TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
66'uncu Birleşim
3 Mart 2026 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Rize Milletvekili Harun Mertoğlu’nun, 2 Mart Rize'nin düşman işgalinden kurtuluşunun 108'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin, İzmir’in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez’in, Hakkâri’nin Yüksekova ilçesindeki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması
2.- Elâzığ Milletvekili Erol Keleş’in, yeni Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesine ilişkin açıklaması
3.- Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanına ilişkin açıklaması
4.- Konya Milletvekili Barış Bektaş’ın, İstanbul Çekmeköy'de Öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin açıklaması
5.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, İstanbul Çekmeköy'de Öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin açıklaması
6.- Adıyaman Milletvekili Mustafa Alkayış’ın, Adıyaman Belediyesine ilişkin açıklaması
7.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, eğitim emekçilerine yönelik şiddete ilişkin açıklaması
8.- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, Gümüşhacıköy İp Sicim Urgan Küçük Sanat Kooperatifine ilişkin açıklaması
9.- Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı’nın, Türkiye'nin küresel krizlerin ortasında dahi güvenli liman olmayı sürdürdüğüne ilişkin açıklaması
10.- Antalya Milletvekili Aykut Kaya’nın, Manavgat ilçesindeki Gültepe, Ilıca, Evrenseki ve Çolaklı Kavşaklarına ilişkin açıklaması
11.- Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, Şırnak Gabar, Batman ve Diyarbakır'daki petrol sahalarında çalışan işçilere ilişkin açıklaması
12.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, polislerin sorunlarına ilişkin açıklaması
13.- Adana Milletvekili Bilal Bilici’nin, tutuklu belediye başkanlarına ilişkin açıklaması
14.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, beklenen akaryakıt zamlarına ilişkin açıklaması
15.- Erzurum Milletvekili Fatma Öncü’nün, Aşkale ilçesinin kurtuluş yıl dönümüne ve 1-7 Mart Deprem Haftası’na ilişkin açıklaması
16.- Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın, Devlet Hava Meydanları İşletmesinde bir bürokratın tutuklanmasına ve Adıyaman Milletvekili Mustafa Alkayış’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
17.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Soma'daki termik santralde ve maden ocaklarında devam eden eylemlere ilişkin açıklaması
18.- Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü’nün, Bingöl merkez Kültür Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm sürecine ilişkin açıklaması
19.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, İran'da yaşananlara ilişkin açıklaması
20.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
21.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
22.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, 3 Mart 1992'de Kozlu Maden Ocağı’nda meydana gelen grizu faciasına ilişkin açıklaması
23.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Meclis Hastanesine ve eşi Doktor Hafize Güneş'e ilişkin açıklaması
24.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir’deki çeltik üreticisinin isyanına ilişkin açıklaması
25.- Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’nın, Hatay’ın Payas ilçesinde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması
26.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, ABD ve İsrail’in sürdürdüğü saldırılara ilişkin açıklaması
27.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, ABD ve İsrail’in sürdürdüğü saldırılara ilişkin açıklaması
28.- Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün, açıklanan 2026 Yatırım Programı’na ilişkin açıklaması
29.- Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın 64’üncü Birleşimde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
30.- Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in, Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
31.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, otuz iki yıl önce Parlamentoda yaşananlara ilişkin açıklaması
32.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Çorum'daki uzman doktor, malzeme ve bölüm eksikliğine ilişkin açıklaması
33.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir’de yulaf ve aspir ekimi yapan üreticilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması
34.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, 49’uncu Birleşimde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
35.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, Çankırı’daki madencilik faaliyetlerine ve içme suyu krizine ilişkin açıklaması
36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
37.- Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in, Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
38.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
39.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, Öğretmen Fatma Nur Çelik’e ve eğitim sistemindeki sorunlara, enflasyona ve emekli bayram ikramiyesine, İran'da meydana gelen saldırılara ilişkin açıklaması
40.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, HÜRRİYETÇİ EĞİTİM SEN Düzce Şube Başkanı İsmail Şişman'a ve Öğretmen Fatma Nur Çelik’e, bugün İsrail'de gözaltına alınan Muhabir Emrah Çakmak’a ve Kameraman Halil Kahraman'a, İzmir Kınık’taki bir maden şirketinin işçilerinin eylemine, Birleşmiş Milletlere ve Körfez ülkelerinde yaşananlara, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in attığı “tweet”e ilişkin açıklaması
41.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye'nin 23'üncü Başbakanı Necmettin Erbakan'ın ölüm yıl dönümüne, İran’a yönelik saldırılara, Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin uyarılarına, Manisa Soma Termik Santrali’ne ilişkin açıklaması
42.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, 2 Mart 1994’te Mecliste yaşananlara ve sonrasında gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalara, Yanar Muhammed'e, dün gece İstanbul Zeytinburnu'nda yaşanan olaya, İran’da yaşananlara ilişkin açıklaması
43.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, birleşimi yöneten Başkan Vekili Tekin Bingöl’e, Bolu Belediye Başkanının tutuklanmasına ve Bolu Başsavcısına sormak istediği sorulara, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıklamasına, 3 Mart devrimlerinin 102'nci yıl dönümüne, Millî Eğitim Bakanına, yarın itibarıyla mazota gelecek zamma ilişkin açıklaması
44.- İstanbul Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Necmettin Erbakan’a, Öğretmen Fatma Nur Çelik’e, İran'a yapılan saldırılara ilişkin açıklaması
45.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın DEM PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
46.- İstanbul Milletvekili Özlem Zengin’in, usule ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
47.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bir ifadeyi düzelttiğine ilişkin açıklaması
V.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- YENİ YOL Grubunun, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, ABD ve İsrail'in 28 Şubat-1 Mart 2026 tarihlerinde İran'a yönelik başlattığı saldırıların uluslararası hukuku, kuvvet kullanma yasağını ve sivillerin korunmasına ilişkin insancıl hukuk normlarını açıkça ihlal etmesiyle Orta Doğu'da topyekûn bir savaş tehlikesi oluştuğundan ve Türkiye'nin doğrudan güvenlik çevresini tehdit eder hâle geldiğinden söz konusu gelişmelerin değerlendirilmesi -bölgesel güvenlik- ve Türkiye'nin bu süreçteki tutumuyla atılması gereken acil diplomatik adımların kapsamlı biçimde ele alınması amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
2.- İYİ Parti Grubunun, Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, Fatma Nur Çelik'in bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürülmesi olayı başta olmak üzere okullarda şiddet eğilimlerinin sosyoekonomik ve psikolojik kökenlerinin -disiplin mekanizmalarının etkinliği, önleyici tedbirlerin yetersizliği, öğretmenlerin korunması, rehberlik ve psikolojik destek hizmetleri, kolluk ve adalet sisteminin okullardaki rolü- eğitim sendikalarının talepleriyle birlikte tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3.- DEM PARTİ Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan ve arkadaşları tarafından, kadın cinayetlerinde yaşanan eril yargı pratiğinin araştırılması amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
4.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6 Şubat 2003 tarihli 32'nci Birleşiminde ve 1 Mart 2003 tarihli 39'uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük'ün 71'inci maddesi uyarınca yayımlanmasına ilişkin önerisi
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Gaziantep Milletvekili Ali Şahin’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Muş Milletvekili Sümeyye Boz’un, (2/2047) esas numaralı Deprem ve Afet Bakanlığı Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/132)
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Teklifleri
1.- Sivas Milletvekili Rukiye Toy ve Konya Milletvekili Mehmet Baykan ile 54 Milletvekilinin Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3308) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 230)
2.- İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Milli Birlik Hükümeti Arasında Kolluk İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3030) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 237)
IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı'nın, sosyal medyada terör örgütünü destekleyici nitelikte paylaşım yapan kamu görevlilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın cevabı (7/39713)
2.- İzmir Milletvekili Rıfat Turuntay Nalbantoğlu'nun, özelleştirilen eğitim ve dinlenme tesislerine ilişkin sorusu ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in cevabı (7/39838)
3.- Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ'ın, bazı yol ve köprülerin özelleştirileceği iddiasına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40020)
4.- Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal'ın, olası bir nükleer saldırı veya radyolojik olaya karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40023)
5.- Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş'in, 2024 ve 2025 yıllarında KÖYDES projeleri kapsamında Giresun'a yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40222)
6.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun, 2016-2025 yılları arasında kapatılan kurumların arşivlerine erişim imkanlarına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40343)
7.- Van Milletvekili Mahmut Dindar'ın, 6 Şubat 2023 tarihli depremlerde yıkılan binalara ve hayatını kaybeden kişilere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40345)
8.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, akaryakıt fiyatlarına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40501)
9.- Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, enflasyonla mücadeleye ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın cevabı (7/40577)
10.- Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ'ın, 2018 yılından bu yana Bakanlık tarafından Manisa ve Muğla illerinde yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın cevabı (7/40640)
3 Mart 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.05
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), Rümeysa KADAK (İstanbul)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66'ncı Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk olarak, 2 Mart Rize'nin düşman işgalinden kurtuluşunun 108'inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Rize Milletvekili Harun Mertoğlu konuşacaktır.
Sayın Mertoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Rize Milletvekili Harun Mertoğlu’nun, 2 Mart Rize'nin düşman işgalinden kurtuluşunun 108'inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
HARUN MERTOĞLU (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çayın başkenti, başbakanlar şehri, bağrından Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı çıkaran Rize'nin kurtuluş yıl dönümü vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tarih kısa bir hatırlatma yapar: Zor yıllar yaşanmış, işgal görülmüş, sabırla direnilmiş ve 2 Mart 1918'de Rize yeniden özgürlüğüne kavuşmuştur. O gün kazanılan irade sadece bir şehrin kurtuluşunu anlatmaz, milletimizin ayağa kalkma azmini ve yeniden diriliş ruhunu temsil eder.
Rize'yi anlamak için tarihiyle birlikte o sarp dağlara bakmak gerekir çünkü Rize'de hayat düz yolda kurulmaz; evler yamaçta, yollar kayalıktadır ve emek çoğu zaman sislerin içinde verilir. Sabahın erken saatinde sırtına sepetini alan kadınlarımız, yağmur altında dik yamaçlarda çay toplayan annelerimiz bu şehrin gerçek hikâyesini yazmaktadır.
Çay, toprağın ürünü olduğu kadar sabrın, emeğin ve aileyi ayakta tutan güçlü iradenin eseridir. Rize'nin kurtuluş ruhu buradan doğar; zor olanı kabullenmeyen, mücadeleden vazgeçmeyen bir karakter. Bugün bu ruh Türkiye'nin yürüyüşünde yaşamaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ortaya konulan güçlü Türkiye vizyonu geçmişin direncini bugünün kalkınma hamlesine dönüştüren anlayışı temsil ediyor. Bir zamanlar ulaşılması güç görülen şehirler bugün kalkınmanın aktif merkezleri hâline gelmiştir, Rize bunun en somut örneklerinden biri.
Karadeniz Sahil Yolu'yla bölgenin ulaşımı güçlenmiş, Rize-Artvin Havalimanı'yla dünyaya açılan bir kapıya dönüşmüş, sağlık yatırımlarıyla vatandaşın hizmete erişimi kolaylaşmış, lojistik ve turizm imkânları genişlemeye başlamıştır. Saatler süren yolların yerini güvenli ulaşım aldı. Gençlerimiz kendi şehirlerinde geleceğe dair planlarını kurabilecekleri bir zemine kavuştu.
Değerli milletvekilleri, yapılanları anlatıyoruz, evet ama biz yapılanla övünen değil yapılacakların heyecanını taşıyan bir anlayışın temsilcileriyiz. Hedefimiz tamamlanan işler değil açılan yeni ufuklar. Rize için de Türkiye için de durmak diye bir seçeneğimiz yoktur. Çalışacağız çünkü bu millet daha fazlasını hak ediyor, üreteceğiz çünkü ülkenin yürüyüşü yarım kalamaz; her adımın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Söz vermek yerine sözün arkasında durmayı ilke ediniyoruz. Önümüzde Rize'miz için büyük öneme sahip projelerimiz var. Karadeniz'i baştan sona birbirine bağlayacak ve resmen başlamış olan Samsun-Sarp Hızlı Tren Projesi ticareti ve lojistiği güçlendirecek stratejik bir adımdır. Rize-Erzurum demir yolu bağlantısı ise Karadeniz'i Anadolu'nun içlerine ve uluslararası ticaret koridorlarına bağlayacak önemli bir vizyonu yansıtıyor. Bu projeler yalnızca ulaşım yatırımı anlamına gelmiyor; üretimin büyümesi, istihdamın artması ve bölgenin ekonomik gücünün yükselmesi demektir.
Bir diğer önceliğimiz Çay Kanunu. Çay bu şehir için sadece bir tarım ürünü değil hayatın ta kendisi. Bölgede çayın topraktan bardağa uzanan sürecinde piyasa dengesini sağlayan, emeği koruyan ve sektörün sürdürülebilirliğini güçlendiren düzenleme ihtiyacı uzun süredir dile getirilmektedir. Çayın stratejik değerini koruyacak ve üretici ile piyasa arasındaki dengeyi güçlendirecek çalışmaları sürdürüyor, süreci yakından takip ediyoruz. Bu vesileyle çayı bölgemize kazandıran başta Zihni Derin olmak üzere emeği geçenleri rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Ayrıca ilimizde özellikle orman ve arazi kadastrosu süreçlerinde yaşanan bazı teknik ve uygulamaya dönük sıkıntıların da farkındayız. Hakkı gözeten, şeffaf ve adil bir anlayışla süreci yakın takip ederek ortaya çıkan mağduriyetleri ilgili kurumlarımızla iş birliği içerisinde en sağlıklı şekilde gidermek önceliklerimiz arasında yer almaktadır.
Ve gençlerimiz; Rize'nin kalkınma yolunda en büyük gücü gençlerimizin emeği ve azmidir. İyidere Lojistik Limanı'nın hizmete girmesiyle üretim ve ticaret alanında yeni fırsatlar doğacak, gençlerimiz için istihdam imkânları her geçen gün artacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HARUN MERTOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
HARUN MERTOĞLU (Devamla) - Gençlerimizin önünü açmak için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.
Değerli milletvekilleri, Rize'nin hikâyesi geçmişte kazanılmış bir kurtuluşla sınırlı kalmıyor; Rize, emeğin değer bulduğu, yatırımla büyüyen, üretimle güçlenen ve geleceğe yürüyen bir Türkiye hikâyesi yazıyor. Dün işgal karşısında dimdik duran irade bugün kalkınma hedefleri karşısında aynı kararlılıkla yoluna devam ediyor. Rize'mize kazandırılan her yatırımda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın desteğini her zaman arkamızda hissediyoruz, kendilerine bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle Rize'nin kurtuluş yıl dönümünü gururla anıyor, aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Mertoğlu.
Gündem dışı ikinci söz, Samsun'un sorunları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Murat Çan'a aittir.
Sayın Çan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Karadeniz'de üretimin, emeğin, istihdamın ve ticaretin en önemli merkezlerinden biri olan seçim bölgem Samsun'un bugün karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekmek için söz aldım. Genel Kurulu, yurttaşlarımızı ve Samsunlu hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.
Aslında bugün, sizlere yalnızca bir şehrin değil, alın teriyle ayakta kalmaya çalışan bir ekonominin, geçim derdiyle boğuşan esnafın, üretmek için çırpınan çiftçinin feryadını duyurmak için söz aldım. Toplumları da kentleri de yaşanabilir kılan refah, bereket ve huzurdur. Sağ olsun AKP iktidarı memlekette ne refah bıraktı ne huzur ne de bereket. (CHP sıralarından alkışlar) Vatandaş en temel ihtiyaçlarını dahi kısarak yaşamaya çalışıyor. Esnaf; kira, enerji ve finansman maliyetleri karşısında perişan hâlde; bununla bitmiyor, büyükşehirlerde nüfusu 30 binin üzerindeki ilçelerde esnaf basit usulden gerçek usulde vergiye tabi tutuluyor, özellikle taşra esnafının yükü katmerleniyor.
Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Samsun'da da sanayicimiz ve yatırımcımız yüksek faiz ve belirsizlik ortamında yatırım planlarını askıya alıyor maalesef. İhracatçı firmalarımız kur politikası ve maliyet baskısı nedeniyle rekabet gücünü kaybediyor. Samsun gibi liman kenti ve üretim üssü olma potansiyeline sahip bir şehirde dahi sanayi üretimi ve dış ticaret istenen ivmeyi bir türlü yakalayamıyor. Tarımda ise mazot, gübre, ilaç ve yem fiyatlarındaki artış üreticiyi üretimden uzaklaştırıyor. Çiftçi borçla ayakta kalmaya çalışıyor, tarlasını ekmekten vazgeçenlerin sayısı her geçen gün çığ gibi artıyor. İşte, yanlış ekonomi yönetiminin Samsun'a yansıması budur; yoksullaşma, güvensizlik ve üretimden kopuş.
Değerli milletvekilleri, Samsun ekonomisi ve sosyal yaşamı için tarım hayati önemdedir. Özellikle fındık binlerce ailemizin geçim kaynağıdır. Bugün fındık piyasası yabancı bir kartele teslim edilmiş vaziyettedir. Filler çarşıya dalmış, üreticimize âdeta kan kusturmaktadır. Piyasa manipülasyonlarına karşı etkili bir kamu müdahalesi yapılmadığı için hem üreticimiz hem de ülkemiz büyük kayıplara uğruyor maalesef. Millî ürünümüzde millî bir irade yoktur çünkü bugün işbaşında millî iradeyi gerçekten savunan bir anlayış yoktur yine maalesef.
Bizim için bir diğer hayati mesele şehrimizde Çarşamba Ovası'dır. Karadeniz'in en verimli alanlarından biri olan bu ovamızın kaderiyle âdeta oynamaktasınız. Çarşamba Ovası Sulama Projesi otuz dört yıldır tamamlanamıyor. Bu tablo bile başlı başına iktidarın umursamazlığının sembolüdür. Sulama altyapısı tamamlanmadığı için verim düşmekte, çiftçi maliyetle baş başa kalmaktadır. Yıllar önce inşa edilen kanallar su verilmediği için balçık içinde, bakımsız ve atıl vaziyettedir, temizlenmeyi beklemektedir. Şu anda inekler, atlar otluyor bu kanallarda. Yaklaşık 30 bin hektar tarım alanı bu projeyle suya kavuşacakken proje otuz dört yıldır sürüncemededir. Hâl böyle olunca ovadaki araziler üretim dışına çıkmakta, imara açılmakta ve betonlaşma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır sayenizde ya da düz ovada bereketli tarım yapmak yerine orman ürünü tarımına zorlanmaktadır çiftçimiz. Aslında, ovada tarımın devamı için değil, rant için plan yapılmaktadır Samsun'da.
İşin trajikomik yanı şudur: Tarlaların suya ihtiyacı olduğu dönemde su verilemiyor, yoğun yağışta ise tarlalar sular altında kalıyor.
Bu haftanın fotoğrafıdır bu, göstermek isterim size. Geçtiğimiz hafta Çarşamba Ovası'nda yaşanan yağışlar sonucu tarım alanları su altında kalmış, kış sebzesi ekili alanlardaki ürünler heder olmuştur. Ne sulama sistemi tamamlanıyor ne de taşkın koruma altyapısı güçlendiriliyor, çiftçi hem kuraklıkla hem sel felaketiyle baş başa bırakılıyor. Bu, plansızlık değilse nedir? Bu, ihmalkârlık değilse nedir?
Şimdi, Samsun tarımına ilişkin üç farklı veriyi paylaşacağım ve durum daha net görülecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
MURAT ÇAN (Devamla) - Tarım sektöründe kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla değeri 2013-2023 döneminde ülke genelinde yüzde 2,1 artıyor, Samsun'da yüzde 15,7 azalıyor. Aynı periyotta tahıl ve diğer bitkisel üretim alanları ülke genelinde yüzde 1,7 azalıyor, Samsun'daki düşüş yüzde 3,5 tam olarak. Sebze üretimi yapılan alanlar ülke genelinde yüzde 11,6 oranında küçülüyor, Samsun'daki küçülme bunun 5 katı, yüzde 57,8. İşte, Samsun'daki tablo tam da budur, Samsun'un yaşadığı kayıplar bu boyuttadır.
Değerli milletvekilleri, Samsun tarımıyla, sanayisiyle, ve limanıyla Türkiye'ye çok daha fazla değer katabilecek potansiyele sahiptir. Ancak yanlış ekonomi politikaları, yetersiz tarım destekleri ve bitirilemeyen projeler yüzünden bu potansiyel heba edilmektedir diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Gündem dışı son söz, İzmir'in sorunları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Bilici'ye aittir.
Sayın Bilici, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
3.- İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin, İzmir’in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir'in sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce, komşumuz İran'daki saldırılar nedeniyle hayatını kaybedenler için başsağlığı, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Ancak burada bir şeyi de açıkça ifade etmek istiyorum, bölgemizde yaşanan bu trajedi yalnızca bir çatışma ortamının sonucu değildir, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri savaş hukukunun en temel ilkelerini dahi hiçe sayan kanlı eylemler gerçekleştirmektedir. Bir başka ülkenin devlet başkanının ve yöneticilerinin hedef alınarak öldürülmesi, masum kız öğrencilerin ve sivillerin bombalanması uluslararası ilişkiler açısından son derece tehlikeli bir eşiğin aşılması anlamına gelmektedir.
Tarihe baktığımızda, Orta Çağ'ın en karanlık dönemlerinde dahi, başka bir ülkenin devlet başkanının ya da yöneticilerinin bu şekilde hedef alınarak katledildiği örnekler son derece sınırlıdır. Bugün ise İsrail'in hiçbir sınır tanımayan, uluslararası hukuku yok sayan ve bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyen bir anlayışla hareket ettiğini görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, Orta Doğu'da yaşanan her kriz bizlere önemli bir gerçeği tekrar hatırlatmaktadır: Devletlerin ve toplumların en büyük gücü yalnızca askerî ya da ekonomik kapasite değildir, asıl güç, güçlü kurumlara, sağlam bir hukuk devletine ve toplumsal birlikteliğe sahip olmaktır; bu nedenle, Türkiye'nin iç cepheyi güçlendirecek, toplumsal barışı büyütecek ve demokratik hukuk devletini tahkim edecek adımları gecikmeden atması büyük önem taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir, tarihi ile üretim gücü ve üniversiteleri ile limanı ve güçlü demokrasi kültürüyle Türkiye'nin en önemli şehirlerinden biridir. Sanayisi, tarımı ve turizmiyle ülkemizin kalkınmasına büyük katkı sağlayan bu büyük kent ne yazık ki uzun süredir hak ettiği planlı yatırımları alamamaktadır. Bizler de İzmir'in sorunlarını gündeme getirmek için bugüne kadar 61 soru önergesi verdik ancak bu önergelerimizden 25 tanesi hâlen yanıtsızdır. Parlamenter denetimin en temel araçlarından biri olan soru önergelerinin cevapsız bırakılması yalnızca milletvekillerine ve yasamaya değil aynı zamanda o soruların muhatabı olan milyonlarca İzmirliye karşı da bir sorumluluk eksikliğini göstermektedir. İzmir bugün çevre sorunlarından ulaşım altyapısına, deprem riskinden su krizine kadar birçok başlıkta çözüm bekleyen yapısal sorunlarla karşı karşıyadır. İzmir Körfezi'nde yıllardır kalıcı biçimde çözülemeyen kirlilik sorunu devam etmektedir; arıtma altyapısındaki yetersizlikler ve plansız gelişim bu sorunu büyütmektedir. Aynı şekilde, sanayi ve tarımsal atıkların yükünü taşıyan Gediz Nehri de kentin çevresel geleceğini tehdit etmektedir. Gediz temizlenmeden körfezin temizlenmesi mümkün değildir.
Sanayi politikalarında da benzer bir plansızlık görülmektedir. Özellikle Aliağa bölgesinde yoğunlaşan ağır sanayi tesisleri hava kirliliği ve halk sağlığı açısından ciddi kaygılar yaratmaktadır. İzmir elbette üretimden ve sanayiden yana bir şehirdir. Çevreyle uyumlu ve insan sağlığını önceleyen bir sanayi politikası artık zorunludur.
Kent içi ulaşım da her geçen yıl daha büyük bir sorun hâline gelmektedir. Artan trafik yoğunluğu yurttaşların günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. İzmir-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi'nde de hâlen sona maalesef gelinememiştir. Raylı sistem yatırımlarının güçlendirilmesi ve kent merkeziyle çevre il ve ilçeler arasındaki ulaşımın daha güçlü biçimde planlanması gerekmektedir.
İklim krizi ve su yönetimi de İzmir'in geleceğini doğrudan ilgilendiren bir başka kritik başlıktır. Özellikle Çeşme ve Karaburun başta olmak üzere, yaz aylarında yaşanan su sıkıntısı artık geçici bir problem olmaktan çıkmıştır. Bunun yanında, artan maliyetler nedeniyle tarımsal üretimin zayıflaması ve kırsal alanların giderek boşalması da İzmir'in ekonomik ve sosyal yapısını etkileyen önemli bir sorundur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, İzmir'in sorunlarının ortak noktası planlama eksikliği ve kurumlar arası eşgüdüm yetersizliğidir. İzmir'e parça parça projeler değil, uzun vadeli bir şehir vizyonu gerekmektedir. İzmir yalnız bırakılacak bir şehir değildir. Biz İzmir için daha temiz bir çevreyi, daha güvenli konutları ve daha yaşanabilir bir kenti savunmaya devam edeceğiz çünkü İzmir bunu hak ediyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şimdi sayın milletvekillerinin bir dakika söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz Sayın Düşünmez'e ait.
Sayın Düşünmez, buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez’in, Hakkâri’nin Yüksekova ilçesindeki elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çetin kış şartlarında hayat zaten çekilemez hâldeyken bir de bunun üzerine elektrik kesintileri ekleniyor. Bahsettiğim yer Hakkâri'nin Yüksekova ilçesi. Beşatlı köyünde yüksek gerilim hattını ve elektrik direklerini köylüler kendi imkânlarıyla tamir etmeye çalıştı. Elektrik dağıtımında yetersiz kalan VEDAŞ faturalandırmaya ve jandarmayla köyleri basmaya gelince kollanıyor; derhâl bu şirketi kollamaktan vazgeçin diyorum.
Yine, daha geçen sene açılışı yapılan Yeni Köprü Tünellerinde, defalarca dile getirmemize rağmen, elektrik kesintilerine hâlâ çözüm bulunmuş durumda değil. Orada illa kazalar olduktan sonra mı harekete geçilecektir? Allah korusun, herhangi bir can kaybının müsebbibi orada önlem almayan iktidardır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Keleş...
2.- Elâzığ Milletvekili Erol Keleş’in, yeni Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesine ilişkin açıklaması
EROL KELEŞ (Elâzığ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elâzığ'ımızda eğitimde ve sağlıkta güçlü altyapı yatırımlarını birer birer hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi yaklaşık 17 bin metrekarelik alanda modern bir eğitim ve sağlık kompleksi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Yeni Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanemizde öğrenci laboratuvarlarının, eğitim amfilerinin ve akademik birimlerin yanı sıra 184 diş ünitesi kapasitesine sahip modern kliniklerle hizmet verilmeye başlanılmıştır.
Ayrıca, engelli bireyler ve özel hasta grupları için planlanan özel klinikler, ameliyathaneler, yatan hasta odaları ve laboratuvar altyapısıyla bu yatırım bölge için önemli bir sağlık merkezi olma özelliğini taşımaktadır. Bu önemli yatırımın Elâzığ'ımıza ve bölgemize hayırlı olmasını diliyorum. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Söylemez...
3.- Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanına ilişkin açıklaması
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - CHP'de Türkiye'yi Batı'ya şikâyet etme kervanına Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı da katıldı. Misafir ettiği Avrupalılara İmamoğlu ve Özel'den sonra Seçer de utanmadan kendi ülkesini şikâyet ediyor, kötülüyor ve Batı ülkelerinden yardım diliyor. Emperyalizme ve Batı mandacılığına bel bağlayan bu aciz siyasetçiler ülkemizin çıkarlarını savunabilir mi? Batı'dan yardım dilenenler elbette milletin menfaatlerini koruyamaz. Bunlar böyle yapa dursun biz ise hamdolsun sadece ülkemize değil dünyaya yön veren Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde huzurun, barışın adresi güçlü Türkiye olarak milletimize güven ve istikrar sunmaya devam edeceğiz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya bir belediye başkanına "utanmadan" falan bahsediyor. Sürekli yalan söylüyor.
BAŞKAN - Her fırsatta temiz dil kullanılması için çağrıda bulunuyoruz ama maalesef buna uyulmuyor.
Sayın Bektaş...
