuna aktarılış biçimi hedef alınmaktadır. Terörle mücadele neredeyse başlı başına bir sorun alanı gibi sunulmaktadır. Oysa Türkiye'nin yürüttüğü mücadele herhangi bir ideolojik tercih değil, doğrudan doğruya vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumaya yönelik meşru bir devlet sorumluluğudur. Türkiye olarak IŞİD'le sahada bizatihi mücadele eden devletiz ve bütün terör örgütlerini aynı bakış açısıyla değerlendiriyoruz. PKK da FETÖ de ve bunlar gibi terör örgütleri de bizim bakışımızda birincil olarak mücadele edilmesi gereken unsurlardır. Eğer, siz, demokrasinin ve kalkınmanın gerçekleşmesini istiyorsanız terörle etkin mücadele göstermelisiniz çünkü demokrasinin de kalkınmanın da en büyük tehdidi terör ve terör örgütleridir. Biz bu bilinçle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Efendim, hiçbir devlet terör tehdidi altındayken sessiz kalmaz, hiçbir demokratik ülke silahlı örgütlerin eylemlerini "ifade özgürlüğü" "haber dili" ya da "alternatif anlatı" başlıkları altında normalleştirmez. Gerekçede görmezden gelinen asıl gerçek şudur: Terör örgütleri sivilleri hedef almakta, medya ve sosyal ağları propaganda araçları olarak kullanmaktadır ve "savaş medyacılığı" diye bir ifade vardır.

Değerli milletvekilleri, esas savaş medyacıları, şanlı bayrağımıza el uzatıp o videoları çekerek sosyal medyada gülücüklerle paylaşan kişilerdir; biz bunlarla mücadele edeceğiz. Bunların üzerine nefret tohumlarını serpenlerdir, bunların hepsiyle Türkiye olarak mücadelemizi sürdüreceğiz. Devletimiz, Türkiye Cumhuriyeti devleti kimsenin kimliğiyle değil şiddetle ve terörle sorunu olan bir devlettir, medyanın görevi de bu gerçeği çarpıtmak değil kamuoyunu bu noktada doğru bilgilendirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AHMET KILIÇ (Devamla) - Bu nedenle, gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde söz konusu Meclis araştırması önergesine katılmadığımızı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

 

 

 

22/1/2026 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/1/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Murat Emir

 

 

Ankara

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Ankara Milletvekili Adnan Beker ve arkadaşları tarafından, emekli vatandaşlarımızın yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların araştırılması amacıyla 19/12/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -1542 sıra no.lu- Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/1/2026 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Adnan Beker.

Buyurun Sayın Beker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ADNAN BEKER (Ankara) - Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; gündemimizde olan emeklilerimiz, ablalarımız, ağabeylerimiz, büyüklerimiz için buraya çıktım. Bizim emeklimiz perişan, bizim emeklimiz sıkıntılı, bizim emeklimiz torununa bir çikolata alamıyor ama ne yazık ki AK PARTİ Grubu konuşurken benim sokakta gezdiğim, pazarda gezdiğim, caddede gezdiğim, cumalarda gördüğüm emekli ile sizin emekliniz farklı; ya sizin mahalleniz farklı ya bizim gezdiğimiz yerler farklı, bunu bir anlayalım; ya sizin videolarınız farklı ya benim gezdiğim yerler farklı.

Bakın, arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri; şu bizim emeklimiz. Google'a yazınca, Google'a "emekli vatandaş" yazdığımız zaman, bakın, bizim emeklimizin yazık, soğukta şakülü kaymış; aşağıdaki emeklilerimize bakın, 70 yaşında, 80 yaşında yürüyorlar. Bu emeklilerimiz de sizin kapatmak istediğiniz kent lokantalarının önündeki sıra bekleyen emekliler. Bunlar da bir ekmeği 5 lira ucuz almak için sabah altıda Halk Ekmekte sıraya giren emekliler. Bakın, sizler gitmediniz -burada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanınız söyledi- bu bizim "Hergele Meydanı" yeni ismiyle İtfaiye Meydanı. İtfaiye Meydanı'ndaki Orhan ağabey ile Mustafa ağabey 200 liralık otelde kalıyorlar; otelde banyo yok, otelde tuvalet yok. Bakın, ben bunlara 3 kere gittim. Giden bir milletvekiliniz varsa söyleyin, bu otelin adını bilsin, özür dileyeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı Google'a girdik, İngilizce yazdık; bakın, şimdi bu da İngiliz'in, Alman'ın emeklisi. Sayın milletvekilleri, bakın, iyi bakın. Bakın, görüyorsunuz, gözlükleri bizim emeklimizin üç aylık maaşını alır; torununu nasıl sırtına bindirmiş çimenlerin önünde. Sizin gördüğünüz böyle bir emekli var mı, Allah için konuşun, var mı? Biz yanlış konuşuyorsak, biz burada şov yapıyorsak, biz vatandaşın derdini burada söylemiyorsak biz sizden özür dileyelim.

Bu iktidar sizsiniz, emeklinin sorununu çözecek de sizsiniz, üniversiteyi bitirmiş öğrencinin işini bulacak da sizsiniz. Ezcümle, ülkede olan, Hükûmeti ilgilendiren, AK PARTİ'yi ilgilendiren problemleri çözecek sizsiniz. Devamlı biz ne söylersek bahaneler hazır "Belediyeler, belediyeler, orası, burası..." Siz kendi sorunlarınızı çözün, belediyelerin sorunu varsa vatandaş onun hesabını sorsun. Bakın, eğer benim söylediklerim eksikse şurada cadde var, cadde, caddeye inelim. Bak, Osman, sen de gel...

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ben caddedeyim zaten.

ADNAN BEKER (Devamla) - Adil ağabey, sen de gel, hani Ali yok, bizim Afyonlu, o da gelsin. Bakın, cadde 4 kilometre buraya -Vehbi, sen de gel- caddede gezelim, İzmir Caddesi'ne girelim, orada emeklilerin bir kıraathanesi var, İtfaiye'de köftecinin oraya gidelim, Ulus'ta hal var, hal, küçük hal; siz video yayınlıyorsunuz ya, ne hikmetse size hep sarılıyorlar, ya adam bize "Hamsi alamadım, domates alamadım." diyor, emekli ağlıyor. Ağabey, sizin videolar ayrı bir video, sizin gezdiğiniz pazar ayrı, sizin gezdiğiniz cadde ayrı; bize de söyleyin de biz de sizin mahalleden alışveriş yapalım.

Şimdi, ezcümle, şunu söylüyorum: Sayın Başkanım, gerçekten emeklimiz çok perişan, emeklimiz çok sıkıntılı, emeklimizin gerçekten durumu iyi değil. Bakın, devamlı büyükşehirlerle ilgili konuşuyorsunuz; Ankara Büyükşehir Belediyesi 82 bin emekliye yardım ediyor, aylık 1.500 lira destek veriyor, doğal gaz parası veriyor, 750 lira et desteği veriyor, 750 lira doğal gaz desteği veriyor. Bak, bu aylık, aylık. İlaç yardım paylarını veriyor, ramazanda, kurban öncesinde 2.500 lira veriyor. 200 bin aileye de Başkent Kart'la destek veriyor. Sizin eleştirdiğiniz CHP belediyeleri veya sizin belediyeleriniz, MHP belediyeleri, Allah var, bu yardımları dağıtmasa, bu fakirin fukaranın yanında olmasa vallahi billahi millet sokağa iner; teşekkür edin. Ben, hizmet eden herkese teşekkür ediyorum, bu ülkeye kim hizmet ediyorsa. (CHP sıralarından alkışlar) Siz sadece açılışlarda video yayınlıyorsunuz ya, işte bizim 19 Mayıs Stadyumu'nu yaptınız, Allah razı olsun. Bakın, on sene sonra yapıldı ama Allah razı olsun, yaptınız; biz yaptıklarınıza teşekkür ediyoruz. Ama şunu diyorum; bakın, bunu Büyükşehir Meclisinde söyledim, burada da söylüyorum: Emekliyle dalga geçiyorsunuz, bizim tuttuğumuz nöbetler için bizimle dalga geçiyorsunuz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ADNAN BEKER (Devamla) - Emekliyle dalga geçtiniz, ne oldu? Yerel seçimleri kaybettiniz. Bakın, Büyükşehir Meclisinde söyledim, o gün 110 Meclis üyesi vardı AK PARTİ'nin ve MHP'nin, dedim ki: "Burada sıralar değişecek. Ben vatandaşın içinde olan, halkın içinde olan bir milletvekiliyim. Esnaf perişan, taksici perişan." Şimdi taksiciye de yazar kasa koydunuz, onlar da bitti; dolmuşçuya koydunuz, onlar da bitti. Bakın, burada bu sıralar değişecek. Feyzi ağabey nereye gitti, Feyzi Berdibek, onun yeri benim yerim. Yusuf ağabey, senin yerin de yok. Bak, bu sıralar böyle geçecek, bu sıralar da böyle geçecek; Celal ağabey, sen de buna şahit ol diyorum, hepiniz Allah'a emanet olun.

Hayırlı günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ertuğrul Kaya.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA ERTUĞRUL KAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Emeklilerimizin durumunu konuşuyoruz günlerdir, daha doğrusu muhalefet partileri olarak gündemde tutmaya devam ediyoruz. İktidar ise "Bin lira verdik, 20 bin lira yaptık. Daha ne istiyorsunuz?" havasında maalesef.

Değerli arkadaşlar, emeklilerimiz artık geçim sıkıntısını da geçti, derin bir açlıkla boğuşuyor. Raflara bakıp iç geçirme evresini de maalesef geçtik, emeklilerimiz marketten içeri giremiyor ki raflara baksın. İlaç masraflarını düşünürken çektikleri acı maalesef hastalık acısını geçmiş durumda. Son olarak da hepimizi derin bir üzüntüye sevk eden bir haberle tüm Türkiye sarsıldı. Emeklilerimiz artık sıcak bir yuvadan da mahrum durumda değerli arkadaşlar, geçinemedikleri için ucuz otel ve pansiyonlarda barınmaya çalışıyorlar. Kira ve faturalar karşısında hissettikleri çaresizliği pazarda, parklarda parasızlıktan ağlayan, tuvaleti, banyosu olmayan otel odalarında yaşamak zorunda kalan emeklilerimizin yaşam koşullarını topyekûn iyileştirmek için acilen tedbir almanız çağrısını buradan bir kez daha yineliyoruz. Ekonomik programınızın şu anda yol haritası tamamen yanlış değerli iktidar milletvekilleri; teşhisi yanlış koydunuz, tedaviyi de yanlış uyguluyorsunuz. Türkiye'deki problem talep enflasyonu değildir; her zaman yineliyoruz, burada problem enflasyondaki yapılan teşhis tamamen yanlış olduğu için ekonomik programı da yanlış yürütüyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, emeklilerimiz yıllarca çalışıp prim ödediler. Şimdi o primlerin karşılığında onlara reva görülen maaş, barınma gibi temel ihtiyaçları bile karşılamıyor. Faiz lobilerine 2026 yılında 3 trilyon liraya yakın bir parayı cömertçe vermekte elinizi titretmeden bu bütçeyi bu Meclisten geçirdiniz değerli iktidar milletvekilleri. Maalesef, bin lirayı verirken eliniz titriyor. Bugün Türkiye'de toplam servetin yüzde 40'ı nüfusun sadece yüzde 1'inin elinde, nüfusumuzun ezilen yüzde 50'si ise toplam servetin sadece yüzde 4'üne sahip değerli arkadaşlar. İktidar ise yanlış kararların, hatalı ekonomi politikalarının faturasını milletimizin yüzde 99'una ödetmekte maalesef ısrar ediyor.

Değerli arkadaşlar, 2015 yılında OECD ülkelerinde Türk lirası karşılığı bin lira olan bir evin kirası 2025'te sadece 1.489 liraya yükselirken ülkemizde 14.580 lira oldu, dehşet verici bir rakam; tam on yılda 14,5 kat artış meydana geldi bu ülkede. Artık gerçeklerle yüzleşin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bizleri bugünlere ve geleceğe hazırlayan emeklilerimiz için hayatı kolaylaştırmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak devletimizin öncelikli görevleri arasındadır. Unutmayın ki bir gün herkes yaşlanacak ve emekli olacaktır. Atatürk'ün dediği gibi "Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur." Devlet, ömürlerini topluma ve ülkesine hizmet vermeye adamış emeklisine insanca yaşama koşulları sağlamakla yükümlüdür ama bugün milyonlarca emeklimiz geçinemiyor, hayat pahalılığı karşısında ayakta kalmaya çalışıyor. Emeklilerin aldığı maaş ise ne kirayı ne mutfak masrafını karşılıyor. Yıllardır "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." hadisişerifini dilinizden düşürmediniz. Emeklilerimizden her seçimde dua istersiniz. Size dua eden emeklilerin bugünkü durumunu hep beraber görüyoruz ve yaşıyoruz. Bu insanlar ömürlerini verdi, çalıştı, üretti, vergisini ödedi. Şimdi o emekliler sizlere beddua ediyor, bunu bilin. Artık sizin için aç komşunuz da yok zaten, sınıf atladınız, korunaklı sitelerdesiniz, zengin komşularınızla yaşıyorsunuz, fakir fukarayı unuttunuz, hadisişerifin şartlarından da kurtuldunuz. Bu hâlinizle hadisişerife riayet etme kaygınız da kalmamış, öyle anlaşılıyor. Artık tok olduğunuzdan fakirin hâlinden de anlamıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bugün emekliler kira, gıda, ulaşım ve faturaların altında eziliyor. Gerçek şu ki emeklilere artık çay, simit hesabı bile geçerli değil, torununa 100 lira harçlık veremiyor; bu ne kadar zor bir durum. Dünyanın en zor şeyi evlat eline bakmak, el eline bakmak. Sizlerin sayesinde bu toplumun bütün emeklileri bunu yaşadı. Bu çok acı bir durum. Allah size de yaşatır, yaptıklarınızı çekersiniz. Ankara Ulus'ta kirasını veremeyen emekliler çok ucuz otellerde kalıyor, yapacakları da bir şey yok. Kimisi otellerde sadece yatıyor, sokakta ne bulursa onu yemeye başladı; bu derece sıkıntı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Ekonomik veriler ortada, bu veriler dikkate alındığında emeklilerimizin insan onuruna yakışır bir maaş alması artık ertelenemez bir durumdur. Ne yazık ki bugün gelinen noktada yandaş medya, sarı sendikalar yüzünden sorunlar yeterince topluma anlatılamıyor. Emekli maaşları yeniden güçlenmeli, ilave ek ödeme mutlaka yapılmalı. Türkiye Cumhuriyeti, emeklilerini yoksulluğa mahkûm eden bir ülke olmamalı.

Bu gerekçelerle söz konusu grup önerisini destekliyoruz. Yüce Türk milletinin emeklilerinin sesine kulak vermeye davet ediyor, büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Yılmaz Hun.

Buyurun Sayın Hun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekillerini ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımızı, Rojava'da halkımızla dayanışmak için dünyanın dört bir yanında direnen halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Suriye'de yaşanan çatışmalı süreç artık yalnızca bölgesel bir gerilim değildir, Kürt halkı başta olmak üzere tüm Orta Doğu halklarının geleceğini tehdit eden derin bir karanlığa dönüşmüştür. Savaşın dili yeniden yükselirken hakikat bilinçli bir biçimde bastırılmakta, yaşanan vahşet görmezden gelinmektedir. Kuzeydoğu Suriye'de öldürülen Kürtler, bombaların altında yaşam mücadelesi veren çocuklar, bedenleri hedef alınan siviller vardır. Kadınların kaçırıldığı, işkenceye uğradığı, hatta kafalarının kesilerek teşhir edildiği görüntüler hâlen hafızalardadır. Bunlar propaganda değil, insanlığa karşı işlenen açık suçlardır. Bu vahşeti görmeyen ya da görmezden gelen her yaklaşım bu suçların suç ortağıdır. Yıllardır IŞİD'e karşı en ağır bedelleri ödeyerek mücadele eden Kürt halkı, tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. HTŞ eliyle serbest bırakılan IŞİD mensupları yeniden sahaya sürülmektedir. Dünyanın güvenliği için cezaevlerinde tutulan katiller, bugün yeniden silahlandırılarak halkların karşısına çıkarılmaktadır. Dün cezaevlerinden serbest bırakılan bu caniler Rakka'nın El Kerema kasabasında hilafet ilan ettiler. Rojava'da IŞİD'e karşı mücadele edenler hedef alınırken insanlığın düşmanı olanlar serbest bırakılarak tekrardan tüm dünyaya saldırılmasına izin verilmektedir. Kürt halkını statüsüz bırakmaya, kazanımlarını boğmaya, Rojava'yı kuşatmaya dönük her hamle bölgeyi daha da büyük bir savaşa sürükler. Suriye'de barış Kürtlerin yok sayılmasıyla değil, halkların eşitliği ve iradesinin tanınmasıyla mümkündür. Silahı, şiddeti ve vekil güçleri büyüten her politika daha derin bir çatışmanın zeminini hazırlar. Türkiye'ye düşen sorumluluk nettir: Halkların barışını savunan bir pozisyon almak durumundadır. Ayrıca, Rojava'da hedef alınan yalnızca bir coğrafya değildir, halkların birlikte yaşama iradesidir. Özellikle kadınların öncülüğünde inşa edilen eşitlikçi yaşam modeli cihatçı karanlığın ve erkek egemen savaş aklının en büyük korkusudur. Bu nedenle kadınlar katlediliyor, bedenleri üzerinden mesaj verilmeye çalışılıyor. Kürt halkının varlığı pazarlık konusu yapılamaz. Kadınların özgürlük mücadelesi bombalarla bastırılamaz. Sessizlik suça ortak olmaktır, biz bu sessizliğin bir parçası olmayacağız. Unutulmamalıdır ki Suriye'de akan kan ile Türkiye'deki halkların geleceği birbirinden ayrı değildir. Orada kurulan her ateş burada da yürekleri yakmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

YILMAZ HUN (Devamla) - Son olarak Türkiye'de emekliler yıllarca alın teri döktükleri bir ömrün sonunda açlıkla, yoksullukla ve yok sayılmayla baş başa bırakılmış durumdadır. Emekli maaşları açlık sınırının altında tutulurken iktidar bu tabloyu kader gibi sunmaya çalışmaktadır oysa bu, kader değil bilinçli bir tercihin sonucudur. "Kaynak yok." deniliyor, bir avuç sermaye grubuna tanınan vergi muafiyetleri, borç silmeler ve teşvikler her yıl 100 milyonlarca lirayı bulmaktadır. Büyük şirketlerin ödemediği vergiler tahsil edilse, kamu ihalelerindeki israf ve yandaşlığa son verilse yalnızca bu kalemlerle emeklilerin maaşları rahatlıkla insanca bir düzeye çıkarılabilir. Yıllarca prim ödeyen, üretime katkı sunan insanlar bugün pazardan yarım kilo meyve alırken hesap yapmak zorunda bırakılıyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır. İktidar, gelir dağılımındaki bu uçurumu görmezden gelmektedir; zengini koruyan, yoksulu ezen bir ekonomik düzeni sürdürmektedir. Bu açıdan CHP'nin grup önerisini desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler ederim. 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, kuruluşun ve kurtuluşun şehri Afyonkarahisar ilimizin Sinanpaşa ilçesinden ortaöğretim öğrencilerimiz Genel Kurulu izlemektedir.  Kendilerine yüce Meclisimiz adına hoş geldiniz diyor, başarılarının devamını diliyoruz. Mehmet Taytak, karnelerinin de pekiyi olduğunu söyledi, ayrıca tebrik ediyoruz.               (Alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Osman Gökçek.

Buyurun Sayın Gökçek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada emeklilerimizin yaşadığı sorunları konuşuyoruz ancak bir gerçeği açıkça ifade etmem gerekiyor ki Cumhuriyet Halk Partisinin emekli vatandaşlarımızın üzerinde yürüttüğü siyaset maalesef samimi değildir. Bunun nedenini sizlere anlatmak istiyorum. Bir belediyede temizlik işçilerinin maaşı ödenemezken Belediye Başkanınız tropik adalarda tatil yapıyorsa emekliyi düşündüğünüz söylenemez. İzmir Çiğli'de Belediye emekçileri için kurulan kooperatif tamamlanmamış ve emekçiler mağdur edilmişse bu bir samimiyetsizliktir. Ankara'da, benim şahsen açtığım davada, sonucunda bilirkişi raporlarında yüzde 93 oranında su fiyatlarının fazla olduğu tespit edilmiştir. Şimdi, bu konuyla ilgili yürütmeyi durdurma kararını bekliyoruz, o yüzden emekliyle alakalı konuşacak son kişilersiniz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Mazotta yüzde 790 artış var.

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - İstanbul'da otoparklara çökenler, AVM sahibinden rüşvet isteyenler, Boğaziçi ön görünümünden para talep edenler, lütfen bize emeklileri savunduğunu söylemesin.

Ankara'da, iki yıl önce, evet, hafriyatın tonu ne kadardı? 6 TL'ydi. Şimdi, hafriyatın tonunu 120 TL'ye, 20 katına çıkardınız; bugün geldiniz, emeklilerle ilgili konuşma yapmaya çalışıyorsunuz.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) -  Emekliyle ne alakası var, onu söyle sen yahu. Emeklilere iki kelam söyle, yetiyor mu emekli maaşı?

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Hafriyatı emekliler mi yapıyor?

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - 2 tane kazığa 2,2 milyar lira para verdiniz, Ankaralıların sırtına yıktınız; evet, o yüzden emeklilerle ilgili konuştuklarınız maalesef inandırıcı değil.

Evet, biraz önce hatip söyledi, sosyal yardımlardan bahsetti. Ankara'da, AK PARTİ döneminde sosyal yardımlar genel bütçenin yüzde 9'uydu değerli milletvekilleri. Şimdi, şu anda, yüzde 5'ini veriyorsunuz ve emeklilerle alakalı olarak bu noktada hakikaten iyi bir iş yaptığınızı söylemeye kalkıyorsunuz.

Şimdi, ben dünle alakalı bir konudan bahsetmek istiyorum. Sayın Murat Emir'in burada sözcülüğünü yaparken siz değerli milletvekilleri olarak bir araya geldiniz, toplandınız ve dediniz ki: "Bu konuda sözcümüz Murat Emir."

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Parsel parsel satarken emeklilere ne düştü?

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Ama aranızdan bir Cumhuriyet Halk Partili çıkıp da şunu söylemedi: "Yahu sevgili Murat, sen burada milletvekili olduktan sonra malını birken bin yaptın; arsa aldın, daire aldın, kendi üstüne bir ton mal yaptın, bir de boşandığınız kıymetli eşinizin üstüne de bir bu kadar mal yaptınız."

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Ya, bunu en son söyleyecek kişi sensin!

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ya, pes vallahi! Bravo be(!)

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Aranızdan biri de demedi ki: "Yahu, sen bizi savunamazsın, aramızdaki çürük elmasın, bizim boynumuzu yere eğersin." diye eleştirmediğiniz için hakikaten sevgili CHP'liler sizi bu noktada kınıyorum.

EVRİM RIZVANOĞLU (İstanbul) - Sana mı soracağız!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Utanmadan konuşuyor bir de!

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ya, senden AKP milletvekilleri utanıyor.

EVRİM RIZVANOĞLU (İstanbul) - Emeklilerle ilgili konuşamadığınız için mi bunları söylüyorsunuz?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Yazık yazık, vallahi yazık ya!

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Ayrıyeten, bir on saniye bekleyeyim ki sözüm kesilmesin, bir dakikada daha alacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Değerli CHP'liler, bakın, konserlerde vurgun yaptınız.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Emekliler hakkında tek kelime söyleyemiyorsun, ancak iftira atıyorsun!

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - 5 milyonluk Ebru Gündeş'i 69 milyona yaptınız, 4,8 milyonluk Tan Taşçı'yı 42 milyona yaptınız, 119 milyona konser yaptınız. Ben bunları anlattım, beni bir kişi mahkemeye vermedi Sayın Beker.

ADNAN BEKER (Ankara) - Ben mi vereyim?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ciddiye almamışlar seni be!

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Bunun dışında başka bir mesele daha anlatayım. Bakın, tabutlarda vurgu yaptınız. Ankara'da 400 tabutla taşınan Ankaralıya 45 bin tabut vurgunu yaptınız. Bununla alakalı olayı götürdüm, mahkemeye verdim, hiçbiriniz şikâyet etmedi.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ne oldu mahkemede?

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) -  Ya, 2 tane kazık için -Sayıştay raporunda belli- 2,2 milyar TL Ankara'nın sırtına yıktınız ama hiç yüzünüz kızarmadan burada gelip emeklinin hakkını savunduğunu mu söyleyeceksiniz?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Hakikaten ha, yüzü kızarması gereken biri varsa sensin, senin yüzün kızarmıyor.

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum; sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Başkası söylerse eyvallah da Osman, sen söyleme ya!

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun kürsüden.

MURAT EMİR (Ankara) - Değerli arkadaşlar, bu kadar çok yalan ancak Osman Gökçek'in ağzından çıkabilir, bu kadar çok yalan. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Hangisi Sayın Murat Emir?

MURAT EMİR (Devamla) - İki dakikada verebildiğim kadar cevap vereceğim.

Değerli arkadaşlar, benim mal varlığım hakkındaki iddiaların yüzde 80'i yalan.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - 20'si mi gerçek?

MURAT EMİR (Devamla) - Olmayan malları, olmayan iddiaları isnat ediyorlar benim adıma, onların çoğu yok; bu bir.

İkincisi: Olanları da çok çok çok büyük oranda milletvekili olmadan, hatta 2011-2012'ye kadar elde etmişim.

ADNAN BEKER (Ankara) - Ya, malları değişin de kurtulun ya(!) Osman, Murat'la malları değiş, vallaha değiş(!)

MURAT EMİR (Devamla) - Eski eşimin adına olan arsa babasından verasetle intikal etmiş arsa, eski eşimden on beş yıl önce boşandım. İnsan biraz utanır ya! Bakın, ben, vergi mükellefiyim, otuz üç yıldır özel bir pozisyonda muayenehane hekimliği yapıyorum, 50 binin üzerinde ameliyat yaptım, hepsi vergili, içinizde arkadaşlar var ameliyat yaptığım. Benim ne kazandığım belli, servetim belli, mal beyanım belli. Senin neyin belli? Sen neyi nereden kazandın? (CHP sıralarından alkışlar) Sen o Beyaz TV'leri nereden yaptın? O villaları nereden yaptın? Onu konuşamıyorsun, böylesine lanet saçıyorsun.

Benim diplomalarıma laf ediyor kendisi, diyor ki: "Bu diplomaların gerçek olduğunu açıkla."

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ben demedim öyle bir şey.

MURAT EMİR (Devamla) - Benim Hacettepe Tıp, Ankara Hukuk, göz ihtisasım ve hukuk doktoram var ve Heidelberg Üniversitesinde de lazer fiziği tezli masterım var; hepsi ortada.

Osman, bak, bunu çalışırsan sen de yapabilirsin, inan bana, gerçekten kıskandığını biliyorum ama vallahi yapabilirsin (CHP sıralarından "Yapamaz." sesleri) çünkü senin zekâ sorunun yok, senin karakter sorunun var (CHP sıralarından alkışlar)  ve Google'a yazın, "rüşvet" deyin, karşılığında ne çıkıyor biliyor musunuz? Melih Gökçek çıkıyor. (AK PARTİ sıralarından "İmamoğlu!" sesleri)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) - Hadi oradan, hadi oradan! Bu kadar iftiracıyı çıkaran buraya, bu kanunu nasıl geçirecek düşünsün. Bu kanunu nasıl geçireceksiniz düşünün; bu kadar iftira, bu kadar iftira.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Sayın Murat Emir, söylediğim hiçbir şeye cevap vermedin.

MURAT EMİR (Ankara) - Ne verecektim?

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Şimdi benimle alakalı söylediğiniz bütün ithamlara ben ne yaptım? Hemen gittim, kendimi mahkemeye verdim. Mesela, benim mal varlığımla ilgili bir şey söylediniz, hemen mahkemeye verdim. Beyaz TV'yle ilgili söyledin, hemen seni mahkemeye verdim. Bak, bütün milletvekilleri burada şahit olsun, sen de kendini mahkemeye ver, git; "Mallarım benim bu kadar ak, bu kadar temiz, hem eşimin üstündeki mallar hem benim üstündeki mallar araştırılsın." de.

Bakın, dün CHP'li vekillerin içinden o kadar samimi olanlar var ki emekçiler için gelip buraya konuşan, onlara bakın, gelip burada bu konuda eleştiriler yapıyor olabilirler. Ama ben size bir şey söyleyeyim; bunu en son yapacak olan sensin, senin bu kadar malın var, buradaki CHP'li vekillerin niye bu kadar malı yok, onlar çalışmıyor mu?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Allah, Allah, aynı şey mi ya!

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Onların akılları çalışmıyor mu? Bunu mu demek istiyorsun ya?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Böyle bir mantık mı var ya! Böyle bir mantık mı var ya!

OSMAN GÖKÇEK (Devamla) - Hadi gel, söyle bakalım, sendeki malı... Maalesef Ankara'nın emiri olmuşsun, Ankara'nın yarısından çoğu mal senin üstüne geçmiş değil mi? Bunları da gelip anlatmak lazım.

Sayın Başkanıma, Celal Başkanıma saygım sonsuzdur, o yüzden daha fazla sataşmak istemiyorum.

Saygılarımı ve hürmetlerimi sunuyorum; sağ olun, var olun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Yok, Ankara'nın yarısı değil, yüzde 20'si mi senin?

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Yahu, bakın, yüce Meclis diyoruz, şu yüce Mecliste konuşulan seviyenin düşüklüğüne bakar mısınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bakın, o paçavralarda, o paçavra televizyonlarda bahsettikleri arsaların -rica ederim, çok rica ederim- karşısındaki metrekareye bakın,

Ankara'nın neresinde olduğuna bakın.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ya, kendini dava etsene.

MURAT EMİR (Devamla) - Ya, gülersiniz, inanın gülersiniz.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Kendini dava et ya.

MURAT EMİR (Devamla) - Bu kadar komik bir adam ama cahil de.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Dava et kendini, kendini dava et.

MURAT EMİR (Devamla) - Bakın, "Kendini dava et." diyor değil mi?

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Et, bak, ben ettim, sen de et.

MURAT EMİR (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, ben hukukçuyum, nereden dava çıkacağını bilirim.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ben ettim.

MURAT EMİR (Devamla) - Mesela, birisine "Şu malın varmış." demek suç olmadığı için, küçük düşürücü bir şey olmadığı için oradan sonuç çıkmaz.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Malına tespit davası açalım mı?

MURAT EMİR (Devamla) - Dolayısıyla bundan bir şey olmaz.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ne kadar ediyor malların bakalım, kaç lira ediyor malların?

MURAT EMİR (Devamla) - Ama bak senin açamadığın bir davayı söyleyeyim ben sana: Beyaz TV'nin olduğu ikametin aslında...

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Dava açtım sana.

MURAT EMİR (Devamla) - ...FETÖ'ye ait ve TMSF'de olduğunu ve Beyaz TV'nin yıllarca...

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Dava açtım sana! Dava açtım, yalan söylüyorsun!

MURAT EMİR (Devamla) - ...çok düşük bedelle, neredeyse kirasız orada oturduğunu ben ispatladım.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ben dava açtım sana, sen ispatlayacaksın şimdi mahkemede bu dediklerini, merak etme.

MURAT EMİR (Devamla) - Ama oradan dava gelmiyor, gelmiyor, arkadaşlar. Bakın, dava açılacak konu var, dava açılmayacak konu var.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Dava açtım, açtım sana, merak etme, ispatlaman için yol açtım sana, dava açtım.

MURAT EMİR (Devamla) - Yani sen burada bu kadar yalan söyleyeceksin ama sen kendi açıklayamadığın mallarını mahkemede yalandan gittin diye aklanacaksın.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Mahkeme yalan mı söyleyecek?

MURAT EMİR (Devamla) - Arkadaş, sen diyeceksin ki: "Benim aylık gelirim bu, benim iş yerim bu, benim ayda verdiğim vergi bu ve mallarım da bu." diyebiliyorsan konuşacaksın, yoksa sen haramdan başka bir şey yememiş bir adamsın. Fabrikan yok, atölyen yok, müteahhit değilsin, başka bir şey değilsin. Nereden geliyor bu servet?

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Ben dava ettim, mahkemede anlatacağım, sen de gel anlat; beraber anlatalım.

MURAT EMİR (Devamla) - Bunu açıklayamayınca tertemiz insanlara saldırarak, böylesine bağırarak sonuç alamazsınız.

OSMAN GÖKÇEK (Ankara) - Beraber anlatalım.

MURAT EMİR (Devamla) - Bu, bu seviye size bile yakışmıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN - Bitireyim.

Kabul Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Ekmen, buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, dün gece üçe kadar çalıştık "Önemli olan emeklinin az da olsa bu hakkına kavuşmasıdır." dedik. Bugün, bu tartışmayla doğrusu Meclisin mehabetine yakışmayan bir görüntü oluştu ama ben buradan Sayın Özlem Zengin'e ve Sayın AK PARTİ Grubuna bir açık çağrıda bulunmak istiyorum: Geliniz, bu çirkin tartışmadan bir hayır çıkartalım; hemen bugün bir Meclis araştırması komisyonu kurarak 600 milletvekilinin mal varlığının, siyasete girdiği dönem öncesi ve sonrasıyla birlikte araştırılması yönünde bir karar alalım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bununla da yetinmeyelim, hep birlikte bütün grupların uzlaşmasıyla bir siyasi etik yasası çıkartalım ve siyasetçilerin siyaset yaptığı dönemdeki edinimlerini denetim altına alalım. Yoksa burada kayıkçı kavgasıyla bu işler bitmez. Samimiyse Osman Gökçek getirisin araştırma önergesini, ilk imzayı ben vereyim, hep birlikte bu işleri çözelim. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.              

1.- Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248)[2]

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölüm görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 9 ila 15'inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun Sayın Özdağ. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kanun önümüzde ve bu kanun bir torba yasa ama zarfına baktığımız zaman temel yasa; içeriğine, mazrufuna baktığımız zaman ise torba yasa bu. İçerisinde 8 ayrı kanun var, bir kanun hükmünde kararname var, bir de aynı zamanda bu kanun adıyla gelmiş olan kendisi var.

Değerli arkadaşlar, zaman zaman burada, İç Tüzük'ün bize vermiş olduğu yetkiler doğrultusunda karar yeter sayısı istiyoruz, zaman zaman da toplantı yeter sayısı istiyoruz. Bugün, bir milletvekili arkadaşınız şöyle sesleniyordu biraz önceki konuşmasında: "Bizim getirmiş olduğumuz kanunları siz İç Tüzük'ü kullanarak engelliyorsunuz." Ne zaman engelledik biz? Biz, bu kanunlardaki bazı maddeler Anayasa'ya aykırı olduğu için, getirdiğiniz kanunlardaki bazı maddeler de milletin aleyhine olduğu için, birilerinin lehine olduğu için âdeta kamuoyunu aydınlatma platformu vazifesi yapıyoruz. Sizi uyarıyoruz ve diyoruz ki: Bu kanunları getirirken lütfen torba yasa olarak getirmeyin. Evet, Anayasa size böyle bir hak vermiş ama bunu istismar etmeyin, bunu bir temayül hâline, teamül hâline getirmeyin ama siz bunu getirmişsiniz. Bakın, bu kanun 8 tane ayrı kanun dedim; ayrı ayrı komisyonlara gitmesi lazım, ayrı ayrı komisyonlara gidip orada tartışılması lazım, tartışılmıyor, özensiz bir şekilde getiriyorsunuz ve ardından da diyorsunuz ki: "Temel Kanun" Ya, kendi içinizde çelişiyorsunuz ve kendi kendinizi tekzip ediyorsunuz.

Bakın, bu kanunla ilgili söyleyeyim size. Şimdi, bu kanunda ne var? Aday memurlarla ilgili diyorsunuz ki... Sizin bu aday memurlarla ilgili çıkarmış olduğunuz kanunu Anayasa Mahkemesi iptal etti, dedi ki: "Subjektif değerlendirmelerle yapamazsınız, bunu objektif olarak somutlaştırın." Siz somutlaştırmışsınız bunu, ne yapmışsınız? Memurlar 657'ye tabi olarak disiplin suçlarını işlediklerinde cezalandırılır. Ben bunlardan çok ceza aldım üniversitede; 3 defa da üniversiteden uzaklaştırıldım, kınama aldım, uyarı aldım, maaş kesme aldım, aynı zamanda memuriyetten çıkarılma aldım ve 28 Şubat dönemiydi bu. Şimdi, bu süreç devam etsin, aynı süreç bu aday memurlarla ilgili de devam etsin dedik ama siz diyorsunuz ki: "2 uyarı, 2 kınama alan şahsın aday memurluğu iptal olsun." Bu, doğru değil. Bu, bu şekilde istismarlara maruz kalır. Diyelim ki az kişi atıldı şimdiye kadar bu aday memurlukla ilgili, bundan sonra az kişinin atılmayacağı çok kişinin atılacağı noktasında bir garantiniz var mı? Yok. Değerli arkadaşlar, bu, bir aynı zamanda devleti ele geçirme çalışması olarak da değerlendirilebilir. FETÖ bunu yaptı. Şimdi, burada, bu kanun üzerinden de birileri istemediği kişileri; ideolojisini beğenmediği, sendikasını beğenmediği, kılık kıyafetini beğenmediği bir kişiyi çok rahat bir şekilde atabilir, atar. Neden atar? Söyleyeyim size: Çünkü devlet dairelerinde, bugün, Adalet ve Kalkınma Partisine ram olmuş bu insanlar, kişiler genel müdür yapılıyor, daire başkanı yapılıyor veya vali yapılıyor. Yapılmıyor mu? "Yapılmıyor." derseniz, siz bir noktada gerçekleri de inkâr etmiş olursunuz. Yapılıyor bunlar. Bunlar peki, keyfîlikler içerisinde davranamazlar mı? Geçmişte bana 28 Şubatta yapanlar, benim kara kaşına kara gözüne değil ki onlara karşı ben meydan okuduğum için, "Gelin, şu üniversiteleri fikir anarşistlerinin olduğu yerler yapalım." dediğim için sudan bahanelerle beni üniversiteden atıyorlardı. Şimdi de aynısı yapılabilir. Yapılmaz mı? Yapılır değerli arkadaşlar.

Bir diğer konuya gelince değerli arkadaşlar; bakın, burada diğer bir husus ise şu: Bir madde daha getirmişsiniz. Nedir bu? Şimdi, geliyorsunuz, bir zaman aşımı meselesi var. Dört aydı, bunu da altı aya çıkarıyorsunuz. Yani diğer daireler, diğer bakanlıklar altı ay yapmış, "Biz de bunu altı aya getirelim." diyorsunuz.

