7 Nisan 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, Bursa'nın fethinin 700'üncü yıl dönümü münasebetiyle Bursa Milletvekili Fevzi Zırhlıoğlu'na aittir.
Sayın Zırhlıoğlu, buyurun. (MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
FEVZİ ZIRHLIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa'mızın fethinin 700'üncü yılı münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Bursa, bir medeniyetin ilk nefesi, Osmanlı'nın ilk başkenti, devletimizin cihan yürüyüşünün başlangıcı, devlet aklının ve medeniyet tasavvurunun vücut bulduğu mukaddes topraktır. Bursa, ulu bir çınarın kök saldığı kutlu beldedir. Bursa, Şeyh Edebali'nin müjdesi, Osman Gazi'nin vasiyeti, Orhan Gazi'nin kutlu rüyası, gaza duasıdır. Bursa, Yesevi alplerinin ve yiğitlerinin güzergâhı; erenlerin, evliyaların ve dervişlerin nurlar bahçesidir. Bursa, Tophane'de Osman Gazi, Orhan Gazi'dir. Bursa, Çekirge'de Murat Hüdavendigar, Yıldırım'da Yıldırım Bayezit'tir. Bursa, Yeşil'de Çelebi Mehmet, Muradiye'de II. Murat'tır.
Değerli milletvekilleri, Orhan Gazi bu şehri fethederken sadece surları aşmamış; adalet, merhamet ve nizam üzerine kurulu bir medeniyetin kapılarını aralamıştır. Bu sebeple, Bursa'nın fethi yalnızca askerî bir başarı değil, aynı zamanda, Türk-İslam medeniyetinin Anadolu'dan yükselişinin de müjdecisidir. Bu kutlu belde, inancın azimle birleştiği, iradenin sabırla yoğrulduğu bir dirilişin adıdır. Ecdadımız bu toprakları adaletle, ahlakla ve yüksek bir ülküyle ihya etmiştir. O büyük mirasın bugünkü temsilcileri olarak biliyoruz ki geçmişini unutanın geleceği olmaz. Ecdadımızın bıraktığı bu büyük mirası sadece hatırlamakla yetinemeyiz, onu anlamak, yaşatmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde aktarmak zorundayız. Bizler, kökü mazide olan atiyiz.
Bursa'nın fethindeki irade, bugün Türk asrı ve Türkiye Yüzyılı'nın inşasında yolumuzu aydınlatmaktadır. Bugün bizlere düşen görev, ecdadın emanetine sahip çıkmak, bu aziz şehri daha yaşanabilir, daha güçlü ve daha müreffeh bir hâle getirmektir.
Değerli milletvekilleri, Bursa, sanayisiyle üretimin kalbi, kültürüyle medeniyetin taşıyıcısı, insanıyla millî birliğin teminatıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı'nın inşasında Bursa'nın rolü büyük olacaktır ancak açıkça ifade etmek gerekir ki Bursa bugün sahip olduğu potansiyele rağmen çeşitli sorunlarla da karşı karşıyadır. Hızlı ve plansız kentleşme, trafik çilesi, çevre kirliliği, su problemi, özellikle hava kalitesindeki düşüş şehrimizin en önemli meseleleri arasında yer almaktadır. Sanayi ile çevre arasındaki dengenin bozulması Bursa'nın doğal güzelliklerini tehdit eder hâle gelmiştir. Uludağ gibi eşsiz bir değerin korunması, sürdürülebilir bir şekilde değerlendirilmesi de ayrı bir hassasiyet gerektirmektedir.
Aynı şekilde, deprem gerçeği Bursa için göz ardı edilemeyecek bir risktir. Şehrimizin yapı stokunun güçlendirilmesi, kentsel dönüşümün hızlandırılması ve vatandaşlarımızın güvenli bir yaşam alanına kavuşması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Tarım arazilerinin korunması, su kaynaklarının verimli kullanılması da çözüm bekleyen başlıklar arasındadır.
Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Bursa'yı fetheden başta Orhan Gazi olmak üzere...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
FEVZİ ZIRHLIOĞLU (Devamla) - ...tüm ecdadımızı, vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Onların emanetine layık olmak bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Bursa'nın fethinin 700'üncü yılını kutluyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İkinci söz talebi, basın özgürlüğü alanında yaşanan ihlaller hakkında, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'e aittir.
Sayın Çakırözer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Dün, 6 Nisan Öldürülen Gazeteciler Günü'ydü; Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter, Metin Göktepe, Hrant Dink ve gerçeğin peşine düştükleri için hedef alınan tüm gazetecileri saygıyla anıyorum. Ne yazık ki sonu gelmiyor, geçen yıl da Hakan Tosun eklendi. Türkiye'de gazetecilik ağır kuşatma altında, gazeteciler haberleri nedeniyle baskı, tehdit, gözaltı ve zindanla susturuluyor. 2025 yılında gazeteciler tam 610 kez hâkim karşısına çıktı, 39 gazeteci tutuklandı. Furkan Karabay, Ercüment Akdeniz, Elif Akgül, Yıldız Tar, Fatih Altaylı, Suat Toktaş, Enver Aysever aylarca zindanda tutuldu. Kara tablo bu yıl da aynı, İktidarı eleştiren Tele1'e çökmek için casusluk sucu uydurup Merdan Yanardağ'ı tutukladınız, yüz altmış iki gündür zindanda. "Terörsüz Türkiye olacak, Kürt sorununu çözeceğiz." diyorsunuz da gazeteciler Pınar Gayıp, Nedim Oruç ve niceleri aylardır, yıllardır tutukluyken nasıl olacak bu iş? TCK'ye 217/A maddesiyle eklenen "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" diye suç icat edip gazetecileri hedefe koyan da yine bu iktidar. Üç yıl önce yasa Meclisten geçerken o dönem Grup Başkanımız olan Genel Başkanımız Özgür Özel, biz milletvekilleri ve gazetecilik örgütleri "Yapmayın, bu maddeyle gazetecileri hapse atacaksınız." dedik, dinletemedik, soruşturmaların yüzde 70'i gazetecilere açıldı, şafak baskınları, itibar suikastlarıyla gözaltına alınıp tutuklandılar. Bu mesleğin yüz akı 2 gazeteci Alican Uludağ kırk altı gündür, İsmail Arı on altı gündür işte bu yüzden tutuklu; yaptıkları gazetecilik, yazdıkları haber ama üç yıl önce "Bu yasayla gazeteci tutuklanmaz." diye halkı kandıranlar şimdi suspus. Nerede vicdanınız, nerede adalet duygunuz? Ama kimse merak etmesin, Alican da İsmail de diğerleri de dimdik çıkacak ve yine yağmalarınızı, talanlarınızı ve çürümüşlüğünüzü yazmaya devam edecek.
Sayın milletvekilleri, gazeteciler, haberi nedeniyle zindanda ama bakın bu fotoğrafa, gazetecilerin hakkını savunmak için meydanlara inen meslektaşları da yine, maalesef polis ablukasında. İşte, Türkiye fotoğrafı bu maalesef.
Değerli milletvekilleri, haber alma hakkımızın önündeki bir engel de erişim engelleri. Gazeteci haber yapıyor, iktidarın bakanı, vekili, müdürü aynı gün erişimi engellettiriyor. Vatandaş habere tıklıyor, erişim yok; hesaba tıklıyor, yasaklı; kanalı açıyor, karartılmış ya da kayyumda. En fazla erişim engeli kararı aldıranlar bu iktidar sahipleri ve yakınları. Haklarındaki yolsuzluk, rüşvet, torpil haberlerini engelletmede zirvedeler. İkinci sırada engellenenler ise 19 Mart darbesinin kumpaslarını açığa çıkaran haberler. Sadece o günkü protestoları haberleştiren 21 gazete, 12 gazeteci ve 3 derginin sosyal medya hesabı erişime engellendi. Yapay zekâ tabanlı Grok'a bile bu sansürcü zihniyet soruşturma açıp erişimi engelledi.
Değerli milletvekilleri, basını susturmanın bir başka aracı da ekonomik baskılar. İlan ambargoları, para cezaları, kayyum uygulamalarıyla bağımsız medya ayakta duramaz hâle getiriliyor. Geçen hafta Türkiye'nin 5G teknolojisine geçiş süreci törenlerle duyuruldu. Sloganı neydi: "81 ilde herkes için 5G." İyi ama bu verilen ilanlar ne herkesi ne de 81 ili kapsadı; ikisi de kamu iştiraki konumundaki Turkcell ve TÜRK TELEKOM'un verdikleri ilanlar herkesi kapsamadı. "Herkes için" dediler, ilanlar sadece iktidara yakın basın kuruluşlarına gitti, Halk TV dışlandı, Sözcü TV dışlandı; Sözcü, Karar, Birgün ve daha nice gazete ve onların yüz binlerce, milyonlarca okuru, seyircisi kapsama dışında bırakıldı.
Ayrıca, biz burada 81 ilin vekilleriyiz; soruyorum: "Anadolu'nun sesi" dediğimiz yerel gazete ve televizyonlarımız bu milyarlarca liralık ilan pastasından pay alabildi mi? Hayır. 900 bin Eskişehirli, telefonunda, bilgisayarında 5G'yi kullanacak, para ödeyecek ama Eskişehir'in zaten kıt kaynaklara sahip televizyonlarına, gazetelerine 1 liralık ilan verilmeyecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - Teşekkür ederim.
Bu nasıl kapsama, soruyoruz.
Ayrıca, buradan bir kez daha uyarıyoruz: Kamu bankalarının, KİT'lerin devasa reklam harcamaları iktidarın propaganda aracı değildir. "AKP'yi översen ilanı kaparsın; eleştirirsen yok olmaya mahkûmsun." anlayışınız yüzünden bugün gazeteler ve televizyonlar büyük ambargolar altında. Bu bir reklam politikası değildir; bu, özgür basını susturma ve tek sesli bir medya düzeni kurma çabasıdır. Biz bu anlayışı yıkacağız; hem ifade ve basın özgürlüğünün en geniş biçimde kullanıldığı hukuk devletini yaratacağız hem de basın kuruluşlarına ekonomik ambargoları kaldıracağız. İnanıyoruz ki basın özgürlüğü olmadan demokrasi olmaz ve bir kez daha haykırıyoruz ki gazetecilik suç değildir.
Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, Şanlıurfa'ya yapılan yatırımlar hakkında, Şanlıurfa Milletvekili Cevahir Asuman Yazmacı'ya aittir.
Sayın Yazmacı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tarih boyunca ismi değişse de varlığını bin yıllar öncesinden kesintisiz sürdüren peygamberler şehri Şanlıurfamız'da vatandaşlarımızın hayatına doğrudan dokunan birçok hizmet ve yatırım hayata geçirildi. AK PARTİ hükûmetlerimizin son yirmi üç yılda Şanlıurfa'ya sunduğu hizmetler ilimizin tarihinde eşi görülmemiş bir dönüşümü temsil ediyor. Türkiye'nin en genç nüfusuyla geleceğin nabzını tutan Şanlıurfa, yalnızca tarihimizin değil, aynı zamanda sosyal politikalarımızın da en güçlü şekilde hissedildiği illerimizin başında gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın çalışmalarıyla Şanlıurfa'da aileyi güçlendiren, toplumu koruyan ve bireyi destekleyen kapsamlı bir sosyal hizmet ağı kuruldu. Bugün ilimizde faaliyet gösteren 12 sosyal hizmet merkezi vatandaşlarımızın her türlü sosyal ihtiyacına hızlı ve etkin çözümler sunuyor. Aile Sosyal Destek Programı kapsamında bugüne kadar 410 bini aşkın haneye ulaşıldı. Eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarında da önemli mesafeler katedildi. Evlilik Öncesi Eğitim Programı'yla 60 binden fazla vatandaşımız, Aile Eğitim Programı'yla yaklaşık 160 bin vatandaşımız desteklendi. Sosyal devlet anlayışımızın en güçlü yansıması olan sosyal yardımlar alanında Şanlıurfa'ya büyük destek sağlandı. Kadın konukevleri ve ŞÖNİM merkezleri aracılığıyla on binlerce kadın ve çocuğumuza destek verilirken kadınların ekonomik hayata katılımını güçlendirmek amacıyla 21 yeni kadın kooperatifinin kurulmasına destek sağlandı.
Şanlıurfa'da yapılan her yatırım Türkiye Yüzyılı'nın sahadaki imzasıdır; birileri konuşur, biz ise yaparız. Şanlıurfa'da aileden eğitime, sağlıktan istihdama, sosyal yardımdan altyapıya kadar her alanda devletin şefkat eli vatandaşlarımıza dokunuyor. Şanlıurfa'da yalnızca sosyal destek yok; aynı zamanda üreten, büyüyen, istihdam sağlayan bir şehir gerçeği var. Genç nüfusu, üretim potansiyeli ve artan istihdam kapasitesiyle Şanlıurfa, Türkiye'nin kalkınma hamlesindeki kritik bir merkez hâline geliyor. 2002 yılında sadece 3 gençlik ve spor tesisinin bulunduğu şehrimizde bugün 83 tesis gençlerimizin hizmetinde. Gençlerimize önem veriyoruz.
Değerli milletvekilleri, sağlık alanında, 2002-2025 yılları arasında, Şanlıurfa'da 126 sağlık tesisi ve hizmet binası hizmete sunuldu. 2026 yatırım programına Akçakale, Birecik, Balıklıgöl ve Karaköprü devlet hastaneleri projelere alındı; bu yatırımlarla ilimizin sağlık altyapısını güçlendirmeye devam ediyoruz. Yapımında son aşamaya gelinen Şanlıurfa Şehir Hastanemizi en kısa sürede hemşehrilerimizin hizmetine açmayı planlıyoruz.
Eğitim alanında da büyük yatırımlara imza attık. 2002 yılında 301 bin olan öğrenci sayısı 715 bini aşmış, okul sayısı 1.391'den 2.884'e, derslik sayısı 5.101'den 24.547'ye çıkmıştır.
Tarım alanındaki tablo da son derece çarpıcı. Son yirmi üç yılda Şanlıurfa'ya 403,2 milyar tarımsal destek ve yatırım yapıldı. Tarımsal destek 62 katına, tarımsal ihracat ise 18 katına çıktı.
Konut ve şehircilik alanında TOKİ aracılığıyla 29.977 konut başta olmak üzere okullar, sağlık tesisleri, camiler ve ticaret merkezleri yapıldı. Toplamda 255 milyar lirayı aşan yatırım tamamlanırken 23 milyar liranın üzerinde yatırım da devam etmekte.
Şanlıurfa'da, 13 adet millet bahçesi projesi kapsamında ilçelerimize yeşil alan kazandırılıyor. Ulaşım altyapısında kara yolları ve demir yolu projeleri kapsamında 1,6 milyar liranın üzerinde yatırım planlandı. Kültür ve turizm alanında da şehrimizde tarihi solumak isteyen vatandaşlarımız için özel yatırımlar yapıldı. Göbeklitepe 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Başta Göbeklitepe ve Karahantepe olmak üzere 12 arkeolojik alanda kazı çalışmaları devam ediyor. Şanlıurfa'mız, tarihî zenginliğimiz, inanç merkezlerimiz, gastronomimizle dünya sahnesinde kendini göstermeye devam edecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biz bu millete sadece hizmet etmiyoruz, bu milletin duasına talip oluyoruz. Şanlıurfa'da yapılan her hizmet bir annenin duasıdır, bir çocuğun umududur, bir gencin geleceğidir.
Değerli milletvekilleri, tüm rakamlar Şanlıurfa'nın artık çok farklı bir noktada olduğunu gösteriyor. Çok daha büyük bir Şanlıurfa'yı hep birlikte inşa edeceğiz, şanlı şehrimizi daha ileriye taşıyacağız. Bu ilerlemenin en taze örneklerinden bir tanesi, dünyanın en büyük Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST'in Şanlıurfa'da yapılacak olmasıdır. Şanlıurfa'da geçmişin mirasını geleceğin teknolojisiyle aynı ufukta birleştireceğiz.
Şanlıurfa'ya değer katan tüm yatırımlar için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bakanlarımıza, kamu kurumlarımızın yöneticilerine ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın milletvekillerinin birer dakika söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz Sayın Kadim Durmaz'a aittir.
Sayın Durmaz, buyurun.
KADİM DURMAZ (Tokat) - Teşekkür ederim Başkanım.
Yıllardır millete "sicil affı" dediniz ama ortada gerçek bir af yok. Vatandaşın beklediği, sicilinin temizlenip ticaret erbabının yatırıma, esnafın işine, çiftçinin üretime başlamasıdır. AK PARTİ iktidarının bugüne kadar yaptığı düzenlemeler gerçek anlamda bir sicil kandırmasıdır. Adına "af" dedikleri uygulama sanayiciyi, esnafı, KOBİ'yi, üretici köylüyü bankaların ve Tarım Kredinin insafına bırakmıştır. 2025 yılında 2.817 şirket konkordato ilanı almış, 120 bin esnaf kepenk kapatmış, 35 milyon dönüm tarım arazisi ekilememiştir. Soruyorum: Ticari hayatı ve tarımsal üretimi bitiren bu çelişkiyi ne zaman gidereceksiniz? Hükûmet... Göstermelik değil, krediye erişimin önünü açacak, ticaret ve üretimi canlandıracak gerçek kapsamlı bir sicil affını Meclis gündemine getireceğiz; destek verecek misiniz?
BAŞKAN - Sayın Düşünmez...
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz gece Erbil'in Zergezevi köyünde en güvende olmaları gereken yerde, kendi evlerinde uyuyan masum bir aile terörün hedefi olmuştur. Musa Enver Resul ve eşi Müjde Esad Hasan'ın uykularında katledildiği, yan odadaki 2 küçük kız çocuğunun bir gecede hem öksüz hem yetim bırakıldığı bu alçakça saldırıyı en sert biçimde lanetliyorum. Sivil bir haneye bomba yüklü insansız hava araçlarıyla saldırmak hiçbir bahaneyle meşrulaştırılamaz. Bu, uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı apaçık bir insanlık ve savaş suçudur. Bu elim olay ne yazık ki münferit bir hadise değildir. Aylardır, Kürdistan bölgesine yönelen yüzlerce füze ve İHA saldırısı İran'ın Kürt halkına ve bölgedeki sivil yaşama yönelik sistematik tahammülsüzlüğünün en acı kanıtıdır. Görünen odur ki uluslararası toplum ve muhatap hükûmetler bu zulme karşı sessizliğini korudukça İran'ın Kürtleri hedef alan bu haksız ve hukuksuz saldırıları ne durmaktadır ne de duracaktır.
BAŞKAN - Sayın Güneş...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2024 yılı Kasım ayında ihale edilen Uşak Elmalıdere Aile Sağlığı Merkezi yapımı sırasında Uşak Belediyesi içme suyuna ait isale hattının taşınması için gerekli olan 900 bin TL'lik boruyu Uşak Belediyesi "Paramız yok." diyerek almadığı için inşaat yaklaşık bir yıl durmuştur. Meğerse "Para yok." diyenlerin aynı dönemde CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e ait aracın giydirilmesi için Uşak Belediyesinden tam 7 milyon 700 bin TL para harcadığını görüyoruz. Halka hizmete gelince para yok, CHP aracına gelince para varmış. Buradan CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e sesleniyorum: Hadi Belediye Başkanı size yaranmak için böyle bir tercihte bulundu, siz bir Genel Başkan olarak hakkı hukuku gözetmeniz gerekirken, Uşak halkına ait bu paralar kendi aracınıza harcanırken vicdanınız hiç sızlamadı mı? Uşak halkı otuz beş yıl aradan sonra size güvenmek istedi ama maalesef Uşak halkının parasını kendi lehinize kullandınız.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Elinde belge mi var?
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sıfırla oğlum, sıfırla.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Böyle bir seviye var mı ya?
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sıfırla oğlum, sıfırla.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Uşak halkına ait bu parayı Uşak Belediyesine lütfen geri iade edin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Kasayı boşalt, sıfırla.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, şimdi bir şey söylemek istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada bir dakika konuşan birçok milletvekiline cevap vermiyoruz ama bir Uşak Milletvekili eğer Genel Başkanın arabasının Uşak Belediyesi tarafından yapıldığını plakasıyla faturasını ispatlıyorsa gelsin buraya.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında çıktı. O zaman itiraz edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Buraya gel, buraya gel.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında var.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hayır, sen yalan söylüyorsan müfterisin ki yalan söylüyorsun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O zaman çıkın basının karşısına, itiraz edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sen iftira atıyorsun. Bak, yakışmıyor.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında bir sürü çıktı.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Siz ne Uşak iline yakışıyorsunuz ne bu Parlamentoya yakışıyorsunuz.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Siz de yakışmıyorsunuz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Elinde delil nedir kardeşim? Elinde delil nedir?
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında bu gündeme geldi. Hadi, çıkın da itiraz edin o zaman.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ayıp ya! Utanın!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Faturayı gösteriyorlar, faturayı.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, sen koskoca bir adamsın. Elinde bir evrak göster, evrak!
BAŞKAN - Peki...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ayıp olan, Uşaklının parasını CHP Genel Başkanının aracına peşkeş çekmek!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evrak göster, elinde bir evrak göster. Eğer gösteremiyorsan yalancısın, utanmazsın, müfterisin!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında belge var.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çık, göster.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında belge var, o zaman çıkın, basındaki belgeye itiraz edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evrak göster. Bak, elinde evrak varsa göstereceksin. Utanmaz adam! Nedir bu ya! Gelip buraya konuşuyorsun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında belge var.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O zaman çıkın, basındaki belgeye itiraz edin, niye basın açıklaması yapmıyorsunuz, niye itiraz etmiyorsunuz?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Elinde ne evrak var senin? Terbiyesiz herif! Sen kimi suçluyorsun! Utan be!
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Sakin ol!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O kadar fatura var. Terbiyesiz olan sizsiniz. Siz utanın!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Utan! Elinde evrak varsa göstereceksin. O zaman Cumhurbaşkanı da evinin eşyalarını Kayseri Belediyesine yaptırıyor!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında bu yazılıyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seviyeye bak ya! Terbiyesiz herif!
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Sakin ol!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O zaman, tekzip et bunu basında.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimin arabasını yaptırmış Uşak Belediyesi? Alıştınız burada bol keseden atmaya. Alıştınız, alıştınız. Hayatınız yalan, hayatınız!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Basında tekzip et. Tekzip et, tekzip et. Ben basında gördüm.
BAŞKAN - Müsaade ederseniz, sayın milletvekillerinin söz taleplerini yerine getirmek istiyorum.
Sayın Kısacık...
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Üsküdar Belediyesine bugün yapılan operasyonda paralar çıkarıldı, nereden çıktı? Laf ediyorsunuz ya! Üsküdar Belediyesindeki operasyonda para mı var ya! Yalan, yalan, yalan ya! Hayatınız yalan.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Tekzip et. Ya, kardeşim, bir başkasının yanlış yapması sizin yanlış yapmanızı gerektirmez ki ya, böyle bir şey yok yani. Ben hayatımda utanacak hiç bir şey yapmadım.
BAŞKAN - Sayın Güneş...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, buna siz de izin vermeyin.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben Uşaklının hakkına hukukuna sahip çıkacağım. Öyle bir şey yok.
BAŞKAN - Sayın Güneş, bakın, ben sayın milletvekiline söz veriyorum, siz hâlâ oradan laf atıyorsunuz. Bir müsaade edin ama. Sizin kullandığınız hakkı, diğer milletvekillerinin de kullanmasına müsaade edin lütfen.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Grup Başkan Vekili de aynı.
AHMET ÖZYÜREK (Sivas) - Başkanım, herkese, herkese eşit şekilde.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Ülkemizde emeklilerimize çok yetersiz de olsa bayramlarda ikramiye veriliyor, bir nebze de olsa bayram sevincine katkıda bulunuluyor. Aynı bayram sevincini yaşamaya en çok ihtiyaç duyan kesimlerden biri olan engelli aylığı alan vatandaşlarımıza maalesef bayram ikramiyesi verilmiyor. Oysaki bayramlar paylaşmanın, dayanışmanın, hatırlanmanın günleridir, devletin vatandaşının yanında olduğunu hissettirdiği özel günlerden birisidir. Önümüzdeki Kurban bayramından başlamak üzere engelli aylığı alan vatandaşlarımıza da bayram ikramiyesi verilmesini buradan talep ediyoruz.
BAŞKAN - Sayın Yaz...
MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
(Hatip tarafından Kamer suresinin 5’inci ayetikerimesinin okunması)
Hak ve batıl Habil ve Kabil ile başladı, kıyamete kadar da devam edecektir. İbrahim ve Azer, Musa ile Firavun, İsa ile Yahudiler, Hazreti Muhammed ile Ebu Cehil; hak belli, batıl da bellidir fakat arada bir perde vardır; münafıklık ve ikiyüzlülük. Münafıklık olmadan batıl asla hak ile mücadele edemez, galebe çalamaz. "Ant olsun, onlara işinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi. Bu haberler belagat açısından zirveye ulaşmış, herkesi mest etmişti, emsalini getiremediler fakat uyarılar fayda vermedi. Uyarının fayda vermediği yerde dünyada da ahirette de azap vardır."
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal, kusura bakmayın, sizi atlamışım.
Buyurun lütfen.
LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Mersin'in Gülnar ilçesinde aşırı yağışlar nedeniyle pazar yeri çökmüştür efendim; onlarca esnafımız iki aydan beri dükkânlarını açamıyor, acil ama acil olarak, lütfen, DSİ ve MESKİ destek vermeli.
Akkuyu Nükleer Santrali'ndeki taşeron firmalar dört beş aydan beri çalışanların maaşlarını geç ödüyorlar, tabii ki aileler çok zor durumda şu anda. Lütfen, maaşlarını zamanında ödesinler ve her şeyden önemlisi şu anda Mut Gökçetaş Mahallesi'nde sekiz aydır heyelan var efendim, 200 hane etkilendi. Çevre Bakanımızdan, AFAD Başkanımızdan bizim ricamız, bir can kaybı olmadan bu 200 hanemizi başka bir yere taşımaları.
Çok teşekkür ederim.
Saygılarımla efendim.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
AYKUT KAYA (Antalya) - Geçtiğimiz hafta yaşanan sel felaketinden dolayı Elmalı ilçemize geçmiş olsun diliyorum.
Elmalı ilçemizde yıllardır söz verilen ama bir türlü hayata geçirilemeyen Türkmentepe Barajı Projesi Elmalı Ovamız için hayati önem taşımaktadır. Bugün kuraklıkla mücadele eden üreticilerimiz 200-300 metreden sondajla su çıkarmakta; bu durum hem maliyetlerini artırmakta hem de yer altı su kaynaklarını tüketmektedir. Mevcut Çayboğazı Barajı ise Elmalı'nın yalnızca belli bölgelerine su verebilmektedir. Türkmentepe Projesi hayata geçirilirse yaklaşık 20 mahallemiz sulama suyuna kavuşacak, tarımsal verimlilik artacak, maliyetler azalacak, sel ve taşkın riskleri de önlenecektir. Tarım ve Orman Bakanlığını Türkmentepe Barajı Projesi'ni bir an önce hayata geçirmeye Elmalılı hemşehrilerimiz adına davet ediyorum.
Tüm Elmalılı hemşehrilerimizi de saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Vergi muafiyeti konusu vicdanları yaralayan rekora koşuyor. Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan milyonlar, diğer tarafta ise kamu ihalesiyle semirdikçe semiren, vergi affına doymayan açgözlü yandaşlar. Şu rakamlara bir bakar mısınız Allah aşkına: Koline 36 kez, Cengize 30 kez, MAKYOL'a 24 kez, Kalyona 19 kez, Limaka 19 kez vergi muafiyeti tanınarak devlete olan borçları bir kalemde silindi. Toplam rakam iktidarınızın son on sekiz yılında 200 milyar doları aştı. Bu ayrıcalıklar verilirken hangi kamu yararı gözetildi? Üç kuruş borçlu gariban esnafı şak diye icraya verip neyi var neyi yok alıyorsunuz. Memlekette icra dosyaları 25 milyonu aştı.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Artık net bir şekilde anlaşılmalıdır ki siyonizmin hedefi bu savaşı kazanmak değil, bu ve benzeri savaşlar aracılığıyla "Tanrı'yı kıyamete zorlamak" olarak kavramsallaştırdıkları küresel kaosu başlatmaktır. Bu kaos için küresel internet ve iletişim ağlarının kopması, tüm dünyada büyük bir enerji krizinin çıkması, insanlığın su ve gıda konusunda ciddi krizler yaşaması, dünyanın âdeta kıyametin eşiğine sürüklenmesi gerekmektedir. Bu süreçlerin sonunda ise hedefleri gıda, su, enerji, sağlık, ulaşım ve iletişim dâhil tüm alanların kontrol edildiği tek dünya devletinin kurulmasıdır. Müslüman ülkeler artık bu gelişmelerin bir komplo teorisi olmadığını; aksine, adım adım gerçekleşen bir süreç olduğunu görmek ve tüm hazırlıklarını buna göre yapmak zorundadır diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Aslan...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Şırnak'ın Silopi ilçesindeki Habur Sınır Kapısı'ndaki sorunları sürekli gündeme getiriyor, çözüm geliştirilmesi için çaba sarf ediyoruz. Son olarak, bayram arifesinde başlatılan geçiş uygulaması bölge halkı için ciddi zorluklar yaratmaktadır. Kamuoyunda "karınca" olarak bilinen ama aslında günübirlik ticaret yapan yurttaşların akşam sekizden sabah sekize kadar geçişlerinin durdurulduğunu öğreniyoruz. Yetkililerle yaptığımız görüşmelerde ise bu uygulamanın gerekçesinin bölgedeki savaş koşulları, farklı ülke vatandaşlarının yoğun geçişi olarak söylenmiş, uygulamanın süresinin ise belirsiz olduğu ifade edilmiştir. Bu, gerçekçi, makul gibi görünse de bu uygulamanın yeni mağduriyetler yaratmadan gerçekleşmesi gerekir çünkü bölgedeki istihdam yoksulluğu, yoksulluk, ekonomik kriz koşullarında bu ticaret birçok yurttaşın da geçim kaynağıdır. O nedenle uygulamanın kapsamının şeffaf olarak paylaşılmasını, günübirlik ticaret yapan yurttaşların geçişini ve geçimin adil bir sistem...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Işıkver...
SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Elâzığ'da eski SSK hastanesi elli yılı aşkın bir hizmet süresinin ardından Fethi Sekin Şehir Hastanesi yapımının tamamlanmasının ardından kapanmış ve hastane binası yıkılmıştır. Hastanenin hizmette olduğu dönemde bulunduğu lokasyon hem ekonomik değer hem de canlılık olarak Elâzığ'ımızın cazibe merkeziyken bugün atıl bir duruma düşmüştür. Mevcut hastane binasının yerine 150-200 yataklı ikinci basamak devlet hastanesi yapılması hem mevcut şehir hastanesinin yükünü büyük ölçüde alacak hem de bölgenin eski canlılığına kavuşması ve 8 merkez mahallede yaşayan vatandaşlarımızın ulaşım probleminin ortadan kaldırılarak doğrudan hizmet almalarına vesile olacaktır.
Gereğinin yapılmasını Gazi Meclisimizin takdirlerine sunuyor, Gazi Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ...
HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ağrı'da "Nevroz" kutlaması gerekçesiyle 22 kişi hakkında işlem başlatıldı; 15 kişi bu sabah ev baskınlarıyla gözaltına alındı, aralarında çocuklar da var. "Nevroz" alanında açılan "(...)[1] Selahattin Demirtaş" posterleri ve Sayın Öcalan'ın posterleri terör örgütü propagandası niteliğinde eylemler olarak değerlendirilip kolluk tarafından müdahale edilmiştir. "Nevroz" alanları, bugün, Kürtlerin özgürlük mücadelelerini, renklerini, sembollerini sahiplendikleri meydanlardır. Bugün Kürt'ün barış ve demokratik toplum sürecinden de umduğu demokrasinin gelişmesi, dilinin, renklerinin, iradesinin, sembollerinin, Kürt'ün varlığının kabulü, eşit yurttaşlık hukukunun sağlanmasıdır. Bu soruşturmalar ve gözaltılar Kürt halkının toplumsal barış sürecine dair kaygılarını artırmaktan başka bir şey ifade etmemiştir. Bu baskı ve antidemokratik tutumdan, hukuksuzluklardan vazgeçilmeli, gözaltındakiler derhâl serbest bırakılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türkiye'nin üçüncü büyük ilçesi olan Gaziantep Şahinbey ilçemizde vatandaşlarımız PTT'ye erişim konusunda sıkıntılar yaşıyor. Şahinbey'de birden fazla şube bakım, tadilat ve yenileme gibi gerekçelerle faaliyetlerini durdurmuş durumda. Özellikle, 18 mahallenin kullandığı, binlerce vatandaşın hizmet aldığı Ünaldı Postanesinin kapatılması mağduriyet yaratmıştır. Şehreküstü ve Tekstilkent bölgeleri de postanesiz, buralardaki vatandaşlarımız en yakın PTT şubesine erişmek için Şehitkamil ilçesine gitmek zorunda bırakılıyor. Uzun zamandır 186 yaşındaki tarihî kurumumuz PTT'nin düşürüldüğü rezalet durumları gündemde tutmaya çalışıyorum. İktidar arpalık gibi yönettiği için borç batağına sürüklenen, yeniden yapılandırma adı altında küçültülmek istenen, bankamatik müdürlerinden geçilmeyen, işe alım listelerinin dahi AKP il teşkilatlarında hazırlandığı, müdür odalarından Atatürk resimlerinin indirildiği PTT'yi eski günlerine kavuşturmak yine bizim görevimiz olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ekonomik krizden bir türlü çıkamayan Türk ekonomisi, bir de savaşın etkisiyle sarsılıyor. Bölgedeki çatışmanın fırlattığı akaryakıt fiyatları esnafımızın belini tamamen büktü. Zaten zor koşullarda ayakta kalmaya çalışan küçük işletmeler kontrolsüz enerji maliyetleri altında daha da ezilmektedir. Artan bu giderler sadece esnafın sırtındaki yükü artırmıyor, iğneden ipliğe her şeye yansıyarak enflasyonu körüklüyor. Buradan iktidara açıkça sesleniyorum: Esnaf ve sanatkârımız için acilen özel bir enerji ve ticari akaryakıt tarifesi hayata geçirilmelidir. Maliyetleri düşürecek bu somut destek hem ticari istikrarı sağlayacak hem de vatandaşın cebindeki yangını bir nebze olsun söndürecektir. Unutulmasın ki esnafı yaşatmak piyasayı ve mikroekonomiyi yaşatmaktır.
BAŞKAN - Sayın Alp...
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, Tarım Kredi Kooperatiflerinin iştirak şirketi olan Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Şirketinin bağımsız denetim raporunu dikkate sunmak istiyorum. Efendim, raporda şirketin finansal bir çöküş içerisinde olduğu, öz kaynaklarının tamamen eridiği ve eksi 28 milyon liraya gerilediği, Tarım Kredi Kooperatifi Merkez Birliğinin verdiği destek mektubuyla ayakta durduğu, şirketin ana faaliyet konusu olan lisanslı depoculuk belgesinin de iptalinin talep edildiği anlaşılmıştır. Ben burada ocak ayında Tarım Kredi Kooperatiflerinin iflas riskine dikkati çeken bir konuşma yapmıştım. Bu rapor da bunu tevsik ediyor. Lütfen, bu konuda tedbir alınsın, Hükûmet ülke gündemine dönsün, Tarım Kredi Kooperatifi Merkez Birliğinin üst yönetimi derhâl görevden alınsın efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Demir...
DENİZ DEMİR (Ankara) - Sayın Başkan, 2013 yılında başlayan Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren Projesi için millete büyük sözler verildi "Bin seksen günde tamamlanacak." denildi. Bugün aradan on üç yıl geçti, şimdi yeni hedef 2028 yani verilen sözlerin üzerinden yıllar geçmiş, proje hâlâ bitmemiş. Daha da çarpıcı olan ise maliyet. Başlangıçta açıklanan rakamlar bugün 23 kat artmış durumda. Projenin maliyeti 101 milyar TL'yi aştı. Bugün gelinen nokta, yanlış planlama, yetersiz denetim ve yandaş firmaların keyfiyetinin bir sonucudur. Kamu kaynaklarında büyük bir savurganlık yaşanıyor. Başta Ankaralılar olmak üzere, vatandaşlarımız yıllardır bu projenin tamamlanmasını bekliyor. Kamu kaynakları bu kadar hoyratça kullanılmamalıdır. Bu ülkenin bütçesi sınırsız değildir. Geciken projelerin ve hatalı yönetimin faturası ise millete kesilmemelidir.
Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kordu...
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, demokrasinin ağır darbe aldığı KHK kararlarının ardından on yıl geçmesine rağmen hâlâ yüzlerce kamu emekçisi görevlerine iade edilmemiştir. Anayasal güvencelerin askıya alındığı, eşit yurttaşlık hakkının çiğnendiği ve siyasi iktidarın kendisine göre biçimlendirdiği bu kararlarla binlerce emekçi bir gecede işinden, aşından olmuş, cezalandırılmış, derin bir sosyal adaletsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edilmiştir. Pek çok kamu emekçisinin hem işlerine iade edilmemesi hem de mahkemelerin iade kararlarını almasına rağmen hayata geçmemesi, uygulanmaması hukuk devleti ilkesinin hâlâ hiçe sayıldığını açıkça göstermektedir. Toplumsal adaleti tesis etmek hepimizin görevidir. KHK'yle işlerinden alınan emekçiler görevlerine bir an önce iade edilmeli, maddi manevi zararları giderilmeli, toplumsal barış ve adalet için artık bu KHK zulmüne bir an önce son verilmelidir; bu aynı zamanda demokrasinin de gereğidir. Bu adaletsizlik düzelene kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gezmiş...
ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Giresun'un yüzde 85'i maden sahası ilan edildi. 38 köy ve yayla projelerden doğrudan etkileniyor. MAPEG tarafından 8 ayrı saha da şirketlere ihale edilmiştir. Fındık ihracatı ve 100 bin çiftçi risk altındadır. Giresun'un Tirebolu ilçesinde yaşananlar, bir maden şirketinin çıkarı uğruna hukukun nasıl ayaklar altına alındığının açık ilanıdır. 24 Şubat 2026 tarihli yürütmeyi durdurma kararı alınmasına rağmen, Alagöz Madenin hakkında verilen yargı kararını hiçe sayarak kepçeleri köylünün kapısına dayamak nasıl bir hukuk tanımazlıktır? Helal rızkını kazandığı toprağını koruyan hemşehrilerimi jandarmamızla karşı karşıya getirmek nasıl bir anlayıştır? Giresun halkı, Tirebolu halkı bugün sadece fındık bahçesini değil, bu ülkenin hukukunu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çan...
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Seçim bölgem Samsun'un Ondokuzmayıs ilçesinde meslek sahibi olmak için can atan gençlerimizin geleceği ne yazık ki görmezden geliniyor çünkü bu ilçemizde bir mesleki eğitim merkezi bulunmuyor. Bugün yaklaşık 150 gencimiz meslek öğrenebilmek için her gün komşu ilçe Bafra'ya gitmek zorunda kalıyor. Bir o kadar kız öğrencimiz ise ulaşım ve imkânsızlıklar nedeniyle mesleki eğitim hakkından tamamen mahrum bırakılıyor. Gençlerimizin hayalleri, gelecekleri mesafelerle, imkânsızlıklarla sınanmamalıdır. Ondokuzmayıs ilçemize acilen bir mesleki eğitim kurumu kazandırılmalıdır. Gençlerimize eşit, erişilebilir ve nitelikli eğitim sağlamak devletin görevidir. Üreten, kendi ayakları üzerinde duran bir gençlik için mesleki eğitim şarttır. Dileyen her gencimiz mesleki eğitim hakkına erişebilmelidir. Ondokuzmayıs ilçemizin bu mağduriyeti bir an önce giderilmelidir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Akgül...
İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Mesleki eğitimin en önemli taşıyıcılarından biri olan kuaför esnafımız bugün bir mağduriyetle karşı karşıyadır. Bu sektör binlerce gencimizi meslek sahibi yapmış ve istihdama kazandırmıştır. Son dönemde berber ve kuaför işletmelerine yönelik çıraklık desteğinin kaldırılması da bu alanda büyük bir boşluk oluşturmuştur. Bugün işletmelerimiz çırak çalıştırmakta zorlanırken meslek öğrenmek isteyen gençlerimiz de bu imkândan mahrum kalmaktadır. Bu durum hem esnafımıza hem de mesleki eğitimin geleceğine zarar vermektedir. Çırak yoksa usta olmayacak, usta yoksa mesleklerimiz yok olacaktır. Beklentimiz, çıraklık desteklerinin yeniden, kapsamlı bir şekilde hayata geçirilmesi, sektörler arasında eşit ve adil bir uygulama sağlanmasıdır. Sayın Çalışma Bakanımızdan bu bağlamda destek bekliyor, tüm esnafımıza hayırlı işler diliyoruz.
BAŞKAN - Sayın Olan...
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Ocak ayında Rojava'ya yapılan saldırı protestolarında İl Genel Meclisi üyemiz Mahmut Tanış'la birlikte 4 kişi hukuksuz bir şekilde tutuklandı. 20 Şubatta mahkeme tahliyelerine karar verdi ancak aynı mahkeme, iktidarın baskısıyla iki saat önce verdiği kararını çiğneyerek tekrar tutukluluk hâlinin devamına karar verdi. Buradaki amaç, Bitlis İl Genel Meclisinde on ikişer kişilik DEM PARTİ ve AKP üyelerinin eşitliğini 1 fazla üyeyle lehlerine çevirip 1 Nisanda yapılacak seçimi kazanmaktı. Bu ahlaksız isteklerini araçsallaştırılmış yargının eliyle esir tuttukları Meclis üyemizin yokluğuyla gerçekleştirdiler.
1 Nisanda yapılan seçim ve kırk sekiz saatlik itiraz sürecinden sonra sözüm ona bağımsız yargının aklına adil yargılama gelerek arkadaşlarımızı dün tahliye ettiler. Özgür iradelerine yapılan bu siyasi darbeyi, kumpası, ahlaksızlığı ve terbiyesizliği, saldırıyı Bitlis halkı asla unutmayacaktır.
BAŞKAN - Sayın Dindar...
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Van'da hem Yüzüncü Yıl hem de Bölge Araştırma Hastanesi 1,5 milyonluk Van nüfusunun ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalıyor. İlçe hastaneleri ise binalardan ibarettir. Örneğin, Van Çaldıran ilçemiz ilçe merkezine 109, Erciş ilçesine 68 ve Doğubayazıt ilçesine 65 kilometre mesafededir. İlçe hastanesinin altyapısı, kadrosu ve diğer hizmetlerinde dönem dönem çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bazı bölümlerde hiç doktor yoktur. Çaldıran'da yaşayan 50 bin yurttaşımız bir röntgen, bir MR için ilçe dışındaki merkezlere yönlendirilmektedir.
İlçeyi ziyaret ettiğimizde halkımız bizden ilçe hastanesinde radyoloji altyapısının iyileştirilmesini, gerekli tıbbi cihazların ve kadroların alınmasını talep etti. Sağlık Bakanlığı görevini yapmalıdır diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Arslan...
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Şereflikoçhisar'da hizmet veren Güven Tır Kooperatifi yönetimi ve değerli esnafıyla beraber oldum, artan akaryakıt ve bakım, sigorta maliyetleri karşısında kontak kapatacak hâle gelmişler. Tüm bu sıkıntılarının yanında ilçede faaliyet gösteren özelleştirilen tuz işletmeleri taşımacılık ücretlerini, navlun fiyatlarını artırmıyor. Bu nedenle esnafımız haftalardır eylemde ama seslerini duyan yok. Ayrıca, diğer önemli sorun, işveren tarafından aşırı tonaj yüklenmesi isteniyor fakat o işverene bu tonaj yüklenmesinden dolayı, Karayolları mevzuatına aykırı, 130 bin lira ceza kesiliyor. Bu cezayı ödemeyenleri de çalıştırmıyorlar. Dolayısıyla, bu akaryakıt fiyatları kamyoncu esnafını, nakliyeci esnafını perişan hâle getirmiş. Bir an önce önlem alınmasını diliyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Saki...
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları sonucu Körfez ülkelerinde çalışan yüzlerce Türkiyeli işçi ağır mağduriyet yaşıyor. Suudi Arabistan'dan bize ulaşan, Baytur İnşaata bağlı Mekke Masar Projesi'nde çalışan 150'si Türkiyeli 1.000 işçi seslerini duyurmak istiyor. Aylarca maaşlarını alamayan, oturum hakları yenilenmeyen, kimlikleri patronların elinde olan işçiler orada kısılıp kaldıklarını ifade ediyorlar, ayrıca haklarını aradıklarında gözaltılarla karşılaşıyorlar. İşçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi, tüm ücret ve tazminatlarının ödenmesi, oturum ve çalışma haklarının güvence altına alınması, geri dönmek isteyen işçilerin güvenli bir şekilde geri dönebilmesi için Çalışma Bakanı ve Dışişleri Bakanını acilen sorumluluk almaya çağırıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Kocamaz...
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler.
TÜİK yine millete akıl almaz rakamları dayatmaya devam ediyor. TÜİK'e göre mart ayı enflasyon rakamı yüzde 1,94; yıllık enflasyon rakamı ise 30,87 çıkmış. Zira, bu rakam ENAG'a göre aylık yüzde 4,10; yıllık ise 54,62. Aradaki farkı görebiliyor musunuz? Güya TÜİK bir devlet kurumu. Çok daha ciddi ve gerçekçi rakamlar açıklaması gerekmez mi? Elbette gerekir. Ancak çalışanlara düşük maaş ödeyebilmek için TÜİK yıllardır gerçek rakamları gizliyor ve açıklayamıyor. Yani ülkeyi yönetenler resmen çalışanlara, dar gelirlilere ve emeklilere haksızlık yapıyor, kul hakkına giriyor. Son bir ayda sadece akaryakıta yüzde 25 zam geldi ki akaryakıta gelen zam her şeyi doğrudan etkiliyor. İktidara, buradan, çalışanlara yılbaşında yapılan düşük zamların çoktan eridiğini söylüyor, acil bir iyileştirme yapılması için uyarıyor, yüce Meclisi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde her yıl 125 psikoloji bölümünden 12.500 mezun veriliyor ve şu an 250 binden fazla psikoloji mezunumuz var. Buna rağmen kamuda psikolog kadroları son derece yetersizdir. Mezunlarımızın yüzde 50'ye yakını KPSS'ye en az 2 kez girmiş, iş bulmak için büyük mücadele vermektedir. Oysa, ekonomik kriz, işsizlik ve belirsizlik ortamında yurttaşlarımızın ruh sağlığı desteğine her zamankinden fazla ihtiyacı vardır. Okullar, hastaneler ve öğrenci yurtları başta olmak üzere sosyal hizmet veren kamu kurum ve kuruluşlarında daha fazla psikolog çalıştırılması hem yurttaşlarımızın ihtiyaç duyduğu psikolojik desteği karşılayacak hem de psikologlarımızın istihdamını sağlayacaktır.
Saygılarımla.
BAŞKAN - Sayın Sümer...
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
İlim Adana'da TOKİ konutlarına yerleşen deprem mağduru ve dar gelirli vatandaşlarımız kapıdan içeri adım attıkları anda dökülen bir yapıyla karşı karşıya kalıyorlar. Buradaki temel sorun, TOKİ'nin dev ihaleleri verdiği ana müteahhit firmaların kâr hırsıyla işi liyakatsiz taşeronlara devretmesi, TOKİ'nin yetkililerinin de bu süreci sonuna kadar takip etmemesidir. Bakın, daha ilk yağan yağmurda maalesef, kayan topraklar, merdivenler; 3'üncü, 4'üncü kata kadar yağmur alan ve insanların yatak odalarına kadar yağmur alan binalar, maalesef, çürümeye başlayan malzemelerin kalitesiz olduğu her köşesinden belli olan bu binalar depremzede vatandaşımıza birer lütuf gibi sunulamaz. Peyzajı bitmemiş, altyapısı eksik, işçiliği yerlerde sürünen bu konutlar devlet ciddiyetinden uzak bir anlayışın eseridir. TOKİ yaptığı işin sadece ihalesini yapmakla yetinmez, teslim ettiği her bir dairenin, çakılan her bir çivinin sorumluluğunu taşımalıdır çünkü... (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Elektrik ve doğal gaza yapılan zamların ardından Kırşehir'de her kesimden vatandaşımız geçim sıkıntısını ve artan yükü artık daha yüksek sesle dile getirmektedir çünkü elektrik ve doğal gaza yapılan yüzde 25'lik zam yönetilemeyen bir ekonominin en açık göstergelerinden biridir. Unutulmamalıdır ki bu tablo bir tercih değil, yirmi üç yıllık yanlış ekonomi politikalarının sonucudur. Bugün, hayat pahalılığı milyonlarca insan için bir veri değil, doğrudan bir yaşam mücadelesidir. Asgari ücretli geçinemiyor, emekli en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor, esnaf ise ayakta kalma savaşı veriyor. Enerjiye gelen her zam zincirleme şekilde tüm ürünlere yeni zamlar olarak yansımaktadır. İktidar "denge ve büyüme" diyor ancak büyüyen yalnızca yoksulluktur. Bu nedenle, dar gelirli vatandaşlarımız korunmalı, enerji politikaları halkı önceleyen bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Suiçmez? Yok.
Sayın Sakik...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Başkan, teşekkür ediyorum. Siz de bir hekimsiniz, Ağrı'da görev yapan bir hekimin sosyal medyadaki paylaşımına bakınız: "Aha bayrak da açtılar, tamam, artık Karslıyım." Kars'ta bu sosyal medya paylaşımını yapıyor. "Birbirine komşu iki şehrin bu kadar farklı olması, trafik lambaları bile ay yıldızlı, Karslılar Kafkasya'da öldüler; Ağrılılar, Doğubayazıtlılar o kavgada kaçakçılık yaptılar, ceplerini doldurdular." Şimdi, bu halka bu kadar düşman olan bir hekim orada bu halka ne yapabilir? Ruhen tedavi olması gereken bir hekim. Daha birkaç gün önce bir başka hekim açıklama yaptı. Buradaki hekimler halkı aşağılıyorlar, halka düşmanlar, kimi polisler öyle, oradaki kimi güvenlik birimleri, kimi öğretim üyeleri, kimi öğretmenler orada halkı aşağılıyorlar. Yetkili makamlara sesleniyorum: Bunlarla ilgili işlem yapın.
BAŞKAN - Sayın Sarıgül...
