22 Ekim 2026 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL
KÂTİP ÜYELER: Adil BİÇER (Kütahya), Nermin YILDIRIM KARA (Hatay)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10'uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 2 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim ancak bu arada anlayışınıza sığınarak bugüne özel sadece sisteme giren 30 milletvekili arkadaşıma söz vereceğim.
İlk söz talebi Niğde hakkında Niğde Milletvekili Cumali İnce'ye aittir.
Sayın İnce, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
CUMALİ İNCE (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Bugün Anadolu'nun üretim gücü Niğde'mizin tarımsal sorunlarını, ulaşım ihtiyaçlarını, gençlerimizin beklentilerini ve turizm potansiyelini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum. Niğde patatesi, elması, barbunyası ve hububat üretimiyle ülkemizin önemli tarım merkezlerinden biridir ancak çiftçimizin çalışkanlığı ne yazık ki kazanca dönüşememektedir.
Değerli milletvekilleri, öncelikle üretim miktarı ve üretim kabiliyeti noktasında ilk sıralarda yer aldığımız patates konusunda 9 Ekim 2025 tarihli Meclis konuşmamda ifade ettiğim bir konuyu yeniden gündeme getirmek istiyorum: İlimizde mera vasfını yitirmiş alanlar yeniden değerlendirilerek patates depoları ruhsatlandırılmalıdır. Ayrıca, Patates Araştırma Enstitüsünde biyolojik araştırma laboratuvarları kurulmalı, uzman kadrolar istihdam edilerek ihracat analizleri Niğde'de yapılmalıdır. Elma konusunda ise; 2025 yılında yaşanan zirai don nedeniyle ağır kayıplar yaşayan elma üreticimiz, 2026 yılında üretimini yeniden artırmasına rağmen bu kez de düşük fiyatlarla karşı karşıyadır. Özellikle meyve suyu sanayisine yönelik elmaların 3-3,5 liraya alıcı bulmakta zorlanması, artan işçilik, gübre, yakıt maliyetleri karşısında üreticimizi mağdur etmektedir. Çiftçilerimiz hasat maliyetini karşılayamadığı için ürününü dalında bırakmak zorunda kalmaktadır. Talebimiz, meyve suyu sanayisine yönelik elma alımı yapan firmalarla acilen görüşülmesi ve üreticinin emeğini koruyacak tedbirlerin alınmasıdır. Ayrıca, ilimizde barbunya üretimini desteklemek amacıyla başlatılan alım iş birliğinin sürdürülmesini, üreticimize pazar ve alım güvencesi sağlanmasını istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, Niğde tarih boyunca Anadolu ile Akdeniz'i buluşturan ulaşım güzergâhlarının önemli bir parçası olmuştur. Bugün çağdaş demir yolu yatırımlarıyla güçlendirilmesi, şehrimizin ekonomik ve sosyal geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Ulukışla ilçemizin planlanan hızlı demir yolu yatırımları kapsamında önemli bir kavşak hâline gelmesi Niğde için de bir fırsata dönüştürülmelidir. Yaklaşık 26 bin öğrencisiyle önemli bir potansiyele sahip Niğde Ömer Halisdemir Üniversitemiz başta olmak üzere, öğrencilerimizin ulaşım imkânları geliştirilmeli, seyahat süreleri kısaltılmalıdır. Hızlı tren bağlantısı sanayicimize, esnafımıza, turizmimize ve şehrimizin ekonomik hareketliliğine önemli katkılar sağlayacaktır. Buradan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımıza çağrımız, Ulukışla'daki demir yolu yatırımları Niğde şehir merkezimizi de kapsamalı, Niğde'miz hızlı tren ağına doğrudan bağlanarak hak ettiği ulaşım imkânına kavuşturulmalıdır.
Yine, ulaşım noktasında, ilimizin şehir içi ve bölgesel ulaşımı açısından kritik öneme sahip Gümüşler Kavşağına ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Kayseri-Niğde-Adana ulaşım aksı üzerinde şehir merkezine 5 kilometre mesafedeki bu kavşak Gümüşler Beldesi, Çiftlik ilçesi ve çevre yerleşimlerin yanı sıra organize sanayi bölgeleri ve Ata Sanayi Bölgesi arasındaki ulaşımın kesiştiği stratejik bir noktadır. Sanayi, tarım ve yolcu taşımacılığından kaynaklanan trafik yoğunluğu kavşağın önemini artırmaktadır. Yetkililere çağrımız, trafik güvenliğinin artırılarak kazaların önüne geçilmesi, ulaşımın kesintisiz hâle getirilmesi ve bölgesel trafik akışının iyileştirilmesi için teknik incelemelerin yapılması, alt geçit seçeneğinin değerlendirilerek planlanma ve yatırım sürecinin başlatılmasıdır. Bununla birlikte, Kayseri-Niğde yolu çalışmalarının hızlandırılması, yaklaşık 12 kilometre Çiftlik Güzelyurt yolunun yatırım programına alınarak yapım ihalesinin gerçekleştirilmesi de beklentilerimiz arasındadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde'deki gençlerimiz adına da bir talebimiz olacak. Gençlerimizin geleceğini başka şehirlerde aramak zorunda kalmaması için, istihdam, nitelikli...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
CUMALİ İNCE (Devamla) - Bunun için gençlerimizin kendi memleketlerinde çalışabildiği, gelecek kurabildiği bir gençlik politikası oluşturulmasını istiyoruz.
Bir diğer talebimiz de turizm konusundadır. On bin yıllık yerleşim geçmişine sahip Niğde; Tyana, Gümüşler Manastırı, Niğde Kalesi ve Aladağlar gibi değerleriyle önemli bir turizm potansiyeli taşımaktadır. Bundan dolayı da Kültür ve Turizm Bakanlığımız öncülüğünde bir turizm koridoru oluşturulmasını ve turizmin istihdama katkısının artırılmasını talep ediyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İkinci söz talebi Osmaniye'nin il oluşunun 30'uncu yılı nedeniyle Osmaniye Milletvekili Seydi Gülsoy'a aittir.
Sayın Gülsoy, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SEYDİ GÜLSOY (Osmaniye) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Gazi Meclisimizin kıymetli milletvekillerini, aziz milletimizi ve Osmaniyeli yiğit hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.
Bugün temsil etmekte büyük bir onur ve gurur duyduğum, 24 Ekim 1996 tarihinde il statüsüne kavuşan Osmaniye'mizin il oluşunun 30'uncu yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karatepe, Aslantaş, Kastabala Antik Kenti'nden Amanos Dağları'na, bereketli ovalarına kadar her köşesinde tarihin, kültürün ve medeniyetin izlerini taşıyan Osmaniye'miz kökleri binlerce yıl öncesine uzanan nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. Osmaniye toprağında alın terinin, insanında mertliğin, sofrasında bereketin, gönlünde vatan ve bayrak sevgisinin olduğu bir memlekettir. Osmaniye şehitler diyarıdır; vatanı, milleti ve bayrağı söz konusu olduğunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan yiğit insanların memleketidir.
1996 yılında il statüsüne kavuşan Osmaniye için yalnızca idari bir değişiklik olmamıştır. Bu karar, şehrimizin kendi imkânlarını daha güçlü şekilde harekete geçirmesinin, kamu yatırımlarından daha etkin yararlanmasının ve büyüme potansiyelini ortaya koymasının önünü açmıştır. Bugün Merkez ilçemizle birlikte Bahçe'miz, Düziçi'miz, Hasanbeyli'miz, Kadirli'miz, Sumbas'ımız ve Toprakkale'mizle her ilçemizin ayrı bir güzelliği, her köyümüzün ayrı bir bereketi, her hemşehrimizin Osmaniye'ye kattığı ayrı bir değer vardır.
Osmaniye aynı zamanda üretimin şehridir. Bereketli topraklarımızda yetişen yer fıstığımız başta olmak üzere tarımsal üretim, şehrimizin ekonomisinde son derece önemli bir yere sahiptir. Zeytinimizden turpumuza, pamuğumuzdan hayvancılığımıza kadar tarımın her alanında üretmeye devam eden çiftçilerimiz, Osmaniye'mizin gerçek birer kahramanlarıdır. Bunun yanında Osmaniye artık güçlü bir sanayi şehridir. Organize sanayi bölgemiz, gelişen üretim kapasitemiz, yeni yatırımlarımız ve girişimci insanlarımızla Osmaniye, Türkiye'nin üretim ve ihracat hedeflerine daha fazla katkı sağlayan bir şehir hâline gelmektedir. Demir çelik başta olmak üzere birçok farklı sektörde üretim yapan tesislerimiz, şehrimize istihdam ve katma değer sağlamaktadır. Kara yollarımızdan sağlık yatırımlarımıza, eğitim tesislerimizden spor alanlarımıza, köylerimizin altyapısından şehir merkezimizdeki yatırımlara kadar Osmaniye'mizin her alanda gelişmesi için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Osmaniye için daha yapacak çok işimiz, gerçekleştirecek çok hedefimiz var çünkü bizim siyaset anlayışımızın merkezinde eser vardır, hizmet vardır, millet vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Osmaniye'miz yakın tarihin en acı günlerinden birinde, şüphesiz 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız asrın felaketlerinde büyük bir yara almış; evlerimiz, yuvalarımız, iş yerlerimiz yıkılmış, ağır hasarlanmış. O gün yaşadığımız acıyı tarif etmek bugün çok da kolay değildir. Kaybettiğimiz her vatandaşımızın hatırası gönlümüzde yaşamaya devam etmektedir ancak Osmaniye o büyük acının ardında dayanışmanın, kardeşliğin ve yeniden ayağa kalkma iradesinin en güzel örneklerinden birini göstermiştir. Devletimiz ilk andan itibaren bütün imkânlarıyla vatandaşımızın yanında olmuş, kalıcı konutlardan iş yerlerine, altyapıdan kamu binalarına kadar şehrimizin yeniden inşası için büyük bir seferberlik başlatmıştır. Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Osmaniye'mizi yalnızca deprem öncesi hâline döndürmek için değil geçmişinden daha dirençli, çok daha modern ve çok daha güçlü şehir hâline getirmek için çalışmalarımız devam etmektedir. Depreme dayanıklı konutlarıyla, modern sağlık tesisleriyle, güçlü altyapısıyla, yeni sosyal alanlarıyla ve vatandaşlarımızın huzur içinde yaşayabileceği mahalleleriyle Osmaniye'mizin geleceğini hep birlikte inşa ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SEYDİ GÜLSOY (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin yeni yüzyılında Osmaniye için hedeflerimiz büyüktür. Bunun için, Osmaniye adına son derece gayretli ve büyük bir çalışma içerisindeyiz. Osmaniye'mizin güzelliklerini turizme kazandırıyor, üniversitemizle, sanayimizle, sosyal imkânlarımızla bölgemizi cazibe hâline getirmeyi hedefliyoruz.
Sözlerime son verirken, başta kıymetli hemşehrimiz Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere, Osmaniye'mizin il olmasında emeği geçen herkese burada teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Karacaoğlan'ın bu topraklarda yükselen sesi gibi: "Çukurova bayramlığın giyerken/Çıplaklığın üzerinde soyarken/Şubat ayı kış yelini kovarken..." Cennet desem sana yakışır Osmaniye'm. Osmaniye'mizin birde birlik, kardeşlik ve hizmet yolunda yürüyüşü daim olsun. İl oluşumuzun 30'uncu yılı kutlu olsun diyor, Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şimdi bir dakika taleplerini karşılamaya çalışacağım.
İlk söz Sayın Güneş'e ait.
Buyurun.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Akdeniz'in sularında yalnızca gemiler değil devletlerin iradesi, milletlerin geleceği ve küresel güç dengesi yol almaktadır. Türkiye bu coğrafyada kendisine biçilen dar sınırları kabul etmeyeceğini 2019 yılında Libya'yla attığı tarihî imzayla ortaya koymuştur. 20 Ekimde Libya Temsilciler Meclisinde Deniz Yetki Alanları Mutabakatı'nın onaylanması bu hamlelerinin diplomatik ağırlığını daha da arttırmıştır. Bu karar Akdeniz'de Türkiye'yi dışlayarak kurulmak istenen denkleme verilmiş güçlü bir cevaptır. Bölgenin enerji kaynaklarını ve deniz ticaret yollarını kendi siyasi hesaplarına göre şekillendirmek isteyenlere hatırlatıyoruz. Türkiye'nin binlerce kilometrelik kıyı şeridini masa başında çizdiğiniz haritalardan silemezsiniz. Bu mutabakat, denizlerdeki haklarımızın yanı sıra bölgesel güvenliğimiz ve ekonomik çıkarlarımız açısından da stratejik bir kazanımdır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen çok yönlü diplomasi, ülkemizin uluslararası alandaki ağırlığını pekiştirmektedir çünkü haritalar siyasi tercihlerle çizilebilir fakat coğrafyanın gerçekleri siyasi hesaplarla değiştirilemez.
BAŞKAN - Sayın Parlak...
VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Heyelan olur, yol kapanır, Hakkâri'ye bir ay ulaşım sağlanmaz. Havalimanı tadilata alınır, bir yıl açılmaz fakat İstanbul Havalimanı'nda ek pistler kısa bir sürede bitirildi, Sabiha Gökçen Havalimanı genişleme çalışmaları hızla tamamlandı, Ankara Etimesgut Havalimanı NATO zirvesi nedeniyle kısa bir zamanda genişletildi, Halep Havalimanı'na bile el attınız, cihaz koydunuz ama Yüksekova Havalimanı neredeyse sekiz ay oldu, hâlâ açılmadı, kapalı durumdadır. Hakkâri halkı bilinçli bir şekilde mi bu haklarından mahrum bırakılıyor? Hakkâri halkının mahkûm edilmek istenildiği bu yaşam koşullarını kabul etmiyoruz. Yüksekova Havalimanı'ndaki teknik eksiklikler giderilmeli ve mağduriyet yaratmayacak şekilde bir an önce, derhâl açılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Ayan...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Önümüzdeki haftalarda Adalet Komisyonuna gelmesi beklenen on üçüncü yargı paketinin içeriği ve kapsamı hâlen belli değil ancak halkın beklentileri belli, yıllardır değişmeyen, ertelenen ve görmezden gelinen gerçek ihtiyaçlara çözüm istiyor. Bugün hapishaneler ciddi bir kriz içerisinde, insanlar eşitlikçi ve adil bir infaz düzenlemesi bekliyor. Basın mensuplarının, yazarların, sanatçıların ve toplumun tamamı için ifade özgürlüğü istiyor, barışa ve demokrasiye katkı sağlayacak yasaların yapılması bekleniyor.
On üçüncü yargı paketiyle sorunları büyüten değil, halkın sorunlarına çözüm olan yasalar yapılmalıdır. Yine, toplumun talepleri bu pakette yer almalıdır.
BAŞKAN - Sayın Konukçu...
KEZBAN KONUKÇU İstanbul) - Gün geçmiyor ki bir gazeteci tutuklanmasın. En son Birgün gazetesi muhabiri İsmail Arı tutuklandı. Arı daha bu yılın haziran ayında yetmiş beş günlük tutukluluğun ardından serbest bırakılmıştı.
Eylül ayından bu yana en az 10 gazeteci tutuklandı. Fon vurgunuyla ipliği pazara iyice serilen saray rejimi soygunlarının, vurgunlarının üstünü örtmek için saldırılarını artırıyor. Gazetecilerin tutuklanması bunun sonucudur.
Tutuklamalar halkın haber alma hakkına, basın özgürlüğüne ve gerçeği söyleyen herkese yönelik açık bir gözdağıdır. İktidar gazetecilere "Susun!" diyor ama gazeteciler susmuyor, geri adım atmıyor. Gazeteciler baskılara karşı 24 Ekim Cumartesi günü ülkenin dört bir yanında seslerini yükseltecekler.
Buradan biz de tekrarlayalım: Gazetecilik suç değildir. İsmail Arı ve tüm gazetecileri derhâl serbest bırakın.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce bu kürsüden dile getirdiğimiz ehliyet mağduriyetleri ne yazık ki hâlâ çözüme kavuşmuş değil. Ehliyetlerine uzun süreli el konulan binlerce yurttaşımız, özellikle de geçimini direksiyon başında sağlayan insanlarımız ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Birçok vatandaşımız işini kaybediyor, ailesinin geçimini sağlayamaz hâle geliyor.
Biz cezasızlık istemiyoruz. Trafik güvenliği elbette korunmalı, kuralların caydırıcılığı sürdürülmelidir. Ancak cezalar insanları yıllarca işinden ve ekmeğinden edecek sonuçlar doğurmamalıdır.
Ehliyet affı konusunda daha önce yaptığımız çağrıyı yineliyor, bununla birlikte ehliyete el koyma sürelerinin de hakkaniyet ve ölçülülük ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesini istiyoruz. Bu mağduriyetlere artık kalıcı çözümler üretilmelidir diyor, saygılar sunuyoruz.
BAŞKAN - Sayın Yontar...
NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, 2026 yılında yüzde 40 ile 69 arasında engeli bulunan vatandaşlarımıza aylık 5.793 lira, yüzde 70 ve üzeri engelli vatandaşlarımıza ise 8.690 lira ödeme yapılıyor. Buradan soruyorum: 5 bin lirayla, 8 bin lirayla hangi kira ödenir, hangi mutfak dolar, hangi sağlık gideri karşılanır? Üstelik hanede kişi başına düşen gelir belirlenen sınırı aşarsa hiçbir kişisel geliri olmayan engelli vatandaşımız aylık alamıyor. Böylece engelli vatandaşlarımızı hem yoksulluğa hem de ailelerine ekonomik bağımlılığa mahkûm ediyorsunuz. Engelli aylıkları en az asgari ücret düzeyine çıkarılmalı, hane geliri yerine bireysel gelir esas alınmalı, aylıklar enflasyon karşısında korunmalıdır. Engelli aylığı bir lütuf değil sosyal devletin sorumluluğudur.
BAŞKAN - Sayın Göka...
MERYEM GÖKA (Konya) - Sayın Başkan, geçtiğimiz Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kurulunda Türkiye'ye yönelik siyasi ve ideolojik yaklaşımlardan aile ve çocukların korunmasına, göç ve diasporaların toplumsal uyumundan Gazze'de soykırımın 3'üncü yılında insanlığın karşı karşıya kaldığı büyük vicdan sınavına kadar birçok meselede görüşlerimizi açıkça ortaya koyduk. Gazze'de çoğu kadın ve çocuk 74 bin kardeşimizin İsrail'in radikal, aşırı sağcı hükûmetin kurbanı olduğunu, bir halkın şehirleriyle, hafızasıyla ve geleceğiyle birlikte yok edilmeye çalışıldığını ifade ettik. Dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevrilen Gazze'de çocuklar hayatta kalma mücadelesi verirken Batı Şeria'nın Gazzeleştirilmesine sessiz kalmayacağımızı ifade ettik. İnsanlığa karşı suç işleyenler hukuk önünde hesap verene kadar hakikatleri tüm uluslararası platformlarda söylemeye devam edeceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın İrmez...
MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Sayın Başkan, AKP iktidarından yetkililer iktidarları boyunca sürekli "Yol medeniyettir." diye diye ülkeyi yönetmeye çalıştılar ancak yol ve ulaşım çilesi Şırnak ve ilçelerinin gündeminden düşmüyor, mevcut kara yollarındaki problemler çözüme kavuşturulmuyor. Bu bahsettikleri yol medeniyeti Şırnak ve ilçelerine bir türlü zamanında uğramıyor. Yollarla ilgili yapılan kısmi yenilemeler ise ne yazık ki yetersiz kalıyor. Acil çözüm bekleyen kara yollarından biri de Şırnak-Güçlükonak güzergâhıdır. Bu hat dar yapısı, uçurumları ve keskin virajları sebebiyle sürüş güvenliğini tehlikeye atıyor, trafik kazalarına davetiye çıkarıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Karayolları Genel Müdürlüğünün bu hattı yatırım programına alarak çalışmalar başlatmasının önünde hiçbir engel yok. Daha fazla can yanmadan yetkilileri bir an önce sorumluluk alarak somut adım atmaya çağırıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Cıngı...
MURAT CAHİD CINGI (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, memleketim Kayseri'nin 20 kilometre doğu tarafında, milattan önce 3000'lere varan Kültepe Kaniş Karum'u 1948 yılından itibaren bir kazı alanı olarak kültür tarihimize ait çok önemli eserler sundu. Şimdiye kadar kil tabletlere çivi yazısıyla yazılmış 23.500 adet ürün UNESCO Kültür Mirası'na kaydedildi Bu tabletlerde faturadan ticari alışverişe, boşanma davalarına kadar birçok belgeye, bilgiye ulaşabiliyoruz. Fakat geçtiğimiz yetmiş sekiz yıl içinde bizi ilk defa geçen hafta bulunarak mutlu eden şey de milattan önce 4'üncü yüzyıla tarihlenen Helenistik Dönem'e ait mozaiklerin bulunmasıydı. Bu, bizi çok sevindirdi, Türk turizm camiasını da mutlu etti. Dolayısıyla Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüze, Bakanlığımıza, Ankara Üniversitemize ve kazı ekibine şükranlarımı sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın Uysal...
LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde tarım üreticilerimiz var efendim. Ülkemizde yılda 4 milyon ton zeytin üretilmektedir; bunun 250 bin tonu Mersin'de yetiştiriliyor ama ne yazık ki fiyatlar Mut ve Tarsus'taki üreticimizin alın terine karşılık gelmiyor. Bu nedenden dolayı Ticaret Bakanlığımızdan zeytin ihracatına Fiyat İstikrar Fonu desteği verilmesini talep ediyoruz. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Beyefendi'nin dediği gibi "Tarım, tam bağımsız, büyük ve güçlü Türkiye demektir."
Teşekkür ederim. Saygılarımla efendim.
BAŞKAN - Sayın Ocaklı...
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Başkanım, gece yarısı bir önerge getirdi AKP. İmzalayanların dahi ne olduğunu izah edemediği ve Grup Başkanının zor izah ettiği, anlaşılmayan bir önergeyi zorla geçirdiler. Neydi buradaki durum? 17 Eylülden önce "Ben fondan çıkmak istiyorum." demiş vatandaş, talimatını da vermiş ama "Hayır, biz senin paranı bloke ediyoruz, seni fon pay sahibi yaptık ve artık tasfiye hükümlerine tabisin." diye yaklaşık 200 bin ailenin, 200 bin kişinin parasına çöktüler. Bu, kabul edilebilecek bir şey değildir. Mehmet Şimşek'in söylediğiyle bir ihtimal paralarını alabilecekler. AKP iktidarının bu yaptığı uygulama en yakın seçimde cezalandırılacak, böyle bilinsin isteriz.
BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...
FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
İktidarı eleştiren herkesin düşman ilan edildiği, gazetecilerin tutuklandığı, televizyon kanallarının kapatıldığı, kamu kaynaklarının yoksuldan alınıp zengine aktarıldığı sancılı bir süreçten geçiyoruz. Bunun bedelini en ağır şekilde halkımız ödüyor. Tek adam rejimi liyakati yok sayarak sadakati esas almış, denetim mekanizmaları iktidarın kontrolüne girmiştir. Emekliler geçim sıkıntısı yaşıyor, asgari ücretle çalışanlar ay sonunu getiremiyor, kademeli emeklilik ve ehliyet affı bekleyen yurttaşlarımız Meclisten çözüm bekliyor, cezaevi koşullarında tedavisi mümkün olmayan hasta tutsaklar vakit kaybetmeden tahliye edilmeyi bekliyor. Bütün bu sorunların çözümü kadar ülkede barışın kalıcı hâle gelmesi büyük önem taşıyor. Barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşması için artık söz değil somut adım atılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hatay'ın ekonomik olarak toparlanması için küçük işletmelerimizi yeniden üretime ve istihdama kazandırmak zorundayız. Depremde iş yerini, ekipmanını ve sermayesini kaybeden esnafımızın önemli bir bölümü bugün sınırlı imkânlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Buradan iktidara sesleniyorum: Hatay'daki küçük işletmelere özel bir ekonomik iyileşme programı hazırlanmalıdır. İşe alınan çalışanlar için SGK prim desteği sağlanmalı, KOSGEB destekleri tüm sektörlere erişilebilir hâle getirilmeli, makina ve ekipman alımları için de uygun finansman sunulmalıdır. Hatay'a yapılan yatırım yalnızca binalarla ölçülmemeli, yeniden açılan işletmelerle, yaratılan istihdamla ölçülmelidir. Depremzede Hatay insanı bunu hak ediyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Bartin...
ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Şemdinli'nin Kayalar köyü Mağaraönü yani Şikeftan mezrasında yaşananlar Kürt coğrafyasına reva görülen güvenlikçi politikaların utanç tablosudur. 40 hanelik köyün ortasında eski okul dört yıldır karakola çevrilmiş, sivil halk kendi toprağında âdeta mülteci konumuna düşürülmüştür. Kadınlara ve çocuklara her gün uygulanan psikolojik şiddet, komşuya gitmek için bile dayatılan GBT ve kimlik kontrolleri olağan bir güvenlik önlemi değil sistematik bir sindirme politikası ve tecrittir. Kürt meselesini sadece askerî uygulamalara hapsederek toplumsal bir barışa asla ulaşamazsınız. Şikeftan halkının kısıtlanan özgürlükleri derhâl iade edilmeli, bu insanlık dışı baskıdan vazgeçilmelidir. Çözüm, köy meydanlarına nizamiyeler kurmakta değil Kürt meselesinin onurlu ve demokratik çözümündedir.
BAŞKAN - Sayın Çan...
MURAT ÇAN (Samsun) - Daha dün Samsun'da SGK'nin 6 taşınmazının satışını gündeme getirdik, şimdi de Samsun'da TOKİ 11 ilçemizdeki 64 arsayı satışa çıkarıyor. Samsun'da sata sata hiçbir şey bırakmadınız. Binlerce yurttaşımız ev sahibi olamazken, hemşehrilerimiz yüksek kiralar altında ezilirken, esnafımız dükkân kirasını ödeyemezken bu satışların Samsun'a hiçbir katkısı olmayacak. Bu arsalar sosyal konuta, üretime, istihdama mı dönüşecek yoksa yıllarca boş tutulan rant alanı olarak mı kalacak? Gençlerimiz evlenemiyor, küçük işletmelerimiz büyüyemiyor, sanayicimiz yatırım yeri arıyor. Açıklayın, satış şartlarında yatırım zorunluluğu var mı? Elde edilen gelir Samsun'a dönecek mi? TOKİ'nin görevi arsa satmak değil konut ihtiyacına çözüm üretmektir. AKP iktidarında Samsun'un toprağı satılıyor, Samsun kaybediyor.
BAŞKAN - Sayın Sarıtaş...
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler.
Emekliler bu ülkede yıllarca çalıştı, üretti; bugün ise geçinemediği için sokaklarda direniyor. TÜRK-İŞ verilerine göre açlık sınırı 37.801 lira, en düşük emekli aylığı ise yalnızca 23.552 lira. İnsanlar çalışıyor ama karnını doyuramıyor, emek veriyor ama insanca yaşayamıyor. Memleketin birçok yerinde emekliler seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu tablo, emekliye de emekçiye de ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Emekliler lütuf değil haklarını istiyor; insanca yaşamaya yetecek aylık, yılda 4 kez ikramiye ve karar süreçlerinde söz sahibi olmak istiyor.
İktidara soruyoruz: Yıllarca emek vermiş insanları açlığa mahkûm etmek hangi vicdana sığar? Emeklilerin talepleri derhâl karşılanmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Karakoz...
EVRİM KARAKOZ (Aydın) - Aydın'da esnafımızın yaşadığı ekonomik sıkıntılar her geçen gün büyüyor. TESK verilerine göre 2026 yılının ilk dokuz ayında Aydın'da 2.837 terkin işlemi gerçekleşti. Geçen yılın aynı dönemine göre yeni tesciller azalırken terkin işlemleri yüzde 21,8 arttı. Artan kiralar, elektrik faturaları, vergiler, SGK primleri ve finansman maliyetleri karşısında esnafımız ayakta kalma mücadelesi veriyor.
İktidara çağrımızdır: Esnafımızın üzerindeki ekonomik yükleri hafifletin. Uygun koşullu kredi, borç yapılandırması ve doğrudan işletme desteklerini hayata geçirin. Yapamıyorsanız sandığı getirin.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
AYKUT KAYA (Antalya) - Geçtiğimiz günlerde berberime tıraş olmaya gittim. Normalde ben ona derdimi anlatacakken o bana derdini anlatmaya başladı. Bakın, altında, pırlantada bazı vergi istisnaları varken el emeğiyle çalışan berberimiz, kuaförümüz yüzde 20 KDV ödüyor. Bu yüksek bir oran. Bu oranın en azından yüzde 10'a düşürülmesi gerekiyor. Çırak yetiştiren berberlerimize, kuaförlerimize ve güzellik salonlarımıza verilen devlet desteği kaldırıldı. Diğer meslek gruplarında bu destek devam ederken bu esnafımızdan neden bu destek kesildi? Bu desteğin yeniden verilmesini talep ediyoruz yoksa beş on yıl sonra saçımızı kesecek Türk usta bulamayacağız. İş yeri açılışlarında ustalık belgesi zorunlu olmalı. Bir de aynı meslekten iş yerleri birbirine çok yakın açılabiliyor, bütün esnaflarımız için iş yerleri arasında belirli bir mesafe olması konusunda Meclisimizde bir yasal düzenleme yapılması gerekiyor. Esnafımız söz verilen 7200 prim gün sayısının hayata geçirilmesini bekliyor.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Konya Ilgın sivil toplum kuruluşları başkanları Genel Kurulumuzu locadan izliyorlar; kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
Sayın Akbulut...
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Burdur'dan ve birçok ilden yurttaşlarımız bizlere ulaşmaya çalışıyorlar ve yine, birçok milletvekilimize de ulaştıklarını söylüyorlar; 2026 KPSS'sinde yapılan usulsüzlüklerle alakalı hâlâ herhangi bir girişimin olmadığını söylüyorlar. Sınavdan erken çıkanlar olmuş, Telegram'da sorular paylaşılmış, birçok bölgede 100 net ve üzeri sonucu olanların sayısında olağan dışı bir şekilde yoğunlaşma olmuş; bununla alakalı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir şeyler yapmasını istiyorlar.
Yine, öğretmenlerimiz "Aile birliği ve sağlık mazeretleri kabul edildiği hâlde atamamız yapılmıyor; birçoğumuz ailelerinden uzak, eşlerinden, çocuklarından uzak bölgelerde çalışmak durumunda kalıyoruz. Hasta yakınlarımız var; gidip oralarda onlara bakamıyoruz, yardımcı olamıyoruz. Bu konuda öğretmenlerimizin sesini Türkiye Büyük Millet Meclisine duyurun." diyorlar.
Saygılar sunuyorum efendim.
BAŞKAN - Sayın Tahtasız...
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, yüce Meclisimizde staj ve çıraklık dönemindeki sigorta başlangıçlarının emeklilikte geçerli sayılmamasından doğan mağduriyetlerin araştırılması için verilen önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Kademeli emeklilik, ehliyet affı ve 7200 prim gün mağdurları için de verilen önergeler ve kanun teklifleri aynı şekilde reddedildi. Sigorta başlangıcı yalnızca bir gün farklı olduğu için yirmi yıl daha emeklilik beklemek zorunda kalan vatandaşlarımızın talepleri ayrıcalık değil adalettir. Staj ve çıraklıkta geçen çalışma süreleri için hakkaniyetli bir çözüm üretilmeli, emeklilikte yaş ve prim şartları makul basamaklarla yeniden düzenlenmelidir. Hakkaniyetli kademeli emeklilik düzenlemesini gecikmeden Meclis gündemine taşıyalım; staj ve çıraklık mağdurları, kademeli emeklilik ve ehliyet affı bekleyenlere hep birlikte müjde verelim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Alp...
İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, Kars'ın Akyaka ilçesinin Kürekdere köyünde Zekeriya Güney diye bir ağabeyimiz var, sizlere de selamı var. Zekeriya ağabeye -bu yaz kendisiyle görüştüm- sigortadan 102.500 lira ceza kesmişler Uluslararası İşgücü Kanunu'nu ihlal ettiği gerekçesiyle. Bizim Kürekdereli Zekeriya ağabey Uluslararası İşgücü Kanunu'nu nasıl ihlal etmiş olabilir diye düşüneceksiniz. Hayvan otlatmak için bir Afgan çocuk çalıştırmış, 102 bin lira ceza kesmişler.
Başkanım, köylüler öyle bir hâle geldi ki hayvanı otarınca sigorta ceza kesiyor, satınca tarım ceza kesiyor, yola çıkınca trafik ceza kesiyor, sevk edince vergi ceza kesiyor. Eskiden köylüler çoban çalıştırıyordu, şimdi köyde başarılı olabilmek için önce bir avukat çalıştırmak lazım, bir de bir mali müşavir şarttır efendim. Ellerini köylünün yakasından çeksinler Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Emniyet teşkilatında görev yapan her derecedeki Emniyet yöneticilerimiz, müfettişlerimiz, polislerimiz ve bekçilerimizin emekli olma yaş hadlerinin kendi istekleri hâlinde beş yıla kadar uzatılarak beş yıl daha çalışmalarına olanak veren kanun teklifimi Türkiye Büyük Millet Meclisine sundum. Teklif ilgili komisyonlarda hâlâ bekliyor. Bu kanun teklifimi gelin bir an önce yasalaştıralım. Böylelikle hem geçim sıkıntısı çeken Emniyet teşkilatı mensuplarının derdine derman oluruz hem de bu yetişmiş insan kaynağını okullarımızda yavrularımızın güvenliğini sağlamak için değerlendiririz.
İşte, size fırsat. Başta Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel olmak üzere Yeni Parti olarak tüm milletvekillerimizle birlikte ülkemizin her türlü sorununu dile getiriyoruz. Bununla birlikte çözüm önerilerini de sunuyoruz. Yeter ki ülkemizin çıkarlarını siyasetin önünde tutarak bir an önce bu teklifi yasalaştıralım. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Hun...
YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Ağrı, Kars ve Ardahan'da bir yıl sonra yeniden şap hastalığı görüldü, hayvan pazarları kapatıldı. Komşu illerdeki salgın Iğdırlı üreticileri de endişelendiriyor. Daha geçen yıl binlerce hayvanını kaybeden bölge üreticisi şimdi aynı yıkımı yeniden yaşamaktan korkuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı neden bu döngüyü kıramıyor, zamanında neden önlem alınmıyor? Hayvan pazarını kapatmakla önlem almış olmuyorsunuz; hayvanını satamayan üreticinin yem gideri, banka borcu, geçim yükü devam ediyor. Yeterli yatırım ve istihdamdan yoksun bırakılan bu bölgede hayvancılığı da koruyamamak var olan bölgesel eşitsizliği daha da büyütmektedir. Üreticinin son geçim kaynağını da kaybetmesi köylerin boşalması demektir. Zamanında ve etkili aşılama sağlayın, koruyucu veterinerlik hizmetlerini güçlendirin, üreticinin zararını karşılayın, bölge halkını her yıl aynı çaresizliğe mahkûm etmekten vazgeçin.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ...
HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, 15 Ocak 2025'te yürürlüğe giren 7538 sayılı Yasa'yla engelli çalışanların emeklilik haklarına ağır darbe vuruldu. Yıllardır vergi indirimiyle emekli olmayı bekleyen yurttaşların bu hakkı kaldırıldı. Emeklilik için yeni koşullar getirildi. Bazı engelli emeklilerin aylıkları kesildi. Yıllarca çalışan, prim ödeyen ve geleceğini buna göre planlayan engelli yurttaşlar bir kez daha belirsizlik ve güvencesizlikle karşı karşıya bırakıldı. İktidar; engelli yurttaşların sağlamcılık ideolojisi ve ağır yaşam koşulları altında sürdürdükleri emeklilik mücadelesini, kazanılmış haklarını dahi ellerinden alarak yaşam haklarını gasbediyor; engellilerin sağlık durumlarını, yaşam koşullarını ve eşit haklara erişimlerini yok sayıyor. Engellilerin emekliliklerine az süreler kala haklarını kaybetmelerini, ağır sağlık sorunlarına rağmen çalışmak zorunda bırakılmalarını kabul etmiyoruz. İnsanca yaşam, sosyal güvenlik ve emeklilik bir lüks değildir, temel haktır.
BAŞKAN - Sayın Kanko...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Türkiye'de artık vatandaşın sofrasındaki ekmek bile sahtekârlığın konusu oldu. İstanbul'da beyaz ekmeği boyayla renklendirip tam buğday ekmeği diye satıyorlar. Sahte sucuk, et ürünlerinde at ve eşek eti, tağşiş edilmiş zeytinyağı, sahte bal, pestisit kalıntılı sebze ve meyveler... AKP iktidarına soruyorum: Vatandaş ne yiyecek, neye güvenecek? Gıda sahtekârlığı büyüyor, halk sağlığı tehdit ediliyor, iktidar ise seyrediyor. Siz, vatandaşın sofrasını bile koruyamayan, denetimsizliği olağanlaştıran bir iktidarsınız. Çocuklarımızın, yaşlılarımızın, milyonlarca insanımızın sağlığı tehlikedeyken bu duyarsızlık kabul edilemez.
Bakan İbrahim Yumaklı'ya soruyorum: Tarım ve Orman Bakanlığı ne iş yapıyor? Denetimler nerede? Buradan açıkça söylüyorum: Halkın sağlığıyla oynayanlardan hesap sorun, vatandaşın sofrası sahtekârların insafına bırakılamaz. İnsan sağlığı ranttan, siyasi çıkarlardan daha önemlidir. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye'de ruh sağlığı hizmetlerine ihtiyaç her geçen gün artıyor ancak binlerce psikolog yüksek KPSS puanlarına rağmen atanamıyor. Geçtiğimiz yıl Sağlık Bakanlığı yalnızca 93 psikolog kadrosu açtı. 85,90 puan alan gençlerimiz ihtiyaca rağmen atanmıyor.
Önümüzdeki tablo çok açık, son on yılda 62.516 psikoloji mezunu var. Bir yanda psikolojik desteğe ulaşamayan yurttaşlarımız, diğer yanda mesleği yapamayan psikologlarımız var. Üstelik klinik psikolojisi yüksek lisans ücretleri gençlerimizin önünde ayrı bir engel duruyor. Mesleğin yetki ve sorumluluklarını belirleyen kapsamlı bir meslek yasası da hâlâ yok.
Sağlık Bakanlığına sesleniyorum: Atamaları artırın, klinik psikolog kadrolarını açık biçimde tanımlayın, yüksek lisans ücretlerini denetleyin ve meslek yasasını çıkarın. Psikolog istihdamı yalnızca gençlerimizin iş meselesi değil toplum sağlığı açısından da çok önemlidir. Psikologlarımıza destek oluyoruz.
BAŞKAN - Sayın Şanlıtürk...
NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Türkiye'de yıllık kivi üretimimiz 500 bin tonun üzerine çıkmıştır. Kivi ürünü 2025 yılında piyasada 80-90 TL'den alıcı bulurken 2026 yılında 40-50 TL'den zor satılmaktadır. İlgili Bakanlığımız "1 Eylül-15 Şubat arasında ithalat yapılmayacak." şeklinde kararname çıkarmış olsa da sınır ticareti ve komşu ülkeler yoluyla ucuz olan İran kivisi piyasaya girmiştir. 2021 yılı öncesinde ton başı ithalattan alınan 500 dolar fon parası 2021 yılında 350 dolara düşürülmüştür. 2026 yılında İran kivisinin piyasaya girmesiyle birlikte Nisan, Mayıs aylarında depolardaki kivi satılamamıştır. Sürdürülebilir üretimin devam etmesi adına sınır ticaretinin denetlenmesi, ton başı alınan fon payının 750 dolar seviyesine çıkarılması önem arz etmektedir.
Teşekkür ediyorum Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Öztürk...
HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Görevi gereği, cumhuriyetin kurucusu Atatürk ile milletin çocukları arasındaki bağı güçlendirmesi beklenen Yusuf Tekin, her yeni kararıyla bu sorumluluğun ne kadar uzağında olduğunu gösteriyor. Yusuf Tekin'in Bakanlığında tarikatlarla protokollerin bu Mecliste nasıl savunulduğunu gördük. Öğretmenler atanmayı beklerken ÇEDES üzerinden din görevlilerine eğitimde alan açılmasını tartıştık. Mülakatı kaldırma vaadinin öğretmenlerin emeğini ve geleceğini belirsizliğe sürükleyen bir uygulamaya dönüşmesine tanık olduk. Şimdi de 10 Kasıma ortak sınav koyarak tam da bu sicile yakışan yeni bir skandalı konuşuyoruz.
Sayın Bakan, tarikatlarla protokol yaparken gösterdiğiniz özenin birazını da cumhuriyetin kurucusu Atatürk'ü anarken gösterin çünkü işgalcilerin bu milletin tarihinden çıkaramadığı Atatürk'ü ne yaparsanız yapın siz de çıkaramazsınız. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Olan...
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Bitlis'te bir zamanlar 1.250 aile tütün üretimi ve sigara fabrikaları sayesinde geçimini sağlıyordu, "Bitlis" adında sigara markası bile vardı. Fabrikalar kapatıldı; kotalarla üretim, merkez ilçe ile Yolalan beldesi arasındaki dar bir alana sıkıştırıldı. Bugün üretici mahsulünü satamıyor, toplu satış yapmak istediğinde tütününe ve aracına el konuluyor, para cezası alıyor ve hapis riskiyle karşı karşıya kalıyor, üreticiye kaçakçı muamelesi yapılıyor. Bitlis'te tütün kooperatifi yok, en yakın kooperatifler Muş ve Kozluk'ta. Üretici kooperatif maliyetlerini karşılayamıyor, tüccar ise tütünü yok pahasına alma peşinde. Ürün elde kalıyor, kilo kilo satılmaya çalışılıyor ve üretici sayısı her geçen gün azalıyor. Dünyanın en kaliteli tütününün üretildiği Bitlis'i bugün tütün üretemez hâle getirdiniz. Gözünüz aydın! Tütünü sigara kartellerine teslim ettiniz.
BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu...
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Azerbaycan'da Aliyev yönetimi başörtüsü yasağı zulmüne devam ediyor, başörtüsü yasağını protesto edenler gözaltına alınıyor. Bu baskıları duyuranlar ise işkence tehdidiyle susturulmaya çalışılıyor. Bakü'nün Nardaran köyünde başörtüsü yasağını protesto eden 88 kişinin daha gözaltına alınmasıyla ülke genelinde 500'ü aşkın gözaltı olduğu bildiriliyor. Köye baskın yapan polis tarafından götürülen bu insanların nerede oldukları konusunda ciddi endişeler var. Uluslararası Af Örgütü de Azerbaycan'daki başörtüsü yasağının sona ermesi gerektiğini açıkça dile getirdi.
Türkiye toplumuna yapılan haksızlıklara nasıl karşı çıkıyorsam Azerbaycan halkına yapılan haksızlıklar ve zulümlere de karşı çıkmaya devam edeceğim. İnsan haklarının milliyeti, dini, ülkesi olmaz. Aliyev yönetimi bu totaliter uygulamalardan ve insan haklarını ihlal eden her türlü zulümden vazgeçmelidir. Azerbaycan halkı özgürlüğü, adaleti ve insan onuruna yaraşır bir yönetimi hak ediyor.
Sayın milletvekilleri, 30 kişi demiştim ama zamanlama konusunda birkaç dakika artım var. Şöyle sırayla bakıp her gruptan 1 kişiye vereceğim.
Sayın Şerafettin Kılıç...
Sayın Kılıç, hızlı bir şekilde, en az bir kaç kişiye daha fırsat tanıyalım, çok hızlı lütfen.
ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
2027 merkezî yönetim bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna getirildi. Bütçe rakamlarındaki aslan payı yine faiz harcamalarına ayrılmış; geçen yıl 2 trilyon 742 milyar olan pay, bu yıl 3 trilyon 975 milyar lira olarak yazılmış. Yıllık enflasyonu yüzde 30 açıklıyor, faize ayırdığınız kaynağı yüzde 45 oranında artırıyorsunuz. Emekli ve çalışan maaşlarına gelince enflasyon oranında artış, faize gelince yüzde 45 artış; esnaf, çiftçi, işçi, memur, kadın-erkek, yaşlı-genç, herkes bu faiz canavarını beslemek için çalışıyor. 42 milyon insanımız kredi kartı borçlusu, her yıl yeni 2 milyon insanımız icralık oluyor. Acı gerçek şudur: Faiz canavarı Türkiye'yi yutuyor.
BAŞKAN - Sayın Ömer Fethi Gürer...
Lütfen biraz hızlı olunursa birkaç arkadaşa daha söz veririm.
ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.
2027 yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Burada çiftçilerimize ayrılması gereken desteklere baktık, yine çiftçiye verilmesi gereken destek verilmiyor. Çiftçiye verilmesi gereken destek Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre 1 trilyon 112 milyar lira olması gerekirken ayrılan destek 235 milyar lira, verilmeyen destek tutarı 877 milyar lira. Tarım ve Orman Bakanlığının toplam bütçesi ise 760 milyar lira olarak geldi. Bu durumda çiftçilerin içinde bulunduğu borç yükünün ortadan kaldırılmadığı görülüyor. Çiftçilerin bankalara 1 trilyon 511 milyar lira borcu var; çoğu icralık, ürettiği ürün değer bulmuyor, girdi maliyetleri artıyor. Çiftçilerin sorunlarını öncelikleyen bir bütçe gelmedi. Bu konuda yeniden düzenlemelerin ihtiyaç olduğunu belirtiyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Güneşhan...
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım...
BAŞKAN - Konuştunuz ya!
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
HSK'nin 22 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 1160 sayılı Kararı'yla Gelibolu ve Çanakkale, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin yargı çevresinden çıkarılarak Keşan'a bağlanmıştır, oysa Gelibolu Keşan'a 75, Çanakkale'ye 50 kilometre mesafededir. Eceabat'tan Keşan'a 110 kilometre iken Çanakkale deniz geçişi sadece 3,5 kilometredir, 1915 Çanakkale Köprüsü ulaşımı kolaylaştırmaktadır. Peki, bu karar alınırken baromuzun, hukukçularımızın, yerel aktörün veya vatandaşların görüşleri neden alınmamıştır? Bu karar idare bütünlüğünü zedeleyerek vatandaşlarımızın adalete erişimini zorlaştıracaktır. HSK'ye çağrımız nettir: Yargısal faaliyetler başlamadan bu karardan dönülmeli, Gelibolu ve Eceabat yeniden Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin yargı çevresine bağlanmalıdır. Çanakkale'nin bütünlüğü ve vatandaşlarımızın hakları için bu kararın takipçisi olacağız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN -
AK PARTİ sıralarından sisteme giren yok.
ALİ BOZAN (Mersin) - Başkanım...
BAŞKAN - Ama bir şey söyleyeyim; bakın, ben bakıyorum, oradan itiraz etmenize gerek yok. Hemen ayağa kalkıp itiraz ediyorsunuz, özellikle Dilan Hanım zaten böyle feryat figan.
Buyurun Ali Bozan.
ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Gazetecilik suç, soru sormak suç, eleştirmek suç, gerçekler sakıncalı. İşte, AKP'nin basın karnesi. AKP istiyor ki gerçekler karanlıkta kalsın çünkü gerçekler suçlarla dolu, çünkü gerçekler artık ayaklarına dolanıyor. Bu ülkede gazeteciler artık nefes alamayacak durumdalar. Yandaş değilsen, gerçekleri konuşursan sana cezaevlerinin kapılarını açıyorlar; gazetecileri ekonomik yaptırımlarla, zorbalıklarla susturmaya çalışıyorlar ama bu düzen böyle gitmeyecek. Hakikatler her daim onurlu gazeteciler tarafından yazılmaya, söylenmeye devam edecek ve 24 Ekim Cumartesi günü gerçekleri karanlıkta bırakmama mücadelesi yürüten gazetecilerle birlikte meydanlarda olacağız. Hakikatlerin peşinde koşan tüm gazetecilerin mücadelesini selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Amasya Kutlubey Kolejinden ilköğretim öğrencilerimiz geldiler, locamızdan Genel Kurulumuzu izliyorlar. Sevgili minik çocuklar, hoş geldiniz. (Alkışlar)
Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.
İlk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ'a aittir.
Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım çok teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mehmet Uçum diye bir isim var, herhâlde tanıyorsunuzdur bu ismi. Bu isim Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı ve zaman zaman Anayasa değişikliği hakkında konuşuyor kendisi, zaman zaman seçimler hakkında konuşuyor. En son da dedi ki "Seçimler Nisan 2028'de yapılacak." Ve bu şahıs, Parlamentonun önüne kendisini koyuyor. Aynı zamanda şöyle bir ifade kullandı: Anayasa değişikliği için de 1 Ekim 2028 tarihine işaret etti. Bu süreçle ilgili olarak da çerçeve yasayla ilgili olarak da Millî Güvenlik Kurulu kararlarına atıfta bulundu. Kendisi seçim tarihini belirleyerek; bir, Parlamentonun üstüne çıkıyor; iki, Yüksek Seçim Kurulunun yerine kendisini koyuyor; Anayasa için tarih vererek Parlamentonun yerine kendisini koyuyor; Millî Güvenlik Kurulu kararına işaret ederek hem sivil hem de askerî bürokrasinin işlerinin üzerinde olduğunu söylüyor. Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, siz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçerken bu Parlamentonun çok güçlü olacağını söylemiştiniz; yok, Mehmet Uçum güçlüymüş yani bir Başdanışman güçlüymüş demek ki. Mehmet Uçum haddini çok aştı, aşırı derecede aşıyor ama şuradan bir Grup Başkan Vekili "Ya, Mehmet Uçum da kim oluyor? O bir bürokrattır, o bir atanmış bürokrattır, Parlamentonun işine karışmaz." diyemiyor veyahut da Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü "Ya, bir dakika Beyefendi, Cumhurbaşkanı adına ben konuşurum." Ömer Çelik bunu söyleyemiyor veya öbür taraftan, AK PARTİ'nin Genel Başkan Vekilleri bunu söyleyemiyor veyahut da Sayın Cumhurbaşkanı "Bir dakika... Parlamentonun üzerinde hiç kimse yoktur, ben bunu 15 Temmuz akşamı da söyledim. Seçilmiş iradenin üzerinde, millet iradesinin üzerinde irade yoktur, millet iradesinin tecelligâhı da Türkiye Büyük Millet Meclisidir." ifadesini kullanmıyor. Ben buradan milletime diyorum ki bunlar Parlamento falan tanımıyorlar. Tanıdıkları bir kişi var, o da Mehmet Uçum. Anladım ki Mehmet Uçum bunları yönetiyor.
Değerli milletvekilleri, diğer bir konuya gelince, Halk TV'ye kayyum atandı. Ya, siz bu kayyumları niye atıyorsunuz, neden atıyorsunuz? Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Türkiye'nin en büyük holdingi hâline geldi. Yani özgür medyadan niye çekiniyorsunuz? Bu medyanın özgür olmamasından geçmişte şekvacı değil miydiniz, şikâyetçi değil miydiniz? Sayın Cumhurbaşkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken veya Sayın Erbakan'la beraber çalışırken milletvekili olduktan sonra, partiyi kurduktan sonra bu medyadaki oligarşik medyaya karşı veyahut da patronlara karşı çok ciddi mücadele vermediniz mi? Bırakın, medya konuşsun, eğer sizin açık bir yaranız yoksa açık yarıya kurt düşmez arkadaşlar. Medya yazarsa yazsın, siz bunları tekzip edersiniz, siz bunlar hakkında manevi tazminat davası açarsınız. Bu gazetecileri tutuklamak, Halk TV'yi kapatmak, aynı zamanda kayyum atamak; bunların hiçbiri hukukla bağdaşmamakta, şeffaflıkla bağdaşmamakta. Neyle bağdaşmaktadır? Korkuyla bağdaşmaktadır. Yani ben bunları kapatırım, seslerini kısarım, televizyonları, radyoları, gazeteleri, kişileri sustururum, susturduktan sonra istediğim şekilde bir algı propagandasıyla da iktidarda kalmanın yolunu araştırırım... İktidarda kalsanız ne olur Allah aşkına ya? Millet fakirleşmişse, yoksullaşmışsa, yolsuzluk artmışsa, hukuk devleti olmaktan çıkıp da üstünlerin hukuku tekrar, yeniden Türkiye'de neşet etmişse ne olur, iktidarda yirmi yıl daha kalsanız ne olur? Bu şekilde mi tarihe not düşeceksiniz? Bu şekil mi baki kalan bu kubbede hoş bir seda bırakıp... Ahirete böyle mi gideceksiniz arkadaşlar? O nedenle, bu Halk TV veya diğer gazetecileri tutuklamayı falan da takbih ediyorum.
Fon soruşturmaları üzerine de Akın Gürlek bir açıklama yaptı, "Alo Adalet" diye bir müessese kurmuştu biliyorsunuz; Adalet Bakanı Akın Gürlek "Şu kadar kişi gözaltına alındı. Bu kadar kişi tutuklandı. Şu kadar şöyle gerçekleşti. Şu kadar tüzel kişi..." falan diyor. Esas sorumlusu kim biliyor musunuz? Hükûmet, Sayın Gürlek, Hükûmet ve sen de bunun içerisindesin. Burada "MASAK nerede?" diye sorduk; yok, ses çıkmıyor. "SPK nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "BİST nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "MİT nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı nerede?" dedik, ses çıkmıyor. "Cumhurbaşkanı nerede?" dedik, ses çıkmıyor. Esasa müteallik işler yapacaksınız, o da bellidir; bu bürokratların tamamı istifa edecektir, Hükûmet istifa edecektir, o zaman Türkiye bir erken seçime gidecektir. Onun haricinde seçimler de 14 Mayıs 2028'de yapılacaktır.
Değerli arkadaşlar, İsmail Arı tutuklandı; gazeteciler dedim, söyledim. İsmail Arı niye tutuklandı? Neden gözaltına alındı ve tutuklandı? Bir haber yaptı. Neyle ilgili yaptı? RTÜK Başkanıyla ilgili yaptı. Ne dedi? "Burada istisnai kadrodan kızınız işe alınmış." dedi. Sonra da bunu teyit etmek için bu şahsı aradı, Ebubekir Şahin Bey'i aradı, RTÜK Başkanını; telefonlarına çıkmadı, sonra gözaltı. Gerekçe ne? Efendim, kurumun huzurunu bozmuş İsmail Arı. Ya, kurumun huzurunu bozduysa, yanlış ve yalan bir beyanda bulunduysa bu şahıs hakkında bir tekzip gönderirsiniz, ardından da bu şahıs hakkında bir suç duyurusunda bulunursunuz, ardından da kızınızın orada çalışmadığına dair çok rahat bir açıklama yaparsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Daha dün konuştuk burada istisnai kadrolarla ilgili; gelin, kaldırın bunu, çok ayıplı bir iş bu. Her gelen kızını, oğlunu, damadını, amcasını, dayısını... Vallahi, bu Parlamentoda da var; milletvekilleri birbirleriyle beraber; o, onun çocuğunu alıyor, öteki de onun çocuğuyla çalışıyor. Ben başka birinin çocuğunu yanıma alıyorum, o da benim çocuğumu alıyor; birinci derece akrabalarla çalışmamış oluyoruz. Ardından da ne oluyor? O benim akrabalarımla çalışmaya devam ediyor, öteki de onunla çalışmaya. Önce milletvekilleri de bu konuda hassasiyet göstermeli, Numan Kurtulmuş'u da milletvekillerini de bu noktada hassasiyete davet ediyorum. Bu da doğru bir şey değil, olmadığını da söylüyorum. İsmail Arı'nın tutuklanması doğru değildir. Bu tür işlerle beraber bunları yapmak da doğru değildir. İyileri tenzih ediyorum arkadaşlar, bunları yapmayan milletvekillerini de tenzih ediyorum.
Netenyahu ne dedi? "Efendim, İran'daki bütün hedefimiz Amerika Birleşik Devletleri'yle beraber..." "Biz burada ne yapacağız?" dedi. "Rejimi değiştireceğiz." dedi. Ya, sen bırak rejimi değiştirmeyi falan da sen kendi ülkendeki hahamlar rejimini değiştir öncelikle, sen Amerika Birleşik Devletleri'ndeki evangelistler rejimini, papazlar rejimini değiştir, ondan sonra İran'a kalk, kon ve bu şahsa, bu demeçleri veren bir İsrail Başbakanına karşı bir Kudüs paktı kuramadık, biliyor musunuz? İslam ülkeleri kuramadı, "Dünya lideriyiz." diyenler kuramadılar veyahut da "Dünyada söz sahibiyiz." diyenler de kuramadılar. Netanyahu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük Führerlerinden bir tanesidir ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı da aynı şekilde Führer'in yolunda gitmekte olan bir -tırnak içinde söylüyorum- densizin kendisidir.
2 No.lu Baro Başkanı bununla ilgili 70 hâkim aldıklarını söyledi, sonra bu şahıs aday olmadı, bıraktı, başkası seçildi. Peki, Adalet Bakanı, biraz önce "Fonla ilgili şu kadar kişi gözaltına alındı." falan diyorsun da bu şahıs hakkında resen soruşturma niye yapmadı savcılarınız? Bu 70 hâkim kim? Bunlar torpille girdilerse eğer, sizin tavassutunuzla beraber doğru kararlar verirler mi? Vermezler ki doğru kararlar. Ya, hâkimler şudur: Birisi, bir sanık veyahut da bir davalı hâkimin odasına girdiğinde "Selamünaleyküm." dediğinde "Aleykümselam." diyemez İslam kuralları gereğince ve dinini bile belli edemez. Bu kadar hassas bir dinin mensupları kalkmış, 70 hâkim almışsınız. Ayıp değil mi be, niye böyle bir şey yapıyorsun sen? O nedenle, ben buradan savcıları da Başsavcıyı da göreve davet ediyorum. Geçmişte FETÖ'yle ilgili referanslı olanları bir gecede operasyonla aldınız değil mi? Şimdi bu şahısları da görevden alın, bu şahıslar hakkında işlem yapın. Bunlar kim, kaç puanla girdiler? Ciddi şekilde bizim adaletimiz de sıkıntılı vaziyettedir.
Azerbaycan'la ilgili, ben Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin, Türk dünyası-Türkiye ilişkilerinin, Arap dünyası-Türkiye ilişkilerinin, İslam dünyası ilişkilerinin, Balkan ülkeleri-Türkiye ilişkilerinin çok mükemmel olmasından yana olan bir Milletvekiliyim, bir vatandaşım, bir insanım ama Azerbaycan Hükûmetine de şuradan seslenmek istiyorum: Burada iki milletvekilimiz hakkında Azerbaycan'a girmeme gibi bir karar aldınız; birisi yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan, birisi de DEM PARTİ Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu. Azerbaycan'a, Meclis Başkanına diyoruz ki "Bizim hukukumuzu koru. Bakın, bu doğru değil, kardeşlik hukukumuz var."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Son cümlem efendim.
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Azerbaycan Hükûmetine karşı Meclis Başkanımız oranın Meclis Başkanını arar, bunlar doğru değil, ilişkilerimize zarar getirir... Geçmişte de Azerbaycan Hükûmetine, Meclisine ait milletvekilleri zaman zaman bazı olaylarda Türkiye'nin hoşlanmadığı cümleler sarf etmişti. Bunlar olabilir, uyarıcı sözlerdir, yapıcı sözlerdir veyahut da yol gösterici sözlerdir. Onlar da kendi düşüncelerini söylediler, katılırsınız, katılmazsınız ama "Azerbaycan'a girmeyecekler." demeyi ben kardeşlik hukukumuza, tarihdaşlık hukukumuza, kültürdaşlık hukukumuza, soydaşlık hukukumuza ve de komşuluk ilişkilerimize dünyanın bu kadar çok çetrefilli bir ortamında bunu yapmayı da doğru bulmadığımı söylerim.
Değerli arkadaşlar, bir diğer husus: Biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanını bir vakıf eleştirdi; bu vakıf İstanbul'da bir vakıftı. Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı çıkıp demişti ki: "Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Cumhurbaşkanı da şöyle bir ifade kullandı: "Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var." Keşke Sayın Cumhurbaşkanımız şöyle deseydi: Bunlar olmuş, biz bir hukuk devletiyiz, demokratik bir hukuk devletiyiz, şeffafız, denetim mekanizmalarımız çalışıyor, yapanlar hakkında gereğini yapacağız, bu uyarıları aldık." Onu söylemiş olsaydı ama maalesef öyle değil; Türkiye bir hukuk devleti değil, demokratik devlet değil, çoktan rafa kaldırılmış vaziyette, inşallah tekrar yeniden hukuk devleti olur.
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfına teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Özdağ.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Niye açılmadı mikrofon ya!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Sayın Claude Wiseler ve beraberindeki heyet Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'la birlikte şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyor; kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)
Sayın Özdağ, mikrofonu açacağım, son cümleleriniz mikrofona yansımadı.
Buyurun, devam edin.
Bir dakika daha süre veriyorum.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfına da çok teşekkür ediyorum bu duyarlılığı nedeniyle. Bu duyarlılığın, Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfının duyarlılığının bugünkü Hükûmetimizin tüm yetkilileri tarafından da gösterilmesini temenni ediyorum ve kendilerinin söylemiş olduğu denetim mekanizmalarının işlemesini. O denetim mekanizmalarının Türkiye'de işlevsiz olduğunu hep beraber görüyoruz, Sayıştay gibi, teftiş kurulları gibi, yargı gibi veya bağımsız medya gibi veyahut da milletvekilleri gibi, buradaki milletvekillerinin özgür iradeleriyle verdikleri soru önergeleri gibi. Denetim mekanizmalarının olmadığı bir yerde keyfîlikler olur. Bu keyfîlikler de işte iktidarınızı böyle sarsar. O nedenle, lütfen, bu denetim mekanizmalarına karşı saygılı olmak mecburiyetindeyiz ve "Onlar görevini yapsın." diyerek de oraya liyakatli, ehliyetli, ahlaklı, zeki ve bilgili insanları atamak hepimizin görevi olmalı. Parlamentonun mehabetine uygun bir şekilde hareket edilmesi gerekiyor. Eğer bir sorumlu arayacaksak bütün bürokratların istifa etmesi gerekiyor ve aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanının da istifa etmesi gerekiyor. Dünyanın neresinde böyle bir işlem oldu da orada insanlar istifa etmedi? Üçüncü dünya ülkelerinde oluyor.
Teşekkür eder, saygılar sunarım.
BAŞKAN - Kâtip Üyemiz Sayın Nermin Yıldırım Kara'nın bir dakikalık söz talebi var, onu karşılayacağız.
Buyurun.
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Teşekkür ederim Başkanım.
Reyhanlı ilçemizdeki bazı sorunlara değinmek istiyorum. Tarımla uğraşan bu ilçemiz Suriye'deki savaş nedeniyle uğradığı göç akınıyla uğraştığı yetmezmiş gibi, maalesef, bir de hizmet yokluğuyla zor zamanlar yaşıyor. Reyhanlı Yeni Mahalle'de -Esentepe, Beşaslan Mahallelerinde sağlık ocağı var- aylardır söylüyorum, geçen yıldan bu yana söylüyorum maalesef sağlık ocağı hâlâ yok. Mehmetbeyli Mahallemizde okul ihtiyacı var, yer tahsisi yapıldı mı, herhangi bir gelişme var mı? Buna da cevap yok. Pınarbaşı Mahallesi âdeta unutulmuş -ne sağlık ocağı ne taziyeevi ne de yolları- âdeta perişan olmuş.
Şimdi, Reyhanlı'da birkaç hafta evvel sel oldu, tarım alanları zarar gördü, birçok kişi mağduriyet yaşadı. Bakın, buradan DSİ'ye yeniden çağrı yapıyoruz: Kısa vadeli çözümler değil, Reyhanlı'nın sorunlarını bir an evvel çözün, yolları, altyapısına büyük...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kocamaz, listeden sonra girdiniz ama hadi neyse buyurun yani listede yoktunuz ama ısrarla...
Buyurun.
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Mersin'de hizmete geç de olsa açılan Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu özellikle yaz aylarında D400 Kara Yolu'nda yaşanan trafik yoğunluğunun azaltılması ve ulaşımın hızlandırılması bakımından önemli bir yatırımdır ancak açıklanan yüksek geçiş ücretleri vatandaşlar tarafından büyük bir tepkiye neden olmuştur. Birinci sınıf araçlar için Adana'dan Ceyhan'a kadar yaklaşık 50 kilometrelik mesafe ücretsiz, 49 kilometrelik Adana-Mersin Otoyolu 45 TL iken hizmete yeni açılan 41 kilometrelik Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu'ndan vatandaşlardan 220 TL ücret alınıyor. Mersin halkı yalnızca şehirler arası seyahatlerde değil işe ulaşım, eğitim, sağlık hizmetleri, ticaret, tarımsal üretim ve turizm faaliyetleri kapsamında hemen her gün bu yolu kullanmak durumundadır. Bu nedenle, Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu geçiş ücreti yeniden değerlendirilmelidir.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili, Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz.
Buyurun lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sizi, Genel Kurulu ve ekranları başındaki bütün vatandaşlarımızı selamlıyorum.
Şimdi, bu fon skandalı patlak verdiği günden beri iktidar temsilcileri, yetkilileri, sözcüleri, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı da dâhil ısrarla kamu kaynaklarının kullanılmayacağını ifade ediyorlar. Bu "kamu kaynaklarının kullanılmayacağı" ifadesi üzerine de bu konuya ilişkin vatandaşın yüreğine su serptiklerini zannediyorlar ama aslında bunun arkasında bu süreci gözetlemek, denetlemek ve gerektiğinde müdahale etmek zorunda olanların, daha doğrusu görevi bu olanların, bu ortaya çıkan zararlara ilişkin onlara rücu edilmesini baypas eden, engelleyen bir hadise bu. Dolayısıyla bununla ilgili de hem vatandaşın hem kamuoyunun biraz daha dikkatli olması lazım.
Bugün, biraz önce bülteni aldığım zaman, Çukurova Belediyesinde 49 kişi adliyeye sevk edilmiş, Çukurova Belediyesinde adliyeye sevk edilen 49 kişinin suçlamaları içerisinde fiilen çalışmayanların maaş alması suçlaması da var, fiilen çalışmayanların maaş alması. 455 bin yatırımcının perişan olduğu ve bunu gözetleme, denetleme ve gerektiğinde müdahale etme durumunda olan kurumlarda da hiç kimsenin fiilen çalışmadığı ortaya çıkan skandal ve büyük yolsuzlukla tescillenmiş durumda. Dolayısıyla bunlara ilişkin hiçbir işlem yapılmaması da oldukça düşündürücü. Ve dikkat edin, şu ana kadar süreçte ne yapıldı? Özel sektördekilerin hepsi çağrıldı, gözaltı işlemi yapıldı, bunlarla ilgili tutuklama işlemi yapıldı ama kamu görevlilerine ilişkin hâlâ görevden el çektirme, personelin emrini alma ya da onlarla ilgili soruşturmaya dâhil etme eylemine geçilmedi, bununla ilgili Devlet Denetleme Kurulunun süreci ve ön raporu bekleniyor.
Evet, dün gece verilen önerge... Dün gece verilen önergede de iktidar tarafının kendince haklı gerekçeleri olmakla birlikte, burada yatırımcıların tamamının olağan şüpheli olarak kabul edildiği bir durum söz konusu ve bu insanlar bir an önce yatırımlarına, koydukları paraya ve paraların getirilerine kavuşmaya çalışıyorlar ama bu süreçle ilgili hâlâ kendilerine gösterilmiş bir yol yok. Bu insanlar sosyal medyadaki yarım yamalak bilgilerle, bu süreç nedir, ne değildir, bununla nasıl mücadele edeceğini ve eylem planını, yol planını, yol haritasını açıklamamış iktidarın birbiriyle çelişkili beyanlarıyla, zaman zaman muhalefetin uzmanlık alanı gerektiren bu hususa ilişkin keyfî açıklamalarıyla vatandaşın kafası ciddi anlamda karışık hem yatırımcıların kafası karışık hem bundan doğrudan ve dolaylı etkilenen diğer çemberlerin ve halkaların da kafası karışık. Bu konuda başta iktidar, başta yetkililer ve muhalefet partileri de olmak üzere herkesin çok dikkatli bir dil kullanması gerekiyor.
Burada zaman zaman açıklamalara dikkat ediyorum hem meslektaşlarımın hem hukukçuların hem de iktidar cenahının şöyle bir açıklaması var: "Borsa ve fon işi her zaman risktir. Borsa ve fon işi her zaman risktir." diyorlar. Ben buradan iktidar mensuplarına hatırlatmak istiyorum. Yirmi dört yıllık iktidarınızın sonucunda -milletvekili sıfatımı boş verin- bir yurttaş olarak söyleyeyim: Bu ülkede en büyük risk, sizin yönettiğiniz ülkede vatandaş olmak. Sizin yönettiğiniz ülkede vatandaş olmak zaten başlı başına bir risk çünkü vatandaşın her biri... Biraz önce, Sayın Hüsmen Kırkpınar hatırlattı, eskiden sadece, yılbaşında çekilen bir tane Milli Piyango bileti vardı, her aile için bu bir eğlenceydi, bir tane Milli Piyango bileti çekilirdi. O yılbaşı gecesi de o toplar fırıl fırıl dönecek de oradan üç beş sayıya, amortiye bile vatandaşın tamamı fitti. Geldiğimiz Türkiye'de "Yolda yürürken kim düşecek?" diye bile bahis oynayan bir toplum hâline geldik; her taraf yasa dışı bahis, her taraf yasa dışı kumar. İnternette herhangi bir şeye bakıyorsun, karşına bir yasa dışı bahis sitesinin ışıltılı hayat reklamları çıkıyor ve gayet kolay, herkes kısa yoldan köşeyi dönmeye çalışıyor. Ankara'da bir dönem semtler vardı hatırlarsınız, gazeteciler bile söylüyordu, her masada milyon dolarların konuşulduğu semtler. Bakın, Türkiye'de sermayenin el değiştirmesiyle birlikte kültürel erozyon da oluşmaya başladı. Türkiye gittikçe tehdit altında, toplum gittikçe tehdit altında savrulmaya başladı ve bu süreçlerin tamamının sorumlusu başlı başına iktidar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Evet, dünyada bir ahlaki çöküntü var, Türkiye'nin bundan nasibini almaması mümkün değil ama bu çöküşe, bu erozyona ilişkin Türkiye'yi de yöneten bir iktidar var. İktidarın yapması gereken bu çürümeyi ya da bu erozyonu tek başına engelleyemez ama bununla ilgili tedbirler alır. Ama bunu daha önce de ifade ettik, partimizin hatipleri de ifade ettiler, bu iktidarın yönetim anlayışı şunun üzerine kurulu: Muhalefet ne derse desin, kendi yetkilileri ne derse desin bir felaket gelirken ikazlara kulak asmıyor, her felaketten bir fırsat oluşturuyor, her felaketin sonrasında yeni bir yasaklar silsilesi getiriyor. Bu ülkenin başına gelen her felaketin, o felaket gelirken bütün sinyalleri ortadadır. Hem siyaset hem toplum hem kanaat önderleri bu felakete ilişkin gerekli uyarıyı yapar, iktidar umursamaz, ondan sonra, başa gelen felaketten sonra da yasaklar oluşur. Bunun en bariz örneklerinden bir tanesi de 22 Ekim 2025'te Sayın Müsavat Dervişoğlu bu borsa ve fona ilişkin uyarıda bulundu, 2 Kasım 2025'te uyarıda bulundu, hiç kimse umursamadı. Gelinen nokta da şimdi, gece yarısı önergeleriyle ne yapacağını bilmeyen bir iktidarın bu işi zaten mahvetmiş kurumlarla bu işi düzeltme çabası.
Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili, İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli.
Buyurun.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, dün gece yine bir gece yarısı önergesiyle görüşmekte olduğumuz kanun teklifine ilişkin çok ciddi tartışmalar ortaya çıktı. Tabii, uzun süredir, aslında zaten iki günden beri, bunu konuşuyoruz. Buradaki problem şu: Dün akşamki tartışmalarda sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamadık, konu hâlâ netleşmiş değil. Şimdi, bakın, devamlı söylüyoruz ve eleştiriyoruz: Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma sistemi İç Tüzük'te aslında düzgün bir biçimde, iyi bir biçimde düzenlenmiş olmasına rağmen son derece yanlış şekilde yürütülüyor. Bir, tali komisyonlar hiçbir şekilde çalıştırılmıyor, asli komisyona geliyor; iki, asli komisyonlarda da görüşülmeyen yani ihtisas komisyonlarında görüşülmeyen konular Genel Kurulda bir gece yarısı -genellikle gece yarıları oluyor, uzun tartışmaların olduğu bir ortamda- gündeme getiriliyor ve üzerinde doğru dürüst bir bilgi alınamadan, bir tartışma ortamı yaratılmadan burada yasalaşıyor.
Şimdi, dün gece gelen önergeyle ilgili söyleyeyim: Neydi bu, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiği zaman? Asli komisyon Plan ve Bütçe Komisyonuydu. 2 tali komisyon vardı; Adalet Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu. Niye buralarda görüşülmedi? Yani bunun içinde çok ciddi hukuki süreçler var, itirazlar var. Yarın ciddi bir yargılama konusu olarak mahkemelere gidecek, ciddi bir iş yükü olacak mahkemelerde. Adalet Komisyonu bunu görüşseydi, buna ilişkin, burada verilmiş olan, hazırlanan bu çerçeve üzerine fikirler söylenmiş olsaydı bugün aslında tartıştığımız birçok şeyi belki tartışmazdık. İktidar her şeyi kendinin bildiğini düşünüyor, muhalefetin düşüncelerine önem vermiyor. O zaman Parlamentonun, ortak aklın ne önemi var; o zaman istediğinizi yapın. Burası kimsenin babasının çiftliği değil. Demokratik ülkelerde iktidar kadar muhalefette vardır ve muhalefetin hakları da İç Tüzük'te düzenlenmiştir ayrıntılı bir biçimde. Biz de burada katkı yapmak istiyoruz, ülkeyi ilgilendiren her soruna katkıda bulunmak istiyoruz, çözüm yollarına, söylüyoruz ama istiyoruz ki bir uzlaşma ortamı oluşsun. "Hayır, uzlaşma ortamı yok, istediğimizi yaparız..." Dün de gene birçok itirazımıza rağmen böyle bir şey oldu.
Dünkü önerge üzerinde birkaç hususta daha durmak istiyorum. Neydi? Şunu biliyorduk biz: 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon, 17 Eylül 2026 tarihinde tasfiye edildi. "455.758 tekil kişi." diye konuşuldu, yaklaşık 840 milyar gibi bir para, 20 milyar dolara yakın olduğu da söyleniyor, rakamlarla ilgili farklı rakamlar telaffuz ediliyor. Buna ilişkin problem şu: Bu tarihten yani tasfiye tarihi olan 17 Eylülden önce TEFAS'a iletilen katılma payı iade talimatları yerine getirilememiş. Neden? Ya ilgili fon temerrüte düştüğü için ya da birim pay fiyatları oluşmadığı için iade talimatları gerçekleştirilememiş. Şimdi, bu önergeyle ne oluyor? Bu gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilmiş olan yatırımcılar da alacaklı statüsündelerdi aslında, bloke edilmişti paraları, şimdi, gene tasfiye kapsamına alınıyor. Böyle bir şey olur mu? Şimdi, dün de sorduk; kaç kişi bunlar, 455 bin kişinin içinde mi? Yoksa ayrıca, yaklaşık 3 bin kişilik bir sayıdan bahsediliyor. Bu kişilerin fon paylarının toplam değeri ne, ne kadar? 200 mü, ne kadar bu paranın toplamı? Başlangıçta olmayan bu düzenlemeye sonradan neden gerek duyuldu? Dün bunu sorduk ama buna cevap alamadık.
Şimdi, Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli ve 2026/61 sayılı bülteninin A/6 hükmü var. Orada şöyle, bakın çok açık ve net olarak 17 Eylül tarihinde saat 13.30'dan sonra verilmiş olan talimatlarla ilgili olarak tasfiye kapsamı belirleniyor. Çok açık ama arkasından on bir gün sonra Sermaye Piyasası Kurulu tasfiye sürecine ilişkin bir basın duyurusu yayınlıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Orada 16 ve 17 Eylül tarihleri arası da bu tasfiye kapsamına alınıyor. Gene orada, diğer taraftan, daha önceden verilmiş talimatlar yerine gelmemişse -örneğin 13'ü, 14'ü, 15'i, belli valörleri var- onlar da tasfiye kapsamına alınıyor. Şimdi böyle bir şey olmaz. Yani bu, bir kere hukuki güvenlik ilkesine aykırı; bu, kanuna aykırı. Sermaye Piyasası Kanunu'nun 79'uncu maddesi çok açık ve net, takas kesinliği ilkesi, diyor ki: "Sermaye piyasası araçlarının takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin geçici ya da sürekli olarak durdurulması, idari ve adli merciler nezdinde tasfiye işlemlerine başlanması durumu da dâhil olmak üzere -bunlar da dâhil işte bugün konuştuklarımız- geri alınamaz ve iptal edilemez." Olmuş. Nasıl oluyor bu iş? Yani takas kesinliği ilkesi, sermaye piyasalarının güvenilirliği ve işlem güvenliği için temel unsurlar. Bu ilkenin sonradan alınan idari kararlarla veya tasfiye süreçleriyle zedelenmesi bir kere çok ciddi anlamda piyasalara olan güveni de sarsacak olan bir husus.
Diğer taraftan, bunlar Anayasa'ya da aykırı. Anayasa’nın 2'nci maddesi hukuk devleti ilkesini belirliyor, hukuki güvenlik ilkesi, buna uymuyor. Eğer hukuk devleti varsa hukuka uyacaksınız. Madde 10 "Kanun önünde eşitlik" ilkesi: "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır." buna da aykırı. Madde 13, temel hak ve özgürlüklere müdahalede ölçülülük ilkesi var, buna da uymuyor ve madde 35 "Mülkiyet hakkı" ilkesi, buna da uymuyor. Şimdi ne olacak? Birçok insan hukuki süreçlere başvuracaktı, şimdi bu sayı çok artacak, belki yüz binlerce kişi hukuki süreçlere başvuracak yani ben vatandaşıyla mahkemelik olan bir yönetim anlayışını anlamakta güçlük çekiyorum. Ortada çok... Bakın, dün burada konuştuklarımızla ilgili olarak bize gelen mesajları görmüş olsanız, mutlaka size de geliyordur, böyle bir düzenlemeyi yapmazsınız. Biz şunu bilmek istiyoruz: Bu düzenleme neden sonradan geldi, kimleri kapsıyor, bunun değeri nedir? Bunlar hangi ölçekteki yatırımcılar, küçük yatırımcılar mı yoksa başka bir şey de olabilir ama bunların hepsinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi ve bilinmesi gerekiyor ve aynı zamanda bizim bilmemiz kamuoyunun da bilmesi demek, kamuoyunda da tartışılmalı ve özellikle bu konuda mağdur olan insanların da bu konuyla ilgili olarak kapsamlı biçimde bilgi sahibi olması gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, ortada cumhuriyet tarihinin en büyük sermaye piyasası yolsuzluğu var, soygunu var; çok açık ve net.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Bugün önümüze gelmiş olan bu kanuni düzenleme bunları çözmüyor. Bu olay genel anlamda değil zaten, sadece bu fon soygunu üzerine düzenlenmiş -bir kere, yanlış orada- normal şartlarda bir daha böyle bir soygunun olmasını engelleyecek koşulların yaratılması, düzenlemelerin yapılması gerekiyordu, bunların hiçbirinin burada yapılmadığını görüyoruz.
Bitireceğim Sayın Başkan, birkaç husus daha var.
Bir: Olması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuyla ilgili bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasıydı. Bu konudaki talebimiz hâlâ devam ediyor, bunu gündemde tutacağız. Olmazsa, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir komisyon kuracağız bu konunun uzmanlarından, bu konuyu çok yakından izleyeceğiz; kamuoyunu bilgilendireceğiz ve mağdurların hepsinin yanında olup sorunları göreceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - İki: Fonlara yüksek miktarda para yatırıp vurgundan önce çıkanların tam listesinin açıklanması gerekiyor, bunu talep ediyoruz; kimse, bunları bilelim. Mağdur yatırımcılar ile soygun yapanları birbirinden ayıralım arkadaşlar.
Üç: Bu soygunun bürokratik ayağında olanlar derhâl görevden alınmalı ya da istifa etmeli.
Dört: Bu soruşturma örgütlü suç kapsamında yürütülmeli. Bunların hepsini söylüyoruz.
Bir de bir konuyla bitirmek istiyorum. İki gün önce Hazine ve Maliye Bakanı -aslında bütün bu süreçlerin hepsinin başında, bu süreci bilen ama gereğini yerine getirmeyen bir Hazine ve Maliye Bakanı var, kendisinin de neden hâlâ görevde kaldığını anlamış değiliz, o görevden istifa etmesi gerektiğini düşünüyoruz- şöyle diyor bir basın kuruluşuna...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - ...verdiği demeçte: "Gayrisafi yurt içi hasıla 1,8 trilyon, bunun finansmanını bankacılık sektörü tek başına karşılayamaz, yüzde 40'ını sermaye piyasası karşılamalı." Güzel... "Yaptırımlar ciddiye alınacak, gözetim ve denetim güçlendirilecek, kurumların kurumsal kapasitesi güçlendirilecek, üst kurullarda insan kaynağı güçlendirilecek, çalışan vergi müfettişlerinden kanunla ilgili kurumlara aktarma yapılacak, kadrolu ve sözleşmeli insanlar istihdam edilecek, piyasa dolandırıcılığı, koordineli hareket, piyasayı bozucu hareket, 'insider trading' için ciddi yaptırımlar gelecek." Yani günaydın! Bunu söyleyen kişi bu ülkenin içinde görevler yapmış ve şu anda Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunu işgal eden kişi. Niye bunları zamanında yapmadınız? Neden böyle bir soygunun, hırsızlığın ortaya çıkmasına izin verdiniz? Yani bunlar aslında ülkenin ne kadar gayriciddi yönetildiğini, nasıl bir kurumsal tahribatın olduğunu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Son, bitiriyorum.
BAŞKAN - Lütfen, tamamlayalım, on iki dakika oldu.
Buyurun.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - ...nasıl bir liyakatsizliğin olduğunu ve bunun bedelini bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın nasıl ödediğini, bu insanlara nasıl ödettirildiğini bize açık ve net olarak gösteriyor.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.
Buyurun lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim 2024'te bu yüce çatıda yaptığı tarihî çağrının üzerinden tam iki yıl geçti. 1 Ekimde Meclis zemininde atılan o kararlı adımla başlayan süreç Sayın Cumhurbaşkanımızın devlet duruşu, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin tavizsiz devlet aklı ve cesareti, Cumhur İttifakı'nın sarsılmaz iradesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüksek kararlılığı, kurumlarımızın titiz çalışmalarıyla bugün kurumsal ve tarihî bir zemine kavuşmuştur. Bilge liderimiz Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024'te yaptığı o tarihî seslenişle şunu ifade etmişti: "Dünyanın acılar içinde kaosa sürükleneceğini şimdiden görüyorum; bu nedenle, Nuh'un Gemisi'ni yeniden inşa etmek ve tarihi yeniden yazmak vaktidir." O milat çok kısa sürede Türkiye'yle birlikte bölgemizin ve insanlığın da kurtuluş rehberine dönüştü. Sayın Devlet Bahçeli su misali, kararlı, berrak, güçlü, sabırlı ve bereketli ruhuyla milyonlarca yüreğe dokunmuş ve asırlık acıları dindirecek huzur fidanlarını yeşertmişti ve terörsüz Türkiye 2'nci yılında milyonlarca annenin tomurcuklar açan yüreğine de vesile oldu kardelenler misali.
Terörsüz Türkiye vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade, devletin bekası, iç cephemizin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı da kapsayan; toplumsal bütünlüğü, kardeşliği, millî dayanışmayı ve ülkemizin stratejik geleceğini esas alan, kapsamlı bir devlet politikasıdır. Devletin zamana ve şartlara göre değişen yapıları ve tutumları olabiliyor ancak değişmeyen tek bir ruhu vardır; o da ebet müddet devlet aklı, millet ebet müddet.
Bizim yolumuz, Orhun Abideleri'nden seslenen Bilge Kağan'ın, Söğüt'te kutlu sancağı açan Ertuğrul Gazi'nin, İstanbul surlarını aşan Fatih Sultan Mehmet'in ve istiklal mücadelesini zaferle sonuçlandırıp düşmanı İzmir'de denize döken ve bu zaferi cumhuriyetle taçlandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yoludur. Bizim zihnimiz ve kalbimiz, Oğuz Kağan'ın "Gök çadırımız, güneş tuğumuz olsun." kızılelmasıyla, Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli'nin, Hacı Bayram Veli'nin, Âşık Veysel'in, Melaye Ciziri'nin erdemli meşalesini rehber edinen düşüncelerle doludur. Bugün çatışmalı şiddet ortamlarını kardeşlik zeminine çeken, kırk yıllık terörle mücadele birikimimizden süzülen, bu tecrübeyle süzülen bu özgün sentez ilmik ilmik örülen Devlet Bahçeli modelidir, Türkiye modelidir, millî bir modeldir. Bu model, ithal reçeteleri elinin tersiyle iten, üçüncü gözü reddeden, milletimizin kendi sosyolojisinden, tarihinden ve devlet geleneğinden doğan, yarın dünya akademilerinde ve uluslararası krizlerde barışın anahtarı olarak okutulacak yerli ve millî bir örnektir.
Bu kutlu yürüyüşün en somut nişanesi önce Meclisimizde Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve ardından 467 milletvekilimizin yüksek iradesiyle Gazi Meclisimizde kabul edilen, 18 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7595 sayılı Kanun olmuştur. Bu Kanun ceza adalet sistemi ve infaz hukuku çerçevesinde sistematik terörü tamamen tarihe gömmeyi amaçlayan, iç cephemizi tahkim eden, sınırlı ve koşullu, stratejik ve önemli bir adımdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu Kanun yalnızca teknik bir mevzuat maddesi olarak değil ortak gelecek irademizin ve kardeşlik hukukunun tescili olarak da okunmalıdır.
Terörsüz Türkiye, anaların gözyaşının dindiği, kaynaklarımızın terör baronlarına değil üretime, teknolojiye, eğitime aktığı bir Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye, "İlayıkelimetullah" davasıyla mazlum milletlerin yegâne ümidi olan Türkiye'mizi küresel bir güç merkezine dönüştürme ve barışın öncüsü olma kararlılığıdır. Yürüyecek yolumuz, varacak kutlu menzilimiz vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma hedefi millî ve üniter devlet çatısı altında korunacaktır. Hedefimiz berrak, irademiz kesindir: Güçlü devlet, yekvücut, huzurlu, güvenli millet ve ebediyen payidar kalacak Türkiye Cumhuriyeti diyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk dünyası, ortak tarihimizin ve kültürel hafızamızın ötesinde, geleceğe yönelik büyük bir iş birliği imkânını ifade etmektedir. Geniş bir coğrafyaya uzanan tarihî bağlarımızı günümüzün ekonomik, teknolojik ve stratejik şartlarıyla buluşturmak önümüzdeki dönemin önemli hedeflerinden biridir. Bu hedefe ulaşmak için kardeşlik söylemini somut projelerle güçlendirmeliyiz. Ulaştırma koridorlarının geliştirilmesi, enerji güvenliğinin güçlendirilmesi, ticaretin kolaylaştırılması ve üniversiteler arası iş birliğinin artırılması bu bakımdan büyük önem arz etmektedir.