Diğer bir madde daha var, 6'ncı madde ve eşitlik ilkesine aykırı. Ne yapmışsınız? Şimdi, biliyorsunuz, bu taşeronlar taşeron şirketler üzerinden devlet dairelerine alınıyorlar yani taşeron işçi olarak alınıyorlar bu kişiler ve bunlar zaman zaman kendileri istifa ediyorlar veyahut da işten atılıyorlar ve işten atıldıktan sonra bu şirketler tarafından kıdem tazminatlarını almaları gerekiyor. Şimdi, bununla ilgili olarak bazıları vermemişler, ödememişler. Efendim, bu bir ihale meselesiymiş, ihalede bir problem olmuş, o problem üzerinden de bu kanunu düzenlemek istiyorlarmış. Peki, o problemli ihaleyi yapanlar niçin bugün kanun huzuruna çıkmıyorlar? Neden onlara rücu etmiyor da burada hazineye rücu ediyor bunlar veyahut da bunları affediyorsunuz? "Birileri ödedi." diyerek yani "Bazı şirketler kıdem tazminatlarını ödedi, vatandaşlık görevini yaptı; hukuka ram oldu, Anayasa'ya göre davrandı." diyerek bu insanları niye mükâfatlandırmıyorsunuz? Hatta onları da cezalandırıyorsunuz değerli arkadaşlarım. O nedenle, bu 6'ncı madde de problemli maddeydi, geldi ve geçti.

7'nci maddede ne yaptınız? Maaşlar... En düşük emekli maaşını 20 bin lira olarak dün geçirdiniz buradan. Eğer 20 bin lirayla bir insan geçinebiliyorsa en düşük... Kaç milyon kişi bu? 100 bin kişi değil, 4,5 milyon kişi 20 bin lira maaş alacak arkadaşlar, el insaf! Peki, ardından diğer emekliler ne alacaklar; SSK'ye bağlı olanlar, BAĞ-KUR'a bağlı olanlar ne alacaklar? 12,19. Bunları ne yaptınız? Önce 12,19'du, ardından bunları 18,70'e çıkardınız. Tamam, diyelim ki 18,70'e çıkardınız, size göre çok değerli bir para; enflasyona karşı vatandaşı ezdirmeyeceksiniz, bizim emeklilerimiz seyahat edecekler, ceplerinde vizeleri olacak, pasaportları olacak, şehir şehir gezecekler, evlerini alacaklar, pastane pastane dolaşacaklar, Bodrum'a gidecekler, ondan sonra Alanya'ya, Antalya'ya gidecekler, anladım. Peki, niye bu SSK'lileri, BAĞ-KUR'luları 12,19 yaptınız? Onları da 18,70 yapın, memurları 18,70 yaptınız.

Şimdi, buradan sesleniyorum: Bakın, yanlış bir kanun, göreceksiniz, bedelini çok ağır bir şekilde sandıkta ödeyeceksiniz. Niye? Kaç milyon kişi? 16,5 milyon kişi size bir bedel ödetecek. Niye ödetecek? Siz enflasyonu düşük gösteriyorsunuz. Kiminle gösteriyorsunuz? TÜİK'le gösteriyorsunuz. TÜİK iktidarınızın yan kuruluşu, objektif bir kuruluş değil, bağımsız bir kuruluş değil. Türkiye'de artık bağımsız bir kurum yoktur, artık Türkiye'de objektif bir kurum yoktur. Merkez Bankası böyle değildir, TÜİK böyle değildir, üniversiteleriniz böyle değildir, devlet daireleri böyle değildir, bakanlıklar böyle değildir. Buralar Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının, 86 milyonun değildir arkadaşlar. Bu birilerinin özellikle babalarının çiftliği olarak değerlendirdiği yerlerdir değerli arkadaşlar, iyileri tenzih ederim.

Getirdiğiniz bu parayı, şimdi 20 bin lira... Efendim "Para yok." dediniz. Niye para olmasın? Siz bir yandan "yap-işlet-devret", bir yandan "yap-kirala-devret" diyerek işler yaptınız, hastaneler, şehir hastaneleri, kara delikler, burada, aynı zamanda yolcu geçiş garantili tüneller, köprüler, havalimanları -uçuş garantili- bunlar aynı şekilde kara delikler değerli arkadaşlar.

Peki, devlet de denetleme var mı? Burada 10'uncu ve 11'inci madde ne diyordu? Varlık Fonuyla ilgili değil mi? Niye Kamu İhale Kanunu'nun dışına çıkarttınız? Dün Bülent Kaya çok doğru söyledi Grup Başkanımız. Ne söyledi? Siz Kamu İhale Kanunu'nun dışına ve de aynı zamanda Sayıştayın dışına aldınız buraları, Varlık Fonunu, milyar dolarlık yerleri. Niye aldınız? Mademki Sayıştay denetimi kötü o zaman diğer yerlerde de yapmayın bunları; üniversitelerde yapmayın, belediyelerde yapmayın. Sayıştayı kapatın ama siz geliyorsunuz buralarda ne yapıyorsunuz? Bunları Varlık Fonu gibi yerlerde Sayıştayı devre dışı tutuyorsunuz, Kamu İhale Kanunu'nu vareste tutuyorsunuz buralardan. Bunlar ahlaki değil, bunlar bir devlet adamlığına yakışmaz, bunlar insanlığa yakışmaz, bunlar vatandaşlığa yakışmaz, bunlar aynı zamanda Müslümanlığa yakışmaz arkadaşlar. Çok ciddi şekilde bedel ödeyeceksiniz, göreceksiniz bakın.

Aynı zamanda bir 8'inci madde var arkadaşlar. Ne var burada? İşsizlik Fonu, değil mi? İşsizlik Fonu, işsizlerin yani çalışırken işverenlerin... İşsiz kaldıklarında işçilere ödenecek paralar, bir fon oluşturmuşsunuz. Ya, Deprem Fonu var, bu Deprem Fonu'nu bir Bakan diyor ki: "Efendim, duble yollar yaptık." Cumhurbaşkanı kalkıyor "Hayır, depremde kullandık." diyor. "Hangisi doğru?" diyoruz, sesleri çıkmıyor. Şimdi, burada da aynı şekilde, getiriyorsunuz yüzde 15'ini işsizlere veriyorsunuz, yüzde 85'ini ise işverenlere teşvik ve destekler aktarıyorsunuz buradan. Bunu hazineden yapın, niye bu insanların parasıyla yapıyorsunuz? Yapmayın değerli arkadaşlar, çok ciddi şekilde kul hakkına giriyorsunuz. Kamu hakkı zaten var.

Şimdilik varestesiniz, hiçbir yargı sizi yargılamıyor. Ya, hiçbir kimse sizinle ilgili bir hesap soramıyor; Sayıştay soramıyor, teftiş kurulları soramıyor sizden, yargı sormuyor, soramıyor, korkutulmuş ve korkmuş. Basın, medya artık özgür değil. Medyanın yüzde 90'ı sizleri destekliyor, iktidarı destekliyor. Geri kalan bağımsız objektif yayıncılık yapıyor, analarından emdiği süt burunlarından getiriliyor. Öbür tarafta, milletvekilleri, muhalefet milletvekilleri soru önergeleri veriyor. Anayasal hakkımız bizim, eğer Bakanlar yerine getirmezse cezası var, müebbet hapis var. Yok, arkadaşlar, Türkiye'de artık çok partili hayat yoktur ve çok partili hayat şeklen vardır aynen Sayıştayın olduğu gibi, Danıştayın olduğu gibi veyahut da öbür tarafta Anayasa Mahkemesinin olduğu gibi. Getiriyorsunuz, Anayasa Mahkemesi bunu iptal ediyor. "Ahmet, Mehmet, Hasan" diye geçirmişsiniz, ardından bu sefer "Hasan, Mehmet, Ahmet" yapıyorsunuz, Anayasa Mahkemesine gönderiyorsunuz. Avrupa'ya da dönüp diyorsunuz ki: "Anayasa Mahkememiz var bizim. Bizim bağımsız yargılarımız var." Ki o Anayasa Mahkemesine teşekkür ediyorum. Onlarca üyeyi siz atadınız, bu 15 üyenin 15'ini de siz atadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Tamamlayacağım efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Buna rağmen doğru kararlar veriyor, teşekkür ediyoruz onlara ama gördüğümüz şu ki burada siz Anayasa Mahkemesini tanımıyorsunuz, siz yargı kararlarını tanımıyorsunuz; sadece siz değil, siz, bizim soru önergelerimize cevap vermiyorsunuz, sizin üst mahkemenizi alt mahkeme dinlemiyor, alt mahkemeyi dinlemediği gibi, öbür tarafta Yargıtay üzerinden dolanıyorsunuz, Anayasa Mahkemesinin kararlarını bir noktada muvazaalı olarak çiğniyorsunuz, ardından da diyorsunuz ki: "Türkiye bir hukuk devletidir." Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti olmuş olsaydı bizim Adalet Bakanının söylemiş olduğu gibi -bugün görüştük KHK'lilerle ilgili- kanun hükmünde kararnameyle atılıp beraat edenler göreve dönmez miydi? Ne diyordu burada milletvekili? "Efendim, şu kadar kişi de görevine döndü." E, dönmeyen 1 kişi bile olsa haksızlık değil mi arkadaşlar, adaletsizlik değil mi? 1 kişi bile beraat ettikten sonra dönemiyorsa eğer, orada "devlet" diyorsanız o devlet asla doğruyu yapmıyordur çünkü derin devlet de yoktur, devlet de yoktur, hukuk vardır arkadaşlar diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu kanun teklifine de ret oyu vereceğimizi şimdiden deklare ediyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum; emeklilere havale ediyorum sizi. (YENİ YOL ve CHP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Kanun teklifini veren milletvekilleri bile salonda yok Sayın Başkan. Onların kanun teklifini görüşüyoruz, adamlar ortada yok.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Onlar olmasın, milletimiz var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - O da yeter.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Duyuyorlar, o millet duyuyor.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sahipsiz, sahipsiz.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ben dinliyorum.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Evet, ben sayayım: Özlem Hanım'la beraber 6-7 kişi, bir hanımefendi dolaşıyor, 8 kişilik bir AK PARTİ Grubu karşısında emekliye verilecek 1.800 liralık zammı konuşuyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Bu teklifi milyonlarca emekli bekliyor ama AK PARTİ bu kanun teklifine çok sıcak bakmıyor, onların da yüreği yanıyor, ben biliyorum. Yani bunu savunması mümkün değil, çıkan konuşmacılara bakıyorum, hiç birisi savunamadı. Sebebi ne biliyor musunuz? "Paralar nerede?" diye soruyor millet; yediniz paraları, para kalmadı ki dağıtacak; emekliye para kalmadı, paralar hep sizde, yediniz paraları, emekliye bir şey kalmadı tabii ki.

Yani emekli bir şey bekliyor ya, insanca yaşamayı bekliyor, başka bir şey beklemiyor bu Meclisten. 2026 için en düşük emekli maaşını 18.836 yaptınız, sonra da dediniz ki: "Hayır, biz bir ağalık daha yapalım, 1.164 lira daha verelim, 20 bin lira olsun." Yetti mi? Yani ne düşüyor biliyoruz musunuz bu verdiğiniz zamdan sonra? Bu emeklinin sofrasına günde 2 tane ekmek düşüyor. Sadece 2 ekmekle 1.164 liralık bu verdiğiniz zam bitiyor. Hakkını isteyen bu emekliyi siz Almanya'daki, diğer ülkelerdeki emeklilerle karşılaştırmaya kalkıyorsunuz bir de; insan bundan utanır! Bakın, emin olun, biraz evvel sayın milletvekili gösterdi Almanya'daki emeklinin resmi ile Türkiye'deki emekli resmini.

"2002'de maaşlar çok düşüktü." diyor arkadaşlar; doğru, 216 liraydı 2002'de emekli maaşı, 216 lira. Net asgari ücret ne kadardı o zaman? 163 lira. Yani 2001 krizinin hemen ardından bile en düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katı fazla. 2002'de emekli maaşı ile açlık sınırı birbirine yakındı ama emekli kirasını ödüyordu, faturasını ödüyordu, mutfağına alışveriş yapıyordu. Bugün makas emeklinin aleyhine açıldı artık; emekli ya karnını doyuruyor veya kirasını ödüyor. 2026 Ocak rakamlarıyla ortalama kira 29 bin lira, sizin verdiğiniz emekli maaşı 20 bin lira. Emekli maaşı bırakın karnını doyurmayı, kirasını bile ödeyemeyecek yani iki şey arasında kalırsa "Ben kiramı mı ödeyeyim, ben karnımı mı doyurayım?" derse ya aç kalacak ya sokakta kalacak. İşte, "Türkiye Yüzyılı" diyorsunuz ya, bu sefaletin yüzüdür arkadaşlar; emekli devletin aynadaki görüntüsüdür, bu devletin çöküşünü görmek için emeklinin hâline bakmak yeterlidir.

Şimdi, bir de dolar bazında bakalım: 2002'de en düşük emekli maaşı 135 dolardı, evet. Bu yasadan sonra ne kadar olacak? 465 dolar, 2 misliden fazla artmış. Peki, soru şu: 2002'de 135 dolara aldıklarınızı 2026'da 465 dolara alabiliyor musunuz? Hayır. Neden? Çünkü 2002'de açlık sınırı 120 dolardı, 2026'da açlık sınırı 600 dolar yani 2002'de açlık sınırının üstünde olan emekli maaşı bugün açlık sınırının altında 465 dolar olmasına rağmen. 2002'de 8 lira etin kilosu, emekli maaşıyla 41 kilo et alıyorlarmış, bugün en ucuz etten 24 kilo alıyor. Sonra, rakamlar üzerinden giderken bir şey söylemek istiyorum size: Rakamların büyümesi önemli değil burada, maaşlar büyüyebilir; paranın alım gücüdür önemli olan. Bu rakamları artırırsınız ama alım gücü olmaz; şu anda tam o durumda Türkiye'de emeklinin durumu.

Ben size bir şey söyleyeyim: Dün sefalet içindeydi, bugün savaş hâlinde Rus emeklisi. Rus emeklisi geliyor, Antalya'da yazın tatil yapıyor bakın ama bizim Gebze'de Trabzonlu İbrahim Coşkun eşini alıp Rusya'ya gitmeye kalksa sadece havalimanından tek bir kişi gidiş bileti alabiliyor. Onlar da o yüzden Rusya'ya giden uçağa, bizim İbrahim Coşkun Sabiha Gökçen'den el sallıyor, o kadar.

Bizi kıskanan Almanlara bakalım ister misiniz? Almanya'da ortalama emekli maaşı 1.200 euro, bu da yaklaşık 1.418 dolar yapıyor. Türkiye'de emekli maaşı 465 dolar yani Almanya'nın üçte 1'i. Almanya'daki emekli Türk emeklisinin 3 katı maaş alıyor.

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Sayın Türkkan, Almanya'da emeklilik yaşını da söylesene.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bu maaşla 70 kilo et alıyor. Benzin pahalı olmasına rağmen de -orada benzin pahalı ama- 14 depo yakıt alıyor. Türk emeklisi 23 kilo et alıyor. Türkiye'de yakıt Avrupa'ya göre ucuz olmasına rağmen sadece 7 depo benzin alabiliyor. Almanya'da 1.500 dolara yakın emekli maaşıyla 800, 900 dolara kira ödüyor, 600 dolar yine yanına kalıyor. Bizde dedim ya emekli maaşıyla ya kira ödeyecek, ya karnı doyacak. Karnının doymasını istiyorsa sokakta yatacak, evde oturmak istiyorsa evde aç oturacak; emeklinin durumu budur.

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Emeklilik yaşını da söylesene.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Almanya'daki emekli kombiyi açmış, senin emekli battaniyenin altında sabahlıyor; senin gibi kaloriferli evde oturmuyor, battaniyenin altında sabahlıyor, kombi de kapalı.

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Emeklilik yaşını söyle, emeklilik yaşını.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Orada bana konuşacağına git seçim bölgendeki emeklilere bunları anlat. Vallahi, kahveden var ya çay bardağı atarlar arkandan haberin olsun, sakın öyle bir şey yapmaya kalkma.

Devleti çok pahalı yönetiyorsunuz siz. Bakın, esas problem bu. 2024 yılında 100 milyar dolar tasarruf hedefi koydunuz. 2025 yılında tüketim harcaması 519 milyar liraya çıkmış. Bu kadar pahalı devlet yönetilir mi arkadaşlar? Mecliste bir görevlinin şoförünün şoförü olduğu hakikati çıktı bundan iki sene evvel, şoförün şoförü var; böyle pahalı devlet yönetilir mi ya? Sizin her kazdığınız kuyudan altın mı çıkıyor? Size çıkan bu altınlar bu millete niye çıkmıyor? Bu millet fukaralıktan kırılırken burada birilerine laf söylemeye kalkanların Karun kadar zengin olduklarını görüyoruz ve iddia ediyorum bir şey daha söylüyorum: Aranızda ve desteklerinizle iktidar yandaşlarınızdan  zengin olanların, o Ferrari'ye binenlerin, Porsche'ye binenlerin bir tanesi vergi mükellefi bile değil, bir tanesi. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Ama siz, burada vergi mükellefinin sırtına binerek, onlara cezalar keserek sağladığınız gelirlerle iktidarınızı devam ettirmeye çalışıyorsunuz. Hakka inanıyorsanız, hukuka inanıyorsanız, adalete inanıyorsanız, beytülmalin haram olduğuna inanıyorsanız bunlardan vazgeçeceksiniz. Yirmi iki sene sonra vazgeçer misiniz? Hiç umudum yok, alışmış kudurmuştan beterdir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu saatten sonra vazgeçmeniz mümkün değil.

Bakın, bütün bunları yaparken, 1.164 lira verirken bile eliniz titriyor emekliye. Peki, size bir emekli maaş hikâyesi anlatacağım: Ben otuz sekiz senedir vergi mükellefiyim, prim ödüyorum, muhtasar ödüyorum, en son şu anda 12 bin lira prim ödüyorum 1 işçi için. Bunun 6.900 lirası emeklilik primine gidiyor. Yani bugün 7200 gün emekli olma süresi, iki yüz kırk aylık prim 2 milyon 834 bin lira yapıyor. Bunun 1 milyon 655 bin lirası emeklilik payı olarak ödediğimiz para yani 7200 gün çalıştıktan sonra emekliye ne kadar maaş ödüyorsunuz siz? 20 bin lira. Bu verdiği primleri bankaya yatırsa 45 bin lira faiz alır. Siz 25 bin lirasını emeklinin kursağından alıp yiyorsunuz, kendi verdiği paradan yiyorsunuz, cebinizden para vermek yerine emeklinin verdiği paradan çalıyorsunuz. Bileşik faizle hesapladığınızda bu para ne kadar biliyor musunuz? 27 milyon lira. Emekli 27 milyon liraya 4 tane daire alır -kendi ödediği primlerden bahsediyorum, sizin hiçbir şey bahşetmenize gerek yok- otuzar, kırkar bin liradan kiraya verir. Vallahi bir emekli,  Almanya'daki emekliden, sizden bile çok daha güzel yaşar. Emeklinin hakkını gasbediyorsunuz, bu günahı, bu vebali taşıyarak daha çok günah işliyorsunuz.

Bakın, emekliye hakkını verin, sadaka vermeyin; hakkını verin emekliye. İstenirse açlık sınırının da altında kalmaz emekli eğer gerçekten hakkını verirseniz. "Kaynak yok." demeyin, kaynak var. Varlık Fonu geçen sene 13 milyar dolar yani 562 milyar lira kâr etmiş. Ya,  Varlık Fonunun yöneticilerine, yöneticilerin şirketlerine aktardığınız paralar yerine oradan emekliye verseniz emekliler bu ülkede aç kalmaz, sefil kalmaz, gidip kahve köşelerinde birisi çay ısmarlayacak diye bakmaz,  sıcak çorba içmek için kuyrukta kalmaz, sabah beşte de 5 lira ucuz ekmek için kalkıp belediyelerin önündeki ekmek kulübelerinin önünde cefa çekmez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Özlem Başkan, bak, 8'di 5'e düştü.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ya, bütün gün aynı 3 kişi konuşuyorsunuz; dön, dolaş 3 kişi.

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Baki Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi, yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milletinin her bir ferdini saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz düzenlemeler kamu otoritesinin etkinliğini artıran, idari ve mali denetim mekanizmalarını güçlendiren, stratejik alanlarda devletimizin kurumsal kapasitesini tahkim eden önemli ve gerekli adımları içermektedir. Bu kapsamda, Türkiye Varlık Fonu ve bağlı yapılarına ilişkin denetim çerçevesi açık, sistematik ve kapsamlı bir biçimde yeniden düzenlenmektedir. Cumhurbaşkanlığınca görevlendirilecek denetim elemanları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu denetimiyle şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim güçlendirilmektedir. Bu düzenleme, güçlü ekonomi için güçlü denetim anlayışımızın doğal bir sonucudur. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyum doğrultusunda yapılan düzenlemelerle Türkiye Varlık Fonu ve iştiraklerinin hukuki statüsü netleştirilmekte, özel hukuk hükümlerine tabi daha etkin, esnek ve rekabetçi bir yapıda faaliyet göstermeleri sağlanmaktadır. Bununla birlikte, Sermaye Piyasası Kanunu ve Rekabetin Korunması Hakkında Kanun başta olmak üzere temel mevzuat hükümleri korunarak kamu yararı gözetilmeye devam edilmektedir. İstanbul Finans Merkezine ilişkin düzenlemelerle karar alma süreçleri sadeleştirilmekte, bürokratik gecikmeler azaltılmakta ve uygulamaya hız kazandırılmaktadır. Katılımcı belgesi verilmesi yetkisinin doğrudan yönetici yapı tarafından kullanılması İstanbul'un bölgesel ve küresel ölçekte güçlü, güvenilir ve cazip bir finans merkezi olma hedefini desteklemektedir. Siber güvenlik alanında görev yapan üst düzey yöneticilerin mali, sosyal ve emeklilik haklarının netleştirilmesiyle bu alandaki kurumsal yapı daha da güçlenmektedir. Dijital çağda siber güvenliğin millî güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği dikkate alındığında, bu düzenlemenin stratejik önemi açıktır. Ayrıca, izinsiz verici tesis ederek karasal ortamdan yayın yapan kuruluşlara ilişkin uygulamada yaşanan belirsizlikler giderilmektedir. Yetkili kurumların uyarılarına rağmen hukuka aykırı yayınlara devam edilmesi hâlinde caydırıcı ve ölçülü yaptırımlar öngörülmektedir. Amaç sansür değil, hukuk düzenini tesis etmek ve kamu yararını korumaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basına ilişkin düzenlemelerden söz etmişken Kayseri'den yerel basın mensuplarımızın tarafımıza sıklıkla iletmekte olduğu hayati bir hususa değinmek istiyorum: Basın İlan Kurumunun resmî ilanlar için gazetelerden aldığı komisyon oranı özellikle yerel gazetelerin ayakta kalabilmesi adına makul ve asgari bir seviyeye çekilmelidir. Hâlihazırda tasarruf tedbirleri kapsamında şube kapatarak ve personel sayısını azaltarak giderlerini önemli ölçüde düşüren bu Kurumun söz konusu komisyonu birkaç puan indirmesi yerel basın için adeta can suyu olacaktır. Yerel basın yalnızca haber veren bir mecra değil demokrasinin temel taşıdır; mahallenin, ilçenin, köyün sesidir; vatandaşın derdini, talebini ve beklentisini görünür kılar. Yerel basının zayıflaması toplumun denetiminin zayıflaması demektir. Yerel basını desteklemek ise milletin her ferdinin sesine sahip çıkmak anlamına gelir. Bu nedenle, Basın İlan Kurumunun imkânları ve sorumluluğunu göz önünde bulundurarak yerel basını koruyan ve yaşatan bir yaklaşım sergilemesi büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumun sesi olan basının güçlendirilmesi ne kadar önemliyse bu ülkeye yıllarını vermiş, alın teriyle çalışmış emeklilerimizin insanca yaşam koşullarına kavuşması da o denli hayati bir meseledir. Sosyal adaletin tesisi yalnızca kurumları değil, insanı merkeze alan bir anlayışla mümkündür. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi'nin de partimizin son 2 grup toplantısında ifade ettiği üzere, en düşük emekli maaşı alan vatandaşlarımızın sefalet ücretine mahkûm edilmemesi, insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye ulaştırılması önemli bir sosyal sorumluluktur. Yıllarca ülkemize hizmet etmiş, üretmiş ve değer katmış emeklilerimizin yaşam koşullarının iyileştirilmesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Devletimizin imkânları ve ekonomik gerçekler doğrultusunda Sayın Genel Başkanımızın bu konudaki hassas çağrılarının ardından gerekli düzenlemelerin yapılacağından hiçbir şüphemiz yoktur. Atılacak adımların hem emeklilerimizin refahını artıracağına hem de sosyal dengeyi güçlendireceğine inanıyoruz.

Bir diğer konu ise, toplumumuzun kanayan yarası hâline gelen uyuşturucu tehdididir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanım yaşının çocuk denecek seviyelere kadar düşmesi, yalnızca bugünün değil doğrudan geleceğimizin de tehdit altında olduğunu açıkça göstermektedir. Bu vahim tablo karşısında sessiz kalmak nesillerimizin kaderini karanlığa terk etmek anlamına gelir. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin de kararlılıkla ifade ettiği üzere, bir millî ahlak reformunun hayata geçirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Gecikmeden hazırlanacak ve tavizsiz bir biçimde uygulanacak bu reform toplumsal direncimizin temel dayanağı olacaktır çünkü millî ahlak milletin kurtuluş reçetesidir, ondan uzaklaşmak ise millî ruhu kaybetmek demektir. Geleceğimizi riske atamayız; çocuklarımızı uyuşturucu tacirlerinin, torbacı alçakların ve bu karanlık düzenin insafına asla bırakamayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, Gazi Meclisimizde çok açık ve net bir hususun altını çizmek istiyorum: Geçtiğimiz günlerde Nusaybin'de kendini bilmez bir alçağın, ekmeksiz ve köksüz bir akılla şanlı Türk Bayrağı'mıza yönelik gerçekleştirdiği menfur saldırı büyük Türk milleti nezdinde asla kabul edilemez bir küstahlık, açık bir hainliktir. Bu topraklarda ihanete kalkışanların sonunun ne olduğu tarihin her sayfasında yazılıdır. Bayrak, bir milletin namusudur, şerefidir, bağımsızlığıdır. Bir bayrağa ancak bu değerlerden yoksun olanlar el uzatır. Türk Bayrağı, milletimizin birliğinin ve beraberliğinin en güçlü sembolüdür; ona uzanan her el Türk milletinin her ferdine uzanmış demektir. Terörsüz Türkiye hedefinin ülkemizde ve bölgemizde adım adım hayata geçtiği, tüm dünyanın bunu yakından izlediği bir dönemde sınırlarımızda gerçekleştirilen bu provokasyonun hesabı mutlaka sorulacaktır, sorulmaktadır ve sorulmaya devam edecektir. Gönderde nazlı nazlı dalgalanan ay yıldızlı bayrağımızı indirmeye yeltenen hainlerin eli kırılacaktır. Suriye'de arkasına bile bakmadan kaçan, bugün yalvaran hâle düşen teröristlerin görüntüsü bunun en açık ispatıdır. Son terörsüz etkisiz hâle getirilinceye kadar bu millî mücadele kararlılıkla sürdürülecektir. Türk milleti her şeyin farkındadır. Bu milletin birliğini, beraberliğini ve kardeşlik hukukunu kimse bozamayacaktır. Türk Bayrağı, kıyamete kadar Türk milletinin bağımsızlık, şeref ve namus timsali olarak dalgalanacak, nice haini kahretmeye devam edecektir. Türk-Kürt kardeştir. Bu kardeşliğe nifak tohumu eken herkes ise açıkça kalleştir.

Bu duygu ve düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz konusu teklifi olumlu değerlendiriyor, destekliyor, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Ersoy.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Ayşegül Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA AYŞEGÜL DOĞAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan. 

Sayın milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen herkesi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki son günlerde Suriye'de yaşanan gelişmeleri konuşacağım çünkü bu içeride ve dışarıda Türkiye'yi oldukça yakından ilgilendiriyor. Birkaç gün önce Suruç'taydım, biliyorsunuz Suruç Kobani demek, tıpkı Nusaybin gibi, Kamışlo, Ceylânpınar ve Serekaniye nasılsa Suruç ve Kobani'de aynı yani ses verdiğinizde Suruç'tan birkaç kilometre ötedeki Kobani'de yankılanıyor. Aramızda tarihsel bölünmüşlüğün bir tezahürü olarak elbette sınırlar var ancak bu sınırlar yüreğimizde yok. Yalnızca akraba değiliz halkız, aynı sesin, aynı yüreğin parçalarıyız. Bunları niye defaatle anlatıyoruz, yıllardır anlatıyoruz? Duymayanlar bir daha duysunlar diye, konuşabilelim, sorunlarımızı konuşarak çözelim diye ama duymadığınızdan, bilmediğinizden değil. Aslında biliyorsunuz bu gerçekliği, bu tarihsel bölünmüşlüğü; bu tarihsel bölünmüşlüğün her ne kadar farklı ideolojik yaklaşımlar olsa da aramızdaki birliğe dair bir gölge yaratmadığını ama buna rağmen soruluyor: "Size ne oluyor?" diye. Peki, ben de şimdi öyle diyenlere "Size ne oluyor?"un başka bir versiyonunu göstermek istiyorum. Şimdi, Kobani kuşatıldığında kazandıklarını sananlar var ya, öyle açıklamalar yapanlar, bir yandan da kardeş olduklarını söyleyenler, Kürtler öfkeleniyor bunları duyduklarında, diyorlar ki: "Kürtler niye öfkeleniyor?" Çünkü Kürtler Suriye'de 2014 yılından bu yana IŞİD'le mücadele ediyor, bunun çok ağır bedelini ödediler. Burada, bu Parlamentoda, bu sıralarda vaktiyle oturan Eş Genel Başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız şu an hapiste. Niye? Niye bedel ödüyorlar? IŞİD'le mücadele edenlere destek çıktıkları için, Türkiye'nin de sınır güvenliğini etkileyecek bir konuda oldukça gerçekçi bir politika yürüttükleri için.

IŞİD vahşetine karşı Kobani direnişi zaferinin tam 11'inci yılını geride bıraktık ve Kobani şu an yine bir kuşatma altında; su yok, elektrik yok, insanlar ilaca erişemiyor. Biz burada ne konuşuyoruz? Suriye ordusuna tebrikler, takdirler, övgüler, kuşatma altında Türkiye'de yaşayan 25 milyon Kürt'ün kardeşi varken. Kürtlerin kalbi Halep'te atıyor diyoruz, mesele, iki mahalle meselesi değil diyoruz, yine bize soruluyor: "Kürtlerin kalbi niye Halep'te atıyor?" Mesele, niye iki mahalle meselesi değil? Mesele, niye Şeyh Maksut ve Eşrefiye meselesi değil? Çünkü mesele, en az yüz yıllık bir inkâr, imha, katliam, kırım, kıyım, göç, zorla yerinden edilme, acı, gözyaşı ve bu tarihin yeniden canlanması meselesi. İşte, bu yüzden Kürtler hep birlikte aynı tarafta yek vücut ve tek ses bir şekilde diyorlar ki: "Bugün kalbimiz Kobani'de, bugün kalbimiz kuşatılan mahallelerde, bugün kalbimiz Rojava"da atıyor." Bu sesi duyun, bu sesi duymamak insanlığa karşı işlenen bir suça ne yazık ki ortak olmaktır; bir daha olmayın, tarih tekerrür etmesin. Ankara kuşatılmış bir Kobani'yle kazanamaz. Ankara kazanmak istiyorsa Kobani özgür olmalıdır; bu da tarihsel bir gerçeklik, bu bir tehdit değil, bu bir uyarı değil, bu bir tespit ve tarih bu tespiti her defasında yeniden, yeniden doğruladı, bu defa bu fırsat kaçırılmamalı.

Kuşatılan Rojava'yla yine, kazanacaklarını sananlara seslenmek istiyorum: Bölgesel barış iddiası olanlar bilmelidirler ki bölgesel barış ancak Kürtlerin kazanımıyla mümkün olur ve ancak böyle güçlenir. Kürtlerin güvenliği yalnızca Kürtlerin önceliği değildir, olmamalıdır; Kürt'ün kimliği, dili, tarihi Türkiye için bir tehdit değil sevgili arkadaşlar, hiçbir zaman bir tehdit olmadı. Ben burada nasıl bir tehdit oluşturmuyorsam bir Kürt olarak, Suriyeli Kürtler de Irak kürdistanında yaşayan Kürtler de İran kürdistanındaki Kürtler de kürdistan coğrafyasında yaşayan hiçbir Kürt Türkiye için tehdit değildir, hiçbir dönemde de tehdit olmamıştır. Artık bunu böyle bir algıyla ambalajlayıp sunmaktan vazgeçin.

Geçici Şam yönetiminin Vakıflar Bakanı ne yaptı biliyor musunuz? Enfal suresiyle Kürtlere karşı fetih ilan etti, birkaç gün önce, 18 Ocakta. Hepiniz aslında "enfal" ne demek Kürtler için gayet iyi biliyorsunuz ama bilmeyenlere bir daha hatırlatalım: "Enfal" bizim için Halepçe demek, Şengal demek, Afrin demek, katliam demek, soykırım demek, 182 bin insanın diri diri gömülmesi demek. Buna nasıl ses çıkarmayalım, buna nasıl sessiz kalalım, buna nasıl söz söylemeyelim, bunu nasıl demokratik bir şekilde tepki göstermeyelim ve sesimizi yükseltmeyelim? Onca yasağınıza, onca gazınıza, onca yasaklamanıza, onca kolluk gücünü bunun için seferber etmenize rağmen biz demokratik tepkimizi, itirazımızı göstermek istiyoruz. Sokaktaki tepkiyi doğru değerlendirmek gerekiyor; bugün bu Genel Kurul Türkiye'de sokakta milyonlarca insanın sesini duymak zorunda ve buna sessiz kalmamalı, bu tepkinin DEM PARTİ tarafından organize edildiğini düşünenlere bir daha dönüp bakmalarını tavsiye ederim. Biz itirazı olanların yanında olacağız elbette, biz halkların partisiyiz, onlarla birlikte demokratik bir şekilde bu duruma itiraz edeceğiz. Bunu kabul etmiyoruz, kabul etmediğimizi söyleyeceğiz. Siz de şu ısrarınızdan vazgeçmelisiniz artık: Bize "Karar verin." diyenler var, bize "Nerede durduğunuzu söyleyin, artık tarafınızı belli edin." diyenler var. Bakınız, bizim tarafımız belli, biz yıllardır barış için, özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için mücadele ediyoruz; dün de bunun için mücadele ettik, bugün de bunun için mücadele ediyoruz, yarın da bunun için mücadele edeceğiz ama biz aynı zamanda onur ve haysiyet mücadelesi veriyoruz. Biz "Onurlu bir barış, eşitlik bir kardeşlik." diyoruz. Kimsenin kimseye dayatmacı bir şekilde yaklaşmadığı, gönüllülük üzerine inşa edilmiş bir kardeşlikten bahsediyoruz. Siz, bir yandan durmaksızın barış ve demokratik toplum çağrısıyla ilgili hatırlatmalar yapıp öte yandan bu hatırlatmaların ötesine geçecek somut emareler ortaya koymazsınız, bir de Suriye ordusuna övgüler yağdırırsanız, Kürtleri kuşatan, Kürtleri katliamla karşı karşıya bırakan bir zihniyete yani Kürtlerle birlikte olmak yerine HTŞ'yi tercih ederseniz, İŞİD'i tercih ederseniz insanlar isyan eder. Bu isyanı görmelisiniz. Artık siz bir karar vermelisiniz. Bizim tarafımız da kararımız da belli; bir arada eşit ve özgür yaşamdan yana, haysiyeti korunmuş bir birliktelikten yana. Şimdi bu tarihsel kırılma anında asıl sizlerin karar vermesi gerekiyor "İçeride dışarıda, her yerde barış, eşitlik." diyebiliyor musunuz? Bunun için adım atmaya var mısınız? Yalnızca iktidara sormuyorum, muhalefete de soruyorum: Sessiz kalmak tarihin affetmeyeceği bir insanlık suçudur. Hiç kimse bu meseleyi yalnızca DEM PARTİ'nin omuzlarına bırakamaz. Hiç kimse bu meselede yalnızca DEM PARTİ'nin söz söylemesini bekleyemez, beklememeli. Kimse binlerce, milyonlarca insanın ayakta, gece gündüz, 6 Ocaktan bu yana kalbinin attığı yeri, Rojava'yı görmezden gelemez. İnsanlık onuru ve evrensel değerler için verilmiş ve verilen bir mücadele kriminalize edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AYŞEGÜL DOĞAN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Bırakınız Kürtler karar versin kimlerin kendilerini nasıl temsil edeceğine; buna da siz karar vermeye çalışmayın. Eğer ölüm siyaseti yaparsak, ölümün siyasetini yaparsak siyaset ölür. Siyasetin ölmemesi için ölümün siyasetinden, hamasetten, kandan, çatışmadan beslenen bir siyasetten vazgeçmek gerekir ve şimdi cesur olmak, karar vermek, saf tutmak, özgürlükten, barıştan, eşitlikten, demokrasiden yana durmak gerekir.