4.- Konya Milletvekili Barış Bektaş’ın, İstanbul Çekmeköy'de Öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin açıklaması
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çekmeköy'de bir okulda yaşanan saldırı sonucu bir öğretmenimiz hayatını kaybetmiş, bir öğretmenimiz ve bir öğrencimiz de yaralanmıştır. Konyalı hemşehrimiz öğretmen Fatma Nur Çelik'e Allah'tan rahmet, ailesine ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Fatma Nur Çelik'in kaybı sıradan bir olay değil siyasi ihmaller zincirinin sonucudur. Okullarımızı güvensiz bırakan, öğretmeni hedef hâline getiren, şiddeti sıradanlaştıran anlayış bu iktidarın eseridir. Yıllardır uyarıyoruz: Güvenlik zafiyetleri giderilmedi, caydırıcı önlemler alınmadı, öğretmenin itibarı korunmadı; sonuç ortadadır. Eğitim emekçileri can güvenliği olmadan görev yapmaya zorlanmaktadır. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sorumluluktan kaçamaz; bu utanç tablosunun hesabını veremiyorsa derhâl istifa etmelidir. Bu ülkenin öğretmenleri sahipsiz değildir.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
5.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, İstanbul Çekmeköy'de Öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin açıklaması
KADİM DURMAZ (Tokat) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İstanbul'da meslektaşım Fatma Nur Çelik'i bir öğrencisinin saldırısı sonucu kaybettik. Bu olay yirmi dört yıllık eğitim sistemindeki derin ihmallerin, sonucudur. 3 Mart 1924'te Tevhidi Tedrisat Kanunu'yla eğitim laik, bilimsel ve kamusal bir temele kavuşturulmuş; genç kuşakların çağdaş, özgür ve akılcı bir anlayışla yetişmesi hedeflenmiştir. Bilimsel eğitimden uzaklaştıkça devletimize olan güven de kaybolmaktadır. Laik, çağdaş, bilimsel eğitimle, çocuklarımızı kin ve nefretten uzak, ülke ve insan sevgisiyle sanata, bilime, edebiyata ve spora yöneltmek, öğretmenlerin can güvenliğini sağlamak, gençlerimizi umutla geleceğe hazırlamak anayasal bir sorumluluktur. Eğitim emekçileri yalnız değildir. Fatma öğretmenimizi rahmetle, saygıyla anıyor; devrim yasalarıyla eğitimli, eşit, özgür, güvenli ve şiddetsiz bir toplum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Alkayış...
6.- Adıyaman Milletvekili Mustafa Alkayış’ın, Adıyaman Belediyesine ilişkin açıklaması
MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Vatandaşlarımızı önce susuzlukla şimdi de köstebek yuvasına dönen yollarla sınayan Adıyaman Belediyemizi hizmete davet ediyorum.
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Ya, sana yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Yakışıyor mu ya?
MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Deprem sonrası süreçte Hükûmetimizin öncülüğünde şehirlerimizin yeniden inşasına, konutların yükselişine, altyapı yatırımlarının hızla hayata geçirilişine hep birlikte şahit oluyoruz. Hükûmetimiz tüm imkânlarıyla sahadayken yerel yönetimin de aynı gayret ve ciddiyetle çalışması gerekir. Kara kışı bahane eden belediyemize sesleniyorum: Memleketimize bahar geldi, artık mazeret değil, hizmet zamanı. Vatandaşlarımızdan gelen telefonlar susmuyor.
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Seni mi arıyorlar, ne diyorlar?
MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Her gün aynı serzeniş: "Yollarımız ne zaman yapılacak?"
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Hatay'ın yollarına da bakın, Hatay'ın!
MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Hükûmetimizin ortaya koyduğu bu güçlü irade ortadayken belediyemizi de bir zahmet asli görevini yerine getirmeye, yollarımızı ivedilikle yapmaya davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
7.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, eğitim emekçilerine yönelik şiddete ilişkin açıklaması
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, bugün öğretmenlerimiz iş bırakıyor. Sağlıkta olduğu gibi eğitimde de şiddet devam ediyor. Şiddet yanlıları elini kolunu sallayarak okulda, hastanede, yolda cirit atıyor. Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olan bir toplumu AKP iktidarı yirmi dört yılda öğretmen bıçaklayan bir topluma dönüştürdü. Öğretmen, bir çocuğun kalemine yön veren el, bir köyün kaderini değiştiren irade demektir. Bugün o eli toprağa veriyorsak burada sadece bir insana değil geleceğe uzanan bir yolu kaybettiğimizi bilelim. Soruyorum: Bir öğretmenin can güvenliğini sağlayamayan bir sistem hangi gelecekten söz edebilir? Eğitim emekçilerinin şiddet tehdidi altında görev yaptığı bir ülkede hangi reformdan, hangi vizyondan bahsedilebilir? Okullara güvenlik personeli atanmasını talep ettik "bütçe" dediniz. Caydırıcı cezalar ve okul güvenliği tüm öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin hakkıdır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
8.- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, Gümüşhacıköy İp Sicim Urgan Küçük Sanat Kooperatifine ilişkin açıklaması
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Gümüşhacıköy İp Sicim Urgan Küçük Sanat Kooperatifi 1970'ten bu yana bölgemizin emeğini ilmek ilmek geleceğe taşıyan köklü bir üretim mirasıdır. 1982'de İtalya'dan getirilen makinelerle kurulan kendir fabrikamız, 1984'te 118 hemşehrimize iş ve aş sağlayan güçlü bir tesis olmuştur. Yıllar süren ekonomik zorluklar nedeniyle yaklaşık kırk yıl sessizliğe bürünen fabrikamız bugün yeniden ayağa kalkmış ve Türkiye'de yüzde 100 kenevir ipi üreten tek tesis olarak Amasya'mızı gururlandırmaktadır. Sözleşmeli üretimle Gümüşhacıköy ve Hamamözü çiftçisine güvence olan kooperatifimiz, maalesef, yüksek maliyetler ve 1984 model makineler nedeniyle potansiyelinin gerisinde kalmaktadır. Yapılması gereken çok nettir: Bu stratejik üretim merkezindeki makinelerin modernize edilmesine katkı sağlanmalı, kenevir güçlü ve sürdürülebilir desteklerle hak ettiği yere taşınmalıdır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bayırcı...
9.- Kütahya Milletvekili İsmail Çağlar Bayırcı’nın, Türkiye'nin küresel krizlerin ortasında dahi güvenli liman olmayı sürdürdüğüne ilişkin açıklaması
İSMAİL ÇAĞLAR BAYIRCI (Kütahya) - Bölgemiz âdeta bir ateş çemberi olmasına rağmen Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü ve kararlı liderliğiyle Türkiye'miz bu tarihî ve zorlu dönemeçte güvenle geleceğe ilerlemekte, küresel kriz ve kaosların ortasında dahi güvenli liman olmayı sürdürmektedir.
Kendi kapısının önünü temizleyemediği hâlde iktidar çığırtkanlığı yapanlar şunu iyi bilsinler ki ülkemiz kriz ve kaos yönetiminde ciddi tecrübe sahibi, dirayetli, liyakatli ve umur görmüş kadroların yönetiminde emniyettedir.
Cumhurbaşkanımız öncülüğünde savunma sanayimiz yerli ve millî üretimimiz olan TCG ANADOLU, KAAN, ATAK, ANKA, KIZILELMA, BORA, TAYFUN ve Çelik Kubbe'yle daha güçlü hâle gelmiş ve milletimizin gurur kaynağı olmuştur. "Daha adil bir dünya mümkün" diyerek ülkemizde istikrarı koruyan, mazlum coğrafyaların umudu Cumhurbaşkanımızı sıradan liderlerle karıştıranlar şunu bilsinler ki o, gücünü milletinden alır ve sadece Rabb'inin huzurunda eğilir. Devletimizin ve milletimizin güçlü lideriyle yükselişini hiçbir güç durduramayacak.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
10.- Antalya Milletvekili Aykut Kaya’nın, Manavgat ilçesindeki Gültepe, Ilıca, Evrenseki ve Çolaklı Kavşaklarına ilişkin açıklaması
AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Manavgat ilçemizde Gültepe ve Ilıca kavşaklarında trafik âdeta kilitleniyor, vatandaşımız ciddi zaman kaybı yaşıyor. Bu kavşaklardaki yoğunluk nedeniyle çalışanlardan öğrencilere, öğretmenlerden esnafımıza kadar bu yoldan geçen herkes mağdur oluyor. İnsanlar evinden erken çıkıyor, bazen de işine geç kalıyor; yazık günah! Şu an kış ayındayız, yaz aylarındaki trafiği düşünmek bile istemiyorum. Milyonlarca kişinin geçtiği Gültepe, Ilıca, Evrenseki ve Çolaklı kavşaklarına bir an önce köprülü kavşak yapılmasını Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından Manavgatlı hemşehrilerim adına talep ediyorum. Antalya'ya gelen turistlerin üçte 1'ini ağırlayan, ekonomisi 50 ilden büyük olan, 2025 yılında sadece turizmden 7 milyar doların üzerinde katkıda bulunmuş Manavgat'ımız verdiğinin zekatını geri alsa bu kavşaklar da biterdi, hastanesi de biterdi.
BAŞKAN - Sayın İrmez...
11.- Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, Şırnak Gabar, Batman ve Diyarbakır'daki petrol sahalarında çalışan işçilere ilişkin açıklaması
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Sayın Başkan, Şırnak Gabar, Batman ve Diyarbakır'daki petrol sahalarında emek sömürüsü her geçen gün derinleşiyor. Petrol kulelerinde çalışan işçilere düşük ücret ve ağır çalışma koşulları dayatılıyor. İşçiler baskı ve mobinge maruz bırakılıyorlar. İş sağlığı ve iş güvenliğinin olmadığı koşullarda can koltukta çalıştırılıyorlar. Bunlara karşı örgütlenen sendikaya üye olanlar, hakkını arayanlar ise işten atılıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı TPAO ve TPIC bünyesindeki taşeron yandaş firmalar en meşru hak olan ve aynı zamanda Anayasa'da da tanımlanan sendikal hakkını kullanan emekçinin işine son veriyor. Viking Services işçilerinin emek mücadelesi sonlanmadı, devam ediyor ve işçilerle dayanışmamız sürüyor ve sürecek.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın Çan...
12.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, polislerin sorunlarına ilişkin açıklaması
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Güvenliği sağlayanların kendi güvencesi yoksa orada büyük bir yönetim zafiyeti vardır. Polislerimiz 12/24 ve 12/36 saatlik ağır vardiyalarla fazla mesaisi ödenmeyen bir düzen içinde çalıştırılıyor. Ay sonunu getirmekte zorlanan, yaşayacakları ciddi gelir kaybı nedeniyle emekli olmayı göze alamayan polislerimiz bedenen ve psikolojik olarak günden güne yıpranmakta, sosyal hayattan kopmaktadırlar. İktidar bu duruma rağmen yıllardır kalıcı bir düzenleme yapmamakta direniyor. Emniyet mensupları için adil çalışma saatleri, gerçek fazla mesai ücreti, iyileştirilmiş ek gösterge ve güçlü özlük hakları derhâl sağlanmalıdır. Polisimizin onuru ve emeği siyasi hesaplara kurban edilemez. Devleti yönetenler polisin hakkını teslim edemiyorsa, haktan, adaletten ve liyakatten söz edemezler.
BAŞKAN - Sayın Bilici...
13.- Adana Milletvekili Bilal Bilici’nin, tutuklu belediye başkanlarına ilişkin açıklaması
BİLAL BİLİCİ (Adana) - Evet, dün Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan'ın tutuklanarak görevinden alınması kabul edilemez bir durumdur; antidemokratik ve demokrasiye aykırı olan bu kararı reddediyoruz. Seçilmiş belediye başkanlarımızın yanındayız ve hukukun yerini bulmasını istiyoruz, talep ediyoruz. Ayrıca, geçen hafta cuma günü Ceyhan Belediye Başkanımız Kadir Aydar ve Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin'in tutukluluğunun sürmesi kararı adalete olan güveni zedelemiştir.
Milletin iradesiyle seçilen başkanlarımızın bir an önce özgür kalmasını istiyoruz, tutuksuz yargılanmanın esas olmasını savunuyoruz.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
14.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, beklenen akaryakıt zamlarına ilişkin açıklaması
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkanım, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sonrası Hürmüz Boğazı kapanmış, küresel enerji piyasaları sarsılmıştır. Günlük 20 milyon varil petrolün geçtiği bu stratejik boğazdaki kriz petrol fiyatlarını sıçratmıştır; bu, akaryakıta zam dalgaları demektir; ilk dalgayla motorine büyük bir zam bekleniyor. Bu, aynı zamanda sofradaki ekmeğe, pazardaki sebzeye, şehir içi ulaşıma, üretime zam demektir. Vatandaş zaten enflasyon altında ezilmektedir, alım gücü erimiş, maaşlar daha cebine girmeden buharlaşmaktadır; vatandaş bu ağır yükü kaldıramaz. Bu zamlar akaryakıttan alınan ÖTV'yi indirerek karşılanmalıdır yani eşel mobil sistem devreye alınmalıdır. Zamları ÖTV'den karşılayın, halkı bu zam eziyetinden kurtarın.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Öncü...
15.- Erzurum Milletvekili Fatma Öncü’nün, Aşkale ilçesinin kurtuluş yıl dönümüne ve 1-7 Mart Deprem Haftası’na ilişkin açıklaması
FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
3 Mart 1918'de Kazım Karabekir Paşa komutasındaki ordumuzun ve hemşehrilerimizin mücadelesiyle işgalden kurtarılan Aşkale ilçemizin kurtuluş yıl dönümünü gururla yâd ediyor, vatan uğruna mücadele eden kahramanlarımızı rahmetle, minnetle anıyorum.
Sayın Başkan, 1-7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle cumhuriyet tarihinin en büyük afet seferberliğini gerçekleştirerek üç yılda, kısa bir sürede 455 bin konut ve köy evinin inşasının tamamlanmasına liderlik eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımızı sunuyor, depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Alp...
16.- Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın, Devlet Hava Meydanları İşletmesinde bir bürokratın tutuklanmasına ve Adıyaman Milletvekili Mustafa Alkayış’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Başkanım, Devlet Hava Meydanları İşletmesinde bir bürokrat tutuklandı; kasasından 29 kilo altın, 1 milyon 320 bin dolar para çıktı. Soruşturma sırasında anlaşıldı ki Sultanbeyli'de 1 dairesi, Yenimahalle'de 1 iş yeri, Mezitli'de 2 dairesi, Çankaya'da 2 dükkânı, Mersin'de 1 dairesi, Batman'da 1 fabrikası, 128 farklı hesapta 30 milyon lira parası, Gölbaşı'nda 3 dairesi, Yenimahalle'de 1 dairesi varmış. Hâkim "Sen 85 bin lira maaşla bunları nasıl aldın?" diye sordu. "Zekatını verdim efendim." dedi. Böyle bir bürokrata sessiz kalıp Adıyaman'daki depremle Adıyaman'daki yolun çukurunu dile getiren AK PARTİ Adıyaman Milletvekilini protesto ediyoruz efendim. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Başevirgen...
17.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Soma'daki termik santralde ve maden ocaklarında devam eden eylemlere ilişkin açıklaması
BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Soma'da faaliyet gösteren termik santralde ve maden ocaklarında işten çıkarmalar sonrası eylemler sürüyor. Bugün Soma'da yaşananlar sadece bir işletme sorunu değil Soma'nın alın teridir ve insani bir meseledir. Soma halkı bir kez daha maalesef kaderine terk ediliyor. Dün maden facialarında ihmallerin bedelini ödeyen bu ülke bugün de ekonomik bir çöküşle yüz yüze bırakılıyor, iktidar ise seyrediyor. Santralde ve ocaklarda çalışan binlerce emekçi işsiz kalma riskiyle karşı karşıya. Bu mesele sadece Soma'nın değil ülkemizin enerji politikasının, iş güvencesinin ve sosyal adaletimizin bir sınavıdır. İktidarı göreve çağırıyoruz: Soma bir bütündür ve siyasetüstüdür, yaşanan mağduriyetleri giderin, maden ocaklarındaki sorunları çözün ve santrali de bir an önce kamulaştırın. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Hülakü...
18.- Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü’nün, Bingöl merkez Kültür Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm sürecine ilişkin açıklaması
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bingöl merkez Kültür Mahallesi'nde 2017 yılında başlatılan kentsel dönüşüm süreci aradan geçen dokuz yıla rağmen hak sahipleri için sürekli bir mağduriyet üretmektedir. Evleri yıkılan yurttaşlar yıllarca belirsizlik içinde bekletilmiş, süreç TOKİ'ye devredilmiş, konutlar ancak 2023 yılında teslim edilmiştir. Teslim edilen konutlar 2025 yılı birim fiyatları üzerinden borçlandırılmış, üzerine yüksek faiz eklenmiştir. Ekonomik kriz altında ezilen yurttaşlar ağır bir borç yüküyle karşı karşıya bırakılmıştır. Şimdiyse gönderilen tebligatlarla "Gayrimenkul devir sözleşmesini imzalamazsanız konutunuz geri alınacaktır." denilmektedir. Yıllarca mağdur edilen hak sahipleri bugün de tehditle karşı karşıyadır. Yurttaşı borç ve tehditle köşeye sıkıştıran bu dayatmadan derhâl vazgeçilmelidir. Bingöl halkının mülkiyet hakkı korunmalı, faiz yükü kaldırılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Ayan...
19.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, İran'da yaşananlara ilişkin açıklaması
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İran ve bölgede tanıklık ettiğimiz savaş konseptinin her türlüsü bizlere bir kez daha Orta Doğu'da barışın ve demokrasinin önemini göstermiştir. Şüphesiz ki İran halklarının, Farsların, Azerilerin ve Kürtlerin demokratik yönetim, eşit yurttaşlık, kimlik ve siyasal temsil talepleri meşrudur. Jina Amini'lerin direnişlerini unutmadık. Katledilen, yok sayılan, idamlarla, hapislerle zulmedilen Rojhilatlı Kürtlerin direnişi ve talepleri meşrudur. Buna rağmen, Kürt halkı ne baskıcı rejimlerden ne de bölgeyi dizayn etmeye çalışan dış müdahalelerden taraf değildir. Halklar için umut üçüncü yoldur. İran'da çatışmalar ve saldırılar derhâl son bulmalı, İran halkları inanç ve kimliklerinin tanınması için demokrasi masasına oturmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Bozan...
20.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sarayın günlük harcaması tam 58 milyon, AKP günde 58 milyon kaynağı sarayın lüksü, şatafatı, israfı için buluyor, peki bir güne bir gün AKP'li yetkililerin "Biz sarayın harcamalarına kaynak yaratamıyoruz." dediklerini duydunuz mu? Demezler. Peki ya emekliler? 17 milyon emekliye 4 bin lira bayram ikramiyesi vereceklermiş, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler "Emeklilerin bayram ikramiyesinin artışı için özel kaynak oluşturmak gerekiyor." diyor. Yaratın o zaman o kaynağı, saraya bu kadar kaynağı nereden buluyorsanız emekliye de bulun ya da saraya akıttığınız kaynağın musluğunu kesin, emekliye kaynak olarak akıtın. Emekliye hayatı zehir ettiniz, bari bayramı zehir etmeyin.
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...
21.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler "Emekliye bayram ikramiyesi zammı gündemimizde yok." dedi. Neden? Bölgemizde savaş var ve savaşı gerekçe gösterdi. Yahu, hiç mi vicdanınız yok? Bu kaynak dediğiniz ne menem bir şeyse hep emekliye, asgari ücretliye gelince buhar olup uçuyor. Yapıp yapacağınız şunun şurasında 5 bin lira, bilemedin 6 bin liralık bayram ikramiyesiydi, onu da buhar ettiniz, savaşı fırsat bilip kurnaz tüccar misali yine ağzı var, dili yok emekliden kopardınız yani yine "Vereceğiniz bir fitre, titre Allah'ım titre." oldu. Mübarek ramazan günü Rabb'im sizi ıslah etsin, fitreye muhtaç ettiğiniz emeklinin tüm vebali omuzlarınızda.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Avcı...
22.- Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın, 3 Mart 1992'de Kozlu Maden Ocağı’nda meydana gelen grizu faciasına ilişkin açıklaması
MUAMMER AVCI (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada, kömürün karasıyla yoğrulmuş Zonguldak'ımızın otuz dört yıl önce yaşadığı derin hüznü dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum. 3 Mart 1992'de TTK'ye bağlı Kozlu maden ocağında meydana gelen grizu faciasında şehadete eren 263 madencimizi toprağa değil yüreğimize emanet ettik. O gün yalnızca bir maden ocağı kararmadı, Zonguldak'ın üzerine tarifsiz bir matem çöktü, sokaklar sustu, dualar göğe yükseldi. Bir şehir evlatlarını yerin yüzlerce metre altında Rabb'ine uğurladı. Bu duygu ve inançla, 3 Mart 1992'de şehit olan 263 maden şehidimizi rahmetle, minnetle ve dualarla anıyorum, ailelerine, aziz Zonguldaklı hemşehrilerime başsağlığı diliyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun.
BAŞKAN - Sayın Güneş...
23.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Meclis Hastanesine ve eşi Doktor Hafize Güneş'e ilişkin açıklaması
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sizlere eşim Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Hafize Güneş'in de çalıştığı Meclis Hastanesinden bahsetmek istiyorum. Meclis Hastanesi Meclis içinde bulunan ve daha çok milletvekilleri ve 7 bine yakın Meclis personeli ve onların yakınlarına hizmet veren ve işletmesi Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan bir sağlık kuruluşudur. Burada çalışan personel de Meclis personeli olmayıp Sağlık Bakanlığı personelidir. Burası aslında bir hastane olmayıp Ankara Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesinin semt polikliniğidir, burada çalışmak ana hastaneye göre ekonomik olarak dezavantajlı olduğu için hekimler tarafından tercih edilen bir yer de değildir. Bundan dolayı, bugün Meclis hastanesinde pek çok branşta sabit hekim bulunmamaktadır. Doktor Hafize Güneş'in hastaları ve mesaisi konusunda ne kadar hassas olduğunu Meclis personeli yakinen bilmektedir.
Tüm bunlar ortadayken Meclis hastanesinde çalışmak bir avantaj ve ayrıcalıkmış gibi yanlış toplumsal algı oluşturmak maalesef, siyasi ahlak ve nezaketten nasibini almamak olduğu gibi, aynı zamanda özveriyle çalışan Meclis hastanesi çalışanlarına da büyük bir saygısızlıktır diyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - ...milletvekillerimizin ve kamuoyunun bilgisine sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Sarı...
24.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir’deki çeltik üreticisinin isyanına ilişkin açıklaması
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Gönen, Sarıköy, Gündoğan, Bostancı, Manyas, Çavuşköy, Börülceağaç, Yeniköy çeltik üretiminde önemli kırsal mahallelerimiz arasında yer almaktadır. Hafta sonunda bu mahallelere yapmış olduğum ziyaretlerde çeltik üreticimizin isyanıyla karşı karşıya kaldım. Ağustos-kasım aylarında hasadı yapılan çeltik üretimi için TMO şubat ayında fiyat açıklamış; 16 rutubetle stoklanan ürünler için 14 rutubet şartı koymuş, piyasada tüccarın 42 liraya aldığı çeltiğe 40 lira taban fiyat açıklamıştır. Bu açıklanan oranlardan sonra ne yazık ki çeltik üreticimiz 42 liraya satmış olduğu çeltiği 35 liraya, hatta 32 liralara kadar gerileyen fiyatlarla piyasaya vermek durumunda kalmıştır. Tabii, bu zulüm yetiyor mu? Yetmiyor. AKP iktidarının Tarım Bakanı ABD'den çeltik için ithalattaki vergi oranını sıfıra indirerek üreticiyle rekabet etmeye başlamıştır.
Buradan Tarım Bakanına sesleniyorum: Taban fiyatı sezon içerisinde açıklamalı ve çiftçiyi koruyacak bir oranın da belirlenmesi gerekir.
BAŞKAN - Sayın Kara...
25.- Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’nın, Hatay’ın Payas ilçesinde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Payas ilçemizde sebze meyve pazarının içinde bulunan demir aksam giriş ve çıkışları âdeta engelliyor, bebek arabaları ve yaşlılar sorun yaşıyorlar. Yine, pazar yerinde tezgâh açamayan balıkçı esnafı hijyenin olmadığı bir ortamda kıyıda, kenarda kalmış bir şekilde balık satmaya çalışıyor, pis sular dışarı deşarj oluyor. Acilen balıkçılar için bir satış tezgâhı mutlaka planlanmalıdır.
Yine, Payas ilçemizde Belediye Kültür Sarayı Çarşısı'nda bulunan hak sahiplerinin hak ihlalleri vardır, esnaflar mağduriyet yaşamaktadır; bu sorun hakkaniyetle çözülmelidir. Payas ilçemizde bir an önce otogar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karaman...
26.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, ABD ve İsrail’in sürdürdüğü saldırılara ilişkin açıklaması
SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mübarek ramazan ayında İslam coğrafyasında yükselen feryatlar yüreğimizi dağlıyor. Masum sivillerin, kadınların, çocukların hedef alındığı, okulların, hastanelerin bombalandığı bir vahşete hep birlikte şahit oluyoruz. Bu saldırılar sadece bir ülkeye değil insanlığa karşı işlenmiş açık bir suçtur. Komşumuz İran'ın egemenliğini hedef alan gelişmeler bölgemizin huzur ve istikrarını ağır şekilde sarsıyor. Netanyahu'nun hukuk tanımaz ve kışkırtıcı politikalarıyla tırmanan ABD ve İsrail'in sürdürdüğü saldırılar Orta Doğu'yu ateş çemberine çevirmiştir. Çocukların hayatını kaybettiği, annelerin gözyaşına boğulduğu bu tablo hiçbir gerekçeyle izah edilemez. Bizler dünyada barışın hâkim olmasını istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye olarak bölgemizde huzurun, istikrarın ve kardeşliğin tesisi için her platformda mücadele etmeye devam edeceğiz.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Çakır...
27.- Kocaeli Milletvekili Sami Çakır’ın, ABD ve İsrail’in sürdürdüğü saldırılara ilişkin açıklaması
SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, ABD-İsrail ortak yapımı emperyalist saldırının İran'da ve bölgemizde hangi hasarı oluşturacağını elbette zaman gösterecek. Irak işgali öncesi yalan furyası önümüzdeyken saldırı için uydurulan bahanelerin inandırıcılığı yoktu. ABD'nin menfaatleri, İsrail'in varlığı ve her türlü soykırımının koruma altına alınması operasyonunun yegâne sebebi bölgenin kaos ortamına çevrilmesi Batı'nın özel tercihidir, bunun dışındaki tüm söylemler lafügüzaftır. Saldırı tarihinin çok önceden planlandığının itirafı dünyayı kandırma, oyalama süreçlerinin çok güzel servis edildiğini göstermiş oldu. İran'ı sevmek, savunmak mecburiyetinde değiliz ama ABD'nin bu emperyalist, tek kutuplu dünya hevesine, siyonizmin bölgeyi sahiplenme gibi saçma, batıl inancına karşı çıkmak hem bir mecburiyet hem de insani, İslami ve vicdani bir sorumluluktur.
Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Sarıgül...
28.- Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün, açıklanan 2026 Yatırım Programı’na ilişkin açıklaması
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - 2026 yatırım programı açıklandı. Sivas-Erzincan Hızlı Tren Projesi ne yazık ki durdu. Sakaltutan, Kızıldağ, Ahmediye tünelleri yatırım programlarında yok. Üniversite ile şehri birbirine bağlayacak olan tramvay projesi ne yazık ki gündemde yok. Kara yollarına, köy yollarına, sulama projelerine ayrılan ödenekler ne yazık ki az. Sayın Başkan, ama hiç kimse merak etmesin, çoğu gitti azı kaldı, gece bitti şafak söktü, inşallah gelen Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında can Erzincan'ın duraklama dönemi bitecek, şahlanma dönemi başlayacak.
Tekin Bingöl Başkanım, sevdiğin, sevenin bol olsun, bir yanı Erzincanlı olsun.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Sarıgül. Bu güzel dilekleriniz insanı mutlu ediyor.
Sayın Kara, teknik bir arıza nedeniyle sürenizi kullandıramamıştım, buyurun lütfen.
25.- Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara’nın, Hatay’ın Payas ilçesinde yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması (Devam)
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Payas ilçemizdeki sebze meyve pazarının içinde bulunan demir aksamı giriş çıkışları engellemektedir, bebek arabaları ve yaşlılar sorun yaşamaktadırlar. Yine pazar yerinde tezgâh açamayan balıkçı esnafı hijyenin olmadığı bir ortamda kıyıda, kenarda balık satmaya çalışıyor, pis sular dışarı deşarj oluyor. Acilen bir balık satış tezgahının planlanması gerekmektedir.
Yine, Payas'ta Belediye Kültür Sarayı Çarşısı'nda bulunan hak sahiplerinin hak ihlalleri vardır. Esnafların mağduriyetleri hakkaniyetle çözülmelidir. Payas'ta bir an önce otogar için yer tahsisi noktasında Payas Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi süreci belli bir noktaya getirmelidir. Trafik akışının, kamyonların içinde kalan otobüs firmaları âdeta can pazarı içindeler. Dolayısıyla bir an evvel Payas'ın otogar sorunu, balıkçı pazarı konusu ve esnafların mağduriyetleri giderilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Uluay...