Türk devletlerinin her biri kendi egemenliğine ve millî çıkarlarına sahiptir. Güçlü iş birliği bu egemenlikleri gölgelemek yerine ortak imkânları büyütmelidir. Türkiye'nin tarihî ve kültürel sorumluluğu da bu anlayışla değerlendirilmelidir. Unutulmamalıdır ki ortak tarihimiz bize bir miras bırakmıştır. Bu mirası ortak refaha, güvenliğe, dayanışmaya ve uluslararası etkinliğe dönüştürmek ise bugünün nesillerinin ve hepimizin sorumluluğudur diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Kars Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit, buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Tabii, fon kriziyle bugün Meclisi -eğer yasa tamamlanırsa- kapatacağız. Bu haftaki mesaimizde de oldukça önemli bir yer edindi. Çok konuştuk, çok söz söyledik ama hâlihazırda, aslında çok bir mesafe alabilmiş değiliz Sayın Başkan. Özellikle, ısrarlı "Mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun." taleplerimize hâlihazırda iktidarın olumlu bir yanıtı yok. Özellikle, süreci Meclisten kaçırmaya çalışan, milletvekillerinden ve kamuoyundan kaçırmaya çalışan bir anlayış olduğunu görüyoruz. Bu iş sadece Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ın koordinatörlüğünde kurulan bir üst kurul ya da koordinasyon kuruluyla çözülecek bir mesele değildir; bizzat halkın temsilcilerinin bu süreci denetlemesi, bu süreci araştırması ve bütün şeffaflığıyla da ortaya koyması gerekiyor.
İkincisi, önümüzde bir yasa teklifi var, bu teklifi konuşuyoruz fakat burada mesele sadece mevcut olan bu fonların tasfiye edilmesi, fon sahiplerine bir miktar ödeme yapılması meselesi değil. Burada çok derin, çok yapısal bir sorundan bahsediyoruz; sistemin açıkları var ve bu sistem açıklarını konuşmadan, bu sistem açıklarına gerçekten önlem almadan, bu yapısal sorunu gidermeden de yeni fon vurgunlarının önüne geçemeyeceğimizi ifade etmemiz gerekiyor.
Şimdi, Sayın Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye Bakanı... 17 Ekimde bu fon vurgunu oldu, kendisi uzun bir süre sustuktan sonra ancak ekim ayında konuşabildi. Şimdi, burada da temel bir sorun olduğunu görüyoruz yani sürecin başında olması gereken, ilk elden kamuoyunu bilgilendirmesi gereken Maliye Bakanı çok uzun bir süre sessizliğe gömüldü, çok uzun bir süre kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Yine, yaptığı açıklamalara baktığımız zaman, bir defa sistemin açıklarını itiraf ediyor Sayın Maliye Bakanı -bence bu önemli bir itiraf- diyor ki: "Evet, denetim sorunumuz var, denetim açığımız var." O zaman "Bunu gidermek için ne yapıyorsunuz?" sorusunu hep beraber sormamız gerekiyor.
Diğeri; burada "gönüllü iade sistemi" diye bir şeyden bahsediyor "Biz hesaplar, IBAN'lar oluşturduk, burada hesaplar var. Tabii ki öncelikle gönüllü iadeyi esas alıyoruz. Gönüllü iade olmazsa o zaman Adalet Bakanlığı eliyle de harekete geçeceğiz." diyor. Şimdi, bunun da kabul edilebilir olmadığını ifade edelim. Yani, işte, daha önce vardı; bir markette 1 kilo baklava çalan çocuğa yıllarca hapis cezası veren sistemin kendisi şimdi fon vurgunuyla halkın parasını çalmış insanlara "Ya, parayı gönüllü getir, iade et; biz de sana bir şey demeyelim ve helalleşelim." diyor. Bunun da doğru olmadığını ifade etmemiz gerekiyor.
Yine, bu fonların içerisinde belirli firmaların aslında kazançlarının çekildiğini biliyoruz yani bunun da bir sorun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.
O anlamıyla burada özellikle TEFAS üzerinden aslında fonların piyasaya, geniş halk kesimlerine açılmasının ciddi bir risk yarattığını Sayın Maliye Bakanı söylüyor fakat bu riski neden öngörmediklerine ve neden engellemediklerine dair de bir öz eleştiri, önleyici bir şey yine duyamıyoruz; bunun da sorun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.
O anlamıyla burada çok ciddi bir sorun var. Evet, manipülasyondan kazanç sağlayanlar ne olacak? Bunlar adli süreçte yargılanacaklar mı? Yapısal olan bu sorun giderilecek mi? Gerçek anlamda şeffaf bir süreç yürütülecek mi? Bu listede kim var? Bu fon vurgununu kim yaptı? Neden liste hâlâ açıklanmıyor? Ve asıl, bu vurgunu organize edenleri tekil kişiler olmaktan çıkarıp gerçekten bir organizasyonun parçası, bir suç örgütünün parçası olarak değerlendirecek mi Hükûmetin kendisi ve adli birimler? Bu soruları da sormamız gerekiyor.
Sayın Başkan, bütün bunları konuşuyoruz; bu hengâmenin içerisinde bir de AKP Hükûmeti dış politikaya dair 86 milyon yurttaşın geleceğini bağlayacak imzalar atıyor ama Meclise getiriyor mu? Hayır, Meclise getirmiyor. Bakın, 7 Ağustosta Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında ve 20 Ekimde de Meclise sunuldu. Şimdi, 7 Ağustostan 20 Ekime kadar doğru dürüst metne ulaşan yok. Yani iki buçuk ay boyunca o metin sır perdesi gibi gizlendi, hâlihazırda tam olarak detayları bilinmiyor. Şimdi, önce bir metne imza atılıyor, sonra Meclise "uygun bulunduğu" talebi geliyor ve burada da aslında bir usuli işlem tamamlanmaya çalışılıyor. Sayın Başkan, Meclis herhangi bir hükûmetin burada usuli işlemini yerine getirecek bir birim değildir; Meclis, yasama faaliyetlerini yapan, halk adına yasamayı yapan organdır, denetleyen organdır. O anlamıyla burada, Meclise, usuli işlemlerin pas edileceği bir yan kuruluş, yan birim gibi yaklaşılmasını doğru bulmuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İkincisi, anlaşmanın içerisinde bağlayıcı hükümler var. Deniliyor ki: "Efendim, bir ülkeye yapılan bir saldırı olduğunda diğer ülkelere yapılmış sayılacak." İyi, güzel. Peki, Hindistan ile Pakistan sürekli -maşallah- savaşıyorlar, kavga ediyorlar, ikisinde de nükleer silah var; yarın öbür gün Hindistan Pakistan'a saldırdı, bize de saldırmış sayılacak mı? Biz bu durumda Pakistan'ın yanında savaşa girecek miyiz? Peki, gireceksek buna nasıl siz karar veriyorsunuz? Yani, Meclis bunun kararını vermemiş, halk bunun kararını vermemiş; biz birdenbire Pakistan ile Hindistan savaşının bir tarafı neden oluyoruz?
Diğeri, bu çevreleme hareketi eğer İran'a karşı yapıldıysa -ki böyle çokça yazılıp çiziliyor- ya bizim İran'la 500 kilometreye yakın sınırımız var, tarihsel bağlarımız var, İran'da bizim akrabalarımız var, açık ve net söyleyelim, Rojhilat Kürtleri bizim akrabamız. Şimdi, siz İran'a karşı yapıldığını söylüyorsanız -yani böyle yazıp çiziliyor- bunu neden yaptığınızı açıklayın; yok, İran'a karşı imzalanmadıysa bu anlaşma o zaman "Biz, bölge barışını savunduğumuz gibi komşularımızla da barışı savunuyoruz, böyle bir niyetimiz yoktur." diye çıkıp açıklamaları gerekiyor ama bunu da yapma gereği duymuyorlar. Şu anda on yıllık süreyle Türkiye halkının geleceğini ipotek altına almışlar, belirsiz bir anlaşmaya imza koymuşlar, şimdi herkes tartışıyor: "Türkiye, Yemen'e asker gönderecek mi? Allah, Allah; birdenbire niye biz Yemen'e asker göndereceğiz? Ya, bu tartışmanın niye parçası olduk, niye? Size söyleyeyim: Suudilerin parası var, Pakistanlıların nükleer gücü var, Türkiye'nin de genç asker gücü var, ölüme gönderilecek insan sayısı var. Ne güzel, değil mi! Türkiye halkına ve Türkiye'deki insanlara bakış açısı budur. Kusura bakmayın vallahi, bu ülkede hiç kimse gidip Suudi Arabistan'ın çıkarları için Yemen'de ölmez, hiçbir Anadolu evladının da Yemen'e gönderilip Suudilerin çıkarları için öldürülmesini, parası için öldürülmesini de kabul etmiyoruz. Aynı zamanda, eğer böyle bir asker gönderme şeyi olursa tezkere gelmesi gerekir bu Meclise ve işte, o tezkere geldiğinde DEM PARTİ olarak o tezkerenin karşısında dimdik duracağız ve ülkemizin gençlerinin Yemen topraklarında ölmesine de asla izin vermeyeceğiz; açık ve net söylüyoruz. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, bu dış politika hep iç politikaya müzahir oldu. Bakın, S-400 krizini hatırlarsınız, Rusya'yla ilişkileri düzenlemek için gittiler S-400'leri aldılar, dünyanın parasını verdiler, hangarda çürütüyorlar. Şimdi, yeniden NATO'yla ve ABD'yle ilişkileri düzenlemek için "Ya, bu S -400'leri satacak bir ülke bulur muyuz? Elimizde kelepir S-400 var, acaba bu kelepir S-400'leri kime satabiliriz?" diye reklam yapıyorlar. Ya, böyle bir dış politika olur mu, böyle bir vizyonsuzluk olur mu? Bir zamanlar insanları "monşer" diye yargılıyordunuz, aşağılıyordunuz "Ya, bu monşerler her şeye karar veriyor." diye. Vallahi, açık ve net söyleyelim: Şu andaki AKP'nin dış politikası tam da monşer politikasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Halktan kopuk, hakikatten kopuk, toplumsal gerçekten kopuk, kendi ülkesinden kopuk, sadece ve sadece iktidarda kalmaya, oy almaya endeksli bir politika yürütüyor; bunu asla ve asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.
Ve buna bağlı olarak,2027 bütçesindeki güvenlik kaleminin bu kadar artırılmasını da eleştiriyoruz Sayın Başkan. Biz barış ve demokratik toplum sürecindeyiz ama bakın, 2027 bütçesinde savunma ve güvenliğe 3 trilyon 454 milyar lira ayrılıyor. Bunun 2 trilyon 206 milyarı savunmaya ayrılmış. Sayın Cevdet Yılmaz kendisi söylüyor, diyor ki: "Silah, mühimmat, silah sistemleri alımlarında yüzde 229 artış var." Hayırdır, hangi savaşa hazırlık yapıyoruz? Biz barışı konuşuyoruz. Biz Kürt sorunun demokratik çözümünü konuşuyoruz. Biz gelecek yüzyılda eşit, özgür bir yaşam inşa etmeyi konuşuyoruz. Siz bu kadar silaha, mühimmata para ayırarak neye hazırlık yapıyorsunuz diye buradan sormak istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ve en önemlisi, barış ve demokratik toplum sürecinin gereklerini yerine getirmek için de Hükûmetin adım atması gerekiyor. Bakın, örgüt "Şu kamptan çekildim, şunu yaptım, bunu yaptım, bunu yaptım." diye açıklama yaptı. E, hani burada yaprak kımıldamıyor. Meclis 1 Ekimde açılmış, yasada olan izleme kurulu için adım atan yok, cümle kuran yok, MGK hiç adım atmıyor; yasa nasıl yürürlüğe girecek, biz bu barışı nasıl ilerleteceğiz Sayın Başkan? Bizim ekmek kadar, su kadar, hava kadar barışa ihtiyacımız var ve bu barış hiç kimsenin güncel siyasetinin, hiç kimsenin iç politikasının eseri olamaz ya da ona içkin olamaz. "Bu siyasetüstüdür." derken şunu diyoruz: Güncel siyasetin üstündedir. Her şey siyasetin konusudur ama bu "Benim iktidarım için, benim oyum." hesabıyla yapacağımız bir şey değil, tarihsel bir süreçten bahsediyoruz; herkesin de bu ağırlıkla yaklaşması gerektiğini de ifade etmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Son... Selamlayıp kapatacağım Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi önümüzde dünya kadar mesele var ama bütçeyi konuşmuşken esnafın borcunu söylemeden geçemeyeceğim. Dünya kadar mail geliyor bize. Ya, diyorlar ki: "Biz hırsız değiliz, biz arsız değiliz, biz fon vurguncusu da değiliz. Biz esnafız; çalışıyoruz, paramızı kazanmaya çalışıyoruz. Ya, bazı günler siftah yapamıyoruz ama bize dünyanın borcu çıkmış, SGK primi, BAĞKUR primi, şu primi, bu primi, ödeyemiyoruz." Ne istiyorlar? "Borcumuzu yapılandırın, faizini silin, makul bir yere getirin, biz de borcumuzu ödeyelim, ayakta kalalım. Haneler, aileler ayakta kalsın, işimiz yürüsün." diyorlar ama maşallah, onu da duyan yok. Buradan bütün özellikle küçük esnaf ve orta esnafın sesini duyurmak istiyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Koçyiğit'in konuşmasından hareketle ben de ülkemize çok açık bir saldırı olmadığı sürece, bu Meclisin çatısı altındaki bütün milletvekillerinin -ben bir milletvekili sıfatıyla konuşuyorum- hepimizin savaş karşıtlığı en temel önceliği olmalıdır diyorum. (Yeni Parti, DEM PARTİ ve YENİ YOL Partisi sıralarından alkışlar)
Yeni Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Sayın Gökhan Günaydın.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Türkiye çok derin bir devlet kriziyle karşı karşıyadır. Mesele yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir soygundan ibaret değildir. Soygunun boyutu çok büyüktür ama ona eşlik eden bir devlet krizi vardır; açıklayacağım. Evet, 840 milyar liralık, yaklaşık 20 milyar dolarlık bir soygundan söz ediyoruz. Bunun karşılığında 450 bin mağdur yurttaşımızdan söz ediyoruz. Peki, boyut bununla sınırlı mı? 17 Eylülden bu yana borsa 5,5 trilyon para kaybetmiş. Dolayısıyla Türkiye'nin sanayi üretim kapasitesi düşüyor, Türkiye'nin yatırım gücü düşüyor, Türkiye'de piyasalara güven altüst oluyor. Dolayısıyla, bütün bu tablo, yasama, yürütme ve yargı, erkler ayrılığı çerçevesinde vatandaş Meclise gözünü dikmiş "Meclis bir şeyler yapsın, yürütmeyi, yargıyı toparlasın ve böylece memleket yeniden düzlüğe bir kanunla yürüyebilsin." diye bakıyor. Peki, burada ne oluyor? Ben söyleyeyim: Asrın soygunu sırasında ağır yaralanan yurttaş dün gece Türkiye Büyük Millet Meclisinde öldürüldü. Bu kadar açık söylüyorum, ağır yaralı kurtulmuştu soygundan, dün gece öldürüldü. Dün gece hepimiz aslında öldük, hepimiz ağır yaralandık, sebebi ne? Bir kanun çıkarttınız, bir kanuna bir önergeye eklediniz. Bu Meclis bir önerge getirirse, bir yasal düzenleme getirirse bunun etki değerlendirmesini yapar önceden. Önceden yapmadınız da buraya getirdiğiniz anda biliyor muydunuz? Sorduk: "Getirdiğiniz düzenleme kaç kişiyi ilgilendiriyor? Kaç milyar liralık bir hacme sahip?" Bilen bir adım geri gelsin. Ya bilen yok da iktidar partisi sıralarında, üzülüyorum merak eden yok. "Bana bu bilgi verilmeden ben bu konuda inisiyatif kullanmam, el kaldırmam, el indirmem." diyen bir tane iktidar blokundan milletvekili yok. Benim bilmediğimi siz de bilmiyorsunuz ama siz merak etme güdünüzü de kaybetmişsiniz. Ne oluyor sonra? Vatandaş bize mesaj atıyor. Adam diyor ki: "Emekli oldum. Şu kadar para aldım. Bu parayla bir artı bir ev alabilmem bile mümkün değildi. Fona yatırdım ki, belki para kazanırım da ev alırım. Şu anda kiradaki evim yanıyor, çoluğum çocuğum aç." Bana bunu yazanlar size yazmıyor mu arkadaşlar, size yazmıyor mu? Ne diyorsunuz vatandaşa, ben söyleyeyim: "Çok büyük bir ihtimalle kişiler yatırdıkları parayı, bir ihtimal, geri alabileceklerdir." diyorsunuz. Kim diyor bunu? Üzülerek söylüyorum, artık vatandaşlığı üzerinden de konuşmam gerekiyor, İngiliz vatandaşı Maliye Bakanınız söylüyor. Niye uyruğunu, vatandaşlığını söylüyorum biliyor musunuz? Çünkü o İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek daha evvel yıllarca Merrill Lynch'te çalışmış, o Merrill Lynch'te Bölge Başkanı olmuş, sonra gelmiş bu memlekete, Hazine Bakanlığı yapıyor. Bu Merrill Lynch ne yapmış arkadaşlar? 8 milyar liracık götürüvermiş yani Türkiye'de emeklinin, esnafın orada para kaybettiği... Siz de "Kusura bakmayın, SPK'nin 79'uncu maddesi bizi ilgilendirmez; takasın güvenliği müvenliği anlamayız, o paraların üzerine bir bardak soğuk su için." diyorsunuz ya, o bir bardak soğuk suyu vatandaş içerken parayı kim götürüyor? Merrill Lynch götürüyor. Merrill Lynch kimlerle çalışmış Türkiye'de? Vallahi hepsini tanıyorsunuz ha, tanımayan beri gelsin; Destek Faktoring, Özata Denizcilik, Katılımevim, Odine, Peker GYO; hepsi sizin çocuklar yani Merrill Lynch sizin çocukları bulmuş, bunların fonları zıplattıklarını fark etmiş, bir şeyi daha fark ediyor Merrill Lynch; tam zamanında giriyor, tam zamanında çıkıyor. Vatandaş içeride kitli kalırken Merrill Lynch haberi alıyor, tam zamanında çıkıyor. Peki, arkadaşlar benim merak ettiğimi siz -bir kere daha- merak etmiyor musunuz? Vatandaşın duyamadığını, memleketin vatandaşının, yurttaşının Türkiye'de duyamadığını Merrill Lynch İngiltere'den, Amerika'dan o uzun kulağıyla nasıl duyuyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Dolayısıyla "Soygun dışarıda, biz de üzülüyoruz." falan; bunları geçeceksiniz. Üzülen insan burada irade koyar. Üzülen insan suçluyu suçsuzdan ayırır, vatandaşın aleyhine olacak kanuni düzenlemelere vicdanını evde bırakarak el kaldırmaz.
Şimdi, Mehmet Şimşek öyle laflar ediyor ki ya, ekonomi tarafına ağlıyorum, hukuk tarafına daha çok ağlıyorum. Adamın söylediğine bakın, "7 portföy şirketinde 131 fondan 10 milyon TL üzerinde getiri elde eden kişileri bu parayı iade etmeye çağırıyorum." diyor. Yani tövbe kutusu yapmış Mehmet Şimşek, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek diyor ki: "10 milyon ve üzeri para götürenler tövbe etsinler, paraları geri getirsinler." Bu 10 milyon ne demek? Ya, arkadaş, bir adam 100 milyon lira koymuş, 10 milyon lira kazanmış; yüzde 10 kazanmış. Piyasa değerinin çok altında. Adama ne bağış yapmasından bahsediyorsunuz. Bir başkası da 1 milyon yatırmış, 10 milyon kazanmış; o yüzde 100 kazanmış. İkisi de 10 milyon ama kazançları arasında, kazançların oranı ve onun faizi arasında, katılımı arasında dünya kadar fark var. Bunu hesap edemeyen adam Merrill Lynchin eski Bölge Başkanı, şimdi Maliye Bakanı. Peki, bir şey daha söyleyeyim: 10 milyon, 131 fon! 131 fona uyanığın bir tanesi 1'er milyon lira para yatırmış, her birinden de 9'ar milyon lira para almış. Bak sizin sınıra yaklaşmamış. Sizin sınır 10 milyon, her birinden 9'ar milyon lira; 131'le çarparsanız ne ediyor? 1 milyar 179 milyon lira; bu, size göre, sizin Maliye Bakanınıza göre sorun değil çünkü 9 milyon kazanmış fon başına. Allah ıslah etsin.
Başka bir şey daha söyleyeyim: Ya, Türkiye Cumhuriyeti'nde bir Ceza Kanunu var; Türk Ceza Kanunu yaptırımları, müeyyideleri belirlemiş. Bir adam mali bir suç işlemişse onun cezai karşılığına muhatap olur, o cezai karşılığın elbette finansal bir yaptırımı da olur. Sen ne diyorsun? "Tövbe kutusuna getir." Türk Ceza Kanunu ortada yok demek ki. İktisaden ağlanacak hâldesiniz, hukuken ağlanacak hâldesiniz; aranızda bazen gülenler oluyor, hayret ediyorum. Dedim ya, bu bir devlet krizidir. Burada bu kadar büyük soygun olurken başka ne oluyor, söyleyeyim ben size. Türkiye "gelişmekte olan piyasalar" statüsünü kaybetmek üzere. Hep bu sizin liyakatsiz soygun düzeniniz yüzünden yani içeriye yatırım yapabilecek adam da burada hukuki ve iktisadi güvenlik olmadığı için, artık "piyasa" diye kuralları belli bir şey olmadığı için yatırım yapamayacak duruma geliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Made in Europe"tan satılmak, dışarıya atılmak üzeresiniz. Ömer Bolat Avrupa'da dolanıyor, Ömer Bolat Ankara'ya geldiği gün Fransa ve Almanya bir anlaşma açıklıyorlar, diyorlar ki: "'Made in Europe'a İngiltere'yi alacağız. Yani Brexit'le çıkmış olan İngiltere'yi alacağız, bilmem kaç yıldır kapıda olan Türkiye'yi dışlayacağız." Bu ne anlama geliyor, umurunuzda mı ya? Aynı fabrika, örneğin Ford ya da bir Japon otomobil firması; Romanya'da, Türkiye'de 2 tane fabrikası olsun, Romanya'daki fabrikaya göre Türkiye'deki fabrikada üretilen bir araç Avrupa'ya 7 bin euro daha pahalıya ihraç edilebilecek. O çerçevede burada üretim yapabilecek bir tane aklı başında yabancı yatırımcı bulabilir misiniz? Yerli yatırımcının zaten ihraç etme kapasitesi ortadan kalktı, zaten öldürdünüz adamı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir şey daha; beyler, böyle devam etmez de yaptığınız bütün anlaşmalarla memleketi sizden sonra da geri dönülmez noktaya getiriyorsunuz. Yağma Hasan'ın böreği, müflis tüccarın eski defterlerini karıştırması; sizden evvel yapılmış köprüleri, otoyolları satıyorsunuz. Kaç yıllığına? Otuz yıllığına yani AKP gidecek, sattığı köprülerle, sattığı otoyollarla memleket uğraşacak, memleket.
Sonra Mekke Anlaşması'nı arkadaşlarımız söyledi. Husilerle Suudiler birbirlerine girmiş, "Yemen'e asker gönderelim." Ya, bu Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye Gazze'de mazlumlar bombalanırken, 70 bin insan öldürülürken beraber bir askerî güç kurup da Filistin'e müdahale etme gereği duydu mu? Buna ilişkin bir tek söz söylediniz mi? Şimdi size Trump emrediyor, hepiniz hazır ola geçiyorsunuz, İsrail'in güvenliğini sağlamak çok önemli. Ee?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Suudi Arabistan'a Husiler saldırırsa gidecekmişiz, oraya da onlara yardım edecekmişiz. Kaç yıl süreyle? Anlaşma on yıl süreyle. AKP gidecek, AKP'nin yarattığı bu inanılmaz ortamla memleket uğraşmaya devam edecek.
"Türkiye Yüzyılı" dediğiniz durum var ya, "Türkiye Yüzyılı," onun da yaratıcısı olduğu söylenen Ertan Aydın da içeride. Ertan Aydın niye gözaltına alınmış, devlet sırrı değil mi? Görürüz, ifadelerden görürüz, aslında Türkiye Yüzyılı'nızın tablosu budur, sonucu da budur, memleketi getirdiğiniz yer de uçurumdur. Ben söyleyeyim size, vatandaş gün sayıyor, zaten muhalif olan yüzde 50-55 sizle hesaplaşmak için gün sayıyordu da artık işte size yakın vakıfların da yaptığı açıklamalarda olduğu gibi, bu memlekette vicdanını kaybetmemiş olan, geçmişte AKP'ye oy vermiş olan ama bütün bunlara "Arkadaş bu kadar da olmaz, bu kadarına ben de izin veremem." diyen vatandaş da gün sayıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bitiriyorum Başkanım, hemen bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Günaydın, lütfen.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İşte, ben de bu ortamda diyorum ki: Bu memlekete çektirdiklerinizin hesabını mutlaka burnunuzdan fitil fitil getireceğiz.
Teşekkür ederim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Gaziantep Milletvekili Sayın Abdulhamit Gül.
Buyurun.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, aziz milletimiz; AK PARTİ Grubumuz adına sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bir barışa, ateşkese rağmen maalesef 10 Ekim 2025'ten itibaren Gazze'den acı haberler gelmeye devam ediyor ve 7 Ekimden itibaren üç yılda 75 bin masum insanın öldürüldüğü, 175 bin masumun yaralandığı büyük bir vahşetle, büyük bir soykırımla yine karşı karşıyayız. Bu Gazi Meclisten, her zaman hakkın ve masumların yanında olan Gazi Meclisten bir kez daha mazlum Filistin halkına dayanışma mesajlarımızı iletmek ve zalimlerin karşısında olduğumuzu haykırmak üzere bunları ifade ediyoruz. İnanıyoruz ki hiç kimse zulümle abat olmamıştır, olamayacaktır. Bu soykırımcı çetelerin, tüm faillerin, eli kanlı tüm bu suçluların da uluslararası mahkemede cezasını çekeceğine inanıyoruz. Bu konuda da Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm kurumlarımızda her türlü gayretimizi yine kararlı bir şekilde sürdüreceğimizi bir kez daha ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce de MHP Değerli Grup Başkan Vekilimiz ifade ettiler, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin çok önemli çağrıları bundan iki yıl önce olmuştu, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu süreçle ilgili, terörsüz Türkiye'yle ilgili çok tarihî çağrıları ve liderliği tüm Türkiye'nin, kamuoyunun malumudur. Çok önemli gelişmeler oldu ve tüm bu süreçte güçlü destekleri için Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin bu çağrılarını çok önemli bulduğumuzu ve çok kritik bir dönemeçte önemli bir katkı ve destek olduğunu Türkiye tarihi unutmayacaktır ve terörsüz Türkiye kararlı bir şekilde, büyük bir titizlikle başarıyla sürdürülmektedir, devam etmektedir. Devlet aklıyla, millet vicdanıyla, devlet ciddiyetiyle ve anaların duasıyla bu süreci Allah'ın izniyle başarıyla ulaştırmaya kararlıyız. Bu sürecin başarıya ulaşmasını hiç kimsenin engellemesine de izin vermeyeceğiz. Somut adımları da oldu, bazı yerlerde silahların teslim edildiği ve bu süreçlerin yine devam ettiği ilgili kurulumuzun da süreci takip ettiği bir terörsüz Türkiye sürecini beraber yaşıyoruz. Buradan geri adım atmadan, daha güçlü bir şekilde bu sürece devam edeceğiz. Ben tekrar bu sürece tüm katkıları için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin güçlü destekleri, tüm siyasi partilerin desteği ve tüm milletimizin dualarıyla başlayan, devam eden sürecin başarıya ulaşacağını, bu konudaki kararımızın net olduğunu, tutumumuzun net olduğunu bir kez daha burada teyit ederek vurgulamak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemdeki fon sorunuyla ilgili, kriziyle ilgili, bu yapılan tüm haksızlıklarla ilgili, milletin malına haksız yere çökmeyle ilgili kararlı bir şekilde mücadeleyi hepimiz, tüm kurumlarımız sürdürmekte, bizler de yakından takip etmekteyiz. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle dün de grup toplantımızda ifade ettiler, hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle manipülasyon yaparak bu haksız kazançları yapan her kimse adli mercilerin soruşturmaları neticesinde hesapları sorulacaktır. Az önce Sayın Selçuk Özdağ Bey'in ifade ettiği, bunlar söylendi ama niçin bu söylenmedi? Bunu tam da her zaman söylüyor, dün de grup toplantısında takip edememiş olabilir, yargı önünde hesap sorulmasına ilişkin hem çağrılarını hem teyitlerini bir kez daha ifade etti Sayın Cumhurbaşkanımız, paylaştılar. Burada bizim yaklaşımımız birilerinin yaptığı gibi "Suçlu bizdense örtelim, tevil edelim." şeklinde bir yaklaşım değil ya da işte geçtiğimiz günlerde gördük, 2 bakanımızla ilgili bilgileri verip on dakika sonra hemen yalanlandığı gibi bir iftira siyaseti de burada asla yapılamaz, doğru değil. Bizim buradaki yaklaşımımız, AK PARTİ'de bulunan arkadaşlarımız, Cumhur İttifakı'nda bulunan arkadaşlarımız, bazılarının yaptığı gibi "Ya, suçlu bendense üstünü örteyim, görmezden geleyim, meydan meydan dolaşıp onu savunayım." anlayışı bizde yok.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şu listeyi açıklayın, listeyi; listeyi açıklayın.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bizim bu konuda yaklaşımımız kim olursa olsun bu suçluların sonuna kadar hesap vermesi hususunda yakın takibimizdir.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -
Listeyi açıklayın, görelim.
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Tamam, o suçlular kim Başkanım?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bakın, işte savcılık bağımsız bir şekilde kimler olduğunun soruşturmasını sürdürüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Elinizde var ya! Elinizde var!
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bugün de yine gözaltılar oldu. Bugün de yine soruşturma anlamında atılan adımlar var, bu bitmiş bir süreç değil. Tüm soruşturmalar bitti, çalışmalar bitti, sadece bu kadar olsa bugün biz de hep beraber haykırız, "Neden bunlardan hesap sorulmadı?" deriz. Ama bugün gerek Cumhurbaşkanımızın talimatıyla DDK gerek adli makamlarımız gerek bakanlıklarımız bu konuda soruşturmayı sürdürüyor. Soruşturmalar devam ettikçe -işte bugün de görüyoruz, kamuoyu da biliyor- tüm faillerin üzerine gidilerek tüm bu işi yapanlardan hesabın sorulması bizim temel yaklaşımımızdır.
Burada şunu da ifade etmek isterim ki "terörsüz Türkiye" gibi bir konu, Kızılelmalarımızla Türkiye yolunda giderken, BM'de Sayın Cumhurbaşkanımızın "Dünya 5'ten büyüktür." dediği vizyonuyla küresel ve bölgesel adalet anlamında Türkiye yolunda yürürken... Biz -hiç kimse üç beş kuruş para kazanacak diye- milletin dualarıyla kurulmuş, milletin dualarıyla yol yürümüş bir hareket olarak bu işte yanlış yapan her kimse gözünün yaşına bakmayız. Bu konuda kararlı bir şekilde yapılacak tüm soruşturmalarda sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İnşallah!
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bugün, dünyada tüm mazlumların yanında yer alan, Türkiye'nin büyümesi, gelişmesi için gece gündüz çalışan Cumhurbaşkanımıza, bu harekete kimsenin yük olmasına izin vermeyiz. Kim yanlış yaparsa, kimin yanlış yaptığı tespit olduysa bunun karşısında dururuz.
Biz yüzlerce yıllık bu millet davasını, bu mücadeleyi üç beş kişi bu milletin parasını çarçur etsin diye ortaya koymuyoruz. Biz davamızı bu millet yolculuğunda yapıyoruz.
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Gördük işte!
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - O yüzden yeter ki bu soruşturmada kim çıktı? Soruşturmalar bitti, eksik kaldı.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hayati Yazıcı'nın oğluna ne oldu?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bunun mücadelesini de biz veririz; bu davaya, bu millet davasına kimsenin yük olmasına izin vermeyiz. Bitmiş bir soruşturma olsa hep beraber ben de size katılırım ama devam eden bir soruşturma var, eksik bir şey oldu; bir kişinin üzeri kapatıldı, ona asla izin vermeyiz, AK PARTİ de izin vermez, Hükûmetimiz de izin vermez, Sayın Cumhurbaşkanımız da izin vermez. Yanlışa yanlış, doğruya doğru deriz biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Konu Ekrem Bey olunca her şeyi gönderiyorsunuz Başkanım. Konu Ekrem İmamoğlu olunca her şeye izin veriyorsunuz ama Başkanım. Yapmayın, şimdi mi aklınıza geldi masumiyet karinesi?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Dolayısıyla, bakın, son süreçlerde de az önce de Selçuk Bey de söyledi, ifade etti, diğer arkadaşlarımız da ifade ettiler, sivil toplum eleştirileri oldu; işte, sizlere de... Evet, değerli arkadaşlar, bizim kendi anlayışımız, Hazreti Ömer'e "Yanlış yaparsam ne yaparsınız?" "Sizi doğrulturuz." diyen bir anlayış. Bu anlamda Sayın Cumhurbaşkanımız da dün söyledi, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma yolunda her türlü uyarı, ikaz için biz memnun oluruz. Zaten bu bizim birbirimizin en önemli bu anlamda yapması gereken...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Her samimi ikaz, her yol gösterici tavsiye bizim için çok kıymetlidir.
Bu konuda böyle bir ikaz olduğu için de bu anlamda gurur duymamız, memnun olmamız gerekir, buna da memnun oluyoruz, bununla da gurur duyuyoruz. Hem camiamızın hem bütün milletimizin bu konudaki haklı uyarıları, bu konudaki samimi ikazları da bizim için elbette çok önemlidir. Şunu açıkça söylüyoruz: Yürüyen soruşturmalar var, gerek adli gerek idari soruşturmalar, bu konuda Cumhurbaşkanımızın idari anlamdaki hususta talimatları çok nettir ve adli anlamdaki yürüyen bağımsız süreçler de devam etmektedir.Bu soruşturmalar neticesinde her kim suçlu çıkarsa, nerede, hangi mevkide, hangi makamda, hangi partide, hangi unvanda olursa olsun bunun yakasına ilk yapışacak olan bizleriz. Sayın Cumhurbaşkanımız...
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Ballı niçin intihar etti? Acaba intihar mı etti?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Hiçbir şekilde üstü örtülmez, örtülmeyecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gül, tamamlayalım, lütfen.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Değerli arkadaşlar, dolayısıyla biz mekanizmaların, soruşturma makamlarının bu konuda titiz bir şekilde çalışma yapmalarını bekliyoruz. Her kim -bu soruşturmayı yapanlara da buradan, Gazi Meclisten söylüyorum- gerek adli gerek idari mercilerde bir kişiye ayrımcılık, ayrıcalık şu şuna yakın, bu buna yakın diye yapılıyorsa milletimizin de Gazi Meclisimizin de hakkı, anasının ak sütü olan millî irade onun yakasına yapışacaktır. Hiçbir şekilde hakkımızı -peşinen söylüyorum- helal etmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kim yaptıysa yakasına soruşturmalarda adli, idari yapışılacak. Bu, üstü örtülecek; bu, faillere seçicilik yaparak, selektif anlayışıyla bakılacak değil; buna inanıyoruz. Bir yanlış olursa, en başta Cumhurbaşkanımız, AK PARTİ, Cumhur İttifakı, bizler izin vermeyiz diyorum.
Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz...
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Sayın Poyraz, bitirdik ama süreci. Bakın, size onar dakika, on birer dakika süre verdim ama yapmayın bunu.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Çok kısa...
BAŞKAN - Son bir dakika, bir daha da süre vermeyeceğim, bu konuyu kapatıyorum, lütfen.
Buyurun, bir dakika.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Abdulhamit'in Gül'ün konuşmalarını titizlikle ve dikkatle dinledim. Yazar diyor ki Sayın Başkanım: "Sözler eylemlerle desteklendiği zaman kıymetlidir." Yazar "Sözler eylemlerle desteklendiği zaman kıymetlidir." diyor.
Bugün bu soruşturmalarla ilgili lekelenmeme hakkı, adil yargılanma hakkı, tutuksuz süreç yönetme, bütün bunlar zaten bizim meri mevzuatımızda,
uygulama bu şekilde. O zaman, şuradan öneriyorum size bu hassasiyetinize ve buradaki çağrınıza destek olmak adına: Bugün nasıl bu süreçte kamuoyunun ve yatırımcının güvenini suistimal edenlerle ilgili adli süreç yürütülüyorsa bugün tutuklu yargılanan tüm belediye başkanlarına da aynı muameleyi bu Parlamentoda sizden talep ediyorum, onlar da dışarıda yargılansınlar, tutuksuz bir şekilde yargılansınlar, lekelenmeme hakkı dahil olmak üzere bu şekilde yargılansınlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Tutuklama istisnadır, onu savunmuyorum ben zaten, tutuklama esas olmaz, tabii ki tutuksuz yargılama esas.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hemen bitiriyorum efendim, hemen bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Bakın... Ama yapmayın bunu, dün konuştuk sizinle, yapmayın bunu.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hemen, bir dakika. Lütfen, son cümlem.
BAŞKAN - Hepinize onar dakika vereceğim, herkes konuşsun.
Buyurun.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - O yüzden, burada ifade etmeye çalıştığım şu: Bu sürece ilişkin, bu sürecin yönetimine ilişkin süreç mevzuata uygun gidiyor, adalet kavramına uygun gidiyor, diyorum ki bunda eğer bu hassasiyet gösteriliyorsa bundan öncekilerde de aynı hassasiyetin gösterilmesi için geç değil. Buradan hem Adalet Bakanına hem uygulayıcılara sizin vesilenizle seslenmiş olalım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Peki.
Sayın Işıkver, buyurun.
SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Memleketim Elâzığ'da yaklaşık 60 köyde, 41 bin 630 dekar alanda 240 bin ton şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Binlerce çiftçimizle birlikte çok geniş bir ekosistem oluşturan şeker pancarı Elâzığ tarım ekonomisinin en önemli girdisi konumundadır. Bakanlığın açıklamış olduğu 2026-2027 üretim yılı alım fiyatı 3.720 TL'dir. Elâzığlı üretici ve çiftçilerimiz bu yıl açıklanan taban fiyatın bir önceki yıla göre yüzde 20 artırıldığını ifade etmektedirler. Açıklanan rakamın son bir yılda çok ciddi manada artan mazot, gübre, elektrik, işçilik, sulama ve nakliye gibi girdi maliyetlerini karşılama noktasında yetersiz kaldığı ifade edilerek acil bir iyileştirme yapılması beklenmektedir. Alın teriyle geçiminin derdinde olan çiftçilerimiz için hayati derecede önemli olan bu hususu Gazi Meclisimizin takdirlerine saygılarımla arz ederim.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Sayın Başkan, "Onar dakika." dediniz.
BAŞKAN - O bir dahaki nöbetimde. Bakın, Sayın Ekmen feragat etti, inceliğine teşekkür ediyorum.
Sayın Dinçer, buyurun.
TALAT DİNÇER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Buradan iktidara sormak istiyorum: Fon vurguncularına, vatandaşı soyan insanlara bu kadar esneklik, kolaylık sağlanırken emek yoğun çalışan, alın teriyle çalışan esnafa neden faizin faizi uygulanıyor?
Sayın Başkanım, esnafın kamu kurumlarına olan borcu 1 milyonsa faizi 3 milyon, yüzde 29 tecil faizini de uyguladığınızda borç oluyor 5 milyon. Esnaf 1 milyonu ödeyemezken 5 milyon ödemeye mahkûm ediliyor. Diğer taraftan, bakıyorsunuz, bu kadar vatandaşı soyan vurgunculara tövbe hesabı açılarak, onlara gerekli esneklikler sağlanarak her türlü imkân sağlanıyor. Bu çifte standart niye? Hükûmet bir an önce iş dünyasının da önünü açacak kararlar almalı, düzgün bir yapılandırma yapmalıdır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2025 yılına ait dış denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.
21/10/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu'nun 37'nci maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 69'uncu maddesi kapsamında düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2025 yılı harcamalarına ilişkin Dış Denetim Raporları Başkanlık Divanının 8 Ekim 2026 tarihli toplantısında üst yöneticilerin cevapları da dikkate alınarak görüşülmüş ve ekteki inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir.
Bilgilerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştay Başkanlığının 2025 Yılı Dış Denetim Raporları İnceleme Sonuçları
1- Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış Denetim Raporu İnceleme Sonuçları
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2025 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere görevlendirilen Sayıştay uzman denetçileri tarafından düzenlenen 30/7/2026 tarihli dış denetim raporunda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'yla tahsis edilen ödeneklerin harcama birimleri tarafından kullanılması sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, hazırlanan mali tabloların doğruluğu, denkliği ve güvenilirliği hususlarının incelendiği belirtilmiştir.
Ayrıca, yapılan inceleme sırasında 2025 yılına ait cetvel ve tablolarda gösterilen gider rakamlarının doğru ve denk olarak kaydedilip kaydedilmediği, toplamlarının doğru, denk ve tutarlı olup olmadıkları ve hesapların birbirleriyle mutabık bulunup bulunmadıklarına bakıldığı, bütçede tahminî olarak yer alan kullanılabilir ödenek rakamlarıyla kesin hesap sonuç rakamları karşılaştırılmak suretiyle gerçekleşme oranlarının ve uygunluk durumlarının kontrol edildiği, programa alınan yatırımların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin araştırıldığı, kesin hesap cetvelindeki rakamların dayanağını oluşturan ödeme emirleri ve eki sarf belgelerin ilgili mevzuata uygunluğunun örnekleme yoluyla denetlendiği ifade edilmiştir.
Raporda özetle;
TBMM Başkanlığı 2025 yılı başlangıç ödeneğinin 17.817.190.000 (17 milyar 817 milyon 190 bin) TL olduğu, yıl içinde yapılan aktarmalar ve eklemelerle birlikte 15.685.238.000 (15 milyar 685 milyon 238 bin) TL olduğu, 31/12/2025 tarihi itibarıyla bu ödeneğin 15.464.925.337,06 (15 milyar 464 milyon 925 bin 337 lira 6 kuruş), başka bir deyişle yüzde 98,5'inin harcandığı,
Ekonomik sınıflandırmaya göre harcamalara bakıldığında personel giderleri için ayrılan ödeneğin yüzde 99,9 oranında kullanıldığı, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemelerine ayrılan ödeneğin yüzde 99,5 oranında kullanıldığı, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemelerine ayrılan ödeneğin yüzde 99,5 oranında kullanıldığı, mal ve hizmet alımları ödeneğinin yüzde 93,4 oranında kullanıldığı, cari transferler ödeneğinin yüzde 98,7 oranında kullanıldığı, sermaye giderleri ödeneğinin yüzde 91,5 oranında kullanıldığı, sermaye transferlerine ayrılan ödeneğin ise yüzde 100 oranında kullanıldığı,
TBMM Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca arşivlenen 2025 yılı harcamalarına ait ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişleri tutarlarıyla bunların kaydedildiği ilgili hesaplardaki tutarların uyumlu olduğu,
2025 yılı kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, harcama evrakıyla tevsik edildiği, ödenek üstü harcama yapılmadığı,
Mali işlemlerin yürütülmesine ilişkin harcama belgelerinin düzenlenmesinde ve muhasebe kaydında, ilgili mevzuatta öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde işlem yapıldığı,
Üst yönetici tarafından kalkınma planına, yıllık programa, kurumun stratejik plan hedeflerine uygun olarak bütçe hazırlanması ve uygulanmasında, kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanılmasında gerekli özenin gösterildiği ifade edilmiş ve
Harcama belgelerinin ve eklerinin incelenmesi neticesinde iş ve işlemlerin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiğinden bahisle herhangi bir bulgu ve tenkite yer verilmemiştir.
Dış denetim raporuna istinaden verilen üst yönetici cevabında;
2025 yılına ait 15.685.238.000 (15 milyar 685 milyon 238 bin) TL kullanılabilir ödenekten 15.464.925.337,06 (15 milyar 464 milyon 925 bin 337 lira 6 kuruş) harcamanın yapıldığı, bütçe gerçekleşmesinin yüzde 98,5 olduğu tespitine yer verilerek, kurumun plan ve programında gösterilen alım ve yapım hizmetlerinde kullanılmak amacıyla öngörülen ve 2025 yılı bütçesine konulan ödeneğin aynı yıl içinde kullanıldığı, böylece kurumun amaç, hedef ve planına uygun harcama yapıldığı,
Bu çerçevede komisyon tarafından düzenlenen dış denetim raporunda harcama belgeleri ve ekli belgelerin incelenmesi neticesinde, iş ve işlemlerin mevzuata uygun gerçekleştirildiğinden bahisle herhangi bir bulgu ve tenkitte bulunulmadığı,
Dış Denetim Raporu'nun "Sonuç" bölümünde de belirtildiği üzere;
İdarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin 5018 sayılı Kanun ve diğer yasal mevzuat hükümleri çerçevesinde yürütülmekte olduğu,
Bundan sonraki süreçte de yasal çerçeve içinde faaliyet sürdürürken kurum kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasına azami gayret ve özen gösterileceği ifade edilmiştir.
2- Sayıştay Başkanlığının Dış Denetim Raporu İnceleme Sonuçları
Sayıştay Başkanlığının 2025 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca görevlendirilen İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından düzenlenen 28/8/2026 tarihli Dış Denetim Raporu'nda 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu'yla tahsis edilen ödenekler kapsamında yapılan harcamalar ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak, bu ödeneklerin kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, kamu kaynaklarının ekonomik, etkili ve verimli olarak kullanıp kullanılmadığı, yapılan harcamaları gösteren mali tabloların güvenilirliği ve doğruluğu hususlarının incelendiği belirtilmiştir.
Raporda özetle;
Sayıştay Başkanlığına 2025 yılı bütçesinde 3.545.305.000,00 (3 milyar 545 milyon 305 bin) TL ödenek tahsis edildiği, 31/12/2025 tarihi itibarıyla bu ödeneğin 3.446.201.078,16 (3 milyar 446 milyon 201 bin 78 lira 16 kuruş) harcandığı, oransal olarak yüzde 97,20 olduğu,
Ekonomik sınıflandırmaya göre harcamalara bakıldığında; personel giderleri için ayrılan ödeneğin yüzde 99,92 oranında kullanıldığı, sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi ödemelerine ayrılan ödeneğin yüzde 99,87 oranında kullanıldığı, mal ve hizmet alımları ödeneğinin yüzde 86,45 oranında kullanıldığı, cari transferler ödeneğinin yüzde 99,02 oranında kullanıldığı, sermaye giderleri ödeneğinin yüzde 82,06 oranında kullanıldığı ifade edilmiştir.
Dış Denetim Raporu'nun "Sonuç" Bölümünde;
Sayıştay Başkanlığının ödeme emirleri ve muhasebe işlem fişlerine dayalı olarak tahakkuk ettirildiği ödemelerle banka hesap dökümlerinin mutabık olduğu,
Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir gider rakamlarının denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,
Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi, mali hizmetler birimi yöneticisi ve muhasebe yetkilisinin, mali mevzuatın uygulanmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında çaba sarf ettikleri; kurumun mali işlemlerinin Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmesine özen gösterildiği,
Sayıştay Başkanının üst yönetici olarak bütçeyle verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında, 5018 sayılı Kanun'da öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde, görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde üstün gayret gösterildiği belirtilmiştir.
Dış denetim raporuna istinaden verilen üst yönetici cevabında,
Sayıştay Başkanlığınca yapılan iş ve işlemlerle ilgili, hukuka aykırılık yönünde herhangi bir tespit bulunmamakla birlikte,
Ödeme emirlerinin muhasebe işlem fişlerine dayalı olarak tahakkuk ettirildiği ödemelerle banka hesap dökümlerinin mutabık olduğu,
Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,
Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi, mali hizmetleri birimi yöneticisi ve muhasebe yetkilisinin, mali mevzuatın uygulanmasında gerekli tedbirlerin alınmasında çaba sarf ettikleri; kurumun mali işlemlerinin Kamu Mali Yönetim Ve Kontrol Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütülmesine özen gösterildiği,
Sayıştay Başkanının üst yönetici olarak, bütçeyle verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında, 5018 sayılı Kanun'da öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde, görev ve sorumlukların yerine getirilmesinde üstün gayret gösterildiği,
Ayrıca 5018 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca mali saydamlık, hesap verebilirlik ve etkin iç kontrol ilkeleri doğrultusunda çalışmaların kararlılıkla sürdürülebileceğinin taahhüt edildiği ifade edilmiştir.
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1. (S. Sayısı: 294) Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu [1]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yerinde, daha ne olsun yani? Yetmez mi yani? Lime lime dökülüyor ya, lime lime dökülüyor; her taraf lime lime dökülüyor ya!
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Hiçbir şey yerli yerinde değil ama Komisyon yerinde.
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Komisyon raporu 294 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.
Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
İkinci bölüm 6 ila 9'nucu maddeleri kapsamaktadır.
İkinci bölüm üzerinde söz isteyen YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Sayın Ekmen, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.
Bugün tarihin en büyük dolandırıcılık faaliyetlerinden birinin ifşa olmasının 35'inci günündeyiz ve iki gündür burada Hükûmet adına, Komisyon adına, iktidar adına konuşmalar yapılıyor. Maalesef bu dolandırıcılığın etkisinin kavranmadığı kanaatindeyim. Eğer bu etki kavranmadıysa ve böyle konuşuluyorsa bir problem, kavrandıysa ve hâlâ bildik taktiklerle "Biz bu meseleyi soğutarak, zamana yayarak kendi takvimimizle çözeriz." deniliyorsa başka bir problemle karşı karşıyayız. Bir avuç tamahkâr ve sahtekârın siyasetçi, bürokrat ve iş dünyasıyla iş birliği içerisinde bir şebeke faaliyetiyle bir suç örgütü olarak yıllara sari bir şekilde gerçekleştirdiği bu dolandırıcılık maalesef siyasi literatürümüze asrın dolandırıcılığı olarak geçmiştir, geçecektir. Türkiye Yüzyılı'nda çok sevdiğiniz ifadeyle, asrın dolandırıcılığı karşı karşıyayız. Biz hâlâ bu dolandırıcılığın gerçek boyutunu ve mağdurların geçek kapsamıyla yüzleşmek istemeyen bir iktidar fotoğrafıyla karşı karşıyayız.
Birkaç konuyu hatırlatalım: 450 bin mağdur yok, en az 7 milyon mağdur var. Dolandırıcılıkla cukkalanan para 800 milyar TL'yle sınırlı değil, İMKB'nin değer kaybı 100 milyar doların üzerindedir. Ne Covid'de ne 15 Temmuzda ne de deprem döneminde Türkiye borsalarında böyle bir değer kaybıyla karşılaşmamıştık. Hâlâ bu, bunun müsebbibi olan bürokratlarla yönetilmeye çalışılıyor ve hâlâ bu şebekenin içinde olan siyasetçiler korunmaya çalışılıyor çünkü açıklanan listeler yok. Şu gün şuradayız, gece yarısı önerge getiriliyor. Bu önergenin kaç kişiyi ve kaç milyar lirayı kapsayacağı hususunda bir bilgi yok. Bilgiyi soruyoruz, efendim, takas artı sıfır mı, artı 1 mi, artı 2 ya da 3 mü, buna göre değişir. Tamam, koyun önümüze, takas artı sıfırda durum bu, artı 1'de durum bu, artı 2'de durum bu vesaire ve siz bununla bir manada insanların devlete güvenerek kurmuş olduğu sistemde yapmış olduğu işlemleri dondurdunuz. O zaman, yarın şöyle bir fotoğrafla da karşılaşabiliriz: Bir gün siyasi bir spekülasyon olur, borsa o gün yüzde 5 değer kaybeder, milyarlarca lira el değiştirir. Siz ertesi gün dersiniz ki: Biz bu işlemleri geri aldık, biz bunları kabul etmiyoruz. Yasayla ortaya konmuş bir güvence... Ya, bazen saliseyle bir para el değiştirebilir ve bakın, ben açık bir şekilde AK PARTİ'li arkadaşların vicdanına seslenerek söylüyorum: Nasıl ki cumhuriyet tarihinin en yüksek faiz ödemesiyle bir servet transferi var, nasıl ki kur koruma mevduat programıyla bir servet transferi yapıldı, nasıl ki davetiyeli ihaleler yüzde 98 seviyesine ulaşarak bir servet transferi yapılıyor, asrın dolandırıcılığıyla da bir servet transferi yapılmıştır. Bu servetin peşine düşme iradesi yoktur. Bakınız, Sayın Mehmet Şimşek "10 milyon üstü kazanılan tutarların gönüllü iadesini isteyeceğiz." diyor. Allah aşkına -Bakan Yardımcımız burada, kurum temsilcileri burada- mevcut sermaye piyasası mevzuatımızda "10 milyon üstü fazla para kazandın, gönüllü iadeye tabisin."e yol verecek bir yasal düzenleme var mı? Yok. Şu görüşmekte olduğumuz teklif içerisinde böyle bir düzenleme var mı? Yok. Ya, belki adam gerçekten kendi doğal akışında bu parayı kazandı. Siz, kimin haber ve bilgi sahibi olarak para kazanıp kimin kendiliğinden kazandığını zaten biliyorsunuz. Arkadaşlar, bu mafya düzenidir, devlet düzeninde bu olmaz, hukuk düzeninde bu olmaz. Varsa bir düzenleme bunu en doğru şekilde kodifiye edecek, bir cümle olarak yazacak, getirip dün gece yarısı işlemleri silen ve geri alan bürokratları korumak için yaptığınız düzenlemede olduğu gibi, Sayın Mehmet Şimşek'in de bu çağrısını yasal bir zemine kavuşturursunuz. Bu şekilde bir düzenlemeyi ne mevcut mevzuatla ne düzenlemesi yapılmakta olan mevzuatla yerine getiremezsiniz, siz devletsiniz, devlet yönetiyorsunuz veya biz öyle zannediyoruz veya vatandaş öyle biliyor. Bu şekilde, mafya düzeniyle, ben gözümü kapatıyorum, çok kazandıysan yerine koy... Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: "Fahiş kazanç." Zannedersin ki adamın biri gelmiş Mersin'deki narenciye bahçelerine çökmüş, 5 liradan portakalı toplamış, getirmiş Ankara'da 50 liraya satıyor. Neresi fahiş kazanç bunun ya? Bunun adı yasadaki ismiyle dolandırıcılıktır. Siz bununla yüzleşmekten, bunu böyle tarif etmekten niye kaçınıyorsunuz? Bununla yüzleşmeyip tarif etmedikçe, gerekli tedbirleri almadıkça nasıl güven sağlayacaksınız? Borsa bugün de yüzde 3 düşmüş. Bakın, Endonezya'da yaşandı, adamlar müebbet hapis cezasıyla cezalandırıldı ama sistematik bir mücadele verilmediği için bugün MSCI'nin Endonezya'ya uyguladığı tedbir nedeniyle iki haftadır borsa yüzde 15'in üzerinde ilave değer kaybına uğramış durumda. Keşke o çok övündüğümüz yerli ve millî kurumlarımız bu dolandırıcılığı açığa çıkarsaydı, keşke SPK çıkarsaydı, keşke savcılık çıkarsaydı, keşke MASAK takip etseydi, BDDK, Takasbank bunu ortaya koysaydı. Kim koydu bunu arkadaşlar tarihin bu en yerli ve millî iktidarında? Bu dolandırıcılığı deşifre eden, uluslararası kurullar oldu. Peki, rahmetli Erbakan Hoca gibi "Bizi ilgilendirmiyor. Bana ne MSCI'den?" diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz çünkü yabancı yatırımcıya ihtiyacınız var. Peki, bu düzenleme yabancı yatırımcının ihtiyaç duyduğu güvenceyi sağlar mı? Ha, bu arada, grup başkan vekillerimizden biri ifade etti -zannediyorum, Gökhan Bey'di- bazı büyük yabancı fonların da burada önceden haber alarak işlem yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla yabancı yatırımcının da paydaşı olduğu bir dolandırıcılıkla karşı karşıyayız. Kim zarar etti? Bir kişi, küçük yatırımcı, Ahmet Efendi, Mehmet Bey, Hatice Hanım. Hepimize geliyor. Hasta tedavi giderini yatıran, evini satıp borsaya koyan, arabasını satıp borsaya koyan, çekini ödeyecek adam...
Bakınız, ciddi bir ödemeler kriziyle, ciddi bir nakit akışı kriziyle karşı karşıyayız ve bu giderek ağırlaşacak ve bu tedbirlerle bunları yapamazsınız, yönetemezsiniz. Çok basit bir şey önerdi Sayın Ali Babacan, dedi ki: O hantal masayla, kaza yapmış şoförlerle, yüzü gözü utanç hissiyle dolu insanlarla yönetemezsiniz. 4 kişilik, 5 kişilik; topluma, Meclise, piyasalara güven verecek, bu işi bilen adam tespit edin, bir görev gücü oluşturun ve onlar da bu işi hızlı bir şekilde yürütsün. Olayın sorumlusu olduğu için hesap vermesi gereken adamlar Fon Kurulunda güya bize çözüm üretmeye çalışıyorlar ve bunların... Bir SPK Başkanının istifasıyla da kurtulamazsınız. BDDK Başkanı, kurul üyeleriyle birlikte görevden alınmak zorundadır. Takasbank Genel Müdürü, yönetimiyle birlikte görevden alınmak zorundadır. SPK'nin kurul üyeleri gibi profesyonel yöneticileri, daire başkanları -bilmiyorum oradaki mevzuatta ne yazıyor, genel sekreter mi, yardımcıları mı- her kim varsa başkanın altında o düzendeki herkes görevden alınmak zorundadır, bunları görevden almadan bu süreçleri yürütemezsiniz diyoruz. Selvi sordu, AK PARTİ sıralarından cevap yok. Katılımevimin piyasada işlem görebilmesi ve bu kelimeyi kullanabilmesi için yasal düzenlemeyi AK PARTİ Grubuna kim yaptırdı? Biz de merak ediyoruz, kim yaptırdı? Çıkın, bunu açıklayın Allah aşkına ama açıklama yok.
Bakınız, 100 milyar dolar diyoruz, böyle söyleyip geçmek bazen kulağa kolay geliyor ama dün grup konuşmasında Sayın Ali Babacan iki örnek verdi: Bugün Doğu Karadeniz Bölgesi'nde çay üretiminin toplam rekoltesi 1 milyon 400 bin tondur, ortalama alım fiyatı 35 liradır yani bütün Karadeniz'in emeği 49 milyara alıcısını bulursa satılıyor. Ne ediyor bu? 1 milyar dolar. Yani Doğu Karadenizli çay üreticisinin yüz yıllık emeğinin karşılığı bu dolandırıcılık faaliyetiyle buharlaştırılmıştır ve bu, hepimizin cebinden eksilmiştir; şu cebimizdeki -imza sahibi tutuklu- paraların değeri maalesef buharlaşmıştır. İlk piyasaya girdiğinde 132 dolar olan 200 TL 4 dolara düşmüştür ve imza sahibinin utancını yaşamaktadır.
Fındık üretimine gelelim. Fındık üretiminin de yıllık rekoltesini karşılaştırdığımızda fındık üreticisinin elli yıllık emeği yine bu olayda buharlaştırılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Anlatacak şey çok ama bu dolandırıcılık iki şeyden biri olsaydı bu hâle gelmezdi. Biri, görevini iyi yapan bürokratlar olsaydı bu hâle gelmezdi. İkincisi, özgür basın olsaydı bu hâle gelmezdi. Bu konuda kimse yazamadı, Ramazan Başak yazdı diye 2 defa gözaltına alındı. Biz hâlâ bu konuyla ilgili en ciddi haberi dün Bloomberg yayın organında okuyoruz. Türkiye'de hâlâ bu yazılamıyor ve siz artık tutukladığınız, kapattığınız, yasak getirdiğiniz kurumların, kuruluşların listesini bile bilmiyorsunuz. İşte buna karşı basın örgütlerinin yapmış olduğu "Sansüre hayır, habere özgürlük!" eylemleri cumartesi günü Türkiye'de 10 yerde yapılacak, bu vesileyle özgür basının önemini de hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
İYİ Parti Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Burak Dalgın.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu fon rezaletini konuşurken sürekli böyle milyonlar, milyarlar, dolarlar havada uçuşuyor ama bütün bunların özünde aslında insanlar var yani bu fona parasını koyan insanlar; emeklinin ikramiyesi var, KOBİ'nin kasası var, orta direğin emeği var, ev almaya çalışan gencin peşinatı var. Meselenin bu kısmını ıskalamamamız gerektiğini düşünüyorum ve bu insanlarla konuştuğumuzda aslında meselenin bir finansal kriz değil bir güven krizi olduğunu görüyoruz. Mesela, geçen hafta konuştuğum kişilerden birisi diyor ki: "Ya, Allah yabancılardan razı olsun, bizimkilere kalsa bu balonu daha da büyüteceklerdi, daha büyük zarara uğrayacaktık." Bir başkası diyor ki: "Hükûmet benim üstüme kapıyı kilitledi, anahtarı attı, ben ne yapacağım?" Bir başkası diyor ki: "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, Türkiye Cumhuriyeti'nde hakkım hukukum kalmadı." Yani verilen hasar aslında maddi bir hasarın ötesinde büyük bir güven krizi, güven hasarı; bunu bir tespit etmemiz lazım.
Şimdi, biz buraya nasıl geldik, onu bir hatırlayalım Allah aşkına! Bilhassa hisse fonlarında bu işin ham maddesi hisseler, o yüzden de bu zincire oradan bir başlamamız lazım. Sorunlu şirketlerin halka arzıyla başlıyor bu iş. Burada şirket sahipleri var, aracı kurumlar var, buna göz yuman SPK var, Borsa İstanbul var. İşte, Kontrolmatik ve TURK İlaç, yere göğe sığdırılamayan şirketler halka arz edildi, değerleri şişti, bugün konkordato ilan eder hâldeler.
İkincisi, bu fiyatları şişiren tahtacılar: İşte, Destek Faktoring. Bir faktoring şirketi İş Bankası, Yapı Kredi ve Garanti Bankalarının toplamından daha büyük değere ulaştı, göz göre göre ulaştı, kimse bir şey demedi. Ondan sonra "Aa, niye böyle oldu?" diye konuşuluyor.
Üçüncüsü, bütün bu döngüyü sessizce izleyen hâkim ortaklar... Şimdi, sizin şirketinizin değeri durup dururken 50 katına, 100 katına çıkıyorsa siz ne yaparsınız? Ya dersiniz ki: "Arkadaş, bu işte bir yanlışlık var!" veyahut da hisselerinizi satmaya başlarsınız, yapmıyorsanız siz de bu işin içindesiniz.
Dördüncüsü ve en önemlisi, bu şişirilmiş değerleri, fonlarını alan yani vatandaşa satan fon yöneticileri... Bunların pek çok sıkıntısı var tabii de bunların fon fiyatları böyle balon gibi şişerken aldıkları yönetim ücretleri de balon gibi şişti. Bunlara acilen el konması ve tazminat fonuna bu işlerin aktarılması lazım, bunu da buraya not olarak düşüyorum.
RIDVAN UZ (Çanakkale) - Bravo!
BURAK DALGIN (Devamla) - Beşincisi, bunu vatandaşa ittiren yatırım danışmanları, bankacılar, işin artışını söyleyip riskini söylemeyenler... "Ağabey, boş ver ya, mevduatta kalma, bak, bu fon çok iyi kazandırıyor." deyip bunu riskini anlatmayanlar, bunlar da bu işin içinde, bunlar da hesap verecekler.
Altıncısı, tabii, direksiyonda uyuyup arabayı duvara vuran denetçiler. SPK, Borsa İstanbul, MKK, bakın, bunlar aynı ekranı görüyorlar, aynı ekranda ne olup ne bittiğini görüyorlar. MKK daha detaylısını görüyor, SPK daha detaylısını görüyor ama Borsa İstanbul da görüyor. Bunlar böyle yok gibi davranıyorlar. Tabii, en önemlisi, bütün bunlar olurken bu işe kol kanat geren siyaset. O yüzden bu işin başından beri ne diyoruz? Bu iş bir kamu gözetiminde organize suçtur diyoruz, bunu bir tespit edelim.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu balon nasıl şişti? Dünyada hiçbir balon sonsuza kadar uçmaz, göğe belli bir yere kadar yükselir, sonra patlar. Burada da olan öyle oldu ama bu balon çok fazla yükseldi. Şimdi, tarihleriyle ve yerleriyle bu balonu ifşa edeceğim. Bu balon 50 katına nasıl çıktı, onu size anlatacağım ve bunun sorumlularını burada tarihe not düşeceğim. Bir sene kadar önceye gidelim. Eylül 2025, aracı kurumlar dernekleri SPK Başkanına gidiyorlar, diyorlar ki Ankara'da: "Burada bir manipülasyon var, burada bir sıkıntı var, bununla ilgili bir şey yapmanız lazım Başkanım." Başkan ne diyor? "İşte, bakacağız, edeceğiz, bilmem ne yapacağız." diyor. O sırada Teranın toplam fon büyüklüğü 11 milyar lira yani patladığının ellide 1'i seviyede yani ilk ikaz geldiğinde iğne batırılsa ellide 1 maliyetle bu iş olacaktı. Vatandaşlarım, lütfen dinleyin, zararınız ellide 1 olabilirdi bu işe bir sene önce ikaz edildiğinde iğne batırılsaydı, bir şey yapmıyorlar. Devam ediyorum, Ekim 2025, bir ay sonra, Sapanca'da özel sektör ile düzenleyici kurumlar bir araya geliyorlar, MKK orada, Borsa İstanbul orada, SPK orada. Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi Başkanı bir sunum yapıyor ve ne diyor biliyor musunuz? "Üzülüyoruz." diyor. Kardeşim, sizin işiniz üzülmek değil, sizin işiniz iş yapmak. Hani meşhur bir görsel var; 2 kişi yan yana, araba kullanıyor birisi, araba kullanan diğerine bağırıyor "Durdur arabayı." diyor. O da "Ya, sen kullanıyorsun, sen durdur." diyor. Siz arabayı kullanıyorsunuz arkadaşlar, sizin üzülmeye, şikâyet etmeye hakkınız falan yok.
Devam ediyorum... Kasım 2025, Sermaye Piyasaları Kongresi, Hazine ve Maliye Bakanı, hani buralarda hiç görmediğimiz Hazine ve Maliye Bakanı var ya, o, unutmuş olabilirsiniz yani Mehmet Şimşek diyor ki: "Bazı fonlarda manipülasyon var." Bakanın görevi bakmak değil yani Bakanın görevi iş yapmak. Ne oluyor? Hiçbir şey olmuyor, balon şişmeye devam ediyor.
RIDVAN UZ (Çanakkale) - Göz göre göre soymuşlar.
BURAK DALGIN (Devamla) - Göz göre göre geliyor, çok doğru.
Geliyoruz Mart 2026'ya, Teranın fonlarının değeri 56 milyara çıkmış yani 11'de başlamıştık ya, altı ay geçmiş, 5'e katlamış ama hâlâ patlamanın onda 1'indeyiz. Bir daha gidiyorlar SPK Başkanına, özel sektör derneği, "Başkanım, bir şey var." diyorlar. "Ya..." falan diyor, zaten bir ay sonra da görevden ayrılıyor. Bakın, bu iş göz göre göre geldi, uyarıldığınız zaman adım atsaydınız bu milletin zararı bunun ellide 1'i olacaktı. Bunun hesabını kim verecek, ben buradan bunu soruyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Hükûmeti anlıyorum, iktidar partisinin beş aşamalı bir planı var, onu izliyoruz hep beraber. Birinci adım, alıştırma; büyük rakamlara, fon rezaletine alıştık, alışıyoruz yani alıştığımızı zannediyorlar, öyle bir şey yok, alışmıyoruz.
İkinci aşama, münferitleştirme; işte, çürük elmalar, nefsine uyanlar, hırsına kapılanlar. Ya, böyle bir şey yok, bir tane eski Genel Başkan Yardımcısını otobüsün altına atarak bu işten kurtulmak diye bir şey yok çünkü ondan bir tane değil, 441 tane var en azından. O bakımdan onların hepsi ifşa olmadan, hepsi hesap vermeden, hem siyasi hem adli hem mali açıdan hesap vermeden bu iş kapanmayacak, onu da bir söyleyeyim.
Üçüncü aşamayı zaten dün gece de canlı yayında burada hep beraber izledik, hedef küçültme; hedefi küçültelim, işte, 1 milyonun altını ödemeye çalışalım, bazı fonları tasfiye edelim, bağıran insan sayısı azalsın ki bu işi daha yönetilebilir bir hâle indirelim. O iş de öyle yürümeyecek, onu da söyleyeyim.
Dördüncü aşama: "Tencere dibin kara, seninki benden kara." siyaseti. Bilhassa belediyesi olan muhalefet partilerine bunu söylüyorlar, "Efendim, sizde de var." falan filan. Kardeşim, o ayrı bir konu, bu ayrı bir konu. Sen kendi sorumluluk alanını bir söyle de ondan sonra başka işlere bakarsın.
Ve beşinci nokta: "Sayın Cumhurbaşkanı çözer bu işi. Çözerse zaten o çözer." diyerek topu ona atma. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı üç hafta önce, bugün benim bulunduğum kürsüdeydi, şu konuşmayı yaptı, hatırlayacaksınız, dedi ki: "Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz." Aradan üç hafta geçti, başarıyla üstesinden gelinen bir sorun falan yok. Millet ağlıyor, millet perişan. Sayın Cumhurbaşkanının ta Başbakanlık yıllarından beri çok atıf yaptığı, bizim de çok sevdiğimiz bir beyit var, Akif'in meşhur beyti yani "Dicle kenarında bir kurt kuzuyu kapsa onun da sorumlusu Hazreti Ömer'dir yahut da onun da sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir." diye. O lafı duyan var mı yakınlarda? Yok, değil mi? Eller yıkandı, konu münferitleştirildi, Türkiye'yi yönetenler bu işten aklandı paklandı. Sayın Cumhurbaşkanı dün diyor ki: "Bizim sorumluluğumuz yaptıklarımızdır." Hayır, yöneticilerin sorumlulukları sadece yaptıkları değildir, yapmadıkları da yöneticilerin sorumluluklarına dâhildir ve bu yaşadığımız rezalette yapılanlardan çok yapılmayanlar zaten problemi yapanlar. O bakımdan onu da bir hatırlayalım.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu iş üç kanalla Türk ekonomisini kemiriyor. Birinci kanal güven krizidir. MSCI da bunun bir parçasıdır, insanların "Ya, hele bir görelim." diyerek siparişlerini, yatırımlarını, alışverişlerini ertelemesi de bir kanaldır, geçen gün Eskişehir'de yanıma yaklaşan bir ağabeyimizin İhlas Finans cüzdanını sallayarak "Ben yirmi beş senedir paramı alamadım. Bu fon mağdurları da bizim gibi mi olacak?" demesi de bir güven kaybıdır, güven kanalı budur.
İkinci kanal varlık kanalıdır. Siz hissenizi satmasanız da orada ekstrenizdeki düşüşü görürseniz anında frene basarsınız. Demek ki Türk ekonomisindeki bu varlık kaybının bir etkisi var ve yaşayacağız bunu, durgunlukla ödeyeceğiz bunun bedelini.
Üçüncüsü, buradan ikaz ediyorum bilhassa iktidardaki arkadaşlarımızı: Bunun nakit kanalına sıçramasını Allah aşkına engelleyin, 1 milyar dolarlık özel sektör tahvili risk altındadır. Kasada -burayı kasa olarak kullanan- KOBİ'nin parasının orada kalması nakit döngüsünü zorlayıcı bir faktördür. İnsanların çekleri, senetleri beklemiyor ama paraları orada takılmış durumda, bunların dönmemesi büyük bir problemdir. Bakın, yılın ilk dokuz ayında bu memlekette karşılıksız çek miktarı yüzde 50 arttı, hâlbuki çek sayısı sadece yüzde 20 arttı. Yani orada reel sektör bas bas bağırıyor, bunun oraya sıçramasını Allah aşkına durdurun, bir kez daha sizi ikaz ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BURAK DALGIN (Devamla) - Tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
BURAK DALGIN (Devamla) - Dün Sayın Hazine ve Maliye Bakanı fonlarda 10 milyonun üstünde kazanç sağlayanlar için "Gönüllü iade ederlerse sorun olmayacak." diyor. Değerli arkadaşlar, kanunda böyle bir madde var mı? "İade edersen sorun yok." diye bir madde var mı? Yok. Gece yarısı önergesi mi vereceksiniz gene acaba bunu koymak için? Buradan da bunu iktidar grubuna sormuş olayım. Bu böyle, keyfe göre ödeme olayı da çok enteresan bir şey çünkü SGK prim borcu olan çiftçiye "Gönlünden ne koparsa öde." diyen yok. Bordrolu çalışana var mı "Sen bu ay ödemesen de olur vergiyi, bu ay 'full' vergi ödemeyelim." diyen var mı? Benzin almaya giderken "Ya, aslında bu 90 lira da sen 60 lira versen yeter, vergisini bu defalık ödeme." diyen var mı? Yok. Böyle enteresan bir icatla karşı karşıyayız.
Son olarak Mehmet Şimşek'e buradan sesleniyorum: PBLK konusunda ne düşünüyorsunuz? PFF'de kayıp öngörüyor musunuz? 1 milyon üstü bütün zararı üstlenecek mi ve kamu zararı olmadan bunu nasıl rücu edeceksiniz?
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu fona "asrın soygunu" deniyor ama bu ne ilk olacak ne son olacak çünkü sistem bunu yaratıyor, öncelikle sistemi de sorgulamak gerekiyor.
Ekonominin içinde bulunduğu durumda önemli bir kesim geçim yapabilme riskiyle karşı karşıya. 7 trilyon 340 milyar lira kredi kartı borcu olan geniş bir kesim var. Bunun yanında bir kesim de parasını değerlendirebilmek için bir fon aracılığıyla kendine gelir sağlamayı düşünüyor ama bu fonu kendilerinin çıkarı için kullananlar var. Burada olması gereken, doğal olarak, devletin kurumlarının devreye girmesi ve bu sürecin doğru yönetilmesi. Süreç bilerek, göz yumularak, birilerinin de fayda sağlaması adına bugüne kadar ertelenerek getirilmiş ama benim sorgulamak istediğim başka bir konu var: Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin sıralarında oturanların çoğu millî görüş hareketinden geliyor; manevi kalkınma, bağımsız sanayileşme, antiemperyalizmi merkeze alan, siyasi ve İslami bir akım olarak ortaya çıkan bu harekettekiler, sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisinde görev aldılar ve ülkeyi getirdikleri yer, paradan para kazanan, üretmeyen ve yurt dışından ithalata bağlı bir duruma gelen noktaya erdi. Fon dolandırıcılığının ortaya dökülmesi, kamu otoritesinin denetimsizliğiyle bir kez daha sistemin sorgulanması gerektiğini gösteriyor. Üretmeden, kendi kendine yeterliliğini sağlamadan ülkenin sorunlarının bundan sonra da devam edeceği bir gerçek.
Bakınız, arkadaşlar, 2027 yılının bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Komisyonda dikkatimi çeken birkaç rakamı sizinle paylaşayım. 2027 yılı bütçesinde şans oyunları vergisi 104 milyar 313 milyon 7 bin lira, tütün mamullerinden sağlanan vergi 795 milyar 979 milyon 342 bin lira, alkollü içeceklerden sağlanan vergi 259 milyar 670 milyon 299 bin lira yani "Kumara karşıyım, şans oyununa karşıyım, alkole karşıyım." diyen bir siyasi iktidar 1 trilyonun üzerinde buradan vergi alıyor ve bunu da kamuya maaş olarak veriyor. Düzenin içeriğine baktığınız zaman üretmeden para kazanan, kolay yoldan para kazanan, açıkları bulduğu zaman oradan vurgun vuran, Tosuncukların, Çiftlik Bankların olgusunun doğallaştığı bir yapı ve bunun yanında bir de sorumluluk duygusunun olmadığı bir siyasi iklim. Otelde canlar yanıyor, sorumlu siyasetçi yok; tren kazası oluyor, sorumlu siyasetçi yok; sel geliyor, sorumlu siyasetçi yok; deprem oluyor, sorumlu siyasetçi yok ve herkes kılıfına uydurarak kendi varlığını sürdürüyor. Böylesi bir düzende olanların ve olacakların bundan sonra da arkası kesilmez. Öncelikle sistemi sorgulamak lazım. Bu düzen düzen değil, bozuk düzen, adına "kara düzen" de diyebilirsiniz "bozuk düzen" de. Onun için, içinde bulunulan koşulda ciddi anlamda mağdur olanların sorunu çözülsün diye muhalefet çırpınıyor. İktidar sayısal olarak çözüm getirecek kesimin de sayısını azaltarak hem kendini işten sıyırıyor, hem de sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor. Eğer ortada bir sorun varsa bunun sorumlusu siyasi iktidar. Neden yeterli denetimler yapılmadı? Bir yıl önce Hazine ve Maliye Bakanı bu konuya vurgu yaptığını söylüyor. Neden bir yıldır göz yumuldu? Bir yurttaş gönderdiği -çok sayıda örneği olan- mailde diyor ki: "Bu 1 milyon liraya kadar olan ödemeler de yatırımcının koşulsuz olarak alacağı tutar değil. Burada bile belirsizlik var. 1 milyon sınırına veya net yatırım tutarına ulaşamadan çok daha düşük bir ödeme alabilme durumu var." Fonla ilgili buraya getirilen kanun teklifindeki amaç burada yaşanan sorunlara, hakkı olduğu hâlde alamayanlara ve bir mağduriyetin ortaya çıkmasıyla gelişen duruma çare üretmekti. Görünen o ki burada yapılan düzenleme işin çözümcül noktası değil. Genelde Plan ve Bütçe Komisyonuna gittiğim zaman etki analizlerini alırım, onlara da bakarım, parasal değer nedir, ne değildir; burada yaşanan sorun neyi kapsıyor? E gittik, bu fonla, Türkiye'de şu an otuz beş gündür konuşulagelen fonla ilgili etki analizinin tanımlamasının içinde bir şey yok; parasal değer yok, buradaki faydalanacak kişilerin dahi bundan ne kadar faydalanacağına dair bir netlik yok, dün gece gelen önergeyle ortaya çıkan durumun nereye evrileceği konusunda somut bir açıklama yok. Yalnızca iktidara yakın isimlerden oluştuğu görülen önemli bir kesimin -olumsuzluğu bertaraf edip- parayı iade ederek cezaevine girmesi ya da sorgulanması ya da yargılanmasının önünü kesecek bir düzenlemeyle buradayız. Diyor ki "Sen buradaki vurgun vurduğun parayı iade et, sen oradan paçayı kurtar." Amaç, mağduriyeti çözmek olsa, mağdurun yaşadığı problemleri ortadan kaldırmak olsa bakış ve yaklaşım muhalefetten gelen öneriler doğrultusunda gerçekleşir. Burada amaç, tanınan, bilinen, adı ortaya çıkan ve iktidara yakın olanların yargı önünde "Parayı iade ettim, kurtuldum." noktasında bir düzenlemeyi gerçekleştiriyor.
350 bin fon pay sahibinin net yatırım tutarının ödenebileceği ifadesinde bu sayının tekil yatırımcıyı mı yoksa farklı bir değerlendirmeyi mi içerdiği dahi somut değil. Bunun gibi, getirilmiş olan kanun teklifi, yine içerik olarak ortaya çıkan, dökülen bu kirliliği temizleyen bir bakış açısını içermiyor. Tasfiye sürecinde enflasyona karşı mağdurlar korunacak mı? Böyle bir tanımlamanın da buradaki kanun teklifinde yer almadığını görüyoruz. Hisse mağdurlarının sahipsiz olması ve bunlara yönelik çözümlerin de üretilmeyişi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Söylediğim gibi bütünüyle bir mağduriyet var, bu mağdurların sorunu çözülmeli ama artık sistem de sorgulanmalı, paradan para kazanmak yerine toplumsal olarak var olan, kendi dokumuzu sahiplenip üretimi geliştirecek bir yaklaşımı bu ülkenin temeline almalıyız. Bir taraftan yüksek faiz, bir taraftan enflasyon, bir taraftan fon vurgunları, bir tarafta haksız kazanç, öbür tarafta "Akşam evde ne yemek olacak?" ya da "Ne götüreyim?" diye düşünen, önemli, 50 milyona erişmiş, yoksul bir kesim; sürdürülebilir bir anlayış ve süreç değil. Yoksulun yoksullaştığı, zenginin zenginleştiği, parasını korumayı düşünenin dahi mağduriyet yaşar olduğu yerde bu olayların kaynağı bütünüyle doğru bir yönetim tarzının olmaması, bürokrasinin sorumluluğu kadar siyasilerin de sorumluluğu olduğu unutulmamalı. Görevden alınmalar oldu ama bürokratlardan oldu. "İsimler açıklansın, vurguncular kim?" diyorsunuz, oraya geldi mi ses yok. "Ucu kime dokunursa dokunsun." deyip de niye açıklamıyorsunuz? AK PARTİ'nin Grup Başkan Vekilleri de "Açıklansın." diyor, o zaman genel bir mutabakat var. O isimler de açıklansın, kamuoyu da herkesin ne olduğunu bilsin. "İnançlıyım." demek o inancı yaşayan kimlikle olur. "İnançlıyım." demek görünürde kendini tanımladığın noktanın dışında erdiğin olanaklarla daha iyi yaşama kendini transfer etmek değildir. Lüks yaşamın içinde olmak ve her türlü olanağı kendin için yaratmak için başkasının hakkını gasbetmeyeceksin. Gasbediyorsan da iyi insan olamazsın diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Baki Ersoy.
Buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine konuşma yapmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletinin tüm fertlerini en içten dileklerimle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ekonomik güvenin temelinde vatandaşımızın tasarruflarının ve yatırımcı haklarının korunması bulunmaktadır. Tasarruf, insanımızın yıllar süren emeği ve geleceğinin güvencesidir. Cumhur İttifakı olarak devletimizin gücünü ve milletimizin refahını birlikte esas alıyor, vatandaşlarımızın meşru kazancının korunmasına önem veriyoruz. Teklifin 6'ncı maddesiyle fonlarla bağlantılı soruşturmalarda el konulan para ve sermaye piyasası araçlarının ilgili fona veya geri kazanım hesabına iadesi düzenlenmektedir. Fona devredilemeyen mal varlığı için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyum olarak atanması ve dava sonucu beklenmeksizin satış veya tasfiye yapabilmesi öngörülmektedir. Böylece, varlıkların değerinin korunması ve hak sahiplerinin zararlarının karşılanması amaçlanmaktadır. Fon varlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu mahkemece belirlenen müsadere edilmiş değerlerin de Hazineye gelir kaydedilmeksizin ilgili fona, tasfiye tamamlanmışsa geri kazanım hesabına aktarılması düzenlenmektedir. Her fon için ayrı alt hesaplarda izlenecek kaynakların yalnızca tasfiye ve yatırımcılara ödeme amacıyla kullanılabilmesi, haczedilememesi ve teminat gösterilememesi gibi önemli bir güvencedir. Zorunlu masraflar sonrasında kalan tutarlarının hak sahiplerine katılma payları oranında ödenmesi öngörülmektedir.
Değerli milletvekilleri, teklifin 7'nci maddesiyle Sermaye Piyasası Kurulu ve Yatırımcı Tazmin Merkezinin uygulamada ihtiyaç duyduğu avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetlerini dışarıdan alabilmesine imkân tanınmaktadır. Uygulama esaslarının Kurul tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun görev alanındaki konularda Kurumun görüşü alınarak belirlenmesi, koordinasyonu ve hukuki açıklığı güçlendirecektir. Vatandaşlarımızın emeğini koruyan ve hak sahiplerinin alacaklarına kavuşmasını kolaylaştıran bu düzenlemelerin ekonomik güvene katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde, sürücü belgelerinin geri alınması nedeniyle çalışma hayatında ve ailelerinin geçimini sağlamada güçlük yaşayan vatandaşlarımızın ehliyet affına ilişkin beklentilerine değinmek istiyorum. Geçimini araç kullanarak sağlayan şoförlerimiz, nakliyecilerimiz, esnafımız ve çeşitli mesleklerde çalışan vatandaşlarımız açısından sürücü belgesi çalışma hayatının önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, konunun ekonomik ve sosyal boyutlarıyla birlikte değerlendirmesini önemli buluyoruz. Trafikte can güvenliğinin korunması, kurallara riayet edilmesi ve ihlallerin önlenmesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Alkollü araç kullanımının yol açabileceği tehlikeler karşısında denetimlerin etkinliği ve yaptırımların caydırıcılığı da elbette korunmalıdır. Devletimizin vatandaşını koruyan, toplumsal huzuru gözeten anlayışı doğrultusunda hatasından ders çıkaran kişilerin sorumluluk bilinciyle yeniden çalışma hayatına katılabilmesine yönelik imkânların da ele alınabileceğine inanıyoruz. Bu çerçevede, ölümlü veya yaralanmalı kazaya sebebiyet vermemiş vatandaşlarımız bakımından ihlalin niteliği, tekrarı ve kişinin sürücülüğe uygunluğu dikkate alınarak belirli bir ücret karşılığında, devletimizin bütçesine de katkıda bulunacak şekilde, bir defaya mahsus, şartları ve sınırları açıkça belirlenmiş bir düzenlemenin değerlendirilmesini faydalı olarak görüyoruz. Trafik eğitimi, gerekli sağlık kontrolleri ve psikoteknik değerlendirmelerle desteklenecek bir yaklaşım vatandaşlarımızın trafik kurallarına ilişkin farkındalığını da güçlendirirken yeniden işlerine dönebilmelerine de katkı sağlayabilecektir.
Cumhur İttifakı olarak milletimizin beklentilerini devletimizin imkânları ve toplumumuzun ortak yararı çerçevesinde ele alan yapıcı siyaset anlayışımızı sürdürüyoruz. Ehliyet affına ilişkin taleplerin, ilgili kurumlarımızın katkılarıyla trafik güvenliği, hakkaniyet ve sosyal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesini, şartları uygun olan vatandaşlarımızın yeniden çalışma hayatına katılmalarına imkân sağlanmasını temenni ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sizlerin dikkatini ülkemizin önemli sanayi, ticaret ve spor şehirlerinden biri olan sevdamız Kayseri'mizin gençlik ve spor yatırımlarında karşı karşıya bulunduğu ihtiyaçlara çekmek istiyorum. Kayseri'miz yüzlerce amatör spor kulübünün faaliyet gösterdiği, binlerce lisanslı sporcunun çeşitli branşlarda mücadele ettiği, gençleriyle, sporcularıyla ve köklü spor kültürüyle önemli bir potansiyele sahip şehrimizdir ancak bu potansiyelin sürdürülebilir biçimde gelişebilmesi için spor altyapısının güçlendirilmesi, mevcut tesislerin iyileştirilmesi ve yeni yatırımların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Özellikle Gençlik ve Spor Bakanlığının yatırım bütçesinden Kayseri'ye ayrılan kaynakların şehrimizin nüfusu, sporcu sayısı, amatör kulüp yoğunluğu ve tesis ihtiyaçlarıyla birlikte yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kayseri'de amatör spor kulüplerimiz önemli imkân kısıtlılıkları içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Birçok kulübümüz antrenman sahasına, uygun spor salonlarına, modern tesislere ve yeterli altyapı imkânlarına ihtiyaç duymaktadır. Spor yapmak isteyen gençlerimizin tesis yetersizliği nedeniyle imkân bulamaması üzerinde önemle durmamız gereken bir konudur.
Burada özellikle bir başka ihtiyacı dikkat çekmek istiyorum. Kayseri'de ampute sporcularımızın ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir, donanımlı ve düzenli antrenman yapabilecekleri spor tesislerinin oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Engelli sporcularımızın yalnızca müsabakalara katılabilmeleri değil, yıl boyunca uygun şartlarda antrenman yapabilmesini de sağlamalıyız. Ampute futbol başta olmak üzere, engelli spor branşlarında faaliyet gösteren sporcularımız için erişilebilir tesisler, uygun soyunma alanları, rehabilitasyon ve destek imkânları planlanmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Kayseri üreten, çalışan, ülke ekonomisine katkı sağlayan ve spor alanında da gelişmek isteyen bir şehirdir. Bu nedenle Gençlik ve Spor Bakanlığımızdan beklentimiz açıktır. Kayseri'nin spor tesisi envanteri ve ihtiyaçları yeniden değerlendirilmeli, amatör spor kulüplerimizin tesislere erişimi arttırılmalı, ilçelerimizde yeni spor yatırımları planlanmalı ve özellikle ampute sporcularımız için uygun tesis projeleri yatırım programına alınmalıdır. Spor yatırımlarında temel ölçüt; genç nüfus, aktif sporcu sayısı, amatör kulüp yoğunluğu, mevcut tesis kapasitesi ve gerçek ihtiyaçlar olmalıdır. Kayseri'mizin bu kriterler doğrultusunda hak ettiği yatırım imkânlarına kavuşmasını istiyoruz çünkü spora yapılan yatırım yalnızca bir sahaya ya da bir salona yapılan yatırım değildir, spora yapılan yatırım gençliğe, sağlığa, toplumsal dayanışmaya ve ülkemizin geleceğine yapılan yatırımdır. Bu vesileyle, Gençlik ve Spor Bakanlığımızı Kayseri'nin ihtiyaçlarına daha yakından eğilmeye, mevcut yatırım planlarını yeniden değerlendirmeye ve şehrimizin spor altyapısını güçlendirecek somut adımlar atmaya davet ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak Kayseri Melikgazi Yıldırım Beyazıt Mahallemizde yapımı gerçekleştirilen ve adı ülkücü şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu olarak yaşatılacak park için Melikgazi Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Palancıoğlu'na teşekkür ediyorum. Ülkücü şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nu rahmet, minnet ve dualarla anıyorum. Şehitlerimizin isimleri yaşayacak, hatıraları nesiller boyu unutturulmayacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz konusu teklifi olumlu değerlendiriyor, destekliyor, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyor, Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Heval Bozdağ.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, bu fon vurgunu meselesinde iktidarın bu krizi her zamanki gibi sönümlendirerek yönetmeye çalıştığı algısı var; sorumluluğu üstlenmek istemiyor sanki, sorunları gözden kaçırmaya çalışıyor, bir geçiştirme çabası. Bu teklif de sanki bu çabanın bir parçası, yapıcı bir çözüme odaklanmıyor. "Yapacağız." "Üstüne gideceğiz." "Gereğini yapıyoruz." algısı yürüyüp gidiyor. Hâlâ kamu adına denetim yapan kurumların sorumluluğu açıkça ortaya konulmuş değil. İstifalar var, emeklilik kararı var, siyasi ve idari gerçek bir yüzleşme ise henüz yok. Hepimiz, bakınız, buraya, bu kürsüye çıkan herkes, tüm toplum aynı soruyu soruyor: "Bunca şey olup biterken siz neredeydiniz?" Sayın Şimşek ve SPK aslında belki de bugünlerde bu soruyla muhatap olacaklarını bildiklerinden önünü almışlardı "Biz haberdardık zaten." diyorlar "Fark ettik yani uyumuyorduk, zaten işimizin de ehliyiz, bunu görüyoruz, biliyoruz." açıklamaları yapmışlardı. Neredeyse paralel zamanlarda MSCI gibi piyasa ortakları da okyanus ötesinden "Biz de uyumuyoruz." diye dikkat çekmişlerdi. MSCI, Şimşek ve SPK günü geldiğinde bu ehli oldukları konuda neden müdahale etmedikleri ya da edemedikleri sorusunun cevabını hâlâ vermiş değiller; bu işin sanki muhatabı değillermiş, ilgili muhataplarına bildirmişler de onlar da bir şey yapmamış, ihmal ya da tolere edilebilir bir süreçmiş gibi yaklaşıyorlar. Ama bakınız, kimsenin bunu tolere edecek gücü kalmadı. Bu vurgunu kimse yutmayacak ve unutmayacak, tüm toplum ısrarla bu işin üzerine gidilmesini bekliyor. "Madem gördünüz, neden müdahale etmediniz, neden bu hırsızlığa göz yumdunuz?" sorusunu ısrarla soruyoruz. Güven vermeyen kurumlarınızın, liyakatsiz bürokratlarınızın ve de siyaseten bu, hiç bozuntuya vermeyen duruşunuzun bu işi çözeceğini beklemeyi de bize dayatamazsınız; bunu da kabul etmiyoruz. Daha dün kanun teklifinin ilk bölümünün görüşmeleri sırasında, bireysel yatırımcının haklarını donduran ve batmış fonların ortağı konumuna iten bir önergeyi dayattınız. Bu durumun kime yarayıp yaramadığını, kimi mağdur edip etmediğini ise açıklamıyorsunuz; burada bir belirsizlik var. O yüzden diyoruz zaten, acilen bir Meclis soruşturması başlatılması gerekiyor, bu talebi tekraren, tekraren söylüyoruz. Bu konuyu araştıracak, soruşturacak kişi ve kurumlar ile failler iç içe geçmiş durumda. O yüzden, bir Meclis araştırması şart. Kamuoyu vicdanı fon vurgunuyla milyarları götüren kişilerle sıkı bağları olan kurumların yürüttüğü bir soruşturmayı kabul etmiyor. Çalan ile adaleti sağlayacak olan nasıl aynı olabilir? Toplum mağduru koruyan, menfaatçi ve manipülatif foncuları açığa çıkaran adil bir soruşturma bekliyor. Halkın bürokrasiye ve kurumlara güveni kalmadı. Orta vadeli planlarınıza ve ekonomi politikalarınıza da güven kalmadı. Daha yeni Maliye Bakanı MSCI'ın endeksleri dondurma kararını olumlu karşıladıklarını, tavsiyelerinin gereğini yapacaklarını söyledi. Bakınız, aynı MSCI daha önce bazı fon varlıklarında koordineli işlemler gördüğünü de açıklamıştı. Kasım 2026 incelemesine kadar somut ve güvenilir bir inceleme yapılmazsa Türkiye'nin endekslerinin gözden geçirilmeyeceği uyarısını da yapmıştı. Sayın Şimşek ise işin takipçisi olmamış, bir kırmızı pazartesi trajedisi sergilenmesine bile isteye göz yummuştu. Bu bir çelişki değil mi Sayın Bakan, biraz geç kalınmadı mı?
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar "Derdimiz millet." diye geldi ama dertlerinin ne olduğu bugün artık gayet iyi anlaşıldı. Sayın AK PARTİ, takipçileriniz bile sizi savunmakta mahcubiyet yaşıyorlar. Halk artık hırsızlıkları, yolsuzlukları, haksızlıkları, hukuksuzlukları tolere etmek istemiyor. Bu toplum sizden çok defa yaka silkti ama siz onların yakasını bırakmadınız bir türlü. Yirmi dört yıllık iktidarınız süresince tüm kurumlarıyla ve sermayesiyle öyle organize oldunuz ki bir türlü gitmek de bilmiyorsunuz. Türlü türlü siyaset, türlü türlü oyunlar. Bu toplumu çok zorluyorsunuz, çok zorluyorsunuz sabahın körü, akşamın körü 1 liranın hesabını yapmak zorunda bıraktığınız asgari ücretliyi, köylüyü, işçiyi, öğrenciyi. Bu ülkede alın terinin karşılığını, eşitlik, demokrasi, adalet ve barış için taleplerini sokaklarda, cezaevi önlerinde, kürsülerde dile getiren milyonları çok zorluyorsunuz. Toplumun geniş kesimleri soruyor: Bugün emeğimizle ürettiğimiz ürünümüz, aldığımız ücretler, çalışıp hizmet edip biriktirdiklerimiz, tasarruflarımız neden risk altında, neden eriyor? Neden enflasyon dünya ortalamasının 6 katı bu ülkede? Salgınsa, savaşsa, petrolse, iklimse eğer, tüm dünya da bunlara maruz kalıyor. Bakınız, yönetememe krizlerinizin hepsini emekçinin, emeklinin sırtına bindirerek atlatmaya çalışıyorsunuz. "Tasarruf" dediniz, tasarrufu onlara yaptırdınız; yemediler, içmediler, giymediler, açlık sınırında ücretlerle çalıştırıldılar. Vergiyi ise en çok onlardan aldınız, birileri ise istifini hiç bozmadı tüketmeye devam etti. Öyle ki onların tükettikleriyle büyüdünüz, millet açken siz "Zenginle büyüyoruz." diye övündünüz. Şu bir gerçek ki bu ülkenin işçisi, emekçisi, köylüsü, esnafı, geniş halk kesimleri bu ülkenin yükünü taşıyor; kemer sıkan onlar, adil ve eşit bir yaşam için mücadele eden onlar; bu ülkenin bekasına, barışına, kardeşliğine, demokratik bir gelecek umuduna yatırım yapanlar da onlar. Bakınız, MSCI "Denetlemiyorsunuz, şeffaf değilsiniz. Şirketlerin gerçek sahiplik yapısı belli değil." diyor, güvenilir bulmuyor. Hatta şu an yapılan bu düzenlemeleri de yeterli bulmuyor ve bir sonraki değerlendirmeye kadar endeksleri dondurma sürecini devam ettirecek. Hatırlarsınız, bir dönem de kara para aklama yüzünden gri listelerden çıkmak için FATF engeline takılmıştınız. Bunun da ekonomiye çok ağır maliyetleri olmuştu. Piyasada yabancı yatırıma bağımlısınız, ihtiyacınız var ama bir türlü de güven vermiyorsunuz. Bir yandan faizi düşürmekten bahsediyorsunuz; bir yandan fonlardan, borsalardan güçlü, hızlı bir çıkış var. Şimdiden 9,6 milyar dolar rezervi yakmış, oturuyorsunuz. Hasbelkader biraz birikimi, tasarrufu olan insanları balon finans piyasalara siz çektiniz. 2020'li yıllarda yüksek enflasyon ve düşük faiz politikalarınızla milyonlarca insan fonlara, finans piyasalarına çekildi. Pandemi dönemi -çok iyi hatırlarsınız- dijital yatırım kanallarının en çok yaygınlaştığı dönemdi. Sonra da Şimşek dönemi, yüksek faiz politikaları, borsa, yatırım fonları derken Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre pay senedi yatırımcı sayısı 2019'da 1,2 milyon iken 2023 yılının sonunda 7,65 milyona çıkmıştı. Finansal riskler böylece çok geniş kesimlere yayılırken bakınız, bu insanların yatırım kararları üzerinde etkileri ise neredeyse yok. Yani risklerini görmedikleri, sonunu bilmedikleri, hiç de şeffaf olmayan, demokratik olmayan bir finans sistemine paralarını kaptırdılar. Finans kapitalin yemi olduk hepimiz; sanki devlet sömürmüyordu, patron sömürmüyordu, az sömürülüyorduk bir de böyle bir finans sistemi tarafından sömürülmeye başladık.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen, tamamlayın.
HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Teşekkürler.
İşte, yüz binlerce insanın mağdur olduğu bir vurgun ortada. Riski ve maliyeti ise tüm topluma kesiliyor, kesilecek ve maalesef, 100 milyar doları bulan bir zarardan bahsediliyor. Sonuç; çürümüş, yozlaşmış bir sistem. İktidarınız yine kıyıya vurdu, her seferinde toplumun sırtından yeniden yol almaya çalışıyorsunuz, yine çalışacaksınız. Ama bu sefer kel göründü, işin ucu nereye varacak, siz bile kestiremiyorsunuz ve o kadar korkuyorsunuz ki bir aydır bu Meclis bir araştırma komisyonu kurulması için çabalıyor ama siz direniyorsunuz.
Saygılarımla. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Hasan Öztürk.
Buyurun lütfen. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Yüzyılı kulağa hoş gelen, Türkiye'nin başarıları ve o başarılarla öne çıkması gerekirken Türkiye, yüzyılın soygunlarını ve sorunlarınızı sayenizde yaşıyor ve konuşuyoruz. Bugün de Türkiye Yüzyılı sloganının mimarı, adı başından beri içinde geçen eski milletvekiliniz Ertan Aydın, fon soruşturması kapsamında otuz altı gün sonra da olsa gözaltına alındı. Nasıl mı Türkiye Yüzyılı yüzyılın soygunları oldu? Emeklinin maaşından -geldiğiniz günden bugüne- en az yüzde 50'sini TÜİK ve kanunlardaki bağlanma oranları yani Erdoğan matematiğiyle çaldınız. Asgari ücret açlık sınırının altında. Sizden önce 1 kişinin çalıştığı evde açlık olmazdı, 2 kişi çalışıyorsa o ev fakir olmaz ve para birikirdi. Bir memur tek maaşıyla tüm çocuklarını okutur, hem para artırır hem de emekli ikramiyesiyle ev alabilirdi. Şimdi ise 1 kişi çalışıyorsa açlığa mahkûm, 2 kişi çalışıyorsa fakir olmak zorunda bu yüzyılda. Yirmi beş yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz; tüm üst kademelere partili eş dost, akraba atadınız; -memur, öğretmen- kamusal atamalarda da mülakatla milleti ayırıp devleti siyasallaştırdınız. Kamu-özel iş birliğiyle ülkenin bütçesine, milletin cebine ve yeterliliğine bakmadan yolundan hastanesine, limanından madenine her yandan, her yerde yandaşınıza milletin bütçesinden zorla ödemelerle aktardınız. Eskiden çete 5'liydi, şimdi kaçlı oldu, ne kadar büyüdü bilmiyoruz. Yer üstü soygunu bitti, yer altı kaynaklarını da onları da dağıtmaya başladınız. 2014'te "En büyük hırsızlık millî irade hırsızlığıdır." diyen Genel Başkanınız, yargı kollarıyla, bugün kazandığımız neredeyse bütün illerde iftiralarla, gizli tanıklarla masumiyet karinesini yok sayarak, Anayasa'yı çiğneyerek milletin sandıkta gösterdiği iradeyi, verdiği yetkiyi başkanlarımızı tutsak ederek gasbetmeyi yüzyılın eseri hâline getirdiniz. Bu ülkede var olan ifade özgürlüğünü, milletin iktidarı eleştirme hakkını çaldınız. Gazetecinin yazdığı haberi, hatta yazmadığı haberi; öğrencinin attığı sloganı, işçinin hak arayışını, emeklinin geçim isyanını suç saydınız. En önemlisi ise gençlerimizin umudunu, ülkeye ve siyasete olan inancını çaldınız. İşte, sizin Türkiye Yüzyılı'nızın temel özeti bu. Ve en sonuncusu, milletimiz tarihin en büyük felaketinin, 6 Şubat depreminin yaralarını daha sarmadan 100 milyar dolarlık yıkımın yükünü hâlâ taşırken, yüz binlerce vatandaşımızın bu yaraları daha sarılmamışken yirmi beş yıllık iktidarınızın bitmeyen çoklu krizleri altında ezilen emeklinin, işçinin, çiftçinin, esnafın bu kadar zor olduğu bir zaman diliminde organize fon soygunuyla borsa manipülasyonları, kamu kurumlarına atadıklarınız, siyasi temsilcileriniz ve yandaş sermaye sahipleriniz ve şirketleriyle organize bir şekilde milleti soymuşsunuz. Geçim derdine düşürdüğünüz insanların yıllarca dişinden tırnağından artırıp kenara koyduğu son birikimini de götürmüşsünüz. Milletin bugüne kadar, bugüne dair, bugününü zaten tüketmiştiniz, yarını için sakladığını da götürmüşsünüz. Denetlemekle ve yönetmekle yükümlü olan Sayın Hazine ve Maliye Bakanınız sorunu görmüş ama bir yıl önce çözememiş. Sayın Bakana buradan soruyorum: Efendim, sizin elinizi kim tuttu? Kim sizin bu sorunu çözmenize engel oldu? Kim size bu sorunu çözmek için engel olabilir? Geçen gün de ekranlarda "Bir musibet bin nasihatten iyidir. Bununla çok önemli dersler çıkaracağız. Bu tür sorunları bir daha yaşamayacağız." demiş. Efendim, biz sizden de sizden önceki nas ve kur korumalı mevduat hesabıyla çıkardığınız musibetlerle 100 milyar dolarları kaybetmekten bıktık. Bırakın artık bu işleri, çekin gidin, düşün milletin yakasından! (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 100 milyar dolarla musibet edinmek için sizi oralara kimse oturtmadı. Yirmi beş yıldır bu milletin vergisini siz topluyorsunuz, bütçesini siz harcıyorsunuz, geleceğini siz borçlandırıyorsunuz.
Arkadaşlar, bu fon soygununda, bu olayda bal tutan parmağını yalamayı geçmiş, kavanozu götürmüş, hatta kovanlara bile el atmış durumda. Dolayısıyla aranızdaki çok değerli arkadaşlarımıza, temiz insanlara, temiz milletvekillerimize sesleniyorum: Vicdanen buna "evet" deme hakkınız yok, Sayın Genel Başkanınızın da bu sorumluluktan kaçma şansı yok. Dün grup konuşmanızı özellikle izledim; kendisi bize, bizim itibarımıza ve temiz kalma hakkımıza, hepimize "Gırtlağına kadar çamura batmışlar." diyerek bu konuda çok kolay, çok rahat konuşabiliyor. Bakın arkadaşlar, burada iktidarınız ve oraya atadıklarınız, siyasi erkler gırtlağına kadar çamura batmış durumdadır. Dolayısıyla bunun içinden bu şekilde çıkamazsınız. Bunları görmemiş gibi, bunlardan haberiniz yokmuş gibi davranamazsınız. O zaman şu soruların cevabını bulmamız lazım: SPK Başkanını, Yönetim Kurulu üyelerini kim atadı? BIST Başkanını, Yönetim Kurulu üyelerini kim atadı? MKK Başkanını, Yönetim Kurulu üyelerini kim atadı? Devlet Denetleme Kurulu Başkanını, BDDK Başkanını, Hazine ve Maliye Bakanını, yardımcılarını kim atadı? Bütün bunların atamalarını yapan, bunlardan sorumlu olmamak gibi bir hakka sahip olabilir mi? Dolayısıyla kimse kusura bakmasın, bunların başımıza gelmesindeki en büyük müsebbip sizsiniz ve bundan bu kadar kolay sıyrılamazsınız ve kendi kendinize de hesap veremezsiniz. Milletin Meclisinde ve bağımsız kurullarla bir kurul oluşturmak zorundasınız, tüm dünyaya ve Türk milletine bu konuda şeffaflık göstermek zorundasınız. Bakın, aradan otuz altı gün geçti, burada "Ucu nereye kadar giderse gitsin." diyorsunuz ama eski Bakanınız, dünkü Genel Başkan Yardımcınız Fatma Betül Sayan Kaya Hanımefendi'yi siz açıklamadınız, siz "Buna bulaştı." demediniz, onu biz ortaya çıkardık ama hâlâ birçok kişinin ismini -listesi sizde olan- ve bunları açıklamıyorsunuz. SPK, BIST; bu konuda dijitalleşmenin, bilgi sistemlerinin en güçlü olduğu yer. Biz bile, yatırımcı bile kendisinin ne zaman aldığını, ne kazandığını, ne kaybettiğini, hangi ortalamayla aldığını görürken, siz bütün bu bilgileri bilirken, Hasan Özdemir ismi ortaya çıktığında on dakikada T.C. kimlik numarasının farklı olduğunu söyleyip o listeyi görürken bu milletin bu listeyi neden görmemesi gerektiğini bu millete açıklamak zorundasınız.
Şimdi Tera, Pusula, Hedef, Atlas... İnsanlar bunlara güvenerek ciddi anlamda yatırımlar yaptı ama az önce Vekilimiz de söyledi, 455 bin kişiden bahsetmiyoruz arkadaşlar, en az 7 milyon kişi yatırımcı ve onların aileleriyle çok büyük bir küme bu konudan etkilenmiş durumdadır.
Bakın, bu fon krizinin temeli, bu firmaların üzerinde manipülasyon yaptığı; sahipliğinde ortaklığı olduğunuz, arkadaşlarınızın, dostlarınızın da içinde olduğu firmalardır. Bu firmaları daha önce de söyledim. 43 tane firmayı inceledik. Destek Finans, Hedef Holding, Kiler Holding, Katılımevim, Odine, Özata gibi birçok firma var. Bu firmaların, son altı ay içinde, 2026 yılının altı ayı içinde piyasa değeri 148 milyar dolara bu kurumlar tarafından çıkarılmış; 148 milyar dolar! Şimdi bunların değeri 9 milyar dolara düşmüş arkadaşlar. 31 Ağustosta bu firmaların değeri 79 milyar dolarmış, 31 Ağustostan bugüne 70 milyar dolar. Zirve değeri, son altı ay içinde ulaştığı değerden bugüne baktığınızda 140 milyar dolar bir değer kaybı ve bu değer kaybıyla bu hisselere yatırım yapan insanların bir daha geriye gelmeyecek tasarrufları hiç olmuş durumdadır. Bunlar da çözülmek ve konuşulmak zorundadır.
Yine, bugün borsa şu anda yüzde 2,5 düşmüş vaziyette ama borsada da hepimiz sadece BIST 100'e bakıyoruz, ekranlar BIST 100'ü gösteriyor ama BIST TUM'e baktığımızda; bakın, 31 Ağustosta 20,3 trilyondu, dün itibarıyla kapanış 14 trilyon 733 milyar; 5 trilyon 567 milyar erimiş gitmiş, yüzde 2,5'la birlikte 6 trilyon yani yaklaşık 120 milyar dolar para erimiş durumda. Yine, bunun, nakit akışı dengesi üzerinde sorun yaratacağı ve birçok şirketi, birçok aileyi ve birçok insanı etkileyeceği aşikâr. Bunlarla ilgili hızlı davranmak zorundasınız. Burada "131 fonun 60 tanesini çözdük." derken yarısını çözmüş gibi anlatıyorsunuz ama 46 milyar, fon krizi içinde toplam rakamın yüzde 5'ini ifade ediyor arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
HASAN ÖZTÜRK (Devamla) - Yine, PBLK'yle ilgili yani blokaj hâlindeki alışverişin de aslında artık o fonun kâr ve zararına ortak olmadığı SPK Kanunu'nda belirtilmiş ama siz bu konu da bu kanun da yokmuş gibi davranarak bunları da o paydan çıkarma derdindesiniz.
Yine, başka bir sorun, Katılımevim gibi birikim fonları. Bakın, Katılımevimin bütçesi, neredeyse tüm varlığını, 41 milyar lirasını fonda değerlendirmiş. Bu fonlar eğer o fonlarsa bu paranın da yüzde 90'ı gitti, Ev mev alacakların umudu bitti.
Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, yirmi beş yılın sonunda adalet, adaletsizliğe; kalkınma, sefalet içinde bir yaşama ve ak, kapkara bir düzene döndü. Hesap vermekten kaçmayın, kaçarsanız asıl hesabı sandıkta veremeyeceksiniz, bu kara düzenin altından imzanız silinmeyecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Dumansız Gençlik Girişimi locadan Genel Kurulumuzu izliyor, kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)
1. Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) (Devam)
BAŞKAN - Şahsı adına Muğla Milletvekili Sayın Cumhur Uzun.
Buyurun lütfen. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu ülkede yatırım fonlarının kuruluşu, yönetimi ve denetimi kanunlarla ve bunlara bağlı olan alt metinlerle, alt mevzuatla düzenlenmiş durumda yani yetki var, kurum var, denetim mekanizması var; eğer bunlar varsa, peki, bütün bunlar olurken ve bunlar varken bu kadar insan nasıl mağdur edilebildi? Demek ki problem mevzuatta değil; problem yöneticilerde, yönetende, sizde.
İktidar günlerdir sorumluluğu birkaç kuruma, birkaç kişiye, sözde nefsine hâkim olamayanlara, vurgunculara, nefsine hâkim olamayan bu vurgunculara bağlama peşinde.
Sonunda söyleyeceğimi en başında söyleyeyim. Sorunun kaynağı saray ve AK PARTİ Genel Merkezidir. Liyakatin yerini partidaşlığa, kurumsal bağımsızlığın yerini tek kişinin iradesine bağladığınız bir düzen oluşturdunuz ve o düzenin yarattığı tüm faturayı millete an an yaşatıyorsunuz.
Bu kriz bir gecede gelmedi değerli arkadaşlar; bunlar olurken para hareketlerini ve olağan dışı kazançlarıizlemekle görevli kurumlar neredeydiler? O kurumlara o yöneticileri kim atadı? Hangi rapor kimin masasında bekletildi? Yapılan uyarıların neden gereği yapılmadı? Uyarılara rağmen harekete geçmeyen bu kurumlar ve saraydan atanan yetkililer uyuyorlar mıydı, niye görevlerini yapmadılar? Bunların hesabını tek tek bu aziz millete vermek zorundasınız.
"Meclis araştırsın." diyoruz, "Hayır." diyorsunuz; "Listeyi açıklayın." diyoruz, açıklamıyorsunuz. Neyi kimden saklıyorsunuz arkadaşlar? Asrın yolsuzluğu yapılırken Meclis bunu araştırmayacak da neyi araştıracak? Şimdi çıkmış "çözüm" diye isteğe bağlı iade getiriyorsunuz. Gönüllü iade ne demek? Kim ne kadar kazandı, kim parasını çekti, kim ne kadarını geri verdi nereden bileceğiz? Liste yok, açıklama yok. Nasıl olacak, nasıl çözeceksiniz? Bir perde çektiniz, hırsızları saklıyor; bir mendil serdiniz, "Gönlünüzden ne koparsa bırakın." diye para topluyorsunuz; hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi? Evinize hırsız girse "Çaldığın televizyonu uygun görürsen getir." mi diyecek ona polis? Getirince suç ortadan mı kalkacak? Kaybolan kamu düzeni geri mi gelecek? Bir daha aynı kapının zorlanmayacağının güvencesini kim verecek? Bir hukukçu olarak söylüyorum: İade, zararı gidermeye yarar ama suçu ortadan kaldırmaz. Devletin görevi delilleri toplamak, sorumluları bağımsız yargı önüne çıkarmak, hukuka uygun tedbirler alarak mağdurların hakkını korumaktır. Bunlar failin vicdanına bırakılamaz. Burada bir kez daha açıkça söylüyorum: Sistem kurulmuş, millet fonuna kadar soyulmuştur arkadaşlar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Çıkmış bir de milyonlarca mağdurun karşısına "Bir musibet bin nasihatten üstündür." diyor, dalga geçer gibi vurguncuları vicdan muhasebesine çağırıyorsunuz. Şaibeli milyonlarını milyarlar yapan, sonra ortadan kaybolanların vicdanına güvenerek bu dosyaların çözümlenmesini bekliyorsanız çok beklersiniz. Vatandaş devletine nasihat dinlemek için değil hakkını koruyacağına olan inancı nedeniyle güvenir, siz o güveni yok ettiniz. Güven yok olurken tehlike de katlanarak büyümeye devam ediyor. Bu kriz, fonlarda parasını kaybedenleri aşarak başka sektörlere ve daha fazla insana uzanabilecek bir ekonomik sarsıntıya çoktan dönüşmüş durumda. Finansal güven sarsılınca bunun bedelini esnaf da üretici de çalışan da öder.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CUMHUR UZUN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Siz hâlâ yandaş koruma peşinde koşarken gerekli önlemleri almıyor, tehlikenin boyutunu göremiyorsunuz, görmek istemiyorsunuz. Artık bu mesele, sadece para meselesi değildir arkadaşlar. Bu mesele, devlete güven meselesi hâline gelmiştir. Bu mesele, devletin güven kapısındaki kilidin anahtarının kimde olduğu meselesi hâline gelmiştir ve görüyoruz ki hırsız içeriden olunca kapınız kilit tutmuyor.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Şahıslar adına son konuşma Antalya Milletvekili Sayın Atay Uslu'ya aittir.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ATAY USLU (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, fon konusunu üç farklı kategoride hassasiyetle takip ediyoruz. İlk aşama, tasfiyesine karar verilen fonlardaki varlıkların yatırımcılara ödenmesidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Başkanlığında oluşturulan Fon Koordinasyon Kurulu şu anda çalışmaktadır bu minvalde, yine gündemimizdeki yasa teklifi de bu süreci düzenlemektedir. İkinci aşama, hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle manipülasyon yaparak haksız ve fahiş kazanç elde edenlerin yargı önünde hesap sorulması sürecidir. Yargı deliller ve soruşturmalar ışığında bu konuda gereğini yapıyor; yine, Devlet Denetleme Kurulu da devrede. Üçüncü aşama ise benzer sorunlarla karşılaşmamanız için gerekli adımların atılması, gerekli tedbirlerin alınması aşamasıdır. Gerek Devlet Denetleme Kurulumuzun hazırlayacağı kapsamlı rapor gerekse bundan sonra Meclisimizin yapacağı yasal çalışmalar neticesinde kurumsal ve mevzuat boyutuyla inşallah bu adımları da hep beraber atarız.
Bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin temel amacı açıktır: Tasfiye sürecindeki fonlarda bulunan varlıkları korumak, tasfiyeyi adil ve etkin biçimde yürütmek, hukuka aykırı olarak fonlardan çıkarılan değerleri geri kazanmak, devamında sorumluların mal varlığına başvurmak ve en sonunda da elde edilen tüm kaynakların fon pay sahiplerine ulaştırılmasını sağlamak. Şunu ifade etmek istiyorum: İlgili fonların tasfiye süreci kamu bütçesine herhangi bir yük getirmemektedir, tasfiyede asla kamu kaynakları kullanılmamaktadır.
Değerli milletvekilleri, teklifin önemli bir ayağı, fon dışına çıkarılan değerlerin geri kazanılmasıdır. Öncelikle, ilgili fon yönetim şirketinin sorumluluğu esas alınmakta. Buradan tahsil mümkün olmazsa sorumluluğu belirlenen kişiler ve bunlarla birlikte hareket edenler bakımından şahsi sorumluluk öngörülmektedir ve hatta görevden ayrılmış olsa bile geçmiş dönemdeki işlemlerden doğan sorumluluklar ortadan kalkmamaktadır. Kısaca, ödemeler fonların tasfiyeye konu varlıklarından; artı, geri kazanılan varlıklardan; artı, tahsil edilen varlıklardan; artı, iade edilen tutarlardan karşılayacaktır. Fon tasfiye süreci kamu bütçesine herhangi bir yük getirmeyecektir.
Değerli milletvekilleri, şu an fon piyasalarımızda 2 bini aşkın yatırım fonu bulunmaktadır. Tasfiyesine karar verilen fon sayısı 131'dir. Bunların bir kısmı tasfiye oldu. Tasfiye hâlindeki bu fon, tüm piyasanın yüzde 4,6'sıdır sayısal olarak.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir şey değil yani(!)
ATAY USLU (Devamla) - Rakam ne olursa olsun, biz bu meseleyi ciddiyetle ele alıyoruz, meselenin üzerine tavizsiz gidiyoruz. Şunu bir kere ifade etmek isterim: Sorunu kimsenin hafife alma lüksü olmadığı gibi, sorunu kimsenin abartarak enfekte etme lüksü de olmaması gerektiğini düşünenlerdenim.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Abartıyoruz biz, doğru(!)
ATAY USLU (Devamla) - Bu süreçte Devlet Denetleme Kurulu, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilmiş, meselenin tüm boyutları, kurumların işleyişi, olası ihmaller en ince ayrıntılara kadar inceleniyor.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu üyesi değil miydi? Yakından denetlemeyecek.
ATAY USLU (Devamla) - Yargı tarafından Türk Ceza Kanunu'nun suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama; Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerine muhalefet hükümleri doğrultusunda soruşturmalar yapılmaktadır. Yine, Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddeleri işletilerek haksız kazanç şüphelilerinin banka hesapları donduruluyor, mal varlıklarına el konuluyor. Dün Adalet Bakanımız açıkladı, bugüne kadar 400'den fazla kişi hakkında adli işlem yapıldı.
Sayın milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, fahiş getiriler elde etmiş, spekülasyon, manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlamış kim varsa yargı önünde mutlaka hesabını verecektir. Vatandaşımızın alın terini, emeğini, geleceğini kendi çıkarları için istismar etmeye çalışan hiç kimseye göz yumulmayacaktır. Parti ayrımı olmaksızın, kimliğine, kişiliğine, kariyerine bakılmaksızın piyasayı bozan, sahtekârlık, dolandırıcılık yapan herkes hukuk önünde yaptıklarının hesabını verecektir.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Bugüne kadar göz yumanlar hâlâ aynı koltuklarda oturuyor.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır! Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır!
ATAY USLU (Devamla) - Ama öbür taraftan da yanlış bilgilerle, yalan bilgilerle piyasada spekülasyon yapıp siyasi rant elde etme çalışmaları da siyaseten doğru değildir.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır!
ATAY USLU (Devamla) - Nasıl ekonomik manipülasyon ülkeye zarar veriyorsa siyasi manipülasyon da ülkeye zarar veriyor.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Siyasi rant"mış; borsa 5 trilyon para kaybetmiş, hâlâ siyasi ranttan bahsediyorsunuz. Yazıklar olsun!
ATAY USLU (Devamla) - Ne siyasi himaye ne siyasi linç... Hukuk gereğini yapacaktır, biz de takipçisi olacağız. Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında hukuku bulacaktır, bizi bulacaktır.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - El uzatanlar sizde, sizde; el uzatanlar sizde!
ATAY USLU (Devamla) - Biz başkalarına benzemeyiz, biz millete yanlış yapana asla sahip çıkmayız.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Buraya nasıl gelmiş bu işler? Nasıl geldi bu işler buraya?
ATAY USLU (Devamla) - Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne, el uzattıysa karşısında bizi bulur.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Karşısında siz olduğunuz için bunlar bu hâle geldi! Bugüne kadar karşısında sen yok muydun?
ATAY USLU (Devamla) - Vatandaşımızın alın terini, emeğini kendi çıkarı için istismar etmeye çalışan hiç kimseye göz yummayız.
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Belli, belli.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - 110 milyarlık soygun var, deprem var, uyumuşsunuz ya!
ATAY USLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu teklif hayırlı olsun. Bu teklife katkı veren arkadaşlara teşekkür ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ATAY USLU (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
Özellikle, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da makul ve yapıcı zeminde kalıp manipüle etmeyi değil, kırıp dökmeyi değil inşa etmeyi, yol göstermeyi amaçlayan eleştirilere, önerilere her zaman olduğu gibi açığız.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Öneri veriyoruz; listeyi açıklayın, listeyi. Öneri veriyoruz size. Listeyi açıklayın; önerimiz bu.
BAŞKAN - Sayın Adıgüzel, buyurun.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Ordu Şehir Hastanesi gecikmeli de olsa, maliyeti 10 katına çıkmış da olsa nihayet hasta kabulüne açıldı. Bu süreçte CHP Milletvekili olarak olumlu eleştiri ve önerilerle katkı yapmış olmaktan mutluluk duyuyorum. Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya ve yardımcılarına 3 öneride bulunmuştuk. Hastanenin yeri konusunda ve yap-işlet-devret değil de kamu kaynaklarıyla yapılması hususunda önerilerimiz kabul gördü ve o şekilde yapıldı. 3'üncü bir önerimiz daha vardı ki bu önerimiz bugün Ordu kamuoyunun gündemindedir; Ordu Devlet Hastanesinin de yıkılarak kendi alanında en az 400 yataklı olarak yeniden yapılmasıyla ilgilidir. Sağlık hizmetinin kolay ulaşılabilir olması, hızlı ve etkin tedavi için son derece önemlidir. Bu nedenle Ordu halkımızın ve sağlık camiasının talebi doğrultusunda bir planlamayla Ordu Devlet Hastanesinin yeniden inşaatını bekliyoruz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Ayrım, buyurun.
ŞAMİL AYRIM (İstanbul) - Değerli milletvekilleri, yüce Meclisimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Türkiye-Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı olarak bu tarihî sorumlulukla söz alıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye-Azerbaycan ilişkileri gündelik siyasete alet edilmeyecek kadar köklü ve kadimdir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da vurguladığı gibi, bu bağlar iki devlet ilişkisinin çok ötesindedir. Sayın Aliyev'i, ailesini ve bağımsız can Azerbaycan'ı hedef alan ifadeleri şiddetle kınıyorum; eleştiri başkadır, aşağılayıcı söylem başkadır. Gazi Meclisimizin kürsüsü kardeşliğimizi güçlendiren sözlere zemin olmalıdır. AK PARTİ'nin, Hükûmetimizin ve Cumhur İttifakı'nın duruşu nettir. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu çerçevenin dışına çıkan bir yaklaşımı kabul etmiyoruz. Türkiye güçlüdür, can Azerbaycan güçlüdür; bir millet iki devlet birlikte daha güçlüyüz. Yaşasın Azerbaycan, yaşasın Türkiye! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
1.- Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) (Devam)
BAŞKAN - İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
6'ncı madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin (3)'üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(3) 5271 sayılı Kanunun 128'inci maddesi uyarınca elkonulan ve fon malvarlığından çıktığı veya fon zararının karşılığı olduğu anlaşılan malvarlığı değerlerinin satışı ve nakde çevrilmesi, kovuşturma sonucunda verilecek kesin müsadere kararı beklenmeksizin Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimliği veya mahkeme kararıyla derhal TMSF tarafından yerine getirilir. Elde edilen gelirler Hazineye gelir kaydedilmeksizin fon pay sahiplerine dağıtılmak üzere geri kazanım hesabına aktarılır."
Cevdet Akay | Yüksel Mansur Kılınç | Gülizar Biçer Karaca |
Karabük | İstanbul | Denizli |
İlhami Özcan Aygun | İnan Akgün Alp | Ömer Fethi Gürer |
Tekirdağ | Kars | Niğde |
Semra Dinçer | Aysu Bankoğlu |
|
Ankara | Bartın |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde ilk söz isteyen Bartın Milletvekili Sayın Aysu Bankoğlu.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
AYSU BANKOĞLU (Bartın) - Merhaba değerli arkadaşlar.
Bir anne çocuğunun geleceği için para biriktiriyor, bir emekli birikimini korumaya çalışıyor, bir işçi kıdem tazminatını yarınlarına güvence yapmak istiyor, bir esnaf yıllarca alın teriyle kazandığı paraları büyütüp işini ayakta tutmaya çalışıyor, bir genç ev kurabilmek, eğitim parasını ödeyebilmek, geleceğe umutla bakabilmek için üç beş kuruş parayı bir kenara koyuyor. Para piyasası fonuna insanlar paralarını koymuş. Neden? Çünkü düşük riskli, risk yüzde 1-2. Devletin kurumlarına güvenerek yasal bir şekilde yatırımlarını yapıyorlar. Sonrası malum; para buhar oluyor, insanların cebinden alınan para birkaç saraylının cebine doluyor. Bahsi geçen miktar, fonların büyüklüğü ne kadar? 18 milyar dolardan bahsediyoruz, 18 milyar dolar. Belki böyle söyleyince bir anlam ifade etmiyor, o yüzden biraz açmak istiyorum: Mesela, tam on yıl önce sözü verilen ve on yıl sonra ancak açılabilen Bartın Devlet Hastanesinin maliyeti 9,2 milyar lira; bu parayla tam 97 tane Bartın Devlet Hastanesi açılabilirdi, yine de para artıyordu. Mesela, 2 milyon 650 bin asgari ücretli bir yıl çalışsa bu para ancak toplanabiliyor; birkaç aya komisyon kurup kaşıkla verileni kepçeyle almak için onlarca hesap yaptığınız asgari ücretten bahsediyorum. Başka bir örnek vereyim: Mesela, TOKİ'nin Anadolu için açıkladığı 1+1 konut fiyatı ne kadar? 1,8 milyon lira, yaklaşık 500 bin ailenin bu parayla konut ihtiyacını karşılayabiliyordunuz. 500 bin ailenin kira derdi biteceğine ne yapılıyor? Birkaç vasıfsız torpillinin serveti büyütülüyor ve bu paralar ona kullanılıyor. Mesela, 1 milyar 860 milyon lira; şimdi birçoğumuza bir anlam ifade etmiyor bu para ama saray için 40 bin öğrenciye KYK bursu vermek yerine bu parayı Fatma Betül'e verince çok anlam ifade ediyor. Yetmiyor, bir de üzerine pek liyakatli kardeşi Tera foncularının çok sevdiği ülkeye büyükelçi atanıyor. Fatma Betül'ün zamanında İBB'den burs diye aldığı 4,5 milyon liralık avanta yetmedi, bir de üzerine 40 bin öğrencinin parasını verelim deniyor. Okula giden çocuklara bir öğün yemeği çok gören, KYK burslarına bin lira zam yaptı diye Hükûmetinizi sürekli öven bakan eskinizin vurgunundan bahsediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu para saraydan bu iktidarın şanslı mensuplarından gittiği zaman bu paraya "bilanço kaybı" diyorsunuz ama vatandaşın parası gittiği zaman sofrasından lokma eksiliyor, ihtiyacı erteleniyor, çocukların eğitim bursu verilemiyor, yokluğa tamah ediliyor, kışı soğukta geçiriyor, öğrenciye harçlık veremiyor; işte fark burada. Şimdi, hesabı yine kamuya kesilecek yani kamunun parasıyla güya bu zararlar tazmin edilecek. Ne diyordunuz bir ara, sürekli ne diyordunuz? "Hepimiz aynı gemideyiz." Yalanlarınızla bu milleti oyaladınız. Ne diyordunuz? "Sabredin." Ne diyordunuz? "Acı reçete" "Sabredin. Acı reçete" diyerek faturayı vatandaşa kestiniz. Şimdi, niye kazanınca siz, kaybedince faturayı vatandaş ödüyor; soruyorum. Zaten ihalelerden, borsadan, arsadan, vergi istisnalarından, teşviklerden milyarlarca lira servet yaptınız. Şimdi, bu insanlar sizin vurgun sponsorunuz mu, bu millet sizin vurgun sponsorunuz mu; soruyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Hazine ve Maliye Bakanlığına bakıyoruz, izlemiş; Borsa İstanbul ve ilgili denetim kuruluşlarına bakıyoruz, yoklar; aracı kurumlar, SPK, TEFAS, hepsi bir şekilde kendini kurtarma peşinde. Ya, Allah aşkına, bu ülkede küçük esnafın hesabı kuruşu kuruşuna denetleniyor, kuruşu kuruşuna denetliyorsunuz, 5 bin liralık kredisini ödeyemediğinde hop, gecikme faizini işletiyorsunuz, hemen icraya koyduruyorsunuz. İşçinin kazandığı paranın vergisi zaten cebe girmeden daha kesiliyor. Vatandaşın üç kuruşu için maşallah, saray tüm kişi ve kurumlarıyla teyakkuz hâlinde jet hızıyla çalışıyor ama konu milyarlarca liralık iddialara geldiğinde, konu güçlü ve nüfuzlu kişilere uzandığında hepiniz üç maymunu oynuyorsunuz, üç maymunu. Mecliste araştırma komisyonu kurulsun diyoruz, burada kurmamak için üç tane takla atıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYSU BANKOĞLU (Devamla) - Neymiş efendim? Vatandaş uyanık olsunmuş; depremde uyanık olsun vatandaş, selde uyanık olsun, para piyasasında uyanık olsun, kendisini denetlesin, önlemini vatandaş kendisi alsın. Her şeyi vatandaş yapacaksa Allah aşkına, siz ne işe yarıyorsunuz ya, ne işe yarıyorsunuz? Bu soruların cevabını vermek zorundasınız ve unutmayın, adalet bir gün herkese lazım olacak. Yok efendim, siyasi bağlantım var, arkamda saray var, devrisabık olmaz, gündem değişir, unutulur zannetmeyin. Bu bozuk düzen değişecek ve sorumlu olan herkes bir gün hesap verecek.
Saygılar sunarım. (CHP ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(4) Sermaye Piyasası Kurulunun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarına uygulanacak idari para cezaları, gelir kaydedilmeksizin ilgili yatırım fonuna; tasfiyenin tamamlanmış olması hâlinde ise geri kazanım hesabına aktarılır."
Gökhan Günaydın | Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu |
İstanbul | Antalya | Manisa |
Seyit Torun | Mahmut Tanal | Tahsin Ocaklı |
Ordu | Şanlıurfa | Rize |
Özgür Karabat | Turan Taşkın Özer |
|
İstanbul | İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Turan Taşkın Özer.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, tabii, önce şunu söylememiz lazım: Tasfiyesine karar verilen bu 131 fonun büyüklüğü 840 milyon TL'ye kadar çıkan bir bedel. En basit anlatımıyla anlatayım, çok örnek verdiler burada tabii ama: Biz her gün yine sizlerin belirlediği o yetmeyen asgari ücreti harcasak, her gün 28.075 lira para harcasak yaklaşık bu meblağa seksen doksan yılda ancak ulaşabiliyoruz; vatandaşlarımızın bunu bilmesini isterim. Yüz binlerce vatandaşın cebindeki bu para, işte bu vurguncuların jetlerine, uçaklarına, yatlarına yakıt olmuş ama aradan kırk gün geçmiş bize bu enkazı nasıl kaldıracağınıza dair hikâyeler anlatmaya devam ediyorsunuz. AK PARTİ Genel Merkezinden herhâlde önünüze bir not kondu, "Bütün milletvekilleri bu notu okusun." dendi. Buraya çıkan bütün AK PARTİ milletvekilleri de geliyorlar, o notta yazanı burada böyle satır satır okuyorlar. Neymiş efendim? Soruşturma varmış, üstüne gidiliyormuş, ucu nereye dokunursa dokunsunmuş; böyle beylik laflarla hikâye anlatmaya devam ediyorsunuz. Yetmiyor, alelacele bir kanun getiriyorsunuz önümüze. Kanunun ne başı belli ne sonu belli ne vurgun yapanlara ceza var ne mağdur edilen vatandaşın derdine çare var; ceza hukukunun evrensel ilkeleriyle çelişkiler içerisinde bir metin, mülkiyet hakkı ve güvencesi zaten hak getire durumda.
Tabii, bir de şu var: Kanunun genel gerekçesini yazan arkadaşlar, acaba yazdıkları bu cümlelere kendileri inanıyorlar mı? Burada ödüllendirilen Adalet Bakan Yardımcısı Sayın Aydoğdu da burada; hiç mi okumadı, hiç mi bakmadı acaba buna? Neymiş efendim? Fon vurgununun sonuçlarının sermaye piyasasının geneline sirayet etmesinin önlenmesi hedeflenmekteymiş. Ya Borsa İstanbulun tüm endekslerde -biraz önce milletvekilimiz söyledi- değer kaybı 6 trilyon lirayı aşmış, 120 milyar dolara dayanmış, siz hâlâ diyorsunuz ki: Sirayeti önleyeceklermiş de -miş, -miş. Gerçekten âciz ve gülünç duruma düşüyorsunuz.
Diğer bir kısım, her vatandaşa 1 milyon lira ödeme yapılacak ama bu 1 milyon garanti değil, 1 milyondan fazla parası olanlara ne yapılacağı zaten belli değil. Bu dağıtımı da bu belirsiz kaynaklarla elde edeceğiniz dağıtımı da -işte, işin sorumluları yine orada oturuyorlar- SPK'ye emanet ediyorsunuz yani görevini zamanında yapmayıp krizi böyle kuzu kuzu seyreden, denetim görevini ihmal eden ve bizce asıl vurgunun faili olan, asıl fail olan SPK'ye emanet ediyorsunuz. Bir de maddede diyor ki: "SPK'nin belirleyeceği asgari eşiğin altında kalan tutarlar bekletilir." Peki, o sırada enflasyon ne olacak? Bekleyen bu para nasıl değerlendirilecek? Hesapların şeffaflığı nasıl sağlanacak? Tek satır, bakın, tek satır düzenleme yok; yatırımcının parası kuşa dönsün, yatırımcının parası pul olsun. Bunu nasıl önleyeceğinize dair bir satır yazı yazmamışsınız, milleti kandırmaya devam ediyorsunuz.
Şimdi, sayın vekiller, -özellikle bu tarafa bakarak söylüyorum- asıl vahim olan şudur: Tövbe hesabı. Şimdi, bu işin baş sorumlusu kim? Kimi zaman bir davanın savcısı olan, kimi zaman bir davanın hâkimi olan, kimi zaman ülkenin en ünlü ekonomisti olan Cumhurbaşkanının bizatihi kendisidir. Daha önceden hiçbir sorumluluğu almadığı gibi, hiçbir olayda hiçbir sorumluluğu almadığı gibi, yine bu milletin manevi duygularına atıfla bu işi kapatma gayretinde. Ayrıca, bakıyoruz, kim tövbe ediyor, nasıl tövbe ediyor, kim, nereye, ne kadar yatırıyor; o da belli değil, onu da açıklamıyorsunuz zaten çünkü bu listeleri... Bakın, listeleri diyoruz, listeler nerede? Listeler yok, devlet sırrı gibi saklıyorsunuz çünkü sizler de çok iyi biliyorsunuz ki -bir çoğunuz önüne bakıyor zaten- asıl vurguncular, bu fonu kuranlar partinizle ilişkili -geçenlerde bir milletvekilimiz söylemişti- tokluk sınırına ulaşmayan çok önemli aktörler, bunları açıklayamıyorsunuz. Şimdi, mesele Cumhurbaşkanının dediği gibi bazı insanların borsada 3 milyon lirasını 30 milyar yapması, bir fahiş kazanç elde etmesi vesaire değil. Mesele, organize, örgütlü biçimde ve dikkat ediniz, kamu gücü kullanılarak yapılan vurgundur, soygundur, dolandırıcılıktır. Sayın vekiller, bakın, tövbe Allah ile kul arasındadır. Vurguncu ile kanun teklifi arasında tövbe falan olmaz. O yüzden bu üzerine yatılan milletin parasının hesabını hepiniz vereceksiniz. Bunlar boynunuza vebaldir, bunu ödeyeceksiniz. O listeyi açıklayacaksınız, sorumluluğu üstleneceksiniz, bu siyasi sorumluluğu alacaksınız, almak zorundasınız. Neymiş efendim? "Şeytana uymuş, tövbe etmiş; affedelim." Ne güzel adalet sistemi ya, ne güzel adalet sistemi! Ne güzel! Böyle, duygulara hitap edin, manevi duygulara hitap edin, oralara vurun, ondan sonra da affedelim; ne güzel adalet sistemi! İşte, tam da sizin isminizdeki adalet sistemi budur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
TURAN TAŞKIN ÖZER (Devamla) - Bakınız, bir de meselenin uluslararası boyutu var, gelişmekte olan piyasalar statüsünden ülkemizin çıkarılma riski var. Dar bir çevrenin servetini katlamak amacıyla o sizlerle ilişkili önemli aktörlerin kurduğu bu yapının faturasının ekonomik olarak tüm ülkeye kesilme durumu söz konusu ki bizce asıl beka meselesi budur. Milletimiz duysun, buradan bağırıyoruz: Bu kanun teklifi cebinizden alınan parayı size geri vermeyecek. Bu kanun teklifi mağduriyetinizi bir nebze de olsa gidermeyecek. Meclise getirilen bu kanun teklifinin tek amacı vurguncuları korumaktır.
Ek olarak şunu söyleyeyim, son söz, dün Grup Başkan Vekili de söyledi: Keşke AKP tarafından iddia edildiği üzere, adaletin paradigmasının tüm dünyaya haykırışının sadece yüzde 10'u Türkiye'de, kendi ülkesinin içerisinde haykırılsa da... Çok zor, bu kafayla çok zor diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin (7)'nci fıkrasında yer alan "Kurulca belirlenir." ifadesinin "Kurul tarafından belirlenir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Sabahat Erdoğan Sarıtaş | Ömer Faruk Hülakü |
Şanlıurfa | Siirt | Bingöl |
Ferit Şenyaşar | Vezir Coşkun Parlak | Sevilay Çelenk |
Şanlıurfa | Hakkâri | Diyarbakır |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Sevilay Çelenk.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, sevgili yurttaşlar; iki gündür çok büyük çaplı bir fon vurgununu konuşuyoruz. Aslında konuşulmadık bir boyutu da neredeyse kalmadı. 900 milyar liralık, 18 milyar dolarlık bir büyüklükteki bir fondan söz ediliyor ve 455 bin yatırımcıyı etkileyen bir fon. Peki, bu vurgun nasıl oluyor da oluyor? Yapıyorlar ve oluyor, hayatın başka yerlerinde yaptılar ve oldu. Fatma Betül Sayan Kaya biliyor ki yaparsan olur çünkü bu ilk vurgun değil. Fon vurgununa gelene kadar, finansal hayatı vuran bu vurguna kadar gerçek hayatlar vurgun yedi. "Millî irade, millî irade" dediniz, seçmen iradesi vurgun yedi, adalet vurgun yedi; yaptınız ve oldu. Fonla ilgili hemen her şey konuşuldu, burada en vahim olanlardan biri bu maddeyle ilişkili olarak reel kazancı 10 milyonun üzerinde olanlar gönüllü iade edebilecekler, zaten bu gönüllülüğün böyle bir teklifte yer alması bile absürt ötesi, geri kalan kısmı da defalarca konuşuldu.
"Seçmen iradesi vurgun yedi." dedim, daha bir iki gün önce muhalefet listelerinden seçilmiş, 2024 yerel seçimler sonrasında seçilmiş 108 belediye başkanı AKP'de bir uyum sürecine alındı. Başka partilerin seçmenince verilmiş oylar böyle, bir tür gönüllü, iradi bir şey kisvesi altında el değiştirdi, seçmen iradesi vurgun yedi. Hatırladığım, bu 108'in içinde ana muhalefetten geçen 37 belediye başkanı var, bunu size yakın medya yazıyor. Bunların iradi olmadığını, birçoğunda nasıl aslında rüşvet, şantaj, yolsuzluk gibi arka planda, perde arkasında pek çok başka şeyin olduğunu biliyoruz. Buna gelinceye kadar, zaten öncesini bir tarafa bırakalım, bizim partimizin bütün kazanımları yerel seçimlerde gasbedilmişti ama 2024 sonrası da 10 belediye başkanının yerine kayyım atandı; bu bir vurgundu, fon vurgunundan önce irademize yapılan vurgun.
"Hayatlar vurgun yedi." dedim, siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplumcuların hayatları vurgun yedi. Selahattin Demirtaş, on yıldır cezaevinde, Figen Yüksekdağ da öyle, Osman Kavala, dokuz yıldır cezaevinde. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu dosyalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını ve derhâl serbest bırakılmalarını istiyor ancak bu hiçbir şekilde bir karşılık bulmuyor. Can Atalay'ı halk seçti, AYM kararına rağmen milletvekilliği düşürüldü ve hâlâ tutuklu. Çiğdem Mater ve Mine Özerden, hükûmeti devirmekle suçlandılar, bir parkı savundukları için. Bütün bunlar olmasaydı, bunlara "Yaptık ve oldu." denmeseydi bu fon vurgunu da olmazdı, bu rabıtayı kurmak durumundayız. Ulusal hukuku, uluslararası hukuku hiçe sayan, insanların hayatlarını, iradelerini çalan bir iktidar yapılanması elbette ki fırsat bulunca en kolay cebimizdeki parayı çalacak ve bunu yaptı.
"Adalet vurgun yedi." dedim, bunu zaten siyasi davalardan biliyorduk ancak adli vakalara da sirayet etti. Arada barış imzacılarını belki hatırlatmak gerekirdi, hâlâ hatırlıyor musunuz bilmiyorum? 2019'da AYM ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini söyledi, hâlâ görevlerine dönemediler. Siyasi vakalarda olan bütün hukuksuzluklar bugün adli vakalara sirayet etmiş durumda. Narin Güran'ı hatırlıyor musunuz? Sanırım unutmuyorsunuz çünkü unutmanıza izin vermiyorum, birkaç kişi unutmanıza izin vermiyoruz. Bir çocuk katli davası söz konusu burada ve bu çocuk katli davasında en temel maddi delil sayılan şey "Ulusal Kriminal Büro" adı verilen ne idiği belirsiz bir şirketçe verildi ve bu şirketin sahibi daha birkaç gün önce kara para aklamaktan tutuklandı. Ve daha önce baktığı davalardaki yolsuzluklar bugün ortalığı yıkıyor ve Narin Güran'ın annesi, abisi, amcası,orada bir kaya parçasına "Narin Güran'dır." diyen bu Ulusal Kriminal Büronun verdiği raporla ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Kendi seçmeniniz, AKP'li bir aile, AKP'li bir köy; her gün bunu hatırlatıyorum, kılınız kıpırdamıyor. 14 soruluk bir önerge verdim Ulusal Kriminal Büro hakkında, cevap yok çünkü verecek cevabınız yok. Adalet, adalet nosyonu çalındı, adalet nosyonu vurgun yedi. Artık sadece bu konuda ileri geri konuşan başdanışmanlarınızın, ileri geri konuşan bakanlarınızın sözü yere düşmesin diye siz bir annenin, Yüksel Güran'ın haysiyetini çiğnediniz. Yüksel Güran'ın çiğnenen onurunu her gün hatırlatacağım burada. Siz hatırlamıyorsunuz çünkü o Fatma Betül Sayan Kaya değil. Bütün bunları size hatırlatmaya devam edeceğiz ve bir gün adalet yerini buluncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin (2)'nci fıkrasındaki "Birinci fıkra kapsamında fona devredilemeyen" ibaresinin "Birinci fıkra kapsamında fona devredilmemiş olan" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Sadullah Ergin | Hasan Karal |
Muğla | Ankara | İstanbul |
İdris Şahin | Sadullah Kısacık | |
Ankara | Adana | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun. (YENİ YOL ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan bir kanun teklifi geçiyor. Yüzyılın soygunundan bahsediyoruz sizlere ama anlamak istemiyorsunuz.
Biliyorsunuz, çok yakışıklı bir yeniçeri var ve çok da güzel mi güzel böyle bıyıkları var fakat bir gün sabah erkenden kesiyor bıyıklarını "Ya, çok yakışıyordu size, neden kestiniz?" diyorlar. "Fare geçmişti." "E, yıkarsınız geçer." "Ama hayır, yol olur." diyor, yol olmaya başladı bu ve aynı zamanda da biliyorsunuz, şöyle bir fıkrası var Nasrettin Hoca'nın: Nasrettin Hoca'nın birisine borcu var fakat bir türlü borcunu ödemiyor. Daha sonra alacaklı gelince de diyor ki: "Vereceğim sana borcumu." "Nasıl vereceksin?" "Şu telleri görüyor musun?" "Görüyorum." "Şu koyun sürüsünü görüyor musun?" "Görüyorum." "Peki, bunlar buradan geçerse ne olur? Tüyleri bu dikenlere takılır, ardından da hanımla beraber toplarız, eğiririz, ardından bunu kazak yaparız, satarız, sana öderiz." Adam gülmeye başlıyor. Şimdi, burada, fonzedeler bu fıkraya uygun. Birinci fıkrada yeniçeri misalinde söylediğim de size uygun arkadaşlar. "Niye?" diyeceksiniz. Bakın, eğer yol olur dediğim de siz 17-25 Aralıkta o işlemleri yapanları -evet, FETÖ'cüler vardı, devlete sızan insanlar vardı, bunlar gizli gizli sizi dinlediler ve şantaj yaparak iktidarınıza ortak olmak istediler veyahut da devlet olmak istediler, elbette ki onlar suçluydu- o insanları, olayın muhataplarını Yüce Divana göndermemek de sizin için bir nakısaydı, onları gönderecektiniz; evet, yol olma oradan başladı arkadaşlar.
İkinci olarak nereden başladı? İkinci olarak 8 belediye başkanının görevden alınış şekliyle başladı. Niye o belediye başkanları görevden alındılar? FETÖ'cü müydü onlar? Eğer FETÖ'cüyse niye onlar hakkında gözaltı kararı almadınız? Veyahut da onlar eğer hırsızlıktan, yolsuzluktan dolayı itham ediliyorlarsa onlar hakkında niye işlem yapmadınız? Yol olur demiştim değil mi başlangıçta, evet, yol olmaya devam ediyor.
Ardından Yunus Emre Vakfında milyon dolarlar götürüldü, yine aynı şekilde görmezlikten geldiniz, duymazlıktan geldiniz ve şöyle bir noktaya doğru gidiyorsunuz: Gerek yargıda gerek yürütmede gerek yasamada çifte standartlı bir yürütme, çifte standartlı bir yargı, çifte standartlı bir yasama. O nedenle, ardından daha başka olaylar vardı. Mesela Sedat Peker'in söyledikleri, Sedat Peker'in söyledikleri iddialardı değil mi, aynı zamanda ispatlardı. Kim o iddiayı eğer yalanlarsa onu görüntülerle, konuşmalarla çok rahat bir şekilde ispat eder hâle geliyordu. Ardından, hatırlarsanız, bir milletvekilinin boşanma davasında milyon dolarlar meselesi vardı, yine borsa meselesi vardı ve aynı zamanda da orada 4,5 milyon dolarlık bir tekne vardı 100 bin liralık maaşın karşılığı.
Değerli arkadaşlar, bakın, dün burada bir değişiklik önergesi getirdiniz burayla ilgili. Burada sorumlular kim? Açıkça söyleyin bakalım. Burada sorumlu sadece -455 bin- fona parasını yatıran hissedarlar mı, bunlar mı? Değil. Peki, kim? 7 milyon kişi borsadan ve diğer hisselerden payını almak için oralara üye olmuşlar, abone olmuşlar; onlar mı? Hayır, değil. Peki, kim? 86 milyon. Burada çok ciddi şekilde mağdur olan ve bu mağduriyetleri yaşayan 86 milyon; bizim paralarımızla beraber birileri zengin oluyorlar. Asrın soygunu dedim size hatırlarsanız eğer, asrın soygunu bu. Bundan daha büyük soygun olamaz. Ha "Yok." diyecekseniz o zaman araştırma önergemize "evet" oyu verecektiniz. "Evet" oyu vereceksiniz, bir yandan yargı devreye girecek... Yok, yargı devreye girmez, girermiş gibi yapar; mesela, 2 No.lu Baronun Başkanının söylediği gibi veya adayın söylemiş olduğu gibi. Ne diyordu? "70 kişiyi hâkim yaptık." diyordu. O hâkimler mi yapacak bu soruşturmayı? O hâkimler mi yapacak, Allah aşkına söyler misiniz bana? O hâkimler yapamaz çünkü o hâkimler torpille işe girmişler. Kaç hâkim böyle girdi? Kaç kişi referansla girdi, kaç kişi torpille girdi? O yargı yapamaz. O yargı zaten 15 Temmuzdan sonra ya korkutuldu ya korktu ya durumdan vazife çıkarttı ya da ideolojisinin esiri olan insanlar tarafından yönetildi. "Niye o yargı yapamaz?" diyorum. Sizin istemediğiniz şekilde karar verenlere gerek Ayşe Barım davasında gerek Ekrem İmamoğlu davasında tenzilirütbe yapmadınız mı? Coğrafi teminata rağmen onları başka yerlere göndermediniz mi? Hani yargı bağımsızdı? Hani yargı tarafsızdı? Niye yargının üzerinde yürütme tasallutta bulunuyor? Bulunmayın, ben o yargıya güvenmiyorum.
"Ardından Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu burayı denetleyecek." deniyor. Vallahi oraya da güvenmiyorum. Niye güvenmiyorum? Onlar da çekinirler, onlar da korkarlar. Niye korkmasınlar ki? "Birine FETÖ'cüsün." derler. "Seni FETÖ'cülükle ilzam ederiz, itham ederiz." derler, onlar da korkar. Zaten geçmişte de şöyle diyorlardı: "O, PKK'lı; o, şu partili, bu partili." Şimdi de "FETÖ'cü" derler. Kim korkmuyor arkadaşlar, söyler misiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Hangi belediye başkanı korkmuyor muhalefetteyse eğer? Sabahleyin kalkınca ilk işi perdesini açmak oluyor. Peki, iktidar partisinin belediye başkanlarına, iktidar partisiyle iltisaklı olanlara niye bir şey yapılmıyor? Burada sorumluları kurtaramayacaksınız. Burada sorumlular bellidir; MASAK'tır, BIST'tir, SPK'dir. Sorumlular bellidir burada; Hazine ve Maliye Bakanlığıdır, Millî İstihbarat Teşkilatıdır. Sorumlular bellidir; İçişleri Bakanıdır, Adalet Bakanıdır. Her şeyi biliyorsunuz da her şeyi görüyorsunuz da bunları niye görmüyorsunuz? Görmek istemediniz. O nedenle bu sorumluları kaçırmayın. Kaçırabilirsiniz; bakın insanlar zâr ağlıyorlar, insanlar çok ciddi şekilde çaresizler, çare arıyor bu insanlar. Göreceksiniz, çok ağır bir bedel ödeyeceksiniz.
Kaçmayın, gelin, burada Mecliste bir araştırma komisyonu kuralım, size de faydalı olur; içinizde kirlenmiş olanları, içinizde sizi istismar edenleri, içinize sızmış olanları da temizlemiş olursunuz böylece, anlarsınız. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi için bir turnusol kâğıdıdır. Tekrar yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmak istiyorsanız, tekrar yeniden iktidar olmak istiyorsanız gelin, bu araştırma komisyonuna "evet" oyu verin, o zaman kurtulun diyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 6'ncı maddesinin (1)'inci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan "ilişkin" ibaresinin "dair" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan Uz | Yüksel Arslan | Burhanettin Kocamaz |
Çanakkale | Ankara | Mersin |
Metin Ergun | Selcan Taşcı |
|
Muğla | Tekirdağ |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Metin Ergun.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
METİN ERGUN (Muğla) - Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; az önce şahsı adına söz alan AK PARTİ'nin Antalya Milletvekilini ibretle ve hayretle dinledim. "Abartmayın." diyor. "Abartmayın." dediği şey ne biliyor musunuz? 20 milyar dolar, 400 milyar Türk lirası. Az önce YENİ YOL Grubu adına bir konuşmacı ifade etti, dedi ki: "Bu çalınan para -bu kelimeyi bilerek kullanıyorum- Doğu Karadeniz'deki fındıkçıların elli yıllık parası, çaycıların yüz yıllık parası." Ben de hesapladım -ben zeytin bölgesinden geliyorum- 2025 ihracat rakamlarımıza göre seksen altı yıllık zeytinyağı ihracatı, seksen altı yıllık. Dolayısıyla "Abartmayın." dediği o. Evet, biz abartmayalım da siz de birazcık kulak verin, birazcık dikkate alın; muhalefet ne diyor, uzmanlar ne diyor; dikkate alın. Mesela Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yıl önce bir konuşma yapılmış, denmiş ki: "Bu ülkenin borsasında manipülasyon bizzat kamu gücü kullanılarak, devletin verdiği makamlar kullanılarak yapılıyor." Kim demiş? İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, bir yıl önce. Eğer Sayın Genel Başkanımızı dikkate almış olsaydınız, onun sözünü dikkate almış olsaydınız bu zarar, 456 bin kişinin zararı oluşmamış olacaktı, 20 milyar dolar iç edilmemiş olacak idi ama dikkate almadınız.
Burada sormak durumundayız. Bu uyarılar neden dikkate alınmamıştır? Sermaye piyasalarının kritik makamlarında oturanlar... Belki biraz sonra bir önergeyle onları korumaya alacaksınız. Kritik makamlarında oturanlar, sözde iş insanları, onların holdingleri ve fonları bu örgütlü dolandırıcılığı bitirsin diye mi beklenmiştir?
Meselenin özü şudur: Bu vurguna göz yumularak, göz yumarak, iktidar, siz sebep oldunuz. Açıkça ifade ediyorum: Bu bir finans krizi değildir, sadece ve sadece bir finans krizi değildir; bu ekonomik kriz değildir, sadece ve sadece bir ekonomik kriz değildir; bu siyasi bir kriz değildir, sadece ve sadece bir siyasi kriz değildir; bu esasında devlet krizine giden bir süreçtir, devlet kurumlarının güvenilirliğini sarsan bir süreçtir. Dolayısıyla güvenilirlikle ilgili yaşanan ağır bir krizle karşı karşıyadır Türkiye. Sadece siz değil, hepimiz karşı karşıyayız, bütün Türkiye karşı karşıya. Siz sebep oldunuz çünkü son güne kadar sessiz kaldınız. Eğer bir yıl önceki uyarıyı dikkate almış olsaydınız siz mesul olmazdınız ama dikkate almadınız, mesulsünüz. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Dolayısıyla bu sorumluluktan kaçamazsınız ve milletin vicdanında asla ve asla aklanamayacaksınız.
Muhterem milletvekilleri, bu organize, örgütlü ve nitelikli bir soygundur ve bu soygun yaşanırken SPK, Borsa İstanbul, MASAK, Takasbank ve BDDK yetkilileri neredeydi? Neredeydi bu kurumlar? Neden zamanında müdahale edilmedi? Müdahale edilmedi, edilemezdi çünkü bu yolu siz açtınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
METİN ERGUN (Devamla) - Şöyle ki: Düzenleyici ve denetleyici kurumların bağımsız çalışmasını yıllarca bürokratik vesayet olarak nitelendirdiniz ve yerine kurumsuzluk ve kuralsızlık rejimi temin ettiniz. Siz bu kurumları tehdit olarak gördünüz ve fiilen iş yapamaz hâle getirdiniz. Oysa hepimizin okuduğu gibi demokrasi, kurallar ve kurumlar rejimidir, bunu yok ettiniz.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
6'ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6'ncı madde kabul edilmiştir.
7'nci madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Dışarıdan hizmet alımı ve uygulanacak hükümler
MADDE 7- (1) Bu Kanunun uygulanmasında gerekli görülen durumlarda, koşulları Kurul Karar Organı tarafından belirlenmek üzere, bu Kanunun uygulanmasından doğan işler, açılacak dava ve takipler için Kurul ve YTM tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan avukatlık hizmeti ile muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri geçici görevlendirme yoluyla temin edilebilir.
(2) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurul tarafından; TMSF'nin görev alanına giren hususlarda TMSF'nin görüşü alınarak belirlenir."
Cevdet Akay | Ömer Fethi Gürer | Gülizar Biçer Karaca |
Karabük | Niğde | Denizli |
|
|
|
İnan Akgün Alp | Selma Aliye Kavaf |
|
Kars | Manisa |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Selma Aliye Kavaf.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
SELMA ALİYE KAVAF (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz 7'nci madde üç bölümden oluşuyor: Birinci bölüm, SPK'ye ve Yatırımcı Tazmin Merkezine dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmeti alma yetkisi veriyor. İkinci bölüm, bu kanunun uygulanmasında bütün usul ve esasları SPK'nin belirleyeceğini söylüyor. Üçüncü bölüm, kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Bankacılık Kanunu'nun uygulanacağını düzenliyor. Üç bölümün her birinde ciddi belirsizlikler ve eksiklikler var.
Birinci bölüm, hizmet alımının koşullarını kurul karar organının belirleyeceğini söylüyor ve başka bir şey söylemiyor. Kamu İhale Kanunu'nun uygulanıp uygulanmayacağı yazmıyor, Harcama için üst sınır belirlemiyor. Sözleşmelerin açıklanacağına dair hüküm de yok. İktidar, Komisyonda bu düzenleme için kanuni dayanağın zorunlu olduğunu söyledi, bu doğrudur. Mevcut düzenlemede SPK bu alımı yapamıyordu ancak istisna getirilirken bunun usulü ve sınırı metne yazılmıyor.
Yazılım geliştirme hizmetinin neden gerektiği ise hiç açıklanmadı. Hesaplamayı Merkezi Kayıt Kuruluşu, fiyatlamayı Takasbank, ödemeleri Ziraat ve İş Bankası yapıyor. Bu hâliyle hangi yazılımın kime ve hangi bedelle yaptırılacağı belli değil.
Giderlerin kaynağı konusundaki tutumumuz açık, giderler maddenin öngördüğü gibi SPK ve Yatırımcı Tazmin Merkezi bütçesinden karşılanabilir. SPK bütçesi vergiden değil piyasa katılımcılarının ödediği kurul ücretlerinden oluşmaktadır; bu giderler hiçbir şekilde yatırımcının tasfiye bakiyesinden kesilemez. Komisyon görüşmelerinde iktidar sıralarından bir milletvekili bu giderlerin fonun içinden karşılanacağını söyledi. Bu ifade tutanakta yer alıyor ve metinde bunu engelleyen bir hüküm yok. Bunun pratik sonucu şudur: Ödeme dışı bırakılan bir yatırımcı SPK'ye dava açtığında SPK'yi bu maddeye istinaden tutulan avukat savunacak ve o avukatın ücreti yatırımcının bakiyesinden kesilecektir; bu kabul edilemez. Sermaye Piyasası Kanunu'nun 130'uncu maddesine göre "SPK'nin açığı hazine yardımıyla kapatılır, dolayısıyla kamu kaynağı kullanılmayacak." ifadesi bu hâliyle doğru değildir. Giderler 5'inci madde kapsamında belirlenen zarar tutarına tasfiye ve takip gideri olarak eklenmeli ve sorumlulardan tahsil edilmelidir. 6183 sayılı Kanun takip masraflarını borçluya yükler, teklifin atıf yaptığı Bankacılık Kanunu'nun 140'ıncı maddesi de aynı esası benimser. Avukatın ücretini mağdur değil fonu boşaltanlar ödemelidir ve bu, kanun teklifi metnine yazılmalıdır.
(2)'nci fıkra kanun teklifinin uygulanmasına ilişkin bütün usul ve esasları SPK'ye bırakıyor. Ödeme sırasını belirleme, ödeme dışı bırakma, satış yöntemi ve iade hesaplamaları bu kapsamdadır. Anayasa’nın 7'nci maddesine göre yasama yetkisi devredilemez, 35'inci maddesine göre mülkiyet hakkı ancak kanunla sınırlanabilir. Bu metinde mülkiyeti belirleyen temel kurallar kanunda değil SPK'nin çıkaracağı idari düzenlemede yer almaktadır. Yetkinin verildiği kurumun durumu da ortada. SPK olağandışı faaliyet hareketlerini 2025'in son çeyreğinde tespit ettiğini kendisi açıkladı. Finansal İstikrar Komitesi aralıkta toplandı, MSCI haziranda uyardı, serbest fon rehberi ancak ağustos sonunda yayımlanabildi. Bu süreçte tek bir fonda yatırımcı sayısı 161'den 111 bine çıktı. SPK Başkanı istifa etti, eski Başkan hakkında soruşturma izni verildi, Devlet Denetleme Kurulu kurumu denetlemektedir. Soruşturma devam ederken aynı kuruma yüz binlerce yatırımcının hakkını belirleyecek kuralları yazma yetkisi verilmesi doğru değildir.
(3)'üncü fıkra, kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Bankacılık Kanunu'nun tamamını uygulanabilir kılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.
SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Bankacılık Kanunu banka hortumlama dönemi için yazılmış, TMSF'ye olağanüstü yetkiler vermiş bir kanundur. Hangi hükümlerinin uygulanacağı belirlenmeden bir bütün olarak fon tasfiyesine aktarılması hukuki belirsizlik yaratmaktadır. Ayrıca, maddede Meclise rapor yükümlülüğü yok, Sayıştay denetimi yok, kamuoyuna açıklama yükümlülüğü yok. Yani bu düzenlemeyle "Biz yalnızca Allah'a hesap veririz!" mi deniliyor, anlamaya çalışıyoruz.
Değerli milletvekilleri, önerilerimiz 5 başlıkta. Birincisi, hizmet alımı Kamu İhale Kanunu'na tabi olmalıdır. İkincisi, giderler yatırımcının tasfiye bakiyesinden karşılanmamalı, sorumlulardan tahsil edilecek tutara eklenmeli ve sözleşmeler kamuya açıklanmalıdır. Üçüncüsü, usul ve esaslar Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmeliklerle belirlenmeli ve kanunla tanınan haklar daraltılmamalıdır.
Dördüncüsü, SPK üç ayda bir Plan ve Bütçe Komisyonuna rapor sunmalı, tasfiye işlemleri Sayıştay denetimine tabi tutulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Peki... Çünkü sizin mikrofonunuzu biraz geç açtım.
Buyurun.
SELMA ALİYE KAVAF (Devamla) - Beşincisi, Bankacılık Kanunu'nu yalnızca bu kanunda açıkça atıf yapılan maddeleriyle uygulanmalıdır.
Bu talepler tasfiyeyi geciktirmez. Teklifin 1'inci maddesinde yazılan adil, şeffaf ve etkin tasfiye hedefinin gereğidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Alınmasına karar verilen hizmetin kapsamı ve esasa ilişkin hükümleri Kurul tarafından kendi internet sayfasında yayınlanır."
Gökhan Günaydın | Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu |
İstanbul | Antalya | Manisa |
Seyit Torun | Mahmut Tanal | Tahsin Ocaklı |
Ordu | Şanlıurfa | Rize |
Özgür Karabat | Şeref Arpacı |
|
İstanbul | Denizli |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RESUL KURT (Adıyaman) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Şeref Arpacı.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Madde 7'yi üç yönüyle inceleyeceğim, değerlendireceğim.
Bir, aslında bu kanunun ne kadar yanlış ve problemli olduğunu, doğuracağı sonuçlar açısından yüz binlerce insanımızın mağdur edileceğini ve bu kişilerin hakkını aramak için mahkemelere başvuracağını itiraf niteliği taşıyor bu madde. Etki analizinde zaten "Dava sayısı en az 10 katına çıkacağı öngörülüyor."
diye yazılmış. İki, ağzınızdan düşürmediğiniz "Kamu zararı olmayacak." ifadesini kendi kendine çürütüyor bu 7'nci madde. Bu süreçte dışarıdan temin edilecek başta avukatlık ücretleri olmak üzere tüm hizmetler için fırsatçı bir yaklaşımla yandaşa para aktarma mekanizmasını oluşturuyorsunuz bu maddeyle ve tüm süreci bu olayın bir numaralı sorumlusu SPK'nin yetkisine veriyorsunuz. Üç, mesleklerini kötüye kullanan bazı savcı ve avukatların -geçmişte FETÖ ve şu anda da İBB davasında olduğu gibi- şimdi de mağdurlara hayal satan simsarların eline düşürüyor, bu fon borsasını oluşturuyorsunuz. Dolayısıyla, bu madde doğru bir madde değildir.
Şimdi, fon meselesi üzerine çok konuşmuştuk, burada bu işe nasıl geldik, onu basitçe özetleyelim, teşhisi doğru yapalım ki tedavi başarılı olsun diye düşünüyoruz. Bu sizin çocuklar ne yapmışlar, bu ülkeyi nasıl bu hâle getirmişler, bu ülkeye nasıl ihanet etmişler biliyor musunuz; önce kapalı bir fonu şişirip şişirip -bu fonları- TEFAS marifetiyle vatandaşı çarpmışlar. Sonra o fonu borsaya, özellikle BIST 30'a sokup borsa yatırımcısını, yabancıları, özel sektörü çarpmışlar. Son olarak da Takasbank marifetiyle yaptıkları ters repo işlemleriyle devleti çarpmışlar arkadaşlar; bir taşla üç kuş vurmuşlar. Bunlar olup biterken bunları denetleyecek, bunları gözetleyecek kurumlar ne yapmış? Üç maymunu oynamışlar, görmezden gelmişler, susmuşlar, duymamışlar. Kim bunlar? Ya beş yıl önce 2021 ekonomik krizinin aynı kadrosu değil mi? Aynı kişiler farklı kurumların başında bu rezalete göz yummadılar mı? Ülkenin yıllarını, emeklilerini, geleceğini çalan bu krizlerin mimarı hep aynı kişiler değil mi?
Bakın, bu vurgun, bu soygun Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin temerrüde düşme belgesidir. Bu fonzadeleri, şirketlerin yönetim kurulu üyelerini çeşitli devlet kurumlarında koltuk vererek güçlendiren bizzat Cumhurbaşkanıdır. O atmış bütün imzaları, atamaların altındaki imzaları. Bakanlar, bakan çocukları, aileler, Genel Başkan Yardımcıları, yeğenleri, hepsi var; listenin en tepesinde hep AK PARTİ'liler var. Ya, Teranın "T"sini ağzına alanı defalarca gözaltına almışsınız. Cumhurbaşkanı Yardımcısı bile "Algı yapıyorlar, spekülatif dedikodu yapıyorlar." demiş, üstünü örtmüş. "Bu işi yanlış yapıyorsunuz arkadaşlar. Gelin, Meclis çatısı altında bir komisyonla bu işleri beraber düzeltelim; mesele Türkiye meselesi, ekonomiye güveni inşa edelim." demişiz "Hayır." demişsiniz. Yeni Parti olarak acil önlem planı niteliğinde "Bu işler böyle, böyle, böyle düzeltilir." diye bir kanun teklifi vermişiz, yol haritası çizmişiz "Hayır." demişsiniz. "İnsanlara ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorsunuz." demiştim ama siz dün gece vurduğunuz son darbeyle ne yazık ki Türk ekonomisini öldürdünüz.
PBLK meselesinden bahsediyorum. Siz temerrüde düşmemiş, tasfiyeye girmemiş fonlarda T+O vade emri emriyle satış veren yatırımcıları bile öldürdünüz arkadaşlar. Üstelik 14-15-16 Eylülde emir veren bazı kişilerin paralarını alabildiği iddiaları varken geri kalanının öncelik hakkını ortadan kaldırdınız, normal tasfiye durumuna soktunuz; bunu nasıl akıl ettiniz ya! Kaç kişi bu, kaç kişi? Bu 250 bin kişi nerede, kimler? Bu SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesini açıkça boşa düşürüyorsunuz. "Biz sizi soyduk, bir bardak soğuk su için." diyorsunuz bu mağdurlara. PBLK meselesi bu fon vurgununun en kritik noktasıdır, bu yanlıştan dönün arkadaşlar.
Şimdi, gelelim Mehmet Şimşek'e. Zenginlere hazineci, fakirlere maliyeci olan Mehmet Şimşek, burası yangın yeri biliyorsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
ŞEREF ARPACI (Devamla) - IMF'nin, Dünya Bankasının toplantılarına katılmıyorsun, katılamıyorsun çünkü orada sorulacak sorulara cevabın yok. İçeride sorunu küçümseyip bu işi toparlayabileceğini zannediyorsun. Konu şirket tahvillerine etki ediyor. Şirketleri kurtarmak için Kredi Garanti Fonunun devreye girebileceğini söylüyorsun. Borsan çöküyor, yangın bireysel emeklilik sistemine sıçrıyor, biliyorsunuz. "Paralar mevduatta kaldı, dövize gitmedi." diyorsun, rezervler eriyor. Merkez Bankası neden sadece on birde kuru belirliyor arkadaşlar, neden ihracatçının bedelini sekiz-on gün sonra bozuyor? Neden bankaya gittiğinizde 500 dolar, bin dolar veremiyor? Neden? Yine söylüyorum, zenginlere hazineci, fakirlere maliyeci ey Mehmet Şimşek "10 milyon kazanç sağlayan tövbe etsin, parasını geri getirsin." diyorsun, hadi Merrill Lynch'in götürdüğü 8 milyarı getirt buraya, hadi getirt de görelim seni.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin (2)'nci fıkrasındaki "TMSF'nin görüşü alınarak belirlenir" ibaresinin "TMSF'nin görüşü alınarak düzenlenir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Selçuk Özdağ | Sadullah Ergin | Hasan Karal |
Muğla | Ankara | İstanbul |
İdris Şahin | Sadullah Kısacık | Sema Silkin Ün |
Ankara | Adana | Denizli |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Sema Silkin Ün.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Yüksek müsaadenizle mevcut gündemin dışında ama Meclisimiz için önemli bir konuyla başlayacağım.
Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekillerimiz; burası alelade bir Meclis değil, bu Meclis İstiklal Harbi'ni görmüş Gazi Meclis. Üstelik, kendi istiklali için mücadele ettiği en zor günlerinde bile gardaşına el uzatmaktan geri durmamış bir Meclis. Anadolu işgal altındayken, ordumuzun silahı, milletimizin ekmeği kıtken bu çatı altında Azerbaycan'ın geleceği düşünülüyordu. 1921 yılında Moskova Anlaşması'yla Nahçıvan'ın Azerbaycan himayesinde özerk statüsü hükme bağlandı. Ardından Kars Anlaşması'yla Ermenistan'ın da taraf olduğu bir mutabakatla bu statü pekiştirildi. Bu Meclis o anlaşmaları kabul ederek Nahçıvan'ın Azerbaycan'la bağının hukuki güvencesini oluşturdu. Kendi vatanının istiklali için savaşan bir millet gardaşının toprağının geleceğine de sahip çıktı. Yine, 1921 yılında bu Meclisin Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Azerbaycan elçisine şöyle seslendi: "Rumeli ve Anadolu halkı Azeri kardeşlerinin kalbinin kendi kalbi gibi çarptığını bilir; Azerbaycan Türklerinin dertleri kendi derdimiz, sevinçleri kendi sevincimizdir." Onların bir daha esarete düşmemelerini, haklarının çiğnenmemesini diledi; sonra Azerbaycan Bayrağı'nı Ankara'da elleriyle göndere çekti. O elleri harekete geçirenin bugün Türkiye halkının samimi kardeşlik duyguları olduğunu ifade etti.
Değerli milletvekilleri, 1990 yılının 20 Ocak gecesi Sovyet tankları Bakü'ye girdiğinde Azerbaycan'ın feryadı yine bu Meclise ulaştı, üç gün sonra bu kürsüden Bakü'den gelen şu çağrı yankılandı: "Biz sizden hiçbir şey istemiyoruz ama bizim sesimizi dünya kamuoyuna duyurunuz." Bu Meclisin tutanakları o feryadı bugün de taşıyor. 1991'de Azerbaycan yeniden bağımsızlığına kavuştuğunda onu ilk tanıyan devlet Türkiye oldu. Hocalı'da kardeşlerimiz katledildiğinde onların acısı bu çatı altında dile getirildi. Karabağ işgal altındayken işgalin sona ermesi için buradan çağrılar yükseldi. 2020'de Karabağ'ın azatlığı için verilen mücadele bu Mecliste farklı siyasi partilerin ortak desteğini buldu. Ateşkesin ardından Azerbaycan'da görev yapacak askerlerimizin yetkisi bu Meclisten çıktı. Şuşa Beyannamesi'nin onaylanmasını uygun bulan kanun yine burada kabul edildi. İstiklal Harbi'nden Karabağ'ın azatlığına kadar kederde ve sevinçte bir olduk. Bu Meclis Azerbaycan'a el uzatırken devlet yetkililerinin inancını, düşüncesini, siyasi görüşünü kardeşliğinin şartı yapmadı. Yönetimler değişti, dünya değişti, Azerbaycan halkına duyduğumuz muhabbet asla değişmedi çünkü bu kardeşliğin kökleri hepimizin siyasi ömründen daha eskidir, hepimizin şahsi tercihlerinden daha derindir.
Sayın Başkan, bugün bu Gazi Meclisin 2 üyesi, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Sayın Fatih Erbakan ve DEM PARTİ Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu Azerbaycan'da istenmeyen kişi ilan edilmiştir. Yüzyılı aşan bu tarihin ardından böyle bir kararı hangi kardeşlik hukukuna sığdıracağız. Bakü'nün sesini dünyaya duyurmamız istendiğinde bu kürsü vardı; Karabağ'ın işgaline itiraz edilirken bu kürsü vardı; Azerbaycan'ın haklarını savunurken bu Meclisin temsil gücü kıymetliydi. Bugün aynı Meclisin 2 üyesine kapı kapatılmasını nasıl karşılamamız bekleniyor? Milletvekillerimiz farklı siyasi görüşlerde olabilir, söyledikleri sözler eleştirilebilir, kendilerine cevap da verilebilir, kardeş ülkeler arasında anlaşmazlıklar da olabilir; bunları konuşacak diplomatik kanallarımız da Parlamentomuz da yılların biriktirdiği yakınlığımız da vardır. 2 milletvekilimizi istenmeyen kişi ilan etmek ise bütün bu hukuku inciten ağır bir karardır. Bu muamele Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsımanevisine açık bir hakarettir. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Meseleyi yalnızca 2 milletvekilinin şahsen göstereceği tepkiye bırakmak bu Meclisin tarihî sorumluluğuyla asla bağdaşmaz. Burada korunması gereken hepimizin mensubu olduğu Gazi Meclisin haysiyetidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Bu sebeple, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını ve bütün siyasi parti gruplarını Azerbaycan makamlarına bu kararı yeniden değerlendirmeleri ve kaldırmaları için ortak bir çağrıda bulunmaya davet ediyorum. Azerbaycan yönetiminden de bu çağrıyı, milletlerimiz arasındaki kardeşliğin tarihî ağırlığını karşılamasını bekliyorum. Ankara'da Azerbaycan bayrağını kaldıran o ellerin hatırı vardır, Bakü'nün feryadını bu kürsüye taşıyanların hatırı vardır, Hocalı'da beraber döktüğümüz gözyaşının, Karabağ'da beraber yaşadığımız sevincin hatırı vardır. Bu kararın bütün bunların hatırı için yeniden gözden geçirilmesini diliyorum. Meclisimizin bu konuda harekete geçeceğini umuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler.. Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "durumlarda" ifadesinin "hallerde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Sabahat Erdoğan Sarıtaş | Ömer Faruk Hülakü |
Şanlıurfa | Siirt | Bingöl |
Ferit Şenyaşar |
| Vezir Çoşkun Parlak |
Şanlıurfa |
| Hakkâri |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bu Meclis 70 kişiyle çalışıyor ya! Sayın Başkanım, bu Şanlıurfa'da elektrik yok, bu Meclis 70 kişiyle çalışıyor, bu elektrikleri bari kısmen kesin, bu fazla kısımları keselim, Urfa'ya verelim elektriği.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Bingöl Milletvekili Sayın Ömer Faruk Hülakü.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülke yangın yerine dönmüş, yüzyılın vurgunu var, ülkenin yarısı açlıkla, sefaletle boğuşuyor ya da şöyle söyleyeyim: Ülkenin yarısını açlığa, sefalete mahkûm ettiniz ama biz burada hiçbir şey yapamadan oturuyoruz. Bunu nereden anlıyoruz? Kayyumların özel kalem müdürlerinin bindiği son model araçlarından, fonlardan, yandaşa peşkeş çekilen ihalelerden anlıyoruz; kamu kaynaklarının kimlerin çıkarına sunulduğunu biliyoruz. Halkın parası birkaç kişinin emrine sunulurken her geçen gün daha fazla yoksullaştırılan insanlara verilen sosyal yardımlarla sizler övünüyorsunuz. Resmî verilere göre ülke genelinde 2024 sonunda 4 milyon 574 bin 684 hane sosyal yardım almış, 4 kişilik hesapla 18 milyondan fazla yurttaştan bahsediyoruz. Milyonlarca insanı kendi emeğiyle geçinemeyecek hâle getirip bu rakamlarla övünmek nasıl bir şey? Yoksulluk üretip yaptığınız yardımları başarı diye halka pazarlıyorsunuz. Aslında bu durum insanların emeğinin karşılığını alamadığı, çocukların açlıkla karşı karşıya kaldığı, emeklilerin geçinemediği bir düzende yardım bütçesinin büyümesi halkın hangi koşullara mahkûm edildiğinin tamamen belgesidir.
Değerli milletvekilleri, sadece bir ili örnek vereceğim, Bingöl ilini. Resmî verilere göre Bingöl'de 2023'te 38.486 hane Sosyal Yardımlaşmadan yardım almış, 2024'te ise 37.838 hane sosyal yardım almış. Bingöl'de toplam hane sayısı 80 bin civarındayken hanelerin neredeyse yarısı yoksulluğa mahkûm edilmiş yani Bingöl'de yardım alan yurttaşların nüfusa oranı yüzde 47'ye kadar yükselmiş. On binlerce aile kendi imkânlarıyla geçinemeyip yardıma muhtaç hâle getirilmişse orada hangi başarıdan söz edebilirsiniz? Bu o kentin ekonomik olarak felç edildiğinin, istihdamın çöktüğünün, gençlerin umudunun gasbedildiğinin kanıtıdır. Geçtiğimiz aylarda Bingöl'de yardım ödemeleri tek bir banka üzerinden yapıldığı için saatlerce yüzlerce insan sırada bekledi ve güneşte sıcağın altında kaldı. Bir yandan klimalı odalarında yardım sayılarıyla övünürken diğer yandan yoksulluğa, yardıma mahkûm edilmiş bir halk var. Bu kuyruklar yoksulluğun teşhiridir, sorumluların utanç vesikasıdır ve bu yoksulluk düzeni kayyum rejimiyle doğrudan bağlantılıdır. Kayyum rejimiyle yoksulluk da yolsuzluk da sıradan ve normal hâle getirildi. Amed'de, Van'da, Mardin'de, Hakkâri'de, Dersim'de halkın iradeleri yapısal şiddeti normal hâle getirmek için gasbedildi ve bu şiddete alan açan yolsuzluk çarkı öyle bir sıradanlaştı ki en son Esenyurt Belediyesinde yaşanan skandalla bu düzeni kuranları bile şaşırtacak hâle geldi, Yahşihan Belediyesinin İmar Müdürünün ortaya çıkan, nereden geldiği bilinmeyen mal varlığıyla da arşı aştı.
Değerli milletvekilleri, bu yolsuzluk düzeninin en ağır bedellerinden birini de gençlerimiz ödüyor. Geleceği elinden alınan, umudu çalınan gençler yurt dışına gitmenin yollarını arıyorlar, o gidiş yollarında da hayatlarını kaybediyorlar. Bu ölümleri üç satırlık taziye mesajlarıyla geçiştirmeye çalışanlar şunu iyice idrak etsinler: O genç ölümlerin müsebbibi, kayyumla gasbedilen belediyelerde kurulan yolsuzluk çarklarının ve fon tezgâhlarının önünü açıp buna göz yumanlardır ve bu sorumluların halkın yoksulluğundan bir başarıyı hikâyesi çıkarmasına izin vermeyeceğiz. Halkın iradesini gasbedip bütçesini kendi rant çarklarında yedirmelerine geçit vermeyeceğiz. Bu halk kendi emeğiyle, onuruyla yaşayacak, çocuklarının rızkını kendisi kazanacak, geleceğini de yoksulluğun, kayyumların, yolsuzlukların ve fon tezgâhlarının gölgesinde değil kendi özgür iradesiyle bu topraklarda kuracaktır.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 7'nci maddesi (2)'nci fıkrasında yer alan "ilişkin" ibaresinin "dair" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan Uz | Yüksel Arslan | Burhanettin Kocamaz |
Çanakkale | Ankara | Mersin |
Metin Ergun | Yavuz Aydın | Selcan Taşcı |
Muğla | Trabzon | Tekirdağ |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Sayın Yavuz Aydın konuşacaktır.
Buyurun.
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarı Türkiye'de yeni bir ekonomi modeli icat etti, adı ne üretim ekonomisi ne de tasarrufa dayalı bir model; adı önce yağma, sonra tasfiye. Tam bir organize soygun ve nitelikli dolandırıcılıktan söz ediyoruz. Bir ülkede yüz binlerce insanın birikimi tehlikeye girecek, 131 yatırım fonu tasfiyeye sürüklenecek, ardından çıkıp "Merak etmeyin, çözüm için kanun hazırladık." diyeceksiniz, bunu da maharetmiş gibi anlatmaya çalışıyorsunuz. Biz burada günlerdir araştırma komisyonu kurulsun, her parti eşit üye vererek bu soygun en ince ayrıntısına kadar araştırılsın, sorumlular ortaya çıksın, parası gasbedilenlerin hakkı iade edilsin diye çağrıda bulunuyoruz, bunun için araştırma önergeleri veriyoruz fakat sizlerin oylarıyla reddediliyor. Şimdi, hırsızlığın bizzat yapıldığı taraftan yani sizden gelen kanun teklifini görüşüyoruz. Şimdi soruyorum: Millet, piyasa ya da yatırımcı buna ne kadar güvenecek? Tekrar hem hatırlatıyor hem de soruyorum: Peki, bu fonlar büyürken siz neredeydiniz, izinleri kim verdi, işlemleri kim denetledi, uyarıları kim görmezden geldi ve niçin görmezden geldi? Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu aylardır soruyor, biz de aynı soruları soruyoruz, sormaya da devam edeceğiz fakat belli ki cevap vermek fon kurmaktan daha zor. Bir emekli bankadan parasını çekerken 2 defa kimlik gösteriyor, arkadaş, bu kadar para yer değiştirirken kimse dönüp bakmıyor mu? Şimdi, bürokraside koltuklar boşalıyor, birisi sağlık gerekçesiyle gidiyor, birisi emekliliğe ayrılıyor, bir başkası görevden alınıyor. Demek ki tasfiye yalnız fonlarda başlamamış; ne güzel, değil mi? Peki, partiden istifa etmek hesap vermek midir? Vatandaşın birikimi kaybolacak, sonra da millete "Sisteme güvenin." diyeceksiniz. Peki, vatandaşın güveneceği hangi sistem kaldı? Kaybın vatandaşa, yetkinin bürokrata, hesabın ise hiç kimseye yazılmadığı sisteme mi güvenecek bu millet? Bir de parayı geri getirmeyi pişmanlık sananlar var. Sanki mahalle bakkalına veresiye yazdırmışlar gibi. Yıllarca birikim yapan vatandaşa "Bekle." diyorsunuz, olağanüstü kazanç elde eden hırsızlara ise "İstersen iade et." diyorsunuz. Muhaliflerin kapısına sadece muhalif oldukları için sabahın köründe polis dayıyorsunuz, sizden olunca alenen soyguncu da olsa mektupla davet ediyorsunuz. Böyle adalet olmaz, böyle adalet olamaz. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz, güvenin olmadığı yerde ekonomi olmaz çünkü ekonominin patronu güvendir değerli arkadaşlar. Allah aşkına, hırsıza "Gönlünden ne koparsa." denilen yerde piyasaya güven mi kalır? Dünyanın sermayesini Türkiye'ye çağırıyorsunuz, otellerde yatırımcı toplantıları düzenliyorsunuz, güzel ama yatırımcı otelin kalitesinden önce ülkenin hukukuna bakar; parası güvencede mi, kural herkes için aynı mı onu sorar ve ona bakar. Bu soruların cevabı yoksa tanıtım filmiyle sermaye gelmez. Bu yüzden, derdimiz yalnız parayı bulmak değil, o çürümüş mekanizmayı ortaya çıkarmak olmalıdır. Bir ülkenin asıl sermayesi yalnızca parası değildir, güvenidir. O güveni tüketirseniz şayet ne yatırımcı kalır ne de ekonomi kalır. Piyasanın kapısına dünyanın en büyük tabelasını assanız bile içeride hukuk yoksa şayet kimse o kapıdan içeri girmez, girmek de istemez.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz 7'nci madde ise SPK ve Yatırımcı Tazmin Merkezine dışarıdan hizmet satın alma yetkisi vermektedir ancak uygulama esaslarını yine SPK belirleyecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
YAVUZ AYDIN (Devamla) - İyi de denetimi tartışılan kuruma bu kadar geniş takdir alanı verirken şeffaflığı niçin kanuna yazmıyorsunuz? Çünkü bu milletin kaybettiği parayı geri ararken bir de yeni imtiyaz alanları açıp yeni hırsızlar yaratmaya hakkınızın olmadığını ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
7'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7'nci madde kabul edilmiştir.
8'inci madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"MADDE 8-(1) Bu kanun 17.9.2026 tarihinden geçerli olmak üzere Resmi Gazetede yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer."
Selçuk Özdağ | Sadullah Ergin | Hasan Karal |
Muğla | Ankara | İstanbul |
İdris Şahin | Sadullah Kısacık | Necmettin Çalışkan |
Ankara | Adana | Hatay |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun. (YENİ YOL, Yeni Parti, İYİ Parti sıralarından alkışlar)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "yüzyıl"a çok alıştık. Türkiye Yüzyılı, yüzyılın soygunu, yüzyılın faizi, yüzyılın sömürüsü; yüzyıllar üst üste gitmeye başladı. Burada şunu özellikle belirtmek gerekir ki bütün bu vurgunlar yaşanırken idare bu olaylardan habersiz ise gerçekten çok vahim durumdayız. Yok, eğer haberi olduğu hâlde bile bile bunlar yapılmışsa başka söze hacet yok.
Değerli milletvekilleri, bu fon mağduru vatandaşlarımız aslında 3 darbe yedi. İlk darbeyi soygunculardan, vurgunculardan yedi. Normal şartlarda bu hasar rahat bir şekilde atlatılabilirdi. İkinci darbeyi iktidardan yedi, kötü süreç yönetimiyle; görmedik, duymadık, bilmiyoruz havasını estirerek bunun unutulacağını zannettiler. Bu kötü süreç yönetimiyle fonzede vatandaşlarımız ikinci büyük darbeyi yemişlerdi ama dün itibarıyla üçüncü darbeyi yediler yani ne kadar insafları var, şaşmak mümkün değil. Bakın, normal şartlarda bu Mecliste herhangi bir kanun görüşülürken ek önerge iktidar tarafından verilirse bunun anlamı şudur: Muhalefet baskı yaptı, vatandaş lehine iyileştirme istedi; onun için, kanunun hazırlanma sürecindeki aksaklıkların giderilmesi için ek önerge verildi. Ama dün bir şeye şahit olduk, Komisyon esnasında bu millete bunlar söylenseydi kamuoyunda çok ciddi tepki olacaktı. Televizyonlar kapandıktan sonra gece yarısı ek bir önergeyle vatandaşa deyim yerindeyse -"kalleşlik" tabirini kullanmak istemiyorum- büyük bir darbe vuruldu. Ne yazık ki üç darbenin üçü de her geçen gün vatandaşımızı içinden çıkamaz hâle getiriyor. Burada şunu yine belirtmek isterim ki AK PARTİ iktidarı el attığı her şeyi kuruttu; rüşvet, adam kayırma, yolsuzluk, ne yazık ki bugüne kadar ismi anılmaması gereken her yerde anıldı. Vatandaşımız dedi ki: Ya bunların fonla falan işi olmaz. Ama buraya da el attınız, burayı da kuruttunuz ve ne yazık ki bu süreç içerisinde size uyarıda bulunan, ikaz eden, yanlışı anlatan herkesi hallaç pamuğu gibi attınız çünkü size dürüst adam yaramaz. Sizin aradığınız kayıtsız şartsız itaat eden, istediğiniz her şeyi yapan adam istiyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, madde içerisinde bu vurguncuların mal varlığına el koyma var, elhak doğrudur. Bakın, geçmişte FETÖ yargılamalarında hakkında iddia bulunan herkesin bütün mal varlığına hemen el koyup direkt tasfiye süreci başlattınız; esas bunda yapmanız gerekir. Bu fon vurguncularının sadece Türkiye'deki mal varlığı değil İsviçre'deki, Dubai'deki, dışarı çıkardıkları mallar da dahil İnterpol vasıtasıyla Türkiye'ye getirilmeli çünkü Türkiye'de bin dolarlık havaleleri takip eden; bir dövizciye, günde yüzlerce döviz dağıtan bir adama birisi tesadüfen yanlış havale yapmış ise yüzlercesinin tamamını kontrolden geçiren MASAK burada uyudu. Ne yazık ki geldiğimiz süreç ortada
Burada vatandaşın suçu var mı? Var. Ne, biliyor musunuz? Vatandaşın suçu AK PARTİ iktidarına güvenmek, bunları iktidar, devlet zannetti; "Devletin olduğu bir yerde böyle yanlışlar olmaz." dedi ama siz vatandaşı aldattınız.
Burada bir tezat da söz konusu. Şimdi, bu foncu, fona para yatıran vatandaşlarımızdan vergi almaya gelince hiçbir şey aklınıza gelmiyor. Vergisini aldınız, aldığınız vergi aslında bir nevi sigortadır, bu vatandaşların bu alışverişlerini sigorta yapmanızdır. Vergi almaya gelince alıyorsunuz ama iş vatandaşın hakkını savunmaya gelince ne yazık ki ortada yoksunuz.
Bugün acilen süreç şeffaf biçimde yönetilmeli, hâlen işin mali boyutunu, depremin etkisini kimse çözebilmiş değil. Bu vurguncu vatandaşların listesi bir tarafa ama bunun dışında kaç vatandaşımız mağdur oldu? Bu fon firmalarının ne kadar mal varlığı var?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bunlar şeffaf bir şekilde kamuoyuyla acilen paylaşılmalı; aksi takdirde, durum FETÖ borsasına dönüyor. Bu yargıyla margıyla olacak bir şey yok, siz de biliyorsunuz. Kaç yıl sürecek yargılar? Geçmişte FETÖ borsası olduğu gibi bugün de fon borsası ithamıyla karşı karşıya kalacaksınız, "fon terör örgütü" diye insanlar sizi suçlayacak. Bundan acilen kaçınmak gerekir. Kurul kurulmuş. Arkadaşlar, bu kurulun üyeleri zaten bugün görevlerini iyi yapmadıkları için bu işlerin müsebbibi. Hani, köyde çok hırsızlık oluyormuş, sonra hırsızı bulup sürünün başına bekçi yapmışlar ki çalmasın diye. Siz de getirip bu işte ihmali olan, görevi ihmal etmiş, yapmamış olan adamlarla bu işi çözmeye kalkışırsanız yine güvendiğimiz dağlara kar yağar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Vatandaşımızın feryadını duyun. Bu yasayla fonzede vatandaşlarımızın hemen hiç bir sorunu çözülmeyecek. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Yürürlük
MADDE 8- (1) Bu Kanun hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer."
Cevdet Akay | Yüksel Mansur Kılınç | Gülizar Biçer Karaca |
Karabük | İstanbul | Denizli |
Semra Dinçer | İlhami Özcan Aygun | İnan Akgün Alp |
Ankara | Tekirdağ | Kars |
Ömer Fethi Gürer | Sururi Çorabatır | |
Niğde | Antalya | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Sururi Çorabatır.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Üç gündür burada fonlardan, tasfiyeden, sermaye piyasalarından konuşuyoruz. Aslında bu konuyu daha geniş, detaylı ele almalıydık. Bu krizle birlikte etkilenen, BES'e yatırım yapan ya da bireysel olarak hisse senedi alan iyi niyetli vatandaşlarımız da var. Emeklilik fonlarının toplam büyüklüğü 14 Eylülde 2 trilyon 626 milyar TL seviyesindeyken 13 Ekimde 2 trilyon 582 milyar TL'ye gerileyerek yaklaşık 44 milyar TL'lik dalgalanma kaynaklı bir düşüş yaşandı. Kriz sadece 131 fonun tasfiyesiyle sınırlı kalmadı, hisse senedi piyasalarının genel işleyişini ve fiyatlandırmalarını da derinden sarstı. BİST 100 Endeksi yüzde 16,65 değer kaybederek borsanın toplam piyasa değeri yaklaşık 5,6 trilyon azaldı. Yabancılar da portföy yatırımlarını durdurdular. Bu durum hiçbir hatalı işlem yapmayan, sadece sağlam şirketlere yatırım yapan uzun vadeli bireysel yatırımcıların bile portföylerinde ciddi erimeler görmesine neden oldu. Bireysel yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği alan olan halka arzlar da büyük darbe aldı. Son dönemde borsaya giren 16 şirketin 12'sinin hisse fiyatları halka arz değerlerinin altına geriledi. Yatırımcılar borsadaki sert rüzgârlardan kaçmak için hisselerini zararına da olsa güvenli liman olarak bankalardaki mevduatlara taşıdılar. Özetle, bireysel hisse senedi yatırımları manipülatif işlemler içeren fonların sebep olduğu sistemik sarsıntının bedelini fiyat düşüşleri, likidite kilitlenmeleri ve ciddi sermaye kayıplarıyla ödemek zorunda kaldılar.
Sizlere bugün sadece rakamlardan değil de vatandaşlarımızın adına bir ömrün nasıl bitirildiğini, bir insanın yıllarca çalışarak kazandığı parasına ulaşamadığında neler hissedebileceğini anlatmak istiyorum. Bir insanın birikimi sadece bankadaki parası değildir. O para onun geçmişidir, alın teridir, fedakârlığıdır, rızkıdır, geleceğe dair umududur. Bir emekliyi düşünün lütfen. Otuz beş yıl çalışmış, belki çocuklarına istediği ayakkabıyı alamamış, belki ailesiyle bir tatilini ertelemiş, belki kendi ihtiyaçlarından vazgeçmiş. Neden? Yaşlandığında kimseye muhtaç olmamak için. Şimdi, o emekli birikimine ulaşamıyor ve içinden haykırıyor, "Benim yeniden çalışacak otuz beş yılım daha yok." diyor. Bir anneyi düşünün, çocuğu dünyaya geldiği günden beri onun geleceğini düşünmüş, kendisine bir şey almamış, çocuğuna ayırmış, belki yıllarca biriktirdiği parayla çocuğunu okutacaktı, evlendirecekti ve şimdi o anne yine soruyor: "Ben çocuğumun geleceğini kime emanet ettim?" Bir babayı düşünün, hayatı boyunca çalışmış, bir ev sahibi olmanın hayalini kurmuş, eşine ve çocuklarına daha güvenli bir gelecek bırakmak istemiş, şimdi kendi parasının akıbetini öğrenmeye çalışıyor ve soruyor: "Ben aileme ne söyleyeceğim, benim emeğimin hesabını kim verecek?" Bir esnafı düşünün, vergisini ödemiş, çalışanın maaşını ödemiş, biriktirdiği üç beş kuruşu değerlendirmek istemiş, şimdi parasına ulaşamıyor; kirası geliyor, borcu geliyor, çalışanının maaş günü geliyor ama ne yazık ki ödeyemiyor ve o esnafımız soruyor: "Benim borcumun vadesi var da benim paramın hâlâ neden bir ödeme tarihi yok?"
Değerli milletvekilleri, bu vatandaşlarımızın bir kısmı belki hayatında ilk defa yatırım fonuna para yatırdı, finans uzmanı değillerdi, portföy yöneticisi hiç değillerdi, karmakarışık finansal işlemleri bilen insanlar da değillerdi ama bir şeye inanıyorlardı; devletin kurallar koyduğuna, kurumların denetlendiğine, hukukun kendilerini koruyacağına inanıyorlardı. Şimdi soruyorlar: "Ben paramı sokakta tanımadığım birine mi verdim?" Şimdi soruyorlar: "Ben devletin düzenlediği finansal sisteme girmekle suç mu işledim?" "Ben yasaların geçerli olduğu bir para piyasasına yatırım yaptım, hata mı ettim?" "Devletime güvenmek benim suçum muydu?" "Ben yatırımımın riskini kabul ettim ama devletin eksikliği varsa bunun bedelini neden ben ödüyorum?" diye soruyor. "Bu fonları yönetenler nerede?" diye soruyor. Denetim süreçleri nasıl işletildi, riskler ne zaman tespit edildi, vatandaşın parasını korumak için hangi tedbirler alındı, usulsüzlüklerin sorumluları hakkında hangi işlemler yapıldı diye soruyor vatandaş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
Buyurun.
SURURİ ÇORABATIR (Devamla) - Devletin görevi, piyasada kuralların uygulanmasını, yatırımcının doğru bilgilendirilmesini ve hukuka aykırı işlemlerin denetlenmesini sağlamaktır. Vatandaşın parasının hesabı sorulmadan bu dosyanın kapanmasına izin vermemeliyiz. Bizlerin görevi, yalnızca finansal sistemin işlevini korumak değildir; bizim görevimiz, o sistemin içinde birikimini değerlendiren vatandaşlarımızı da korumaktır. Vatandaşlarımızın sesini duymak, haklarını savunmak ve mağduriyetlerini gidermek bizim sorumluluğumuz altındadır. Biz vatandaşlarımızın parasına nasıl kavuşacağını ve sorumluların nasıl hesap vereceğini açıklığa kavuşturmak için buradayız. Vatandaşlarımız lütuf istemiyor, ayrıcalık istemiyor; sadece haklarının korunmasını, süreçlerin şeffaf yürütülmesini ve mağduriyetlerin adil biçimde giderilmesini istiyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde yer alan "yayımı tarihinde" ibaresinin "yayımlandığı tarihte" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Rıdvan Uz | Yüksel Arslan | Burhanettin Kocamaz |
Çanakkale | Ankara | Mersin |
Metin Ergun |
| Selcan Taşcı |
Muğla |
| Tekirdağ |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen, Mersin Milletvekili Sayın Burhanettin Kocamaz.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesi üzerine partimiz adına söz aldım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi kâğıt üzerinde 131 yatırım fonunun tasfiye sürecini düzenleyen teknik bir düzenleme gibi görünürken meselenin özü bundan çok daha büyüktür. Yaşanan bu asrın soygununda yüz binlerce vatandaşımızın birikimleri, sermaye piyasalarımıza duyulan güven, kamu kurumlarının denetim sorumluluğu ve kul hakkı söz konusudur.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesine, kaybolan değerlerin geri kazandırılmasına ve tasfiye sürecinin hızla tamamlanmasına elbette karşı değiliz. Bizim itirazımız, bu kadar büyük bir krizin yalnızca tasfiye işlemleriyle geçiştirilmeye çalışılmasınadır. Oysa, paranın nasıl geri ödeneceği kadar bu noktaya nasıl gelindiğinin ve bu vurgunun arkasında kim ya da kimlerin olduğunun da açıklığa kavuşturulması gerekir.
Sayın milletvekilleri, peki, yasalarımıza göre bu kadar çok sayıda denetim mekanizması varken riskler nasıl büyümüş, şüpheli işlemler nasıl zamanında tespit edilememiştir? Yatırımcı sayıları ve işlem hacimleri olağan dışı biçimde artarken hangi kurum neyi görmüş, hangi tedbiri almış veya hangi uyarıları dikkate almış ya da almamıştır? Bu soruların cevabını almadan aynı kurumlara ve aynı kişilere geniş tasfiye yetkileri vermek, eksiklikleri gidermek yerine mevcut sorunları daha da derinleştirmektir.
Değerli milletvekilleri, bir diğer mesele yatırımcılar arasında adaletin nasıl sağlanacağıdır. Küçük yatırımcıya öncelik verilmesini elbette anlıyoruz ancak suça karışmamış, işletmesinin nakdini değerlendirmek amacıyla bu fonlara yatırım yapmış dürüst vatandaşlarımızı da göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz. Bir yatırımcıyı korurken diğer masum yatırımcıyı belirsiz sürelerle bekletmek sizce adalet midir? Aynı şekilde, gerçeğe aykırı fiyatlamalardan olağanüstü kazanç elde ederek tasfiye öncesinde fondan çıkan kişilerin iade yapmasının gönüllülüğe bırakılmasını da kabul edemeyiz. Hukuka aykırı kazançların geri alınması kişilerin vicdanına değil, objektif ölçütlere ve yargısal güvencelere dayanmalıdır. Tasfiye yetkileri, varlıkların satışı, fonlar arasında kaynak dağıtımı ve yatırımcı alacaklarının hesaplanması açık ve net olarak bir kurala bağlanmalıdır; aksi takdirde, bugün mağduriyeti gidermek için çıkarılan kanun yarın yeni mağduriyetlerin ve uzun yargı süreçlerinin sebebi olabilir. Biz ayrıca Meclis araştırması yapılmasını, geçmiş dönemdeki idari ve siyasi sorumlulukların ortaya çıkarılmasını, kurumların düzenli olarak Meclise bilgi vermesini ve bağımsız denetimin güçlendirilmesini bu nedenle istiyoruz. Unutulmamalıdır ki devletin görevi yalnızca kriz çıktıktan sonra zararı tasfiye etmek değil, o krizin oluşmasının önüne geçebilmektir. Sizler her fırsatta "Allah" "din" "kitap" diyerek siyaset yapıyor, hak, hukuk ve adaletten bahsediyor, vatandaşların oylarını alıyor fakat milletimize yaşattığınız bu tür olaylarla insanları dininden soğutuyorsunuz. Bizim caddede, sokakta, duyduklarımızı Allah aşkına sizler hiç mi duymuyorsunuz, söylenenlerden hiç mi rahatsız olmuyorsunuz?
Sonuç olarak, biz sizden vatandaşlarımızın hakkını koruyan, hukuka aykırı kazançları geri alan, kamu görevlilerinin sorumluluğunu araştıran, gerekiyorsa cezalandıran ve benzer olayların tekrarını önleyen düzenlemeler bekliyoruz ancak hesap verebilirliği eksik bırakan, geniş takdir yetkileri tanıyan ve hukuki belirsizlikler taşıyan bir düzenlemeyi de kesinlikle yeterli bulmuyoruz.
İYİ Parti olarak talebimiz açıktır: Önce şeffaflık, sonra hesap verebilirlik ve her aşamada adalet diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde yer alan "yayımı tarihinde" ibarelerinin "yayınlandığı tarihte" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Sabahat Erdoğan Sarıtaş | Ömer Faruk Hülakü |
Şanlıurfa | Siirt | Bingöl |
Ferit Şenyaşar | Vezir Coşkun Parlak | Öznur Bartin |
Şanlıurfa | Hakkâri | Hakkâri |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Öznur Bartin.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Geleceksizliğe mahkûm edilen gençlerin ve bu ülkenin ezilen, yoksullaştırılan milyonların iradesiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün önümüze Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi adı altında getirilen bu düzenleme halkın ve küçük yatırımcının mağduriyetini gidermek için değil iktidarın ve yandaşlarının sebep olduğu, cumhuriyet tarihinin en devasa soygun krizini perdelemek, iktidarın suç ortaklığını aklamak için kurgulanmıştır. Karşımızda 900 milyar lirayı bulan tam 455 bin yurttaşımızın birikimini buharlaştıran organize bir fon vurgunu vardır. Bu vurgun teknik bir finansal kaza değildir elbette, Türkiye ekonomisini uçuruma sürükleyen, halkı yüksek enflasyon ve açlık cenderesinde ezen iktidar yurttaşları ayakta kalabilmek için sermaye piyasalarının karanlık dehlizlerine mecbur bırakmıştır. Ahbap çavuş kapitalizmiyle ülkeyi yönetenler, emekçinin alın terini kendi yarattıkları bu kontrolsüz finans piyasalarında siyasi bağlantılarıyla iç etmişlerdir.
Bakınız, Hazine Bakanı ve SPK yetkilileri 2025 sonunda "Açıklanmayan fiyat hareketleri ve manipülasyon var." diyerek açıkça itirafta bulunmuşlardır. Uluslararası kuruluşlar "Türkiye borsasında karanlık yapılar" diyerek uyarılarda bulunmuşlardır. Peki, tüm bu uyarılara rağmen tam on ay boyunca hangi gizli el "Durun, dokunmayın." dedi? Demek oluyor ki içeriden bilgi alarak milyarlarca lirayı fondan kaçıran şebekelere bilerek ve isteyerek göz yumulmuştur. Üstelik bu krizin bedeli sadece fon yatırımcılarıyla da sınırlı kalmamış, bu fonlarla bağlantılı şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapan yüz binlerce küçük yatırımcının birikimi de borsa tarihinde görülmemiş bir çöküşle buharlaşmıştır.
İnanması güç ama bu şaibeli yapılara, sermayesinin kaynağı karanlık olan kesimlere banka kurma izinleri dahi verilerek kara para düzeni devlet eliyle âdeta tescillenmiştir. 141 kişi ve 73 şirketin 187 milyar lirayı aşan haksız kazanç listesini inatla kamuoyundan gizleyenler 3 ile 5 milyar dolarlık dijital varlığın soğuk cüzdanlarla yurt dışına kaçırılması iddiaları karşısında da suspus olmuşlardır.
Tasfiye sürecini TMSF'nin denetimsiz kayyım rejimine devrederek batan fonların değerli varlıklarını iktidar yandaşlarına kapalı kapılar arkasında peşkeş çekmeyi hedefliyorlar. Bu kanun teklifiyle anayasal güvenceler, adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi idari kararlarla askıya alınmakta, yargı yetkisi gasbedilerek bu krizin asıl mimarı olan kurumların insafına bırakılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu devasa yozlaşma sadece finans merkezleriyle sınırlı değildir; Ankara'daki lüks plazalarda borsa spekülatörlerinin milyarlarca lirayı sıfırladığı vurgun neyse Hakkâri'de İŞKUR alımlarında, mülakat kapılarında yaşanan usulsüzlükler ve kayırmacılık düzeni de tam olarak budur. Hak eden gencin rızkını yandaşlara akıtan bu yozlaşma, bu cezasızlık iklimi değişmeden bu soygun düzeni bitmeyecektir çünkü çürüme devletin artık tüm kademelerini esir almıştır. Bakın, yirmi beş yıllık AKP iktidarında denenmemiş tek bir hırsızlık kalmadı artık, bütün hırsızlıklar denendi. Halkın iradesini gasbeden kayyumlarla irade hırsızlığı yapıldı. Selahattin Demirtaş'ı, Figen, Yüksekdağ'ı, Can Atalay'ı ve seçilmişlerimizi zindanda tutarak seçim hırsızlığı yapıldı. Açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen emeklilerin ve asgari ücretlilerin çalınan alın teriyle emek hırsızlığı yapıldı. Toplumun çığlık çığlığa talep ettiği adaleti felç ederek adalet hırsızlığı yapıldı. Gazetecilerin, yazarların, sanatçıların ve halkın sesini kısarak özgürlük hırsızlığı yapıldı. Ve nihayetinde fon hırsızlığıyla zirve yapan bu çürümüş düzen göstermektedir ki arşa çıkan bu talan ancak ve ancak halklarımızın, emekçilerin, emeklilerin ve tüm ezilenlerin iktidarıyla son bulacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin, tamamlayın lütfen.
ÖZNUR BARTİN (Devamla) - Teşekkürler Başkan.
Hakkâri'den Edirne'ye tüm yurttaşlarımız şunu çok iyi bilsinler ki sözlerimi tarihî bir hakikati haykırarak bitiriyorum: Halklarımız ve bu ülkenin ezilenleri, yoksulları, emeklileri, emekçileri şunu çok iyi bilsinler ki vallahi de billahi de AKP iktidarı devleti çalmıştır.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 8'inci maddesinde yer alan "tarihinden" ibaresinin "tarihinden itibaren" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Gökhan Günaydın | Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu |
İstanbul | Antalya | Manisa |
Seyit Torun | Mahmut Tanal | Tahsin Ocaklı |
Ordu | Şanlıurfa | Rize |
Mehmet Tahtasız | Özgür Karabat |
|
Çorum | İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Çorum Milletvekili Sayın Mehmet Tahtasız.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL COŞKUNYÜREK (Bolu) - Çorum'da da foncu var mı?
OSMAN SAĞLAM (Karaman) - Foncu yok.
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sizden büyük foncu yok ki zaten.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarın göz yumduğu, günlerdir de üç maymunun oynandığı yüzyılın fon soygununu kamu kaynaklarını denetleme sorumluluğumuzla 86 milyon milletimiz adına sorguluyoruz. Sayın Komisyon üyeleri, kamu kurumlarının kaynakları hangi risklere maruz kalmıştır, bu işlemleri kimler onaylamıştır? Ortaya çıkan veya çıkabilecek zararın sorumluluğu kimlere aittir? Vatandaşın birikiminin korunması kadar kamu kaynaklarının kontrolü de korunması da bizim asli görevimizdir. Bu nedenle, kamu bankalarının kamu kontrolündeki sigorta ve emeklilik şirketlerinin bu süreçteki bütün işlemlerinin açıklanmasını istiyoruz. Kurduğunuz, denetlemediğiniz, yaptıklarına göz yumduğunuz, ortak olduğunuz 131 fonun millete zararı 840 milyar lira. Borsa zararıyla birlikte ülkemiz ekonomisine 110 milyar dolar zararın sorumlusu saraya sesleniyoruz: Elinizdeki belgeleri açıklayın.
Sayın milletvekilleri, önce Ziraat Bankasından başlayalım. Ziraat Bankası, Tera Yatırım için düzenlenen teminat mektubunun iade alındığını ve şirketin banka nezdinde mevcut nakdî veya gayrinakdî riskinin bulunmadığını açıkladı ancak bugün risk bulunmaması geçmişte üstlenilen riskin koşullarını denetleme ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Soruyoruz: Teminat mektubunun tutarı, düzenleme tarihi, vadesi ve muhatabı nedir; hangi yükümlülüğün yerine getirilmesini güvence altına almak için verilmiştir? Bir teminat mektubunun iadesi o işlemin bütün aşamalarının usulüne uygun yürütüldüğünün yerine geçmez, bunu gösterecek olan işlem dosyası ve denetim raporudur. İşsizlik Sigorta Fonu, bu bakımdan da açıklık istiyoruz. İşçinin işsiz kaldığında başvuracağı kaynağın nerede değerlendirildiğini, hangi risklere maruz kaldığını bilmek zorundayız.
Gelelim Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilik Sigortasına, bunlar ayrı tüzel kişiliklerdir, dolayısıyla yatırımları, yükümlülükleri ve varsa zararları da ayrı ayrı açıklanmalıdır. Türkiye Hayat ve Emeklilikin 100 milyon liralık kaynağının Tera fonlarında kaldığı aktarılmaktadır. Ekonomi yönetimine soruyoruz: Bu bilgiler doğru mudur? Şirketin ilgili fonlara yaptığı toplam yatırım ne kadardır? Hangi tarihlerde giriş ve çıkış yapılmıştır? Bugün tahsil edilemeyen tutar nedir? Daha önemlisi, yatırılan kaynak şirketin kendi varlığı mıdır? Sigorta yükümlülüklerini karşılamak üzere tutulan bir kaynak mıdır, yoksa bireysel emeklilik katılımcılarının birikimleriyle ilişkili midir? Türkiye Sigorta bakımından da aynı soruları soruyor ve cevabını istiyoruz.
Sayın milletvekilleri, buradan Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumuna, Hazine ve Maliye Bakanlığına ve ilgili diğer denetim mercilerine soruyoruz: Bu yatırımlar hakkında ilk bilgi hangi tarihte alınmıştır, ilk inceleme ne zaman başlatılmıştır? Sayın Mehmet Şimşek, bu işlemlerden ne zaman haberdar oldunuz?
Sayın Başkan, Katılımevim ve Birevim paylarının Emlak Katılıma devriyle ilgili de sorularımız var. Emlak Katılım Bankası üzerinden Tera bağlantılı hisseler için aktarıldığını gündeme getirdiğiniz 24 milyar lira kamu parası değil midir? Millete "Kamu parasını kullanmayacağız." dediniz, söz verdiniz; söz yetmez, 24 milyar liranın hesabını verin, "Kamu parasını koruyacak." hükmünü kanuna koyun. Kim bu milleti fonuna kadar soymuşsa, kim buna göz yummuşsa suçludur, amasız fakatsız hesap vermelidir. "Pişmanım, Allah affetsin." deyip kurtulamazsınız. 100 bin kere de tövbe etseniz, Amerika'ya verdiğiniz papaza günah da çıkarsanız suçlusunuz. Yüzyılın hırsızlarını millet affetmeyecektir. Ama gelin görün ki bu fonun kurucuları AK PARTİ'li, fon üzerinden hisselerini yükselten naylon şirketlerin sahipleri AK PARTİ'li, milleti soyanlar AK PARTİ'li, dün gece yarısı önergesiyle 200 bin kişinin daha hakkını yiyenler AK PARTİ'li, dönen milyar vurgunu görmeyenler maalesef hâlâ 3 maymunu oynuyor, bunlar da AK PARTİ'li. Sizler bu skandalın mağduru değilsiniz, olsanız olsanız bu soygunun faili olabilirsiniz, milletin aklıyla daha fazla alay etmeyin.
Borsa temsilcisine soruyoruz: Gerçekten bildirimleri zamanda yaptınız mı? "Yaptık." diyor. Sermaye Piyasası Kurulu temsilcisine soruyoruz: Siz ne yaptınız? "Biz de fon yolsuzluğunun yaşanmasını istemezdik." diyor. Masat temsilcisine soruyoruz: Kaçırılan parayı takip ettiniz mi? "Biz büyük paraları takip edemiyoruz." diyor. Hükûmete soruyoruz: Asrın fon soygunu
kimler yaptı, kimler göz yumdu, kimler zengin oldu?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
MEHMET TAHTASIZ (Devamla) - Denetleyen nerede, sorumlular nerede, milletin kanını emenler nerede diye soruyoruz AKP'den bildik cevap: "Fon hırsızları nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu." diyerek milletle dalga geçmeyin. Temennimiz bu işin sonu tekerleme gibi olmasın. (YENİ PARTİ sıralarından alkışlar)
Evet, bir söz vardır: "Eğer köpek havlamıyorsa bilin ki hırsız tanıdıktır." Biz o hırsızları biliyoruz, sonuna kadar takipçisi olacağız. (YENİ PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
8'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 8'inci madde kabul edilmiştir.
9'uncu madde üzerinde aynı mahiyette 5 önerge vardır; önergeleri birlikte işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesinde yer alan "hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür" ibaresinin "hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilan Kunt Ayan | Sabahat Erdoğan Sarıtaş | Ferit Şenyaşar |
Şanlıurfa | Siirt | Şanlıurfa |
Ömer Faruk Hülakü | Vezir Coşkun Parlak | Sinan Çiftyürek |
Bingöl | Hakkâri | Van |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Cevdet Akay | Yüksel Mansur Kılınç | Ömer Fethi Gürer |
Karabük | İstanbul | Niğde |
İlhami Özcan Aygun | Gülizar Biçer Karaca | İnan Akgün Alp |
Tekirdağ | Denizli | Kars |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Gökhan Günaydın | Cavit Arı | Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu |
İstanbul | Antalya | Manisa |
Seyit Torun | Mahmut Tanal | Tahsin Ocaklı |
Ordu | Şanlıurfa | Rize |
|
| Özgür Karabat |
|
| İstanbul |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Selçuk Özdağ | Sadullah Ergin | Hasan Karal |
Muğla | Ankara | İstanbul |
Sadullah Kısacık | İdris Şahin | Mustafa Kaya |
Adana | Ankara | İstanbul |
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:
Rıdvan Uz | Yüksel Arslan | Burhanettin Kocamaz |
Çanakkale | Ankara | Mersin |
Metin Ergun | Şenol Sunat | Selcan Taşcı |
Muğla | Manisa | Tekirdağ |
BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Van Milletvekili Sayın Sinan Çiftyürek.
Buyurun.(DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
SİNAN ÇİFTYÜREK (Van) - Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, bu fon skandalı üzerine söylenmesi gereken her şey söylendi, bizim grup da söyledi. Ben mümkün olduğu kadar söylenmemiş şeyler üzerine bazı şeyleri sizinle paylaşacağım ama öncelikle Fransa'da başlayan, Avrupa'ya yayılan bu isyanı saygıyla selamlıyorum; talepleri, isyanları haklıdır. Beklentim şudur benim: Fransa sosyolojisi, her zaman Avrupa sokaklarını, hatta yer yer dünya sokakları hareketlendirilmiştir. Dileriz bu defa sadece sokakları hareketlendirmekle kalmaz, aynı zamanda Alman felsefesini, İngiliz iktisat bilimini teorik yeniden üretime zorlar diyeyim. Yer yer bir torba gıda ya da bir bavul elbise çaldıkları doğrudur, biz bunu doğru bulmuyoruz, bu... Ama biz gelelim esas ganimetin ya da silahsız soygunun kendisine yani günlerdir burada tartışılan meseleye. Bu bakımda, mesele torbaların çok ötesinde, kamyonetlere bile sığmayacak çapta, derinlikte, büyüklükte bir silahsız soygun var. Bu silahsız soygun meselesi aslında yeni de değildir. Niye yeni değildir? Biliyoruz ki gerek KİT'lerin tasfiyesinde gerek adrese teslim ihalelerde gerekse vergi indiriminde gerekse imara açılan yeni alanlar üzerinde yıllardır esasında silahsız mülkiyet devri yani yasal kılıflar altında özel mülkiyete el konulması devam ediyor. Bu bakımdan denilecekse aslında iktidar açısından tencere dibin kara, seninki benimkinden karadır. Peki, yeni olan nedir? Yeni olan şudur: Yani yirmi dört yıldır iktidarda olan, dünün ekonomik ve siyasi iktidarının çevresi olan ama yirmi dört yıl önce ekonomik ve siyasi iktidarın merkezine gelen AK PARTİ iktidarı altında yeni olan nelerdir? Birincisi, bu soygunun inanılmaz çapta ve büyüklükte olmasıdır. İkincisi, esasında, bu soygunu herkes başından beri biliyor. Hükûmet de biliyor, finans kurumları da biliyor, bürokrasi de biliyor ama müdahale etmiyorlar. Genel kuraldır; bir krize, bir soruna müdahale etmezsen zamanında çözmezsen ne yapar o? Krizle patlak verir, olan budur. Kazan kaynıyordu zaten bir süreden beri bu biliniyor, müdahale edilmedi. Sonuçta kaynayan kazan kapağını fırlatıp attı, etrafa dehşet verici inanılmaz kokular saçtı, saçmaya devam ediyor. Eğer gerçekten önergeler kabulü edilseydi -bizim de önergemiz vardı- belki bu dehşet veren kokuların derinliği daha iyi açığa çıkarılırdı.
Şimdi, düşünebiliyor musunuz sayın vekiller? Ha, üçüncüsü AK PARTİ iktidarında çevre merkeze geldiği için, dün iktisadi ve siyasi nimetlerden yoksun olan çevre bununla buluştuğu için kantarın topuzunu kaçırdınız. Bu kantarın topuzu en net nasıl kaçtı, bu süreçte biz gördük. Ya, sabah akşam "Mülk Allah'ındır." diyenler, bütün mütedeyyin kesimleri kastetmiyorum ama bunu deyip, "Mülk Allah'ındır." deyip mülkiyete el koyanları, gasbedenleri kastediyorum, gasbedenler, bunu görüp de müdahale etmeyenler dolayısıyla buna yol açanları kast ediyorum; ya, sizin mideniz nasıl bunu kaldırıyor ya, nasıl kaldırıyor sizin mideniz? "Mülk Allah'ındır." deyip mülkiyeti gasbetmeyi nasıl kaldırıyorsunuz? Ahlaki çöküş mü arıyorsunuz? İşte ahlaki çöküş. Bundan daha dehşet verici bir ahlaki çöküş olur mu?
Burada yeri gelmişken bölgeden aldığım bilgileri de sizinle paylaşmak istiyorum. Van, Mardin, Esenyurt ve benzeri ne dediler bana? Dediler ki: AK PARTİ'nin yerel yönetimleri AK PARTİ merkezi üzerinden baskı uyguluyorlar; "Aman ha, mümkün olduğu kadar kayyum süresini uzatın." Ahmet Türk'ün bir şeyi yok, Sayın Zeydan Karalar'ın bir şeyi yok, Ahmet Özer'in bir şeyi yok; niye göreve dönmüyorlar? Kaynak devşirimi için zaman istiyorlar. Bunu da AK PARTİ yetkililerinin dikkatine sunuyorum. Şimdi, bu derin ahlaki çöküş konusunda Sayın Cumhurbaşkanının açıklaması oldu, 3 konu üzerinde duracaklarını söyledi; "Ya, biz bunun üzerine..."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SİNAN ÇİFTYÜREK (Devamla) - 3 noktayı açıkladı, zaman bitti, onun üzerine durmayayım ayrıntılı. Ben Sayın Cumhurbaşkanını dinleyince o zaman sayın AK PARTİ'lilere sesleniyorum: Siz hakikaten niye bu araştırma önergesi veren partilerin önergesini desteklemediniz. Aslında onlar aynı şeyi söylüyordu yani sadece siz kendinizi, kendi grubunuzun görüş ve önerilerinden hareketle bu krizi çözmeye kalkarsanız çözemezsiniz. Meclisi dinleyin, farklı görüşleri, farklı eğilimleri, farklı yaklaşımları, farklı eleştirileri... Sayın Erdoğan diyor ya: "Biz tabanımızın eleştirisini olumlu buluyoruz, tabanınız eleştirel yaklaşır." diyor. Sadece sizin tabanınız değil, genel tabanın eleştirisini dinlemeniz gerekirdi, bu bakımdan araştırma önergelerine esasında AK PARTİ Grubunun onay vermesi gerekirdi diyeyim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay. (CHP sıralarından alkışlar)
CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
455 bin 758 tekil yatırımcıyı ilgilendiren, aileleriyle beraber yani 4,5 milyonluk bir hane halkını ilgilendiren bir krizden, bir sorundan, bir fon yolsuzluğundan bahsediyoruz. İçerisinde küçük birikimleri olan küçük tasarruflarını buraya yatırmış bireyler var, vatandaşlarımız var, nitelikli yatırımcılar var. Dünden itibaren gündemimizde olan PBLK'yle ilgili yani pay blokajıyla ilgili yatırımcılar var, işçisi var, asgari ücretlisi var, emeklisi var, doktoru var, diş hekimi var, var da var yani paralarını yatırmış mağdur durumda kalmışlar. Dünkü önerge hatalı bir önerge, SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesine aykırıydı ve biz dedik ki: "Bu önergeyi geri çekin." Bu şekil, daha önceden kanunlara güvenerek buraya takas emrini vermiş, alacak hanesine parası geçmiş kişilerin ödemelerinin yapılmayacağını ifade ediyorsunuz. Dolayısıyla da bu yatırımcılar Anayasa'ya aykırı bir durumla karşı karşıya kalıyor. Netice olarak da Anayasa Mahkemesine gitme hakları da ellerinde saklı. Buraya gittiklerinde de bu davayı kazanacakları da kesin. O zaman ne olacak? Mahkeme kararına göre tazmin edilecek anapara artı gecikme zammı ve faiziyle ilgili bir tutar olacak.
Şimdi, bu yatırımcıların yani PBLK'yle ilgili yatırımcıların sayısının 203 bin civarında olduğu ifade ediliyor. TEFAS'tan bir inceleme yaptık, yaklaşık bu tutar da 280 milyar TL civarında.
(Uğultular)
BAŞKAN - Sayın Akay, bir saniye...
Sayın milletvekilleri, kanun teklifinin sonuna geldik, lütfen şu sükûneti sağlayalım, şu uğultu bitsin, arkadaşlarımız huzur içinde konuşmalarını yapsınlar. Lütfen...
Buyurun.
CEVDET AKAY (Devamla) - Teşekkürler Başkanım.
Bu rakam farklıysa burada yetkililerden rakamın ne olduğuyla ilgili de açıklama bekliyoruz. Dava iki yıl sürse ortalama yıllık 109 milyarlık bir faiz olacak, iki yıl olduğu zaman 218 milyar yani yaklaşık 498 milyar, 500 milyar civarında anapara ve faiziyle ödenecek bir tutar, avukatlık ücretleri de içerisinde yok. Bu 500 milyarlık rakamla -büyüklüğü görme açısından ifade ediyorum- 17 milyon emeklinin her birine 29 bin, 30 bin TL verilebilir, böyle bir rakamdan bahsediyoruz. Niçin böyle bir durum göze alınıyor? Şu soru geliyor aklımıza: Acaba kamu kaynaklarından fon mağdurlarına bir ödeme çıkmayacağıyla ilgili açıklama olduğu için mahkeme sonucunda bu tutarların buralardan ödenmesiyle ilgili bir düşünce mi var veyahut da zamana yayarak, bu süreç içerisinde enflasyondan da yararlanarak tutarların belirli bir boyutta taksit taksit ödenmesiyle mi? Çünkü her dava aynı anda sonuçlanmayabilir. Bu konu açıklığa kavuşturulmalı, buradan bunu soruyoruz.
Anaparalarının bu kanun teklifinde herkes tarafından alınacağının garantisi de yok. Fonlar tasfiyeye alındığında orada oluşan varlık büyüklüğüne göre, kalan paraya göre bir dağılım olacak.
Yine, enflasyon karşısında paralarının erimemesiyle ilgili bir düzenleme var, işte, ÜFE ve TÜFE ortalamasıyla beraber. Tasfiyenin karar verildiği tarihe kadar yani 17/9 tarihine kadar enflasyon farkını alacaklar. E, peki tasfiye süreci uzun sürdü, iki yıl, üç yıl, dört yıl devam etti; o süreçteki enflasyon farkı ne olacak? Ben bu kanun teklifinde bunun alınabileceğine dair bir madde görmedim. Bu konuyla da ilgili bir düzenleme mutlaka yapılması gerekiyor. Zaten vatandaşlar mağdur olmuş, yetkililer görevlerini zamanında yerine getirmemiş, SPK, BDDK haberleri olduğu hâlde niçin görevlerinin yerine getirilmediğiyle ilgili sorularımızı sorduk, görevden alınmalarını istedik, alınanlar oldu ama bu kanun teklifi çerçevesinde ileride bu tip sorunların önlenebilmesiyle ilgili de bir sonuç yok, bir yaptırım yok.
Şimdi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128'inci maddesine göre, burada SPK'nin raporuna göre veya MASAK'ın raporuna göre TMSF'ye yetki veriliyor. TMSF buradan zorla tahsilat yapma gücünü de kullanabilecek, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'daki yetkileri kullanacak 6183 sayılı Kanun'daki. Burada, fahiş kazanç elde edenlerin tespiti çok çok önemli, hem yurt içi hem yurt dışındaki varlıklarının tespiti önemli, bunların süratle buraya getirilmesi önemli. Ama bir taraftan da hukuk normları içerisinde gerçekten suçsuz, günahsız olanların da ayıklanması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.
CEVDET AKAY (Devamla) - Teşekkür ederim.
Bu konuyu da özellikle vurgulamak istedim.
Şimdi, bu kanun teklifine baktığımız zaman kanun teklifinin yeterli olmadığını görüyoruz. İçerisinde yeterli olan birtakım hususlar vardır ama vatandaşlar şunu bekliyor, mağdurlar şunu bekliyor: Kuruşuna kadar, en azından anapara ve enflasyon farkını almayı bekliyorlar, daha somut bir çözüm bekliyorlar, plan bekliyorlar, program bekliyorlar. Biz, burada, nasıl ödeneceğiyle ilgili ve bu fahiş geliri elde edenlerle ilgili hem idari hem mali hem kanuni işlemlerin yapılmasıyla ilgili kararlılık görmüyoruz. İhtiyari tahsilatlar nasıl olacak, o nasıl belirlenecek? Burada noksanlıklar var.
Bütün bunlarla ilgili, vatandaşlarımızın yani mağdur olan vatandaşlarımızın Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak takipçisi olacağız ve bu listelerin açıklanmasını bir kez daha talep ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, kanuna "ret" oyu vereceğimizi ifade ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Okan Konuralp.
Buyurun.
OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sinan Bey de ifade etti. Yasa görüşmeleri kapsamında, fon vurgununa ilişkin hemen hemen her şey söylendi. Ekonomik ve hukuki boyutu konuşuldu, idari sorumluluklar irdelendi. Ben de yasanın son maddesi vesilesiyle, fon vurgununun, fon yolsuzluğunun ahlaki ve vicdani boyutuna ilişkin yapılan değerlendirmelere katkı yapmak üzere söz almış bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlar, fon dolandırıcılığının özeti yüz binlerce vatandaşımızın alın teriyle sağladığı birikimlerin iktidar çevrelerinin sınırsız servet edinme hırsına kaynak yapılmış olmasıdır. İnsanların yıllarca çalışarak sağladığı birikimlerin üzerinden birileri servetine servet katmış, bu düzeni denetlemek ve önlemekle yükümlü olanlar ise görevlerini yapmamış, olan biteni seyretmeyi tercih etmiştir. Dolayısıyla burada servet edinme hırsını ve bu hırstan kaynaklı çürümüşlüğün yanı sıra buna imkân sağlayanları ve bütün bunlar yaşanırken müdahale etmeyenleri de konuşuyoruz. Çünkü bazen asıl skandal birilerinin ne yaptığı değil, bunu önleyebilecek güce sahip olanların ne yapmadığıdır ve bazen insanın vicdanını en çok yaralayan, birilerinin başkasının hakkına göz dikmesi değil, o hak gasbedilirken bunu durdurabilecek olanların seyretmesidir.
Bu bağlamda iktidarın sorumluluğu dolandırıcılık ortaya çıktıktan sonra atılan adımlarla başlamaz, dolandırıcılık yaşanırken harekete geçmekle de başlamaz, asıl sorumluluk dolandırıcılığın başlamasını engelleyecek adımları atmaktır. İktidar, sorumluluğunun gereğini yapmamıştır. Ne yazık ki süreç aydınlandıkça iktidarı elinde tutanların bir bölümünün bu dolandırıcılık gemisinin mensupları olduğu ortaya çıkmıştır. Oysaki bu vurgunu önleyebilecek güce sahip olup da onun bir pandemi gibi yayılmasına imkân sağlamak insanın vicdanıyla hesaplaşmasını da gerektirir. Eğer olacakları öngörmediyseniz soru neden öngörmediğinizdir. Öngördüyseniz soru neden zamanında harekete geçmediğinizdir. Bu soruların yanıtını vermek zorundasınız çünkü öngörmediyseniz ihmalinizi, öngördüğünüz hâlde müdahale etmediyseniz sorumluluğunuzu açıklamak zorundasınız.
Değerli milletvekilleri, iktidar mensupları sık sık ahlaktan, inançtan, maneviyattan, kul hakkından söz ediyor, adalet çağrıları yapıyor, her fırsatta dürüstlükten, helal kazançtan, emanete sahip çıkmaktan bahsediyor. Peki, örneğin, ahlak yalnızca başkalarına hatırlatılan kurallardan mı ibaret ya da kul hakkından söz edip başkasının birikimi elinden alınırken seyretmenin ahlaki ve vicdani hesabını kim verecek? Örneğin, Nisa suresinin 135'inci ayeti insanın kendi aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmasını emreder. Yani adalet, kimin tarafında olduğunuza göre değişmez. Adalet, kime yakın olduğunuza göre değişmez. Adalet, tam da güçlü olanın karşısında da hakkı koruyabildiğiniz zaman anlam kazanır. Bu bağlamda devletin gücü de bir emanettir, o gücü kullananların görevi herkesin hakkını, hukukunu güvence altına almaktır. Makam size sorumluluk yükler ve elinizdeki yetki de size hesap vermekten kaçma hakkı tanımaz. Bir insanın yıllarca emek vererek edindiği birikim başkalarının hesaplarının önemsiz bir ayrıntısı değildir. Bir insanın birikimi; bir ailenin geleceği, bir gencin üniversite hayali, bir annenin kötü gün parasıdır. Değerli arkadaşlar, insan bazen yaptığı kötülükle, bazen de önleyebileceği bir kötülüğü önlemeyerek sorumluluk taşır ve çoğu kez haksızlığı yapan değil, haksızlığı durdurabilecek olanın zamanında harekete geçmemiş olması daha büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Toplumun adalet duygusunu yaralayan, yalnızca bir hakkın ihlali değil, o hakkın korunacağına duyulan güvenin kaybolmasıdır. Hâliyle, fon skandalının, fon soygununun sorumluluğu yapanlarda olduğu kadar yapılmasını engelleyebileceği hâlde seyredenlerin de üzerindedir.
Sayın milletvekilleri, Marx'ın kapitalizm eleştirisinin bugüne uzanan temel sorusu da tam budur: Toplumsal zenginliği kim yaratıyor, bu zenginliğe kim el koyuyor ve bu el koyma düzenini kim koruyor? Bu düzeni siz koruyorsunuz. Bunu dün de değerli milletvekili arkadaşlarım andılar, yenilemek gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
OKAN KONURALP (Devamla) - Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanı da bir başka sorumluluğu hatırlatıyor: Herkesin bildiği bir felaket karşısında seyirci kalanlar kendilerini olup bitenin dışında tutamaz. Bugün tartıştığımız mesele tam da budur. Bile isteye seyrettiniz, oysa müdahale edebilecek güce sahiptiniz, oysa sorumluluk makamındaydınız. Yerine getirmediğiniz sorumluluğun hesabını vermek zorundasınız, vereceksiniz. Günü geldiğinde hesap yalnızca bu düzeni kuranlardan değil, bu düzene yol verenlerden, hukuk önünde, milletin vicdanında ve tarihin hükmünde sorulacaktır. Unutmayın, halkın alın teri birilerinin servet hırsının, halkın birikimi iktidarın bile isteye ihmallerinin malzemesi olamaz diyor ve son olarak İsmail Arı ve diğer gazeteci arkadaşların tutuklanmalarıyla ilgili şunu söylemek istiyorum: Cumartesi günkü gazeteci meslek örgütlerinin düzenlemiş olduğu eyleme tüm halkımızı davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde dördüncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Kaya.
Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 9'uncu maddede grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlar, haftalardır toplumda devam eden tartışmalara kulaklarınızı kapatıyorsunuz, gerçekleri görmek istemiyorsunuz; "Susarsak, unutulur; listeleri ortaya koymazsak millet bunu bir süre sonra gözlerden ırak olarak görür." diyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve yanlışınızın neticesini bu gerçekler tam olarak ortaya çıktığında net olarak göreceksiniz.
Hatırlarsınız, 1991 yılında İSKİ skandalı ortaya çıkmış, İSKİ skandalı neticesinde toplumda bir kırılma yaşanmıştı, psikolojik bir kırılma yaşanmıştı, sosyolojik bir kırılma yaşanmıştı. 1991 yılındaki toplumdaki hayal kırıklığı neyse bugün fon vurgunu, fon yolsuzluğu neticesinde ortaya çıkan hayal kırıklığı da aynı arkadaşlar; bu gerçek mutlaka sizler tarafından iyice irdelenmelidir. Yine, hatırlarsınız, 1991 yılından sonra Refah Partisinin 1994 belediyelerindeki başarısı aslında toplumdaki o kırılmanın, o sosyolojik kırılmanın üzerine oturmuştu. Biliyorsunuz, bu fon yolsuzluğundan önce de toplumda yolsuzlukla ilgili çok tartışmalar vardı, o tartışmalarda insanların bazıları sizlere bunu konduramıyordu yani "Yapmazlar; hayat tarzlarıyla, inanç şekilleriyle buna izin vermezler." diye akıllarına getirmek istemiyorlar ama fon yolsuzluğuyla beraber insanlarda gerçekten artık acı tavan yaptı ve kandırılmış olmanın, kandırılma neticesinde ortaya çıkan sonuçları şu anda maalesef yönetmeye çalışıyorlar. Bu yolsuzluktan önce değerlendirmeler subjektifti, şimdi isterseniz AK PARTİ'li, Cumhuriyet Halk Partili, Yeni Partili, Saadet Partili fark etmez, herkes şu anda şu kanaate vardı objektif olarak: "Evet, burada bir yolsuzluk var ve bu yolsuzluğun hesabı sorulmalı." demeye başladı.
Bir başka boyutu da bu şunun arkadaşlar: Kapitalist sistemler insanları sömürmek üzerine kuruludur ve kapitalist sistemlerin en önemli özelliği, gelir dağılımındaki adaletsizliği artırmaktır. Burada 455 bin civarında insan var. Bu insanların yatırımları, bu insanların tamamı, aşağı yukarı, Türkiye'de orta sınıf olarak tarif edilecek insanlar yani memur var, amir var, esnaf var, 455 bin kişi var. Siz bu fon yolsuzluğuyla beraber aynı zamanda orta sınıfın dibine de kibrit suyu dökmüş oldunuz ve orta sınıf şu anda bu gelir dağılımı adaletsizliğinde çok net olarak mağdur edildiğinin farkında.
Arkadaşlar, artık fiile göre değil, faile göre karar verir olduk. Tarihimizde yakın örnekleri var. Ortada bir fiil varsa, suç varsa, bu suçun hangi partili olduğu, hangi sosyal kesimden geldiğinin önemi yok ve sizin yapmanız gereken şey, acı da olsa, bu acı neticesinde, elinizde, kim suç işlediyse, kendi yakınınız da olsa bunu ortaya koymaktır.
Şunu da gördük: Bu kanun sonucu yönetmek için var, sonucu yönetmeye çalışıyorsunuz; krizin ortaya çıkmasına sebep olan gerekçelerin hiçbiriyle ilgilenmiyorsunuz, sadece bertaraf etmek, sadece uzak tutmak mantığıyla hareket ediyorsunuz. Arkadaşlar, şunu söyleyeyim. bir arkadaşınız olarak söylüyorum: Bu süreçten başarıyla çıkma ihtimalinizin olmadığı gibi, mevcudu koruma şansınız da yok. Ama bir arkadaşınız olarak size bir teklifim var: Bu süreci yönetmek için önünüzde, en azından kaybı minimize etmek adına bir yol var, o yol da araştırma komisyonunun kurulmasıdır. Araştırma komisyonuyla beraber ancak bunu toplumun farklı kesimlerine yayabilir, neticesinde oradan gelecek talepleri daha açık bir şekilde dinleyebilirsiniz.
Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Yine kayıp var ama en azından bugün kaybeder, uzun vadede kazanmak isterseniz yapmanız gereken bir başka konu da şudur: Arkadaşlar, temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz değerleri korumak istiyorsanız, "Dindarlar yolsuzluk yaptı ama hesabını sordu." dedirtmek istiyorsanız, "Biz yirmi beş yıldan beri bu iktidara bu kadar destek verdik, her seferinde onları iktidarda tuttuk." diyenlere karşı kendinizi sorumlu hissediyorsanız bu listeleri toplumla paylaşacaksınız. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
MUSTAFA KAYA (Devamla) - Ve en azından yapmanız gereken şey bu listelerle beraber bu değerlere karşı olan samimiyetinizi göstereceksiniz ama yapmazsanız değerli arkadaşlar, bunu yapmazsanız, bu temsil ettiğiniz iddialarla, bu değerlerle beraber maalesef sizler de iktidardan uzaklaşacaksınız, bunu minimize etmek zorundasınız ve toplumdaki yozlaşmanın, bütün organize suç örgütleri vesaire bütün bunlarla beraber mücadelenin doğru zeminde yürümesini temin etmenin bundan başka yolu yok diyorum. Ve bu ülkenin başına gelebilecek en kötü şey, bir ülkenin başına gelebilecek en kötü şey arkadaşlar, yargının siyasallaşmasıdır. Yargının sana bana ona göre tarife olmaz; yargı denildiğinde yargı herkese eşit mesafede olur. Sizden bir arkadaşınız olarak yüreğimin derinliklerinden size sesleniyorum: Bu yolsuzluğu yapanlar babanızın oğlu da olsa getirin, ortaya koyun, bu milletin geleceğini çalmayın diyor, sizleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergelerde son konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 9'uncu maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, insanlar devletin denetlediği bir piyasaya para yatırdı, kurallara ve kurumlara güvendi. Şimdi parasına ulaşamıyor. Karşı karşıya olduğumuz bu tablo, iktidar partisi bazı temsilcilerinin içinde yer aldığı nitelikli dolandırıcılığın, organize soygun şebekesinin, bu soyguna gözlerini kapatan, kulaklarını tıkayan kamusal zafiyetin itiraf belgesidir. Aylarca süren manipülasyon iddialarının üzerine gitmeyeceksiniz. Milyarlarca liralık para hareketlerini sadece izleyeceksiniz. Vatandaşı korumak için tek bir adım bile atmayacaksınız. Bu ülkenin insanlarını organize suç örgütünün önüne atacaksınız. Sonra da çıkıp buna "Piyasa riski." diyeceksiniz. Olmaz sayın milletvekilleri, olmaz böyle bir şey, olmamalı da. Yetkiyi tek elde toplayanlar, kriz çıktığında hesap vermekten kaçamazsınız; birinci derece sorumlu olanlar, faturayı piyasaya kesip bu işten sıyrılamazsınız; fon krizinin maliyetini mağdurlara, hazineye, millete fatura ederek adaleti sağlayamazsınız.
Sayın milletvekilleri, İYİ PARTİ olarak vatandaşın cebinden çalınan her kuruşun geri dönmesini sonuna kadar destekliyoruz ancak fon krizi başlamadan önce çıkış talimatı veren, haksız kazanca bulaşmamış yatırımcıların parasına çökmek çare değildir. Dün gece Meclisi alet ettiğiniz bu hukuksuzlukla binlerce mağdura mahkeme kapılarını kapatmaya çalışıyorsunuz; yanlışlarınızı, eksikliklerinizi, ihmallerinizi daha büyük hatalarla kapatmaya çalışıyorsunuz; sermaye piyasalarının namusu olan takas garantisini ihlal ediyorsunuz; alacaklı hâle geçmiş yatırımcıyı tekrar hissedar yapıyorsunuz. Uluslararası sermaye kuruluşları ülkemizi takip ediyor. Takas güvenliğini yıktığınız bir ülkeye yabancı yatırımcıyı nasıl getireceksiniz? Bu yaptığınız, fon krizini vatandaşın cebine yüklemektir, Türkiye'nin itibarını aşındırmaktır.
Sayın milletvekilleri, bu zarardan öncelikle portföy yönetim şirketleri sorumlu tutulmalıdır fakat bu yetmez; hırsızlık yapılırken bu soyguna çanak tutan denetçilerin kamu görevlilerinin sorumluluğu olmalıdır. Neden onların yakasına yapışmıyorsunuz? Kimleri koruyorsunuz? Bunları açıklayın.
Değerli milletvekilleri, Tera ve Pusula fonlarından 401 milyar liralık çıkış gerçekleşti. Burada hukuka aykırı kazanç varsa bunun son kuruşuna kadar takip edilmesi gerekir. Ne var ki teklifle olağan dışı getirilerin geri ödenmesi isteğe bağlı bir mekanizmaya bırakılmaktadır. İYİ Parti olarak bu düzenlemeye itiraz ediyoruz. Devlet haksız kazancın iadesini şahısların keyfine, hırsızın vicdanına bırakamaz. Hangi vicdan, neyin vicdanı, devlet idaresi vicdani bağışla yürür mü sayın milletvekilleri? Tasfiyeden bir gün önce fonlardan çıkış yapanların haksız kazancı onun insafına bırakılırsa, içeride kalan vatandaşın yatırımı zorunlu olarak budanırsa, mağdurlar âdeta cezalandırılırsa adalet nasıl sağlanacaktır? Tabii, umurunuzda ise! Sizin bu yaptığınız zalimliktir, kul hakkı yemektir. Ey iktidar mensupları, bu yaşanan hadiseler sizin için bir son fırsattır. Kurumları yeniden yapılandırın, siyasetinizi düzeltin, yandaşlarınızı korumaktan vazgeçin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ŞENOL SUNAT (Devamla) - Bu hortumun üzerine gidin. Dürüst, doğru, adil, temiz siyasete geri dönün. Milletin hakkını hırsızın vicdanına bırakmayın. Kul hakkı yiyenlerin yakasına yapışın. Ülkenin geleceği için bunu yapmak zorundasınız, bu millet için temizlenmek zorundasınız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.
9'uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 9'uncu madde kabul edilmiştir.
İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.
Teklifin tümünün oylamasından önce lehte ve aleyhte söz talepleri vardır.
İlk söz, lehte olmak üzere Sayın Günaydın'a ait.
Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Lehte olmak üzere..."
BAŞKAN - Aleyhte, pardon.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - O kadar muhalefetten sonra bir de Gökhan Başkanım lehte konuşuyormuş!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, bilmiyorduk yasayı desteklediğinizi!
BAŞKAN - Sayın Günaydın, şimdi, sadece sizin isminiz gelmişti, son saniyede aleyhte isim geliyor; olacak iş mi yani ne düzen var ne intizam var ne nizam var, ondan sonra da karışıyor.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Evet, teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç günlük bir yasa görüşmesi sürecinin sonundayız. Nedir konuştuğumuz mesele? Memleket 20 milyar dolarcık dolandırılmış. Sadece 20 milyar dolarcık mı? Çünkü bildiğimiz rakamlar şu: 450 bin vatandaşın 850 milyar TL'si birileri tarafından hiç edilmiş. Dolayısıyla, burada oluşturulmaya çalışılan kanun, bunlardan bir kısmının parasının bir kısmı iade edilebilir mi ancak burada da gördük ki PBLK örneğinde de olduğu gibi gördük ki 250 bin mağduru zaten baştan bir dışarıya attınız ve bir şey daha söyleyeyim arkadaşlar: Gerçekten bazen böyle gözlerim fal taşı gibi açılıyor ve bir milletvekili sorumluluğuyla böyle nasıl davranabilirsiniz diye düşünüyorum. Bir önerge geldi dün gece yarısı ve bu önergenin kaç yüz bin insanı ilgilendirdiğini bilmiyorsunuz, kaç yüz bin insanın kaç yüz milyarına çöküldüğünü bilmiyorsunuz, size lütfedip bunu söylemiyorlar bile ama ellerinizi kaldırıyorsunuz; bu kadar basit. Sonra diyorsunuz ki bize "Biz de bundan rahatsızız." Rahatsız olan insan vicdanı doğrultusunda o eli kaldıracak, indirecek, yoksa bana "Rahatsızım." demeyin, demeyin "Rahatsızım." diye. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Peki, boyut bulunma sınırlı mı? Yahu, memleketin borsası son bir ayda 6 trilyon lira dip yapmış, bu 120 milyar dolar demektir yani yalnızca 450 bin insanın 20 milyar dolarından bahsetmiyoruz; 7 milyon insanın 120 milyar dolarını son bir ayda yarattığınız düzen hiç etti. Bunlara yönelik herhangi bir şey yapılabilecek mi? "Piyasa riski." diyeceksiniz öyle mi, piyasa riski? Gelin, ben size bu piyasa riskinin nasıl oluştuğunu ayrıntısıyla söyleyeyim. Önce elverişli firmalar bulunur, bu firmaların tamamı AKP'lidir. Ben söylemiyorum, sizin Bakanınız diyor ki "41 firmada manipülatif işlem var." Bu 41 firma neymiş diye baktım, Özata Denizcilik. Tanırsınız değil mi? Tuzla AKP İlçe Başkan Yardımcısı.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Tanımıyoruz ya, tanımıyoruz.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Tanırsınız.
Sonra Altınkılıç Gıda; Bayrampaşa AKP İlçe Başkan Yardımcısı, Meclis üyesi. Tanırsınız değil mi?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Tanımıyoruz.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Gündoğdu Gıda. Gündoğdu Gıdanın ahırında bir tane süt hayvanı yok ama yüzde 2.700 zam alıyor. Sebep ne? Zülküf Kopuz. Tanırsınız değil mi?
Sonra bir de Kiler var, Kiler; Vahit Kiler. Tanımayanınız var mı? 3 dönem mi 4 dönem mi 5 dönem mi milletvekilliğinizi yaptı? Vahit Kiler'in firması ne yapmış? Piyasa değerini öyle bir yükseltmişsiniz ki Kiler Holding 20 milyar dolar olmuş. İş Bankası 6,5 milyar dolar, Koç 13 milyar dolar, Kiler Holding 20 milyar dolar olmuş. Şişirin balonu, vatandaş arkaya atlasın, sonra onu iç edin; işte, bu düzen AKP düzenidir. "Bizle alakası yoktur, bizim vicdanımız kanıyor." demeyin; hepsini tanıyorsunuz, hepiniz oradaydınız. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Gelelim aracı kurumlara... Firmaları saydık, aracı kurumlardan tanımadığınız bir tane çocuk yok, ben söyleyeyim, bir tane çocuk yok. Ha, mesela, Bulls, Bulls kimmiş? Diyorsunuz ki bana: "Turizm Bakanının karısının firması." Yok, yok, ondan değil, daha bir bu tarafa doğru gelin bakalım, daha bu tarafa, yukarılara doğru çıkın, özel kalemlere bir gidin; Bulls'un sahibini orada bulacaksınız, bu millet biliyor, onların tamamından hesap sorulacak.
Tera, Pusula; 29 yaşındaki çocuk 60 metrelik kotraya, yata biniyor. Kim bu adam? Bu adam sizin Gençlik Kolları Başkanınız; bu kadar basit. Dolayısıyla hangisini sayarsam sayayım, Terası, Pusalası, Bulls'u, Hedefi hepsini tanıyorsunuz; hepiniz oradaydınız, hepsi AKP'lidir, hepsi. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Ya, bunlar yüzde 2.700, yüzde 3 bin alıyorlar, piyasa değerleri şişiyor. Kimse bunları incelemiyor mu? Diyorsunuz ya "Denetleyici kuruluşlarımız var." Kimmiş onlar? SPK. Başkanı kim? Sayayım, 2018-2022, Ali Fuat Taşkesenlioğlu. Siz hep böyle kolay para mı kazanırsınız ya?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Afrika'da madenler, İngiltere'de AVM'ler; 2,5 kilo altın. Zehra Taşkesenlioğlu, tanıyorsunuz değil mi? Yan yana bu sıralarda oturdunuz. İşte, bu adamı SPK Başkanı yapmışsınız. Sonra? Vecdi Gönül'ün oğlu. İşsiz mi kalsın çocuk? Onu da yapmışsınız SPK Başkanı. Anlatıyor arkadaşları, anlatıyor; halka arz etmek istiyorum firmamı, diyorlar ki: "Olur. 600 bin dolar getir, yaparız." Bu kadar basit. Şimdi de bize diyorsunuz ki: "Bu tasfiyeyi SPK yapacak." Allah akıl versin, Allah sadece akıl değil, aynı zamanda izan da versin Allah size.
Başka bir şey daha; Devlet Denetleme Kurulu rapor şey yapıyor şu anda, inceleme yapıyor. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı kim? Devlet Denetleme Kurulu Başkanı arpalık olarak kullandığınız BDDK'da, Borsa İstanbul'da yönetim kurulu üyesi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Tamamlayacağım Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın, buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Yani Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, denetleyici şapkasıyla Borsa İstanbul'a gidecek, orada üç yıl boyunca karıştırdıkları haltların denetimini yapacak öyle mi? Bizi böyle mi kandıracaksınız? Vatandaşı böyle mi kaldıracaksınız? Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Buna "asrın soygunu" diyorlar ya, yetmez, bu bir devlet krizidir. Siz buralarda böylesine paraları götürürken, memleket yükselen piyasalardan çıkartılıyor, memleket "Made in Europe"den çıkartılıyor, 30 milyon insan da açlık sınırının altında. Arkadaşlar, bu düzen böyle gitmeyecek. Söyleyeyim size, hepiniz çıktınız, burada konuşmalar yaptınız, kim varsa çıksın ortaya konuşsun. 411 kişi 401 milyar lirayı 1 Eylülle 15 Eylül arasında götürmüş. Bunların hepsi sizin arkadaşınız, niye açıklamıyorsunuz? Hadi açıklayın da göreyim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Başkanım, son bir dakika rica ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (Devamla) - Son bir dakika.
Şimdi, bir İngiliz getirdiniz, bir İngiliz vatandaşını Hazinenin başına koydunuz. O İngiliz vatandaşı yıllarca Merrill Lynch firmasında çalıştı, üst düzey yönetici olarak çalıştı. Sonra Merrill Lynch 15 Eylülden evvel 8 milyar liracık parayı borsadan götürü vermiş. Bu kimin parası? Bu Yozgat'taki çiftçinin parası, bu Kırşehir'deki esnafın parası. Peki, bu adamlar hangi firmalara yatırım yapmışlar? Ben size söyleyeyim. İşi öyle bir biliyorlar ki Desteke, Özataya, Katılım Evine, Odine'ye, Peker GYO'ya yani Mehmet Şimşek'in İngiliz arkadaşları sizin adamlara yatırım yapmışlar, tam zamanında da pır kaçmışlar. Kaçırılan memleketin parası, göz yuman da sizsiniz, hatta ortağısınız. Yazıklar olsun! (Yeni Parti, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Gökhan Günaydın aleyhte konuşmuştu, şimdi lehte Sayın Nurettin Alan.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nde lehte konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, öncelikle bu kanunumuz neyi hedefliyor, neyle ilgili bu kanunu getirdik, onu arz etmek istiyorum. Fon piyasamızda yaklaşık 2 bin tane fon var, bunlardan 7 portföy şirketi ve 131 fon üzerinde bazı sıkıntıların çıkması üzerine 17 Eylül 2026 tarihinde TMSF'nin aldığı kararla tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili bu kanunu çıkarmış bulunuyoruz. Burada özellikle hatırlatmak istediğim husus şu: 7 portföy şirketi ve 131 fon, bunlardan 3 tanesi olağan tasfiye sürecine girmiş olup bunların 65 tanesi de olağan olarak tasfiye edilmiş, geriye 4 tane portföy şirketi ve 65 fon kalmış, bu kanunun kapsamına giren fonlar da bu fonlar. Burada hatırlatmak istediğimiz bir diğer husus şu: Bu fonlarla ilgili kanuni düzenlemede her bir fonun kendi içerisinde tasfiye edileceği hususudur yani 65 fonun her birinin ayrı bir hesabı vardır. Buradan elde edilen bütün gelirler, gönüllü iadeler, bu fonla ilgili yapılan cezai takibat sonucunda getirilen iadeler, ilgili kişilerin, suç işleyen kişilerin mal varlıklarından elde edilen iadeler, tamamı bu tasfiye fonunun içerisinde değerlendirileceğini, buradaki fon hissedarlarına, kanunumuzdaki şekilde dağıtılacağını düzenlemektedir. Burada özellikle şu hususu belirtmemiz lazım: 450 bin kişiyi ilgilendirdiği söylenen bu fonlarla ilgili 1 milyon liraya kadar yapılacak ödemeler yaklaşık 350 bin kişinin fondaki net yatırım tutarını karşılamaktadır. Net yatırım tutarı nedir? İlgili kişilerin, bunlar fonlar şişirilmeden önce fona yatırdığı yani reel değerlerin enflasyon muhasebesiyle TEFE-TÜFE/2 olarak enflasyonla artırılmak suretiyle elde edilen değerdir. Yani, net yatırım tutarı 1 milyon liraya kadar olan fonlarda 350 bin kişinin ödemesi bu tasfiye hâline getirilen fonlar üzerinden karşılanacaktır.
Burada ifade etmek istediğimiz diğer husus şudur: Şu ana kadar olağan tasfiye yöntemiyle karşılanan tutar 40,8 milyar TL ve 65 fon 3 portföy şirketiyle alakalıdır. Bir diğer husus da hiçbir şekilde ne partimiz ne Hükûmetimiz burada spekülasyon veya manipülasyon yapanlarla ilgili olarak hiçbir şekilde sahip çıkmamış, şehir şehir miting yapmamış, "Seni destekliyorum." dememiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sadece saklıyoruz, başka bir şey yapmıyoruz.
NURETTİN ALAN (Devamla) - Biz, şunu açık yüreklilikle söylüyoruz: Milletin malına, fakirin fukaranın, yetimin malına, 1 lirasına el uzatanın canı cehenneme. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; Yeni Parti sıralarından gürültüler)
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Kimmiş, açıkla!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 840 milyar lira, 840; 1 lira değil, 840 milyar.
NURETTİN ALAN (Devamla) - Şehr-ül emin olarak seçilip emanete hıyanet eden şehreminilerin adını kirletenlerin canı cehenneme. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bugüne kadar neredeydiniz, neredeydiniz bugüne kadar ha, memleket soyulurken neredeydiniz?
NURETTİN ALAN (Devamla) - Biz yanlış yapan hiç kimsenin arkasında durmuyoruz. Yanlış yapanları şehir şehir destekleyenlerin canı cehenneme.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -
yazıklar olsun!
HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ya, ne konuşuyorsun, o kadar yolsuzluk işi var, bir kelime etmediniz geliyorsunuz, buraya konuşuyorsunuz. Az dürüst olun!
NURETTİN ALAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradaki kanunun muhteviyatına baktığınız takdirde...
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Liste nerede, liste, hani liste?
NURETTİN ALAN (Devamla) - ...fonlarda spekülasyon yapanlara, manipülasyon yapanlara bir kuruş kazandırmamakta, onların özel mülklerine, babalarından kalan miraslarına dahi el koymayı düzenlemektedir.
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Nurettin Bey, liste nerde, liste? Anlat sen, metni oku, metni! Anca oraya bak, anlat!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Beylik laflar!
NURETTİN ALAN (Devamla) - Onlara 1 TL'lik bir fırsat vermeden, banka hesaplarına, tapularına, her türlü menkul, gayrimenkullerine el koymayı hedeflemektedir, 1 lirasını bırakmamayı hedeflemektedir...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Bırak, listeyi ver, listeyi! Liste nerede?
BAŞKAN - Sayın Alan, tamamlayın.
NURETTİN ALAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Ya, bunlar kim bir tane isim verir misin Nurettin Bey, bir tane isim verir misin Nurettin Bey? Bir tane isim verir misin, kim bu? Bir tane isim ver, bir tane!
NURETTİN ALAN (Devamla) - Neyle ilgili bir tane isim istiyorsun? Ben size bir çok isim verebilirim.
BAŞKAN - Sayın Alan... Sayın Alan...
NURETTİN ALAN (Devamla) - Bugün sahtekârlıkla, dolandırıcılıkla, yetimin malına el atmakla övünen insanları destekleyenler bugün gelmiş bize ahkâm kesiyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, Yeni Parti sıralarından gürültüler)
TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ya, hadi oradan, hadi oradan be!
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hadi oradan, hadi oradan!
NURETTİN ALAN (Devamla) - Biz hiçbirisinin arkasında durmuyoruz, hepsine lanet ediyoruz, hepsinin canı cehenneme diyoruz. Siz de diyebiliyor musunuz, siz de diyebiliyor musunuz?
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, Yeni Parti sıralarından gürültüler)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yazıklar olsun, yazıklar!
BAŞKAN - Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Elektronik oylama yapalım Başkanım.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Elektronik oylama yapalım Başkanım.
BAŞKAN - Peki, Divanda ihtilaf olduğundan dolayı elektronik cihazla oylamaya başvuracağım.
İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.
Alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 27 Ekim 2026 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 20.03
[1]. 294 S. Sayılı Basmayazı 20/10/2026 tarihli 8'inciBirleşim Tutanağı’na eklidir.