TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
84'nci Birleşim
21 Nisan 2026 Salı
(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA/YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Terörle Mücadele Alt Komisyonu Başkanı olarak Şanlıurfa Siverek’teki ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırılara ilişkin gündem dışı konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın, Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olaylara ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Yalova Milletvekili Tahsin Becan’ın, bireysel silahlanmanın artmasıyla yaşanan can kayıplarına ilişkin gündem dışı konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, Şanlıurfa İl Millî Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu’na ilişkin açıklaması
2.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa'da meydana gelen olaylara ilişkin açıklaması
3.- Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın, sağlık hizmetleri sevk zincirine ilişkin açıklaması
4.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, Gülistan soruşturmasına ilişkin açıklaması
5.- Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, Kahramanmaraş'taki okul saldırısında hayatını kaybeden Yusuf Tarık Gül’e ilişkin açıklaması
6.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, yurt dışı vize randevusu sistemine ilişkin açıklaması
7.- Bolu Milletvekili İsmail Akgül’ün, buğday alım fiyatlarına ilişkin açıklaması
8.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
9.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’ya ilişkin açıklaması
10.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, deprem felaketinde zarar gören okulların yeniden yapımı için İslam Kalkınma Bankasından alınan kaynağa ilişkin açıklaması
11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, geçimini ormandan sağlayan köylülerin taleplerine ilişkin açıklaması
12.- Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
13.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, mazot ve gübre fiyatlarındaki artışa ilişkin açıklaması
14.- Siirt Milletvekili Mervan Gül’ün, Siirt'te yaşanan sel felaketine ilişkin açıklaması
15.- İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları’nın, çocukları ve milleti ayağa kaldırmak için zil çaldığına ilişkin açıklaması
16.- Rize Milletvekili Harun Mertoğlu’nun, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının ifadelerine ilişkin açıklaması
17.- Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın, birlik ve beraberlik için sağduyu çağrılarına ilişkin açıklaması
18.- Sivas Milletvekili Rukiye Toy’un, Sivas’a ve Turizm Haftası’na ilişkin açıklaması
19.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
20.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Silahlı Kuvvetlerin 15 yeni komando tugayı kurma planlamasına ilişkin açıklaması
21.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, faiz giderlerine ilişkin açıklaması
22.- Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın, Şırnak'ta sağlık alanındaki sorunlara ilişkin açıklaması
23.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, 23 Nisan Bayramı’na ve ülkedeki çocuklara ilişkin açıklaması
24.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’un Çarşamba ilçesinin Bayramlı Mahallesi’nde yaşanan su taşkınlarına ve sellere ilişkin açıklaması
25.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, eğitim sistemine ilişkin açıklaması
26.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, Hatay Reyhanlı'da yağan dolunun yarattığı zarara ilişkin açıklaması
27.- İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
28.- Kars Milletvekili Adem Çalkın’ın, Kahramanmaraş'ta yaşanan olaya ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e ilişkin açıklaması
29.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, Antalya Diplomasi Forumu'nda Tom Barrack tarafından sarf edilen sözlere ilişkin açıklaması
30.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir Kepsut İlçe Millî Eğitim Müdürü Erdal Durmuş’a ilişkin açıklaması
31.- İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın, Antalya Diplomasi Forumu’na ilişkin açıklaması
32.- Burdur Milletvekili İzzet Akbulut’un, köylere doğal gaz getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
33.- Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın’ın, Trabzon-Erzincan demir yolu meselesine ilişkin açıklaması
34.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurumspor’a ilişkin açıklaması
35.- Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’ın, küçük esnafın ve nakliyeci esnafların taleplerine ilişkin açıklaması
36.- Tunceli Milletvekili Ayten Kordu’nun, Gülistan Doku'ya ilişkin açıklaması
37.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a seslenmek istediğine ilişkin açıklaması
38.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, Hatay’daki depremzede esnafa ilişkin açıklaması
39.- Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın, faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklaması
40.- Adana Milletvekili Bilal Bilici’nin, tutuklu belediye başkanlarına ve Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’ya ilişkin açıklaması
41.- Yalova Milletvekili Tahsin Becan’ın, Türkiye'nin ilk kadın muhtarı Meliha Manço'ya ilişkin açıklaması
42.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, gözaltı işlemi yapılan işçilere, Gülistan Doku cinayetine, Saadet Partisi Çorum İl Başkan Yardımcısı hakkında açılan davanın duruşmasına ve TCK madde 217’ye ilişkin açıklaması
43.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, gözaltına alınan 110 maden işçisine, Gülistan Doku konusuna, Doktor Bülent Şık’ın yaptığı çalışmaya, yürürlüğe konulmaya çalışılan 15 yaşından küçük çocukların sosyal ağlardan hizmet alamaması konusuna ilişkin açıklaması
44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne, 5'inci Antalya Diplomasi Forumu’na, geçen hafta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan hadiselere ilişkin açıklaması
45.- Ağrı Milletvekili Nejla Demir’in, Şirvan Mikaili’ye ilişkin açıklaması
46.- Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
47.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, geçen hafta Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan olaylara ve kurulacak araştırma komisyonuna, gözaltına alınan madencilere ve Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’e ilişkin açıklaması
48.- İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Haftası'na, belediyelere yönelik operasyonlara, Amerika'nın Ankara Büyükelçisinin konuşmasına, okulda şiddete, ara seçime ilişkin açıklaması
49.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, geçen hafta Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan hadiselere ve konuya dair bir araştırma önergesiyle bugün ortaklaşa bir irade ortaya koyacaklarına, Genel Kurulda görüşmelerine devam edilen kanun teklifine, 5'inci Antalya Diplomasi Forumu'na ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ilişkin açıklaması
50.- Adana Milletvekili Sadullah Kısacık’ın, İzmir ilinin Torbalı ilçesine bağlı Kuşçuburun Mahallesi'nde kazalarla anılan yola ilişkin açıklaması
51.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, Türkiye'deki gıda zehirlenmesi vakalarında görülen artışa ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Zafertepe Kız Öğrenci Yurdu öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi
2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi
B) Önergeler
1.- Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın, (2/3334) esas numaralı Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasında Koşullu Salıverme Yasağının Kaldırılması ve 25. Yılda Koşullu Salıverme İmkanının Sağlanması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/138)
VII.- ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 21 Nisan 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde (10/4004), (10/4005), (10/4006), (10/4007), (10/4008) ve (10/4009) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek yapılmasına, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süresinin yirmişer dakika olmasına, bu sürenin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi
VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve 20 Milletvekilinin, eğitim kurumlarında şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak okullarda fiziksel ve sosyal güvenliği tesis edecek bütüncül politikaların geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4004)
2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından eğitim kurumlarında dijital mecralarda bulunan içeriklerden kaynaklanan şiddet, istismar ve olumsuz etkilerin araştırılarak çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4005)
3.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Antalya Milletvekili Uğur Poyraz ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez tarafından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta bulunan okullarda meydana gelen silahlı saldırı olayları başta olmak üzere eğitim kurumlarında artış gösteren şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4006)
4.- Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından suça sürüklenen çocukların durumunun tüm yönleriyle araştırılması ve çocuk odaklı bir koruma kanunu yapılması yolunda çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4007)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 Milletvekilinin, son dönemlerde eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak okullardaki güvenliğin sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4008)
6.- Sivas Milletvekili Abdullah Güler ve 58 Milletvekilinin, Çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklerin çok boyutlu bir şekilde incelenerek mevcut durumun ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4009)
21 Nisan 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.07
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Terörle Mücadele Alt Komisyonu Başkanı olarak Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırılar hakkında söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın'a aittir..
Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Asamblesi Terörle Mücadele Alt Komisyonu Başkanı olarak Şanlıurfa Siverek’teki ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırılara ilişkin gündem dışı konuşması
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarının yapıldığı bugünlerde maalesef Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da meydana gelen elim olaylar neticesinde yavrularımızın hevesleri kursağında kalmış, ocaklara ateşler düşmüş ve ülkemiz bir matem havasına bürünmüştür. Söz konusu okul saldırıları münferit vakalar gibi görünse de çocukları şiddete, zorbalığa, nefret diline ve zararlı etkilere açık bırakan daha geniş bir risk alanına işaret etmektedir. Dolayısıyla çocuklarımızı yalnızca fiziksel tehditlerden değil, onları şiddete sürükleyebilecek sosyal ve dijital etkilerden de korumak zorundayız. Yani bu tarz felaketlerin yaşanmaması adına öncelikle sorumluluğu bulunan ailelerimizin, toplumumuzun ve dahi devletimizin görevi, yalnızca suç işlendikten sonra tedbir almak yahut cezalandırmak değil, çocukları şiddetten koruyacak mekanizmaları önceden düşünüp, tasarlayıp, planlayıp eyleme dönüştürmektir. Yaşananları basite indirgeyip yalnızca okul güvenliğiyle halledilebilecek bir durum gibi görmek yerine, çok boyutlu ve paydaşlı bir mesele olarak ele alınıp, bütüncül bir bakış açısıyla incelenip çözülmesi gereken bir kolektif sorun olarak algılamak ve kabul etmek gerekir. Çünkü tahribatı, yan etkileri, olay mahalli ve şahıslarıyla sınırlı kalmamakta; aksine, uzun vadede sosyal bir travmaya dönüşüp toplumsal, hatta ülkesel bir krize dönüşebilme riski ve tehlikesi taşımaktadır. Diğer bir ifadeyle, bu durum, kontrolsüz bırakıldığında ya da ihmal edildiğinde telafisi mümkün olmayan sonuçlara kapı aralayabilecek bir zemin hazırlamaktadır. Nitekim, benzer hadiselerin farklı toplumlarda yaşandığı gerçeği meselenin aynı zamanda küresel bir tehdit boyutu kazandığını da açıkça göstermektedir. Bu tür tespit ve öngörülere başta Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi, Europol ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası kuruluşların açıklamalarında istatistiksel analiz ve veriler ışığında tanıklık etmekteyiz. Benzer tanı ve yorumu Genel Başkanımızın geçen haftaki açıklamalarında, bugünkü grup toplantısında ve Sayın Cumhurbaşkanımızın dünkü Kabine toplantısı sonrası yaptığı değerlendirmelerde açıkça görmekteyiz. Bu nedenle, meseleyi yalnızca fail üzerinden okumak hakikatin eksik anlaşılmasına yol açacaktır. Çünkü asıl sorgulanması gereken, çocuklarımızı böylesi karanlık eylemlere iten sosyal çevre, dijitalleşme, değer erozyonu ve kontrolsüz etki alanlarıdır. Dolayısıyla bu art arda vuku bulan münferit olaylardan hareketle sadece güvenli okul ortamının güçlü toplumun ve sağlıklı geleceğin temeli olduğunu düşünmek eksik kalır ve bizi hataya götürür. Çünkü ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca daha sert tepki değil, daha akıllı, daha erken ve daha kapsayıcı önleme politikalarıdır.
Somutlaştırmak gerekirse, son yılda ölümle sonuçlanan ve genellikle ağırlıklı olarak kampüs veya eğitim kurumlarında vuku bulan terör eylemlerinin bilimsel ve kriminal incelemeler sonucu raporlaştırılan sonuçlarına göre, terörizmin yeni ve genellikle bireysel eylem formatına dönüşüp ve yaş ortalamasının ise çocuklara inmesinin karşısında müdahale kadar önleme de çok önemli bir yer tutmaktadır. Gençlerin korunması için hem kurallar hem de bireysel sorumluluk aynı anda güçlendirilmelidir. Bu konuda Başkanlığını yaptığım AGİTPA'ya bağlı Terörle Mücadele Özel Komisyonu olarak çocukların radikalleşmesini ve şiddete eğilimlerini engelleyecek programlar çerçevesinde konunun en önemli paydaşı, hatta ana aktörü çocuklarımızla doğal ortamları olan okullarında "okul diyaloğu" adı altında bir araya gelerek çözüm arayışında bulunmayı önceledik. Bu genel çerçevede özellikle medya ve dijital okuryazarlık çok büyük önem arz etmektedir çünkü bugünün çocukları yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda dijital bir çevrede büyümektedirler. Dolayısıyla şiddet kültürü, nefret dili, zorbalık ve manipülasyon artık çoğu zaman dijital ortamlarda da yayılmaktadır. Bu nedenle, medya ve bilgi okuryazarlığı sadece akademik bir kazanım değil koruyucu bir kalkandır. Gençlerin gördüğü her içeriği doğru kabul etmemesi, paylaşmadan önce sorgulaması ve manipülasyonu ayırt edebilmesi hayati önemdedir. Dahası, çocuklara "Doğru mu, faydalı mı, saygılı mı?" diye düşünme alışkanlığı kazandırılmalıdır çünkü dijital dünyada bilinçli olmayan bir çocuk veya genç fiziksel dünyada da savunmasız hâle gelebilir. Çevrim içi zorbalık, dışlama, tehdit ve şiddet çağrışımlı içerikler ciddiye alınmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun hocam, tamamlayın.
KAMİL AYDIN (Devamla) - Dijital ayak izi, mahremiyet, hesap güvenliği ve sorumlu paylaşım kültürü erken yaşta öğretilmelidir.
Çoğu zaman şiddet ile radikalleşme arasında görünmez ama tehlikeli bir geçiş alanı bulunmaktadır. Özellikle çocukların ve gençlerin yalnızlık, dışlanma, öfke ve yönsüzlük duygularının istismar edilmesi ciddi bir risk oluşturmaktadır. Zararlı dijital içerikler, manipülatif mesajlar ve şiddeti normalleştiren söylemler çocukları ve gençleri etkileyebilmektedir. Bu nedenle, okul güvenliği, aynı zamanda çocukların aşırılıktan, zorbalıktan ve şiddet kültüründen korunma meselesidir. Dolayısıyla çocukları ve gençleri yalnız bırakmayan, onları dinleyen ve yönlendiren bir sistem kurmak gerekir.
İki büyük uygulama sonucu elde edilen ve önemle vurgulanan önleyici tedbirler ve uygulamaların başında sırasıyla okulların yalnızca bilgi aktaran kurumlar değil, aynı zamanda koruyucu ve yönlendirici sosyal alanlar olduğu algısının yaygınlaştırılması, yine her okulda öğrencilerin rahatlıkla başvurabileceği güvenilir bir sorumlu bulunması gelmektedir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, Şanlıurfa İl Millî Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu’na ilişkin açıklaması
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Urfa İl Millî Eğitim Müdürü Asım Sultanoğlu görevinden alınmalıdır. Karaman'da 45 çocuğun istismarından sorumluluğu olduğu için önce geri göreve çekilen ve ardından 2023'te sessizce Urfa'ya atanan Asım Sultanoğlu'nu Urfa halkı, öğretmenleri, öğrencileri, vekilleri, velileri istemiyor. Son olarak, Siverek saldırısında da görev, kusur ve sorumluluğu olan, buna rağmen saldırı sonrası sahaya dahi inmeyen, sorumluluk almayan, açıklama yapmayan, saklanan ve görevini yerine getirmeyen Asım Sultanoğlu görevinden derhâl alınmalıdır. Atandığı günden beridir söylüyoruz; Ensar Vakfındaki çocuk istismarında sorumluluğu olan, eğitimle değil kendi ikbaliyle meşgul olan, Urfa'da, okullarda çocukların güvenliği için değil, hiçbir önlem almayan ve kendi istikbaline uğraşan bu zat görevden alınmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
2.- Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız’ın, Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa'da meydana gelen olaylara ilişkin açıklaması
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da meydana gelen olaylar tüm Türkiye'yi üzmüştür. Uyuşturucu okulların önüne kadar inmişken şu anki Millî Eğitim Bakanı maalesef okullarımızda ne tedbir almıştır ne güvenliği sağlayabilmiştir ne de çocuklara bir öğün yemek verebilmiştir ve çocukların çok zor şartlarda, güvenlik olmadan okullarına gitmelerine sebep olmuştur. Sayın Bakanı istifaya davet ediyoruz. Okullarımızda acilen sorunlar çözülmeli, eğitim camiasının tüm talepleri yerine getirilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Arslan...
3.- Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın, sağlık hizmetleri sevk zincirine ilişkin açıklaması
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; ben, yıllardır çözülmeyen, milletvekillerinin de sık sık yaşadığı bir konudan bahsetmek istiyorum. Taşra, il ve ilçelerden çeşitli gerekçelerle hastalar merkeze sevk ediliyor, 112 "Yerimiz yok." diyor fakat taşra ilçedeki hastanenin yöneticileri, başhekimleri "Hastanızı götürün." diyorlar. Vatandaş perişan oluyor. On beş yıldır birinci basamak sağlık hizmetleri sevk zinciri yerle bir oldu. Özellikle beyin cerrahi ve nöroloji yoğun bakım ünitelerinde ne zaman arasak "Yer yok." diyorlar. Bir an önce bu yoğun bakım ve acil ünitelerinin yatak sayısının artırılması gerekir. Bir de 112 acil sevk zincirinde bilmediğim nedenlerle hastalar özel hastanelere yönlendiriliyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
2.- İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın, Şanlıurfa Siverek’te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olaylara ilişkin gündem dışı konuşması
BAŞKAN - İkinci söz talebi, Şanlıurfa Siverek ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olaylar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Şengül Karslı'ya aittir.
Buyurun Sayın Karslı. (AK PARTİ sıralarından alışlar)
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce Siverek'te, ardından Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadiseler sonucu hayatını kaybetmiş canlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerimize ve aziz milletimize de başsağlığı diliyorum.
Tabii, kalplerimizin en derin yerinden yaralandığı, boğazımızın düğümlendiği bir eşikte söz almış bulunuyorum. Bugün, esasen bir çark kırılmasının tam ortasındayız. Bugün, mesele, çocuklarımızın hangi dünyada büyüdüğü meselesidir. Mesele, geleceğimizin hangi ellerde, hangi ekranlarda, hangi karanlık koridorlarda şekillendiği meselesidir. İçinden geçtiğimiz çağ, dünya tarihinin gördüğü en acımasız dönüşüme sahne oluyor. Dünya benzeri görülmemiş bir hızla değişiyor, dönüşüyor. Karşımızda insan ruhunu öğüten, zihinleri tek tipleştiren, duyguları uyutmaya yemin etmiş devasa bir dijital kuşatma var. Dün çocuğunun odasına giren tehlike sokağın başından gelirdi, bugün cebindeki cihazdan geliyor çocukların. Dün aileler kapıyı kilitler, evlatlarını korurdu; bugün kapılar kilitli olsa da görünmeyen kapılar ardına kadar açık duruyor. Maalesef dijital bağımlılık bu hadiselerin temelinde duran en ağır sorunlardan biri. Saatlerini ekranda tüketen, gerçek hayattan kopan, şiddeti oyun sayan, merhameti emojilere indirgeyen bir nesil tehlikesiyle karşı karşıyayız. Nitekim, BTK'nin gerçekleştirdiği bir araştırmada lise öğrencilerimizin yaklaşık yarısının sosyal medya bağımlılığı riskiyle karşı karşıya olduğu ortaya konulmuştur. Aynı çalışmada, oyun bağımlılığını besleyen en güçlü unsurun ise yalnızlık olduğu tespit edilmiştir. Ellerinin altındaki ekranlarda bambaşka dünyalara giriyor çocuklarımız.
ALİ BOZAN (Mersin) - Arkadaşlar, kayıtlara "Muhalefet vekili değil, iktidar vekili konuşuyor." diye geçsin.
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - O dünyalarda kim var, ne telkin ediliyor, hangi şiddet dili pompalanıyor, hangi sapkın akımlar zihinlere sığdırılıyor, birçok ailenin bundan haberi dahi olmuyor. Anne-babayla aynı evde olsalar dahi çocuk başka bir âlemde büyüyor. Bu sebeple sorumluluk müşterek; aileye görev düşüyor, öğretmenlere görev düşüyor, devlete görev düşüyor, medyaya görev düşüyor ve elbette öğrenciyle kurulan sağlıklı bağa görev düşüyor.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Yusuf Tekin'e de bir sorumluluk düşmüyor mu?
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Ortak aklı devreye sokmak zorundayız.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Yusuf Tekin'e bir sorumluluk düşmüyor mu?
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Nesillerimizi bu küresel erozyondan kurtarmak hepimizin boynunun borcu.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - İlginç ya, herkese düşüyor ama iktidara düşmüyor!
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Ben konuşması bittikten sonra devam etmek istiyorum, çok önemli bir mesele olduğunu düşünüyorum, tartışmaya mahal olmaması gereken bir mesele.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Millî Eğitim Bakanının sorumluluğu yok mu?
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Devam edin, devam edin.
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Bu şuurla çocuklarımızı korumak adına hazırlanan tarihî, yasal bir düzenlemeyi geçtiğimiz hafta Gazi Meclisimize sunduk. Malumunuz, zihinleri henüz savunmasız olan 15 yaş altındaki çocuklarımız için bu yıkıcı platformlara kati kısıtlamaları hedefledik bu düzenlemeyle. 15 ila 18 yaş arasındaki gençlerimiz için ise onları zehirli içeriklerden korumak üzere belirli denetim mekanizmaları öngörüldü bu düzenlemede. Bugün dünyada da benzer hassasiyetler yükselmekte; Avustralya, Fransa, Birleşik Krallık, Danimarka ve pek çok ülke benzer sınırlamaları hayata geçirmiş ya da gündemine almıştır. Tek derdimiz bizim de bu kanunu bir an önce Gazi Meclisimizden geçirip yavrularımıza kalkan yapmaktır.
Ne yazık ki bu süreçte "özgürlüklere müdahale" yaftasıyla çeşitli engellemelerle karşılaştık. Değerli arkadaşlar, Allah aşkına, hangi özgürlük? Bir çocuğun algoritma tüccarlarının kölesi olma özgürlüğü mü bu? Siber zorbalığın pençesinde kıvranmanın, şiddeti ve nefreti oyun zannetmenin özgürlüğü mü olur? Ekran karşısında zehirleme özgürlüğü müdür bu? Özgürlük bağımlılık zincirlerini kırabilmektir.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İyi de bizim görsel şiddete ilişkin önergemizi reddettiniz.
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Özgürlük çocuğun zihnini algoritmalara teslim etmemektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Özgürlük yavrularımızı karanlık dijital odalardan çıkarıp hayatın aydınlığına kavuşturmaktır.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Yirmi dört yıldır kim yönettiyse...
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Değerli milletvekilleri, söz konusu olan hepimizin geleceği, can parelerimiz, evlatlarımız. Bugün karar günü; gelin, siyasi kavgalarınızı, günübirlik menfaatlerinizi bu salonun kapısının dışında bırakalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ BOZAN (Mersin) - İşte, tam da o yüzden Yusuf Tekin koltuğundan vazgeçsin, istifa etsin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ya, hep bu tür şeyler de olay olunca aklınıza geliyor. Çok ayıp, çok!
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Bu işin iktidarı olmaz, muhalefeti ise hiç olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz hep bu şekilde baktık, bakıyoruz ve bakmaya devam edeceğiz. Yeter ki evlatlarımızı koruyalım, yeter ki çocuklarımızı o karanlık boşluğa düşmekten kurtaralım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Siz yönetin, sorumluluğu biz mi alacağız? Yöneten siz, sorumlu muhalefet!
ŞENGÜL KARSLI (Devamla) - Gelin, bu tarihî sorumluluğu, bu mücadeleyi birlikte üstlenelim, bu yasayı hep birlikte geçirelim. Vakit, Gazi Meclisin iradesinin bu milletin çocuklarına siper olma vaktidir. Hepinizi bu tarihî sorumluluğa ortak olmaya davet ediyorum.
Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen aziz milletimi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NİMET ÖZDEMİR (İstanbul) - O kara toprağa girenler bizim evlatlarımız!
BAŞKAN - Sayın Sakik, buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
4.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, Gülistan soruşturmasına ilişkin açıklaması
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Dersimli ozanlar şöyle seslenir: "Dersim dört dağ içinde/Dersim'i halk saklasın/Bir gülüm var içinde."
Bizim bir gülümüz, Gülistan'ımız Dersim'de katledildi. Gülistan Amedliydi, Dersim'de katledildi ve altı yıldır aile feryat ediyor. Bu Kürt coğrafyasında 17.500 faili meçhul cinayet var, bunların hiçbirinin faili bulunmadı. Orada katledilen Kürt'se faili bulunmaz. Altı yıldır aile feryat ediyor. Oradaki savcılar sağır, oradaki emniyet müdürleri soruşturmayı yapmadılar. Buradaki İçişleri Bakanı göstermelik soruşturma yaptı.
Şimdi buradan sesleniyoruz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKİK (Ağrı) - ...o dönemin savcılarının, o dönemin emniyet müdürlerinin, o dönemin İçişleri Bakanı olan, şov yapan Süleyman Soylu'nun yargılanması lazımdır, yoksa failler başka türlü bulunmaz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Kılıç...
5.- Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, Kahramanmaraş'taki okul saldırısında hayatını kaybeden Yusuf Tarık Gül’e ilişkin açıklaması
ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu fotoğrafa iyi bakın, bu fotoğraftaki güler yüzlü çocuk 11 yaşında hayattan koparılan Yusuf Tarık Gül, Maraş'taki menfur okul saldırısında hayatını kaybetti. Vefat listesine bir tek onun adı küçük harflerle yazıldı çünkü babası KHK'li polis memuruydu; ihraç edildi, cezaevine girdi. Babasından 6 yaşındayken ayrı düştü ve henüz kavuşmuşlardı ki gülüşü solduruldu. Bu da acı bir hikâye olarak kayıtlara geçti tıpkı KHK'li şehit Burak Zekeriya Altınok'un hikâyesi gibi. KHK, çoluk çocuk, masum suçlu ayırmadan mahkûm eden bir zulüm aracına dönüşmüştür. Beraat edenleri, dosyasına...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sümer...
6.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, yurt dışı vize randevusu sistemine ilişkin açıklaması
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Vatandaşlarımız yurt dışı vize randevusu alabilmek için adeta rant düzeninin içine itilmiştir. Normalde herkesin eşit erişimine açık olması gereken sistem, iddialara göre bot ve yapay zekâ kullanan aracılar tarafından kilitlenmekte, randevular ise 400-500 euro gibi fahiş bedelle satılmaktadır hatta kapalı sistemde dahi usulsüz şekilde randevu alındığı ileri sürülmektedir. Bu açık bir istismar ve organize kazanç düzenidir. Vatandaşın çaresizliğini fırsata çeviren bu yapılar derhâl tespit edilmedi. İktidarı ve ilgili kurumları buradan göreve çağırıyoruz. Bu kartelleşmenin üzerine gidilmeli, sorunlar ortaya çıkarılmalı ve herkese adil, şeffaf randevu sistemi acilen sağlanmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Akgül...
7.- Bolu Milletvekili İsmail Akgül’ün, buğday alım fiyatlarına ilişkin açıklaması
İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Son dönemde mazot, gübre gibi tarımsal girdilerde yaşanan ciddi maliyet artışlarına rağmen buğday fiyatlarının aynı kalması çiftçilerimiz için üzücü bir neden olmuştur. Un ve ekmek gibi birçok gıda ürününde fiyat artışı yaşanırken buğday fiyatında aynı ölçüde artış yaşanmaması üretim zincirinde bir dengesizliği ortaya çıkarmaktadır. Mevcut şartlar altında buğday alım fiyatlarının bu seviyede kalması yeterli değilken, hasat döneminde ulaşılabilecek arz fazlasına bağlı olarak fiyatların daha da gerilemesi ihtimali çiftçilerimizi ciddi bir belirsizlik ve kaygıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Çiftçilerimizin emeğinin karşılığının verilmesi ve fiyatların hasat döneminde daha da düşmesinin önüne geçecek etkin alım politikalarının hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çiftçimizi korumak, üretimi korumaktır; üretimi korumaksa geleceğini korumaktır diyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...
8.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; dünyanın en ağır ve en tehlikeli işini yapan, yerin metrelerce altında alın teri döken, ekmek kazanan 110 madencinin Ankara'nın göbeğinde, Bakanlık kapısında karga tulumba gözaltına alınması utançtır, utanç! Bu ülkenin yükünü sırtlayan işçiye reva görülen muamele bu mudur? İddiaları şu: Maaşları alamıyoruz, tazminatımız gasbediliyor, işten atılıyoruz, hastanelik oluyoruz. E, bu iddialarla ilgili cevap vermek yerine, karga tulumba polis müdahalesiyle sendika başkanı dâhil gözaltına almak kabul edilemez. Bir an önce gözaltına alınan madencileri serbest bırakın. Alın terinin karşılığını verin, adaleti sağlayın. Bu milletin vicdanında daha fazla mahkûm olmayın.
Teşekkür ederim.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Zafertepe Kız Öğrenci Yurdu öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ve Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Zafertepe Kız Öğrenci Yurdu öğrencileri Genel Kurulu izlemektedirler, kendilerine hoş geldiniz diyor, başarılılar diliyoruz. (Alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Yalova Milletvekili Tahsin Becan’ın, bireysel silahlanmanın artmasıyla yaşanan can kayıplarına ilişkin gündem dışı konuşması
BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, bireysel silahlanmanın artmasıyla yaşanan can kayıpları hakkında söz isteyen Yalova Milletvekili Sayın Tahsin Becan'a aittir.
Buyurun Sayın Becan. (CHP sıralarından alkışlar)
TAHSİN BECAN (Yalova) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle geçen hafta iki okulumuzda yaşanan üzücü olaylarda hayatını kaybeden öğrencilerimize ve öğretmenimize Allah'tan rahmet diliyorum; ailelerine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabırlar diliyorum; yaralılara da acil şifalar temenni ediyorum.
Biri araştırma önergesi, diğeri kanun teklifi olmak üzere hem Mecliste sizlerin hem de kamuoyunun dikkatine sunduğum bireysel silahlanmanın artmasıyla yaşanan can kayıplarına ilişkin söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.
Sayın vekiller, Türkiye'de son yıllarda bireysel silahlanmanın artmasıyla birlikte ateşli silahlarla işlenen suçlarda, can kayıplarında ve yaralanmalarda ciddi bir artış yaşanmaktadır. Ruhsatsız silah ediniminin yaygınlaşması, kolaylaşması ve denetimlerin yetersizliği tüm toplumun güvenliğini tehdit eder hâl almıştır; okulda, trafikte, sokakta, kurumda, ailede, nerede ararsan var.
Türkiye'de 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah olduğundan, bu konuda da dünyada maalesef 10'uncu sırada yer alıyoruz yani neredeyse nüfusumuzun yarısında silah var. Bunun sonucunda on yılda 37 bin silahlı olay yaşanmıştır. Nitekim çok yakın zaman önce seçim bölgem Yalova'da, SGK İl Müdürlüğünde emekliliği reddeden bir kişi, kurum avukatı Zekeriya Polat'ı tabancayla katletmiştir, üstelik ruhsatlı silahla saldırıyı gerçekleştirmiştir.
Sayın vekillerim, neden yaşananlardan önce gerekli tedbirleri alamayız, sonra başımıza gelince ağlarız; işte, maden faciası olur, ah vah ederiz; tren kazası olur, ağlarız; yangın çıkar, içimiz yanar; deprem zaten kanayan yaramızdır. Yalova dâhil tüm illerimizde kentsel dönüşümde bir arpa boyu yol alamamışızdır. Bugün, depremde evladını kaybetmiş biri olarak, kaybettiğimiz öğrencilerimizin ailelerinin hangi acı içinde olduğunu gayet iyi biliyorum. Sizlerin de evlatları var, aynı acı içinde olduğunuzdan eminim. Böyle bir şeye sebep olan sorunları ortadan kaldırıp önlem alamadığımız için önce kendimi, sonra hepinizi buradan kınamak istiyorum. Acımız ortak, yasımız derin, yalnız çocuklarımız değil tüm toplumun güvenliğini tehdit eden her konuda bu Meclisin çare olması gerekmektedir. Ne yazık ki muhalefet hangi öneriyi sunsa "ret" cevabı alıyor. Cumhur İttifakı muhalefetin verdiği yüzlerce önergeyi reddetmiştir. Demediniz ki "Şu önerilerden biri olsun ülke yararınadır, halkımızın faydasınadır, bunu kabul edelim." Her şeyde muhalefete "Hayır." sonuç ortada. Sonuç nedir? Çoğunluk sizde olunca siz ne diyorsanız o yapıldı maalesef. Halk da bunu görmektedir ama tüm bu yaptıklarınızdan dolayı gördüklerinin cevabını ilk seçimde sandıkta sizlere balyoz gibi indireceklerinden hiç şüpheniz olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, bugün ruhsatlı silahların kimlere verileceğinin çerçevesi minimum seviyeye çekilmeli ve sayısı da sınırlandırılmalıdır. Bunlar yetmez, ruhsatsız silah taşımanın cezası da artırılmalıdır. Evet, okullarda kapıya polisi, jandarmayı koymak önemli bir şey. Ayrıca, önemli olan bir konuda sorumluluğunun ailede olması gerekmektedir, eğer çocuk bir suç işlediyse anne ve babasının da bu suçtan bir nebze olsun nasibini alması gerekmektedir yoksa yap çocuğu, sal sokağa, böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil.
Ayrıca AVM'lerde biliyorsunuz, x-ray cihazı varken okullarda, hastanelerde, SGK, icra kurumu gibi dairelerin hiçbirinde x-ray cihazı yoktur. Nitekim, 2026 bütçesine bakarsak Millî Eğitim Bakanlığı 2 trilyon, Sağlık Bakanlığı 1,5 trilyon pay almıştır. Bu payın x-ray cihazı için ayrılması, en çok şiddetin yaşandığı 2 Bakanlığa bağlı kurumların bütçelerinin yanında toplu iğne başı kadar ufacıktır.
Bir diğer sorun, ekonomik zorluklar nedeniyle spor, müzik veya sosyal etkinliklere katılamayan çocukların, odalarında cep telefonları veya bilgisayarlarla dünyanın öbür ucuna ulaştığını ve hangi yanlış yola gittiğini, kimlerle arkadaş olduğunu tespit etmek çok zordur. Bu çocuklar hepimize emanet. Çocuklu, dar gelirli ailelere bu konuda ayrı bir destek bütçesi verilmesi gerekmektedir. Bugün gençlik âdeta mafyatik dizi seyretmekten şiddetsever hâle gelmiştir. Bunun sonucunda "Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?" sorusuna bir meslek zannettiği için "Mafya olmak istiyorum." yanıtını aldığımız bir sürü gencimiz vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
TAHSİN BECAN (Devamla) - Sözlerime son verirken çocuk, kadın cinayetleri veya her türlü şiddet ve uyuşturucuya karşı bu konuları siyasetüstü bir kavram olarak kabul edip hep birlikte bu Parlamentoda çözmemiz gerekir diyorum. Ancak tedbirleri ya da cezaları artırmak hatta ebeveyn sorumluluğunu getirmek hiçbiri tek başına çözüm değil, bunların yanında yıllara yayılan en az otuz yıllık bir kararlılık, bir strateji planı gerekmektedir.
Kadın ve çocuk cinayetlerinin ve şiddetin olmadığı bir ülke yaratmak hepimizin boynunun borcudur.
Saygılarımla.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Şevkin...
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
9.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’ya ilişkin açıklaması
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün bir kez daha halkın iradesinin, hukukun üstünlüğünün yok sayılmasına tanıklık ediyoruz. Haksız ve hukuksuz uygulamalara, belediye başkanlarımızın tutsak edilmesine, görevden uzaklaştırılmasına bir yenisi daha eklendi. Adana Yüreğir Belediye Başkanımız Ali Demirçalı hakkında yargılama veya itiraz süreci devam ederken, henüz karar kesinleşmemişken İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılması hukuk devleti ilkesinin açıkça yok sayılmasıdır. Masumiyet karinesi nerede? Seçilmiş bir belediye başkanını üst mahkemenin kararını beklemeden görevden almak hangi demokratik anlayışla bağdaşır? Bu karar sadece bir kişiye değil, Yüreğir halkının sandıkta tecelli eden iradesine yapılmış bir müdahaledir. Bizler buradan açıkça ifade ediyoruz ki hukukun üstünlüğünü savunmaya, milletin iradesinin yanında durmaya devam edeceğiz çünkü biliyoruz ki adalet mülkün temelidir ve o temel sarsılırsa herkes bir gün altında kalır.
BAŞKAN - Sayın Akay...
10.- Karabük Milletvekili Cevdet Akay’ın, deprem felaketinde zarar gören okulların yeniden yapımı için İslam Kalkınma Bankasından alınan kaynağa ilişkin açıklaması
CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.
Deprem felaketinin üzerinden üç yıl geçti. İslam Kalkınma Bankasından okulların yeniden yapımı için 165 milyon dolar yani 7,3 milyar liralık kaynak alınmış ama tek bir çivi çakılmamış. Soru önergesi verdik, cevap geldi. Hazine "Harcama yok." diyor, Millî Eğitim "Süreç sürüyor." diyor. Bu nasıl bir yöntem anlayışıdır? Çocuklar konteynerlerde eğitim görürken iktidar hâlâ danışmanlık peşinde. Bu para neden bekletiliyor? Bu gecikmenin hesabını kim verecek? Bugün ortada sadece, gecikme, belirsizlik ve sorumsuzluk var. Soruyorum: 7,3 milyar lira nerede? Depremzede çocuklarımız daha ne kadar bekleyecek? Bu ihmali kim açıklayacak? Bu tablo çok açık bir yönetim zaafıdır ve milletin vicdanını yaralamaktadır. Artık hesap verme zamanı gelmiştir, sorumlular derhâl açıklama yapmalıdır ve gereği yapılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Gürer...
11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, geçimini ormandan sağlayan köylülerin taleplerine ilişkin açıklaması
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Geçimini ormandan sağlayan köylülerin başlıca sorunları:
1) Bir kesimcinin traktörüyle ormanda çalışarak masrafını düştükten sonra bir asgari ücretin zor kalması yüzünden kesme fiyatlarının iyileştirilmesi,
2) Sürütme mesafesi, bölmenin en uzak noktasından nakliye yapılacak yola kadar olan kısmının yarısının verilmesi, kesimciler ise orman yollarının 4-5 metre dar olmasından sürütme mesafesinin 2-3 katı kadar uzaması,
3) Daha önceki yıllarda verilen ters sürgünün tekrar verilmesi,
4) Erken kesim üretimlerinin rakıma göre belirlenmesi,
5) Orman şefliklerinde kodlu yolların ham yol mu, stabilize yol mu olup olmadığı belirlenerek nakliye fiyatlarının verilmesi,
6) Nakliye fiyatlarında depoya yakın olan nakliyatların kâr payı yüksek ise uzak mesafe köylerin nakliyat kârı düşük olmasının göz önünde bulundurulması talep ediliyor.
Çok sayıda muhtarın ve kooperatifin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Olan...
12.- Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.
Eskişehir'den yürüyerek Ankara'ya gelen 113 maden emekçisini Hacettepe üst geçidinde önlerini kesen güvenlik güçleri, hiçbir uyarı yapmadan işçilere saldırarak başta sendika başkanları olmak üzere 33 emekçiyi gözaltına aldı. Vekil arkadaşlarla yaptığımız müzakereler sonucunda temsilî bir heyetle yürüyüşe birlikte devam ederek Enerji Bakanlığının önüne geldik. Tek talepleri, TMSF'den Doruk Holdinge devredilirken iktidar yetkililerinin vermiş oldukları sözü yerine getirmeleridir. Ancak Bakanlık görüşme talebine duyarsız kalınca işçiler üstleri açık bir şekilde açlık grevine başladılar. Sekiz aydır maaş alamadıkları, emeklerinin karşılığını talep ettikleri için bu sabah saat beşte operasyonla 15 maden işçisi gözaltına alındı. Hesap sorulması gereken şirket sahipleri olması gerekirken iktidar yine sermayeden yana olmuştur. Maden işçileri bir an önce serbest bırakılmalı ve emeklerinin karşılığı verilmelidir.
BAŞKAN - Sayın Gündoğdu...
13.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, mazot ve gübre fiyatlarındaki artışa ilişkin açıklaması
VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Sayın Başkan, mazot ve gübre fiyatları hızla artmaktadır. Son üç ayda gübre fiyatları yüzde 75 arttı, mazot 80 liraya dayandı, çiftçi traktörünü çalıştırılamaz hâle geldi. Gübre temini çok zorlaştı, çiftçi tarlasına gübre atamaz hâle geldi. Gıda enflasyonunda ne yazık ki dünya 3'üncülüğüne yükselmişiz. Buradan açık çağrıda bulunuyorum: Derhâl çiftçimize mazot ve gübre desteği yapılmalıdır, tarımda kullanılan tüm kredilerin faizleri silinmelidir, borçlar uzun vadeli olarak acilen yapılandırılmalıdır, çiftçilere yönelik haciz işlemlerine de derhâl son verilmelidir; aksi hâlde, sadece hayat pahalılığı değil derin bir gıda krizi yaşarız. Çiftçiyi ihmal edenler açlık krizine tohum atmış olurlar.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.
İlk söz, Sayın Gül...
14.- Siirt Milletvekili Mervan Gül’ün, Siirt'te yaşanan sel felaketine ilişkin açıklaması
MERVAN GÜL (Siirt) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Siirt'te yaşanan sel felaketi hepimizi derinden üzmüştür. Kısa sürede etkili olan yoğun yağışlar, evleri, iş yerlerini ve yolları su altında bırakmış, vatandaşlarımızın günlük hayatını olumsuz etkilemiştir. Bu tür afetlerde en büyük tesellimiz can kaybının yaşanmamasıdır ancak maddi kayıpların ve yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bugün yapılması gereken, yaraları hızla sarmak, zarar gören vatandaşlarımızın yanında olmak ve aynı acıların tekrar yaşanmaması için kalıcı önlemler almaktır. Dere yataklarının korunması, altyapının güçlendirilmesi ve erken uyarı sisteminin etkin kullanılması hayati öneme sahiptir. Afete uğrayan bölgelerimiz için dayanışma zamanı. Bütün bir millet olarak birlikte hareket ederek bu zorluğun üstesinden geleceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Hacıoğulları...
15.- İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları’nın, çocukları ve milleti ayağa kaldırmak için zil çaldığına ilişkin açıklaması
(İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğullları tarafından okul el zilinin çalınması)
YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Aziz Meclis, bugün buraya sadece konuşmaya değil çocuklarımızı ve milletimizi ayağa kaldırmaya geldim.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Siz önce Yusuf Tekin'i kaldırın.
YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Kahramanmaraş acımız büyük ama bu milletin geleceği korkuya teslim edilemez. Zil çaldı; Hababam Sınıfı'ndaki Hafize Ana gibi sizi derse, korkularımızı yenmeye çağırıyorum.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Millet zaten ayakta da Yusuf Tekin ayakta değil.
YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - "Korkma!" diyen Mehmet Akif'e "Korkmuyoruz!" diye cevap vermeye, kahraman Ayla Kara Hoca gibi Yusuf Tekin Hocamız da sizi derse çağırıyor; duymuyor musunuz? "Kim var?" diye yoklama yapıyor. Zil çaldı. Sorumsuzca suç dağıtma vakti değil şimdi; şimdi çocukları derse çağırma vakti. İki gün sonra 23 Nisan, Atatürk'ün bize ve bütün dünya çocuklarına armağanı. Eğitim durmaz; durmak yok, yola devam. Zil çaldı, haydi Türkiye! Haydi, ders başlıyor! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Mertoğlu...
16.- Rize Milletvekili Harun Mertoğlu’nun, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının ifadelerine ilişkin açıklaması
HARUN MERTOĞLU (Rize) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ana muhalefet partisinin Genel Başkanı diyor ki: "Keser döner, sap döner; seçim olur, iktidar değişir. Dışarıda ne bir AK PARTİ'li belediye başkanı kalır ne bir AK PARTİ'li siyasetçi." CHP'nin demokrasi anlayışı işte bu. Kurultaylarında şaibe, belediyelerinde yolsuzluk, siyasetlerinde kriz, dillerinde ise sürekli tehdit. Özgür Özel'in dili sokak kavgası dilidir; devlet ciddiyeti yok, siyasi olgunluk yok, demokratik seviye yok.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Demokratik seviye yok." diyorsan bir aynaya bakarsan görürsün demokratik seviyeyi, aynaya bakarsan görürsün demokratik seviyeyi.
HARUN MERTOĞLU (Rize) - Dün manşetlerde hizaya çekmeye çalıştığınız bu milleti bugün tehdit diliyle korkutabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Buradan bir kez daha söylüyoruz: Türkiye, artık eski Türkiye değildir; herkes hesabını kitabını buna göre yapsın.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Demokrasiyi senden mi öğreneceğiz?
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hesabınızı soracağız, hepinize soracağız hesabını.
HARUN MERTOĞLU (Rize) - Ve son söz: Ateş olsanız cirminiz kadar yer yakarsınız.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın. Ateş olsan ne olur olmasan ne olur.
BAŞKAN - Sayın Uysal...
17.- Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın, birlik ve beraberlik için sağduyu çağrılarına ilişkin açıklaması
LEVENT UYSAL (Mersin) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün her şeyden önce bir baba, bir eğitimci olarak seslenmek istiyorum: Maalesef şiddet artık okulda, sınıfta. Toplumsal çürüme geleceğimizi tehdit ediyor ve artık arınma ve durulma zamanı efendim, evet, durulma zamanı. Bugünkü çağrımız, birlik ve beraberliğimiz için sağduyu çağrısıdır. Çocuklarımıza sahip çıkalım, öğretmenlerimize sahip çıkalım; ailemize, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkalım efendim. Bu ülke bizim, insanlar hepimizin.
Teşekkür ederim.
Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Toy...
18.- Sivas Milletvekili Rukiye Toy’un, Sivas’a ve Turizm Haftası’na ilişkin açıklaması
RUKİYE TOY (Sivas) - Ülkemiz; medeniyetler beşiği, insanlığın ortak hafızası ve dünyanın en önemli cazibe merkezlerinden biridir. Bu itibarla, 2002 yılında 13 milyon insanın ziyaret ettiği ülkemize, 2025 yılında 64 milyona yakın ziyaretçi gelmiştir. 65,2 milyarlık turizm geliriyle 2025 yılı birçok hedefi aştığımız bir milat olmuştur.
Kışı ayrı, yazı ayrı güzel şehrimiz Sivas'ımız, bu başarıda payı olan çok önemli bir destinasyondur. Millî park ve tabiat parkı alanları, çermikleri, doğal güzellikleri, açık hava müzesi niteliğindeki tarihî eserleri, müzeleri, han ve hamamlarıyla sağlık turizmi ve gastronomi zenginliğiyle tüm vatandaşlarımızı sultan şehrimize bekliyoruz.
Ülke olarak 2026 yılı için 68 milyar dolarlık turizm geliri hedefimize ulaşmak temennisiyle Turizm Haftası'nı kutluyor, sezonun ülkemiz için hayırlı ve bereketli olmasını diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...
19.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Türkiye'nin ikinci yüzyılında yirmi üç yıllık AKP iktidarı işçileri, asgari ücretliyi, emekliyi zulüm altında yaşatmaya devam ediyor. Asgari ücretliye, emekliye gelince "Para yok." faize, saraya gelince "İtibardan tasarruf olmaz." deniliyor. Eskiden suç işleyenler yurttan kaçardı; şimdi suç işleyenler, işçilerin hakkını yiyen patronlar AKP'ye sığınıyor. Emeklerinin karşılığını almak, seslerini ülkeyi yönetenlere duyurmak için Ankara'ya gelen Doruk Madencilik işçileri Ankara'nın girişinde kolluk tarafından saldırıya uğradı. Bakanlık önünde açlık grevine başlayan 110 işçi bu sabah gözaltına alındı. "Ben açım." diyen 55 yaşındaki işçi vicdansız bir polis tarafından yere fırlatılıyor. İşçiler "Hakkımızı almadan Ankara'dan ayrılmayacağız." diyorlar; bizler de halkın vekilleri olarak işçilerin yanında Mecliste sesi olmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
20.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Silahlı Kuvvetlerin 15 yeni komando tugayı kurma planlamasına ilişkin açıklaması
KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, Silahlı Kuvvetlerimiz 15 yeni komando tugayı kurmayı planlamaktadır. Bu planlamada vatana kurban olsun diye başına kına yakılıp Çanakkale'ye gönderilen kınalı Alilerin, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın, "Hey On Beşli"lerin diyarı olan Tokat öncelikli olmalıdır. Kurulacak komando tugayı ekonomik ve sosyal açıdan AKP iktidarınca ihmal edilmiş Tokat'a önemli katkı sağlayacaktır. Esnaf ve sanatkârlar yeni iş alanları kuracak, şehir nefes alacaktır. Konektaş kapandı, TEKEL Sigara Fabrikasını kapattınız, Şeker Fabrikasını özelleştirdiniz. Tokat'ın elinden alınan bunca değerden sonra bu şehre güçlü bir kamu yatırımı kazandırmak tercih değil, bir zorunluluk ve AK PARTİ iktidarının Tokat'a borcudur. Hızlı tren Tokat'ı teğet geçti, bari bu fırsatta Tokat'ı teğet geçmeyin.
BAŞKAN - Sayın İlhan...
21.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, faiz giderlerine ilişkin açıklaması
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Kamu harcamalarının büyük bölümü maalesef faiz giderlerine ayrılmaktadır. Yılın ilk çeyreğinde yani Mart 2026 itibarıyla bütçe giderlerinde faiz giderlerinin payı yüzde 15'e çıkarak rekor kırdı. Kemer sıkma politikaları adı altında vatandaşa sabrıcemil ve ihsan telkin edenler emek vermeden servetlerine servet katanlara faiz gelirini, dövize endeksli geçiş ve kullanım garantilerini eksiksiz bir şekilde zamanında ödemekte büyük hassasiyet gösteriyorlar ancak çocuklarımızın güvenliği söz konusu olduğunda nedense bir türlü kaynak bulamıyorlar. Aziz milletimiz şunu bilsin ki bu bir ekonomik süreç değil ülkemizi yönetenlerin apaçık siyasi bir tercihidir. Defalarca buradan dile getirdik "Okullarımız için acilen temizlik ve güvenlik görevlisi alınması gerekiyor." diye ama Hükûmet tercihini ısrarla zengini daha fazla zengin yapmaktan yana kullanmaya devam etti. Artık hiçbir bahane üretmeden bu soruna çözüm bulmanın zamanı gelmiştir diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal Aslan...
22.- Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın, Şırnak'ta sağlık alanındaki sorunlara ilişkin açıklaması
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Şırnak'tan tarafımıza her gün gerçekleşmeyen sevkler, 112 acil üzerine bulunamayan yoğun bakım üniteleri ve birçok alandan sevk başvuruları gelmekte. Şırnak'ta sağlık alanındaki kronik sorunlar her geçen gün artıyor, ne yazık ki can alıyor. Özellikle kalp ve damar hastalıkları sürecinde altyapı ünite eksikliği olan Şırnak merkezde yılda en az 1.500 kişinin anjiyo olduğu yerde tek üniteyle hizmet verilmekte. Cizre, Silopi, İdil, Uludere, Beytüşşebap'ta anjiyo ünitesi tanı ve müdahale birimi yok. Üstelik uygun hastalarda alternatif olarak önerilen koroner BT anjiyografi yani sanal anjiyo imkânı dahi bulunmamakta. 600 bine yaklaşan Şırnak nüfusunda binlerce yurttaş her gün sevk sırası beklemek zorunda kalıyor. Yıllardır tamamlanmayan hastaneler bulunuyorken şimdi de Şırnak Üniversitesi fakülte müjdesi veriyor. Müjde yerine yeterli hizmete erişebilirlik, sağlık hizmeti öncelenmelidir.
BAŞKAN - Sayın Bozan...
23.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, 23 Nisan Bayramı’na ve ülkedeki çocuklara ilişkin açıklaması
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Evet, arkadaşlar, 23 Nisan geliyor ve her yerde 23 Nisan kutlamaları var ama maalesef, bu ülkede hâlen çocuklar sokakta dilencilik yapmak zorunda kalıyor. Yine, bu ülkede çocuklar tarikat yurtlarında istismara, tecavüze maruz kalıyor. Yine, bu ülkede çocuklar bellerinde silahla dolaşıyor. Yine, bu ülkede çocuklar uyuşturucu kullanıyor ve maalesef, bu ülkede çocuklar uyuşturucu madde satıyor ve bu ülkede çocuklar, çocukları öldürüyor. Bu ülkede halkın çocuklarının maalesef bir geleceği kalmadı. Bu ülkede halkın çocukları bayram kutlamıyor, bayram kutlayamıyor. 23 Nisan hangi çocuklara bayram olarak kaldı peki? Bu ülkede şu anda bayram eden tek çocuk var, tek çocuklar var; onlar da iktidarın çocukları. İktidarın çocuklarının 23 Nisan Bayramı kutlu olsun.
BAŞKAN - Sayın Çan...
24.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’un Çarşamba ilçesinin Bayramlı Mahallesi’nde yaşanan su taşkınlarına ve sellere ilişkin açıklaması
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum.
Seçim bölgem Samsun'un birçok noktasında olduğu gibi Çarşamba ilçemizin Bayramlı Mahallesi de su taşkını ve sel gibi olumsuzlukları sıklıkla yaşıyor ve bu durum drenaj kanallarında, tahliye sistemlerinde, yollarda ve diğer altyapı tesislerinde tahribata sebep oluyor. Bayramlı Mahallemiz de bu kapsamda yıllardır sel suları yüzünden tahrip olan yolların onarılmasını, kanallarının temizlenmesini bekliyor. Vatandaşımız her yağmurda aynı korkuyu yaşıyor ama iktidar çıkıp "Samsun'da 8,5 milyar liralık altyapı yatırımı yaptık." diyor. Soruyoruz: Bu yatırımlar nerede? Bayramlı'nın çamuruna gömülen yollarında mı, taşan kanallarında mı? Eğer yapılan yatırım sahaya yansımıyorsa ortada yatırım değil, kuru propaganda vardır diyor, Genel Kurulu selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
25.- Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar’ın, eğitim sistemine ilişkin açıklaması
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, okullarda yaşanan katliamlar, kadınların sistematik şekilde hayattan koparılması, çocukların suç örgütlerinin eline düşmesi; bunlar birer olay değil yıllardır biriken ihmallerin sonucu. Bu tabloya bir anda gelmedik; ülkemiz liyakatten uzaklaştıkça, adaletten saptıkça, yoksulluk derinleştikçe şiddeti de beraberinde büyüttü. Öğrencisine bir öğün yemek veremeyen bir sistem, kalabalık sınıfları çözemeyen bir anlayış, okulları bilimden uzaklaştırıp başka yapılarla dolduran bir yaklaşım, gençleri MESEM adı altında ucuz iş gücüne dönüştüren bir model; bu mudur bizim gelecek vizyonumuz? Eğitimde aklı, bilimi, eşitliği geri plana iterseniz toplumda şiddeti, umutsuzluğu, savrulmayı önleyemezsiniz. Bizim ihtiyacımız, ezberleyen değil düşünen, sorgulayan ve bilgiyi kullanan bir gençliktir.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
26.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, Hatay Reyhanlı'da yağan dolunun yarattığı zarara ilişkin açıklaması
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hatay Reyhanlı'da ceviz büyüklüğünde yağan dolu 40 bin dönüm ekili alanı yerle bir etti; buğday, patates ve soğan ekili araziler bir gecede yok oldu; çiftçinin emeği, alın teri toprağa gömüldü. Bugün Reyhanlı'da çiftçi diyor ki: "Zararımız karşılanmadan yeniden üretim mümkün değil." Bu bir serzeniş değil bu bir çığlıktır. Zaten hacizlerle, icralarla boğuşan çiftçi bu felakette bir başına bırakılamaz. Çiftçi üretmezse bu ülke ne yiyecek? Buradan iktidara açık çağrıda bulunuyorum: Bu zarar derhâl karşılanmalı, çiftçiye nakit destek sağlanmalı, tarımsal borçlar ertelenmeli, çiftçinin faizi silinmeli. Unutmayın, çiftçiyi ayakta tutmazsanız sofrayı da ayakta tutamazsınız. Reyhanlılı üreticinin çığlığını duyun, gereğini yapın.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Fırat...
27.- İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, yerin karanlıklarından çıkıp onurlu bir duruş için Eskişehir'den Ankara'ya dokuz gün yürüyen Doruk Madencilik işçilerinin sesine ses olalım. Aylardır ödenmeyen ücretlerini, gasbedilen kıdem ve ihbar tazminatlarını talep eden bu madenciler dün Enerji Bakanlığı önünde üstlerini çıkarıp "Açız." "Yoksuluz." "Çıplağız." diyerek açlık grevine başladılar, çözüm yerine polis müdahalesi ve 110 işçinin gözaltına alınmasıyla karşılaştılar. Bu kardeşlerimiz yer altında canını ortaya koyan, alın terini katan emekçilerdir. Bu işçiler sadaka değil alın terinin hakkını istiyor. Gözaltındaki arkadaşlarımız derhâl serbest bırakılsın, ücret ve tazminat alacakları ödensin, ücretsiz izinler kaldırılsın, iş güvencesi sağlansın. Emekçi arkadaşlarımızın hakları verilene kadar sesleri olmaya devam edeceğiz. Emek kazanacak, adalet mutlaka yerini bulacaktır diyorum bir gün.
BAŞKAN - Sayın Çalkın...
28.- Kars Milletvekili Adem Çalkın’ın, Kahramanmaraş'ta yaşanan olaya ve Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e ilişkin açıklaması
ADEM ÇALKIN (Kars) - Kahramanmaraş'ta yaşanan elim olay hepimizi derinden etkilemiştir. Bu büyük acıyı millet olarak yüreğimizde yaşıyor, vefat eden öğrencilerimize ve öğretmenimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Aziz milletimizi üzüntüye sevk eden bu olayın siyaset malzemesi olarak kullanılmasını da asla kabul etmiyoruz.
Diğer taraftan, millî ve manevi değerlerimizin müfredata eklenmesi konusunda hassas davranan, neslimizi bunlardan koparmaya çalışanlara karşı dik duran, dinimizce yasaklanan, kimliğimizle bağdaşmayan eş cinselliği, LGBT'yi okullara sokmayan, şiddetle reddeden Millî Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin'in yanında olduğumuzu Gazi Meclisten dile getiriyorum. Biz bize sahip çıkanı, kimliğimizi muhafaza edeni yedirtmeyiz, sahip çıkarız.
SALİHA SERA KADIGİL (İstanbul) - Çocukları öldürtene ne yaparsınız mesela ya? MESEM'lerde çocuk öldürtene ne yaparsınız mesela Sayın Vekilim?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - İstifa bekliyoruz, istifa! Yusuf Tekin'in istifasını bekliyoruz, millet de bekliyor.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
29.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, Antalya Diplomasi Forumu'nda Tom Barrack tarafından sarf edilen sözlere ilişkin açıklaması
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Antalya Diplomasi Forumu'nda Tom Barrack tarafından sarf edilen sözler küresel şeytani düzenin bölgemiz üzerindeki kirli emellerinin açık bir itirafıdır. Barrack'ın ifadeleri emperyalist bir haddi aşmadır; bu hadsiz elçinin, bu Epstein failinin en vahim iddiası Türkiye ile katil İsrail arasındaki gerilimin sadece söylemden ibaret olduğu cümlesidir. Yarısı çocuk ve kadın 70 bin masumu katleden siyonist rejim ile Türkiye'nin müttefik olduğu imasında bulunmak hadsizliğin zirvesi ve hem iç hem de dış politikamıza müdahale değilse nedir Allah aşkına? Biz İslam coğrafyasındaki mazlumların umudu Türkiye'yiz. Türkiye-İsrail ittifakı ne gelmişinizin ne de geçmişinizin göremeyeceği bir hayal ürünüdür diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Sarı...
30.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir Kepsut İlçe Millî Eğitim Müdürü Erdal Durmuş’a ilişkin açıklaması
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Balıkesir ilinin Kepsut ilçesinde 2012 yılından beri ilçe millî eğitim müdürü olarak görev yapan Erdal Durmuş sosyal medya hesabında şu göstermiş olduğum fotoğrafı paylaşmıştır. Makineli tüfekle atış yaparken sosyal medya hesabında gurur duyarcasına şu fotoğrafı paylaşıyor, bu bir ilçe millî eğitim müdürü. Not olarak da "Biz her daim hazırlıklı olalım." diye de bir mesaj yayınlıyor. Bu, öğretmenlerimize örnek olması gereken, öğrencilerimize örnek olması gereken, okulun güvenliğini sağlaması gereken bir ilçe millî eğitim müdürü; AKP iktidarının kurduğu kadrolar böyle olursa yaşanılan bu sorunların da sonu gelmez. Yüreğimiz yanıyor Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da yitirdiğimiz çocuklar, yaşanılan olaylarla ama alınan tedbirler ne yazık ki yetersiz. Buradan Millî Eğitim Bakanına çağrıda bulunuyorum: Bu ilçe millî eğitim müdürünün derhâl görevden alınması gerekmektedir hatta mesleğini yapması pek de uygun gözükmemektedir.
Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
BAŞKAN - Sayın Karslı...
31.- İstanbul Milletvekili Şengül Karslı’nın, Antalya Diplomasi Forumu’na ilişkin açıklaması
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Antalya Diplomasi Forumu Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde dünya sahnesinde Türkiye'nin ne denli güçlü ve kurucu bir ses olduğunun en somut göstergesi oldu. "Birbirine küs." denen "Aynı masaya bir daha oturmaz." denen isimleri dahi bir araya getirmeyi başarmak gerçek bir liderlik ve tarihî bir başarıdır. Ara bulucu rolümüz, insani krizlerdeki kararlı duruşumuz ve diyalog için her kapıyı açan tutma irademiz dünya barışına somut katkılar sunmaktadır.
