3 Kasım 2026 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.07
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar), Ertuğrul KAYA (Gaziantep)
----- 0 -----
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12'nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz talebi, Elâzığ hakkında söz isteyen Elâzığ Milletvekili Sayın Semih Işıkver'e ait.
Buyurun Sayın Işıkver. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Genel Kurulu ve bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletine de saygılarımı, hürmetlerimi iletiyorum.
Türk milliyetçiliğinin aklı, kalbi, siyasi karargâhı olan Milliyetçi Hareket Partisi ekonomi politikalarına Türk ve Türkiye Yüzyılı ekseninde bakmakta, istihdamı ve adil bölüşümü esas almaktadır. Genel Başkanımız Doktor Devlet Bahçeli'nin ifadeleriyle, sosyal adaleti esas alan bu anlayışın özünde insanı merkeze almak vardır. Bu anlayış ve doğrultuda, seçim bölgem olan Elâzığ'da toplumun geniş kesimlerinin sosyoekonomik refah seviyesini doğrudan ilgilendiren çok önemli talep ve beklentilerimizi Gazi Meclisimizin takdirlerine arz etmek istiyorum. Elâzığ'ın çok uzun yıllardan beri gündeminde olan Pertek Köprüsü'nün yer tespitleri yapılmış ve proje çalışmaları tamamlanarak süreç önemli bir noktaya gelmiştir. 2027 Yatırım Programı'nda yer almasını heyecanla beklediğimiz bu önemli proje için öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Bakanımıza ve emeği geçen herkese en kalbî teşekkürlerimizi sunuyoruz, sürecin takipçisi olmaya devam edeceğimizi de ifade etmek istiyoruz.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; memleketim Elâzığ'da tarım sektörü ilimiz ekonomisinin neredeyse yüzde 40'ını oluşturduğundan ve binlerce vatandaşımız bu sektörde yer aldığından talep ve beklentiler doğal olarak şehrin öncelikli gündemini oluşturmaktadır. Elâzığ ilinde yaklaşık 60 köyde 41.630 dekar alanda yıllık ortalama 240 bin ton şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Binlerce çiftçimizle birlikte çok geniş bir ekosistem oluşturan şeker pancarı tarımı Elâzığ tarım ekonomisinin en önemli girdisi konumundadır. Tarım ve Orman Bakanlığımızın açıklamış olduğu 2026-2027 üretim yılı alım fiyatı ton başına kota tamamlama primi dâhil 3.720 TL'dir. Elâzığlı üretici ve çiftçilerimiz büyük bir mağduriyetle karşı karşıya kaldıklarını belirterek açıklanan bu rakamın ciddi bir şekilde artan girdi maliyetlerini karşılamak noktasında yetersiz kaldığını ifade etmekte olup iyileştirme yapılmasını talep etmektedirler.
Bununla birlikte, Elâzığ ilinin en önemli tarımsal üretimlerinden biri de geçmişi yüzyıllara dayanan bağcılıktır. İlimizde sofralık ve şıralık üzüm rekoltesi yıllık ortalama 120 bin tondur. Bugün sadece Hoş bölgesindeki köylerimizde yaklaşık 40 bin ton sofralık üzüm üreticimizin elinde kalmıştır. Aileleriyle birlikte yaklaşık 25-30 bin vatandaşımızın doğrudan aile ekonomisini etkileyen bu soruna ivedi bir çözüm talep edilmektedir. Bu hususta önerimiz, üzümün maliyetini çiftçiden kurtaracak şekilde uygun fiyata alınarak öğrenci yurtları, askerî kışla ve garnizonlar, okullar, huzurevleri gibi kurumlarda tüketiminin sağlanmasıdır.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2020 Elâzığ ve 2023 Maraş merkezli depremler sonrasında Elâzığ'da yıkılan 1.847 iş yerinden 955'i teslim edilmiş, 7'sinin inşaatı devam etmekte, 885 iş yerinin işlemleri ise hâlen devam etmektedir. Ticari faaliyetlerini durdurmama adına yüksek kira bedelleriyle karşı karşıya kalan ve bir kısım ticaretini durdurmak zorunda kalan bu 885 hak sahibi bir an evvel iş yerlerine kavuşmayı beklemektedir.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Elâzığ ilimiz Baskil ilçesi, il merkezine 31 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Fırat Nehri kıyısında yer alan Baskil ilçemiz, yoğun tarım ve meyvecilik faaliyetleri ve alabalık üretiminde çok önemli bir merkez konumundadır. Yıllardır gidiş geliş olarak kullanılan Baskil yolunda son zamanlarda çok sayıda hasarlı ve ne yazık ki ölümlü ve yaralanmalı kazalar yaşanmaktadır. 2026 yılı sonuna kadar 31 kilometrelik yolun yaklaşık 6 kilometrelik kısmı bölünmüş yol standartlarında yapılmaktadır. Şehrimizin çok önemli bir ticari ve ekonomi merkezi hâline gelen Baskil ilçemizin yolunun tamamının 2027 Yatırım Programı'na alınarak tamamlanması şehrimizin ortak beklentisidir.
Ayrıca şehrimizde yaşanan deprem felaketlerinin ardından kapatılan ve güçlendirme ihtiyacı bulunan, anıt eser niteliğindeki Elâzığ Merkez PTT Binası'nın 2027 yılında hizmete açılması ortak beklentimizdir. Ayrıca yine deprem felaketleri sonrasında il merkezindeki 19 mahallemiz bugün yıkılan binalar sebebiyle maalesef metruk durumdadır. Elâzığ'ın yeniden modern kent kimliğine kavuşması için İstanbul ilimizde uygulanan Yarısı Bizden Kampanyası desteklerinin Elâzığ'ımızda da uygulanması vatandaşlarımızın öncelikli beklentisidir.
Bu düşüncelerle, Bakanlık ve kurumlarımızın 2027 bütçelerinin de hayırlı ve bereketli olmasını diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler, sağ olun.
Sayın Kaya, buyurun.
ASU KAYA (Osmaniye) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
İlim Osmaniye'de depremzedelerimiz dördüncü kışa giriyor ama iktidar köy konutlarının üçte 1'ini bile teslim edemedi. 2.679 kırsal konut hak sahibinden sadece 791'ine anahtar teslim edildi. Hasanbeyli'deki 183, Bahçe'de 331 hak sahibinden hiçbirine konut teslim edilmedi. Ayrıca merkez köyümüzde Issızca'da hâlâ çadırda kalanlar var. Issızca'da 90 ev teslimi hâlâ bekliyor, bunlardan sadece 14 ev teslim edildi; bunu da bilgilerinize sunuyorum. Esenevler'de 751 konut ve 153 dükkânın resmî ihale tabelasında "Teslim: 21 Aralık 2025" yazıyor, bugün Kasım 2026 ve hâlâ bir vatandaşımız bile anahtarını alamadı. Üstelik bu yıl da teslim edilemeyeceği söyleniyor.
Buradan iktidara soruyorum: Osmaniyeli depremzedeler daha kaç kış evsiz kalacak? Deprem konutları bir an önce teslim edilmeli.
BAŞKAN - Sayın Varli...
GÜLDEREN VARLİ (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sözlerime Barış Annelerini selamlayarak başlamak istiyorum.
Anneler dün Kurtuluş Parkı'ndaydı ve Kurtuluş Parkı'na gelen her annenin tek sözü şuydu: "Biz kadınlar, biz anneler savaş istemiyoruz, barış istiyoruz." Bu söze buradaki iktidarın ve herkesin ses vermesi gerekiyor. Barış herkesin ihtiyaç duyduğu bir duygudur, barış hepimizin ihtiyacıdır; bunun için, barış hemen şimdi olmalıdır diyor, tüm Barış Annelerini saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Kocamaz...
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Çukurova Havalimanı'nda Binsat Holding bünyesinde çalışan işçilerin maaşlarının uzun süredir düzenli bir şekilde ödenmediği, bu durumun çalışanlar açısından ciddi ekonomik ve sosyal mağduriyetlere yol açtığı yönünde şikâyetler tarafımıza ulaşmaktadır; mutlaka sizlere de ulaşıyordur. Emekleri karşılığında almaları gereken ücretlere zamanında ulaşamayan işçiler elektrik, su, doğal gaz ve kira gibi zorunlu giderlerini karşılamakta, evlerinin mutfak ihtiyaçlarını gidermekte ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını temin etmekte büyük güçlük çekmektedir. Alın teriyle geçimini sağlamaya çalışan işçiler ücretlerini alamadıkları için aileleriyle birlikte ciddi bir geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Buradan iktidara seslenmek istiyorum: Devletten işi ve parayı alan Holding hangi gerekçelerle işçilerin alın terinin ve emeklerinin karşılığını ödemiyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir adım atacaksınız?
BAŞKAN - Sayın Aygun...
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Başkanım.
Emekliler cumhuriyet tarihinin en zor dönemini geçiriyor; sebze alamıyor, kira ödeyemiyor, yiyecek alamıyor, et pişirmeyi unuttu. Şimdi, Cumhurbaşkanı bir düzenlemeden bahsediyor. Peki, kök maaşlar ne olacak? En düşük emekli aylığı için nasıl bir düzenleme yapılacak? En düşük emekli aylığına yapılacak o zam doğrudan enflasyon farkıyla giderilemez. Bu düzenlemenin yapılmasını ve en düşük maaşlar için acilen TBMM'ye düzenleme getirilmesini bekliyoruz.
Kademeli emeklilik için düzenleme bekliyoruz. Kademeli emeklilik meselesi artık görmezden gelinecek, ertelenecek ya da örtülecek, unutturulacak bir mesele değildir.
Yine, staj başlangıcının sigorta başlangıcı olmasını bekliyor, yüce Mecliste bunun takipçisi olacağımızı buradan dillendiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Akbulut...
İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ulusal Süt Konseyi yine en son ki toplantısında tavsiye edilen süt fiyatında herhangi bir artışa gitmedi. Ulusal Süt Konseyinde ne yazık ki üreticilerimizi temsil edecek sayı yok denecek kadar az. Hâl böyle olunca onlar da ya sanayici tarafından bir değerlendirme yapıyorlar ya da tüketici tarafından bir değerlendirme yapmaya çalışıyorlar ama üreticileri perişan ediyorlar. Yem maliyetlerinin arttığı, mazot fiyatlarının arttığı, enerji fiyatlarının bu kadar yükseldiği bir dönemde süt fiyatlarına süt üreticisinin beklentisi yönünde bir artış yapılmaması akla ziyan bir olaydır.
Yine, et fiyatları da düşüyor, yem fiyatları 500 TL'ydi, et fiyatlarının rakamları daha yüksekti, 670 TL'ydi. Yem oldu bin lira, et fiyatlarının rakamları daha aşağı rakamlara düştü, akıl alır gibi değil. Üreticilerimizin sesinin artık duyulmasını talep ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Hacıoğulları...
YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Sayın Başkan, elimdeki bir müzik aleti değil, diyapozon ve "la" sesine ayarlı, farklı ses renklerine sahip sazlar farklılıklarını koruyarak seslerini "la" sesine göre akort ederlerse orkestra kurulabilir ve müzik başlar tıpkı bizim gibi. Biz de "lâ" diyerek millet oluruz aynılaşmadan ve tek tipleşmeden. Lâ ilahe yani önce hayır, imajların hükmüne, korkuya, teröre. Lâ ilahe illallah, Allah'tan başka dünyada kendini mutlaklaştıran her şeye hayır çünkü "hayır" diyemeyenin "evet"i kıymetsiz. "Lâ"yla başlar millet olmak ve şahsiyet, aynı sesi çıkarmak değil aynı ülkede kendi sesinle var olabilmektir cumhuriyet.
BAŞKAN - İkinci söz talebi, okullardaki temizlik malzemesi eksikliği ve hijyen problemleri hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Umut Akdoğan'a ait.
Buyurun Sayın Akdoğan. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kuşkusuz hepinize çok telefon geliyordur, WhatsApp'larınıza bilgi geliyordur, sizi görenler söylüyordur, okullarda çok ciddi bir problemimiz var: Bu problem temizlik malzemesi eksikliği, temizlik personeli eksikliği. Evet, koridorlarda da bu var, evet, sınıflarda da bu var ve toplum sağlığını tehdit edecek ölçüde okullardaki tuvaletlerimizde kirlilik söz konusu ve hiçbir şekilde Millî Eğitim Bakanlığı bu konuya yetemiyor; Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bu sese kulak vermesini istiyoruz. Bakın, tuvalet kâğıdı yok, sabun yok, personel yok. Personel konusunda bir çalışma yapılmış, Millî Eğitim Bakanlığı kendi internet sitesinde 23 bin temizlik personeli almakla övünüyor. Peki, bu 23 bin temizlik personeli ne için? 60 bin okul için, bir defa en baştan, kafadan 47 bin okulda hiç personel olmadığını Millî Eğitim Bakanlığı kendisi itiraf ediyor.
Diğer bir nokta şu: 1.500 öğrencisi olan bir okula 1 temizlik görevlisi verilmiş. Ya, 1 temizlik görevlisi 1.500 öğrencili okulda ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. Üçüncü mesele şu: Bu temizlik personelleri TYP dediğimiz sistemle göreve geliyor ve altı aylık görev yapıyor. Eğer okuldaki temizlik personelinin bu altı ayı mart ayında dolarsa yandı gülüm keten helva. Artık on beş gün mü, yirmi gün mü, bir ay mı; hiç temizlik personeli ortada olmuyor. Peki, temizlik personeli niye yok? Bulunamıyor çünkü verilen maaşa kimse çalışmak istemiyor.
Bakın, ülkenin Millî Eğitim Bakanı lüks Audi A8 arabasıyla parti genel merkezlerinin önüne gidiyor, caka satıyor, düğün davetiyesi dağıtıyor; parti genel merkezlerinde genel başkan yardımcıları da utanmadan, sarmaş dolaş, şapur şupur onlarla öpüşüyor, onları karşılıyor. Demezler mi Millî Eğitim Bakanına "O lüks arabanla sağa sola gidip gezeceğine, düğün davetiyesi dağıtacağına okullardaki temizlik işine bir baksana." diye? Şuradan çıkalım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sağındaki solundaki okullara hep birlikte gidelim.
Bir de bu Bakanlık hiç utanmadan sıkılmadan "Okulum Temiz" diye sertifika veriyor. Okulumuz temiz falan değil değerli milletvekilleri; çocuklarımız okullarda tuvaletlere gidemiyorlar, tuvaletlerin bulunduğu koridorlarda öğretmenler yürüyemiyorlar, veliler WhatsApp gruplarından işte bu yazışmaları yapıyorlar: Bakın, bu, bir okulun WhatsApp grubundaki veli yazışması. Size getirdim; çıkarttım, getirdim. "Arkadaşlar, ben okuldaki su, sabun konusundan çok rahatsızım. Sabahtan akşama kadar çocuklar ellerini yıkayamıyor. Bunun için ne yapabiliriz?" diye bir veli yazmış. Diğeri diyor ki: "Sabunu biz mi götürsek?" Öbürü diyor ki: "Olabilir, sınıfa koyalım, dönüşümlü kullansınlar." Diğeri diyor ki: "Çoğunluk 'tamam' derse peçete de almamız lazım." Diğer veli diyor ki: "Sabun alalım, peçete alalım, ıslak mendil alalım." Bir diğeri diyor ki: "Acaba dezenfektan mı koysak?" Öbürü diyor ki: "Liste hâlinde sıraya koyun, biz de gelelim." Diğeri diyor ki: "Sabuna gelene kadar, A4 kâğıt yokmuş okulda, ben onu götüreyim bari." Ya, Millî Eğitim Bakanının bunlardan haberi yok mu? Biz çocuklarımızın can güvenliğini koruyamıyoruz, biz çocuklarımıza bir öğün yemek yediremiyoruz, biz çocuklarımızı okulda tuvalete gönderemiyoruz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Eğer Millî Eğitim Bakanı ve iktidar partisi mensupları bu durumdan haberdar değilse "Ya, biz böyle bir şey bilmiyoruz kardeşim." diyorlarsa bu bir sorun; haberdarlarsa ve susuyorlarsa bu bambaşka bir sorun.
Bakın, çocuklarımız okullarda öldürüldü. Millî Eğitim Bakanı "Hangisi okulda işlenen cinayettir, hangisi okulun sokağında işlenen cinayettir?" diye bir ayrım yapmaya kalktı. Dolayısıyla, İçişleri Bakanıyla bir protokol imzaladı, güya önlem alacaktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UMUT AKDOĞAN (Devamla) - Hemen tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
UMUT AKDOĞAN (Devamla) - Çocuklarımızın salgına yakalanması, çocuklarımızın hastalıklara yakalanması; o da ölüme davetiye çıkartmaktır. Millî Eğitim Bakanı derhâl Sağlık Bakanıyla bir protokol yapsın ve okullardaki bu sağlık koşulları incelensin.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde derhâl bir komisyon kuralım. Komisyon kurmasak da 3 parti, 3 milletvekili bir araya gelelim, herhangi bir okula gidelim; okullarda tuvaletin olduğu koridora kokudan, pislikten, mikroptan giremeyeceğimizi göreceksiniz. Sabahtan akşama kadar o okulda konsantrasyonunu sağlayarak eğitim almaya çalışan bir çocuk bu pisliğin içinde tuvalete gidemiyorsa o çocuk ne konsantrasyonunu sağlayabilir ne sağlığını koruyabilir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuya dikkatini çekiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ülkemizin stratejik tarım ürünlerinden zeytinde büyük bir krizle karşı karşıyayız. Artan maliyetler ve 15-25 liraya kadar düşen alım fiyatları nedeniyle üreticimiz zeytinini satamıyor. Görüştüğümüz üreticilerin tamamı "Bir iki sene daha böyle giderse artık zeytin ağaçlarını kesmek zorunda kalacağız." diyor. Ege illerinden Marmara Bölgesi'ne, Hatay'dan Gaziantep'e kadar önemli zeytin üretim merkezleri çökmek üzere, işçilik ve toplama maliyetleri o kadar yükseldi ki zeytinin satış fiyatları masrafları dâhil karşılamıyor. Üstelik rekoltenin en yüksek olduğu yıllardan birini yaşamamıza rağmen tam da hasat mevsiminde zeytinyağı ithalatına izin veriliyor. AKP'nin tarım politikaları nedeniyle ne üreticimiz ayakta kalabiliyor ne de vatandaşımız ucuza zeytin ve zeytinyağı tüketebiliyor. Zeytincinin feryadını duyun, acil destek programı uygulayın, bereketli zeytinlerimiz yok olmasın.
BAŞKAN - Sayın Taşkent...
AYÇA TAŞKENT (Sakarya) - Sakarya'da pancar üreticisiyle sözleşmeler yapıldı, taahhütler alındı ama bir süre sonra bakıldı ki fabrikanın kotası Bor Şekere satılmış. Üreticiler hasat yapıp pancarı söktüklerinde büyük bir kısmı yağmur altında kaldı; zorluklarla, gecikmeyle nakliyesini gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu arada, pancarın çamurunu yıkayıp bunu fire olarak saydılar ama sonra toplamından ayrı bir fire miktarı daha düştüler. Öte yandan, alım fiyatının bu girdi maliyetleri ortadayken çiftçinin emeğinin karşılığı olmadığını hepimiz biliyoruz, bu yüzden üretici 4.500 liraya çıkmasını talep ediyor. Sorun yalnızca fiyat da değildir; şimdi, pancar üreticisi önümüzdeki yıl ürününü kime satacağını, kiminle sözleşme yapacağını bilmiyor, belki de üretemeyecek.
Üreticinin emeğini, Sakarya'nın tarımını ve kamusal üretimi savunmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Aşıla...
MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.
Vay canına! "Messenger RNA'cı Uğur Şahin, Özlem Türeci nerede?" diye merak edenler buyursun, kendilerine Aziz Sancar Bilim Ödülü verilmiş. Amerika ve Trump dünya sağlık terör örgütünü kovup korona aşısı mağdurlarının haklarını iade ederken, Avrupa başta olmak üzere haklarında tazminat davaları sürerken, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanına bu ödülü verdirmek bu ülkede fon vurgunu kadar Cumhurbaşkanımıza bir ihanet ve siyasi bir entrikadır. Cumhur İttifakı seçmeni ve AK PARTİ seçmeni fonda büyük bir darbe almış ve tereddütler içindeyken şimdi de bilerek ve isteyerek hiçbir karşılığı olmayan, millet tarafından istenmeyen birine Cumhurbaşkanının ödül vermesi tam bir skandaldır. Sizce bu aşıcılar ne yaptı da ödülü hak etti? Aşı olanlar, cevaplarsanız çok sevinirim diyor, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Yıldırım Kara...
NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hatay Defne ilçemizdeki Harbiye Mahallemizde yaklaşık 500 hane kanalizasyon sorunuyla baş başa. Bunu niye söylüyorum? Birden fazla defa yetkililerin bölgeye gitmesi için olanak sağladık. 4827'nci Sokak'ta yaklaşık 500 haneyi ilgilendiren bu sorunun binlerce aileyi mağdur ettiği açık. Evsel atıklar kanalizasyon şebekesine bağlanamadığı için açık bir şekilde dere yatağına akıyor. Üstelik burasının sit alanı olduğuna ilişkin iddialar var. Depremin yıkımını yaşamış olan, hâlâ hayata tutunmaya çalışan insanlarımızın bu şekilde mağdur olması pek sağlıklı görünmüyor.
Çağrımız şudur ki: Gerekli keşifler yapılmalı, sit alanı için ilgili kurumlarla bağlantı kurulmalı, dere yatağına akan atık su sorununun önüne geçilmesi için mutlaka bölgenin kot seviyesine uygun kanalizasyon hattı yapılması için bir takvim mutlaka hazırlanmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Kutevi...
ZEYNEP ODUNCU KUTEVİ (Batman) - Teşekkür ederim Başkan.
4 Kasım, Türkiye siyasi tarihinin en ağır siyasi darbelerinden biridir. On yıl önce Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve milletvekillerimiz hukuksuzca tutuklandı. Arkasından gelen kayyımlar ve davalarla demokratik siyaset boğulmak istendi. AİHM kararlarından da tescillenmiştir ki bu tutuklamalar hukuki değil tamamen siyasidir. Aradan geçen sürede AİHM'in verdiği hak ihlali kararları bu yargılamaların hukuki değil tamamen siyasi saiklerle yürütüldüğünü tescilledi. Bugün içinden geçtiğimiz barış ve demokratik toplum sürecinde ortak geleceği ve demokratik toplumu inşa etmekten söz ediyorsak bu sözün ilk ve en sahici adımı demokratik siyasetin önünü açmaktır. 4 Kasım ve sonrasında tutuklanan tüm siyasi tutsakların amasız fakatsız derhâl serbest bırakılmalıdır.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Kuzey Makedonya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Salih Murat ve beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - 3'üncü söz talebi AK PARTİ'nin iktidara gelişinin 24'üncü yılı münasebetiyle Hatay Milletvekili Sayın Hüseyin Yayman'a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Yayman.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 3 Kasım 2026, Anadolu ihtilalinin yani AK PARTİ'nin tek başına iktidara geldiğinin 24'üncü yıl dönümü. AK PARTİ 14 Ağustos 2001 tarihinde kuruldu, bir yıl sonra iktidar oldu ve Türk demokrasi tarihinde tüm rekorları kırarak yirmi dört yıldır kesintisiz iktidarına devam ediyor. AK PARTİ büyük krizlerle mücadele ederek bu noktaya geldi. Daha 2005 yılında Danıştay saldırısı, Ayışığı, Balyoz darbe planları, cumhuriyet mitinglerinin tertip edilmesi, 367 krizinin yaratılması, e-muhtıranın verilmesi, 2008 yılında yüzde 46,7 oy almış partimiz hakkında kapatma davasının açılması, daha sonra MİT krizinin tertiplenmesi, daha sonra Gezi olaylarının yaşanması, bilahare 17-25 Aralık FETÖ kumpasının yaşanması ve 15 Temmuz hain darbe girişimini alt alta yazdığımızda aslında, bu geçen yirmi dört yılda neredeyse iki yıla bir bir krizle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. AK PARTİ bütün bu krizleri siyasetle aştı, milletle aştı ve demokrasinin imkânlarını genişletmekle aştı. Dolayısıyla biz, yirmi beş yılda yapılmayanı yapan, hayal edileni gerçekleştiren bir parti olarak şimdi ikinci yirmi beş yılın arifesindeyiz. İnşallah, milletimizden aldığımız güçle Türkiye Yüzyılı'nda 21'inci asrı Türkiye'nin asrı yapmak suretiyle dijitalleşmeden yapay zekâya, insandan aileye, toplumdan esnafımıza, işçimizden emeklimize, çiftçimizden dar gelirlimize, asgari ücretlimize, işçimize bütün bunların sorunlarını çözerek yeni bir dönemin kapısını açacağız.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; AK PARTİ geçen yirmi beş yılda çok büyük eserleri yapmıştır ve yapmaya devam edecektir. Yeni dönemde Cumhur İttifakı olarak en büyük vaadimiz yeni, sivil, demokratik ve çağdaş bir Anayasa’nın yapılmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde tüm partiler 12 Eylül darbesinin kötü olduğunu, bu darbenin vesayetçi bir rejim ihdas ettiğini belirtirken ve 12 Eylülü eleştirirken 12 Eylülün ürünü olmayan bir anayasa vaadi ve talebi milletimizden yoğun bir biçimde gelmektedir. Hazreti Mevlâna'nın söylediği gibi "Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Biz de AK PARTİ olarak yazılımımızı güncellemek, yeni bir başarı hikâyesi ortaya koymak ve milletimizin umutlarını yeniden hayata geçirmek istiyoruz. Yeni zamanlar yeni sözler gerektirir. Değişen dünyada siyaset değişir, ülkeler değişir, devletler değişir, sosyolojiler değişir. İşte, bu yeni zamanda da AK PARTİ zamanın ruhuna uygun olarak, inşallah, yeni sözler söyleyecek ve ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak ve 21'inci yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapmak için inşallah hep beraber çalışacağız. Amacımız nettir: Demokrasimizin çıtasını yükseltmek, refahı büyütmek ve millete yaymak, terörsüz Türkiye'yi gerçekleştirmek, Türkiye'nin birliğini beraberliğini, kardeşliğini sağlamaktır. AK PARTİ dünyaya ilham kaynağı olan bir partidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
HÜSEYİN YAYMAN (Devamla) - Tamamlayalım.
AK PARTİ sadece bölgemize değil, sadece Türkiye'ye değil dünyaya ilham kaynağı olan bir partidir. Partimizin inşallah bu hikâyesini büyüterek yolumuza devam edeceğiz.
