13 Mayıs 2026 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94'üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, TÜRKSOY tarafından Kayseri'nin 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesi hakkında Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir'e aittir.
Buyurun Sayın Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar)
İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kayseri'nin TÜRKSOY tarafından Türk Dünyası 2027 Yılı Kültür Başkenti olarak ilan edilmesiyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve çalışmalarımızı takip eden aziz milletimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Kayseri tarihin her devrinde üzerinde hâkimiyet süren irade için stratejik öneme sahip olan bir yerleşim birimi olarak öne çıkmıştır. Bu durum, Kayseri'nin aynı anda Anadolu coğrafyasını hem doğudan batıya hem de kuzeyden güneye bağlayan son derece önemli bir merkez ve kavşak noktası olmasından geçmektedir. Sahip olduğu tabii kaynaklar Kayseri'yi tarihin her döneminde yeri doldurulamaz bir değere taşımıştır. Bugün Yamula Barajı etrafında bulunan bazı dinozor fosilleri ve kalıntılar yaşamın kaynak noktalarının başında Kayseri'nin geldiğini tescillemiştir. Medeniyetin gelişimi açısından milat kabul edilen yazının bulunması ve kullanılması Asur ticaret tabletlerinin şehrimizdeki keşfiyle birlikte düşünüldüğünde Kayseri'nin Anadolu ve Türk kültürünün temel direkleri arasında olduğunu göstermektedir. Coğrafyamızın en eski medeniyetleri arasında yer alan Hitit döneminde merkez olan Kayseri, Asurlular, Kapadokya Krallığı ve Sümerler zamanında da kıymetini sürdürmüştür. İnsanlığın var olduğu binlerce yıl öncesinden başlamak üzere ticaretin merkezi konumunda olan şehrimiz tarihin akışını etkileyen her gelişmede kişiler, kurumlar ya da olaylar üzerinden mutlak değerini göstermiştir. Nitekim, Anadolu'nun kadim uygarlıklarından sonra bölgede hâkim olan Roma İmparatorluğu döneminde de Kayseri öne çıkan yerlerden biridir. Roma'nın çok sayıdaki devlet adamı yetiştiren bürokrasi ve eğitim alanlarının Kayseri'de bulunduğu bilinmektedir. İslam'la ilk kez Hazreti Ömer zamanında Halid bin Velid'in fethiyle müşerref olan şehrimiz Abbasiler döneminde de farklı zamanlarda yine fethedilmiştir. Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 1067 yılında Afşin Bey komutasında başlattığı akınlarla Kayseri Türk-İslam hakimiyetine kesin olarak girmiştir. Aynı dönemden itibaren zaman zaman Selçuklu'ya da başkentlik yapmıştır. Yavuz Sultan Selim Han'ın 1515 yılındaki irade ve kudretiyle Anadolu'nun millî birliğinin sarsılmaz bir parçası olmuştur. İnanıyoruz ki Selçuklu'yla başlayıp Danişmendli, Karaman, Kadı Burhaneddin, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'yle devam eden nizamımız ebediyete kadar yaşayacaktır. Dolayısıyla, 2027 yılında yani Kayseri'nin Türkler tarafından ilk kez fetholunduğu 1067'den tam dokuz yüz altmış yıl sonra Türk dünyasının kültür başkenti ilan edilmesi büyük anlam ve değere sahiptir. Zira Kayseri bünyesinde barındırdığı tarihin ilk tıp fakültesi olan Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi, bugün dahi büyük kısmı ayakta olan çok sayıdaki hanları, eşsiz mimariye sahip kümbetleri, yüzlerce tarihî camisi ama en önemlisi yaşayışında yayla ve bağcılık kültürünü hâlen canlı tutan insanıyla Türk tarihî ve kültürünün eşsiz öneme sahip merkezlerindendir. Oğuz'un çok sayıdaki boyuna mensup olan Türk evlatları devleti ebet müddet ve milleti ebet müddet ülküsünün neferleri olarak Kayserili kimliğini gururla taşımaktadır. Şehre bembeyaz örtüsüyle kucaklarını açan ve pınarlarıyla geniş bir sahayı besleyen Erciyes Dağı Kayserililerin başı dik, iradesi sağlam, eli de gönlü de bol, çalışkan ve girişimci kimliğinin sembolüdür. Orta Anadolu'nun kalpgâhı konumunda olan Kayseri sanayinin, ticaretin, tarımın, turizmin ve sağlığın da merkezidir. Cumhuriyetimizin göz bebeği, istikbalimizin lokomotifi Türklüğün ve İslamlığının burcudur. Pınarbaşı'nın, asaleti, Sarız'ın cesareti, Tomarza'nın feraseti, Bünyan'ın vakarı, Sarıoğlan'ın gayreti, Özvatan'ın girişimciliği, Felâhiye'nin bereketi, Akkışla'nın güzideliği, Yeşilhisar'ın güzelliği, Melikgazi'nin vizyonu, Kocasinan'ın çalışkanlığı, Talas'ın kadimliği, Hacılar'ın zekâsı, İncesu'nun kadirliği, Develi'nin kararlılığı ve Yahyalı'nın maneviyatı yekvücut olmuş Kayseri'yi oluşturulmuştur. Başta partimizin kurucusu merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türkiye'ye ve Türk dünyasına büyük hizmetleri olan çok sayıdaki devlet adamının ata toprağı da yine Kayseridir.
Bu sebeple, şehrimize "Türk Dünyası Kültür Başkenti" vasfını kazandıran başta Valimiz Gökmen Çiçek ve Büyükşehir Belediye Başkanımız Memduh Büyükkılıç olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor; sözlerime son verirken Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
İkinci söz talebi merhum hayırsever İzzet Baysal'ın vefatının 26'ncı yıl dönümü ile vakıf kültürünün önemi hakkında Bolu Milletvekili Yüksel Coşkunyürek'e aittir.
Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; vefatının 26'ncı yıl dönümünde merhum İzzet Baysal'ı anmak ve kadim vakıf medeniyetimizin önemine dikkat çekmek için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; medeniyetimizi ayakta tutan en güçlü unsurlardan biri şüphesiz yardımlaşma, dayanışma ve insanı merkeze alan vakıf anlayışıdır. Bizler "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." anlayışını yalnızca sözde bırakmamış, bunu vakıflar aracılığıyla hayatın her alanına nakşetmiş kadim bir medeniyetin mensuplarıyız. Ecdadımız yüzyıllar boyunca kurduğu vakıflarla sadece camiler, medreseler, hanlar, hamamlar, köprüler ve çeşmeler inşa etmemiş, aynı zamanda insan onurunu koruyan, sosyal adaleti güçlendiren büyük bir merhamet medeniyeti tesis etmiştir. Yolcunun yolda kalmaması için kervansaraylar, susayanın suya ulaşması için çeşmeler, garibin barınması için imarethaneler, hastaların şifa bulması için darüşşifalar kuran bu anlayış, vakıf kültürünün medeniyetimizde ne kadar köklü ve derin olduğunu göstermektedir. Hatta tarihimizde kuşların aç kalmaması için kuş evleri yapan, yaralı leyleklerin tedavi edilmesi için vakıf kuran, kış günlerinde sokak hayvanlarının beslenmesini hayır hizmeti sayan, yetim kızlara çeyiz hazırlamayı vazife bilen yüksek bir incelik ve zarafet anlayışı vardır. İşte, bizim vakıf medeniyetimiz akla gelebilecek her sahada vakıf tesis eden böylesine kuşatıcı, böylesine vicdan merkezli bir medeniyet tasavvurunun eseridir.
Bugün gelişmiş toplumlarda üçüncü sektör olarak ifade edilen vakıf anlayışı bizim tarihimizde devletin ve milletin asli unsurlarından biri olmuştur. Eğitimden sağlığa, kültürden sosyal yardımlaşmaya kadar birçok alanda vakıflar toplumun yükünü paylaşmış, milletimizin dayanışma ruhunu diri tutmuştur. İnsani duyguların en güzel tezahürü olan vakıf anlayışı, hayırla anılacak eserler bırakmayı da beraberinde getirmiştir. İşte, bu kadim medeniyet anlayışını günümüzde yaşatan en önemli isimlerden biri de merhum İzzet Baysal'dır. Rahmetle, şükranla andığımız İzzet Baysal, sahip olduğu servetini milletine vakfederek çağımızın en mümtaz hayırsever şahsiyetlerinden biri olarak temayüz etmiş, yalnızca Bolu'nun değil ülkemizin de gönlünde müstesna bir yer edinmiştir. Onu bu yüce çatı altında anmayı milletimizin kendisine duyduğu vefanın bir gereği olarak görüyorum. Türkiye'nin iki büyük metropolü arasında yer alan, Abant'ı ve Yedigöller'iyle tabiatın en güzel şehirlerinden biri olan Bolu'yu ziyaret ettiğinizde sizi "İzzet Baysal" adı karşılar. Bir okulda, bir hastanede, bir huzurevinde ya da bir üniversitede onun izine rastlarsınız çünkü o serveti şahsı için değil Bolu'nun ve Boluluların geleceği için harcamayı tercih etmiştir. Arkasında güçlü bir vakıf desteği bulan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi ülkemizin ilk ve tek vakıf destekli devlet üniversitesi olarak eğitim hayatına kazandırılmış, bugün 30 bini aşkın öğrencisiyle ülkemizin saygın yükseköğretim kurumları arasında yerini almıştır. İlk ve ortaöğretimde 57 tesis, sağlık ve sosyal hizmet alanında 56 tesis, üniversite bünyesinde bina ve donanım olarak 36 tesis olmak üzere toplam 149 eser bugün Bolu'ya ve ülkemize hizmet vermektedir. Kreşten anaokuluna, ilkokuldan liseye, sağlıkevlerinden hastanelere, huzurevlerinden üniversiteye kadar uzanan bu eserler bütünü vakıf medeniyetimizin günümüze uzanan müstesna bir nişanesi olmuştur. İzzet Baysal, hayatı boyunca kendisine rehber edindiği anlayışı şu veciz sözlerle ifade etmiştir: "Planlı, programlı ve çok çalıştım. İsrafı baş düşmanım ilan ettim, sabırlı olmasını bildim; hak yemedim, hakkımı yedirmedim." Bu sözleriyle dürüstlüğü, çalışkanlığı, tasarrufu, sabrı ve hakkaniyeti hayatın temel prensibi hâline getirdiğini ortaya koymuştur. Bugün bizlere düşen görev ecdadımızdan miras kalan bu vakıf ruhunu yaşatmak, paylaşmayı ve dayanışmayı gelecek nesillere aktarmaktır çünkü güçlü toplumlar yalnızca ekonomik kalkınmayla değil vicdanla, merhametle ve toplumsal dayanışmayla ayakta kalırlar.
Bu vesileyle, "Vakfet, yaşa, yaşat." mefkûresiyle Bolu'muzda önemli hizmetlerde bulunan hayırsever İzzet Baysal'ı rahmet ve şükranla anıyor, onun başlattığı hayır hizmetlerini bugün devam ettiren başta ailesi ve İzzet Baysal Vakfına teşekkür ediyor, yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Üçüncü söz talebi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasetin saygınlığı hakkında Elâzığ Milletvekili Gürsel Erol'a aittir.
Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Ben 3 dönemdir milletvekiliyim, 3 dönemdir de bu kürsüde konuşulan konular genelde hep aynı konular, yalnızca değişen konuşmacılar yani bir dönem seçilen bir sonraki dönem seçilmiyor ama seçilen de aynı konuşmalar, aynı değerlendirmeler üzerinden bu kürsüde konuşmalar yaptı. Ben bugün aslında Türkiye'nin içinde, siyasetin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem de siyasetin saygınlığıyla ilgili bir değerlendirme yapmak istedim. Çünkü bizler Parlamentoda partilerimizden tercih edilme gerekçelerimiz çok farklı olan illerimizdeki en saygın, en seçkin, etki alanı en yüksek, akademik kariyerine göre, meslek kariyerine göre, siyasi kariyerine göre seçilmiş milletvekilleriyiz yani doğal olarak toplumun aynasıyız burada. Toplumun aynası olurken de bizim, topluma öncülük edecek, örnek oluşturacak davranışlara ihtiyacımız var. Bakın, ben "Geçmişten günümüze kadar liderler toplumda nasıl tanımlanırlar?" diye bir hatırlatma yapmak isterim. Mesela, İsmet İnönü'ye kamucu politikalarıyla, Başbakanlığı döneminde, özellikle, yabancılara tahsis edilen limanların ve yer altı kaynaklarının, madenlerin kamulaştırılmasıyla ve devletçi politikalarıyla Cumhuriyet Halk Partisi kurultayı kararıyla "Millî Şef" unvanı verilmiştir. Çok partili sisteme geçmişiz, Adnan Menderes özgürlükçü siyaset söylemleriyle "halkın ve milletin adamı" diye tanımlandırılmıştır ve arkasından, Süleyman Demirel DSİ Genel Müdürlüğünden Genel Başkanlığa geçmiştir, DSİ Genel Müdürlüğündeki barajların yapımıyla ilgili "barajlar kralı" diye adlandırılmış ama daha sonra, siyasetteki diliyle "baba" unvanını almıştır ve arkasından, Bülent Ecevit, toprak işleyenin, su kullananın adıyla "halkçı Ecevit" olmuştur, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan sonra da "Kıbrıs fatihi" olarak adlandırılmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Daha sonra Alparslan Türkeş Türkiye'de milliyetçilik üzerine kurguladığı siyaset fikrinin babası olduğundan dolayı "başbuğ" olarak adlandırılmıştır. Necmettin Erbakan, profesör, akademik kimliği ve muhafazakârlığın siyasete dâhil edilmesiyle birlikte "hoca" olarak adlandırılmıştır. Devlet Bahçeli siyasetteki öngörüleriyle "bilge adam" olarak adlandırılmıştır. Recep Tayyip Erdoğan kendi partisindeki siyasi iradesinden ve otoritesinden ve öngörüsünden dolayı "reis" diye adlandırılmıştır. Bizim 7'nci Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Ankara-İstanbul adalet yürüyüşüyle birlikte "Gandhi Kemal" olarak adlandırılmıştır. Yani liderlere baktığınız zaman, hepsi toplumda karşılık gördükleri ölçüde bir sıfat, bir unvanla adlandırılmıştır.
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Ülke niye bu kadar kötü yönetilmiş?
GÜRSEL EROL (Devamla) - Arkasından, dönüp bakıyorsunuz, siyasetçilere bakıyorsunuz, "devlet adamı" kimliğiyle anılan siyasetçiler var: 1970'li yıllarda Turan Güneş, Kamran İnan, Hikmet Çetin, İsmail Cem, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek, Recai Kutan; bu isimler her partide çoğaltılabilir. Bir devlet geleneğini ve bir devlet geleneğiyle siyaset yapma tarzını yapmışlardır. Fakat geldiğimiz gün de, bugün de terörsüz Türkiye süreci ortadayken, Amerika-İran savaşının sonuçlarının Türkiye'yi nasıl etkileyeceğinin hâlâ meçhul olduğu bir süreçte, Orta Doğu'daki sürecin Türkiye'ye nasıl yansıyacağı konusunda hâlen tereddütler varken, güvenlik sorunumuz varken, millî güvenlik sorunumuz varken iç siyasetin bu kadar kirli yapılması, iç siyasette suikast amaçlı itibar kaybının sürekli planlanması asla ve asla doğru değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilliği itibarını kaybeder hâle gelmiş, bizim buradaki davranışlarımız, söylemlerimiz toplumda olumsuz etki yaratıyor. Bu kürsüde ne varsa anlamıyorum, hakikaten de anlamıyorum yani bu kürsüye çıktığımız zaman, salondan içeri girdiğimiz zaman başka bir adamız ama salonun dışına çıkıp kuliste bir araya geldiğimiz zaman aynı ortak değerlerde buluşabiliyoruz, birlikte yemek yiyebiliyoruz, birlikte çay içebiliyoruz, birlikte sohbet edebiliyoruz.
Bugün bulunduğumuz koşullar iç siyasetin bu derece kirli yapılmasına engel koşullar çünkü güvenlik sorunumuz var, önümüzde sonuçlanması gereken -ve doğru bir süreç olarak değerlendiriyorum- bir terörsüz Türkiye süreci var. Bunlar sonuçlanmadan, biz millî güvenlik sorunumuzu aşmadan, güvenlik problemleri çözülmeden iç siyasetteki dengelerin, konuşmaların, uzlaşmaların, nezaketin farklı bir dile dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.
Hepinize saygılar ve sevgiler sunarım.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren sayın milletvekillerine birer dakikayla yerlerinden söz vereceğim.
İlk söz, Sayın Çakır'a aittir.
Buyurunuz.
SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, son günlerde yaşanan ve siyasetin üstünden silindir gibi geçen ahlaki bozulmanın toplumu nasıl etkilediği, üzerinde düşünülmesi, konuşulması gereken en önemli konulardan biri hâline gelmiştir. Anlatılanlar, piyasaya sürülen haberler, şüyuu vukuundan beter büyük bir tahribatın önünü açacak tüm kötülüklerin işaretçisidir. Günahı işleyenin utanma mecburiyeti yanında günahı yaymak, ondan bir şeyler ümit etmek asla kabul edilemez. Usul, esas ve teknik tartışmaların hepsine eyvallah der geçeriz lakin bugün üslup tartışmaları her şeyin önüne geçmişse çok fazla bir şey söylemenin anlamı kalmamış demektir. Öncelikle düzeltilmesi gereken yanımız bu olmalıdır. Allah, kullarının açık kapalı günahları "Settâr" ismiyle örterken bugün faş edilen her yanlışın ve kötülüğün örnek olabileceği, yozlaşmayı normalleştireceği hususu akıldan çıkarılmamalıdır diyor, Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Düşünmez...
