3 Şubat 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Büşra Paker'e aittir.
Sayın Paker, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul Milletvekili Büşra Paker’in, İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Okmeydanı Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması
BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi takip eden aziz milletim, özellikle İstanbul'un kalbi Beyoğlu'ndaki tüm komşularım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, seçim bölgem Beyoğlu'nun hafızası Okmeydanı Fetihtepe'de yükselen yepyeni bir umuttan bahsetmek için huzurlarınızdayım.
AK PARTİ olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yirmi üç yıldır ülkemiz için, İstanbul'umuz için "Halka hizmet Hakk'a hizmettir." şiarıyla çalışıyor, vatandaşlarımıza hizmette yarışıyor ve gayret ediyoruz. Bugün, Okmeydanı sokaklarında plansızlığın yerini huzura, deprem korkusunun yerini güvene bıraktığı bir günün heyecanı varsa bu, bizim her karışı şehit kanlarıyla sulanan bu vatana hizmet aşkımızın, gayretimizin sonucudur.
Değerli milletvekilleri, bizler asrın felaketinden hemen sonra başlattığımız devasa hamlelerle iki yıl gibi kısa bir sürede tüm dünyayı hayrete düşürerek âdeta yeni şehirler inşa ettik ama yıllarca İstanbul'un hassas noktalarından biri olan Fetihtepe 3550 adada yereldeki CHP belediyeleriyle büyük mücadele verdik. Muhalefetin sistematik engellemelerine, ideolojik barikatlarına rağmen Fetihtepe'de 778 konutumuzu tamamlayarak dirençli İstanbul hedefimize bir adım daha yaklaştık. Ne yazık ki yirmi üç yıldır millet hayrına yaptığımız her işin önüne takoz koymaya çalışan zihniyetle Fetihtepe'de de çatıştık.
Kıymetli milletvekilleri, bakınız, biz, insan yaşasın ki devlet yaşasın derken karşımızdakilerin siyaset anlayışı maalesef yine sınıfta kalmıştır. Proje yüzde 75 seviyesine gelmişken İBB tarafından 1984'ten kalma borç gerekçesiyle inşaata kasten tedbir kararı aldırılmıştır. "Ne kadar yol yaparsanız trafik o kadar sıkışır." diyen zihniyete, milletin parasıyla tropik adalarda sefa süren jet sosyeteye, mesnetsiz tedbir kararlarına rağmen, Beyoğlu yeni ve sağlam evlerle donatılmıştır. Altyapı bağlantılarını türlü oyunlarla yapmayarak projeyi geciktirmeye çalışmalarına rağmen Fetihtepe kentsel dönüşümünü, elhamdülillah, tamamladık. Belediyeler üzerinden Deli Dumrul düzeni kurup milleti haraca bağlayanlar, yola ve metroya harcanması gereken kaynakları iç edip keyif sürenler bilsinler ki şehirleri imar etmezseniz, nehirleri ihya edemezsiniz.
CAVİT ARI (Antalya) - Harcadılar, harcadılar; sizin "Yaptık." dediklerinizi bile bizim belediyeler ödedi.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Sayın milletvekilleri...
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin "Yaptık." diye siyaset yaptıklarınızı Ekrem İmamoğlu ödedi, Mansur Yavaş ödedi, Muhittin Böcek ödedi.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - "Yapamaz." dediler, "Okmeydanı'nda kentsel dönüşüm olmaz." dediler, "Bu proje bitirilemez." dediler, "Katarlılara satılacak." dediler; dediler de dediler.
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin "Yaptık." dediklerinizi bile biz ödüyoruz, biz; haberiniz olsun!
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Projenin tamamlanmaması, dönüşümün yarım kalması...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Dinleyelim de yalan yanlış şeyleri dinlemeyelim.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - ...milletimizin güvenli ve huzurlu konutlara kavuşmaması için ellerinden gelen her türlü engellemeyi yaptılar.
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin yaptıklarınızı görelim; kaç kilometre yaptınız, kaç metre yaptınız?
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Çünkü ellerindeki imkânları, hizmet için değil kirli hesaplar için kullananların siyaset anlayışı maalesef budur.
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin "Yaptık." dediklerinizi Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Muhittin Böcek ödedi; haberiniz olsun.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Bir de Melih Gökçek ödemediği için biz ödüyoruz onları, Ulaştırma Bakanlığı ödemedi.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Onlar para kuleleri, baklava kutuları...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Evet, ayakkabı kutularını...
CAVİT ARI (Antalya) - O ayakkabı kutularını siz daha iyi bilirsiniz.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - ...ve rüşvet çarkları dışında bir eser üretmiyor...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - O sizin mesleğiniz, mesleğiniz!
CAVİT ARI (Antalya) - Kutuda ne olduğunu siz daha iyi bilirsiniz Sayın Vekil.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Bu konuda uzmansınız, uzman!
BÜŞRA PAKER (Devamla) - ...ortaya saçılan onca pislikten sonra yüzleri kızarmıyor, bir de çıkıp utanmadan yargıyı tehdit edip kameralar önünde mikrofon tokatlıyorlar.
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Vekil, hangi kutuda ne var siz daha iyi bilirsiniz.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Öyle ya, çiğ süt içmediyseniz bu karın ağrısı niye?
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin kutular daha büyük, maşallah!
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Yolsuzluk yapmadıysanız adaletin tecellisinden niçin tedirgin oluyorsunuz?
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Kimse tedirgin olmuyor, TRT'den de bu davaların yayınlanmasını istiyoruz.
CAVİT ARI (Antalya) - Kaç kilometre raylı sistem yaptınız, açıklayın bakalım.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Kimse kusura bakmasın, cazgırlık yaparak suç bastırmaya da çalışmasın.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - TRT'den yayınlansın davalar.
CAVİT ARI (Antalya) - Kaç kilometre yaptınız?
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Hukuk dairesinde bağımsız ve tarafsız Türk yargısı deliller ışığında en isabetli kararı elbet verecektir.
CAVİT ARI (Antalya) - İstanbul'da yapılanların parası İstanbul Büyükşehir Belediyesinden, Ekrem İmamoğlu'ndan kesildi. Dünyadan haberiniz yok.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Korku bacaları sarmış.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Değerli milletvekilleri, kıymetli vatandaşlarımız; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın milleti esas alan siyaset anlayışıyla bizler eser üretiyor, hizmet ediyor, ülkemizin dört yanını yeniden inşa ediyoruz.
CAVİT ARI (Antalya) - Sizin bir tane yapıp da parasını ödediğiniz iş söyleyin.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Milletimizin refahını her zaman siyasetin üstünde tutuyor; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın üstün gayretiyle asrın felaketinin yaralarını sarıyor, vatandaşlarımızı güvenli evlerine yerleştiriyoruz.
CAVİT ARI (Antalya) - Belediye olarak yapamadınız, Bakanlığa yaptırdınız; Bakanlığın yaptığını da belediye yapmış gibi satmaya çalıştınız.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - İstikbali kendi geleceğimiz için değil ülkemiz ve milletimiz için inşa ediyoruz.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Ulaştırma Bakanlığına yaptırdığınız demir yolu parasını belediye ödedi.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Bizim işimiz laf üretmek değil eser üretmek; bizim işimiz milleti güvenli, huzurlu ve mutlu yaşam alanlarına kavuşturmaktır. İstanbul gibi, Beyoğlu gibi adı her anıldığında gözlerin ışıldadığı bu şehri korumak, kollamak ve geleceğe güvenle taşımak hepimizin en büyük vazifesidir.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Binalarla mı ya, binalarla mı gözler ışıldayacak?
CAVİT ARI (Antalya) - En son gözleri ışıldayan bir bakanınız vardı sizin ülkeye 2 trilyonluk zarar veren. Siz bu gözleri ışıldamayla ancak zarar verirsiniz, başka bir şey değil.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Bu şuurla eser ve hizmet üretmeye devam edeceğiz. Varsın onlar tehditler savursunlar, öfke nöbetleri geçirsinler biz burada olduğu gibi eser konuşmaya devam edeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Tarihî eser mi?
BAŞKAN - Tamamlayalım.
Buyurun.
BÜŞRA PAKER (Devamla) - Fetihtepe Okmeydanı'na, komşularıma, hemşehrilerime hayırlı uğurlu olsun; Beyoğlu'muz huzurla dolsun diyor, hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CAVİT ARI (Antalya) - "Yaptık." dediklerinizin hepsinin parasını CHP'li belediye başkanları ödedi.
BAŞKAN - Gündem dışı ikinci söz, Bilecik Söğüt ilçesinde bulunan GÜBRETAŞ altın madeninin çevreye yarattığı tahribatla ilgili söz isteyen Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'e aittir.
Sayın Tüzün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Bilecik Söğüt ilçesinde bulunan GÜBRETAŞ altın madeninin çevreye yarattığı tahribata ilişkin gündem dışı konuşması
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; taşı mermer, toprağı seramik, yaprağı ipek olan seçim bölgem, memleketim Bilecik, Türkiye'nin en yeşil şehirlerinden biri olan ve maalesef son üç yılda 5.896 futbol sahası büyüklüğünde maden ruhsatı verilen bir il; 7 adet Belgrad Ormanı büyüklüğünde, 16.122 hektar büyüklüğünde maden ruhsatı verilen bir il. Birkaç yıl kazı uğruna yapılan ve verilen bu ruhsatlar ormanlarımızı yok edecek, suyu kirletecek ve tarım arazilerini yok edecek noktaya gelmiştir. Kuruluşun beşiği, bağrından imparatorluk çıkaran, kuruluşun ve kurtuluşun kenti Söğüt'ün, Söğüt ilçemizin bağrına hançer saplıyorsunuz. Söğüt'ün doğasını, suyunu, tarımını yok edeceksiniz. Neden mi? 2008 yılında Koza Altın İşletmeleri için ruhsat veriliyor ve bu Koza Altın Madeni İşletmeleri çıkardığı ham maddeyi çevreyi korumak adına, çevreye zarar vermemek adına Eskişehir ilimizin Kaymaz ilçesine götürüyor ve 2020 yılında bu ocak GÜBRETAŞ'ın eline geçiyor yani GÜBRETAŞ bu ocağa çöküyor ve yerinde üretime geçiyor.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - GÜBRETAŞ kimden aldı? FETÖ'cülerden aldı, onu da söyle, "Çöküyor." deme.
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - FETÖ kimdi, FETÖ kimdi, FETÖ kimdi?
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sizin dostunuzdu, dostunuz!
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Evet, evet; söyleyeceğim.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - "Çöküyor." deme.
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - FETÖ kimdi? Onu da siz söyleyeceksiniz. FETÖ kimdi?
NURETTİN ALAN (İstanbul) - "Çöküyor." deme.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Bak, FETÖ artıklarının bile Bilecik'e yapmadığı o kötülükleri şimdi siz yapıyorsunuz. Şimdi onu anlatacağım, merak etmeyin. (CHP sıralarından alkışlar)
Bu ruhsatın, özellikle insan yaşam yerlerine en az 5 kilometre uzakta olması kamu yararı için kanuni mutlak gerekliliktir. Kanun bu ruhsatta göz ardı edilmiştir. Çünkü GÜBRETAŞ Altın Madeni İşletmesi içme suyu barajına 300 metre, Söğüt Deresi'ne 50 metre, Söğüt merkeze 2.500 metrede ve Çaltı dediğimiz, Marmara'nın Antalyası olan sera bölgesine 4.700 metrede. Çaltı beldemiz -eskiden belde vardı, belediye vardı, sizin yüzünüzden kapandı- nüfusu 2 binin altında olduğu için şimdi köy statüsünde. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bölge Orta Sakarya Vadisi yani Marmara'nın Antalyası. Şimdi, GÜBRETAŞ'ın 2'nci havuzu yapmasıyla birlikte Çaltı ve bölgesinin kullandığı dere kurumuştur, bölgenin tarım arazileri ve seraları yok olma durumuna gelmiştir. Ayrıca, Çaltı köyümüzün kullanma suyu ellerinden alındığı yetmezmiş gibi şimdi de içme suyu kalmamış, köyümüzün ve iş yerlerindeki vatandaşlarımızın çeşmeleri akmamaktadır. Seralar ve tarım arazileri ve vatandaşlarımız yok olma noktasına gelmiştir. GÜBRETAŞ'ın sonradan yaptığı 2'nci havuzun ruhsatı var mıdır, havuzun sızdırmazlık kriterleri uygulanmış mıdır? Tam da zehirli atıkların yayıldığı gerçeği söz konusudur.
Sonuç olarak, altın üretiminde kullanılan siyanür liçi sonunda bertaraf edilmediğinden çevre ve insan sağlığı için son derece zararlıdır ve yöre halkı için büyük tehlikedir. Tarım Kredi Kooperatifleri tarımı desteklemek için kurulmuştur sevgili AKP milletvekilleri; iştiraki olan GÜBRETAŞ Maden Yatırımları AŞ ise tarımsal faaliyetleri yok etmek, tarımı bitirmek için çaba göstermektedir. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, lütfen tamamlayın.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; bir sözüm de Milliyetçi Hareket Partisi Değerli Grup Başkan Vekillerine: 1999 yılından beri bu kenti Milliyetçi Hareket Partisinden seçilmiş belediye başkanlarımız yönetiyor. Sayın Bahçeli Ertuğrul Gazi'yi anma etkinliklerine her yıl gelir, Söğüt'ün tarihsel önemine dikkat çeker ancak Belediye Başkanınızdan ve partililerinizden öğrenebilirsiniz; bu GÜBRETAŞ'ın yarattığı manevi zarar gerçekten Söğüt halkını ve bölge havzasını bitirme noktasına gelmiştir.
Yapılan 2'nci havuzla birlikte bu siyanürle taşı mermer olan, toprağı fayans olan, yaprağı ipek olan kent zehirlenmektedir. Bu zehirlenmeden hep birlikte, tüm milletvekilleri ve yüce Meclis olarak bu kenti ve Bilecik'i kurtarmak durumundayız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Gündem dışı üçüncü söz, Van'da yaşanan hak ihlalleri hakkında söz isteyen Van Milletvekili Gülderen Varli'ye aittir.
Sayın Varli, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
3.- Van Milletvekili Gülderen Varli’nin, Van’da yaşanan hak ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması
GÜLDEREN VARLİ (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Günlerdir onurlu ve dik bir duruşla yediden yetmişe Rojava halkıyla dayanışma gösteren başta Kürt halkı ve dostlarına teşekkür ederek başlamak istiyorum. Yıllardır katliam, sürgün, cezaevi, işkence ve inkâra maruz kalan Kürt halkının iradesini ve direnişini bugün tüm dünyaya göstermiş halkımızı saygıyla selamlıyorum.
6 Ocakta Halep'te 2 Kürt mahallesine yönelik kuşatmayla başlayan saldırılar, daha sonra Rojava'ya ve özellikle Kobani'ye yönelmiştir. Bu saldırılar Suriye'de yeni katliamların ve ağır bir insani krizin habercisi olmuştur; binlerce insan yerinden edilmiş, yüzlerce sivil katledilmiştir. Kentler kuşatma altına alınmış, kuşatma altında olan Kobani'de insani kriz devam etmektedir. Kobani'ye insani yardımların ulaştırılması için gerekli adımlar derhâl atılmalıdır çünkü bu halkın çağrısı nettir. Bu halkın çağrısı, savaş değil barıştır ancak Rojava'yla dayanışma isteyen halkın bu barışçıl iradesi Türkiye'de özellikle Van'da polis şiddetiyle hedef alınmıştır. Günlerdir barışçıl gösteriler darp, işkence, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmıştır. Artık yaşananlar münferit değildir, ortada sistematik bir baskı ve açık bir hukuksuzluk vardır. Toplanma ve ifade özgürlüğü hakkı Van'da korunmamış, doğrudan hedef alınmıştır. Van'da insanlar, yürüyüşe katıldıkları için değil sadece orada, sokakta oldukları için darbedilmiştir; yerde sürüklenmiş, tekmelenmiş, gözaltında işkenceye maruz bırakılmıştır. 19 Ocakta, Van'da seçilmiş Belediye Eş Başkanları, İl Eş Başkanları ve Baro Başkanıyla birlikte 100'den fazla kişi gözaltına alınmıştır. Aynı gün avukatların adliyeye girişi engellenmiş, savunma hakkı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Peki, savunmayı engelleyen bu kararın sorumlusu kimdir? Sayın Tunç neden bu konuda sessizdir?
Değerli milletvekilleri, Van MEBYA-DER Eş Başkanı Yusuf Dündar sivil polis polisler tarafından hedef alınmış, darbedilmiş, gözaltında işkenceye maruz bırakılmıştır. Hastanede darbedildiğini söylemesine rağmen darp raporu verilmeyerek beyanları yok sayılmıştır. Bir yurttaş darbedildiğini söylüyorsa sağlık görevlileri bunu hangi yetkiyle yok saymaktadır? Cezaevinde bizzat kendim ziyaret ettim, işkence izleri hâlâ duruyordu.
Yine, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Van Temsilcisi Emrah Kertiş işkenceyle gözaltına alınmıştır. Emrah Kertiş şöyle diyor: "Van ilinde yapılan eylemlerde, etkinliklerde polislerin uyguladığı işkence ve kötü muamele iddialarını yerinde gözlemlemek adına katıldığım etkinlikte hedef gösterilerek işkence ve kötü muameleyle gözaltına alındım. Gözaltı uygulamasına direnmeme rağmen beni yere yatırıp başıma ve sırtıma tekme atıldı. Tehdit, hakaret ve küfürlere maruz kaldım. Ters kelepçe takılarak gözaltına alındım. Görünüşe göre insan haklarını savunmak bu ülkede artık suç sayılmaktadır."
Tabii, yaşanan hak ihlalleri bunlarla da kalmıyor, 29 Ocakta, Van'da binlerin katıldığı yürüyüşün ardından polisler halka ve esnafa plastik mermiyle saldırmıştı. Bu esnada 12 yaşında bir çocuk yaşadıklarını aynen şu sözlerle anlatıyor: "Babamla tezgâhın başında duruyordum, geldiler, babama saldırdılar, 'Tezgâhı kapat.' dediler, ikimize küfür ettiler, çok terbiyesiz küfürler ettiler, sonra geldiler, bana saldırdılar." Çocuk yutkunarak "Daha fazla konuşamıyorum." diyor ama kendisine ve babasına şiddet uygulayan, küfür eden polisler için "Terbiyesiz küfür ettiler." diyen 12 yaşındaki çocuk, şiddete sessiz kalıp göz yumanlara yani hepinize insanlık dersi veriyor.
30 Ocakta Van T Tipi Cezaevinde görüşüne gittiğim Ahmet Yağızer'in vücudunda da hâlen darp izleri duruyordu.
Van'dan İstanbul'a çocuklar, gençler, kadınlar, seçilmişler ve gazeteciler işkenceyle gözaltına alınmış, gazeteciler engellenmiş ve basın susturulmak istenmiştir. Bu yaşananlar, kamu düzeni ya da hukuk değildir; bu, halkı susturma girişimidir ama bilinmeli ki işkenceyle adalet sağlanmadığı gibi, baskıyla da barış olmaz ve hukuksuzlukla güvenlik tesis edilemez. Barışçıl eylemler gerekçe gösterilerek yapılan tüm gözaltılar derhâl serbest bırakılmalıdır. İşkence yapanlar ve buna göz yumanlar hakkında soruşturma mutlaka açılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLDEREN VARLİ (Devamla) - Teşekkürler.
Bu Meclis adaletin ve Kürt halkının sesini duymak zorundadır. "..."[1] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Yozgat’tan gelen kadın girişimcilere “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Yozgat'tan kadın girişimciler dinleyici locasından Genel Kurulumuzu takip etmektedir; kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika söz vereceğim.
İlk söz Sayın Onur Düşünmez'e ait.
Buyurun Sayın Düşünmez.
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez’in, Diyar Koç’a ilişkin açıklaması
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Diyar Koç, kuzey ve doğu Suriye'ye yönelik saldırılara karşı Nusaybin ilçesinde 20 Ocakta düzenlenen protesto eylemleri sırasında gözaltına alınıp "bayrak indiren kişi" denilerek hedef gösterildi ve ağır fiziksel şiddete uğradı, gördüğü işkence nedeniyle beyin kanaması geçirdi. 23 Ocakta tutuklanan Koç, tutuklandıktan sonra Mardin E Tipi Cezaevine, Diyarbakır Cezaevine sevk edildi. Yapılan işkenceler sonucunda kafatasında oluşan kırıklar nedeniyle ameliyat olması için 27 Ocakta Ankara Etlik Şehir Hastanesine sevki yapılarak Sincan F Tipi 1 Nolu Kapalı Cezaevine götürülen Koç, Sincan Cezaevi kampüsünde bulunan hastaneye sevk edildi. Sevk sırasında bu kez de bir hemşire tarafından ölümle tehdit edildi ancak ne Koç'a işkence yapan kişiler ne de ölümle tehdit eden hemşire hakkında henüz bir soruşturma başlatılmadı. Soruşturma başlatılmamasının sebebi ve Kürt'e zulmü hak gören anlayışın dayanağı nedir?
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
2.- Konya Milletvekili Barış Bektaş’ın, TÜİK’in açıkladığı aralık ve ocak ayı enflasyon verilerine ilişkin açıklaması
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK, ocak ayı enflasyon verisini yüzde 4,84 olarak açıkladı, aralık ayında ise yüzde 0,89 olarak açıklamıştı. Geçtiğimiz yıllarda da aynı şekilde aralık ve ocak ayı enflasyon verileri arasında ciddi bir makas vardı. Bu makasın nedeni nedir? TÜİK Başkanı çıkıp millete bunu açıklamakla mükelleftir. İktidar, emeklinin maaşını 20 bin TL'ye güç bela tamamlarken insan aklıyla dalga geçer gibi "Gabar'da petrol, Karadeniz'de doğal gaz bulduk; bunların parasıyla emeklilerimiz zengin olacak." diyor. TÜİK'in hileli enflasyonlarıyla, TÜİK'in hileli rakamlarıyla, bu rakamları manipüle etmesiyle emeklimiz nasıl zengin olacak? Bunu sormak istiyoruz.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Sayın Aksakal...
3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Önder Aksakal’ın, İran üzerinden bölgede oynanan oyunlara ilişkin açıklaması
MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün, İran üzerinden bölgede oynanan oyunlara baktığımızda, Amerika bir kez daha kendince ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiğini uygulamaktadır. İran'ın bu taktiği boşa çıkaracağına inanıyoruz zira Amerika, karşısında Venezuela gibi bir devletin var olduğunu zannederek en yüksek perdeden şantaj ve tehditlerini sürdürüyor. 1929 ekonomik buhranından sonra dünyanın bugün geldiği noktada, geçmişle kıyaslandığında farklı içerik ve nitelikleriyle neredeyse aynı kapsamda olduğu bir dönemde sömürgeci ve yayılmacı zihniyetin pervasızlıklarının da o derece arttığını görmekteyiz. Her ne kadar "ABD Başkanı Trump'ın Danışmanı ile İran Dışişleri Bakanı İstanbul'da müzakere edecekler." deniliyorsa da görüşecek kişilerin eş değer statüde olmamaları, hadisenin ciddiyet boyutuna dair önemli bir gösterge olarak karşımızda durmaktadır. Türkiye, ABD'nin bu saldırgan ve tehditkâr girişimine karşı olan duruşunu daha net ve daha gür bir sesle ortaya koymalıdır.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
4.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, çocuk çetelerine ilişkin açıklaması
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, yetişkinlerin suç örgütleri yetmedi, şimdi de çocuk çetelerinin sokaklarda olduğunu ve bunun bir tesadüf olmadığını görüyoruz. Televizyonları açıyorsunuz; ekranlarda mafya, silah, infaz, intikam, vahşet, adam öldürmek, ahlaksızlık saniyeler içinde sıradanlaşıyor. Suç işlemeyi karizma, şiddeti güç, ahlaksızlığı cesaret diye pazarlıyorlar ve sonra dönüp soruyorlar: "Bu çocuklar neden böyle?" Çocuk gördüğünü yapıyor, izlediğini normal sayıyor. Buradan tüm televizyon kanallarına, dizi yapımcılarına, senaristlere, oyunculara ve bu yapımları denetleyen Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna sesleniyorum: Ölümü değil yaşamı, şiddeti değil barışı, mafyayı değil dayanışmayı, nefreti değil sevgiyi anlatın. Bu ülkenin çocukları suç makinesi olmasın, yarınların umudu olsun.
BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...
5.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, saç örme eylemine ilişkin açıklaması
FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Saç örme eylemi Kürt kadınlarına yapılan saldırganlığa karşı geliştirilen barışçıl bir protesto biçimi olmasına rağmen saçlarını ördüğü videosunu paylaşan kadınlar hakkında soruşturmalar başlatıldı; gözaltılar, ev aramaları, adli kontroller ve kamu çalışanları için görevden uzaklaştırmalar geldi. Saç örgüsü eylemlerinin suç teşkil etmediği ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı tartışmasız. Devletin bu pratiği, "propaganda" olarak tanımlamasına karşın, hukuki bir zorunluluk değil saç örgüsünün yarattığı tarihsel bir korkudan kaynaklanıyor. Kadın mücadelesi bastırıldıkça yok olmaz, daha da geniş alanlara yayılır. Bu ritüel binlerce saçı koparılan kadın savaşçının yarattığı yerden hayata örmeye devam ediyor ve devam edecek. "..."[2]
BAŞKAN - Sayın Akburak...
6.- İstanbul Milletvekili Burak Akburak’ın, Kırklareli’nin Kofçaz ve Pehlivanköy ilçelerindeki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması
BURAK AKBURAK (İstanbul) - Teşekkürler.
Geçtiğimiz hafta Kırklareli ziyaretimde vatandaşlarımız tarafından aktarılan ve ciddi mağduriyetlere yol açan bir konuyu dile getirmek istiyorum: Kırklareli'nin Kofçaz ve Pehlivanköy ilçelerinde yaklaşık iki aydır süren elektrik kesintileri nedeniyle kırsalda yaşam âdeta durma noktasına gelmiş durumda. Saatlerce süren, zaman zaman dört saate varan kesintiler, özellikle kış şartlarında vatandaşımızı ısınamaz, üretim yapamaz hâle getiriyor. Bu köylerde solunum cihazına bağlı yaşayan vatandaşlarımız var. Köylerde elektrik kesildiğinde lüks değil hayat kesiliyor. Hayvancılıkla geçinen köylerde sağım monitörleri de elektriğe bağlı. Vatandaşımız kesintisiz ve güvenli enerji talep ediyor. Enerji ve Altyapı Bakanlığı ile yerel yönetimleri birlikte çalışarak, sorumluluğu birbirine atmadan, acil ve kalıcı bir çözüm üretmeye davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın İlhan...
7.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir’e ilişkin açıklaması
METİN İLHAN (Kırşehir) - Türkiye'nin tam ortasında yer alan Kırşehir, stratejik konumuyla sanayi ve yatırım açısından önemli lojistik avantajlar sunmaktadır. Tüm bölgelere hızlı ulaşım imkânı şehrimizi İç Anadolu'nun doğal bir üretim ve dağıtım merkezi hâline getirmektedir. Butik bir şehir olmasına rağmen, eğitimli ve nitelikli insan gücü bakımından güçlü bir potansiyele sahiptir dolayısıyla bu durum yatırımcılar için istikrarlı ve verimli bir iş gücü sağlamaktadır. Temiz havası, planlı kent yapısı ve şehir merkezinde kültürel mirasıyla modern yaşamın birlikte var olması Kırşehir'i cazip kılmaktadır. Gelişen konut projeleri ve sosyal alanlar sayesinde beyaz yakalı çalışanlar ve aileleri için konforlu bir yaşam mümkündür. Düşük yaşam maliyetleri ve güçlü sosyal yapısıyla Kırşehir, sanayi ve katma değerli yatırımlar için güvenli bir merkezdir.
Tüm yatırımcıları Kırşehir'e davet ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bülbül...
8.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın’da önceki gün etkili olan sağanak yağışa ilişkin açıklaması
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Dünyada en sık görülen doğal afet sel olmasına rağmen, yıllardır çözülmeyen altyapı sorunları ve ekosistemin tahribi bu felaketleri kaçınılmaz hâle getirmektedir. Sel sadece doğa olayı değil açık bir yönetim zafiyetidir.
Memleketim Aydın'da önceki gün etkili olan sağanak yağış taşkınlara, sele ve toprak kaymalarına neden olmuştur. Kuşadası, Söke, Didim, Efeler, İncirliova, Germencik, Yenipazar ve birçok ilçe ağır şekilde etkilenmiştir; iş yerleri sular altında kalmıştır, DSİ ve Büyükşehir Belediyesi sorumluluğundaki derelerde taşkın yaşanmıştır. Bu kurumlar sınıfta kalmıştır. Büyük Menderes Nehri'nin İncirliova ve Germencik sınır hattında taşması sonucu ve DSİ'nin gerekli önlemleri önceden almaması nedeniyle binlerce tarım arazisi sular altında kalmış, zarar görmüştür; yüzlerce küçükbaş hayvan telef olmuştur. Tüm bunlar öngörülebilirken önlem alınmamıştır. Bu ihmali görmezden gelenler, bu felaketin sorumlusudur. Aydın halkı bahane değil çözüm ve hesap verilmesini istemektedir.
BAŞKAN - Sayın Sarı...
9.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir’deki çiftçilerin isyanına ilişkin açıklaması
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
AKP iktidarının temsilcisi milletvekillerine ve Tarım Bakanına soruyorum: Çiftçimizi yok etmek mi istiyorsunuz, niyetiniz nedir? Gerçekten merak ediyorum.
Balıkesir'de sokağa çıktığımda önümü kesen çiftçilerin isyanını dile getirmek üzere söz aldım. SGK prim borcu var diye, vergi dairesine borcu var diye, hatta motorlu taşıtlar vergisi borcu var diye, o yetmezmiş gibi avcılık ruhsatı borcu var diye çiftçilerimize kredi muslukları kapatılmış durumda; ne Ziraat Bankasından ne de Tarım Kredi Kooperatiflerinden taleplerini karşılayamıyorlar. Mazot istediklerinde "Borcunuz var.", gübre istediklerinde "Borcunuz var.", tohum istediklerinde "Borcunuz var." diyerek çiftçileri kapılarından geri döndürüyorlar. Şu anda, çiftçimizin borcu 371 milyar artarak 1 trilyon 239 milyar liraya ulaşmış durumda; 3,6 milyar olan kredi borcu -takipteki rakam- 14,8 milyara çıkmış durumda. Çiftçimiz zor durumda, bunu görmüyor musunuz, merak ediyorum. Zor günler geçiren çiftçimizin önündeki bu engelleri derhâl kaldırın, çiftçimizin ihtiyaç duyduğu kredi imkânlarını yaratmanız gerekmekte.
BAŞKAN - Sayın Karslı...
10.- İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın, Eyüpsultan’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait etkinlik merkezine ilişkin açıklaması
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Denetimden kaçmak uğruna kâğıt üzerinde "etkinlik merkezi" kılıfına sokulan ancak millete "kreş" diye sunulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarının ne yazık ki ihmallerle ve acı tecrübelerle anılması hepimizi üzmüştür. Son örneğine Eyüpsultan'da şahit olduğumuz ve yüreğimizi yakan elim hadise karşısında Cumhuriyet Halk Partili ve Büyükşehir Belediyeli yetkililerin acılı aileyi teskin etmek yerine suçlayıcı bir üslup takınması en az olayın kendisi kadar vicdanları sızlatmıştır.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Umarım izlemişsinizdir videoları.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Gönül isterdi ki o masum yavrumuzun ve ailesinin yanında amasız fakatsız durulsun ancak görüyoruz ki sorumluluk bilinci yine siyasi refleksin gölgesinde kalmıştır ama biz meseleyi siyasetüstü mesele olarak görerek çocuğun üstün yararı doğrultusunda süreci hassasiyetle takip etmeyi sürdüreceğiz.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Keşke seyretseydiniz o videoları ve konuşsaydınız.
CAVİT ARI (Antalya) - Çocukların hakkını biz savunuruz, sizin çocukları nerelere gönderdiğinizi biliyoruz, görüyoruz.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Ensarda olanları da böyle bir konuşsaydın keşke.
CAVİT ARI (Antalya) - Size versek nerelere gidecek o çocuklar.
BAŞKAN - Sayın Mahmut Dindar...
11.- Van Milletvekili Mahmut Dindar’ın, Van’daki bir özel eğitim kurumuna ilişkin açıklaması
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Özel eğitimin nasıl bir sömürü alanına döndüğünü Van'da bir kere daha gördük. Van'da Düşünür Koleji yönetimi, öğretmenleri ve velileri dolandırılmıştır. Halktan para toplayıp ortalıktan kaçan Düşünür Koleji 100'den fazla personeli 500'e yakın öğrenciyi açıkta bırakmıştır. Öğretmen ve velilerle sözleşme yapan kişilerin tespiti, mağdurların zararlarının giderilmesi, öğrencilerin eğitim haklarının korunması için hem İçişleri Bakanlığını hem de Millî Eğitim Bakanlığını göreve çağırıyoruz. Ortada bir dolandırıcılık var. Dönemin ortasında öğretmenleri ve öğrencileri ortalıkta bırakıp kaçan bu kolejin diğer şubelerinde de benzer durumlar ortaya çıkmadan tedbir alınmalıdır. Kolej sahiplerinin mal varlığı dondurulmalı, emekçilerin hakları iade edilmeli, zararları karşılanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MAHMUT DİNDAR (Van) - Öğretmenlerin muhatabı olan Burak Sitrava, Atalay Tanrıverdi adlı şahısların adresleri tespit edilip sorumluluklarını yerine getirmeleri sağlanmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Adıgüzel...
12.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, 2/B sorununa ilişkin açıklaması
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Tüm Türkiye'de 2/B sorunu var. Çiftçinin ödeyemeyeceği kadar yüksek bedeller nedeniyle aslında 2/B faşizmi var. Başkasına 5 liraya satamayacağından devlet 100-200 istiyor. Mesela, benim bölgem fındık coğrafyası. Bu insanlar orada sadece fındık üretmiyor; aynı zamanda orada vatanı bekliyor, ormanı bekliyor, diktikleri fındık ağaçları da erozyonu önlüyor. Başka ülke olsa bunun için üste para verir, siz tersini yapıyorsunuz. İşte, Fatsa Aslancami; okulları kapatmışsın, şimdi de servisleri kaldırmışsın. "Terk et buraları, fındık da üretme, çocuk da büyütme." diyorsun. Başkaları gelsin, yerleşsin, madencilik yapsın. İşte, Fatsa'nın üstünde, sarı çıban siyanürlü altın madeni; işte, Aslancami'nin hemen arkası Kurşunçalı. Ama vakit gelecek "Tam bağımsız Türkiye!" diyeceğiz. O siyanür ve sülfürik asit çetelerini de sizinle beraber o sandığa gömeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Gezmiş...
13.- Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in, engelli vatandaşların yaşadıkları mağduriyete ilişkin açıklaması
ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ülkemizde son yapılan araştırmalara göre yaklaşık 10 milyon, memleketim Giresun'da yüzde 13 engelli vatandaşımız yaşamaktadır. Devlete ait özel eğitim kurumlarının sayısı hâlâ yetersiz olduğu gibi, bu okullarda psikolog, fizyoterapist, ergoterapist gibi özelleşmiş kadrolar eksiktir. Eğitimde yaş temelli sınırlama kabul edilemez. Engelli bireylerin yüzde 80'i çalışma hayatının dışındadır. Engelli aylıkları yetersizdir. Ayrıca, engelli aylıkları hane geliri esas alınarak değil bireyin kendi bireysel geliri esas alınarak verilmelidir. Ortez, protez, hasta bezi ve tekerlekli sandalye gibi cihazlar, yardımcı araçlar düşük geri ödeme sistemi nedeniyle yüksek maliyete neden olmaktadır. Engelli vatandaşlarımız büyük mağduriyet yaşamaktadır. Bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mücadelemiz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Koca...
14.- Mersin Milletvekili Perihan Koca’nın, bir süpermarketin depo işçilerine ilişkin açıklaması
PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
DGD-SEN'in öncülüğündeki Migros depo işçileri on üç gündür direnişteler. İşçiler, kendilerine dayatılan sefalet ücretlerine ve sefalet zamlarına karşı net yüzde 50 ücret artışı, taşeron sisteminin kaldırılması, ağır çalışma koşullarının iyileştirilmesi, yan hakların iyileştirilmesi gibi son derece hayati ve insanca yaşam talepleri için direniyorlar. Migros patronlarıysa sırtını sermaye iktidarına dayayıp işçilerin direnişine ve insanca yaşam taleplerine var gücüyle saldırıyor. Migros işçilerinin onurlu direnişine yönelik saldırılara ve sermaye ittifakına karşı biz de kendi sınıfımızla dayanışıyoruz. Migros depo işçileri yalnız değildir. Migros işçilerinin talepleri derhâl karşılanmalıdır. İşçilerin haklı ve onurlu davalarını buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Ceylan...
15.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, ASM grup elamanlarına ilişkin açıklaması
ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, emek sömürüsünde sınır tanımayan istihdam modeli, aile sağlığı merkezlerinde çalışan yaklaşık 13 bin grup elemanını mağdur etmektedir. Yolu ASM'ye düşmeyen yoktur. Aile sağlığı merkezine girdiğinizde grup elemanları sizi karşılar. Kimdir onlar? Aile hekimlerince istihdam edilen hemşire, ebe, acil tıp teknisyeni, tıbbi sekreter ve temizlik personelinden oluşan, kamuya sağlık hizmeti vermelerine rağmen güvencesiz çalıştırılan kişilerdir. Maaş ve SGK ödemeleri Sağlık Bakanlığı tarafından "cari gider" adıyla hekimlere aktarılmakta, çalışanlar ise hekimlerle sözleşme yapmak zorunda bırakılmaktadır. İş güvencesi, iş tanımı, mali ve özlük hakları bulunmayan bu sistem kabul edilemez. ASM grup elemanlarına kamu kadrosu sağlanmalı, işverenin Sağlık Bakanlığı olduğu gerçeği doğrultusunda güvenceli ve eşit haklara dayalı bir istihdam modeli hayata geçirilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...
16.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, bir süpermarketin depo işçilerine ilişkin açıklaması
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Migros işçilerinin haklı feryadını bütün Türkiye'ye buradan haykırıyorum. Yağmur altında ekmeği için direnen 100'den fazla işçinin ters kelepçeyle gözaltına alınması nedir Allah aşkına? Bu ülkede açlığa mahkûm edilen işçi mi suçlu, karnı tok olan patron mu korunuyor? Migros işçisine yüzde 28 zam dayatılması vicdansızlıktır. Bu, yoksulluk dayatmasıdır; bu, alın terinin inkârıdır. Yüzde 50 zam istiyorlar, kadro istiyorlar, insanca yaşamak istiyorlar; çok şey mi istiyorlar? Bu talep lüks değil haktır. Siz ne yapıyorsunuz? Patronun kapısına yüzlerce polisi diziyor, işçiyi copla, kelepçeyle susturuyorsunuz. Migros işçileri yalnız değildir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Öztürk...