29.- Kastamonu Milletvekili Halil Uluay’ın, Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın 64’üncü Birleşimde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
HALİL ULUAY (Kastamonu) - CHP Karabük Milletvekili Sayın Akay Kastamonu maden arama izinleri hakkında birtakım veriler paylaşmış, laf arasında Kastamonu'nun 80 bin futbol sahasının 3 katı kadar olduğunu iddia etmiştir. Kastamonu futbol sahaları ile orantılanacak kadar küçük bir vilayet değildir. İlla merak ediyorsa söyleyeyim: 80 bin futbol sahası Kastamonu'nun yüzde 4'ü bile değildir. Sayın Vekil arama sahası ile işletme sahasını karıştırmış. Her 100 arama izninden 1 tanesinde maden bulunup işletmeye açılmakta, işletme ise arama izin sahasının çok küçük bir kısmında yapılmaktadır. Ayrıca, aramanın işletmeye dönüşmesi için tarımdan ormana, askeriyeden çevre şehirciliğe kadar onlarca kurumdan görüş ve izin alınmaktadır. Demir ve kömür madenlerinin buluşup endüstriye dönüştüğü Karabük'ün Vekiline komşu ilin maden arama izinlerini eleştirmek pek yakışmamıştır.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
30.- Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in, Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
TALAT DİNÇER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Biraz önce yine AK PARTİ Mersin Milletvekilimiz Havva Sibel Söylemez herhangi bir konuyu anlamadan veya okuduğunu iyi süzmeden, hemen klasik AK PARTİ tarafını seçerek buradan bir iftira kampanyası başlatmıştır, söylemleri yanlıştır. Evet, Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekilimizi Avrupa Şehirler Birliği ve Balkan Şehirler Birliği ziyaret etmiştir. Bu ziyarette Türkiye'nin önemi vurgulanmıştır. 86 milyon nüfusu, kadim geçmişi ve güçlü devlet yapısı ortaya konulmuştur. Burada söylenen iki konu vardır: Bir, Avrupa Birliğine giriş süreci değerlendirilmiştir ve uzun süreli ve yıpratıcı bir süreç olan Avrupa Birliğine girilememesinin sebebinin AK PARTİ'nin politikaları ile Avrupa Birliğinin politikalarının uyuşmadığı dile getirilmiştir.
Diğer bir konu da tabii, tutuklanan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sakik...
31.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, otuz iki yıl önce Parlamentoda yaşananlara ilişkin açıklaması
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Tam otuz iki yıl önce bu Parlamentoda bir darbe yapıldı. Kürt siyasal hareketi olarak burada, askerler, polisler ve yanlarında siyasetçilerle bir darbeyle karşı karşıya kaldık. Dokunulmazlıklarımızı kaldırdılar, bizi Terörle Mücadeleye teslim ettiler; uzun yıllar cezaevinde, uzun yıllar siyaset dışı... Partimizi kapattılar, milletvekilliğimizi düşürdüler. 28 Şubat AK PARTİ için ne ifade ediyorsa 2 Mart da bizim için aynı şeyi ifade ediyor. Bugün isterdim ki benim grubum 2 Martla ilgili gerçekten burada darbeye karşı büyük bir direniş sergilemiş olsaydı, daha çok mutlu olurdum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
32.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Çorum'daki uzman doktor, malzeme ve bölüm eksikliğine ilişkin açıklaması
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, insanlar bir yerleri ağrıdığında doğal olarak hastaneye giderler ancak Çorumlu hemşehrilerim geçmeyen ağrılarını gidermek için maalesef Samsun ya da Ankara'ya gitmek zorunda kalıyor çünkü Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanemizde algoloji polikliniği yok. Ayrıca, hastanemizde çocuk yoğun bakım uzmanı eksik, çocuk alerji ve immünoloji bölümü var ancak tüm alerji testleri yapılmadığı için çocuklarımız Ankara'ya yönlendiriyor. Lakin yönlendirilen çocuklarımız için resmî sevk yapılmadığından aileler harcırah alamıyor; dilimizde tüy bitti. Çorum Şehit Ömer Emiroğlu Diş Hastanesinde birer ortodonti ve endodonti uzmanı var; çene cerrahı şu an yok. Hastalarımıza bir buçuk yıl sonrasına sıra veriliyor. Acilen 3 cerrah, 3 ortodonti uzmanı ve en az 1 endodonti uzmanı gerekmektedir.
Sayın Bakan, Çorum'da uzman doktor, malzeme ve bölüm eksikliğinden dolayı hastalarımız Ankara ya da Samsun'a yönlendiriliyor, bu da maddi ve manevi yıkıma neden oluyor. Çorum ve ilçelerinde tüm eksiklikler giderilmeli, hastalarımız rahat ettirilmeli.
BAŞKAN - Sayın İlhan...
33.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir’de yulaf ve aspir ekimi yapan üreticilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması
METİN İLHAN (Kırşehir) - Kırşehirli çiftçilerimiz yulaf ve aspir üretimi için ürünlerini ÇKS belgeleriyle beyan etmiş olmalarına rağmen TMO tarafından alım yapılmamıştır. Bu durum bölgemizdeki çiftçilerimizi ekonomik zorluklarla karşı karşıya bırakmış, yulaf ve aspir ekimi yapan üreticilerimizi olumsuz etkilemiştir. Açık söylemek gerekirse çiftçilerimiz ürünlerini maliyetinin altında tüccara satmış, buna karşın ekim döneminde tohumları 2 katı fiyata almak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, Kırşehir'deki tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliği için acilen önümüzdeki dönemde TMO tarafından yulaf ve aspir alımının yapılması ya da resmî bir taban fiyatı belirlenmesi gerekmektedir. Zira, sürdürülebilir tarım politikaları açısından bu durum zaruret arz etmektedir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
34.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, 49’uncu Birleşimde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
21 Ocakta bu salonda kan donduran bir skandalı açıklamıştım, Selefi bir yapılanma olan Kur'an'a Hizmet Vakfının sorumlusu Ayhan Şengüler'in istismarına karşı yıllardır mücadele veren Fatma Nur'un dramını anlatmıştım. İstismar sonrası evlenmek zorunda kaldığı adamın 3 yaşındaki çocuğunu da istismar ettiğini öğrenen bu anne yıllardır hukuk mücadelesi veriyordu. Burada anne ve çocuğu için Bakanlığa çağrı yaptım ama duymazdan geldiler. Sesini duyurmak için adliye önünde nöbet tutan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra'nın cansız bedenleri dün akşam Zeytinburnu sahilinde bulundu. "Başıma bir şey gelirse intihar demeyin." demişti. Devletin koruma sağlamadığı, feryatlarına kulak tıkadığı anne ve kızı tarikat kuşatması ve sistematik ihmal sonucu hayatını kaybetti. Fail veya failler en kısa zamanda bulunmaz ve gereken cezaları verilmezse anne ve kızını kanı gerekli tedbirleri alamayan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Akay...
35.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, Çankırı’daki madencilik faaliyetlerine ve içme suyu krizine ilişkin açıklaması
CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.
Komşu ilimiz Çankırı bugün iki yönlü bir tehditle karşı karşıyadır. Bir yandan, on binlerce hektar alan madencilik faaliyetlerine açılıyor; ormanlar, tarım arazileri ve su havzaları ruhsat sahalarıyla kuşatılıyor; "ÇED Gerekli Değildir." kararıyla süreçler hızlandırılıyor; kamu yararı yerine şirket çıkarı gözetiliyor. Bu tablo, çok açık bir doğa ve gelecek talanıdır.
Diğer yandan, kent ciddi bir içme suyu krizi yaşıyor. Dodurga Barajı yetersiz kaldığı için merkez ve ilçelerde kesintiler yaşandı. Su seviyesi iyi durumda olan Dereçatı Barajı'ndan ise yalnızca saatte 125 metreküp su izni verildi, bu miktar Çankırı merkezin ihtiyacının yaklaşık yedide 1'ine denk geliyor. Çankırı bunu hak etmiyor. Doğayı da su güvenliğini de riske atan bu anlayış derhâl değiştirilmelidir.
Halil Uluay Vekilime de daha sonra cevap vereceğim Kastamonu'yla ilgili. Kastamonu'nun gündeme gelmesi güzeldir. Cumhurbaşkanı kararıyla da 21 ilde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gürer...
36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in emekli bayram ikramiyesiyle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Emekli geçim sıkıntısı çekiyor. Yılbaşında emekli maaşı artışı iki aylık enflasyonla geri alındı. Emekli için bayram ikramiyesinin artırılacağı umudu vardı, AK PARTİ Grup Başkanı emekli bayram ikramiyesinin artırılmayacağını açıkladı; emekli hayal kırıklığı yaşıyor. AKP bu kararı gözden geçirmelidir. Emekli bayram ikramiyesi asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır, en azından alım gücü kaybı dikkate alınıp artış sağlanmalıdır. Emekliye bayram ikramiyesini vermeyerek bayramı zehir etmeyin, mutlaka bayram ikramiyesinde artış sağlayın. Emekli kira, ulaşım, eğitim, yakıt giderleri yanında gıdaya erişimde dahi sorun yaşamaktadır, her ürüne erişememektedir, et ve protein sağlayacak sütten mamul ürünleri almakta zorlanmaktadır. Emeklilerin içine düşürüldüğü durumu iktidar görmüyor, büyük bir yoksulluk var. Emeklinin bayram ikramiyesi olsun artırılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Söylemez, buyurun.
37.- Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in, Mersin Milletvekili Talat Dinçer’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Evet, Sayın Başkanım, az önce CHP Mersin Milletvekili Talat Dinçer ismimi kullanarak bazı konuşmalar yaptı. Öncelikle bir hukukçu olarak okuduğumu gayet iyi anlıyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Maşallah!
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ama siz öyle paragraf atlamalarla algı yapmaya devam ediyorsunuz. Mersin halkımızın takdirine bırakıyorum. Vatandaşlarımız Vahap Seçer'in oradaki konuşmasını açıp okurlarsa kimi kime şikâyet etmiş, kimden medet ummuş göreceklerdir.
Teşekkür ederim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Buyurun.
38.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Mersin Milletvekili Havva Sibel Söylemez’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, 2 seferdir Belediye Başkanımızın ismini veriyor ve utanmadan falan bahsediyor. Bir sefer İstanbul'da, Bolu'da, Adana'da yapılanlar tüm dünya tarafından görülüyor, tüm dünya Türkiye'yi konuşuyor. Eğer utanacağınız bir şey varsa suçsuz, günahsız insanları tutuklamayacaksınız; sonra gelip burada algı yapmayacaksınız.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Algı yapan sizsiniz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mersin halkının takdirine bırakıyormuş...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Algı yapan sizsiniz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mersin halkının takdirine bırakıyorsan...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Evet.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - ...saygı duyacaksın, 2 dönemdir Mersin'i Cumhuriyet Halk Partisi yönetiyor. (CHP sıralarından alkışlar)
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Vallahi siz de saygı duyacaksınız, siz de seçilmiş Cumhurbaşkanına saygı duyacaksınız ama işinize gelmeyince duymuyorsunuz, madem öyle.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mersin'i navigasyonla geziyorsun.
BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini yerine getireceğim.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Başkanım "Bütün dünya Türkiye'yi konuşuyor." dedi, o kısmın da kayıtlara bir kez daha geçmesini istiyorum.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Olur mu böyle, hayret bir şey ya! Hangisi cevap verecek Grup Başkan Vekili mi, vekil mi? Hayret bir şey!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Sayın Grup Başkan Vekili bütün dünya Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanımızı konuşuyor... Ali Mahir Bey'in tespiti doğru bir tespit.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Tabii canım, seçilmiş Cumhurbaşkanına ağızlarına geleni söylüyorlar.
BAŞKAN - İlk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya'ya aittir.
Sayın Kaya, buyurun.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün 17 yaşındaki öğrencisi tarafından...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, Mersin'in Mut ilçesine gidiyor...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ya, git Allah aşkına ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Adam soruyor: "Mutlu musun?" "Çok Mutluyum!" diyor.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen ne diyorsun? Sen önce kendi ilçene git, ilçene, ilçene git; kaç defa gittin?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekilimize söz verdim.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Senin sosyal medya hesabına, benimkine baksınlar bakalım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... Grup Başkan Vekiline söz verdim, lütfen...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen kaç defa Mersin'e gittin, ben kaç defa Mersin'e gittim, hodri meydan!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Herkese söylüyorum, herkese söylüyorum, bütün milletvekillerine söylüyorum, merak etmeyin. Sayın milletvekilleri...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - E baktım, seni 500 Mersinli takip ediyor.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Hodri meydan!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seni 500 Mersinli takip ediyor.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Hodri meydan! Sen kaç program yaptın, ben kaç program yaptım? Hodri meydan!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mersin'de sokağa çıkıyor musun sen?
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen sokağa çıkamıyorsun!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seni Mersin'de tanıyan var mı?
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ben sokakları geziyorum, beni herkes tanıyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Turist gibi geliyorsun oraya, bir de burada laf yetiştiriyorsun.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Allah'a şükür, senin gibileri de onlar biliyor! Allah'a şükür!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çık Mersin'de sokağa! Konuşma! Konuşma!
BAŞKAN - Sayın Başarır... Sayın Başarır, lütfen...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen konuşma! Haddini bil!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İftiracı!
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Haddini bil!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İftiracı! İftiracısın sen!
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Tarsus'ta çıkıp öyle yok "O kadının adı neydi?" diyen terbiyesiz sensin!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sen iftiracısın, sen!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Sayın Başarır, lütfen...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İftiracısın sen!
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ben seçilmiş bir milletvekiliyim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sen yaşadığın şehre iftira atan bir insansın, sürekli.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ben seçilmiş bir milletvekiliyim, sen "O kadının adı nedir?" diyemezsin. Sen haddini bil!
BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekiline söz verdim.
Başlayın siz Sayın Kaya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sokağa çıkmış! Nerede sokağa çıktın sen?
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen sokağa çıkamazsın!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Nerede sokağa çıktın sen?BAŞKAN -
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Oraya gidip iki tur atıp millete "Ha ha ha!"
BAŞKAN - Sayın Kaya, buyurun.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, bir sükûnet sağlanırsa...
BAŞKAN - Evet, sükûneti şu sağlayalım.
Sayın milletvekilleri...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Sen daha Büyükşehir Yasası'nın 7'nci maddesini bilmiyorsun, hâlâ "DSİ sorumlu." diyorsun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sana ders veririm, ders!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri, lütfen...
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Büyükşehir Yasası'nın 7'nci maddesini aç oku!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sana ders veririm, ders!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen... Lütfen, Grup Başkan Vekiline söz verdim ama.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Büyükşehir Belediyesinin görevleri, asli görevleri...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sana ders veririm, ders! Sana ders veririm! Sana ders veririm ben!
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - ...alt yapıyı yapmak, dere ıslahı. Önce oku, oku!
BAŞKAN - Sayın Başarır, Sayın Söylemez, lütfen... Grup Başkan Vekiline söz verdim.
HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - Ama olmaz ki, hangisine cevap vereceğiz Başkanım?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ondan 2 dönemdir benim Belediye Başkanım seçiliyor. Yüzde 60 oy aldı.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaya.
39.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, Öğretmen Fatma Nur Çelik’e ve eğitim sistemindeki sorunlara, enflasyona ve emekli bayram ikramiyesine, İran'da meydana gelen saldırılara ilişkin açıklaması
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 yaşındaki öğrencisi tarafından sırtından bıçaklanarak katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik Hocamıza Allah'tan rahmet diliyorum, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.
Bu olay vesilesiyle de eğitim sistemimizdeki birçok sorunun aslında ele alınması gerekiyor. İkili eğitimden tutun da kalabalık dersliklere kadar, ücretli öğretmen sorunundan taşımalı eğitime kadar, öğrencilerimizin günlük gıdaya ulaşım konusundaki sıkıntılarına varıncaya kadar eğitimimizin birçok sorunu var ama maalesef üzülerek görüyoruz ki bir tarafın "Kâbe'de hacılar 'Hu' der, Allah!" ilahisiyle coştuğu, diğer tarafın "Türkiye laiktir, laik kalacak!" ezberiyle kutuplaşmanın, kamplaşmanın keyfini çıkarıp kitlelerini konsolide ettiği bir siyasal süreci yaşıyoruz. Siyasetin birçok alanda maalesef semboller ve sloganlar üzerinden herkesin kendi kitlesini tahkim etmeye çalıştığı, içeriği değil sloganları konuştuğumuz bir dönemde maalesef siyaset kurumu sorun çözmekten ziyade birbirine laf yetiştirmeye ve birbirine slogan ve ezberler üzerinden cevap yetiştirmeye çalışmaktadır. Oysa milletimizin bizden beklediği siyaset kurumunun sorunların içeriğine eğilip bu soruların ne olduğuna dair hem esaslı itirazlar hem de çözümler getirmesi, iktidarın da önünde bu kadar kalabalık sorun alanları varken bu sorunlarla ilgilenmeyi tercih etmesini bir kez daha buradan tavsiye ediyoruz.
Bir diğer husus, enflasyon. İktidarın 2026 hedefi yüzde 16 iken bu hedefin yüzde 50'si olan yüzde 8'e iki aylık bir süre içerisinde ulaştılar. Buradan ramazan vesilesiyle bir kez daha dua ediyorum ki Allah herkese sorunlarına, her şeye tozpembe bakan bir Mehmet Şimşek iyimserliği nasip etsin. Çünkü Sayın Bakan her sorundan bir iyimserlik çıkarmayı, her sorunu istatistiklere takla attırarak cevaplandırmayı tercih ederek ülke ekonomimizi geldiği günden bu yana maalesef içerisinden daha da çıkılmaz hâle getirmiş durumdadır. İşte, bir taraftan bu rakamlara rağmen "Türkiye yüksek gelirli ülkeler liginde yer alıyor." diyen bir Hazine ve Maliye Bakanımız var ama aynı zamanda mensubu olduğu partinin Grup Başkanının "Bin TL emekliye bayram zammı artışı yapamayız, sıkıntılarımız belli." dediği bir Türkiye ekonomisiyle karşı karşıyayız. Allah'ınızı severseniz milletle dalga mı geçiyorsunuz? Türkiye yüksek gelirli ülkeler ligine çıktıysa, harçları enflasyon oranında artırıyorsunuz, vergileri enflasyon oranında artırıyorsunuz, bütün ücretleri enflasyon oranında artırıyorsunuz ama iş emeklinin ikramiyesine gelince sıfır enflasyonla, sıfır zamla geçiyorsunuz. Ha, şuna belki güveniyor olabilirsiniz "Ya, biz bunları uyutuyoruz, seçim zamanı yüksek bir artış yaparız, bu milletin yine oyunu alırız." gibi bir yaklaşımla, bir fırsatçılıkla bu soruna yaklaşıyorsanız emeklilere buradan sizleri şikâyet ediyorum. Milletin vicdanına da bu fırsatçılığı havale ediyorum çünkü siz zaten emekli ikramiyesiyle ilgili hususu bir seçim döneminde gündeme getirdiniz. Bugün eğer bunu bir sadaka olarak veriyorsanız, eyvallah, artırmayın, ki insanlar sadakalarını bile enflasyon oranında erimeye başlayınca artırıyorlar ama hadi diyelim, siz bunu sadaka olarak görüyorsanız, evet, artırmayın ama bunu kanunen memura verilmiş bir hak olarak görüyorsanız, emekliye verilmiş bir hak olarak görüyorsanız bu hakkı enflasyon oranında hiç olmazsa güncellemek mecburiyetindesiniz. Siz millete sadaka vermiyorsunuz, kanunla millete tanınmış bir hakkı bütçenizde yer vererek hiç olmazsa enflasyon oranında artırmak mecburiyetindesiniz. Dolayısıyla, emekli ikramiyesini sadaka olarak gören bu iktidarı bu memlekete tekrar şikâyet ettiğimizi buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Bir diğer önemli husus, yanı başımızda komşumuzdaki İran'da meydana gelen teröristçe saldırılar. Gazze'de aylardır süren soykırımın üstüne bir de İsrail'in Lübnan başta olmak üzere komşu coğrafyalarımıza yönelik saldırıları bölgenin güvenlik mimarisinin de bir çöküşün eşiğine geldiğini net bir şekilde ortaya koydu. Bu tabloda esas belirleyici etken İsrail'in kendi açık söylemiyle ve Amerikan Büyükelçisinin de söylemiyle Nil'den Fırat'a uzanan toprakları kuşatan arzımevut hedefidir ve bu hedef de Amerika'nın desteklediği bir stratejidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bunu unutursak, İsrail'in siyonist yayılmacı arzımevut emellerini unutursak ve Amerika Birleşik Devletleri'nin de bu coğrafyada İsrail'in bu emellerinin tetikçisi ve koruyucusu ve hamisi rolüne soyunduğunu unutursak bu meseleleri sağlıklı bir şekilde değerlendirme imkânından yoksun oluruz. Bu ABD destekli saldırılar gündeme geldiği zaman diplomasi ve uzlaşı arayışları devam etti ve olumlu da giden bir süreçti ama maalesef bu diplomasi arayışlarına rağmen bir devlet başkanının uluslararası hukuk hiçe sayılarak, terörist bir şekilde bombalanarak hayatını kaybetmesi uluslararası hukukun iflası manasına gelir. Burada, elbette, biz ülkemizden kendisinin taraf olmadığı bir konuda savaş ilan etmesini beklemiyoruz ama uluslararası hukuka saygı gereği, faili net bir şekilde ortaya koyup Amerika ve İsrail'in bu uluslararası hukuka uymayan tavrını net bir şekilde eleştiren bir dış politika görmek istiyoruz. Ülkemizin diplomasi, barış ve savaşı sona erdirme çabalarını takdir etmekle birlikte, Trump'ın bir barış elçisi olarak bu millete pazarlanmasıyla ilgili stratejilerini de doğru bulmadığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Evet, rahmetli Erbakan Hocamız mücadelesi boyunca hep derdi ki, bakın, 1 Mart tezkeresinin yıl dönümüne geldik "Siz, yedi sülaleniz alnını secdeden kaldırmasa dahi Irak'a müdahalenin hesabını veremezsiniz. Irak giderse arkasından Suriye gelir. Suriye giderse İran, İran giderse hedef Türkiye'dir." derdi. Bunu derken İsrail'den korktuğumuz ya da ülkemizi küçümsediğimiz için söylemiyordu, şuursuz devlet başkanlarına, bakın, İsrail ve Amerika'nın bu topraklardaki temel hedefi ve stratejisi Türkiye'yi yok etmeye dönüktür, kiminle dost, kiminle düşman olduğunuzu bilesiniz diye Erbakan Hoca bunları söylüyordu. Yoksa, İsrail'den, Amerika'dan korktuğu, ülkemizin gücüne güvenmediği için bu tehdidi dile getirmiyordu. Sadece, Trump'ın küresel bir barış güvercini olmadığını, İsrail'in emellerini uygulayan bir vampir olduğunu dosta düşmana anlatmak için söylüyordu, bu ülkenin İsrail ve Amerika'nın emellerinin farkında olmayan şuursuzları biraz şuurlansın diye rahmetli Erbakan Hoca bu metaforu kullanıyordu. O günlerde kendisine "komplo teorisyeni", o günlerde "Bu da amma olmayacak şeyler söylüyor." diyen insanlar bile bugün rahmetli Erbakan Hocanın vizyonunu ve ufkunu takdir ediyor ama ne yazık ki iş işten geçebilecek süreçlere doğru hep birlikte gidiyoruz. Gelin, son yirmi beş, otuz yılda bir bakalım, Libya nerede, Lübnan'ın durumu nedir, Irak nerede, Suriye nerede?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Gazze'nin durumu ne? Filistin ne? Bu barbar Trump'ı "Küresel Barış Vizyonu" diye Gazze Barış Kurulunun Başkanı olarak kabul edeceksiniz, 1 milyar dolar verip "New Gazze" diye emlak projelerine destek vereceksiniz, ondan sonra da gelip bu millete Amerika ve siyonizm tehlikesinden bahsedemezsiniz, işte, bu şuursuzluktur. Onun için, millet olarak, evet, iç cepheyi güçlendirmemiz lazım ama iç cepheyi güçlendirirken de dostumuzun, düşmanımızın kim olduğunu bilmemiz lazım. Söz konusu Trump olunca, söz konusu İsrail olunca "Tarafları itidalli olmaya davet ediyoruz." şeklindeki bir yaklaşım Türk milletinin yaklaşımı olamaz. Dolayısıyla burada kimin fail, kimin mağdur olduğunu net bir şekilde ortaya koymadan İran politikasını değerlendiremeyiz. Burada mutlaka ve mutlaka İsrail'in ve Amerika'nın bu saldırgan tutumunu, bu uluslararası hukuka aykırı olan davranışını bir kere tespit olarak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
Buyurun.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son bir dakikada toparlıyorum.
Yapmamız gereken ilk şey, İsrail ve Amerika'nın uluslararası hukuku hiçe sayan bu davranışını bir kere bir tespit olarak ortaya koymamız lazım. Failini ifade etmeden bu olayları kınamanın hiçbir faydası yoktur ve yine, bu olayın mağduru olan İran'ın haklarını da savunmak durumunda olduğumuzu da net bir şekilde ortaya koymamız lazım. Onun için, faili belli olmayan eleştirilerin, faili belli olmayan tespitlerin olsa olsa Trump'ı bir barış güvercini olarak bu coğrafyaya pazarlamaktan öteye geçemeyeceğini bir kez daha net bir şekilde ifade ediyorum. Evet, ülkemiz bir savaşın tarafı olmamalı, diplomaside en yüksek sesle dile getirmeli ama zalimlere zalim demek ve uluslararası hukuku yok sayan teröristlere de terörist olduklarını hatırlatmak bu şanlı millete yapılabilecek en büyük sorumluluklardan bir tanesidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz'da söz.
Sayın Poyraz, buyurun lütfen.
40.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, HÜRRİYETÇİ EĞİTİM SEN Düzce Şube Başkanı İsmail Şişman'a ve Öğretmen Fatma Nur Çelik’e, bugün İsrail'de gözaltına alınan Muhabir Emrah Çakmak’a ve Kameraman Halil Kahraman'a, İzmir Kınık’taki bir maden şirketinin işçilerinin eylemine, Birleşmiş Milletlere ve Körfez ülkelerinde yaşananlara, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in attığı “tweet”e ilişkin açıklaması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milleti; geçtiğimiz günlerde trafik kazasında hayatını kaybeden Hürriyetçi Eğitim Sen Düzce Şube Başkanı kıymetli eğitimci İsmail Şişman'ı buradan rahmetle anıyorum; sevenlerine, ailesine ve camiasına başsağlığı diliyorum.
Yine, bir başka eğitimci Fatma Nur Çelik, öğretmen, 17 yaşında öğrencisi tarafından sırtından bıçaklanarak hayattan koparıldı. Fatma Nur Çelik Öğretmenimize de Allah'tan rahmet; başta ailesine, sevenlerine, meslektaşlarına, eğitim camiasına ve öğrencilerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Bu bir suça sürüklenen çocuk vakası değildir. Bu, suçu tercih eden, planlayan ve bu suçu işlerken gözünü kırpmayan bir failin açık suç işleme eğilimi ve eylemidir. Dolayısıyla, bizler bu çatı altında milletvekilleri olarak kurallara uyan, kanunlara uyan, vergisini ödeyen vatandaşların seçtikleri milletvekilleri olarak onların hayatlarını, onların geleceklerini, onların umutlarını, onların bugünlerini dizayn etmek ve buna ilişkin yasama görevimizi yerine getirmek zorundayız. Ancak bu çatı altında, maalesef her seferinde önümüze getirilen hususlar, suçu tercih eden ya da suça bulaşmış olanların infaz indirimi dâhil olmak üzere ya da terörü tercih etmiş, terör örgütü üyeliğini tercih etmiş olanların umuduna umut katma gibi konular gündemimize getirilmektedir. Dolayısıyla, aslında burada asli vazifelerimizin ne olduğunu bu ve benzeri olaylar bize bir kez daha acı bir şekilde hatırlatmaktadır.
Aynı şekilde, bugün İsrail'de canlı yayın sırasında gözaltına alınan CNN Türk muhabiri Emrah Çakmak ve kameraman Halil Kahraman'a yönelik uygulamayı da İYİ Parti olarak kınıyoruz ve görüyoruz ki haber verme özgürlüğü sadece Türkiye'de değil aynı zamanda İsrail'de de ortadan kaldırılmış durumda. Dolayısıyla, hem muhabire hem kameramana ilişkin Dışişleri Bakanlığının gerekli girişimleri yapmasını da takip ettiğimizi ifade ediyoruz.
İzmir Kınık'taki Polyak şirketinde, Çinli Polyak şirketinde çalışan maden işçilerinin eylemleriyle ilgileniyoruz ve on bir gündür takip ediyoruz. Ücret alacakları, tazminat hakları için teminat, iş güvencesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi en temel hakları için direniyorlar; buradan oradaki işçilerimize, emekçilerimize selam olsun.
Evet, şu an bölgemiz bir cehennem gibi, Körfez ülkeleri bir cehennem gibi. Bununla ilgili hafta sonu oturduk, hepimiz her hukukçu gibi, her milletvekili gibi 111 maddelik Birleşmiş Milletler Şartı'nın her maddesine tekrar baktık, her seferinde bunu yapıyoruz. Bir televizyon programına çıkmadan önce ya da burada, Parlamentoda konuşmadan önce 111 maddelik Birleşmiş Milletler Şartı'nın maddelerine tek tek bakıyoruz. Sonra uygulamasına bakıyoruz, uygulama diye bir şey yok. Birleşmiş Milletlerin koca koca binalardaki havalı cıvalı toplantılarının da büyük büyük laflarının ve açıklamalarının da oluşmayan kültürünün de iflas ettiğini, hatta aslında uzun zamandır var olmadığını önce kendimize, sonra da tüm dünyaya haykırmalıyız.