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Hakkâri'nin Yüksekova ilçesine bağlı Veregoz köyünde hayvanlarını otlattığı sırada patlayıcı maddeye basarak yaralanan 17 yaşındaki Muhammet Aykut'a acil şifalar diliyor, ailesine ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu olay bölgedeki güvenlik politikalarının insan yaşamı üzerindeki ağır bedelini bir kez daha acı bir şekilde hatırlatmıştır. Mayın ve patlayıcı maddelerin varlığına ve temizlenmesine ilişkin 2024 yılında Millî Savunma Bakanlığına verdiğimiz önergeye cevaben yaklaşık 45 milyon metrekare alanın mayından arındırıldığı belirtilmiştir. Bu rakamların büyüklüğü bir başarı değil aksine yıllardır süregelen çatışma siyasetinin doğaya ve topluma verdiği zararın bir itirafıdır. Temizlenen alan on yıllardır uygulanan çatışma odaklı siyasetin yarattığı devasa kirliliğin sadece küçük bir kısmıdır. Hâlâ birçok bölgenin özel güvenlik bölgesi ilan edildiği ve köye dönüşlerin fiilen engellendiği bir ortamda mayın temizliği rakamları üzerinden bir başarı hikâyesi yazılması asıl sorunun üzerini örtme çabasıdır.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK'in açıkladığı ihracat verileri ekonomideki ağır tabloyu bir kez daha ortaya koymuştur. İhracat miktar endeksi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16,7 düşmüştür. Bu düşüş üretimin yavaşladığını, sanayicinin zorlandığını ve Türkiye'nin dış pazarlarda güç kaybettiğini göstermektedir. Ancak, iktidar hâlâ başarı hikâyeleri anlatmaya devam ediyor. Gerçekler ise artık TÜİK rakamlarında bile gün gibi gözüküyor. Fabrikalar maliyet baskısıyla üretimi kısıyor, sanayicimiz ihracat noktasında rakipleriyle rekabet edemiyor yani yanlış ekonomi politikalarının bedelini milletimiz ödüyor. İktidar algı oluşturmak için her gün yeni bir masal anlatsa da milletin yaşadığı ekonomik gerçek ortadadır. İş dünyasının ihtiyacı propaganda değil, güven veren ekonomik adımlardır.
BAŞKAN - Sayın Avşar...
CEM AVŞAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, son bir haftadır milletvekillerine hayâsızca, alçakça edilen iftiraları dehşetle izliyoruz. Buna ses çıkarmamak, bunu kınamamak yapılanları desteklemekten farksızdır. Sayın Meclis Başkanına buradan sesleniyorum: Bu Meclisin onuru, şerefi, haysiyeti adına sessiz kalamazsınız. Milletvekillerinin haysiyetleri, namusları, aileleri sizin de boynunuzdadır. Yargı eliyle operasyon hesaplarından yayılan bu kirli bilgilere çıkın artık bir "dur" deyin. Cumhuriyet Halk Partisinin üyeleri ufacık bir şeyde bir söylem geliştirdiği zaman hemen resen soruşturma başlatan yargı, görüyorsunuz ki bütün bu alçakça iftiralara karşı sessiz. Allah kimseyi, namusa, haysiyete iftira atıp bu işlerden medet umacak duruma düşürmesin. Biz, insanlığını kaybedenlere karşı arkadaşlarımızın yanındayız.
BAŞKAN - Sayın Özer...
MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Türkiye Yüzyılı vizyonunun en güçlü teminatı, düşünen, geliştiren, üreten ve teknolojiye yön veren gençliktir. Gençliğimizi yalnızca teknolojiyi kullanan değil, yazılım geliştiren, robotik sistemler tasarlayan ve millî teknolojilere katkı sunan bir nesil olarak yetiştirmeye teşvik ediyoruz. Geçtiğimiz haftalarda 113 okul ve 1.926 katılımcıyla düzenlenen Karatay Robofest ve bu hafta 587 takım, 1.761 katılımcıyla gerçekleştirilen Selçuklu TEKNO-SEL Teknoloji Festivali gençlerimizin bilim ve teknoloji alanındaki potansiyelini ortaya koyan çok kıymetli organizasyonlar oldu. Ayrıca, Meram Belediyemiz MEGA Projesi kapsamında 66 farklı projede, 189 bin öğrencimize katkı sağlamakta. Gençlerimizi popüler kültürün başı boşluğuyla oyalayan değil, inovasyona teşvik eden, vizyonuyla da diğer belediyelere örnek olan tüm başkanlarımıza teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Güneş...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Nisan 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'in kullandığı aracın, Uşak Belediyesine ait sosyal tesisler şirketi tarafından masraflarının ödendiğini ifade etmiştim. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Sözcüsü bana "Yalan söylüyorsun, doğru değil, işte faturalarımız." dedi. Fakat ne zaman ki eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım itiraf etti ve 180 derece çark ettiler ve hani siz ödemiştiniz, niye millete yalan söylediniz? Çıkın milletten özür dileyin.
Diğer taraftan, Sayın Özgür Özel diyor ki: "İkisi de bir kamu kurumu; bir cepten almışım, bir cebe koymuşum." Hayır, öyle değil. Siz Uşaklının hakkını aldınız, Cumhuriyet Halk Partisine aktardınız. Bugün harcanan para 170 bin euro, artı KDV, yaklaşık 11 milyondur. Ya 11 milyonu Uşak Belediyesi Sosyal Tesisleri Şirketine aktarın ya da o arabayı Uşak Belediyesine tekrar verin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - O araba Uşak Belediyesine tekrar verilecektir diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Günaydın, söz talebiniz var.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Hatibi dinledik. Uşak da dâhil olmak üzere nerede bir siyasal parti lehine bir kamu zararı oluşmuş ise onun takibini biz yaparız. Zaten Sayın Genel Başkanımız da biz de çok açık ifade ettik, orada Belediye tarafından ödenmiş 1 TL var ise bu kamu zararı tarafımızdan karşılanacaktır. Verilen yanlış beyanlar üzerinden ortaya çıkan tablo Cumhuriyet Halk Partisinin tutumunu değil, bugünkü tavrını ve doğru tavrını gösterir. Peki ben dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben takipçisi olacağım Başkanım, takipçisi olacağım. 11 milyonun yatırılıp yatırılmadığına bakacağım.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir dinle, bir dinle; bir dinle de bak neleri söyleyeceğim.
BAŞKAN - Dinleyin lütfen.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2013 ila 2019 yılları arasında AKP'nin genel başkan yardımcılarına, il başkanlarına, ilçe başkanlıklarına, çeşitli vakıflara, aynı zamanda Binali Yıldırım'ın seçim kampanyasına verilen...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - ...birincisinde 53 aracın markası ile hangi tarihte kime teslim edildiği ve hangi şoför tarafından hangi HGS, OGS kayıtlarının düşüldüğüne kadar liste yayınladım. Aynı zamanda Binali Yıldırım için de 43 tane aracı bu şekilde ortaya koydum. Sen benim gösterdiğim tavrı gösterebiliyor musun? Mesela bunlara yönelik suç duyurusunda bulunduk. Mahkeme dedi ki: "Soruşturmaya gerek yoktur." Sence soruşturmaya gerek yok mu bunları? Yani bir tutum gösteriyorsan bu tutumu partine göre değil her zaman doğru bir şekilde ortaya koyacaksın. Hadi sizi görelim. (CHP sıralarından alkışlar)
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Başkanım, bana da sataştı.
BAŞKAN - Buyurun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ben isterdim ki CHP Grup Sözcüsünün "Ya, biz burada yanlış söyledik..."
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Grup sözcüsü değil, önce bir öğren. Epeydir milletvekilisin, öğren bunları.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Grup Başkan Vekilinin şöyle demesini isterdim: "Ya, biz burada yanlış beyanda bulunduk, milletimizden özür dileriz. Biz parti olarak doğrudan yanayız ve dolayısıyla da bu hatadan dönmek erdemdir."
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, ben sana ne diyorum, sen benim söylediğim noktaya bir gelsene ya!
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sorduğu soruların cevabını ver, onu ondan sonra...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Bir başka hata üzerine kendi hatasının doğru olduğunu iddia etmek gerçekten de acizliktir diye ben düşünüyorum.
Uşak halkının hakkını korumak benim görevim ve dolayısıyla da diğer sorunları siz Parti Genel Başkan Yardımcılarımızla, Grup Sözcümüzle halledersiniz.
Ben diyorum ki: O araç Uşak Belediyesine teslim edilecek veya 11 milyon TL'yi Uşak Belediyesine yatıracaksınız ve makbuzu bize göstereceksiniz. Ben bunun takipçisi olacağım.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan...
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Milletvekilleri ilden seçilir ama bütün ülkeyi temsil eder.
BAŞKAN - Sayın Günaydın, son bir kez söz veriyorum, bu konuyu bir daha açmayacağız.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Zavallılık bir tutumu her konuda geliştirememekle mümkündür, bize zavallı diyen zavallıya ifade ediyorum. Biz diyoruz ki: Uşak da dâhil olmak üzere tarafımıza yapılan yanlış beyanlar sonradan ortaya çıkmışsa ve bir kamu zararı oluşmuşsa Cumhuriyet Halk Partisi tutumunu sürdürür ve o kamu zararını ortaya koyar.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ya, sanki bunu önceden bilmiyorsunuz yani! Bildiğiniz hâlde yalan söylediniz! Bildiğiniz hâlde!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ben sana diyorum ki: Belgeli; kimin kime, hangi tarihte verdiğine yönelik 100'den fazla aracın belgesini gösterdim.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ya, benim soruma cevap vermiyorsun sen! Benim soruma cevap vermiyorsun ki sen!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bıdır bıdır konuşmaktan başka bir tutum göster de "Bu yanlıştır, mahkemenin burada soruşturmaya yer yoktur kararını vermesini hayretle karşıladım." diyecek bir aydın namusun olsun be kardeşim. Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Size yazıklar olsun! Benim soruma cevap vermiyorsun ki!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi hadi, fazla konuşma.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Ya bu usulsüzlüğü, yolsuzluğu siz de alkışlıyorsunuz yani pes doğrusu!
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Hatay'da yüz binlerce vatandaşımız...
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi şimdi gidebilirsin. İşini yaptın, hadi gidebilirsin şimdi. Her zamanki işin. Yazıklar olsun sana!
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Gökhan Günaydın, benim ne yapacağımı ben kendim bilirim, sen bilemezsin; tamam mı?
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Senin her zaman yaptığını gözlüyoruz. Birazdan gidersin, gözlüyoruz seni.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Siz Uşak halkından özür dileyin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi, ben buradayım, akşama kadar otur!
BAŞKAN - Sayın Güneş, Sayın Günaydın, başka bir milletvekiline söz verdim, lütfen dinleyelim.
Buyurun, yeniden başlatıyorum.
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Hatay'da yüz binlerce vatandaşımız hâlâ konteynerde yaşıyor. İktidar "Konteyner kentler kalkacak, konteynerleri boşaltın." diye depremzedeye baskı yapıyor. Oysa iktidarın "Anahtarı teslim ettik." dediği deprem konutları hâlâ oturuma hazır değil; altyapısı yok, yolu yok, yaşamak için uygun şartlar da yok. Bu şartlarda evlerine çıkamayan vatandaş da mecburen konteynerde kalmaya devam ediyor. Depremden önce kirada oturan vatandaşlar konteynerde kalıyor. Uygun şartlar oluşmadan insanları tahliyeye zorlamak tek kelimeyle haksızlıktır. İktidara buradan sesleniyorum: Konteyner kentte kalan depremzedeye baskı yapacağınıza, deprem konutlarının eksiklerini giderin, konutları ve şehirleri yaşanabilir hâle getirin.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Celadet Ali Bedirhan'ın öncülüğünde 15 Mayıs 1932'de çıkarılan Hawar dergisinin yayın hayatına başlamasının anısına 2006 yılından beri her 15 Mayıs Kürt dil bayramı olarak kutlanmaktadır. Yüz yıldır yasak ve inkâra rağmen ayakta kalan Kürtçenin esas bayramı ise eğitim başta olmak üzere yaşamın her alanında konuşulmasıyla mümkün kılınacaktır. İçerisinde bulunduğumuz barış ve demokratik toplum sürecinin ruhunu ayakta tutacak, bu süreci başarıya ulaştıracak temel adımlardan biri de Kürtçenin statüsünün belirlenmesi olacaktır. "..."[1] (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kaya...
AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Türkiye'de eğitim sisteminde maarif modeli uygulanıyor. Burada da en önemli kişiler bunu hayata geçirecek olan öğretmenlerdir çünkü güçlü bir eğitim sistemi, vizyoner, dünyayı tanıyan, gelişmeleri takip eden öğretmenlerle mümkündür. Öğretmenlerimizin dünyadaki farklı eğitim modellerini ve sistemlerini yerinde incelemeleri artık bir ihtiyaçtır. Bu nedenle, devlet-özel okul ayrımı yapılmadan tüm öğretmenlerimize yeşil pasaport hakkı verilmelidir. Bu hak on yıl sonra değil, üç sene gibi çok daha erken dönemden itibaren verilmelidir. Bununla birlikte, yurt dışına eğitim ve öğretim amacıyla giden öğretmenlerimize de yeterli harcırah sağlanmalıdır. Sonuçta biz çocuklarımızı yani Türkiye'nin geleceğini öğretmenlerimize emanet ediyoruz, her hakkı daha fazla hak ediyorlar.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; geçen sene Ahilik Haftası'ndaydı ve biz esnaflarımıza -yani Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin aslında üzerine düşen bir şey değil ama- "Artık Bakanlık 9000 günden 7200'e düşürecek BAĞ-KUR'luların emeklilik gününü." dedik çünkü öyle bir açıklama yaptılar, 2026'nın ilk çeyreğinde sözde bitecekti. İlk çeyrek ne oluyor? Ocak, şubat, mart. Geldik mayıs ayına hâlâ gündemlerinde yok. Ne zaman bitecek? Yani bu AKP'li milletvekilleri sokağa çıktığında vatandaşlar soruyordur illaki, ne cevap veriyorlar, bilmiyorum. Biz "Çıkacak." dedik, biz mahcup oluyoruz Cumhuriyet Halk Partililer olarak. Kademeli emeklilik bekliyor insanlar, bir günden on yedi yıl emekliliği beklemek durumunda kalmışlar. Ne cevap veriyorlar bunlara, anlamak mümkün değil. Bu adamlar işe başvursalar "yaşlı" diyorlar, Hükûmete "Emekli olmak istiyoruz." deseler "Gençsin." diyorlar. Yine staj ve çıraklık mağdurlarına ne cevap verdiklerini de kamuoyuyla paylaşırlarsa biz de sokakta daha rahat gezeriz ana muhalefet olarak.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Altı yıl önce insanları "Covid" diyerek benzer manzaralarla kandırmışlardı, şimdi hantavirüsle yeni bir korku pompalıyorlar. Bakınız, hantavirüs 7 Mayıs 2026 tarihinde daha yeni devreye sokuldu ancak hantavirüs "messenger" RNA aşı üretim patenti 24 Nisan 2025 tarihinde alındı. Yani salgın olmadan patenti alınmış ve her şey planlanmış. Önce "Hantavirüs insandan insana bulaşmaz." açıklaması, sonra "Dur! Bu hantanın başkası, kırmızı etek giymiş fil misali ender görülür, insandan insana da bulaşıyormuş." palavrası. Dahası, dünya sağlık terör örgütü "Hantavirüs belirtilerinden biri belirti olmamasıdır." diyor. Yahu, siz gerçekten insanları aptal mı zannediyorsunuz? Sakın oyuna gelmeyin. Kendinizi ve milletimizi bu küresel siyonistlerin kölesi yapmayın diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Mullaoğlu...
SERVET MULLAOĞLU (Hatay) - Hatay'da Antakya-Samandağ yolu on yıllardır tam olarak bitirilmemektedir. Yolun 500 metrekaresi yapılıyor, sonra bir yıl ara veriliyor. Samandağ girişinde çukurlardan her gün onlarca arabanın lastikleri patlıyor. Bu yol üzerinde her gün onlarca kaza yapılmaktadır. Bu yol çile yoluna dönüşmüş durumdadır. Samandağ'ı Meydan köyüne ve Yayladağı'na bağlayan sahil yolu, yine, on yıllardır yapılmamaktadır. Dünyanın en güzel dalış merkezlerinden biri olan koyların olduğu, Yayladağı'nda bulunan "Kara Mağara" diye adlandırılan doğal güzellik harikası olan bu yere bu yoldan gitmek neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Yayladağı-Samandağ sahili dünyanın en uzun 2'nci kum sahilidir ve yolu çok kötüdür, her hafta sonu on binlerce kişi ziyaret etmesine rağmen yollar utanılacak seviyededir. Lübnan Dağları'ndan çıkan Asi Nehri'nin Samandağ'da denize döküldüğü yer üzerinde sahil yolunu birbirine bağlayan bir köprü yapılmak zorundadır. Bu yollar ve yapılacak köprü turizmin daha da canlanmasına...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.
Dün Hemşireler Günü'ydü, yine, rutin kutlamalar, tebrik mesajları ve güzel sözler vardı ancak hemşirelerin çalışma koşullarındaki ve özlük haklarındaki ciddi sorunlar devam etmektedir. Performans, döner sermaye, ek ödeme ve teşvik sistemindeki adaletsizlikler ile emekliliğe yansımayan, güvencesiz ücret yapısı artık sürdürülemez bir noktadadır. Hemşireler, yoksulluk sınırının üzerinde, emekliliğe yansıyan temel ücret talep etmektedir. Hemşirelik Kanunu'nun mesleğin niteliğine uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, OECD ortalamasına uygun hemşire sayısına ulaşılması ve kadrolu istihdamın güçlendirilmesi beklenmektedir. Fiilî hizmet süresi zammındaki sorunların giderilmesi, özel sektörde taban ücreti belirlenmesi ve icap ödemesi sorununun yasal düzenlemeyle çözülmesi de önemli talepler arasındadır. ASM'lerde, Sosyal Hizmetlerde, Adli Tıpta, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında ve Millî Eğitim Bakanlığında görev yapan hemşirelerin de ücret ve statü sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarı...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) AKP eliyle çökertiliyor. Ordu mensuplarının yıllarca prim vererek biriktirdiği ve altmış beş yıllık bir geçmişe sahip olan bu kurum, ne yazık ki, geldiğimiz noktada liyakatsiz atamalar sonucunda kâr edemez, kârı piyasanın çok altında kalan bir kurum hâline geldi.