Son yirmi beş yılda yapılanlar yüzyılda yapılmış olan hizmetlerdir. Türkiye çok büyük bir değişim, dönüşüm ve transformasyon yaşamıştır. AK PARTİ siyasetin paradigmasını değiştirmiştir ve değiştirmektedir. Millet, seçmen umuda oy verir, seçmen icraata oy verir, seçmen hizmete oy verir, seçmen ideolojiye değil, lidere oy verir. İşte Türkiye Yüzyılı'nı başlatan lider de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'dır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Emir.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, sayın hatip seksen yıllık cumhuriyet ve demokrasi deneyimimizi zan altında bırakan ifadeler kullanmıştır. Bu nedenle söz hakkı istiyorum 69'a göre.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Ne gibi efendim?
MURAT EMİR (Ankara) - Dinleyince anlayacaksınız.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Böyle bir usulümüz yok ama ya. Sizin konuşmacınız da konuştu, söz almadık. Böyle bir şey yok ya.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Hayır, gündem dışında söz... Demokrasiden bahsederken Murat Bey'in sözünü keser miyiz, buyurun efendim.
MURAT EMİR (Ankara) - Gündem dışında söz alınır.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Emir.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Yayman, bu topraklarda bir ihtilal yapıldı, o ihtilal millî mücadeleyle yapıldı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yapıldı, 23 Nisan 1920'de bu yüce Meclis kurulduğunda yapıldı, 1923'te cumhuriyet ilan edildiğinde yapıldı. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
Elbette ki kırık dökük bir demokrasi deneyimi yaşıyoruz, zaman zaman kesintilere uğradı ama siz AKP'nin öncesini görmezden gelip, hatta onu bir parantez arası alıp, reklam arası sayıp ondan sonra tüm yapılanları sadece AK PARTİ'ye mal ederseniz bizim ona iki çift sözümüz olur. Değerli arkadaşlar, bu cumhuriyeti kuranlar önemli devrimler gerçekleştirdiler, atılımlar yaptılar. Bugün sizin yaptığınız o cumhuriyetle cumhuriyetin kurucu kadrolarıyla, onun devrimleriyle mücadele etmektir. Ve eğer burada siz gelip darbelerden, kesintilerden bahsediyorsanız eksik kalır. Bakın, darbeci sizsiniz. Gelecek iktidara darbe yapan, sizi yenecek olan cumhurbaşkanı adayını iftiralarla hapse atan, sizi yenen ve yenecek partiye butlanla eski yönetimini getiren sizlersiniz. Ve Türkiye'de Anayasa'yı ortadan kaldıran sizlersiniz. Türkiye'de bir Anayasa vardır ama Türkiye gerçekte anayasasızdır. Anayasa'ya uymayan bir siyasi iktidarın "Milletin anayasa talebi var." demesi anlamsızdır. Bu millet sizden Anayasa'ya uymanızı istiyor, temel hak ve özgürlüklerinin çiğnenmemesini istiyor ve mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygun olmasını bekliyor ama siz yargıyı bir sopa olarak kullanıyorsunuz, anayasa tartışmalarını da suni olarak başlatıyorsunuz.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Çan, sizin mazeretiniz vardı, o yüzden size söz veriyorum.
Buyurun.
MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Veteriner Fakültesi intörn öğrencisi Batuhan Aydemir geçtiğimiz hafta gece nöbeti sırasında fenalaşarak hastaneye kaldırılmış ve yoğun bakıma alınmıştır. Sağlık durumunun ağır olduğu bildirilen genç kardeşimize acil şifalar diliyorum. Bu olay, veteriner fakültesi intörnlerinin çalışma koşullarının acilen ele alınması ve mesleğin sorunlarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu öğrenciler gece nöbeti tutuyor, klinik hizmetlere katılıyor ancak emeklerinin karşılığında ücret alamıyor, sosyal güvence sorunları yaşıyor. Üstelik "gönüllülük" adı altında belge imzalatılması ve nöbetlere katılmayan öğrencilerin akademik yaptırım baskısıyla karşılaşması kabul edilemez. Tıp ve diş hekimliği internlerine tanınan asgari ücret uygulaması veteriner fakültesi öğrencilerini de kapsamalıdır. Öğrencilerin emeği de sağlığı da geleceği de değerlidir. Ücret, güvence ve insanca çalışma...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.
Siz gayet güzel anlattınız, Sayın Emir de gayet güzel anlattı, takdir milletimizin olsun.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Aslında cevap hakkı doğmuştu ama olsun efendim, Leyla Başkanım ona cevap verir.
BAŞKAN - Sayın Düşünmez...
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Bugün, bu kürsüden, bu topraklara barışın gelmesi inancıyla meydanları dolduran, beyaz tülbentleriyle onurun, adaletin ve barışın en saf sembolü olan Barış Annelerini en derin saygılarımla selamlıyorum.
Annelerimiz barış sesini yükseltmek ve tecrit politikalarına son verilmesi, hasta tutsaklar başta olmak üzere tüm cezaevlerindeki özgürlük talebini haykırmak için Kurtuluş Parkı'ndan Meclis kapılarına kadar onurlu bir nöbet tuttular. Bu ses, bu coğrafyada artık hiçbir ananın ağlamaması, barışın ve demokratik çözümün kapılarının açılması iradesidir. Tecritle, tecrit siyasetiyle bir yere varılamaz. Barış diyalogla, müzakereyle ve özgürlükle mümkündür. Bizler Barış Annelerinin yanındayız. Buradan bir kez daha haykırıyoruz: Tecrit kaldırılmalı, cezaevindeki tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşturulmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Boz...
SÜMEYYE BOZ (Muş) - Teşekkürler Başkan.
Muş'ta yürüttüğümüz bütçe çalışmaları kapsamında asgari ücretin ve emekli maaşlarının halkı nasıl kitlesel bir yoksulluğa mahkûm ettiğini sahada bizzat gördük. Plan ve Bütçe Komisyonunda da dile getirdim, Muşlu bir emekçi geçinebilmek için asgari ücretinin yanı sıra hayvancılık yapmak, bir diğeri ise hafta sonları boya badana işlerine gitmek zorunda olduğunu ifade etti. Emeklilerin maaşı yetmiyor, yine çalışmak zorunda kalıyor. Bölgede tarım ve hayvancılık girdi maliyetleri çökmüş, işsizlik artık kronikleşmiştir. İktidarın pembe ekonomik verileri Muş'taki derin yoksulluk gerçeğini gizleyemiyor. Asgari ücretliyi yoksulluk sınırının altında bırakan bu bütçe emekçinin hakkını gasbetmektedir. Biz DEM PARTİ olarak asgari ücret en az açlık sınırının yarısı kadar, yaklaşık 65 bin TL olmalı diyoruz. Halkın emeğini, barışını ve adaletini savunacak, üretenlerin hakkını alacağı halkçı bir ekonomi modeli için çalışmaya devam ediyoruz.
BAŞKAN - Sayın Öncü...
FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
3 Kasım 2002 milletimizin kendi geleceğine sahip çıktığı, Türkiye'de yeni bir dönemin başladığı tarihtir. O gün milletimiz konuşmuş, iradesini ortaya koymuş ve AK PARTİ'ye hizmet sorumluluğu vermiştir. Biz bu yola makam için değil, millete hizmet için çıktık. Dün olduğu gibi bugün de eser üretmeye, ülkemizi büyütmeye ve Türkiye Yüzyılı'nı inşa etmeye kararlıyız. 3 Kasım bir iktidarın değil, millet iradesinin tarihidir. Bu kutlu yürüyüş aynı inanç ve kararlılıkla devam edecektir. Nice güzel yıllara AK PARTİ.
BAŞKAN - Sayın Bektaş...
BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede emeklilik artık dinlenme dönemi değil, hayatta kalma mücadelesi dönemine dönüştü. Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, bu ülkeye alın teriyle hizmet etmiş milyonlarca emeklimiz bugün pazardan çürük sebze topluyor, kasap vitrinine uzaktan bakıyor, torununa harçlık veremiyor. Bir ömür çalışmanın karşılığı yoksulluk mu olmalı? İktidarın ekonomi politikalarının bedelini neden hep emekliler ödüyor? Kirasını ödeyemeyen, ilacını alamayan, sofrasına et koyamayan emekliye sabır tavsiye edemezsiniz. Buradan iktidara sesleniyorum: Emekliler sadaka değil, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını istiyor. Emekli maaşlarını insanca yaşanabilecek seviyeye yükseltin çünkü bu ülkenin emeklileri ömürlerinin sonbaharında yoksulluğa değil, huzura ve onurlu bir yaşama layıktır.
BAŞKAN - Sayın Hun...
YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye'de basının üzerindeki yasaklar hız kesmeden devam ediyor. Sınır Tanımayan Gazetecilerin 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye 180 ülke arasında 163'üncü sırada. Bu tablo basın özgürlüğünün nasıl geriletildiğinin açık göstergesidir. Halk TV'ye ve Tele 1'e kayyum atandı, onlarca gazeteci şu anda cezaevinde. Mezopotamya Ajansının internet sitesine 44 kez erişim engeli getirildi. T24'ün internet sitesi ve X hesabı engellendi. JINNEWS'in ve Yeni Yaşam gazetesinin sosyal medya hesapları defalarca kapatıldı. Nujin Medyanın "web" sitesi ve sosyal medya hesabı kapatıldı. Iğdır Doğuş gazetesinin sitesi kapatıldı. Her yeni yasak halkın haber alma hakkına vurulmuş yeni bir darbedir. Basın üzerindeki yasaklara ve gazetecileri susturma politikalarına son verin. İktidar, basını susturarak gerçekleri gizleyebileceğini zannediyor. Oysa gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
BAŞKAN - Sayın Fırat...
CELAL FIRAT (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Cezaevlerinde gün yoktur ki oradaki adaletsizlikleri burada dillendirmeyelim. Keyfî sebeplerden infazı yakılan yüzlerce arkadaşımız serbest bırakılmıyor. Hasta olmalarına rağmen hastanelere sevk edilmiyor. Furkan Vakfı Başkanı Alparslan Kuytul'un düşüncelerimiz ve fikirlerimiz tamamen zıt olmasına rağmen ailesinin uğradığı zulmü burada dile getirmek istiyorum. Eşi Semra Kuytul, cezaevinde büyük çocuğuyla telefon görüşmesi yaparken küçük kızı annesine "Nasılsın, iyi misin?" diye sorunca telefon görüşmesi kesiliyor, üçüncü kişiyle görüştüğü için bir ay disiplin cezası alıyor. 5 çocuğu bulunan ve memleketinden 750 kilometre uzakta cezaevinde tutulan bir anneye bu yapılan hangi vicdana sığar, doğru değildir. Adalet Bakanı ve yetkilileri bu uygulamadan vazgeçmeye çağırıyorum. Lütfen, adalet yerine geldiği zaman adalettir, bu adaletsizliklere son verilsin.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Yaz...
MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kur'andan herkese bir ilahî uyarıdır. "..."[1] "Artık kitap -amel defteri- ortaya konmuştur; suçluların onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak 'Vay halimize! Bu nasıl bir tutanakmış! Küçük, büyük her şeyi bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabb'in hiç kimseye haksızlık etmez." Lokman da "Ey oğlum, yaptığın her şey bir hardal tanesi kadar dahi olsa, bir kayanın içinde saklansa veya göklerde yahut yerin dibinde bulunsa yine de Allah onu açığa çıkarır. Kuşkusuz Allah her şeyi bütün gizlilikleriyle bilir." O hâlde herkesten günü geldiğinde hesap sorar.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Cıngı...
MURAT CAHİD CINGI (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bilindiği gibi Mevlâna Celâlettin Rûmi Türkiye'nin dünyaya armağan ettiği en büyük mütefekkirlerden biri. Mevlâna'nın hocası Seyyid Burhaneddin de Kayseri'de yüzyıllardır tasavvufun mirasını devam ettiren ve halkımıza büyük ışıklar saçan yüce âlim, vefatının 782'nci anma yıl dönümünde Kayseri Birlik Vakfı Şubemizin liderliğinde, valiliğimiz, belediyelerimizin emekleriyle 30'dan fazla üniversite akademisyeninin katılmış olduğu sempozyumlarla, kültürel ve sanatsal faaliyetlerle büyük Türk âlimini yâd edeceğiz. Emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Tüm Türkiye'den vatandaşlarımızı Seyyid Burhaneddin hazretlerini Kayseri'de ziyaret etmeye ve hemşehrilerimizi de bu faaliyetlere katılmaya davet ediyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Erdoğan Sarıtaş...
SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Barış Anneleri, 24 kentten yola çıkarak Ankara'da barış için nöbet tuttular. Bu anneler, kırk yıldır bu ülkede yaşanan acıların, kayıpların bir daha yaşanmaması için mücadele ediyor. Onurlu talepleri çok açık; barış ve demokratik toplum süreci kapsamında somut adımların atılmasını istiyorlar. Bu ses duyulmalı ve karşılıksız bırakılmamalıdır. Barış Annelerinin bu onurlu mücadelesinin yanındayız.
Barış, yalnızca Kürt halkının değil, 86 milyonun ortak ihtiyacıdır. İktidarın sorumluluğu, annelerin barış çağrısına kulak vermek ve süreci somut adımlarla ilerletmektir. Barış nöbetini tutan annelerin sözünü her yerde taşımaya, onurlu mücadelelerinin yanında olmaya devam edeceğiz.
BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Buradan iktidara sesleniyorum: Esnafın aklıyla alay etmeyi, esnafla dalga geçmeyi artık bırakın. Müjde diye sunduğunuz nefes kredisi, nefes alamayan esnafa verilmesi gerekirken mali durumu iyi olana dağıtılıyor. Zorda kalan esnafımız bankaya gidiyor "Siciliniz düzgün olacak, gecikmeniz olmayacak." cevabı alıyor. Ya siz hangi dünyada yaşıyorsunuz? Esnaf bitmiş, kepenkler kapanıyor, borçlar dağları aşmış, piyasa durmuş, siz hâlâ kusursuz sicil arıyorsunuz. Sicili düzgün olan zaten kredi buluyor. Bu işi ya amacına uygun yapıp şartları kaldırın ya da boş hayaller satmayın. Adı üstünde bu nefes kredisiyle parayı, durumu iyi olana değil şu an can çekişen, ayakta kalmaya çalışan esnafa verin.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Sayın Yazmacı...
CEVAHİR ASUMAN YAZMACI (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Yirmi dört yıl önce bugün, 3 Kasım 2002'de milletimiz sandıkta sözünü söyledi ve Türk siyasetinde yeni bir milat başladı. O gün başlayan hizmet yolculuğumuzda, Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, AK PARTİ olarak ülkemize nice eserler kazandırdık. Kazandığımız her seçimi milletimizin bize yüklediği yeni bir emanet olarak gördük. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedefine doğru, Hakk'a ve halka hizmet yolunda milletimiz için ilk günkü aşkla durmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz.
Yirmi dört yıldır duasını ve desteğini bizden esirgemeyen aziz milletimize şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Özcan...
MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; cumhuriyetimizin 103'üncü yıl dönümünü güzel Tekirdağ'ımızda büyük bir coşkuyla ve gururla, heyecanla kutladık. Bu coşkunun hemen ardından ilçelerimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 104'üncü yıl dönümlerini de aynı heyecanla kutluyoruz. 29 Ekimde Marmaraereğlisi ve Çerkezköy'de, 1 Kasımda Saray, Çorlu, Ergene ve Kapaklı'da, 2 Kasımda Muratlı'da yükselen bağımsızlık ruhu, 13 Kasımda Süleymanpaşa, 14 Kasımda Malkara ve Hayrabolu'da, 17 Kasımda da Şarköy'de aynı gururla yaşatılacaktır.
Tekirdağ, vatan sevgisinin, bağımsızlık iradesinin ve kahramanlığın da şehridir. Yüz dört yıl önce bu toprakları bize vatan kılan ecdadımızın ve tarihimizin emanetine sahip çıkıyor, bugün aynı inançla Tekirdağ'ımızın yarınlarını inşa ediyoruz.
Bu vesileyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyorum. Yaşasın cumhuriyet, var olsun Tekirdağ diyorum.
BAŞKAN - Sayın Barut...
AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, tarımın her alanında büyük yangın var, bunlardan biri de finansmana erişim sorunudur. Tarımsal üretimde kullanılan sübvansiyonlu kredilerin limitleri uzun süredir aynı seviyede tutuluyor. Oysa, enflasyon artmış, faizler yükselmiş; gübre, ilaç, mazot, işçilik ve diğer maliyetler katlanarak artmıştır. Çiftçinin yükü her geçen gün ağırlaşırken kredi limitlerinin yerinde sayması çıkmazı büyütüyor. Üstelik, çiftçi ürettiğini hak ettiği fiyata satamıyor. Limondan portakala, elmadan üzüme, incirden zeytine kadar pek çok ürün dalında kaldı, üreticimiz emeğinin karşılığını alamıyor. Çiftçinin biriken borçları faizsiz olarak iki yıl süreyle ertelenmeli, sübvansiyonlu tarımsal kredi limitleri günümüz koşullarına ve üretim maliyetlerine göre artırılmalıdır. Çiftçi ayakta kalırsa Türkiye kazanır. Gelin, bu çileye son verin.
BAŞKAN - Sayın Koca...
PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.
3 Kasım 2002'den bu yana ülkeyi yöneten AKP iktidarı bir reklam filmiyle iktidardaki 24'üncü yılını kutlamış, tam bir illüzyonla yine kendisini övmelere doyamamış. Oysa, artık herkes biliyor ki AKP'nin iktidarda kaldığı her dakika bu ülkenin bitişine doğru yol almaktır çünkü AKP'li yıllar fonziler, vurgunlar, soygunlar yoluyla kamu bütçelerinin hiç edildiği, yıllardır. AKP'li yıllar memleketin sermayeye peşkeş çekildiği, halk düşmanlığının arşa çıktığı yıllardır. AKP'li yıllar iş cinayetlerinin normalleştirildiği, köleliğin yasalaştığı yıllardır. AKP'li yıllar, kadın ve çocuk cinayetlerinin, hayvan katliamlarının, doğa yağmasının kurumsallaştığı yıllardır. İşte, o yüzden, bu karanlıktan çıkış için AKP'den derhâl kurtulmak yaşamsaldır.
BAŞKAN - Sayın Bilici, buyurun.
BİLAL BİLİCİ (Adana) - Çukurovalı, Adanalı çiftçi batmış, bitmiş durumda, ürünleri de dalda kaldı, dalında kaldı. Limondan mandalinaya, yer fıstığına, mısıra, pamuğa kadar ürünler para etmiyor ve maliyetler her geçen gün katlanmakta. İlk olarak Rusya ve Ukrayna Savaşı nedeniyle gemi trafiği yapılamıyor, gemi trafiği durdu. Narenciye üreticimiz ürünlerini bu nedenle dış pazara gönderemiyor, tır nakliye ücretleri ise 3-5 kat arttı. Özellikle limon ve mandalina üreticileri sıkıntıda. Bundan dolayı narenciye üreticilerine ton başına 150-200 dolar DFİF desteği verilmeli, nakliye bedelinin bir kısmı karşılanmalı. Ayrıca, aşırı yağışlar nedeniyle yer fıstığında ise yaklaşık yüzde 70 oranında bu ürünler tarlada kaldı, hasat yapılamadı. Yer fıstığı üreticisine zaten destek verilmiyor. TMO, Karadeniz'de fındıkta olduğu gibi bir alım da yapmıyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Bartin...
MİLLETVEKİLİ ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Hakkâri Halk Eğitimi Merkezi hakkında dile getirilen iddialar, liyakat ve kamu kaynaklarının kullanımı bakımından ciddi soru işaretleri doğuruyor. Kurs açma ve usta öğretici görevlendirmelerinde puanlama ölçütlerinin uygulanmadığı, düşük puanlı kişilere AKP'den geldiği öne sürülen listeler ve TÜGVA aracılığıyla gelen listelere kurs verildiği iddia ediliyor. Bundan ayrı olarak giyim, nevresim ve perde üretimine ilişkin ihalelerde yaz boyunca 13-14 usta öğreticinin çalıştırıldığı ancak ihale gelirlerinin ve döner sermaye kaynaklarının nereye aktarıldığının açıklanmadığı belirtiliyor. İhalelerin mevzuata uygunluğu, çalışanların kayıtları ve gelir gider hesapları açıklanmalıdır. Merkezde açılan yemekhanenin esnaf üzerindeki etkisi de araştırılmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı bu iddiaları soruşturmalı ve kamuoyuna hesap vermelidir.
BAŞKAN - Sayın İlhan...
METİN İLHAN (Kırşehir) - Kırşehir'de faaliyet gösteren, özellikle ihracata yönelik üretim yapan çok sayıda fabrika ve işletme ağır ekonomik koşullar nedeniyle kapanma noktasına gelmiştir. Yine, Kırşehir'de bir üretim tesisinin önümüzdeki ay kapanmasının gündemde olması yaklaşık 60 emekçimizin işsiz kalma ihtimaliyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Her işçinin arkasında geçindirmekle yükümlü olduğu bir ailesi, ödemesi gereken faturaları ve geleceğe dair beklentileri vardır. Üstelik sorun tek bir işletmeyle sınırlı da değildir. Kırşehir ekonomisine önemli katkılar sağlayan diğer büyük fabrikalarda da benzer sıkıntılar yaşanmakta ve birçok emekçimizi her an işsiz kalma korkusu sarmıştır. Üretimin, istihdamın ve emeğin korunması kamu yönetiminin de sorumluluğudur. Kırşehir'in üretim gücü, emekçilerimizin alın teri ve onlarca ailenin geleceği belirsizliğe terk edilmemelidir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Bülbül...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Aydın'ın merkezinde önce eski devlet hastanesi özelleştirildi, şimdi ise onlarca yıllık çam ağaçlarına ev sahipliği yapan Karayolları 28'inci Şube Şefliği arazisi satışa çıkarıldı. Üstelik bu alanla birlikte toplam 9 kamu arazisi özelleştirme kapsamına alınıyor. Memleketi sata sata bitiremediniz. Köprüleri, otoyolları, kamu arazilerini bir bir elden çıkarırken şimdi de Aydın'ın en değerli alanlarını ranta açıyorsunuz. Karayolları arazisini de beton kulelere, rezidanslara ve ticari yapılara teslim edemezsiniz. Bu arazilerin ticari imara açılmasından derhâl vazgeçilmeli, üzerlerindeki tek bir ağaca dahi dokunulmadan koruma altına alınmalıdır. Aydın'ın merkezindeki bu değerli alanlar, kent parkı, yeşil alan ve kültür merkezi olarak Aydın halkına kazandırılmalıdır. Kamu arazileri rantın değil, halkındır. Aydın'ın geleceğini satamazsınız.
BAŞKAN - Sayın Karaoba...
ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Türkiye'de obezite oranı yüzde 21,8'e yükselmişken binlerce diyetisyenimiz atama bekliyor. 2025 yılında Sağlık Bakanlığı yalnızca 190 diyetisyen atadı. 21 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla 2026 yılı içinde belirlenen 26.673 sözleşmeli personel içerisinde sadece 1 diyetisyen var. Sayın Bakan obeziteyle mücadeleyi diyetisyen atamadan nasıl yapacak? Üstelik, engelli diyetisyenlerimizin durumu çok daha vahim, 2016 ve 2025 yılları arasında tam on yılda yalnızca 31 engelli diyetisyen atandı. Engelli diyetisyenlere EKPSS, hak ettikleri kontenjanları lütfen açın. Engelli diyetisyenlerimize ayrıcalık değil, mesleklerini yapabileceği bir ortam sağlayın. Diyetisyenlerimizin görev, yetki ve sorumluluklarını güvenceye alan, Türk diyetisyenler birliğinin kurulmasını sağlayan meslek kanunu artık çıkmak zorundadır. Halk sağlığını önemsiyorsanız diyetisyenleri işsizliğe mahkûm etmeyin.
BAŞKAN - Sayın Öcalan...
ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bundan yaklaşık iki yıl önce 4 Kasım 2024'te Halfeti'ye, Batman'a, Mardin'e kayyum atandı. Seçmenin seçme hakkı, seçilenin seçilme hakkı elinden alındı; burada AKP milletvekilleri seçmenden de bahsediyor. Maalesef bir darbe yönetimi devam ediyor. AKP zemzem suyuyla yıkansa bile temizlenemez çünkü ekonomide foncudur, vurguncudur; belediyelerde kayyumcudur, talancıdır. Halfeti yıllardır maalesef kayyumlara rast gelmiştir. Birçok noktada kayyumların kaldırılacağı, seçilenin göreve getirileceği söyleniyor. Maalesef, bu barış süreci de ağırdan yürütüldüğü için bu adımlar da atılmıyor. Bir an önce halkın seçme ve seçilme hakkı iade edilmelidir, kayyumlar kaldırılmalıdır.
Saygılar.
BAŞKAN - Sayın Enginyurt...
CEMAL ENGİNYURT (İstanbul) - Sayın Başkanım, fon soygunuyla birlikte gözaltılar, tutuklamalar var. Çaycı alındı, çorbacı alındı, bürokrat alındı, iş adamı alındı ama nasıl bir fon soygunu ki hiç siyasetçisi yok veya yok mu? Bunun FETÖ borsasıyla ve FETÖ soygunuyla aynı olduğuna dair kanaat artıyor. Kim bu işin içerisindeyse, hangi siyasetçi bu işle ilgili ise Adalet Bakanı Akın Gürlek ve Sayın Erdoğan sonuna kadar gitmeli. Fon soygununun hesabını siyasetçi varsa onlar da vermeli.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Ateş...
TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Uluslararası kara yolu taşımacılığı Avrupa kapılarında büyük sorun yaşamaktadır. Tır sürücülerimiz aylarca Schengen vizesi bekliyor. Tanınan doksan günlük kalış süresi sürekli giriş çıkışlarla hemen bitiyor. Sırbistan-Hırvatistan sınır geçişi izinleri verilmiyor ve uzun tır kuyrukları oluşuyor. İhracat yüklerimiz yolda kalıyor. Diğer tarafta, Macaristan transit geçiş belgelerinin tükenme noktasına gelmesi taşımacılığımızı tamamen çıkmaza sokuyor. Bu durum ülkemizin ihracatını ve rekabet gücünü ortadan kaldırıyor. Sürücülere özel vize düzenlemeleri yapılmasını ve geçiş kotalarının artırılmasını talep ediyoruz. Tüm taşımacıların önüne konulan engellerin acilen kaldırılması, acil olarak Hükûmetin konuyu sahiplenip çözümlere ulaştırması gerekir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Coşar...