Ayrıca, bu forumda yer alan "Filistin İçin Tek Yürek" sergisi Filistin'de yaşanan zulmü ilgili tüm taraflara aktarabilmek ve gündemde tutmak adına güçlü bir platform oluşturmuştur. Bu vesileyle, Türkiye olarak bu zulme karşı durmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
32.- Burdur Milletvekili İzzet Akbulut’un, köylere doğal gaz getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm Türkiye'de kırsalda, köylerde ne yazık ki her geçen gün nüfus azalıyor, nüfus ortalaması artık bayağı bir yukarılara doğru çıkıyor. Tabii, köylerdeki yaşamın konforunu artırmak gerekiyor. Örneğin, doğal gazla alakalı muhakkak köylere doğal gaz gelmesi gerektiğini söylüyoruz. Tabii, geçmişte belediyesi olup şu anda köy statüsünde olan yerlere getiriliyor. Örneğin, benim memleketim Burdur'da Söğüt'ün, Temelli'nin, Büğdüz'ün, Mamak'ın, Bağsaray'ın ve Kozağaç'ın 2026'da doğal gazla tanışacağını söylüyorlar çünkü uygulama imar planının geçmişte yapıldığını söylüyorlar ama örneğin, yine, geçmişte belediyesi olan Kozluca diye bir köyümüz var, orada da geçmişte uygulama imar planı yapılmış ama görüyoruz, doğal gaz getirilmiyor. Birçok ilçemizde özellikle nüfusu yüksek olan köylere doğal gaz getirilmesi gerektiğini savunuyoruz, köylerdeki nüfus azalışını da engelleyecektir diye düşünüyoruz.
BAŞKAN - Sayın Aydın...
33.- Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın’ın, Trabzon-Erzincan demir yolu meselesine ilişkin açıklaması
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Trabzon-Erzincan demir yolu meselesi bir yatırım başlığı olmaktan çıkmış, iktidarın oyalama siyasetinin sembolü hâline gelmiştir. Bu konuda Ulaştırma Bakanlığına 3 ayrı soru önergesi verdim. Trabzon-Erzincan demir yolunu sordum; takvimi, bütçeyi, ihale tarihini sordum. Verilen cevap -hep aynı, gördüğünüz gibi 3 satır- "Güzergâh belirleme çalışmaları devam etmektedir." oldu. Yıllardır aynı kaçış taktiği devam ediyor; Trabzon-Erzincan ray bekliyor, iktidar cevap bile veremiyor; Trabzon afiş değil şantiye, söz değil somut takvim istiyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Abdulkadir Uraloğlu'na bütçe görüşmelerinde sarf ettiği sözünü bir kez daha hatırlatmak istiyorum: "Seneye yani 2026'da başlıyoruz." sözünü bir kez daha hatırlatıyor, Trabzonlu hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Aydın...
34.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Erzurumspor’a ilişkin açıklaması
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Çok teşekkür ederim Kıymetli Başkanım.
Dadaşlar diyarı Erzurum her türlü imkânsızlığa rağmen bu bağlamda hayatiyetini sürdürmeye çalışırken aynı azim ve kararlılığı futbolda da ifa etmektedir. 1967 yılından bugüne Türk futboluna tüm liglerde çevik, ahlaklı ve sportif kimliğiyle yüksek katkı sunan Erzurumspor beş yıl önce veda ettiği Süper Lig'e çıkmayı başarmıştır. Bu kutlu zaferin çok kıymetli paydaşları olan başta, Onursal Başkanımız Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımızı ve kulüp Başkanımız Ahmet Dal'ı, antrenörlerimizi, futbolcularımızı, çalışanlarımızı ve her şartta desteğini esirgemeyen taraftarlarımızı kutluyorum. Erzurumspor'a 1. Lig'de Doğu Anadolu Bölgesi'ni temsil etmesi hasebiyle de tebriklerimi sunuyor, başarılar diliyorum.
BAŞKAN - Sayın Kocamaz...
35.- Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz’ın, küçük esnafın ve nakliyeci esnafların taleplerine ilişkin açıklaması
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İktidar tarafından izlenen yanlış ekonomik politikalar karşısında vergi ve prim borçlarını bile ödeyemeyen bakkal, kasap, kuaför, terzi gibi binlerce küçük esnafımız kepenk kapatmak zorunda kalırken, yük ve insan taşımacılığı yapan nakliyeci ve özellikle kamyoncu esnafı da kontak kapatmaya başlamıştır. Kendilerinden istenen "Vergi ve prim borcu yoktur." yazısı nedeniyle bankalar ve Esnaf Kefalet kooperatiflerinden kredi kullanamayan binlerce esnafımızın hesaplarına e-haciz ve gayri menkullerine de tedbir konulmuştur. Kredi kullanamadıkları için borçlarını ödeyemeyen esnaflarımız iktidardan vergi, prim borcu ve kredi borçları için uzun vadeli ve düşük faizli yapılandırma talebinde bulunmaktadır. Ayrıca, yük ve insan taşımacılığı yapan nakliyeci esnaflarımız yüksek akaryakıt fiyatları karşısında kendilerine ticari akaryakıt desteği sağlanmasını talep etmektedir. Buradan iktidara sesleniyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kordu...
36.- Tunceli Milletvekili Ayten Kordu’nun, Gülistan Doku'ya ilişkin açıklaması
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, Gülistan Doku'nun kaybettirilmesi ve cinayetinin kamu ve bürokrasi gücüyle altı buçuk yıldır üstünün örtüldüğü açığa çıkmıştır. Siyasal iktidar bu durumdan direkt sorumludur ve bu sorumluluğu gereği dönemin Bakanı Süleyman Soylu, dönemin valileri, emniyet müdürleri, başsavcıları, Munzur Üniversitesi yönetimi, il spor müdürlüğü bu organize cinayette soruşturmaya dâhil edilmelidir. Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Esma Kılıçarslan gibi pek çok kadının "İntihar etti." denilerek dosyalarının etkin soruşturulmaması özel savaş politikalarının kamu gücüyle yürütüldüğünü açıkça göstermektedir. Dersim'de yakın zamanda fuhşa nasıl sürüklendiğini anlatan bir kadının verdiği ifadelerde İl Gençlik Spor, İŞKUR, üniversite personelinden isimler verildi fakat sonuç yine takipsizlik.
Tüm kadınlar için, erkek adalet değil gerçek adalet için mücadeleye devam edeceğiz, dosyanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Aygun...
37.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Ticaret Bakanı Ömer Bolat'a seslenmek istediğine ilişkin açıklaması
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ticaret Bakanı Sayın Ömer Bolat'a tekrar sesleniyorum: Toprak Mahsulleri Ofisinin kiralamış olduğu lisanslı depolarda büyük vurgunlar devam ediyor. Bu konuda şubat ayında geniş kapsamlı bir basın toplantısı yapmıştım, soru önergesi verdim; yanıt yok, kulaklar kapalı.
Konya ve Mardin'deki TMO'nun hububat depoladığı silolarda yaşanan vurgunun ardından yurdun değişik yerlerinden hâlâ daha ses gelmektedir. En son Kırıkkale ilinin bir ilçesine bağlı beldede yer alan lisanslı depoyla ilgili değişik iddialar gündemde, hatta boşalan siloları da belediyenin işçilerinin temizlediği iddiası var. Buradan baktığımızda, 7 Ağustos 2025 tarihinde Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Yönetmeliği'nde değişiklik yapılarak denetim kurulu oluşması gerekiyordu. TMO, Odalar ve Borsalar Birliği ve Bakanlık yetkilerinin olduğu bu kurul niye ortada hâlâ yok? Depolara sensör kurularak yolsuzluklar engellenecekti, bu yönetmeliğin uygulanmasını kim ya da kimler engelliyor? Tekrar soruyorum. Ömer Bolat'ı göreve davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Mullaoğlu...
38.- Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu’nun, Hatay’daki depremzede esnafa ilişkin açıklaması
SERVET MULLAOĞLU (Hatay) - Hatay'da deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan esnaflarımıza faizsiz olarak verildiği söylenen KOSGEB kredilerine faiz yansıtılmış ve ödeme imkânı olmayan esnaflarımıza icra takibi başlatılmıştır. Kırsal kesimde iş yerleri olan ve iş yerleri yıkılmış olan esnaflarımız için bugüne kadar hiçbir şey yapılmamıştır. Büyük çoğunluğu prefabrik iş yerlerinde faaliyet gösteren ve hâlâ kalıcı dükkânlarına kavuşamayan binlerce esnafımızın SGK primi, vergi, kredi ve faiz yükü altında ezildikleri yetmezmiş gibi şimdi de vergi müfettişleri gün boyu esnaflarımızın kasalarında oturarak onları taciz etmektedirler.
Değerli arkadaşlar, bu kadar mı sağduyunuzu yitirdiniz? Bir taraftan ülkenin en zenginlerinin yüz milyarlarca lira vergisini siliyorsunuz, diğer taraftan depremzede esnafın kasasında bütün gün bekliyorsunuz. Hatay'da bütün esnaflarımızın mevcut borçlarını silin veya faizsiz olarak yeniden makul bir şekilde yapılandırın, esnaflarımızı boğmayın, yaşatın.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Akgün Alp...
39.- Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın, faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklaması
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, Tunceli Valisinin oğlunun Gülistan Doku'yu hunharca katlettiği, aradan geçen zaman içerisinde etkin bir soruşturmanın yapılmasının da il valisi tarafından engellendiği, devletin polisi ve doktorlarının da delilleri, maalesef, kararttığı anlaşılmıştır. Maraş'ta emniyet müdürünün oğlu arkadaşlarını babasının silahıyla katletmiştir. Ben inanıyorum ki etkin bir araştırma yapılırsa Van'daki Rojin Kabaiş dosyasının arkasından da bir haramzade çıkacaktır. Sayın milletvekilleri, doğuda, güneydoğuda yıllarca faili meçhul cinayetler yaşanmıştır, bu faili meçhul cinayetlerin hepsinin araştırılması ve sonuçlandırılması toplumsal barışımız, huzurumuz için çok önem arz etmektedir, bu konuda bir araştırma komisyonu kurulsun istiyorum efendim.
BAŞKAN - Sayın Bilici...
40.- Adana Milletvekili Bilal Bilici’nin, tutuklu belediye başkanlarına ve Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’ya ilişkin açıklaması
BİLAL BİLİCİ (Adana) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Yaklaşık üç yüz günden beri Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanlarımız tutuklu. Kadir Aydar ve Oya Tekin başta olmak üzere yol arkadaşlarımızın çoğunun tutuksuz yargılanmasını talep ediyoruz, gereksiz yere içeride alıkonulmakta başkanlarımız. Bu yanlışlıklar henüz son bulmamışken Yüreğir Belediye Başkanımız Ali Demirçalı da görevden uzaklaştırıldı. Bu anlamsız karar milletimizin iradesini yok saymaktır. Demokrasinin temeli millî iradeye saygı duymaktır ama bunu göremiyoruz. Bir buçuk yıldır Türkiye'de ve Adana'da belediyelerimize yönelik siyasi baskıları milletimiz görüyor. Yaşananları milletimizin vicdanına havale ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Becan...
41.- Yalova Milletvekili Tahsin Becan’ın, Türkiye'nin ilk kadın muhtarı Meliha Manço'ya ilişkin açıklaması
TAHSİN BECAN (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün bir vefasızlığı hatırlatmak için söz aldım. Ulu Önder Atatürk'ün 1932 yılında bizzat göreve getirdiği Türkiye'nin ilk kadın muhtarı Meliha Manço'dan bahsediyorum. Henüz 22 yaşındayken bir köyün kaderini değiştiren, okul ve yol yaptıran bu öncü kadın ne yazık ki bugün hak ettiği değeri görememektedir. Resmî kayıtlarda dahi yeterince adı yer almayan Meliha Manço bu ülkenin kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan iradesinin ilk temsilcilerinden birisidir. Kadınların siyasetteki yerini sadece sözle değil tarihine de sahip çıkarak savunmak zorundayız. Bu bir vefa borcudur. Ölüm yıl dönümünde Meliha Manço'yu hatırlamak cumhuriyetin kadınlarına açtığı yolu hatırlamaktır, onu anmak Atatürk'ün eşitlik vizyonuna sahip çıkmaktır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillerimize söz vereceğim.
YENİ YOL Partisi adına Sayın Bülent Kaya.
Buyurun Sayın Kaya.
42.- İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın, gözaltı işlemi yapılan işçilere, Gülistan Doku cinayetine, Saadet Partisi Çorum İl Başkan Yardımcısı hakkında açılan davanın duruşmasına ve TCK madde 217’ye ilişkin açıklaması
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Başkanım.
Değerli Başkanım, çok kıymetli milletvekilleri; ülkemiz çok ciddi ekonomik sıkıntılar içerisinde uzun yıllardan beri ve bu ekonomik sıkıntılar hem işverenlerimizi hem de işçilerimizi çok ciddi mağduriyetlere uğratmaktadır. Bu kapsamda, Doruk Madencilik firmasının işçileri de ödenmeyen ücret ve tazminatlarını almak için Eskişehir'den Ankara'ya bir yürüyüş yaptılar ve Enerji Bakanlığı önünde de kendi haklarını aramak için, bir farkındalık oluşturmak için oturma eylemi ve açlık grevine başladılar. Ancak maalesef bu işçi kardeşlerimize yönelik orantısız bir güç kullanılmasını, gözaltı işlemi yapılmasını ve kötü muameleye tabi tutulmasını üzülerek biz de takip etmekteyiz. "Devlet" dediğimiz kavram kendi vatandaşına, kendi işçisine çok şefkatli ve kerim bir şekilde davranmalıdır. Dolayısıyla buradan İçişleri Bakanına bir kez daha seslenmek istiyoruz: Orada görev yapan polis memuru arkadaşlarımız da elbette zor şartlarda görev yapıyorlar ama onlara bu tarz sert muameleler yapılmasının talimatını veren her kimse onlarla ilgili gerekli soruşturmaları başlatmalı ve bu işçi kardeşlerimizin belki bizzat İçişleri Bakanının kendisi dinleyerek gönüllerini almalıdır çünkü kendi hakkını aramak için ta Eskişehir'den Ankara'ya kadar yollara düşmüş, gecenin soğuğunda çırılçıplak bir şekilde bir farkındalık oluşturmak için tepkisini ortaya koymuş işçilere devletimizin yapması gereken muamele şefkatle yaklaşmaktır, asla ve asla 100'e yakın işçimizi gözaltına almak olmamalıdır. Bu hususta hem İçişleri Bakanına çağrıda bulunuyoruz hem de konunun takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Bir diğer önemli konu Gülistan Doku cinayeti. 5 Ocak 2020 tarihinde Munzur Üniversitesi öğrencisi olan Gürcistan Doku, maalesef Tunceli'de kayboldu. Daha sonra ortaya çıkan ve altı yıldan fazla bir süredir yapılan aramalarda hunharca bir cinayete kurban gittiğine dair çok ciddi veriler var. Maalesef, aradan geçen altı yıllık süre içerisinde çok etkin bir soruşturma yapılamadı, hatta bu soruşturmanın kimi kamu görevlileri tarafından da engellendiğine, örtbas edildiğine dönük bir kısım iddialar gündeme geldi, ailenin de zaman zaman bu konularda çok ciddi şikayetleri ve feveranları oldu ama maalesef karşılık bulmamıştı. Son bir haftadır bu konunun yeni gözaltılarla ve dosyaya yeni şüpheliler dâhil edilerek tekrar ele alınmış olması elbette sevindiricidir. Dolayısıyla bir an önce Gülistan Doku'nun katillerinin tespit edilerek gerekli cezaya çarptırılması en azından ailesinin manevi acısını kısmen de olsa hafifletecek, toplumdaki adalet duygusunu da kısmen de olsa onaracaktır. Ama burada üzerinde durmamız gereken, bu ve benzeri hadiselerde tamamen kendi vatandaşının hakkını, hukukunu koruması gereken, elinde bulunan kamu gücünü ben devletin sahibiyim diye değil ben milletin emanetçisiyim şeklinde kullanılması gereken kamu görevlilerinin bu yetkilerini suiistimal ederek kendilerine çıkar sağladıkları veya kendilerine yakın kişileri kanundan kaçırmak için, soruşturmalardan kaçırmak için kullandıklarına dair ciddi şikâyetler var. Bu ilk örnek değil, bunun gibi başka örnekler de var. Dolayısıyla burada tekraren üzerinde durulması gereken bir konu, Türkiye'de faili meçhul hiçbir cinayet yoktur, faili meçhul kalması istenen cinayetler vardır gerçeğiyle bir kez daha karşı karşıya kalıyoruz. O açıdan, Gülistan Doku cinayetinin aydınlatılmasını sadece Gülistan Doku'nun faillerinin ortaya çıkmasıyla ilgili değil belki de Türkiye'de bir makas değişikliği, Türkiye'de, yapanın yanına kâr kalmaz, mahkeme kadıya mülk değil diye kamu gücünü elinde bulunduran herkese ders verecek bir mecraya evrilmesini buradan bir kez daha diliyor ve arzu ediyorum.
Bir diğer önemli konu Sayın Başkanım, geçen hafta ben Çorum'da bir duruşmaya katıldım ve gerçekten yargının içerisine düşmüş olduğu hâli bir kez daha üzülerek müşahede ettim. Saadet Partisi Çorum İl Başkan Yardımcımız hakkında TCK 217'yle ilgili "halkı galeyana getirmek için yalan bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla bir soruşturma açılmış, daha sonra dava açılmıştı. Bu davanın duruşmasına katıldık. Öncelikle, bu duruşmada bizleri yalnız bırakmayan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Gökhan Günaydın ve Çorum ve Amasya Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine de çok teşekkür ediyoruz. Orada kendi teşkilatlarıyla beraber bulundular ve bu hukuksuzluğa hep beraber karşı çıkmış olduk. Orada gerçekten çok vahim bir manzaraya hep beraber şahitlik ettik.
TCK 217/A, birçok gazetecinin, birçok düşünce insanının maalesef gerekçe gösterilerek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum.
... birçok kişinin gerekçe gösterilerek gözaltına alındığı, tutuklandığı bir madde. Ne diyor bu madde: Halkı, gerçeğe aykırı bir bilgiyi yayıp kamu barışını bozmaya sevk eden ve bunu da bilerek, isteyerek sırf halkta endişe, korku veya panik yaratma amacıyla hareket eden kişiler için düzenlenen istisnai bir kast, bir saikle istenilmesi gereken bir madde. Ne diyor esnaf arkadaşımız çektiği videoda aynı zamanda siyasi bir kimliği olarak? Esnafın siftah yapamadığından bahsediyor. Ayrıca, esnafa vergi denetimleri ve cezaların uygulandığını, hatta geçmiş dönemlerde hafta içi kesilen bu cezaların cumartesileri bile kesilmeye başlandığını söylüyor. Bu acı gerçeği, kral çıplak dediği için ve olay da biraz sosyal medyada yayılınca maalesef savcılık tarafından bir soruşturma başlatılıyor. Bu soruşturma neticesi daha sonra maalesef iddianameye dönüştürülerek asliye ceza mahkemesinde Saadet Partisi İl Başkan Yardımcısı hakkında kamu davası açılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, bir de işin vahameti şu: Olay yerine kolluk kuvvetleri gönderiliyor, kolluk kuvvetleri evet diyor bugün bir ceza kesilmedi ama sıklıkla burada vergi denetmenleri geliyor, eskiye oranla çok daha fazla vergi denetimleri yapılıyor ve esnafa çok yoğun bir şekilde cezalar kesiliyor. Daha sonra dosyanın içerisine cumartesi günü vergi memurlarının çarşıda gezdiğine dair fotoğraflar konuluyor. Bu dava açıldı, beraat talep etmesini beklediğimiz savcı "Dosyadaki mevcut delil durumuyla sanığın bu suçu işlediği sabit olduğu için cezalandırılması." şeklinde esas hakkında bir mütalaa veriyor. İnsan biraz vicdan sahibi olur, biraz Allah korkusu olur, biraz adalete inancı olur, hiçbir şeye inanmıyorsa arkasındaki "Adalet mülkün temelidir." yazısından utanır da böyle bir mütalaa vermez çünkü dosyadaki hiçbir delil bu suçun işlendiğine dair bir vaka ve bir delili kapsamıyor, olsa olsa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, son dakika.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Şimdi, bu cumhuriyet savcısının yapması gereken... Hasbelkader, savcı böyle bir iddiayla iddianame düzenlenmiş olabilir ama dinlenen savunmalar, ortaya konulan deliller, kurumlardan gelen yazılar şunu net bir şekilde ortaya koyuyor: Burada, bu arkadaşımız esnaf, bu arkadaşımızın ifade ettiği gibi yoğunlukla denetimler yapılıyor ve insanlara ceza kesiyor. Hiçbir şeyden utanmıyorsa insan şuradan utanır: 2026 bütçesinin bütününe, on iki aya koymuş olduğunuz 330 milyarlık cezaların 3 katı yani 1 trilyonluk ceza iki ayda kesilmişse demek ki olağanüstü bir durum var ama buna rağmen hâlâ cezalandırmayı talep etmek insanların yargı bağımsızlığına, insanların hukukun öngörülebilirliğine dair vicdanlarını kanatan bir şey. Allah'tan ki mahkeme başkanı bu tiyatroya çok fazla kulak asmadı ve beraat kararı verdi de hâlâ ülkede adaletin olduğuna dair umutlarımızı yeşertti.
Ben bu vesileyle TCK 217'ye dair hassasiyetlerimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kaya.
İYİ Parti Grubu adına Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun Sayın Poyraz.
43.- Antalya Milletvekili Uğur Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Kaya’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, gözaltına alınan 110 maden işçisine, Gülistan Doku konusuna, Doktor Bülent Şık’ın yaptığı çalışmaya, yürürlüğe konulmaya çalışılan 15 yaşından küçük çocukların sosyal ağlardan hizmet alamaması konusuna ilişkin açıklaması
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, televizyonlarda bizi seyreden değerli halkımız; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Sevgili Bülent Kaya konuşmasına Bağımsız Maden İşçileri Sendikasına mensup 110 madencinin gözaltına alınması hadisesiyle başladı ve devamında da Saadet Partisi İl Başkan Yardımcısıyla ilgili yargılamayı ifade etti. Ben bu yargılama sürecinde ve bu yargılama sürecinde yaşadıkları şoklar sebebiyle hem Sayın Bülent Kaya'ya hem de Cumhuriyet Halk Partisi yetkililerine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu, her gün Türkiye'nin her mahkemesinde yaşanan anekdotlardan sadece biri maalesef.
Şimdi, enteresan olan şey, biz gün geçtikçe şaşırma duygumuzu yitiriyoruz. Mesela, 110 maden işçisi... 110 maden işçisi niye gözaltına alınır? Bu adamlar zaten çalışırken yerin altındalar, yerin üstünde yaşamaya çalışıyorlar, ekonomik krizin altındalar, çalışırken yerin altındalar, şimdi de 110 maden işçisi gözaltındalar. Niçin gözaltındalar? Adamlar yürümüş, Bakanla görüşmek istemiş, üstlerini çıkarmışlar. Vay efendim, siz mi üstü çıplak oturuyorsunuz? Başka bir gerekçesi olabilir mi 110 kişinin gözaltına alınmasının? 110 maden işçisi, zaten bunlar yerin altında çalışmışlar, felek vurduğu kadar vurmuş, hâlâ devlet olma vasfını, özelliğini yitirerek, bundan kasten uzaklaşarak bu nasıl bir zulüm anlayışıdır, bunu anlamak mümkün değil.
Gelelim Gülistan Doku konusuna. Gülistan Doku konusu günlerdir kamuoyunu meşgul ediyor. Kamuoyunu meşgul edene kadar bir kızımızın, genç bir kızımızın 5 Ocak 2020 tarihinden beri kendisinden haber alınamıyor ve bunun bir cinayet olduğu şüphesi ve iddiaları var. Varsa eğer, umuyor ve diliyoruz ki öyle değildir ama naaşına bile hâlâ ulaşılamamış ve buna ilişkin de dönemin valisidir, dönemin başhekimidir, dönemin il emniyet müdürüdür, dönemin başsavcısıdır, hepsinin ya duyarsızlığı ya bu sürece ilişkin enfekte eden tavırlarından bahsediliyor. Tabii, bunların hepsi birer iddia henüz ama umuyorum ve diliyorum ki bu iddiaların hepsi sonuna kadar araştırılarak ortaya çıkarılacak. Tabii, bugün, bu ülkenin her bir yurttaşının önce canı, güvenliği, mal varlığı dâhil olmak üzere özgürlük hakkı yani anayasal yurttaş olarak her birinin halele uğramış hakkının bertaraf edilmesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin asli sorumluluğudur. Buna ilişkin, suçu kimin işlediğine, suçun mağdurunun kim olduğuna bakılmaksızın devlet dediğiniz aygıt suçu ortaya çıkartmak ve bununla ilgili gereğini yapmak mecburiyetindedir. Zira, hepimiz biliriz ki her cinayetin faili meçhuldür, devlet dediğiniz aygıt o faili ifşa etmek ve gereğini yapmakla sorumludur, mesuldür.
Bugün sabahleyin bir misafirim vardı; Doktor Bülent Şık, Milletvekili Sayın Ahmet Şık'ın kardeşi. Bir çalışma yapmış: Kurşuna Karşı Bir Öğün. Çocukları gelişim bozucu toksik maddelerden korumak ve eğitim adaletini güçlendirmek adına dertlenerek bir akademisyen -daha önce bir bürokrat- bir çalışma yapmış, bu çalışmayı da buradan sizlere sunuyorum. Özellikle çocukların 0-14 yaş arasında almış oldukları gıdalarda ki bu gıdaları da hepimiz biliyoruz... Türkiye'de çocuklar beslenmiyorlar, çocuklar sadece doyuyorlar. O doyan çocukların karınlarını doyururken aslında birçok toksik maddeyle de yüz yüze, baş başa bırakıldığı ve bununla ilgili gelişimlerinin de son derece tehdit altında olduğuna ilişkin çok çarpıcı bir rapor ortaya koymuş. Ben bu konuyla ilgili hem Bülent Şık'a teşekkür ediyorum hem Bülent Şık'la tanışmama vesile olan Sayın Ahmet Şık'a da teşekkürlerimi iletiyorum. Bu konunun çok önemli olduğu, çocuklarımızın en azından bugün -geçtiğimiz hafta Maraş ve Urfa'da meydana gelen hadiselerden sonra ki bugün önergelerde de bu konuyu gündeme getirip tartışacağız- bu konuya ilişkin bu çocukların beslenmesi hepimizin asli sorumluluğu. En azından hayatta kalan çocukların beslenmesi asli sorumluluğumuz. Tekrar altını çiziyorum, doymaları değil, beslenmeleri. Zira bu Kurtuluş Savaşı'ı yönetmiş karargâh olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu Parlamentonun asli sorumluluğu. Kanunlara uyan, kurallara uyan, vergisini ödeyen, bu ülke için dertlenen, bu ülkeye karşı kendi sadakat sorumluluğunu yerine getiren vatandaşların dertlerine çözüm bulmakla mesulüz ama -üç yıldır milletvekiliyim- üç yıldır bu Parlamento suçluya infaz indirimi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Üç yıldır milletvekiliyim, üç yıldır bu Parlamentoda çevreyi kirletene avantaj, imar mevzuatına aykırı hareket edene avantaj, suç işleyene infaz indirimi, teröriste af; hep bunları konuşuyoruz. Biraz önce söylediğim gibi, vergisini ödeyen, kanunlara uyan vatandaşa ilişkin bu Parlamentoda üç yıldır benim şahit olduğum bir yasama faaliyeti maalesef ki maalesef yok ve bugün birazdan görüşeceğimiz önergeyle birlikte aynı zamanda yürürlüğe konulmaya çalışılan bir kanun var, 15 yaşından küçük çocukların sosyal ağlardan hizmet alamaması konusu. İki haftadır bu konuya ilişkin -en geç iki hafta önce ben nöbetçiyken, geçen hafta Sayın Turhan Çömez, o da nöbetçiyken- ifade ettik, burada ifade ettik, kamuoyuna açık alanda ifade ettik. Bakın, diyoruz ki -lütfen bu konuyu dikkatle, bütün milletvekillerinin hassasiyetle dinlemesini istiyorum- sosyal medya ve internet gerçekten hiçbirimizin nasıl kullanacağımıza ilişkin elimizde kullanma kılavuzu olmayan bir mecra.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ebeveynlerin dijital okuryazarlığının olmadığı bir alanda çocuklara devletin yasak koymak suretiyle birtakım tedbirler ve önlemler alabilmesi mümkün değildir. Ben size çok basit bir örnek vereyim: 15 yaşından küçük çocuk sosyal medya ağına giremeyecek ama 15 yaşından küçük çocuğun anası, babası, ebeveyni TikTok'ta dans edecek. Ya, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Devlet dediğiniz şey, tedbir alır; devlet dediğiniz şey, başınıza hadise gelince yasaklar üzerinden hareket etmez. Bu konuyla ilgili diyoruz ki: Bu kanunların hepsini -hem sosyal medya hem internet kullanmaya ilişkin- yaşı 15'in altı, yaşı 15'in üstü...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum Sayın Poyraz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bu salondaki hangi milletvekili sosyal medya ve internet kullanmayı kendi biliyor ki bir çocuğa yasaklama ya da bir çocuğun önünü açma gibi bir konuya karar verebiliyor? Bununla ilgili böyle bir konu fikir hürriyetinin, ifade hürriyetinin ve dünyayla entegrasyonun önemli olduğu bir dönemde -evet, internet hayatımızdan birçok şey götürdü, birçok şey kattı- bunun eğitimini verecek olan, anne-babalar. Çocuğuma "Yabancılarla konuşma." "Özel yerlerini kimseye dokundurma." diye eğitimini ben veriyorum, devlet değil. Dolayısıyla, burada, çocuğunu eğitemeyen ana-babayı eğitmekle mecburuz, bununla ilgili mevzuatı çıkartmakla mecburuz. Ana-babayı ayır, çocuğa yasak koy; ana-babanın yerine geçmekten başka bir şey değil bu. Önce ana-babayı bilinçlendirmek zorundayız.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Çok teşekkürler Sayın Poyraz.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Erkan Akçay.
Buyurun Sayın Akçay.
44.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne, 5'inci Antalya Diplomasi Forumu’na, geçen hafta Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan hadiselere ilişkin açıklaması
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Muhterem milletvekili arkadaşlarım, Genel Kurulda görüştüğümüz 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nde kadınların doğum iznine ilişkin yapılan düzenlemeleri olumlu, gerekli ve yerinde bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Doğum yapan annelerin devlet tarafından desteklenmesi hepimizin görevidir. Kanunda bir hakkın tanınması elbette tek başına yeterli olmamaktadır; asıl olan, o hakkın çalışma hayatının her alanında korunması ve uygulanmasıdır. Bugün çalışan kadınlar özel sektörde veya kamu kurumlarında gebelik sürecinde, doğum izni öncesinde ve sonrasında çeşitli mağduriyetlerle karşı karşıya kalabilmektedirler; doğum yapan kadınlar görev dağılımı, terfi ve kariyer planlaması gibi süreçlerde örtülü bir baskıyla veya mobbingle karşılaşabilmektedirler. Oysa annelik bir kadının çalışma hayatında aleyhine işletilecek bir süreç değildir; aksine, annelik korunması gereken, insani, sosyal ve millî bir değerdir. Hiç kimse doğum iznini kullandığı için dışlanmamalı, çalışma hayatında cezalandırılmamalıdır. Kadının annelik vasfı ile mesleki kimliği arasında bir tercih yapmaya zorlanması ne "hukuk devleti" ilkesiyle ne de vicdanla bağdaşır. Annelik ne kamuda bir idari külfet ne de özel sektörde bir maliyet kalemi olarak görülmemelidir. Annelik milletin istikbalidir, devamıdır, Türkiye'nin yarınlarıdır. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük önem verdiği ve teşvik ettiği nüfus ve doğum meselesinin önemle gündemde olduğu bir dönemde kadınlarımızın annelik sebebiyle çalışma hayatında ötekileştirilmesi asla düşünülemez veya hak kaybına uğraması kabul edilemez. Bütün kurumlarımızın ve özel sektörün yönetimlerinin bu kanunun sahada uygulanmasını, özel sektör veya kamu çalışanı kadınların hakkının gasbedilmemesini en iyi şekilde denetlemesini, takip etmesini bekliyoruz. Kadını koruyan, anneyi destekleyen, aileyi güçlendiren her adımın milletimizi, toplumsal yapımızı ve geleceğimizi sağlıklı hâle getireceğine yürekten inanıyoruz.
Sayın Başkan, 17-19 Nisan tarihleri arasında "yarını tasarlarken belirsizliklerle baş etmek" temasıyla gerçekleştirilen 5'inci Antalya Diplomasi Forumu, ülkemizin uluslararası alandaki diplomatik vizyonunu, siyasi derinliğini ve çok boyutlu dış politika kapasitesini bir kez daha bütün dünyaya göstermiştir. Antalya Diplomasi Forumu artık sadece toplantıların yapıldığı bir platform değil, küresel meselelerin konuşulduğu, insanlığın ortak geleceğinin tartışıldığı, farklı coğrafyalardan aktörleri aynı masa etrafında buluşturan mühim bir diplomasi zemini hâline gelmiştir. Öyle ki devlet başkanı ve bakan düzeyindeki katılımların ağırlıklı olarak Afrika, Asya ve Avrupa'dan olması Türkiye'nin yeni dünyanın yükselen yarısına nasıl öncülük ettiğinin açık göstergesidir. Uluslararası sistemin ciddi kırılmalar yaşadığı, savaşların, istikrarsızlıkların, göç baskısının ve güvenlik tehditlerinin arttığı bir dönemde Türkiye edilgen değil yol veren, izleyen değil yön veren, izleyen değil inisiyatif alan bir diplomasi anlayışı ortaya koymaktadır. Bugün Batı'nın kurumsal aklını temsil eden Münih Güvenlik Zirvesi gibi platformlar İsrail'in bölgemizdeki yıkıcı faaliyetlerine kılıf arayan bir güven krizini ve çaresizliği temsil ederken Antalya Diplomasi Forumu dünyaya yeni bir bölgesel şafağı, barışı ve güneşi işaret etmektedir. Türk diplomasisi bugün yalnızca ülkemizin menfaatlerini savunan değil, aynı zamanda bölgesel barışa, küresel istikrara ve adalet arayışına katkı sunan güçlü bir diplomasinin temsilcisidir. Rusya-Ukrayna krizinden Karabağ'daki başarıya, Libya'dan Somali'ye kadar sahada ve masada gösterdiğimiz ara buluculuk başarıları Türkiye'nin sadece güvenlik değil, tüm dünyaya güven ihraç eden küresel bir aktör olduğunu kanıtlamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu vesileyle lider ülke Türkiye vizyonumuzla tam bir uyum içinde olan, başkalarının kurduğu masalarda oturan değil kendi masasını kuran bu proaktif ve onurlu dış politika anlayışını destekliyoruz, Antalya Diplomasi Forumu'nun ülkemize kazandırdığı itibarı kıymetli buluyoruz ve emeği geçen herkesi de tebrik ediyoruz.
Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta peş peşe yaşadığımız elim hadiseler sığ ve tek boyutlu değerlendirmelerle geçiştirilemeyecek kadar vahimdir. Hayatını kaybeden yavrularımıza ve fedakâr öğretmenimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Burada mesele yalnız bir asayiş vakası ya da yalnızca bir sosyal medya sorunu değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Akçay.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Karşımızdaki tablo aileyi, okulu, öğretmeni, akran çevresini ve dijital mecraları birlikte ilgilendiren çok katmanlı bir toplumsal alarmdır. Dijitalleşmenin kontrolsüz yaygınlığı, sosyal medyanın denetimsizliği ve derinleşen akran zorbalığı evlatlarımızın ruh dünyasında ağır tahribatlar oluşturmaktadır. Evlatlarımız bugün dijital bir kuşatma altındadır. Tehlike yalnızca ekran bağımlılığı değil, şiddeti özendiren, suçu meşrulaştıran ve çocuklarımızın vicdanını hedef alan dijital bir bozgunculuk iklimidir.
Okul güvenliği, rehberlik hizmetleriyle, psikososyal destekle, aile iş birliğiyle ve öğretmenin itibarıyla birlikte düşünülmelidir. Hiç kimse bu acı hadiseler üzerinden ideolojik yaftalamalar yapmamalı, evlatlarımızın canı üzerinden günübirlik siyaset devşirmeye çalışmamalıdır. Evlatlarımızın geleceği her türlü siyasi hesabın üstündedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
Son dakika.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - İşte tam da bu nedenle, Genel Kurulumuzda görüşülen 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 22'nci ve 23'üncü maddelerini son derece önemli buluyoruz. Sosyal ağ sağlayıcılarına getirilen yükümlülükler, oyun platformlarına ilişkin yaş derecelendirmesi ve temsilcilik şartı geç kalınmış ama gerekli adımlardır. Elbette bu adımlar tek başına yeterli değildir ancak Meclisimizin araştırma komisyonu iradesiyle birlikte düşünüldüğünde bu düzenleme çocuklarımızı koruma konusunda güçlü ve somut bir başlangıç olacaktır, yol gösterecektir.
Sanal âlemin karanlık dehlizlerinde çocuklarımızı savunmasız bırakamayız. Millî ve manevi değerlerimizle yoğrulmuş, sağlıklı nesiller için bu iradeyi hep birlikte ortaya koyalım diyoruz.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Demir...
45.- Ağrı Milletvekili Nejla Demir’in, Şirvan Mikaili’ye ilişkin açıklaması
NEJLA DEMİR (Ağrı) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İranlı Kürt aktivist Şirvan Mikaili Ağrı Geri Gönderme Merkezinde tutulmaktadır ve İran'a iade edilme riskiyle karşı karşıyadır. "..."[1] dediği için hedef alınan bir aktivistin iadesi açıkça yaşam hakkını tehlikeye atmaktadır.
Ağrı İl Göç İdaresine yaptığımız başvuruda avukat görüşünün mümkün olduğu söylenmesine rağmen İnsan Hakları Derneği avukatlarının görüşme talebi reddedilmiştir. Geri gönderme merkezlerinin hukuksuzlukla anılan yapısı ortadayken işkence ve kötü muamele riskinden ciddi kaygı duyuyoruz. Soruyoruz: Avukat görüş engelinin gerekçesi nedir? İnsan hakları hukukuna, uluslararası hukuka aykırı bir uygulamadan kaçınmak için ne tür tedbirler alınmıştır?
BAŞKAN - Sayın Suiçmez, buyurun.
46.- Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in, gözaltına alınan maden işçilerine ilişkin açıklaması
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, Eskişehir'den Ankara'ya tam 180 kilometre boyunca sadece hakkını aramak için yürüyen madencilerimizin sesini duymak yerine bugün o sesin kelepçelendiğine şahit olduk. Hakları gasbedilen maden işçilerimiz, Enerji Bakanlığı önünde bir muhatap beklerken, karşılarında copu, kalkanı ve gözaltı araçlarını buldular; tam 110 madenci bu sabah gözaltına alındı. Bakın, bir maden işçimiz ne diyor: "On dört senelik işçiyim, beş aydır maaş alamıyorum. Sesimi duyurmak için dokuz günde 190 kilometre yürüdüm, karşılığında gözaltına alındım." İşte Türkiye'nin özeti budur.
Madencinin bareti yere düşmez, o emeğin davası gözaltılarla bitmez. İşçiler serbest bırakılmalıdır. Madenciyle değil madencinin hakkını çalanlarla mücadele edin. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.
Buyurun Sayın Koçyiğit.
47.- Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in, geçen hafta Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan olaylara ve kurulacak araştırma komisyonuna, gözaltına alınan madencilere ve Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’e ilişkin açıklaması
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce, geçen hafta hem Siverek'te hem de Maraş'ta yaşanan olaylardan dolayı duyduğumuz derin üzüntüyü belirterek başlamak istiyorum. Ben de yaşamını yitiren çocuklara ve öğretmenlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına, sevenlerine ve tüm Türkiye halklarına başsağlığı dileklerimizi buradan iletmek istiyorum ve yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Bunun bir münferit olay olmadığını, sadece güvenlik meselesi üzerinden ele alınamayacağını birçok kişi söyledi; bir kez daha altını çizmekte fayda var. O anlamıyla burada çok katmanlı, çoklu bir sorunla karşı karşıya olduğumuz ve bu soruna da gerçekçi bir zeminde, özellikle de sorunun gerçeğiyle yüzleşerek aslında çözüm üretmemiz gerektiği açık ve net. Yıllarca söyledik bu kürsülerde; okulların güvenlik sorununu söyledik, okuldaki yoksulluğu söyledik, öğrenci yoksulluğunu söyledik, gençlerin, çocukların yalnızlaşması meselesini söyledik, psikososyal destek mekanizmalarının yetersizliğini söyledik, rehber öğretmen atamasındaki sınırlılıkları söyledik; söyledik de söyledik ama ne yazık ki sesimizi duyuramadık. Sadece biz söylemedik, bu alanda gerçekten çalışan, emek veren sendikalar söyledi, kurullar söyledi, birçok dernek söyledi, STK'ler söyledi ama Hükûmet bütün bu seslere kulağını kapattı ve ne yazık ki bu acı olayı yaşayarak biz bugün bambaşka bir zeminde yeniden bunları konuşuyoruz.
Hâlihazırda binlerce defa verdiğimiz, söylediğimiz sözlerden biri de... Bu ülkenin çoklu bir şekilde yaşadığı bu sorunlara çözüm üretmek için bir çocuk bakanlığı kurması gerektiğini söyledik ama bu talebimiz de bu teklifimiz de görmezden gelindi. O nedenle söyleyelim; bu mesele çok katmanlı bir mesele. Meseleyi sadece dijital platformlardaki şiddete indirgeyerek ya da bir araştırma komisyonu kurup "Bu mesele siyasetüstüdür, gelin, siyasetüstü olarak ele alalım." denilerek işin içinden çıkılamaz. Hükûmet birinci derecede sorumluluk almalıdır. Yirmi üç yıldır, yirmi dört yıldır bu ülkeyi DEM PARTİ yönetmiyor, AKP iktidarı yönetiyor, onun Millî Eğitim Bakanı şu anda iş başındadır; tabii ki hesap verecektir, tabii ki sorumludur. Her seferinde bir olay yaşandığında "Efendim, bu siyasetüstüdür." diyemeyiz; tam da siyasete ilişkindir. Siyaset ne için yapılır? Toplum için yapılır. Siyaset, olayları engellemek için, faciaları önlemek için, katliamları önlemek için yapılır. Siyaset, sağduyulu muhalefetin çağrılarına kulak vererek "Bizi niye uyarıyorlar, neden uyarıyorlar, ne diyorlar?" denilerek yapılır. Bütün muhalefete sesinizi kapatacaksınız, topluma kulağınızı kapatacaksınız, STK'lere, sendikalara kulağınızı kapatacaksınız, sonra katliamlar yaşandığında da "Bu işi siyasetin malzemesi yapmayalım." Biz, zaten siyasete malzeme yapmıyoruz; biz, siyasetin çözüm üretmesi gerektiğini söylüyoruz. Çözüm üretmenin ilk yolu da sorumluluk makamında oturanların dönüp "Sorumluyuz." demesidir. Ya, bir kişi istifa etmez mi ya! 10 insanımız katledilmiş. Yaşamını yitiren çocuğu da dâhil edelim, o da bu ülkenin evladıydı; bu karanlığa hangi nedenle itildi, bu katliamı yapmasına sebep olan nedenler nedir? Aile ihmali, kurumsal ihmal, okulun ihmali, psikososyal destek yoksunluğu; nedir sorun? Bunları konuşmayacak mıyız? Bunların sorumluluğu kimde? Bizde mi? Biz burada binlerce defa uyarı yapıyoruz. Daha iki hafta önce, burada, bu Mecliste televizyonlardaki dizilerin ve filmlerin yaydığı şiddet ve bunun olumsuzlukları üzerine önerge verdik. AKP'li hatip, dalga geçer gibi, çıktı, konuşma yaptı, reddedildi o önergemiz; o zaman aynen de bu içeriklerin nasıl şiddeti teşvik ettiğini, bu magandalığı, çeteciliği, mafyacılığı nasıl özendirdiğini, şiddeti nasıl sıradanlaştırdığını içermişti önergemiz. Niye duymadınız sesimizi? Duymadınız, duymadılar. Kartalkaya Komisyonunun sonuçları ortada, İliç Komisyon raporunun sonuçları ortada. Kurduğumuz onlarca komisyon raporu var; hangisi yasaya döndü, hangisi mevzuata döndü? Hangisinde, gelip bu Mecliste "Bizim raporumuzda şu şu noktalarda ortaklaştık, şu kanunu bu rapora dayanarak çıkarıyoruz." diye bu Mecliste tartıştık? "Kriz var, üstünü örtelim, ortak komisyon kuralım." Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Evet, sorumluluk alıyoruz, elimizi taşın altına koyuyoruz, her şeyi yapmaya hazırız ama bu, iktidarın kendini aklama süreci değildir, sorumluluktan kaçma süreci değildir. İstifa etmelidir Millî Eğitim Bakanı, açık ve net, istifa etmelidir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) İstifa etmek bir erdemdir. Sizin yönettiğiniz bakanlıkta, bir okulda, iki okulda bu kadar yaralı varsa, 10 insan yaşamını yitirmişse, katledilmişse, bir vicdan azabı duyacaksınız, bir sorumluluk hissedeceksiniz ya; bu kadar da değil!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - O nedenle, kurulan araştırma komisyonunun da gerçekten şeffaf bir şekilde bu olayı dijital mecraya, ona buna, günaha yıkarak değil bütün yönleriyle araştırılmasını ve sonuçlarını bu Meclise getirip yapısal bir dönüşüme yol açacak şekilde ele alması gerektiğini ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bakın, neyi konuşalım? Eskişehir'de madenciler yola çıktılar, yürüdüler. Ne istiyorlar? Lüks bir hayat mı istiyorlar, yat mı istiyorlar, kat mı istiyorlar, sizin babanızın evini mi istiyorlar? Hayır, alın terini istiyor ya, alın terini. Yerin 7 kat altında çalışıyor, emeğinin karşılığını alamıyor, sendikaya üye oluyor işten atılıyor, TMSF her seferinde bir kuruma, bir şirkete devrediyor peşkeş çekiyor; buna itiraz ediyorlar. Yürüdüler, geldiler, diyorlar ki: "Ankara, Meclis, başkent, sesimizi duyar herhâlde siyaset, iktidar." Ne alakası var? Enerji Bakanlığının önünde 110 kişi açlık grevine girmiş, içinde hastası, yaşlısı olan...
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlıyorum.
...çoğu da siyaset olarak bizim yanımızda olmayan, bize oy vermeyen insanlar; bunlar sizin seçmenleriniz, bunlar bu ülkenin yurttaşları, niye seslerini duymuyorsunuz, niye oradaki Bakanlığın önüne gidip ya, derdiniz nedir, bir derman olalım demiyorsunuz? Hayır, onun yerine madenciyi tekmeleyen, madenciyi darp eden, madenciyi gözaltına alan bir iktidar ama o yürüyenler patronlar olsaydı kırmızı halıları sererlerdi, baş köşeye oturturlardı. Patronlar için çünkü burada onlarca maden yasası geçirdi AKP iktidarının kendisi. Demek ki mesele ne? Burada mesele sınıfsal bir tercih. Madencinin patronuna gelince yasalar gırla, madenci hakkını arayınca tekmeler gırla gidiyor. Biz bu düzeni kabul etmiyoruz arkadaş, açık ve net kabul etmiyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Madencinin yanındayız, işçinin yanındayız ve hakkını alıncaya kadar da onlarla yan yana olmaya da devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum Sayın Başkan.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Son olarak şunu söyleyeyim, çok başlık var ama şimdi, günlerdir her gün operasyona uyanıyoruz, her gün, en sonunda da biliyorsunuz cumartesi günü bir operasyon oldu ve Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel'in, Ataşehir Belediye Başkanının da olduğu yaklaşık 20 kişi gözaltına alındı. Bugün de adliye süreci var, adliyeye sevkleri var. Şimdi, açık ve net söyleyelim: Burada meselenin artık yolsuzluk molsuzluk hikâyesi olmadığını bütün dünya biliyor, açık ve net, yargı eliyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor. Gözümüze batıra batıra "Sen misin muhalif, sen misin başka partide siyaset yapan, sen misin başka partiye oy veren, işte her türlü seni tutuklarım, cezaevine alırım, seni o koltuktan uzaklaştırırım." diyen bir anlayış var. Şimdi, bunu eleştirmeyecek miyiz Sayın Başkan, buna hayır demeyecek miyiz? Ataşehir kaç milyonluk bir şehir yani -bilmiyorum tam nüfusunu ama az buz bir yer değil- insanlar seçmiş, oy vermiş, iradesini ortaya koymuş...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım, selamlayacağım Sayın Başkan. Selamlayıp bitireceğim.
BAŞKAN - Ek süre vermeyeceğim.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, ben tutanağa geçireyim izin verirseniz.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili kardeşim ek süre istemişti, yüzüne bakmadan vermeyeceğim dedim, size de aynı şeyi söylüyorum.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamam, ben tutanağa geçireyim müsaade ederseniz.
BAŞKAN - Vermeyeceğim yani.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Siz açmayın o zaman, sözümü bağlayayım Sayın Başkan.
Bu operasyonların siyasi olduğunu, yargı eliyle siyasetin dizayn edildiğini, mızrağın çuvala sığmadığını artık bütün Türkiye görüyor. Bundan vazgeçin; adalete dönün, hukuka dönün diyoruz ve buradan da Cumhuriyet Halk Partisine geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha iletiyorum.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A) Çeşitli İşler (Devam)
2.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi öğrencileri dinleyici locasında bizi dinlemekteler. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz, eğitim hayatlarında başarılar diliyoruz. (Alkışlar)
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gökhan Günaydın.
Buyurun Sayın Günaydın.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
48.- İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Haftası'na, belediyelere yönelik operasyonlara, Amerika'nın Ankara Büyükelçisinin konuşmasına, okulda şiddete, ara seçime ilişkin açıklaması
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, evet, biz, bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik Haftası'na girmiş bulunuyoruz. 1920'de kurulmuş bu Meclis ve 106'ncı yıl dönümümüzü kutlayacağız. Birinci Meclis açıldığında Türkiye'nin dört bir tarafı emperyalist işgal altındaydı. Birinci Meclis eliyle, Meclis Hükûmeti eliyle bu memleketten emperyalizm kovuldu ve 29 Ekim 1923'te cumhuriyet kuruldu, Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Bu nedenle, arkalarımıza hem mahkemelerde hem Meclislerde "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." yazısını yazıyoruz. Ben, bu çerçevede, hem Kurtuluş Savaşı'nı veren hem de cumhuriyeti kuran ve ilan eden Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bütün cumhuriyet önderlerini saygıyla ve rahmetle selamlıyorum, ruhları şad olsun.
Şimdi, bir demokrasi forumu düzenlendi Antalya'da, bu Demokrasi Forumu güzellenerek anlatılıyor. Yahu, eş zamanlı olarak Cumhuriyet Halk Partisinin belediyelerine sabaha karşı, gece yarısı giriyorsunuz; bu operasyonların hakla, hukukla, adaletle hiçbir alakasının olmadığını hepimiz biliyoruz. Nereden biliyoruz? İletişim Başkanlığından gönderilen "tweet"ler kendisine gazeteci denilen insanlar tarafından hiçbir hicap duyulmadan, noktasına, virgülüne dokunulmadan "tweet" olarak paylaşılıyor. 5 tanesi bölmüşler ekranı, oturmuşlar, konuşuyorlar. WhatsApp'larına mesaj geliyor, açıyorlar onu, hiç hicap duymadan aynı mesajı paylaşıyorlar, yalnızca bu örnek bile nereden ve nasıl yönetildiğini bu operasyonların çok açık gösteriyor. Siz böylesine antidemokratik uygulamalara imza atarken, yargıyı araçsallaştırırken, adaleti hiçlerken Antalya'da Demokrasi Forumu düzenleyeceksiniz, biz de sizi alkışlayacağız; öyle mi?
Başka bir şey daha var. Antalya'da Demokrasi Forumu'nda Amerika'nın Ankara Büyükelçisi konuşuyor, ne diyor biliyor musunuz? Merhametli monarşilerden bahsediyor: "Bölgeye baktığımız zaman bunu söylediğimiz zaman eleştiriliyor olabilirim, antidemokratik görülebilir ama burada monarşiler başarılı oluyor, insan hakları yolundan gidildiği zaman bu noktada başarılı olunamıyor." diyor. Ey millet, ey Millet Meclisi, ey iktidar partisi, ey iktidar bloku; Amerika'nın Büyükelçisi size ayar çekiyor "Cumhuriyet olmadı, merhametli monarşilere dönün." diyor. "Aslında eleştiriliyorum ama..." diyor, adam bile sizden eleştiri bekliyor ama nafile, gıkınız çıkmıyor. Niye? Korkudan titriyorsunuz. Ey bu memleketin Cumhurbaşkanı, ey bu memleketin Adalet Bakanı, ey bu memleketin Dışişleri Bakanı; Tom Barrack'a söyleyebileceğiniz bir tek, bir gram lafınız yok mu ya? Bir gram yürek sahibi değil misiniz be kardeşim? Yazıktır, ayıptır! (CHP sıralarından alkışlar) Ha, bunu söyleyecek olsanız "Size olmayan tek şeyi vereceğiz, meşruiyeti vereceğiz." dediği zaman da itiraz ederdiniz, oradan beri gıkınız çıkmıyor.
Peki, eş zamanlı olarak memlekette neler oluyor? Birer gün arayla, Şanlıurfa'da 14 Nisanda pompalıyla okula giriyor bir çocuk, 16 yaralı; ertesi gün 5 tane 9 milimetre tabanca, 7 şarjörle okula giriyor çocuk, 9 vefat. Bütün bunlar kendiliğinden mi oluyor? Peki, okulda şiddet yeni mi? Yalnızca son iki buçuk yılda 6 öğretmen, 10 öğrenci, 2 okul çalışanı ve 1 veli öldü. Bu son olayları, Maraş'ı ve Urfa'yı da kattığınızda 7 öğretmen, 18 öğrenciye çıktı vefat sayımız, kayıp sayımız. MESEM'lerde 18 öğrencimizi kaybettik, onları da haklı olarak ilave ettiğimizde iki buçuk yılda kaybettiğimiz öğrenci sayısı okullarda, iş yerlerinde 36'ya çıktı. Umurunuzda mı beyler? 36 öğrenci öldü bu memlekette! Okullara birileri pompalıyla giriyor, okullara birileri 5 tane 9 milimetrelik tabancayla giriyor, 7 kere şarjör değiştiriyor. Peki, bunlar tesadüf mü? Fatmanur Öğretmeni bir başka öğrenci girmiş ve bıçaklayarak öldürmüştü. Çocuğun ifadesini okudum, diyor ki: "Ben zaten hep oralara, okula bıçakla girerdim."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şu saatte, başka bir okulumuzda bıçakla dolananların, pompalıyla dolananların, 9 milimetrelik tabancalarına şarjör takanların olmadığından emin miyiz? Maalesef emin değiliz.
Bakın, kaç tane önerge vermişiz? Burada önergeler, önergeler! Atasım geliyor bunları, atasım! Ne yapmışız size? Yalnızca Aralıkta, bütçe görüşmelerinde 75 bin hemşire -okul sağlığıyla alakalı- 100 bin temizlik görevlisi, 65 bin güvenlik görevlisi verelim okullara demişiz, hesap etmişiz maliyetini, 224,6 milyar TL. Öğretmenlere bir maaş ikramiye verelim demişiz, 156 milyar lira. Öğrencilere bir kap sıcak öğle yemeği verelim demişiz, 252 milyar lira. 100 bin öğretmen atayalım demişiz, bunların toplamı 633 milyar lira. Ne demişsiniz? "Cık, olmaz." Sebep ne? "Para yok." Öyle mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bunların toplamı 633 milyar TL beyler! Siz 2 trilyon 770 milyar lirayı bu sene faize yatırmıyor musunuz? Bunların tamamı faize yatırdığınız paranın dörtte 1'i bile değil ama siz faize ve rantiyeye çalışırsınız "Okullara temizlik görevlisi, okullara güvenlik görevlisi" deyince kulaklarınız sağır olur.
Şunu söyleyeyim: orada Yusuf Tekin'in durduğu her gün, durduğu her saniye vatan için, millet için kayıp yıllardır, ihanet yıllarıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak mesele Yusuf Tekin meselesi değil, mesele iktidarınızın meselesidir. Nasıl ki burada durdurduğunuz madencileri gözaltına aldıysanız, nasıl ki bugün hak arayan, "demokrasi" diye bağıran herkese biber gazıyla müdahale ediyorsanız, ben size söyleyeyim: Erken seçimden kaçıyorsunuz. Vatandaşın yüzde 68'i istiyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse vatandaşın yüzde 68'i istiyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ara seçimden kaçıyorsunuz, ara seçim bir zorunluluk. İşte, söylüyoruz size: Getirin, ara seçim tarihini açıklayın. Getirin, ara seçim için istifa eden milletvekillerinin istifasını kabul edeceğinizi söyleyin, bu gruptan 55 milletvekili istifasını basacak ve halk sizin boyunuzu ölçecek, boyunuzun ölçüsünü verecek; kaçamayacaksınız, sonunda yakalanacaksınız.
Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Günaydın.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.
Buyurun Sayın Akbaşoğlu.
49.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, geçen hafta Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan hadiselere ve konuya dair bir araştırma önergesiyle bugün ortaklaşa bir irade ortaya koyacaklarına, Genel Kurulda görüşmelerine devam edilen kanun teklifine, 5'inci Antalya Diplomasi Forumu'na ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ilişkin açıklaması
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.
Bütün milletvekillerimizi ve ekranları başında bizleri izleyen bütün vatandaşlarımızı hürmetle selamlıyorum.
Tabii, sözlerimin başında, geçtiğimiz hafta Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta hepimizin yüreğini dağlayan elim hadiselerde vefat eden Ayla Öğretmenimiz ve yavrularımız başta olmak üzere, burada Rahmetirahman'a kavuşan bütün şehitlerimizi hürmetle yâd ediyorum, yaralılarımıza Allah'tan acil şifalar diliyorum, velilerine, anne-babalarına sabrıcemil niyaz ediyorum. Bu, hepimizin ortak acısıdır. Buna dair bu dijital bozgunculuğa feda edecek tek bir yavrumuz dahi olamaz. Bu ülkenin bütün çocukları bizim çocuklarımızdır, onlarla ilgili her türlü tedbirin alınmasına dair sağlam irademizi inşallah hem Hükûmetçe hem Meclisçe ortaya koymak için buradayız. Bugün de buna dair bir araştırma önergesiyle bu konuların mutlaka önlenmesine dair, ilgili tedbirlerin gözden geçirilmesine dair ortaklaşa irademizi hep beraber ortaya koyacağız.
Şunu ifade etmek isterim ki: Biz bu konuda asla ve kata yasaklayıcı, özgürlükleri kısıtlayıcı bir yaklaşım içerisinde değil, koruyucu, düzenleyici ve bu konuda ailenin, annenin, babanın, çocukların gerçekten hem maddi hem manevi gelişimini sıhhatli bir şekilde geliştirmenin peşindeyiz. Geçtiğimiz hafta görüştüğümüz kanun da tam da buna dairdir. Bugün ve yarın da inşallah 15 yaşını doldurmamış çocuklarımızın, gençlerimizin dijital mecralarla ilgili yanlış etkileşimlerinin ortadan kaldırılmasına dönük düzenlemeleri, önleyici tedbirleri hayata geçirmek için Genel Kurul görüşmelerine devam edeceğiz. Bu konuda attığımız adımların asla çarpıtılmaması lazım, meseleyi başka yerlere çekmemek lazım. Bizim derdimiz yasaklamak değil, korumaktır, düzenleme getirmektir. Bizim amacımız özgürlükleri kısıtlamak değil, çocuklarımızın, gençlerimizin, toplumumuzun geleceğini güvence altına almaktır. Aileyi güçlendirmek, çocuğu korumak ve toplumu sağlıklı tutmak siyasetüstü bir sorumluluktur. Bu mesele ideolojik bir tartışmayı değil, vicdani ve ahlaki sorumluluğu ve duruşu beraberinde taşıyan bir konudur. Bu konuda da hepimizin duyarlılık göstermesi bu sorumluluğun bir gereğidir.
Çok değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta cuma, cumartesi ve pazar günü Antalya Diplomasi Forumu'nun 5'incisi yapıldı. Forumda üç gün boyunca küresel diplomasinin nabzı tutuldu. İkili görüşmelerde, oturumlarda, panellerde ve basın toplantılarında önemli konular ele alındı. Âdeta Birleşmiş Milletler Antalya'da toplandı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın himayelerinde ve Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde düzenlenen Forumda 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan 6.400 katılımcı, 23 devlet ve hükûmet başkanı, 13 devlet ve hükûmet başkan yardımcısı, meclis başkanları, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle gerçekten nitelikli bir toplantı söz konusu oldu. Bu Forum, Türkiye'nin küresel ölçekte nasıl bir ilgi ve odak noktası hâline geldiğinin en somut göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Artık Türkiye sadece bölgesel bir aktör değil, küresel meselelerde söz söyleyen, çözüm üreten ve proaktif dış politikasıyla onlara yön veren bir ülkedir.
Bu Forumda gördüğümüz tablo şuydu: Dünya krizler ve belirsizlikler içinde yeni bir denge ararken gözler Türkiye'ye çevrildi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...çünkü Türkiye barışı, adaleti, hakkaniyeti, merhameti esas alan bir dış politik duruş sergilemektedir. Bu da bizi sözüne itimat edilir, güvenilir bir ortak, aranan, güçlü bir ara bulucu konumuna taşımaktadır. Bu bağlamda, Ankara'da temmuz ayında gerçekleştireceğimiz NATO toplantısı ve kasım ayında Antalya'da gerçekleştireceğimiz COP31 toplantısı gerçekten küresel öneme sahip zirvelerin Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirileceğini bizlere haber veriyor. Bu, sadece basit bir organizasyon değil; Türkiye'nin önemini vurgulayan, jeopolitik konumuyla ve müktesebatıyla dünyaya yön veren, âdeta bir deniz feneri misali yol gösteren niteliğini ve özelliğini vurguluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tüm bu başarıların arkasında gerçekten güçlü bir liderlik var. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politikadaki kararlı, vizyoner ve bağımsız duruşu Türkiye'yi edilgen bir ülke olmaktan çıkarıp oyun kuran bir aktöre dönüştürmüştür. Mazlumların hür ve gür sesi olan, adaletin ve merhametin yanında duran bu vizyoner liderlik anlayışı sadece bizim için değil dünya mazlumlarının da umudu olmuştur, bu vesileyle gönüllerini ve gözlerini Türkiye'ye çevirmişlerdir. Bu konuda şunu ifade etmek isteriz ki Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük ve kutlu bir yürüyüşün içindedir; bu yürüyüş hakkın, hakikatin, iyiliğin, adaletin yürüyüşüdür.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde büyük ve kutlu bir yürüyüşün içindedir. Bu yürüyüş hakkın, adaletin, iyiliğin ve daha güçlü bir geleceğin yürüyüşüdür. Bizler de bu yürüyüşün neferleri olarak milletimizle birlikte aynı istikamette yürümeye devam edeceğiz ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye Yüzyılı hedeflerini bir bir mutlaka gerçekleştireceğiz diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Kısacık...