Geçmişine baktığımızda, 2022 yılında mevduat faizleri yüzde 13,5'ken OYAK yüzde 90'a yakın mevduat oranı açıklamış. 2023 yılında faizler yüzde 40'ken OYAK yüzde 70 nema açıklamış ama bugün geldiğimiz noktada bakıyoruz, mevduat oranları yüzde 42'yken yüzde 37'de kalmış, mevduat oranlarında bile bir kâr elde edememiş. "Bunun sebebi ne?" diye sorarsak, ne yazık ki artık OYAK kâr elde etmek, geleceğe dair yatırım yapmak yerine yandaş ve batık şirketleri, Demirören Holdingin, tüpçünün Total Enerji gibi şirketlerini satın alarak yandaş müteahhitleri, firmaları ve yandaşları kurtarma eğilimine girmiştir. Bu yapılan uygulama yanlıştır. Liyakatli kadrolar yeniden yönetime getirilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Sümer...
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım
Bugün esnafımız çok büyük ekonomik zorluklarla mücadele ediyor. Artan maliyetler, düşen alım gücü nedeniyle birçok işletme ayakta kalmakta zorlanıyor. Bunun yanında, SGK ve vergi borçlarına uygulanan yüksek faizler ana borcu katlayarak ödenemez hâle getiriyor. Esnaf borcunu kapatmak isterken icra, haciz ve banka blokeleriyle karşı karşıya kalıyor. Borcunu ödeyemeyen esnafa, faizlerini silmeden "taksitlendirme" adı altında yeni faizler ekleyerek yeni borçlar oluşturmak çözüm değil, esnafımızı çıkmaza sürüklemektir.
Bugün "72 ay taksit imkânı sunuyoruz." diyen iktidar -sorunun çözümü değil- borcun faiz yüküyle daha da katlanmasını sağlamaya çalışıyor. Esnafımızın beklentisi sadece vade uzatımı değil, faizlerin affı veya düşük faizli, adil ve gerçekten ödenebilir bir yapılandırmadır.
Üreten, istihdam sağlayan esnafımızın sesine kulak verilmeli, Türkiye'de küçük esnaf düşünülmeli, bu işler bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Tanhan...
KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Hafta sonu Adıyaman ilinde bir dizi temaslarda bulunduk il örgütümüzle beraber, merkeze bağlı Elmacık köyüne gittik, 3 Mayısta meydana gelen dolu yağışı nedeniyle tütün fideleri ve buğday tarlalarının neredeyse tamamı zarar görmüştü. İlçe Tarım Müdürlüğü bir dizi tespitte bulunmuştu fakat herhangi bir tazminat veya zararın giderimi noktasında herhangi bir çözüm üretmemişti.
Yine, ova köylerinde yaşanan bu dolu yağışı nedeniyle Antep ve Urfa'da yapılan desteğin Adıyaman'a da yapılması gerektiğini ifade ettiler.
Yine, dağ köylerinden Yazıbaşı köyüne gittik; bir Alevi köyü. Sert geçen bir kışın olduğunu, ulaşımın zor olduğunu, deprem konutlarının yıllardır yapılmadığını tespit ettik. Deprem konutlarının hâli ortada. Kışın sert geçen bir iklimde bu konutların reva görülmesi halka bir hakaret olarak algılanmaktadır. Kaldı ki AKP iktidarı eliyle Adıyaman'da deprem konutlarının neredeyse tamamının teslim edildiği ifade edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya...
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bayburt Demirözü ilçesine 35 kilometre uzaklıkta katı atık bertaraf tesisi bulunmasına rağmen çöp toplama alanında biriktirilen atıkların açık alanda yakılarak imha edilmesi hem çevre hem insan sağlığı hem de tarımsal üretim açısından kabul edilebilir değildir. Özellikle tarım arazilerinde gerçekleştirilen bu işlem yalnızca bölgedeki doğal yaşamı değil, insan sağlığını, toprağın verimliliğini ve gelecek nesilleri de tehdit etmektedir. Bilindiği gibi, çöplerin kontrolsüz biçimde yakılması, ortaya çıkan yoğun duman hava kalitesini düşürmekte, solunum yolu hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Ayrıca, kül ve toksik maddelerin toprağa karışması bölgedeki tarımsal üretim açısından büyük risk oluşturmaktadır. İnsan sağlığının muhafazası, doğanın korunması, tarım arazilerinin zarar görmemesi için modern ve çevreci atık yöntemlerine geçilmesi zorunludur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Aydın...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - 2026 yılı yaş çay alım fiyatı kilogram başına 35 lira olarak açıklanmıştır ancak burada açık bir kelime oyunu vardır. Geçmişte taban fiyatı ayrı, destekleme ayrı açıklanırken bugün hepsi tek rakamın içine sıkıştırılmıştır yani "Üreticiye 35 lira verdik." deniliyor fakat destekleme ayrıştırıldığında gerçek taban fiyat fiilen 32-33 lira seviyesine düşmektedir. Bir dönem 1 kilo yaş çayla 4 ekmek alınırken bugün 1 kilo yaş çay artık 2 ekmek bile alamıyor. Üretici gübreye, mazota, işçiliğe ve nakliyeye bakıyor fakat emeğinin karşılığını ne yazık ki alamıyor. Tarım ve Orman Bakanlığını bu rakam oyununu bırakıp üreticinin alın terini korumaya çağırıyor, çay üreticilerimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Gaziantep Araban Ovası'nda üretici kaderine terk edilmiş durumda. Sulama için tek seçenek hâline gelen sondaj kuyuları yüksek elektrik maliyetleri nedeniyle çiftçiyi üretimden koparıyor. Oysa 2017'de sözleşmesi imzalanan Çat Boğazı Barajı 140 bin dönüme hayat verecek çok önemli bir projedir ancak aradan geçen yedi-sekiz yıla rağmen ortada ne baraj var ne de sulama, proje hâlâ "Yapılacak." aşamasında tutuluyor. Daha önce de sordum, yine soruyorum: Bu gecikmenin sorumlusu kim? Çiftçi borçla ayakta kalmaya çalışırken iktidar yıllardır aynı vaadi tekrarlıyor. Bu, sadece bir gecikme değil, üretimin bilinçli şekilde zayıflatılmasıdır. Tarım beklemez, çiftçi dayanamaz; bu toprağın hesabı er ya da geç bu Hükûmetten sorulur.
BAŞKAN - Sayın Genç...
AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim bölgem Kayseri'nin Felahiye ilçesini Yozgat'ın Çandır ve Çayıralan ilçeleriyle birlikte Kayseri merkeze bağlayan ana yol yaklaşık bir ay önce çöktü. Aradan geçen zamana rağmen yapım çalışmaları başlamadı, vatandaş kaderine terk edilmiş durumda. Yaz ayları başladı, gurbetçiler yurda dönmeye başladı, trafik yoğunluğu her geçen gün artıyor ama iktidarın umurunda değil. Vatandaşlarımız her gün canını riske atarak o yolu kullanıyor. Soruyorum: Bir kaza yaşanırsa, burada bir vatandaşımızın canı yanarsa bunun hesabını kim verecek? Ankara'dan bakınca, küçük bir ilçe yolu gibi görülebilir ama orada yaşayan vatandaş için o yol hastaneye ulaşmaktır, işe gitmektir, eve ekmek götürmektir. Yetkilileri vakit kaybetmeden gerekli ihale sürecini tamamlamaya ve bu yolu güvenli hâle getirmeye davet ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Uluay...
HALİL ULUAY (Kastamonu) - Teşekkürler Başkanım.
Kastamonu'muzun güzelliklerinden bahsetmeye Millî Takımlar Kamp Eğitim Merkeziyle devam ediyorum. Türkiye'nin spor altyapısına yeni bir güç kazandıran Kastamonu Millî Takımlar Kamp Eğitim Merkezi, doğayla iç içe modern tesisleriyle sporculara zirve performans için tasarlanmış özel bir merkezdir. Tesisimiz, bireysel ve takım sporlarının kamp, hazırlık, eğitim ve organizasyon ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayan ülkemizin nadir komplekslerindendir. 514 dönüm arazi üzerine kuruludur. Tesiste, Dünya Atletizm Birliği onaylı atletizm pisti, 3 adet çok amaçlı spor salonu, minder sporları salonu, fitness merkezi, 150 yataklı konaklama alanı, 500 kişilik kongre ve toplantı salonu, sağlık ve rehabilitasyon birimleri, açık ve kapalı spor alanları bulunmaktadır. Tesisimizden ağırlıklı olarak Judo, Güreş, Boks Federasyonları millî takım sporcuları yaralanmaktadır.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden gelen öğrencilerimiz şu an dinleyici locasından Genel Kurulu izlemektedir. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz, teşekkür ediyoruz. (Alkışlar)
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Burcu'ya selam.
BAŞKAN - Sayın Suiçmez...
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, Trabzon'da iktidar fıkra gibi uygulamalarına devam ediyor; bu sefer yer var, inşaat yok. 2019 yılında Trabzon'un Arsin ilçesi Çubuklu mahallesinde meydana gelen heyelan neticesinde 25 konut yıkılmış, bölge, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle birinci derece afet bölgesi ilan edilmiştir. 2024 yılında afet konutları için acele kamulaştırma süreci tamamlanmış, hak sahiplerine ödemeler yapılmış ve mülkiyet kamuya geçmiştir ancak aradan geçen altı yıla rağmen vatandaşlarımız mağdurdur. İnşaata başlanmasının önünde hiçbir hukuki engel kalmamıştır. Öyleyse altı yıldır inşaatlara neden başlanmamaktadır? AFAD ve TOKİ'yi ihale ve inşaat takvimini hemen açıklamaları için göreve davet ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Ceylan...
ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, Ordu Yardımlaşma Sandığı iyi yönetilmiyor; şehidin, gazinin, canını riske ederek görev yapan Mehmetçik'in birikimi pul ediliyor. OYAK'ın açıkladığı yüzde 37 nema, ENAG ve İTO verilerinin, güncel banka faiz oranlarının dahi gerisindedir ve son yirmi üç yılın en düşük ikinci nema oranıdır. TSK personelinin emeğini hiçe sayan OYAK, üye menfaatini gözetmeyen yapısıyla şeffaflıktan uzaklaşmış ve personelinin birikimleri hızla erimiştir. Paydaşları, OYAK'ın güçlü, şeffaf ve daha adil ve üyelerinin hakkını, hukukunu, koruyan bir yapıya kavuşmasını istiyor. OYAK yalnızca bir yatırım kurumu değil, vatanı için kan dökmüş, emek vermiş yüz binlerce askerî personelin, şehit dul, yetim ve öksüzlerinin günümüz ekonomik koşullarında hayata tutunabilme güvencesidir. Bu nedenle, OYAK'ta yönetim ve denetim süreçlerinde temsil üye yapısındaki dağılıma uygun şekilde olmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Kaya...
ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Geçtiğimiz hafta Diyarbakır Cezaevi ziyaretinde siyasi mahpuslar ağır hak ihlallerine maruz kaldıklarını anlattılar. Mahpuslar sistematik arama, ayakta sayım ve onur kırıcı muamelenin bir yönetim politikasına dönüştüğünü ifade ediyorlar. Özellikle idare gözlem kurulları hukuki dayanaktan yoksun kararlarla infazları sistematik olarak gasbetmekte ve mahpuslara pişmanlık dayatılmakta. Diğer yandan, tedavi hakkının engellenmesi, ağız içi arama, çift kelepçe uygulaması ve kelepçeli muayene dayatmaları sağlık hakkını gasbetmektedir. Aile görüşlerinde annelere yönelik onur kırıcı aramalar ve Yeni Yaşam Gazetesi üzerindeki yasaklar kabul edilemez. Keyfî disiplin cezalarıyla sosyal alanlar kapatılmış, mahpuslar sanki bir tecrit altına alınmıştır. Adalet Bakanlığı sorumluluk almalı, cezaevlerini birer hak ihlali merkezine dönüştüren bu türlü uygulamalar son bulmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Sarıtaş...
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Siirt'te günlerdir kapalı kalan köy yolları iktidarın "hizmet" söyleminin gerçekte nasıl bir ihmale dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Kurtalan'a bağlı Yukarı Dibekli ve Aşağı Dibekli köy yolları ile çevredeki birçok köyün bağlantı yolu heyelan nedeniyle ulaşıma kapanmıştır, Sarıtepe köy yolu ise uzun süredir ulaşıma kapalı. Taraklı, Kayacık ve Karakuyu mezralarında yurttaşlara neredeyse ulaşım sağlanamamaktadır. Bahar aylarında, üretimin en yoğun döneminde yurttaşlarımız arazilerine ulaşamamakta, fıstık fidanları toprak altında kalmakta, üreticinin emeği kaderine terk edilmektedir. Bir tarafta, sosyal medyada servis edilen hizmet görüntüleri, diğer tarafta günlerdir yolu açılmayan köyler var. İktidar, Siirt'in bütün iradesini eline toplayan kayyıma ilçelerin ve köylerin reklama değil hizmete ihtiyacı olduğunu hatırlatsa çok iyi olacak.
BAŞKAN - Sayın Dinç...
FARUK DİNÇ (Mersin) - Bismillahirrahmanirrahim.
Üç yüz yıldır bizi kelimelerle vuruyorlar. Bu minvalde, Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin'in müfredatta köklü bir terminoloji değişikliğine gidileceğini açıklaması kıymetlidir. Batı'nın ve Batıcıların kendini dünyanın merkezine koyarak oluşturduğu kavramları önce müfredattan sonra zihinlerden silmeliyiz. TV dizilerinden, sokaktan da silinmesi gereken kavramlar var. Bugünkü toplumsal çöküntünün nedeni, aslında geçmişte kavramlara yapılan müdahaledir. Ceddimizin "zina, fuhuş" dediğine birileri "aşk" demeye başladı. İlim ve terbiye öğreten "muallim" yerine sadece bilgi aktaran "öğretmen" deniliyor. Kumara "şans oyunu" dediler, bizi kelimelerle vurdular. Ceddimiz "şifahane" derdi, merkezde şifa olan bir kelime; şimdi "hastane" diyoruz, merkezde hastalık var. Kıraathane, kitap okunan yer; kahvehane, kahve içilen yer; hangi gizli el bunu kumarhaneye dönüştürdü? Kelimelerini kaybeden bir toplumun geleceği olamaz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Isparta merkez mahalle muhtarlarımız şu anda dinleyici locasından Genel Kurulu takip etmektedir.
Kendilerine hoş geldiniz diyoruz, teşekkür ediyoruz.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bozdağ...
HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, 27 Şubat barış ve demokratik toplum çağrısından bu yana on beş ay geçmiş olup toplumun beklentilerini, taleplerini karşılayacak, kaygılarını giderecek bir politika üretilememiştir. İktidarın sorumluluklarını zamana yayan, süreci belirsiz kılan bu yaklaşımı böyle bir tarihsel eşikte kabul edilemez. Bugün toplumun en büyük ihtiyacı ertelenen değil büyütülen bir barış iradesidir. Bu hafta Diyarbakır'da gerçekleşen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu başta Kürtler, toplumun tüm kesimlerinin ortak yaşam ve demokratik çözüm talebini görünür kılıyor. Barışın sorumluluğunu yükseltmek hepimizin sorumluluğudur. DEM PARTİ olarak 16 Mayıs Cumartesi "..."[2] "Barış için adım at." şiarıyla birçok kentte eş zamanlı olarak yürüyoruz. Kadınlar, gençler, emekçiler, işçiler, halklar, inanç grupları, kimlikler olarak bizler barış talebinde ve demokratik toplum talebinde ısrarcıyız. Sokakta, meydanda bu talebi en güçlü şekilde yansıtacağız. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Dinçer...
TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkanım, seçim bölgem Mersin'in Toroslar ilçesinin yüksek kesimlerinde, 4-5 Mayıs tarihlerinde bir doğal afet yaşanmıştır. Özellikle o bölgelerde bulunan Sadiye, Değnek, Tırtar, Arslanköy ve çevre mahallelerde şiddetli yağan dolu, fırtına ve kar yağışından dolayı ağaçlar büyük oranda zarar görmüştür, üretici zor durumdadır. İlçe Tarım Müdürlüğümüz, İl Tarım Müdürlüğü incelemelerini tamamlamış ama köylülerimiz bir an önce bu hasarın giderilmesi yönünde yardım beklemektedir. Geçen sene de bu bölgelerde büyük bir don olayı oldu ve üreticiler para kazanamadı. Bakanlığımızın bir an önce bu bölgeye bir el atması dileğimizdir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Durmaz...
KADİM DURMAZ (Tokat) - Kelkit Vadisi'nin incisi Erbaa ilçemizde 120 çiftçi süs bitkileri ve kesme çiçek üretimi yapmakta, dekar başına 650 bin TL gelir sağlamakta, 1.500 kişiye iş, 85 ülkeye ihracatla ülkemize 105 milyon dolar katkı sunmaktadır. Erbaa, Tokat'ın süs bitkileri ve kesme çiçek üretiminde ne kadar potansiyel bir araziye sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Niksar ilçemizde Kelkit Vadisi kenarında DSİ'nin ıslah ettiği 2.500 dönüm alan "çiçek OSB" olarak planlanmalı, yöre köylerimiz de üretim, istihdam, ihracat odaklı, katma değeri yüksek tarımsal sanayi bölgesi yapılmalıdır. Niksar'ın verimli toprakları, uygun iklim gerçeği değerlendirilip acilen Niksar çiçek OSB, Tokat'ın kalkınma gündemine alınmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KADİM DURMAZ (Tokat) - Buradan ilgili bakanlıklara çağrımdır: Erbaa'da başarıya ulaşan bu model, ektiğinden zarar eden Niksar çiftçisinin de kurtuluşu olmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Akalın...
MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bugün milletimizin kültürünü, tarihini ve millî kimliğini yaşatan en büyük değerlerden biri olan Türkçemizin bayramını kutluyoruz. 13 Mayıs 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yayımlanan "Divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya." sözleriyle tarihe geçen ferman, Türkçenin devlet dili olarak korunması adına atılmış en önemli adımlardan biri olmuştur. Bugün Türkçe, dünyada en çok konuşulan diller arasında yer almakta, milyonlarca insanı ortak bir kültür ve tarih bilinci etrafında buluşturmaktadır. Türkçemizi korumak, doğru kullanmak ve gelecek nesillere güçlü şekilde aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Gezmiş...
ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
14 Mayıs Eczacılar Günü dolayısıyla fedakârca görev yapan tüm eczacı meslektaşlarımın Eczacılar Günü'nü kutluyorum. Eczacılık; bilgiye, bilime, sorumluluğa ve insan hayatına adanmış kutsal bir meslektir. Eczacılarımız her zaman olduğu gibi pandemi döneminde, afetlerde ve zor koşullarda gece gündüz demeden halkımızın yanında olmuş, 6 Şubat depremlerinde kurulan sahra eczaneleriyle halkımızın ilaç ihtiyacını gönüllü ve ücretsiz şekilde karşılamıştır. Eczacıların ekonomik ve mesleki sorunlarının çözülmesini ve eczacı bir milletvekili olarak fedakârca çalışan meslektaşlarım adına vermiş olduğum yeşil pasaport kanunu teklifinin Eczacılık bayramı dolayısıyla bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Sakik...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Teşekkür ediyorum.
Amedsporun başarısından sonra yine "Kürt", "kürdistan" sözcüğü üzerinden hakaret ve linçler başladı. Bunlardan biri de Külliye'de bulunan, Sayın Cumhurbaşkanının danışmanlarından biri. Sayın Erdoğan'ın bir konuşmasını, Mecliste yaptığı bir konuşmayı hatırlatmak istiyorum: "Korkuyla büyük devlet olunmaz. Kelimelerden, kavramlardan korkanlar kendi icat ettiği tabulardan, kendi imal ettiği kabuslardan korkanlar büyük devleti inşa edemezler. Bu millet köksüz değil, bu millet reddimiras yapacak, ecdadını unutacak, ecdadına sırt çevirecek bir millet değil. Kendi tarihini bilmeyen, kendi tarihini okumayanlar karanlıktan ve cehaletten başka bir şey söylemez. Çok uzağa gitmeye gerek yok, ilk Meclis zabıtlarını okusunlar: 'Kürt' kelimesini o Mecliste görecekler 'Gürcü' 'kürdistan' kelimesini o Meclis zabıtlarında görecekler, Mustafa Kemal'in nutuklarında görecekler Şöyle biraz daha Osmanlı'ya gidersek, doğu-güneydoğunun kürdistan eyaleti olduğunu, doğu Karadeniz'in de lazistan eyaleti olduğunu..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Bunu Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor ve bu realiteyi kabul edin.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Dusak...
ABDÜRRAHİM DUSAK (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
11-17 Mayıs Vakıflar Haftası olarak kutlanmaktadır. Vakıflar müessesesi ecdadımızdan bizlere miras olarak kalan dayanışma, paylaşma ve kardeşlik ruhunun en güçlü ve mücessem temsilidir. Asırlardır vakıflar, garibin kapısını çalan, yetimin başını okşayan, milletimizde birlik, beraberlik ve yardımlaşmayı güçlendiren hayır kurumları olmuştur. Bugün de aynı anlayışla insanı merkeze alan, sosyal adaleti, toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı güçlendiren vakıf kültürünü yaşatmaya gayret ediyoruz. Güçlü toplumlar insanların hâlleriyle hâllenen, paylaşmayı bilen milletlerin omuzlarında yükselir. Vakıflar Haftası vesilesiyle bu eşsiz ve muhteşem mirası yaşatan tüm hayırseverlerimize, özverili vakıf çalışanlarımıza ve gönül insanlarımıza teşekkür ediyor, ecdadımızı rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Konal...
ERTUĞRUL GAZİ KONAL (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Geçtiğimiz hafta eda ettiğimiz Hıdırellez'le başlayıp yüz yıllardır geleneğimiz olan Mayıs Yedisi'yle Giresun ve ilçelerinde ve çevre ilçelerimizdeki yayla göçlerimiz başlamıştır. Hemşehrilerimizin hayvancılık ve zirai tarım yapmak üzere ekim ayına kadar sürdüreceği rençberliklerin bereketli olmasını diliyorum. Bin yıllık geçmişi olan beş yüz yıllık yapıların bulunduğu Giresun yaylalarımızda hâlen bu çağda elektrik hatları bulunmayan obalarımız bulunmaktadır. Yine, dedelerimizin kazma ve kürekle açmış olduğu yolları bu çağda, bugün onarmanın çok zor olmadığını düşünüyoruz. Bu vesileyle her bir hanesi devletin birer karakolu olan, ekmeğini, suyunu, herkesle bölüşen Giresunluların, köylülerimizin tek istedikleri yollarının yapılması, elektrik hatlarının sağlıklı bir şekilde çekilmesi. İlgililerin bu konuda hassasiyetle köylülerimizin, vatandaşımızın yanında olmasını diliyor, saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Çalışkan...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, Hatay'ın sabrı tükendi, trafik keşmekeş. Hatay'da Narlıca-Altınözü arası toplam 21 kilometrelik yolun 8 kilometresi ölüm yolu olarak duruyor, ağır tonajlı araçlar geçiyor. Bu yol aynı zamanda Yayladağı Sınır Kapısı'na uzanan stratejik bir yoldur. Bu yolun acilen bitirilmesi gerekir. Altınözü halkının da Narlıca halkının da hayatı değerlidir. Bu yolda her gün kaza olmasına rağmen sürekli ihmal ediliyor. İktidar ne yazık ki Altınözü'ne, Narlıca'ya şaşı gözle bakıyor. Bu yapılacak iş lütuf değil bir mecburiyettir. Narlıca yolu taş ocaklarından temizlenmeli, ağır tonajlı kamyonların insan hayatını hiçe sayan bu trafiği hiç olmazsa bu yol yapılarak çözülmelidir; aksi takdirde, acılar her geçen gün artarak devam edecektir. Altınözü halkının sesini duyun, bu böyle gitmez.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, sisteme giren diğer milletvekili arkadaşlarıma grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşıladıktan sonra tekrar devam edeceğim, bilginiz olsun.
Şimdi, YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Bülent Kaya.
Buyurunuz.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki hafta sonundan itibaren hep beraber mübarek Kurban Bayramı'yla ilgili -idari izinler dâhil olmak üzere- bir bayram sürecine giriyoruz. 27 Mayıs Kurban Bayramı'nı kutlayacağımız, idrak etmeye başlayacağımız ilk gün. Bu vesileyle tekrar, emeklilerimizin bayram ikramiyesiyle ilgili hususu ve milletimizin beklentilerini burada tekrar dile getirmek istiyorum.
Emeklilere ikramiye hususu ilk kez 11 Mayıs 2018 tarihinde tam da bir genel seçim arifesinde muhalefetin oluşturmuş olduğu baskıyla, iktidarın seçim kazanma amacıyla atmış olduğu bir adım olarak gündeme geldi ve Mayıs 2018'de bin TL her emeklimize, bayramda birer olmak üzere ikramiye sözü verildi ve kanunlaştı. 2018 Mayısında bin TL emeklimize ikramiye verdiğimiz zaman Diyanet İşleri Başkanlığımızın kurbanla ilgili bir çalışması vardı. Vekâleten kurban kesiyordu Diyanet İşleri Başkanlığı ve yurt içindeki kurban için belirlediği bedel 850 TL idi yani emeklimize vermiş olduğunuz bin TL'lik bayram ikramiyesi Diyanetin belirlediği 850 TL yurt içi kurban kesmeyle ilgili ücreti karşıladığı gibi bir de bu ikramiyenin yüzde 20'si de emekli vatandaşlarımızın cebinde en azından torunlarına harçlık olarak verebilecekleri bir miktar olarak kalıyordu. Geldik, sene 2026, Diyanet İşleri Başkanlığı kurban kesimiyle ilgili yurt içi bedelini ne kadar olarak açıkladı? 18 bin lira. Siz emekliye ne veriyorsunuz? 4 bin TL yani 2018'de 1 emekli para artırarak o kurbanı kesebiliyorken bugün 5 emekli bir araya gelip ancak bir küçükbaş hayvan kesebilecek ücreti Diyanete veriyor. Siz kurban bedelleri 20 kat artarken ikramiyeyi 4 kat artırmayı hangi vicdana sığdırıyorsunuz Allah aşkına? Bayram ikramiyesini milletin, emeklinin bir hakkı olarak görüp ödemek başka bir şey, bir seçim sadakası gözüyle insanları âdeta hakir görerek seçime yakın bunlarla ilgili bir düzenleme yapmak bambaşka bir şey. İlla, sandığın zorunu mu görmeniz lazım milletin lehine bazı adımları atmak için? Dolayısıyla, burada tekrar harçları, vergileri, devletin alacağı her şeyi yeniden değerleme oranlarından az olmamak üzere artıran iktidar milletvekillerinin vicdanlarına seslenmek istiyorum. İlk çıktığında bir kurban kesebilecek parayı verdiniz emekliye, bugün 5 kişi bir araya gelip bir küçükbaş hayvan bile kurban kesemeyecek, bu emekli ikramiyesinden hep beraber utanmamız lazım 600 milletvekili olarak çünkü bu yasal bir düzenlemeyle yapılacak bir iş, sadece Cumhurbaşkanının takdiriyle olacak bir iş değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasayla yapılabiliyor emekli ikramiyesinin miktarı. Bu emekli ikramiyesi 4 bin lira olarak kaldığı müddetçe 600 milletvekilinin tamamının bu ayıba ve vebale ortak olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Bir yerlerden işaret beklemeyin, gelin, görüşülmekte olan kanun teklifinin içerisinde bir ek madde ihdasıyla emekli ikramiyemizi hiç olmazsa Diyanet İşleri Başkanlığımızın açıklamış olduğu 18 bin TL kurban bedeline hep beraber çıkaralım. Bununla ilgili Sayın Cumhurbaşkanından bir işarete ya da önderliğine ihtiyacınız olmadığını buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Bir diğer önemli husus, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gündemine sahip olmalı. Kendi gündemine sahip olmak demek ne demektir? Milletin ihtiyaçlarıyla ilgilenmek manasına gelir. Sarayın, Külliye'nin, bürokrasinin ihtiyaçlarına göre buraya kanun getirmemek manasına gelir. Milletimiz ne bekliyor? İnfaz Yasası'yla ilgili cezada adalet, infazda eşitlik ilkesi çerçevesinde İnfaz Kanunu'nun yeniden ele alınmasına dair bütün siyasi parti grupları arasında bir mutabakat var; neyi bekliyoruz o hâlde, illa Adalet Bakanlığının bu konuda bir çalışma yapmasını mı bekliyoruz? Bu bizim işimiz, Adalet Bakanının işi değil ki, neyi bekliyorsunuz? Dolayısıyla gündeme hâkim olmak dediğimiz böyle bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine Adalet Bakanı mı yön verecek yoksa milletvekilleri olarak biz mi yön vereceğiz; buradan bir işaret olarak hep beraber görebiliriz.
Bir diğer konu, öğrenci affı. Yine, bu konuda, özellikle öğrenci affını bekleyen binlerce gencimiz var, binlerce insanımız var. Bunlarla ilgili de gündemimize sahip olup bu konuyu da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine almamız lazım. İlla Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu bu konuda bir talimat verip, bir teklif hazırlayıp imza için sizlere gönderince mi bu konuyu gündemimize alacağız? Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine sahip olması demek, öğrenci affıyla ilgili konuyu milletvekillerinin bizzat kendi gündemine almasıyla mümkün olabilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Devam ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi gündemine sahip olması gereken bir diğer husus çek mağdurları. Bu ülke 11 ilimizde yaşanan, işte yüzyılın felaketi olarak adlandırdığımız bir depremi yaşadı, Covid'i yaşadı, ekonomik krizleri yaşadı ve insanlar gerçekten çok ciddi ekonomik sıkıntılar sebebiyle imzaladıkları çekleri ödeyemediler. Hiç kimseye "Benim bu borcumu silin." gibi bir talepte bulunmuyorum ama "Bu ekonomik sıkıntıları, ülkenin yaşadığı bu sorunları dikkate alarak bu borcumuzu ödeyebilecek bir imkânı yasal düzenlemeyle sağlayın." diyorum. Kimi bekleyeceğiz, Adalet Bakanının bu konuda bir çalışma yapmasını mı bekleyeceğiz? Milletvekilleri olarak bizler için bir acziyet değil mi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmesi gereken bir konunun illa Adalet Bakanının lütfuyla gelmesini beklemek? Yine, TCK 158 IBAN mağdurları dediğimiz dijital dolandırıcılıkla ilgili husus, bunun için de mi Adalet Bakanının gündeme getirmesini bekleyeceğiz? Bu bizim işimiz, Adalet Bakanının işi değil ki.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Devam ediyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızın Başkanlığında bir komisyon kuruldu. Meclis Başkanımız övünerek şunu ifade etti: "Bu konular ilk kez Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde konuşuldu ve artık bu sürecin sahibi Türkiye Büyük Millet Meclisi." E, ne yapıyoruz biz? Sayın Devlet Bahçeli hemen hemen her hafta grupta çağrıda bulunuyor. Siz ne yapıyorsunuz? Kulağınızın üstüne yatıyorsunuz. Gazetelere bile ismi açıklanmayan AK PARTİ'li bir yetkiliye dayanılarak haberler yapmak da imtinadır. Ya, koskoca grup içerisinde, koskoca parti içerisinde çıkıp bu süreçle ilgili ismini vererek açıklama yapacak tek bir AK PARTİ'li yetkili arkadaşımız yok mu? Niye "AK PARTİ'li yetkililerden alınan bilgilere göre." diye biz bu konuları değerlendirmek durumunda kalıyoruz? Hani sürecin sahibi Türkiye Büyük Millet Meclisiydi? O hâlde, nerede? Bu sürecin sahibi olması gerekenler boynunu uzatmış Külliye'den gelecek bir emir ve talimatı mı bekleyecek?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Devam ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bu mudur Türkiye Büyük Millet Meclisinin kendi gündemine sahip çıkması?
Bir diğer önemli husus, esnaflarımızın ve KOBİ'lerimizin güya vergi borçlarını yapılandırmayla ilgili bir kanun teklifini Maliye Bakanı buraya gönderiyor. Bu af yetkisi kimin elinde? Türkiye Büyük Millet Meclisinin elinde. Kim engel koyuyor? Sayın Mehmet Şimşek diyor ki: "Asla böyle bir şey olmayacak." Mehmet Şimşek kimin adına söylüyor, Allah aşkına! Ben utanıyorum bir milletvekili olarak benim irademin yerine geçip Mehmet Şimşek'in "Böyle bir düzenleme olmayacak." demesinden. E, burada AK PARTİ'li arkadaşlarımız da eminim, bundan hicap duyuyorlardır. O hâlde, Mehmet Şimşek'e dememiz lazım ki: "Sen kim oluyorsun? Yürütmeyle işine bak! Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, milletin ihtiyacı olan, esnafın ihtiyacı olan bu yapılandırmayı yapabilecek kudrete ve güce sahibiz." Bunu gösterelim Maliye Bakanına. Niye Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini Maliye Bakanı belirliyor? Niye biz esnafın sorunlarını burada oturup hep beraber değerlendiremiyoruz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Niçin oradan işaret bekliyoruz?
Bir diğer garabet şu: Sayın Maliye Bakanınız ve sizler orta vadeli plan ya da bütçe görüşmelerinde ne diyorsunuz? "Enflasyon tek haneye düşecek, faizler de düşmeye devam edip tek hanelere düşecek." Peki, altı yıllık bir yapılandırma getiriyorsunuz, yetmiş iki ay, bu borçları tecil ederken hangi faiz oranını getiriyorsunuz? Altı yıl boyunca yüzde 39 tecil faiziyle esnafın vergi borçlarını öteliyorsunuz. Yani siz de altı yıl boyunca faizlerin yüzde 39'un altına düşmeyeceğine inanıyor olmalısınız ki esnafa yüzde 39 faizli altı yıllık bir yapılandırma getiriyorsunuz. Eğer gerçekten faiz altı yıl boyunca yüzde 39'un altına inmeyecekse bile bile vatandaşa yalan söylüyorsunuz, yok inecekse bile bile vatandaşa zulmediyorsunuz. Bu ikircikli yapınızdan kurtulmanız lazım. Bir karar verin, enflasyon düşecek mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Son kez, toparlıyorum Sayın Başkanım, müsaadeniz olursa.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Bir karar verin değerli AK PARTİ'liler, bu millete doğru olmayan bilgiler vermeye gerek yok. Enflasyon ve faiz tek haneli rakamlara mı inecek, yoksa biz hâlâ altı yıl boyunca yüzde 39 ve civarında enflasyon ve faizi yaşamaya devam mı edeceğiz? Dediğim gibi, eğer enflasyon tek haneli rakamlara, faiz tek haneli rakamlara inecekse altı yıl boyunca yüzde 39 faizle esnafın borçlarını yapılandırarak bu zulmü esnafa niye yapıyorsunuz? Yok, tek haneli rakamlara düşmeyecekse esnafın, KOBİ'lerin gözünün içerisine baka baka bu yalanı niçin söyleme ihtiyacı hissediyorsunuz? Bu ikilemden kendinizi de ülkeyi de kurtarmanız lazım ve bu konuda dürüst olmanız lazım. Hem "Faiz haramdır, nas bize faizi yasaklıyor." diyeceksiniz hem de tutup altı yıl boyunca esnafa, binlerce dar gelirli insana yüzde 39 faiz uygulayacaksınız; bunun adı ikiyüzlülükten başka bir şey değil diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
İYİ Parti Grubu adına Sayın Turhan Çömez.
Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Yirmi üç yıllık AK PARTİ iktidarında neredeyse yıkılmamış, çökmemiş, çürümemiş bir devlet kurumu kalmadı. Dün Millî Savunma Bakanlığında yaşanan kepazelikten bahsettim, bugün akademi dünyasında yaşananlardan bahsedeceğim.