MUSTAFA SARIGÜL (Erzincan) - Sayın Başkan, özellikle Erzincanspor'la ilgili konuşmak istiyorum. Bizim spor kulübümüz Erzincanspor, can Erzincan'ın gururudur. Erzincanspor demek can Erzincan demektir. Erzincanspor zor günlerden geçti, şu anda yeni yönetime seçilen Alaattin Yavuz Güneş'i tebrik ediyorum, kutluyorum. Yeni yönetimin, kulübün sorunlarını çözeceğine inanıyorum. Aynı inançla, bütün can Erzincan'daki -hiçbir siyasi parti farkı gözetmeden- bütün yurttaşlarımızın Erzincanspor'a destek vermesi, Erzincanspor'un kamuoyunda daha fazla duyulması Erzincanspor'a siyasal, sosyal ve ekonomik olarak çok büyük güç katacaktır. Bütün Erzincanlıları Erzincanspor'a destek vermeye, yeni yönetime destek vermeye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Akın...
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, evet, bugün Milas Akbelen köylüleri Anayasa Mahkemesi önünde nöbet tutuyorlar, adalet arayışlarını devam ettiriyorlar. Ayrıca Danıştaya geldiler, şu anda görüşme yapıyorlar. Geliş sebepleri -bu Mecliste çoğunluk kararıyla- 7554 sayılı Yasa'ya bağlı olarak topraklarına, zeytinlerine ve yerlerinden yurtlarından edilmelerine bağlı gelişmelerdir. 6 mahallede 679 parselin birleşmesine bağlı olarak insanların orada resmen evleri yıkılmaya çalışılıyor. Esra Işık arkadaşımız gözaltına alındı -sebebi- tamamen oradaki varlığını koruma mücadelesi sırasında hakaret ettiği gerekçesiyle. Daha önce annesini kaybetti biliyorsunuz aynı zamanda. Şu anda bu köylülerin adalet arayışına buradan destek vermek gerektiğini düşünüyoruz çünkü biz Anayasa Mahkemesine 260 milletvekiliyle beraber itiraz ettik. Anayasa Mahkemesinin bir an önce, kamusal olarak geri dönülmez tahribatlar yaratacak bu yasayı durdurma konusunda olağanüstü toplantı yaparak durdurması gerektiğini düşünüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Torun...
SEYİT TORUN (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin birçok bölgesinde olduğu gibi, Karadeniz'in neredeyse tamamı parsel parsel şirketlere açılmıştır. Ordu'nun yüzde 74'ü maden sahası ilan edilmiştir. Sadece bu hafta 8 ve 9 Nisanda Ordu'da tam 18 saha ihaleye çıkıyor. Üstelik bu sahaların büyük bölümü 4'üncü grup madencilik yani altın, gümüş, siyanürle yapılan madencilik projeleri. Bu projeler ve ihaleler insanımıza, toprağımıza, geleceğimize yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır. O maden sahalarının neredeyse tamamında fındık tarımı yapılmaktadır yani bu ülkenin en önemli tarım ürünlerinden birinin üretildiği topraklar birkaç şirketin rantı için heba ediliyor. Bu bir ekonomik kalkınma politikası değildir, bu bir rant politikasıdır. Amerikan şirketlerine, Kanada şirketlerine, yandaş şirketlere verilecek bu ihaleler Karadeniz insanına yapılmış büyük bir ihanettir. Bu talan girişimleri yıllardır göç veren Karadeniz'i artık yaşanmaz bir bölgeye dönüştürmektedir. Buradan tekrar ifade etmek istiyorum, Karadeniz'i bu maden şirketlerine teslim etmeyeceğiz.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Başkanım, Sibel Vekilim geldi, verelim sözü.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şu inceliğe bakın, Allah aşkına.
BAŞKAN - Sayın Kış...
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ama Sibel Hanım'a söz verecektiniz.
GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, ülkemizde kanser hastalarının tedaviye erişimi her geçen gün daha da zorlaşıyor. 2020 yılında yüzde 17 olan yenilikçi ilaçlara erişim oranı, bugün yüzde 3'e kadar gerilemiş durumda. Bu düşüş sadece bir sağlık verisi değil doğrudan yaşam hakkındaki bir gerilemedir. SGK kapsamına alınmayan akıllı ilaçlar ve immünoterapiler yüksek maliyetleri nedeniyle hastalar için ulaşılamaz hâle gelmiştir. Üstelik 300'den fazla ilaca erişimde ciddi sıkıntı yaşanıyor. İthalat sorunları nedeniyle tedaviler gecikiyor, hastalar zamanla yarışırken sistem onları yalnız bırakıyor. Bir ülkede hastalar ilaca değil çaresizliğe erişiyorsa orada ciddi bir sorun var demektir. Kanser hastalarının tedaviye erişimini güvence altına alacak adımlar bir an önce atılmalıdır. Sağlık Bakanlığının bu konuya derhâl kalıcı bir çözüm bulmasını talep ediyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Yenişehirlioğlu, bu tavrınız gerçekten takdire şayan.
Sayın Suiçmez, buyurun.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, Trabzon'umuzun köklü kulüplerinden cumhuriyetle yaşıt Sebat Gençlik Spor Kulübümüz 3. Lig'de şampiyon olarak 2. Lig'e yükseldi. Bu önemli başarı Trabzon'umuzda büyük bir coşkuyla mutlulukla karşılansa da Sebat Gençlik Spor'un hâlâ bir stadyumu yok. 2018 yılında yıkılan Akçaabat Stadı'nın yerine millet bahçesi yapıldı, söz verilen yeni stadyum ise yapılmadı. Akçaabat, Trabzon'umuzun en büyük 2'nci ilçesidir ve ilçenin 2. Lig'de mücadele edecek profesyonel takımının stadyumsuz olması kabul edilemez. 2. Lig'de de şampiyonluk mücadelesi vereceğine gönülden inandığımız Sebat Gençlik Spor'un stadyum sorununun bir an önce çözülmesi için artık laf yerine icraat gösterilmesini talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Aygun? Yok.
Sayın Şevkin...
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Adana'nın ilçelerinde merkezî idarenin yatırım ve planlama eksiklikleri vatandaşlarımızın günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Aladağ'da yol ve kırsal kalkınma yatırımları yetersizdir. Ceyhan'da sanayi potansiyeline rağmen altyapı destekleri gecikmektedir. Çukurova'da artan nüfusa karşı eğitim ve sağlık yatırımları yetersizdir. Feke'de ulaşım projelerinin geri planda kalması sorun yaratmaktadır. İmamoğlu'nda tarımsal destekler üreticiyi rahatlatacak düzeyde değildir. Karaisalı'da turizm potansiyeline rağmen yatırım eksikliği sürmektedir. Karataş'ta balıkçılık ve kuyu düzenlemeleri yetersizdir. Kozan'da sulama projelerinde gecikmeler üretimi olumsuz etkilemekte, Pozantı'da transit geçişe rağmen ekonomik destekler sınırlı kalmaktadır. Saimbeyli'de kamu hizmetlerine erişim zorlaşmakta, Sarıçam'da hızlı büyümeye karşın altyapı yatırımları yetersiz kalmaktadır. Seyhan'da kentsel dönüşüm süreçleri merkezî onaylarda beklemekte, Tufanbeyli'de enerji üretimi yerel kalkınmaya yeterince yansımamaktadır.
BAŞKAN - Sayın Bülbül...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Aydın'ın doğusunda üniversite öğrencisi sayısı her geçen gün azalıyor. Bu, sadece eğitim meselesi değildir, doğrudan bölgenin ekonomik ve sosyal çöküşüne işaret eden bir tablodur. Aydın Adnan Menderes Üniversitesinin Nazilli'deki İsabeyli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde, 655 öğrencinin kayıt yaptırdığı fakültede 2025-2026 döneminde bu sayı 468'e düştü, Karacasu'da Muzaffer Özuysal kampüsünde öğrenci sayısı 397'den 297'ye düşmüştür, Atça Meslek Yüksekokulunda 241'den 189'a gerilemiştir, Sümer kampüsünde ise 570 olan sayı 385'e düşmüştür. Öğrenciler artık bu ilçeleri tercih etmiyor çünkü sosyal imkân yok, ulaşım yetersiz, kampüs hayatı yok denecek kadar zayıf. Aydın'ın doğusu açıkça yalnızlaştırılmaktadır. Bu durum da esnafı olumsuz etkilemekte; kafe, yurt, kırtasiye, restoran gibi işletmelerin tamamı zarar görmektedir. Üniversiteler genç nüfuslu kentin geleceğini kuran merkezlerdir. Aydın'ın kaderine terk edilmesine izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İktidarın insanlara ümit veren ama sonunda hüsrana uğratan bir hobisi var, o da zaman zaman topraklarımızda petrol ya da doğal gaz bulmak. 2020'de "Karadeniz'de doğal gaz bulduk, açın kombileri." denildi. Hepimiz sandık ki faturalar düşecek ama o günden bugüne doğal gaz yüzde 550'den fazla zamlandı. En son geçtiğimiz gün ilk kademeye yüzde 37, ikinci kademeye yüzde 132 zam geldi. Artık vatandaşın kombiyi açacak hâli de faturayı ödeyecek gücü de kalmadı. Doğrusu şu ki bu iktidarın yirmi dört yılda emekliye, işçiye ve asgari ücretliye böyle cömert davrandığını hiç görmedik. İktidar cömertliğini her zaman zamma, cezaya ve yandaşa kullanıyor. Vatandaşlarımızın AKP'ye çağrısı ise çok net: İyisi mi siz ne doğal gaz bulun, ne petrol bulun ama faturalara da zam yapmayın.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı iktidara gelmeden önce çay simit hesabı yapıyor ve "Zalim hükûmet!" diye sesleniyordu. Çorum'da çiftçimiz zalim iktidara, Cumhurbaşkanına sesleniyor: "Genç yaşta köyüme döndüğüme, çiftçi olduğuma beni pişman ettiniz. Mazot 80 liraya dayandı, üre gübrenin tonu 30 bin lirayı, DAP gübrenin tonu 40 bin lirayı geçti, yemin çuvalı bin lirayı geçti. Çiğ sütün maliyeti 27 lira, süt zarar ediyor, damızlık hayvanlarımızı kesiyoruz. Çiftçimizin bankalara olan borcu 1 milyar lirayı geçti. Çiftçi tarlasını bir saat sulasa bin lira elektrik parası ödüyor. Çiftçimiz, artan maliyetlerin altında eziliyor, üretimden kaçıyor. Çiftçimiz, borcunun faizinin silinmesini, anaparanın faizsiz ertelenmesini, mazottaki ÖTV ve KDV'nin kaldırılmasını, desteklemelerin ise bu yıl peşin ödenmesini istiyor. Çiftçi zorda, üretim yapamıyor.
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkanım, buradan çok önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Ekonomimizin belkemiği esnaf sanatkârımız büyük sıkıntı içerisinde, KOBİ'ler sıkıntı içerisinde. Özellikle kamuya olan borçlarda faizler anaparanın 3-4 katına çıktı yani kamu kurumlarının faizleri tefeci faizini solladı. Bu borçlardan dolayı esnaf ve KOBİ'ler kredi kullanamaz hâle geldi. Bunların önünün açılması lazım. Bu borçlardan dolayı bütün esnafın, KOBİ'lerin banka hesapları blokeli. Acil bir şekilde piyasanın rahatlatılması adına bir yapılandırma çıkarılmalı, bu yapılandırmada ödeyen ve ödeyemeyen esnaf sanatkârın durumları gözetilerek her iki tarafın da mağdur edilmeyecek şekilde acil bir düzenlemeye çok acil ihtiyaç var diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Varto Ekoloji Platformu ile Varto Dernekler Federasyonu Genel Kurulumuzu ziyaret ediyorlar, kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)
Grup Başkan Vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ'a ait.
Sayın Özdağ, buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Anadolu Ajansının 106'ncı yıl dönümünü kutluyorum. Anadolu Ajansı kurulmadan önce dünyada 3 ajans vardı; Birinci Cihan Harbi'nin öncesinde Reuters Ajansı, Associated Press ve AFP vardı. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı öncesinde bu gelişmeleri çok yakinen takip ettiği için, medyanın önemine ve iletişime çok önem verdiği için de Anadolu Ajansını kurmuştu.
Şimdi, biz, muhalefet milletvekilleri olarak, Parlamentoda zaman zaman basın toplantıları düzenliyoruz. Bu basın toplantıları yirmi dakika ile kırk dakika arasında geçiyor genellikle. Bu yirmi dakika ile kırk dakika arasında Anadolu Ajansı bize sadece bir satırlık yer veriyor; çok şükür, ya vermeseydiler ne yapacaktık? Demokrat bir kuruluş burası. Ben, Anadolu Ajansını yönetenlere, özellikle Hükûmete sesleniyorum: Burası devletin kurumu, bir partinin kurumu değil; devletin kurumu millete ait olur ve devletin kurumu milletin vergileriyle ayakta yaşar. O nedenle, bu ayrımcılığı kabul etmiyorum, bir an önce de bu ayrımcılıktan vazgeçmelerini istiyorum. Adalet, devletin dini ve milletin de ekmeğidir değerli milletvekilleri.
Diğer bir konuya gelince, geçenlerde Çorum Sungurlu Karakaya köyü sakinleri bizi ziyaret etti, Parlamentoda başka partileri de ziyaret ettiler. Hızlı tren yani Ankara-Çorum ve Çorum-Samsun hızlı treni buradan geçecek. Hızlı trene hiçbir şey demiyorlar, "Geçsin." diyorlar ama sıkıntıları ne? Köylerine 50 metre mesafede -bir şirkete ihale edilmiş- mıcır çıkartılıyor. Şimdi, düşünebiliyor musunuz, şuradan 50 metre, işte, şu köşe, burada dinamitler patlıyor, kamyonlar geliyor, tozlar, gürültüler, kornalar... "Bu doğru değil." diyorlar. "Peki, alternatif var mı?" diyorum, "Var." dediler. 1 kilometre 800 metre ileride bir mıcır alanı daha var ama şirkete gücümüz yetmedi. Ben buradan Devlet Demiryollarına sesleniyorum, şirkete sesleniyorum: İnsan sağlığı çok önemli, insana saygı çok önemli. O nedenle, bir yandan Ulaştırma Bakanımız, bir yandan Devlet Demiryolları Genel Müdürümüz, bir diğer yandan da bu ihaleyi alan şirket bu konuda anlayışlı olmalı ve bu Çorum Sungurlu ilçesi Karakaya köylülerinin talepleri mutlaka yerine getirilmeli.
Diğer bir konuya gelince; Karıncalar Karadeniz Grubu geldiler, Parlamentoda grubumuzu ziyaret ettiler. 10 şehirden, Artvin'den Gümüşhane'ye kadar, Samsun'a kadar bu şehirlerden gelenlerin bir talebi var: Bu bölgelerde maden çıkartılıyor -Türkiye maden zengini olan bir ülke- elbette ki madenlerimiz çıkartılacak ama bu madenler çıkartılırken ekolojik dengeye, tarımımıza, çevremize, suyumuza, ırmaklarımıza, çocuklarımıza, hayvanlarımıza, nebatata, iklimimize zarar vermemesi gerekiyor fakat gördüğümüz şu ki: Bu madenler çıkartılırken ihaleyle başlayan çok ciddi şekilde hukuksuzluklar ve keyfîlikler var, şeffaf olmayan ihaleler, ardından bu firmalara verilen tavizler ve bu firmaların da hoyratça, barbarca buraları tahrip etmeleri sonucunda da vatandaşların muzdaripliği var, şikâyetleri var. Bu şikâyetlere de kulak tıkayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu Karıncalar Karadeniz Grubuna karşı da duyarlılığınızı göstermenizi istiyoruz.
Biraz önce Varto'dan gelen vatandaşları selamladık. Evet, onların da şikâyetleri vardı, bugün grubumuzu ziyaret ettiler. Varto'dan gelenlerin de şöyle bir talepleri var: "Buraya bir Amerikalı şirket geldi, bir Amerikalı şirket burada jeotermal arayacakmış, jeotermalle beraber maden arayacakmış. Peki, istihdama katkıda bulunacak mı; bulunmayacak." diyorlar. Ben buradan diyorum ki: Hükûmet, siz bu işleri yaparken ne olur referanduma başvurun, vatandaşınıza saygı duyun, bu vatandaşların tercihlerine saygı duyarak ona göre hareket edin ve bu vatandaşları bilgilendirin. Bilgilendirmiyorsunuz. Maden nasıl çıkacak? Maden çıkarken sülfürik asit kullanılacak mı? Altın mı, nikel mi, bakır mı; hangi maden çıkarılacak? Jeotermal yaparsak ne olacak, kârları ne olacak? Bu Vartolular diyorlar ki: "Biz hayvancılıkla ve kısmen tarımla geçiniyoruz ve arıcılıkla, balla geçiniyoruz. 120 bin ton civarında bal üretiyoruz biz buradan. Bu, hayvanlara zarar verecek mi?" Bununla ilgili olarak duyarlılığını Hükûmetin göstermesi gerekmektedir. Bu noktada da ben Hükûmeti bir kez daha duyarlı olmaya davet ediyorum.
Önemli bir konu: Hobi bahçeleri. Biliyorsunuz, Türkiye'de 7 milyon hobi bahçesi var ve bu 7 milyon hobi bahçesinin içerisinde 2 milyon hobi bahçesi evi var. Bakın arkadaşlar, yirmi dört yıldır iktidardasınız, yirmi dört yıldır bu hobi bahçeleri kuruluyor. Vatandaşlar zaten beton yığınlarından kaçmak istiyorlar. Köyden şehre geldik, köyden şehre geldikten sonra, bu sanayileşmeyle beraber biz bir köyden şehre geldikten sonra şehirli olamadık, arabesklerimiz oluştu; kenar mahallelerde, periferilerde bizim gecekondularımız oluştu. Bu, ciddi şekilde bir dramdı yani yaşam standartlarımızın çok çok kötü olduğu bir iklimde yetiştik. Şimdi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bu hobi bahçelerini yapılırken görmediniz mi? Buralarda gördünüz. Nasıl gördünüz, söyleyeyim size: Buralara inşaat yapıldı. Peki, kaçak yapıldı. Peki, buralara kaçak yapıldıktan sonra neyle ısındı bu adamlar? Doğal gazla ısındılar. Doğal gazı nasıl bağladılar? Firmalara gittiler, müracaat ettiler. Peki, elektrik yok mu? Var. Bu elektriği nasıl aldılar? Ya, elektrik şirketlerinden, Hükûmetten aldılar, Hükûmetten, sizlerden aldılar. Ardından, bunlar doğal gaz... Suyu kimden aldılar? Belediyelerden aldılar, gördüler. Peki, şimdi ne yapıyorsunuz? "Gelin, buraları yıkalım." diyorsunuz. Gerekçe nedir? Tarım arazilerimiz çok ciddi şekilde tahrip oluyormuş, tarım arazilerimiz çok ciddi şekilde verimsizleşecekmiş, tarım arazilerinde böyle bir uygulamanın yapılmasını kabul etmiyormuşsunuz. Ya, siz tarım arazilerinin üzerinde şehirler yaptınız, inşaatlar yaptınız, fabrikalar yaptınız, organize sanayiler ihdas ettiniz. Şimdi kalkmışsınız, vatandaşa buraları yasaklayacaksınız. Gelin bir düzenleme yapın. Daha önce de "imar barışı" diyerek imar affında depreme dayanıksız olan yerlere sadece gelir getirsin diyerek imar affına izin verdiniz, ardından Maraş depremi olduğu zaman aklınız başınıza geldi. Bu bir vebaldir arkadaşlar. Elbette ki siz zaman zaman bir imar barışı yapabilirsiniz ama bunun kuralları olacak; insana zarar vermeyecek, tabiata zarar vermeyecek, sahillere zarar vermeyecek, depreme dayanıklı olacak ve estetiğe ve göz zevkimize de zarar vermeyecek. Şimdi, hobi bahçeleriyle ilgili kanuni düzenleme yapıyorsunuz. Getiriyorsunuz bunu... Bakın, yine bununla ilgili olarak, geri çekeceksiniz diğer kanunlarda olduğu gibi; Karayolları Trafik Kanunu'nda bir yıl boyunca biz çok direndik, daha önce de yine aynı şekilde geçen haftaki kripto yasayla ilgili olarak da itirazlarımızı Komisyonda dile getirdik ama Komisyonda dile getirmemize rağmen de gündeme getirmediniz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, pasaportumuzun gücü... Ne diyordunuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini kurduğumuz zaman? "Pasaportumuz olacak cebimizde. Bu pasaport değerli olacak, dünyayı gezeceğiz." Ya, şimdi bizim zenginlerimiz bile gezemiyorlar. Niye? Amerika, Avrupa Birliği ülkeleri, İskandinav ülkeleri bize izin vermiyor ki "Gezin." demiyor ki, vize vermiyor ki bize. Bakın, Avrupa Birliği aday ülke statüsüne sahip olup vizesiz seyahat hakkı kazanamayan tek ülke Türkiye arkadaşlar, Türkiye. Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Ukrayna gibi ülkeler kısa dönemli seyahatlerde vize zorunluluğu taşımazken Türkiye vize zorunluluğu taşıyor. Neden? Çünkü sizin ekonominiz kötü çünkü hukukunuz kötü çünkü dış politikada çok ciddi şekilde ortak aklı inkâr eden bir yapıyla karşı karşıyasınız.
Şimdi, Filistinli mahkûmlara idam cezası getirdi İsrail, parlamentosundan geçti ama yargı buna "Dur." dedi. Bununla ilgili olarak da takipçisi olacağız bu konunun. Şimdi, dünyanın neresinde, Allah aşkına, bir mezhebe karşı, bir etnisiteye karşı, bir partiye karşı veyahut da herhangi bir kişiye karşı özel bir idam kararı çıkar? Bugün İsrail, dünyadaki en vahşi ülkelerden bir tanesidir, en faşist ülkelerden bir tanesidir. Bir Führerin yönetmekte olduğu bir ülkeyle karşı karşıyayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - O nedenle, bu noktada Türkiye'nin de duyarlı olması gerekmektedir.
Avrupa Birliği nerede? Avrupa Birliğine üye bu İsrail -dolaylı olarak üye- NATO'ya da dolaylı olarak üye. Nerede bu Avrupa'daki hukukçular, nerede bu hukuk kuruluşları, kurumları; Türkiye'de "İdam kalksın." diyerek bize baskı yapan bu Avrupalılar şimdi neredeler? İkiyüzlü bir yapıyla karşı karşıyayız.
Şimdi, elektrik ve doğal gaza yüzde 25 zam yapıldı arkadaşlar. Bakın, Türkiye'de, her yerde doğal gaz bulundu, bulunmadı mı? Karadeniz'de bulundu, Trakya'da bulundu, Sakarya'da bulundu, en son Zonguldak'ta bulundu bu doğal gazlar. Peki, aynı zamanda, biz elektrikle ilgili neler yaptık? HES'ler yaptık, büyük barajlar yaptık, rüzgâr gülleri yaptık, aynı zamanda biz güneş enerjileri yaptık. Türkiye'de hatta nükleer santral yapıyoruz -değil mi?- nükleer enerji santralleri yapıyoruz, yaptık da, yakın bir zamanda da enerji üreteceğiz. Peki, bu kadar büyük şeyler olduğu hâlde niye buraya zam yapıyorsunuz? Hani Gabar'da petrol bulmuştuk? Hani doğal gazı bir ay önce, seçimlerden bir ay önce biz bedava kullanmıştık?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Toparlıyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun lütfen, devam edin, toparlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hani siz demiştiniz ya "Bu bir ayı biz Hükûmet olarak, biz Hazine olarak karşılıyoruz." E, nerede o doğal gaz, nerede? Niye bağımlıyız biz bu İran'a, Irak'a? Biz, bu yandan, Türkmenistan'a, Azerbaycan'a niye bağımlıyız? Çünkü sizin söylediklerinizin çoğu yanlış arkadaşlar. Bunları seçim propagandası olarak kullanıyorsunuz ve milletimizi kandırıyorsunuz, milletimize yanlış bilgiler veriyorsunuz, doğru bilgiler vermiyorsunuz. O nedenle ben diyorum ki: Bu elektriğe ve doğal gaza yapılan zam çok ciddi şekilde milletimizin belini bükmüş vaziyette.
TCK 158 var, biliyorsunuz. Şimdi, bir infaz yasası getirdiniz buraya. On birinci yargı paketiydi, şimdi on ikinci yargı paketini getirmeye çalışıyorsunuz. TCK 158'i arkada Grup Başkan Vekilleriyle konuştuk ve o zamanki Bakan Yılmaz Tunç Bey'le, arkadaşlarımızla konuştuk; kendileri de "TCK 158'deki problemi görüyoruz." dediler. Evet, birileri gençlerimizi kandırıyor, burada suistimale uğratıyorlar, istismarcılar var, onlara gerekli cezaları verin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Verin bu cezaları ama bu gençleri, istikballerini heder etmeyin. 1 suç işlediyse üç yıl, 5 işlediyse on beş yıl, 10'sa otuz yıl; çok ağır cezalar. "Bunlar asliye cezada yargılansın." dedik, evet, yaptınız ama yetmez değerli arkadaşlar, gelin, bunlara bir uzlaşma -uzlaştırma istiyorlar kendileri- uzlaştırmayı yaparsanız cezaevlerinde bulunan 40, 50 bin insan çok rahat bir şekilde mağduriyetten kurtulmuş olur, bu genç çocukları tekrar yeniden topluma kazandırmanın bahtiyarlığını yaşarız; çoğu öğrenci zaten bunların, 18-25 yaş arasındalar. O nedenle, bununla ilgili olarak da hassasiyet göstermekte fayda vardır diyorum.
Muğla Milas Akbelen'den vatandaşlarımız geldiler ve biz 260 milletvekili, muhalefette bulunan tüm milletvekilleri olarak -Cumhuriyet Halk Partisinin Anayasa Mahkemesine itiraz etme hakkı vardı- hep beraber gittik -teşekkür ediyorum bütün milletvekillerine- ve Anayasa Mahkemesine dedik ki: "Acil yürütmeyi durdurma talebinde bulun yoksa buradaki tahribatlar çok büyük, telafisi mümkün değil."
Muğla'yı görmenizi isterim, Milas ile Ören arasındaki yapılaşmayı görmenizi isterim; utanırsınız, mahcup olursunuz ve oradaki o cürufları görürsünüz, o toprak yığınlarını görürsünüz, tozları görürsünüz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim.
Burası tarım bölgesi, burası dünyanın göz bebeği olan bir turizm beldesi; dört mevsimi aynı anda yaşıyor. Ne olur, geliniz... Anayasa Mahkemesi üyelerine de sesleniyorum: Verdiğiniz kararların çoğunluğu doğru oluyor, her ne kadar iktidar partisi sizi dinlemese de, yine, aynı şekilde, iktidar partisi hukuku dolanarak sizi baypas etse de verdiğiniz kararlar doğru olduğu için bu noktada da olağanüstü toplanın ve burada, Akbelen'deki vatandaşlarımızı, Muğla'yı mağdur etmeyin.
İyi bir çalışma takvimi olmasını, iyi bir çalışma haftası olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim efendim.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili, Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz'da söz sırası.
Buyurun Sayın Poyraz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İçinde bulunduğumuz 10 Nisan haftası biliyorsunuz Polis Haftası ve bugün maalesef İstanbul'da İsrail Başkonsolosluğu önünde bir silahlı çatışma yaşandı, 3 saldırgan etkisiz hâle getirildi ancak bu sırada 2 polisimiz yaralandı. Polislerimize acil şifalar diliyorum, ailelerine ve silah arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Dolayısıyla, kahraman polis teşkilatımız uzun zamandır polis intiharlarıyla gündemde, kurum içi mobbinglerle gündemde ve kurum hafızasının yok olmasıyla gündemde. Eskiden -hatırlarsınız- polislik aynı zamanda vicdandı, polislik o şehrin, o sokakların hafızasıydı; uzun dönemdir, bu FETÖ döneminde başlayan, devamında da bu teknolojik imkânlarla devam eden bir masa başı polisliği oluşmaya başladı. Yani telefon dinlemeler, teknik takip, fiziki takip, kulaklıkları takmalar, HTS'ler, bazlar, şunlar bunlar derken toplumdan kopuk, sadece maaşını alan ve toplumun içinde kiralık ev ve diğer ekonomik krizlerle uğraşan bir Emniyet teşkilatı oluştu. Bu Emniyet teşkilatının bütün süreçlerinde, bütün hepsinin şahsi sicil dosyaları perişan. "FETÖ" dediğiniz örgütü devletten söküp attığınızı iddia ederken onların bugün polis teşkilatında ve diğer bürokratik hayatta herkesin şahsi sicil dosyalarını paramparça edip gidişini bu ülkenin bütün kamu görevlileri yaşamış ve bundan muzdaripler. İçinde bulunduğumuz Polis Haftası'nda -tekrar hatırlatıyorum- bu polis intiharlarına ilişkin kısa dönemli eğitim, genç arkadaşlarımızın bugünkü ekonomik kriz ve diğer bütün baskılar altında birçoğunun yasa dışı bahis ya da kripto piyasasında ciddi anlamda kayıpları olup bunlarla başa çıkamadıkları, geriye bıraktıkları mektuplarda da evlatlarını ve ailelerini devlete değil üçüncü şahıslara emanet ettiği bir Türkiye yaşıyoruz.
Yaşadığımız Türkiye'de maalesef -Parlamentodaki çoğunluğu merkeze alarak- içinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle; yasama çaresiz, yürütme duyarsız, yargı ise adaletsiz. Bugün, kamuoyu araştırmalarının ortalamasını aldığımız zaman, yargıya güven yüzde 71 olumsuz, hukukun üstünlüğüne güven yüzde 66 olumsuz, mahkemelerdeki eşitliğe güven yüzde 74, yargı bağımsızlığına güven yüzde 72, yargı tarafsızlığına olan güven yüzde 70 ve yargının kurumsal güvenilirliğine olan güven yüzde 90 olumsuz. Bakın, bahsettiğim yer herhangi bir kurum değil yargı kurumu. Dünyanın her tarafında bürokrasi yükselmek için elinden geleni yapmaya çalışabilir, dünyanın her tarafında siyaset arsızdır, verdikçe daha fazlasını ister; bütün bunları dengeleyecek olan mekanizma yargıdır ve bugün Türk yargısı Türk milleti açısından yüzde 70'lerde, yüzde 80'lerde bir olumsuz imaja sahip ve bu ikircikli hukuk anlayışı içerisinde biz burada yasama faaliyetini yerine getiriyoruz. Yasama faaliyetini yerine getirirken de mevcut iktidar ve ortaklarının torba yasa garabetiyle karşı karşıyayız. Torba yasa garabeti dememizin sebebi çok net: İçinde vatandaşın iştahını kabartacak 3-4 tane madde, geri kalanı ise yönetilenin değil yönetenin konforunu merkeze alan ve yönetenin bundan sonraki süreçlerine imkân sağlayan maddeler silsilesi. Bunları kabul etmek mümkün değil ama her seferinde Parlamentodaki iktidar ve ortaklarının sayısal çoğunluğu üzerinden birbirini etkili dinlemeyen, sorunlara çözüm getirmeyen, bu sorunları kalıcı olarak çözmeyen, "Ya nasip." mantığıyla bir yasama tekniği ortaya konuluyor. Elbette bürokratlar bu konuda destek verecektir, bürokratlar uygulamayı ve mevzuata uyumlulukları değerlendirecektir ama her şey için kanun, bu ülkede vergisini ödeyen, kanunlara uyan, kurallara uyan normal vatandaşlar için inşa edilmek mecburiyetindedir. Bunu daha önceki konuşmalarımızda da ifade ettik. Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstiklal Harbi'nin karargâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi, daha önce de ifade ettiğimiz ve üzerinde ısrarla durduğumuz üzere, kanunlara, kurallara uyan, bu ülkede eş güdüm içerisinde, uyum içinde yaşayan yurttaşların huzuru, refahı için vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ancak uzun zamandır Türkiye Büyük Millet Meclisi maalesef infaz indirimleriyle ya da umut hakkı ve benzeri tartışmalarla Türkiye'deki istisnai gruplara ya da çok azı temsil eden alanlara ya da suça bulaşmış ya da suçla ilgilenen ya da terörle irtibatlı ve iltisaklı alanlara birtakım ayrıcalıklar üzerinden yasama faaliyetleri yapıyor ya da bu yasama faaliyetlerinin hazırlıkları içerisine giriyor.
Bugün ülkede üretici can çekişiyor, üretirken kazanamıyor, topraklarımız terk ediliyor, büyükşehirlere yerleşiliyor. Bakın, bugün eğer bu Parlamentoda sizler, bizler, hepimiz, biraz ruh sağlığımız yerinde ise bu büyürkenki avlu kültürümüzden kaynaklı. Bugün büyükşehirde -biraz önce Sayın Özdağ'ın da ifade ettiği gibi- gettolaşmalarla, topraklarını terk eden vatandaşların büyükşehirlerde hayatta kalma çabalarıyla bugün Anadolu'muzun o bakir, güçlü, verimli toprakları terk edilmiş, hayvancılık Afganlara, toprakları işleme konusu Suriyelilere terk edilmiş hâldedir. Anadolu'da "Dikkat hayvan çıkabilir." yazılarının altında hayvanlar kalmamıştır. Değerli Vartolular bugün Meclisimizi ziyaret ettiler, kendi toprakları için bir mücadele vermeye çalışıyorlar. Bu verimli toprakları, üreticiyi... Bugün üretici yaşı ortalama 58'e gelmiş durumda. 58 yaşında üretici olur mu ya? Bu kadar genç nüfusumuz varken, bu kadar genç nüfusun istihdam problemi varken üretici yaşı 58 olur mu? Peki, üretirken kazanamayan insan üretebilir mi? Üretirken karnını doyuramayan, ailesine bakamayan insan üretebilir mi? Bu insanların bu toprakları terk etmesine, orman köylülerinin ormanlarını terk etmesine, taşımalı eğitimle köylerinden ve o insanların kendi vatanlarından kopmasına vesile olan bir iktidar anlayışıyla bugün Türkiye'yi geleceğe taşımak mümkün olmadığı gibi, bu iktidar döneminde her gün ve her gün daha geriye gidiyoruz. O yüzden, bu süreçte üretimi, üreticiyi, istihdamı desteklemenin birinci kuralı, Sayın Dervişoğlu ve İYİ Partinin ortaya koymuş olduğu, Anadolu'ya yeniden yerleşmek fikridir. Anadolu bizimdir, Anadolu'nun her karışı bizimdir. Anadolu'nun her karışı için oraya yeniden yerleşmek, oraya kök salmak ve oradan büyük Türk milletini yeniden yüceltmek mecburiyetindeyiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay'a aittir.
Sayın Akçay, buyurun.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
4 Nisan, Başbuğ'umuz, Türk milliyetçiliğinin banisi, partimizin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in vefatının 29'uncu seneidevriyesidir. Başbuğ Türkeş yalnızca bir siyaset insanı değil milletin vicdanında kök salmış bir fikir, bir karakter, bir irade çizgisidir. O, Türk milliyetçiliği fikrini teorik kalıplardan çıkararak siyasetin merkezine taşımış, bu kutlu davayı kitlelere mal ederek siyasi bir program hâline getirmiştir. O "devleti ebet müddet" şuurunu devlet aklı, milletin birliği ve geleceğin inşası olarak okumuş ve yaşatmıştır. Fırtınalı zamanlarda sarsılmayan duruşu, tehditler karşısında eğilmeyen iradesi, menfaatler karşısında bükülmeyen ahlakı bugün de yolumuzu aydınlatan bir meşaledir.
Bugün Başbuğ'umuzu anarken onun devlet adamlığı vizyonunu da hatırlatmak mecburiyetindeyiz. Kısa süreli Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde öncülük ettiği Devlet Planlama Teşkilatı, TÜBİTAK, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Basın İlan Kurumu, Devlet İstatistik Enstitüsü gibi kurumlar, onun kalkınmayı bilimle, nükleer enerjiyle ve planlamayla kurgulayan, Türkiye'nin geleceğini hedefleyen bir vizyonun eseridir ve elbette tüm bu kurumsal aklın yanında en büyük iki mirasını, Türk milletinin sarsılmaz kalesi olan Milliyetçi Hareket Partisini ve gençliğimizin irfan mektebi Ülkü Ocaklarını burada iftiharla anmalıyız; bu iki kutlu yuva onun geleceği kuran vizyonunun nesilden nesile aktarılan en canlı eseridir. Bu vizyonu hayata geçirirken en zor zamanlarda, en karanlık dönemlerde bile milletin iradesine ve demokrasiye olan inancını asla kaybetmemiştir. Hayatı boyunca maruz kaldığı onca haksızlığa, işkenceye ve zulme rağmen "En kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır." diyerek millî iradenin ve hukukun üstünlüğünü vurgulamıştır. Bu vesileyle Başbuğ'umuz Alparslan Türkeş'i rahmet ve şükranla anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, milletimizin en temel meselelerinden biri, milletin mutfağına musallat olan haksız fahiş fiyat artışlarıdır. Devletin gücünü milletin sofrasına, emeğine ve alın terine siper etmeliyiz. Mesele sadece rakamlardan ibaret değildir; fahiş fiyat artışları dar gelirlinin lokmasına, insanlarımızın tenceresine, emeklinin ilacına, işçinin ekmeğine uzanan bir haksızlıktır. Vatandaşımızın helal lokmasına göz diken fırsatçılarla mücadele etmek bizim için ertelenemez önemli bir meseledir.
Sayın Cumhurbaşkanımız dün çok net bir çerçeve çizdi ve şöyle dedi: "Milletin ekmeğine kan doğrayan savaş fırsatçılarına yönelik denetimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor." Daha önce de söz, mesaj ve talimatları da var Sayın Cumhurbaşkanımızın; mesela, 6 Ocak 2025'te "Pahalı ürün satanları dize getirecek etkili yöntemlerden biri boykottur. Fırsatçılık yapanlara karşı en büyük kozumuz satın almama özgürlüğünü kullanmaktır. Vatandaşı mağdur edecek olan her türlü şeyin önüne geçin. Olağanüstü, kabul edilebilirliğin dışındaki uygulamaları engelleyin ve kalıcı çözüme kavuşturun. Fahiş fiyat artışlarıyla vatandaşların cebindeki paraya el uzatan tamahkârlara, ahi kültürüyle yetişmiş esnaf kardeşlerimin meydanı terk etmemesi gerekiyor. Ayrıca, piyasa gerçeklerinden kopuk bir şekilde fahiş fiyat artırarak insanımızın lokmasına göz dikenlerle mücadelemiz sürecektir. Piyasa koşullarından ziyade fırsatçılık var. Milletin aşına, ekmeğine göz dikenlere göz açtırmayacağız; bunun hesabını mutlaka soracağız." demiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu sözleri yalnızca bir durum tespiti veya temenni değildir; bu ifadeler Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlıklarımız başta olmak üzere ekonominin tüm icracı kurumlarına verilmiş açık bir talimattır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bütün bu bakanlıklar ve kurumlar koordineli ve senkronize bir şekilde görevlerini yapmalıdır. Aziz milletimizin beklentisi ilgili bakanlıkların bu iradeyi sahada en kararlı ve tavizsiz şekilde uygulamasıdır. Tarladan rafa, fabrikadan tezgâha kadar uzanan ekonomide milletin ekmeğine kan doğrayanların yakasına yapışılmalıdır. Bu mücadele çerçevesinde, gerekirse belirli sürelerle iş yeri kapatma ve teşhir cezaları da gündeme gelmelidir. Serbest piyasa bahanesiyle milletimizi soymaya kalkanlara, ticaretin ahlakını bozanlara göz açtırılmamalıdır. Serbest piyasa açgözlü soyguncuların sığınacağı, tekelleşip kartelleşecekleri bir ortam değildir. Serbest piyasanın da bir kuralı, nizamı, ölçüsü ve ahlakı vardır. Avrupa Birliği ülkelerinde ve ABD'de de buna yönelik katı kural ve tedbirler vardır. Bakanlıklarımızın sahadaki denetimlerini Sayın Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği ve talimat ettiği bu kararlılıkla daha da etkili hâle getireceklerine inanıyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle, milletimizin menfaatine atılacak her kararlı adımın sonuna kadar destekçisi olacağımızı buradan belirtiyoruz.
Sayın Başkan, dün, Öldürülen Gazeteciler Günü'ydü. Gazetecilik haber alma hakkının, demokrasinin ve hür düşüncenin mesleğidir. Bir gazetecinin karanlık eller tarafından katledilmesi aslında milletimizin bir arada yaşama iradesine sıkılmış bir kurşundur; bu yüzdendir ki terörün ve cinayetin hedefi olan kalemler için acıda seçicilik yapamayız, yapmamalıyız. Gazetecilik yaparken öldürülen, şehit düşen kalemlerimizi asla unutamayız. 1979'da pusu kurularak öldürülen Erdoğan Hançerlioğlu'nu, İlhan Egemen Darendelioğlu'nu, Kemal Fedai Coşkuner'i; 1980'de evladının gözü önünde şehit edilen İsmail Gerçeksöz'ü ve 2014'te terör saldırısında yitirdiğimiz Cengiz Akyıldız'ı unutmadık, unutturmayacağız. Bütün bu isimleri anarken onlarla birlikte Uğur Mumcu'yu, Abdi İpekçi'yi, Çetin Emeç'i ve adını saydığım ya da sayamadığım, düşüncesini namusuyla, cesaretle kaleme döken tüm gazetecileri saygı ve rahmetle anıyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.
Söz sırası Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Kars Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit'e aittir.
Sayın Koçyiğit, buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, aslında İran savaşını günlerdir konuşuyoruz ve bu arada sivil yaşam kayıplarını da konuşuyoruz. Bu anlamıyla, özellikle güney Kürdistan'da yani Kürdistan federal yönetiminin topraklarına da çeşitli saldırılar oluyor. Daha önce de bu saldırılarda 6 peşmerge hayatını kaybetmişti. Bugün de Erbil'de bir eve insansız hava aracıyla düzenlenen bir saldırı olduğu haberini aldık, peşmerge ve ailesinin de şehit düştüğü bilgisini üzüntüyle öğrendik. Öncelikle, bu peşmergenin, yaşamını yitiren peşmergenin ailesine ve bütün Kürdistan Yönetimi'ne ve halkımıza başsağlığı dileklerimizi buradan iletmek istiyorum. Kürdistan Bölgesel Yönetimi onlarca defa, kamuoyuna açık bir şekilde, bu savaşın tarafı olmadığını ve bu savaşa taraf olmayacağını ilan etmişti fakat bütün buna rağmen saldırıların hedefi oluyor; peşmerge merkezleri vuruluyor, sivil yerleşim yerleri vuruluyor; yine, Bölgesel Yönetim'in Başkanı Neçirvan Barzani'nin konutunun vurulduğu bilgisini daha önce almıştık. Bütün bunlar Kürt halkını ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni savaşa çekmeye ve onları bu savaşın parçası yapmaya dönük girişimlerdir. Bunu doğru bulmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Artık, Kürtlerin yaşadığı coğrafyaları bir savaş coğrafyası olarak ele alan anlayışı da buradan bir kez daha kınadığımızı, mahkûm ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli vekiller; bugün Ağrı'da ve Hakkâri'de bir çok eve ev baskınları düzenlendi ve 32 kişi de gözaltına alındı. Gözaltıların gerekçesine bakıyoruz; gerçekten bir şey mi var, bir suç unsuru mu var; gerçekten kanun dışı bir şey mi var diye baktığımızda, hayır "Nevroz" kutlamalarının gerekçe yapıldığını ve "Nevroz"da atılan sloganların, taşınan pankartların bu gözaltılara bir gerekçe yapıldığını görüyoruz. Peki, gözaltına alınanlar sadece yetişkinler mi? Hayır, bu gözaltılarda çok sayıda çocuğun da gözaltına alındığını ifade etmemiz gerekiyor. Özellikle Hakkâri'deki baskınlarda en az 6 genç örgüt propagandası iddiasıyla gözaltına alınıp İl Emniyet Müdürlüğüne götürülmüş. Ortada bir örgüt yok ama örgütün propagandasından hâlihazırda insanlar gözaltına alınıyor ve hatta tutuklanıyor. Yine, Çukurca ve Yüksekova'daki diğer ev baskınlarında gözaltına alınanların önemli bir bölümü de serbest bırakıldı. Zaten ortada bir suç yok, gözaltı işleminin bile yapılmaması gereken bir süreçten bahsediyoruz. Şimdi, "Nevroz" barıştır, özgürlüktür, demokrasidir, kardeşliktir, bir arada yaşamdır, bayramdır, Kürt halkının ve Orta Doğu halklarının bayramıdır. Bu bayramı birlikte kutlamak, birlikte karşılamak, bu bayramın coşkusuna birlikte ortak olmak varken bayrama gidenleri suçlu ilan etmek, bayrama giden insanların sabah saatlerinde evlerinin kapısına dayanıp onları gözaltına almak, bir de bu yetmezmiş gibi tutuklamanın kendisini asla doğru bulmuyoruz; bu, ne içinde bulunduğumuz sürece uygundur ne "Nevroz" ruhuna uygundur ne de Orta Doğu'da binlerce yıldır bir arada yaşayan halkların tarihsel tarihine uygun bir tutumdur. Bunu açık ve net bir şekilde ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla, bir kez daha, devlete, Hükûmete ve ilgili bütün bakanlıklara şu çağrıyı yapmak istiyoruz: Artık, toplumun demokratik haklarını kullanmasını sınırlandırmaktan vazgeçin; toplumun düşünce, ifade, toplanma hakkını engellemekten vazgeçin; toplumu baskıyla, zapturapt politikalarıyla sınırlandırmaktan vazgeçin. Bırakın, insanlar özgürce yaşasın; bırakın, insanlar demokratik haklarını kullansın; bu, bir lütuf değil bu, her insanın doğuştan gelen bir hakkıdır, bunu bir lütuf olarak görmüyoruz. Bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak temel haklarımızı kullanmak istiyoruz ve temel haklarımızın da keyfî gerekçelerle sınırlandırılmamasını istiyoruz. O anlamıyla, bir kez daha, Hükûmeti "Nevroz" alanlarına, meydanlarına ve "Nevroz"da yükselen barış talebine kulak vermeye ve bu talebi bastırmak, görünmez kılmak yerine bu talebin gereğini yapmaya davet ediyoruz. Bugün yapılması gereken, "Nevroz" kutlamalarından sonra insanların kapısına dayanıp onları gözaltına almak değildir; içinde bulunduğumuz sürecin yasalarını yapmaktır, çatısı altında bulunduğumuz Meclisin ortak raporunun gereğini yapmaktır; barış yasalarını bu Mecliste tartışmak, konuşmak ve çıkarmaktır. Gerçek anlamda, bugün, barışı ilerletmek, çözüm iradesini ilerletmek gibi bir sorumluluğumuz var, hep beraber bu sorumluluğumuz var ama aynı zamanda, Hükûmetin özel olarak sorumluluğu olduğunun da altını çizmek isterim. O anlamıyla, buradaki hukuksuzluklara derhâl son verme çağrısını bir kez daha ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen, buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, değerli vekiller; Parlamentoda her grubu olduğu gibi bizim grubumuzu da hak mücadelesi yürüten toplumun çeşitli kesimlerinden birçok kişi, kurum, temsilci, platform ziyaret ediyor ve grubumuza da bugün gelenler oldu; bu anlamıyla seslerini duyurmak istiyorlar. Biz zaten seslerini duyuyoruz çünkü biz aynı zamanda, o mücadelelerin içerisinde o mücadelenin özneleriyiz. Asıl seslerini duyurmak istedikleri kim? Aslında, iktidara seslerini duyurmak istiyorlar. Neden? Çünkü haksızlığa uğruyorlar, çünkü hukuksuzluğa uğruyorlar, çünkü dışlanıyorlar, çünkü yaşam alanları tahrip ediliyor; doğaları katlediliyor, ekosistem yok ediliyor; işlerine, ekmeklerine el konuluyor; çalışırken ölüyorlar ve bu nedenle de diyorlar ki: "Ey Meclis, ey bizi temsil edenler, ey milletvekilleri; biz sizi seçtik ya, duyun bizim sesimizi, duyun bizim isyanımızı!" Peki, gerçekten duyuluyor mu bu ses? Bakıyoruz, hayır. İktidar, AKP hiçbir şekilde, toplumdan yükselen bu itirazı, bu isyanı duymuyor. Bakın, bugün benim milletvekilliğini de yaptığım Muş ilinin Varto ilçesinden Varto Ekoloji Derneği bizi ziyaret etti. Varto nasıl bilinir biliyor musunuz Sayın Başkan? "Yeşil Varto" diye bilinir, "Gımgım" "güzel Varto" diye bilinir. Şimdi, o yeşil Varto'yu gerçekten jeotermal projesiyle yok etmek istiyorlar. Sadece Varto'yu da değil Karlıova'yı, Hınıs'ı ve Tekman'ı, Peri Vadisi'ni, bir bütün bölgeyi madenlerle, jeotermallerle, HES'lerle, GES'lerle yok etmek istiyorlar. Peki, soruyorum: Aynı bölgenin insanı olarak bizim halkımız, insanlarımız doğasını siz katlettikten sonra nerede yaşayacak, nerede üretecek, nerede hayatını devam ettirecek? O dağ tekrar yenilenebilecek mi, kendine gelecek mi? Üç beş tane jeotermal firması para kazanacak, üç beş maden firması cebini dolduracak diye insanların hayatları, köyleri, tarihleri, yaşamları yok olacak ve ne yazık ki buna kulak veren bir iktidar yok; buna itiraz ediyoruz.
Şimdi, Türkiye'nin dört bir yanında Vartolular örgütlendiler, Karlıovalılar örgütleniyor, bölge insanı örgütleniyor; ekoloji mücadelesi yürütenler, Muğlalı köylüler örgütleniyor, Kaz Dağları'ndaki insanlar örgütleniyor ve hep beraber mücadele ediyorlar; edeceğiz de, doğamızı talan ettirmeyeceğiz. Ayın 24'ünde -24 Nisanda- Varto'da jeotermale karşı büyük bir miting gerçekleşecek, DEM PARTİ olarak orada olacağız; 25'inde Karlıova'da büyük bir miting gerçekleşecek, DEM PARTİ olarak orada olacağız ve ne olursa olsun bu talancı, rantçı, doğayı yok eden, ekosistemi yok eden, yeşile düşman, doğaya düşman bu anlayışın karşısında sonuna kadar mücadele edeceğiz ve bütün halkımızı, bütün Türkiye halklarını da bu mücadelenin bir parçası olmaya davet ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yok edilen sadece birkaç ağaç değil, birkaç köy değil geleceğimiz, dünya yok oluyor; bunu birilerinin görmesi gerekiyor. Artık, bu yandaşı doyurma, yandaşı semirtme politikasından vazgeçmek gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Yine, Dilovası'nda platformun orada yakınlarını kaybedenler bizimleydi. KHK platformundan insanlar geldiler, grubumuza katıldılar. Herkesin bir derdi var ama bu Meclis halkın derdiyle dertlenmiyor ne yazık ki, iktidarın halkın derdiyle sorunu yok; iktidarın tek bir derdi var, kendi gündemini yürütmek. KHK'liler on yıldır aşsız, işsiz. Bir KHK milletvekiliyim, onlarca KHK'li milletvekili arkadaşımın bulunduğu bir siyasi partideyim ama iktidar KHK gerçeğine gözünü kulağını kapatmış ve sonuna kadar ısrar etmeye, açlıkla insanları terbiye etmeye devam ediyor; bunu kabul etmediğimizi ifade edelim. Bu mücadele de aynı zamanda DEM PARTİ'nin mücadelesidir, bu mücadelenin de bir parçasıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sabrınıza sığınıyorum Sayın Başkan, iki başlığım daha var.