Buyurun.
50.- Adana Milletvekili Sadullah Kısacık’ın, İzmir ilinin Torbalı ilçesine bağlı Kuşçuburun Mahallesi'nde kazalarla anılan yola ilişkin açıklaması
SADULLAH KISACIK (Adana) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
İzmir ilimizin Torbalı ilçesine bağlı Kuşçuburun Mahallesi'nde 2 Ocak 2026 tarihinde Yağmur Şenli, 26 Şubat 2026 tarihinde ise ilkokul çağındaki çocuğuna öğle yemeği götüren Burcu Tek kaldırımda yürürken aşırı hızla gelen bir aracın yoldan çıkması sonucu hayatını kaybetti. Kaldırımda yürüyen bir vatandaşın can güvenliği yoksa nerede vardır? Bu olaylar birer istisna değildir. Kuşçuburun'da bu yol uzun süredir kazalarla anılmaktadır. Bölge halkı defalarca "Bu yol can alıyor." diyerek yetkililere çağrıda bulunmuştur ancak ne yazık ki vatandaşın feryadı duyulmamıştır. Son yaşanan acının ardından insanlar sokağa çıkmış, yolu kapatmış, imzalar toplanmış, başvurular yapılmış, elektronik denetleme sistemi kurulması talep edilmiştir çünkü mesele yol meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan vatandaşın meselesine dönüşmüştür.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
51.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, Türkiye'deki gıda zehirlenmesi vakalarında görülen artışa ilişkin açıklaması
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım
Son yıllarda Türkiye'deki gıda zehirlenmesi vakalarının sayısı dikkat çekici biçimde arttı. Uluslararası pazardan geri çevrilen Türk gıda ürünlerinin iç piyasaya düşük fiyatla yönlendirildiği haberleri sık sık karşımıza çıkıyor. Bu tablo sınıfsal eşitsizlikleri derinleştiriyor, satın alma gücü düşük kesimleri daha güvensiz gıdaya mahkûm ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığının İyi Tarım Uygulamaları lafta kalmamalı. Denetimsizlik bu hilecilerin yolunu açıyor. Pestisitler, aflatoksinler ve diğer kimyasallar uzun vadede insan sağlığını tehdit ediyor. Geçtiğimiz hafta 8'i çocuk, 4'ü yetişkin olmak üzere toplamda 12 kişi yedikleri ürünlerden zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Gıda fiyatları katlanarak artarken üreticiler maliyetleri düşürme baskısıyla karşı karşıya kalmakta, bu durum kaçınılmaz olarak da tağşiş ve hileye kapı aralamaktadır.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
VII.- ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 21 Nisan 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde (10/4004), (10/4005), (10/4006), (10/4007), (10/4008) ve (10/4009) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek yapılmasına, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süresinin yirmişer dakika olmasına, bu sürenin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilmesine ilişkin önerisi
No: 85 | 21/4/2026 |
Danışma Kurulu Önerisi
Danışma Kurulunun 21/4/2026 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
|
|
|
Muhammet Emin Akbaşoğlu | Gökhan Günaydın | Gülüstan Kılıç Koçyiğit |
Çankırı | İstanbul | Kars |
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu | Cumhuriyet Halk Partisi | Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi |
Başkan Vekili | Grubu | Grubu |
| Başkan Vekili | Başkan Vekili |
Erkan Akçay | Uğur Poyraz | Bülent Kaya |
Manisa | Antalya | İstanbul |
Milliyetçi Hareket Partisi | İYİ Parti | YENİ YOL Partisi |
Grubu | Grubu | Grubu |
Başkan Vekili | Başkan Vekili | Başkan Vekili |
Öneriler:
Genel Kurulun 21 Nisan 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde (10/4004), (10/4005), (10/4006), (10/4007), (10/4008) ve (10/4009) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek yapılması, bu görüşmelerde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süresinin yirmişer dakika olması (bu süre en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılabilir) önerilmiştir.
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Önergeler
1.- Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan’ın, (2/3334) esas numaralı Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezasında Koşullu Salıverme Yasağının Kaldırılması ve 25. Yılda Koşullu Salıverme İmkanının Sağlanması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/138)
BAŞKAN - İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
20/4/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
(2/3334) esas numaralı Kanun Teklifi'min İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Nevroz Uysal Aslan |
|
| Şırnak |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Şırnak Milletvekili Sayın Nevroz Uysal Aslan.
Buyurun Sayın Aslan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazında yirmi beş yılda koşullu salıverme şartlarının değerlendirilmesini öngören kanun teklifim üzerine söz aldım.
2024'te, 2025'te, farklı tarihlerde aynı teklifi sunmuştum ama hâlâ Komisyonda bekletiliyor. "İnsanlık dışı infaz rejimi" olarak tariflediğimiz bu rejimle ilgili geçmiş partilerimiz tarafından verilen ve şu an komisyonlarda bekletilen 100'den fazla benzer teklif var; yıllar geçti ancak tek bir adım atılmadı, tek bir değişiklik yapılmadı. Oysa AİHM'in 18 Mart 2014 tarihinde Sayın Abdullah Öcalan için vermiş olduğu kararda bu rejimin insanlık dışı rejim olduğu tespit edilip değiştirilmesi ve kanuni düzenleme yapılması süresi verilmişti. Ardından, Kaytan, Gurban, Boltan kararlarıyla bu hukuksuzluk defalarca tescillendi. Sözleşme açık, Anayasa 90 açık, bu kararların hepsi bağlayıcı ama gereği yerine getirilmedi, mevzuat değiştirilmedi, işkence rejimi sürdürüldü, mahpuslar hapishanelerde ölüme ve yok oluşa sürüklendi.
Değerli vekiller, günlerdir televizyonda konuşuyor, burada ifade ediyoruz: İnsan insana saldırarak öldürebilir; kaza insanı öldürebilir; ihmal, deprem, sel, afet insanı ihmalle öldürebilir; bir de insanları öldüren yasalar vardır. İşte, bu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yöntemi bir katil yasadır çünkü bu yasa "İdam kaldırıldı." diye getirildi ancak idamın yerine ölümü zamana yayan ağırlaştırılmış müebbet rejimi konuldu. Üstelik bu düzenleme, 1999'dan 2004'te kadar siyasal arka planı olan, kişiye özel getirilen, istisna rejimi olarak getirilen şekilde inşa edildi; sonra ise o istisna büyüdü, yıllar içinde bir kişiyi aşarak binlerce insanı kapsayan yapısal bir kolektif zulüm sistemine dönüştü. Bugün bu öldüren katil yasadan etkilenen 4 binden fazla insan var. 4 binden fazla insanı hapishanelerde nefes almasına izin verip bir gün özgürlüğüne kavuşma umudu vermeden tek kişilik hücrelerde, ağır tecrit koşullarında tutma modern çağın sessiz infaz etme biçimidir. Bu işkence rejimi devlet eliyle kurgulanmış örgütlü bir umutsuzluktur.
Değerli vekiller, bunu teorik, sosyal, felsefik, mahkeme kararlarından soyut anlatmıyorum; her biri bir can, her biri bir hayat. Bakın, Abdulkadir Kuday; ağır ALS hastasıydı, 40 kiloya düşmüştü, burada ve Komisyonda -o zamanki Alt Komisyon Başkanımız hatırlar- defalarca kez söyledik ama kanunda "İnfaza ara verilmez." hükmü olduğu için maalesef, 2 Ekim 2024'te hapishaneden cansız bedeni çıkarıldı. Yine, Mehmet Çeviren; ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Böyle diyoruz ama aslında buna "ağırlaştırılmış ölüm cezası" dememiz gerekir. Bu infaz rejiminden sonra kesinleşmeyle beraber iki buçuk yıl tek başına bir odada tutuldu, insanlarla temas talebi reddedildi; sosyal temas, kurs, etkinlik, tüm talepleri zaten kanunda dakikalarla sınırlı olmasına rağmen bunlar bile verilmedi ve sekiz gün önce ölüm haberi geldi.
Bugün ölümün kıyısında, hapishanede olan yüzlerce mahpustan biri de Abdurrahim Demir; yüzde 90 engelli, Tekirdağ F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutuluyor, ileri derecede kronik hastalıkları var ama çoklu, ilerlemiş ATK raporlarına rağmen, yaşam mücadelesi vermiş olmasına rağmen bu yasadaki "İnfaza ara verilmez, ölünceye kadar infaz edilir." mantığı ve düzenlemesi nedeniyle, infaz rejimiyle işkencede tutulmaya devam ediyor.
Şimdi soruyoruz: Bir kişiyi sesten, temastan, ortak yaşamdan, yarından koparıp ondan sonra ortaya çıkan bireysel bir sonuçmuş gibi anlatabilir misiniz? Hayır. Burada, inkâr edilemez kurumsal, siyasal bir sorumluluk vardır; arkasında duranların da bu katle ortak olduğu öldüren bir katil yasa vardır. O yüzden, bu kanun teklifini teknik bir teklif olarak değil öldüren ölüm yasalarına karşı bir yaşam teklifi olarak düşünmenizi istiyoruz; işkence rejimine karşı hukuka dönüş teklifi, yok oluş siyasetine karşı umut hakkı teklifi olarak görmenizi bekliyoruz.
Hukuk, intikam aracı olmaz, olmamalıdır diye yıllardır söylüyoruz. Ceza, bir insanı yok etmeye dönüşemez. İnfaz cezanın sınırı, insan onuru ve insan yaşamının kendisidir. Bu nedenle, yirmi beş yıl, yirmi yıl, on beş yıl verilebilecek bir süre değerlendirmesiyle, koşullu salıverme imkânı verecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekir diyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Kanundaki "İnfaza ara verilemez." hükmü kaldırılmalı. Cezaevlerini mahpuslar için bir mezarı bekleme odası hâline getirmekten çıkaralım diyorum. İşte, bu teklifte, bir kez daha düşünme hakkı, bir tercih hakkı veriyoruz. Ya bu öldüren ölüm siyaseti ve yasalarının etrafında durmaya, bu katle ortak olmaya devam edeceksiniz ya da yaşamın, umudun, insan onurunun yanında yer alacaksınız.
Gelin, herkesin Meclisten haber beklediği, milyonların gözünün burada olduğu bugünlerde topluma bir ölüm siyasetinden vazgeçildiğini; yaşamdan, hayattan, insan onurundan, adaletten yana olunduğunu gösteren bu yasa teklifine "evet" deyin diyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Karar yeter sayısı arayın Sayın Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı ayrı bir şey. Karar yeter sayısı yok Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Divanda ihtilaf yok, karar yeter sayısı vardır; kabul edilmemiştir.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı Divanın ihtilafına dâhil değil, açık bir şekilde 150 kişinin bulunmadığı net.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Oylandı ve bitti.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yoklama yeter sayısı değil Sayın Başkanım, karar yeter sayısını aradık.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Oylandı ve bitti Gülüstan Hanım, oylandı ve bitti.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısında İç Tüzük hükmü açık.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Oylandı ve bitti.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Elektronik oylama...
BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.09
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.27
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmına geçiyoruz.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştıkları riskler ve olumsuz etkilerin tüm yönleriyle ele alınarak araştırılması, çözüm önerilerinin geliştirilmesi, benzer olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan (10/4004), (10/4005), (10/4006), (10/4007), (10/4008) ve (10/4009) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.
VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI[2]
A) Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve 20 Milletvekilinin, eğitim kurumlarında şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak okullarda fiziksel ve sosyal güvenliği tesis edecek bütüncül politikaların geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4004)
2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından eğitim kurumlarında dijital mecralarda bulunan içeriklerden kaynaklanan şiddet, istismar ve olumsuz etkilerin araştırılarak çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4005)
3.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Antalya Milletvekili Uğur Poyraz ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez tarafından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta bulunan okullarda meydana gelen silahlı saldırı olayları başta olmak üzere eğitim kurumlarında artış gösteren şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4006)
4.- Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından suça sürüklenen çocukların durumunun tüm yönleriyle araştırılması ve çocuk odaklı bir koruma kanunu yapılması yolunda çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4007)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 Milletvekilinin, son dönemlerde eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak okullardaki güvenliğin sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4008)
6.- Sivas Milletvekili Abdullah Güler ve 58 Milletvekilinin, Çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklerin çok boyutlu bir şekilde incelenerek mevcut durumun ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4009)
BAŞKAN - İç Tüzük'e göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahiplerine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilmektedir.
Konuşma süreleri gruplar için yirmişer dakika olacak, alınan karar gereğince bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilecektir. Önerge sahiplerinin konuşma süreleri ise onar dakikadır.
Şimdi, gruplar adına ilk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya'ya aittir.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime geçtiğimiz hafta eğitim yuvalarımızda yaşanan o karanlık saldırılarda hayatını kaybeden gencecik evlatlarımızı ve görevleri başında şehit edilen kıymetli öğretmenlerimizi rahmetle anarak başlamak istiyorum. Onların kederli ailelerine ve tüm eğitim camiamıza da başsağlığı diliyorum. Ayrıca, o menfur saldırılarda yaralanan çocuklarımıza ve öğretmenlerimize de acil şifalar diliyorum.
Biz bugün burada sadece bir önerge üzerinde değil, aslında bu ülkenin evlatlarının çalınan gelecekleri ve okul koridorlarına kadar sızan o kanlı şiddet sarmalı üzerinde konuşmak için bir araya geldik. Bugün bir önergeyi değil bir uyarıyı, bir çığlığı, bir geleceği hep beraber konuşmak için buradayız. Onun için polemikler üzerinden değil, tespitler ve çözümler üzerinden gitmemiz lazım çünkü mesele sadece okullarda yaşanan şiddet meselesi değildir; mesele o şiddetin hangi zeminde üretildiğidir, mesele çocuklarımızın nasıl bir Türkiye'ye gözlerini açtığı meselesidir.
Burada "şu kişi iyi insan, bu kişi kötü insan" şeklinde şahısları konuşmuyoruz; yapılması gerekenleri, yapılması gerektiği hâlde yapılmayanları, ihmalleri ve bu sonuçlara yol açan sebepleri konuşuyoruz. Dolayısıyla, bir kişinin iyi bir insan olması, onun aynı zamanda iyi bir yönetici olmasını gerektirmez. Burada üzerinde duracağımız husus, kişilerin fert olarak iyi insan olmasının ötesinde ehliyete, liyakate uygun olarak belirlenip belirlenmediğidir. Öğretmeninden okul müdürüne, okul müdüründen Bakanına, Bakanından Cumhurbaşkanına kadar bu konuda sorumluluğu olan herkesin sorumluluklarını hep beraber konuşmamız lazım. Yoksa bireysel olarak bunların hiçbirinin iyi insan olup olmadığını elbette bugün konuşacak değiliz.
Son dönemde eğitim kurumlarında artan şiddet vakaları artık "münferit olaylar" olarak görülemez değerli milletvekilleri. Her bir olay bize aynı, benzer gerçeği söylüyor: Bir şeyler yanlış gidiyor ve daha önemlisi, bu yanlış giden şeyler her geçen gün daha da büyüyor.
Şunu açık bir şekilde ifade etmeliyim: Okul şiddetin başladığı yer değil, okul şiddetin görünür hâle geldiği yerdir. Peki, okul şiddetin görünür hâle geldiği yer ise o şiddet nerede başlıyor? O şiddet evde başlıyor, sokakta başlıyor, ekranlarda başlıyor, sessizlikte başlıyor. Bugün yaşadığımız bu kırılma sadece sosyolojik değil, aynı zamanda ahlaki bir aşınmadır. Değer üretmeyen, sınır koymayan, iyiyi ve kötüyü ayırt etmeyi öğretemeyen bir iklimde çocuklarımızı korumamız mümkün değildir. Manevi referansların zayıfladığı bir toplumda gençler yönünü pusulasız bir şekilde maalesef aramak zorunda kalmaktadır. Bir çocuğun içine attığı öfke, görmezden gelinen bir yalnızlık, duyulmayan bir yardım çığlığı; işte bütün bunlar şiddete giden alarm zilleridir.
Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'de bir çocuk sadece derslerle büyümüyor, aynı zamanda şiddeti normalleştiren içeriklerle büyüyor, rol model kriziyle büyüyor, gelecek kaygısıyla büyüyor, ekonomik kriz olan aile yuvalarında büyüyor ve biz bu çocuğa dönüp sadece şunu söylüyoruz: Kurallara uy, sesini çıkarma, sorun çıkarma. Bu yeterli mi, bu gerçekçi mi ve bu, çocuklar için adil bir çağrı mı? Elbette değil çünkü mesele sadece kuralları koymak değil, değer inşa edebilmektir, değer. Ahlakın zayıfladığı, sorumluluk bilincinin aşındığı bir zeminde disiplin tek başına çözüm üretmez. Maneviyatla beslenmeyen bir eğitim anlayışı eksik kalmaya mahkûmdur. Bakınız, ekonomik şartların ağırlaştığı bir ortamda aileler ayakta kalma mücadelesi veriyor. Geçim derdi büyüdükçe çocuğun duygusal dünyası küçülüyor. Anne-baba bu ekonomik krizde yoruldukça çocuk yalnızlaşıyor ve yalnızlaşan çocuk ya içine kapanıyor ya da bir öfke sarmalına bürünüyor.
Değerli arkadaşlar, bugün okullarda yaşanan şiddeti sadece güvenlik kameralarıyla çözemeyiz; asıl mesele kamerada değil, çocuklarımızın karakterindedir. Dolayısıyla kameraların sayısını artırmaktan ziyade çocuklarımızın karakterini artıracak öğretim görevlilerimizi artırmamız gerekiyor. Karakteri ise sadece akademik başarıda aramamak lazım. "Aman LGS'ye çalışsın, sıfır hata yapsın, şu başarıyı elde etsin, şu okula gitsin." demek bir karakter meselesi değildir, olsa olsa akademik bir başarıdır. Eğer biz aileyi ve bu temeli güçlendirmezsek hiçbir fiziki önlem çocuklarımızı korumaya yetmeyecektir. Mesele bina değil, mesele o binanın içerisindeki insanları yetiştirme meselesidir. Rehberlik seviyelerimiz yetersizse, psikososyal destek mekanizmalarımız sınırlıysa, erken uyarı sistemlerimiz neredeyse yoksa çocukların bu şiddetle baş başa kalmasından başka doğal bir sonuç olamaz. Bir çocuk risk altına girdiğinde bunu fark eden bir sistemimiz olmalı. Bir çocuk şiddete eğilim gösterdiğinde onu yönlendirecek bir mekanizmamızın olması lazım. Bir çocuk "Ben iyi değilim." dediğinde onu gerçekten duyan bir kulak olmalı, onu hisseden bir yürek olmalı; işte, bizim sorunumuz tam olarak da bunların eksikliğidir.
Değerli milletvekilleri, elbette bu tablo tesadüf bir tablo değil, yılların ihmallerinin bir sonucudur, birikmiş ihmallerin bir sonucudur. Bu tablo kurumsal koordinasyonun eksik olduğunun bir işaretidir, bu tablo sosyal politikanın zayıfladığının bir sonucudur. Bugün kurumlar konuşmuyor, birlikte çalışmıyor, sorumlulukta ise maalesef herkes topu birbirine atıyor. Görevden alınan ilkokulun müdürü herhâlde göreve başlayalı henüz sadece bir hafta oldu ve biz onu açığa almakla toplumdaki bütün tepkileri âdeta bir paratoner gibi onun üzerinde eritmiş oluyoruz ve bu boşlukta hiç kimse "Ya, çocuğa ne oluyor, gence ne oluyor, neslimize ne oluyor?" diye maalesef dönüp bakmıyor. Toplumsal güvenin bu kadar zayıfladığı bir ortamda gençler aidiyet duygusunu kaybediyor; ya tamamen kopuyor ya da yanlış yerlere bağlanıyor.
Konuşmamız gereken, sokak çeteleri, suç örgütleri ve zararlı alışkanlıklardır. Bunlar sadece güvenlik sorunu değil, aynı zamanda bir aidiyet arayışıdır. Bir çocuk devlete güvenmezse, okula güvenmezse, geleceğine güvenmezse o çocuk kime tutunacak? İşte, bizim bu soruya hep beraber cevap vermemiz gerekiyor. Biz diyoruz ki bu mesele yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının meselesi değil; evet, Millî Eğitim Bakanlığının meselesidir ama yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının meselesi değil. Bu mesele sadece okul idaresinin meselesi değil; evet, okul idaresinin meselesidir ama sadece okul idaresinin meselesi değil. Bu mesele aile politikalarımızın meselesidir, bu mesele sosyal politikalarımızın meselesidir, bu mesele iç güvenliğin meselesidir ve en önemlisi de bu mesele devlet aklının bir meselesidir. Çocuk polisiyle, okul psikoloğuyla, sosyal hizmet uzmanıyla, öğretmeniyle birlikte çalışan entegre bir sistemi hep beraber oluşturmak zorundayız. Gerçek çözüm, devlete olan güveni yeniden inşa etmektir, aileyi güçlendirmektir, çocuğu ve genci yalnız bırakmamaktır.
İktidar partisine bakıyoruz, meseleyi hemen dijital oyunlara, sosyal medya kısıtlamalarına ve sosyal medyaya indirgeme peşindedirler. Buradan soruyorum değerli iktidar milletvekili dostlara: Gündüz kuşağı programlarında mahremiyet ihlalleri, aile içi çatışmalar ve şiddet dili her gün ekranlardan evimize boca edilirken niçin bunu sınırlandırmayla ilgili bir önergeyi acil bir şekilde Meclis gündemine getirmiyorsunuz? 15 yaşın altındaki kişilerin sosyal medya erişimine kısıtlama getiriyorsunuz, işte "Dijital oyunlarla ilgili hemen kanun teklifimizi getirdik, alelacele hep beraber kanunlaştıralım." diyorsunuz. Peki, Allah aşkına, kamu kurum kaynaklarıyla, banka ihaleleriyle, banka reklamlarıyla bu ahlaksızlığı yapan bu dizileri siz finanse ederken hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bu toplumun ahlaki değerlerinin çürümesine sebep olan bu dizilerin yayınlandığı televizyon kanallarında çarşaf çarşaf kamu bankalarının ve TMSF'deki şirketlerinin reklamları yayınlanırken "Ya, biz bu devlet eliyle bu ahlaksızlıkları teşvik ediyoruz." diye hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Dijital medyayı, sosyal medyayı sınırlamayla ilgili gösterdiğimiz hassasiyetin milyonda birini bu rezil dizileri sınırlandırmak için niçin kullanmıyoruz? Niçin aile meselesinin görüşüldüğü bu kanun teklifine dijital medyayı -ki alakası yokken- getiriyorsunuz da aile kurumunu tahrip eden, aile içi şiddeti ve ahlaksızlıkları özendiren bu dizilere kamu kaynaklarının aktarılmasına son verecek bir yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisine getiremiyorsunuz? Bu televizyon dizileri seçimlerde sizin propagandanızı yaptığı için mi sesinizi çıkaramıyorsunuz? Belki önümüzdeki seçimleri bu televizyonlar sayesinde kazanabilirsiniz ama emin olun, bir sonraki nesli kaybettiğiniz zaman ne kazandığınız seçimin ne de o iktidarınızın hiçbir önemi ve kıymeti olmaz. Elinizi vicdanınıza koyun, başınızı iki elinizin arasına alın ve düşünün, bu ahlaksız dizileri bu devletin imkânlarıyla daha ne kadar finanse etmeye yüreğiniz elverecek, vicdanınız elverecek, buna hiç mi cevap aramıyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Dolayısıyla, evet, liyakatli uzman kadrolar önemli, eğitimde erken uyarı önemli, ruh sağlığına erişim önemli, aileye gerçek destek önemli. Medya etiği diyoruz, medya etiği; Allah aşkına, sizin propagandanızı yapan "havuz medyası" denilen, yüzde 95'i sizin kontrolünüzde olan medyanızda ahlak aramak mümkün mü, aile değerlerine saygı mümkün mü? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?
Buradan bir kez daha net bir şekilde ifade ediyorum: İktidar partisinin hiçbir milletvekili timsah gözyaşı döküp yalan yere "O televizyonlarda yayınlanan ahlaksız dizilere biz itiraz ediyoruz ama bir şey yapamıyoruz." demesin. Kamu kurumlarının o televizyonlara reklam vermemesi bir telefona bakar, bir telefona. Sanal bahis ve kumarı sadece BDDK'ye vereceğiniz bir talimatla sona erdirebilirsiniz ama bu ahlaksız dizilere kamu kaynaklarını peşkeş çekiyorsunuz. Bunun vebali hepinizin üzerinedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Küçük, buyurun.
MUSA KÜÇÜK (Gümüşhane) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Irak Türkmen cephesi Başkanımız, değerli kardeşim Mehmet Seman Ağa'nın Kerkük Vilayet Meclisinin 16 Nisan 2026 tarihli Oturumunda yüz yıl sonra Kerkük Valisi olarak seçilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Kerkük gibi kadim bir şehirde üstlenilen bu görevin huzurun ve adaletin daha da güçlenmesine vesile olacağına yürekten inanıyorum. Sayın Ağa'yı içtenlikle tebrik ediyor; tüm kesimleri kucaklayan, hakkaniyetli ve yapıcı bir yönetim anlayışıyla başarılı olacağına inanıyorum. Başta Türkmen kardeşlerimiz olmak üzere Kerkük halkına, Irak'a, milletimize ve Türk dünyasına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI
A) Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve 20 Milletvekilinin, eğitim kurumlarında şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak okullarda fiziksel ve sosyal güvenliği tesis edecek bütüncül politikaların geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4004)(Devam)
2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından eğitim kurumlarında dijital mecralarda bulunan içeriklerden kaynaklanan şiddet, istismar ve olumsuz etkilerin araştırılarak çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4005)(Devam)
3.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Antalya Milletvekili Uğur Poyraz ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez tarafından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta bulunan okullarda meydana gelen silahlı saldırı olayları başta olmak üzere eğitim kurumlarında artış gösteren şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4006)(Devam)
4.- Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından suça sürüklenen çocukların durumunun tüm yönleriyle araştırılması ve çocuk odaklı bir koruma kanunu yapılması yolunda çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4007)(Devam)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 Milletvekilinin, son dönemlerde eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak okullardaki güvenliğin sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/4008)(Devam)
6.- Sivas Milletvekili Abdullah Güler ve 58 Milletvekilinin, Çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklerin çok boyutlu bir şekilde incelenerek mevcut durumun ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4009) (Devam)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına ikinci söz, Samsun Milletvekili Sayın Mehmet Karaman'a ait.
Buyurun Sayın Karaman. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan öğrenci kaynaklı silahlı saldırılar hepimizin yüreğini dağlamıştır. Hepimizin başı sağ olsun. Allah şehitlerimize rahmet; ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize sabrıcemil ihsan eylesin.
Ne acı bir olay, neresinden tutsak acı ve gözyaşı. Arkadaşlar, hani, diyor ya "Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar/ya ölmeli cellatlar ya da hiç doğmamalı çocuklar." Ama bakın, işte, bu kokuşmuş düzen kendi çocuk cellatlarını yetiştiriyor. "Neden? Nasıl?" diye sormayın. Bize ait olmayan, bize uymayan hayatın bedeli bu. Kapitalist dünya düzeninin bize sunduğu hayatın bedeli bu. Örnek diye geçinen istismarcı, soykırımcı, sapkın düzenin sahiplerine hayranlığın bedeli bu. Bugün burada sadece bir saldırıyı değil, bir neslin sessiz çöküşünü konuşuyoruz. Bugün burada sadece bir suçu değil, o suçu mümkün kılan zemini konuşuyoruz. Biz boşuna yıllarca, önce ahlak ve maneviyat demedik, ahlak ve maneviyatın olmadığı bir hayatın anlamı da olmuyor. Şimdi, ülkemizde ve dünyada bu eylemleri gerçekleştirenlerin hepsinin ortak yönü ne? Yalnızlık içinde anlamı bulunamayan hayat. İşte, buna rağmen hangi gündem ahlaktan ve maneviyattan önce gelecek? Savaş kazanılır, para kazanılır ama yitirilen bir ahlak, yerine gelmez çünkü ahlak çökerse toplum da çöker, maneviyat zayıflarsa insan dağılır. Bu olaylar sadece bir asayiş meselesi değildir, bu olaylar bir neslin sessiz çığlığıdır. Bu saldırılar güvenlik zafiyetinden önce, değer zafiyetidir. Bu saldırıları gerçekleştiren gençlerin ifadelerine baktığımızda karşımıza şu üç cümle çıkıyor: "Kimse beni anlamıyor." "Artık dayanamadım." "Başka yol yoktu." Şimdi soruyorum: Bir genç nasıl olur da başka yol yok noktasına gelir? Bir gencin "Başka yol yoktu." demesi ona yol gösterilemediğinin delilidir. İşte, bu yüzden, ortada sadece bir suç yok, ortada bir kırılma var, bir kopuş var, bir değer boşluğu var. Kardeşlerim, bir genç "Kimse beni anlamıyor." diyorsa bu sadece onun problemi değildir. Bu, toplumun duymadığı bir sestir. Bir genç "Artık dayanamadım." diyorsa bu sadece bireysel bir zayıflık değildir. Bu, taşınamayan bir yükün göstergesidir ve bir genç "Başka yol yoktu." diyorsa en büyük tehlike, şiddetin bir seçenek olarak görülmeye başlamasındadır. Şiddet, bir anda ortaya çıkmaz; şiddet, uzun süre ihmal edilmiş bir ruh hâlinin sonucudur. İşte, biz bu tehlikeyle karşı karşıyayız.
Değerli milletvekilleri, bir toplumu ayakta tutan sadece kanunlar değildir. Kanunlar sınır çizer ama insanı durduran şey vicdanıdır. Vicdan zayıflarsa ceza ağırlaşır ama suç bitmez. Vicdanı olmayan bir toplumda en iyi yasalar bile yetersiz kalır, bugün yaşadığımız kriz tam da budur. Ahlak geri plana itilmiştir, maneviyat zayıflatılmıştır, insan sadece başarıyla ölçülür hâle getirilmiştir. Sonuç; yalnızlaşmış, öfkelenmiş, yönsüz kalmış bir gençlik. Bilgi arttı ama hikmet azaldı, eğitim var ama irfan yok, diploma var ama istikamet yok. Bugün gençlerimiz kalabalıklar içerisinde yalnızdırlar; sosyal medyada görünür ama hayatta değersiz hisseder, konuşur ama anlaşılmaz. Bu gibi kişilerin paylaşımlarına baktığınızda şunu görüyorsunuz: Sürekli bir öfke dili, sürekli bir dışlanmışlık hissi, sürekli "Ben kimim?" arayışı. Bu, bir kimlik krizidir. Bu, kapitalist dünya düzeninin yozlaştırdığı toplumların yansımasıdır. Bu, "özgürlük" adı altında zevkine uyan, her şeyi hak gören sapkın akımların marifetidir.
Kardeşlerim, şimdi açık konuşalım: Bu gençleri kim yetiştiriyor; aile mi, okul mu yoksa kontrolsüz dijital dünya mı? Hangisi olursa olsun, eğer biz bu gençleri yetiştiremezsek başkaları işte böyle şekillendirir.
Kıymetli arkadaşlar, bugün aile zayıflatılıyor, anne-baba ile çocuk arasındaki bağ koparılıyor; genç için suni bir dünyada gerçeklikle arasına duvarlar örülüyor. Hata nerede? Eğitim sistemine bakıyoruz, bilgi var ama değer yok; sınav kazanan ama hayatı kaybeden bir nesil yetiştiriliyor. Çocuk matematik biliyor ama öfkesini yönetemiyor, diploma alıyor ama hayatını anlamlandıramıyor. Toplumsal dilimize bakıyoruz, öfke normalleşmiş; burası dâhil her yerde hakaret sıradanlaşmış, şiddet bir tepki biçimi hâline gelmiş. Toplum neyi normalleştirirse gençlik onu uygular, bugün gençlerimize ne gösteriyorsak yarın onu yaşayacağız.
Değerli milletvekilleri, bu mesele sadece eğitim meselesi değildir, bu mesele sadece güvenlik meselesi de değildir; bu mesele bir maneviyat meselesidir, çözüm de buradan geçer.
Birincisi, aileyi güçlendirmek zorundayız. Çocuk sadece büyütülmez, yetiştirilir ve yetiştirmenin temeli sevgidir, ilgidir, rehberliktir. Medyada olduğu gibi, daha yeni görev almış birkaç öğretmene ve idareciye hesap sormak yerine, öncelikle kurumsal hafızayı tahrip edenlerden hesap sorulmalıdır. Bu sadece bir disiplin sorunu da değildir çünkü sevgi olmayan yerde disiplin hiç işe yaramaz, rehberlik olmayan yerde gençler savrulur.
İkincisi, eğitim sistemini yeniden inşa etmek zorundayız. Okullar sadece bilgi veren yerler değildir karakter inşa edilen yerlerdir. Ahlak müfredatın kenarında değil merkezinde olmalıdır. Gençlere sadece bilgi değil anlam da verilmelidir. Sadece başarı değil sorumluluk da öğretilmelidir. Gençlere empati, sabır, öfke kontrolü öğretilmelidir çünkü belli ki aileler bu eğitimleri veremiyor.
Üçüncüsü, toplumsal dili düzeltmek zorundayız. Biz öfkeyi büyütürsek gençlik şiddeti üretir. Biz merhameti konuşacağız ki gençler merhameti öğrensin. Biz adaleti yaşayacağız ki gençler adaleti örnek alsın ama önce biz örnek olacağız çünkü gençlik söylenene değil görülen şeye bakıyor ama Allah için soruyorum: Burada hangi tutumumuz gençlerimiz için örnek teşkil ediyor? Suçu bilgisayar oyununa, diziye falan atmayacaksınız; suçlu aranacaksa öncelik topluma örnek olacak olan bizlerdedir.
Muhterem kardeşlerim, unutmayalım, bir gencin "Başka yol yoktur." demesi bizim ona yol açamadığımızın göstergesidir. Gençliğe yol gösteremeyen toplum gençliğini kaybeder. Biz o yolları ahlakla, maneviyatla, adaletle, sevgiyle ve şefkatle yeniden açmak zorundayız.
Kıymetli arkadaşlar, bu acı hadiseler karşısında sadece üzülmek yetmez, kınamak kolaydır, dönüştürmek sorumluluk ister. Bugün sorumluluktan kaçarsak yarın daha büyük acılarla karşılaşırız. Hedeflenmesi gereken başarılı olmak değil iyi insan olmaktır. Esas olan güçlü olmak değil vicdanlı olmaktır ama olmadı, yapamadınız; bu şekilde devam ettiği müddetçe de yapamayacaksınız. İstişare olmadan, işi ehline bırakmadan, özellikle gençlik konusunda sınıfta kalacaksınız. Gelin, geleceğimiz için bari ortak aklı inşa edelim. "Eğitim" diye küreselcilerin istediklerini verip kalanını heba etmeyin. Eğitim yalnızca dört duvarda, teller içinde değil her yerdedir. Zorunlu on iki yıllık eğitimle, zorunlu din eğitimiyle, özetle, zorla sevgi ve kardeşlik tesis edemezsiniz. Sevgi ve kardeşlik için sevmek gerek, kucaklaşmak gerek; bunun için de kimseyi ötekileştirmemek, sıkılı yumrukları gevşetmek ve duvarları yıkmak gerek.
Kıymetli arkadaşlar, sağdan soldan suçlu aramak yerine ünlü bir yazarın dediğine kulak vermek gerekir: "Ruhumuz karanlıkta kalırsa, günahlar çıkar ortaya. Suçlu, günahı işleyen değil, karanlığı getirendir." İşte, bu karanlığı getirenler gerçek suçlulardır. Saadet Partisi olarak biz millî görüşçülerin gayesi ise bu karanlığı ortadan kaldırmaktır çünkü bizim mücadelemiz suçluyla değil suçla, hastayla değil hastalıkla. Allah hak yolundan ayırmasın ve kimseyi şaşırtmasın.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Suat Özçağdaş'ın.
Buyurun Sayın Özçağdaş. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en son 3 Mart 2026'da buradan, insan bazen neyi, neden yapıyor diye düşünmeli demiştim. Maalesef iktidar partisine sesimizi duyuramadık.
Bir çocuk okula gidiyor, heyecanla dersine giriyor, bir müddet sonra bir başka çocuk okula geliyor, diyor ki: "Kaçışınız yok." ve kimisinin üzerine 6, kimisinin üzerine 4, kimisinin üzerine 3... "Öldüler mi, ölmediler mi?" diye kontrol edip kafalarına sıkıyor ve bu aslında görmezden gelinen her uyarının, ciddiye alınmayan her önerinin ve ertelenen her sorumluluğun sonucu. Ölen çocuklar burada. Maraş'taydım, arkadaşlarımızla birlikte, iktidar partisi milletvekilleriyle birlikte gittik, acıyı paylaştık. Bir evlat acısı nasıl paylaşılıyorsa paylaşmaya çalıştık.
Bunların 18'i MESEM öğrencisi, bunlar da Kahramanmaraş'ta ölenler. Ayla Kara Öğretmen kendini siper etti. Belinay, Furkan, Bayram, Adnan, Yusuf Tarık, Kerem Erdem, Şuranur, Zeynep orada öldü. Almina durumu çok kritik, Zişan riskli, Osman, Mustafa, Ayşima da yoğun bakımdalar. Bu çocuklardan 4'ü; Furkan, Bayram Nabi, Adnan ve Yusuf Tarık'ın bir WhatsApp grubu vardı, "Mümin Kardeşler" ismini koymuşlardı, mümin kardeşler bir daha yazışamayacaklar.
Recep Tayyip Erdoğan 20 Mayıs 2014'te "Bu ülkenin Başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır." demişti. On iki yıl sonra diyorum ki burada defalarca önerge vermiş, yasa teklifi vermiş, araştırma komisyonlarında konuşmuş birisi olarak söylüyorum: Evet, sorumlusu sizsiniz. Kabul etmediğiniz önergelerle, yasalarla, tekliflerle sorumlusu sizsiniz. Bir ülkede bir Bakanın döneminde 29'u çocuk 40 yurttaşımız öldü. Erdemli bir nesil yetiştirecek Yusuf Tekin'e soruyorum: Kendi devrinde 40 yurttaşı eğitim alanında ölen bir Bakan için erdemli davranış ne olabilir? Uyarıları dinlemeyen bir Bakan; 9 kere Millî Eğitim Bakanı değiştiren bir Cumhurbaşkanı, Dicle'nin kenarında kurt kaparsa mesuliyet ondaymış. Rakel Dink 2007 yılında "Bir bebekten bir katil yaratan karanlık nedir?" diye sormuştu. Bu soruya o zaman samimi bir cevap bulabilseydik bugün bunları yaşamıyor olurduk. Sekiz yüz yıl önce Mevlâna Celâlettin Rûmi "Sen, kendin için yaşadığını sanırsın, oysa herkes için varsın. Bir canı incitmekten sakın çünkü bir can bütün âlemdir." demişti. Bunları dinlemediniz ve sonra bu kayıplar olunca bildiğiniz retorikle devam ettiniz. Acının siyaseti olmaz, bütün vekiller birlikte gider ama siyaset, acılar olmasın diye var. Ben milletvekili olmak için siyaset yapmıyorum, otuz beş yıldır siyaset yapıyorum, sadece üç yıldır milletvekiliyim. Siyaset, bu ülkede çocuklar ölmesin diye yapılıyor. Siyaset, gençler ölmesin diye yapılıyor, kadınlar ölmesin diye yapılıyor. O yüzden siz, maalesef, güvenliği değil sorumluluktan kaçmayı denediniz, burada verilen bütün teklifleri reddettiniz. Şimdi, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sanırım AKP Genel Başkanı sıfatıyla alacakları tedbirleri saymış, yok yok bu tedbirlerin arasında; kolluk güçleriyle ilgili olanlar var, psikososyalle ilgili olanlar var, dijitalle ilgili olanlar var, zorbalıkla ilgili olanlar var. Zannedersiniz ki Recep Tayyip Erdoğan geçen ay Başbakan olmuş, Cumhurbaşkanı olmuş. Yirmi dört yıl, yirmi dört yıl tek parti iktidarı, tek başınıza siz yönettiniz, bu Mecliste istediğiniz her kararı çıkardınız. Alt komisyonlar kurdunuz, bir yığın alt komisyon, çocuklarla ilgili, çocuklara şiddetle ilgili içinde benim de olduğum komisyonlar kurdunuz. Bu komisyonlardan üretilenlerin bir kısmı... Mesela, bir tanesinde Yılmaz Tunç Başkandı, Adalet Bakanı oldu, hiçbirini uygulamadı. Aynı konularda komisyonlar kurulmaya devam edildi. Mesela, benim üyesi olduğum Komisyonda son toplantı 19 Mart 2025'te yapıldı. Beritan Vekilim de Komisyon üyemiz, beraber Komisyonundaydık burada. 24 Aralık 2025'te rapor geldi. Rapor dokuz ay sonra geldi, teslim 9 Ocakta oldu, Başkanlığa 4 Martta sunuldu. Yani bir yıl sonra Komisyonun raporu Başkanlığa sunuldu ama ne hikmetse henüz daha rapor yayınlanamadı. Sadece yönetmek, sadece süreç yönetmek...
Bir Bakan üzüntüden öyle masum duruyor ama 40 kişi ölmüş, aklından başka bir şey geçirmiyor çünkü aklını sadece itaatkâr ve kanaatkâr nesiller yetiştirmeye takmış. Bunu söylediğimiz zaman "Muhalefet partisi bununla ne uğraşıyor?" diyorlar. Bu ülkenin tuvaletlerini temizlemeyeceksiniz, çocukların ölümünü engelleyemeyeceksiniz -40 yurttaş, eğitimle ilgili alanlarda 40 yurttaş öldü- hiç sorumluluk duymayacaksınız. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu sadece 28'inci Dönemde, sadece zafiyet ve temizlik krizine karşı 63 soru önergesi, 10 kanun teklifi, 26 araştırma önergesi verdi; tebrik ediyorum, hepsini reddettiniz, hepsini reddettiniz.
Peki, Emniyet Genel Müdürlüğümüz ne yapmış? Okullarda polis bekliyormuş -gördüm sabah- 307 hesap yöneticisi soruşturmaya alınmış, 411 şahıs tutuklanmış, 1.800 küsur hesaba,"web" sitesine blokaj getirilmiş. "C31K" platformunda 111 kanal varmış, bir kanalda 100 bin kişi varmış. E, günaydın, günaydın! Bu yapılabiliyorduysa önceki gün niye yapmamıştınız? Bu ülkede sadece geçen sene 1.538 çocuk dışsal yaralanma nedeniyle öldü. Düzgün iki çift ayakkabısı olmayan çocuk oranı yüzde 10, ciddi bir yoksulluk var. Okullardaki sorunlar sadece kapıya güvenlik görevlisiyle çözülemez. Evet, biz de bunu teklif etmiyoruz zaten, o kadar detaylı şeyler söyledi ki. Yoksullukla karşı karşıya olan, ayakkabısı olmayan, okullara üçte 1'i aç giden çocuklar için bir okul sosyal hizmet programı oluşturmanız gerekiyor.
Türkiye'de Mecliste var, Cumhurbaşkanlığında var, il-ilçe sağlık müdürlüğünde var, tapu müdürlüğünde var, nüfus müdürlüğünde var; Anayasa’nın korumayla görevlendirdiği çocuklar için okulların girişinde güvenlik görevlisi yok. Güvenlik görevlilerine ihtiyacımız var, okul sosyal hizmet programına ihtiyacımız var. Söz verdiniz bu ülkeye, "Her 100 öğrencinin olduğu yere bir rehber öğretmen atayacağız." dediniz. Millî Eğitim Bakanınız sanki hâlâ aynı iktidarın bakanı değilmiş gibi "Ben söz vermedim, Mahmut Özer söz verdi." dedi. Peki, sizin psikososyal destek programınız olmazsa, çocuklara psikososyal destek vermezseniz işte böyle sorunlarla karşı karşıya kalırsınız. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı bunu da müjdelemiş 24'üncü yılında. Çok başarılı psikososyal çalışmalar yapacaklarmış. Biz bunları teklif ettiğimizde kabul etmediniz, Plan ve Bütçede kabul etmediniz, yasa tekliflerini kabul etmediniz, araştırma önergelerini kabul etmeniz. 3 Martta burada İYİ Parti Grubunun önerisi üzerine konuştum, 12 Mart 2025'te aynı önergeyi ben verdim ve bunlarla ilgili olarak "Ya, özür dileriz, biz bu sorunun bu kadar büyük olduğunu görmedik." demediniz. Şimdi, buraya yazmışsınız: "Dijital, sosyal mecralar" Bu ülkede Kurtlar Vadisi dizisine çevirdiniz bütün televizyonları. O kadar büyük baskı altındalar ki televizyonlarda sadece leblebi gibi insan öldürülüyor. Toplumda şiddet almış başını gitmiş, sokakta çocuklar öldürülüyor; Mattia Ahmet Minguzzi öldürülüyor, Atakan öldürülüyor, Rabia Naz öldürülüyor, Rojin Kabaiş öldürülüyor, bunlarla ilgili araştırma yok. Rojin Kabaiş'le ilgili burada araştırma önergesi verildi; reddettiniz, kabul etmediniz. Bunların her birini itinayla, her seferinde reddediyorsunuz. Bir şey kabul edilmesi gerektiğinde -daha önce Özlem Hanım'ın da söylediği gibi- racona ters olmasın diye hep beraber verilebiliyor. Doğru tektir arkadaşlar; bir şey ya doğrudur, ya yanlıştır. Toplumda her alanda şiddet var. Bireysel silahlanma bir işmiş gibi Türkiye'de satılıyor. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı, yirmi dördüncü yılında, bireysel silahlanmayla ilgili önlem alacaklarını söylüyor.
Bu çocukları kaybettik. Bu çocuklar bizim yüzümüzden öldü. Ben en son 3 Martta burada konuştuğumda "Bütün bunları yapmıyoruz, Allah da zaten bizim cezamızı vermiş." demiştim. O gün dinlemediniz, bugün kabul edeceksiniz ama diğer araştırma komisyonları gibi olmasın. Şimdi bu salondan çıkıp yolunuza devam edebilirsiniz, akşam ne yemek yiyeceğinizi düşünebilirsiniz ama asla şunu unutmayın: Kahramanmaraş'ta, o okulda yaşamını kaybeden 9 kişinin ailesinin acısını paylaşamazsınız, bir evlat acısı paylaşılamaz. Bir insan, o anne-baba, ömrü boyunca derin bir boşluk duygusuyla yaşar, yaşarken ölmüştür çünkü; tıpkı Soma'da olduğu gibi, tıpkı Kartalkaya'da olduğu gibi, tıpkı Manavgat'ta olduğu gibi, tıpkı Pamukova tren kazasında olduğu gibi, tıpkı Çorlu tren kazasında olduğu gibi. Hiçbirinden sorumluluk devşirmediniz, hiçbir bakanınız istifa etmedi. Pamukova tren kazasının müsebbibi olan genel müdürü milletvekili yapmayı tercih ettiniz, tercihiniz bu. Bu bir siyasal tercih, sizin iktidarınız bu, o yüzden bu ölümler son olmayacak. Bir bakanın döneminde 40 kişi ölmüşse, maalesef, bunlar olmaya devam edecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (Devamla) - Nitekim Kahramanmaraş'taki bu kayıplardan sonra Diyarbakır'da 2 çocuğumuz daha öldü. Okulda paratoner yoktu, Ergani'de yıldırım düştü, 2 çocuk okulun yanındaki ağacın altında öldü. Neden? Çünkü okullarına paratoner taktırmayı düşünememiş, iş sağlığı ve güvenliği meselesine kafayı takmamış bir iktidarımız var da ondan. Bütün enerji muhaliflerin üzerine. Örneğin, ölen çocuklarımız için yürüyüş yapan gençleri tutukladınız geçen gün, 79 kişiyi gözaltına aldınız, 2'sini tutukladınız çünkü şaibeli bir şekilde öldü ama laf dinlemediğiniz için, daha önce de Tunceli Valisinin yaptıklarıyla ilgili konuşulmuştu, onu da dinlemediniz, altı sene sonra her şey ortaya çıktı çünkü gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Tercih sizin, vebal de sizin. Siyaset, acının siyaseti olmaz ama acılar olmasın diye var. Ya, bundan sonra hep beraber el ele önerilerimizi yanlışımız varsa düzelterek kabul edersiniz ya da biz burada konuşmaya devam ederiz. (CHP, DEM PARTİ, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz...
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, özür dilerim.
BAŞKAN - Pardon. Bir dakika...
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Vekilim, özür dilerim.
BAŞKAN - Sayın Özdağ, buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkürler.
Çok önemli bir konuyu görüşüyoruz, trajik olaylar oldu. Bugün bütün partiler anlaştılar gruplar olarak, grubu olmayan partiler dâhil olmak üzere ortaklaşa bir önerge verdik, araştırma önergesi ve bir komisyon kurulacak fakat Meclis TV biraz önce bu konuya temas ederken bizim başlığımızı kullanmadı veya anlaştığımız, uzlaştığımız başlığı kullanmadı. Meclis TV'nin özellikle bu konuda hassasiyet göstermesini istirham ediyorum. Ne diyoruz bugünkü gelen bizim Gündemde: Son Zamanlarda Okullarımızda Görülür Hâle Gelen Şiddet Olaylarının Nedenlerinin Araştırılması ve Alınacak Tedbirlerin Belirlenmesi. Anlaştığımız metin ise şöyleydi: Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta Okullarda Meydana Gelen Olaylar İle Çocukların Dijital Ortamlarda Karşılaştıkları Riskler ve Olumsuz Etkilerin Tüm Yönleriyle Ele Alınarak Araştırılması, Çözüm Önerileri Geliştirilmesi ve Benzer Olayların Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulacak Olan Meclis Araştırma Komisyonuydu. O nedenle buradan da Meclis TV yetkililerini uyarıyorum, lütfen düzeltin.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Meclis TV de bir kasıt olmadan... Sayın Özdağ'a teşekkür ediyoruz, kendisi duyarlılık gösterdiler; o düzelmiş oldu.
VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI(*)
A) Ön Görüşmeler
1.- İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve 20 Milletvekilinin, eğitim kurumlarında şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak okullarda fiziksel ve sosyal güvenliği tesis edecek bütüncül politikaların geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4004)(Devam)
2.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından eğitim kurumlarında dijital mecralarda bulunan içeriklerden kaynaklanan şiddet, istismar ve olumsuz etkilerin araştırılarak çözüm önerileri geliştirilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4005)(Devam)
3.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Antalya Milletvekili Uğur Poyraz ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez tarafından Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta bulunan okullarda meydana gelen silahlı saldırı olayları başta olmak üzere eğitim kurumlarında artış gösteren şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4006)(Devam)
4.- Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Sezai Temelli tarafından suça sürüklenen çocukların durumunun tüm yönleriyle araştırılması ve çocuk odaklı bir koruma kanunu yapılması yolunda çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4007)(Devam)
5.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ve 19 Milletvekilinin, son dönemlerde eğitim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılarak okullardaki güvenliğin sağlanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi(10/4008)(Devam)
6.- Sivas Milletvekili Abdullah Güler ve 58 Milletvekilinin, Çocukların dijital ortamda karşılaşabilecekleri risklerin çok boyutlu bir şekilde incelenerek mevcut durumun ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/4009) (Devam)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ali Öztunç'a ait.
Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, ben bu kürsüde defalarca, sayısız konuşma yaptım, yeri geldi tartıştık, ağır eleştiriler yaptık, kavgalar çıktı ama bu kadar zor bir konuşma yapacağımı hiç düşünemezdim, maalesef böyle bir konuşmayla karşınızdayım. Ayla Kara Öğretmen 55 yaşındaydı değerli arkadaşlar, bu karanfili onun anısına Meclis kürsüsüne bırakıyorum. Adnan Göktürk Yeşil 11 yaşındaydı, Belinay Nur Boyraz 10 yaşındaydı, Bayram Nabi Şişik 10 yaşındaydı, Kerem Erdem Güngör 10 yaşındaydı, Şuranur Sevgi Kazıcı 11 yaşındaydı, Zeynep Kılıç 10 yaşındaydı, Yusuf Tarık Gül 11 yaşındaydı, Furkan Sancak Balal 11 yaşındaydı değerli arkadaşlar. Anneleri babaları sabah erkenden bu çocukları öpüp koklayıp okula göndermişlerdi ama cenazeleri geldi, cenazelerini aldılar. Çocukların hayalleri, annelerin hayalleri, hayatları çalındı, yok oldu. Bu sürece ne getirdi bu çocukları? Bu olay niye oldu, nasıl oldu, neden, sebebi nedir; bu araştırılır, komisyon bunun için kurulacak zaten, ben oraya girmeyeceğim yani işin siyasetinde değilim değerli arkadaşlar, sadece aileleri anlatacağım.
Bakın, Yusuf Tarık Gül 11 yaşında, gencecik, ufacık bir çocuğumuzdu. Babası KHK'liydi, 15 Temmuzdan sonra ağustosta tutuklanıyor, dört ay cezaevinde yatıyor, "byLock var." diyorlar, dört ay sonra "Pardon, sende byLock yokmuş." diyorlar, serbest bırakıyorlar. Yıllar geçiyor, 2021 yılında bir iftirayla tekrar aynı sebeplerden gözaltına alınıyor ve cezaevine giriyor arkadaşlar, beş buçuk altı yıl yatıyor, beraat ederek cezaevinden çıkıyor. Şimdi diyor ki: "Ben cezaevine girdiğimde oğlum 5 yaşındaydı, okul günlerini göremedim; yeni cezaevinden çıktım, oğlum 11 yaşında yine göremedim, oğlum gitti; oğlum, biricik evladım öldürüldü." Acı olan ne biliyor musunuz? Bu çocuğun cenazesine bir tane bile bakan gelmedi biliyor musunuz? Bir tane bakan gelmedi -ben vardım, 5 milletvekili arkadaşım vardı, AK PARTİ'den 1 milletvekili arkadaşımız vardı- gelmedi. Yahu, KHK'li olabilir babası! Yahu, 11 yaşında çocuk öldü, bunun cenazesine niye gidilmez, neden gelinmez? Babası bir gün önce Vali Bey'e tepki gösterdi; e, acı çekiyor adam, çocuğu öldü, ne yapsın? Üzüldüm. Devlet en acılı günde ailenin yanında olmak zorundadır.
Furkan Sancak Balal, o da 11 yaşında, babası terk etmiş. Arkadaşlar, 8 yaşında ve 11 yaşında 2 çocuğu var, baba terk etmiş, Mersin'e yerleşmiş. Kadıncağız Maraş'ta ufacık bir daireye yerleşmiş, anne Tuba Belli diyor ki: "'Azıcık aşım dertsiz, ağrısız başım.' dedim, pazarlarda tezgâh açtım. Tezgâhçılık yapıyorum, pazarcılık yapıyorum." "Ekmeğimi kazanıyordum. Oğlum da bana yardım ediyordu." diyor. "Devletin okulunda, devletin silahı, devletin mermisiyle oğlum öldürüldü." diyor. Top oynarken "'Oğlum, git, okulda oyna, mahallede oynama. En güvenli yer okuldur.' derdim. Okulda çocuğum öldürüldü." diyor. "Oğlum 11 yaşındaydı, utanıyordu 'Anne, benimle banyoya girme.' diyordu. Utanıyordu artık." diyor. "Cenazesini verdiler, ben yıkadım, pamuk gibiydi." diyor. "Benim yaramı kim dindirecek, acımı kim dindirecek?" diye bana sordu biliyor musunuz? Verecek cevap da yok. "Biz çok mutluyduk oğlumla." diyor. Bakın, az önce bahsettim ya yok Yusuf Gül'den. Babası cezaevindeyken, KHK'den dolayı cezaevindeyken çocuk kendi defterine "Hayallerim." diye bir şey yazmış. Ne diyor biliyor musunuz? "Babam gelince hayalim araba almak, Sonay teyzelere gitmek, Galatasaray-Fenerbahçe derbisine gitmek, kedi almak, Blueland Aguapark'a gitmek, bana tablet almak, bunları gerçekleştirmek." Babası hapiste. "Gelince bunları yapacak babam bana." diyor. Babası geldi, çocuk kara toprağa gitti arkadaşlar.
Ayla Öğretmen, çocukların Ayla annesi; çok sevilen bir öğretmen, hanımefendi; matematiği çocuklara sevdiren bir hanımefendi; vücudunu siper etti, o 2 çocuğu kurtarmak için vücudunu siper etti. Beyninde, kafasında ve vücudunda 6-7 tane mermi çıktı arkadaşlar. Bu öğretmenin adı bir okula verilmeli, bu anıyı yaşatmak zorundayız değerli arkadaşlar çünkü ailesi ne kadar gurur duysa azdır. Maraş'ta Senem Ayşe var arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı'nda kocası ölünce silah kuşanıp gitmiş, savaşmıştır. İşte, Senem Ayşe'dir bu Ayla Öğretmen, farkı yoktur bana göre; Ayla Kara ile Senem Ayşe'nin hiçbir farkı yoktur. Kamuoyunun, Maraşlının isteği arkadaşlar; bu çocukların isimleri yaşatılsın, bu öğretmenin ismi yaşatılsın, sokağa verilsin, caddeye verilsin, mümkünse okullara verilsin; Kahramanmaraş'ta olabilir, ilçelerde, Antep'te, Türkiye'nin herhangi bir yerinde bu isimlerin yaşatılmasını istiyorlar.
Değerli arkadaşlar, iki üç gün mikrofon uzatıldı Kahramanmaraş'ta -çok sayıda milletvekili arkadaşımız da vardı her partiden- hiçbir yorum yapmadım, siyaset yapılmaz, zamanı değil dedim yani cenazeler var -İsa Bey de oradaydı- cenazemiz kalksın, bizim âdetlerimiz böyledir, konuşulmaz dedim, hiç ağzımı açmadım ama üzüldüm, söylemek zorundayım arkadaşlar, gerçekten söylemek zorundayım. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Özdemir Göktaş Hanımefendi, Sayın Bakanlar olay günü geldiler, akşam özel uçaklarla Ankara'ya gittiler, sabah gene özel uçaklarla Maraş'a geldiler, onu hadi tartışmıyorum, israfı falan tartışmıyorum. Anneler isyan ediyor, cenazeler var, bir anne diyor ki: "Niye okulları koruyamadınız? Bizim çocuklarımızı niye koruyamadınız?" Annenin çocuğu ölmüş, devlete isyan edecek, milletvekiline, bakana, Valiye, bana, hepimize. Sayın Bakan Mahinur Hanım cami avlusunda, Abdülhamid Han Camisi'nin avlusunda diyor ki: "Biz bu konuda kanun çıkaracaktık ama CHP izin vermedi." Ya, cami avlusunda bu olur mu, yeri mi, zamanı mı, bu söylenir mi? Nasıl bir vicdana sığar bunu söylemek, gerçekten şaşırdım. Bizim Hatay Milletvekilimiz Nermin Yıldırım Kara da orada, hemen müdahale ediyor, "Sayın Bakanım, yeri mi, bu nereden çıktı?" diyor. Bir başka milletvekili arkadaşımız diyor ki: "Ya, adliyelerde savcılar öldürüldü." Arkadaşlar, bunun yeri değildi, gerçekten yanlış oldu, üzüldük ama bunu da dile getirmek benim boynumun borcu.
İki gün sonra 23 Nisan, Meclisin kuruluş yıl dönümü, çocuklara adanmış tek bayram dünyada. Atalarımız çocuklara bayram armağan etti, biz çocukları koruyamadık arkadaşlar, maalesef koruyamadık. Hüzünlü bir bayram, ilk kez 23 Nisan böylesine hüzünlü geçiyor. Bir millet, devlet çocuklarını koruyamıyorsa geleceğini de koruyamaz arkadaşlar. Ne yapmak gerekiyor? Şüphesiz ki bu komisyon bakacak, araştıracak. Ben uzmanı değilim ama komisyonda yer alacağım, üzerimize düşeni yapacağız ama eski bir RTÜK üyesiyim arkadaşlar. Ya, her akşam televizyonlarda eline silah alıyor, "tak tak tak" diye oraya ateş ediyor, buraya ateş ediyor, vuruyor, asıyorlar, kesiyorlar; özendiriyorlar. Bana söyler misiniz, akşam evde televizyonun karşısına çoluk çocuğunuzla, eşinizle oturduğunuz zaman izleyebiliyor musunuz o dizileri Allah aşkına? Kim ne yapıyor, öbürü bir kadınla beraber, öbürü başka bir şey yapıyor, böyle inanılmaz entrikalar arkadaşlar; böyle bir kültürü mü var bu toplumun ya? Böyle bir kültürü mü vardı? RTÜK ne işe yarar? Ben RTÜK üyeliği yaptım, RTÜK normalde bunları incelemeli ve gereğini yapmalı, buna izin vermemeli, önleyici bir kuruluş ama RTÜK başka işlerle meşgul olduğu için bu işlere bakmıyor.