Değerli arkadaşlar, ben uzun yıllar yurt dışında hekimlik yaptım ve hekimlik yapabilmek için de o ülkenin önce dil, sonra medikal sınavlarına tek tek girdim ve diploma aldım. Şu anda Türkiye'de 6 bin civarında Suriyeli sağlık çalışanı var, hiçbirisi herhangi bir sınava girmedi, Türkiye'den denklik almadı, sınav karşılığı diploma almadı ve kendilerine vatandaşlık verildi. Şimdi, bu insanları bu şekilde alarak bu ülkenin sağlık sistemini mahvettiniz fakat bunlarla da kalmadı. Şimdi, bugün Tıpta Uzmanlık Sınavı'na giren genç meslektaşlarımın son başvuru günü yani bugün kararlarını verip başvurularını gerçekleştirecekler. Fakat neyle karşılaşacaklar biliyor musunuz? Kendilerinin yani Türk gençlerinin, Türk doktorlarının 70 puanla girdiği yerlere yabancılar, Afrika'dan, oradan buradan gelmiş insanlar, doktorlar, onlar 55 puanla girecekler. Allah aşkına, nedir bu Türk hekimlerinden, Türk gençlerinden sizin zorunuz, ne istiyorsunuz onlardan? Artık bu ayrımcılığın ortadan kalkması lazım.
Şimdi, konu sadece bununla da alakalı değil. Bir süredir üniversitelerde yaşanan kepazeliklerle ilgili birtakım bilgiler topluyorum, belgeler topluyorum. Gaziantep Üniversitesi... Bakın, 2020 yılına kadar Gaziantep Üniversitesinde tıp fakültesinde, diş hekimliğinde 3-4 yabancı öğrenci vardı ve bu yabancı öğrenciler YÖS sınavlarına girerek orada, efendim, eğitim alma hakkı kazanıyorlardı. Ondan sonra, bir alan keşfettiler, bir rant alanı keşfettiler. Neydi bu rant alanı? Üniversitelere öğrenci getirelim, aracı kuruluşlar para kazansın, üniversitedeki onlarla ilişkili birtakım insanların cebine para koyalım ve bu şekilde zengin olalım." 2020 yılından sonra, üniversite senatosunun -bakın, bunu özellikle söylüyorum, bu konuda AK PARTİ yetkililerinin araştırma, soruşturma yapmasını talep ediyorum- sahte evraklar düzenleyerek, üniversite senatosunun alınmamış kararının altına ek birtakım kararlar ekleyerek "Bundan sonra öğrencileri sınavsız alacağız." dediler ve YÖS sınavı dâhil hiçbir sınava sokmadan çocukları almaya başladılar. Bunu yapmadan önce de oradaki şirketler, aracı kuruluşlar Afrika'ya gittiler, köy köy, dere tepe dolaştılar ve oradan, balta girmemiş ormanlardan gençleri getirip, lise diploması dahi olmayan gençleri getirip hiçbir sınava sokmadan burada tıp fakültelerine, diş hekimliği fakültelerine soktular. Bu korkunç bir şey, inanılmaz bir haksız rekabet, inanılmaz bir çürümüşlük ve ne yazık ki sadece haksız yetişmiş ve yetişememiş, buradan diploma almış öğrenciler değil aynı zamanda, orada hakkaniyetle eğitim alma ihtiyacı olan, alması gereken Türk öğrencilerinin, Türk doktor adaylarının hakkını hukukunun yenmesidir.
Değerli arkadaşlar, üniversitelerde yabancı öğrenciler üzerinden yürütülen bu korkunç rant ve talan alanına bizim "Dur." dememiz lazım. Aksi hâlde, bunun faturasını hem orada okuyan öğrenciler hem de sizler çekeceksiniz. Çok açık bir tavsiyem var sizlere: Bu öğrencileri buraya getirenler, bunları haksız bir şekilde okutup doktor yapanlar, gidin, siz muayene olun, AK PARTİ'li bütün milletvekillerine çağrı yapıyorum, gidin muayene olun. Türkiye'nin beş yıldızlı özel hastanelerine değil, orada haksız bir şekilde yetişmiş olan o gençlere ve dışarıdan getirdiğiniz o insanlara kendilerinizi teslim edin, ameliyat olun bakalım, olabilecek misiniz? Sadece bununla da sınırlı değil, bakın, kendi aralarında yazışmalar var, diyor ki: "Lise mezunu olmamışsın hiç önemli değil, gel, biz hallederiz. Hatta dil sınavına bile girmeyeceksin, YÖS sınavına bile girmeyeceksin." 250 kişilik üniversite diş hekimliği ve tıp fakültesi kontenjanına bir 250 de Afrika'dan, köylerden, balta girmemiş ormanlardan öğrenci getirdiniz ve ne yazık ki oradaki bütün eğitim sistemini çökerttiniz. Peki, sadece orada mı? Karabük'te mesela, korkunç skandallar yaşandı, on binden fazla öğrenci yine buna benzer yollarla ve yöntemlerle getirildiler. Pamukkale Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesinde bu şekilde alınmış öğrencilerin eğitimlerini doğru düzgün yapamadıkları, sınavlarını geçemedikleri ortaya çıktı, ondan sonra da bir çete, üniversitenin bilgi işlem sistemine girdi, bunların bütün notlarını ve puanlarını değiştirdi. Allah aşkına, bu ülkede sahtekârlık yapılmadık bir alan kalmayacak mı ya? Akademiyayı da bu kadar ayaklar altına almaya hakkınız var mı? Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, ona keza. Şimdi Medipolden örnek vereceğim, sizin eski bakanınızın üniversitesinden örnek vereceğim. Ben bunları dışarıda açıkladığım zaman hiç durmadan mahkemeye veriyor, inşallah bir gün benim dokunulmazlığım...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - ...kaldırılacak ve o eski Sağlık Bakanınızın kendi hastanelerinde yaptığı yolsuzlukları, devletin bütün imkânlarını kendisine nasıl peşkeş çektiğini belgeleriyle, bilgileriyle mahkemede suratına çarpacağım ve adil yapılan bir yargılamada kendisini mahkûm edeceğim.
Şimdi, Ankara'daki Medipol Diş Hekimliği Fakültesine Türk öğrenciler sahte yabancı pasaportlarla müracaat edip -çünkü girip sınavlardan başarılı olamayacaklar ya- orada eğitim hakkı kazanmışlar. Buradan ilan ediyorum: Bir sürüsünün bilgisi, belgesi bende. Allah aşkına, bu olayların üzerine tek tek gidin, bu yolsuzlukların üzerine gidin, bu sahtekârlıkların üzerine gidin. Aksi hâlde, yarın bütün ülke, hepimiz bunun altında kalacağız.
Son olarak şunu da ifade etmek istiyorum: Diş hekimliği fakültesi, Medipol, Ankara ve İstanbul'daki diş hekimliği fakültesindeki alınmış öğrencilerin sayısı bu ülkenin ihtiyaç duyduğu diş hekimi sayısı kadar. Yani rant alanına bakın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Türkiye'de 114 tane diş hekimliği fakültesi var ama oluşturulan rant mekanizmasıyla maalesef sistem çürütülüyor, bir taraftan birilerinin cebi doluyor, bir taraftan da Türk gençlerinin hakkı hukuku çalınıyor.
Değerli arkadaşlar, vizeden bahsetmek istiyorum sizlere, vize probleminden. Hep burada konuştuk, müteaddit defalar. Son on yıl içerisinde Avrupa Birliği ülkelerine müracaat etmiş ve vize alamamış vatandaşların AB ülkelerine ödediği para 500 milyon dolardan fazla, 500 milyon dolardan fazla; korkunç bir rakamdan bahsediyoruz. Oturdum, hesap ettim. Buraya verilen ve geri alınmamış olan bu parayla bu ülkede bir tane şehir hastanesi yapılabilirdi. Hani, nerede kaldı sizin itibarınız? Bir de kalktınız, vize serbestisi anlaşması, efendim, geri kabul anlaşması imzaladınız AB ülkeleriyle; onların bütün mültecilerini, sığınmacılarını buraya aldınız ama bizlere vize vermediler ve şu anda bu milletin evlatları vize kuyruklarında vakit tüketiyor, ömür tüketiyor, dünya kadar para ödüyor ve karşılığında hiçbir şey alamıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Başkanım, bitireceğim. Teşekkür ederim.
Şimdi bir başka problemden daha bahsedeceğim sizlere: Somali. Bu sabah Somali Büyükelçiliğine telefon ettim, dedim ki: Sayın Büyükelçilik, ben senin ülkene ziyarete gelmek istiyorum, elimde de diplomatik pasaport var. Ne yapmam lazım? Dedi ki Somali Büyükelçiliği: "Biz seni kabul etmiyoruz." Niye? "Diplomatik pasaporta vize uyguluyoruz." dedi. Somali gibi bir ülke sizin verdiğiniz; Parlamentonun milletvekillerine vermiş olduğu Dışişleri Bakanlığı diplomatik pasaportuna vize istiyor arkadaşlar, böyle bir itibar mı olur? Ha, peki, onlar bize vize vermezken biz onlara neler verdik; geri dönüp araştırdım. Yine Sayın Erdoğan'ın bizatihi kendi ifadesi: "Somali'ye yardımlarımız 1 milyar doları aştı." demiş 2022 yılında. 1 milyar dolardan fazla Somali'ye yardım yapmışız. O dönemde yani Sayın Erdoğan'ın yardım yaptığı dönemde Somali'nin para birimine baktım, ciddi bir şekilde değer kazanmış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - İstirham ediyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Adamların parasına değer katmışız ama karşılığında, 1 milyar dolar vererek karşılığında bir vize serbestisi bile alamamışız.
Peki, daha sonra ne yapmışız? Meğer biz Somali'ye uzay üssü kuracakmışız. Bilmiyorum ne zaman kuracağız. Türkiye'ye kurmadığımız uzay üssünü Somali'ye kuracakmışız. 600 Türk askerimiz var orada, Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi var, baktım hastanede de çok sayıda doktorumuz çalışıyor, oralarda hizmet veriyor. Bir de götürüp hastane açmışız Somali'ye, muhteşem bir külliye niteliğinde hastane açmışız. Milyonlarca, milyarlarca para dökmüşüz oraya, hastaneler kurmuşuz. O da yetmemiş, "Biz size efendim, sondaj gemilerini göndereceğiz, petrol arayacağız." diye Oruç Reis'i göndermişiz, diğerlerini göndermişiz. Ondan sonra yetmemiş, bir 30 milyon dolar daha göndermişiz, geçtiğimiz günlerde bir 30 milyon dolar daha gönderdik. Ondan sonra da "Bu da yetmez efendim, İncek'te 5 dönümlük arazi verelim, 3 bin metrekarelik de inşaat yapalım." demişsiniz ama Somali diyor ki: "Git parasını ver, senin pasaportunu tanımıyorum ben."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, son bir dakika istirham ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - "Seni ciddiye almıyorum. Senin diplomatik pasaportuna vize vermiyorum." diyor. Peki, bu diplomatik pasaport ne işe yarar Sayın Yenişehirlioğlu? Ben Parlamento adına NATO Parlamenterler Asamblesi üyesiyim ve bu toplantılara katılmak üzere... Geçen yıl Kanada'da yapıldı. Kanada dedi ki: "Biz kabul etmiyoruz diplomatik pasaportu, vize alacaksın." Amerika'da yapıldı aynı toplantı. "Kabul etmiyoruz biz sizi, vize alacaksın." dediler. Nerede kaldı dünya liderliği? Hani bütün dünyaya siz yön veriyordunuz? Hani bu kadar güçlüydünüz, kudretli bir devlettiniz? Pasaportunuzun Somali'de bile hiçbir karşılığı ve itibarı yok.
Son olarak şunu söyleyeceğim: Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle yurt dışında bir restoranda yemek yiyorum. Yanıma bir garson geldi, dedi ki: "Siz Türkiye'den mi geldiniz?" "Evet, Türkiye'den geldik." dedim. "Ben Türk vatandaşıyım." dedi. "Benimle Türkçe konuşmak ister misin?" dedim. "Yok, ben Türkçe bilmiyorum." dedi. "Nasıl vatandaş oldun sen?" dedim. Dedi ki: "Babam gitti, Mersin'de bir ev aldı. O ev üzerinden hepimiz vatandaş olduk." "Türkiye'ye gidip geliyor musun?" dedim. "Yok, gidip gelmiyorum." dedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bir cümleyle bitireceğim, bağışlayın. Çok özür dilerim, uzattım ama bir cümleyle bitireceğim.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - "Peki, burada ne yapıyorsun?" dedim. "Burada ben restoranda garson olarak çalışıyorum." dedi. "Oy kullanmaya gidecek misin Londra'da Başkonsolosluğa?" dedim. "Tabii, gideceğim, oy kullanacağım." dedi. "Adın ne senin?" dedim. "İran adımı mı söyleyeyim, Türk adımı mı söyleyeyim?" dedi. "Türk adını söyle bana." dedim. "Türk adım Mehmet Tekin." dedi. Bir tek kelime Türkçe bilmiyor, Türkiye'yle hiç alakası yok, Mersin'den bir ev almış, Londra'da bir restoranda garsonluk yapıyor; bu adam gidecek Londra'da Büyükelçilikte, Başkonsoloslukta oy kullanacak, bu ülkenin kaderini tayin edecek, pasaport hediye ettiniz diye sizlere oy verecek, ondan sonra bu ülkenin istikbaline yön verecek. Allah aşkına, bu ülkenin itibarı sizin pasaportunuzun itibarıyla belirlenir, ekonominin güçlülüğüyle belirlenir, bu ülkede demokrasinin kurum ve kurallarının işlemesiyle belirlenir, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle belirlenir. Bu ülkeyi bu şekilde itibarsızlaştırmaya, bu şekilde yönetmeye hakkınız yok. İnşallah, çok da fazla sürmeyecek, bu ülkede bir devran dönecek, sizden bu ülke kurtulduğu zaman her şey yerli yerinde yoluna girecek.
Teşekkür ediyorum, sağ olunuz Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sakarya'nın Sapanca ilçesinden gelen muhtarlarımız şu anda dinleyici locasından Genel Kurulu takip etmektedir. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz, teşekkür ediyoruz. (Alkışlar)
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.
Buyurun.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; bir tarafta vicdanları kanatan, hukuku ve insanlığı ayaklar altına alan bir zorbalığa şahit oluyoruz, diğer tarafta ise asil milletimizin varoluş destanını, o şanlı kimliğimizin haklı gururunu taşıyoruz göğsümüzde. Yeryüzünde haksızlığa boyun eğmemiş, mazlumun ahını yerde koymamış koca bir cihan devletinin vârisleriyiz biz. Katil İsrail Meclisinin aldığı son kararlara bir bakın: Filistinli esirlerin idamını öngören o kanlı yasa tasarısını, işgal altındaki Batı Şeria'nın tarihî ve mukaddes mekânlarını kendi yönetimine devretmek küstahlığını meşrulaştırmaya kalkıyorlar; bu, asla ama asla kabul edilebilir bir durum değildir. Ortada uluslararası hukukun, insanlık onurunun ve vicdanın alenen katledilmesi var. Orta Doğu'yu kan gölüne çeviren; kadın, çocuk demeden masumların üzerine ölüm kusan bu zalim zihniyet şunu çok iyi bilmeli: İnsan haklarını ezip geçen her adımları tarihe kapkara bir leke olarak düşüyor. Türk milleti de dün neredeyse bugün yine oradadır; bu vahşetin ve barbarlığın tam karşısında, haklının ve mazlumun yanında çelik gibi bir iradeyle durmayı sürdürecektir.
Kıymetli milletvekilleri, insanlığın lal olduğu, vicdanların sağırlaştığı şu garip çağda hakkı haykıracak yegâne ses yine Türk'ün sesidir. O ses ki gücünü asırlardır kıtaları birbirine bağlayan en büyük hazinemizden, Türkçemizden alıyor. Karamanoğlu Mehmet Bey'in "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." diyerek yaktığı o ateşin üzerinden tam yedi yüz kırk dokuz yıl geçti. Ana dilimiz öyle sıradan bir iletişim aracı falan değil o bizim bağımsızlık nişanemiz, beka davamızın vazgeçilmez kalesidir. Türkçe bizim ruh kökümüz, tarih sahnesindeki şeref beratımızdır. Balkanların dağlarından çıkın yola, Kuzey Kıbrıs'ın Beşparmak Dağları'na varın; ata yurdumuz Türk Cumhuriyetlerinden Kerkük'e, Telafer'e, Halep'e, Suriye'nin içlerine, Avrupa'nın diplerine kadar uzanın; 200 milyonu aşkın soydaşımız bugün aynı dille sevinip aynı dille hüzünleniyor. Bu, kıtalar arası bir kültür köprüsü, Turan coğrafyasının kopmaz halatıdır. Asırlar boyu devletin ve milletin dili olmuş, şanlı ordumuzun zafer narasında, ozanın kopuzunda, ananın ninnisinde yankılanmış bir dilden bahsediyoruz. Millî kimliğimizin, medeniyetimizin tek taşıyıcısıdır Türkçe. Çok net söylüyorum: Dili yozlaşan milletin düşüncesi yozlaşır, düşüncesi yozlaşan millet de eninde sonunda esarete mahkûm olur. Milliyetçi ülkücü hareket olarak dilimize yönelen her türlü kültürel istilayı vatan toprağına yapılmış bir saldırı sayar, asla geçit vermeyiz. Zalimlerin borusunun öttüğü bu adaletsiz dünya düzeninde lider ülke Türkiye vizyonuyla Türk ve İslam âleminin o gür sesi olmaya devam edeceğiz. Bir yanımızda Kudüs'ün hüznünü taşırken diğer yanımızda Kaşgar'dan Bosna'ya uzanan gönül coğrafyamızı Türkçenin o birleştirici ateşiyle aydınlatacağız.
Bu duygu ve düşüncelerle yeryüzündeki tüm mazlumlara Yüce Allah'tan kurtuluş diliyor, Türkçemizi bir bayrak misali göklerde dalgalandıran ecdadı rahmetle ve minnetle anıyorum.