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yine, geçen gün 5 Nisan Avukatlar Günü'nü geride bıraktık. Bu ülkede savunmanın sesinin kısıldığını çok iyi biliyoruz; bu ülkede yargının araçsallaştırıldığını çok iyi biliyoruz; bu ülkede yargının siyaseti dizayn etme aracına dönüştürüldüğünü çok iyi biliyoruz; silahların eşitliği ilkesinden vazgeçildiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle, bu ülkede hak savunucusu olan avukatlar hâlihazırda cezaevinde tutulmaya devam ediliyorlar. Bakın, Selçuk Kozağaçlı tam üç bin yetmiş beş gündür tutuklu; Can Atalay, aynı zamanda milletvekili arkadaşımız ve en önemli sosyal davaların avukatı, tam bin dört yüz kırk altı gündür tutuklu; Avukat Mehmet Pehlivan iki yüz doksan bir gündür tutuklu. Neden tutuklular? "Hak" dedikleri için, "hakikat" dedikleri için, gerçeği söyledikleri için, mağdurun yanında yer alıp onları savundukları için içerideler; iktidarın işine gelmeyen bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ama sadece o da değil, Avukatlar Günü'nü söylerken tabii ki sevgili, değerli büyüğümüz Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'yi anmadan geçemeyeceğim. Bir kez daha kendisini buradan saygıyla, minnetle andığımı ifade etmek istiyorum. Tahir Elçi'nin katillerinin gerçek anlamda açığa çıkarılması gerçeğinin çağrısını da bugün bir kez daha buradan yapmak istiyorum; artık, adalet yerini bulmalıdır.
Avukatların çokça sorunu var; CMK'deki görev kapsamında ödenen ücretlerinin yetersizliğinden açlık sınırının altında çalışmalarına kadar birçok sorun yaşıyorlar. Özellikle birçok büyük büroda genç avukatlar işçi statüsünde çalıştırılıyorlar. Bunların hızla düzeltilmesi gerekiyor. Savunmanın özgür ve bağımsız olmasını savunuyoruz. Tutuklu avukatların derhâl serbest bırakılmasını, katledilen avukatların faillerinin adalet önüne çıkarılıp hesap sorulmasını, yargının baskı ve siyasi müdahalelerden bağımsız bir zeminde yeniden inşa edilmesini ve CMK görevleri kapsamında genç avukatların ekonomik sömürüsüne son verilmesi çağrısını da buradan yenilemek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Selamlayacağım.
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yine, önemli bir haftada olduğumuz için son bir günle bitireyim. 6 Nisan, Öldürülen Gazeteciler Günü'ydü ancak biz bugünü yalnızca kaybettiğimiz gazetecileri andığımız bir gün olarak değil, aynı zamanda basının üzerindeki sansürü, baskıları, zorbalığı da konuşacağımız bir gün olarak da ele almak zorundayız. O anlamıyla birçok sosyal medya hesabı engellenen özgür basın çalışanları olduğunu buradan ifade etmek istiyorum ve gazetecileri anarken de sevgili Musa Anter'i, Hrant Dink'i, Metin Göktepe'yi ve Ape Musa gerçeğinin peşinden hayatını kaybeden bütün özgür basın emekçi çalışanlarını da saygıyla sevgiyle, hürmetle andığımı ifade etmek istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Manisa Akhisar Sünnetçiler Köyü sakinleri kalabalık bir şekilde Genel Kurulumuzu ziyaret ediyorlar. (Alkışlar)
Bu köy aynı zamanda Milletvekili Sayın Vehbi Bakırlıoğlu'nun doğduğu köydür.
Hepinize hoş geldiniz diyoruz.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Benim de memleketim efendim.
BAŞKAN - Evet, çok özür diliyorum. Sayın Yenişehirlioğlu'nun da memleketi. Sayın Yenişehiroğlu özrümü kabul edecektir.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ya, bizim de evimiz, memleketimiz! Böyle ayrım olur mu ya! Sayın Başkan...
BAŞKAN - Eyvah, eyvah! Eyvah, eyvah! Baltayı taşa vurdum.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, Manisa'nın 10 milletvekili var burada.
BAŞKAN - Sayın Akçay'ın, Sayın Özdağ'ın da memleketi, bütün Manisalı hemşehrilerimize bu çok değerli milletvekillerimiz adına hoş geldiniz diyor, saygılar sunuyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır'da söz sırası.
Sayın Başarır, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa şehri 4'üncü büyük şehrimiz, göz bebeğimiz, çok yakın bir zamanda 700'üncü fetih yılını kutladı, şehir büyük bir gururla kutladı ama bir utancı daha yaşadı; iradesi gasbedildi Bursa halkının, utanç duydu Bursa halkı.
Bakın, Belediye Başkanımız, uzun süreden sonra kazandığımız Bursa'nın Belediye Başkanı Mustafa Bozbey dokuz yıl önceki bir iddiadan dolayı tutuklandı. İktidar sıralarına dönüyorum, iktidara sesleniyorum, olmayan adaletin Bakanına sesleniyorum: Aklınız dokuz yıldır neredeydi? Eminim biz Bursa'yı kazanmasaydık böyle bir soruşturma olmayacaktı çünkü yok ama maalesef ki bu ülkede Bursa halkının iradesini gasbetmek için böyle bir soruşturma uyduruldu. Şimdi, bu perşembe oraya bir Belediye Başkan Vekili seçilecek, Cumhur İttifakı'nın oyları da seçmeye yetiyor aşağı yukarı ama o adaya soruyorum: Sen kazanmış mı olacaksın? Hayır, sen kaybetmiş olacaksın. Tıpkı darbe döneminde şehirlere atanan askerler gibi atanmış bir belediye başkanı olarak o utançla yaşayacaksın çünkü Bursa halkı seni seçmedi, Bursa halkı seni kabul etmeyecek. Buradan meclis üyelerine sesleniyorum, Milliyetçi Hareket Partisinin meclis üyelerine de sesleniyorum, çok kıymetli grubuna da sesleniyorum: Gelin, millî iradeye sahip çıkalım. Gelin, ortaklaşa bir aday koyun ama AKP'nin orayı gasbetmesine izin vermeyelim çünkü ortada bir gasp var, millî iradenin gasbı var, bir darbe var, bir darbe girişimi var.
Değerli arkadaşlar, bakın, anayasal düzen bir anlamda ortadan kaldırılıyor. Bir yerel seçimden bahsediyoruz ya, yerel yönetimden. Altı ay önce bir yerin seçimini, yerel seçimi öne almak için Anayasa'yı değiştirmek lazım ama bu kadar kolay bir şekilde, uydurma bir soruşturmayla insanlar tutuklanıyor, yerine seçilmemiş bir adam atanıyor. O yüzden, ben bu hasta iktidara sesleniyorum, hastalanmış iktidara sesleniyorum: Demokrasiden, iradeden, millî iradeden elinizi çekin, bu halk sizi affetmeyecek, affetmeyecek, affetmeyecek! (CHP sıralarından alkışlar)
Ben bugün burada Gabarcı Muhammet Emin Akbaşoğlu'nun olmasını çok isterdim, maalesef ki sen varsın Bahadır Bey çünkü "Gabar, Gabar, Gabar..." diyen oydu, birileri de Batı Karadeniz'de doğal gaz bulunduğunda "Açın camları, açın camları, fatura ödemeyeceksiniz." diyordu ama ikisi de burada yok, olay Bahadır Bey'e patladı.
BAŞKAN - Şimdi gelir, sataşmadan söz isterler.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tabii ki gelsin Başkanım, söyleyecek sözü varsa söylesin; elektriğe ve doğal gaza yüzde 25 zam geldi.
Bakın, bu ülkede emeklinin, işçinin, insanların durumu ortada. Ben bir kez daha sesleniyorum iktidar sıralarına: Bizim bulduğumuz gaz nerede? Gaz nerede, gaz nerede Sayın Başkan? Birazdan bunun cevabını verin.
Peki, bakın, geliyorum. Ben 2002'ye gitmeyeceğim, 2023... Yani bu ülkede seçim gerekli mi gereksiz mi, niye gerekli? 2023'te motorin 20 lira ya, 20 lira, 20 lira! Peki, yarından itibaren motorini ne kadara alıyoruz? 86 lira oluyor. Yüzde 450 zam gelmiş motorine. Peki, nerede Gabar'da bulduğumuz petrol? Bakın, burada, bakın, bakın; 2023... Dün 78 lira, bugün 86 lira. Nerede petrol? Her seçim döneminde halkı kandırın, uyutun "Gaz bulduk, petrol bulduk, elektrik bulduk, ampulü icat ettik, parayı icat ettik, dolabı icat ettik, uzaya gittik, Ay'a gittik, gittik, gittik..." Ee, biz bittik yani gerçekten bittik, insanlar tükendi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seçim bu yüzden gerekli. 2002'de geldiğinizde 1 liranın altında olan mazot, benzin 100 liraya dayanmış, 2023 seçimlerine göre yüzde 450 artmış, bu ülkede "Seçim gereksiz."miş. Vallahi de gerekli, billahi de gerekli. Gitmelisiniz, siz gitmelisiniz artık, milletin huzuru için, ülkenin huzuru için, insanların seyahat hakkı, ulaşım hakkı, barınma hakkı, beslenme hakkı için siz gitmelisiniz. O yüzden, seçim şarttır, zorunluluktur.
Şimdi, 5-6 müteahhit bu ülkede bir çekirge gibi tarlaya, bahçeye, ormana dadanmış; bunlardan bir tanesi Akbelen'de. Bakın, iktidara çok yakın şirketler binlerce kızılçam ağacını kesti, şimdi zeytinlere geldi, insanların evlerine geldi. Tabii ki halk direniyor, İkizköy Muhtarı Nejla Işık ve 25 yaşındaki kızı Esra Işık bir direnç ortaya koydu, haklarını istedi, haklarını...
(Uğultular)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri... Sayın Grup Başkan Vekiline söz vermiştim.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir direnç ortaya koydu; doğası için, zeytini için, geleceği için ve bakın, seçilmiş bir muhtar, Bursa Belediye Başkanımız değil, İstanbul Belediye Başkanımız değil, Üsküdar değil, ya Muğla'nın bir köyünün muhtarı; onun bile konuşmasına dayanamayan bir iktidar var, kızını tutukladınız. Utanın ya! Ya, utanın ya! Ya, utanın, utanın, utanın ya! (CHP sıralarından alkışlar)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Utanmıyorlar!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, utanın, utanın, gerçekten utanın! Ne istediniz o kızdan ya? Ya, o, Limak gibi, Cengiz gibi vergi mi kaçırmış, onlar gibi sigorta muafiyetinden mi yararlanmış, onlar gibi ihalesiz, hiçbir şartnameye uymadan binlerce ihale mi almış? Kız "Doğama dokunma!" demiş, annesiyle beraber, köylülerle beraber bir direnç göstermiş. Gece gözaltına alındı ve tutuklandı. Bakın, Esra Işık olayı bu ülkenin utanç tablosudur; Esra ve o muhtarın geldiği nokta, Akbelen'in geldiği nokta yargının geldiği noktadır. Artık utanç duvarı yıkılmıştır. Gerçekten, bu millet sizin adınıza utanıyor, size oy veren insanlar sizin adınıza utanıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Olacak şey mi arkadaşlar ya? Ve hâlâ Türkiye; barolar, avukatlar, herkes isyan ediyor ama maalesef ki bir tane aklıselim savcı ve hâkim bu kızı serbest bırakmıyor. Bu toplumu, bu ülkeyi esir mi aldınız, milleti esir mi aldınız? Konuşan gazeteci tutuklanır, konuşan köylü tutuklanır, muhtar tutuklanır, kızı tutuklanır, öğrenci tutuklanır, belediye başkanı tutuklanır, milletvekili tutuklanır. İşte, seçim bu yüzden zorunludur, adalet için zorunludur. Bu ülkenin ekmek kadar, su kadar, aş kadar adalete ihtiyacı vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Ayıp!
Geliyorum, İzmir'de Meslek Fabrikası... Yahu, bizim, bizim. Bakın, burası tarihte un fabrikası olarak hizmet vermiş, burayı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ata'mız İzmir'e armağan etmiş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - 1940 yılında tapuya tescil edilmiş, 2007 yılında belediye yaklaşık 1 trilyon 600 milyar lira parasını ödemiş yani 1 milyon 600 bin ödemiş, şimdi polis zoruyla buraya el koyuyor. Ya devlet... Devlet devleti gasbeder mi? O da devlet -belediye- sen de devletsin ya da belediye bir cebinden alıp diğer cebine koyar mı? Ya bu hastalık, gerçekten hastalık. Burası bizim; tapu aynı şeyi söylüyor, tarih aynı şeyi söylüyor, kayıtlar aynı şeyi söylüyor. Neden? İstanbul'da Beşiktaş İskelesi'ni alıyorlar. İskeleyi ne yapacaksınız ya siz? Ya siz kafayı mı yediniz? Siz nereye gidiyorsunuz? Şimdi Beşiktaş İskelesi'ni...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, meslek fabrikası belediyenin, alıyorlar; iskeleleri alıyorlar, yakında belediye otobüslerini toplayacaklar, yakında belediye duraklarını toplayacaklar. Kapatın o zaman, siz buraya getiriyorsunuz bu işi. İskeleyi ne yapacaksınız, vapur iskelesini? Bir kez daha soruyorum. Bu kafa hastalıklı kafa, bu kafa sorunlu kafa, bu kafa gerçekten bu ülkeye, millete artık zarar veriyor.
Yerel yönetimler de devlettir; valilik, İçişleri Bakanlığı devlettir. Bir devlet bir devletin diğer birimine çöker mi ya? Çöküyor işte ya da hukuken gasbediyor ya da haksız olarak el atıyor ve İzmirli direniyor. Hâlâ bir aklıselim İzmir milletvekili çıkıp "Ya bir dakika, biz ne yapıyoruz? Burada 45 bin insan eğitim görmüş, iş bulmuş, meslek sahibi olmuş." diyemiyor, diyemiyor, diyemiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlelerim.
Değerli arkadaşlar, o kadar çok konu var ki konuşulacak ancak özetleyerek konuşabiliyoruz. Ama gerçekten ülke, ülkenin hukuku, adaleti bir felakete gidiyor. Belediyeler çalıştırılmıyor. Bakın, muhtardan, muhtarın kızından, belediye başkanından, gazeteciden herkese kadar baskı altında bu ülke. Adalet, yargı çökmüş durumda. Yargı yoluyla herkese, maalesef ki -halk tabiriyle söylüyorum- çöküyorlar; buna izin vermeyeceğiz, buna izin vermemeliyiz. Seçim zorunluluk mu? Hani demiş ya Efkan Ala, onu da sataşma kabul etsin, "Önceki seçimlerde ne yaptı?" Önceki seçimlerde sizi eze eze 31 Martta yendik, ilk seçimde sizi yine yeneceğiz. Getirin sandığı, görelim bakalım.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Sayın Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu.
Buyurun Sayın Yenişehirlioğlu.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Benim kendi gündemim var, kendi gündemimden çıkmamayı planlamıştım ama Değerli Milletvekili Ali Mahir Başarır Bey'in bana yönelik olarak dönüp de söylediği şeylere birkaç cevap vermekte fayda var.
Bursa'yla alakalı bahsetti, demokrasiden bahsetti; yerine geçecek olan Belediye Başkanını da seçilmiş olan Meclis üyeleri seçecek.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Halk seçmeyecek ama.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Meclis üyelerini halk seçti; o zaman demokrasinin bir görüntüsü, bir uzantısı zaten bu.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - O zaman seçimi böyle yapalım.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Dur gari, ben seni sonuna kadar dinledim, sen de beni dinle. Konuşurken bir kelimeni bile kesmedim, usulsüzlük yapmadım, edepsizlik yapmadım, efendilik gösterdim; aynısını göster bana.
İkincisi, sürekli şunu duyuyoruz: Gidin de gidin, gidin de gidin. Yahu, bir iktidara gelme mevzusu A partisinin, B partisinin isteği üzerine olmaz ki, millet ne istiyorsa o cereyan eder. Millet istediğini iktidara getirir, istediğini iktidardan gönderir. Seçimler normal süresinde, zamanında gerçekleşecek, halkımızın iradesi nasıl tecelli edecekse başımızın üstünde yeri olacak. Seçimlere de çok büyük bir zaman kalmadı, o yüzden bu aceleye gerek yok, kimsenin seçimden de korktuğu falan filan yok. O yüzden, artık bu jargonu değiştirin gözünüzü seveyim.
Sayın, Değerli Başkanım ve değerli milletvekilleri; İstanbul'da bugün gerçekleştirilen hain saldırıyı lanetliyoruz. Çıkan çatışma sonucu yaralanan kahraman polis memurlarımıza acil şifalar diliyorum. Saldırıyı düzenleyen 3 teröristin de etkisiz hâle getirildiği hadiseye ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl bir soruşturma başlatılmıştır. Olayın tüm yönleriyle aydınlanması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde ilgili kolluk birimlerimizle süreç titizlikle ve çok yönlü olarak soruşturulmaktadır. Millî güvenliğimizi ve ülkemizin huzurunu tehlikeye atmak isteyen hiçbir girişime müsaade etmeyeceğimizi buradan bildirelim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz Pazar günü adalet sistemimizin temel direklerinden biri olan kıymetli avukatlarımızın günüydü. Ben de bir avukatım malumunuz. Hukukun üstünlüğünün en önemli teminatlarından biri olan savunma makamını temsil eden avukatlarımız bireylerin hak arayışında yol gösterici, adaletin tecellisinde ise vazgeçilmez bir rol üstlenmektedirler. Büyük bir özveriyle görev yapan tüm meslektaşlarımın 5 Nisan Avukatlar Günü'nü en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu Ajansı Kurtuluş Savaşı'nın en zorlu günlerinde milletimizin haklı mücadelesini dünyaya duyurmak amacıyla kurulmuş, hakikatin sesi olmayı kendisine ilke edinmiş, kuruluşundan bu yana doğru, hızlı ve güvenilir haberciliğin, devletimizin ve milletimizin sesi, gür nidası olmayı devam ettirmektedir, bugün de Filistin başta olmak üzere tüm mazlum coğrafyalarda yaşanan zulmü tüm baskılara rağmen dünyaya aktaran, hakikati can pahasına duyurmaya çalışan bir iradeyi temsil etmektedir. Anadolu Ajansı'nın 106'ncı kuruluş yıl dönümünü en kalbî duygularımla tebrik ediyor, fedakârca görev yapan tüm Anadolu Ajansı personelini tebrik ediyor, hayatını kaybeden basın emekçilerimizi de rahmetle yâd ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3-5 Nisan tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilen 8'inci Etnospor Forumu bize bir kez daha gösterdi ki geleneksel sporlar bir rekabet alanı olmanın çok ötesinde köklerimizden beslenen, kimliğimizi şekillendiren, tarihimizin izlerini taşıyan ve ortak hafızamızı geleceğe aktaran çok kıymetli bir mirasa dönüşmüştür. Forum kapsamında ortaya konan "Ethnosports 2027" vizyonu spor, kültür, deneyim ve diplomasi başlıklarıyla hem bugünü hem de yarınlarımızı inşa etmeye yönelik güçlü, kapsamlı ve stratejik bir yol haritası sunmuştur. Bugün geldiğimiz noktada, artık kimliğimizi muhafaza etmenin yanında onu geliştiren, zenginleştiren ve dünyaya güçlü biçimde anlatan bir anlayışa geçmemiz gerektiği çok açıktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Bu bağlamda, geleneksel sporların yaygınlaştırılması, çocuklarımızın en az bir geleneksel sporla erken yaşta tanışması ve gençlerimizin bu alanda teşvik edilerek desteklenmesi çok büyük önem arz etmektedir çünkü ancak kültürünü yaşatan toplumlar geleceğini de sağlam temeller üzerine inşa edebilirler. Aynı zamanda, düzenlenen Etnospor Forumu; sporun yalnızca fiziksel bir faaliyet olmadığını, barışın, diyaloğun, kültürler arası etkileşimin ve uluslararası iş birliğinin güçlü bir aracı olduğunu da bir kez daha açıkça ortaya koymuştur. Bu anlamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde büyük emeği bulunan Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan'a, kültürel mirasımıza sahip çıkan kararlı duruşu ve bu alandaki öncü çalışmaları için hassaten teşekkür ediyoruz. 21-24 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek 8'inci Etnospor Kültür Festivali'ne tüm vatandaşlarımızı şimdiden davet ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terör devleti İsrail, elindeki tüm imkânları, gözü dönmüş bir şekilde masum sivillere yönelik işlediği katliam suçuna payanda olarak kullanmaktadır. Öyle ki Gazze kasabı Netanyahu ve şürekâsı; ellerinde bulunan masum kanını, iç dünyalarında taşıdıkları zulmün lekesini kendi Meclislerinin duvarlarına bulaştırmaktan dahi çekinmemişlerdir. Meclisler, millet iradesinin tecelli ettiği, demokrasinin en yüksek temsil alanlarıdır. Bu yüce çatıların varlık sebebi; yaşamı koruyan, hakkı gözeten, adaleti tesis eden ve barışı önceleyen kararlar üretmek olmalıdır ancak İsrail Meclisi tarafından Filistinli mahkûmlara yönelik alınan idam kararı bu temel anlayışla açık bir şekilde çelişmektedir. Demokratik zeminler hayatı sonlandıran hükümlerle değil aksine, insan onurunu yücelten, adaleti güçlendiren ve barışa kapı aralayan yaklaşımlarla anlam kazanabilir.
Meclis kürsülerinden yükselmesi gereken ses, her şartta yaşam hakkını savunan bir vicdanın ve merhametin sesi olmalıdır. Vicdanın, merhametin ve adaletin sesi olan en güçlü parlamentolardan biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisinden çağrımızı bir kez daha güçlü bir şekilde yineliyoruz: İdamı durdurun!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Bu noktada, suskunluklarıyla bu katliama dolaylı yoldan destek veren herkese de açıkça sesleniyoruz: Sessiz kalmak bu adaletsizliğe ortak olmak demektir. İnsanlığın, vicdanın ve merhametin sesi olmak için, Filistin için, Gazze için, tüm mazlumlar için mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz, susmayacağız ve asla geri adım atmayacağız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Başarır, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, iki noktaya çok kısa cevap vermek isterim, bir tartışma açmayacağım. Bursa halkının seçtiği Belediye Başkanının iradesi gasbedilmiştir. Dedim ki: Perşembe günü yapılacak seçimde Cumhuriyet Halk Partisinin adayı dışında bir aday seçilirse Bursa halkına hakarettir bu ve Sayın Başkan dedi ki: "Ya, Meclis üyelerini de halk seçiyor, o da Başkanı seçiyor." O zaman Sayın Başkan, sistemi değiştirirsin; bu ülkede meclis üyelerini seçersin, o meclis üyeleri de aralarından bir başkanı seçer, dediğini anlarım ama sen, parti sistemini, aday sistemini bir kenara bırakıyorsun, diyorsun ki: "Ya, Meclisi de halk seçti." Olacak şey mi bu! 1994'te Sayın Recep Tayyip Erdoğan yargılanırken ona bu yapıldı mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - AKBİL davası vardı, hatta AKBİL davasında örgütten yargılanıyordu; tutuklanmadı, açığa alınmadı. Refah Partisinin...
İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Suçu neydi?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Suçu yolsuzluk iddiasıydı, bizzat da yolsuzluk iddiasıydı.
İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Hayır, ne alakası var! Tek bir mısra okudu ya, şiir okudu adam, geç onları!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Dosyayı ezbere biliyorum. Üsküdar 2. Ağır Cezadan Anadolu 6. Ağır Cezaya kadar süreci biliyorum.
İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Geç onu, geç!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Geliyorum ikinci duruma. Biz size "Git!" demiyoruz, millet size "Git!" diyor; son seçimde bunu gördük. (CHP sıralarından alkışlar)
Ve diyorsun ki: "Ne gerek var? Seçime daha iki yıl var. Bu olacak şey mi!" Yıl 2002; iktidara geldiğinizde seçim ne zaman yapılmıştı, MHP-DSP-ANAP iktidarının seçimi? 1999'da. Erken seçim istedi Cumhurbaşkanı, "İşler iyi gitmiyor." dedi ve üç yılın sonunda seçim oldu. Ha, o gün seçim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Onu Cumhurbaşkanı demedi, Meclis dedi.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlem Başkanım, son cümlem.
BAŞKAN - Son cümle.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - O gün size erken seçim istemek mübah, bugün mü değil? Ya, bugünkü koşullar çok daha kötü. Bakın, gelen zamlara bakın, alım gücüne bakın, sınırımıza bakın, kiraya bakın, ekmeğe bakın, suya bakın; çok daha kötü. Yani 2002'de nasıl geldiyseniz öyle gideceksiniz. Seçim zorunluluktur, seçim şarttır, bunu istemek de en doğal hakkımızdır millet adına. (CHP sıralarından alkışlar)
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Başkanım...
BAŞKAN - Sayın Yenişehirlioğlu, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkanım, yirmi üç yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarda.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Maalesef!
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Yirmi üç yıl bu halk teveccüh göstermiş ve onu iktidarda tutmuş. Cumhuriyet Halk Partisi istedi diye bu millet fikrini mi değiştirecek? Bizim demokrasiye olan saygımız şudur: Millet ne isterse, neye karar verirse başımızın üstünde yeri vardır ama Cumhuriyet Halk Partisi seçim istedi diye biz kendi gündemimizi değiştirecek değiliz.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Kim isterse değişecek?
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Halka sorun Başkanım, halka sorun!
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - İkincisi; Bursa'da bir adalet mevzusuyla alakalı, yolsuzlukla alakalı bir soruşturma, bir mahkeme cereyan ediyor. Niye bu kadar acele ediyorlar, mahkemenin neticesini beklemekte niye bu kadar rahatsızlar? Netice neyse gerçekleşir, suçu varsa ortaya çıkar, suçu yoksa beraat eder. Bu acelenin sebebi nedir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Bekle mahkemenin sonucunu o zaman!
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ama hemen verilecek sebep şu: "Adalete güvenmiyoruz." Canınız istediği zaman adalete güveniyorsunuz da canınız istemediği zaman mı adalete güvenmiyorsunuz? Azıcık sabırlı olmakta fayda var.
Teşekkür ediyorum.
MEHMET SALİH UZUN (İzmir) - Mahkemenin sonucunu bekleyin, mahkemeyi beklemiyorsunuz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Sayın Başarır, bir sataşma yok ama buyurun. Bir sataşma yok, buyurun lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şöyle; bakın, diyor ki: "Yirmi üç yıldır biz iktidardaydık." Güzel ama siz son seçimi kaybettiniz beyler, 31 Mart seçimini kaybettiniz, ilk kez kaybettiniz ve demokrasi adına, hukuk adına, vicdan adına en büyük sınavınız oydu; o sınavı da millet iradesine darbe yaparak kaybettiniz beyler. Ne demek ya!
Ben istemiyorum -bir kez daha söylüyorum- millet istiyor. Son seçimlerde size muhalefet görevini yaptı. Belediyelerde de muhalefet edeceğinize zabitlik görevi yaptınız, belediye başkanlarını tutukladınız.
Bursa... Ya, "Bursa" diyorsun, "Sabredemiyorsunuz." diyorsun; sabretmesi gereken kişi sizsiniz. Yargılayın, hüküm alsın, kesinleşsin, suçu varsa açığa alın ama bir yargılama yapmamışsınız ki beyler. Siz sabredin ya! Yazık! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki.
Sayın Aygun...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Tekirdağ Büyükşehir Belediyemizi ve Marmaraereğlisi Belediyemizi kutluyorum. Uzun yıllardan beri olmayan, Yeniçiftlik Mahallemizdeki kanalizasyonla ilgili temel atması var. 2022 yılında -sizler de burada takip etmişsinizdir- Özelleştirme İdaresinden Denizcilik AŞ'ye geçen yeri zar zor TESKİ'ye kazandırdık ve 7/12/2022 tarihinde tapusu alındı. O günden bugüne projeler hazırlanmıştı. İller Bankasına gidildi fakat İller Bankası bir türlü, doğru dürüst destek olmadı. Projeye destek olmayınca da Büyükşehir bugün kendi öz kaynaklarıyla kanalizasyon temel atması yapıyor. Arıtma tesisinin de temelini atacak ve ihalesi hazırlanıyor.
Ben, buradan, İller Bankasına sesleniyorum: Gelin, muhalefet belediyelerine destek olun. Bu proje sizin yüz karanız. Yıllardan beri, Avrupa'nın göbeğinde olan Tekirdağ Ereğli'de insanlarımız hâlâ daha foseptiklerle mücadele ediyor ve Büyükşehir kendi imkânlarıyla bugün ilk kazmayı vurdu.
Ben, buradan, Başkanımızı ve arkadaşlarımızı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kara...
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Başkanım, teşekkür ederim.
Altınözü ilçemiz Kansu Mahallesi'ndeki Sağlık Ocağı 6 Şubat depremlerinde yıkılmıştı. Şimdi, Keskincik Mahallemiz, Mayadalı ve Kansu'da toplamda 9.800 civarında bir nüfus yaşıyor ve bu yurttaşlarımız için mutlaka bir sağlık ocağının tesis edilmesi için gerekli çabanın gösterilmesi gerekiyor.
Yine, Altınözü ilçemizde Kansu Mahallemizdeki altyapı ve kanalizasyonla ilgili işlemler programa alındı fakat bir an evvel bitirilmesi noktasında yurttaşlarımızın taleplerinin dinlenmesini talep ediyoruz.
Hassa Aktepede'ki esnafların durumunu yine sizlere iletmek istiyorum: Çarşı merkezdeki ağır hasarlı iş yerlerinin bir an evvel yenilerinin yapılması noktasında idareden beklentimizi bir defa daha buradan sizlere aktarmış oluyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
7/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 7/4/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Selçuk Özdağ |
|
| Muğla |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan ve 19 milletvekili tarafından, Cumhurbaşkanlığı tarafından 17 Mart 2026 tarihinde yayımlanan kararla harp araç ve gereçleri, silah, mühimmat, askerî patlayıcı maddeler ile bunlara ait yedek parçalar ve teknolojilerin Türkiye Gümrük Bölgesi üzerinden transit geçişine ilişkin belirlenen yeni usul ve esasların uygulamalarının şeffaf bir şekilde ortaya konulması amacıyla 7/4/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 7/4/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan'a söz vereceğim.
Sayın Çalışkan, buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; dünya ateş çemberinde, çevremizde savaş var. Böyle bir dönemde, 17 Mart 2026 tarihinde bir Cumhurbaşkanı kararı yayımlandı ülkemizden transit geçişi sağlanacak mühimmat, yedek parça, silah araç ve gereçlerinin denetime tabi olacağı yönünde. Elbette, hükümran bir devlet transit geçiş yapacak ürünleri denetler, böyle yeni prosedürler ortaya koyabilir ancak anılan karar muğlak ifadelerle doludur. Hele de savaşın ortasında olan bir dönemde alınan bu kararın bir ülkeyi desteklemek, başka bir ülkeyi engellemek üzere alındığı açıktır. Elbette, bu kadar kapsamı geniş bir ifade son derece sakıncalıdır. "Silah yapımında kullanılabilecek malzeme" denince bunun içerisine elektronik kartlar, optik cihazlar, demir çelik girdiği gibi pekâlâ tekstil sektörüne ait ürünler bile anlam itibarıyla girer; "Silah kılıfı olarak kullanılacak." denilerek yasak kapsamına alınabilir. Bu açıdan, Amerika'nın ve İsrail'in haydutça İran'a saldırısının devam ettiği bu süreçte böyle bir karar gerçekten düşündürücüdür. Sayın Dışişleri Bakanının İran karşıtı koalisyondan söz ettiği bir dönemde bu kararın alınmasındaki gerekçe bir panik hâli midir yoksa o koalisyonun içeriğine ilişkin midir; bunu elbette merak ediyoruz. Burada yapılması gereken şey, kararın içeriğinin açıklanmasıdır. Gerçekten devlet sırrı sayılabilecek bir durum da olabilir; eğer böyleyse, bunun yüce Mecliste paylaşılması, gerekirse gizli komisyon kurulması, bir şekilde buradaki müphem durumların ortaya çıkarılması Meclis açısından önemli bir görevdir.
Ne yazık ki ülkemiz son yirmi dört yıllık süreç içerisinde, dış politikada çok ciddi zikzaklar çizdi. İlk iktidara geldiği gün, Adana İncirlik'ten kalkan uçaklarla, 4.990 sortiyle Bağdat bombalandı; Afganistan, Libya, Suriye işgalinde direkt veya dolaylı üsler kullandırılarak destek verildi. Bu açıdan da sicilin böyle bozuk olduğu, zikzak çizilen bir dönemde bunu araştırmak elbette Meclisin görevi. Belki "Geçmişten bugüne değişiklik yok." denilecek, oysa eskiden İncirlik'ten kalkan uçakların sortilerini basın yoluyla öğrenme imkânı varken şimdi İncirlik'ten yayın yapan gazeteciler ne yazık ki tutuklanıyor, bu da özgürlük açısından ne kadar geriye gittiğimizin açık göstergesi.
Değerli milletvekilleri, böyle önemli bir dönemde bizim dengeli siyaset yürütmemiz, tarafsız olmamız gerekirken bir taraftan bu kararın alınması bir taraftan da ülkemize yeni NATO üslerinin karargâhının kurulacağına dair açıklamalar yapılması son derece düşündürücüdür. Suriye'de ateşe benzinle gidildi, hiç olmazsa İran'da aynı gaflete düşülmemelidir. Son dönemde sıkça yansıdığı üzere İsrail'in sahte bayrak operasyonlarının yoğun olduğu bir dönemde Meclisin mutlaka bilgilendirilmesi gerekir. Geçtiğimiz haftalarda düşen bir füze parçası nedeniyle İran Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Aynı şekilde, Ukrayna, gemimize Boğaz'da saldırdığında iktidardan en küçük bir açıklama yapılamadı, nota verilemedi, Ukrayna Elçisi çağrılamadı. Aksine, böyle bir dönemde hafta içerisinde Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski'nin Türkiye Cumhuriyeti devletine ait bir uçakla Dışişleri Bakanıyla birlikte Şam'a ziyareti ne anlama geliyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Dönüşünde bu yüce Meclise bilgi vermesi gerekenlerin, âdeta sömürge ülkesi gibi Amerika işgal elçisi müstemleke valisi Tom Barrack'la görüşmeleri ve içeriğinin de kendisinin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla anlaşılması ülkemiz adına gerçekten üzüntü verici bir durumdur. Bu açıdan da ülkemizin bağımsızlığının sembolü olarak bu Meclisin bu süreç içerisinde aktif rol alması, her şeyden öte bilgilendirilmesi en tabii görevdir. Bu ülkede ne yazık ki Meclisin itibarı yitirildiği gibi yönetim itibarıyla bugüne kadarki toplam yirmi beş yıllık sürecin ortalamasına baktığımızda, iş birlikçilik yapılarak siyonist emperyalistlerin âdeta bir aparatı rolünde bir politika üretilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bu açıdan da talebimiz; işin arkasında bit yeniği aramıyoruz ama samimiyseniz bu talebe "evet" deyin, bununla ne talep ettiğimizi hep birlikte görelim.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz.
Sayın Kocamaz, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubu önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 17 Mart 2026 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Türkiye Gümrük Bölgesi üzerinden özellikle harp araçları, silah, mühimmat ve askerî nitelikte malzemelerin transit geçişine ilişkin yeni usul ve esaslar belirlenmiştir.
Yayımlanan bu karar, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi sunulmuş olsa da aslında hem ulusal güvenliğimiz hem de uluslararası sorumluluklarımız açısından son derece kritik ve tehlikeli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Öncelikle şunu açıkça ifade etmek gerekir ki bu düzenlemede şeffaflık ciddi biçimde eksiktir, ucu tamamen açık olan metinde hangi ülkelere yönelik geçişlerin kolaylaştırılacağı veya hangi ülkelere yönelik kısıtlamaların artırılacağı net değildir. Değerli milletvekilleri, bu belirsizliklerin Türkiye'nin dış politika çizgisiyle çelişebilecek uygulamalara kapı aralayacak olması gerçekten endişe vericidir. Söz konusu kararın ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlatmış olduğu saldırı sonucu alınması; kafa karışıklığına neden olmanın yanı sıra Türkiye'nin tarafsızlık ilkesine, özellikle de tüm dünya tarafından bilinen Büyük Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh." sözüne gölge düşürecektir.
Diğer yandan, her ne kadar gümrük denetimlerinin artırılacağı ifade edilse de bunun sahada nasıl uygulanacağı, denetim kapasitesinin gerçekten yeterli olup olmadığı büyük bir soru işaretidir. Kâğıt üzerinde sıkılaştırılan kuralların uygulamada gevşek kalması durumunda Türkiye istemeden de olsa uluslararası krizlerin bir parçası hâline gelebilecektir. Ayrıca, bu tür hassas geçişlerde lojistik kolaylıkların kimlere sağlanacağı konusu da ciddi bir eşitsizlik riski taşımaktadır; belirli ülkelere veya şirketlere ayrıcalık tanınması hem ticari adaleti zedeleyecek hem de Türkiye'nin tarafsızlığına gölge düşürecektir.
İYİ Parti olarak, bizim böylesine kritik ve önemli bir konuda oldubittiye getirilen düzenlemeleri kabul etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle, konunun tüm boyutlarıyla Genel Kurulda şeffaf biçimde tartışılmasını ve bu tip kararların tek adam sistemi yerine bu çatı altında ortaklaşa alınmasını savunuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, unutulmamalıdır ki mesele yalnızca bir gümrük düzenlemesi değil, ülkemizin tarafsızlığı, itibarı, güvenliği ve uluslararası sorumluluğudur diyor, bu önergeyi destekliyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun Parlak.
Buyurun lütfen. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisinin genel görüşme önerisine konu olan Cumhurbaşkanlığı kararı Türkiye'den transit olarak geçen silah ve patlayıcı maddelerle ilgilidir. Biz de bu konuyu önemsiyoruz çünkü bölgemizin en büyük sorunlarından biri aşırı silahlanmadır. Orta Doğu'da bir savaş bitti diye sevinirken ne yazık ki bir diğeri başlıyor. Suriye'de kırılgan da olsa barış ortamı sağlanmışken İran savaşıyla karşı karşıya kaldık. İran savaşı da dâhil olmak üzere tüm savaşlar hegemon güçlerin paylaşım kavgasından çıkar, bedelini ise her zaman halklar öder. İran'daki savaş da gittikçe yayılıyor ve geniş bir bölgeyi tehdit eder hâle geliyor. Saldırı altındaki yerlerden biri de Kürdistan federe bölgesidir. Başta Süleymaniye, Erbil (Hevler) olmak üzere bölgedeki çeşitli kentler hedef alınıyor, siviller hayatını kaybediyor, topraklarını terk etmek zorunda bırakılmış İran Kürtlerinin evleri bombalanıyor. Bu saldırıların Kürtlerin varlığına ve statü sahibi olmasına karşı olan güçler ile onların bölgedeki vekilleri tarafından yapıldığını biliyoruz. Kendi topraklarında savaş varken bile Kürtlere saldırmaya ve Kürt halkına düşmanlık yapmaya devam eden bir akıl, milliyetçi saplantılarla sağduyusunu kaybetmiş bir akıldır. Herkes biliyor ki o topraklar Kürtlerin binlerce yıllık yurdudur. Kürtlerin temel talebi ise demokratik bir ülkede adil, eşit ve özgür bir yaşamdır. Kürtlerin gizli bir ajandası falan da yoktur. Bu saldırılar aynı zamanda Türkiye için de bir tehdittir. Irak federe Kürdistan bölgesi Türkiye için sadece bir ekonomik ortak değil, uzun bir sınırın, derin bir ortak kültür ve tarihin paylaşıldığı bir bölgedir. Saldırılara karşı durmak ve bitmesi için girişimde bulunmak Türkiye için hem etik bir sorumluluktur hem de rasyonel bir dış politika hamlesi olacaktır. Bu bağlamda, bölgemizdeki silahlanmanın risklerini tartışmaya fırsat vereceği düşüncesiyle YENİ YOL Partisinin genel görüşme önerisini destekliyoruz, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul.
Sayın Ertuğrul, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gümrük sahamızdan askerî malzeme transit geçişiyle ilgili kararı konuşuyoruz. Her ne kadar bu karar teknik bir düzenleme olarak sunulsa da aslında Türkiye'nin dış politikadaki yönelimi, tarafsızlığı ve bölgesel rolü açısından son derece ciddi ve kritik sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Coğrafyamızdaki durum, hepinizin malumu, son derece hassastır. Uluslararası hukuk hiçe sayılmakta, Orta Doğu'da savaş her gün daha fazla tırmanmakta, vekâlet savaşları derinleşmektedir. Böyle bir dönemde Türkiye'nin atacağı her adım sadece bir lojistik tercih değil, aynı zamanda siyasal bir duruş beyanı olacaktır. Kararnamenin yayınlandığı gün Türkiye üzerinden askerî malzeme taşınmasına izin verilmesinin ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla bağlantısının açıklanması gerektiği sıklıkla vurgulandı çünkü karar bu savaşın tam 18'inci gününe denk geldi ve tam da o gün ortaya çıkan ABD'nin Türkiye'den üs ve hava sahası kullanma izni talep ettiği haberleri -ki bunlar resmî makamlarca yalanlandılar- ayrıca İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya'nın Trump'ın Hürmüz Boğazı'na yapacağı bir operasyona katılmayı reddetmesi gibi gelişmeler dolayısıyla gözlerin Türkiye'ye çevrilmesine ve bu iddiaların ortaya çıkmasına neden oldu. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi bir bildiriyle bu iddiaları yalanladı ancak bildirideki iki ifade, şimdiye kadar, şu ana kadar yasalarda transit askerî malzeme ticareti konusunda açıklar olduğunun âdeta bir itirafı oldu. Birincisi: Cumhurbaşkanı kararıyla transit geçişlerin serbest bırakılmadığı, tersine izne ve denetime tabi hâle getirildiği ifadesi yani buradan şimdiye dek izin ve denetim açığı bulunduğu sonucu ortaya çıkıyor. İkinci ifadede, transit geçiş ve transit ticaret kapsamında yeniden ihracatta yetkili kurul konusunda uygulamada yaşanan belirsizliklerin kararnameyle önlenmesinin amaçlandığı yani Türkiye üzerinden transit geçirilen askerî malzeme denetiminde belirsizlik olduğu anlamı buradan anlaşılıyor. Eğer bu yorumları kabul etmiyorsanız, çıkarsınız, bunların aksini ispat eden tatmin edici açıklamaları yaparsınız.
Sayın milletvekilleri, Türkiye hiçbir zaman küresel güçlerin lojistik üssü olmamalıdır. Türkiye bölgesel çatışmaların bir parçası değil, tam tersi barışın güvencesi olmalıdır. Bu tür belirsizlikler sadece bir dış politika riski değil, aynı zamanda ekonomik, ticari ve diplomatik sonuçları da beraberinde getirmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Devamla) - Yanlış bir tercih Türkiye'nin uluslararası itibarını zedeleyecektir, müttefiklik ilişkilerinde güven kaybına neden olacaktır ve en önemlisi, ülkemizi gereksiz gerilimlerin içine çekecektir. Ayrıca, bu süreçte bakanlıklar arasında nasıl bir koordinasyon sağlanacağı da belirsizdir. Devlet yönetimi böylesine kritik konularda belirsizliği kaldırmaz.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki devlet yönetimi şeffaf olmalıdır, dış politika günübirlik değil, ilkelere dayalı yürütülmelidir. Bizim tarafımız bellidir; barıştan yanayız, hukuktan yanayız, Türkiye'nin bağımsız dış politikasından yanayız. Bu düşüncelerle, genel görüşme talebini desteklediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız'da söz sırası.
Sayın Altunyaldız, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyor ve YENİ YOL Grubu adına verilen önergeyle ilgili AK PARTİ adına konuşmamı irat ediyorum.
Değerli arkadaşlar, doğrusu muhalefetin durumuna üzüldüm, konuyu bu kadar yüzeysel, bu kadar sathi, bu kadar araştırmadan gündeme getirme anlayışına üzüldüm. Millî meselelerde bu kadar sözün nereye gideceğini bilmeden, zaman zaman geçmişte de olduğu gibi bugün de hakikaten lafının nereye geleceğini bilmeden, acaba suyu buradan bulandırabilir miyim...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Doğru söylüyorsun, pırlanta davasını da konuş. Pırlantayı da anlat, pırlantayı. Bir pırlantayı anlatsana, ne oldu, niye geri çektiniz?
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Ya, değerli arkadaşlar, yapmayın. Bakın, bu ülke yirmi beş yıldır ne yaptığını bilen, meselelerine hâkim, milletinin teveccühünü alan bir iktidar...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Biliyor, biliyor; pırlantayı getiriyor, geri kaldırıyor.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız, lütfen...
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde dünya milletlerinin ve devletlerinin küresel diplomaside övgüsüne, güvenine mazhar olmuş bir iktidar var burada. Eğer bu konuyu birazcık araştırsaydınız, gelir, başka şeyler söylerdiniz.
Arkadaşlar, bu bir gümrük rejimi, transit gümrük rejimi. Transit gümrük rejimini ülkeler, her ülke gibi Türkiye de düzenledi. Geçmişte de düzenleme vardı, bugüne kadar da uygulamalar vardı. Siz şunu mu diyorsunuz yani: "Türkiye üzerinden her türlü silah ve malzeme denetime tabi olmaksızın geçsin." mi diyorsunuz?
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - "Şimdiye kadar öyle mi geçiyordu?" diyoruz.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Hayır, öyle geçmiyordu, şu ana kadar da denetleniyordu.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Ama öyle bir anlam çıkıyor.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Devlet, işleyen bir mekanizmadır. Devlet, ihtiyaçlara göre sürekli düzenleme yapar. Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu düzenlemeyi yaptı, geçmişteki uygulamaları daha sarahaten düzenledi, daha açık düzenledi ve işin taraflarını... Şuna baksaydınız bile bunun için biraz sabrederdiniz çünkü bu kararda diyor ki: "Ticaret Bakanlığı buna ilişkin usul ve esasları düzenler." Biraz sabredeydiniz usul ve esasları da görürdünüz, gerçekten cehaleti gidermiş olurdunuz. Doğrusu, üzüntü verici buluyorum; biraz çalışmanız lazım, biraz öğrenmeniz lazım. Devlet ciddiyetinden bahsettiniz. Devlet yönetmeyi unuttunuz siz; biz yirmi beş yıldır devlet yönetiyoruz, devlet ciddiyetinin ne demek olduğunu, devleti yönetmenin ne demek olduğunu Allah'a şükür çok iyi biliyoruz.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Ya, sizden mi öğreneceğiz devlet yönetmeyi? Yönettiğiniz Hükûmet belli. Hükûmeti nasıl yönettiğiniz belli.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Meselelerimize hâkimiz, küresel meselelerde Türkiye Cumhuriyeti...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Hükûmeti nasıl yönettiğiniz belli. Mazot oldu 85 lira, millet yoksulluktan perişan olmuş, hâlâ "Nasıl yönetti?" diyor.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Savaşı görmüyor musun arkadaş?
BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz sayın milletvekilleri.
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir kez daha ifade edeyim: Bu konu sadece bir gümrük rejimi düzenlemesi, başka ülkeden bir başka ülkeye geçen tüm silah ve malzemenin Türkiye'nin denetim ve iznine bağlanmasını daha açık ve sarahaten düzenleyen bir düzenleme, başka hiçbir şey değil; teknik bir konu ve Türkiye'nin meselelerine, gündemine ve sınırlarına hâkim olduğuna işaret eden bir konu.
Size bir şey söyleyeyim: Bütün dünya, özellikle Gazze meselesinde, özellikle Suriye meselesinde, özellikle Rusya-Ukrayna savaşında ve şimdi İsrail-Amerika-İran savaşında Cumhurbaşkanımızın dengeli, barışı önceleyen ve barışçıl diplomasisini övüyor ve onu buna mazhar kılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) - Ancak siz bunu anlayamadınız, umarım önümüzdeki günlerde bunu da anlayacaksınız.
Hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkanım, sataşma var.
BAŞKAN - Sayın Çalışkan, sisteme girmişsiniz, buyurun.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Başkanım, sataşma var, o açıdan...
BAŞKAN - Yerinizden bir dakika, buyurun.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli hatip saygın bir bürokrattır geçmişinde, iktidar partisi mensubu olarak üstten bir ifade kullanması gayet tabiidir ama bu Genel Kurulun tamamını cehaletle suçlaması, bilgisizlikle suçlaması, araştırma yapılmadığı gibi benzeri ifadeler zannediyorum şık olmamıştır. Bizim de amacımız burada muğlak kalan ifadelerin açığa çıkarılmasıdır.
Genel Kurula arz ederim. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Ertuğrul, lütfen, kısaca buyurun.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkanım, hatip bizi devlet yönetmeyi unutmakla suçladı, kendilerinin ise çok başarılı bir şekilde bunu yaptığını ve örnek olduklarını ifade etti. Örnek ortadadır, dış politikadaki durumlar ortadadır. Şu anki savaş hâlinde savunma sanayimizde, evet, ilerlemeler vardır ama ne bir Çelik Kubbe'miz var, ne uçaklarımız modern; böyle mi yönetiyorsunuz, böyle mi devlet yönetiyorsunuz? Madem her şey bu kadar net, neden nasıl kontrol olacağına dair herhangi net bir ifade yoktur?
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.35
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.45
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan Uz (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Sakarya Hendek 15 Temmuz Millî İrade Derneği ve Akyazılı misafirlerimiz Genel Kurulumuzu izleyici locasından takip etmekteler; kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
7/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 7/4/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Uğur Poyraz |
|
| Antalya |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun ve 19 milletvekili tarafından, polis memurlarının emeklilik rejiminde ortaya çıkan adaletsizliklerin ve 5434 ile 5510 sayılı Kanunlar arasındaki farklılıkların doğurduğu mağduriyetlerin araştırılması, gerekli yasal düzenlemelerin belirlenmesi, alınması gereken tedbirlerin tespiti ve eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla 3/4/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 7/4/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun'a söz vereceğim.
Sayın Olgun, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce İstanbul'da İsrail Başkonsolosluğu önünde meydana gelen saldırıda yaralanan kahraman polislerimize acil şifalar diliyor ve bu menfur saldırıyı en güçlü şekilde kınıyorum.
Yine, 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla tüm avukat meslektaşlarımın da Avukatlar Günü'nü ayrıca kutluyorum.
Değerli milletvekilleri, Polis Haftası'nı idrak ettiğimiz bugünlerde bu kürsüden söz almak esasen bir tebrik ve takdir konuşması yapmayı gerektirirdi ancak içinde bulunduğumuz tablo kutlamadan ziyade ağır bir adaletsizliğin ve yapısal bir sorunun konuşulmasını zorunlu kılmaktadır çünkü bu ülkenin polisleri görevde fedakârlığın, cesaretin ve disiplinin simgesi iken emeklilik sürecine geldiklerinde ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Emniyet teşkilatımız bugün neredeyse hayatın her alanında görev yapıyor. Seçimde sandıkta, depremde enkaz başında, sokakta asayişte, gece gündüz demeden milletimiz için çalışıyor ancak ne yazık ki bu fedakârlığının karşılığında aynı hassasiyeti haklarını vermekte gösteremiyoruz. Uzayan mesai saatleri, belirsiz görevlendirmeler, amir baskısı ve sistematik mobbing iddiaları artık görmezden gelinemez bir noktadadır. Devlet, kendi güvenliğini emanet ettiği polisin hem hakkını hem onurunu korumak zorundadır. Bu yükü taşıyanların sesi duyulmadıkça adalet duygusundan söz etmek mümkün değildir. Aynı rütbede, aynı görev tanımıyla, aynı risk koşulları altında çalışan personel arasında yalnızca tabi oldukları mevzuat farklılığı sebebiyle 25 ila yüzde 40'a varan maaş farklarının ortaya çıkması, Anayasa’nın 10'uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Bununla birlikte, yine Anayasa'da düzenlenen sosyal devlet ilkesi ve sosyal güvenlik hakkı da açıkça ihlal edilmektedir. Mevcut uygulamada aynı görevi yapan polisler arasında farklı emeklilik rejimleri oluşturarak bu yükümlülük ihlal edilmektedir. 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu arasında ortaya çıkan farklılık, eşit işe eşit hak ilkesini ihlal etmekte, kamu personel rejimi içerisinde ölçülülük, hakkaniyet ve hukuk devleti ilkelerini zedelemektedir. Özellikle polislik gibi yüksek risk, sürekli görev ve yıpranma içeren bir meslek grubunda ek ödemelerin ve tazminatların emeklilik hesaplamalarına yeterince yansımaması sosyal devlet ilkesinin gereği olan koruyucu yaklaşımla bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, polislerimiz sadece emeklilik aşamasında değil görev süreleri boyunca da ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Uzayan çalışma saatleri, düzensiz mesai sistemi, yeterli dinlenme imkânlarının sağlanamaması ve psikolojik yıpranma mesleğin doğasında bulunan riskleri daha da ağırlaştırmaktadır. Buna ek olarak ekonomik koşullar karşısında maaşların yetersiz kalması, büyükşehirlerde artan kira ve yaşam maliyetleri polislerimizin yaşam standartlarını doğrudan etkilemektedir. Öte yandan Polis Akademisi ve benzeri eğitim kurumlarında geçen sürelerinin sigorta başlangıç tarihine dâhil edilmemesi aynı dönemde mesleğe başlayan personel arasında dahi farklı emeklilik rejimlerinin oluşmasına yol açmaktadır.
Değerli milletvekilleri, mevcut sistem sadece bireysel mağduriyet üretmekle kalmamakta, aynı zamanda kamu personel rejiminde ciddi dengesizliklere de yol açmaktadır. Ayrıca, görev başındaki polislerimizin karşı karşıya kaldığı özlük hakları sorunları da bu tablonun ayrılmaz bir parçasıdır. Fazla mesai ücretlerinin yetersizliği, izin haklarının fiilen kullanılamaması, görev sırasında maruz kalınan risklere rağmen sosyal destek mekanizmalarının sınırlı kalması bu mesleği her geçen gün daha da ağır bir yük hâline getirmektedir. Açıkça ifade etmek gerekir ki devlet, kamu düzenini sağlayan ve toplumun can güvenliğini temin eden personeline karşı yüksek bir sorumluluk taşımaktadır. Bu sorumluluğun gereği sadece görev süresinde değil emeklilik sonrasında da adil, dengeli ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik rejimini tesis etmektir. Polis Haftası vesilesiyle yapılan kutlamaların gerçek anlam kazanabilmesi ancak bu yapısal adaletsizliklerin giderilmesiyle mümkündür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Aksi hâlde, ifade edilen her takdir cümlesi sahada karşılığı olmayan bir söylem olarak kalacaktır. Burada açıkça ifade ediyorum: Polisi sadece alkışlayan değil polisin hakkını teslim eden bir anlayışa ihtiyaç vardır. Aksi hâlde, bu kürsüden söylenen her söz sahada karşılık bulmayan bir temenniden ibaret kalacaktır. Bu nedenle bu mesele ertelenemez, görmezden gelinemez. Polislerimizin alın teri, riski ve fedakârlığı tartışma konusu yapılamaz. Ancak onların haklarının teslim edilip edilmemesi doğrudan bu Meclisin sorumluluğundadır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ertuğrul Kaya'da söz sırası.
Sayın Kaya, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA ERTUĞRUL KAYA (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve gece gündüz demeden, bayram seyran demeden sokaklarımızın güvenliği için, aziz milletimizin güvenliği için çalışan kahraman polislerimizi saygıyla ve hürmetle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, polisi huzursuz olan bir devletin sokaklarında topyekûn bir asayişten bahsedemeyiz. Maalesef bugün polis teşkilatımızın içerisinde büyük bir adaletsizlik yaşanıyor ve polislerimiz bu adaletsizlik yüzünden derin bir huzursuzluk taşıyorlar.
Değerli arkadaşlar, 2008 yılında bir sosyal güvenlik reformu yapıldı. Bu reformla beraber polislerimiz ikiye ayrıldı, "eski polis" ve "yeni polis" diye bir kavram icat edildi. Aynı kurşuna göğüs geren, aynı gece nöbetinde çalışan iki mesai arkadaşından birisi 2008 yılından önce mesleğe başladığı için emeklilik maaşı olarak 42 bin lira alıyor fakat 2008 yılından sonra mesleğe başlayan diğer polis memurumuzsa 25 bin lira emekli maaşı alıyor, aradaki fark 17 bin lira. Gerçekten büyük bir adaletsizlik Emniyet teşkilatımızın içerisinde, bu huzursuzluğu gidermek Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir değerli arkadaşlar. Polislerimiz hakikaten büyük bir özveriyle çalışıyorlar, mesai mefhumu o kadar geniş ki polislerimiz ağır çalışma koşulları içerisinde görevlerini ifa ediyorlar. Dolayısıyla buradaki adaletsizliği gidermek iktidarın asli görevidir, bu görevi buradan hatırlatmak istiyoruz değerli arkadaşlar. Polis memurlarımızın içinde bulunduğu çalışma koşulları o kadar ağır ki bu yaşanan vicdansızlığı asla biz kabul etmiyoruz. Değerli arkadaşlar, hiçbir adalet terazisi bu adaletsizliği tartmaz. Buradan sizlere, kıymetli iktidar milletvekillerine polislerimize karşı olan görevlerinizi, vecibelerinizi giderme sorumluluğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, "POLSAN" diye de bir kurumumuz var. 2019 yılında göreve başlayan evlatlarımızın aylıklarından 4 bin lira keserek burada âdeta bir fon oluşturuldu fakat bu fon profesyonellikten son derece uzak. Burada OYAK örneği varken bu kurum maalesef finans alanında herhangi bir ehliyeti olmayan emniyet müdürlerimize teslim. Evet, onlar da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar fakat burada POLSAN kurumunu derhâl revize etmeniz, profesyonel bir fonlama sistemini orada kurmanız gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ERTUĞRUL KAYA (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, gelelim 3600 ek göstergeye, polis teşkilatımızın içerisinde üniversite mezunu, lise mezunu gibi bir ayrım yaparak bu ek göstergeyi uygulamak polis teşkilatımızın içerisine nifak sokmuştur; bunu da ortadan kaldırmanız, bu adaletsizliği de gidermeniz gerekiyor. Gelin, eski, yeni demeden bu ayrımı ortadan kaldıracak yasal adımları derhâl atın ve buradan da bu adımlara destek vereceğimizi ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, polislerimizin sorunları maalesef Polis Haftası'nda konuşuluyor, hafta bittiğinde de polislerimizin sorunları rafa kaldırılıyor. Bizler polislerimizin sorunları çözülünceye kadar Genel Kurulda kahraman polislerimizin haklarını, yaşadıkları sorunları, polis teşkilatımızın içerisinde meydana gelen maalesef intihar vakalarını bu kürsülerden ifade etmeye devam edeceğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nda söz sırası.
Sayın Gergerlioğlu, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis kürsülerinde polisin yaptığı ihlalleri sıklıkla eleştirmiş bir milletvekili olarak, polise yapılan haksızlıkları ve hukuksuzlukları da burada dile getiren bir milletvekiliyim. Birçok kez polis intiharlarıyla ilgili soru önergeleri verdim ve onlara yapılan haksızlıkları takip ettim. Arkadaşlar, şu anda, çalışan ve emekli polisler arasında hakikaten bir uçurum var, bu böyle olmaz, bu konuyu düzeltmek lazım. İki farklı yasa var, ek göstergeleri etkiliyor; lise mezunu polisler mağdur ediliyor, maaş ve ikramiyede mağdur ediliyorlar, çalışırken tazminat alıyor, seyyanen zammı ve tazminatı emekli olduğunda alamıyor, büyük mağduriyetler oluşuyor ve aniden ekonomik açıdan dibe vuruyor. Emeklilik yaşı 55 ve açıkçası, polis memurları, müdürleri bu yaşın yükseltilmesi gerektiğini söylüyorlar; gerçekten şu ekonomik koşullarda oldukça zorlandıklarını görüyoruz. Sağlık giderleri emekli olunca karşılarına çıkıyor. Artı, emekli polis "Ben çalışayım." diyor, aylığı kesiliyor bu sefer, bir darboğaza giriyor.
Çalışan polisler amirlerinden sıklıkla mobbing görüyor çünkü bir insan hakları devletinde değiliz, bir güvenlik devletindeyiz. Ha bire baskı, zorbalık, kendi memuruna da bunu yapıyor amirler, müdürler; biz buna karşıyız arkadaşlar. Şimdi, memuruna mobbing yapan bir amir, o memurun gerginleşmesine ve ifade özgürlüğünü kullanan göstericilere kötü muamele yapmasına neden oluyor veyahut da hukuksuz emirlerle, insan haklarına dayalı haklarını kullanan kişilere yönelik çok daha gergin polis muameleleri oluyor; bunlar doğru değil arkadaşlar. Veyahut da polislere yönelik ağır çalışma saatleri, "İkinci bir emre kadar çıkamayacaksın, çalışacaksın kardeşim." deniliyor. Şimdi, polise bu hukuksuz emirleri verenlere karşı biz polise yapılan haksızlıkları eleştiriyoruz, olmaması gerektiğini burada söylüyoruz. Hepimiz insanız ve hukuksuzluklar karşısında yanlış işler yapabiliriz.
Ayrıca, haksız, hukuksuz bir şekilde ihraç edilen polislerin hakkını burada en çok savunan bir milletvekili olarak, polislere yönelik mobbingleri burada aktarmak durumundayım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Herhangi bir yasal, legal neden olmadan aniden ihraç edilen on binlerce polis memuru oldu ve ayrıca mobbing nedeniyle intihar eden çok polis memuru var. Bakın, daha yirmi gün önce Emniyet amiriymiş, Emniyet Genel Müdürlüğünde TEM'de görev yapıyormuş Birson Ergene. Yurt dışı görevi için sınava girmiş, yazılı sınavda çok iyi puan almış, mülakatta elenmiş, "Bana büyük haksızlık yaptılar." diyerek intihar etmiş. Böyle çok intihar vakası var arkadaşlar. İnanılmaz polis intiharları var.
Bakın, 2025 yılında 82 intihar var. Bunun nedeni Bakanlığın, amirlerin yaptığı mobbingler, hukuksuzluklar; sonunda elinde silah olan kafasına dayıyor. Bu sene yine 2026'ya kötü başladık, 23 intihar var şu ana kadar. Bakın, elimde bunlarla ilgili birçok belge var, birçok önergeyle bu durumu sorduk ve tatminkâr cevaplar alamadık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Tüm insanlara, memurlara karşı adil ve hukuk sınırları içinde davranması gerekiyor iktidarın. Buralarda hata var ve gerçekten önemli bir emekli polis mağduriyeti var.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Murat Çan'da söz sırası.
Buyurun Sayın Çan. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bugün İsrail Konsolosluğu önünde yaşanan terör eylemine müdahale ederken yaralanan polis memurlarımıza acil şifalar diliyorum.
Hepimiz biliyoruz ve kabul ediyoruz ki polislerimiz en zor şartlarda can güvenliğini bugün olduğu gibi tehlikeye atarak, bu milletin canını kurtarmaya, emniyetini sağlamaya yönelik görevini eksiksiz yerine getiriyor. Bu nedenle 6-12 Nisan Polis Haftası etkinlikleri için polislerimizi ve polis emeklilerimizi kutluyorum. Ancak ne kadar kutlasak da ne polislerimiz ne de özellikle polis emeklilerimiz kutlanacak günler yaşamıyor bu aralar. Fiilî hizmet süresi zammındaki yetersizlikler, ek göstergelerdeki eşitsizlikler ve emekli aylıklarının görevdeyken aldıkları ücretin çok altında kalması bu meslek grubunu ciddi bir mağduriyetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu tablo ne hakkaniyetle ne de sosyal devlet ilişkisiyle açıklanabilir. Polis emeklisi için adalet şarttır, polis emeklisi için insanca yaşayabileceği bir gelir sağlanmalıdır ancak mesele yalnızca polislerimizin değil, aslında tüm emeklilerimizin ortak meselesidir. Bugün geldiğimiz noktada yıllarca çalışıp prim ödeyen milyonlarca yurttaşımız emekli olduğunda insanca yaşayabileceği bir gelirden mahrum bırakılmaktadır maalesef.
İktidarın ekonomi politikaları emeklileri yoksulluğa, hatta açlığa mahkûm etmiştir. Enflasyon karşısında eriyen maaşlar, verilen sözlerin tutulmaması ve adaletsiz zam politikaları emeklilerimizi her geçen gün daha da zor bir hayatın içine sürüklemektedir. Bu tabloyu yaratan ise tercihlerinizi halktan değil, ranttan yana kullanan sizin siyasetinizdir.
Ve bir başka büyük adaletsizlik: Sadece işe giriş tarihindeki bir günlük fark nedeniyle emeklilik hakkını on altı, on yedi yıl geç elde edebilen, yıllarca çalışmasına rağmen sistemin dışında bırakılan yurttaşlarımızın feryadıdır bir diğer sorun. Emeklilikte adalet talebi bir ayrıcalık değil, açık bir hak arayışıdır. Aynı işi yapan, aynı emeği veren insanlar arasında bir gün farkla bu kadar büyük bir uçurum yaratmak kabul edilemez bir siyasettir. Bu mağduriyetin de derhâl giderilmesi, kademeli emeklilik düzenlemesinin vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Gelin, bu adaletsizlikleri birlikte ortadan kaldıralım, polisimizin hakkını teslim edelim, emeklimizin onurunu koruyalım, emekçinin geleceğini güvence altına alalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MURAT ÇAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Çünkü bugün ülkede gerçek şudur: Bu iktidar emekli olanı da mağdur etmiştir, olamayanı da mağdur etmiştir ve bu adaletsiz düzen mutlaka değişmek zorundadır. Mevcut iktidarın iradesi de aklı da ömrü de bu adaletsizliği gidermeye yetmeyecektir. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söz veriyoruz; çalışırken de emekli olduğunda da polisimizin hakkını teslim edeceğiz, emeklimizin onurunu koruyacağız, adil bir emeklilik sistemi ve insanca yaşam sürebilecekleri ekonomik koşulları biz sağlayacağız diyor, hepinize teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Veysal Tipioğlu'nda söz.
Buyurun Sayın Tipioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz öneri üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün İstanbul'da gerçekleştirilen hain saldırıda yaralanan kahraman polislerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Rabb'imden acil şifalar diliyorum.
Aynı zamanda, 10 Nisan Polis Haftası vesilesiyle, bu aziz milletin huzuru için geceyi gündüze katan, canını ortaya koyarak görev yapan tüm Emniyet mensuplarımızın Polis Günü'nü tebrik ediyorum; şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu kürsüde bir milletvekili olarak değil otuz beş yıl bu şanlı üniformayı taşımış bir kardeşiniz olarak bulunuyorum. Polislik bir meslekten öte bir sorumluluktur, fedakârlıktır, cesarettir, gerektiğinde hayatını ortaya koymaktır. Bir polis bayramda evinde değildir, sevdikleriyle aynı sofrada değildir, görevi başındadır. Gece hepimiz uyurken o, nöbettedir; şehrin huzuru için ayaktadır, bir çağrı geldiğinde düşünmez, tereddüt etmez, gözünü kırpmadan gider çünkü bilir ki onun durduğu yerde devlet vardır, onun attığı adımda aziz milletin huzuru vardır. Polislerimiz yalnızca bir kamu görevlisi değil, milletimizin huzur ve güvenliğinin de teminatıdır.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz önerge polislerimizin emeklilik sistemiyle ilgili bazı farklılıkları gündeme getirmektedir ancak şunu net bir şekilde ifade etmek gerekir ki Türkiye'de sosyal güvenlik sistemi geçmişte parçalı ve dağınık bir hâldeydi; SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı gibi farklı sigorta kolları arasında eşitsizlikler ve uygulama farklılıkları bulunuyordu, aynı zamanda ciddi bir bürokratik zorluk vardı. 2008'de yapılan düzenlemeyle bu yapı tek çatı altında toplanmış, Sosyal Güvenlik Kurumu kurulmuş ve kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirilmiştir; sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşmış, vatandaşlar arasındaki ayrım ortadan kalkmış, sosyal devlet anlayışı somut bir hâle gelmiştir. Bu dönüşüm AK PARTİ hükûmetlerinin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde attığı kararlı adımların ve gerçekleştirdiği köklü reformların bir neticesidir. Elbette sistemsel dönüşümler bazı farklılıkları da beraberinde getirmiştir ancak bu farklılık yalnızca polislerimize özgü değildir, tüm kamu görevlilerini ilgilendiren yapısal bir durumdur. Dolayısıyla, konuyu sadece "polis" özelinde ele almak doğru bir yaklaşım değildir ve kalıcı bir çözüm de üretmez. Biz, polisimizin emeğini ve fedakârlığını her zaman takdir ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Bu nedenle, önergenin dile getirdiği hassasiyeti önemsiyor ancak Meclis araştırması açılmasını gerekli görmüyoruz.
TALAT DİNÇER (Mersin) - Önemsiyorsanız onaylayın işte, destekleyin.
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Çünkü biz sorunları sadece tartışan değil, çözen bir anlayışla hareket ediyoruz.
TALAT DİNÇER (Mersin) - Hem "Önemsiyoruz." diyor hem "Yok." diyor!
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - İntihar eden polisler var Sayın Vekil, intihar eden polisler için bir şey söyleyin!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, polisin meselesi hepimizin meselesidir. Onların haklarını korumak, fedakârlıklarını karşılıksız bırakmamak hepimizin ortak sorumluluğudur ve biz bu sorumluluğu taşıyoruz.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Yirmi gün önce bir amir intihar etti, ne diyorsunuz siz? Rekor intihar var!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Sözlerime son verirken bir kez daha yaralı polislerimize Rabb'imden acil şifalar diliyorum. Tüm Emniyet teşkilatımızın Polis Haftası'nı tebrik ediyorum. Rabb'imden güvenlik kuvvetlerimizi korumasını niyaz ediyorum. Bu milletin huzuru için nöbet tutanlara sözümüz var: Onları asla yalnız bırakmayacağız.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - İntiharları es geçiyorsunuz!
VEYSAL TİPİOĞLU (Devamla) - Genel Kurulu ve ekranları başındaki aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, çok kısa...
BAŞKAN - Bununla ilgiliyse oyladım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şöyle...
BAŞKAN - Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşmadan falan değil ama polislerin sorunlarıyla ilgili bir araştırma önergesi verildi. Çok Kıymetli Vekil Emniyet Müdürlüğü yapmış.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Otuz beş yıl yaptım, otuz beş yıl!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Evet, otuz beş yıl yapmış.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Evet, ezbere konuşmuyorum, sahadan konuşuyorum!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şu çok önemli: "Ben bu önergeyi önemsiyorum, sorunları önemsiyorum ama ret veriyorum." diyor. Ben de bunu anlamıyorum gerçekten. Önemsiyorsanız bir zahmet "kabul" verin, polislerin sorunlarını hep beraber araştıralım.
Sağ olun.
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Biz yapacağız merak etme Ali! Yapacağız İnşallah!
BAŞKAN - Yalnız, tabii, oylamayı yaptık, bitti. Yani yeniden oylama yapma şansımız yok.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun.
Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ben sataşmadım ki.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkanım, tabii, Emniyet teşkilatı bu milletin göz bebeğidir.
Polisin sorunlarını elbette ki biliyoruz, sadece polisin sorunlarının 10 Nisan Polis Haftası'nda popülist yaklaşımla gündeme getirilmesine karşıyız.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Polis teşkilatının sorunlarını sürekli dillendiriyoruz, haksızlık etmeyin!
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Biz, polisimizin her türlü sorunuyla dertleniyoruz. Bu polis bizim polisimiz, bizim başımızın tacı. Onların hangi şartlarda çalıştığını çok iyi biliyorum, ben otuz beş yıl onlarla beraber nöbet tuttum.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - O zaman rekor intiharlar için bir şey söyleyin Sayın Vekil!
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Dolayısıyla, burada böyle popülizme gerek yok; sadece bunu söylemek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, Sayın Başkanım, popülizm..
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım...
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yalnız çok kısa bir şey söyleyeyim.
BAŞKAN - Bir saniye...
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Ama Başkanım, böyle olmaz ki!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Neden?
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Olur, niye olmasın?
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sataşma yok ki Başkanım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Popülizm mi yaptık biz peki?
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sataşma yapmadık, neyin peşindesin arkadaş?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Popülizm mi yaptık Sayın Müdürüm? Ben gayet kibar konuştum.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Ben de kibar konuştum, benden kibar var mı?
BAŞKAN - Sayın Poyraz...
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, öncelikle değerli hatiplerin hepsine bu konuya gösterdikleri duyarlılık için teşekkür ediyorum. Dolayısıyla "Türk polisi" dediğimiz zaman bizim polisimiz; Türk'ün polisi Türk polisi.
Dolayısıyla, burada bu sorunlarının araştırılmasına ilişkin bir önerge ortaya koyduk; bu, iktidarın görevi kadar bu ülkenin her bir yurttaşının da görevi. Bunlar bizim sokakta canımızı emanet ettiğimiz insanlar, bunlar apartmanlarımızda komşularımız. Yine, bu polisler çoluğumuzu çocuğumuzu emanet ettiğimiz, canımızı, mülkümüzü emanet ettiğimiz makamlar ve kamu görevlileri. Dolayısıyla, bununla ilgili bir popülizm olmaz, bununla ilgili bir tekelcilik de olmaz.
Bundan ne anlamalıyız biz yani polisi sadece iktidar mı koruyabilir? Buradaki milletvekillerinin her biri bir polis gördüğünde, yanındaki koruması dâhil olmak üzere evladı, kardeşi olarak görürken böyle toptancı yaklaşım olabilir mi? "Bu sadece iktidarın işi, sizin getirdiğiniz önergelerle bunların hiçbirinin sorunu çözülmez, çözersek biz çözeriz."
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Aynen öyle, aynen öyle.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ya, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burası yasama organı Sayın Başkan; burası miting alanı değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - "Yaparsak biz yaparız!" sloganlarını icra edecek yer değil, burası yasama organı. Buradaki milletvekilleri yasa yapar. Bu milletvekilleri yaptıkları yasalarla bu milletin kanununa uyan, kurallarına uyan... Ama baktığınız zaman "Polisin sorunlarını hep beraber çözelim." dediğimizde "Yaparsak biz yapalım." diyorlar ama teröristlere umut hakkı verirken "Gelin hep beraber yapalım." diyorlar.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Evet, buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, mesleğinde otuz beş yılını polis teşkilatına vermiş bir ismin Mecliste polislerin sorunları tartışılırken bunu popülizm olarak görmesi utanç verici, olacak şey değil. Bakın, hemen hemen her gün Emniyet teşkilatından bir kardeşimiz, evladımız intihar ediyor, yuvalar dağılıyor, birçoğu ilaç kullanıyor, tedavi görüyor. Bunu burada dile getirmek, bunu burada konuşmak eğer sizin için popülizmse otuz beş yıl gerçekten bu mesleği boşa yapmışsınız, yapmayın.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Ya, neden bahsediyorsun, popülizm yapıyorsun işte.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu popülizm değil. Şu üstenci yaklaşım: "Çözersek biz çözeriz." Çözmüyorsunuz, çözemiyorsunuz, yapamıyorsunuz. Niye intihar ediyor bu çocuklar, soruyorum bu polisler niye intihar ediyor, hiç düşünmüyor musunuz? Eminim düşünüyorsunuz, eminim dert ediyorsunuz ama gelin burada araştıralım, burada doktorlarımız var, burada avukatlarımız var, burada kamu görevlilerimiz var, bunun sebeplerine hep beraber bakalım.
Teşekkür ediyorum.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Efendim, oyladık bunu biz, artık uzatmanın bir manası yok.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Başkanım...
BAŞKAN - Buyurun.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Evet, şimdi, tabii, Sayın Başkan, bugün emeklilik meselesi üzerinden, polis üzerinden tartışmak ya bu konuyu bilmemektir ya da bilerek saptırmaktır. Bu mesele aslında tüm kamu görevlilerini etkileyen bir meseledir. Polisimizin fedakârlığını konuşuluyormuş gibi yapıp ona toplumsal olaylarda taş atanları, molotof atanları biz biliyoruz.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Bence hiç konuşma, konuştukça batıyorsunuz, siz konuşmayın!
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Burada "mış" gibi yapmanın manası yok. Elbette ki benim hayatımda hiç utanç duyacak bir şeyim olmadı. Otuz beş yıl -evlatlarıma da bırakacağım en büyük mirastır- bu şanlı bayrağa, aziz millete hizmetkârlık yaptım, bundan da gurur duyuyorum, bunu çok net ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Bravo!
MESUT DOĞAN (Ankara) - İşte bu popülizm, işte!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Popülizm budur, bu! Bırak bu işleri!
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Polislerin sorunlarını -evet, yaparsak biz yaparız, çözersek biz çözeriz- biliyoruz.
MURAT ÇAN (Samsun) - E, çözün o zaman! Neyi bekliyorsunuz?
AYKUT KAYA (Antalya) - Boş laflar, boş laflar!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Tamam, bırak araştıralım o zaman, bırak araştıralım.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, böyle olmaz ama! "Çözersek biz çözeriz."
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Böyle popülizme falan filan gerek yok.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Hiçbir zaman açıklama yapmadınız, hiçbir intihar için bir şey söylemedin!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Bırak araştıralım!
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Özdağ, buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Biraz önce YENİ YOL Partisi olarak bir grup önerisi vermiştik. Aynı şekilde, burada oylama oldu, bu oylamada reddedebilirsiniz çoğunluğunuz var ama yine yakışıksız cümlelerle ithamda bulundunuz. İktidar partisi bu önergelerin tamamını dikkate almak zorundadır. "Popülizm" demek size yakışmaz. Eğer o zaman polislerin sorunlarını, polislerin problemlerini dile getirmek popülizmse çiftçilerinkini de popülizm gibi değerlendirirsiniz, esnafı da değerlendirirsiniz, işsizliği de değerlendirirsiniz, yoksulluğu da, enflasyonu da değerlendirirsiniz. O nedenle, bu şık olmayan ifadeleri maksadını aşan ifadeler olarak kabul ediyorum. Bir özür borcunuz yok, bunun değerlendirmesini kamuoyu yapar, takdiri onlara bırakıyoruz. Ama bütün bir samimiyetimle söylüyorum, bu grup önerilerine, araştırma önergelerine kulak verin. Kulak vermezseniz eğer, akıbetiniz belli, 31 Mart sizin için çok önemli bir derstir, o dersin aynısını 14 Mayıs 2028 geldiğinde de görebilirsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Peki, tamamlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bizim söylediklerimiz, muhalefetin söyledikleri sizi uyarmaktır, eleştirilerimizin tamamı yapıcıdır, inşa edicidir ve açık ve net söylüyoruz biz buradan, bizim söylediklerimizi kale almak mecburiyetindesiniz. Eğer kale almazsanız ya Türkiye'nin problemleri yok demektir, siz muhteşem bir iktidarsınız, UFO'larsınız, uzaylılarsınız demektir veyahut da bütün problemleri inkâr ediyorsunuz, inkâr etmekle beraber Türkiye'yi yönetemiyorsunuz demektir. O nedenle, lütfen, yakışıksız ifadeler bu Meclise yakışmıyor, burada birbirimize karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz. Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği doğar. Buraya gelenler kendi fikirlerini başkalarına kabul ettirmek için gelmiyorlar; fikirlerimizi çarpıştıralım ve buradan en doğrusunu, en güzelini, en hakikatini bulalım diye geliyorlar. O nedenle, sayın konuşmacıyı da daha dikkatli bir üslupla konuşmaya davet etmek istiyorum ve beyan çok önemlidir, beyan aynı zamanda kişinin aynasıdır diyorum.
Teşekkür ediyorum efendim.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Grup Başkan Vekiline... Lütfen, bir saniye, bir saniye. Önce...
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Cevap vermemiz lazım Sayın Başkanım, olur mu öyle şey!
BAŞKAN - Sayın Poyraz sisteme girmişti.
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - O mu belirleyecek benim ne konuşacağımı, beyefendi mi belirleyecek? Benim üslubumu o mu belirleyecek? Ama olmaz ki böyle, olmaz ki öyle!
BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım...
VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Direkt bana karşı sataşma var Sayın Başkan.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Neyine cevap verecek Başkanım? Gayet yapıcı bir uyarı oldu. Neyine cevap verecek? Her şeye de cevap mı verilir!
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, öncelikle buradaki hiçbir milletvekilinin diğeriyle bir husumeti yok. Sayın hatiple de biz Grup Başkan Vekillerinin de buradaki milletvekillerimizin de kişisel bir husumet yok. Mesleki onur ve şerefine kendi bölgemizde nasıl bir mesleği icra ettiğini bilmiyoruz ama bugün karşımızda milletvekili olarak duruyor. Milletvekili olarak durduğuna göre de onuruyla, şerefiyle mesleğini icra ettiğinin bir tezahürüdür. Dolayısıyla o mesleği onuruyla, şerefiyle, haysiyetiyle icra ettiği için de bugün bu sıralarda milletin vekili olarak duruyor. Milletin vekili olduğu kadar kendi geldiği meslek grubuna olan düşkünlüğüne de ben kendim şahidim. Burada da "O meslek grubunun sorunlarını konuşalım." diyoruz. Bununla ilgili hem milletin vekili gibi davranmak hem de mensup olduğu Türk polis teşkilatının sorunları için burada muhalefetin ortaya koyduğu çabaya destek vermesi gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bunun adı "popülizm" değil. Kim polise taş attıysa bununla ilgili yargı mercileri, adli ve idari kolluk birimleri gereğini yapar; bu, hukukun problemi. Burada bununla ilgili polisin derdini, tasasını, sorununu çözmekle ilgileniyoruz. Yoksa şöyle bir zihniyetle hareket edemeyiz Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar: Orman yangınları oluyor, bunun üzerinden siyaset olmaz. Deprem oluyor, bunun üzerinden siyaset olmaz. Sel oluyor, bunun üzerinden siyaset olmaz. Memleketi adam gibi yönetin biz de hiçbir şey üzerinden siyaset yapmayalım. 2025 yılında, 2023 yılında, 2022 yılında insanlar selden ölüyor ya. 2020, 2021, 2022, 2023, 2024 yılında ormanlarımız yanıyor, oralara oteller dikiliyor. Bütün bu felaketler sizin de gözünüzün önünde oluyor. Sizin içinizin yanmıyor olması mümkün mü? Her birinizin duyarlılığına biz şahidiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ama kurban olayım ya, başkalarının yedikleri haltlarla ilgili burada müdafaada bulunmak zorunda değilsiniz, bununla ilgili yürütmeyi siz götürmüyorsunuz. Yürütme kararlar alıyor, uyguluyor; sizler de burada bizim gibi... Sizlerin de mağduriyetini biliyoruz, biliyoruz bu mağduriyeti, o yüzden bu nezaketi elden bırakmamaya çalışıyoruz ama yürütmenin aldığı ve uyguladığı kararlar... Beşinci yargı paketi geliyor, altıncı yargı paketiyle mülga oluyor; yedinci yargı paketi geliyor, beşinci yargı paketini mülga ediyor. Ya, bu, kanun yapma tekniği falan değil, Parlamentonun özelliğini, niteliğini ve gücünü yıpratıyorsunuz. Böyle bir niyetiniz ve amacınız olmadığını biliyoruz ama buna vesile oluyorsunuz. Burada sözlerimizin hiçbirini kişiselleştirmeyin, bizim kimsenin şahsıyla bir problemimiz yok, burada kurumsal bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Bu, sizin şahsınızın zihniyeti değil, yürütmenin zihniyeti. Siz burada milletin vekilleri olarak bir mücadele veriyorsunuz; elimizi tutun, polisin, yargının üzerindeki baskıyı beraber kaldıralım. O yargı hepimizi yargılayacaksa o yargının adil olmasını sağlayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - O polis hepimize işlem yapacaksa o polisin vicdanlı, mesleğin onuruna yakışır bir şekilde hayatta ve ayakta kalmasını sağlayalım.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki.
Yalnız, bakın, Sayın Tipioğlu, ben size her Grup Başkan Vekilinin konuşmasından sonra söz verdim. Niçin? Kürsüdeki hatip sizdiniz ama şimdi Grup Başkan Vekillerine söz verdim. Müsaade edin, Sayın Yenişehirlioğlu'na söz vereyim, o mutlaka sizin hislerinize de tercüman olacaktır. Lütfen...
Sayın Yenişehirlioğlu, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli Milletvekilimiz otuz beş yıl o şerefli üniformayı giymiş, çok değerli biridir; yaptığı vazifeden dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Şunu da ifade etmemizde fayda vardır: Demokrasinin gücü muhalefetin ve iktidarın gücüyle alakalıdır. Gayet tabi Meclisteki muhalefetin verdiği grup önerilerini ve onların ne kastettiklerini, neleri ifade etmek istediklerini önemsiyoruz, önemsememiz gerekir; başka türlü zaten hizmet etmek mümkün değil. Dolayısıyla asla buna karşı değiliz; kabul edilir, edilmez ama dikkate alınması, değerlendirilmesi demokrasimiz açısından önemlidir. O yüzden, her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
7/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 7/4/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
|
| Kars |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
7 Nisan 2026 tarihinde Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit tarafından verilen (17325) grup numaralı, nakliye sektörünün sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 7/4/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, söz Van Milletvekili Sayın Mahmut Dindar'da.
Buyurun Sayın Dindar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye'de ulaşım ve nakliye işi 86 milyonu ilgilendiren çok önemli bir alandır ancak bugün geçimini kara yolu taşımacılığını tır, kamyon, kamyonet ve diğer nakliye araçlarıyla sağlayan milyonlarca insanı ekmeğe muhtaç hâle getirmiş durumdasınız. Vergi, sigorta, ceza ve harçlar artık tahammül sınırını aşmış durumdadır. İki ay önce mazotun litresi 50 lira iken şimdi 80 lira; bu artışın nerede duracağı da belli değil. Ukrayna-Rusya savaşıyor, Türkiye halkı mağdur oluyor; İran saldırıya uğruyor, Türkiye'deki işletmelerin ve esnafın yükü artıyor. İktidar tedbir almak ve destek sunmak yerine alt ve orta sınıfların üzerindeki vergi, harç ve primlere zam yapıyor. Elektrik ve doğal gaza bu hafta yüzde 25 zam yaptınız. Bu yıl içinde benzin ve mazota yüzde 70'e yakın zam yaptınız. Bu ülkede esnaf, çiftçi, şoför nasıl geçinecek?
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de geçimini şoförlükle sağlayan milyonlarca insanın evinde huzur kalmamıştır. Artan maliyetler, ağır idari ve cezai yaptırımlar, plansız düzenlemeler ve denetim eksiklikleri, nakliye ve ulaşım iş kolunu derin bir krize sürüklemektedir. Türkiye'de, hava ve deniz taşımacılığına tanınan vergi istisnalarının, muafiyetlerinin kara yolu taşımacılığı için uygulanmaması açık bir adaletsizliktir. Her yerde küçük esnafı bitiren iktidar, geçimini şoförlükle yapan yurttaşları da tekellere teslim etmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de şoför esnafı mevzuatı takip edemez hâle gelmiştir. Her yıl yeni ve karmaşık bir mevzuat ve bu mevzuata bağlı olarak yeni idari para cezaları uygulanıyor. Çok ölçüsüz bir şekilde uygulanan bu cezalar bazı şoförlerin aylık kazancına denk gelmektedir. Örneğin, takograf ihlallerine ilişkin cezaların on binlerce lirayı bulan tutarlara ulaşması ve ehliyet men yaptırımları hem şoförleri hem de ruhsat sahiplerini ekonomik olarak yıkıma sürüklemektedir.
Ev ve eşya taşıma amacıyla verilen K1, K2 ve K3 belgelerine sahip taşımacıların sistem içinde korunmaması ve piyasanın tamamen kontrolsüz bırakılması iş kolunda haksız rekabeti artırmaktadır. Bu alanda daha güvenli bir çalışma ve iş sahası oluşturulmalı, taban fiyat denetimi yapılmalı ve sigortasız çalışmanın önüne geçilmelidir.
Birçok nakliyeci için yol güzergâhlarında yeterli dinlenme alanlarının bulunmaması hem işçi sağlığını hem de trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Yollarda konaklama ve diğer hizmetleri uygun bir şekilde sunan tesislerin kurulması ve erişilebilir hâle getirilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, ehliyet ceza puanı sisteminin mevcut hâli bazen meslek icrasını doğrudan engelleyen sonuçlar doğurmaktadır. Geçimini şoförlükle sağlayan birisinin ehliyetini kısıtladığınızda veya ehliyetine el konulduğunda onu işsiz ve gelirsiz bırakmış oluyorsunuz. Öncelikle, geçimini şoförlükten sağlayan kişiler ile diğer sürücüler arasında bir fark olmalıdır. Yine, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi ağır ihlaller ile diğer idari ihlaller arasında ayrım gözetilmelidir, bu konuda adil bir denetim ve yaptırım rejimi kurulmalıdır.
Başka bir sorun da özellikle uluslararası taşımacılıkta sınır kapılarında oluşan uzun tır kuyruklarıdır. Bu konuda teknolojiden yararlanılmalı, gümrük prosedürlerindeki bürokratik engeller ve vize sorunları için çözüm sunulmalıdır. Tırların sınır kapılarında bir saat bekletilmesi bile teslimat sürelerini geciktirmekte, hem şoförler hem de firmalar için büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu sorun ve tespitleri kamu yararına değerlendirmek, nakliyecilik alanında yıllardır çözüm bekleyen sorunlara dair gerekli öneri ve tedbirleri sunmak için Büyük Millet Meclisini göreve çağırıyoruz.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Atmaca'da söz sırası.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET ATMACA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Nakliyecilik, maalesef, Türkiye'de en yüksek sektörlerden biri ve "maalesef" diyerek ifade ettim çünkü demir yoluna gereken önem verilmediği için hâlâ kara taşımacılığı ülkemizde önemli ve büyük bir sektör ve maalesef, büyüklüğü kadar da büyük sorunlarla iç içe. Başta sektörün üretim maliyetleri artık taşınamaz hâle gelmiştir. Bunların başında yakıt giderleri, yedek parça giderleri, KDV ve ÖTV gibi giderler bu sektörü hepten ezmektedir ve bildiğiniz üzere, bu sektör aslında bütün üretimi etkileyen bir sektör çünkü bir malın üretim ve tüketiminin her aşamasında var olan bir sektör ve bütün maliyetlere yansımaktadır.
Tabii, bu sektörün aynı zamanda trafik cezalarıyla ilgili çok büyük şikayetleri var çünkü bir iş alanı olduğu için sürekli trafikte ve uzun mesafe yol katettikleri için diğer birçok araçtan daha çok trafik cezalarına muhatap kalabiliyorlar. Üstelik uygulanan puan sistemi de adil değildir yani ticari olmayan bir araç şoförü ile sürekli yollarda olan bir ticari araç şoförüne uygulanan puanın aynı olması adil değildir, trafikte kalış süreleri dikkate alınarak bu trafik puanlama sisteminin tekrar gözden geçirilmesi gerekir.
Yine, çalışan ağır vasıta şoförlerinin yaşam ve iş şartları çok ağırdır; hem park alanlarındaki hijyen ve güvenlik sorunu çok çok büyük sorun hem de ücretlendirmeyle de ilgili yasal olmayan, kaçak çalışanlar veya aldığı ücretten daha düşük sigorta gösterilmesi gibi birçok sorunları vardır. Yine, faturalandırmayla ilgili çok büyük sorunları var, bu kamyon şoförlerinin çoğu birçok giderini maalesef belgelendiremiyor. Örneğin, uzun yoldayken bir elektrik arızası ya da bir lastik arızası yaptığında, efendim, yol üstündeki bazı yerlerde bu ihtiyacını giderirken fatura alamıyor ve maalesef bu da ona ek vergi olarak yansımış oluyor. Yine, çalışma saatleriyle ilgili de ciddi şikâyetleri var. Yirmi dört saat içerisinde toplam dokuz saat çalışmalarına izin veriliyor; bu reel değil, doğru değil çünkü Avrupa'da bile bugün "4+4+4" olmak üzere toplam on iki saat çalışma süresi varken ülkemizde bunun dokuz saate indirgenmiş olması yine maliyetlere olumsuz katkı sağlamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
MEHMET ATMACA (Devamla) - Yirmi üç yıllık bir iktidarın sorunsuz hiçbir sektörü olmayışı açıklanabilir bir durum değildir. Bugüne kadar çözemediğiniz bu sorunları bundan sonra da çözebilmeniz mümkün değildir. Biz umutlu olduğumuz için bu önergeyi destekliyor değiliz ama milletimiz bu konulara gösterdiğimiz ilgi ve alakayı görsün diye biz bunu dile getiriyoruz. Bu sorunların çözülebilmesinin tek yolu bu yönetim anlayışının değişmesidir diyorum.
Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Söz sırası İYİ Parti Grubu adına Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın'da.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Divan, değerli milletvekilleri; kara yolu taşımacılığı ülkemizin en önemli üretim damarlarından biridir; tarladaki ürünün pazara ulaşmasıdır, fabrikadaki malın limana yetişmesidir, ihracatın kapıya zamanında varmasıdır ve bu yükün tamamı direksiyon başındaki emekçinin omzundadır. Bugün nakliyecinin en yakıcı derdi akaryakıttır; akaryakıt fiyatları arttıkça maliyet yükselmektedir, maliyet yükseldikçe fiyat tutturmak da imkânsız hâle gelmektedir, bugün verilen taşıma fiyatı yarın zarara sebep olmaktadır. Nakliyeci önünü göremeyince ihracatçı da önünü görememektedir.
Değerli milletvekilleri, ihracat sadece üretmekle büyümez, ürettiğinizi zamanında, güvenle ve makul maliyetle ulaştırırsanız büyür. Sınır kapılarında bekleme zaman kaybı demektir, zaman kaybı teslimatı kaçırmak demektir; teslimatı kaçırmak ise pazarı kaybetmek demektir. Ayrıca, bölgedeki gerilimler hatları uzatmakta ve maliyeti artırmaktadır, planlama bozulmakta, sefer sayısı düşmektedir. Böyle bir tabloda küçük taşımacı ayakta kalamaz hâle gelmektedir, sadece ve sadece büyük sermaye güçlenecektir. AK PARTİ iktidarı her zamanki gibi küçük olanı yok eden büyük olanı daha çok büyüten politikalarını burada da sürdürmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu mesele sadece ekonomik değildir, aynı zamanda insani ve psikolojik bir meseledir. Şoförlerimiz aylarca evinden uzak kalmakta, düzensiz uyku, sürekli zaman baskısı ve teslimat stresi altında çalışmaktadır. Günlerce sınır kapılarında bekleyip süreye yetiş baskısıyla yola çıkan bu insanlar hem fiziki hem ruhi tükenmişlikle direksiyon tutmaktadırlar. Bu tükenmişlik, öfke ve dikkat dağınıklığı, refleks zayıflaması ve karar verme hataları olarak sahaya yansımakta, sonuçta da trafik güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu yüzden, konu insan hayatı, kamu güvenliği ve çalışma düzeni meselesidir.
İYİ Parti olarak biz diyoruz ki taşımacılığı cezayla değil akılla yönetmek gerekir. Akaryakıt kaynaklı maliyet dalgalanmasına karşı öngörülebilir bir düzen kurulmalıdır. Sınır kapılarında bekleme süreleri azaltılmalıdır, geçiş süreçleri sadeleştirilmelidir, güvenli dinlenme alanları ve korunaklı tır parkları yaygınlaştırılmalıdır. Küçük taşımacı korunmalı, haksız rekabet önlenmelidir.
Şoförün emeği, onuru ve güvenliği devletin teminatı altına alınmalıdır diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Aykut Kaya.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Trafik cezaları nakliyeci esnafımızı âdeta perişan etmiş durumda. Uzun yolda ceza yemeden gitmek neredeyse imkânsız, hem yüksek cezalarla karşı karşıya kalıyorlar hem de ceza puanları dolduğu için ehliyetlerini kaybetme riski yaşıyorlar; aracın içine koydukları bir aksesuardan bile ceza yiyorlar; araçlar uzun olduğu için trafik ışıkları sarıdan kırmızıya dönerken ceza yiyorlar. Hak mıdır, reva mıdır bu? Bu işi yapan, bu işi ticari yapan şoför esnafımız için ceza puanlarında yeni bir düzenleme şarttır. Trafik cezaları da makul seviyelere çekilmelidir. Nakliyeci esnafımızın günlük araç kullanma süresi dokuz saat, yükleme, indirme derken saatler gidiyor. Bu süre on iki saate çıkarılmalı, her dört saatte bir dinlenme olacak şekilde takograf yeniden düzenlenmelidir. Uzun yolda ne yazık ki dinlenme alanları yok denecek kadar az. Birçok tesis şoför esnafımızı kabul etmiyor, temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri Avrupa'daki gibi dinlenme alanları oluşturulmalıdır. Nakliyeci esnafımız sadece mazotu ve aracına yaptığı masrafı gider olarak gösterebiliyor fakat hayat pahalılığı ortada. Bu nedenle, vergi yükü hafifletilmeli, kazancı üzerindeki vergi daha adil hâle getirilmelidir.
Dünyanın birçok ülkesinde insanlar kaliteli araçlara makul fiyatlarla binerken benim vatandaşım ÖTV nedeniyle daha alt segment araçları çok daha yüksek bedeller ödeyerek binmek zorunda kalıyor. Bu da yetmezmiş gibi yeni getirdiğiniz yüksek ve orantısız trafik cezalarıyla şimdi de vatandaşı bindiği arabadan edeceksiniz. Siz vatandaşın sahada ne zorluk yaşadığının farkında mısınız? Vergi borcu, SGK borcu, kredi kartı borcu; insanların canı burnunda. 28 bin lira asgari ücretin, 20 bin lira emekli maaşının olduğu yerde siz bu maaşlar kadar, hatta, bu maaşların kat kat üstünde cezalar kesiyorsunuz, ehliyetini alıyorsunuz, aracını bağlıyorsunuz, sabit radar yerine vatandaşa gezici radarla tuzak kurarak ceza yazıyorsunuz. Devlet böyle bir uygulama yapabilir mi? Bu cezalar için "Avrupa standartları" diyorsunuz yeni siz vatandaşımıza Avrupa standartlarında bir hayat sundunuz da maaş verdiğiniz de vatandaşımız itiraz mı etti? Trafik cezaları caydırıcı olmalıdır ama bu cezalar caydırıcı değil âdeta bütçeye gelir kalemi hâline gelmiştir. ÖTV yanlışlığının bir an önce düzeltilmesini ve trafik cezalarının yeniden düzenlenerek makul seviyelere çekilmesini talep ediyorum. Vatandaşımız bugün vergi ve SGK borcunu ödeyemediği için e-hacizle karşı karşıya kalıyor, hesaplarına bloke konuluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
AYKUT KAYA (Devamla) - Esnafın 10 bin lira borcu var, 100 bin liralık hesabına bloke konulmuş durumda, esnafı hareket edemez hâle getirdiniz. Esnaf kefaletten kredi çekmeye gidiyor, SGK borcu olana kredi kullandırmıyorsunuz. SGK'nin tahsilatı ayrı, kredi ayrı bir konudur, bu şartı kaldırın. Siz bu dönemde esnafın yanında olmayacaksanız ne zaman olacaksınız? 2018'den beri esnafımız ekonomik krizle mücadele ediyor ve bu süreçte ayakta kalabilmek için de en acil giderlerini ödedi, SGK ve vergi borcunu ödeyemedi. Bugün 100 bin lira prim borcu var, faiz borcu 400 bin lirayı geçmiş durumda. Ana borcun kat kat üstünde faiz borcu mu olur? Bir an önce esnafımız için bu faizlerin silinmesini ve ana borcun en az dört beş yıla yayılarak adil bir şekilde yapılandırılmasını esnafımız adına talep ediyorum. Esnafımızın nefes almaya ihtiyacı var.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Yüksel Coşkunyürek.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; DEM PARTİ Grubunun vermiş olduğu öneri üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada, ülkemizin can damarı olan, gece gündüz demeden direksiyon sallayarak hanesine helal rızık götüren, aynı zamanda, ekonomimizin çarklarını döndüren nakliyeci, kamyoncu ve tır şoförü esnafımızın meselelerini konuşmak üzere huzurunuzdayım. Konuşmama başlarken şunu net bir şekilde ifade etmek isterim ki biz "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." düsturunu benimseyerek bütün çalışmalarımızda esnafımızın alın terini dikkate alarak onlara en iyi, en kaliteli hizmeti sunmak için gece gündüz çalışıyoruz. Özellikle son yirmi üç yılda baktığımızda, Türkiye'nin ulaşım ve lojistik altyapısında gerçekleştirdiğimiz devrim niteliğindeki adımlar taşımacı esnafımıza verdiğimiz değerin en somut örneğidir. Değerli milletvekilleri, hükûmetlerimiz döneminde ulaşım alanında tam 300 milyar dolarlık devasa bir yatırım gerçekleştirdik. Bu rakam sadece bir istatistik değil, aşılmaz denilen dağların tünellerle delinmesi, geçilmez denilen boğazların köprülerle bağlanmasıdır. Son yirmi üç yılda bölünmüş yol uzunluğumuz 6 bin kilometreden 30 bin kilometreye çıktı, otoyol ağımızı 1.700 kilometreden 3.700 kilometreye çıkardık ve modernize ederek nakliyeci esnafımızın hem vaktinden hem de aracının ömründen tasarruf etmesini sağladık. Yollarımızı sadece asfalt yığınları olarak görmedik, her bir yolu esnafımızın güvenle seyahat edeceği birer huzur koridoru hâline getirdik. Yollarımızı akıllı ulaşım sistemleriyle donatıyoruz, trafik yoğunluğunu düşürürken kaza risklerini de bu sayede azaltıyoruz. 2003 yılında 4 bin olan taşımacı esnaf sayımız bugün itibarıyla 682 bine, ticari taşıt filomuz da 1,8 milyona ulaşmıştır.
