12 Mart 2026 Perşembe

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 14.01

      BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71'inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, görüşmelere başlamadan önce 10 Mart 2026 tarihli 69'uncu Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özetinin İç Tüzük'ün 71'inci maddesine göre okunabilmesi için kapalı oturuma geçmemiz gerekmektedir.

Bu nedenle Genel Kurul Salonu'nda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir.

Sayın İdare Amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.

Yeminli stenografların ve yeminli görevlilerin salonda kalmalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tutanak özeti okunduktan sonra açık oturuma geçilecek ve görüşmelere devam edilecektir.

Salonun hazırlanması amacıyla birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.03

 

İKİNCİ OTURUM

(Kapalıdır)

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71'inci Birleşiminin kapalı oturumdan sonra açık olarak yapılacak Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk olarak, 12 Mart Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunun 108'inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunun 108, İstiklal Marşı'mızın kabulünün de 105'inci yılı vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tarih, kadim devletlerin ebet müddet varlık serencamında en etkin yön tayin edici yani kutup yıldızıdır. Şayet tarihin kılavuzluğuna başvurulmaz ve ders alınmaz yani ihmal edilirse zaferden çok hezimet kaçınılmaz olur. Dahası, maziye dair kutlu yaşanmışlığı olmayan ulusların gelecekle ilgili güçlü hayal ve tasavvurları olamaz. İşte bu nedenle, binlerce yıllık şanlı tarihî müktesebatımızın bizlere yüklediği sorumluluk, nesilden nesle karakter edindiğimiz hürriyet ve bağımsızlık yüksek ilke ve ülküsünü nesilden nesle aktararak kalıcı kılmaktadır. Bu kutlu karakterin abide temsilcileri şanlı Türk tarihinin hemen hemen her kritik döneminde saldırı ve işgal sağanağına mahkûm şartlarda bile yeniden dirilip istiklallerini tüm cihana haykırmayı başarmışlardır. İşte, bugün, yani 12 Mart günü bu anlamda iki tarihî olayın hafızalarımıza nakşedildiği kutlu gündür. Bunlardan birincisi, "Çanakkale geçilmez!" denilerek başlayan Türk milletinin bağımsızlık serüveninin devamı niteliğindeki 12 Mart 1918'de uzun işgal ve mücadeleler sonucu esaretin son bulup istiklalin kazanıldığı Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşudur. İkincisi ise "Ya istiklal ya ölüm!" kararlılığıyla başlayan nihai millî bağımsızlık yürüyüşünün nihayete ermesiyle verilen mücadelenin ve onun ölümsüz kahramanlarının anısının dizelere nakşedildiği İstiklal Marşı'nın bundan tam 105 yıl önce kabul edildiği gündür. Her ikisi de kutlu olsun.

Sayın milletvekilleri, Erzurum özelinde mart ayı yakın tarihimizin zaferler ayıdır. 18 Mart 1915 yılında Çanakkale'de simgeleşen Türk milletinin ve vatanının esaret altında tutulamayacağı kararlılığı ve iradesi millî mücadele simgesi olan Erzurum'da 12 Mart 1918 tarihinde yeniden tezahür etmiştir. Zaferimiz, 25 Şubatta İspir'le başlamış, 12 Martta şehrin kurtuluşuyla taçlanmış ve 7 Nisanda Şenkaya'nın özgürlüğüyle noktalanmıştır. Bu vesileyle, emperyalizme karşı "Vatan bir bütündür, parçalanamaz." millî iradesini eyleme dönüştürerek gelecek nesillere yani bizlere ve bizden sonrakilere güçlü bir bağımsızlık mirası bırakan, kahraman şehrin gül bahçelerine giren kahraman şehitlerini rahmet ve minnetle anar, dadaşlar diyarı Erzurum'a ve Erzurumlulara kutlu olmasını dilerim.

Sayın milletvekilleri, bu kahraman ecdadın kutlu mirasının temsilcileri olan dadaşlar, taşıdıkları vakar gereği her daim şükür, sabır, kanaat ve millî ve manevi değerlere sadakatleriyle maşerî vicdanlarda sembolleşmişlerdir.               Dadaşlar diyarı Erzurum her türlü coğrafi ve iklim güçlüklerinin yanı sıra, deprem kuşağında bulunması ve çok geniş ve engebeli bir arazide yer almasına rağmen yine de yılmadan, yakınmadan ve yüksünmeden varlığını idame ettirmeye büyük gayret göstermektedir. Diğer bir ifadeyle, yıldan yıla topyekûn bu güçlüklerden dolayı göçe revan olan nüfus kaybına rağmen Erzurum, yine de eğitimden sağlığa, tarım ve hayvancılıktan turizm ve ticarete bölgenin her bağlamda taşıyıcı kolunu ve hizmet merkezi olma misyonunu büyük bir özveriyle sürdürmektedir. Genelde Doğu Anadolu'nun ve özelde Erzurum'un her türlü olumsuzluğa rağmen hâlâ hayvancılıkta önemli bir yere sahip olması her türlü takdire şayandır. Bu bağlamda, çeşitli projeler adı altında desteğini esirgemeyen Hükûmetimize şükranlarımızı sunuyoruz.

Sayın milletvekilleri, göçlerle ilgili tüm bilimsel ve akademik çalışmalara baktığımızda, göçün öncelikli nedenleri başında emniyet ve güvenlik endişeleri, ekonomik sıkıntılar, işsizlik, zor coğrafi ve iklim koşullarının geldiğini görmekteyiz. Hemen hemen son iki yüz yıldır bu nedenlerin hepsini farklı format ve zaman dilimlerinde iliklerine kadar yaşayan Erzurum, sürekli nüfus kaybına uğramıştır. Dünyanın her yerinde doğası gereği göçlerin Batı'ya yönelik olması beklenen bir durumdur fakat göçü önleyici tedbirlerin de eş zamanlı olarak alındığına tanıklık etmekteyiz; yani somutlaştırmak gerekirse, göçün kaçınılmaz olduğu mahrumiyet bölgelerine yönelik birtakım özel bölgesel kalkınma planları, hizmet tedarikinde öncelik ve ayrıcalık, ekonomik iyileştirme hamleleri ve dolaylı katkılar sağlanmaktadır. İşte, yaşadığımız sıkıntıların doğal yansıması olarak vuku bulan âşıklık, ozanlık geleneğinin simge ismi Sümmânî'nin de ifade ettiği gibi, bahtı kara yazılan Erzurum'un bugün birçok temel ihtiyaçlar ve hizmet kalemleri bağlamında elde ettiği imkânlar göz ardı edilemez doğal olarak yani elektrik, içme suyu, yol yapımı, sağlık, eğitim, doğal gaz ve ulaşımda sağlanan imkânlar takdire şayandır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

KAMİL AYDIN (Devamla) - Fakat ülkemizin batı-doğu hattında gerçekleştirilen yüksek hızlı tren bağlantısının Sivas'tan Kars'a uzatılması ivedilikle programa alınmalıdır. Öte yandan, yılın sekiz ayında tamamen ısınma amaçlı tüketilen doğal gaz fiyatlarının bölge şartlarına uygun iyileştirmeye tabi tutulması bölgemiz için elzemdir. Dahası, Erzurum'a ve bölgeye yapılacak her türlü ekonomik ve ticari yatırımlar 6'ncı bölge statüsünde değerlendirilip pozitif ayrımcılığa tabi tutulmalıdır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Zaferimiz kutlu olsun diyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

İkinci olarak, Antalya'nın sorunları hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Aykut Kaya konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Turizm işletmelerinden yüzde 2 oranında konaklama vergisi alınmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde bu vergi şehir vergisi olarak uygulanır ve o kentin altyapısına harcanır; bizde ise doğrudan merkezî bütçeye gitmektedir. Antalya'dan toplanan yaklaşık 200 milyon dolarlık konaklama vergisinin ne kadarının Antalya'ya geri döndüğü ise belli değildir. Toplanan paraların nereye harcandığını bilemiyoruz. Oysa bu kaynak Antalya'da kalsaydı şehrin birçok ulaşım ve altyapı sorunu da çoktan çözülmüş olurdu. Antalya yazın nüfusunun 7-8 katı kadar bir nüfusa hizmet vermektedir ancak aldığı katkı payı yalnızca yerleşik nüfusa göre hesaplanmaktadır; bu, Antalya'ya karşı açık bir haksızlıktır. Bu nedenle, Antalya'dan toplanan konaklama vergisinin altyapısında kullanılması şartıyla Antalya'da kalması gerekmektedir.

Bugün birçok turizm işletmesi, zincir market ve finans kuruluşlarının şubeleri Antalya'da faaliyet göstermekte ancak merkezleri başka şehirlerde olduğu için bu gelirler o şehirlerde kaydedilmektedir. Yapılacak bir yasal düzenlemeyle Antalya'dan elde edilen bu gelirlerin Antalya'ya kaydedilmesi ve vergilerinin Antalya'da alınması sağlanmalıdır. Hazine ve Maliye Bakanlığının bu konuda bir an önce adım atmasını talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) 

APP plakalarla ilgili açıklamalara rağmen hâlâ kafa karışıklığı devam etmekte. 1 Nisana kadar uzatılan süre yeterli değildir. Şoförler odalarında uzun kuyruklar yaşanmaktadır. Bu sürenin en az 1 Hazirana kadar uzatılması gerekmektedir. Vatandaşımız plakasını değiştirmek için birçok işlem yapmak zorunda kalıyor, hem zaman kaybı yaşıyor hem de gereksiz bir mali külfetin altına giriyor. Bu işlemlerden alınan ücretlerde vatandaşlarımıza muafiyet ve kolaylıklar sağlanmalıdır. Bugüne kadar bu araçlar bu plakalarla muayeneden geçti, noterden satıldı, trafik cezası yedi, şimdi mi sorun oluyor? Üstelik birçok vatandaşımız aracını alırken APP plaka olduğunu bile bilmiyordu. Şimdiyse orijinal plaka yoksa yıllardır kullandığı plaka numarasını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Plaka sadece aracın kimliği değil, aynı zamanda aracın estetiğidir, araca değer katan bir unsurdur. Bu nedenle, plaka standartları geliştirilmelidir ki vatandaşlarımız dışarıda plaka bastırmak zorunda kalmasın. Ruhsatıyla uyumlu plakaya 140 bin lira ceza kesmeyin, en fazla 4 bin lira uygulayın. Bugüne kadar kesilen cezalar da affedilmelidir. 140 bin liralık ceza yalnızca başkasına ait plaka kullananlar için uygulanmalıdır.

Son dönemde trafik cezaları ciddi şekilde artırıldı. Trafik denetimi elbette olmalıdır, buna kimsenin itirazı yok ancak bugün EDS'ler, radar araçları, "drone"lar ve helikopter denetimleri artırıldı. Ceza kesmek için bütün imkânlar seferber edilmiş durumda. Şehirler arası seyahat eden vatandaşlarımız, bilmedikleri güzergâhlarda hız limitlerinin bir anda düştüğü yerlerde ister istemez ceza yiyorlar. Bu, insanlık hâli; hem yüksek ceza ödüyor hem de ceza puanı gidiyor. Uzun yol yapan tır ve otobüs şoförlerimize Allah kolaylık versin. Antalya'dan İstanbul'a birkaç kez gidip gelen bir sürücü bu şartlarda dünya kadar para öder, ehliyetini kaptırma riski taşır. Bu işi ticari yapan sürücüler için ceza puanı sistemi yeniden düzenlenmeli, cezalar hakkaniyetli seviyelere çekilmelidir.

Bir de şirket aracını sigortalı olmayan biri kullansa 60-70 bin liraya varan cezalar kesiliyor. Biz dayanışma kültürü olan bir toplumuz; aracımızı arkadaşımıza da veririz, akrabamız da kullanabilir. Vatandaş araç alırken araç parası kadar vergi ödüyor, akaryakıta yüksek vergi ödüyor, bir de şimdi bu ağır cezalarla vatandaşı iyice perişan ediyorsunuz. Yok, trafikten ceza; yok, "Hoparlör bulundurdun." ceza; yok, "IBAN'a para gönderdin." ceza; yok, "Az fatura kestin." ceza. Her şeyden ceza keser hâle geldiniz. Milletimiz artık bu cezalardan bıkmış durumda. Artık iktidarınız bir ceza ve tahsilat iktidarına dönüşmüş durumda.

Bugün Gazipaşa'dan Kaş'a kadar Karayollarına ait kavşaklarda akıllı kavşak sistemi olmadığı için vatandaşlarımız boşu boşuna kırmızı ışıkta beklemek zorunda kalıyor. Gece yarısı kavşakta tek araç var, yol boş ama kırmızı ışık yanıyor ve vatandaş bekliyor. Artık akıllı kavşak sistemlerine geçmemiz gerekiyor, dünyada sistem böyle işliyor. Trafik ışıkları araçlara göre çalışır, araç trafik ışıklarına göre beklemez. Akıllı kavşak sistemleri kurulursa trafik rahatlar, yakıt tasarrufu sağlanır, zaman kaybı azalır ve araçların yıpranmasının önüne geçilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

AYKUT KAYA (Devamla) - Son cezalardan sonra yıllarını bu işe vermiş binlerce modifiye esnafı kepenk kapatma noktasına gelmiştir. Modifiyeyi bir tutku olarak yapan vatandaşlarımız da büyük bir endişe içine girmiştir. İthalatına izin verdiğiniz, vergisini ve bandrolünü aldığınız ürünleri vatandaşımız çevreye zarar vermeden kullandığında ceza kesilmemelidir. Bugün "Araçta ses sistemi bulundu." diye 21 bin lira ceza kesiyorsunuz. Bu, 220 kilometre hız yapabilen bir araca 80'le giderken "220 yapmadın." diye ceza kesmek gibi bir çelişkidir. Çevreyi rahatsız etmeyen, trafik kurallarını ihlal etmeyen modifiye kullanıcılarının önü açılmalıdır. Seçim zamanı geldiğinde en büyük modifiyeyi, gürültü kirliliğini yine siyasetçiler yapacak. Burada soruyorum: Bir çifte standart yok mu? Çevreye zarar vermeyen, trafik kurallarını ihlal etmeyen modifiye tutkunlarının önü kapanmamalıdır.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Son olarak, 12 Mart Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunun 108'inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat konuşacaktır.

Buyurun Sayın Fırat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

ABDURRAHİM FIRAT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Anadolu'nun ön sözünün yazıldığı, cumhuriyetin o sarsılmaz harcının karıldığı Erzurum'un düşman işgalinden hürriyete kanat açışının 108'inci yıl dönümünü selamlamak için huzurlarınızdayım.

Bu kürsüden, Palandöken'in vakarıyla kuşanmış tüm hemşehrilerimizi, vatanın her bir köşesinde yüreği memleket sevdasıyla çarpan aziz vatandaşlarımızı en kalbî duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Erzurum, Alvarlı Efe'nin ifadesiyle, Mülkiislam'ın kilidi, Anadolu'nun ise geçit vermez ehliiman derbendidir. 12 Mart 1918 sabahı o kilit bir daha asla açılmamak üzere istiklal aşkıyla mühürlenmiştir. O gün Erzurum'un sokaklarında yankılanan tekbir sesleri, Türk'üyle Kürt'üyle, bu coğrafyanın her bir rengiyle "Biz buradayız ve bura da vatanımızdır." diyen o muazzam iradenin manifestosudur. Bizim birliğimiz dışarıdan kurgulanan sahte ajandalara prim vermeyen, aynı kıbleye dönen, aynı acıyla yoğrulan ve aynı sevinçle şahlanan bin yıllık bir kader birliğinin eseridir.

(Hatip tarafından Hucurât suresinin 10'uncu ayetikerimesinin bir kısmının okunması)

ABDURRAHİM FIRAT (Devamla) - Rabb'imizin "Müminler ancak kardeştir." emrini baş tacı ederek bir binanın birbirine kenetlenmiş tuğlaları gibi yani Kur'an'ın ifadesiyle bünyânımersus gibi saf tutanların zaferidir bu.

Değerli milletvekilleri, bugün, dünya yüzyılının en sert kırılmalarının yaşandığı, jeopolitik dengelerin altüst olduğu sancılı bir doğumun eşiğindeyiz. Uluslararası hukukun rafa kaldırıldığı, kuralın değil gücün söz sahibi olduğu, vahşi ve asimetrik düzenin çatırdadığına hep birlikte şahitlik ediyoruz. Dünya büyük bir değişim ve sarsıntı sürecinde, ayrıca derin bir kafa karışıklığı hâkim, âdeta kurulu dünya sistemi can çekişiyor, büyük paradigmalar yıkılıyor, kavramlar eriyor, terminoloji yok oluyor, yeni dünya ise henüz doğamadı, eski sistem işleyişini yitirmiş olmasına rağmen koltuğunu bırakmayı reddediyor, yeni olan ise tüm ihtiyaçlara rağmen henüz tam manasıyla gün yüzüne çıkamıyor. İşte, bu kaosun ortasında Türkiye artık sadece sınırlarını bekleyen bir ülke olmanın ötesine geçerek bizzat oyun kuran, oyunbozan ve mazlumun elinden tutan küresel bir vicdanın kalesidir. Erzurum'un yüz sekiz yıl önceki o vakur direnişi bugün Gazze'nin feryadına ses veren, Orta Doğu'da söz sahibi olan, Kafkasya'da denklemi değiştiren, Balkanlarda huzuru tahkim eden o büyük Türkiye idealinin ruh köküdür.

Şunu iyi bilmeliyiz ki bu dönem bizler için sadece bir geçiş süreci değil bir varoluş sınavıdır. Eğer bizler konforu değil sorumluluğu, salt aklı değil akılla birlikte vicdanı ve ahlakı seçersek o can çekişen eski dünya yerini sağlıklı ve adil bir doğuma bırakacaktır. Stratejik derinlik ve askerî caydırıcılık bu coğrafyada nefes alabilmenin bedelidir. Erzurum'un yakın tarihte defalarca işgale uğramış olması bu topraklara yönelik sinsi emellerin hiçbir zaman uyumadığını bizlere ihtar etmektedir ancak bugün gökyüzünde kendi çelik kanatlarıyla süzülen İHA'larımızla, denizlerde kendi gemilerimizle, sahada ise yerli ve millî savunma sanayimizin sağladığı sarsılmaz öz güvenle dimdik ayaktayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde perçinlenen bu tam bağımsızlık iradesi Erzurum Kongresi'nde haykırılan "Manda ve himaye kabul olunamaz." kararının 21'inci yüzyıldaki teknolojik ve diplomatik şahlanışıdır. Vazifemiz "Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır." düsturuyla kenetlenmek, teknolojiyle kuşanmak ve en doğru zamanda hakkı tutup kaldırmaktır.

12 Mart, Erzurum'un düğünü hem de istiklalimizin mührü olan İstiklal Marşı'mızın kabul günüdür. Bu bir tesadüf olamaz. Bu, bu milletin karakterinin tek bir gövdede buluşmasıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle Erzurum'un kurtuluşunun 108'inci yıl dönümünde bu toprakları kanlarıyla sulayan aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Erzurum, Türkiye'nin sarsılmaz doğu burcu olmaya sonsuza dek devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ABDURRAHİM FIRAT (Devamla) - Rabb'im, birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim kılsın; devletimize zeval vermesin.

Genel Kurulu ve tüm vatandaşlarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakikayla söz vereceğim.

İlk söz, Sayın Bektaş...

 

 

BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de gençler artık hayal kurmuyor, Türkiye'den kaçış planı yapıyor. Bir zamanlar doktor, mühendis, avukat olmak istiyorlardı, şimdi Avrupa'da eğitimlerine uygun olmayan hizmet sektöründeki vasıfsız işleri yapmayı hedefliyorlar. Üniversite okuyorlar, umutları yok; diploma sahibi oluyorlar, işleri yok. Bir kahve içerken bile iki kere hesap yapıyorlar. Peki, Avrupa'daki yaşıtları ne yapıyor? Ülke ülke geziyor, kendine yatırım yapıyor, geleceğini planlıyor. Bizim gençlerimiz ise tek yön bilet fiyatı araştırıyor. Araştırmalara göre, Türkiye, gençlere sunduğu yaşam kalitesinde Avrupa'nın son sırasına düştü; ev genci sayısında ise Avrupa'da 1'inci oldu. Bütün bunların sorumlusu elbette AKP iktidarıdır. Gençlere nitelikli eğitim, eğitime dayalı istihdam, refah ve huzur sağlayamayan AKP iktidarı Türkiye'nin geleceğini karartıyor.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

 

 

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkürler Başkanım.

"Arkadaş!  Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda."

İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105'inci yılını kutluyor, bu eşsiz eseri bize miras bırakan Mehmet Akif Ersoy'u ve aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

BAŞKAN - Sayın Mertoğlu...

 

 

HARUN MERTOĞLU (Rize) - "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım,

Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. 

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal."

BAŞKAN - Sayın Ayrım...

 

 

ŞAMİL AYRIM (İstanbul) - "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak."

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstiklal Marşı'mızın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilişinin 105'inci yıl dönümünü gurur ve minnetle anıyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî şairimiz ve vatan sevdalısı Mehmet Akif Ersoy'u, Millî Mücadele'mizin tüm kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Milletimizin bağımsızlık iradesini, inancını ve cesaretini haykıran İstiklal Marşı, her dönemde milletimize yol gösteren, zamana meydan okuyan bir istiklal bildirgesidir. Üstat Mehmet Akif'in kaleminden çıkan bu eşsiz eser milletimizin ortak vicdanı ve ruhudur. Allah bu millete bir daha...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aksakal...

 

 

MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yurdun dört bir yanında işgalci emperyalist düşmana karşı verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı'mız sonrasında asil Türk milletinin inancının ve vatan sevgisinin en güçlü duygularla vücut bulduğu İstiklal Marşı'mızın Gazi Mecliste kabulünün 105'inci yılını idrak ediyoruz. Bugün küresel emperyalist politikaların ülkemiz üzerinde ve bölgemizde yüz yıl öncesinin neredeyse bire bir benzeri şartlarını yaşıyor olmamız, ruhumuzun derinliklerine kadar yer etmiş olan millî marşımızın önemini ve değerini bir kat daha önümüze çıkarmaktadır. Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı'mızın şairi, fikir, sanat ve dava adamı, Türk milletinin bağımsızlık ruhunu kişiliğinde somutlaştırmış bir şahsiyetti.

Bu kutlu günün vesilesiyle başta cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve aziz şehitlerimiz olmak üzere vatan sevgisini yüreğinde taşıyan her bir yurttaşımızın tanıdığı, bağrına bastığı Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Yaşasın tam bağımsız Türkiye!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Karaman...

 

 

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mart 1992 tarihinde Erzincan ilimizde meydana gelen depremin yarın 34'üncü yıl dönümüdür. Depremler üzerinden zaman geçse de acıları hâlâ tazedir. Taze olan bir acımız da asrın felaketi olan Kahramanmaraş depremidir. Bu vesileyle hayatını kaybeden tüm deprem şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine sabır diliyorum.

Erzincan'ımızı depreme hazırlıklı hâle getirmek için çalışıyoruz; ilimizdeki tüm okullar depreme hazırlıklı hâle getirildi, Erzincan'da Deprem Teknolojileri Enstitüsü kuruldu, Çevre Bakanlığı koordinatörlüğünde Erzincan Belediyesiyle birlikte Merkez Çarşısı, Akşemsettin, Yunus Emre ve Fatih mahalleleri başta olmak üzere kentsel dönüşüm çalışmalarına devam ediyoruz. Yarısı bizden kampanyasının Erzincan'ımızda da uygulanmasını talep ediyoruz.

Bütün bu konularda emeği geçen Cumhurbaşkanımıza, son Başbakanımıza, Çevre Bakanımıza, Erzincan Valimize ve Erzincan Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Barut...

 

 

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, yakın zamanda çıkarılan yargı paketinde kısa süreli hapis cezalarında cezasızlık algısını ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan zorunluluk bir sorun yarattı. Buna göre bir ay kapalı ve üç ay açık cezaevi infazı uygulaması kısa süreli ceza alan kişileri mağdur etti. Önceki uygulamada denetimli serbestlik ve cezaevi kurullarının iyi hâl kapsamında değerlendirilebilen cezaları bu düzenleme nedeniyle zorunlu kapalı ceza infazına dönüştü. Aile düzeni ve çalışma hayatı üzerinde mağduriyetler oluştu. Kısa süreli cezalar bakımından denetimli serbestlik sisteminin daha esnek ve ölçülü şekilde düzenlenmesi gerek. Böylece hem infaz hukukunun temel ilkelerine daha uygun olacak hem de kamuoyunda oluşan mağduriyet algısını önemli ölçüde giderecektir. Bu konuda yapılacak bir düzenlemenin de olumlu olacağını düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...

 

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) -  Teşekkürler Sayın Başkan.

Cezaevlerindeki hukuksuzluk ve insanlık dışı uygulamalar Meclis gündeminden çıksın artık. İHADER'in raporuna göre 335 ağır hasta mahpus tahliye olmayı bekliyor. Kayseri Cezaevinde kalan yüzde 90 engelli, sağ eli ve sağ ayağı olmayan Şaban Kaygusuz tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olmasına rağmen tekli hücrede tutuluyor, sevk talebi reddediliyor. Anne, oğlu bırakılmıyorsa da en azından Gaziantep'e sevki talebinin kabul edilmesini istiyor.

Adana Suluca Cezaevinde olan ağır hasta mahpus Fevzi Arslan'ın sağlık durumu her geçen gün ağırlaşıyor. Fevzi Arslan'ın insani koşullarda tedavi olması için acilen tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsani koşullarda tedavi olmak bir haktır, yarın geç olabilir. Adalet Bakanını sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kanko...

 

 

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Bir yıllık hâkim istinaf hâkimlerine dilekçe yazdı, "Kararlarımı onayın, terfi alacağım." dedi. Hâkimin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesine yazdığı iddia edilen dilekçenin içeriği şu: "Ağır ceza mahkemesinde üye hâkim olarak görev yapmaktayım. Taraflarca istinaf edilip istinaftan dönen 21 kararım bulunmaktadır. Mesleğe başlamamın üzerinden on dört ay geçtikten sonra Nisan 2026'da terfi alacağımdan dolayı kanun yolu değerlendirme formu yetersiz olduğu için ve bu hâliyle terfi yapamayacağımdan dolayı ekte sunmuş olduğum dosyaların dairenizde bulunması nedeniyle terfi durumunda dikkate alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim." Buna karşılık Hâkimler ve Savcılar Derneği de şöyle bir açıklama yapıyor: "Tartışılması gereken asıl mesele bir meslektaşımızın dilekçesi değil hâkim ve savcıları bu tür taleplerde bulundurmak zorunda bırakan bozuk terfi düzenidir. Son günlerde liyakatin gündeme geldiği bu dilekçe çok önemlidir.

BAŞKAN - Sayın Bülbül...

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - 2021 ve 2023'te ihalesi yapılan, depreme dayanıksız olduğu raporlarla tespit edilen Aydın Adliyesi için yıllar sonra bulunan adres orman fidanlığı arazisi oldu. Aydınlılar beş yıldır güvenli bir adliye binası beklerken orman fidanlığının yerine adliye yapılacak, fidanlık betona gömülecek. Hiç mi yer kalmadı da orman fidanlığına adliye yapıyorsunuz? Adliyeyi orman fidanlığına yapamazsınız. Anayasa’nın 169'uncu maddesi açıktır; devlet, ormanları korumakla yükümlüdür. Ormanlık alan yapılaşmaya açılamaz. Birinci derece deprem bölgesi olan Aydın'da kamu binalarını depreme dayanıklı hâle getirmeyi ağırdan alan iktidar doğaya ise hoyratça müdahale etmektedir. JES'lerle, RES'lerle, maden ocaklarıyla delik deşik edilen, koyları imara açılan, tarım ürünlerine savaş açılan Aydın'da fidanlık arazisine adliye yapılmasına karşıyız. Bu karardan derhâl vazgeçilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Vedat Işıkhan dün sosyal medya hesaplarında bu afişi paylaştı ve bu afiş emeklilere ödenecek bayram ikramiyesiyle ilgili. Bu afişte pek çok tarih var, kutucuk var, yazı var, bilin bakalım ne yok? Emekli ikramiyesinin miktarı yok. 4 bin lirayı buraya yazamamış, en azından bu kadar utanmış. Evet, bu 4 bin lira ikramiye 2018'de ilk verildiğinde asgari ücretin yüzde 62'siydi. Bu orana sadık kalınsa bugün 17 bin lira emeklilere bayram ikramiyesi vermeniz gerekiyordu, vermediniz; umutlarını, hayallerini çaldınız, şu tarihi de müjde diye dalga geçer gibi sunuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Adıgüzel...