Aziz Türk milleti, kıymetli gençler; 19 Mayıs 1919'da Samsun ufkunu yırtan o bağımsızlık ateşi sönmedi, kor oldu, volkan oldu; 19 Mayıs 2026'da Ankara'dan taşıyor, bilge liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin emrinde Ülkü Ocaklarının çelikten sinesinde durdurulamaz bir kasırgaya dönüşüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Herkes aklını başına alsın, herkes hesabını buna göre yapsın. Biz istiklalin ışığında Türk yüzyılına ant içmişken karşımızda hiçbir beşerî güç, hiçbir ihanet şebekesi, hiçbir küresel senaryo duramaz. 19 Mayısta Ülkü Ocaklarımızın kurultayında binlerce bozkurdun, Asena'nın ayak sesleriyle Ankara'da yer yerinden oynayacak. Gafiller duysun, hainler kahrolsun; biz "Bitti." demeden Türk'ün asil destanı bitmez. Kızılelma ufuklarında Turan sevdasıyla Türk yüzyılının mührünü tarihin alnına şerefimizle, inancımızla, imanımızla vuracağız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Ey ülkücü Türk gençliği, beklenen sensin, özlenen sensin! Yürüyeceksin, dağlar yürüyecek arkandan! Toyumuz kutlu, zaferimiz mutlak olsun!
19 Mayısta gözleriniz Ankara Spor Salonu'nda ülkücü Türk gençliğinde olsun diyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sezai Temelli.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün Kobani kumpas davasında verilen kararın 2'nci yıl dönümü ve bugün hâlâ tutsak olan arkadaşlarıma selamlarımı sevgilerimi ileterek sözlerime başlamak istiyorum. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ali Ürküt, Alp Altınörs, Aynur Aşan, Bülent Parmaksız, Dilek Yağlı, Günay Kubilay, İsmail Şengül, Nazmi Gür, Nezir Çakan, Pervin Oduncu, Zeynep Karaman, Zeynep Ölbeci; evet, geçmiş dönem Eş Başkanlarımız, MYK üyelerimiz, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız hâlâ -iki yıldır verilen karara rağmen- rehin tutulmaya devam ediliyor. Evet, bu bir kumpas davasıydı, bunu ısrarla dile getirdik çünkü bu dava 32.630 sayfalık bir iddianameyle açıldı. Kumpas olduğu zaten o iddianameye baktığınızda anlaşılırdı. On üç ay sürdü davanın başlaması, dava yıllarca sürdü. Arkadaşlarımız bu davayı mahkûm etti, bu zihniyeti mahkûm etti, âdeta bu zihniyeti yargıladı ve iki yıl önce nihayet karar çıktı. Bu karar çıktıktan sonra da bir adım atılmadı. Şimdi, bu dosya istinaf mahkemesinin önünde duruyor. İstinaf mahkemesi neyi bekliyor bilmiyoruz çünkü 8 Temmuz 2025 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Selahattin Demirtaş hakkında bir kez daha karar verdi, evet, bir kez daha çünkü bu, mahkemenin 3'üncü kararıydı. Daha önceki kararlarından biri de 2020 yılındaydı, Büyük Daire kararıydı ve orada "Sözleşmenin yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5'inci ve 18'inci maddeleri ihlal edilmiştir." denildi. Yani bu, şu demek: Siz, bu davayı siyasi saikle yürütmüşsünüz, bu davanın hukuken bir karşılığı yok." Bu kadar büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız. O yüzden, bugün buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. İstinaf mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına bir an önce uymalı, arkadaşlarımız tahliye edilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kobani kumpas davasıyla başlayan bir kumpas davaları zinciri, işte, casusluk davasına kadar geldi çünkü yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi, siyasete yön verilmesi, yargının siyasallaşması dediğimiz bütün meseleleri burada görmemiz mümkün. Siyaset bugün çoklu bir kıskaç altındadır, bir yanıyla yargı kıskacı altındadır, yargı eliyle bir dizayn meselesi vardır; bakın, bütün davalarda bunu görüyoruz. Ve bu kovuşturmalarda, soruşturmalarda karşımıza ne çıkıyor? En çok çıkan yani bu kumpası biçimlendiren dinamikler nedir, özneler nedir? Etkin pişmanlık uygulaması, etkin pişmanlık yasası. Dolayısıyla etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için insanlar âdeta bir kumpasın aracı hâline getirilebiliyor; olmayacak şeyler, akla hayale sığmayacak şeyler uydurulabiliyor. Biz bunu biliyoruz, Kobani kumpas davasından biliyoruz ama tabii ki adalet eninde sonunda tecelli edecektir, bu kumpaslar çökecektir. Bir başka unsur gizli tanık. gizli tanıklar zaten gizli, ortada yoklar, uyduruluyor, her şeyiyle uydurma ama yine ısrar ediliyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo budur: Bir yanıyla bu tür davalar, öbür yanıyla siyasetin sürekli baskı altına alınması, siyasetin âdeta hedefleştirilmesi, siyasetin itibarsızlaştırılması. Tabii, yargı eliyle bu yapılıyor ama biz siyasetçiler de birbirimize bunu yapıyoruz. Dolayısıyla sosyal medya eliyle ya da yargının bu tür kumpasları eliyle ortaya saçılmış haberlerden yararlanarak burada bir siyasi rekabeti var etmeye çalışıyoruz. Siyaset itibarsızlaşıyor, siyaset dışlanıyor, ötekileştiriliyor. Siyasetin itibarı halkın itibarıdır, siyasetin itibarı demokratik yaşamın itibarıdır. Siyaseti bu tür kumpasların içinden itibarsızlaştırmaya çalışmak aslında halka karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür. Siyasetin itibarını korumak hepimize düşüyor, birlikte hareket etmemize düşüyor çünkü bu, halka karşı verdiğimiz sözdür. Biz burada halklarımızın temsilcileri olarak bulunuyoruz. Dolayısıyla bu tür halkın iradesine kâh kayyum eliyle kâh kumpas davaları eliyle saldırmak kabul edilemez.
Bir başka mesele: Bizim de payımıza düşenler var diye dönüp bakacaksınız eğer, burada bir siyasi etik meselesi vardır ve bu siyasi etik meselesinin de en önemli ölçüsü, işte, bu transferlerdir, siyasi transferlerdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Halkın iradesine saygı göstermeyen, halkın iradesinin temsilciliğiyle alakası olmayacak zihniyetlerin ortaya çıkıp bir gün o partide, bir gün bu partide boy göstermesi kabul edilemez. Bir etik yasasından sürekli konuşuyoruz ama bir türlü bu yasa buralara gelmiyor, bir türlü bu yasalar üzerinde harekete geçmiyoruz. Dolayısıyla ne oluyor? "Siyaset" dediğiniz oradan oraya transfer olan mıdır? "Siyaset" dediğiniz sosyal medya eliyle itibarsızlığı körükleyenler midir? "Siyaset" dediğiniz nedir? "Siyaset" dediğiniz halkın meselesine çözüm üretecek makamdır. Şimdi, bakıyoruz buraya, buna dair meseleler gündeme hiç gelmiyor, varsa yoksa sosyal medyadaki trol aklıyla bir siyasi kamplaşma söz konusu; bu, kabul edilemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bir an önce, Meclis, bu konuda, kumpas davalarına karşı, kayyumlara karşı, halkın iradesini yok sayan, siyaseti itibarsızlaştıran her türlü davranışa karşı ortak bir iradeyi meydana çıkarılmalı, bu konuda mutlaka adım atmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün aynı zamanda Soma katliamının yıl dönümü. Soma katliamı, bu katliam işçi katliamları tarihimizde -çünkü böyle bir tarihimiz var, işçi cinayetleriyle anılan, bu konuda dünyada ilk 5'e girmiş bir ülkeyiz- bu cinayetlerin içinde en ciddi işçi kıyımlarından biridir, 301 madenciyi yitirdiğimiz gündür. Bu konuda ne oldu biliyor musunuz? Bu konuda ihmali olan kamu görevlileri zaman aşımından dolayı bir cezasızlıkla ödüllendirildiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Oysa bu ihmaller o kadar ciddi ihmallerdi ki bu 301 madenci ölmeyebilirdi ama ne oldu? Yine, kamu görevlilerini koruma zihniyeti, bu bürokratik akıl, bu zihniyet çalıştı ve cezasızlık hayata geçti. Neyle? Zaman aşımıyla.
Ben bir kez daha Soma'da yitirdiğimiz madencileri saygıyla anıyorum. Bu acının dinmediğinin farkında olarak bu zaman aşımı denen cezasızlık uygulamalarına artık son vermemiz gerektiğini de dile getirmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, İsrail Parlamentosu şu anda Filistinlileri idam etmek için bir karar peşinde. Evet, Filistin halkına yönelik sürdürdükleri bu soykırımcı, bu katliamcı politikalarının yanına şimdi bir de idamı getiriyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dolayısıyla da 7 Ekim saldırılarını bahane ederek Filistinlilere yönelik aslında yeni bir zulüm politikasını idamla hayata geçirmek istiyorlar. Aynı şeyi İran rejimi de yapıyor, İran rejimi de Kürtlere karşı yapıyor. Dolayısıyla, İran'ın başına ne gelirse gelsin vazgeçmediği tek politikası Kürt halkına yönelik sürdürmüş olduğu bu politikasıdır ve orada da idamlar devam ediyor. Biz idamlara karşı çıkmalıyız fakat idamlara karşı çıkarken de samimi olmalıyız. "Türkiye'de idamları kaldırdık." diye konuşuyoruz ama Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbet denen bir uygulama var yani açıkça idamın zamana yayılması dediğimiz bir uygulamayla da karşı karşıya olduğumuzun da farkında olmalıyız. Dolayısıyla, İsrail'de idamlara karşı çıkarken, İran'da idamlara karşı çıkarken Türkiye'de de mutlaka ağırlaştırılmış müebbedin son bulması için gerekli düzenlemeleri bir an önce yapmalıyız.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gökhan Günaydın.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, evet, bugün Türkiye'de takvimin yapraklarından kan damlayan Soma katliamının 12'nci yıl dönümü. Soma katliamı diyorum çünkü orası basit bir iş kazası değil, 301 madenci kardeşimiz hayatını kaybetti. "Hadi, hadi!" baskısı altında her gün biraz daha fazla linyit çıkartmaya yönelik baskılarla, iş sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadan kardeşlerimiz ölüme terk edildiler; 301 vatan evladını yitirdik, 301 baba, 301 çocuk, 301 evlat. Dolayısıyla, dışarıda kalanlar dediler ki: "Biz eskiden burada tarım yapardık ama memlekette tarım çökertildi ve hepimiz madene mahkûm hâle getirildik." Peki, nedir bu maden? Dünyanın her tarafında madencilik yapılıyor ama Türkiye'de vahşi bir madencilik var, bir sömürü madenciliği var; yalnızca emek değil, aynı zamanda doğa da inanılmaz ölçüde sömürülüyor. Peki, bu 301 çocuğumuzu, 301 kardeşimizi yitirdik, sonrasında bir dava açıldı mı? Evet, açıldı. Bütün bu iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almayan, para uğruna 301 kardeşimizin hayatını kaybetmesine neden olan şirketin Yönetim Kurulu Başkanının cezasının vasfı önce olası kasttan bilinçli taksire yönlendirilmek suretiyle yirmi yıl ceza aldı, sonra o infaz yasalarıyla aldığı ceza yalnızca yedi yıla düşürüldü ve dikkat edin, hayatını kaybeden kardeşlerimizin her birine karşılık yalnızca sekiz gün hapis yattı. Bu, Türkiye'deki cezasızlık uygulamasının ne ölçüde vahşice, zalimce uygulandığının çok açık göstergesidir. Peki, denetleme görevini yapmayan kamu görevlilerine ne oldu? Zaman aşımına uğradı arkadaşlar, evet, zaman aşımına uğradı ve bir tek kamu görevlisi bir ceza almadı. Yani koca madeni denetlemiyorsunuz, 301 çocuğumuz hayatını kaybediyor ve koca koca mahkemeler "Zaman aşımı doldu." diyerek bunlara ceza vermiyorlar. Bu madencilerin yaşamını kaybetmesini protesto eden yurttaşımızın bir markette sıkıştırılıp boğazının nasıl sıkıldığını biliyoruz; unutmadık, unutmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Madencilerimizin hayatını kaybettiği günün arkasında, Soma sokaklarında madenci ailelerini tekmeleyen vahşeti unutmadık, onların daha sonra yükseltilmesine de tanık olduk; unutmadık, unutmayacağız. Peki, kim kaldı içeride? İçeride sadece 2 kişi yatıyor; birisi Can Atalay, diğeri de Selçuk Kozağaçlı yani madencilerin haklarını savunan 2 avukat dışında bütün bu olaydan dolayı hâlen cezaevinde kalan bir kişi bile yok. Bütün bu süreç, Türkiye'deki yıkımın ne ölçüde yüksek olduğunu ve bu vahşetin sorumlularının her statüde nasıl korunduğunu bize açıkça gösteriyor.
Peki, vahşi madencilik Türkiye'de neye yol açtı? Arkadaşlar, AKP döneminde 2.204 madenci kardeşimiz hayatını kaybetti. Sadece Soma'da değil; Ermenek'i unutmayalım. "Çocuğum yüzme bilmezdi." diyen annenin o ızdırap dolu yüzünü unutursak yüreğimiz kurusun. (CHP sıralarından alkışlar) O babanın lastik ayakkabıyla beraber yarattığı, temsil ettiği yoksulluğu ve o yoksulluğun sömürüsünü unutursak kalbimiz kurusun.
Türkiye'de nasıl bir madencilik yapılıyor, buna iyi bakmamız lazım. Acaba, Türkiye'de çıkarılan madenden bir devlet payı alabiliyor muyuz? Bu, Türkiye'nin herhangi bir yarasına merhem oluyor mu? Arkadaşlar, bakın, krom madenciliğinde devlet payı yalnızca 3,75; yüzde 50 artırmışlar ha, biliyor musunuz? Böylece 3,75'e çıkmış. Bentonitte yüzde 1,25; çinkoda yüzde 11,25; bakırda yüzde 8; yani bakırınızı çıkartıyorsunuz, çıkartanlar yüzde 92'sini götürüyor, size yüzde 8'i kalıyor; demirde yüzde 4, alüminyumda yüzde 5. Bunu acaba dünyada kabul edebilecek başka bir ülke var mı? Altın ve gümüş; esas büyük sömürünün olduğu alan budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Arkadaşlar, Avrupa Birliği ülkelerinin otuz yıl evvel terk ettiği siyanürlü yöntemlerle altın çıkartıyorsunuz. Dolayısıyla yüz yıllar boyunca size kalacak o siyanürü, topraklarınızı, yer altı sularınızı zehirlenmiş hâlde teslim alıyorsunuz; çıkartılan altının neredeyse yüzde 98'ini çıkartan yabancılar götürüyor. Bu orana itiraz edenler var "Böyle değil, devlet payı yüzde 18." diyenler var. Neye bağlıymış bu? Beyana bağlıymış, öyle mi? Yani çıkartan adam sana doğru beyanda bulunacak, sen de ona göre onun içinden devlet payı alacaksın. Bu memlekette kimlerin altın madenlerinin gizli ortakları olduğunu çok iyi biliyoruz. O altın madenlerinden helikopterlerle kayıt dışı altınların yurt dışına nasıl çıkartıldığını çok iyi biliyoruz.
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bütün bu sömürü devam etmeyecek çünkü şunu çok açık söyleyeyim: Bu memleket çok kısa süre içerisinde, şu anda yüzde 67'si erken seçim talep eden bu memleket bu ülkenin yönetilemediğini biliyor. Emeklisi aç, emekçisi aç, 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor; bir taraftan Türkiye de "Dünyanın 20'nci büyük ekonomisiyiz." diye övünüyor. Evet, ürettiğimiz gayrisafi yurt içi hasıla itibarıyla dünyanın 20'nci büyük ekonomisiyiz ancak bu kaynaklar öyle alanlarda öyle kara noktalara sevk ediliyor ki vatandaşa para kalmıyor. Bu AKP'nin kara düzenini bitireceğiz, ilk sandıkta bunun hesabını sormak için vatandaşımız sabırsızlaşıyor. Getirin sandığı, alalım boyunuzun ölçüsünü. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu.