Değerli milletvekilleri, biliyoruz ki nakliye sektörünün en büyük maliyeti akaryakıttır. Bugün dünyada, özellikle Orta Doğu'da yaşanan sıcak çatışmalar ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik noktalarda yaşanan gerilimler küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara ve arz güvenliği sorunlarına yol açmaktadır. Petrol fiyatlarının dünya genelinde tırmandığı bu zorlu konjonktürde biz de esnafımızı asla kaderine terk etmedik. Küresel fiyat artışlarının nakliyeci esnafımızın dolayısıyla vatandaşımızın sofrasına yansımaması için kararlı bir duruş sağladık ve eşelmobil sistemini getirerek vergi düzenlemesiyle fiyat artışlarını göğüsledik, esnafımızın sırtındaki maliyet yükünü hafifletmek için devlet olarak fedakârlıktan kaçınmadık. Bizim derdimiz şoför kardeşimizin deposunu doldururken yarınını düşünmeden yola çıkabilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Devamla) - Sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada akaryakıt fiyatlarında ciddi bir artış yaşanırken bunun piyasa şartlarında en az artışını sağlayan ülkelerden biri Türkiye oldu. Ayrıca, çoğu ülkede akaryakıtta arz sorunu yaşanırken, yakıta erişimde sıkıntı yaşanırken Hükûmetimizin aldığı tedbirlerle ülkemizde bu sorunlar yaşanmıyor.
Biz esnafımızla her zaman omuz omuza olduk. Salgın döneminde, küresel krizlerde ve bölgesel savaşların gölgesinde her zaman "Esnaf varsa devlet var." dedik. Hükûmet olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ticaretin can damarı olan taşımacı esnafımızın en büyük destekçisi olmaya devam edeceğiz.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, yirmi dört yılda ulaştırmanın her alanında ortaya konulan başarı Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda artarak devam edecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisi ve siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
7/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 7/4/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Ali Mahir Başarır |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
İzmir Milletvekili Seda Kâya Ösen ve arkadaşları tarafından, İzmir Büyükşehir Belediyesine ait tarihî Meslek Fabrikasının Vakıflar Genel Müdürlüğüne devrinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 7/4/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1815 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 7/4/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Seda Kâya Ösen.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SEDA KÂYA ÖSEN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün "Meslek Fabrikası" olarak bilinen İzmirli vatandaşlarımıza meslek edindirme amacıyla kullanılan bu tarihî yapı kökeni İkinci Meşrutiyet yıllarına kadar uzanan yüz on sekiz yıllık bir geçmişe sahiptir. Dönemin kalkınma heyecanıyla 2 girişimci tarafından un fabrikası olarak inşa edilen bu kıymetli eser kısa bir süre içerisinde İzmir'in öncü endüstriyel yapıları arasına girmiştir. Bu kıymetli bina bir fabrika olmanın ötesinde İzmir'in en mukaddes günü olan 9 Eylülde İzmir'e ilk giren süvari birliğinden 4 askerimizin de şehit düştüğü yerdir. Bugün polis zoruyla, yangından mal kaçırırcasına, siyasi yankesicilikle, zorla içerisine girilen binanın yanında şehitlerimizin anısına Vatan ve Namus Anıtı bulunmaktadır. Söz konusu yapı 1926 yılında Atatürk'ün imzasıyla İzmir halkına verilmiştir. 2007 yılında Belediyemiz yaklaşık 1,6 milyon lira taviz bedeli ödeyerek yapının mülkiyetinin belediyeye ait olduğunu tescil ettirmiştir. Harabe hâlindeki yapı 2015 yılında titiz bir restorasyon çalışmasıyla bugün İzmirlilerin meslek edinmek, iş hayatına katılmak, bağımsız ve insan onuruna yakışır bir yaşam sürmek için yeteneklerini geliştirdiği bir yer olarak hizmet vermektedir. Sürecin sonunda vatandaş düşmanı bir kanun teklifiyle birlikte mülkiyet tartışması başlatılmıştır. Dün sabaha karşı apar topar binadaki milyonlarca liralık aletlerin profesyonel şekilde sökümü dahi yapılmadan kursiyerler dışarıda bırakılarak bina işgal edilmiştir. Uzun zamandır İstanbul Büyükşehir Belediyesinin topluma kazandırdığı mirasa çökme sürecinin aynısı İzmir'de yaşanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında sosyal yaşamı entegre edeceğimiz, toplum yaşamına kazandıracağımız, hâlihazırda envanterini çıkardığımız çok kıymetli endüstriyel miraslarımız var. Her biri cumhuriyetin mücevheri olan kömür fabrikalarını, TEKEL işletmelerini, şeker fabrikalarını yaşayan kamusal miras alanlarına dönüştüreceğiz ve 2'nci yüzyıldaki kültür politikalarımızı bu eserler üzerinden yeşerteceğiz. Bu mirasa bir örnek de Alsancak Tarihî Elektrik Fabrikasıdır. Şu an atıl olarak duran fabrika geçtiğimiz mart ayında özelleştirme listesine alınmış, arazisine de 20 kat imar izni verilmiştir. Sormak isterim: Madem İzmirliyi düşünüyordunuz, madem vakıf malına ve hazinenin yapılarına sahip çıkıyordunuz, neden Tarihî Elektrik Fabrikasını satıyorsunuz? Yüreğiniz ve samimiyetiniz yetiyorsa fabrikayı Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredin, restore edin ve halkın kullanımına açın. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu yapmak yerine hazıra konmak daha mı kolay geliyor?
Değerli milletvekilleri, Hükûmet millet iradesinin karşısında cuntavari yöntemlerle millete nefes alacak alan bırakmama gayretindedir. Türkiye'de öyle bir Hükûmet var ki vatandaşına hizmet götüren, vatandaşın daha iyi yarınlarda yaşaması için meslek öğreten, kadın ve genç işsizlere umut penceresi açan belediyeleri cezalandırmaktadır. İzmirli çaresizlerin umut kapısı olan meslek edindirme fabrikasına el koymaktadır, işsizlik sorununu çözemediği gibi çözmeye çalışanlara da köstek olmaktadır. Aklı, vicdanı ve ruhu olan her insanın karşı çıkacağı bu adıma karşı direnmeye devam edeceğiz. Hodri meydan!
Son olarak, İzmir'de siyasi kabadayılıkla sonuç alacağını zannetme gafletine düşenler kendi ayaklarıyla siyasi intiharına doğru emin adımlarla yürümektedir. Sizi İzmir'de bu yola kim soktuysa sayesinde yirmi dört yıldır İzmirlinin size neden İzmir'i vermediğini, bundan sonra da vermeyeceğini ve sonsuza kadar neden vermemesi gerektiğini cümle âleme kendiniz gösterdiniz, kendiniz kanıtladınız.
HALUK İPEK (Amasya) - İzmir dökülüyor, dökülüyor. İzmir dökülüyor.
SEDA KÂYA ÖSEN (Devamla) - Çeyrek asırdır İzmirlinin haklı olarak sırtını döndüğü pusulası bozuk bu zihniyet önümüzdeki seçimde yiyeceği en sağlam ve unutulmaz tokada kararlılıkla koşmaktadır. İzmirli bunu unutmaz. İzmirli zorbalığa boyun eğmez, İzmirliyle ve CHP'yle uğraşmak yerine, size, İzmir'de bu komployu hazırlayan içinizdeki siyasi dehalarla hesaplaşmanızı tavsiye ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK İPEK (Amasya) - Dökülüyor İzmir, dökülüyor.
SEDA KÂYA ÖSEN (İzmir) - Belediyen kadar konuş.
HALUK İPEK (Amasya) - Dökülüyor, dökülüyor.
SEDA KÂYA ÖSEN (İzmir) - Kaç belediyen var?
BAŞKAN - Yeni Yol Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada sadece taşınmaz bir mülkün el değiştirmesini değil İzmir'in tarihsel kimliğine, cumhuriyet mirasına ve yerel demokrasinin en temel ilkelerine yönelik açık bir müdahaleyi konuşmak için söz almış bulunuyorum.
İzmir Halkapınar'da 1908 yılında inşa edilen ve 1926 yılında bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün imzasıyla İzmir halkının kullanımına sunulmak üzere Belediyeye devredilen tarihî un fabrikası bugün "Meslek Fabrikası" adıyla gençlerimize ve kadınlarımıza umut olan bir eğitim yuvasıdır. Ancak ne yazık ki bu yaşayan endüstriyel miras hukuksuz bir mülkiyet operasyonuyla karşı karşıyadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü vakıf eseri olduğunu iddia ettiği bu binayı 7565 sayılı Kanun'un getirdiği muğlak "vakıf kültür varlığı" tanımına sığınarak tek taraflı bir idari işlemle kendi üzerine geçirmiştir. Vakıflar Yasası'nda bu düzenleme Meclisten geçerken özellikle uyarmıştık, "Burada keyfîliğe yol açacaksınız, bu Vakıf Kanunu'ndaki düzenleme keyfî tutum ve davranışlara sizi sevk edecek." demiştik ve çok geçmeden bunun bir örneğini İzmir'de görüyoruz. Bu kanunla getirilen genişletilmiş tanım vakfedenin iradesini koruma amacını çoktan aşmış, yerel yönetimlerin elindeki tarihî yapıları merkezî idareye aktaran bir varlık transferi mekanizmasına dönüşmüştür. Ve devam eden yargı sürecini de hiç bekleme gibi bir lüksünüz yok çünkü yangından mal kaçırıyorsunuz ve hukuk, yargı kararı olmadan, keyfî bir davranışla Belediyenin uhdesindeki bir varlığı genel yönetime devrederek bir nevi kendi tasarrufunuz altında hüküm sürmek istiyorsunuz. İzmir örneği bu tehlikeli yasal kılıfın sahaya yansıyan ilk ve en acı sonucudur. Vakıflar Yasası'nda yaptığınız bu değişiklikle şöyle geçmişe bir dönüp bir bakalım: Yusuf Beyazıt Bey biraz önce buradaydı. AK PARTİ iktidarının ilk yıllarında vakıfların elinde bulunan bu tür eserler belediyelere tahsis edilmek suretiyle milletin hizmetine sunuluyordu ama 24'üncü yılın sonunda ne yapıyorsunuz? Belediyelerin elinde olan ve milletin hizmetine sunulan varlıklar muhalif siyasilerdeyse bir keyfî kararla kendi uhdenize geçiriyorsunuz. Yapmayın arkadaşlar bunu, özellikle ifade ediyorum, iktidar sıralarına sesleniyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Bakınız, 1926'da Gazi Mustafa Kemal Atatürk burayı belediyelere tahsis etmiş, hiç olmazsa onun iradesine saygı gösterin. Gazi Mustafa Kemal'in dediği gibi, aradaki geçen bunca sürede değişen ne var biliyor musunuz? Atatürk diyor ki: "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." Oysa siz yüz yıl sonra onun eserine karşılık "Biz varsak bu memleket var. Biz varsak bu hizmetler var. Biz yoksak hiçbir şey yok." diyorsunuz, her şeyi kendinize bağlıyorsunuz, işte, yüz yıl sonra aradaki farkı net olarak ortaya koyuyorsunuz. Dolayısıyla sizi bir kez daha buradan uyarıyoruz: Geçmişte çok güzel örneklerini verdiğiniz vakıf çalışmalarını devam ettirmek istiyorsanız önce vakıf senedinde beyan edilen hususlara saygı gösterin, Gazi Mustafa Kemal'in emanetine saygı gösterin, İzmir halkının iradesine saygı gösterin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar...
Buyurun.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Son dönemde İzmir ve İzmirlileri yakından ilgilendiren İzmir Meslek Fabrikasının kapısına dün sabahın beşinde, henüz şehir uyanmamışken yüzlerce polis yığıldı; demir bariyerler çekildi, biber gazı sıkıldı. Peki, kime karşı? Silahlı bir gruba mı, kaçmaya çalışan bir suçluya mı? Hayır. Mesleki kurs alan kadınlara, marangozluk öğrenen gençlere, iş arayan vatandaşlara karşı. Hangi kriz bu kadar erken saatte bu kadar kuvvet gerektiriyordu ki? Cevabı basit: Binlerce İzmirlinin meslek öğrendiği, iş kurduğu, hayatını değiştirdiği bu yapıyı halktan alıp vakfa vermek için.
Sayın milletvekilleri, bu bina Atatürk'ün imzasıyla kamulaştırılmış, bedeli ödenmiş, yerel yönetime devredilmiştir. Yıkılmaya yüz tuttuğunda Belediye onu ayağa kaldırmıştır, onlarca milyon lira harcamıştır, üzerinde vakfa ait tek bir şerh, tek bir tuğla, tek bir çivi yoktur ama 2025'te Vakıflar Genel Müdürlüğü ne mahkeme kararı ne bildirim ne de bir tebligat bekleyerek bu binayı kendi üzerine geçirmiştir. Biz İYİ Parti olarak şunu sormak zorundayız: Bu, bir hukuki işlem midir yoksa siyasi bir el koyma mıdır? İşin ilginç tarafı da şudur: Mahkeme ihtiyati tedbir koyduğunda anında itiraz edildi, tedbir kaldırıldı, yürütmeyi durdurma istenildi, reddedildi, dava hâlâ devam ediyor ama bina çoktan boşaltıldı. Hukukun bu kadar hızlı işlediğini başka hangi dosyada gördünüz? Hangi vatandaşın davası bu süratle sonuçlandı? Mesele, bir bina meselesi değildir, mesele, seçilmiş yerel yönetimlerin halktan aldığı yetkinin merkezî iktidar tarafından gasbedilmek istenmesidir.
Sayın milletvekilleri, Vakıflar Kanunu'nun 30'uncu maddesi bir kültür mirasını koruma aracıdır, muhalif belediyeleri işlevsiz kılmanın alet edildiği araç değildir. Şimdi o binada ne yapılacak bekleyip göreceğiz. İktidar şunu iyi bilsin: Bu binaya el konulması kabul edilemez. 150 bin vatandaşa verilen hizmet durdurulamaz. İYİ Parti olarak bu haksızlığın karşısında, İzmir halkının yanında durmaya devam edeceğiz.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.
Buyurun lütfen. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İzmir konusuyla ilgili İzmir Vekilimizin gerekçesini uzunca anlattığı konu üzerine konuşuyoruz. Evet, Meslek Fabrikası aslında -arkadaşlarımızın da bahsettiği gibi- İzmir'in çok önemli, değerli bir tarihsel varlığı. Mesele sadece çok değerli bir varlık olmasıyla ilgili değil, dünden bu yana yaşadığımız, aslına bakarsanız normal hukuk sistemimizin allak bullak olduğu, bir düşman hukukunun yaşadığı bir zeminde yaşıyoruz. Dün bu olay gerçekleştiğinde, yani 05.00'te polisin işgaliyle bir el koyma işi gerçekleştiğinde ben de 10.00 gibi oradaydım. Gördüğümüz tablo şuydu: Polisin orada hem vekilleri hem de bizzat yetkilileri almayarak, kendisini sanki her şeyin belirleyicisi gibi görerek, vekilleri tanımayarak yaptığı her şey aslında hukuk dışı bir faaliyetti. Buradan İçişleri Bakanına sesleniyorum: Bu polislerin, Emniyet müdürlerinin ve yetkililerin yaptığı iş hukuka aykırıdır, yaptıkları suçtur ve acilen soruşturma gerektiğini düşünüyorum ve orada açıkçası bir darp yapılmıştır, işkence yapılmıştır insanlara ve şu anda hâlâ da hukuksuzluk devam etmektedir. Ben şuradan Adalet Bakanına sesleniyorum: Diyarbakır'da kurduğu cümleler var, Diyarbakır'da Adalet Bakanı diyor ki: "Biz uluslararası güçlerin, hukuksuz bir şekilde güçlünün güçsüzü ezdiği bir yönetimi kabul etmiyoruz, buna rıza göstermiyoruz." ve bunun karşısında diyor ki: "Biz bu konuda adaletin, hukukun olması konusunda her türlü gayreti sarf edeceğiz." Ben Adalet Bakanına sesleniyorum: Sizin adaletiniz İzmir'deki yerel yönetimlerin malını gasbetmek midir? Böyle bir hukuk nerede vardır? Bir de hukuki olarak yerel yönetimlerin malını resmî olarak mevcut bir merkezî Hükûmet nasıl gasbedebilir? Böyle bir hukuk nerede vardır? İlk kez uygulandığını söylüyorlar avukatlar böyle bir şeyin ve gördüğümüz tablo şudur: Hem İstanbul'da hem de İzmir'de bu konuyla ilgili yapılan uygulamalar açıkça siyasi bir gasbetme işidir. Örneğin, aynı uygulamaları Konya'da, Kayseri'de araştırın göreceksiniz ki Konya'da tam tersine işlemektedir. Orada var olan varlıklar belediyeye verilmektedir, belediyeye kiralanmaktadır ama İstanbul Belediyesi, İzmir Belediyesi bu konuda ayrıcalıklı bir uygulamayla karşı karşıyadır. Ben İzmir Belediyesinin yürüttüğü politikalara buradan çeşitli eleştiriler yapmama rağmen, şu andaki Başkanın gösterdiği onurlu duruşunun desteklenmesi gerektiğini, İzmir halkının şu andaki Belediye Başkanlarıyla güç birliği içerisinde bu gasbetme işinin önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu yapılamazsa, inanın bu hukuksuzluk, bu adaletsizlik, bu gasbetme politikası devam edecek, engel olabilirsek, kamunun ortak malına, İzmir'in yerel iradesine sahip çıkacağız. Aksi takdirde bu sürecin önünün açılabileceğini düşünüyorum. O nedenle İzmir halkını bir yurttaş olarak kendi varlıklarına, kendi emeklerine, kendi bütçelerine ve kendi iradelerine sahip çıkmaya çağırıyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
Buyurun.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Aksi takdirde bunun sonunun olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Öte yandan, İzmir'deki yaşanan bu durum karşısında gerçekten bütün emek ve demokrasi güçleri sahip çıktılar, orada oldular. Dün olduğu gibi bugün de orada olacaklar, muhtemelen yarın da olacaklar. Bu onurlu mücadelenin emek olarak da demokrasi olarak da eşitlik olarak da birlikte yaşam olarak da -umarım-geleceğimize bir örnek teşkil edeceğini düşünüyorum. O nedenle, İzmir'deki bu gasbetme politikasının başka yerlerde olmaması için bu konuda daha etkin bir mücadele yürütülmesi gerekir. Bu mesele CHP'li Belediye Başkanının işi değil yurttaşların temel siyasal görevleridir, haklarını ve meşru mücadelelerini yürütmek gibi bir görevleri vardır. Anayasa bu konuda bize hâlâ meşru olarak bu hakkı vermektedir. Dolayısıyla yürütülen mücadele meşru bir mücadeledir, demokratik bir mücadeledir. Biz, bunun yanında olmaya ve bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye devam edeceğiz. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar.
Sayın Kırkpınar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
İzmir'imizde kamuoyunu uzun süreden beri meşgul eden eski DGM binasıyla ilgili tartışmalara açıklık getirmek ve aziz milletimizi doğru bilgilendirmek üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle şunu açıkça belirtmek gerekir: Hukuk devleti kuralların herkes için bağlayıcı olduğu bir sistemdir. Türk Medeni Kanunu'na göre taşınmaz mülkiyeti tapu siciline yapılan tescille kazanılır. Bugün tartıştığımız bu binanın tapusu Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır. Dolayısıyla tapu kimin adına kayıtlıysa mülkiyet hakkı da ona aittir, hukuk bu konuda nettir.
Değerli milletvekilleri, kamuoyunda oluşturulmak istenen diğer bir algı da bu binanın tamamen belediye imkânlarıyla yapıldığı yönündedir. Oysaki gerçekler farklıdır. 2014 yılı rakamlarıyla yaklaşık 3 milyon 105 bin liralık bir kaynak ayrılmış ancak bu kaynağın büyük bir bölümü yani yüzde 75'i İzmir Valiliği ve Kalkınma Ajansı tarafından harcanmıştır. Yani tek taraflı bir belediye yatırımı değil kamu kaynaklarının ortak kullanımı söz konusudur. Bununla birlikte, 2021 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla bu binanın İstanbul merkezli bir vakfa devredilmek istendiği de asla unutulmamalıdır. İzmir'e ait bir değerin şehir dışına aktarılması o dönemde söz konusu olmuştu. Bu karar yargıya taşınmış ve mahkeme tarafından iptal edilmiştir. Böylece İzmirlinin malı o dönemde İzmir'de kalmıştı. Buradan açıkça sormak gerekir ki o gün bu karara sessiz kalanlar bugün hangi gerekçeyle İzmir'in hakkını savunuyormuş gibi konuşmaktadırlar?
Değerli arkadaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğünün başlattığı tahliye sürecine karşı belediye tarafından 4 ayrı dava açılmıştır, 2'si idari, 2'si adli olmak üzere açılan bu davaların tamamında tahliyenin durdurulması talepleri mahkeme tarafından reddedilmiştir. Yani ortada tek bir karar değil 4 ayrı mahkeme kararı vardır. Anayasa'mızın 138'inci maddesi son derece açıktır: "Yasama, yürütme ve idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu kararlar değiştirilemez ve geciktirilemez."
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Anayasa Mahkemesi kararları da dâhil mi ona?
YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) - Buna rağmen, hâlâ bu süreci tartışmaya açmak, hukuku tartışmalı hâle getirmek elbette doğru bir davranış değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
Buyurun.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Biz aydınlandık.
YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) - Burada yapılması gereken, hukuka direnmek değil, hukuka saygılı olmaktır.
Değerli arkadaşlar, İzmir'in gerçek sorunları ortadadır. Trafik, altyapı, su ve temizlik gibi konularda vatandaşlarımız acil çözüm beklemektedir. Bu sorunlara odaklanmak yerine hukuken sonuçlanmış bir konuyu sürekli gündemde tutmak doğru bir yaklaşım değildir.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Doğru değil bu; böyle bir şey yok...
YAŞAR KIRKPINAR (Devamla) - Son olarak şunu ifade etmek isterim ki: Bu mesele siyasi tartışmalarla değil hukuki gerçekler üzerinden değerlendirilmelidir. İzmir'in değeri yine İzmir'de kalmıştır, yargı kararı ortadadır. Artık yapılması gereken polemik üretmek değil İzmir'e değer katacak projeler üretmek ve vatandaşlarımızın beklentilerine cevap vermektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Başarır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, bu üzüntü verici vakayı, olayı İzmir Milletvekillerinden hangisi konuşacak diye düşünürken kısa çöpü Yaşar Bey çekmiş. Şimdi, gerçekten bunu anlatmakta zorlanmanız lazım.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Zorlanacak bir şey yok.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - "Yargı kararlarına saygı duyalım." diyorsunuz. Ortada 1926'dan bugüne kadar bir süreç var, buna rağmen tescil yapmışsınız, belediye de dava açmış, doğru mu? Tescilin iptali için. Niye beklemiyorsunuz beyefendi? Aceleniz nedir beyefendi?
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Yargı kararına uyulmayacak mı?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İşte, yargı karar versin bakalım, yargı ne karar verecek bakalım.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - 4 karar verdi ya.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yani şimdi yargı kararı diyorsan parası ödenmiş 1926'da Gazi Mustafa Kemal Atatürk belediyeye vermiş, açık.
HALUK İPEK (Amasya) - Başkan, İç Tüzük'ün neyine göre konuşuyor?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Parasını belediye ödemiş, buna rağmen tescil yapmışsınız. Bakın, belediye davayı açmış. Yahu, davayı beklemeden aceleniz ne oraya almaya gidiyorsunuz?
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Peki, İstanbul'daki vakfa niye devretti belediye meclisiniz? Biz dava açarak durdurduk o kararı.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beyefendi kimden neyi kaçırıyorsunuz? Orası kaçıyor mu? Orası kaçıyor mu?
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Başkanım, neye göre konuşuyor?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ben hukuka göre konuşuyorum. Gerçekten olacak şey değil, savunmakta da zorlanıyorsunuz.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Niye zorlanalım ya?
HALUK İPEK (Amasya) - Başkanım, böyle bir görüşme usulü var mı ya?
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama şunu söyleyeyim: Bu yapılanlar yanlış, bunun doğru tarafı yok.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Niye yanlış?
HALUK İPEK (Amasya) - Yani şimdi neye göre konuşuyor? Böyle olmaz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İzmir halkı, İzmirliler sizi affetmeyecek.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan...
HALUK İPEK (Amasya) - Ama Başkan, İç Tüzük'ün kuralları var, o zaman herkes konuşacak. O oradan kalk konuş, bu buradan kalk konuş, olmaz ki ya.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Başkanım, söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Şimdi, öncelikle şunu söyleyeyim: Dün, iki saat, orada gelen, bu işe imza atan yetkililerle, hukukçulara bu meseleyi konuştuk. Bence, gerçek dışı bilgiler yerine en azından oraya icra gelmiş insanların bilgisini alsaydınız daha doğru bilgi vermiş olurdunuz çünkü şu anda o iş yapılırken örneğin, belediyeye tebliği dâhil edilmemiş durumda.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Edildi, edildi, hatanız var.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Belediye bunun tebliğ edildiğini bilmediği hâlde, o gün sabah 05.00'te bir kamu malının sanki böyle kaçırılıyormuşçasına yapılmasının hangi anlamı var? Velev ki böyle bir durumu oldu, siz haklı olsanız bile şu yapılanı hangi hikâyeyle izah edebilirsiniz? Orada belediye başkanı diyor ki: "Biz dışarıdaydık, herhangi bir tebliğ yapılmadı."
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Yapıldı, yapıldı, hepsi yapıldı.
İBRAHİM AKIN (İzmir) - "Normal hukuk devleti içerisinde buna itiraz edilmesi, oradaki varsa mülkümüzün, eşyalarımızın çıkarılması gerekirdi ama sanki başka bir malmış gibi, düşman malıymış gibi açıkçası -bunu söyleyeyim- orası resmen gasbedilmeye çalışıldı, bizim mallarımız telef edilmeye çalışıldı, kilidimiz değiştirildi ve oraya insanlar sokulmuyor, şu anda çalışma durduruldu." diyor. Orası bir eğitim kurumu aynı zamanda, herhangi bir yer değil.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Kırkpınar, buyurun.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Bu bina için Cumhuriyet Halk Partisinin belediyesinin olduğu Büyükşehir Belediyesi, 2021 yılında bu yerin başka bir vakfa, İstanbul'daki bir vakfa devredilmesiyle ilgili Meclisten karar çıkarttırdı. O dönem biz yargıya başvurarak bu kararı iptal ettirdik. AK PARTİ Grubu olarak biz bunu iptal ettirdik. Kaldı ki, bugün 4 tane mahkeme kararı elimizde var ve İzmir Büyükşehir Belediyesine de tahliye için talepte bulunuldu, bildirim yapıldı. Buna rağmen buradan buradan bir mağduriyet çıkarmak adına bugün orada bir eylem söz konusu, bunu ifade etmek istiyorum.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - O gün vakıflara verilmesin diye mahkemeye gittiniz, niye şimdi "Vakıflara verilsin." diyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Yenişehirlioğlu, buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Değerli Başkanım, değerli milletvekilimiz grup önerileri konusunda bütün partiler açıklamalarını yapınca son derece sarih, son derece net ve derdini fevkalade izah eden bir konuşma yaptı, konuşmasını yaparken de kimseye sataşmadı. Türkçesi de, belagati de gayet güzel ve hani "Nasıl savunacaksınız bakalım bu mevziyi?" tarzında müstehzi ifadeye rağmen fevkalade güzel açıkladı mevzuyu ve kimseye de sataşmadı. Dolayısıyla bunu böyle uzatmanın herhangi bir manası yok, açıklamalar yapılmış, AK PARTİ Grubumuz adına da değerli milletvekilim son derece açık, nezih bir şekilde açıklamasını yapmıştır.
BAŞKAN - Sayın Başarır, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.
Buyurun.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Hayır Sayın Başkanım, nasıl sataşırım.
Bir sefer konuşmasına cevap vermemiz için sadece sataşmaya gerek yok eğer söylediğimiz cümlelerin doğru olmadığını iddia ediyorsa, ben söz alıp bunun aksini burada konuşabilirim, ille sataşmadan dolayı söz almak durumunda değiliz, usulde böyle bir şey yok.
HALUK İPEK (Amasya) - O zaman sonsuza kadar konuş! Böyle bir şey yok ki İç Tüzük'te ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, "Bir vakfa verildiği için dava açtık." diyorsunuz, doğru mu? Ve "İptal ettirdik." diyorsunuz. Peki, bu davayı niye açtınız?
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Belediye Meclisi kararının iptali için.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Doğru bulmadığınız için açtınız. Peki, neden aynı şeyi yapıyorsunuz?
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Aynı şey yapılmıyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Niye yapıyorsunuz?
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Aynı şey değil, ama öyle bir şey yok ya!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İşinize geldiği gibi davranıyorsunuz, o dönemde bunu yanlış görüyorsunuz bir vakfa vermesin, bugün geliyorsun tam tersini yapıyorsun.
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Tamamen çarpıtma, aynı şey değil.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Ya, İzmir'de kalıyor...
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Aynı şey değil, İzmir'de kalıyor.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Atilla Bey, derin kuyularda konuşma, gel burada konuş! Sen savun onu, sen savun, ya sen savun o zaman!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Savunuyorum zaten!
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Gel savun, gel burada savun, orada savunma.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Savunuyoruz her gün, merak etme, sürekli savunuyoruz.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Gel burada savun, Konak Meydanı'nda savun. Burada savunma, İzmir'de savun.
MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) - Başkanım, burada da savunuyoruz, İzmir'de de savunuyoruz.
BAŞKAN - Peki, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Başkanım, işaretlilere de bakın.
BAŞKAN - Sayın Dusak, buyurun.
ABDÜRRAHİM DUSAK (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Dünya Sağlık Örgütünün kuruluşu olan...
BAŞKAN - Bir saniye Sayın Dusak...
Sayın Tüzün, bakın, ben buradan çok dikkatli bir şekilde Cumhur İttifakı'nın milletvekili sayılarını en az 2 kez sayıyorum, sonra dönüyorum, sizin ve diğer grupların milletvekillerini de sayıyorum yani bir şeye ikna olduktan sonra oylamanın neticesini açıklıyorum. Buna inanın yani ben farklı bir şey yapmıyorum, zaman zaman oylamalarda gereğini de yapıyorum.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Üye sayısına baktığınız zaman daha fazla Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Dusak.
ABDÜRRAHİM DUSAK (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Dünya Sağlık Örgütünün kuruluşu olan 7 Nisan 1948 günü yani bugün Dünya Sağlık Günü olarak belirlenmiştir. 7 Nisan Dünya Sağlık Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum.
Kanuni Sultan Süleyman'ın dediği gibi "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." Sağlık, sadece bireyin değil güçlü bir devletin ve huzurlu bir toplumun temelidir. AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." anlayışıyla sağlıkta dönüşümü hayata geçirdik. Şehir hastanelerimizden güçlü aile hekimliği sistemine, modern altyapıdan nitelikli sağlık hizmetine kadar her alanda önemli mesafeler katettik. Bu vesileyle fedakârca görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza şükranlarımızı sunuyor, gününüzü kutluyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Coşar, buyurun.
ALİYE COŞAR (Antalya) - Geçtiğimiz cuma günü sel nedeniyle zarar gören Elmalı ilçemizdeydik; Eskihisar, Yılmazlı, Geçit ve Salur mahallelerimiz başta olmak üzere birçok mahallemizde tarım arazileri selden zarar gördü. Su baskınlarının önlenmesi ve Elmalı'da tarımın geleceği için yıllardır söz verilip yapılmayan Türkmentepe Barajının yapılması artık zorunluluktur. Yaklaşık 20 köyün tarımsal sulama için kullanabileceği Türkmentepe Barajıyla üretim verimliliği sağlanabilir. Üreticinin desteklenmesi ve verimliliğin artırılması iktidarın yıllardır ihmal ettiği bu barajın yapımına bağlıdır. Yaşanan kuraklığın önüne geçilebilmesi için büyük bir öneme sahip Türkmentepe Baraj Projesi bir an önce hayata geçirilmeli, Elmalı halkı daha çok mağdur edilmemelidir.
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
7/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 7/4/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
|
| Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu |
|
| Manisa |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Bastırılarak dağıtılan 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 48 saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1'inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 262 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin aynı kısmın 6'ncı sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi.
Genel Kurulun;
7 Nisan 2026 Salı günkü (Bugün) birleşiminde 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar;
8 Nisan 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
8 Nisan 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 9 Nisan 2026 Perşembe günkü birleşiminde 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
14 Nisan 2026 Salı günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,
15 Nisan 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
15 Nisan 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 16 Nisan 2026 Perşembe günkü birleşiminde 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
21 Nisan 2026 Salı günkü birleşiminde 147 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
21 Nisan 2026 Salı günkü birleşiminde 147 sayılı sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, 22 Nisan 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 147 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;
262 ve 263 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi, bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması ve 262 ve 263 sıra sayılı kanun tekliflerinin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süresinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesi önerilmiştir.
262 Sıra Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3588) | ||
Bölümler | Bölüm Maddeleri | Bölümdeki Madde Sayısı |
1'inci Bölüm | 1 ila 15'inci Maddeler | 15 |
2'inci Bölüm | 16 ila 30'uncu Maddeler | 15 |
Toplam Madde Sayısı | 30 | |
263 Sıra Sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) | ||
Bölümler | Bölüm Maddeleri | Bölümdeki Madde Sayısı |
1'inci Bölüm | 1 ila 15'inci Maddeler | 15 |
2'inci Bölüm | 16 ila 28'inci Maddeler (Geçici 1'inci Madde Dâhil) | 14 |
Toplam Madde Sayısı | 29 | |
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun lütfen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin çalışma takvimiyle ilgili vermiş olduğu grup önerisi üzerinde görüşlerimizi dile getirmek üzere kürsüdeyim.
Şimdi, değerli arkadaşlar, birkaç örnek vereceğim. 1 Ekimde Meclis açıldı. 1 Ekimden bugüne kadar kaç ay geçmiş? Tam tamına altı buçuk ay geçmiş. Bu altı buçuk ayın on beş gününde burada bütçeyi görüşmüşüz. Peki, kaç kanun geçmiş bu altı buçuk ay içerisinde? 7 kanun geçmiş buradan. Şimdi bir kanun daha getirmişsiniz. Bu kanundan sonra gelecek olan çalışma takvimimiz ne kadar? Şurada üç ay gibi bir süremiz kalmış. Bu üç ay içerisinde kaç kanun görüşebileceğiz burada? O nedenle, ben Adalet ve Kalkınma Partisine söylüyorum: 330 milletvekiliniz var burada beraberce çalıştığınız, 180 milletvekiliyle burada olmanız gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, aynı zamanda şunu söylemek istiyorum: Burada perşembe günlerine kadar çalışıyoruz; salı, çarşamba, perşembe. Peki, cuma, cumartesi, pazar, pazartesi çalışmıyoruz. Gerekçelere bakın, hepimiz için -iktidar-muhalefet- geçerli bu gerekçe: "Efendim, falan partinin kongresi var." "Feşmekân partinin kampı var." "Feşmekânın düğünü var." Allah aşkına, böyle bir Meclis olur mu ya? Olmaz ki. Salı, çarşamba, perşembe çalışıyoruz. Düğün mü? Cumartesi, pazar oluyor. Kongre mi? Pazar oluyor. E, senin kampın ne gün oluyor? Cumartesi, pazar oluyor. Git kardeşim, kampını nerede yaparsan yap ama gelip burada üç gün boyunca bu Meclisi meşgul etme, üç gün çalışıyoruz biz burada.
Bakın, size bir şey söyleyeceğim değerli arkadaşlar: Geçen hafta buraya kripto yasası geldi. Bu yasayı kim hazırladı? Milletvekillerinin imzasıyla gelmiş. Vallahi billahi milletvekilleri de bilmiyorlardı. Niye bilmiyorlardı? "Gerekçem var." Komisyona geldi, buradan bu maddelerin hepsi geçti, geçerken de bir maddeyi çıkardınız. Neydi o? 8'inci maddeyi çıkardınız. Bu 8'inci maddeyle ilgili arkada pazarlık yapmıştık sizlerle; oturduk, konuştuk, "Bunu çıkarın, doğru değil." dedik. "Peki." dediniz, çıkardınız, ardından buraya getirip koydunuz; başka bir madde vardı orada, onu çıkardınız, bunu koydunuz. Nerede? Komisyonda yaptınız. Sonra geldiniz, burada 1'inci maddeyi, 3'üncü maddeyi, 4'üncü maddeyi, 5'inci maddeyi çıkardınız. Ne vardı? Vergi vardı ve burada 7'nci maddede değişiklik yaptınız, düzeltme yaptınız. Peki, 12'nci maddeyi niye çıkardınız? 12'nci madde neydi, hatırlıyor musunuz? Neydi 12'nci madde? Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, bu kripto yasasının 12'nci maddesi neydi? Haydi söyleyin, neydi?
OĞUZ ÜÇÜNCÜ (İstanbul) - ÖTV.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Mücevherler. Peki, ne koydunuz? Vergi koydunuz, değil mi? Ya, ekmekten vergi alıyor musunuz? Alıyorsunuz. Şekerden alıyor musunuz, peynirden alıyor musunuz; zeytinden, mazottan alıyor musunuz? Bunlardan da almak için getirdiniz, koydunuz. Bizim Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Emin Ekmen burada konuşma yaptı, çok doğru bir konuşmaydı. Sonra getirdiniz ve bunu çektiniz, niye çektiniz arkadaşlar? Daha önce bu kanunu yaparken bunu niye düşünemediniz? Neden Komisyona geldiği zaman çekmediniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Neden şimdi getirip daha sonra tekririmüzakereyle bunu çekme lüzumunu hissediyorsunuz değerli arkadaşlar? Yapmayın Allah aşkına!
Şimdi, aynı şekilde buraya başka kanunlar da geliyor. O nedenle, biz buradan diyoruz ki: Sizler... Bu çalışma takvimindeki 1'inci maddeyi okuyorum, bakın: "7 Nisan 2026 Salı günü -bu kanunun- birinci bölümü tamamlanıncaya kadar." Yani 1 ila 15 madde. Kaç saat sürüyor? Yedi buçuk saat sürüyor. İki saat de geneli; kaç saat? Dokuz buçuk. Bir saat de bölümü; on buçuk saat. Saat kaç? Şimdi, sekizde tekrar başlayacağız, ara verecek Başkan yemek için. Hesaplayın bakalım, on buçuk saat, sabah kaç oluyor? Sabaha kadar çalışmaya var mısınız? (AK PARTİ sıralarından "Varız." sesleri) Hadi, hep beraber varız! Önce 180 kişi olun burada, biz varız arkadaşlar. Ne yazdığınızı da bilmiyorsunuz. Bakın, burada ne yazdığınızı bilmiyorsunuz. Vallahi bilmiyorsunuz, tallahi bilmiyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Grubunuzu uyarıyorum: Grubunuz doğru çalışsın, Grup Başkanlığınız çalışsın ve buradaki, gruptaki personelleriniz çalışsın, bu kanunları yapanlar çalışsın, bunu buraya getiren, araştırma önergesini veren kişiler çalışsın diyorum. Biz hazırız, pazar günü çalışmaya dahi hazırız, yeter ki siz 180 kişiyle burada olun.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Yoklama istemeyin, çalışalım!
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Divan, değerli milletvekilleri; az sonra 29 maddelik bir kanun teklifinin görüşülmesine başlayacağız. Madem çalışma esasına dair bir önerge verildi, o zaman Genel Kurulla sınırlandırmayalım bunu, komisyonların da çalışma esaslarını konuşalım biraz.
Mesela, az sonra görüşeceğimiz kanun teklifi Adalet Komisyonunda görüşülmesi gereken, Dijital Mecralar Komisyonunda, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi gereken maddeleri bulunan bir teklif. 15 farklı kanunda değişiklik öngören bu teklifi tek Komisyonda yani Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüştük, geçti.
Komisyon üyeleri -Aylin Hocam burada- isyan ettiler çok haklı olarak; "Bunlar ihtisas isteyen konular, keşke alt komisyonlardan rapor gelseydi. Devam eden araştırma komisyonları var bu maddeleri etkileyebilecek, keşke onların raporları beklenseydi." dediler. Bir iktidar milletvekili ne dedi biliyor musunuz? "Bununla ilgili raporlarımız geldi diye biliyorum." Sonra döndü, sordu: "Geldi mi?" "Diye" biliyor ama emin değil, soruyor "Geldi mi?" diye.
Benim rahmetli bir gazeteci büyüğüm vardı, böyle işini hakkıyla yapamayan gazetecilere "Bahçıvansın, biberin yok; gazetecisin, haberin yok." derdi yani maalesef utanarak söylüyorum: Biraz o misal, bahçıvansın, biberin yok; milletvekilisin, çıkardığın kanundan haberin yok.
Ben söyleyeyim: O raporlar gelmedi çünkü mesela Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonunun çalışma süresi dolmadı ki bir raporu olabilsin ve size gelebilsin. Skandal usul hataları yapıldı Komisyonda ama herhâlde en fecaati şu, Komisyon tutanağından okuyorum, Başkan teklifi oylamaya sunuyor: "Kabul edenler... Kabul etmeyenler..." "11'e 8." Muhalefet milletvekilleri diyor ki: "Kabul edildi Başkanım." Muhalefet alt komisyonlara havalesini teklif ediyor; kabul 11, ret 8 yani kabul daha fazla. Yasama uzmanı ara verilmesini tavsiye ediyor Başkana; kavga gürültü, aradan sonra bir oylama daha yapılıyor çünkü deniyor ki: "Muhalefet fazla ama hepsi Komisyon üyesi değil bu milletvekillerinin." Eyvallah, yeniden oylanıyor, 9'a 8, yine muhalefet fazla yani matematik, mantık, yeryüzünün bütün bilim ve ilkelerine göre kabul edilen önerge ne oluyor biliyor musunuz Komisyonda? Reddediliyor. Bir toplantının toplantı yeter sayısı bulunamadığı için kapanmasını anlarız ama toplantı yeter sayısı olduğu hâlde iktidarın muhalefetin önergelerini reddetmeye yeter sayısı bulunamadığı için toplantı kapatmak herhâlde ilk defa oluyor, umarım da son olur. İnsan soruyor tabii, bu nasıl olabilir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Nasıl olabilir Vedat Hocam anlatıyor aslında, diyor ki, okuyorum tutanaktan: "Değerli arkadaşlar, sorun aslında şurada: Biliyorsunuz, Başkanlık sistemine geçildikten sonra hükûmet etme şekli düzenlendi fakat komisyonların çalışmaları, Meclisin kurumsal yapısıyla ilgili ilişkiler eski sisteme göre işliyor. Bu bahsettiğiniz sorunların hepsi onunla ilgili, sistemle ilgili bir sorun bu." Sorunun sistemle ilgili olduğuna yüzde 100 katılıyorum ama bu sorunu çözmenin yolu fiilen dayatılanı resmîleştirmek ve bu Meclisi Külliye'nin noterine çevirmek değildir. Bu sorunu çözmenin yolu biati kurumsallaştırmak değil parlamenter sisteme yani konuşarak, tartışarak, yanlıştan dönmekten, makulde uzlaşmaktan imtina etmeyerek yasa yapma modeline yani -tekrar ediyorum- parlamenter sisteme dönmektir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurun Sayın Koçyiğit. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, aynı yöntemler; torba yasalar, bitmeyen komisyonda ihtisas komisyonlarına girmeden yasa yapma yöntemi, muhalefeti yok saymada hızla devam edilen bir yasama faaliyetinin içerisindeyiz. Ve ne yazık ki, yeterli sayıyı bulma gibi zorunluluğu olmasına rağmen iktidar bunu yerine getirmek yerine sürekli çalışma gün ve sürelerini uzatarak da aslında angarya bir çalışmayı da Meclise dayatıyor. Halkın yararına olan yasaları değil sürekli halkın aleyhine olan yasaları burada el kaldır-el indir yöntemiyle de yasalaştırıyor. Fakat ben şimdi -bunları çok konuştuğum için- başka bir konuya, Grup Başkan Vekili olmam nedeniyle çoğu zaman yeterince dile getiremediğim Kars ilinin sorununa dair birkaç kelam etmek istiyorum.
Şimdi, Kars mozaik bir şehir; halkların, inançların bir arada yaşadığı çok kültürlü, çok kimlikli ve kadim bir şehir; gerçekten açık hava müzesi diyebileceğimiz bir özelliği var fakat ne yazık ki Kars liyakatli bir yönetimin elinde değil, onu ifade etmemiz gerekiyor. Kars'a gidenler göreceklerdir, eğer gerçekten tarihî eski yapılar olmasa neredeyse bir köy kent pozisyonuna dönüştürülmeye çalışılan bir yaklaşım var.
Şimdi, Kars'ın AKP'li milletvekili bir açıklama yapmış; Kars merkez, Kağızman, Sarıkamış, Arpaçay ve Akyaka'ya yönelik teşvikleri ve buralarda yaptıkları hibeleri gündem yapmış. Şöyle bir açıklama yapıyor, demiş ki: "Kış çok kötü geçti, yollar bozuldu, şu oldu bu oldu." Ee? "Kars'ın bu ilçelerine yardım yapalım." Fakat unuttuğu bir şey daha var; Kars'ın başka ilçeleri de var: Digor var; örneğin, belediyelik olan Dağpınar beldesi var, Selim var, Susuz var; bu 4 yerleşim yerini saymıyor bu teşvik ve hibe programının içerisinde. Neden saymıyor? Çünkü 2 tanesi DEM PARTİ'de -Kağızman, biliyorsunuz, DEM PARTİ, bizim belediyemizdeydi, kayyum atandı ve gasbedildi- diğer 2'si de Cumhuriyet Halk Partisinde. Yani bu 4 belediyeyi ayırıyorlar, bu 4 belediyede sanki kar yok, kış yok; sadece Sarıkamış'a, merkeze, kayyum atanan, gasbedilen Kağızman'a kar yağıyor da Digor'a, Dağpınar'a -ki Dağpınar en fazla kar yağan yerdir çünkü yayladır, rakımı çok yüksektir- Selim'e, Susuz'a kar yağmıyor! Oraların teşvike ihtiyacı yok, oraların hibeye ihtiyacı yokmuş gibi bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. Şimdi, bu açık ve net bir ayrımcılık, bunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu bir siyasi ambargo, bu bir eşitsizlik rejimi; kendinden olmayanı, kendi yönetimi olmayan yönetimleri, belediyeleri, halkı ayırmaya dönük ayrımcılığın en açık göstergelerinden birini oluşturuyor.
Bir de şöyle bir mantık güdelim: Dağpınar'da sadece DEM PARTİ'ye oy verenler mi oturuyor? Digor'da sadece DEM PARTİ'ye oy verenler mi oturuyor? Selim'de, Susuz'da sadece Cumhuriyet Halk Partisine oy veren insanlar mı oturuyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Toparlayacağım Sayın Başkan.
Hayır, bir bütün halk oturuyor ve halkın hizmete ihtiyacı var ama siz, sırf bu belediyeler sizden değil diye oradaki bütün halkı cezalandırıyorsunuz.
Oysaki, açık ve net söyleyelim, bizim belediyecilik anlayışımızda ayrımcılık yok, rant yok, talan yok, kayırmacılık yok; eşitlik var, hak var, hakkaniyet var. Biz, bize oy verip vermemesine bakmadan bütün halka hizmet götürmeye çalışıyoruz; kıt kanaat imkânlarla, içi boşaltılmış belediyeler eliyle bunu yapmaya çalışıyoruz. Halkla beraber çalışıp halkla beraber o şehirleri, o kentleri ayağa kaldırmaya çalışıyoruz ama ne yazık ki partizancı bakış açınız, "Ne olursa olsun bizden olsun." anlayışınız bugün geldiğimiz noktada en nihayetinde insanların hizmet almasının önüne geçiyor ve bu ayrımcılığı Kars'ın hiçbir ilçesi hak etmiyor. Kars'ın bütün ilçelerine, Kars merkeze destek olunmalıdır; sonuna kadar bunun arkasındayız ama ayrımcılık yaparak değil.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ali Mahir Başarır, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup önerisini konuşuyoruz. Çok önemli bir öneri ama emekli maaşı, asgari ücret, işçi ölümleri ya da az önce konuştuğumuz polislerin mesai sorunları, atanamayan öğretmenler, hani bunları konuşmuyoruz; mesaiyi konuşuyoruz, ne kadar çalışacağımızı konuşuyoruz. Diyecekler ya "Sabaha kadar buradayız, çalışmaya hazırız." Vallaha, bir saat sonra yoklama alsak yoklar, kapanır Meclis. Ama bakın, bu ülkenin çok temel sorunları var. Sadece bugün 4 tane grup önerisinde polisi, sınır güvenliğini ya da önemli konuları gündeme getirdik. O kadar üstenci bir yaklaşımla konuştunuz ki "Ya, bunlar popülizm, bunları biz zaten çözeriz zamanı geldiğinde. Hadi canım oradan, biz bakarız." Arkadaşlar, defalarca, her hafta hemen hemen bir kez emeklinin sorunları, asgari ücretlinin sorunları geliyor. Size bir şey söylemek istiyorum: Rahatsız değil misiniz? Eti, ayakkabıyı, kirayı, domatesi, sebzeyi bıraktım 2023'ü konuşmak istiyorum; 2002 kıyaslaması da yapmayacağım. 2023'te her şeyi düzeltecektiniz; huzur gelecekti, enflasyon düşecekti, dolaplar, kilerler dolacaktı. Bakın, 2023'te 19 litrelik bir damacana su 29 lira; yıl 2026, 153 lira, yaklaşık yüzde 600 artmış. Bir örnek daha vereyim: 2022'de 210 gram ekmek 3,25 lira, 2026'da 20 lira. Bunu niye söylüyorum? Emekliye vermiş olduğunuz zam ekmeğe ve suya yapılan zam kadar değil. Bundan utanmıyorsunuz, bundan sıkılmıyorsunuz, "Biz çözeriz." Neyi çözeceksiniz? Neyi çözebilirsiniz? Bunları konuşamıyoruz. Bakın, intihar eden polisler dedik, polislerin sıkıntıları dedik, "Ya, bunları geçin." dedi; gümrükle ilgili sorunları konuştuk, "Ya, siz bu ülkeyi nasıl yöneteceksiniz?" dedi. Vallahi, bakın şu muhalefet grubuna, şu muhalefet grubundaki herhangi bir parti bu ülkeyi sizden çok daha iyi yönetir, çok daha iyi yönetir. Burada gerçekleri konuşamıyoruz.