 

 

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan "Şu resimde anormal olan nedir?" diye sorulduğunda herkes, şu ortadaki, Ordu ile deniz arasındaki perde duvar inşaatını, eski terminal alanına Büyükşehrin çaktığı kazıkları gösteriyor. Şehir ortak aklı da buna itiraz ediyor ama Hilmi Güler dün çıktı, enteresan bir şey dedi: "Bu yapıya itiraz edenler beton ihalesini alamayanlar."

Şimdi, bizim beton firmamız olmadığına göre, madem söze başladın gerisini de getir, ihaleyi alamayan bu firma kimdir? Bu arada ihaleyi alan firma kimdir ve ne kadar beton faturası kestin? Mesela bu ihaleyi verdiğin firma Ordu'nun tek antik kenti olan Kurul Antik Kenti'nin altını taş ocağıyla oyan firma olmasın? Hani koruyup kolladığın, birlikte Ordu'nun kültür mirasını dinamitlediğin firma olabilir mi? Hilmi Güler, madem Pandora'nın kutusunu açtın, sözünün eri bir adamsan, sözünün kıymeti varsa şimdi ya lafını bitir ya da o ağzını bile açma.

BAŞKAN - Sayın Akbulut...

 

 

İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstiklal Marşı'mızın bu yüce Meclis tarafından kabul edilişinin 105'inci yılını kutluyoruz. O gün için bütün yurt düşman işgali altındaydı. Kuvayımilliyeciler Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Türkiye'nin dört bir yanında Millî Mücadele veriyorlardı düşman işgalinden kurtulması için yurdumuzun.  Ülkemize, milletimize, şanlı ordumuza moral olması açısından bir şiir yarışması düzenlendi Meclis tarafından ve 725 şiir arasından Mehmet Akif Ersoy'un şiiri İstiklal Marşı'mız olarak kabul edildi.

Biz de seçim bölgem Burdur olarak Burdur'umuzun ilk milletvekili olan Mehmet Akif Ersoy'la gurur duyuyoruz. Akif'in söylediği gibi "Allah bu yüce millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın." diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Alp...

 

 

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, kanun hükmünde kararnamelerle görevden alınan, başta devrimci, demokrat, yurtsever insanlar olmak üzere haksızlığa uğrayan bütün insanlarımız adına Meclisimize adalet çağrısı yapıyorum. Bu insanların birçoğu yargılandılar ve beraat ettiler. Birçoğu hakkında dava dahi açılmadı, hakkında soruşturma yürütülen birçok insan hakkında takipsizlik kararı verildi. Bunlar eğer suçsuzsa görevlerine iade edilmeleri gerekir, suçluysa gereğinin yapılması gerekir fakat bu sosyal ölüme artık daha fazla seyirci kalamayız. Kanun hükmünde kararnamelerle görevden alınan insanlarımıza yapılan haksızlığa ve hukuksuzluğa ben Kars Milletvekili olarak dâhil değilim, bu işe karşıyım ve Meclisimizi de inisiyatif almaya davet ediyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın Parlak...

 

 

VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Teşekkürler Başkan.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan öğretmenler yıllardır özel gereksinimli bireylerin eğitimi için büyük bir özveriyle çalışıyor. Bu kurumlar özel statüde olsa da verilen eğitimin finansmanı ve denetimi Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılmaktadır. Buna rağmen bu kurumlarda görev yapan öğretmenlerin özlük hakları, çalışma şartları ve iş güvencesi konusunda ciddi eksiklikler bulunuyor. Hafta sonu çalışma düzeni nedeniyle pazar ve pazartesi günleri izin kullanmak zorunda kalıyorlar. Ağır hava koşullarında dahi idari tatil uygulanmıyor. Bu durum, hem çalışanların motivasyonunu hem de özel gereksinimli öğrencilerin eğitim kalitesini olumsuz etkiliyor. Özel eğitim öğretmenlerinin koşullarının iyileştirilmesi için Millî Eğitim Bakanını göreve çağırıyorum.

BAŞKAN - Sayın Arslan...

 

 

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 12 Mart, aziz milletimizin bağımsızlık iradesinin en gür şekilde dile geldiği, İstiklal Marşı'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından millî marş olarak kabul edilişinin yıl dönümü. Bu marş Mehmet Akif Ersoy'un kaleminden dökülen bir şiir olmanın ötesinde, vatan topraklarının hürriyeti uğruna verilen büyük direnişin, milletimizin imanının ve kararlılığının ifadesidir.

İstiklal Marşı'mız "Korkma..." diye başlar. Bu hitap sadece bir kelime değil, bir milletin yüreğine verilen cesarettir. Nitekim, İsmet Özel'in de ifade ettiği gibi, bu söz Resulüekrem'in Sevr Mağarası'nda Hazreti Ebubekir'e söylediği o büyük teslimiyet ve güvenin yankısıdır. "Korkma..." diyerek başlayan o ilk ses yüz beş yıldır bu milletin nabzında atmaktadır çünkü İstiklal Marşı yalnız bir marş değildir, hürriyetimizin tapusu, bağımsızlığımızın andıdır.

Bu vesileyle, istiklal mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmet ve minnetle anıyor, İstiklal Marşı'mızın yıl dönümünü saygıyla kutluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Çakır...

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, İslamofobi İslam dinine, Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelen çağdaş ve modernize edilerek piyasaya sürülen Haçlı zihniyetinin güncel versiyonudur. Batı'nın kurguladığı ve düşman kategorisinde bir yere oturttuğu bu saplantıya İslam dünyasının topyekûn karşı koymasını ve çalışmasını mecburi hâle getirmektedir. Sükûnet ile suhuletin, iyilik ve güzelliğin kaynağı olan İslam'ın gönüllere hitap eden yanı ile dünyanın adalete ve huzura olan ihtiyacına aykırı anlayışını emperyalist ve saplantılı bir kafayla karşı çıkılarak düşmanlık ihdas etme girişimi olan İslamofobinin el yükselttiğini, devletlerin buna kayıtsız kalması, hatta sahiplenmesi sadece İslam dünyasına savaş açılmış olarak kalmadığı gibi, dünyanın hızlı bir şekilde faşizm bataklığına, engizisyon despotizmine sürüklenmesine sebep olacaktır diyor, Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Varli...

 

 

GÜLDEREN VARLİ (Van) - Sayın Başkan, kaybolduğu günden beri ailesi, kadın platformları, kamuoyu ve bizler aynı soruyu soruyoruz: Rojin'e ne oldu? Ancak aradan geçen zamana rağmen Rojin'in şüpheli ölümü aydınlatılmadı. Dosyadaki tespit edilen DNA örneklerinin kime ait olduğu ise hâlâ belirlenmedi. Her geçen gün soru işaretleri artıyor. En son, İspanya'ya gönderildiği belirtilen telefona ilişkin şifrenin çözülmediği açıklandı. Bir telefon incelenmesi için ta denizleri aşmış ama yurt hakkında soruşturma açılmamasının engellenmesi de ciddi bir çelişkidir. Soruşturma uluslararası incelemelere kadar uzanırken Van'daki yerel süreçler de tıkanmaktadır. Şüpheli kadın ölümlerinin artmasının önemli nedenlerinden biri etkin, şeffaf yürütülmeyen soruşturmalar ve yetersiz incelemelerdir. Sormaya devam edeceğiz: Rojin'e ne oldu?

BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...

 

 

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şampiyonlar Ligi mücadelesinde Liverpool taraftarı hem Atatürk'ü hem de Türk milletini onurlandıran bir harekete imza attı. Galatasaray'ın misafiri olarak İstanbul'a gelen İngiliz taraftarlar Atatürk'ün imzasını taşıyan "Yurtta sulh, cihanda sulh." yazılı dev bir pankart açtılar. Tüm dünyaya Atatürk'ün ağzından barış mesajı verilirken bu anlamlı hareket hepimizi gururlandırdı. Ancak anlaşılan, bu pankart bir tek TRT'ye gurur vermedi çünkü TRT bu sahneyi bir saniye bile ekrana taşımadı. TRT bu pankartı neden sansürledi? Ekrana yansıtılmaması için bir talimat mı verildi? Verildiyse kim verdi? Günlerdir TRT bu sansürle ilgili bir açıklama yapmıyor. TRT'nin karar vericilerini en az Liverpool taraftarı kadar Atatürk'e saygı göstermeye ve bu sansürün hesabını vermeye davet ediyorum. Atatürk'ün yendiği İngilizler bile Atatürk'e saygı gösterirken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - ...AKP'nin Atatürk düşmanlığı sona ermiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Türkiye'de çiftçilerimiz borçla üretmeye çalışıyor; mazot pahalı, gübre pahalı, elektrik pahalı, tohum pahalı. Çiftçiye tek seferde destek sözü veren AKP iktidarı bu sözünü tutmadığı için bayram öncesi çiftçilerimiz büyük sorunlar yaşıyor. Verdiği sözleri tutmamayı görev edinen AKP, daha önce açıkladığı desteği değiştirerek bu destekleri ikiye bölüp parça parça vermeyi planlıyor. Taksit taksit verilen, miktarı enflasyonla eriyen destek bir lütuf değildir. Çiftçi mazotu parça parça mı alsın, gübreyi yarım yarım mı atsın? Geciken destek, yatırım değil zarardır. Buradan açıkça söylüyoruz: Çiftçiyi ayakta tutmak istiyorsanız destekleri geciktirmeyin. Bayram yaklaşırken çiftçilerin eline para geçerse mazotunu alır, gübresini alır, üretimine devam eder. Bu yüzden çağrımız nettir: Mazot ve gübre destekleri bayramdan önce tek seferde ödenmelidir. Uşaklı çiftçilerimizin yanındayız, İnaylı çiftçilerimizin yanındayız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sümer...

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye'de üniversite öğrencisi olmak akademik başarıdan ziyade bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Son günlerde bize birçok öğrenciden şikâyet gelmeye başladı. Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı KYK yurtlarında ödeme günü bir gün geçse bile öğrenciler anında kapı dışarı ediliyor. Bir ricayla misafir olarak dönen bu genci ise tam bir cezalandırma sistemi bekliyor. Konaklama ücreti 2 katına çıkarken en temel hak olan yemek desteği kesiliyor. Sanki eğitim yuvası değil, bir tahsilat ofisine dönüşmüş durumda. İktidar dev binalarla övünürken binlerce genç bürokratik zorbalığın dişlileri arasında eziliyor. Bakanlık öğrenciyi müşteri gibi görmekten vazgeçmeli, bu insafsız uygulamaya son vererek gençleri açlık ve evsizlik tehdidiyle terbiye  etmeyi bırakmalıdır. Gelecek, öğrencilerini sokağa atan bir anlayışla inşa edilemez. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

 

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Daha dün para etmediği için limonunu dalında bırakan, hatta ağaçlarını söken çiftçinin feryadı vardı. Üretici destek istedi "Sabredin." denildi. Bugün ise Resmî Gazete'de yayımlanan bir kararla limon ithalatındaki gümrük vergisi yüzde 54'ten yüzde 10'a indirildi. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Yani kendi çiftçimize destek verilmiyor ama yabancı üreticinin limonuna kapılar açılıyor. Soruyorum: Madem limona ihtiyaç vardı neden üretici korunmadı, neden bahçeler sökülürken kimse harekete geçmedi? Tarımda yanlış politika tam da budur. Üretici zarar eder, üretim azalır; sonra ithalat çözüm diye sunulur; sonunda olan yine çiftçiye olur, tüketiciye olur. Kendi çiftçisini korumayan bir anlayış tarımı ayakta tutmaz, tutamaz, gıda güvenliğini sağlayamaz.

BAŞKAN - Sayın Gürer...

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde tarım âdeta çökertildi ve ithalata bağımlı kılındı. Bunun yansıması kuraklıkta, zirai donda ve son olarak da savaşta bir kez daha ortaya çıktı çünkü girdi maliyetlerinin hızla artmasına neden olan ithal ürünlerin fiyatının artması oldu. Gübresi, yemi, tohumu, mazotu yurt dışından ithal edilince bunlardaki artış da üreticiyi zora soktu. İktidar şu anda mazot ve gübredeki destekleri iki süreçte vermeyi hedefliyor. Oysa destekler bir yıl sonrasında veriliyor ve enflasyonla eriyor. Bir an önce desteklerin artırılarak bu yılın desteği bu yılda verilmeli; çiftçilerin içinde bulunduğu durum dikkate alınarak borçlar ötelenmeli, icralar durdurulmalı ve çiftçinin ayakta kalmasını sağlayacak önlemler iktidar tarafından bir an önce alınmalıdır yoksa gidiş iyi gidiş değil. İthalata bağımlı bir süreç Türkiye'yi daha da sorunlu kılacak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Timisi Ersever...

 

 

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, kadınlar öldürülüyor, iktidar ise seyretmekle yetiniyor. Her ay aynı karanlığı konuşuyoruz, her ay aynı acıya uyanıyoruz. Şubat ayında 23 kadın katledildi, 29 kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Soruyorum: Bu çarpık düzen daha kaç kadının canını alacak? Koruma talep eden kadınları neden korumuyorsunuz? Kadınların yaşam hakkını korumak devletin en temel görevidir ama bu iktidar kadınları korumuyor, katilleri durdurmuyor, cezasızlıkla cesaretlendiriyor. Biz, her ay bu tabloyu açıklamaya devam edeceğiz. Unutulmasın, katledilen her kadının katili sadece öldüren değildir, o cinayetleri önleyemeyenler de bu suçun ortağıdır.

BAŞKAN - Sayın Kırcalı? Yok.

Sayın Gökalp...

 

 

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Sayın Başkan, 12 Mart 2004'te Kamışlo'da bir futbol maçı sırasında başlayan olaylar Kürt halkının Baas rejiminin inkâr ve baskı politikalarına karşı tepkisini ortaya koyduğu büyük bir halk hareketine dönüştü. Baskıcı Baas rejimi halk hareketine ölüm ve yıkımla cevap verdi. Bugün Rojava devrimine giden yolda Kamışlo katliamında ortaya konan irade bir mihenk taşı olmuştur. Yirmi iki yıl önce direnenler bugün Orta Doğu'da eşi benzeri görülmeyen bir devrime imzasını atmıştır. Katliamcılar tarihin çöplüğüne gitmiş, direnenler yeni yaşamın kurucularına dönüşmüştür. Dün, bu direniş ruhlarından önemli bir ismi Salih Müslim'i kaybettik. Diktatörlerin aksine ardında muhteşem bir direniş hikâyesi ve onurlu bir miras bıraktı. Kamışlo katliamında katledilenleri saygıyla anıyor, değerli Salih Müslim'e rahmet, Kürt halkına başsağlığı diliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Çubuk...

 

 

BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Hacettepe Üniversitesi öğrencileri birkaç gündür kampüs önünde direniyorlar, neden? Çünkü hatırlarsanız, şu görüntüdeki palalı ve maskeli faşist saldırganlara karşı kendilerini savunmuşlardı. Kimlikleri tespit edilen bu saldırganlara hiçbir şey olmazken Hacettepe Üniversitesi öğrencileri, sol sosyalist demokrat öğrenciler altı aydan üç yıla kadar uzaklaştırma cezası aldılar ve açıkça şunu gördük: Üniversite yönetimi de faşistleri destekliyor, sol sosyalist öğrencileri kampüslerden uzaklaştırmak istiyor. Dün yine, Hacettepe öğrencileriyle dayanışmak isteyen Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencilerine güvenliğin saldırısından da ne olduğunu görüyoruz.

Üniversite yaşını 15'e çekerek bugün yönetemediğiniz üniversiteliyi bu şekilde yönetecek, belki de Nazilerin izci kamplarına benzeteceksiniz ama başaramayacaksınız. Bu ülkede gençlik biat etmeyecek, bu ülkede gençlik sizin emir eriniz, taburunuz olmayacak.

BAŞKAN - Sayın Karakoz...

 

 

EVRİM KARAKOZ (Aydın) - Üç-dört yıldır devam eden ve daha da ağırlaşan ekonomik krizden dolayı esnaflarımız çok zorda. Kiralarını, sigorta primlerini, kredilerini, işletme giderlerini karşılayamıyorlar, bazı günler siftah dahi yapamıyorlar. Vergi daireleri 5'li çeteleri bıraktı esnafımızla uğraşıyor. Esnafımız işine gücüne devam edebilmek için kredi kullanmak istiyor, BAĞ-KUR borcu var diye kredi de alamıyor, esnafımız kepenk kapatmak üzere. Buradan iktidara sesleniyoruz: Esnafımızın krediye ulaşımını kolaylaştırın, esnafın kredi borçlarını silin, faizlerini silin, vergi memurlarını üzerlerinden çekin, esnafımıza köstek değil, destek olun.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sivas Hafik Günyamaç köyü arazisi içinde bulunan Karayollarına ait asfalt üretim tesisi halka hayatı zehir etmeye devam ediyor. Merkezî bir konumda olan köyün içinden geçen yüksek tonajlı araçlar can güvenliği riski taşımakta, çevreye yayılan toz ve koku sağlık açısından ciddi riskler oluşturmakta, şantiye tarımsal üretime büyük zararlar vermektedir. Ayrıca, KÖYDES Projesi kapsamında inşa edilen 55 ve yeni projelendirilen 200 konutun içinde kalan işletme bu projeyi de boşa düşürmektedir. 15-20 kilometre dışarıdan ham madde taşınarak işletmenin çalıştırıldığı da herkesin malumudur. Bütün bu açık gerçeklere rağmen tesisin hâlâ çalışmasına izin vermek sorumlu ve basiretli bir uygulama değildir. Buradan, yetkilileri müfettiş görevlendirerek gerekli incelemeleri yapmaya ve halka verdikleri sözü tutmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bilici...

 

 

BİLAL BİLİCİ (Adana) - Evet, sınırımızdaki savaşlar herkese bir ders; dün Ukrayna, bugün ise İran. Sürekli dışarıdan gübre, yem, canlı hayvan, petrol alarak ayakta kalamayız. Ülkemiz olarak, ülke olarak kendi kendimize yetmek zorundayız. Bir de göç dalgası eklenirse işimiz çok daha zor olacak. Mazota, tohuma, gübreye ve her şeye her gün zam gelmekte. Plansızlık ve öngörüsüzlük yüzünden Adanalı, Çukurovalı çiftçimiz çaresiz kalmakta. Şimdi ise limonda ithalat vergisi çok cüzi bir rakama düşürüldü. Geçen yıl limon üreticileri mağdur oldu. Olmadı mı, bunu sormak istiyorum. Peki, bu durumda Adanalı çiftçi nasıl üretim yapacak? Çözüm ithalatta olmamalıdır diyorum.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Zafer Partisi Alanya İlçe Başkanı hemşehrimiz Alper Arıkan'ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum. Merhuma Yüce Allah'tan rahmet, ailesine ve Zafer Partisi camiasına başsağlığı diliyorum.

Türkiye'de DMD kas hasta sayısının 5 bin ila 10 bin arasında olduğu biliniyor. Yurt dışında uygulanan ve yaklaşık 2 milyon 900 bin dolara mal olan gen tedavisini alamayan çocuklarda kas kaybı oluşuyor ve zamanla hayati organlar etkileniyor. Bu süreç aileler için de son derece yıpratıcı, Alanya'mızda 4,5 yaşındaki Taha Miraç için yaklaşık on aydır bir kampanya yürütülüyor ancak toplanan bağış miktarı hâlen yüzde 24 seviyesinde. Yine, Demre'mizde Kerem için toplanan bağış miktarı yüzde 29'da kalmış durumda. Hemşehrilerimiz büyük bir dayanışma göstererek destek oluyorlar, Allah hepsinden razı olsun ancak bu konuda iktidardan kalıcı ve hızlı bir çözüm üretmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Altın...

 

 

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, gün geçmiyor ki Mardin'de ve Türkiye'de çocuklara, kadınlara yönelik bir suç işlenmesin. Dün de Mardin Mazıdağı'nda 16 yaşında bir kız çocuğunun intihar ettiği bildirimini aldık. Bildirim haricinde, olay yerine giden TJA aktivistleri ve DEM PARTİ Kadın Meclisi üyeleri orada otopsi ardından kız çocuğunun vücudunda çoklu morlukların olduğunu ve bir cinayet şüphesi taşıdığını düşündüler. Nitekim, bugün baba ve ağabeyi tutuklandı fakat biz sosyal backgroundına baktığımızda 16 yaşındaki bir kız çocuğunun 60 küsur yaşındaki biriyle evlendirilmeye zorlandığı iddiasıyla karşılaştık. Bu olayın tümü aslında münferit bir olay olmanın haricinde çocuğun çocukluk tanımının değiştirilmesinin ve çocukların çocukluktan çıkarılmasının sebep olacağı riskleri bir kez daha bizlere gösteriyor. Bu sebeple, biz 18 yaşından küçük çocukların yaşadığı bütün sorunları tekrar gündeme getirmek istedik. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, YENİ YOL Partisi adına Sayın Selçuk Özdağ'da.

Buyurun.

 

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

21 Mart 1921, İstiklal Marşı'nın kabul edildiği tarih. 5 Martta bu Mecliste, Türkiye Büyük Millet Meclisinde dereceye giren şiirler değerlendirildi, Akif'in şiiri uygun görüldü ve 12 Martta da Akif'in şiiri bütün Meclis tarafından okunarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde İstiklal Marşı'mız olarak kabul edildi.

Mehmet Akif Ersoy'un bu şiiriyle ilgili bir teklifim olacak hem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına hem Cumhurbaşkanına hem de kamuoyuna. İstiklal Marşı'mızın  sözleriyle ilgili hiçbir problem yok. "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" diye başlıyordu ve "Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın istiklal" diye devam ediyordu değerli arkadaşlar. Peki, güfteyle ilgili problemimiz var mı? Var. Şimdi, yüz beş yıl önce bestelenmiş olan bir şiir, İstiklal Marşı doğru bir şekilde terennüm edilemiyor maalesef. Başkalarının, başka ülkelerin marşlarına baktığımız zaman, daha kompakt, daha düzgün, daha heyecanlı... O nedenle, dünya çapında bir yarışma açılmalıdır ve bestekârlarla beraber, hem Türkiye'deki bestekârlarla hem dünyanın seçkin bestekârlarıyla yeniden bu beste konusu gündeme getirilmelidir.

Akif kimdir? Akif, İstiklal Savaşı'ndan önce de Osmanlı'nın son dönemindeki bir aydındır, şairdir, yazardır; iyi bir Müslümandır, samimi bir Müslümandır; Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli bir insanıdır, veteriner hekimdir, parlamenterdir ve aynı zamanda da din adamıdır kendisi, Kur'an-ı Kerim'i tefsir edecek kadar da önemli birisidir Mehmet Akif Ersoy. Mehmet Akif Ersoy'un rejimle problem yaşadığı dönemler olmuştur, biliyorsunuz. Maalesef, ülkemizde dönem dönem kahramanlarımız hain, hainlerimiz de kahraman olabiliyor. O nedenle, Mehmet Akif Ersoy problem yaşadıktan sonra Mısır'a gitti. Mısır'da kaldıktan sonra hastalandı oralarda, Türkiye'ye dönmek istedi ve Mustafa Kemal'den izin istemişti. Mustafa Kemal izin vermişti kendisine ve geldiği zaman da Rauf Orbay ve arkadaşlarını göndermişti ve "Söyleyin ona, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, isteseydim Anadolu topraklarına sokmazdım -çünkü İstanbul'da ölmek, İstanbul'da defnedilmek istiyordu, mezarının orada olmasını istiyordu- ve İstiklal Marşı'nı da değiştirirdim." demişti. Rauf Orbay gitti ve söyledi, geçmiş olsun diledi, ardından da Akif dedi ki ona biraz doğrulup: "Evet, Anadolu topraklarına, Türkiye topraklarına beni sokmazdı ama İstiklal Marşı'nı değiştirmeye asla gücü yetmezdi." Döndüler ve Mustafa Kemal'e söylediler, Mustafa Kemal şöyle söyledi: "Bu sözü ancak Akif söyler bana." Akif böyle bir adamdı arkadaşlar, "Sözüm odun gibi olsun, dosdoğru olsun." diyen adamdı ve asla münafıklığa prim vermeyen bir şahsiyetti. Hep doğruyu söyledi, yalan söylemedi, emanete ihanet etmedi ve verdiği her sözü de yerine getiren bir kahramandı. O nedenle, ben Türkiye için şunu söylüyorum, hani şöyle söylüyordu ya: "Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet/Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal." Evet, Türkiye, elcüzilayetecezza bir keyfiyettedir yani parçalanamayan parçadır ve Türkiye, eksiğiyle gediğiyle sevdiğimiz, benimsediğimiz, bağlandığımız yerin adıdır. 1683 Kahlenberg Meydan Muharebesi'nden beri üst üste sersemletici darbeler alarak küçülen bir coğrafyanın artık daraltılamaz, konsantre ve kompakt biçimidir; hattıyla da sathıyla da biraz daha küçülmesine asla razı olmadığımız bir yerdir. Bu hudutlar içinde kalan toprağın ve devletin bütünlüğü "Demokrat desinler, medeni tanısınlar." saplantısı uğruna tartışılamaz. Bu fikir, bizim fikrisabitimizdir ve tabumuzdur. Peki, bunu devam ettirmek için ne yapmamız gerekir? Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne ram olmamız gerekmektedir. O nedenle, biz parti devletinden ziyade, kişi devletinden ziyade bir milletin devletini inşa etmek mecburiyetindeyiz.

Peki, milletin devletini inşa etmiş miyiz? Bakın, edemedik. Bayramlarda bayram ikramiyeleri veriliyordu, önce bin lirayla başladık, geçen sene 4 bin liraydı; bu sene 5 bin lira yapmayı düşündü iktidar ve bununla ilgili olarak da sonra vazgeçtiler. Savaşı bahane ettiler, savunma sanayisini bahane ettiler. E, yirmi beş yıldır iktidardasınız, cumhuriyetin dörtte 1'ini siz yönetiyorsunuz, çok partili hayata geçtiğimizden beri üçte 2'lik kısmını da siz yönetiyorsunuz. Niye önceden tedbir almadınız? Neden gereğini yapmadınız da emeklilerin bin lirasına tasallut ettiniz buradan? Hani Mehmet Şimşek şöyle söylüyordu ya "Yüksek gelirli ülkeler grubuna dâhil olduk." diye ve aynı zamanda diyordu ki Cevdet Yılmaz "Biz çok şükür borçlu bir ülke değiliz; ne vatandaşlarımız borçlu ne özel sektörümüz borçlu ne devletimiz borçlu." Ya, Cevdet Yılmaz, lütfen, burada eksiden bahsediyordun; kalkınmayla ilgili eksi 12'lerden bahsediyordunuz. Bakın, Türkiye'de vatandaşlar borçlu, kamu borçlu ve de özel sektör borçlu; 549 milyar dolar borcumuz var bizim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Peki, vatandaşlardan bir örnek vereyim sizlere: Türkiye'de 24 milyon insan borçlu, icralık durumda ama bir 4 milyon kişi var ki bunlar kredi kartlarını ödeyemedikleri için evlerine icra gelmiş vaziyette. Ne yapalım yani bunları söylüyoruz ama inanmıyorsunuz, siz kalkıyorsunuz, bizim vatandaşlarımızı balık hafızalı zannediyorsunuz; balık hafızalı falan değiliz. O nedenle "Eğer 'Uzaya iki gidiş, iki geliş yol yapacağız.' deseydik inanırdı bu vatandaşlar." diyorsunuz. Sonra da Sayın Cumhurbaşkanı kalkıyor "Müjde veriyorum, bu bayramdan önce emekliler hem bir yandan maaşlarını alacaklar hem de emekli ikramiyesini bayramdan önce vereceğiz." Zaten bayramdan önce veriyordunuz. O nedenle, lütfen, herkesi ciddiyete davet ediyorum; Sayın Cumhurbaşkanını da ciddiyete davet ediyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanını da ciddiyete davet ediyorum. O nedenle, vatandaşlar da sandık geldiği zaman gereğini yapacaklardır; unutmayacaklar bunları.

Asgari ücretin bir ayda eriyen alım gücü var değerli arkadaşlar. 28 bin 75 lira asgari ücret veriyorsunuz. Vatandaşlara 1 Ocaktan itibaren...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) -  Teşekkür ederim.

TÜİK'e göre, bakın, "TÜİK'e göre" diyorum. "Bu, devlet kurumu." diyordunuz, oldukça da şaibeli kararlar açıklıyor bu kurum. 807 lira bu para erimiş, ENAG'a göre 1.081 lira erimiş, İTO'ya göre 1.041 lira erimiş yani milyonlarca emekçi daha yılın 2'nci ayında bin TL kaybetmişler ve de altı ay sonra kim bilir nelerini kaybedecekler.