Buyurun.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında Samsun'un Havza ilçesinde etkili olan sağanak yağış sonrası meydana gelen sel ve taşkınlıklardan etkilenen tüm kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Samsun Valiliğimiz, AFAD ekiplerimiz, Samsun Büyükşehir Belediyemiz ve devletimizin ilgili tüm birimleri süreci hassasiyetle takip etmektedirler. Rabb'im ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten muhafaza eylesin diyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, yüreklerimizi yakan, acısını hâlâ kalbimizin en derinlerinde hissettiğimiz Manisa'mızda yaşanan Soma faciasının 12'nci yıl dönümü. Bu elim kazada yitirdiğimiz 301 madenci kardeşimizi bir kez daha rahmetle, minnetle ve dualarla yâd ediyorum. Soma'mızda yaşanan bu büyük acı sadece bölgemizin değil tüm Türkiye'nin ortak yası olmuştur. Bu vesileyle, yerin yüzlerce metre altında büyük özveriyle, alın teriyle rızkını arayan tüm madenci kardeşlerimize görevlerinde sağlık ve kolaylık diliyorum. Soma faciasının ardından yüce Meclisimizin çatısı altında el birliğiyle hareket ederek madencilik sektörüne ve madencilerimizin çalışma koşullarına yönelik hayati düzenlemeleri hep beraber hayata geçirdik. Daha sağlıklı bir çalışma hayatını güvence altına almak adına attığımız bu adımlar bir daha benzer acıların yaşanmaması için en büyük teminatımızdır. Şundan kimsenin şüphesi olmasın ki emekçi kardeşlerimizin can güvenliğini her türlü ticari mülahazanın üzerinde tutmaya devam edip gerekli tüm adımları aynı titizlik ve kararlılıkla devletimizin tüm imkânlarını seferber ederek sürdüreceğiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mayıs 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey'in yayımladığı ferman Türkçenin devlet dili ilan edilmesi bakımından bir ilk, Anadolu'da Türk dilinin gelişimi için mühim bir eşiktir. Dil bir milletin hafızası, varlık sebebi ve bağımsızlığın en güçlü kalesidir. Türkçemiz sadece bir iletişim aracı değil tarihimizi, köklü kültürümüzü ve ruhumuzu geleceğe aktaran en mukaddes hazinemizdir. Ses bayrağımız olan bu eşsiz lisan bizleri ortak bir kaderde buluşturan sarsılmaz bir bağdır. 749'uncu yıl dönümünü büyük bir gururla idrak ettiğimiz bu kutlu gün vesilesiyle 13 Mayıs 1277'de Karamanoğlu Mehmet Bey'in "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya." diyerek başlattığı istiklal yürüyüşünün yedi buçuk asırdır kesintisiz devam ettiğini ifade etmek isterim. Dilimize sahip çıkmak aslında vatanımıza sahip çıkmaktır. Bu anlamlı günde, Türkçemize emek veren tüm büyüklerimizi rahmetle anıyor, aziz milletimizin Türk Dil Bayramı'nı en kalbî duygularımla kutluyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık sistemimizin en uç beyi, halkımızın ise en yakın ve en güvenilir sağlık danışmanı olan eczacılarımız, toplumun sağlıklı kalması adına hayati bir sorumluluk üstlenmektedirler. İlaç üretiminden danışmanlığa, bilimsel araştırmalardan hasta takibine kadar geniş bir yelpazede hizmet veren eczacılar mesleklerini sadece ticari değil bir kamu hizmeti bilinciyle icra etmektedirler. Özellikle kriz ve salgın anlarında gösterdikleri üstün özveri bu mesleğin ne denli kutsal olduğunun en somut kanıtıdır. Eczacılarımız büyük bir özveriyle insan sağlığına hizmette bulunan sağlık sektörümüzün vazgeçilmez unsurlarıdır. Fedakârca çalışarak şifa dağıtmaktan vazgeçmeyen tüm eczacılarımızın emekleri her türlü takdirin üzerindedir. Tüm eczacılarımızın 14 Mayıs Eczacılık Günü'nü şimdiden tebrik ediyor, her birine çalışmalarında başarılar ve kolaylıklar diliyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumunuz olduğu üzere yarın 14 Mayıs; toprağımızı alın teriyle yoğuran, nasırlı elleriyle soframıza bereket katan fedakâr çiftçilerimizin günü. Tarım, ekonomik bir faaliyet olmanın çok daha ötesinde, ülkemizin bağımsızlığının, millî güvenliğimizin ve gıda arz emniyetimizin sarsılmaz teminatıdır. Küresel krizlerin ve iklim değişikliğinin etkilerini derinden hissettiğimiz bu dönemde ülkemizde üretimin kesintisiz sürmesi bir beka meselesi hâline gelmiştir. Toprağa düşen her tohum yarınlarımızın teminatı, dökülen her damla alın teri ise ekonomimizin en güçlü tuğlasıdır. Zorlu tabiat şartlarına rağmen büyük bir özveriyle çalışan çiftçilerimizin modern tarım imkânlarına erişmesi ve emeklerinin karşılığını tam olarak alması, güçlü bir Türkiye idealimizin merkezinde yer almaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun devam edin.
BAHADIR NAHİT YENİŞEHİRLİOĞLU (Manisa) - Üreticimizi desteklemek, Anadolu'nun bereketli topraklarını teknoloji ve sürdürülebilir politikalarla harmanlamak hepimizin sorumluluğudur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde çiftçimizin alın terini korumak için çalışmaya, üretimi koruyacak adımları hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, bir kez daha, memleketimize katma değer sağlayan tüm çiftçilerimize şükranlarımı sunuyor, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü'nü en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, sisteme giren sayın vekillerimize birer dakika söz vereceğim. Bir kısmına ama hepsine değil çünkü çok sayıda arkadaş girmiş sisteme, bir kısmına şimdi tekrardan söz vereceğim.
Sayın Kordu...
AYTEN KORDU (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dersim'in Mazgirt ilçesinde yaşanan sorunlar hâlâ çözüm beklemekte. Zaten sayılı esnaf kaldı, esnaf giderek küçülmekte, çiftçiler maliyetlerinden dolayı üretim yapamamakta ve ilçe giderek boşalmaktadır. Genç nüfusun sosyal ve ekonomik olarak desteklenmemesi göçü hızlandırmış ve ilçedeki tek lisenin kapanmasına yol açmıştır. Halk, lisenin Mazgirt'e yeniden kazandırılmasını talep etmektedir. Yine, Mazgirt Koyunuşağı-Şihik köyü Limak Holding tarafından baraj gölünde yanlış yapılan menfez inşasının eksikliklerinden dolayı sürekli su taşkınlarına maruz kalmakta, hiçbir bakanlık sorumluluk üstlenmemektedir. Olası bir felaket yaşanmadan bu tehlike bir an önce dikkate alınmalı, harekete geçilmelidir. Yine, Mazgirt'in altyapı yetersizliğinden kaynaklı kanalizasyon atıklarının Lazvan, Koçkuyusu'ndan pek çok köy ve mezranın suyuna karışma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum ciddi endişe yaratmaktadır. Yetkilileri sorumluluğa çağırıyor, çözüm için meselenin takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.
BAŞKAN - Sayın Uysal Aslan...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - "..."[3] Kürtçe ana dilde eğitim hakkı ve statüye kavuşturulması eşit yurttaşlığın ve demokratik toplumun gereğidir. Kürtçe bu toprakların en kadim dillerinden biri, diğer tüm diller gibi halkın hafızası, benliği ve kültürüdür. Milyonlarca Kürt yüz yılı aşkın süredir ana dilde eğitimden ve hizmetten mahrumdur. Tüm inkâr ve asimilasyon politikalarına rağmen Kürtçe yaşamakta ve üretmeyi sürdürmektedir. "..."[4]
BAŞKAN - Sayın Uzun...
CUMHUR UZUN (Muğla) - Teşekkürler Başkanım.
Selimiye'de yapımı planlanan 450 yat kapasiteli iskele projesi açıkça Muğla'nın doğasına ve kıyı hukukuna meydan okumadır. Burası özel çevre koruma bölgesi; deniziyle, balıkçısıyla, esnafıyla ve turizmiyle korunması gereken bir bölge. Daha önce 145 yat kapasiteli proje için açılan dava sürerken aynı bölgeye daha büyük bir yük bindirmek kamu yararıyla bağdaşmaz. Üstelik sahadan gelen bilgilere göre hukuki süreci devam eden, ruhsatı olmayan ve izin süreçleri tamamlanmayan bölgeye iki gün önce iş makineleri girmiş, koyda tahribat başlamış bile. Özenle korunması gereken Selimiye'yi rant planlarına teslim etmek isteyen bu projeden bir an önce vazgeçilmelidir. Bizler Selimiye'nin geleceğini gözü dönmüş rantiyecilere teslim etmeyecek, Muğla'mızı savunmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Dindar...
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Mayıs ayının ortasında olmamıza rağmen Van'ın Bahçesaray ilçesinin ve Hakkâri ilimizin yolları kapalıdır. Sadece Karabük'e 20'ye yakın tünelle ulaşım sağlanıyor. İyi, güzel; peki, neden Bahçesaray'a ve Hakkâri'ye bu ayrımcılık yapılıyor? 21'inci yüzyılda on binlerce insanın bu şekilde aylarca dış dünyadan koparılmasının izahı yoktur. Yirmi dört yıldır iktidarda olup Bahçesaray'ın yol sorununu çözemeyenlere ne diyelim bilmiyorum artık. Buradan vekil seçilenlerin, AKP'de siyaset yapmaya devam edenlerin ve buraya oy verenlerin ellerini artık vicdanına koyması gerekiyor. Kayyım atanmasaydı Bahçesaray Eş Başkanlarımız Nebahat Benek ve Ayvaz Hazır, Van Büyükşehir Belediyesiyle yol ve ulaşım sorununu çözecekti ama bu gaspçı anlayış engellemiştir. Bunları halkın vicdanına havale ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Uşak'ta sağlığın geldiği noktayı sürekli dile getiriyoruz. Liyakatsiz yöneticiler, stent skandalları, enfeksiyon, kamu zararları, randevu sorunu ve hastane ihtiyacını söyledikçe kulaklarını tıkıyorlar. Sağlık Bakanlığının, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının verileri ortada; Uşak, sağlıkta Türkiye'de 50'nci sırada, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinde 34'üncü sırada olmasına rağmen sosyoekonomik düzeyi bizden düşük olan Kırıkkale, Giresun, Burdur, Sinop, Karaman, Kırşehir, Elâzığ, Ordu, Tokat, Kastamonu, Zonguldak, Afyon, Amasya, Çorum ve Bayburt gibi şehirlerle kıyaslandığında sağlıkta gerideyiz. Bu tablonun sorumlusu kimdir? Uşak'a verdiği sözleri tutmayanlar kimdir? Liyakatsiz atamalarla Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki hizmeti ve güveni kaybettirenler kimdir? Uşaklıları komşu illere sevk etmek zorunda bırakanlar kimdir? Türkiye ekonomisine bu kadar katkı sunan Uşak sağlıkta hakkını almak zorundadır. Başka ile gitmek istemiyorum.
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Gaziantep'i geçen hafta süper hücre felaketi vurdu. Şiddetli dolu ve fırtına özellikle Antep fıstığı bahçelerini mahvetti. İçişleri Bakanlığı dalga geçer gibi Gaziantep'in tümü için 100 milyon TL afet ödeneği ayırdı. Buna sadaka demek bile mümkün değil çünkü bu 3 köyün bile zararını karşılamıyor. İktidardan fayda görmeyen çiftçi bu kez tarım sigortası yani TARSİM'in yolunu tuttu ancak bir darbe de TARSİM'den yedi. Antep fıstığında sadece bu yılın hasadı değil, gelecek yıl mahsul verecek olan "karagöz" adı verilen tomurcuklar da zarar görmüştür yani seneye de mahsul kaybı yaşanacaktır. Ancak TARSİM karagöz hasarını poliçe içerisine almamıştır. Bu nedenle bu hata derhâl düzeltilmeli, Antep fıstığındaki tüm zarar TARSİM kapsamına alınmalıdır. Antep fıstığındaki karagöz ve tomurcuk hasarını da TARSİM hasar listesine almalıdır.
BAŞKAN - Sayın Varli...
GÜLDEREN VARLİ (Van) - Sayın Başkan, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, kapasitesini aşan doluluk oranı yaşam hakkını, sağlık hakkını, insan onurunu ihlal etmektedir. Bugün Hatay ve Van'da kamuoyuna yansıyan açıklamalar tabloyu bir kez daha ortaya koymuştur. Mahpuslar yerde yatıyor, tedaviye erişemiyor. Hatay ve İskenderun Cezaevinde "Hasta olmak, ölmeden üzerine toprak atılmasıdır." denilecek kadar ağır bir tablo vardır. Ayrıca Van T Tipi Cezaevinde tutulan hasta mahpus Jiyan Alpsar'ın verem testi pozitif çıkmış, karantinada ancak kelepçeli muayene dayatmasını kabul etmediğinden tedaviye erişemiyor. Kelepçeli muayene insan onuruna aykırıdır. Yetkili kurumlar cezaevi içinde ceza uygulamaktan vazgeçmelidir. Hasta mahpusların yaşam hakkını yok sayan keyfî uygulamalar ne vicdanidir ne hukukidir. İşlenen sistematik bir suçtur.
BAŞKAN - Sayın Yaz...
Burada mı Sayın Yaz? Yok.
Sayın Arı...
CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, çok teşekkürler.
Turizmin başkenti Antalya'mızda turizme hizmet eden en önemli sektörlerden "VIP" yolcu taşıma işi yapan minivan ve "VIP" Vito benzeri araçlarla transfer işlemi yapan esnafımız şu an mağdur durumda. Özellikle Terminal-2'den yolcu alacak olan bu esnafımız ilk on beş dakika ücretsiz ancak yolcu gelme ve yine eşya teslim süresinde yaşanan gecikmelerden kaynaklanan bir süre uzaması söz konusu olduğu için on beş-otuz dakika arası bin TL, otuz-kırk beş dakika arası 3 bin TL, kırk beş-altmış dakika arası için 5 bin TL ücret ödemek zorunda kalmaktadır. Bu durumdan da esnafımız gerçek anlamda mağdurdur. Bu düzenlemenin değiştirilmesini ve esnafa uygun bir ücret takdir edilmesini talep ediyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
13/5/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/5/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Bülent Kaya |
|
| İstanbul |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
İstanbul Milletvekili Bülent Kaya tarafından, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından 18/2/2026 tarihinde açıklanan raporun Genel Kurulda görüşülerek "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda atılması gereken adımların değerlendirilmesi amacıyla, 13/5/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 13/5/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğinde ele alındığında ve Türkiye Büyük Millet Meclisi soruna sahip çıktığında kalıcı bir çözüm ufkuna her zaman kavuşmuştur. Bu bağlamda, oluşturulmuş olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da böyle bir fonksiyon icra edilmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız tarafından siyasi parti grupları ziyaret edilerek oluşturulmuş bir Komisyondur.
Kısaca, fazla zaman kaybetmeden kronolojiye geçecek olursak: 25-26 Ağustos tarihlerinde Sayın Cumhurbaşkanının Ahlat ve Malazgirt programındaki çağrısı, ardından Sayın Bahçeli'nin 1 Ekimdeki ve 22 Ekimdeki grup toplantısındaki çıkış çağrısı, 27 Şubatta Öcalan'ın örgütüne fesih tavsiye eden kararı ve 5-7 Mayıs tarihlerinde de örgütün kendisini feshetme kararı aldığına dair kongresinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konunun ele alınması... Bu meselenin Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde mutlaka ele alınmasına dönük siyasi partilerin hemen hemen tamamından çağrılar gelmiş oldu. Dolayısıyla bunun üzerine de Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş, 25 Temmuz 2025 tarihinde Mecliste temsil edilen siyasi parti gruplarına ve siyasi partilere -birer davet göndererek- 51 kişiden oluşan bir Komisyon kurma konusunda bir yazı gönderdi. Bu yazıya icabet eden milletvekilleriyle birlikte 5 Ağustos 2025 tarihinde kurulmuş olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına başladı.
21 toplantı yaptık, onlarca kişiyi, hemen hemen her siyasi düşünceden kişiyi dinledik ve işin sonunda 51 milletvekilinden 48'inin onayıyla, 1 kişinin çekimser kalmasıyla kahir ekseriyette kabul edilmiş bir rapor ortaya çıkmış oldu. Bu raporun iki temel başlığı var aslında diğer gerekçeleri çıkardıktan sonra: 6'ncı başlık altında "Sürece İlişkin Yasal Düzenleme Önerileri" 7'nci başlık altında da "Demokratikleşmeyle İlgili Öneriler" ve bunları başta Cumhur İttifakı'nı oluşturan AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi dâhil olmak üzere Komisyondaki bütün siyasi parti grupları ve temsil edilen partiler kabul etti. Neydi bu 6'ncı ve 7'nci başlıklar altındaki konular? Dediğim gibi, bir tanesi sürece ilişkin ihtiyaç duyulan yasal adımlar, diğeri de demokratikleşmeyle ilgili öneriler. Daha sonra, özellikle iktidar partisi her ne kadar bu konuda alenen bir açıklama yapmasalar da zaman zaman biraz daha düşük tonla, zaman zaman da AK PARTİ kulislerine dayandırılan bilgilerle "Adım atılması için örgütün fesih ve tasfiyesinin tamamlanması ve silahların tamamen bırakılması gerekir." dediler. Eyvallah, bir kanaattir, buna da saygı duyulur ama bu Komisyonda bizim en çok tartıştığımız konulardan bir tanesi buydu. Bu konunun selamete ulaşabilmesi için yasal adımlar ne zaman atılmalı? Ve bütün siyasi parti gruplarının ortaya koymuş olduğu önerilerden 6'ncı maddede raporun 38'inci maddesinde biraz da siyah boldla Meclis Başkanının da dikkat çekmek için şöyle bir ibare de uzlaştık: Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde -sonra demiyor, sürecinde- ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel bir anlayış birliği vardır. Yani neymiş değerli AK PARTİ'liler uzlaştığımız nokta? Silahlar tamamen bırakıldıktan sonra değil, bir fesih iradesi ortaya konulup buna dönük de önemli adımlar atıldıktan sonra bu süreç devam ederken bu yasal adımların da süreci tamamlayan adımlar olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi lazım. Hadi diyelim ki sizin dediğinizi varsayalım siz "Silahlar tamamen bırakılmadan biz örgütle ilgili herhangi bir yasal adım atmayacağız." diyorsunuz, onu kabul edelim. 7'nci madde ne diyor: "Demokratikleşmeyle ilgili öneriler." Peki, Allah aşkına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymak için örgütün silah bırakmasını mı bekleyeceğiz?
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Anayasa Mahkemesi kararları...
BÜLENT KAYA (Devamla) - Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması için örgütün silah bırakmasını mı bekleyeceğiz? İnfaz Yasası'nda bir düzenleme yapmak için örgütün silah bırakmasını mı bekleyeceğiz? Düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için -bunların tamamı ortak raporda sizin de imzanız olan şeyler- örgütün silah bırakmasını mı bekleyeceğiz? Allah aşkına, siz demokratikleşmeyi silah bırakmanın şartı olarak ortaya koyarsanız, nerede kaldı sizin demokratlığınız? Zaten ilk çözüm sürecinde de size itiraz ettiğimiz temel noktalardan bir tanesi oydu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Örgütün feshi ve tasfiyesiyle ilgili hususlar bir başka takvim içerisinde, bir başka sürece dayalı olarak devam edebilir ama bu ülkenin ihtiyaç duyduğu demokratikleşme adımları var. Bu raporda diyoruz ki: "Kanundan kaynaklı sebeplerle belediye başkanları görevden alındığı zaman yerlerine mutlaka Meclis içerisinden bir başkan vekili seçilir." E, hâlâ kayyum uygulamalarını niye kaldırmıyorsunuz? Bu demokratikleşme için örgütün silah mı bırakması lazım, bu bizim demokrasi taleplerimize yakışır mı? Ayıp değil mi bu ülkeye özgürlük ve demokrasi getirmek için bir örgütün silah bırakmasını beklemek? Dolayısıyla kimsenin ipe un sermeye hakkı yok. Dediğim gibi, demokratikleşme ve insan haklarıyla ilgili hususlarda asla hiç kimseyi beklemeden gerekli adımların atılması lazım. Süreçle ilgili bize göre yasal adımlar, silahların bırakılmasından sonra değil; silahların bırakılmasını teşvik eden, onu bir hukuka bağlayan yasal adımlarla mümkün olacaktır. Siz farklı düşünebilirsiniz ama rapor bunu demiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Gelin, bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinde etraflıca bir şekilde değerlendirelim. Saraydan, istihbarat bürokrasisinden ya da başka yerden bir çağrı beklemeyelim, bu raporun gereklerinin ne olduğunu biz hep beraber konuşalım ve kendi gündemimize sahip çıkalım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
İYİ PARTİ Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bahse konu Komisyon bizim için yok hükmündedir.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Siz de bizim için yok hükmündesiniz.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bir anayasal komisyon değildir, Anayasa'yla kurulmamıştır; bir yasal komisyon değildir, yasayla kurulmamıştır; İç Tüzük'le de kurulmamıştır, İç Tüzük'e uygun bir komisyon değildir ve hiçbir yaptırımı yoktur, hiçbir yetkisi yoktur, hiçbir salahiyeti yoktur, hiçbir hukuki karşılığı yoktur. Biz bu Komisyona çok haklı gerekçelerle girmedik, başında nerede duruyorsak bugün de aynı noktadayız; aziz Türk milleti olanı biteni izliyor ve bizim bu komisyonla ilgili ve buna benzer pek çok konuda vermiş olduğumuz kararları takdirle takip ediyor.