Bir son söz olarak "..."[3] felsefesi emin olun bu barbarları yenecek. Daha önce de yendi, yine yenecek. Kadınlardan korkun, onların cesaretinden ve direnişinden korkun; onların saç örgüleri ilmek ilmek örülen direniş hikâyeleridir diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

(CHP sıralarından bir grup milletvekilinin ayağa kalkarak pankart açması)

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde emeklilerimiz açlığa, yoksulluğa mahkûm edilmektedir. Bu koşullarda bu kanunun görüşülmesi durdurulmalıdır. Emeklilerimize insanca yaşayacakları bir maaş talep ediyoruz, sadaka verir gibi bin liralık bir artışı asla kabul etmiyoruz. Biz burada mücadele etmeye devam edeceğiz. Tüm emeklilerimizi ayağa kalkmaya ve bu haksızlığa, bu vicdansızlığa isyan etmeye çağırıyoruz.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun Sayın Bakırlıoğlu.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Dün en düşük emekli maaşını 20 bin lira yapan madde Genel Kuruldan geçti. Çeşitli önergeler vardı, çeşitli öneriler vardı.  Muhalefet partilerinden kimisi  "En düşük emekli maaşı 24 bin olsun, 25 bin olsun.", "Asgari ücret kadar olsun." dedi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizlerin de en düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olsun, 28 bin lira olsun; yetmez, bütün emekli maaşlarına seyyanen 8 bin lira maaş farkı verilsin; yetmez, en düşük memur emekli maaşı da 42 bin lira olsun diye vermiş olduğumuz önerge ne yazık ki kabul edilmedi. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli dostlar, neyi tartışıyoruz? En düşük emekli maaşının 20 bin lira olup olmamasını tartışıyoruz günlerden beri, aylardan beri. Bugün bu memlekette açlık sınırı 30 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama emekli maaşı ise 24 bin lira. Sayın Devlet Bahçeli adını doğru koydu, bu 20 bin liralık ücret sefalet ücretidir; biz bu ücreti kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, "Açlık sınırı 30 bin lira." dediğimiz zaman iktidar temsilcileri bize kızıyorlar başta Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmak üzere, diyorlar ki: "Böyle bir resmî veri yok." Tamam, kabul, 30 bin liralık TÜRK-İŞ'in açıklamış olduğu rakamı kabul etmeyelim, ben size resmî veri vereceğim. Diyanet, bildiğiniz gibi, her sene fitreyi açıklıyor yani bir kişinin bir gün boyunca yaşaması için, yaşamını idame ettirmesi için gerekli olan bir günlük ücret 240 lira. Dört kişilik bir ailenin bir aylık gıda masrafı 28.800 lira. Bu memlekette asgari ücret 28 bin lira yani esasında asgari ücretlilerimiz maaş almıyor, ücret almıyor ancak bir fitre alıyor. Ya emeklilerimiz, 20 bin lira emekli maaşı olan emeklilerimiz? Emeklilerimize iktidar ne yazık ki bir fitreyi dahi çok görmüş durumda. Utanılacak durumdayız esasında. Geçtiğimiz hafta sonu memleketimizde, Akhisar'da, Gölmarmara'da çarşı pazar gezdik, tavsiye ederim, iktidar milletvekillerine sesleniyorum, her ne kadar çok olmasalar da burada, çarşı pazarı gezin, orada emeklilerle görüşün. Mesela, bir emekliyle karşı karşıya geldik, 70 yaşında, sabahın köründe çıkmış, bir tezgâh açmış, tezgâhtaki bütün mallarını satsa bin lira kazancı olacak. 70 yaşında, ajitasyon yapmıyorum, gördüğüm anlatıyorum. "Yirmi beş yıl boyunca prim verdim, emekli oldum, emeklemeye başladım." diyor 70 yaşındaki insan. Emeklilerin durumu ne yazık ki bu.

Şimdi, Komisyon çalışmalarında ve burada milletvekillerimiz, muhalefet milletvekilleri, iktidar sıralarına dönüp vicdana davet etti. Ben sizi vicdana davet etmiyorum çünkü bu vicdan meselesi değil, buradaki mesele hak arama meselesidir. Burada emekliler kimseden sadaka istemiyorlar, kimseden lütuf istemiyorlar, bahşiş istemiyorlar, haklarını talep ediyorlar, haklarını. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir de çok meşhur bir şey, iktidar temsilcileri diyor ki: Emeklileri siyasete alet etmeyin, emeklileri siyasi malzeme yapmayın. Allah Allah! Memlekette sefalet ücreti, emekli maaşı 20 bin lira, bizler bunu dile getirmeyeceğiz. Eğer bir memlekette asgari ücret, en düşük emekli maaşı açlık sınırının altındaysa bu durum tamamıyla siyasetin konusudur. Bunu dile getirmeye devam edeceğiz.

Şimdi, sorun sadece en düşük emekli maaşında değil, tüm maaşlarda sorun var. Mesela, 2019 yılında bu en düşük emekli maaşı uygulaması geldiğinde bin liraydı ve o gün için ortalama emekli maaşı 1.917 liraydı yani yüzde 91 daha fazlaydı ve sadece 1 milyon emekli en düşük emekli maaşını alıyordu. Sene 2026, en düşük emekli maaşı 20 bin lira, ortalama maaş 24 bin lira yani ortalama emekli maaşı en düşük emekli maaşından sadece yüzde 20 fazla ve bugün 16 milyon 500 bin emeklinin olduğu ülkemizde 5 milyon emekli en düşük emekli maaşını almak durumunda kalıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu ne demektir? Sefaletin paylaşılmasıdır bu. Bu, yoksulluğun emekliler tarafından paylaşılmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, enteresan bir şey: Emekli sayısı artıyor, emeklilerin toplam nüfustaki oranı artıyor ancak emeklilerin millî gelirden aldığı pay azalıyor. Ya, bu işte bir tuhaflık yok mu? Normalde emeklinin oranı arttığı zaman millî gelirden, pastadan aldığı payın da artması lazım. 2010 yılında emekliliğin oranı yüzde 12'ymiş, millî gelirden aldığı pay yüzde 6,8'miş. Yıl 2024-25, emekliliğin oranı yüzde 18,5; aldığı pay düşmüş, 6,1'e düşmüş. Yani siz şunu söylüyorsunuz arkadaşlar: Emekli sayısı ister 16 milyon olsun, 17 milyon, 20 milyon, benim size pastadan vereceğim  pay bellidir, benden daha fazla bir şey beklemeyin. Emeklilere diyorsunuz ki: Siz kendi aranızda bu sefaleti, bu yoksulluğu paylaşın. Rakamlar bize bunu gösteriyor.

Şimdi, emeklinin payı, millî gelirden aldığı pay emeklinin oranı şeklinde artmış olsaydı bugün, millî gelirin yüzde 10'unu biz emeklilere vermek zorunda kalırdık; yüzde 6'sını veriyoruz, arada 4 puan fark var. Bu 4 puan fark ne oldu? 4 puan fark ne oldu arkadaşlar? Birisi bu 4 puanı çaldı. Kim çaldı? TÜİK çaldı. TÜİK, vermiş olduğu verilerle milyonlarca emeklimizin cebinden, kursağından, sofrasından, kesesinden çaldı, çalmaya da devam ediyor. Rakamı söyleyeyim size: Bu yüzde 4 puan ne oluyor, biliyor musunuz? Emekli başına ayda 13 bin lira yapıyor, 13 bin lira. Eğer TÜİK bunu çalmamış olsaydı bugün, her emekliye ayda 13 bin lira daha fazla para gelecek diyorlardı.

Şimdi, öyle bir hâle getirdiniz ki bu işi, diyelim ki 20 bin lirayı 25 bin yaptık, 25'i 30 bin yaptık, 30-35 bin yaptık -bakın, söylediklerimin hepsi açlık sınırının altında- 5'er bin lira arttırsak dahi bütün emeklilerin maaşlarını açlık sınırına ancak ulaşabiliyoruz. O kadar çok çaldı ki bu TÜİK, yerine koyamıyoruz arkadaşlar, yerine koyamıyoruz. Bu kadar büyük bir soygun var.

Değerli dostlar, şimdi, iktidar temsilcilerinin ağzından ikide bir de "Kaynak nerede, kaynak nerede?" Bir sürü kaynak, arkadaşlarımız anlattı. Bakın, bu torba yasada, tartıştığımız torba yasada 60 milyar liralık bir kaynaktan vazgeçiyoruz, farkında mısınız? Dün el kaldırdınız, indirdiniz; 60 milyarlık kaynaktan vazgeçtik biz. Bu 20 bin liraya çıkartmanın altı aylık maliyeti 66 milyar lira. Biz dün elleri kaldırdık -biz demeyelim ya- siz elleri kaldırdınız, indirdiniz; 60 milyar kaynaktan vazgeçtiniz. Bu taşeronlardan rücu edilmesi gereken kamunun, devletin 60 milyar liralık alacağı var, biz onu almıyoruz dediniz veyahut da uzağa gitmeyelim, gene Türkiye Büyük Millet Meclisi; Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilave hizmet binasına ihtiyacı var mı? Var. Peki, zamanı mı? Bakın yatırım programına, 3 milyar liralık kaynak aktarılmış. Yahu, arkadaşlar "Kaynak nerede?" diyorsunuz, yapmayıverelim, bir yıl sonra yapalım bu binayı, iki yıl sonra yapalım ama emeklimize insani koşullarda yaşayacak bir maaş verelim.

"Kaynak nerede?" İşte, KÖİ projeleri, şehir hastaneleri... 237 milyar lira bu sene kaynak var, aktarıyoruz. Ya, hangi akıl, hangi vicdan bu KÖİ'lerin süresini uzatıyor, süresini uzatıyoruz arkadaşlar; yetmiyor, ilave geçiş ücreti veriyorsunuz yani yandaşlara ilave geçiş ücreti verirken o kadar bonkörsünüz ancak iş emekliye geldiği zaman emeklinin adını bile anmıyorsunuz. Kaynak var arkadaşlar, kaynak yok değil, kaynak var. Mesela, 19 Mart darbe girişimi, Türk ekonomisine maliyeti ne kadar, biliyor musunuz? 1,7 trilyon lira.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) - Yazık ya!

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) - Yazıklar olsun, hakikaten yazıklar olsun! 1,7 trilyon lira; biz, bugün, emeklinin 20 bin lira maaşından bahsediyoruz, ben utanıyorum, ar ediyorum ve bunu kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bugün hep Özlem Zengin'le uğraşıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Gene mi Özlem Zengin? Bakayım, gene ne oldu?

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Dün Özlem Hanım, tabii, insan bazen böyle konuşurken oluyor, "Garibanlar bize oy veriyor." dedi. Bakın, bu esasında...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Öyle söylemedim, öyle demedim.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) - "Garibanlar bize oy veriyor." dediniz Özlem Hanım. Bu, çok tartışmalara sebebiyet verdi. Şimdi şunu söylemek lazım: Bakın, bu memlekette kimse kimsenin oyuna sahip değil, kimsenin oyunun tapusuna sahip değil. Siz bunu deyince benim aklıma bizim bir önceki yerel seçimler geldi; Alaşehir Belediye Başkanımız, kulakları çınlasın, Ahmet Öküzcüoğlu'nun bir sloganı vardı, aynı zamanda Müslüm Gürses'in bir şarkısı, onu hatırlatayım size. Şunu söylüyordu meydan meydan bizim belediye başkanımız: "Dünyayı yakarsa garipler yakar." Evet, size hatırlatmak istiyorum: Dünyayı yakarsa garipler yakar. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Zengin, buyurun.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum müsaadeniz için.

Ben sayın hatibe de teşekkür ediyorum. Doğrusu, bu konuyla ilgili bir açıklamaya tekrar ihtiyaç olduğunu düşünüyordum. Biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel basın mensuplarına konuşurken bana da bir cevap vermiş. Şimdi, Özgür Bey'e buradan hatırlatmak istiyorum: Özgür Bey bir genel başkan. Ben şimdi, bütçe görüşmelerinde de ifade etmiştim; Özgür Bey bir genel başkan olduğunu unutuyor. Sağ olsun yani herhâlde hâlâ Grup Başkan Vekili olarak kendisini düşünüyor, daha evvel Leyla Hanım için de olmuştu, bana cevap verme ihtiyacını duyuyor. Bu arada da kendi arkadaşlarına, kendi grubuna  da dolaylı olarak bir yetersizlik atfettiğini söylemem lazım, onların cevabını yeterli görmüyor.

Şimdi, şunu söyleyeceğim: Kelimeler ne anlama geliyor? Ben şunu ifade ettim: Emeklilerle alakalı mesele bizim için çok önemli bir meseledir.

VELİ AĞBABA (Malatya) - "Garibanlar bize oy veriyor."

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Lütfen, Allah rızası için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun, devam edin.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Şimdi tekrar söylemek istiyorum, "garip" kelimesi...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ama haklılar, garibanlar oy veriyor. AK PARTİ Grubu TÜSİAD gibi.

 ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, lütfen, Ağbaba'ya... Rica ediyorum.

Bakınız, bizim bir sloganımız var, biz diyoruz ki: Garip, gureba  bize her zaman oy verir, bizim tabanımızı onlar oluşturur. Anlam olarak baktığımız zaman "gureba" kelimesi "garip" kelimesinin Arapça çoğuludur, "gariban" ise "garip" kelimesinin Farsça çoğuludur yani bu kelimeler bizim dilimize Arapça ve Farsça'dan gelmiştir. Buradan baktığımızda, benim söylediğim şey şudur: Bizim bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisinin küçümsediği daha alt gelir düzeyinde olanlar...

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Biz kimseyi küçümsemeyiz.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - ... daha az eğitimliler, hatta şehirli olmayanlar, onların küçümsediği insanlar bizim seçmenimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Söyleyin, söyleyin, ondan sonra Cumhuriyet Halk Partisi...

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Benim söylediğim şey, bu konu bizim için siyasetimizin tam merkezini oluşturmaktadır. O yüzden, kelimelerden yola çıkarak -ki ben anlamını da bilmediklerine eminim bu kelimenin- bu  anlamı tahrif ederek kendilerini öne çıkarmalarını da gerçekten bir acziyet olarak görüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Emir, buyurun

 

 

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Genel Başkanımız Sayın Zengin'i hedef alan değil, dünkü tartışmaya katkı koyan bir konum almıştır. Tartışmayı hatırlayalım: "Emeklileri 'gariban' diye tanımlamanız aslında nasıl baktığınızı ortaya koyuyor." dediği zaman Sayın Mehmet Emin Bey, tartışma oradan başlamıştı. Yani "Emekliler gariban, biz de garibanın oyunu alıyoruz." demek, aslında emeklinin gariban olduğunu peşinen kabul etmek anlamına geliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bunu eviriyor, çeviriyor. Efendim "Siz garibanlardan oy alamazsınız." Biz herkesten oy alıyoruz, her kesimden oy alıyoruz. Biz sizin gibi bu milleti gariban, zengin, daha zengin, daha bilmem ne diye bölmüyoruz. Biz 86 milyonun oyuna talibiz. Dolayısıyla da sizin buradan bir defa sağlıklı bir öz eleştiri vermeniz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.

İkinci konu: Sayın Genel Başkanımız çok başarılı bir Grup Başkan Vekilliği yaptı sekiz yıl kadar, şimdi de çok başarılı bir Genel Başkan ve buradaki bir tartışmaya katkı vermesi ve Türkiye'de özellikle emeklilerin ısrarla garibanlaştırılmasına karşı çıkmasından daha doğal ne olabilir? Sayın Cumhurbaşkanının da defalarca bizlere, milletvekillerine bir şeyler söylediğine tanık olduk. Bundan gocunacağınıza mutlu olun ve burada emeklileri niye garibanlaştırdığınızın hesabını verin, tartışmayı buradan yapın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Ya, isterseniz bu garip, garibanla ilgili bir şey söyleyeyim ben. Bu garip gurebayı tanıyoruz biz "vatan" deyince hayatını koyan, "bayrak" "ezan" deyince ölümüne giden, ufak imkânlarla şükreden çok asil bir kesim.

MURAT EMİR (Ankara) - Başımızın tacı!

BAŞKAN - Allah onlardan razı olsun. (AK PARTİ, CHP, MHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından "Amin" sesleri, alkışlar) Şu anda hak ettikleri bir hayatı yaşamadıklarını biliyoruz. Cenab-ı Allah onların onurlu yaşayacağı bir imkâna bizim vasıtamızla kavuşmasını nasip etsin.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Amin, inşallah.

BAŞKAN - Ayrıca, paradan dolayı hiç kimsenin namerdin önünde boyun eğmediği Türkiye'yi hazırlamak da bizim görevimiz.

Özlem Hanım için gariban ikinci sınıf insan değildir, tanıyorum ben kendisi; gariban, tam da yüreğine sığdırdığı kardeşleridir.

Konuyu kapatıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Başkanım, ağzına sağlık.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Allah bu garibanları süründürenleri süründürsün inşallah!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Amin, amin. Bak, biz "Amin." diyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bu garibanlara zulmedenleri Allah süründürsün inşallah!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Amin.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; OECD raporu acı gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Üye ülkelerde ortalama enflasyon yüzde 4,2; Türkiye'de ise yüzde 71. Bu tablo, iddia edildiği gibi bir küresel kriz tablosu değil. Bu tablo, yanlış ekonomi politikalarının faturasıdır.

Rakamlara bakın: Gıda enflasyonu OECD'de yüzde 4,6; Türkiye'de yüzde 35,4. Enerji enflasyonu OECD'de 4,6; Türkiye'de 37,7. İsviçre'de enflasyon yüzde 0,1; Finlandiya'da yüzde 0,2. Bizde ise vatandaş pazara fileyle değil hesap makinasıyla çıkıyor. Bu ülkeler enflasyonu yönetirken biz daha hayat pahalılığını yönetemiyoruz.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Koca...

 

 

PERİHAN KOCA  (Mersin)  - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yemeksepeti kuryelerinin insanca bir yaşam için, ekmekleri ve onurları için vermiş oldukları mücadeleyi, direnişlerini saygıyla selamlıyorum.

40 ilden binlerce Yemeksepeti kuryesinin kontak kapatma ve boykot eylemleri günlerdir sürüyor. Kuryeler seslerini duyurmaya çalışıyorlar ama ne yazık ki muhatap bulamıyorlar. Kuryeler "İş güvenliği olmadan çalışmak istemiyoruz." diyerek insanca bir ücret, erişilebilir "bonus" ve güvenli çalışma koşulları talepleriyle günlerdir direnişe geçmiş durumdalar. Patronların istemiş oldukları gibi at koşturdukları patron dostu bu çalışma düzenini reddediyoruz. Çalışma Bakanına ve Yemeksepeti patronlarına buradan sesleniyorum: İşçilerin haklarına çökmekten vazgeçin, kuryelerin haklarını derhâl verin.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akaryakıta gelen fahiş zamlar, artan vergiler, otoyol zamları, yedek parça maliyetleriyle ağır bir ekonomik kuşatma altında olan nakliyeci ve taşımacı esnafının sorunları için bir soru önergesi verdim. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına nakliyeci ve taşımacı esnafı için otoyol ücretlerini düşürmeye yönelik bir çalışma yapıp yapmadıklarını sordum. Bakanlık cevap verdi, cevap da işte burada. Diyor ki: "Ücretli otoyolları kullanmak istemeyenler alternatif yolları kullansın." Yani parası olmayan otoyoldan geçmesin." diyen Bakanlığın bu yaklaşımını doğru bulmuyorum. Bakanlığa bu saray zihniyetini bırakmasını ve nakliyecilerin, taşımacı esnafının ve halkın cebini korumak için otoyol ücretlerinde indirime gitmesini tavsiye ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

 

 

BAŞKAN - İkinci bölüm üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahsı adına ilk söz Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Barut.

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Emeklilerimize sadakayı reva gören, onları "gariban" diyerek küçümseyenlere sesleniyorum: Emeklilerimiz onurumuzdur, emeklilerimiz gururumuzdur, emeklilerimiz namusumuzdur, şerefimizdir. Böylesine müstesna bir kesim bir eli yağda, bir eli balda olanlar tarafından en düşük emekli aylığı 20 bin liraya maalesef mahkûm edilmiştir. Uçan, yüzen, yazlık ve kışlık saraylarda sefa süren tek kişinin dayatmasıyla yaklaşık 5 milyon emekli bu maaşla yaşamaya mahkûm ediliyor. (CHP sıralarından alkışlar) Dul ve yetim maaşları ile 65 yaş altı maaşlar bile bunun altında. Bu iktidarda vicdan yok, acıma yok, utanma hiç yok değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bu ülkede asgari ücret 28 bin lira, açlık sınırı 30 bin liranın üzerinde, yoksulluk sınırı ise 90 bin lirayı aşmış durumda. Şimdi buradan soruyoruz: 20 bin lirayla bu ülkede nasıl yaşanır, nasıl kira ödenir, nasıl elektrik, su, doğal gaz faturası yatırılır, nasıl pazara çıkılır, nasıl et, süt ve yumurta alınır, nasıl torunlara harçlık verilir? Cevap çok açık ve net: Olmaz, yapılamaz çünkü bu bir geçim sorunu değil bu bir hayatta kalma sorunudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, "emekli" dediğiniz insan kimdir? Bu ülkenin yollarını yapan, okullarını ayakta tutan, fabrikalarında çalışan, çalıştıran, tarlasında üreten, çocuklarını bu ülkeye faydalı bireyler olarak yetiştiren insanlardır. Yani emekli, bu ülkenin geçmişidir, emeğiyle ve tecrübeyle de geleceğe uzanan bir eldir ama bugün o geçmiş ve gelecek maalesef görmezden geliniyor. Emeklilerin hayatları zorunluluklarla dolu; emekliysen ya bu maaşla kira ödeyeceksin ya faturaları ya da mutfağı döndüreceksin. Üçü birden mi? Mümkün değil, artık lüks sayılıyor. Kimi emekli evini ısıtamıyor, kimisi ise pazarda filesini doldurup geri dönemiyor, kimi ilaçlarını iki günde bir alıyor, kimi ise torununa "Sonra alırız." demekten utanıyor. Soruyoruz buradan değerli arkadaşlar: Bu mudur sosyal devlet? Bu mudur adalet? Bu mudur emekliye vefa? Emeklilerimize açlık sınırının altında maaş vermek "Öl!" demektir, insanı açlığa mahkûm etmektir. Yoksulluk sınırının dörtte 1'iyle yaşamak insana "Sen bu toplumda fazlasın." demektir. Siz bunu kabul edebilirsiniz ey iktidar ama biz bunu asla ve asla kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Emeklilerimiz sadaka istemiyor, lütuf hiç beklemiyor, emeklilerimiz sadece hakkını istiyor. Bu ülkenin kaynakları da var, bu ülkenin bütçesi de var ama mesele para değil, tercih meselesidir arkadaşlar. Bir avuç zengin daha zengin olsun diye, 5'li çeteler kazansın diye, yandaşın da faiz borcu silinsin diye milyonlarca emekli yoksulluğa mahkûm edilemez.

Buradan açıkça söylüyoruz: Emekli maaşı en az açlık sınırı üzerinde olmalıdır. Emekli çalışırken ödediği primlerin karşılığını mutlaka almalıdır. Ayrıca, bayram ikramiyeleri de asgari ücret olmalıdır. İntibak düzenlemesi ise yeniden yapılmalıdır, aylık katsayı oranları 2008 öncesine getirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AYHAN BARUT (Devamla) - İnsanca yaşamak bir ayrıcalık değil arkadaşlar, haktır. Günlerdir bu Gazi Mecliste nöbetteyiz çünkü susarsak bu düzen değişmeyecek. Biz buradayız çünkü bu adaletsizliğe razı değiliz. Emekliler yük değildir, emekliler fazlalık hiç değildir ve biz bu onuru ayaklar altına asla aldırmayacağız. İnsanca yaşam istiyoruz, bunu da mutlaka başaracağız.

Ve değerli arkadaşlar, o sandık gelecek, bu iktidar gidecek ve her şey çok güzel olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Komisyonda çalışan arkadaşların birer dakika söz talebi oldu.

Sayın Suiçmez...

 

 

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, özel sektörde çalışan vatandaşlarımızın banka promosyonu hakkı ne yazık ki şirket patronları tarafından gasbedilmektedir. Bakanlıklar adına hizmet veren ancak taşeron şirketler üzerinden çağrı merkezlerinde çalıştırılan işçiler vatandaşın her derdine yetişiyor ama sıra banka promosyonuna gelince o para işçinin cebine değil, patronun kasasına giriyor. Özel sektör çalışanı patronun insafına mahkûm ediliyor. Bu bir adaletsizliktir, bu bir emek hırsızlığıdır. Çalışanın hakkı olan üç kuruşa göz diken bu sisteme artık "Dur." demeliyiz. Derhâl yasal düzenleme yapılmalıdır. Bankalar promosyonu şirketlere değil, doğrudan maaş ödedikleri çalışanların hesabına yatırmalıdır. Alın teri patronlara sermaye edilemez.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Kanko...

 

 

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Türkiye Varlık Fonuna devredilen Ziraat Bankası, Halkbank ve Elektrik Üretim AŞ 2017'den bu yana Fondadır. 2018 sonrası zararlar ve reel sermayesi erimesi hızlanmıştır. Denetim zayıf, şeffaflık yok, hesap veren yok. Buna PTT'yi ekleyelim. 2019'da zarara giren PTT'nin zararı 2022'de 6 milyon dolarken iki yıl sonra 85 milyon dolara fırlamıştır. Aynı dönemde yönetim kurulu maaşları 9 milyondan 20 milyon üzerine çıkarılmıştır. AKP iktidarı günde 704 milyon dolar vergi topluyor, buna rağmen 2025'in ilk on bir ayında 29,5 milyar dolar bütçe açığı, 45 milyar dolar faiz ödemiştir. PTT, Elektrik Üretim AŞ, Ziraat, Halkbank ve SGK'nin 2024 zararı yaklaşık 25 milyar dolar. Bu, tabloyu yönetememe değil, tercih edilen bir talandır ve biz bunu kabul etmiyoruz.

 

 

1.  Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahsı adına ikinci konuşmacı Adıyaman Milletvekili Sayın Resul Kurt.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RESUL KURT (Adıyaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Emekliler bir toplumun hafızasıdır. Onlar yıllarını alın teriyle, fedakârlıkla geçirmiş, ülkesine, ailesine, geleceğe emek vermiş; kamuda, özel sektörde, tarımda, hayvancılıkta, ticarette, görev aldıkları her alanda ülkenin büyüme ve kalkınma sürecine önemli katkılar sunmuş vatandaşlarımızdır. Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkelerine hizmetle geçirmiş emeklilerimiz her zaman başımızın tacıdır. Emeklilerimize değer vermek hepimiz için bir vefa borcudur. Emeklilerimizin yaşadığı bütün sıkıntıların farkındayız. Emeklilerimizin taleplerine, beklentilerine hiçbir zaman kulağımızı tıkamadık, her zaman emeklilerimizi baş tacı eden bir parti olduk. Emekli vatandaşlarımıza pek çok alanda yeni destekler verdik, yeni kolaylıklar sunduk.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde her yıl asgari ücret belirlenirken -temel ilke olan- çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz. Ülkemizde 2002 yılında 6,5 milyon emekli varken bugün 17 milyon emeklimiz olduğunu söyleyebilirim.

Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi ödenen primler ve çalışma gün sayısı esasına bağlı, nesiller arası dayanışma esasına göre sürdürülmektedir. Bugün en düşük emekli aylığı 16.881 TL, en yüksek SSK emekli aylığı 123.346 TL'dir. Bu fark uzun süre ve yüksek kazanç üzerinden prim ödeyenlerin daha yüksek emekli aylığı ödemesinden kaynaklanmaktadır. Ülkemizde emeklilik şartlarını sağlayanlar sigorta başlangıç tarihine göre 3600 günle, 4500 prim günüyle, 5400 günle, 7000 günle, 7200 günle, 9000 günle emekli olabildikleri gibi engelliler de 3600-4680 gün prim sayısı aralığında prim gün sayısıyla emekli olabiliyor. Bu grupta bulunanların yani 3600 gün gibi çok az bir çalışma süresine sahip olup çok düşük prim ödeyenlerin dolayısıyla bağlanan emekli aylıkları da düşük kalmaktadır. 2019 yılı Ocak ayından geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle hesaplanan aylığı bin TL tutarın altında olan emeklilere bin TL olarak ödenen en düşük aylık önce 1.500 TL, daha sonra sırasıyla 2.500; 3.500; 5.500; 7.500; 10.000; 12.500; 14.469; 16.881 Türk lirasına yükseltilmiştir. Gazi Meclisimizde görüşülmekte olan kanun teklifiyle de en düşük emekli aylığının 20.000 TL olarak belirlenmesi teklif edilmektedir. Emekli maaşı az prim ödediği ve prime esas kazancı düşük olduğu için 20.000 TL'nin altında bulunan emeklilerimizin emekli aylıklarının 20.000 TL tutarına yükseltilmesi bu anlamda önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düşük gelirli, kira ödeyen, geçim sıkıntısı çeken emeklilerin sosyal yardımlarla desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Burada kamuya ve belediyelere ait arsalarda kat karşılığı yapılacak projelerle ve buradan elde edilecek sosyal konutların düşük kiralarla emekli olanlara verilmesi; ulaşım, doğal gaz, su, elektrik gibi konularda emeklilerin desteklenmesi, belli oranda indirim veya limitler dâhilinde ücretsiz yararlandırılması, sosyal politikalarla emeklilerin, düşük gelirlilerin desteklenmesi önemli ve faydalı olacaktır. Diğer bir deyişle, ev sahibi olmayan düşük gelirli emeklilerimizin sosyal politikalarla ve genel bütçeden yapılacak kaynaklarla desteklenmesi çok yerinde olacaktır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği gibi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da emeklilerimizi desteklemeyi, onlarla birlikte yol yürümeyi güçlü bir şekilde sürdüreceğiz diyorum.

Sözlerime son verirken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeler üzerinde önergeler varsa o önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.10

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

9'uncu madde üzerinde 4 önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Sadullah Kısacık

İstanbul

Bursa

Adana

Mehmet Emin Ekmen

Selçuk Özdağ

Mersin

Muğla

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanımız, Meclisi olanca büyük hoşgörü ve demokratik bir tavırla yönetmekle kalmıyor, özellikle...

BAŞKAN - Mehmet Emin Bey yetişmiş bir milletvekilidir, vizyonu olan bir milletvekilidir.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sağ olun efendim, teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN - Biz arkadan söylediğimizi yüzüne de söylemişiz olalım.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sağ olun efendim ama özellikle muhalefet milletvekilleri de kürsüye geldiğinde bizden de kendisinin hoşgörüsüne ve demokratik tutumuna yakın bir tavır istediğini bekliyor; doğrusu, bu da doğal olarak bizim eleştirilerimizin ve itirazlarımızın dozunu aşağıya çekiyor. Sayın Başkanım, ben bir tarihte AK PARTİ'li bir arkadaşa şöyle bir cümle kullanmıştım: Şu Meclis kürsüsünde yaptığımız konuşmaların herhangi bir cümlesini hakka, hakikate, adalete ve ahlaka aykırı bularak bana bildirdiğinizde ben o cümleyi bu kürsüde bir daha kullanmamanın taahhüdünü veriyorum; bu taahhüt bugün için de geçerlidir. Biz burada salt bir muhalefet, salt bir eleştiri ya da süreyi doldurmak üzere malayani konuşmalar yapmıyoruz; biz, burada, toplumun bağrından çıkan, insanların vicdanından çıkan; insanların ahlak, hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi arayışının sözcüsü olmaya çalışıyoruz.

Üzerinde konuşacağımız 9'uncu maddede, RTÜK'e izinsiz verici tesis edilmesi hâlinde ağır yaptırımlar tanınmasına imkân getiren bir düzenleme söz konusu. Doğrusu, idarenin, kamunun kendi hatasından dolayı uygulamacılara karşı böyle büyük bir ceza sopasını eline almasını doğru ve adil bulmuyoruz çünkü hatırlatmak isteriz ki RTÜK tarafından 1993 yılında yapılan karasal sınırlı yayın lisanslarına dair ihale Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Aradan geçen otuz yıl boyunca idare yeni bir düzenleme yapmamıştır, bunun arkasında hangi hikmet vardır, hangi gözetim vardır bilmiyorum çünkü her yeri disipline edip her yere çökmeye çalışıyorlar ama burada bir başıboşluk hâl var.

CEVDET AKAY (Karabük) - Daha çok "radyo" diyorlardı Sayın Vekilim, radyolar içindi.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2013 yılında yaptığı ihale de Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Neticede, otuz yılı aşkın süredir idarenin yerine getirmediği görevden dolayı geçici maddelerle ve geçici hususlarla yürütülen bir yayıncılık faaliyetinde yayıncıyı cezalandırmak hukuk devletiyle bağdaşmaz diyoruz. Zaten bütün yayıncılar mecburen geçici statüde yayın yapıyorlar. İdarenin kendi ihmali idari istikrar, belirlilik ve hukuki güvenlilik ilkeleriyle açıkça bir çelişki yaratmaktadır. Dahası "izinsiz verici" kavramının genişliği; bu ceza yetkisinin yerel basının zaten zor günler geçirdiği bir dönemde yerel basının üzerinde fiilî bir sansür sopasına dönüşme ihtimali bulunmaktadır. Açıkçası -daha önce de ifade ettik- milletvekilliği performansından bildiğimiz Sayın Mehmet Daniş'in RTÜK'ün başına gelişini bir şans olarak değerlendirdik. Aradan üç ay geçti, zannediyorum bu büyüklükte bir idari yapı için çok aceleci olmamak lazım, en azından altı ay kadar gelişmeleri takip etmek gerekir ama ben Sayın Daniş'e de bu vesileyle seslenmek istiyorum: Sayın Başkanım, sizin bu Meclise göndereceğiniz ilk düzenleme bu şekilde yeni bir sansür sopasına dönüşecek bir düzenleme olmamalıydı; biz sizden öncelikle iktidarın kontrolündeki dizi sektörüne bir çekidüzen vermenizi bekliyoruz. Bakınız, bunun özgürlük alanı olarak tartışılmasını ben doğru bulmuyorum çünkü başlıca, bildiğimiz Sözcü TV, Halk TV, İlke TV ve benzeri kanalların herhangi bir dizi ve eğlence sektöründe payı yok. Bugün dizi ve eğlence sektörü yüzde yüz İletişim Başkanlığının kontrolünde yayın gösteren kanallarda var. Bu dizilerin herhangi birini açtığınızda en çapraşık aile ilişkilerini, insanların iki kişi arasında konuşmaya utanacağı ahlaksızlıkları, mafyaları ve çeteleşmeleri ekranda görmeniz mümkün.

Bir başka sorun gündüz kuşağı yayınları. Bu kürsüde defalarca ifade ettik; taammüden toplumu çürütmeyi hedef alan gündüz kuşağı arsızlığı, ahlaksızlığı -affedersiniz- namussuzluğu aynı hızla devam ediyor. Biz henüz -kısa süreli de olsa- bu alana da bir el atıldığını görmüyoruz ama AK PARTİ iktidarının 22'nci yılında, aile yılında, dindar neslin hedeflendiği bir yılda toplumu taammüden çürüten bu ahlaksızlığa, bu arsızlığa bir "Dur!" denilmemesini gerçekten anlamakta zorlanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bir başka konu, illegal bahis ve kumar sektörünün hem ekranlarda hem de Youtube kanallarında doğrudan ve dolaylı olarak işgal ettiği alandır. Biz bu alanda da bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu gibi, RTÜK'ün de ceza sopasını muhalif haber kanallarının üzerinde yerli yersiz kullanmaktansa toplumu çürüten, aileyi çürüten, gençliği çürüten, geleceğimizi çürüten uyuşturucu ve esrarla, başta uyuşturucu olmak üzere her türlü bağımlılıkla mücadelede ve keza, sanal bahis ve kumar sektöründe göstermesini bekliyoruz. Bu konu resmen toplumu çürütme ve kitlesel anestezi yaratmak suretiyle iktidarın toplumu uyutmasının bir aracına dönüştürülmüştür. Ümit ediyoruz ki Sayın RTÜK Başkanı görevindeki altı ayı dolduğunda bu konulara girer yoksa biz buradan bunları anlatmaya ve konuşmaya devam etmek zorunda kalacağız.

Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 9- 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun 33 üncü maddesinin ikinci fıkrasında bulunan "yayın yapan ve" ibaresi "yayın yapan veya geçici 4 üncü madde kapsamında yayınlarına devam eden kuruluşlardan" şeklinde değiştirilmiştir."

 

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

Orhan Sümer

Aliye Çoşar

Adana

Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Aliye Coşar.

Buyurun Sayın Coşar. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİYE COŞAR (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9'uncu maddeyle, AKP iktidarı, RTÜK'ün kuruluşundan bu yana çözülemeyen bir konuyu kalıcı şekilde değil yine geçici bir düzenlemeyle ertelemeye çalışıyor. Bu torba kanunda milyonlarca insanın gözü kulağı görüşülen emekli aylığındadır. Birbirinden alakasız ne kadar kanun varsa tek bir torbada; İş Kanunu ile Türkiye Varlık Fonu Kanunu'nu, Radyo ve Televizyonların Kuruluş Kanunu ile Sosyal Sigortalar Kanunu'nu bir torbaya sığdırabilen bu iktidar milyonlarca emekliyi bütçesine sığdıramamıştır. Bu kara düzende emekli yok, emekçi yok, çocuklar yok, gençler yok, daha doğrusu bir gelecek yok. Emekli aylığı artışını bir lütuf gibi gören iktidar 1 Ocak 2026'dan itibaren geçerli olmak üzere 20 bin liraya çıkarıyor. Emekliye reva görülen bu ücret vicdansızlıktır, adaletsizliktir. İktidarın beceriksiz yönetimiyle dünyada enflasyonda zirvedeyiz ama TÜİK'in masallarıyla milyonlarca insanın kaderi belirleniyor, insanlar açlıkla sınanıyor. Emekliyi yük gören iktidar emekliyi yok sayıyor. Yıllarca çalışmış, üretmiş, emekliliğinde rahat bir nefes almak isteyen vatandaş iktidarın reva gördüğü maaşla yokluğa ve yoksulluğa sürükleniyor; insanca bir yaşam sürmesi gerekirken hayatta kalma mücadelesi veriyor. Milyonlarca emekli emekli aylıklarıyla çalışmak zorunda kalıyor veya iş arıyor. Emeklilerimiz hepimizin gördüğü ama iktidarın yok saydığı büyük bir kesim, ne yoksulluktan emekli olabiliyor ne geçim derdinden ne de borçtan. İktidarın yarattığı bu ekonomik tablo emeklilerimizi âdeta sosyal yardım kuyruğuna mahkûm etmiş durumdadır. Açlık sınırının 30 bin lira olduğu günümüzde emeklilerimiz için market rafındaki et, süt, peynir; pazardaki meyve, sebze artık lüks olmuştur. Emekli bir de kirada oturuyorsa hayat zulüm oluyor.