ALİYE COŞAR (Antalya) - Antalya Serik ilçemizde Türkiye'nin ilk ekolojik okulu olması hedefiyle temeli atılan 24 derslikli ortaokul inşaatı aradan geçen altı yıla rağmen hâlâ tamamlanmadı. Kaba inşaatı ve dış cephesi biten bu eğitim yatırımı bugün ne yazık ki atıl durumda çürümeye terk edilmiş, bölge halkında, velilerimiz ve çocuklarımızda büyük bir mağduriyet yaratmıştır. Eğitim ve çevre bilincine katkı sunması gereken bu okul da ne yazık ki bitmeyen projelerinize ve heba edilen kamu kaynaklarınıza eklenmiştir. Serikli vatandaşlarımızın ve çocuklarımızın haklı talebi bir an önce karşılık bulmalıdır.
Buradan Millî Eğitim Bakanlığına sesleniyorum: Altı yıldır bitiremediğiniz bu okulu ne zaman bitireceksiniz?
BAŞKAN - Sayın Aksakal...
MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - Yaklaşık on beş aydır titizlikle ve iyi niyetle sürdürülen terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefli çalışmalarımızın ısrarla akamete uğraması yönünde gayretleri olanları yakından ve ibretle izliyoruz. PKK elebaşının hiçbir yasal zemine oturmayacak şekilde bir konuma getirilmeye çalışılması özünde, ülkemiz üzerinde hesaplar yapanların ekmeğine yağ sürmektedir. Yüce Meclis formülü açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu hâlde terör örgütünün Kandil'deki elebaşları ve ellerindeki silah ve mühimmatların teslimi hangi gerekçeyle geciktirilmektedir?
Anayasa'mızın başlangıç maddesinin beşinci fıkrası "Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği..." hükmünü amirdir. Bunu özellikle de hatırlatmayı tarihî bir sorumluluk olarak görmekteyiz.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.
YENİ YOL Partisi adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.
Buyurun Sayın Ekmen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bugün, YENİ YOL Partisi Grup Başkanlığımızı Barış Anneleri meclisinden temsilî bir heyet ziyaret etmişlerdir. Kendi çalışmalarını, bugüne kadar sahada yürüttükleri faaliyetleri ve odağında süreç olan taleplerini içeren bir dosyayı tarafımıza takdim etmişlerdir. Bu vesileyle, bir kere daha ifade etmek isteriz ki yürütülmekte olan süreç Türkiye Cumhuriyeti devletinin kronik bir sorununu suhuletle, barışla, uzlaşıyla ve görüşmeyle sonlandırması için büyük bir fırsattır. Süreçle ilgili yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 "evet" oyuyla kabul edilmiş olması taraflar açısından ciddi bir sorumluluğa işaret etmektedir. Bu süreçte rolü olan herhangi bir kişi veya kurumun bu süreçte işi zorlaştıracak, ipe un serecek, süreci geciktirecek herhangi bir eylem ya da eylemsizlikte yani yapması gereken bir işten kaçınmaya hakkı yoktur. Biz her zaman ifade ettik, Türkiye Büyük Millet Meclisinde tarihî bir destekle ete kemiğe bürünen bu sürecin bir an önce Millî Güvenlik Kurulu kararı alınacak seviyeye getirilmesi gerekir. Burada, kim, hangi sorumluluktan kaçıyorsa bunun kamuoyuna deşifre edilmesi lazım ve kamuoyunun bazı gelişmelerin gazeteciler aracılığıyla deşifre olmasından sonra kısmi bilgilendirilmesi değil, gelişmeler hakkında düzenli olarak bilgilendirilmesi gerekir. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisimizin süreç hakkındaki demokratik denetim, gözetim ve şeffaflığını sağlayacak olan ve yasada yerini bulan süreç komisyonunun da Meclisimizde bir an önce kurularak çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade edelim. Ölmenin ve öldürmenin söz konusu olmadığı, demokratik, çoğulcu, özgürlükçü bir hukuk devletinde herkesin ama herkesin kardeşçe yaşayacağı bir ülke dileğimizdir ve Meclis raporunda yer alan altıncı bölüme dair yasa çıktı ama yedinci bölüm yani demokratik hak ve özgürlükleri ilgilendiren hususlarda da iktidarın atması gereken adımlar var. Bu, kayyım siyasetine son verilmesinden -az sonra ifade edeceğiz- gazeteci ve sosyal medya tutuklanmalarına kadar günlük pratik adımları içeriyor ama bu adımların atılmaması şu anda binlerce, bazen milyonlarca insana hayatı dar ediyor, zindan ediyor. İktidara da bu vesileyle sesleniyoruz: Raporunun yedinci bölümünde yer alan AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınması ve gereğinin yapılması başta olmak üzere hukuk, adalet ve özgürlük alanındaki adımlar atılmalıdır.
Sayın Başkanım, bugünkü bir başka ziyaretçi grubumuz İnşaat Mühendisleri Odası idi. İnşaat Mühendisleri Odası yapıların, kentlerin, altyapı sistemlerinin güvenliğinde önemli bir rol alan inşaat mühendislerinin mesleki yetkinliğinin yasal güvenceye kavuşturulması, kamuda çalışan inşaat mühendisleri ve diğer mühendislik gruplarının ücret skalasında geriye düşmekten kaynaklanan sorunlarının çözülmesi, özel sektörde bazen asgari ücretin altında dahi çalışmak zorunda kalan genç inşaat mühendislerinin sorunlarının ele alınması noktasında hem yürütmeden hem de yasamadan bazı talepleri vardır. Biz bu taleplerin burada gündemleştirilmesi, yasa tekliflerinin hazırlanması ve gerektiğinde yasama faaliyetlerine katkıda bulunmak üzere desteğimizi açıkça ifade ettik, burada da tekrarlamakta fayda görüyoruz ama iktidarı bu konuda gerçeklerle yüzleşmeye ve adım atmaya davet ediyoruz.
Sayın Başkanım, dün 2 Kasım Gazetecilere Karşı İşlenen Suçlarda Cezasızlığa Son Verme Uluslararası Günü idi. Bunu Türkiye'de gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin cezasız bırakılmamasına ilişkin bir duyarlılıkla zannediyorum kutlamamız gerekir. En son, Yiğit Uzun'un gözaltına alınıp bırakılması örneğinde olduğu gibi, gazeteciler mesleki ve ahlaki sorumluluğun gereği olarak yazdıkları en küçük bir cümleden dolayı hemen tutuklanabilmektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sağ olun efendim.
Ben en son geçen hafta İsmail Arı ve Ali Tarakçı'yı ziyaret ettim. İsmail Arı 2'nci kez ve gerçekten kabul edilemez gerekçelerle tutuklu. Ali Tarakçı'nın tutuklanma sebebi ise malumunuz, bir bakanın istifa edeceği haberine ilişkindi. Gerçekten de bir bakan ama eski bir bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. Ben gazetecilere karşı işlenen suçların cezasızlığına karşı duyarlılık gününde gazetecilerin en temel mesleki faaliyetlerinin suç olarak değerlendirildiği bir iktidar düzenine karşı itirazımızı buradan bir kere daha ifade ediyorum. Elâzığ'da Belediye Meclisini izleyen gazetecinin burnunun kırılması, Halfeti'de...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - ...gazeteciye yapılan saldırılar, Hasan Güraksu'nun Burdur'daki bozuk et haberi nedeniyle tutuklanmış olması ve daha birçok örnek, yerelde gazetecilerin korunmasız kaldıklarını ve mesleklerini tam olarak ifa edemediklerini bize göstermektedir.
Sayın Başkanım, ne kadar sürem var acaba?
BAŞKAN - Bir dakikanız var.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bir dakika... Teşekkür ediyoruz efendim.
Aslında bugün, enflasyon rakamlarının açıklanmasına dair bir değerlendirme yapmak istiyordum. Keza, Balfour Deklarasyonu'nun 109'uncu yıl dönümü nedeniyle bu deklarasyondan bugüne kadar soykırımcı, yayılmacı İsrail devletinin terörist faaliyetlerine karşı Batı'nın sessizliği, İngiltere'nin yüz yıl sonra âdeta ayıpları ve kusurlarıyla yüzleşmesinin ironik bir yorumunu yapmak niyetindeydim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Ekmen.
MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Biz, Balfour Deklarasyonu'nun 109'uncu yıl dönümünde İsrail'in gerçekleştirdiği her savaş suçunun Avrupa'dan Amerika'ya, kendini modern ve çağdaş olarak tarif eden bütün devletlerin iş birliğiyle işlendiğini hatırlatıyoruz; ki Sayın Trump, İsrail Parlamentosunda "Ben olmasam ve size yeteri kadar silah vermesem bu soykırımı gerçekleştiremezdiniz." diye övünme gafletinde bulunmuştur. Batı ülkelerine İsrail'e verdikleri bu desteği sonlandırmaya, Filistin'de iki devletli, Birleşmiş Milletler kararlarının ışığında, barış ve güvenlik içerisinde bir durumu desteklemeye ve bunun gereğini yapmaya davet ediyoruz ve bu vesileyle bir kere daha başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere, Filistin'in dört bir yanında yaşayan kardeşlerimizle dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Mazeret dolayısıyla söz veriyorum.
Sayın Kaçmaz Sayyiğit, buyurun.
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Sayın Başkan, Barış Anneleri beyaz tülbentleriyle tam otuz yıldır kalıcı ve onurlu bir barışta ısrar ediyor. Yirmi yedi yıl önce Ankara'ya geldiklerinde geride kalanlar aşkına barış dediler. Bugün de her şeye rağmen evlat acısını bağrına basarak 24 kentten 300 barış annesi yine Ankara'da buluştu. Kürt kültüründe [2] onurun ve barışın sembolüdür. O beyaz tülbent savaşları bitirebilecek güçtedir. Bu yüzden, dün Meclisin önünden seslendiler, yağmura ve soğuğa rağmen tüm gece Kurtuluş Parkı'nda barış nöbeti tuttular. Bu nöbet, barışın ancak ortak irade ve kararlılıkla inşa edilebileceğini gösteriyor. Siyasi iktidar, barış annelerinin barış çağrısına kulak vermeli, barış ve demokratik toplum sürecinde somut adımlar atmalıdır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Turhan Çömez.
Buyurun Sayın Çömez.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin muhterem kız kardeşinin vefatını teessürle öğrendim. Kendisine Allah'tan rahmet; Sayın Bahçeli'ye, ailesine, sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun.
Değerli arkadaşlar, 2025 yılı için orta vadeli plan açıklandı. Denildi ki: "Enflasyon yüzde 14 olacak." Ardından 15, 17,5; 24, 28, 30; bu çeşit açıklamalar yapıldı ve nihayet, 2025'in sonunda enflasyon 30,89 oldu. 2026 için oturdular, bir daha plan yaptılar -orta vadeli, uzun vadeli, bitmiyor zaten planları- 16 olur, sonra olsa olsa 18, 24, haydi 26 diyelim dediler ama bugün gelinen noktada, açıklanan enflasyon rakamlarına baktığımızda 29,77; o da sizin manipüle ettiğiniz enflasyon rakamları, gerçek enflasyon, sahadaki enflasyon çok daha fazla, çok daha dramatik. Hele hele gıda enflasyonuna baktığımızda -rakamların detayını vermeyeceğim- Türkiye, coğrafyasındaki diğer ülkelere mukayeseyle gıda enflasyonu en fazla... Yanına baktığımızda, Bulgaristan 1,6; bizimki neredeyse yüzde 30; Güney Kıbrıs'ta, Suriye'de, Irak'ta bile bizim çok altımızda. Bunun bir tek sebebi var; kötü yönetim, beceriksiz yönetim ve aymaz bir ekonomi anlayışı.
Tabii, sahadan haberiniz yok; sahada neler oluyor, neler bitiyor bilginiz yok. Biz, İYİ Parti kadroları olarak, başta Genel Başkanımız olmak üzere hepimiz sahalardayız. Biraz sizi saha gerçekleriyle yüzleştirmek için belgeleriyle birkaç örnek paylaşacağım, Türkiye de görsün. Sizin, bu ülkeyi tam çeyrek asır sonra borç batağına batırırken bu milleti nasıl bir açlık ve sefalet içerisine sürüklediğinizi bu millet de görsün istiyorum.
Bu fotoğrafı Bartın'da çektim, emekli bir sınıf öğretmeni. "Ne yapıyorsun?" dedim, "Geçinemiyorum Vekilim, simit satıyorum." dedi. Emekli bir sınıf öğretmeni simit satıyor. Ardından, Zonguldak'ta bir emekli kardeşimizle karşılaştım. "52 yaşındayım, 9 ameliyat geçirdim. Geçinemediğim için ne yazık ki sokaklarda simit satıyorum." dedi. Bartın'da yine bir emekliyle karşılaştım, kestane satıyordu. "Nasıl geçineyim Vekilim? Aldığım parayla geçinmek mümkün mü? Ev kirası, çoluk çocuk... Kestane satıyorum." dedi emekli olmasına rağmen. Yine, Zonguldak'ta 59 yaşında bir emeklimiz "Ev kirasına ancak yetiyor aldığım para, sokaklarda kazıkazan satıyorum, bu şekilde hayata tutunmaya çalışıyorum." dedi. Oradan çarşıya pazara gittik, emeklilerin dramının yanında yaşlıların da dramını gördük. Zonguldak'ta 82 yaşında bir teyzem. "Yok mu emekli paran, sana gelmiyor mu para teyzeciğim?" dedim, ellerinden öptüm, dedi ki: "Ne gezer evladım, 82 yaşındayım, zor, güç bir şekilde topladığım ürünleri çarşıda, pazarda satıp hayata tutunmaya çalışıyorum." 77 yaşında, Bartınlı teyzem, gittim elini öptüm onun da "Teyzeciğim, nasıldır hâlin?" dedim. "İki ameliyat geçirdim evladım -yanında koltuk değnekleri var- onunla hayata tutunmaya çalışıyorum, dağ çileği topluyorum dağlardan, onu satıyorum." dedi. Sonra, Bartın'da 85 yaşında bir teyzemle karşılaştım. "Göremiyorum seni evladım." dedi, gittim yanına, gözünden iltihap akıyor. "Teyzeciğim, gözünde hastalık var, doktora gitmedin mi?" dedim, "Evladım, randevu istedim, dört ay sonraya verdiler." "Nasıl yapıyorsun burada?" dedim. "Ne yapayım, aç kalırım. 85 yaşındayım, topladığım ürünleri satıyorum." dedi. Ondan sonra, Zonguldak'ta bir kardeşimizle karşılaştık, karnında kocaman bir yara, ameliyat olması lazım. "Emekli maaşın yok mu?" dedim. "Yok, yaşlılık aylığı için zaman bekliyorum, daha zamanım var. Çarşıda, pazarda ceviz satarak hayata tutunuyorum. Param olmadığı için ameliyat olamadım." dedi ve dedi ki: "Akşam çarşıya pazara gidip oradaki ezilmiş, çürümüş ürünleri toplayıp hayata tutunmaya çalışıyorum." İşte, sizin Türkiye Yüzyılı'nız bu, manzara bu. İnanmıyorsanız hepsinin adresini, telefonunu, nerede olduğunu, isimlerini verebilirim, yirmi beş yıl sonra ülkeyi getirdiğiniz durum budur.
Tabii, yanı başında bu ülkede inanılmaz bir rant elde etmiş, muhteşem bir hayat yaşayan, ışıltılı, pırıltılı hayat yaşayan bir kesim de var. O kesimin bir tanesi de fon vurguncuları. Bugün Sayın Adalet Bakanı açıklama yaptı, dedi ki: "Bunlar bir çetedir, fon vurgunu çetesi vardır." E, Sayın Bakan, biz aylardır söylüyoruz, Sayın Genel Başkanımız bir yıl önce "Fonlarda manipülasyon yapılıyor, millet soygunla mağdur ediliyor." diye uyardı sizi, umurunuzda olmadı; şimdi geldiğimiz noktada "Fon vurgunu var, bunu da yapan bir çete var." diyorsunuz. Ben size o çeteyi açıklayayım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Bakan, ben size o çeteyi açıklayayım, biraz da yardımcı olalım size.
Fon vurgunu örgütü, ortada korkunç bir rant gerçekleştirmiş fon vurgunu örgütü var. Arkasında güç odakları var, siyasi güç odakları, saray çevreleri var, mağdurlar var parasını kaptırmış, üç kuruş, beş kuruş gelir elde etmek amacıyla devletine güvenmiş parasını oraya yatırmış ve kaptırmış, yanı sıra bu ekonomik krizden tamamının etkilendiği aziz Türk milleti var. Başka ne var? Örgüte alan açan kamu bürokrasisi var: SPK, BDDK, BIST, Takasbank, MKK, MASAK, Maliye, Bakanlığı. Bunların her birinde bu örgüte alan açmış, rüşvet almış çete mensupları var. Bankalarda bunların uzantıları var, banka müdürleri var, müdür yardımcıları var, yanı sıra müşteri temsilcileri var bu insanları buraya cezbeden. Başka? Medyada algı yönetimi yapan yapılar var, televizyon, yazılı medya, dijital medya. Peki, başka ne var? İletişim ve organizasyon ağları var bunların.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Finansal aktörleri var, aracı kurumlar var, bir de fon ve portföy yöneticileri var. Buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Bu çete son derece girift ilişkileri olan, arkasında siyasi ayağı da olan bir çete. Diyorsunuz ki: Yeni fark ettik. Ya, biz bir yıldır uyarıyoruz sizi, niye dikkat etmediniz? Daha yeni fark ettik diyorsunuz. Şurada üç gün, beş gün önce, birkaç hafta önce Cumhurbaşkanlığında yapılan toplantıya bu çete üyelerini davet etmişsiniz ya! Biz sizin neyinize güvenelim? Cumhurbaşkanlığı toplantısına katılıp bu vurgunla mücadele edecek adamların içerisinde bu çetenin üyeleri varmış. Böyle bir yönetim anlayışı olur mu? Aymazlığınızın, çapsızlığınızın ve beceriksizliğinizin dik âlâsını gösteriyorsunuz ama bir taraftan da, bir taraftan da siyasi ayağı, öte yandan bunlara destek veren yapıların da gücü, kudreti devam ediyor maalesef.
Şimdi, başka bir örnek vereceğim size. Türkiye Yüzyılı... Türkiye Yüzyılı bu: Açlık ve sefalet içerisinde olan bir millet, sizin "Türkiye Yüzyılı" dediğiniz realite bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son bir dakikayı veriyorum, buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Ama bir taraftan "Türkiye Yüzyılı" diye milletin karşısına çıkmış, sizin propagandanızı yapan eski milletvekilleriniz... Baktık ki ta Londralara götürüp şirket kurmuş beyefendi, portföy şirketleri kurmuş ta Londralarda. Soruyoruz şimdi, sizlere soruyoruz: Ampulün ışığı sönecek, Birleşik Krallık'ın güneşi sönmeyecek diye mi gittiniz ta Londralara şirketler kurdunuz? Bu muydu sizin Türkiye Yüzyılı'nız? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, daha önemli bir şey söyleyeceğim size, çok önemli bir şey söyleyeceğim: Bu adamın, Türkiye Yüzyılı propagandası yapan adamın gittim, şirketini Londra'da buldum. Bir de ne göreyim! Aynı şirketin adresinde oraya milyarlarca lirayı transfer edip Londra'nın en lüks muhitlerinde gayrimenkuller almış 5'li çete mensupları var.
Yetmedi, yetmedi, başkası daha var. Bu ülkede Dışişleri Bakan Yardımcılığı yapmış, babası da aynı zamanda bu ülkede örtülü ödeneğin başında olan adamın şirketi var. İşte, sizin "Türkiye Yüzyılı" dediğiniz manzara bu, bizim de "Türkiye Yüzyılı" dediğimiz bu kepazeliğin, bu rezaletin fotoğrafı bu.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Ben teşekkür ederim, sağ olun.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Serkan Sarı.
Buyurun Sayın Sarı.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tabii ki son dönemde halkımızı, toplumumuzu, milletimizi derinden yaralayan ve ekonomik anlamda da ciddi bir krize dönüşen bu soygunun üzerinde durmadan geçmemiz mümkün değil. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, fon krizi ne kadar iktidar tarafından örtülmeye çalışılsa da "Biz bunu cerrah hassasiyetiyle çözüyoruz, hiç merak etmeyin, gereğini yapıyoruz." denilse de şu güne kadar geldiğimiz noktada da dikkatimizi çeken birçok konu başlığı var. Sayın Başkan, milyonlarca vatandaşımız her gün bir kuruş fazla para kazanabilmek, evine bir dilim ekmek götürebilmek için mücadele ederken şu gün geldiğimiz noktada sermaye piyasalarında yaşanan bu kriz ve yaşanan şaibeler, yapılan ödemeler, tahsilatlar, tutuklamalar kim, ne, ne için yürüyor; belli değil. Soruşturma kapsamında 37 kişiden 18 milyar 340 milyon lira geri tahsilat yapıldığı söyleniyor ama sadece fon kriziyle ilgili olan toplam zararın -bugün iddia edilen rakamlar- 800 milyarın üzerinde olduğu. Yani, aslına bakarsanız, 800 milyarlık zarar var, toplanabilen para 18 milyar lira. Bu da 37 kişinin kendi gönül rızasıyla, yeni çıkarılan kanunla işte "Paranı getir, iade et, sorun çözülsün. Biz seni soruşturmayalım, suçluluğunu da iptal edelim." mantığı. Bu mantığın kabul edilmesi zaten anlaşılabilir bir şey değil. Kamunun vicdanı böyle, kendine göre uyduracağı kanun ve uygulamalarla çözüm üretemez, bu arkadaşlarla da ilgili hukuki işlemlerin gecikmeden başlatılması gerekiyor.
"Kişi başına 1 milyon lira ödeme yapılacak." denildi. Açıklanan rakamlara bakıyoruz, ortalama, neredeyse 250 bin lira civarında bir ödeme yapılabildiği gözüküyor. Vatandaşa vadedilen rakamlar tutmuyor ve sonuçta da insanların bir kısmı zenginleşip kaçırdığı paralarla refah içinde yaşarken devletine güvenen ve bu Hükûmetin, iktidarın kurmuş olduğu denetim sistemine inanan vatandaşlarımız bir bir zarar ediyor, iflas ediyor, mağdur oluyor. Bunun yansımalarının önümüzdeki günlerde çok daha derin olacağı aşikâr. Bu servetler hangi işlemlerden elde edildi, kimler zamanında çıktı, kimler milyonlarca lira para kazanarak buralardan ayrıldı, önceden haber alma sistemi nasıl kuruldu, niye kuruldu, bu suç örgütünün başı kim, sorumlusu kim, bu suç örgütünden faydalanan kimler; açıklanmasını bekliyoruz. İddia edilen, 241 kişiden bahsediliyor, bu 241 kişinin listesi niçin açıklanmıyor? Şaşkınlıkla takip ediyoruz. Bugün yapılan toplantıda açıklanan "97 milyar lira ödeme yapıldı." deniyor. Geri iade 18 milyar lira alındı, aradaki rakam nereden karşılandı, bunun da şeffaf bir şekilde açıklanması lazım. İddia edildiği üzere kamu kaynağı kullanılmayacağı ifade ediliyordu ama bugün geldiğimiz noktada kamu kaynaklarının da bu süreç içerisinde nasıl heba edildiğini birazdan anlatıyor olacağım.
Şimdi, biz bekleriz ki demokratik bir ülke, hesap veren bir mekanizma ve milletin önünde de hesap sorulacak bir çatının altındayız. Çin'de geçtiğimiz günlerde Borsa Denetim Kurumu Başkanı yolsuzluklardan dolayı idam cezasına çarptırılmış. Bunlar sanırım Çin'de bizim kadar ağır yaptırımlar uygulayamıyorlar. Bizde biliyorsunuz, WhatsApp grubundan çıkarılıyorsunuz, parayı da iade ediyorsunuz, verdiğiniz bu ağır ceza karşısında da suçlular, muhatapları ciddi bir perişanlık yaşıyor. Arkadaşlar, aradaki tutuma bakıyor musunuz? Kamunun malına, halkın, milletin malına göz koyana karşı yapılan uygulama idam cezası. Tabii, idam olsun demiyoruz ama burada da yapılan işin de WhatsApp grubundan çıkararak, elindeki çaldığı parayı geri iade alarak bir cezalandırma yapmışçasına, bir ceza vermişçesine de bu tavır takınılmasını da kabul etmemiz mümkün değil.
Gayriciddi işliyor süreç. Buradan "Komisyon kurulsun, Meclis çatısı altında bir komisyon kurulsun." dedik "Yok, hayır. Biz yapıyoruz, biz inceliyoruz. Biz kendi kurulumuzu kurduk, kurulun temsilcileri gelecek, Meclise bilgi verecek." Plan ve Bütçe Komisyonuna gelindi, bilgi verdi, kim verdi? Takasbank Genel Müdürü Yunus Arıncı, Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun; bunlar şu anda örgütlü suç kurmaktan dolayı yargılandı, rüşvet almaktan dolayı tutuklandı. Bu ne ciddiyetsizlik ki Türkiye Büyük Millet Meclisine, Komisyona, milletvekillerine bilgi vermek için çağırdığınız adamlar bu işin sorumluları, bu işin suçluları ve tutuklanıyor, gözaltına alınıyor ve örgütlü suçlardan yargılanıyor bu isimler. Biz de aydınlandık bu arkadaşların verdiği bilgilerle. Böyle mi yürüyecek bu iş? Yazıktır, günahtır yani gerçekten insanın elini vicdanına koyması gerekiyor. Bir taraftan, Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak 24 Ekimde tutuklandı 1 milyon dolar rüşvet aldığı için. Rüşveti ne için alıyor? Bu fondaki kaynağı büyütebilmek, bu yolsuzluk düzenini destekleyebilmek için. Ya, Türkiye Varlık Fonuna ait bir kurumdan bahsediyoruz. Bu kurum milletin kaynağıdır. Hani kamu kaynağı yoktu bu işte, hani kamu kaynağı, kamu zararı yoktu? Kamunun yönettiği Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik buraya para aktarmış, burada parasını heba etmiş, buradan rüşvet almış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bugün insanların "Yarın öbür gün bireysel emeklilikle belki üç kuruş gelir sağlayabilirim." diye para yatırdıkları bu rakamlar ne yazık ki birilerinin zenginleşmesine gitmiş. O yetmiyor, İşsizlik Sigortası Fonu'nun kaynaklarının da buraya aktarıldığı iddia ediliyor. Hangi devlet kurumlarının fona para aktardığının şeffaf bir şekilde açıklanması lazım. Bu talimatı kimler verdi, bu uygulamadan kimler zenginleşti, tek tek tespit edilmesi gerekiyor. Şu ana kadar görebildiğimiz, tespit edebildiğimiz; fon vurgununa karışan devlet kurumlarının, AKP iktidarının atadığı bütün bürokratların bu işin içinde olduğu gerçek. SPK'den Mahmut Sütcü, İbrahim Ömer Gönül, Erman Çete, BDDK'den, Takasbanktan, Borsa İstanbuldan, Türkiye Merkez Bankasından, Türkiye Sigorta, Maliye Bakanlığı, bütün kurum kuruluşların müdürleri, genel müdürleri, yöneticileri bu suçun ortağı. Nasıl oluyorsa AKP iktidarının bu gelişen süreçle ilgili hiçbir suçu, sorumluluğu yok. "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çok üzülüyor." Bunları atayan kim, bu atama kararlarının altında kimin imzası var, soruyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bugün milletvekili ve Başbakan Yardımcısı Ertan Aydın, İhsan Çimen, Tarım Bakanlığından Mustafa Aksu, eski Bakan Fatma Betül Sayan, AKP'nin bütün bürokratları bu işin içerisinde. Milletin tek kuruşunun hesabını vermeden bu dosyanın kapanmasına da müsaade etmeyeceğiz. Ama öyle bir öz güven var ki bir taraftan, AKP milletvekilinin eşinin mal varlığına tedbir koyuluyor, o gece kaldırılıyor; bir bakanın veya bir üst düzey AKP siyasetçisi "Benim oğluma kimse el süremez, anasının karnından doğmadı." diye naralar atabiliyor. Hem suçlular hem güçlüler hem milletin parasına çöktüler.