HALUK İPEK (Amasya) - Belediyelerde belli oluyor (!)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Tabii ki belediyelerde belli oluyor, belli oluyor ki 31 Martta biz 1'inci parti olduk.
HALUK İPEK (Amasya) - Belediyeleri nasıl yönettiğiniz belli (!)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Burada halkın, ülkenin gerçek gündemini konuşma zorunluluğumuz vardır. Çalışma saatlerini getirip "Biz çok çalışıyoruz." diye halkı uyutmayın. Halkın temel sorunu beslenmedir, barınmadır, ulaşımdır; bunlarla ilgili yapmış olduğunuz hiçbir şey yok. Siz maalesef ki yirmi dört yılda bu ülkeyi getirdiğiniz noktada halkı uyutmak için "Belediyeler, belediyeler, belediyeler..." Gün gelecek, onların da ne kadar bir boş algı olduğunu göreceksiniz; yapmış olduğunuz algının altında kalacaksınız. Halkın gündemi belediyeler falan değil; halkın gündemi ekmek, su, aş, barınma, giyinme, ulaşım; bunu sağlayamıyorsanız çekip gidin! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Başkanlığımıza Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin oylamasından önce yoklama yapılmasına yönelik bir önerge gelmiştir. Şimdi önergeyi okutup imza sahiplerini tespit edeceğim.
Önergeyi okutuyorum:
7/4/2026
TBMM Divan Başkanlığına
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi oylamasından önce toplantı yeter sayısı aranması talebimizi arz ederiz.
Selçuk Özdağ
Muğla
Grup Başkan Vekili
BAŞKAN - Selçuk Özdağ? Burada.
Necmettin Çalışkan? Burada.
Mesut Doğan? Burada.
Sadullah Ergin? Burada.
Mehmet Atmaca? Burada.
Şerafettin Kılıç? Burada.
Elif Esen? Burada.
İlhami Özcan Aygun? Burada.
Orhan Sümer? Burada.
Gökan Zeybek? Burada.
Ömer Fethi Gürer? Burada.
Gülcan Kış? Burada.
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu? Burada.
Talih Özcan? Burada.
Hüsmen Kırkpınar? Burada.
Burak Akburak? Burada.
Selcan Taşcı? Burada.
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu? Burada.
Yavuz Aydın? Burada.
Hasan Toktaş? Burada.
Lütfü Türkkan? Burada.
Metin Ergun? Burada.
Uğur Poyraz? Burada.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN - Evet, elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.41
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
Birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.55
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
-----0-----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
7/4/2026
Danışma Kurulu Önerisi
Danışma Kurulunun 7 Nisan 2026 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu | Ali Mahir Başarır | Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
Adalet ve Kalkınma Partisi | Cumhuriyet Halk Partisi | Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi |
Grubu Başkan Vekili | Grubu Başkan Vekili | Grubu Başkan Vekili |
Erkan Akçay | Uğur Poyraz | Selçuk Özdağ |
Milliyetçi Hareket Partisi | İYİ Parti | YENİ YOL Partisi |
Grubu Başkan Vekili | Grubu Başkan Vekili | Grubu Başkan Vekili |
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 106'ncı yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel gündemle görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2026 Perşembe günü saat 14.00'te toplanması, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasi partilerin Grup Başkanlarına onar dakika, grubu bulunmayan siyasi partilerin Genel Başkanlarına talepleri hâlinde üçer dakika süreyle söz verilmesi ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınması önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/1593) esas numaralı Kanun Teklifi'min İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Serhat Eren |
|
| Diyarbakır |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren konuşacaktır.
Sayın Eren, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
SERHAT EREN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hemen her gün yeni bir infaz paketi topluma müjde olarak sunuluyor ama her yeni paketle infazda aslında eşitsizlik daha da derinleşiyor. On ikinci yargı paketinin de bu soruna çözüm olacağını çok düşünmüyoruz doğrusu. Siyasileri cezaevinde tutmayı esas alan anlayış infaz mevzuatını delik deşik etmiş durumda. Terörle Mücadele Kanunu'yla paralel bir infaz rejimi yaratılmış, siyasi mahpuslar genel normların dışına çıkarılarak özel bir kanuna tabi tutulmuş; ceza 2 katı, yarı oranında yatarı var, yine, denetimli serbestlik hiçbir şekilde kullandırılmıyor.
Adım adım inceleyelim: Siyasi mahpuslar Türk Ceza Kanunu'nun herhangi bir maddesini ihlal ettikleri zaman onlar için öngörülen ceza 2 kat; yine, normal adli suçlarda infaz 1/2 iken siyasi suçlarda 3/4; yine, siyasi mahpuslarda denetimli serbestlik hiçbir şekilde uygulanmıyor, zamanı geldiğinde idare ve gözlem kurulu hiç kimseyi bırakmıyor hasta olsa bile. Bakın, Eskişehir H Tipi Cezaevinde şizofreni hastası olan Yılmaz Çerçel otuz yılını doldurmasına ve ağır hasta olmasına rağmen bırakılmıyor. Yine, Yozgat T Tipi Cezaevinde 65 yaşındaki Mehmet Nuri Tiryaki otuz yıldır cezaevinde, ciddi rahatsızlıkları var, dokuz aydır tahliyesi yapılmıyor. Denetimli serbestlikte normal süre üç yıl iken siyasi mahpuslarda bir yıl ki bu bir yıl da hiçbir şekilde uygulanmıyor çünkü Terörle Mücadele Kanunu'na konulan yasaya aykırı bir maddeden dolayı, daha doğrusu, yönetmelikten dolayı siyasi mahpuslar hiçbir şekilde denetimli serbestlikten yararlandırılmıyor çünkü açık cezaevine gönderilmiyorlar; Sayın Selçuk Mızraklı tam da bu meselede en iyi örneklerden biri. Yine, yaşlı mahpuslara konutta hafta sonu ve gece infaz getiriliyor ama siyasiler yine kapsam dışı. Siyasi mahpuslar yaşlanamaz, siyasi mahpuslar hastalanamaz; 65 yaşını doldursa bile hiçbir şekilde bu yasadan yararlandırılmıyor. Bakın, neden? Çünkü Terörle Mücadele Kanunu'na bir hüküm konulmuş, siyasi mahpuslar hiçbir şekilde bundan yararlandırılmıyor. Nitekim, Mehmet Edip Taşar'ı Adli Tıp Kurumu raporu olmasına rağmen maalesef kaybettik. Tüm bunların üstüne, siyasi mahpuslar S tipi ve Y tipi hapishanelerde günde bir buçuk saat tek başına havalandırmaya çıkıyorlar, hiçbir sosyal faaliyette bulundurulmuyorlar, hiçbir kimseyle görüştürülmüyorlar, tek başlarına, o bir buçuk saati açık alanda geçiriyorlar; bu da resmen bir tecrit durumudur. Nitekim, Rojhat Babat gibi niceleri intihara bu nedenden dolayı sürükleniyorlar.
Şimdi, gelelim kanun teklifimizin içeriğine. Şimdi, yargı paketlerini beklemeden ayrımcı infaz düzenlemelerini yapabiliriz. Bütün bu ayrımcı hükümler gibi bir de öyle bir hüküm var ki; bakın, siyasi mahpuslar 3 defa hücre cezası aldıkları zaman şartlı tahliye hakkından mahrum bırakılıyorlar. Bu da cezaevinde çok daha fazla süre kalmalarına sebep oluyor, hatta kimisi ölene kadar içeride kalabiliyor. Örneğin, bir açlık grevi, idarenin beğenmediği bir kitap veya bir kameranın kapatılması hücre cezasının verilmesi için bir gerekçe. Bakın, çok çarpıcı bir örnek vereyim: Vekilimiz Cengiz Çandar'ın bir kitabı var, Mezopotamya Ekspresi; bu kitap cezaevinde bir mahpus tarafından okunuyor. Bakın, bu kitabı dışarıda okumak serbest, Cengiz Çandar serbest, özgür ama bu kitabı cezaevinde okuyan mahpus hücre cezası alabiliyor. Dolayısıyla hücre cezası aynı zamanda ağır bir disiplin cezasıdır. Mahpusun geceli ve gündüzlü bir hücrede tek başına tutulması, her türlü temastan, aile ziyaretinden ve telefon hakkından yoksun bırakılmasıdır. Bu hem içeride cezalandırma hem de tahliyeyi engelleme yoluyla mükerrer ve ölçüsüz bir cezalandırmadır. Ceza adaleti bu değil, bu olamaz. Bakın, İnfaz Kanunu 3'üncü madde ne diyor: "İnfazda temel amaç mahpusun yeniden toplumsal yaşamla buluşmasını sağlamak, buna uyumunu kolaylaştırmaktır."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SERHAT EREN (Devamla) - Bakın, 3 kere hücre cezası alan ve infazı yanan bir mahpus bir daha tahliye umudunu taşımazsa İnfaz Yasası'nın amacı da ortadan kalkmış oluyor. O nedenle, kanun teklifimizle diyoruz ki bu ayrımcı ve infazın amacına aykırı olan bu hükmü düzeltelim, değiştirelim yani yargı paketlerini beklemeye gerek yok, infazda eşitlik için gelin bu adımı bugün buradan atalım, böyle bir başlangıç yapalım.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım, oylama öncesi karar yeter sayısı talebimiz var efendim.
BAŞKAN - Peki.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
İhtilaf olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağım.
Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.38
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.43
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Elektronik oylama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.47
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.51
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilen doğrudan gündeme alınma önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve iki dakika süre vereceğim.
Süreyi başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sıraya alınan, Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.
1.- Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 263)[2]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Komisyon Raporu 263 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Alınan karar gereğince teklifin tümü üzerindeki siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süreleri en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılacaktır.
Teklifin tümü üzerinde ilk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen'e aittir.
Sayın Esen, buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Söz süreniz on dakika.
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımız; YENİ YOL Grubu ve partim DEVA Partisi adına söz almış bulunuyorum.
Yine, pek çok konuyu içinde barındıran bir torba ya da tabiri caizse bohça kanun teklifi görüşmelerde. Bu konu hakkında hep birlikte konuşacağız. Benim bugün üzerinde duracağım başlıklar, toplumu ve çocukların geleceğini etkileyecek boyutta gördüğüm üç önemli konu başlığı: Doğum izinleri, dijital mecralar, koruyucu aile sistemi ve devletin bakım kurumlarından ayrılan, ebeveyni olmayan koruma altındaki çocuklarımız.
Her şeyden evvel, bir şerhimi de belirterek konuşmama başlayacağım. Bu kanun teklifi, Aile, Sağlık, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşüldü fakat tüm önerilere rağmen maddeler bağlantılı, ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında görüşülmeden, istişare edilmeden, öneri ve revizeler alınmadan Genel Kurula geldi ve olası tüm itirazlara, eksik ve yanlışlarına rağmen büyük ihtimalle AKP ve MHP oylarıyla da geçecek. Şimdi, size sormak istiyorum: Dijital mecralarla ilgili düzenlemelerde Dijital Mecralar Komisyonundan, uzmanlarından görüş almak gerekmez miydi? Bu Komisyonun başlığında yer alan hangi uzmanlık alanında var dijital mecralar? Yine, anne ve babayı, ebeveynleri ilgilendiren doğum izinleri konusunda da KEFEK'ten yani Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonundan görüş ve öneriler alınmalıydı. Bu "Ben bilirim." anlayışıyla ülke uzun zamandır yönetilmeye çalışılıyor ve kanunlar gelecekte oluşturacağı sorunlara, eksiklere rağmen geçiyor. İşte, böyle büyük bir hız ve eksikler silsilesiyle Genel Kurula taşınmış olduğu için bu kanunun yeterliliğini sorguladığımızı bir kez daha Genel Kurulda, vatandaşlarımızın huzurlarında ve sizlerin huzurunda açıkça ifade etmek istiyorum.
Özellikle başta belirttiğim üç konudan biri olan doğum izinleriyle başlamak istiyorum: Bir ailenin belki de en mutlu günü yeni bebeklerini kucaklarına aldıkları andır, dünyanın pek çok yerinde de bu duygu aynı şekilde yaşanır. Değişen nedir? Bu mutluluğun devamıdır. Ülkelerin uyguladığı politikalar, sistemler ve destekler bu devamlılığı sağlar. Erkek kadar kadının da eğitim, sosyal hayat ve iş hayatına dâhil olabilmesi, ülke kalkınmasına değer katabilmesi için farklı modeller uygulanır farklı ülkelerde. Dünyada çocuk bakım desteği için en iyi model geliştiren, dolayısıyla da en güçlü ülkeler Danimarka, Finlandiya ve İzlanda. Peki, neden iyiler? Uzun süreli, ücretli doğum ve babalık izni; devlet destekli, uygun maliyetli, erişilebilir ve güvenli kreş desteği; yüksek tutarlı ve aylık çocuk destekleri. Ancak aile dostu devlet modelinin zirve yaptığı ülke İsveç ve İsveç'te bu neden bu kadar iyi işliyor? Yaklaşık dört yüz seksen gün ücretli ebeveyn izni var anne ve babanın birlikte kullanabileceği ve kreşler devlet güvencesi altında destekleniyor, sübvanse ediliyor, denetleniyor. Ülkemiz şartlarında ise bakım yükü daha çok kadınlarda. Kadınlar erkeklere göre 3 kat daha fazla ücretsiz bakım sorumluluğu üstlenmek zorunda kalıyor. Evlilik öncesi iş gücüne katılım oranları kadınlarda yüzde 65'leri bulurken, bu oran evlilik sonrasında yüzde 25'e iniyor, o da üniversite mezunlarında. Bu oran lise mezunlarına baktığımızda yüzde 15'lere kadar geriliyor ve ne acıdır ki bu kadınların büyük bir kısmı hayatları boyunca tam da bu bakım yükü sebebiyle bir kez hak ettikleri terfiyi geri çevirmek zorunda kalıyorlar. İşte, tam da bu sebeplerle bakım sorumluluğu kadınların ekonomik yaşama katılımını şekillendiren önemli faktörlerden biri olmaya devam ediyor ülkemizde. Bu kanun teklifinin doğum izinlerine ilişkin kısmıyla kadın memurların yanı sıra kadın işçiler de yani çalışanlar da doğum sonrası ücretli izin için sekiz hafta daha ilave zaman kazanıyorlar. Totalde baktığımızda, bu, yaklaşık yirmi dört haftaya tekabül ediyor. Koruyucu aile olan işçiye ise on gün ilave izin hakkı tanınıyor, erkek işçi de bunu babalık izni olarak kullanabiliyor ama işte, tam da göz ardı edilebilecek esas soru işin bu noktasında karşımıza çıkıyor yani aslında zincirin kırıldığı, koptuğu an burası. Peki, ya sonrası? Yani bu yirmi dört hafta sonrasında bebek yaklaşık altı aylık oldu, anne-baba da işe başlamak zorunda kaldı, bebeği kime bırakacaklar? İzin bitince ne olacak? Çocuğa kim bakacak? Aile nasıl ayakta kalacak, gelirini nasıl koruyacak? İşte, zincirin bu çok değerli halkası zar zor işleyen, ilerleyen iş yeri izinleri vesaireyle belli bir müddet devam edebiliyor ama sistemden kopan ne yazık ki çoğunlukla kadın oluyor. Fakat yurt dışı iyi modellere baktığımızda -ve yine bu modellerin benzeri bizim DEVA Partisi Parti Programı'mızda ve eylem planlarımızda da var- bu süre sonrasında anne ve baba mahalle boyutunda yakınlıkta ya da iş yerlerine yakın, uygun maliyetli ya da sosyal ve ekonomik destek alan ailelere ücretsiz, güvenli, erişilebilir kreş imkânıyla buluşturuluyor ve bu kreş imkânında, birkaç bebeğe 1 hemşire ya da 1 bakım elemanı olmak üzere bebekler buraya emanet ediliyorlar, anne ve baba da iş hayatına dâhil oluyorlar. Biz, bu nedenle iddiamızı daha yüksek sesle kuruyoruz: Türkiye, bakım ekonomisini bütçenin kenar notu olmaktan çıkarmalıdır artık. Çocuğun özellikle beyin gelişiminin en yoğun olduğu ilk üç yaşında ebeveyn sevgisini hissetmesi çok önemli. İşte, tam da bu sebeple ücretli izin olan altı ay sonrasında da en az altı ay kademelendirilmiş ücretli, ardından iki yıl iş güvencesiyle babanın da sorumluluk aldığı, ebeveynlik izni kullanabildiği, uzaktan ve esnek çalışma modelleri üzerine konuşmak ve geriye giden nüfus artış oranlarımızı akılcı desteklerle toparlamak zorundayız. Sadece "3 çocuk yapın." teşviki ya da ailelere yapılan maddi destekler bunu mümkün kılmadı, hep birlikte gördük. Bizim, örnek ülkelerde olduğu gibi bir ulusal çocuk izlem sistemine ihtiyacımız var. Çocuğun bakım kaydına alındığı, izlenen, denetlenen, devlet güvencesinde bir bakım ağı; bizim ihtiyacımız tam olarak bu. Rastlantısal ya da rantsal değil kurumsal, piyasanın insafına bırakılmış değil kamunun güvencesinin sağlandığı bir bakım altyapısı.
Hızla ikinci konuya geçiyorum: Teklifin 20'nci ve 24'üncü maddeleri olan, dijitale dair maddelerinde de yine aynı eksiklikler ve sorunlar var. Çocuğu koruma iddiası var fakat yöntem,hak temelli ve ölçülü bir dijital koruma rejiminden çok, yasaklar eksenine dayanıyor. Teklifte 15 yaş altının sosyal ağ sağlayıcısına kaydının önlenmesi, yaş doğrulama zorunluluğu, ebeveyn kontrol araçları, aldatıcı reklamların engellenmesi, içeriklere çok hızlı müdahale öngörülüyor. Tamam, bunlar koruyucu, önleyici tedbirler olabilir ancak çocuk hareketinde, kalbi çocuklar için çarpan gönüllü akademisyenlerin hazırladığı not çok doğru bir uyarı yapıyor, diyor ki: "Yaş yasakları tek başına kalıcı güvenlik sağlayamaz. Dijital alan, kapanan bir kapıya başka arka kapılar açmaya müsait. Öncelik, çocuk verilerinin korunması, hedefli reklamcılığın ve profillemenin sınırlandırılması olmalı." Yine, "KVK'ye entegre bir dijital çocuk verileri yasası ve güvenli tasarım yükümlülükleri olmalı. Politikalar çocuklara erişim engeli üzerinden değil çocuğun esenliği, güvenliği, öğrenmesi ve katılımı üzerinden ölçülmeli." diyor uzmanlar.
Son olarak koruyucu aile ve bakım kurumlarından ayrılan çocuklar meselesi -ki çok çok önemli, bunu kanun maddelerinde de ayrıca konuşacağız, benim de siyasete dâhil olmadan önce çalıştığım alan- koruyucu aile, öncelikle çok önemli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım, lütfen.
ELİF ESEN (Devamla) - Tamam Sayın Başkan.
Bir çocuğun ailedeki mutluluğu, hüznü, yaşanan zorlukları ve alınan yolu görerek büyümesi, pişen bir kekin kokusunu aile ortamı içinde hissetmesi o kadar kıymetli ki. Sistemin iyileştirilmesi, etkin izleme ve denetleme mekanizmalarının mutlaka yaygınlaştırılması bu konunun güvenle ilerlemesini sağlar ancak bu çocukların arasında bir de koruyucu ailelerde bulunan yabancı çocuklar var ve bu yabancı çocuklar için yetişkinlere uygulanan hükümler uygulanıyor. Bu çocuklar yeri geldiğinde koruyucu aileden koparılıp ülkesine "deport" edilebiliyor; bunun mutlaka düzenlenmesi lazım. Yani bizim toplumumuzda, kaş yaparken göz çıkarmak derler, o çocuğa çok daha fazla zarar veriliyor.
Yine -çok az zamanım kaldı- yetiştirme yurdundan çıkan çocuklarımıza mutlaka iyi bir geleceğin sağlanması son derece önemli, bunu kanun maddelerinde de ayrıca konuşacağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ELİF ESEN (Devamla) - Çok önemli bir kanun, çok büyük veballeri olan bir kanun, hepimize ayrı ayrı görevler düşüyor sayın milletvekilleri.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Grup Başkan Vekili, Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Özdağ.
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifiyle ilgili grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bütün Meclisin beni dikkatlice dinlemesini istirham ediyorum. Bu kanun Komisyondaydı, görüşülüyordu ve muhalefet partisi milletvekilleri bu kanunun alt komisyona gönderilerek daha dikkatli, daha hassas bir şekilde incelenmesini talep etti. Bu talep kabul edildi 9'a 8 ama reddedildi. Şimdi, buraya ne kadar demokratik Meclis diyeceğiz, buraya nasıl hukuk devleti diyeceğiz, buraya nasıl anayasal devlet diyeceğiz? Anayasasızlaştırmaya, İç Tüzük'ü ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz, sonra da diyorsunuz ki: "Türkiye'yi demokratikleştiriyoruz, Türkiye'yi dünya devletlerinin hukuk seviyeleri üstüne çıkarmak istiyoruz."
Başka bir örnek vereceğim size değerli milletvekilleri. Geçen hafta buradaydık, YENİ YOL Grubunun grup önerisi, konuşuluyordu, oylama yapılacaktı "Kabul edenler... Kabul etmeyenler..." burada muhalefet milletvekillerinin sayısı fazlaydı, iktidar partisinin milletvekilleri azdı, Sayın Bekir Bozdağ burada görev yapıyordu, Meclisi yönetiyordu ve ben ayağa kalktım, dedim ki: "Bakın, burada 'evet' diyenlerin sayısı çok, gelin elektronik oylama yapın." Yapmadı, "Biz bunu anlaştık." dedi ve ardından Bülent Kaya Bey'in ismini zikretti. Daha sonra, bir gün sonra -Bülent Kaya Bey Diyarbakır'daydı- Sayın Grup Başkan Vekilimizi aradım "Sizin böyle bir anlaşmanız var mı?" dedim. "Yok, zaten olamaz." dedi. Bir hukukçu... Ardından Turhan Çömez Bey buradaydı, geldi, daha sonra, İYİ Parti Grup Başkan Vekili Turhan Çömez Bey'e dedim ki: "Sizin böyle bir anlaşmanız var mı?" "Yok Selçuk Ağabey, hayır, böyle bir anlaşmamız yok." dedi.
Değerli milletvekilleri, burada karar yeter sayısıyla ilgili anlaşma yapabiliriz, bir kanun iktidar partisi için veya Türkiye için önem arz edebilir, "evet" oyu verebiliriz veyahut da "Karar yeter sayısı istemeyin." diyebilirler, "Toplantı yeter sayısı istemeyin, bu kanun geçsin." diyebilirler, anlayışla karşılarız, zaman zaman da yapıyoruz zaten bunları. Ardından da bir kanunun "Zaten genelini konuştunuz, önemli kanun maddelerini konuştunuz, şu şu maddelerini geri çekelim." diyebilirsiniz, bunlarda anlaşma olur arkadaşlar. Ama kim ki oylamalarla ilgili bir anlaşma yapıyorsa onlar bilsinler ki oylamalarla ilgili anlaşma olmaz, oylamalarla ilgili anlaşma veya kanun maddeleriyle ilgili yani kanun maddelerinin oylanması veya kanunun oylanmasıyla ilgili bir anlaşma olmaz arkadaşlar. O zaman Parlamento olmaz, o zaman "evet"lerin ve "hayır"ların, "kabul"lerin ve "ret"lerin hiçbir anlamı olmaz değerli arkadaşlarım; burası hukuk devleti olmaz. O zaman kapatalım bu Meclisi, iktidar partisi gelsin, kanunlarını getirsin "Kabul edenler... Kabul etmeyenler..." diye elini kaldırsın "Kabul edenler..." diyerek geçsinler gitsinler, bize gerek yok. O zaman Türkiye'de demokrasiden, "Hakimiyet kayıtsız şartsız millete aittir." sözünden bahsetmenize mümkün yoktur değerli arkadaşlarım. O nedenle ben geçen haftaki Sayın Bekir Bozdağ'ın tavrını kınıyorum. Yıllarca Mecliste Başkan Vekilliği yapmış, milletvekilliği yapmış, bakanlık yapmış, Genel Başkan Yardımcılığı yapmış, ardından Meclisi yönetiyor, "Biz bunun anlaşmasını yaptık..." Kendisi hukukçu, bunun anlaşması mı olur Allah aşkına? Yani araştırma önergesinin kabul edenleri, kabul etmeyenleri olacak; olmaz böyle bir şey, kabul etmemiz de mümkün değil. Ben bunu kayıtlara geçsin diye söylüyorum ve bütün dünyaya sesleniyorum: İşte, Türkiye'de iktidarın hâlipürmelali budur değerli arkadaşlar. İşte, Meclisi bunlar yönetiyorlar, bu şekilde yönetiyorlar Meclisi; kabul etmiyorum asla.
Değerli milletvekilleri, burada...
YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - İngiltere'ye git, şikâyet et bizi.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Ne ilgisi var ya?
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - İngiltere'ye şikâyet etmiyorum seni, bütün dünyaya şikâyet ediyorum. Ne oldu, niye rahatsız oldun?
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Yaptığın yanlış işte, bak, hukuksuz. Niye rahatsız oldun? Olma rahatsız. "Selçuk Bey, böyle bir şey yapmadık." de. Bütün dünyaya şikâyet ediyorum sizi.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, boş ver, sen bize bak, boş ver. Ayıp ya!
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir kanun teklifi getirdiniz. Bu kanun teklifiyle ilgili olarak nerelerde görüşülmesi lazımdı? Adalet Komisyonunda, Dijital Mecralarda, Kadın Erkek Fırsat Eşitliğinde, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden, özellikle Komisyonun ilk toplantısında ısrarla Dijital Mecralar Komisyonu tarafından 5651 sayılı Kanun'da yapılmak istenilen düzenlemelere ilişkin bilgilendirme istenilmiş ise de maalesef yine hiçbir komisyondan rapor alınmadan ve tek günde Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülmüş ve Genel Kurula getirilmiştir.
Beyefendi biraz önce bana dedi ki: "İngiltere'ye şikâyet ediyorsun." Sayın Erdoğan Birleşmiş Milletlerde muhalefeti bütün dünyaya şikâyet etti, biliyor musunuz? "Eğer bunlar iktidar olsaydı, bakın, bunlar iktidar olsaydı bu göçmenlere, sığınmacılara Avrupa kapılarını açacaktı." dedi. Yetti mi bu size? Yeter.
Değerli arkadaşlar, diğer bir konuya gelince, burada, bu kanun teklifiyle ilgili olarak Meclisimizin kendisine dayatılan kanunlarda artık noterlik makamından çıkarak hür iradesiyle yasa yapma norm ve sistematiğine uygun teklifleri yasalaştırması hem hukuki hem de anayasal bir zorunluluktur değerli arkadaşlar.
12/3/2026 tarihli Komisyonun ilk toplantısı yapıldıktan sonra diğer tali komisyonlardan bilgi ve rapor istenilmesine rağmen, özellikle Dijital Mecralar Komisyonundan sosyal medyayla ilgili düzenlemelere ilişkin bilgilendirilme yapılmasına ilişkin talep göz ardı edilerek sadece tek bir vekile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından bilgi verilmiştir. Komisyon üyesi vekillerimiz ise maalesef sosyal medya düzenlemeleriyle ilgili bilgilendirilmemiştir. İlk teklif metninde 4 madde olarak düzenlenen sosyal medyaya ilişkin düzenleme... Komisyonun 2/4/2026 tarihli toplantısında 24'üncü madde kanun teklifinden çıkarılmıştır. Neden çıkarıldığı ise bir muammadır değerli arkadaşlar.
Teklifteki 21, 22, 23'üncü maddeler ise daha önceki kanun tekliflerinde yasalaştırılmak istenilmiş ise de Genel Kurul aşamasında haklı itirazlarımız sonucunda geri çekilmiş olmasına rağmen ısrarla bu kanun teklifinde de dayatılarak yasalaştırılmak istenilmektedir. Teklifteki bu maddelerin daha önce gündeme gelip tartışmalara konu olması, teknik gerekçenin siyasal ve toplumsal düzlemde yeterince ikna edici kurulamadığını göstermektedir. Haklı itirazlarımız ve baskılarımız neticesinde geri çekilmesi, iktidarın kanun yapma norm ve sistematiğinin, Anayasa’nın 7'nci maddesi gereğince yasama yetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunu maalesef ciddiye almadığını ve gerekli çalışmaları yapmadığını açıkça göstermektedir. İktidarın mevcut kanun tekliflerinde "Ben yaptım, oldu." zihniyetinden kurtulması gerekmektedir.
Teklifin 21'inci maddesinde belirtilen tanımların çok geniş ve genel olması, uygulamada işletmecilerin ve geliştiricilerin yükümlülüklerini ve sorumluluk sınırlarını belirsizleştirebilir. Bu da hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesi açısından aykırılığa sebebiyet verebilecektir.
22'nci madde için ise ebeveyn kontrol araçları ve yaş sınırlamalarının uygulanması, idari denetime bırakıldığında yetkinin subjektif kullanımı ihtimalini barındırmaktadır. İçeriğin kaldırılmaması veya erişim engeline uyulmaması hâlinde sulh ceza hâkimine başvurma ve hızlı müdahale süresi dikkate alındığında yargısal denetim ve temel haklar açısından sorunlar teşkil edebileceği unutulmamalıdır.
15 yaş altı çocuklara sosyal ağ kullanımının yasaklanması doğru bir karar olmakla beraber, yaş doğrulama zorunluluğunun, Anayasa’nın 20'nci maddesinde düzenlenen kişisel verilerin korunması hakkı ile 26'ncı maddedeki bilgiye erişim hürriyeti arasında hak ihlallerine sebebiyet verebileceği aşikârdır. 23'üncü maddede ise, internet trafiği bant genişliği daraltma gibi müdahaleler, yargısal denetim süreci tamamlanmadan uygulanabildiği için hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik açısından hukuka ve temel hak ihlallerine sebebiyet verebilecektir. Ayrıca, kurumun geniş denetim yetkisi ve bilgi talep mekanizması özel sektörün faaliyetleri üzerinde idarenin keyfî takdirini arttırabilir, bu durum subjektif kararlara sebebiyet verebilir. Bu nedenle şeffaflık hâlinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle bu maddeleri belirtme sebebim, devamlı olarak kanun tekliflerinde sunulan ancak genel görüşmeleri sonrasında çıkarılıp sonraki kanun tekliflerine getirilerek tamamen pazarlık maddesi gibi bir duruma getirilen düzenlemelerin kanun yapma sistematiğine nasıl aykırı olduğunun gösterilmesi içindir.
Darülaceze kurumuna ilişkin yapılan düzenlemeler dikkate alındığında ise kurumun hassasiyetinde hemfikir olduğumuz aşikâr olmasına rağmen, teklif edilen düzenlemelerin sosyal devlet ilkesini zayıflatan, yoksulluğu yapısal olarak çözmek yerine yönetmeye odaklanan, kurumsal kimliği aşındıran, mevcut kamu sistemleriyle çakışma riski taşıyan bir yaklaşım içerdiği unutulmamalıdır. Ayrıca, mevcut düzenlemeler sonucunda yapılacak işlemlerde objektif kriterleri sağlayabilecek misiniz? Liyakat ve şeffaflığa önem verecek misiniz? Bu değerlerin unutulmaması gerektiğini tekrar ve tekrar hatırlatmak istiyorum.
Ayrıca, Darülaceze Türkiye'nin her yerinde -sadece İstanbul'da var- dünyanın her yerinde şubeler açacak. Peki, bu şubelerini açtıktan sonra buraların atamalarını kim yapacak? Bakanlık yapacak. Kimleri atayacaksınız? Nasıl atayacaksınız? Hangi kriterlerle atayacaksınız? Liyakat ve ehliyeti gözetecek misiniz? Hayır, gözetmeyeceksiniz; şimdiye kadar gözetmediğiniz gibi bu konuda da hassasiyet göstermeyeceksiniz.
Kanun teklifinin doğum izniyle ilgili çok önemli düzenlemelerine geldiğimizde, bildiğiniz gibi, 2025 yılı Aile Yılı'ydı hatta önümüzdeki on yılı da "Aile Yılı" olarak ilan ettiniz. 2026 yılında artan sıkıntılarla ailelerimizin durumu maalesef daha da kötüye gitmektedir.
Şimdi, burada diyorsunuz ki: "Biz burada doğurganlık oranlarını artırmak istiyoruz; hızla düştü, nüfus yapısı ciddi bir şekilde riskle karşı karşıya." Böyle bir dönemde dar kapsamlı adımlar atıyorsunuz. Ne yapmanız lazımdı? Burada doğum iznini bir yıla çıkarmanız gerekiyordu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Tamamlayacağım efendim.
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim.
Neden bir yıl arkadaşlar? İki yıl ücretsiz izin alıyor hanımefendiler, bir yıl da ücretli izin almış olacak, üç yılı tamamlayacağız.
Türkiye'deki kreşlerin hemen hemen tamamı 3 yaşına gelmeyen çocukları kreşlere almıyor. Türkiye'de beslenme yetersizliği nedeniyle gelişim bozukluklarımız var. Bizler doyuruyoruz, beslenmiyoruz; çocuklarımız da doyuyorlar, beslenmiyorlar. O nedenle, gelişimlerindeki problemler nedeniyle 3 yaşına kadar böyle bir şey uygulamanız gerekmektedir ama siz geldiniz, burada bir pansuman tedavisiyle beraber güya aileyi kurtarmaya çalışıyorsunuz.
Torba yasalara "Hayır." diyoruz. Sonuç olarak, bu kanun teklifinin toplumsal yaraları iyileştirmek yerine üzerini örten, stratejik bütünlükten yoksun ve sosyal devlet ilkesine geçici çözümler sunan bu hâliyle kabul edilmesinin mümkün olmadığını -her ne kadar belli yerlerine evet desek de- bu kanun teklifine "hayır" oyu vereceğimizi şimdiden deklare ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir düzeltme yapacaksınız herhâlde.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Evet.
BAŞKAN - Buyurun.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, kıymetli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Komisyon çalışmaları sırasında muhalefetin önergesinde 2 vekilimiz oy hakkı olmamasına rağmen el kaldırmıştı, el kaldırdığından dolayı Sayın Başkanımız ara verdi. Aradan sonra da 9'a 8 oyla muhalefetin önergesi reddedilmişti, bu bilgiyi vermek istedim.
Teşekkür ederim.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Muhalefet 9...
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Öyle olsa orada reddedilirdi.
1.- Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 263) (Devam)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET EŞREF FAKIBABA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, ifade etmek isterim ki teklifin genel yaklaşımı ve sosyal devlet ilkesine yapılan vurgu tarafımızca olumlu değerlendirilmiştir. Dezavantajlı kesimlere yönelik hizmetlerin güçlendirilmesi yönündeki irade de bu kapsamda önemli ve yerinde bulunmuştur. Çocukların korunmasına yönelik düzenlemeler, koruyucu aile sistemi teşviki, sosyal yardımların daha sistematik bir çerçeveye kavuşturulması gibi başlıklar önemli ve gereklidir. Ancak, değerli milletvekilleri, bir kanun teklifini değerlendirirken yalnızca niyetine değil, aynı zamanda uygulamada doğuracağı sonuçlara da bakmak zorundayız. Çünkü iyi niyetle hazırlanmış ancak eksik bırakılmış düzenlemeler sahada yeni mağduriyetler üretme riski taşır. Kanun teklifinde tarafımızca tespit edilen başlıca eksiklikler 2, 6, 7, 11 ve 22'nci maddelerde yer almaktadır. Ancak hekim olmam hasebiyle 2'nci maddeyi en sona bırakacağım.
Madde 6; sosyal yardımlarda belirsizlik. Sosyal yardımların güçlendirilmesi olumlu bir adımdır ancak destekten yararlanma koşullarının, gelir kriterlerinin ve ödeme miktarlarının kanunda açıkça düzenlenmemesi önemli bir eksiktir. Bu alanın tamamen yönetmeliğe bırakılması, yasanın keyfî uygulanmasına, uygulama farklılıklarına ve eşitsizliklere yol açabilir. Sosyal yardımlar bir lütuf değil, bir haktır ve bu haklar açık kurallarla tanımlanmalıdır.
Madde 7; kuruluşların kapatılması hâlinde getirilen altı aylık süre sınırı yetersizdir. Özellikle yaşlılar, ağır engelliler, özel bakım ihtiyacı olan bireyler için uygun yerleştirme her zaman bu sürede mümkün olmayabilir. Bu sürenin dolması hâlinde ne olacağı belirsizdir, bu da yeni mağduriyetler doğuracaktır. Bunun için altı aylık sürenin kaldırılması ve "yer bulununcaya kadar" diye düzeltilmesini öneriyoruz.
Madde 11; teklifte kadın konukevlerinden yararlanıp istismara ve şiddete uğrayan kadınlar ve beraberindeki çocuklara harçlık verilmesi sağlanıyor. Burada sadece harçlık vermekle kalmayıp bunun yanında kadın sığınmaevlerinde kalan kadınlara ve çocuklara sadece maddi destek verilmesi yeterli değildir. Bu kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesi için istihdam imkânlarının sağlanması gerekir.
Madde 22; çocukların dijital ortamda korunması önemlidir ancak yaş doğrulama sistemine ilişkin belirsizlikler ciddi riskler taşımaktadır. Kişisel verilerin paylaşılma riski, gizlilik ihlalleri, İYİ Parti olarak üzerinde en çok durduğumuz konulardan biri de budur. Bu bağlamda 15 yaşın altındaki çocuklar için yaş doğrulama yetkisinin doğrudan sosyal ağ sağlayıcılarına verilmesi yerine, bu doğrulamanın e-devlet sistemi üzerinden yapılması gerektiğini savunuyoruz. Kişinin 15 yaşında veya daha büyük olduğuna dair onayın e-devlet aracılığıyla alınmasının daha güvenli ve doğru bir yöntem olacağını düşünüyoruz. Bu görüşümüzü Komisyonda ifade ettiğimiz gibi Genel Kurulda da bir kez daha dile getiriyoruz.
Madde 2; aile hekimleri ve aile sağlığı merkezi çalışanlarının yaşadığı doğum izni ve genel izin sorunları. Konuşmamın büyük bir bölümünü sağlık sisteminin en kritik basamağı olan, birinci basamakta görev yapan aile hekimlerine ve ASM'de çalışan ebe, hemşire gibi sağlık personeline ayırmak istiyorum. Hastaların ilk başvurduğu ve tedavi sürecinin başladığı böylesine önemli bir görevde çalışanların sözleşmeli ve güvencesiz istihdam edilmeleri asla kabul edilemez. Bu nedenle bu kanun teklifinde aile hekimleri ve ASM'de çalışan sağlık çalışanlarının da doğum izninden faydalanmasını istedik ve bununla ilgili olarak Komisyon çalışmalarında yeni madde ihdasında bulunduk ama maalesef kabul edilmedi. Bugün burada tekrar çağrıda bulunuyoruz: Bu düzenleme Genel Kurul aşamasında mutlaka düzeltilmelidir. ASM'de çalışan, yeni doğum yapmış bir annenin maaşından kesinti yapılacağı kaygısıyla çalışmak zorunda bırakılmaması gerekir. Bir yandan "Aileyi güçlendireceğiz." denilirken diğer yandan annenin bebeğiyle geçireceği sürenin fiilen kısıtlanması kabul edilemez. Eğer gerçekten aileyi güçlendirmek istiyorsak bu, söylemlerle değil uygulanabilir politikalarla yapılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, elimde bir aile hekimi kardeşimizden gelen mektup var. İzninizle bu mektubu Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum:
"Sayın Vekilim,
Aile hekimi olarak sorunlarımızı anlatmanız için bu yazıyı kaleme aldık. Yıllardır çözülemeyen, âdeta bir kartopu hâline gelmiş sorunlarımızı değerli vekillerimize aktarmanız için sizlere ulaşıyoruz çünkü artık çok yorulduk. Gebe aile hekimi meslektaşlarımız doğum iznine çıktığında ücretlerinin yüzde 60'ına yakını kesiliyor, dört beş ay boyunca kimse yerine bakmak istemiyor çünkü her birimiz her gün ortalama en az 70-75 hasta muayene ediyoruz; vekâletle baktığımızda yaklaşık 140-150 hastanın başvurduğu günler oluyor. Hekim bir Vekilimiz olarak size soruyorum: 'Bir hekim günde 140-150 hastayı sağlıklı bir şekilde muayene edebilir mi?' Bazı hastalar derdine derman bulmak için ASM'ye gelip gözümüzün içine bakarken yoğunluk nedeniyle bir iki dakikada verdiğimiz hizmetten ben bir hekim olarak utanıyorum. Belki zaman bulsam, hastamı güzel şekilde dinleyebilecek vaktim olsa gerçekten hekimlik yapmış olacağım ama maalesef mevcut sistem bize bu imkânı vermiyor.
Dertlerimiz bununla da sınırlı değil tabii ki. Bizden her ay hastalarla ilgili binlerce veriyi ayrı bir sisteme girmemiz isteniyor, bunun için bir veri giriş elemanımız veya tıbbi sekreterimiz yok. Aile hekimliği sisteminde her hekim çalışma gününde birkaç saatini de bu verilerin girilmesine harcamak zorunda kalıyor. Hastalarımıza daha fazla vakit ayıracağımız yere sanki veri memuru gibi veri girmeye çalışıyoruz yani hem doktorluk yapmaya çalışıyoruz hem tıbbi sekreterlik hem veri giriş elemanlığı. İzne ayrılmak istediğimde yan odadaki meslektaşım sanki 'Gitme.' der gibi gözlerimin içine bakıyor çünkü ücretsiz izin hakkımız yok. Mecburen izne çıktığımız gün sayısı kadar yaklaşık 150 hastayı yanımızdaki hekim arkadaşımız üstlenmek zorunda kalıyor. Annemiz, babamız vefat ettiğinde, en yakınımızı kaybettiğimizde yine birini bulmak zorundayız çünkü vekâletsiz izin hakkımız yok. Annesini, kardeşini kaybeden meslektaşım acılı olduğu o gün daha acısını soğutmadan yerine bir vekil hekim arkadaşını bulmakla uğraşıyor çünkü annesini toprağa veremeden yerine birisini bulmazsa ücretinin yüzde 60'ı kesilecek. Bu insani mi Sayın Vekilim?" Arkadaşım bana söylüyor, doktor arkadaşım. "Aile hekimiyken hastalanırsanız yine yerinize birisini bulmanız gerekir yani aile hekimi hastalanmayacak. Diyelim ki trafik kazası geçirdiniz, maaşımız dekonttaki gibi 66 bin liraya düşüyor yani yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda kalıyoruz. Eğer siz değil de eşiniz kaza geçirdiyse veya anne, babanıza hastanede refakat edecekseniz yine ücretiniz kesilecek. Baba olursanız yine size gün yüzü yok. Çocuğunuzu kucağınıza aldığınız an yerine birisini bakmaya ikna etmelisiniz, yoksa maaşınız kesilecek. Yani öyle bir aile hekimi olacaksınız ki izin almayacak, hasta olmayacak, gebe kalmayacak, baba olmayacak, anneniz ve babanız hasta olmayacak veya hayatlarını kaybetmeyecekler; yoksa maaşınızın yüzde 60'lık kısmını alamazsınız. Sayın Vekilim, altı aydan fazla hasta olursanız sözleşmeniz direkt olarak sonlandırılıyor, direkt olarak sonlandırılıyor yani aile hekimiyken kanser olmak yasak, ağır bir hastalık geçirmek de yasak. Sayın Vekilim, yoksa sözleşmeniz feshedilir, sistemin dışında bulursunuz kendinizi. Altı aydan fazla rapor aldığınız takdirde sistemin dışındasınız. Vekillerimizin birçoğu belki bunları bilmiyor." Ben birçoğumuzun bilmediğine inanıyorum arkadaşlar. "Siz bu satırları okuduğunuzda ilk kez bu konulardan haberdar olacaklar. Aile hekiminin izin hakları konusunda maalesef durum böyle. Sayın Vekilim, eğer herhangi bir arkadaşımız aile hekimine senede bir kez gitmezse, hasta senede bir kez gitmezse yine aile hekiminin ücretinden kesilecek. Belki bunu da birçok vekilimiz ilk kez duyacak ama hastalar bir yıl içinde gelmezse evet, bizim ücretimiz kesiliyor. Hastalara kendi telefonlarımızla ulaşıp ASM'ye davet ediyoruz lakin bazıları bizi telefon dolandırıcısı olmakla suçluyor. Kimisi hemşire hanımlara nahoş sözler ederek telefonu kapatıyor."
Yani bunları ben söylemiyorum arkadaşlar, Sayın Başkanım, bunu bir doktor arkadaşımız kendi ifadeleriyle bana gönderdiği mektuptan aktarıyorum.
"Yani evet, bir nevi ASM'de sekreterliği hekim ve hemşire yapıyor. Hasta gelmedi diye hekimden, aile sağlığı çalışanından ücret kesen tarihte ilk ülkelerden biri olduk. Sanırım her yıl hasta ASM'ye gelmiyorsa bizlerin zorla kolundan tutup getirmemizi istiyorlar. Hekim olarak gelmeyen hastaların sorumlusu olarak da bizleri görüyorlar ki ücretimizi kesiyorlar. Hâlbuki dünyada durum farklı, sorumluluk hekimde değil hastada. Sadece ülkemizde durum bunun tam tersi. Hasta gelmek istemiyorsa cezayı maddi olarak çekecek olan yine hekim oluyor.
Ben bu ülkenin en iyi tıp fakültelerinin birine Türkiye derecesi yaparak girdim. Tıp eğitimimi alırken hiçbir hocam bana gittiğim yerde çatı arası temizliği için birisini bulmam gerektiğini, bozulan kanalizasyonun tamiratı için uğraşmam gerektiğini veya tıkanan lavabo, bozulan musluk için ne yapmam gerektiğini anlatmadı. ASM'de bozulan ne varsa; çalışmayan su, doğal gaz ve elektrik tesisatıyla ilgili ne varsa benim sorumluluğumda. Kısıtlı bir bütçeyle ustaların peşinden koşuyorum mesleğim haricinde ASM'yi tamir ettirmek için. Bu sistem bir nevi aile hekimliği sayesinde bizi dükkân işleten tüccara da dönüştürdü." Yani bir hekim olarak gerçekten çok üzülüyorum. "Hâlbuki bizim işimiz hekimlik yapmak mı yoksa damlayan çatıyı onarmak veya onaracak kişileri bulmak mı? Elimize geçen kısıtlı bir genel gider ödeneği var. Bu genel gider ödeneği özellikle özel ASM'lerde giderleri karşılamaya yetmiyor. Bazı yerlerde kira ücretleri birim başı 30-40 bin lirayı buldu. Elektrik, doğal gaz, su zamları derken ay sonunu zor getirir hâle döndü sistem. Yanımızda SGK'li personeller çalıştırıyoruz, ücretlerini ödüyoruz, muhasebelerini de tutuyoruz. Keşke tıp fakültesinde muhasebe ve işletme dersi de verilebilseydi ama vermediler. Sistem bizi hem işletmeci, hem usta, hem tıbbi sekreter, hem veri giriş elemanı, hem muhasebeci, hem telesekreter, hem işveren yaptı. İnsanlar 'Ne iş yapıyorsunuz?' diye sorunca 'Aile hekimiyiz.' diyoruz ama gerçekte hekimlik harici, tıp fakültesinde öğretilmeyen onlarca işi yapıyoruz.
Sayın Vekilim, bu kadar olumsuzluğa rağmen biz hekimler olarak umutsuz değiliz. Bir gün bu işlerin değişeceğine, halkımızın daha kaliteli hizmet alacağına dair inancımız sürüyor. İngiltere'de başvuruların yüzde 90'ı, Almanya'da yüzde 70'i aile hekimliğinde sonlanıyor. Türkiye'de aile hekimliği sistemi yanlış uygulandığından dolayı ikinci ve üçüncü basamaklardaki sağlık hizmetlerindeki iş yükü inanılmaz boyutlarda. Saatlerimizi alan binlerce verinin girilmesi işi bunlardan sadece biri. Aile hekiminin üzerinden iş yükünü almayı bırakın, her gün çözülemeyen her problemde aile hekimi ilk olarak akla geliyor, 'Onlar çözerler.' diyerek iş yükü aile hekiminin üzerine bırakılıyor. 2010'a göre birim başı verilen iş yükümüz 3 katından fazla artmıştır -ki bir hekim olarak benim gördüğüm kadarıyla 2014'e kadar hakikaten tıpta çok büyük ilerlemeler sağlanmıştı ama bu tarihten itibaren gerçekten şu anda dönülmesi çok zor bir döneme girdiğimizi ben düşünüyorum- nefes alamayacak hâle geldik, her birimizden onlarca iş bekleniyor, artık bu yükleri kaldıramayacak hâldeyiz. Vekâletten dolayı 150 hasta bakmak zorunda olduğumuz haftalar çıkıp eve geldiğimizde yorgunluktan ağzımızı açacak hâlimiz kalmıyor. Hâlbuki bu sorunlar sadece aile hekimlerini dinleyerek, angaryalar üzerimizden alınarak mantıklı bir sistem değişikliğiyle düzeltilebilecek durumlardır."
Yani aile hekimi arkadaşlarımız hâlâ umutsuz değiller, diyorlar ki: "Sayın Bakan ve ilgililer bizi dinlemiş olsalar, bizi bir meslektaş olarak dinlemiş olsalar biz bu işlerin düzeleceğine yüzde 100 inanıyoruz ama maalesef muhalefet olduğumuz için biz sözümüzü geçiremiyoruz."
"Neden aile hekimliği daha verimli bir hâle gelmesin? Neden hastalarımıza ilk basamakta daha çok vakit ayrılarak daha verimli ve kaliteli bir hekimlik hizmeti vermeyelim? Hastanelerdeki kuyruklar verimli bir aile hekimliği sistemiyle son bulabilir. Bunların hepsini sahadaki meslektaşlarımız aslında biliyor, sadece kulak vermeleri yeterli. Biz bu ülkenin en özveriyle çalışan tıp fakültelerine dereceyle girmiş gençlerdik, şimdi yaşça abileri olduk; yeni gelen hekimlerimizin gözlerine bakıyorum, gözlerimiz doluyor, biz çektik bari genç meslektaşlarımız bunları çekmesin diye sizlere yazıyorum. Sahada ağır iş yükü ve angaryaya benzeyen iş yüklerinin altında tükeniyoruz. Umarım bir şeyler değişir ve halkımız ve hekimlerimiz daha sağlıklı şartlara ulaşır, daha mutlu ve sağlıklı yarınlar bizim olur.
Saygılarımla.
Bir meslektaşınız, meslektaşlarınız."
Sonuç itibarıyla, değerli milletvekillerimiz, Değerli Başkanım; biz bu teklife karşı değiliz, hatta önemli bir kısmını da olumlu buluyoruz ancak bazı kritik maddelerdeki eksikliklerin giderilmeden bu hâliyle kabul edilmesini doğru bulmuyoruz. Yapılması gereken, bu eksiklikleri görmek ve gerekli düzeltmeleri yapmaktır. Bu nedenle, Komisyon aşamasında kabul edilmeyen önerilerimizin Genel Kurul aşamasında yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Fevzi Zırhlıoğlu.
Sayın Zırhlıoğlu, süreniz yirmi dakika.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA FEVZİ ZIRHLIOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin tamamı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
İlgili kanun teklifi mevzuatın güncellenmesinin ötesinde, yüzyılımızın getirdiği sosyoekonomik risk faktörlerine karşı devletin koruyucu mekanizmalarını modernize eden ve kurumsal güvenceyi yeniden tanımlayan bir reform niteliğindedir. Konuşmamın başında altını kalın çizgilerle çizmek isterim ki çocukların, kadınların, yaşlıların ve engellilerin korunması sosyal devlet ilkesinin sadece bir uygulama alanı değil, bizzat varlık sebebidir. Dezavantajlı grupların korunması kadar toplumun her bir ferdinin insanca yaşam standardına erişiminin güvence altına alınması sosyal devlet anlayışımızın özüdür. Anayasal ilkelerimiz doğrultusunda aile yapısının ve bireysel huzurun tahkimi yalnızca mevcut hizmetlerin sürdürülmesiyle değil, fırsat eşitliğini merkeze alan ve sosyal riskleri kaynağında kurutan kapsayıcı bir modelin sürekli modernize edilmesiyle mümkündür. Bu konu bir kamu hizmetinden ziyade toplumsal barışımızı dijital ve küresel dönüşümlere karşı koruma iradesidir.
Değerli milletvekilleri, bugün içinde yaşadığımız dünya teknolojik bir devrimin tam ortasındadır. Sosyal medya artık sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkmış, zaman ve mekân sınırlarını küresel çapta buharlaştıran, sosyal bariyerleri ortadan kaldıran bu yapı dinamik bir ekosisteme dönüşmüştür. En son veriler bize şu tabloyu sunmaktadır: 8 milyarı aşan dünya nüfusunun yarısından fazlası, ülkemizde ise yaklaşık 63 milyon vatandaşımız bu mecraların aktif birer kullanıcısıdır ancak teknoloji alanında bu baş döndürücü hız ne yazık ki toplumsal bilincin ve kültürel adaptasyonun çok önünde seyretmektedir. Bu durum sosyal medyanın sunduğu imkânların yanında karanlık bir yüzü de beraberinde getirmiştir. İnsan ilişkilerimizin zayıflaması, mutsuz ve yalnızlaşmış bireylerin çoğalması ve en önemlisi aile bağlarımızın dijital ekranların soğuk ışığında eriyip gitmesi karşı karşıya olduğumuz en büyük modern zaman riskidir. Araştırmalar göstermektedir ki sosyal medya kullanımı aile içi yüz yüze iletişimi azaltmakta, duygusal bağları zayıflatmakta ve aynı çatı altındaki bireyleri birbirine yabancılaştırmaktadır, daha da vahimi bu mecralar siber zorbalığın, nefret söyleminin ve dezenformasyonun fütursuzca sergilendiği birer arena hâline gelmiştir. İnternetin sağladığı ulaşılmazlık illüzyonu bireyleri tanımasa dahi başkalarına hakaret etmeye, tehdit savurmaya ve toplumsal huzuru bozmaya itmektedir.
Kıymetli milletvekilleri, en büyük sorumluluğumuz şüphesiz ki yarınlarımızın yegâne teminatı olan çocuklarımızdır. Çocuklarımızın sadece bugünkü huzuru değil fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini hedef alan her türlü modern tehdide karşı geçirgenliği olmayan bir koruma kalkanı oluşturmak zorundayız. Bu yaklaşım Anayasa'mızın amir hükümleriyle sabitlenmiş, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle perçinlenmiş ve toplumsal vicdanımızda yer bulmuş en kutsal ödevimizdir. Bu kutsal ödevi yerine getirmek güçlü Türkiye vizyonunun en temel yapı taşını oluşturmaktadır. Zira, bir çocuğu korumak aslında bir milletin geleceğini tahkim etmek ve medeniyet iddiamızı sürdürülebilir kılmaktır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin ifadeleriyle, yüreği millet sevgisiyle dolu, insanlığa, ülkesine, ailesine ve kendisine karşı sorumluluklarının bilincinde olan ve yüksek ülküleri hedeflemiş gençliğin yetişmesiyle cumhuriyetimizin bekası güvence altına kavuşabilecektir.
Kanun teklifiyle getirilen 5651 sayılı İnternet Kanunu ve ilgili mevzuat değişiklikleri dijital dünyada çocuklarımız için sıfır tolerans dönemini başlatmaktadır. Artık 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ sağlayıcılar tarafından hizmet sunulması hükmen engellenecektir. Bu önlemin etkin uygulanabilmesi için sosyal ağ sağlayıcılarına yaş doğrulama sistemi kurma yükümlülüğü getirilecektir. 15 yaş üstü gençlerimiz için ise yetişkin içeriklerinden tamamen arındırılmış, güvenli dijital bölgeler oluşturulması zorunlu kılınmaktadır. Sosyal ağlar ve oyun dağıtıcıları ebeveynlere ekran süresini sınırlama, hesap ayarlarını yönetme ve oyun içi satın almaları izne bağlama gibi etkin kontrol araçlarını sunmakla yükümlü olacaklardır.
Diğer yandan, Türkiye'de milyonlarca kullanıcıya erişen yurt dışı kaynaklı oyun dağıtıcılarının idari ve mali makamlar nezdinde hukuki bir muhatap bulundurmaması kullanıcı mağduriyetlerinin giderilmesini ve suçla mücadeleyi zorlaştırmaktadır. İlgili düzenlemeyle günlük erişimi yüz binden fazla olan yurt dışı kaynaklı oyun dağıtıcılarına Türkiye'de temsilci belirleme yükümlülüğü getirilerek yasal tebligatların ve taleplerin muhatabı netleştirilmekte, böylelikle ulusal mevzuatımıza uyumun ve hukuki denetimin sağlanması amaçlanmaktadır. Aynı doğrultuda, kanun teklifinde öngörülen idari para cezaları ile internet trafiği, bant genişliğinin kademeli olarak daraltılmasına ilişkin yaptırım mekanizması yükümlülüklerin etkinliğini ve caydırıcılığını temin etmeye yöneliktir.
Değerli milletvekilleri, şunu unutmamalıyız ki sosyal medya bağımlılığı sadece bir zaman kaybı değildir. Yapılan bilimsel çalışmalar bu bağımlılığın narsisizm gibi derin kişilik bozukluklarıyla beslendiğini kanıtlamaktadır. Özellikle genç yaştaki evlatlarımızın sosyal onay alma ve popülerlik kaygısıyla kendilerini dijital bir hapishaneye mahkûm etmelerine göz yumamayız. Yasalar tek başına bir toplumun ruhunu iyileştiremez. Bilgi doğrulama yöntemlerini bilen, etik paylaşım sorumluluğunu taşıyan, dijital dünyada aktif özne olan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Geleneksel koruma reflekslerinin ötesine geçerek gençlerimizi dijital dünyanın risklerine karşı donanımlı kılan ve onlara bu ekosistemde kendi yollarını özgürce çizebilecekleri stratejik bir okuryazarlık vizyonu sunmalıyız. Evlatlarımızın zihinlerini ve hayallerini algoritmaların sınırlarından çıkarıp gerçek dünyanın geniş ufuklarına taşımak onlara olan en büyük vefa borcumuzdur. Medya okuryazarlığı eğitimlerini sadece üst sınıflarda değil eğitimin her kademesinde yaygınlaştırmalıyız. Gençlerimizin sosyal medyadaki içerikleri beğeni sayısı veya popülerlik üzerinden değil rasyonel ve eleştirel bir süzgeçten geçirerek değerlendirmelerini sağlamalıyız. Bu ancak aile, okul ve devletin el ele vermesiyle mümkündür.
Kıymetli milletvekilleri, kanun teklifi sadece dijital dünyayı değil sosyal hizmetlerin her katmanını kapsamaktadır. 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nda yaptığımız değişikliklerle, "çocuğun yüksek yararı" ilkesi gereğince çocuklarımızın korunmasına yönelik hizmet modelleri uzmanlaşacaktır. Kurum bakımından ergin olarak ayrılan gençlerimizin kamuda istihdam koşulları iyileştirilecektir. Okul, kreş, yurt ve servis gibi çocuklarımızın yoğun olduğu yerlerde belirli suçlardan mahkûm olanların çalışması ve bu yerleri işletmesi engellenecektir. Devlet koruması altındayken reşit olan ve yükseköğrenime devam eden gençlerin koruma kararının kalkmasıyla birlikte ani bir sosyal ve ekonomik boşluğa düşmeleri eğitim haklarının kesintiye uğramasına ve sosyal risklere açık hâle gelmelerine neden olabilmektedir. Teklifle getirilen düzenleme sayesinde bu gençlerin eğitim hayatları boyunca en fazla 25 yaşını tamamlayıncaya kadar desteklenmeye devam edilmesi sağlanarak devletin koruma yükümlülüğü etkin kılınacaktır. Engelli, yaşlı, şehit yakını ve gazilerimizin toplu taşımadaki ücretsiz seyahat hakları da etkin bir yapıya kavuşturulacaktır.
Ayrıca, kadın konukevleriyle ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Sosyal inceleme raporu ve değerlendirme komisyonu kararına göre yeterli geliri olmadığı tespit edilen kadınlara ve beraberindeki çocuklara harçlık desteği sağlanacaktır. Bu destekle, ekonomik güçlenme sürecine katkı sağlanması ve bu dönemdeki ihtiyaçların karşılanabilmesi hedeflenmektedir. Düzenleme, kadın konukevlerinden hizmet alan kadına ve çocuğa verilecek harçlık oranının ve ödeme usulünün belirlenmesi gibi konularda yeknesaklık sağlanarak uygulama birliğinin oluşması amaçlanmaktadır.
Yüz otuz yıllık medarıiftiharımız Darülaceze hizmetlerini yurt dışına taşıyacak, mali devamlılığını sağlayacak ve gıda bankacılığı ile sosyal yardımları daha modern bir sisteme entegre edecek adımlar atılmış olacak. İhdas edildiği yıldan bu yana din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin insan onurunu merkeze alan Darülaceze, kuruluş felsefesindeki şefkat, merhamet ve özveri ilkelerinden ödün vermeksizin hizmet ağını genişletmektedir. Bu köklü kurumumuz sahip olduğu eşsiz medeniyet mirasını ve asırlık tecrübesini artık sadece sınırlarımız içerisinde değil, uluslararası arenada da bir şefkat köprüsü olarak tesis edecektir. Bu düzenlemeyle, Darülaceze küresel ölçekte insani yardım ve sosyal hizmet faaliyetleri yürütebilecek bir hareket kabiliyetine kavuşarak devletimizin müşfik elini dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırma kapasitesine sahip olacaktır.
Diğer yandan, sosyal devlet hayatın en hassas evrelerinde vatandaşın elinden tutan devlettir. Bilimsel verilerle sabitlendiği üzere doğum sonrasındaki ilk aylar bir çocuğun duygusal ve fiziksel gelişimi için telafisi olmayan en kritik evreyi teşkil eder. Bu süreçte anne ve çocuk arasındaki bağın kesintisiz tesisi yalnızca çekirdek ailenin refahı için değil; sağlıklı, öz güvenli ve donanımlı nesillerin yetişmesi bağlamında Türkiye'nin uzun vadeli beşerî sermayesinin ve toplumsal geleceğinin en güçlü teminatıdır. Hazırlanan kanun teklifiyle çalışan kadınlarımızın analık izin süreleri uzatılacaktır. Çalışan kadınlara doğum öncesi sekiz, doğumdan sonra on altı hafta izin verilerek toplam yirmi dört hafta izin süresi olacaktır. Aynı doğrultuda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda, eşi doğum yapan memurlara verilen on günlük babalık izni süresinin eşi doğum yapan erkek işçilere de tanınarak yeknesaklığın sağlanması amaçlanmaktadır. Babalık, evlat edinme ve koruyucu aile izinleri uzatılarak aile bütünlüğü perçinlenecektir. Aynı amaçla, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurun talebi hâlinde doğum öncesi izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre artırılmaktadır. Bu düzenlemeyle, doğum sonrasında daha uzun emzirme süresi imkânı tanınarak çocuğun gelişim ve bakım sürecinin daha nitelikli desteklenmesi amaçlanmaktadır. Koruyucu aileler için öngörülen izin düzenlemesiyle aile ile çocuğun birbirine alışma sürecine destek olunması amaçlanmaktadır. Bu düzenleme uzun vadede nüfus yapısını destekleyecek stratejik bir nüfus politikasının bir adımıdır.
Değerli milletvekilleri, bugün sunulan teklif uluslararası sözleşmelerle uyum göstermektedir. Bizim amacımız dezavantajlı grupların yaşam kalitesini yükseltmek, aile yapımızı her türlü erozyona karşı korumak ve siber dünyanın karanlık dehlizlerinde hiçbir evladımızı yalnız bırakmamaktır. Sosyal yardım ve hizmetlerin daha etkin, kapsayıcı ve şeffaf bir yapıya kavuşması güçlü Türkiye'nin, güçlü toplumun en büyük dayanağı olacaktır. Siber zorbalığa karşı "Dur!" diyen, anneyi ve çocuğu merkeze alan, yaşlısına ve engellisine hürmeti yasal bir zeminle perçinleyen bu kanun teklifi modern Türkiye'nin sosyal hizmet bildirisidir. Unutulmamalıdır ki bir toplumun gücü en zayıf halkasını koruyabildiği kadardır. Biz hiçbir ferdimizi geride bırakmayan, dijital çağın beraberinde getirdiği karmaşık riskler karşısında aile kurumunu koruyan ve toplumsal yapımızı dijital tehditlere karşı tahkim eden bir sosyal devlet vizyonunu kararlılıkla sürdürmeliyiz.
Kıymetli milletvekilleri, desteğiniz ve geleceğimize dair bu ortak hassasiyetiniz için şükranlarımı sunuyorum. Bu tarihî adımların vatanımıza, milletimize ve özellikle yarınlarımızın teminatı olan gençlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Sözlerime son vermeden önce, 4 Nisan 1997 tarihinde ebediyete irtihal eden Başbuğ'umuz Alparslan Türkeş Bey'i saygı ve rahmetle anıyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ağrı Milletvekili Sayın Heval Bozdağ.
Buyurun. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine konuşacağım.
Öncelikle, teklifin genel gerekçesinde çocukların, kadınların, yaşlıların, engellilerin korunması, dezavantajlı grupların hayata daha etkin katılımının sağlanması amaç edinilmiş olsa da, bir kez daha, her alanın özgün ihtiyaçlarına yönelik bütüncül bir yaklaşımdan uzak, tarafların görüşleri alınmadan, torba yasa mantığıyla düzenlenmiş bir teklifle karşı karşıyayız.
Türkiye'de derinleşen bir yoksulluk var, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30, toplam servetin yüzde 35'ine toplumun yüzde 1'lik ayrıcalıklı bir dilimi çökmüş durumda; gıda enflasyonu çok yüksek ve insanlar, bırakın sağlık, eğitim, ulaşım, giyim ihtiyaçlarını, beslenme ve barınmaya dahi ulaşamıyor. İktidar ise bu kanun teklifiyle derinleşen yoksulluğun ve artan ihtiyaçların karşısında toplumsal sorunları, gerçek ihtiyaçları görünmez kılan, kamusal yükümlülükleri, sosyal devlet anlayışını geri çeken, idari takdiri genişleten, denetim araçlarını, insan hak ve özgürlüklerini, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir kanun teklifiyle karşımızda.
Yasa teklifinin içinde gebelik izinlerinin doğumdan sonra on altı haftaya çıkarılması var. Mevcut durumda Türkiye'de kadınların yaklaşık yüzde 40'ı doğumdan sonraki ilk altı ayda işten ayrılıyor, on iki aylık süreçte bu oran yüzde 56'ya çıkıyor. Zaten kadınların iş gücüne katılımında eşitsizlikler var, bir de, doğum, bakım ve ev içi emek yükünün eklenmesi kadınların çalışma yaşamından çekilmesine neden oluyor. Sekiz haftalık ek bir süre tabii ki önemli, biz bunu destekliyoruz ama bunun yanında yapılması gereken şeyler var. Kadının istihdamını güvence altına alacak kamusal teşviklerin öncelenmesi gerekiyor, bunlar güçlendirilmeli, özellikle özel sektörde işe alımlarda bu durum kadınlar için dezavantaj oluşturmamalı, özel sektör doğum izinlerini kadın aleyhine bir istihdam politikasına dönüştürmemeli, bunun önlemleri bu kanun teklifinde düzenlenmeli.
Şimdi, sonuçta, teklifte çocuk bakımının kadının sorumluluğuna daha fazla yüklendiğini görüyoruz. Olması gereken ne? Çocuk bakımı yalnızca anneyle özdeşleştirilmemeli, eşit ebeveynlik ve burada babaların bakım sorumluluğu güçlendirilmeli. Bakım yükü toplumsal bir meseledir. Kamusal kreş hakkı gözetilmeli ve bakım hizmetleri toplumsallaştırılmalıdır. Her kamu kurumunda, her mahallede yeterince ücretsiz, nitelikli, erişilebilir, ana dilinde kamusal kreşler yaygınlaştırılmalıdır. Toplum anne baba rolleri üzerinden, anne baba rolleri yüzünden, üretim süreçlerine katılımdan, kendini gerçekleştirmekten geri kalmamalı, özgürleşmelidir. Çocuk, yaşlı, engelli bakım yükü kolektif, dayanışmacı, toplumsal bir paylaşıma dönüştürülmelidir, insani olan da budur.
Teklifin Darülacezeyle ilgili kanun maddelerinde de yine sosyal devletin, kamusal sorumluluğun ve toplumsallığın göz ardı edildiği ve sorumluluğun hayırseverlik temelli bir sosyal yardım rejimine indirgendiğini görüyoruz. Sosyal hizmetler hak temelli kamusal bir alan olmaktan çıkarılıyor; bağış, yardım ve vergi teşvikleriyle desteklenen bir alana dönüştürülüyor. Bu birçok kuruluş, vakıf için böyleydi, şimdi Darülaceze de bu noktada vergi teşvikleriyle desteklenmeye çalışılacak. Sermaye açısından, şirketler açısından bir vergi muafiyeti alanı daha yasallaştırılıyor ve sosyal hizmetler piyasa koşullarına bağımlı kılınmış oluyor. Şimdi, diyelim, bu teşviklere rağmen yeterince destek görmedi. Bu durumda nasıl olacak? Anadolu'ya ve yurt dışına açılmaktan bahsediliyor. Peki, hizmetin niteliği, eşitliği nasıl sağlanacak? İstanbul'da 2 merkezde bu hizmet yürütülememiş ve toplumsallaşamamışken geniş bir alana yayıldığında bu, nasıl düzenli ve süreğen gerçekleştirilebilecek? Peki, şirketler, yardımlar üzerinden kendilerine PR yapıyorlar. Gerçekten vergi yükümlülüklerini yerine getirecekler mi? İlla teşvik, destek sunulacaksa devlet piyasadan, şirketten hakkıyla vergisini toplasın ve kendisi kamusal bir sosyal hizmet geliştirsin. Her bölgenin kendine özgü koşulları, kültürel kodları dikkate alınarak sosyal hizmetler geliştirilsin.
Teklifte 7'nci maddede özel sosyal hizmet kuruluşlarında bakım gören engelli ve yaşlılara güvence mekanizması oluşturulmaya çalışılıyor. Özel bakım merkezlerinin gündemden düşmediği günlerdeyiz aslında, sürekli olaylar yaşanıyor, buralara dönük denetimler ihbarlara rağmen ihmal ediliyor. Soruşturmalar açılıp sorumluların cezai yaptırıma uğramadığı bir süreç yürütülüyor. Komisyonda, bakınız, yakın zamanda, İstanbul'da, Büyükçekmece'de, Beylikdüzü'nde, Niğde'de, Karaman'da meydana gelen olaylarla ilgili sorular sorduk, bunlar kamuoyuna da yansımıştı. Buralarda hak ihlalleri, şiddet, ölüm ve kötü muameleler gerçekleşmişti. Sorunlara dair yürütülen soruşturma ve cezai bir işlem yapılıp yapılmadığının cevabını bile alamadık. Denetim yok, liyakat yok.
Biz DEM PARTİ parti olarak, parasız sosyal hizmetlerden yanayız. Hak temelli olmalı. Böyle bir sosyal hizmet perspektifini savunuyoruz. Bugün Türkiye'de 16 ilde huzurevi yok, yaşlı bakım merkezi yok. Birçok ilde huzurevine yerleşmek için sıra bekleyen yaşlı sayısı binleri bulmakta. İllerde özel bakım merkezleri tekelleşmiş, bir kişiye ait birden fazla engelli ve yaşlı bakım merkezi bulunmakta. Bu durum şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmalı.
Bakım hizmetleri ticarileştirilemez. Bakım hizmetleri piyasa koşullarına terk edilemez. Sosyal hizmet alanı yerel, özerk, toplumsal ve kamusal bir sorumlulukla ele alınmalıdır. Nitelikli, liyakatli, özenli bir hizmet sunumu yapılmalıdır.
Yine, yasa teklifinde çocuklar için yürütülen hizmetler yönünde yapılan değişiklikler yeterli değil, esasa dönük değil. Bugün, sahada çocuk kuruluşlarındaki kayıtlı çocuk sayısı kuruluş kapasitesini aşmaktadır. Mesela "çocuk evleri sitesi" olarak ifade edilen ve bağımsız evlerden oluşan çocuk evlerinin 10 kapasiteli olduğu belirtilmekte fakat bu evlerde 18-19 çocuğun kaldığı, fiziksel kapasitesinin yetmediği belirtilmektedir. Bütçeden sosyal hizmetlere yeterli pay ayrılmamaktadır. Fiziksel kapasite yetersizliği ve kadro yetersizlikleriyle kanun teklifindeki amaca ulaşmak mümkün değildir.
Yine, teklif maddelerinde suçları ve ihlalleri önlemeye dönük yatılı sosyal hizmet kurumlarında kameralı merkezi izleme sistemi kurulması önerisi var. Bütün yatılı kurumlarda bu yöntemin geliştirilmesi anlaşılır değil. Uzmanlar diğer ülke örneklerinde belirli sosyal hizmet kurumlarında özellikle de suça sürüklenen çocuklarla ilgili olanlarda uygulamaların olduğunu belirtiyorlar ama bu durum hem personelin hem çocukların özel hayatın gizliliğini ihlal etme riski taşıyor. En doğrusu bu kuruluşların bağımsız sivil toplum kuruluşlarının, çocuk hakları savunucularının, baroların, tabip odalarının içinde bulunduğu oluşturulacak olan bağımsız çocuk hakları izleme kurullarıyla denetlenmesidir. Çocukları izleyen, gözetleyen, denetleyen bir çocuk koruma sistemi çocuğun üstün yararını gözetmez.
Teklifin dijital alanına ilişkin hükümleri hem içerik hem de yasama usulü açısından sorunludur. Bu maddeler Dijital Mecralar Komisyonunda tartışılmamıştır. Tartışılıp sonra Komisyona gelmesi önerimiz ise dikkate alınmamış hatta reddedilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Teşekkürler.
15 yaş altı çocuklara sosyal medyayı tamamen yasaklamak çocukların bilgiye erişim, kendini ifade etme ve sosyal haklarının engellenmesidir. Yaş doğrulaması çocukların ve ailelerin kişisel verilerinin küresel şirketler ve kamu otoritesi tarafından fişlenmesi demektir. Dijital alanına ilişkin 21, 22, 23'üncü maddeler hak temelli bir koruma anlayışını değil yasaklamayı, gözetmeyi, kimliklendirmeyi, platformları itaate zorlamayı ve dijital kamusal alanı sessizleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu teklifte olması gereken dijital okuryazarlığı, veri koruma güvencelerini, ebeveyn destek mekanizmalarını, pedagojik rehberliği, şeffaf, denetlenebilir, hak temelli dijital politikaları desteklemektir.
Tüm bu gerekçeler ve madde tartışmalarında da detaylandıracağımız gerekçelerle bu kanun teklifine muhalefet edeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İkinci söz, Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu'na ait.
Sayın Gergerlioğlu, Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzde bir yasa teklifi var ama gerçekten olması gerekenlerle ilgili yasa teklifi yok. Bakın, ben Engelli Bireylerin Sorunlarını Araştırma Komisyonu üyesiyim. Neredeyse bir yıl oldu arkadaşlar, neredeyse bir yıl oldu. Engellilerin sorunlarına bir çözüm yok arkadaşlar. Bakın, Ekim 2008 öncesi sigortalı olanların vergi indiriminden kaynaklı emeklilik hakları 15 Ocak 2025'te gasbedildi. Biz bir yıldır Komisyonda feryat ediyoruz, Aile Bakanlığının, umurunda değil. Milyonlarca emekli inim inim inletiliyor ve bu hak gasbedilmiş durumda arkadaşlar.
Yine, ÖTV indirimiyle ilgili bir önemli istek var. On yıla çıkarılmıştı, beş yıla indirilsin isteği var ancak bununla ilgili hiçbir adım atmıyor. Çok paraya ihtiyaçları var, parayı da engelliden alacaklar arkadaşlar, dertleri bunlar. Para bitmiş, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Arabalarda yüzde 40 yerlilik şartı kaldırılmalı diyoruz, kabul etmiyorlar, 4 milyon üst sınır olmalı araba alımında diyoruz, kabul etmiyorlar. Ya, engellinin aracının lüks olması mı senin kafana taktığı şey ya Aile Bakanlığı? Başka işin yok mu? Engelliler perişan durumda. Bir yıldır bakın biz onlarca şehir dolaştık, binlerce engelliyle konuştuk. Ya, bu Meclis niye var arkadaşlar? Engellilerin sorununu nasıl, kim çözecek? Aile Bakanlığına defalarca söyledik, yüzlerce kurumuna gittik Komisyon olarak, hiçbir şey yok. Bakın, engelli aylığı ve bakım aylığı var ya, komedi seviyesinde arkadaşlar, komik, komik! Bununla ilgili bir şeyler yapın, getirin bir yasa teklifi konuşalım arkadaşlar, işte, ÖTV meselesi, engellilerin emekli meselesi ve engelli aylığı, bakım aylığı konusunu diyoruz, getirmiyorlar, onlara para lazım. Paraları nereden çıkarabiliriz, dertleri bu. Darülacezeyi şöyle biraz eşeleyelim, şuraya buraya bakalım, bir yerlerden para çıkaralım diyorlar. Şimdi, sosyal bir hukuk devletinde kamusal kreş hakkı vardır arkadaşlar, var mı Türkiye'de öyle bir şey? Ey kadınlar soruyorum: Var mı? Yok öyle bir şey, yok.
Arkadaşlar, bakın, bir de "Aile Bakanlığıyız." diyorlar. Ya, aileyi çökerten bir iktidar aileyle ilgili yasa teklifi getirmiş, vallahi komedi arkadaşlar. Bu ülkede sabah beşte eviniz basılır, kapınız kırılır "Ya, dur bir açayım dersin." Kapını kırarlar koçbaşıyla, girerler, anne, baba, çocuğa gözaltı yaparlar; darp, hakaret, küfür, çocuklar hayat boyu unutamayacağı travmaları yaşar. Bir değil, on değil, yüz değil, binlerce çocuğa bunu yaşattılar yahu. Böyle bir yerde hangi aileden bahsediyorsunuz siz ya? İnsanları abuk subuk nedenlerle tutuklayıp tutuklayıp cezaevlerine atıyorlar, yarım milyona yakın insan var. Peki, bu cezaevlerindeki insanlar Aile Bakanlığının ilgisi dâhilinde mi? Hayır, değil, Aile Bakanı öyle diyor. Ben kendisine sordum "Gitsin Adalet Bakanlığı baksın." diyor. Düşman ceza hukukuyla bakıyor onlara, düşman olarak görüyor arkadaşlar, biliyorum bunları.
Şimdi, "Sarı Zarflar" filmi var vizyonda, izlediniz mi? Ben izledim dün gece. KHK'li barış akademisyeni bir aileyi anlatıyor arkadaşlar. Şimdi, barış istediği için adamı işinden ihraç ediyorlar, aile sarsılıyor, karı-koca ilişkileri sarsılıyor, çocuk perişan durumda, evden kaçıyor. Yahu, bir aileyi anlatmış, bir; ben size yüz binlerce aile anlatırım. Aile Bakanlığının bununla ilgili bir derdi var mı? Yok. İktidarın böyle bir derdi var mı? Yok. Bakın, size örnekler vereyim, bundan dolayı insanlar boşandı, haksız yere işinden atıldığı için boşandı, on binlerce insan boşandı, binlerce insan intihar etti, aileler perişan oldu, kimsenin umurunda mı? Aile Bakanlığı bunun yerine dedi ki: "KHK'li olanlara sosyal destek verilmesin." Bunlar kayıt dışı bir şekilde uygulandı, ben biliyorum, hepsiyle ilgili binlerce örnek de size sunabilirim. "Ağaç kökü yesinler." dediler. Kim dedi? Osman Zabun dedi, nerede o? Isparta Milletvekili. Osman Bey, aileyi mahveden bir iktidarın milletvekilisin, nerelere kaçtın, gel bakalım, hesap ver. Sana onlarca defa soruyorum, neredesin? Hesap vermezler arkadaşlar.
Nahit Emre Güney diye birisini biliyor musunuz? Arkadaşlar, gencecik bir çocuktu, annesi babası ihraç edilmişti, Galata Kulesi'nden atladı, aile perişan oldu. Böyle binlerce aile var. Özlem Sarıçelik'i bilir misiniz? Aile Bakanlığının haberi yoktur, ben kendilerine söyleyeyim: Eskişehir Cezaevinde anne-baba tutuklu, 2 çocuklu bir aile, bir çocuk Down sendromlu. Yasayla infaz erteleme almış Özlem Sarıçelik. Ne oluyor 2026 Türkiyesinde, biliyor musunuz? Tıbbi Adli Tıp raporuna rağmen savcı diyor ki "Salmıyorum efendim, güvenlik gerekçesiyle salmıyorum." Böyle bir ülkedesiniz, hangi aileyle ilgili yasa ya, Allah aşkına bana hikâye anlatmayın arkadaşlar!
Bakın, şimdi, kadın istihdamıyla ilgili bir teklif getirilmiş; evet, tamam, artırılsın ancak özel sektörle ilgili problem var, ya orada kadın istihdamıyla ilgili bir problem çıkarsa... Bununla ilgili iktidara biz Komisyonda söyledik: "Kadınları koruyun, özel sektör kadınları işe almaz veya çıkarır. Niye önlem almıyorsunuz? Buyurun, getirin, bununla ilgili bir şeyler yapalım." Hayır, yok. Onlara para lazım arkadaşlar.
Darülaceze, Osmanlı'dan kalan bir kurum yani nitelikli, tarihî kökleri olan bir kurum. Oradan bile böyle sinekten yağ çıkarmaya çalışıyorlar. Efendim, oraya yapılan bağışlarda vergi indirimi olmuyormuş, hemen bir vergi indirimi getirelim. Efendim, ülkenin dört bir tarafına yayalım Darülacezeyi, hatta yurt dışına yayalım, oradan paralar gelsin. Yahu, sen sosyal hukuk devletisin kardeşim, sen devletliğini yap ya! Sen niye hayırseverin parasına muhtaç oldun, dileniyorsun? Adam gibi otur, bir devlet ol Allah aşkına! Bakın, biz bunları Komisyonda da söyledik, maalesef dinlenmedi.
Yine, yurtlarda çocuklar var, koruma evleriyle ilgili ben bir öneri getirdim. 13 bin genç kız ve genç erkek koruma evlerinden sonra memur oluyor ve Bakanlık itiraz ediyor, istinafta Bakanlık kazanıyor ve koruma evlerinde kalmış, çok zor durumdaki delikanlılar memuriyetten atılıyor ya. Yani başınız göğe mi erdi ya? Bununla ilgili diyorum ki: "Bir madde ihdas edelim, buna bir çözüm bulalım." Yok, hiç kimsenin umurunda değil. Sayın Başkana da söyledim, bekliyorum, umarım yapılır. Sonra, işte "Bu çocuk bakım merkezlerini kamerayla izleyelim." diyorlar. Komisyonda da söyledim arkadaşlar yani bir büyük "brother", "big brother" devleti oluşturuyorlar, tepeden her şey izlenecek ama biz işin içindeyiz. Bakın, bu tür merkezlerde bir sürü ihlaller sonucu ölen çocuklar oluyor. Ya, sorun kendilerine, Beylikdüzü bakım merkezini niye kapatmışlar? Veyahut da Urfa'da -Komisyonda da sordum- Poyraz Efe beş aydır bir büyük ihmalden dolayı bakım merkezinde ölmüş. Soruyorum, bana Bakanlık diyor ki: "İdari soruşturma yürüyor." Ya, beş aydır idari soruşturmayı yürütemeyen binlerce kamera yerleştirse ne olur ya? Allah aşkına, size soruyorum arkadaşlar. Bunlar iş değil, kendilerine de söyledik. Darülaceze'yle alternatif bir belediyecilik hizmeti yürütmeye çalışacaklar, devletin vergi kazancı da buradan yok olmuş olacak ve hak alan vatandaş yerine muhtaç, zavallıya ihsan eden iktidarımız; imaj böyle sevgili arkadaşlar.
Sosyal medya yasası. Şimdi, ifade özgürlüğü bizim için önemli olmalıdır arkadaşlar. Medeniyet ifade özgürlüğü üzerinde yükselir, bunu unutmayalım, gerçekten böyledir. Her şekilde bizim ifade özgürlüğünü korumamız lazım. 15 yaş altını kısıtlayalım. Ya, 15 yaş altı başka yollarla da sosyal medyaya girer arkadaşlar ama o çocukların eğitimle ilgili internetten faydalanmasının önüne geçebilirsiniz, bunu unutmayın lütfen.
Bakın, bir güvenlik devleti oluşturuluyor yani bir fişleme anlayışı dönüştürülüyor. Şimdi, öncesinde dört saatte uyarılıyordu, şimdi bir saatte hemen düzeltecek misin diye sosyal medya firmalarına baskı yapılıyor ve küresel cironun yüzde 3'üne kadar sana ceza veririm diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Ya, firma tabii ki korkar ve hiçbir şey yapmaz.
Oyun sağlayıcılarla, dağıtıcılarla ilgili düzenlemelerde belirlilik, ölçülülük yok, Kişisel Verileri Koruma Kanunu çiğneniyor ve bu konularda çok önemli problemler ortaya çıkıyor arkadaşlar.
Evde bakım ücretleri. Yine, bakın, özel bakım merkezine bir engelli adına ödenen miktara yükseltilmeli diyoruz. Yaşlı engelli bakım merkezleri, Türkiye'de 14 tane ilde huzur evi yok; onu da söylemiş olalım. Bu noktada yaşlıların, çocukların kaldığı yerlerde gerekli denetimin yapılmadığını söylüyoruz. Ya, denetimi yapın Allah aşkına. Yani denetimin yapılmadığı, bürokrasi çarklarının dönmediği bir yerde bize, vekillere uyduruk cevaplar verildiği bir yerde istediğiniz kadar, yüzlerce kamera yerleştirin hiç bir şeye çözüm olmaz diyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Aylin Yaman.
Sayın Yaman, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA AYLİN YAMAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Darülaceze, Osmanlı'dan günümüze uzanan sosyal devlet anlayışının köklü ve sembolik kurumlarından biridir. Temelde kimsesiz, bakıma muhtaç, yaşlı, engelli ve korunmaya ihtiyaç duyan bireylerin barınma, bakım ve yaşam ihtiyaçlarını karşılayan bir sosyal hizmet kurumudur. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı, özel bütçeli, bağışlar ve kira gelirleriyle hizmetlerini sürdüren sosyal hizmet odaklı bir kurum olarak faaliyet göstermektedir. Ana yerleşkesi İstanbul'da olan Darülaceze bu kanun teklifiyle ülke geneline ve yurt dışına yaygınlaştırılmak istenmektedir. Getirilen teşvik modeliyle bağışlara, yardımlara vergi muafiyeti getirilmekte ve bu modelin tüm ülke ve yurt dışına taşınması istenmektedir. Bu durum, derin ve yaygın yoksulluğun âdeta bir itirafı, kamu kaynaklarının yerine bağışlarla sürdürülecek bir muhtaçlık zemininin pekiştirilmesidir. Oysa sosyal devlet anlayışı kamu bütçeleri üzerinden şeffaf, denetlenebilir ve hak temelli bir yaklaşımı gerektirir. 2026 yılı bütçe görüşmelerinde de vurguladığımız gibi, Darülaceze'nin de kapsamında olan yaşlı, engelli ve kimsesizlerin bakımına ayrılan pay son derece yetersizdir. Türkiye'de nüfusun yüzde 11,1'i yaklaşık 9,5 milyon kişi 65 yaş ve üzerindedir. Bu grup içinde özellikle bakım ihtiyacı olan nüfus 75 yaş ve üzeri gruptur ve yaklaşık 3 milyon 600 bin kişidir. Ayrıca, mutlaka yakın bakıma ihtiyaç duyan 100 yaş üzeri 8.290 yaşlımız mevcuttur.
Yaşlı nüfusun artışından en fazla etkilenecek alanların başında sağlık ve sosyal güvenlik sistemleri gelmekte ve bu da nüfusun artmasına paralel olarak bakım ihtiyacı ve sağlık harcamalarının artacağı anlamını taşımakta, bu nedenle mutlaka ek bütçelemeyi ihtiyaç göstermektedir. Bu demografik yapıya ek olarak üstüne eklenen derin yaşlı yoksulluğu, güçsüzlük durumunu arttırmaktadır. Oysa 2026 yılı Aile Bakanlığı bütçesi, merkezî yönetim bütçesinin sadece yüzde 2,8'i kadardır. Bu bütçe içinde yaşlılara ve engellilere ayrılan kısım ise yaşlanan ve güçsüzleşen nüfusun göz ardı edildiğinin bir belgesidir. Hâlen kamuya ait huzur evlerinde bakılan kişi sayısı sadece 15 bindir ve bu kişilerin sadece yüzde 30'u ücretsiz olarak bakılmaktadır. 2026 yılı için huzurevi yaşlı bakım merkezlerinde bakılması hedeflenen yaşlı sayısı sadece ek 870 kişidir. 9,5 milyonda ya da gerçek bakım ihtiyacı olan 3,5 milyonda devlet sadece 15 bin kişiye hizmet vermektedir. Kamu kaynağı ayıramayan, kaynak sıkıntısı çeken iktidar; güçsüzüne, yaşlısına, engellisine âdeta ancak bağışlarla bakabileceğini itiraf etmektedir.
Aynı şekilde, engellilerimiz için de bu ülkede sadece 106 devlet kurumu mevcuttur ve yaklaşık 9 milyon engelli içinde sadece 6.879 engelliye yatılı bakım verilebilmektedir ve sosyal devlet anlayışından ne kadar uzakta olunduğunun bir göstergesidir. (CHP sıralarından alkışlar)
Darülaceze modeli, geleneksel yapısıyla, köklü geçmişiyle İstanbul'daki hizmetini en iyi şekilde elbette sürdürmeli. Fakat sistem, ülke genelinde kamu kaynaklarına ağırlık vererek, bütçeyleyerek ve şeffaf denetim modeliyle yürütülmelidir. Yurt dışına çıkış, vergi muafiyetinin farklı mevzuatlarla kontrolsüz bir şekilde sürdürülmesi demektir ve tarihimizde yaşanan pek çok usulsüzlükleri hatırlatmakta ve risk taşımaktadır.
Sosyal hizmetlerle getirilen değişikliklere baktığımızda, aynı şekilde bütçeleme disiplininden uzak, planlaması olmayan ve konuyu "muhtaçlık" zeminine taşıyan bir yapılanmayı görüyoruz. 2026 yılı Aile Bakanlığı bütçesinde "Sosyal Yardımlar" başlığında yer alan göstergeler ve hedeflerin bütçe disiplininden uzak ve keyfiyete dayalı olduğu izlenmektedir. Keza, bu düzenlemeyle korunmaya muhtaç gençlerimize destek süresi artırılırken bütçeleme döneminde Öksüz ve Yetim Yardım Programı'ndan faydalanan çocuk sayısı yıllar içinde giderek düşürülmektedir. 2025'te 30 bin çocuk bu yardımdan faydalanırken, bu yıl için hedef 25 bin, 2027'de ise 17 bin olarak hedeflenmektedir. Bir yandan hedef düşüren zihniyet, bir taraftan da verdiği kanun teklifiyle desteğini artırmaktadır. Ayrıca, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu'na göre, Sosyal Yardımlaşma Teşvik Fonu gelirlerinin yüzde 5 kadarının Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından engelliler ve yaşlılar için kullanılması gerekirken Sayıştay raporuna göre yapılan incelemede son dört yıl içinde tahsis edilen toplam fon kaynağının 644 milyon lira olduğu, tahsis edilen kaynağın sadece 258 milyonunun ilgili Genel Müdürlüğe aktarıldığı, 385 milyonunun ise henüz aktarılmadığı gözlenmiştir. Bu durum sosyal yardımlar üzerinden yürütülen desteklerin keyfiyetini göstermektedir.
Kamu bütçeleri üzerinden daha denetlenebilir modellerin önemine vurgu yapmaktayız. Korunmaya muhtaç, kimsesiz, rehabilitasyon desteği alması gereken kişilerin merkezî izlemeyle monitörize edilecek olması ise kapsamın net olmaması, kişisel verilerin kullanım şekli ve mahremiyet endişesiyle güven vermemektedir.
Doğum izinlerine gelecek olursak doğum öncesi sekiz, doğum sonrası sekiz, toplam on altı haftalık kullanım şeklinin bu düzenlemeyle doğum öncesi sekiz, doğum sonrası ise on altı, toplam yirmi dört haftaya çıkarılması tıbben ve sosyal olarak doğru bir yaklaşımdır. İzin süresinin artması, anne-bebek etkileşimi, emzirme süreleri, annenin toparlanma ihtiyacı ve yeni düzenin kurulabilmesi açısından değerlidir.
Öte yandan, bakım sürecini sadece anne üzerinden değerlendiren yaklaşım devam etmektedir. Babalar için sadece beş günlük artış konuyu anne üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Kamuya ait kreş sayılarında anlamlı artış olmaz iken sadece doğum izni sürelerini artırmak yeterli değildir.
Kadın istihdamının yalnızca yüzde 30'larda olduğu ülkemizde izin sürelerindeki artışın daha fazla istihdam sorunları yaratacağı aşikârdır. Bu nedenle, izin süreleri artırılırken eş zamanlı olarak hazineden işverene prim desteği gibi istihdamı teşvik edecek modeller de sunulmalıdır.
Doğum izinlerinin kullanımını hâlen yirmi dört haftalık izin süresinde olan annelere de tanımak memnuniyet uyandırmıştır fakat aile hekimleri ve aile sağlığı grup elemanları örneğinde olduğu gibi, yönetmelik ve sözleşmeleri nedeniyle hiç kullanamayacak grupların eşitsizliğe uğramamaları adına gereken düzenlemelerin derhâl yapılması gerekmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Doğum borçlanması, kadın işçilerin doğumdan sonraki iki yıl içinde sigortalı olmadıkları sürenin primlerini kendi ceplerinden ödeyerek prim gün sayılarını artırmalarına olanak sağlayan bir haktır fakat bu hak sadece ilk sigorta girişinden sonra doğan çocuklar için kullanılabilmektedir. Oysa kadınlar için doğum başlı başına iş yaşamını geciktiren bir durumdur ve çok sayıda kadın önce sigorta koşulu nedeniyle doğum borçlanması hakkından yararlanamamaktadır. Bu durum doğurganlık hızının düştüğü ülkemizde iş yaşamına girmeden çocuk yapmak istemeyen kadınların durumu açısından önemlidir ve mutlaka sigorta öncesi doğumlar için de borçlanma hakkı tanınmalı, böylelikle kadının doğum kaynaklı prim gün kayıpları telafi edilmelidir. Kısacası, sadece doğum izinlerini artırmak değil doğum borçlanması sürecini de en kısa sürede gündeme almak gerekmektedir. Bu düzenlemeyle eş zamanlı olarak sigortalı çalışanlara analık hâlinde ödenen geçici iş görmezlik ödeneğinin yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Mevcut düzende ayakta tedavi esasına göre ödenen geçici iş görmezlik ödeneğinin günlük kazancın 2/3'ü oranında belirlenmesi, 657'ye tabi çalışanlarla aralarında bir eşitsizliğe neden olmakta ve gelir kaybına yol açmaktadır. Bu nedenle analık sigortasında amacına uygun, ölçülü ve sosyal devlet ilkesini güçlendiren bir düzenlemeye de ihtiyaç bulunmaktadır.
Önemli diğer bir nokta ise aile birliğinin sağlanması konusudur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yapılacak atamalarda çalışma hakkı kadar ailesiyle yaşama talebinin de göz önünde tutulması gerektiği açıkça belirtilmesine rağmen 3+1 yıl kuralına göre sözleşmeli bir biçimde çalışmak zorunda kalanlar aile birliklerini bozmakta, özellikle kadın çalışanların, istihdamdan kopmalarına neden olmaktadır. Bu durum doğurganlık hızının düştüğü ülkemizde aile birliğini ve çocuk sahibi olma isteğini gerileten ve aynı zamanda iki ayrı şehirde yaşamanın maddi ve manevi sıkıntılarını ailenin omuzlarına yükleyen bir süreçtir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
AYLİN YAMAN (Devamla) - 3+1 kuralının yapılacak değişiklikle 1+1 şeklinde düzenlenmesi aile birliği için elzemdir. Tüm bu nedenlerle sadece doğum izinlerinin uzatılması değil kamu personel rejiminin de yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle ve son olarak diğer ihtisas komisyonlarına gelmeden; KEFEK gibi, Dijital Mecralar Komisyonu gibi, Adalet Komisyonu gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmeden, uzman görüşü alınmadan bizim Komisyona getirilen bu kanun teklifi yeterince irdelenmemiştir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Ahmet Tuncay Özkan.
Sayın Özkan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Efendim, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İzmir Milletvekili olarak bir düzeltmeyle başlamak isterim. Biliyorsunuz, İzmir'de bizim Belediye Başkanımızın tarım üniversitesi kurmak amacıyla Adıgüzel Vakfına uzun yıllar bedelsiz olarak kiralamak istediği, bugün Meslek Fabrikası olarak adlandırdığımız yer AK PARTİ'nin muhalefet etme, derin muhalefet etme anlayışının çok güzel bir örneği olarak mahkeme tarafından iptal edilmiş bir karardır. O karar elimde, birazdan Grup Başkan Vekilimize vereceğim size sunulmak üzere.
O kararda ne yazıyor biliyor musunuz? "Dava dosyasının incelenmesinden, davalı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Adıgüzel Eğitim Kültür Araştırma Yardımlaşma ve Sağlık Vakfı arasında İzmir Büyükşehir Belediyesine ait -İzmir Büyükşehir Belediyesine ait- Şehitler Caddesi, no. 138/A, Halkapınar, İzmir adresindeki tapunun -Halkapınar, İzmir adresindeki tapunun- 1443 ada 7 no.lu parsel üzerinde bulunan binada faaliyet göstermek üzere..." Bu sizin açtığınız davada mahkemenin sizi haklı bulduğu kararın gerekçesidir. Tapu kime aitmiş? Tapu kiminmiş? Tapu İzmir Büyükşehir Belediyesininmiş. Hangi tarihte? 2021 tarihinde. Ne DGM'si ne bilmem ne vakfı, işte burada, işte burada, işte burada.
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Kim davacı Tuncay Bey?
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Davacı AK PARTİ İzmir'deki Grup Meclisinin Genel Sekreteri Özgür Hızal.
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Yani AK PARTİ belediyenin malıdır diye dava açıyor.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Siz kazandınız davayı, çok da güzel muhalefet örneği, kutlarım. Ben de karşı çıkmıştım o Adıgüzel Vakfına verilmesine ama Belediye Başkanımız iki kuruluşun ortaklığından doğacak tarım üniversitesinin çok yararlı olacağına inanıyordu. Bu sizin açtığınız davada mahkemenin oranın kime ait olduğuna dair tespitidir. Bunu size ileteceğim efendim, bu bir. (CHP sıralarından alkışlar)
İkincisi, toplam 13 kişi kadar varız. Bir güzel şeyi yapmak için önce Nazım Bey vazgeçti, Dijital Mecralar Komisyonunda inceleyecektik, kendisi hiç de yakıştıramadığım bir şekilde incelemediğimiz, görüşmediğimiz...
NAZIM ELMAS (Giresun) - Cevap hakkı var mı?
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - İsminizi veriyorum, cevap verin efendim; ben de çıkıp cevap vereceğim, bu çok önemli bir şey.
YUNUS EMRE (İstanbul) - Sataşıyor, sataşıyor.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Sataşıyorum efendim, sataşmada bulunuyorum.