Emekliyi yoksulluğa, yalnızlığa, umutsuzluğa itenler yalnız ekonomik değil sosyal bir yıkıma da sebep olmaktadır. Bu kara düzen onları sosyal hayattan bile koparıyor. Emekli aylığı zorunlu ihtiyaçları bile karşılamıyor. Şimdi çıkıyor, diyorlar ki: "En düşük emekli aylığını 20 bin liraya çıkaracağız." 20 bin lira bir refah artışı değil iktidarın yarattığı yoksulluğun resmî kabulüdür. Emekliye verilen maaş bir hanenin sadece mutfak giderlerini bile karşılamıyor. Çarşıya pazara bir gidin, emeklinin hâlini bir görün; yokluğu, yoksulluğu görün, daha sonra gelin, burada konuşun. (CHP sıralarından alkışlar) Bu maaşla kira mı ödensin, ilaç mı alınsın, gıda mı tüketilsin? Emekliye reva görülen rakam insan onuruna yakışmayan bir yaşam sınırıdır. Emekli maaşı bir sosyal yardım değildir; bu para primle, alın teriyle, çalışma hayatıyla kazanılmış bir haktır. AKP her seferinde "Emekli için böyle bir kaynak yok." diyor ama yandaş şirketlere, faiz lobilerine aktardığı parayı söz konusu emekli ve emekçi olunca çok görüyor; yandaşa kaynak var, emekliye yok. "Emekliye kaynak yok." diyenler sandıkta yok olacaklardır! (CHP sıralarından alkışlar)

İktidar yoksulluğu bir politika olarak uyguluyor, zenginlikte değil yoksullukta eşitleniyor; bu, tercih meselesidir. AKP'nin tercihi emekliye sefalet düzenidir. Milyonlarca emekli buradan çıkacak kararı bekliyor, sonuç ise sefalet düzenidir. Emeklilerimiz hak ettiğini istiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak teklifimiz, en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesinde olması, bununla birlikte seyyanen zam ve intibak yasasının çıkarılmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİYE COŞAR (Devamla) - Tüm emeklilerimiz, emekçilerimiz, geleceği çalınan milyonlarca genç sandıkta bu zulüm düzenini değiştirmek için bekliyor. Geçim yoksa seçim var diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunmadan önce yoklama talebi vardır.

Sayın Emir, Sayın Torun, Sayın Tanal, Sayın Suiçmez, Sayın Akay, Sayın Güneşhan, Sayın Dinçer, Sayın Kayışoğlu, Sayın Konuralp, Sayın Özdemir, Sayın İlhan, Sayın Dikbayır, Sayın Özcan, Sayın Kavaf, Sayın Gündoğdu, Sayın Ocaklı, Sayın Yontar, Sayın Elçi, Sayın Taşkent, Sayın Gezmiş.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.05

       DÖRDÜNCÜ OTURUM

      Açılma Saati: 20.24

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III. - Y O K L A M A

BAŞKAN - 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesi üzerinde Antalya Milletvekili Aliye Coşar ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

1.- Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.  

248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinde yer alan "şeklinde" ibaresinin "biçiminde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adalet Kaya

 Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

 Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

Sırrı Sakik

Mardin

İzmir

Ağrı

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Sırrı Sakik.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar...

(Uğultular)

SIRRI SAKİK (Devamla) - Meclisi biraz sükûnete davet ediyorum.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri...

SIRRI SAKİK (Devamla) - Hepinize iyi akşamlar, selamlar "..." [4]

Sevgili arkadaşlar, bu ülkede emeklilerin durumu ortadayken, bu ülkede bu kadar şiddet varken, çocuklar birbirini sokakta öldürürken kadına yönelik şiddetin dorukta olduğu ve her gün intiharların olduğu bir coğrafyada biz bütün bu sorunlarımızı erteleyip, öteleyip vallahi önümüze Rojava'yı koymuşuz. Bu Rojava size ne etti ya? Suriye tam on dört yıl bu topraklarda büyük yıkımlara neden oldu. Buradan ders almadık mı? Şimdi, Kobani'yi kuşatma altına almışlar. Orada kimler var? Çeçenler var, Özbekler var, Uygurlar var, Arnavutlar var, Kazaklar var; bunların hiçbiri o topraklara ait değil. Kaç gündür kuşatma altında Kürtler; orada elektrik yok, orada aş, ekmek yok, orada su yok ama biz hâlâ bunları ertelemişiz, şeye dönüyoruz. Bugün Davos'ta Hakan Fidan; orada Gazze'yle ilgili anlaşmalar yaptılar, sözleşmeler yaptılar. Yahu, yanı başınızda kardeşleriniz var, bizim kardeşlerimiz var, oradaki antlaşmaları, Gazze'yle ilgili ne yapıyorsanız Rojava'yla ilgili de bunları yapın ama siz bunları yapmıyorsunuz. Şimdi, bu cihatçıları oraya toplamışlar, bu cihatçılar oraya ait değil, bunlar eli kanlı, bunlar o halkları katledenler. Bakın, ne yapıyorlar? Orada Kürt kadınını katledip -Kürtçe [5] deriz- örgü saçlarını kesiyorlar. Bu katiller, şu gördüğünüz bütün bu katiller orada kadına düşman, orada bütün halklara düşman. Biz bu geleneği çok iyi tanıyoruz. Bunu nereden tanıyoruz? Bakın, 1990'lı yıllarda, 2000'li yıllarda Kürt coğrafyasında Kürt gençleri katledildiğinde Kürt gençlerinin kulaklarını kesiyorlardı o JİTEM'ciler, o katiller, oradan tespihler yapıyorlardı, Kürtlerin burunlarını kesiyorlardı. O tarihlerde eski Amerikan yerlileri kavga ettiklerinde, birini öldürdüklerinde deriyi soyarlardı, alıp kuruturlardı, onu bir apolete dönüştürürlerdi, bir nişana dönüştürürlerdi. İşte bu cihatçılar da aynen öyle, oradaki JİTEM'ciler gibi bu halkın başına bela olmuşlar. Size sesleniyoruz: Bakın, dili, üslubu değiştirmek zorundayız; barışı inşa etmek zorundayız. Siz bir halkla barışırken o halkı terörist ilan edemezsiniz. Buradaki dilinizi de değiştireceksiniz. Kürt'le barışırken: "Terör merör" Kürt'ün karşılığında bu yok. Orada Suriye'de bir sözleşme, anlaşma yapılacaksa SDG'ye dönüp "terörist" demeyeceksiniz. Bakın, yarın öbür gün onlar yine anlaşacaklar. Sizin müttefikiniz olan Amerika bugün Hevler'de onlarla görüştü, "Biz büyük bir onur aldık onlardan." dedi, görüşmeler yapıyorlar. Siz de bu dilinizi, bu üslubunuzu terk edin. Özellikle yöneticilere sesleniyorum: Ya, Suriye'den bahsederken Elmadağ Kaymakamından bahseder gibi konuşuyorsunuz, oradaki polis karakolundan bahseder gibi konuşuyorsunuz, dönüp talimatlar veriyorsunuz, sanki Gölbaşı'ndaki kaymakamla konuşuyorsunuz. Suriye'de eğer oradaki insanların özgürlüğünü istiyorsanız bırakın özgürlüklerini kendileri inşa etsinler, orası bir sömürge değil. Dönüp dolaşıyorsunuz, ne diyorsunuz? Diyorsunuz ki: "Efendim, oradaki Kürtler seçmeli ders olarak..." Ya, siz kimsiniz ya! Kürt'ün adına nasıl karar verebilirsiniz? "Efendim, Nevroz Bayramı -ne olsun- tatil olsun." Ya, siz bu Kürt'ü tanımıyor musunuz? Yüzyıldır kavga ediyor, var olabilmek için yok olmayı göze alıyor, siz hâlâ dönüp diyorsunuz ki: "Seçmeli ders olsun." Sana ne ya! Siz kimsiniz ya!  Allah aşkına ya! Bir halkın diline, kimliğine, mücadelesine saygı gösterin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SIRRI SAKİK (Devamla) - Ama bunları yapmıyorsunuz, bundan barış çıkmaz.

Biz size çok açık, net olarak söylüyoruz: Evet, Kürtler, biz çok zor bir süreçten geçiyoruz. Bu zor süreçleri çok geçmişte bıraktık. Atalarımız da zor süreçlerden geçtiler. Dersim'den, Zilan'dan, Halepçe'den Enfal'a kadar birçok zorlukları... Çok ihanetlere de uğradık ama "Bitti." dedikleri yerde, vallaha, Kürt halkı Anka kuşu gibi yeniden küllerinden doğdu. Emin olun, biz bitmedik, bitmeyiz de, biz haklı bir mücadelenin bir parçasıyız. Onun için yaralarımızı saracağız, mücadeleye devam edeceğiz. Ne zaman biteriz biliyor musunuz? Mücadeleyi bıraktığımız an biteriz. Biz mücadelemizi daha çok büyüteceğiz. Diyorum ki: [6] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir"  ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.              

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Hüsmen Kırkpınar

Balıkesir

Adana

İzmir

Lütfü Türkkan

Burhanettin Kocamaz

Yüksel Arslan

Kocaeli

Mersin

Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun teklifi aslında ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizin, derinleşen yoksulluğun ve sosyal adaletsizliğin açık bir itirafıdır. Bu teklif bize şunu bir kez daha göstermiştir ki iktidar bu ülkeye ömrünü vermiş emeklileri artık bir hak sahibi değil, bir yük olarak görmektedir. Biz burada çok net söylüyoruz: Emekli maaşı bir lütuf değildir, sadaka hiç değildir. Bu maaşlar yıllarca ödenmiş primlerin, dökülmüş alın terinin, verilmiş emeğin karşılığıdır ve bugün emekliler bu hâldeyse bunun sebebi emekliler değil, bu ülkeyi yöneten siyasi iradedir.

Bakın, sürekli "en düşük" diye konuşuyoruz: "En düşük ücret" "en düşük maaş" "en düşük yaşam" Peki, buna karşılık siz ne diyorsunuz? "Millî gelir arttı, Türkiye büyüdü, yüksek gelirli ülkeler ligindeyiz." Eğer bu ülke büyüyorsa, eğer bu ülke gerçekten kalkınıyorsa, o ülkenin gündemi açlık sınırının yarısı olamaz. Bugün "En düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkardık." diye övünenler, aslında Türkiye'yi hangi yoksulluk seviyesine getirdiklerini itiraf etmektedirler. Bakın, rakamlar ortada: TÜRK-İŞ'in açıkladığı açlık sınırı bugün 30 bin lirayı aşmış durumda. Siz, emekliye 20 bin lirayı reva görüyorsunuz yani emekliye diyorsunuz ki "Sen aç kalabilirsin." Üstelik bu maaş önümüzdeki altı ay boyunca sabit kalacak, enflasyon devam edecek, fiyatlar artacak ama emeklilerin maaşı yerinde sayacak. Sonuç ne olacak biliyor musunuz? Emeklilerin alım gücü açlık sınırının üçte 2'sinin bile altına düşecek. Bugün yaklaşık 5 milyon emekli yani her 3 emekliden 1'i bu en düşük maaşa mahkûm edilmiş durumda, bir de bunun hemen üstünde maaş alanları ekleyin; Türkiye'de emeklilerin yarısından fazlası temel gıdasını bile karşılayamaz hâle getirilmiştir. Şimdi buradan soruyorum: Büyük şehirde kiralar 20-25 bin liraya dayanmışken 20 bin lira maaş alan bir emekli ne yapsın, ev mi tutsun yoksa karnını mı doyursun? Bu soruya iktidarın verecek tek bir cevabı yoktur.

Bir başka büyük sorun da verilen sözlerin tutulmamasıdır. Sayın Cumhurbaşkanı 11 Mayıs 2023'te seçim meydanlarında memur emeklilerine seyyanen zam sözü verdi, bu söz kayıtlıdır, bu söz milletin hafızasındadır ama seçim bitti, söz de unutuldu. Bir cumhurbaşkanının verdiği sözü tutmaması sadece ekonomik bir sorun değildir; bu, devlet ciddiyetini zedeleyen bir güven krizidir. "Bütçe yok." diyorlar, "EYT yük getirdi." diyorlar ama rakamlar yalan söylemez. 2010 yılında emekli maaşlarının millî gelir içindeki payı yüzde 6,8 idi, bugün EYT'ye rağmen bu oran yüzde 6,1; düşmüş durumda. Yani ne oluyor? Ekonomi büyüyor ama emeklinin payı küçülüyor, emekli sayısı artıyor ama emekliye ayrılan kaynak azalıyor. Bu açıkça bir tercihtir. Bu, emekliyi bilinçli olarak yoksullaştırma politikasıdır. Bir de utanmadan diyorlar ki: "Avrupa'da da durum kötü." Yalan. Türkiye'de emeklilerin nüfusa oranı yüzde 18,5; Almanya'da yüzde 29, Fransa'da yüzde 31, İtalya'da yüzde 27. Onlar emeklisini insan gibi yaşatıyor, siz ise emekliyi yük görüyorsunuz.

Başka bir çarpıcı gerçek daha var: 2002'de emekli maaşı asgari ücretin yüzde 122'siydi, bugün yüzde 78'i yani emekli, asgari ücretlinin bile gerisine düşürülmüştür. Bu, asgari ücret çok yükseldiği için değil, emekli bilinçli şekilde geriye itildiği içindir ve bu adaletsizliğin en büyük sorumlularından biri de TÜİK'tir. Gerçek enflasyon başka, açıklanan enflasyon başka. Dar gelirlinin yaşadığı enflasyon yüzde 66 ama siz yüzde 44'e göre yapıyorsunuz zamları. Aradaki fark ne? Emeklinin cebinden çalınan paradır. Bu düzen böyle gitmez.

"Kaynak yok." diyenler, buradan söylüyorum: Kaynak var ama emekliye değil, ranta var, yandaşa var, imtiyazlı şirketlere var, enerji ihalelerinden sözleşmeli projelere var. Bir kalemde silinen kamu alacaklarından 93 milyar dolarlık kamu zararı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Bu para emekliye harcansaydı bugün bu sefalet konuşulmazdı.

Özetle, bu teklif emekliyi açlığa mahkûm eden bir tekliftir; bu teklif sosyal devleti inkâr eden bir tekliftir; bu teklif adaletsizliğin belgesidir. Emekliyi 20 bin liraya mahkûm eden, 75 yaşında hâlâ çalışmaya zorlayan bu anlayışı reddediyoruz. Fakir fukara, emekliler böyle yaşayacaksa yıkılsın bu düzen, yaşasın devlet deriz yine de.

Türk milletini saygılarımla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

9'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10'uncu madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

Orhan Sümer

 

Okan Konuralp

Adana

 

Ankara

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

 PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Okan Konuralp.

Buyurun Sayın Konuralp. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz kanun teklifinin ruhunu oluşturan 7'nci maddenin oylaması sırasında yaşananlara atfen konuşmak gerekirse "İktidar; emeklinin, dar gelirlinin feryadını neden duymuyor?" sorusunun yanıtı iktidar partisi sıralarından bize bakıyor. Elbette bazı arkadaşlarımızı ayrı tutarak, iktidar sıralarından bize yönelmiş bakışların özeti şudur: Yüzlerce iş insanı, patronlar, şirket yöneticileri, şirket hissedarları, müteahhitler, büyük toprak sahipleri, kamudan beslenen esnaflar, zengin ana-baba çocukları. Siyasi iktidarın Meclis grubunun bu büyük çoğunluğu, parçası olduğu sınıfın işlerini yönetmek için buradalar. Hayatlarını maaşla değil sermayeyle sürdüren bir çoğunluk, bir kez olsun ay sonunu getirme kaygısı yaşamamış, işsiz kalmamış, kira artışlarını dert etmemiş, pazar tezgâhlarına ürkerek yaklaşmamış, çocuğuna, torununa harçlık verememe üzüntüsüne düşmemiş, kredi kartlarına takla attırmak zorunda kalmamış bir grup. Örneğin, burada bulunma gerekçelerine de uygun olarak çoğu, iş yerlerine sendika sokmuyor; çoğu, personelini asgari ücret seviyesinde bir ücretle çalıştırıyor. Örneğin, iş yasalarını, çalışanlarını en düşük maliyet kalemi olarak görme arzusuyla çıkarıyorlar. Örneğin, imar yasalarını, imar rantından da faydalanma şehvetiyle düzenliyorlar. Çalışanlara "Şükret." emekliye "Dua et." gençlere "Sabret." diyerek eşitsizliği bir eşitlik gibi sunuyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Siyaseti ticarete dönüştürmüş, demokrasiyi vitrine indirgemiş bir maskeli balonun mensupları o arkadaşlar. Bu arkadaşların büyük bir bölümü için enflasyon, sadece bilanço kalemi; bu arkadaşların büyük bir bölümü için zam, kârlarını büyüten bir değişken. İktidar partisi sıralarında oturan bu büyük çoğunluk için yoksulluk, acı verici bir hayat deneyimi değil uzaktan bakılan bir grafik, bir istatistik veri. Bu nedenle emeklinin "Geçinemiyorum." feryadı iktidar partisi sıralarında bir karşılık bulmuyor, bulamaz. Kendi sınıfının çıkarlarını önceleyen, doğal olarak emeğin, emeklilerin taleplerine sağır olan bir grup ve bu grubun, önümüzdeki saatler itibarıyla emekliye "20 bin TL aylıkla yetinin, bin liralık zamma boyun eğin." maddesinin de olduğu kanun teklifinin tümüne hiçbir mahcubiyet duymadan "evet" oyu vereceklerini biliyoruz. Yani verecekleri "evet" oyuyla aslında emeklilerin maaşlarına zam değil, enflasyon karşısında bir eksiltme yapacaklar. Ancak kendilerine şunu anımsatmak isterim: "Açların hakkı tokların sofrasındadır." diyen Ebu Zer, Rebeze Çölü'ne sadece yoksullardan yana olduğu için sürülmedi, aynı zamanda Hazreti Muhammed'in sünnetine uygun olarak mal biriktirilmesine karşı olduğu için de sürüldü. Kendisi zenginliği "Nasip." diyerek savunmadı, yoksulluğu "Kader." diye anlatmadı; zenginliği ahlakla, iktidarı adaletle sınadı ve dönemin iktidarının karşısına "Bu servet seninse, senin karnın toksa, halk neden yoksul, neden aç?" diye sorarak çıktı. Biz de sizin mazeretlerinize atıfla soralım: Deprem ve pandemi ekonomik krizin nedeniyse neden bu krizde bir avuç zengin, sizin gibiler daha çok zengin oldu? (CHP sıralarından alkışlar) Neden bu zenginleşmeyi engellemediniz? Neden enflasyon yükü ücretlilerin, sabit gelirlilerin sırtına bindi? Neden vergi gelirleri ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayanıyor? Neden garanti ödemeleri, vergi afları, yandaş şirketlere kaynak aktarımı söz konusu olduğunda pandemi ve deprem gerekçe olmaktan çıktı, çıkıyor? Bu soruların toplu yanıtı şudur: Sizler, Ebu Zer'in karşısında ve servetin yanında olduğunuz için, zenginlerinizi ve zenginliğinizi koruduğunuz için bu düzeni sürdürmek istiyorsunuz ama bu düzeni daha fazla sürdüremeyeceksiniz, Ebu Zer vicdanı kazanacak; yoksullar, yoksunlar, sizin sofralarınızdaki haklarını alacak ve emin olun, yoksulların bu zaferi size de iyi gelecek.

Teklifin 10'uncu ve 11'inci maddelerini birlikte kısaca değerlendirmek istiyorum. Maddeler, Türkiye Varlık Fonunun denetimiyle ilgili yeni bir düzenlemeyi içermekle birlikte Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerine uyumsuzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

OKAN KONURALP (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonun yetkisi de yürütme tarafından hazırlanmış ve filtrelenmiş raporlar üzerinden bağlayıcı olmayan bir görüşmeyle sınırlandırılmaktadır.

Özetle, Anayasa Mahkemesinin denetiminin kapalı devre olduğu değerlendirmesine aykırı bir düzenleme yapılmak istenmektedir. Dolayısıyla, sorunu derinleştiren bir adım olduğu için maddenin bu şekline karşıyız diyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) -  Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oylamadan evvel yoklama talebi vardır.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Emir, Sayın Tanal, Sayın Güzelmansur, Sayın Güneşhan, Sayın Akay, Sayın Ersever, Sayın Şevkin, Sayın Kış, Sayın Konuralp, Sayın Çiler, Sayın Özcan, Sayın Dikbayır, Sayın Çan, Sayın Gürer, Sayın Suiçmez, Sayın İlhan, Sayın Arslan, Sayın Yıldız, Sayın Ocaklı, Sayın Rızvanoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 10 - 19/8/2016 tarihli ve 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Şirket, Türkiye Varlık Fonu ve bünyesindeki şirketler ile alt fonlar; 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümleri çerçevesinde Sayıştay denetimine ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabidir. Sayıştay tarafından hazırlanan denetim raporları, her yıl en geç Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulur ve Komisyonda görüşülür.""

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Mehmet Emin Ekmen

İstanbul

Bursa

Mersin

Sadullah Kısacık

Selçuk Özdağ

İdris Şahin

Adana

Muğla

Ankara

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL VE İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinin 7'nci maddesi nasıl bir kısım emekli vatandaşlarımız için pamuk şekeri niteliğinde ise bu kanun teklifinin 8, 10 ve 11'inci maddeleri bir nevi şırıngayla zehir enjekte eden maddeleri ihtiva ediyor. O yüzden, 10'uncu madde ve 11'inci madde üzerine Genel Kurulun dikkatini çekmek üzere söz almış bulunuyorum ve her iki maddede de vermiş olduğumuz önergelerde niçin bu Varlık Fonunun sıkıntılı olduğunu Genel Kurulun ve milletimizin takdirine sunacağım.

Evet, bugün burada size bir yatırım hikâyesi anlatmayacağım değerli milletvekilleri. Bugün burada size Türkiye'nin geleceğinin nasıl ipotek altına alındığını anlatacağım. Adı son derece masum "Türkiye Varlık Fonu" peki, bu Varlık Fonu ne zaman icat edildi? Bir şekliyle Rahmetirahman'a kavuşmuş olan Yiğit Bulut'un talepleri yıllarca engellendi çünkü "Olmayan bir varlığın nasıl fonu oluşsun?" diye yıllarca mücadele edildi AK PARTİ'nin ekonomi yönetiminde ama 17 Ağustos 2016 tarihinde ekonomideki ehliyetli ve liyakatli isimlerin uzaklaşması sonrasında bu Varlık Fonu olağanüstü hâl şartlarında bu Parlamentoda iktidarın oylarıyla kabul edildi değerli milletvekilleri. Neydi amaç bu Varlık Fonunda? Bize ne dediler? "Büyüme" dediler, "güçlü devlet" dediler, "gelecek nesiller" dediler ama gerçek bu mu? Bu Fon Türkiye zengin olduğu için kurulmadı değerli milletvekilleri. Bu Fon Türkiye'nin kasası boşaltıldığı için kuruldu. Bugün itibarıyla Türkiye'nin dışarıya karşı kullanacağı kredilerde bir nevi garanti olarak gösterilmek üzere bu şirketler burada toplandı. Neler var biliyor musunuz bu Varlık Fonunun içerisinde arkadaşlar? Tam 34 tane şirket var. Bunların içerisinde Türk Hava Yolları var, PTT var, Turkcell var, TÜRK TELEKOM var, TÜRKSAT var, ÇAYKUR var, Eti Maden var, Türkiye Petrolleri ve Boru Hatları var, KARDEMİR var; bankalar var arkadaşlar, Ziraat Bankası var, Vakıfbank var, Halk Bankası var, Türkiye Sigorta Fonu var, Türkiye Katılım Emeklilik var, Türkiye Maden, Sanayi AŞ var, Kayseri Şeker var, Türkiye Şeker var arkadaşlar. İlave olarak son dönemlerde en büyük gelir kaynaklarınızdan biri, şans oyunları var arkadaşlar. Siz bir taraftan "nas" derken öbür tarafta resmî kumar oynatmayı gayet meşru gören bir anlayışa sahip oldunuz. Allah için size soruyorum: Bu işin, kumarın resmîsi, gayriresmîsi olur mu? İşte, bu toplam varlıklar 13 trilyon ama bunun içerisinde para ve benzeri olanlar 6 trilyon civarında, kısa vadede bu şirketlerin borcu ise tam 9 trilyon arkadaşlar; bunlar 2024 verileri. İşte, dünyada varlık fonları fazlayı yönetir; petrol fazlasını, ticaret fazlasını, döviz fazlasını. Bizde fazlalık yok, o nedenle bizde sadece kalanları bu Varlık Fonunda buluşturdunuz. Varlık Fonunun Başkanı kim? Sayın Erdoğan'ın kendisi. Peki, görevlendiren kim? Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan. Varlık Fonunun yönetimine şöyle bir bakın, hepsi sizden ama Varlık Fonunun özelliği ne arkadaşlar? Denetimsiz; Parlamento denetimi yok, Sayıştay denetimi yok, yargı denetimi yok. Allah ne verdiyse topladınız Varlık Fonunda ve dışarıdan öyle krediler kullanıyorsunuz ki dolar bazlı yüzde 7'yle faizle para alıyorsunuz ve bu Fonda topladığınız şirketleri garanti olarak gösteriyorsunuz. Değerli milletvekillerim, siz bugünü harcamıyorsunuz. 7'nci maddede bugün cebinizde olanı emekliye veriyordunuz ama bu Varlık Fonunun denetimsizliğiyle gelecek kuşakları borçlandırıyorsunuz ve teminat altına koyuyorsunuz. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar) Bundan daha büyük bir kötülük olabilir mi bu millete? Ve buna sizlerin pek çoğu belki bilerek belki bilmeyerek burada el kaldırıyorsunuz ama isterim ki şu Varlık Fonunun önümüzdeki süreçte ne büyük maliyetler koyacağını düşünerek oy kullanın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

O yüzden, biz bu Varlık Fonunu paralel bir hazine olarak görüyoruz çünkü Türkiye'de 2 tane hazine var arkadaşlar: Biri, görünen, vergi toplayan, maaş ödeyen, borcu açıklayan; bir de görünmeyen var, borcu bütçeye yazmadan borçlanan, devletin mallarını teminat gösteren, kendi bilançosuyla ülke adına risk alan. Bu Fon ne yapabiliyor? Borç alabiliyor, kredi çekebiliyor, uluslararası piyasaya çıkabiliyor, şirket kurabiliyor, ortak olabiliyor ve en tehlikelisi, değerli milletvekilleri, devletin varlıklarını ipotek edebiliyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, bugünkü iktidarın yarının Türkiyesini bankaya bırakması demektir. Bu, çocuğumuzun bankasının, limanının, şirketinin, frekansının, geleceğinin, bugünün yanlış politikasının teminatı yapılması demektir sayın milletvekilleri.

Devamında 11'inci maddede diğer ayrıntıları da arz edeceğim, şimdilik Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinde yer alan "şeklinde" ibarelerinin "biçiminde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.              

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

İbrahim Akın

Kamuran Tanhan

 

İzmir

Mardin

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Yılmaz Hun.

Buyurun Sayın Hun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Rojava'da direnen halklarımız ve dünyada Rojava'daki katliamlara karşı ses çıkaran, eylem yapan, nöbet tutan, direnen Kürt halkı; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüden konuşurken sadece sınırlarımızın ötesinde yaşanan bir saldırıyı değil, sınırlarla bölünmüş ama kaderi, hafızası ve acısı ortak bir halkın yaşadıklarını dile getiriyoruz. Rojava'da yaşananlar Türkiye'deki Kürtler için uzakta cereyan eden herhangi bir olay değildir, o topraklarda, dağlarda katledilenler bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın amcasıdır, teyzesidir, kuzenidir, kardeşidir. Sınır çizgileri cetvelle çizilmiş olabilir ama akrabalık bağları, ortak tarih ve ortak yaşam parçalanmamıştır. Urfa'dan Cizre'ye, Mardin'den Iğdır'a kadar uzanan bu coğrafyada Kürtler yalnızca aynı dili konuştukları için değil, aynı ailelerin çocukları olduğu için Rojava'da yaşananlara aynı duyguyla bakmaktalar. Rojava'da Kürt halkına yönelik saldırılar karşısında dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin ayağa kalkmasının nedeni tam da budur. Avrupa'da, Orta Doğu'da, Kafkasya'da, nerede yaşarsa yaşasın, Kürtler kendi halklarının yaşam hakkı için ses çıkarmaktadır. Bu bir provokasyon değildir, bu bir halkın varlığına, onuruna ve geleceğine sahip çıkma iradesidir. Tarih boyunca inkârla, imhayla, sürgünle karşı karşıya kalmış bir halkın refleksidir bu. Kürtler bugün yalnızca kendileri için değil, bölgede halklar arası bir boğazlaşmanın önüne geçmek için de direnmekteler; Kürt ile Arap'ı, Kürt ile Türk'ü karşı karşıya getirmek isteyen zihniyetlere karşı halkların eşit ve ortak yaşamını savunmaktalar. Silahların değil, diyaloğun konuşmasını isteyenler yine Kürtlerdir. Katliam politikalarına karşı barışı savunanlar yine Kürtlerdir. Ancak ne yazık ki bu barışçıl tutum hem sınırın ötesinde hem de sınırın bu yanında hedef alınmaktadır. Türkiye'de Rojava'daki saldırıları protesto eden insanlar, anayasal haklarını kullanarak barışçıl gösteriler yapmak istediklerinde karşılarında orantısız güç, sert müdahale ve gözaltılar bulunmaktadır. Sormak gerekiyor, sınırın öte yanında insanlar katledilirken sessiz kalmayan yurttaşlar mı suç işlemektedir, yoksa bu sessizliği zorla dayatan anlayış mı? Türkiye'de yapılan protestolar ne şiddet çağrısıdır ne de kamu düzenini bozma girişimidir. Bu protestolar sınırın diğer ucunda yaşanan katliamlara karşı yükselen vicdani bir çığlıktır. Sivillerin hedef alınmasına, halkların yok sayılmasına karşı yükselen itirazdır. Bu itirazı bastırmak aslında adalet duygusunu da bastırmaktadır. Dünbunun en somut örneğini seçim bölgem Iğdır'da yaşadık. Rojava'da Kürt halkına yönelik saldırıları protesto etmek isteyen yurttaşlara yönelik ağır bir müdahale gerçekleştirildi. Aralarında DEM PARTİ ve DBP il yöneticilerinin de bulunduğu toplam 48 kişi gözaltına alındı. Bu insanlar ne silah taşıyordu ne de şiddet çağrısı yapıyordu. Tek yaptıkları sınırın öte yanında katledilen akrabaları için ses çıkarmaktı. Ayrıca, bu durum sadece seçim bölgem Iğdır'da yaşanmadı, Türkiye'nin birçok yerinde benzer şekilde Rojava için anayasal hakkını kullananlara kolluk kuvvetlerince sert müdahaleler yapıldı. Merak ediyoruz, bir halkın katledilmesine itiraz etmek ne zamandan beri suç oldu? Kadınların başı kesilirken  susmayanlar mı kamu düzenini bozuyor yoksa bu suskunluğu zorla dayatan anlayış mı? Kürt halkının Rojava için yaptığı protestolarda yaşananlar Türkiye'de barışçıl protesto hakkının nasıl sistematik bir şekilde bastırıldığını bir kez daha göstermiştir. Kolluk kuvvetlerinin barışçıl gösterilerine yönelik sert müdahalesi kabul edilemez. Demokratik bir ülkede devletin görevi yurttaşların sesini kısmak değil, o sesi duymaktır. Copla, gazla, gözaltıyla bastırılan her protesto  toplumsal barışa vurulmuş bir darbedir. Bugün, Kürt halkının acısına tahammül edemeyen bir anlayış yarın bu ülkedeki hiçbir toplumsal talebe tahammül edemez. Buradan açıkça söylüyoruz: Rojava'daki Kürt halkının yaşam hakkı meşrudur, dünyanın dört bir yanında bu halk için ayağa kalkanların tutumu da meşrudur, Türkiye'de barışçıl protesto yapan yurttaşların talebi meşrudur; gayrimeşru olan katliamlara göz yummaktır, gayrimeşru olan bu katliamlara karşı ses çıkaranlara şiddet uygulamaktır. Eğer gerçekten kardeşlikten söz edilecekse bu kardeşlik zor günlerde sınanır. Eğer gerçekten barış isteniyorsa bu barış önce Kürt halkının acısına kulak vermekle olur. Bu Meclisin sorumluğu da tam olarak da buradadır; halklarının acısını inkâr eden değil, adaleti ve barışı büyüten bir siyasal hattı savunmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

YILMAZ HUN (Devamla) - Sınırların ayıramadığı halkların, copların susturamadığı hakikatlerin sesi olmaya devam edeceğiz. Rojava'da yaşayan Kürt halkının onurlu yaşam hakkını savunmaktan asla geri durmayacağız. Çatışmalar derhâl durdurularak diyalog ve müzakere süreci işletilmelidir. Kürt halkının Suriye'de tekrardan statüsüz, kimliksiz bırakılmasına dönük politikalara son verilmelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10'uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Turhan Çömez

Hüsmen Kırkpınar

Mehmet Akalın

Balıkesir

İzmir

Edirne

Burhanettin Kocamaz

Lütfü Türkkan

Ayyüce Türkeş Taş

Mersin

Kocaeli

Adana

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.

Buyurun. (İYİ Parti sırlarından alkışlar)

MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün burada yine bir torba yasayı ve aslında emeklilerle ilgili bir düzenlemeyi görüşüyoruz ancak ben konuşmama herkesin bildiği bir gerçeği açıkça ifade ederek başlamak istiyorum.

Evet, bu düzenlemenin büyük ihtimalle geçeceğini hepimiz biliyoruz. Nasıl geçmiş olacak, biliyor musunuz? Kimseye sorma ihtiyacı duyulmadan, ne sendikalara ne sivil topluma ne doğrudan emeklilerin kendisine, hatta kanun yapan milletvekilleri olarak bizlere bile sorulmadan geçmiş olacak.

Tam da bu nedenle bugün burada bir itiraz listesi okumak değil bir emekli maaşı belirleme modelini anlatmak istiyorum. Bir defalık artışların değil her yıl tekrar eden mağduriyetlerin önüne geçecek kalıcı bir sistemin mümkün olduğunu anlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimiz kabul ediyoruz, emekliler geçinemiyor ancak mesele yalnızca maaşların düşük olması değildir. Asıl mesele, emekli gelirlerinin enflasyon karşısında sistematik bir şekilde eritilmesidir.

Şunu net olarak ifade etmek gerekir: Enflasyon herkesi eşit etkilemez. Emeklinin harcama kalemi bellidir; bu, başta gıdadır, barınmadır, enerjidir, ilaçtır, ulaşımdır. Bu alanlar fiyat artışlarının en hızlı ve en sert yaşandığı alanlardır. Emekli bu kalemlerden kaçamaz; daha az ilaç alamaz, daha az ısınamaz, pazara gitmemeyi tercih edemez. Buna rağmen, maaş artışları, emeklinin gerçek yaşam maliyetine göre değil ortalama bir tüketim sepetine göre belirlenmektedir; üstelik o sepetin içeriği de kamuoyuna açık ve net bildirilmemektedir.

Sonuç şudur: Yapılan artışlar daha emeklinin cebine girmeden enflasyon tarafından geri alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün uygulanan politika açıktır. Fiyatlar hızla yükselirken gelirler geriden gelmektedir. Bu, enflasyonla mücadele değildir; bu, enflasyonun yükünü toplumun en kırılgan kesimine yıkmaktır. Bu kesimlerin başında da emekliler vardır. Enflasyonu ücretlilere ve emeklilere satın alma gücü kaybettirilerek düşürmeye çalışmak ne adildir ne de sürdürülebilirdir. Bu nedenle çözüm nettir: Birincisi, emekliler için ayrı bir ekonomik durum tanımı yapılmalıdır. Maaş artışları emeklilerin gerçek harcama sepetine göre belirlenmelidir. İkincisi, maaş artışları bu enflasyonist ortamda yılda bir kez gecikmeli şekilde değil, otomatik ve düzenli aralıklarla yapılmalıdır. Dolayısıyla bu düzenlemenin ardından Hükûmet en kısa sürede bir artış yapmak zorundadır çünkü enflasyon her gün yaşanırken telafi yılda bir kez yapılmaktadır. Üçüncüsü, sadece enflasyon kadar artış emekliyi korumaz. Emekliler geçmiş yılların kaybını zaten taşımaktadır. Bu nedenle enflasyona ek olarak refah payı içeren bir sistem zorunludur. Ekonomi büyüyorsa bu büyümeden emeklinin pay almaması kabul edilemez.

Değerli milletvekilleri, en düşük emekli maaşı meselesi ise başlı başına ele alınmalıdır. Bu rakam her yıl siyasi tercihlerle belirlenmemelidir. En düşük emekli maaşı açlık sınırının, asgari yaşam maliyetinin altına düşmemelidir.

Değerli hazırun, şimdi, bakın, 2008 yılında Sosyal Sigortalar Kanunu'nda düzenleme yapılmasaydı, bugün, 1 Ocak 2026 itibarıyla taban emekli aylığı yaklaşık 45 bin lira seviyesine ulaşmış olacaktı. Bu gerçek bize şunu göstermektedir, bugünkü düşük maaşlar bir kader değil bilinçli tercihlerin sonucudur.

Yine, son dönemde çıkarılan EYT düzenlemesi ise emeklilik hakkı açısından doğru bir adımdır. Ancak EYT'nin mali yükünün dolaylı biçimde mevcut emeklilerin maaşlarını baskılamak için gerekçe hâline getirilmesi asla kabul edilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Emekliler arasında bir bedel ödeme yarışı yaratmak sosyal devleti zayıflatmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özetle, emekli maaşları enflasyon karşısında korunmalıdır, gecikmeden güncellenmelidir, yaşam maliyetinin altına düşmemelidir, geçici artışlarla değil kalıcı bir sistemle belirlenmelidir.