17.- Bursa Milletvekili Hasan Öztürk’ün, 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele anlaşmasının 103’üncü yılına ilişkin açıklaması
HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bundan yüz üç yıl önce, 30 Ocak 1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan mübadele anlaşması, insanlık tarihinin en büyük zorunlu göç anlaşmasıdır. Bir imzayla yaklaşık 2 milyon insanın yüzyıllardır yaşadığı topraklardan ayrılmak, valizlere ve gemilere sığdıramadıkları hayatları ve hayalleri geride bırakmak zorunda kaldıkları, kendi memleketlerine yabancı oldukları büyük bir acının adıdır mübadele. Anadolu'ya gelen mübadiller bu ülkenin yükünü omuzladı, yoklukta üretmeyi, acıda dayanışmayı, küllerinden yeniden doğmayı bildi; tarımda, sanayide, kültürde ve toplumsal hayatta cumhuriyetin sessiz mimarları oldular. Milyonlarca insanın Gülcemal'e, Gülnihal'e, Akdeniz'e bindirilip Mudanya'ya, İzmir'e, Bandırma'ya bırakıldığı, insanların geçmişlerini geride bırakmak zorunda kaldığı bu acı tarihin 103'üncü yılında göç yollarında kaybettiğimiz mübadilleri saygı ve rahmetle anıyorum.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
18.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya 14 Ocakta verdiği soru önergesine ilişkin açıklaması
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, Kırıkkale Delice'den pis kokular geliyor. Bu pis kokuları, Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı'ya 14 Ocakta soru önergesiyle sordum, geciken cevabı bekliyoruz. İddialara göre, Kırıkkale Delice ilçesinde AK PARTİ İl Genel Meclisi üyesi olan şahıs Delice'de boşta kalan binlerce dönüm tarım arazisine, hak sahiplerinin bilgisi dışında kendisi ve yakınlarının üzerine ÇKS kaydı yaptırmış ve bu şekilde milyonlarca lira haksız kazanç elde etmiştir. İddialarda başkalarının arazisine kendisi ve akrabalarının üzerine ÇKS kaydı yaptıran bu İl Genel Meclis üyesinin İlçe Tarım Müdürüyle birlikte hareket ettiği, bazı muhtarların adına sahte imzalar atıldığı, olayın savcılığa intikal ettiği vurgulanıyor. Soruyorum: Tarım Bakanı bu büyük vurgun iddialarından haberdar mıdır? Bu vahim iddialarla ilgili soruşturma başlatılacak mıdır? Yoksa AKP İl Genel Meclisi üyesi olduğu için yine korunacak mıdır?
BAŞKAN - Sayın Ateş...
19.- Bolu Milletvekili Türker Ateş’in, Göynük-Bolu yoluna ilişkin açıklaması
TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ulaştırma Bakanına soruyorum: "Biz olmasaydık Bolu Dağı Tüneli patates deposu olacaktı." diyerek övünüyorsunuz, konu öyle değil ama şu anda, sizin dönemizde Göynük-Bolu yolu patates tarlasına döndü. Bolu Dağı'ndan fotoğraf çektirip Ankara'ya döndüğünüzde verdiğiniz sözleri unutuyorsunuz. Madem tünel tamamlandı, şimdi Göynük yolundaki o derin çukurlardan hasat edilen patatesler için yeni bir patates deposu inşa edin ve hizmetiniz tamamlansın. Sizden beklenen, şov yapmak değil halkın can güvenliğini sağlamaktır. Ankara'da unutacağınız sözler vermeyin. Bolu halkı artık vaat değil gerçek bir yol bekliyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Söylemez...
20.- Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in, Mersin’de geçen hafta yağan yağmurla ortaya çıkan manzaraya ilişkin açıklaması
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Mersin'de geçen hafta yağan yağmur bir doğal afet değildir. Yağmurla ortaya çıkan manzara, yıllardır şehrimizi yöneten CHP'li Büyükşehir Belediyesi tarafından ihmal edilen altyapının kaçınılmaz sonucudur. Ortaya çıkan tablo, plansızlığın, umursamazlığın ve sorumluluktan kaçışın açık bir göstergesidir. Bu şehir her yağmurda aynı noktalarda taşkın yaşıyorsa sorun yağmurda değil zamanında yapılmayan işlerde, alınmayan önlemlerdedir. Mersinlilerin her yağışta çamurla, suyla ve mağduriyetle karşı karşıya bırakılması kabul edilemez. Mersin sözle, algıyla ya da geçici çözümlerle değil sağlam altyapıyla, doğru planlamayla ve güçlü bir sorumluluk bilinciyle yönetilir. Sorunu görmezden gelen, beceriksizliklerinin suçunu sürekli merkezî Hükûmete atan anlayış Mersin'e zarar vermektedir. Her zaman dediğimiz gibi, CHP'li belediye demek çamur, çöp ve çukur demektir.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - İşte o tam size yakışan bir kelime: "Çamur, çöp"
BAŞKAN - Sayın Demir...
21.- Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir’in, doğurganlık hızına ilişkin açıklaması
ŞAHZADE DEMİR (Gaziantep) - Bismillahirrahmanirrahim.
Batı'dan ithal edilen sözde normlar üzerine inşa edilen modern demokrasi anlayışının toplumsal yapımızda ne tür sonuçlar doğurduğu bugün açıkça görülmektedir. Doğurganlık hızının bu yıl 1,3'ün altına düşmesi, içinde bulunduğumuz rahatlık, boşvermişlik ve sorumsuzluk hâlinin vahametini ortaya koymaktadır. Resmî veriler, eğitim seviyesi yükseldikçe doğurganlığın dramatik biçimde azaldığını göstermektedir. Bu tablo karşısında acil ve köklü tedbirler kaçınılmazdır. Evli öğrencilere iş garantili burs sağlanması, zorunlu eğitimin kaldırılması, istihdama katkısı olmayan bölümlerin kapatılması gerekmektedir. Ahlak seferberliği başlatılmalı, iffet ve sadakat teşvik edilmeli, İslam'ın kadın ve erkeğe tanıdığı haklar esas alınmalı, annelik maddi ve manevi olarak hak ettiği değere kavuşturulmalıdır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bozan...
22.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, iktidarın barış ve demokratik toplum sürecindeki tutumuna ilişkin açıklaması
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Devlet Bahçeli'nin cesur söylemleri süreci ileriye doğru taşıma amacı taşırken iktidarın pratikleri demokratik siyasetin önünü tıkıyor. İktidarın artık barış ve demokratik toplum sürecinde net bir tutum takınması lazım. Ne umut hakkına dair bir adım var ne kayyımlar geri çekildi ne hasta tutsaklar serbest bırakılıyor ne de Selahattin Demirtaş'la ilgili karar uygulanıyor. Bunların üzerine Rojava direnişine sahip çıkan arkadaşlarımız sert müdahalelerle gözaltına alınıp tutuklanıyor. Bugün aralarında ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni arkadaşımızın da olduğu çok sayıda muhalif arkadaşımız gözaltına alındı. İktidar artık Sayın Bahçeli kadar net olmalıdır, artık adım bekliyoruz. Demokratik bir ülke için somut ve pratik adımlar atılmalı. Lâmı cimi yok, Mürşitpınar Sınır Kapısı derhâl açılmalıdır, yardımların Kobani'ye ulaşması sağlanmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
23.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Sanayi ve Teknoloji Bakanının ilan ettiği 13 ilde 16 yatırım alanına ilişkin açıklaması
KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Teknoloji Bakanı Samsun-Mersin koridorunda 13 ilde 16 yatırım alanı ilan etti. Listede komşular var, Tokat yine yok. Tokat'ın suçu ne? Tokat 5 OSB altyapısıyla, tarım, sanayi üretim dengesiyle bu ülkenin kenarında, köşesinde bir il değildir.
Sayın Bakan, Tokat'ı neden 13 ilin dışında bıraktınız? Bu kararınız herhangi bir rapora, teknik ve bilimsel bir veri veya gerekçeye dayanmıyor. Tokat'ın bu plana bir an önce eklenmesi için somut adım atın. Tokat'ı daha fazla yok saymayı, Tokatlının sabrını zorlamayı lütfen bırakın.
BAŞKAN - Sayın Ersever...
24.- Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in, depremzedelerin sorunlarına ilişkin açıklaması
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. 53 binden fazla yurttaşımızı kaybettik. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum.
11 ilimiz yerle bir, milyonlarca insanın hayatı altüst oldu ama felaket bitmedi; vatandaşlarımız üç yıldır âdeta bir insanlık dramı yaşıyor. Hükûmet ilk yılın sonunda konteynerde yaşayan kimse kalmayacağını söylemişti, bugün ise hâlâ 270 binin üzerinde yurttaşımız konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Temiz suya erişemeyen, sağlık hizmetine ulaşamayan, çocukları eğitimden kopmuş yüz binlerce insan var.
Yaşananları hiçbir zaman unutmadık, bir daha yaşanmaması için de unutturmayacağız. İlk gün olduğu gibi bugün de depremzedelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Akay...
25.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, enflasyonla gerçek mücadeleye ilişkin açıklaması
CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.
Ocak ayında enflasyonun yüzde 4,84'e çıkması, yıllık oranın yüzde 30,65'te kalması iktidarın aylardır anlattığı dezenflasyon söyleminin çöktüğünü açıkça göstermiştir. Baz etkisine bel bağlayanların hesabı tutmamış, mutfaktaki yangın her hanede büyümüştür. Sorun hava koşulları değil; yanlış ekonomi politikaları, denetimsizlik ve plansızlıktır. Enflasyonun bu kadar yükseldiği bir ortamda BDDK'nin kredi kartı limitlerini kısma kararı ise vatandaşlarımızı çıkmaza sokacaktır. Kamu bankalarındaki usulsüz kredilere sessiz kalanlar, vatandaşın emeğiyle ayakta kalma çabasını cezalandırmaktadır.
BDDK'yi uyarıyoruz: Bu hatalı uygulamanızdan bir an önce dönün. Halk borçla değil gelirle nefes alacak politikalara ihtiyaç duymaktadır. Enflasyonla gerçek mücadele bu şekilde mümkün değildir, rasyonel politikalara bir an önce dönün, gerekli önlemleri alın.
BAŞKAN - Sayın Çan...
26.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’da hava yolu ulaşımı konusunda yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Samsun Karadeniz'in lokomotif kentlerinden biridir. Ancak AKP iktidarı ulaştırma yatırımlarında şehrimize hak ettiği değeri vermemiştir. Bunun en somut örneği hava yolu ulaşımı konusunda yaşanan sıkıntılarımızdır. Bugün Samsun'dan yapılan uçuş sayısı yetersiz, sefer düzenlenen şehir sayısı ise sınırlıdır. Güçlü bir sanayi, ticaret ve turizm potansiyeline sahip kentimizin dünyaya açılan kapısı bilerek, isteyerek daraltılmıştır. Havalimanı apron ve terminal binası yenileme işi 2018 yılından beri yatırım programında ama tek bir çivi çakılmamıştır. Bu yıl ise bütçeden ayrılan kaynak, proje tutarının yalnızca onda 1'idir. Üreten, büyüyen ve Türkiye'ye değer katan bir şehrin ulaşım hakkını erteleyen, hak ettiği değeri ve kaynağı vermeyen, şehrimizin gelişimini baltalayan bu yaklaşımı kabul etmiyoruz.
BAŞKAN - Sayın Coşar...
27.- Antalya Milletvekili Aliye Coşar’ın, geçen hafta Antalya’da etkili olan hortuma ve fırtınaya ilişkin açıklaması
ALİYE COŞAR (Antalya) - Geçtiğimiz hafta Antalya genelinde etkili olan aşırı yağışlar, hortum ve fırtına evleri, iş yerlerini, araçları, tarım alanlarını ve seraları olumsuz etkiledi. Fırtına ve hortumun vurduğu Gazipaşa, Manavgat, Serik, Aksu, Demre, Kumluca, Finike, Kaş ve Kemer ilçelerimizde seralar ve tarım alanları zarar gördü. Kumluca ilçemizde taşkın ve sellere karşı yıllardır yapılamayan dere ıslahı projeleri nedeniyle seralar ve ürünler sular altında kaldı. Islah çalışmaları bir an önce tamamlanmalıdır.
TARSİM çiftçilerimizin zararının ancak yarısını karşılıyor. Öte yandan, TARSİM dışında kalan üreticiler, vergi ve SGK borcu olan üreticiler yardım alamamaktadır. Tarımsal üretimin devamı için tüm çiftçilerin zararlarının tamamı giderilmeli; kredi, vergi ve SGK borçları ertelenmelidir.
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
28.- Uşak Milletvekili Ali Karaoba’nın, Türkiye’deki SMA’lı ve DMD’li çocuklara ve ailelerine ilişkin açıklaması
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye'de SMA ve DMD'li çocuklar ve aileleri sistematik olarak dilenmeye zorlanıyor, çaresiz bırakılıyor. Yol kenarlarında, meydanlarda, otobüs duraklarında yankılanan o ses kayıtları hepimizin yüreğini yakıyor. Bir çocuğun yaşam hakkının, üzerinde "valilik onaylı" yazan yardım kutularına bırakılması bu ülkeyi yönetenlerin utancıdır. Her yıl "Milyarlarca dolar değerinde doğal gaz, petrol bulduk." diyenler "Türkiye'yi süper güç yaptık." diye övünenler sokaklardan ve halktan iyice kopmuştur. SMA ve DMD önlenebilir, tespit edilebilen genetik hastalıklardır; taşıyıcılık testleriyle, koruyucu hekimlikle yeni SMA'lı çocukların doğmasına engel olabiliriz; bu en ucuz, en insani, en akılcı yoldur ama devlet ne yapıyor? Önlem almıyor, tedaviyi üstlenmiyor, yükü ailelerin sırtına bırakıyor. Çocuklarımız sistematik olarak ölüme terk ediliyor. Aileleri para toplamaya itiliyorsa sorumluluk devletindir. SMA ve DMD'li çocukların...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bayraktutan...
29.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bülent Gezer’e ilişkin açıklaması
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
31 Aralık 2025 tarihinde Artvin Ardanuç ilçemize bağlı Zekeriya köyümüz Aksu Yaylası'nda meydana gelen çığ felaketinin ardından Ardanuç'un yiğit evladı Bülent Gezer kardeşimize ne yazık ki bugüne kadar ulaşılamamıştır. Yapılan incelemelerde bölgede yeni çığ riskinin yüksek seviyeye ulaştığı tespit edilmiş, olumsuz hava şartları ve artan çığ tehlikesi nedeniyle arama kurtarma çalışmaları durdurulmuştur. Ardanuç'ta Bülent Gezer kardeşimizin ailesini ziyaret ettim, acılarını da paylaştım. Artvin Ardanuç otuz beş gündür uyumuyor. Ailemiz yaklaşık otuz beş gündür tarifsiz bir acı içerisinde, evlatlarının bulunması için feryat ediyorlar. Ardanuç'un, Gezer ailesinin, hepimizin acısı da duası da ortaktır. Bu çığlığı duyalım. Çalışmalarının yeniden başlatılması, Bülent Gezer kardeşimize de bir an önce ulaşılması için, lütfen, gereğinin yapılmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Genç...
30.- Kayseri Milletvekili Aşkın Genç’in, Kayseri’nin Akkışla ilçesindeki hukuki belirsizlikle karşı karşıya olan konutlara ilişkin açıklaması
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim bölgem Kayseri'nin Akkışla ilçesinde yıllar önce yapılmış, kadastro tespitleri tamamlanmış ve tapuya işlenmiş konutlar bugün hukuki belirsizlikle karşı karşıyadır. Yapı ruhsatı kayıtlarının bulunmaması ya da yapım tarihlerinin tespit edilememesi nedeniyle bu evler İmar Kanunu kapsamında kaçak yapı sayılmakta, şikâyet üzerine para cezaları ve yıkım kararları gündeme gelmektedir. Oysa, bu yapılar yeni değil, alım satıma konu olmuş, miras yoluyla devredilmiş ve yerleşim dokusunun parçası hâline gelmiş konutlardır. Sorun, yeni kaçak yapılaşma değil, geçmiş dönem planlama ve kayıt eksikliklerinin bugüne yansımasıdır. Bu nedenle tapulu, eski yerleşimler için ruhsatlandırma veya kayıt imkânı getiren bir düzenleme şarttır. Kırsal yerleşimlerin gerçekliğiyle uyumlu, adil ve uygulanabilir bir imar düzenlemesine acilen ihtiyaç vardır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kocamaz...
31.- Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’ın, Mersin’de meydana gelen aşırı yağışa ilişkin açıklaması
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Mersin'de cuma günü meydana gelen aşırı yağış Mezitli ilçemizde Mezitli Deresi ile Deniz Mahallesi'nde Tece Deresi'nin, Erdemli ilçemizde Kargıcak Deresi'nin, Tarsus ilçemizde ise Berdan Nehri'nin taşmasına, ekili arazilerin sular altında kalmasına neden olmuş, sel sırasında Erdemli Dağlı Mahallesi'nde de bir köprü yıkılmıştır. Buradan Mersinli hemşehrilerimize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Yaşanan sel felaketinde birçok arazi zarar görmüş, Anamur'da fırtına çıkmış, Erdemli, Menzitli ve Tarsus'ta ev ve iş yerleri ile tarım arazileri sular altında kalmıştır. Çok şükür can kayıplarının yaşanmadığı sel felaketinde büyük çapta maddi hasar meydana gelmiştir. Bu nedenle, ilgili kurumlarca hasar tespitlerinin bir an önce yapılarak sel felaketinde zarar gören vatandaşlarımızın zararları bir an önce karşılanmalıdır diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
32.- Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan’ın, Hataylı esnafın kredi kullanamamasına ilişkin açıklaması
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, depremde iş yerleri yıkılan, makinesi zarar gören, müşteri kaybı yaşayan Hataylı esnafımız ayakta kalmaya çalışırken sigorta, kira veya enerji giderleriyle boğuşuyor. Esnafın nefes alması, üretime devam etmesi, istihdam sağlayabilmesi ancak finansmana erişimiyle mümkündür. Son dönemde kefalet kooperatifleri aracılığıyla kullandırılan kredilerde "Vergi ve SGK borcu yoktur." yazısının zorunlu hâle gelmesi birçok esnafımızı çıkmazla karşı karşıya bırakmıştır. Olağanüstü koşulların ve afetin kaçınılmaz sonuçları olarak birikmiş olan borçlar yüzünden kredi kullanılamıyor, bu kredi kullanılamadığı için de başta kamu alacakları olmak üzere hiçbir şey ödenemiyor. Bu açıdan, esnafımızın bu kısır döngüden kurtarılması gerekir. Çözüm odaklı, gerçekçi, makul ve insaflı düzenlemeler şarttır.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
33.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın mevcut Kabine döneminde yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İçişleri Bakanı Sayın Ali Yerlikaya mevcut Kabine döneminde "Uyuşturucu zincirinin tüm unsurlarıyla birlikte tutukladığımız kişi sayısı 101 bini aştı." açıklamasını yaptı. Bu kararlılıktan dolayı polis ve jandarmayı kutlayalım ama "Ne oluyor bize, Türkiye nereye gidiyor?" diye de soralım değil mi? Son iki buçuk yıldaki 101 bin tutuklama milyonlarca gencimizin bağımlı ya da müşteri olduğunun ispatı değil mi? Evet, soruyorum: Ne oluyor bize? Türkiye nereye gidiyor?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Şevkin...
34.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, 6 Şubat depremleri sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Deprem Komisyonu raporundaki önerilere ilişkin açıklaması
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yine bir deprem yıl dönümü, yine iktidarın rutin sözde yara sarma politikaları... Anma günü tamamlanınca yine, bildiğiniz gibi, çarpık kentleşme; yine bilimi ötelemeye, yok saymaya devam; yine kadere ve fıtrata sığınma; yine çöken apartmanlar, kayan yollar, heyelana uğrayan yamaçlar. "Mış" gibi yapmayın, gelin, 6 Şubat depremleri sonrası Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Deprem Komisyonu raporlarında önerilen önermeleri hayata geçirin. Tüm kurumlar arası eş güdümü sağlayacak afet bakanlığını kurun, 1959'dan beri yürürlükte olan Afet Yasası'nı günün koşullarına uygun hâle getirin ve yapı denetimini, kentsel dönüşümü etkin uygulayın ve mikrobölgeleme fay zonlu çalışmaları imar planlarına işleyin. 25 il 500 köyde fay zonu üzerinde bulunan bu yapıları taşıyın, sağlam zemine taşıyın ve deprem sonrası bina yapmak yerine yara sarmaktan vazgeçin artık.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya'ya ait.
Sayın Kaya, buyurun.
35.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depreminin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen depremzedelerin yaşadığı sorunlara ve enflasyona ilişkin açıklaması
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6 Şubat 2023 tarihinde 10 ilimizi kapsayan Kahramanmaraş merkezli bir depremin üzerinden tam üç sene geçti. Bu üç yıllık süreç içerisinde iktidara mensup kimi çevreler buradan bir kahramanlık hikâyesi çıkarmaya, iktidara karşı olan kimi çevreler de felaket tellallığı üzerinden yapılanları görmeyip depremzedelerin esas sorunlarının konuşulmasını maalesef bu polemiklerin arasına sıkıştırma gayretine girmektedir. Oysa, aradan geçen üç yıllık süreç zarfında ne kahramanlık hikâyelerine ne de felaket tellallığına ihtiyacımız yok; depremzedelerimizin hâlihazırda yaşamakta olduğu sorunların üzerine gidilip, sorunlarının ne olduğunu tespit edip çözümlerine odaklanmamız lazım. İlk konu, konutların teslimi. İktidar, 450 bini aşkın konutun teslim edildiği hikâyesiyle buradan bir şey yapmaya çalışırken konutlara yerleşen depremzede sayısıyla ilgili net bir rakam verememektedir. Dolayısıyla, henüz daha bitmemiş yerin kurada çıkmasını eğer biz "konut teslimi" olarak görürsek o zaman Hatay'da depremin başlangıcında konteyner kentte yaşayan 217 bin olan kişi sayısının aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ niye 150 ve 160 binler seviyesinde olduğunu anlatamayız, bu sorunu görmezlikten gelmiş oluruz.
Birleşmiş Milletlerin ortalamalarına göre on iki ya da on sekiz ay insani şartlarda bu tür felaketlerden sonra konteyner kentlerde kalma süresi. Oysa biz, sadece Hatay için söylüyorum, hâlâ 160 bin depremzedemiz aradan geçen otuz altı aya rağmen bu konteyner kentlerde yaşamını sürdürmeye çalışıyor, ağır kış koşullarında üç kış geçirdiler, bir dördüncü kışı geçirmeyeceklerine dair de elimizde somut bir veri yok. Dolayısıyla buradan iktidara, teslim ettiği konutlarla ilgili teşekkür ederken topluma ve bu Meclise olan bir borcunu da hatırlatıyorum: Teslim ettikleri kişilerden konutlara yerleşen kişi sayısı kaçtır, hâlihazırda hâlâ konteyner kentlerde yaşamını sürdürmekte olan vatandaşlarımızın sayısı kaçtır? Dediğim gibi, bu ne bir ayıp ne de bir kahramanlık hikâyesidir; sadece milletimizin, vatandaşlarımızın çektiği sıkıntıları tespit edebilmemize, denetime imkân verecek bir sayıdır. Dolayısıyla iktidardan beklentimiz bu; bugüne kadar teslim ettiğiniz ve konutlarına yerleşen depremzede sayısı kaçtır? Aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ konteyner kentlerde yaşamak mecburiyetinde kalan vatandaşlarımızın sayısı nedir? Bu soruya cevap vermek çok mu zor Allah aşkına? Bunları öğrenmek bu milletin hakkı değil mi?
Burada eğer gerçekten bir başarı varsa biz de takdir ederiz. Bir eksiklik varsa, gelin, sebeplerini hep beraber değerlendirelim ve çözüm yollarını bulalım yoksa salt sizi suçlamak için, başarısızlığınızı ortaya koymak için bu rakamları istiyor değiliz ama siz bu millet adına, üstelik ek vergilerle deprem bölgelerine yardım etme adına birçok vergi koydunuz ve deprem kentlerini ayağa kaldırmakla övünüyorsunuz. O hâlde, bu rakamları net bir şekilde vermek zorundasınız. Sadece soyut kavramlarla, şovlarla, gösterişlerle depremzedelerin bütün sorunlarını çözdüğünüzü ortaya koyamazsınız.
Dediğim gibi, bunları işaret ederken yapmış olduğunuz oradaki faydalı işleri görmezlikten geldiğim için değil ama net ve şeffaf bir şekilde yaptıklarınızı ve yapamadıklarınızı ortaya koyarsanız biz de millet adına denetim görevimizi görür, yapılamayanlar eğer bir mazeretten kaynaklanıyorsa saygı duyarız ama bir eksikliğiniz varsa da onu da eleştirmek millet adına en tabii hakkımız olur. Dolayısıyla, bu sorunun cevabını Hükûmetten beklediğimizi buradan aziz milletimize bir kez daha vurguluyoruz.
Soru net: Bugüne kadar teslim ettiğiniz ve konutlara yerleşen depremzede sayısı kaç? Hâlâ konteyner kentlerde yaşamak zorunda olan depremzede sayımız nedir ve bunların ne kadarlık bir süre içerisinde bu konteyner kentlerden kurtulacağını bu millete vadediyorsunuz? Bu sorunun cevabını beklediğimizi ifade edelim.
İkinci bir konu, deprem bölgelerinde ticari hayatın düzenlenmesi. Mücbir sebeplerle kamuya olan borçların, kredi borçlarının 1 Kasım 2025'ten itibaren artık mücbir sebep ortadan kalktı diye ertelenmediği bir dönemi yaşıyoruz. Doğru, üç yıl süre içerisinde bu mücbir sebebin ortadan kalktığı esnaflarımız olduğu gibi, hâlâ tıpkı konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verenler gibi hâlâ iş yerine dönememiş olan da binlerce vatandaşımız var. Dolayısıyla, burada da bir toptancı ayrımı ortaya koymamamız lazım. Gerçekten mücbir sebep kendisi için ortadan kalkan tüccar sayımız ne kadardır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Gerçekten mücbir sebep ortadan kalkan tüccar sayısı, esnaf sayısı kaç kişidir? Ama kendisi için, hâlâ işine, ticaretine dönemediği için mücbir sebep devam eden ciddi sayıda da esnaflarımız vardır. Dolayısıyla bunların durumunu da net bir şekilde ortaya koymamız lazım.
Bir diğeri, "Tamam, artık borçlarınız var, aradan üç sene geçti, mücbir sebep kalktı, gelin kredi kullanın." diyorsunuz ama krediye erişimin bu memlekette o kadar da kolay olmadığı, teminat istendiği, ipotek istendiği, oysa depremde varını yoğunu kaybetmiş bu esnafların teminat bulmakta da çok ciddi sıkıntılar çektiği herkesin malumu. Bu konuda ne tür kolaylaştırıcı önlemler aldığınızı da kamuoyuna izah etmek durumundasınız. Ve yine, oradaki ticari hayatın canlanması için en önemli ihtiyaçlardan bir tanesi elektrik ve altyapı çünkü sanayideki elektrik kullanımı ve sanayideki altyapı kullanımı diğer altyapı kullanımlarına benzemez. Tüccarın ayağa kalkıp üretime başlayabilmesi için bu elektrik ve diğer altyapı hizmetlerinin mutlaka tamamlanmış olması lazım, buna dair eksiklikleri de burada hep beraber konuşmamız lazım.
Bir diğer konu ise, rezerv alanı mağdurlarının mağduriyetlerini yine burada hep beraber konuşmamız lazım. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi birbirimize laf yetiştireceğimiz ya da dediğim gibi kahramanlık ya da felaket tellallığı yapacağımız bir yer değil; vatandaşın sorunlarını enine boyuna ele alacağımız, doğru işleri alkışlamamıza imkân veren ama yanlışları da eleştirmemize imkân veren, doğru veri ve bilgilerle muhalefeti ve Meclisi bilgilendireceğiniz, bunlar üzerinden değerlendireceğimiz bir atmosfere dönüşmesi lazım. Yoksa buraya gelip icraatın içinden şovu yapacaksanız bu milletin sorunlarını biz tespit de edemeyiz, çözemeyiz de diyorum.
Bir diğer konu... Zaten depremi bu üç gün boyunca bu bahsettiğimiz başlıklar etrafında etraflıca değerlendirip dile getirmeye gayret edeceğiz.
Bir diğer konu enflasyon. Ocak ayı enflasyon oranı yüzde 4,84. Hani iktidarın enflasyonu tek haneli rakamlara indirme gibi bir vaadi vardı. Bu orandan sonra şunu sorma ihtiyacı hissediyoruz: Siz tek haneli rakama indirmeyi kastederken aylık mı, yoksa yıllık enflasyondan mı bahsediyorsunuz? Yani neredeyse aylık enflasyon artık çift haneli rakamlara çıkmak gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir. O açıdan ilk ayda yüzde 4,84'lük bir enflasyonun hedef yüzde 16 enflasyon oranına nasıl ulaştığı konusunda da milleti bilgilendirmeniz lazım. Peki, bu enflasyonun, yüzde 4,8'in, üç yıllık yeni Hükûmetinizin icraatlarına rağmen hâlâ yüzde 30'un altına düşüremediğiniz enflasyonun maliyetini kim çekiyor? Sabit gelirliyi sürekli, hedef enflasyon uydurmacasıyla, açlığa mahkûm ederek bu enflasyonu düşürmeye çalışıyorsunuz. Yine yüzde 8,5'la başlayıp ta yüzde 50'lere çıkardığınız faizlerin hâlâ yüzde 37'lerde kalmasıyla yüksek enflasyonla bu halkı daha da yoksullaştırarak güya enflasyonla mücadeleyi başarmaya çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son bir dakika...
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Ve yine bu enflasyonu hâlâ yüzde 30'un altına çekememenize rağmen bu programınızın arkasında duruyorsunuz ama baskılanan kurla ekonomiye vermiş olduğunuz zararı, üretimsizliği ve Türkiye'den her geçen gün kaçan üreticiyi maalesef cevaplandıramıyorsunuz. Dolayısıyla bir kere şunu gözden geçirmeniz lazım: Kış şartları, yaz şartları, mevsimsel şartlar, pandemi, deprem; geçin bunları. Açıkladığınız aylık yüzde 4,84 enflasyon 20 tane G20 ülkesinin 17'sinin yıllık enflasyonundan bile daha fazla. Kriz oralara uğramadı mı? Pandemi oralara uğramadı mı? Ekonomik kriz oralara uğramadı mı? Nasıl oluyor da sizin yarışmakta olduğunuz 20 tane ülkenin 17'sinin yıllık enflasyonu yüzde 4,84'ün altında? Bu sizin aylık enflasyonunuz.
O zaman burada yanlış olan bir şey var. O da Hükûmetiniz ve Hükûmetinizin ekonomi ve enflasyon politikasıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Tekin Bingöl’ün, İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevini üstlenen Uğur Poyraz’a ilişkin konuşması
BAŞKAN - İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevini üstlenen Sayın Uğur Poyraz'a hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum. İnanıyorum ki Genel Kurul çalışmalarımızda çok önemli katkıları olacaktır. Sayın Poyraz'ın bugün ilk günü, çok kısa bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum.
Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılarken ilk olarak beş dakika kesintisiz söz veriyorum, ardından eğer hâlâ açıklamaları devam ediyorsa kesintisiz üç dakika daha söz veriyorum, buna rağmen toparlaması gerekiyorsa ilave bir ya da iki dakika daha veriyorum. Böyle geniş bir hinterlantta Grup Başkan Vekillerimize söz veriyorum.
ADNAN BEKER (Ankara) - On beş dakika düz yap da herkes konuşsun.
BAŞKAN - Şimdi söz sırası, İYİ Parti Grubu adına Antalya Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Uğur Poyraz'da.
Buyurun Sayın Poyraz.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
36.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, birleşimi yöneten Başkan Vekili Tekin Bingöl’e, Antalya’da ve Burdur’da meydana gelen trafik kazalarına, Antalya’da 22 Ocakta yaşanan sel felaketine, çocukların çetelerle ve akran zorbalığıyla karşı karşıya kaldığı alanlara, ekonomi politikasına, 6 Şubat depreminin seneidevriyesine ilişkin açıklaması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Öncelikle Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen yüce Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.
Şahsımı onore eden bu girişiniz için teşekkür ediyorum. Anladığım kadarıyla bu beş dakika içinde sözlerimi tamamlayacağım, bu anlamda sizin de bu nezaketinizi karşılıksız bırakmayacağım.
BAŞKAN - Beş dakikayla sınırlı değil, biliyorsunuz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Biliyorum. Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Öncelikle, görüşmekte olduğumuz, geçen hafta kesintiye uğrayan ama bugün görüşeceğimiz Trafik Kanunu'nu da doğrudan ilgilendirdiği üzere, Antalya ve Burdur'da meydana gelen trafik kazasında hepimizi derinden üzen haberler aldık. Yaralılara buradan acil şifalar diliyorum, hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah'tan rahmet diliyorum. Kederli ailelerine ve başta sevenleri olmak üzere hepsine sabırlar ve başsağlığı diliyorum.
Tabii, burada yaşanan her can kaybı alınması gereken tedbirlerin ertelenemez olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu süreci idari ve adli makamlarda da titizlikle takip ediyoruz. Olayların tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların ortaya çıkarılması ve benzer acıların tekrar etmemesi için gerekli adımların atılması zorunludur. Trafik güvenliği yalnızca bireysel dikkat meselesi değil, yol altyapısından denetimine, araç güvenliğinden eğitim politikalarına kadar bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir.
Buradan çağrımız nettir: Denetimler arttırılmalı, riskli güzergâhlar hızla iyileştirilmeli, caydırıcı önlemler gecikmeden hayata geçirilmeli. Kaybettiğimiz canların hatırası bize bu sorumluluğu hem de bu çatı altında yüklemektedir. Trafik bir yol güvenliği meselesinden öte, bir toplumsal güvenlik sorununa dönüşmektedir, yaklaşımımız da bu çerçevededir.
Sayın milletvekilleri, yine, Antalya'mızın âdeta kaderi hâline gelen ve en son 22 Ocakta yaşadığımız sel felaketi binlerce vatandaşımızı mağdur etmiştir. Bu nedenle, Antalya'nın afet bölgesi ilan edilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Evleri ve iş yerleri zarar gören vatandaşlarımızın, tarım arazileri tahrip olan üreticilerimizin ve çiftçilerimizin yaşadığı kayıplar görmezden gelinemez. Borç yükü altında ezilen bu kesimlerin borçlarının ertelenmesi ve ekonomik olarak nefes alabilmeleri ivedilikle sağlanmalıdır. Aynı zamanda, uğranılan zararların tam ve adil şekilde tazmin edilmesi sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Bu amaçla, mağduriyetlerin giderilmesi için gerekli düzenlemeleri içeren kanun teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduk.
Bununla birlikte, tabii, aslında Antalya'nın bir kaderi -biraz önce de ifade ettim- her sene, her sene, her sene... Dolayısıyla her sene Antalya'yla ilgili gerek Cumhurbaşkanlığı kararıyla gerek kanun teklifleriyle süreçleri yönetmek yerine, artık bu konunun dikkatle gündeme alınarak Antalya'da bu altyapı iyileştirmelerinin derhâl hayata geçirilmesi bir zaruret. Böylelikle her sene, her sene bununla ilgili hem Antalyalı mağdur olmayacak hem de devletin itibarı ayaklar altına alınmayacak.
Değerli hazırun, diğer konuşmacılar da değindiler bu çocuk çeteleriyle karşı karşıya kaldığımız alana, çocukların çetelerle, akran zorbalığıyla karşı karşıya kaldığı alanlara. Gün geçmiyor ki sosyal medyada, televizyonda, yazılı ve görsel medyada buna ilişkin bir haber görmeyelim. Hepimiz çoluk çocuk sahibiyiz. Ben kendi gençliğimden hatırlıyorum, okuldan eve geldiğimde çantamı eve atar, ondan sonra sokağa çıkardım. Şu an bizi seyreden değerli vatandaşlarımız dâhil olmak üzere, buradaki hiçbir hazırunun çocuğu, bizden yaşça büyük olanların torunu okuldan geldiğinde çantasını eve atıp sokağa çıkamıyor, çocuklarımızı sokağa salamıyoruz. Bu hakikat bugün bu Parlamentoda olan bütün milletvekillerinin, bu rozeti taşıyan bütün milletvekillerinin asli sorumluluğu. Bununla ilgili "suça sürüklenen çocuk" kavramını kanunlara dercedip kendi aramızda ya da komisyonlarda rahatlıkla konuşabiliriz ama "suça sürüklenen çocuk" kavramını belirlerken ya da bununla ilgili tedbirler alırken bunun dış etkenlerini doğru belirlemek lazım çünkü -Sayın Adalet Bakanının da ifade ettiği üzere- sokaktaki cinnet hâli dikkate alınmadan Türkiye'de sadece cezasızlık algısı üzerinden bir süreç yönetiliyor. Oysaki sokakta bir cinnet hâli var, ekonomik olarak bir cinnet hâli var, insanlar kendilerini ifade edemiyor, kendilerini ifade edememekle birlikte kendilerini ve psikolojilerini artık insanlar yönetemiyor. Bu saldırgan tavırları pekiştiren de özellikle televizyon ve sosyal medya üzerindeki diziler ve filmler. Bakın, on beş yıldır... İlk 1997-1998 yılında başladı bu, bir diziyle başladı. O Deli Yürek dizisiyle başlayan, Kurtlar Vadisi'yle devam eden, ondan sonra sosyal medya platformlarındakiler de dâhil olmak üzere... Hatırlayın, 15 Temmuz'dan sonra TRT'de yayınlanan dizilerin ismi Teşkilat, o, bu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bunların hepsinin ortak özelliği üç tane suç işlemeyeceksiniz: Bir, uyuşturucu madde satmayacaksınız; iki, vatan haini olmayacaksınız; üç, insanların namusuna, ırzına herhangi bir taarruzda ve saldırıda bulunmayacaksınız. Onun dışında bütün suçlar serbest; adam kaldırma, hürriyeti tahdit, gasp, adam öldürme, adam yaralama, boğaz kesme, ateş etme ve prime timeda yayınlanıyor bu diziler, filmler yani yetişme çağındaki çocukların seyrettiği alanlarda. Sayın Meclis Başkanım, bakın, bu çocukların hiçbiri sizi rol model almıyorlar, buradaki Değerli Grup Başkan Vekillerini rol model almıyorlar, buradaki milletvekillerini rol model almıyorlar. O televizyonda gördükleri belinde silah, elinde silah racon kesenleri bu çocuklar rol model alıyorlar ve bunun sonucunda işte, sokaklarda o çeteleşme, mafyalaşma. Sayın İçişleri Bakanı haftada 3 tane örgüt çökertmeye çalışıyor, öbür tarafta 5 tane örgüt çıkıyor.