1945'te kurulan Birleşmiş Milletlerde bugün 193 ülke var ve 1945'te kurulan Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerine bakın: Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, İran, Suudi Arabistan, Suriye, Lübnan, Irak, Rusya, Ukrayna, Venezuela... Bunlar kurucu 53 ülke içerisinden yakın tarihimizde yerle bir edilen, egemenlik hakları ortadan kaldırılan ülkeleri de barındırıyor. Venezuela... Venezuela Devlet Başkanını gece yatağından alıp götürüyor. Neresi? Yine bir Birleşmiş Milletler kurucu üyesi Amerika Birleşik Devletleri. İran kurucu üye, şu an İran Amerika ve İsrail tarafından bombalanıyor ve uluslararası hukuka, uluslararası savaş kurallarına da aykırı bir şekilde. Buna istinaden ne yapılıyor? Hatırlayın On İki Gün Savaşlarını, On İki Gün Savaşlarında da İsrail İran'ı vurmaya başladıktan bir süre sonra Amerikan Başkanı Donald Trump çıktı, Birleşmiş Milletlerin diğer mensubu olan Avrupa ülkelerinin yetkililerinin, devlet başkanlarının kendisine nasıl övgü dolu mesajlar attığını ifşaladı. Buna ilişkin bu devlet başkanlarının hiçbirinden tekzip gelmedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Şimdi, bakıyoruz, İsrail ve Amerika İran'ı bombalarken, İran'daki sivilleri bombalarken, İran'daki rejimi ortadan kaldırmaya dönük bir kararlılık ortaya koymuşken -ki bu hak İranlılara aittir, İran'a aittir bu hak, bu rejimin meşru olup olmaması değildir, sizin onaylayıp onaylamamanız değildir ama İran halkı kendi kaderine kendisi karar verecektir- bugün İsrail Devlet Başkanı Netanyahu denen katil kalkıp hitabını İranlılara, İran halkına değil İran'daki etnik gruplara yönlendirirken -buradaki amaç ve hedefin de ne olduğu bellidir- bütün bu süreçler oluşurken, bakıyoruz, bu Avrupa ülkeleri dâhil olmak üzere, Birleşmiş Milletlerin birçok üyesi, süslü cümlelerine başlamadan önce İran'ı kınıyorlar, İran'ı kınıyorlar. Şimdi, hatırlayın, İsrail'in Filistin'de başlattığı o 7 Ekimdeki katliamdan -11 Eylül saldırılarından sonra, dünyanın gördüğü en büyük sözde mücadele sürecinin bir başka eşiği 7 Ekim- itibaren iki yıl boyunca dünyanın gözü önünde İsrail, Filistin'de kadın, çocuk, genç, yaşlı, sivil, asker demeden herkesi katletti, bir soykırım gerçekleştirdi ve iki yıl boyunca, tüm dünya -o Birleşmiş Milletler de dâhil olmak üzere- havaya bakıp ıslık çaldı ve daha sonra, Amerikan Başkanının sözde yarattığı, Amerika'nın sözde yarattığı barışla birlikte hepsi o fotoğrafta yer aldı. İki yıl boyunca Filistin'de insanlar, kadınlar, gençler ve masumlar katledildi. Dolayısıyla artık bu İsrail terörüne, bu Amerikan hoyratlığına, bu coğrafyadaki bu duygusal dış politika anlayışına son vermek mecburiyetindeyiz. Bunun yeri ve makamı Parlamentodur. Bakın, etrafımızda Hürmüz Boğazı kapatılıyor, Körfez ülkeleri birbirini bombalıyor, üsler bombalanıyor, şehirler bombalanıyor, hâlâ Parlamentoyu hiç kimse bilgilendirmiyor. Ne Dışişleri Bakanı burada ne Millî Savunma Bakanı burada ne de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı böyle bir sorumluluk duygusuyla, "Milletvekillerimizi bilgilendirmeliyiz, bu konuyla ilgili yanlış bir beyanat verilmesinin önüne geçmeliyiz, yanlış bir bakış açısını şimdiden önlemeliyiz." cihetine giderek Parlamentoyu toplama ya da bu konuda milletvekillerini bilgilendirme gereği de duyulmuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Milletvekilleri siyasetteki durumuna göre, milletvekillerinin Seferoğulları Sözcü'den, Tellioğulları CNN TÜRK'ten, TRT'den olayları dinliyorlar ama biz burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin Dışişleri Bakanından, Millî Savunma Bakanından ya da bu anlamdaki yetkili organlardan hiçbir şey dinlemiyoruz, duymuyoruz, televizyondan normal vatandaşın dinlediği şekilde bilgilenmeye çalışıyoruz.
Ekonomiye gelince, ekonomiyle ilgili bugün zaten bütün konuşmacılar tek tek ifade edecekler ama bence, sanıyorum, ekonomiye ilişkin en özlü sözü dün Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek "tweet" olarak attı: "Yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olduk." dedi Sayın Mehmet Şimşek. Mehmet Şimşek'i tebrik ediyoruz, kimlerle dâhil olduğu hakkında fikrimiz yok -dolayısıyla- ama o dâhil olanların biz olmadığını biliyoruz, sokaktaki vatandaş olmadığını da biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - O yüzden Mehmet Şimşek'le birlikte yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olanları buradan hem İYİ Parti adına hem büyük Türk milleti adına yürekten kutluyoruz, tebrik ediyoruz. İnşallah bizler de bir gün o yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil oluruz. Şu an memleketin yüzde 90'ı vize bile alamıyor. Vize alamadığımız, hayatta kalmaya çalıştığımız, çocuklarımıza gelecek kuramadığımız bir sistemde Sayın Mehmet Şimşek ve avanesi yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olmuş, buradan ey halkım, sizleri de bununla ilgili bilgilendiriyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.
Sayın Akçay, buyurun lütfen.
41.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye'nin 23'üncü Başbakanı Necmettin Erbakan'ın ölüm yıl dönümüne, İran’a yönelik saldırılara, Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin uyarılarına, Manisa Soma Termik Santrali’ne ilişkin açıklaması
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
27 Şubat 2011 tarihinde çok değerli siyaset ve devlet adamı ve aynı zamanda bilim insanı ve Türkiye'nin 23'üncü Başbakanı Necmettin Erbakan'ı ölüm yıl dönümünde rahmet ve şükranla anıyorum. Kendisini bağımsızlığa ve yüksek teknoloji kurmaya, ağır sanayi hamlesine adamış, siyonist emeller konusunda milletimizi yıllarca bilgilendirmiş ve uyarmış bir büyük insan olarak hayırla hatırlıyor ve anıyoruz.
Sayın Başkan, dünyanın fay hatlarının kırıldığı, küresel sistemin dikişlerinin patladığı, uluslararası hukukun enkaz altında kaldığı tarihî bir eşikten geçiyoruz. Gazze'de aylardır dünyanın gözü önünde devam eden katliam, Batı Şeria'daki işgal girişimleri, kuzeyimizde süren savaş, Afganistan-Pakistan savaşı ve komşumuz İran'a yönelik kanlı saldırılar ve akabinde İran'ın misillemeleri Türkiye'nin ne kadar kritik bir süreçten geçtiğini hepimize göstermektedir. Bir yanda sözde diplomatik barış müzakeresi yürütülürken diğer yanda devletlerin egemenlik haklarının ve hukukun hiçe sayıldığı, liderlerin ve masumların katledildiği bir vahşet sahnelenmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak tavrımız nettir: ABD'nin ve İsrail'in siyonizmin taşeronluğuna soyunarak İran'a saldırması gayrimeşrudur, gayrihukukidir. Bu haydutluğu ve bölgemizi kan gölüne çeviren saldırganlığı şiddetle kınıyoruz.
Ankara'dan bakıldığında görünen tablo şudur: Mesele sadece Gazze değildir, Lübnan veya İran da değildir; vadedilmiş topraklar hezeyanıyla haritaları kanla yeniden çizmeyi hedefleyen siyonist emperyalistlerin nihai hedefinde, amaçlarında eninde sonunda Türkiye de vardır, bunu da açık açık söylemektedirler. Dün Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı parçalayanlar, bugün İran'ı istikrarsızlaştırmak için düğmeye basanlar yarın o namluları bize çevirmenin hesabını yapmaktadırlar. İşte, tam da bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin tarihî uyarıları siyasi bir söylem değil büyük bir uyarıdır. Biz aylardır "iç cephe" derken "millî birlik ve kardeşlik" derken neyi kastettiğimizi umarım bugün sınırlarımızın hemen ötesinde patlayan bombalar, vahşi saldırılar olanı biteni herkese anlatmaktadır. Dışarıda fırtına koparken içerideki safları sıklaştırmak bir tercih değil bir zorunluluktur. Sınırlarımızın hemen ötesinde başkentler bombalanırken, komşu devletler istikrarsızlaştırılırken Türkiye'nin en büyük kuvveti sarsılmaz iç cephesidir, kardeşlik ve dayanışmasıdır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin ısrarla son dönemlerde de ortaya koyduğu tarihî vizyon ve çağrıları, iç cephe vurgusu işte bu yaklaşan fırtınayı çok önceden gören geniş ufuklu, tarih ve millî şuurun, stratejik aklın ve jeopolitik düşüncenin ve bir devlet aklının eseridir. Sınırlarımızın ötesinde bombalar patlarken, devletler kargaşa içindeyken Sayın Genel Başkanımızın ne kadar haklı ve öngörülü olduğu, tehlikeyi ne kadar önceden gördüğü şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu? Önemle ifade ediyorum: Terörsüz Türkiye stratejik ve jeopolitik bir mecburiyettir. Bu kavram, demokrasiyi de hukuku da millî dayanışmayı da içeren bir kavramdır. Bugün komşumuz İran'ın başına gelen felaketlerden, istihbarat zafiyetlerinden ve iç sızmalardan çıkaracağımız en büyük ders şudur: Ülkenin bekası milletin birliğiyle kaimdir
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti bölgemizin yegâne denge ve istikrar adasıdır. Biz, komşularımızın toprak bütünlüğünün korunmasından, bölgemizde dökülen kanın derhâl durmasından, barış ve huzurdan yanayız. İran binlerce yıllık devlet geleneğiyle İranlılarındır ve emperyalist dizaynlara kurban edilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Herkes şunu iyi bilmelidir ki: Türkiye'yi bölgesel krizlerin içine çekmeye çalışan hiçbir senaryo başarıya ulaşamayacaktır. Biz bir olacağız, diri olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.
Sayın Başkan, Manisa Soma Termik Santrali kömür temini garantisi, tam kapasiteyle çalıştırma, rehabilitasyon yapılması ve temiz baca filtresi takılması şartıyla 2015 yılında 685,5 milyon dolar karşılığı özelleştirilerek Torku şirketine verilmiştir. Torku Şeker, özelleştirme sonrasında sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemiş, çeşitli sebepler gösterilerek termik santrali tam kapasiteyle çalıştırmamış, bu nedenle elektrik üretiminde aksamalar yaşanmıştır. Rehabilitasyon ve yenilemeler yapılmamış, çalışan sayısı azaltılmış, çalışma şartları zorlaştırılmış, baca gazı filtresi takılmayarak çevre ve halk sağlığı tehdit edilmiştir. Kömür verme garantili olduğu için Türkiye Kömür İşletmeleri termik santrale kömür vermiştir ancak verdiği kömürlerin parasını bu şirket ödememiştir. Soma Termik Santralinin Türkiye Kömür İşletmelerine kömür borcu 18 milyar lirayı geçmiştir. Soma Termik Santrali 17 Şubat 2026'da faaliyetlerini durdurmuştur. Termik santral tam kapasiteyle çalıştırılmadığı için özel maden firmaları ürettikleri kömürleri satamamış, sattıklarının parasını alamamıştır. Çalışanlarının ücretlerini ödemekte zorluk çeken maden firmaları üretimi düşürmüş, işçi çıkarmaya başlamıştır. Termik santralin faaliyetlerine son vermesiyle birlikte sıkıntılar daha da artmış, madenciler iş bırakma eylemine başlamıştır.
Geçen hafta Soma'daki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının başkanlarından oluşan heyet Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarını ziyaret etti. Ancak çözüm sağlanamadığı için bugün madenciler, STK'ler, esnaflar ve vatandaşların katılımıyla Soma'da bir yürüyüş yapılmıştır. Soma Termik Santrali Soma'nın ekonomik, sosyal ve istihdam yapısının temel taşı, doğrudan ve dolaylı olarak on binlerce vatandaşımızın geçim kaynağıdır. Soma'nın ticaret hacmi, küçük ve orta ölçekli işletmeleri ile hizmet sektörü büyük ölçüde santral ve ona bağlı faaliyetlerle şekillenmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
Soma Termik Santrali'nin faaliyetlerinin durdurulması sadece enerji üretimini değil Soma'nın ekonomisini, istihdamını ve sosyal dengesini de yakinen ilgilendirmektedir. Termik santralin faaliyetine son vermesiyle birlikte burada çalışan 1.230 işçi, yer altında çalışan 13 bin madencimiz işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Madencilik sektörüne hizmet veren esnaflar, kömür nakliyesi yapan binin üzerindeki nakliyeci esnaf açısından önemli bir istihdam sorunu yaşanacak, santralden ısınan yaklaşık 12 bin aile sıkıntı yaşayacaktır. Santralin kapanmasıyla birlikte, madenciliğin durması, binlerce madencinin işsiz kalmasıyla yerel tüketim düşecek ve bütün kesimleri, sektörleri de olumsuz etkileyecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bütün bu gerekçelerle Soma Termik Santrali'ne ilişkin belirsizlikler bir an önce giderilmeli, termik santral bir an önce üretime başlamalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit'te söz.
Sayın Koçyiğit, buyurun.
42.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, 2 Mart 1994’te Mecliste yaşananlara ve sonrasında gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalara, Yanar Muhammed'e, dün gece İstanbul Zeytinburnu'nda yaşanan olaya, İran’da yaşananlara ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de herkesi saygıyla selamlıyorum.
Evet, Türkiye demokrasi tarihinin en önemli kırılmalarından birini geride bıraktık. 2 Mart 1994'te bu Meclis çatısı altında görev yapan Sayın Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Selim Sadak başta olmak üzere; Demokrasi Partisi (DEP) milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve Meclis kapısında gözaltına alındılar. O gün aslında Kürt halkının iradesine bir darbe yapılmıştı ve demokratik temsilin, özellikle de milletvekili dokunulmazlığının nasıl aslında araçsallaştığını, hiçe sayıldığını biz hepimiz bir kez daha görmüş olduk fakat Kürt halkı bu darbeye boyun eğmedi, iradesine sahip çıktı, örgütlendi, demokratik siyasette ısrar etti ve 2 Mart darbesini yapanlara da gereken cevabı daha büyük bir milletvekili temsili, daha büyük bir yerel yönetim temsilini kazanarak da vermiş oldu yani onlar Meclisten yaka paça Kürt milletvekillerini gözaltına alıp tutuklayarak demokratik siyaset kanallarını kapatmak isteyenler; Kürt halkının sözünün, sesinin Meclise taşınmasını engellemek isteyenler, çok daha büyük bir mücadelenin de aslında fitilini ateşlemiş oldular. Şimdi, aradan otuz iki yıl geçti; Türkiye büyüdü, değişti, dönüştü ama zihinsel anlamda çok da bir mesafe katedemediğini iyi biliyoruz. Darbenin ardından bu ülkede siyasi darbeler hâlihazırda devam etti. O anlamıyla, 4 Kasım 2016 tarihinde HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin de eş zamanlı olarak gözaltına alınıp tutuklanmasının bu darbe zihniyetinin güncel versiyonu olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor.
Peki, sadece 2016'da mı sınırlı kaldı? Hayır, daha sonrasında da bu Meclisin çatısı altında siyaset yapan Sayın Musa Farisoğulları, Sayın Leyla Güven, Sayın Semra Güzel'in de yine, Ömer Faruk Gergerlioğlu Vekilimizin milletvekilliği düşürülerek buradan cezaevine gönderildiklerinin altını çizmemiz gerekiyor. Yani aslında iktidarlar işlerine gelmedikleri zaman, her zamanki gibi yargıyı araçsallaştırmak, halkın iradesine darbe yapmak için kullanmayı kendilerine hak gördüler. Fakat bu hak görme hâlinin de toplumun, tabanın, Kürt halkının iradesine çarptığının ve bugün artık etkisiz bir yönteme dönüştüğünün de altını çizmemiz gerekiyor.
O anlamıyla, bugün yeni bir eşikteysek, yeni bir dönemi konuşuyorsak, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollardan konuşulmasını, çözülmesini tartıştığımız bir zeminde, gerçek anlamda 2 Mart 1994 darbesiyle yüzleşmek ve ardından gelen diğer siyasi darbelerle de yüzleşmek durumunda olduğumuzu ifade etmemiz gerekiyor. Halihazırda, özellikle de kendi karşısındaki rakip partilerin milletvekillerini, eş genel başkanlarını ve rakip bir siyasi partiyi yargı müdahaleleriyle etkisiz hâle getirmeye çalışmak; milletvekillerini, belediye eş başkanlarını, belediye meclis üyelerini, yerel yönetimlerde seçilmiş diğer insanları gözaltına alıp, tutuklayıp cezaevine göndermenin artık tarihe gömülmesi gereken çok geri bir zihniyet olduğunu, sorunlu bir yaklaşım olduğunu da ifade etmemiz gerekiyor. Farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü bir bakış açısına ihtiyaç her zamankinden daha fazladır. O anlamıyla, barış ve demokratik toplum sürecinde, çok söylediğimiz gibi bir kez daha altını çizmek istiyoruz; barış sadece çatışmasızlık hâli değildir, barış demokratik siyasetin kurumsallaşması, barış Meclisin asli çözüm adresi olarak kabul edilmesi, barış hukukun herkes için eşit ve öngörülebilir olarak da işletilmesini gerekli kılmaktadır. O anlamıyla, bugünden yarına şunu ifade etmemiz gerekiyor: Demokratik siyaseti zayıflatan reflekslerden bilinçli ve tercihen bir kopuşu gerçekleştirmek zorundadır Türkiye siyaseti ve Türkiye'deki yönetimin kendisi. 2 Mart darbesi bize şunu göstermiştir ki demokratik kanallar kapandığında sorunlar büyüyor, içinden çıkılamaz hâle geliyor ve toplum nefes alamıyor. Ne zaman ki demokratik siyaset kanalları açılmışsa o zaman demokrasi gelişmiş, toplum nefes almış ve Türkiye bir adım daha ileriye gitmiştir. O anlamıyla, bugün ihtiyacımız olan şey, demokratik siyaseti büyütmek, demokratik siyasetin önündeki engelleri kaldırmak ve herkesin kendisini ifade edebileceği, örgütlenebileceği bir demokratik sistemi inşa etmek olduğunun da altını çizmek istiyorum ve 2 Mart darbesinde, özellikle yitirdiklerimizi, Sayın Orhan Doğan'ı, Sayın Selim Sadak'ı da buradan, Meclisten bir kez daha saygıyla, minnetle andığımı da ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, sayın vekiller; evet, dün Irak'ta cesur bir kadın hakları savunucusu Yenar Muhammed'i de ne yazık ki bir katliam sonucunda kaybettik. Yenar Muhammed Işid karşısında mücadele eden ve Ezidi kadınlar başta olmak üzere aslında Irak'ın değil, tüm Orta Doğu'daki kadın hareketleri mücadelesinin öncü isimlerinden birisiydi. Kürt kimliğiyle kendi halkının ve tüm kadınların özgürleşmesi için mücadele eden bir kadın hakları aktivistiydi. Onun yaptıkları gerçekten uzun uzun anlatmayı hak ediyor; kendi yaşamı, ortaya koyduğu mücadele kadın özgürlük mücadelesi açısından çığır açıcı niteliktedir. Özellikle demokratik standartların çok düşük olduğu Irak gibi bir ülkede kadın sığınmaevleri kurdu. "Namus cinayeti" adı altında işlenen kadın cinayetleri ve şiddet mağduru kadınlara güvenli bir sığınak sağladı. O, 11 şehirde yüzlerce kadına sığınak imkânı sağladı. Eğitim hakkı savunuculuğu, dayanışma ağları kurdu ve Eşitlik gazetesini çıkararak kadınların sözünün her yere yayılmasını sağlayan bir kadın hakları mücadelesi aktivistiydi. Onu bir kez daha saygıyla andığımızı, katillerini lanetlediğimizi ifade etmek istiyoruz. Onun katilleri elbette ki Kürt kadın hareketinin ve kadın özgürlük mücadelesinin karşısında duran karanlık güçlerdir. Onların da açığa çıkması için Irak makamlarına da buradan çağrı yaptığımızı ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, son olarak, bir başlık daha ifade etmek isterim izin verirseniz. Dün gece İstanbul Zeytinburnu'nda kendi kızını istismar etmekle suçlanan Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler'in kuvvetli delillere rağmen tutuklanmaması üzerine adalet nöbetine başlayan ve kendisi de çocuk yaştayken istismar edilen anne Fatma Nur Çelik ve kızının cansız bedenleri bulundu. Bu, aslında kamuoyuna yansıyan bir olaydı. Fatma Nur Çelik kendi çocukluğunda yaşadığı istismarın yaralarını taşırken ve kendisini istismar eden kişiyle zorla evlendirilmişken ne yazık ki dünyaya getirdiği kız çocuğu da aynı fail tarafından istismar edildi ama kuvvetli suç şüphesine rağmen, kadının feryadına rağmen, "Çocuğumu korumak istiyorum." demesine rağmen hiç kimse harekete geçmedi. Şunu söylemişti aslında: "Eğer bir gün benim öldüğümü duyarsanız asla intihar olduğunu düşünmeyin." Yani intihar etmek istemediğini, böyle bir düşüncesi olmadığını kamuoyuna söylemişti fakat buna rağmen "intihar" adı altında, intihar süsü verilerek katledildiğini düşünüyoruz.
Şimdi, buradan sormak istiyoruz: Gerçekten devletin görevi çocukları ve kadınları korumak değil mi? Cezasızlık, ihmaller, karartmalar bu ülkedeki çocukları ve kadınları hayattan koparıyor. Peki, iktidar ne yapıyor? Aile Bakanlığı ne yapıyor? İçişleri Bakanlığı ne yapıyor? Kolluk ne yapıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Niye insanlar, niye kadınlar, niye çocuklar gözlerimizin önünde istismar ediliyor? Herkesin gözünün içine baka baka katiller rahatlıkla gezebiliyorlar ve bu ülkede erkek katillere aslında bir koruma kalkanı kurulmuş durumda; kadınlar savunmasız, çocuklar savunmasız.
Biz buradan bir kez daha şunu ifade etmek istiyoruz: Bu sistemin değişmesi gerekiyor, bu sistemin dönüşmesi gerekiyor. Bizi yaşamdan koparan, her gün hayatlarımızı çalan, bizi ölümle burun buruna bırakan bu erkek egemen sisteme karşı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz.
Fatmanur Çelik ve kızı Hira İkra Şengüler'in ölümleri asla intihar değildir, şüpheli ölümlerdir. Bu konuda da gerekli araştırmanın yapılmasını, araştırmanın şeffaf bir şekilde yürütülmesini ve kuvvetli suç şüpheleri nedeniyle aslında çok önceden ihbarı yapılan failin de tutuklanmasını buradan ifade ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu, aynı zamanda bir suç duyurusudur. Yetkili bütün kurumları ve cumhuriyet savcılıklarını göreve davet ediyoruz. Bir gün de kadınlardan yana, çocuklardan yana bir sistem için en azından ellerini taşın altına koymalarına da buradan davet ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Son olarak, çok kısa, İran'la başlayan savaşa dair şu cümleyi söyleyip bitireceğim Sayın Başkan, sabrınızı sınamıyorum. Şunu söyleyelim: İran'da yanı başımızda başlayan bir savaş var, bir dış müdahale var. Biz ne Amerika'nın, İsrail'in İran'a dışarıdan bir demokrasi getireceğine inanıyoruz ne de İran molla rejiminin bir demokratik karaktere dönüşeceğine inanıyoruz. Tavrımız oradaki Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin ve kadınların safıdır. İçerden büyüyen demokrasi mücadelesinin, halkların özgürlük mücadelesinin yanında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Grup Başkan Vekili ve Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır'da söz.
Sayın Başarır, buyurun.
43.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, birleşimi yöneten Başkan Vekili Tekin Bingöl’e, Bolu Belediye Başkanının tutuklanmasına ve Bolu Başsavcısına sormak istediği sorulara, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in açıklamasına, 3 Mart devrimlerinin 102'nci yıl dönümüne, Millî Eğitim Bakanına, yarın itibarıyla mazota gelecek zamma ilişkin açıklaması
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce çok Kıymetli Meclis Başkanına çok teşekkür ediyorum çünkü yerinden söz isteyen tüm milletvekillerine milletin sesi olması için söz verdi, millet adına da grubum adına da kendilerine teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bizim 2 arkadaşımıza vermedi.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Verir.
Dün bu ülkede demokrasi, hukuk adına bir rezaleti daha yaşadık. Bu sefer de Bolu Belediye Başkanımız tamamen düzmece, uydurma delillerle tutuklandı. Dün tutuklandı, Bolu'dan bugün Sincan'a, Ankara'ya sürüldü. Bakın, sadece tutuklamıyorlar, yıllar öncesine gidiyoruz, insanlar sürülüyor. Neden Bolu Belediye Başkanını bir gün içerisinde Sincan'a yolladınız? Bu bir eziyet, bu bir işkence, bu bir utanmazlık!
Şimdi, kolay kolay buradan yargıçların da görev yerlerini söylemem ama o Bolu Başsavcısına buradan sormak isterim: Sen Bolu'da görev yapıyorsun, sen milletin haklarını savunmak durumundasın. Kartalkaya'da 78 insanımız öldü, yanarak öldü, bir tek Bakanlık bürokratını sabah altı buçukta aldırmadın ama tamamen sahte delillerle benim Belediye Başkanımı altı buçukta gözaltına aldın. Bakın, söz konusu irtikap iddiası 528 çocuğa, Bolu'nun çocuğuna verilen burs. 3 market ifadesini değiştirerek savcının baskısıyla şikâyetçi oluyor ve açıkça da şunu söylüyor: "Biz bağış yapmak istemedik yalnız Belediye billboardları verirse bu vakfa bağışta bulunacağız." Bolu Belediye Başkanı da kendi resimlerini değil bu marketlere bu billboardları veriyor, o market de bu vakfa bağışta bulunuyor. Asla irtikap suçu yok.
Şimdi, gelinen nokta utanç verici bir nokta! Ankara, İstanbul, Bolu, Adıyaman, Adana Belediye Başkanlarımız büyük bir baskı altında; demokrasi yok edildi. Artık maalesef ki yerel demokrasi bir formaliteden ibaret. Kaybettikleri yerlere bir savcı atıyorlar, bu savcılar maalesef ki sandığa el koyuyor. Neden? Tek bir eylem, sadece 3 mağdur ifadesi var, hiçbir delil yok ama tüm Bolu'ya bakan AK PARTİ'nin, MHP'nin, CHP'nin mütevelli heyetinde olduğu bir vakıftan dolayı tutuklanıyor.
Şimdi, ikinci sorum o Başsavcıya: Sen bu milletin savcısıysan TÜRGEV'i, TÜGVA'yı, Amerika'da milyon dolarlık binalar yapan TURKEN'İ sorgulayabildin mi? Milyarlarca dolarlık o bütçeyi, alınan bağışları sorgulayabildiniz mi? Gücünüz Bolu'nun yetim çocuklarına burs veren, ekmek veren BOLSEV vakfına mı yetti? Gerçekten gelinen nokta utanç verici bir nokta!