Bu yaratılan tahribat sadece fonda değil. Borsada yarattıkları tahribatı da vurgulamadan geçmem mümkün değil. 1987'den beri bu düzeyde bir düşüş hiç yaşanmadı. Yedi hafta boyunca yaklaşık yüzde 25'e yakın bir düşüş yaşandı ve bu kırk beş günlük süreçte borsada yaratılan değer kaybı 8 trilyon 660 milyar TL. Yazıktır günahtır, bu milletin parasıdır, bu kamunun parasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Evet Başkanım, teşekkür ediyorum.
Ve sonuç itibarıyla bu ülkede yapılan bu soygunun, bu yolsuzluğun... Borsadaki 8 trilyon, beraberinde fonda 800 milyarın üzerinde kayıp. Milyarlarca lira para talan edildi. Bunu nasıl ödediler? AKP iktidarı yirmi üç yıllık iktidarı boyunca toplam 4.053 şirket, fabrika, liman, Sümer Holding, Şeker Fabrikaları, Karayolları araç muayene istasyonları, TELEKOM, PETKİM, TÜPRAŞ, SEKA gibi kurumlardan 65,5 milyar lira özelleştirme yaptı, cumhuriyetin bütün değerlerini sattı ve bu sattığı, yarattığı krizin neredeyse üçte 1'ini bile karşılamıyor. Yazık, yazık! Vicdan, vicdan! Burada yaratılan şu andaki kayıp, 2027 bütçesinin üçte 1'ini oluşturuyor. Şimdi de vatandaşımıza, köylümüze, çiftçimize, işçimize, emekçimize umut vereceğiz. Neyle, kim, hangi iktidar, hangi güçle, hangi bütçeyle, hangi anlayışla?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SERKAN SARI (Balıkesir) - Son olarak toparlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Vermiyorum sekiz dakikadan sonra.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Son bir iki cümle kaldı Başkanım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Başkanım, bir cümleyle tamamlayacağım.
BAŞKAN - Ama vermiyorum yani Turhan Bey'e de vermedim, diğer Grup Başkan Vekillerine de vermedim.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Peki, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kılıç.
Buyurun Sayın Kılıç.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kıymetli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri takip eden yüce Türk milleti; geçtiğimiz hafta Ankara, Türk dünyasının geleceği adına önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında kardeş ülkelerimizin temsilcilerini başkentimizde ağırlarken farklı kurumlarımız da farklı alanlarda bir araya geldi. 13'üncü Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde Türk dünyasının birlik ülküsü Türk devletlerinin ortak iradesiyle hayat buldu. Aynı kökten doğan kardeş ülkelerimiz aynı masa etrafında buluşuyor, ortak meselelerini konuşuyor ve geleceğe birlikte yön vermenin gayretini taşıyor. Bizler de bu ülküye elimizden geldiğince güç ve kuvvet veriyoruz. Geçtiğimiz hafta cuma günü İletişim Başkanlığımızın düzenlemiş olduğu Türk Dünyası Diyalog Forumu'nda düzenlenen bir panelde bendeniz de katılımcıydım. Artık yalnızca geçmişteki bağımızdan, kardeşliğimizden söz etmekle kalmıyor, gelecekte neleri birlikte başarabileceğimizi de konuşuyoruz. Türk ve Türkiye Yüzyılı'nda dilde, fikirde, işte birlik anlayışının ayrı bir yeri var. Ortak dilimizin yaşatılması, tarihimizin genç nesillere doğru aktarılması, her alanda iş birliklerinin artırılması, ticaretimizin geliştirilmesi ve savunma sanayisinde ortak çalışmalar yapılması bu anlayışın doğal bir sonucudur. Türkiye, Türkiye'den büyüktür. Sayın milletvekilleri, bu sözün taşıdığı anlamı iyi kavramak gerekir. Kadim devlet anlayışımızla ülkemizin büyüklüğünü yalnızca sınırlarının genişliğiyle veya sahip olduğu maddi imkânlarla açıklamak yetmez. Bizim tarihimiz bizi bugün yaşadığımız coğrafyanın çok ötesindeki insanlarla buluşturmakta, Balkanlarda, Kafkasya'da, Orta Asya'da, Afrika'da ve Orta Doğu'da Türkiye'ye gönül veren, Türkiye'nin varlığını kendisi için bir güven ve umut vesilesi gören milyonlarca insan. Bugün Kudüs'te, Arakan'da Türk'ü bekleyen, televizyonda Türk'ü görünce gözleri parlayan nice çocuklarımız var. Dünyanın bir ucunda bazen açılan bir okulda, bazen bir hastanenin bahçesinde, bazen de zor günler geçiren bir ailenin kapısına bırakılan yardımda, hilal ve yıldızın parıltısını, Türkiye'nin izini görürsünüz; işte bizim ülkemizin büyüklüğü de biraz da buradadır. Kendi insanının refahı için çalışırken mazlumun derdine de kulak veren bir devlet anlayışından söz ediyorum.
Bu hafta Türk Kızılay Haftası. Türk Kızılay Haftası'nı, gönüllülerini yürekten kutluyorum. Türk Kızılayın ve TİKA'nın çalışmalarını bu açıdan çok kıymetli buluyorum. Kızılay dünyanın neresinde bir insani kriz yaşanırsa yaşansın ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için büyük bir gayret gösteriyor, TİKA ise eğitimden sağlığa, tarımdan altyapıya kadar pek çok alanda gerçekleştirdiği projelerle dost ve kardeş ülkelerin kalkınmalarına katkı sağlıyor. Bir yerde çocuklar daha iyi şartlarda eğitim alabiliyorsa, bir başka yerde insanların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaşıyorsa, bir köyün su ihtiyacı karşılanıyor veya bir ailenin yüzü gülüyorsa yapılan işin değeri rakamlarla ölçülemez. Orada yalnızca bir yardım faaliyeti değil, yıllarca hatırlanacak bir gönül bağı kurulmaktadır. Bizim iyilik anlayışımız da tam olarak budur; iyiliği emreden bir dinin mensubu olduğumuzu unutmadan ihtiyaç duyulan yerde bulunmak, elimizden geleni esirgememek ve insanı, iyiliği her türlü hesabın üzerinde tutmak. İyilikle yarışıyoruz.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin uluslararası alandaki gücünü değerlendirirken bu yönünü de göz ardı etmememiz gerekir. Elbette güçlü bir ekonomi, caydırıcı bir savunma sanayisi, gelişmiş teknoloji ve etkili bir diplomasi devletimizin geleceği açısından vazgeçilmezdir. Lakin iyilikte öncü olmak da yine bize yaraşır, gene Türk devletine yaraşır, gene bizlere yaraşır. Bizlere düşen görev de geçmişten devraldığımız Turan ülküsüyle mazluma umut, zalime yavuz olma anlayışımızı gelecek nesillere daha ileri bir noktada bırakmaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
FİLİZ KILIÇ (Nevşehir) - İnanıyorum ki Türk dünyası önümüzdeki yıllarda çok daha güçlü bir dayanışma sergileyecek, Türkiye de bu süreçte, tarihinden ve milletinden aldığı güçle, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bizim için bu yolun sonu yok çünkü ülkümüz, bir dönemin anlık heyecanıyla ortaya çıkmış geçici bir düşünce değil, kökleri derinlerde olan, nesilden nesile taşınan büyük bir ideal. Dün hayalini kurduğumuz günleri bugün yaşıyoruz, yarın ise bugünden daha büyük hedeflere ulaşmanın mücadelesini vereceğiz. Yeter ki birbirimize güvenelim, ortak değerlerimize sahip çıkalım ve aynı istikamette yürümekten vazgeçmeyelim.
Türkiye, Türkiye'den büyüktür; Türk dünyası birliğini güçlendirdikçe daha büyük hedeflere ulaşacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Kılıç.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sezai Temelli.
Buyurun Sayın Temelli.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bahçeli'nin acı kaybını öğrendik. Kendilerine ve ailesine başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin her yerinden 300'ü aşkın Barış Annesi Ankara'ya geldi, Kurtuluş Parkı'nda bir nöbet tuttular, bugün de Mecliste tüm siyasi partileri ziyaret ettiler, bizim de grup toplantımıza katıldılar. Barış Anneleri uzun yıllardır bir barış mücadelesini sürdürüyor, bu ülkede kanın, savaşın durması için çok önemli bir mücadeleyi sürdürüyor ve hâlâ aynı kararlılıkla Meclisi de bu konuda artık harekete geçmeye davet ediyor. Evet, bildiğiniz gibi, 10 Ağustosta 467 "evet" oyuyla bir çerçeve yasa kabul edildi fakat bu yasa kabul edildikten sonra âdeta bir ölü toprağı serpildi Meclisin üzerine; adım atmak yerine, harekete geçmek yerine giderek yavaşlayan, donma noktasına gelen bir durumu yaşıyoruz. Oysa bir an önce harekete geçmeli, toplumun, halkın, halkların beklentilerini barış anlamında karşılayacak adımları atmamız gerekiyor. Hem çerçeve yasanın uygulanması anlamında hem de çerçeve yasaya bağlı olarak birçok yasanın artık düzenlenip Meclise gelmesi ve bu konuda adımların atılması gerekiyor. Şimdi, biz bunları söyledikçe karşımızda iktidarın bu hareketsizliğine bir anlam veremiyoruz. Bakın, Barış Anneleri sadece Kürtlerin değil, Türk annelerinin de sesine ses katıyor. Kimse artık bu acıları yaşamak istemiyor; artık bu ülkede huzurun olmasını, barışın olmasını istiyor. Bunun için yapmamız gerekenler çok net. Burada defalarca dile getirdik; hem çerçeve yasanın uygulanması hem diğer yasaların artık hayata geçmesi hem de topyekûn bir demokratikleşme hamlesinin gecikmeksizin hayata geçmesi önemlidir, elzemdir. Bunun için de bir kere bu müzakere süreci demokratik bir zemine kavuşmalıdır. Müzakere, demokratik bir müzakere niteliğine bir an önce kavuşmalıdır. Sayın Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te açıklamış olduğu demokratik toplum ve barış sürecine dair atılmış adımların karşılığının gerçekleşebilmesi her şeyden önce müzakerenin demokratik bir zemine kavuşması ve sadece görüşmecilerle sınırlı değil, tüm toplumun sürece katılmasının olanakları muhakkak yaratılmalıdır. Çünkü bir demokratik yaklaşım ve demokratik mekanizmada gelişmeler sağlanamadığı sürece biz biliyoruz ki bu süreç bu tıkanıklığı kolay kolay aşamaz. Bize düşen, bu tıkanıklığı aşmak adına yapmamız gerekenleri bir an önce hayata geçirmektir. Anneler bunu dile getirdi, tüm partileri ziyaret ettiler. Umuyoruz ki tüm partiler bu konuda gerekli duyarlılığı gösterip artık annelerin öncülüğünde yürüyen barış mücadelesine çok daha güçlü bir şekilde sahip çıkacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün tabii çok fazla ziyaretçi vardı Mecliste. Bize İliç'ten de evladını yitiren aile geldi; Uğur Yıldız'ın ailesi. Biliyorsunuz, maden faciaları bu ülkede ardı arkası kesilmeyen facialardan. Gerçi bu ülkede işçi cinayetleri baktığınız zaman günde ortalama 6 işçinin hayatını yitirdiği bir tabloyu karşımıza sunuyor fakat bu cinayetlerden sonra maalesef adalet yerini bulmuyor, adalet yerini bulmadığı sürece de bu cinayetler devam ediyor. İliç de bunlardan biri, yargılama devam ediyor fakat o kadar adaletsiz bir yargılama ki o suçun müsebbiplerinin yargılanması yerine aile yargılanıyor. Aile, hakaret davasından yargılanıyor. Ya, size ne hakaret edecek aile? Evladını kaybetmiş, evladının o acısını bile yaşayamamış, siz kalkmışsınız o aileye hakaret davası açmışsınız! Bu kabul edilemez.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ziyaretçimiz de Lösemili Çocuklar Vakfından gelen LÖSEV Yönetim Kurulu ve çocuklar. Biliyorsunuz, Türkiye'de gerçekten çok ciddi bir sağlık problemi var. Kamu kaynakları sağlığa ayrılmak yerine silaha ayrılıyor, silaha ayrıldıkça da toplum sağlığı çöküyor, bundan da en çok çocuklar etkileniyor. LÖSEV, kamu yararına çalışan bir vakıf, bildiğiniz gibi, bu konuda gerçekten önemli çalışmalar ortaya koyuyor fakat 400 yataklı hastanesinin ancak 200 yatağına ruhsat veriliyor. Sağlık Bakanına soruyoruz: "Diğer 200 yatağa niye ruhsat vermiyorsun? Sen ruhsat satıyorsun, sattığını biliyoruz." Dolayısıyla, burada kamu yararına, lösemi hastası çocuklara yardım eden, yıllardır da bu konuda önemli başarılara imza atmış bir vakfın diğer 200 yatağına neden ruhsat vermiyorsun ya da doktor ruhsatlarını neden kısıtlıyorsun? Multidisipliner bir alanda, birçok doktorun bir arada çalışması gereken bir alanda siz bu kısıtlara neden gidiyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bu kısıtlara gitmeye hakkınız yok. Bir an önce LÖSEV'in ihtiyaç duyduğu ruhsatlar verilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK çalışmaya devam ediyor, hatta şimdi TÜİK'in 7/24 çalışma zamanı. Gerçekten, ilk performansını sergiledi, enflasyonu yüzde 30'un altında bıraktı. Önümüzdeki iki ay boyunca enflasyon düşerse şaşırmayın. Neden? Çünkü ocak ayında kamu emekçilerine ve emeklilere enflasyon farkı zammı yapılacak. Bu zammın minimum düzeyde tutulmasının yegâne yolu TÜİK'in performansına bağlı. TÜİK yıllardır bu suçu işliyor, kamu emekçilerinin ve emeklilerin hakkını gasbediyor; bu, açık bir suçtur. Dolayısıyla, bu suça göz yummak âdeta zaten bu işin organize bir suç olduğunu gösteriyor. İşin içinde Hazinesi de var, Merkez Bankası da var, iktidar da var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Dolayısıyla, şu anda yapılan bütün çalışmalarda ortaya çıkan enflasyon rakamıyla TÜİK'in enflasyon rakamı arasındaki fark yüzde 20'lere yaklaşmış durumdadır yani bugünden kamu emekçilerinin ve emeklilerin hakkına yüzde 20 el konulmuştur, ele geçirilmiştir, gasbedilmiştir. Bunu yapmaya devam edecekler, biliyoruz ve buradan bir kez daha uyarıyoruz: Emekçilerin, emeklilerin hakkından elinizi çekin, çekin elinizi. Elinizi çekmediğiniz sürece işte bu fon krizleri oluyor. Dolayısıyla, siz o hakkı gasbedip bu fon tüccarlarına bu parayı, kaynağı aktardığınız için bu rezaleti yaşıyoruz. Bakın, rezalet o kadar dallanıp budaklanmış ki içinde yok yok; Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü, SPK Başkanı, SPK üyeleri, Borsa İstanbul Genel Müdürü, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Daire Başkanları, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı, saymakla bitmiyor liste.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.
Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, buna baktığınızda, bu gördüğünüz şey gerçekten olsa olsa ancak filmlerde olur. Hani "Organize İşler" filmi var ya, aynen odur; organize işler. Bu organize işlerin içindesiniz, bu işe son vermek zorundasınız. Bu işe son vermemek için... Bakın, bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının emeklilere, emekçilere dair söyleyecek hiçbir lafı yok çünkü siz bu bütçeyi, bu fonun zararlarını örtbas etmek üzere hazırladınız. Emekçiye, emekliye verecek hiçbir şeyiniz yok, o yüzden de TÜİK'i de bu suça ortak ediyorsunuz. Bu fon rezaletinin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz, buna izin vermeyeceğiz. Bu fonun zararını kim yarattıysa bedelini onlar ödesin. Bu halk artık bu bedellere katlanmak zorunda değildir. Bütçeden hakkını istiyor, bütçeden de hakkını alacaktır.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Temelli.
Yeni Parti Grubu adına Sayın Murat Emir...
Buyurun Sayın Emir.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Meclisimiz küçük yavrularımızı ağırladı. 2-8 Kasım dolayısıyla lösemili yavrularımız Meclise geldiler ve bize de bu resmi yapmışlar. (YENİ YOL Partisi sıralarından alkışlar) Bugünlerde özellikle löseminin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu, tüm lösemili yavrularımızın sağlıklı, nitelikli hizmete erişmesinin çok önemli olduğunu vurguluyorum ve buradan lösemili yavrularımıza ve ailelerine selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz. Bugün Turuncu Gün olduğu için de lösemili yavrularımızın armağan ettiği çiçeği yakamızda taşıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle bir soruşturmadan bahsetmek istiyorum. Adalet Bakanlığı açıkladı, 11 ilde operasyon yapıldı. İlaç yolsuzluğu yapan, kanser ilacı yolsuzluğu yapan 3'ü kamu görevlisi olmak üzere 24 şüphelinin gözaltına alındığını söyledi. İddia o ki bu kişiler barkodlarını değiştirerek kanser ilaçlarının süresi geçmesine rağmen kullanılmasının önünü açmışlar. Ancak burada aydınlatılması gereken önemli hususlar var. Bir defa, bu ilaçlar özellikle İTS yani İlaç Takip Sistemi tarafından barkodlarıyla takip ediliyor, takip ediliyor olması gerekir. Eğer birileri menfaat sağlamak amacıyla bu zinciri kırabilmişlerse buradaki eksiklik nerededir, boyutları hangi aşamadadır? Bu ilaçlar kullanılmış mıdır, kullanılmışsa bu ilaçların kullanıldığı hastalarımızla ilgili ne yapılmıştır? O hastalar ne durumdadır? Bunların açıklığa kavuşturulması gerekir. Bu haberi okuyan, duyan kanserli vatandaşlarımız, tedavi alanlar, aileleri tedirgindir, biz de buradan açıkça soruyoruz: Sağlık Bakanlığı bu açığı nasıl vermiştir ve bu açığın kapatılması için ne yapılmaktadır ve bunun sonucunda zarar gören hastalarımız için ne yapılmıştır?
Değerli arkadaşlar, yüzyılın vurgunu yapıldı, altmış güne yaklaştı, "Merak etmeyin, kontrol altında." dediler. İlk başladığında 20 milyar dolarlık bir zarardı; şimdi, 173 hesaplayan kıymetli ekonomistler var, 200 milyar dolara kadar çıktığını söyleyenler var. Öyle bir rakam ki "yüzyılın afeti" dedikleri depremde 100 milyar dolar bir zararımız vardı -tabii, can kayıpları bir kenara, onlar telafi edilecek bir şey değil veya ölçülebilecek bir şey değil o acı- ama şu anda 200 milyar dolara yaklaşan bir zarardan bahsediyoruz. Hâlâ aslında hiçbir şey yapılmadı; yeni yeni bürokrasiye giriliyor. Öylesine ki daha dün Cumhurbaşkanının ağırladığı, bu fon tasfiyesiyle ilgili görüş aldığı, onlarla bu krizi çözeceğini iddia ettiği kişiler dahi bugün gözaltında veya tutuklanmış durumda. Böylesine ciddiyetsiz, böylesine üstünü örtmeye çalışan ve böylesine "Buradan siyaseten nasıl kurtuluruz acaba?"nın telaşına düşmüş ama tüyü bitmemiş yetimin hakkını aramaktan aciz bir yönetimle karşı karşıyayız.
Şimdi, Adalet Bakanı açıklama yapıyor, devletin içinden bir şekilde içine sızmış kişilerin burada sorumluluk sahibi olduğunu söylüyor. Oysa burada sızıntı falan yok. Burada bir suç örgütü var ve bu suç örgütü bizzat sarayda kurulmuş bir suç örgütü. Bu suç örgütüne üye olanlar en azından şu anda bildiklerimiz için söylüyorum ya Cumhurbaşkanının yakınında siyaset yapmış, bakanlık yapmış, bakan yardımcılığı yapmış, OECD'de önemli görevlere atanmış veya bürokraside SPK Başkanı, İMKB Borsa İstanbul Başkanı gibi görevlerde bulunmuş, yardımcılıkları görevinde bulunmuş kişiler. Dolayısıyla Saray iktidarı Cumhurbaşkanı Erdoğan bu, asrın vurgununun tam ortasındadır, tam göbeğindedir. Söylüyoruz, bakın, bir defa, imzasıyla atadığı kişiler; SPK başkanları, başkan vekilleri, şu anda cezaevinde olanlar veya istifa ettirilmiş olanların hepsinin atanmasının altında Cumhurbaşkanının imzası var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Ankara) - Yine, Borsa İstanbul Genel Müdürü tutuklandı. Onun atanmasının altında da, aynı şekilde, tutuklanan Takasbank Genel Müdürünün atanmasının altında da yine Cumhurbaşkanının imzası var. Soruyoruz burada: Bugüne kadar bu vurgunda siyaseten hesap veren kim var, kim sorumluluk üstlendi? Bir bakanları vardı, tövbe fonuna faizini, anaparasını -nereden kazandığını açıklayamadığı parayı- çıkardıktan sonra kazancını yatırdığı iddia ediliyor, ona hiçbir şey yapılmadı. Hayati Yazıcı'nın oğluna, yine, milletvekilinizin eşine bir saatte, bir günde tedbir konuldu ve saatler içerisinde tedbir kaldırıldı. Bu suç örgütüyse, bu suç örgütü saraydan açık destek aldıysa bunun arkasındaki siyasi güç kimdir, kimlerdir, onları kim saklıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
O vurgunu vurup o milyar liraları götürenler açısından o sıralı listeyi hâlâ niye saklıyorsunuz, kimi korumaya çalışıyorsunuz? O listedeki milletvekilleri, eski milletvekilleri, bakanlar, bakan yardımcıları, onların çocukları, saraydaki çocuklar, bunları niye saklıyorsunuz? Bir suç örgütü varsa bunların hepsi suç örgütünün üyeleridir ve o suç örgütü ortaya çıkarılmadan, açıklıkla yargılanmadan, tüm suçlular ortaya konulmadan kimse bu vurgunun üstüne gittiğini iddia edemez.
Bakınız, bir tövbe hesabı açtılar. Dileyen dilediği kadarını getirecek, yatıracak ve becerebilirlerse suçsuz kalacak, yargılanmaktan kurtulacak. Toplaya toplaya 18 milyar lira toplayabildiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - İlk başta "1 milyona kadar alacağı olanların haklarını ödeyeceğiz ivedilikle." dediler ama dağ fare doğurdu, en fazla alabilen 250 bin lirasını alabildi. Bunların hepsi, 250 bin lirasını alabilenler, sonuçta çocuklarının okul taksitini, ameliyat paralarını, belki kira bedellerini yatırmışlardı ve orada da dağ fare doğurdu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu krizin içinde olanlar, bu krizi yaratanlar, o milyarlarca liralık balon şişerken düdüğü çalmayanlar, görevini yapmayanlar, görevini ihmal edenler, rüşvet alanlar, onların arkasındaki siyasi destekler ortaya çıkarılmadan bu asrın vurgunu asla aydınlatılamaz. Bugüne kadar bu siyasi iktidar ısrarla ve kararlılıkla o hırsızların arkasında durmuştur, durmaya devam etmektedir ve bu akılla, bu kafayla da hiç kimsenin hakkını alamazlar, hak ettiği kişiye veremezler.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Emir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Leyla Şahin Usta.
Buyurun Sayın Usta.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
"Aydınlığa açık, karanlığa kapalı." Bu söz, aslında milletimizin ortak hafızasında yer eden bir umudun, güzel yarınlara duyulan inancın ve aydınlık bir gelecek arzusunun ifadesidir. Çünkü milletimiz tarih boyunca her zorluğun ardından yeniden ayağa kalkmayı, umudunu korumayı ve geleceğe birlikte yürümeyi bilmiştir. 3 Kasım 2002 bu inancın ve ortak iradenin güçlü bir şekilde ortaya konulduğu tarihî dönüm noktalarından biridir. O gün milletimiz sandıkta bir tercihte bulunmuş, geleceğine, umuduna ve kendi iradesine sahip çıkmıştır. Türkiye'nin önünde yeni bir yol açılmış, milletimizin değişim ve güçlü bir gelecek arzusu sandıktan açık bir irade olarak yükselmiştir. Bu tarihî yürüyüşün öncüsü, bugün de milletimizin desteğiyle köklü tarihi, güçlü devlet geleneği ve büyük medeniyet mirasıyla bölgesinde ve dünyada söz sahibi olan, Türkiye'ye liderlik eden Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Onun liderliğinde başlayan bu yürüyüş, milletimizin inancı, duası ve kararlılığıyla büyümüş, Türkiye siyasetten ekonomiye, diplomasiden savunma sanayisine kadar pek çok alanda önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir. Geçen yıllar içerisinde eser ve hizmet siyasetiyle ülkemizin dört bir yanında büyük bir değişim gerçekleştirilmiştir. Sağlıktan eğitime, ulaşımdan enerjiye, altyapıdan savunma sanayisine kadar hayata geçirilen yatırımlarla Türkiye'nin imkânları genişlemiş, vatandaşlarımızın yaşam standartları yükselmiş, ülkemizin küresel ölçekteki konumu güçlenmiştir. Yerli ve millî üretim hamleleriyle kendi teknolojisini geliştiren, kendi savunma sistemlerini üreten ve her alanda daha güçlü bir Türkiye hedefiyle ilerleyen bir ülke konumuna ulaşılmıştır. Bütün bu kazanımlar milletimize hizmeti esas alan güçlü bir siyasi iradenin eseridir. Elbette bu yolculuk kolay olmamıştır; nice zorluklar, nice sınamalar ve nice engeller aşılmıştır ancak her defasında milletimizin iradesinden alınan güçle yolumuza devam etmişizdir çünkü bu yürüyüşün asıl sahibi millettir, gücünü de meşruiyetini de milletten almaktadır.