Dünyada çeşitli ülkelerde var 15 yaş altında çocuklara internette birtakım kısıtlamalar. Gelmeli kardeşim, bunun özgürlükle falan alakası yok. "Özgürlük var, işte, şu..." Yok, hayır arkadaşlar. Para verecek, babasının, annesinin kredi kartını girecek çocuk ve 15 yaşındaki, 13 yaşındaki çocuk Counter-Strike oynayacak, orada izleyecek, silah atmayı, bilmem neyi öğrenecek. Bütün çocukların kafasında çıktı mermi arkadaşlar; o oyunun kuralı, kafaya ateş ediliyor. Bunları önlemek de işte bizim, siyasetin, devletin görevidir. Bu bir millî güvenlik sorunudur arkadaşlar, bu işin siyaseti yok. AK PARTİ'si, CHP'si, DEM'i, MHP'si, İYİ Partisi, YENİ YOL'u değil; bu bir millî güvenlik sorunu arkadaşlar, bu yeni nesil bir sorundur. Görev de size düşüyor öncelikle arkadaşlar çünkü siz yönetiyorsunuz, devlet sizin elinizde şu anda, sizin kontrolünüzde, burada görev sizde; bize de yardımcı olmak düşecek. Sosyal medya kontrol altına alınmalı ve bir araştırma da yapılmalı, istihbarat örgütleri acaba buradan mı giriyorlar arkadaşlar, bakmak... Ben eski bir gazeteciyim, yargı muhabirliği de yaptım, polis-adliye muhabirliği de yaptım. Acaba istihbarat örgütleri mi buradan birtakım şeyler... Yani şöyle düşünün: Cep telefonunu İsrail'den patlatanlar bu oyunlar üzerinden başka bir şey de yapabilir, ben İsrail'i suçlamıyorum ama her şey olabilir, istihbarat örgütleri her türlü filmi çevirebilirler.
Değerli arkadaşlar, velhasılıkelam, biz sınırları koruyamıyoruz, okulları, kadını, çevreyi, doğayı, çocukları koruyamıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Her yerde şiddet; sokakta şiddet, ailede şiddet, Mecliste şiddet, siyasetçinin dilinde şiddet, her yerde şiddet ve maalesef burada görev bize düşüyor, bunu sağlamamız gerekiyor.
Sayın Başkanıma danıştım, sordum, böyle bir uygulamamız var mı? Yok. Ben de biliyorum olmadığını, keşke olsa, yapabilsek ama ben Meclis Başkan Vekilimizin izniyle, onun ve sizin adınıza konuşmamın son otuz saniyesini bu çocuklara saygı duruşuyla, öğretmene saygı duruşuyla geçirmek istiyorum.
(Hatip tarafından saygı duruşunda bulunulması) (CHP ve DEM PARTİ sıralarından sürekli alkışlar)
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP, DEM PARTİ, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sağ olun.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk söz Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Özyavuz'a ait.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dijital ve sosyal medyanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri için Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.
Sözlerimin başında, Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta meydana gelen elim hadiselerde hayatını kaybeden evlatlarımıza, görevini büyük bir fedakârlıkla sürdüren kıymetli öğretmen kardeşimiz Ayla Kara'ya Yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Acıları yüreklerimizde derin izler bırakan bu kayıplar dolayısıyla kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Aynı menfur saldırılarda yaralanan evlatlarımıza Rabb'imden acil şifalar niyaz ediyorum; devletimizin ve milletimizin her daim yanlarında olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.
Kıymetli milletvekilleri, ülkemizde örgün eğitim kapsamında yaklaşık 17 milyon öğrencimiz öğrenim hayatını sürdürmektedir. Bunların 15 milyondan fazlası devlet okullarımızın çatısı altında eğitim almaktadır. Bu tablo devletimizin eğitim alanındaki sorumluluğunun büyüklüğünün ve milletimizin geleceğine verdiği önemin en somut göstergelerinden biridir. Eğitim alanında yaşanan bu vahim gelişmelerin tüm sebepleri, sonuçları ve arka plan dinamikleriyle birlikte ele alınması, serinkanlı ve sağduyulu bir yaklaşımla çok yönlü şekilde değerlendirilmesi büyük bir zaruret arz etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubunun daha önceki dönemlerde sosyal medya alanına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu önerge ve kanun tekliflerinin de ne denli isabetli ve zamanında bir adım olduğunu bugün yaşanan gelişmeler ışığında daha açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bu tür düzenlemelerin toplumsal huzurun korunması ve dijital mecraların daha sağlıklı bir zemine oturtulması açısından taşıdığı önem her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda hâlen görüşülen 265 sıra sayılı Kanun Teklifi'nde yer alan düzenlemeler dijital mecraların daha güvenli ve sorumlu bir zemine kavuşmasını temin etmeye yönelik somut adımlar içermektedir. Bu kapsamda, sosyal ağ sağlayıcılarının kullanıcı kayıt süreçlerinde kimlik doğrulama mekanizmalarını devreye alması öngörülerek sahte hesapların ve anonim istismar alanlarının önüne geçilmesi de hedeflenmektedir. Ayrıca, 15 yaşını doldurmamış çocuklara yönelik kullanımın sınırlandırılması ve yaş doğrulama sisteminin zorunlu hâle getirilmesiyle evlatlarımızın dijital dünyada karşı karşıya kalabileceği risklerin asgariye indirilmesi amaçlanmaktadır. Bunun yanında, sosyal medya kaynaklı şikâyetlerin etkin ve hızlı bir şekilde değerlendirilmesi için her ilde özel inceleme komisyonlarının kurulması da teklifin dikkat çeken unsurları arasındadır. Bütün bu düzenlemelerin temel gayesi sosyal medya üzerinden işlenen hakaret, tehdit, itibar suikastı ve dezenformasyon gibi suçlarla daha etkin mücadele edilmesi, toplumsal huzurun muhafaza edilmesi ve kamuoyunda oluşabilecek olumsuz algıların da önüne geçilmesidir.
Kıymetli milletvekilleri, bu bütüncül yaklaşımın bir gereği olarak, özellikle TikTok gibi platformların toplum üzerindeki etkileri titizlikle değerlendirilmelidir. Gerekli görülmesi hâlinde faaliyetlerinin sınırlandırılması ya da sonlandırılması dâhil olmak üzere her türlü tedbir kararlılıkla ele alınmalıdır. Bununla birlikte, çocuklarımızın ve gençlerimizin dijital ortamda maruz kaldığı risklerin yalnızca sosyal medyayla sınırlı olmadığı da göz ardı edilmemelidir. Bu çerçevede, şiddet içerikli sanal oyunların çocuk ve gençler üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınarak bu tür içeriklere erişimin sınırlandırılması ve belirli yaş grupları için girişlerin yasaklanması yönünde gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir.
Okul güvenliğinin artırılması amacıyla her eğitim kurumuna güvenlik görevlileri tahsis edilmesi öğrencilerimizin huzurlu ve emniyetli bir ortamda eğitim almasının teminatı olacaktır. Bununla birlikte, okullarımızda kapsamlı risk analizleri yapılarak her bir eğitim kurumunun ihtiyaçları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Risk düzeyine göre gerekli görülmesi hâlinde okul polisi görevlendirilmesi uygulamasının da devreye alınması güvenlik tedbirlerinin daha etkin ve hedefe yönelik şekilde yürütülmesine katkı sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmenin görevlendirilmesi evlatlarımızın yalnızca akademik değil aynı zamanda sosyal ve duygusal gelişimlerinin de sağlıklı bir şekilde desteklenmesine katkı sunacaktır. Bununla birlikte, öğrencilerimizin sosyal mecraların olumsuz etkilerinden ve içe kapanma eğiliminden korunabilmesi amacıyla, eğitim programlarında öğrencilerin aktif rol üstlenebileceği, hayatın içinden sosyal sorumluluk projelerine daha fazla yer verilmesi büyük önem arz ediyor.
Her eğitim kurumunda bir hemşire ya da bir sağlık görevlisinin istihdam edilmesi öğrencilerimizin acil sağlık ihtiyaçlarına hızlı ve etkin müdahale imkânı sağlayacaktır.
Okul aile birliklerinin velilerle daha güçlü bir iş birliği zemini oluşturması ve sivil toplum kuruluşlarının eğitime daha aktif katkı sağlamasıyla birlikte eğitim sürecinin tüm paydaşlarının ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi mümkün hâle gelecektir. Bu anlayışla atılan her adımın geleceğimizin teminatı olan evlatlarımız için daha güvenli, daha sağlıklı ve daha güçlü bir eğitim ortamı oluşturacağına yürekten inanıyorum.
Sözlerime son verirken Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı olarak üzerimize düşen tüm sorumlulukları kararlılıkla yerine getireceğimizi, milletimizin huzuru, güvenliği ve geleceği için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.
Bu vesileyle millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının yıl dönümü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyor, geleceğimizin teminatı olan tüm çocuklarımıza sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Zuhal Karakoç'a ait.
Buyurun Sayın Karakoç. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ZUHAL KARAKOÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlerin huzurunda ata yurdum, milletvekili olmaktan şeref duyduğum Kahramanmaraş'ımızda eğitim yuvası olarak kalması gerekirken matem ocağına dönüşen Aysel Çalık Ortaokulunda yaşanan menfur saldırıda şehadet mertebesine yürüyen 9 öğrencimizi ve fedakârlık abidesi Ayla Öğretmenimizi rahmetle, hürmetle ve yürek dolusu bir vefa duygusuyla anıyorum. Saldırıda yaralanan 13 kardeşimize acil şifalar niyaz ediyorum. Aynı acı zincirinin bir başka halkası olan Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yaşanan saldırıda yaralanan 16 öğretmen ve öğrencimizi de unutmadığımızı özellikle ifade ediyorum. Türk milleti her acıyı, her yarayı kendi sinesinde hisseden kadim bir millettir. Ateş Kahramanmaraş'ımıza düştüğünde Edirne'yi de Mersin'i de Hakkâri'yi de yakmakta; Şanlıurfa'da kopan fırtına Kars'tan, Amasya'dan, Afyon'dan duyulmaktadır. Kendi yavrumuzdan ayırmadığımız, saçlarının teline kıyamadığımız, gözümüzün nuru olan evlatlarımızın kederiyle yüreklerimiz dağlanmakta, eğitim yuvalarımızı hedef alan her menfur saldırı milletimizin tamamını, 81 ilimizi, 85 milyon vatan evladını yasa doğmaktadır. Kayıplarımızın aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, kederli ailelerimize ve aziz milletimize sabırlar diliyorum.
Bu hafta yüce Meclisimizin çatısı altında ebedi Başkomutanımız ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklarımıza armağan ettiği 23 Nisanı idrak ederken sevinç ile muhasebeyi, bayram ile sorumluluğu, hatıra ile stratejik aklı birlikte düşünmek mecburiyetindeyiz. Zira, çocuklarımızın yüzündeki tebessüm yalnız merasimlerle korunamaz, onların emniyeti yalnız temennilerle sağlanamaz, onların geleceği yalnız güzel sözlerle teminat altına alınamaz; devletin, ailenin, okulun, mahallenin ve toplumun aynı istikamette buluştuğu bir düzen tesisine ihtiyaç vardır. Yaşadığımız acı hadiseler hepimizin yüreğine ağır bir sızı bırakmıştır. Okul kapısından giren her çocuk kendi adının yanında bir ailenin duasını, bir annenin kaygısını, bir babanın emeğini, bir öğretmenin mesuliyetini ve milletin istikbalini de taşır. Bu sebeple, okulda meydana gelen her acı yalnız bir hanenin matemi olarak kalmaz, bütün toplumun vicdanına yazılır.
Değerli milletvekilleri, bir çocuk için evinden sonra en güvenli yer olması gereken okullarımızın kanlı saldırılarla anılması, zihinlerimizin ve vicdanlarımızın tahammül edebileceği sınırları çoktan aşmıştır. Masum evlatlarımızın kalem tutan minik ellerinin korkuyla titremesi, okulunun kapısına son hızla koşan ayaklarının artık geri gitmesi, ders zilinin sevinç değil, endişe yaratması milletimizin yüreğine kor gibi düşmüştür. Kahramanmaraş'ımızdaki saldırı sonrası okuluna yakın olduğu için evine gitmek istemediğini söyleyen kardeşimizin sesi kulaklarımızda çınlıyor. Öğretmenlerimizin bilgilerini ve emeklerini vakfettiği okullarımızın dehşetle anılması, rengârenk yazılarla, kâğıtlarla, panolarla donanan duvarlara yavrularımızın kanının sıçraması vicdanen kabul edebileceğimiz, aklımızla idrak edebileceğimiz bir hadise değildir. Okullarımız, istikbalimizin beşiği, umutlarımızın çatısı, milletimizin dünü kucaklayan, bugünü yazan, yarını inşa eden kapısıdır. Bu kapının önüne korkunun bayraklarının dikilmesine, bu çatının altına namlusu öğrencimize, öğretmenimize doğrulan şiddetin sokulmasına, bu mukaddes mekânların, bizleri yetiştirip günümüze getiren mabetlerin kirletilmesine göz yummak, yüce Türk milletinin evladına karşı en ağır veballerinden biri olacaktır.
Değerli milletvekilleri, bugün karşı karşıya kaldığımız durum, devleti daha dikkatli, aileyi daha bilinçli, okulu daha donanımlı, toplumu daha sorumlu kılmalıdır çünkü çocuklarımızın korunması artık yalnız eğitim başlığı altında düşünülecek dar bir alan olmaktan çıkmıştır. Bu mesele, aile siyasetidir, sağlık siyasetidir, hukuk siyasetidir, dijital güvenlik meselesidir, kültür meselesidir, şehir hayatı meselesidir ve nihayetinde millî güvenlik meselesidir. Burada sertlikten önce ferasete ihtiyaç vardır, yasaktan önce ölçüye, cezadan önce önleyici akla, müdahaleden önce erken uyarıya ihtiyaç vardır. Elbette hukuk işleyecektir, elbette sorumlular hesap verecektir, elbette ihmal varsa ortaya çıkarılacaktır fakat daha derinde, çocuklarımızın hangi dünyada büyüdüğünü, hangi etkilerle karşı karşıya kaldığını, hangi yalnızlık biçimleriyle mücadele ettiğini ve hangi anlam boşluklarına sürüklendiğini de kavramak zorundayız. Yarınlarımızı ve yarınlarımızın sigortası olan evlatlarımızı kuşatma altına alan dijital tehdit, evlatlarımızın masum zihinlerinden tertemiz ruhlarına, sözlerinden davranış kalıplarına sinsice ve sessizce nüfuz etmektedir. Kontrolsüzce yaygınlaşan dijital mecralar, sosyal medya kanalları, şiddeti, öfkeyi ve saldırganlığı sıradanlaştırıp özendiren sanal sohbet odaları melek yüzlü evlatlarımızda telafisi ağır faturalar doğuracak yaralar açmaktadır. Akran zorbalığını yeniden üreten ekranlara maruz kalan masum yürekler hiddet ve vahşet arasında savrulmakta, ellerimizden kayıp gitmektedir. Şiddeti bir gösteriye, zorbalığı bir güç işaretine, vahşeti bir görünürlük aracına dönüştüren, takipçi ve beğeni sayıları üzerinden kimlik kazanma yarışını besleyen bu kirli dijital iklim merhamet duygusunu aşındırmakta ve duygu terazisini bozmaktadır.
Değerli milletvekilleri, dünyanın içinden geçtiği süreç çocuk meselesinin yalnız Türkiye'ye mahsus bir başlık olmadığını da bizlere gösteriyor. Gazze'de, Suriye'de, Sudan'da, Yemen'de, Ukrayna'da ve daha nice coğrafyada çocuklar savaşın, açlığın, göçün, korkunun ve belirsizliğin yükünü taşıyor. Büyük güç rekabetlerinin, enerji hesaplarının, sınır mücadelelerinin, ideolojik kamplaşmaların ve vekâlet savaşlarının en ağır bedelini çoğu zaman maalesef çocuklar ödüyor. Tarihin bize öğrettiği temel hakikat şudur: Büyük güç mücadeleleri çoğu zaman haritalar üzerinde başlar fakat acısı evlerin, okulların bahçesine, çocukların hafızasına kadar iner. Bir bölgede kurulan güç dengesi başka bir yerde çocuğun sofrasını, okulunu, sağlığını ve güvenliğini etkileyebilir. Bu nedenle çocuk meselesi yalnız insani bir konu olarak ele alınamaz, uluslararası düzenin ahlaki meşruiyetini sınayan tarihî bir göstergedir. Türkiye bu tabloya kendi tarihî tecrübesiyle bakmak zorundadır. Biz imparatorlukların çözülüşünü, sınırların yeniden çizilişini, göçlerin acısını, savaşların aileler üzerinde bıraktığı izleri, yetimliğin ne anlama geldiğini bilen bir milletiz. Bu hafıza bize yalnız dayanıklılık kazandırmamıştır, aynı zamanda merhamet ve ölçü terbiyesi de kazandırmıştır. Fakat burada da hamasete kapılmadan konuşmak gerekir. Merhamet akılla birleştiği zaman devlet siyasetidir, merhamet ölçüden koparsa sürdürülebilirliğini kaybeder, güvenlik merhametten ayrılırsa katılığa dönüşür. Devletin vazifesi bu iki alanı birbirine karşıt hâle getirmeden dengede tutmaktır. Devlet aklı insanı korurken düzeni de korur, düzeni korurken insanı ihmal etmez. Bugün bize düşen, çocuklarımızı yalnız bayram günlerinin neşesi içinde görmekle yetinmemektir; onların güvenliğini, ruh sağlığını, ahlaki gelişimini, eğitim hakkını, dijital dünyadaki mahremiyetini ve anlam arayışını aynı bütünlük içinde ele almak zorundayız çünkü çocuklarımız Türkiye'nin geleceğine bırakılmış bir süs değil Türkiye'nin geleceğini kuracak asli unsurdur; 23 Nisanın büyüklüğü de buradadır. Türk milleti en ağır kuşatma altında Meclis kurmuş, o Meclisin hatırasını da çocuklara armağan etmiştir. Bu, tarihin hiç şahit olmadığı bir siyasi inceliktir; hem egemenliği savunmak hem çocuğu merkeze almak hem devlet kurmak hem gelecek nesle tebessüm bırakmak Türk milletinin tarihî derinliğini gösterir.
Değerli milletvekilleri, evlatlarımızın gökyüzünün mavisine, toprağın sarısına, doğanın yeşiline yabancılaşıp sanal dünyanın vizyonuna aşina olduğu, sosyalleşmeye dijital bağları tercih ettiği, gerçeklik duygusunu yitirdiği, şiddeti meşru gördüğü, korkutmayı kudret saydığı, hakareti normalleştirdiği, saygısızlığı benimsediği bir düzende artık sadece bireysel bir savrulmadan değil toplumsal bir çözülmeden söz etmek gerekir fakat teknolojiyi düşman ilan eden kolaycı bir tutum da isabetli olmaz. Mesele teknolojiyi reddetmek değil onu insan haysiyetine, çocuk masumiyetine, aile düzenine ve toplum huzuruna uygun bir ölçüye kavuşturmaktır. Dijital platformların çocuklarımız üzerinde sınırsız tasarruf kurmasına izin verilemez, bu alan hukukla, eğitimle, bilinçle ve aile sorumluluğuyla yeniden düzenlenmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak teknolojiye değil, kontrolsüzlüğe karşıyız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ZUHAL KARAKOÇ (Devamla) - Sanal aleme değil, başıboşluğa karşıyız. Sosyal medyaya değil, ahlaki çoraklaşmaya karşıyız. Çocuklarımızı sahipsiz, ailelerimizi sohbetsiz, arkadaşlıkları atıl bırakan dijital karmaşaya karşıyız. Bu nedenle, yasakları değil, tedbirleri konuşmalıyız. Sonuçlar üzerinden gündem yaratmak yerine sebepleri ve süreçleri tartışıp çözüm üreten bir anlayış benimsiyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle çocuklarımızı koruyacak, aile yapımızı güçlendirecek, eğitim ve öğrenim düzenini yeniden şekillendirecek ve dijital alanı millî güvenlik haysiyetiyle ele alacak kalıcı çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla faaliyet gösterecek Meclis araştırması komisyonunun kurulmasını Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklediğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk söz Mardin Milletvekili Sayın Beritan Güneş Altın'a ait.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün acıda ortaklaştığımız herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ve bir selamım da tüm çocuklara, eğitim emekçilerine, velilere ve tüm topluma, günlerdir yaşam nöbeti tutan, toplumun bugünü ve yarını için meydanlarda direnen eğitim emekçilerine. Öyle bir ülke düşünün ki öğretmenleri yaşam için nöbetteler, aileler çocuklarının failleri bulunsun diye adliye önünde nöbetteler, Cumartesi Anneleri çocuklarının kemikleri bulunsun diye binlerce haftadır nöbetteler. İşte bugün, bu nöbetlerin birbiriyle olan alakasını görmek zorunda olduğumuz bir gün. Bugün, bu nöbetlerin sistemin ürettiği şiddetin ortak sonucu olduğunu görmemiz gereken bir gün ve bu nöbetler arasındaki görünmez bağları bilmemiz, görmemiz gereken bir gün. Bu bağlar şiddet kültürünün, norm dışılığın yarattığı karanlıktır ve bu karanlık bu toplumu her gün biraz daha sarıyor. Bu karanlık, Rakel Dink'in bahsettiği bir çocuktan bir katil yaratan karanlıktır ki bu karanlık bugün okulların üzerindedir. Dolayısıyla bu nöbetlerin tümünün ülke yönetiminin tarzıyla doğrudan bağlantısını görmek zorundayız. Siyasetin sözünün, adaletin tavrının, Meclisin çözüm üretme kapasitesinin ve cesaretinin toplum üzerindeki etkisini görmek zorundayız. Bu olan bitenler toplumda ya savaşı, şiddet kültürünü besler ya da barışı, barış kültürünü besler. Şimdi herkesin şapkayı önüne koyup soru sorma vakti gelmiştir. Bu şiddet iklimini yaratan kimdir? Okullara yansıyan bu vahşetin sebebi ve sorumlusu kimdir? "Bu şiddet neyin eseridir?" sorusu en önemli sorulardan biridir. Bourdieu okulun toplumdan ayrı bir yer olmadığını ifade eder; toplumda ne varsa okula yansıyan da odur. Okullardaki şiddet politikasını nefret dilinden, ayırımcılıktan, öfkeden, ülkedeki çatışmalardan ve savaşlardan ayrı düşünebilir miyiz, sormak isterim. Siverek ve Maraş'ta ortaya çıkan şiddet dikkatle okumamız gereken çok önemli bir toplumsal olay olarak karşımızda duruyor. Bu durum, yaşamın birçok yerinde farklı yüzlerle karşımıza çıkan toplumsal çözülmenin, bir çöküntünün yansımasıdır. O sebeple, ilk akla gelen yöntemlerle çözüm üretmenin olmayacağını, zor olacağını ifade etmek isterim çünkü çok nedenli, çok boyutlu, kesişimsel bir sorun var karşımızda. Bu vesileyle çoğunluğun aklına ilk gelen ve bir sırra ermişçesine önerilen yasak, duvar, polis ve hapis dörtlüsünün de sorunu halının altına süpürmekten başka bir şeye hizmet etmeyeceğini vurgulamam gerekir.
Siyasi parti liderleri bugün bahsettiler, Sayın Eş Genel Başkanımız konuşmasında bahsetti, yalnızca güvenlikçi politikalarla sosyal çözülmeler çözülemez. Askeri, polisi artırmakla, her yere hapishaneler inşa etmekle toplumsal sorunlar çözülmez. Çözüm, sorun kadar derin ve çok boyutlu olmak zorundadır. O zaman çözüm, okul kapısına kolluk, jandarma ve kırsal yerlerde korucu sabitlemekte değil ,çözüm barış ve demokrasi kültürünü benimsemektedir. Çözüm 65 bin uzman çavuşu okullara sabitlemekte değil, çözüm 65 bin psikoloğu, sosyal hizmet uzmanını, öğretmeni ve rehber öğretmeni okullara görevlendirmektedir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Şiddet ikliminin kaynağı aslında her şeyin çözümünü silahta arayan bu akıldadır. O sebeple, bu politikalarda ısrar okullardaki şiddeti dönüştürmez, aksine somutlaştırır ve güçlendirir. Çocuk güvenliği derken akla yalnızca silahlı güçlerin gelmesi çocuk güvenliğine aykırıdır. Çocuk güvenliği prensipleri fiziksel, ruhsal, duygusal güvenliğin bir bütün hâlinde ele alınmasıdır. Öyle ki "çocuk güvenliği" deyince bunu kolluğa indirgeyen akıl, iki gün önce Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde 2 çocuğun bir okul bahçesinde yıldırım çarpması sonucunda ölmesini çocuk güvenliği olarak okumamaktadır. Oysa, çocuk güvenliği, bir okuldaki paratonerden, bir merdivenin yüksekliğinden bir korkuluğun önündeki pencereye kadar her şeyi ince ince hesap eden, aynı zamanda öfke nöbetleri için psikososyal destek mekanizmaları inşa eden bir fenomenin adıdır. Dolayısıyla, çocuk güvenliğini yalnızca kolluğa indirgemek demek, sorunun kaynağını getirip çözüm olarak sunmak anlamına gelir ki bunun çözüm olmayacağını ne yazık ki ifade etmek zorundayız. Bu sebeple, bu çok boyutlu sorunun karşısında elbette gereken, çok boyutlu çözüm için bir komisyon kurmaktır. Bugün kurulacak olan komisyon, elbette, geleceğe dair, okulların çocuk güvenliğine dair önemli perspektifler çizmelidir fakat daha önceki komisyon deneyimlerimizden ders çıkarmak zorundayız çünkü komisyonlar Meclisin yasa yapım sürecinde ön açıcı olmak zorundadır. Son olarak kurulan Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonuna bakalım. O Komisyona gelen farklı görüşlere sahip baroların, farklı görüşlere sahip uzmanların ortaklaştığı bir nokta var, o da çocukların suça sürüklenmesinin politik tercihler sebebiyle olmasıdır. Oysa Komisyon bunun adını koymuşken, Komisyon yapıp edilmeyenlerin çocukları suça sürüklediğinin altını çizmişken Adalet Bakanının her gün çıkıp çocukları çocukluktan düşürecek yasaları önermesi doğrudan yasama faaliyetlerine müdahale değil de nedir? Bu sebeple, kurulacak olan komisyonlar; uzmanların sözünü, öznesi olan kesimlerin çözüm önerilerini ve elbette siyasi partilerin çözümlerini dinleyen değil sadece, dinleyip ona göre adım atan olur.
Bugün bu Genel Kurulda hissedilen bir acı var, herkesin gözünde bir acı var; bu acının tekrar yaşanmaması için gerekli olan şey, sadece acı hissetmek değil bu Meclisin imkânlarını gerçekten ideolojik meseleler uğruna, ideolojik tasarruflar uğruna kullanmadan çocuklar için gerekli olan çözümü, toplum için gerekli olan çözümü ortaya koymaktır. Bu sebeple, bugün kurulacak olan komisyonun adında da geçen "dijital mecralardaki şiddet" meselesine değinmek isterim.
Dijital mecralardaki şiddeti nasıl ele alacağımız sorusu çok kritiktir. Dijital olan reel yaşamın bir yansıması değil de nedir? Reel yaşamda ne yaşanıyorsa on-lineda da o yaşanıyor, bu bağı görmek zorundayız; dolayısıyla, dijital yasaklar değil, reel hayatın doğru politikalarla organizasyonu şarttır. Yapılması gereken, dijital okuryazarlığın artırılmasıdır, dijital alanın -toplumsal yaşamın tamamı gibi- çocuklara özgür şekilde düzenlenmesidir. Yasak değil nitelikli dijital okuryazarlık, bariyer değil katılım, sansür değil ifade özgürlüğünü sağlayacak anonimlik ve çoğulculuk gözetilmelidir.
Çocukları ekrana mahkûm kılan yoksullukla mücadele edilmelidir. Bakın, bir çocuğun, okuldan çıktığında, evine gittiğinde yüksek ve uzun mesai saatleri sebebiyle ebeveynsiz geçirdiği saatler uzundur. Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonunun da ifade ettiği gibi, suç işleme saatleri olduğu gibi, ekran sürelerinin yüksek olduğu saatler de yine çocukların okuldan çıkıp eve gittiği ve ebeveynlerin evde olmadığı, işte olduğu saatlerdir. Bu, şu mesajı vermektedir: Türkiye dünyadaki en uzun mesai saatlerine sahiptir. Eğer çocukları ekrandan korumak istiyorsanız, o zaman ebeveynlerin mesai saatlerini düzenlemek zorundasınız. Aynı zamanda, çocuklar için ücretsiz müze, tiyatro, sanatsal faaliyetlerin mekanizmalarını inşa etmek zorundasınız. Çocukların kent hakkını gözetmek zorundasınız, çocuk dostu mekânlar inşa etmek zorundasınız. Çocukları yoksullukla evlere hapsedip, ebeveynleri yüksek çalışma saatleriyle fabrikalara hapsedip "Çocuklar neden ekran bağımlısı?" diyemezsiniz ve bunu yasaklayarak çocukları bir sosyal izolasyona mahkûm edemezsiniz. Eğer ekran bağımlılığıyla mücadele edecekseniz buna uygun bütçeleme yapmak zorundasınız. Mücadele sosyal medyayı yasaklayarak değil, gerçekte mücadele etmek istiyorsanız az önce bahsettiğim konularda adımlar atmalısınız, samimiyseniz adımlarınızı görmek isteriz.
Bugün tüm partilerin mutabakatıyla eğitimde şiddetin araştırılmasına dair komisyon kurulacak. Uzmanların, çocuk hakları savunucularının, eğitim emekçilerinin, pedagogların, psikologların, mimarların tamamının dinlendiği, en çok da çocukların, öğrencilerin bu sürecin bir parçası kılındığı bir politika yapım sürecine ihtiyacımız vardır. Karşımızda sebebi şiddet kültürü olan bir kanser var ve bu kansere karşı çözüm yolumuz, tedavi yöntemimiz yara bandı olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Dolayısıyla, yapılması gereken şey çocuk odaklı politikalardır, yapılması gereken şey psikososyal destek mekanizmalarının inşa edilmesidir, her öğrenci için bir okul psikoloğu, bir okul sosyal hizmet uzmanı atamasını yapmaktır. Dolayısıyla, yapılacak çok iş var fakat bunu güvenlikçi bir paradigmaya indirgeyerek yol alınmaz.
Son olarak, bu Meclisin kuruluşunun 106'ncı yılındayız ve bu Meclis kuruluşunu çocuklara atfetmiş bir Meclisse eğer yüz altı yıldır unuttuğu çocukları hatırlamak zorundadır çünkü bu Meclisin bayram atfederek unuttuğu çocukların sorunları büyüdü, büyüdü, büyüdü ve devleşti. Bu çocukları, görünmeyen çocukları, Kürt çocukları, işçi çocukları görmek zorunda ve onlara uygun politikalar inşa etmek zorundayız diyorum ve bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Adalet Kaya'ya ait.
Buyurun Sayın Kaya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta Siverek ve Maraş'ta okul saldırılarında ve Ergani'de okul bahçesine düşen yıldırım sonucu hayatını kaybeden öğrencileri ve Ayla Öğretmeni rahmetle anıyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum, yakınlarını kaybeden yurttaşlara sabır diliyor ve acılarını paylaşıyorum.
Bugün eğitim sistemindeki sorunları konuşuyoruz. Eğitim sisteminde artık gizlenemez, üstü örtülemez ve ertelenemez hâle gelen çok derin, yapısal bir krizle karşı karşıyayız. Öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkını doğrudan hedef alan şiddet sarmalını konuşuyoruz. Ne yazık ki bu aşamaya bir günde gelinmedi. Bu kürsüden defalarca eğitimdeki sorun alanlarını konuştuk, onlarca önerge verdik, kanun teklifleri verdik, okulların etrafında uyuşturucu çeteleri, suç çeteleri cirit atıyor diye uyardık, uyuşturucu kullanım yaşının 10'lu yaşların altına indiğini ifade ettik. Eğitimden uzaklaşan öğrencilerin sayısının her geçen gün arttığını söyledik. Taşımalı eğitimde çıkarılan zorluklarla kırsaldaki özellikle kız öğrencilerin okuldan koptuğunu anlattık. "Çocuklar okula aç gittiği için başarıları düşüyor. 1 öğün ücretsiz yemek haktır, verilsin." talebini her defasında yineledik. Müfredattan "'Toplumsal cinsiyet eşitsizliği' kavramının çıkarılması yanlıştır." dedik. Ne oldu? Koca bir hiç.
Aklıma günlerdir şu geliyor: Depremde günlerce "Sesimi duyan var mı?" diye can çekişen yurttaşların sesini duyar gibiyim. Toplumun içinden sesler yükseliyor, can çekişiyorlar; gençler, çocuklar, kadınlar "Sesimi duyan var mı?" diye, aslında çığlık çığlığa, iktidarın yarattığı bu enkazın altında yaşam mücadelesi veriyorlar ama siz duymuyorsunuz.
"Cinsiyete dayalı şiddetle mücadele için cinsiyet eşitsizliğini giderecek eğitim politikalarına ihtiyacımız var." dediğimizde saçma sapan argümanlar üretiyorsunuz. Neymiş? Cinsiyetsizlik propagandası yapıyormuşuz. Asıl mesele, eğitim alanının nasıl bir toplumsal düzeni yeniden ürettiğidir; kimlerin konuşabildiği, kimlerin susturulduğu, kimlerin korunmaya değer görüldüğü, kimlerin dışlandığı tam da bu düzenin içerisinde şekilleniyor.
Okulda arkadaşlarına, öğretmenlerine saldıran bu kişilerin hep erkek olması sizce tesadüf mü? Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, erkeklik krizlerinin, ayrımcılığın, ırkçılığın, zorbalığın, cezasızlığın gündelik hayatın parçası hâline geldiği bir yerde okul bu ilişkilerden bağımsız kalabilir mi? Dolayısıyla, eğitimde şiddeti konuşurken, cinsiyetçi tahakkümü, otoriterliği, dışlanmayı ve çocukların sesini değersizleştiren bütün yapıları konuşmak durumundayız. Yaşadığımız bu acı olaylar bireysel birer asayiş sorunu hiç değil, münferit vakalar olarak geçiştirilemez; uzun süredir biriken yapısal sorunların, kamusal sorumluluğun zayıflamasının, çocuk koruma mekanizmalarının etkisizleştirilmesinin ve eğitim alanındaki eşitsizliğin derinleştirilmesinin sonucunda bu noktaya geldik. Eğitim alanında yıllardır ısrarla sürdürdüğünüz piyasacı, merkeziyetçi ve otoriter politikalar kamusal eğitimi âdeta çökertti. Eğitime ayrılan bütçe o kadar yetersiz ki okulların en temel insani ve hijyenik ihtiyaçlarını karşılamaya bile yetmiyor; okullarda öğretmenler ve veliler dayanışmayla okulların temizlik ihtiyacını karşılıyorlar. Şiddetin önlenmesinde en kritik yapı taşlarından biri olan psikososyal destek mekanizmaları kâğıt üzerinde kalıyor, önleyici destek mekanizmaları zaten hiç yok. Çocuklar aslında öncesinde sessizce ya da öfkeyle tepki vermekte, konuşmakta ancak mevcut eğitim sisteminin bu çığlığı duyacak, görecek mekanizması, refleksi yok. Öğrencinin yaşadığı travmaları önceden fark edecek uzman gözlerin yani rehber öğretmenlerin eksikliği, çocukların psikolojik ihtiyaçlarının anlaşılmasını doğrudan engellemektedir. Bugün eğitim sistemi, çocuğu anlamak yerine onu yönetmeye çalışmakta, duygusunu görmek yerine sadece davranışını cezalandırmaktadır. İçine kapanan çocuğa "uyumsuz", öfkelenen çocuğa "disiplinsiz" yaftası vurulmakta ve sistem anlamadığı her çocuğu kendi dışına itmektedir. Risk altındaki öğrencileri erken tespit edecek mekanizmalar kurmak yerine MEB mevzuatıyla, rehber öğretmen normu için ilkokullarda 300, ortaokul ve anaokullarında 150 öğrenci sınırı gibi kotalar dayatılmaktadır. Bu kotalar yüzünden okullar psikolojik destekten mahrum kalmakta, alanında uzman binlerce PDR mezunu atanmayıp işsizliğe terk edilmektedir. Şiddeti, akran zorbalığını, okullardaki yabancılaşmayı önlemenin yollarından biri güvenlik kotalarını değil rehberlik hizmetlerini arttırmaktır ve istisnasız her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atamak gerekmektedir. Çocuklara gerçek bir psikososyal destek sağlanmalıdır. Okul yalnızca ders anlatılan ya da akademik başarının ölçüldüğü bir mekân değildir, okul çocukların kendilerini ifade etmeyi öğrendiği, söz kurduğu temel toplumsal alanlardan biri; farklı olanla karşılaştıkları ilk mekândır okul. Bu nedenle eğitim ortamında ortaya çıkan şiddeti güvenlik başlığına sıkıştıramayız. Şimdi, çocukların nasıl bir eğitim rejimi içerisinde olduğunu, hangi eşitsizliklere maruz kaldığını bu komisyon değerlendirmelidir; sonuçlara değil nedenlere odaklanmalıdır bu komisyon.
Okullara yapılan saldırılar sonrası okullarda kaynaştırma öğrencileri, özel gereksinimli çocuklar ne yazık ki hedef hâline geldiler. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Zaten dezavantajlı konumda olan özel gereksinimli çocukları toplumdan dışlamak hak ihlalidir, suçtur.
Bu komisyon muhakkak MESEM'leri de mercek altına almalıdır. Öğrenciler okullarda olduğu kadar, hatta daha fazla riskle ucuz iş gücü olarak piyasaya sunuldukları MESEM'lerde karşılaşıyorlar. MESEM adı altında yürütülen bu sistem pedagojik yaklaşımdan tamamen uzak, açık bir çocuk emeği sömürüsüdür. Çocuklar okul sırasında olmak yerine çalışmak zorunda kaldıkları sanayi sitelerinde istismara, ihmallere ve hayatlarından oldukları iş cinayetlerine uğramaktalar, bu çağ dışı uygulama derhâl sonlandırılmalıdır, çocuklar eğitim alanlarına geri döndürülmelidirler.
Eğitim emekçilerinin, öğretmenlerin durumu daha da vahim. Öğretmenler güvencesiz, esnek ve sözleşmeli istihdam modeliyle çalışmaya zorlanmaktadırlar. Her yıl 100 bine yakın ücretli öğretmen görevlendirilmesi bir sömürü rejimini sürdürmenin yoludur, yöntemidir. Bu atamalar iktidarın öğretmen açığını ve sömürüyü nasıl kalıcı hâle getirdiğinin açıkça göstergesidir. Öğretmenlik mesleğinin itibarı bilinçli şekilde zedelendi, eğitimciler hem sistemin hem de şiddetin hedefi hâline getirildi. Geçtiğimiz aylarda bizzat kendi öğrencileri tarafından katledilen öğretmenlerin acısı hâlâ taptaze duruyor, ancak ne acıdır ki "Can güvenliğimiz yok." diyerek feryat eden, hak aramak için iş bırakma ve protesto hakkını kullanmak için alanlara çıkan eğitim sendikalarına, eğitim emekçilerine kulak vermek yerine önlerine polis barikatları kuruluyor, haklarında idari soruşturmalar açılıyor, CİMER uygulaması bile eğitim emekçileri üzerinde baskı ve tehdit aracına dönüştürülüyor.
Peki, iktidar okullardaki şiddete karşı ne gibi çözümler üretiyor? Çok hayret verici öneriler yapıldı. Okullara güvenlik amacıyla polis, jandarma ve korucu yerleştirme teklif edildi. Okulları karakollara, nizamiyelere çevirecek bu teklifi reddediyoruz, kesinlikle reddediyoruz. Okul güvenliği silahlı asayiş güçleriyle değil sivil pedagojik formasyona sahip uzman kadrolarla sağlanmalıdır. İktidarın anladığı biçimde on yıllardır hayata geçen güvenlik politikaları sadece daha fazla otoriterleşme, daha fazla çürüme getirdi. Toplumun gelecek umudunu yok ettiniz, çocukların umudunu yok ettiniz. Güvenli okullar çocukların yüksek yararını merkeze alan hak temelli alanlardır. Daha fazla kolluk, daha fazla turnike denetimle kurulmaz.
Değerli milletvekilleri, bugün artan şiddet olaylarını tartışırken yine kolaycılığa kaçılıyor, gerçeklik algısını bozan bilgisayar oyunları suçlanıyor. Geçtiğimiz ay DEM PARTİ olarak ekranlarda yer alan şiddet içeriklerinin toplumsal etkilerinin araştırılması için önerge verdik, reddettiniz. Şimdi sorunu yalnızca dizilere ve oyunlara yükleyip onları günah keçisi ilan ediyorsunuz, siyasal ve toplumsal asıl sorumluluktan kaçmak istiyorsunuz. Umut Vakfının 2004 yılı raporu durumun vahametini gözler önüne seriyor. Basına yansıyan 3.801 silahlı şiddet olayında 2.370 kişi hayatını kaybetmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ADALET KAYA (Devamla) - Bireysel silahlara erişimin bu denli kolay olduğu -Maraş olayında olduğu gibi- böyle bir ortamda cezasızlık politikalarının, derin yoksulluğun, geleceğe dair umutsuzluğun etkilerinin konuşulmadığı bir çözüm konuşulamaz, çözümden bahsedilemez. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi çağ dışı yaklaşımlar derhâl iptal edilmeli. Vakıf ve tarikatlarla yapılan ÇEDES anlaşmaları, protokolleri sonlandırılmalıdır.
Bakın, sabahtan beri çocukların ahlakına dair burada ahkâm kesiyoruz, bir de kendimize bakalım. Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in bu çöküş tablosu karşısında derhâl istifa etmesi gerekmektedir; ahlaki olan, vicdani olan tam da budur, Sayın Bakanın istifa etmesidir. İnanın, yurttaşlar her gün sabah uyandıklarında önce Resmî Gazete'ye bakıyorlar, belki Millî Eğitim Bakanı görevinden affını istemiştir diye umutla bakıyorlar. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADALET KAYA (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına ilk söz, Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat...
Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün hepimiz, herkes bir vicdan muhasebesi yapmak mecburiyetindeyiz. Günlerdir yüreğimiz yanıyor. Sayın milletvekilleri, bazen bir ülkenin en büyük gerçeği sadece veremediği cevaplarda değil sormaya cesaret edemediği sorularda gizlidir. Evet, maalesef, Siverek'te meslek lisesinden uzaklaştırılmış bir öğrenci babasının pompalı tüfeğiyle meslek lisesine girip 1'i öğretmen, diğerleri öğrenci 16 kişiyi yaralıyor. Kahramanmaraş'ta bu menfur saldırı, 14 yaşındaki bir çocuk, elinde 5 tabanca, 7 şarjör; öğretmenini, arkadaşlarını hedef alıyor ve 1 öğretmen, 8 öğrenciyi hayattan koparıyor, çok sayıda yaralı öğrenci var. Bu bir rakam değil, istatistik değil, bu bir ülkenin geleceğinin vurulmasıdır sayın milletvekilleri. Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, ailelere sabırlar diliyorum.
Şimdi kendimize dürüst bir soru soralım: Biz bu olayı nasıl açıklayacağız? "Bu çocuk sorunluydu." deyip geçecek miyiz? "Psikolojisi bozuktu." diyerek kendimizi rahatlatacak mıyız? "İstisnai bir vakaydı." diyerek dosyayı kapatacak mıyız veya dijital platformların esiri olmuş bir öğrenci olarak mı, bir çocuk olarak mı değerlendireceğiz? Eğer bunu yaparsak sadece gerçeği örtmüş oluruz çünkü bu olay tek bir çocuğun karanlık dünyasıyla açıklanmayacak kadar büyüktür. O silahlar bu çocuklara ait değildi; babaya aitti, evdeydi, erişilebilirdi, kullanılabilir durumdaydı. Nitekim, olay sonrası babanın tutuklanması, bu meselenin yalnızca bir çocuk suçu olmadığını, bir ihmal ve sistem sorunu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Medya kaynaklarına yansıyan bilgiler Kahramanmaraş failinin silahlarla daha önce tanışık olduğunu, hatta atış ortamlarına götürüldüğünü göstermektedir. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, bir anlık cinnet değildir; bu, imkânı hazırlanmış, zemini oluşmuş bir şiddettir ve burada en kritik eşik şudur: Bir çocuk nasıl olur da bir okula bu kadar silahla girebilir? Bu sorunun cevabı tek başına o çocukta değildir sayın milletvekilleri, bu sorunun cevabı denetim zincirinin kırıldığı yerdedir. Daha da vahimi şudur: Bu çocuk okula girerken hiç kimse "Dur!" dememiştir; ne bir güvenlik filtresi ne bir risk algısı ne bir erken uyarı mekanizması devreye girmiştir. Bu da bize şunu göstermektedir: Okullarımız böyle tehditlere hiç hazırlık yapmamış o kadar okul güvenliğinden bahsedip önerilerde bulunmamıza rağmen. Hâlbuki, akran zorbalığının aşırı çoğaldığı, çocuk çetelerinin fütursuzca cinayet işleyip herkesi tehdit ettiği, okul çevresinde bağımlılık yapan madde satıcılarının cirit attığı bir ortam varken sayın milletvekilleri, bu katliamdan, o silahların bulunduğu evin, o silahların denetlenmediği sistemin, o riski görmeyen mekanizmaların da sorumluluğu yok mudur? Bu olay, bireysel bir fail üzerinden patlayan yapısal bir krizdir. Silah evdedir, bu bir yapısal sorun. Denetim yoktur, bu bir yapısal sorun. Dijital şiddet yaygındır, bu bir yapısal sorun. Rehberlik çok yetersizdir, bu bir yapısal sorun. Okul güvenliği yoktur, güvenlik görevlileri yoktur; bu bir yapısal sorun. Aile, okul, toplum bağları zayıftır, bu da yapısal bir sorun. Fail tetiği çekmiştir ama o tetiğe giden yolu sistem döşemiştir yani bu olay, bireysel bir patlama değil, yapısal bir kırılmadır. Bakınız, yıllarca "Bizde olmaz." diyerek ihmal ettiğimiz bir gerçek artık kapımızı çalmıştır. Tehdit artık sadece okulun dışından gelmemektedir, tehdit aynı zamanda artık okulun içindedir.
Değerli milletvekilleri, bu çocuklar gerçekten bir anda mı bu hâle geldi? Hiç mi sinyal vermedi? Hiç mi öfke biriktirmedi? Hiç mi davranışlarında değişim olmadı? Bir çocuk şiddeti hayal ederken, şiddeti planlarken, şiddeti bir çözüm olarak görmeye başlarken ailesi neredeydi, okulu neredeydi, rehberlik sistemi neredeydi, devlet neredeydi? Bu çocuk şiddeti nereden öğrendi? Sadece evden mi, sadece çevresinden mi, yoksa elinin altındaki telefon, bilgisayar, tablet mi, yoksa mafyayı kutsayan dizilerden mi?
Değerli arkadaşlar, bugün çocuklarımız sadece bizim yetiştirdiğimiz bir dünyada büyümüyor artık. Onlar aynı zamanda algoritmaların yönlendirdiği, şiddetin normalleştirildiği, katillerin ikon hâline getirildiği, nefretin, öfkenin, aşağılamanın alkış aldığı bir dijital dünyanın içinde büyüyor. Şimdi size soruyorum: Biz bu dijital dünyayı ne kadar denetleyebiliyoruz? Denetleme imkânı yok muydu bugüne kadar, olayın olması mı beklendi? Bir çocuk bir katili neden rol model olarak görür? Bir çocuk neden bir saldırıyı sadece bir suç olarak değil, görünür olmanın yolu olarak algılar? Ve daha da acısı bir çocuk neden öldürerek hatırlanmak ister? Bir çocuğun önüne çıkan içerikleri kim denetliyor? Dijital platformlar sadece özgürlük alanı mı, yoksa aynı zamanda bir risk alanı mı? Bunları zaten soruyoruz ama cevabını uygulayamıyoruz. Evet, okullarda güvenlik nerede, risk analizi nerede, önleyici sistem nerede? Yoksa biz hâlâ "bizde olmaz" rehaveti içinde miyiz?
Şimdi, sormamız gereken çok daha kritik bir soru var. Bu olay gerçekten önlenemez miydi, yoksa göz göre göre gelen bir risk miydi? Kahramanmaraş'ta idik, bizlerle görüşen çok sayıda veli ve aile birliği üyesinin bize aktardıkları bilgilerden anlıyoruz ki -basına da yansıdı zaten bu konular- olayın yaşandığı okulda kısa süre, yaklaşık bir ay önce veliler ve öğrenciler tarafından sevilen müdür, müdür yardımcıları ve bazı öğretmenler görevden alınmış, başka okullara yollanmışlar, sudan sebeplerden, yerlerine yeni bir kadro görevlendirilmiş ve yine, ifade ediliyor ki görevden alınan idareciler okuldaki sorunlu öğrencileri, riskli profilleri ve davranış kalıplarını yakından tanıyan kişilermiş. Eğer bir okulun yönetimi değişiyor ama o okulun çocuklarına dair kritik bilgiler yeni yönetime aktarılmıyorsa bu sadece bir eksiklik değil, açık bir kurumsal zaaf değil midir sayın milletvekilleri? Yoksa bir okul sadece idari bir kadro değişimiyle hafızasını da mı kaybetti? Millî Eğitim Bakanlığına açıkça sormak gerekir: Okullarda yönetici değişikliklerinde riskli öğrenci takibi için zorunlu bir devir mekanizması var mıdır? Varsa bu olayda neden işlememiştir? Yoksa neden hâlâ kurulmamıştır?
Sayın milletvekilleri, ebeveynler olarak biz çocuklarımızı gerçekten tanıyor muyuz? Onların korkularını biliyor muyuz, onların yalnızlığını görüyor muyuz, onların öfkesini hissedebiliyor muyuz? Yoksa sadece notlarını, sınavlarını, başarılarını mı takip ediyoruz? Bir çocuk içten içe kırılırken, içinde bir öfke büyürken, şiddeti bir çıkış yolu olarak görmeye başlarken biz gerçekten onu duyuyor muyuz? Evet, eğer bugün doğru soruları sormazsak yarın daha ağır sonuçlarla karşılaşacağız ve eğer bu ihmaller zinciri araştırılmazsa biliniz ki bu sadece bir okulun değil, bir sistemin sorumluluğu olarak tarihe geçecektir. Sadece, bu araştırma komisyonu kurulduğunda meselelerin üstünün örtülmemesini hepinizden rica ediyorum. Bu yüzden diyoruz ki bu mesele derinlemesine incelenmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ŞENOL SUNAT (Devamla) - Bu araştırma önergesi kapsamında, ev içi silah güvenliği ve denetim mekanizmaları incelenmelidir, okullarda güvenlik altyapısı ve risk analizleri yeniden ele alınmalıdır, rehberlik hizmetleri sadece akademik değil, psikososyal riskleri kapsayacak şekilde güçlendirilmelidir, dijital şiddet kültürü ve çocuklar üzerindeki etkileri araştırılmalıdır, erken uyarı sistemleri kurulmalı ve aile-okul iş birliği zorunlu hâle getirilmelidir.
Sayın milletvekilleri, eğer bir toplum çocuklarını koruyamıyorsa o toplum gerçekten güvende midir diye sorarak konuşmamı bitiriyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına ikinci söz, Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz'a ait.
Buyurun Sayın Poyraz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değişim zamanlarından geçiyoruz. Hayatın olağan akışını sağlayan araçlar da amaçlar da değişiyor. Artık kuşak değişimleri de çok daha sert. Ortaya ilk çıktığında gereksiz ya da lüks gibi görünen birçok araç; internet, sosyal medya, oyun platformları, şimdilerde yapay zekâ artık vazgeçilmezlerimiz. Tüm bu araçlar hayatımıza katlıklarından daha fazlasını hayatımızdan da götürüyor. Ahlakın yitirilmesi, değer setlerimizin yıkılması, ailelerin günden güne erimeleri, toplumsal aidiyetin ortadan kalkması; bunlar ülkemizde de tüm dünyayla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Bu konuda sorumluluğu sadece iktidara yüklemek elbette mümkün değil; siyaset, toplum, birey demeden hepimiz sorumluyuz. Ancak güç ve yetki yarattığınız tek adam rejimiyle sadece tek bir iradede ve bu iradenin atadığı yürütmede. Öngörüden yoksun bu güç ve yetkiyle "geliyorum" diyen hiçbir felakete tedbir alınmadı. Yaşanan her acıdan sonra ise aklınıza ilk gelen sadece yasak getirmek oldu.
Her mecrada defalarca dile getirdik; akran zorbalığı, uyuşturucu, okullarda temizlik, personel, öğretmen, rehberlik yoksunluğu, çocukların gelecek kaygısı, bilinçsiz ebeveynler, şiddet dili, ilham alınan diziler, filmler. Bunların hepsini söyledik, anlattık, konuşulmayan kalmadı. Hepsini siz de biliyorsunuz, hatta bizden çok daha vâkıfsınız ama masaya yumruğunuzu vurup milletin vekili gibi davranmak yerine öngörüsüz sekreter bakanlar ve liyakatsiz bürokratların yetersizliklerine kefalet koyup türlü türlü bahanelerle burada savunmaya çalıştınız.
Şimdi, aklınıza ilk gelen nedir? İnternette oyunlara yasak koymak mı? İşte, mesele de tam olarak burada başlıyor. Devleti yönetirken elinizdeki güç ve yetkiyle "Park etmek yasaktır." yazabilirsiniz. Peki, ya, sonra? Yine, sizden yükselen "Sıkıysa kaldır bakalım." tehdidi. İşte, sorun tam olarak "Sıkıysa kaldır." denilen yerdedir, "Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye kükrediğiniz yerdedir. Bakınız, deniz kenarlarında bazı yerlerde "Denize girmek yasaktır." yazan tabela vardır ama cankurtaran yoktur, güvenlik yoktur, tabela koymak tedbir değildir. Tedbir, yasağa uymayana müdahale edebilmektir; tedbir, güvenle denize girilebilecek yeri gösterebilmektir; işte, yasaktan tedbire geçiş tam da burada başlar. Felaket başa gelince tedbir alınmaz, müdahale edilir. Tedbir, öngörüp felaket başa gelmeden caydırıcılık üretebilmektir. Yani değerli milletvekilleri, mesele, okul kapılarına bekçi, polis, jandarma dikmek değildir, dedektör, kamera, x-ray ihalesi açmak, kovalamak değildir. Eskişehir'de sokakta, Urfa'da ve Maraş'ta okullarda yaşanan vahşet de çocuklarımızın giderek daha ağır şiddet biçimlerinin faili ve kurbanı olması da bize aynı şeyi söylüyor. Konu, salt mekân güvenliği değil, evlatlarımızın içine sürüklendiği sosyal, dijital ve ahlaki iklimdir.
Çocuklarımız, içine kapanıyor, yalnızlık, çaresizlik, değersizlik duygusuyla büyüyor, sanal dünyada kurulan kırılgan kimlikleri gerçek hayattaki öfkeleriyle birleşiyor. Şiddet, artık anlık bir cinnet hâli ve sapma değil, kendini ifade biçimi olarak ortaya çıkıyor. Çocuklarımız, birlikte oynayıp takım kurmak yerine ya çete kuruyorlar ya kurulmuş çetelere katılıyorlar; yenilip kazanacakları, küsüp barışacakları maçları yapmak yerine can alıp, can yakıp korku ve nefretle büyüyorlar. Yani biz hem çocuklarımızı koruyamıyoruz hem de onların insanlaşacakları zemini ağır ağır kaybediyoruz.
Değerli milletvekilleri, zorunlu eğitim bir toplum sözleşmesidir. Ben vatandaş olarak bu sözleşmeye uyuyorum, çocuğumu devletime emanet ediyorum ama eğer benim okula eğitim alsın diye gönderdiğim evladımın okul yolunda, bahçesinde, sınıfında başına bir şey gelmesinden, canından endişe ediyorsam, haklı gerekçelerim ve delillerim de var ise o toplum sözleşmesi bizzat iktidar eliyle yırtılmış demektir.
Ey, devleti yöneten iktidar ve onun buradaki Meclis grubu! Biz millet olarak çocuklarımızı size emanet ettik, yenidoğan ünitesine teslim ettik, okula teslim ettik, yurda teslim ettik, askere teslim ettik. Siz ne yaptınız? Yenidoğanlarımız hastanede katledildi, küçücük çocuklarımız okullarında, sınıflarında mermilerin hedefi oldu, gençlerimiz yurt asansörlerinde öldü, askerimiz, polisimiz akademilerde FETÖ'ye sunuldular, Mehmetçik'imiz kışlada susuzluktan şehit oldu ve bunların hepsi milletimizle yaptığınız akitte sizin döneminizde yaşandı. Memleketimin sokaklarını çetelere, kurumlarını başka başka yapılara, adaletini siyasete, keyfiyete, eğitimini liyakatsizliğe teslim ettiniz. Bu acı tablo karşısında gözlerinizi milletten kaçıramazsınız, yere bakarak taziye mesajlarıyla da bu sorumluluktan kaçamazsınız.
Bir baba olarak tüm babaların iç sesi adına konuşuyorum. Bizler de çocuklarımızı ne yapacağımızı, onları nasıl yetiştireceğimizi, nasıl yönlendireceğimizi çoğu zaman bilmiyoruz; ne olursa olsun en iyiyi istiyoruz, onu elde etmesi için mücadele ediyoruz. En iyi okulda okusun, en iyi işe girsin, en iyi yüksek notu alsın, en çok parayı o kazansın istiyoruz. Bazen evlatlarımızı büyütmek yerine, farkına varın, biz de onlarla birlikte küçülüyoruz. Oysaki mesele yalnızca çocuk büyütmek değildir, mesele şahsiyet sahibi birey yetiştirebilmektir. Birey, emeğin kutsallığını bilen, iyi olmanın bir bedel değil bir ödül olduğunu hisseden insandır. Ancak bugün o şahsiyeti inşa edecek temel direkler, aile ve toplumsal ahlak zayıflatılmıştır. Bizler hanelerimizde dürüstlüğü, çalışmayı, sabrı öğretirken çocuklarımız dışarıda kısa yoldan köşeyi dönenleri, liyakatsiz yükselenleri, hukuksuz güç devşirenleri görüp örnek alıyorlar. Dürüstlüğün enayilik, kurnazlığın zekâ sayıldığı bir iklimde hangi müspet neticeden bahsedip hangi değerleri bu evlatlarımıza miras bırakacağız? Devletin görevi sadece kâğıt üzerinde yasak koymak değildir, devlet, iyi olanın yolunu açan, kötünün önüne siper olan iradedir. Liyakatsiz atamalarla, "bizim sendika" anlayışıyla yönetilen okullarda ne öğretmen huzurlu ne öğrenci güvendedir. Derslik sayısı ve okullaşma oranıyla övünüp eğitimi dört duvar ve müfredata sığdıran sizler, okulların içindeki ruhu, güvenliği ve liyakati öldürdünüz.
Bir başka gerçeği daha konuşalım: Bu ülkede milyonlarca çocuk okula tok gitmiyor, ekonomik krizin yükünü en masum omuzlar taşıyor. Siz, ücretsiz öğün talebine bile kulak tıkayarak çocuğun bedenini de dikkatini de gelişimini de ruhunu da ihmal ettiniz. Eğitimin sınıfsal yarılmasını büyüttünüz. Parası olan çocuğunu özel okula kaçırıyor, olmayan niteliksizleşen kamusal eğitime mecbur kalıyor; okullarımız fırsat eşitliğinin kapısı olmaktan çıkıyor, eşitsizliğin gencecik dimağlarda öğrenildiği ilk mekân hâline dönüşüyor.
Yani demem o ki sayın vekiller, meselemiz, devletle vatandaş arasındaki bağın ne hâle geldiğidir. 23 Nisanın, Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın arifesindeyiz. Çocuklarımızın hâli budur da egemenlik hakkımızın hâli farklı mıdır? O egemenlik üzerinde ne kadar hakkımız var, ne kadarına "Benim." diyebildiğimiz bir devlet aygıtı var, bilmiyoruz. Siz bize sürekli her şeyin size ait olduğunu bildiriyorsunuz ama bize neyin ne kadar bize ait olduğunu söylemiyorsunuz. Had bize düşüyor, had bilmezlik sizin nasibiniz; selde, yangında insanlarımız ölüyor, suçluyu belediye ilan ediyorsunuz; depremde canlar yitiyor, suçlu müteahhit; cinayet işleniyor, katliamlar yapılıyor, suçlu katil; peki, hepsinin bir sorumlusu varsa ve bunlar olmaya devam ediyorsa sahi siz ne iş yapıyorsunuz? Bu çelişkinin 3 çıktısı var; ya aklınız yok, ya vicdanınız yok, ya niyetiniz yok!
Bu kürsüden defalarca haykırdım; bu Parlamento kanunlara uyan, kurallara uyan, bu ülkede huzur içinde yaşamaya çalışan insanlar için kanun yapmak, onların hayatına refah, güven ve huzur katmak için çalışmak zorundadır; işimiz de görevimiz de budur. Gel gör ki teröriste umut, katile af, hırsıza indirim, vergi kaçırana ayrıcalık, çevreyi katledene imtiyaz; Meclisi her getirdiğiniz kanunla bunlara çalıştırıyorsunuz. Yaptığınızla artık yüzleşin, bir kere de "Yahu, biz ne yapıyoruz?" diye dertlenin! Ekonomik kriz olduğunda diyorsunuz ya "Bütün dünyada kriz var, etkileniyoruz." Ben de siz söylemeden söyledim, şimdi de tekrar edeyim: Bütün dünyada ahlaki, ailevi, manevi değerler aşınıyor ama bütün dünyada olması, sizin hiçbir konuda tedbir almamanızın mazereti olmaz, olamaz. Yağmur yağacaksa yağmur yağar; şemsiye açarsınız, yağmurluk giyersiniz; belki tamamen ıslanmaktan kurtulamazsınız ama mesele zaten az ıslanmaktır, hasta olmamaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bunları "Yazıklar olsun!" diye bağıran bir muhalefet figanı içinde söylemiyorum; hepimiz akil baliğ yurttaşlarsak bunları nasıl çözeceğimizi, hasarı nasıl azaltacağımızı, ortak aklı nasıl egemen kılacağımızı konuşmak zorundayız.