Üçüncü sorum: Yahu, "Menzil" denilen tarikatın 20 milyara yakın mal varlığı olduğu söyleniyor, miras paylaşılamıyor, holdingleşmiş. Bunu niye sorgulamıyorsunuz? Neden bunu sorgulamıyorsunuz savcılar? Siz cumhuriyet savcılarısınız, 86 milyonun savcılarısınız. Sizin göreviniz demokrasiye müdahale etmek değil, hukuku askıya almak değil. Bu savcıların Bolu'da yaptığı suç anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçudur; Anayasa net.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel seçimleri bir ay erkene almak için Anayasa'yı değiştirmek zorundasın. Bu kadar anayasal çerçevede görev yapan belediye başkanlarına, seçilmiş insanlara, bunlara bu kadar kolay darbe yapılıyorsa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - ...günün birinde hukuk çerçevesinde, yasa çerçevesinde, Anayasa çerçevesinde bu kararları verenler yargılanacaktır, hesap verecektir, bu hesap sorulacaktır! (CHP sıralarından alkışlar)
Geliyorum, bayram ikramiyesi, bayram geliyor. Bayram gelirken AK PARTİ'nin 4 önemli ismi açıklama yapıyor: AKP Grup Başkanı Abdullah Güler "Vallahi, paramız yok." diyor. Cevdet Yılmaz "Borcumuz yok." diyor. Mehmet Şimşek "Kişi başına 18.040 dolar gelirimiz var, biz zenginiz." diyor. Vedat Işıkhan "Gayet iyiyiz." diyor. Şimdi, burada kim yalan söylüyor? Ben söyleyeyim mi, 4'ü de yalan söylüyor, 4'ü de yalan söylüyor. Aslında, en masum yalanı da Abdullah Güler söylüyor, yok çünkü, yok. Neden yok yalnız bunu söylemiyor Sayın Abdullah Güler. Bakın, emekliye 4 bin lira bayram ikramiyesi vereceğiz. Bugün 4 kişilik aile trenle Kayseri'ye, Sivas'a, Ankara'ya, İstanbul'a gitse 6.400 lira tren parası verecek, 10 bin lira otobüs parası verecek yani verdiğiniz bayram ikramiyesiyle insanlar seyahat bile edemiyor; 4 kilo kıyma alabiliyor, artı, 2 kilo şeker alamıyor ama "Para yok." Ben daha önce kaynak verdim, bir kez daha Sayın Abdullah Güler'e kaynak veriyorum: Yıldırım Demirören. 2018'de Ziraat Bankasından, Vakıfbanktan faizleriyle, bugünün karşılığı yaklaşık 85 milyar para çekti, kredi çekti; sekiz yıldır ödemiyor, bakın, tam sekiz yıldır. Yakınınız, dostunuz, ailenizden birisi, Tosyalı, yaklaşık olarak 4 milyar civarında, 5 milyar civarında bir kamu bankasından kredi çekti; ödemiyor. Topladığımız zaman 100 milyar para yapıyor. Yahu, bununla 17 milyon emekliye ayda 5 bin lira fazla para veriyorsunuz. Niye paranız yok? 2 tane şirkete verdiğiniz parayla 17 milyon emekliye beşer bin lira para veriyorsunuz ama sizin tercihiniz Demirören, Tosyalı. Ya, yazık değil mi? "Yok." Sayın Güler, niye yok? Var, var. Var ama kime var? Kamu bankalarına kaynak olan Demirörene var, Tosyalıya var; millete, emekliye yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Olmaz! Bakın "17 milyon emekliye zam yapmayacağım." diyor ya. Şimdi, sormak isterim: Ocak, şubat ayındaki enflasyon oranı yüzde 8 civarında. İnsanların ocak ayında almış olduğu -memurun, emeklinin- zammı yüzde 61 eridi, bir yıl öncesinin ikramiyesini verecek. Ben Sayın Abdullah Güler'e ve arkadaşlarına soruyorum: Biz bir yıl öncesinin maaşını alıyor muyuz? Milletvekilleri, emekli maaşını alıyor muyuz? Ama ikramiyeye zam yok. Ben 3 Bakanı ve Grup Başkanını televizyona davet ediyorum; Cevdet Yılmaz mı yalan söylüyor, Vedat Işıkhan mı yalan söylüyor, Abdullah Güler mi yalan söylüyor, Mehmet Şimşek mi yalan söylüyor, göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yalanı en çok Mehmet Şimşek söylüyor da diğerlerini de bir test etmek istiyoruz, kim yalan söylüyor.
Diğer bir durum: Bugün 3 Mart devrimlerinin 102'nci yıl dönümü. Gerek eğitimde birlik gerek hilafetin kaldırılması bu ülke için çok önemli devrimlerdir. Bakın, dibimizde demokrasiyi, laikliği, insan haklarını unutmuş ülkelerin, komşularımızın maalesef ki hâli ortada. Türkiye Cumhuriyeti devrim yasalarına, laikliğe sıkı sıkıya sarılmalıdır; kadın-erkek eşitliğine sıkı sıkıya sarılmalıdır. Türkiye'yi ileriye götüren, götürecek olan en önemli kaynağımız, gücümüz devrim yasalarıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayalım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama üzülerek görüyorum, öyle bir Millî Eğitim Bakanı var ki okulların güvenliğiyle ilgilenmez; temizliğiyle, hijyeniyle ilgilenmez; okul önlerinde uyuşturucu satıcıları cirit atar, hiç umurunda olmaz. Matematikte, fende, tüm bilimlerde maalesef ki günden geriye gidiyoruz, umurunda olmaz. Üniversiteler dünyada ilk 500'e girmez, umurunda olmaz ama maalesef ki din üzerinden okulları ve toplumu ayrıştırmaya kalkar. Laiklik bildirisine imza atan aydınları savcılığa verir. Kardeşim, daha yeni Çekmeköy'de bir okulun önünde 44 yaşındaki bir öğretmen katledildi. Sen bundan utanmıyorsun, okulun önündeki öğretmeni korumaktan âcizsin, sen toplumu din üzerinden okullarda -hem de ilköğretimde- ayrıştırmaya kalkıyorsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - O laiklik bildirisindeki tüm cümleler, öneriler ve insanların endişelerinin altına imza atıyorum. Bu ülkenin sorunu okullardaki bu yapay tartışmalar değil; işte, Çekmeköy'de öldürülen gencecik bir öğretmen, okuldaki güvenlik, hijyen sorunları, eğitimin temel sorunları, böyle bir Millî Eğitim Bakanının bu ülkeye yakışmaması; utanıyorum kendinden, utanıyorum! (CHP sıralarından alkışlar) Bence Millî Eğitim Bakanı o koltukta bir dakika oturmamalı. Öncelikle okullardaki güvenliği sağlamalı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlelerim.
BAŞKAN - Mikrofonu son kez açıyorum, lütfen...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Eğitimin kalitesini arttırmalı; çocuklara, bu ülkenin evlatlarına daha iyi bir gelecek sağlamalı. Şükürler olsun, bu Mecliste hepimiz dini, gelenekleri görenekleri ailemizden öğrendik. Hiç kimse okula gidecek çocuklarımızın dinî konudaki geleceklerine ilişkin ahkâm kesmesin. Türkiye Cumhuriyeti yüz üç yıldır, cumhuriyetin kurulduğundan bugüne kadar çocuklarına gerekli eğitimi vermiştir. Bu devrim yasalarında Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur, Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur, dini korumak için bunu yapmışlardır. Dini böyle bir bakandan korumak için Diyanet İşleri Başkanlığını Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurmuştur. O yüzden, ben, Türkiye'nin bu tartışmalardan uzaklaşmasını, gerçek gündemine dönmesini ısrarla vurguluyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bitiriyorum Başkanım, son cümlem.
BAŞKAN - Son bir cümle.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tamam.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - O yüzden, gerçek gündeme dönelim. Gerçek gündem olarak son söyleyeceğim şey, yarın itibarıyla mazot 70 lirayı buluyor. Buradan bir önerimiz şu: Gerçek gündem bu, dolmayan depolar, dolmayan dolaplar, dolmayan kilerler, insanların yaşadığı sefalet. Savaş durumu var, insanlar arabasının kontağını çeviremeyecek; gelin, ÖTV'yi düşürelim, insanlar bundan etkilenmesin. Bir kez olsun bu Mecliste halk için, millet için, insanlar için bir adım atın çünkü gerçekten mazot, benzin 100 liraya doğru gidiyor; bunun hesabını kimseye veremezsiniz.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Özlem Zengin'de söz sırası.
Sayın Zengin, buyurun lütfen.
44.- İstanbul Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Necmettin Erbakan’a, Öğretmen Fatma Nur Çelik’e, İran'a yapılan saldırılara ilişkin açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ali Mahir Bey Genel Kurul açılırken size teşekkür etti Sayın Başkanım. Yani bu teşekkür acaba bu kadar engin bir süre kullanmak için midir diye düşünmekten kendimi alamıyorum yani baştan beri...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yani rüşvet verdiğimi mi söylüyorsunuz Sayın Başkana?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Biraz öyle oldu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Nezaket rüşveti...
BAŞKAN - Sayın Zengin, müsaade eder misiniz.
Ben bütün Grup Başkan Vekillerinin konuşma sürelerini yazıyorum, siz de Sayın Başarır'ın konuştuğu süre kadar konuşma hakkına sahipsiniz. (CHP sıralarından "Bravo Başkan!" sesleri, alkışlar)
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum fakat her şeye rağmen...
BAŞKAN - Çok özür dilerim... Ayrıca, ben birer dakikaları ayrımsız, bütün siyasi parti gruplarına mensup milletvekillerine veriyorum; herhâlde arkadaşlarım bunu takdir ediyordur. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, aslında bu girizgâhım bir latifeydi yani.
BAŞKAN - Eyvallah.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bunu veriyorsunuz fakat bir haksızlık oluyor bir taraftan yani biz baştan beşer dakika diye konuşuyoruz; o, on beş dakika olduğu zaman bence Grup Başkan Vekillerinden öte, bizi dinleyen milletvekili arkadaşlarımıza da haksızlık yapıyoruz. O sebeple, bu süreleri daha makuliyetle kullanmayı doğru buluyorum. Genel Kurul açıldığında da mesela, milletvekilimiz konuştuğunda Ali Mahir Bey ona cevap veriyor, onun vermemesi lazım. Yani sonuçta, bizim, burada, Grup Başkan Vekillerinin yeteri kadar konuşma imkânı var, sayın milletvekillerimizin de daha fazla...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada bir sataşma var ama cevap vereceğim.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Var ama haklıyım.
O sebeple, bu konuda bir hassasiyet rica ediyorum.
Tabii, çok başlıklar var. Ben kendi gündemimle alakalı ifade edeceğim, gün içerisinde belki onlara da daha detaylı cevap verebiliriz. Öncelikle ben de Necmettin Erbakan'ı rahmetle yâd etmek istiyorum. Necmettin Erbakan çok nevi şahsına münhasır bir insandı ve öyle zannediyorum, pek çok kişi kendisinin çok başarılı bir akademisyen, çok zeki, çok başarılı bir bilim insanı olduğunu siyasetçi kimliğinin gerisinde kalarak, kaçırarak belki de öğrendi. Onun hayalleri çok önemliydi ve hayal kurmanın gücünü belki biz bugün görebiliyoruz. Onun kurduğu hayallerin neredeyse tamamına yakını sanayileşme hamlesiyle ifade ettiği şeyler gerçek oldu. Türkiye'ye verdiği hizmetler için ben de kendisini rahmetle yâd ediyorum.
Bugün ifade edildi. Tabii, çok üzüntü verici bir hadise; İstanbul'da Çekmeköy'de Fatma Nur Çelik öğretmenimiz sınıfında vefat etti, sınıfında öldürüldü bir öğrenci tarafından. Üstelik de hiç kendisiyle alakası olmayan bir konu, öğrencinin onunla hiçbir teması yok, öğrencinin öğretmeni değil, o an içerisinde seçilerek katledilen bir öğretmenimiz var. Bugün de bütün sendikalarımız eylem yapıyorlar. Tabii, bu konuda hukuken soruşturma devam ediyor, aynı zamanda idari soruşturma devam ediyor. Hepimizin vazifesidir bu konuyu takip etmek, ne olduğunu, ne bittiğini anlamak. Anne-babanın da ben çok büyük bir ihmali olduğunu düşünüyorum bu konuya dair. Ben de buradan anne-babayla alakalı olarak da özellikle hukuki bir işlem yapılması gerektiğini de düşünüyorum aynı zamanda.
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Yusuf Tekin'in de ihmali olduğunu da düşünüyor musunuz? Tekin'in ihmali olduğunu düşünüyor musunuz?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Müsaade eder misiniz ben konuşmamı ifade edeyim.
O sebeple bu konu çok önemli bir mesele. Zaten Mecliste bir araştırma komisyonumuz var. "Bu kadar erken yaşta neden suç işleniyor?" Bununla alakalı komisyonumuz faaliyetini tamamladığında, Meclisimize düşen bu konuyla alakalı muhakkak hukuki düzenleme yapmamız lazım. Belki yaş meselesi de dâhil olmak üzere, ceza ehliyeti de dâhil olmak üzere tüm bu konuları dikkatle bir kez daha gözden geçirmemiz lazım, bunları değerlendirmemiz lazım. Bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tekrar Allah'tan rahmet diliyorum öğretmenimize, ailesine başsağlığı diliyorum ve en önemlisi öğretmen camiasına başsağlığı diliyorum. Bu konunun da yakın takipçisi olacağımızı ifade etmek istiyorum.
Tabii, dünyanın gündemi ve Türkiye'nin gündemi tabii olarak İran'a yapılan saldırı. Bu saldırıya baktığımız zaman yani bugün karşı karşıya bulunduğumuz durum sadece ülkelerin, 2 ülkenin Amerika'nın ve İsrail'in İran'a saldırısı olarak değerlendirilemeyecek bir mesele. Hem bölgesel düzeni hem enerji güvenliğini hem uluslararası hukuku hem dünya ekonomisini çok etkileyen, daha da etkileyecek olan çok katmanlı bir krizle karşı karşıyayız. Bu kriz karşısında sadece bir anlık değil bugünden geleceğe sâri önemli bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor ve -ülkemizin şu anda ortaya koyduğu tavır- bu saldırıları kınamak ve uluslararası hukuku hayata geçirme konusunda bütün dünyaya çağrıda bulunmak ve taraflar arasında bir temas noktası oluşturarak bir an evvel bir sulhun sağlanmasını ortaya koymak gerekiyor. İran'da da maalesef okullara saldırıldı, 57 kız çocuğu hayatını kaybetti. Tüm bu hukuksuzluklar karşısında eğer bir şey yapmazsa dünya maalesef hukuksuzluk normalleşmiş olacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Dünyayı belki de çok büyük bir tehlike bekliyor. O sebeple sadece ekonomik boyutu değil, evet, o boyutu da var, çok önemli ama ondan öte, bu ekonomik boyuttan öte hukuksuzluğun normalleşmesi dünya için en büyük tehlikedir diye altını çizmek istiyorum.
Buradan Türkiye'nin de kendi içerisinde, kendi iç siyasetimizden öte dünyanın geneline şamil olarak bir çağrıda bulunmayı, bunu da ortak bir siyaset içerisinde yapmayı Türkiye Büyük Millet Meclisi için çok anlamlı bulduğumu ifade etmek istiyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Zengin.
Şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
V.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- YENİ YOL Grubunun, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, ABD ve İsrail'in 28 Şubat-1 Mart 2026 tarihlerinde İran'a yönelik başlattığı saldırıların uluslararası hukuku, kuvvet kullanma yasağını ve sivillerin korunmasına ilişkin insancıl hukuk normlarını açıkça ihlal etmesiyle Orta Doğu'da topyekûn bir savaş tehlikesi oluştuğundan ve Türkiye'nin doğrudan güvenlik çevresini tehdit eder hâle geldiğinden söz konusu gelişmelerin değerlendirilmesi -bölgesel güvenlik- ve Türkiye'nin bu süreçteki tutumuyla atılması gereken acil diplomatik adımların kapsamlı biçimde ele alınması amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3/3/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/3/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Bülent Kaya |
|
| İstanbul |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
İstanbul Milletvekili Bülent Kaya ve 19 milletvekili tarafından, ABD ve İsrail'in 28 Şubat-1 Mart 2026 tarihlerinde İran'a yönelik başlattığı saldırıların uluslararası hukuku, kuvvet kullanma yasağını ve sivillerin korunmasına ilişkin insancıl hukuk normlarını açıkça ihlal etmesiyle Orta Doğu'da topyekûn bir savaş tehlikesi oluşmuş ve Türkiye'nin doğrudan güvenlik çevresini tehdit eder hâle gelmiştir. Söz konusu gelişmelerin değerlendirilmesi, bölgesel güvenlik ve Türkiye'nin bu süreçteki tutumu ile atılması gereken acil diplomatik adımların kapsamlı biçimde ele alınması amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/3/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Kaya.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Grubumuzun genel görüşme talebi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin hemen başında, millî görüş hareketimizin kurucusu Erbakan Hocamızın vefatının 15'inci yıl dönümü vesilesiyle kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. İlim, devlet, dava, siyaset adamı, Başbakanımız ve gerçekten Türkiye'nin ikinci yarısına, Cumhuriyetimizin ikinci yarısına bakışıyla, duruşuyla damga vurmuş bir siyasi kişilikti.
Saygıdeğer milletvekilleri, dünya artık çok farklı bir noktaya gidiyor. Gazze soykırımıyla birlikte dünyada güvenlik mimarisi değişti ve ardından Körfez'de, Orta Doğu'da dengeler farklı boyutlara ulaştı ve biz Venezuela'da bir devlet başkanının kendi sarayından kaçırılarak Amerika'da yargılanmasına şahit olduk. Şimdi, artık İsrail'in etrafında düzenli orduya sahip bir tane ülke kalmasın diye özel çalışmalar yapıldığını, özel saldırılar yapıldığını görüyoruz. 28 Şubat günü sabahleyin henüz müzakereler devam ediyorken, henüz Umman Dışişleri Bakanı "Anlaşmaya çok yakınız." dediği hâlde Amerika tarafından, Amerika destekli İsrail tarafından Tahran'a yapılan saldırılarla, aslında doğrudan bu saldırıların devamında bölgeyi kaosa, kargaşaya sürüklemenin tam anlamıyla gerçekleştirilmek istendiğini görüyoruz. "Hukuk" diyeceğim, tebessüm edeceksiniz, "uluslararası hukuk" diyeceğim, "O ne?" diyeceksiniz ama uluslararası hukukun tamamen ayaklar altına alındığı, hiçbir şekilde hiçbir kriterin, hiçbir değerin dikkate alınmadığı bir dönemi yaşıyoruz.
Biz Türkiye tarafından yapılan açıklamaları da dikkatle takip ediyoruz. Değerli arkadaşlar, Türkiye tarafından yapılan açıklamalarda maalesef özne yok. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Kim bu işin muhatabı, bunu yapan kim? Yani İsrail'in, Amerika'nın ortaya koyduğu bu katliamın, bu başıboşluğun, bu saldırıların fiilî olarak muhatabı kim? Kim yapıyor bunları? Bunları neden söylemekten imtina ediyoruz? Biz demiyoruz ki Türkiye hemen çıksın, savaşa girsin, müdahale etsin, şu olsun, bu olsun; elbette, diplomasinin bütün boyutlarıyla irdelenmesi, takip edilmesi gereken bir yönü var, Türkiye bunu yapmalı ama değerli arkadaşlar, Türkiye şunu bilmeli: Belki otuz sene önce, kırk sene önce "İsrail'le komşu olacak mıyız?" sorusunun cevabı havada kalabilirdi, bugün artık "İsrail'le komşu olabiliriz."in cevabını alıyoruz. Aynı zamanda diyoruz ki: "İran'dan sonra acaba Türkiye'ye de bir saldırı olur mu?" bunun da endişesini yaşıyoruz.
Değerli arkadaşlar, Amerika'nın, İsrail'in başlattığı saldırı sadece bölgesel barışa değil, küresel barışa bir saldırıdır. Savunma Bakanlığının adını "Savaş Bakanlığı" olarak değiştiren bir anlayışa karşı duruşumuzu net ortaya koymazsak "Bu işin faili, bunu ortaya koyan Amerika'dır ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan Amerika'dır." diyemezsek emin olun, bu silsileyi durduramayız.
"Rejim değişikliği" diye bir şifre var, rejim değişikliği şifresi, işte, İran rejimine karşı olanların desteğini alabilmek adına "Acaba bir boşluk oluşturabilir miyiz?" Siz kimsiniz? Siz hangi gerekçeyle bir ülkenin rejimini değiştirebilirsiniz? Bir ülkenin toplumu, milleti kendi kaderini tayin eder, onlar hangi rejimle yaşamak istiyorlarsa ona karar verirler. Amerika bu zamana kadar hangi gittiği yere demokrasi getirdi; Küba'ya mı getirdi, Venezuela'ya mı getirdi, nereye getirdi de İran'a getirecek? Yani İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hangi ülke Amerika'nın getirmiş olduğu demokrasiyle bugün güllük gülistanlık hâlde?
Değerli arkadaşlar, sözlerimi tamamlarken şunu söylemek istiyorum: Bakın, Erbakan Hocayla konuşmayı açtım. Erbakan Hocamız siyonizmin bütün kodlarını çözerek aslında siyaset sahnesinde var oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Erbakan Hoca "siyonizm" dediğinde emin olun birçok kimse "Erbakan Hoca kendi kafasında bir komplo teorisi üretiyor. Bu komplo teorisiyle beraber kendisinde olmayan bir düşman ihdas ediyor." gibi algılarla itibarsızlaştırmaya çalışmıştı ama arkadaşlar, bakın, net söylüyorum: Eğer biz bu işin adını koymazsak, biz bu işin faillerinin kim olduğunu net bir şekilde ifade etmezsek bu işin sonunda çember daralıyor, hedef biz olacağız. Ve şunu unutmayın: Büyük İsrail projesi gerçek; çok açık gerçek. Arzımevut diye bir hedef var; gerçek. Büyük İsrail projesinin, arzımevudun hedefinde Türkiye var; gerçek. Bugün bu gerçeğe gözlerimizi kapatırsak, bu gerçekten bihabermiş gibi adresi tam olarak göstermezsek, Allah korusun, yarın buralarda yaptığımız toplantıları cephede yapmak zorunda kalırız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, genel görüşmemize destek bekliyoruz. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.
Sayın Akalın, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, komşu coğrafyamızda son yaşananlar ve uzun yıllardır devam eden çatışmalar, özellikle İran'a karşı yapılan saldırılar artık kontrol edilemez bölgesel bir savaşa doğru evrilmektedir. İsrail'in Amerika Birleşik Devletleri'nin de desteğiyle İran ve komşu coğrafyamızdaki saldırıları, kuvvet kullanma yasağı başta olmak üzere uluslararası hukukun temel ilkelerini ciddi biçimde tartışmaya açmaktadır. Sivillerin hedef olduğu, okulların bombalandığı, çocukların ve kadınların hayattan koparıldığı her saldırı yalnızca bir ülkeye değil, insanlığa ve insanlığın ortak hukukuna yönelmiş bir ihlaldir. Ancak en az bu saldırılar kadar vahim olan bir başka gerçek daha vardır, o da uluslararası kuruluşların ve ülkelerin sessizliğidir. Gazze'de İsrail'in yaşattığı trajedi karşısında sessiz kalan küresel mekanizmalar bugün bölgenin tamamında yaşanan yıkım karşısında da caydırıcı bir rol üstlenememektedir. Bu kurumlar, okul bombalayan ve masum sivillerin ölümüne sebep olan İsrail ve destekçisi Amerika'ya karşı önlem almayacaksa varlıklarının dünyaya yapılacak izahı nedir? Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, uyduruk bir isimle "önleyici savaş doktrini" denilen suç bastırma girişimi için bu kurumlar nasıl bir analiz ve araştırma yapmışlardır, sorgulamalıyız. Eğer hukuk, güçlü devletlerin siyasi tercihine göre işletilen bir araç hâline gelirse orada bırakın adalet düzenini, âdeta bir güç tahakkümü vardır. Bu da yeni çatışmaların önünü açacak bir sebeptir. Biz bu savaşın bir tarafı olalım demiyoruz ancak Irak'ta başlayan, Suriye'de derinleşen, bugün İran'a uzanan bu istikrarsızlık zinciri yarın Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Coğrafyamız bizi gelişmelerin dışında kalmak yerine tam merkezine yerleştirmiştir. Bu nedenle, riskleri görmezden gelen bir "Bekle, gör." yaklaşımı yeterli değildir. Türkiye'nin atacağı diplomatik adımlar, Türk ordusunun olası rolü ve bölgesel gelişmelerin millî güvenliğimize etkileri Meclisin bilgisi ve denetimi dâhilinde olmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MEHMET AKALIN (Devamla) - İYİ Parti olarak, başta İran'a yapılan saldırılar olmak üzere bölgemizdeki bu hukuk tanımaz derebeylik düzenini şiddetle kınıyoruz. Uluslararası hukukun üstünlüğünü, bölgesel barışı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliğini esas alan bir dış politika anlayışını savunmaya kararlılıkla devam edeceğimizi bu kürsüden bir kez daha ifade ediyoruz.
Yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez.
Sayın Düşünmez, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve saygıdeğer halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cezaevlerinde halkların onurlu mücadelesini büyüten tüm siyasi mahpuslara da buradan dayanışma duygularımı iletiyorum.
Bugün Orta Doğu bir kez daha hegemonik güçlerin emperyalist hesaplarıyla halkların özgürlük çığlığı arasında sıkışmış tarihsel bir kırılma anını yaşamaktadır. 28 Şubatta İran'da başlayan saldırılar ne sadece teknik bir askerî operasyon ne de bir nükleer güvenlik meselesidir. Karşımızdaki bu tablo, bir yanda İsrail yayılmacılığı ve ABD merkezli emperyalist mühendisliğin, diğer yanda ise halkına yabancılaşmış, toplumu idam sehpalarıyla terbiye etmeye çalışan ceberut bir statükonun kapışmasıdır. Biz bu kapışmada ne emperyalist müdahalelere yaslanıyoruz ne de molla rejiminin baskıcı sistemine rıza gösteriyoruz; bizim durduğumuz yer, her iki karanlığı da reddeden, halkların özgür iradesini esas alan üçüncü yoldur.
Sayın Başkan, değerli vekiller; bugün İran'da patlayan bombalar aynı zamanda bir yönetim modelinin iflasını tescillemektedir. Güvenliği sadece silahta, askerde ve nükleer zenginleştirmede arayanlar en büyük güvenliğin demokrasi ve güçlü bir toplumsallık olduğunu unutmuşlardır. Jîna Eminîleri katleden, Doktor Qasımloları pusuya düşüren, Kürtleri, Belucileri ve muhalifleri sistematik bir şiddet çemberine hapseden bu rejim kendi güvenlik açığını bizzat kendi elleriyle yaratmıştır. Özgür ve demokrasisi işleyen bir ülkeye ne emperyal güçlerin ne de bölgesel aktörlerin dizayn çalışmaları güç getirebilir.
Sınırın öte yanında binlerce akrabası olan bir milletvekili olarak, İran'da özgürlük mücadelesi verenlerin yanında olduğumuzu belirterek partim DEM PARTİ adına dayanışma duygularımı iletiyorum. Bizler İran halklarının özgürlüğünü ve toplumsal barışını kırmızı çizgimiz olarak görüyoruz ancak çözüm, dışarıdan füzelerle getirilerek bir bütünen yıkım, sivillerin katli değil Kürt, Fars, Azeri, Beluci ve Arap halklarının ortak iradesiyle inşa edilecek demokratik konfederalizm projesidir, bu model bugün Orta Doğu'nun tek çıkış yoludur. Ulus devletin milliyetçi ve tekçi sarmalı bölgeyi atom bombasından daha ağır bir felakete sürüklemiştir. Artık ihtiyacımız olan şey güçlü devletler değil aşağıdan yukarıya örgütlü, ahlaki olarak donanımlı güçlü bir toplumsallıktır.
Bakınız, bugün Türkiye'de barıştan korkanlar ile İran'da diyalog kapılarını kapatanlar aynı zihniyetin ürünüdür. Barış olursa asgari ücretli rahatlar, barış olursa bütçe savaşa değil refaha akar, barış olursa 86 milyonun geleceği teminat altına alınır.
İran rejiminin sivil katliamlarını ve idamlarını unutmadık, unutmayacağız fakat çözümün yolu müzakere ve halkların birliğidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Ne emperyalistlerin yeni düzen masallarına ne de molla rejiminin baskı aygıtlarına teslim olacağız. Orta Doğu'da halkların demokratik birliği ve özgür yaşamı mutlaka kazanacaktır.
Bu Meclis çatısı altında hatırlatmak isterim: 2010 yılında Şirin Elem Huli, Ferzad Kemanger ve yoldaşları idam sehpasına yürürken Şerko Bekez onlara şu dizelerle sesleniyordu:
"Biz dağız, yer değiştirmeyiz
Biz şiiriz, kurumayız.
Bizler rüzgârız, eğilmeyiz
Bizler doğum sancılarıyız, sonumuz gelmez
Bizler yaşamın kendisiyiz, erimeyiz.
Darağaçları bugüne kadar devrimimizden ne eksiltti?
İdam sehpaları gözümüzü mü korkuttu?
İran idam rejimi hep ihtiyar
Ama bizler her daim genç."
Selam olsun her daim genç olanlara.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yunus Emre konuşacaktır.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten çok önemli, tarihî günlerin içerisinden geçiyoruz. Böylesine önemli gelişmeler karşısında da tabii, YENİ YOL Grubu milletvekilleri Genel Kurula bir önerge verdiler ve bir genel görüşme talebiyle bu önergeyi verdiler.
Değerli arkadaşlarım, genel görüşme talebinin dayandığı İç Tüzük'ün 101'inci maddesinde de "Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir." ifadesi var. Bunu şunun için söylüyorum: Bakın, böylesine önemli bir konu, komşumuz İran büyük bir saldırı altında ve sadece İran'ı ilgilendiren bir mesele olmanın da ötesinde, bütün bölgede son derece kapsamlı bir kriz ortamıyla karşı karşıyayız. Şimdi, böyle bir ortamda, Meclis böyle bir konuyu görüşmeyecekse sormak istiyorum; hangi konuyu görüşecek? Yani sizin gündeme getirdiğiniz, birazdan oylarınızla gündeme alınacak olan torba kanun bu gelişmeden daha mı önemli? Yani böyle bir genel görüşme önergesinin aleyhinde vicdanınızla nasıl oy kullanabileceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar) O zaman şunu anlıyoruz: Maalesef, oylarınızı vicdanınıza göre vermiyorsunuz, parti disiplininin gereği neyse oyunuzu o yönde kullanıyorsunuz, vicdanınıza aykırı olsa da o yönde kullanıyorsunuz. Yoksa birazdan -merak ediyorum- AK PARTİ Grubu adına çıkacak arkadaşımız hangi gerekçeyle bu genel görüşme önergesini reddettiklerini bize anlatacaklar? Türkiye'nin meselelerini maalesef ciddiyetten uzak bir şekilde ele alıyorsunuz. Bu ciddiyetsizlik her tarafta görülüyor. Bakın, böylesine önemli bir konu var orta yerde, daha Cumhurbaşkanından açıklama yok, daha Dışişleri Bakanından açıklama yok. Ne görüyoruz? Al Jazeera televizyonunda Dışişleri Bakan Yardımcısı pijamalarıyla, evden telefonuyla bağlamış, telefonunu da elinde tutuyor; bu hâlde. Açıklamaları sorularla ilgisiz, muhabir ısrarla soru soruyor, verdiği yanıtın soruyla ilgisi yok çünkü eline bir kâğıt tutuşturulmuş, onu bile zorlukla okuyor; onu bile zorlukla okuyor. Şimdi, bu kişi Dışişleri Bakan Yardımcısı ve bu dosyalardan sorumlu. Görüyor musunuz Türkiye'nin sorunları nasıl ele alınıyor; bölgenin meseleleri Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı tarafından hangi ciddiyetsiz yaklaşımla ele alınıyor.
Değerli arkadaşlarım, o nedenle, böyle bir Bakan Yardımcısına sahip olduğunuz için, meseleleri böyle ele aldığınız için birazdan da vicdanınıza aykırı bir şekilde "hayır" oyu vereceksiniz bu önergeye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
YUNUS EMRE (Devamla) - Bunun yanında şunu da hatırlatmak istiyorum: Bir Büyükelçi gönderdiniz İran'a. Ondan önce de yine bir üniversite hocasını göndermiştiniz, arkasından da bu Büyükelçiyi gönderdiniz. Bu Büyükelçi İran dili profesörü.
Değerli arkadaşlarım, yine dikkatinize sunmak istiyorum: Hayatı boyunca İran siyasetiyle, İran diplomasisiyle ilgisi olmamış bir insan. Ankara Üniversitesinde Rektör Yardımcısı, Rektör yapamamışsınız -Rektörün hatırı var çünkü eski bir AK PARTİ milletvekili- "Rektör yapamadık Hoca seni, ne yapalım? Tahran'a Büyükelçi yapalım. Hadi bakalım Hoca, topla çantanı Tahran'a Büyükelçi olarak git." Şimdi, böyle bir ortamda bu Büyükelçinin Türkiye'nin menfaatlerini orada temsil etmesi mümkün mü? Doğru şekilde oranın siyasetini, toplumunu gözleyip buraya telgraflar yazması mümkün mü? Bu devlet sizin arkadaşlarınıza makam, mevki sunmak için mi var Allah aşkına! (CHP sıralarından alkışlar) Bu devlet, sizin arkadaşlarınıza makam, mevki sunmak için mi var!
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, bu grup önerisinden sonra anlayışınıza sığınarak birer dakika ilave süreleri vermeyeceğim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Nasıl? Başkanım...
BAŞKAN - Bundan sonra...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir dakika da mı vermeyeceksiniz?
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Böyle şey olmaz ki Başkan yani grup önerilerinde mi vermeyeceksiniz?
BAŞKAN - Bundan sonraki birer dakikaları vermeyeceğim, ilave birer dakikaları vermeyeceğim.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Başkanım...
BAŞKAN - Bundan sonra vermeyeceğim, bunda vermiştim.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmalar bölgemizin son yıllarda karşılaştığı en derin krizlerden birine dönmeye başlamıştır. Hızla bölgesel bir güvenlik krizine dönüşen bu gelişmeleri büyük bir dikkat ve sorumluluk bilinciyle takip ediyoruz. Öncelikle açıkça ifade etmemiz gerekir ki komşumuz İran'a ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırı hukuksuzdur ve hiçbir meşruiyeti yoktur. Bu saldırı Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2'nci maddesinin 4'üncü fıkrasında düzenlenen kuvvet kullanma yasağını açıkça ihlal etmektedir. Uluslararası hukuka aykırı ve hakkaniyetsiz olan bu girişim yalnızca İran'ın egemenliği değil, Gazze'de süren soykırım ve insanlık dramı, Lübnan'daki artan gerilimle birlikte değerlendirildiğinde bölgesel barışı ve uluslararası düzeni ciddi biçimde tehdit etmekte, Orta Doğu'nun bir yangın yerine dönme ihtimalini güçlendirmektedir. Umman ve Cenevre'de müzakereler devam ederken gerçekleştirilen bu saldırı BM Şartı'nın 2'ye 3 maddesinde düzenlenen uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ilkesine de aykırıdır. Müzakere zemini korunması gerekirken askerî tırmanmayı tercih etmek bölgemizi daha geniş bir istikrarsızlık sarmalına sürükleyebilecek son derece sorumsuz bir adımdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da açıkça ifade ettiği üzere İran'ın egemenliğini ihlal eden bu saldırıları esefle karşılıyoruz. Aynı şekilde, her ne sebeple olursa olsun Körfez'deki kardeş ülkelere yönelik İran'ın füze ve "drone" saldırılarını da kabul edilemez bulduğumuzu ifade ediyoruz. Saldırılar neticesinde ilkokulların, sivil yerleşim alanlarının ve sağlık tesislerinin hedef alınması ise uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalidir. 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokoller uyarınca siviller, eğitim kurumları ve hastaneler özel koruma altındadır; bu tür hedeflere yönelik saldırılar uluslararası insancıl hukuk ihlallerini teşkil etmektedir. Sivillerin sistematik biçimde hedef alınması ise insanlığa karşı suç tartışmalarını beraberinde getirebilecek vahim bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Değerli milletvekilleri, tam da böyle bir dönemde Türkiye tüm kurumlarıyla sahadadır, Dışişleri Bakanlığımız ve ilgili tüm birimlerimiz yoğun temas hâlindedir, çok katmanlı diplomatik girişimler sürmektedir. Hudut güvenliğimiz ve hava sahamız açısından herhangi bir sorun söz konusu değildir. Askerimiz, jandarmamız, polisimiz ve istihbaratımız her türlü tedbiri en üst seviyede almaktadır.
Değerli milletvekilleri, krizin ortasında siyasi polemik üretmek değil millî menfaatler etrafında güçlü bir birlik sergilemek esastır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Bugün ihtiyaç duyulan şey gerilimi artırmak değil diplomasiye alan açmaktır. Temel beklentimiz, en kısa zamanda ateşkes sağlanması; saldırıların, çatışmaların hızla sona ermesi ve diplomasiye geri dönülmesidir. Türkiye, uluslararası hukukun, insancıl hukukun ve sivillerin korunmasının yanında olmaya devam edecektir; bölgesel barış ve istikrarın tesisi için yapıcı ve sorumlu tutumunu kararlılıkla sürdürecektir. Devletimizin yürüttüğü diplomatik çabalara güçlü destek verilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YUNUS EMRE (İstanbul) - Önerge hakkında ne düşünüyorsunuz, onu söyleseydiniz ya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, önerge hakkında ne düşünüyorsunuz?
CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Ret veriyoruz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Niye ret Sayın Başkan?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Niye ret veriyorsunuz? Hayır, bir şey söylemediniz bununla ilgili; dinledim, hiçbir şey söylemediniz.
BAŞKAN - Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- İYİ Parti Grubunun, Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, Fatma Nur Çelik'in bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürülmesi olayı başta olmak üzere okullarda şiddet eğilimlerinin sosyoekonomik ve psikolojik kökenlerinin -disiplin mekanizmalarının etkinliği, önleyici tedbirlerin yetersizliği, öğretmenlerin korunması, rehberlik ve psikolojik destek hizmetleri, kolluk ve adalet sisteminin okullardaki rolü- eğitim sendikalarının talepleriyle birlikte tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/3/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Uğur Poyraz |
|
| Antalya |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Antalya Milletvekili Grup Başkan Vekili Uğur Poyraz tarafından, Fatma Nur Çelik'in bir öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürülmesi olayı başta olmak üzere okullarda şiddet eğilimlerinin sosyoekonomik ve psikolojik kökenleri, disiplin mekanizmalarının etkinliği, önleyici tedbirlerin yetersizliği, öğretmenlerin korunması, rehberlik ve psikolojik destek hizmetleri, kolluk ve adalet sisteminin okullardaki rolü, eğitim sendikalarının talepleriyle birlikte tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/3/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.
Sayın Sunat, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bir öğretmen, hayatını öğrencilere adamış bir eğitim neferi ve artık aramızda değil. Fatma Nur Çelik Öğretmene Allah'tan rahmet; ailesine, sevdiklerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Yaralı öğretmenimiz ve öğrencimize acil şifalar diliyorum. Ve bu acı olay, emin olun sayın milletvekilleri, sadece adli bir vaka değil, eğitim sistemimizin, rehberlik mekanizmamızın, okul güvenliğinin ve gençlerin ruh sağlığının alarm verdiğini gösteren bir toplumsal kırılmadır. Daha iki ay önce, Mersin Anamur'da, Ender Kara Öğretmenimiz av tüfeğiyle ağır yaralandı. 2024'te öldürülen Okul Müdürü İbrahim Oktugan'ı hatırlayın. Sayısını unuttuğumuz darbedilen öğretmenlerimizi saymıyorum bile. Daha önce Fatma Nur Hoca bu öğrenci için "Can güvenliğimiz yok." mesajı vermiş. Bir çocuğun eline kalem yerine bıçak veya silah geçiyorsa orada sadece bir bireysel suç değil toplumsal bir ihmal vardır. Okullarda akran zorbalığı artıyor sayın milletvekilleri, çocuklar öfkeyle büyüyor ve gençler yalnızlaşıyor, öğretmenler korunaksız bırakılıyor.
Sosyal medya baskısı, ekonomik kriz, aile içi şiddet ve dijital zorbalık; bu çocuklar bütün bunların ortasında büyüyor. Maalesef, Millî Eğitim Bakanımız başka işlerle meşgul; göze girmek, aferin almak için ideolojik yapılanma ve uygulamalar peşinde. Yusuf Tekin, boş işlerle uğraşmayın. Sayın Bakan, soruyorum size: Kaç okulumuzda yeterli sayıda rehber öğretmen var? Okullardaki rehber öğretmen ve psikolojik danışman yeterli mi? Kaç öğrencinin psikolojik takibi düzenli yapılabiliyor? Akran zorbalığına karşı sistematik bir ulusal programımız var mı? Riskli öğrenciler erken tespit edilebiliyor mu? Psikososyal destek süreçlerinin işleyişi ve etkinliği yeterli mi? Okul giriş-çıkış kontrol sistemleri var mı? Güvenlik personeli yeterli mi? Okul çevresindeki güvenlik, kör noktalar, riskli alanlar ne durumda? Bu soruların cevabını veremeyeceğinizi gayet iyi biliyoruz çünkü 20 bin okulda rehberlik hocası yok Sayın Tekin. Psikolojik danışmanlar birden fazla okula görevlendiriliyor, öğretmenlere kriz yönetimi eğitimi verilmeden sınıflara gönderiliyor. Okullarda güvenlik görevlisi yok Sayın Tekin.
Sayın milletvekilleri, bu acı olayın gerekçesi soruşturmayla netleşecektir mutlaka ama şunu biliyoruz: Okulda şiddet bir anda başlamaz, öncesinde uyarılar, işaretler, kayıtlar ve ihmaller vardır. Biz, burada, faili konuşmak için değil tabii, bir sonraki evladı ve öğretmeni yaşatmak için sistemin nerede kırıldığını bulmak zorundayız. Okulların güvenliği yalnızca fiziki önlem değildir; üstelik, okullarımızda fiziki önlem de yoktur. Asıl güvenlik çocuğun ruh sağlığını korumaktan geçer, evlatlarımızı okulda aç bırakmamaktır. Biz, bir daha hiçbir öğretmenin, hiçbir öğrencinin, hiçbir ailenin yüreği daralmasın, dağlanmasın diye bu araştırma önergesini veriyoruz. Son on yıla ait okul içi şiddet, akran zorbalığı ve öğretmene yönelik saldırı verilerinin incelenmesi; fiziksel, psikolojik, dijital ve cinsel zorbalık türlerinin ayrı ayrı analiz edilmesi; konuyla ilgili bölgesel, sosyoekonomik ve okul türü bazlı dağılımın ortaya konulması ve sosyal medya ve dijital platformların etkisinin değerlendirilmesi; aile yapısı, ekonomik kriz, madde kullanımı, ihmal ve istismar faktörlerinin incelenmesi; okul iklimi ve disiplin kültürünün zorbalıkla ilişkisinin araştırılması gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ŞENOL SUNAT (Devamla) - İYİ PARTİ olarak okullarımızdaki şiddetin tüm yönleriyle araştırılması için araştırma önergemize desteklerinizi bekliyoruz.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Yeni Yol Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Mehmet Karaman.
Sayın Karaman, buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum.
Bir öğretmen ders anlatırken hayatını kaybediyorsa mesele sadece bir güvenlik zafiyeti değildir, mesele toplumsal bir alarmdır. Bu kürsüden açıkça ifade ediyoruz ki biz bu menfur olayı sadece bir adli vaka olarak göremeyiz. Bu olay, eğitim sistemimizdeki yapısal kırılmaların bir sonucudur. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
Ülkemizde günden güne biriken ve büyüyen bir toplumsal gerilim var. Esasen bu yaşanan elim olay da bu gerilimin bir tezahürüdür. Bugün gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine herkes sabah yatağından inanılmaz bir baskıyla kalkıyor. Bu durumun enstrümanları ise kötü ekonomik koşullar, enflasyon, işsizlik, gelir adaletsizliği, gelecek kaygısı. Öyleyse soruyorum size: Evinde huzur olmayan bir toplumun okulunda huzur olur mu? Anne baba geçim derdindeyken, gençler gelecek umudunu kaybetmişken, öğretmen maaşı enflasyon karşısında erimişken bu gerilimin okul duvarlarının dışında kalmasını beklemek gerçekçi midir?
Kıymetli arkadaşlar, şiddet sadece bireysel bir sapma değildir, şiddet sosyal çöküntünün bir yansımasıdır. Bugün gençlerimiz öfkelidir, umutsuzdur ve yönünü kaybetmiştir ve siz bu tabloyu sadece güvenlik görevlisi sayısını artırarak düzeltemezsiniz.
Sayın milletvekilleri, bir eğitimi on iki yıl yüksek duvarlarla, dikenli tellerle ve güvenliklerle kuşatırsanız içindekilerin de bir öğrenci gibi değil, hükümlü gibi davranmasına şaşıramazsınız.
Kıymetli arkadaşlar, herkes, sunduğunuz bu eğitim hayatına uygun değildir. Bu gençleri sadece okullarda rehabilite ve ıslah edemeyiz; bunu daha kaç elim hadiseyle tecrübe edeceksiniz? Hepimiz suçluya sövüp sayabiliriz ancak suç ve suçlu ilk olmadığı gibi son olmayacak. Bizler suça sebep olan en temel sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmalı ve şapkayı önümüze koyup bu hadiselerdeki vebalimizi vicdanımıza sorarak düşünmeliyiz. İşte, bu nedenle, bu araştırma önergesi bir siyasi polemik konusu olmamalıdır; bu önerge bir vicdan çağrısıdır. Eğer bu Meclis öğretmenin güvenliğini araştırmak için dahi adım atmazsa topluma nasıl güven verecektir? Bu mesele parti meselesi değildir, bu mesele insan ve vicdan meselesidir, sizi de vicdanınızın sesini duymaya davet ediyoruz.
Hayatını kaybeden değerli öğretmenimize Allah'tan rahmet, ailesine sabır, eğitim camiamıza da başsağlığı diliyorum ve bu kürsüden çağrıda bulunuyorum: Öğretmen güvende değilse gelecek de güvende değildir.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Özgül Saki.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
Değerli milletvekilleri, ne yazık ki bugün, bu kürsüde, İstanbul Çekmeköy'de biyoloji öğretmeni olan meslektaşım Fatma Nur Çelik'in katli üzerine konuşmak zorunda kalıyorum.
Bakın, okullar tam bir şiddet yuvası hâlinde, ne öğrenciler için ne eğitim emekçileri için güvenli yerler değil. Fatma Nur Çelik, bizzat o okulda öğrenci olan bir çocuk tarafından bıçaklanarak öldürülüyor, başka bir öğretmen bıçaklanıyor, bir öğrenci de yaralı. Diğer öğretmenler canlarını kurtarmak için kendilerini sınıfa kapatıyorlar ve orada korku içinde bekliyorlar. Bu sistematik durumun başka başka okullarda da yaşandığını biliyoruz ve acımız gerçekten büyük, eğitim camiası olarak acımız büyük. En acı olan da nedir biliyor musunuz? Fatma Nur Çelik bir yıl önce "Bu okulda bıçaklanma olayları oluyor, öğrenciler bıçak taşıyor, buna bir çözüm bulun." diye öğretmenler kurulunda konuşuyor, idareyle konuşuyor ve diyor ki: "Hedef de hepimiziz, buna bir çözüm bulun." Ve ne oluyor? Tam öyle, adım adım öğretmenlik mesleğinin, öğretmenlerin değersizleştiği bir durumda, hele bir kadın öğretmenin sözü değersizleştiriliyor, tedbir almak yerine bu uyarılar "Abartıyorsunuz, öyle bir şey olmaz." denerek küçümseniyor ve bugün biz Fatma Nur Çelik'in ölümünü bu kürsüden konuşuyoruz. Ve ne oluyor? Eğitim emekçileri sendikalarıyla birlikte, örgütleriyle birlikte okuldaki şiddet vakalarını sürekli gündeme getiriyorlar ve bugün EĞİTİM-İŞ, EĞİTİM-SEN, özel sektör öğretmenleri ve alandaki diğer sendikalar sokaklara çıktı, "Okuldaki şiddete hayır!" dedi, "Yusuf Tekin istifa!" dedi, "Artık buna göz yummayacağız!" dedi. Peki, ne oldu? Olay İstanbul'da yaşandı, İstanbul'daki öğretmenler İl Millî Eğitim Müdürlüğünün önüne gitmek istedi, polis barikatıyla karşılaştılar. Öğretmenler "Bize değil, şiddeti önlemek için barikat; bize değil, katillere barikat!" diyerek Yusuf Tekin'i istifaya çağırdı. Niye Yusuf Tekin'i istifaya çağırdı, biliyor musunuz? Çünkü bunun mimarı biraz da o. Pedagojik formasyon, rehberlik, psikolojik danışmanlık meselelerini hiç önüne bir görev olarak almayıp, cemaat ve tarikatlarla okulu sarıp sarmalayıp kadın öğretmenlerin, kadın eğitim emekçilerinin emeğini, sözünü değersizleştirilmesiyle bu katliamdan, bu öğretmenin katlinden bizzat Yusuf Tekin de sorumludur diyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Suat Özçağdaş.
Buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
İnsan bazen "Bütün bu yaptığımız işleri neden yapıyoruz?" diye sormalı. Bir milletin 600 milletvekili varsa o 600 milletvekilinin "Ben bu ülkenin çocuklarına, ben bu ülkenin kadınlarına nasıl bir derman oluyorum?" diye düşünmesi lazım. Burada yaptığımız konuşmaların hepsinin sırası geldiğince yapılmış nutuklardan ibaret olmaması lazım.
Fatma Nur Çelik Öğretmeni kaybettik. Fatma Nur Çelik Öğretmen, bu yıl kaybettiğimiz çok sayıda isimden sadece birisiydi. Yaralananlar, öldürülenler... Demek ki burada bir sorun var. Defalarca burada konuştuk, anlattık.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Allah'tan sabır dilemiş, üzüntülü olduğunu söylemiş, görevini tamamlamış -bu metni de o yazmamıştır, basın ekibi yazmıştır- konu kapanmış. Altında Bakan Yardımcısı Faruk Yelkenci'nin "tweet"i var; o, o kadar da uğraşmamış, "Söylenecek söz yok. Rahmet dilerim Fatma Nur Öğretmenim." demiş; bu kadar.
60 bin okul var, sadece bin tanesinde güvenlik görevlisi var; bu bin okul da yurt dışından fonlanan projeler nedeniyle güvenlik görevlisine sahip.
Burada defalarca dile getirdik, Plan ve Bütçe Komisyonunda dile getirdik, yasa teklifi verdik; bu kürsüden defalarca söyledim, Türkiye'de Bakanlıklarda, şube müdürlüklerinde, her yerde kapıda güvenlik görevlisi var, okullarda niye yok diye sordum ama hep reddedildi.
Rehber öğretmenlerle ilgili olarak Mahmut Özer, Bakan iken "Her 100 öğrencinin olduğu yerde 1 rehber öğretmen olacak." dedi. Bunu siz söylediniz, vadettiniz. Yusuf Tekin, Bakan olduktan sonra çıktı "Bizim böyle bir projemiz yok." dedi; "Bakanlığın böyle bir taahhüdü var." dediler, "Hayır, benim böyle bir taahhüdüm yok, benden öncekiler söylemiş." dedi. Bir okulda rehber öğretmen yoksa, bir okulda güvenlik görevlisi yoksa, okul sosyal hizmeti uygulamaları yoksa, toplumda şiddet almış başını gitmişse daha çok öğretmenler ve öğrenciler kaybederiz ama her şeyden önce bizim bunları dert ediyor olmanız gerekir. Ve bunun toplam maliyeti; eğer her okulda 1 güvenlik görevlisi olsa, 1 okul sağlığı hemşiresi olsa toplam maliyeti 131 milyar lira. Bu yıl şirketlerden almaktan vazgeçtiğimiz 768 milyar liraya karşılık sadece 131 milyar lira, sadece güvenlik görevlisi alsak 61 milyar lira. Bu ülkede para var, bu ülkede kaynak var ama bu kaynakları bu yönde kullanmamayı tercih eden bir siyasal iktidar var.
Vah gidene! Fatma Nur Öğretmene Allah'tan rahmet diliyorum, bu utanç da bu Meclise yeter diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Rukiye Toy.
Sayın Toy, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA RUKİYE TOY (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
İstanbul Çekmeköy'de bir lisemizde meydana gelen menfur saldırı sonucu kaybettiğimiz kıymetli Öğretmenimiz Fatma Nur Çelik'i rahmetle ve tazimle anıyorum. Öğretmenimize Allah'tan rahmet, kederli ailesine, mesai arkadaşlarına, öğrencilerine sabrıcemil niyaz ediyorum. Aynı olayda yaralanan öğrencimiz Salih Kabaş'a ve Öğretmenimiz Zeynep Aybars Taşdemir'e acil şifalar diliyorum.
Bu kayıp, elbette hepimizin, eğitim camiamızın, ülkemizin ortak acısı; öyle ki bu acının tarifi de yok, tarafı da. Öğretmenimizin başına gelenler bir kadın olarak, bir meslektaşı olarak beni de ziyadesiyle üzmüştür. Bir öğretmenin görevi başındayken, öğrencileriyle sınıfındayken, kutsal görevini icra ederken yaşadığı bu menfur olayı en derin duygularla lanetliyorum. Olay soruşturulduğunda anlıyoruz ki saldırgan öğrencinin şizofreni hastalığı, rahatsızlığı var. Bu sebeple de okul rehberlik servisi ile saldırgan öğrenci arasında sık sık görüşmeler gerçekleştirilmiş ve yapılan görüşmeler neticesinde de öğrenci sağlık kuruluşuna yönlendirilmiş. Tabii, bu olayın çok yönlü ele alınması gerekiyor. Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından derhâl adli soruşturma başlatıldığını ve sürecin çok yönlü bir şekilde titizlikle yürütüldüğünü ifade etmiştir. Öte yandan, yaşanan olay sebebiyle okuldaki tüm öğrencilere yönelik Çekmeköy Rehberlik ve Araştırma Merkezi tarafından rehberlik ve psikolojik destek hizmetleri yürütülmektedir. Konuyla ilgili olarak İstanbul Valiliğince de idari yönden inceleme, soruşturma yapmak üzere eğitim müfettişi görevlendirilmiştir.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Önleyici ne yaptınız, önleyici? Olduktan sonra yapılanları anlatıyorsun bana.
RUKİYE TOY (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Bakanlığımızca şiddet aktarımının önlenmesi ve özellikle olumsuz yaşantıların oluşmasını engellemeye yönelik 2024 yılında Okullarda Şiddetin Önlenmesi Genelgesi çıkarılmıştır. Bu genelge doğrultusunda, öğrencilerimizle şiddeti önlemeyle ilgili çalışmalar yürütülmektedir. Önleyici rehberlik hizmetleri kapsamında öğrencilerin iş birliği yapma, etkili öğrenme, toplumsal yaşam, aile yaşamı gibi alanlarda yeterli olabilmelerini sağlayarak başarı için önemli rol oynayan ve akademik başarıyı destekleyen yönleri için de programlar hazırlanmıştır ve uygulanmaktadır.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Bu okulda uygulanmamış demek ki.
RUKİYE TOY (Devamla) - Keşke hiç yaşanmasa dediğimiz bu ve benzeri olayları, devam eden çalışmalarımızda, üyesi olduğum suça sürüklenen çocuklara ilişkin kurulan araştırma komisyonunda yasama boyutuyla da birçok açıdan da inceliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Öneriyi okutuyorum:
3.- DEM PARTİ Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan ve arkadaşları tarafından, kadın cinayetlerinde yaşanan eril yargı pratiğinin araştırılması amacıyla 3/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mart 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
3/3/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/3/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
3/3/2026 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan ve arkadaşları tarafından (16776 grup numaralı) kadın cinayetlerinde yaşanan eril yargı pratiğinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/3/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan.
Sayın Ayan, buyurun. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, 8 Mart haftasındayız ve bu kapsamda Türkiye'de, Rojava'da, İran'da, Afganistan'da, dünyanın dört bir yanında baskıya, şiddete ve karanlığa karşı direnen, hapishanelerde bulundukları yeri direnişle özgürleştiren, evde, işte, kampüste, sokakta, hayatın her alanında kadın mücadelesini ve dayanışmasını büyüten tüm kadınların 8 Martını kutluyorum. [1] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Evet, değerli arkadaşlar, gel gelelim ülkemizin kadın karnesine. Son on iki yılda Türkiye'de kaç kadın katledildi, biliyor musunuz? Tam 5.659 kadın erkekler tarafından öldürüldü. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılan 1 Temmuz 2021'den bu yana ise tam 2.207 kadın, erkekler tarafından katledildi ve daha on gün önce bu ülkede yalnızca yirmi dört saat içerisinde 6 kadın, erkekler tarafından katledildi; bunlardan sadece birisiydi Güler Özkan. Ne oldu Güler Özkan'a? Ağrı'da yaşıyordu kendisi, eşi tarafından şiddet görüyordu, defalarca kolluğa gidip bu şiddetin önlenmesine dair devletten yardım istemişti kendisi, 7 Şubatta koruma kararı talep etmişti ve şikâyet etmişti defalarca. Ve ne oldu? 17 Şubatta boşanma aşamasında olduğu, 21 suç kaydı olan, devletten defalarca koruma talep ettiği eşi tarafından katledildi Güler ve bu, aslında bize Türkiye'nin kadın politikasının karnesini gösteriyor. Bu Meclise Bakanlar geliyor, şişirilmiş sunumlar yapıyor, güzel güzel anlatıyorlar, kadınları şöyle koruduk, böyle eğitimler verdik, böyle müdahaleler ettik diye uzun uzun anlatıyorlar fakat sonuç ne? Bu ülkede her gün 1 kadın, erkekler tarafından katlediliyor. Evet, belki kadını katleden erkek olabilir ama şunu net ifade edelim ki katil sadece erkek değil, kadını korumayan devletin kendisidir, bu politikaları üretmeyen iktidarın kendisidir ve kadınların öldürülmesinde kendileri de erkekler kadar suçludurlar, faildirler.
Yine "Darp edildim, kapımda bekliyor." diye kolluğu arıyorlar, cevap ne? "Sen bir yolunu bul, kendi başına gidiver ya, uğraştırma şimdi bizi." diyor kolluk. Yine "Boşuna uğraşma, buradan bir iş çıkmaz, kocandır bu, döver de sever de." diyen bir iktidar gerçekliği var karşımızda.
Yine sadece kolluk mu bu işin müsebbibi? Elbette ki değil. Nasıl bir şekilde uygulandı 6284 sayılı Kanun? Evet, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldı, dediler ki: "Hiç üzülmeyin, karşılığında 6284 sayılı Yasa var." Peki, nasıl oluyor bu 6284 sayılı Yasa? Peki, neymiş buna karşı direnenler? Diyorlar ki: "Kadınlara çok fazla yüz veriliyor bu 6284 sayılı Yasa'yla." Yine neymiş? "Boşanmalar bu yasa yüzünden artmış." deniliyor. Neymiş? "Karılarından şiddet gördükleri için, eşlerinden şiddet gördükleri için köprü altında yatmak zorunda kalan birçok erkek var." deniliyor. Peki, biz soruyoruz o zaman: Bu toprağın altında yatan kadınlar ne olacak? Sizin "Bu köprü altında bırakıldı." dediğiniz erkeklerin karşısında kadınlar toprağın altına girmek zorunda kalıyor. Kocaları tarafından, babaları tarafından, eşleri tarafından, eski sevgilileri tarafından, hatta ve hatta yolda yürürken bile katlediliyor kadınlar.
Evet, değerli arkadaşlar, bırakın kadınları korumayı, bu ülkede yargıç çoğu zaman cinayet faili erkeklere empati yapıp suç ortağı oluyor. Geçtiğimiz hafta İzmir'de 21 yaşında Ceyda Yüksel'i öldüren 46 yaşındaki Serkan Dindar hakkında haksız tahrik indirimi verildi ve gerçek neydi? İnanmadım, bakmak istedim mesela, kararı araştırdım, hakikaten bu kararı gözlerimizle görmemiz gerekiyor dedik. Ceyda'nın sanığın cinsel yakınlık talebini reddetmesi sonucunda, "Hayır." demesinden kaynaklı bu kişiye haksız tahrik indirimi yapıldı. Ben buradan Sayın Akın Gürlek'e seslenmek istiyorum: Bir kadının "Hayır." demesi haksız tahrik sayılıyorsa bu ülkede hangi kadın güvende olur? Yine, yargı katillere erkeklik indirimi verip sırtını sıvazlıyorsa kadınları nasıl koruyabilirsiniz diye soruyorum elbette. Bu karar yalnızca bir dosya değil arkadaşlar, potansiyel faillere verilen bir mesajdır. "Ret mi edildin? "Hiç sorun değil, arkanda yargı var, biz seni koruruz." Öfkelendin mi? "Hiç sorun değil, bir kılıf bulur, çözüm bulur, haksız tahrik indirimi veririz." diyen bir anlayış var. İşte, bu cesareti de buradan alıyorlar. Kadın kolluğa gidiyor, başvurusu alınmıyor. Yine, koruma kararı alıyor fakat uygulama alanı bulamıyor. Yine, öldürülüyor, kime sığınıyor? İşte, erkek yargıya sığınıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Sonra da gelip burada süslü cümlelerle diyorsunuz ki: Kadına karşı şiddetle mücadelede sıfır tolerans. Gerçek mücadele nasıl olur, biz size söyleyelim; yasaları tam ve etkin kullanmakla olur, gerçek mücadele cezasızlığı bitirmekle olur. Yine, gerçek mücadele sözde kalan uygulamalarla değil, pratik adımlarla ancak mümkün olur. Biz bulunduğumuz her yerde bunun mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz. Sizleri de bu isyana, bu mücadeleye kulak vermeye davet ediyoruz.
Teşekkürler. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Sayın Esen, buyurun lütfen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha geçen yıl oldukça kalın, yüzlerce sayfadan oluşan bir raporu, kadına şiddete dair komisyon raporumuzu Mecliste sunduk, ben de üyesiydim ama şiddeti durduracak bir sonuç ne yazık ki çıkmadı Meclisimizden. Sormak istiyorum: Bir sonuç, eylem, kanun üretemeyeceksek neden araştırma komisyonlarında uzun saatler, haftalar, aylar harcıyoruz.
Geçen hafta bir gün içinde 6 kadın öldürüldü; 2'si boşanmaya çalışıyordu, 4'ü boşanmıştı, hepsi eşleri ve eski eşleri tarafından öldürüldüler ne yazık ki.
Yine, bir kadın öğretmen Fatma Nur Çelik "Can güvenliğim yok." demesinin üzerinden bir yıl geçmişken söz ettiği öğrencisi tarafından daha çok yakın zamanda öldürüldü, bir öğretmen ve bir öğrenci ise yaralandılar saldırısı esnasında.
Bakın, her cinayetin arkasında çoğu zaman daha önce dile getirilen endişeler, yapılmış başvurular, verilmiş şikâyet dilekçeleri, alınmış ama etkin uygulanmamış tedbirler bulunuyor. Risk değerlendirmeleri yüzeysel kalıyor, uzaklaştırma kararları etkin izlenmiyor, ihlaller caydırıcı biçimde yaptırıma bağlanmıyor. İyi hâller havada uçuşuyor, haksız tahrik ve iyi hâl değerlendirmeleri kadın cinayetlerinde istisnai olması gerekirken çoğu zaman rutin bir uygulamaya dönüşüyor. Bu durum toplumdaki adalet duygusunu zedelemekte, caydırıcılığı zayıflatmakta ve cezasızlık algısını güçlendirmektedir ne yazık ki.
Bir başka mesele ise infaz ve tahliye süreçleri. Şiddet geçmişi olan, hakkında çok sayıda suç kaydı bulunan kişilerin tahliyelerinde mağdur güvenliği öncelikli kriter hâline getiriliyor mu? Risk analizleri nesnel ve standart bir yöntemle mi yapılıyor? Bu soruların cevabı kamuoyu açısından yeterince şeffaf değil.
Şüpheli kadın ölümleri ise ayrı bir başlığımız. Yüksekten düşme, intihar olarak kaydedilen, delil yetersizliği gerekçesiyle kapanan dosyalar... Etkin soruşturma yükümlülüğü yalnızca bir ceza hukuku meselesi değildir sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 17'nci maddesi uyarınca devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün bir gereğidir. Her dosya titizlikle, bağımsız ve uzmanlaşmış bir perspektifle ele alınmalıdır. Bizim bugün talep ettiğimiz şey ideolojik bir tartışma değil, veriye dayalı, şeffaf...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ELİF ESEN (Devamla) - Sayın Başkan, bir dakika süre vermiyor musunuz?
BAŞKAN - Yok, hayır.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - İftardan dolayı yok galiba.
ELİF ESEN (Devamla) - Peki, teşekkür ederim. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İlerleyen günlerde telafi ederiz.
İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Türkiye'de en çok şikâyet edilen konu adalet sisteminin eksikliği ve yalnızca adaletsizlik değil, aslında beraberinde, adaletin eksikliğinin yanı sıra ağır aksak da işlese adaletin vermiş olduğu kararların uygulanmaması, arkasından dolanılması, etkisinin yitirilmesi de ayrıca bir yöntem hâline geldi. Hemen birkaç örnek vereceğim: Bakınız, bu memlekete yıllarca şerefli üniformasıyla hizmet etmiş Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, Emekli Tümgeneral Rafet Kılıç, Emekli Tuğamiral Türker Ertürk, Emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu, Emekli Tuğgeneral Celalettin Bacanlı, Emekli Albay Murat Yıldız, Emekli Albay Kevser Ofluoğlu, Emekli Hâkim Albay Zeki Üçok ve kahraman emekli subaylarımızdan Emekli Albay Orkun Özeller gibi ve daha niceleriyle birlikte garip bir orduevi yasağı var "Orduevine giremezsiniz." Niye giremezsiniz? "Yapmış olduğunuz çeşitli eleştirilerden dolayı giremezsiniz." Bunun üzerine mahkemeler, davalar açılmış. 1 kez, 2 kez, 3 kez yasağa karşı mahkeme kararı alan gerek Orkun Özeller Komutanımızın gerekse de yine Rafet Kılıç Komutanımızın mahkeme kararlarına rağmen bir yenisini koyarak orduevi yasağı koyuyorsunuz. Neden, niçin bunu yapıyorsunuz? Yani yüce mahkemeler bunun, bu yasağın hukuki olmadığını söylüyor, siz bunun üzerine yeni bir yasak getiriyorsunuz. Soruyorum: Efendim, bu insanlar, Allah aşkına, terörist midir ki böyle muamele yapıyorsunuz? Bu insanlar bu ülkenin şanlı ordusunun üniformasını taşımış, bu millete hizmet etmiş insanlar değil mi? Eleştiri yaptılar diye, devlet yönetimine dair fikir beyan ettiler diye mahkeme kararına rağmen bu inadınız esasında zımnen sizin Türk Silahlı Kuvvetlerine bakışınızın da bir göstergesi değil mi? Bu yasaklar esasında hâlen görev yapan kıymetli muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin de morallerini yerle bir etmiyor mu diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Elçi.
Sayın Elçi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TÜRKAN ELÇİ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplum olarak çok ağır bir şekilde değerler erozyonuyla karşı karşıyayız. Bildiğimiz tek şey, öfke normalleşiyor, normalleştikçe şiddet sıradanlaşıyor ve buna bağlı olarak da gayriinsani toplumsal bir iklim oluşuyor. Cezai müeyyideler yok sayılarak birinin canına kastetmeye teşebbüs davranışının altında birden çok sebep vardır. Bir gün içinde Çekmeköy'de bir meslek lisesinde öğretmen Fatma Nur Çelik 17 yaşındaki bir öğrenci tarafından bıçaklanarak hayatını kaybediyor. Antalya'da 16 ve 17 yaşlarındaki 2 çocuk "Neden selam almadın?" diyerek 70 yaşındaki bir vatandaşı bıçaklıyor. Oysa yıllarca bize öğretilen en önemli değerlerimizden biri öğretmene ve yaşlılara karşı saygılı olmak değil miydi? Belli bir andan sonra saygılı olmayı bir yana bırakalım, yetişen yeni nesil bir genç, öğretmenini ve 70 yaşındaki yaşlı birini bıçaklamaya, öldürmeye nasıl cüret ediyor? Gençleri bu davranış biçimine, içinde bulundukları öfkeli ruh hâline yönelten meseleyi, yaratılan cezasızlık politikalarından, şiddet kültüründen ayrı düşünemeyiz. Şiddet kültüründeki sonuç yalnızca mağdurla sınırlı değildir. Toplumsal şiddet iklimi ve cezasızlık kültüründe yetişen bir çocuk, öğretmenini de öldürür, yoldan geçen yaşlı bir adamı da öldürür.
Şiddetin bireysel psikolojide bıraktığı iz aynı zamanda toplumsal belleğe mal olur ama özellikle kadına yönelik şiddet, hukuksal, siyasal, kültürel alanlarda sürekli üretilmenin yanında ekonomik buhranların da bir sonucudur. Ne evde karısına şiddet uygulayan babanın davranışı ne de bir çocuğun öğretmenini öldürmeye kalkışması bireysel öfke sorunuyla tanımlanamaz. Bu, aynı zamanda bir bakıma ataerkil düzende hukuka, adalete olan güven yitiminin sonucudur. Şiddet vakalarının münferit olmadığını, bunun haktan, hukuktan, adalet duygusundan uzak bir düzenin ürünü olduğunu tekrarlamakta bir beis görmüyoruz.
Şiddet uygulayanlar, kitlesel şiddetin çokluğunda, katılmakla kendilerini daha çok güçlü hissederler. Son zamanlarda sık sık karşılaştığımız şiddet hadiseleri ne yazık ki işlemeyen, çürüyen bir sistemin ürünüdür. (CHP sıralarından alkışlar)
Toplumlar ekilen söylemlerin, kurulan düzenlerin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Şengül Karslı.
Sayın Karslı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Sözlerimin başında Çekmeköy'de yüreklerimizi yakan o menfur saldırıda hayattan koparılan Fatma Nur Çelik Öğretmenimize Allah'tan rahmet diliyorum. Aynı saldırıda yaralanan kıymetli meslektaşına ve masum yavrularımıza da acil şifalar temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, hiçbir aması, hiçbir mazereti olmayan, insanlığa karşı işlenmiş apaçık bir suç olan şiddete karşı durmak vicdani ve ahlaki mecburiyetimizdir ancak kadını bir siyasi istismar aracı veya mağduriyet öznesi olarak konumlandıran sığ ve indirgemeci yaklaşımları da kabul etmemiz mümkün değildir. Kaldı ki önergede ifade edilen acı hadiseler üzerinden devletin yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bir iddia, böyle bir tablo ortaya koymak yıllardır bu çatı altında verdiğimiz mücadeleye ve attığımız devrim niteliğindeki adımlara da haksızlıktır. Toplam 1.300 aile içi ve kadına karşı şiddetle mücadele büro amirliği varken şiddet vakasıyla başvuran bir kadına bahsedilen, az önce iddia edilen sözlerle duyarsız yaklaşılması söz konusu olamaz.
Yine, sadece Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı 86 Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM), 112 kadın konukevi ve 434 sosyal hizmet merkezi şiddetle mücadele irtibat noktasıyla koruyucu ve önleyici hizmet sunulmaktadır. Bizim için her vatandaşımızın huzuru ve mutluluğu temel esastır. Kadına yönelik şiddetle mücadele için sayısız koruyucu ve önleyici uygulamayı hayata geçirdik.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - İstanbul Sözleşmesi...
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - İstanbul Sözleşmesi'nden çok daha geniş bir çerçeve sunan ve daha etkin düzenlemelere sahip olan 6284 sayılı Kanun bunlardan biri.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Demek ki yeterli olmamış!
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Yetersiz, yetersiz! Bozdunuz kafayı İstanbul Sözleşmesi'yle! İstanbul Sözleşmesi'nin nesi rahatsız ediyor sizi, daha çok kadını koruduğu için mi rahatsız oluyorsunuz?
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizim için bir kayıp bile çoktur, hepimiz adına üzüntü vericidir, istatistikler arasında...
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - ...kaybolmasına müsaade edilmeyecek kadar değerlidir; biz meseleye buradan bakıyoruz.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Baktığınız belli, her gün 6 kadın ölüyor!
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Ama vatandaşımız şundan emin olsun: Bakanlığımız, Emniyetimiz, tüm kurum ve kuruluşlarımız titizlikle her vakayı takip etmekte. Bu vesileyle şiddetin her türlüsüne, özellikle kadına yönelik şiddetle tek bir vaka kalmayana kadar hep birlikte mücadele etmeye, bir kadına "Yalnız değilsin." demeye, KADES'i bilmeye, 81 ilin tamamında ilmek ilmek döşediğimiz yedi gün yirmi dört saat esasına göre çalışan ŞÖNİM'i bilmeye ve öğretmeye, Alo 183 hattını paylaşmaya, şiddeti normalleştiren dile "Hayır." demeye sizleri davet ediyorum.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Siz bilin, siz; vatandaşa "Bilin." demeyin, siz bilin bunları. Koordinasyon yok, her gün kadınlar öldürülüyor, vatandaşa "Şunu bil." diyorsun.
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Konuyu birçok Avrupa ülkesinde imzalanmasına rağmen yürürlüğe konmayan İstanbul Sözleşmesi'ni "Evet" "Hayır" kısır döngüsünden çıkarıp asıl odaklanmamız gereken hususun... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - 6284'ü uygulayın o zaman.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Siz gidince gelir bu ülkeye İstanbul Sözleşmesi ve özgürce kadınlar yaşar.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
HALUK İPEK (Amasya) - Böyle bir usul yok, böyle bir usul yok.
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Nasıl böyle bir usul yok?
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Aman, ilk kez oluyor böyle bir usul!
BAŞKAN - Oylamayı yapayım sonra söz vereyim size.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sataştı, Sayın Başkan, sataştığı için grubumuza, söz hakkı istedim, ben ondan elimi kaldırdım.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Üzerinize alacak hiçbir şey söylemedim.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Yeter ya, hikâye anlatıyorsunuz!
BAŞKAN - Tamam, bir öneriyi oylayayım ondan sonra...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamam, buyurun, oylayın.
BAŞKAN - Öneriyi kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Sayın Başkan, üzerlerine alacakları hiçbir şey söylemedim, sataşma yok.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Ne kadar önem verdiğiniz belli zaten!
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Bunu üzerinize alınıyorsanız siz bilirsiniz, ben bu yaklaşımları eleştirdim, siz öyle yaklaştınız demedim.
BAŞKAN - Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
45.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın DEM PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, Sayın Başkan, gerçekten bir kadın milletvekili adına üzülecek bir konuşma dinledik. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Önergemiz ve önergemizin...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Burada kadınlara küfür edilirken sessizce seyrettiniz, biz de sizin adınıza üzüldük, burada kadına şiddet gösterilirken seyrettiniz.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir bağırmazsanız, bağırmayın lütfen, lütfen bağırmayın. Bakın ben sizi dinledim, lütfen bağırmayın, yerinize oturun.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Beni dinlemediniz, konuşmak için oruçlu oruçlu büyük çaba sarf ettim, benim sesimi susturmaya çalıştınız.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Dinlediğimiz için bağırdık.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun, Sayın Koçyiğit, buyurun lütfen.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Dinlemesek neye bağıracağız. Dinledik, duyduklarımıza bağırdık.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir kadın milletvekilinin, bir partinin kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve alınması gereken önlemlerin de araştırılıp önlenmesi için verdiği bir Meclis araştırması önergesine kalkıp bunu bir siyasi istismar aracı olarak nitelendirmesini asla kabul etmiyoruz.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Kadının üzerinden siyaset yapmayın! Ben demedim ama şu anda yapıyorsunuz!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi vekilimiz söyledi kürsüden. Gerçekler var, matematik biliyorsunuz değil mi? Matematik biliyorsanız bize açıklayın. On iki yılda 5.659 kadını katledilen hangi ülke, söyler misiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ya Başkanım, niye söz veriyorsunuz yeniden? Önergeyi yeniden mi oylayacağız ya?
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Bize bir dakika fazla söz vermediniz ama onlara söz veriyorsunuz! Sataşma yok ki!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Evet, sataşmadan!
BAŞKAN - Tamam, hayır, bir dakika söz verdim.
Sayın Milletvekili, bu konuyla ilgili birlikte karar alındı, bir dakika söz verdim, tamam.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Başkanım, ben de sözümü tamamlayamadım.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, ben sözümü tamamlamadım!
BAŞKAN - Ama, tamam, yapmayın ama! Verdim size süre, bir dakika süre verdim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hayır, Sayın Başkan, bitirmedim ki, bir dakika değil, sataşmadan söz istedim!
BAŞKAN - Allah Allah, e, on dakika konuşun! Buyurun on dakika konuşun! Allah Allah!
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Ben sözümü tamamlayamadım, nedir bu!
ADEM ÇALKIN (Kars) - Sabaha kadar konuşalım.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Olmaz Sayın Başkan! Sataştı grubumuza yani! Böyle bir şey olur mu!
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Kime sataştım ben!
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ya sataşma olmadı, hadi oylayalım. Oylandı, bitti, hangi gerekçeyle veriyoruz sözü!
BAŞKAN - Böyle şey olur mu ya! Lütfen!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sataşmadan söz vermenin usulü belli yani! Kürsüden de istemedik!
BAŞKAN - E, tamam, söz verdim. Sataşmadan bir dakika söz verdim, lütfen, anlayış gösterin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, sataşmadan verilecek sözün süresi belli, usulü belli! Niye tamamlamamıza izin vermiyorsunuz? Burada grubumuza sataşıyor!
BAŞKAN - Verdim, işte, söz, bir dakika söz verdim!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir dakika da zaten yarısını engellediler, konuşturmadılar! Olur mu ama lütfen ya! İstirham ediyorum!
BAŞKAN - Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit mikrofon açıktı, lütfen, yapmayın!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, sayılar belli; 5.659 kadın kimin iktidarı zamanında katledilmiş? Hangi erkek katliama "Sen reddettin." diye yargı indirimi veriyor.
ADEM ÇALKIN (Kars) - Ya, iktidarla ne alakası var?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Bağır ama bağır!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İstanbul Sözleşmesi'nden çıkıldığından beri 2.700 kadın katledilmiş, siz bunlara bir şey diyor musunuz? Bunlar sizin canınızı yakıyor mu? Bunlar için önlem aldınız mı?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Başkanım, dinlemek zorunda mıyız?
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bize dönüp dönüp KADES hikâyesi anlatıyorsunuz, ŞÖNİM hikâyesi anlatıyorsunuz. O ŞÖNİM'lerin de KADES'lerin de nasıl işlediğini biliyoruz. Bu ülkede sistematik kadına yönelik katliam var, bu kadar açık ve net! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki.
V.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
4.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6 Şubat 2003 tarihli 32'nci Birleşiminde ve 1 Mart 2003 tarihli 39'uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük'ün 71'inci maddesi uyarınca yayımlanmasına ilişkin önerisi
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Buyurun.
3/3/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3 Mart 2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Ali Mahir Başarır |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6 Şubat 2003 tarihli 32'nci Birleşimi ve 1 Mart 2003 tarihli 39'uncu Birleşiminde gerçekleştirilen kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ile tutanak özetlerinin İç Tüzük'ün 71'inci maddesi uyarınca yayımlanması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Sayın Ali Mahir Başarır.
Buyurun Sayın Başarır. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan yirmi üç yıl önce 1 Mart 2003'te Parlamento tarihinde önemli ve kritik bir oylama gerçekleşmişti, bu Parlamentoda yapılan oylamada, gelen tezkerede ya ABD askerleri bu vatan topraklarına postallarıyla basacaktı, üsler kuracaktı ya da bu Parlamentodaki yürekli milletvekilleri bunu reddedecekti. Eğer ki o gün biz, bu Parlamento, o tezkereye "evet" deseydi Irak komşumuz, bizim topraklarımız üzerinden bombalanacaktı, binlerce, milyonlarca Müslüman kadın, çocuk bizim topraklarımız üzerinden katledilecekti ama bu Parlamento bir duruş gösterdi. Bakın, 99 AK PARTİ milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bu tezkereye "hayır" dedi, Amerika'ya "hayır" dedi. Amerika'ya "Sen bizim sınır komşularımızı bombalayamazsın, öldüremezsin." dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, o gün bu tezkereye "hayır" diyen Turhan Çömez aramızda mesela, Bakanlık yapmış Zeki Ergezen bugün sıralarınızda yok. Birçok siyasetçi, bu tezkereye "hayır" diyen milletvekiliniz tasfiye edildi. Şimdi, Türkiye merak ediyor: O 99 milletvekili bugün aranızda mı, karşınızda mı? Bu tutanaklar açıklanmalı çünkü gizli oturumlardaki tutanaklar İç Tüzük'e göre on yıl sonra açıklanmalı.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Bizde sizdeki gibi 8 dönem vekillik yok.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Sayın Yıldırım, sen, o zaman siyaseten dünyada yoktun. (CHP sıralarından alkışlar)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Sen vardın (!) 8 dönemlik vekil yok ya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Defalarca söyledik, gelin, bu tutanakları açıklayalım. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi, devletimizin, partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesiyle gerek 9 Eylül 1923 gerek 1 Mart 2003 gerek 2023'te yayılmacı, işgalci, katil devletlere hep "hayır" demiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Ama görelim, o tezkereyi bu Parlamentoya getirenler, Amerika'ya söz verenler, o tezkerenin geçeceğini taahhüt edenler, kaç arkadaşını siyasetten tasfiye etmiş. Görelim, o 99 yürekli milletvekili kimmiş. ABD'ye "dur" diyen, emperyal devletlere "hayır" diyen, partisine karşı, partisinin kararına karşı "ret" oyu veren milletvekillerini merak etmiyor musunuz? Siz merak etmiyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Kars seçmeni merak ediyor, İstanbul seçmeni merak ediyor, Tekirdağ seçmeni merak ediyor; bunlar bilinmeli.
Bakın, bugün sınırlarımızda İran'ı bombalıyorlar, İran'da çocuklar, kadınlar ölüyor; Irak'ın durumu ortada, Suriye'nin durumu ortada, Libya'nın durumu ortada, Afganistan'ın durumu ortada. Ne diyoruz? "Dostum Trump." Eğer bunu açıklarsanız dostunuz Trump kızar mı size? (CHP sıralarından alkışlar) Vallahi kızar ama siz Trump'a sorumluluğunuzu bir tarafa bırakın, bugün İran'da ölen çocuklar için gelin bu tutanakları konuşalım, tartışalım. Türkiye görsün kim Amerika'dan yana, kim komşularından yana. (CHP sıralarından alkışlar)
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Biz Türkiye'den yanayız, siz de o yandan olun, biz sadece Türkiye'den yanayız.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Türkiye görsün, kim Amerika'ya söz veriyor, kim mazlum milletlere söz veriyor. Bakın, işte, Turhan Çömez orada, birazdan gelip konuşacak. Neden, neden tasfiye edildi? Neden burada değil de orada? Neden bu cephede değil de o cephede? (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, Amerika'nın o gün yaptığı planların o gün karşısında duranlar bedel ödedi. Bu ülkenin kuvvet komutanları Balyoz, Ergenekon, FETÖ soruşturmalarıyla tutuklandı. Siyasetçilere kaset komploları yapıldı. Şimdi, bu ülkede maalesef ki "ret" oyu veren partiler bedel ödedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bitiriyorum.
O yüzden, biz "Yaşasın tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti." diyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak "Emperyal devletlere hayır." deyip lanetleyen grup olarak, bugün milyonlarca Müslümanı katletmiş Amerika'ya "Katil." diyen bir grup olarak gelin, bu tutanakları açıklayın diyoruz.
Bakın, sayınız birden arttı. Niye? Kritik bir oylama.
O gün de aranızdan 263 kişi ABD'nin lehine oy verdi. O zaman Recep Tayyip Erdoğan partinin Genel Başkanıydı, Abdullah Gül Başbakandı, Egemen Bağış Dışişleri Bakanıydı[2], Cuneyd Zapsu danışmandı, Ömer Çelik partinin danışmanıydı. Şimdi, onlar orada, Turhan Çömez burada.
Gelin, korkmayın, açıklayalım; haydi. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Sayın Özdağ, buyurun.
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin 1 Mart 2003 ve aynı zamanda 6/2/2003 tarihli 32'nci Birleşim Tutanağı'nın açıklanmasıyla ilgili talebine karşı grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1 Mart 2003'te Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yapılan oylamada Hükûmetin Irak krizine ilişkin olarak sunduğu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ile yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verilmesini öngören tezkere reddedilmişti. O gün bu Meclis 533 milletvekilinin katıldığı oylamada 264 kabul oyuna rağmen Anayasa’nın 96'ncı maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğu sağlayamadığı için tezkereyi kabul etmemiş saymıştı. O gün 62 bin Amerikan askerî personelinin ülkemizde konuşlanması, 255 uçak, 65 helikopterin topraklarımızı ve hava sahamızı kullanması öngörülüyordu. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını, dış politika yönetimini ve tarihsel sorumluluğunu ilgilendiren hayati bir karardı. Değerli arkadaşlar, o gün bu Meclis yürütmenin dayatması karşısında yasamanın onurunu ve bağımsızlığını korumuştur. Dönemin Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç tezkerenin uluslararası hukuka aykırılığına dikkat çekmiş, yine o dönemin önemli isimlerinden olan, danışmanlık yapan, daha sonra Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yapan Sayın Ahmet Davutoğlu ve aynı zamanda Sayın Muhsin Yazıcıoğlu bazı milletvekilleriyle görüşerek bu tezkereye ret oyu verilmesi noktasında çalışmışlardı. Dikkat ediniz, iktidar partisinin kendi içinden dahi ciddi bir vicdani ve siyasi itiraz yükselmiştir. 53 fire verilmiş, 14 milletvekili ret oyu kullanmıştır; bu tablo, Meclisin yürütmeden bağımsız bir iradeye sahip olabildiğini göstermiştir. Bugün de kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Aynı şartlar oluştuğunda yürütmenin iradesine rağmen bu Meclis aynı bağımsız kararı alabilir mi? Bu soruyu değişen ve dönüşen AK PARTİ'nin sağduyulu isimlerinin vicdanına havale ediyorum.
Sayın milletvekilleri, bir başka husus ise şudur: Demokrasinin olmazsa olmazı şeffaflıktır. Şeffaflık, itibarın en büyük yardımcısıdır. Tarihsel sorumluluğu ilgilendiren hayati bir karar bugün. Evet, kurumların işleyiş mekanizmalarının açık olması, karar alma süreçlerinin halkın denetimine açık olması, hileyi, kayırmayı, şaibeyi ortadan kaldırır, "Kol kırılır yen içinde kalır." anlayışı demokrasilerde asla kabul edilmez. Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesini destekliyoruz. Kapalı oturumlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 71'inci maddesi gereğince on yılı tamamlayan kapalı oturumlar açıklanır ve Genel Kurulun Danışma Kurulu kararı ve Genel Kurulun da işaret oylamasıyla yani ister gizli isterse açık oylamasıyla beraber bu tutanakların açıklanması gerekmektedir. 1 Mart tezkeresi sadece bir dış politik oylaması değildir, o gün Meclis savaşın tarafı olma ya da olmama kararını vermiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - O gün, bu Meclis "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ilkesinin altını doldurmuştur. Bu itibarla, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesini anlamlı buluyoruz, gerekirse İç Tüzük değişikliğine gidebilmeliyiz ve bugün bu önergeye kabul oyu vererek tarihe karşı bir sorumluluğumuzu yapmak zorundayız. İsrail'e ve Amerika'ya karşı Türkiye Büyük Millet Meclisinin büyüklüğünü göstermek mecburiyetindeyiz. Ben inanıyorum ki Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri de bugün bu kararın açıklanmasının doğru olduğunu söyleyecekler ve "evet" oyu vereceklerdir; bekliyoruz, inşallah öyle yaparlar.
Saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez.
Sayın Çömez, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Gazi Meclisi saygıyla hürmetle selamlıyorum.
1 Mart tezkeresi BOP'un ilk adımıydı; BOP'la ilgili küresel planları olanlar, coğrafya üzerinde kurguları olanlar ilk adımını 1 Mart tezkeresiyle attılar. Aslına bakarsanız, o zamanlar iktidardan çok açık şu mesaj geliyordu: "Biz, BOP'un Eş Başkanlarından biriyiz. BOP, bölgeye barış getirecek, demokrasi getirecek, huzur getirecek, refah getirecek." diyorlardı. Biz de diyorduk ki: "Yanlıştır bu gittiğiniz yol, bu bir emperyalizmdir; bölgeye kan getirecek, gözyaşı getirecek, huzursuzluk getirecek, parçalanma getirecek ve eğer 70 bin Amerikan askeri bu ülkede yerleşirse, onların uçakları, askerleri, gemileri bu ülkede yerleşirse bir daha bu ülkenin bağımsızlığından bahsetmek mümkün olmayacak." Ve dedik ki: "Gelin, bu 1 Mart tezkeresine 'hayır' diyelim." Biz irademizi ortaya koymuşken, o zaman iktidarın önemli danışmanları Washington'ın karanlık dehlizlerinde pazarlıklar yaptılar. Daha sonra, Türk siyasetine bu pazarlıklar at pazarlıkları olarak geçti. "Merak etmeyin, biz Parlamentoya gereğini söyleriz, geçireceğiz o tezkereyi." dediler. O arada zamanın Dışişleri Bakanı dedi ki: "Irak'a ilk bomba düşmeden paramızı isteriz." 8 milyar dolardan bahsediyorlardı. İşte, bu Gazi Meclis, Atatürk'ün kurduğu bu Gazi Meclis, savaş meydanlarında kurulmuş bu Gazi Meclis muhalefetin oylarıyla ve iktidarın içerisindeki sağduyu sahibi vekillerin oylarıyla bu emperyal kültüre, bu işgal anlayışına "hayır" dedi. Peki, bu "hayır"dan sonra ne oldu? Önce askerimizin kafasına çuval geçirdiler, ondan sonra aynı emperyal anlayışın Türkiye'deki uzantıları FETÖ'cüler ellerindeki güçle ordu üzerine operasyonlar yaptılar ve birtakım operasyonlarla, kumpaslarla orduyu tasfiye ettiler. Ondan sonra bakıldı ki ordu tasfiye oluyor, Meclisin de tasfiye olması gerekir, Meclisin gücünün kudretinin kırılması gerekir. İşte, o yıllarda ne yazık ki bu tek adam rejiminin patika taşları döşenmeye başladı.
Ben şerefimle söylüyorum: Gurur duyuyorum ve Türk siyasetine böyle bir armağan bırakmaktan, çoluğuma çocuğuma böyle bir onurlu geçmiş bırakmaktan gurur duyuyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) "Hayır" dedim ona ve bugün de aynı şey olsa "hayır" derim. Dönüp bakıyorum, AK PARTİ sıralarında o dönemde burada olan bir arkadaşımı görüyorum, başka kimseyi görmüyorum. Eğer varsa, o dönemde Parlamentoda olan ve "hayır" diyen biri varsa cesaretle kalksın desin ki: "Ben 'hayır' dedim." Diyemezler çünkü hepsi tasfiye oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - O dönemde 1 Mart tezkeresine "hayır" diyenler, emperyalizme "hayır" diyenler...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Haluk İpek "Ben 'hayır' dedim." diyor.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - ...ve bu işgal kültürüne "hayır" diyenler, Türkiye'nin limanlarının verilmesine, havaalanlarının verilmesine, 70 bin Amerikan askerinin postalları altında ezilmesine "hayır" diyen hiç kimse bu sıralarda yok çünkü tasfiye edildiler. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)
Gelin, CHP'nin önergesine "evet" diyelim, açıklayalım bunları; kim o gün ne söylemiş, kim o gün ne yapmış hepsi milletin gözünün önünde olsun ve gerçekler ortaya çıksın diyorum, saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Cengiz Çandar.
Sayın Çandar, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan yirmi üç yıl önce bugün Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak'a girmesine izin veren tezkere kabul edilmedi. 264 kabul oyu, 250 ret oyu ve 19 çekimser oy; 533 kişinin katıldığı oylamada Anayasa’nın 96'ncı maddesine göre 267 sayısı yani salt çoğunluk bulunamadığı için kabul edilmedi. 3 kabul oyu daha gelseydi tezkere geçecekti veya Genel Kurul salonunda bulunan 5 kişi şurada kuliste oturup çay içseydi gene salt çoğunluk sağlanmış olacaktı, 264 sayısıyla kabul edilmiş olacaktı.
O günkü Mecliste AK PARTİ'nin 363 üyesi vardı, Cumhuriyet Halk Partisinin 178. Oylamada 264 AK PARTİ'li "Kabul, geçsin." dedi, 99'u "hayır" dedi, Cumhuriyet Halk Partisinin 178'inin 177'si "hayır" dedi. Şimdi, bu oylama bir onur belgesi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir onur belgesi olarak anlatılıyor ama bu rakamlara, işin nasıl olup bittiğine ve o günleri yaşayanların bilgisine baktığınız zaman bu bir yol kazasıydı. O yüzden Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bu öneri kabul edilsin, kapalı oturumlara ilişkin tutanaklar ve tutanak özetleri yayınlansın, kim ne yapmış ne yapmamış bir görelim ve doğru tarihi öğrenelim. Ama şimdi daha ilginç bir durum var, Amerikan ve İsrail haydutluğunun bölgemizi dizayn etmeye çalıştığı bir durum var. Amerika ve İsrail de değil pedofili suçlaması altında bulunan Amerikan Başkanı Trump ile bir savaş suçlusu, soykırım sorumlusu Netanyahu'nun birleşik olarak başlattığı bir bölgeyi dizayn etme savaşı var. Bu iş birliğine karşı Mecliste de bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bir konsensüs var. Gerek Cumhurbaşkanı gerek bugün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli gerek DEM PARTİ yaptığı açıklamalarla gerekse Özgür Özel yaptığı açıklamalarla bu konsensüsü ortada tuttular.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Devamla) - Şimdi, yapılması gereken Trump'a bu yaptığı savaşın maliyetini yukarıya çıkarmaktır. Trump'a karşı siyasi maliyeti yükseltmek için size sesleniyorum daha önce de defalarca seslendiğim gibi, AK PARTİ Grubu bugün nasıl oy vereceğinizi de birazdan göreceğiz: Şu Gazze Barış Grubuna, Trump'ın arkasına dizilmekten vazgeçin. Türkiye'yi Gazze Barış Grubundan çıkarın; Amerika'ya, İsrail'e ne kadar karşısınız görelim, hem de tarihî tutanakları ortaya koyduğumuz zaman da tavrınızı anlayalım. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Şahin.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin 1 Mart tezkeresi olarak bilinen Başkanlık Tezkeresi kapalı oturum tutanaklarının yayımlanmasına ilişkin önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.
İdrak ettiğimiz mübarek ramazan ayının milletimiz, devletimiz, bölgemiz insanlık için huzur, barış ve istikrara vesile olmasını diliyorum.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; kapalı oturum tutanaklarının yayımlanmasının biri teknik, diğeri teorik olmak üzere iki tane yönü var. Kısaca teknik yönüne değindikten sonra da teorik yönüne geçeceğim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - 1 Martın arkasında mısınız Sayın Başkan? Tezkerenin arkasında mısınız?
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 6 Şubat 2003 tarihli birleşiminde görüşülen Başkanlık tezkeresi ile 1 Mart 2003 tarihli birleşiminde görüşülen, kamuoyunda 1 Mart tezkeresi olarak anılan bu Başkanlık tezkeresine ilişkin müzakereler İç Tüzük hükümleri çerçevesinde kapalı oturum usulüyle gerçekleşmiştir. Bilindiği üzere, Anayasa’nın 97'nci maddesi Genel Kurul görüşmelerinin açık olduğunu hükme bağlamaktadır ancak aynı maddede kapalı oturum yapılabilmesine de imkân tanınmıştır. Bu anayasal çerçeve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 70'inci ve 71'inci maddelerinde detaylandırılmıştır.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evet, onu herkes biliyor.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sizden önce gizli oturumların yüzde 80'i açıldı, siz açmıyorsunuz. Neden açmıyorsunuz?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Neden korkuyorsunuz?
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Kapalı oturumun nasıl yapılacağı belirlenmiş, tutanakların nasıl tutulacağı, nasıl saklanacağı ve hangi usulle açıklanacağı hükme bağlanmıştır. (CHP sıralarından gürültüler)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sonuç?
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Mevzuatı okumayın ya, 1 Martın arkasında mısınız yoksa karşısında mı?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sizden önce gizli oturumların yüzde 80'i açıldı, siz açmıyorsunuz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Neden korkuyorsunuz?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Neden açmıyorsunuz?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Neden korkuyorsunuz?
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Ali Mahir Bey, heyecanlanmayın, teorik bölümünde geleceğim.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tezkereye "evet" diyor musun şu anda?
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bugün olsa yine "evet" der miydiniz, onu söyleyin ya, boş ver mevzuatı.
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Ali Mahir Bey, şimdi, konforlu Meclis kürsüsünden...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bugün olsa "evet" der miydiniz, onu söyleyin, boş verin mevzuatı.
ALİ ŞAHİN (Devamla) - ...emperyalizm nutukları atıp seçim döneminde New York'un, Londra'nın sokaklarında, Burger King sokaklarında çözüm aramak, seçim aramak, emperyalizme nutuk atmak demek değildir. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar; CHP ve YENİ YOL sıralarından gürültüler)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - 60 bin Amerikan postalı bu ülkeye ayak basacaktı ya, 60 bin!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Vallahi, benim diyarımda TÜGVA'nın binası yok! Sizin ailenizin vakfının binası var New York'ta!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - 60 bin Amerikan askerinin postalı bu topraklara basacaktı.
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Buradan emperyalizm karşıtı nutuk atıp çözümü Londra sokaklarında, kabul edilmediğiniz, sokaklarda Burger King ortamlarında aramanız sizin bir tenakuzunuzdur. (CHP sıralarından gürültüler)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bugün olsa "evet" der miydiniz, onu söyleyin ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Konforlu alan Beyaz Saray'da! Sizin ikinci eviniz!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Emperyalizme meydan nasıl okunur, biliyor musunuz?
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Hikâye anlatmayın, bugün olsa "evet" der miydiniz?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sizin ikinci eviniz! Beyaz Saray ikinci eviniz sizin!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sen tutanaklara gel, tutanaklara!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Konfor orada! Konfor orada, orada!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Emperyalizme meydan konforlu Meclis kürsüsünden değil, Birleşmiş Milletlerin kürsüsünden onların, gözlerinin içerisine bakarak "Dünya sizden büyüktür, dünya 5'ten büyüktür." demekle okunur. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Demekle olsaydı çok olurdu, yapmakla oluyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mehmet Şimşek nereden geldi Beyefendi?
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Emperyalizme meydan bütün zalimlerin gözlerinin içerisine bakarak "One minute!" diyerek okunur. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - "Büyüktür." dedin de ne yaptın ya! Adam yanı başınızda kınayamıyorsun ya! Amerika'ya "katil" diyemiyorsun ya! Hadi bugün de "One minute!"ü!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Nereden geldi Mehmet Şimşek?
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Öyle, Meclis kürsüsünden emperyalizm nutukları atarak...
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanakları açalım!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beyaz Saray ikinci eviniz!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - ...AK PARTİ'yi emperyalizmle iş birliğiyle suçlayamazsınız.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Amerikancısınız!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Kaçıyorsunuz, kaçıyorsunuz; tutanakları söyle, kaçma!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Bu anlamda bütün dünyanın saygı duyduğu bir diplomasi, ara buluculuk iklimiyle.. (CHP ve YENİ YOL sıralarından gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Trump'a bir laf söyleyemeyen kişi "one minute" diyecekmiş.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Amerikancısınız!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - ...hizmet kervanına devam ediyoruz.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Trump'a laf söyleyin, Netanyahu'ya bir laf söyleyin!
ALİ ŞAHİN (Devamla) - Diplomasi konusunda öğreneceğiniz çok şey var daha. (AK PARTİ sıralarından "Bravo!" sesleri, alkışlar; CHP ve YENİ YOL sıralarından gürültüler)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Amerikancısınız, Amerikancı!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Hadi oradan!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Dostum Trump!" ?"Dostum Trump!"
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum... Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Kabul!
BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Kabul!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, kabul.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu gurur onlara yeter, bu gurur! Bu şeref yeter! Bu gurur yeter, bu gurur!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Siz neden korkuyorsunuz? Kurtuluş Savaşı'ndaki tutanaklar bile açık, gizli celse değil, neden korkuyorsunuz?
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Elektronik oylama yapalım, tarihe geçsin Başkan.
BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkanım, kayıtlara geçsin diyerek bir cümle kullanmak istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Tutanaklara geçmesi açısından bir dakika ayakta söz istiyorum Sayın Başkanım.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hayır, olmaz Başkanım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşması da var, açık sataşması var.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Ayrıca, az önce konuşma yapan hatibin sataşması söz konusudur, dolayısıyla kürsüden de söz istiyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, çok açık sataştı.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Direkt oylamaya geçtiniz, sataşma...
BAŞKAN - Oylama yaptık ama bitti peki, buyurun, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşma iki dakika.
BAŞKAN - Bir dakikada meramınızı anlatırsınız siz, deneyimli siyasetçisiniz.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, Gaziantep Milletvekili Ali Şahin’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; saygıyla selamlıyorum.
1 Mart 2003 tezkeresinde o dönemde ret oyu veren onurlu, şerefli milletvekillerinden biriyim. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, hatta Başkanlık Divanı Kâtip Üyesiydim, sayımları bizzat ben yaptım.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sataşma nerede? Sataşma nerede, sataşma nerede? Nerede sataşma?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Sataşmadan söylüyorum. Sizin o dönemki hatiplerinize, yetkililerinize, buradaki Başbakanınıza ve Bakanlar Kurulunuza sorduğumuz soru şuydu: "Hatay'dan Şırnak'a kadar Amerikan askeri buraya konuşlanacak, bu bölgenin kara yolunu, demir yolunu, hava yolunu kullanacak..." (AK PARTİ sıralarından laf atmalar) Bir dakika arkadaşlar... Soru şu...
EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Sataşma nerede?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sataşma nerede, sataşma nerede? Sataşma nerede Başkan? Sataşma nerede?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Cevap vereceğim, cevap vereceğim. Soru şu, dedik ki...
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sataşma nerede? Sataşma nerede?
YUNUS EMRE (İstanbul) - Halktan neyi saklıyorsunuz? Halktan niye saklıyorsunuz?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - "Bu Amerikan askerleri kaç bin kişi gelecek ve buradan ne zaman çıkacak?" Bu soruyu sorduk. Sizin Başbakanınız ve Bakanınız "Biz de bilmiyoruz." dedi. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bravo!
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Hâlâ bilmiyorlar.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - "Biz yaptığımız protokole, paraya bakarız." dedi. Arkadaşlar, böyle bir tezkere bu yüce Meclisin gündemine gelmiştir.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Böyle bir usul yok! Sataşma yok!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu gerçek ama.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Böyle bir tezkereye o dönemin onurlu, şerefli parlamenterleri ret oyu vermiştir. Sizin de içinizden çok değerli arkadaşlarımız ret oyu ve çekimser oyu verdiği için bu tezkere bu yüce, Gazi Meclisten geçmemiştir.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sataşmaya bak!
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Şimdi neyi saklıyorsunuz? İç Tüzük belli, diyor ki: "Kapalı oturumların tutanakları on yıl süreyle saklanır, ondan sonra da açıklanır."
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - İyi söylüyor evet, neyi saklıyorsunuz?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sataşma nerede Başkanım? Nerede bu sataşma?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Kardeşim, yirmi iki yıl olmuş, niye açıklamıyorsunuz, neden açıklamıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Neyi gizliyorsunuz?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Gelin, çıkarın bunları; gelin, 86 milyon bunu bilsin. Kimin ret oyu verdiğini, kimin evet oyu verdiğini, kimin bu kürsüden ne konuştuğunu bu 86 milyon bilsin. Neden saklıyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Vatandaştan niye korkuyorsunuz?
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) - Kimden saklıyorsunuz? Bu milletten kaçamazsınız, kaçamazsınız! (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım... Başkanım...
BAŞKAN - İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Muş Milletvekili Sümeyye Boz’un, (2/2047) esas numaralı Deprem ve Afet Bakanlığı Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/132)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/2047) esas numaralı kanun teklifimin İç Tüzük 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurulun gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Sümeyye Boz |
|
| Muş |
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Zengin.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
46.- İstanbul Milletvekili Özlem Zengin’in, usule ve Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Başkanım, bu nasıl bir usuldür, ben anlayamadım. Kürsüye çıkan milletvekiline kim, neyi sataşmış da ona söz veriyorsunuz? Yani biz grubumuz adına açıklama yapmak için üç dakika konuşacağız, bir dakika söz vermeyeceksiniz; hiçbir sataşma olmadığı hâlde, bir milletvekili gelecek ve kürsüden iki dakika daha hakaret edecek. Ben kınıyorum, böyle bir şey olamaz, böyle bir şey olamaz. (CHP sıralarından gürültüler)
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Ret verme hakaret midir, anlayamadım?
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ayrıca...
BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz? Sayın Milletvekili, müsaade edin ama.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Her işlem başlıyor...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - "Tezkereye ret verdim, gururluyum." demek hakaret değil ki.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - İşlem başlıyor, siz kendiniz işlem başlatıyorsunuz kendi kuralınıza uymuyorsunuz. Bırakıyorsunuz kelimeyi, beyefendi geliyor, konuşuyor. Ali Mahir Bey yalandan bahsediyor. Ya, Zeki Ergezen Bey vefat etti arkadaşım, Hakk'ın rahmetine kavuştu, "Nerede?" diye soruyorsun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ne oldu, ondan sonra milletvekili yaptınız mı adamı? Adam kederinden öldü.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - "Nerede?" diye soruyorsun. "Nerede?" diye soruyorsunuz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kederinden öldü adam; kederinden öldü, kederinden. Kederinden öldü, kahrından öldü.
BAŞKAN - Sayın Başarır, bir müsaade edin ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Partim Amerikancıymış." dedi, kahroldu adam, kahroldu.
BAŞKAN - Sayın Başarır...
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Vefat ettiğinden haberi yok, gelip burada yalandan bahsediyorlar.
Değerli arkadaşlarım...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Var, var.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Başkanım, bütün gece dinleyecek hâlimiz yok! Böyle bir usul yok, bir saatten beri dinliyoruz ya!
BAŞKAN - Ama bir müsaade edin, az önce de Sayın Tüzün konuştu, tahammül edin lütfen.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Gerçekten böyle bir usul yok Sayın Başkan, sizi usule davet ediyorum.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimler ölmedi ki, Deniz Baykal da Genel Başkanımız da öldü, bu mu yani savunma Sayın Başkan?
BAŞKAN - Sayın Başarır... Sayın Başarır, doğru bir şey değil ama siz konuştunuz, söz verdim, müsaade edin. Yapmayın lütfen, yapmayın lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama neresi doğru ki konuşmanın Sayın Başkanım.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ya, o zamanki Başbakanı Cumhurbaşkanı adayı göstermek istediniz, neden bahsediyorsun sen ya! Ondan sonra gelip laf atıyorsun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Adem Yıldırım, laf atıyor sürekli.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Abdullah Gül Bey'i Cumhurbaşkanı adayı yapmak istediler, şimdi gelip laf atıyorlar. Ali Babacan'la beraber ortak hareket ediyor, neden bahsediyor? Kendine bak ya!
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Böyle bir yalan görmedim!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkan, devam edelim, vaktimiz daralıyor.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Kimlerle masaya oturmuşsunuz! Samimi olun ya, samimi!
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) Önergeler (Devam)
1.- Muş Milletvekili Sümeyye Boz’un, (2/2047) esas numaralı Deprem ve Afet Bakanlığı Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/132) (Devam)
BAŞKAN - Evet, önerge üzerinde teklif sahibi olarak Muş Milletvekili Sümeyye Boz konuşacaktır.
Buyurun Sayın Boz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Rüya görmeyin ya, siz yaptınız onu. Bütün yaptıklarınızı inkâr ediyorsunuz.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Konuşun, konuşun; hayatınız konuşmakla geçecek, icraata Allah fırsat vermeyecek, Allah fırsat vermeyecek.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Yunus Bey de "Kılıçdaroğlu Doktrini" yazıyor, yazdığı kitabı inkâr ediyor ya! Senin neyine inanayım ben! "Kılıçdaroğlu Doktrini" yazıp inkâr eden adamsın sen!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, iftar vakti geldi, aramızda niyetli olan arkadaşlarımız var, lütfen müsaade edin.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Vatandaş verecek, vatandaş.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Allah vermeyecek inşallah.
BAŞKAN - Sayın Milletvekilini çağırdım kürsüye, bir dinleyelim lütfen. Lütfen...
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Zeki Ergezen ölmüş, Deniz Bey de öldü; kimler ölmedi? Sayın Topuz öldü.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - "Kılıçdaroğlu Doktrini" yazıp inkâr eden adamsın sen ya!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanakları niye açıklamıyorsunuz ya! Kurtuluş Savaşı'nın tutanakları açıklandı ya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, Deniz Baykal da öldü ama Zeki Ergezen kederinden öldü!
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Kitap yazıp inkâr ediyorsun sen ya! "Kılıçdaroğlu Doktrini" yazıp inkâr etmiş adamsın sen ya! 500 sayfa kitap yazmışsın, inkâr etmişsin; bir de akademisyenim diye ortalıkta geziyorsun ya, yazık ya, yazık! Akademisyenliğine yazık senin!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanakları niye açıklamıyorsunuz, tutanakları?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tutanaklar açıklansın, Zeki Ergezen ne oy verdi Başkanım? "Hayır" verdi, o yüzden bir örnek verdik.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım, müdahale eder misiniz, kürsüde hatibimiz var ama olmaz ki!
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, vakit daralıyor, Allah rızası için devam edin.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım, baştan başlatır mısınız?
BAŞKAN - Hatibi kürsüye çağırdım, Allah aşkına ya! Lütfen ya!
Buyurun.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - 500 sayfa yazdığı kitabı inkâr ediyor ya! Kitap, kitap... "Kılıçdaroğlu Doktirini" kitabını inkâr etmişsin ya! Yazmışsın, yayınlamışsın, inkâr etmişsin!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanak, tutanak, tutanak!
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Başkanım, bizim bir dakikaları da verin o zaman.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Yazık yani! Bir de akademisyensin ya, yazdığın kitaba sahip çık! Önce yazdığın kitaba sahip çık!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanak, tutanak, tutanak nerede?
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Başkan, son bir kez başa alın, başlayacağım.
BAŞKAN - Bekleyin, bekleyin... Sakinleşsin, biraz bekleyin.
ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ne sakinleşeceğiz Başkanım ya!
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Başkanım, yazdığı kitaba sahip çıksın diyorum.
BAŞKAN - Tamam ama, susun ama... Hatip kürsüye geldi.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanak, tutanak Başkan, tutanağı soruyoruz, tutanağı!
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Yunus Bey "Kılıçdaroğlu Doktrini" diye bir kitap yazmış 500 sayfalık, şimdi inkâr ediyor, bir de akademisyenim diye ortalıkta geziyor!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Ya, bunun tutanakla ne ilgisi var! Tutanak, tutanak! "Tutanakları açın." diyoruz, tutanakları!
ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Adam profesör olmuş. Ya bir kere yazdığın kitabın arkasında dur, yazdığın!
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Vekilim, hatibimiz kürsüde ya, sizi saygıya davet ediyorum!
YUNUS EMRE (İstanbul) - Tutanakları açıkla!
AYTEN KORDU (Tunceli) - Arkadaşlar, ayıp ama gerçekten ayıp yani!
BAŞKAN - Buyurun.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları başında bizleri takip eden değerli halklarımız ve 8 Martı dört duvar arasında karşılayan ancak direniş ve umuttan asla vazgeçmeyerek bize ilham olan kadın siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Türkiye'de deprem sürpriz değildir. Sürpriz olan, bu kadar açık ve tekrar eden bir tehlikenin karşısında iktidarın hâlâ insan haklarını, insan hayatını siyasal öncelik hâline getirmemiş olmasıdır. 1966 Varto yıkıldı, 1999 Marmara yıkıldı, 6 Şubatta 11 il çöktü, on binlerce insan hayatını kaybetti ama her büyük depremden sonra imar düzeni gerçekten sorgulanmadı, köklü biçimde değişiklikler geliştirilmedi çünkü bu ülkede imar politikaları yalnızca teknik kararlardan ibaret olmadı; her dönemin iktidarıyla iç içe geçmiş bir anlayışın ürünüydü; bu dönem de öyle.
Deprem denilince aslında akla ilk gelen zemin olur ancak deneyimliyoruz ki mesele zeminden ziyade o zeminin üzerinde nasıl ve hangi önceliklerle şehir kurulduğudur. Sorunun fay hatları olmadığı da aşikâr, o fay hatlarını bile bile yapılan siyasi tercihlerdir. Depremin de doğal olduğunu kabul ediyoruz ancak afete dönüşmesi ise sorumluluktan kaçmanın sonucudur.
Bilim insanları Karlıova-Varto hattının Bitlis, Hakkâri ve Zagros kuşağının, Marmara segmentinin yüksek risk taşıdığını söylüyor. Beklenen büyük İstanbul depremi kapıda. Milyonlarca insanın yaşadığı illerden, kentlerden bahsediyoruz. Konu yalnızca depremin ve aynı zamanda bununla birlikte betonun dayanıklılığı değildir tabii ki. Konu milyonlarca insanın susuz, aç ve evsiz kalması ve bir gecede hayatını kaybetmesidir.
Peki, bütün bunlar olurken iktidar ne yapıyor? Bilim insanları uyarırken deprem beklenen Varto'da 16 köyü etkileyecek jeotermal tesis için ruhsat veriyor, halkın bütün itirazlarına rağmen yetki verdiği şirket mayıs ayında ilk sondajı vurmayı planlıyor, İstanbul'un insan güvenliğini değil arsa değerini esas alan bir modeli sürdürüyor. Bitlis-Hakkâri hattında afet riskini konuşmak, tartışmak gerekirken onlar bunun yerine güvenlikçi reflekslerle siyaset üretmeye devam ediyor. Toplanma alanlarını korumak yerine plan değişiklikleriyle başka kullanım alanlarını açıyor. Ortada bir yetişemedik sorunu ve hikâyesi yok. Ortada hangi riskin ciddiye alınacağına dair bilinçli bir öncelik sıralaması vardır ve bu sıralamanın içerisinde insan hayatı ne yazık ki yine ön planda değil. 6 Şubatta insanlar hâlâ hayattayken yardım bekliyordu, enkazın altında nefes almaya çalışan yurttaşlar vardı. Ülkenin dört bir yanında sela sesleri yükselirken biz bu ülkede o anda depremzedelere çadır satıldığını da gördük ve söyleyelim, bu ülkede afet yönetimi toplumsal cinsiyet eşitliğini dışlayan, merkeziyetçi ve otoriter bir kriz anlayışıyla yürütülüyor. 6 Şubatta devlet koordinasyonu çökmüşken, sahada yokken sahada kadın koordinasyon ağları vardı ancak kriz geçer geçmez onlar karar mekanizmalarından uzaklaştırıldılar. Geçici barınma alanlarında kadınların güvenliği planlanmadı, şiddete karşı koruma mekanizmaları güçlendirilmedi. Bakım yükü yine kadınların omzuna yıkıldı, yeniden inşa süreci eşitliğe değil ranta göre planlandı. Peki, biz bu kanun teklifiyle ne diyoruz? Bağımsız ve bilimsel temelli imar planlarını ve büyük ölçekli yatırımları deprem riski açısından denetleyen bir yapı kurulmalıdır. Fay hatları üzerindeki tüm projelere zorunlu ve kamuoyuna açık deprem etki analizi getirilmelidir. Toplanma alanları anayasal güvence altına alınmalı, yüksek riskli bölgelerde büyük yatırımlar risk azaltma planları tamamlanana kadar durdurulmalıdır. Deprem ve afet bakanlığı derhâl kurulmalı. Böylece, demokratik toplum konuştuğumuz şu günlerde kamu kurumlarının da demokratikleşmesiyle birlikte ihtiyaç duyulan demokrasiye bir nebze belki cevap verilmiş olur diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Kabul edilmiştir Başkanım.
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Kabul edildi Başkan.
BAŞKAN - Oylama bitti ama yapmayın ya...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Buyurun.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
47.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bir ifadeyi düzelttiğine ilişkin açıklaması[3]
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Az önce konuşmamda Dışişleri Bakanı olarak Egemen Bağış dedim, o tercüman milletvekiliydi, Yaşar Yakış'tı. Bu düzeltmeyi yapıyorum, tutanaklara geçsin. Söz almamın sebebi bu.
BAŞKAN - Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan 230 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Teklifleri
1.- Sivas Milletvekili Rukiye Toy ve Konya Milletvekili Mehmet Baykan ile 54 Milletvekilinin Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3308) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 230)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan 237 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlıyoruz.
2.- İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Milli Birlik Hükümeti Arasında Kolluk İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3030) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 237)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Mart 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 18.47
[1]. (*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. Bu ifadeye ilişkin düzeltme bu birleşim Tutanak Dergisi'nin ....'nci sayfasında "Açıklamalar" bölümünde yer almaktadır.
[3]. Bu düzeltmeye ilişkin ifade bu birleşim Tutanak Dergisi'nin ....'nci sayfasında yer almaktadır.