Kıymetli milletvekilleri, bugün 3 Kasım 2002'nin üzerinden yirmi dört yıl geçmiş olsa da o gün ortaya konulan irade ve başlatılan büyük değişim kararlılığı önemini korumaktadır. Bizlere düşen, bu tarihî sorumluluğun bilinciyle büyük ve güçlü Türkiye hedeflerimize kararlılıkla yürümektir. Bu vesileyle, 3 Kasım 2002'de milletimizin ortaya koyduğu güçlü iradeyi saygıyla selamlıyor, bu kutlu yürüyüşün öncüsü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a da şükranlarımı sunuyorum.
2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası ve aynı zamanda 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle iki önemli toplumsal sorumluluğumuza da dikkat çekmek istiyorum. Lösemiyle mücadele eden çocuklarımızın ve ailelerinin yanında olmak, onların tedavi süreçlerine destek vermek, toplumsal farkındalığı artırmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bir çocuğun sağlığına kavuşması, bir ailenin yeniden umutla geleceğe bakabilmesi hepimiz için son derece kıymetlidir. Bu mücadelede erken teşhis, tedavi imkânları, uzman sağlık kadroları ve güçlü sağlık altyapısı büyük önem taşımaktadır. Sağlık Bakanlığımızın yürüttüğü çalışmalar, hastanelerimizin imkânları, hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı bu mücadelenin en önemli unsurlarıdır. Lösemiyle mücadele eden bütün evlatlarımıza acil şifalar, ailelerine sabır ve güç diliyorum.
Organ bağışı, aynı zamanda insan hayatına dokunmanın, bir başka insana umut olmanın da en anlamlı yollarından biridir. Organ nakli bekleyen vatandaşlarımız için her bağış yeni bir hayat ihtimalidir. Bir insanın bağışıyla başka bir insanın hayata tutunabilmesi toplumsal dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir. Bu vesileyle, organ bağışında bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyor ve organ bağışı konusundaki farkındalığı arttırmaya yönelik faaliyetlerin hâlâ büyük bir önem taşıdığını ve bu konudaki doğru bilgilendirmelerin yapılmasıyla vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesinin çok kıymetli olduğunu tekrar bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millet iradesinden başka irade tanımayan siyasi anlayışımızla yaptığımız hizmetlerimizle elbette ki yirmi dört yılı tamamladık, 25'inci yılımızdayız. Biz her seferinde seçimle bu ülkeyi yönetmek için milletimizden aldığımız güçle yola çıktık. Bugün fon vurgunuyla ilgili tavrımız net.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Suça kim bulaşmış ise hepsinin hesabı soruluyor ve sorulacak. Kimsenin gözünün yaşına bakılmıyor ve bakılmayacak ve ister bürokraside olsun ister siyaset ayağı olsun, hepsi hesap verecek. Fon zararlarının kamu kaynağıyla karşılanmayacağını her seferinde söyledik, söylemeye de devam edeceğiz.
Biz bunları çok net söylerken yönettikleri belediyelerinde ve partilerinde her türlü rüşveti, yolsuzluğu, usulsüzlükleri savunanlara, kirliliğin üstünü örtmeye çalıştıkları için kendilerine bir öneride ve tavsiyede bulunuyoruz. Yargı süreçlerini takip edin, siz de hırsızı, arsızı, ahlaksızı savunmaktan vazgeçin ve sizin de hırsızlarla ve yolsuzluklarla ilgili belediyelerinizdekileri savunmama noktasındaki kararlılığınızı duymak istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayın Cumhurbaşkanımız bu vurguncuların ümüğüne çökmüştür, bunların burunlarından da fitil fitil getirmek için de çalışmaktadır.
AYHAN BARUT (Adana) - Hiç görmedik.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Listeyi açıklayın o zaman.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kendiniz sahip çıktığınız hırsızlarınızı, ahlaksızlarınızı nasıl görmezden geliyorsunuz? Bunları da izah etmenizi bekliyoruz.
AYHAN BARUT (Adana) - Kırk sekiz gün geçmiş, ortada bir şey yok.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Liste, liste...
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kimsenin hakkını kimsede bırakmayacağız ve hiçbir zaman da ne hırsızı ne arsızı ne ahlaksızı ne de yolsuzu savunmadık ve savunmayacağız.
Teşekkür ederim Başkanım.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Komisyon kuralım.
AYHAN BARUT (Adana) - Kırk sekiz gün geçmiş aslında ve ortada ses seda yok.
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Komisyona niye "hayır" dediniz madem böyle düşünüyorsunuz?
BAŞKAN - Sayın Emir, buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Hırsızın, ahlaksızın, yolsuzun üstüne gitmeyen, üstünü örtmeye çalışan, arkasında kendilerinin siyasi desteği yokmuş gibi yapan AKP iktidarıdır. Bizim belediye başkanlarımızı elbette yargılayabilirsiniz ama darbe yapmak için tutuklu yargılıyorsunuz; bizim itirazımız bunadır. Ama bir buçuk yılı aşkın bir süre oldu, bir kuruş bulamadınız, bir kuruş ama siz şunun hesabını verin: Eski Bakanınız hanımefendi o 160 milyonu nereden buldu, onu dört ay içerisinde 2,2 milyar lira nasıl yapabildi; siz o eski Bakan hanımefendi için ne yaptınız? Bunun cevabını veremiyorsunuz. Hayati Yazıcı'nın oğlunun hakkındaki tedbir bir saat içerisinde niye kaldırıldı? Yine, Asuman Erdoğan'ın, milletvekilinizin eşinin mal varlığı üzerindeki tedbir bir günde niye kaldırıldı, niye seyrettiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Son bir dakikayı veriyorum, buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Bunca yolsuzluk yapılırken, bunca fon krizi, manipülasyonu ayyuka çıkmışken, herkes uyarıyorken, çalanlar, hırsızlar, arsızlar sizden diye sessiz kaldınız, seyrettiniz; içindeydiniz, siz desteklediniz. Oradaki, görev yapan bürokratları siz atadınız, şimdi de üstüne gidiyormuş gibi yapıyorsunuz. 1 milyar liraya yakın parayı götürdüler, toplaya toplaya 17 milyon lira topladınız ve hâlâ "Kamu kaynağı kullanılmayacak." diyorsunuz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kendi, saraydaki şişman çocuklarınıza yedirdiniz. Şimdi suçüstü yakalanınca da tekrar bize saldırarak kurtulabileceğinizi zannediyorsunuz. Sizi bundan menederiz. Herkes yargılanacak, bağımsız mahkemelerde yargılanacak; seçilmişler tutuksuz yargılanacak ve kim arsızlığa, hırsızlığa bulaşmışsa hesabını verecek. Bu kadar basit. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Herkes "Hırsızdan hesap sorulacak." diyor; bir sataşma...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Sayın Başkanım...
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisine söz verelim.
Buyurun.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Evet Başkanım, teşekkür ederim.
Şimdi, biraz önce belediyeler üzerinden atıfta bulundu. Belediye başkanlarımız, bürokratlarımız geceleyin sabaha doğru, gün doğmadan kelepçelerle derdest edilerek sorgusuz sualsiz "yargılama" adı altında cezaevlerine tıkılıyor ama bakıyoruz ki ilgili bakanlara, bakan oğullarına, bürokratların birçok yakınına ne yazık ki "Paralarını getir, yatır; affedilsin, kapatılsın gitsin." deniyor. Buradan çağrıda bulunuyoruz efendim: Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, egemenlik kayıtsız şartsız milletinse milletin hesabını sormak da bu Meclisin sorumluluğundadır. Burada "Bir komisyon kuralım." dedik, "hayır" dediniz. 241 kişilik listeden bahsediliyor. "Hepsi elimizde, bir cerrah hassasiyetiyle çalışıyoruz." deniyor ama hiçbirimiz bilmiyoruz. Nasıl bir cerrahsa elini attığı ölüyor, gömülüyor, elini attığını öldürüyor. Bu cerrahın hassasiyeti bu ülkenin geleceğini korumak üzerine değil; yandaşlarının ve bürokratlarının, milletvekillerinin geleceğini korumak üzere kurgulanmış.
Birçok iddia var. 150'ye yakın milletvekilinin, 180'e yakın yargı mensubunun, 30'a yakın valinin, kaymakamın bu işin içinde olduğu iddia ediliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, bitirin.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Niye bu konuyla ilgili gerekli hassasiyetler ve açıklamalar yapılmıyor? Bir belediyedeki bir kaygı, bir şüphe, bir iddiayla ilgili bütün çalışanlar gözaltına alınıyor. Bu Meclis aklanmak zorunda. Siz bu Meclise gölge düşüremezsiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, sizin rant hırsınıza kurban edilebilecek bir kurum değildir. O yüzden gelin, bu listeyi açıklayın. Milletvekili mi var, savcı mı var, bakan mı var, kim varsa bu liste mertçe, bu Meclisin önünde, bu milletin önünde açıklanmak zorunda. "Arınma" diyoruz; hep birlikte siz de partinizi arındırın, siz de bu kamu kurumlarına çöken rant şebekesinden arının. Siyasi ahlak yasasını da gelin, hep birlikte burada çıkaralım. Var mısınız? Hodri meydan!
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Usta, buyurun.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Belediyelerde yapılan usulsüzlük ve yolsuzluklarla ilgili "Bir kuruş bile bulunamadı." dediniz ama bu doğru bir iddia değil, söz değil. Çok kuruşlar bulundu, çok milyarlar bulundu, siz görmek istemiyorsunuz; bunların hepsi de belgeleriyle, dokümanlarıyla da ortaya çıkarıldı.
ŞEREF ARPACI (Denizli) - TRT'deki stok görüntülerinden mi bahsediyorsunuz Sayın Başkan?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ya, tabii ki, tabii ki(!)
Kendi il başkanlığınızdaki para kulelerini bile görmezden gelenler tabii ki "Kuruş bulmadık." diyeceksiniz.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - 2 katrilyonu bir kişi götürdü, 2 katrilyonu bir kişi...
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kameraları bantlayarak yaptığınız işleri izah edemediniz, geliyorsunuz, burada konuşuyorsunuz.
YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Silivri'ye biraz gelseniz görürdünüz.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hiç kimsenin, hiçbir hırsızın da yolsuzun da arsızın da arkasında değiliz. Listeler de açıklansın, herkese gereken işlem yapılsın, bunu sonuna kadar savunuyoruz ve söylüyoruz, aynı kararlılıktayız.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - 2 katrilyon, 2 katrilyon...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Açıklansın, tutan mı var? Kim açıklayacak?
SERKAN SARI (Balıkesir) - Açıklansın o zaman, tutan mı var?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Belediyelerde yapılan o yolsuzluklarla ilgili bir tane araştırma önergesi vermeyen muhalefeti de davet ediyoruz "Buyurun, hodri meydan!" diyoruz. Hadi, buyurun, getirin önergenizi, verin bakalım.
Teşekkür ederim Başkanım.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - 2 katrilyonu bir kişi götürdü.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, bir söz hakkımız doğdu sanki.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Başkanım...
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Çömez.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Teşekkür ediyorum. Sayın Başkan.
Sayın Şahin "Listeler açıklansın." diyen ikinci Grup Başkan Vekili. Niye açıklanmıyor Allah aşkına? Bir Grup Başkan Vekiliniz daha söyledi. Kimdir bu yüzsüzler? Kimdir bu soysuzlar? Kimdir bu hırsızlar? Bakanınız söylüyor, "Liste elimizde." diyor. Peki, nerededir bu soysuzlar? Bu milletin istikbaline çöken bu şebekeler nerededir Allah aşkına, bunları bilmek zorunda değil miyiz? "Yolsuzluğu yapanın ümüğüne çöktük." diyorsunuz, nerededir bu ümük, kimindir bu ümük? Az önce ifade edildi; bir zamanlar sizin sıralarınızda siyaset yapmış, Bakanlık yapmış bir arkadaşınız 163 milyon lirayı götürüp fona yatırmış. İşte, burada; Özatanın, 255 liradan almış, en yüksek fiyattan satmış, 2 kamyon dolusu parayı, 2 milyar 170 milyon lirayı cebine indirmiş. Ben söylemiyorum, sizin partiliniz söylüyor, hâlâ partinizde aktif görevi olan Savcı Sayan söylüyor "Sen, Fatma Betül Sayan Kaya, 2+1 evde oturamıyordun." diyor, sizin arkadaşlarınız söylüyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitiriyorum efendim, bir dakika...
BAŞKAN - Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - "Nasıl oldu da bunca mala mülke ulaştın?" diyor. Hepsinin açıklamalarını yapmanız lazım. Mesela, Kadıköy'deki alınan villaları, efendim, Alkent'teki alınan villaları; işte, fotoğrafları burada. Bakın, fotoğrafları burada. Sizin Bakanınızın evleri bunlar, bunları niye açıklayamıyorsunuz? Oraya yatırdığı 163 milyon lira para, para değil onun servetinin içerisinde, para değil. Dünya kadar malı götürmüş ve bir kere de çıkıp milletin önünde hesap vermemiş, yargı önünde hesap verdiğine dair en ufak bir bilgi yok, Tekirdağ'daki arsalarının haddi hesabı yok. Yanı sıra, Muğla'da aldığı otellerin hesabını vermesi lazım. Ha, bu arada, otellerini almaya gittiğinde Muğla'da Vali Bey'le de çok samimi olmuş, onu da Teranın fonlarına sokmuş. Bütün bunlar bütün ayrıntılarıyla göz önüne çıkmazsa, hesap verilmezse ümüğüne değil hiçbir yerine çökemezsiniz. Milleti kandırmayın. Gelin, bu komisyonları kurun, tek tek bu alçaklara hesap soralım.
BAŞKAN - Sayın Emir...
SERKAN SARI (Balıkesir) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Siz konuştunuz Sayın Başkan.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Başkanım, belediyeler üzerinden atıfta bulunuyor.
BAŞKAN - Aynı şeyleri konuşacağız, ben farkındayım yani.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Komisyon kuracağız, beraber kuracağız şimdi, müsaade ederseniz, beraber kuralım.
BAŞKAN - Vallahi toparlayayım isterseniz, hem Sayın Usta "Hırsızdan hesap sorulacak." diyor, Sayın Emir de "Hırsızdan hesap sorulacak." diyor. Bu hırsızların deşifre olması lazım.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Şu anda Meclisimiz hazır efendim, bütün Grup Başkan Vekilleri hemfikir.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Hepimiz aynı şeyi söylüyoruz.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Şu anda komisyon kuralım, hep beraber belediyeleri de...
BAŞKAN - Buyurun, siz buyurun.
Bir dakika size söz vereyim.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Sayın Başkanım, Meclisimiztarihinde belki ilk defa uzlaşıya kavuştu sanırım Sayın Şahin'in de çağrısıyla, bu yolsuzluklar hep birlikte araştırılsın; belediyeler araştırılsın efendim, bütün kamu kurumları araştırılsın, bütün bürokratlar araştırılsın.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Bir tane önerge verdiniz mi? Bir tane öneri verdiniz mi? Vermezsiniz.
SERKAN SARI (Balıkesir) - "Hep beraber, buyurun, komisyon kuralım." Teklifiniz buydu. AKP Grubu olarak sözünüzün arkasındaysanız, gelin, AKP'li belediyeler dâhil olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler dâhil olmak üzere bütün belediyelerdeki yolsuzlukları araştıralım. Var mısınız, var mı, yüreğiniz yetiyor mu?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Varız, varız.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Yargılama, sadece muhalefete; iktidara bir yargılama yok, bir suçlama yok, bir mahkeme yok. Sizin tek derdiniz muhalefeti sindirmek, muhalefetteki siyasetçilere gözdağı vermek. Teklifinizi kabul ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu teklife kabul oyu veriyoruz. Şimdi önerge hazırlayalım hep beraber, bütün Grup Başkan Vekilleri imzalayalım, belediyeleri tek tek inceleyelim; kim hırlı, kim hırsız hep birlikte gösterelim. Hodri meydan diyoruz, sizin teklifinizi de kabul ediyoruz ama siz kendinize olduğunda kör, sağır, dilsiz oluyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Emir, gündeme geçmemize de fırsat verirseniz sevinirim.
Buyurun.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, Cumhurbaşkanının fon vurgununun çözümüyle ilgili kurduğu masaya oturdular. Oturanlardan eski SPK Başkanı Mahmut Sütçü, Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun ve Takasbank Genel Müdürü Yunus Arıncı bizzat Erdoğan'ın atadığı ve bu fon krizini çözmekle sorumlu tuttuğu, görevlendirdiği kişilerdi; bugün ya ev hapsindeler ya da cezaevindeler.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Almışız işte bak, o cesareti göstermişiz.
SERKAN SARI (Balıkesir) - Bu Meclise bilgi verenler bunlar.
MURAT EMİR (Ankara) - İmzalayan, onları atayan Cumhurbaşkanı...
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Olabilir.
MURAT EMİR (Ankara) - ...onları görevlendiren Cumhurbaşkanı, koruyan Cumhurbaşkanı ve bugün de onları görevden alan yine Cumhurbaşkanı çünkü orada asıl sorumluları gizleme gayreti var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, son bir dakika veriyorum.
MURAT EMİR (Ankara) - Burada bir örgütten bahsediliyor, bu örgüt sızmamış, buna bir sızıntı denilemez. Bu örgüt, bütün varlığıyla siyaseti arkasına alarak, tüm mekanizmaları çürüterek olağanüstü bir vurgun vurmuş bir örgüt. Öyleyse bu örgütün başı kim? Bu örgütün yardımcıları kim? Bu örgütün arkasındaki siyasi destek kim? Cumhurbaşkanı bu kişileri atarken bilmeden mi atadı? Bu soruların cevabı verilmeden bu vurgunun üstüne gidilemez. Bu soruların cevabını veremeyenler, o fon vurgununda vurgun vuranları saklayanlar, açıkça söyleyemeyenler işte böylesine bize çamur atarak kurtulmaya çalışanlardır.
BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.11
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar), Ertuğrul KAYA (Gaziantep)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.
Okutuyorum:
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Hırvatistan Parlamentosu Başkanı Sayın Gordan Jandrokoviç'in beraberinde bir heyetle birlikte ülkemizi ziyaret etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 9 Ekim 2026 tarih ve 99 sayılı Kararı'yla uygun bulunmuştur.
Söz konusu heyetin ülkemizi ziyaretleri, 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Lüksemburg Temsilciler Meclisi Başkanı Sayın Claude Wiseler'in beraberinde bir heyetle birlikte ülkemizi ziyaret etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 9 Ekim 2026 tarih ve 99 sayılı Kararı'yla uygun bulunmuştur.
Söz konusu heyetin ülkemizi ziyaretleri, 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7'nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 2 tezkeresi daha vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Fuat Oktay ve beraberindeki Dışişleri Komisyonu heyetinin, Almanya Federal Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Armin Laschet'in vaki davetlerine icabetle 2-5 Kasım 2026 tarihlerinde Almanya'ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmeleri planlanmaktadır.
Davete icabet hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
27/10/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Açlık ve Yetersiz Beslenmeyle Mücadele Küresel Parlamenterler Zirvesi, 16-17 Kasım 2026 tarihlerinde Kenya'nın başkenti Nairobi'de düzenlenecektir.
Söz konusu zirveye katılım hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
|
| Numan Kurtulmuş |
|
| Türkiye Büyük Millet Meclisi |
|
| Başkanı |
BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
Okutuyorum:
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Mehmet Emin Ekmen |
|
| Mersin |
|
| Grup Başkanı |
Öneri:
Mersin Milletvekili ve Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen tarafından, fon dolandırıcılığınınsanayi üretimi, yatırımlar, istihdam, iç tüketim, dış finansman ve ödemeler dengesi üzerindeki mevcut ve muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi, ilgili kamu kurumlarının denetim ve gözetim sorumluluklarının görüşülmesi, yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve ekonomik durgunluk tehlikesine karşı alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 3/11/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önerimizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/11/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Sadullah Kısacık.
Buyurun Sayın Kısacık. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
14 Eylül tarihinde Pusula Yatırımın temerrüde düştüğü günden bugüne tamı tamına elli gün geçti. Sermaye piyasaları gibi her şeyin kayıt altında olduğu bir sistemde biz hâlâ bu fon vurgununun boyutlarını tam olarak bilmiyoruz. Vurgunun üzerindeki sis perdesi bir türlü kaldırılmıyor, belirsizlik bir türlü giderilmiyor.
Şimdi, bu vurgun, bu skandal ilk ortaya çıktığında yapılması gereken ilk iş neydi? İlgili kurumların sorumlularının tamamının görevden alınmasıydı. İktidar bunu yapmadı ama şimdi peyderpey, yavaş yavaş görevden alınıyorlar.
Şimdi, şu anda tutuklu olan Borsa İstanbul Başkanı, istifasını sunan, ifade veren Takasbank Başkanı, istifa eden, görevden alınan SPK Başkanı... Değerli arkadaşlar, biz bu arkadaşlarla kanun çıkardık Plan ve Bütçede. Bunlar geçen hafta şu sıralarda oturuyorlardı. Geçen hafta şu sırada oturan Borsa İstanbul Başkanı şu anda tutuklu. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı vekaleten gelmişti, Sermaye Piyasası Kurulunun şu anda üyesi yok. Takasbankın Genel Müdürü bu sırada oturuyordu, şimdi görevden alındı. Şimdi, böyle bir süreç yönetilebilir mi? Geçen hafta burada olanlar şimdi tutuklu ve kırk beş gün sonra tutuklandı, kırk beş gün sonra. Ya, bu arkadaşlar yasayı çıkardı ya, yasayı çıkardı. Değerli arkadaşlar, bakın, böyle bir süreç yönetilemez, böyle bir süreç olmaz.
Şimdi, diğer taraftan, bu vurgunda şunu unutuyoruz: İnsanların kaybolan varlıkları duran varlık değil yani şu anda insanların tarlası, takımı ya da bir kamu varlığı söz konusu değil. Şu anda kaybolan varlıklar dönen varlıklar, dönem varlıklar yani insanların cebindeki bire bir para, şirketin kasasındaki para; insanların ödeme yaptığı para, yapacağı para, mal alacağı para, satacağı para şu anda yok, çalındı, gitti. Biz şu anda, yok adalet yerini bulsun, yok cezası olanlar suçunu çeksinle zaman geçiremeyiz. Bir an önce insanların parasını ödemeyi konuşmalıyız biz burada. Bu dönen varlıkları bir an önce piyasaya koymalıyız ki piyasa dönsün. İşte yaşıyorsunuzdur; bu 17 Eylülden bu yana, fon skandalından bu yana piyasa durdu değerli arkadaşlar, piyasa durdu, iş özel sektör tahvillerine sıçradı, o günden bugüne -Sayın Genel Başkanımız Ali Babacan açıkladı- 173 milyar dolar borsa değer kaybetti. Yani Türkiye'nin varlıkları, Türkiye'nin borsası, Türkiye'nin şirketleri sadece 17 Eylülden bugüne elli günde 173 milyar dolar eridi değerli arkadaşlar. Bu ne kadar biliyor musunuz? 8 trilyon para. Çalınan para 800 milyar ama bunun sadece borsada, sadece Borsa İstanbulda yarattığı değer kaybı 8 trilyon. Yani bu olaya, bu vurgunculara sadece şu gözle bakmayacağız: 800 milyarı çalmadılar; bu ülkenin Borsa İstanbulda şirketlerinin değerinin erimesine sebep oldular, bu ülkenin yatırımcılarının ülkesine güvenini erittiler, yabancı piyasa oyuncularının, aktörlerinin Türkiye'ye olan güvenini erittiler. Bakın, o günden bugüne hâlâ para çıkışı durdurulamıyor, şu anda farkında değiliz ama büyük bir riske doğru gidiyoruz. Merkez Bankasının rezervleri o günden sonra hâlâ hızla erimeye devam ediyor ve biz bu güveni sağlayamazsak, bir şeyler yapamazsak... Bugünler daha bizim iyi günlerimiz; bakın, bugünler iyi günlerimiz. Bir an önce bu işin üzerindeki belirsizlik kaldırılmalı. Elli gün olmuş, yatırımcı hâlâ parasının ne kadar olduğunu bilmiyor, fonda ne olduğunu bilmiyor. Elli gün olmuş ya, elli gün olmuş! Ben burada tutuklanan arkadaşlara demiştim ki: Ya, bir "web" sitesi oluşturun da insanlar fonda parasının ne olduğunu, ne geldiğini, ne gittiğini bilsin; insanlar parasını ne zaman ne alacağını bilsin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın.
SADULLAH KISACIK (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
Değerli arkadaşlar, bakın, işin en kötüsü de ne biliyor musunuz? İnsanlar bu paraları biriktirmek için hayatlarından kısmışlardı, hayatlarından. Şimdi, insanlar kendi kendilerine konuşuyor, yüz binlerce yatırımcı kendi kendine konuşuyor, kendi kendine diyor ki: "Ya, keşke çocuğumun eğitiminden kısmasaydım. Ya, keşke yememden kısmasaydım. Ya, keşke içmemden kısmasaydım. Ya, keşke hanımı istediği o tatile götürseydim." Bakın "Keşke giyimimden kısmasaydım, keşke sosyal faaliyetimden kısmasaydım da paramı hırsızlara kaptırmasaydım." diyor. İnanın, şu anda yüz binlerce yatırımcı evde eşinin yüzüne bakamıyor, çocuğunun yüzüne bakamıyor, suçluluk duygusu içerisinde. Aile diyor ki: "Ya, tüm birikimimizi gittin, kaptırdın." Hâlbuki suç kendinin değil; suç buna göz yuman kurumların, buna izin veren iktidarın değerli arkadaşlar. Onun için bu ciddiyetle bakalım. Olay çok ciddi bir iş, her yönüyle ciddi bir iş. En önemlisi de belirsizlik. Bakın, sermaye piyasaları belirsizliği sevmez, sevmiyor. Her gün değer kaybediyoruz. Bu belirsizliği örttüğünüz her gün de değer kaybedeceğiz, her gün.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz, sağ olasın.
Sayın Sümer...
ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yaptığı düzenlemeye, Adana Çukurova ilçemiz Belediye Evleri Mahallesi sakinlerinin ciddi itirazları var. Vatandaşlarımız kentsel dönüşüm kapsamındaki 1'inci etap parselasyonda mükerrer düzenleme, ortaklık payı kesintileri ve metrekare kayıpları yaşadığını, park alanlarının ticaret ve konut alanına dönüştürüldüğünü, kamu hisselerinin kendi parsellerine ortak edildiğini belirtiyor. Ellerinden karot alınmadan mahallenin riskli alan ilan edilmesine, geniş arsalarda müstakil evlerin apartmanlarla aynı şekilde değerlendirilmesine itiraz ediyorlar, kararın bilimsel gerekçesini soruyorlar. Vatandaşın sesini duyun: "Parselasyonun iptali taleplerini inceleyin, haksız kayıpları giderin, emsal parsellerle arasındaki eşitliği sağlayın, kamu hisselerini ayrı parsellerde toplayın." diyor. Kentsel dönüşüm mağduriyet yaratmamalıdır. Artık iktidar, vatandaşın malından, mülkünden, cebinden elini çekmelidir. Rant çevrelerini vatandaşın...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kordu...
AYTEN KORDU (Tunceli) - Sayın Başkan, Munzur Üniversitesinin skandalları, liyakat krizleri ve idari basiretsizliği bir türlü bitmek bilmedi. Bakın, Munzur Üniversitesi ile Millî Eğitim Müdürlüğü arasındaki protokol kapsamında görev yapan öğretmenlerin geçtiğimiz şubat ayından bu yana ek ders ücretleri yatırılmamıştır. Yatırılmadığı için öğretmenler ve öğretmen adayları ciddi sıkıntıyla baş başa bırakılmıştır. Yaşanan bu kriz nedeniyle artık mevcut öğretmenlik bölümünde okuyan öğrencilere ve pedagojik formasyon öğrencilerine staj imkânı tanınmadığı için mezuniyet süreleri uzamakta, yılı geçtiği için de yurtlarından çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Üniversite yönetiminin bu kurumsal sorumsuzluğu hem öğretmenleri hem de geleceğin öğretmenlerini maddi ve manevi bir cenderenin içine sürüklemiştir; buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Millî Eğitim Bakanlığı, Munzur Üniversitesi Rektörlüğünün sebep olduğu, yüzlerce öğretmeni ve öğrenciyi mağdur eden bu sorun için yapılan başvuruları dikkate almalı, bu mağduriyet bir an önce çözülmelidir.
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Hasan Toktaş.
Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Sayın Başkanım, muhterem milletvekilleri; YENİ YOL Grubunun fon dolandırıcılığının sanayi üretimi, yatırımlar, istihdam, iç tüketim, dış finansman ve ödemeler dengesi üzerindeki mevcut ve muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla genel görüşme açılması talebi üzerine İYİ Parti adına söz aldım. Çok isabetli bulduğumuz bu önergeyi desteklediğimizi şimdiden ifade etmek istiyorum.
Evet, muhterem milletvekilleri, fon vurgununun boyutu tahminlerin çok çok ötesindedir, ağır etkilerini önümüzdeki aylarda piyasalar çok daha fazla hissedecek maalesef. İktidar her ne kadar küçültmeye, daraltmaya, sorumluluktan kaçmaya çalışsa da bu, arsız, azgın ve acımasız hırsızlığı yüzyılın vurgunu olarak tanımlayabiliriz. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Turhan Çömez'in tabiriyle, sadece fonlarda, bakın, borsadaki değer kaybından söz etmiyorum, sadece fonlarda himayenizde çalınan para 188 tır dolusu paradır değerli milletvekilleri.
Bakınız, "...etkileri" diye bu önerge verilmiş. Eylül ve ekim aylarının son günleri yani 30 Eylül ile 31 Ekim tarihlerinde en kalabalık iş yerleri nereler biliyor musunuz? Kuyumcular ve oto galericiler. Peki, neden böyle olduğunu biliyor musunuz? Çünkü milleti âdeta donuna kadar soydunuz. Esnaf, sanayici ay sonu çek ödemelerini, maaş ödemelerini yapamaz hâle geldiği için evde eşinin veya kendisinin birikimi olan altınını bozdurmak için kuyumculara, yetmiyor ise otomobilini satmak için galerilere gitmek zorunda kalmıştır.
Değerli milletvekilleri, dün ben İnegöl'deydim. Mobilya sektöründe faaliyet gösteren birkaç iş yerini, dostumu ziyaret ettim. Hiç olmadığı kadar şöyle bir durumla karşılaşılmış: Ben oradayken 3 telefon aldı o arkadaşım "Çekleri öteleyin." diye ki bu çeklerin çoğu zaten takasa verilmiş durumda, öteleme imkânı yok. Neden? O çeki alacak ki kendisi de aynı şekilde çek ödeyebilsin; sanayicimiz, esnafımız bu şekilde zorda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Bu yetmiyormuş gibi vergi dairesi ve SGK de borcu olanların bütün hesaplarına bloke koymuş yani siz aslında esnafımızı ve sanayicimizi kurdurduğunuz şebekelerle soyduruyorsunuz.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - "Kendilerine bağladılar hortumu!"
HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Bu esnafımızın ve sanayicimizin de maalesef çekini, senedini ve maaşını öderken kullanabileceği parayı da şayet vergi dairesine, SGK'ye borcu var ise bloke koymak suretiyle bağlıyorsunuz; çok acımasızsınız.
Lütfen kendinize gelin, Türk sanayicisi ve esnafını biraz olsun düşünün diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Becan...
TAHSİN BECAN (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
TÜİK'in açıkladığı 2025 yılı verilerine göre, Yalova, üniversite mezunlarının yurt dışına göç oranının en yüksek olduğu ilk 5 il arasında bulunmaktadır; bu tabloyla övünemeyiz. Yüz ölçümü en küçük olan bir ilden beyin göçü tavan yapmıştır. Bu rakamların arkasında yıllarca eğitim alan, emek veren ama kendi ülkesinde geleceğini göremediği için başka ülkelere gitmek zorunda kalan gençlerimiz var. CHP olarak biz, gençlerimizin kendi ülkelerinde üretmesini, çalışmasını ve geleceklerini kurmasını istiyoruz. Gençlerimizin ülkesini terk etmesi kader değildir. Onlara liyakatin esas alındığı, emeğin karşılığını bulduğu, adaletin ve özgürlüğün olduğu bir gelecek sunmak devletin sorumluluğudur. İktidara sesleniyorum: Gençlerimize gitmekten başka seçenek bırakmamanız kabul edilemez. Gençlerimizin geleceği başka ülkelerde değil bu güzel ülkede olmalıdır.
BAŞKAN - Sayın Kanko...
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Cezaevlerinden gelen mektuplar iktidarın adalet anlayışını sorgulatıyor. Sevgi Saymaz'ın otuz beş yıldır süren mahpusluğu, disiplin cezalarıyla altı yıldır engellendiği belirten tahliyesi ve infazda eşitsizlik iddiaları karşısında Adalet Bakanlığı neden sessiz? Bir insanın özgürlüğünü keyfî idari kararlarla ertelemek cezayı bitmeyen bir mahkûmiyete dönüştürmektir. Selda Özçelik'in ve diğer mahpusların açlık grevleriyle duyurmaya çalıştığı tecrit, mahremiyet ve insanca yaşam taleplerini duyun. İnsanların sesini işitmeniz için bedenlerini açlığa yatırmaları mı gerekiyor? Cezaevleri iktidarın ve yandaş yargı düzeninin intikam alanı değildir, insan onuru cezaevi kapısında sona ermez. Tahliyeleri engelleyen uygulamaları bağımsız denetime açın, hukuka aykırı hak kayıplarını giderin, sağlık hizmetlerine erişimi ve mahremiyeti güvenceye alın, infazda eşitliği sağlayın. Hukuk devletinin sorumluluğu her mahpusun yaşamını, sağlığını ve hakkını korumaktır.
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel.
Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Değerli arkadaşlarım, devletin en temel görevi vatandaşın canını ve malını korumaktır. Vatandaşın alın teri devletin gözü önünde yağmalanıyorsa bu sadece bir dolandırıcılık değil bu bir millî güvenlik sorunudur. 455 bin yurttaş, 4 trilyon para, borsa yedi haftadır düşüyor, kayıp yüzde 26; 6,5 trilyon lira. Şimdi soruyorum: Bu kadar büyük bir soygun devletin gözü önünde nasıl oluyor? SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, MASAK ne yapıyordu? "Buck dog" nedir, bilir misiniz? Bekçi köpeği. İngiliz sisteminde bu tür olayları denetleyen, düzenleyen kurumlara "buck dog" denir, bekçi köpeği. Türkiye'de bu kurumlar neden çalışmadı? Aslında şunu soruyoruz: Bu köpek neden havlamadı? Çünkü hırsız tanıdık ise köpek havlamaz, ondan değerli arkadaşlar.
Devlet vatandaşın parasını koruyamıyorsa ülkeyi de koruyamaz. Her skandaldan sonra aynı senaryo, önce büyük paralar el değiştiriyor, küçük yatırımcı mağdur oluyor; kazananlar kasayı boşaltıyor, kaybedenler adalet arıyor. Adalet Bakanı 433 şüpheliden 112'sinin tutuklandığını söylüyor. Peki, kim bu insanlar, siyasi bağlantıları nedir, neden ortaya konulmuyor? Bizim derdimiz yalnızca parayı çalanı bulmak değil o paranın çalınmasına imkân veren düzeni de ortaya koymaktadır çünkü bu ilk defa olmadı arkadaşlar. 6 Şubat depremlerinde insanlar enkaz altındayken borsayı iki gün boyunca açık tutanlar büyük bir vurguna neden oldu. Tüm ülke ekonomisinin yüzde 13'ü bu bölgedeydi. Bu soygun depremde daha sessiz ve derinden oldu. İşte, bugün diriyi soyanlar, depremde de ölüyü soydu arkadaşlar. O gün insanların acısına rağmen piyasaları açık tutanlar ile bugünkü soyguna göz yumanlar aynı mı; bunu öğrenmek milletin en doğal hakkıdır. Şimdi bu önergeyle gelin, Meclis olarak bu işe millet adına el koyalım. Yürütme organının kurumları kendi soruşturmalarını yapabilir ancak biz Meclis olarak Anayasa'dan doğan denetim hakkımızı hiçbir kuruma devredemeyiz.
Değerli arkadaşlar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk 6 Mayıs 1922'de işte bu kürsüden şu şekilde sesleniyor: "Efendiler, yüce Meclisimiz alelade bir yasama meclisi değildir." Millet Meclisinin denetim görevini gereksiz bulmak hatta buna engel olmak Meclise ve temsil ettiği millete hakarettir. Yeri geldiğinde savaş kararı alabilen bu Meclis, böylesi millî bir konuda genel görüşme açmaktan mı korkuyor? Yargı suçun hesabını sorar, Meclis ise siyasi sorumluluğun hesabını sorar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - O yüzden buna engel olanlar tarih önünde büyük bir vebal altındadır. Bu nedenle hiç kıvırmaya gerek yok. "Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda çok hassas." gibi sözlerin arkasına sığınan arkadaşlarımız ne yazık ki ettikleri milletvekili yeminini unutuyor. Ya yemininize sadık kalın, gereğini yapın, önergeye evet deyin ya da milletvekilliğinden istifa edin.
Az önce Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu grup konuşmasında aynen şöyle ifade etti: "Eğer siyasetçi ve bürokrat yolsuzlukta ortaklaşmış ise eğer halk soyuluyorsa artık buna 'Dur!' demenin zamanıdır. Siyaset kirlilikten arındırılmalıdır, tüm Genel Başkanlara çağrı yapıyorum: Gelin, bir siyasi ahlak kanunu çıkaralım, hep birlikte bunların defterini dürelim ve temiz Türkiye'yi inşa edelim."
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Çakırözer, buyurun.
UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Eskişehir'imizin kültürel mirasının başında gelen tarihî Kurşunlu Külliyemize bugün kilit vuruldu. Tamamen keyfî ve hukuksuz. Bu külliye sadece bir bina değil içindeki ahşap eser, lületaşı, cam eserler, fotoğraf müzeleri, Mevlevihane ve semahane alanları, el sanatları dükkânlarıyla yaşayan bir kültür hazinesidir, her yıl yüz binlerce turist ağırlamaktadır. Hâl böyleyken hem buradan kendi çıkardığımız Vakıflar Kanunu'na aykırı olarak hem de yargı süreci yok sayılarak sırf muhalefet belediyesi kullanıyor diye kapısına kilit vurulması kültür ve sanat hayatına vurulan bir darbedir. Nedir bu aceleniz? Bu tahliye kim için, kimlere peşkeş çekmek için?
Buradan Kültür Bakanı Sayın Ersoy'a, Vakıflar Genel Müdürüne çağrıda bulunuyoruz: Gelin, bu hukuksuz kararınızdan dönün, vazgeçin, bu kültür hazinesine kıymayın, yok etmeyin; destek olun, Eskişehirlilerle birlikte yaşatalım.
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.
Buyurun Sayın Akın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili halklarımız; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Evet, kapatılamayan, üstü örtülemeyen ve asla örtülmesi de mümkün olmayan bir konuyu, fon operasyonunu ve soygununu konuşuyoruz. Aslında bu yeni bir durum değil ama sanırım Adalet Bakanı bugün farkına varmış ki bu konuyla ilgili bir açıklama yapıyor ve açıklamasında "Tahmin edildiğinden çok daha derin ve örgütlenmiş bir çeteyle ve organize suç örgütüyle karşı karşıyayız." diye bir tespit yapıyor. Biz, burada özellikle Sayın Cevdet Yılmaz'ın Başkanlığında oluşan bir komisyon vasıtasıyla yürütülen çalışmalar konusunu ve kendisinin sunumunu değerlendirdiğimizde bir tespit yapmıştık, "Bu ülkede bu mevcut durum, aslına bakarsanız bir tarz lağım patlamasıdır, artık önüne geçilemez, kapatılamaz ve sizler bu soru önergesini eğer kabul etmeseniz bile asla da gündemden düşürülemez." demiştik. Bu gerçekleşti ve Türkiye'de yaklaşık kırk beş günü geçen bir zaman içerisinde bu konu sürekli konuşuluyor. Evet, gerçekten böyledir, pansuman tedavisiyle bu işi yapamazsınız; sizin oluşturduğunuz Komisyonun neredeyse yarısı soruşturma altındadır, bir kısmı cezaevindedir; sözde soruşturmayı yönetecek ve aynı zamanda plan program yapacak Komisyonun bir kısım üyeleri de cezaevine girmiştir. Böyle bir hayat olamaz! Siz aslında suçlular tarafından oluşturulmuş bir komisyonla bu meseleyi çözmeye çalıştınız ama maalesef beceremediniz ve açığa çıktı bu durum. Dolayısıyla, halkın nezdinde şu anda yürüttüğünüz çalışmaların hiçbir güveni kalmamıştır. Dolayısıyla, piyasaya karşı asla güven verecek bir çalışma içerisinde olmadığınız görülmektedir. Bunu önleyemezsiniz, önleyemediğiniz gibi Türkiye halklarının bütün kaynaklarını, gelirlerini batırmak üzeresiniz. Savaştaki bir ülkenin bile yapmayacağı, yaşamayacağı krizleri yaşamaktasınız. Ukrayna'da savaş oluyor, enflasyonun sınırı bellidir ama bizim ülkemizde bütün kapatma çalışmalarınıza rağmen enflasyon bellidir. Buradaki temel problem de halkın küçük birikimlerinin tümü resmen soyulmuştur, birilerine peşkeş çekilmiştir. Dolayısıyla, siyasi iktidarın bu siyasi sorumluluğu almadan, bunun hesabını vermeden asla bunun altından kalkamayacağını buradan bir kez daha ilan etmek istiyorum. Herkesin söylediklerini tekrar etmek gerekirse bu mesele basit bir mesele değildir, Türkiye'nin içinde bulunduğu durum bakımından da bir siyasi sistem meselesidir. Bu sistem aslında yoksulları soyan, zenginleri zengin yapmaya çalışan bir avuç çetenin iktidar hâline gelmiş yapısıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bunun sürdürülmesi de mümkün değildir ve şu andaki mevcut rejim sadece ekonomik boyut bakımından değil her alanda -sağlığımızdan eğitime kadar, şu andaki bütçenin tasarlanmasına kadar hepsi- nasıl bir sistem içerisinde olduğumuzu göstermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Bugün Meclise gelen 4 insan kapımızı çalıp "Açız, ekmek verin." dediler. Biz bu insanlara bundan sonra hayatlarını geçindirebilecekleri hiçbir olanak ve taahhütte bulunamaz hâle gelmiş durumdayız. Dolayısıyla bu ülkenin bu kadar yoksulluk, açlık içerisinde, ekolojisinden ekonomisine, siyasetinden bütün toplumsal dinamiklerine kadar sürdürülemez hâle gelmiş bu sistemi böyle sürdüremezsiniz. Dolayısıyla, bir kısım AKP'li milletvekilinin söylediği gibi, Reisin yanına başkalarını takviye ederek kontrol altına alamazsınız. Desteklenecek bütün şey şudur: Açık, şeffaf, demokratik bir hayatı inşa etmek, demokratik sistemi inşa etmek. Denetlenebilir ve herkesin bu süreç içerisinde söz ve karar süreçlerine katıldığı bir yapıyı kurmadan bu meseleyi çözmek mümkün değildir. Sistem çökmüştür, bu çökmüş sistem altında eğer iktidar yüzleşmeyi kabul etmezse, bu mesele gündemden düşmez ve bunun altında kalırsınız.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Aşkın Genç.
Buyurun Sayın Genç. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Ekimde Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun bu Meclisin Plan ve Bütçe Komisyonunda fon skandalıyla ilgili "Üzerimize düşeni yapmış olduk." dedi, aradan yirmi gün geçti, o Genel Müdür rüşvet suçlamasıyla tutuklandı. Aynı Komisyonda açıklama yapan Takasbank Genel Müdürü hakkında adli kontrol kararı verildi. Bugün de eski SPK Başkan Vekili, SPK'nin eski üst düzey yöneticileri ve görevdeki bir BDDK daire başkanının da aralarında bulunduğu 6 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Güler misin, ağlar mısın? Üç hafta önce Mecliste soruları yanıtlayan yöneticiler, bugün adli soruşturmanın şüphelileri arasında. Adalet Bakanı bugün açıkladı: 433 şüpheli, 112 tutuklu, 38 firari; üstelik Bakan "Üst düzey denetim mekanizmalarımıza sızan şebeke." diyor. Bu insanlar devletin en önemli finans kurumlarının yönetimine gökten zembille mi indi? "Sızdılar." diyerek sorumluluktan kurtulmak mümkün mü? Bu insanları o makamlara kim getirdi, kim yetki verdi, kim atadı, kim denetledi, kim yıllarca bu koltuklarda tuttu?
Değerli milletvekilleri, 14 Ekimdeki Komisyon toplantısında Borsa İstanbuldan SPK'ye 100'ün üzerinde bildirim yapıldığı açıklandı. Yüzden fazla alarm çalmış, şimdi çıkıp bize yangını nasıl söndürdüğünüzü anlatıyorsunuz. Peki, bu kadar alarm çalarken binanın yanmasına nasıl izin verdiniz? Daha vahimi var: Cumhurbaşkanı bu skandalı araştırması için Devlet Denetleme Kurulunu görevlendiriyor. Kurulun Başkanı Salih Tanrıkulu aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Denetim Komitesi Başkanı. İnceleme başlayınca borsadaki görevinden ayrılıyor. Hem denetlenecek kurumun yönetimindesiniz hem de onu denetleyecek kurulun başındasınız. Sayın Cumhurbaşkanı, siz bu ülkeyi yönetirken denetleyen ile denetleneni birbirine karıştırmışsınız ne yazık ki.
Bir de işin para tarafına bakalım. Mecliste Takasbank Genel Müdürü, Tera'nın 21 milyar liralık teminatından ve 9 milyar liralık kümülatif risk tutarından söz etti ama asıl soruya cevap verilmedi. Bu piyasalardan toplam ne kadar borçlanıldı, bu paralar kimin işine yaradı, kimler parasını zamanında çekebildi? Herkesin işlemi kayıt altındaysa bu soruların cevabı neden hâlâ ortada yok? Paranın izi var, işlemlerin kaydı var, yapılan bildirimlerin belgeleri var; peki, sorumluluğun izi nerede?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
AŞKIN GENÇ (Devamla) - Bütün evraklar tamam, bir tek hesap veren yok. Soruşturmaları gösterip siyasi sorumluluklardan kaçılamaz; bugün tutuklananları göstermek yetmez, dün onlara bu kadar yetkiyi verenler de çıkıp hesap vermelidir. Bir memur görevini yapmadığında soruşturuluyor ama yüz milyarlarca liranın döndüğü kurumların denetimi çöktüğünde siyasi sorumluluk ortadan kayboluyor. Sorumluların yalnızca adliyede aranması yetmez, bu atamaları yapanların da Mecliste hesap vermesi gerekir.
Yeni Parti Grubu olarak YENİ YOL Grubunun genel görüşme önerisini destekliyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Emine Yavuz Gözgeç konuşacaktır.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım.
Sermaye piyasasının geneline ilişkin olmayıp 3 bine yakın fondan 131 fonda yaşanan meseleyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Başkanlığında, Maliye Bakanlığımız ve Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere, kurumların ve bağımsız otoritelerin yer aldığı Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuş olup çalışmalarına devam etmektedir.
ŞEREF ARPACI (Denizli) - 3 kişi eksildi o Fondan. 3 kişi eksildi, ne olacak?
EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Meclis Genel Kurulumuzda kabul edilmiştir. Adil ve şeffaf şekilde tasfiyeyi, geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesini amaçlayan kanun yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonlardan en düşük yatırım tutarından başlanarak ödemeler yapılmaya başlanmıştır. Yapılan ödemeler kamu bütçesinden değil fon kaynaklarından karşılanmaktadır. Haksız ve hukuka aykırı şekilde fahiş kazanç elde ettiği tespit edilenler ara ödeme kapsamı dışında bırakılmıştır.
Diğer yandan, adli süreç devam etmektedir. Adalet Bakanımızın da belirttiği üzere, fon soruşturmasında hiçbir olayın üzeri örtülmeyecek, hiç kimse korunmayacaktır; kimsenin makamına, unvanına, nüfuzuna bakılmayacaktır, süreç şeffaf bir şekilde bir cerrah titizliğiyle yürütülmektedir.
ŞEREF ARPACI (Denizli) - Hayati Yazıcı'nın oğlu dâhil mi?
EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Amacımız bir yandan hırsızlarla, yolsuzluk yapanlarla, manipülasyon yapanlarla, milletin hakkına göz dikenlerle mücadele etmek, diğer yandan, hukuka uygun şekilde yatırım yapan meşru yatırımcıların da haklarını korumak. Tüm bu süreçlerle birlikte atılacak kalıcı adımlarla piyasalarımız daha sağlıklı bir yapıya kavuşacaktır. AK PARTİ olarak bugüne kadar attığımız adımlarla dünyada yaşanan kaosa ve savaşlara rağmen ekonomimiz sağlıklı bir şekilde büyümeye devam ediyor.
Değerli milletvekilleri, bugün aynı zamanda 3 Kasım 2002'de AK PARTİ'nin iktidara gelişinin 24'üncü yılı. Yirmi dört yılda her bir sorunu çözerek milletimize hizmet yolunda canla başla çalıştık ve yol yürüdük ve en önemlisi, milletimizle beraber yol yürüdük, vesayet odaklarına, darbe sevicilerine rağmen millet iradesini egemen kılma mücadelesi verdik.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Emine Hanım, liste, liste!
EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - 2002'de "Her şey Türkiye için." dedik, Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde milletimize hizmet aşkıyla yirmi dört yıldır gelişimin, değişimin, kalkınmanın öncüsü olduk. Mutasavvıf Tapduk Emre diyor ki: "Yola çıkıp varmayan, yoldan çıkıp varan yoktur." Biz yola revan olduk, hayal ettik, hayalleri gerçekleştirdik. Yeni hayaller kurmaya, Türkiye Yüzyılı hedeflerimize milletimizle birlikte ulaşmaya...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Liste nerede, liste?
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Biz yola revan olduk, hayal ettik, hayalleri gerçekleştirdik.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ama bu kadarını kimse hayal edemezdi!
EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Yeni hayaller kurmaya, Türkiye Yüzyılı hedeflerimize milletimizle birlikte yürümeye kararlıyız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ŞEREF ARPACI (Denizli) - Hayalleriniz kaç milyar dolardı, hayalleriniz? Götürdükleriniz kaç milyar dolardı? Bunun mu hayalini kurdunuz? İnsan şunu söylemez ya!
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Turhan Çömez |
|
| Balıkesir |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Grup Başkan Vekili Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez tarafından, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilikin soruşturma konusu hâline gelen fonlarla ilişkilerinin, kaynak aktarımlarının ve yatırım işlemlerinin araştırılması; olası şirket ve kamu zararının hesaplanması; yönetim, gözetim ve denetim sorumluluklarının açıklığa kavuşturulması, sigortalıların, emeklilik katılımcılarının ve yatırımcıların haklarını koruyacak tedbirler belirlenmesi, kamu kurumlarına ve finansal sisteme duyulan güveni zedeleyen uygulamaların tekrarlanmaması amacıyla 3/11/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 3/11/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez.
Buyurun Sayın Çömez. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Erdoğan 12 Eylül 2018 tarihinde Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 2020 yılında da Türkiye Varlık Fonu bünyesinde 2 önemli kurum kuruldu; Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilik, Türkiye'nin en güzide 2 kurumu. Ve ne yazık ki bu güzide 2 kurum göz göre göre çeteler tarafından soyuldu; inanılmaz bir rant, inanılmaz bir soygun. Bugün size kısaca bunlardan bahsedeceğim.
Tabii, bunlar elimizdeki belgeler ve bilgiler. Eğer bizim verdiğimiz önergeye "evet" derseniz çok daha büyük bir rezaleti, çok daha büyük bir kepazeliği ve suç örgütünü çökertme imkânı bulacağız; "hayır" derseniz, biraz sonra bahsedeceğim bu suç örgütü ve onunla bağlantılı kim varsa bunun üstesinden gelmek için sizin hiçbir şey yapmadığınızı tarih yazacaktır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Sigorta, Türkiye Hayat ve Emeklilik; bakın, bunların 30 Haziran 2026'dan beri bilançoları açıklanmıyor, gizli fakat belgelerin hepsi burada. Bunlar fonlara çok ciddi yatırımlar yapmışlar. Hangi fonlara? Teraya olduğu kesin çünkü kabul etti başındaki. E-Data var, Odine var ve Katılımevim var. 35 milyar lira 1 tanesinden, bir o kadar da bir diğerinden bunlara yatırım yapılmış. Ne kadarı zarar hanesinde bilmiyoruz ama 20 milyardan daha fazla bir kayıp ve soygun söz konusu.
Peki, şimdi, bu fonlara yatırılan paralar nerede? Ben size söyleyeyim: Bir tanesi Katılımevimden sizin Gençlik Kolları Başkanınızın cebine gitti, Muhammed Yarız'a gitti. Peki, nerede bu Muhammed Yarız? Sizin parti teşkilatlarınızla toplantı yapmaktan vakit bulduğunda özel uçak satın alan, Man Adaları'ndan uçak satın alan, bu uçaklarla İsviçre'ye dünya kadar para taşıyan, o da yetmeyip İtalya'nın en güzide şirketlerinden yatlar alan bir adam, 28 yaşında. Buraya gitti bu paralar. Başka nereye gitti? Bir ortağı da İslami finans sistemini anlatıyordu kapı kapı, İslami finans sistemini anlatıyordu. Peki, bunun üzerinden nereye gitti? Bunun üzerinden de İsviçre'deki Rothschild Banka gitti. Kimdir bu bankanın sahipleri? Dünyadaki Yahudi finans sektörünün, siyonizmin, ekonomik sektörün en başındaki isimler. Bunların bankalarına gitti. Başka ne oldu? O da yetmedi -az önce söylemiştim konuşmamda- güneş batmayan imparatorlukların ülkesine gitti, Londra'ya gitti. Ne yaptılar? Lloyds Banka kaçırdılar. Emekliler aç ve sefil, yokluk içerisinde, sefalet içerisinde yaşarken onların fonlarındaki, onların şirketlerindeki paralar sizin yeni yetme parlak çocuklarınızla götürüldü ta İngiltere'ye, ta efendim, İtalya'daki şirketlere, Man Adaları'na ve İsviçre'deki bankalara. Şimdi, bunlar tabii...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Kendilerine bağladılar hortumu!
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Ne hortumu, kanalizasyon borusu! Ne hortumundan bahsediyorsunuz, kanalizasyon bu! Daha geliyor, kanalizasyonun gerisi geliyor. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Kontrolmatik diye bir şirket kurdular, Kontrolmatik. Peki, kimdi bunun başındaki? Çok parlatıldı, dendi ki: "Türkiye'nin Elon Musk'ı." Ve 300 bin kişi gitti bu Kontrolmatike dünyanın parasını yatırdı ve adamları Kontrolmatiki çökerttiler. İşte en yüksek zirveye çıkarttılar, milyarlarca lirayı Kontrolmatikte batırdılar. Doyar mı bu açgözlüler? Doymadılar. Kalktılar, emeklilik fonundaki 3 tane fona tam 12 milyon dolarlık tahvil ihraç ettiler, 600 milyon lirayı emeklilik fonunda batırdılar, tahvil ihraç ettiler. Ne oldu Kontrolmatik? Kontrolmatik şu anda TMSF'ye devredildi, battı çünkü. Adamlar bununla da yetinmediler, kalktılar EMKEL (Emek Elektrik) diye bir şirket kurdular, bir de oradan vurgun yaptılar.
Gelelim Türkiye Sigortaya. Türkiye Sigortanın bilançolarını da saklıyorsunuz, açıklasanıza. 30 Hazirandan beri bilançoları açıklamıyorsunuz; açıklandığı zaman bütün kepazeliği göreceksiniz, bütün hırsızlığı göreceksiniz, bütün soygunu göreceksiniz, hâlâ açıklamıyorsunuz. Günlerdir bas bas bağırıyorum açıklayın bu bilançoları diye, açıklamıyorsunuz. Ben size söyleyeyim: En son, 30 Haziranda açıklanan bilançolara bir de bakıyorsunuz -belgesini şimdi size göstereceğim- yabancı bankalara çok yüksek faizlerle borç alınmış ve aldıkları bu borcu da nereye yatırmışlar biraz sonra söyleyeceğim. İşte, bilançoları burada. 30 Haziran 2026 bilançoları burada. Yabancı bankalardan yüzde 40 faizle milyarlarca lira borç alınmış. Aldıkları bu borcu ne yapmışlar biliyor musunuz? Götürüp fona yatırmışlar.
Şimdi size bu fonu da nasıl çarçur ettiklerini ve nasıl kirli ve girift ilişkiler kurduklarını anlatacağım özetle. Bakın, soru önergesi veriyoruz cevap vermiyorsunuz çünkü bütün belgeler burada, bütün detaylar burada, hiçbirine cevap vermiyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bitiriyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Teşekkür ederim.
Türkiye Sigorta borç aldı, bu milyarları götürüp Teranın fonuna yatırmış, Teraya da demiş ki: "Ben sana bu fonu yatıracağım, bana komisyon ver." Tutanaklarda var hepsi. Almış rüşveti. Ondan sonra aldığı rüşvetle gitmiş Grain Türkten hisse almış, sonra da Teraya demiş ki: "Git Grain Türkün hisselerini al, orayı arttır." Peki, Grain Türkün Yönetim Kurulu Üyesi kim? Ahmet Emir Akben. Peki, Ahmet Emir Akben kim? Mehmet Ali Akben'in oğlu. Mehmet Ali Akben kim? BDDK'nin bir zamanlar Yönetim Kurulu Başkanı olan, BDDK Başkanı olan isim. Peki, kendisi BDDK Başkanıyken ne yapmış? Götürmüş Tera Bankın oradaki onayını vermiş, Tera Bankın açılmasını sağlamış. Aynı dönemde kimmiş yardımcısı? Bakıyorsunuz, Taha Çakmak. Kimdir o? Her iki şirketin de başındaki eleman. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine kepaze bir yönetim, böyle bir rezil yönetim anlayışı olmaz. Gelin, buna "evet" deyin, yüreğiniz yetiyorsa bütün pislikleri hep beraber açığa çıkaralım.
Çok teşekkür ediyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.
YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.
Buyurun Sayın Özdağ. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Daha önce söylemiş olduğum gibi, asrın soygunuyla karşı karşıyayız. Büyük bir soygun bu ve bilinçli bir soygun ve muvazaalı bir soygun, hileli bir soygun, hülleli bir soygun ve zamana yayılan bir soygun. Peki, burada İYİ Partinin grup önerisi ne diyor? Diyor ki: Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilikle ilgili, bu Varlık Fonuna ait olan yapıyla ilgili bir araştırma önergesi veriyorlar. Ne diyorlar? Bu Varlık Fonuna ait olan Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilikte -bankalara ait olan- bunlar ne kadar paralarını buralarda hiç ettirdiler, buralarda birileri bu paraları iç etti arkadaşlar, bunu soruyorlar. Biz daha önce, araştırma önergemizi vermeden önce soru önergesi de sunmuştuk, demiştik ki: "Devlete ait hangi kurum, hangi kuruluş, kamu kurulları buralara üye oldular yani buralara paralarını yatırdılar?" Söylemediniz. Niye söylemiyorsunuz? Hani şeffaf bir yapıydınız siz! Yola çıkarken şöyle söylüyordunuz: "Artık Türkiye Avrupa Birliği kriterlerinde bir Türkiye olacak." Niçin burada araştırma önergesi verilmesini istemiyorsunuz? Neden kabul etmiyorsunuz bu araştırma önergelerimizi? Bakın, size söylüyorum, buradaki çeşitli önergelerimize "evet" oyu verdiniz zaman zaman, hep beraber, birlikte olduğumuz zaman içerisinde ama burada vermiyorsunuz.
Ben size şunu söyleyeceğim: Bu Varlık Fonunun Yönetim Kurulu Başkanı kim? Sayın Recep Tayyip Erdoğan değil mi? AK PARTİ Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı. Peki, bu kuruluşlar, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilik bu fonlara paralarını yatırırken bu Varlık Fonu Yönetim Kurulu tarafından izin verilmiş mi? Bilmiyoruz. Onların haberi olmadan, Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanının Vekilinin, bu Varlık Fonunun yönetim kurulu üyelerinin haberi olmadan bunlar nasıl parayı yatırmışlar? Buralarda para yatırmışlar, bu kurullar yatırmışlar, bu kuruluşlar yatırmışlar. O zaman Sayın Cumhurbaşkanı siz de sorumlusunuz. Eğer sizden habersiz, bu kuruldan habersiz bunlar paralarını fonlara yatırıp ve milletin parasını buralarda hiç ettirdilerse bu insanların yargılanması lazım. Eğer yönetim kuruluna haber vermeden... Yönetim kurulunun haberi varsa yönetim kurulunun da yargılanması lazım. Kusura bakmayın, herkesin yargılanması lazım. Eğer Türkiye'de hukuk çift başlı değilse ve de hukuk hakikaten tarafsız, bağımsız ve objektifse o zaman gereği yapılmalıdır. Yapar mı? Yapmaz.
Bugün Adalet Bakanı ne söylüyor? "Efendim, buralara sızılma olmuş." Ne zaman sızmışlar? Kim sızmış? Nasıl? Denetim kurullarına sızma olmuş? Peki, bu fonun araştırılmasını kim yapıyor şimdi? Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu değil mi? Belki oraya da sızdılar, belki onlardan da sonradan haberiniz olacak, onlar da doğru dürüst inceleme yapmayacaklar -tenzih ederim iyileri- bunu yapacaklar. Ve ardından da şunu söylüyor...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - "Bu denetim mekanizmaları, denetimciler rüşvetle susturulmuş." diyor. Denetimciler rüşvetle susturulmuş, nereden biliyorsunuz? Nereden biliyorsunuz Sayın Bakan? Hani kim, kim rüşvet verdi? Ya bir belediyede "Birileri rüşvet aldı." diyerek iddialar üzerinden, itirafçılar üzerinden ağlatmadığınız kişi kalmadı. Analarını mı ağlatmadınız, babalarını mı ağlatmadınız, üyelerini mi ağlatmadınız? Hadi kim verdi bu rüşveti, kim aldı, bunları tek tek çıkartacaksınız. Öyle afaki konuşma olmaz Sayın Bakan. Afaki konuşuyorsunuz, şimdi çok ağır şeyler söylüyorsunuz. "Rüşvetle buradaki denetçiler susturuldu." diyorsunuz. Çok ağır şeyler. "Acaba bu tür şeyler başka yerlerde de susturuldu mu, yapıldı mı?" diye de sormadan edemiyorum.
Diğer taraftan, mağdur sayısı 20 milyon ama tutuklu sayısı 112 arkadaşlar ve bu tutuklularla ilgili işlem yapmıyorsunuz. Bir de şöyle bir şey yapıyor...
Son cümlemi şöyle söyleyeyim: Bakın, o kadar çok soruşturma oldu ki Türkiye'de, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla beraber... Ve bütün ifadeler sızdı arkadaşlar, bütün ifadeler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Peki, bu fonla ilgili gözaltına alınanların, tutuklananların ifadelerinin hiçbiri niye sızmadı? Neden burada gösterdiğiniz hassasiyeti orada göstermediniz? Orada göstermediğiniz hassasiyeti burada niye gösteriyorsunuz? O nedenle ben diyorum ki araştırma önergesine "evet" oyu vereceğiz ve de sizleri de "evet" oyu vermeye davet ediyorum.
Tarih sizi affetmeyecek, böyle bilecek. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Selma Aliye Kavaf.
Buyurun Sayın Kavaf. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SELMA ALİYE KAVAF (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge iki kamu şirketini konu alıyor: Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilik. İkisi de Türkiye Varlık Fonunun portföyünde yani milletin malı. Türkiye Sigorta 30 Eylül tarihli taslak bilançosunda 16,3 milyar liralık karşılık ayırdı. Bunun yaklaşık 9 milyar lirası ödünç verilen ve vadesinde geri gelmeyen devlet tahvili. Devletin şirketi devletin tahvilini ödünç veriyor, geri alamıyor, kime verildiği ise hâlâ açıklanmıyor. Şirketin Eski Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı tutuklandı. Soruşturmada 131 fonun tasfiyesine karar verildi, 455 bin yatırımcı mağdur. Borsa İstanbulun Genel Müdürü bugün tutuklandı. Piyasanın hakemi bile soruşturmanın içindeyse sorun birkaç kişinin ahlakı değil, denetim sisteminin kendisidir. Sayın Cumhurbaşkanı eylülde "Sorumluluğu olan kim varsa bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır." dedi, katılıyoruz. Ama hukuki hesap yargının işidir, siyasi ve idari hesap ise bu çatının işidir. Varlık Fonunun Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Cumhurbaşkanıdır. Fon yönetimine hangi raporların gittiği, uyarıların nerede kaldığı, SPK'nin ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun neyi, ne zaman bildiği ancak bir Meclis araştırmasıyla ortaya çıkar. Tahviller kime, hangi teminatla, kimin onayıyla verildi? Eski Genel Müdüre ödendiği iddia edilen 1 milyon dolar hangi kararların karşılığı? Anayasa Mahkemesi Varlık Fonunu Meclis denetiminin dışında bırakan düzenlemeyi iptal ederek, bununla soruşturmanın kapısını açtı, o kapıdan geçmek şimdi bize düşüyor. Oysa, ekim ayında iki ayrı birleşimde fon skandalının araştırılması için verilen 9 önerge AK PARTİ ve MHP oylarıyla reddedildi. Hesap sorulacağını söyleyen bir iktidar, Meclisin soru sormasına "Hayır." diyor; söyleme mi inanalım, eyleme mi? Sigortalının primi, emeklilik katılımcısının birikimi bir bilanço kalemi değil, vatandaşın geleceğidir. O geleceğe dokunan her kararın hesabı açıkça verilmeli, bireysel emeklilik katılımcılarının fonlarına dokunulup dokunulmadığı ortaya konmalıdır. Bu nedenle önergeyi destekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Zülküf Uçar.
Buyurun Sayın Uçar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Ben, öncelikle, değerli Genel Kurulu, kıymetli halkımızı ve dünden bu yana Ankara'da nöbette olan, bugün Meclise gelen çok kıymetli Barış Annelerini saygı ve hürmetle selamlıyorum.
"Karşımızdaki yapının basit bir borsa manipülasyonu ya da borsa vurgunuyla sınırlı olmadığı, kapsamlı bir suç yapılanması olduğu tespit edilmiştir. Bu örgütsel yapının içindeki isimler arasında hiyerarşik ve sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştık." diyor Adalet Bakanı bugün yapmış olduğu açıklamasında. Bakın, konuya tümüyle yabancı olan başka bir ülkenin Adalet Bakanından söz etmiyoruz, bu ülkenin Adalet Bakanı bunu söylüyor. Bakan öyle bir dil kullanıyor ki fon vurgununda ismi ortaya çıkanları bilmesek zannedeceğiz ki Hükûmetin bu fon yapılanmasından ve vurgunundan haberi yok. Sayın Bakana buradan bir kez daha hatırlatalım, fon vurgununun merkezinde Genel Başkan Yardımcılarınız, bakanlarınız, milletvekilleriniz var, SPK Başkan Yardımcıları ve Daire Başkanları var, Borsa İstanbul Genel Müdürünüz var ve daha kimler, kimler var; tamamı da sizin çevrenizde yer alıyor, tamamı da bildiğiniz, tanıdığınız isimler. Şimdi, çıkmış, halka karşı şaşırmış numarası yapıyorsunuz. İnanın, her seferinde hukuku bu kadar alaşağı etmenize, hukuku bu kadar rahat eğip bükmenize biz de şaşırıyoruz ama bizimki sahici, sizinki gibi planlı değil. Evet, Bakanın açıklamalarından rahatlıkla anlaşılıyor ki hukuk bir kez daha araç olarak kullanılıyor, kullanılacak. Neyin aracı? Bu suçta siyasi ayağı gizlemenin aracı olarak kullanılacak. Bakana göre ortada bir suç örgütü var ve bu örgüt üç ayaklı bir mimariye sahip. Biri bürokrasi ayağı, diğeri manipülasyon ayağı, üçüncüsü ise basın ayağı. Peki, bu ayakların üstündeki gövdede kimler var? Bu mimaride yer alan baş kim? Cevap yok. Bakan öyle bir örgüt tarif etmiş ki sanırsınız tamamen demokratik işleyen ve tüm hırsızların eşit olduğu bir hırsızlık şebekesi var. Sanırsınız talimat veren yok, zemini hazırlayan yok. İşte, bu kadar absürt bir tanım yapıyor Bakan. Belli ki Bakan bunlara girmek istemiyor, bunları korumak için yeni bir örgüt mimarisi çiziyor. Belli ki bu suçların en baştaki failleri de böyle gizlenecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Anlayacağınız, belli ki Bakanın bugünkü açıklamaları da adaleti sağlamaya değil, suçluyu korumaya odaklanmış vaziyette. Gerçi suçun tepedeki failleri ortaya çıktığında da bir şey yapmıyorlar zaten. Bakın, Bakan demiş ki: "Ucu nereye kadar giderse gitsin peşini bırakmayacağız." Vallahi, çok merak ediyoruz, ne yapacaksınız, gerçekten çok merak ediyoruz. Yine, bu ortaya çıkacak olan kişileri WhatsApp gruplarından mı çıkaracaksınız? Sayın Bakan, unutmayın, bu suçun sizin katınızda yaptırımı olmayabilir ama beşerî adalette bunun adı hırsızlıktır, ilahi adalette bunun adı kul hakkıdır ve öyle görünüyor ki sizin her iki katta da kurtuluşunuz yok. Bakana bir kez daha hatırlatalım: Bu suç o kadar büyük ki yaklaşımınız değişmedikçe soruşturmayı sınırlasanız da altından kalkamayacaksınız.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Aykut Kaya.
Buyurun Sayın Kaya. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bir sigorta poliçesi aslında bir sözdür. Vatandaş bugün prim öder, yarın başına bir iş geldiğinde devletin kendisinin yanında olacağına inanır. Bireysel emeklilikte biriken her kuruş da aynı güvenin bir parçasıdır. Türkiye Sigorta ile Türkiye Hayat ve Emeklilik kamu bankalarının sigorta şirketlerinin birleştirilmesiyle kurulmuş ve Türkiye Varlık Fonu bünyesine alınmıştır. Bugün konuştuğumuz mesele milyonlarca vatandaşımızın güvenerek emanet ettiği birikimlerdir. Fon krizi 455.758 yatırımcıyı doğrudan etkilemiş durumda, şimdi aynı krizin gölgesi bu kurumların üzerine düşüyor. Türkiye Sigorta finansal yatırımları için 16 milyar 339 milyon liralık karşılık ayırdığını açıkladı, bu tutarın ne kadarının soruşturmayla bağlantılı olduğu henüz net değil. Şirketin eski Genel Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı tutuklu. Tutuklanan eski Genel Müdür bu göreve gelmeden önce bankaları denetleyen BDDK'nin Başkan Yardımcısıydı. Üçüncü çeyrek bilançosu henüz açıklanmadı ve 16 Kasıma kadar da ek süre alınmış durumda. Şimdi, vatandaşımız haklı olarak soruyor: "Benim sigorta poliçem, benim emeklilik birikimim güvende mi?" İşte, bizim cevap vermemiz gereken sorular bunlardır. Sayın Cumhurbaşkanı "Sorumluluğu olan kim varsa bunlardan hukuk önünde hesap sorulacaktır." demişti, biz de bu söze katılıyoruz, destekliyoruz. Elbette, sorumluluğu bulunan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak bununla birlikte, benzer olayların bir daha yaşanmaması için karar alma süreçlerinin, denetim mekanizmalarının ve varsa ihmallerin de bütün yönleriyle araştırılması gerekiyor çünkü burada hepimizin ortak sorumluluğu vatandaşlarımızın kamu kurumlarına duyduğu güveni korumaktır.
Değerli milletvekilleri, yargı suçu araştırır, Meclis ise o suçun hangi denetim boşluğundan geçtiğini araştırır. Bu araştırma 3 temel soruya cevap vermelidir: Kamunun ve şirketin gerçek zararları nedir? Karar, onay ve denetim süreçlerinde kimlerin sorumluluğu bulunmaktadır? Sigortalılarımızın ve bireysel emeklilik katılımcılarımızın hakları nasıl güvence altına alınacaktır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYKUT KAYA (Devamla) - Vatandaşlarımızın birikimlerinin bu süreçten olumsuz etkilenmemesi için gerekli güvenceler açık ve şeffaf bir biçimde ortaya konulmalıdır.
Değerli milletvekilleri, 8 Ekimde 5 muhalefet partisi aynı gün bu kapıyı çaldı, kapı da 5 kez kapanmıştı; bugün aynı kapıyı bir kez daha çalıyoruz. Yeni Parti olarak İYİ Partinin araştırma önergesini destekliyoruz. Bu poliçelerin ve birikimlerin sahipleri hepimizin seçim bölgelerinde yaşıyor. Antalya'daki esnafın, Konya'daki emeklinin, Trabzon'daki öğretmenin geleceği bu kurumlara emanet. Bu mesele, iktidar-muhalefet meselesi değildir, hepimizin temsil ettiği vatandaşlarımızın geleceğini ilgilendiren ortak bir sorumluluktur. Gelin, bu araştırma önergesine hep birlikte destek verelim çünkü bu önergeye "evet" demek kimseyi suçlamak demek değil emanete sahip çıkmaktır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Arpacı, buyurun.
ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Hepinizin bildiği gibi, dün Türk sanayisinin duayen isimlerinden Babadağlı hemşehrim Ahmet Nazif Zorlu'yu kaybettik. Kendisi çok küçük yaşlardan itibaren iş hayatında aktif; hayatını üretime, istihdama, teknolojiye ve Türkiye'nin kalkınmasına adayan çok kıymetli bir iş adamımızdı. Merhum Ahmet Zorlu'ya Allah'tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum, Türk iş dünyasının başı sağ olsun diyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Mehmet Demir.
Buyurun Sayın Demir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DEMİR (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu tarafından verilen Meclis araştırma önergesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Söz konusu önergede yer alan iddialar ve konular devletimizin kurumsal denetim mekanizmaları ve adli makamları tarafından ilk andan itibaren titizlikle takip edilmektedir. Nitekim basına yansıyan ve kamuoyuna da yansıdığı üzere iddialara konu hususlarla ilgili adli ve idari soruşturmalar derhâl başlatılmış, yargı makamlarımız sürecin üzerine kararlılıkla gitmiş ve hukuki süreç eksiksiz olarak işletilmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat ve Emeklilik sermaye piyasalarımızın, finansal sistemimizin ve vatandaşlarımızın geleceğine dönük tasarruflarının güvencesindeki en önemli kurumları yapılandırmaktadır. İlgili şirketlerimizle yürütülen tüm işlemler şirket esas sözleşmesi, iç yönergeleri ve varlık yatırım politikaları başta olmak üzere tabi olunan dâhili ve harici mevzuata sıkı sıkıya bağlıdır.
Her iki şirketimiz de hem Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından hem de bağımsız denetim organları tarafından düzenli olarak denetlenmektedir. Bununla birlikte yetki devri yapılan şirket yöneticilerinin yetkiyi suistimal etmesine yönelik hukuki süreçler kararlılıkla devam etmektedir. Suistimalin tüm unsurlarıyla ortaya çıkarılması ve sorumlularının yargı önünde hesap vermesi adına hem şirket içi denetim hem de Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu incelemeleri titizlikle yürütülmektedir. İncelemelerin sonunda şirketlerimizin uğradığı zararların tazmini ve gerekli cezai yaptırımların uygulanması için her türlü ek aksiyon tereddütsüz olarak alınacaktır.
Değerli milletvekilleri, suç işleyen veya yetkisini kötüye kullanan kim olursa olsun ünvanına bakılmaksızın yargı önünde hesabını verir. Hukuk devletinde yapılması gereken de tam olarak budur. Devam eden adli ve idari soruşturmaları siyasi polemik hâline getirmek kurumlara ve finansal sistemimize duyulan güveni zedelemekten başka hiçbir amaca hizmet etmez.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ne yapalım? Sormayalım mı? Millet adına bu yolsuzluğu sormayalım mı?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sen sorma lütfen.
MEHMET DEMİR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bireysel emeklilik katılımcılarımızın, sigortalılarımızın ve vatandaşlarımızın hak ve menfaatleri devletimizin sarsılmaz güvencesi altındadır.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Zaten devletin gözetiminde olmuş olanlar.
MEHMET DEMİR (Devamla) - Yargının ve denetim organlarının yürüttüğü süreçlerin neticesinde adalet tecelli edecek ve kamuoyu şeffaf bir şekilde bilgilendirilecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ŞEREF ARPACI (Denizli) - Ne zaman?
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Serkan Sarı |
|
| Balıkesir |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Kars Milletvekili İnan Akgün Alp ve arkadaşları tarafından şeker sektöründe yaşanan yapısal sorunların ve stok fazlasının nedenlerinin belirlenmesi, şeker ithalatı ile nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların yerli üretime etkilerinin incelenmesi, şeker piyasasında rekabeti bozucu uygulamaların ve kamu zararına yol açtığı ileri sürülen satış işlemlerinin araştırılması, pancar üreticilerinin uğradığı ekonomik kayıpların tespit edilmesi ve sektörün sürdürülebilirliğini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulması amacıyla 19/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -2015 sıra no.lu- Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/11/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ali Öztunç.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde kız kardeşini yitiren Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye başsağlığı diliyorum, Allah rahmet eylesin.
Sayın Bahçeli deyince, birkaç gündür Sayın Bahçeli'nin bir açıklaması önemli hâle geldi. 100 il projesinden bahsetti Sayın Bahçeli ve illeri önerdi. Bunlardan biri de Elbistan, yiğidin harman olduğu yer olan Elbistan değerli arkadaşlar. Elbistan 140 bin nüfuslu bir şehirdir ve Elbistan'ın çevresinde Afşin, Nurhak, Ekinözü gibi ilçeler de katıldığı zaman yaklaşık 250 bin nüfusu bulacak ve Sayın Bahçeli'nin açıklamasından sonra büyük bir heyecan oldu. Elbistan'da bugün, dün vatandaşlarımız mutluluk gösteriyorlar ve il olmayı bekliyorlar. Bu açıklama, umarım Sayın Bahçeli'nin bu önerisi gerçekleşir ve Elbistan gibi nüfusu yüksek olan pek çok yer il olur. Böylece, özellikle depremde büyük yara almış olan Elbistan'ımız daha kısa sürede ayağa kalkar diyorum.
Değerli arkadaşlar, Sayın Celal Adan Başkanım; ya, ben bu pancarı burada, Mecliste göstermekten yoruldum ama AK PARTİ pancar zulmü yapmaktan bıkmadı, yorulmadı.
Bakın, bu pancar, belki bazılarınız bilmiyor olabilirler ama bundan şeker yapılıyor arkadaşlar. Bu, bizim Elbistan'da, Elbistanlının, Afşinlinin, Ekinözülünün genç kızının gelinlik parası, oğlunun damatlık parası, okula giden çocuğunun defter, kitap parası ve bu para ekmek parası, bu pancar, ekmek parası.