Ezcümle, "kendine çeki düzen vermek" diye bir deyiş vardır ya, işte o aşamadayız, hatta belki çoktan da geçtik. Kendimize çekidüzen vermek adına istişare mefhumunu hatırlamak ve ona inanmak zorundayız. Bu araştırma önergesini de bu sebeple imzaladım; bir yurttaş, bir evlat, bir eş ama en çok da bir baba olarak imzaladım, şimdi sıra sizde. Biliyorum aklınız başınızda, inanıyorum vicdanınız sızlıyor, geriye sadece sorunları çözmek için gereken niyetiniz kalıyor. Vurun masaya yumruklarınızı, yırtın size giydirilmek istenen gömlekleri, gelin hep beraber evlatlarımızın bugününü ve geleceklerini kurtaralım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz, Sinop Milletvekili Sayın Nazım Maviş'e ait.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta okullarımızda yaşanan silahlı saldırılar sadece iki şehrimizi değil milletimizin tamamını derinden sarsmıştır. Sözlerimin başında, hayattan koparılan evlatlarımıza ve kendini öğrencilerine siper eden ve hayatını kaybeden Ayla Öğretmenimize Cenab-ı Hak'tan rahmet diliyorum, kederli ailelerimize ve milletimize de sabrıcemil niyaz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, yaşanan bu olaylar her birimize, bu ülkenin aydınlarına, akademisyenlerine ve siyasetçilerine karşı karşıya kaldığımız sorunu derinlemesine bir şekilde sorgulama ve analiz etme görevi yüklüyor. Meseleyi basit bir indirgemecilikle yalnızca okula, okul güvenliğine hasrederek tartışırsak yanılgıya düşeriz. Okulu, öğretmeni, disiplin sistemimizi elbette sorgulayalım ama aileyi, sosyal çevreyi, sanal ortamları, modernizmin yol açtığı derin psikolojik ve sosyolojik sorunları da bununla birlikte tartışmalıyız. Çok katmanlı bir sorunla karşı karşıyayız. O nedenle bu sorunu çok katmanlı ve çok boyutlu olarak tartışmalıyız. Bunları tartışırken de her birimiz meseleyi gündelik siyasal çıkar hesaplarına kurban etmeden, herhangi bir siyasi fırsatçılığa düşmeden ortaklaşarak tartışmalıyız. O nedenle bu komisyonun kurulacak oluşunu meselenin bütün boyutlarıyla tartışılmasına fırsat vereceği için çok kıymetli buluyorum. Bu sorun tartışılırken bir eğitim ekosisteminin ürettiği sonuçları bu ekosistemin bütün parçaları üzerinden tartışmalıyız. Sorun sadece okul kapısına x-ray cihazı kurmak değil okulu, aileyi, toplumu, öğrenciyi ve öğretmeni yani ekosistemi dönüştürmekten geçmektedir. "Güvenli okul" dediğimizde bütüncül bir bakış açısıyla, disiplinler arası bir yaklaşımla bir güvenlik ekosistemi inşa etmeyi düşünmeliyiz. Aile bu ekosistemin ilk ve en önemli merkezidir. Çocuğun ilk eğitimi ailede başlar, sosyalleşmesi aileyle kurulur. Toplumun kültürü, değerleri çocuğa ailede aktarılır. Güçlü toplumun kaynağı güçlü bir ailedir. Eğer aile içerisinde çocuk yalnızlaşırsa, aile içi iletişim zayıflarsa çocuklarımız her türlü tehdide açık ve kırılgan hâle gelir. O nedenle bizim aileyi güçlendirme politikamız aslında hem bireyi hem de toplumu güçlendirme politikamızın en temel zeminidir.
Değerli milletvekilleri, sorun topyekûn karşı karşıya kaldığımız bir yeni durumun en savunmasız olan çocuklarımız üzerindeki tezahür biçimidir. Şiddet, kimlik bunalımı, insanlık değerlerinin giderek zayıflaması ne yazık ki modern dünyanın temel krizine dönüşmüştür. Bunun için değerlerimizi, kimliğimizi, bu modern sapmayla nasıl mücadele edeceğimizi odağımıza koyarak tartışmamız gerekiyor. Burada dijital ağlara ayrı bir başlık açmak istiyorum. Sanal dünya bize bağımlılığı özgürlük gibi takdim etmektedir. Bağımlılık özgürlük değildir. Özgürlük, bireyin güçlenmesi demektir; bireyin kendi kararını kendisinin verebilmesi, otonom olabilmesi demektir. Oysaki bu ağlar bireyi büyük bir gözetleme düzeninin parçası hâline getirmektedir. Dijital ağ sınırsız bir özgürlük ortamı olarak kendini takdim ediyor. Oysa öyle bir sanal iktidar alanı oluştu ki özgürlük ile gözetim ayırt edilemez hâle geldi. Dijital ağlar, tüm toplumu âdeta müebbet gözaltına mahkûm etti. İdeolojisiz bir totaliterlik biçimiyle karşı karşıyayız. O nedenle mutlaka bu alanlarda bir regülasyona gidilmelidir. Biz dijital platformlarla ilgili düzenleme yapmak istedikçe bizi özgürlük bağlamında eleştirenlere şunu söylemek istiyorum: Esasen biz, bağımlılığın bu biçimini kırarak özgürlüğü güçlendiriyoruz, özgürlüğü koruyoruz, özgürlüğü savunuyoruz. Bu düzenlemelere karşı çıkarak sizler, gerçekte gençlerimizin özgürlüğünün kısıtlanmasına vesile olduğunuzun belki farkında değilsiniz.
Çok değerli milletvekilleri, dijital mecralar sadece içerik üretmiyor, duyguları yönlendiriyor. Kolay alıcı bulan korku, öfke ve çatışma anlatıları birtakım yankı odalarında çocuklara doğrudan yükleniyor. Duyguların istismar edildiği dijital odalarda çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal sağlıkları erozyona uğruyor. Sosyal medya ve oyunlar âdeta anestezik bir etkiyle bilgi ve düşünceyi engelliyor, hakikati baskılıyor. Diğer yandan, uluslararası sosyal medya şirketleri ulusların egemenlik sınırlarını aşındırmakta, millî değerlerimizi erozyona uğratmaktadır. Kontrolsüz ve kuralsız bir düzen vardır. Bu alanda yapılması istenilen regülasyonları da özgürlük bağlamında değerlendirmeye kalkmak, hemen "yasakçılık", "otoriterlik" gibi ezber değerlendirmelerle mahkûm etmeye çalışmak siyasi oportünizmdir. Nasıl "mavi vatan", "gök vatan" diyorsak aslında bir sanal vatan alanı da oluşturmamız yani sanal alanı da vatanlaştırmamız gerekmektedir. Eğer biz, bu kontrolsüz, sınırsız küresel şirketlerin nüfuz alanlarıyla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmazsak bir müddet sonra ulusal egemenlik alanımızın aşındığını çok rahatlıkla göreceğiz. Dolayısıyla bu alanda yapılacak olan regülasyon bir özgürlük meselesi değil bir egemenlik meselesidir. Dijital ağlar ne yazık ki artık kurmaca ile hakikat arasındaki ayrımı yok ediyor. Yalanın, dezenformasyonun, sahte haberlerin bu kadar yaygınlaştığı bir zemin olarak dijital ağlar karşımıza bir hakikat krizi çıkarmaktadır. Bunun sonucu anlamsızlık ve kimliksizliktir. Yeni bir nihilizm biçimiyle karşı karşıyayız. Anlamdan, amaçtan ve hakikatten yoksun bir çağda yaşıyoruz. Çocuklarımız bu anlam yoksunluğu ve hakikat kaybının en savunmasız mağdurlarıdır. Hakikat yoksa toplum çözülür. Bu anlam yokluğundan, bu hakikat yoksunluğundan ve kimlik krizinden ancak dinî, insani ve millî değerler zemininde bir kimlik inşasıyla çıkabiliriz. Normların belirsizleştiği, sosyal bağların zayıfladığı, ortak değerlerin sarsıldığı bir dönemde birey kendini anlamsız ve amaçsız olarak görür. Bu açıdan, bunları tartıştığımız bugünlerde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin haklılığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. "Erdem-değer-eylem" mottosuyla kurgulanan Maarif Modeli, ahlaki ve manevi erdemleri, toplumsal ve insani değerleri ve bireyin kişisel kabiliyet ve becerilerini geliştirmeyi merkeze almıştır. Yaşadığımız olayların bir anlam kaybının, kimlik erozyonunun sonucu olduğunu bir kere daha düşünecek olursak aslında Maarif Modeli'nin ortaya koymaya çalıştığı temel amaç tam da bu anlamsızlığı ve kimliksizliği gidermektir. Hangi saiklerle karşı çıkmaya çalışırsanız çalışın, şahsen ben güçlü bir şekilde inanıyorum ki toplumların dayanışmasının, beraberliğinin, huzur ve sükûnunun temel dayanaklarından biri Allah inancı ve maneviyata dayalı değerlerin egemenliğidir. Elbette ki okullarımızı koruyalım, bütün güvenlik önlemlerini alalım ancak gençlerimizin zihin alanını nasıl koruyacağımıza da daha fazla kafa yoralım.
Değerli milletvekilleri, bu meseleyi gündelik siyasi polemiklerin malzemesi hâline getirmek, siyasi tartışmalara indirgemek, sorunu odağından saptırmak, üzerini örtmek manasını taşır. Çok katmanlı, çok boyutlu bir sorunu siyasi ikbal hırslarımızın kışkırtıcılığıyla Hükûmete ya da Sayın Bakanımıza yüklemek için bir fırsat malzemesine dönüştürmek, bu acı hadiseler üzerinden siyasi rant devşirme yarışına girmek ahlaken doğru değildir. Esasen acı üzerinden siyaset yapmak siyaset yapmak da değildir; çünkü siyaset ahlakla yapılır, çünkü siyaset insani bir zeminde yapılır. Ne yazık ki daha olay anlaşılmadan, milletçe acı ve ızdırap duyduğumuz bir anda bazı siyasetçi arkadaşlarımızın açıklamaları açıkça acı üzerinden siyasi rant devşirmek anlamına gelmiştir. Elbette eleştirilerimiz olacak, işte bugün de burada birbirimizi eleştiriyoruz. Eleştiri başka bir şey ama acıyı siyasi söylemlerimiz için malzeme yapmak başka bir şeydir; bu, sorumluluk duygusundan uzak bir yaklaşımdır. Daha olayın bütün sıcaklığı ortada iken Hükûmetimizi, Sayın Millî Eğitim Bakanımızı ramazan etkinlikleri üzerinden eleştirmeye kalkmak milletin kendi değerleriyle milletin bağını anlayamamak demektir. Oysaki tam da ramazan etkinlikleri, değerler eğitimi ve çocuklarımızın erdemli yetişmesini sağlayacak politikalara ne kadar ihtiyacımızın olduğunun ortaya çıktığı bir dönemdeyiz. Buna rağmen böyle bir olayda böyle bir zemin üzerinden politika yapmaya kalkmak en hafif ifadeyle basiretsizliktir.
Değerli arkadaşlar, birtakım diziler, gündüz kuşağı programları, şiddet özentisine yol açan birtakım filmler de gözden geçirilmelidir. Bazı film ve dizilerde ahlakın yerine raconun, hukukun yerine intikam ve öç alma duygusunun onurlu bir şeymiş gibi takdim edilmesi şiddeti estetize etmektedir, devleti ve hukuku işlevsiz göstermektedir. Şiddetin giderek özendirici bir görünürlük kazanması, mafyatik tiplerin olumlu bir imajla sunulması oldukça tehlikelidir; bu, zorbalığın ve güç gösterisinin ödüllendirilmesi anlamına gelmektedir, şiddet ve zorbalık prestijli bir taklit ögesi hâline dönüşmektedir. Bunların çocuklarımız üzerindeki özendirici ve olumsuz etkilerini de komisyon çalışmalarının önemli gündemlerinden birisi yapmamız gerektiğini düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle, bir kere daha, Maraş'ta hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Acımız tarifsiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Bugün ortaklaşa bir şekilde Meclisimizde bu olayların arka planındaki kök nedenleri araştırmak üzere bir komisyon kuruyoruz. Umut ediyorum ve inanıyorum ki bu komisyon, bütün saiklerin üzerinde, sadece ülkemizin geleceği çocuklarımızın geleceğini temel almak suretiyle verimli, başarılı ve sonuçları ülkemizin geleceğine olumlu etkiler bırakacak politika kararlarının ortaya konulduğu bir sonuçla tamamlanır. Bu vesileyle, ben tekrar çocuklarımıza rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar diliyorum, milletimize sabırlar diliyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz, Düzce Milletvekili Sayın Ayşe Keşir'e ait.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; aslında çok da canımızı yakan bir gündemle bugün buradayız. Meclisin birinci görevi, siyasetin birinci görevi çözüm üretme, çözüm bulma sanatıdır. O anlamda, yeni oluşan, canımızı yakan bir olay için çözüm bulmak için bugün buradayız. Ben, öncelikle, iki şehrimiz nezdinde yaşanan olaydan duyduğum hüznü ifade etmekle beraber, Ayla Öğretmenimiz başta olmak üzere hayatını kaybeden evlatlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum ve özellikle yaralılara da tedavilerinde şifalar diliyorum.
Bu aslında 86 milyonun acısı, hepimizin acısı; özellikle bunun üzerinden siyaset üretmeyi de hiç doğru bulmuyorum, biz çözüm üretme makamındayız ve çözümü konuşmalıyız tekrarlanmaması için. Elbette sosyal olaylar tek bir nedene ya da tek bir sonuca bağlanamaz, neden-sonuç ilişkisi çok karmaşık, çapraşık olabilir zaman zaman; onun için çözümü de multidisipliner aramak gerekir. Akademi, veli, öğretmen, aile üçgeninde pek çok disiplinin bir araya gelerek çözümü çalışması gerektiği kanaatindeyim.
Burada size iki kavramdan bahsetmek istiyorum, özellikle üzerinde durmak istediğim iki önemli kavram var. Aslında hem kadim doğrularımızdan güç alarak hem de bilimin ışığında bu çözüme hep birlikte katkı verebiliriz. Öncelikle "sosyal öğrenme" kavramından bir parça bahsetmek istiyorum size. Aslında 18'inci yüzyılın sonundan itibaren dünya bu konuyu tartışıyor. Özellikle 1774'te Goethe'nin yazdığı "Genç Werther'in Acıları" romanından sonra Avrupa'da başlayan bir intihar salgınından bahsediliyor, salgın üzerine dünya kamuoyu sosyal öğrenmeyi tartışıyor. 1960'lardan itibaren Fransız bilim adamı Bandura ve ondan sonra pek çok bilim adamı bu konu üzerinde "sosyal öğrenme" teoremini ispatladılar. Özetle şunu ifade etmek isterim: Medya araçları, bunun içinde dün televizyonu söyleyebiliriz, bugün sosyal medya araçlarını; özellikle çocukların şiddeti medya araçlarıyla öğrendiği ispatlanmıştır. Bakın, bir tezden bahsetmiyorum, bir teoremden bahsediyorum, ispatlanmış bir teoremden; onun için bu konu son derece önemli.
Bir başka konu da -Neil Postman sık sık bundan bahseder- medya her şeyi eğlence olarak sunar. Medyanın birinci görevi, her şeyi eğlence olarak sunmak; siyaseti, dini, ekonomiyi, ne yazık ki şiddeti de. Bugün şiddet içeriklerini bir eğlence unsuru olarak medya araçlarıyla evimizin içinde ne yazık ki görüyoruz ama biz gücümüzü kadim doğrularımızdan, biz gücümüzü bilimin ışığından alacağız.
Burada bir örnek daha vermek istiyorum. Ne zaman medyayı konuşsak konu özgürlükler ve yasaklar tartışmasına ne yazık ki çekiliyor ama basit bir örnek vereyim, çok da anlaşılacağını düşünüyorum. Mesela, güneş insan varlığı yani canlı yaşamı için olmazsa olmazdır değil mi? Güneşin sıcaklığının 1 derece düşmesi bile yaşamı ne kadar etkiler ama güneş bu kadar faydalı iken -çocuklarımız başta olmak üzere- güneşe maruz kalırken güneş kremi sürüyoruz. Bakın, tabiattaki bu kadar faydalı bir unsuru bile güneş kremi sürerek değerlendiriyoruz. Onun için özellikle medya içerikleri açısından konuya sadece özgürlükler perspektifinden bakılmasının bizi çok yanıltacağını düşünüyorum. Benden önceki konuşmacımız Nazım Bey çok detaylı girdi, bu konuyu özellikle buradan ifade etmek istiyorum çünkü sorumluluğu bilmeden yaşanan özgürlükte ne yazık ki bu tür sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz.
Burada aileye de bir vurgu yapmak isterim. Bireyi topluma hazırlayan yegâne kurum aile ve aile güçlü olduğunda birey de güçlü oluyor. Peki, güçlü olmaktan kastettiğimiz ne, güçlü aile ne? Sorun çözme becerisi yüksek aile. Bakın, son olayda da fail üzerinden, ailesi üzerinden pek çok tartışma yapılıyor. Belki oradaki sorunlar daha önce fark edilip çözüm yoluna gidilseydi bugün belki de onu yaşamayacaktık. Onun için sorun çözme becerisi yüksek ailelerin sorun çözme becerisi yüksek bireyler yetiştireceğine olan inancımı da burada ifade etmek istiyorum.
Bir başka husus, ne yazık ki biz dijital mecraları, medyayı konuşurken suç örgütleri, suç unsurları bizden önce o mecraların arka sokaklarına sızdı bile. Biz çocuklarımızı gözümüzden sakınırken, biz çocuklarımızı her şeyden sakınırken, onların odalarına kadar giren ve bizim çok zaman da fark etmediğimiz bir durumla karşı karşıya evlatlarımız. Ne yazık ki "bağımlılık" tek başına kurtarmıyor bunu açıklamayı, bu bir anlamda bir dijital afyon olarak hayatımıza ve çocuklarımızın hayatına giriyor. Bu sadece ülkemizin gençlerinin ve çocuklarının sorunu değil; dünya bunu konuşuyor bugün ve şunun farkında değiliz, ne yazık ki aileler ve gençler açısından da bunu söylemek isterim, belki biz yetişkinler için de bu böyle: Gerçek hayatta suç olan dijital mecralarda da suçtur. Bunu özellikle buradan ifade etmek gerektiğini düşünüyorum. Aile sosyologları sık sık söylerler "Özgürlüklerin tanımlanması için beraberinde sorumluluğun da tanımlanması gerekir." diye. O anlamda, dijital mecraların sorumluluklarının, kullanıcıların sorumluluklarının son derece önemli olduğunu buradan ifade etmek isterim.
Bir başka konu -vaktim az kalıyor, ona da özellikle girmek istiyorum- cinayet ve intihar haberlerinin veriliş biçimi. Bu vesileyle de aslında medya kuruluşlarına buradan da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Cinayet ve intihar haberlerinin nedenine yani neden intihar edildiğine, neden o cinayetin işlendiğine ya da nasılına, biçimine ve yöntemine detaylı bir şekilde medyada yer verilmesi -az önce size Goethe'nin romanından bahsettim ya- işte, salgına sebep oluyor. O anlamda, Avrupa'da pek çok ülkede... Gerçi şunu söyleyeyim: Bir referans vermeye de ihtiyacımız yok, bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsak bu doğrunun arkasından sonuna kadar gitmeliyiz ama pek çok ülkede intihar haberlerinin verilişi sınırlandırılmış, hatta tamamen kaldırılmıştır. Norveç'i başta sayabiliriz bunda. Bu anlamda, intihar ve cinayet haberlerinin veriliş biçimini de bu vesileyle komisyonun gündeme alacağını düşünüyorum, komisyonun gündeminde olacağına inanıyorum. Elbette, tabii, burada önemli olan, bu dijital mecraların yerine neyi koyacağımız? Komisyonun yine gündeminde olacağına inanarak şunu ifade etmem lazım: Çocuklarımızın gelişimi için spor ve sanat etkinliklerinin çocuklarımızın hayatında daha yoğun olmasının bu komisyonun gündeminde olacağına inanıyorum.
Benden önceki konuşmacılardan biri birtakım rakamlardan bahsederken muhtemel ki güncellenmemiş bilgilerden bahsetti, son dakikalarımda onu ifade etmek istedim. Özellikle kız çocuklarının eğitimi son yirmi beş yılın en önemli gündemi, AK PARTİ'nin en önemli gündemi. Bugün kız çocuklarının eğitime erişimiyle ilgili elimde 2025 TÜİK yeni verileri var. Bakın, burada, ilköğretim ve ortaokulda kız ve erkek öğrenciler başa baş eğitimde ama liseye geldiğinizde kız öğrenciler 4 puan erkek öğrencilerden fazla; bakın, lise eğitiminde. Gelelim üniversite eğitimine; bugün kız öğrencilerin -erkek öğrencilerle mukayese ettiğinizde- üniversitede oranı yüzde 52. Şimdi, bu verileri konuşurken kız öğrencilerin eğitimden uzak kaldığını, bilerek bırakıldığını söylemenin çok gerçekçi olmadığını, bu verileri kullanan arkadaşların da bilgilerini güncellemesi gerektiğini düşünüyorum. Şu an yeni biten Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonumuz yeni rapor hazırlama sürecinde, geçmişte de bilişimle ilgili farklı komisyon raporları ele alındı ama tekrar ifade ediyorum: Bu, bizim geçmişte "Avrupa'da olur, Amerika'da olur." diye gördüğümüz olaylar ne yazık ki ülkemize sirayet etti ve bu, ülkemiz için yeni bir sorun, siyaset için de yeni bir sorun ve dediğim gibi, siyaset çözüm üretme sanatı, nasıl ki pandemiyi kucağımızda bulduk ve ona çözüm ürettik, nasıl ki asrın felaketi depremi çok büyük acıyla yaşadık ama bugün 450 bin konutu teslim ettik, yeni çıkan sorunla da mücadele etmek siyasetin birinci görevi. Ben kurulacak olan komisyonda bu bahsettiğimiz çerçevede -ve çok daha genişleyerek- bu sorunun daha detaylı bir şekilde ele alınacağını düşünüyorum.
Zaman zaman bu kürsülerde komisyon raporlarıyla ilgili bazı ithamlarda bulunuluyor, buna da özellikle üzüldüğümü ifade etmek isterim. Biz burada halkın oylarıyla gelmiş milletvekilleriyiz ve o komisyonların her biri milletin sorununa çözüm bulmak için kuruluyor ve ben de geçmişte bir araştırma komisyonu başkanlığı yaptım, yakından takip ettiğim, görev aldığım komisyonlar da var, bir komisyon aşağı yukarı 400 ila 500 kişi ya da kurum dinler, dört aylık çalışması boyunca 400 ila 500 kişiyi veya kurumu dinler. Bakın, bu, sivil hayatta hiçbir ortamda, akademide dahi yapamayacağınız bir performanstır. Buranın çıktılarını kıymetli buluyorum, buranın çıktılarının küçümsenmesinin bu Parlamento çalışmalarının küçümsenmesi olarak gördüğümü, milletin iradesine, milletin seçilmiş vekillerinin emeğine saygısızlık olduğunu gördüğümü ifade etmek istiyorum. Tekrar söyleyeyim: Bu konu siyasete malzeme yapılacak bir konu değil. Dün "Aile dışında hayat var." diye slogan atanlar bugün gelip özgürlükler üzerinden siyaset yapmasınlar, acılar üzerinde ne olur tepinilmesin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYŞE KEŞİR (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYŞE KEŞİR (Devamla) - Bu bizi doğru bir sonuca ulaştırmayacak. Biz çözüm makamındayız, çözüm üretme makamındayız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Aynı hassasiyeti sizden de bekliyoruz.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Hangi komisyon raporunu hangi bakanlık hangi ciddiyetle ele aldı, bir kişi yanıt versin.
BAŞKAN - Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Meclis araştırması açılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 22 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden itibaren başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati:19.43
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.20
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1.- Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 263)[3]
BAŞKAN - Komisyon?
Yerinde.
15 Nisan 2026 tarihli 82'nci Birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
16'ncı madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
Mehmet Kamaç | Sinan Çiftyürek | Ali Bozan |
Diyarbakır | Van | Mersin |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Ali Bozan.
Buyurun Sayın Bozan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ BOZAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Bugün, gün boyunca yapılan konuşmalarda Siverek'te ve Maraş'ta yaşanan saldırılar konuşuldu ama özellikle bu konularda söz alan iktidar vekillerini, iktidar sözcülerini dinlediğimde bir şey dikkatimi çekti: Ya, sanki yirmi dört yıldır bu ülkeyi onlar yönetmiyormuş gibi, olan bitenin sorumlusu onlar değilmiş gibi, ya burada muhalefet gibi konuştular ya da şunu yaptılar: Çıktılar, burada, bu olan bitenin en tepedeki sorumlusu olan Millî Eğitim Bakanına, Yusuf Tekin'e sahip çıktılar; üstüne, çıkıp bir de ne yaptılar? Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, dediler ki: "Bu mesele siyasete malzeme edilmemeli." Evet, arkadaşlar, bu mesele siyasete malzeme edilmemeli ama bu meseleyi, bu saldırıları, bu katliamı siyasete malzeme eden bizzat iktidardır, bizzat AKP'dir. Ne zaman siyasete malzeme etti? O, yaşamını yitiren, öldürülen çocukların cenazesi zamanında siz bu saldırıları siyasete malzeme ettiniz. Siz öldürülen çocuklar arasında dahi ayrım yaptınız, Yusuf Tarık Gül'ün cenazesine hiçbir bakan katılmadı. Çıkıp ondan sonra burada diyorsunuz ki: "Bu olayları, bu yaşananları siyasete malzeme etmeyelim."
Değerli arkadaşlar, Siverek ve Maraş'ta yaşanan saldırıların üzerinden neredeyse bir hafta geçti ama bir hafta içerisinde hem burada hem dışarıda konuşulanlara baktığımda, olup bitene baktığımda ben şunu görüyorum: İktidar yine bu olayı, bu saldırıyı, bu katliamı daha önce yaşananlar gibi hiçbir siyasi sorumluluk kabul etmeden bir komisyona havale ederek kapatmaya çalışacak ama bu defa öyle olmayacak, bu defa öyle olmamalı. Nasıl olmalı? Bir defa Yusuf Tekin istifa etmeli, Millî Eğitim Bakanı istifa etmeli. Eğer bu meseleyi gerçekten siyasete alet etmek istemiyorsanız bu yaşananların bir siyasi sorumluluğu var ve bu yaşananların birinci derecede siyasi sorumlusu da Millî Eğitim Bakanıdır. Millî Eğitim Bakanı o koltuktan vazgeçmeli ya, o koltuktan vazgeçmediği sürece siz bu yaşananları siyasete alet ediyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, şimdi bugün bir komisyon kuruldu değil mi? Peki, bu Komisyon ne yapacak? Kimi dinleyecek? Bu yaşananların birinci derecede sorumlusu olan Millî Eğitim Bakanını dinleyecek, yine Millî Eğitim Bakanının görevlendireceği kamu görevlilerini dinleyecek. Bu Komisyondan ne çıkar? Bu Komisyonun yapacağı çalışmalarla nasıl...
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Millî Eğitim Bakanı gelecek mi? Kültür ve Turizm Bakanı gelmedi ki o gelecek.
ALİ BOZAN (Devamla) - İnşallah gelir.
Değerli arkadaşlar, özetle şunu söyleyelim: Bu yaşananların siyaseti olmaz, bu yaşananların iktidarı olmaz, bu yaşananların sorumlusu olur. Bu yaşananların sorumlusu da sizsiniz ve gereğini yapın.
Şimdi, ben Millî Eğitim Bakanından bahsettim, biraz İçişleri Bakanından da bahsetmek gerekiyor. Şimdi, önceki İçişleri Bakanı gitti, yenisi geldi, dedik bir değişiklik olur. Ya, bu memlekette ille her zaman şu olmak zorunda mı: Gelen gideni aratmak zorunda mı? Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanının Maraş'ta bir yanında Adalet Bakanı, bir yanında Millî Eğitim Bakanı varken yaptığı konuşmayı izlediniz mi, dinlediniz mi? Yaşamını yitiren öğretmen için, yaşamını yitiren öğrenciler için "tane" kavramını kullanıyor, yaralılar için "tane" kavramını kullanıyor. İşte, öyle bir iktidar var ki öyle iktidar temsilcileri var ki ellerinde kâğıt olmadı mı, ellerinde metin olmadı mı bilinçaltlarında ne varsa ortaya çıkıyor. İşte, bilinçaltında, yaşamını yitiren öğrenciye, yaşamını yitiren çocuğa, orada katledilen öğretmene "tane" diyen bakandan, bir İçişleri Bakanından biz ne bekleyelim?
Bilmiyorsanız söyleyelim Sayın Bakan: İnsana tane denmez, öğrenciye tane denmez, çocuğa tane denmez, yaralıya tane denmez; canlı olmayan varlıklara tane denir.
Şimdi soralım iktidara: Siz bu olan bitenlere rağmen hâlen anne-babalara "En az 3 çocuk yapın." demeye devam edecek misiniz? Bundan on yıl önce, on beş yıl önce doğan, bugün 10 yaşında, 15 yaşında olan çocukları koruyamıyorsunuz. Bugün 10 yaşında, 15 yaşında olan çocuklar nerede? Kimisi MESEM'lerde iş cinayetlerine kurban gidiyor, kimisi şu anda biz burada bunu konuşurken ışıklarda dilencilik yapmak zorunda kalıyor, kimisi uyuşturucu kullanıyor, kimisi maalesef uyuşturucu satıyor. Siz bugün 10 yaşında, 15 yaşında olan çocukları koruyamamışken nasıl bu ülkede yaşayan yurttaşlara "En az 3 çocuk yapın." diyebilirsiniz?
Peki, soruyorum: Bu çocukları kim koruyacak? O 3 çocuğu kim koruyacak?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından tamamlandı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ BOZAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, yaşananlar açık, her şey apaçık ortada; bu ülkede çocukları, gençleri koruyamayan bir iktidar gerçeği var. Biliyorum, şu anda bu sıralardaki çoğunluğunuza güveniyorsunuz ama o sandık geldiğinde tıpkı emekliler gibi, tıpkı asgari ücretliler gibi, geçtiğimiz hafta çarşamba günü, perşembe günü, cuma günü çocuklarını okula gönderemeyen aileler bugünleri unutmayacaklar ve sandıkta size gerekli cevabı verecekler. Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Bu sistemle olmaz diyoruz, bu sistem çürümüş diyoruz, çürümüş sistemin ağır sonuçlarını yaşıyoruz diyoruz. Bu çürümüş sistemin daha ağır sonuçlarını yaşamamak için gelin -günü kurtaran değil-sorunların temel kaynağının ortadan kaldırılacağı çözümleri hep birlikte konuşalım ve üretelim diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"MADDE 16 - 4857 Sayılı Kanunun ek 2 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan "üç" ibaresi "beş" şeklinde, "beş" ibaresi ise "on" şeklinde değiştirilmiştir."
Aylin Yaman | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Nail Çiler |
Ankara | İstanbul | Kocaeli |
|
|
|
Sibel Suiçmez | Murat Çan | Eylem Ertuğ Ertuğrul |
Trabzon | Samsun | Zonguldak |
Tahsin Ocaklı | Gülcan Kış | Serkan Sarı |
Rize | Mersin | Balıkesir |
Ömer Fethi Gürer | İzzet Akbulut | |
Niğde | Burdur | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Burdur Milletvekili Sayın İzzet Akbulut.
Buyurun Sayın Akbulut. (CHP sıralarından alkışlar)
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Yine bir torba kanunla karşı karşıyayız. Yine birbiriyle alakası olmayan, yine birbirinden bağımsız, farklı günlerde konuşulması gereken birçok maddeyi içeren bir torba kanunla, kimilerine göre çorba kanunla karşı karşıyayız. Kadın işçilere verilen doğum süresinin iki haftadan artırılmasını da bu kanunda görüyoruz, erkek işçilere verilen doğum izninin artırılmasını da bu kanunda görüyoruz, hiç alakasız bir şekilde 15 yaşını doldurmamış çocukların sosyal ağlara üye olmalarının yasaklanmasını da yine bu kanunda görüyoruz. Hâlbuki vatandaşlarımız, yurttaşlarımız bizlerden çok daha önemli konuları görüşmemizi, çok daha önemli kanunları görüşmemizi bekliyorlar ama bizler... Tabii ki içerisinde olumlu gördüklerimiz de var, olumsuz gördüklerimiz de var; olumlu gördüklerimizin ve olumsuz görüntülerimizin ayrı ayrı oylanmasına imkân verilmeyen bir torba kanun düzenlemesiyle karşı karşıyayız.
16'ncı maddede ne diyor? Babaya, erkek işçilere verilen doğum izni on güne çıkarılıyor. Tabii, doğum bekleyen birçok yurttaşımız için önemli ama en azından otuz gün olması gerektiğini düşünüyoruz. Yine, kadınlarla alakalı, özellikle, doğum yapmalarını istiyoruz ama işe gidişleriyle ya da doğumdan sonra işe devam etmeleriyle alakalı bir garantiyi ne yazık ki kendilerine veremiyoruz.
Yine, bu ülkede sosyal devlet anlayışının olması gerektiğini düşünen bir siyasi partiyiz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bilgi edinebilmeyle alakalı birçok yetkiler veriliyor ama güzide bir kurumumuz, Osmanlı'dan bu yana gelen güzide bir kurumumuz Darülacezeye katma değer vergisi imtiyazlarıyla, kurumlar vergisi matrahından indirme imtiyazlarıyla yarın bir gün bir Deniz Feneri gibi bir olayla karşılaşma riskini de getiriyor. Bunu muhakkak iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Bu ülkede yoksulluğu kontrol mü etmek istiyoruz, bu ülkede yoksulluğu bitirmek mi istiyoruz? Buna baktığımız zaman, bu ülkede yoksulluğun ısrarla kontrol edilmek istendiği görülüyor. Yoksulluk bitirilmek istenirse bugün başta -bakın, bir haftadır ülkemizde çok büyük acı olaylar yaşandı- eğitimi yeni baştan ele almamız gerekir, eğitimi daha nitelikli hâle getirmemiz gerekir. Bakın, eğer yoksulluğu yönetmeyi değil bitirmeyi istiyorsak bu ülkede yetişen, bu ülkede üretilen hiçbir ürünün ithalatına geçit vermememiz gerekir, tarım ve hayvancılığı tekrar tercih edilebilen bir sektör hâline getirebilmek gerekir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün çiftçileri, üreticileri bir doktordan, bir hâkimden, bir savcıdan, bir öğretmenden daha fazla para getirebilir, para kazanabilir bir konuma getirmemiz gerekir. Bunları niye söylüyorum? Eğer bunu başarabilirsek, bunu gerçekleştirebilirsek bu ülkede yoksulluğu tarihe gömeriz -bakın, bu ülkede üretim sadece çiftçilerden değil- sanayiyi geliştirebilirsek, dünyaya açılabilen birçok pazarla sanayimizi güçlendirebilirsek bugün, bu görüştüğümüz torba kanundaki maddelerin birçoğu boşa çıkacak. Çünkü neden? Ülkedeki yoksul sayısı çok aza düşecek.
Kıymetli milletvekilleri, ülkenin geldiği hâle bakın. Bir yoksulluk sınırı açıklıyorlar, 106.817 TL; açlık sınırı açıklanıyor, 32.793 TL. Kıymetli milletvekilleri, Türkiye'de sosyal yardım alan kişi sayısı 2025-26 döneminde yaklaşık 20 milyona çıkıyor yani ülke nüfusumuzun dörtte 1'i; 4,5 milyon hane düzenli veya dönemsel sosyal yardım kapsamına alınıyor. 541.599 kişi evde bakım desteği alıyor. Bunlar övünülecek durumlar, bunlar övünülecek rakamlar değil. Bizlerin, ne yapıp ne edip Türkiye'yi şaha kaldırmamız gerekiyor, üretimi şaha kaldırmamız gerekiyor; yoksulluğu yönetebilen değil, yoksulluğu yok edebilen bir anlayışı getirmemiz gerekiyor diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinde yer alan "on" ibaresinin "yirmi" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.
Selçuk Özdağ | Elif Esen | Mehmet Atmaca |
Muğla | İstanbul | Bursa |
|
|
|
Mehmet Karaman | Şerafettin Kılıç | Medeni Yılmaz |
Samsun | Antalya | İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Medeni Yılmaz. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
MEDENİ YILMAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; sizleri YENİ YOL Grubu adına saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa Siverek'te yaşadığımız elim hadiseler dolayısıyla hayatını kaybeden öğrencilerimize ve öğretmenlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine sabır diliyorum, bütün milletimize başsağlığı diliyorum. Ne yazık ki bu ve benzeri olayları çok sık yaşıyoruz son zamanlarda yani sırayla tek tek söylemek istemem ama aklıma çok yakın geçmişte otel yangınından başlayarak birçok hadise geldi. Bu konuda ve benzeri konularda olay olduğu zaman, olay sıcakken üzerinde çok fazla konuşuyoruz ama çok kısa zaman içerisinde çok çabuk da unutuyoruz maalesef bir başka, yeni bir olay oluncaya kadar.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Cenab-ı Allah bütün kâinatı yarattı, kâinattaki bütün nimetleri yarattı, insanı yarattı ve kâinattaki bütün nimetleri insanın hizmetine verdi, onlar için yarattı. Bu kadar kıymetli, bu kadar değerli varlığa, Cenab-ı Allah'ın ona lütfettiği, bahşettiği bu imkânlara karşılık bizler, ülkeyi yönetenler gerekli hassasiyeti ne kadar gösteriyoruz, ne kadar duyarlı davranıyoruz? Bu konuda ciddi bir şekilde birbirimizi sorgulamamız lazım, kendimizi sorgulamamız lazım. Burada iktidar-muhalefet ayrımı yapmıyorum; hepimiz insanız, hepimiz bu ülkenin insanlarıyız ve hepimizin -iktidar, muhalefet- eminim ki bu insanlar, bu toplumun bütün insanları için hassasiyetleri var ama bu hassasiyetleri, maalesef, çeşitli suni kavgalarla gölgede bırakıyoruz.
Üzerinde konuştuğumuz 16'ncı maddede teklifimiz, on olarak gelen doğum sonrası izni yirmiye çıkarmaktır. Bu konudaki talebimizi bir önergeyle ilettik ama ben, bu arada, mademki konumuz insan, insanı ön plana çıkarmak için, özellikle çok ihmal ettiğimiz çevreyle ilgili hassasiyeti dile getirmek istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Esenyurt'taydım. Esenyurt, malumunuz, nüfusu 1,5 milyona yaklaşmış, Türkiye'nin en büyük ilçesi; neredeyse 2 tane büyükşehir çıkaracak kadar nüfusa sahip ama aynı zamanda büyük bir betonlaşma, büyük bir çevre sıkıntısıyla karşı karşıya. Burada yaşayan 1,5 milyon insan neredeyse nefes alamaz hâle gelmiş. Gökdelenler, beton yığınları arasında kaybolmuş, adeta nefes alamayan bir topluluk var orada.
Geçtiğimiz günlerde gördüğümüz bir hassasiyeti sizlerle paylaşmak istiyorum, o da şu: Esenyurt ilçemizde 6 tane park var değerli milletvekilleri ama bu parklardan bir tanesinin maalesef bir bölümüne Emniyet Müdürlüğü binası yapılmak isteniyor. Şu anda ilçede büyük bir hassasiyet var. Bu hassasiyeti sizlerle paylaşmak istedim. O da, Emniyet Müdürlüğü binası için birçok alan bulunabilirken adı da "Recep Tayyip Erdoğan Parkı" olan bu parkın bir bölümüne, 9 bin metrekaresine Emniyet Müdürlüğü binası yapılmak istenmesi. Düşünün, burası aynı zamanda deprem toplanma bölgesi değerli arkadaşlar. Daha geçtiğimiz üç yıl içerisinde büyük bir deprem yaşadık, yirmi yedi yıl önce büyük Körfez depremini yaşadık. O günden bu yana büyük İstanbul depremi için sürekli uyarılar var ve bununla ilgili İstanbul'da maalesef gerekli ve yeterli hazırlığın yapılmadığını hepimiz gözlemliyoruz ve biliyoruz. Orada kentsel dönüşümden tutun da kentte deprem için tahsis edilen toplanma alanlarına varıncaya kadar her alanda büyük bir ihmal var. Ne yazık ki üzülerek söylüyorum, deprem toplanma alanlarının birçoğu rezidanslara ve AVM'lere çevrildi yani ranta çevrildi. İnsanlar beton yığınları arasında nefes alamaz hâle gelirken, oradaki mevcut parkları da binalara dönüştürmek, betona dönüştürmek hiçbir aklın ve insafın kabul edebileceği bir olay değildi. Bu konuda lütfen sizlerden, özellikle iktidar grubundaki milletvekili arkadaşlardan hassasiyet bekliyoruz, bunu Esenyurt da bekliyor, gittiğimizde bunu bize söylediler, ilettiler, ben de burada sizlere iletiyorum; lütfen bu hassasiyeti gösteriniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Oradaki toplanma alanları gerçekten çok çok önemli, artı insanların nefes alabildiği, sosyalleşebildiği ve çocukların oyun oynayabildiği, gençlerin spor yapabildiği çok sınırlı alanları maalesef betona gömersek... İşte bugün araştırma önergesinde çocuklarımızla ilgili dijitalleşmeyi, birçok olumsuz şeyleri konuştuk, bunların hepsi insanımıza verdiğimiz değerin eksikliğinden kaynaklanan olumsuz sonuçlardır.
Sınırlı zaman içerisinde bu kadar büyük bir konuyu elbette görüşmek mümkün değil, konuşmak mümkün değil ama söylenenlerin ne anlama geldiğini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Ben bu duygularla sizleri saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım...
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Başladı, işlem başladı efendim.
BAŞKAN - Ya, buna itiraz etmeyin!
Yoklama talebi var: Sayın Günaydın, Sayın Yıldızlı, Sayın Sarı, Sayın Alp, Sayın Gürer, Sayın Dinçer, Sayın Ersever, Sayın Kılıç, Sayın Akbulut, Sayın Güzelmansur, Sayın Çan, Sayın Özdemir, Sayın Ceylan, Sayın Arı, Sayın Uzun, Sayın Bakırlıoğlu, Sayın Aygun, Sayın Genç, Sayın Tahtasız, Sayın Becan.
Yoklama için üç dakika süre veriyor ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime 15 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.45
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 21.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN(Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - İstanbul Milletvekili Medeni Yılmaz ve arkadaşlarının önergelerinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
1. Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 263) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yerinde.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Uğur Poyraz | Hakan Şeref Olgun | Yavuz Aydın |
Antalya | Afyonkarahisar | Trabzon |
|
|
|
Hüsmen Kırkpınar | Lütfü Türkkan | Mehmet Akalın |
İzmir | Kocaeli | Edirne |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
(Uğultular)
BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, çok uğultu var, konuşmak isteyenler kulise geçsinler.
Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada sizinle bir krizi konuşmak için söz aldım. Bu kriz 86 milyonun geleceğini doğrudan etkileyen bir kriz, bir alarm aslında, ondan bahsedeceğim. Bu yeni dönemin krizi, ev genci. Daha önce duydunuz mu böyle bir şey? Ev genci. Ev kızı vardı daha önce. Ne iş yapıyor kızımız, okudu mu? Ev kızı... Şimdi, yeni ev genci var, yeni moda ev genci. Bu gençlerin tembelliği değil mesele, mesele tamamen bireysel bir tercih falan da değil. Hatırlıyor musunuz bir zamanlar Sayın Cumhurbaşkanı "Her aileye 3 çocuk." diyordu, bence çok güzel bir projeydi o, keşke 4 çocuk olsa ama... Ne oldu biliyor musunuz o 3 çocuk? Bu çocuklardan birini sokakta kaybediyoruz şu anda, birini okulda kaybediyoruz, birini de evde kaybediyoruz; 3 çocuk gitti. Evet, evde yani ne işte ne eğitimde ne öğretimde ne hayatta, sadece evde bekliyor bu çocuklar. Neyi bekliyorlar? Atanmayı bekliyorlar, mülakattan geçmeyi bekliyorlar, elinden alınmış hayallerinin geri verilmesini bekliyorlar, ifade özgürlüğü istiyorlar, konuşmak istiyorlar, gözaltına alınmadan konuşmak istiyorlar, çok fazla bir şey istemiyorlar, özgür bir Türkiye istiyorlar. Şanlıurfa'da, Kahramanmaraş'ta yaşanan o acı olaylar, o 2 öğrencinin okulu silahla basması hakikaten hepimizi derinden sarstı ama biz sadece sonucu konuşuyoruz, sebebi konuşmaktan kaçıyoruz.
(Uğultular)
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sayın Başkan, sizi şöyle arkaya doğru alalım mı? Sayın Komisyon Başkanım, Sayın Başkan...
Ben bekleyeyim de muhabbet bir bitsin.
Sayın Başkan, muhabbetiniz bittiyse konuşmaya devam edebilir miyim?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ama gerçekten ayıp ya!
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Sormak gereken şu: Bu çocuklar bu hâle nasıl geldi? Gençler şunu söylüyor artık: "Ben ne yaparsam yapayım karşılığı maalesef yok." Diploma var, diplomanın karşılığı yok, çalışma var, karşılığı yok, emek var, onun da karşılığı yok. İş buluyor bu gençler ama geçinemiyorlar. İş bulduklarında bu parayla ya yaşayacaklar, yemek için yaşayacaklar veyahut da bir hanede oturacak, ikisini bir arada yapma şansları yok çünkü aldıkları maaşlarının yüzde 60-70'ini kiraya vermek zorunda çocuklar. O yüzden, çocuklar evlenmekten kaçıyor. Bizim dönemimizd 25 yaşına geldiği zaman artık "evlenme çağı" dediğimiz çocuklar şu anda 35 yaşlarında hâlâ evlenemiyorlar, yuva kurmaları mümkün değil. Ekonomik olarak bağımlı bu çocuklar; 35 yaşında çocuk hâlâ annesinin, babasının emekli maaşına muhtaç bir hâlde yaşıyor.
Psikolojik olarak tükenmiş bu çocuklar, sosyal olarak da yalnızlar. Ne çalışıyorlar ne okuyorlar ne de hayata dair bir umutları var. 15-34 yaş arasında evde bekleyen bir nesil var şu anda Türkiye'de. Bu ne demek biliyor musunuz? Gecikmiş hayat demek, ertelenmiş gelecek demek. Bir de barınma krizi var, biraz evvel bahsettim. Bu ülkede gençler artık nasıl yaşarım değil, nasıl hayatta kalabilirim diye düşünmeye başladılar. Bir de üstüne sosyal medya var. Genç kendini artık sadece Türkiye'yle kıyaslamıyor, sosyal medyada Avrupa'daki, dünyadaki, diğer ülkelerdeki akranlarına bakıyorlar, bir de kendilerinin sadece doymak için yaşamak zorunda kaldıklarını hayal ediyorlar, ikisi arasında böyle sosyal bunalımlara kapılıyorlar.
Şimdi, size bir okulun rakamlarını söyleyeceğim, bu okulun rakamları bu ülkenin gerçek durumunu, yönünü gösteriyor. İstanbul Alman Lisesi 2010 yılında 129 mezun verdi; bu 129 mezundan 42 çocuk yurt dışına çıktı, 87'si Türkiye'de kaldı. 2024 yılına geldik, aynı lise bu sefer 125 mezun verdi; 124 çocuk yurt dışına çıktı, bir tanesi Türkiye'de kaldı. Kalan, yurt dışına giden gençlerimizin durumunu herhâlde tahmin edebilirsiniz. En iyi üniversitelerimizden bahsedeceğim size; Koç'ta mezun olan çocukların yüzde 28'i gidiyor, Sabancı'da yüzde 27'si, Bilkent'te yüzde 25'i, Boğaziçi'nde yüzde 23'ü, ODTÜ'de yüzde 21'i mezunların bu ülkede kalmıyorlar yani bu ülkenin en iyi yetişmiş beyinleri valizlerini toplayıp yurt dışına gidiyorlar. Şimdi size soruyorum: Biz neyi kaybediyoruz? Sadece gençleri mi? Hayır, biz ülkenin geleceğini kaybediyoruz. Bu çocuklar doğduğu günden 18 yaşına kadar devletimiz onlara verdiği, sağladığı sağlık ve eğitim hizmetleriyle beraber 3 milyon lira para harcıyor bu çocuklara, bir de üniversiteyi bitirdikleri zaman bu para 5 milyon liraya çıkıyor. Bu, devlete maliyeti o çocuğun; sadece eğitim ve sağlıktan bahsediyorum, diğer hiçbir şeyden bahsetmiyorum. Sonra, geleceğimiz olan o gençler ne oluyor biliyor musunuz eğer burada kalırsa? Evde oturuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Evde oturmayı göze alamayan valizini topluyor, yurt dışına kaçıyor. Bu nedir biliyor musunuz? Aslında, kaçan sadece ülkenin genci değil, ülkenin kaynağı da yurt dışına kaçıyor. Bu nedir biliyor musunuz? Aslında kaçan sadece ülkenin genci değil, ülkenin kaynağı da yurt dışına kaçıyor. Bu çocuğa bu kadar yatırım yapmış bu devlet ve bu yatırımla yetiştirdiğiniz üniversite mezunu, doktor, mühendis çocuk tam ülkeye hizmet edecekken gidiyor Almanya'ya hizmet ediyor, Belçika'ya hizmet ediyor, İsviçre'ye hizmet ediyor; devlet harcadığı parayla kalıyor, devlete hiçbir faydası olmuyor. Bu, aslında tam bir sömürge düzenidir arkadaşlar, hani yirmi dört yıldır sizden çok duyarız, ben de çok söyledim: "Asım'ın nesliyiz." diyorduk ya, işte o nesil şimdi Hans'a, George'a hizmet ediyor, üzülerek söylüyorum.
Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hans ve George faydalanmaya devam etsin, mübarek olsun!
BAŞKAN - 16'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
17'nci madde üzerinde 4 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinde yer alan Ek Madde 1'in dördüncü fıkrasındaki "Bu cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın hâlen giderilmemiş olması hâlinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen izin ve ruhsatlar derhâl iptal edilir." cümlesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Elif Esen | Mehmet Atmaca | Selçuk Özdağ |
İstanbul | Bursa | Muğla |
Mehmet Karaman | Şerafettin Kılıç | Hasan Karal |
Samsun | Antalya | İstanbul |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Karal.
Buyurun Sayın Karal. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde yaşanan ve hepimizi derin bir üzüntüye boğan elim okul saldırılarında hayatını kaybeden öğretmenimize ve yavrularımıza bir kez daha Cenab-ı Hakk'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Bu acılar hepimizin yüreğine düşmüş ağır bir yaradır. Bu derin acının gölgesinde, medyanın oluşturduğu yeni iklimin toplumsal yapımıza, aile değerlerimize ve gençten büyüğe herkesin hayatına etkilerine kısaca değinmek istiyorum. Elbette medya içerikleri bilgilendirme ve farkındalık amacıyla ortaya çıkmış olabilir ancak bugün gelinen noktada, bu içeriklerin önemli bir kısmının aile yapımıza zarar verdiği, toplumsal değerlerimizi aşındırdığı ve toplumun her kesimini hayattan koparıp ekranlara bağımlı hâle getirdiği açıktır. Zamanla bu içeriklerin özellikle yalnızlık yaşayan kesimler için bir terapi alanı gibi görülmesi ise aslında daha derin bir sosyal boşluğun işaretidir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşam süresi uzamaktadır, bu önemli bir kazanımdır ancak yaşlılarımızın ihtiyaçlarına uygun sosyal yapılar kurulmadığında ortaya çıkan boşluğu ne yazık ki ekran doldurmaktadır. Gelişmiş ülkeler bu süreci erken fark etmiş, yaşlıyı hayattan koparmayan, sosyal, kültürel ve psikolojik destekle yaşamın içinde tutan mahalle temelli ve insan odaklı modeller geliştirmiştir. Bizde ise hâlâ huzur evi kavramı üzerinden bir yaklaşım söz konusudur. Oysa, bu ifade dahi toplumun bazı kesimlerinde yalnızlık ve terk edilmişlik hissi uyandırmaktadır. Bu nedenle, bu yaklaşım değişmeli, yaşlılarımız için bilge yaşam merkezleri, aktif yaş alma kampüsleri gibi daha kapsayıcı ve onurlu bir anlayış hâkim kılınmalıdır. Bizim inanç ve kadim medeniyet tasavvurumuzda bu anlayışın en güçlü tezahürlerinden biri ibadethanelerimizdir. Nitekim, insanımız özellikle ilerleyen yaşlarda camileri yalnızca bir ibadet mekânı olarak değil, huzur bulduğu ve sosyal bağlarını sürdürdüğü bir merkez olarak görmektedir. Bu yönüyle camilerimiz ilk inşa edildikleri günden itibaren taşıdıkları anlam doğrultusunda ibadetin yanı sıra eğitimin, istişarenin ve sosyal dayanışmanın da merkezi olmuştur. Bugün bu anlayışın yeniden ihya edilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bu yaklaşımın şehirlerimize yansıması ise yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Bu nedenle, belediyeler beton ve ruhsuz şehircilik anlayışını terk ederek insanı merkeze alan huzurlu şehirler anlayışına yönelmeli, büyüklerimiz için çok yönlü yaşam merkezleri yaygınlaştırılmalıdır.
Burada altını çizmek istediğim önemli bir başka husus da şudur: Yüz yıl önceki bağımlılık anlayışı ile bugünkü aynı değildir. Nitekim, bugün karşılaştığımız manzara bunu açıkça göstermektedir. Bu yeni bağımlılık biçimleri özellikle popüler kültür ve medya aracılığıyla beslenmekte, şiddeti sıradanlaştırıp bir tüketim nesnesine dönüştürerek gençlerimizin sorunlara sağduyulu yaklaşma becerisini zayıflatmaktadır. Bu dönüşümün sonucu olarak konuşmak, dinlemek ve anlamaya çalışmak yerine âdeta bir bilgisayar oyununun içindeymiş gibi şiddete yönelen dürtü kontrol sorunu yaşayan bir gençlik riskiyle karşı karşıyayız. Siverek ve Kahramanmaraş'taki okullarımızda yaşanan elim saldırılar bu tehlikenin ne kadar somut olduğunu göstermiştir. Bu vakaların çoğunda zamanında fark edilmeyen ruh sağlığı sorunları maalesef etkili olmaktadır. Bu olaylar şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını, çoğu zaman göz göre göre geldiğini göstermektedir. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum ki insanlarımızın önemli bir kısmı maalesef mutlu değil. Kendisi mutlu olamayan insanların çocuklarına mutluluk hissi verebilmeleri ne kadar mümkün olabilir? Bu durum, medya ve özellikle sosyal medyanın etkisiyle toplumda giderek görünür hâle gelen daha derin bir sorunun sonucudur. Esas sorun ise bu sonucu doğuran sosyal boşluktur.
Peki, biz bu boşluğu doldurmak adına ne yapıyoruz? İnsanların karnını doyurma konusunda gösterdiğimiz hassasiyeti onların ruhunu ve iç dünyasını besleme noktasında da gösteriyor muyuz? Ne yazık ki hayır. Nitekim, Millî Eğitim Bakanlığı da kurulduğu günden bu yana, adında "eğitim" geçmesine rağmen, çoğu zaman eğitimi değil, daha çok öğretimi önceleyen bir yaklaşım sergilemiştir. Oysa, aslolan, insanı bütünüyle yetiştirebilmektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HASAN KARAL (Devamla) - Bu bütüncül yaklaşım eksik kaldığında büyüklerimizi hayattan koparır, gençlerimizi yalnız bırakır ve toplumsal bağlarımızı zayıflatırsak o boşluğu ya ekran doldurur ya da şiddet. Bu nedenle, Mecliste bu konuyla alakalı araştırma komisyonları kurmak elbette önemlidir ancak yeterli değildir. Aynı acıların tekrar etmemesi için ülke olarak, devlet ve millet olarak tüm kurumlarımızla, toplumun her kesimiyle, siyasi parti farkı gözetmeksizin, topyekûn bir millî seferberlik başlatmanın zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Geleceğimizi daha fazla kaybetmemek için acil koduyla bugünden harekete geçme zamanıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı talebimiz var.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
İhtilaf var, cihazla oylama yapacağız.
Üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.21
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 21.33
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
İstanbul Milletvekili Hasan Karal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Oylama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yerinde.
Diğer önergeyi okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 17'nci maddesiyle 5395 sayılı Kanun'a eklenmesi öngörülen Ek 1'inci maddenin birinci fıkrasında geçen "kararı bulunanlar;" ibaresinden sonra gelmek üzere "affa uğramış olsalar dahi" ibaresinin eklenmesini; birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini; dördüncü fıkrasında geçen "birinci" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve üçüncü" ibaresinin eklenmesini; dördüncü fıkrasının sonuna "edilir" ibaresinden sonra gelmek üzere, ", bu kişilere, affa uğramış olsalar dahi, birinci fıkra kapsamındaki iş yerleri için süresiz olarak izin ve ruhsat verilmez" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Bu fıkrada sayılı suçlardan hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunmasa dahi, hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunan kişinin, fıkrada sayılı iş yerlerindeki iş akdi geçici olarak durdurulur, işletmecinin ise ruhsatı ilgili makam tarafından geçici olarak durdurulur."
Aylin Yaman | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Nail Çiler |
Ankara | İstanbul | Kocaeli |
Serkan Sarı | Gülcan Kış | Sibel Suiçmez |
Balıkesir | Mersin | Trabzon |
Tahsin Ocaklı | Eylem Ertuğ Ertuğrul | Ömer Fethi Gürer |
Rize | Zonguldak | Niğde |
|
|
|
Murat Çan | Cavit Arı |
|
Samsun | Antalya |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı.
Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizde haksız, hukuksuz uygulamalarla birçok belediye başkanımızla ilgili işlem yapıldı ve bir kısmı tutuklandı, şu an cezaevinde ve bu süreçte, ifade ettiğim gibi, çok sayıda haksız, hukuksuz uygulamalarla tutuklamalar oldu. Bunlardan birine değinmek istiyorum: Şu an Silivri'de tutuklu bulunan 5 arkadaşımız var, Antalya Büyükşehir Belediyemizin 5 personeli. Yasin Yellice özel kalem personeli, Aydın Günaydın makam şoförü, Özer Uygun koruma aracı şoförü, Cem Oğuz inşaat mühendisi ve Belediye Başkanının teknik danışmanı, Buse Korkutelmalıoğlu halkla ilişkiler personeli.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Muhittin Böcek çalışma arkadaşlarıyla birlikte 15 Ocak 2024 tarihinde Manisa iline gider ve burada o gün aday olan Manisa Belediye Başkan adayı olan Ferdi Zeyrek'le görüşme gerçekleştirir ve yanında götürdüğü teknik arkadaş tarafından da Antalya'da mevcut görevi süresi içerisinde uyguladığı ve olumlu sonuçlar aldığı projeleri Ferdi Zeyrek Başkana anlatırlar. İşte, bu süreçle ilgili olarak bu ifade ettiğim 5 arkadaş tutuklanmış durumda. Şimdi, savcılığın tutuklama gerekçelerine şöyle bir bakalım istiyorum. Öncesinde kamuoyuna yansıyan ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza yapılan ihbarı doğrular nitelikte "Muhittin Böcek'in Manisa ili girişinde Opet benzin istasyonunda durduğu, şoförlerinin dışarıda beklediği..." Şimdi, değerli arkadaşlar, bir belediye başkanı şoförüyle mi tuvalete girecek? "Muhittin Böcek'in on beş dakika benzinlikte durduğu..."E, şimdi, sonuçta bir yolculuk yaptığınızda, sizler de yapıyorsunuz, uzun yol sonrasında ihtiyaç olarak bir benzin istasyonuna girdiğinizde herhâlde tuvalet ihtiyacı ve diğer ihtiyaçların bir on beş dakika olması kadar doğal bir süre olabilir mi? Yani, bir on beş dakika benzin istasyonunda beklemenin savcılık tarafından suç görüldüğü bir konuyu size anlatıyorum. O nedenle, siz siz olun gittiğiniz geldiğiniz yerlerde benzin istasyonunda on beş dakika kadar beklemeyin. Hele ki şoförünüz varsa şoförünüzle de tuvalete girmeyin. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Muhittin Böcek'in HTS kayıtları incelendiğinde Ferdi Zeyrek'le eski irtibatının bulunmadığı, buluşma tarihinden kısa bir süre önce sık görüşmeye başladıkları anlaşılmıştır. Bundan daha doğal ne var? Ferdi Zeyrek Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Muhittin Böcek de mevcut Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve bu süreçte ikisinin görüşmesi ve Başkanın tecrübelerini aktarması kadar doğal ne olabilir? İşte, savcılık diyor ki: "O döneme kadar Belediye Başkanıyla arasında bir temas yoktu, o süreçte temas gelişti." E, doğal çünkü birisi Belediye Başkanı, Ferdi Zeyrek o dönemde sadece İl Başkanı, ne diye görüşsün? Ama aday olduktan sonra görüşmesi kadar doğal bir şey de olamaz.
Yine, savcılık diyor ki: "Efendim, işte, bu tarihten sonra görüşme oldu, bunun bir anlamı var." Hiçbir anlamı yok çünkü Muhittin Böcek'in adaylığı Cumhuriyet Halk Partisi MYK kararıyla esas itibarıyla 11 Ocak tarihinde kararlaştırılmıştı, bu görüşme ise 15 Ocakta, bundan daha doğal ne olabilir?
Yine, bir başka suç daha size söyleyeyim bu arkadaşların neden tutuklandığına dair, diyor ki savcılık: "İşte, şoförler yolda giderken sık sık telefonlarını kapattı ve gizlilik oluşturmaya çalıştı." Değerli arkadaşlar, Antalya'dan yola çıkan bir aracın Manisa'ya kadar giderken en az 10 yerde, 20 yerde, bırakın şehirler arası, şehir içinde bile telefon çekmediği yer yok mu? Siz bir yere giderken telefonunuzun kesildiği olmuyor mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CAVİT ARI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CAVİT ARI (Devamla) - İşte, bu durumu savcılık suç olarak görmüş yani şoförlerin telefonunun yolda giderken kesilmesi suç olarak görülmüş ve bu 5 arkadaşımız bu yüzden tutuklanmış.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Belediye Başkanımız ve ekibi Manisa milletvekilleriyle, il başkanıyla, aynı ofiste çalışan teknik arkadaşlarıyla birlikte üç saate yakın görüşme yapmış ve sonrasında Antalya'ya dönmüş. İşte, böyle bir olay nedeniyle şu an haksız yere tutuklu 5 arkadaşımız Silivri Cezaevinde. Bu arkadaşlarımızın, bu haksızlığını işte, savcılığın bu tutuklama gerekçesini buradan anlattım. Sizlere tekrar söylüyorum: Birazcık vicdan varsa bu arkadaşlarımızla ilgili derhâl işlem yapılır. Özgürlüklerine kavuşmalarını bekliyoruz.
Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinde yer alan "...müştereken..." ibaresinin "...birlikte..." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
|
|
|
Mehmet Kamaç | Sinan Çiftyürek |
|
Diyarbakır | Van |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Nevroz Uysal Aslan.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanunun 17'nci maddesi Çocuk Koruma Kanunu'na ek bir madde getiriyor. Maddede cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, uyuşturucu suçları, müstehcenlik, fuhuş, insan ticareti ve kasten öldürme suçlarından kesinleşmiş mahkûmiyeti bulunanlar -çocukların yoğun bulunduğu alanlar da tek tek sıralanarak- çalıştırılamaz, görev alamaz, demiş. İlk başta çok olumlu bir tedbir olarak ele alınıyor ancak burada çok temel bir eksiklik var, o da çocuklarla ilgili alınacak tedbirin, önleyici ve koruyucu tedbirin suçla ilgili şüphenin soruşturmanın başladığı andan itibaren değil yargılamanın en son aşamasından sonrasına bırakılmış olması. Oysa söz konusu tedbirler yıllar sonra işletilecek bir işletme yasağı ya da idari para cezası mekanizmasıyla söz konusu olmaz, olmamalı; daha en başından böyle bir önleyici mekanizma kurulmalı, risk ortaya çıktığı ilk andan itibaren fail ile çocuk aynı ortamda bırakılmamalı. Çocuğun güvenliğini, çocuğun korumasını mahkeme dosyasının son safhasına havale eden bir düzenleme ne çocuğun üstün yararından ne de çocuk korumasından bahsedemez.
Üstelik bu düzenleme iktidarın birçok siyasi baskıda, siyasi müdahalede masumiyet karinesini yok sayarken böylesi suçlarda masumiyet karinesiyle ilgili büyük bir özen ve titizlik hatırladığını göstermesi açısından düşündürücü. Yerine kayyum atadığınız belediye başkanlarıyla ilgili yapılan yargılamalarla ilgili bekliyor musunuz? Beklemiyorsunuz. Görevden uzaklaştırma kararı verirken bekliyor musunuz? Beklemiyorsunuz. Tutuklama kararı verirken bekliyor musunuz? Onda da beklemiyorsunuz; iddia yeter, gizli tanık varsa yeter, bir iki delil yakala, kopyala, yapıştır, tutuklamayı, soruşturmayı başlat. Mahkemede beraat ettiğinde bile -ki örnekleri bizde var- masumiyet karinesini yok sayarak göreve iade etmiyorsunuz ama en çok korunması gereken -özellikle bu son saldırıda hepimizin dilinden düşmeyen çocuklarla ilgili- çocukların güvenliği -önleyici, koruyucu tedbir- söz konusu olduğunda "Kesinleşmiş mahkûmiyet kararına kadar bekleyelim." diyorsunuz. Çocuklar için gecikmiş tedbir ve korumanın hesabını kitabını hiçbir şekilde yapmıyorsunuz. Bu sadece bir çelişki, gözden kaçırılmış bir mesele, temel hukuk ilkeleriyle açıklanamaz, ülkeyi yönetme biçiminizin yaratmış olduğu bir tablonun göstergesi olarak görüyoruz.
Hayatın içinden örnekler vererek biraz anlatmaya çalışalım. İstanbul Bahçelievler'de Diyanete bağlı Kur'an kursunda 17 çocuk pedagog eşliğinde ifade verdi. Çocuklar kurs yönetiminin yaşananlara rağmen herhangi bir müdahale etmediğini söyledi, bu ifadelere rağmen o çocuklar ile o eğitmenler aynı ortamda bulunmaya devam etti. Yine, daha yeni, Balıkesir Edremit'te MESEM kapsamında bir fırına gönderilen 15 yaşındaki çocuk işveren tarafından istismara uğradı; şikâyet var, iddia var, soruşturma var, delil var ama etkili bir önleme yok; aynı fırına yine çocukları, stajyerleri göndermeye devam ettiniz. Yani meseleniz sadece yıllar sonra verilecek bir mahkûmiyet kararının uygulanması değil, o iş yerine o çocuğun neden hâlâ gönderilmeye devam ettiğinin, ilgili Kur'an kursu ya da benzer yerlerde fail ile çocukların ne şekilde koruyucu önlemler alınmadan bir arada tutulduğunun bir örneği.
Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi seçim bölgem Şırnak'ta. Burak Ercan dosyasını burada çokça anlattım, aynı gerçek bir kez daha ortaya çıkıyor. 2019'da hakkında okul idaresine yazılı şikâyet var, ayrı ayrı 38 öğrencinin cinsel taciz iddiası var. Soruşturma geciktirildi, idari soruşturma bekletildi, tedbir alınmadı, adalet geciktirildi; en sonunda 2024 yılından sonra verilen HAGB ve uzaklaştırma kararının hiçbir anlamı, mahiyeti kalmadı. Demek ki sorun mahkûmiyet değil, aslında ilk alarm verdiği andan itibaren çocukları koruyabilecek kurumsal refleksin olmaması, kurumsal sessizlik, cezasızlığın yıllara yayılacak bir şekilde sistematik hâle gelmiş olması.
Alanya Sugözü Erkek Öğrenci Yurdu'nda hakeza 10 çocuğun istismarı, Ordu Fatsa'da bir yurtta çocuğu istismara uğratan faillerin aynı yurtta hâlen gece nöbetçi öğretmen olarak kalması ve bunun iyi hâl indirimi olarak verilmesi, Mersin Erdemli'deki fuhşa zorlandığı iddiası ve ses kaydına rağmen öğretmenlerle, velilerin, öğrencilerin bir araya getirilmesi, gözaltından bile imtina edilmesi. Yani tüm bunların hepsinin ortaya çıkardığı bir gerçek var ki kesinleşmeden bekletilen her durum çocukları tedbirin önleyici değil tam tersine suçun ortamına itmekte.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Tüm bunlar toplumsal hafızada bir yıkım, fail için küçülen bir sorumluluk, hafifleyen yaptırımlar ve sonu gelmeyen büyük bir cezasızlık ortamı oluşturuyor. O nedenle, faili cesaretlendirecek meseleler değil, gerçekten ihtiyaç, çözüm, derin, yapısal, kolektif, önleyici bir sistem yaratılmalıdır. Çocuklarla ilgili her alanda yapılacak alımlarda liyakat sistemi esas alınmalı, pedagojik yeterlilik sorgulanmalı. Çocuk hakları süreklileştirilmiş bir çocuk koruma eğitimi zorunlu hâle getirilmeli. Yurt, kurs, bakım kurumu, okul, staj alanlarının tamamı bağımsız denetime açılmalı. Kurumsal ihmal hâlinde bile cezasızlığın üstünü örtmeyecek şekilde bir mekanizma yaratılmalı. Çocuklar için güvenli ortam yaratmak istiyorsak hükmün kesinleşmesini değil, dar anlayışlardan, mekanizmalardan değil, ilk andan itibaren harekete geçebilecek kurumsal denetimin yaratılacağı bir sistem mutlaka oluşturulmalıdır diyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 17'nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Uğur Poyraz | Hakan Şeref Olgun | Yavuz Aydın |
Antalya | Afyonkarahisar | Trabzon |
Hüsmen Kırkpınar | Mehmet Akalın | Şenol Sunat |
İzmir | Edirne | Manisa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.
Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, bu konunun önemine binaen Eskişehir'den yola çıkan madenciler kilometrelerce yolu dokuz gün yürüyerek Ankara'ya geldiler. Bu insanlar neden yürüdü? Bu insanlar neden açlık grevine başladı? Bu insanlar neden "Açız." diye haykırıyor? Değerli milletvekilleri, bu insanlar ayrıcalık istemiyor, sadece alın terlerinin karşılığını istiyorlar. Aylarca çalışmışlar ama maaş yok; yıllarını vermişler ama tazminat yok; yeraltına kefenle inmişler ama güvence yok. "Bu ülkede işçi çalışır da maaşını neden alamaz?" diye yüce Meclis olarak sormamız gerekiyor. Ya, devlet buna nasıl seyirci kalır? Bu holdingler, şirketler korunurken işçi neden korunmaz? Bakınız, bu insanlar sadece maaşlarını zamanında istiyorlar, iş güvenliği istiyorlar, sendikal hak istiyorlar ama ne görüyorlar? Polis ablukası, itilip kakılma ve sonuçta, gözaltı. 110 işçi hâlen gözaltında; sabah gözaltına alındılar. Bu insanlar suçlu mu yoksa tek suçları haklarını istemek mi? Enerji Bakanlığına soruyorum: Aylarca maaş alamayan işçiye kapılarınızı neden kapatıyorsunuz? Sonra, polis ablukasına almak hangi devlet anlayışıdır? Enerji Bakanlığı bu tablo karşısında neden susuyor? Bu sorun bir günün değil, on yılın sorunuysa neden çözülemedi? Değerli milletvekilleri, bu mesele bir maden meselesi değildir. Bu mesele Türkiye'de emeğin ne kadar değersizleştirildiğinin göstergesidir. Buradan açık çağrı yapıyorum, bu insanların hakkını derhâl verin, bu sorunu masada çözün, işçinin onurunu yere düşürmeyin çünkü unutmayın, madenci yerin altına inerken canını ortaya koyar ama bugün Ankara'da hakkı için hayatını ortaya koyuyor ve tablo bu ülke için utanç verici.
Değerli milletvekilleri, bugün burada bir yürüyüşü değil aslında, bir çaresizliği, bir isyanı konuşuyoruz. Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinden yola çıkan Doruk Madencilik işçileri kilometrelerce yolu yürüyerek geldiler Ankara'ya ve en acısı, bu sorun yeni değil, bu sorun yıllardır devam eden sistematik bir sorun. Doruk Madencilik Anonim Şirketi tarafından üretilen kömürün başlıca alıcısı Mihalıççık'ta bulunan Yunus Emre Termik Santrali'dir. Her iki işletme de Yıldızlar SSS Holding bünyesindedir. Bu Yıldızlar Holding ise Türkiye'de birçok maden ve enerji işletmesine sahip büyük bir tekelleşmiş holdingdir ve işçilerine ücret, kıdem, ihbar tazminatlarının ödememesi, işçileri ücretsiz izne çıkarmasıyla da meşhurdur.
Değerli milletvekilleri, bu işçiler sadece bir patrona karşı yürümüyor, bu işçiler TMSF'yi ve en önemlisi Enerji Bakanlığını bu konuda sorumlu tutuyor çünkü bu maden kamu kaynaklarıyla büyümüş, devletin denetiminde olması gereken stratejik bir enerji alanıdır. Bu ülkede enerji üretimi yapılacak bir maden sahasında işçi aylarca maaş neden alamaz? Sormalıyız: Devletin gözü önünde bu nasıl olur? Bakanlık bu sürecin neresindedir? Bakın, bu insanlar Ankara'ya geldi, Enerji Bakanıyla görüşmek istedi ama ne oldu? Kapılar kapatıldı, görüşme yok, sonra gözaltı. Ya, Enerji Bakanı bu insanlarla neden görüşmüyor? Sayın milletvekilleri, bu yürüyüş bir protesto değil, bu yürüyüş "Devlet nerede?" yürüyüşüdür. Bakın, özelleştirmeler yapılmış, madenler özel şirketlere devredilmiş ama denetim yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
ŞENOL SUNAT (Devamla) - Sonuç ne? Maaş yok, güvence yok, adalet yok. Bir madenci ne diyor, biliyor musunuz? "Çocuğuma gözlük alamıyorum." Şimdi soruyorum: Yer altından kömür çıkaran adam yer üstünde çocuğuna gözlük alamıyorsa bu ülkenin hangi ekonomik modelinden bahsedebiliriz? Bu insanlar günlerce yürüyerek kapınıza geldi ama duymuyorsunuz, görmüyorsunuz, konuşmuyorsunuz.
Şimdi, buradan açıkça söylüyorum: Bu sessizlik, tarafsızlık değildir; bu sessizlik, sorumluluktan kaçıştır. Devlet güçlüden yana değil haklıdan yana olmalıdır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
17'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
18'inci madde üzerinde 4 tane önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"MADDE 18- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında bulunan 'sekiz' ifadesi 'onaltı' şeklinde değiştirilmiş ve ', çoğul gebelik halinde ise ilk on haftalık' ifadesi madde metninden çıkarılmıştır."
Aylin Yaman | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Nail Çiler |
Ankara | İstanbul | Kocaeli |
Murat Çan | Sibel Suiçmez | Eylem Ertuğ Ertuğrul |
Samsun | Trabzon | Zonguldak |
Tahsin Ocaklı | Gülcan Kış | Serkan Sarı |
Rize | Mersin | Balıkesir |
Ömer Fethi Gürer | Nurten Yontar |
|
Niğde | Tekirdağ |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Nurten Yontar.
Buyurun Sayın Yontar. (CHP sıralarından alkışlar)
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Yine bir torba, yine bir yasa ama yasanın içinde -aynen türlü, çorba gibi- kadın, çocuk, aile engelli, dijital mecralar, hepsi birbirine girmiş durumda. Evet, kanun teklifi 71 AKP'li vekilin imzasını taşıyor ama maalesef, bu 71 vekilin sadece 11'i kadın ve biz, bu maddede analık iznini konuşacağız, düzenleyeceğiz. Eski düzenlemede doğum öncesi sekiz, doğum sonrası sekiz; çoğul gebelikte de doğum sonrası on haftayı içermekteydi bu analık hâli. Şimdi bunu yirmi dört haftaya getirdik yani doğum öncesi sekiz, doğum sonrası da on altı haftadan oluşmakta. Analık hâlinin süresinin genişletilmesi, annenin doğum sonrası toparlanma süreci, bebekle kurulan bağ ve erken dönem bakımı açısından doğru ve gerekli bir adım. Ancak, mesele burada bitmiyor çünkü bu düzenleme bakım yükünü yine tek başına annenin omuzlarına bırakmakta, babaya izin yok denecek kadar sınırlı. Oysa bu sadece annenin değil ailenin meselesidir. Çocuğun bakımını paylaşmadan annenin yükünü hafifletemezsiniz. Aileyi güçlendirmek istiyorsanız yükü tek tarafa yıkarak değil sorumluluğu paylaşarak güçlendirebilirsiniz. Bu düzenleme tek başına yeterli değildir. Çoğul gebelikte de doğum sonrası anneye ek bir süre daha verilmeliydi çünkü bebekler genelde prematüre doğmaktadır.
Değerli arkadaşlar, kamuda çalışan kadınlar ile özel sektörde çalışan kadınlar arasında da fark var. Özel sektörde işe giren bir kadına sorulan sorular var; bilmiyorum, haberiniz var mı? Önce, başvuran kişiye "Evli misiniz?" diye soruluyor, bekarsa "Ne zaman evleneceksin?" evliyse "Ne zaman çocuk yapacaksınız?" diye soruluyor ve bu sorulara maruz kalıyorlar. Masum mu sizce bu sorular? Merak mı bu sorular? Bence planlama da değil bu sorular; bu sorular kadını daha işe almadan, başlatmadan işe sınıflandırmak ve küçümsemektir. Bu sorular kadını bir çalışan değil bir potansiyel yük olarak görmektedir. Yani siz kadına şunu diyorsunuz: "Senin emeğin değil doğurup doğurmayacağın önemli." Bu, düpedüz ayrımcılıktır. Kadın ne risktir ne de bir yüktür, kadın bu ülkenin en büyük üretim gücüdür. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak, ne yazık ki ülkemizde kadın istihdam oranı hâlâ yüzde 30 seviyesindedir. Siz izin sürelerini arttırırken işveren üzerindeki yükü hafifletecek mekanizmalar kurmazsanız bu düzenleme iyi niyetli bir sosyal politika olmaktan çıkar, kadınların istihdama erişimini zorlaştıran bir unsura dönüşür. Soruyorum: Prim desteği var mı? İstihdamı teşvik edecek mali araçlar var mı? Kadınların iş hayatından kopmasını önleyecek bütüncül bir politika var mı? Maalesef ki cevabınız eminim "Yok." olacaktır ama cevap veren yok.
Bir başka önemli konu da analık hâlinde ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin hâlâ günlük kazancın üçte 2'si üzerinden hesaplanmasıdır. Yani kadın hem bedenini toparlamaya çalışıyor hem yeni bir hayat kurmaya hem de gelir kaybıyla mücadele etmeye çalışıyor. Sosyal devlet bu mudur? Sosyal devlet kadını doğumda yalnız bırakmaz. Sosyal devlet en kırılgan anda o gelir kaybını anneye yaşatmaz. Zaten bir kadın o süreçte sadece fiziksel değil duygusal ve hormonal olarak da ağır bir süreçten geçmektedir. Soruyorum: Zaten bu kadar ağır yükler taşıyan kadınlara neden daha fazla yük yüklüyorsunuz?
Bir diğer gerçek de kreş meselesi. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz özellikle sosyal belediyeciliği kreş açarak yerine getirmekte. Ama siz ne yapıyorsunuz? Desteklemek yerine kreşleri engelliyorsunuz. Soruyorum: Neden iyi olanı büyütmek yerine sürekli onu yok etmeye çalışıyorsunuz? Bir de hayatın en çıplak gerçeği mama fiyatlarından haberiniz var mı? Çocuk bezleri fiyatlarından haberiniz var mı? Bir bebeği büyütmenin maliyetini biliyor musunuz? Bu ülkede annelik artık sadece duygusal değil aynı zamanda zor bir ekonomik mücadeledir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
NURTEN YONTAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, kadına "Doğur." diyorsunuz ama doğurduktan sonra yalnız bırakıyorsunuz, izin veriyorsunuz ama o iznin arkasını doldurmuyorsunuz, hak tanıyorsunuz ama o hakkı yaşanabilir kılmıyorsunuz. Eğer gerçekten güçlü bir aile yapısı istiyorsak kadını koruyan ama aynı zamanda güçlendiren, çocuğu gözeten ama yükü paylaşan, çalışma hayatını destekleyen ama dışlamayan bir anlayışı hayata geçirmek zorundayız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım...
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı.)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yoklama talebimiz var efendim.
BAŞKAN - Oylamadan evvel yoklama talebi vardır.
Sayın Günaydın, Sayın Zeybek, Sayın Ertuğrul, Sayın Çiler, Sayın Sümer, Sayın Aygun, Sayın Ersever, Sayın Genç, Sayın Becan, Sayın Dinçer, Sayın Karakoz, Sayın Kış, Sayın Yaman, Sayın Arı, Sayın Süllü, Sayın Şevkin, Sayın Dinçer, Sayın Coşar, Sayın Akgün Alp, Sayın Kılıç.
BAŞKAN - Yoklamayı başlatıyorum.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.09
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 22.19
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Pusula veren milletvekillerimiz buradan ayrılmasınlar.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Nazım Elmas burada mı? Burada.
Mehmet Ali Cevheri? Burada.
Toplantı yeter sayısı vardır.
1. Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu (S. Sayısı: 263) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yerinde.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Arkadaşlar, kimse ayrılmasın.
BAŞKAN - Akbaşoğlu, kapıları kilitle, kapıları(!) (CHP sıralarından alkışlar)
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bir şey söyleyeyim: Biz buradayız, burada olup da yok olanlar asıl çıksın ortaya. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinde yer alan "onaltı" ibaresinin "kırkaltı" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.
Selçuk Özdağ | Elif Esen | Mehmet Karaman |
Muğla | İstanbul | Samsun |
Mehmet Atmaca | Şerafettin Kılıç |
|
Bursa | Antalya |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Buyurun Sayın Esen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
18'inci madde teknik bir madde olarak görülse de özü oldukça önemli, 5510 sayılı Kanun'daki "analık hâli" tanımı güncelleniyor. Analık izni tanımlanırken gebeliğin başlamasından itibaren doğumdan sonraki on altı haftalık süre esas alındığından ve bu ifade çoğul gebelikte verilmiş olan süreyi de kapsadığından "çoğul gebelik hâlinde ilk on haftalık" ibaresi çıkarılıyor ama tam burada durup gerçek soruyu sormak gerekiyor: Süre uzadı; ya aldığı miktar ve destek mekanizmaları? Bu süre bitince anne ne yapacak, bebeği nereye bırakacak, bebeğe kim bakacak? Hele bir de çoğul gebelikse, güvenli destek mekanizmaları da yoksa çalışma hayatı o anne için mümkün görülmüyor.
Türkiye'de yaklaşık 3 kadından 1'i çalışma hayatına dâhil olabiliyor. Yaklaşık 7 milyon kadın çalışan var. İş gücüne katılım yüzde 35,5; istihdam ise yüzde 31,7. Yani bahsettiğim oranlar oldukça önemli bir sayıya tekabül ediyor.
Araştırmalar bize şunu gösteriyor: Doğum yapan kadınların yaklaşık yüzde 40'ı ilk altı ay içinde, yüzde 56,5'u ise ilk on iki ay içinde işten ayrılıyor. Bu rakam bize şunu anlatıyor aynı zamanda: İzin süresinin yetmediği, izin bitince kadının gözü arkada kalmadan geri dönmesini sağlayacak bir ortamın bulunmadığı. Bakıcı yok, kreş yok ya da erişilebilir değil. Yani mesele sadece izin haftalarının artırılmasıyla bitmiyor; o izin haftaları bittiğinde onu devam ettirecek güvenli, erişilebilir, uygun maliyetli, hatta SED desteği alan yani Sosyal ve Ekonomik Destek alan yoksul ailelerin ücretsiz bir şekilde desteklenmesi gerekiyor. Bu konuda en iyi Avrupa. Peki, neden iyiler, bir ona bakalım: Uzun süreli, ücretli doğum ve babalık izni var; devlet destekli, güvenli, çok ucuz veya ücretsiz kreş desteği var; yüksek aylıklı nakit desteği var; çocuk yardımı var ve aynı zamanda kadının istihdamını entegre edecek yarı zamanlı çalışma hakkı, uzak, hibrit çalışma modelleri, işverenlere teşvik ve vergi indirimleri var yani aynı zamanda bu desteklerle zincirleme desteklenen bir sistem var, sistem kopmuyor. Bugün baktığımızda, yaklaşık 20 bin lira gibi bir destekle anne destekleniyor asgari ücretli ise, çalışan bir kişi ise. Peki, kira, bebek bezi, mama, sağlık harcamaları düşünüldüğünde bu gerçekten yeterli bir tutar mı? Maalesef değil. Bugün baktığımızda, TÜRK-İŞ verilerine göre yoksulluk sınırının 106 bin lirayı geçtiğini görüyoruz, mutfak enflasyonu çok daha fazla.
Öte yandan, bir de farklı bir adaletsizlik var: Kayıt dışı çalışan kadınlar; primini yatıramamış kadınlar, tarım işçileri, ev hizmetlerinde çalışan kadınlar. 1,3 milyon ev işçisi kadın var ve bunlardan sadece 45 bini kayıtlı, son on yılda 220 binden 1,3 milyona çıkan bir sayı.
Analık hâlini yeniden tanımlamak yerine ancak analık hâlinin ekonomik gerçekliğini tanımlamak da gerekiyor. Doğum yapan bir kadın çalıştığı dönemin üçte 2'si kadar ancak ödenek alabiliyor. Bu oran yirmi yıldır değişmedi. Bizim önerimiz açık: Devlet bakım desteği vermek zorunda; mahalle bazlı, erişilebilir, uygun maliyetli kreş desteği ve aynı zamanda da devlet güvencesinde olan bir destek yani bu altı ay bittiğinde anne eğer çalışmak zorundaysa -her anne çalışmak zorunda değil, evin eğer geçinilebilecek bir düzeyde geliri varsa çalışmayabilir, evlatlarına bakabilir- devlet bu güvenceyi o aileye sağlamak zorunda yani kreş desteği.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkür ederim.
Kreş desteğinin ise kademeli olarak, bakım desteği olarak prim desteğinin sağlanması lazım, aynı zamanda SED desteği alanlara ücretsiz yapılmalı. Yine, aynı mantıkla, organize sanayi bölgelerinde ya da belli bir çalışanın üstündeki kurumlarda kurum içi kreş desteği sağlanmalı. Analık ödeneğinin hesaplama tabanı gerçek ücretle orantılı hâle getirilmeli, kayıt dışı çalışan kadınlar için güvence mekanizmaları desteklenmeli, artırılmalı, izin süresi bu şartlar ve imkânlarla kademeli olarak uzatılmalı; hibrit, yarı ev, yarı iş yeri uygulamasına geçilmeli. Bunun arkası kreş altyapısı, esnek çalışma hakkı; bakım ekonomisine bütçeyle destek şart, yoksa bu madde teknik uyum olmaktan öteye geçemez.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinde yer alan "...şeklinde..." ibaresinin "...biçiminde..." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
|
|
|
Mehmet Kamaç | Sinan Çiftyürek |
|
Diyarbakır | Van |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Sinan Çiftyürek. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Teşekkür ederim Başkan.
Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Uzun süredir bir şiddet sarmalı yaşanıyor. Bu şiddet sarmalı, toplumun, annelerin en kırılgan noktasında yani eğitimde çocuklar cephesini de bu defa vurdu; hakikaten çok ciddi bir travmaya yol açtı.
Bir komisyon kuruluyor. Bu komisyon bunu çok yönlü olarak araştıracak ve dileriz, bu şiddet sarmalının son halkası olur özellikle bu eğitim alanında yaşananlar.
Geçen, bir cümleyle değinmiştim; bu yaşanan şiddet sarmalının temelinde ne yatıyor, 1994'te yazdığım bir kitapta üzerinde durmuştum. Bugün bir başka cephede bazı şeyleri sizinle paylaşacağım. Bunun en önemli girdilerinden bir tanesi yani silahın, şiddetin âdeta teşvik edilmesi, öne çıkarılması ve paye verilmesinin temelinde yatan nedenlerden biri yüz beş yıldır çözümlenmeyen Kürt meselesidir. Bu, bu toplumu şiddetle, silahla -öyle ki, diyelim ki hani mermi yere serper gibi- adam öldürmeyi teşvik eden dizilerle buluşturdu. Bunun aşılması yani -bu şiddetin temelinde yatan en önemli etkenlerden biri- çözümlenmemiş Kürt meselesinin çözümü konusunda 27 Şubatta Sayın Öcalan önemli bir çağrıda bulundu, dedi ki: "Biz silahları bırakıyoruz." Buna uygun adımlar atıldı. Dolayısıyla, PKK kendisini feshetti; sadece PKK değil, bütün Kürt siyasi partileri, aydınları, sanatçıları, kanaat önderleri, hepsi de desteklediler, sivil demokratik siyasetin önü açılıyor diye arkasında durdular. Tamam da kirvelik iki başlıdır; bunun devlet cephesi var, devletten beklenenler vardı, bir buçuk yıl üzerinden geçti, bırakalım Kürt meselesine dair herhangi bir adım atmayı, Kürt meselesinin kendisini ağzına almıyor devlet, Komisyon, Cumhur İttifakı sözcüleri yani "Kürt" kelimesi resmiyette de hâlen ağza alınmış değil, kullanılmış değil. Baştan sona kadar ne alınıyor? Terör parantezin dışına çıkartılamıyor.
Bu arada yeni arayışlar başladı; partiler, aydınlar, seydalar, kanaat önderleri dediler ki... Hemen hemen bütün Kürt siyasetinin ortaklaştığı üç tane öneri çıktı. Neydi bunlar? Kürt halkının varlığının, milletinin varlığının Anayasa'da kabulü, ana dilde eğitim, statü. Bu sadece herhangi bir parti, herhangi bir siyasi aydın, seyda tarafından değil, aslında ortak talep olarak dile getirildi. Peki ne gördü? Başta Cumhur İttifakı sözcüleri, Komisyon sözcüleri ve devlet bürokrasisi ne dediler bu taleplere? Bunları dile getirenler, üstelik düz ovada siyaset yapanlar bunların hepsi; ellerinde ne silah var ne şiddet var, hiçbir şey yok. Ne denildi? "Kürt ayrılıkçı milliyetçiliği körükleniyor." denildi. Daha önce demiştim "Sosyoloji size söylettiriyor." diye, değil mi? Şimdi, tarihte milleti olmayan bir milliyetçilik var mı? Siz, Kürt milliyetçiliğinden bahsediyorsanız -ayrılıkçısı, ayrılıkçı olmayanı ayrı bir olay- demek ki Kürt milleti var. Birincisi, bu.
İki: Ayrılıkçı Kürt milliyetçiliğini eleştiriyorsunuz, "okay"; ayrılıkçı olmayanı olumluyor musunuz sayın devlet bürokrasisi? Bunun da yanıtı yok. Ayrıca, daha önemlisi, açığa çıktı ki devlet katında mesele silahlı mı silahsız mı değil Kürt açısından, Kürt'ün ne istediğine bakıyor. Ne istiyor Kürt hakikaten ya? Gayet demokratik, sivil talepler istiyor, ne alakası var bunun bölücülükle? Kürt'ün varlığının kabulü, ana dilde eğitim, statü; bunlar bile eğer bu çerçevede ele alınıyorsa demek ki çözüme dair olarak devlet aklında hâlâ somut herhangi bir şey yok.
Ayrıca, böylesine köklü bir mesele, yüz beş yıldır eğer bir seçim aparatı hâline getirilmek istenirse... Kesin böyledir demiyorum ama böyle satır aralarında okuyoruz. Belki AK PARTİ cephesinde buna ilişkin kaygılar oluşuyor, veriler oluşuyor bizde. Yani bir seçim kazanmanın manivelası hâline getirmek; bu, kökten yanlıştır. İstihbaratın geçmişte raporları var, sizinle paylaşmıştım ben 2018'de; Millî İstihbarat Teşkilatının devlete sunduğu rapor var, paylaşmıştım sizinle. Dolayısıyla o raporlar bile dikkate alınıyorsa 2050'ye kadar Kürt meselesinin barışçıl demokratik çözümü devletin önüne konuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - Sağ ol Başkan.
Son olarak şunu diyeyim: Şimdi, bizde bir deyim vardır, hani "Osmanlı'da oyun bitmez." vallahi cumhuriyet rejiminde de oyalama, erteleme bitmiyor, bahane bitmiyor. Bıraktık Kürt meselesini, kendisine dair bir adım atmayı, sonuçlarını ortadan kaldırmada bile diyor ki: "Yok Rojava'da şu olursa ben bunu yaparım, yok Irak'ta şu olursa ben bunu yaparım." Şimdi, İran eklendi, Doğu Kürdistan eklendi. "Eğer şu adımlar atılırsa ben şu adımı atacağım." diyor. Ya, değerli kardeşim, bu, buranın meselesidir, ne alakası var bunun İran'la, Irak'la, Suriye'yle? Buranın yüz beş yıllık bir meselesidir, hatta yüz yetmiş yıllık meselesidir; buranın kendi iç sorunudur. Devlet aklına çağrımız budur bizim. Eğer bu toplum hakikaten terör sarmalından, şiddet sarmalından, farklı cephelerden kökten, bütün olarak arındırılmak isteniyorsa dolayısıyla Kürt meselesinin barışçıl, demokratik çözümü ele alınmalıdır.
Sağ olun, var olun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 18'inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiş" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Yüksel Arslan |
İstanbul | Tekirdağ | Ankara |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Yüksel Arslan.
Buyurun Sayın Arslan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi aldığımız bir haberde, Avrupa Güreş Şampiyonası'nda ABB ASKİ Spor'un güreşçisi Rıza Kayaalp 13'üncü kez Avrupa şampiyonu oldu. Efsane Rus güreşçi Aleksandr Karelin'in rekorunu kırarak tarihe ismini yazdırdı. Bozkırın bu yiğit evladını Türk milletine bu gururu yaşattığı için saygıyla selamlıyorum, bütün milletvekillerimizden bir alkış istiyorum. (İYİ Parti, AK PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
18'inci madde üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Söz konusu teklif kapsamında doğum izninin toplam yirmi dört haftaya çıkarılması, kadınların korunması ve çocuğun sağlığı, gelişimi açısından olumlu bir adımdır, bu yönüyle düzenlemeyi desteklediğimizi açıkça ifade etmek istiyorum ancak burada altını çizmemiz gereken önemli bir husus vardır. Bu hakkın sadece kanunda yer alması yeterli değildir, o hakkın herkese eşit ve adil bir şekilde teslim edilmesi gerekir. Aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekim, ebe ve hemşireler açısından ciddi bir eşitsizlik söz konusudur. Bu düzenlemeye göre, çalışanlarımızın doğum iznini kullanılabilmesi için yerlerine vekâleten personel bulundurulma zorunluluğu vardır, bulundurulmadığı zaman ise maaşlarında yüzde 50'ye varan kesintilerle karşı karşıya kalmaktadırlar; bu durum hem eşitlik ilkesine aykırıdır hem de sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, biz burada doğum iznini konuşuyoruz ama meselenin daha büyük bir boyutu var. Türkiye'de artık gençler bırakın çocuk sahibi olmayı evlenmekte bile zorlanmaktadırlar çünkü gençlerimiz iş bulmakta zorlanıyor, düzenli bir gelir elde edemiyor, barınma sorunu yaşıyor. Kiralar, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı gençlerin omuzlarında ağır bir yük hâline gelmiş durumda. Böyle bir ortamda aile kurmak birçok genç için hayal hâline gelmiştir. Siz bir yandan "Evlenin, aile kurun, çocuk yapın." diyorsunuz, diğer yandan da bu gençlere sunduğunuz destekler son derece sınırlı kalıyor. Evliliği teşvik etmek amacıyla destek paketi açıklıyorsunuz ancak buna yaş sınırı da getirmişsiniz; bu mu destek paketi? Zaten ekonomik sebeplerle evliliği erteleyen gençlere bir de yaş kriteri koyarak bu destekleri erişilmez, zor hâle getiriyorsunuz. Bu yaklaşımınız teşvik edici değil, tam tersine caydırıcı görülüyor. Bu yüzden ortalama evlilik yaşı yükseliyor, boşanma oranları maddi sıkıntılar yüzünden artıyor, üstelik boşanmaların önemli bir kısmı evliliğin ilk yıllarında gerçekleşiyor. Bu gerçekleri görmeden aileyi güçlendirmemiz mümkün değildir. Bu nedenle aile politikaları bütüncül olmalıdır. Keza doğum izni süresini artırmak elbette önemlidir ancak bu da tek başına yeterli değildir çünkü bu konu bakım imkânları, çalışma şartları ve sosyal desteklerle birlikte bütüncül olarak ele alınmalıdır. Eğer bir aile çocuğun bakımını ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını düşünüyorsa o aileye sadece "İzin süresini uzattık." demek çözüm değildir. İşte, bu noktada devletin aileye verdiği sosyal ve ekonomik destekler büyük önem taşımaktadır. Bugün birçok Avrupa ülkesinde ailelere düzenli olarak çocuk ve kreş yardımları yapılmaktadır. Bu yardımlar çocuğun yaşına, sayısına ve ailenin gelir durumuna göre belirleniyor, her yıl enflasyona göre de güncelleniyor. Avrupa Birliği ülkelerindeki uygulamalardan birkaç örnek vermek istiyorum: Almanya'da her çocuk için aylık 250 euro destek sağlanırken Berlin gibi bazı eyaletlerde 3 yaş üstü çocuklar için kreş ücretsizdir. Yine, Fransa'da çocuk başına aylık 378 euro öderken Hollanda'da ise aylık 270 euro destek veriyor. Ayrıca ailelere kreş ücretinin geri ödemesi yapılıyor yani sadece izin değil, sürdürülebilir destek sistemi kurulmuştur. Bizde ise asıl eksik tam da buradadır; doğum iznini artırıyoruz ama doğumdan sonra aileyi yalnız bırakıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Türkiye'de kreş ve çocuk bakımevi sayısı yetersiz ve mevcut uygulanan çocuk yardımı ihtiyacı karşılamıyor, bu ücret en azından Avrupa standartlarına yükseltilmelidir. Kreş sayısı artırılmalı, bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Kadınların iş hayatında kalmasını sağlamak da doğum oranlarını arttırmak da mümkün değildir. Nitekim, son yıllarda doğum oranının istenilen düzeye çıkmadığı açıkça görülmektedir. Geleceğimiz için aile destek politikaları gerçek anlamda güçlendirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 41'inci maddesinde açıkça belirtilmiştir "Aile, Türk toplumunun temelidir..." O hâlde bu temeli güçlendirmek istiyorsak sadece söylemde değil gerçek politikalarda da hareket etmek zorundayız. Bu nedenle, teklifin olumlu yönlerini desteklemekle birlikte eşitsizlik giderilmeli, uygulamadaki sorunlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - ...çözülmeli ve aileye gerçekten destekleyici ekonomik politikalar uygulanmalıdır.
Saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
18'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
19'uncu madde üzerinde 4 önerge vardır, okutup işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinde "iki" ibaresinden sonra gelmek üzere "üçüncü fıkrasında yer alan üçte ikisidir ibaresi beşte dördüdür" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Aylin Yaman | Orhan Sümer | Ahmet Tuncay Özkan |
Ankara | Adana | İzmir |
İlhami Özcan Aygun | Kadri Enis Berberoğlu | Engin Altay |
Tekirdağ | İstanbul | İstanbul |
|
| Nail Çiler |
|
| Kocaeli |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Nail Çiler.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
NAİL ÇİLER (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 106'ncı yılını kutluyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Bu bayramı bize armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi binlerce vatandaşımız tarafından beklenen bir kanun, özellikle analık izni konusunda büyük bir beklenti var; bu sürelerin uzatılmasını olumlu karşılıyoruz. 4/A ve 4/B kapsamında çalışan kadınların arasında uygulama farklılıkları ve süre yetersizliği hem eşitlik ilkesine hem de sosyal devlet anlayışına aykırıdır. Kadınlarımızdan hem üretimde aktif olmalarını bekleyip hem de annelik sürecinde onları zaman baskısıyla karşı karşıya bırakmak sürdürülebilir bir politika değildir. Bu nedenle yapılacak düzenlemede kadınların iş ve aile hayatı arasında sıkışması önlenmeli, bebeklerin sağlıklı gelişimine katkı sağlanmalı, toplum sağlığına ve ekonomik verimliliğe olumlu yansımalıdır. Bu bir izin süresi meselesi değil, bir neslin geleceğine yapılan yatırımdır. Geliniz, bu konuyu siyasi görüşlerin ötesinde ele alalım. Anneliği koruyan, emeği değerli kılan ve geleceğimizi güçlendiren bu adımı hep birlikte atalım. Bugün burada yalnızca bir düzenlemeyi değil bir vicdan meselesini konuşuyoruz. Konumuz çalışan kadınların analık hâlinde sahip oldukları doğum izinlerinin sürelerinin uzatılmasıdır. Bir çocuğun dünyaya gelişi sadece biyolojik bir süreç değildir. Bir annenin bedensel, ruhsal ve sosyal olarak yeniden inşa edildiği çok ama çok hassas bir dönemdir. Ancak mevcut uygulamalara baktığımızda, çalışan kadınlarımızın bu süreci yeterince sağlıklı ve güvenli şekilde geçirebilmesi için tanınan sürenin yetersiz kaldığını açıkça görüyoruz. Bugün bizden beklenen şey sadece ekonomik dengeleri değil insanoğlunu da gözeten bir yaklaşım ortaya koymamızdır çünkü güçlü toplumlar güçlü annelerle kurulur, sağlıklı nesiller sağlıklı başlangıçlarla mümkündür.
Diğer yandan, sizin aile yılı ilan ettiğiniz yılda bazı gerçeklere de bakmamız gerekiyor. Bugün Türkiye'de aile yapısı, derinleşen ekonomik darboğazın gölgesinde ayakta kalmaya çalışıyor. Artan yaşam maliyetleri, yüksek enflasyon ve gelir dağılımındaki bozulma özellikle dar ve sabit gelirli hanelerde yoksulluğu kalıcı hâle getiriyor. Aileyi korumak yalnızca hukuki düzenlemelerle değil ekonomik koşulları iyileştiren bütüncül politikalarla mümkündür. Kiralar, gıda fiyatları, okul giderleri, temel ihtiyaçlar, her biri aile bütçesini eritmekte, insanlar ay sonunu değil haftayı nasıl çıkaracağını hesaplamaktadır. Böyle bir tabloda aileyi güçlendirmekten söz ediyorsak önce bu ekonomik gerçeği görmek zorundayız. 2024 yılında verdiğim soru önergesinin cevabında yaklaşık 5 milyon hanenin sosyal yardıma muhtaç olduğunu Sayın Bakan açıklamıştı. Sonraki yıllarda sorduğumda ise sayı vermekten kaçındı. 5 milyon hane yani ortalama 20 milyon kişi sosyal yardıma muhtaç.
Değerli milletvekilleri, bunlar gerçekler. Aileyi güçlendirmek istiyorsak yoksulluğu azaltan, istihdamı artıran ve gelir güvencesini sağlayan politikalar üretmek zorundayız.
Değerli milletvekilleri, değinmek istediğim bir konu da ekonomik koşullar her geçen gün daha da zorlaşıyor. İşletmelerin gelirlerinin azaldığını, giderlerinin arttığını, faizlerin yüksek olduğunu ve finansmana erişimin güç olduğunu, istihdamın azaldığını, emeklinin, tacirin, tüccarın, çiftçinin, sanayicinin çok ama çok zorlandığını hepimiz sahada görüyoruz. 2002'den bu yana 12 kez vergi yapılandırması yaptınız, bu Mecliste yapıldı. Bugün de esnaf nefes alamıyor, gelin, bunlara bir can suyu olalım. Muhakkak bunlar istihdama katkı sağlayacak, ekonomiye yön verecektir.
Vergi yapılandırması yapmamız acil ve şarttır. Gecikme faizi, tekrar ediyorum, gecikme faizi ve cezaların azaltılması, gelir gider durumuna göre uzun vadeli çok seçenekli ödeme sistemi muhakkak olmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NAİL ÇİLER (Devamla) - Ayrıca, vergisini gününde ödeyen mükellefler için de vergiye uyumlu mükellef indirimi yani 121'inci madde artarak devam etmelidir. Eğer bu düzenlemeyi yapmazsak istihdamda kayıplar artmaya devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinde yer alan "doğumdan önceki sekiz ve sonraki onaltı haftalık sürede" ibaresinin "doğumdan önceki altı ve doğumdan sonraki kırkaltı haftalık sürede" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Elif Esen | Mehmet Karaman | Selçuk Özdağ |
İstanbul | Samsun | Muğla |
Şerafettin Kılıç | Mehmet Atmaca |
|
Antalya | Bursa |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Samsun Milletvekili Sayın Mehmet Karaman.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, sosyal politika alanında uzun süredir biriken yapısal sorunlara çözüm üretmekten ziyade, birbirinden kopuk düzenlemelerin bir araya getirildiği, parçalı ve dağınık bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Sosyal politikalar parçalar hâlinde değil bir bütün olarak ele alınmalıdır. Aile politikası, sosyal hizmetler, istihdam ve ekonomik yapı birbirinden bağımsız düşünülemez.
Bakınız, 19'uncu maddeyle, doğum ve analık sürecine ilişkin iş göremezlik ödeneğinin kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir. Öncelikle, hakkaniyetin bir gereği olarak ifade etmek gerekir ki bu düzenleme ilkesel olarak müspet yönde atılmış bir adımdır ama eksiktir. Ne yönden eksiktir? Hem süre hem de etki açısından eksiktir. Mevcut hâliyle, doğum sonrası on altı hafta çocuğun üstün yararı için yetersizdir. Bu yüzden vermiş olduğumuz önergeyle bu sürenin doğum sonrası kırk altı haftaya çıkarılmasıyla en azından çocuklarımızın ilk yaşında anne sevgisinden mahrum kalmaması amaçlanmaktadır. Bunun yanında kadınlarımızın doğum sürecinde yaşadığı gelir kaybının da telafi edilmesi, sosyal güvenlik sisteminin kapsayıcılığının artırılması ve annelik sürecinin ekonomik açıdan desteklenmesi sosyal devlet ilkesinin bir gereğidir. Bu yönüyle bu maddeyi tamamen yok saymak doğru değildir ancak değerli milletvekilleri, tam da burada şu soruyu sormak zorundayız: Mevcut hâliyle doğum sonrası yalnızca on altı hafta çocuğun üstün yararı için yeterli midir? Cevap, hayır. Peki, bu düzenleme Türkiye'nin içinde bulunduğu demografik, ekonomik ve sosyal tabloyu değiştirmeye yeterli midir? Yine, hayır.
Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'de doğurganlık oranları ciddi şekilde düşmektedir. Genç nüfus azalmakta, nüfus yaşlanmakta ve aile kurma yaşı giderek yükselmektedir. Gençler ekonomik belirsizlikler, yüksek yaşam maliyetleri ve güvencesizlik nedeniyle evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan uzaklaşmaktadır. Böyle bir ortamda yalnızca iş göremezlik ödeneğinin kapsamını genişletmek sorunun sadece küçük bir parçasına dokunmaktır ve yetersizdir. Bakınız, bir kadın doğum yapıyor, belirli bir süre için gelir desteği alıyor. Peki, bu süreden sonra ne oluyor? Çocuk bakım hizmetleri yeterli mi? Kreşler yaygın mı? Esnek ve güvenceli çalışma modelleri var mı? Ne yazık ki bu soruların çoğuna vereceğimiz cevap olumsuzdur. İşte, bu nedenle bu madde tek başına bir çözüm değildir. Bu madde olsa olsa sınırlı bir iyileştirmedir. Daha da önemlisi bu düzenlemenin kapsayıcılığı meselesidir; kayıtlı çalışan kadınlar için bir güvence oluştururken kayıt dışı çalışan milyonlarca kadın bu sistemin dışında kalmaktadır. Tarımda, hizmet sektöründe, ev içi emekte çalışan kadınlar bu düzenlemeden fiilen yararlanamamaktadır. Oysa sosyal devlet yalnızca sistemin içinde olanları değil sistemin dışında kalanları da korumak zorundadır, asıl koruma en kırılgan kesimlere yönelik olmalıdır.
Kıymetli milletvekilleri, diğer taraftan, bu düzenlemenin mali sürdürülebilirliği de açık değildir. Bu da bizlere şunu göstermektedir: Planlama eksiktir, bütüncül yaklaşım eksiktir, stratejik bakış eksiktir.
Değerli milletvekilleri, aile politikası sadece izin sürelerini artırarak kurulmaz, aile politikası sadece ödenek vererek de kurulmaz. Aile politikası önce ahlak ve maneviyat temeli üzerine kurulur, bakım hizmetleriyle kurulur, kreş ve eğitim altyapısıyla kurulur ve en önemlisi, ekonomik güvenlikle kurulur. Bugün önümüzdeki teklif ise ne yazık ki bu bütüncül perspektifi ortaya koyamamaktadır. Bunun da en büyük sebebi ortak akla ve istişareye yüz çevirmiş olmanızdandır. Bu yaklaşım, sosyal devletin yükünü hafifleten değil sorumluluğunu daraltan bir yaklaşımdır. Arkadaşlar, biz diyoruz ki: Evet, bu kanunda bir iyi niyet vardır; evet, burada doğru yönde bir adım da vardır ama bu adım eksiktir, bu adım yetersizdir ve bu adım Türkiye'nin aile politikası sorununu çözmeye yetmez. Gerçek bir sosyal politika parçalı değil bütüncül olur, gerçek bir sosyal devlet sorumluluğunu devretmez, üstlenir, gerçek bir reform düzeltmelerle değil güçlü bir vizyonla yapılır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET KARAMAN (Devamla) - Bitiriyorum.
Bu anlayışla teklifin yeniden ele alınması gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinde yer alan "... "iki" şeklinde..." ibaresinin "... "iki" biçiminde..." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
|
|
|
Mehmet Kamaç | Sinan Çiftyürek | Nejla Demir |
Diyarbakır | Van | Ağrı |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekili Sayın Nejla Demir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
NEJLA DEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz teklif kadınların en temel sorunlarından birine yine dokunmuyor, yine maalesef görmezden geliniyor. Kadınlar çalışmak istiyor ama çalışamıyor çünkü çocuk bakımı çoğunlukla kadının omzuna yüklenmiş durumda. Ücretsiz ve güvenli kreş yok. Ücretli olanlara ise zaten bugünümüz şartlarında ulaşmak neredeyse imkânsız. Bu sebeple, kadınlar mecbur bırakıldıkları için işten çekiliyor ve güvencesizliğe mahkûm ediliyor. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım yüzdesi yüzde 35'lerde, erkeklerde ise yüzde 70'in üzerinde; işte bu farkın adı tam olarak eşitsizliktir ve bu eşitsizlik aslında hayatın en başında, çocuklukta başlıyor ne yazık ki. Kadınların iş gücüne katılımı mutlaka desteklenmelidir, bu oranlar mutlaka artırılmalıdır. Açık söylüyoruz: Çocuk bakımı bireysel bir yük değil kamusal bir sorumluluktur. Her mahallede ücretsiz, erişilebilir, nitelikli ve 7/24 açık kreşler kurulmalıdır; bu bir tercih değil zorunluluktur. Tabii, mesele sadece kreş açmak değildir; kreş, çocuğun geniş çevreyle temas kurduğu ilk yerdir. Eğer o çocuk kendi ana dilinde konuşamıyor, kendini ifade edemiyorsa eşitsizlik daha baştan başlamış oluyor ne yazık ki. Kendi dilinde oyun oynayamayan bir çocuk aslında sessizliğe de bir şekilde itilmiş oluyor çünkü kreşler yalnız bakım hizmeti sunan kurumlar değil, çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimlerini destekleyen, erken yaşta toplumsallaşmayı sağlayan, kolektif yaşam bilincini güçlendiren kamusal alanlardır. Çocukların eşit, özgür ve dayanışmacı bir yaşamın parçası olarak yetişmesi açısından kamusal kreşlerin yaygınlaştırılması hayati önemdedir. Bu yüzden diyoruz ki: Kreş haktır, ana dilde kreş ise bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır. Dil kimliktir, hafızadır, aidiyettir; çocuğu kendi dilinden koparmak onu kendisinden koparmaktır aslında. Tabii, burada şunu da görmek zorundayız: Çocukların eşitliği sadece eğitim diliyle değil yaşadığı çevreyle de doğrudan ilgilidir.
Değerli milletvekilleri, bakın, daha dün Ağrı'da bir kez daha sel felaketi ve dere taşkınlarıyla güne uyandı herkes. Patnos'ta Badişan deresi taştı, Ağrı Fatih Mahallesi'nde, Hamur ilçesinde, Taşlıçay ilçesinde su baskınları yaşandı.
Sayın Başkan, sizin memleketiniz Tutak'ın Şemi köyünde de evler sular altında ne yazık ki. Bütün bu sonuçlar ortada iken her yıl düzenli yaşanan bu sorunlar geçici müdahalelerle çözülebilecek sorunlar değildir. Devlet Su İşleri ekipleri sahada çalışma yürütüyor ancak dere ıslah edilmeden, geçici çözümlerle bu tablonun yarattığı sorunlar yaşanmaya her yıl devam edecek.
Bakın, Ağrı'da sürekli taşan dereler yalnızca suyu değil, çamuru, hastalığı ve eşitsizliği de beraberinde getiriyor. Burada en ağır bedeli yine çocuklar ödüyor. Çocuklar çamur içinde, sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyor. Bu, yalnızca bir altyapı sorunu değil; bu, çocukların yaşam hakkının, sağlık hakkının ve eğitim hakkının ihlalidir. Bugün Ağrı'da bir çocuk hem ana dilinde eğitim hakkından mahrum bırakılıyor hem de sağlık ve çevrede yaşama hakkından. Yani eşitsizlik sadece sınıfta değil; sokakta, evde, derede, toprağın üzerinde büyüyor. Bu sebeple bu tabloyu sadece "doğal afet" diyerek geçiştiremeyiz. Dere taşkınları ve seller yalnızca iklim değişikliği sonucu değil, büyük oranda ekolojik yıkımın, yanlış politikaların, insan eliyle yapılan müdahalelerin de sonucudur.
Bakın, Ağrı'da madencilik faaliyetleri yürüyor, devam ediyor; bu faaliyetler suyun doğal akışını bozmakta; toprağın, suyun ve yaşamın dengesini altüst etmektedir. Doğayı bir kaynak değil, bir rant alanı olarak gören anlayış bugün hem kadınları ev içine sıkıştırmakta hem de çocukları sağlıksız bir çevreye mahkûm etmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NEJLA DEMİR (Devamla) - Bu yüzden meseleler birbirinden kesinlikle kopuk değildir. Kreş yoksa kadın çalışamaz, doğa yok edilirse çocuk sağlıklı büyüyemez. Dolayısıyla dere ıslahları da bir lüks değil, zorunluluktur. Çocukların sağlıklı, güvenli ve eşit koşullarda yaşaması devletin asli görevidir. Eşitlik en başta başlar, çocukların doğal haklarını tanımakla başlar, biz o başlangıcı savunmaya devam edeceğiz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 19'uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "değiştirilmiştir" ibaresinin "yeniden düzenlenmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
İstanbul | Tekirdağ | Bursa |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Poyraz, mikrofonu açmama gerek var mı Türkoğlu'nun?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Takdir sizin efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin devletin sorumluluğundaki sosyal hizmetlerin güçlendirilmesi açısından önemli düzenlemeler içerdiğinin biz de farkındayız ancak sorun şudur: Bu teklif iyi niyetli başlıklar taşısa da uygulamada ciddi eşitsizlikler, belirsizlikler ve yine mağduriyetler üretme riski de beraberinde vardır. Yani bir işi de dört başı mamur yapsanız hep birlikte şaşırsak. Mesela, evet, doğum izninde sürenin uzatılması doğrudur ancak aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimler, ebeler, hemşireler için bu hak fiilen kullanılamamaktadır çünkü izin kullanabilmeleri için vekil bulunamazsa maaşlarının yarısından fazlası kesilmektedir. Kullanılmayan bir hak gerçekten hak mıdır Allah aşkına?
Yine, teklifte sosyal yardımların kapsamı genişletiliyor ancak kim, hangi şartla ne kadar yardım alacak, bunların hiçbiri açık değil; hepsi yönetmeliğe bağlı, orada bir keyfîlik olacağı belli. Bu, sosyal yardımı bir hak olmaktan çıkarıp idarenin takdirine bırakmaktadır, bu da eşitsizlik ve keyfîliktir. Aynı şekilde sosyal hizmet kuruluşları kapatıldığında hizmetin sadece altı ay kamu tarafından sürdürüleceği öngörülüyor. Peki, ağır engelli bir vatandaşın altı ay içinde uygun kuruma yerleştirilemediği takdirde durumu ne olacak? Bu sorunun da cevabı yok.
Yine, teklifle çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik düzenleme getiriliyor ama veri güvenliği yok, ölçü yok, sınır yok. Üstelik "yaş doğrulama" adı altında vatandaşın kimlik bilgilerinin özel şirketlere açılabilecek olması da bir risk oluşturuyor. Bu ve benzer eksiklikler giderilmeden bu teklifin tam anlamıyla amacına ulaşması mümkün değildir.
Muhterem milletvekilleri, bu kürsüden defaatle anlattım ve yine iktidarın plansız, programsız yatırımlarından bir örneği seçim bölgem Bursa'dan aktarmak istiyorum: Efendim, Bursa merkez Yıldırım ilçesinde Yıldırım Belediyesi "Sular Vadisi" diye bir proje yaptı; binlerce, on binlerce ton betonu buraya gömdü. O zamanın maliyetinin şimdiki karşılığı 1 milyar TL'ye yaklaştı. Ortada ne var biliyor musunuz? Bir beton vadisi var ama ne yok? Su yok. Sular Vadisi ama su yok. Tesisler yeniden boşaldı, kapandı. Biz, geçen Sular Vadisi'ne gittik, İlçe Başkanımız İsmail Seyis, İl Başkanımız İsmail Kaya'yla su döktük ama belli ki bu taşıma suyla orası Sular Vadisi olmayacak. Şimdi orayı yeniden düzenlemek için 1 milyar lira daha harcayacaksınız, Allah'tan korkun! Bunlar olmasın ve olmamalı diye buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.
Efendim, son olarak, seçim bölgelerimize herkes gidiyor, sizler de gidiyorsunuz aslında, birazdan söyleyeceklerime inanmıyorsanız Milletvekiliniz Sayın Abdülkadir Bey'e -Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Genel Başkanına- sorabilirsiniz. Esnaflar diyor ki: "Perperişanız." Ve 2025 yılında Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verisine göre 120.423 esnaf kepenk kapattı, beş yılda bu 606 bini geçti. Sürekli büyümeden bahsediyorsunuz ama belli ki bizim esnaf büyüyemiyor. Kronik 4 tane sorunu var, çözmüyorsunuz. Esnaf kefalet kooperatifleri esnafa uygun kredi anlamında can suyu verebilir. Diyorsunuz ki: "Sigorta ve BAĞ-KUR borcu olanlar bunu kullanamaz." Kullanamıyor esnaf, zaten borcu olduğu için o kapıya gidiyor. Esnaf yirmi dört yıldır zincir market kanununu bekliyor. Çıkardınız mı? Çıkarmadınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım efendim.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Memleketin bütün esnaflarını 5 tane patron zincir markete köle yaptınız, memleketin okumuş evlatlarını da orada, tezgâhlarda çalışmaya mahkûm ettiniz. Basit usul meselesini de mükellefiyetini de ortadan kaldırıp yetmezmiş gibi küçük esnafın üzerindeki yük, işletme defteri zorunluluğu getirdiniz. Burada söylemekten dilimizde tüy bitti, Sayın Cumhurbaşkanının sözü var efendim, bir daha hatırlatalım: "7200 güne esnafın emeklilik hakkını vereceğim." dedi mi? Dedi defaatle. Verdiniz mi? Vermediniz her zamanki gibi. Bir defa da sözünüzü tutun. Esnaf kan ağlıyor. Orta direk böyle olursa herkes perişan olur.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
19'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
20'nci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk 2 önerge aynı mahiyettedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Ömer Karakaş |
İstanbul | Tekirdağ | Aydın |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Aylin Yaman | Serkan Sarı | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu |
Ankara | Balıkesir | İstanbul |
Murat Çan | Sibel Suiçmez | Nail Çiler |
Samsun | Trabzon | Kocaeli |
|
|
|
Eylem Ertuğ Ertuğrul | Tahsin Ocaklı | Gülcan Kış |
Zonguldak | Rize | Mersin |
|
| Ömer Fethi Gürer |
|
| Niğde |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Aydın Milletvekili Sayın Ömer Karakaş.
Buyurun Sayın Karakaş. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
ÖMER KARAKAŞ (Aydın) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün burada önümüze getirilen bu teklif aslında bir yasa değil bir zihniyetin itirafıdır. Vatandaşın her an içerisinde olan bir milletvekili olarak açıkça söylüyorum, aslında siz burada yasa yapmıyorsunuz, millete rağmen yeni bir düzen kurma çabasındasınız; oldubittiyle, apar topar, denetimsiz bir şekilde Meclisi devre dışı bırakıyorsunuz. Getirilen torba yasada belirsizlik var, adaletsizlik var, ayrıca keyfîlik var. Daha baştan sakat doğmuş bir teklif bu; alt komisyon yok, uzman görüşü yok ama dayatma var. Siz Meclisi ne zannediyorsunuz? El kaldır, indir yeri midir sadece? Bu millet sizi bunun için mi seçerek buraya gönderdi?
Değerli milletvekilleri, gelin, şu süslü maddelere kısaca bir göz atalım. Madde 2'de diyorsunuz ki: "Doğum iznini artırıyoruz." Evet, kulağa gayet hoş geliyor ama teoride harika gözüken bu madde gerçekte öyle mi bir bakalım: Aile sağlığı merkezinde çalışan bir ebe ya da hemşire yerine bakacak kimse yoksa o izni nasıl kullanacak? İznini tabi ki kullanamayacak, kullanırsa maaşından olacak. Bu, kâğıt üstünde sosyal devlet, gerçekte ise kaderine terk edilen bir anne demektir. Hak veriyor gibi yapıp o hakkı kullanılmaz hâle getiriyorsunuz; bu bir çözüm değil, bu sadece bir aldatmacadır.
Gelelim 6'ncı maddeye. Diyorsunuz ki: "Aileyi koruyacağız, destek vereceğiz." Peki, nasıl, kime, ne kadar ve ne kadar süreyle vereceksiniz? Hiçbiri yok, tamamen muğlak, tamamen belirsiz. Diyorsunuz ki: "Biz şimdi bu kanunu geçirelim, sonrasında keyfiyetimize göre hareket ederiz." Bunun Türkçesi nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Aynı durumda iki aileden biri destek alacak, bir diğeri almayacak; alan aile sizin keyfiyetinizle belirlenecek çünkü kural yok, adalet hiç yok maalesef. Bu sistem sosyal devlet sistemi değil, keyfî karar sistemidir; bu sistem hak değil, lütuf sistemidir.
Diğer taraftan, madde 8'e bir bakalım: "Devlet korumasındaki gençlere istihdam." diyorsunuz ama öyle şartlar koyuyorsunuz ki o kapıdan girmek neredeyse imkânsız: "Beş yıl koruma altında kalacaksın, 18'den sonra beş yıl içinde başvuracaksın, 30'u geçmeyeceksin..." vesaire vesaire. Bu, resmen umut verip geri çekmektir; bu, gençlerin hayalleriyle oynamaktır.
Değerli milletvekilleri, bu teklifin özü sosyal devleti güçlendirmek değil, milleti iktidarınıza muhtaç hâle getirmektir. Hak temelli değil, lütuf temelli bir düzen kuruyorsunuz. Bu teklif vatandaşı güçlendirmiyor, aksine zayıflatıyor; kuralları netleştirmiyor, aksine bulanıklaştırıyor; yetkiyi paylaşmıyor, merkezde topluyorsunuz. Millet geçim derdindeyken, gençler geleceğini yurt dışında ararken, çocuklar korunmayı beklerken siz hâlen usulsüz, plansız, denetimsiz yasalarla bu millete vakit kaybettiriyorsunuz.
Bakın, arkadaşlar, adalet yoksa düzen yoktur, düzen yoksa devlet hiç yoktur; devlet vatandaşına hakkını vermezse o boşluğu adaletsizlik doldurur. Bu millet sadaka istemiyor, bu millet hakkını istiyor, hakkını.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ÖMER KARAKAŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Bu Meclis o hakkı teslim etmek için vardır. Biz de bu yüzden bu dayatmaya, bu belirsizliğe, bu adaletsizliğe hayır diyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz düzenleme ilk bakışta sosyal yardımlaşmayı teşvik eden, Darülacezeye yapılan bağışları artırmayı amaçlayan bir adım gibi sunuluyor ancak meseleye biraz daha yakından baktığımızda burada çok daha temel bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Sosyal devletin sorumluluğu adım adım hayırseverliğe devredilmektedir. Darülaceze tarihsel olarak bu ülkenin en kırılgan kesimlerine, yaşlılara, kimsesizlere, engellilere sahip çıkmak için kurulmuş olan çok köklü bir kuruluştur ancak bugün getirilen düzenleme bu kurumu güçlendirmekten çok kamu sorumluluğunun yerine bağış mekanizmasını koyan bir anlayışı kurumsallaştırmaktadır. Vergi indirimi yoluyla bağışı teşvik etmek kamunun doğrudan hizmet sunma yükümlülüğünü azaltmanın bir aracı hâline asla getirilmemelidir.
Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye'de 65 yaş üstü nüfus 9,5 milyona ulaşmış durumda yani toplam nüfusumuzun yüzde 11'inden fazlası 65 yaş üstünde. Asıl bakıma ihtiyaç duyan 75 yaş üstü nüfusumuz ise yaklaşık olarak 3,6 milyon vatandaşımızdır. Bu tablo bize neyi gösteriyor? Şunu gösteriyor: Türkiye hızla yaşlanıyor ve bakım ihtiyacı her geçen gün daha fazla büyüyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Kamusal bakım kapasitesini artırmak yerine bağış yaparsanız vergi avantajı sağlarız diyoruz.
Sayın milletvekilleri, mevcut durumda, 172 devlet huzur evinde yalnızca 15 bin kişiye hizmet verilebilmektedir. Bu sayı toplam yaşlı nüfusun yanında yok denecek kadar azdır. Üstelik, bu hizmetten yararlananların da sadece yüzde 30'u ücretsiz yararlanabilmektedir. Engelli vatandaşlarımız açısındansa bu tablo daha da ağırdır. Yaklaşık 9 milyon engelli birey varken, kamunun sunduğu yatılı bakım hizmeti 6.800 kişiyle sınırlıdır. Şimdi soruyorum: Bu kadar büyük bir ihtiyacın olduğu yerde çözüm bağış mıdır, yoksa güçlü bir kamu politikası mıdır? Bakın, bu düzenlemeyle Darülacezeye yapılan nakdi bağışların tamamı vergi matrahından düşürülebilecek. Bu ne demektir? Bu, bir yandan bağışları teşvik ederken diğer yandan vergi gelirlerinden feragat etmek demektir. Yani aslında kamu bütçesinden vazgeçip sosyal hizmetleri bağışlara bağımlı hâle getirmek demektir ve üstelik burada ciddi bir denetim ve şeffaflık sorunu da vardır. Vergi avantajı sağlanan bu bağışların nasıl kullanılacağı, hangi kriterlere göre dağıtılacağı ve ne ölçüde denetleneceği konusunda yeterli güvenceler yoktur. Bu durum iyi niyetli bağışların bile suistimal edilme riskini beraberinde getirmektedir.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, geçmişte bağış ve yardım mekanizmalarının denetimsiz bırakıldığında ne tür sorunlara yol açtığını acı tecrübelerle görmüştür, Deniz Feneri davası bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Vatandaşların iyi niyetle yaptıkları bağışların yeterli denetim mekanizmaları kurulmadığında nasıl suistimal edilebildiği hepimizin hafızasındadır. Şimdi, biz buna benzer bir alanı büyütüyoruz; vergi teşvikleriyle bağışları artırıyoruz ancak aynı ölçüde güçlü, şeffaf ve bağımsız denetim mekanizmalarını ise ortaya koymuyoruz. Bu durumda sormak zorundayız: Geçmişten ders çıkardık mı yoksa aynı riskleri yeniden mi büyütüyoruz?
Sayın milletvekilleri, diğer bir sakıncalı nokta da şirketlerin yaptıkları bağışlar üzerinden reklam yapma ihtimalleri bu uygulamada ortaya çıkmaktadır. Bağışçı şirketlere tanınan vergi teşvikiyle hem devlet ciddi bir vergi gelirinden vazgeçmiş oluyor hem de bu şirketlere itibar ve reklam avantajı sağlamış oluyoruz.
Değerli milletvekilleri, şunu unutmayalım: Sosyal devlet vatandaşına "Yardım alabilmek için muhtaç olduğunu kanıtla." diyen değil "İnsanca yaşamak senin hakkındır." diyen devlettir. Yaşlılarımızın, engellilerimizin, kimsesiz yurttaşlarımızın yaşam hakkı bağış kampanyalarına ve hayırseverlerin inisiyatifine bırakılamaz. Eğer, gerçekten Darülacezeyi ve benzeri kurumları güçlendirmek istiyorsak yapmamız gereken şey çok açıktır; kamu bütçesinden ayrılan pay artırılmalı, bakım hizmetlerinin kapasitesi genişletilmeli, nitelikli personel istihdamı sağlanmalı ve bütün bu hizmetlerin daha fazla ulaşılabilir hâle gelmesi sağlanmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Devamla) - Sonuç olarak, bu düzenleme sosyal destek mekanizmalarını güçlendirmiyor, onun yerine, "sosyal devlet" ilkesini zayıflatma riski taşıyor. Bizler sosyal politikaların hayırseverliğe değil hak temelli bir anlayışa dayanması gerektiğini savunuyoruz, bu nedenle, söz konusu düzenlemeye bu hâliyle destek vermemiz mümkün değildir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinde yer alan "Darülaceze'ye" ibaresinin "Darülaceze Başkanlığı'na" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Elif Esen | Selçuk Özdağ | Mehmet Karaman |
İstanbul | Muğla | Samsun |
Mehmet Atmaca | Şerafettin Kılıç | Mehmet Emin Ekmen |
Bursa | Antalya | Mersin |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Buyurun Sayın Ekmen. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Bu kanun teklifinin hükümlerini görüşünce bu kanun teklifinin eksik yönlerine işaret etmiştik. Bu eksik yönlerden biri, bugün aileyi güçlendirmeyi hedefleyen bir kanun teklifinde gündüz kuşağı programları hakkında, Türkiye'de şiddetin her türlüsünü özendiren ve aile kurumunun köküne kibrit suyu dökmeyi hedefleyen dizi sektörü hakkında hükümler olmamasının eksiklik olduğunu ifade etmiştik. Keza, aynı şekilde, bırakınız kumar ve bahsi yasaklamayı, kumar ve bahsin reklamının dahi yasaklanmadığı bir paketin aileyi güçlendiremeyeceğini ifade etmiştik. Ben bugün bir başka eksiğe daha dikkat çekmek istiyorum, o da kadınlar, anneler yani bilinçli bir tercihle, bazen örf ve kültürün dayatması, bazen bir kader ama çoğunlukla bilinçli bir tercihle kendini evladına, evindeki bakıma muhtaç annesine veya yakınına, kısaca, topluma adamış kadınlar hakkında acaba bu iktidarın yaptığı nasıl bir düzenleme var? İsterseniz, iktidarın mevcut düzenlemesine ya da eksiğine bakmadan önce Sayın Cumhurbaşkanının kadınlar ve anneler hakkındaki bazı sözlerini hatırlayalım: "Cennet annelerin ayakları altındadır." hadisişerifini sürekli hatırlatan Sayın Cumhurbaşkanı anneyi ailenin direği olarak tanımlıyor. Aynı şekilde, kadınlar için en önemli kariyerin annelik olduğunu vurguluyor. Anneleri fedakârlığın, sabrın ve merhametin timsali olarak, görünmeyen hizmetlerle en büyük emeği veren kahramanlar olarak tanımlıyor ve yine anneler hakkında "Aileyi ayakta tutan kadınlardır, baş tacıdır ve her başarılı yüreğin arkasında mutlaka güçlü bir anne vardır." diyor, son bir alıntı da anneliği tarif edilemeyecek kadar kutsal bir makam olarak tanımlıyor. Peki, evladını kreşe vermeden kendi kariyerini ailesine hasreden, kendi elleriyle evladını büyüten, yaşlı annesini huzurevine değil kendi sofrasına alan, engelli kardeşini bakım merkezine teslim etmeyip yıllarını ona adayan bu kadın, bu anne hakkında devletin kendisine verdiği bir imkân var mıdır? Tek bir imkân var arkadaşlar, o imkândan faydalanabilmesi için de bu kadının muhtaçlığını ispat etmesi gerekiyor yani devletin verdiği herhangi bir imkândan faydalanması için önce muhtaç olduğunu ispatlaması gerekiyor. Oysa, biz "Aileyi ayakta tutan, aslında aileye hizmet ettiğini düşünürken, toplum sağlığına ve dolayısıyla vatana, ülkeye ve devlete hizmet eden anneye vermiş olduğu bir imkân var mıdır?" dediğimizde karşımıza yılların emeğine karşılık ne bir sosyal güvence ne de bir emeklilik hakkı olmadığı gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Burada biz bir kere daha ifade ediyoruz ki hayatını evlatlarına, ailesine ve yakınlarına hasreden her kadın, her anne bir bakım veren olarak sigortalanmalıdır ve sigortalanmasında da gelire dayalı olarak kademeli bir şekilde sigorta primini devlet karşılamalıdır çünkü bilinmelidir ki bu kadının, bu kardeşin, bu annenin verdiği hizmet aynı zamanda kamu adına verilen bir hizmettir, başta Aile Bakanlığı olmak üzere kamu hizmetlerinin yükünü yüklenmektedir ve bu kadınların hayatını kolaylaştıracak mahallelerde gündüz bakımevlerine, gündüz bakım merkezlerine ihtiyaç var. Bu konuda da mahalle ölçekli baktığımızda çok ciddi olarak eksik olduğunu görmekteyiz. Aile Bakanlığımız bir evde bir engelli olduğunu tespit ediyor, hatta bu engelli için evde hizmet verene bir ücret de ödüyor, bir bakım bedeli de ödüyor ama bu kişinin bir sosyal güvencesinin veyahut da bir emeklilik hakkının olup olmadığına bakmıyor. Peki, daha başka bir soru: Evinde bir şekilde hepimiz adına ve toplum sağlığı adına hizmet veren bu annenin herhangi bir eğitime ihtiyacı olup olmadığını Aile Bakanlığı gözetiyor mu? Senin evinde bir engelli var ve senin bu engelliye bakabilmen için, profesyonel bakım veren bir insan olabilmen için şu eğitimden geçmen gerekir, şu sertifikayı alman gerekir ve bu sertifikayı aldığında yarın sadece kendi ailenin bakım görevi değil belki mahallende, belki ilçende bir başka bakım ihtiyacı olana da destek verebilirsin diyor mu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Böyle bir eğitim sistemimiz de yok. Bugün, birçoğumuzun evde yaşlısı var arkadaşlar. Yaşlılarımıza bakmak için ya bir Türkmen ya bir Kazak ya Özbek bir kadın arıyoruz ve herhangi bir sertifika ve eğitimlerinin olup olmadığını da bilmiyoruz, gönüllü olarak geliyor. Ben bazen bakıyorum, içinde mühendis olan da var, eğitim almamış olan da var. Peki, bunların yerine bizim ülkemizin kadınlarının zaten vermiş oldukları bu hizmetin bir eğitimle sertifikalandırılarak aynı zamanda ekonomiye kazandırılması niçin düşünülmüyor? Buradan Aile Bakanlığına sesimiz: Bu kadar yücelttiğimiz, Sayın Cumhurbaşkanının bu kadar övgüde bulunduğu anneler ve kadınların hem eğitimi hem sertifikalandırılması hem bireysel, sosyal güvence ve emekliliklerinin garanti altına alınması hem de ekonomiye kazandırılmasını sağlayacak bir sistem önerisinde bulunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, yoklama...
BAŞKAN - Yoklama talebi var.
Sayın Günaydın, Sayın Suiçmez, Sayın Ertuğrul, Sayın Yontar, Sayın Sümer, Sayın Karakoz, Sayın Ersever, Sayın Kış, Sayın Şevkin, Sayın Aygun, Sayın Dinçer, Sayın Gündoğdu, Sayın Çiler, Sayın Yaman, Sayın Güzelmansur, Sayın Süllü, Sayın Elçi, Sayın Kılıç, Sayın Konuralp, Sayın Akbulut.
Yoklama için üç dakika verip süreyi başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
1. Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu (S. Sayısı: 263)(Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 20'nci maddesinde yer alan "eklenmiştir." ibaresinin "ihdas edilmiştir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
|
|
|
Mehmet Kamaç | Sinan Çiftyürek |
|
Diyarbakır | Van |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
(Uğultular)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, konuşmak durumunda olan milletvekillerimizin kuliste konuşmalarını rica ediyorum, çok uğultu var.
Buyurun Sayın Gergerlioğlu.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aile kim, iktidar kim; bunu soruyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, size, vicdanlarınıza bir fotoğraf sunuyorum: Enes Gıyas Leyla altı ay önce Hatay Dörtyol'da öldürüldü. Bir operasyonda polis yanlış eve girdi ve bir aileyi mahvetti. Şimdi, bununla ilgili ben soru önergeleri verdim ve Meclis İnsan Hakları Komisyonuna sorular sordum. Suriyeliler o kadar değersiz ki altı ay sonra cevap geldi ama gelen cevap arkadaşlar, o kadar vahim ki. Bakın, biz bugün altı yıl sonra Tunceli Valisinin bir aileyi nasıl mahvettiğini konuşuyoruz ya, anlaşılan bir müddet sonra Hatay Valisinin katledilen bir aile hakkında nasıl yalan attığını konuşacağız. İşte, size belgeleriyle burada açıklayacağım. İnsan biraz utanır yahu! Bakın, İnsan Hakları Komisyonuna bir cevap yollamış, İnsan Hakları Komisyonu da hiç incelemeden bana yollamış. Güya kapının önünde bir arbede yaşanmış ve Suriyeli vurulmuş. Oysa gerçek öyle değil. Bakın, kapıdan 3,5 metre ilerideki kan izlerini görüyorsunuz, kapının önünde bir boğuşma yok; 3,5 metre ileride. Bu delil yetmez. Bakın, aranızda hukukçular var değil mi? Arkadaşlar, şu ne? Balistik rapor. Balistik rapor ne diyor? "3,5 metreden uzak atış." diyor ve buna rağmen, 25 Aralıkta çıkan bu balistik rapora rağmen 8 Nisanda bakın, hiç utanmadan Hatay Valisi İnsan Hakları Komisyonuna "Bitişik atışta öldürülmüştür." şeklinde bir cevap gönderiyor. Allah'tan korkun ya! Ve sonra ne oluyor biliyor musunuz? Sizin aileye bakışınız bu işte. O Suriyeli aile değil mi? Değersiz gördüğünüz o insan değil mi? Polis şu anda elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Vicdanlı bir savcı çıktı, olası kasttan iddianame hazırladı ancak Hatay Valiliği soruşturma izni konusunda karar verecek. Sorarım size: Hatay Valisi nasıl karar verir? Hadi size soruyorum arkadaşlar. Bakın, bu ülkede böyle vicdansızlıklar yapılıyor. Derya Yanık burada mı? Ya, ayıptır, insan utanır ya! Sen eski Aile Bakanısın, Aile Bakanısın, şu cevabı bana nasıl yollarsın ya! Eskisi de yenisi de vicdansız! Yenisi ne mi yapıyor? Onu da söyleyeyim: Onun eşi var, Rahmi Göktaş, Yunus Emre Vakfında Başkan Yardımcısı. İsmail Arı'yı geçen Sincan 3 L Cezaevinde ziyaret ettim "Ömer Bey, Yunus Emre Vakfı hakkında, Bakanın eşinin görevli olduğu Vakıf hakkında haber yaptım, kendimi burada buldum ama işin ilginç tarafı nedir biliyor musunuz? Ya, yan tarafta da Yunus Emre Vakfından tutuklananlar yatıyor. Onların 630 milyonluk yolsuzluğunu ben haber yapmışım, ben de burada yatıyorum." dedi. Peki, işte Aile Bakanı böyle, ben o Aile Bakanına gözaltındaki 13-14 yaşındaki çocuklarla ilgili sorular soruyorum. "Bana ne, onlar teröristler." falan diye cevap veriyor "Adalet Bakanlığı baksın." diyor. Eşi böyle bir meselede, hakkında herhangi bir yargılama bile yok. Diğerleri yatıyor içeride, ihaleleri düzenleyen Rahmi Göktaş ortalıkta. Siz aileye böyle bakıyorsunuz arkadaşlar. Böyle şey olur mu? Şimdi, bakın, böyle olmaz arkadaşlar. Yani acaba "Eşimi koruyayım." diye mi bu kadar vicdansız oluyor insanlar? Çünkü neden? Ben Komisyonda saatlerce görev yaptım, bakın, şunları da size söyleyeyim: Onlarca mazlum, gariban çocuktan bana mesaj geliyor; koruma evlerinde kalan çocuklar bunlar, köprüaltı çocukları, aile felaketleri yaşamışlar, devlet onları korumuş ve ardından "18 yaşına girince seni korumak için memur yaparım." demiş, sonra koruma evinde bir disiplinsizlik çıkınca almış devlet onu, memuriyetten atmış, köprüaltına atmış. Sayın Bakan, ya, bakın, buna bir çözüm bulalım dedim. Yasa teklifimi getiriyorum, Sayın Mahinur Özdemir Göktaş, gelin, bir defalık af getirelim -Sayın Vedat Bilgin de şahittir- yapın bunu dedim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Devlet âciz mi üç beş çocuğa bakmaktan? "Hayır." dedi, hiç umurunda değildi. Eskisi de yenisi de vicdansız. Sizin aileye bakışınız bu arkadaşlar, size ne diyebilirim?
Bakın, bugün Ali Öztunç da burada anlattı. Ya, Maraş'ta bir katliam oluyor ve o katliamda bir ailenin çocuğunun babası KHK'li, cezaevine girmiş diye Bakanlar babaya terörist diye bakıyor ve çocuğun cenazesine gitmiyor. Yazıklar olsun ya! Ama siz işte böyle böyle aileyi mahvediyorsunuz. Siz kim, aile kim arkadaşlar? Şu kişiyi görüyor musunuz: Türk Tarih Kurumu eski Şube Başkanı Hasan Balcı. Kendisini KHK'yle işten attınız, iki çocuğunu işten attınız, tüm malına mülküne el koydunuz. Ne oldu biliyor musunuz? Geçen hafta intihar etti bu adam.
SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Bağırma!
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Eski bir bürokrattı, şerefli, namuslu bir adamdı. Adamı mahvettiniz, ailesini mahvettiniz, perişan ettiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Siz kim, aile kim arkadaşlar ya! Allah'tan korkun ya!
SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Sen kimsin!
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Sen ne konuşuyorsun oradan be! Sen ne konuşuyorsun oradan! Allah'tan kork! Bütün örnekleriyle burada açıklıyorum... Bir de oradan konuşuyorsun ya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Otur yerine!
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
20'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sizin vicdanınızı uyandıramıyoruz, tüm bunları anlatırken vicdanınızı uyandıramıyoruz! Yazıklar olsun sana! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İnsanın biraz vicdanı olur be! Allah'tan korkun ya! Ne vicdansız bir topluluk oldunuz siz! Dün mazlumdunuz, bugün zalimin zalimi oldunuz; yazıklar olsun size! Şu kadar örnek sunuyorum, vicdanınız bile sızlamıyor be! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - 21'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 21'inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Şerafettin Kılıç | Mehmet Karaman | Selçuk Özdağ |
Antalya | Samsun | Muğla |
|
|
|
Mehmet Atmaca | Elif Esen | İdris Şahin |
Bursa | İstanbul | Ankara |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurunuz Sayın Şahin. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, 21'inci maddenin düzenlenmesinde, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesine bir kısım öneriler ve tanımlamalar getiriliyor. Arkadaşlar, Sosyal Hizmetler Kanunu'nda yapılan bir kısım düzenlemeleri olumlu gördüğümüzü, bu kanunun içerisinde makul olanların elbette ki tarafımızca desteklendiğini ifade etmiştik ancak internet ortamında yapılan yayınlara ilişkin düzenlemenin bu kanun metninin içerisinde ne alakası var, bunu sormak lazım. Velev ki bu düzenlemeleri bu kanun içerisinde, bu torba yasada görüştürüyorsunuz; hiç olmazsa bir tali komisyon olarak Adalet Komisyonunda ve Dijital Mecralar Komisyonunda bu konuların bir irdelenmesi gerekir. Bakınız, 3-5 tane madde özellikle internet ortamında yapılan düzenlemelerle alakalı. Kanunun imza sahiplerine bakarsanız, komisyonuna bakarsanız bu konulardan bihaber olan arkadaşlar. Hiçbir şekilde bu komisyonda bu konuların incelenmemesi gerekir. "Niçin?" diyeceksiniz. "Oyun" tanımını getiriyor; "oyun dağıtıcı", "oyun geliştirici", "oyun platformu" gibi 21'inci maddede bahsettiği hususlar var.
Değerli arkadaşlar, artık bir gelenek hâline getirdiniz; bir kısım kanunların içerisinde olumlu düzenlemeler yerine hiçbir şekilde bu kanun teklifiyle alakası olmayan maddeleri de dercetmek suretiyle, tatlının içerisine zehri enjekte etmek suretiyle kanunlaştırıyorsunuz ama bu yaptığınız gerçekten yanlış ve yaptığınız yanlışın ne demek olduğunu en güzel bir şekilde Anayasa Mahkemesinden döndüğünde anlıyorsunuz ama kaybeden milletimiz oluyor, toplumumuz oluyor. Dolayısıyla, burada bu kanunla alakalı, sosyal hizmetlerle alakalı önemli düzenlemelere bir diyeceğimiz yok ama dijital mecralarla alakalı yapılan değişikliklerin hiçbirinin bu komisyonda görüşülmemesi gerekir.
Değerli milletvekilleri, yine, bir diğer husus: Özellikle burada maden işçilerinin yapmış olduğu eylemle alakalı bir kısım ifadelerde bulunmak istiyorum. Eskişehir'den Ankara'ya kadar yürüyüp gelen ve özellikle "Kömür karası bizim onurumuzdur." diyen maden işçilerini siz gözaltına aldınız ve bir sabah ezan vaktine yakın bir süreçte. Sabaha kadar Enerji Bakanlığının önünde bir farkındalık yaratmak istediler. Onlar ekmeğinin, aşının davasındaydı, kıdem tazminatlarını, maaşlarını istiyorlardı ama siz onları en zayıf anında sabaha karşı soğukta beklettiniz, beklettiniz ama onları gözaltına aldınız. İşte, onlara yapmış olduğunuz muamele de sizin yüz karanız arkadaşlar. Bunu özellikle ifade etmek isterim çünkü onlar alınlarındaki o madenci karasını onur olarak taşıyorlar ama sizin yapmış olduğunuz işlem emin olun yüz karası bir işlem çünkü Anayasa'da açık bir hüküm var: Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı. Kendi emekleri ve alın terlerinin dışında istedikleri hiçbir şey yok ama siz onların maaş ve kıdem tazminatlarını ödemeyen sermaye sahiplerine arka çıkmak suretiyle bu insanları mağdur ettiniz ve gözaltına aldınız. Ve onlar miğferlerine bir kısım sözler yazmıştı, vicdanı olan o sözleri okuduğunda yüreği burkulur. Onlar özellikle şunları söylüyorlardı: "Biz sizleri ısıttık, siz bizleri üşütmeyin." yazıyorlardı o giymiş oldukları miğferlerde ve "Holdinglere el pençe, madenciye işkence yapıyorsunuz." diyorlardı. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." düsturuyla yola çıkan AK PARTİ iktidarına yakışmayacak görüntüleri biz Enerji Bakanlığının önünde gördük, adliye koridorlarında gördük. Polis ifade almak için onları götürdüğünde tir tir titreyen o maden işçilerine şahitlik ettik. Arkadaşlar, yapmayın, güç sizi bu kadar fevrileştirmesin ve yoldan çıkarmasın. Bir vicdan muhasebesi yapın ve alın terine, akıl terine saygı gösterin, siz bu kadar nobran olmak zorunda değilsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Evet, bu maden işçilerinin adına burada gecenin bu vaktinde onların dün yaşadıkları bu sıkıntı ve streste en ufak bir şekilde bir kaygı duymadınız ve onları anlamaya çalışmadınız. "Kimsesizlerin kimsesiyiz." diye yola çıktınız ama sermaye sahiplerine esas duruşa geçtiniz, onların önünde takla attınız ama bu maden işçisinin hak ve talepleri karşısında duyarsız kaldınız. Bu gecenin bu vaktinde size söylenecek tek şey, aile kurumunu konuşuyoruz, emeği konuşuyoruz, alın terini konuşuyoruz ama siz ne alın terinden ne maden işçisinin emeğinden anlamayacak kadar artık onlardan uzaklaşmışsınız diyorum, sizleri ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 21'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Madde 21- 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.
ş) Aracı hizmet sağlayıcı: Kullanıcıların internet ortamında sunulan içeriklere erişimini kolaylaştıran ve ticari faaliyetlerin yürütülmesine aracılık eden gerçek veya tüzel kişileri,
t) Çocuk: Medeni kanunun erişkin sayılmamış on sekiz yaş altı bireyleri,
u) Dijital bağımlılık: Kişinin dijital cihazları ve içerikleri kontrolsüz şekilde kullanması nedeniyle psikolojik, sosyal, akademik veya fiziksel işlevselliğinin bozulmasını,
ü) Erişim Sağlayıcı: Kullanıcılarına internet ortamına erişim olanağı sağlayan her türlü gerçek veya tüzel kişileri,
v) Genç: on sekiz ila yirmi dört yaş arasında bulunan fizyolojik ile psikolojik açıdan gelişmekte olan bireyi,
y) İçerik Sağlayıcı: İnternet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,
z) Oyun; İnternet üzerinden dağıtılan, oynanan veya güncellenen dijital oyunları,
aa) Oyun dağıtıcı; Oyunların dağıtılmasına veya oynanmasına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri ifade edecek.
bb) Oyun sağlayıcı; Oyunları veya oyun içi bileşenleri üreten gerçek veya tüzel kişileri,
cc) Siber zorbalık: Dijital ortamlarda kasıtlı ve tekrarlanan zarar verici davranışları,
cc) Sanal kumar: Lisanslı-lisanssız ve yasa dışı olarak çevrim içi mecralarda oynanan şans oyunlarını,
dd) Zararlı içerik: Yaş grubuna uygun olmayan, bağımlılığı teşvik eden, sanal kumar ve şiddeti özendiren dijital materyalleri,"
Aylin Yaman | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Murat Çan |
Ankara | İstanbul | Samsun |
Nail Çiler | Eylem Ertuğ Ertuğrul | Tahsin Ocaklı |
Kocaeli | Zonguldak | Rize |
Gülcan Kış | Ömer Fethi Gürer | Serkan Sarı |
Mersin | Niğde | Balıkesir |
| Okan Konuralp |
|
| Ankara |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Okan Konuralp.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanı, Şanlıurfa'da ve Kahramanmaraş'ta yaşanan trajik olaylarda tırnak ucu kadar sorumluluğu yoksa bile -ki var, yoksa bile diyelim- hayatlarını kaybeden çocuklarımızın, öğretmenlerimizin aziz hatıralarına saygının ve acılı ailelerine yönelik olması gereken derin mahcubiyetin sonucu olarak istifa etse istifası tüm topluma iyi gelecek ama istifa etmiyor, siz de kendisini savunmaya devam ediyorsunuz. Çocuklarımıza, sizin, bizim, güzel ülkemizin tüm çocuklarına yazık ediyorsunuz. Bu yanlıştan en kısa sürede geri durmaya başlamanızı diliyor, Urfa ve Maraş'ta yaşanan olaylarda yaşamını yitiren çocuklara ve öğretmenlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı dileklerimi sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin pek çok problemine ilişkin muhalefetin eleştiri ve önerilerine iktidarın açık olmama tercihini defalarca deneyimledik. Ancak söz konusu olan çocuklarımızsa, söz konusu olan aileleri farklı siyasi görüşlere sahip olsa da okul sıralarında yan yana oturan çocuklarımızın üstün yararıysa ortak aklı çalıştırmanız, ortak bir çözüm önerisini zorlamanız gerekiyordu, bu teklifin Komisyondaki görüşmeleri sırasında da gerekeni yapmadınız.
Yaşanan sürece ve teklifin teknik detaylarına ilişkin partimizin görüşlerini 22 ve 23'üncü maddelerde konuşacak Sayın Hasan Öztürk ve Sayın Tuncay Özkan sizlere aktaracaktır. Ben, ortak akıldan kaçırdığınız teklifin ilgili maddeler bütününe dair bir başka boyuta dikkat çekmek istiyorum. Teklifin komisyon görüşmelerinde çocukların sosyal medya kullanımının nasıl denetleneceğiyle ilgili olarak bilgi veren sayın bürokratın ve dün de Tayyip Bey'in ifadelerinden görüyoruz ki bir kimlik doğrulama sistemi kurmaya çalışıyorsunuz. Oysa bu kurmak istediğiniz sistem sosyal medya kullanıcılarının 15 yaşın üstünde olduklarını e-devlet üzerinden kanıtlamaları zorunluluğunu kılmak, çocuklarımızı koruma gerekçesiyle tüm toplumu kontrol etmeyi amaçlayan bir dijital fişleme girişimidir. "Çocukları koruyor ve trol hesaplarla mücadele ediyoruz." gerekçesiyle sosyal medya platformlarına "Kullanıcıya yaşını sor, bunu da e-devlet üzerinden kanıtlat." demek hangi sosyal medya hesabının nerede ve ne şekilde kullanıldığının kamu otoritesi tarafından bilinmesi demektir. Bu teklif çocukları koruma iddiasıyla özgürlüğü budayan, güvenlik söylemiyle toplumu hizaya sokmayı hedefleyen bir itaat rejiminin dijital taslağıdır. Özel olarak vurgulamak isterim ki ilgili komisyonlarda ve bu kürsüden -örneğin 16 Nisan 2024'te- AK PARTİ'nin Sayın Grup Başkan Vekili Özlem Zengin'e ve Sayın Başak Demirtaş'a yönelik trol saldırılarını lanetleyen biri olarak elbette ve şüphesiz dezenformasyon üreten, itibar suikastı yapan, hakaret eden trol hesaplara, trol zihniyete karşı kayıtsız şartsız mücadele edilmesi gerektiğini savundum. Ancak trollerle, siber zorbalık ve siber tacizle mücadele etmenin yolu herkesin sosyal medya faaliyetlerini izleyecek bir düzen kurmak değildir. Örneğin, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde olduğu gibi, trollerle mücadele ederken tüm sosyal medya kullanıcılarının kimliği değil trolün kendisi hedef alınmalı, kime hizmet edip etmediğine bakılmaksızın açıkça suç olan içeriklerle mücadele etmenin altyapısı oluşturulmalıdır. Özetle, siz bu teklifle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarınca güvence altına alınmış olan kimliği saklama hakkına müdahale ederek milyonlara "Kimliğinle konuş." demiyorsunuz, "Kimliğinle sus, otur oturduğun yerde." demenin yasal altyapısını inşa etmeye çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Üstelik, pedagojik ve sosyolojik değerlendirmelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilgili komisyonları aracılığıyla ürettiği raporlar referans alınmadan hazırlanan, neye ve kime göre belirlendiği meçhul 15 yaş sınırı düzenlemesi gerçeklikten uzakken BTK'ye kamu düzeni, ailenin ve çocukların korunması gibi sınırları belirsiz, muğlak gerekçelerle geniş yetkiler veriyor, dezenformasyon yasasının yazılı ve görsel medyadaki baskıcı etkisini, örneğin, Alican Uludağ'a, İsmail Arı'ya yapılanları dijital dünyaya taşımak istiyorsunuz.
Sayın milletvekilleri, elbette çocuklar sosyal medyanın zararlı içeriklerinden, dijital dünyanın algoritima tuzaklarından korunmalıdır ancak bu adımları atarken özgürlükçü bir bakış açısıyla hareket etmeliyiz. Yetkililerin sorumluluklarıyla yüzleşeceği, her bir yetişkinin bilinçlenip...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
OKAN KONURALP (Devamla) - Yetkililerin sorumluluklarıyla yüzleşeceği ve her bir yetişkinin bilinçleneceği ve bu bilincin aileler ve okullar yoluyla çocuklara aktarılacağı sağlıklı bir iklimin oluşturulması şarttır.
Ve son olarak, ne yaşanırsa yaşansın gösterilmeyen istifa erdemine dönecek olursak, Sayın Erkan Akçay'ın vurguladığı üzere -ve ben de bu vurgusuna yürekten katılıyorum- elbette evlatlarımızın geleceği her türlü siyasi hesabın üstündedir ancak çocuklarımız Urfa ve Maraş'ta yaşananlara rağmen istifa etmeyen Millî Eğitim Bakanının siyasi kibrinden de korunmalıdır.
Teşekkür ederim. (CHP, DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 21'inci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
|
|
|
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı | Yüksel Selçuk Türkoğlu |
İstanbul | Tekirdağ | Bursa |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Vezir Çoşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hâkkari | Şırnak | Kocaeli |
Sinan Çiftyürek | Ömer Faruk Hülakü | Mehmet Kamaç |
Van | Bingöl | Diyarbakır |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Emniyet teşkilatımızın bünyesinde görev yapmış ya da görev yapmaya hak kazanmış binlerce gencin yıllardır çözülmeyen ciddi bir mağduriyetini bir kez daha bu kürsüden sizlerle ve milletimizle paylaşmak istiyorum: Bir yanda Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) öğrencileri, diğer yanda Polis Meslek Yüksekokulu öğrencileri emek veriyorlar, başarılı oluyorlar ama en sonunda tartışmalı bir şekilde haklarını kaybediyorlar. Nasıl mı? Birinci gruptakiler KPSS'yi yüksek puanlarla geçiyor, sağlık, spor, mülakat aşamalarını başarıyor, emniyet bünyesinde de eğitim alıyor, hatta beylik tabancası dahi veriliyor, polis kimliği de taşıyıp fiilen göreve başlıyorlar. Ancak tam süreç tamamlanmışken "POMEM öğrencisi olamaz." gerekçesiyle meslekle ilişiği kesiliyor. İkinci gruptakiler ise hem Polis Meslek Yüksekokulu ve hem de POMEM sürecinde eğitimlerinin son aşaması olan eğitim sonu sözlü sınavında elenen binlerce gençten oluşuyor. Bu gençler de aynı şekilde teşkilat içinde staj yapmış, hatta operasyonel süreçlerle de tanışmış genç polislerden meydana geliyor. Ancak ne yazık ki "Özgüvensiz, kendini ifade edemedi, ikna kabiliyeti yetersiz." gibi soyut ve ölçülmesi zor gerekçelerle eleniyorlar, pek çok örneği var ve pek çoğu da size aslında ulaştı, meramlarını anlatıyorlar. Sonuçta aynı sistem içinde aynı aşamalardan geçen gençler, sürecin sonunda geriye dönük olarak farklı kriterlerle eleniyorlar. Güvenlik soruşturmaları da dâhil devletin tüm filtrelerinden geçmiş genç polisler bunlar. Buna rağmen sürecin sonunda yapılan bu ani ve toplu elemeler aslında hukuk devleti ilkesini ve kazanılmış hakları zedeleyen bir tabloyu da ortaya koyuyor. Nitekim, idare mahkemeleri ve Danıştay tarafından verilen çok sayıda emsal kararda bu uygulamaların hukuka aykırılığı da tescillenmiş durumda.
Bu arada 2022 yılında çıkarılan geçici 31'inci maddeyle bazı mağduriyetlerin kısmen giderilmiş olması aslında sorunun varlığını resmî olarak da teyit ediyor. O dönem için uyguladığınız bu 31'inci maddeyi neden şimdi uygulamıyorsunuz? Ne farkı var bu çocukların onlardan? Ancak bu düzenleme hem süre bakımından sınırlı kalmış hem de kapsam itibarıyla dar tutulduğu için binlerce mağdur kapsam dışında kalmıştır. İlginç bir şey daha var burada: 29 ve 30'uncu dönem POMEM ve 20-21'inci dönem Polis Meslek Yüksekokulu süreçlerinde özellikle eğitim sonu sözlü sınavında yaşanan elenme oranlarının önceki dönemlere kıyasla ciddi ve anormal şekilde artmış olması da ayrıca dikkat çekicidir. Bu durum, uygulamanın öngörülebilirliğini de tutarlılığını da tartışmalı hâle getirmektedir. Bir kısmı işsiz kalmış, bir kısmı özel sektörde güvencesiz koşullara itilmiş, bir kısmı ise ekonomik ve psikolojik olarak ciddi bir yıkım yaşamıştır. Yaşamaz mı kardeşim, yaşamaz mı? Buradan açıkça ifade etmek istiyorum. Kamu hizmeti keyfiyetle değil, hukukla yürütülmelidir. Bu nedenle çağrımız nettir: Emniyet teşkilatı sağlık şartları ve değerlendirme süreçleri şeffaf, ölçülebilir, denetlenebilir bir hâle getirilmelidir. Kazanılmış haklar korunmalı, 31'inci madde uygulaması yeniden hayata geçirilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Efendim, tamamlayayım konuyu.
BAŞKAN - Buyurun, tabii.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Muhterem milletvekilleri, uluslararası ölçümlere göre Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde yine bir tablo açıklandı -takip etmişsinizdir- ülkemiz insanına âdeta "Ört ki ölem." duygusu yaşatan bir tablo. OECD'nin açıkladığı listenin ilk 5 sırasında yani bağımsız yargının en güçlü olduğu klasmanda Norveç, Danimarka, Finlandiya, Yeni Zelanda ve İsveç var. Bu ülkelerde vatandaş adalet ararken acaba başıma bir şey gelir mi diye düşünmüyor. Peki, listenin son 5 sırasında kimler var? Meksika, Türkiye, Kolombiya, Macaristan ve Şili var; Hukukun Üstünlüğü'nde sondan 4'üncü. Kaç ülke içerisinde? 143 ülke içerisinde.
Bu millet bunu hak etmiyor, Allah'tan korkun diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önerge üzerinde ikinci konuşmacı Bingöl Milletvekili Sayın Ömer Faruk Hülakü. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, 1 Mayısa doğru giderken başta dünyanın tüm emekçilerini, dayanışmayla ve mücadele duygusuyla selamlıyorum.
Bingöl'de Dimin Madencilikte sendikaya üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan ve mücadeleyle, dayanışmayla işlerine geri dönen madenci yoldaşlarımı da buradan selamlıyorum. Gasbedilen hakları için Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen, "Şimdi daha da açız, sesimizi duyun." diyen madenci yoldaşlarımızın sesini duyuyor, bu kürsüden seslerimizi yükseltiyoruz: Selam olsun sizlere, selam olsun hakları için örgütlü mücadele eden madenci yoldaşlarımıza. Talepleriniz karşılanana kadar yanınızdayız, sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir yerinde sokağın gündemi ile Meclisin gündemi bu kadar birbirinden bağımsız, alakasız bir durumda ilerlememişti. Halkın gündemi açlık, yoksulluk, hukuksuzluk, güvensizlik, halkın gündemi toplumu sarmış çetelerin, mafyaların, uyuşturucu baronların yarattığı güvensizlik, bunlara uygulanan cezasızlık politikaları iken; iktidarın gündemi vergi teşvikleriyle bağış rejimi kurmak, halkı sosyal yardımlara, gıda bankalarına, aşevlerine muhtaç hâle getirmek, yoksulluğu yönetebilecek bir kurum hâline getirmektir. Halkın gündemi ile iktidarın gündemi arasındaki bu makas, iktidarın gerçeklikle nasıl koptuğunun açık bir göstergesidir.
Değerli milletvekilleri, şimdi, günlerdir, hatta aylardır, yıllardır burada gördüğümüz tek şey elimizi kaldırmak, indirmek: Kabul edenler... Etmeyenler... Sizin yirmi dört yılda bu el kaldırmayla, el indirmeyle ülkeyi getirdiğiniz hâli şimdi size anlatayım. Bakın, yirmi dört yılda bu ülkeyi ne hâle getirdiniz? Doğaya, toprağa, suya düşman bir anlayış yarattınız. Yolsuzluğun, hırsızlığın, rantın meşrulaştığı bir ülke yarattınız. Çetelerin, mafyaların rüşvetle, uyuşturucuyla pazarladığı, her yerde cirit attığı bir yer yarattınız. Atanmış valilerin, kayyumların, emniyet müdürlerinin, kolluk güçlerinin devletin gücünü kullanarak nasıl cinayet işlediklerini, nasıl delil kararttıklarını, kamunun gücüyle nasıl bir suç sanatı kurduklarını en iyi siz biliyorsunuz. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Narin Güran, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve daha yüzlerce cinayetin âdeta bürokratik bir çete ve cezasızlık zırhıyla işlendiği ve karartıldığı gün gibi ortadadır. İşte, yirmi dört yılda sevgili Rakel Dink'in ifade ettiği gibi, bir çocuktan katil yaratan bu sistem tam da sizin eserinizdir. Tüm bu yozlaşma ve çürümeye dair örnekleri saymakla bitiremeyiz.
Değerli milletvekilleri, biz HDP olarak, DEM PARTİ olarak tüm bu felaketlerin geliyorum diye bağırdığını sizlere bu kürsüden, alanlardan defalarca söyledik, önergeler verdik araştırılsın diye, reddettiniz. Soru önergeleri verdik, cevaplamadınız. Kimseyi dinlemiyorsunuz, kendi bildiğinizi yapmaya devam ediyorsunuz. İşte, en sonunda ülkeyi getirdiğiniz nokta şu an bulunduğumuz durumdur. Katili gösterdik, korudunuz; hırsızı gösterdik, terfi ettirdiniz. Sakın ola, yarın "Partimiz böyle karar almıştı, bizim çok fazla söz hakkımız yoktu." demeyin. Eğer söz hakkınız yoksa, gerçekten istifa edin, bunların arkasına sığınıp bunları söylemeyin.
Gerçi "istifa" sözcüğünü de siz sözlükten çıkardınız. Depremde 100 bine yakın yurttaşımızı kaybettik, Murat Kurum hâlen Çevre ve Şehircilik Bakanı. Kartalkaya'da 78 yurttaşımız yanarak can verdi; Turizm Bakanı koltuğuna yapışmış, hâlen orada oturuyor. Soma'da, Amasra'da, Zonguldak'ta, Şırnak'ta, Karaman'da yüzlerce madenci sorumsuzluğunuz yüzünden can verdi; Enerji Bakanı bugün Bakanlık önünde işçiyi gözaltına aldırıyor. Urfa'da, Maraş'ta öğretmenler ve öğrenciler katlediliyor, Millî Eğitim Bakanı çıkıp istifa etmiyor. Siz bir bakan soruşturulmasın, görevini bırakmasın diye buradan Meclis İçtüzüğü'nü değiştirdiniz, gensoruyu ortadan kaldırdınız. Şimdi istediğiniz bakanı ülke yanıp kül olana kadar, ülke yok olana kadar görevde tutun, biat ettiğiniz tek kişinin iki dudağına bakmaya devam edin ama elbet bu halk tüm ölümlerin, tüm hukuksuzlukların, tüm hırsızlığın hesabını soracaktır.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Karar yeter sayısı talebim var Başkanım.
BAŞKAN - Oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
İhtilaf var. Elektronik oylama yapacağım.
Üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.
21'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Grup Başkan Vekillerimizle arkada görüşmek üzere beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 00.14
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 00.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yerinde.
22'nci madde üzerinde 4 önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk 2 önerge aynı mahiyettedir, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Şerafettin Kılıç | Selçuk Özdağ | Elif Esen |
Antalya | Muğla | İstanbul |
Mustafa Kaya | Mehmet Karaman | Mehmet Atmaca |
İstanbul | Samsun | Bursa |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeil |
Sinan Çiftyürek | Celal Fırat | Mehmet Kamaç |
Van | İstanbul | Diyarbakır |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Kaya.
Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 22'nci maddede grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, Kadına Karşı Şiddet ve Ayrımcılığın Önlenmesine Yönelik Araştırma Komisyonu, İliç Maden Kazasını Araştırma Komisyonu, Yenidoğan Ünitelerinde Yaşanan Sorunları Araştırma Komisyonu, Bolu Kartalkaya Yangınını Araştırma Komisyonu ve son olarak Şanlıurfa, Kahramanmaraş Okul Saldırılarını Araştırma Komisyonu. Arkadaşlar, bu araştırma komisyonlarının ortak özelliği nedir? Hiçbir şekilde muhalefeti normal zamanda bir konuyu araştırmak üzere dâhil etmediniz ama hangi olayın sonunda ölüm varsa o ölümlerin neticesinde burada ölümleri bütün ülkeye yaymak adına getirdiniz, o araştırma komisyonlarını kurdunuz; bu araştırma komisyonlarının kurulmasına o zaman destek verdiniz. Şimdi bugün de Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'yı kurduk ama şu anda konuştuğumuz madde içerisinde mesela, 15 yaş altındaki çocuklara dijital bariyer getirme, onları engelleme var ama bununla ilgili Dijital Mecralar Komisyonunu hiçbir şekilde muhatap almıyorsunuz. Dijital Mecralar Komisyonunda arkadaşlarımız, muhalefet yetkilileri kanaat belirtecekler, onları hiçbir şekilde muhatap alarak konuyla ilgili anlamak istemiyorsunuz. Sayın Bakan çıkıyor, Antalya Diplomasi Forumu'nda diyor ki: "On sekiz aydan beri üzerinde çalışıyoruz." On sekiz aydan beri çalışılıyormuş ama ne yazık ki hiçbir şekilde kendi alanı olmadığı hâlde, Parlamentoda gelip de Dijital Mecralar Komisyonuna getirip "Arkadaşlar, biz şöyle bir konuyu tartışıyoruz, ne diyorsunuz?" dememişler. Şimdi, ondan sonra, bazı milletvekili arkadaşlarımız televizyon programlarında 15 yaş altı ifade özgürlüğünü kısıtladığımızı iddia ederek, daha doğrusu, bizim bu gerekçeyle bu maddeye karşı çıktığımızı iddia ederek değerlendirme yapıyorlar.
Arkadaşlar, burada muhalefet partisinin yetkilileri, bizler, her zaman dijital mecralarda, sanal oyunlarda, sanal bahis, bağımlılık, teknolojik bağımlılık, her biriyle alakalı uyarıları sürekli yaptığımızda, sizden herhangi bir olumlu tepki alıyor muyuz? Yani, nasıl oluyor da bizim, 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya kısıtlaması geldiğinde, onların bu noktada fikrî özgürlüklerini kısıtladığımızı iddia ediyorsunuz? Biz başka bir şey söylüyoruz. Siz konunun muhataplarıyla oturup da konuşmuyorsunuz; siz Parlamentoda Dijital Mecralar Komisyonunu muhatap almıyorsunuz; siz, bu noktada, STK'leri, yetkin, teknik isimleri muhatap almıyorsunuz. Sadece kendi dünyanızda kurduğunuz bir düzen var, o düzenle beraber bir şey yapmaya çalışıyorsunuz. Ve şunu göreceksiniz, aynen, bunu burada, kayıtlara girsin diye ifade ediyorum: Aradan birkaç ay geçecek, birkaç ay geçtikten sonra, bu getirdiğiniz düzenlemenin de hedeflenen noktaya ulaşmadığını gördüğünüzde, bu sefer dönüp "Bunu acaba nasıl yapsak da bu sorunu ortadan kaldırsak?" diye maalesef arayış içine gireceksiniz.
Değerli arkadaşlar, 22'nci madde, tabii, aynı zamanda, sosyal ağ sağlayıcıları, çocukların korunması amacı; bunlara ilk baktığınızda diyorsunuz ki: "Ya, ne kadar güzel, bunlar iyi; çocuklarımızı koruyacağız." falan ama emin olun -ne olur bağışlayın beni ama- hiçbirinizin, belki hiçbirimizin bu teknik detaylarla ilgili bir bilgisi yok. Dijital Mecralar Komisyonunu niye kurduk arkadaşlar, neden kurduk yani?
Değerli arkadaşlar, aynı zamanda şunu da ifade etmek istiyorum: Biz, özgürlüklerin elbette sağlıklı bir zeminde yürütülmesi, çocuklarımızın her türlü tehlikeden uzak durması ve netice itibarıyla sağlıklı bir toplumun inşa edilmesi adına üzerimize düşeni yapmalıyız ama bu mantıkla, sizin ortaya koyduğunuz bu yaklaşımla sorunları çözemeyiz. Ben üzülüyorum; niye üzülüyorum biliyor musunuz? Yani gecenin bu saatinde bu çalışmayı yapıyoruz; alınan talimatlar, verilen sözler, "İlla çıkacak." denilmeler, "İlla kanun çıkacak." denilmeler; bununla beraber işin sonunda bu madde geçtiğinde kendinizi muzaffer komutan olarak ilan edeceksiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Ama unutmayın, Roma'da Romalı generaller birbirlerini ne zaman övmeye başlamışlarsa Roma yıkılmış.
Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Celal Fırat. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 22'nci maddesi, çocukların korunması iddiasıyla 15 yaş altına sosyal medyayı yasaklamakta, yaş doğrulama, ağır yaptırımlar öngörmektedir ancak bu maddeye baktığımızda şunu açıkça söylemek gerekir ki bu bir koruma düzenlenmesi değil bir kontrol refleksidir; bu bir çözüm değil bir alışkanlıktır çünkü bu ülkede ne zaman toplumsal bir sorun ortaya çıksa, ne zaman bir çocuk zarar görse, ne zaman bir kriz çıksa önce sorumluluk konuşulmaz; önce ihmal konuşulmaz; önce eğitim, politika, eksiklikler konuşulmaz, hemen bir yasak bulunur.
Değerli milletvekilleri, devlet dediğimiz mekanizma kriz anında refleks veren bir yapı değildir sadece. Devlet kriz doğmadan önce akıl üreten, bilgi inşa eden, toplumu hazırlayan sorumluluklardır. Peki, soralım: Bugüne kadar çocukların dijital dünyadaki varlığına dair hangi kapsamlı eğitim politikası geliştirildi? Hangi pedagojik çerçeve oluşturuldu? Hangi bilimsel veriyle bu alan yönetildi? Hiçbiri; ama bir sorun çıktığında, bir çocuk zarar gördüğünde, bir olay kamuoyuna yansıdığında bir anda yasak devreye giriyor. Bu, çözüm değil sorumluluğun ötelenmesidir. Bugün dijital alan çocuklar için yalnızca bir eğlence mecrası da değildir. Bu alan öğretmenin, öğrenmenin, kendini ifade etmenin, sosyalleşmenin ve dünyayı tanımanın bir parçasıdır. Siz bu alanı toptancı bir yaklaşımla yasakladığınızda çocukları korumuyorsunuz, onları görünmez kılıyorsunuz; onları güvenli alanlardan koparıp denetimsiz, daha riskli alanlara itiyorsunuz ve burada çok temel bir çelişki daha ortaya çıkıyor. Siz bu alanı yasakladığınızda yarın sınıfta duran öğretmen gelişen teknolojiyi öğrenciye nasıl aktaracak, hangi araçla anlatacak, hangi mecra üzerinde rehberlik edecek? Çocukları dijital dünyanın dışında bırakarak değil o dünyanın içinde güçlendirerek koruyabilirsiniz ama siz yasakladığınız her alanı yarın anlamadığınız bir boşluğa dönüştürüyorsunuz ve biliyoruz ki bu yasaktan sonra ortaya çıkacak en küçük olumsuzlukta yine aynı şey yaşanılacak; bu kez internet ağları suçlanacak, sonra da onlar daralacak, o alan kapatılacak. Bu yaklaşımın gittiği yer bellidir.
Öte yandan, 15 yaş sınırının hangi bilimsel, pedagojik ya da sosyolojik gerçekle belirlendiği de belirsizdir. Bu yaş grubundaki milyonlarca çocuğun hayatının bir parçası olan dijital dünyadan koparılması onların gelişim süreçlerini görmezden gelmektir. Bu nedenle bu düzenleme "çocukların üstün yararı" ilkesine hizmet etmemektedir ancak meselenin daha da derin bir boyutu var. Bu yasağın uygulanabilmesi için sosyal ağ sağlayıcılarının yaş doğrulaması yapması gerekecek. Bu ne demektir? Bu, sadece çocukların değil toplumun tamamının kimliklendirilmesi demektir. Bu anomaliyi ortadan kaldıran bir dijital gözetim düzenidir ve burada artık mesele sadece çocuklar değildir. Burada mesele toplumun bütünü üzerindeki denetimdir. Bu durum, özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin korunması hakkı açısından son derece ciddi sakıncalar doğurmaktadır ama daha önemlisi, insanlar söyledikleri her sözün kimlikleriyle eleştirildiğini düşündüklerinde yalnızca susmazlar kendilerini de geri çekerler; eleştiri azalır, itiraz zayıflar, kamusal tartışma daralır, toplum konuşmamaya başlar. İşte, buna biz dondurucu etki diyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu ülkede artık bir alışkanlık var. Önce sorunlar büyür, sonra sorunlar görünmez olur, en sonunda ise bir günah keçisi bulunur; bazen sosyal medya, bazen gençler, bazen çocuklar ama asıl mesele hiç değişmez; devletin zamanında üretmediği akıl, kurmadığı sistem, oluşturmadığı politikalar. Biz açıkça ifade ediyoruz ki çocukları korumanın yolu yasaklamak değildir; çocukları korumanın yolu bilgi üretmekten, eğitim politikaları geliştirmekten, dijital okuryazarlığı güçlendirmekten; aileleri, çocukları bilinçlendirmekten; şeffaf ve hesap verebilir mekanizmalar kurmaktan geçer.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
CELAL FIRAT (Devamla) - Bu nedenle 22'nci madde Anayasa’nın 13'üncü maddesindeki ölçülülük ilkesine göre özel hayatın gizliliğine, 22'nci maddesindeki haberleşme özgürlüğüne aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
Son olarak da bir toplum yasaklarla değil akılla korunur, bir devlet kriz anında değil krizden önce gösterdiği öngörüyle güçlenir. Eğer her seferinde birileri zarar gördükten sonra harekete geçiriyorsanız orada sorun sosyal medya değildir, orada sorun gecikmiş akıldır ve unutmayalım, yasakçı bir zihniyet zamanla özgür bireyler değil korkan, içine kapanan, düşünmekten vazgeçen bir toplum yaratır. Biz bu maddeye bu yüzden karşı çıkıyoruz çünkü biz denetim altına alınmış bir toplum değil özgür, bilinçli ve güvenli bir toplum istiyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
(DEM PARTİ ve CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylamadan evvel yoklama talebi var.
Sayın Koçyiğit, Sayın Parlak, Sayın Akın, Sayın Uysal, Sayın Güneş, Sayın Bozan, Sayın Hülakü, Sayın Demir, Sayın Bartin, Sayın Cupolo, Sayın Kaya, Sayın Şenyaşar, Sayın Aygun, Sayın Sümer, Sayın Şevkin, Sayın Ersever, Sayın Süllü, Sayın Biçer, Sayın Özkan, Sayın Genç.
Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım önergenin metni 500 kelimeden fazla olduğundan önergenin özetini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına[4]
Görüşülmekte olan (2/3566) esas no.lu Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesinin değiştirilmesi için sunulan önergenin özeti aşağıdaki şekildedir.
Önergeyle değiştirilmesi teklif edilen 22'nci madde kapsamında;
Ağ sağlayıcısının içeriklerini "6+, 12+, 16+, 18+" yaş kategorisi üzerinden belirlemeleri, biometrik veri üzerinden tanıma işleminin gerçekleştirilmesi kuralı getirilmektedir. Yaşla ilgili verilerin tanımlama işlemi dışında bir amaç için kullanılamayacağı, üçüncü kişilerle ticari amaçlı paylaşılamayacağı düzenlenmiştir.
Ağ sağlayıcısının çocuklar ve ebeveynleri için acil yardım, ihbar, destek modüllerini hazır tutmaları; yaş gruplarına uygun biçimde reklam ve uyarı sistemi kurmaları; mahremiyeti ve çocuğun üstün yararını gözetici içerik kurmaları önerilmiştir.
Ağ sağlayıcıların temsilcilik açmaları, ebeveynler için denetime her an açık arayüz oluşturmaları sağlanmış, gece 22.00 ile sabah 06.00 saatleri arasında eğitim portalları haricinde ağ sağlayıcıların çocuklar için erişime kapanması ve günde bir saat ekran süresi hakkı tanınması amaçlanmıştır. Platformların çocuklara ilişkin verileri ticari amaçla işleyemeyeceği kuralı getirilmektedir. Ağ sağlayıcının ebeveynin her an denetimine açık bir arayüz geliştirmesi, içeriklerin çocukların gelişimine, mahremine ve üstün yararına aykırı olamayacağı, bu hususta kamu kurumlarının sürekli denetime açık bir kurumsal yapı kuracağı belirlenmiştir. TCK kapsamında önergede sıralanmış suçların sosyal ağ sağlayıcılardaki içeriklerden kaynaklı olarak işlendiği belirlenirse ilgililer hakkında ek cezalar getirilmesi önerilmiştir. Her türlü sanal bahis ve kumarın 18 yaş altındaki çocuklara sosyal ağ sağlayıcılar tarafından sunulmasının yasaklanması önerilmiştir.
Önergeyle, bakanlıklar dâhil olmak üzere 7 farklı kamu kurumuna çocukların dijital oyunlardan ve ekrandan artırılacak zamanın verimli hâle dönüştürülmesi için somut görevler verilmiştir.
Önergeyle, dijital alan üzerinden işlendiği ortaya çıkan ya da işlenen bir suçun dijital mecralardaki oyunlardan etkilenerek gerçekleştiği tespit edildiğinde suçun yarısı oranında artırılması teklif edilmektedir.
Önergede yer alan önerilerin birçoğu 2018-2026 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde faaliyet göstermiş 4 farklı araştırma komisyonunda tüm siyasi parti gruplarının ortak uzlaşısıyla alınmış çözüm listesinden oluşmaktadır. Önerge, bu bakımdan, yasamanın uzlaştığı başlıkların yürütme tarafından dikkate alınması ve yasama hafızasına saygının bir ürünüdür.
Aylin Yaman | Okan Konuralp | Ahmet Tuncay Özkan |
Ankara | Ankara | İzmir |
Ahmet Baran Yazgan | Aşkın Genç | Sibel Suiçmez |
Edirne | Kayseri | Trabzon |
Aliye Timisi Ersever | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Selma Aliye Kavaf |
Ankara | İstanbul | Manisa |
Gülizar Biçer Karaca | Hasan Öztürk | Gürsel Erol |
Denizli | Bursa | Elâzığ |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Hasan Öztürk.
Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Çocukları dijital mecralarda korumak elbette çok önemli, dünya bunu konuşuyor ve çözmeye çalışıyor ancak herkesin gizliliğini tehlikeye atan bir gözetim altyapısı kurmayı düşünmeden, gerektirmeden çözmeye çalışıyor. Hepimiz aynı şeyi söylüyoruz; çocuklarımızı bu ortamlarda korumalıyız. Herhâlde bu salonda buna karşı çıkan tek bir kişi yoktur ancak böyle olmaz, bir torba kanunla apar topar "Yaptık, oldu." zihniyetiyle olmaz arkadaşlar.
Ayrıca, bugün, özellikle Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da kaybettiğimiz evlatlarımızla ilgili yaşananlar, dijital mecraların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri için ortak bir araştırma komisyonu kurmuşken, onu beklemeden, Dijital Mecralar Komisyonunda bile tartışılması gereken bu konu bile konuşulmadan biz bu kanunu konuşuyorsak bu komisyona da gerek yok Sayın Başkanım. Değerli arkadaşlar, böyle çıkan bir kanun çocuklarımızı kaybetmemizi engelleyemez, sorunu da çözmez.
Çocuğu korumak elbette çok önemli. Eğer gerçekten korumak istiyorsak, çok boyutlu, kompleks bir konuya çözüm bulmak istiyorsak bunu çok daha yönlü, çok daha ortak akılla hazırlanmış bir komisyon çalışmasıyla, Avrupa Birliğiyle beraber, benzer soruna odaklanmış ülkelerle iş birliği içinde, ebeveyn eğitimi, internet okuryazarlığı ve büyük teknoloji şirketlerinin sınırsız gücüne karşı ortak sınırlar ve sorumluluklar getirerek yapabiliriz. Sadece çocuklara yasaklar koyarak bunu çözemeyiz, koyamayız da bu çocuklara bu yasağı çünkü bu yasak, davranışı ortadan kaldırmaz, yalnızca görünür olmaktan çıkarır ve çocuğu daha denetimsiz ve daha karanlık bir alana iter. Şunu açıkça söylemek gerekir: Dijital mecralarda uzun zaman geçiren çocuk, genç ya da yetişkin, kaybettiğimiz bir insanımızdır, kaybettiğimiz ama maalesef farkında olmadığımız insanlarımızdır. Sosyal medyadan olumsuz etkilenen çocuk çoğu zaman denetimi ve rehberliği zayıflamış bir aile, bir devlet düzeninden kaynaklanır. Bu noktada devletin görevi yasağı koymak değil ebeveyni güçlendirmek, çocuğa gerekli eğitimi vermek, eğitim sistemine dijital okuryazarlığı gerçek anlamda entegre etmek, platformları da şeffaf ve sorumlu davranmaya zorlamaktır.