Yüce Meclisi ve asil Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

10'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11'inci madde üzerinde 4 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Selçuk Özdağ

İstanbul

Bursa

Muğla

 

 

 

 

 

 

Sadullah Kısacık

İdris Şahin

 

Adana

Ankara

 

 

 

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Orhan Sümer

Çanakkale

Kocaeli

Adana

Cavit Arı

Müzeyyen Şevkin

 

Antalya

Adana

 

 

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Değerli arkadaşlar, hazırunu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce de ifade ettim; bu kanun, 17 Ağustos 2016 tarihinde olağanüstü şartlarda çıkarılmış bir kanun. O yüzden, değerli iktidar sıralarına hatanın neresinden dönerseniz dönün bir erdemli davranış olduğunu hatırlatarak sözlerime devam etmek istiyorum çünkü yapıcı eleştirilerle geleceğimizi karartacak bir düzenlemeden bir an önce dönülmesi gerekliliğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bu fon bir yatırım fonu değildir arkadaşlar, bu fon kalkınma hamlesi değildir; bu fon kötü yönetimin finansman koludur, bütçede görünmeyen borç kapısıdır, devlet mallarını harcama mekanizmasıdır. Normalde devlet borçlanınca ne olur? Bütçede görürsün, Mecliste tartışılır, rakamlar ortadadır, halk bilir. Burada ne oluyor? Borç var ama bütçede yok, risk var ama tabloda yok, ipotek var ama tartışma yok. İşte paralel hazine tam olarak budur; borcu görünmez kılmak, riski gizlemek, devletin malını sessizce finans sistemine sürmek. Bize "Yerli ve millî." diyerek bu kanun teklifini sundular ama yaptıkları şey şuydu: Türkiye Cumhuriyeti'nin birikimini küresel kredi masasına teminat olarak koymaktır arkadaşlar Varlık Fonunun yaptığı. Bize "Büyüyoruz." dediler ama gerçekte olan şudur: Kasadan değil, duvardan tuğla sökülüyor; bugün maaş ödersin, yarın duvar çöker; bugün borç kapatırsın, yarın bina çöker değerli milletvekilleri. Çünkü sen artık gelirini değil, varlığını yiyorsun ve bu bir ekonomi politikası değil, bir tükeniş biçimidir. Bakın, para biter, yeniden bulunur ama devlet varlığı bir kere ipotek edilirse, bir kere elden çıkarsa, bir kere borç çarkına sokulursa geri dönüşü çok zordur değerli milletvekili arkadaşlarım. O yüzden, Türkiye Varlık Fonu meselesi teknik bir mesele değildir, bu mesele bir bilanço meselesi de değildir; bu mesele bir egemenlik meselesidir, bir gelecek meselesidir, bir memleket meselesidir. Niçin biraz daha sesimi yükselterek hitap ediyorum, çünkü geçmişte belki bu kanun geçerken bu kürsülerden sizi uyaran olmadı ama şimdi diyoruz ki: Yapılmış, hatalı bir işlem; gelin, bu hatada ısrar etmeyin, birlikte dönelim. Çünkü şu an itibarıyla burası bütün şirketleri içine çekti, Türkiye'nin tüm varlıkları bu Varlık Fonunun içerisinde kaybolup gidecek. Bunun vebalini hep birlikte taşıyacağız ve sizler şunu diyemeyeceksiniz artık: "Bu kürsülerden bizi uyaran olmadı, bizi ikaz eden olmadı." Çünkü bunları tarihe şahitlik olsun diye not düşüyoruz değerli milletvekili arkadaşlarım. Bir ülkede ikinci bir hazine kurulmuşsa o ülkede şeffaflık bitmiştir. Bir ülkede bütçe dışı mali güç oluşmuşsa orada halkın denetimi bitmiştir. Ve bir ülkede devlet kasasını değil de varlıklarını harcamaya başlamışsa orada zenginlik değil, iflas süreci başlamıştır. Türkiye Varlık Fonu bir yatırım fonu değildir. Türkiye Varlık Fonu Türkiye'nin paralel hazinesidir, Türkiye'nin gizli borç kapısıdır, Türkiye'nin sessiz özelleştirme düzenidir ve buna karşı çıkmak muhalefet değil, memleket meselesidir, bunu sizin takdirlerinize arz ediyorum değerli milletvekilleri. Evet, Anayasa Mahkemesi bunları gördüğü için diyor ki... Türkiye Varlık Fonu ve iştiraklerinin denetim usullerinin belirsizliği ve denetimden kaçınılmasını Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş arkadaşlar. Ne diyor? "Denetim usullerinin belirsizliği ve denetimden kaçınması." Neydi bu denetimden kaçtığınız unsurlar? Devlet İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Sayıştay Kanunu ve KİT hakkındaki KHK. İlaveten, millet adına soruşturma yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Sayıştaydan da bunların denetimini kaçırıyorsunuz. O yüzden, kamusal denetimin bel kemiğini oluşturan yasalardan muaf olduğu açıkça hükme bağlanmış olan bu Varlık Fonu bu ülkeyi felakete götürüyor. Buradan sizleri bir kez daha uyarıyoruz: Bu felakete ortak olmayalım değerli milletvekilleri. Bu düzenlemeyle halkın vergileri ve birikimleriyle kurulan bu devasa yapı halkın adına denetim yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun adına hareket eden Sayıştaya hesap vermekten kaçınıyor. İktidarın "Bağımsız denetim firmaları denetliyor." savunması da büyük bir aldatmacadır değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Evet, özel denetim firmaları sadece mali tabloların muhasebe standartlarına uygunluğunu denetler; kamu kaynaklarının yerinde kullanılıp kullanılmadığını, kamu zararı oluşup oluşmadığını veya yolsuzluk olup olmadığını denetleyemez. Sayıştayın performans ve uygunluk denetiminin yerini ticari bir şirketin mali raporu alamaz.

Değerli iktidar milletvekilleri, sonuç olarak mezkûr maddeler Anayasa Mahkemesi kararına şeklen uyumlu ancak esas itibarıyla Anayasa Mahkemesi kararının gerektirdiği yapısal dönüşümü sağlamadığı açıktır. Denetim, yürütmeden bağımsız ve yasama organını güçlendiren bir mekanizma hâline getirilmemiş, Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi etkili ve bağlayıcı biçimde tesis edilmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Kamu gücü kullanan ve kamu kaynağı yöneten bir yapının bu ölçüde geniş muafiyetler ve yürütme merkezli bir denetim modeliyle donatılması, Anayasa Mahkemesi kararının gereğini yerine getiren ancak bir uyum düzenlemesi değil iptal gerekçesini donanan ve anayasal sorunları derinleştiren bir yeniden yazım olarak değerlendirilmelidir.

Artık bundan sonrası sizin takdirinize kalmıştır. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Adana Milletvekili Sayın Müzeyyen Şevkin'e aittir.

Buyurun Sayın Şevkin. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11'inci madde kapsamında Türkiye Varlık Fonunun özel mevzuat kapsamında Meclis denetiminden fiilen devre dışı bırakılması kabul edilemez. Türkiye Varlık Fonu ve bağlı şirketlerin Sayıştay denetimi TBMM adına yapılan kamu denetimi dışında tutulması şeffaflıktan uzak bir tavırdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Ziraat Bankası, Halkbank, BOTAŞ, Türk Hava Yolları, TÜRK TELEKOM, Eti Maden gibi hisseleri stratejik kamu varlıklarını yöneten, hele hele günümüzde nadir elementlerin ve borun bu kadar stratejik olduğu bir dönemde Türkiye Varlık Fonunda gizlediğiniz bir şey mi var arkadaşlar? Yangından mal mı kaçırıyorsunuz? Denetim raporlarını kamuoyuna açıklayın, kâr-zarar tablolarını ayrıntılı paylaşın, bankalar kimlere kredi vermiş, kimden geri ödeme almış, kimden almamış, hangi borç, kim adına, hangi talimatla alınmış? Bunların hepsinin milletimiz bilmek zorunda. Türkiye Varlık Fonu kapalı kapılar ardında özel mevzuatla yönetilemez. Denetimsiz bir kamu olmaz, olamaz! (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün bütçede görünmeyen borçları yarın yine emeklinin, asgari ücretlinin, işçinin sırtına bindireceksiniz. Emeklilik gibi toplumsal hassasiyeti yüksek bir kanun teklifinin içerisine Türkiye Varlık Fonunu neden sıkıştırıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar ) Millet Meclisinde dün ne yazık ki tarihi bir utanç yaşandı arkadaşlar. Bir lokma ekmeğe muhtaç edilen 16 milyon emekli için verdiğimiz uğraşın karşılığında milletin bağrına âdeta bir hançer saplandı. Hangisine yanalım? Çocuklarınıza harçlık olarak verdiğiniz bin lirayı emekli aylığına reva gördüğünüze mi yanalım, bunu yaparken burada olmayan bir milletvekili adına oy pusulası düzenlemenize mi, hayat pahalılığı her gün biraz daha can yakar hâle gelirken emekliye reva görülen bu akıl dışı maaşa mı? Bu, tek kelimeyle hak yemektir, hak! (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün 1 kilo et bin lira arkadaşlar. Bu ülkede milyonlarca insan ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Devletin sadece faiz ödemeleri 2 trilyon 742 milyar lirayı buluyor. Bu da kişi başına düşen yükün on binlerce lirayı aştığını gösteriyor. Günde yaklaşık 7,5 milyar ve saniyede 87 bin lira faiz ödemesi gerçekleştiriliyor. Türkiye'de kaynak var ama halk için değil, yanlış tercihler ve israf için kullanılıyor. Emeklileri askıda ekmeğe muhtaç ettiniz; yalnızca yüzde 10'u 25 bin liranın üzerinde maaş alabiliyor, kalan yüzde 90 ise açlık sınırı altında maaşlara talim ettiriliyor. Cebinizden sadaka vermiyorsunuz arkadaşlar. Kimsenin onuruyla oynamaya hakkınız yok. Yıllardır onlardan prim kesiyorsunuz. SGK bütçesinde bekleyen, 2025 yılı için tahsis edilen ve kullanılmayan 713 milyar lira ödenek varken seyyanen zam yapılabilir, intibak düzenlemesi hayata geçirilebilir, muayene ve ilaç katkı payları kaldırılabilir. Varlık Fonundaki kaynaklar ve yüksek prim ödeyenler için adil bir intibakla birlikte en az 480 milyar lira doğrudan emeklilere aktarılabilir, KDV sıfırlanabilir; emekli biraz olsun nefes alabilirdi. Sorun kaynak yokluğu değil sorun tercihlerdir. Bu düzen değişmeden ne emeklinin yüzü güler ne de bu ülkenin insanı hak ettiği yaşamı sürdürebilir. (CHP sıralarından alkışlar) Mesele, artık sadece maaş değil onur, adalet ve bu ülkenin emekliye bakışıdır. Bakın, bununla ilgili dün akşam bir mektup aldım arkadaşlar: "Sayın Vekilim, dul ve yetim, asgari ücretli çok dertli, temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda. Elektrik, su, doğal gaz, kira, ulaşım, gıda ücretleri emekliyi çileden çıkardı. Üniversitede okuyan evlatlarımızın, torunlarımızın çoğu eğitimini dondurdu. Çoğu emekli inşaat işçiliği, taksicilik, pazarcılık..." Burada da gördüğünüz gibi ikinci işi yapmak zorunda kalıyorlar arkadaşlar. "Bir emekli olarak, sömestr tatilinde torunlar 'Dedemize gidelim.' demişler ve bana geldiler; karnelerine bakamadım bile çünkü cebimde karne parası yoktu. Emekli zam farkını bekliyorum. 'Dede, bize köfte yapar mısın?' dediler. Gittim, 500 gram kıymayı zar zor aldım getirdim; içine köfte harcı, bol bayat ekmek ufalayarak çoğalta çoğalta 20 köfte ancak çıkarabildim. 4 torun var, her birine 5 köfte ancak düştü. Bunu kendimi acındırmak için değil, gerçek yaşam mücadelemizi anlatmak için, vekilim olarak size içimi dökmek için yazdım."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Başka söze gerek var mı arkadaşlar, başka söze gerek var mı? (CHP sıralarından alkışlar) Oy deposu gibi gördüğünüz, garibanlaştırdığınızı kabul ettiğiniz, emekliye reva gördüğünüz sadaka niteliğindeki artışı düzeltin. Emekliye insanca yaşayacağı seyyanen zammı verin, intibak yasasını çıkarın, sağlık katkı payını kaldırın. Yirmi dört yılda emekliyi siz bu hâle getirdiniz, elinizden tutan mı vardı da düzeltmediniz? Açlıkla sınıyor, hiç sıkılmadan, uzun yaşadıklarını söyleyerek ölüme terk ettiğinizi itiraf ediyorsunuz. Gelin, israftan vazgeçin, var olan kaynakları doğru yerde kullanın, emekliyi bu zulümden kurtarın; bugün onları bir sevindirelim diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeleri oylamadan önce yoklama talebi var.

Sayın Emir, Sayın Güneşhan, Sayın Tanal, Sayın Suiçmez, Sayın Yanıkömeroğlu, Sayın Süllü, Sayın Özcan, Sayın Gürer, Sayın Derici, Sayın Arslan, Sayın Bankoğlu, Sayın Özcan, Sayın Karagöz, Sayın Tahtasız, Sayın Rızvanoğlu, Sayın Kılınç, Sayın Genç, Sayın Özer, Sayın Şevkin, Sayın Aygun.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesinde yer alan "aşağıdaki şekilde" ibaresinin "aşağıdaki biçimde" şeklinde değiştirilmesi arz ve teklif ederiz:

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

Çiçek Otlu

Mardin

İzmir

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Çiçek Otlu.

Buyurun Sayın Otlu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇİÇEK OTLU (İstanbul) - Rojava'da direnen ve Rojava'nın militanlığını yükselten saç örgümüzü keserek, özellikle, oradaki eşitlik ve özgürlük mücadelesinin militanı olmuş YPJ savaşçısının saç örgülerini, direnişinin türküsünü boynumuzda, yüreğimizde, aklımızda ve kalbimizin her yerinde taşıyoruz. Evet, ilk, Halep'e girildiğinde Halep'te direnen ve savaşan kadın militanları binadan atan HTŞ'lileri gördük. Evet, biz orada kadınları bir nesne olarak gören DAİŞ'çileri gördük. Ezidi kadınlarını "Seks kölesidir." diye gidip satan ve uzun yıllar taciz ve tecavüzde bulunan DAİŞ çetelerini hiç unutmadık. Evet, yıllarca "Arin'den Sibel'e, yürüyoruz bu kavgada." diyerek; evet, Suruç'ta katledilen 33 gencimizi de unutmadık; burada Ankara'da barış mücadelesi için sokağa düşmüş onurlu barış isteyen, adil ve demokratik barış isteyen arkadaşlarımızı da unutmadık ama unutmayın, saç örgüleri direnişin türküsüdür, saç örgüleri bir halkın tarihidir ve birbirlerine bağlanan damarlardır.; işte o damarlar kadın direnişçileri büyütür, kadınların özne olmasını ve kadın devrimi yolunda yürümemizi sağlar. Evet, belki birçoğunuzun aklında böyle şeyler yoktur.  Üç gündür burada emeklileri tartışıyoruz ama bu Mecliste emeklileri anlayacak, emeklilerin yoksulluğunu anlayacak insanların olmadığını düşündüğüm gibi, Rojova'da savaşan, Rojava'da militan bir şekilde dövüşmeyi göze alan hiçbir savaşçı kadını da anlayamayacağınızı biliyorum çünkü burada sadece erkek egemenliğine karşı, rejimine karşı mücadele etmeyecek, itaat eden, köle olan ve çocuk doğuran kadınlar istiyorsunuz ama Rojava bir model yarattı, kadın devrimi modelini yarattı, bütün dünyaya eşitliğin, özgürlüğün ve savaşan kadınların olacağını gösterdi. Biz de bugünden sonra Rojava'nın direnişini, militanlığını, eşitliğini, özgürlüğünü kadınlar olarak her yerde savunacağız. Evet, sabah konuştuk burada, dün de söyledik, pazar günü Amed'de olacağız Rojava'nın özgürlüğü için, siyasi tutsakların özgürlüğü için. Evet, biz, kadınlar olarak direnen kadınların sesini, eşitliğini, özgürlüğünü, dünyanın her yerinde olan Kürt kadınlarını, işçi, emekçi kadınları, genç kadınları, herkesi Amed'e davet ediyoruz. Amed'de olacağız "Eşitlik, özgürlük ve yaşasın halkların eşitliği." demek için.

Belki burada size tuhaf gelebilir, "Masal mı anlatıyor bunlar?" diyebilirsiniz, düne kadar masada konuşuyorduk, Komisyon toplantıları yapıyorduk, her gün bir söz söylüyorduk ama üç gündür görüyoruz ki kadın düşmanı, kadın düşmanı ve kadın düşmanı bir rejim var karşımızda. O nedenle, HTŞ'nin, DAEŞ'in ve Türk devletinin oluşturduğu bütün militarizm ordusuna karşı, bütün işgalci yapısına karşı bu faşizmi yeneceğiz. Kadınlar olarak özgürlük tutkusuyla özgürlük mücadelesinde yürüyeceğimizi bir kere daha burada söylüyoruz. Yaşasın kadınların dayanışması, yaşasın kadınların eşitliği ve özgürlüğü. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 11'inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "yeniden düzenlenmiştir" ibaresinin "değiştirilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Hüsmen Kırkpınar

Balıkesir

Adana

İzmir

Burhanettin Kocamaz

Lütfü Türkkan

Rıdvan Uz

Mersin

Kocaeli

Çanakkale

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın Rıdvan Uz.

Buyurun Sayın Uz. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 11'inci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle büyük, necip Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Burada konuştuğumuz konu bir teknik ayrıntı değil, devletin omurgasından bahsediyoruz. Denetim dediğimiz şey devletin tam da vicdanı. Denetim yoksa, hesap yoksa orada hukuk devleti değil keyfîlik öne çıkar. Bu keyfîlik adaletin de mezar taşı olur. Türkiye Varlık Fonu, adı "varlık" ama maalesef, denetimden yoksun. Milyarlarca dolarlık kamu kaynağı yönetiliyor, milletin alın teri, memurun maaşı, emeklinin lokması, gencin umudu bu yapının içinde dolaşıyor; bu paranın hesabını kim soruyor, hangi bağımsız kurum, hangi şeffaf rapor, hangi gerçek denetim? Fonu yöneten kim? Cumhurbaşkanı. Bağımsız denetim firmasını seçen kim? Cumhurbaşkanı. DDK adına denetleyecek kişileri de belirleyen kim? O da Cumhurbaşkanı. Mecliste denetim yapacak iradeyi siyasi dengelerle şekillendiren kim? Yine aynı siyasi merkez, Cumhurbaşkanı. Denetleyen ile denetlenen aynı elin parmakları ise bunun adı elbette denetim olmaz. Bu denetim değil kendi kendini alkışlama töreni olur. Biz milletin parasını konuşuyoruz, bir şirketin iç denetim dosyasını değil. Kamu kaynağı dediğiniz şey, gizli, damgası vurulup millete kapatılacak bir kasa değildir.

Kıymetli milletvekilleri, denetim varmış gibi yapılırsa sonuçta yokmuş gibi olur. Denetim şekli değil özü önemlidir. Şeffaflık süslü sunumlarla değil, bağımsız kurulların hesap sormasıyla sağlanır.

Modern devlette kural şudur: Kamu adına harcanan her kuruşun hesabı millete verilir, millete verilmeyen hesap er ya da geç millet tarafından sorulacaktır. Bu maddelerle kurulmak istenen yapı Parlamentoyu yani milletin denetim hakkını kenara iten bir yapıdır. Oysa Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi yalnızca yasa yapmak değildir, yürütmeyi de denetlemek, kamu adına hesap da sormaktır. Parlamenter denetim sadece bir formalite değildir, millî iradenin de sigortasıdır. Bakınız, Anayasa Mahkemesinin daha önceki iptal gerekçeleri ortadadır, hukuk devleti ilkesi ortadadır, şeffaflık ve hesap verebilirlik ortadadır.

Kıymetli milletvekilleri, denetlenmeyen güç yozlaşır, denetlenmeyen para savrulur, denetlenmeyen sistem bir süre sonra millete yük olur. Sonra ne olur? İşte, enflasyon olur, zam olur, vergi olarak döner. Fatura kime kesilir? Yine, büyük Türk milletine kesilir. Millet, denetimsizliğin bedelini sofrada, pazarda faturada öder. Milletin parasını, milletin iradesini, milletin hakkını savunuyoruz. Bu denetim zafiyetini "normal" diye önümüze koymaya kalkıyorsunuz.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Bu nedenle denetimi gerçek kılmayan, Sayıştayı devre dışı bırakan, denetimi tek bir iradeye bağlayan bu yaklaşımı reddediyoruz. Milletin parasını millet adına denetleyecek mekanizmaları güçlendirmek, düzenlemeleri yapmak da bizlerin boynumuzun borcu olmasına rağmen tam tersi bir uygulamayla karşı karşıyayız diyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

 11'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12'nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

 Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 "MADDE 12- 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanununun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi" ibaresi "Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi" olarak değiştirilmiştir."

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Mehmet Emin Ekmen

İstanbul

Bursa

Mersin

Sadullah Kısacık

Selçuk Özdağ

Ertuğrul Kaya

Adana

Muğla

Gaziantep

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Ertuğrul Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

 Değerli arkadaşlar, siyaset kurumunun merkezinde insan vardır, verilen sözlerin ifası da siyaset kurumunun mihenk taşıdır. Bir yöneticinin verdiği sözü yerine getirmediğinde yaşanan ibretlik bir hikâyeyi buradan sizlerle paylaşmak istiyorum: "Dondurucu bir kış gecesinde kral sarayının bahçesinde gezintiye çıkar, soğukta nöbet tutan muhafıza rastlar, kral muhafıza üşüyüp üşümediğini sorar, muhafız mağrur bir şekilde 'Hayır, üşümüyorum kralım.' der. Kral ona dönerek: 'Sana sıcacık elbiseleri birazdan göndereceğim.' sözünü verir ve sarayının sıcacık odalarına döner, ardından da muhafıza verdiği sözü unutur. Sabah olmuştur, muhafız donarak bir duvarın dibinde ölmüştür. O duvarda muhafızın eliyle kazıdığı çok can acıtıcı o dizeler vardır: "Kralım, beni soğuk öldürmedi, verdiğiniz sözü tutmamanız öldürdü.'"

Değerli arkadaşlar, bu hikâye tabii yöneticilere ibretlik bir hikâye. Liderler, siyasetçiler, vesselam tüm karar vericiler bu hikâyeden ibretlik dersi kendilerine çıkarmalılardır. Durumu kurtarmak için söylenen sözler, toplumu ikna etmek için sarf edilen dizeler, evet, o anda alkış alabilir, sandıkta oya da dönüşebilir ancak sonrasında kürsülerden "Halledeceğiz." "Yapacağız." "İyileştireceğiz." "Düzelteceğiz." deyip sözleri unutturmaya, ötelemeye başlarsanız ve en nihayetinde de sözün gereğini yapmazsanız tıpkı bu hikâyedeki muhafızın can acıtıcı vebali gibi büyük bir vebali omuzlarınızda taşırsınız. Evet, değerli arkadaşlar, muhafızı öldüren, dondurucu soğuk değildi, onu öldüren o vaadin sarayın sıcacık odalarında unutulup gitmesiydi.

Değerli iktidar milletvekilleri, "Emeklimizi, çalışanımızı, memurumuzu gözeteceğiz; onların  beklentilerini dikkate alacağız ve onların huzuru, refahı ve alım gücünün artması için tüm imkânlarımızı seferber edeceğiz." diye söz verip bugün sadece bin lirayı emeklilerimize layık gören siz değil misiniz? 2023 seçimleri öncesinde meydanlarda milletimize, gençlerimize "Mülakatı kaldıracağız." diye söz veren siz değil misiniz? Seçimlerden sonra KPSS birincilerini dahi açıkta bırakarak mülakatlara son hızla devam eden yine siz değil misiniz? "Enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız. Hayat pahalılığını milletimizin gündeminden çıkaracağız." diyen siz değil misiniz? Sonra da Mayıs 2024'te enflasyonu önce yüzde 75 ile zirvelere taşıyan, aradan geçen üç yıla yakın bir sürede tek haneye indiremediği gibi yüzde 30'un altına dahi indiremeyen de siz değil misiniz? Seçimden önce faizi 8,5'a indirip milletimizden oy isterken de "Faizi daha da düşüreceğiz." diyen yine siz değil misiniz? Seçimlerden sonra faizi 8,5'tan yüzde 50'ye dayayan, bugün olmuş hâlen faizleri yüzde 30'ların üstüne demir attıran, finansman bulamadığı için esnafımızı, sanayicimizi iflasa sürükleyen yine siz değil misiniz? "Çiftçimizin kullandığı gübre ve yem fiyatlarına müdahale edeceğiz. Üretim maliyetlerini düşüreceğiz ve çiftçimizi enflasyona ezdirmeyeceğiz." diyen siz değil misiniz? Sonra da seçimden önce 19 lira olan mazotu 57 liraya dayayan, gübreye, yeme zamları sağanak gibi yağdırarak tarımsal girdi maliyetlerini rekora koşturan yine siz değil misiniz?

Evet, milletimiz sizlere itibar etti, verilen sözlere de güvenerek size oy verdi. Açlık sınırının çok altında maaşa mahkûm edilen her bir emeklimiz, alın terinin karşılığını alamayan her bir emekçimiz, yarınından kaygılı her bir gencimiz, finansman bulamadığı için şalterleri indiren her bir sanayicimiz, sattığı ürünü rafına tekrar koyamadığı için kepenk indiren her bir esnafımız, her bir çiftçimiz tıpkı anlattığım hikâyedeki gibi sizin sözlerinize güvendiği için işte o soğukta donan muhafızdır.

Buradan bir kez daha hatırlatıyoruz: Vebaliniz büyük, emeklilerimize reva gördüğünüz 20 bin lirayı kabul etmiyoruz. Emekli maaşları, dul, yetim aylıkları insanca yaşanabilecek rakamlara gelinceye kadar da itiraz etmeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KAYA (Devamla) - Yetki sizde, vebal sizde.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Yoklama talebi var.

Sayın Emir, Sayın Suiçmez, Sayın Güneşhan, Sayın Arı, Sayın Akay, Sayın Tan, Sayın İlhan, Sayın Arslan, Sayın Genç, Sayın Becan, Sayın Beker, Sayın Yazgan, Sayın Durmaz, Sayın Kılıç, Sayın Konuralp, Sayın Enginyurt, Sayın Rızvanoğlu, Sayın Gezmiş, Sayın Özer, Sayın Yıldızlı.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 12- 22/09/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanununun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında bulunan "Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi" ibaresi "yönetici şirket" şeklinde değiştirilmiştir."

 

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

Orhan Sümer

Talih Özcan

Adana

Düzce

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir)  - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Düzce Milletvekili Sayın Talih Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

TALİH ÖZCAN (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, Kartalkaya'da yaşadığımız felaketin yıl dönümünde kaybettiğimiz 78 insanımızı bir kez daha rahmet ve saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimiz yirmi üç yılda bu iktidara 3,5 trilyon dolar vergi verdi, buna her yıl turizm gelirleri eklendi; yetmedi, Cumhuriyet Dönemi'nde yapılan limanları, tersaneleri, şeker fabrikalarını, SEKA'yı, madenleri sattınız, özelleştirmeyle yirmi üç yılda 70 milyar dolar topladınız. (CHP sıralarından alkışlar) 2002 yılında 130 milyar dolar olan dış borcumuzu 550 milyar dolara çıkardınız. Yap-işlet-devret modeliyle köprü, yol, tünel ve hastaneler için milleti borç batağına soktunuz. Yirmi üç yılın sonunda açlık sınırı 30 bin lira, yoksulluk sınırı 98 bin lira oldu. Emekliye 20 bin lira, çalışana 28 bin lira verdiniz. Yirmi üç yılda emekliyi, işçiyi, esnafı, çiftçiyi perişan ettiniz. Sizin gündeminizde halk yok, emekli yok, çalışan yok, esnaf yok, çiftçi yok. (CHP sıralarından alkışlar) Söyleyin, vatandaş fakirleşirken bu kadar parayı ne yaptınız? Hâlâ 2026 yılını atılım yılı ilan ediyorsunuz. Yirmi üç yılımızı çaldınız, yetmedi; bugünümüzü çaldınız, yetmedi; geleceğimizi ipotek altına aldınız, yetmedi; yoksulluk rekoru kırdınız, yolsuzluk rekoru kırdınız, yasaklar rekoru kırdınız, daha neyin atılımını yapacaksınız? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Saraylar sizde, hazine sizde, asker, polis, medya, hukuk, yargı sizde, tehdit etmek sizde, belediyelere el koymak sizde, konuşanı içeri almak sizde. Bu millet artık sizden bıktı. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Yirmi üç yılda vatandaşın hayallerini, umutlarını, yarınlarını bitirdiniz. Gençler mutsuz, kadınlar mutsuz, emekliler mutsuz, işçiler mutsuz. Millette huzur kalmadı. Bu ülkede çileyi, yoksulluğu millete çektiriyorsunuz, keyfini siz sürüyorsunuz. Size soruyorum: Tarlasına, bahçesine, traktörüne icra gelen çiftçiyi hiç mi düşünmüyorsunuz? 200 liralık otel odasında kalan, 65 yaşında iş arayan, 20 bin lira maaş verdiğiniz 16 milyonun yüzüne nasıl bakacaksınız? (CHP sıralarından alkışlar) Çöplükte yiyecek arayan, çürük sebze meyveleri toplayan, tarihi geçmiş ürünleri evine götürmeye çalışan kadınlardan utanmıyor musunuz? Mülakatta elediğiniz, hayattan kopardığınız, ülkesini terk eden gençlerin vebalini kim ödeyecek? Vergisini, faturasını, kirasını ödeyemeyen esnaflar ne zaman gündeme gelecek? Aslında Türkiye'de ekonomik kriz yok; tarımda, sanayide, sağlıkta, eğitimde sorun yok; bu ülkede iktidar sorunu var, bu ülkede yönetim sorunu var, bu ülkede liyakat sorunu var, bu ülkede hak, hukuk, adalet sorunu var. Ne ektiyseniz onu biçeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Sizden başka hiç kimsede korku yok. Size inat millet meydanlarda birleşiyor, muhafazakârlar, milliyetçiler, liberaller, demokratlar sandığın bir an önce gelmesini istiyor. Cesaretiniz varsa getirin sandığı, 86 milyon sizden erken seçimi bekliyor.

Biz iktidara geldiğimizde Türkiye bu karanlıktan kurtulacak, yoksulluk bitecek, gelir dağılımında adalet olacak, tarlalar ekilecek, üretim olacak, fabrikalar çalışacak, Türkiye kalkınacak. Meclisteyiz, meydanlardayız, eylemdeyiz, sizi gönderene kadar korkmadan, yorulmadan demokrasi için, özgürlük için, insanca yaşamak için hak, hukuk, adalet için halkla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Özdağ, buyurun.

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Türkiye'de, Cemil Meriç'in "üslup sahibi" diye nitelendirdiği, son dönemin en güzel kalemlerinden biri olan ama Türkiye'nin "travma dönemi"  diye nitelendirdiğimiz dönemde ise maalesef hapishanelerde son dönemini geçiren, ardından da küskün olarak ayrılan ve "Yatağına Kırgın Irmaklar" diyerek kitaplar yazan, "Üç Noktanın Söylediği"ni yazan Ahmet Turan Alkan bugün vefat etti. Şöyle söylüyordu: "Galiba hilkat, onların kumaşını bayrakların kumaşıyla birlikte dokumuş, hamurlarını Allah'a adanan kınalı kurbanlık koçların hamuruyla yoğurmuş, sütlerini haysiyet ve diğerkâmlığın imbiğinden geçirmişti; onun için, maznun iken de mahpus iken de mağdur iken de hep güzel kaldılar. Edebiyatın, sanatın, estetiğin güzelliğinden söz etmiyorum; hani kıraç bozkırlarda ardını çok ama çok uzaklarda sislenmiş mor dağlara verip de Allah'tan gayrı kimseden nimet beklemeden kendi cürmünce yeşili mor dağlara verip de Allah'tan gayrı kimseden nimet beklemeden kendi cürmünce yeşilin saltanatına itaat eden tek top ağaçların güzelliği vardır ya, işte öyle bir güzelliktir bu."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Kendisini "Ben bir ardıç ağacıyım." diyerek nitelendiren Ahmet Turan Alkan ebediyete irtihal etti; kendisine rahmet diliyorum. Mümkünse, imkân varsa kütüphanelerden alarak Yatağına Kırgın Irmaklar'ı okursanız çok memnun olurum.

Nice, bütün edebiyatçılara da rahmet diliyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Allah rahmet etsin.

 

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesinde yer alan "şeklinde" ibaresinin "biçiminde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

Ömer Faruk Gergerlioğlu

Mardin

İzmir

Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sevgili halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Tüm Meclisi ve halkımızı empati yapmaya davet ediyorum. İnsan olmanın, vicdanlı olmanın en önemli ögelerinden biri empati yapmaktır arkadaşlar. Empati yapamayan insan olamaz, vicdanlı olamaz. Bunu neden söylüyorum? Şu anda Kürt sokağında Rojava gündemi var. Peki, bu sokakta ne gündemi var? Türk sokağında ne gündemi var? "Bizim gündemimizde öyle bir şey yok. Bana ne Kürtlerin derdinden." diyorsanız insan olma vasfınızda eksiklik var demektir. Empati yapmak lazım. Şimdi, bir Rojava gündemi var. Bu boşuna değil. Kürtler varlıklarını ispat etmeye çalışıyor; bu ülkede, bu topraklarda, Orta Doğu'da yıllardır bunu yapmaya çalışıyorlar ve bunun karşısında bize deniliyor ki: Ya, niye böyle "Kürt sorunu var." diyorsun, ne Kürt sorunu kardeşim diyorlar. Öğretmen mi olamadın Ömer Bey, doktor mu olamadın, milletvekili mi olamadın? Evet, Kürtler öğretmen, doktor, milletvekili, hemşire olabiliyorlar ancak Kürt olamıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bak oradan, AK PARTİ sıralarından birisi diyor ki: "Adam olamıyorlar." İşte, siz busunuz. İşte, siz böyle olduğunuz için Kürtlere bunları reva görüyorsunuz. Siz zaten Kürtlere böyle bakıyorsunuz. "Adam olamadınız." diyorsunuz değil mi? İşte, bilinçaltınız bu. Buradan, buyurun, tutanaklardan çıkacak kimin söylediği.

Şimdi, bu ülkede Kürtçe şarkının serbest bırakılması bile büyük olay olmuştu, sanki ülke yıkılacaktı. Neden? Çünkü bu ülkede din Türk milliyetçiliğiyle çorba yapılarak öğretilir arkadaşlar, böyledir. Bakın, ben imam hatip lisesi mezunu bir insanım, bana da böyle öğretildi, bana da din Türk milliyetçiliğiyle bezenerek öğretildi. Osmanlı geleneği, mehter marşları, sanki din bu zannediyorduk imam hatipte ama öyle değil. Ben geleneği aşarak vicdanımı dinledim Allah'a şükürler olsun. Bir Türk olarak Kürtlerin haklarının olduğunu ve onları savunmak gerektiğini düşündüm, Allah'a şükür ki iyi ki böyle düşündüm çünkü İslam'ın da emri buydu. Şimdi, "Kürtlerin hakları var." dendiğinde "Kardeşim, ne hakkım var." diyor. Sanki yani hasta şikâyetini söylediği zaman kendisi hasta yani hastanın hiçbir şikâyetinin olmadığını söylüyor, "Ben normalim, sen niye kendini ağrılı hissediyorsun?" diyor. Ya, kardeşim, işte empati yapamamak budur! Yani bir doktor düşünün, hastaya diyor ki: "Benim karnım ağrımıyor, senin niye karnın ağrıyor?" "Kürt sorunum vardır." diyorsun kardeşim, işte böyle bir şeydir "Kürt sorunu yoktur." demek. İlla Türkleşince mi Kürtlerin sorunu ortadan kalkacak arkadaşlar?

Şimdi, bakın, ben bu Mecliste Uygur Türklerinin sorunlarını çok gündeme getirmiştim. Bir gün bana Çin Büyükelçiliğinden yetkililer geldiler, dediler "Ya, bizi çok eleştiriyorsun, niye böyle yapıyorsun? Biz Uygur Türklerine çok iyi bakıyoruz, şöyle böyle." Ben kendilerini eleştirince dediler ki: "A, onlar mı, o Uygur Türkleri mi! Onlar bölücüdür, teröristtir, vatan haindir." Vallahi, o an bir anda karşıma yüz yıllık bizim devlet yetkilileri böyle canlandı, geldi. Çinlilerin Uygur Türkleri için söylediği o "Bölücü falan." lafları var ya, yüz yıldır burada Kürtlerin haklarını talep edenlere söyleniyordu; hiç yabancı gelmedi bu söz bana. Şimdi, böyle bir cehalet uçurumunu aşmalısınız arkadaşlar. Bu toplumda hâlâ böyle büyük bir cehalet varsa Kürt meselesi hakikaten çözülmez.

Bakın, Bulgaristan'da Türkler mağduriyete uğradığında hepimiz karşı çıkıyoruz, "Onların varlığı reddediliyor." diyoruz, değil mi? "Kardeşim yani sen nasıl oluyor da böyle bir hak talep ediyorsun?" demiyor kimse. Kürt meselesinde de böyle, bunu görmeniz gerekiyor.

Şimdi, bakın, Kürt hakları denince hemen karşısına dinî de çıkarma hastalığı var. Aslında son derece yanlış bir şey. Bakın, Allah'ın ayetleri aslında ırkçılığı, ayrımcılığı reddediyor. Rum suresinin 22'nci ayetini size bir okuyayım:

(Hatip tarafından Rum suresinin 22’nci ayetikerimesinin okunması)

Anlamı: "Allah'ın varlığının kanıtlarından biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) -  Bu kadar net bir şekilde "Ayrımcılık yapmayın." diyo Allahü Teâlâ ama siz kalkıp dini Kürt haklarının karşısına çıkarıyorsunuz.

İşte, Veda Hutbesi'nde Peygamber Efendimiz ne diyor? "Ey insanlar, Rabb'iniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır, Allah'tan korkmakta, Allah'tan sakınmakta ve Allah'ı önemsemektedir. Allah'ın yanında en kıymetli olanınız onu en çok önemseyeninizdir." diyor. Peki, Veda Hutbesi'nden sonra, Türkiye'nin hakları, menfaati diyerek Veda Hutbesi'ni niye ayaklar altına aldınız bir devlet anlayışı olarak? Bunu net bir şekilde soruyorum, bu işleri bilen bir insan olarak, bu dini bilen bir insan olarak size soruyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 12'nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Burhanettin Kocamaz

Balıkesir

Adana

Mersin

Hüsmen Kırkpınar

Lütfü Türkkan

Şenol Sunat

İzmir

Kocaeli

Manisa

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki hatibe cevap verme lüzumunu bile hissetmiyorum, cehaletine veriyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; iktidarın emeklilere gösterdiği ciddiyetsizliği, kıymet vermemesini 7'nci maddede ortaya koyduğu tavırdan biliyoruz maalesef. Ömrünü çalışarak geçirmiş milyonlarca emekli ayın ortasını değil, haftasını bile artık getiremiyor sayın milletvekilleri. Bir emekli sabah kalktığında ne yiyeceğini, akşam faturasını nasıl ödeyeceğini, hangi masrafı erteleyeceğini, hangi ihtiyacından vazgeçeceğini düşünüyor. Evet, yoksulluk sınırı 98 bin liranın, açlık sınırı 30 bin liranın üzerindeyken sayın milletvekilleri, en düşük emekli maaşının bin lira artışla 20 bin lira olmasıyla övünüyorsunuz; ne acı, utanmak gerekir. Bu maaş, yoksulluk ve açlık sınırının çok çok altında. Emekli geleceğini planlayamıyor, bir ay sonrasını göremiyor, bir bayramı, bir kışı, bir hastalığı korkuyla bekliyor; hayatı kaygı ve kuşku dönemine dönüşmüş vaziyette. Emekliler ucuzluk kuyruklarında tanınmamak için yüzlerini saklıyor, pazara çıkamıyor, market önlerinden geçemiyor; kira ödeyemiyor, sağlıklı barınamıyor, torununa harçlık veremiyor, utancından evlatlarından kaçıyor; park köşelerinde, hastane koridorlarında sabahlayanlar var, metrolarda, halk otobüslerinde ısınanlar var, terminal banklarında yalnızlığa sığınanlar var. Düğüne gidemiyor emekli, cenazeye de çok zor gidiyor. Bu ülkenin yıllarca çalışmış, üretmiş, alın teri dökmüş insanları âdeta görünmemeye çalışıyor. Bir zamanlar bu ülkenin çarklarını döndüren insanlar, bugün kendi hayatlarını maalesef döndüremiyor. Bu bir sosyal çöküştür sayın milletvekilleri, hayattan kopmaktır, yaşarken ölmektir. Emekliler bugünleri asla ama asla hak etmiyorlar.

Sayın milletvekilleri, emeklilerin sağlık sorunları var ama hastaneye gitmekten korkuyor emekli; katkı payını ödeyemiyor, ilaçlarını eksik alıyor. Sağlık, emekli için artık bir lüks hâlini aldı. Emekliyi açlığa mahkûm eden bu düzen vicdanla bağdaşabilir mi? Emeklilerin bir kısmı geçim sıkıntısı yüzünden intihara sürükleniyor, soğuktan donarak ölenler var, ağır işlerde can çekişiyor; bu acılar görmezden gelinemez sayın milletvekilleri, bu tabloya sessiz kalınamaz.

TÜİK açıklıyor enflasyonu, emeklinin hissettiği enflasyon çok daha fazla. Emekli pazarda gerçeği görüyor, fatura geldiğinde gerçeği yaşıyor. Emekliler bu zorluklar karşısında sadaka istemiyor, yardım istemiyor, adalet istiyor sayın milletvekilleri, hakları olan onurlu bir yaşam istiyor. Emekliler yıllarca çalışmış, prim ödemiş, vergi vermiş, ülkenin büyümesine katkı sunmuş; bunun karşılığını istemeleri en doğal hakları değil mi? İktidar ise "-mış gibi" yapıyor, emeklileri gözden çıkarmış çünkü, yapılan zam çok komik, yalnızca bin lira, o bin lira emeklinin cebine girmeden zaten buharlaşıyor sayın milletvekilleri. Emekliler artık meydanlarda, sokaklarda sesini duyurmaya çalışıyor bu soğuk günlerde çünkü dayanacak güçleri kalmadı.

Emekliyi ayakta tutmayan bir düzen toplumu ayakta tutamaz. Bu Meclisin görevi emeklilerin sesini duymaktır, onurunu korumaktır, sosyal devleti ayakta tutmaktır. Emeklilerin bekleyecek zamanı yoktur sayın milletvekilleri. Bu adaletsizliği kabul edemeyiz, emeklileri yoksulluğa mahkûm eden bu adaletsizliğe son vermeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Evet, o nedenle, hep birlikte emekli maaşları için kalıcı bir sistem oluşturmalıyız, maaşları enflasyona karşı korumalıyız, maaşları asgari ücretin altına düşürmemeliyiz. "Kaynak yok." diye emeklileri mağdur etme hakkına sahip değildir bu ülkeyi yönetenler. Zira, sosyal devlet bunu gerektiriyor, anayasal sorumluluk bunu gerektiriyor ve tabii ki, kalmışsa, vicdan bunu gerektiriyor sayın milletvekilleri. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeyi oylamadan evvel yoklama talebi vardır.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim:

Sayın Emir, Sayın Özer, Sayın Meriç, Sayın Uzun, Sayın Arı, Sayın Güneşhan, Sayın Ersever, Sayın Tan, Sayın Arslan, Sayın İlhan, Sayın Beker, Sayın Suiçmez, Sayın Kılınç, Sayın Bilici, Sayın Rızvanoğlu, Sayın Tanal, Sayın Enginyurt, Sayın Özdemir, Sayın Ocaklı, Sayın Akay.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1.- Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

12'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

13'üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sayılı Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Selçuk Özdağ

İstanbul

Bursa

Muğla

Mehmet Emin Ekmen

Sadullah Kısacık

Birol Aydın

Mersin

Adana

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Birol Aydın.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İki haftadır, yaklaşık yirmi gündür ve dün, bugün bir şey konuşuyoruz, bir torba yasa ve içinde aslında, kamuoyunun, haber bültenlerinin, emeklimizin, insanımızın çokça konuştuğu emeklilerimize yapacağımız bir iyileştirmeyi konuşuyoruz. Doğrusu, maaşın kendisi ne ki üstüne koyacağımız 2 kuruşu konuşuyoruz. 2 bin lira; utanmak gerek. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞAHİN (Kahramanmaraş) - 2 bin lira.

BİROL AYDIN (Devamla) - Haddini bil, haddini bil arkadaş!

(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BİROL AYDIN (Devamla) - Oradan birisi benim sözümün devamını getirdi, taklit etti, ben de ona haddini bil dedim.

ADEM KORKMAZ (Burdur) - Sen konuşmana baksana ya. Ayıp ya!

BİROL AYDIN (Devamla) - Arkadaşlar, gerçekten, eminim sizler de muhalefet partisindeki milletvekilleri gibi bu konuşulan rakamı içinize sindiremiyorsunuz. Bu bir krizin işaretidir, bu bir ahlaki düşüklüğün işaretidir. Bu, ar damarının âdeta çatladığının işaretidir. Bu, utanma duygusunun kaybolduğunun âdeta tescilidir. Olmaz böyle bir şey arkadaşlar, 2 bin lira. Herhangi birimizin yani herhangi bir vatandaşımızın en mütevazı bir lokantada 2-3 kişilik yemek parasını yirmi gündür konuşuyoruz biz ya, 2 bin lira. "Bütçe rakamları elvermiyor." diyorlar. Arkadaşlar, önce sorunu kabul edersek çözüm bulabiliriz. "Problem yok." diyenler probleme derman bulamazlar, probleme sadece bahane üretirler. Problemin vaka olduğunu kabul edenler çözüm üretebilirler. Biz değil en düşük emekli maaşı alanlarımıza, 12 milyon emeklimizin tamamına 10 bin lira bir iyileştirme yapma imkânına sahibiz. Biz 2026 bütçesinde açık olarak 2,7 trilyonu bulacağız, bu bütçeye dâhil edeceğiz. Yetmez, 2,7 trilyon da faiz ödemesi yapacağız. 12 milyon emeklimize onar bin lira versek bile bu 1,4 trilyon lira yapıyor. Bu bulunur, küçük bir tasarruf anlayışıyla bu bulunur. Bir kısım çevrelerin, zadegânların korunması için zaman zaman başvurulan yöntemlerle nasıl hızlı çözümler üretiliyorsa burada da çözüm üretilebilir değerli arkadaşlar ama biz yeter ki isteyelim yani lafı uzatmaya, meseleyi sündürmeye hiç gerek yok. "Bu yıl da kemerleri sıkalım, 2027'den itibaren seçim ekonomisine geçer, muslukları açarız." mantığıyla ülke idare edilmez. Siz üç beş yıllık bir iktidar değilsiniz. Sizden önce birileri önünüze büyük bir problemi getirmiş bir iktidar değilsiniz, bahaneniz olamaz değerli arkadaşlar. Emin olunuz, biraz önce söylediğim şuradaki bütün arkadaşlar gibi sizler de bu rakamı içinize sindiremiyorsunuz ama bir rol içerisindesiniz, bir tiyatro içerisindesiniz. Azıcık homurdanın ya, azıcık homurdanın "Ne menem kardeşim, torba yasa çıkmasın kardeşim, 25 de yapabiliriz." deyin, üçünüz, beşiniz, onunuz deyin. Homurdanın ama içinize doğru değil, dimdik dışınıza doğru bunu söyleyin arkadaşlar, lütfen.

Değerli arkadaşlar, çözüm var, artık matematiğe takla attırmanın anlamı ve manası yok. İşte kaynak "İsrafa son, emekliye zam." deyin. Artık "keşke olsa da verebilsek" edebiyatını bir kenara bırakın, bir başka kaynak olarak yolsuzluğa "Dur!" deyin, emekliye müjde deyin diyorum ve sözümü sizin, bizim vicdanımıza hitap ederek söylüyorum. Ben utanıyorum, eminim siz de bu 2 bin liranın, 2 kuruş mesabesindeki 2 bin liranın dünden bugüne burada en fazla konuşulmasından dolayı utanıyorsunuz ama hani bizim inancımızın bir mottosu, manifestosu var. Ya, diyesi geliyor insanın: Ey iktidar sahipleri, utanmıyorsanız bildiğiniz gibi yapın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi, okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.              

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Hüsmen Kırkpınar

Balıkesir

Adana

İzmir

Burhanettin Kocamaz

Selcan Taşcı

Lütfü Türkkan

Mersin

Tekirdağ

Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahiplerini okuyorum:  

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

 

 

 

Orhan Sümer

Harun Özgür Yıldızlı

 

Adana

Kocaeli

 

 

 

 

 

 

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir)  - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, özellikle de kendisinde herkese rağmen her şeyi yapma hak ve yetkisini gören milletvekilleri, özellikle de açlık sınırının 10 bin lira altında kalan en düşük emekli maaşının 1.062 lirayla iyileşeceği savıyla, sanrısıyla dün gece bu kanun teklifinin 7'nci maddesine "evet" diyenler, ki sadece bu madde değil aslında İşsizlik Fonu'nu işveren fonuna dönüştüren, 8'inci madde de aynı şekilde Varlık Fonunu yağma Hasan'ın böreğine dönüştüren, 10'uncu, 11'inci maddeler de aynı şekilde ve bu "evet"le kendisinde milyonlarca emekliyi, üstelik de o milyonlarca emekliden aldıkları oylara dayanarak sefalete mahkûm etme hakkı görenler; emekliler günlerdir Meclisin içinde ayrı, dışında ayrı feryat ediyorlar. Onları gördüğünüze, duyduğunuza, çaresizliklerini hissettiğinize dair, ya, tek satır değiştirmediniz bu teklifte. Bu "evet"le milletin verdiği vekâleti milleti aç bırakmak, açıkta bırakmak, muhtaç bırakmak üzere kötüye kullanan, suistimal eden milletvekilleri, öyle ya, bu millet maaşları siz sosyal eleğe dönüştürün de "Üstte kalamayanın canı çıksın." diye oy vermedi, buraya göndermedi sizi herhâlde. Dün gece sefalet ücretine "evet" diyen, işte, bu milletvekillerine çok kısa, çok basit bir sorum var: Ne oldu Allah aşkına? Söz konusu kanun maddesinin görüşmelerini Meclis TV'nin kapalı olduğu saate denk getirdiniz de ne oldu? Milyonlarca emeklinin "zam" adı altında kendilerine nasıl hakaret edildiğini naklen izlenmesine engel oldunuz da ne oldu? Gördüğüm kadarıyla, kimsenin başı göğe ermedi. Milyonlarca emekli "iyileştirme" adı altında onurlarının nasıl hiçe sayıldığını, hayatlarının nasıl hiçe sayıldığını canlı canlı izleyemedi de ne oldu ya da ne olacak sanıyordunuz, ne olacak sanıyorsunuz? Ekrandan izlemedi diye, kürsüden dinlemedi diye ona reva gördüğünüzün sefalet olduğunu ki bu da en hafif, en iyimser tabiriyle sefalet. Zira, bu maaşla yaşanamayacağına göre ölümdür ancak reva görülen aslında bu maaşla emekliye. Emekliler onlar uyurken, çoğunluğu tiranlık gibi konumlandırıp âdeta bir irade darbesiyle onlar uyurken onları sefalet içinde can çekişmelerine hükmettiniz diye uyandıklarında ne yapacaklardı mesela? "Acımadı ki." diye teşekkür mü edeceklerdi size? "Bize göstermediniz başımıza gelen felaketi." Dün gece şu salonda yaşattığınız rezaletler silsilesiyle ne olmasını bekliyordunuz, ben çok merak ediyorum. Emekli bakkala, markete gittiğinde görmeyecek mi nazarınızdaki ederini? Kasabın, manavın önünden yutkunarak geçerken hissetmeyecek mi? Maaşı bir kira bile etmediğinden belki sığınmak durumunda kaldığı çocuğunun, gelininin, damadının karşısında belki odalarını paylaşmak durumunda kaldıkları için onlara artık istemeyen gözlerle bakan torunlarının karşısında boyunlarını eğmek durumunda kaldıklarında bilmeyecek mi emekliler onlara aslında ne ettiğinizi? Efendim, emekli çokmuş da kaynak yokmuş da; Türkiye Cumhuriyeti devletinin, yıllarca çalışmış, alın teri dökmüş, katma değer üretmiş, devletine prim ödemiş emeklilerine bunca emeğin karşılığını ödeyebilecek gücü de vardır, kaynağı da vardır. Burada olmayan tek şey vicdandır; olsa zira otogar köşelerinde, bank üzerinde sabahlayan o emeklilerin hâli karşısında taş olsa yumuşardı. Olmayan tek şey plandır; iktidarın, bu ülkenin insanlarını insan olmaktan kaynaklanan hak ve hürriyetlerini de kullanabildikleri, insan onuruna yakışır koşullarda yaşatmak gibi bir niyeti yok diyemem, niyet okuyamam ama icraatla sabit ki planı yoktur. Yoksa, gayesi insanı yaşatmak olsa, gayesi emeklisini yaşatmak olana kaynak çok. Arkadaşlarımız günlerdir anlattılar burada, Enerji Bakanlığı ihaleleri ile EPDK'nin ihalesiz yürüttüğü işler arasındaki farkın bu ülkeye yirmi yıllık maliyeti tam 53,1 milyar dolar; aranan kaynağın misliyle fazlası. Hadi iptal edin ön lisanslarını kaynaksa mesele, iptal edin Trendyol imtiyazını; kamuya yıllık 1,5 milyar dolarlık kaynak işte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SELCAN TAŞCI (Devamla) - Keza, KÖİ'ler, hiç detaylı aramaya girmeden, herkesin bildiği bu üç kalemden alın size 93 milyar dolarlık kaynak. Efendim, emekli sayımız çokmuş; Almanya'da emeklilerin toplam nüfusa oranı yüzde 29, Fransa'da neredeyse yüzde 31. Hadi onlar kadar olmasın, vergi gelirlerinin onlar dörtte 1'ini ayırıyorlar; hadi onlar kadar olmasın, yarısı olsun bari. Avrupa Birliği ülkelerinin emekli maaşlarına ayırdığı payın ortalaması bizim ayırdığımızın 2 katı ama bizim ligimiz farklı. Biz, Güney Afrika'yla, Namibya'yla, Vietnam'la yarıştığımız; Hindistan'dan, Arjantin'den, Filipinler'den sonra en kötü emeklilik sistemine sahip 4'üncü ülke olduğumuz için zahir, insan, insan canı, insan hayatı böyle kolay gözden çıkarılabiliyor ama şu da çok kolay unutuluyor: Zulümle abat olunmaz arkadaşlar. Emekli, en kısa sürede, inanıyoruz ki bunu her birinize ayrı ayrı hatırlatacaktır. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Harun Özgür Yıldızlı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Siyasette iletişimin, müzakerenin önemli olduğunu düşünenlerdenim. Siyasetin diline de her zaman dikkat ediyorum çünkü her zaman yolda, cenazede, cemiyetlerde karşı karşıya gelebiliyoruz.

Şimdi, eskiden Sayın Cumhurbaşkanımız Subayevleri'nde otururken fırına uğruyordu, taksi durağına uğruyordu, kasaba uğruyordu, bakkala uğruyordu, halkın derdinden haberdar oluyordu fakat yedi sekiz senedir sarayda, saraydaki bürokratlar ne sunarsa sayın Cumhurbaşkanı onu görüyor. Şimdi, önümüzdeki süreçte seçim vakti geldiğinde korkarım ki Sayın Cumhurbaşkanımız diyecek ki: "Beni bürokratlar kandırdı, bu halkın bu hâlinden haberim yoktu."

Şimdi, bütçe görüşmelerini dikkatle dinledik. Bütçe görüşmelerinde her şey vardı ama emekliler yoktu. Uşak Milletvekili Sayın Güneş bir istatistik sundu, dedi ki istatistiklerde: "Türkiye'de emekliler çok yaşıyor, 79 yaşına kadar yaşıyor." Ne yapsın kardeşim, emekli ölsün mü, ne yapsın yani! İstatistik sunuyor, hiçbir sonuç yok. Emeklinin ağzı kulağı buradan çıkacak, bütçeden çıkacak haberleri bekliyor, Genel Kuruldan çıkacak haberleri bekliyor; bizimki istatistik sunuyor, diyor ki o istatistikte de "Emekliler çok yaşıyor."

Dönüyoruz buraya, Sayın Grup Başkan Vekilini dikkatle dinliyorum. Sayın Zengin diyor ki: "Ülkemiz ciddi bir darboğazdan geçiyor, deprem felaketini yaşadık." Doğru söylüyor. 650 bin tane konut sözü verilmişti, yaklaşık olarak bunun 450 bin tanesi yapıldı ama 100 bin tanesinde de eksik var. Önümüzdeki sene de bunun 200 bin tanesi yapılırsa maalesef yine emekliye bir şey yok, emekliye bir şey kalmayacak. (CHP sıralarından alkışlar) Biliyorsunuz emeklinin maaşının yeterli olmadığını da. Şartların en müsait olduğu zaman vereceklerinden ben de eminim. Ne zaman o zaman? Seçim zamanı. Seçim zamanı geldiği zaman aynı EYT'ye nasıl verdiyseler emekliye de çıkarıp verecekler. Şunu da diyebilirler: "Saraydaki bürokratlar bizi kandırdı, kandırıldık." Ama buradan emeklilere büyük görev düşüyor. Bakın, arkadaşlar, biz bu konuşmaları yapıyoruz, biz bu konuşmaları yaptıktan sonra iktidar vekilleri çıkıyor, haklı olarak diyor ki: "24'üncü bütçeyi de bize yapmayı nasip etti."

(CHP milletvekillerinin ellerindeki pankartları kürsü arkasındaki duvara yapıştırmaları ve CHP sıralarından sürekli alkışlar)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Böyle bir şey var mı ya! Burası sokak değil, burası Gazi Meclis! Ali, onları belediyelerinize asın. Bak, belediyede işçileriniz belediye binalarına asıyor onları.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Gel, beraber asarız belediyeye, gel.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Belediyelerinize asın. Buca Belediyesine asıyorlar onları.

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Eğer sizler...

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Sizi kimse dinlemiyor.

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Olsun, emeklinin sesi bir şekilde duyulsun da görsel olarak görülsün, duyulsun; önemli olan o. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Seni CHP'liler bile dinlemiyor.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Böyle bir şey yok! Burası Gazi Meclis, sokak değil. Belediyelerinize asıyorlar, bunların hepsini Buca Belediyene asıyorlar. Maaşını ödeyemediğin...

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Belediye... Belediye... Belediye... Başka bir şey bilmiyor musun!

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Hadi oradan! Hadi oradan!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Belediye... Belediye... Belediye... "Emekli" diyeceksin, "emekli" "belediye" değil "emekli" "emekli."

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) -  İzmir'e git, bak. Bunları belediyelerinize asıyorlar.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Konuşuyorsun! "Emekli" diyeceksin "belediye" değil.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Karşıyaka Belediyesine asın.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ya, bırak! Belediye... Belediye... "Emekli" de "emekli."

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Böyle bir şey olmaz!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Al bak buna, bak. Al, buraya bak, buraya, al.

(AK PARTİ İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı'nın duvardaki pankartları toplaması)

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Ya, arkadaşlar, niye kızıyorsunuz? Kızmaya gerek yok ki.

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Dinlemiyorlar seni.

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Arkadaşlar, muhalefet ne yapacak? Müzakere kalmamış, iletişim kalmamış, bir şekilde emeklinin derdini anlatmak mecburiyetinde, görsel olarak anlatmak mecburiyetinde, kürsüden anlatmak mecburiyetinde. Kızmadan dinlemeniz gerekiyor, kızmadan dinlemeniz gerekiyor.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Bayrağın altına asıyorlar. Bayrağa bile saygısı yok!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ne alakası var bayrakla ya! Bırak, biz biliriz bayrağımızı! Bayrak yukarıda. Allah Allah!

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Evet, emeklilere...

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Belediye... Belediye... Başka bir şey bilmiyor.

MURAT EMİR (Ankara) - Afişleri kaldırın arkadaşlar.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Al, bak!

MURAT EMİR (Ankara) - Bundan korkuyor musunuz, bundan?

ŞABAN ÇOPUROĞLU (Kayseri) - O arkadaş ters kaldırdı bak, ters kaldırıyor o arkadaş, düzeltin onu (!)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Onların hepsini belediyeniz asıyor.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ne var ya! Ne yazıyor burada? Ne yazıyor burada? Korkuyor musunuz?

MURAT EMİR (Ankara) - Bundan mı korkuyorsunuz?

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Allah Allah!

MURAT EMİR (Ankara) - Emekliden korkun!

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Şartlar ne? Seçim atmosferi. Zihniyet ne? "Emekli seçime kadar sefalet ücretiyle sürünsün, seçim zamanı parayı verir, o oyu alırız."

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Haydi emekliler, ayağa kalkın!

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Yani iktidar için uygun şartlar seçim şartlarıdır, emeklinin zor şartları değildir.

MURAT EMİR (Ankara) - Masraftan korkacaklarına emekliden korksunlar.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ağızlarında "Belediye... Belediye..." Emekli deyin, emekli.

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Emeklilere buradan bir kez daha seslenmek istiyorum: Lütfen kandırılmayın, lütfen kendi hakkınızı kendiniz savunun.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Emekliler ayağa kalkın!

HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Devamla) - Sizi düşünen bir iktidar yok; sizi düşünen bir iktidar olmadığı gibi, sizin çok yaşadığınızı düşünen bir iktidar var.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki...

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yoklama talebi var.

Sayın Emir, Sayın Özer, Sayın Meriç, Sayın Uzun, Sayın Coşar, Sayın Suiçmez, Sayın Timisi Ersever, Sayın Akay, Sayın Emre, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Kaya, Sayın İlhan, Sayın Arslan, Sayın Tanal, Sayın Tan, Sayın Becan, Sayın Genç, Sayın Çan, Sayın Sümer, Sayın Işık Gezmiş.             

 

 

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma ortamını bozmamaya özen göstermemiz lazım. Pankart, afiş daha çok mitinglerde yapılan bir faaliyet. Dolayısıyla bir daha bu afiş işinin olmaması gerekir.

Hepinize teşekkür ediyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi) 

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

1. Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)             

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesinde yer alan "ibaresinden sonra gelmek üzere" ibaresinin "ibaresinden sonra gelecek şekilde" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

Sinan Çiftyürek

Mardin

İzmir

Van

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Sinan Çiftyürek.

Buyurun Sayın Çiftyürek. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihte hiçbir medeniyetin, hiçbir uygarlığın, hiçbir dinin, hiçbir milletin kültüründe, savaş hukukunda esir aldığı bir kadını tecavüz ederek öldürmek yoktur; esir aldığı bir kadını önce saçını kesip sonra öldürerek kestiği saçını arkadaşına gülerek, sırıtarak hediye etmek yoktur ya da esir aldığı kadınları pazarlarda dizi dizi 5-10 dolara satmak yoktur ama maalesef, -bu Selefi cihadist alçaklar diyeyim ben- dedim ya, hiçbir dinde, kültürde, millette olmayan bir uygulamayı kadınlara reva görüyorlar. Ben kendi adıma -üç yıldır buradayım- beklerdim ki özellikle dün Ezidi kadınlara yapılan, bugün şu anda devam eden, kadınlara sözünü ettiğim uygulamalara ilişkin AK PARTİ Grup Başkan Vekilleri Sayın Zengin, Sayın Şahin, MHP Grup Başkan Vekili Sayın Kılıç, onlara nasıl bakarlarsa baksınlar, hangi ön takıyla -tırnak içinde- "terörist" mi derler, ne bileyim,  "bölücü" mü derler, "düşman" mı derler ne derlerse desinler, onunla birlikte "Biz bu uygulamaya karşıyız, bunu lanetliyoruz." demelerini bekliyordum, bekliyoruz da şu anda. Hakikaten, çok aşağılık bir uygulama biliyor musunuz, insan bunu tarif edemiyor. Doğrudur, dünyanın çivisi çıktı, sadece bu meselede değil birçok meselede dünyanın çivisi çıktı. Zaten özellikle 1990'dan sonra az çok bir denge olan sosyalist sistemin yıkılmasıyla birlikte tek yanlı, Batı'nın egemen olduğu dünya, malum, vahşi kapitalizmdir. Hukuksuzluk hukuk, kuralsızlık kural hâline getirildi ve bu devam ediyor. Önce nerede uygulandı bu? Son otuz yıldır Güneybatı Asya'da, sonra Kuzey Karadeniz'de, sonra kısmen Kuzey Afrika'da, şimdi Latin Amerika'da bu devam ediyor. Şu anda ise yüz yıl önce halkların iradesine rağmen çizilen sınırlar yani Skyes-Picot'u, yine kendi çıkarları doğrultusunda egemen güçler, küresel ve bölgesel aktörler Skyes-Picot'u formatlarken halkların iradesine rağmen yapıyorlar. Ne yaptılar? Ne oldu 7 Ekim 2023'te? Yol verdiler, sonrası malum, biliyorsunuz, kurgulandı o; onun üzerinde daha önce ayrıntılı durmuştum, şimdi üzerinde durmayacağım. O bir plandı zaten, bir provokasyondu, yol verdiler.

Dolayısıyla esas Gazze meselesine geleceğim, zaman daralıyor. 29 Eylül 2025'te Washington'da Trump, yanında Netanyahu 20 maddelik bir plan açıkladı, değil mi? Özeti neydi? Gazze. Tabii, Gazze'yle birlikte aynı zamanda yıkılan Lübnan, Yemen, Suriye ve benzeri bunların yeniden inşa edilmesi. İki; bu süreci yönetecek olan güya teknokrat, apolitik bir komite oluşacak, bu yönetecek, üstelik bunun içerisinde de İngiltere'nin eski Başbakanı Tony Blair bulunacak ki bu apolitiktir yani. Bu komiteyi kim yönetecek, bunu kim yönlendirecek? Trump'ın başkanlığında bir barış komitesi yönetecek, Türkiye de onun için yer alıyor. Şimdi, demişler ya: Kartallı Kazım Kurtuluş Savaşı'ndan önce de bahçıvandı, sonra da bahçıvandı. Dün Gazze ve benzeri yerleri yıkarken savaş sanayi kazandı, savaş tekelleri kazandı, yıktılar. Modern silahları denediler değil mi insanların canı üzerinde? Bugün inşaat sektörleri kazanacak. Burada Sayın AK PARTİ Grubuna soruyorum: Bir; hani Netanyahu katildi? Hani savaş suçlusuydu? Hani siz uluslararası hukuka götürmüştünüz, Lahey mahkemesine götürmüştünüz? Şimdi, onunla aynı komitede yer alıyorsunuz. Onunla Trump'ın başkanlığında aynı komitede yer aldınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Soruyorum ben, acaba bu yer alışınız -önce de söyledim ya- bir; sırf Kürt şeyini görmesin, kaybetsin, özerkliği tasfiye olunsun diye verilen bir taviz mi? İkincisi; acaba  inşaat pastasından pay almak mı? Tekrar soruyorum: Çünkü sabah akşam son üç yıldır "savaş suçlusu" dediniz, Lahey'e götürüldü, bunun başını Türkiye çekti Güney Afrika'yla birlikte. Dolayısıyla çağrım şudur benim tekrardan bütün kadın vekillere: Bu yaşanan vahşete ilişkin bir söz kurmalarını bekliyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

13'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, imparatorluk kurmuş, bir ucu İran'da, bir ucu Danimarka'da büyük bir medeniyete öncülük yapmış Türk milletinin hayatında insanın iffetiyle ilgili, hakkı hukukuyla ilgili hiçbir tecavüz yoktur. Büyük milletimiz Osmanlı'nın bitişinde ezanı hür, bayrağı hür Türk devletini kurmuş; dört yüz yıl yönettiği şu coğrafyada hiç kimsenin iffetiyle, namusuyla uğraşmamıştır. Bu büyük millet kafa kesen, adam öldüren IŞİD mışid gibi örgütlere tenezzül etmez, yüzlerine bakmaz, onlarla hiçbir işi olmaz! (AK PARTİ, CHP, MHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Sadece Irak'ta -başka güçlerin, yabancı güçlerin Irak'taki faaliyetlerini yaparken- tam 35 bin genç kız intihar etmiştir zorla iffetleriyle oynadıkları için ama şu dört yıllık tarihimizde hiçbir adaletsizlik, hiçbir haksızlık olmamıştır. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde IŞİD mışid falan, yanlısı manlısı diye bir şey yoktur. Milletimiz bunlarla beraber olmaz; o aşağılık, o karaktersiz baş kesen, saç kesen insanlarla bizim birliğimiz olmaz. Bunun zapta geçmesi için söylüyorum. (AK PARTİ, CHP, MHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 

1.Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - 14'üncü madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 14- "Bu Kanunun;

a) 5 inci ve 8 inci maddeleri 1/1/2026 tarihinden itibaren uygulanmak üzere Resmî Gazetede yayımı tarihinde,

b) 7 inci maddesi 2026 yılı Ocak ayı ödeme dönemi itibariyle uygulanmak üzere Resmî Gazetede yayımı tarihinde,

c) Diğer maddeleri Resmî Gazetede yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer."

 

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Sadullah Kısacık

İstanbul

Bursa

Adana

Selçuk Özdağ

Mesut Doğan

Muğla

Ankara

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Mesut Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MESUT DOĞAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hepinizin malumu, üç gündür gece yarılarına kadar hep beraber çalışıyoruz, hep beraber -işin gerçeği- konuşuyoruz. Peki, aslında neyi konuşuyoruz? Emekli maaşı 19 bin lira mı olsun, 20 bin lira mı olsun; bunu konuşuyoruz. İnanın, sadece bu hâlde olmamız bile Meclise de iktidara da aslında ayıp olarak yeter ama işin ilginç yanı şu: Bu teklifi getirenler de bu tekliften memnun değil, teklifi alanlar da bu tekliften memnun değiller.

Ben sözlerime basit bir sualde bulunarak başlamak isterim. Arkadaşlar, siz, ekmeğin 15 TL olduğu bir şehirde oğlunun cebine 5 TL para koyarak fırına gönderip de evladından 1 ekmek isteyen babaya hiç rast geldiniz mi? Veya 1 kilo etin 750 TL olduğu bir şehirde bir kişinin hanımına 250 TL para verip 1 kilo et istemesine hiç şahitlik ettiniz mi? Böyle bir şeye şahitlik etmeniz mümkün değil, böyle bir şey duymanız mümkün değil çünkü böyle bir talep akla da mantığa da aykırıdır. Ben şimdi iktidar milletvekillerine sormak istiyorum: Yoksulluk sınırının 100 bin TL olduğu, açlık sınırının 40 bin TL olduğu bir ülkede emekliye 20 bin TL vererek ne yapmak istiyorsunuz, neyi görmek istiyorsunuz veya neyi denemek istiyorsunuz?

Ben şunu hatırlatmak isterim: Bir ülkede yaşayan 3 topluluk o ülkenin manevi sigortalarıdır. Kim bunlar? Birincisi, yetim ve öksüz çocuklar; ikincisi, engelliler; üçüncüsü ise yaşlılar. Bir ülkenin kalkınmışlığı, bir ülkenin karakteri, bir ülkenin adamlığı, bir ülkenin ahlakı, bir ülkenin büyüklüğü, bir ülkenin gücü bu 3 kesime oluşturmuş olduğu hayat şartlarıyla ölçülür. Bunu söylememin nedeni şu: İnanın, bu sigorta atmak üzere ve unutmayın ki bu sigorta atarsa geceleri uyuyamazsınız. Sırf iktidarınızı milletten daha fazla önemsediğiniz ve öncelediğiniz için öylesine zalim bir sistem oluşturdunuz ki ya, bugün 1 milyon TL'yi bankaya yatıran bir insan karşılığında aylık 40 bin lira para alırken yirmi yıl çalışmış bir insana 20 bin lirayı reva görüyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Hani, Sayın Cumhurbaşkanımızın meşhur bir sözü var, diyor ya: "İtibardan tasarruf olmaz."  Peki, ya, emeklilerin itibarı ne olacak? Siz sırf saltanatınızı devam ettirmek için emeklilerin onurundan tasarruf ediyorsunuz, emeklilerin itibarından tasarruf ediyorsunuz, emeklilerin ekmeğinden tasarruf ediyorsunuz. İnanın, bu emekliler yanlışlıkla Sayın Cumhurbaşkanımızı dinlemiş olsalar yani 3 çocuk sahibi olsalar ve 3 çocuk sahibi olduktan sonra çocukları da Sayın Cumhurbaşkanını dinlese, sonuçta 9 torun sahibi olmuş olsalar, o torunlarına bayramda harçlık verecek imkân bulamazlar. Kendimize sormamız lazım: Bugün bir emekli 3 çocuğunu evlendirebilir mi? Bundan vazgeçtim, 3 çocuğunun düğününde 1 bilezik alabilir mi veya torununun düğününe

çeyrek götürebilir mi? Bunu bizim bu kadar net, sert konuşmamızın nedeni şu: Siz daha dün iktidara gelmiş bir parti değilsiniz ki. Eğer şunu söylüyorsanız: "Ya, bu verilen 20 bin lirayı aslında biz de beğenmiyoruz, biz de yeterli görmüyoruz ama Türkiye'nin yani ülkemizin buna imkânı yok." diyorsanız, bunu söyleme hakkına da sahip değilsiniz. O zaman biz size yirmi beş yıldır ne yaptığınızın hesabını sormak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MESUT DOĞAN (Devamla) - Türkiye gibi ekonomiyi her yönüyle olumlu etkileyecek, olumlu tetikleyecek nimetlere sahip olan bir ülkede emeklileri torunlarına, çocuklarına bayramda harçlık veremeyecek bir hâle getirdiyseniz bunun hesabını sormak da muhalefetin görevidir.

Son söz olarak, yine, Sayın Cumhurbaşkanının bir sözünü farklı bir boyutta kendisine hatırlatmak isterim; o meydana çıkarak kullanmış olduğu bir cümle var ya "Dünya 5'ten büyüktür." Siz de unutmayın ki, bu millet, bu ülke 1'den büyüktür ve 12 milyon emekli haydi haydi hepinizden büyüktür diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 14- Bu Kanunun;

a) 5 inci ve 8 inci maddeleri 1/1/2026 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

b) 7 nci maddesi 2026 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,

c) Diğer maddeleri yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girer."

 

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

 

Orhan Sümer

 

 

Adana

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?  

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir)  - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, emeklilerimiz için çok önemli olan düzenlemenin 14'üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bugün birbirinden çok uzak iki farklı dünyada aynı gökyüzü altında yaşayan vatandaşlarımızla dolu maalesef. Bir yanda günlük harcaması 58 milyon TL'yi bulan, 2026 bütçesi 21 milyar TL'ye fırlayan bir saray iktidarı; diğer yanda 30.143 TL açlık sınırının altında sefalet ücretine mahkûm edilmiş on milyonlarca emeklimiz var. Bu tablo sadece ekonomik bir başarısızlık değil bir vicdan tutulmasıdır. Hazine ve Maliye Bakanı her fırsatta kamu tasarruf masalları anlatırken yap-işlet-devret modeliyle müteahhitlere sağlanan 3,6 trilyon liralık vergi muafiyetinden hiç bahsetmiyor. Yandaş şirketlerin milyarlık vergi borçları bir kalemde silinirken sıra ömrünü bu memlekete hizmetle geçirmiş emekliye gelince bütçe dengesi, enflasyonla mücadele bahane ediliyor, halktan toplanan her 5 liranın 1 lirası faiz lobilerine aktarılıyor.

Değerli milletvekilleri, emeklilerimizin durumu, neresinden bakarsanız bakın vicdanın kaldırabileceği bir hâlde değildir. İktidar yetkilileri her ortamda dinî vecibelerin yerine getirilmesi telkininde bulunuyor. Aynı şekilde, Diyanet İşleri Başkanlığı, bugünlerde günlük fitre bedeli gıda harcamasını aylık 28.800 lira olarak belirledi. Emekli maaşı ne kadar? 20 bin lira. Vatandaşın ibadetini yerine getirmesine bile olanak sağlamıyorlar artık. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelelim, meşhur simit hesabına. Bakın, bu simit burada yani Meclisimizde satılıyor, 20 lira, dışarıda da farklı farklı fiyatlara satılıyor; eğer bir emekli eşiyle beraber üç öğün sadece simit yese 120 lira yani yanında çay içmesine, peynir yemesine de gerek kalmadan sadece üç öğünde otuz gün boyunca simit yese aylık 3.600 lira yapıyor. İktidar ne yapıyor? "Emekliye bin lira verelim mi, vermeyelim mi?" Allah rızası için, el insaf demekten başka da bir şey kalmıyor bu iktidara.

Değerli arkadaşlar, iktidar Türkiye Yüzyılı'ndan bahsediyor, sözde ihracat şampiyonuyuz, dünya lideriyiz, bölgede söz sahibi bir ülkeyiz masalları anlatıp duruyor. Peki, sokağın gerçeği nasıl, gelin bir bakalım. İşte, şu an Türkiye'deki sokağın durumu: Askıda ekmek; 1 kilo kıyma için gece yarısından itibaren sıraya giren vatandaşlarımız; çöpten erzak toplamak zorunda kalan yine kendi vatandaşlarımız; kalacak yeri olmadığı için de otogarlarda, metro istasyonlarında yaşamak zorunda kalan emeklilerimiz.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de devlete ait huzurevlerinde bile en ucuz fiyatla emekli maaşından daha fazla fiyat isteniyor. Onun için emeklilerimiz duşu ve tuvaleti ortak kullandıkları, günlük çok cüzi rakamlarla, hijyen sorunu olan otel köşelerinde yaşamaya çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, AKP'nin getirdiği Türkiye'yi bir başka fotoğrafla da özetlemek isterim. Bakın, burada, yakacak masrafını azaltmak ve üşümemek için yün yorgan satışı yapan bir emekli esnafımız; alttaki fotoğrafta ise 2 tane saat görüyorsunuz, biri 9 milyon TL, diğeri de 19 milyon TL, ikisi de aynı kişinin; konuyu tüm Türkiye biliyor, detayına girmeye gerek yok. İşte, Türkiye'yi getirdiğiniz durum ortada; bir tarafta barınma ve ısınma sorunu olan vatandaşlarımız, bir tarafta da kolunda servet taşıyan vatandaşlar var.

Devletin memuru, çocuğuna kışlık bot almak için kırk tane hesap yaparken iktidarın nimetlerinden yararlanıp milleti görmeyenlerin yönettiği bu düzen artık son bulacaktır. Isınamadığı için battaniyelere sarılıp oturan, torununa harçlık veremediği için utancından kapısını açamayan emeklilerimiz isyan etmektedir artık. Bu, kader değil, bilinçli bir tercihtir. İktidar tercihini halkın ekmeğinden değil, sermayenin kârından, kendi görkemli  şatafatından yana kullanmıştır. Emekliyi açlık sınırının altına mahkûm edip lüks yaşayanlar bilmelidir ki bu karanlık sonsuza kadar da sürmeyecektir, pazar yerinde feryat eden emeklinin ahında boğulacaklardır. Adalet sadece mahkeme duvarlarına yazılan bir kelime değil, emeklinin sofrasındaki ekmek, gençlerimizin hayallerindeki liyakattir artık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ORHAN SÜMER (Devamla) - Sağ olun Başkanım.

Buradan, AK PARTİ sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum: Allah rızası için herkes ilindeki bir kasaba gitsin, 1 kilo etin fiyatına baksın; manavdaki meyvenin, sebzenin fiyatına, marketteki temel ihtiyaçların fiyatına, en ücra köşedeki de kira bedeline bir baksın. Buna elektrik, su, doğal gaz faturası gibi giderleri de eklemesin. Eğer emekliye layık gördükleri 20 bin lira bunları karşılıyorsa diyecek bir şeyimiz yok ama karşılamıyorsa hepinizi vicdanıyla baş başa bırakıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergenin oylamasından önce yoklama talebi vardır.

Sayın Emir, Sayın Özer, Sayın Güneşhan, Sayın Uzun, Sayın Beker, Sayın Suiçmez, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Akay, Sayın Rızvanoğlu, Sayın Çoşar, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Tahtasız, Sayın İlhan, Sayın Arslan, Sayın Tan, Sayın Işık Gezmiş, Sayın Becan, Sayın Genç, Sayın Çan, Sayın Ertuğrul.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

1.- Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinde yer alan "yayımı tarihinde" ibarelerinin "yayımlandığı tarihte" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Hüsmen Kırkpınar

Balıkesir

Adana

İzmir

Burhanettin Kocamaz

Lütfü Türkkan

Mersin

Kocaeli

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar.

Buyurun Sayın Kırkpınar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 14'üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Dünkü birleşimde şahit olduğumuz ve Sayın Meclis Başkan Vekilimizin de kürsüde haklı bir teessürle dile getirdiği o ibretlik durum aslında ülkemizin içinde bulunduğu yönetim sorununa işaret etmektedir. Burada bulunmayan arkadaşlarınız adına sahte pusula göndermek, olmayan iradeler üzerinden siyasetçilik oynamak sizin için çok kolay. Peki, pazarda parası olmadığı için o çaresiz annenin yerine kim pusula gönderecek? Kirasını ödeyemediği için evinden atılma korkusuyla yaşayan o mahcup babanın yerine kim imza atacak? Vekiller adına imza atanlar, burada mevcut olmayan bir iradeyi sanki varmış gibi gösterenler; aslında bu sizin mevcut yönetim biçiminizin acı bir özetidir. Siz bu ülkeyi zaten her şey varmış gibi yönetiyorsunuz, varmış gibi yaparak yönetiyorsunuz. Vatandaşın mutfağında tenceresi kaynıyormuş gibi yapıyorsunuz. Emekli huzur içinde geçiniyormuş gibi yapıyorsunuz. Yargı bağımsızmış ve adalet tıkır tıkır işliyormuş gibi yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, eskiden İzmir'de Kordon'da, parklarında emeklilerimiz bir kafede oturur, keyifle çaylarını içerlerdi. Şimdi İzmir sokaklarında ne görüyorum biliyor musunuz? Başını öne eğmiş, manav tezgâhının önünde fiyatları görünce oradan uzaklaşan bir baba; askıda ekmek kuyruğuna girdiğinde tanınmamak için yüzünü gizlemeye çalışan, onuru kırılmış bir emekli profili. Emeklimiz bugün cebinde son 500 lirasıyla pazar tezgâhının önünde durup "Domatesi mi alsam yoksa peyniri mi bıraksam?" diye acı acı hesap yapıyor. Eğer bugün bir emekli vatandaşımız "Benim artık sabah kahvaltım yok, öğle yemeğim yok, sadece tek bir akşam yemeğiyle günü kapatmaya çalışıyorum." diyorsa bu ayıp o vatandaşın değil, bu düzeni kuranların ayıbıdır. 1 kilo etin fiyatı bugün 800-900 lira sınırına dayanmışken "Al bununla bir ay boyunca beslen, protein ye." diyorsunuz. Verdiğiniz o miktar ancak 1 kilo kıyma parasıdır; ayıptır, günahtır, vicdansızlıktır. 25 bin liranın üzerinde aylık alabilen emeklilerin oranı sadece yüzde 10 seviyesindedir, tam yüzde 90'ı 25 bin liranın dahi altındaki bir sefalet geliriyle yaşam mücadelesi vermeye mahkûm edilmiştir. Bakınız, rakamlar yalan söylemez: 2019 yılında en düşük emekli aylığı ile ortalama aylık arasındaki fark yüzde 109 seviyesindeyken bugün bu fark yüzde 18'e kadar gerilemiştir. Bu demek oluyor ki nitelikli çalışmanın, uzun yıllar yüksek prim ödemenin, dökülen alın terinin artık devlet nezdinde hiçbir karşılığı kalmamıştır. Çok çalışanı da az çalışanı da yüksek prim ödeyen ile ödeyemeyeni de yoksullukta eşitleyen, sefaleti tabana yayan bir sistemi dünyada hangi iktisadi akıl, hangi vicdan izah edebilir?

Değerli milletvekilleri, kiranın maaşı yuttuğu bir düzende, özellikle İzmir'de konut piyasası artık hiçbir ekonomik rasyonaliteyle, hiçbir matematiksel veriyle açıklanamayacak bir kaosa ulaşmış durumdadır.

Değerli milletvekilleri, bir ülkede en üst gelir diliminin toplam içindeki payı böylesine daralmışsa "orta direk" dediğimiz o toplumsal yapı tamamen çökmüş demektir. Biz bu kürsüden sizi defalarca uyardık, bu haksızlığa son vermek sizin siyasi sorumluluğunuzdadır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinde yer alan "yayımı tarihinde" ibarelerinin "yayınlandığı tarihte" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

Perihan Koca

Mardin

İzmir

Mersin

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir)  -  Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Perihan Koca.

Buyurun Sayın Koca. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

PERİHAN KOCA  (Mersin) - Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımızı bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün tüm dünya ve Orta Doğu'da emperyalist müdahalelerle bir paylaşım savaşı ve yeniden dizayn süreci işliyor. Bu doğrultuda, bugün Suriye'de akan kan ikinci bir Gazze planı olan bir Suriye planı olarak ilerletilmeye çalışılıyor. Rojava'yı düşürme hevesiyle Suriye halklarına uluslararası bir komplo ve ne yazık ki bir soykırım dayatılıyor. Dolayısıyla, hemen yanı başımızda, Suriye'de cehennemin kapılarının aralandığı bir kıyamete tanıklık ediyoruz.

(CHP Genel Başkanı Manisa Milletvekili Özgür Özel'in Genel Kurul Salonu’nu teşrifi sırasında CHP sıralarından ayakta alkışlar)

PERİHAN KOCA (Devamla) - Süremi durduracak mısınız?

BAŞKAN - Sayın Koca, biraz bekleyin, başa alalım.

Buyurun.

PERİHAN KOCA (Devamla) - Ve ne yazık ki Türkiye, kıyameti durdurmak yerine kıyameti bile isteye kapımızdan içeri sokmak için bu kıyamete el uzatıyor; yeni bir yüzyılda eşitliğin, barışın, demokrasinin kapılarını aralamak yerine, barışa köprü olmak yerine IŞİD-HTŞ terörüne köprü olmayı tercih ediyor ve son hızla, tam gazla emperyalist savaş planının aparatı hâline geliyor ne yazık ki. Bakın, bugün allayıp pulladığınız Colani ülkemiz ve bölgemiz açısından ciddi bir güvenlik sorunudur değerli arkadaşlar. Bu övgüler düzdüğünüz IŞİD-HTŞ karanlığının vücut bulmuş hâli olan Colani, daha düne kadar ABD'nin resmî belgelerinde özel olarak belirlenmiş küresel terörist olarak kayda geçirilmişti ama bugün ne hikmetse ABD'si, İsrail'i ve ne yazık ki Türkiyesi hep beraber bir olmuş, bu teröriste, bu teröristlere kol kanat geriyor. Ancak buradan söyleyelim: Bu teröriste takım elbise giydirip kravat takmış olmanız ya da ona Colani değil de Şara demiş olmanız gerçekleri gizlemeye yetmiyor. Colani'nin, HTŞ'nin, IŞİD'in bir Kürt katili, bir Alevi katili, bir Dürzi katili, bir kadın katili, bir çocuk katili olduğu gerçeğinin üzerini örtmüyor, örtmeyecek de. Görüyoruz, gerçekleri gizlemek için, hakikatleri eğip bükmek için gerçekten muazzam bir çaba harcıyorsunuz. Müthiş bir manipülasyonla, algı operasyonlarıyla Suriye sahasında olduğu gibi medya alanında da özel bir savaş yürütüyorsunuz; bu yüzden de gazetecileri susturmaya çalışıyorsunuz. Gözaltılar yaşanıyor, şiddet yaşanıyor, Mezopotamya Ajansı gibi, Yeni Yaşam gibi, Jin News gibi gazetelere gün aşırı erişim engeli getiriliyor ve Suriye'de gerçekte olup bitenleri aktaran isimlere, gazetecilere her gün yasaklar getiriliyor çünkü değerli arkadaşlar, bugün Kobane'de, Rojava'da, Suriye'de yürütülen savaş sadece Kürt halkına yönelik, sadece Suriye halklarına yönelik bir savaş olarak yürütülmüyor, aynı zamanda, Kürt halkının öncülüğünde, Suriye halklarının Rojava'da inşa etmiş olduğu demokratik yaşam modeline karşı ideolojik, politik bir savaş yürütülüyor. Esas mücadele, esas savaş burada odaklanıyor değerli arkadaşlar çünkü Rojava'da, Orta Doğu'da Orta Doğu'nun kadim halklarının esaretten kurtularak, kölelik zincirlerini kırarak halkların ortak yaşam iradesini pratikleştirdiği, alternatif kolektif, toplumsal ağların alternatif bir yaşam modeli olarak inşa olduğu bir demokratik toplum biçimi var ve bu model, bu demokratik toplum biçimi egemenlerin planına, planlarına tehdit olarak görülüyor çünkü orası yani Rojava sadece bir toprak parçası değil, bir coğrafyadan ibaret değil tüm halklar ve inançların, tüm cinsiyetlerin eşit yurttaş olarak özne olduğu, temel hak ve hürriyetlerinin komün temelli bir yönetim biçimiyle güvence altına alındığı, laikliğin tesis edildiği demokratik bir yaşam modeli, alternatif bir yaşam modeli; kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik bir yaşam iradesi. Tam da böyle olduğu için değerli arkadaşlar, bakın, günlerdir sosyalistler, insan hakları savunucuları, kadın kurumları, ekolojistler, inanç kurumları, işçi sendikaları, dernekleri, aydınlar, sanatçılar, dünyadaki tüm çeşitli güçler, kurumlar hedef alınan bu demokratik yaşam modelini sahipleniyorlar ve Rojava'daki saldırıların durdurulması için çeşitli açıklamalar yapıyorlar, eylemler yapıyorlar bugün Suruç'ta olduğu gibi. Çünkü Orta Doğu halklarının savaşa değil tam da Rojava'daki gibi demokrasinin nefes alacağı demokratik toplum modellerine ihtiyacı var değerli arkadaşlar. Halkın haklarını güvence altına alacak, laikliği tesis edecek, barışı, demokrasiyi tesis edecek, başka bir dünya tahayyülünü, başka bir toplum tahayyülünü inşa edecek yönetim biçimlerine ihtiyaç var. Tam da bu yüzden bizler IŞİD karanlığına karşı, HTŞ  terörüne karşı bu vahşete, bu karanlığa karşı bu demokratik modeli, bu demokratik toplum biçimini ve Rojava devrimini savunmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 14'üncü maddesinin 1'inci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini, mevcut (c) bendinin (ç) bendi olarak teselsül ettirilmesini ve bu bentte yer alan "maddeleri" ibaresinin "hükümleri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"c) 11 inci maddesiyle yeniden düzenlenen 6741 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile "ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesi" ibaresi hariç olmak üzere beşinci fıkrasının ikinci cümlesi 5/12/2025 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,"

 

Özlem  Zengin

Emre Çalışkan

Osman Sağlam

İstanbul

Nevşehir

Karaman

Ali Taylan Öztaylan

Hüseyin Özhan

Yusuf Ziya Yılmaz

Balıkesir

Adıyaman

Samsun

 

Eyyüp Kadir İnan

 

 

İzmir

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle teklifin 11'inci maddesinin yürürlük tarihi Anayasa Mahkemesi iptal kararı dikkate alınarak yeniden düzenlenmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

15'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, ilk okutacağım 3 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 15- Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür."

Elif Esen

Mehmet Atmaca

Selçuk Özdağ

İstanbul

Bursa

Muğla

 

 

 

Necmettin Çalışkan

Sadullah Kısacık

Mehmet Emin Ekmen

Hatay

Adana

Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Turhan Çömez

Ayyüce Türkeş Taş

Hüsmen Kırkpınar

Balıkesir

Adana

İzmir

Burhanettin Kocamaz

Lütfü Türkkan

Adnan Şefik Çirkin

Mersin

Kocaeli

Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Cevdet Akay

Tahsin Ocaklı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Karabük

Rize

Manisa

Özgür Ceylan

Nail Çiler

Cavit Arı

Çanakkale

Kocaeli

Antalya

Orhan Sümer

 

Cemal Enginyurt

Adana

 

İstanbul

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde çok tarihî bir görüşme yapıyoruz, bu tarihî görüşme de bütün milletimizin beklediği emeklilerin maaşının yükseltilmesi. Ne yazık ki burada saatlerdir konuşulmasına rağmen belli ki bu sözlerin hiçbiri tesir etmedi, hâlen aynı inatta ısrar ediliyor. Bu açıdan şunu belirtmek isterim ki artık final anındayız, son kararın verileceği bir noktadayız. Bu utanca ortak olmayın. AK PARTİ'li arkadaşların içlerine belki bu yasa sinmiyor ama grup yönetimi, hiyerarşi gereği ses çıkaramıyorlar. Yapacağınız şey basit: Birazdan oylama esnasında dışarı çıkarsanız bu vebalden kurtulursunuz. Bugün artık elinizi vicdanınıza koyarak karar verme zamanıdır. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu ülkede bu kadar israfın, şatafatın, yolsuzluk iddialarının olduğu bir dönemde emekli büyüklerimizi bu rakama mahkûm etmek asla vicdana sığmaz.

Yasanın pek çok hususu var ama belki burada gözden kaçan bir başka hususu da şu: Âdeta cambaza bak düzeniyle karşı karşıyayız. Bugün bu yasa kanunlaştıktan sonra 2 defa ütüsüz pantolon giyen birisi memuriyetten ihraç edilebilecek. "Sen kılık kıyafet yönetmeliğine uymadın." diyerek uyarı cezası alınıp görevden ihraç edilebilecek. Fevkalade kabul edilemez, vahşi bir durum olduğunu belirtmek isterim. Bugün sadece emekliler değil, kamu görevlilerinin de çok büyük çoğunluğunun yoksulluk sınırının altında yaşadığını hepimiz biliyoruz.

80 bin lira, 100 bin lira maaş alan müfettişlerin en az yüzde 30'unun psikolojisi bozuk zaten. Senin milyar dolarlık şirketi denetleyen, 80 bin lira maaş verdiğin bir adam psikolojisi bozuk olduğu için de doğal olarak burada denetim sonucunda da nasıl bir kuralla, konumla karşı karşıya kalacağımız açık.

Değerli milletvekilleri, yasada Varlık Fonu da geçiyor. Varlık Fonu, OHAL sürecinin bir ürünü. Belki savunulabilecek başka ülkelerde benzer yönü olan bir kurum ama sizin siciliniz bozuk olduğu için her işi, her işi şaibeyle, şüpheyle karşıladığımız için doğal olarak da bunun arkasından da insan tereddüt ediyor. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, Sayıştay denetiminden muaf bir yapı, KDV'den, vergiden muaf olduğu için de Maliyenin de denetlemediği bir yapı bağımsız kimselerce -kim- seçilmiş kişi tarafından denetlenecek; bu da zaten bir mecburiyet çünkü Varlık Fonunun amacı dış finansman kaynağı bulabilmek. Dışarıdan finans temini için de yabancı senden denetim istiyor, güvenilirlik istiyor. Bunun için de böyle bir âdeta dramatize edilmiş bir tavırla ne yazık ki karşı karşıyayız. Onun için bugün bu yasanın gerçekten son anındayız, benim gözümde Sayın Genel Başkanlar katıldı, üsteki locada bekliyorum ki Sayın Cumhurbaşkanımız da birazdan teşrif etsin, "Ben günlerdir sizi dinledim, evet, haklı buldum, 20 bin lira bu ülkeye otuz yıl, kırk yıl hizmet etmiş emeklilere, büyüklere azdır, ben bunu artırıyorum." desin. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Hâlen bunun için vakit geçmiş değil, hâlen çok hızlı iletişiminiz çalışıyor, buradan gelen iddialara cep telefonunuza gelen mesajlarla cevap verdiğinize göre Sayın Cumhurbaşkanımızdan da bu konuda bir sürpriz bekliyoruz arkadaşlar. Cep telefonlarınıza sarılın, bu sürprizin çıkmasını sağlayın.

Başkan Hanım, bir şey mi söylediniz?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Size değil.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, siz de belirtebilirsiniz.

Onun için, onun için bu yasa baştan sona, bu yasa baştan sonra problemli bir yasa ama bütün milletimizin beklediği, gerçekten emekli büyüklerimize verilecek bu rakam onlarca kez, yüzlerce dakika konuşulduğu için daha fazla uzatacak bir cümle yok ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, son olarak RTÜK'ü de ekleyeyim. Bu ülkenin sosyal yapısını felakete uğratan bir kurum, muhalifleri susturmaktan başka bir işe yaramıyor. İşine gelmediği zaman yayını durdur, cezalandır, para cezası ver, sustur, olmadı, kayyum ata, olmadı, el koy. Allah'tan korkun, vicdanınızla hareket edin. Bu ülkenin ahlakını, sosyal yapısını tahrip eden, o, sizin yandaş, havuz kanallarınıza dur demediğiniz sürece bu ülke felakete gidecek. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)             

Burada emeklilere verilecek para için kaynak yok diyorsunuz ama ahlaksızlığı durdurmak için hiçbir bütçeye, kaynağa ihtiyaç yok, yeter ki kararlı olun, bunu dert edin. Parti yönetiminden öte manevi, vicdani sorumluluğunuzu hatırlayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bu noktada, hepinizi "hayır" oyu vermeye davet ediyorum.

Aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Adnan Şefik Çirkin.

Buyurun Sayın Çirkin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, bazen böyle akşam geç vakit Meclis çalışması bittikten sonra eve gittiğimizde ev ahalisi soruyor "Niye bu kadar geç kaldınız? Bugün ne yaptınız?" diye. Muhtemel bugün de soracaklardır ve biz de "İktidarıyla, muhalefetiyle emekliliğe zam yaptık." diyeceğiz, onlar da sevinecekler, "Karınları doymuyordu, şu karda kışta ısınamıyorlardı, ne iyi ettiniz." diyeceklerdir, bize teşekkür edeceklerdir. "Peki, ne kadar yaptınız?" derlerse, bu soruyu sorarlarsa, sayın milletvekilleri, ben bu soruya cevap vermekten ar ederim. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Onun için, rakamları ortaya döküp gecenin bu vakti birbirimizi kırmaya, üzmeye gerek yok. İktidar milletvekilleri de eminim ki bundan memnun değiller. O yüzden, bu konuda söyleyecek başka bir sözüm yok.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Cemal Enginyurt.

Buyurun Sayın Enginyurt. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Saygıdeğer milletvekilleri, sona geldik; hakikaten vicdanların son anına geldik, sefalet ücretini oylayacağız. Gerçekten sefalet ücreti ki emekliler sürekli yazıyor. Sadece en düşük emekli maaşını bekleyenler değil "7200 prim günü üzerinden emekli edeceğiz." diye söz verdikleriniz bekliyor. Staj ve çıraklık mağdurları bekliyor. 5000 prim günü üzerinden anayasal hakkı olup da emekli olamayanlar bekliyor. 6 Mayıs 2023 tarihinde "En düşük memur maaşı 22 bin lira olacak, 8 bin lira seyyanen zam vereceğiz." diyerek aynı zammı emekli memura da vermeyi taahhüt ettiğiniz emekli memur bekliyor. (CHP sıralarından alkışlar) 3600 ek göstergeden faydalanamayan 500 bin emekli memur bekliyor. 3600 ek göstergeden faydalanamayan 107 bin polis bekliyor. Staj ve çıraklık mağdurları bekliyor. Yürekleri yanarak bekliyorlar. Bir günden on yedi yıl kaybetmiş kademeli bekliyor. Yani bu akşam Türkiye, 16 milyon insanıyla bizden bir müjde bekliyor ama siz ısrarla diyorsunuz ki: "Türkiye'nin kaynakları buna müsait değil." Hangi kaynak buna müsait değil? Merkez Bankasını 100 milyon liraya soyan adam o parayı götürürken kaynağı nereden buldu? Devlet Hava Meydanlarında bir daire başkanı 24 kilo altını çalarken o kaynağı nereden buldu? (CHP sıralarından alkışlar) 5'li çete bu ülkede milyarlarca lira serveti götürürken, onların vergi borcunu silerken bunlar bu kaynağı nereden buldu? Babasının talimatıyla 25 milyon doları sıfırlayamayanlar bu 25 milyon doları nereden buldular? (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özlem Zengin diyor ki: "Türkiye'nin durumu müsait olduğunda biz emeklilere gereğini yapacağız." Bugün, Mehmet Şimşek de diyor ki: "Merkez Bankası tarihî rezervini yaşıyor, 200 milyar dolar." Sayın Zengin, Merkez Bankası Başkanı Mehmet Şimşek mi doğru söylüyor, siz mi doğru söylüyorsunuz?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - İkimiz de doğru söylüyoruz.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Kimde kaynak yok? Kaynak var ama kime kaynak var? Sarayın harcamalarına kaynak var. Kime kaynak var? Sarayda 130 görevliye, 35 tane aşçıya, binlerce korumaya kaynak var. Yani, bu ülkede kaynak var ama müteahhitlere var, ülkeyi soyanlara var. Yani, nasıl kaynak yok ya? Sadece Kültür Bakanınızın yatıyla bütün milletvekillerinin serveti satın alınıyor, nasıl kaynak yok bu ülkede? (CHP sıralarından alkışlar) Milletvekilinizin kolundaki saatin bir tanesi 9 milyon lira, diğeri 19 milyon lira; hiç soruyor musunuz? Osman Gökçek, burada mısın, soruyor musun? "Nebi Hatipoğlu, bunu hangi kaynakla elde ettin ve borsadaki şirketin yirmi günde yüzde 40 değer kaybederken kimi soyarak bu parayı kazandın?"  (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, kaynak var ama siz hep kaynağı başkalarına kullanıyorsunuz. Kaynağı Mehmet Cengiz'e ihaleler verirken kullanıyorsunuz, kaynağı madencilere ruhsat vererek kullanıyorsunuz; kaynağı maalesef bu ülkenin zenginlerine kullanıyor, fakirleri daha da fakir, zenginleri daha da zengin yapıyorsunuz.

Dolayısıyla, emekli bu akşam bir müjde bekliyor ama görüyoruz ki bu müjdeyi vermeyeceksiniz ve sürekli de Cumhuriyet Halk Partisini suçluyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi geliyor, yoklama istiyor, oradan bağırıyor: "Siz niye yoklamaya katılmadınız?" Biz yoklamaya katılacaksaydık, siz niye 330 kişiyle Meclistesiniz, niye gelmiyorsunuz bu Meclise, göreviniz bu Mecliste olmak değil mi? (CHP sıralarından alkışlar) Burada olanlar, bakın, üstünüze alınmayın.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Yok, alınmıyoruz biz.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Sürekli buradasınız ama burada görmediğimiz... Tam yedi yıldır görmediğim milletvekili var benim burada ve oylamalara gelmeyen milletvekilleri var.

HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Siz kendi milletvekillerinize bakın!

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Transfer ettiğiniz milletvekilleri nerede?

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Hangi partideydin ya?

ŞABAN ÇOPUROĞLU (Kayseri) - Sen hangi partideydin o zaman?

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) -  Ne diyorsun?

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - "Sen hangi partideydin o zaman?" diyor.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Hangi partide miydim? Ben her partide olmanın hesabını veririm de sen neyin hesabını vereceksin?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) -  Ben şu anda cumhuriyetin son kalesi ve Atatürk ilke ve inkılaplarının, demokrasinin, laikliğin, cumhuriyetin partisindeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Hangi partideydin?

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Ben, sizi inşallah ilk seçimde buradan buraya gönderecek partideyim. (CHP sıralarından alkışlar)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Hangi partideydin?

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Ben sarı saçlı, mavi gözlü dev adam Mustafa Kemal Atatürk'ün partisindeyim.

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) -  Senin hangi partide olduğun belli değil, gitmediğin parti kalmadı.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Hadi oradan, hadi oradan! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yüreğiniz yetiyorsa emeklinin hakkını verin. Sayın Genel Başkanım bugün söyledi, Sayın Bahçeli'den rica etti "Hiç olmazsa gelin 24 bin lira teklif verin." dedi. 24 bin liraya da razı insanlar ama sizde o vicdan yok. Dolayısıyla sizi vicdansızlığınıza mahkûm ediyor ve bir gün Allah da hesap soracak kul da sizden hesap soracak. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 15'inci maddesinde yer alan "Cumhurbaşkanı" ibaresinin "Cumhurbaşkanı tarafından" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Adalet Kaya

Celal Fırat

Yılmaz Hun

Diyarbakır

İstanbul

Iğdır

Kamuran Tanhan

İbrahim Akın

 

Mardin

İzmir

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, ekranları başlarında bizleri izleyen değerli halklarımız; üç gündür adı aslında emekli yasası olan ama bir torba yasasıyla karşı karşıyayız. Bu madde de Cumhurbaşkanına verilmesi gereken yetkiyi bizden isteyen bir madde ama biz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini ilk günden itibaren kabul etmedik ve şimdi de kabul etmek istemiyoruz çünkü bu, aslında çoğunluğun demokrasi falan değil, diktatörlüğü anlamına gelmiş bir sistemdir. Biz bunu içimize sindiremiyoruz ve itiraz etmeye devam ediyoruz. O nedenle de bu maddeye olur vermemiz mümkün değil.

Sözlerime devam etmek istersem aslında Meclisin genel işleyişi hakkında söz kurmak isterim. Gerçekten bu Meclisi değersizleştirme konusunda iktidar ortakları özel gayret sarf ediyorlar; söz kurduğumuzda, itiraz ettiğimizde zorlarına gidiyor ama gerçeklik şu: Tamamen mevcut Cumhurbaşkanlığı sistemi gereği sarayda hazırlanmış olan yasaları getirip onaylayarak geri göndermekle yükümlü olduğumuz bir durumu bir milletvekili olarak kabul etmem mümkün değil. Her fırsatta da bunu söylemeye devam edeceğiz. Ancak konumuz şu: Evet, bir emeklilik meselesini konuşuyoruz ama bu sistem öylesine can acıtıyor ki daha dün ya da bir hafta önce Akbelen'de yani Milas'ın köylerinde -6 köyde- 679 parsele bir günde Cumhurbaşkanı yasasıyla el koyabiliyorlar. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş, bir anda bu kadar el koyma meselesi söz konusu ve bu sistemin sonuçları bunlar da. Bu Meclis bunlara "okey" veriyor mu vermiyor mu, tartışma konusu bile yapılamıyor. Dolayısıyla biz "Adalet mülkün temelidir." diye laf ediyorsak, bunun her yargı organlarında tartışmasını yapıyorsak adalet artık mülkün falan temeli değildir, kamunun ve dolayısıyla mülkiyetinde hiçbir hakkı kalmamış oluyor bu durumuyla.

Emeklilerle ilgili konuya gelecek olursak gerçekten 1,100 lira ilave para vererek yapılmasının istenmesi, tabiri caizse bir parmak bal sürmekten başka bir şey değil. İnsanlar bunu izliyorlar, Meclisteki bütün vekiller söylediler; evet, emekliler gerçekten bu sonucu ciddiyetle bekliyorlar ve büyük bir ölçüde hayal kırıklığı yaşayacaklar. Bu ülkede para mı yok? Var ama nereye gidiyor para? Şirketlere gidiyor. Peki, biraz önce bahsettiğim mesele, kaç paraya mal olacak bu kamuya, kime mal olacak bu? Şirketlere verilmek üzere, Limak şirketine verilmek üzere orası kamulaştırılıyor. Demek ki para var, kime veriliyor? Şirketlere veriliyor. Sözde enerji eksikliğimiz olarak bakılıyor ama asla böyle bir şey doğru değil. Bilim adamları da enerji mühendisleri de bunu söylüyor. Somut olarak şunu söylemek istiyoruz: Emekliler buna layık değil. Açlık sınırının herkes tarafından 30 binlerin üzerinde olduğu bir yerde emekliye 20 bin lirayı reva görmek mümkün değil ve katılmak da mümkün değil. Aksi bir şey daha söylemek isterim. Aynı zamanda bu yapılan emekliler arasında  büyük bir adaletsizliği yaratıyor; emeklileri en alt limite çekiyor ve emekliler arasında aynı zamanda ortak olarak değerlendirildiğinde korkunç bir adaletsizliğe sebep olmuş oluyor. Bu açıdan da, emekliler arasında ayırımcılık yapılması, eşit bir yükselme sağlanmamış olmasının da yine adaletsizliği körükleyen temel faktörlerden biri olduğunu düşünerek de kabul etmek mümkün değil zaten. O nedenle, gelin, bu yasayı geri çekin ve sonuç olarak yeni, adaletli, demokratik bir yasa yapalım. Bunu öneriyoruz ama karşılığı var mı? Asla yok. Sevgili milletvekilim de söyledi, buradan böyle bir şey çıkması mümkün değil çünkü gerçek anlamda bu meseleye burada karar verilmiyor. Başka yerde karar verildiği için burası onay merkezi hâline getirilmek isteniyor. O nedenle itiraz ediyoruz zaten. Dolayısıyla şu yaşadığımız pratik bir kez daha Türkiye'deki demokrasinin ve demokratik kurumların ne kadar değersizleştirildiğini ve kuralsızlığın kural hâle geldiğini, uluslararası hukukun da bu bakımdan buna cevaz verdiğini görüyoruz ama gelin, bu ülkedeki çokluğu, çok kimlikli kültürün ortak yaşaması bakımından hukuka uyalım, adaleti temin edelim ve eğer bunu yapmazsak bugün güçlü gibi göründüğünüz sizler yarın başka türlü bir sonuçla karşı karşıya kalabilir ve adalete sığınmak zorunda kalabilirsiniz. O nedenle, bugün güçlü olanların aslında yarını düşünerek daha adaletli, daha demokratik, daha katılımcı, herkesin hakkını veren bir şekilde olması gerektiğini düşünüyorum.

Son söz olarak da şunu söylemeye çalışıyorum: Rojava'daki gelişmelere bağlı olarak sokakta meşru, demokratik hakkını kullanan insanlara karşı yapılan işkenceleri ve saldırıları ve gözaltıları buradan bir kez daha protesto ediyoruz. Bu, kabul edilebilir bir durum değil. İnsanların orada akrabaları öldürülürken, katledilirken sessiz kalmasını bekleyemezsiniz. O nedenle, bütün milletvekillerinin, bütün muhalefet vekillerinin burada ses çıkarması gerektiğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Çünkü bizim yanı başımızda kurulmak istenen cihatçı örgütün yapmak istediği iş gelecek dönemde, geçmişlerinde olduğu gibi, bu ülkemizin kaderini, geleceğini etkileyecek bir karanlık sistemin parçası hâline getirmeye çalışacak dolayısıyla yanı başımızdaki bu kötülük sisteminin karşısında bugün gerçek anlamda "Demokratım." diyenler, "Aydınım." diyenler, "Çağdaşım." diyenler, "Gerçek hukuk sistemi içerisinde yaşamak istiyorum." diyenler itiraz etmelidir, sesini yükseltmelidir, kardeş dayanışmasını ve birlikteliğini geliştirmelidir. Aksi takdirde, gerçekten durum vahimdir. O nedenle, ben bir kez daha bütün halkımızı duyarlı olmaya çağırıyorum.

Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Emir, 15'inci madde üzerinde görüşmelere devam edilmesine dair bir önergeniz ulaştı Divana ancak bunu işleme alamıyorum çünkü burada madde üzerinde görüşme açılmadı, sadece önerge işlemi yaptık.

Bilgilerinize sunulur.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, milyonlarca emeklimiz açısından son derece yakıcı bir sorunu konuşuyoruz. Bu nedenle, son bir şans olarak İç Tüzük 72'ye göre görüşmelere devam edilmesi kararı alınması şarttır. Bu nedenle, tutumunuzun aleyhindeyiz, madde 63'e göre bir usul tartışması açılmasını talep ediyoruz.

 

 

BAŞKAN - Usul tartışması talebini karşılayacağım ve bu

konuda konuşmak isteyen arkadaşlarımız varsa lehte ve aleyhte

ikişer kişiye söz vereceğim.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) - Lehte Sayın Başkanım.

MURAT EMİR (Ankara) - Aleyhte.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Lehte.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Aleyhte.

BAŞKAN - Aleyhte Sayın Çömez, Sayın Emir; lehte Sayın Eldemir, Sayın Özdağ.

Evet, lehte Sayın Eldemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bir kanun çalışmasının sonuna yaklaştık. Tabii, az önce bir önerge verildi, İç Tüzük'ün 72'nci maddesine göre. 72'nci maddede der ki: "Tüzükte başkaca bir hüküm yoksa, her konuda, her siyasî parti grubunun grupları adına ve iki üyenin kendileri adına birer defa konuşma hakları vardır. Bu konuşmalar yapıldıktan sonra görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmemişse, Başkan görüşmelerin tamamlandığını bildirir. Görüşmelerin devam etmesine dair önerge verilmiş ve bu önerge de Genel Kurulun işaret oyuyla kabul edilmiş ise, birinci fıkra gereğince siyasî parti gruplarına ve milletvekillerine ikinci defa konuşma hakkı doğar." Bu kanunun geneli üzerine uygulanan bir İç Tüzük. Maddelerle ilgili bir görüşme olmadığı takdirde bu usulün, İç Tüzük'ün 72'nci maddesinin uygulanması mümkün değildir. Şimdi, burada hem önergeyi veren parti grubunun hem bizim parti grubumuzun hem de diğer partilerden çok deneyimli, çok kıdemli milletvekilleri var. Onlar bir olayı hatırlayacaktır ve Cumhuriyet Halk Partisinin bir tarihte -yanlış hatırlamıyorsam eğer 22'nci Dönemde- Meclisi idare eden Başkan Vekili milletvekillerine dönüp "Arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bu Genel Kurulda iki şey çiğnenmez; bir sakız çiğnenmez, iki İç Tüzük çiğnenmez." demişti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, ben Cumhuriyet Halk Partili sayın milletvekillerini de kendi grubumdaki arkadaşlarımızı da hepimizi İç Tüzük'e bağlı olarak, sürekli Mecliste İç Tüzük çerçevesinde çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu hususta da Sayın Başkanımızın tutumunun lehine olduğumuzu bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aleyhte Sayın Çömez... (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, Kıymetli Genel Başkanlar, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir konuşuyoruz, emeklilerimize yapılacak bin liralık zammı günlerdir tartışıyoruz. Bakın, geçtiğimiz günlerde bir Genel Başkan Yardımcınız dedi ki: "Emekliler için her zaman en iyisini yapmayı düşünüyoruz." Allah aşkına, en iyisini yapmayı düşündüğünüz şey 1 kilo kıyma dahi alamayacak bin liralık zam mıdır?

Yine, bu kürsüden bir arkadaşınız çıktı, dedi ki: "Biz daima emeklilerimizin yanında olduk. Bunu lafla değil, icraatla gerçekleştirdik." Buyurun, işte, icraat vakti. Bin lira değil, 5 bin lira, 10 bin lira; buyurun, yapın. Yapamıyorsanız vazgeçin.

Bakın, sokaklarda büyük bir sefalet var, büyük bir açlık var, büyük bir yokluk var. Geçen söyledim, bir kere daha söylüyorum: Gelin, dışarıya beraber gidelim, çarşıyı pazarı beraber dolaşalım, akşam beşten, altıdan sonra filesini, poşetini, ezilmiş, çürümüş ürünlerle dolduran, evine peynir götüremeyen, evine et götüremeyen emeklilerle konuşalım. Allah aşkına, ne olursunuz.

Bazen de vicdan yapıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Biz suçlu değiliz, onlar suçlu çünkü çok yaşıyorlar, sayıları arttı, ondan dolayı." Sonra, bazılarınız diyor ki: "Çok iyi baktık bunlara, çok iyi besledik, çok iyi sağlık hizmeti verdik, onun için uzun yaşıyorlar, veremiyoruz paralarını." Allah aşkına, nasıl veremiyorsunuz parasını? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ben size söyleyeyim, ben size söyleyeyim: Tam 3,5 trilyon dolar vergi topladınız bu milletten, nerede bu para, nerede bu 3,5 trilyon dolar? Cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını sattınız, 64 milyar dolar, cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını sattınız, Varlık Fonu marifetiyle sattınız; nerede bu para? Borç aldınız, hâlâ bir kısmınız yurt dışında tefecinin önünde para dileniyorsunuz. 130 milyar dolar borcu 540 milyar dolar borca getirdiniz. Nerede bu para Allah aşkına? Yer altında, yer üstünde ne var ne yoksa sattınız. Son üç buçuk yıl içerisinde tam 12 bin maden ruhsatı satmışsınız, 10 binden fazlasında ihale bile yapmamışsınız; nerede bu paralar? Sorduğumuz zaman diyorsunuz ki: "Olsa vermez miyiz? Şartlar müsait olunca vereceğiz." Yirmi üç yıldır ne var ne yoksa talan ettiniz, hâlâ şartlar müsait olmadı mı? Bakın, arkadaşlar, her Allah'ın günü sizin borçlarınızın faizini ödüyoruz, 7,5 milyar lira her Allah'ın günü faiz ödüyoruz. Bu yıl bütçeye koyduk işte, sizin ellerinizle onaylandı, 2 trilyon 742 milyar faiz ödeyeceğiz biz, her Allah'ın günü 7,5 ve siz bu faizin ancak kırk üçte 1'ini emekliye layık görüyorsunuz.