Dijital Mecralar Komisyonu bunun için kuruldu. Ne için kuruldu? Dijital düzendeki işleri yapalım diye. Ya, arkadaşlar, Dijital Mecralar Komisyonunu niye çalıştırmıyorsunuz? "Efendim, biz çalıştırdık. Bakan geldi, size sunum yaptı ya." Yok öyle bir şey. Bakan geldi, bize sunum yaptı -geç geldi, ben rica üzerine Grup Başkanımızdan izin aldım, gittim, oturdum- sunum dışında hiçbir şey yok. Kanunun Meclise sevk edildiği tarih ile "Biz görüştük, bunu size gönderiyoruz." dediği tarih arasında Dijital Mecralar Komisyonunun toplantısı yok; bir, bu, yanlış arkadaşlar. Birbirimizden ne kaçırıyoruz? Otursak çalışsak üzerinde, karşı çıkmıyoruz; bu, çocuklarımızın ihtiyacı, gençlerimizin ihtiyacı. İşte, kanun teklifini veren arkadaşlarla birlikte çalıştık, oturduk, konuştuk, bir söylediğimizi yapmadılar; ya diyorum siyasi oligarşiye teslimler ya bürokratik oligarşiye teslimler. O arkadaşlarla da konuşuyorum, BTK'deki arkadaşlarla konuşuyorum, melek; Bakanlıktaki arkadaşlarla konuşuyorum, melek; AK PARTİ'deki arkadaşlarla konuşuyorum, melek; sonra biz buraya geldiğimiz zaman şeytan oluyoruz. Niye arkadaşlar? Bunu dört başı mamur, doğru düzgün, güzelce yapmak varken, üzerinde bir ay çalışıp Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlemek varken bütün bu katakulliye ne gerek var? Beyefendi gelir, Beyefendi gelir, Beyefendi'nin Başkanları oturur, çalışırız, işi çözeriz. Bu kadar kaçırmaya, bu kadar dolandırmaya hiç gerek yok. O gün burada Zeynep Yıldız arkadaşım konuşuyor -kendisi çok takdir ettiğim bir AK PARTİ Milletvekili, aynı Komisyonda olmaktan mutluluk duyuyorum, Avrupa'da da bizi temsil ediyor- diyor ki: "Epstein dosyaları var ya, o siyonist çocuk tacizcisi, onları engelleyecek." Eğer burada bununla ilgili bir tek düzenleme varsa Allah benim canımı burada alsın. (CHP sıralarından alkışlar) Size yeminle söylüyorum: Gerekirse partiden istifa ederim; getirin bu düzenlemeyi, eğer altına imza atmazsam namussuz ve şerefsizim. Niye bekliyorsunuz arkadaşlar? Bu Epstein mepstein, bu çocuklar üzerindeki musallatı durdurmak için Cumhuriyet Halk Partisi "Evet." diyor, herkes "Evet." diyor, "Hayır." diyen kimse yok. Siz niye bunu yapmıyorsunuz arkadaşlar? Neden bundan imtina ediyorsunuz arkadaşlar? Sizi durduran ne? Allah aşkına, gelin, şunu getirin; şu arka tarafa geçelim, birlikte imza altına alalım. Atmaz mısınız imza hanımefendi? Atmayacak kim var? Atmaz mısınız Fevzi Bey'ciğim ya? MHP Bursa Milletvekilimizin söylediklerinin altına imza atıyorum. Bir tanesi bu yasa teklifinde yer alıyor mu? Hayır. (CHP sıralarından alkışlar) Neyi anlatıyor? İdeali anlatıyor ama burada var mı? Yok. Niye koymuyoruz arkadaşlar? Karşı mısınız? Hayır. Karşı mısınız? Hayır. Kimse karşı değilse bunu niye engelliyoruz arkadaşlar? Neden?
Üç konuda anlaştık Dijital Mecralar Komisyonunda, üç konuda: Bir, Türk hukuku geçerli olacak; iki, Türk ekonomik mevzuatı geçerli olacak; üç, insanımızı koruyacağız. Dördüncü maddeyi niye çektiniz arkadaşlar? Çünkü lobilere yenildiniz, oyun lobilerine yenildiniz. O çocukları oyun lobilerinden kim koruyacak? Altı saat oyunda kalmış, Whatsapp'tan yazıyor, "Arkadaşlar, bana yardım edin, beni kurtarın, altı saattir oyundan çıkamıyorum." diyor. Duymayacak mısınız bu çocuğun feryadını?
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Duymazlar, duymazlar.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Duymuyorlar ama yan yana geldiğimizde, konuştuğumuzda her şey var. O zaman niye engelliyorsunuz, sizi tutan şey ne arkadaşlar? Gelin, atalım altına imza, bitsin bu iş.
Arkadaşlar, bu sadece, bu çocuk bağımlılığı sorunu sadece bir çocuk sorunu değil. Bunu eline aldığı zaman ebeveyn çocuk etkileniyor. Ebeveyni eğitmek gerekiyor mu? "Gerekiyor." diyor arkadaşlar. Bu konuda düzenleme yapmak gerekiyor mu? Gerekiyor. E, niye yapmıyoruz, niye yapmıyoruz, niye yapmıyoruz, niye yapmıyoruz, niye yapmıyoruz?
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Siz de önerge verdiniz, biz de önerge verdik.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Verdik efendim.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Sizinle aynı önergeyi verdik ve geri çektik detaylı inceleme yapmak ve çalışmak için.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hayır efendim, hayır, burada.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Siz de geri çekilmesi önergesi verdiniz.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hayır efendim, burada.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Anlatırım.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Burada efendim. Hayır efendim, çekmedik burada.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Ama siz de önerge verdiniz, anlatırım.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - 6 tane önergemiz var, hepsi burada. Size saygı duyuyorum, bakın, hepsi burada, hepsi burada.
Arkadaşlar, biz diyoruz ki: "Millî Eğitim Bakanlığı devreye girsin, Gençlik ve Spor Bakanlığı devreye girsin, Aile Bakanlığı devreye girsin." Bakan Yardımcımızdan rica ettim, dedim ki: Başka kurul...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Başkanım, kabul ediyorlar, verin önergeyi hemen.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - CHP'nin önergesi vardı ya...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Verelim hemen önergeyi, hazır.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Yok, yok vardı ya zaten, geri çektik ya!
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hayır, çekmedik efendim, çekmedik.
SERKAN SARI (Balıkesir) - "Düzenleme yapacağız." dediniz diye oluyor bunların hepsini.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Evet, düzenleme yapılacak zaten.
SERKAN SARI (Balıkesir) - "Uzlaştık, çözülüyor." dediniz ama gelen bir şey yok.
HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Tabii, tekrar düzenleme yapılacak.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hayır, hayır; arkadaşlar, ne uzlaşma var, ne düzenleme var; lafta! Cehenneme giden taşlar hep iyi niyetle döşeli. Bakın, şimdi tekrar ediyorum: Bakanlıktaki arkadaşlara söyledim, BTK'deki arkadaşlara söyledim; oturduk, konuştuk, karşılıklı görüştük, dedik ki: Arkadaşlar, buna bir eğitim başlığı koyalım. Ne olsun? Medya okuryazarlığı olsun. Ne olsun? Gençlik ve Spor Bakanlığı devreye girsin. Ne olsun? Diğer kuruluşlar diye. Sanki Cumhuriyet Halk Partisine verin diyorum. Niye yapmıyoruz? Herkes istiyor, olmuyor. Niye olmuyor, neden olmuyor? Bu çocukların feryadını kim duyacak? Bu çocukları kim koruyacak, kim? (CHP sıralarından alkışlar)
Fevzi Bey anlatıyor, yazdığının hepsinin altına imzamı atıyorum ama bir tanesi bu yasada yok. Fevzi Bey, oturup çalışalım sizinle. Siz ideali anlatıyorsunuz.
FEVZİ ZIRHLIOĞLU (Bursa) - Kanunu anlattım.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - "Buradan bu çıkması gerekir." diyorsunuz ama yok, yok. Lobilere esir düştüler, oyun lobisine esir düştüler, "5 milyar dolar kazanıyor..." Yalan yahu, ne 5 milyar doları! Yüzde 50'si teşvik, yüzde 50'si bilmem ne. Olsa ne yazar! Diyorum ki, bir çocuk feryat ediyor, arkadaşlarına diyor ki: "Beni kurtarın." Ve biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde, onların temsilcisi olarak onları kurtaracak bir adım atamıyoruz. Bant daraltmayı kaldırdınız, cezayı kaldırdınız, onu kaldırdınız bunu kaldırdınız; yerine getirdiğiniz şey, bütünlüğü bozan bir anlaşma metni, bir yasa metni. Bu bütünlüğü nasıl sağlayacağız? (CHP sıralarından alkışlar) Birlikte çalışma yok, birlikte üretme yok, Türkiye'nin ihtiyaçlarını belirleme yok, Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre adım atmak yok. Niye buradayız? Neden buradayım ben? Siz niye varsınız? "Kahrolsun oligarşi!" diye bağırdığım zaman hep beraber ayağa kalkıyorsunuz. Sizi onlar mı engelliyor, ne korkuyorsunuz onlardan? Sizi kim tutuyor? Niye yapmıyoruz? İyi niyetlerine eminim, insanlıklarına eminim. Arkadaşlarla oturuyorum, konuşuyorum, etkileniyorum, "Ne güzel insanlar?" diyorum. Hani Siyonist, çocuklara musallat olan Siyonist, Epsteinci çeteyi ortadan kaldıracaktık? Hani bu çocukları kurtaracaktık? İkiye bölmüştü hani oyun bölümünde bu çocuklara yardım edecektik. Yenildiniz, lobilere yenildiniz.
Arkadaşlar, sosyal medya için düzenleme şu: Yasak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Başkanım, tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Yahu, bunu yaş gruplarına göre sınıflayalım, bunu basamaklandıralım. Bu basamaklandırmanın sonucunda 13 yaş grubunu, 16 yaş grubunu ayıralım. Çok çok övünerek söylüyorsunuz, buraya çıktınız mı benim kadar gözyaşı döküyorsunuz. Hani burada sanal kumarı engelleyecek, önleyecek madde? Nerede sanal kumarı durduracak madde? Nerede uyuşturucu bağımlılığıyla, diğer bağımlılıklarla mücadele edecek madde? Tanımlayamadınız bile. Biz tanımladık, onu da kabul etmiyorsunuz.
Arkadaşlar "vatan, millet, Sakarya" türküsü "vatan, millet, Sakarya" türküsü değildir, bu ülkenin temelidir. Siz bu ülkenin çocuklarını savunmayıp, onları bu ceberut işten kurtarmayıp neyi kurtaracaksınız? Batsın şirketleri; bana ne Google'dan, Meta'dan; bana ne bütün bunlardan. Bir masum çocuğun geleceğini kurtarmak bana göre insanlığı kurtarmakla eş değerdir. Siz o yardım elini uzatmadınız. Bu kanun burada böyle durduğu sürece, uzlaşmadığınız sürece, gelip o maddelerle ilgili olarak bizimle çalışmadığınız sürece siz o çocukları o kuyuya bıraktınız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahısları adına ilk söz Samsun Milletvekili Sayın Murat Çan'a ait.
Sayın Çan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Meclisimizin yeni mesai konusu yine bir torba yasa . Apar topar Komisyondan geçirildi, jet hızıyla Genel Kurul gündemine getirildi, kanunlaştırılıp yürürlüğe konulması isteniyor. Memleketin daha yakıcı, daha can alıcı ve daha acil çözüm bekleyen sorunları var ama bu yasa alelacele getirildi. Bu iş, deve kuşu misali kafayı kuma gömme işidir. Yanı başımızda orta ve düşük yoğunluklu bir savaş var; güvenlikten dış politikaya, ekonomiden toplumsal yaşama her yönüyle ülkemizi etkileyen bir savaş ama biz bugün bir kanunu bu gece yarısı yetiştirmeye çalışıyoruz. Savaş petrol piyasasını tarumar etti, çarşı pazar yangın yerinde, yarın tekrar mazota ve benzine zam gelecek; biz bu kanunu, bu torba yasayı konuşuyoruz. TÜİK hayal mahsulü enflasyon verileri yayınlayıp vatandaşın sofrasından ekmeğini çalıyor, AKP iktidarı da Meclise böyle torba yasalar getirerek bizim vaktimizi çalıyor. Bunun adı gerçeklik algısını yitirmektir, halüsinasyon görmektir. Teklifin içeriğinden bağımsız olarak söylüyorum: Vatandaşın gündemi başka, sizin derdiniz başka.
Teklife gelecek olursak, az önce hem Aylin Vekilimiz hem Tuncay Vekilimiz çok detaylıca anlattı. Bazı makul ve mantıklı gerçekleri de burada not ettiler, ben de onlara katılıyorum ama bu aceleciliğin sebebi nedir? Bu Parlamentonun yasama tarzıyla, içtihatlarıyla, yaklaşımlarıyla örtüşmeyen bir aceleciliktir bu. Ancak konu AKP'nin yasa yapma taktiğine gelince ancak bu kadarını yapabiliyorsunuz, biz yirmi küsur yıldır buna alışığız; mesela, maddelerden biri ve en fazla öne çıkanı çocukların sosyal ağlara erişimine 15 yaş sınırı getirmeyi öngören ve yaş doğrulama sistemini sağlayıcılara zorunlu kılan düzenleme. Mecliste bu konuyu da kapsayan mahiyette görev ifa eden araştırma komisyonları var. Bu Komisyonun raporları henüz tamamlanmamış, Genel Kurulda görüşülmemiş vaziyettedir. Bu konuya odaklı bir çalışma yürüten, emek harcayan Komisyon "Bakalım, ne demiş?" diye beklemiyorsunuz çünkü kafanızda bir plan, bir tezgâh var. Bu komisyonun ne diyeceğini, ne önereceğini görmeden, müzakere edilmeden bu konuda bir düzenleme yapılıyorsa araştırma komisyonunun ne fonksiyonu ne de hükmü kalıyor. İnsan, aklına eseni yapar ama Meclisin, millet adına yasa yapan bu kutsal çatının böyle bir tasarrufu olamaz, olmamalıdır.
Torba yasa konusunu biraz daha irdeleyelim. Bakın, içerisinde Darülacezeden doğum iznine, çocukların internet hakkından toplu taşıma hizmetlerine birbirinden bağımsız, alakasız, yaşlıyı, engelliyi, çocuğu, kadını ilgilendiren çok farklı konu başlıkları var. Arkadaşlarımız komisyonda dile getirdiler; her bir başlığı gayet ciddi bir şekilde, bütün yönleriyle kapsamlı bir şekilde irdelemek gerekiyordu, yapmadınız. Tek toplantıda komisyona onaylatılıp bugün buraya getirdiniz, düzenlemeyi bu yönüyle de eleştiriyoruz. Bir başka konu, kişisel verilere erişmek üzere bir bakanlığa verilmek istenen kapsamlı yetki. Bununla ilgili sınırlayıcı, etrafı tam detaylı bir şekilde açıklayıcı bir çerçeve çizmiyorsunuz. Bir ailenin gelirine, giderine, varlığına, bütün verilere erişim yetkisiyle ilgili bir düzenleme yapılıyor; bunu paydaşlarıyla, uzmanlarıyla detaylı bir şekilde ortaya koymuyorsunuz. Bu veriler üzerinden profil çıkarma, siyasi çalışmalar için kullanılma, bu profile göre siyasi propaganda yapma gibi riskler var. Denilebilir ki: "Devletin bakanlığı bunu yapmaz." Devletin bakanlıklarının neler yaptığını, her gün her türlü pespayeliğini sizler sayesinde görüyoruz. Adli bir işleme dair polis kamerası görüntüleri magazin konusu olabiliyor. Dolayısıyla hiçbir kişisel veri devletin güvencesi altında değil; yandaşa, tanıdıklara ya da içerdekilere her türlü bilgiyi, her türlü veriyi sığdırabiliyorsunuz. Bu bir de allandıra pullandıra yaptığınız bir meziyet, FETÖ'den bunun dersini aldınız.
Teklife toptancı bir perspektifle yaklaşmıyoruz, önemsediğimiz, değer atfettiğimiz yönleri var. Teklifin en belirgin ve değerli yaklaşımlarından biri çocuğun üstün yararının odaklanan hükümler içermesidir. Doğum sonrası analık izninin sekiz haftada on altı haftaya çıkarılması, babalık izni süresinin genişletilmesi, koruyucu ailelere ilişkin pozitif yönlü düzenlemeler. Bu teklifte sadece bu düzenlemenin, bu maddenin üzerine binerek bu teklifi, bu torba yasayı alelacele geçirmeye çalışıyoruz. Yanlış olan ne var? Yanlış olan, bugün o devleti yöneten iktidarın ta kendisidir. Analık iznini on altı haftaya çıkar ama o evde huzur, bereket yoksa bu yaptığınız işin hiçbir anlamı yoktur, evde ocak kaynamıyordur. Çocuk okula aç gidiyorsa, üstüne başına giyecek alamıyorsa bu sorun devam ediyordur, bu torba yasa bu sorunu çözmeye dönük hiçbir şey içermiyordur. O çocuk ve ailesi her zorluğun üstesinden gelip okulu bitirdiğinde sayenizde mülakata takılıyor ve geleceğiyle oynanıyor. TÜGVA'cıya yol veriliyor, TÜRGEV'ciye yol veriliyor ama o çocuğumuzun geleceği, umutları, hakları mülakat marifetiyle çalınmaktadır. Sorun dönüp dolaşıp sizin iktidarınıza geliyor.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında söylemiştim, bu iktidar kafasını kuma gömse de vatandaşın derdi de gündemi de değişmiyor. Ekonomi zaten bitikti, İsrail'in ve Amerika'nın İran'a yönelik olarak başlattığı gayrimeşru savaş sonrası bizim için hayat daha da zorlaştı. Savaşın ve krizin faturası millete çıktı, İran'da halk Türkiye'deki kadar etkilenmedi bu savaştan. Benzinin, motorinin fiyatı uçtu, çarşı pazar yangın yerine döndü. Domatesin kilosu akaryakıt artışından önce 65 liraydı, şimdi 125 lira; bu, haldeki fiyat, pazarda, markette bunun 2 katı. Patlıcan, biber, salatalık, yeşillik, soğan, patates; bunları size Ömer Fethi Gürer daha iyi anlatacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Peki, vatandaşın cebine giren para değişiyor mu? Hayır çünkü TÜİK'i icat ettiniz. TÜİK modeliyle vatandaşın cebine her ay elinizi sokuyor, vatandaşın parasını oradan alıp götürüyorsunuz. Aylık enflasyon 1,94, kimse inanmıyor; yıllık enflasyon 30,87. Uygulanan politikalar bireyi de aile kurumunu da bu şekilde darmadağın ederken, emeğini, geleceğini, umutlarını çalarken bu duruma kayıtsız kalamayız, kalmayacağız. Her şey ateş pahası olmuş, çarşı pazar yangın yerine dönmüş, milyonlarca emekli 20 bin liralık aylığa mahkûm edilmiş, o emekliye hakkaniyetli bir bayram ikramiyesi bile çok görülmüş, milyonlarca çalışan 28 bin liraya ev geçindirmeye, karnını doyurmaya zorlanmış; bunlar için bir teklif bile getirmiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Bunların hepsini bir kenara bırakmamızı, bu sorunları yok saymamızı, iktidarın hayal dünyasına buranın ortak olmasını bekliyorsunuz; biz bunu yapmayacağız. Buraya önce emekliyi insanca yaşam sürebileceği bir aylığa kavuşturacak kanunu getirin. Buraya önce çocukları okulda aç bırakmayacak kanunu getirin. Buraya önce asgari ücreti açlık sınırının üzerine çıkaracak düzenlemeyi getirin. Buraya önce vergi borcunu sildiğiniz yandaş patronlardan o vergileri tahsil edecek düzenlemeleri getirin. Bunları yapmayacaksınız adres bellidir, çözüm sandıktır.
Konuşmamın sonunda çok kısa bir şekilde seçim bölgemden birkaç cümle etmek isterim. Malumunuz, Samsun önemli bir tarım havzası olmanın yanında Karadeniz'in karakteristik özellikleri nedeniyle sel ve su taşkınlarının yoğun yaşandığı ve bu konuda birçok altyapı yatırımına ihtiyaç duyan bir şehir. Samsun Valiliği bundan tam iki hafta önce yatırım planıyla ilgili son üç yılın rakamlarını açıkladı. Bu rakamlarda deniliyor ki: "8,5 milyar Türk lirası Samsun'a yatırım yaptık." Bir tane örnek vereceğim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
MURAT ÇAN (Devamla) - Örneğin, 19 Mayıs ilçesinde içme suyu için ve sulama için yapılmakta olan bir baraj var. Bu barajın bu 8,5 milyar TL'nin içinde olduğu ve 7.500 hektar tarımsal alanın sulaması için hazır hâlde olduğu söyleniyor. Geçtiğimiz günlerde 19 Mayıs ilçemizdeydim, muhtarlarla konuştum, tarım üreticileriyle, çiftçilerle konuştum, hayvancılarla konuştum, ziraat odasıyla konuştum, 1.500-2.000 hektarın üzerinde bir metrekare sulanma olmadığını söylüyorlar. Benzer çelişkiler Terme'de var, Salıpazarı'nda var, bugün 2/B arazileriyle ilgili sorunları söyledim; 8,5 milyar TL'yi aradım, bulamadım. Devletin valisi propaganda aracı olamaz. Buna bir düzen getirin, yapacağınız düzenlemelerin içinde buna dikkat edin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahıslar adına son söz Düzce Milletvekili Sayın Ercan Öztürk'e aittir.
Sayın Öztürk, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ERCAN ÖZTÜRK (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımıza sunduğumuz ve bugün görüşmelerine başladığımız 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Teklifimiz, sosyal devlet ilkemizi daha da güçlendiren, aile yapımızı modern dünyanın sarsıcı etkilerine karşı koruyan, evlatlarımızın geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa etmeyi hedefleyen ve sosyal hizmet sistemimizi günümüz ihtiyaçlarına uygun şekilde güncelleyen kapsamlı bir düzenlemedir. Bizim medeniyet tasavvurumuzda devlet sadece sınırları koruyan, kurumları yöneten bir yapı değildir; devlet, yetimin başını okşayan, kimsesizin kapısını çalan, yaşlıya hürmet eden ve ihtiyaç sahibine sığınak olan bir şefkat ocağıdır. Bu anlayış tarih boyunca milletimizin kurduğu devletlerin en temel vasıflarından biri olmuştur, bugün de aynı anlayışla hareket ediyoruz.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz bu kanun teklifi üç ana hedef üzerine inşa edilmiştir. Birincisi, aile kurumunun güçlendirilmesi ve doğum oranlarının desteklenmesi; ikincisi, çocukların, yaşlıların, engellilerin ve kırılgan grupların korunmasının güçlendirilmesi; üçüncüsü ise sosyal hizmet sistemimizin kurumsal ve hukuki altyapısının çağın ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmesidir.
Değerli milletvekilleri, teklifimizin en anlamlı başlıklarından biri Sultan II. Abdülhamit Han'ın bizlere mirası olan Darülacezenin kurumsal kapasitesinin artırılmasıdır. Yaklaşık yüz otuz yıldır kimsesizlere sığınak olan bu çınarı günümüz şartlarına daha dayanıklı hâle getiriyoruz. Bu kapsamda, Darülacezeye yapılan nakdî bağışların vergi matrahından indirilebilmesini sağlıyor, gıda bankacılığı yoluyla yapılan bağışları teşvik ediyoruz. Ayrıca, kurumun faaliyet alanını genişleterek sadece İstanbul'da değil, ülkemizin ihtiyaç duyulan her noktasında ve hatta yurt dışında hizmet verebilmesinin önünü açıyor, aşevi hizmeti sunabilmesi için de yasal zemin oluşturuyoruz. Bu adımlar, sosyal devletin yalnızca kamu kaynağıyla değil, toplumsal dayanışma ruhuyla yükseleceğinin en somut kanıtıdır.
Değerli milletvekilleri, bugün dünya genelinde aile kurumu ciddi dönüşümler yaşamaktadır. Pek çok ülkede doğum oranları hızla düşmekte, nüfus yaşlanmakta ve aile yapısı giderek zayıflamaktadır. Bu, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel sonuçları olan stratejik bir konudur. Biz aileyi toplumun temel direği olarak görüyoruz. Bu sebeple, çalışma hayatı ile sorumlulukları dengeleyecek devrim niteliğinde düzenlemeler getiriyoruz. Düzenlemeyle, kadın çalışanların doğum sonrası izin süresini sekiz haftadan on altı haftaya çıkararak toplam süreyi yirmi dört haftaya çıkarıyoruz. Bu düzenleme, bebeğin en kritik dönemi olan ilk aylarında anne şefkatinden mahrum kalmamasını ve Dünya Sağlık Örgütünün emzirme tavsiyelerine uyumu hedeflemektedir. Bu hak sadece memurları değil işçileri, askerî personeli ve Emniyet teşkilatımızı da kapsayacaktır. Ailenin ortak bir sorumluluk olduğu bilinciyle, babalık iznini de beş günden on güne çıkarıyoruz. Biliyoruz ki güçlü bir aile yükün paylaşıldığı ve sevginin çoğaltıldığı bir yuvadır. Aileyi güçlendirmek aslında toplumun bağışıklığını artırmak ve geleceğimizi tahkim etmektir. Zira biz şuna inanıyoruz: Ailesi güçlü olanın toplumu diri, toplumu diri olanın devleti kavi olur. Bu adımla sadece bir izin süresini değil toplumsal dayanışmamızın en temel hücresini koruma altına alıyoruz.
Değerli milletvekilleri, bugün dijital dünya çocuklarımız için hem büyük fırsatlar hem de ciddi riskler barındırmaktadır. Siber zorbalık, zararlı içerikler, dijital bağımlılık ve aldatıcı reklamlar çocuklarımızı tehdit etmektedir. Çocuklarımızın hedeflerinden duygusal durumlarına, yaşantısından ve gelişimlerine kadar gerçek dünyadan kopuk, onları aslında sanal bir dünyaya esir eden, bağımlı birer profile dönüştüren bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu nedenle, sosyal ağ sağlayıcılara ve oyun platformlarına yönelik yeni yükümlülükler getiriyoruz. 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal medya hizmeti sunulmaması, çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet modelleri oluşturulması, ebeveyn kontrol araçlarının geliştirilmesi ve oyunların yaş derecelendirilmesine tabi tutulması gibi önemli düzenlemeleri hayata geçiriyoruz. Ayrıca Türkiye'de yüksek erişime sahip oyun sağlayıcılarının ve dağıtıcılarının Türkiye'de temsilci bulundurulması zorunlu hâle getirilmektedir. Böylece bu platformların hukuki sorumluluğu daha net hâle gelecek ve denetim mekanizmaları güçlenecektir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifimiz koruyucu aile sistemini güçlendiren yeni düzenlemeler de içermektedir. Koruyucu aile modeli devlet korumasındaki çocukların aile ortamında büyümesi açısından son derece kıymetli bir uygulamadır. Bu doğrultuda, koruyucu ailelerden birinin çalışmaması hâlinde sigorta primlerinin devlet tarafından karşılanması kanuni güvence altına alınmaktadır. Devlet korumasındaki evlatlarımızın bir aile sıcaklığında büyümesi için koruyucu aile modelini teşvik ediyoruz. Koruyucu aile olan eşlerden birisi çalışmıyorsa sigorta primlerini devlet olarak biz üstleniyoruz. Kamu görevlisi olan koruyucu ailelere ise on günlük ek izin hakkı tanıyoruz. Sosyal ve ekonomik destek set hizmetini kanuni güvenceyi alarak çocuklarımızın aileleri yanında desteklenmesini önceliyoruz. Ayrıca, kurum bakımından ayrılan gençlerin 25 yaşına kadar desteklenmesiyle eğitim ve sosyal hayata uyumlarını kolaylaştırıyoruz.
Değerli milletvekilleri, teklifimizde sosyal hizmet kuruluşlarında güvenlik ve hizmet kalitesini artırmaya yönelik düzenlemelerde bulunmaktadır. Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında yazılım destekli kamera sistemlerinin kurulması yasal zemine kavuşmaktadır. Bu sistemler sayesinde hizmet kalitesinin artırılması, güvenliğin sağlanması, olası ihlallerin önlenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, sosyal yardımların daha etkin yürütülebilmesi için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın ilgili kurumlarla veri paylaşım altyapısını güçlendiriyoruz.
Bir diğer konu, sosyal hizmet alanındaki uygulamalarda ortaya çıkan bazı hukuki boşlukları gidermeyi ve uygulama birliğini sağlamayı amaçlıyoruz. Düzenlemeyle kadın konukevlerinde kalan kadın ve çocuklara sağlanan harçlıkların yasal dayanağı netleştiriyor, ayrıca sosyal hizmet kuruluşlarına herhangi bir nedenle faaliyetlerine son verilmesi durumunda hizmetlerin kesintisiz şekilde devam etmesini güvence altına alıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm tüm bu düzenlemelerin amacı son derece açıktır. Sosyal devlet anlayışımızın gereği olarak hiç kimsenin kendisini yalnız hissetmediği güçlü bir sosyal devlet yapısı oluşturmayı hedefliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde güçlü aile, güçlü toplum ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda attığımız bu adımların yarınlarımızı daha da sağlamlaştıracağına inanıyorum.
Düzenlemelerin ülkemize, aziz milletimize ve özellikle geleceğimizin teminatı çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Soru-cevap işlemine başlıyoruz.
İlk söz Sayın Kaya'nın.
Sayın Kaya, buyurun.
AYKUT KAYA (Antalya) - Galerici ve emlakçı esnafımıza yetki belgesi harcıyla yeni bir vergi icat ettiniz, "31 Ocağa kadar peşin ödeyin." dediniz. Ödemeyenlere de yüzde 4'e yakın faiz uyguladınız, şimdi de hesaplarına bloke koymaya başladınız. Sektör ekonomik krizle boğuşuyor. Bundan haberiniz var mı? Esnaf dükkân kirasını ödeyemiyor, sarı sayfalara para yetiştiremiyor; siz yeni vergi derdindesiniz. Bu harcın uygulanmasında ciddi adaletsizlikler de var. Esnaf harcı ödüyor, aynı yıl içerisinde adresini değiştiriyor, yeniden harç; emlak danışmanı başka bir yerde işe giriyor, yeniden harç; kendi ofisini açıyor, yeniden harç. Esnaf işletmesini kapatmış, vergi kaydını silmiş, faaliyeti yok ama bakıyorsunuz yine harç yazısı geliyor. İcat ettiğiniz bu yetki belgesi harcından tamamen vazgeçin, vazgeçemiyorsanız bir kez harç ödeyen esnaftan aynı yıl içerisinde tekrar harç almayı bırakın. Buradaki adaletsizlikleri giderin.
BAŞKAN - Sayın Kamaç...
MEHMET KAMAÇ (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Arkadaşlarımız Komisyon aşamasında da söylediler, buradaki konuşmalarında da dile getirdiler ama biz bir kez de soru olarak soralım. Doğum sonrası ücretli izin sekiz haftadan on altı haftaya, toplam ücretli izin on altı haftadan yirmi dört haftaya çıkarılıyor. Bu elbette olumlu bir adımdır ama özellikle bu durumun özel sektörde kadın istihdamı üzerindeki olumsuz etkisi olacaktır. Bu yasa teklifinde bu olumsuz etkiyi önleyici bir teklifiniz var mı diye Komisyona sormak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Çan...
MURAT ÇAN (Samsun) - 17 Mart tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla geliri Sağlık Bakanlığı bütçesine aktarılmak üzere 55 taşınmazın özelleştirme kapsamına alındığını biliyoruz. Bu taşınmazlar arasında aktif sağlık tesisleri, idari binalar, hatta tarihî nitelik taşıyan yapılar da yer almaktadır. Süreci parti olarak yakından takip ediyoruz. Seçim bölgem olan Samsun'un Bafra ilçesinde, Eskişehir'de ve başka farklı birçok şehirde bazı iktidar partisi yöneticileri ayrı ayrı açıklamalarda bulunarak ilgili bakanlıkla görüşüldüğü, bunların satış listesinden çıkarılacağı sözü alındığı kamuoyuyla paylaşıldı.
Sorum doğrudan Sağlık Bakanlığınadır: Resmî Gazete'de yayımlanan listede yer alan taşınmazlardan satış kapsamı dışına çıkartılan herhangi bir yer var mı, olacak mı?
BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Kalp yetmezliği ülkemizde milyonlarca vatandaşımızı etkileyen ağır ve ilerleyici bir hastalıktır. Bu hastaların önemli bir kısmı nefes almakta, yürümekte, günlük hayatını sürdürmekte zorlanmaktadır ancak "Oneptus" isimli ilaç yaklaşık dokuz yıldır Türkiye'de kullanılmasına rağmen hâlâ SGK geri ödeme listesine alınmamıştır. Bugün bu ilacı kullanması gereken yüz binlerce hasta sadece maddi imkânsızlıklar nedeniyle tedaviye erişememektedir. Aylık 20 bin lira emekli maaşı alan bir kişi 4 bin lirayı aşan ilaç bedelini nasıl karşılayacak? Bu insanlar kaderine mi terk edilmiştir? Parası olan yaşayacak, olmayan ölecek midir? Bu soruları Sağlık Bakanlığına da sorduk ancak cevap alamıyoruz. Sağlık bir ayrıcalık değil anayasal bir haktır, devletin görevi de vatandaşını yaşatmaktır. Kalp yetmezliği hastaları için hayati öneme sahip olan bu ilaç derhâl SGK geri ödeme kapsamına alınmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Dindar...
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakanın aşağıdaki sorulara yanıt vermesini bekliyoruz.
Bir: Bakanlığınız bünyesinde kadrolu istihdam edilen işaret dili tercümanı sayısı kaçtır? Bu konuda ilave atama planlaması yapılmakta mıdır?
İki: Engelli ÖTV indirimi hakkı kullanarak araç alan sayısı 2026 yılı itibarıyla kaç kişidir? Bunların toplam engelli nüfusu içindeki oranı nedir? Hangi engel grupları ÖTV indirimli araç alma hakkından yararlanmamaktadır?
Üç: Türkiye'de engelli ve yaşlı bakımı için verilen 13.800 TL'nin yeterli olmadığını biliyor musunuz? Bu ödeneklerin en az asgari ücret düzeyine yükseltilmesi için bir çalışma başlatacak mısınız?
Dört: Türkiye'de sosyal yardım alan kişi sayısı yıllar itibarıyla nasıl değişmiştir? Bu yardımların reel olarak satın alma değerinin korunması için hangi tedbirleri alıyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Olan...
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.
Sayın Bakana dört sorum var.
Bir: Türkiye'de derinleşen yoksulluk karşısında sosyal yardımların kapsamı ve miktarı yetersiz kalmaktadır. Bakanlığınızın sosyal yardım politikalarında güncel enflasyon ve yaşam maliyetlerini esas alan yeni bir düzenleme yapma planı var mıdır?
İki: Çocuk yoksulluğu ve beslenme yetersizliği artarken okullarda ücretsiz ve sağlıklı öğün sağlanmasına yönelik neden kalıcı bir program hayata geçirilmemektedir? Bu konuda yerel yönetimlerle koordinasyon sağlanmakta mıdır?
Üç: Engelli yurttaşların bakım hizmetlerine erişiminde yaşanan sorunlar artmaktadır. Evde bakım desteği kriterlerinin hane geliri bazlı değil, kişi gelirini esas alan düzenlemeyle belirlenmesi planlanmakta mıdır?
Dört: Her gün kadınlara yönelik şiddet vakaları sürerken sığınmaevi kapasitesinin artırılması ve önleyici sosyal politikaların güçlendirilmesi için hangi somut adımlar atılacaktır?
BAŞKAN - Sayın Aygun...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Başkanım.
Aynı prim gününü dolduran -aynı süre, hatta daha da çok çalışan- insanlar arasında, sadece bir gün, bir ay ve birkaç gün dolayısıyla on yıl, yirmi yıl gibi haksız bir tablo oluştu. Emeklilikteki bu haksızlığı gidermeyi düşünüyor musunuz, kademeli emekliliği getirecekmişsiniz?
Yine, esnaf ve çiftçimize, 9000 prim gününü 7200 güne düşürmeyle ilgili Cumhurbaşkanının sözü vardı, bu sözü havada mı bırakacaksınız?
Yine, belediyelerde 500 bine yakın şirket işçisi var, bunları belediye kadrosuna almayı düşünüyor musunuz?
Stajyer öğrencilerimizin sigorta başlangıç tarihi staj başlangıcı olarak sayılacak mı, bununla ilgili bir çalışmanız var mı; merak ediyoruz.
Yine, 696 sayılı KHK'yle, taşeron işçilerin bir kısmı kadroya alındı ama bir kısmı dışarıda kaldı. Bu dışarıda kalan işçileri de kadroya almayla ilgili bir çalışmanız olacak mı diyorum.
Yine, aynı şekilde, 18 yaş altı çalışanları çocuk mu yoksa işçi olarak mı kabul ediyorsunuz? Bu çocukları eğer işçi olarak çalıştıracaksanız staj başlangıcı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, yasa aileyi korumak üzere gelmiş ancak bu işi yürütecek olan ilgili bakanlığın personeline ilişkin herhangi bir düzenleme yok. Bu konuda asgari ücretin daha altında bir ücretle personel istihdam eden bu kurum, kendi personelinin haklarının düzenlenmesine ilişkin herhangi bir çalışma düşünmekte midir?
İkinci olarak, aile yılında -en büyük sorun yaşayan- akademik personele yönelik herhangi bir çalışma var mıdır? Malum olduğu üzere -akademik personel belki kırk yıl süreyle- eşler birbirinden ayrı, farklı illerde görev yapmaktadır. Bu konuda destek mahiyetinde çalışma yürütülecek midir?
Bunun dışında, deprem bölgesindeki üniversitelerde YÖK'ün de baskısı ve talebiyle tayin hakkı verilmediğinden personel istifa ederek başka yere geçmek zorunda kalmaktadır.
Bir de özelde çalışan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Enerji piyasalarındaki dalgalanma gerekçe gösterilerek akaryakıta bir zam daha yapılıyor. Motorinin 90 TL sınırına dayanması ekonomideki kontrolsüzlüğün açık göstergesidir. Bu artış yalnızca pompada kalmayacak, üretimden ulaşıma, gıdadan kiralara kadar hayatın her alanına yeni zamlar olarak yansıyacaktır. Benzinde uygulanan eşel mobil sistemi ise sorunu çözmek değil, etkisini gizlemektir Vatandaşın ödediği bedel değişmiyor, sadece adı değişiyor. Yanlış ekonomi politikalarının yükü yine milletin sırtına yükleniyor. Artık insanlar geçinmeyi değil, hayatta kalmayı konuşuyor. Bu gidiş sürdürülemez. Halkın sabrı değil, adaletli ve akılcı bir ekonomi yönetimi gerekmektedir.
BAŞKAN - Sayın Boz... Yok.
Sayın Kara...
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Başkanım, teşekkür ederim.
Reyhanlı Devlet Hastanesinde nöroloji, göğüs hastalıkları ve dermatoloji branşlarında aktif çalışan uzman var mı yoksa ataması yapılacak mı? Kırıkhan Devlet Hastanesinde kardiyoloji ve psikiyatri uzmanı bulunmamakta, pratisyen hekim sayısı yetersizdir, artırmayı düşünüyor musunuz? İskenderun Devlet Hastanesinde onkoloji ve nefroloji branşlarında tek uzman hizmet veriyor, sayısı artacak mı? Depremde yıkılan 56 ASM'nin yerine kaç tane yaptınız ve bunlarla ilgili inşa süreçleri nedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, Çorum Sanayi Sitesi'nde faaliyet gösteren esnafımız depo veya başka amaçla kullandıkları alanlar için yıllarca Çorum Belediyesine kira ödemiş, dekontları ellerinde. Bu alanlardan yıllardır haberi olmayan Çorum Millî Emlak Müdürlüğü ise kısa bir süre önce denetim yaparak esnafların kullandığı bu arazilerin devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu tespit etmiş. Esnafımız kullandığı bu alanların ecrimisillerini belediyeye düzenli olarak ödemiş, belediye "Bu arazi bizim değil." demeden esnafından aldığı parayı kasasına koymuş. Çorum Millî Emlak Müdürlüğü bu arazileri kullanan esnaflara resmî yazı göndererek hem geriye dönük beş yıllık kiraları faiziyle birlikte istiyor hem de derhâl boşaltmalarını talep ediyor. Çorum Valimize ve Belediye Başkanımıza sesleniyorum: Elektrik, doğal gaz, mazot zamlarından dolayı esnaf zorda, bu sorun bir an önce giderilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Yaman, son olarak...
AYLİN YAMAN (Ankara) - Bu izinler sırasında raporlu ya da izin almışken 16 ve 24 hafta arasında ise eğer anne burada, kesinlikle tekrar sekiz hafta ek süre veriliyor mu acaba? Çok fazla soru geliyor. Süt iznindeyken, raporluyken ya da yıllık izin almışken 16-24 hafta arasındaysa ek, ekstra iki ay veriliyor mu acaba?
Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın Komisyon, buyurun.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bu kanun teklifimizle sosyal yardım ve hizmetlerin daha etkin, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir. Dezavantajlı grupların yaşam kalitesini yükseltmek ve sosyal hizmetlerin ulaşılabilirliğini artırmak üzere yapılan bu düzenlemeler günümüzün değişen ihtiyaçlarına uygun bir sosyal hizmet anlayışının hayata geçirilmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. Darülacezeye yapılan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak bağışları ile diğer bağış ve yardımların teşvik edilmesi kurumun mali sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir. Bu teklifle, söz konusu bağış ve yardımların Gelir Vergisi Kanunu'nda istisna kapsamına alınması yönünde önemli bir düzenleme yapılmaktadır.
Toplumumuzun geleceği olan çocuklarımızın yetiştirilmesinde doğumdan sonraki ilk aylarda anne-çocuk birlikteliğinin sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu teklifle çocukların gelişiminin en kritik dönemlerinde daha uzun süre anne bakımından faydalanabilmelerini sağlamak adına değişiklik yapılmakta; kadın memura doğum sonrası verilen sekiz haftalık doğum süresi on altı haftaya çıkarılarak ayrıca nüfus politikasının da desteklenmesi amaçlanmaktadır.
Yine, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memurların isteği hâlinde doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre artırılmakta; böylece doğum sonrası daha fazla emzirme süresiyle çocuğun bakımının sağlanabilmesi amaçlanmaktadır.
Koruyucu aile, çeşitli nedenlerle öz aile yanında bakımı geçici olarak sağlanamayan çocukların eğitimi, bakımı ve yetiştirilmesi sorumluğunu devletle paylaşmaktadır. Bu teklifle koruyucu aileler için öngörülen izin düzenlemesiyle devlet memurlarının koruyucu aile olması teşvike koyucu aile olması teşvik edilmekte; koruyucu aile sayısının artırılmasıyla daha fazla çocuğun aile yanında bakımının sağlanması, koruyucu aileliğin çocuk koruma mekanizmasındaki yerinin güçlendirilmesi ve koruyucu aile ile çocuğun birbirine alışma sürecinin desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda maddede yapılan değişiklikle koruyucu aile olan memurlara on gün izin hakkı tanınmaktadır.
Yine bu teklifle, sosyal ve ekonomik destek hizmeti yasal güvenceye kavuşturulmakta, özellikle devlet memurlarından devlet korumasından reşit olarak ayrılan veya sosyal ve ekonomik destek yardımı alırken reşit olan gençlerin örgün yüksek eğitime devam etmeleri kaydıyla 25 yaşını tamamlayana kadar desteklenmesi sağlanarak eğitim hayatlarında oluşabilecek ekonomik boşluğun önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Yalnız sorulara cevap vermiyor Başkanım; metinden okuyor, onu biliyoruz.
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Yok, metin içinde cevapları var.
SAĞILIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Müsaade edin, cevap vereceğim.
Teklifin en önemli maddelerinden biri olan 21'inci maddede İnternet Oyunlarında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'a "oyun" "oyun sağlayıcı" ve "oyun dağıtıcı" tanımları eklenerek dijital oyun platformlarının hukuki statüsü ve dijital oyun üreticileri ile bu oyunları son kullanıcıya ulaştıranlar arasında ayırım netleştirilmektedir. Bu düzenlemeyle yaş derecelendirilmesi, temsilci belirleme ve ebeveyn kontrolü araçları sağlama gibi yükümlülükler teknik ve idari kabiliyete göre doğru muhataplara yönlendirilmesi, böylece idari yaptırımların muhataplarının tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi amaçlanmaktadır.
Çocukların dijital dünyadaki güvenliğini sağlamak amacıyla sosyal ağ sağlayıcılara 15 yaş altı çocuk kayıtlarını engelleyerek etkin bir yaş doğrulama sistemi kurma ve ebeveyn kontrol araçları sunma zorunluluğu getirilmektedir. Düzenleme kapsamında 15 yaş üstü çocuklar için yetişkinlerden ayrışmış, güvenli hizmet sunumu ve acil durumlarda zararlı içeriklere bir saat içinde müdahale edilmesi öngörülmektedir. Bu kritik yükümlülüklere aykırılık hâlinde küresel ölçekte platformlar için caydırıcılığı arttırmak amacıyla bir önceki yılki küresel cirolarının yüzde 3'ü kadar idari para cezası ve kademeli bant daraltma yaptırımı uygulanması hükme bağlanmıştır. Dijital oyun sektörlerindeki şiddet, müstehcenlik ve bağımlılık gibi risklere karşı çocukların korunması amacıyla günlük erişimi 100 binden fazla olan yurt dışı kaynaklı oyun dağıtıcılarına Türkiye'de temsilci belirleme ve oyunları yaş kriterlerine göre derecelendirme yükümlülükleri getirilmektedir. Düzenlemeyle ebeveynlere çocukların dijital alışkanlıkları ve harcamaları yönetebilecekleri etkin kontrol mekanizmaları sunulması hedeflenmektedir. Hukuki muhataplar tesis edilerek kullanıcı mağduriyetinin giderilmesi ve denetleme iş birliği sağlanması amaçlanmaktadır. Dijital ortamda sunulan sosyal ağ ve oyun hizmetlerinin yaygınlaşması, bu hizmetlerin yalnızca bireysel kullanım alanı olmaktan çıkararak toplumsal yapı, aile düzeni, çocukların gelişimi, kamu sağlığı ve kamu düzeni üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler doğurduğunu göstermiştir. Hizmetlerin tasarımı, içerik yayılımının mekanizması ve kullanıcı etkileşim modelleri, hukuka aykırı içeriklerin yayılması, temel hak ve özgürlüklerin ihlal ve özellikle çocuk bakımından zararlı sonuçlar doğurabilecek riskler barındırmaktadır. Bu teklifle Türkiye'ye yönelik sunulan ve sunulması planlanan hizmetler bakımından sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun dağıtıcılığı Anayasa'yla güvence altına alınan temel hakların ve aile ve çocukların kamu düzeninin ve kamu sağlayıcının korunmasıyla hukuka aykırı içeriklerin yayılmasına elverişlilik açısından risk değerlendirmesi yapma ve bu değerlendirmeyi kuruma bildirme yükümlülüğü getirmektedir.
Yine, teklifin Komisyon çalışmaları aşamasında bazı maddelerin Anayasa'ya aykırılık, alt komisyon oluşturulması ve Dijital Mecralar Komisyonuna sevk edilmesiyle ilgili muhalefet milletvekillerimiz tarafından verilen önergeler oy çokluğuyla reddedilmiştir. Bu konuda Sayın Selçuk Özdağ Milletvekilimize de bilgi verdik, bilgilendik, kendilerine de teşekkür ediyorum.
Ülkemizde 2002 yılında 63 olan resmî huzurevi sayımız şu anda 176'ya ulaşmıştır. Şu anda, 4.952 olan bu hizmetten yararlanan vatandaş sayımız 15 bine yaklaşmıştır. Diğer kamu kuruluşlarımıza da 16 adet huzur evimiz mevcuttur, 1.100'e yakın da buradan vatandaşımız hizmet almaktadır. Bakanlığımıza yöneltilen sorular Bakanlığımız bürokratları tarafından sayın vekillerimize yazılı olarak bildirilecektir. Raporlu ve izinli olarak geçici maddeyle verilen ilave sekiz haftalık izni etkilememektedir. Mevcut yasadaki sürelere göre analık izni doğmuş ancak doğumun üzerinde yirmi dört hafta geçmemiş tüm çalışan anneler talepleri hâlinde sekiz haftalık ilave analık izni kullanabilecektir.
Tüm vekillerimize teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Süre dolmadı, bir dakika on dört saniye var. Soru soralım.
BAŞKAN - Sayın Gürer, buyurun tabii.
O zaman Sayın Gürer, Sayın Sarı ve Sayın Esen'e söz vereceğim.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Kanun teklifinde annelikle ilgili düzenlemeler var ancak ülkemizde kadınların sigortalı olmadan önceki süreçte doğum yaptıkları devre nasıl ki erkeklerde askerliğe sayılıyorsa kadınlar için de o sürenin sigortalı sayılması yönünde kanuna bir madde eklenerek bu sorunun çözülmesi gerektiğini düşünüyorum, Komisyon bu konuda ne düşünüyor?
Teşekkür ederim. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Serkan Sarı.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ben gündem dışında başka bir konu hakkında söz talep ettim. Bu hafta sonu Balıkesir'de esnafımızı, pazarcı esnafımızı gezmiştim. Pazarcı esnafımız halden aldıkları hal kayıt belgelerinde yüzde 6,5 vergi ödemek zorunda kaldıklarını beyan ediyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkür ederim.
Bu vergiyi ödememek için de ne yazık ki satın almış oldukları rakamın altında bir beyanda bulunuyorlar. Örneğin 40 liraya aldığı ürünü 20 liraya beyan etmek zorunda kalıyor, daha az vergi ödeyebilmek için. Sanayi Bakanlığının, Ticaret Bakanlığının yapmış olduğu denetimlerde de 20 liraya alıp 80 liraya sattığı yüzünden da fahiş fiyat uygulaması sebebiyle ceza uyguluyor. Bu esnaf vergi ödememek için kaçarken cezai müeyyideyle kalıyor ve sonuçta da pazar yerinde satılan ürünlerin maliyeti artıyor. Sonuç itibarıyla, vatandaşa ulaşan gıda ürünlerinin fiyatları artmakta. Bu anlamda, bu vergi oranının yüzde 6,5'tan yüzde 1'e düşürülmesini talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Esen.
ELİF ESEN (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Madde 17'de, uzun bir madde, ben bir kısmını alıyorum, "Haklarında şiddet, müstehcenlik, fuhuş suçlarından kesinleşmiş hüküm bulunan kişilerin, bahse konu suçların nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda kamuya, özel sektöre veya sivil toplum kuruluşlarına ait her ne adla olursa olsun çocukların yoğun olarak bulunduğu çocuk hizmet birimleri, adli görüşme odaları, eğitim kuruluşları, çocuk etkinlik ve oyun evleri, okul, okul servisi, okul kantini, yurt, kreş, gündüz bakım evi ve çocuk kulübü, internet kafeleri, salonları, e-oyun yerleri, çocuk spor okulu, beden eğitimi ve spor tesisleri olarak hizmet veren yerlerde çalıştırılmasının ve bu yerleri işletmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Burada "hükümlü" kelimesi önemli. Tutukluluk süresi ne olacak? O tutukluluk süresindeki koruyucu, önleyici tedbirler ne öngörülüyor?
BAŞKAN - Teşekkürler.
Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Birleşime bir dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:23.24
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 23.25
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Rıdvan UZ (Çanakkale), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78'inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yok.
Ertelenmiştir.
Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Nisan 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati:23.25
[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. (*) 263. S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.