Değerli milletvekilleri, özetle, bu kontrolle sizin asıl niyetinizin çocuğu korumak olmadığını, asıl amacınızın ne olduğunu burada anlatmak istiyorum. Bu madde, her vatandaşın sosyal medya kimliğini devlete beyan etme zorunluluğu getirecek. Herkes, hepiniz, 85 milyon 15 yaşın üstünde olduğunu belgelendirmek zorunda olacak. Bu da herkesin dijital mecralarda kimliğinin bilinir ve denetlenebilir olmasını sağlayacak kamu açısından. Size daha net anlatayım, diyorsunuz ki "E-devlet üzerinden bir 'token' sistemi kuruyoruz. Platforma sadece 'Yaşı uygun değil.' bilgisi gidecek." Ama "Yaşı uygun değil." bilgisini gönderebilmek için e-devlete girerek sosyal medya hesabınızın bu olduğunu beyan etmek zorunda olacaksınız ve devlet sosyal medya platformlarındaki tüm hesaplarınızı e-devletteki kimlik bilgilerinizle eşleştirerek bunu bir veri tabanında saklayacak ve tutacak dolayısıyla tüm hesaplar daha görünür ve bilinir olacak. Burada daha sorulacak çok soru var; daha ortada ortam yok, platform yok, nasıl bir sistem, bilinmeyen bir konu ama niyetiniz kesin, aynı, Sayın Konuralp'ın de ifade ettiği gibi, fişleme. Sizin ifade özgürlüğüyle ilgili karnenize hep birlikte bir bakalım. RTÜK 2025'te muhalif kanallara 92,7 milyon lira ceza kesmiş, iktidara yakın havuz medyasına sıfır TL ceza var. 39 gazetecimiz tutuklanmış, ne hikmetse bunların içinde muhalefeti eleştirip yalan söyleyenlere, hatta yalan söylediğini ekranda itiraf edene bile işlem yok. Ayrıca, İBB süreciyle başlayan Cumhuriyet Halk Partili siyasetçilere, belediye başkanlarına başlatılan siyasi yargı operasyonlarında -gözaltına alınan arkadaşlarımızla ilgili- havuz medyasının sözcüleri; bulundukları kanalları mahkeme, kendileri de hâkim ve savcı rolünü üstüne alarak arkadaşlarımız daha gözaltında ifade vermeden mahkûm ediliyor ve karalanıyor. Bunlarla ilgili en ufak bir ceza veya soruşturma yok ama masumiyet karinesi anayasal güvence altında olan ülkemizde arkadaşlarımızın anayasal hakkını savunan gazeteciler tutuklanıyor dolayısıyla sizin özgür basın karneniz ortada.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HASAN ÖZTÜRK (Devamla) - Bugün böyle bir karneye sahip iktidarın, 85 milyonun sosyal medya hesaplarını ve verilerini "15 yaş altı çocukların kontrolü" adı altında saklaması ve ulaşmasının asıl amacı "Kimliğinizle konuşamazsınız, eleştiremezsiniz, sadece beni alkışlayacaksınız." baskısını yaratmanın ta kendisidir. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, verileri toplamak, insanları fişlemek, kimsenin sesini çıkmamasını sağlamak hoşunuza gidebilir ama bu verileri korumak da gerekiyor. Koruma konusunda da siber güvenlik karneniz oldukça kötü, tüm vatandaşların kimlik bilgileri çalınmış vaziyette, Telegram'da, Discord'da satılıyor, e-devlet verileri ortada, e-imzalar kopyalanıyor, BTK Başkanının bile e-imzası kopyalanmış durumda. Dolayısıyla, bu hâliyle bu kadar sorun varken, e-devlet uygulamalarında ve siber güvenlik anlamında da bu kadar eksiğimiz varken bu kadar apar topar bir kanun teklifinin bu maddesine "hayır" diyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı arayalım lütfen.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
İhtilaf var, elektronik cihazla oylama yaptıracağım.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 22'nci maddesi ile 5651 sayılı Kanun'un değiştirilmesi öngörülen Ek 4'üncü maddesinin (7)'nci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere fıkraya aşağıdaki cümlelerin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Sosyal ağ sağlayıcısı yaş doğrulama işlemini e-devlet sistemine yönlendirme sağlayarak ve sosyal ağ sağlayıcısına hiçbir kişisel verilerin paylaşılmaması şartıyla sağlar. E-devlet tarafından sosyal ağ sağlayıcılarına yalnızca kişiye hizmet sunulup sunulmayacağına veya ayrıştırılmış hizmet sunulmasına dair onay veya ret bilgisi verilir."
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Mehmet Satuk Buğra Kavuncu |
Balıkesir | Adana | İstanbul |
Hüsmen Kırkpınar | Selcan Taşcı | Mehmet Mustafa Gürban |
İzmir | Tekirdağ | Gaziantep |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Mustafa Gürban.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun toplumun en kırılgan kesimlerine temas eden, doğrudan insan hayatına dokunan son derece önemli bir düzenlemedir. Dolayısıyla bu tarz kanunlarda ortak akıl çok önemlidir. Ancak bakıyoruz, verilen önergeler reddediliyor, reddedilen önergeler içinde hiç mi işe yarar düzenleme yok, hepsi mi işe yaramaz? Kanun yapıcılar olarak daha demokratik düzende, saygı çerçevesinde kanunlar yapmamız memleket hayrına olacaktır. Geç de olsa gelen bu kanun halis bir niyetle yapılmıştır ancak bir kanun teklifini sadece niyet üzerinden değerlendiremeyiz. Bu teklifin içinde ne yazık ki uygulamada ciddi sorunlar doğuracak, temel hakları zedeleyecek önemli eksiklikler ve belirsizlikler bulunmaktadır. Örneğin, doğum izni düzenlemesi, doğum izninin uzatılması son derece önemli, çocuğun üstün yararı açısından gereklidir, aile bütünlüğü açısından elzemdir. Uygulamaya baktığımızdaysa tablo adil değildir. Aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekimler, ebeler ve hemşireler izinden yararlanabilmek için yerlerine başka bir kişi bulmak zorundadır, kişi bulamazlarsa maaşlarının yarıdan fazlası kesilecektir. Nerede sosyal devlet anlayışı, nerede eşitlik? Hak var ama kullanılamıyor. Kullanılamayan hak burada kimin işine yarayacak? Kamu hizmetini yapanlar arasında farklılıklar olmaz. Bu hatanın Genel Kurulda düzeltilmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, kanunda sosyal ve ekonomik destek mekanizmasının güçlendirilmesi hedefleniyor ancak bu desteğin nasıl verileceği belirsizdir. Bundan kim faydalanacak, hangi gelir düzeyi esas alınacak, ne kadar ödeme yapılacak, ne kadar süreyle destek sağlanacak; bunların hiçbiri kanunda açıkça belirtilmemiştir, hepsi yönetmeliğe bırakılmış, hâl böyle olunca da bu durum idareye takdir yetkisi vermektedir. Uygulamalarda keyfîlik yaşanabilir. Sonuçta, vatandaşa hak tanınıyor, bu hakkın sınırları neden kanunda net bir şekilde çizilmiyor? Aslında bizim memleketimizin en büyük sorunlarından biri de takdir yetkisidir.
Değerli milletvekilleri, hepinize soruyorum: Vatandaş, hakkı olan bir şey için neden araya birilerini koymak zorunda kalıyor? Vatandaşların taleplerini hepimiz alıyoruz. Bazı taleplere baktığımızda, zaten vatandaşın hakkı ancak bu hakkı alamamış. Kanunları anlaşılır, yoruma kapalı ve net yapmamız gerekiyor.
Sayın milletvekilleri, kapatılan sosyal hizmet kuruluşlarındaki bireylerin korunması amaçlanıyor ancak getirilen altı aylık süre sınırı gerçekçi değildir. Ağır engelli veya yaşlılarımızı düşündüğümüzde altı ayda her zaman yer bulunamayacaktır. Peki, süre dolduğunda ne olacak? Belirsizlik ve belirsizlik sosyal hizmet alanında en büyük risktir çünkü bedelini en zayıf olanlar öder.
Değerli milletvekilleri, dijital dünya günümüzün önemli bir parçası hâline geldi. Hepimiz çocukların dijital ortamda korunması konusunda hemfikiriz ama nasıl? Yaş doğrulama sistemi getiriyorsunuz ama yöntemi yok, standardı yok, güvencesi yok. Bu hâliyle ne riski doğuyor biliyor musunuz? Milyonlarca vatandaşın kimlik bilgilerinin sosyal medya şirketlerinin eline geçme riski doğuyor. Yani çocukları koruyalım derken aslında verilerimizi riske atıyoruz. Oysa çözüm var, teknik olarak mümkün, güvenli yöntemler mevcut; önerdik ama yine kabul edilmedi.
Değerli milletvekilleri, diğer önemli sorun da metnin dili; kanun metni, uzun, karmaşık ve yoruma açık ifadelerle dolu. Bu durum neye yol açar? Her uygulayıcı kendi yorumunu yapar, her kurum farklı uygular, sonuçta kaos oluşur. Oysa sosyal hizmetler gibi hayati bir alanda kanun açık olur, sade olur, net olur.
Son olarak şunu da ifade etmek istiyorum: Teklifin içinde olumlu düzenlemeler var ancak bu hâliyle teklif eksiktir, bu hâliyle teklif risklidir. Bu nedenle gelin, bu eksikleri birlikte düzeltelim. Gelin, gerçekten adil, gerçekten uygulanabilir bir düzenleme yapalım. Aksi hâlde kaş yapayım derken göz çıkarabiliriz.
Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Karar yeter sayısı talebim var Başkanım.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Elektronik cihazla oylama yapacağım.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
22'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime iki dakika veriyorum.
Kapanma Saati: 01.05
SEKİZİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 01.13
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon güçlü bir şekilde yerinde.
23’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk 2 önerge aynı mahiyette olduğu için birlikte
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Şerafettin Kılıç | Selçuk Özdağ | Mehmet Atmaca |
Antalya | Muğla | Bursa |
|
|
|
|
|
|
Elif Esen | Mehmet Karaman | |
İstanbul | Samsun | |
|
| |
|
| |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Vezir Coşkun Parlak | Nevroz Uysal Aslan | Ömer Faruk Gergerlioğlu |
Hakkâri | Şırnak | Kocaeli |
Sinan Çiftyürek | İbrahim Akın | Mehmet Kamaç |
Van | İzmir | Diyarbakır |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.
Buyurun Sayın Esen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
23'üncü madde yurt dışı kaynaklı oyun platformlarına Türkiye'de bir muhatap atama zorunluluğu getiriyor; oyunları yaşa göre sınıflandırıyor, ebeveynlerin çocuklarının hesaplarını kontrol edebilmesini sağlıyor; hedef doğru. Şu an ne durumda? Türkiye'de milyonlarca çocuk her gün dijital oyun oynuyor, bu oyunların büyük bir kısmı çocuğu ekrana bağımlı kılmak için tasarlanmış durumda; sürekli ödül, sürekli satın alma teklifi, bir sonraki seviyeye atlama. Peki, bu platformların Türkiye'de hukuki bir sorumluluğu ve sorumluları var mı? Çoğunun yok. Şikâyet edecek yer yok, dava açacak muhatap yok. Bu madde o boşluğu doldurmaya çalışıyor -evet, biz de bu tarafıyla destekliyoruz- ancak bu 3 madde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının çatı kanun teklifinin 3 maddesi olmamalıydı. Bu 3 madde öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Dijital Mecralar Komisyonunun -ki ben de bir üyesiyim- ve aynı zamanda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çatısı altında münhasıran konuşulması gereken bir kanun teklifi olmalıydı, böyle bir çorba kanun olmamalıydı çünkü dijitalleşme dev adımlarla hayatımızı değiştiriyor ve bu sadece bizim muhatap olduğumuz bir konu da değil. Tüm dünya aslında bununla ilgili iyi uygulamalar hayata geçirerek çocukları ve toplumlarını korumaya çalışıyor.
Şimdi usule dayalı bu eleştirimi yaptıktan sonra esasa dayalı yani teknik konularla ilgili değerlendirmelerimize geçmek istiyorum. 3 teknik sorun var ve bu sorunları yalnızca biz dile getirmiyoruz, muhalefet şerhi de aynı tespitleri kayıt altına alıyor.
Birinci sorun, kanun yanlış platformu yakalıyor. Madde günde 100 binden fazla kişinin girdiği platformları kapsıyor, kulağa mantıklı gelebilir. Ancak şunu düşünün: Bir platform var, günde 150 bin kişi giriyor ve bunların da büyük bir çoğunluğu yetişkinler; bir diğer platform var, günde 80 bin kişi giriyor ve bunun da muhatapları çocuklar. İlki kapsama giriyor ama ikincisi girmiyor yani çocuk riski düşük olanı denetliyoruz, yüksek olanı atlıyoruz. Doğru soru şu olmalı: Bu platformda kaç çocuk var, bu çocuklara para harcatılıyor mu, onlara yönelik reklamlar var mı? Bunlara bakılmadan koyulan bir eşik, denetimi değil kâğıt üzerinde denetilmiş görüntüsünü sağlar.
İkinci sorun, hangi sisteme göre derecelendirme? Madde, oyunların yaşa göre sınıflandırılacağını söylüyor. Peki, bunu kim yapacak, hangi kurala göre yapacak? Bu sorunun cevabı maddede yok. Oysa dünyada bu iş çoktan çözülmüş durumda; Avrupa'da PEGI, Amerika'da ESRB gibi sistemler onlarca yıldır işliyor, hangi oyunun, kaç yaşa uygun olduğu belirlenmiş durumda. Biz bunları tanısak, kurum yalnızca eksiklikleri tamamlasa yeterli aslında hem sıfırdan sistem kurma maliyetinden kurtulmuş oluruz hem de Türkiye, dünyanın geri kalanıyla uyumlu hâle gelir, sıfırdan icat gerekmez.
Üçüncü sorun, şeffaflık talebi gerçekçi değil. Madde, devlete şu yetkiyi veriyor: Platformlara git; algoritmalarını, verilerini, ticari sırlarını getir. Kulağa güçlü gelebilir ama pratikte çalışmaz. Dünyanın büyük teknoloji şirketleri bunu yapmak yerine o ülkeden çekilmeyi tercih ediyor. Bu, defalarca yaşandı. Çocukları korumak için kurduğumuz düzenleme, onların kullandığı platformları ülkemizden uzaklaştırırsa ne kazanmış oluruz? Ya da daha akıllıca yol şu: Kodları değil, bağımsız uzmanların hazırlayıcı denetim raporlarını isteyelim hem şirket sırları korunur hem devlet denetimini yapar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Son olarak, yaptırımlara bakalım: Uyumsuz platformlara ne geliyor? İnternet hızı düşürülüyor. Bu yaptırım kimi cezalandırır? Platformu değil o platformu kullanan vatandaşı. Üstelik "VPN" denen basit bir araçla dakikalar içinde aşılır; birini kaparsınız, bir diğeri açılır. Aslında çok da etkili araçlar var elimizde. Platformun uygulama mağazasından kaldırılması, yeni üye almasının durdurulması, ödeme sistemlerinin kapatılması; bunlar hem daha ölçülü hem çok daha etkili.
Değerli milletvekilleri, bu madde torba kanunla önümüze geldi. Dijital Mecralar Komisyonunda görüşülmesini, yeniden daha tafsilatlı ele alınmasını talep ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili İbrahim Akın.
Buyurun Sayın Akın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu yarısında ne kadar sağlıklı bir müzakere ya da konuşma yapılabilir, artık sizlerin takdirine bırakıyoruz ancak 23'üncü maddenin temel olarak konusu çocukları korumak ve özellikle önleyici tedbir konusu. Bu kavramlar ile şu yaşadığımız konjonktürde çocuklara yönelik yapılmış olan işlemleri yan yana getirebiliyor musunuz arkadaşlar? Size bu kavramlar ile şu anda Maraş'ta, Urfa'da yaşanan çocuk katliamlarının nasıl bir araya getirildiğini sormazlar mı? Sorarlar. Peki, cevabınız ne olur? Cevabınız aslında, korumak değil, bir baskı yaratmak, sansür yaratmak ve tek tipçi bir anlayışı burada da hayata geçirmeye çalışmaktan başka bir şey değil. Ben -burada, bir kez daha- gerçekten, birazcık vicdan varsa, birazcık akıl varsa gerçeklerle yüzleşmenin ve o yüzleşilen gerçeklerle de birlikte müzakere ederek bu ülkeyi bu kadar çatışmalı, bu kadar körü körüne giden bir anlayıştan kurtarmaya çalışmanın çabasının daha kıymetli olacağını düşünüyorum. Bu ülkede biraz önce, daha doğrusu bugün itibarıyla alınmış olan komisyon kararının da -biraz önce arkadaşımızın söylediği gibi- gerçek anlamda işlevsiz olduğunu, bir kez daha bu yasayı ısrar ederek çıkartmaya çalışan zihniyetle ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor.
Öte taraftan, çocuklar için böyle de peki, babalar için, ebeveynler için nasıl? Ebeveynler için de yine bu ülkede gerçekten madencilere yapılan şeyler bu ülkenin en somut örnekleri. Madencileri sadece gözaltına almadılar, aynı zamanda Ankara'nın sokaklarından uzaklaştırmak için Sincan Hastanesine götürdüler ve Sincan Hastanesi önünde 110 işçiyi bıraktılar, oradan buraya getirilmesini istemiyorlar. Güçleri yetse herhâlde memleketine geri götürüp bırakacaklar. Ya, bu kadar vahşice yapılan bir yerde bu tartışmaların anlamı ve karşılığı maalesef yok. O nedenle, içerik olarak aslında çok konuşulacak şey olmasına rağmen, bunların konuşulmasının zemini ve ortamının olmadığı bir yerde gerçekten konuşmanın da ne kadar zor olduğunu bu Mecliste bir kez daha ifade etmek isterim.
Aslında, bu yasayla ilgili yapılabilecek birçok şey var. Biraz önce yine konuşmacı söyledi, uluslararası standartlarda önleyici tedbir olarak aile eğitimi, dijital eğitim ve birçok yöntemle öncelikle aslında bir baskı koymadan, engel koymadan, yasakçı bir mantık olmadan çözüm üretme koşulları varken bunların hiçbiri bu iktidarın aklına gelmiyor çünkü onlar yasaktan başka bir şey bilmiyorlar, kendilerinin dışında herkesi ötekileştirmekten başka bir şey bilmiyorlar. Çocukları da bu arada bunun bir unsuru hâline getirmeye çalışıyorlar. Burada aynı zamanda ebeveynlerin özel hayatını da denetlemek için bir sistem kurulmasının önü de açılıyor bu yasayla beraber. Sadece çocuklara değil, aynı zamanda insanların özel hayatlarına... Çünkü ebeveynlerin telefonundan giren bir çocuk da aynı zamanda ebeveynin özel hayatına girmeyi de peşinen sağlamış oluyor bu sistem içerisinde. Dolayısıyla bu yasa aslında, bakarsanız, içerik olarak da yöntem olarak da şu andaki yaşadığımız pratik içerisinde normal, uygulanabilir bir yasa olmaması lazım, çağ dışı bir yasa olduğunu kabul etmek lazım ve bunu aslında hep beraber reddetmemiz lazım ama bir inatla karşı karşıyayız, gecenin saat bir buçuğunda bu yasayı çıkartmak için talimat almış bir iktidar ilişkisiyle karşı karşıyayız. Biz bu yasayı kabul etmediğimiz gibi aslında bu yasanın zihniyetiyle de sorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu yasanın zihniyeti insanları özgür bırakmak değil sansür yaratarak, engelleyici tedbir almaya çalışarak yapıldığını çok açık gösteriyor. Dediğim gibi, sadece çocuğa değil, aynı zamanda bir aileye dönük de yapılmış olan sorun var. Bu yasanın hayata geçmesinin pek mümkün olmadığına inanıyorum, hayata geçse bile sizlerin de bu yasanın aynı zamanda sorunlarıyla ve sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağınızı ifade etmek istiyorum. O nedenle, gelin, bu yasayı geri çekin ve aklıselim bir tartışmayla gerçek anlamda bu toplumsal ihtiyacı karşılayacak sorunu çözelim, aksi takdirde bugün Maraş'ta ve Urfa'da yaşanan sorunların devam etmesinin önüne geçemeyeceksiniz çünkü oradaki çocuk da yani o katil olan çocuk da aslında bağıra bağıra -okuduysanız- "Bana yardım edin, ben zor durumdayım, ben ihtiyaçlarımı karşılayamıyorum, beni kimse dikkate almıyor." deyip kendi kendini cezalandıracak kadar bir tutuma girmiş çocuk ve bu çocuk bunu görmemiş. Sevgisizlik, yoksulluk, aynı zamanda kabul edilmemişlikle karşı karşıya kalmış bir durum olduğu çok net, o çocuğun hikâyesinde görüyorsunuz ama bunu gören gözler görüyor ama görmeyen gözler görmüyor ve duymuyor. Duymayanlara bir kez daha seslenelim: Birazcık vicdanınız varsa bu ülke halkına, bu ülkenin çocuklarına bu kötülüğü yapmaktan vazgeçin.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Şimdi okutacağım önerge 500 kelimeden fazla olduğundan önergenin özetini okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına[5]
Görüşülmekte olan (2/3566) esas no.lu Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 23'üncü maddesinin değiştirilmesi için sunulan önergenin özeti aşağıdaki şekildedir.
Önergeyle değiştirilmesi teklif edilen 23'üncü madde kapsamında;
Oyun platformu ile oyun sağlayıcısının oyun içeriklerini "6+, 12+, 16+, 18+" yaş kategorisi üzerinden belirlemeleri, oyun platformunun usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunamayacağı kuralı getirilmektedir.
Oyun platformunun çocuklar ve ebeveynleri için acil yardım, ihbar, destek modüllerini hazır tutmaları, yaş gruplarına uygun biçimde reklam ve uyarı sistemi kurmaları, mahremiyeti ve çocuğun üstün yararını gözetici içerik kurmaları önerilmiştir.
Oyun platformlarının temsilcilik açmaları, ebeveynler için denetime her an açık arayüz oluşturmaları sağlanmış, gece 22.00 ile sabah 06.00 saatleri arasında eğitim portalları haricinde oyun uygulamalarının erişime kapanması ve günde bir saat oyun süresi hakkı tanınması amaçlanmıştır. Platformların çocuklara ilişkin verileri ticari amaçla işleyemeyeceği, 18 yaş altındaki çocuklar için sanal bahis ve kumarın yasaklanacağı bir düzen kurulması hedeflenmiştir. Oyun platformlarının içerik denetimlerine ilişkin raporlarını yine bu teklifle kurulacak dijital denetim merkezine sunması önerilmiş, önergeyle bakanlıklar dâhil olmak üzere 7 farklı kamu kurumuna çocukların dijital oyunlardan ve ekrandan artırılacak zamanın verimli hâle dönüştürülmesi için somut görevler verilmiştir. Önergeyle, dijital alan üzerinden işlendiği ortaya çıkan ya da işlenen bir suçun dijital mecralardaki oyunlardan etkilenilerek gerçekleştirildiği tespit edildiğinde, suçun yarısı oranında artırılması teklif edilmektedir.
Önergede yer alan öneriler, 2018-2026 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde faaliyet göstermiş dört farklı araştırma komisyonunda tüm siyasi parti gruplarının ortak uzlaşısıyla alınmış çözüm listesinden oluşmaktadır. Önerge, bu bakımdan, yasamanın uzlaştığı başlıkların yürütme tarafından dikkate alınması ve yasama hafızasına saygının bir ürünüdür.
Aylin Yaman | Okan Konuralp | Sibel Suiçmez |
Ankara | Ankara | Trabzon |
Aşkın Genç | Ahmet Tuncay Özkan | Gürsel Erol |
Kayseri | İzmir | Elazığ |
Ahmet Baran Yazgan | Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Aliye Timisi Ersever |
Edirne | İstanbul | Ankara |
Gülizar Biçer Karaca | Mehmet Güzelmansur | Selma Aliye Kavaf |
Denizli | Hatay | Manisa |
Kadim Durmaz | Servet Mullaoğlu | Hasan Öztürk |
Tokat | Hatay | Bursa |
Cavit Arı | Umut Akdoğan | Gülcan Kış |
Antalya | Ankara | Mersin |
Cevdet Akay | İsmet Güneşhan |
|
Karabük | Çanakkale |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Tuncay Özkan.
Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Neyi reddettiğimizin farkında mıyız? Sayın Komisyon Başkanı Komisyonumuzu çalıştırsaydı, sizin karşınıza daha derli toplu, daha güzel bir şekilde çıkacak, herkesi memnun edecekti; bürokratı da memnun olacaktı, siyasetçisi de ama Komisyon Başkanı önergeyi Komisyondan kaçırdı. Yarın Komisyon toplantımız var. Neyi konuşacağız? Çocukları konuşacağız, çocuklarımızı nasıl koruyacağımızı konuşacağız. Yasayı çıkarttık ya.
ŞABAN ÇOPUROĞLU (Kayseri) - Hazır.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hazır, bak, paket; alo, gönder gelsin, konuşmayalım. Neyi reddettiğinizin farkında mısınız? Epstein'cı, Siyonist, çocuklarımıza cinsel tacizde bulunan alçaklarla ilgili düzenlemeyi reddettiniz, tanımı reddettiniz! Neyi reddettiğinizin farkında mısınız? Okan Konuralp bunun tanımını sundu önerge olarak. Neyi terk ettiğinizin farkında mısınız? Bunlarla ilgili cezayı reddettiniz, Epstein'cı çeteyle ilgili 22'nci maddede Epstein'cı çeteyle ilgili cezayı reddettiniz. 23'te neyi reddettiğinizin farkında mısınız? Emperyalist oyuncuların Türkiye'de at koşturmasına izin verdiniz, cezaları kaldırdınız. (CHP sıralarından alkışlar) Ne yapıyorsunuz, niye yapıyorsunuz? Yarın Komisyon toplantısı var. Bugün hep beraber ortaklaştık, çocukları korumak için araştırma komisyonu... 2016'dan beri kurmuşuz ya arkadaşlar; hanımefendi, Ayşe Hanım anlattı ya, Düzce Milletvekili, anlattı ya, 400 kişi dinlenmiş ya, eylem planı çıkarılmış ya.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Nerede?
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Hani niye yok burada, neden yok? Siz söylediniz, biz ekledik, siz söylediniz "Epstein'cı, siyonist çetenin alçak, cinsel tacizi." dediniz, koyduk, reddettiniz biraz önce arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Sanal kumar dedik arkadaşlar, sanal kumar; "Sanal kumar 18 yaş altında yasaklansın, üstünde sınırlamalar getirin." reddettiniz arkadaşlar. Neyi reddettiniz arkadaşlar? Kim karşı çıkıyor? Buraya çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Karşı çıkanlar, özgürlüğün önünde..." Kim o, kim onlar; burada hiç kimse yok, burada kimse yok.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Senin grubun!
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Leyla Şahin Usta!
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Kim var? Nerede o? Bu Parlamentoda Epstein'cı, siyonist, alçak cinsel tacizci çetesine imza koymayacak bir milletvekili çıkmaz. "Burası Gazi Meclis." demiyor muyuz? Burada sanal kumarı cezalandırmayacak bir arkadaşım yok. Niye getirmiyorsunuz arkadaşlar, neden arkadaşlar?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sanal kumar yasak zaten.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Yasaksa niye getiriyorsunuz, yasaksa niye çalışma yapıyorsunuz?
Onlar mutsuz, ben mutsuzum muhalefet olarak, iktidar olarak siz mutsuzsunuz. Peki, niye böyle bir şey yapıyoruz arkadaşlar? Niye yarım bırakıyoruz arkadaşlar?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kendi grubuna soracaksın onu!
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Neyi reddettiğinizin farkında mısınız? Bakın, burada, arkadaşlarımızın tamamı biliyor, her şey tek tek sizin isteğinize göre yazıldı, sizin reddedemeyeceğiniz şeyler bunlar çünkü çocuklar konusunda ortağız arkadaşlar. Ben kendi çocuğum için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşlarım kendi çocukları için ne istiyorsa sizin çocuklarınız için aynı şeyi istiyoruz, aynı şeyi istiyoruz. "Farklılaşmak" ne demek? Hangi dengeyi arıyoruz? Çocuklarımızın mutluluğu ve huzuru dışında hiçbir denge aramıyoruz. "Oyunlar kategorik olarak sınırlansın. Sosyal medyaya 15 yaşın altına çocuk giremesin." Bunlara kim karşı çıkıyor arkadaşlar?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Senin grubun karşı çıkıyor.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Arkadaşlar, oyun lobilerine yenilen sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Oyun lobilerine yenildiniz, oyun lobilerine yenildiğiniz için yaş sınırı kalktı, yaş sınırını kaldırdınız.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hayır ya, yok böyle bir şey!
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Kaldırdınız. "İçerikte 13'e, 14'e, 15'e, 16'ya göre organize etsin." Dedik ki, bir buton olsun, çocuk oyunda bir saatin üzerinde kalırsa... "Nereden uydurdun bir saati Tuncay Özkan?" E, İnsan Hakları Komisyonu çalışmış, demiş ki: "Sadece bir saat oynayabilir." "22.00 ile 06.00 arasında çocuk giremez." "Nereden uyduruyorsun Tuncay Özkan?" İnsan Hakları Komisyonu çalışmış, süreyi belirlemiş. Arkadaşlar, kaldırdınız, oyunda sınır da yok süre de yok; bu çocukları nasıl koruyacaksınız? Hani, efendim, Maraş'taki çocuk oyun oynamıştı da "VPN'ine düğme takacağız da..." Yok, efendim, yok, bunlarla halkı kandırmayalım, yok bunlar, bu teklifte yok, bizim önerimizde var, gelin, kabul edin.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Nerede...
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Gelin, kabul edin. Ben namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum ki size eğer mutsuz olacağınız tek satır varsa hemen iki dakikada silelim.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Üç haftadır kanun...
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Buradayız, üç haftadır konuşmuyor kimse. Arkadaşlara yalvardım, teklif sahibi arkadaşlarla oturdum, konuştum, BTK'deki arkadaşlarla konuştum, bakanlıktaki arkadaşlarla konuştum, Komisyondaki arkadaşlarla konuştum, hocamla konuştum, herkesle konuştum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Virgül yok arkadaşlar, virgül yok. Sizden rica ettik, size yalvardık, dedik ki: Sizin çocuklarınız ile bizim çocuklarımız arasında bir fark yok. Kim diyorsa ki eğer bir tek kişi burada çocukları korumak için başka bir şey yapıyor, yalancıdır, yalancıdır! Ve bu Komisyon Başkanımız, Dijital Mecralar Komisyonu Başkanımız bu yasayı bu hâle getiren başsorumludur. Yarın adını bizden sakladığı 3 hocayla orada oturacağız, çocukları konuşacağız. Arkadaşlar, niye ortaklaşmayalım ya, neden ortaklaşmayacağız arkadaşlar, ortaklaşmayacağımız ne var, hangi konuda ortaklaşmayabiliriz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Yeminle söylüyorum, Sayın Akbaşoğlu ile Sayın Grup Başkan Vekilimle geçeyim arkaya, Sayın Başkanımın hakemliğinde her birinde ortaklaşırız, her birinde. Ne istiyorsanız getirin, korkmayın arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) - Türk milleti ne siyonist çeteden korkar ne alçaktan korkar ne tecavüzcüden korkar; korkmayın, korkmayın, gelin çocukları kurtaralım. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunmadan önce yoklama talebi var.
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Günaydın, Sayın Kış, Sayın Kılıç, Sayın Yontar, Sayın Ersever, Sayın Sümer, Sayın Aygun, Sayın Gündoğdu, Sayın Şevkin, Sayın Ertuğrul, Sayın Genç, Sayın Arı, Sayın Becan, Sayın Konuralp, Sayın Karakoz, Sayın Yaman, Sayın Süllü, Sayın Elçi, Sayın Çiler, Sayın Özkan.
Yoklamayı başlatıyorum.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
1. Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 263) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 23'üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Uğur Poyraz | Selcan Taşcı |
İstanbul | Antalya | Tekirdağ |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun Sayın Poyraz. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu bu saatte saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarını ilk kez bu kadar dolu görüyorum. Bu anlamda Meclisin yasama faaliyetine bu katkılarından dolayı iktidar partisine şükranlarımı iletiyorum. Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
Şimdi, bugün bu kanunu tartışırken ve özellikle Maraş'taki ve Urfa'daki bu acı hadiseyi de bu kürsüde dile getirirken bir yandan da bu Gülistan Doku'nun kayboluşu ya da onun hâlâ bulunamayışına ilişkin Tunceli'deki gelişmeleri hepimiz telefonlarımızdan takip ettik. Şimdi, bunların hepsini takip ederken bu eskiden seyrettiğimiz Amerikan filmleri vardı, hatırlar mısınız, böyle o ya da Amerika'daki bu gazetelere çıkan, işte okullarda baskın yapan...
(Uğultular)
BAŞKAN - Sayın Poyraz, bir dakika...
Değerli milletvekilleri, bazı milletvekili arkadaşlarımız uğultudan hatibi dinleyemediklerini söylüyorlar; konuşan arkadaşlarımızın kulise geçmelerinde fayda var.
Buyurun Sayın Poyraz.
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum nezaket için.
Bu Amerika'daki haberlerde, Amerikan basınında gördüklerimizde okulları basan gençler var, okullarda katliam yapanlar. Yine, o Amerikan filmlerinde kirli siyasetçiler vardı, kirli bürokratlar vardı, kirli belediye başkanları, kirli valiler. Bir bakıyoruz ki bunların hepsi Türkiye'de tek tek cereyan etmeye başladı. Şu an düşünebiliyor musunuz Adalet ve Kalkınma Partisinin yirmi üç yıllık iktidarı sonucunda Tunceli Valisi bugün gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Mesela, bu konuyla ilgili hiç kendinizi sorguluyor musunuz ya da bununla ilgili bir endişe yaşıyor musunuz? Tunceli Valisi, Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi, oradaki diğer kamu görevlileri, bayağı bir şebeke oluşmuş, bu şebeke karşılığında ve şu an yargı bir faaliyette altı yıl sonra. Şimdi, bütün bunların hepsi bu düzenin ne hâle geldiğine ilişkin ya da kendi bürokrasisini ne hâle getirdiğine ilişkin önemli bir emare. Buradan defalarca ifade ettik, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine -zaman zaman buna kızdığınızı ya da üzüldüğünüzü biliyorum- biz "tek adam rejimi" dedikçe buna siz "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" diyorsunuz ya da "Türk tipi başkanlık sistemi" diyorsunuz ama bunun sonucunda yapılan atamalarda herkesin atandığı yerde kendini bir tek adam olarak ilan ettiğini hepimiz acı bir şekilde tecrübe diyoruz. Sizler bölgelerinizde milletvekilisiniz, bölgelerinizdeki bürokrasiyle muhatap olduğunuzda bürokrasi diyor ki: Beni de Cumhurbaşkanı atadı. Yani her taraf tek adamcıklarla dolu, işte o tek adamcıkların kontrolsüzlüğü sonucunda bugün eski Tunceli Valisine önce gözaltı, şimdi de tutuklandı. İfadesine göz gezdirdim kamuya açık kaynaklardan erişebildiğim kadarıyla, ifadesinde Emniyeti ve yargıyı baypas ederek bir sim kartı ele geçirdiğini ve bunu bir polis memuru eliyle araştırttığını söylüyor. Bunu söyleyen bir mülki idare amiri, bunu söyleyen o ilin en yüksek mülki idari amiri. Bunu oraya atayan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yetkilileri ve buna ilişkin, bugün, bu kürsüde tek bir AK PARTİ milletvekili -Sayın Grup Başkan Vekilleri de dâhil- tek kelam etmedi. Bizi bu konuda bilgilendirin. Buna ilişkin hem Adalet Bakanlığıyla hem İçişleri Bakanlığıyla şu ana kadar iletişim kurmuş, böylesine infial yaratan başka bir başlığa ilişkin en az bizler kadar, en az Tuncelililer kadar, en az Doğu ve Güneydoğulular kadar, en az bütün Anadolu'daki vatandaşlar kadar sizin de endişelenmiş, bu konuyla ilgili malumat almış ve Parlamentoyu bilgilendiriyor olmanız lazım. Bunu ben duyarsızlık olarak kabul etmiyorum, hiçbirinizi duyarsız birer yasama mensubu olarak da hayal edebilmem, tasavvur edebilmem de mümkün değil. Ama sanıyorum, işte, bu sistemin hepimizi, hepinizi getirdiği hâle ilişkin bir yüzleşme fırsatı...
(Uğultular)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Kürsüde konuşmacı var ya! Orada ayrı bir konuşma mı oluyor? Bu ne ya!
UĞUR POYRAZ (Devamla) - Başkanım, bu süreçle ilgili bana bir ek süre verebilir misiniz lütfen?
Konuşmam değerli milletvekillerinin ilgisini çekmemiş olabilir. Bu konuyla ilgili benim hatipliğimi sorgulayabilirsiniz, konuşmam da dikkatinizi çekmemiş olabilir. Zaten temel konu bu ve buna benzer birçok konuya ilişkin kulaklarınızı kapatmanız, gözlerinizi kapatmanız ve bütün bu konulara karşı kendinizi duyarsızlaştırmanız. Kaldık ki öyle değilsiniz aslında, bizden çok daha farkındasınız, bizden çok daha mahcupsunuz çünkü ülkeyi yöneten iktidar partisi sizlersiniz ama maalesef oturduğunuz koltuklardan cevap verme yetkiniz elinizden alınmış. Ben bu yetkiyi yeniden elinize alabilmeniz için bir farkındalık için konuştum, itham etmiyorum, isnatta da bulunmuyorum. Ben bir Türkiye gerçeğini, sizin de farkında olduğunuz bir Türkiye gerçeğini tekrar size hatırlatıyorum. Ben zaten iknayla mükellef de değilim, tebliğiyle mükellefim; o yüzden söylüyorum. Bu sistem ve bu sistemin hepinizi ve hepimizi getirdiği hâli hatırlatmak için buradayım.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
23'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ret!
BAŞKAN - Kabul edilmiştir.
24'üncü madde üzerinde...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - İrademizi koyuyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Doğru, peki; sesli ama.
24'üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
MADDE 24- (1) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 128 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin birinci paragrafının birinci cümlesinde bulunan "doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta" ibaresi "doğum yaptığı tarihten itibaren onaltı hafta" şeklinde, "toplam onaltı" ibaresi "toplam yirmidört" şeklinde, üçüncü cümlesinde bulunan "önceki üç" ibaresi "önceki iki" şeklinde, üçüncü paragrafının birinci cümlesinde bulunan "en fazla üç yaşında bir çocuğu evlat edinen kadın personele çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden" ibaresi "en fazla üç yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen kadın personele bu bentte geçen sekiz haftalık iznin bitiminden" şeklinde değiştirilmiş ve bende ikinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar ilave edilmiştir.
Aylin Yaman | Ömer Fethi Gürer | Murat Çan |
Ankara | Niğde | Samsun |
Aliye Timisi Ersever | Gülcan Kış | Nail Çiler |
Ankara | Mersin | Kocaeli |
Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu | Serkan Sarı | Tahsin Ocaklı |
İstanbul | Balıkesir | Rize |
|
| Eylem Ertuğ Ertuğrul |
|
| Zonguldak |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Aliye Timisi Ersever konuşacaktır.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 24'üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sosyal politika reformu gibi sunulan değişikliklerden birisi de bu maddede yer alıyor. Yaptığınız değişiklikle, Türk Silahlı Kuvvetleri, Sahil Güvenlik ve Jandarma Genel Komutanlığında görev yapan kadın personelin doğum izinlerini teklifin 2'inci maddesine paralel olarak artırıyorsunuz. Bu artışı gerekli ancak eksik ve yetersiz buluyoruz. Sadece izin süresini artırmakla sorunun özüne dokunamaz ve çözüm üretemezsiniz. Buradan eşitlik çıkmaz, sosyal devlet hiç çıkmaz, güçlü aile politikası çıkmaz, hele hele kadının çalışma hayatını koruyan bir vizyon hiç çıkmaz. Yapılan değişiklik, çocuğun bakım yükünü yine kadının omuzlarına yüklüyor. Anlayış aynı, zihniyet aynı, yapılan sadece ambalajı değiştirmek ve günü kurtarmak. Çözüm var mı? Yok. Meseleyi en baştan doğru adlandırmak zorundayız. Bu konu sadece doğum ve analık izni meselesi de değildir, bu bir ebeveynlik meselesidir, çocuğun doğumu, bakımı, gelişimi ortak sorumluluktur, bu sorumluluğun anne ve baba arasında eşit ve birlikte paylaşılması meselesidir. Hükûmet düzenlemeyi çağın gerisinde kalmış bir aile anlayışıyla değil, günümüzün ihtiyaçlarını karşılayan bir perspektifle de ele almalıydı. Bunların hiçbiri teklifte görmüyoruz.
Ülke gerçekleri ortada. TÜİK verileri ne diyor? 25-49 yaş grubunda hanede 3 yaş altı çocuk yoksa kadınların istihdam oranı yüzde 58, erkeklerin yaklaşık yüzde 80 ama 3 yaşın altı çocuk olduğunda tablo değişiyor, kadınların istihdam oranını yüzde 27'ye düşüyor, erkeklerde ise oran yüzde 90 civar yani çocuk olunca kadın işten kopuyor, erkekse çalışmaya devam ediyor, bu tabloyu kabul etmiyoruz. Teklifte bu tabloyu değiştirmek için bir adım var mı? O da yok.
Değerli milletvekilleri, Hükûmetin çocuk bakımında babayı eşit bir özne yapmak gibi bir niyeti olmadığını görüyoruz. Kadının çalışması sorun, evde kalması ise çözüm olarak görülüyor. Kadının izin süresini uzatıp babaya göstermelik birkaç gün eklemekle eşitlik sağlanmıyor, toplumsal sorunlar çözülmüyor. Lafı dolaştırmaya gerek yok, çözüm net: Sadece anneye değil babaya da zorunlu ve eşit sürede doğum izni verilmesi.
Başka bir önerimiz de kreşlerin ücretsiz olması ve vatandaşın evine yakın bir yerde kreş bulunabilmesi. İvedilikle kadınları işten koparmayan, hak kaybına uğratmayan çalışma modelleri hayata geçirilmeli, buna yönelik teşvikler uygulanmalı, iş yerinde ayrımcılığa karşı güçlü ve caydırıcı denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Bırakın bunları hayata geçirmeyi, bu iktidar, kadınları güvencesiz, sosyal güvenceden yoksun ve en düşük ücretli çalışmaya mahkûm ediyor. Dilovası'nda bunu gördük, yaşadık ve acı sonuçlar doğurdu. Ne değişti? Hiçbir şey.
Değerli milletvekilleri, seçim bölgelerimizde yaptığımız çalışmalarda sık sık karşımıza çıkan şöyle bir temel sorun var: Kadınların iş hayatına başlamadan önce olan doğumların da sosyal güvenlik süresine dâhil edilmesi. Bu konudaki düzenleme bir an önce Meclis gündemine getirilmeli, eşit yurttaşlık adına bir haksızlık ortadan kaldırılmalıdır. Unutmayalım, güçlü bir ülkeyi güçlü kadınlar kurar.
Teşekkür ediyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkanım, karar yeter sayısı talebim var.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kâtip Üyeler arasında ihtilaf olduğundan dolayı elektronik cihazla oylama yapılacaktır.
İki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan (2/3566) esas numaralı Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ilk onaltı" ibaresinin "kırkaltı"; "yirmidört" ibaresinin "elli dört" şeklinde; ikinci fıkrasında yer alan "ilk onaltı" ibaresinin "kırkaltı"; "yirmidört" ibaresinin "elli dört" şeklinde; üçüncü fıkrasında yer alan "ilk onaltı" ibaresinin "elli dört" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Şerafettin Kılıç | Selçuk Özdağ | Elif Esen |
Antalya | Muğla | İstanbul |
|
|
|
Mehmet Atmaca | Bülent Kaya |
|
Bursa | İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya.
Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa'mızın 7'nci maddesi yasama yetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılacağını ve bu yetkinin asla devredilemeyeceğini net bir şekilde hükme bağlamış. Yine, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili referandumda propaganda yapan kimi kişiler büyük büyük iddia ve vaatlerde bulundular. Ne dediler bu millete? "Bu referanduma 'Evet.' deyin." "'Evet.' dediğimizde ne olacak?" "Türkiye Büyük Millet Meclisi -yasama- kendi işini yapacak, hükûmet kendi işini yapacak." diye büyük büyük vaatlerde bulundular, millet de buna inanarak "Evet." dedi. Peki, ne oldu? Trafik Kanunu'nu kim hazırlıyor, milletvekilleri mi Sayın Ali Yerlikaya mı? Bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifini Aile Bakanı mı hazırlıyor, yoksa milletvekilleri mi? "Hayır, biz altını imzaladık." diyebilirler ama Mahinur Hanım'ın medyaya yansıyan birçok beyanatı var "Bakanlık olarak hazırladık, direkt komisyona sevk edeceğiz." gibi, usulü bilmediği için de eksik bilgilendirmeler yapıyor. Daha önce öğretmenlerle ilgili kanunu kim çalıştı? Sayın Yusuf Tekin; hatta dedi ki: "İmza kısmını tamamlamak üzere AK PARTİ Grubuna gönderiyoruz." 12'nci yargı paketini kim çalışıyor? Sayın Akın Gürlek. Vergi mevzuatıyla ilgili yasa teklifini kim çalışıyor? Maliye bürokratları. Yani şunu demeye çalışıyoruz: Hani yasama kendi işini yapacaktı, yürütme kendi işini yapacaktı? Yasamayı sadece el kaldırıp el indiren birer makineye dönüştürdük. Biz burada iktidarıyla muhalefetiyle 600 milletvekilinin hukukuna sahip çıkıyoruz. Önergeleri dinlemeden, sadece ret oyu vermek için gecenin geç saatlerine kadar, sabahlara kadar milletvekillerini burada tutan işlevsiz bir Parlamentoya itiraz ettiğimiz için, bunu milletvekillerinin onurunu kıran bir davranış olarak gördüğümüz için itiraz ediyoruz. Neye itiraz ediyoruz? Diyoruz ki: Torba yasa getirmeyin.
Bakın, aileyle ilgili bir düzenleme getirdiniz, bizim de destek verdiğimiz hususlar var ama aynı zamanda Dijital Mecralar Komisyonunun konusuna giren maddeler var, Adalet Komisyonunun konusuna giren maddeler var, oralarda tartışılsın. Hayır, zaten bürokratlar bunları gönderdiler bize, biz bu yasaları ilgili ihtisas komisyonlarında görüşmek istemiyoruz. O zaman, Dijital Mecralar Komisyonuna niye buradan üye seçiyoruz? Adalet Komisyonuna niye üye seçiyoruz arkadaşlar? Bu, milletvekillerine karşı bir saygısızlık değil de nedir? Bu milletvekillerini hiçe saymak değil de nedir Allah aşkına? Bizim burada yapmak istediğimiz şey, Türkiye Büyük Millet Meclisinin hukukuna sahip çıkmaya çalışıyoruz. "Kuvvetler ayrılığı" diyorsunuz, yasama organı bir kuvvettir. Bu kuvvetin sizler farkında olmayabilirsiniz ama milletvekilleri olarak bu hukuka biz sahip çıkmazsak yarın bir gün burayı sadece 600 memurun olduğu bir Meclis gibi görmeye devam ederler. Ne yaparlar? Önümüzdeki süreçlerde -herhalde en iyisi bence de o- Cumhurbaşkanlığında bir mevzuat daire başkanlığı kursunlar, orada atanmış olan bir Meclis başkanını da belirlesinler, hiç ne komisyonu ne burayı ne de milletvekili arkadaşları geç saatlere kadar çalıştırmaya gerek kalmadan mevzuat genel müdürlüğü Cumhurbaşkanlığından gelenleri direkt Resmî Gazete'de yayınlasın, kanunlaşsın, Türkiye Büyük Millet Meclisini de boşuna meşgul etmeyelim diye düşünenler olabilir ama bizim muhalefet partileri olarak burada yapmak istediğimiz şey, sadece kendi iddialarımızı değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetine... Anayasa’nın 7'nci maddesindeki yasama yetkisi devredilemez, ne İçişleri Bakanına ne Aile Bakanına ne Millî Eğitim Bakanına ne de Maliye Bakanının bürokratlarına devredilemez, bu yetki milletvekillerinindir. Eğer milletvekilleri olarak biz yetkimize sahip çıkmazsak daha çok bizi memur görüp, kanunları buraya gönderip "Komisyonda yirmi dört saat çalışın, komisyondan geçirin. Genel Kurula geldi, muhalefet itiraz mı ediyor? Gece geç saatlere kadar dışarıda oturun, önerge sırasında içeri girin." diye bu kanunları çıkarttırmaya devam ederler ve bu şahsen bir milletvekili olarak benim onuruma ve gururuma dokunduğu için söylüyorum.
Bakın, bugünkü önerimiz neydi? Dedik ki: Bakın, 21, 22, 23, bunlar ilgili komisyona gitsin, diğer maddeleri hep beraber çıkaralım. Hayır, bunlar burada konuşulsun. Burada Aile Bakanının bürokratları var, eminim "Ya, bu Dijital Mecralar Komisyonunda görüşülmesi gereken maddeleri bize niye hazırlatıyorsunuz?" diye onlar da itiraz ediyorlar. Yani bir torba yasayla Meclisin ihtisas komisyonları niçin işlevsiz hâle getiriyoruz? Niçin bütün işi ya Plan ve Bütçe Komisyonuna ya da başka komisyona yüklüyoruz? 15 ihtisas komisyonumuz var, bunları niçin çalıştırmıyoruz? Niçin birer memur muamelesi görmeyi içimize sindiriyoruz, niçin bunu kabul ediyoruz; bizim temel itirazımız bu. Gecenin bu saatlerine kadar karar yeter sayısı, yoklamalarla bu itirazları niçin yapıyoruz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Devam ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BÜLENT KAYA (Devamla) - İşte, bu farkındalığı oluşturmak için. Milletvekilleri olarak biz hiç kimsenin memuru değiliz. Burada yasa hazırlanacaksa milletvekilleri tarafından hazırlanacak, burada yasa müzakere edilecekse milletvekilleri tarafından müzakere edilecek. Bakanlık bürokratları bu Mecliste arka tarafa gelip "Gelin, itiraz ettiğiniz maddeler nelerdir?" diye bizimle müzakere etmeyecek. Bu kanun teklifinin altında imzası olan 69 milletvekili var. Eminim, bu 69 milletvekilinden bu kanun teklifinin detayına vâkıf arkadaşlarımız var, onlar gelip bizimle müzakere edecek, Bakanlık bürokratları "Nereye itiraz ediyorsunuz?" diye bizimle muhatap olmayacak. Bizim muhatabımız Bakanlık bürokratları değil, küçümsediğimiz için söylemiyorum çok değerli bürokratlar ama bu, Parlamentonun işi; bu, milletvekillerinin işi; benim onuruma dokunduğu için itiraz etmeye devam edeceğim arkadaşlar, ta ki Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi hukukuna sahip çıkana kadar diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinde yer alan "...izin verilir." ibaresinin "...olanak sağlanır." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
George Aslan | Mehmet Kamaç | Hüseyin Olan |
Mardin | Diyarbakır | Bitlis |
|
|
|
Mahmut Dindar | Onur Düşünmez | Öznur Bartin |
Van | Hakkâri | Hakkâri |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Öznur Bartin.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi sosyal hizmetleri güçlendirme iddiası taşısa da içeriği itibarıyla sosyal devlet ilkesinin sistematik biçimde aşındırılmasının bir belgesidir. Bu teklif yoksulluğu ortadan kaldırmadığı gibi, yoksulluğu yönetmeyi, eşitsizliği gidermediği gibi, eşitsizliği kalıcılaştırmayı aslında hedefliyor ve bu yaklaşımın bir ürünüdür. Burada yapılan düzenleme sosyal hakları genişletmiyor, onları idarenin takdirine bırakan bir dönüşümü ifade etmektedir. Yurttaşın hakkı yerini uygun görülürse sağlanan yardıma bırakmaktadır. Bu teklifin ruhunu anlamak için satır aralarına değil kurduğu sisteme bakmak gerekiyor. Foucault modern iktidarı tanımlarken yalnızca yasaklayan değil, aynı zamanda izleyen, sınırlandıran ve normalize eden bir karakter taşıdığını, kazandığını ifade eder. Bugün, bu teklifle kurulan yapı tam da budur. "Sosyal hizmet" adı altında toplumu veri nesnesine dönüştüren, izleyen, yöneten bir mekanizma bu. Burada mesele çocukları korumak değildir. Burada asıl mesele toplumun tamamını denetlenebilir hâle getirmektir. Çocuk koruma söylemi ise bu geniş denetim mimarisinin meşrulaştırıcı aracına dönüştürülmektedir.
Gelin, bu tabloya bir de Hakkâri'den bakalım. Hakkâri'de sosyal hizmete erişim bir hak değil bir mücadele alanıdır. Coğrafi engeller, kurumsal yetersizlikler ve yıllardır derinleşen yoksulluk yurttaşların en temel hizmetlere ulaşmasını dahi zorlaştırmaktadır. Bir anne düşünün, çocuğunu bırakacak bir kreş yok, çalışmak istiyor ama bakım yükü tamamen onun omuzlarında. Devlet ona ne diyor? "İzin sürenizi uzattım." diyor. İzin uzatılmalı elbette ki ama o annenin ihtiyacı sadece izin değil kamusal destektir. Bir hasta düşünün, hastaneye gidiyor ama kendini Kürtçe ana dilinde ifade edemiyor, sağlık hizmetine erişim var gibi görünüyor ama gerçekte erişim yok. Bir genç düşünün, iş yok, sosyal destek yok, gelecek yok, umut yok. Şimdi soruyorum: Bu teklif bu yurttaşların hangi sorununu çözüyor? Hiçbirini çünkü bu teklif sorun çözmeye değil sistemi yönetmeye odaklanmıştır.
Kadınlar açısından bu teklif açık bir çelişkidir. Evet, doğum izni artırılıyor fakat bu düzenleme kamusal bakım hizmetleriyle desteklenmediği için kadının üzerindeki görünmeyen emek daha da artmaktadır. Bu yaklaşım toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmaz, yeniden üretir. Hakkâri gibi bölge kentlerinde zaten sınırlı olan kadın istihdamı bu tür politikalarla daha da gerileyecektir çünkü siz kadınlara seçenek sunmuyorsunuz, siz kadınlara rol biçiyorsunuz.
Çocuk hakları meselesine gelince, kamera sistemleri, dijital izleme mekanizmaları, bunlar tek başına çözüm değildir. Bu ülkede çocuklar sadece denetim olmadığı için değil cezasızlık olduğu için korunamıyor. Çocuğu korumak istiyorsanız önce sosyal riskleri ortadan kaldıracaksınız, yoksulluğu azaltacaksınız, eğitim ve sağlık hizmetlerini güçlendireceksiniz ama siz çocuğu korumak yerine onu izlemeyi tercih ediyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, bu teklif sosyal hizmeti bir hak olmaktan çıkarıp bir idari sürece indirgemektedir. Darülaceze mantığıyla kurulan bu yaklaşım sosyal devletin alternatifi değil onun yerine ikame edilmeye çalışılan bir modeldir. Ama biz şunu çok iyi biliyoruz: Sosyal devlet yardım dağıtan bir yapı değildir, sosyal devlet eşitliği sağlayan bir güvencedir ve en önemlisi, bu teklif Hakkâri'yi maalesef ki tekrardan görmüyor hiçbir şeyi görmediği gibi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Aslında gecenin bu saatinde burada tutulmamızın sebebi olan yine o torba yasalarla, kanun teklifleriyle doldurduğunuz, o ne idiği belirsiz kanun teklifleriyle toplumu oyalama, toplumu bir yerde farklı şeylere entegre etme, kendi istediğiniz o dizayna entegre etme girişimleriniz hâlâ devam ediyor ama halkın asıl gündemi hiçbir zaman bu Mecliste konuşulmadı, konuşulmuyor, ısrarla da konuşulmuyor fakat biz de aynı ısrarla devam edeceğiz, biz de halkın gündemini buraya taşımaya devam edeceğiz. Hakkâri'deki yoksulluk görülmüyor, eşitsizlik görülmüyor, işsizlik görülmüyor.
Bu teklif, hakları daraltan, eşitsizliği büyüten ve toplumu denetim altına alan bir yönelimin ürünüdür. Biz bu yönelimi kabul etmiyoruz. Biz sosyal hizmetlerin hak temelli, kamusal, erişilebilir ve yerel ihtiyaçlara duyarlı bir biçimde yeniden inşa edilmesini savunuyoruz. Bu ülkede yaşayan her bir yurttaşın hakkını bu Meclis korumak zorundadır. Bu sorumluluk lütufla değil hukukla yerine getirilir.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 24'üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "eklenmiştir" ibaresinin "ilave edilmiştir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turhan Çömez | Ayyüce Türkeş Taş | Hüsmen Kırkpınar |
Balıkesir | Adana | İzmir |
Yüksel Selçuk Türkoğlu | Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Selcan Taşcı |
Bursa | İstanbul | Tekirdağ |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Buyurun Sayın Türkoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; İstanbul'da bulunan İtalyan -devlet- Lisesinde görev yapan Türk öğretmenlerine öyle bir ayrımcılık ve mobbing uygulanıyor ki tam ibretlik. Şimdi, bugün hem sizlerle hem kamuoyuyla bunu paylaşmak istiyorum. Türk yasalarına harfiyen uymakla yükümlü olan İtalyan Lisesinde bugünlerde emeğin, hakkın, adaletin nasıl ayaklar altına alındığının somut ve hazin tablosunu anlatayım. Efendim, İstanbul'daki Özel İtalyan Lisesinde tam yüz günü aşkın süredir öğretmenlerin grevi var. Tez-Koop-İş -TÜRK-İŞ'e bağlı, orada yetkili- grev kararı aldı ama bu sıradan bir uyuşmazlık da değil; bu grev açık bir hak gasbına, açık bir ayrımcılığa, daha da vahimi açık bir hukuk tanımazlığa karşı bir grev.
Bakınız, aynı okulda çalışan öğretmenler arasında utanç verici bir gelir farkı var; İtalyan öğretmenler aynı okulda aynı işi yapıp 6-7 bin euro alıyor, Türk öğretmenler ise 1.200 euro civarında maaşa mahkûm ediliyor. Yine, grevdeki 14 öğretmen bugün Meclisin konuğuydu, bizim de konuğumuz oldu; dertlerini dikkatlice dinledim, gördüm ki düpedüz bir ayırımcılık var, emeğe saygısızlık var; bir de orada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına apaçık ikinci sınıf muamelesi yapılıyor ve sadece maaşta değil çalışma koşullarında da yapılıyor. İtalyan öğretmenler haftada dört gün dörder saat çalışıyor, Türk öğretmenler hafta boyunca ve kırk beş saat çalıştırılıyor. Aynı okulda 2 farklı rejim, 2 ayrıcalıklı sömürü düzeni var.
Muhterem milletvekilleri, bu adaletsizliğe karşı ayağa kalkan öğretmenler yüz günü aşkın süredir grevde. Kanunlarımıza apaçık aykırı olduğu hâlde Millî Eğitim Bakanımız ne yapıyor? Okula geçici öğretmen ataması yapıyor grevdeki öğretmenlerin yerine yani bildiğiniz grev kırıcılığı yapıyor -zaten Yusuf Tekin'e de bu yakışırdı- bu, açıkça Anayasa'ya aykırıdır. İtalyan Lisesi Çalışma Bakanlığının, kanunlarımızın ve Anayasa’nın onlara vermiş olduğu sorumluluklara uymuyor, Millî Eğitim Bakanlığının çalışma usul ve esaslarına uymuyor. Türkçesi; İtalyan Lisesi egemenlik haklarımızı tanımıyor. Bu, artık, bir millî onur meselesidir.
Şimdi, bir sözleşme dayatıyorlar, bugün getirdiler ve baktık ama nasıl bir sözleşme biliyor musunuz? Daha ilk 2 maddesinde yazanı okuyorum: "Bu anlaşmanın herhangi bir hukuki geçerliliği ve bağlayıcılığı yoktur."la başlayan güya bir iyi niyet sözleşmesi koyuyor ortaya. Mesele şu: Süreci uzatacağız, hazirana, temmuza kadar getireceğiz ve sözleşmeleri yenilemeyip kapının önüne koyacağız. İşte, buna "Dur!" demek lazım. Bu öğretmenlerimiz iki gündür İtalyan Büyükelçiliği önünde eylemde, yarın ben de inşallah fırsat bulursam gidip katılacağım ve burada yalnızca bir emek sömürüsüne değil, burada aynı zamanda bir ayrımcılığa, ikinci sınıf vatandaş muamelesine karşı da mücadele edeceğim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Bu ayıba derhâl son verilmelidir; bu hukuksuzluğa, bu ayrımcılığa "Dur!" denilmelidir. Buradan Çalışma Bakanına, Millî Eğitim Bakanlığına ve Adalet Bakanına sesleniyorum: Hukuk tanımayan, mevzuat tanımayan bu İtalyan Lisesine gerekli muamele yapılmalıdır. Gerçi müstemleke valisi gibi hareket eden o hadsiz Tom Barrack'a ses çıkarmamıştınız, anladım o Amerika'nın Büyükelçisi, ya bu İtalyan okul müdürüne bari teslim olmayın.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylamadan önce yoklama talebi vardır.
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
BAŞKAN - Sayın Günaydın, Sayın Kış, Sayın Kılıç, Sayın Yontar, Sayın Aygun, Sayın Sümer, Sayın Şevkin, Sayın Sarı, Sayın Arı, Sayın Genç, Sayın Ertuğrul, Sayın Ersever, Sayın Özkan, Sayın Gündoğdu, Sayın Öztürk, Sayın Yaman, Sayın Biçer, Sayın Karakoz, Sayın Konuralp, Sayın Süllü.
Yoklama için üç dakika veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Pusula veren milletvekillerimiz Genel Kurulu terk etmesinler.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Nazım Elmas? Burada.
Mehmet Ali Cevheri? Burada.
Toplantı yeter sayısı vardır.
1. Düzce Milletvekili Ercan Öztürk ve Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal ile 69 Milletvekilinin Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3566) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu (S. Sayısı: 263) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
24'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Birleşime bir dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 02.20
DOKUZUNCU OTURUM
Açılma Saati: 02.21
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar)
----- 0 ----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84'üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.
263 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon yok.
Ertelenmiştir.
2'nci sırada yer alan 250 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacağız.
2.- Hatay Milletvekili Adem Yeşildal ve Ardahan Milletvekili Kaan Koç ile 72 Milletvekilinin Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3466) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 250)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3'üncü sırada yer alan 237 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacağız.
3.- İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Milli Birlik Hükümeti Arasında Kolluk İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/3030) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 237)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 22 Nisan 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 02.21
[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen (10/4004, 4005, 4006, 4007, 4008, 4009) esas numaralı Meclis Araştırması Önergeleri tutanağa eklidir.
[3]. (*) 263 S. Sayılı Basmayazı 7/4/2026 tarihli 78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.
[4]. (*) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.
[5]. Önergenin tam metni tutanağa eklidir.