Kur korumalı mevduat 2,5 trilyon...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Başkanım, bir dakika var mı?

(AK PARTİ sıralarından "Yok." sesleri)

BAŞKAN - Vermiyoruz, üç dakika...

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Tabii, söyleyeceğimi duyacak cesaretiniz yok. Son fırsattır, gelin bundan vazgeçin.

Bakın, o elini sallıyorsun ya, emekli bunların hepsini görüyor, sen merak etme, hesabını sandıkta öyle soracak ki...

MEVLÜT KURT (Kahramanmaraş) - Otur!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) -  ...bir daha elini değil kolunu sallayamayacaksın. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Özdağ, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi ve Danışma Kurulunun kararı ve bu Meclisin de onayıyla 7'nci maddenin tekrar görüşülme imkânı var, size bu imkânı veriyoruz, bundan daha büyük bir fırsat olamaz.

Bakın, siz, 16.881 lira olan bir emekli maaşını, en düşük emekli maaşını 18.839 liraya çıkardınız yani yüzde 12,19 zam yapmıştınız, daha sonra kamuoyunun baskısıyla ve muhalefetin baskısıyla bu zammı yüzde 18,70'e çıkardınız. Peki, SSK'lilerle ilgili ve BAĞ-KUR'lularla ilgili bu zamları niye yüzde 12,19'da bıraktınız? Gelin onları da yüzde 18,19'a çıkaralım. Aynı zamanda şunu yapalım değerli milletvekilleri, iktidar milletvekilleri, hükûmet milletvekilleri: Memurlara ve emekli memurlara ne verdiniz siz? yüzde 18,70 verdiniz. Verin bunu ama seyyanen de bir zam verelim onlara, onar bin lira zam verelim. Eğer "Hükûmette para yok, hazinede para yok." diyorsanız, kendiniz, mefhumu muhalifinden Türkiye'yi kötü yönettiğinizi söylüyorsunuz. Millet de bunun değerlendirmesini mutlaka ki seçimlerde yapacak, göreceksiniz ve millet diyecek ki size: "Siz bizi açlığa mahkûm ettiniz, 2024 yılını 'Emekliler Yılı' ilan ettiniz ama yine aynı şekilde bizi enflasyona ezdirdiniz."

Şimdi, siz "Hayır, biz sizi enflasyona ezdirmiyoruz." diyorsunuz ama enflasyonun ortalamasını aldığımızda, TÜİK rakamlarıyla, İTO'yla ve ENAG'la beraber yüzde 42,7'lik bir enflasyon rakamı var, ortalaması var fakat siz kalemle oynuyorsunuz, TÜİK'le oynuyorsunuz. Ne yapıyorsunuz TÜİK'le, Tayyip'i üzmeme istatistik kurumuyla? Ben söylemiyorum bunu, sabık Bakanınız Süleyman Soylu söylüyordu. Kalemlerle oynayarak, ENAG rakamları veyahut da İTO rakamlarının dışında ve enflasyon sepetinin kalemlerini açıklamadan, mahkemeye dahi gönderdiğiniz zaman mahkemeye de baskı yaparak "Siz bunları açıklayamazsınız." diyerek objektif olmuyorsunuz ve bu paraları emeklilerin cebinden, Sosyal Sigortalar Kurumundan, BAĞ-KUR'dan ve aynı zamanda memurların cebinden alarak bir noktada modern gaspçılık yapıyorsunuz, modern hırsızlık yapıyorsunuz; teşbih yapıyorum, ironi yapıyorum ben.

Size bu imkânı veriyoruz, gelin, 7'nci maddeyi tekrar görüşelim çünkü daha önce bir bedel ödediniz. Ne zaman ödediniz? Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık, Sayın Özgür Özel o zaman Grup Başkanıydı, şimdi Genel Başkan kendisi ve siz o zaman da bizim teklifimize "ret" oyu vermiştiniz. Daha sonra, bizim baskılarımızla beraber emekliye seyyanen 5 bin liralık bir defa zammı çok gördünüz; o çalışanlara da vermek istemediniz, Ziraat odalarına kayıtlı olanlara da vermek istemediniz, bizim baskılarımızla verdiniz.

Gelin, doğruyu yapın. Hep beraber bu 7'nci maddeyi... Yeniden, bir daha söylüyorum: Plan ve Bütçe Komisyonunun talebi ve aynı zamanda Danışma Kurulunun kararıyla, yüce Meclisin onayıyla tekrar görüşelim ve emeklilere onları enflasyona ezdirmeyeceğimiz bir zam yapalım. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ardında da emekliler de takdiri sandıklarda görsün diyorum. Bu nedenle de biz burada Sayın Başkanın tutumuna katılmıyoruz ve diyoruz ki: Emekliler siz gereğini sandıkta mutlaka yapacaksınız, az kaldı, az kaldı, az kaldı. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Emir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) - Değerli arkadaşlar, biz İç Tüzük'ü çiğnemiyoruz ama siz emeklinin hakkını çiğniyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) İç Tüzük 89'a göre hâlâ 7'nci maddenin görüşülmesi ve 7'nci maddede emeklinin alnının teri olan hak ettiği ücreti hep birlikte yapmamız hâlâ mümkün. Son bir şansımız var. Vicdanı olanlar için, emeklinin hakkını yemekten korkanlar için, vebal altına girmekten çekinenler için bu şansı değerlendirelim. Bu yol var arkadaşlar. Biz bunun için buradayız.

Bakın, 7'nci madde görüşülürken de bu önergeyi verdik. Bir kez daha hem size hem de milletimize ifade etmek isteriz. Bir defa emekli maaşlarında adalet bozuldu, kök maaşa çevirdiniz 5 milyon emekliyi. Prim yatıran, 9000 gün prim yatıran da neredeyse aynı ücreti alır oldu, hepsi sefalet ücreti. Bunu kabullenmiyoruz, kabullenmeyin, vicdanlarınız ayağa kalksın artık.

Değerli arkadaşlar, biz diyoruz ki: Her üç emekli tipine de 20 bin lira zam yapalım, kök maaşı 20 bin lira yapalım. Üstüne BAĞ-KUR ve SSK emeklileri için ayrıca 8.327 lira ek koyalım ve en düşük ücret 28.327 lira olsun. 28.327 lira SSK, SGK ve BAĞ-KUR emeklileri için en düşük emekli maaşı olsun, diğerleri de buna göre artan oranlarda alsınlar. Memur emeklileri söz konusu olduğunda göstergeyle katsayıyı çarpalım, 22.157 lirayı bulalım, 20 bin liraya ekleyelim ve en düşük memur emekli maaşı da 22.157 lira olsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - 42 bin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 42 bin.

MURAT EMİR (Devamla) - Bunu yapabilmek için hâlâ bir şansımız var değerli arkadaşlar.

Bakın, emekli pazarın geç saatlerini bekliyor çürümüş meyve almak için, emekli karne günlerinde torunundan kaçıyor, emekli kirasını ödeyemiyor, emekli kırılan gözlüğünü tamir ettirecek parayı bir yerden bulamıyor, emekli ilaçları için vermesi gereken ek paraları bulamıyor ve gerçekten son derece zor durumda.

Biz, değerli arkadaşlar, Meclis olarak milletin dertlerine derman olmalıyız, bizim görevimiz bu. Ne olursa olsun, biz emeklinin, 17 milyona yaklaşan emeklinin hakkını vermek zorundayız. Bunu yapmayacaksak, bir sadaka ücreti vereceksek, birazdan elleriniz kalkacak, emeklilere günlük 35 lira bir zam yapacaksanız bunu yapmayın. Emeklinin beklentisi bu değil, emekli hakkını istiyor ve emekli gerçekten yıllarca çalışmasının, yıllarca alın teri dökmesinin karşılığı olarak en azından karnını doyurabileceği bir yaşam istiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) - Hepinizin bu son fırsatı kullanmasını bekliyoruz. Milletimiz sizi görüyor, hepimizi izliyor. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 72'nci maddesi gereğince görüşmelere devam önergesi her siyasi parti grubunun grupları adına ve iki üyenin kendileri adına birer defa konuşma haklarını kullanmasının ardından verilebilir.

Bu kapsamda, İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülen bir işin maddelerine ilişkin verilen önergelerde görüşmelere devam önergesi vermek mümkün değil. Zira temel kanun usulüyle görüşmede maddeler üzerinde müzakere açılmamaktadır, sadece önerge işlemleri yapılmaktadır. Dolayısıyla madde üzerinde bir görüşme olmadığından önergenizi işleme almam mümkün değil. Tutumumda değişiklik yoktur.              

1.- Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - 15'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümünün oylamasından önce İç Tüzük'ün 86'ncı maddesi uyarınca lehte ve aleyhte birer milletvekiline söz vereceğim.

İlk söz, lehte olmak üzere Yozgat Milletvekili Sayın Süleyman Şahan'a aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 248 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifimiz, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda mevzuattaki boşluk ve belirsizlikleri gidermeyi amaçlayan idari işleyişte belirlilik, hukuki ve güvenlik ilkelerini tahkim eden bir anlayışla düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın öngördüğü yetki sınırları gereği kanun yürürlüğe girmeden önce görüş bildirememesi sebebiyle kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılan denetimler sonucunda iptal edilen hükümlerin ortaya çıkardığı hukuki boşlukların giderilmesi amaçlanmıştır.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Emekliye gel, emekliye.

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Bu teklifle memur hukukundan sosyal politikalara, Türkiye Varlık Fonuna kadar pek çok alanda uygulamada yaşanan tereddütleri ortadan kaldırıyoruz. Bu çerçevede, bazı düzenlemeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıkları Ocak 2026 tarihinden itibaren yüzde 12,19 oranında, memur emekli aylıkları ise 18,48 oranında artırılmaktadır. Düzenlemeyle 16.881 olan en düşük emekli aylığı 20 bin TL seviyesine çıkarılmaktadır.

En düşük aylığın yükseltilmesi ilerleyen dönemlerde yapılacak artışlar için güçlü bir zemin oluşturmaktadır. Bu düzenleme nihai değil, dinamik bir iyileştirme sürecinin bir parçasıdır. Bununla ilgili kalıcı ve adil bir çözüm çalışmaları devam etmektedir. İstihdamı korumak, işveren maliyetlerini azaltmak amacıyla asgari ücret desteği 2026 yılında günlük 42,33 TL, aylık 1.270 TL olarak uygulanması amaçlanmaktadır.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Nereden geliyor? İşsizlik Fonu'ndan.  

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - "Neden sigorta fonundan karşılanıyor?" diye sürekli eleştiriler geliyor. Bu fon, sadece işsizliğe ödeme yapan pasif bir kasa değil, işsizliği önlemek ve istihdamı korumak için kurulmuştur. Asgari ücret desteğinin İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanması hukukidir, kanunidir ve Anayasa Mahkemesi kararıyla sabittir.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ahlaki değildir, ahlaki. 

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Bu kapsamda, daha önce muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş, Anayasa Mahkemesi bu kararı reddetmiştir; fon kaynaklarının karşılanmasının 4.447 sayılı Kanun'un amacına ve fonun kullanım alanına uygun olduğunu hükme bağlamıştır. Bu karar, uygulamanın hukuki dayanağını, mevzuata uygunluğunu ve yerindeliğini açık şekilde teyit etmektir. Bu iddia sadece siyasidir, bizim dayanağımız hukuktur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında, altını çizerek söylüyorum, bazı milletvekillerimiz memurların da tamamını kapsadığını söylediler; yanlış bilgi. Aday memurların yani asaleti tasdik olacak memurların, bir yıl görev süresinde bulunan memurların mahkeme kararları doğrultusunda açık ve nesnel kriterlere bağlıyoruz. İdarenin tahkir yetkisini hukuki bir çerçeveye alarak idarenin "Yorumlanabilir." uygulamasının önüne geçiyoruz; belirlilik ilkesini göz önüne alarak disiplin cezası ve eğitim başarısızlığı gibi somut dayalı bir sisteme geçiyoruz.

ALİ KARAOBA (Uşak) - Masal anlatma, masal anlatma!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Konuşturacak seni mi buldular! 

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Emekliler çok takdirle izliyor sizi şu anda!

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Burayla ilgili size bir bilgi vermek istiyorum... (CHP sıralarından gürültüler) Bakın, burası çok önemli, dinlerseniz anlarsınız. 2015 yılından beri staj memurlardan sadece 71 kişi, 2025 yılında sadece 6 memur işten çıkarılmıştır.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ya, sen anlatıyorsun? Neden bahsediyorsun sen?  Utanın biraz ya!

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Türkiye Varlık Fonu ve bağlı şirketlerin denetim usullerini açık, öngörülebilir ve sistematik bir yapıya kavuşturuyoruz.  (CHP sıralarından gürültüler) Fonun piyasa koşullarında etkin rekabetini yasal güvence altına alıyoruz. Hukukun üstünlüğünü esas alan, öngörülebilir, şeffaf bir Türkiye hedefiyle hazırladığımız bu düzenlemelerin ülkemize ve aziz milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Adalet Bakanından sonra siz çıktınız başımıza!

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Sözlerime son verirken...

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Çok konuştun çok! 

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - ...Nusaybin'de...

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Nusaybin değil, Nusaybin değil.

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Nusaybin değil.

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - ...aziz bayrağımıza karşı girişilen alçak provokasyonu bu kürsüden en şiddetli şekilde kınıyorum.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Emekliler de sizi kınıyor! 

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Önce bilgi alsaydın, sonra konuşsaydın!

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Zemini  kan kırmızı, ay yıldızı ak, o mübarek bayrak, işte bu bayrak! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Başkanım, tamamlıyorum.

BAŞKAN - Devam edin.

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Dünya döndükçe bu bayrak dalgalanacak. Bu bayrak namustur! Bu bayrak Malazgirt'ten Çanakkale'ye, Dumlupınar'dan 15 Temmuza kadar bu toprağa düşmüş şehitlerin son nefesidir, kefenidir. Üzerinde yetimin hakkı, anaların duası, yiğitlerin yemini vardır. Bu bayrağa uzanan eller kırılır. Lanet edenin dili koparılır, ihanet edenin nefesi kesilir. O uzattığınız kirli eller milletin çelikten iradesine dönüşür, Osmanlı tokadı olur, sizi ihanetinizle beraber bu toprağın altına gömer.

Bu duygu ve düşüncelerle aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) -  Aydınlatıcı oldu emekliler için!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bayrak örtmez bu ayıbı, bayrak bu ayıbı örtmez. Çok ayıp ettin emekliye karşı.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Arkadaşların yanlış tanıyor seni; boş konuştun, boş konuştun!

SÜLEYMAN ŞAHAN (Devamla) - Rahatsız mı oldun? Rahatsız mı oldun?

(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Aleyhte Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba...

(Hatibin kürsüye tabut ve mezar taşı maketiyle çıkmak istemesi)

BAŞKAN - Bir dakika... Bir dakika...

Bir dakika beyler, bir dakika ya! Bir dakika...

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Sayın Başkanım, böyle bir şey yok, bu provokasyondur, böyle bir şey yapmayın. Böyle bir şey yapmayın, burası Gazi Meclis!

(AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin kürsü önünde toplanmaları, karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN - Bunları getiremezsiniz beyler, bir dakika...

Alın şunları.

Getiremezsiniz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hayır, gelemezsin buraya, hayır!

 

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.56

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 160'ncı maddesinin (6)'ncı bendi gereğince Genel Kurulun çalışma düzenini ve huzurunu bozucu döviz, pankart ve benzeri materyali getirmek ve kullanmak yasaktır. Yine, 2016 yılında siyasi parti grup başkan vekilleri tarafından imzalanan mutabakat metninde Genel Kurula ürün ve eşya getirilmeyeceği kayıt altına alınmıştır. 25 Ocak 2017 tarihli Başkanlık Divanı Kararıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin ülke ve dünya kamuoyunda saygınlığını korumak adına milletvekili tarafından gündemle ilgili konuşmalarını destekleyecek doküman dışında herhangi bir materyalin Genel Kurul salonuna getirilmemesi öngörülmüştür. Bu sebeple, tüm milletvekillerimizin bu konuda hassas olmalarını rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bir şeyi daha paylaşmak istiyorum: 21'inci Dönemde Milletvekiliydim ben, şurada oturuyordum, bir kargaşa oldu -özellikle Sayın Genel Başkanlarımız da burada- bu kargaşada hayatında hiç kimseye bir tokat atmamış, kavga etmemiş bir arkadaşımızı kaybettik. Şu tavırlardan altından kalkamayacağımız çok üzücü sonuçlar çıkabilir; kalp hastası arkadaşlarımız var, şeker hastası olan arkadaşlarımız var.

Sayın Ağbaba, Meclisi nasıl yönettiğime hepiniz şahitsiniz. Adaletli yönetimimizden kimsenin bir endişesi olmamıştır veya böyle bir itiraz...

Rica ediyorum, bunu kaldıralım.

 

1. Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ağbaba.

(Hatibin kürsüye tabut ve mezar taşı maketiyle çıkmak istemesi)

BAŞKAN - Onu getirmeyelim, hayır, onu getirmeyelim.

(AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin kürsüye doğru yürümeleri, gürültüler)

BAŞKAN - Onu getirmeyelim, o gitsin, onu götürün.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkanım, bir şey ifade edip ondan sonra bırakacağım.

(AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin kürsü önünde toplanmaları, birbirlerinin üzerine

 

yürümeleri, itişmeler)

BAŞKAN - Bir dakika... Bir dakika... Değerli milletvekilleri, bir dakika...

Sayın Meriç, Sayın Meriç...

Yahu, getirsene şunu, Veli Ağbaba; bana ver onu, bana ver onu.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ağabey, vallahi vermem.

BAŞKAN - Ya, ben almış oluyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ya ama bak...

BAŞKAN - Ya, bana ver Allah aşkına...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Ağabey, oldu mu?

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Ya, kapat Meclisi, kapat Meclisi.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Onlar niye müdahale ediyor ya?

BAŞKAN - Bir dakika bir şey söyleyeyim: Veli Ağbaba, ben şey yapacağım, vereceğim sana; at gitsin ya!

(Başkanın tabut maketini alması)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri...

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Kıymetli Başkanım, beş dakika konuşulacak ya, ne var bunda? Defalarca çıkarıldı Sayın Başkanım ya!

(CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler; kürsü önünde yumruklaşmalar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Emekliye bu sefalet ücretini verirken bu kadar hiddetlenmediniz.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:00.17

 

    

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 00.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

248 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine uyarınca...

Değerli milletvekilleri, Sayın Meriç; bir dakika...

(Uğultular)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, süreci benim yönetmeme müsaade ediniz. Hepinizden rica ediyorum, Meclisin haysiyetini, milletvekilimizin haysiyetini -hepimiz birlikte yaşıyoruz- koruyacak güçteyiz.

Malatya Milletvekili Sayın Ağbaba, buyurun.

(CHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN - Bir dakika bekleyin, bekleyin, ben alacağım kardeşim.

(Hatibin kürsüye tabut maketi ve mezar taşı maketi koyması)

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Gelmeyecek o, gelmeyecek!

BAŞKAN - Sayın Ağbaba, rica ediyorum, bunu kaldırır mısınız?

(CHP sıralarından "Devam, devam." sesleri)

BAŞKAN - Arkadaşlar, alır mısınız? Sayın Sümer, gelin, buyurun, gelin, alın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Alın geri.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim Sayın Genel Başkan, sayın milletvekilleri.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Veli Ağbaba'ya söz verdim Sayın Öztunç.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sonrasında istiyorum ama.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri...

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Bir dakika sayın milletvekilleri, Sayın Öztunç...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, olmaz ya!

Ali Öztunç Bey'e, şu anda hastanede bulanan annesine karşı...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, lütfen, böyle anlaşmadık.

BAŞKAN - Bir dakika dinler misiniz?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Böyle anlaşmadık, böyle anlaşmadık, buna atacak. Böyle anlaşmadık.

BAŞKAN - Sayın Meriç, alın,

 

 

Sayın Genel Başkan talimat veriyor, alın.(CHP sıralarından gürültüler)

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Öndekini alın!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Böyle anlaşmadık, kalkacak!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Özlem Hanım, alıyorlar.

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - O da gidecek!

BAŞKAN - Bir oturur musunuz sayın milletvekilleri, değerli milletvekilleri...(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Nasıl yakıştırıyorsunuz emekliye tabutu?

BAŞKAN - Ya, götürüyor, bekle kardeşim.

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Ne kadar ayıp, ne kadar ayıp!

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Ben alayım.

BAŞKAN - Bülent Kaya alsın ya!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Böyle anlaşmadık.

BAŞKAN - Sayın Zengin, müsaade eder misiniz...

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Ankara'da çaldığınız tabutları düşünün, Ankara'da!

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Bundan sonra emeklinin canlısından korkacaksınız, canlısından! Ne mezar taşından ne de tabutundan korkun, esas canlısından korkun!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Veli Ağbaba, rakını niye getirmedin, rakını da getirseydin Veli Ağbaba!

(AK PARTİ ve CHP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri)

BAŞKAN - Veli Ağbaba, başla ya, başla, konuşmaya başla.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Başkanım, nasıl başlayayım?

 (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Kimse bizi duymuyor, bizi kimse dinlemiyor.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Buyurunuz lütfen Başkanım, sizin nöbetinizde bu açıkça saygısızlığa girer.

BAŞKAN - Herkes kendi kendini dinliyor, yapacak bir şey yok.

BAŞKAN - Sayın Veli Ağbaba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir arkadaşım yaramazlık yapıyor, yaramazlık yaptıktan sonra eliyle yüzünü tutuyor. Annesi diyor ki: "Oğlum, yaramazlık yaparken utanmıyorsun da bana bakarken mi utanıyorsun?" (CHP sıralarından alkışlar) Emekliyi mezara sokmuşsunuz, emekliyi mezara sokarken utanmıyorsunuz da o karton tabuttan mı utanıyorsunuz? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

HALUK İPEK (Amasya) - Sen mezarın başında içki içmeye utanmıyorsun da bu lafları etmeye mi utanıyorsun?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Tabuta kim saldırır, biliyor musunuz, tabuta kim saldırır? Vampirler saldırır, vampirler. Ali kıran baş kesen misiniz siz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün AK PARTİ Grubuna ve tabuta, mezar taşına saldıranlara emekliler adına teşekkür ediyorum, kim emeklinin dostu, kim emeklinin düşmanı, kim samimi, kim samimi değil bütün Türkiye'ye gösterdi. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkanım...

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Biz soytarılığını engelledik, soytarılığa müsaade etmedik.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Senden büyük soytarı yok!

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Konuşma!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Senden büyük soytarı yok, utanmaz!

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Hadi oradan be, terbiyesiz!

BAŞKAN - Ya, laf atmayın arkadaşım, niye laf atıyorsunuz?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Sayın Genel Başkanım, Sayın İYİ Partinin Genel Başkanı...

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Ahlaksız!

VELİ AĞBABA (Devamla) - ...haftalardan beri, on beş günden beri emekli için onur ve haysiyet mücadelesi veren Cumhuriyet Halk Partisinin lideri Özgür Özel ve tüm milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

 2005'ten beri bu emekli tatil yapmıyor, 2018'den beri geçinemiyor, 2018'den beri giyinemiyor, 2018'den beri barınamıyor. Emeklinin evinde huzur yok, birilerinin evinde huzur olabilir ama emeklinin evinde huzur yok. Değerli arkadaşlar, bakın, teklif açık, teklif açık, teklifte ne diyoruz: Tüm emeklilere, hem işçi hem BAĞ-KUR emeklilerine 8.327 lira zam verelim diyoruz. Buna "evet" demiyorsunuz, tüm Türkiye gördü, hâlâ hikâye okuyorsunuz. Diyorlar ki: "Efendim, imkân yok, kaynak yok." Kaynak herkese var, bu kanunun 6'ncı maddesi bazı firmaların kıdem tazminatı borçlarını ödüyor; 60 veya 70 milyar. 70  milyara yandaş firmaların kıdem tazminatı parasını veriyorsunuz da fakir fukara, emekliye mi vermiyorsunuz? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bakın, değerli arkadaşlar, bu arkadaşlar emeklileri sadece seçim zamanı hatırlıyorlar. Biraz önce Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi sevgili Süleyman kardeşim, bayrakla ilgili şeyler söyledi, arkadaşlar, 55 yaşında, ısınmak için arabada arabaya girip yanan emeklinin bayrak sevgisi hanginizden az, hanginizden az? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) 78 yaşında inşaatta çalışırken ölen emeklinin bayrak sevgisi hanginizden az? (CHP sıralarından alkışlar) Bırakın bu edebiyatı; bayrağa sahip çıkacaksanız, vatana sahip çıkacaksanız bu ülkenin namuslu, şerefli emeklisine hak ettiği ücreti vereceksiniz, öyle başka hikâye okumayın.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir kara düzen yarattınız. Artık emekli AVM'ye alışverişe gidemiyor, emekli AVM'ye ısınmaya gidiyor. Bir kara düzen yarattınız emekli artık pazara, meyve, sebze almaya gidemiyor. Niye gidiyor? Çürük sebze, meyve almaya gidiyor. Artık kurban kesmeyi bırakın, etti sadece bir hayırsever et keserse görüyor. Ama bu düzenin sorumlusu sizsiniz. Bugün yokluk varsa, açlık, varsa, sefalet varsa bu düzenin en büyük sorumlusu sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) "Kaynak yok." diyor, "Kaynak yok." diyor. Ya, kaynak yoksa, kaynak bulamıyorsanız çekin gidin! Çekin gidin! Çekin gidin bu ülkenin başından!  Ama bütçeye 500 müteahhide kaynak veriyorlar. Sevgili Cemal Enginyurt "5'li çete." dedi. Değil, o eskidendi, şimdi 40 harami var, 500 müteahhit var, hepsi bunlardan besleniyor, hepsi bunlardan besleniyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ama vatandaşa geldi mi "yok."

Değerli arkadaşlar, bakın, sadece bir örnek vereceğim, bugün İbrahim Kahveci yazmış Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yollarına çekilen toplam kıyak bir yılda 326 milyar. Hani "2 bin lira verin." diyoruz ya, tam 326 milyara tekabül ediyor. Maalesef, bu, bir siyasi tercihtir.

Değerli arkadaşlar, en düşük emekli maaşına 8.327 lira zam yapmayanlar tercihini çetelerden, hırsızlardan uğursuzlardan yana kullanmışlardır, bunu açıkça söyleyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ama sonunuz yakın, getirin sandığı, ilk seçimde gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Ne diyorlar, ne diyorlar değerli arkadaşlar, diyorlar ki: "20 bin lira zam, tüm Türkiye'nin fedakârlık yaptığını biliyoruz. Hepimiz emeklinin ne çektiğini biliyoruz." Ya göle su gelene kadar kurbağanın canı çıktı, farkında değil misiniz siz? Kurbağanın canı çıktı. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, buradan, sağ olsunlar hem YENİ YOL Grubu, Saadet Grubu, İYİ Parti Grubu, DEM Grubu bu eyleme destek verdi. Buradan Meclis kürsüsünden emeklilere seslenmek istiyorum, emekli derneklerine seslenmek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi bu haysiyet mücadelenizi sonuna kadar verecek. Korkmayın bunlardan, çıkın sokağa, çıkın sokağa, çıkın sokağa ve  hakkınızı alın! (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Çıkın sokağa, bunlar ancak bundan anlar, çıkın sokağa!

BAŞKAN - Çok teşekkür ederim.

Sayın Emir, buyurun.

 

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, İç Tüzük'ümüz uyarınca Genel Kurula huzuru bozacak materyal getirmek yasaktır. Ancak kimi materyaller Genel Kurula getirilir, bu kürsüye getirilir ve anlam daha da kuvvetlendirilir. Bu da bir gelenektir, hatta bu gelenek rahmetli Necmettin Erbakan'ca başlatılmıştır. Daha önce bu kürsüye tabut getirildi arkadaşlar, buraya saman balyası getirildi, karkas et getirildi, yeter ki vatandaşımız kendi dertlerinin konuşulduğunu hissetsin, inansın diye getirildi. Ama Sayın Başkan, burada neyin huzur bozucu olup neyin olmayacağını değerlendirme, takdir yetkisi sizindir. Biz size saygımızdan sizin takdir yetkinize uyacağız elbette. Ancak burada AKP Grubunun fiilen kendilerini buranın âdeta müdürüymüş gibi, temsilcisiymiş gibi fiilen engellemeye kalkmalarını asla kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK İPEK (Amasya) - İç Tüzük var ya! İç Tüzük var kardeşim! (CHP sıralarından "Dinle! Dinle!" sesleri, gürültüler)

 MURAT EMİR (Ankara) - Burada İç Tüzük uygulanır ve İç Tüzük'ü de Meclis Başkanı veya Başkan Vekili uygular.

HALUK İPEK (Amasya) - İç Tüzük ne olacak! Ulan bir kooperatifin bile kanunu var be! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Emir, bir dakika.

Değerli milletvekilleri, bağıranlara bağırmayınız; bırakın, kendi kendine bağırsın.

ALİ GÖKÇEK (İstanbul) - Başkanım, önce onlar bağırıyor ama!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Emir.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, tabii, ben AK PARTİ'li milletvekillerinin telaşını anladım. Onlar sandukayı sandık zannettiler, sandıktan çok korkuyorlar. Bu sandığı da seçim sandığı sandılar, panikleri ondan. Yoksa sandukanın neyinden korkacaksınız? (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Mezar taşını gördünüz mü kafa çekiyorsunuz ya!

MURAT EMİR (Ankara) - Altı üstü bir tabut; daha önce de gelmiş, korkacak bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Mezar taşını gördünüz mü kafa çekiyorsunuz diye tereddüt ediyoruz!

MURAT EMİR (Ankara) - Huzurunuz niye bozuldu? Çünkü sandık zannettiniz, seçim sandığı zannettiniz; geceleri kabuslarınızda seçim sandığı görüyorsunuz, derdiniz bu sizin. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika, ben araya gireyim.

Efendim, Sayın Ali Öztunç Bey arkada gelip bana dedi ki: "Benim annem şu anda hastanede, birisi sinkaflı bir şey söyledi." Ben de kendisine "Annemize geçmiş olsun. Burada hiçbir milletvekili kimsenin annesine hakaret etmez, eden varsa özür dileyecek." dedim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Şimdi, dur, süreci bir yönetelim, ondan sonra. Tamam mı Aliciğim.

Özür dilemiş oldu, emin ol bak.

Evet, Sayın Temelli, buyurun, söz istiyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından "Oylayalım!" sesleri)

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yok, hayır, sonunda vereceksiniz diye.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Zengin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından "Oylayalım!" sesleri, gürültüler)

Ya, söz istiyor Grup Başkan Vekiliniz, "Oylayın!" diye bağırıyorsunuz. Gelin Özlem Hanım'la görüşün.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Değerli arkadaşlarım, müsaade eder misiniz.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; yani doğrusu, böyle içimde muazzam bir basınçla konuşacağım. Şu olan bitenleri gördükten sonra sakin bir kelam edebilmek hakikaten çok zor bir iş. Bu kadar zamandır buradayız, hangi eylemimizin, hangi fiilimizin, hangi kelimelerin hangi sonucu doğurduğunu hesap edebilecek yetişkinlikteyiz, burada daha çok vakit geçirdik. O sebeple, buraya getirdiğiniz materyalin ne olduğundan öte bir şey, aslında siz bu kavga çıksın istediniz, bu gerginlik oluşsun istediniz, evet, maalesef. Bak, değerli arkadaşlarım, Genel Kurulun...

(CHP sıralarından gürültüler)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Lütfen laf atmazsanız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Özlem Hanım, Leyla Hanım arkadan atmaya devam ediyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Leyla Hanım yapıyor, biz ne yapalım. Zam istiyoruz sonuçta.

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Leyla Hanım atıyor, Leyla Hanım atıyor.

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Değerli arkadaşlarım, kendi grubumdan da rica ediyorum, müsaade eder misiniz Başkanınız olarak.

 Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün kurgusu, bakın, kameraların konumlanması bile hatipler üzerinedir. Burada hepimizi böyle 360 derece çeken bir kamera bile yok, bütün üstünlük hatipleredir, siz konuşurken sizi çeker, ben konuşurken beni, kürsüye gelinmişse kürsüyü. Kelimeden daha güçlü ne vardır? Kuran-ı Kerim'in en büyük gücü kelimelerdir. Bu görsellere falan ihtiyacımız yok, kendi arkadaşlarım için de söylüyorum, sizin için de. Lütfen, çıkın kürsüye, konuşmanızı yapın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Burayı Meclis Başkanı yönetiyor.

(CHP sıralarından gürültüler)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Lütfen, rica ediyorum ben. Başkanım, bugünden sonra ortak bir tutum olarak Genel Kurula böyle materyal

getirilmesinin zinhar yasaklanması için bir şey yapmak gerekiyor.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

Teklifin tümü açık oylamaya...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yasakçı zihniyet!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - 2019'da ben tabut getirdim bu kürsüye, niye sesiniz çıkmadı?

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, işte temel sorunumuz tam da bu. AK PARTİ'li Grup Başkan Vekilleri mevcut Tüzük'le kendilerini bağlı hissetmiyorlar. Tüzük açık "Pankart, döviz, materyal getirilir ancak huzur bozulamaz." diyor.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bozuyor işte, bozuyor!

MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi, ben de diyorum ki: Niye huzur bozucu olsun?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bozdu, daha nasıl bozacak?

MURAT EMİR (Ankara) - Daha önce defalarca gelmiş diyorum. Diyor ki: "Siz zaten kavga çıkarmak için geldiniz."

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Evet! Bozmadı mı arkadaşım, bozmadı mı? Bozdu. Dinlemiyorsunuz Başkanı.

MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, biz kavga çıkarmak için gelmedik. Biz emekli tabuttan çıksın diye geldik. Bizim amacımız emekliyi tabuttan çıkartmak, niye kavga çıkartalım? (CHP sıralarından alkışlar) Ama eğer biz bu niyetteysek asıl müdahaleyi Leyla Şahin Usta yaptı, o zaman, o bu oyuna gelmiş mi oldu yani?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Rica ediyorum, arkadaşıma söz söyleme.

MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, burada her şey yapılabilir, söz değerlidir ama fiilî saldırı yapamazsınız.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Siz yaptınız!

MURAT EMİR (Ankara) - Herkesin, kameraların gözü önünde fiilî saldırı yapıldı, buna kimsenin hakkı yok. Herkes bu Tüzük'e uyacak, herkes bu Tüzük'e uyacak!

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

Oylamaya geçeceğim.

Teklifin tümü açık oylamaya...

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım... Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Efkan Bey o meseleyi çözecek.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Hayır Sayın Başkanım, olmaz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Ya, Aliciğim, çağıracak.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım, ben seçilmiş bir milletvekiliyim, ben bunu hazmedemem Sayın Başkanım. Siz beni tanıyorsunuz Sayın Başkanım. Ben burada konuşacağım, söyleyeceğim Sayın Başkanım, üslubuyla, üslubuyla.

BAŞKAN - Yerinizden söz vereyim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Olur Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım, Sayın Başkanım! Siz, çok Değerli Genel Başkanlar, Tayyip Bey dâhil beni pek çok insan tanır, uzun yıllardır bu Parlamentodayım, AK PARTİ'li milletvekili arkadaşlarım da tanır. Ben kimseye kötü laf etmem, kavga olursa araya girmeye çalışırım, ayırmaya çalışırım. Yine öyle yapıyordum ama AK PARTİ'nin Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan -galiba- çok ağır küfür etti. Olmaz, olamaz, yakışmaz. Ve sonra bir başka AK PARTİ'li milletvekili arkadaşım -sağ olsun- iyi niyetle dedi ki: "Konuştum, söylemediğini söylüyor." Yüzüme -arkadaşlarım duydular, çok insan duydu, çok milletvekili duydu- etti ve yalan söylüyor. Bakara suresi 10'uncu ayet "Yalan söyleyenin kalpleri kirlidir." der. (CHP sıralarından alkışlar) Ben özür bekliyorum. Ayıptır ya, günahtır. Benim annem yarın ya da cumartesi sabahı kalp kapakçığı ameliyatı olacak. Böyle bir laf olmaz arkadaşlar, yapmayın Allah aşkına!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Analar kutsaldır. Yapmayın, itiraz etmeyin lütfen. Bakın, beni çok sayıda AK PARTİ vekili tanır. Bu olmaz.

Özlem Başkanım, benim size saygım var, sevgim var, Efkan Bey'e de öyle ama özür bekliyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Anladım, anladım... 

BAŞKAN - Özlem Hanım buna cevap versin ya!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Yetti arkadaşlar ya, yetti ya!

BAŞKAN - DENİZ DEMİR (Ankara) - Ali Öztunç'un annesi annemizdir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Ayıp ya, vallaha ayıp ama. Ayıp ya!

BAŞKAN - Bir dakika... Bir dakika... Ali Bey... Sayın Öztunç... Bir dakika...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ali Bey... Ali Bey...

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - İtiraz ediyorlar ağabey ya!

BAŞKAN - Özlem Hanım, buyurun.

 

 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ali Bey, rica ediyorum.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Buyurun Başkanım.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bakın, gecenin bu saatinde biz öncelikle annenizin iyileşmesi için, hayrı için, sağlığı için dua edelim. Eğer arkadaşımızla ilgili böyle bir durum varsa ben sizleri bir araya getireceğim ve karşılıklı olarak bunu değerlendirin. Ama biz canıgönülden geçmiş olsun diyoruz, annenize sağlık sıhhat diliyoruz. Bütün annelerimiz için de her birimizin belli bir hassasiyeti koruması gerektiğinin altını çiziyorum. Ne olur, rica ediyorum.

AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Aile yılı yine çöktü yani, aile yılı yine çöktü!

 

1.Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy ve Yozgat Milletvekili Süleyman Şahan ile 75 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3464) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (Devam)

BAŞKAN - DENİZ DEMİR (Ankara) - Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik sistemle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen milletvekillerinin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen milletvekillerinin oy pusulalarını Divana getirmelerini rica ediyor, oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN - Açık oylamanın sonucunu okutuyorum:

248 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

"Kullanılan oy sayısı : 426

Kabul   : 247

Ret   : 179[7]

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

Yasin Öztürk

Rümeysa Kadak

Denizli

İstanbul

BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Grup Başkan Vekillerimizi arkaya davet ediyorum. Sayın Genel Başkanlar... Hayırlı akşamlar diliyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.57

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Yasin ÖZTÜRK (Denizli), Rümeysa KADAK (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50'nci Birleşiminin Yedinci oturumunu açıyorum.

2'nci sırada yer alan 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.-Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ve Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ile 143 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3138) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 214)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş olmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Ocak 2026 Cuma günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.12


[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

[2]. (*) 248 S. Sayılı Basmayazı 20/1/2026 tarihli 48'inci Birleşim Tutanağı'na eklidir.

[3]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

[4]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

[5]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

[6]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

[7]. Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.