Peki, bu Komisyon ne için kuruldu? Hadi bu Komisyonun yetkisi ve salahiyeti varsa getirsin bakalım yasa tekliflerini, getiremez çünkü böyle bir yetkisi yok, böyle bir salahiyeti yok. Bu Komisyonun kurulmasının bir tek amacı vardı; ikna. Onun için "ikna komisyonu" dedik. Bir zamanlar akil adamlarla ikna etmeye çalıştığınız ve beceremediğiniz o süreci bugün Parlamentoyu, aziz Türk milletinin iradesinin tecelligâhı olan bu çatıyı kullanarak yapmaya çalıştınız, ondan da netice alamadınız.
Peki, bu Komisyon bir karar verdi. Neydi bu karar? Yola çıkarken ne demişsiniz? "Terör örgütü PKK kayıtsız şartsız silah bıraksın." Peki, bugün gelinen nokta? Şimdi diyorsunuz ki: "Silah bırakmasa da kanunlar çıksın, yasalar çıksın." Bir çanağın içerisinde 30 tane Irak pazarında 10 dolara satılan keleşi aldınız, yaktınız "Hadi bakalım, biz işimizi hallettik, sıra sizde." dediniz. Fakat böylesi bir seremoninin, böylesi bir tiyatronun ardından terör örgütü PKK'nın üyeleri Kandil Dağı'nın eteklerinde basın toplantısı yaptı ve devlete meydan okurcasına "Biz silah falan bırakmadık, o yaktığımız silahlar on paralık keleşlerdi. Onun yerine Amerika'nın bize vermiş olduğu M16 silahlarını kullanıyoruz." dediler ve devlet olarak siz bunu sineye çektiniz. Terör örgütü PKK, Kandil eteklerinde toplantı yapıyor, "Lozan'a karşı kurulduk." diyor, "Sevr'i geri getireceğiz." diyor, Türk devletinin birçok ilkelerine ihanet edercesine toplantılar yapıp açıklamalar yapıyor; hiçbirinizden bir tek kelime cevap gelmiyor. Peki, ne oldu nihayetinde? Şimdi gelinen noktada deniyor ki: "50 bin kişinin katili terör örgütü PKK'nın elebaşı cezaevinden çıksın. Sonra kendisine bir statü verilsin, bir koordinatörlük verilsin, devletle eşitlensin. Masanın bir tarafına o otursun, diğer tarafına Türkiye Cumhuriyeti devleti otursun, devletle eşitlensin. Kurucu önder olsun -ne kurduysa- ve coğrafyada yaşayan Kürtlerin lideri olsun. Sonra da bir saraycığa otursun, oradan terör örgütünü idare etsin, onun siyasi uzantısını idare etsin, bu iş olsun bitsin."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Hayır, efendim, bunu beceremeyeceksiniz, bunu yapmaya ne gücünüz ne de kudretiniz yeter. Evet, bu ülkenin sorunları var, bu ülkenin problemleri var; bu ülkede Kürtlerin de sorunu var, Türkmenlerin de sorunu var, Alevilerin, Sünnilerin, sağcıların, solcuların, muhafazakârların, sekülerlerin, Doğulunun, Batılının, Kuzeylinin, Güneylinin, hepsinin sorunu var. Bütün bu sorunların çözümün adresi demokrasinin kurum ve kurallarının işlemesidir, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesidir, insan haklarının kurumsallaşmasıdır, özgürlüklerin kurumsallaşmasıdır, herkesin eşit ve birinci sınıf vatandaş olduğu, kucaklaştığı, bir ve beraber büyük Türkiye'nin tesis edildiği bir sistemin hayata geçirilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bu itibarla, biz bu önergeyi doğru bulmuyoruz, bu önergeye İYİ Parti Grubu olarak hayır diyeceğiz. Niye hayır diyeceğiz? Zaten illegal olan bir Komisyonun tekraren görüşülmesiyle ilgili atılan bu adım zaten doğru değildir, onun için parti olarak hayır diyoruz.
Saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller; herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihine bakacak olursak, yakın tarihte dâhil olmak üzere, son derece önemli bir konuyu içeren tartışmaların yapıldığı ve çözüm yollarının konuşulduğu, değerlendirildiği tarihî bir Komisyon oldu aslında Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu. Sonunda bir rapor yazıldı, 18 Şubat'ta şu elimde görmüş olduğunuz rapor çıktı bu Komisyonun çalışmalarının sonunda ve son derece değerli önerilerde bulundu. Raporda eksikler yok muydu? Var. Raporda yanlışlar yok mu? Olabilir. İtirazlarımızı dile getirdik zaten ama sonuç olarak üzerinde anlaştığımız bir rapor çıktı. Özellikle 6'ncı ve 7'nci bölümleri açısından baktığımızda yapılması gereken hukuki ve siyasi düzenlemeleri içeren bir rapor olarak karşımıza çıktı. Dolayısıyla, bu Komisyon tarihseldir, bu Komisyon çok önemli bir işleve sahip olmuştur ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümü yönünde ilerlemesini sağlayacak bir zemini gerçekten oluşturmuştur; bunu söylemek istiyorum.
Şimdi, bu raporun -zamanımız kısıtlı olduğu için birkaç noktaya daha değineceğim- 37'nci ve 38'inci sayfalarında yani 6'ncı bölüme dair olan sayfalarda der ki: "Komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir." Yine, 38'inci sayfada "Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır." der bu rapor yani hepimizin oy verdiği, Komisyondaki ezici bir çoğunlukla kabul edilmiş raporda bunu söyler. Demek ki şimdi yapılması gereken şey, özellikle 6'ncı bölümde ifade edilen özel yasanın -nasıl değerlendirirsek değerlendirelim biz "barış yasaları" diyoruz- bu yasanın çıkarılmasıdır ilk olarak yapılması gereken ve Meclis bu konuda fazla vakit kaybetmeden, burada ifade edildiği gibi bir sürecin parçası olarak yani bir pedal çevirme metaforundan devam edeceksek pedalın iki tarafının da çevrildiği bir bisikletin gitmesini sağlayacak tempoda bu çalışmaları yapmak gerekir. Bu özel yasa çıktıktan sonra buna bağlı olarak İnfaz Yasası'nda, Terörle Mücadele Yasası'nda, Türk Ceza Yasası'nda ve kayyımları ilgilendirdiği için yerel yönetimler yasasında gerekli düzenlemelerin yapılması gerekir ve elbette ki AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gerekir.
Şimdi, bunların yapılması için fazla zaman kaybedilmemesi gerekiyor. Neden?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Şunun için, bakın, dünyada çatışma çözümlerinin yaşandığı birçok ülke var: İrlanda-İngiltere. Burası İrlanda ve İngiltere değil. İspanya, burası İspanya değil, Uzakdoğu ülkeleri, burası Uzakdoğu değil, biz Orta Doğu'dayız ve Orta Doğu her gün ama her gün yeni sorunların üretildiği bir yer aslında. Dolayısıyla savaşların olduğu, her türlü provokasyonların olduğu bir yerden bahsediyoruz. Her gecikmenin maliyeti Türkiye'de yaşayan bütün insanlar için ağır bir maliyet ortaya çıkarabilir. Bunu birincisi söylemek istiyorum. Dolayısıyla gecikme şansımız yok, gecikmeden hareket etmek gerekiyor.
İki, süreci bozmak isteyenler var, süreci bozmak isteyen küresel ve bölgesel güçler var, onlara fırsat verilmemeli. Süreci bozmak isteyen Türkiye'de sivil ve askerî bürokrasinin içinde ve siyaset alanında güçler var, onlara da fırsat verilmemeli ve bir an evvel bu yasalar çıkarılmalıdır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Okan Konuralp. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrara da düşmeden, benim de üyesi olduğum Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak onlarca toplantı yaptık, yüzden fazla uzman kişiyi dinledik. Geldiğimiz nokta itibarıyla umarım nitelendirilmesiyle, uzmanların nitelendirilmesiyle negatif barış olarak nitelendirilen bu geldiğimiz nokta, en kısa sürede atılacak doğru ve anlamlı adımlarla beraber pozitif barışa döner ve bu pozitif barışın kalıcılığı sağlanır. Bunu neden söylüyorum? Uzmanların sıklıkla vurguladığı üzere eğer negatif barışla çok fazla oyalanırsa bu sadece bir çatışmazlık durumu olur ve yeniden çatışmalı döneme evrilebilecek bir potansiyeli içinde barındırır. Bu noktada, öncelikle siyasi iktidarın bu konuda gerekli adımları ivedilikle atması gerekiyor ve raporun -oy birliğiyle kabul ettiğimiz, neredeyse oy birliğiyle kabul ettiğimiz raporun- içeriklerine bağlı olarak 6'ncı ve 7'nci bölümlerin, özellikle bu bölümlerdeki yasa gerektirmeyen, 7'nci bölümdeki özel bir yasa gerektirmeyenleri de kapsayacak şekilde gerekli adımların, yasal düzenlemelerin atılması gerekiyor. Bunu neden söylüyorum? Bütün bu aradan geçen süre içerisinde en azından "Şu oldu." demek bizim için çok sevindirici; Anadolu'nun hiçbir yoksul köyüne şehit cenazesi gitmedi, gençlerimizi toprağa vermiyoruz. Bu bile bu sürecin ne kadar kıymetli olduğunu ve hep beraber bu süreci nasıl bir nevi pamuklara saracak şekilde korumamız gerektiğini bizim önümüze koyuyor. Dolayısıyla biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak içinden geçtiğimiz olağanüstü baskılara ve zulme rağmen tam da bu hassasiyetle, en azından gençlerimizin yaklaşık bir, bir buçuk yıldır ölmüyor oluşlarının da getirdiği anlamlı bir sonuç olarak bu sürece büyük bir hassasiyetle eğiliyoruz. Çünkü biliyoruz ki Orta Doğu bir nevi barışamamanın da tarihi, -çeşitli platformlarda dile getirmiştim- Orta Doğu bu bağlamda barış olarak geçen dönemin son derece kısa olduğu bir dönem, savaşmak üzerinden kurgulanmış neredeyse bir tarihi içinde barındırıyor. Bu noktada, barışamamanın, kardeşleşememenin tarihi ve biz tam da bu noktada, bölge ülkelerine de örnek olacak şekilde bir barışı, bir kardeşliği yeniden inşa etmenin çabası içerisindeyiz. Burada kardeşlik vurgumu da bir hiyerarşi olarak adlandırmayın lütfen, bence ve partimce de Türk-Kürt ilişkisi kardeşlik hiyerarşisi içerisine sıkıştırılabilecek bir ilişki biçimi değildir. Türk ve Kürt'ün ve güzel ülkemizin tüm yurttaşlarının birbirleriyle ilişkisi hakkaniyetli, adaletli, vicdanlı ve eşitlikçi bir ilişki olmalıdır. Bu bağlamda, biz de tam da bu perspektifte bakıyoruz. Dolayısıyla her birimizin ilişkisi birbirimizin yarasını sarmanın da ilişkisidir ve bunun için de bu geldiğimiz noktada ısrarlılıkla AK PARTİ ve mevcut siyasi iktidar neden geri duruyor olursa olsun, biz yine de barış konusundaki kararlılığımızı büyük bir özveriyle yerine getirmeye çalışıyoruz çünkü bu ülkenin bütün çocukları -Sayın Genel Başkanın ifade ettiği gibi- gençleri, kadınları, Kürt'ü, Türk'ü, tüm yurttaşlarımız korkmadan yaşayacağı, umutla büyüyeceği bir Türkiye'yi hak ediyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
OKAN KONURALP (Devamla) - Ve son olarak gündemdeki bazı tartışmalarla ilgili de bir değerlendirmede bulunmak istiyorum, sizlerle de paylaşmak istiyorum. Su testisi su yolunda kırılır misali ellerinde testileri iftiralarıyla, yalanlarıyla, ahlaksızlıklarıyla dolduranlara da bir sözüm var: Ellerinden geleni ardına koymasınlar. Ama şunu da bilsinler: Tehditse tehdit, uyarıysa uyarı, ellerinizdeki testileri kafalarınızla birlikte kıracağız, kim nasıl anlarsa anlasın, bu iftiralara pabuç bırakmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bildiğiniz gibi 5 Ağustos 2025'ten itibaren yürüttüğü çalışmalarını tamamlamış, 7 ana başlık, sonuç ve değerlendirme bölümü ile eklerden oluşan kapsamlı ve stratejik bir rapor kabul edilmiştir. Komisyonun hazırladığı bu rapor kardeşliğin güçlendirilmesi, toplumsal bütünlüğün tahkimi ve terörsüz bir Türkiye ile terörsüz bölge vizyonunun kurumsallaşması bakımından son derece kıymetlidir. Bu metin aynı zamanda toplumsal kabulle demokratik kapasitenin birlikte güçlendirilmesine dönük stratejik bir iradenin somut tezahürüdür. Bu sürece liderlik eden Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli'ye, süreci kurumsal zeminde yöneten Sayın Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş'a ve katkı sunan tüm siyasi partilerimize, milletvekillerimize bu vesileyle bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum.
Komisyon raporunun altıncı ve yedinci bölümlerinde de açıkça ortaya konulduğu üzere, sürecin en kritik ve belirleyici eşiği terör örgütünün silah bırakması ve kendisini tamamen feshetmesidir. Bu çerçevede, öncelikle silah bırakma sürecinin somut, doğrulanabilir ve geri dönülmez şekilde gerçekleşmesi, ilgili devlet kurumlarının tespit ve teyit mekanizmalarıyla bu sürecin eksiksiz biçimde tamamlandığının ortaya konulması esas alınmaktadır. Raporda ayrıca silah bırakma ve fesih sürecinin kesin biçimde tamamlanmasının ardından toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, sürecin hukuki çerçevesinin belirlenmesi, izleme mekanizmalarının oluşturulması ve toplumsal bütünleşmeyi kalıcı hâle getirecek adımların değerlendirilmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Bu kapsamda, silah bırakma süreci sonrasında ortaya çıkabilecek ihtiyaçların karşılanabilmesi amacıyla süreci ve sonrasını yönetmeye dönük, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bazı yasal düzenlemelerin Meclisimizin iradesiyle ayrıca ele alınabileceği ifade edilmektedir. Dolayısıyla, süreç öncelikle silahların tamamen bırakıldığının ilgili kurumlarca teyit edildiği bir zeminde ilerleyecek, sonrasında ise ihtiyaç duyulması hâlinde gerekli düzenlemeler Meclisimizin takdirine sunulacaktır.
Kıymetli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifade ettiği üzere, bugün iç kalemizi tahkim etme yolunda atılan en stratejik adımlardan biri şüphesiz terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge hedefidir. Bu süreç yalnızca Türkiye'nin iç güvenliğini değil, bölgemizin geleceğini, toplumsal dayanışmayı, millî birlik şuurunu ve ortak istikbalimizi ilgilendiren çok boyutlu bir vizyonun adıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Türkiye yaklaşık yarım asra yaklaşan terörle mücadelesinde ağır bedeller ödemiş ancak millî birlik ve beraberliğinden asla taviz vermemiştir. Bugün ortaya konulan terörsüz Türkiye iradesi şehitlerimizin aziz hatırasından, gazilerimizin fedakârlıklarından ve milletimizin ortak vicdanında kökleşen kardeşlik idealinden güç almaktadır. Bu süreçte artık geri dönüş yoktur. Süreç, devlet kurumlarımızın koordinasyonu, güvenlik güçlerimizin kararlı mücadelesi, Meclisimizin katkısı ve milletimizin desteğiyle aynı kararlılıkla ilerlemektedir.
Bu çerçevede yürütülen kapsamlı çalışmalar, hazırlanan nitelikli rapor ve devam eden süreç dikkate alındığında genel görüşme açılmasına yönelik önergeye katılmadığımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, isimleri okutuyorum:
13/5/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Divan Başkanlığına
Parti önergesi oylaması öncesi toplantı yeter sayısı aranması talebimizi arz ederiz.
|
| Bülent Kaya |
|
| İstanbul |
BAŞKAN - Yavuz Aydın? Burada.
Yüksel Selçuk Türkoğlu? Burada.
Turan Yaldır? Burada.
Mehmet Akalın? Burada.
Hüsmen Kırkpınar? Burada.
Turhan Çömez? Burada.
Gökhan Günaydın? Burada.
Hikmet Yalım Halıcı? Burada.
Aliye Timisi Ersever? Burada.
Mehmet Emin Ekmen? Burada.
Birol Aydın? Burada.
Necmettin Çalışkan? Burada.
Sema Silkin Ün? Burada.
Mehmet Karaman? Burada.
Mehmet Atmaca? Burada.
Hasan Karal? Burada.
Sadullah Kısacık? Burada.
Mustafa Kaya? Burada.
Cemalettin Kani Torun? Burada.
Selçuk Özdağ? Burada.
Aliye Coşar? Burada.
III. - Y O K L A M A
BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapılacaktır.
Şimdi yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.29
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.44
BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN
KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Rümeysa KADAK (İstanbul)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Mayıs 2026 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 16.49
[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[2]. (*)Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[3]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi
[4]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi