2 Haziran 2026 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

---- 0 ----

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97'nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, geçmiş Kurban Bayramı’na ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, hepinizin geçmiş bayramını kutluyorum, tebrik ediyorum. Allah birliğimizi bozmasın, beraberliğimizi bozmasın. Tekrar nasip olsun önümüzdeki bayramlar. (Alkışlar)

 Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz talebi, Afyonkarahisar'ın sorunları ve ülke gündemi hakkında Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şerif Olgun'a aittir.

Buyurun Sayın Olgun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şerif Olgun’un, Afyonkarahisar’ın sorunlarına ve ülke gündemine ilişkin gündem dışı konuşması

 

HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bayramda hem memleketim hem de seçim bölgem olan Afyonkarahisar'da halkla bir araya geldim ve vatandaşın yakarışlarını dinledim. Çiftçi perişan, esnaf borç içinde, genç umutsuz, sanayici çaresizdir. Afyonkarahisar bugün siyasi iktidarın ihmaliyle yalnız bırakılmıştır. Bu şehir yıllardır oy veriyor ama hizmet alamıyor.

Toprak Mahsulleri Ofisi arpa ve buğday fiyatlarını sessiz sedasız açıkladı. Eğer açıklanan rakamlar çiftçinin lehine olsaydı bunu davul-zurnayla açıklardınız. Geçen yıl kilosu 13,5 lira olan buğday bugün 16,5 lira, arpa ise 11 liradan 12,75 liraya çıkmış; artış oranı sadece yüzde 22. Mazot, gübre, ilaç, sulama ve elektrik maliyetleri yüzde 70-80 atarken çiftçiye reva görülen artış yüzde 22 olmuştur. Üstelik Toprak Mahsulleri Ofisi o düşük fiyatlardan bile yeterince alım yapmıyor, çiftçiyi tüccarın eline bırakıyor. Tüccar ise daha da düşük fiyat veriyor, çiftçi her şartta zarar ediyor. Ha gayret, çiftçiyi tamamen bitirmeye az kaldı!

Sandıklı ilçemizde yaşanan dolu felaketi ise çiftçimizin son umudunu da vurmuştur. Bir yıllık emek birkaç dakikada yok olmuştur. Tarlalar zarar görmüş, ürünler telef olmuş, insanlar çaresizlik içinde bırakılmıştır. Buradan açık çağrıda bulunuyorum: Sandıklı derhâl afet bölgesi ilan edilmelidir. Çiftçinin kredi borçları ertelenmeli, zararları eksiksiz karşılanmalıdır.

Afyonkarahisar'da BAĞ-KUR borcu, sigorta borcu olmayan esnaf neredeyse kalmamış. İnsanlar bu yüzden kredi çekemiyor, emekli olamıyor. Ekonomi durma noktasına gelmiş, sıcak para akışı durmuş, piyasa kilitlenmiş. Gençlerin yaklaşık yüzde 30'u ya işsiz ya da kayıt dışı çalışıyor. Sanayi durmuş vaziyette, yoksulluk ve işsizlik had safhaya ulaşmış.

Afyon'da elektrik dağıtım sistemi çökmenin eşiğine gelmiş. Plansız ve sık elektrik kesintileri hem üreticiyi hem vatandaşı mağdur etmektedir. Sanayi tesisleri zarar görmekte, makineler durmakta, üretip aksamakta, vatandaş karanlığa mahkûm edilmektedir.

Hızlı tren projesi ise artık tam anlamıyla bir yılan hikâyesine dönmüş. Karınca hızıyla ilerleyen projede müteahhide hak edişleri ödenmediğinden hem şantiyede çalışan emekçiler hem de şantiyeye malzeme veren esnaf mağdur edilmiştir.

Dinar yolunda meydana gelen heyelan nedeniyle yollar zarar görmüş, ulaşım güvenliği tehlikeye girmiştir. Vatandaş hizmet beklerken ihmalkârlığın bedelini ödemektedir.

Sağlık sistemi çökmüş durumdadır, vatandaş hastaneden randevu alamıyor; doktor eksikliği, yoğunluk ve plansızlık nedeniyle vatandaş sağlık hizmetine ulaşamıyor.

Bir başka büyük skandal da lojistik merkezi meselesi. Millî Emlaktan posta lojistik merkezi yapılması amacıyla 180 bin metrekare arazi tahsis edilmiş, ardından proje iptal edilip bu arazi yaklaşık 60 milyon liraya İstanbul merkezli bir şirkete satılmıştır. Soruyorum: Bu lojistik merkezi neden iptal edilmiştir? Bu arazi kimlere, hangi gerekçeyle satılmıştır? Rayiç bedelin çok altında olduğu konuşulan bu satışın arkasında kimler vardır? Ayrıca, mevcut PTT İşletme Merkezi neden satışa çıkarılmıştır? Neden kiralık bina aranmıştır?

Afyonkarahisar'ın başka feryatları da vardır. Sultandağı yıllardır Toprak Mahsulleri Ofisi istemektedir. Üretici ürününü değerinde satmak istiyor ama sesini duyan yok.

Yakasinek bölgesi sulama alanlarının genişletilmesini bekliyor.

Eber Gölü yağışlar sayesinde geçici olarak can çekişmekten kurtuldu ancak kurak geçmesi beklenen yazın sonunda akıbetinin ne olacağı meçhul. Vatandaş balık popülasyonunun yeniden artması için balık yumurtası desteği talep ediyor.

Afyonkarahisar sahipsiz değildir, bu millet günü geldiğinde hesabı hem sandıkta hem vicdanda soracaktır.

Bir diğer konu, İstanbul Bilgi Üniversitesinde yaşanan tablo ise tek adam rejiminin ve bu ülkenin nasıl yönetilemediğinin açık bir göstergesidir. Bir üniversite dört gün içinde bir imzayla kapatılıp yine bir imzayla açılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Final sınavları zamanı 22 bin öğrencinin geleceğiyle, akademisyenlerin emeğiyle, ailelerin umutlarıyla oynuyorsunuz. Dönem sonunda bu yaptığınız yüzünden mağdur olan o gençlerin hakkını nasıl ödeyeceksiniz? Eğitimde güveni yok ettiniz, hukuk devletini zedelediniz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Suiçmez...

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in, KTÜ Çocuk Hastanesine ilişkin açıklaması

 

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, Trabzon'un yıllardır kanayan yarası olan, yılan hikâyesine dönmüş KTÜ Çocuk Hastanesinin tam on yıl önce temeli atıldı. Bu proje yıllarca ödenek yokluğu gibi bahanelerle çürümeye terk edildi. İktidar bir gecede rant projelerine milyarlarca lira kaynak aktarırken söz konusu Trabzon'un, bölgenin çocukları olunca bütçede para bulamadı. Bu hastanenin on yıldır bitirilememiş olması büyük bir yönetim zafiyeti, utançtır. Trabzon'da ailelerin artık bir gün daha beklemeye, şifa aramak için çocuklarını yollarda perişan etmeye tahammülü kalmamıştır. O hastanenin bu yıl içinde sadece binasıyla değil, cihazı, uzman doktoru ve tam kadrosuyla hizmete girmesi için sürecin takipçisi olacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bozan...

Buyurun.

 

2.- Mersin Milletvekili Ali Bozan’ın, cezaevlerindeki hukuksuz uygulamalara ilişkin açıklaması

 

ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Maalesef ki ülkede hukukun kırıntılarını arar durumdayız. Cezaevlerinde zulüm devam ediyor. Nedime Yaklav ve Nurettin Ataman otuz dört yıldır cezaevindeler. Nedime Yaklav'ın 7 kez, Nurettin Ataman'ın 9 kez tahliyesi keyfî olarak ertelendi ve öğrendik ki Nurettin Ataman yaşanan hukuksuzluk karşısında artık kurul kararlarına itiraz etmeyeceğini söylemiş.

Cezaevlerinde onurlu mücadelelerini sürdüren tüm mahpus arkadaşlarımız şunu bilsin: Gönülleri sizinle birlikte çarpan milyonlarca arkadaşınız var, milyonlarca yoldaşınız var, yalnız değilsiniz, yalnız olmayacaksınız; bizler de DEM PARTİ olarak cezaevlerinde yaşanan, cezaevlerinde yaşatılan hukuksuz uygulamaların karşısında ve takipçisi olacağız.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

3.- Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu’nun, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı buğdayın ton fiyatına ilişkin açıklaması

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Muhterem milletvekilleri, Toprak Mahsulleri Ofisi bu yıl buğdayın ton fiyatını 16.500 lira olarak açıkladı. Soruyorum: Bu kararı verenler hiç tarlaya gitti mi, hiç çiftçinin yüzüne baktı mı? Mazot almış başını gitmiş; gübre, ilaç, tohum zam üstüne zam almış. Çiftçi ton başına 25 bin lira beklerken 16.500 lira nasıl reva görülür? Bu fiyat, güneşin altındaki çiftçiye resmen "Öl!" demektir. Bir taraftan "Rekolte yüksek." diyorsunuz, diğer taraftan ithal buğdaya tamah ediyorsunuz. Üretimi teşvik etmeyi Allah aşkına ne zaman akıl edeceksiniz? Bu fiyatı asla kabul etmiyoruz. Çiftçi sizin köleniz değil milletin efendisidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Ocaklı... Tahsin Bey yok mu?

Sayın Güneş...

 

4.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, 29 Mayıs 1453’e ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 29 Mayıs 1453 sabahı yalnızca İstanbul'un surları yıkılmadı, bin yıllık bir kibir çöktü, yeni bir medeniyet güneşi doğdu; o gün fethedilen sadece bir şehir değil, bir çağ, bir ufuk ve bir medeniyet tasavvuruydu. Fatih Sultan Mehmet Han kılıcıyla İstanbul'u aldı, adaletiyle gönülleri fethetti, harap bir Bizans şehrini ezanların semaya yükseldiği, ilmin, sanatın ve vakıf medeniyetinin merkezi olan bir payitahta dönüştürdü. Bugün İstanbul'un her taşı, her kubbesi, her minaresi aynı hakikati haykırmaktadır. Bu şehir Fatih'in emanetidir, bu şehir ecdadın mührüdür. Karaların ve dahi denizlerin hâkimi, Konstantiniyye'nin fatihi, İslamlığın hünkârı, Türklerin hakanı, cihan mazlumlarının sığınağı, âlempenah Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerini ve kutlu ordusunu rahmetle, minnetle, hürmetle yâd ediyorum. Ne mutlu Fatih'in izinde yürüyenlere, ne mutlu bu kutsal mirasa sahip çıkanlara diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

 

5.- Antalya Milletvekili Şerafettin Kılıç’ın, Isparta’yı ve Antalya’yı birbirine bağlayan Dereboğazı yoluna ilişkin açıklaması

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Isparta ve Antalya'yı birbirine bağlayan, bölge ekonomisi ve turizmi açısından hayati derecede önemli olan Dereboğazı yolu maalesef yıllardır bitirilemeyen yapısıyla can almaya devam etmektedir. Karacaören, Yeşilkaraman, Karaöz ve Elsazı mevkilerinde peş peşe yaşanan feci kazalar durumun vahametini göstermektedir. Nitekim, üç gün önce yaşanan ve 4 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, 11 vatandaşımızın yaralandığı zincirleme kaza hepimizi derinden yaralamıştır. Her kazanın ardından benzer vaatlerin tekrarlanması ancak bu ölüm yolunun bir türlü tamamlanmaması bölge halkı için tam anlamıyla bir hayal kırıklığıdır. İnsan hayatı her şeyin önündedir. Yıllardır âdeta yılan hikâyesine dönen bu yol, bölünmüş yol olarak acilen tamamlanmalı ve verilen sözler artık yerine getirilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...

 

6.- Şanlıurfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan’ın, Ankara’da günlerce direnen bir maden şirketinin işçilerine ilişkin açıklaması

 

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ankara'da günlerce direnen Doruk Madencilik işçileri, 3 Bakanın garantörlüğünde verilen sözlere güvenip evlerine dönmüştü ancak verilen sözler tutulmadı, alacaklar ödenmedi. İşçiler, çocuklarına bayram harçlıkları veremeden maalesef ki kara bayram geçirdiler. Eğer bu ülkede 3 Bakanın garantör olduğu sözler bile tutulmuyorsa insanlar kime güvenecek? Yıldızlar Holding patronlarına "Sözünü tut, borcunu öde." diyemeyenler nasıl bakanlık yapabilirler? Bir kez daha gördük ki güvenilecek tek güç halkın gücüdür, güvenilecek tek güç emekçilerin örgütlü gücüdür. Perşembe gününden itibaren Ankara'da direnişe başlayacak olan Doruk Madencilik işçilerinin yanında olmaya devam edeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Kış...

 

7.- Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın, Mersin’in Tisan Koyu’na ilişkin açıklaması

 

GÜLCAN KIŞ (Mersin) - Sayın Başkan, Mersin Tisan Koyu'nda bugün bir keşif yapılmıyor, Mersin'in geleceği yeniden yargılanıyor. AKP iktidarının yıllardır uyguladığı anlayış ortada: Önce doğal alanı gözlerine kestiriyorlar, sonra plan değişikliği yapıyorlar, ardından beton geliyor, rant geliyor ve doğa kaybediyor; şimdi sıra Tisan'da. Danıştay, dosyadaki eksikleri tespit ederek yeniden keşif yapılmasına karar verdi çünkü ortada cevap bekleyen çok önemli bir soru var: Bu proje, kamu yararına mı hizmet ediyor yoksa birilerinin çıkarına mı?

Mersin'in koyları, sahilleri ve doğal güzellikleri bir avuç kişinin kazanç kapısı değildir. Tisan sadece bir koy değildir; Mersin'in hafızasıdır, doğasıdır, ortak mirasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler Mersin halkının yanında durmaya devam edeceğiz, Tisan'ın betonlaşmasına da Mersin'imizin talan edilmesine de sessiz kalmayacağız.

Teşekkür ederim.

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’ın, Siirt’in yerel sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

BAŞKAN - İkinci söz talebi, Siirt'in yerel sorunları hakkında, Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş'a aittir.

Buyurun Sayın Sarıtaş. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizleri izleyen halklarımızı ve cezaevlerinde tutulan siyasi tutsakları saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, burada, yine ilimin hiç bitmeyen; aksine, her geçen gün daha da derinleşen, kronikleşen sorunlarından konuşmak istiyorum.

Aslında bir şehrin sorunları birbirinden bağımsız değildir; su sorunu, ulaşım sorunu, işsizlik sorunu, plansız kentleşme ve altyapı eksiklikleri aynı anlayışın ürünüdür; Siirt'te olan da tam budur. Yıllardır çözüm üretemeyen, günü kurtaran, yurttaşın ihtiyaçlarını değil propaganda görüntülerini önceleyen bir yönetimin anlayışı ve sonucudur.

Değerli milletvekilleri, bugün, Siirt halkının uğraştığı kriz sadece ekonomik değil; aynı zamanda en temel hizmetlere de erişememekle mücadele ediyor Siirt halkı. Sorunlar biliniyor, şikâyetler yıllardır dile getiriliyor ancak çözüm üretilmiyor; sonuç olarak yine faturayı Siirt halkı ödüyor.

Bakın, etrafı akarsularla çevrili, barajlarla çevrili, her yerini HES projeleriyle donattığınız Siirt'te su sorunu, artık geçici bir aksaklık değil düpedüz bir beceriksizlik ve rant krizidir. Kent merkezinde sık sık kesintiler yaşanırken köylerde durum maalesef çok daha ağır. Beşyol köyünde yurttaşlar haftalardır susuz bırakılmış, kendi imkânlarıyla su taşımak zorunda kalmış. Yine, Sarıtepe köyü ve bağlı mezralarda insanlar aylarca susuz kalıyor. Pınarova köyünde yıllardır süren sorun nedeniyle bir gün verilen suya karşılık günlerce kesinti yaşanmaktadır. "Türkiye Yüzyılı" diye övündüğünüz 2026 yılında, Siirt'te insanlar suyu eşekle, traktörle taşımak zorunda kalmış; bu da bu iktidarın ayıbıdır, utanç belgesidir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz nisan ayında üç günlük yağış sonrası Siirt'in altyapısı tamamen çöktü. Yaşanan sel felaketinde zarar gören tarihî Kezer Köprüsü başta olmak üzere kentin büyük bölümünde trafik hâlâ tek şeritten sağlanıyor. Yine, yıllardır bitiremediğiniz Batman-Siirt yolu da aynı sorunla karşı karşıya -bayram vesilesiyle gittiğimiz ilçelerimiz, köylerimizde bizim gördüğümüz fotoğraf- trafik kazalarına, ölüme âdeta davetiye çıkarıyor. Defaatle buradan dile getirdik Siirt'in yol sorununu. Zaten yol demeye bin şahit gereken yol, yağmur da yağınca maalesef yol kalıntıları da ortadan kalktı. Bizim orada buna "'...'[1] AKP fotoğrafıdır." diyorlar.

Yine, en büyük sorunlarımızdan biri... Karada hâl böyleyken havada değişiyor mu? Maalesef değişmiyor. Siirt Havalimanı için defaatle söyledik ki Siirt Havalimanı'nın terminale değil bir piste ihtiyacı var ama mesele halkın ihtiyacı olmadığı için, rant ve yandaş olduğu için "Sizin pistiniz dursun, hele bir de terminal yapalım, bir de orada bekleyin." dediler ve 20 Ekim 2025 tarihi itibarıyla üç ay süreceği söylenen terminal, üzerinden dokuz ay geçmesine rağmen hâlâ açılmış değil. Hâlen, ne zaman yapılacağı konusunda da maalesef iktidardan ne ses var ne seda var. Maalesef, burada mağdur olan yine halktır; yine, esnaf, işçi, öğrenci, iş insanı çevre illerin o korkunç yollarından havaalanına, ulaşıma erişebiliyor.

Yine, değerli milletvekilleri, bununla bitiyor mu sorunlarımız? Hayır. Kent merkezinde otopark ve şehirleşme sorunu da aynı plansızlığın sonucudur. Güres Caddesi'nde, Lise Caddesi'nde ve kent merkezinde otopark bulmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Şehir merkezinde rant odaklı değil kamu yararını esas alan bir anlayışla, acilen bir otoparka ihtiyacımız var diyoruz. Defaatle söylüyoruz ama kayyım efendinin tek işi nedir? Altyapısı olmayana, ranta, yandaşa asfalttır.

Yine, bütün bu sorunlar yaşanırken, Siirt halkı bunlarla boğuşurken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Teşekkürler.

En katmerli, Türkiye'nin de herkesin yaşadığı sorunlardan biri işsizlik. Siirt, Türkiye'nin en genç nüfusuna sahip illerinden biridir ancak bu gençler için yeterli istihdam alanı yaratılmadığı için, gençler iş bulmak için maalesef şehri terk etmek durumunda kalıyor.

Yine, kadınlar ise bu durumun en ağır sonucunu yaşıyor. Ne yapıyor? Güvencesiz, mevsimlik tarım işçisi gibi en ağır işlerde çalışmak durumunda bırakılıyor.

Bir kent düşünün; doğası talan ediliyor, verimli bütün kaynakları ranta peşkeş çekiliyor. Genç nüfusu var, iş imkânı var ama Siirt halkına, Siirt'e reva görülen ranttır, umursamazlıktır, ayrımcılıktır, haksızlıktır, hukuksuzluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Biz buradan tekrar iktidara sesleniyoruz: Siirt'in ihtiyacı kayyım değil, Siirt'in ihtiyacı vaat değil, propaganda değil; Siirt'in ihtiyacı gerçek anlamda yerinden yönetim, güçlendirilmiş yerinden yönetim ve akılcı planlardır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Durmaz...

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, Tokat’ta yaşanan afete ilişkin açıklaması

 

KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, Tokat'taki afette 90 bin dönüm birinci sınıf tarım arazisinde sel ve su baskını oldu, 18 köy boşaltıldı. Çiftçi mazot yaktı, fide dikti, gübre attı, ilaç kullandı, işçilik ödedi, emek verdi ancak afet nedeniyle ürünü yok oldu. Afet bölgesi ilan edin dedik, yapmadınız. Bu nedenle, Tokat çiftçisine acilen ikinci ürün üretim planı yapılmalıdır. Niksar ve Erbaa'da da danelik, Kazova'da slajlık mısır ekilip hasat edilebilir. Tarım ve Orman Bakanlığı da Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla alım ve fiyat garantisi vermelidir. Çiftçimize zirai donda olduğu gibi tohum, fide, gübre, işçilik ve mazot için nakit destek verilmelidir.

"Geçmiş olsun." deme vakti geçti; gün, Tokatlı çiftçinin acilen yarasını sarma günüdür.

BAŞKAN - Sayın Aygun...

 

9.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Tekirdağ Süleymanpaşa’da bayramdaki dolu dolayısıyla oluşan zarara ve TMO’nun açıkladığı buğday alım fiyatına ilişkin açıklaması

 

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Seçim bölgem Tekirdağ Süleymanpaşa'da, bayramdaki dolu dolayısıyla Oğuzlu ve Tatarlı köylerimizde çiftçilerimiz zarar gördüler. Ben buradan kendilerine geçmiş olsun diyorum ve yetkilileri bir an evvel yaraları sarmaya davet ediyorum.

Yine, TMO, bugün buğday alım fiyatlarını açıkladı. İyi fiyat olduğu zaman Sayın Cumhurbaşkanı, orta fiyat olduğu zaman ise Tarım Bakanı açıklıyor ama fiyat eğer kötüyse kuruma kalıyor. Toprak Mahsul Ofisine kaldıysa demek ki fiyat kötü ve çiftçilerden feryat geliyor. Şu andaki fiyat yani taban fiyat, çiftçinin üretim maliyetlerini karşılamanın çok gerisinde kaldı. Bir an evvel yetkilileri bunu tekrar bir değerlendirmeye davet ediyoruz.

Çiftçimiz üretimde kalırsa ülkenin gıda güvenliği bekası sağlanır ama görünen tabloda çiftçi unutuldu, hayvancı unutuldu; hep ithalat, hep ithalat. Ya, ithalatın kol gezdiği bir duruma geldik. İthalatla abat olmaz diyoruz; çiftçiye, kendi çiftçisine bir an evvel destek olmaya davet ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Koca...

 

10.- Mersin Milletvekili Perihan Koca’nın, bir kez daha Ankara yolunda olan bir maden şirketinin işçilerine ilişkin açıklaması

 

PERİHAN KOCA (Mersin) - "Madencinin iradesi holdinglerden büyüktür." diyen Doruk Madencilik işçileri gasbedilen haklarını almak için bir kez daha Ankara yolundalar. Doruk Madencilik işçileri geçtiğimiz ay on bir gün yürüyerek Ankara'ya gelmişler, emeklerinin hakkını almak için günlerce açlık grevi yaparak ekmekleri ve onurları için direnmişlerdi. İşçilerin direnişleri 3 Bakan eşliğinde yapılan bir toplantıyla sonuçlanmış ve bu haklı mücadele zaferle taçlanmıştı ancak sermaye iktidarının pratiklerinden alışık olduğumuz üzere verilen sözler tutulmadı. Türlü patron ayak oyunlarıyla işçilerin hak edilmiş ücretlerine, emeklerine, haklarına çöken Sebahattin Yıldız kılını bile kıpırdatmadı. Ancak, bugün, maden işçileri türlü tehditlere, engellemelere rağmen "Haklarımızı almadan yolumuzdan dönmeyeceğiz." diyerek bir kez daha direnişteler. Herkesi perşembe günü Yıldızlar Holding önüne bekliyorlar, bizler de o gün onlarla beraber orada olacağız.

BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...

 

11.- Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in, bu hafta görüşülecek olan kanun teklifine ilişkin açıklaması

 

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tarım arazilerinin uygunsuz kullanımına yönelik ağır yaptırımlar içeren kanun teklifini bu hafta görüşeceğiz. Büyükşehir Yasası'yla köyler mahalle oldu. Köylümüz, atadan dededen kalma tapulu evlere, ahırlara çivi çakamaz oldu. Bir yanda "hobi bahçesi" adı altında lüks villa dikenlere sesiniz çıkmazken vatandaşın bir göz konteynerine düşman oldunuz. Evleri için yıkım kararı çıkanlara ve itiraz edenlere hapisle yargılama yolu açıldı. Köylerde nüfusun yaş ortalaması 50'nin üzerine çıktı. Bırakın insanlar köyünde eksinler, biçsinler, besicilik yapsınlar; şehirde asgari ücrete mahkûm olacaklarına köyünde huzur içinde yaşasınlar. Köylünün evine, ahırına dokunmayın.

BAŞKAN - Sayın Dindar...

 

12.- Van Milletvekili Mahmut Dindar’ın, Bahçesaray ilçesinden bir esnafın gönderdiği mesaja ilişkin açıklaması

 

MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bahçesaray ilçemizden bir esnafın bana gönderdiği bir mesajı tüm vekillerimize ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına iletiyorum, gerisini vicdanlarına havale ediyorum:

"Selamünaleyküm Sayın Vekilim. Van'ın Bahçesaray ilçesinde bir esnafım. 21'inci yüzyılda yaşıyoruz, millet aya giderken biz hâlen Van'a ulaşım sağlayamıyoruz. Alternatif yol olarak Hizan güzergâhını kullanıyoruz, bazen dört saat sürüyor. Kısa olan Çatak üzeri yolumuz temizlenmiş ve herhangi bir engel yokken keyfî olarak yola engel koyup yolu kapatmışlar. Bahçesaray halkı olarak sizden talebimiz artık bu yola bir çözüm istiyoruz."

Esnaf bunu yazmış; bunun hastası var, yaşlısı var. Haziran ayının ilk haftasındayız, bir ilçenin yolu hâlâ açık değil. Miks halkına zulüm yapılıyor, bu haksızlığa son vermeli. Yolu açmak ve tünel inşa etmek için kimden ve ne zamana kadar yetki bekliyoruz?

BAŞKAN - Sayın Işık Gezmiş...

 

13.- Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in, Giresun Güney Çevre Yolu’na ve Liman Köprülü Kavşağı’na ilişkin açıklaması

 

ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Giresun Sahil Yolu üzerinde bulunan liman kavşağı yıllardır can ve mal güvenliğini tehdit etmektedir. Geçtiğimiz bayramda yaşanan elim kazada aynı aileden 5 vatandaşı kaybetmemiz hepimizi derinden üzdü. Giresun'un şehir içi ulaşım güvenliğini arttıracak Güney Çevre Yolu, Karadeniz'in diğer illerine yapılmış olmasına rağmen Giresun'a çok görülüyor. Giresun Milletvekili olarak defalarca konuştum, önerge verdim. Giresun'un içinden geçen yoğun trafik, ağır tonajlı araç yükü her geçen gün daha büyük tehlike yaratmaktadır. Aynı noktada yaşanan kazalar durumun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Yaşanan acılar kader değildir; ihmalin, yok saymanın ve vurdumduymazlığın sonucudur. Giresun'un Güney Çevre Yolu ve Liman Köprülü Kavşağı için beklemeye, vatandaşlarımızın da yeni acılar yaşamaya tahammülü yoktur.

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Filistin barış sürecinin değerlendirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, Filistin barış sürecinin değerlendirilmesi hakkında İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Turan'a aittir.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Hasan Ağabey, barış süreci mi var Filistin'de?

HASAN TURAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli ve değerli milletimiz; öncelikle, geçirmiş olduğumuz Kurban Bayramı'nızı tebrik ediyorum.

Tabii, biz ülkemizde huzur içerisinde, güven içerisinde, mutluluk içerisinde, coşkuyla ve heyecanla bir bayram geçirirken maalesef coğrafyamızın her yerinde aynı şans Müslüman kardeşlerimiz için yoktu; özellikle Gazze'de ve Lübnan'da bayram yine acı içerisinde geçti.

10 Ekim 2025'te imzalanan ateşkese rağmen siyonist işgalci İsrail, bugüne kadar ateşkesi tam 3.076 defa ihlal etti ve bine yakın Gazzeli kardeşimizi şehit etti. Lübnan'a ise saldırılarına devam ediyor, siyonist katiller bir türlü durdurulamıyor. Adı "Gazze Barış Kurulu" olan Kurul hiçbir şekilde siyonist katilleri durdurmuyor, durduramıyor, plan bir türlü uygulanmıyor. Ateşkes sadece Filistinliler için, Lübnanlılar için söz konusu ama İsrail'e ateş kesmek mümkün değil.

7 Ekimden bu tarafa 100 bine yakın Filistinli kardeşimizi dünyanın gözünün önünde katleden bir terör rejimiyle karşı karşıyayız. Bütün insanlık meydanlara döküldü, yine de uluslararası kurumlar harekete geçip bu katliamı durduramadı. Kurban Bayramı boyunca Gazze'de, dört gün içerisinde, biz burada kurbanlarımızı keserken 30 kardeşimiz şehit edildi. Arife gününde, 2 milyona yakın Müslümanın vakfeye durduğu, duruş gösterdiği günlerde siyonist katiller Gazze'ye ve Lübnan'a saldırıyor. Bugün İslam coğrafyasının tam ortasına bir hançer gibi saplanmış bir kanser tümörü olan bu siyonist çete canı istediği zaman istediği yere saldırma hakkını kendinde görüyor; sanki İsrail bütün dünyadan büyük. Bütün dünya, dünyanın egemen devletleri, uluslararası kuruluşlar, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği, dünyada ne kadar kurum ve kuruluş varsa hiçbiri İsrail'e müdahale etmiyor ya da edemiyor; sanki İsrail hukuktan muaf, istediğini yapma hakkına sahip, istediğini yapabilir durumda. Artık buna bir "Dur!" demek gerekiyor.

Gözümüzün önünde sadece katledilen Filistinli, Gazzeli, Lübnanlı, İranlı, Iraklı, Yemenli kardeşlerimiz değil; esasında, enkazın altında bütün bir uluslararası düzen de kalmış durumda. Bugün, insanlık onuru ve insanlık değerleri adına ne kadar söz söylenmişse, cümle kurulmuşsa bunların hepsi anlamını yitirmiş durumda. Son yüz yıldır insanlığa demokrasi üzerinden, insan hakları üzerinden, özgürlükler üzerinden hikâye anlatan Avrupa şu anda kendi değerleriyle test ediliyor. İsrail, bu gücünü, kuvvetini hiç kuşkusuz ki kendi imkânlarından almıyor; arkasındaki ABD ve Batılı emperyalistler alabildiğince hem ekonomik güç hem de silah gücü veriyorlar. İran'a ilk saldırdıkları gün 168 kız çocuğunu katlederek işe başladılar, bir kız okulunu bilerek isteyerek vurdular. Bugün böyle bir dünyada yaşamaktan -şairin ifadesiyle- etimle ve kemiğimle tiksiniyorum. Bir bayramın sonunda yaşadığımız ve şu çağda şahit olduğumuz böyle bir olayı tekrar burada konuşmaktan da hicap duyuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HASAN TURAN (Devamla) - Hani "Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime." özdeyişini hepimize hatırlatan süreçleri yaşıyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bütün partilerimiz ile bütün kardeşlerimizle tarihin doğru yerinde durdu, tepkisini en güçlü şekilde ortaya koydu. Türkiye, yine en güçlü şekilde İslam dünyasında bu zulme karşı tepkisini ortaya koyuyor ama yetmiyor; bir şeyler yapmalıyız, hep birlikte bir şeyler yapmalıyız, artık bu siyonist canileri durdurmalıyız. Bütün arkadaşlarımız her gün konuşmasının bir bölümünü bu mazlum kardeşlerimizle dayanışmaya ayırmalı, eylemler yapmalıyız.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - E, ne duruyorsunuz yapsanıza, yapın! Meclisi çalıştırın, buyurun. Önünüzde kim engel?

HASAN TURAN (Devamla) - Ne yapacaksak onu yapalım, hep birlikte yapalım ve bu konuyu birbirimizle bir ayrışma aracı olarak kullanmadan, dayanışma içerisinde bu katillerle hesaplaşmanın bir aracına dönüştürelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Yapın, tutan mı var? Yaptırım uygulayın, ticaret anlaşmalarını durdurun.

HASAN TURAN (Devamla) - Ben, tekrar, bu bayramın hemen sonunda buradan Filistin halkını, Gazzeli kardeşlerimizi, Lübnanlı kardeşlerimizi bütün dayanışma duygularımla selamlıyorum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Barış Kurulundan çıkın.

HASAN TURAN (Devamla) - İnanıyorum ki sonunda galip gelecek olan hak olacaktır, zalimler bir gün mutlaka yenilecektir; tarih buna şahittir. Hiçbir zalime bu tarih kalmamıştır, insanlık tarihi bunun şahididir. Bir gün bu katiller de döktükleri kanların hesabını tek tek ödeyeceklerdir. Bunun tez olması için hep birlikte, dayanışma içerisinde sesimizi yükseltmek, sözümüzü yükseltmek zorundayız.

Ben bu Kurban Bayramı'nın peşinden, kurban günlerinde biz kurbanlarımızı keserken gözümüzün önünde işlenen cinayetlerden duyduğum biçareliği burada ifade etmek için huzurlarınıza geldim. Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor, buradan mazlum Filistin halkını saygıyla selamlıyorum. Direnenler mutlaka kazanacaktır. O kardeşlerimize hepimizin borcu olduğunu düşünüyorum.

Hepinizi Allah'a emanet ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Turan.

Sayın Tanal...

Buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa’dan değişik illere giden mevsimlik tarım işçilerine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Buradan İçişleri Bakanlığına sesleniyorum: Şanlıurfa'dan mevsimlik tarım işçisi kardeşlerimiz Türkiye'nin 73 iline, değişik illere gitmekte. Cumhurbaşkanlığının 2024/5 sayılı Genelgesi uyarınca mevsimlik tarım işçilerinin gittikleri yerlerdeki enerji, barınma, içme suyu ve konaklayacağı yerlerle ilgili tüm koşulları ilgili kaymakamlık ve valiliklerin hazırlaması gerekmektedir. Ancak gelen yoğun telefonlar uyarınca mevsimlik tarım işçisi vatandaşlarımız, öğrenciler, hanımefendiler, beyefendiler, hepsi mağdur durumda. Bu konuda İçişleri Bakanlığının Cumhurbaşkanlığı genelgesi uyarınca mevsimlik tarım işçilerinin mağduriyetini bir an önce gidermesini, insani koşullarda yaşama şartlarını hazırlamasını talep ediyorum.

Söz verdiğiniz için de sizlere teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Olan...

 

15.- Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan’ın, Bitlis’in Güroymak ilçesindeki Hükûmet Konağı’na ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.

Bitlis'in Güroymak ilçesinde Hükûmet Konağı yıktırıldı. İl Özel İdaresi "Bu alanı satıp köylere yol yapacağız." safsatasıyla halkı aldatıp merkezde yer alan bu değerli alanı iktidarın yandaşlarına peşkeş çekmeye çalışmaktadır. Yeni yapılacak Hükûmet Konağı merkezden çok daha uzak bir alana taşınmak istendiğinden halk mağdur olacaktır. Eski Hükûmet binasının olduğu alan yıllardır kamu hizmetlerinin yürütüldüğü, halkın vergileriyle oluşturulan kamusal bir değerdir, bu alan herhangi bir ticari mülk değildir. Halkın ortak mirası rant projelerine kurban edilemez. Güroymak halkı, Güroymak Toplum İnisiyatif Platformu, meslek örgütleri ve odalar bu alanın satılmamasını ve kamu yararı olacak şekilde Hükûmet Konağı'nın yeniden yapılmasını talep etmektedirler. Halkın ve STK'lerin talepleri dikkate alınmalıdır. Güroymak halkının yanındayız, rant projelerine asla geçit vermeyeceğiz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Düşünmez...

 

16.- Hakkâri Milletvekili Onur Düşünmez’in, Hakkâri’nin sağlık alanındaki eksikliklerine ilişkin açıklaması

 

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sağlık hakkı yurttaşın anayasal güvence altındaki en temel haklarından biridir. Ancak SES Hakkâri Şubesinin hazırladığı rapor Hakkâri'de bu hakkın ciddi biçimde zedelendiğini göstermektedir. Rapora göre kent genelinde sağlık personeli eksikliği alarm verici boyutlara ulaşmıştır. İlimizde aile sağlık merkezleri ile hastanelerin fiziki koşulları da yetersizdir. Ayrıca, Hakkâri merkez ve ilçelerinde, kadın doğum ve çocuk hastanesi, ÇEMATEM, AMATEM ve ÇİM gibi hayati öneme sahip kurumlar bulunmamaktadır. En ağır eksikliklerden biri de Yüksekova, Şemdinli, Derecik ve Çukurca'da anjiyo ünitesinin bulunmamasıdır. Kalp krizlerinde bir dakika hayati önemde iken yurttaşların yüzlerce kilometre uzaklıktaki hastanelere sevk edilmek zorunda bırakılması kabul edilemezdir. Toplum ruh sağlığı merkezlerinin yetersizliği, psikososyal destek birimlerinin kaldırılması ve görüntüleme raporlarında yaşandığı ileri sürülen ciddi hatalar da sağlık sistemindeki sorunların derinliğini göstermektedir. Hakkâri'nin sağlık alanındaki eksiklikleri derhâl giderilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Yıldırım...

 

17.- İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım’ın, Sultan Fatih’e ve dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin açıklaması

 

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Teşekkürler Başkanım.

"Ya İstanbul beni alır ya da ben İstanbul'u alırım." inancıyla çağının en güçlü silahlarını yaparak İstanbul'u fetheden, karanlık bir çağı kapatıp aydınlık bir çağı bizlere ve tüm insanlığa hediye eden Sultan Fatih'i fethin 573'üncü yılında şükranla ve rahmetle anıyorum.

"Zulüm 1453'te başladı." diyerek Bizans hayali kuran, Yunan seviciliği yapanlara inat fethin sembolü Ayasofya'yı seksen iki yıl sonra yeniden Müslümanların camisi olarak açan, "Dünya 5'ten büyüktür. Daha adil bir dünya mümkündür." diye haykıran, Türkiye Yüzyılı'yla tüm dünya insanlığının muhtaç olduğu insanlık çağının çağrısını yapan, dünya liderimiz Recep Tayyip Erdoğan'la yeni ve adil bir dünya için mücadeleye devam diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Karagöz...

 

18.- Amasya Milletvekili Reşat Karagöz’ün, 29 Mayısta Gümüşhacıköy’de gerçekleştirdikleri eyleme ilişkin açıklaması

 

REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

29 Mayısta vahşi madenciliği ata topraklarında istemeyen binlerce yurttaşımızla birlikte Gümüşhacıköy'de tarihe geçecek bir eylem gerçekleştirdik. Gümüşhacıköy'ün kalbine bir hançer misali saplanmak istenen maden ihalelerine geçit vermeyeceğimizi bir kez daha hemşehrilerimizle birlikte haykırdık. Doların yeşilini doğanın yeşiline tercih eden bu anlayış Akbelen'de, Kaz Dağları'nda, Cerattepe'de ve memleketimizin dört bir yanında bereketli topraklarımızı yok etti, milyonlarca dönüm araziyi şirketlere peşkeş çekti. Sıra, şimdi, 20 milyon lira karşılığında Gümüşhacıköy İnegöl Dağı'nın su havzalarına, tarım arazilerine, ormanlarına, meralarına, köylerine, doğal ve kültürel mirasımıza mı geldi? Ankara'da masabaşında ata topraklarımıza göz dikenler iyi bilsin ki İmirler'in, Karaali'nin, Kılıçaslan'ın, Aşağıovacık'ın tek karış toprağını alacak para henüz darphanede basılmadı. Gümüşhacıköy'ün havasını, suyunu, toprağını ranta teslim etmeyeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...

 

19.- Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar’ın, Açlıkla Mücadele Haftası’na ilişkin açıklaması

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler.

Açlıkla Mücadele Haftası'nda işçiler hakları için direniyor, işçilerin maaşları patronlar tarafından gasbediliyor. Özşen Madencilik işçilerinin üç aylık maaşlarını ve haklarını almak için Edirne'de yaptıkları eylemleri 14'üncü günde. Eti Gümüş işletmesinde çalışan işçiler Elâzığ'da haklarını istiyor. Urfa'da Mercan İplik işçileri haklarını almak için direniyor. Doruk Maden işçilerine 15 Mayısta tüm alacaklarını ödeme sözü verildi; Enerji ve Tabii Kaynaklar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve İçişleri Bakanlıkları garantör oldu; sözler tutulmadı, ödemeler yapılmadı. AKP kolluğu işçilerin Ankara'ya girmesine izin vermiyor. Garantör olan 3 Bakanın ne denli güçsüz, aciz ve halkın çıkarlarını koruma yetkisinden yoksun olduğunu gösteriyor. İktidar, sermayenin tahakkümü altında bu adaletsiz zulüm düzeninin ortağı olmuştur. Hakları için direnen Doruk Maden işçilerinin yanındayız.

BAŞKAN - Sayın İrmez..

 

20.- Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, idare ve gözlem kurulu kararlarına ilişkin açıklaması

 

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

İktidar yetkilileri "Türkiye bir hukuk devletidir." söylemini tekerleme gibi diline dolayadursun, hapishanelerdeki hukuksuz uygulamalar bu ifadenin yalan ve yanlışlığını her gün ortaya koyuyor. Giresun Espiye L Tipi Hapishanesinde bulunan otuz yıllık hasta mahpus Zübeyir İdem'in özgürlüğü idare ve gözlem kurulu kararıyla engellendi. Sadece onun değil yüzlerce siyasi mahpusun özgürlüğüne, ortadan kaldırılması gereken bu kurulun keyfî kararlarıyla engel olunuyor. Barış içinde demokratik bir toplumun varlığı, hapishanelerdeki baskı, zulüm ve işkence uygulamalarının sonlanmasıyla sağlanabilir. Bir an önce idare ve gözlem kurulu denen ikincil yargılama organının ortadan kaldırılması, hapishanelerdeki keyfî uygulamaların önüne geçirilmesi gerekiyor. Siyasi tutsaklar onurumuzdur ve öyle olmaya devam edecektir.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

21.- Samsun Milletvekili Murat Çan’ın, Samsun’daki ve Karadeniz Bölgesi’ndeki fındık bahçelerinde belirtileri ortaya çıkan külleme hastalığına ilişkin açıklaması

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yoğun yağışların ardından artan nem sebebiyle seçim bölgem Samsun'da ve Karadeniz Bölgesi'ndeki birçok ilde fındık bahçelerinde külleme hastalığı belirtileri ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda etkin mücadele yürütülmediği için kahverengi kokarca ciddi rekolte kayıplarına yol açmış, üreticimiz ve ülke ekonomimiz büyük zarar görmüştür. Üreticimiz, millî ürünümüz bir kez daha aynı ihmalin kurbanı olmasın diyoruz. Külleme hastalığına karşı erken müdahale ürün kaybını azaltmanın tek yoludur. Tarım ve Orman Bakanlığı, ziraat odaları ve üreticilerle koordineli hızlı ve etkili bir mücadele planını derhâl hayata geçirilmelidir. Gecikilen her gün kaybın katlanarak büyümesi demektir. Aksi hâlde, yine kaybeden üreticimiz, bölgemiz ve ülke ekonomimiz olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Güneş Altın...

 

22.- Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, bayram öncesinde ziyaret ettiği Sincan Cezaevine ilişkin açıklaması

 

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkan, bayram öncesinde ziyaret ettiğim Sincan Cezaevi etik ve hukuki ilkelerin sistematik olarak çiğnendiği ibretlik bir merkeze dönüşmüş durumda.

Nedime Yaklav, otuz dört yıllık tutsaklığın ardından tahliyesi 7'nci kez ertelenerek, otuz beş yıl cezaevinde kalarak Türkiye tarihinde bir ilk durumunda fakat Nedime Yaklav'ın bu duruma itirazı var, "Benim kahramanlığım veya kurbanlığım üzerinden Türkiye'nin hukuksal tarihine geçecek bu ihlali kabul etmiyorum." mesajını iletmek isterim.

Aynı zamanda, Nusaybin önceki dönem Belediye Eş Başkanımız Ayşe Gökkan, uzun tutukluluk sebebiyle savcı tarafından tahliyesi 2 kez verilmesine rağmen, hâkimin reddi sebebiyle hâlâ hapiste tutuluyor. 19 Haziranda görülecek olan duruşmada Ayşe Başkanın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Yine, Yücel Kaya, birçok hastalığı bulunmasına rağmen nitelikli tedaviye ulaşamıyor; tedavi olmadığı için bir gözünü yüzde 90 oranında kaybetti, şimdi diğer gözü aynı riskle karşı karşıya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bu hukuksuzluğun giderilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

23.- Antalya Milletvekili Aykut Kaya’nın, Kemer ilçesindeki Çıralı Kavşağı’na ve Kemer-Kumluca yoluna ilişkin açıklaması

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kemer ilçemizdeki Çıralı Kavşağı sürücüler ve yayalar için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Trafik ışığının, aydınlatmanın ve yaya güvenliğinin olmadığı bu kavşakta birçok kaza meydana gelmektedir. Kemer-Kumluca arasındaki D400 Kara Yolu'ndaki yoğun araç trafiği devam ederken binlerce araç da bu noktadan Çıralı'ya dönüş yapmaktadır. Mevcut kavşak yapısı hem sürücüler hem de yayalar için büyük risk oluşturmaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından Çıralı Kavşağı'nda köprülü kavşak yapılmasını, sinyalizasyon sistemi kurulmasını, aydınlatma eksikliklerinin giderilmesini ve yaya geçiş güvenliğinin sağlanmasını talep ediyoruz.

Ayrıca, Kemer-Kumluca yolu üzerinde devam eden çalışmalar nedeniyle yolun daraldığı noktalarda ciddi kaza riskleri vardır. Kemer-Kumluca yolundaki çalışmalar bir an önce tamamlanarak yol güvenli hâle getirilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Akgül...

 

24.- Bolu Milletvekili İsmail Akgül’ün, Abant Millî Parkı ve Mudurnu çevresinde yaşayanların HGS kaynaklı mağduriyetlerine ilişkin açıklaması

 

İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bolu'muzun önemli turizm merkezlerinden biri olan Abant Millî Parkı ve Mudurnu çevresinde yaşayan hemşehrilerimiz günlük hayatlarını sürdürmek, evlerine ulaşmak, tarlalarına gitmek veya işlerini görmek için kullandıkları güzergâhlarda HGS uygulaması nedeniyle ciddi mağduriyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Yıllardır bu coğrafyada yaşayan hemşehrilerimiz kendi köyüne gitmek için kullandığı bu güzergâhlarda HGS sisteminde yaşanan aksaklıklar nedeniyle cezalarla karşılaşmakta, cezanın iptali için dilekçeyle başvurulması ve sonuçlandırılması zaman almaktadır. Abant çevresinde yaşayan hemşehrilerimizin tarafımıza ilettikleri HGS kaynaklı mağduriyetlerin derhâl giderilmesi artık bir ihtiyaç hâline gelmiştir. Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün bölge halkımızın sesine kulak vererek kalıcı bir çözüm bulmasını bekliyoruz.

Abant'ın güzelliğini korurken Abant'ın gerçek sahipleri olan köylümüzü ve hemşehrilerimizi mağdur etmemeliyiz diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Erdoğan Sarıtaş...

 

25.- Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’ın, Millî Eğitim Bakanlığı önünde seslerini duyurmaya çalışan öğretmenlere ilişkin açıklaması

 

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

 Millî Eğitim Bakanlığı önünde seslerini duyurmaya çalışan öğretmenler aslında bu ülkenin eğitim sisteminin içine sürüklendiği adaletsizliği haykırmaktadır.

İki yıldır atama hakkı için mücadele eden 1.611 mülakat mağduru öğretmen soruyor: Madem başarı sıralaması vardı ve sınav sonuçları vardı, mülakat neden yapıldı? Madem mülakat yapıldı, neden binlerce genç öğretmenin emeği ve hakkı yok sayıldı?

Özel sektör öğretmenleri yıllardır güvencesizliğe ve düşük ücretlere mahkûm edilmektedir. 2014 yılında taban maaş hakkı kaldırıldı, öğretmenler asgari ücret düzeyinde çalışmaya zorlandı.

Öğretmenlerin talebi ayrıcalık değil adalet, liyakat ve insanca çalışma koşullarıdır. Eğitim sistemini ayakta tutan emekçilerin sesine kulak verilmediği sürece eğitimde yaşanan sorunların çözülmesi mümkün değildir.

BAŞKAN - Sayın Meriç...

 

26.- Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’in, esnafa ilişkin açıklaması

 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Esnafımız, artık iş yapma değil hayatta kalma mücadelesi veriyor. Borçlar yetmiş iki aya kadar yapılandırılıyor ancak yüzde 39 gibi fahiş bir faiz oranı dayatılıyor. Bırakın borcun anaparasını ödemeyi bu yüksek faizin altından dahi kalkmak mümkün değildir. İnsanlar zaten mevcut taksitlerini, faturalarını ödeyemezken bu sürdürülemez ödeme planları, esnafa çözüm değil yalnızca daha büyük bir yük getirmektedir. Üstelik borcu olan esnafımız, esnaf kefalet kooperatifleri aracılığıyla verilen kredilere de asla erişemiyor. Vergi veya BAĞ-KUR borcu yüzünden finansmana ulaşamayan, dükkânına mal koyamayan, primini ödeyemeyen esnaf nasıl rekabet edecek?

Buradan iktidara sesleniyorum: Esnafın rahatlaması için acilen yeni formüller üretin, faiz oranlarını düşürün; esnafımızın ödeyebileceği gerçekçi ve kapsamlı bir yapılandırma paketini hayata geçirin.

BAŞKAN - Sayın Uysal...

 

27.- Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın, tarım üreticilerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde tarım üreticilerimiz var. Evet, ülkemizde yılda 400 bin ton nektarin üretilmekte ve bunun 200 bin tonu Mersin'de üretilmektedir efendim, 200 bin tonu ama ne yazık ki fiyatlar üreticilerimizin alın terini karşılamamaktadır. Meyve ihracatına Fiyat İstikrar Fonu desteği verilmesini ve ayrıca Toroslar ilçemizde kar yağışından etkilenen çiftçilerimizin destek ödemelerinin bir an önce yapılmasını talep ediyoruz efendim. Çiftçilerimizin her zaman yanındayız.

Teşekkür ederim, saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

28.- Zonguldak Milletvekili Eylem Ertuğ Ertuğrul’un, Ankara’ya gelip seslerini yeniden duyurmak isteyen bir maden şirketinin işçilerine ilişkin açıklaması

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doruk Madencilik işçilerine 28 Nisanda bakanlıkların da katıldığı toplantıda söz verildi; işçilerin kıdem tazminatları, ihbar tazminatları, yıllık izin ücretleri, eksik maaşları ve diğer tüm haklarının 15 Mayıs 2026'ya kadar ödeneceği taahhüt edildi. Bugün 2 Haziran; verilen sözler maalesef tutulmadı, işçiler hak ettikleri ödemeleri alamadılar. Aylarca emek veren madenciler Kurban Bayramı'nı ceplerinde para olmadan geçirmek zorunda kaldılar. Ankara'ya gelip seslerini yeniden duyurmak isteyen işçilerin otobüslerinin önü kesildi.

Soruyoruz: Devletin gözetiminde yapılan anlaşmanın gereği neden yerine getirilmedi? İşçilerin alın terinin karşılığı neden hâlâ ödenmedi? 3 Bakanlık 1 holdinge söz geçiremiyor mu? Madenciler lütuf istemiyorlar, madenciler kendi emeklerinin karşılığını istiyorlar. Doruk Madencilik işçileri yalnız değildir.

BAŞKAN - Sayın Aşıla...

 

29.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Aşıla’nın, Türkiye’deki yağışlara ve Amerika Sağlık Bakanı Robert Kennedy’e ilişkin açıklaması

 

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bill Gates ve avanelerinin dünyaya dayattığı iklim krizi yalanı çökmüştür. Orta Doğu'da yıllarca süren kuraklığın sebebini iklim krizi diye dayattılar, bir radarın yok olmasıyla bölge elli yıl önceki hâline geri döndü ve nefes almaya başladı, "komplo" denilen yağmur çalma olayının da gerçek olduğu ortaya çıktı. Şükürler olsun, Türkiye'de yağışlar önceki yıla oranla yüzde 73 arttı, son altmış altı yılın en yoğun yağışlarını yaşadık. Bu arada Amerika Sağlık Bakanı Robert Kennedy bazı kurumların uçakla gökyüzüne zararlı kimyasallar püskürttüğünü açıkladı. Yine, Kennedy bu durumu sonlandıracağına dair de söz verdi. Darısı bizim başımıza diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Sarı..

 

30.- Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı’nın, Balıkesir Kuzeybatı Çevre Yolu’na ilişkin açıklaması

.

SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP yine Balıkesirli hemşehrilerimin hafızasını sınamaya çalışıyor, aklıyla alay etmeye çalışıyor. 2022 yılında ihalesi yapılan Balıkesir Kuzeybatı Çevre Yolu 2023 yılında teslim edilecekti. O günkü parayla yaklaşık 1 milyar TL bütçeyle yapılan 10 kilometrelik yol 2023 yılında bitirilemedi. 2024 yılında yerel seçimler telaşıyla alelacele 4 kilometrelik bir kısmı açılabildi; törenler yapıldı, gösteriler yapıldı, maytaplar patlatıldı; Bakan Yardımcıları, o zamanki AKP Büyükşehir Belediye Başkanı, AKP milletvekilleri, AKP İl Başkanı, Valisi, kaymakamı bütün protokol bitmeyen yolunun açılışını yerel seçimlerden bir hafta önce coşkuyla yaptılar. Amma velakin geçtiğimiz gün Balıkesir'e gelen Bakan Yardımcısı bitmemiş bu yol için yeni bir ihale yapıldığı ve yeniden açılacağı konusunda yine müjde veriyor. Ben Bakandan müjde değil açıklama bekliyorum.

Bugüne kadar neden açılmadı? Kamu bu gecikmenin sebebiyle ne kadar zarara uğratıldı? Gecikmenin sorumlularını ne açıklayın.

BAŞKAN - Sayın Akbulut...

 

31.- Burdur Milletvekili İzzet Akbulut’un, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı makarnalık buğday, ekmeklik buğday ve arpa alım fiyatlarına ilişkin açıklaması

 

İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Toprak Mahsulleri Ofisi makarnalık buğday, ekmeklik buğday ve arpadaki alım fiyatlarını açıkladı ama çiftçilerimizin beklentilerini karşılamadı çünkü dalga geçermiş gibi bir rakamı açıklıyorlar, enflasyondan haberleri yokmuş gibi bir fiyat açıklıyorlar; ton başına buğdayda 16.500 TL, arpada da 12.500 TL. Geçen seneye göre bakıyorsunuz buğdayda yüzde 22,2 artış var; arpada bu oran daha da düşük, yüzde 15,9. Yani gübreden mi haberiniz yok? Mazottan mı haberiniz yok? İşçilikten mi haberiniz yok? Oda başkanları, ziraat odası başkanları "Bu fiyatı neye göre açıkladınız?" diye soruyor. "Yağış çok." diyorlar. Ya, bir kere de bırakın da çiftçiler şöyle bir ağız tadıyla "Para kazandım." desinler, "Çok şükür." desinler, "Bereketli bir yıl geçirdik." desinler ama illa engel oluyorlar. Bu fiyatları tekrar gözden geçirmelerini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Akburak...

 

32.- İstanbul Milletvekili Burak Akburak’ın, Schengen randevusuna ilişkin açıklaması

 

BURAK AKBURAK (İstanbul) - Teşekkürler.

Geçtiğimiz yıl Schengen vize retlerini konuşuyorduk, bugün ise Schengen randevusuna ulaşamayan vatandaşlarımızı konuşuyoruz. Vatandaşın geçen yıla kadar kendi başına alabildiği randevuya bugün ulaşamadığını maalesef üzülerek görüyoruz. Schengen başvurularında kullanılan randevu sistemlerinde aylarca yer bulunamıyor. Buna karşılık bazı kişi ve grupların botlar ve otomatik yazılımlar aracılığıyla randevuları topladığı, bu randevuların yüksek bedellerle satıldığı yönündeki iddialar kamuoyuna yansıyor. Schengen süreçlerinin kolaylaştırılacağı yönünde açıklamalar yapılıyordu. Bugün ise vatandaşın karşısındaki sorun vize almak değil vize randevusuna ulaşabilmek oldu. Bu sorun yurt dışından kabul alan öğrenciyi de fuara katılacak iş insanını da ailesini ziyaret etmek isteyen vatandaşlarımızı da etkiliyor. İlgili kurumların bu iddiaları açıklığa kavuşturması ve vatandaşın Schengen randevusuna yeniden makul sürelerde erişebilmesini sağlayacak adımları atması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Tanhan...

 

33.- Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan’ın, Elâzığ ili Arıcak ilçesi Karakaş köyüne ilişkin açıklaması

 

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Gün geçmiyor ki bir doğa talanıyla karşılaşmayalım. Elâzığ ili Arıcak ilçesi Karakaş köyü kayalıklarıyla meşhur labirentvari bir köy. Bölgede faaliyet gösteren mermer şirketi doğa talanına devam etmektedir bu köyde. Birçok kuş türüne ev sahipliği yapan doğal kayalıklara sahip bu alanı yok etmeye yemin etmiş bir anlayışla karşı karşıyayız âdeta. Arıcak ilçesi Karakaş köyünde ekosistem tahrip ediliyor. Yine, yöre halkının geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık yok edilmeyle karşı karşıya. İktidara çağrımız net: Bir defa da halktan yana tavır alın; yok oluşun, yıkımın tarafında yer almayın, bunu izlemeyin, doğa talanına "Dur!" deyin.

BAŞKAN - Sayın İlhan...

 

34.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı makarnalık buğday, ekmeklik buğday ve arpa alım fiyatlarına ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.

Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından açıklanan 2026 yılı hububat alım fiyatları ne yazık ki çiftçimizin beklentilerini karşılamaktan çok uzaktır. Geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklık ve zirai don felaketi üreticimizin belini zaten bükmüş durumdadır. Verim kayıpları yaşayan çiftçimiz bu yıl da artan maliyetler karşısında ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Mazot, gübre, tohum ve ilaç fiyatları her geçen gün yükselirken açıklanan alım fiyatları üreticimizin emeğini karşılamamaktadır. TMO tarafından ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 lira, arpa için 12.750 lira fiyat açıklanmıştır ancak çiftçimizin cebine giren gelir gerçek maliyetler karşısında yetersiz kalmaktadır. Çiftçimizi yalnız bırakan değil üretimi güçlendiren politikalar artık bir tercih değil zorunluluktur. Çiftçimiz yasal hakkı olan destekleri talep etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bilici...

 

35.- Adana Milletvekili Bilal Bilici’nin, 21 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleşen mutlak butlan hadisesine ilişkin açıklaması

 

BİLAL BİLİCİ (Adana) - Teşekkürler Sayın Başkan.

21 Mayıs 2026 tarihinde gerçekleşen mutlak butlan hadisesi gerçekten tarihe kara bir leke olarak geçecek. Bir kararla delegelerin iradesi bir kalemle yok sayılmakta; tıpkı maçı biten, sezonu bitirmiş eski yönetimi yıllar sonra şu veya bu nedenle tekrar başa getirmek gibi.

Ben, seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in yanında olduğumu ifade ediyorum; milyonlar da yanında, vatandaşlarımız, halk da yanında, memleketim Adanalılar da yanında. Özgür Özel'in suçu -kısacası- hem kurultayı hem de 2024'teki yerel seçimleri kazanıp Cumhuriyet Halk Partisini Türkiye'nin 1'inci partisi yapmak olmuştur, bunu herkes görmektedir. Tekrar, Genel Başkanımızın yanında olduğumu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Sakik...

 

36.- Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik’in, Ahmet Arif’in ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Bugün Ahmet Arif'in ölüm yıl dönümü. Ahmet Arif, iyi ki doğdun. Bizim kuşağımızın başucunda Ahmet Arif'in şiir kitapları bir kutsal kitap gibi dururdu. Benim de lisede ilk ezberlediğim şiir "Adiloş Bebem"di.

"Doğdun,

Üç gün aç tuttuk,

Üç gün sana meme vermedik

Töremiz böyle diye,

Saldır şimdi memeye

Saldır da büyü...

 

Bunlar,

Engerekler ve çıyanlardır

Bunlar,

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır." diyordu Ahmet Arif; saygıyla, sevgiyle anıyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Ocaklı...

 

37.- Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı’nın, Rize’deki çay üreticilerine ilişkin açıklaması

 

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Rize'de bir sorun var Başkanım: Çay alımları başladı, üretici tarlaya gidiyor, çayını kesiyor, biçiyor; AKP iktidarının 35 TL'ye ilan ettiği fiyata çayını satamıyor. Özel sektöre, ÇAYKUR kontenjan uyguladığı için, kota uyguladığı için mahkûm olmuş durumda. 27 liraya çay satan, kilogramını 27 liraya satan üreticiye iktidarın sırt çevirdiğini görüyoruz. Meclisten yeniden bir çağrı yapalım: Özel sektöre ÇAYKUR üreticisini mahkûm etmeyin. Memleketi, baba ocağında Güneysu muhtarı feryatla bağırıyor -taşımacılıkta sorun var, çayını satamıyor- Meclisin kendisine sahip çıkmasını istiyor.

BAŞKAN - Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun Sayın Ekmen.

 

38.- Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in, birleşimi yöneten Başkan Vekili Celal Adan’a, İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine, Hakan Fidan’ın Nikkei Asia gazetesine verdiği mülakata, İstanbul’un fethine, bayram trafiğine ve mutlak butlan tartışmalarına ilişkin açıklaması

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, teşekkür ederim.

Ben de geçmiş bayramınızı tebrik ediyorum.

Çokça konu var, sekiz dakikalık süre içerisinde imkân oldukça değineceğim.

Bu gündem sıkışıklığında bir de Sayın Hasan Turan'ın gündem dışı konuşması hakkında konuşmak icap etti. Başlık olarak "Gazze barış süreci hakkında bilgilendirme" diye bütün notlara geçmiş. Böyle bir başlığı Sayın Hasan Turan'ın tercih etmeyeceği düşüncesiyle kendisinin vermiş olduğu dilekçeye baktım, dilekçede de böyle yazmış.

Sayın Turan, hepimizin rahatlıkla altına imza atacağı bir konuşma yaptınız ama birkaç açıdan birkaç notu düşmemiz gerekiyor. Birincisi, öyle bir konuşmayı bu Mecliste herkes yapabilir ama Filistin Dostluk Grubu Başkanı ve iktidarın önemli siyasetçilerinden birisi olarak siz yapmamalısınız. Size düşen icraattır, Gazze Barış Kurulundaki tiyatroya son vermek, oradan çekilmektir. Hangi barış sürecinden bahsediyoruz ki konuşmamızın başlığını "Gazze barış süreci, Filistin barış süreci hakkındaki değerlendirme" diye koyuyoruz.

Bir başka konu, Sayın Hakan Fidan'ın bu hafta mutlak butlan tartışmalarının gölgesinde kalan bir beyanatı oldu. Nikkei Asia gazetesinde geniş bir mülakat verdi Sayın Bakan. Mülakatta öne çıkan konulardan, başlıklardan biri şu oldu: "İsrail 1967 sınırlarına dönmeyi taahhüt ederse bölgesel yeni bir güvenlik paktı kurulabilir, o zaman İsrail de İran da bunun bir parçası olabilir." Anadolu'da yas evinde barış konuşulmaz. Gazze'de henüz bir soykırım sürecinin içerisindeyiz çünkü açlıkla öldürme politikası hâlâ devam ediyor. Yapılan onca anlaşmaya rağmen saldırılar bir yandan devam ediyor, gıda yardımlarının dahi Gazze'ye ulaştırılması engelleniyor. Biz böyle bir ortamda "İsrail şunu yaparsa biz normale döneriz." deme lüksüne sahip değiliz. Netanyahu Hükûmeti, savaş kabinesi bir soykırım suçunun sanığıdırlar ve öncelikle, bu fiillerinin hesabını vermek zorundadırlar. Bunun hesabını verdikten sonra biz bir dil kurabiliriz. Bu kurduğumuz dil, bugün için, soykırımı görmezden gelen, savaş suçlarını görmezden gelen ve 67 sınırları gibi bir ütopik şeye dönüşen, talep yoluyla dahi olsa İsrail'i normalleştiren bir dildir. Bu dil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Dışişleri Bakanına yakışmamıştır, Türk milletinin Bakanına yakışmamıştır. Gazze Barış Kurulundaki tiyatronun bir parçası olmakla bunu yan yana koyunca da bunun içeriğe yönelik şu kürsüde ifade edilen dil ile dış politikadaki sürdürülen politika arasındaki geniş açı farkı maalesef bizim vicdanımızda Gayretullah'a dokunuyor; biz bunu kabul etmekte zorlanıyoruz, bu şerhi düşmek istiyoruz.

Bayram konuşmasından, bayram mevzusundan önce geçtiğimiz hafta yine ifade edildi, İstanbul'un fethiydi. İstanbul'un fethini biz de burada analım ama iki boyutuyla analım. Biri, kendi döneminin fetih kültürü içerisinde Fatih Sultan Mehmet'in entelektüel yapısı, kişiliği ve İstanbul'un fethine giden yolu önemseyerek analım. İkincisi ise devralmış olduğu Doğu Roma İmparatorluğu'nun müktesebatını yıkarak ve yok ederek değil onun üzerine koyarak, onu dönüştürerek ve kendini de "Kayser-i Rum" olarak tarif eden bir hükümdar ve bir Osmanlı anlayışı içerisinde İstanbul'dan nasıl bir medeniyetin harmanlanarak bugüne geldiğini hatırlatmış olalım.

Bayram trafiğinde hepimizin bir eli yüreğindeydi; insanlar trafikte, trafik kazaları, yakınlarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, hemşehrilerimiz... Maalesef, her ne kadar son yılların kaydedilen en az ölümlü vakalarından biri olsa da 70 vatandaşımızın hayatını kaybettiği bir bayram geçirdik. Burada yanarak hayatını kaybeden Eyüp Miraç Şen evladımız da vardı. Böyle bir bayramda insanlarımız aslında çok az yer değiştirebildiler uçak, otobüs bilet fiyatları nedeniyle ve çok az kurban kesebildiler. Birçoğu da kurbanını kesip konu komşusuna -üçte 1- dağıtmak yerine, Afrika'daki kuruluşlara yardım yapmayı tercih etmek zorunda kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Eğer bayram normal bir bayram olmuş olsaydı muhtemelen biz emekliyi, asgari ücretliyi, açlık sınırını, Merkez Bankasının bir türlü tutturulamayan ve her gün güncellenen enflasyonunu, vatandaşın krediye ulaşamayışını, küçük esnaf ve KOBİ'nin artan maliyetlerini, sanayicinin girdi fiyatlarını, kiralardaki yükselişi, konut sorununu, genç işsizliği ve daha birçok konuyu konuşacak idik ama maalesef, bütün bayram mutlak butlan tartışmalarının gölgesinde geçti. Elbette çok partili siyasi hayatımızda hatta öncesinde yargı yoluyla siyasete yapılan ilk müdahale bu değildi, son müdahale olmasını dileriz. Burada partilerimiz yani YENİ YOL Grubunun 3 Sayın Genel Başkanı da partisi de tutumunu ortaya koydu ama şöyle biraz serinkanlı bir şekilde birkaç hususa bir hasar tespiti babında değinmek istiyorum.

Buradan geriye dönüp baktığımızda, bu dönemde yaşanan tartışmaların demokrasimizi, çok partili seçim zeminimizi, siyasi partilerimize olan güveni ve inancı zayıflattığını görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Burada Türk vatandaşlarının siyasete ve siyaset yoluyla iktidarın değişeceğine olan inancının zayıfladığını görüyoruz ve hukukçuların arasında hem yargılama yolu hem yargılama usulü hem de verilen tedbir kararı açısından ciddi görüş farklılıkları doğdu, burada vaktimiz bunları irdelemeye müsait değil ama bir yandan da şunu görüyoruz: Bu karar vatandaş tarafından zaman ayarlı, gündem ayarlı ve siyasi mühendislik içerikli bir karar olarak kabul edildiği için bu kadar ciddi bir şekilde bir tartışma yarattı. Aksi hâlde, şöyle bir hava olsaydı; CHP içerisinde bazı delegeler bir başvuru yaptılar, yargı da kendi olağan seyri içerisinde bir karar verdi. Çok bilinen ifadeyle "Şeriatın kestiği parmak acımaz." der geçerdik ama öyle olmadığını hem görüyoruz hem de yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakika...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Burada AK PARTİ açısından şöyle bir tablo var: İlk dönemde AK PARTİ sorunları çözerek siyaset yapmayı tercih ediyordu, daha sonra sorunları çözmek yerine yönetmeyi tercih etmeye başladı; şimdi ise sorunları büyüten bir yerden meseleye yaklaştığını görüyoruz. Eğer böyle olmasa -bütün tartışmalarından ari olarak söylüyorum- İBB operasyonunun da bu kongre tartışmalarının da Türk siyasetine hem mevzuat olarak hem siyasetin yapısı olarak taalluk eden boyutları hakkında şurada samimi birtakım girişimler önümüze gelirdi, mesela bir siyasi etik yasası gelirdi. "Efendim, bizim belediyelerimiz tertemiz, hiçbir AK PARTİ'li belediyede bir sorun yok ama böyle sorunlar da oluyormuş. Gelin, bir siyasi etik yasası çıkaralım, bu sorunlar bir daha işlenmesin." denirdi.

Delegenin iradesinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı verdim, uzatmıyoruz.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Uzatmayayım ama bu duruma özgü olarak tamamlayayım efendim.

BAŞKAN - Uzatmıyorum yani genelde.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Vallahi kabul de bugüne özgü Başkanım, özür dileyerek...

BAŞKAN - Yani yüzünüze bakmadan uzatmayayım diyeyim, sekiz dakikaya sadıkız.

Teşekkür ederim.

İYİ Parti Grubu adına Sayın Turhan Çömez.

Buyurun Sayın Çömez.

 

39.- Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in, geçmiş Kurban Bayramı’na, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı hububat alım fiyatlarına, tarıma, hayvancılığa, Et ve Süt Kurumunun politikalarına, Bilgi Üniversitesine ve Hafize Çetin’e ilişkin açıklaması

 

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçmiş bayramımızı tebrik ediyorum; Genel Kurulun, kıymetli milletvekillerimizin, aziz Türk milletinin geçmiş bayramı mübarek olsun. Allah nice güzel bayramlara hep beraber el ele, gönül gönüle ulaştırsın, memleketimize dirlik, düzenlik, huzur versin, kardeşlik duygularını güçlendirsin.

Toprak Mahsulleri Ofisi hububat alım fiyatlarını açıkladı. Geçen yıl 13.500 lira olan buğday alım fiyatı bu sene 16.500 lira oldu. Artışa baktığımız zaman yüzde 22,22'lik yani enflasyonun çok altında bir artış söz konusu. Şimdi, geçen yılın fiyatları ile bu seneyi kıyasladığımızda işçilik, gübre, mazot, ilaç, tarla kirası, tohum en az girdi maliyetinde yüzde 50'lik bir artış var fakat maalesef bu, buğday fiyatına verilmedi. İYİ Parti olarak dedik ki birinci sınıf makarnalık buğday 24,5; birinci sınıf ekmeklik buğday da 23,5 lira olmalı ama bunun çok altında kaldı. Şimdi, bunu söylediğimiz zaman iktidar cephesi diyebilir ki "Biz destek veriyoruz, teşvik veriyoruz." Onların da hesabını çıkardık. Buğday, arpa temel destek 403 lira, planlı destek 403 lira, sertifikalı tohum desteği de 155 lira yani dekar başına 961 lira ediyor. Bütün bunları hesap ettiğimizde 550 kilogram 1 dekara buğday olduğunu hesap ettiğimizde -ki Güney Marmara'da böyledir ortalama- ton başına 1.750 liralık bir destek var, bir teşvik var; bunu da kattığımız zaman 18.250 lira ediyor buğdayın tonu fakat bunun müstahsil kesintisi var, nakliyesi var, hamaliyesi var; bunları da düştüğümüz zaman maalesef çiftçimizin, üreticimizin eline 17.400 lira kalıyor ve bu da şu andaki maliyetlerin çok altında.

Değerli arkadaşlar, şu anda tarım çöküyor, köyler boşaldı, ortalama çiftçi yaşı 58 ve tarımda çalışan işçi sayısı giderek azalıyor, aktif olarak çiftçilik yapanların sayısı da giderek azalıyor ve maalesef Türkiye'de tarım planlı bir şekilde çökertiliyor ve maalesef çiftçimizin de şu anda üretimi giderek azalıyor. Tarlalar satışta, traktörler satışta ve çiftçi derin bir borç batağı içerisinde.

Geçtiğimiz günlerde Rize'deydim, oradaki çay üreticilerinin dertlerini dinledim, onlarla konuştum. Onlar da aynı şeyi söylüyorlar "35 lira verdi ama şu anda bize 32-33 lira pratik olarak ödeme yapılıyor." diyorlar ve maliyet hemen hemen bu rakamda veya bunun birazcık üzerinde. Bu itibarla, her alanda bir çöküş var. Burada net bir şekilde hem buğdayda hem genel tarımda, hububatta hem de çay da olan bu vahameti Meclis gündemine taşımayı uygun gördüm.

Değerli arkadaşlar, tabii, bir taraftan tarım çökertilirken hayvancılık da planlı bir şekilde çökertiliyor. Oturdum, baktım, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda kıymanın fiyatı neymiş diye. Kıyma 40 liraymış, bugün kıyma 1.000 liraya dayandı yani 20-25 kat arası kadar bir fiyat artışı söz konusu. Dolar üzerinden baktığımız zaman, kıyma, Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunda yaklaşık 4 dolar civarındaydı, 4-4,5 dolar civarındaydı, bugün 18-19 dolarlara çıkmış görünüyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Dolar üzerinden de kıyma fiyatında, et fiyatında inanılmaz bir artış var. Peki, bunun sebebi ne? Ben size bunun sebebini izah edeyim: Geçtiğimiz günlerde Et ve Süt Kurumu bir fiyat açıkladı. Neydi açıkladığı fiyat? Canlı hayvan alım fiyatı. Değerli arkadaşlar, Et ve Süt Kurumunun temel sorumluluğu tüketicinin ucuz et yemesini temin etmek, üreticinin de girdi maliyetlerini azaltarak piyasadaki fiyat dengesini düzenlemek, Et ve Süt Kurumunun vazifesi budur. Fakat bizim Et ve Süt Kurumunun Başkanının tabii şirketleri var yurt dışında; Macaristan'da et şirketi var, Çekya'da et şirketi var, AK PARTİ'nin Gençlik Kolları üyelerinin Polonya'da et ihraç eden şirketleri var. Dolayısıyla, meseleye rant gözüyle baktığınız için Türkiye'deki et fiyatları konusunda zerre kadar bir hassasiyetiniz yok ve et fiyatları yükseliyor.

Şimdi çok önemli bir rakam paylaşacağım sizinle: 2025 yılında Et ve Süt Kurumu besilik dana satış fiyatını 228 lira olarak belirledi. 2026 yılında belirlediği fiyat 420 lira kilogram başına, yüzde 84,2'lik bir artış var. Allah aşkına, "Enflasyon yüzde 30." demiyor musunuz siz? Nedir bu dananın bir kilo fiyatına verdiğiniz artış? Yüzde 84,2. Şimdi bunun arkasında ne var, biraz sonra anlatacağım size. Peki, şunu diyebilirsiniz: "Canım, TL değer kaybetti, dolar değer kazandı. O sebeple biz de artık Türkiye'de yerli hayvan üretmiyoruz, yurt dışından ithal ediyoruz; onlar da dolara bağlı, o bakımdan fiyatlar yükselmiş."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Ona da baktım; geçen sene 5,70 dolar, bu sene olmuş 9,15 dolar. Peki, bunun karşılığı ne? Bunun karşılığı, şu anda Et ve Süt Kurumu -kilo başına tam 4,15 dolarlık bir fark var, bunu da hesaba kattığımızda- tam 30 milyar lirayı cebine indiriyor. Oturdum, Brezilya'dan canlı hayvan alım fiyatlarının faturalarını buldum, çıkardım, oradaki üreticilerle görüştüm. Brezilya'da liman teslimi, canlı hayvanın kilo fiyatı 3-3,5 dolar civarında. Türkiye'ye geliş fiyatı da yaklaşık 1 dolar ekleseniz 4,5 dolar eder, hadi 5 dolar olsun. 9,15 dolar neyin nesidir Allah aşkına? Et ve Süt Kurumu bu milletin ucuz et yememesi için bu kadar fahiş fiyatlarla zam yapar mı, böyle bir uygulama olur mu? Olur. Niye olur? Çünkü Et ve Süt Kurumunun başındaki zatın yurt dışında et ihraç eden, et ithal eden, canlı hayvan ihraç eden, ithal eden firmaları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bu itibarla, buradan Et ve Süt Kurumunu uyarıyorum: Bu politikanızdan vazgeçin. Bu millet bırakın bir parça ucuz et yesin. Aksi hâlde bunun faturası hem aziz millete çok ağır olacaktır hem de size çok ağır olacaktır.

Son olarak üniversitelerden bahsedeceğim. AKP iktidara gelmeden önce ortaya koymuş olduğu vaatlerinden bir tanesiydi: "Üniversiteleri idari ve akademik özerkliğe kavuşturacağız. Öğretim elemanları, öğrenciler üzerinde baskı, dayatma ve antidemokratik uygulamalardan vazgeçeceğiz." Yanı sıra, 2002 seçim beyannamesinde şu sözü vermişti AK PARTİ: "Üniversiteler her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldığı, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir forma dönüştürülecektir." Baktığınız zaman inanılmaz güzel, mükemmel vaatler. Peki, ne oldu? Maalesef artık üniversitelerde özgürlüklerden bahsetmek mümkün değil. Bilgi Üniversitesini geçtiğimiz günlerde bir gece yarısı kararnamesiyle Sayın Erdoğan "Fermanımdır, kapatıyorum." dedi, üniversiteyi kapattı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, son dakikaya veriyorum Sayın Çömez.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ederim.

"Fermanımdır, kapatıyorum." dedi ve kapattı. Bu arada öğrenciler meydanlarda, sokaklarda nümayiş yapıyor, gösteri yapıyor. Tabii, onlar gösteri yaparken polisler biber gazlarıyla, TOMA'larla öğrencilerin üstlerine yürüyorlar. Bir taraftan çok sayıda öğrenci gözaltına alınıyor, yaralanıyor, hastanelere kaldırılıyor. Nihayet üç gün sonra Sayın Erdoğan dedi ki: "Fermanımdır, vazgeçtim. Üniversiteyi tekrar açıyorum." Üniversite açıldı. Peki, bu arada ne yaptınız? Bu arada, Hafize Çetin, bu kardeşimiz sizin 2002'de yola çıkarken verdiğiniz söze de güvenerek meydanlara çıktı, üniversitede hakkını aradı, demokratik hakkını aradı; dedi ki: "Ben üniversitemi geri istiyorum, özgür ve bağımsız üniversitemi geri istiyorum. Emek harcadım, gözyaşı döktüm, gayret ettim, buraya girdim, geri istiyorum." Ne yaptınız biliyor musunuz? Gecenin saat ikisinde bu kardeşimizin evine polisi gönderdiniz, derdest ettiniz, alıp götürdünüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Ve bu da sizin, AKP'nin nihai olarak geldiği noktanın özetidir. Yazıklar olsun diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Çömez.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

 

40.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul’un fethinin 573’üncü yıl dönümüne, Genel Başkanları Devlet Bahçeli’nin gündeme taşıdığı “Kudüs paktı” teklifine, Türkiye açısından Kudüs ve Gazze meselesine, siyasete ilişkin açıklaması

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 29 Mayısta, köhnemiş bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan İstanbul'un fethinin 573'üncü yıl dönümünü kutladık. İstanbul'un fethi dünya tarihi için de eşsiz bir dönüm noktası, kudret ve adaletin yedi iklime mühürlenmesidir. İstanbul'un fethi yalnızca bir askerî zafer, bir sur yıkma hadisesi, bir toprak kazanımı değildir; İstanbul'un fethi tıkanmış tarih yollarını açan, Doğu ile Batı arasında yeni bir denge kuran, insanlığı köhnemiş bir düzenin karanlığından çıkarıp yeni bir medeniyet ufkuna taşıyan büyük bir hamledir. Bu fetih, bir dinin diğerine tahakkümü değil; gerilemeye karşı ilerlemenin, sömürüye karşı adaletin şanlı zaferidir. 1453'te Bizans'ın zulmüne son verilmiştir. Fatih Sultan Mehmet Han, adaleti devletin temeline, kerim devlet nizamını toplumun merkezine, imarı fethin ruhuna yerleştirmiştir. Çünkü fetih yol açmaktır; yağma değil, ihyadır; tahakküm değil, medeni nizamdır; zulüm değil, adalettir. Bizim tarihimizde, fethedilen şehirler harabeye çevrilmez; camisiyle, kilisesiyle, çarşısıyla, medresesiyle, vakfıyla, yolu ve köprüsüyle mamur edilir. İstanbul bunun en büyük şahididir. Fatih'in fethi, kılıcın ardında kalemin, topun ardında hukukun, zaferin ardında merhametin bulunduğu bir medeniyet tasavvurunun gerçekleşmesidir. Bu yönüyle İstanbul'un fethi, devlet aklının en berrak yansımalarından biridir. Devlet, milleti yaşatmak, adaleti hâkim kılmak, mazluma güven, zalime "Dur!" demek için vardır. Fatih'in ortaya koyduğu nizam tam olarak budur. İstanbul'un fethi, dünün hatırası değil, bugünün idraki ve yarının istikametidir. Bugün bizlere düşen görev, Fatih'in açtığı o büyük medeniyet kapısından yürüyerek güçlü, adil, bağımsız ve lider ülke Türkiye idealini daha da yükseltmektir. Bu vesileyle, İstanbul'un fatihi, cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet Han'ı ve aziz ecdadımızı rahmetle ve hürmetle anıyorum.

Sayın Başkan, uluslararası politikayı yorumlarken İsrail'in Filistin'e yönelik zulmünü gözümüzden ve gönlümüzden uzak tutamayız. Gazze'de, Kudüs'te ve Filistin'in dört bir yanında yaşanan katliam ve zulüm, yalnızca bir coğrafyanın meselesi değildir; insanlığın, vicdanın, hukukun ve İslam dünyasının ortak sınavıdır. Bugün ihtiyaç duyulan şey, dağınık tepkiler değil; kalıcı, kurumsal ve caydırıcı bir birlik iradesidir. Bu nedenle, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin gündeme taşıdığı Kudüs paktı teklifi tarihî önemdedir.

Bildiğiniz üzere, Sayın Genel Başkanımız 5 Ağustos 2024 tarihli açıklamasında Kudüs paktını gündeme getirmişti. Kudüs eksenli bölgesel barış ve güvenlik mimarisi sadece Filistin-İsrail hattında kalıcı ateşkes ve iki devletli çözümü değil insani koridorların sürekliliğini, uluslararası hukuk ve egemen eşitlik ilkesinin işletilmesini, bölgenin bir huzur kuşağına dönüşmesini hedeflemektedir. Türkiye bu paktın kuruluşuna öncülük ederek bölgesel diplomasi, insani yardım ve caydırıcı kapasiteyi aynı çatı altında kurumsallaştıracaktır.

Uluslararası toplumun yetersizliği ve İslam dünyasının dağınıklığı karşısında Türkiye tarihî bir sorumluluk bilinciyle hareket etmektedir. Kudüs ve Gazze meselesi Türkiye açısından yalnızca bir dış politika başlığı değil aynı zamanda vicdani, tarihî ve insani bir meseledir. Türkiye tarih boyunca mazlumun yanında durmayı, adaleti savunmayı ve kriz bölgelerinde insani sorumluluk üstlenmeyi ilke edinmiştir. Bugün de Gazze meselesinde diplomatik, insani ve siyasi bütün kanalları kullanarak ateşkesin sağlanması, insani yardımların ulaştırılması ve uluslararası hukuk mekanizmalarının işletilmesi için çaba göstermektedir çünkü biliyoruz ki Türkiye yalnızca kendi sınırlarını koruyan bir ülke değil aynı zamanda bölgesinde adalet, denge ve vicdan çağrısını yükselten bir devlettir. Gazze meselesi de bu sorumluluğun en açık şekilde görüldüğü başlıklardan biridir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, siyaset milletin emanetine sahip çıkma faaliyetidir. Kamu görevi şahsi menfaatin, kayırmacılığın, rüşvetin ve yolsuzluğun aracı hâline getirilemez. Milliyetçi Hareket Partisi olarak temiz siyaset, temiz yönetim ve temiz toplum idealini demokrasinin ahlaki temeli olarak görüyoruz çünkü hizmet kurumlarına ve yöneticilerine güvenin zedelenmesi yalnızca hukuki değil aynı zamanda toplumsal ve ahlaki bir tahribattır. Hangi siyasi partiye mensup olursa olsun kamu kaynaklarını istismar eden, milletin hakkını kendi çıkarına tahvil eden hiç kimse korunmamalıdır, savunulmamalıdır; yolsuzluğun partisi, rozeti, mazereti olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Belediyeler başta olmak üzere bütün kamu görevleri hizmet ve sorumluluk alanıdır; rant, istismar ve çıkar ağı değildir. Siyasetin daha şeffaf, daha hesap verebilir ve daha ahlaklı bir zemine ve etik kurallara bağlanması millî bir ihtiyaçtır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Kayseri Yahyalı Kız Anadolu İmam-Hatip Lisesi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kayseri Yahyalı Kız İmam-Hatip Lisesi öğrencileri Genel Kurulu izlemektedirler; kendilerine hoş geldiniz deyip başarılar diliyoruz. (Alkışlar)

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sezai Temelli.

Buyurun Sayın Temelli.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Muş Milletvekili Sezai Temelli’nin, geçmiş Kurban Bayramı’na, Yavuz Kubilay’a, yargının siyasete müdahalesine, barış ve demokrasi mücadelesine, Muhsin Melik’e, Mehmet Ayyıldız’a ve Hamit Geylani’ye, yeniden haklarını aramak için Ankara’ya gelmek isteyen bir maden şirketinin işçilerine ilişkin açıklaması

 

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de halklarımızın geçmiş Kurban Bayramı'nı kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Tabii bu Kurban Bayramı diğer bayramlara hiç benzemiyordu, belki de insanlarımızın en çok yabancılaştığı bayramlardan biriydi çünkü öyle bir yoksulluk girdabı içinde, öyle bir baskı içinde, öyle bir huzursuzluk içinde bir bayram kutlanmaya çalışıldı ki âdeta "Bayram gelmiş neyimize?" hâli söz konusuydu. Evet, insanlar umutsuz, insanlar huzursuz; insanlara sürekli beklenti yaratılıyor, umut yaratılıyor ama gereği yapılmıyor. Bayram öncesi yasalaşması beklenen birçok yasa teklifi hayata geçmediği için; ne İnfaz Kanunu'ndaki düzenlemeler ne çözüm sürecine dair düzenlemeler olmadığı için âdeta bayram cezaevlerinde de büyük bir umutsuzluk, büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Cezaevi demişken, şu anda Sincan Cezaevinde bulunan yoldaşım, arkadaşım, Günay Kubilay babasını yitirdi. Kendisine başsağlığı diliyorum. Yavuz Kubilay'ın da devri daim olsun diyorum. Evet, bir kumpas davası sonucu, Kobani kumpas davası sonucu cezaevinde arkadaşlarımız; Selahattin Demirtaş gibi, Figen Yüksekdağ gibi birçok arkadaşımız cezaevinde, yıllardır cezaevinde. Neden? İşte bu davalar yüzünden. Bu davaların arkasında yatan nedir? Yargının siyasete müdahalesidir. Yargı siyasete müdahale ettiği sürece bu ülkenin demokratikleşmesi, bu ülkenin bir hukuk devleti olması mümkün değil. Peki, yargı nasıl siyasete müdahale ediyor? Çünkü iktidar, yargı marifetiyle siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. Dolayısıyla da dönüp baktığımızda, aslında bunun cumhuriyet geleneğinde olan bir yaklaşım olduğunu da çok iyi biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? Şark Islahat Planı'ndan biliyoruz. 1920'lerdeki Şark Islahat Planı kafası neyse, bugünkü plan da aynıdır. Şark Islahat Planı genişledi, kürdistanı aştı, artık bir Türkiye ıslahat planına dönüşmüş durumda. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Yargı planıyla, yargı marifetiyle yapılmaya çalışılan budur.

Son on yılda âdeta bunu çok daha belirgin yaşadık. Nerede mi başladı? Bu Mecliste başladı, dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla başladı. O gün "Kalksın, ne olacaksa görelim." diyenler işte o kapıyı açtılar. Son on yılda parti kapatma davalarından siyasi tutsaklıklara, kumpas davalarından işte bugün Cumhuriyet Halk Partisinin yaşadığı mutlak butlan davasına kadar biz siyasetin yargı marifetiyle dizayn edilmesine tanıklık ediyoruz. Siyaset buna karşı çıkmalı. Karşı çıkması gereken yer işte tam da burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi toplumun beklediği demokratikleşmeye yönelik, barışın kalıcılaşmasına yönelik ve siyasi partilerin haklarına yönelik yasaları bir an önce hayata geçirmelidir. Çünkü siyasi partilere bu tür kısıtları uyguladığınız sürece bir ülkenin demokratikleşmesini sağlamak mümkün değildir.

Evet, Türkiye demokratikleşemiyor. Bırakın demokratikleşmeyi her geçen gün çok daha büyük baskılar altında. Bakın, insan hakları savunucusu, bu konuya hayatını adamış, bir dönem önce İnsan Hakları Derneği Eş Başkanı da olan Eren Keskin, 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü aldı. Kendisini kutluyorum ama ödülünü almaya gidemedi. Dünyanın her yerinde insan hakları savunucuları bir ülkenin onurudur, bizim ülkemizde insan hakları savunucuları seyahat hakkından bile yoksundur, birçoğu cezaevindedir, birçoğu böyle bir utanca tanıklık etmektedir. Bu ülke bu ayıplardan bir an önce kurtulmak zorunda. Oysa biz bunları beklerken ülke her geçen gün çok daha büyük bir baskı rejimine doğru sürüklenmekte.

Biliyorsunuz pazar günü Gezi'nin yıl dönümüydü. Gezi'nin yıl dönümünü anmak için Beyoğlu'ndaydık, ben de oradaydım fakat Beyoğlu'nu görseniz hayretler içinde kalırdınız. Bu kadarını burada hiç kimse tahmin edemez. Beyoğlu Kaymakamı bütün Beyoğlu sokaklarını âdeta kapatmış polis marifetiyle, bir sokaktan diğerine kimse geçemiyor. Biz orada bir anma gerçekleştireceğiz çünkü Gezi'de, biliyorsunuz, birçok canımızı yitirdik, Berkin'i, Ali İsmail'i, Ethem'i, Abdullah'ı, Mehmet'i, Medeni'yi, Ahmet'i, Hasan Ferit'i; onları bir kez daha buradan saygıyla anıyorum. Gezi zamanında inanılmaz bir polis şiddeti vardı, o şiddet sonucu bu canlarımızı yitirdik. Onları anmak için insanlar orada, o direnişi bir kez daha hayata geçirmek için orada ama inanılmaz bir polis ablukası, bir şiddet kol geziyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Temelli.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi bu, kabul edilebilir bir şey değil. Artık bu Taksim fobisinden kurtulun, bunu saplantı hâline getirmeyin; açın meydanları, boşaltın cezaevlerini. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey özgürlüktür. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey barıştır, toplumsal barıştır. Siyaseti tutsak ederek, meydanları, alanları kapatarak bu ülkeye iyilik yapmıyorsunuz, bu ülkeyi âdeta bir cehenneme çevirmeye devam ediyorsunuz. İşte, bu yüzden de diyoruz ki barış ve demokrasi mücadelesi birbirinden ayrılmaz bir mücadele birlikteliğidir. Dolayısıyla bu mücadele ve sürdürmeye çalıştığımız bu müzakere sağlam bir zemine oturmalıdır, bir hukuk devleti anlayışına muhakkak kavuşarak yol almalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 90'ların karanlığında yitirdiğimiz 2 arkadaşımızı anmak istiyorum: HADEP Parti Meclisi Üyesi Muhsin Melik'i ve Mehmet Ayyıldız'ı. 90'ların karanlığında o kadar çok faili meçhul cinayet işlendi ki bu 2 arkadaşımızı da o yıllarda yitirdik. Bir kez daha onları saygıyla anıyorum. Tabii, 90'lar deyince, 17 bin faili meçhulün yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz, bir tarih aralığından bahsediyoruz fakat hâlâ bu olayların aydınlatılamadığı ve gerçek bir adaletin sağlanamadığı bir ülkede yaşadığımızı da hatırlatmak istiyorum.

Yine, geçen yıl yitirdiğimiz Hamit Geylani'yi anmak istiyorum. Hamit Geylani HEP'ten bugüne kadar, geçen yıl hayatını yitirene kadar bu mücadelenin hep içinde oldu, hep yol gösterici oldu ve Kürt halkının haklı taleplerini dile getirdi, Türkiye'de barış konusunda, barışın inşası konusunda çok büyük emekleri oldu; onu da saygıyla anmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakika.

Tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, son olarak da Doruk maden işçilerine değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, geldiler geçen ay, nisan ayında bir mücadele sergilediler. Kendileri haklarına kavuşmak için bu mücadeleyi verirken 3 bakan kendilerine söz verdi, onlar da döndüler ve o günden bugüne kadar bu meselenin hallolmadığını görüyoruz. Şimdi, yeniden haklarını aramak için Ankara'ya gelmek istiyorlar. Onlara da seyahat özgürlüğü yasak, araçlarına el konuluyor ve madencilerin kente gelmesi, Ankara'ya gelmesi yasaklanıyor. Böyle bir ülke olabilir mi? İnsanlar kendi ülkesinde seyahat edemiyor, hakkını arayamıyor çünkü iktidarınız döneminde şöyle bir başarıya imza attınız: Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun açıkladığı 2026 Küresel Haklar Endeksi'nde dünyanın en kötü 10 ülkesinden 1'i hâline getirdiniz bu ülkeyi. Bütün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Uzatamıyoruz Sezai Bey, kusura bakmayın.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Gökhan Günaydın.

Buyurun Sayın Günaydın.  

 

42.- İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Kurban Bayramı’na ve Gadîr-i Hum Bayramı’na, İstanbul’un fethinin 573’üncü yıl dönümüne, Fatih Sultan Mehmet’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e, kesilebilen kurban sayısına, mutlak butlan kararına ve “Konuyla bizim alakamız yok.” diyenlere, Cumhuriyet Halk Partisine, bu memlekette demokrasinin ve cumhuriyetin aleyhine hiç kimsenin konuşamayacağına ilişkin açıklaması

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir Kurban Bayramı haftasını geride bıraktık, öncelikle aziz milletimizin Kurban Bayramı'nı kutluyorum. Aynı zamanda Arap Alevisi yurttaşlarımızın bugün idrak ettikleri Gadîr-i Hum Bayramı'nı da aynı şekilde kutluyorum.

 Evet, bu hafta içerisinde yani 29 Mayısta İstanbul'un fethinin 573'üncü yıl dönümü kutlandı, anıldı. Fatih Sultan Mehmet bir dünya lideriydi; 6 dili ana dili gibi bilen ve konuşan bir liderden bahsediyoruz. Arapça ve Farsçanın yanında Yunanca, İtalyanca, İbranice ve Latince konuşabilen, aynı zamanda "Avni" mahlasıyla şiirler yazan; bilim insanlarını yanında çalıştırarak, bilime önem vererek askerî dehasıyla öncülük eden bir insandan ve bir hoşgörü liderinden bahsediyoruz. Demek ki hamasetle lider olunmuyor, önce bunları bir saptayalım. Tabii, Fatih Sultan Mehmet'i anarken bir İstanbul Milletvekili olarak hakkında bugün konuşmaktan utanılan ve yazılamayan, dört yıl on ay yirmi üç gün süreyle işgal altında tutulan İstanbul'u işgalden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk'ü de saygıyla ve rahmetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Atatürk de aynı şekilde ana dili gibi konuştuğu Fransızcanın yanında, kitap okuyacak düzeyde Almanca, İngilizce ve Arapça bilebilen bir dünya lideriydi. Yine söyleyelim, demek ki hamasetle, atıp tutmakla dünya lideri olunmuyor.

Şimdi, geçtiğimiz bayram döneminde insanlar "Bayram bize zehir oldu." dediler. İki nedenle; bir, kesilebilen kurban sayısı dörtte 1'e düşmüş. Bu, yaşanılan büyük iktisadi krizin insanları ibadetlerini yapamaz duruma getirdiğinin çok açık göstergesi. Neden? Bu turuncu koltuklarda oturuyoruz, rüyaları ve hikâyeleri görmeye ve anlatmaya devam ediyor bazıları. Oysa memleketin gerçekleri bunlar. Bir başka zehir olma gerekçesi daha var: Kurban Bayramı'nın arifesinde Türkiye'de demokrasiye darbe yapıldı. Cumhuriyet Halk Partisine getirilen mutlak butlan kararı bir siyasal partinin iç işi değildir, Türkiye'de demokrasiye yapılmış açık bir darbedir. Sebebini açıkça söyleyeyim: 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılmış bir kurultayı, ilk derece mahkemesi "Orada bir sorun yok." dedikten sonra, iki buçuk yıl geçtikten sonra, üstelik de Yüksek Seçim Kurulunun mevzuatındaki bütün açıklığa rağmen, YSK ve taşra teşkilatı dışında bir başka adli yargı organı tarafından, üstelik de zaman aşımı sürelerine uymadan, mutlak butlanla iptal etmeye kalkışmak Türkiye'de seçen ve seçilenin bütün güvenliğini ortadan kaldırmak demektir. Bu karar Türkiye'de rekabetçi, seçimli, demokratik yaşamı, siyasal partilere dayalı demokratik yaşamı ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Bu karar aynı zamanda ekselanslarının "Karşıma çıkacak Cumhurbaşkanı adayını ben belirlerim. Eğer o çok güçlüyse onu hapsederim. İçeride hapiste de ondan korkarım, diplomasını iptal ederim. Muhalefet partilerinin nasıl yönetileceğine ben karar veririm, genel başkanı kim olacak ben seçerim. Bir sonraki seçime girip giremeyeceklerine ben karar veririm." dediği, adaletle ve hukukla uzaktan yakından alakalı olmayan bir anlayışın da açık bir tezahürüdür. Eğer burada bunu bir siyasal partinin iç işleyişi olarak gören varsa Türkiye gerçeklerinden tümüyle kopuk durumdadır. Burada anlatıyorlar, diyorlar ki: "Belediyeler her türlü işlerden uzak olmalıdır. Mali konulardan, tabii ki her türlü uyuşmazlık işlerinden, aymazlık işlerinden uzak durmalıdır." E, söylüyoruz "Getirin siyaseti etik kodunu, getirin siyasi etik yasasını geçirelim." diyoruz, "Hadi, her biriniz mal varlığınızı açıklayın." diyoruz. Örnek olayım diye de bir tane ben açıklıyorum. Var mı açıklayan biriniz? Burada atıp tutmakla olmuyor, atıp tutmakla olmuyor; burada bir irade ortaya koyacaksınız, irade ortaya koyacaksınız ki göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ha, sonra başka bir şey var: "Konuyla bizim alakamız yok..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Konuyla sizin alakanız yok, öyle mi? Neyle alakanız var, neyle alakanız var mesela? Büyük enflasyonla, büyük işsizlikle, adalet kriziyle, yargı kriziyle, uluslararası alanda ortaya çıkan bütün sansasyonlar ve skandallarla hiç mi alakanız yok? Mesela, arkadaşlar çıkıyorlar, burada Filistin konusunda gerçekten benim de içime işleyen bir konuşma yapıyorlar. 70 bin insan öldürüldü orada, büyük bir kıyım yapıldı orada. Bütün varlığımızla karşı çıkıyoruz, içimiz kan ağlıyor ama ona karşı çıkan kim varsa operasyonlara muhatap oluyor. Sizin gıkınız çıkmazken ya da yalnızca miting düzenlemekten ibaretken, dünyayı ayağa kaldıran İspanyol lider Sanchez'e bu çerçevede bir operasyon yapılıyor ve siz bunu görmezden geliyorsunuz. Sadece görmezden gelseniz vallahi önemli değil, ne yapıyorsunuz biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Başkan Trump, dünyanın yüzyıllardır beklediği lidersin sen." diyorsunuz; sadece güçten bahsetmiyorsunuz "Sen gücün bizzat kendisisin." diyorsunuz. Kim yazıyor bunu? Trump "Bunu bana Erdoğan böyle söyledi." diye yazıyor, yazıyor. Sen söylemişsin bunu. Peki, güçten bahsetmeyen, gücün bizzat kendisi olan Trump o gücü nerede kullanmış? O gücü Bibi'yle beraber Filistin'de kullanmış. Azıcık samimi olun be kardeşim, kimin katil kimin yurtsever olduğuna azıcık karar verin be kardeşim! (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, şunu ifade edeyim: Cumhuriyet Halk Partisi yüz üç yıl evvel kurulmuş bir siyasal partidir, kuruluşun ve kurtuluşun bir siyasal partisidir. Bugüne kadar çok darbeye muhatap olmuştur, çok genel başkanı tutuklanmıştır ama bütün bu darbelerden dün olduğu gibi bugün de güçlenerek çıktık ve gelecekte de çıkmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ha, bir kötü haber daha vereyim size, sizin için kötü haber, Türk milleti için, bu memleket için çok iyi bir haber. Bölge valisi size "Buralarda demokrasiye gerek yok, buralarda hayırsever monarşilere ihtiyaç var." diyor, siz de peşinden düşüyorsunuz ya, bir kınama mesajı bile yayınlayamıyorsunuz ya; hem bölge valisine hem de size, hepinize, yüzünüze yüzünüze söyleyelim: Yüz dört yıl evvel saltanatı kaldırdık, hiç kimse bu memlekette demokrasinin ve cumhuriyetin aleyhine konuşamaz, konuşamayacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Günaydın.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

43.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kurban Bayramı’na ve hac farizasına, Türk Hava Kuvvetlerinin 115’inci kuruluş yıl dönümüne, 28 Mayıs 2023 seçimlerinin ve Cumhurbaşkanının tekrar seçilmesinin 3’üncü yıl dönümüne, mutlak butlanla ilgili karara ilişkin açıklaması

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Ben de aziz milletimizin, Türk dünyasının, İslam dünyasının ve burada bulunan değerli milletvekillerimizin Kurban Bayramı'nı tekrar tebrik ediyorum. Cenab-ı Hak nice bayramlara birlik, beraberlik, sağlık, afiyet ve istikamet üzere her birimizi eriştirsin, ulaştırsın diyorum. Bu vesileyle, hac farizasını yerine getiren bütün vatandaşlarımızı tebrik ediyorum; hacları mebrur ve makbul olsun, Cenab-ı Hak tekrarını ihsan eylesin. Cenab-ı Hak gitmeyenlere de gitmeyi inşallah nasip etsin.

Bugün önemli bir günü idrak ediyoruz, Türk Hava Kuvvetlerimizin 115'inci kuruluş yıl dönümü. Evet, hakikaten şanlı tarihimiz boyunca gök vatanımızı koruyan bütün kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.

Bugün savunma sanayisinde elde ettiğimiz başarıların, yerli ve millî teknoloji hamlelerinin ve Türkiye'nin hava gücündeki yükselişinin temelinde işte bu büyük birikim ve kahramanlık ruhu bulunmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün "İstikbal göklerdedir." sözünü HÜRKUŞ'la, GÖKBEY'le, ATAK helikopteriyle, KAAN millî uçağımızla, KIZILELMA'mızla ete kemiğe büründüren Sayın Recep Tayyip Erdoğan, AK PARTİ iktidarı ve Cumhur İttifakı'dır. Bugünü idrak ederken kuru bir kutlama mesajıyla değil, somut, bütün milletimizin güvenliğini muhafaza edecek, geleceğini teminat altına alacak muazzam bir millî hava savunma sistemini kurmanın gururuyla bugün bu idraki yaşıyoruz. İşte, bunun altında, 28 Mayıs 2023 seçimlerinin idrakiyle, 3'üncü yıl dönümünde... Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesinin 3'üncü yıl dönümü, geçtiğimiz hafta idrak ettiğimiz bu büyük liderliğin somut göstergesi, çıktısı olarak karşımıza çıkıyor. Gök vatanımızı yerli ve millî silahlarımızla, millî sistemlerimizle koruyan bir noktaya Türkiye'yi getiren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a buradan selam ve hürmetlerimizi sunuyoruz. Bu konuda biraz evvel ifade edilen o "Hamasetle bu iş olmaz..." Evet, hakikatle olur. Eserle, hizmetle burada bu noktalara erdiğimizin en büyük çıktılarını hep beraber görmek durumundayız. Çelik Kubbe'yi yapan ve savunma sistemimizi Mehmetçik'imize teslim eden, Hava Kuvvetlerimize teslim eden bir büyük atılımın hep beraber mimarları olarak buradayız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Patriot'ları geçen hafta getirttiniz daha ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla şunu ifade etmek isterim: 28 Mayıs, Cumhurbaşkanımızın yıl dönümüyle ilgili, demokratik olarak... Halkımız tarafından, milletimiz tarafından demokratik seçimlerle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilmesi tarihimize geçmiş büyük bir devrimin, bir dönemin adıdır. Yirmi üç yılda seksen yıllık cumhuriyet dönemlerinde yapılanların 5 mislini, 10 mislini hizmet ve eser olarak bu millete kazandıran iradenin adıdır AK PARTİ, Cumhur İttifakı ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Dolayısıyla, bizim siyasetimizin temelinde hizmet ve eser siyaseti yatmaktadır. En büyük çıktılarından bir tanesi, bütün milletimiz tarafından Kurban Bayramı'nda görüldüğü üzere, seksen yılda 6 bin kilometre bölünmüş yolu yirmi üç yılda 30 bin kilometreye çıkaran iradedir ve bütün Türkiye'de seksen yılda yapılan 50 kilometrelik tüneli 860 kilometreye çıkaran iradedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Niye "Seksen yıl" diyorsun ki?

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Az zamanda çok ve büyük işler başaran bir iradenin adıdır, sağlam iradenin adıdır Recep Tayyip Erdoğan ve bu şekliyle de gerçekten, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma ve tam bağımsız Türkiye'yi inşa etme olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından gösterilen hedefleri hayata geçiren dünya liderinin adıdır Recep Tayyip Erdoğan elhamdülillah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Haydi arkadaşlar, haydi, haydi, daha hızlı, daha hızlı! Bu ne ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda şunu ifade etmek isterim ki bütün bu gerçekleri hepimiz yaşıyoruz.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Hayır, başka bir içeriğin yok senin ya, hep böyle övgü.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Burada "İstanbul Havalimanı'nı açamayacaksınız, su basacak, uçakları uçuramayacaksınız." denildiğine bu Meclis tutanakları şahittir ama bugün dünyanın en fazla uçağının...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Mevsimlik tarım işçileri perişan Sayın Başkanım. Urfa'nın mevsimlik tarım işçilerine baksın, ülkenin uygarlığı mevsimlik tarım işçileriyle ölçülür; mevsimlik tarım işçileri aç, perişan, yatacak yerleri yok, içecek suları yok!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Mahmut, sakin, sakin...

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bugün dünyanın en fazla yolcusunun taşındığı bir havalimanı ve dünyanın gıptayla izlediği ve beğendiği bir havalimanı hâline getiren iradedir.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, 73 ile Urfa'dan mevsimlik tarım işçisi gidiyor; aç, perişan mevsimlik tarım işçisi! Yatacak evi yok, çadırda kalıyor, Türkiye büyümüş gibi anlatıyor hikâyeyi.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - 26 havalimanını 58 havalimanına çıkaran iradedir.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Günde bir kere sefer var Mardin'e; turizmin en önemli kenti, günde bir kere sefer var!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu da ifade etmek isterim ki mutlak butlanla ilgili karar tamamen CHP'nin kendi iç çekişmesinin sonucudur.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Tabii, tabii(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu mesele CHP'nin iç çekişmesi, iç çatışmasının bir neticesidir.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Samimi olun, samimi olun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - CHP kendi içinde kumpas kurmuşsa kurmuştur; bunun iktidarla, AK PARTİ'yle hiçbir alakası söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Bulamadınız değil mi umduğunuzu, bulamadınız umduğunuzu! Umduğunuzu bulamadınız! Tarihin çarkı, devrin çarkı!

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Tarihe böyle mi geçmek istiyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Siz "Cambaza bak." diyerek, milletin parasını, belediyelerin kasasını, kamu kurum ve kuruluşlarının kasasını boşaltan kendi belediye başkanlarınızın elini kesmeniz lazımdı...

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Karar mı verildi? Masumiyet hakkı ne oldu, lekelenmeme hakkı ne oldu? Karar mı verildi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...disipline vermeniz lazımdı, onlara hesap sorup arınmanız lazımdı ama bunları yapmıyorsunuz.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hammurabi kuralları çoktan gitti.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kendi içinizde yaşadığınız rezillikleri AK PARTİ'ye boca etmeye çalışıyorsunuz.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Zehra Taşkesenlioğlu...

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Ne biçim konuşuyorsun ya? Masumiyet hakkı var ya bu memlekette.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Buna milletin karnı tok, millet bu algı yönetimini reddediyor...

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Boş konuşma!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Lekelenmeme hakkı...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...ve sizi kendi içinizde arınmaya, temizlenmeye, hırsızlardan hesap sormaya çağırıyor.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sen kimsin de arınmadan bahsediyorsun sen! Sen kimsin lan! Arınmaymış!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla, kendi içinde yaşadıklarınızı bizim üstümüze atmaya kalkmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Onu iş birlikçine sor, iş birlikçine!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Siz kendi kendinizi iptal etmiş vaziyettesiniz.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - İş birlikçiniz, iş birlikçiniz o! O sizin iş birlikçiniz, o sizin iş birlikçiniz! Rehin almışsınız onu siz!

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Samimi olun biraz! Samimi ol, samimi! Darbe yapıyorsunuz, darbe!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Niçin rehin aldınız onu siz? Rehin almışsınız onu siz, iş birlikçiniz o! O sizin iş birlikçiniz, iş birlikçiniz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Tanal, Sayın Günaydın söz istiyor.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Mahmut, sen Arnavutluk'a git, boş ver. Ya Arnavutluk'a git, arabayı temizle, arabanın içi çok kirliydi.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - O sizin iş birlikçiniz, iş birlikçiniz!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Arabayı temizle, boş ver.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, karşılıklı şeyi bırakalım. Grup Başkan Vekillerimiz dikkatli bir şekilde takip ediyor.

Sayın Günaydın, buyurun.

 

44.- İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şimdi, Sayın Akbaşoğlu tabii, son ses bağırıyor, kendi grubundan da yeterli desteği alamıyor; sesini yükseltince alkışlayacaksınız tabii, onu unuttunuz.

Muhammet Emin Akbaşoğlu bizi arınmaya davet ediyor, bu hamasetleri bir bırakalım. Ben kendisini bir düelloya davet ediyorum, Ben Gökhan Günaydın, kendisi de Muhammet Emin Akbaşoğlu; ikimiz beraber mal varlıklarımızı açıklayalım, örnek olalım. Var mısın Muhammet Emin Akbaşoğlu? Hadi, kim arınabiliyormuş, kim arınamıyormuş hep beraber görelim. Meclise milletvekili olarak girmeden beş yıl evvelki mal varlığınız, arkasındaki bütün mal varlığınız; ben de sen de. Sizi itham etmiyorum ama siyaset hamasetle değil böyle tutum alarak yapılır. Sadece siz ve ben değil, 600 milletvekili bunu yapsın ki bir görelim.

İkincisi: Vallahi, size uzun cevap vermeye gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Zaytung bir şey söylemiş. Zaytung'un ne olduğunu umarım biliyorsunuzdur. Diyor ki Zaytung: "AKP'nin ardından Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de mutlak butlan kararıyla bir ilgilerinin olmadığını açıkladı." Dolayısıyla size böyle ciddi ciddi cevaplar vermeye gerek yok, sadece Zaytung'u dinlemeniz bile içinde bulunduğunuz zavallılığı gösteriyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, gündeme geçmemize fırsat verin.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Türkiye bir hukuk devletidir, bunu söyle!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi, karşılıklı arınıyoruz, cevap ver bana! Hadi, karşılıklı arınıyoruz!

BAŞKAN - Buyurun Akbaşoğlu.

 

45.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bu konuda şunları ifade etmek isterim: Bakın, elimde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin kararı var.

BAŞKAN - Ona girmeyelim ya.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Arın." diyorduk ya, hani, ikimiz mal varlığımızı açıklayacağız, bir cevap ver ya! "Evet." de "Evet." de "Evet." de, hadi! "Evet." de "Evet." de!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu kararın davacıları da davalıları da CHP'li, çok açık ve seçik.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bak, işte, hamaset; hayatınız hamaset, hayatınız hamaset!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu söyleyeyim...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi "Sen ve ben örnek olalım." desene, hadi! Hadi, de; hadi, de!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...Bakın, iftira atmakla hiçbir netice alamazsınız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Netice alamazsınız çünkü devlet sizin elinizde, ancak sen saldırırsın! İnsan biraz utanır ya! İnsan biraz utanır, utanır!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hak sözü de batıl bir şekilde yorumlayarak ve istismar ederek kendi sıfatlarınızı bizlere boca edemezsiniz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, ne sıfatı be! Sana açıkça söylüyoruz ki hadi, hadi!

BAŞKAN - Sataşmadan, sataşmadan...

Buyurun.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Nasıl memur olduğunu açıklasın Sayın Başkanım! Nasıl memur oldu? Avukattı, nasıl memur oldu? Gel, arın bakayım, nasıl memur oldun sen?

 SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Mahmut, tamam ya! Bak, ayıp ediyorsunuz ya, ayıp ediyorsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda bütün arkadaşlarımız da hepimiz de mal varlıklarımızın beyanını ilgili kurumlara...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, bitirin.

Sataşmadan, buyurun.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Nasıl memur olduğunu açıklasın! Arınma öyle mi olur! Utanmıyor musun nasıl memur oldun sen! Nasıl memur olduğunu anlatır mısın! Nasıl memur olduğunu anlatsın, nasıl özel kalem müdürü olduğunu anlatsın arınmaysa!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, bu konuda çok şeffaf, net, herkesin bildiği şekliyle bütün arkadaşlarımız...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Önce ahlaklı olacaksın, ahlaklı! Nasıl memur oldun? Millet sınava giremiyor sen memur oldun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...gibi biz de mal beyanımızı ilgili kurumlara süresinde vermiş insanlarız.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kasalara sakla, değil mi? Kasalara sakla, değil mi? Nasıl saklanıyorsun ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, apaçık hırsızlık olaylarını, arsızlık olaylarını nasıl örtmeye çalışıyorlar.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Hırsızlık ve arsızlık" lafını sana iade ederim! Sana iade ederim "hırsız"ı da "arsız"ı da! Hadi, erkeksen benim gibi yap, hadi!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yahu, hırsızlık ve arsızlıkların üzerine gidip onlarla ilgili...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen kimsin bana hırsızdan, arsızdan bahsedeceksin ha! Sen kimsin! Sen kimsin! Sen kimsin bana hırsızdan arsızdan bahsedeceksin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...işlem yapmanız gerekirken niçin bu olayları çarpıtmaya, hakikatleri örtmeye çalışıyorsunuz?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi, bir kere söyle, hadi, bir kere...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu içinizde bulunduğunuz acziyetin ve suçluluğun itirafıdır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Acziyet..." Terbiyesiz adamlar!

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Yargının arkasına saklanmayın, karşısına çıkın!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu net ve açık olarak tüm halkımız tarafından görülmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bu günler geçecek, utanacaksın, utanacak! Bu günler geçecek!

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, sınava girmeden memur olan hırsızdır!

BAŞKAN - Tanal, bir dakika, bir şey söyleyeceğim.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sınava girmeden memur olan hırsızın ta kendisidir!

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sınava girmemiş!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bana bir daha "hırsız", "arsız" diyen bu cevabı alır!

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sınava girmeden nasıl memur olduğunu açıklar mısın?

BAŞKAN - Sayın Tanal, Sayın Günaydın; bir dakika...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, bir insan sınava girmeden memur olmuşsa sınava giren...

BAŞKAN - Sayın Tanal... Müsaade edin, müsaade edin...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - ...KPSS sınavına giren insanların hakkını çalmıştır!

BAŞKAN - Müsaade edin...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - En büyük hırsız odur! Açıklasın nasıl memur olduğunu!

BAŞKAN - Müsaade edin...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Meydan okuyorum!

BAŞKAN - Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Özür dilerim Başkanım sizden.

BAŞKAN - Müsaade ederseniz bir şey söyleyeceğim ben.

Şimdi, normal...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - KPSS sınavına girmeden memur oldu Başkanım, nasıl oldu bu?

BAŞKAN - Sayın Tanal...

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, kim devleti soymuşsa, kim yetimin parasına el uzatmışsa bunların mutlaka hesap vereceğine ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - "Allah." diyen, milletimizin birliğine inanan, demokrasiye inanan, 30 bin lira aylığı olmasına rağmen Cenab-ı Allah'a şükredip isyan etmeyen çok büyük bir milletiz. Ben size samimi bir şey söyleyeceğim, hırsızın burnundan fitil fitil getirilecek, hiç merak etmeyin.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - İnşallah!

BAŞKAN - Kim hırsızsa o hesabı verecek, verecek.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yeter ki devlet tarafsız ve bağımsız olsun, asıl hırsızların üstüne gitsin yeter ki!

BAŞKAN - Kimse, kim devleti soymuşsa, kim yetimin parasına el uzatmışsa bunlar mutlaka hesap verecek.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Zehir zıkkım olsun!

BAŞKAN - Zehir zıkkım olsun ama...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Peki, sınava girmeyen bu beyefendi de yapacak mı acaba? Memur oldu.

BAŞKAN - ...çok güçlü bir şekilde ifade ediyorum: Bu millet bunun hesabını soracak, hangi partili olursa olsun.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Kim çalıyorsa zehir zıkkım olsun!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şu mal varlıkları çelik kasalardan bir çıksın! Çelik kasalardan bir çıksın şu mal varlığı beyanları, bir görelim.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sınava girmiştir ya, bu kadar da olmaz artık ya!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Özel kalem müdürlüğünden geçti memuriyete ya, ne sınavı ya!

BAŞKAN - Peki.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, yaptığı açıklaması sonrası CHP sıralarından sarf edilen sözlere ilişkin açıklaması

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, ben bu seviyeye inmeyeceğim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Seviye, senin getirdiğin seviyedir! Seviye, senin getirdiğin seviyedir!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hakikaten kendi seviyesizliklerinizi, kendi hırsızlıklarınızı lütfen bizim üzerimizden gündem yapıp aklanmaya çalışmayın...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Hırsız" dersen "Sensin." derim. "Hırsız" dersen "Sensin." derim, tamam mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...arının, öyle gelin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hırsız sensin! Bu kadar açık söylüyorum.

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sen kimsin bize "hırsız" diyorsun?

BAŞKAN - Sayın Turan, biraz evvel...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sen kimsin bana "hırsız" diyeceksin?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - En son söyleyecek adam sensin! Sınava girdin mi?

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Sen darbecisin o zaman!

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Özdağ, bir dakika...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hangi KPSS sınavıyla memur oldun sen?

YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Darbecisiniz siz, darbeci!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - En son lafı söyleyecek beyefendidir Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Tanal, seni gruptan çağırıyorlar.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, KPSS sınavına girmemişse, Özel kalemle memur olmuşsa en büyük hırsız odur, en son lafı söyleyecek odur, o söyleyemez bu lafı!

BAŞKAN - Mehmet Emin Ekmen burada mı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Yoklar efendim.

BAŞKAN - Şöyle: Siz cevap verebilirsiniz.

Sayın Hasan Turan bir sataşma olduğundan yola çıkarak söz talep ediyor.

HASAN TURAN (İstanbul) - Sataşma değil Başkanım.

BAŞKAN - Peki.

Buyurun.

 

47.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ile İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

HASAN TURAN (İstanbul) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bir sataşmadan cevap istemedim, bir tavzih, bir düzeltme yapalım.

Şair demiş ki: "Vicdan bile duymaz, sesi çıkmazsa bir ahı/Yaratan binbir kölelerdir, binbir ilahı." Hepimiz vicdan sahibi insanlarız, yüz dokuz yıldır... Organize kötülük yetmiş sekiz yıldır devam ediyor, gözümüzün önünde bir zulüm var. Ben hem bir insan olarak, vicdan sahibi biri olarak burada Meclisimize, milletimize ve bütün insanlığa sesimizi yükseltelim çağrısında bulundum, buna da hepimizin hakkı da var, yapması da gereken bir şey. Dolayısıyla, buradan herhangi bir şeye gerek yok. Hepimizin siyasi aidiyetleri vardır ama her şeyden önce insanız, kendi vicdanımız bile ah çekmezsek duymaz, söylediğimiz budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - İnsan olduğunuzu bir orada hatırlıyorsunuz ya!

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HASAN TURAN (İstanbul) - Dolayısıyla bugün, Kurban Bayramı'nda dahi yaşamış olduğumuz bu zulmü burada gündeme getirerek sesimizi yükseltelim deme çabasıydı bu. Bunu bir cevap doğurması için de söylemiyorum, kimseye cevap da vermiyorum. Burada kürsüden bir insan olarak, bir evlat babası olarak gözümüzün önünde yaşanan bu zulümlere hem Dostluk Grubu Başkanı olmam hasebiyle...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Filistin'e zulmü kim yaptı?" diye soruyoruz ya! Niye kınayamıyorsunuz yani? Niye ağzınızdan bir kere "Trump" çıkamıyor ya?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Siz niye doğrudan söylemiyorsunuz? 

HASAN TURAN (İstanbul) - Ben onu da söyledim, Amerika'yı da söyledim, Batı emperyalizmini de söyledim, "Amerika'dan, Batı emperyalizminden aldığı desteklerle zulmediyor." dedim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Niye Trump'a övgü düzüyorsunuz o zaman? 

HASAN TURAN (İstanbul) - Ben ne yapacağım? İsrail hukuksuzluk yaptığında ben buradan sesimi çıkarmayayım mı yani? Ne yapmam lazım?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Niye Trump'a övgü düzüyorsunuz o zaman? Sorumuz bundan ibaret.

HASAN TURAN (İstanbul) - Ben düzmedim, Trump'a hiçbir zaman övgüm olmadı benim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Eş zamanlı olarak niye Trump'ı övüyorsunuz? 

HASAN TURAN (İstanbul) - Lanet olsun Trump'a da yandaşlarına da İsrail'e de! Kahrolsun Amerika, kahrolsun İsrail! (AK PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Cumhurbaşkanınıza söyleyin bunu, bunu Cumhurbaşkanınıza söyleyin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, gündeme geçmemize fırsat verin.

Buyurun.

 

48.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, yaptığı açıklaması sırasında Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın yerinden sarf ettiği sözlere ilişkin açıklaması

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, benim özel kalem müdürlüğümle ilgili bir konu gündeme getirildiği için ona da açıklık getirmek isterim. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde, mevzuata göre istisnai memuriyet noktasında özel kalem müdürlüğüne atanmam benim öz geçmişimde yazmaktadır.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - İstisnai olmuş, sınava girmemiş.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sınava girmeden değil mi? Ne güzel! Gördünüz mü? Bu kayırmacılık değil mi? Sınava girmeden memur oldun mu? E, işte, al sana!

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bu istisnayı gençlere de yapın ya, hepsi işsiz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla, bu konuda yasal olarak, hukuki olarak, istisnai memuriyetle özel kalem müdürü olarak...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...bütün vatandaşlarımızın, hepimizin tabi olduğu hukuka uygun bir şekilde yasal olarak atamam yapılmıştır; bu da öz geçmişimde apaçık yazmaktadır.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başka vatandaş olmuyor da sen niye oluyorsun?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hukuka aykırı, yasaya aykırı en ufak bir konunun gündemde olması söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Millet KPSS'den 90 alıp atanıyor, mülakattan eliyorsunuz; sizinki mi istisna?

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - 96 puan aldım, memur olamadım. Ben 96 aldım, memur olamadım, 96'yla memur olamadım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Onun üzerinden "hırsızlık" sözü söylenmesini ayrıca kendilerine iade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Günaydın, gündeme geçmemize fırsat verin.

Buyurun.

 

49.- İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Muhammet Emin Akbaşoğlu'nun kimseye iade edebileceği herhangi bir şey yoktur. Burada şu çok açık ortaya çıkmıştır: Ben ziraat fakültesini bitirmiş, 21 yaşında bir insan olarak Toprak Mahsulleri Ofisinin sınav açtığını duydum, gittim, sınava girdim, kazandım. Kazandığıma göre torpil yoktu çünkü başka türlü kazanamazdım. Bu memlekette 11 milyon insan işsiz. Bu memlekette yazılı sınavdan 90 alanları mülakatta eliyorsunuz, sonra siz, örnek olması gereken insan özel kalem müdürlüğünden istisnai olarak devlet memurluğuna geçmişsiniz, bunu da "Mevzuata uygun." diye açıklayabiliyorsunuz. Yazıklar olsun!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Arınmadan bahsedeceksin, al, git, arın.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım... Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

----- 0 -----

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu -sataşmadan- buyurun.

 

50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şunu ifade etmek isterim: Özel kalem müdürlüklerine nasıl atama yapılacağı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda sarahaten açıktır. Ben de 1996 yılında Gaziosmanpaşa Belediyesine Belediye Başkanımızın da teklifleri üzerine Özel Kalem Müdürü olarak yasal bir şekilde, usulüne uygun bir şekilde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun bütün şartlarını haiz bir şekilde atandım. Bilahare, belediyede müfettişlik sınavlarına da girerek müfettiş olarak da görevimi ifa ettim ve daha sonra Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunda Hukuk Müşaviri, 1. Hukuk Müşaviri ve Başkan Yardımcısı olarak görevlerimizi ifa ettim. Dolayısıyla, bu konuda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Anlaşıldı tahmin ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla, AK PARTİ iktidarından çok önce, 1996 yılında bu göreve geldiğimi kayıtlara geçirmek istedim, kamuoyunu bilgilendirmek istedim. Bu konuda hayatımız ortadadır, açık ve net bir şekilde her türlü beyanımız ortadadır. Bizim siyasette temelimiz; ahlak öncelikli, hakikat öncelikli, doğru söz öncelikli siyasettir, bunun bilinmesini isterim.

Yüce Meclisi ve kamuoyunu bilgilendiririm.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar ve beraberindeki heyetin İspanya Senatosu Millî Savunma Komitesi Başkanı Jose Manuel Rey Varela’nın davetine icabet hususuna ilişkin tezkeresi (3/1361)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma Komisyonu Başkanı Sayın Hulusi Akar ve beraberindeki heyet İspanya Senatosu Millî Savunma Komitesi Başkanı Sayın Jose Manuel Ray Varela tarafından resmî bir ziyaret yapmak üzere davet edilmektedir. Davete icabet hususu 28/3/3990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.             

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- YENİ YOL Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Bülent Kaya tarafından, cezada adalet ve infazda eşitlik ilkesinin sağlanması, mevcut infaz mevzuatı ve uygulamalarında ortaya çıkan eşitsizliklerin, farklı suç tipleri bakımından uygulanan infaz rejimlerinin, koşullu salıverme ve denetimli serbestlik hükümlerinin, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumunun infaz ertelemesi müessesesinin işleyişinde yaşanan sorunların tüm yönleriyle değerlendirilmesi amacıyla 2/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Haziran 2026 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/6/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.              

 

 

Mehmet Emin Ekmen

 

 

Mersin

 

 

Grup Başkanı

Öneri:

İstanbul Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Bülent Kaya tarafından, cezada adalet ve infazda eşitlik ilkesinin sağlanması, mevcut infaz mevzuatı ve uygulamalarında ortaya çıkan eşitsizliklerin, farklı suç tipleri bakımından uygulanan infaz rejimlerinin, koşullu salıverme ve denetimli serbestlik hükümlerinin, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumunun infaz ertelemesi müessesesinin işleyişinde yaşanan sorunların tüm yönleriyle değerlendirilmesi amacıyla 2/6/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 2/6/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletvekilleri olarak, milletin gündemiyle ilgilenmek, milletin beklenti içerisinde olduğu konularının yasama yönüyle ilgili kanun tekliflerini buraya bir an önce getirip müzakere edip kanunlaştırmak gibi bir mecburiyetimiz var.

Cezada adalet, infazda eşitlikte de uzun zamandır bu ülkede infaz yasasıyla ilgili yapılmış olan yanlış işler sebebiyle çok ciddi bir mağdur kesimin oluştuğu bir alan. Cezada adalet sadece mahkeme kararının verilmesiyle tamamlanan bir ilke değildir, adalet duygusunun gerçek karşılığı, verilen cezanın hangi şartlarda, ne kadar süreyle, hangi ölçülere göre ve kimler bakımından nasıl infaz edildiğiyle de ortaya çıkan bir durumdur.

Bugün Türkiye'de maalesef, infaz mevzuatı uzun yıllardır yapılan parçalı düzenlemeler nedeniyle sade, anlaşılır ve öngörülebilir olmaktan çoktan uzaklaşmıştır. Suç tipine, mahkûmiyet tarihine, infazın başladığı zamana, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarına, koşullu salıverilme oranlarına, denetimli serbestlik hükümlerine ve idare ve gözlem kurulu kararlarına göre aynı suç için aynı cezaya tabi olan kişilerin maalesef birbirinden çok farklı sonuçlarla karşılaştığı bir ceza infaz sistemine sahibiz. Aynı süreli hapis cezasına mahkûm edilen iki kişinin ceza infaz kurumunda geçirdiği süre büyük ölçüde farklılaşmakta ve değişebilmektedir. Dolayısıyla bu tablo bize şunu gösteriyor: İnfaz meselesi artık bir teknik kanun değişikliği olmaktan çıkmış, toplumsal bir adalet duygusuna dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milletvekilleri olarak da biz buna sessiz ve sağır kalamayız.

Mevcut infaz rejiminin yarattığı bir kısım eşitsizlik alanları var; az evvel ifade ettiğim gibi, suç tiplerine göre, hükmün kesinleştiği tarihe göre ya da koşullu salıverme hükümlerine göre birbirinden çok farklı uygulamalar yapılıyor. Bırakın sade vatandaşları, bizzat hukuku uygulayan hâkim ve savcıların bile içinden çıkamadığı karmaşık bir infaz sistemiyle karşı karşıyayız.

Sonuç itibarıyla bu neye yol açıyor? Toplumun adalet duygusu o kadar zedeleniyor ki bugün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının maalesef yüzde 71,6'sı adalete, daha doğrusu yargıya güvenmiyor. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak bizim ortak sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla bu yüzde 71,6'yı görmezlikten gelen bir tutum içerisinde olamayız.

Yine, dediğim gibi, sorunlu alanlardan bir tanesi koşullu salıverme ve denetimli serbestlikle ilgili uygulamadaki farklı olaylar. Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesindeki IBAN dosyası ve buradaki suç ile ceza arasındaki orantı sorunları yine bunlardan bir tanesi ve yine, Covid düzenlemesi, ekonomik kriz, deprem sonrası özellikle çeklerini ödeyemeyen esnaflarımızın karşı karşıya kaldıkları Çek Kanunu'ndaki mağduriyetler ve ekonomik suçlardaki hapis konusu yine toplumun gündeminde olan çok önemli hususlardan bir tanesi. Bir diğeri, cezaevinde kalan hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin durumu toplumda bir sorunlu alan olarak yine önümüze çıkıyor.

Bir diğer konu, idare ve gözlem kurullarının iyi hâlle ilgili vermiş oldukları kararlar maalesef hukuki güvenlik ilkesini ortadan kaldırmakta, kişilere göre çok farklı uygulamaların da göz önüne alındığı, tamamen subjektif kararların olduğu bir süreçle karşı karşıyayız. Aynı zamanda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulmuş olan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda raporun infaz mevzuatıyla ilgili kısmında da bütün grubu bulunan partilerin 5 tanesi ve Komisyonda bulunan partilerin hepsi yeni bir infaz yasasıyla ilgili bir düzenleme ihtiyacını ortaya koymuş ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin infaz yasasını bir an önce ele alması gerektiği hususunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Zira bugün ceza infaz kurumlarımızın 320 bin civarındaki kapasitesine rağmen hâlihazırda 400 bini aşkın kişinin hükümlü ya da tutuklu olarak cezaevinde olduğu bir infaz sistemiyle karşı karşıyayız.

Sonuç olarak şunu söylemeye çalışıyorum: 1 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisi yasal olarak eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi aksine bir karar almazsa bu yasama dönemini bitiriyor, 1 Ekime kadar Genel Kurul kapanıyor. 1 Temmuz değil de muhtemelen 20 Temmuz veya Ağustosun 1'ine kadar uzayacak bir Meclis takvimiyle karşı karşıyayız. Peki, biz neyi bekliyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri olarak? İnfaz yasası için toplumda her gün bizleri, sizleri arayan binlerce insan var, cevap veremiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, buyurun.

BÜLENT KAYA (Devamla) - On ikinci yargı paketi geliyor, cevap veremiyoruz; emeklilerimizin maaşlarıyla ilgili hususlar gündeme geliyor, cevap veremiyoruz. Neyi bekliyoruz? Biz bürokratların hazırladığı yasa tekliflerinin altına imza atıp burada bürokrasinin ihtiyaçlarını kanunlaştırmak için mi Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili olarak bulunuyoruz? Bizim tek bulunma sebebimiz var, milletin gündemi ki milletin önemsediği konuları sadece bu kürsüde gündeme getirmek değil. Millet seçimde elbette muhalefete kendi sorunlarını gündemleştirmeyle, kamuoyu baskısı oluşturmayla ilgili bir görev verdi. Bu görevi de biz yapıyoruz ve burada gündeme getiriyoruz. Peki sizlere ne görev verdi? "Sorunlarımızı çözün." görevi verdi. O hâlde gelin, madem siz de şikâyet ediyorsunuz, infaz yasasını hep beraber ele alalım, binlerce insanın sorunu olan infaz yasasını.

Her gün "Acaba bugün mü, yarın mı gelecek?" "Kanun gelecek mi?" "Tatilden önce mi olacak, olmayacak mı?" gibi hususlardaki belirsizlikleri gidermek Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; vallahi hiç kusura bakmayın, bu ülkede adaletin kimin için işlediğini, kimin için işlemediğini artık sağır sultan bile biliyor. İşte, bugün ülkemizde de sokakta milyonlarca insanın ortak sorusu şu değil mi: Aynı suçtan ceza alanlar neden farklı muamele görüyorlar? Aynı mahkemenin verdiği ceza neden birisi için yıllardır sürerken bir başkası için birkaç ayda sona erebiliyor? Yani bazılarına suç olanlar bazılarına nedense suç olmuyor. Neden vatandaş Ceza Kanunu'nu değil infaz sistemini hesap makinesiyle öğrenmek zorunda kalıyor? Allah aşkına, sekiz yıl, on yıl sürer mi mahkeme? Bakın, cezaevlerinin kapasitesi yaklaşık 300 küsur bin oldu, içeride bulunan mahkûm ve tutuklu hükümlü sayısı ise 420 bini aştı. Bu tablo bize şunu apaçık söylüyor: Sorun yalnızca suç değildir, sorun yönetilemeyen bir infaz sistemidir.

Efendim, bu ülkede yıllardır en fazla feryat eden kesimlerden biri de Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesi kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçlarının mağdurlarıdır. Toplamda dosya sayısı 1 milyon 100 bini aşmış, şüpheli sayısı 3,5 milyona ulaşmıştır. Kredi kartı veya banka hesabı bir şekilde üçüncü şahıslarca haksız kazanç amaçlı kullanıldığı için başları derde giren çoğu genç, ev hanımı, öğrenci binlerce insan düzenleme bekliyor. Herhâlde kurudan çok yaşın yandığı bir alandır bu alan; bu alana seyirci kalmaması lazım Meclisin. Millet, meclisten adalet bekliyor, sorunların çözümünü bekliyor, yoksa "Bu Meclis ne işe yarıyor?" diyor.

Bakın, ehliyet affını bekleyen 700 bin insan var. Diğer taraftan, şahıs ve sermaye şirketlerinde 2,3 milyon şirket, vatandaşların bireysel kredi borcu ve kredi kartı borçlarında ise toplamda 11,5 milyon insan kara listede ve sicil affı bekliyor, yeniden bir şans bekliyor, "On ikinci yargı paketi artık gelsin, yalnız, dağ fare doğurmasın." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım. 

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Hasta ve yaşlı mahkûmlar, analar, babalar, evlatlar günlerdir aynı çağrıyı yapıyor: Ölmek üzere olan insanın cezaevinde tutulmasından, Allah aşkına kime ne fayda var? Yatağa bağımlı insanlar, kanser tedavisi gören insanlar, tek başına yaşamını sürdüremeyen insanlar, bunlar için istenen şey ayrıcalık değil, insanlıktır. Cezaevinde ölümü bekleyen insanların dosyalarının bürokrasi masalarında aylarca bekletilmesi bir insanlık ayıbıdır.

Milletin talebi çok net: Cezada adalet, infazda eşitliği sağlayan anlaşılır, öngörülebilir ve adil bir sistem mutlaka tesis edilmelidir diyor, heyeti saygıyla selamlıyor, önergeyi destekliyoruz. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Onur Düşünmez.

Buyurun Sayın Düşünmez. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer halklarımız ve cezaevlerinde onurumuzu büyütüp mücadeleyi devam ettiren yoldaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir hukukçu ve bu ülkede adalet arayan herkesin temsilcisi olarak bugün burada en çok kanayan yaramızı, gözlerden ırak tutulmaya çalışılan cezaevlerindeki kara tabloyu tüm gerçekleriyle vicdanlarınıza sunmak istiyorum.

Değerli vekiller, çözüm sürecinden, toplumsal barıştan ve demokratikleşmeden bahsediyoruz ancak çok net bir gerçeği ifade etmek isterim: Dışarıda barış türküleri söylerken içeride dört duvar arasında mahpuslara âdeta bir düşman ceza hukuku uygulanıyor. Başlatılmak istenen demokratik toplum sürecinin samimiyeti hapishanelerden yükselen çığlıklarla tıkanan kulakların açılmasıyla ölçülür. Bugün cezaevleri yaşam hakkının, sağlık hakkının ve insan onurunun sistematik olarak öğütüldüğü birer tecrit ve işkence merkezine dönüşmüş durumdadır. Rakamlar ve sahadan gelen raporlar yalan söylemez. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün kendi verilerine göre 1 Nisan 2026 itibarıyla 304.062 kişi kapasiteli cezaevlerinde bugün 414.401 mahpus tutulmaktadır, kapasite fazlası yüzde 110.339 kişidir. Bu devasa kalabalık nefes alamamanın; yerlerde ve nöbetleşe uyumanın; yeterli yemeğe, temiz suya ve sağlığa erişememenin vücut bulmuş hâlidir. Sadece Marmara Bölgesi'nde son üç ayda 1.602 hak ihlali tespit edilmiştir. Bu tablo cezaevlerinin yapısal bir çöküş içinde olduğunun en somut kanıtıdır. Bu sistematik ihlallerin başında adaleti bir cezalandırma aracına dönüştüren idare ve gözlem kurulları gelmektedir. Kendilerini âdeta bağımsız mahkemelerin, yargıçların yerine koyan bu makamlar, mahpusların toplumla bütünleşemediği gibi tamamen soyut, subjektif ve niyet okumaya dayalı gerekçelerle tahliyeleri aylarca hatta yıllarca ertelemektedir. İnfaz yakmalar, mahpusu itirafçılığa zorlayan onur kırıcı sorular ve pişmanlık dayatmaları anayasal bir hak olan infazda eşitlik ilkesini yerle bir etmiştir.

Bir diğer büyük felaket hasta mahpusların durumudur. Cezaevleri ağır hasta tutsaklar için yavaşlatılmış birer ölüm kampına çevrilmiştir. Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kadın mahpuslar bir MR veya kolonoskopi çektirebilmek için sekiz ay ile bir yıl arasında bekletilmektedir. Yozgat 1 Nolu T Tipi Hapishanesinde otuz yılı aşkın süredir tutuklu bulunan ve sayısız kronik hastalığı olan bir mahpus için inatla "Cezaevinde kalabilir." raporu verilmektedir. Adli Tıp Kurumu ve hastaneler arasında mekik dokuyan, ağır hastalıklarına rağmen toplum güvenliği bahanesiyle tahliye edilmeyen yurttaşlarımız göz göre göre ölüme terk edilmektedir. Fiziki işkencenin ve sağlık hakkı gasplarının yanında S tipi ve yüksek güvenlikli hapishanelerdeki mutlak tecrit rejimi mahpusların ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü yok etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Kırıkkale Hacılar F Tipi Hapishanesinde son üç dört ay içerisinde 10'a yakın şüpheli intihar vakası yaşanmış, son olarak bir yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Kırşehir S Tipi Hapishanesinden her gece ağlama ve haykırma sesleri gelmektedir. İnsanların kuyu tipi, insansızlaştırılmış, güneş görmeyen hücrelerde kalması onarılması imkânsız trajedilere yol açmaktadır. İnsan onuruna yönelik saldırılar bununla da sınırlı kalmıyor. Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde mahpuslar paslı ve kirli sularda yıkanmak zorunda bırakılıyor. Kürtçe kitaplar sakıncalı bulunarak engelleniyor. Ana dilinde savunma hakkı, tercüman ücretleri bahane edilerek fiilen gasbediliyor.

Sayın milletvekilleri, yasalarda yazan "Cezanın infazı insan onuruna uygun olmalıdır." ilkesi bugün cezaevi kapılarının ardında koca bir yalandan ibarettir. Ağır hasta mahpusların infazlarına derhâl ara verilmeli, idare ve gözlem kurullarının hukuksuz tahliye engellemelerine son verilmelidir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Süleyman Bülbül.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının verilerine göre, şu anda 402 hapishanede 304 bin kapasitede 420 bin kişi var; millet yerlerde yatıyor. Cezaevleri doluluk oranı yüzde 139'u aşmış durumda. Bu aşırı doluluk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'üncü maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağı olmak üzere insan onuruyla bağdaşmayan bir infaz rejimi doğuruyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de adalet yok, Türkiye'de mahkemeler adalet dağıtmıyor, vatandaşlarımız AİHM ve AYM kapılarında geziyor. Düşünebiliyor musunuz, AİHM verilerine göre, Türkiye 2025'te hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke, açılan 3 davadan 1'i Türkiye'den geliyor. Sadece 2025'te toplam 53.464 dava AİHM'de görülmüş; adil yargılanma hakkı ihlalleri, güvenlik ve özgürlük hakkı ihlallerinden sonra gelen nokta ise ifade özgürlüğü ihlalleri.

AYM'de durum farklı değil. Yerel mahkemelerden hakkını alamayan, bireysel başvuru hakkı anlamında Anayasa Mahkemesine gidiyor. Anayasa Mahkemesinde şu anda 92 bin tane derdest dosya var ve on üç yıllık sürede 82 bin hak ihlali Anayasa Mahkemesinde görülmüş. Bunlar neler? Bunlar; makul sürede yargılama hakkı ihlali, adil yargılanma hakkı ihlali, ifade özgürlüğü hakkı ihlali, toplantı ve gösteri yürüyüş ihlalleri, kötü muamele yasağı, yaşam hakkı, kişi hürriyetiyle, güvenliğiyle ilgili suçlar. Anayasa’nın 10'uncu maddesi açık, kanun önünde eşitlik ilkesi var. Ceza İnfaz Kanunu ise 2'nci maddede açık; infazda zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı, onur kırıcı davranışlarda bulunulamayacağını hüküm altına alıyor. Ama gerçek ne? Hasta mahpuslar var, tedaviye erişim hakları engelleniyor. Cezaevi idare ve gözlem kurullarının vermiş oldukları kararlarda açıkça infaz adalet hakları gasbediliyor. Cezaevleri intikam ve işkence yeri değil ıslah merkezi olduğu hâlde cezaevlerinde şu anda büyük hak ihlalleri var.

Bugün Türkiye'de ise gazeteciler, avukatlar, hak savunucuları, siyasiler, halkın bizzat seçtiği belediye başkanlarımız cezaevlerinde. Ciddi hastalığına rağmen tedaviye erişim hakkı engellenen, AYM'nin derhâl tahliye edilmesi kararı olan ancak ilk derece mahkemesi tarafından tanınmayan, dört yıldan fazladır cezaevinde bulunan Tayfun Kahraman, bu iktidarın düşman ceza hukukunun kurbanı. Gezi direnişinde tuzlu poğaça dağıttığı için, AYM ve AİHM kararlarına rağmen neredeyse dokuz yıldan beri cezaevinde bulunan Kavala, bu iktidarın düşman ceza hukukunun kurbanı. ÇHD Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı'nın idare ve gözlem kurulunun keyfî kararıyla, yirmi dört saat tahliyesinden sonra yeniden tutuklanması, bu iktidarın düşman ceza hukuku. Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık'ın hayati riski devlet hastanesinde ortaya konulduğu hâlde, Adli Tıp Kurumunun vermiş olduğu rapor açıkça bu iktidarın zulüm ortaklığını ortaya koyuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Yani, burada, AKP iktidarı, bugüne kadar, değerli arkadaşlar, 4 yargı reformu strateji belgesi, 2 insan hakları eylem planı ve 11 tane yargı paketi getirmiş durumda. Cezaevleri örtülü aflarla doldurulup boşaltılıyor. Bunların getirdiği tek şey, AKP iktidarının... Saraydan talimatla hâkim ve savcıların olduğu bu ülkede demokrasiden, hukuk devletinden ve özgürlükten bahsedilemiyor. Anayasal hak ve özgürlüklerin, ifade özgürlüğünün, hak arama özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, basın özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının fiilen yasaklandığı ve kullanana cezaevi yolunun gösterildiği ülkemizde 11-12 tane değil yüzlerce yargı reformu strateji belgesi getirseniz yine boş.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Fahrettin Tuğrul.

Buyurun Sayın Tuğrul. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu grup önerisi üzerine AK PARTİ grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarken geçtiğimiz hafta idrak ettiğimiz Kurban Bayramı'nın milletimize ve İslam âlemine hayırlar getirmesini, başta Gazze olmak üzere Müslüman coğrafyada akan kanın dinmesine vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.

Grup önerisinde mevcut infaz mevzuatı ve uygulamalarında ortaya çıkan sorunların giderilmesi, farklı suç türleri bakımından uygulanan infaz rejimlerinin gözden geçirilmesi, denetimde serbestlik uygulamalarının değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılması talep edilmektedir.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Buna dair hiçbir çalışmanız yok ki, hiçbir çalışmanız yok.

FAHRETTİN TUĞRUL (Devamla) - Adalet, yalnızca mahkemeler tarafından verilen hükümle sınırlı değildir. Gerçek adalet verilen hükmün infazı sürecinde de hakkaniyetli ve toplum vicdanını tatmin edecek şekilde uygulanmasıyla mümkündür.

AK PARTİ olarak hayata geçirdiğimiz düzenlemelerle hem toplumumuzun adalet beklentilerini karşılamayı hem de hukuk devleti ilkesini daha da güçlendirmeyi hedefledik.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Abdulkadir Kuday 40 kiloyken siz tahliye etmediniz diye cezaevinde katledildi.

FAHRETTİN TUĞRUL (Devamla) - Yapılan infaz düzenlemeleriyle cezada adalet ve infaz eşitliğine yönelik önemli adımlar attık. Özellikle on birinci yargı paketiyle ceza-adalet sistemimizi daha etkin ve hakkaniyetli hâle getiren düzenlemeleri hayata geçirdik. Çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına karşı yaptırımları artırdık. Toplum güvenliğini tehdit eden fiillere karşı caydırıcılığı yükselttik ve özellikle hükümlülerin cezalarının 1/10'unu ceza infaz kurumunda geçirmesine yönelik düzenlemeyle cezasızlık algısının önüne geçmek adına önemli bir adım attık.

Ülkemizde son yirmi yılda infaz sisteminde kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiştir. Bu dönüşüm sürecinin önemli ayaklarından biri de dijitalleşme ve teknolojik altyapının güçlendirilmesidir. Bu kapsamda fiziki şartları yetersiz kalan 410 ceza infaz kurumu kapatılmış, yerlerine modern güvenlik sistemlerine ve teknolojik altyapıya sahip 314 yeni ceza infaz kurumu hizmete alınmıştır. Tutuklu ve hükümlülerin temel haklarını gözeten, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerini merkeze alan bir anlayışla hareket edilirken güvenlik, verimlilik ve hizmet kalitesinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Elbette infaz sisteminde ortaya çıkan uygulama farklılıkları ve sistemde önümüze çıkan sorunlar sürekli olarak değerlendirilmektedir ve değerlendirilmeye devam edilecektir. Bu değerlendirmeler yapılırken mağdur haklarının korunması, kamu düzeninin muhafazası ve suçla mücadelede caydırıcılık ilkesinin zedelenmemesi temel önceliğimizdir. Amacımız, cezasızlık algısına yol açmak değil hukukun üstünlüğü ilkesinden taviz vermeden suç ile ceza arasındaki dengeyi koruyarak adil ve daha etkin bir infaz sistemini güçlendirmektir.

Bu vesileyle, infaz sistemimizin geliştirilmesine katkı sağlayacak her türlü yapıcı görüş ve öneriyi önemsediğimizi ifade ediyor, söz konusu hususların genel görüşme konusu olmaktan ziyade yasal düzenlemeler çerçevesinde ele alınmasının daha doğru olacağını değerlendirdiğimizde...

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Tuğrul, getirin o zaman, getirin. Allah Allah!

FAHRETTİN TUĞRUL (Devamla) - ...YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu öneriye "ret" oyu vereceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza...

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım...

BAŞKAN - Öneriyi oylamadan önce yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Günaydın, Sayın Tezcan, Sayın Zeybek, Sayın Bülbül, Sayın Özcan, Sayın Tahtasız, Sayın İlhan, Sayın Arslan, Sayın Kış, Sayın Ersever, Sayın Erdem, Sayın Tanal, Sayın Uzun, Sayın Dikbayır, Sayın Ocaklı, Sayın Çiler, Sayın Taşkın, Sayın Kılınç, Sayın Ateş, Sayın Kanko.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı) 

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.57

ÜÇÜNCÜ OTURUM

 Açılma Saati: 18.12

 BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

 KÂTİP ÜYELER: Ertuğrul KAYA (Gaziantep), Havva Sibel SÖYLEMEZ (Mersin)

 ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Yapılan ikinci oylamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 3 Haziran 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:18.17


[1]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.