Değerli arkadaşlar, bir de bedelli askerlik parası var. Bu bedelli askerlikle ilgili olarak zam yapıldı, 416.361 TL'ye çıkarıldı. Vatandaşlar bunları ödeyemezler, binbir sıkıntıyla bu paralar ödeniyor. Bir ay kadar askerlik yapıyorlar, yurt dışındakiler yapmıyorlar; bununla ilgili olarak da kolaylık sağlanmalı. Türkiye'de çok hızlı bir şekilde profesyonel askerliğe geçilmeli ve bunun yapılması gerekmektedir; vatandaşlar bu konuda oldukça da hassasiyet gösteriyorlar.

Önemli bir konuya temas edeceğim. Hani Adalet Bakanı, yeni atanan Adalet Bakanı "Alo Adalet" diyordu ya, ben burada Adalet Hanım'ı arasam acaba...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Toparlayayım.

BAŞKAN - Tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) -  "Alo Adalet Hanım" desem burada yok. Ben "Adalet Hanım" demiyorum, buradan Adalet Bakanına sesleniyorum: "Alo Adalet" diyorum.

TÜSİAD davası oldu, biliyorsunuz, "TÜSİAD Başkanı ve TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bir demeç verdiler." denilerek... Önce hiçbir işlem yapılmadı, ardından Adalet Bakanı ile Sayın Cumhurbaşkanı burada konuştuktan sonra da resen soruşturma başlatıldı kendileri hakkında, gözaltına alındılar. Ya, ne kadar ayıplı bir işti be, ne kadar ayıplı bir işti! Neye dayandınız biliyor musunuz? İnternet Yasası'nın 29'uncu maddesine dayandınız. "Yanıltıcı bilgi verenler bir ila üç yıl arasında hapis cezası alırlar." denilerek bu şahıslara ceza verildi. Türkiye'nin kalkınmasının hemen hemen üçte 1'ini bu insanlara borçluyuz ve Türkiye'deki çalışanların yüzde 70'ini de bunlar çalıştırıyorlar yani TÜSİAD'ın üyeleri, iş adamları. Bunların içinde MÜSİAD da olabilir, yarın birileri geldiği zaman da MÜSİAD Başkanlarını mı tutuklayacaklar, onları mı gözaltına alacaklar ve ceza verecekler? Bunlardan vazgeçin. Efendim, yargı bağımsızmış, yargı objektifmiş, yargı tarafsızmış! Hiç de öyle değil maalesef, bazı davalarda taraflı oluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Başkanım.

O nedenle, TÜSİAD Başkanına verilen cezayı çok ayıplı bir iş olarak görüyorum.

Biraz önce Sayın İnan Alp gündeme getirdi; KHK'lerle ilgili beraat edenler ve burada takipsizlik kararı alanlar derhâl görevlerine döndürülmelidir. Asla "Türkiye bir hukuk devletidir." demeyin; o, Anayasa'da yazıyor. Türkiye, demokratik, sosyal, laik bir hukuk devletidir; hiç de öyle değil maalesef. Beraat eden niye dönmeyecek kardeşim ya? Bunlarla ilgili aidiyet duygusu sağlamayacak mıyız bu insanlara, kazanmayacak mıyız bu vatandaşlarımızı? Beraat etmiş, beraat; görevine döndürün. Eğer hassas, stratejik bir yerdelerse bu insanlarla ilgili gereğini yapın. Darbeye karşıyız, kripto olanlara da karşıyız, FETÖ'ye zaten karşıyız, tamamen karşıyız ama biz hukuktan yanayız.

Aynı zamanda, TCK 158'le ilgili mağduriyetler de devam ediyor. 40 bine yakın insan bu davadan yargılanıyor, bunlardan yargılanıyorlar "Kredi kartını kullandırdı." denilerek, "IBAN numarasını verdi." denilerek. Burada hakikaten dolandırıcıları bulun ve gereğini yapın, çağımız teknoloji çağı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok özür dilerim Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

O nedenle, bu TCK 158'le ilgili olarak da gereğini yapmanızı istirham ediyoruz.

Bu 4 bin lirayı veremediniz ama Zafer Havalimanı'nda israf var; makam araçları var, lojmanlar var. Bu lojmanları da ihtiyaç sahiplerine, evi olmayanlara verin. 2025'in 12'nci ayında yolcu sayısının 38.727 olduğu belirtildi. Peki, garanti ettiğiniz yolcu sayısı 1 milyon 317 bin kişi ve hata payınız ne kadar? Yüzde 97. İşte bu milletin parasını aldınız, bu emeklilerin parasını birkaç müteahhide verdiniz; garantili yollara, garantili köprülere, garantili hava limanlarına verdiniz. O nedenle, bunların hepsi ayıplı işler. Kalkıp bir de millî savunmadan bahsetmeyin veya savunma sanayisinden, uzay sanayisinden, gökyüzünden falan bahsetmeyin; İran'dan, Amerika'dan bahsetmeyin; önce siz bu işleri, bu ayıplı işleri ortadan kaldırın diyorum.

Şimdiden milletimizin bayramını kutluyorum, nice bayramlara diyorum.  

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

İYİ Parti Grubu adına Sayın Turhan Çömez.

Buyurun.

 

 

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

12 Mart 1921; bu tarih, sadece Gazi Meclisimizin İstiklal Marşı'mızı kabul ettiği bir gün değildir. Bu tarih, bir milletin "Biz buradayız ve sonsuza kadar da burada olacağız." diyerek dünyaya meydan okuyuşudur. İstiklal Marşı sadece bir marş da değildir; bir milletin imanıyla, kanıyla, gözyaşıyla ve özgürlük tutkusuyla yazmış olduğu bir destandır. İstiklal Marşı'mızdaki mısralar, evlatlarını cepheye gururla uğurlayan anaların duasıdır. O mısralar, yıkılmış bir imparatorluğun külleri üzerinde yeni bir cumhuriyet kurmak için direnen ve bunu başaran Anadolu insanının haykırışıdır. O mısralar; bir onurun, bir duruşun ve bir cesaretin eseridir ve sadece bir milletin geçmişini anlatmaz, aynı zamanda geleceğine de ışık tutar. "Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın." diyen Millî Mücadele'mizin büyük şairi Mehmet Akif Ersoy'u rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Aziz Türk milletimizin bu büyük gününü, bu tarihî gününü yürekten kutluyorum. Ne mutlu Türk'üm diyene!

Değerli arkadaşlar, Tarım Kredi marketleri, bunlarla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Rakamlara baktık, bütçelerine baktık; 2024 yılında 2 milyar 254 milyon lira zarar etmiş Tarım Kredi marketleri, 2025 yılında da 4 milyar 700 milyon lira zarar etmiş. Bugünün rakamıyla 10 milyar liradan fazla bir zarar var Tarım Kredi marketlerinde.

Peki, bu marketler neden kuruldu? Bu marketleri kurarken iktidar dedi ki: "Hadi gözünüz aydın, çiftçinin ürünlerini alacağız, bunları paketleyeceğiz, çok ucuz fiyata markette satacağız. Bir taraftan fiyatı dengeleyeceğiz, bir taraftan Türk çiftçisini destekleyeceğiz." Amaç buydu ama gelinen noktada korkunç bir zarar söz konusu ve maalesef çiftçi desteklenmedi, çiftçi yerine aracılar ve ne yazık ki rantiyeciler desteklendi. Biraz sonra bunu anlatacağım.

Şimdi, bakın, bundan yaklaşık iki yıldan biraz daha fazla zaman geçti, Tarım Bakanına bir önerge verdim, dedim ki: "Tarım Kredi Kooperatifleri olarak 10 binlerce ton soğan almışsınız, 100 bin tonun üzerinde patates almışsınız. Fiyatları bende var; kaça aldınız, kimden aldınız, ne kadarı çürüdü?" Hiçbirine cevap vermemiş çünkü nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar, her yaptıkları işin arkasında rant arıyorlar, talan arıyorlar.

Bakın, çok önemli bir şey söyleyeceğim size şimdi, çok önemli bir gerçeği paylaşacağım: Tarım Kredi marketlerinin bilançoları ve onların güncel durumları. Bunları 2023 yılından itibaren paylaşmayı bıraktılar çünkü 2023 yılından itibaren çiftçiden ürün almayı bıraktılar. Peki, ürünleri nereden alıyorlar? Yandaşlardan alıyorlar. Yandaşlardan alırken de inanılmaz bir rant, talan ve yolsuzluğa imza attılar. Bakın, en son faaliyet raporu 2023 yılında yayımlanmış ve o günden bugüne artık faaliyet raporu falan yayımlanmıyor. Niye? Çünkü o faaliyet raporunda kimin, nereden, neyi, ne kadara aldığı yazılı; onları kaldırdılar. Bugün baktım gelirken, toplantıya gelirken baktım, 2023'ü de kaldırmışlar; aman gerçekler konuşulmasın istiyorlar. O dönemdeki rapora bakıyorsunuz, çiftçiden alınmış çeltik, ayçiçeği, arpa, mısır, buğday; hepsinde dramatik bir azalma var. Niye? Bu azalmanın sebebi şu: Artık çiftçiden ürün almıyorlar, aracılardan alıyorlar.

Şimdi, size tarihî bir soru önergesi göstereceğim. Biliyorsunuz, iktidar, verdiğimiz soru önergelerinin hiçbirisine cevap vermiyor, ısrarla cevap vermiyor ama bunların hepsi tek tek tarihe not ediliyor, siz bu iktidardan gittiğiniz zaman arşivler açılacak ve tek tek bunların hesabını soracağız. Bakın, ne kadar zaman geçmiş: 10 Ocak 2025'te vermişim, tam on dört, on beş ay zaman geçmiş. Bir yolsuzluğu ihbar ediyorum, bir yolsuzluğu ihbar ediyorum Tarım Bakanına, diyorum ki: "Ankara'daki marketlerde, Tarım Kredi marketlerinin alışveriş yapılan yerlerinde büyük bir yolsuzluk var. Milyonlarca liralık mal alındı gibi gösterilmiş, teslimi yapılmamış, sahte faturalar düzenlenmiş; bununla ilgili bize hesap ver. Kimdir bunun arkasında olan, hangi marketten alınmış, bu adamları kim tayin etti buraya, kaç paralık yolsuzluk yapılmış?" Cevap yok. Peki, bununla ilgili bir denetleme mekanizmanız var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bu ülkeyi, çiftçi, tüketiciyi koruyup kollayacağınız bir mekanizma var mı? Yine cevap yok. Tarım Kredi marketlerini kollamak için ne yapacaksınız? Bu marketlerin soyulmasını önlemek için, rantı ve talanı önlemek için ne yapacaksınız? Yine cevap yok. Tabii, o dönemdeki milyonlarca liralık sahte fatura, soygun, rant ve talan bugün karşımıza inanılmaz bir fatura olarak çıktı. Tarım Kredi marketlerinde korkunç bir kayıp var, korkunç bir zarar var; zararın sebebi de maalesef kötü yönetim ve hırsızlık. Ve ne yazık ki aynı zamanda çiftçi mağdur edildi. Çiftçiden ürün alınmadı, aracı yandaş toptancılardan mal alındı ve nihayetinde faturayı bütün millet ödüyor ama Tarım Kredi Kooperatifleri bunu sübvanse ettiği için, bu şirketi konkordato ilan etmekten kurtardığı için, oraya ilave paralar verdiği için nihayetinde bu para ne yazık ki Türk çiftçisinin cebinden çıktı. Kendinize gelin, çiftçinizi koruyun, bu milleti koruyun; şu rantiyecinin, hırsızın bileğinden tutun artık diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bir başka konu, TOGG; çok ciddi bir zararla karşı karşıya TOGG. Bakın, BYD'yle ilgili bu Meclisin çatısı altında karar verilirken, bu şirkete imtiyazlar tanınırken, bu şirkete vergi indirimleri verilirken, bu şirket korunup kollanırken dedik ki: Birçok yanlışına rağmen TOGG'u korumamız lazım, TOGG bu ülkenin yerli şirketidir. Kuruluş aşamasındaki hataları söyledik ama bugün kurulmuş bir fabrika vardır, korunup kollanması lazım. BYD'ye vereceğiniz bu imtiyazlarla maalesef TOGG'u bitireceksiniz dedik ve uyardık, hepsi Meclisin kayıtlarında var. Ve siz o gün verdiğiniz imtiyazla BYD'nin cebine milyarlarca lira para boca ettiniz ve beklediniz fabrika kurulsun diye, o fabrika kurulmadı. O fabrika Manisa'da kurulacaktı, bekledik, ara ara gittik, baktık fabrikanın yerinde ne oluyor diye, fabrikanın yerinde yeller esiyor ve fabrika kurulmamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - O fabrika gitti, Macaristan'a kuruldu ve maalesef, siz BYD'nin cebine  milyarlarca lira parayı boca ettiniz. En son 2025 rakamlarına baktım, BYD Türkiye'ye 45.537 adet araç satmış 2025 yılında. Peki, TOGG ne kadar satmış? TOGG da 39.020 adet. Yani bizim yerli ve millî fabrikamız, hepimizin sahip çıkması gereken, bütün hatalarına ve yanlışlarına rağmen sahip çıkması gereken fabrika, kendi elinizle, kendi yanlış politikalarınızla ve uygulamalarınızla maalesef Çinlilere teslim edilmiş ya da Çinlilerin bu yapmış olduğu uygulama sebebiyle zarar etmiş. Baktım, ne kadar zarar etmiş diye, 2024 yılında 13 milyar 75 milyon, 2025 yılında 14 milyar 616 milyon zarar etmiş TOGG. Sebebi sizsiniz; kötü yönetiminiz, aymazlığınız ve beceriksizliğiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, son bir dakika istirham ediyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Götürdünüz, Çinlilere dünyanın imtiyazını sağladınız. Çinliler araçlarını buraya ithal ettiler veya ihraç ettiler ve korkunç bir para kazandılar; bu parayı da ceplerine koydular, gittiler, Macaristan'da şu anda fabrika açıyorlar. Bizim TOGG'umuz "yerli ve millî" diye övündüğünüz, bizim de yeri geldiğinde desteklediğimiz TOGG'umuz şu anda can çekişiyor, korkunç bir zarar ilan etmiş.

Son olarak, eczacılıkla ilgili bir not paylaşacağım sizinle. Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan'ın imzasıyla bir kararname çıktı ve bu kararnamede diyor ki: "Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eczacılık Fakültesi kapansın." Ve Eczacılık Fakültesi kapandı. Siz iktidara geldiğinizde bu ülkede 6 tane eczacılık fakültesi vardı, şu anda 64 tane eczacılık fakültesi var. 40 bine yakın eczacı işsiz ve şu anda maalesef, kurmuş olduğunuz bu eczacılık fakülteleri de bir anlamda rant ve talana dönüşmüş durumda. İşte,  kurduğunuz bu eczacılık fakültesi, Tayyip Erdoğan'ın adına kurulmuş olan bu eczacılık fakültesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Son bir dakika, bitireceğim Başkanım, çok özür diliyorum.

BAŞKAN - Peki, buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Atamalar yapmışsınız buraya, milyonlarca lira birilerinin cebine boca etmişsiniz, yandaşları buraya genel sekreter olarak atamışsınız, binalara inanılmaz paralar harcamışsınız; şimdi burayı kapattınız. Bakın, ben size bir rakam vereyim: Türkiye'nin geçen yıl tükettiği ilaç 325 milyar lira; tükettiği ilacın yüzde 40'ı ithal, yüzde 60'ı Türkiye'de üretiliyor; Türkiye'de üretilen bu yüzde 60'lık ilacın da yüzde 80-85'inin ham maddesi dışarıdan geliyor. Onun için dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulamayla ilaç fiyatlarını euroya endekslediniz. İrlanda gibi küçücük bir ülke, Konya'dan ufak bir coğrafyası var, 3 tane eczacılık fakültesi var, yıllık ihracatı 100 milyar dolardan fazla.

Bakın, size 3 tane örnek verdim: TOGG'u verdim, eczacılığı verdim ve Tarım Kredi Kooperatiflerini verdim. Nereye dokunsanız batırıyorsunuz çünkü baktığınız her yerde rant ve talan görüyorsunuz. Üretim, istihdam, yatırım, "know-how", ihracat; böyle bir anlayışınız yok, lütfen bunu terk edin ve kendinize gelin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.

Buyurun.

 

 

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti, 12 Mart İstiklal Marşı'mızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabulünün günü. Yüz beş yıl önce Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin müşahhas simgesi olan İstiklal Marşı'mız Türkiye Büyük Millet Meclisinde Birinci Dönem mebuslarının hepsi ayaktayken coşkuyla, heyecanla, gururla, alkışlarla kabul edildi ve kıyamete kadar ay yıldızlı al bayrağımızın gölgesinde dimdik, coşkuyla okunmaya devam edilecek. "Korkma!" sedası alelade bir söz yahut sıradan bir hitap değildir; asırlardır hür yaşamış, esareti ve zilleti hiçbir devirde kabul etmemiş; tarihin her döneminde mazluma umut, zalime kılıç olmuş aziz Türk milletinin boynuna geçirilmek istenen prangaları söküp attığı o eşsiz şahlanışın ta kendisidir. İstiklal Marşı'mız "yurduma alçakları uğratma" diyerek gövdesini ateşe veren, imanıyla yedi düvelin çelik zırhlı duvarlarına meydan okuyan o asil ruhun kanla yazdığı ebedî bağımsızlık senedimizdir. Toprağın kara bağrında sıradağlar gibi duran şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi ve milletimizin o sarsılmaz iradesini kelimelerle anıtlaştıran İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle, minnetle anıyorum. Bize emanet edilen bu hudutları ve devletimizin ebet müddet bekasını canımız pahasına müdafaa etmek, ecdadımıza ve yarına olan borcumuzdur diyorum.

Sayın milletvekilleri, iki gün sonra 14 Mart Tıp Bayramı. Bir devletin asıl kudreti, milletinin bedenen ve zihnen sıhhat içinde yarınlara güvenle bakabilmesiyle ölçülür. Tıbbiyeli ruhu, bugün de aynı şuurla devleti ve milleti için vatan nöbetindedir. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." düsturunu ömrüne rehber edinen; yurdun en ücra köşelerinde, en çetin şartlarda dahi kendi canını hiçe sayıp insanımıza nefes olan hekimlerimiz büyük bir teşekkürü hak ediyor. Bu necip millete şifa dağıtmak için gecesini gündüzüne katan, yorulmak nedir bilmeyen tüm sağlık ordumuzun 14 Mart Tıp Bayramı'nı yürekten tebrik ediyor, kendilerine üstün muvaffakiyetler diliyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; malum olduğu üzere önümüzdeki hafta bayram münasebetiyle Genel Kurulumuz toplantı yapamayacak. Bu sebeple Kadir Gecesi ve Ramazan Bayramı tebriklerimizi de bugünden Meclisimizle paylaşmak istedik. Maddi ve fikrî mücadelemizin manevi sükûnetle taçlandığı; rahmet, bereket ve mağfiret kapılarının ardına kadar açıldığı mübarek günleri idrak etmenin derin şükrü içindeyiz. Bin aydan hayırlı olduğu müjdelenen, duaların doğrudan Hak katına ulaştığı, yaklaşan Kadir Gecesi'nin kalplerimize inşirah, hanelerimize bereket, Türk ve İslam âlemine mutlak bir dirlik ve uyanış getirmesini niyaz ediyorum. Akabinde kavuşacağımız Ramazan Bayramı'nın ise saflarımızı sıklaştırdığımız, millî birlik ve beraberliğimizin çelikleştiği, dargınlıkların son bulduğu bir kucaklaşma iklimine dönüşmesini canıgönülden temenni ediyorum.

Bu müstesna günlerin feyziyle içte ve dışta nifak tohumu ekenlere hiçbir geçit vermeden, omuz omuza, başımız dik ve alnımız ak bir şekilde lider ülke Türkiye hedefimize doğru kutlu yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Cenab-ı Allah yâr ve yardımcımız olsun diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sezai Temelli.

Buyurun.

 

 

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün 12 Mart, âdeta tarihimizin lanetli günlerinden biri. 12 Mart 1971 bir askerî muhtıra günü. Aslında bakmayın adına "muhtıra" dendiğine, açık açık bir darbe. Dönemin komutanlarından birisi verdiği bir demeçte diyordu ki: "Sosyal uyanış, ekonomik uyanışın önüne geçti. O zaman sosyal uyanışı bastırmak gerekiyor." Ve 12 Mart darbesi sivil siyaseti hedef aldı, üniversiteleri hedef aldı; aydınları, gençleri, işçileri, köylüleri hedef aldı. Ve bunun sonucunda da bu darbe insanları gözaltına aldı, işkenceden geçirdi, tutukladı ve âdeta ülkeyi yeni bir darbeler mevsimine doğru sürükledi. 12 Eylül geldi, 28 Şubat geldi ve darbe mekaniği çalışmaya devam etti. 12 Mart muhtırası sonucunda tabii, birçok insan katledildi, idam edildi. İdama giden Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i; katledilen Mahirleri, İbrahimleri, Sinanları saygıyla anıyorum. Onları katledenleri, o darbecileri ve o darbecilerin gölgesinde siyaset yapanları da lanetliyorum.

Yine bir 12 Mart; 12 Mart 1995 Gazi katliamı. Bir gece öncesi Gazi Mahallesi'nde kahvehaneler tarandı, ertesi gün halk bunu protesto etmek için sokaklara çıktı, kolluk gücü ne yaptı? Halka saldırdı ve 22 kişiyi katletti, onlarca insan yaralandı. Fakat bu saldırının failleri ne yakalandı ne de yargılandı. Adalet yerini bulana kadar biz 12 Mart Gazi katliamını dile getirmeye devam edeceğiz.

Bir başka 12 Mart; Kamışlı katliamı. 12 Mart 2004'te bir futbol müsabakasında Baas rejimi halkın üzerine ateş açtı; büyük bir provokasyonla orada Rojava halkı, Kamışlı halkı katledildi. O katliamda yitirdiklerimizi de saygıyla anıyorum.

Rojava demişken, ben bir kez daha yitirdiğimiz Salih Müslim'in üzüntüsüyle kendisine bir kez daha rahmet; tüm sevenlerine, halkımıza başsağlığı diliyorum.

Tabii, Kamışlı deyince, yine, dün akşam Ronahî TV binası yandı. Can kaybı olmaması tabii ki bizi sevindirdi ama orada televizyon binasının yanmasından dolayı da geçmiş olsun diyoruz, bir an önce Ronahî TV'nin yayın hayatına tekrar dönmesini bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bir 12 Martta, faili meçhuller ülkesi olan bu ülkede 12 Mart 1994'te gazeteci Nazım Babaoğlu -Özgür Gündem muhabiriydi kendisi- kaçırıldı, otuz iki yıldır Nazım'dan haber alınamıyor. Nazım'ı kaçıranlar, onu gözaltında katledenler, yok edenler bilinmiyor; onlar da yakalanmadı, yargılanmadı. Bu ülkenin faili meçhuller ayıbı devam ediyor. Hakikatle yüzleşilmediği sürece bu ülkeye barışın gelmesinin ne kadar güç olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bugün yine 12 Mart, tabii ki bir başka kâbus da ekonomide sürüyor. Merkez Bankası bir toplantı yaptı, faizlerde bir değişikliğe gidilmemesi kararı aldı. Oysa hatırlayacaksınız, geçen toplantıdan sonra düzenli olarak faiz indirimlerinin devam edeceği söyleniyordu ama deniz bitti. Dolayısıyla, bu programın ne denli başarısız olduğu bugün bir kez daha ortaya konulmuş oldu. Bu faizlerin inemeyeceği gibi önümüzdeki dönemde İran savaşı devam ederse yukarıya doğru hareket edeceğini de söyleyebiliriz. Nasıl ki enflasyonun düşmediği, TÜİK eliyle düşüyormuş gibi halka gösterildiği bir yalanın, illüzyonun içindeysek faiz meselesinin de kötü yönetiminden dolayı aslında ekonomide düzelen bir şey yok. Dezenflasyon programı başarısız bir programdır, otuz iki aydır ısrarla sürdürülmektedir. Bir illüzyonun içinde, bir aldatmacanın içinde halkı kandıran bu anlayış aslında hiçbir başarılı gelişmeye sebep olamamıştır.

Bakın, TÜİK yine açıklamalarda bulunuyor, diyor ki: "2025 yılında ülke ekonomisi yüzde 3,6 büyüdü ve kişi başına gelir -Sayın Cevdet Yılmaz da burada anlatmıştı- 18 bin dolar oldu."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, bunun ne denli illüzyon olduğunu size şöyle söyleyelim: Eğer kişi başına gelir 18 bin dolarsa 4 kişilik bir ailenin demek ki ayda 264 bin lira bir gelire sahip olması gerekiyor. Herkes şimdi dönsün baksın, her aile dönsün baksın, her 4 kişilik aile dönsün baksın, evin içine 264 bin lira mı giriyor? Asgari ücretli bir karı koca ve 2 çocuğu olsun, evin içine 64 bin lira bile girmiyor ne 264 bin lirası! Dolayısıyla, gelir dağılımının bu kadar bozuk olduğu bir ülkede bu rakamlar bize bir şey ifade etmez.

Diğer taraftan, doları baskıladığınız için 18 bin dolar gibi bir rakam size sunuluyor; doları baskılamasanız, doların normal bir fiyata kavuşmasına izin verseniz yani Merkez Bankası rezervlerini her gün satmasanız bugün aslında 18 bin dolar değil kişi başına gelirin 13 bin dolar olduğunu hep beraber göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, aslında ülkemizi çürüten, sosyal yaşamımızı derinden etkileyen bir konu var; nedense bu konu dile gelmez, nedense konuşulmaz, yok sayılır oysa önemli bir konu, üzerine gitmemiz gereken bir konu; ensest meselesinden bahsediyorum. Bakın, bir vakayla anlatacağım. Bu ülkede bu vakalar yaşandığı sürece, bu konunun üzerine gitmediğimiz sürece bu çürümeye maruz kalacağız. Evet, Nilay Esmer, 7 yaşından 25 yaşına kadar kendisine "baba" denen o caninin şiddetine, tacizine, tecavüzlerine maruz kaldı, dava açtı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu insan yakalandı, yargılandı, on üç yıl ceza istendi, cezaevinde dokuz ay kaldı, çıktı; sosyal medyada silahla şov yapıyor, gövde gösterisi yapıyor. Bu utançla yaşaması gerekirken bir de utanmazca sosyal medyada insanları tehdit ediyor. Nilay Esmer'in adalet mücadelesi devam ediyor. Nilay Esmer'in adalet mücadelesinin yanında olmalıyız çünkü bu ülkede kız çocuklarının maruz kaldığı bu ensest şiddetine karşı, başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmak üzere, herkes bu ensest olayına karşı duyarlı olmalı, gereğini yapmalı; bu utançtan, bu ayıptan bu ülkeyi kurtarmalı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gökhan Günaydın.

Buyurun.

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; evet, bugün 12 Mart 2026. 12 Mart gerçekten ülkemizin tarihinde bazen gururla yâd edeceğimiz ama çoğu zaman takvim yapraklarından kan damlayan günlere tanık olduğumuz bir geçmişi bize hatırlatıyor.

Önce söyleyelim, Gazi Meclisin İstiklal Marşı'mızı kabulünün 105'inci yıl dönümünü kutluyoruz. Bu, hepimiz için bir gurur ve onur vesilesidir. Mehmet Akif'i sadece bir cümleyle geçmek, rahmetle anmak yetmez; kişiliğine ilişkin birkaç şey söylemek lazım. Kendisi Fatih'te ikamet ederken Halkalı Ziraat Mektebine ekonomik zorluklar nedeniyle yürüyerek gelip giden bir aydındır; yürüyerek gelip giderek baytar olmuş, veteriner hekim olmuş ve ülkesine hizmet etmiştir. Devamında istiklal marşı için bir şiir ve beste yarışması açıldığında, her biri için 500'er TL ödül konulduğunda "Ben istiklal marşının şiirini ödül karşılığında yazmam." diyerek reddeden bir namuslu aydın tipolojisidir ve nihayetinde o 500 TL'lik ödül kaldırılınca o şiiri yazmış ve ülkesine armağan etmiştir. Aynı esnada, sadece oturacak bir evi olmamakla kalmamakta, kışın giyeceği bir paltosu dahi bulunmamaktadır. İşte böyle namuslu bir aydının yazdığı İstiklal Marşı'nı bu memleket taşıyor. Ben, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Kurtuluş Savaşı'nda kaybettiğimiz aziz şehitlerimizi, gazilerimizi ve Mehmet Akif Ersoy'u "Allah bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın." diyen o büyük şairi rahmetle ve minnetle anıyorum.