Bugün sekiz yıldır süren bir ekonomik krizden bahsediyoruz; biraz önce Bülent Kaya ifade etti, sekiz yıldır devam ediyor. Sekiz yıldır var olan bir ekonomik kriz kriz olarak değerlendirilmez, yönetilen bir ekonomi politikası olarak değerlendirir. Bugün çocukların geleceğe ilişkin bir umudu yok. Benim oğlum 7 yaşında, helal bir işte çalışarak önümüzdeki yirmi yıl içinde bu çocuğun ne ev ne araba alabilmesi mümkün; bu salondaki hiçbir milletvekilinin çoluğunun çocuğunun da helal bir parayla, helal bir gelirle ev, araba alabilmesi mümkün değil. Önümüzdeki yirmi yıldan bahsediyorum. Bu gerçekler önümüzde duruyor, sokaktaki vatandaşın gerçeği bu, hakikati bu. Dolayısıyla bütün bunların hepsinin çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi. O yüzden, başta iktidar partisi ve iktidar partisiyle birlikte hareket etme kararı vermiş grupların vatandaşın bu sorunlarını öncelemek ve bu sorunlarını çözmek üzere elini taşın altına sokması gerekiyor. Aha 6 Şubat depreminin seneidevriyesine geldik. 6 Şubat depremiyle ilgili... Sözü de çok uzatmayacağım, diğer Grup Başkan Vekillerine... Hepsine de teşekkür ediyorum, bugün ilk günüm olması itibarıyla hem Danışma Kurulunda hem salonda büyük bir nezaket gösterdiler. Bakın, 6 Şubat depremi 2023 yılında oldu, 2 Mart 2023 tarihinde yani yaklaşık bir ay sonra araştırma komisyonu kuruldu, 14 Martta araştırma komisyonu göreve başladı ve üç aylık süre verildi. Mayıs 2023'te araştırma komisyonu raporu basıldı ama hâlâ dağıtılmadı, araştırma komisyonu raporu hâlâ dağıtılmadı. Yıl 2026, aha da 6 Şubat depreminin seneidevriyesine geldik. Üç yıl... Ben söylemiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Üç yıl geçmiş, araştırma komisyonu raporu hâlâ dağıtılmamış. O yüzden, bugün burada oturduğumuz koltuklarda bu açıklamaları yaparken ben... 6 Şubat depreminden dört saat sonra Osmaniye İl Başkanımız aradı "Ağabey, ölüyoruz." dedi. Eğer Osmaniye İl Başkanının aklına bir parti genel sekreteri geliyorsa sizin de oraya kalkıp gitmeniz gerekiyor. Sabah saat dörtte yola çıktım, saat sekizde Osmaniye'deydim, ikinci depreme Osmaniye'de bilfiil yakalandım. Yani film platosu gibi, sağdan soldan binalar üzerimize üzerimize, oldukları yere yıkılıyordu. Üç dört gün sonra birçok yardım bölgeye ulaşabildi. Bununla ilgili kimseyi sorumlu tutmuyorum. Sorunlu olan şey, o bölgenin yıkılmış olması, yıkılacak bir şehrin imar edilmiş olması. Ondan sonrası deprem. Ondan sonra ulaşabilirsiniz, ulaşamazsınız, bunların hepsi ayrıca değerlendirilecek konulardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Son bir dakika istiyorum.
BAŞKAN - Son kez açıyorum.
Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Önümüzde, yaklaşan, hepimizin bildiği ama depresif bir hâlde aklımıza getirip konuşmak istemediğimiz İstanbul ve Marmara depremi var ve bu Parlamentonun bununla ilgili bütün sorumluluğu üstlenerek elini taşın altına koyması gerekiyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.
Buyurun Sayın Akçay.
37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevini üstlenen Uğur Poyraz ile önceki Grup Başkan Vekili Buğra Kavuncu’ya, Berat Kandili’ne, 1 Şubat Barış Manço’nun vefatının seneidevriyesine, Suriye’de yaşanan son gelişmelere, “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” hedeflerine ilişkin açıklaması
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevini üstlenen Sayın Uğur Poyraz'ı tebrik ediyor, yeni görevinin şahsına ve Gazi Meclisimize hayırlı olmasını temenni ederek çalışmalarında başarılar diliyorum. Ayrıca, önceki Grup Başkan Vekili arkadaşımız Sayın Buğra Kavuncu'ya da yeni görevinde başarılar diliyorum.
Sayın Başkan, dün gece ramazanışerifin müjdecisi, kurtuluş ve mağfiret kapısı Berat Kandili'mizi idrak ettik. Bu mübarek gecenin aziz milletimizin birliğine, ülkemizin kutlu bekasına ve tüm Türk-İslam âleminin huzuruna vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.
1 Şubat günü, milletimizin yetiştirdiği müstesna bir değer olan çağdaş ozanımız Barış Manço'nun vefatının seneidevriyesiydi. O, sadece bir sanatçı değil, al bayrağımızı dünyanın dört bir yanında gururla dalgalandıran, kültürümüzü en zarif hâliyle dünyaya duyuran bir kültür elçisiydi. Yediden yetmişe herkesin gönlünde taht kuran, millî şuurumuzu ve aile değerlerimizi sanatıyla yoğuran Barış Manço'ya Allah'tan rahmetler diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, sadece güncel bir dış politika gelişmesini değil, bölgemizin kaderini, bin yıllık kardeşliğimizi ve geleceğimizin inşasını da dile getirmek istiyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki bölgemizde yaşanan tarihî dönemeci hamasetten uzak, aklın ve vicdanın penceresinden, en önemlisi de başkent Ankara vizyonuyla değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Suriye'de yaşanan son gelişmeler, 30 Ocak tarihli mutabakat ve Şam yönetiminin devlet otoritesini tüm ülke sathına yayma iradesi sadece komşumuzun değil tüm Orta Doğu'nun terörsüz bir geleceğe, kardeşliğe, birlik beraberliği ve dayanışmaya duyduğu hasretin tezahürüdür. Bu gelişme, Suriye'nin egemenliğinin pekiştirilmesi, uzun vadeli istikrarın tesis edilmesi bakımından belirleyici ve memnuniyet verici bir dönüm noktasıdır. Suriye'de yeni bir denklem, yeni bir paradigma ve yeni bir yapı ortaya çıkmıştır. Yıllarca statü hayaliyle avutulan, okyanus ötesinden gelen silahlara, paralara ve sırt sıvazlamalara güvenerek husumet besleyen yapılar bugün tek vatan, tek bayrak, tek ordu gerçeğini kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır; devlet içinde devlet hayalleri, paralel ordular kurma hevesleri sona ermiştir. Suriye "tek vatan, tek bayrak, tek ordu" ilkesinde birleşirken emperyalizmin kiralık tetikçileri bizzat o emperyalistler tarafından yüzüstü bırakılmıştır; bu, tarihin şaşmaz bir kuralıdır. Buradan bir tavsiyede, bir uyarıda bulunmak istiyorum: Tarihi ve coğrafyayı okyanus ötesinden gelen fısıltılarla değil bu toprakların binlerce yıllık irfanıyla okuyalım. Başımızı, aklımızı, fikrimizi Brüksel'e, Washington'a değil başkent Ankara'ya çevirelim. Suriye'de yaşananlar bize şunu göstermiştir: Sırtını emperyalizme dayayanlar gün gelir o emperyalistler tarafından atılır ama sırtını öz kardeşine, vatanına ve devletine dayayanlar asla yolda kalmaz.
Ne ülkemizde ne Suriye'de Kürtlerin kaderi terör baronlarının insafına terk edilemez. Onların huzuru Kandil'in mağaralarında değil kendi devletlerinin şefkatli ikliminde, ülkelerinin huzurlu sınırlarındadır. Salâhaddin Eyyubî'nin torunları Haçlı zihniyetinin bölgedeki garnizonluğunu yapmayacaktır. Kardeşliğin sarsılmaz kalesinde birlikte saf tutacağız. Salâhaddin Eyyubî Haçlılara set çekmişti. Bugün birileri modern Haçlıların ileri karakolu olmaya hevesleniyorsa bu büyük bir gaflettir.
Terör emperyalizmin bu coğrafyaya ektiği bir nifak tohumudur; bu tohumu kurutmak hepimizin ortak sorumluluğudur. "Terörsüz Türkiye", "terörsüz bölge" hedefleri Türk milletinin kaderine aracısız ve fasılasız sahip çıkma iradesi ve hamlesidir, hepimizin teminatıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - "Terörsüz Türkiye" aynı zamanda demokrasinin, hukukun, birlik ve beraberliğin tahkim edilmesidir. Kim doğruyu değil yanlışı seçip güzellikler yerine kötülüğe sarılarak "terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" hedeflerimizi engellemeye çalışıyorsa, açıkça söylüyorum ki onlar ülke ve millet aleyhine kurulan tuzakların iş birlikçisidir. Hedefimiz sadece bir güvenlik ve hukuk stratejisi değil bir medeniyet projesidir. "Terörsüz Türkiye" hedefi demokrasinin teminatı, özgürlük ve insan hakları bayrağının en gür şekilde dalgalanmasıdır. Kürt kardeşlerimizi terör örgütüyle bir tutmak tarihe ve hakikate yapılabilecek büyük bir haksızlıktır. Bizim nazarımızda terör insanlık suçu, terörist ise emperyalizmin piyonudur. Kürtler bu vatanın asli sahibi, canımız, ciğerimizdir. Suriye'de kurulan yeni denklemde terörün ve bölücülüğün yeri yoktur. Orada da çözüm üniter yapının korunması, vatandaşların eşitliği ve kardeşlik hukukudur, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi. Suriye'de kalıcı istikrarın, terör yapılanmalarının tasfiyesiyle, siyasi birliğin sağlanmasıyla ve bölge halklarının, vatandaşlarının eşitliği temelinde huzura kavuşmasıyla mümkün olduğuna ve olacağına inanıyoruz. Bu tarihî kavşakta ülkemize, vatanımıza yabancılaşma hastalığından kurtulunsun diyoruz. Hep birlikte, emperyalizmin böl, yönet oyununa değil birleş, yücel ülküsüne omuz verelim. Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz. Biz bu çetin yolu millet olarak omuz omuza aşmaya kararlıyız; dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan.
Bu düşüncelerle Suriye'deki gelişmelerin bölgemize barış ve huzur getirmesini temenni ediyor, "terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" ülküsüne inanan herkesi ve saygıdeğer Genel Kurulu sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit'te söz sırası.
Sayın Koçyiğit, buyurun.
38.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, bugünkü gözaltılara ve gözaltı operasyonlarıyla söylenmek istenene, yaşamlarını yitiren Selim Sadak ile Şemsa Özar’a, 30 Ocak tarihinde geçici Şam hükûmeti ile SDG arasında anlaşma imzalatan iradeye ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Güne yine operasyon haberleriyle başladık. Günlerdir zaten Türkiye'nin dört bir yanında Rojava'yla dayanışmak için sokağa çıkanlar, sözünü söyleyenler, eyleme geçenlerin her birine yönelik gözaltı operasyonları kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Tabii, sadece gözaltı operasyonları değil aynı zamanda gözaltında işkence, gözaltına alınırken darp hatta ve hatta yaşam hakkı ihlaline varacak kadar hak ihlalleri yaşandığını da ifade etmemiz gerekiyor. Bugünkü gözaltılar nerede diye baktığımızda, bileşenimiz olan ESP'ye, SKM'ye, DİSK LİMTER-İŞ'e, BEKSAV'a ve yine haber ajansı olan ETHA'ya yönelik 22 kentte eş zamanlı bir operasyon olduğu haberiyle uyandık ve bu anlamıyla da bir önceki dönem, 27'nci Dönem bizimle beraber burada milletvekilliği yapan milletvekili arkadaşımız, aynı zamanda Ezilenlerin Sosyalist Partisinin Eş Genel Başkanı Sayın Murat Çepni'nin ve partimizin PM üyesi Emin Orhan'ın da gözaltında olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Nasıl yaptılar? Kurumların kapılarını kırdılar, genel merkezleri bastılar, haber ajanslarının bürolarına girdiler, tüm bilgisayarlara, dijital materyallere, haber materyallerine el koydular. Bazı evlerin kapılarına ise giden polis şu notu yazdı: "Geldik, yoktunuz." Evet, bu not, bir hukuk devletinin notu mudur? Elbette değil. Bu not, gözdağı veren, tehdit eden ve düşman hukuku uygulayan bir rejimin notu olabilir ancak ve bu notu yazanlara, bu notu yazdıranlara, buna göz yumanlara biz buradan sormak istiyoruz: Bu ülkede artık eşitlik istemek suç mudur, barışı savunmak suç mudur, kadınların yaşam hakkından yana olmak suç mudur, Kürt halkının taleplerini dile getirmek, Kürt halkıyla dayanışmak, katliamlara karşı ses çıkarmak suç mudur diye buradan iktidara ve onun temsilcilerine açık ve net bir şekilde soruyoruz.
Şimdi, bize aslında şunu söylüyorlar bütün bu gözaltı operasyonlarıyla: "Bu ülkede itiraz ederseniz, örgütlenirseniz, başka bir yaşamın mümkün olduğunu söylerseniz, yaşamdan yana, eşitlikten, özgürlükten ve demokrasiden yana bir tutum alırsanız, işte o zaman biz sabahın beşinde evlerinizi basar, kapılarınızı kırar, genel merkezlerinize baskın düzenleriz." diye hepimizi tehdit eden bir anlayışın dört bir yana salınmaya çalışıldığını görüyoruz. Biz söyleyelim, açık ve net: Bu operasyonların hiçbir hukuki yanı yoktur; bu operasyonlar siyasi operasyondur, bu bir susturma operasyonudur, sindirme operasyonudur ve en nihayetinde Rojava halkının iradesine uzanan elin karşısında duran iradeyi kırma operasyonudur. Bugün, Türkiye'de barışı savunanlardan korktukları açık ve net. Bugün, kadın özgürlük mücadelesinden korkulduğu açık ve net. Emeğin söz söylemesinden, gazetecinin hakikati yazmasından korkan bir gerçeklikle karşı karşıyayız ama buradan açık söyleyelim: Ne baskılarınız ne gözaltılarınız ne de bu işkenceci anlayışınız bizi bu ülkede susturmayacaktır; barıştan, eşitlikten, özgürlükten, mücadele eden halkların kardeşliğinden, Rojava'yı savunmaktan, Rojava'nın yanında durmaktan, Rojava devriminin değerlerini her yerde yaşatmaktan bir an bile geri durmayacağımızı açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyoruz ve buradan da bir kez daha bütün bu hukuksuz gözaltıların derhâl sonlandırılması talebini de ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, sayın vekiller; evet, Kürt halkı bu ülkede çok zulüm gördü, çok işkence gördü, bütün tarihi boyunca da eşitlik, özgürlük ve demokrasi için mücadele etti. İşte, bu mücadelenin öncülerinden biri olan DEP Milletvekili, yoldaşımız Selim Sadak da bu mücadelenin öncülerinden biriydi. Ne yazık ki onun da payına bu ülkede mücadele eden her Kürt gibi zindanlar düştü, baskılar düştü ve en sonunda da sürgün düştü; kalbi sürgüne dayanamadı ve memleket hasretiyle de sürgünde yaşamını yitirdi. Ben bir kez daha kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve bütün halkımıza da başsağlığı dileklerimi ifade etmek istiyorum. Bu zindan ve sürgün politikasından vazgeçecek bir aklın da ülkede hâkim kılması için herkesin emek sarf etmesi gerektiğinin de altını çiziyorum.
Yine, çok önemli bir akademisyeni, bu ülkede ender yetişen ve barış için söz söyleyen bir hocamızı, çok değerli bir hocamızı, sevgili Şemsa Özar'ı kaybettik. Evet, kendisi cam duvarlar ardında kalan bir akademisyen değil, barışı, demokrasiyi, emeği, kadın mücadelesini savunan, onurlu duruşuyla hepimizin hafızasında çok istisna, çok güzel bir yer edinen hocamızdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu ülkede hakikati savunmanın ne anlama geldiğini, bedeli ne olursa olsun, sözünü esirgemeden gösterdi; tüm baskılara rağmen sözünü söylemekten ve bu sözü paylaşmaktan, bilgisini paylaşmaktan, barış ısrarından asla vazgeçmedi. Kendisi barış bildirisine imza koyduğu için savunmaya çağrılmıştı, savunmasında aynen şöyle demişti: "Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum; gördüklerime, duyduklarıma, dinlediklerime sadece vicdanım değil aklım da isyan etti. Aynı ülkede birlikte yaşayan halkların barış içinde bir arada yaşama şansını yitirmekte olduğunu gördüm, bunun önüne geçmek için imzaladım o metni." Evet, Şemsa Hocayı bir kez daha bu onurlu duruşu nedeniyle anıyoruz, anısı mücadelemizde yaşayacak ve ne güzel ki böyle güzel akademisyenler de bu ülkede var; hakikatin, barışın ve vicdanın sesi oluyorlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6 Ocak tarihinde Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye Mahallelerinde başlayan ve adım adım bütün Rojava'yı kuşatan bir saldırı operasyonuyla Rojava halkı karşı karşıya kalmıştı. En sonunda, biliyorsunuz, 30 Ocak tarihinde geçici Şam hükûmeti ile SDG arasında bir anlaşma imzalandı. Öncelikle, bu anlaşmayı imzalatan iradenin ne olduğunu ifade etmek isterim: Birincisi, kendi topraklarında, kendi yaşam alanlarında ne olursa olsun halkını ve yaşam alanını koruma konusundaki iradenin bu noktada belirleyici olduğunun altını çizelim. Bu iradenin yanında, sonuna kadar masayı, müzakereyi ve diyaloğu esas alan bir aklın, yaklaşımın da bu anlaşmanın oluşmasında ve imzalanmasında büyük bir payı olduğunu ifade etmek gerekiyor. Tabii ki ilk günden beri Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanında sokaklara çıkan, meydanlara çıkan, Rojava için ses çıkaran, söz söyleyen, eyleme geçen milyonlarca kişinin, Kürt halkının ve Kürt halkının dostlarının da bu anlaşmanın imzalanmasında belirleyici olduğunu ifade etmek gerekiyor. Sanırım, bu süreçte herkes bir kez daha Kürtlerin nasıl belirleyici bir aktör olduğunu, Kürtleri hesaba katmadan Orta Doğu'da siyaset yapılamayacağını görmüş ve anlamıştır ve bir de şunun altını çizmek gerekiyor: Bir defa, bu anlaşma Kürtler için bir yenilgi olmadığı gibi Şam için bir zafer asla değildir; olsa olsa demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir Suriye için bir başlangıç adımıdır, geliştirilmelidir, derinleştirilmelidir ve kalıcı hâle getirilmelidir. Ve en nihayetinde, burada hem uluslararası güçlere hem de bölge ülkelerine de büyük bir sorumluluk düştüğünü ifade etmemiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Suriye üzerinden fırtına ekenler, Suriye üzerinden bu ülkede Kürt nefretini hortlatanlar, ırkçılık yapanlar, sabah akşam Kürt'e her türlü sözü söyleyenlerin bugün şapkayı önüne koyup düşünmesi gerektiğini de ifade edelim. Kürtler sel olup sokaklara aktılar ve bugün Kürt halkı ulusal birliğini sokakta, meydanda oluşturmuş oldu.
Buradan, Meclisten de bir Kürt milletvekili olarak da aynı zamanda şunu söylemek istiyorum: Bu birlikteliğin, bu ruhun hem bölge barışı açısından hem de ülke barışı açısından iyi değerlendirilmesi ve hesaba katılması gerektiğini ifade etmek gerekiyor. Hâlâ hamasi nutuklar atanların, hâlâ Kürt'e nefret kusanların dönüp bir aynaya bakması ve bu süreci iyi gözlemlemesi gerektiğinin de altını çizmemiz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan, son defa...
BAŞKAN - Son kez açıyorum, lütfen...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Suriye barışının, Suriye demokrasisinin, Suriye istikrarının, bölge barışının, bölge demokrasisinin, bölgenin istikrarının ve bölgenin geleceğinde belirleyici bir rol olduğunu, Suriye'de halkları yok sayan, inançları yok sayan, demokrasiyi yok sayan bir anlayışın er geç kaybedeceğinin de altını çizmemiz gerekiyor. Bu anlamıyla dışarıdan Suriye'ye gömlek biçen bir anlayış değil, Suriye halklarını Suriye'nin eşit ve özgür paydaşları gören ve onların hepsine aynı yaklaşan bir aklın devreye girmesi gerektiğini ve Türkiye'nin de bu konuda yapıcı rol oynaması gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.
Bir kez daha halkımıza, halklarımıza dayanışmaları için, Rojava'nın yanında durdukları için, kadın iradesini ve uğruna mücadele ettiğimiz bütün değerleri savundukları için de buradan, Meclisten teşekkür ediyorum. "..."[3] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.
Buyurun Sayın Başarır.
39.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, İstanbul Milletvekili Büşra Paker’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Epstein davasına ve TÜİK’in açıkladığı ocak ayı enflasyon oranlarına ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, yerinden söz alan 2 AKP milletvekilinin burada söylediklerine cevap vermek isterim; birisi Büşra Paker, diğeri Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez.
Biliyorsunuz ki Mersin'de bir sel felaketi yaşadık. Tüm Mersin, kamu görevlileri, belediyelerimiz, büyükşehir belediyemiz el ele vererek can kaybı, çok büyük bir mal kaybı olmadan bu belayı, bu felaketi atlattık ama AKP'nin Mersin Milletvekili çıktı, belediyeyi suçladı. Bir, eğer bu milletvekili bu sel felaketinin dere taşması sonucu olduğunu bilmiyorsa bu bir felaket. Eğer dere taşmasından, derelerin ıslah edilmemesinden dolayı bu sel felaketinin meydana geldiğini biliyor ama burada sorumluluğun Devlet Su İşlerinde, DSİ'de olduğunu bilmiyorsa daha büyük felaket. Ya, her şeyde belediyeleri, Cumhuriyet Halk Partisini suçlamak neyin aklı? Artık yeter! Artık bir parça edep! Erdemli'de, Mezitli'de DSİ'nin sorumluluğunda olan dereler ıslah edilmediği için sel felaketi meydana geliyor; ilk önce belediyelerimiz araçlarıyla, işçileriyle, dozerleriyle, çizmelerini giyerek olay yerine gidiyor, olay atlatılıyor. Bu milletvekili belediye başkanlarımıza teşekkür etmesi gerekirken ki Erdemli Belediyesi MHP'nindir, Mezitli Belediyesi CHP'nindir, Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisinin, CHP'nindir; hepsi el ele vermiş, DSİ'nin sorumluluğunda olan bir rezaleti -ki yıllardır söylüyoruz bu dereler ıslah edilmiyor- defetmiş. Bu milletvekili geliyor, Cumhuriyet Halk Partisini suçluyor.
Diğer milletvekili Büşra Paker belediyeleri suçluyor. Bakın kardeşim, Silivri'de davalar devam ediyor. Burası yasama organı, yargı organı değil. Kendine güvenen gitsin, bu davalarda müdahil olsun, konuşsun. Burada kimsenin arkasından savcılık, hâkimlik yapmaya gerek yok. CHP, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Silivri'de davayı takip ediyor. Gidin, davayı takip edin, söyleyecek bir şeyiniz varsa verin dilekçeyi, müdahil olun. Artık yeter! Artık gerçekten yeter! Bu ülkeyi kirli algılarla, iftiralarla, kurulan oyunlarla yönetemezsiniz. Ben bu yüzden milletvekillerini -şu anda biz burada konuşurken orada insanlar yargılanıyor- buradan konuşmamaya, algı yapmamaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, günlerdir Epstein davaları dünyayı ve ülkemiz kamuoyunu meşgul ediyor. Düşünmesi bile korku verici, korkunç, tüylerimizi diken diken eden olaylar. Ben buradan bir baba olarak söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu, Meclisi burada bir duruş göstermek zorundadır. Bakın, buradan dünyaya sesleniyoruz: Dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir güzellik bu Mecliste; bu Meclisin kurulduğu günü Gazi Mustafa Kemal Atatürk tüm dünya çocuklarına hediye etmiş ve Çocuk Bayramı ilan etmiş. Demek ki o adada yaşananlar, rezaletler, iddialar bizi ilgilendiriyor. Değerli milletvekilleri, bakın, burada delil var mı? Var. Epstein davasında asistana yargıç soruyor: "Türkiye'den getirilen kız çocuğu var mı?" Susma hakkını kullanıyor ama mağdurların avukatı Katherine şu beyanda bulunuyor; "Asya'dan, Türkiye'den, birçok ülkeden bu adaya kaçırılan çocuk olduğunu biliyorum." diyor. Şimdi, bir çocuğumuzun bile orada olabilme ihtimali bizim için bir cinnet meselesidir. Olmaması hepimizi rahatlatan ama dünya için endişelenmemizi gerektiren bir durumdur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - TÜİK 2008-2016 yılları arasında dokuz yılda 104.531 çocuğun ülkede kaybolduğunu belirtmiş, bunların büyük çoğunluğu bulunmuş ama bulunamayan çocuklar var. Bunlarla ilgili, bakın, İzmir Milletvekilimiz Sevda Erdan Kılıç iki yıl önce bir araştırma önergesi vermiş ve uluslararası fuhuş şebekelerine ilişkin Epstein yani bu olaya ilişkin Türkiye'de çocuklarımızın kaçırılıp oraya götürülüp götürülmediğinin araştırılmasını istemiş. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilimiz bu olaya iki yıl önce hassasiyet göstermiş. Şimdi, bize düşen, bir: 99 depremi, 2023'te yaşadığımız deprem felaketlerinde kaybolan çocuklarımızla ilgili bir açıklama yapılmalı. TÜİK ve İçişleri Bakanlığı bugüne kadar kaybolan ve bulunamayan çocukların durumuyla ilgili bir açıklama yapmalı. Meclis, bu olayla ilgili mutlaka ve mutlaka bir adım atmalı, bir komisyon kurmalı, mağdur olan Türkiye'den bir tek çocuğun bile orada olup olmadığını araştırmalıyız. Tüm dünya çocukları için bu rezalete ortak olan dünyadaki tüm suçlular için biz gerekeni yapmalıyız. Türkiye Büyük Millet Meclisinden bahsediyorum, bu Meclisin kurulduğu tarih tüm dünya çocuklarına bayram olarak armağan edilmiş. O yüzden siyasetüstü olarak onu bunu suçlamadan, bu Parlamento gerekli komisyonu, araştırmaları yapıp ayrıca gerekli mesajları bu canilere, bu sapkınlara, dünyayı yöneten bu kötülere mesaj olarak vermelidir.
Şimdi, TÜİK enflasyon oranlarını açıkladı. Neymiş ocak ayı enflasyonu? 4,84. Peki, ben bu TÜİK'e sormak istiyorum: Kasımda 0,87, aralıkta 0,89 açıkladınız, ne değişti kardeşim? Ben size "Milletin cebine el uzatıyorsunuz." dediğimde, "Emekliyi dolandırıyorsun." dediğimde, "Bu halkın, emeklinin, memurun hakkına ihanet ediyorsun." dediğimde bana dava açtın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, kasımda, aralıkta 0,80 civarında olan enflasyona ne oldu da ocakta 4,84 açıklandı? Çünkü kasım, aralığa göre sen emeklinin, memurun zammını belirledin, onların cebine el uzattın. Şimdi, ben buradan soruyorum: Aynaya, emeklinin, memurun yüzüne bakacak yüzü var mı bu TÜİK'in? Ona bu talimatı kim veriyor efendim? Peki, gerçek enflasyonu açıklasaydı yani aralıkta, kasımda 4,84 açıklasaydı -ben buradan söyleyeyim- BAĞ-KUR emeklisine yapılacak zam 12,2 değil, 21 olacaktı. Ben buradan söyleyeyim: Memura, memur emeklisine yapılacak zam 18 değil, 28 olacaktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Başarır, son kez açıyorum.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ne oldu? Verdiğin bin liranın 980 lirasını aldın, zammın bir kısmını aldın; en acısı, yapman gerekenden daha az zammı TÜİK'i kullanarak sahte veri vererek yaptın. Bu, utanç verici bir durumdur. 86 milyonun hakkı, emeklinin hakkı, memurun hakkı TÜİK'in yakasındadır. Bana dava açma kardeşim. Bana dava açarsın -ki o davayı kaybettin- bugün de dava açarsın, ben 100 bin liranı veririm ama sen milyonlarca emeklinin, memurun hakkını ne bu dünyada ne öbür dünyada veremezsin, veremezsin. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Mehmet Şimşek, iktidar verileri veriyor, ona göre belirleniyor; olmaz, olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Başarır, lütfen son cümle...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem, son.
BAŞKAN - Lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, en acısını söyleyeyim: Düşük enflasyonu kasım-aralıkta açıklayacaksın, memur az zam alacak, yüksek enflasyonu ocakta açıklayacaksın, millet yüzde 33 kira zammı yapacak. Ya, bunu bana kim anlatabilir, bunu bana kim anlatabilir? Maaşıyla geçinemeyen milletvekilleri mi, emekliyi azarlayanlar mı? Bunu bana kim anlatabilir? Ya da "Üzülmeyin, Gabar'da petrol bulduk." mu diyecekler? "Üzülmeyin, doğal gaz bulduk." mu diyecekler? Yani millete gerçekten bu durumu şikâyet ediyoruz.
BAŞKAN - Peki.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Cumhuriyet Halk Partisi doğru bir yerde durmuştur.
Mehmet Şimşek'le ilgili düşüncelerimizi kürsüden grup önerilerinde söyleyeceğiz diyorum, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu'nda.
Sayın Akbaşoğlu, buyurun.
40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Uğur Poyraz ile önceki Grup Başkan Vekili Buğra Kavuncu’ya, Berat Gecesi’ne, Alev Alatlı’ya, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, emeklilere ve GETAD uygulamasına ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.
Değerli milletvekilleri, hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum.
Sözlerimin başında, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Uğur Poyraz Bey'e yeni görevi hayırlı olsun diyorum. Daha önce beraber görev yaptığımız mevkidaşımız Buğra Kavuncu Bey'e de yeni görevinin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Yine sözlerimin başında, dün aziz ve asil milletimizle, İslam dünyasıyla hep beraber idrak ettiğimiz ve ramazanışerif ayının müjdecisi olan Berat Gecemizin aziz ve asil milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa nice hayırlara vesile olmasını Rabb'imden niyaz ediyorum.
Dün, önemli bir fikir insanımız Alev Alatlı'nın ölüm yıl dönümüydü. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi olan, gerçekten önemli bir düşün insanı olan ve bu konuda özellikle gençlerimize yeni ufuklar açan Alev Alatlı'yı da rahmetle yâd ediyorum.
Şunu ifade etmek isterim: Sayın mevkidaşımız kapatırken atıflarda bulundu, kendince bir anlam ortaya koydu. Başka şeylerden bahsetmeyi düşünüyordum ama yapılan atıflara da cevap vermek, kendi bağlamında her şeyi değerlendirmek gerektiğini, kimsenin uydurma ve kendine göre yorumlamayla iftira ve yalan niteliği taşıyacak yorumlamalardan kaçınması gerektiğini de ifade etmek sadedinde bazı hususlara değinmekte fayda var.
TÜİK hiçbir zaman talimatla iş yapmıyor. TÜİK önemli bir kurumumuz, onun bütün dünyaya açık, akredite bir şekilde bir skalası söz konusu...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Mahkemeye vermiyorlar. Mahkeme bilgi istiyor, vermiyorlar.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir dakika, şöyle, lütfen... Ben şahsıma da laf attığı hâlde hiç konuşmadığım için...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Şahsınızla ilgili değil efendim.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...bir edep çerçevesinde...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Edepsizlik yok burada.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan...
Ben konuşmamı yapayım, sonra siz istediğinizi söyleyin...
BAŞKAN - Buyurun, buyurun Sayın Akbaşoğlu.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...ama benim insicamımı da bozmayın lütfen.
CAVİT ARI (Antalya) - Bir ayda ne değişti Sayın Başkan? 0,89'dan 4,84'e ne değişti bu ülkede merak ediyorum.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Gerçek olmayanları söylüyorsunuz, onu düzeltmem lazım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri, lütfen, lütfen... Grup Başkan Vekiline söz verdim, lütfen...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu ifade etmek isterim ki...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Ben de katkı olsun diye söylüyorum ya. Bir terbiyesizlik yapmıyoruz burada.
CAVİT ARI (Antalya) - Bir ayda hangi mucizeyi yaptınız(!) Türkiye'yi batırıyorsunuz!
BAŞKAN - Buyurun Akbaşoğlu.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, süreyi bir durdurabilirsek memnun olacağım. Bakın...
BAŞKAN - İlave süre vereceğim.
Buyurun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şimdi, biz, hem ben hem bütün milletvekili arkadaşlarımız, bütün Grup Başkan Vekillerini bize yöneltilen çok haksız eleştiriler, suçlamalar olduğu hâlde dinliyoruz.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Biz de dinliyoruz efendim sizi.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ama siz tahammül edemiyorsunuz bak.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Dinliyoruz sizi ama doğru değil...
BAŞKAN - Sayın Emre...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Lafın arasına girmeye ve insicam bozmaya özel gayret gösteriyorsunuz.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Kendinizi çok önemsiyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Emre... Sayın Emre...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Kendinizi çok önemsiyorsunuz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) -
Bakın, şöyle: TÜİK sahte veri ortaya koymuyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ne koyuyor?
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkan, aralık verisi 0,89; ocak ayında 4,84.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - TÜİK'e hiç kimse talimat vermiyor.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Mahkemelerle paylaşsın diyoruz efendim. Mahkemeye yazıyla bir şey vermiyor. Yapmıyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - TÜİK kendi çalışma düzeni içerisinde bu konuda paylaşımlarını net bir şekilde bütün kamuoyuyla paylaşıyor. Dolayısıyla bütün uygulamalara baktığımızda, haziran-temmuz ayları itibarıyla, aralık itibarıyla, ocak itibarıyla bütün bu verileri ele alıp baktığımızda, aralık ayında asgari ücret görüşmeleri ve ocak başında memurlara yapılan zamlarla ilgili bunun piyasalara yansımasının hep beraber muhatabı olarak, bu konulara vakıf olmak gerektiğini; TÜİK bu verileri paylaşarak vatandaşlarımıza dönük bu bilgileri ortaya koyduğu hâlde, TÜİK üzerinden hem devletin verilerine hem de Sayın Mehmet Şimşek'e dönük bu eleştirileri reddettiğimizi ifade etmek isterim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; şunu ifade etmek isterim ki biz emeklilerimizle ilgili bir kanun teklifi ortaya koyduk ve bu konuda 16.881 lira olan en düşük emekli aylığını 20 bin liraya yükselttik.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Allah razı olsun, bak ağlayacağım şimdi (!)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yarın itibarıyla bu farklar bütün emekçilerimizin hesaplarına geçmiş olacak. Bu konuda sigortalılık süresi ve prim ödeme süresi esas olmak üzere aylık bağlama oranı çerçevesinde çıkan rakama göre her bir emeklimizin maaşı hesabına daha önce yatmıştı. Bu farklar inşallah yarın hesaplarında olacak, bunu ifade etmek isterim. Bu bağlamda, emeklilerimiz başımızın tacıdır.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ama o kadar, başka bir şey değil, sadece başımızın tacı (!) Aç, parlak olmayan taç ama (!)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bugüne kadar emeklilerimizle ilgili her zaman enflasyonla mücadele etmek, enflasyonun üzerinde gelirlerini artırmak, refah seviyesini yükseltmekle ilgili her zaman bir politika uygulayageldik ve bu çerçevede 2019 yılından itibaren de sosyal devlet ilkesi çerçevesinde en düşük emekli aylığının alt sınırını belirleyici bir kanun teklifiyle bir düzeltme yoluna gittik ve bu konuda 16.881 lira olan alt sınırı 20 bin liraya çıkardık.
CAVİT ARI (Antalya) - Emekli sayenizde sürünüyor Sayın Başkan. Emekli sayenizde can çekişiyor!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bununla beraber biz bunu yeterli görmüyoruz.
CAVİT ARI (Antalya) - Zam vermeden önce 0,89; şimdi "4,84" demek emekliyle dalga geçmektir, emekliyi dolandırmaktır.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu artırmanın, refah seviyesini yükseltmenin, alım gücünü arttırmanın politikalarını ortaya koyuyoruz. Bu çerçevede, dün de basın toplantısında ifade ettiğim gibi, GETAD uygulamasıyla ilgili bir uygulamayı başlatacağız. Bu gelir tamamlayıcı aile destek sistemiyle bu çerçevede başta emeklilerimiz olmak üzere, toplumun bütün kesimlerine ilişkin olmak üzere bir eşik gelirin altında olan bütün ailelere bu konuda desteğimizi ortaya koyacağız. Bu desteği çeşitli kalemlerde hâlâ ortaya koyuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu artırmanın, bunu çoğaltmanın politikalarını ve buna dönük bir sistemik yapı, bir reform ortaya koymanın da çalışmasını hep beraber yaptığımızı ifade ettim ve ediyorum. Bu konuda herhâlde yapacağımız iyileştirmeler nedeniyle bazı arkadaşlarımızın paçası tutuşmuş, emeklilere yapacağımız, ailelere yapacağımız iyileştirmenin yapılmamasıyla ilgili herhâlde bunu alaya almaya, "ti"ye almaya veya farklılaştırmaya dönük bir çalışma içerisinde olduklarını görüyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
ALİ BOZAN (Mersin) - Şu anda emeklilik isteyen emekliler nerede(!)
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Zamanında yapacaktınız, sokağa çıkartmayacaktınız emeklileri!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Emeklilerin durumunu daha iyi bir noktaya taşımamızdan niçin rahatsız oluyorsunuz?
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Ya, niye olalım!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bundan rahatsız olmayın.
Bakın, 7474 sayılı...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Çiftçi, emekli aç; çiftçi, emekli zorda.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, Grup Başkan Vekili konuşuyor.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Emekli zorda, zorda emekli.
CAVİT ARI (Antalya) - İnsanlar size inanmadan...
BAŞKAN - Ama aynı uygulamaya siz maruz kalacaksınız, yapmayın lütfen! Lütfen, yapmayın lütfen!
MAHMUT DİNDAR (Van) - Şu anda Sayın Akbaşoğlu'nu dinleyen emekliler televizyonlarını kırmıştır eminim. Yani bu kadar da olmaz ya!
BAŞKAN - Buyurun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, 7474 sayılı Kanun'dan da bihaberler demek ki arkadaşlar, burada çıkardığımız kanunu da takip etmiyorlar. 2023 yılında çıkardığımız Aile ve Gençlik Fonu Kurulması Hakkında Kanun'da bu konuda bu Fonun kaynaklarını Türk Petrol Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hissesinin ve Maden Kanunu kapsamında tahsil edilen devlet hakkının yüzde 20'si oluşturuyor.
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkan, emekli Gabar'daki petrolü bekliyor sayenizde!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda hem bulduğumuz doğal gaz hem Gabar'da çıkardığımız petrollerden bu Fona kaynak akıyor.
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkan, Gabar'daki petrolü bekliyor emekli sayenizde!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz vereceğimiz paranın kaynağını da gösteriyoruz. Sizin gibi öyle boş vaatlerde, namus sözü verip onları çiğneyecek bir noktada bulunmuyoruz, kaynağını da göstererek vereceğimiz meblağı anlatıyoruz!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YUNUS EMRE (İstanbul) - Alkış nerede(!) Alkış nerede(!) Alkış yok(!)
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Biz iktidar değiliz ki ya! İktidar mıyız biz! İktidar sizsiniz yirmi dört senedir ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda, bakın...
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Ya Başkanım, zorlamayın kendinizi ya!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Bağırmayın Sayın Başkan, bağırmadan konuşun!
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, mikrofonu son kez açıyorum. Yeni sataşmalar söz konusu, karşılıklı cevap vereceksiniz, artık o hâle geldi.
Sayın Akbaşoğlu, buyurun.
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, boş vaatçi Başkanın kendisi! Gabar'dan petrol çıkacak, emekliye verecek(!)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, bu konuda yerli ve millî enerji hamlemizle ilgili kaynağımızı anlattım ve GETAD'la ilgili de bu konuda gelir tamamlayıcı destek sistemini de hayata geçireceğimizi, emeklilerimizle beraber toplumun tüm kesimlerine buradan desteklerde bulunacağımızı ifade ediyorum.
CAVİT ARI (Antalya) - Emekliler Gabar'ı bekliyor sayenizde Sayın Başkan! Bundan daha iyi boş vaat var mı!
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Emekli, şu Gabar'dan çıkan petrolün ve doğal gazın bir faydasını görmek istiyor. Yıllardır Gabar'dan çıkan petrolün, doğal gazın bize bir faydası yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunun kaynağı... Dışarıya verdiğimiz on milyarlarca dolar devletin bütçesinde kalıyor, bunları artırıyoruz.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Vatandaşa bir faydası olmadı daha henüz.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Dışarıda faize verdiğiniz 2 trilyon 700 milyar para var ya!
CAVİT ARI (Antalya) - Yirmi üç yılda yapamamışsın, şimdi mi yapacaksın! Sayın Başkan, hikâye anlatıyorsun sen, hikâye!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şu anda, bakın, 4 milyon hanemiz 1,5 milyar dolarlık bir doğal gaz karşılığında yerli ve millî olarak... Dışarıya vermiyoruz bu parayı, cebimizde kalıyor. Gabar'da 2 milyar dolar cebimizde kalıyor.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Ya, kim istemez doğal gaz bulalım, petrol bulalım, emekli refah içinde olsun, emekli hak ettiği gibi yaşasın ama buluyorsunuz buluyorsunuz, zam yapıyorsunuz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz, bu doğal gazın 1,5 milyar dolarını, inşallah, aldığımız tedbirlerle, yatırımlarla 2026 sonu itibarıyla...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Toparlıyorum. Son kez...
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, on iki dakika etti, lütfen...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ama araya girdiler.
BAŞKAN - Peki, buyurun, devam edin.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu ifade ediyorum: Bakın, doğal gazdan devletimizin bütçesinde kalan -4 milyon hanemizin yerli ve millî doğal gaz kullanımıyla- 1,5 milyar dolar Allah'ın izniyle, 2026 itibarıyla, gemilerimizle, oradaki işlemelerimizle 3 milyar dolara çıkacak...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Ya, yüksek fatura gösterip düşük fatura ödettiriyorsunuz ya. Aynı faturayı ödüyor insanlar ya. Zaten 5 milyonluk bir fatura geliyor, 5 milyon ödüyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ... ve bu konuda bütün bunlarla ilgili, hâlâ bu destek fonlarıyla ilgili emeklilerimizle, bütün ailelerimizle ilgili çalışmalarımızı devam ettirirken, yeni kaynaklarımızla bütçe imkânları çerçevesinde bunları daha da yaygınlaştıracağımızı ve artıracağımızı ifade ediyorum. Bu konuda her zaman emeklilerimizin yanında olduk.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Emekliler öyle demiyor ama. Emekliler "Kiramızı ödeyemiyoruz, doğal gazımızı ödeyemiyoruz, suyumuzu ödeyemiyoruz, geçinemiyoruz." diyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Emeklilerimiz bizim yaptığımızın karşılığını yirmi üç yıldır kesintisiz iktidarda bizi tutmakla ortaya koydu. Biz, emeklilerimizin yanında olmaya, toplumun tüm kesimlerinin yanında olmaya devam edeceğiz diyorum.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Evet, alkışlar nerede, alkışlar(!)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Emekli geçinemiyor, emekli geçinemiyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sırayla.
Buyurun Sayın Başarır.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Açıkça uydurma ve iftira bilgilerle TÜİK'le ilgili yanlış bilgi verdiğimi söyledi, sataştı, uygun görürseniz...
BAŞKAN - Mümkünse yerinizden iki dakika.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mikrofonda sıkıntı...
BAŞKAN - Yerinizden iki dakika, mümkünse.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşma...
BAŞKAN - Telafi ederiz, lütfen...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İç Tüzük'e göre oradan konuşmam lazım.
BAŞKAN - Ama Grup Başkan Vekillerinin tamamı yerlerinden konuştu. Lütfen... Bakın, karşılıklı sataşma oluyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sorun değil de ne fark ediyor? Rahatsızlık mı duyuyorsunuz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Sayın Başarır, lütfen... Fark etmiyorsa yerinizden.
Buyurun.
41.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, ben kendisine "Sahte veriler verip halkı dolandırıyor." dediğimde TÜİK şahsıma dava açtı, avukatlığımı da eşim yaptı. Hâkim TÜİK'in avukatına bir soru sordu: "Siz bu verileri neye göre belirliyorsunuz?" Avukat dedi ki: "Sır efendim." "Sırsa Vekil Bey haklı." dedi hâkim. TÜİK bundan bir ay önce yüzde 0,84 gösterdiği enflasyonu bugün nasıl yüzde 5 civarında gösteriyor beyler, ne değişti bu ülkede?
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Gabar'dan gaz bulduk(!)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ne değişti bu ülkede, neyi konuşuyoruz biz? (CHP sıralarından alkışlar)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Anlattım ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Aralık ayında, ocak ayında sen düşük göstereceksin, şubat ayında açıkladığın veriyle kirayı yükselteceksin. Neyi anlatıyorsunuz arkadaşlar?
Gelelim...
İki dakika verdiniz ama bir dakika, bir dakika oluyor herhâlde.
Baştan başlatabilir miyiz?
Ya, Başkanım, ışık yanmadığı için konuşamıyorum işte.
BAŞKAN - Tamam. Sayın Başarır...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Konuşamıyorum ışık yanmadığı için. Bu benim sorunum mu yani?
BAŞKAN - Benim sorunum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evet, o yüzden ben orada konuşmak istedim.
BAŞKAN - Bir sakin olun. Sistemde zaman zaman bu tür arızalar oluyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Efendim, mikrofonun ışığı yanmıyor. Bakın, yanmıyor.
BAŞKAN - Tamam, öfkelenmenize gerek yok, yanıyor işte, konuşun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, yanmıyor işte, anlatamıyorum ben. Ve ben buradan süreyi takip edemiyorum. Baştan alırsanız yani...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Başarır, ilave edeceğim süreyi.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Üç saniyem kaldı, baştan süremi verirseniz...
BAŞKAN - Peki.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ben böyle bir şey görmedim ya.
BAŞKAN - Ben de görmedim.
Buyurun, iki dakika...
Baştan başlatıyorum süreyi.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi diyor ki: "Emeklinin durumunu düzelteceğimiz için paçanız tutuştu." Vallahi, sen emeklinin durumunu düzelt, benim paçam tutuşmaz ama bir sokağa çık bakalım, senin paçana, yakana o emekli nasıl yapışıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Hadi bakalım çık, geliyorum.
BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Biz her gün sahadayız, her gün sokaktayız biz, sahadan geldik.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Her konuda, enflasyon arttı, zam geldi, kira arttı, açlık var, "Gabar'da petrol bulduk." Güzel.
BÜŞRA PAKER (İstanbul) - Evet!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İnsanlar geçinemiyor, banka faizleri artmış, insanlar icrada, "Doğal gaz bulduk." Güzel. Ya, kardeşim, Gabar'da petrol bulduğunuzda bu benzin, mazot 10 liraydı, şimdi 60 lira olmuş, ne konuşuyorsunuz siz? (CHP sıralarından alkışlar) Siz doğal gaz bulduğunuzda, müjde verdiğinizde 100 lira olan fatura bugün 2.500 lira olmuş, ne konuşuyorsunuz be? (CHP sıralarından alkışlar) Bulun petrolü ama sizin petrol falan bulduğunuz yok, milletle kafa buluyorsunuz, milletle dalga geçiyorsunuz, milletle alay ediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Kafa bulmak sizin işiniz(!)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada gerçekleri konuşalım kardeşim, 16.800 lira olan en düşük emekli maaşını 20 bin lira yaptık. Helal olsun, İsviçre'de yaşadığımı düşündüm bir an için(!) Ne güzel(!) Ya, neyi konuşuyorsun, neyi anlatıyorsun? Sadaka mı veriyorsun sen? Açlık sınırı 30 bin lira, sen vermişsin 20 bin lira, bu verdiğin zammın enflasyonla 980 lirasını bu ay almışsın, "Bize iftira atıyorsun." diyorsun. İftira atmıyorum, ben gerçekleri konuşuyorum. Özür dileyin, "Yapamadık." deyin, "Beceremedik." deyin, "Ülkeyi batırdık." deyin, "Emekliyi açlığa terk ettik." deyin ama bizi suçlamayın, hiç suçumuz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Yirmi üç yıldır bu ülkeyi siz yönettiniz, bu ülkeyi bu hâle siz getirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Bir saniye lütfen, sizden önce Sayın Koçyiğit'in söz talebi var.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
42.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, ben Sayın Akbaşoğlu'nun birçok konuşmasını dinledim ama sanırım hayatında en zorlandığı konuşmalardan birini yaptı çünkü bir manipülasyon kurumunu, TÜİK'i savunmak öyle kolay bir şey değil. O anlamıyla kem küm etti. Neyse, meseleyi Gabar'a bağlayıp işin içinden çıkmaya çalıştı ama hakikat öyle değil.
Bakın Sayın Başkan, şimdi, AKP de TÜİK de bizim ve toplumun aklıyla alay ediyor. Bu ülkede aralık ayında enflasyon 0,89 çıkmış ama ocak ayında 4,84 çıkmış. Peki, soruyoruz: Bunun bilimle, rasyonaliteyle, hayat koşullarıyla, ekonomiyle herhangi bir ilgisi var mı? Hayır, hiçbir ilgisi yok. Peki, soruyoruz: Bu ülke aralık ayında nasıl oluyor -arkadaşlar arkadan söylediler- İsviçre enflasyonu yaşıyor da ne oluyor da ocak ayına geldiğimizde Türkiye gerçeklerine dönüyor? Birisi çıksın bize açıklasın.
Şimdi, açık ve net bir manipülasyon var. Aralık ayında niye enflasyonla oynadılar, biliyor musunuz Sayın Başkan? Çünkü üç kuruş zammı iki kuruşa indirmek istediler. İşçiye, emekliye, asgari ücretliye son aralık ayı enflasyonu üzerinden oran belirlendiği için 0,89'a çekecek kadar aymaz, utanmaz bir akıl var karşımızda, şimdi kalkmış onu bize savunuyor. Ya, böyle bir fark olabilir mi? O da yetmiyor, şimdi emekliler üzerine... Ya, bu ülkenin Çalışma Bakanı simidi parçalayıp emekliye dayatıyor. Bu ülkede motokuryelerin yaşı yükseltiliyor. Niye? Emekliler de motokuryelik yapsınlar diye.
Şimdi, bütün bu hakikatler ortadayken ben soruyorum Sayın Akbaşoğlu'na: Bize hangi ülkenin masalını anlatıyor? Biz hangi hikâyeyle karnımızı doyuralım? Emekli hangi hikâyeyle akşam aşını pişirsin, ekmeğini pişirsin? Önce, o manipülasyon aracı olarak kullandığınız TÜİK'in enflasyon sepetini açıklamasından yola çıkabilirsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Son cümlem Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - TÜİK'İ artık kendi siyasi emellerinizin bir aracı olarak kullanmaktan vazgeçin. İşçiyi ve emekçiyi, aynı zamanda asgari ücretliyi TÜİK üzerinden eziyorsunuz. TÜİK, devletin kurumu AKP'nin kurumu değil bunu anlayın. Cebinden çaldığınız her kuruş sizin burnunuzdan gelecek; asgari ücretlinin, emeklinin, yetimin, dulun, bu ülkenin yoksulunun cebinden harcanan, çalınan her kuruş inanıyorum ki bunun müsebbibi olanların burnundan gelecek çünkü emekliler sabah akşam ellerini semaya kaldırıp bu miktarı, bu zammı ona reva görenlere beddua ediyorlar. Bu kadar açık ve net; biz sadece aracısıyız, bunu da bütün Meclis, bütün Türkiye halkları bilsin.
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Emeklilerimiz sandığı istiyor Başkanım, sandığı.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.
43.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır ile Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Konuşmamın ilk bölümünde bunun gerekçelerini anlatmıştım. Şunu da ifade ediyorum ki küresel pandeminin etkileri ve gerçekten 6 Şubat depreminde 850 bine yakın konutun, iş yerinin zarar görmesi, bunun süratle ayağa kaldırılmasıyla ilgili çabalar ve bunların sebebiyet verdiği enflasyon tabii ki hayat pahalılığına sebebiyet verdi. Biz geçen yıllarda yüzde 70'lerde olan enflasyonu yüzde 30'a indirdik, bu yıl yüzde 20'nin altına indireceğiz, 2027'de tek haneli rakama indireceğiz...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "-ceğiz!" "-ceğiz!" "-ceğiz!".
YUNUS EMRE (İstanbul) - Bir aylık enflasyon yüzde 5; neyi indiriyorsunuz ya!
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Yirmi üç yıldır indiremediniz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...Allah'ın izniyle orta vadeli program çerçevesinde. Bu hem yeni kaynakların ortaya konulmasıyla beraber...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Avrupa'da yıllık enflasyonu yüzde 5 olan ülke yok ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...çok daha iyi bir noktaya insanlarımızı, bütün toplum kesimlerini ulaştıracağı şeklindeki yaklaşımımdan niçin rahatsız oluyorsunuz?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Yalan konuşuyorsunuz çünkü, ondan rahatsız oluyoruz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Aynı zamanda, emeklilerimizle ilgili şunu ifade ediyorum: Emeklilerimiz bizim başımızın tacıdır, ne yapılsa yeridir.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İşte o kadar, başımızın tacı! Aç taçlılar ama aç taçlı; hiçbir zaman doyamadılar.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Hep başınızın tacı yapmayın da onların maaşını artırın, insanca yaşayacağı bir maaş verin.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bugüne kadar her türlü imkânı zorlayarak bu noktada emeklilerimizin yanında olmaya devam ettik ve devam edeceğiz.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Onlar başınızın tacı olmak istemiyor; onlar insanca yaşamak istiyor.
CAVİT ARI (Antalya) - Çalışanlar, memurlar, memur emeklileri sandığı bekliyor Sayın Akbaşoğlu.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuyla ilgili yeni bir uygulamadan bahsediyorum; Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi. Bu çerçevede, başta emeklilerimiz olmak üzere bütün toplum kesimlerinin durumlarının daha da iyileşmesi noktasında biz bir politika ortaya koyuyoruz...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Elinizi kim tutuyor? İyileştirin.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...bir sistem ortaya koyuyoruz, bunu da haber veriyorum ve bu konuyla ilgili de...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum, son cümle, son cümle.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Belki müjde vardır!
BAŞKAN - Son cümle, buyurun.
İnşallah, son cümle olur.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bu konuda biz kesinlikle TÜİK'e en ufak bir talimat vermeden... Devletin kurumu, AK PARTİ'nin kurumu değil.
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Yargılanacaklar, yargılanacaklar; TÜİK Başkanı...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Devletin kurumu olan TÜİK bugüne kadar hangi skalalarla, hangi sistem içerisinde... Uluslararası akreditasyona da bağlı bir şekilde, onun denetimine açık bir şekilde bu verileri bütün kamuoyuyla paylaşıyor.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Paylaşmıyor, hâkimlerle bile paylaşmıyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz imkânlar çerçevesinde elimizden gelen her türlü imkânı emeklilerimizin, çiftçilerimizin, esnafımızın, sanayicimizin yanında durarak bugüne kadar bu politikaları bugünlere getirdiğimiz gibi bundan sonra da toplumla beraber el ele vererek gönül gönüle büyük ve güçlü Türkiye'yi beraber inşa etmeye devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, bir söz talebimiz vardı.
BAŞKAN - Sayın Ocaklı...
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Açılmadı Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Ocaklı, açık, sesiniz geliyor.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Gelmiyor Başkanım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ampul patladı!
BAŞKAN - Açıldı.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - CHP'nin mikrofonlarını kesmişler Başkanım!
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkanım, hâlâ açık değil.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Nasıl iş anlamadım, konuşamıyoruz.
YUNUS EMRE (İstanbul) - CHP'nin mikrofonları kesiliyor Başkanım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, ara verin, bir teknik servis gelsin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - CHP'lilerin hiç sesi çıkmıyor ama.
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Bu mikrofon sisteminde bir sorun var herhâlde.
YUNUS EMRE (İstanbul) - CHP'nin sesi kesiliyor Başkanım.
BAŞKAN - Peki, tamam; önce Sayın Cavit Arı...
44.- Antalya Milletvekili Cavit Arı’nın, hafta sonu Antalya’yı etkileyen sele ve hortuma, çiftçi ve esnafın kredi alabilmesi için getirilen şarta ilişkin açıklaması
CAVİT ARI (Antalya) - Evet, Sayın Başkanım, hafta sonu Antalya'da başta Kumluca'mız, Demre'miz, Kemer, Serik, Aksu, Gazipaşa olmak üzere Antalya'nın neredeyse tamamı özellikle sel ve hortumdan etkilendi; seracı üreticilerimiz bundan çok büyük zarar gördü. Öncelikle iktidarın zarar görmüş olan çiftçilerimize hızlı bir şekilde yardım elini uzatmalarını bekliyoruz.
Ayrıca, Sayın Başkanım, özellikle çiftçimiz ve esnafımız kredi almak için müracaat ettiğinde vergi borcunun ve SGK borcunun olmadığına dair zorunluluk bulunmakta. Ben buradan soruyorum: Bu ortamda, iktidarın yarattığı bu ekonomik koşullarda...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ocaklı...
45.- Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı’nın, Rize’nin bazı ilçelerinin kanalizasyon ve yol sorununa ilişkin açıklaması
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkanım, Rize'nin Güneysu ve Muradiye ilçelerini, Salarha Vadisi'ni gezdim. Salarha Vadisi'nde, Muradiye'de TOKİ konutlarının bitmesinden sonra oranın kanalizasyonu direkt dereye akıyor. Direkt dereye akan bu lağım yüzünden Kömürcüler mevkisinde kokudan durulmuyor. Oranının acilen düzeltilmesi lazım, ilgilileri bununla ilgili göreve çağırıyorum.
Salarha Vadisi inanılmaz turizm cennetidir ama yol üstünde taş, moloz yığınları, iş makineleriyle inanılmaz işgal hâlinde, kamyonlar vatandaşın oraya geçemeyeceği kadar müthiş bir şekilde işgal ediyorlar. Yolun genişletilmesi lazım; Salarha halkı yol genişletmesini, yol üstündeki pisliklerin kaldırılmasını istiyor.
Rize Milletvekili Muhammed Avcı Tuncay-Ardeşen yolunun ödeneğinin ayrıldığını söylemişti. Bugün baktım, 2026'daki ödeneği 10 bin TL.
Yine, İyidere-İkizdere ayrımı, Kalkandere yolu için 10 bin TL.
Bilginiz olsun.
BAŞKAN - Sayın Sakik...
46.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, Türkiye’de Kürt halkına karşı kullanılan dile ilişkin açıklaması
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Başta bu Meclis olmak üzere Türkiye'de Kürt halkına karşı kullanılan kibir dilinden kurtulmalısınız. Üstenci, üstünlükçü dilinizi reddediyoruz. Emperyalizm laflarıyla Kürt halkına hakaret etmeyin. Kore'ye, Afganistan'a kadar gidip emperyalistlerle birlikte olanlar, savaşanlar Kürtler değil, Paris'te emperyalist güçlerle anlaşma yapan Kürtler değil; Kürtler kendi topraklarında kendi hakları için mücadele ediyor, sizin şefkatinize sığınmıyorlar. Biz kimsenin şefkatine muhtaç değiliz; mücadele ediyoruz, haklarımızı talep ediyoruz.
Bir barış olacaksa barış diline dikkat etmeliyiz. Aşağılayan dili reddediyoruz; aşağıladığınız halkla barış sağlayamazsınız. Özellikle Meclis ve bu ülkede söz ve karar sahibi olanlar bu dilden kurtulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çakırözer...
47.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, çiftçinin kredi kullanabilmesi için “Borcu yoktur.” yazısı istenmesine ilişkin açıklaması
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çiftçilerimizi yerle bir eden bu AKP iktidarı şimdi de çiftçinin kredisine göz dikmiş. Bir çiftçinin yıllık SGK ödemesi 141 bin lira; ödeyemiyor. SGK desteği vermesi gerekenler "Borcun var." diye çiftçiyi cezalandırıyor, kredi vermiyor. 2025 yılı zaten üretici için felaket yılıydı. Zirai don oldu çiftçiyi vurdu, kuraklık çiftçiyi vurdu; yetmedi üstüne ithalat kararlarıyla çiftçinin ürettiği ürünü de zül oldu. Çiftçi borç ertelemesi isterken şimdi "SGK, vergi borcun varsa kredi yok." diyorsunuz. Çiftçi kredi çekecek; gübre alacak, tohum alacak, mazot alacak toprağını ekecek ama Ziraat Bankası "Borcu yoktur." yazısı istiyor, Tarım Kredi "Borcu yoktur." yazısı istiyor. Amacınız çiftçiyi tamamen yok etmek mi, tarımsal üretimi bitirmek mi? Çiftçi borçluysa sizin yanlış tarım politikalarınızın sonucudur. Çiftçiye borcun varsa kredi yok dayatması derhâl kaldırılmalı, SGK ve kredi borçları faizsiz ertelenmelidir. Çiftçi ekim döneminde sahipsiz bırakılmamalıdır. Biz çiftçiyi ezdirmeyeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, sisteme girmişsiniz.
Buyurun.
48.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, şimdi buradaki, tartışmalardaki bazı yanlış bilgilere dair kanaatlerimizi açıklamazsak dışarıda sanki doğruymuş gibi algılanabilir.
6 Şubat 2023 depremi 2026 Ocak enflasyonunun sebebi olarak açıklanmaya çalışıldı. 6 Şubat 2023 depreminden sonra haziran ayında Hükûmet kuruldu. Üç yıl boyunca 6 Şubat 2023 depreminin varlığına rağmen bu iktidar orta vadeli planlar açıkladı, bütçe hedefleriyle gelip burada hedefler açıkladı. 6 Şubat depremi bu hedeflerinden sonra mı ortaya çıktı da bize üç yıldır sürekli masal anlatan bir iktidarla karşı karşıyayız?
Yine, emekliler madem başınızın tacı, 20 bin TL'yi çok görüyorsunuz ama 2 trilyon 700 milyar lira rantiyeciye para ayırdınız bu bütçeden. Emekliler başınızın tacı olmasın da para verin, rantiyecileri başınızın tacı yapın ama para vermeyin hiç olmazsa diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun.
49.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, öncelikle, tabii, rakamlar üzerinden hem Genel Kurulu hem bizleri izleyenleri boğmayacağım. Burada Sayın Başkanın biraz önce bütün hitaplarını dikkatle dinledik. Bütün hitaplarında aslında şunu öncelik olarak alması gerekiyor Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun: Türk milleti olarak maalesef Türkiye İstatistik Kurumu ve verilerine güvenmiyoruz. Yani bunu kendi merkezinize alıp bence iktidar olarak öncelikle bizi ikna etmek yerine, Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine milletin güvenmesini siz sağlamak zorundasınız.
Sayın Akbaşoğlu'nun bütün konuşmalarında ve beden dilini de dikkate aldığımızda sadece şunu görüyorum: Sayın Akbaşoğlu, emin olun, bizler sizleri seviyoruz. Sizler TÜİK'i ve TÜİK'in hatalarını, sizler Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanının tutumunu, sizler, şahsınız Grup Başkan Vekili olarak bakanlarınızın ifade edemediklerini burada müdafaa etmeye çalışıyorsunuz. Bunun sizler için de zor olduğunun farkındayız ama inanın, ne millet için ne bizler için bir anlam ifade etmiyor. Sizler donanımlı siyasetçilersiniz, donanımlı siyasetçiler olarak sekiz yıldır bilinçli olarak yönetilen bir ekonomik krizi siz burada Grup Başkan Vekili olarak izah etmeye çalışıyorsunuz; gerek yok buna Sayın Akbaşoğlu, emekli kimin ne halt yediğini biliyor, emekli sorumlunun kim olduğunu biliyor.
HALUK İPEK (Amasya) - Temiz dil, temiz dil kullanın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Burada ne diğer partilerin Grup Başkan Vekilleri ne de diğer milletvekilleri... Hiç başka bir izahata gerek yok; bu, bilinçli olarak toplumu fukaralaştıran, yoksullaştıran ve yolsuzluğa yol açan bir ekonomik düzen. O yüzden bu konuyla ilgili daha fazla kendinizi de gerçekten hırpalamanıza gerek yok.
Teşekkür ediyorum.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Doğrudan "Akbaşoğlu" dediler...
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, herhangi bir sataşma yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ama doğrudan...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Bir saniye, bir saniye, lütfen...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bir açıklama...
BAŞKAN - Bir saniye... Ben bütün bir dikkatle dinliyorum, en ufak bir sataşma yok. Hiçbir şekilde size yeniden cevap hakkı doğuracak tek cümle sarf edilmedi.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hepsi baştan aşağı...
BAŞKAN - Lütfen...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hayır, bakın...
BAŞKAN - Lütfen...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bakın...
BAŞKAN - Lütfen, yani bunun sonu yok ama ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın "Bakanları boşu boşuna..."
BAŞKAN - Bunun sonu yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın "Boşu boşuna savunuyorsunuz, savunmayın." diyor.
BAŞKAN - Bunun sonu yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir dakika... Ben ama bakın buna...
BAŞKAN - Ama bakın, Sayın Akbaşoğlu, herhangi bir sataşma yok. Yani ben size sataşmadan nasıl...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, kimseye sataşmadan bu konuyla ilgili açıklama yapmak zorundayım.
BAŞKAN - Peki, niçin? Ne açıklaması?
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben size destek oluyorum.
BAŞKAN - Siz on beş dakika açıklama yaptınız, rakamlarla kendinizi ifade ettiniz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bir açıklama...
BAŞKAN - Ama bunun sonu yok ki.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bakın, ben kimseye sataşmadan karşılığında cevap vereceğim.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, bunun sonu yok, lütfen ama.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Emekli" kelimesini sataşma olarak algılıyor artık!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bakın, bütün Grup Başkan Vekilleri hem şahsıma...
BAŞKAN - Yani Genel Kurulun çalışmaları aksıyor, bunu yapmayın. Siz yapmayın bari!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Siz yapmayın, lütfen...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, sataşma yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bakın, bu konuda İç Tüzük gereğince cevap vermeliyim ve cevap hakkımı kullanmam gerekiyor.
BAŞKAN - Bir saniye... Size cevap hakkı doğuracak hangi cümle var, ne dedi?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Emekli" dedi, "emekli".
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - "Emekli" dedi.
BAŞKAN - Ne dedi?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bütün cümleleri Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Ne dedi ama söyleyin bana.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ne dedi? "Kendinizi bakanların yanlışlarını düzeltme noktasında..."
BAŞKAN - Ne var bunda; bunda hakaret mi var?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sataşma mı bu?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, açıklama yapmam gerekiyor.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sataşma mı?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ben öyle bir durumda değilim.
BAŞKAN - Hakaret mi var bunda?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu açıklamam gerekiyor.
BAŞKAN - Ne var ya? Yapmayın lütfen! Gündeme geçmek istiyorum.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, ithamlar var, söylediklerimi çarpıtma var.
BAŞKAN - Gündeme geçmek istiyorum Sayın Akbaşoğlu.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bakın İç Tüzük'le bağlısınız.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, bırakın, bırakın, çalışmalarımıza devam edelim. Yapmayın bunu, yapmayın lütfen.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Ne diyeceksiniz?
Hadi buyurun söyleyin, buyurun.
Sana otuz dakika söz veriyorum, konuş!
Otuz dakika, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, burada nerede var sataşma anlamadım ben. Burada nerede sataşma var?
Sayın Başkan, olacak şey değil ama bu, gerçekten olacak şey değil!
50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ile Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, şunu ifade edeceğim: Bakın, iyi niyetleriniz için teşekkür ederim, şahsımla ilgili iyi niyetli sözleriniz için teşekkür ederim. İnanmadığım hiçbir şeyi bu kürsüden, bu mikrofondan, bu Meclis kürsüsünden hiçbir zaman söylemedim; inandıklarımı söylüyorum. TÜİK, AK PARTİ'nin bir kurumu değil.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Aynen öyle, aynen öyle; aynen öyle!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sağır sultan bile biliyor ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu devletin saygın bir kurumu, saygın bir kurumu. TÜİK'i, orada çalışanları bu konuda rencide etmek hiç kimsenin yararına değil, hepimiz bunu gözetmeliyiz.
Aynı zamanda, bakın, her zaman aralık ayında enflasyon daha az, ocak ayında daha fazla olur.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - 5 puan ya, 5 puan ya! 5,5 hatta!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Niye? Yeniden değerleme oranları aralıkta belli olur, asgari ücret görüşmeleri, ocak ayı başında da memur zamları belli olur. Harçlar, bütün vergiler aralık sonu, ocak başı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum, cümlemi bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, bakın, konuşmanızın içinde...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir dakika...
BAŞKAN - Müsaade edin, müsaade edin.
...tam 7 kez "TÜİK, devletin kurumudur." dediniz, tekrara düştünüz; bu mudur cevap, cevap bu mudur? (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, yapmayın!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Biz de devletin saygın kurumu TÜİK'i eleştiriyoruz zaten.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
Genel Kurul çalışmasın diye ne gerekiyorsa yapılıyor!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yani ben bir daha söyleyeyim, bir daha söyleyeyim. Herkesin "TÜİK, AK PARTİ'nin kuruluşudur, AK PARTİ'nin talimatları doğrultusunda sonuç açıklıyor." diye dediklerini saydınız mı Sayın Başkanım? Kaç kere dediklerini; muhalefet partilerinin, CHP'nin kaç kere TÜİK'e saldırıda bulunduğunu saydınız mı acaba?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Birer kere söylediler!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir daha söylüyorum: TÜİK, devletin kurumudur, devletin kurumunun hepimiz tarafından saygınlığının korunması asıldır.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Devletin kurumlarını bırakın tertemiz kalsın ya! Bozmayın şunu, yozlaştırdığınız yeter! Yeter! Yozlaştırmayın şu kurumları.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Mahkemeye bilgi vermiyor; mahkeme yazı gönderiyor, bilgi istiyor, TÜİK mahkemeye bilgi vermiyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda hiçbir şekilde bilimsel yaklaşmıyorsunuz.
BİROL AYDIN (İstanbul) - Ya, TÜİK'i savunduğun kadar emekliyi konuşsaydın!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Aralık ayında bütün piyasa zammını ocağa saklıyor, ocakta yapıyor; bunu bilmeyecek kadar halktan, piyasadan kopuk mı yaşıyorsunuz?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tabii, Gabar'da yaşıyoruz, Gabar'da!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sizin kendi çarpıtmalarınızda hakikatler değişmez. Bu konuda sizi hakikate davet ediyorum, kimse kamuoyunu yanıltmasın diyorum, teşekkür ediyorum.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Hakikat; mahkemeye bilgi vermiyor.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Başarır.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Başkan, emekli aç, asgari ücretli aç!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, ben önce istedim.
BAŞKAN - Sayın Başarır, isterseniz, isterseniz pozitif ayrımcılık yapalım, Sayın Koçyiğit çok sinirlendi.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Başladım, bitireyim.
BAŞKAN - Buyurun.
51.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, çok güzel bir soru sordunuz Sayın Akbaşoğlu'na, dediniz ki: "Muhalefet size hangi konuda sataştı?" Aslında sataşmadık. Ha, "Emekli" kelimesi sizin için bir sataşma sebebi olmuş zaten.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Olmuş!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Emekli" dedikçe bunu sataşma olarak algılıyorsunuz. Diyorsunuz ki: "Emekli başımızın tacı." Emekliyi başınızın tacı yapmayın, hakkını, parasını verin ya!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bir beş dakika ara verelim mi Sayın Başkan?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir daha söylüyorum: TÜİK, tabii ki bir devlet kurumu ama bir devlet kurumunun ciddiyetiyle, adaletiyle görevini yapsın, sarayın talimatıyla değil.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Son kez söz veriyorum ve bu konuyu kapatıyorum.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Öyle yapmıyor, sarayın talimatıyla yapmıyor, görevini devlet kurumu olarak yapıyor.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Yapmıyor! Mahkemeye bilgi vermiyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sizin yalan ve iftiralarınız gerçeği değiştirmez.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Mahkemeden bilgi saklıyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bağırmayın bana!
BAŞKAN - Evet, buyurun.
52.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, Sayın Akbaşoğlu'nu dinleyince, muhtemelen bütün vekil arkadaşlara da kamuoyuna da şöyle bir duygu geçiyordur ama en önemlisi emekliler "Ya, evet, bunlar yeni mi iktidara geldiler acaba? Bu yüzde 70 enflasyonu kim yarattı? Bütün bu rakamları kim manipüle ediyor? Kasımda 0,87, aralıkta 0,89 enflasyonu kim çıkardı?" diye soruyordur. Ben kendisine hatırlatıyorum, yirmi dört yıldır iktidarlar ve bütün bunların müsebbibi de kendileri; bu bir.
İkincisi, ya, Allah aşkına, her şeyi manipüle ediyorsunuz, her şeyi araçsallaştırıyorsunuz, emir-talimatla zamları aşağı çekiyorsunuz; işçinin, emekçinin, emeklinin parasına el koyuyorsunuz. Ya, bu, aynı zamanda el koyma. Çok açık ve net bir şekilde el koyuyorsunuz, sonra geliyorsunuz "Kimse TÜİK'e bir şey söyleyemez, TÜİK devlet kurumu." diyorsunuz. Hadi oradan ya, hadi oradan! Neresi kalmış devlet kurumu diye?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sağ olun. "..."[4] Başkan.
"Devlet kurumu" diye diye içini boşalttıkları bir müessese var ve çok açık, bakın, belki gülerek söylüyoruz ama basit bir şeyden bahsetmiyoruz Sayın Başkan, bu ülkede asgari ücret, ortalama ücret. Milyonlarca işçi asgari ücretle çalışıyor ve bu enflasyon oranları o zam oranlarını belirliyor. Burada çalışan bütün arkadaşların maaşları o enflasyon oranları üzerinden belirleniyor. Yani AK PARTİ iktidarı, AKP, asgari ücretlinin, emeklinin, yetimin, yoksulun, dulun hakkını yiyen, maaşına çöken bir iktidardır bu kadar açık ve net bir şekilde. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Muhammet Bey, söz istediniz, ışık yanıyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tamamını reddediyoruz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Işık yanıyor, ışık!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tamamı iftira.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Önergeler
1.- Başkanlıkça, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliğinden 2/2/2026 tarihinde istifasına ilişkin önerge yazısı (4/125)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Denizli Milletvekili Sayın Yasin Öztürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı Kâtip Üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 2 Şubat 2026 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.
Bilgilerinize sunulur.
2.- Başkanlıkça, Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz’un Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden 3/2/2026 tarihinde istifasına ilişkin önerge yazısı (4/126)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Çanakkale Milletvekili Sayın Rıdvan Uz'un Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 3 Şubat 2026 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.
Bilginize sunulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
C) Tezkereler
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay ve beraberindeki Dışişleri Komisyonu heyetinin 9-14 Şubat 2026 tarihleri arasında ABD’nin başkenti Washington’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmeleri hususuna ilişkin tezkeresi (3/1327)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Fuat Oktay ve beraberindeki Dışişleri Komisyonu heyetinin 9-14 Şubat 2026 tarihleri arasında ABD'nin başkenti Washington'a resmî bir ziyaret gerçekleştirmeleri planlanmaktadır.
Söz konusu ziyaret hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.23
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.37
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, açmadan küçük bir şey öğrenmek istiyorum. Biraz önce burada oylamaya sunduğunuz bir tezkere vardı, Amerika'ya gidecek bu Fuat Oktay organizasyon işleri, Dışişleri Komisyonu; bütün partiler varken DEM PARTİ neden yok? Cemal Süreya'nın dediği gibi, bütün kara parçaları dâhil ama Afrika hariç yani bunu hangi hukuka sığdırırsınız, Meclis olarak bunu sormak ve öğrenmek istiyoruz, neden bu dışlayıcı dil? Bizim bu solumuzdaki partiler gidiyor, sağımızdaki partiler gidiyor, biz neden gidemiyoruz; bunu öğrenmek istiyoruz.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Biz de yokuz Başkanım, biz de yokuz.