Evet, bir başka önemli tarih: 12 Mart 1971. Bundan elli beş yıl evvel adına her ne kadar "muhtıra" denilse de açıkça darbe olan bir girişimle karşı karşıya kaldık; devamında binlerce genç tutuklandı ve işkenceden geçirildi. 68 kuşağının önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi; Mahirler, İbrahimler, Sinanlar katledildiler; anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

"1961 Anayasası'nın özgürlükçü hükümleri" denilerek Türkiye bir derin yoksulluğa ve darbe dönemine mahkûm edildi. TİP ve DİSK kapatıldı. Muhtıraya ve devamına şiddetle karşı çıkan Bülent Ecevit, bir yıl sonra 1972'de Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı oldu. Nasıl dün asker-sivil tüm darbelere karşıysak bugün de Cumhuriyet Halk Partisi askerden ve sivilden, nereden gelirse gelsin tüm darbelere onurla karşı çıkmaya devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, 12 Mart "Takvim yapraklarından kan damlıyor." dedik. Bundan otuz bir yıl evvel 2 Martta, Alevi yurttaşlarımızın ağırlıklı yaşadığı Gazi Mahallesi'nde 3 tane kahve ve 1 pastanenin taranması sonucunda 1 yurttaşımız yaşamını kaybetti, 5'i ağır olmak üzere 25 kişi yaralandı. Bu olayları protesto etmek için sokağa çıkan yurttaşlarımıza çok sert müdahalelerde bulunuldu. Üç gün süren olaylarda 23 kişi yaşamını kaybetti, 653 kişi yaralandı. Arkasından açılan soruşturma ve kovuşturmada, kamu düzeni gerekçesiyle dava İstanbul'dan Trabzon'a kaçırıldı. 20 polis, 20 kamu görevlisi orada yargılandı. Bunlardan 1'i, 1 polis 4 kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, bir başka polis de 2 kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay ceza aldı. Yani adam öldürmenin cezası bir buçuk yıl olarak belirlendi. Bu cezalar da ertelendi, 18 polis beraat etti. Bu memlekete adalet bunun için lazım. Bu memlekette insanların onuruyla yaşayabilmesi için güvenlik ve demokrasi bunun için lazım. Gazi Mahallesi'nde yaşamlarını yitiren yurttaşlarımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Evet, arkadaşlar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı emeklilere, emekli ikramiyelerine bir kuruş zam yapmadı, bir kuruş ilave para ödemedi ve dün maaşların üç dört gün erkene alınmasını müjde olarak verebildi; bu kadar halktan koptunuz. Gerekçesi neydi? Çünkü gerekçesi, bütçede para olmaması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ben size bir tablo gösteriyorum; bütçede bir para var mı yok mu hep beraber karar verelim.

Bu, Türk Hava Yollarının İcra Komitesi Genel Müdür ve Genel Müdür Yardımcılarının listesi, sırayla söyleyeyim: Ahmet Bolat, Yönetim Kurulu Başkanı olarak huzur hakkı alıyor, 404 bin lira ayda. Kimdir bu? Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın kardeşi. Peki, Ticaret Bakanı kimdi? O da eski MÜSİAD Başkanı ve Albayrak Grubunun CEO'suydu. Arkadaş ayda 404 bin lira huzur hakkı alıyor. Gelelim Bilal Ekşi'ye, Genel Müdür, Yönetim Kurulu Üyesi, maaş artı huzur hakkı ne kadar alıyor biliyor musunuz arkadaşlar? 2 milyon 416 bin TL alıyor, 2 milyon 416 bin TL ayda. 20 bin TL asgari ücret, 20 bin TL emekli aylığı alan vatandaşın bunun gibi maaş alabilmesi için on yıl yaşaması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başka bir deyişle, bir emeklinin on yılda alacağı maaşı Bilal Ekşi bir ayda alıyor. Bunu 1 milyon 720 bin lira maaş alırken yakalamıştık, o günden bu yana çıkıp, ağzınızı açıp bir tek laf söylemediniz. Arkadaş o günden bu yana kendini geliştirmiş, şimdi 2 milyon 416 bin TL alıyor. Bakın, Murat Şeker, Genel Müdür Yardımcısı, 2 milyon 194 bin TL alıyor. Bu kim? Erdoğan'ın kız kardeşinin damadı, bu kadar basit. Abdulkerim Çay -biraz da Abdulkerim Çay'dan bahsedelim- Genel Müdür Yardımcısı, Kartal İmam Hatip Lisesinden Bilal Erdoğan'la aynı dönemde mezun olmuş. Ne kadar para alıyor? 1 milyon 994 bin TL maaş alıyor. Bunların tamamının memlekete bir ayda maliyeti ne kadar, biliyor musunuz? 21 milyon 115 bin TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Buradaki 15 kişi bu memlekete ayda 21 milyon 115 bin liraya mal oluyor. Bu ne demek, biliyor musunuz arkadaşlar? Bir emeklinin seksen yedi yıllık maaşını bu 15 kişi bir ayda götürüyor. Hani para yoktu ya, hani para yoktu! Para yandaşlarınıza var. Hani, dedik ya "Kartal İmam Hatip Lisesi mezunu, Pendik İmam Hatip Lisesi mezunu..." Şimdi diyeceksiniz ki: "İmam-hatiplilere laf ediyorsunuz, onlara düşmansınız."

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Aynen öyle diyoruz, doğru. Doğru, öylesiniz.

 GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ben söyleyeyim size: İmam-hatip lisesi mezunları bize başvuruyorlar ve diyorlar ki: "Diyanet İşleri Başkanlığının vekil imam-hatip ve müezzin kayyım sınavlarında bize haksızlık ediyorlar, bu sınavları kazanamıyoruz." Yani siz yandaş imam-hatiplileri koruyorsunuz, o imam-hatipleri hakkıyla bitiren çocukları Diyanet İşleri Başkanlığı sınavlarında eliyorsunuz. Bari bunu savunamayacak kadar onurunuz olsun ya! Bari şu tabloyu savunamayın, bari şu tabloya "Yeter artık!" deyin be kardeşim! (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bugün, yasama döneminde bayramdan önceki son çalışma günümüzü geçiriyoruz. Ben de yaşananlara yaptığımız isyanın yanında yine de umudumuzu koruyarak bayramdan önceki son çalışma gününde milletimizin Ramazan Bayramı'nı tebrik ediyor, ağız tadıyla, hep beraber adalet ve demokrasi altında kutlayacağımız nice bayramların hepimiz için nasip olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün milletimizin ortak değerlerinin, ortak geçmiş ve gelecek tasavvurunun en veciz nişanesi olan, millî mutabakat metnimiz olarak gördüğümüz İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105'inci yıl dönümünü hep birlikte idrak ediyoruz. İstiklal Marşı'nın vatanımızın umumi manzarası açısından nasıl bir ahvalde yazıldığını devrin Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey bakınız nasıl anlatıyor: "O günlerde cepheler arka arkaya çökmekteydi. Eskişehir'in sukutu, hatta Ankara'nın istilası dahi gün meselesiydi. Hükûmetin Sivas'a kadar çekilmek hesabı vardı, ordu her an Sakarya gerisine çekilmek üzereydi. Askerlerimizin maneviyatı son derece sarsılmıştı."

Vatan topraklarını hızla karabulutların kapladığı bir dönemde merhum Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınan İstiklal Marşı'mız 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde tekrar ve tekrar okunmuş, ayakta dinlendikten sonra alkışlar ve gözyaşları eşliğinde Genel Kurulun ekseriyetiazimesiyle millî marşımız olarak kabul edilmişti. Bu topraklarda ezelden ebede hür yaşamış milletimizi esir etmeyi amaçlayan emperyalist kuşatmaya karşı verilen Millî Mücadele, kahraman ordumuza ithaf edilen İstiklal Marşı'mızın kabulüyle kelimelerden mürekkep bir sancağa kavuşmuştur.

İstiklal Harbi'mizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanı sıfatıyla gözyaşlarının sel olup aktığı o tarihî günlerde bu hakikati şöyle dile getirmiştir: “Bu marş bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır: 'Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;/ Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.' Benim, bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar, işte bunlardır. Bu demektir ki efendiler, Türk'ün hürriyetine dokunulamaz."

Sadece yazıldığı günler bakımından değil muhteviyatı itibarıyla İstiklal Marşı, son devletimizin kurucu belgesi ve yapı taşıdır. Aynı zamanda, milletimizin bağımsızlık beyannamesi ve hürriyet iradesinin manifestosudur. Bunun için İstiklal Marşı'mız, Peygamber Efendimiz (ASV)'ın çetin ve çileli hicret günlerinde yol arkadaşı olan Hazreti Ebubekir (RA) Efendimize seslenişlerinden ilhamla "Korkma! diye başlar. "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak/ Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak."

Evet, millet olarak hiçbir zaman korkmadık, korkmuyoruz ve korkmayacağız. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarında nasıl bin yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekildehür yaşadıysak inşallah kıyamete kadar yine hür yaşayacağız.

Kendisi muazzam bir şair olmasının yanı sıra, hayatı daha muhteşem bir şiir olan Mehmet Akif, İstiklal Marşı'yla ilgili şunları ifade etmiştir: "O şiir bir daha yazılmaz, onu kimse yazamaz, onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir; o, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur. Allah bir daha bu millete bir istiklal marşı yazdırmasın." Biz de bugün Cenab-ı Allah, bu ülkeye ve bu aziz millete bir kere daha istiklal marşı yazmayı gerektirecek şartlar göstermesin diyoruz.

Bu vesileyle, devletimizin kurucu kodlarına ve milletin inanç değerlerine düşmanlık edenlerin İstiklal Marşı'mızı bir kez daha okumalarını, anlayana kadar tekrar ve tekrar okumalarını kendilerine özellikle tavsiye ediyorum.

Bilhassa şu mısralar, Türk milletinin asli kimliğinin ne olduğunu, Türkiye'yi hangi iradenin kurduğunu, bu devletin hangi esaslar üzerine bina edildiğini anlamalarına çok yardımcı olacaktır:

"Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli."

Evet, Millî Mücadele'yi zafere ulaştıran, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini atan, Türk milletinin mayasını çalan asli değerler işte bunlardır; ezandır, Kur'an'dır, şehadettir, bayraktır, hürriyettir ve her gönülde yaşayan İlayıkelimetullah davasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Merhum Nurettin Topçu'nun İstiklal Marşı'mızın müellifiyle ilgili yaptığı "Türk'ün Müslümanlıktan ayrılmayacağını bize Akif öğretti." tespiti sadece malumun ilamı değil midir? Üstat Necip Fazıl'ın "İçi alev alev Müslüman, dışı pırıl pırıl Türk ve içi dışına hâkim, dışı içine köle." ifadesinde vücut bulan hakikat bu değil midir? Bugün Asya'dan Afrika'ya, Kafkaslardan Balkanlara kadar "Türkiye" denilince "Türk milleti" denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir? Allah aşkına, bu değişmez gerçeklere gözlerini kapamak, bu hakikatlere sırt çevirmek mümkün mü? Sırf birilerinin işine gelmiyor diye aslımızı, neslimizi, ruh kökümüzü bunlar yüzünden inkâr mı edelim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Beyefendiler istemiyor diye "Allah Allah!" nidalarıyla üç kıta yedi iklimde at koşturan kahraman ecdadımızı ret mi edelim? Kimse kusura bakmasın, biz bunu yapmayız, yapamayız! Biz aslımıza da ceddimize de sırtımızı asla dönmeyiz, dönemeyiz! Selçuklu, Osmanlı ve cumhuriyeti bir bütün olarak hep birlikte görüp, hep birlikte yâd ederek İstiklal Marşı'mızın ruhuna hep birlikte sahip çıkmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aynı ruh ve manayla bugün de İstiklal Marşı'nın değerlerini canımız pahasına korumaya hep birlikte devam edeceğiz.

CAVİT ARI (Antalya) - Cumhuriyetin değerlerini koruyun biraz, cumhuriyetin değerlerini! Cumhuriyetin değerlerini yok etmek için çalışıyorsunuz.

BAŞKAN - Dinleyelim lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu ifade etmek isterim ki değerli arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İstiklal Marşı'mızı,  yüz beş sene önce kurucu Meclisimizdeki o ruh ve manaya ithafen ben de burada okumak istiyorum:

"Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım."

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - "Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,

Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı."

 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

 

Ruhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli,

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

O zaman vecdile bin secde eder, varsa taşım,

Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,

O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.

Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal."

(AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)                  

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Son cümleyle bitireceğim.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İstiklal Marşı'mız aynı zamanda istikbal belgemizdir. İnşallah, istikbalimizi de İstiklal Marşı'mız temelinde 86 milyon insanımızla beraber; Türk'üyle, Kürt'üyle, Alevi'siyle, Sünni'siyle hep beraber inşa ve ihya etmeye devam edeceğiz.

Cumartesi günü 14 Mart Tıp Bayramı. Bu münasebetle bütün sağlık ordumuzun, bütün tıp mensuplarının bayramını şimdiden tebrik ediyorum.

Önümüzdeki pazartesi günü bin aydan daha hayırlı olan ve Kur'an-ı Azimüşşan'ın indiği gece olan Kadir Gecenizi tebrik ediyorum ve Ramazan Bayramı'nı da inşallah, hep beraber, milletçe önümüzdeki cuma günü idrak edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu münasebetle hem değerli milletvekillerimizin hem de 86 milyon aziz ve asil milletimizin, yurt dışındaki bütün soydaşlarımızın, İslam âleminin bayramını tebrik ediyorum. Bayramın bütün insanlığın kurtuluşuna, iki cihan mutluluğuna vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederiz.

Sayın Çömez tekrar sisteme girmişler, buyurunuz.

 

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri "Dicle'nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa ondan Ömer sorumludur." Sayın Erdoğan iktidara gelirken bu sözle, bu vaatle gelmişti ve maalesef, Dicle'nin kıyısında bir kuzuyu kurt kaptı Diyarbakır'da, az önce Meclis gündemine geldi; çok vahim bir olay, son derece ciddi bir olay. Bu Parlamentonun, Gazi Meclisin böylesine vahim bir olaya kayıtsız kalmaması lazım.

Nilay Esmer 7 yaşından beri, yıllarca babası tarafından cinsel istismara maruz kalmış ve nihayet geçtiğimiz yıllarda bir araba içerisinde uygunsuz vaziyette Jandarma tarafından tespit edilmiş. Jandarma tutanak tutmuş, iş yargıya intikal etmiş ve yapılan yargılamanın sonucunda sosyal medyada elinde silahla poz veren...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - ...tehditler savuran baba müsveddesi on üç yıl cezaya mahkûm olmuş ve ondan sonra konu istinaf mahkemesine taşınmış. Şimdi, olay burada başlıyor. İstinaf mahkemesine taşınıyor ve yine, bu babanın Diyarbakır'daki çok önemli, hatırlı çevreleri ve akrabaları devreye giriyor, kendi avukatlarını alıp Nilay'ı mahkemeye götürüp "Benim rızam vardı." diye zorla ifade verdiriyorlar ve istinaf mahkemesi bir karar veriyor, karar elimde. "Mağdurenin rızası varmış." diyor ve on üç yıllık cezayı beraatle sonuçlandırıyor. Bakın, böyle bir atmosferde, böyle korkunç bir olayda Türkiye Cumhuriyeti devletinin kayıtsız kalmaması lazım.

Çok özel bir konuyu daha paylaşacağım sizinle. Şimdi, diyeceksiniz ki: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı neden devreye girmedi? Bu gibi davalarda devreye giriyor. Bakanlık müracaat etmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim efendim.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bu davaya müdahil olmak üzere Bakanlık müracaat etmiş, mahkeme reddetmiş koskoca Bakanlığı; böylesine korkunç bir olaya Bakanlığı dahi dokundurtmamışlar. İnanılmaz bir olaydan bahsediyoruz. Sadece ensest değil, o zaten korkunç bir olay, inanılmaz bir olay; yanı sıra çocuk istismarı var, yanı sıra kokuşmuş bir yargı mekanizması var. Adalet istatistikleri elimde, 2014 yılında 15 bin civarında dava sonuçlanmış, 7 bin tanesi mahkûmiyetle sonuçlanmış; çocuk istismarı. Buradan açıkça Sayın Erdoğan'a çağrıda bulunuyorum, Adalet Bakanına çağrıda bulunuyorum, Meclis Başkanına çağrıda bulunuyorum, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çağrıda bulunuyorum: Çocuklarına sahip çıkamayan bir devlet olmaz, adalet mekanizması çalışmayan bir devlet olmaz. Allah aşkına, böylesine korkunç bir olayda lütfen kayıtsız kalmayın, elinizi vicdanınıza koyun ve Sayın Erdoğan, yola çıktığınız gibi, Dicle'nin kenarında bir kuzuyu kurt kaptı, lütfen sahip çıkın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkürler, ağzına sağlık.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi sistemdeki sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakika söz vermeye devam edeceğim.

Sayın Olan...

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu çok açık bir hüküm içerir, stratejik plan ile yatırım ve çalışma programlarının il genel meclisinde görüşülmesi ve karara bağlanması gerekir ancak Bitlis'te yıllardır bu yasa açıkça ihlal edilmektedir. 2026 yılı için hazırlanan stratejik plan ile yatırım ve çalışma programları İl Genel Meclisine sunulmamakta. Meclis üyeleri bilinçli biçimde devre dışı bırakılmak isteniyor. Bu, denetimden kaçma ve kamu kaynaklarını kapalı kapılar ardından yönetme anlayışıdır. Bitlis'in köyleri yol, su, altyapı ve temel hizmet beklerken kamu kaynaklarının planlanması Meclisten gizlenemez.

Buradan açıkça söylüyoruz: Kamu hizmetleri üzerinden siyasi rant devşirme ve sandık sonucuna göre hizmet dağıtma anlayışına acilen son verilmelidir. Bütçenin nerede, nasıl kullanılacağını öğrenmek ve denetlemek Bitlis halkının iradesi olan İl Genel Meclisinin en doğal hakkıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yaz? Yok.

Sayın Dindar...

MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye'de her yıl 10 bini aşkın yurttaşımız kaybolmaktadır ve aileleri bir daha haber alamamaktadır. Kişi güvenliği ve toplum huzuru için bu kayıp vakalarının ortadan kaldırılması ve birçok tedbirin alınması gerekmektedir. Tedbir alınmadığı için hâlâ kayıplar devam etmekte ve aileler ağır bir tabloyla karşı karşıya kalmaktadır, aylarca yıllarca yakınlarına ulaşılamayan aileler perişan olmaktadır. Hatay Serinyol mevkisinde kaybolan Uğur Çalışkan'dan 19 Şubattan bu yana ailesi haber alamıyor. Uğur Çalışkan'ı tanıyanlar varsa aileyle iletişime geçebilirler. Uğur Çalışkan da dâhil kayıp ilanı verilen kişiler hakkında ilgili birimler daha etkili çalışmalıdır. İçişleri Bakanlığını, AFAD'ı, ilgili Jandarma ve Emniyet birimlerini bu konuda daha etkili çalışmaya davet ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, son dönemde araç modifikasyonlarına yönelik denetimlerin ve yaptırımların artırılmasıyla birlikte sahada önemli bir belirsizlik ortaya çıkmıştır. Trafik güvenliğini gerçekten tehdit eden değişikliklerin denetlenmesi elbette gereklidir ancak teknik olarak güvenli, standartlara uygun ve görsel niteliği taşıyan bazı uygulamaların da aynı kapsamda değerlendirilip değerlendirilmediği konusunda ciddi bir karmaşa yaşanmaktadır. Modifiye araç tutkunları ve modifiyeden ekmeğini kazanan esnaflar belirsizlik içerisinde kalmıştır. Özellikle amatör telsiz camiası da bu konuda büyük bir tereddüt içerisinde kalan gruplardandır. Türkiye'de yaklaşık 70 bine yaklaşan lisanslı amatör telsizci bulunmaktadır. Afet ve acil durumlarda da kamu yararına önemli görevler üstlenen bu kişiler, araçlarında kullandıkları telsiz ve antenlerin cezai yaptırıma konu olup olmayacağını net olarak bilmemektedir. Belirsizlik hem esnaflarımızı hem vatandaşlarımızı çok zorda bırakmaktadır.

BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu...

 

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sincan Kadın Cezaevinde mahpusların bu çektiği nedir? Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevini ziyaret ettim ve mahpuslardan birçok şikâyet aldım. Öncelikle, 12 kişilik koğuşlarda 36 kadın, 2 çocuk yaşıyor -düşünebiliyor musunuz ne kadar zor bir ortam- yeni bir koğuş açılmıyor ısrarla. Yine, denetimli serbestlikler ve şartlı tahliyeler 2022 yılından beri verilmiyor, inatla yokuşa sürülerek verilmiyor. Nedime Yaklav'a 7 kez bu hak verilmedi. Sağlıkla ilgili ringler çok kötü; pis, kanlı ve kötü ortamda hastaneye gidiyorlar. Çocuklar için koğuşlarda yeterli oyuncak yok. Görüşler bir buçuk saatken kırk beş dakika uygulanıyor. Çocuklarıyla ilgili annelere sorduğum sorular cezaevi yönetimi tarafından engellenmeye çalışıldı. Bu cezaevinde Adalet Bakanlığı egemen değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Yoksa cezaevi idaresinin keyfî uygulamaları mı var? Bu konuda acilen açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Sarı...

 

 

SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bedelli askerlik ücreti 2025 yılında 280 bin liraydı, bu yıl yapılan zamla 333 bin liraya çıkarıldı amma velakin aradan geçen iki ayın sonunda yeni bir güncelleme yapılarak 416 bin liraya yükseltildi. Gençlerimize yapılan bu zulmün sebebi nedir, merak ediyor ve soruyorum? Bu vesileyle 76 milyar liralık bir kaynak hazırlanıyor Savunma Sanayii Destekleme Fonu'na aktarılmak üzere. Bedelli askerlik yapan ve askerden muaf olan gençlerimizden toplanan kaynağın vatani görevini yapan Mehmetçiklerimize aktarılması gerekmekte. Erbaş olarak yapan erlerimiz ayda 1.263 lira maaş alıyorlar. Bu rakamın asgari ücrete çıkarılması ve primlerinin de bu kaynaktan yatırılması gerekmekte. Ayrıca, muhtaç er ve erbaş ailelerinin desteklenmesinde, şehit yakınları ve gazilere yönelik sosyal hizmetlerin güçlendirilmesinde, vazife malullerine yönelik yardım faaliyetlerinde de bu kaynak kullanılabilir. 2019 yılında yapılan düzenlemeyle bu uygulama iptal edilmişti. Gazilerimize, şehitlerimize, muhtaç erbaş ve aile yakınlarına destek bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kasap? Yok.

Sayın Aslan? Yok.

Sayın Güneş...

 

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Teşekkür ederim Başkanım.

"Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı."

Bir milletin yüreği bazen kelimelere sığmaz, bazen tek bir ses bir milletin kaderini, inancını ve umudunu bütün dünyaya haykırır. İstiklal Marşımız milletimizin, imanımızın, cesaretimizin ve bağımsızlık iradesinin en güçlü ifadesidir. İstiklal Marşı yokluk içinde verilen bir mücadelenin, vatan uğruna canını ortaya koyan bir milletin duası ve yeminidir. Her mısrasında şehitlerimizin hatırası ve bu aziz milletimizin bağımsız yaşama kararlılığı vardır. Bugün bizlere düşen görev bu kutlu mirası yalnızca anmak değil onun ruhunu ve istiklal şuurunu gelecek nesillerin gönlüne nakşetmektir. Bu duygu ve düşüncelerle İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105'inci yılını kutluyor...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) -  ...başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle ve minnetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Arı...

 

 

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Yeni bir turizm sezonu başlıyor, başta Kaş ve Fethiye olmak üzere Antalya'mız  ve ülkemizde geçen yıl faaliyetleri durdurulan "villa turizmi" adıyla faaliyette bulunan çok sayıda tesisimiz mağdur oldu. Geçen yıl sadece Antalya'da 10 bin, Fethiye'de 7 bin civarında villa sahibi işletmelerini kapatmak zorunda kaldı. Bu durumdan hem villa sahipleri mağdur oldu, bölgedeki esnaf mağdur oldu, müşteriler mağdur oldu. Kapatma yerine daha önce Turizm Bakanlığı tarafından söz verildiği üzere bu tesislere önümüzdeki turizm sezonunda yeniden iş yerlerini açmak üzere yeni bir süre verilmesini ve mağduriyetlerinin önlenmesini esnafımız bekliyor.

BAŞKAN - Sayın Çalışkan...

 

 

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, bugün bağımsızlığımızın sembolü İstiklal Marşı'nın yıl dönümünü kutluyoruz. Tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Mikrofonlardan nutukların atıldığı bugünde İstiklal Marşı'mızın ruhunun ne kadar yansıdığı ne yazık ki şüphelidir. Mehmet Akif Ersoy'un dizelerinde yankılanan inanç, cesaret ve haysiyet duygusu bugün ne yazık ki yerini törensel bir ezbere bırakmış durumdadır, marşın anlamını genç kuşakların zihnine yerleştirmek yerine yüzeysel bir durum hâline geçmiştir. Bugün devlet adamlarımız törenlerle avunuyor, oysa kültürel olarak kuşatıldığımız, değerlerimizden uzaklaştığımız, aileyi, şehirlerimizi kaybettiğimiz bu dönemde her zamankinden daha fazla o günkü ruha ihtiyaç vardır. İstiklal Marşı iş birlikçiliğin değil emperyalizme ve siyonizme karşı direnişin, dik duruşun ifadesidir.

BAŞKAN - Sayın Ün...

 

 

SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Özellikle doğum izinlerine dair düzenlemeleri kapsadığı için kamuoyunun, bilhassa, çalışan annelerin umutla beklediği kanun teklifi görüşmeleri bugün Komisyonda sağlıklı bir tartışma zemini bulunamadığı için bayram sonuna ertelendi. Bir yıldan fazladır bu kanunu bekliyor aileler. Bu ve önceki ertelemelerden kaynaklı süreçleri fırsat bilerek doğum izni biten ya da bitmek üzere olan anneler için ciddi bir mağduriyet oluştu, her geçen dakika kadınların aleyhine işliyor. Özellikle iktidar milletvekillerine sesleniyorum: Bugünkü erteleme yaşanan mağduriyeti giderici bir imkân olarak değerlendirilsin ve teklife altı aya kadar bebeği olan çalışan kadınların da bu izin hakkından faydalanmaları eklensin diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kara...

 

 

NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Emekliler bayram tatiline memleketlerine dahi gidemiyor çünkü otobüs biletine gücü yetmiyor. Tek kişi İstanbul'dan Hatay'a otobüs bileti 2 bin lira. Örneğin, Ahmet amca eşiyle birlikte gidiş-dönüş yapacak olsa 9 bin lira, zamlar sonrasında, yani ikramiyesinin 2 katından dahi fazla. Avrupa'da ise emekliler maaşlarıyla yurt dışında tatil yapıyor. Enflasyon maalesef, emeklilerin ikramiyesini pul yapmış durumda.

Sürekli bizi kıskanan bir de Almanya var, ortalama 1.400 euro kazanıyor orada emekliler, biz ise 400 euro kazanıyoruz. Millet ta, Norveç'ten Antalya'ya tatile geliyor, bizim emeklilerimiz maalesef, kendi memleketlerine otobüs bileti bile bulamıyor ama iktidara sandıkta en güzel cevabı emekliler verir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Şahin...

 

 

İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

İstiklal Marşı milletimizin bağımsızlık ateşiyle yoğrulmuş, hürriyet ve istiklal aşkının en yüksek perdeden haykırışıdır. Bu eşsiz destanı bize armağan eden, vatan sevgisini mısralara nakşeden millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyorum.

Bugün, ayrıca, 12 Mart 1971'deki sivil siyasete çekilen o karanlık operasyonun da yıl dönümü. Vesayet sadece siyaseti dizayn etmez, milletin sofrasındaki ekmeği gasbeder, ülkenin geleceğini çalar. Türkiye'nin güven iklimini yerle bir etmiş, ekonomik kalkınma hamlemizi sırtından hançerlemiş olan 12 Mart 1971 darbesini...

Şunu herkesin bilmesini özellikle ifade ediyorum: Herkes çok iyi bilsin ki dün apoletli, bugün sivil, kılık değiştiren hiçbir vesayete boyun eğmeyeceğiz.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma Komisyonu Başkanı Sayın Hulusi Akar ve beraberindeki heyet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sayın Ziya Öztürkler tarafından resmî bir ziyaret yapmak üzere davet edilmektedir. Davete icabet hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

12/3/2026

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 12/3/2026 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda Genel Kurulun 17 Mart 2026 Salı ve 18 Mart 2026 Çarşamba günleri toplanmaması önerisinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Muhammet Emin Akbaşoğlu

Gökhan Günaydın

Sezai Temelli

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkan Vekili

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu Başkan Vekili

Filiz Kılıç

Turhan Çömez

Selçuk Özdağ

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili

İYİ Parti Grubu Başkan Vekili

YENİ YOL Partisi Grubu Başkan Vekili

 

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, YENİ YOL PARTİSİ Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

12/3/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/3/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Selçuk Özdağ

 

 

Muğla

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 milletvekili tarafından İsrail'in ABD'nin doğrudan desteğiyle İran'a saldırısı sonucu Hürmüz Boğazı eksenli gelişen küresel enerji krizi nedeniyle başta gübre fiyatları olmak üzere tarım sektörünün ve Türk çiftçisinin karşı karşıya kaldığı sorunların görüşülmesi amacıyla 12/3/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/3/2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL PARTİSİ Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde tarım sektörünün, çiftçilerin içinde bulunduğu darboğazı katbekat artıracak büyük ve ciddi bir tehdidin hemen eşiğindeyiz, hatta tam ortasındayız. Ancak bu tehditle ilgili olarak Tarım Bakanlığının şu ana kadar almış olduğu tedbirlere baktığımızda çiftçileri koruyacak ve aynı şekilde gıda enflasyonuna karşı tüketiciyi koruyacak bir tedbir paketi görmemekteyiz. Bugün bir araştırma önergesi değil, bir genel görüşme talebiyle huzurunuzdayız çünkü bu konuların bir araştırma komisyonu eliyle konuşulacak ve ertelenecek bir zaman hassasiyeti dahi bulunmamaktadır. Her geçen gün çiftçimizin ve tüketicimizin aleyhine çalışmaktadır. Malumunuz olduğu üzere TÜİK'in ve uluslararası örgütlerin birçok tespitine göre Türkiye enflasyonda dünya sıralamasında ilk 5 içerisinde yer alıyor. Pandemi denildi, savaş denildi ancak bugün savaş içerisinde bulunan ülkeler ya da pandeminin ortaya çıktığı ülkelerde dahi gıda enflasyonu Türkiye'nin oldukça gerisindedir. Çiftçilik yaşı 58'i bulmuş durumda, hayvancılık gibi çiftçilik de artık bir yaşlılık mesleğine döndü. Hayvancıların, davarcıların ya da çiftçilerin çocukları bu mesleği sürdüremiyor. Tam böyle bir ortamda soykırımcı, korsan devlet, haydut devlet İsrail'in Amerika'nın desteği ile İran'a yapmış olduğu saldırıların bir etkisi olarak Hürmüz Boğazı kriziyle karşı karşıya kaldık. Bu kriz içerisinde petrol fiyatları 80 dolardan 136 dolara kadar çıktı, şu anda tekrar 100 dolar eşiğine dayanmış durumda. Sadece petrol fiyatları artmadı, doğal gaz fiyatları da arttı ve LNG arzında da yüzde 20'lik çok ciddi bir düşüşle karşı karşıyayız. Bütün bunlar birçok noktada sinyaller veriyor. En önemlisi de gübre arzının daralması veyahut da gübre fiyatlarının ciddi şekilde artması gibi çok kuvvetli bir sinyal veriyor.

Peki, iktidar ne yaptı? Birçok uluslararası krizde olduğu gibi, hemen o gece Hazine ve Maliye Bakanlığı, ilgili Cumhurbaşkanlığı kurumları birtakım tedbirler açıkladı. Bu tedbirlere baktığımızda, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasıyla ilgili tedbirler var, Merkez Bankasıyla ilgili kuru karşılamak üzere, kur satışlarını karşılamak üzere, alışlarını karşılamak üzere alınan tedbirler var ve yine faiz artışıyla ilgili tedbirler var. Her zaman söylüyoruz, ekonomi borsa, kur ve faiz üçgeninden ibaret değildir. Niçin Tarım  ve Orman Bakanlığı bu konuda acil bir tedbir paketi açıklamıyor? Bugün açıklanan bir tedbir var, gübrenin ihracatı yasaklanmış. Peki, ihracatın yasaklanması tek başına ne anlam ifade ediyor? Bizim çiftçimiz bu gübreye erişebilecek mi? Eriştiği zaman gücü bu gübreyi satın almaya izin verecek mi? Biliyorsunuz, 2020'den bu yana üre gübresinde tam yüzde 920, dap gübresinde ise yüzde 720 artış oldu. Şimdi, çiftçi gübreyi ya bulamayacak ya da bulduğunda satın alamayacak. Uluslararası araştırma kuruluşları...

(Uğultular)

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, sohbet ediyorsunuz ama bu bütün seçmenlerinizle ilgili bir mevzudur.

Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, hatip kürsüde konuşunca kendi aranızda lütfen sohbet etmeyiniz. Varsa önemli konularınız gidip dışarıda, kuliste bu muhabbeti yapabilirsiniz. Rica ediyoruz...

Buyurun, devam edin Sayın Ekmen.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri, tamamınızın seçmenini, bütün vatandaşlarımızı ilgilendiren bir konudur. Önümüzdeki üç ay içerisinde çiftçi ya gübre bulamayacak ya da bulduğu gübreyi satın alamayacak. Uluslararası kuruluşlar böyle bir krizin yaklaşık yüzde 40 rekolte kaybı doğuracağını söylüyor. Zaten geçen yıl don ve kuraklık nedeniyle büyük bir rekolte kaybı yaşadık. Peki, donda ne yaptı iktidar? 2025 Şubat ayında yaşanan don krizine ilişkin tedbir paketi 2025 Eylül ayında açıklandı bizzat Sayın Cumhurbaşkanı tarafından. Peki, bu dokuz ay içerisinde çiftçinin durumu ne oldu acaba? Borcunu nasıl tefeci girdabına girerek karşıladı? Birden fazla ürün ekebilenler ikinci veya üçüncü ürün ekebildi mi? Arkadaşlar, don krizindeki hatayı gübre krizinde yapmayın. Bakınız, dün Tarım Bakanlığı limonda ithalat izni veren bir kararname yayınladı. İlk etapta bakınca, her zaman eleştirdiğimiz gibi ithalat politikaları yönüyle eleştirmemiz beklenebilir ama fiyatın dengelenmesi için bu karar doğru olabilirdi. Peki, bu kararın evveliyatında ne oldu? 2020 yılında limona önce  ihracat yasağı getirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - 2025'te de getirdiler.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - 2025'teki kısa sürdü Vekilim.

İhracat yasağı getirildiği için pazar kaybı yaşandı, pazar kaybı yaşanınca limon bahçede kaldı, bahçede kalınca Akdeniz sineği baş gösterdi ve binlerce limon ağacı kesildi. Bugün yeteri kadar limon üretimi olmadığı için limonda ithalatının önü açılıyor. Birçok tarım kaleminde zamanında alınması gereken tedbirlerin, maalesef, don krizinde olduğu gibi, kuraklık krizinde olduğu gibi alınmadığını görüyoruz. Gelin, burada bir genel görüşme yapalım, AK PARTİ'li arkadaşlarımız ve hepimiz Türk çiftçisinin karşı karşıya kaldığı bu büyük krizin yönetimi için... Kur için 20 milyar dolar satıldı değil mi, kuru karşılamak için? Bu 20 milyar doların onda 1'ini çiftçiye aktarsak çiftçi ihya olur. İMKB'de birtakım tedbirler alındı. Çiftçinin değeri borsadaki manipülatörler kadar, borsadaki sermaye sahipleri kadar yok mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Başkanım...

BAŞKAN - Verdim ama...

Tamamlayın lütfen.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Tamamlayayım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Çiftçiyi yok sayıyorlar, çiftçiyi yok sayıyorlar.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Çiftçinin değeri borsadaki yatırımcı kadar yok mu? Çiftçinin değeri kurdan para kazananlar kadar yok mu? Çiftçinin değeri bankacılık sektörü kadar yok mu? Çiftçinin değeri faiz gelirleriyle hayatını idame ettirenler kadar yok mu? Çiftçi deyip geçmeyin, çiftçiden ihmal ettiğimiz her bir kuruş gıda enflasyonu olarak her birimizi ve en önemlisi asgari ücretli, emekli gibi dar gelirliyi vuruyor diyorum.

Genel görüşme önerimizin kabulünü rica ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

İYİ Parti Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Burhanettin Kocamaz. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Divan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi Grubunun önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son açıklanan verilere göre ülke ekonomisi, TÜİK'in rakamlarıyla geçen yıl yüzde 3,6 oranında büyürken tarım sektörü bu büyümeden nasibini alamamış ve ne yazık ki izlenen yanlış tarım politikaları sonucunda yüzde 8,8 oranında küçülmüştür. Tarımda yaşanan bu küçülme vatandaşlarımıza ve üreticilerimize son yirmi dört yılın en kötü dönemlerinden birini yaşatmıştır. Yıllardan sonra, 2025 yılında da ülkemiz tarım sektöründe yeni bir krizle ve önemli bir daralmayla karşı karşıya kalmıştır. Tarlada ve bahçede girdi fiyatları artmış, meyve, sebze ve gıda fiyatları almış başını gitmiştir. Artmayan tek şey üreticilerimizin kazançları olmuştur. Yüksek girdi maliyetleri karşısında verilen destekler yetersiz kalmış, gerekli üretim planlamaları yapılamamıştır. ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla birlikte Orta Doğu'da başlayan savaş, tarım sektöründe geçen yıl olduğu gibi yine bütün hesapları altüst etmiş; çiftçilerimiz Orta Doğu'da yaşanan savaşla birlikte mazot, gübre, yem, enerji, sulama, işçilik, nakliye ve lojistik gibi girdi maliyetlerinde ortaya çıkan artışlar ve beklentiler karşısında endişeye düşmüştür. Bütün bunlara ilaveten İran'ın da Hürmüz Boğazı'nı kapatması dünya ticaretine son darbeyi vurmuştur. Brent petrolün varil başına fiyatı 72,6 dolardan bir anda 120 dolarlara kadar yükselmiş, daha sonra 96,69 seviyesine gerilemiştir. Orta Doğu'da savaşın uzun sürmesi hâlinde Brent petrolün varil fiyatının 200 dolara kadar yükseleceği konuşulmaktadır. Yüksek fiyatlar nedeniyle ülkemizde her ne kadar eşelmobil sistemine geçilmiş olsa da benzinin litre fiyatı 61,35 TL'ye, motorinin litre fiyatı 65,27 TL'ye kadar yükselmiştir. Ülkemiz petrol, doğal gaz, gübre, yem gibi ürünlerde tam olarak olmasa da kısmen dışa bağımlı durumdadır. Petrol ve enerji maliyetlerinde dünyada ortaya çıkan artış ülkemizde direkt olarak girdi maliyetlerine ve dolayısıyla da tüketicilerimize yansımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) - Ülkemiz petrol, doğal gaz, gübre ve yem gibi ürünlerin tedarik zincirinde önemli sorunlar yaşamaktadır. Enerji piyasaları, ticaret yolları etkilenmeye başlamış, bölgede istikrar bozulmuştur. Ülkemizin gübre tedarikinin büyük bir bölümü bugüne kadar başta İran olmak üzere bu rota üzerinden sağlanıyordu, yaşanan savaşla birlikte o rota kapanmış, sıkıntılar ortaya çıkmış, dolayısıyla gübre fiyatları yüzde 30 civarında artmıştır. Bu nedenle, iktidar çiftçilerimize yönelik olağanüstü destek programını derhâl açıklamalı; gübre, tohum, mazot destekleri artırılmalı, özellikle tarım sektöründe ÖTV ve KDV kaldırılmalıdır. Aksi takdirde gıda güvenliği sağlanamayacak ve market raflarının ateşi söndürülemeyecektir.

Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Burcugül Çubuk. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Ekranları başında bizleri izleyen değerli halkları saygıyla selamlıyorum.

Bugün 12 Mart katliamının yıl dönümü ve elbette, 12 Mart katliamında katledilen halkı saygıyla selamlıyorum. Bu katliamların sorumluları elbet halk tarafından yargılanacaktır, bunu herkes hatırlamalı, tıpkı Berkin'in koruduğunuz katillerinin de halk tarafından yargılanacağını unutturmayacağımız gibi.

Salih Müslim'i kaybettik; bu coğrafyada halkların barış mücadelesinin bir neferi ve bir öncüsüydü, bu kaybın yeri dolmayacaktır fakat bugüne kadar ortaya çıkardığı miras sonsuza kadar da korunacaktır.

İlginç bir şey öğrendik, İBB davasında mahkeme heyeti salonu yönetemediği için duruşmayı bitirmiş bugün. Neden yönetememiş? Çünkü basın mensupları, basın emekçileri sorun çıkarıyormuş. Çıkardıkları sorun, mahkeme heyetinin uygulamak istediği sansürü reddetmeleri, İBB davasının aslında bir dava olmayışı, siyasi bir operasyon, bir komplo oluşu. Biz bu komploları Kobani kumpas davasından biliyoruz. Varsa bir derdiniz, gelin, burada hesaplaşın, halkın seçtiği belediyelere saldırmaktan vazgeçin. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

YENİ YOL Grubunun önergesi önemli. Neden önemli? Biz bu savaşın ekonomisini konuşmak zorundayız. Bu savaşın ekonomisi emperyalist kapitalizmin içine girdiği krizi bu coğrafyada çözmek istemesidir, kendi evine ateş düşmesin ama bizim evlerimiz de ferah bir an yaşamasın istemesidir, burada üleşeceği doğal kaynak ve ticarettir; bunu kabul etmiyoruz, bunu tanımıyoruz. Burada şunu belirtmek isterim: "Antiemperyalistim." diye konuşan çok var fakat antikapitalist olmadan antiemperyalist olmanız sizi ulusalcı, şoven, milliyetçi yapar ama aslında temel derdiniz şudur, onu gösterir: Emperyal hedeflerinizi gerçekleştirmek için anti Amerikancı, anti İsrailci olmuşsunuzdur, başka da bir şey değildir. Tutarlı bir antiemperyalizm antikapitalist olmayı gerektirir; halkların, işçi sınıfının, kadınların kaderini kendilerinin belirleme hakkını tanımayı gerektirir.

Bugün İran'dan, orada direnenlerden aldığımız haber, ABD bu saldırganlığı ortaya çıkarmadan önce İran devletinin oradaki muhalefeti bastırmasına alan da açmıştır yani bu coğrafyada diktatörler ile emperyalistler arasında seçim yapmak zorunda kalmayı reddedenlerin alternatifleri yok edilmek istenmiştir. Tekrar ediyoruz: Biz, sizin bize dayattığınız seçimleri yapmayacağız; kendi alternatiflerimizi üreteceğiz, kendi geleceğimizi ortaya çıkaracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - İran'da, Rojhilat'ta halklar da kendi geleceklerini ortaya çıkaracaklar. Gazze'de, Tahran'da, Şengal'de, Kobani'de katliamları yapanlar nasıl ortaksa, biz de bu coğrafyanın halkları olarak, işçi sınıfının mensupları olarak, kadınlar ve gençler olarak mücadelemizi ortaklaştıracağız. (AK PARTİ sıralarından "Hadi oradan!" sesi)

Hadi oradan değil, buradayız; buradan da hoşunuza gitmeyen her sözü söylemeye devam edeceğiz! Bizi buraya gönderenler o savaşla katledilen halktır. "Hadi oradan!" diyen iktidar milletvekillerine, size hadi oradan! Bu halk sizi gönderecek. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

ALİ TEMÜR (Giresun) - Allah Allah!

BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Halk, halk. Biz her ulusun sözcüsüyüz.

ALİ TEMÜR (Giresun) - Sizi mi getirecek?

BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Sizi gönderecek, sizi!

ALİ TEMÜR (Giresun) - Sizi mi getirecek?

BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) - Kimi getireceğine kendi karar verecek ama sizi gönderecek!

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubunun Hürmüz Boğazı ekseninde enerji krizi nedeniyle Türk çiftçisinin girdisi hakkında verdiği destekleme önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Aslına bakacak olursanız öneri gayet yerinde fakat ortada AKP eliyle ne Türk çiftçisi kalmış ne de üretim. Geçen yıl Türk çiftçisi bir taraftan doğal felaketlerle uğraştı, başına gelmeyen kalmadı, bir taraftan da ekonomik krizlerle uğraştı ve şu anda da Türk çiftçisi, ülke çiftçisi maalesef çok zor günler geçiriyor. Buradan "Türk çiftçisinin durumu iyi." diyenlere şunu söylemek istiyorum: 2025 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 3,6 büyürken tek küçülen sektör tarım sektörüdür, yüzde 8,8 küçülmüştür. Geçen yıl doğal felaketlerle uğraşırken bu yıl da ülkemiz çiftçisi savaşın ağır faturasını ödüyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, özellikle de bölgemizde bir gerilim olsa atılan her bir füze, yapılan her bir askerî harekât başta Türkiye ekonomisini ve bizim ülkemizin çiftçisini, tarımsal üretimin maliyetini olumsuz etkiliyor. Bunun sonucunda da yurttaşımızın mutfağı olumsuz etkileniyor ve pahalıya tüketmek durumunda kalıyor. Aslında tüm dünyayı sarsan pandemide görüldü, aynı zamanda Gazze'ye yönelik vahşi saldırılarda da görüldü, Ukrayna savaşında da gördük ve defalarca da tecrübe edildi ancak ders çıkaran bir iktidar maalesef yoktu. Şu anda da Amerika ve İsrail'le birlikte İran'a yönelik saldırılar bu acı tabloyu ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı'nda yaşanan bu kriz sadece askerî bir kriz değildir. Mesele, dünya petrolü, enerjisi, gübresi ve hammaddelerin büyük bir bölümü bu dar geçitten taşınmaktadır; bu hatta yaşanan bir kriz enerji fiyatlarını, gübre fiyatlarını ve petrol fiyatlarını fırlatmaktadır.

Biz petrolde, doğal gazda ve gübrede dışa bağımlı bir ülkeyiz. Bu dışa bağımlılıktan dolayı da artan gübre ve mazot fiyatları çiftçimizi çok zor durumda bırakmıştır ve işin içinden çıkılmaz bir duruma sokmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

AYHAN BARUT (Devamla) - Çok değil daha beş yıl önce gübre fiyatları, özellikle üre gübresinin tonu 3 bin lirayken, değerli arkadaşlar, şu anda tonu 30 bin liraya gelmiştir. Çok yakın, on gün savaş bandında, zaman içerisinde dahi yüzde 20 civarında gübrede fiyatlar artmıştır. Şu anda çiftçi bu fiyatlara rağmen gübreyi arasa da bulamıyor, eline de geçiremiyor; tam da ekim dönemi.

Yine mazot  beş yıl önce 6,5 lirayken bugün 1 litre mazotun fiyatı 65 liranın üzerine çıkmıştır. Soruyorum size: Bu şartlarda çiftçi nasıl üretsin? Üretse bile bu fiyatlara gübreyi nasıl alsın, nasıl eksin? Dolayısıyla, gübre kullanamayacağı için, en önemli girdi, verimi doğrudan etkileyen gübre eğer olmazsa hem ürün kalitesinde hem de rekoltede büyük kayıplar olacak.

 Çiftçimizi sahipsiz sanmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN BARUT (Devamla) -  Çiftçinin kullandığı mazottan tüm vergi yüklerini kaldırın diyorum, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtik, çiftçiyi batırdılar.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Faruk Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FARUK KILIÇ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, takvimler 2026 yılını gösterirken dünya son elli yılın en büyük enerji ve gıda şoklarından birini yaşıyor ve yaşamaktadır. Hürmüz Boğazı eksenli gelişen jeopolitik kriz küresel tedarik zincirlerini sarsarken Türkiye olarak biz, muhalefetin çizdiği felaket senaryolarının aksine, krizin ilk anından itibaren "Önce üretim ,önce üretici." diyerek teyakkuza geçtik.

Kıymetli milletvekilleri, şunu çok iyi bilmeliyiz ki finansal istikrar tarladaki üretimin en büyük teminatıdır. Eleştirilerin aksine, borsa, döviz ve faiz oranları üzerine aldığımız hızlı önlemler sermayeyi değil, doğrudan çiftçilerimizin cebini ve ekonomik öngörülebilirliği korumak içindir. Döviz kurundaki aşırı oynaklığı durdurmadan çiftçimizin gübre ve mazot maliyetini sabitleyemeyeceğimizi bilmemiz lazım. Biz, finansal dengeyi koruyarak aslında tarladaki emeği de korumaya çalıştık.

"Somut eylem planı yok." diyenlere buradan sesleniyorum: Hükûmetimiz enerjideki yüzde 36'lık artışın tarıma etkisini sübvanse etmek için devrimsel adımlar altmıştır. Gübre stoklarımızda ve arzında bir sıkıntının yaşanmaması için gerekli tedbirler alınmıştır. Gerek üst gerekse taban gübresi stoklarımız çiftçilerimizin ihtiyacını karşılayacak düzeydedir.

AYHAN BARUT (Adana) - Kimse satmıyor ki gübreyi; kimse satmıyor, herkes fırsat kolluyor.

FARUK KILIÇ (Devamla) - Gübrede doğrudan destek, 2026 bahar dönemi için nakdi destekler maliyet artış oranında revize edilmiştir.

Ayrıca, motorinde eşelmobil sistemine geçilerek petroldeki fiyat artış etkileri minimize edilmiştir. Mazot iadesi, TarımKart üzerinden yapılan iadeler yüzde 50 oranında artırılarak pompa fiyatlarındaki yük çiftçilerimizin omuzlarından alınmıştır. Arz güvenliği için TMO, stratejik stoklarını en üst seviyeye çıkarmıştır. Temel gıda ürünlerinde arz sürekliliği kırmızı çizgimizdir ve bu konuda en küçük bir taviz verilmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklık, bölgemizdeki ateş çemberinin bir sonucudur. Biz bu yangının ortasında hem diplomasi masasında hem de tarlada milletimizin hakkını savunuyoruz. Türkiye, bu küresel fırtınayı bir gıda kriziyle değil, üretim direnciyle aşacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

FARUK KILIÇ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Türkiye millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi vizyonuyla bugün sadece kendi sınırlarını korumakla kalmamış, bölgesel barışın ve ortak geleceğimizin de teminatı hâline gelmiştir. Kadim coğrafyamızın her köşesinde adaletin tecelli etmesi, huzur ve sükûnetin hâkim kılınması bizim için sadece bir dış politika tercihi değil, tarihsel bir sorumluluk ve en temel önceliğimizdir. Bu vesileyle, zor günlerden geçen komşumuz İran halkına en derin taziyelerimi sunuyor, acılarını paylaştığımızı ifade etmek istiyorum. Orta Doğu'yu âdeta bir ateş çemberine sürükleyen, bölgemizdeki istikrarsızlığı körükleyen İsrail ve ABD'nin saldırgan tutumlarını şiddetle kınıyorum. Masum canların ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bu pervasızlık, küresel vicdanı yaralamaktadır. Milletin tecelligâhı olan bu kutsal çatı altında tüm dünyaya sesleniyorum; zulümle abat olunmaz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

12/3/2026

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12 Mart 2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Turhan Çömez

 

 

Balıkesir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

 Öneri:

Samsun Milletvekili Erhan Usta ve 19 milletvekili tarafından, enerji arz güvenliği, Türkiye'nin doğal gaz bağımlılığı ve küresel riskler karşısında stratejik rezervler, kaynak çeşitlendirmesi ve bölgesel iş birlikleriyle güçlendirilmesi gereken kritik bir ulusal öncelik olduğundan, mevcut planlanan doğal gaz ve diğer enerji tedarik anlaşmaları başta olmak üzere enerji arz güvenliği konusunun tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 12/2/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/3/2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bizim bugünkü araştırma önergemiz enerji arz güvenliğiyle ilgili. Aslında, ben bu araştırma önergesini bu İran savaşından önce, İran'a yapılan müdahaleden önce vermiştim. Yani, şu anlamda söylüyorum: Bu konu, bu savaştan önce de zaten kritik bir konuydu, savaşla birlikte çok daha kritik hâle geldi. Malum, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran'a saldırdı, İran da kendisini korudu ve bu iki devletin bölgedeki müttefiklerine misilleme yaptı, yapıyor ve bu konular da enerji konusunda ciddi bir sıkıntıya yol açıyor.

Şimdi, Hürmüz Boğazı, az önce de konuşuldu. Ham petrolün yüzde 20'si yani ticarete konu olan ham petrolün yüzde 20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. İşte,  İran'a müdahaleden önce, İran savaşından önce 65 dolardı, bugün itibarıyla şu anda 96 dolar civarında Brent petrolü görüyoruz. Türkiye maalesef ham petrolde aşırı bir şekilde dışa bağımlı, yüzde 90'ın üzerinde dışa bağımlılığımız var. Bu konuda yirmi dört yıllık AK PARTİ hükûmetleri de maalesef hiç mesafe katedemedi. Aslında, bulunduğumuz coğrafi konum Türkiye'yi bölgedeki ticaret merkezi, ham petrolde enerji ve ticaret merkezi hâline getirebilirdi. Bu konu çok konuşuldu Türkiye'de, bizim bürokratlığımız döneminde de çok konuşuldu fakat bu konuda maalesef bir mesafe alınamadı. Yapılması gereken şey, Hükûmetin vakit geçirmeden, bir an evvel stratejik ham petrol stokları oluşturmak üzere bir çalışma yapmasıdır ama zaten Hükûmetin bu çalışmayı yapabilecek durumda olduğunu da pek zannetmiyoruz, o yüzden biz Meclis araştırması önergesiyle bu konuyu Meclis gündemine getirdik.

Şimdi, ham petrolde böyle stoklarla ilgili problemimiz var. Doğal gazda Tuz Gölü şu anda çalışmıyor, teknik olarak çalışmıyor, orada bir depolama yapılıyor; bunun konuşulması lazım, bunun yatırılması lazım. Tabii, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması sadece ham petrolde değil, yine doğal gazda da, gazda da, LNG'de de ciddi sıkıntılara yol açacak. Son iki haftada da LNG fiyatlarının bin metreküp doğal gaz fiyatı 380 dolardan 620 dolar seviyesine yükseldi.

Şimdi, aslında bu vesileyle Türkiye'nin bu doğal gaz konusunda öteden beri yaptığı ciddi hatalar var, onları da bir miktar burada söylemek istiyorum. Tabii, çok geriye gitmeyeceğim ancak özellikle 2021 yılı son çeyreğinde Türkiye'nin yaklaşık kullandığı, tükettiği doğal gazın 4'te 1'i kadar 15 milyar metreküplük kısmı ülkeler arası anlaşmalar o dönemde sona erdi fakat Türkiye bu anlaşmaları zamanında yenilemedi. Ne yaptı? Uzun vadeli ülkelerden almak yerine kısa vadeli spot piyasadan almayı tercih etti. Sonra yaşananları biliyoruz, pandemi sonrası doğal gaz fiyatlarının, enerji fiyatlarının yüksek oranda artması nedeniyle 300 dolardan almadığımız doğal gazı sonradan spot piyasadan 2 bin dolarlardan almaya başladık. Bugün, işte, aslında baktığınız zaman çok ciddi bir şekilde Türkiye'de artış yapıldı. Bakın, o dönemden sonra ben yapılan zamlar nedir diye baktım, eylül 2021'den bu İran savaşı öncesine kadar doğal gaz fiyatları dünyada yüzde 41 gerilemiş arkadaşlar, yüzde 41 gerilemiş 2021 eylülden bugüne kadar fakat Türkiye'de yüzde 479 artmış. Hele hele OSB'lerde falan bu artış yüzde 700'ün üzerinde. Yani şimdi ne yapıldı? Yapılan şey şu, az önceki söylemeye çalıştığım şey: Siz zamanında anlaşmaları yapmazsanız doğal gaz fiyatları arttığı zaman bu yüksek fiyatlardan doğal gaz tedarik etmek durumunda kalırsınız, bunu da milletinize yansıtırsınız. Hatta bir kısmını yansıtmayıp bunu da sanki çok iyi bir şey yapıyormuş gibi, ondan sonra faturalarımızda yazıyor ya işte "Şu kadarını devlet karşıladı." falan diye, ya senin hatan nedeniyle kaynaklandı bu. Yüzde 479 doğal gaza zam yapılmış o dönemden bugüne kadar, daha ne kadar zam yapacaktın da bir de milletin sana minnet etmesini bekliyorsun?

Şimdi, işin esas kritik yani şu tabii ki arkadaşlar, hadi bu oldu. Şimdi, önümüzdeki dönemde -bakın, önümde liste var- Rusya Mavi Akım 16 milyar metreküp doğal gaz alıyoruz. Değerli arkadaşlar, değerli AK PARTİ'liler; 2025 sonu itibarıyla bu anlaşma da bitti. Bir yıllığına uzatıldı, 2026 sonunda Türkiye'nin Rusya'dan Mavi Akım anlaşması sona eriyor. Bununla ilgili bir çalışma var mı? Yine bir çalışma yok; bu  uzatılacak mı, uzatılmayacak mı, ne olacak belli değil. Bakın, İran... Temmuz 2026'da İran'la anlaşmanız bitiyor. Şimdi, savaş öncesinden de düşünün, bunlar öyle hemen bir günde, iki günde yapılacak işler değil ki, bunlarla ilgili masaya oturulması lazımdı, müzakereler yapılması lazımdı yani Türkiye şu anda sadece 2 anlaşmadan dolayı yaklaşık doğal gazının 1/2'sinin anlaşması bitiyor, bununla ilgili ne yapılacağı belli değil. Ne olacak? Olacak olan belli, bu anlaşmalar bakın, zamanında yapılmış olsaydı şu andaki fiyat artışlarından yine hiç etkilenmeyecektik ama yapılmadığı için şu andaki fiyat artışları da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) - ...bu İran savaşından sonra oluşacak fiyat artışları da gelecek ülkemizin üzerine bir yük olarak binecek.

Dolayısıyla öngörüsüzlük had safhada, beceriksizlik had safhada, tedbir almamak, işe vaziyet etmeyi bilmeyen bir iktidar tarafından Türkiye yönetildiği için bu sıkıntılarla karşı karşıyayız. Dediğim gibi, bu savaştan kaynaklanacak petrol fiyat artışları, doğal gaz fiyat artışlarının faturası da maalesef bu anlaşmalar zamanında yapılamadığı için, tekrar bu anlaşmalarla ilgili hiçbir mesafe katedilemediği için gelecek yine milletin sırtına, gelecek yine ekonomimizin sırtına, sanayimizin sırtına binecektir. Dolayısıyla bizim Meclis olarak, madem bu işte ihmal gösteriyorsa Hükûmet o zaman Meclis olarak durumu vaziyet etmemiz lazım. O yüzden bu araştırma önergesi önemlidir, araştırma önergesine bütün siyasi partilerden destek istiyoruz.

Bu, siyasi bir mesele değildir arkadaşlar, bu bir ülke meselesidir, enerji arz güvenliği meselesidir, bir ülke meselesidir, Meclis bu konuya vaziyet etmek durumundadır, Meclis bu konuda üzerine düşeni yapmak durumundadır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin özgürlüğünün sembolü İstiklal Marşı'nın yıl dönümünde enerji konusunu görüşüyor olmamız anlamlı. Ülkenin stratejik açıdan önemli olan bir millî güvenlik meselesi olarak enerji meselesi sanayinin, üretimin ana ham maddesidir. Bu noktada yaşanacak herhangi bir kırılma ülkemizin geleceği açısından bir tehdittir. Bir ülkenin siyasette esareti ne ise enerjide dışa bağımlılığı da odur. Ne yazık ki komşularımızda alternatif tedarik imkânı olduğu hâlde sırf Amerika'dan çekinerek Rusya'yla, İran'la anlaşma yapmıyoruz. Mevcut sözleşmelerimizi de minimum hâlde kullanabilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Burada şu soruyu sormak isterim: Son birkaç aydır çıkarılan bütün kanunlar; İklim Yasası, enerji yasası, Maden Yasası, yabancıların denetim dışına çıkacağı, Sayıştay denetiminin hiçbir şekilde olmadığı, yabancı şirketlerin rahatça arama ve üretim yapacağına dair maddeler çıkıyor. Acaba ihalelerin keyfî olması, şeffaflığın ortadan kalkması bir şekilde esaretin bir versiyonu mudur? Bugün, ülkemizin önemli sorunu olarak enerji tedariki hususunda Meclisin mutlak surette inisiyatif kullanması gerekir. Burada, kaçak avcıların ruhsatıyla ilgili konuyu görüşen bir Meclisin enerji gibi bir konuyu görüşmekten daha doğal bir sorunu asla olamaz. Ülkemizin ve bölgemizin savaşın eşiğinde olduğu, ciddi anlamda enerji krizi yaşanan bir dönemde kitleleri goygoylarla idare etmeye çalışmak günübirlik siyasettir, ülkenin geleceği açısından tehdittir. Bakın, şu günlerdeki enerjide petrol fiyatlarında artışla sanayi ciddi bir krizin eşiğindedir. Üreticinin önümüzdeki birkaç hafta sonraya yönelik hiçbir tedbiri yok, belki sadece araçların mazotu ya da ısınma gideri olarak düşünülüyor. Oysa ülkemizde çok ciddi anlamda sanayi birçok alanda üretimi durdurma kriziyle karşı karşıya kalacak. Onun için de işte bu sorunu çözmek bu milletin Meclisinin görevidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Ne yazık ki biz gaz meselelerini seçim dönemlerinde ortaya çıkarılan gazlarla, Gabar'la, petrol fışkırmalarıyla, bu tür hadiselerle duyuyoruz; oysa ülkemizin dışa bağımlılığının en yüksek olduğu alanların başında enerji konusu geliyor. Ne yazık ki bunun çözümü için de bir hazırlık olmadığı gibi sadece zamlarla da bu işin üstesinden gelinemeyeceği gayet açık. Onun için, İstiklal Marşı nasıl bu ülkenin bağımsızlığının sembolü ise enerjideki bağımsızlığı da ülkenin geleceği açısından bir bağımsızlık nişanesidir, sembolüdür. Amerika'dan 500 milyar dolar otuz yılımızı tehdit altına alacak doğal gaz anlaşması imzalanırken, Kuzey Irak'tan 1,5 milyar euro ceza yerken bunların hiçbiri Meclis gündemine gelmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bayram ağzı aziz milletimize hayırlı bayramlar. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüseyin Olan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye'de DEAŞ vahşetine karşı verilen direnişte büyük emekleri bulunan Salih Müslim'i kaybettik. Rojava devriminde önemli rol almış ve yaşamını barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine adayan Salih Müslim'e Allah'tan rahmet, halkımıza başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 12 Mart darbenin, katliamların ve halklara yönelen zulmün hafızamızdaki ağır günlerinden biridir. Bugün 1971 askerî darbesi, Gazi katliamı ve Kamışlı katliamının yıl dönümüdür. Bu vesileyle Kamışlı katliamı başta olmak üzere Gazi'de ve tüm katliamlarda yitirdiğimiz canları saygı ve minnetle anıyoruz.

Sayın vekiller, Orta Doğu coğrafyası barış, adalet, demokrasi, eşit yurttaşlık, özgürlük gibi her insanın yaşamında var olması gereken en temel değerlerden dahi yoksun bir coğrafya durumundadır. Bu coğrafyada birlikte eşit bir yaşam ve özgürce nefes alabilmek için yoğun bir mücadele vermek zorunda kalıyoruz. Yaşadığımız topraklar üzerinde insanca yaşamın temellerini oluşturan değerleri paylaşamazsak emperyalistlerin kaynakları sömürü planları karşısında mücadele etmekle karşı karşıya kalırız. Dolayısıyla enerji arz güvenliği özünde enerji ihtiyacının garanti altına alınmasıdır. Bulunduğumuz coğrafya sömürgeciliğin enerji politikalarının üzerinden çeperini genişletmesi, evrensel hukuk normlarını görmezden gelerek ve en önemlisi insan hayatını hiçleştirerek yayılmaya devam etmesi enerji arz güvenliğinin sağlanması açısından mümkün değildir. Dolayısıyla enerji arz güvenliği konusu, enerji bağımlılığı konusuyla da beraber tartışılmalıdır. Enerji talebinin sürekli olarak artmasının temel nedenleri AVM'ler, devasa otoyollar, tüneller, havaalanları, bitmeyen inşaat projeleri ve aşırı kâr etme hırsındandır. Sermayenin açgözlülüğü ile enerji talebinin yarattığı tüm yıkıcılık coğrafyayı, Orta Doğu'yu savaşların merkezi hâline getirmiştir. Orta Doğu'nun içinde bulunduğu bu savaş gerçekliğinin içinden çıkış yolu barıştır ve barış da yine demokratik toplumun inşasıyla var olacaktır. Bu gerçekliği ıskalayarak enerji arz güvenliği hususunu öncelemek de kendi içinde de derin bir çelişki yaratmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

HÜSEYİN OLAN (Devamla) - Tamam Başkanım.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, önümüzdeki hafta hem Ramazan Bayramı'nı hem de Nevruz'u birlikte kutlayacağız. Bu vesileyle, tüm Türkiye halklarının Ramazan Bayramı'nı ve Orta Doğu halklarının yeniden doğuşun ve özgürlüğün habercisi olan Nevruz'unu kutluyorum.

Yine, bugün, Kürt dilinde önemli yazımlar, önemli çalışmalar yapan Feki Hüseyin Sağnıç'ın ölüm yıl dönümüdür. Kendisini saygıyla minnetle anıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İYİ Parti Grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu önergeyi desteklediğimizi özellikle ifade etmek isterim. Türkiye'nin enerji arz güvenliği artık sadece ekonomik bir konu değil, doğrudan doğruya bir millî güvenlik meselesi hâline geldi. Etrafımızda yaşanan çatışmalar, savaşlar ve jeopolitik krizler meydanda ve enerjiyle ilgili olarak dışa bağımlı olduğumuz için de çok maliyet artışlarından dolayı bütçemiz üzerine bir yük binmektedir. Bütçeye binen her yük de vatandaşın üzerine binmektedir.

Şimdi, doğal gazdan sorumlu kurum BOTAŞ. Şimdi, BOTAŞ'ın da görev zararları malum. Bütçede 1 trilyon 389 milyarlık bir görev zararı tahmin edilmiş. Son beş yılda BOTAŞ'ın 3 kez 388 milyarlık doğal gaz ithalatından kaynaklanan vergi borçlarıyla ilgili, fon ve borçlarıyla ilgili görevlendirme giderlerinden kaynaklanan alacaklarıyla, mahsubuyla borç silinme işlemi yapılıyor. 388 milyardan bahsediyorum.

Şimdi, en son torba yasa geldi, 259 sıra sayılı Kanun Teklifi Genel Kurulda bayram sonrası görüşülecek. Orada da 500 milyarlık bir tutar silinecek, 500 milyardan bahsediyorum. Şimdi, demek ki bu kontratların yenilenme zamanlarıyla ilgili olarak tespitlerin yapılması, bir öngörü hâlinde... Son beş yılda 5 kat, 7 kat artan doğal gaz fiyatlarıyla ilgili sorumlu olan siyasiler var mı bunu zamanında yenilemeyip uzun vadeli kontrat imzalamadığı için, spot alımlarla ilgili yüksek fiyatlarla karşı karşıya bu ülkeyi bıraktığı için? Bunların mutlaka araştırılması ve tespit edilmesi gerekiyor. Buradaki tutarlarla ilgili olarak çok ciddi miktarlarda kamu zararı oluşmuş oluyor; doğru kararlar alınması lazım.

Şimdi, yine torba yasada bakın, 230 tane gayrimenkul satıyor bu devlet, bu ülke -kamu kurum ve kuruluşlarının bünyesinde bulunan bina, arsa, arazi ve gayrimenkuller- bundan da 35-45 milyar arası bir gelir bekleniyor. Ama bir taraftan da bu geliri elde etmek için biz çaba sarf ederken faize 637 milyar lira para ödemişiz; iki ayda ödediğimiz para yani günde 10,6 milyar TL, dakikada 7,3 milyon TL bir faiz ödememiz var. Bizim bunlarla ilgili önlemleri almadan, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgili gerekli tasarruf ve tedbirleri sağlamadan bu enerji kriziyle ilgili de mücadele etmemiz mümkün görünmüyor.

Şimdi, Türkmenistan'dan gaz gelecekti "Türkmen gazı" diye, 2024 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı açıkladı, izah etti;  ben günümüze kadar böyle bir tedarikle ilgili uygulamada bir şey görmedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

CEVDET AKAY (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu konuyla ilgili de bize açıklamaların yapılması ve ifade edilmesi, Meclisteki bütün milletvekillerinin bu konuya hâkim olması gerekiyor.

Son olarak şunları söyleyebilirim: Türkiye'nin ihtiyacı, günü kurtaran politikalar değil, kaynak çeşitliliğini artıran, yerli üretimi güçlendiren, şeffaf ve uzun vadeli bir enerji stratejisi olmalı. Enerji güvenliği ihmal edilecek bir başlık değildir çünkü enerji güvenliği zayıfladığında yalnızca ekonomi değil, ülkenin geleceği de risk altına girer.

Ayrıca ÖTV'de de düşüş olacak eşelmobil sistemiyle ilgili, bunu da vurgulamak istiyorum. 2026 yılı bütçesinde 15,6 trilyonluk verginin 2,5 trilyonu ÖTV. Şimdi ÖTV'den de kaybımız olacak, bütçe açığı daha da artacak. Bütün bunların önlemlerinin alınması için doğru bir enerji politikası belirlenmeli, stratejisi belirlenmeli ve Mecliste ayrıntılı bir şekilde görüşülmesi gerekir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Şahin Tin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞAHİN TİN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji bir ülkenin damarlarındaki kan gibidir, akmazsa ekonomi durur, toplumun refahı sekteye uğrar. Bu bilinçle AK PARTİ Hükûmeti olarak enerji arz güvenliğini her zaman hayati öncelik olarak gördük ve somut adımlar atarak güçlendirdik. Türkiye doğal gaz tedarikinde boru hatları ve LNG terminalleriyle 2025 yılında 58,2 milyar metreküplük kapasiteye ulaştı; bunun 40,8 milyar metreküpü boru gazıyla, 17,4 milyar metreküpü LNG yoluyla sağlandı. Aynı yıl 17 farklı ülkeden doğal gaz tedariki gerçekleştirildi. Doğal gazda günlük giriş kapasitemiz 495 milyon metreküp; bunun 179 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 161 milyon metreküpü LNG terminalleri ve deniz yoluyla, 155 milyon metreküpü de depolama tesislerinden oluşmaktadır. Hâlihazırda sistemde doğal gaz arzında hiçbir aksaklık oluşmayacak şekilde bir hazırlık vardır. Depolarımız tam kapasiteyle geri üretim sağlayabilecek doğal gaz envanterine sahip durumdadır. Kriz anında bile güvenli bir nefes alabileceğimiz güçlü ve hazır bir enerji rezervine sahibiz. Son yıllarda atılan adımlar hem arz çeşitliliğini artırmış hem de ülkemizi dış şoklara karşı daha dirençli hâle getirmiştir. Enerjideki bu güç, milletimizin refahının teminatı, ülkemizin bağımsızlık gücünün bir göstergesidir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımızın da ifade ettiği gibi, yirmi yıllık LNG anlaşmalarıyla önümüzdeki dönemde yıllık 4 milyar metreküp ek tedarik sağlanacaktır. Türkiye, boru hatları ve LNG terminalleriyle sağlanan altyapı kapasitesiyle spot piyasadan ve LNG ithalatından sağlanan esnekliği birleştirerek arz güvenliğini güçlendirmiştir. Hükûmetimizin aldığı önlemlerle bu altyapı ülkemizi ani fiyat dalgalanmalarına ve arz kesintilerine karşı güçlü bir şekilde korumaktadır. Yerli üretimde ise tarihimizin en yüksek seviyelerine ulaşmaktayız. Yenilenebilir enerji yatırımlarımızla elektrik üretiminde dışa bağımlılığımızı azaltıyor, geleceğe temiz ve sürdürülebilir bir enerji altyapısı bırakmanın gayretini taşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ŞAHİN TİN (Devamla) - Teşekkürler.

Bu gerçekler ışığında, önergeyle dile getirilen riskler, mevcut enerji politikalarımız ve yatırımlarımızla kontrol altındadır. Arz güvenliği konusunda herhangi bir boşluk yoktur. Aksine kritik dönemler için alınan önlemler sayesinde de arz güvenliğimiz daha da güçlendirilmiştir. Enerji arz güvenliğimizi sağlam temeller üzerinde yönettiğimizde ülkemizin enerjide istikrar ve bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerlediğini özellikle vurgulamak isterim. Enerjide gücümüz, milletimizin geleceğe güvenle bakmasının teminatıdır.

Bu vesileyle, hemşehrilerimizin ve aziz milletimizin yaklaşan Ramazan Bayramı'nı en içten dileklerimle tebrik ediyorum; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Ünver, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İstiklal Marşı'mızın kabulünün 105'inci yılını kutluyor, millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u rahmetle anıyorum. Bu önemli günde ne yazık ki ilim Karaman'da düzenlenen resmî programda İstiklal Marşı'mızın Arapçaya çevrilerek okunduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

Milletimizin kurtuluşunun ve bağımsızlığının en önemli simgelerinden olan İstiklal Marşı'mızın Türkçeden başka bir dile çevrilerek bir resmî programda okunması tam bir millî şuurdan yoksunluk örneğidir. İstiklal Marşı Türk milletinindir. Türk milletinin dili Türkçedir. Türk milletinin olduğu gibi, İstiklal Marşı'mızın dili de Türkçedir. Bu şuursuzluğun Türk dilinin başkenti Karaman'ımızda vuku bulması ise ibretlik bir durum olmuştur. İstiklal Marşı'mıza yapılan bu saygısızlığın sorumlularını kınıyorum. Sorumlular hakkında derhâl gerekli soruşturma yapılarak hak ettikleri yaptırım uygulanmalıdır. Bu hususta Karaman Valiliğine ve Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN - Sayın Uysal...

 

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen bir dosyaya sunulan bilirkişi raporunda YJA-STAR üyesi Dilan Öklü hakkındaki CD üzerine yazılan ifadeleri açıkça kınıyor, reddediyoruz. Bir mahkeme dosyasında ölünün hatırasına saygıyı, bir insanın haysiyetini hedef alan bu ifadeler insan onuruna yöneltilmiş ağır bir saldırıdır. Devletin Dersim'den Nevala Kasaba'ya, Garzan'dan kimsesizler mezarlığına sürdürdüğü yüz yıllık inkâr politikasını bugün ölülere karşı nefret diliyle sürdürdüğünü göstermektedir. Oysa ölüye saygı en temel insani ve ahlaki ilkedir. Aynı zamanda barışın ve toplumsal mücadelenin, yüzleşmenin de ilk adımıdır. Hukuk adına bu utanç verici durum normalleştirilmemeli, gözden kaçırılmamalı, görmezden gelinmemeli ve derhâl bunu yazanlar ve kabul edenler hakkında soruşturma başlatılmalıdır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

12/3/2026 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/3/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Sezai Temelli

 

 

Muş

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

9 Mart 2026 tarihinde Hakkâri Milletvekili Vezir Coşkun Parlak ve arkadaşları tarafından 16932 Grup numaralı İran savaşından dolayı sınır kapılarında yaşanan sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12 Mart 2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun Parlak. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun zamandır dünya gündemini meşgul eden İran Savaşı 2 hafta önce İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından başlatıldı. Bölge olarak ne yazık ki bir kez daha sonu belirsiz bir sürece girdik. Partimizin en temel ilkesini en baştan ifade etmek isterim: Biz sadece Orta Doğu'da değil, dünyanın hiçbir ülkesinde özgürlük ve demokrasinin dış müdahalelerle geleceğine inanmıyoruz. Bir halk gerçek anlamda özgürlüğünü ancak kendi mücadelesiyle kazanabilir. Dolayısıyla, İran'a yönelik bu son saldırı da bölgemizde yeni bir kaosun fitilini ateşlemekten başka bir işe yaramayacak. Geçtiğimiz yüzyılın yarısını otoriter şahlık rejimi, yarısını da teokratik diktatörlük rejimi altında yaşayan İran halkları şimdi yeni bir kıskaca alınmış durumdalar. Başta Kürtler olmak üzere, İran'daki tüm halklar bir taraftan baskıcı rejimin saldırılarına uğruyor, diğer taraftan hegemonik bir mücadelenin parçası yapılmak isteniliyor. Oysa İran'da Kürtler, Beluçlar, Türkler, Farslar; Şiiler, Sünniler yani tüm halklar ve inançlar özgür ve onurlu bir yaşam istiyor.

Değerli milletvekilleri, İran'daki savaş şimdiye kadar Türkiye topraklarına ciddi düzeyde yansımadı. Temennimiz bunun hiçbir zaman olmamasıdır fakat savaş fiziksel olarak Türkiye'ye sıçramamış olsa da toplumsal ve ekonomik etkilerini yaşamaya başladık. Türkiye ve İran yaklaşık 560 kilometrelik bir sınırı, 3 sınır kapısını, bunların da ötesinde binlerce yıllık tarihsel ve kültürel bir mirası paylaşan iki ülkedir. Sınırın iki tarafındaki Kürtler, Azeriler, Farslar ve diğer halklar birbiriyle akraba topluluklardır. Bugünkü sınırı çizen Kasr-ı Şirin Antlaşması'nın üzerinden yaklaşık dört yüzyıl geçmiş olsa da bu sınırlar halkları toplumsal, kültürel ve ekonomik olarak birbirinden ayıramamıştır. Türkiye ile İran arasında 3 sınır kapısı bulunmaktadır; Hakkâri, Van ve Ağrı'da bulunan bu kapılar yoğun bir insan geçişine sahip olduğu gibi yüksek bir ticaret kapasitesine de sahiptir. Bu 3 sınır kapısından sadece bu yılın ilk ayında 350 bin yolcu geçmiştir. Bu geçişler bütün kara sınır kapılarından geçişlerin yaklaşık yüzde 15'ine tekabül etmektedir. Bu istatistiklere bakıldığında, İran'a açılan 3 sınır kapısının ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir. Savaşın başlamasından sonra bu sınır kapılarında ciddi sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Bazı sınır kapılarına giderek yerinde gözlemler yaptık, diğer kapılardaki durumu da yakından takip ediyoruz. Sınır kapılarındaki ticari faaliyetlerde aksaklıklar yaşanıyor, kilometrelerce uzanan tırların görüntüleri basına yansımaya devam ediyor. Sınır ticareti bu bölge için hayati derecede önemlidir, binlerce aile, on binlerce insan bu faaliyetlerle geçimini sağlamaktadır. Savaştan dolayı meydana gelebilecek aksamaların bölge insanına yansıması ekonomik olarak çok ağır olacaktır. Tırlarla ticaret faaliyeti yürüten şoförlerin büyük bir kısmı tırlarını krediyle almış ve kredi taksitlerinin ödemelerini bu ticaretten elde ettikleri gelirle yapmaktadırlar. Bu gelirlerden mahrum kalan şoförler büyük bir ekonomik çıkmazın içine girecektir. Bu ekonomik riskleri önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri şimdiden almak Ticaret Bakanlığının olduğu kadar bu Parlamentonun da en temel görevlerinden biridir.

Değerli milletvekilleri, sınırlarla ilgili Türkiye'yi bekleyen ikinci bir risk daha var, o da yakın bir gelecekte başlayabilecek bir göç dalgasıdır. Böyle bir durumda başta Hakkâri, Van, Ağrı ve Iğdır olmak üzere bölge kentlerinde altyapı ve barınma yetersizlikleri, güvenlik sorunları, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişim zorluklarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir göç dalgası sırasında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası göç anlaşmaları ve insani sorumluluk gereği göç eden insanların yaşam, sağlık, barınma ve güvenlik hakları için gerekli hazırlıkların yapılması gerekmektedir. İran'daki savaş genelde bütün sınır bölgesinde ama özelde de sınır kapılarında ciddi sorunlar yaratma potansiyeli taşıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Olası krizlerin önüne geçmek için şimdiden önlem almalıyız. Riskleri görmek ve gerekli tedbirleri almak Hükûmetin asli görevidir. Bu nedenle, savaşın sınır bölgelerindeki çok boyutlu etkilerini ortaya çıkarmayı amaçlayan araştırma önergemizin kabul edilmesi gerekir. Bu yüzden siz değerli milletvekillerini önergemize olumlu oy vermeye davet ediyor, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Cemalettin Kani Torun.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemiz, geçmişten bugüne yüzlerce kez olduğu gibi yine emperyalist arzuların netice verdiği bir savaşla karşı karşıyadır. Bu savaş, ABD Başkanı Trump'ın, yasama organına, bürokrasiye ve ABD kamuoyuna rağmen Epstein dosyası başta olmak üzere çeşitli sebeplerle İsrail'le kurduğu göbek bağının bir tezahürüdür. ABD, müzakerelerin devam ettiği bir esnada uluslararası hukuku hiçe sayarak İran'a saldırmıştır. Ülkenin dinî liderini savaşın ilk gününde öldürmüş, masum kız çocuklarının bulunduğu bir okulu bombalayarak Netanyahu'yla âdeta bir katliam yarışına girmiştir. Her ikisinin de işlediği savaş suçlarından dolayı bir gün yargılanacağına ve ülkemizin bu konunun takipçisi olacağına inanıyorum.

Diğer taraftan, İran'ın savaşın seyrini değiştirme ve savunma amacıyla yaptığı birtakım stratejik hamleler olduğunu görüyoruz. Öncelikle, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, uluslararası ticaretin yavaşlatılması hem doğrudan hem de dolaylı olarak ABD üzerindeki baskıyı artırmıştır. Zaten savaşa karşı olan ABD kamuoyu hem savaş için harcanan yüksek bedellere hem de giderek artacak olan fiyat hareketlerine karşı tepki göstermeye devam ediyor. Avrupa ülkelerinin de enerji arzında yaşanan bu duraksamanın sonucunda ateşkes için çaba harcaması kaçınılmaz olacaktır.

Kıymetli milletvekilleri, savaşın İsrail boyutuna baktığımızda Gazze'de el yapımı füzeleri etkisiz hâle getirerek ünlenen Demir Kubbe'nin İran'ın güçlü füzeleri karşısında nasıl etkisiz kaldığını hepimiz seyrediyoruz. Savaşların iyi yönleri yoktur ancak bu savaşın iyi yönü olarak İsrail'in "dokunulmaz" mitini çökerttiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Küresel ekonomiye ciddi bir darbe vuran bu savaşın İsrail'in kişisel ajandasının bir ürünü olduğu tüm dünya tarafından biliniyor, bu da şüphesiz Gazze'de kör ve sağır olanların İsrail'e karşı tutumlarında bir değişikliğe yol açacaktır. Körfez ülkeleri bu savaş vesilesiyle topraklarında bulunan ABD üslerinin kendilerini veya bölgeyi değil yalnızca İsrail'in çıkarlarını korumak için kurulduğunu anlamıştır umarım.

Savaşın derhâl sona erdirilmesi bölge için oldukça önemlidir. Türkiye olarak her iki tarafla diyalog kurabilecek bir konumda olmamız sebebiyle arka kapı diplomasisinin gerektiğini daha önce ifade etmiştim. Aksi takdirde savaş bölgede birçok dinamiği olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

CEMALETTİN KANİ TORUN (Devamla) - Savaşın ilk günleri ABD ve İsrail'in Kürtler üzerinden bir manipülasyona niyetlendiğini hepimiz gördük ancak Kürtlerin bu teklifler karşısında takındıkları tutum, her fırsatta Kürtlere samimiyet testi uygulamak isteyen çevrelere iyi bir cevap olmuştur. Tam da bu aşamada ülkemizde başlattığımız sürecin ve inşa etmeye çalıştığımız barışın ne kadar kıymetli olduğunu, bölgemizdeki tüm halklarla kalıcı birliktelikler kurmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha anlamış olduğumuzu umuyorum.

Türkiye bu bölgede kalıcı barışı sağlamak için AB benzeri bir Orta Doğu birliği kurulması konusunda öncülük etmelidir.

Bölgemizin kalıcı barışa ulaşması dileğiyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı... (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Divan, değerli milletvekilleri; İran yanıyor, Suriye, Afganistan, Pakistan, Körfez, Lübnan yanıyor ama siz bu yangını ekrana yansıtılmış 4K şömine görüntüsü varsayabilirsiniz, hatta bir de müzik koyun; Feyruz'u tavsiye ederim "Beyrut'a Ağıt" zira, kabinemiz için savaş ne gam! Akaryakıt ve doğal gazda zinhar sıkıntı öngörmedikleri gibi, yıllık 7 milyar dolarlık ithalat, ihracat yaptığımız, Çin ve Brezilya'dan sonra en yakın ticari ilişkisi Türkiye'yle olan İran'a açılan 3 gümrük kapımızda da olağan dışında bir durum yokmuş. Yok enerji ithalatçısıyız, yok enflasyon zaten yüksek, yok zaten açlık sınırının altında yaşıyoruz; bütün bunları biz boş yere evham yapıyormuşuz. Alt tarafı etrafımız bir ateş çemberiymiş ama Türkiye böyle diyor Sayın Bolat, o ateş çemberinin ortasında bir huzur ve istikrar adasıymış. Keşke böyle olabilse ama ben ancak geçmiş olsun dileyebiliyorum, bu gamsızlığa acil şifalar! Umarım yakalandıkları deve kuşu sendromundan tez zamanda kurtulurlar.

Değerli milletvekilleri, Suriye 26 milyondu, iç savaş itibarıyla 5 milyon giriş yapıldı Türkiye'ye ve yüzde 400'lere varan kira artışlarına yol açtı bu; Fatih'te, Esenyurt'ta Türk vatandaşları ev bulamadı. Gıda enflasyonu fırladı, arz-talep makası açıldı, gettolaşma, asayişsizlik, artan suç oranı, tacizler, tecavüzler, cinayetler, politikasızlığa kurban olan, sokaklarda katledilen evlatlarımız. Önceki İçişleri Bakanı ne demişti: "150.327 Suriyelinin yerini bilmiyoruz." Kayıtlı olanların dahi denetlenemediği, kayıtsız olanların hırlı mı hırsız mı, ajan mı, terörist mi, ne idiğinin zaten bilinmediği bir derin güvensizlik yaşadık, yaşıyoruz.

Şimdi, İran 95 milyon arkadaşlar; artı, İran'ın sayısı tartışmalı, Afgan kaçakları, Pakistanlı kaçakları... Aynı oranda bir göç dalgasını kaldırma kapasitemiz var mı? Hadi aynı oran olmasın, onda 1'i olsun, mesela beşte 1'di Suriye'den, onda 1 olsun, 10 milyon yeni sığınmacı, göçmen, kaçak demek. Beslenmesi, barındırması, koruması, korunması; tek insan da değil tonlarca sentetik uyuşturucu, terör, bölgenin potansiyeli hepimizin malumu. İran'dan yönelecek göç dalgasına karşı çalışılmış bir kriz senaryomuz var mı? İran'a saldırı hazırlığı yapan PJAK terör örgütünün süpürmeye hazırlandığı kitlelere dair önleyici bir politikamız var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SELCAN TAŞCI (Devamla) - Tabii, bunu sormak lazım: Hani PKK silah bırakmıştı? Silah bırakmış bir terör örgütü Kandil'den havalanacak barış güvercinleriyle mi vuracak İran'ı? Ezbere bir kaygı değil bu; ABD-İsrail ittifakının işgal bölgelerinde iki şey oluyor: Bir, PKK yükseliyor; iki, Selefiler yükseliyor. Sonra, sonra etnik arındırma oluyor; bu, hiç değişmiyor, Uluslararası Af Örgütü eliyle de belgeli.               Emperyalizme vekâleten terör örgütlerinin uyguladığı stratejik göç mühendisliğine karşı bir millî göç doktrininiz var mı? İYİ Parti olarak bizim var ama Hükûmetin var mı? Yoksa geçmiş olsun. En kısa ve net uyarıyı şöyle yapayım: Hendektik mezar oluruz, kendi mezarcımız oluruz. Umarım olmaz, umarım vardır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın İnan Akgün Alp. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İran savaşının sınır hattımıza ve sınır kapılarına olası etkilerinin araştırılmasını isteyen DEM PARTİ'nin grup önerisi hakkında ben de konuşacağım. Biraz önce konuşma yapan Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun bu konuda güzel bir konuşma yaptı, ben tekrara düşmemek için İran savaşının bizim gıda fiyatlarına etkisini ve bunun sebeplerini anlatmaya çalışacağım.

Sayın milletvekilleri, muhtemelen sonbaharda bir somun ekmek 30 lira olur, siz bunu halkımıza şöyle anlatırsınız, dersiniz ki: "Savaş oldu, İran'da savaş çıktı; o yüzden gıda fiyatları arttı." Efendime söyleyeyim "Gübre krizi savaştan kaynaklandı." dersiniz. "Yaparsa AK PARTİ yapar." diyen vatandaşlarımız da sizin bu hikâyelerinize bir süre daha belki inanmaya devam ederler ama ben şimdiden uyarıyorum: "Yaparsa AK PARTİ yapar." diyen vatandaşlarımız niye ekmeği 30 liraya yiyecekler? İki kişi yüzünden, isim de veriyorum; biri Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın'dır, bu ismi hiçbir zaman unutmayın, diğeri de GÜBRETAŞ'ın Genel Müdürü Aytaç Onkun'dur. Bu 2 bürokrat yüzünden ülke gübre krizine sürüklenecektir, ekmeğin tanesi de 30 lira olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Niye bunu söylüyorum? Efendim, GÜBRETAŞ'da grev vardı, Kocaeli milletvekillerimizin öncülüğünde Kocaeli'ye gittik GÜBRETAŞ fabrikasına. Yüz kırk gün grev sürdü. O Genel Müdür o grevi sona erdirmek için yüz kırk gün boyunca işçilerle dahi görüşmedi, toplu iş sözleşmesini imzalamadı. Yüz kırk gün boyunca üretime ara verdiler. Bugün yaşanan gübre krizinin başlangıcı işte o günden başladı. Biz o fabrikanın önüne kadar gittik, burada bak, fotoğraflarını da size göstereyim. "Bu grevi bitirin; İran'da savaş riski var, yarın bir gün gübre krizine sürükleniriz." dedik tam Ağustos 2025'te. Genel Müdürünüz inkâr etti, siz de onu korudunuz ve bugün işte o gübre krizini yaşıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu gübre krizi olurken Genel Müdür ne yaptı, biliyor musunuz? Sizin çok sevdiğiniz bir müteahhit var; Mehmet Cengiz'in gübre fabrikasından 10 bin ton gübre aldı. Bir yandan da yandaşları zengin etti, gübre krizine seyirci kaldı. Bugün yaşadığımız krizin birinci faturası bu Genel Müdürdür, siz onu korumaya devam ediyorsunuz.

Bu faturanın ikincisi ve daha büyüğü Tarım Kredi Kooperatifi Genel Müdürü Hüseyin Aydın'dır. Sokağa dahi çıkmaması lazım. Sayın Cumhurbaşkanına buradan açıkça sesleniyorum: GÜBRETAŞ'a iyi baksın, GÜBRETAŞ'taki yolsuzluklara, Tarım Kredideki yolsuzluklara iyi baksın.

Bu Hüseyin Aydın o zaman ne yapıyordu, biliyor musunuz? Tarım Kredi Kooperatifinin, GÜBRETAŞ'ın deniz manzaralı plazalarını satmaya çalışıyordu.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Bir dakika müsaade ederseniz.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Rant peşinde koşuyordu. Bu krizi sona erdirmeye çalışmadı. Nidaparkta 5 bin metrekarelik plazayı peşkeş çekmeye çalışıyordu, herkes bunu biliyor.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yazıklar olsun!

İNAN AKGÜN ALP (Devamla)  - Şimdi GÜBRETAŞ'ın, Tarım Kredi Kooperatifinin Genel Müdürüne 3 soru soruyorum:

Bu kriz gelmeden niye tedbir almadın?

İkincisi; Orta Doğu'da savaş ihtimali aylarca konuşulurken gübre tedariki için neden stratejik bir rezerv planı yapmadın?

Üç; neden uzun vadeli ithalat programı açıklamadın ve çiftçinin gübreye erişimi için önlem almadın?

Bunları almayan Genel Müdürün de GÜBRETAŞ'ın Genel Müdürünün de görevden alınmasını talep ediyor, halkımıza saygılarımı arz ediyorum efendim. (CHP, DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Atay Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, son yirmi yılda çevresinde peş peşe patlak veren savaşlar, iç çatışmalar, uluslararası krizlerle kuşatılmış bir coğrafyanın ortasında yer alıyor; bölgemiz âdeta bir ateş çemberine dönmüş durumda. Ama bu kadar ateş çemberinin içerisinde Türkiye, bir istikrar adası olarak güçlü ve güvenli bir şekilde duruşunu devam ettiriyor. Bugün Türkiye, hem devletimizin kudretinden hem caydırıcı gücümüzden hem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinden, iradesinden, vizyonundan kaynaklanan dosta güven, düşmana korku veren bir duruşa sahip.

Biz Türkiye olarak savaşın değil barışın yanındayız, çatışmanın değil diplomasinin yanındayız, kaosun değil huzurun, istikrarın yanındayız. Maalesef bölgemizde sarsıntılar ve şiddet 28 Şubattan itibaren farklı bir boyuta geçti, İran'a yönelik meşru olmayan saldırılar oluştu. İran krizindeki tavrımız net; ellerin tetikten çekilmesini istiyoruz, ateşkesin sağlanmasını istiyoruz, müzakere masasına dönülmesini, diplomasinin aktif edilmesini istiyoruz ki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bu konuda ciddi bir gayret sarf ediyor.

Gelelim öneriye; Türkiye'nin İran'la arasında 3 tane kapı var: Biri Hakkâri Esendere, diğeri Van Kapıköy, diğeri de Ağrı Gürbulak. Bu öneri verildikten sonra 3 mülki amirle de valimizle de görüştüm, İçişleri Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımızla görüştüm. Öneride 3 tane iddia var; bir tanesi, geçişlerin, özellikle tır geçişlerinin ciddi aksaklıklar içinde olduğuyla ilgilidir ancak ticari akışta herhangi bir kesinti yok arkadaşlar. Bir engelleme, bir yasaklama, bir yavaşlatma söz konusu değil ama tabii, savaştan dolayı, 2025'e göre geçişlerde yüzde 50 oranında bir azalma var.

Bölgemiz milletvekilleri de bölgedeydi, hatta Ağrı Valisi'yle bu konuyu görüşürken DEM Milletvekili Sırrı Bey de Vali Beyle berabermiş, onlar da orada istişare ettiler ki sınır geçişlerinde, tır geçişlerinde herhangi bir yığılma ve problem yok. Yani, tabii, bu öneriler ciddi işler, bu önerilerde böyle doğru olmayan bilgilerin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu işler ciddiyet istiyor, önce teyit etmek lazım. Sahada bir yığılma yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Ürünün fiyatı neden artıyor o zaman?

ATAY USLU (Devamla) - Şimdi, yolcu geçişleri konusu var. Günübirlik geçişler konusu da kontrollü şekilde devam ediyor arkadaşlar. İran vatandaşları Türkiye üzerinden kendi ülkelerine dönebiliyorlar, İran'da bulunan Türk vatandaşları Türkiye'ye gelebiliyor veya üçüncü ülke vatandaşları Türkiye üzerinden kendi ülkelerine geçebiliyorlar. Hem ticaret akışının hızlı olması ve güvenli olması için hem yolcu geçişlerindeki sürecin aksamaması için devletimiz teyakkuz hâlinde.

Diğer bir konu, göç dalgası ve insani kriz konusu. Burada iki siyasal parti farklı bir bakış açısı sergiledi. Bizim bu konudaki sergilediğimiz bakış açımız belli. Biz, çatışmalardan kaçan insanların sığınma hakkı olduğuna inanırız ve bu konuda da her türlü hassasiyeti gösteririz; Hükûmetimiz de gösterir, Cumhurbaşkanımız da gösterir ki nitekim Suriye krizinde biz bunu net olarak gösterdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Atay, Avrupa'nın kapılarını da açarsınız değil mi? Sayın Atay, Avrupa'nın kapılarını  açarsınız değil mi? Onları da açın!

ATAY USLU (Devamla) - Bakın, çok önemli "Türkiye'nin Suriye'de ne işi var?" vizyonsuzluğu "Suriyelilerin de Türkiye'de ne işi var?" vicdansızlığı arasına karışmış, sıkışmış o politikasızlıkların dışında bizim insani, tarihî, hukuki bir duruşumuz var ve bunun gereğini yerine getirdik.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, 10 milyon mülteciyi memlekete doldurdun, hâlâ konuşuyorsun be kardeşim! 10 milyon mülteciyi memlekete doldurdun hâlâ vizyondan bahsediyorsun!

ATAY USLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yoksa orada on binlerce, milyonlarca insan ölecekti.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Millet yiyecek ekmek bulamıyor, hâlâ vizyondan bahsediyorsun! Hâlâ vizyondan bahsediyorsun ya! Vizyon kim siz kimsiniz ya! Sen kimsin vizyon kim ya!

ATAY USLU (Devamla) - Devam edelim; siyasi istismar aracı yapmak isteyenler çıkacaktır, bunları kullanacaklardır ama biz insani olanı yaptık, yapmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen kimsin vizyon kim! Ulan, gıda enflasyonunda dünyanın birinci ülkesi yaptın memleketi be! Hala savunuyorsun burada!

ATAY USLU (Devamla) - Ama şuna dikkat edin, bak, şu çok önemli: İran'daki durum ile Suriye'deki durum farklı.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Vizyonmuş!

ATAY USLU (Devamla) - Suriye'de bir iç çatışma vardı, iç savaş vardı, kendi insanının üzerine bomba atılıyordu, İran'da ülkeler arası bir savaş var. Dolayısıyla, bu savaş böyle devam ettiği sürece tek başına göç hareketlerini tetiklemeyecektir. Biz her türlü olağanüstü duruma göre de hazırlıklıyız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Suriye'de elinde mülteciden başka ne kaldı?

ATAY USLU (Devamla) - Ramazanınız mübarek olsun. Cenab-ı Hak birliğimizi dirliğimizi daim kılsın, devletimizi kuvvetli ve kudretli kılsın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Suriye'de elinde mülteciden başka ne kaldı ha? Ne kaldı elinde?

ATAY USLU (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEHBİ KOÇ (Trabzon) - Ağzına sağlık vicdanlı kardeşim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Vizyonmuş, vizyonun da bu kadar işte!

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

12/3/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12 Mart 2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Gökhan Günaydın

 

 

İstanbul

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Murat Emir, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın ile Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır tarafından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının bundan sonraki tüm duruşmalarının TRT tarafından canlı olarak yayınlanmasının kamu yararı açısından değerlendirilmesi amacıyla 11 Mart 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 32 sıra no.lu genel görüşme önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12 Mart 2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Sayın İsmail Atakan Ünver. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerimizin konusu 9 Martta başlayan, partimizin ve milyonlarca vatandaşın cumhurbaşkanı adayı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarına yönelik kumpas davasının duruşmalarının TRT tarafından canlı yayınlanmasının kamu yararı açısından değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılması talebidir.

Milletin 3 defa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçtiği ve 15 milyonluk bir katılımla cumhurbaşkanı adayı olmasına karar verdiği ve kurtuluş için umut bağladığı kişi olan Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen davanın toplumu ve devleti ilgilendirdiği şüphesizdir. Bu itibarla, aylardır söylediğimiz gibi, duruşmalar TRT'den canlı yayınlansın. Millet ileri sürülen iddiaları da bu iddialara verilen cevapları da aracısız ve doğrudan kendi gözüyle görsün, kulaklarıyla duysun. Bundan kaçmanın, hatta korkmanın sebebi nedir? (CHP sıralarından alkışlar) Bu çağrının ilk sahibi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel 25 Mart 2025'te AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan'a cesaret ve duruşmaların canlı yayınlanması çağrısı yaptı. Bu çağrıdan sonra, 8 Temmuz 2025'te MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli bu talebin makul ve meşru olduğunu ifade ederek pozisyonunu ortaya koydu. Hemen ertesi gün AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli'nin pozisyonuyla ilgili olarak "Sayın Bahçeli böyle bir şey kullandıysa bana göre gayet güzel bir takdirdir, hayırlı olur inşallah diyelim." dedi. Çağrımızın Cumhur İttifakı liderleri nezdinde müspet karşılık bulduğunu görünce, seçilmiş kamu görevlileri hakkında yürütülen davaların açık duruşmalarla TRT tarafından yayınlanmasına imkân veren kanun teklifimizin Genel Kurul gündemine alınmasına ilişkin olarak 2 Aralık 2025 tarihinde önerge verdik. Önergemiz, klasik söyleyişle, AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Sözde, herkes şeffaflıktan yana ama samimiyetsizlik diz boyu, ağızlar başka söylese de iş oylamaya gelince kalkan eller "Hayır." diyor. Duruşmaların başlamasıyla birlikte yaşanan gerginliklerden sonra Sayın Bahçeli'nin önceki görüşünü bir kez daha tekrarlayarak "Biz 'Duruşmalar televizyonlardan canlı yayınlansın.' derken haksız mıydık? Milletimizin gözü önünde ak koyun kara koyun tefrik edilsin." dediği hepimizin malumu. Hâkimi olduğu davalarda ve İBB soruşturmasının savcısıyken yaptığı adaletsizlikler yetmezmiş gibi, iddianameyi hazırladıktan sonra ülkedeki tüm adaletsizliklerden sorumlu bir makama getirilen Akın Gürlek'in de duruşmaların canlı yayınlanması konusunda karar mercii olarak Meclisimizi gösterdiğini biliyoruz. Aslında Meclisin görüştüğü tüm kanunların bakanlıklarca hazırlandığını bilmesine rağmen üstelik göreve gelir gelmez müdafi avukatların müvekkilleriyle görüşmelerini kısıtlamak yönünde ve on ikinci yargı paketinin içeriğiyle ilgili olarak TBMM'yi adres göstermeden yaptığı açıklamalar da aklımızdayken Gürlek'in bu konudaki ikircikli ve kaçamak tutumunun gözümüzden kaçmadığı herkes tarafından bilinsin. Bu da ortaya koyuyor ki anlaşılan sağlam denilen iddianame ve deliller pek de o kadar sağlam değil. İddianameyi yazanın bile iddianameye güveni yok. Duruşmaların yayınlanmaması aslında sanıkları korumak amacına yöneliktir, ne var ki bugün geldiğimiz noktada duruşmaların yayınlanması değil, yayınlanmaması sanıkların kişilik haklarını zedeler hâle gelmiştir. Geçtiğimiz gün, TRT'nin yaptığı şekilde, aylardır süregelen savunmayı görmezden gelip iddiayı yaymaya çalışan taraflı yaklaşımlarda olduğu gibi haksız tutumlar maddi gerçeği gölgeler boyuta ulaşmıştır. TRT Haber, sosyal medya hesabından "İmamoğlu Suç Örgütü Davasında İddialar ve Gerçekler" başlığıyla bu paylaşımı yapmıştır.  Bu üzerindeki çarpı işaretini ben koydum, vergisini ödeyen ve bu yolla TRT üzerinde söz ve hak sahibi olduğunu düşünen bir vatandaş olarak bir daha yapmasınlar diye uyarmak için koydum. (CHP sıralarından alkışlar) TRT'nin işi bu mudur? 85 milyonun vergisini yiyen, har vurup harman savuran TRT anlaşılan bu davaya çok meraklı ama tek kale oynamaya meraklı; iddia var, savunma yok. Biz zaten TRT'den objektif yayıncılık beklemeyeli çok oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - TRT objektif kamu yayıncılığı yapamaz ama duruşmaları canlı yayınlayabilir. Meclis olarak bu imkânı sağlarsak TRT de merakını böylece gidermiş olur. Biz Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'na sonuna kadar güveniyoruz, kendisiyle ilgili hiçbir şüphemiz de yoktur. İddianamesine güvenen varsa buyursun gelsin. Bu ülkede "Adalet var." diyorsanız, "Yargı bağımsız ve tarafsızdır." diyorsanız, dosyadaki delillere gerçekten güveniyorsanız, bu dosyanın siyasi bir dosya olmadığı iddiasındaysanız milletin gerçeği çıplak gözleriyle görmesinden korkmamalısınız. Gelin, bu duruşmaları TRT canlı yayınlasın, millet de izlesin. Sayın Bahçeli'nin dediği gibi, gelin, ak koyun, kara koyun, milletin gözünün önünde tefrik edilsin. (CHP sıralarından alkışlar) Ve gelin, eğer varsa adalet, milletin gözünün önünde tecelli etsin. Korkmayın, sözünüzün arkasında durun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya... (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk tarihimizde usul ve işleyişi açısından ender rastlanan bir dosyayla ilgili bir genel görüşme talebini burada konuşuyoruz. 3.741 sayfalık bir iddianame, 402 sanık ve bu sanıkları savunmak için görev alan bini aşkın avukat, 142 ayrı eylem ve iki bin üç yüz elli iki yıla kadar hapis istemli bir iddianame ve tensip tutanağına göre on iki buçuk yıl hedef süresi konulan yargılama için bir davadan bahsediyoruz. Ve salt hukuki motivasyonla başlatılmayan bir süreç olduğu belli olan bir davanın elbette hukuki bir dava olmaktan öte, siyasi bir davaya doğru evrilme ihtimali söz konusu. Ben bir hukukçu olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 183'üncü maddesinde duruşmalardan görüntü ve canlı yayınla ilgili yasağın olması gerektiğini düşünüyorum ama bu davayla ilgili gerek Cumhuriyet Halk Partisinin "Bunlar TRT'de yayınlansın." şeklindeki talepleri gerekse hem AK PARTİ'nin hem de Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanlarının "Bunlar TRT'den yayınlansın." şeklindeki talepleri bir siyasi meydan okumadır.

O hâlde, Cumhuriyet Halk Partisi bu siyasi meydan okumasının arkasında duruyorsa bu siyasi meydan okumayı yapan diğer siyasi partilerin de -eğer bu bir blöf değilse- sonuna kadar arkasında durması lazım. (YENİ YOL ve CHP  sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisi bunu bir siyasi blöf olarak da tek başına yapmadı, bir kanun teklifi de getirdi buraya. O zaman eğer blöf yapmıyorsak bu kanuna destek vermemiz lazım. Ben bir hukukçu olarak, dediğim gibi, bundan yana olmadığımı söylüyorum ama madem bu kadar siyasi bir meydan okuma varsa ve Cumhur İttifakı'nın 2 partisi de buna destek veriyorsa sadece buna has bir düzenlemeye "Evet." diyebileceğimi de buradan ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli husus şu: Sayın Bahçeli "TRT'den yayınlansın." dedi, Sayın Erdoğan da "Hayırlı olur." dedi, bir önceki Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da "Olabilir." dedi; Sayın Akın Gürlek ilginç bir şey söyledi, "Meclisin takdirindedir." dedi. E, bu konu elbet Meclisin takdirinde ama Sayın Akın Gürlek, cezaevinde avukatların kendi müvekkilleriyle görüşmelerini kısıtlama konusu da Meclisin takdirinde, siz niye onunla ilgili bir çalışma yaptığınızı söylüyorsunuz? (YENİ YOL ve CHP  sıralarından alkışlar)

Sayın Akın Gürlek, on ikinci yargı paketi de Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirinde olan bir şey. Niye onu çekip tekrar "Eksik görüyoruz, bununla ilgili düzenlemelerimiz var." diyorsunuz? İşinize gelen düzenlemelerle ilgili hususları Bakanlık olarak siz yapacaksınız ama topu taca atmak için, siyasi meydan okumalara cevap veremediğiniz için de "O konu Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirinde." deyip topu taca atacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Devam ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Dolayısıyla "Bu dava TRT'den yayınlansın." demek bir siyasi meydan okuma ve cesarettir. Bu iddiasının arkasında duran herkesin de sonuna kadar gitmesi siyasi cesaretin bir gereğidir diye söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi kendi iddiasıyla tutarlı bir şekilde bunu buraya getiriyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisine düşen bu teklife ya destek vermek ya da "Biz Cumhuriyet Halk Partisinin peşine takılmak istemiyoruz." diyorlarsa buyursunlar, kendileri bir kanun teklifini getirsin, biz de YENİ YOL Grubu olarak buna, bu oluşan konsensüs gereği destek vereceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

İYİ Parti Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Herkes yargılanabilir ama bu yargılama adil olmalıdır, savunma hakkı olmalıdır ve lekelenmeme hakkı tesis edilmelidir.

(Uğultular)

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Arkadaşlar, önemli bir konudan bahsediyoruz, istirham etsem biraz sessiz olur musunuz lütfen, rica ediyorum.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) -  Siz konuşmanıza devam edin.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin Sayın Çömez.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) -  Ben konuşmama devam edeceğim de burası kahvehane değil.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Biraz önce bağırdın.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bir dönüp bakar mısınız arkanıza ya, bunu gönlünüze sindiriyor musunuz?

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Biraz önce konuşmacıyı konuşturtmadın ya.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Gönlünüze sindiriyor musunuz bunu?

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Sen konuşmana devam et ya.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - "Sen konuşmana devam et." diyemezsiniz bana!

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ben derim!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Buranın bir Başkanı var, o Başkanı dinleyeceksiniz. Yakıştırıyor musunuz bu manzarayı buraya? Mecbur muyum bu kahvehanede ben, bu kahvehane görüntüsünde konuşmaya?

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Sen mi karar vereceksin ya? Konuşmana devam et!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen müdahale eder misiniz, istirham ediyorum.

BAŞKAN - Bir saniye sayın milletvekilleri...

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Başkan sadece buraya müdahale etmeyecek, her yere müdahale edecek.

BAŞKAN - Sayın Çömez, sizin sürenizi yeniden başlatacağım ama sayın milletvekilleri, bakın, burada, kürsüde iki seferdir ikaz etmemize rağmen, kendi arasında konuşan bir grup var.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Tamam, Başkanım o müdahaleyi her zaman yapmanız lazım, her zaman yapmanız lazım o müdahaleyi.

BAŞKAN - Hayır, lütfen müdahale etmeyin.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - İşinize geldiği zaman değil, her zaman yapmanız lazım. 

BAŞKAN - Lütfen, müdahale etmeyin.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Bak, biraz önce Atay Bey konuşurken konuşturtmadılar onu, hiç de müdahale etmediniz.             

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Müdahale etmeyin! Başkana müdahale etme! 

BAŞKAN - Kendi aranızda konuşmak istiyorsanız dışarıya çıkın, kulislerde konuşun, kulislerde konuşun.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Böyle bir şey olabilir mi yani?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Laf atmak başka bir şey, orada sohbet etmek başka bir şey be!

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir susmuyorsun be!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hâlâ konuşuyorsunuz be! 

BAŞKAN - Var mı böyle bir şey ya! Burada kürsüde milletvekili konuşuyor, oradan kahkahalar çıkıyor, kendi aralarında gülüyorlar, konuşuyorlar.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Ya, orada da çıkıyor, burada da çıkıyor, herkes kendi arasında konuşuyor. Ne yapalım?

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - İşinize geldiği gibi davranan sizsiniz!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Gel kahve yap burada, gel kahve yap!

BAŞKAN - Böyle bir şey olamaz ya! Bunu her grup için söylüyoruz, her grup için söylüyoruz ama en çok da sizin grup yapıyor.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Yo, biz size yakın olduğumuz için öyle. Burası yakın, orayı duymuyorsunuz, görmüyorsunuz.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Hâlâ konuşuyor ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, neyse meşgul etmesin ya, meşgul etmesin Meclisi.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Hâlâ ya, bir dur.

BAŞKAN - Çok üzgünüm, maalesef. En fazla burası yapıyor maalesef.

Sayın Çömez, buyurun; ben sizin sürenizi yeniden başlatıyorum, devam edin.

 

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; herkes yargılanabilir ama bu yargılama adil olmalıdır, savunma hakkı tesis edilmelidir ve lekelenmeme hakkı korunmalıdır. Sayın Ekrem İmamoğlu da yargılanabilir. Fakat biz İYİ Parti olarak ilk günden beri altını çiziyoruz: Bu yargılama tutuksuz olmalıdır ve hukuk kuralları çiğnenmemelidir ve hakkaniyetli olmalıdır.

Sizi yirmi yıl öncesine götüreceğim, Ergenekon dönemine, o kumpas yıllarına. O dönemin iftira başı olan hahamı bugün Kanada'da, o dönemin ihtişamlı savcısı bugün Almanya'da kaçak, o dönemde Adalet Bakanlığı yapanlardan bir kısmı da sizin aranızda bugün yok ama aranızda. Geçtiğimiz günlerde dedi ki: "Evet, Ergenekon davası kumpas davasıydı." Hâlbuki o dönemde Adalet Bakanlığı yaptığını maalesef unutmuştu. Tabii, o kayıp yılların, o çekilen acıların, ölümlerin, ıstırapların ve demir parmaklıkların arkasında geçen o acı dolu yılların hesabını kimse vermedi. Ucu dışarıda bir çete bir kumpas yapmıştı ve o kumpas önce muhatap aldıkları, hedef aldıkları kişinin kimliğini hedef almıştı ve o kişiyle ilgili  maalesef bir kamuoyu oluşturulmuştu. Ardından evler basıldı, ardından tutuklamalar oldu, çok sayıda insan hayatını kaybetti ve onun ardından o dönemde gizli tanıklar, kurgulanmış tanıklar yalan yanlış ifadelerle insanların itibarlarını infaz ettiler ve o itibar infazı, aynı zamanda medyadaki infaz mangaları tarafından maalesef insanların üzerinde kullanıldı. Ve yıllar sonra "Allah da affetsin, milletim de affetsin. Biz görememişiz ne istediler de verdik ama bakın, bu hâle geldik." denildi ama, o kayıp yıllar, o ızdırap maalesef milletin yüreğine kazındı.

On iki yıllık sürgün yıllarının ardından tek dileğim vardı: İnşallah bu dönemden ders çıkartılır, bu dönemin acıları bu ülkede gerçek bir hukuk düzeni kurulabilmesi için vesile olur. Bunu düşünmüştüm ama maalesef geçtiğimiz yıllar gösterdi ki bir hukuk düzeni kurulmadı, iktidarın hukukun üzerine koymuş olduğu o karabasan gibi gölge giderek baskısını artırdı. Bu ülkenin temel ihtiyacı adalettir, temel ihtiyacı hukuktur. Bakın, zannetmiyorum, içinizden herhangi birisi Sayın Erdoğan, Pınarhisar'dayken benim kadar yanında olsun, hatta Türkiye'de benden daha fazla Pınarhisar'da bulunan bir başka kişinin olduğunu da düşünmüyorum. Ama o gün Sayın Erdoğan'ın yanında hangi gerekçeyle duruyorsam bugün de aynı gerekçeyle itiraz ediyorum, "Yanlıştır!" diyorum, hukuksuzlara karşı, hukuksuzluklara karşı itiraz ediyorum.

Gelelim Cumhuriyet Halk Partisinin önergesine.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, önemli bir önerge. Cumhuriyet Halk Partisi görüşmelerin canlı yayında yayınlanmasını arzu etti. Açıkçası bizim şöyle bir kaygımız var: Şu anda Türkiye genelinde bütün medya kuruluşlarının yüzde 95'i iktidarın kontrolünde maalesef. TRT de bir Pravda medyası hâline dönüşmüş. Bu itibarla bu canlı yayınlanmayla ilgili kaygı taşıyoruz, yoksa desteklemediğimiz anlamına gelmiyor, endişe duyuyoruz, ondan dolayı rezervimiz var. Eğer bu ülkede gerçek bir demokrasi olsa, zaten böyle bir talebe de ihtiyaç olmayacak.

Bugün CHP'nin vermiş olduğu önergeyle ilgili İYİ Parti Grubu olarak destek vereceğimizi açıklıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu önerge aynı zamanda onların tutumunu ve duruşunu göstermektedir. Madem sizler, MHP "Biz bunu destekliyoruz." dedi, gelin, bunun arkasında durun. Ancak biz kaygılarımızı kayda geçmek için, burada, bu rezervimizi kayda geçmek için medya üzerindeki iktidarın baskısını bir kere daha vurguluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Böyle bir olayın olması hâlindeki çekincelerimizi de kayda geçiriyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Nevroz Uysal Aslan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli Başkan, sevgili milletvekilleri; İBB davasında tüm duruşmaların TRT'de canlı yayın olarak verilmesi talebi şu an Türkiye'deki yargının nasıl işlediğine, siyasal düzenin nasıl dizayn edildiğine, halkın iradesine dönük müdahalelerin tam merkezinde duran bir taleptir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisinin bu talebini destekliyor ama birilerinin söylediği gibi bir medya gösterisi olsun diye değil, yargının halktan kaçırılmasına itiraz ettiğimiz için savunuyoruz. Madem iktidar cephesinden canlı yayın sözleri kuruldu, o zaman kamuoyuna gerçeği göstermek adına canlı yayın talebinden neden kaçılıyor? Bırakın halk, millet kendi adına karar veren mekanizmaların, mahkemelerin nasıl işlediğine ekranlardan kendileri tanıklık etsin. Çünkü daha en başından beri bu dosya, hukuk düzeninden çıkmış, istisna düşman ceza hukukuyla işler hâlde usuli uygulamalarıyla bir yargılama rejimine dönüştürülmüştür. İddianamenin binlerce sayfalık hacmi, davanın kapsamı, sanıklar arasında kurulmak istenen bağ, hukuka aykırı deliller, gizli tanıklar, basın ve izleyicilere getirilen kısıtlamalar, olağanüstü güvenlik önlemleri içerisinde bir istisna rejimi mantığıyla örüldüğünü açıkça gösteriyor. Yargılamanın yapıldığı yerin cezaevi kampüsü olması bile tek başına çok şey anlatıyor, normal koşullarda Çağlayan Adliyesinde, kamunun, halkın erişebileceği açık mahkeme salonlarında görülmesi gerekirken Silivri Cezaevlerinde kapasitesi yetersiz bir salona alınması, doğrudan aleniyet ilkesini zedelemekte, yargıyı kamuoyundan, halkın denetiminden kaçırmaya dönük bir tercihin göstergesidir. Adliyeden koparılıp cezaevi sistemi içerisine sürüklenen yargılamada daha en başından Sayın İmamoğlu ve sanıkları suçlu gösteren, masumiyet karinesini yok sayan, felsefik ve yapısal olarak aslında simgesel fiilî bir müdahalenin, yargılamada tutuksuz yargılamanın asıl ilke olmasının daha en başından aksi yönünde bir tutumun göstergesi hâlini almıştır.

Biz, bu taktikleri, bu usulleri, bu siyasete yargının bir araç olması yöntemini maalesef en iyi bilenlerdeniz. Türkiye'deki Kürt sorununun tarihiyle paralel bir biçimde yürütülen kronolojik davalara baktığımızda, 49'lardan DEP davasına, KCK yargılamalarından Kobani kumpas davasına, HDK yargılamalarına kadar bir yerde askerî cezaevleri, askerî mahkemeler, bir yerde devlet güvenlik mahkemeleri ve şu an cezaevi kampüsüne sığdırılmaya çalışılan yargılamalar. Kamusal alan daraltıldıkça, yargı halktan uzaklaştıkça istisna rejimi derinleştirilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Biz Kürt meselesi üzerinden kurulan hukuk yargısını, istisna rejimini, çözümsüzlük mantığını, bu düzeni eleştirirken, bu düzene yıllardır itiraz ederken er ya da geç bu düzenin yayılacağı, genişleyeceği, tüm kişilere, siyasi topluma evriltilebileceğinin uyarılarını yapmıştık. Tam olarak maalesef ki bugün bunları yaşamaktayız.

Değerli vekiller, bizler açısından siyasi iradeye dönük, milletvekillerine, belediye başkanlarına, siyasi tüm temsilcilere dönük her bir müdahale sadece bir kişiye, bir partiye değil toplumun kendinin siyaset yapma hakkına yönelmiş bir müdahaledir. O nedenle, TRT'de canlı yayın yapılması talebini destekliyor, kapalı kapılar ardında kurulan yargılama düzenine karşı kamusal şeffaflığı, denetlemeyi savunuyoruz. Adalet halktan gizlendikçe iktidarın gölgesi karanlığı altında gizlenecektir diyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ali Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimiz; Cumhuriyet Halk Partisinin genel görüşme açılmasına dair önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

CHP İstanbul'daki yargılamalarla ilgili diyor ki: "On üç günde iddianame kabul edildi. Silivride yargılama yapılıyor. Niye TRT'de bu yargılamalar açık bir şekilde yayınlanmıyor?" On üç günde yapılmasının sebebi, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 174'üncü maddesinde, iddianamenin kabul ve ret süresi on beş gündür. Dolayısıyla kanuna uygun bir süreçte yapılır. Duruşma salonu niye Silivri'de?" Ben geçmişte büyük davalarda avukatlık yaptım; Hava Kuvvetlerindeki bir davada Hava Kuvvetleri Askerî Mahkemesini Etimesgut Spor Salonu'nda yaptık. Silivri'de de yapılır, diğer mahkemelerde de. Duruşma salonları Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda tanımlanmamış. Mahkeme, duruşmanın düzene uygun, disipline uygun; avukatlar, sanıklar, taraflar, basın vesaire hepsinin gelebileceği bir ortama uygun yeri başsavcılıktan ister, başsavcılık da buna uygun bir yeri tahsis eder. 500 tane sanığın olduğu, binlerce tutukluyla beraber jandarmanın, avukatın, tarafın olduğu bir yerde, Çağlayan'da böyle bir yerin bulunması imkân dâhilinde değil. Tüm tutuklu sanıkların oraya getirilmesi teknik olarak doğru da değil, onlara da bir sürü sıkıntı. Burada yapılan husus, sırf bu iş için cezaevi kampüslerinin önünde özel duruşma salonları oluşturulmuş ve duruşma salonlarında herkese aleni bir şekilde, Anayasa'ya ve CMK 182'ye uygun bir şekilde yargılama yapılıyor. Aleni bir yargılama yapılıyor, aleni yargılamada bir sorun yok.

Ceza muhakemelerinde soruşturma sürecinde suç isnat edilen kişiye "şüpheli" denir. İddianamenin kabulüyle birlikte kovuşturma başlar, şüphelinin adı "sanık" olur. Şüpheli ifade verir, sanık sorguya çekilir. Yani mahkeme başkanı ve hâkim "Sanık, ayağa kalk." doğru söylemesi gereken husus, nüfus kayıt bilgileridir. Bunun dışında sanığa yemin teklif edilmez, yalan söyleyebileceği de kabul edildiği için. O ne söylemek isterse söyler ama sanık ve salondaki herkes duruşma salonunun inzibatına uymak zorundadır. Uymazsa mahkeme başkanı uyarır; uyardıktan sonra hâlâ direniyorsa, huzuru bozuyorsa, sanık dâhil herkesi çıkarır; avukatlar hariç, herkese dört gün disiplin hapsi verme yetkisi de vardır.

Mesele şu: Yargılama yapmak. "Efendim niye TRT'de yayınlanmıyor?" Arkadaşlar, binlerce belediye başkanı, seçilmiş milletvekili, il genel meclis üyesi, belediye meclis üyesi, muhtar vesaire var. Herkesin duruşmasını TRT'de nasıl yayınlayacağız? "Ahmet'inkini yayınla, Mehmet'inkini yayımlama." Nasıl bunu... Bizim jüri sistemimiz yok, biz tribünlere konuşup tribünleri ikna etmeyeceğiz, biz soruşturmadaki iddianameye cevap vereceğiz. "Sanık kalk, Muş'tan şerbetli tatlı getirtmişsin; şerbetli tatlıyı niye aldın, söyle?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Ya, bırak Allah aşkına ya!

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - İddianame yazılmadan suçlamaya başladınız.

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Hikâye anlatıyorsun, hikâye!   

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Tabii.

Diyecek ki: "Bu para kuleleri nedir? Sen buna cevap ver? MASAK'taki rapor...

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - TRT'de yayınlayın, neden korkuyorsun!

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Yayınlayın o zaman, yayınlayın!  

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Ankara Çukurambar'da iflas etmiş bir şirketin İstanbul'daki 3 tane milyarlarca liralık villasını niye aldın? Buna cevap ver."

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - TRT yayınlasın, herkes görsün gerçekleri! Niye korkuyorsunuz?

BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - AKP'li belediye başkanlarının ihaleleri temiz mi?  

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Bunlara cevap vermesi gerekiyor. Bunlara cevap verdiği müddetçe adil yargılama devam eder.

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - 17-25'i unutmadık! 

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Yargılama hepimize en tabii haktır. Bir kamu görevlisi için yargılanmak ve masumiyetini ispat etmek en temel hakkıdır.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Bir sene geçti, bir sene!

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Şov yapmak yerine yargıya cevap verecek, sanık iddianameye cevap verecek ve suçları yoksa da beraat edecek. Hepimizin arzusu, hepimizin arzusu... Seçilmiş olmak yargılanmaya engel değil, herkes yargılanabilir, herkes yargılanabilir.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Evet.

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Evet.

BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) - Şirin Ünal yargılanmadı, Şirin Ünal!    

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Binlerce suçlamaya cevap verdiği müddetçe mahkeme düzgünce işler ve bunun sonucunda herkes mutlu olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

ALİ ÖZKAYA (Devamla) - Yoksa Ahmet'e göre bir yargılama, Mehmet'e göre bir yargılama olmaz.

Bu önergenin reddini talep ediyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz.

Şimdiden Ramazan Bayramı'nızı kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan... 

BAŞKAN - Sayın Akçay, sisteme girmiş.

Buyurun.

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir hususu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu görüşümüzün arkasındayız, öncelikle onu ifade edeyim, bunu Sayın Genel Başkanımız da defaatle ifade ettiler. Milliyetçi Hareket Partisi grubu olarak görüşümüz budur ancak kamuoyunu doğru bilgilendirme açısından ifade ediyorum, Cumhuriyet Halk Partisinin bu grup önerisi bu konunun bir araştırma komisyonu kurularak veya genel görüşme şeklinde görüşülmesi talebidir. Bunun kabul edilmesi dahi TRT'den yayınlanmasını sağlayacak bir husus da değildir. O bakımdan yani bu bir yasa teklifi görüşmesi de değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yani bu görüşmeyle şöyle bir izlenim doğmaz: "Eğer bu kabul edilseydi TRT'den yayınlanacaktı." anlayışı yanlış bir anlayıştır.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Peki, teşekkürler.

Sayın Günaydın, buyurun.

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Evet, üzüldüğümüz ama sürpriz olmayan bir konuşma demetini dinledik. Önce MHP Grup Başkan Vekili arkadaşımızın sözlerini değerlendirelim. Biz bu yasa teklifini 9 Mayıs 2025 tarihinde verdik, sonra Sayın Devlet Bahçeli "TRT'den yayınlanmalıdır." deyince 2 Aralık 2025 tarihinde İç Tüzük 37'nci madde uyarınca buraya getirdik. Milliyetçi Hareket Partisi ret oyu verdi. Eğer orada "evet" oyu verseydiniz bu bir kanun teklifine dönüşecekti ve zaten TRT'den yayınlanacaktı. Bugün İç Tüzük 37'den yeniden onu buraya getirme imkânı yok, Meclisin maalesef mevzuatı buna uygun değil. Biz şimdi MHP milletvekillerinin birkaç gün önce Sayın Devlet Bahçeli'nin "Biz söylediğimizde haksız mıydık?" sözünü yerde bırakıp bırakmayacağını test edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Eğer sözlerinin arkasındalarsa buradan "evet" oyu versinler, yoksa burada "'Evet' oyu versek de zaten yayınlanmayacak." demelerinin bir anlamı yok. Biz burada bir samimiyet testi yapıyoruz.

Ha, şuraya gelince, sanki sureti haktan bir konuşmaymış gibi "Seçilmişler de yargılanabilir." O seçilmiş seni daha evvel 3 kere yendi, 4'üncü kere yeneceği için onu 23 Martta tutukladın; bir kere bunu ortaya koyalım.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - 15 kere bizi sizi yendik, 15 kere. Ne ilgisi var ya?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İkincisi, hiç utanmıyorsunuz "İmamoğlu'nun jeti" dediniz "İmamoğlu'nun jeti" dediğiniz AKP'li bir işadamının çıktı. Hiç utanmadınız "İmamoğlu'nun lüks araçları" dediniz, İmamoğlu'nun lüks araçları bir MHP'li milletvekilinin çıktı. "Parkelerin altından milyonlarca dolar çıkıyor." dediniz, o iddianamede bile çıkmadı, hiç utanmadınız. "Kasalardan paralar çıkıyor." dediniz, o kasalardan mermiler çıktı, hiç utanmadınız. Bugüne kadar bütün yalanları söylediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Jetgillerden ne haber, jetgillerden?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şimdi, biz diyoruz ki: Kendine güvenen, iddianamesine güvenen TRT'den yayınlasın. Tıpkı Sayın Bahçeli'nin söylediği gibi ak koyun kara koyun belli olsun ama siz hayatınızı iftira etmekle, siyaseti de o iftira üzerinden kurgulamakla geçirirseniz işte böyle korkarsınız. Ben AKP'nin tavrını garipsemiyorum. Bir kere daha söylüyorum, biz MHP'nin nasıl oy kullanacağına bakacağız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Biraz evvel çok değerli Milletvekilimiz Ali Özkaya Bey grubumuz adına yaklaşımımızı ortaya koydu ve hem Ceza Usul Kanunu çerçevesinde hem de ceza hukuku çerçevesinde CHP tarafından verilen araştırma komisyonu kurulmasına dair önergeyle ilgili kanaatlerini sarahaten açıkladı. Şunu ifade edeyim -burada, tabii, değerlendirmeler yapıldı, yorumlamalar yapıldı, onun üzerine söylüyorum- herkesin, bir kere, lekelenmeme hakkı var, adil yargılanma hakkı var, tabii, her suç işleyenin de suçunun cezasını görmesi gerektiği de hem mevzuatın hem de kamuoyunun talebi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Tıpkı 17-25 Aralıkta olduğu gibi, değil mi? Tıpkı... Sıfırla oğlum, sıfırla!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla bu konuda biz hiç kimseye bir iftirada bulunmuş değiliz. AK PARTİ olarak, Cumhur İttifakı olarak biz bu davanın hiçbir yerinde değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Ekrem İmamoğlu'nun beraber yol yürüdüğü, "sağkolu" diye nitelendirilen kişilerin çeşitli itirafları...

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - O itirafların nasıl olduğunu biliyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...çeşitli iddiaları, çeşitli şikâyetleri üzerine ortaya çıkan bir dava var yani şikâyet eden CHP'li, şikâyet edilen CHP'li.

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Var mı tanık, tanık var mı tanık?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bütün kendi aralarındaki para kavgaları, iktidar kavgalarıyla ilgili bu yargılama zaten bunu açığa kavuşturacak. Dolayısıyla bu bir siyasi dava değil bu bir hukuki dava.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Tamamen siyasi bir dava.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla, yolsuzluk, rüşvet, hırsızlıkla ilgili Sayın Ekrem İmamoğlu'nun bizzat yanındaki kimselerin şikâyeti üzerine delilleri ortaya koymaları üzerine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Yayınlayın...

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Tamam, yayınlayın o zaman bunları, yayınlayın madem bu kadar eminsiniz.

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...itirafları üzerine zaten bunlar iddianameye girmiş.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - İftiraları! İtiraf değil iftira.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - bunların hepsi iddianamenin içerisinde ve yargılama safahatı da başladı. Ekrem İmamoğlu da dinlenecek, "Ekrem İmamoğlu'nun suç ortağı" olarak ifade edilen kişiler de dinlenecek, bu konuyla ilgili şikâyette bulunanlar da dinlenecek, delil ortaya koyan, "Rüşvet aldı." diyenler de dinlenecek; nasıl bütün Türk vatandaşları yargılanıyorsa Ekrem İmamoğlu da Türk ceza sistemi içerisinde, yargı sistemi içerisinde yargılanacak. Niçin ayrıcalıklar istiyorsunuz? (CHP sıralarından gürültüler)

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Halk bilsin, vatandaş bilsin; vatandaş gerçekleri öğrensin, hak ortaya çıksın.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Vatandaş da görsün, itirafçıları vatandaşlar görsün, gizli tanıkları vatandaşlar görsün.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Niçin ayrıcalıklar istiyorsunuz?

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Siyasi dava, savcısı Bakan oldu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hakikati ortaya çıkaracak olan yargısal süreçtir, mahkemedir; iddia makamı da savunma makamı da hukuka uygun bir şekilde, usule uygun bir şekilde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, bütün Türk vatandaşlarının tabi olduğu yargısal süreçler bu davada da geçerli, hiç kimsenin ayrıcalığı yok. Dolayısıyla, bu konuda bütün Türk vatandaşlarına uygulanan yargı düzeni, yargı usulü bu davada da geçerli, bunun dışına çıkmayı gerektirecek özel bir durum söz konusu değil. O konuda bizim de AK PARTİ Grubu olarak bu önergeyle ilgili yaklaşımımız...

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Ya, halkın, vatandaşın bilgilenmesini  niye istemiyorsunuz?

 MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - CHP'nin bu konuya ilişkin araştırma komisyonu kurularak dört ayı bulan böyle bir komisyonun çalışmasını gerektirecek bir yasama ekonomisine de gerek yok diyor, bu konuda Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Akçay...

(Uğultular)

BAŞKAN - Dinleyelim lütfen.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, öncelikle, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşünü samimiyet testine tabi tutmanıza hakkınız yok ama bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisine bir tavsiyede bulunma hakkımız var, o da şu: Cumhuriyet Halk Partisi, bu İmamoğlu davası ekseninde bu davayla ilgili iddialar, yolsuzluk, rüşvet, irtikap, iltibas, her ne ise bu iddialarla arasına kurumsal olarak bir set çekmemiştir, bu davaların -âdeta balıklama atlayıp- bir tarafı hâline gelmiştir. Bizim de tavsiyemiz, bu davalarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal seddini çeksin ve meseleyi yargıya havale etsin. Binlerce avukatları var. Türkiye'de bir yargı olduğuna da inanıyoruz. Kendilerine güveniyorlarsa kurumsal olarak bunu yapsınlar. (MHP ve AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Ortada suç yok ya.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Sayın Günaydın...

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Biz her siyasal partinin kuşkusuz kurumsal kimliğine ve aldığı kararlara saygılıyız. Sadece burada Devlet Bahçeli'nin, MHP'nin Sayın Genel Başkanının kürsüden altını çize çize defalarca vurguladığı konuya burada MHP milletvekillerinin aynı doğrultuda oy kullanıp kullanmayacaklarına bakacağız; bu bizim açımızdan bir samimiyet testidir. Siz de aynı samimiyet testini Cumhuriyet Halk Partisi için yapabilirsiniz.

Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir yoldaşını siyasi davada betona teslim etmez. Cumhuriyet Halk Partisinin antiemperyalist kimliği çok açıktır, burada devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu iddiaların da muhatabı olursunuz, tarafı hâline getirirsiniz kendinizi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şimdi, şöyle söyleyelim: Sayın Akbaşoğlu'nu dinledik. Sadece hukuki bir davaymış. Ya, sen Adalet Bakan Yardımcısını 5 Ekimde İstanbul'a gönderdin, 30 Ekimde Esenyurt Belediyemize  çöktünüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 19 Martta Cumhurbaşkanı adayımızı gözaltına aldınız, 23 Martta tutukladınız.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Hangi adayınız? Cumhurbaşkanı adayı mı, Belediye Başkanı mı, önce karar verin ya. Beş yıl önceden adayınız mı olur?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yargı kolları başkanınız yaptı bunu, ne  anlatıyorsun sen, ne anlatıyorsun? (CHP sıralarından alkışlar) Davaymış!

BAŞKAN - Sayın Günaydın, lütfen tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Aranızda hukukçu olan, aranızda okuduğu fakülteye sadık olan varsa "doğal hâkim" ilkesinin ne anlama geldiğini bilir.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Kameraları niye bantladınız ya, kameraları niye bantladınız?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Niye siz diploma davasında asliye ceza mahkemesi hâkimini Kahramanmaraş'a sürdünüz? İdare hâkimini niye görevden aldınız? Akın Gürlek'e hakaret davasında "Beraat etmeli." şerhini koyanı niye iş mahkemesine aldınız? Ahmak davasında HSK'ye hâkimi niye beğendiremediniz? Aşağı yukarı 11 hâkimi Ekrem İmamoğlu davaları nedeniyle görevden aldınız, sürdünüz ve utanmadan burada bunu savunmaya çalışıyorsunuz ya, utanmadan! İnsan hiç olmazsa hicap duyar, insan hiç olmazsa hicap duyar!

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Siz kameraları bantlayın, hadi, gidin de kamera bantlayın.

HALUK İPEK (Amasya) - Kifayetimüzakere...

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Başkanım, lütfen oylamaya geçelim.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Evet, Başkanım, yeter, iftar öncesi yeter yoksa kameralara bant çekeceğiz yani.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ha, son olarak da şunu söyleyeyim: Bir yargılama yapılıyormuş, suçlular yargılanacakmış(!) Ya, vallahi, o gün Mevlâna törenlerine gidiyorduk, biliyor musunuz? Aramızda belki 50 kilometre vardı. Birisi böyle yavaştan "Sıfırla oğlum, sıfırla." diyordu. Neyi sıfırladınız? O sıfırlamanın hangisini yaptınız? (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Sen kameraları bantla, hadi! Sen kameraları bantla, yürü, git hadi, o kameraları bantla!

BAŞKAN - Sayın Günaydın, lütfen, son bir kez söz vereceğim, sonra Akbaşoğlu'nun da talebi var.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -  Bitiriyorum, bitiriyorum.

Burada rüşvet saatlerle konuşma yapan bakanlar vardı, ne yaptınız? Baklava kutularında, ayakkabı kutularında rüşvet alan; her cuma kendi deyimiyle bir ayet sallayan, sonra da büyükelçi yaptığınız insanlara ne yaptınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Cumhuriyet Halk Partisi her iddianın peşine düşer. Azıcık onur; azıcık haysiyet;  azıcık o cübbelerinin arkasına saklanmadan, mertçe sahaya çıkmak...

 ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Mertçe çıksın, yargılansın işte.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bizim sizden beklediğimiz mertlik nedir, biliyor musunuz? Yapamayacağınızı biliyoruz ama mertlik şudur...

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Kendi ağzınızla itiraf ediyorsunuz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir, TRT'den yayınlanmasına el kaldırın eğer yetiyorsa gücünüz, yetiyorsa yüreğiniz.

İki, erken seçim sandığını getirin, boyunuzun ölçüsünü metre metre verelim size, hadi bakalım! (CHP sıralarından alkışlar)

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Kameraları bantlayabilirsin, hadi.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz.

Sayın Akbaşoğlu, sonra da Sayın Kılıç'a söz veriyorum ve oylamayı yapıyorum.

Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, bir kere şunu söyleyeyim: Yani Ekrem İmamoğlu'nun da içinde bulunduğu bütün o yapıyı...

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Kumpas davası.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...2023 yılında yerle yeksan eden Recep Tayyip Erdoğan değil miydi arkadaşlar ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen 2024'ü unuttun galiba. 2024'ü unuttun mu sen? Sen 2024'ü unuttun mu zayıf hafızalı ha, zayıf hafızalı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - 9 Cumhurbaşkanı Yardımcınızla beraber sizin 6'lı masayı hep beraber 15'inci defa yenen yiğidin adı Recep Tayyip Erdoğan değil mi? Siz her şeyi karıştırıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bütün belediyeleri kaybeden sen değil misin? Bütün belediyeleri şakır şakır almadık mı senin elinden ha! Şakır şakır almadık mı ha! Ne anlatıyorsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Baklava kutularından rüşvet parası çıkan CHP'li belediye, CHP'li belediye! Siz bu hırsızlığı, yolsuzluğu yapanları savunmaktan dolayı utanmıyor musunuz be kardeşim, utanmıyor musunuz!

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Baklava kutusuna inanıyorsun da ayakkabı kutusuna niye inanmıyorsun?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -  O savcılarla beraber sıçan gibi kaçacaksınız, sıçan gibi! Eski ortaklarınız gibi sıçan gibi kaçacaksınız!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkanım, oylamaya geçelim lütfen.

BAŞKAN - Sayın Kılıç, buyurun.

Son...

 

 

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Sayın Başkan, dün ve evvelsi gün, bundan önceki gün bütün Grup Başkan Vekilleri bir araya geldik ve biz Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili olarak bir ricada bulunduk: "Bugün akşam bir iftarımız var, lütfen beş buçuk altı gibi bitirelim." dedik ve herkes de "Tamam." dedi. Buna rağmen, bu kadar üst üste artık hakaretamiz cümleler kurularak bu saatlerin geçirilmesini kabul etmiyoruz, lütfen.

CAVİT ARI (Antalya) - AK PARTİ Grup Başkan Vekiline söyleyin, Akbaşoğlu'na.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - bir ricamız oldu, lütfen oylamaya geçelim artık. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Çok haklısınız Sayın Kılıç.

CAVİT ARI (Antalya) - Akbaşoğlu'na söyleyin Sayın Başkanım, Akbaşoğlu'na!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ben cevap veriyorum.

FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Oylamaya geçelim artık.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Temelli, Sayın Temelli, Filiz Hanım'ın bir ricası var, feragat ederseniz eğer hemen oylamaya geçelim istiyoruz.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, 237 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacağız.

İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Milli Birlik Hükümeti Arasında Kolluk İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3030) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 237)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'sırada yer alan, 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlıyoruz.

 Hatay Milletvekili Adem Yeşildal ve Ardahan Milletvekili Kaan Koç ile 72 Milletvekilinin Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3466) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Mart 2026 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.16