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VIII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- YENİ YOL Grubunun, Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından, kamu yönetiminde yaygın bir uygulama hâline gelen ve kamuoyunda “merkeze çekilmek” olarak adlandırılan fiilî görev verilmeden özlük hakları korunarak merkezde bekletilen kamu görevlilerinin sayısının, hukuki dayanaklarının, kamu maliyesine olan yükünün kurumsal verimlilik ve insan kaynağı yönetimi üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 3/2/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3/2/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/2/2026 Salı (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Bülent Kaya |
|
| İstanbul |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından, kamu yönetiminde yaygın bir uygulama hâline gelen ve kamuoyunda "merkeze çekilmek" olarak adlandırılan fiilî görev verilmeden özlük hakları korunarak merkezde bekletilen kamu görevlilerinin sayısının, hukuki dayanaklarının, kamu maliyesine olan yükünün kurumsal verimlilik ve insan kaynağı yönetimi üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 3/2/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/2/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun lütfen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
AK PARTİ Grup Başkan Vekili Muhammet Emin Akbaşoğlu burada mı? Burada yok. Muhammet Emin Akbaşoğlu'na bir tavsiyede bulunacağım, süremin geçtiğinin de farkındayım: Bu TÜİK hem kamuoyuna enflasyon sepetinin rakamlarını açıklamıyor hem de mahkemeye enflasyon sepetinin rakamlarını gönderirken bir şifre vererek bu şekilde gönderiyor ve diyor ki: "Bunu üçüncü kişilerle paylaşamazsın." Hukuk devletinde, TÜİK mademki devletin bir kurumudur, devlet hukukun üstünde midir? Hukuk devletin üstündedir. O zaman ne yapalım? Gelin, hep beraber bir araştırma önergesi verelim, TÜİK'in bu enflasyon sepetini niçin açıklamadığını, 2018'e kadar İTO'yla açıklamış olduğu rakamların yan yana, paralel gittiğini, 2018'den sonra hem İTO'yla hem ENAG'la ilgili olarak da onların açıklamış olduğu enflasyon rakamlarıyla makasın çok açıldığını hep beraber görelim ve de Meclisin üzerinde başka bir iradenin olmadığını, bir devlet kurumunun olamayacağını, yürütmenin olamayacağını hep beraber gösterelim arkadaşlar. Yapabilir miyiz? Yapamayız. Neden yapamayız? Adalet ve Kalkınma Partisi kesinlikle böyle bir önergeye oy vermez değerli arkadaşlarım.
Gelelim bizim önergemize. Bizim grup önerimiz, araştırma önergemiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildikten sonra Türkiye'de il müdürleri, bölge müdürleri, daire başkanları, genel müdürler, genel müdür yardımcıları veyahut da bakan danışmanları veyahut da çeşitli kurumların danışmanları, müşavirleri dâhil olmak üzere herkes kızağa çekilmeye başlanıyor. Eğer sizin bakanlarınız Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilinceye kadar bu atamış oldukları bahsettiğim kurumlardaki idarecileri, bürokratları liyakatli ve ehliyetli bir şekilde atadıysanız niçin Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtikten sonra bu kişileri kızağa çektiniz? Eğer bunlar liyakatli ve ehliyetli atanmadılar da bu nedenle bunları kızağa çekiyorsanız, siz neden liyakatli ve ehliyetli olan insanları değil de liyakatsiz ve ehliyetsizleri atamış oldunuz?
Ve bakıyoruz şimdi bu insanlara, bu insanlar çok ciddi maaşlar alıyorlar ve bu insanlar yıllarca devlet kademelerinde çalışmışlar; memur olmuşlar, şef olmuşlar, müdür olmuşlar, bölge müdürü olmuşlar, daire başkanı olmuşlar, şube müdürleri olmuşlar, genel müdür yardımcıları ve genel müdür olmuşlar. "Bu insanlar kaç bin kişidir?" diyerek soru önergesi veriyorum, cevap vermiyorsunuz. Yani kaç bin kişi şu an Türkiye'de, bu kadar yetişmiş bir kadro, bürokrat oturdukları yerde maaş alıyor? Bunlara "uzman" sıfatı veriyorsunuz. Peki, bunlar uzmansa eğer meslekleriyle ilgili, liyakatleri ve ehliyetleriyle ilgili olarak projeler sunuyor musunuz? Bakanlıklar bunlara projeler sunarak "Bunlar çalışsınlar." diyor musunuz? Hayır, demiyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, mesele sadece maliyet meselesi değildir, bu uygulama devlet hafızasının da yok edilmesidir aynı zamanda. Yılların birikimlerine sahip bir genel müdürü, bürokratları sadece "Bizden değil." veya "Yolumuza taş koyuyor." diyerek bir odaya hapsedip köreltmeye mahkûm etmek bu ülkenin beşerî sermayesine ihanettir. Bir devlet yetişmiş insan kaynağını, siyasi veya keyfî tasarruflarla nasıl böyle fütursuzca, atıl bir şekilde değerlendirmez? İnsanlar işe gitmek istiyorlar, çalışmak istiyorlar, üretmek istiyor bu bürokratlar ama sistem onlara "Sen otur, maaşını al ama işe karışma!" diyor. Bu, bir kamu görevlisine verilebilecek en ağır cezadır, onun onurunu ve aidiyet duygusunu kırmaktır. Şeffaflık nerede, denetim nerede? Hangi kurumda kaç kişi kızakta, bu insanların kamu bütçesine yıllık maliyeti tam olarak ne kadar bilmiyoruz. Çünkü bu veriler kamuoyundan, bizlerden saklanıyor. Karanlıkta bırakılan bu alan ne yazık ki sadakatin ödüllendirildiği bir sus payı sistemine dönüştürülüyor maalesef. Bu çarpık tabloyu aydınlatmak ve bu israfa, bu insan kaynakları israfına "Dur!" demek bizlerin boynunun borcudur. Bu sebeple kamuoyunda "merkeze çekilmek" veya "kızağa çekilmek" olarak adlandırılan bu durumun boyutlarını, nedenlerini, kamu maliyesine yükünü ortaya çıkarmak amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve tüm bakanlara ayrı ayrı soru önergesi verdim. Biliyorum cevaplandırmayacaklar, ne sayıları söyleyecekler ne maliyetleri söyleyecekler ne insan kaynaklarından görmüş olduğumuz zararları söyleyecekler, söylemeyecekler ve de sudan bahanelerle geçiştirip gidecekler ama yine de bu soruların takipçisi olacağım. Ancak bu, sadece önergelerle geçiştirilecek bir mesele asla değildir. Gelin bu konuyu enine boyuna incelemek, liyakat erozyonuna son vermek ve gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmek için bir Meclis araştırması açalım. Bu uygulama, eğer hukuki ise gelin dayanağını gösterin, eğer meşru ise gelin sayılarını açıklayın.
Alev Alatlı'nın ölüm yıl dönümüydü, biraz önce Alev Alatlı'ya atıfta bulunduk. Ne diyordu? "Her kanuni şey hukuki değildir; aynı zamanda, her hukuki diye nitelendirdiğiniz ahlaki değildir, meşru değildir."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.
O zaman hem hukuki olsun kanunlarımız, yasalarımız hem meşru olsun hem ahlaki olsun. Eğer bu uygulama hukukiyse gelin bize hukuki gerekçelerini açıklayın, meşru ise gelin sayılarını açıklayın, eğer savunulabilir ise gelin millete anlatın. Milletimiz bizden tasarruf beklerken devletin kadrolarını atıl yönetici deposuna çeviren bu zihniyeti hep birlikte durduralım. Adalet, mahkeme salonlarında değil -ki orada da tesis edildiği bir muamma zaten- kamu yönetiminin her bir kademesinde tesis edilmelidir. Atıl bırakılan bu bürokratlarla ilgili olarak araştırma önergemize "evet" oyu verin ve Türkiye'nin ne kadar insan kaynağını kaybettiğini hep beraber görelim. Bir yandan genç insanlar yurt dışına giderken bir diğer yandan da yetişmiş, on yılını, yirmi yılını, otuz yılını, kırk yıllını bu devlete tahsis etmiş, tecrübeli, bilgili insanları da heder etmeyelim, heba etmeyelim. Gelin, hep beraber "evet" oyu verelim diyorum ama vermeyeceğinizi de biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ben buradan milletime sesleniyorum.
Teşekkür eder, saygılar sunarım. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Sayın Türkoğlu, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; aslında konuştuğumuz mesele, kamuda teknik bir personel düzenlemesi falan değil, bu mesele kamuda insanların düpedüz cezalandırılmasıdır; dahası "Benim gibi düşünmezsen seni çalıştırmam." demektir. Ülkemizde son yirmi dört yıldır alınan kızağa çekme kararları tamamen siyasetendir ve de hoyratçadır. Üstelik, kamuda, bugün itibarıyla pasif göreve çekilenlerin sayısı nedense tövbe billah açıklanmıyor. Bu konuda resmî bir istatistik de yok. Neden yok, onu da anlamak mümkün değil.
Bazı uzmanlar ve insan hakları örgütleri, 2016 sonrası için bu sayının -emekli olanlarla birlikte- toplamda 50 bini geçtiğini, 80 bine yaklaştığını söylüyor. Yani afaki bir rakam konuşuluyor. Soruyorum: Gerçekten, neden bu konuda güncel ve resmî bir kayıt yok, sayı yok? Kaç vali, kaç kaymakam, kaç Emniyet müdürü, kaç yönetici, kaç daire başkanı kızakta? Kimden, neyi saklıyorsunuz? Ne demek bu kızakta olmak? Suç yok, disiplin cezası yok, mahkeme kararı yok ama görev de yok; oda var, masa var, maaş var ama iş yok. İçlerinde illerde senelerce mesai harcamış valiler, ilçelerde sahada çalışmış kaymakamlar, Emniyette yıllarca terörle mücadele etmiş müdürler, Millî Eğitimde okul kurmuş yöneticiler, müdürler, Diyanette teşkilatı tanıyan yöneticiler var ve bir sabah bakıyorlar ki merkeze alınmışlar, tabiri caizse bankamatik memuru yapılmışlar. Niye? "Bizim gibi düşünmüyorsun, bizimkilerin sendikasından değilsin." diye, "Yandaş değilsin." diye. İşin aslı bu.
Bakın, açıkça söylüyorum: Bu, liyakatsizlikten de öte bir şeydir; bu, düpedüz siyasi intikamdır. Bu ülkede çalışan insan eğer çalıştırılmıyorsa o insan cezalandırılıyor demektir ama asıl cezayı da millet ve devlet çekiyor demektir. Yüzlerce, binlerce yönetici duvara bakarak bu ülkede gün dolduruyor gün; bu mudur verimlilik, bu mudur devlet aklı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım efendim.
BAŞKAN - Tamamlayalım.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Bu uygulama sadece bütçeye yük değildir, bu uygulama ahlaki bir yıkımdır çünkü çalışan şunu görüyor: "Ne kadar çalışırsam çalışayım, ne kadar başarılı olursam olayım siyaseten eğer aram iyi değilse yarın ben de bir kenara konulacağım." Böyle yerde verimlilik olur mu, dürüstlük olur mu, çalışma olur mu? "Başımı derde sokmayayım." diyen herkes bu işe "Eyvallah!" diyor. İşte devlet böyle çürüyor, devlet böyle yavaşlıyor, devlet böyle halktan kopuyor.
Şunu anlıyoruz: Bakan değişince bakan yardımcılarının değişmesini anlıyoruz, müsteşarları anlıyoruz, hadi genel müdürleri de anlıyoruz; Allah aşkına, daire başkanına, şube müdürüne, okul müdürüne kadar inmek nedir yahu? Bu işgalci anlayış nedir diyor, YENİ YOL Grubunun önerisini destekliyoruz.
Teşekkür ederim. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Sevilay Çelenk.
Buyurun Sayın Çelenk. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime başlarken Boğaziçi Üniversitesi emekli öğretim üyesi, kıymetli hocamız Şemsa Özar'ı kaybetmekten derin bir üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Barış bildirisi imzacısı da olan Şemsa Hoca çok kıymetli bir hocamızdı, anısını mücadelemizle yaşatacağız.
YENİ YOL Grubunun önergesine gelince; bu önerge, aslında, basitçe, böyle, bir merkeze çekme, bir atıl personel sorunu değil, onun ötesinde bir şeye işaret ediyor. Aslında AKP'nin kamu personel rejimi dairesindeki bu tasarruf parti-devlet özdeşliğinin kurulması projesinin de belkemiğidir, bu anlamda buna böyle bakmak gerekir her şeyden evvel. Aslında Türkiye'de kamu personel rejimi hiçbir zaman tam anlamıyla liyakat temelindeki ideal bir bürokratik yapıyla örtüşmemiştir, bir bürokrasi idealiyle örtüşmemiştir; ideolojik yapılanma, siyasi bağlantı ve kayırmacılık her dönem az ya da çok etkili olmuştur bu politikalarda. AKP iktidarı kamu personel rejiminin yapısal zayıflıklarını bir reform ihtiyacı olarak değil, tam tersine, sistematik bir iktidar konsolidasyonu için fırsat olarak görmüştür. Kurumsal tasfiyeler -şimdi TÜİK konuşulurken de bunu hatırlamak gerekirdi- kurumları kırımdan geçirme ve itibarsızlaştırmayla geçen AKP yılları Türkiye'de kamu personel rejiminin sistematik olarak tahrip edilişinin de çeyrek yüzyılıdır. Özellikle bir politik olarak eleme sistemine dönüşmüş olan mülakat, AKP iktidarları döneminde hep hedefe konulmuş ve bunun kaldırılacağı söylenmiş, açıkçası kendi tabanında da hem bu yönde bir umut yaratmış hem de bir destek görmüştür ancak AKP, mülakat sistemine hiçbir müdahale etmediği gibi ideolojik bir eleme işlevi olarak da bu uygulamayı pekiştirmiştir.
AKP iktidarının kamu personel rejimine yönelik söylemi bir hınç birikimi tarafından yönetilmiştir. Bildiğiniz üzere 14 Temmuz 2017 akşamı darbe girişimi, o menfur girişim bir fırsat olarak görülmüş ve 1'inci yılda 692 sayılı KHK'yle çoğunluğu kamu görevlisi 7.563 kişi görevden ihraç edilmiştir. İtiraz etme yolları açık değildir, yargı denetimine tabi olan bir uygulama değildir. Bu büyük memur tasfiyesiyle aynı gün Cumhurbaşkanı şunları söylemiştir: "Diyorlar ki: 'Bu kadar kişi işinden oldu, ne olacak onlara?' Gitsin, özel sektörde çalışsın, bize ne; devlet mi besleyecek bunları? Bunları devlet besledi, gelip devlete ihanet ettiler." Gördüğünüz gibi, kamu personeli devlet beslemesi olarak görülüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - AKP'nin memuriyet hıncı, 657'yi hedefe koyması öyle basitçe bir darbe girişimini vesaireyi dikkate alarak değerlendirebileceğimiz bir şey değildir, bu dönemden çok önce başlamıştır. Geriye dönük bir söylem analizi yaptığınızda bunu görürsünüz. "Yok, 657'yi değiştirelim, yargı güvencesi zırhını kaldıralım, iş güvencesini ellerinden alalım." Mır mır, sürekli olarak hedefe konulmuştur, hep kamu görevlisinin, memurun ekmeğinde gözü olmuştur. Bu, gerçekten çok açıktır. Bu tablonun da böyle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede merkeze çekme uygulaması görevden uzaklaştırmanın yumuşak bir yüzüdür, bir tür yargı denetiminden de kaçırılan ve yine yandaşa bürokraside alan açan bir uygulamadır. Bu nedenle, YENİ YOL Partisinin araştırma önergesini desteklediğimizi belirtmek isterim.
Teşekkürler. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar?
BAŞKAN - Teşekkürler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün.
Buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkanım, Başkanlık Divanımızın değerli üyeleri, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, toplam nüfusa baktığımızda 86 milyon olan bu nüfus, coğrafya bütünlüğü açısından ve diğer komşu ülkeler arasında yaşadığımız sorunlar yönünden genel bir değerlendirdiğimizde 375 no.lu Kanun Hükmünde Kararname'yle yönetilemeyecek kadar büyük bir ülkedir. Cumhurbaşkanlığının 375 no.lu Kararnamesi'yle içine doldurulan, bu araştırma önergesinde geçen valisinden daire başkanına, kaymakamından üst bürokrata kadar uygulanan bu yöntemin doğru olmadığını ifade etmek isterim.
Bölge Milletvekilim Sayın Halil Eldemir de burada. Şeyh Edebali der ki: "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." Önce insan, önce insanı yaşatacağız; insanın tecrübelisini, liyakat sahibi olanını, eğitimde başarılı olanını görevlere getireceğiz, vali yapacağız, bürokrat yapacağız. Geçmişte devlette en iyi şekilde yetişmiş insanlar, üst düzey bürokratlar müsteşarlık makamında görev yaparken şimdi devleti temsil eden müsteşarlık makamını, maalesef, kaldırdınız -bakan yardımcılığı kadrosunu bir şekilde Anayasa değişikliğiyle gündeme getirdiniz- bu müsteşarlık kalktı; yerine geçmişte milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış, partinizle sıkı ilişki içerisinde bulunmuş kişiler, maalesef, bakan yardımcısı olarak görevlerine devam etmektedirler.
Sayın milletvekilleri, önce insan, insanı yaşatacağız ve devletin kurum ve kuruluşlarını yaşatacağız. Bu düşünce doğrultusunda baktığımızda, devletin bu organlarına atadığınız bürokratlar, devletin verdiği görevleri, maalesef, yerine getirememektedirler. İşte, görüyoruz, orman yangını çıkıyor "Sayın Cumhurbaşkanının izniyle..." açıklamasını duyuyorum; efendim, bir resmî kurumda yangın çıkıyor, hastane yanıyor "Cumhurbaşkanının izniyle..." diyorsunuz; deprem oluyor, Türkiye'de bugüne kadar yaşanmış en büyük depremi -depremin haftası olduğu için söylüyorum- yaşıyor bu ülke "Sayın Cumhurbaşkanının izniyle gereken müdahale yapıldı." diyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - İşte, devleti yönetenler, bu tür liyakatsiz insanları görev başına getirdiğinizde bu değişiklik hiç olmayacaktır.
Evet, YENİ YOL Partimizin grup önerisinin gündeme gelmesi, kabul edilmesi, oylanması doğrudur. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bizler de destekliyoruz.
Gerçekten, bugüne kadar kızağa çektiğiniz, göreve iade etmediğiniz bu bürokratları ne yaptınız arkadaşlar, ne yapıyorsunuz? Bu kadar valiyi, bu kadar daire başkanını, geçmişte bu kadar görev yapan bu liyakatli insanları ne yapıyorsunuz? Neden görev vermiyorsunuz, niçin vermiyorsunuz? Bunların sayısı, adedi ne kadardır, biz bunu öğrenmek istiyoruz, 86 milyon da öğrenmek istiyor.
YENİ YOL Partisinin grup önerisini destekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Sayın Halil Eldemir.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL ELDEMİR (Bilecik) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi Grubunun Anayasa’nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, önerge sahibi grubun değerli hatibi Sayın Özdağ birçok konuyu dile getirdi. İçlerinde kısmen katıldığımız konular var, kısmen katılmadığımız konular var. Bazen bazı hususlardaki görüşlerimizi ifade ederken bakış açısı değiştirmekte de fayda var. Şöyle ki: Bir teknik direktör takımı galip gelsin diye sahaya 11 kişi sürer ve bunu yaparken de en iyi 11'le çıktığını iddia eder ama oyun içerisinde şartlar değişir, velhasıl, yedeklerden de alma ihtiyacı duyar yani takım oyuncuları arasında değişiklik yapma ihtiyacı hissedebilir. Bilindiği üzere kamu kurum ve kuruluşlarındaki yöneticilik görevlerine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında liyakat ilkeleri esas alınarak atamalar yapılmaktadır. Öte yandan, kamu hizmetlerinin belirlenen hedefler doğrultusunda daha etkin, ekonomik ve verimli yürütülmesi anlayışı çerçevesinde bu görevlerde zaman zaman değişiklik yapılması ihtiyacı ortaya çıkabilmektedir. Söz konusu ihtiyaç çerçevesinde görevden alınan personel, ilgili mevzuatta öngörülen kadro veya görevlere atanmaktadır. Bu şekilde görevden alınan ilgili yöneticiler, görevlerinde kesintisiz olarak iki yıl kaldıkları takdirde mevcut mali haklarından iki yıl daha faydalanıp devam etmektedirler ve daha sonra da kendileri kanunda belirtilen kadrolarına atanmış olurlar. Bakanlık müşaviri, müşavir, danışman, idari uzman, araştırmacı kadro veya pozisyonlarında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 35'inci maddesi çerçevesinde hazırlanan Bakanlık Müşaviri, Müşavir, Danışman, İdari Uzman ve Araştırmacıların Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik aslında bu sorunları çözmek için yeniden düzenlenmiş ve 21/11'de yani geçtiğimiz Kasım ayında 33084 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HALİL ELDEMİR (Devamla) - Başkanım, bir dakika ilave süre isteyebilir miyim?
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HALİL ELDEMİR (Devamla) - Bakanlık müşaviri, müşavir, danışman, idari uzman ve araştırmacı kadro veya pozisyonlarına atananlar kurumları tarafından verilen görevleri icra etmekle yükümlü olmakla birlikte, anılan kanun hükmündeki kararname ve yönetmelik hükümleri çerçevesinde bunlara izleme, değerlendirme, araştırma, rehberlik, proje ve eğitim gibi görev ve hizmetleri yapmak üzere hizmetlerine ihtiyaç duyulan diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, kanunla kurulan dernek ve vakıflarda talepleri üzerine görevlendirme öngörülmektedir. Yani yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere son yönetmelikle birlikte "kızağa çekilmek" "merkeze çekilmek" gibi bir uygulamayla karşı karşıya kalınmadan boşluk olan yerlerde ve kişinin inisiyatifiyle görev yapmasının sağlanması amaçlanmaktadır.
Bu önergeyi Genel Kurulun takdirine sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kabul edildi gibi geliyor.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kabul edilmemiştir.
BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, açık fark var yani nasıl oluyor anlamadım.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- İYİ Parti Grubunun, Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ve 19 milletvekili tarafından, gençlerin tarımdan uzaklaşmasının sebeplerinin tespit edilmesi, yeniden tarımsal üretime dâhil olmaları, hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlar ve tüm bu sorunlara yönelik politikaların belirlenmesi amacıyla 11/12/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3/2/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/2/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Uğur Poyraz |
|
| Antalya |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ve 19 milletvekili tarafından, gençlerin tarımdan uzaklaşmasının sebeplerinin tespit edilmesi, yeniden tarımsal üretime dâhil olmaları, hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlar ve tüm bu sorunlara yönelik politikaların belirlenmesi amacıyla 11/12/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/2/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Mustafa Gürban.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.
Nüfusumuzun yaklaşık yüzde 45'i asgari ücretli. Bu nüfusa sabit gelirli vatandaşlarımızı da eklediğimizde nüfusun yarısından çoğu açlık sınırı altında veya en iyisi geçim sıkıntısı çekmektedir. Aklımda bundan sonrası için bir soru var: Emekli Ayşe teyze; tek maaş, 3 çocukla evini geçindirmeye çalışan Eren Öğretmen; şehir dışında üniversite okuyan gençlerimiz yeterince et yiyebiliyorlar mı? Et fiyatları düşecek mi veya en azından sabit kalabilecek mi? Uygulanan politikalarla ne yazık ki bu mümkün değil. En basit şekilde anlatacak olursam yurt dışından ıslah edilmek için getirilen damızlık hayvanlar bir yılı bulmadan kesime gidiyor. Bunun da en büyük sebeplerinden biri, fiyatların sürekli baskılanması, maliyetlerin de devamlı artıyor olması; bu durum da çiftçiyi içinden çıkılmaz bir duruma itiyor. Bu süreç böyle ilerlediği müddetçe et fiyatlarının düşme ihtimali ve şansı yok.
Değerli milletvekilleri, Et ve Süt Kurumu ülkemizin en büyük ithalat firması. Bugün, ithalat politikaları yüzünden Türk besicisi rekabet edemez hâle gelmiştir.
Değerli milletvekilleri, çiftçinin maliyeti kasımda yüzde 34'ün üzerinde arttı. TÜİK'e göre veteriner harcamaları bir yılda yaklaşık yüzde 65, gübre ve toprak geliştiriciler yaklaşık yüzde 46, tohum ve dikim materyali yaklaşık yüzde 38 arttı. Mısır silajı, ot, saman ve yoncadan elde edilen kaba yemlerin maliyeti ise yaklaşık yüzde 39'un üzerinde yükseldi. Hayvan yemi ise yaklaşık yüzde 34'ün üzerinde artış gösterdi. Yem maliyetleri altında ezilen üretici ahırını kapatmakta, hayvanını kesime göndermektedir. Kırsal üretim bu şekilde tasfiye edilmektedir. Bir tarafta pahalı et, diğer tarafta iflas eden üreticilerimiz. Bakanlık; üreticiyi, üretim kapasitesini düşünerek değil ithalat yaparak fiyatları kontrol etmeye çalışıyor. Uygulanan politikanın amacına ulaşmadığı, ithalata rağmen fiyatların düşmemesinden anlaşılıyor. Bizim ihtiyacımız, ithalat lobilerini değil Türk çiftçisini ve besicisini koruyan, kalıcı, akılcı ve yerli bir hayvancılık politikasıdır.
Sayın milletvekilleri, en büyük problemlerimizden bir tanesi de üreticinin çalıştıracak işçi bulamamasıdır. Çiftçilerimizin yaş ortalaması yaklaşık 60 yaşına kadar gelmiştir. Erkeklerin yaş ortalaması 58, kadın çiftçilerin yaş ortalaması ise 61'dir; üreticilerimizin de yüzde 35'i 65 yaşın üzerindedir. 18 ve 32 yaş arası genç çiftçilerimizin oranı sadece yüzde 5'tir. Hâlihazırda işçilerin büyük bir çoğunluğu yabancılardan oluşmaktadır. Yaşa bağlı olarak da iş gücü azalmaktadır. Hayvancılık gibi zahmetli işlerde kayıp daha büyük ve telafisi daha zordur. Teşviklerin, hayvan temini dışında farklı sosyal alanları da kapsaması gerekmektedir. Belde ve köylerde yaşayanlar için teşvik modelleri geliştirilmelidir. Gençlerimiz şöyle düşünmektedir: "Zaten bir sosyal yaşamımız yok; eğitim, sağlık gibi hizmetleri de yeterince alamıyoruz; üstüne, üretimde de problemler yaşayacağız. Para kazanamayacaksam niye köyde durayım? Hayat pahalılığını şehirde yaşarım." Köye dönüş için yapılan bazı girişimler de teşvikler de gençlerimiz için çare olmuyor. Hayvancılık zor bir meslek. Başka zor meslekler de yok mu? Elbette var, fazlasıyla var ancak o mesleklerde kazanç var. Şimdi düşünelim: 25 yaşındasın; bayram yok, hafta sonu yok, gece yok, gündüz yok; her an her şey olabilir yani iş modeli 365 gün 24 saat; sosyalleşme yok, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanması çok kısıtlı veya yok; sanatsal etkinlik zaten yok; sportif faaliyet yok. Kazanç var mı? Kazanç da yok, zarar var. O zaman doğru soruyu sormak lazım: Gençlerimiz mi hayvancılık yapmıyor yoksa yapması için bir sebep mi yok? Hata kimde? Hata; politika üreticilerinde, daha doğru ifadeyle doğru politikayı üretemeyenlerde.
Uygulanan politikaları göz önünde bulundurarak konuşmama son vermek istiyorum. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yüz üç yıl önce, 1923 yılında, İzmir İktisat Kongresi'nde beyan ettiği ekonomik bağımsızlık modelinden yüz üç yıl sonra, 2026 yılında ekonomik bağımlılık modeline geçmiş bulunuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Devamla) - Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'de tarımsal istihdamın gerçekleri... Türkiye'nin tarım sektörü, tarihsel ve ekonomik önemiyle stratejik bir konumdadır ancak istatistikler, tarımın istihdam ve ekonomik yapı içindeki rolünün ciddi şekilde dönüşmekte olduğunu bizlere göstermektedir. AK PARTİ iktidarının uzun süre Tarım Bakanlığını yapmış olan Sayın Mehdi Eker'in deyimiyle... "Türkiye'de tarım politikasını bir cümleyle özetleyebiliriz." derdi kendisi. "Ekin ile koyun, gerisi oyun." derdi. Evet, maalesef, o sözünün gereğini yerine getirdiler; ekini de tedavülden kaldırdılar, koyunu da tedavülden kaldırdılar. Ekini Ukrayna'dan veya dış ülkelerden, koyunu ise ta Güney Amerika'dan... Büyükbaş hayvancılığı ve küçükbaş hayvancılığı bitirdiler. Böyle bir mantıkla, böyle bir bakış açısıyla nasıl olsun da gençler tarımdan uzaklaşmasın?
Tarımsal istihdamda ciddi bir düşüş var değerli milletvekilleri. İstihdam sayısı yıllar içerisinde geriledi. 2000'li yılların başında tarımda istihdam edilen kişi sayısı yaklaşık 7,5 milyon civarındayken -o günkü şartlarda 70 milyon civarında nüfusumuz var, bugün 86 milyonuz- bugün bu rakam 4,7-4,8 milyon kişiye gerilemiştir; bu da yaklaşık 2,5-3 milyonluk bir daralma anlamına geliyor. Bu düşüş, sadece kayıtlı istihdam azalışı değil aynı zamanda kırsal alanlardan kentlere göç, genç nüfusun tarımdan uzaklaşması ve yapısal dönüşümün bir sonucudur değerli milletvekilleri.
Evet, tarım sektöründe kayıt dışılık, düşük sosyal güvence gençlerin tarımdan uzaklaşmasının en önemli sebeplerinden biri şüphesiz. Tarım sektöründe yüksek oranlarda kayıt dışılık devam ediyor, çeşitli çalışmalara göre tarımda kayıt dışılık oranı yaklaşık yüzde 80-85'ler civarındadır. Bu da sosyal güvenceye erişimi zorlaştırmakta, çalışma koşullarını zayıflatmaktadır. Sigortalı, istihdamda kayıtlı işçi sayısı görece düşük olup tarım iş kolunda sendikalaşma oranı sınırlıdır. Örneğin SGK istatistiklerinde yaklaşık 177 bin civarında kayıtlı işçi, düşük sendika üyeliği dikkat çekmektedir tarımda.
Sektörün ekonomik ağırlığı azalsa da önemi sürüyor değerli milletvekilleri. Özellikle pandemi şartlarında biz şunu gördük ki bir ülke kendi tarımıyla doyamıyorsa, kendi tarımıyla ürettiklerini ihraç edemiyorsa büyük bir ekonomik tehlike içerisindedir, tarımsal tehlike içerisindedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Eğer bugün siz, ülkenizde, Kanada'dan getirdiğiniz mercimeği 3 harfli marketlerde 40 liraya satıyor ama Türkiye'de ürettiğiniz mercimeği aynı marketlerde 70 liradan satıyorsanız tarımda alarm zilleri çalıyor demektir.
İşte, geçmiş dönemde Tarım Bakanlığı yapan bir büyüğümüz arka sıralarda oturuyor. Allah aşkına, bu bir millî güvenlik meselesi değil mi, bu bir beka meselesi değil mi? Tarımda şu anda yaşadıklarımız -Allah için soruyorum sizlere- içinize siniyor mu? Bugün bu ülke eğer kendi ürettikleriyle kendi tüketimini karşılayamıyorsa ve hayvancılıkta Macaristan'da kurulan bir şirket Güney Amerika'dan adrese teslim mal getiriyorsa bu -"mal"ı büyükbaş hayvan olarak ifade ediyorum burada- Türkiye'nin ayıbıdır, iktidarın ayıbıdır. İktidar bir an önce bu konularda gerekli adımı atmalıdır. O yüzden İYİ Parti'nin araştırma önergesine sonuna kadar destek olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar.
Sayın Şenyaşar, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli halkımızı ve cezaevinde tutsak olan bütün yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Türkiye'yi selamete ulaştıracak AK PARTİ Hükûmeti sayesinde ülkenin güncel durumu: Ekonomi batık, tarım ve mera hayvancılığı bitme noktasında, eğitim yapboz tahtası olmuş; adalet yok, hukuk yok, yargıya güven yüzde 20'nin altında; sürekli artan fiyatlarla esnaf ve sanayici zorda, emekli ve asgari ücretli geçinemiyor. Halkın içine çıkamayan iktidar, fakire azla yetinmeyi, şükrü ve sabrı tavsiye ederken kendileri "İtibardan tasarruf olmaz." anlayışıyla hareket ederek lüks içinde yaşamaya devam ediyorlar.
Bugün ülkede tarımın geldiği noktayı konuşacağız. Medeniyetin beşiği olan, dünyanın en verimli toprakları üzerinde yaşıyoruz. İktidarın neoliberal sermayeden yana politikaları sonucu tarım alanları yıldan yıla azalıyor. Köylülerin, üzerinde hayvancılık yaptığı mera alanları GES'lere dönüştürülüyor. Yüksek girdi maliyetleri yüzünden çiftçiler topraktan koparılıyor. Bunların sonucu olarak özellikle genç çiftçi sayısı sürekli azalıyor.
Türkiye'nin tarım depolarından biri olan, Mezopotamya'nın bereketli simgesi, seçim bölgem olan Urfa kaderine terk edilmiş. Urfalı çiftçilerin feryadını, ülkeyi yöneten iktidar duymak istemiyor. Görüştüğümüz her üretici, elini sıktığımız her hemşehrimiz aynı dertten illallah etmiş durumda; elektrik yok, tarımsal sulama suyu yok, huzur yok, üretim var ama kazanç yok.
Sulama, tarım için hayati candır ancak Urfa'nın Birecik ve Bozova ilçeleri en temel hak olan suya erişemiyor. Suya ulaşanlar ise hasat sonrası tüm kazancını sulama birliklerine veriyor. Bölgede kurulan sulama birliklerinin suyunu kullansan da kullanmasan da su parası vermek zorundasın; bu durum büyük bir adaletsizliktir.
Hayatında Urfa'yı görmeyen ve iktidar adına konuşan Özlem Zengin "Urfa'da elektrik sorunu yok." dese de Urfa'nın en büyük sorunlardan biri elektrik kesintileridir. DEDAŞ, bölgede âdeta devletüstü bir yapı gibi hareket ediyor; keyfî kesintiler yapıyor, çiftçiye astronomik faturalar ve cezalar yağdırıyor. DEDAŞ, Urfa'nın özellikle Akçakale, Harran, Hilvan ve Siverek köylerini günlerce karanlıkta bırakıyor. Elektriğe erişim temel bir insan hakkıdır, üretimin ana damarıdır. Urfa'da köylüye yapılan bu muamele açıkça zulümdür.
Söz konusu tarım olduğunda mazot fiyatlarına değinmeden olmaz. Mazotun litre fiyatı 60 liraya dayanmış durumda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
FERİT ŞENYAŞAR (Devamla) - Çiftçiyle konuştuğumuz zaman mazot fiyatlarından yakınıyor. Yatlar için mazotta nasıl ÖTV alınmıyorsa çiftçiler için de aynı uygulama bir an önce hayata geçirilmelidir.
Urfa'da "beyaz altın" dediğimiz pamuğun maliyeti 30 lira, şu an piyasada fiyatı 22 liraya kadar düşmüş durumda; aradaki fark çiftçinin cebinden çıkıyor.
Temiz, güvenilir gıdaya erişim bir insan hakkıdır. Birkaç yandaşı zengin etme uğruna tarımsal ürünlerde ithalat politikası yerine gelin, çiftçimizi destekleyelim; gelin, siyasetüstü bu meseleye kulak verelim.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Aykut Kaya.
Sayın Kaya, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AYKUT KAYA (Antalya) - Bu yağmurluğu afetten etkilenen Antalyalı çiftçilerimizin ricası üzerine giyerek çıktım, İç Tüzük'e bağlı kalarak da birazdan çıkaracağım.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Aydın'ı da unutma.
AYKUT KAYA (Devamla) - Buradan tüm çiftçilerimize selam olsun.
Gazipaşa ilçemizde yaşanan dolu felaketinde Beyrebucak, Çobanlar ve Macar Mahallelerinde yaklaşık 200 dekar civarında örtü altı üretim zarar gördü. Yine, ilçemizde, 29 Mayısta Gazi Mahallesi ve Beyobası'nda meydana gelen hortumda seralar ve evler zarar gördü. Oradaki afetle ilgili o dönem en ufak bir işlem yapılmamıştı. Bu vesileyle şu anda hasar tespit çalışmaları devam ederken buradaki vatandaşlarımız da unutulmasın, Gazipaşalı çiftçilerimize gereken destek verilsin. (CHP sıralarından alkışlar)
Manavgat ilçemizde yaşanan hortum afetinde Çolaklı, Büklüce ve Denizyaka Mahallelerimizde yüzlerce dönüm örtü altı üretim ve evler zarar gördü. Denizyaka Mahallemizde caminin minaresi yıkıldı, hasar tespit çalışmaları devam ediyor. Bir an önce buradaki vatandaşlarımızın yaralarının sarılması amacıyla gerekli ödemelerin yapılmasını Manavgatlı hemşehrilerim adına talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Kaya, maksat hasıl oldu, lütfen...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çıkarmasın, bir şey olmaz, ne olacak Sayın Başkanım?
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Başkanım, kravatı var neticede yani.
AYKUT KAYA (Devamla) - Aksu ilçemizin Boztepe, Kumköy, Kundu, Kemerağzı, Karaçallı, Çalkaya, Kurşunlu, Dumanlar ve Solak Mahalleleri afette büyük yara almıştır. Burada DSİ, toplulaştırmadan kalan bazı kanal ve yollar ile kanal temizliklerini yeterince yapmadığı için su taşkınları yaşanmış ve birçok çiftçimiz mağdur olmuştur. DSİ'yi bu eksiklikleri gidermeye Aksulu hemşehrilerimiz adına davet ediyorum. Aksu Çayı'nda yaklaşık 40 tekne bu afette zarar görmüştür. Çaya güvenli bir çekek yeri yapılarak bu vatandaşlarımızın maddi zararları da telafi edilmelidir.
Kumluca ilçemiz de sel baskını ve hortumdan etkilenmiştir. Yatırımı devam eden Salur, Göksu, Baysı, Akıncı ve Akmaz çaylarının ıslah çalışmalarının ivedi şekilde tamamlanması gerekiyor. Üleşik Deresi'nin ıslah çalışmaları için gerekli kamulaştırma ödeneklerinin bir an önce tahsis edilmesi ve yine Üleşik Deresi'ndeki su baskınlarını önlemek ve bölgenin tarımsal sulama ihtiyacının giderilmesi için Kömür Ocağı Göleti'nin tamamlanmasını Kumlucalı hemşehrilerim adına talep ediyorum.
Finike, Demre ve Kaş ilçelerimiz de bu afetten zarar görmüştür. Afetten zarar gören çiftçilerimizin büyük çoğunluğunda TARSİM sigortası bulunmamakta; TARSİM sigortası bulunan üreticilere ise afetten sonra sahaya gelen eksperler yüzde 100 zararın olduğu yerde yüzde 40, yüzde 50 zarar tespit etmiştir; bu durum sigortalı çiftçimiz için de ayrı bir yıkım olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
Buyurun.
AYKUT KAYA (Devamla) - Bu domatesi Aksu ilçemizin Kurşunlu Mahallesi'ndeki doluda camları kırılan bir seradan getirdim. Ürünlerin hepsine cam parçaları saplanmasına rağmen TARSİM yüzde 50 zarar yazmış. Çiftçi bu durumda ne yapsın? TARSİM sigorta şartı aranmaksızın afetten zarar gören tüm çiftçilerimizin zararları karşılanmalı, çiftçilerimizin resmî kurumlara olan borçları faizsiz iki yıl ertelenmelidir, serasını tamamen kaybeden çiftçimiz hibe ve destekler yoluyla yeniden üretime kazandırılmalıdır.
Bugün zor bir dönemden geçen çiftçilerimiz borç harç içerisinde, krediye su gibi ihtiyacı var. Geçen hafta verdiğim kanun teklifiyle çiftçimizin bankalardan ya da Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi başvurusunda SGK prim borcu veya vergi borcu yoktur şartının kaldırılmasını talep ediyorum, bu konuda tüm siyasi partileri bu teklifime destek vermeye davet ediyorum.
Çiftçilerimize selam olsun.
Herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Muhammed Adak.
Sayın Adak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMED ADAK (Mardin) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarımsal üretimde kendi kendine yeterli olan ülkemiz için tarımsal üretimin ekonomik boyutunun çok ötesinde stratejik bir sektör olduğu malumlarınızdır. Dolayısıyla, tarım alanlarımızın geliştirilmesi, su kaynaklarımızın korunması özel bir öneme sahiptir. Ayrıca, gıda güvenliğini sağlamanın ülkemiz için millî güvenlik meselesine dönüştüğü de bilinmektedir. Bu doğrultuda, stratejik ürünler başta olmak üzere artık hangi ürünün nerede ve hangi miktarda ekileceğine Bakanlık karar verecektir.
Bilindiği üzere tarım politikalarının merkezinde en temel faktör üretimdir. Bu itibarla da suya toplam 3 trilyon 350 milyar lira yatırım yapılmıştır. Sulamaya açılan 24 milyon dekar alanla birlikte sulanan tarım alanı 72 milyon dekara ulaşmıştır.
Genç kuşağı kırsalda tutacak olan doğru istihdam ve sosyal politikaların uygulanması, tarımsal istihdam, tarımsal üretim ve özellikle gençlerin istihdamı da oldukça önemlidir. Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi'yle işlenmeyen, nadasa bırakılan, işlemeli tarıma uygun olmayan tarım arazilerinde bitkisel üretiminin artırılması, kuraklığa dayanıklı çeşitlerin ekilişlerinin yaygınlaştırılması ve stratejik arz açığı bulunan ürünlerin üretiminin teşvik edilmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda 81 il tarım ve orman müdürlüğünden gelen proje teklifleri değerlendirilmesinde kadın ve genç çiftçilerin yer aldığı projelere öncelik verilmektedir.
Ayrıca, kırsal kalkınma ve hayvancılığa destek projelerinde kadın ve genç üreticilere ilave puan verilmek suretiyle proje değerlendirme süreçlerinde önceliklendirilmektedir. Geri ödemesiz hayvan hibesi sağlayan Tarım ve Orman Bakanlığı, TKDK, KOSGEB ve belediyeler gibi başlıca kurumlar bu hibelerden çiftçilerimizi yararlandırılmaktadır. Dolayısıyla burada bu hibelerin farklı yorumlanmaması daha yararlı olacaktır.
Gençlerin istihdamına ve kırsal kalkınmaya yönelik olarak yapılan çalışmaların katkısı sayesinde birçok kadın ve genç girişimci aldıkları destekler sayesinde iş sahibi olmaktadır. Ziraat Bankası, Ziraat Katılım Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla kullandırılan hazine faiz kâr payı destekli tarımsal yatırım ve işletme kredi kapsamında 40 yaş ve altı genç üreticiler ile kadın üreticilere kullandırılan kredilerde ilave yüzde 15 oranında faiz kâr payı indirimi uygulanmaktadır. Basınçlı sulama sistemleri hibe desteklerine başvuranın kadın ve genç girişimci olması durumunda değerlendirme aşamasında ilave 6 puan verilmektedir. KKYDP ve Uzman Eller Projesi'nde hibe başvurusunda bulunan kadınlara ve 18-40 yaş arası gençlere proje değerlendirme aşamalarında ek puanlar verilmek suretiyle pozitif ayrımcılık yapılmaktadır. IPARD kapsamında genç girişimcilerimize sağlanan avantajlar sayesinde bugüne kadar 14.813 genç yatırımcımızın projesine reel fiyatlarda 66,5 milyar lira hibe desteği verilmiş ve bu hibeler sayesinde reel fiyatlarla 137,2 milyar lira tutarında yeni yatırım gerçekleşmiştir.
(Mikrofon otomatik sistem tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MUHAMMED ADAK (Devamla) - Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından ödenen kırsal kalkınma hibelerinin yüzde 67'si genç yatırımcıları kapsamaktadır. Bilindiği gibi, tarım sektöründeki birçok farklı alanlara destekler sağlanmaktadır.
Türkiye gibi tarımsal potansiyeli çok yüksek ülkeler için tarımın önemi sadece ekonomik bir faaliyet olmanın yanı sıra, toplumun sürdürülebilir kalkınması ve istikrarı için hayati önem taşımaktadır. Türkiye'de tarım sektörü geniş bir nüfus kesimine iş imkânı sağlamaktadır. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan insanlar için tarım geçim kaynağıdır. Stratejik bir sektör olan tarımda üretimi merkeze alan politikalarla hem krizlere dayanıklı hem de sürdürülebilir bir modele sahip genç ve kadın istihdamını önceleyen bir ülke olduğumuzu bilgilerinize sunar, muhterem heyetinizi hürmetle selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Şimdi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun bir önerisi vardır.
Öneriyi okutuyorum:
3.- DEM PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından, barışçıl protestolara yönelik kolluk müdahalesinde yaşanan hak ihlallerinin araştırılması amacıyla 26/1/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3/2/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/2/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
26 Ocak 2026 tarihinde Kars Milletvekili, Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından (16047 grup numaralı) barışçıl protestolara yönelik kolluk müdahalesinde yaşanan hak ihlallerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/2/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü.
Sayın Hülakü, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Günlerdir Suriye'de yaşananlara karşı başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokratlar, sosyalistler ve vicdan sahibi herkes alanlardaydı. Savaşın, kuşatmanın ve inkâr politikalarının karşısında barışı savunmak için, ölüm siyasetine karşı yaşamı savunmak için barışçıl bir şekilde sesimizi yükselttik ve yükseltmeye devam edeceğiz. Bu çağrı ne gizlidir ne de yasa dışıdır, tamamen barışçıl bir çağrıdır. Ancak günlerdir görüyoruz ki bu barışçıl itirazlar sistematik bir biçimde engelleniyor; doğrudan, şiddetle bastırılmak isteniyor. Birçok kentte sabaha karşı ev baskınları yapıldı, gençler gözaltına alındı, çocuklar tutuklandı, gazeteciler görevlerini yaparken darbedildi. Viranşehir'de henüz birkaç aylık bebeği olan bir annenin gözaltına alınması, bebeğin emzirilmemesi ve emzirilmesi için karakola götürülmemesi bu sürecin ne kadar pervasız bir noktaya taşındığının açıkça göstergesidir. Bu görüntüler hafızalara kazınmıştır. Bu ülkenin hukuk düzeninde çocukların, bebeklerin, annelerin bu şekilde bir güvenlik pratiğinin parçası hâline getirilmesi ağır bir hukuki ve vicdani kırılmaya işaret etmektedir. Her yerde aynı yöntemler uygulandı, gözaltılar yalnızca geçmişte kalmamış hâlâ devam etmektedir. Dün akşam Yüksekova'da yapılan ev baskınlarında en az 20 kişi gözaltına alındı. Bu sabah ise bileşenlerimizden vicdan sahibi olan, Suriye'de Kürt halkına dönük saldırılara karşı sesini yükseltenlere yönelik yine gözaltılar yapıldı. Parti meclis üyemiz, gazeteciler, sendikacılar yani bu ülkenin hakikatini, emeğini ve barış talebini temsil eden herkes hedef alındı.
Tüm bu tablo bizlere şunu göstermektedir: Barışı isteyen herkes cezalandırılıyor. Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden birisiyse Diyar Koç meselesidir. Diyar Koç, Mardin'de işkenceyle gözaltına alındı, işkence sonucunda beyin kanaması geçirdi; vücudunda, yüzünde birçok kemik kırığı meydana geldi ve tüm iç organları zedelendi. Peki, Diyar Koç'a bu işkenceyi ne şekilde meşrulaştırdılar? Bayrak olayını üstüne yığarak çünkü herkes çok iyi biliyordu ki Diyar Koç'un bayrak indirilme olayıyla hiçbir alakası yoktu, zaten sevk maddelerinde de bayrakla ilgili hiçbir şey sorulmadı ama sırf Diyar Koç'a yapılan bu işkenceyi meşrulaştırmak için böyle bir iftira atıldı. Peki, ne yapıldı? Bu kadar ağır işkence gören bir kişiyi direkt cezaevine attılar, Mardin Cezaevine. Mardin Cezaevi bu koşullarda orada kalamayacağını söyledi, Diyarbakır'a gönderdiler, Diyarbakır Hastanesine yatırıldı, cezaevi yine kabul etmedi, Diyarbakır'da hastanede yine tedavi edilemediği için Ankara Etlik Şehir Hastanesine gönderildi, burada bir gün kaldıktan sonra da Sincan Cezaevi Hastanesine gönderildi ve bu süreç içerisinde hiçbir avukatının görüşmesine müsaade edilmedi, sistematik bir şekilde işkence devam etti. Günlerden sonra ilk defa ben görüştüm; Bakanlık izni almama rağmen sabah dokuzda gittim, akşam beşte ancak görüşebildim. Diyar'la konuşmamın sonucunda, bakın, hâlen sistematik bir şekilde işkence devam ediyor. Çocuk yatalak bir durumda sedyeyle götürülürken "Sedyeyi bir nebze olsun sallayalım da zarar görsün." diye askerler sedyeyi sallayıp onun zarar görmesini istiyor. Yine, Etlik Şehir Hastanesinden getirilirken bir hemşire tarafından "Bunları bize teslim edin, buna ne yapacağımı bilirim, buna asıl biz işkence edelim." diye Diyar'a bu tür baskılar yapıldı. Şimdi, biz bunu söylüyoruz.
Günlerdir bu işkenceler sistematik şekilde her yerde devam ediyor. Buna kimse ses etmiyor mu? Evet, hiçbir şey olmamış gibi, Sayın Bakanım, diyorsunuz ki: "İşkence yapılmadı." Bunlar resmî bir şekilde belgelendi, hâlen işkence yapılıyor. Bakın, bizim elimizde binlerce, yüzlerce kişi var. Bunlara hiç ses çıkarmayacak mısınız? Bu devlet bu polise bu yetkiyi neden veriyor? Biz bunları merak ediyoruz. Barışçıl eylemler sonucunda bunlar neden işkencelere maruz kalıyor? Biz alanlarda savaşı savunmuyoruz, biz alanlarda barışı savunuyoruz ve bu, bizim en demokratik hakkımızdır. Barışı savunanlara bu şekilde şiddetle karşılık vermek gerçekten bu devletin ayıbıdır. O yüzden bir an önce bunların bitmesini talep ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun lütfen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; insanoğlunun temel haklarından biri yaşadığı sorunları özgürce ifade edebilmektedir. Ne var ki bugün medyanın havuzlaştığı, Meclisin çoğunlukla tahakküm ettiği, sokakların emniyet güçlerine bırakıldığı bir dönemde böyle bir hak kullanılamıyor.
"Millî irade" diye işbaşına gelenler ülkeyi kayyum cumhuriyeti hâline getirdiler. Yasakla mücadele edeceğini söyleyenler yasakçılıkta bir dünya markası hâline geldiler. Ülkemizde 2 milyon kişi terör soruşturmasından geçti. Bugün adalet dağıtması beklenen adliye koridorları âdeta toplumun hizaya çekildiği, dosyaların talimatla takip edildiği bir yer hâline geldi. KHK'lerle on binlerce insan ihraç edilip açlığa mahkûm edildi, ülke sevgisinden koparıldı. Bugün "şüphe" "iltisak" gibi yeni kavramlarla insanlar canından bezdirildi; iş yerlerinden ihraçlar, işten çıkarmalar, tutuklamalar gırla gitti. Aslında tarih boyu bu ülkede mağduriyetler yaşandı ama bugün öyle bir noktaya gelindi ki "Bizden, yakın çevremizden olmayan herkes teröristtir." gibi bir muamele ne yazık ki görülmeye başlandı. Bugün iktidarın elinde bulunan belirli güçler âdeta kitlesel silah gibi insanları tehdit etmeye başladı. Belki ifadelerimiz ağır görülebilir. Bugün yüzlerce kumar sitesi açıkken, sanal bahis siteleri açıkken geçtiğimiz ay 500 habere engel getirildi. Demek ki isterlerse erişim engeli pekâlâ getirebiliyorlar ama kumardı, bahisti, uyuşturucuydu bu tür olaylar önemli değil; önemli olan iktidara tehdit olup olmayışı. Bugün geldiğimiz noktada mevcut yetkililendirilenlerin de olağanüstü yetkiyle donatıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bir taraftan tüm kurumlar Sayıştay denetimi dışı, Kamu İhale Kanunu dışı; sonrasında Siber Güvenlik Başkanı, TMSF, kayyum; üst üste, üst üste yetkiler; nereye gidiyoruz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - İnan, kimse bilmiyor. İktidar mensuplarının da bildiklerini hiç zannetmiyorum. Bu ülke yedi yüz günü aşkın bir süreyle OHAL'le yönetildi ve bugün mağdurların hiçbirisi ses çıkarmaya cesaret edemiyor. Mülakat mağdurları, emekliler, sendikalar, Filistin dostları, rezerv alanı mağdurları; toplumun bütün kesimlerinde mağdurlar var ama hiçbiri ses çıkaramıyor.
Değerli milletvekilleri, işkence bir insanlık suçudur. Böyle bir iddia bu devirde ülkemize yakışmamaktadır. Madem böyle bir itham söz konusu öyleyse bu Meclisin bunu araştırmadan daha doğal bir görevi yok. Diyor ki arkadaşlar: "Kaynak olmadığı için emeklilere veremiyoruz." Arkadaşlar, işkenceyi önlemek için bütçeye gerek yok. At sahibine göre kişner, balık baştan kokar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Sizin bu işkenceye karşı tavrınızı gören herkes rahat bir şekilde davranıyor.
Son olarak, güvenlik güçlerinin de psikolojisinin nasıl olduğunu, kaç günde bir...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir dakikayı vermediniz Başkanım.
BAŞKAN - Verdim, verdim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yok, vermediniz Başkanım.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Verdi, verdi.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Vermediniz Başkan.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Verdiniz Başkanım.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - ...Emniyet mensubunun...
BAŞKAN - Sayın Çalışkan, genel istek üzerine sözlerinizi tamamlayınız. (CHP, DEM PARTİ, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Dolayısıyla güvenlik güçlerine yetki veriyorsunuz da kaç günde bir intihar olduğunu hepimiz görüyoruz. Mobbinglerle, aşırı çalışma yüküyle, psikolojik baskıyla, gelir yetersizliği gibi sorunlarla zaten Emniyet mensuplarının da psikolojisi yerinde değil.
Ve son olarak bu Meclisin bir üyesinin coplanması demek bu Meclisteki bütün 600 milletvekilinin hepsinin, millî iradenin coplanması demek. (YENİ YOL, CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Meclise saygı açısından en azından iktidar mensubu arkadaş, biraz sonra Celal babaya yapılan, Celal dedeye yapılan ithamı burada gelip söylemeli, bunu protesto ettiğini göstermeli; Meclisin itibarı, millî iradenin itibarı korunmalı.
Arz ettiğim gibi bu konunun araştırılmasının hiçbir olumsuz yönü yok, sizin de eliniz rahatlar.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.
Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergeye bakıldığında önergede "insan hakları" başlığı altında birçok iddia var. Elbette, insan onuru hepimizin ortak değeridir, buna hiçbir itirazımız yok ancak samimiyetle sormak zorundayız: Bu önergenin amacı, gerçekten Türkiye'deki hukuk düzenini güçlendirmek midir yoksa Suriye'de yaşananların siyasal uzantılarını Türkiye'ye taşıyarak yeni bir kamuoyu üretmek midir?
Önergenin satır aralarında Türkiye Cumhuriyeti devletini sistematik biçimde suçlayan bir dil kullanılmaktadır, kolluk güçleri töhmet altında bırakılmaktadır. Sonuçta, daha önce söylenenlere ters düşen, süreçle çelişen dil kullanılmaktadır. O hâlde tekrar sormak gerekir: Bu değişen dil, gerçekten insan hakları kaygısından mı kaynaklanmaktadır yoksa başka siyasi hesapların ürünü müdür? Bize göre Suriye'de yaşanan trajediler, etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden yürütülen, Suriye'nin ulusal bütünlüğünü hedef alan projelerdir ve bölgeyi istikrarsızlaştıran emperyalizmin ve siyonizmin müdahaleleri bugün farklı biçimlerde Türkiye'ye taşınmak istenmektedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde ve bölgemizde insan hakları elbette çok önemlidir ancak burada, Suriye'de yaşanan siyasal gerilim zeminini Türkiye'ye taşıma çabasını da görmek zorundayız. Bunun sonuçlarını Nusaybin'de çok yakın geçmişte üzülerek yaşadık. Bu durum, doğal olarak bir güven sorunu yaratmaktadır. Maalesef, burada mağduriyet dili üzerinden sorunlu politikalar üretilmektedir. Gerçek problemler çözülmek yerine yeni gerilim alanları açılmaktadır. Elbette vatandaşlarımızı ilgilendiren her iddia araştırılmalıdır. Elbette ölçüsüz güç varsa hesabı sorulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde anayasal hakkını kullanan vatandaşlara yönelik haksız bir müdahale söz konusuysa gereken cezalar en üst sınırdan verilmelidir ancak bunu yaparken Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal bütünlüğünü, kurumsal yapısını ve değerlerini hedef tahtasına koyarak değil. Kendi kurumlarımız içinde hukuk devleti ilkeleri ve sağduyu çerçevesinde hareket etmeliyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
MEHMET AKALIN (Devamla) - İnsan onurunu elbette savunacağız ancak bunun başka siyasi hesapların aracı hâline getirilmesine de asla müsaade edilmemesi gerektiğini düşünüyor, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Okan Konuralp'ta.
Sayın Konuralp, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bir dayanışma, kardeşlik ve demokrasi süreci yürüyor. Ümit ediyorum, bu süreç toplumun büyük bir kesiminin içine sinecek şekilde menzile erecektir. Bu bağlamda Kürt sorununun çözümü sürecinde elbette bazı türbülanslar olur; önemli olan soğukkanlılıkla bu türbülanslardan çıkmak, oluşan tahribatları demokratik siyaset anlayışı ve yaklaşımıyla ve elbette sabırla ortadan kaldırmanın yollarını bulmaktır. Nitekim, Suriye'de Türkiye'de yaşanan süreçle doğrudan irtibatlı bazı önemli gelişmeler yaşandı ve gelinen noktada kimin içine ne kadar sindi, sinmedi tartışmasına girmeksizin taraflar arasında bir mutabakat sağlandı. Suriye'nin çok daha ağır bir çatışma ortamına sürüklenmesinin, yeni ölümlerin yaşanmasının önüne geçen, Suriye'nin toprak bütünlüğünü en azından şimdilik güvence altına alan bir anlaşma imzalandı. Suriye'de bu noktaya gelinene kadar geçen yaklaşık son bir aylık süreçte Suriye Kürtlerine, Alevilerine karşı acımasız müdahalelerde de bulunuldu. Oysaki Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği üzere, Suriye Kürtleri, Arapları, Türkmenleri, Alevileri bizim akrabamız, son derece somut olarak akrabalarımız. Suriye'de yaşayan Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aleviler, Sünniler bizim yabancımız değil tarihimizin diğer yarısı. Sınırın çizilmesiyle aynı aşiretler, aynı aileler iki tarafa bölündü. O aynı ailelerin mezarları bir tarafta, kardeşleri bir tarafta kaldı. "Sınır" dediğimiz şey akrabalarının arasına çekilmiş bir tel örgüye dönüştü. Dolayısıyla, her bir Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın Türkmen'in özellikle bu sınır boyundaki ilişkisi bir komşuluk ilişkisi değil ayrı düşmüş akrabaların ilişkisidir.
Elbette sınırlar önemlidir ama sınırlara sadece devletlerin haritalarından, coğrafya kitaplarından bakamayız. O sınırlar bize sınırların öte tarafında kalan akrabalıkları, ortak hafızaları, bölünen kalpleri de anımsatır. Suriye'de bir Kürt çocuğunun korkusu bizim evimizin duvarına çarpar, Suriye'deki bir Arap annenin gözyaşı bizim vicdanımıza düşer; Alevi'nin, Türkmen'in çaresizliği bizim aklımızı başımızdan alır. Bu gerçeği inkâr etmek, tarihe karşı da körleşmektir. Bu bağlamda, biz, bölgemizdeki kalıcı barışın, bölge halklarının akrabalık gerçeğinin de kabul edilmesiyle mümkün olacağını savunuyoruz. Dolayısıyla, hangi gerekçeyle olursa olsun, Suriye'de, özellikle son bir ayda ağırlıklı olarak Kürtlerin ve Alevilerin yaşadığı acılar sınırın diğer tarafındaki akrabalarının da acısıdır. Hâliyle, içinden geçtiğimiz dayanışma, kardeşlik ve demokrasi süreci ülkemiz vatandaşı Kürtlerin Suriye'deki akrabaları için endişelenmelerini de anlamamızı zorunlu kılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
OKAN KONURALP (Devamla) - Suriye'de yaşanan operasyonlar sırasında sivillerin yaşam haklarına yönelik saldırılara karşı Türkiye'den yükselen sesleri susturmaya çalışmanın, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında gerçekleştirilen protestolara milletvekili arkadaşlarımız da dâhil orantısız müdahalelerde bulunmanın doğru olmadığını savunuyoruz.
Sayın Başkan, kalan süremde Epstein dosyasıyla ilgili de kısaca düşüncelerimi paylaşmak isterim. Epstein dosyasındaki belgelerde farklı ülkelerden çocukların bir sapık örgüt tarafından istismar edildiği, istismar edilenler arasında Türkiye'den çocukların da bulunduğu iddia ediliyor. Bizim ve diğer ülkelerin çocuklarıyla ilgili bu iddialar ortadayken hiçbir şey olmamış gibi davranamaz, başımızı kuma gömemeyiz. Sorumlulardan hep birlikte hesap sormalıyız, bu iddialarının üstünün örtülmesine yönelik bir suç ortaklığının parçası olmamalıyız. Bu bağlamda, Sayın Başarır'ın çağrısına katılıyorum. Vakit geçirmeksizin dünyaya da örnek olacak şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisin sorumluluk üstlenmesi ve bir komisyon kurularak iddiaların üzerine gidilmesinin ve bir savcının da görevlendirilerek gerekirse uluslararası iş birliği dâhil bu iddiaların soruşturulmasının gerekliliğini takdirlerinize sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Veysal Tipioğlu.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ Grubu tarafından verilen önerge hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarımızı hürmetle selamlıyorum.
Öncelikle şunu açık ve net bir şekilde ifade etmek isterim ki bizim için hukuk, adalet ve insan onuru asla tartışma konusu değildir; bunlar bizim siyasetimizin temelidir. Milletimizin huzuru ve güvenliği ve devletimizin itibarı bu millet için vazgeçilmezdir. Bunlar siyasi konjonktüre göre şekil alan kavramlar değildir; devlet aklının, millet vicdanının temel sütunlarıdır.
Ancak bu önergeyle ne yapılmaktadır? Birkaç iddia alınıp genellenmekte, bütün güvenlik teşkilatlarımız zan altında bırakılmaktadır.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Ne iddiası ya! İşkence görüyor o insanlar, ne iddiası!
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Gözümüzle gördüğümüz şeye "yalan" diyorsun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu doğru değildir. Bu yaklaşım ne adildir ne vicdanidir ne de yapıcıdır.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Bize yapılıyor, bize!
MAHMUT DİNDAR (Van) - Gözümüzle şahit olduk, bize yapılıyor, bize! Ayıp!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Türkiye sıradan bir ülke değildir, zor bir coğrafyada çok yönlü tehditlerle mücadele eden bir devlettir.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Size göre her şey iddia.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - İşkenceyi savunuyorsun sen burada! Senden güç alıyorlar!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Böyle bir ortamda devletin en önemli görevi...
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - İşkence yapmak mıdır?
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - ...milletin canını, malını, namusunu ve huzurunu korumaktır.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İşkenceyle korumak değil o, işkence yapmadan korumak!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu görev ihmal edilemez, bu görev ertelenemez.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sen şu an işkenceyi meşrulaştırıyorsun!
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İşkence yapmadan koruyacaksın!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Güvenlik güçlerimiz bu sorumluluğu Anayasa'dan ve kanunlardan alırlar.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - İşkenceciler şu an senin bu laflarından güç aldı!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Elbette devlet görevinde keyfîliğe ve sorumsuzluğa yer yoktur. Bizim anlayışımızda esas olan hukuk ve hesap verebilmektir. Devletimizin yaptığı tüm idari işlemler bağımsız yargının denetimine açıktır.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - İşkenceciler de hesap versin yargı karşısında!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Eğer bir yanlış varsa bunun hesabı sorulur, eğer bir eksiklik varsa gereği yapılır.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Nerede sorulacak, nerede! Yargı mı bıraktınız!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bundan kimsenin şüphesi, kuşkusu olmasın. (DEM PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde, müsaade edelim de konuşmasını tamamlasın, lütfen.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Kürsüde ama sözleri çarpıtıyor, bir işkence gerçekliği var Türkiye'de. Diyar Koç'a işkence yapıldı, Diyar Koç'a işkence yapıldı!
BAŞKAN - Buyurun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bir örnek verecek olursak, bir örnek verecek olursak... Plastik mermi kullanıldığı yönündeki iddialardır.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Ne iddiası ya!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Güvenlik kuvvetlerinin envanterinde böyle bir mühimmat yoktur, olmayan mühimmatın da kullanılması söz konusu değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İstemeyince görmüyorsunuz zaten.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Hukuki süreci beklemeden, mahkeme kararı olmadan, kesinleşmiş hüküm bulunmadan devleti suçlu ilan etmektir. Metinde geçen "sistematik ve yaygın işkence" ifadeleri çok ağırdır. Bunların hukuki karşılığı yoktur, son derece de mesnetsiz iddialardır. Devlet, dedikoduyla değil hukukla yönetilir.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Söylediğiniz hiçbir cümle doğru değil, hiçbir cümle.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Önemli bir husus da şudur: Taş atanı, kamu malını yakanı, EYP ve molotofla güvenlik kuvvetlerine saldıranı, kamu düzenini bozanı, 48 güvenlik görevlisinin yaralanmasına sebebiyet vereni ve toplumsal huzura kastedenleri görmezden gelmektedir.
Anayasa’nın 34'üncü maddesi, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşlerini düzenlemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Buna kimsenin itirazı yoktur. Ancak bu hak, şiddetin aracı, provokasyonun zırhı ve kamu düzenini bozmanın bahanesi olamaz.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Diyar Koç'u gördünüz mü? Diyar Koç'un fotoğrafına baktığında vicdanın sızlamadı mı? Diyar Koç'un fotoğrafını gördüğünüzde vicdanınız sızlamıyor mu, kendinizi sorumlu hissetmiyor musunuz?
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Anayasa, taşı, sopayı, molotofu korumaz. Güvenlik kuvvetlerine saldırıyı, kamu malını yakmayı, sokakları terörize etmeyi meşru kılmaz. Hak arama hukuk içinde olur, hukuk içinde, şiddetle değil.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Hesap sorma da hukuk içinde olur. Burası bir kabile devleti değilse hesap sorma da hukuk içinde olur.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Özgürlük, başkasının canına, malına ve huzuruna kastettiği yerde biter.
Polisimiz, jandarmamız, askerimiz bu milletin evlatlarıdır. Onların onurunu korumak da vatandaşımızın onurunu korumak da bizim sorumluluğumuzdadır.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Diyar Koç'u gördünüz mü? Baktığınızda utanmıyor musunuz?
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu ülkede geceler huzurluysa, vatandaşımız canından, malından, namusundan eminse, şanlı bayrağımız semalarda nazlı nazlı dalgalanıyorsa, ezanımız bu ülkenin her santimetrekaresinde yankılanıyorsa önce kahraman güvenlik güçlerine borçluyuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Diyar Koç'un fotoğrafına baktığınızda vicdanınız sızlamıyor mu?
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu vesileyle, vatanımızın dirliği ve beraberliği için şehit olan bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Siz işkenceyi alkışlıyorsunuz, işkenceyi! İşkenceyi alkışlıyorsunuz!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan... Sayın Başkan, söz hakkımı istiyorum.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
53.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Edirne Milletvekili Mehmet Akalın ile Kocaeli Milletvekili Veysal Tipioğlu’nun DEM PARTİ grup önerisi üzerinde yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, gerçekten bazı konuşmaları dinlemek zül, açık ve net söyleyelim, zül.
MEHMET DEMİR (Kütahya) - Aynı kanaatteyiz.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Çünkü hakikat var, bir de yalanlar var; gerçekler var, bir de manipülasyon var; yaşadıklarımız var, bir de ajitasyon var; çok açık ve net.
Bakın, bizim İstanbul Milletvekilimiz Celal Fırat polis tarafından darbedildi, bayıldı, hastaneye kaldırıldı. Numan Bey biliyor; kendisini aradık, Meclis Başkanını; bizzat aradı, görüştü.
Şimdi, Diyar Koç, hiçbir şekilde, hiçbir suçu olmayan bir çocuk, ayaklarıyla iniyor ve asker alıyor, darbediyor; günlerdir hastanede yaşam savaşı veriyor, beyin kanaması geçirdi. 13 yaşındaki bir çocuk kameraların önünde kaldırılıp yere çakıldı. Hangisinden bahsedelim biz? Hangisinden bahsedelim ki utanasınız siz, hangisinden bahsedelim?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan, tamamlayacağım.
BAŞKAN - Buyurun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Utanacak birisi varsa sizsiniz utanacak. Utanılacak bir şey yapmadık biz.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Siz bunların hepsine "Yok." dediniz "Yok." Bunların videolarını, hepsini size izleteceğim.
BAŞKAN - Sayın Hülakü...
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Bu videoların hepsini size izleteceğim.
BAŞKAN - Sayın Hülakü, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Suruç'ta, Genel Başkanımızın olduğu yerde plastik mermi sıkıldı, gaz atıldı ya!
Biz şimdi yaşadıklarımıza, gördüklerimize, belgeli işkenceye mi inanalım yoksa sizin buradaki yalanlarınıza mı inanalım? Hangisine inanalım? Ya, Diyar Koç'u çok merak eden AKP vekili varsa şurada Kampüs Hastanesinde yatıyor, Sincan Kampüs Hastanesinde, gitsin ziyaret etsin! Ha, onu yapmak istemiyor mu, arasın Adalet Bakanına sorsun "Genel durumu neymiş, başına ne gelmiş?" diye. Yeter ama yeter!
Bu ülkede işkence hep vardı, hâlâ işkence var; sistematik ve işkence bir zihniyet sorunu. Kürt'e gelince, solcuya gelince, kadına gelince, muhalife gelince işkence yapmayı kendisine hak gören bir iktidar anlayışı var. İşte, biz bu anlayışa karşı mücadele ettik, bundan sonra da edeceğiz, o kadar! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki.
Sayın Başarır, buyurun.
54.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Kocaeli Milletvekili Veysal Tipioğlu’nun DEM PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, şimdi şu arkada oturan Milletvekilimiz Ali Gökçek, İstanbul il binamızı korurken ki bizim, Türkiye'nin 1'inci partisinin il binasını korurken bir karış öteden gaz yağmuruna tutuldu; ben, aynı şekilde Eylem, Deniz Yavuzyılmaz. Bakın, İstanbul il binasına 5 bin polisle girildi, cam çerçeve indi ve hepimize şiddet uygulandı.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ya, olur mu, öyle şey yapar mı polis, lütfen(!)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, öyle bir durumdayız ki İsrail'i protesto eden gençler bu ülkede süründüre süründüre gözaltına alındı.
Bu hafta sonu Maltepe Gençlik Kolları Başkanımız -duvara- "İBB davaları TRT'den yayınlansın." dediği için gözaltına alındı. Son cümlem... Neden işlem yapıldı biliyor musunuz Sayın Başkan, neden işlem yapıldı? Cumhurbaşkanına hakaretten işlem yapıldı. Ülke bu hâlde, insanlar anayasal haklarını kullanamıyor, sokağa çıkan herkesi terörist gibi algılıyorlar. Gençler şiddet görüyor, milletvekili şiddet görüyor. Ya, gazeteci öldürülüyor, gazeteci, İzmir'de aktivist bir insan öldürülüyor. Eğer ki güvenlik güçleri bu ülkede asayişi sağlayacaksa milletvekillerine gaz sıkmasın, il binalarını basmasın. Motokuryeler insanları öldürüyor, çocuk çeteler, silahlı çeteler insanları öldürüyor. Adana ili göç veriyor, Türkiye'de birçok insan ülkeyi terk ediyor. Emniyet Müdürlüğü yapmış bir kişi bunu anlatacağına bunu savunuyor; olmaz, olmaz!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İşte böyle yönetmiş, Emniyeti de böyle yönetmiş, emrindeki polise de böyle emir vermiş. O polis tabii ki işkence yapar, aklı buradan alıyor çünkü.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu...
Sayın Koçyiğit, lütfen...
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - İşkence yoktur kardeşim.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - "Yok." ne demek ya!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İşkence yapmıyor mu?
55.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ile Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu ifade etmek...
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Diyar Koç'u ziyaret edin ya.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Git, ziyaret et, gör ya.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Seni dinleyen gider işkence yapar, seni dinleyen polis işkence yapar, emrindeki polise de işkence yaptırdın sen, işkencecisiniz.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Sabaha kadar 2 bakanlığınız onun tedavisi için uğraştı.
BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yeniden başlatırsanız...
BAŞKAN - Yeniden başlatacağım, iki dakikayı yeniden başlatacağım.
Buyurun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Öncelikli olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. [DEM PARTİ sıralarından “Ya, evet, evet(!)” sesleri, gürültüler]
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Hangi hukuk ya! Hangi hukuk! Hukuk devletiymiş(!)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Anayasa Mahkemesinin aldığı karara uymuyorsunuz ya, Anayasa Mahkemesinin kararını bile uygulamıyorsunuz.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Anayasa ve ilgili mevzuatlar herkesin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemiştir.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Hangi kararı uyguladınız da "hukuk" diyorsunuz ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kamu güvenliğini kamu güvenlik güçleri sağlar...
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - İşkenceyle mi sağlıyor? Sen de burada alkışlıyorsun.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İşkenceyle sağlayamazsın, itirazımız buna. Niye anlamıyorsunuz ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...ve bu konuda vatandaşlarımızın da demokratik hak ve özgürlükleri yine ilgili kanunlarla düzenlenmiştir. Bu konuda gösteri ve yürüyüşlerle ilgili kanunlar açıktır.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Kamuyu tehlikeye sokan tam da o hareketler.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bununla beraber, kamu güvenliğini sağlayan güvenlik güçlerine de hiç kimsenin saldırma yetkisi yoktur.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Ya, onlar saldırıyor, bizim saldırdığımız yok ki.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Elinizde böyle bir done yok.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla bu, Türkiye'de hiçbir zaman söylenildiği gibi, iddia edildiği gibi bir yaklaşım söz konusu değildir.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sizin elinizde böyle bir delil yok saldırdığına dair. Kim saldırmış?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Milletvekilimizin şahsına yöneltilen o sözleri de aynen kendilerine iade ettiğimizi ifade etmek isterim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz size iade ediyoruz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şahsına ne söyledi Sayın Başkan ya? Ne söyledi şahsına?
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Neyi iade ediyorsun, işkenceyi mi iade ediyorsun!
CEYLAN AKÇA CUPOLO (Diyarbakır) - Neyi iade ediyorsun, bana gerçeklerden bahset!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bizzat bir mahkeme kararını uygulamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığına giden güvenlik güçleri, polisler...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Cevahir AVM'de gözaltına alınan gençler, üniversite öğrencileri ne oldu?
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Tabii, sizin çocuklarınız trafikte sorumlu tutulurken sıraya dizmeyi biliyorsunuz o polisleri, bize gelince işkencecilere...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...kanunun gereğini yerine getirmişler, mahkeme kararını yerine getirmişlerdir. Onlara orada direnç göstermek, onlara karşı gelmek ve orada şiddete yönelik bir süreci başlatmak asıl yanlış olandır. (CHP sıralarından gürültüler)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sizin çocuklarınız o kolluğu sıraya dizebilir değil mi?
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - 1 Mayıs Taksim'de...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Burada şikâyetçileri bizzat CHP'li olan, şikâyet edileni CHP'li olan ve birtakım rüşvetlerle, paralarla yönetimin değiştirildiğine ilişkin bir kongre süreci yaşandığını iddia eden başvurucuların başvuruları... (CHP sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, iki kişiye cevap veriyorum. Sayın Başkan, iki kişiye beraber cevap veriyorum.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İşkence insanlık suçu, insanlık suçu! İnsanlık suçuna ortak olmayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan... Sayın Başkan...
BAŞKAN - Evet, Sayın Koçyiğit, buyurun.
56.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Şimdi, Sayın Başkan, açık ve net söyleyelim: Sayın Akbaşoğlu "kamu güvenliği" diyor ya, eğer o kamu güvenliği 13 yaşındaki bir çocuğu kaldırıp yerin ortasına çakmaksa biz bu kamu güvenliğinin karşısındayız.
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Ne arıyordu orada 13 yaşındaki çocuk? Onu kim oraya götürdüyse Allah belasını versin! Kim 13 yaşındaki çocuğu sokak ortasına attıysa Allah belasını versin!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Eğer o kamu güvenliği... Eğer o kamu güvenliği...
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Çocuğu yolun ortasına atanın da Allah belasını versin!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Arkadaşlar, ben konuşuyorum, lütfen...
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) - Kullanıyorsunuz kadınları, çocukları!
(DEM PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekilinize söz verdik, bir müsaade edin, grup adına konuşuyor.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - "Allah belasını versin." diyor.
BAŞKAN - Ama karşılıklı laf atarsanız kendisini ifade edemez ki.
PERİHAN KOCA (Mersin) - Bunu yapabiliyor mu?
BAŞKAN - Sayın Milletvekili, lütfen, lütfen...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Eğer o kamu güvenliği Diyar Koç'u beyin kanaması geçirtecek kadar darbetmekse biz o kamu güvenliğinin karşısındayız. Kamu güvenliği halkın yaşam hakkını korumaktır, kamu güvenliği anayasal hakları kullandırmaktır; kamu güvenliği çocuğa, kadına sokakta işkence etmek değildir ama açık ve net söyleyelim, polis bu cesareti nereden alıyor?
Bakın, günlerdir Diyar Koç'u darbeden polisler hakkında en ufak bir işlem yapıldı mı? Hayır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Diyar Koç'a Etlik Şehir Hastanesinden Sincan Cezaevi Kampüs Hastanesine gidinceye kadar refakat eden hemşire ne diyor biliyor musunuz? "Bana teslim edin. Biz bunları sarı torbalarla teslim alıyorduk. Ben gereğini yaparım. Benim eşim polis."
Soruyorum: Bu ırkçı, bu faşist, bu yaşam hakkına kasteden, Diyar Koç'u tehdit eden hemşire hakkında ne yaptınız? Burada sadece hikâye anlatıyorsunuz. Biz milletvekili olarak darbediliyoruz. Halka videonun olmadığı, kameranın olmadığı yerde neler yapıyorsunuz ya, bilmiyor muyuz, görmüyor muyuz? Her gün sokaktayız, halkın yanındayız. İşkencecisiniz, işkencecisiniz, işkencecisiniz! Bu kadar! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kendi sıfatlarınızı saymayın.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir saniye...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Şimdi, Sayın Başarır, bir saniye...
Bu konuyla ilgili son kez söz veriyorum.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkanım, sataşma var, söz istiyorum.
BAŞKAN - Sataşma dahi olsa bir daha bu konuda söz vermeyeceğim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu sıradan bir şey değil Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, size söz verdim, konuştunuz; müsaade edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Halkın yaşam hakkını konuşuyoruz.
BAŞKAN - Müsaade edin lütfen.
Buyurun.
57.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, bundan yaklaşık iki ay önce çok kıymetli Hüsamettin Cindoruk'u evinde ziyaret ettim. Şu anda kendisi hastanede, kendisine sağlık diliyorum.
Bir soru sordum -çünkü kapıcısı yanındaydı, Mustafa amca- "1980'de darbe olduğunda Sayın Hüsamettin Cindoruk'u Nişantaşı'ndaki evinden kaç asker aldı?" dedim. "Bir cipte 4 asker geldi, darbede, Hüsamettin Cindoruk'u gözaltına aldı." dedi. Bir mahkeme kararıyla tebligat yapıyorlar İstanbul İl'e demokrasinin, sözde demokrasinin olduğu bu dönemde 5 bin polisle. Ya, bu olacak şey mi, ne konuşuyorlar ya! Bakın, sonra, buradaki suçumuz -parti içindeki arkadaşlarımızın iddiası değil- bizim suçumuz kurultayı kazandıktan sonraki ilk seçimde sizi sandıkta alaşağı etmemiz, kazanmamız; başka hiçbir sebep yok. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hangi yüzyılda yaşıyoruz? İstanbul il örgütü, iradesiyle il başkanını seçmiş, kayyum atanıyor. 2-3 kişi beyanda bulunmuş, hiçbir somut delil yok, tamamen sahte, sahtekâr birkaç tiplemenin beyanıyla kurultay sorgulanıyor. Olmaz arkadaşlar, yüzyıllık tarihimizde böyle bir şey görmedik, darbelerde görmedik. Kenan Evren bu yargının yaptığını yapmadı arkadaşlar, bunu mu savunuyorsun sen? Yazık, gerçekten yazık! (CHP sıralarından alkışlar)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İşkencecileri savunuyor Akbaşoğlu.
BAŞKAN - Son kez söz vereceğimi söylemiştim. Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin. Gündemi devam ettirelim, çalışmalarımızı sürdürelim, lütfen.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Başkanım, bana da söz vermen lazım, şahsi sataşma oldu. Bir de bize söz verin.
BAŞKAN - Verdik işte, 3'üncü kezdir söz veriyorum, bitti.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun.
58.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ile Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de hiçbir zaman bu iddia edilen yaklaşımlar çerçevesinde, hakikaten bu yaklaşımı kabul etmemiz mümkün değildir.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Bak, bak, görüntü burada, burada. Bak, çocuğa nasıl çakıyor, bak, görüntü burada. Bu normal bir şey mi, bu görüntü?
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Suçu kimin varsa gereği yapılır.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Bak, burada görüntü.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yapılmıyor ama, yapılmıyor.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Kim yaptıysa gereği yapılır.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Onu soruyoruz ya, ne yapıldı? Çıkın deyin ki: "Şu yapıldı."
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Önerge ona ilişkin; yapalım, gereğini yapalım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz hukukun kuralları çerçevesinde hakkımızı arayacağız ve meşru bir sistem içerisinde bu çabalarımızı göstereceğiz.
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Hangi hukuk? İşte görüntü; ne oldu bu polise, kim ne yaptı?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sistemi tanımazlık, sisteme başkaldırı ve bu konuda kendi arkadaşlarının açtığı davanın sonuçlarını kabul etmeme bizim tarafımızdan kabul edilemez.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Ya, hangi sistemden bahsediyorsun!
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Ne zamandan beri demokratik hakkını kullanmak başkaldırı oldu ya?
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Saraçhane'de gaz yiyenler mi sistem oluyor?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, bir şeyler anlatmaya çalıştı sayın mevkidaşımız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Peki.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir dakika... Bir dakika Sayın Başkan.
CAVİT ARI (Antalya) - Başkanım, bugün devamlı konuştu, vallahi kafamız şişti ya.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir dakika verdiniz.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, gündeme devam edelim, yeter.
BAŞKAN - Peki, bir dakika açın, bir içi rahat etsin Sayın Akbaşoğlu'nun.
Buyurun.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, ben hiç bir şey söylemeyeceğim. Sadece, güya, kendi iddialarına göre, kurultaydan sonra seçimlerde galip çıkmaları münasebetiyle bunların başına geldiğini söylüyor ya, yahu, sizin bir önceki Genel Başkanınız Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki: "CHP rüşvet ve yolsuzlukla anılamaz, arının da gelin."
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Şimdi sataşmaya geldi, söz verme bakalım Sayın Başkan. Boş konuşuyor, boş!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Siz kendi içinizdeki iktidar kavgasını niçin AK PARTİ'nin üzerine boca etmeye çalışıyorsunuz?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, bu tartışma, bakın...
BAŞKAN - Sayın Başarır...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ara verin o zaman!
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Hayır, olmaz öyle şey!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ara verin o zaman!
BAŞKAN - Bu ne ya!
-ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Böyle olmaz!
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Sen mi yöneteceksin Genel Kurulu Sayın Başarır?
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Yeni bir sataşma var Sayın Başkan, var maalesef. Siz uyardınız ama buna rağmen sataştı.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Ya nereye gidiyorsun? Böyle mi yönetilir Başkanım? Böyle bir usul yok, geç sen yönet ya! Başkanın oturduğu yerde sen otur o zaman.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu reddediyoruz. Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz. Yolsuzluk ve hırsızlıkla malul bir parti olduğunu sizin Genel Başkanınız söylüyor.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Böyle bir şey yok ya!
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sizin kendi aranızdaki hukuk mücadelenizi bize niye atmaya çalışıyorsunuz? Buna cevap verin.
CAVİT ARI (Antalya) - Utanmanız olsun biraz.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - İşkenceden buraya geldi!
SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Manipüle ediyor, konu işkence!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Niye söz vermiyorsunuz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Buraya kadar geliyorsun ya!
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Kürsüye yürümek ne ya!
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Kürsüye yürümek ne ya! Başkanı mı korkutacaksın? Başkanı biz mi koruyalım, ne diyorsun?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, sesi açıyor musunuz?
BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:19.06
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.16
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
4.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt ve arkadaşları tarafından, uyuşturucu madde kullanımıyla etkin mücadele edilebilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 6/11/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Öneriyi okutuyorum:
3/2/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/2/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Ali Mahir Başarır |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt ve arkadaşları tarafından, uyuşturucu madde kullanımıyla etkin mücadele edilebilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 6/11/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1489 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/2/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, önergeden sonra söz verirsiniz, önce verirsiniz... Sataşma, İç Tüzük'e göre her grubun milletvekilinin cevap vermesi için usuli bir haktır.
BAŞKAN - Peki.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada sizin bir taktir hakkınız maalesef ki yok. Eğer benim partime, benim grubuma ya da herhangi bir milletvekiline buradan bir milletvekili bir ithamda bulunuyorsa, hakaret ediyorsa o grup ya da hakarete, ithama uğrayan milletvekili cevap verir. O yüzden, bu konuda bir taktir hakkınızın olmadığını belirtiyorum, uyarıyorum.
BAŞKAN - Sağ olun.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Cemal Enginyurt.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uyuşturucu kullanımı ve etkin çözüm yollarıyla ilgili araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım.
Bu son günlerde uyuşturucu kullanımı, uyuşturucu operasyonları topçusuyla, popçusuyla ülkenin ziyadesiyle gündemini meşgul etmeye başladı. 2024 raporlarına göre 374 bin kişi gözaltına alınmış. 2025 raporları açıklanmadı, muhtemelen bir 374 bin de 2025'te gözaltına alınmıştır. 750 bin kişi iki yıl içerisinde gözaltına alınmış. Gözaltına alınan her 12 çocuktan 1'i uyuşturucu bağımlısı olmuş. 374 bin kişinin 101 bin kişisi denetimli serbestlik ve tedaviye gönderilmiş, uyuşturucu bağımlılığı 18 ile 24 yaş arasında yüzde 65'e ulaşmış. Yani öyle bir ülke olmuşuz ki artık çocuklar okullarda rehber öğretmenleri değil torbacıları beklemeye başlamış. "3 çocuk yapın." demişsiniz; çocuğun birisi uyuşturucu bağımlısı olmuş, birisi kumar bağımlısı olmuş, birisi de evde işsiz bekliyor olmuş. Dolayısıyla, gençlerin geleceğini karartan uyuşturucu artık öyle bir tehlikeli hâl almış ki hepimizin korkulu rüyası hâline gelmiş. Uyuşturucu kullanım yaşı 12'ye düşmüş, 12'ye.
Uyuşturucu operasyonları yapılıyor, bunu yapanlara "Niye yapıyorsunuz?" demiyoruz, yapılsın ama hâlâ tek bir uyuşturucu baronu yakalanmadı.
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Aynen.
CAVİT ARI (Antalya) - Sorun orada.
CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Bir uyuşturucu baronu yakalanmadı. Sedat Peker, bir dönem "çete lideri" dediniz, "çete lideri" dediğiniz adam bu ülkede çetelerin, uyuşturucu baronlarının isimlerini verdi; Venezuela'dan, Kolombiya'dan yola çıkan gemilerin isimlerini verdi. Mersin limanı başta olmak üzere hangi limana geldiğini söyledi ama siz hâlâ bu baronlardan birini yakalayamadınız. Yakaladıklarınız varsa da onları da serbest bıraktınız, hepsi yurt dışına kaçtı. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun neticesi ne oldu? Sokaklar uyuşturucu çetelerine teslim edildi. Büyük şehirler değil, en küçük şehirde dahi uyuşturucu artık sokak arkalarında değil okul sıralarında kullanılmaya başlanıyor.
Vicdan sahibi olarak hepinize sesleniyorum: Hepimizin çocuğu var, torunu olan insanlar var, dolayısıyla çocuklarınızın geleceğinden endişe ettiğinizden eminim. Onun için, bu uyuşturucuyla mücadeleyi siyasi bir düşünce olarak ele almaksızın, bunu parti meselesi olarak görmeksizin belediyeler, STK'ler, iktidar ve partiler birlik içerisinde olup bu uyuşturucu meselesini kökten çözmeliyiz. Artık eğer memlekette bir beka sorunu varsa sorun bu hâle gelmiştir.
Bakın, 16 yaşındaki çocuk "Hap aldım." diyor, gidiyor, bir avukatı İstanbul'un göbeğinde otomatik silahlarla öldürüyor. Nasıl öldürüyor? Uyuşturucu hapı aldığını, kendinde olmadığını söyleyerek öldürüyor. Can güvenliği kalmadı; sokaklarda kadınlarımızın, kızlarımızın, gençlerin can güvenliği kalmadı.
Daha bugün bir görüntü izledim, 7 çocuk bir çocuğa öyle ağır işkence, hakaret yapıyor, öylesine kötü sözleri videoya çekiyorlar ki bunu çeken çocuklara baktığınızda hepsinin uyuşturucu kullandığı çok net ortaya çıkıyor.
Onun için diyorum ki uyuşturucuya karşı mücadeleyi ciddiye alalım. Bu önergemiz siyasi bir önerge değildir, çocuklarımızın geleceğinin kurtuluş önergesidir, torunlarımızın geleceğinin kurtuluş önergesidir.
Vicdanlarınıza sesleniyorum: Bunu siyasi malzeme olarak görmeden, ellerinizi "ret" olarak kaldırmak yerine uyuşturucuyla mücadele için el birliği yapalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Birol Aydın.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu öneri üzerinde YENİ YOL Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemizde uyuşturucu madde kullanım yaşının 12'ye düştüğü, bağımlıların sayısının ise 10 milyonu aştığı raporlara yansımaktadır. Bunlar raporlara yansıyan rakamlar fakat esas vahim tablo, bu rakamların ötesinde şehirlerimize, mahallelerimize, sokaklarımıza yansıyanlardır. Bu iş sağı, solu, seküleri, dindarı, dindar olmayanı, muhafazakârı, zengini, fakiri ayırt etmiyor; "bizim mahalle" "sizin mahalle" gibi tanımlamaların da çok ötesine geçti. Bu nedenle bu illet, bu virüs hızla yayılmaktadır ve artık bunun adını koyma vakti gelmiştir; bu bir pandemidir. Evet, maalesef, ülkemizde son yıllarda adı konulmamış bir uyuşturucu pandemisi yaşanmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu pandemi hem sebeptir hem sonuçtur. Şöyle ki: Ekonomik kriz sebep, uyuşturucu sonuçtur fakat aynı zamanda uyuşturucu ekonomik yıkımın da sebebidir. Ahlaki kriz sebep, uyuşturucu sonuçtur. Aynı şekilde, uyuşturucu sebep, ahlaki yıkım sonuçtur. Yine, uyuşturucu nitelikli eğitim açığının ve güvenlik açığının hem sebebi hem de sonucudur. Küresel, ulusal ve yerel çapta mafya ve uyuşturucu kartellerinin bu pervasızlığı, bu rahatlığı ise medya ekranlarından ve adliye koridorlarından gelmektedir. Tüm bu sebep-sonuç ilişkilerinin esas sorumlusu ise siyaset kurumu ve bilhassa iktidar sahipleridir.
Değerli milletvekilleri, gece "tweet" atanı şafak vakti evinden alan irade isterse bütüncül bir politikayla bu işin üzerine üzerine gider ve önemli bir mesafe kateder. Bakınız -biraz önce değerli milletvekili arkadaşımız da söyledi- son birkaç aydır biz ne konuşuyoruz? "Uyuşturucuyla ilgili şu sosyal medya fenomeni, şu sanatçı, şu sporcu içeri alındı, gözaltına alındılar." vesaire. Âdeta magazinleştirildi. Ama bu uyuşturucuyu Türkiye'mize getiren, Türkiye'nin limanlarına yanaştıran gemilerle ilgili bir tek operasyon haberi duymuyoruz. Bu ne menem bir şeydir arkadaşlar? Bu olacak bir şey değil. Can yakıcı bir hakikatle karşı karşıyayız. Bunun üzerine üzerine isterse iktidar gider, bugün hangi açılardan gidiyorsa, açıyı değiştirip gerçekten çözmek istiyorsa kök nedenlerin üzerine gider.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
BİROL AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar "Yarın Değil, Hemen Şimdi!" sloganı iktidar partisinin Türkiye Yüzyılı şarkısının manşetiydi. Evet, bu pandemi karşısında harekete geçmek için yarın çok geç, hemen şimdi! Adaletten eğitime, ekonomiden sağlığa, iç güvenliğimizden sınır güvenliğimize, medyadan sokaklarımıza bir seferberlik ruhuyla ciddi ve samimi adımlar atma vakti gelmiş ve geçmektedir.
Her ne yapacaksak hemen şimdi yapmamız gerektiğini yürekten ifade ediyor, bu önergeye destek olduğumuzu ve destek olunması gereken hayati bir mesele olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Divan, milletvekilleri; birkaç gün önce haber kanallarını geziyorum, bir kadın korka korka yarım araladığı bir kapının arkasından yalvarıyor: "Lütfen ayaklanın! Gençlerimiz gidiyor, içimiz yanıyor! Bunun önlemini alsınlar. Gençlerimiz bitti, aileler bitti!" Erkek kardeşi hem bağımlılıktan kurtaramadığı öz oğlunu hem de kendini öldürmüş bu kadının. Evladını öldüren babalar, ailesini katleden evlatlar... Kocaeli, İstanbul, Kastamonu, Bursa, Türkiye'nin her yanında öyle sık tekrarlanan bir trajedi ki bu son zamanlarda.
İlkokul çağında bağımlılıkla yüzleşemiyorken yüzleşilmesi çok daha güç bir şey söyleyeceğim şimdi, hepimize dert olması gereken bir veri: Bağımlı doğmuş 1.500'e yakın çocuğumuz var bizim, "olmuş" demiyorum bakın, madde bağımlısı doğmuş çocuğumuz var. Günlerdir pedofili çete işkenceleri, istismarlarıyla öğürüp duruyoruz; eğer doğmuş çocuklara yapılanlardan kaldıracak hâliniz kaldıysa, daha doğmamış çocukların maruz kaldığı bu şeyi bir düşünün! Anne karnında işkencedir bu, anne karnında istismardır, anne karnında cinayettir! Anne karnında bağımlı olmuş çocukları olan bir ülkeyiz biz artık! Ve öyle zor ki arındırmak o bebekleri. Bir tane bile resmî, gayriresmî veri yok ki bizi "Türkiye uyuşturucu tehdidi altında değildir." sonucuna ulaştırabilsin. Polis Akademisi verisi: Dokuz yılda çocukların karıştığı uyuşturucu ticareti suçları yüzde 119 artmış. Adalet Bakanlığı verisi: Ceza infaz kurumlarındaki çocuklar arasında 1'inci sırada uyuşturucu suçları var. Jandarma Genel Komutanlığı verisi: Cezaevlerinde yatan her 3 kişiden 1'i -yetişkinler bunlar- uyuşturucu suçundan yatıyor. Sorunun varlığı konusunda zaten hemfikiriz ama çözümüne dair siyaset kurumunun bakış açısı eksik, yanlış, sahte ve maalesef riyakârca.
Toplumu koruyalım. Tamam, koruyalım, kimden koruyalım? Baronlardan. Peki, kim bu baronlar? Çoğunuz "tıp" oynuyorsunuz bu soru karşısında. Uyuşturucu üretimi artmış. Peki, kim üretiyor? "Tıp." Ticareti artmış, kim pazarlıyor, kim bu zehir tacirleri? "Tıp." Biz İYİ Parti olarak bu ikiyüzlülüğe isyan etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Avrupa uyuşturucu trafiğinin yüzde 80'i PKK narkoterör örgütünün kontrolünde. Meşruiyet kazandırmak için bu örgüte girmediğiniz kılık kalmadı burada, neyin mücadelesinden söz ediyorsunuz! Birleşmiş Milletler raporu var, PKK narkoterör örgütüdür. Pakistan'daki uyuşturucunun ham üretiminden Irak'ta damıtılmasına, sokaklarda pazarlanmasından Avrupa'da vergilendirilmesine kadar narkotik ticaretin her safhasında PKK var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - NATO diyor bunu, Europol diyor. Murat Karayılan kim? Zübeyir Aydar, Cemil Bayık, Duran Kalkan, Sabri Ok; kim bunlar? ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisine göre özel olarak belirlenmiş uyuşturucu kaçakçıları. Genel aftan, siyaset yaptırmaktan söz ediyorsunuz ya bunlara. Hangi mücadele? Uyuşturucuyla mücadele mi istenen? Şartsız evet diyoruz, hadi, mücadele edelim ama önce her biriniz bu sorunun cevabını vermekle mükellefsiniz. Bir narkoterör örgütünün yöneticilerine umut dağıtarak mı mücadele edeceğiz biz uyuşturucuyla?
Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve 4 Ocaktan beri ülkenin her meydanında "..."[5] "Rojava biziz." demeyi bir an olsun bırakmayan kıymetli halklarımız ve dostlarımız; hepinizi buradan saygıyla selamlıyorum.
Ve yine, Kürt olmayı suç olarak gören kolluk tarafından işkenceye uğrayanları ayrıca selamlamak istiyorum ve buradan şu mesajı vermek istiyorum: Ne 13 yaşında kaldırılıp yere fırlatılan Kürt çocuğu ne Diyar Koç'u ne de meydanlarda işkenceye uğrayan halkımızın yaşadıklarını, işkencecileri unutacağız. Tarih ve hukuk önünde hesap soracağımızı da buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, ayda bir kere muhakkak, muhalefet partilerinden Genel Kurula uyuşturucuyla ilgili bir önerge indiriliyor. Totalde yaklaşık bir saat boyunca her ay biz uyuşturucuyu konuşuyoruz, uyuşturucunun sebep olduğu dramları konuşuyoruz fakat günün sonunda -her söze başlayan kişinin "yüce Meclis" olarak başladığı söze- her ay düzenli olarak uyuşturucuyu konuşmamıza rağmen, Meclisteki boş kürsülerin bile bu meselenin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu fark etmesine rağmen ne yazık ki ortada bir çözüm göremiyoruz. Peki, sormak istiyorum: Nerede yasamaya saygı? Nerede her ay muhalefetin söylemlerine buradan argüman üreten iktidar partisinin çözüm haritası? Magazinel operasyonlar yaparak bu işin çözülebileceğini zannedenlere ne yazık ki bir kez daha şunu hatırlatmak istiyorum: Siz ne zaman bu konuya dair kapsamlı, kök nedenleri analiz edilmiş, gerçekçi ve sahici bir çözümle geleceksiniz bu kürsüye? Uyuşturucu bağımlılığının bugün birinci hedefi olan gençler, çocuklar, kadınlar yani bu toplumu toplum yapanlar, her ülkede olduğu gibi, ne yazık ki bir bağımlılık sorunuyla adlandırılarak karşımıza çıkıyor. Fakat şunu söylemek gerekir ki bu bir uyuşturucu sorunu olmaktan, bağımlılık sorunu olmaktan çıkmıştır, toplumu tasfiye etme, bir sorun olduğunu kabul edip ama ne yazık ki gerçekçi çözümler üretememe, idare etme ve onun sonucu olan toplumsal çürüme sınırlarına ulaşmıştır. Yine özellikle Kürt illerinde gençlik yıllardır eşitsiz kaynak dağılımı, güvenlikçi yönetişim ve yok denecek düzeyde olan sosyal politikalar içinde şekillenen bir yaşama hapsedilmek istenmektedir. Sokaklarda ulusal, politik, toplumsal ve ekonomik taleplerini, dertlerini dile getiren gençlere karşı insanlık dışı yöntemlerle polisi saldırtanları 4 Ocaktan beri gözlemliyoruz, işkenceye şahidiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Güvenlik denildiğinde var olan devlet, sosyal politika denildiğinde ne yazık ki ortadan kayboluyor. "..."[6] denmesin diye ortalığı TOMA, plastik mermi, copla dolduran devlet "Uyuşturucu satılıyor." ihbarlarına tenezzül edip gelmiyor bile. İşte bu tablo aslında gerçeğin sırlarını ve şifrelerini bize anlatıyor. Uyuşturucunun ikinci hedefi olan çocuklar ise ne yazık ki kapatılmayla yüz yüze kalıyor. SAMER'in verilerine göre uyuşturucu yaşı Diyarbakır'da 5 yaşına düşmüş durumda. Eğer biz bu gerçeği bugün burada duyduysak, 5 yaşındaki bir çocuğun uyuşturucuya eriştiğini biliyorsak ve hâlâ daha bu öneri AKP oylarıyla reddedilecekse o zaman bizim payımıza düşen utançtır diyorum, bizim payımıza düşen şapkayı önümüze koyup düşünmektir diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Umut ediyorum ki bugün bu önerge reddedilmez ve bir komisyon kurulur diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ümmügülşen Öztürk.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, uyuşturucu, bu milletin en hassas damarlarını hedef alan, sessizce yaklaşan, sinsi ve karanlık bir tehdittir. Bu illet bir kişide başlar, bir ocağı söndürür, bir anneyi ağlatır, bir babanın belini büker ve bir milletin geleceğini karanlığa mahkûm etmek ister. Uyuşturucu bireyi tüketirken artırdığı şiddet ve suç dalgasıyla toplumun bağışıklık sistemini çökertir. İşte, bu yüzden biz önlemeyi vicdan borcu, tedaviyi görev, rehabilitasyonu ise bir insanı yeniden kazandırma davası olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın şu tespiti bizim kırmızı çizgimizdir: "Uyuşturucu millî bünyemiz açısından terör kadar, hatta terörden daha tehlikeli boyutlara ulaşmıştır." İşte bu şuurla, bugün kolluk kuvvetlerimiz kapılarımızdan mahalle aralarına kadar bu zehir sarmalına karşı çelikten bir iradeyle durmaktadır; İçişleri Bakanlığımız uyuşturucu baronlarının tepesine binmekte, arz kanallarından bir bir kurtulmaktadır. Güvenlik güçlerimiz sokakta çelikten bir iradeyle "Dur!" diyor, Sağlık Bakanlığımız şifa veren eliyle yaşatıyor, Millî Eğitimimiz bilinçle kuşatıyor, Yeşilayımız ise merhametiyle bu vatanın evlatlarını sarıp sarmalıyor.
Sağlık Bakanlığımız Türkiye genelinde 64'ü yataklı, 79'u ayaktan olmak üzere 143 AMATEM ve ÇEMATEM'le hizmet sunmaktadır. 188 toplum ruh sağlığı merkezi ve bahar rehabilitasyon merkezleriyle bağımlı bireyler yalnız bırakılmamaktadır. ALO 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma Hattı karanlığın içinden yükselen binlerce imdat çağrısına cevap vermiş, binlerce evladımızı uçurumun kenarından çekip almıştır.
Değerli milletvekilleri, bu mücadele yalnızca kamu eliyle yürütülmemektedir; işte bu noktada, sivil toplum kuruluşlarımız, başta yüz akımız Yeşilay olmak üzere sahada âdeta birer şefkat neferi olarak çalışmaktadır. Bugün gururla ifade etmeliyim ki 105 Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) on binlerce vatandaşımıza umut olmuş, onları bağımsız bir hayata yeniden sımsıkı bağlamıştır. Millî Eğitim Bakanlığımız ve Yeşilay iş birliğiyle yürütülen Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında her yıl tam 10 milyon öğrencimize ve 3 milyon yetişkinimize ulaşıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (Devamla) - İnanıyoruz ki Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, devletimizin tüm kurumları ve milletimizin tüm kesimleriyle el ele vererek bu tehdidi evlerimizden, sokaklarımızdan ve ülkemizden söküp atacağız; geleceğimizin teminatı olan evlatlarımızı bu zehirden koruyacak, bu sarmala düşenleri de yeniden hayata kazandıracağız.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bugüne kadar niye korumadınız o zaman? Milyonlarca gencimiz uyuşturucu bağımlısı oldu; bunun mimarı sizsiniz, sizin döneminiz!
ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (Devamla) - Bağımlılığa karşı yılmadan, yorulmadan azimle mücadele etmeye devam edeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var, onu karşılayacağım:
Sayın Başarır, Sayın Bülbül, Sayın Başevirgen, Sayın Sarı, Sayın Ersever, Sayın Özçağdaş, Sayın Süllü, Sayın Yontar, Sayın Öztürk, Sayın Ünver, Sayın Arı, Sayın Akay, Sayın Kılınç, Sayın Genç, Sayın Dinçer, Sayın Coşar, Sayın Tahtasız, Sayın Yücel, Sayın Demir, Sayın Enginyurt, Sayın Demir.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.44
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.50
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yoklama pusulası veren milletvekilleri lütfen Genel Kurul Salonu'ndan ayrılmasın.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
4.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt ve arkadaşları tarafından, uyuşturucu madde kullanımıyla etkin mücadele edilebilmesi için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla 6/11/2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
5.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin aynı kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine, Genel Kurulun çalışma saatlerine ve 250 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi
3/2/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/2/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
| Muhammet Emin Akbaşoğlu |
|
| Çankırı |
|
| AK PARTİ Grubu |
|
| Başkan Vekili |
Öneri:
Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin aynı kısmın 3'üncü sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
3 Şubat 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
3 Şubat 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 4 Şubat 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
4 Şubat 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 5 Şubat 2026 Perşembe günkü birleşiminde 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
10 Şubat 2026 Salı günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,
11 Şubat 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
11 Şubat 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 12 Şubat 2026 Perşembe günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
17, 18, 19, 24, 25 ve 26 Şubat Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar,
çalışmalarını sürdürmesi,
250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması,
Önerilmiştir.
250 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3466) | ||
Bölümler | Bölüm Maddeleri | Bölümdeki Madde Sayısı |
1. Bölüm | 1 ila 16'ncı Maddeler | 16 |
2. Bölüm | 17 ila 31'inci Maddeler (Geçici madde 1 dâhil) | 16 |
Toplam Madde Sayısı: | 32 | |
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 önemli yetkisi ve sorumluluğu var; bunlardan bir tanesi yasa yapma, bir diğeri de Hükûmeti denetleme görevi.
6 Şubat 2023 yılında ülkemiz 10 ilde büyük bir deprem acısı yaşadı, üç yıldır da bu yaralarımızı sarmak için iktidar bir kısım adımlar attı. Yaptıkları vardır, yapamadıkları vardır ama Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bizim millet adına, hiç olmazsa bu hafta yapmamız gereken çok önemli bir denetim vazifemiz vardır. İktidar neleri tam olarak yapabildi, neleri yapamadı; bu konudaki denetimle ilgili görevimizi yapmamız gerekirken maalesef aylardır Komisyonda, burada bir şekilde sahibi belli olmayan bir yasayı bu kadar önemli bir takvim içerisinde konuşmak durumunda kalıyoruz. Niçin sahibi belli olmayan bir yasa diyorum çünkü yasa, İçişleri Bakanlığının bürokratları tarafından -en azından- teknik destekle hazırlanan, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımızın imzalarıyla kanun teklifi olarak Meclise gelen bir yasa. Tabiatı itibarıyla bu, İçişleri Komisyonunda görüşülmesi gereken bir şey ama Sayın Meclis Başkanlığı her ne hikmetse İçişleri Komisyonunu ilgilendiren bu kanun teklifini direkt Adalet Komisyonuna sevk etme ihtiyacı hissetti. Kamuoyunda sorulduğu için burada söylüyorum, yoksa bu magazin haberleriyle işimiz yok ama İçişleri Komisyonu Başkanı olan Sayın Komisyon Başkanımız ile İçişleri Bakanı arasındaki geçmişten gelen halef-selef ilişkisinden kaynaklı sorun sebebiyle İçişleri Komisyonunda bu konunun görüşülmek istenmediğine dair iddialar ortaya atıldı. Bu iddia doğru olsa gerek ki kanunun Adalet Komisyonunda görüşülmesine rağmen burada, Genel Kurulda bu kanun teklifi görüşülmeye başlanırken komisyon sıralarında Adalet Komisyonu üyelerimiz var, Adalet Komisyonu Başkanımız var ama maalesef İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı ve İçişleri bürokratları var. Şimdi, bu yasa Adalet Komisyonunu ilgilendiren bir yasa mı, İçişleri Komisyonunu ilgilendiren bir yasa mı? Ya, Allah aşkına, biz devlet yönetiyoruz; şahsi küslüklerinizin ceremesini İç Tüzük'e, teamüllere aykırı bir şekilde burada, bu millete göstermek zorunda değilsiniz ki. Devletler bile birbirleriyle düşman olmasına rağmen söz konusu olan uluslararası hukuk olduğu zaman o küskünlüklerini bir tarafa bırakıyorlar. Biz, İç Tüzük'ü, teamülleri bir tarafa bırakarak aynı parti içerisindeki 2 bakanın şahsi küslüklerinin, onların şahsi kırgınlıklarının ceremesini bir Meclis çalışması içerisinde, Meclis çalışmalarında görüyoruz. Ben şahsen utanıyorum böyle bir durumdan. Şayet bu Adalet Komisyonunu ilgilendiren bir şeyse Adalet Bakanı bürokratlarının gelmesi lazım; yok, İçişleri bürokratları buradaysa o zaman İçişleri Komisyonunun burada oturması lazım diyor, bu konunun özellikle Meclis teamüllerine aykırı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
(Uğultular)
BAŞKAN - Bir saniye Sayın Kaya...
Sayın milletvekilleri, müthiş bir uğultu var yani hatibi dinlemekte zorluk çekiyoruz. Lütfen...
Buyurun Sayın Kaya.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Dolayısıyla devlet yönetme ciddiyeti parti içi küskünlüklerin, kırgınlıkların su yüzüne çıktığı bir durumla asla bağdaşmadığını buradan bir kez daha net bir şekilde ifade ediyorum. Ya, bu konuda buraya İçişleri Bakanı bürokratlarını gönderen Hükûmetin bir açıklama yapması lazım ya da Sayın Meclis Başkanımızın "Ben bunu Adalet Komisyonuna sevk ettim, burada Adalet Bakanlığının bürokratları olması gerekirken niçin siz İçişleri bürokratlarını gönderiyorsunuz?" diye hesap sorması lazım. Dediğim gibi, burada ülkeyi yönetiyoruz, devleti yönetiyoruz. Şahsi kaprislerinizi, şahsi çıkar ilişkilerinizi, şahsi kavgalarınızı burada milletin önünde yapıp bu Meclisi bu hâle düşürmeye kimin hakkı var Allah aşkına?
Dolayısıyla, bu çalışma takvimini düzeltmeden önce bu hususun düzeltilmesi gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ankara Beypazarı ilçesine bağlı Uruş Mahallesi, Büyükşehir Yasası çıkmadan önce şirin bir belediyelikti, şu anda mahalle statüsünde. Burada açılması planlanan sepiyolit kil maden ocağı projesinden bahsetmek istiyorum. Açık ocak usulüyle maden çıkarılmasını ve kırma eleme tesisinde işlenmesini öngören projeye karşı bölge halkı aylardır ayakta. Maden projesi uzun yıllardır gündemde ve her defasında bölgede yaşayan insanlar büyük tepki göstermektedirler. Projenin ruhsat alanı 18.620 dönüm, bu alan Uruş'un yüzde 80'ine tekabül ediyor. Ruhsat alanı içinde onlarca köyün hayvancılık yaptığı meralar var, tarım arazileri var, su kaynakları var, Sakarya Nehri'ni besleyen Süvari Çayı ile Kirmir Çayı tehdit altında. Kayıt altına alınmış yaklaşık 500-600 geyik bu bölgede yaşamını sürdürüyor. Nadir kuş türlerinin ve çok sayıda yaban hayvanının üreme alanı bu bölgede bulunuyor. Bu alanın hemen dibinde arkeolojik sit alanı da mevcut. Bu maden projesi Beypazarı Uruş'la birlikte Güdül'e bağlı çok sayıda köyü de doğrudan etkileyecek. Projenin bölgede gelişmekte olan doğa dostu tarım, hayvancılık, arıcılık gibi önemli faaliyetlere zarar vereceği gün gibi ortada. Maden tesisinin planlandığı bölge Devlet Su İşlerine ait sulama alanlarının tam ortasında yer alıyor. Kuraklık ve su problemi büyürken, tarımsal üretim ve hayvancılık sorunları artarken Hükûmet madencileri değil toprağı, suyu, köylüyü düşünmelidir. Tarımı, doğa dostu üretimi, kırsal kalkınmayı ve turizm faaliyetlerini tehdit eden bu maden projesi derhâl durdurulmalıdır.
Kıymetli milletvekilleri, doğal çevreyi korumak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görevi değil mi? Bırakın korumayı "ÇED raporuna ihtiyaç yoktur." diye karar veriyorlar. Bölge halkı yıllardır "Madene hayır." diyor. Bir yetkili çıkıp da -üstelik "'ÇED'e gerek yok.' demelerine rağmen- "Siz neden karşı olduğunuzu da bize bir anlatın." deme ihtiyacı bile duymuyor. Uruş'un, Beypazarı'nın, Güdül'ün uykuları kaçıyor. Çevrede yaşayan insanlar hiç kimsenin umurunda değil. Toprağını, suyunu korumak isteyen insanlar günlerdir sokaklarda, yarın bir de Çevre Bakanlığının önünde olacaklar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Madencilere, müteahhitlere ayırdığınız vaktin yüzde 1'ini de toprağı için itiraz eden insanlarımıza sahip çıkarak ayırmanız gerekiyor. Ranta, maden istilasına, toprağı, suyu, temiz havayı yok edecek bu katliama sessiz kalmayın, elinizi vicdanınıza koyun. Geri dönüşü ve telafisi mümkün olmayan Uruş maden projesinden vazgeçin.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, bu Mecliste bütün teamüller altüst ediliyor, Meclisin yerleşik bütün normları yok ediliyor, ülkede hukuk devleti adına ne varsa yerle yeksan ediliyor. Neredeyse bize bir güvenlikçi rejim hukuk adı altında dayatılmaya çalışılıyor. Toplumun en temel hakları olan anayasal hakları, gösteri ve toplanma hakkı, ifade hakkı, haber alma hakkı gibi bütün hakları sistematik bir şekilde gasbediliyor. Bu ülkede en temel hak olan vicdani protesto hakkı kriminalize ediliyor, hedef hâline getiriliyor ve bütün bunlar yapılırken de ne yazık ki iktidarın kendisi kafasını kuma gömüp "Hayır, hayır, biz bunların hiçbirini yapmadık." diyen bir modda geziyor.
Bakın, ben yıllarca bir sağlık emekçisi olarak, hemşire olarak hastanelerde çalıştım ve yaşam hakkının ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Bunu bu kürsüden de onlarca defa belki de ifade etmişimdir. Şimdi, özellikle Suriye'de yani Rakka'da bir kadın savaşçının saçlarının bir IŞİD'ci tarafından kesildikten sonra getirilip onun videosunun çekilerek, "Ondan geriye sadece bu kaldı." diyerek gösterildiği bir video vardı ve bu videoya karşı dünyanın dört bir yanında Kürtler, kadınlar, bütün dünyadaki kadınlar saçlarını örerek aslında bir vicdani duruş ortaya koydular. Kadın bedeninin savaş alanı hâline getirilmesine, kadın bedeni üzerinden savaşın ilerletilmesine, kadın bedeninin bir mülkiyet aracı hâline getirilmesine ve bütün bunlara karşı ortak bir ses, ortak bir duruş gösterdiler. Peki, ne oldu? Kocaeli'de bir meslektaşım, Diyarbakırlı bir hemşire bütün bu yaşanan hukuksuzluklara karşı tepki olsun diye saçlarını ördü ve bunu kendi sosyal medya hesabından paylaştı. Bakın, neler oldu? Sanki kıyamet koptu, bu ülkeyi bozdu, kamu güvenliğini altüst etti; hemen on tane yerden düğmeye bastılar. Bir taraftan hemen açıklama yaptı ilgililer: "Adli ve idari soruşturma başlattık." "Maazallah, hemşirenin saçını örmesi, devleti bölebilir, ülkeyi yok edebilir, birliği, bütünlüğü altüst edebilir." diye feveran etmeye başladılar. Yetmedi, hemen kolluk harekete geçti, sabahın köründe hemşire hanımın kapısına dayandı, gözaltına alındı. Gerekçesi ne? Örgüt propagandası yapmakmış. İnsanın saçını örmesi örgüt propagandasıymış, bunu da öğrenmiş olduk. Tabii, Sağlık Bakanlığı bundan geri durur mu, Sağlık Bakanlığı da hemen idari soruşturma başlattı ve hemşire hanımı yıllardır çalıştığı iş yerinden uzaklaştırdı.
Şimdi, sayın vekiller, hepinizin vicdanına seslenmek istiyorum. Gerçekten siz, biz, bu Meclis bir bütün olarak insanlık değerlerinin yanında ne zaman buluşacağız?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayalım.
Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Siz bir savaş ortamında bir kadının saçlarının kesilmesini, bir kadının bedeninin teşhir edilmesini, kadınların 4'üncü kattan atılmasını kabul ediyor musunuz? Ve buna karşı dünyanın dört bir yanında insanların saçını örerek yapılan bu vahşetin karşısında durmasını nasıl olur da örgüt propagandası sayıyorsunuz? Nasıl buna adli ve idari soruşturma açabiliyorsunuz, söyler misiniz?
HALUK İPEK (Amasya) - Başkanım, 66'ncı maddeyi uygulayın, maddeyle ilgili konuşsun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Maddeyle ilgili konuşmak zorunda değilim, bu da seni ilgilendirmez.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, siz Genel Kurula hitap edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Şimdi, ben bu rahatsızlığı çok iyi biliyorum.
HALUK İPEK (Amasya) - Maddeyle ilgili konuşun.
BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, siz Genel Kurula hitap edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bakın, sözü olmayanlar, haklı olmayanlar vicdanın sesini susturmaya çalışırlar ama açık ve net söyleyelim: Bakın, ne oldu? Milyonlarca insan IŞİD vahşetinin ve IŞİD anlayışının karşısında Rojava'nın yanında buluştu. Bir kez daha hem o hemşire hanımı hem de vicdanının sesini dinleyen bütün yurttaşları saygıyla selamlıyorum.
Onlara bin selam olsun, bin selam olsun, bin selam olsun! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kıymetli Grup Başkan Vekili konuşurken AK PARTİ'li bir arkadaşımız "Gündemi konuş." dedi oysa AK PARTİ'nin önerisi Meclis gündeminin ve saatlerinin belirlenmesi...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gündem tam da bu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - ...ve burada her milletvekili de gerçek gündemin ne olacağını belirtme hakkına sahip.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - İç Tüzük öyle demiyor ama.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Mesela, ben yine çalışma saatlerini konuşmayacağım çünkü göreceksiniz ki -"Perşembe çalışalım." diyorsunuz- perşembe yoklama aldığımızda bu Meclis kapanacak. İddiaya giren varsa girerim.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Gel girelim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ama biz, gelin gerçek gündemi konuşalım. TÜİK'in yaptığı rezaleti biraz daha konuşalım çünkü yerimden rahat konuşamadım. Bakın, TÜİK enflasyon oranlarını açıkladı. Ne açıkladı? Ocak ayı enflasyonunu 4,84 olarak açıkladı. Oysa, kasımda 0,87; aralıkta 0,89 olarak açıkladı. Bir kez daha soruyorum: Ne değişti arkadaşlar, ne değişti? Ha, kasım ve aralıkta düşük belirledi emekli, işçi, memur, BAĞ-KUR'lu daha az zam alsın diye. Şimdi...
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama o yalan, sizin safsatanız.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Yalan değil, asla yalan değil.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Safsatan. Hayır, sen iktisat bilmiyorsun ki, senin ekonomiden haberin yok ki kardeşim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bugün Mehmet Şimşek çıkmış ki, ocak ayı...
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Enflasyonda "ocak etkisi" diye bir şey var.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ocak ayı... Artık böyle konuşmak durumundayım, ocak ayı enflasyonu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ocak ayında vardır, dünyada böyledir.
BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz Sayın Milletvekili.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ben söyleyeyim Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Milletvekili, lütfen... Tamam, dinleyin, sizin arkadaşlarınız da konuşuyor, cevap versin, lütfen.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama bunu bilmeden yalan yanlış konuşuyorlar.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Ya, nesi yalan ya! Rakamlardan bahsediyor, nesi yalan ya! TÜİK'in rakamlarından bahsediyor, neyi yalan! Bırakın ya!
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Doğruyu söylüyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ne kadar ayıp ya!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Başkanım, bakın, doğru değil. Ocak ayının bir etkisi vardır.
BAŞKAN - Lütfen, düzeltmeyi siz yapmayın. Siz düzeltme yapma yetkisine sahip değilsiniz. Lütfen...
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Sayın Başkanım, tamam, konuşsunlar.
BAŞKAN - Bir müsaade edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Yeter ama ya! Ne kadar ayıp ya!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ali Mahir Bey, ben sana arkada anlatayım, gel. Ben sana anlatayım, gel.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - TÜİK'in resmî rakamlarından bahsediyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ne kadar ayıp ya!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Tamam, gel, anlatacağım bütün gerçekleri.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Böyle olur mu ya!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama doğruyu konuşmuyorsunuz ya!
BAŞKAN - Sayın Milletvekili, lütfen... Tamam, bırakın, doğru ya da yanlış, hatibe bırakın, siz onu değerlendiremezsiniz. Doğru ya da yanlışı belirlemek size kalmamış.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Başkanım, aynı şeyi konuşuyor. Boş konuşuyorlar ya. Yazık, Meclise yazık, mesaimize yazık ya!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ya, Başkanım, böyle bir ifade olabilir mi? "Boş konuşuyorlar." ne demek bu ya?
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Allah Allah, ona sen mi karar veriyorsun, ne alaka ya! Hayret bir şey ya!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ayıp ya!
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bu Mehmet Şimşek ocak ayında enflasyon artışını olumsuz hava koşullarına bağlamış. Vah ki vah, vah ki vah! Adam teflon tava gibi, hiçbir şey yapışmıyor adama. Havalar, işçiler, pandemi; her şey var, kendisinde suç yok. Sen bu ülkede ekonominin başına geçtiğinde yüzde 30'un çok altını hedeflemiştin. Ne işe yarıyorsun sen, sen ne işe yarıyorsun?
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Vergi almayı biliyor, vergi!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ama bu ülkenin gerçeğini her şeye rağmen Çalışma Bakanı ortaya koydu, bir gerçeği ortaya koydu.
Bakın, Sayın Akbaşoğlu çay-simit hesabı yapmıştı, eleştirmiştik. Bakan bir adım daha öteye geçti, emekliye simidi yarım vermedi.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Yarım simit, yarım(!)
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Çeyrek, çeyrek.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - 3 parçada verdi çünkü o da biliyor ki 4 kişilik emekli bir aile bir yerde simit-çay yemeye içmeye kalksa 3'e bölmek zorunda.
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Ali Mahir, simidi ziyan etme. Ziyan etme, yiyelim onu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Vereyim sana.
Başkanım, bunu da size vereyim ama 3'e bölerek verebilirim. Adem Yıldırım'a vermem çünkü Adem Yıldırım bencillik yapıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin, tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Şimdi, işte, Meclisin gerçek gündemi bu.
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Ziyan etme, simidi ziyan etme.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hesabı doğru yap! Sayın Başarır, yanlış hesap yapıyorsun, yanlış. Yanlış hesap yapıyorsun.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Cumhurbaşkanının hesabını yapıyor(!) "Bu milleti bu açlığa sürükleyenlerin..." diyordu ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Ben yanlış hesap yapmıyorum Sayın Akbaşoğlu.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yanlış hesap yapıyorsun. Yap, mukayeseyi yap! 2002 ile 2024'ün hesaplarına bir daha bak!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Hesabın doğrusunu emekli yapıyor, işçi yapıyor, insanlar yapıyor; yanlış hesabı yapan sizsiniz. Eğer doğru hesap yapabilseydiniz günlerce bu Meclisi bin liralık ek zam için çalıştırmazdınız. (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - En iyi çay-simit hesabını Cumhurbaşkanı yapıyor(!)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Eğer doğru hesap yapsaydınız, bugün açlık sınırı 30 bin liranın üzerinde, emekliye 20 bin lira maaş vermezdiniz. Eğer doğru hesap yapsaydınız, açlık sınırı 30 bin liranın üzerinde, 28 bin lira asgari ücret belirlemezdiniz. Yanlış hesap yapan sizsiniz ama unutmayın, bu halk doğru hesabı yapar, sandıkta yapar. Gelin, getirin sandığı, bu halk karar versin, emekli karar versin doğru hesabı kim yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, karar yeter sayısı talep ediyoruz.
BAŞKAN - Peki, bir saniye...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bizzat şahsıma da ismimi vererek sataştığı için sataşmadan dolayı söz istiyorum ben.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşmadım ben.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunduktan sonra karar yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kâtip Üyeler arasında ihtilaf var.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım... Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Oylama yaptık, karar yeter sayısı arayacağım yani şu anda bölmenin bir mantığı yok.
O nedenle, elektronik cihazla oylamaya başvuracağım.
Elektronik cihazla oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.15
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.20
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmiştir.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Önergeler (Devam)
3.- İstanbul Milletvekili Ali Gökçek’in, (2/3239) esas numaralı 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/127)
BAŞKAN - İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınması önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/3239) esas numaralı Kanun Teklifi'min İç Tüzük madde 37 uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını talep ederim.
Gereğini arz ederim.
|
| Ali Gökçek |
|
| İstanbul |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Ali Gökçek konuşacaktır.
Sayın Gökçek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ GÖKÇEK (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bakanın böldüğü simitten öğrenciye de susam kalmış.
Değerli milletvekilleri, yüz binlerce gencimizin ve ailelerinin büyük bir umutla beklediği öğrenci affı kanun teklifim üzerine söz aldım.
Resmî verilere göre, son on yılda kendi isteğiyle üniversiteyi bırakan öğrenci sayısı 1,5 milyona yaklaştı; başarısızlık, ders kaydını yenileyememe, eksik evrak gibi nedenlerle üniversite tarafından ilişiği kesilen öğrenci sayısı ise 4,5 milyona yakın. Yani, 6 milyon gencimiz iktidarınızın son on yılında çeşitli sebeplerle hayallerinden vazgeçti, eğitimini yarıda bıraktı ama yarım kalan yalnızca gençlerin hayalleri ya da eğitimi değil, yarım kalan, sizlerin seçimlerden önce fütursuzca savurduğunuz, seçimden hemen sonra unuttuğunuz sözleriniz; aslında yarım kalan, ülkemizin geleceği. Her yıl yüz binlerce genç kendi isteğiyle değil, sizin yönetemediğiniz ekonomi ve yarattığınız karanlık düzen sonucunda eğitimden kopuyor ve ne yazık ki bu kopuş ilkokul, ortaokul sıralarına kadar uzanıyor.
Özellikle son yıllarda üniversite öğrencilerinin yaşam maliyetleri dramatik biçimde arttı. Barınma, ulaşım, beslenme gibi giderleri artık aileler karşılayamaz hâle geldi. KYK bursu ve kredileri zaten öğrencilerin temel ihtiyaçlarına dahi yetmiyor. Bakın, öğrenciye verdiğiniz burs 4 bin lira, üniversite yemekhanesinde bir öğün yemek 52,5 lira. Bir öğrenci yedi gün 3 öğün yemekhanede yemek yese 4.725 lira yapıyor ki burs yetmiyor, bu da mümkün değil çünkü hafta sonları zaten yemekhaneler kapalı. Hâl böyle olunca üniversite öğrencilerinin yüzde 70'i öğün atlatarak hayatta kalmaya çalışıyor. Niye? Çünkü cebinde para yok. Ailelerinden istese zaten ana-babalar zor geçiniyor. Hele ki o ana-baba bir de emekliyse içi kan ağlayarak "Yavrum, sen bırak, gel." demek zorunda kalıyor.
Değerli milletvekilleri, kamuoyunda ciddi bir öğrenci affı beklentisi var ve buna yönelik bir kanun hazırlığı yapıldığına dair de haberler yayılıyor, deniliyor ki: "Belli şartları sağlayan ve o şartları da resmî belgelerle beraber kanıtlayabilen öğrencilere af gelecek." Bu şartlar da ebeveyn kaybı, gelir kaybı, iflas, depremzede olma gibi şartlar. Ya, gerçekten merak ediyorum, siz bu ülkedeki insanların sadece yakınlarını kaybettiği ve iflas ettiği için mi geçinemediğini zannediyorsunuz ya! Sizin iktidarınızda insanlar sizin ekonomik beceriksizliğinizin faturasını ödüyor, yetmiyormuş gibi şimdi yoksullaşan gençleri yoksullaşmalarının içinde neden yoksullaştığıyla ilgili bile ayırmaya çalışıyorsunuz.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ali, sen jete bindirdiklerinin faturasını millete ödettin ya, sen neden bahsediyorsun?
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Mesela, ailesi iflas eden, vefat eden gencin af talebini kabul edip ailesi iflas etmesin diye okulu bırakıp çalışan bir gence "Af talebini kabul edemeyiz, keşke senin de ailen iflas etseydi." mi diyeceksiniz? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete bindirdiğin adamların faturasını millete ödetiyorsun, sen neden bahsediyorsun ya!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Gençler yeterince zorluk çekiyor arkadaşlar, zaten gençler bu zorlukları, acıları yaşıyor.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jetgiller, jetgiller!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Bir de bunları ispat etmeye onları zorlayamazsınız.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ali, jetlere sen ne diyorsun?
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Merak ediyorum, mesela bu sunulan talepleri kim kabul edecek? Neye göre kabul edeceksiniz bu sunulan af taleplerini?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete cevap ver, jete!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Yoksa seçimden önce "Kaldıracağız." deyip kaldırmadığınız mülakatları öğretmenlerden sonra af isteyen öğrencilere de mi getireceksiniz?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete binenlerden bahset!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Ben size bütün öğrenciler için geçerli bir af sebebi söyleyeyim mi?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete binenlerden bahset, jete!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Sizin yirmi dört yıllık iktidarınız bile bütün öğrenciler için geçerli bir af sebebidir, af. (CHP sıralarından alkışlar)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete binlerin masrafını belediyeye fatura ettiniz.
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Yıllardır mağdur ettiğiniz, en basit, en sıradan keyiflerini, günlük rutinlerini ellerinden aldığınız gençlere, bir kahve içmesine müsaade etmediğiniz gençlere "Gel, şimdi, mağduriyetini ispat et." diyorsunuz; yok öyle şey!
YAHYA ÇELİK (İstanbul) - Bak, gençleri...
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete binenlerin masrafını belediyeye fatura ettiniz, yazık! Sen jete binenlerden bahset, jete binenlerden!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu konuyu salt kişisel bir af olarak da göremezsiniz. Bu, toplumsal bir kazanımdır, bunun farkına varmak zorundasınız.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Kardeşim, jetgillerden bahset!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - 5 milyon ev gencimiz var, 5 milyon! Ne eğitimde ne okulda olan bu gençlerin tekrar evden çıkabilmesi için, tekrar o sıralara dönüp hayata karışabilmesi için bu af kanunu bir elzemdir, önem taşımaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ali, jetgillerden bahset diyorum, bahsetmiyorsun.
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Ben bu teklifi geçen sene verdim. Gelin, daha fazla gençler zaman kaybetmesin; gelin, buradan onlara müjdeli bir haber verelim, yeni bir fırsat verelim.
Ve son olarak buradan bizi izleyen genç kardeşlerime seslenmek istiyorum: Sevgili arkadaşlar, biliyorum, yorgunsunuz; biliyorum, umutlarınız tarumar edildi ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sizin yarım kalan hayallerinizi tamamlamaya söz veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jete mi bindireceksin!
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Ve, sizi o amfilere, derslere, sizin ait olduğunuz yerlere döndüreceğimize söz veriyoruz ve o üniversiteleri bilimsel özerkliğe kavuşturacağımıza da söz veriyoruz.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jet turu mu yaptıracaksınız, ne yapacaksınız?
ALİ GÖKÇEK (Devamla) - Türkiye'nin gerçek beka meselesi beyin göçü ve okulunu bırakmak zorunda kalan gençlerdir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jet turu mu yaptıracaksın, ne yapacaksın?
TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) - Gençleri nasıl kullandığınız belli.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir
Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.
IX.- SEÇİMLER
A) Başkanlık Divanında Açık Bulunan Üyeliklere Seçim
1.- Başkanlık Divanında boş bulunan Kâtip Üyeliğe şeçim
BAŞKAN - Başkanlık Divanında boş bulunan ve İYİ Parti Grubuna düşen Kâtip Üyelik için Çanakkale Milletvekili Sayın Rıdvan Uz aday gösterilmiştir.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime yarım saat ara veriyorum.
Kapanma Saati:20.29
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 21.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ve Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ile 143 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Teklifleri
1.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven ve Çorum Milletvekili Yusuf Ahlatcı ile 143 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3138) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 214)[7]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
14 Ocak 2026 tarihli 47'nci birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 17'nci maddesi kabul edilmişti.
Teklifin görüşmelerine 18'inci madde üzerindeki önerge işlemiyle devam edeceğiz.
18'inci madde üzerinde 3'ü aynı mahiyette olmak üzere 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Okutacağım ilk 3 önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.
Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 214 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emin Ekmen | Selçuk Özdağ | Elif Esen |
Mersin | Muğla | İstanbul |
|
|
|
Şerafettin Kılıç |
| Cemalettin Kani Torun |
Antalya |
| Bursa |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Sümeyye Boz | Dilan Kunt Ayan | Celal Fırat |
Muş | Şanlıurfa | İstanbul |
Gülderen Varli | Vezir Coşkun Parlak | Zülküf Uçar |
Van | Hakkâri | Van |
|
|
|
| Osman Cengiz Çandar |
|
| Diyarbakır |
|
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Turhan Çömez | Yüksel Selçuk Türkoğlu | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Bursa | İzmir |
|
|
|
Mehmet Akalın | Rıdvan Uz | Yavuz Aydın |
Edirne | Çanakkale | Trabzon |
|
|
|
| Hasan Toktaş |
|
| Bursa |
|
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ULUAY (Kastamonu) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun lütfen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 214 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde bıraktığımız yerden devam edeceğiz ve söz almış bulunuyorum grubumuz adına.
Şimdi, değerli milletvekilleri, teklifin gerekçesi olarak sunulan caydırıcılık amacı ile içeriği arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Uygulamada zaten her yıl ciddi oranlarda artan idari para cezalarının şimdi de yüzde 200'lere varan oranlarda yeniden artırılmasının kamuoyunda bu düzenlemenin öncelikli amacının trafik güvenliği değil bütçe açığını kapatma ve hazine gelirlerini artırma olduğuna yönelik güçlü bir algı mevcuttur. Örnek vermek istiyorum: Şimdi, burada 2024, 2025 ve 2026 yılları arasında her yıl yılbaşında yani yeni yılın başında yapılan cezaları söyleyeceğim size. Kırmızı ışıkta geçmek 2024'te 1.506 lira, 2025'te 2.167 liraya, 2026'da 2.719 liraya; alkollü araç kullanma 2024'te 6.439 TL, 2025'te 9.267 TL ve 2026'da 11.629 TL'ye çıkarmışsınız. Tek tek okumama gerek yok, ehliyetsiz araç kullanmak, emniyet kemeri kullanmamak, hız sınırını yüzde 10 ila yüzde 30'a kadar aşmak, muayenesiz araç kullanmak, kırmızı ışıkta geçmek gibi bu tür suçlar var veya ihlaller var. Zaten her yıl bu cezaları artırmışsınız, artırdıktan sonra da hakikaten 2024 ile 2025 arasında, 2025 ile 2026 arasında trafik cezaları verildikten sonra trafik suçlarında azalma olmuş mu, kazalarda azalma olmuş mu diye baktım yani hemen hemen yok denilecek kadar az bir yüzdeyle karşı karşıyayız. Zaten artırıyorsunuz cezaları, o zaman şunu sormamız lazım: Peki, o zaman ne yapmamız gerekiyor? Önce eğitmeniz gerekiyor. İnsanlar ehliyet alırken Avrupa'da hangi şartları haizse aynı şartları Türkiye'de geçerli hâle getireceksiniz. Burada ehliyet alan insanlara Avrupa'da kolay kolay ehliyet vermezler, çok zor ehliyet verirler. İkinci olarak ne yapacaksınız? Kara yollarını mühendisliklerle donatacaksınız, aynı zamanda işaret ve işaretçileri de vatandaşların anlayacağı şekilde, modern bir şekilde ve trafik kurallarına uygun bir şekilde dizayn edeceksiniz. Ettiniz mi? Etmediniz. Ne zaman etmediniz söyleyeyim size; hatırlarsanız bir bayramdı, o bayramda İçişleri Bakanı "Her 30 kilometreye bir radar koyacağız ve de bu kazaları önleyeceğiz." dedi. Baktılar ki kamuoyunda çok büyük tepki var, sosyal medya yıkılıyor ve de hemen bayramın 3'üncü günü gevşettiler, 4'üncü gün biraz daha gevşettiler. Yine trafik kazaları, ölümlü kazalar, yaralanmalı kazalar da hemen hemen aynı oranda tecelli etti arkadaşlar. Sonra ne dediniz vatandaşların tepkisi üzerine? 120 kilometre hızla giderken bir anda kara yollarındaki tabelalar bize şöyle dedi: "70 kilometreye ineceksin." "50 kilometreye düşeceksin." "30 kilometreye düşeceksin." Düşemedi vatandaşlar, düşmeleri mümkün değil; bu, eşyanın tabiatına aykırı, fizik kurallarına aykırı. O zaman ne yapmaları gerekiyordu? Hemen Cumhurbaşkanlığı bir kararname yazdı ve "31/12/2025 tarihine kadar kara yollarındaki işaret ve işaretçiler dizayn edilecek, düzenlenecek." denildi. Onunla ilgili ne kadar düzenlendiğini de bilmiyoruz biz, bilmiyoruz ne kadar düzelttiniz. Siz -Hükûmet- şöyle yapıyorsunuz genellikle: "Düzelttik." Ne kadar düzelttiniz? Bilmiyoruz. Ancak orada bir kaza olursa ölümlü bir kaza veya ağır yaralanmalar, o zaman düzeltilmediği ortaya çıkıyor. Düzeltilmediği ortaya çıkarsa ondan sonra tazminatlar, mahkemeler ama bade harabül Basra, vatandaş öldü, vatandaş sakat kaldı ve siz sorumlu hissetmiyorsunuz kendinizi. Avrupa'da birisi bunu yapmış olsa, böyle bir durumla karşı karşıya kalmış olsa orada bakanlar istifa eder. Bizim ülkemizde asla istifa müessesesi olmaz, asla böyle bir şey bizim bahçemizden geçmez, bizim bahçemizden bir erdemlilik geçmez veyahut da vatandaşa karşı sorumluluk geçmez.
Şimdi, zaman zaman burada İç Tüzük'ü kullanarak yoklama isteyişimizi yani toplantı yeter sayısı isteyişimizi veyahut da burada bir karar yeter sayısı isteyişimizi "İç Tüzük'ü istismar ediyorsunuz." diyerek değerlendiriyorsunuz. Gelin, burada oturun arkadaşlar ve kendi verdiğiniz kanunları takip edin, hangi kanunda hangi maddede ne var onu öğrenin. İkincisi, eğer öğrenmek istemiyorsanız muhalefetin konuşmalarından öğrenin ve muhalefet size ne tür uyarılarda bulunuyor, onları öğrenin. Ama siz buraya zaman zaman toplantı yeter sayısı istediğimiz zaman geliyorsunuz, geldiğiniz zaman da gürültü yapıyorsunuz burada ve âdeta muhalefeti dinlemek de istemiyorsunuz, kendi aranızda sohbet ediyorsunuz, sanki kırk yıldır birbirinizi görmediniz, sanki yirmi yıldır birbirinizi görmediniz, hiç sohbet etmiyorsunuz, odalarınızda beraber olmuyorsunuz sanki, burada gürültü yapıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Devam ediyorum efendim. Teşekkür ederim.
Ama gelin, bunlarla ilgili olarak da burada oturmayı öğrenin, aynı zamanda muhalefeti dinlemeyi öğrenin, dinlemeyi öğrendikten sonra da aynı zamanda Parlamentoya da değer verin arkadaşlar.
Peki, bu kanun teklifi gelirken nereye gelmesi lazımdı? İçişleri Komisyonuna gelmesi lazımdı. Geldi mi? Hayır, gelmedi. Oradan nereye gelmesi lazımdı? Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna gelmesi lazımdı. Nereye gelmesi lazımdı? Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmesi lazımdı, para meselesi vardı burada. Geldi mi? Ya, siz Anayasa'yı çiğniyorsunuz, siz İç Tüzük'ü çiğniyorsunuz, siz teamülleri çiğniyorsunuz ki ülkeler anayasayla, yasalarla, tüzüklerle ve teamüllerle yönetilir. Teamül, erdem demektir arkadaşlar, erdemlilik demektir. Bakıyorsunuz, buradan geliyorsunuz, Adalet Komisyonuna getiriyorsunuz. Adalet Komisyonuna getiriyorsunuz ama buraya da İçişleri Bakan Yardımcısını getirip oturtuyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir arkadaşlar, bu çelişkileri bırakın artık lütfen.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - "Yirmi dört yıldır iktidarız." diyorsunuz, "Şu kadar seçim kazandık." diyorsunuz, o zaman o kadar seçim kazandıysanız aynı zamanda bir tecrübe de edinmişsiniz demektir, lütfen, Anayasa'yı çiğnemeyin, İç Tüzük'ü çiğnemeyin, teamülleri çiğnemeyin ve de tüzükleri çiğnemeyin diyor, bu kanun teklifine de "ret" oyu vereceğimizi şimdiden söylüyoruz.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum hepinize. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Hasan Toktaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Bursa Yenişehir ilçesinde yaşanan ve büyük ihmaller içerdiğini düşündüğümüz bir çevre felaketinden söz edeceğim. Evet, 27 Ocak tarihinde yani geçtiğimiz günlerde Yenişehir ilçesi Kirazlıyayla köyünde yaşanan bu çevre felaketi birçok soru işaretini de maalesef beraberinde getiriyor. Meyra Madencilik tarafından işletilen ve 2019 ve 2020'li yıllarda bizim de yapılmasına, işletilmesine karşı duruş gösterdiğimiz, o gün gerekçelerimizi ortaya koymuş olduğumuz kurşun, çinko, bakır ocağı ve zenginleştirme tesisi atık barajının çökmesi sonucu ciddi bir çevre felaketinden bütün Bursa ve Yenişehir âdeta endişe ediyor. Başta Kirazlıyayla ve Barcın olmak üzere tüm Yenişehir çiftçisi endişe içerisindedir. Yenişehir İlçe Başkanımız, Büyükşehir Meclis üyemiz ve Çevre Komisyonu Başkanımızla olay mahalline gittik. Gitmeden önce Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Sayın Hayrettin Eldemir'den bilgi aldım. Samimiyeti ve dürüstlüğünden endişemiz olmayan Hayrettin Bey gerekli tedbirlerin alındığını ve bu konuda faaliyetlerin tedbirler alınıp gerekli çalışmalar yapılana kadar da durdurulduğunu bize iletti. Devletin müdürünün vermiş olduğu bilgileri doğru kabul ederek ama endişelerimizi de paylaşmak istiyoruz.
Mesela ÇED raporları incelendiğinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen görüşte ülkemizde yaşanan iklim değişikliğinin etkileri sebebiyle faaliyet alanında beklenmeyen hava olaylarının gelişebileceği ve maden atık depolama tesisinin topoğrafik konumu nedeniyle -ki ben bir harita mühendisiyim, harita mühendisi olarak topoğrafyadan da biraz iyi anlarım- şu görmüş olduğunuz depolama en az yüzde 60'lık bir eğime kurulmuş olan, her an çökme riski bulunan bir alana yapılmış ki nitekim bu yanlış uygulama sonucunda da çökme gerçekleşmiş oldu. Bu çökme neticesinde... Yine, burada, Çevre Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Sayın Mehmet Şen'in oda olarak hazırlatmış olduğu çok güzel bir rapor var, kamuoyunun bilgisine sundular. Burada, çevre etki değerleme raporunda bölgede akan bir dere olmadığından söz ediliyor. Âdeta raporda yanıltıcı bir bilgi var çünkü bu atık havuzunun hemen dibinde akan Sarıyer Deresi var. Çökme neticesinde bu atıklar buradan bu dereye karıştı. Önlem aldılar, önünü kapattılar fakat bu önünü kapatmanın yeterli olduğunu biz düşünmüyoruz. Buradan analizlerin yapılacağı söyleniyor, hangi sıklıkla alınmış, bunu bilmiyoruz ama tedbiren biz teknik ekibimizle beraber bu dereden numuneleri aldık. Bunların yetkili laboratuvarlarda gerekli analizlerini yaptırıyoruz ve bu bilgileri de kamuoyuyla paylaşacağız. Tesiste günlük yaklaşık 900 ton atığın depolandığı ve atık depolama alanının da 3 milyon 780 bin metreküp olduğu dikkate alındığında ÇED raporunda beyan edilen 3 milyon 780 bin metreküpün çökmeyle birlikte toprağa, suya ne kadar ağır metal ve kimyasalın karıştığına dair de mutlaka kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekiyor.
Bugün konuşmalarını yaparken bir AK PARTİ milletvekili "Gıda güvenliğinin sağlanması millî güvenlik meselesidir." dedi; gerçekten çok doğru söyledi, gıda güvenliğinin sağlanması... Şimdi, bu barajın yani atık barajının 650 metre ötesinde Barcın'ın su kaynağı var, Barcın köyünün su kaynağı var. Yine, bu atık havuzunun deresi Yenişehir Ovası'na doğru gitmekte.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Yenişehir Ovası 500 bin dönüm büyüklüğünde Türkiye'nin en verimli ovalarından biridir. Bu ovada 2 ürün almak mümkündür, âdeta Türkiye'nin tarım depolarından biridir. Bu çevre felaketinin bu ovaya vermiş olduğu zararın mutlaka doğru tespit edilmesi, ağır metallerin ve kimyasalların yer altı suyuna, toprağa ne kadar karıştığının doğru bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir. Bu konuda bütün siyasi mülahazaların dışında doğru metotlarla doğru risk analizlerinin yapılmasının Bursa adına, Yenişehir adına ve ülkemiz adına son derece önemli olduğunu ifade ediyor, sonuna kadar da konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Cengiz Çandar'a aittir.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, 18'inci madde üzerinde söz aldım.
Bu kanun bir aydır bir türlü çıkamıyor ve benim herhangi bir maddesi üzerinde konuşma yapmam söz konusu değildi; kaçamadım, yakalandım. Ben, Grup Başkan Vekillerimizden daha önce rica ettim, dedim ki: "Benim doğrudan ilgilendiğim, bildiğim, üzerinde yıllarca çalıştığım, uğraştığım konular dışında herhangi bir konuda kanun teklifi gelirse onun maddeleri üzerinde lütfen bana söz vermeyin." Ama kaçamadım, geldi, yakalandık bu kanun teklifinin 18'inci maddesine. Sizin yüzünüzden Sayın AK PARTİ'liler çünkü her seferinde bu kanun teklifi görüşülürken Cumhuriyet Halk Partisi yoklama istedi, her seferinde de ya toplantı yeter sayısı yoktu ya karar yeter sayısı yoktu; sizin yüzünüzden bir aydır sürünüyor bu kanun teklifi, bir türlü çıkamadı. Şimdi, hiç başka tarafı suçlamayın, Meclisi çalıştırmakla görevli olan sizsiniz çünkü kanun teklifini siz getiriyorsunuz, ondan sonra siz ortada yoksunuz. Kanun çıkmadı, bu 18'inci madde de geldi, benim üstüme yıkıldı. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, 18'inci madde diyor ki: "Ağırlık ve boyutları bakımından karayolunda sürülmesi özel izne bağlı olan araçların izin alınmadan karayolunda sürülmesi halinde uygulanacak yaptırımlar belirlenmektedir." Ben ne konuşayım bunun hakkında? Bir baktım, 44 sayfalık bir kanun teklifi, 36 madde var metinde. 22 kez "yaptırım" sözcüğü geçiyor, 14 kez de "yaptırımların ağırlaştırılması" sözcükleri geçiyor. Yaptırım, yasak, ceza; kafa bu, zihniyet bu!
Bakın, size dünyada örneği olmayan bir anonstan bilgi vereceğim, dikkatinizi çekeceğim. Uçaklarda -farkında bile değilsinizdir belki, tam bir gürültü kirliliği yaratıyor çünkü- şöyle başlıyor anons, bir de İngilizcesi var, arkasından da o geliyor: "Değerli yolcularımız, uçağımız henüz park yerine ulaşmamıştır. Lütfen kemer ikaz ışıkları sönünceye kadar kemerinizi çözmeyiniz, ayağa kalkmayınız ve baş üstü dolaplarını açmayınız. Park pozisyonuna ulaşmadan ve kemer ikaz ışıkları sönmeden ayağa kalkmak, baş üstü dolaplarını açmak ve koridorda bulunmak kesinlikle yasaktır. Buna uymayanlar hakkında Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bilmem kaçıncı bilmem nesine göre idari para cezası uygulanacaktır. Anlayışınız için teşekkür ederiz." Bir de aynısını İngilizce söylüyor, bunu dinleyen yabancılar bu deli saçmasını bir de İngilizce dinliyor. Yahu, söylüyorsunuz "Ayağa kalkmayın." diye işte, "Uçak durmadan dolapları açmayın." diye, tamam. Hayır, "Eğer yaparsanız idari para cezası uygulanacaktır." Hemen ceza, bu bir zihniyet meselesi, zihniyeti gösteriyor.
Bu kafa yapısının ne olduğuna az önce burada akşamüstü saatlerinde tanık olduk. İşkenceyle ilgili bir şeyden bahsediliyor burada, isim de veriliyor; Diyar Koç işkence görmüş, işkence gördüğü açık, kalkıp dakikalarca burada kolluk kuvvetlerinin ülkenin kamu güvenliğini korumak için neler yapması gerektiğini işkenceyi onaylar şekilde savundunuz. "Plastik mermi kullanıldığı iddia ediliyor." diyorsunuz; şu sıralarda plastik mermi yemiş milletvekili oturuyor, iddiası var mı? İşte, burada, elini sallıyor. Bir milletvekili, hem de komisyon üyesi; kendisi dünyada tanıyabileceğiniz en barışçıl insanlardan biridir, polis şiddetine maruz, şu anda hastanede yatıyor, beyin travması geçirdi. Ondan sonra, bu konudaki önergeyi "Hayır, görüşmeyelim." diye reddediyorsunuz, bir de on, on beş, yirmi dakika yasakçılığı ve işkenceyi savunan konuşmalar yapıyorsunuz. Getirin o zaman önergeyi, niye reddediyorsunuz? İddia ediyorsunuz, iddiaysa açığa çıksın.
Şimdi, bugün Sayın Devlet Bahçeli grup konuşmasının sonunda dedi ki: "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler -yani Ahmet Türk, Mardin Belediye Başkanı ve Ahmet Özel, İstanbul'un en büyük ilçesi Esenyurt'un Belediye Başkanı- makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Devamla) - Tamamlıyorum.
Şimdi, Sayın Bahçeli benzeri sözleri sonbaharda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'nin itirazını reddedip Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi gerektiğine hükmettiği sırada da vermişti ve Sayın Bahçeli o zaman "Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi Türkiye'nin hayrınadır." demişti, arkasından Sayın Feti Yıldız bunun nasıl olacağının hukuki yolunu ayrıntılı bir şekilde izah etti, biz de Cumhur İttifakı'nın ortağı diye güvendik, sağda solda dedik ki: "Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi an meselesidir." Aradan yarım yıl geçti, hâlâ içeride. Şunu demek istiyorum: Sayın Bahçeli, iktidar ortağınız sizi takmıyor, sizi ciddiye almıyor, sizin hukuk adına söylediğiniz hiçbir şeyi yerine getirmiyor, ondan sonra da gene yasaklarla, uyarılarla, yaptırımlarla, ağırlaştırmış yaptırımlarla kanun teklifi getiriyorsunuz, nasıl olsa geçireceksiniz, hayırlı olsun! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza...
III.- YOKLAMA
(YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından bir grup milletvekili ayağı kalktı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Efendim, bakın, aynı anda kalkmadılar, aynı anda kalkmadılar, İç Tüzük'e göre aynı anda kalkmaları lazım. İç Tüzük'e göre bu, İç Tüzük şartlarını taşımıyor Sayın Başkan.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Askerî nizam mı?
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylamaya sunmadan önce bir yoklama talebi söz konusudur, yoklama talebini gerçekleştireceğim.
Sayın Başarır, Sayın Coşar, Sayın Genç, Sayın Tahtasız, Sayın Ersever, Sayın Kaya, Sayın Emre, Sayın Arpacı, Sayın Ocaklı, Sayın Ünver, Sayın Karaoba, Sayın Başevirgen, Sayın Özdağ, Sayın Kaya, Sayın Çalışkan, Sayın Ekmen, Sayın Poyraz, Sayın Esen, Sayın Şahin, Sayın Sunat.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.28
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.33
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Müzeyyen ŞEVKİN (Adana), Adil BİÇER (Kütahya)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55'inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - 18'inci madde üzerinde verilen aynı mahiyetteki önergelerin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yoklama pusulası veren milletvekilleri lütfen Genel Kurul Salonu'ndan ayrılmasın.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Şubat 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati:21.37
[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[3]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[4]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelime ifade edildi.
[5]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[6]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[7]. 214 S. Sayılı Basmayazı 15/10/2025 tarihli 7’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.