MURAT EMİR (Ankara) - Onlar anlamaz, onlar anlamaz Ali Başkan.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Bu pancarı üretiyor, çocuklarının ihtiyacını gidermek istiyor. Geçtiğimiz yıl Sayın Başkan, bu pancar 3.100 liraydı, yüzde 20 artışla 3.720 lira yaptı Hükûmet. Peki, geçen sene mazot ne kadardı? 55 liraydı litresi. Bu yıl? 100 lirayı geçti Sayın Murat Emir, 102 lira oldu. Yüzde 100 mazota zam ama pancara gelince yüzde 20. Böyle bir vicdansızlık olur mu? Bu pancarı toplarken çiftçimizin eli nasır tutuyor, nasır! Eziyetli bir ürün bu. "3.720 olsun 4 bin lira." dedik, geçtiğimiz haftalarda burada konuştuk; 4 bin lira bekliyorduk. Ne 4 bin lirası, maşallah! Elbistan Şeker Fabrikasını özelleştirmiştiniz diğer 10 fabrikayla birlikte, özelleştirilirken "Yanlış yapıyorsunuz. Yapmayın, etmeyin, bu fabrikaları özelleştirmeyin." dedik, dinlemediniz. Şimdi Elbistan Şeker Fabrikası, özel şirket "Kota fazlasını ben 1.750 liraya alırım." diyor. Ey AK PARTİ'liler, 3.720 nere, 1.750 nere?
Özellikle şehrinde pancar üretimi olan ey AK PARTİ milletvekilleri, size vatandaş bunu söylemiyor mu? Nerede Kahramanmaraş'ımızın milletvekilleri? Elbistanlı size isyan ediyor. Bugün Elbistan'da eylem vardı, şeker fabrikasının önünde vatandaş toplanmıştı. Çoğu da eylem nedir bilmiyor ha, bizim gibi profesyonel de değiller. Slogan atmayı bilmiyorlar, eylemi bilmiyorlar ama ekmek parası. Ne yapsınlar? Fabrikanın önünde toplandılar ve dertlerini anlatmaya çalıştılar. "Efendim, 1.750 liraya alırım kota fazlasını." diyor. Küspe ne kadar, küspe? Bu pancardan üretilen küspe, hayvancının aldığı küspe? Aynı para. Adam "1.750 liraya vereceğime tarlada kalsın. Söküm parası bile daha fazla." diyor. Yahu yazıktır, günahtır. Çiftçiye bu zulmü bu kadar fazla yapmayın. Çiftçiye zulmetmeyin artık! Bu çiftçi size oy verdi, Elbistan ovasında size oy verdiler, Afşin'de kamyon kamyon oy vermişlerdi. Çok şükür, son zamanlarda artık kestiler oyları, size vermiyorlar, önümüzdeki dönem zaten hiçbir şey alamazsınız inşallah oradan. Ama bu çiftçilerin bu emeğini çalmayın diyorum.
Amasya Suluova'da şeker fabrikası var, özelleştirildi. Yüksek faiz, artı enflasyon, artı yönetim zafiyeti fabrikayı batırma noktasına getirmiş arkadaşlar. Fabrika, kaç personel çalıştığını dahi bilmiyor, ne alacağını dahi bilmiyor. Hemen müdahale edilmeli ve buraya gereken özen gösterilmeli.
Değerli arkadaşlar, çiftçiye diyorlar ki "Verim yüksek, fiyat düşük." Geçen sene ne diyorlardı? Geçen sene diyorlardı ki: "Verim yok." E, çiftçi verim yokken para kazanamıyor, verim yüksekken para kazanamıyor. Ne yiyecek bu çiftçi, söyler misiniz? Bu Izgınlı, İğdeli çiftçi ne yiyecek?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Allah aşkına, tek geçim kaynağı bu olan Elbistan'ın ova köylerindeki, Afşin'in köylerindeki çiftçilerimiz ne yiyecekler? Nasıl bir zulümdür, nasıl bir baskıdır? Yapmayın! Ya, birileri milleti fonuna kadar soyarken, vatandaş bunu üretiyordu, bunu üretip çocuğunu geçindirmeye çalışıyordu. Eğer siz, çiftçiyi bitirirseniz çiftçi de sizi bitirir, gidişat da öyle. İnşallah yakın zamanda siz de siyaseten biteceksiniz diyorum.
Geçen sefer Turhan Çömez'e vermiştim.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok lezzetliydi.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - Öyle mi? Elbistan'ın pancarı lezzetlidir, Turhan Bey'e vermiştim. Bu kaynatılır yenir de ayrıca, çok da lezzetlidir. Bu sefer var mı talip? Pancara talip yok mu? Var, çok var, parçalamamız lazım. Uğur Bayraktutan'a vereceğiz o zaman.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Medeni Yılmaz.
Buyurun Sayın Yılmaz. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA MEDENİ YILMAZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini desteklediğimizi peşinen ifade etmek istiyorum.
Sayın Öztunç'a da açıklamalarından dolayı teşekkür ediyorum ve tebrik ediyorum, çok önemli bir konuyu gündeme getirdi.
Şeker Fabrikaları gerçekten bu ülkenin çok güzide bir kurumu. 1920'li yıllarda, cumhuriyetin hemen ilk yıllarında Alpullu ve Uşak'ta başlayan Şeker Fabrikaları serüvenimiz bugüne kadar geldi ama 1980'li yılların sonlarından sonra şeker fabrikası açılmadı bildiğim kadarıyla, 25 tane TÜRKŞEKER'e ait şeker fabrikası, onun dışında PANKO'ya devredilmiş 3 tane şeker fabrikası vardı. Daha sonra 10 şeker fabrikası özelleştirildi, satıldı fakat satışı çok ilginç, bunu dikkatinize sunmak istiyorum. Satış sözleşmelerinde beş yıl üretim şartı var değerli arkadaşlar. Beş yıl üretim şartı şu demektir: Yani fabrikayı alan şirket, kurum, kişi beş yıl üretim yapmak zorunda ama beş yıldan sonra işine gelmezse bu üretimi durdurma imkânına sahip. Bunun başka bir anlamı daha var: Çoğunuz bilir, şeker fabrikaları kuruldukları şehirlerde şu anda konum itibarıyla çok kıymetli araziler üzerine kurulmuş ve kuruldukları yıllardan sonra etraflarında şehir geliştiği için arsa değerleri çok yükselmiş yerler. Şimdi, şöyle bir risk taşımakta: Diyelim ki kurum, alan kişi, şirket kâr marjını yeterli görmedi ve arsa gelirini fabrikanın işletmesinden daha kârlı gördü, görebilir. Ne yapar? Fabrikayı kapatabilir, hiç kimse bir şey diyemez. Bunlar, cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardan bu yana bu ülkenin kazanımlarıdır.
Değerli arkadaşlar, başka bir ifadeyle şunu söylemek isterim: Türkiye'de şeker fabrikalarının üretim kapasitesi, kurulu kapasitesi Türkiye'nin şeker ihtiyacının bir miktar üzerinde ve dünya şeker borsasını da kamış şekeri belirlediğine göre üretim maliyetleri ülkemizde ve Avrupa Birliği ülkelerinde, bizim gibi pancardan şeker üreten ülkelerde kamış şekeri üreten yerlere göre daha yüksek; dünya şeker borsasının yaklaşık yüzde 75'ini kamış şekeri oluşturuyor, dolayısıyla dünya şeker fiyatları bizim üretim maliyetlerimizin altında.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Teşekkür ederim.
Bu nedenle, Şeker Fabrikaları üretim fazlasını C kotası şeklinde, ihraç kotası şeklinde daha düşük fiyata satmak zorunda kalıyordu.
Şimdi, tabii, sürem çok kısa, aslında şeker konusunda söylenecek çok çok şey var. Çok disiplinli ve kurumsal yeteneği çok fazla olan bir kurum Şeker Fabrikaları ama maalesef, son yıllarda ehil olmayan insanlar tarafından yönetiliyor. Bunu kabul etmek lazım çünkü orada alttan yukarıya doğru yetişen elemanlar genel müdürlük seviyesine gelinceye kadar a'dan z'ye kurumu çok iyi bilen, dünya şeker camiasını çok iyi bilen insanlardı, donanımlı insanlardı; daha sonra maalesef, şeker konusunda hiç bilgisi olmayan, sıfır bilgisi olan -kendi alanlarında yetenekli olabilirler ama- şeker konusunu bilmeyen insanlar Şeker Fabrikalarını yönetmek durumunda kaldılar ve maalesef, şu anda arzu etmediğimiz bir noktada Şeker Fabrikaları.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEDENİ YILMAZ (Devamla) - Bununla ilgili de verilen araştırma önergesinin, mutlaka enine boyuna bu şeker konusunun tartışılması, konuşulması, değerlendirilmesi gerekiyor, buna ihtiyaç var. Bu hepimizin ortak sorunu, sadece muhalefet sorunu değil, bunu ifade etmek istedim.
Saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz Sayın Milletvekili.
İYİ Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan.
Buyurun Sayın Arslan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.
Tarımda plansızlık ve günlük kararlar ülkemizin kaynaklarını ve milletimizin yarınlarını tehdit etmeye devam ediyor. Bu plansızlık şeker sektörünü de etkiliyor. Şeker üretiminde istikrarın sağlanması ve korunması gerekirken iktidarın ithalata dayalı politikaları şeker üretimini ve piyasa güvenliğini tehdit etmektedir. İlaç sanayisi için ithal edilen kimyasal tatlandırıcılar kontrolsüz bir şekilde gıda sanayisinde de kullanılıyor. Böyle olunca pancar şekerinin gıda sanayisinde kullanımı azalıyor. Kimyasal tatlandırıcıların kullanımı hem halk sağlığını hem de şeker üreticisini olumsuz etkiliyor. Nişasta bazlı şekerlerin ve kimyasal tatlandırıcıların şekerin kullanıldığı ürünlerde tercih edilmesi mutlaka engellenmelidir, etkili ve caydırıcı tedbirler alınmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin şeker üretiminde yeterlilik derecesi yüzde 95 seviyelerinde iken ithalatın pervasızca yapılması akıllara başka sorular getirmektedir. 2022 yılında sıfır gümrük vergisiyle yapılan 400 bin ton ithalat ihtiyaca göre yapılmamıştır. Bu gereksiz ithalat hem çiftçiyi hem de fabrikaları perişan etmiştir.
Devletin düzenleyici ve planlayıcı rolü tarım sektörünün de olmazsa olmazıdır ancak Hükûmet şeker fabrikalarını özelleştirerek birilerini zenginleştirmeye devam etmiştir. 10 şeker fabrikası yok pahasına satıldı. Tarım arazilerinin vahşi şehirleşme ve maden tehdidiyle karşı karşıya olduğunu sık sık dile getiriyoruz. Yine, tarım yapan çiftçilerin toprağı terk ettiğini ifade ediyoruz. Son dokuz yılda 30 bin pancar işçisi sektörü bırakmıştır.
Değerli milletvekilleri, şeker üreticisi ton başına en az 4 bin lira fiyat beklerken kota primi dahi açıklanmadan 3.720 lira hayal kırıklığı oldu. Geçen yıl 15 kilogram pancar 1 litre mazot alıyordu, bu yıl ise 27 kilogram pancar 1 litre mazot alıyor. Bir başka girdi olan gübre de yüzde 60 ila yüzde 100 oranında arttı. Bu sorunlar çözülmezse pancar üreticisi, kooperatifler ve şeker fabrikaları daha büyük bir krize sürüklenecek. TÜRKŞEKER derhâl fiyatı güncelleyip hiç olmazsa bir yıl içinde şekere yaptığı zammı şeker pancarına yansıtmalıdır. Mevcut verilere göre şeker pancarının taban fiyatı en az 4.400 lira olmalıdır. Yanlış politikalar nedeniyle oluşan ve yükselen enflasyon faturasını çiftçiden çıkarmayın. Şeker fiyatı, nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların denetlenmesi konusunda somut adımların atılması gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Sayın Kamran İnan vardı, namuslu bir adamdı. Bir röportajında "Bakan olmadan önce ben ajanların en çok Dışişleri Bakanlığında olduğunu sanırdım, Bakan olduktan sonra anladım ki Tarım Bakanlığında daha çokmuş." diyor. Bu politikalarla tarımı batırdılar. Artık Kamran İnan'a hak vermemek de elde değil.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Nejla Demir konuşacak.
Buyurun Sayın Demir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA NEJLA DEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün tartıştığımız mesele şeker sektöründen çok daha büyük ve derin bir meseledir. Mesele, tarlasında alın teri döken çiftçinin, fabrikada çalışan işçinin ve geçim mücadelesi veren milyonlarca emekçinin yaşadığı sorunlardır. Çiftçi ne ekeceğine, ne kadar üreteceğine bile karar veremiyor; kota var, maliyet var, borç var ama onun yanında bitmeyen ithalat da var, ithalatın önü açık. Kota konulan bir ürün ürettiriliyor ama fabrikalarda yeterli kapasite olmadığı için pancarlar günlerce fabrika kapısında bekletiliyor. Çiftçiler 2 katı, 3 katı araç kirası ödemek zorunda kalıyor. Bunun yanında, ürün kalitesi düştüğü için de alacakları ödeme de azalmış oluyor. Yine, kota konulmuş bir ürün ürettiriliyor, aynı zamanda "İhtiyaç var." denilerek 400 bin ton şeker ithal edilip sonraki yılların stoklarına da bunlar devrediliyor. Ne çiftçiye ne tüketiciye faydasının dokunduğunu gördüğümüz bu ithalatla kimler zengin edildi, buradan soruyoruz ve mutlaka araştırılmasını da istiyoruz.
Sayın milletvekilleri, 2026 yılı pancar alım fiyatı ton başına 3.720 lira olarak açıklandı; oysa, artan girdi maliyetleri altında ezilen üreticiler en az 4.500 lira gibi bir rakamın açıklamasını bekliyorlardı. Çiftçi bir yıl boyunca çalışacak, bütün maliyetleri sırtlanacak, hasat sonunda da borcunu nasıl ödeyeceğini düşünecek. Peki, bu çiftçi ne zaman kazanacak? Bir yıllık üretim planında ürünün fiyatlarını başkaları, üretim miktarını kotalar belirliyor, burada çiftçiye bir tek borcunu ödeme özgürlüğü bırakılıyor, onda da nasıl ödersen öde denilip kaderine terk ediliyor ne yazık ki. Bu arada, üretici de yoksul, tüketici de yoksul; niye? Çünkü iddialar bitmiyor ama iddiaların üzerine de gidilmiyor, araştırılmıyor. Bu araştırma önergesinde de TÜRKŞEKER'in 100 bin ton şekeri iki firmaya piyasa fiyatının altında sattığı ve yaklaşık 600 milyon lira kamu zararı oluştuğu iddia ediliyor. Bu iddialar kesinlikle araştırılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
NEJLA DEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, rahatsızdım, sürem yetmedi. Teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, Ağrı'da, bölgemizde pancar üreticisinin sorunlarında düşük alım fiyatları ve artan maliyetlerin yanında bir de erken başlayan kış şartları var. "Kapasite yok." deyip pancar bekletilip alınmayınca sevkiyat gecikiyor ve hasat kasım, aralık aylarına sarkıyor; don başlıyor, tarla çamura dönüyor, dolayısıyla iş makinaları tarlada çalışamıyor. Pancar bazen tarlada kalıyor, bazen çamurla taşındığı için fabrikada yüksek fire kesintileriyle karşılaşılıyor. Şimdi soruyorum: Çiftçi pancarını en zor şartlarda yetiştirmiş, hasadını yapmış; fabrikanın kapasitesini, nakliye planını da çiftçi mi düşünecek? İnsaf diyorum bu konuda da. Peki, bu ülkenin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NEJLA DEMİR (Devamla) - Sürem yetmedi.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Yeni Parti Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ayhan Barut... (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımın her alanında devasa sorunlar var. Nereye el atsanız elinizde kalıyor, oradan bir feryat yükseliyor. Narenciyeden üzüme, buğdaydan elmaya, zeytinden incire ve nara kadar üreticilerimiz çile çekiyor ve çile çekmediği bir tarım ürünü de yok.
Türkiye'nin dört bir tarafını gezdiğinizde hâlinden memnun olan hiçbir üreticiye rastlayamazsınız değerli arkadaşlar. Bunlardan biri de şeker pancarı ve şeker pancarı üreticisidir. Bildiğiniz gibi, şeker pancarı yalnızca bir tarım ürünü değil, stratejik bir önemi var hem gıda güvenliğimizi hem de ekonomik bağımsızlığımızı sağlayan önemli unsurlardan biridir. Ancak bugün, ne yazık ki şeker pancarı üreticisi emeğinin karşılığını alamamaktadır, her geçen yıl da bu üretimden daha da uzaklaşmaktadır. Geçtiğimiz yıla göre pancar üreticisi iyi bir fiyat beklerken tonda 4.000-4.500 lira bir fiyatı beklerken maalesef enflasyonun gerisinde kalan bir fiyat artışı oluşmuştur, bu da pancar üreticisini üzmüştür. Üstelik de bu artış, biraz önce de söylediğim gibi enflasyonun çok gerisinde kalmıştır, gerçek satışta daha da aşağıdadır.
Değerli arkadaşlar, pancarda ya da diğer tüm tarım ürünlerinde kullanılan girdiler her geçen gün katlanarak artıyor. Örneğin, mazotun litresi son beş yılda yüzde 800 artarak 102 lirayı aşmıştır değerli arkadaşlar. Gübresi, tohumu, ilacı, elektriği, işçiliği, bütün maliyetler artarken pancar fiyatları artmadığı gibi pancar üreticisini de perişan etmiştir. Biliyorsunuz, bundan bir süre önce, 2018 yılında 10 tane şeker fabrikası özelleştirildi. Biz o zaman "Yapmayın etmeyin, özelleştirmeyin. Şeker vatandır, vatan satılmaz." dedik ama maalesef sözümüzü dinletemedik. İşte, bugün gelinen nokta, özelleştirilen şeker fabrikaları sonrasında şeker fiyatları da katlanarak arttı. Fabrikalar ticari kazanç elde ederken pancarını üreten çiftçi emeğinin de karşılığını maalesef alamıyor. 1980'li yıllara göre kıyas yaptığımızda pancar üreticisi sayısı neredeyse 10 kat eksilmiş, üretim alanları ise alarm veriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
AYHAN BARUT (Devamla) - Geçen yıla göre bu yıl yüzde 6,5 düşüşle 21 milyon 500 bin tona kadar gerilemiş. Tüm bunların üzerine bir de ithalat sevdalısı AKP iktidarının yandaşa, ranta, talana sağlanan ayrıcalıkları da sorunları daha da derinleştiriyor.
Buradan soruyorum, tüm çiftçiler adına da sesleniyorum: Çiftçileri üretimden koparmayın, tarımsal üretimi de piyasanın insafına terk etmeyin, şeker pancarı alım fiyatını 4.000-4.500 liraya revize edin, tüm çiftçilerimizin birikmiş borçlarını faizsiz iki yıl erteleyin, mazottaki ÖTV ve KDV'yi kaldırarak üreticinin üzerindeki maliyet yükünü hafifletin, sübvansiyonlu Tarım Kredi limitlerini mutlaka yükseltin, kota uygulamalarına son verin. Bir ülkenin gıda güvenliği çiftçinin tarlada kalmasına bağlıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Kıratlı.
Buyurun Sayın Kıratlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KIRATLI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, aziz milletimizin 3 Kasım 2002'de AK PARTİ'ye ülkeyi yönetme sorumluluğunu vermesinin 24'üncü yıl dönümü. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde "Türkiye'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Her şey Türkiye için." diyerek çıktığımız bu yolda hamdolsun, hizmet ve eserlerle dolu yirmi dört yılı geride bıraktık. Biz yirmi dört yıldır milletimizin emanetini taşıyoruz. Bu emanete layık olmak için ülkemizi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedefiyle çok çalıştık. "Yol medeniyettir." anlayışıyla yaptığımız yollar şehirlerimizi yakınlaştırdı, insanımızı sevdiklerine daha konforlu, daha güvenli kavuşturdu. Sağlık reformları ve modern hastanelerle milletimizin nitelikli sağlık hizmetine daha hızlı ve kolay ulaşmasını sağladık. Savunma sanayisinde kendi teknolojisini geliştiren, kendi gücüne güvenen bir Türkiye için çalıştık ve bunu kendi gençlerimizle başardık. Savunma sanayisinde 2002'de yüzde 17 olan yerlilik oranını bugün yüzde 85'in üzerine çıkardık. Her alanda yaptığımız hizmet ve eserlerle ülkemizi ihya ve inşa ettik, bugün de aynı sorumluluğu taşıyoruz.
Terörsüz Türkiye hedefiyle birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirmek, çocuklarımızın huzur ve güven içinde büyüyeceği bir geleceği kurmak için de yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonumuzla büyük ve güçlü Türkiye'yi aziz milletimizle birlikte inşa etmeye devam ediyoruz. Bu emaneti bize veren aziz milletimize şükranlarımı sunuyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz grup önerisinde TÜRKŞEKER'in mayıs ayında yaptığı satış nedeniyle 600 milyon lira kamu zararı oluştuğu ileri sürülüyor, bunu tek başına değerlendirmek doğru değil. Gelin, işlemin hangi koşullarda yapıldığına bakalım: TÜRKŞEKER, genel satışlarını, ilan ettiği liste fiyatından yapıyor. Yüksek tonajlı satışlarda ise yönetim kurulu satış miktarını, stok durumunu, piyasa koşullarını ve finansman ihtiyacını birlikte değerlendirerek iskonto belirliyor. Önergede esas alınan 38 lira 50 kuruş genel satışın liste fiyatıdır. Mayıs ayındaki işlem ise yüksek tonajlı satış kapsamında yapılmıştır. Yapılan satışın 30 bin tonluk bölümü peşin yapıldı. Bu kaynakla başta çiftçi avansları olmak üzere kurumun nakit ihtiyacı karşılandı, bu krediyle de yapılabilirdi. Yine, kurumun hesabına göre aynı kaynak eğer krediyle sağlansaydı yaklaşık 200 milyon lira finansman maliyeti doğacaktı. Liste fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark tek başına 600 milyon lira kamu zararı oluştuğunu göstermez. Bunun için aynı dönemdeki emsal satışlara, ödeme koşullarına, stok ve finansman maliyetlerine birlikte bakmak gerekir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ALİ KIRATLI (Devamla) - İthalat konusunda da 2022'de açılan 400 bin tonluk kontenjanı fiilen gerçekleşen ithalattan ayrı değerlendirmeliyiz. Stokların seyrini anlamak için üretimi gerçekleşen ithalatı ve satışları birlikte ele almalıyız. Nişasta bazlı şekerde yüzde 2,5'luk iç piyasa kotasına uyumu denetlemek de pancar üreticimizi ve adil rekabeti korumak açısından önemlidir.
Değerli milletvekilleri, bu sezon şeker pancarı alım fiyatı kota tamamlama primi dâhil ton başına 3.720 lira olarak açıklandı. Çiftçimizin mazot, gübre ve sulama maliyetlerine ilişkin beklentilerini biliyoruz. Dün olduğu gibi, bugün ve yarın da çiftçimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Üreticimiz ekim kararını verirken hasat sonunda emeğinin karşılığını alabileceğini bilmeli. Çiftçimiz güvenle ekim yaparsa fabrikalarımız çalışır, ülkemizin şeker arzı da güvence altında olur diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Sezai Temelli |
|
| Muş |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
3 Kasım 2026 tarihinde Ağrı Milletvekili Sırrı Sakik ve arkadaşları tarafından -21013 grup numaralı- faili meçhul siyasi cinayetlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/11/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Sırrı Sakik.
Buyurun Sayın Sakik. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sevgili arkadaşlar, ben hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yıl 1993, karanlık bir yıl ve o yıl çok büyük cinayetler işlendi. Bu cinayetlerden bir kısmı doğduğum, büyüdüğüm ve vekili olduğum Muş ilinde oldu. Bu cinayetleri araştırmak üzere bölgeye giden Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun sunduğu o konudaki ithamlardır. O dönem Muş'a giden Bolu Tugay Komutanı büyük bir terör estirir. Muştan başlayan, Vartinis'ten başlayan Nasır Öğüt ve ailesi 9 can katledilir. Oradan yolculuğa çıkarlar, benim doğduğum, büyüdüğüm yere giderler. Yolda kimi buluyorlarsa kurşuna diziyorlar, Murat Nehri'ne atıyorlar. Sonrası Kızılağaç, sonrası Eralanı, sonrası Kürt Meydan. Orada yaşlı insanları, Devlet Demiryollarından emekli olmuş Yusuf amcayı, Fadıl amcayı, Adem Simin'i kurşuna diziyorlar ve Murat Nehri'ne atıyorlar. Sonrası benim doğduğum köye gidiyorlar. İlk önce köyü komple ateşe veriyorlar ama canlı hayvanlara dokunmuyorlar, insanları diri diri yakıyorlar. Benim yakınlarımı, baba Mehmet Sıddık Toktaş, oğlu, oğlu, kızı ve yanı başlarındaki şoförleri alıp bir eve hapsediyorlar, kurşunluyorlar ve yakıyorlar. Oradan Şenyayla'ya gidiyorlar, Şenyayla'da 11 insanı kurşuna diziyorlar ve sonrası Sevgili Selahattin Demirtaş, Diyarbakır İHD Başkanı. O 11 insanı o tespit ediyor. Buradan giden Komisyon Selahattin'in çalışmalarıyla ilgili gidip orada incelemeler yapıyor ve burada AİHM'in kararları var. Bu zatın o birliklerin başında olduğunu ve o bölgede ne kadar canlı hayvan var, canlı insanlar kurşunlanıyor ama hayvanlara dokunmuyor, onları gasbediyorlar, alıp götürüyorlar. Nereye? Muş'taki kışlaya götürüyorlar, orada akçalı paralara dönüştürüyorlar. Öylesi bir süreç yaşandı. Şimdi, biz bunları burada teşhir ettiğimiz zaman, bu zat ne yapıyor biliyor musunuz? Bu, benim iddialarım değil, cumhuriyet savcısının iddiasıdır, İHD'nin iddiasıdır, Meclisin iddiasıdır, AİHM'in kararları var bu konuda, adam bir de gidiyor tazminat davası açıyor, benimle ilgili tazminat davası. Gelip öldürmüşler, yakmışlar, katliam gerçekleştirmişler, şu anda da benden paralar talep ediyor. Ey komutan efendi, vallahi para da can da talep etsen can da veririz ama asla katillerin önünde boyun eğmeyiz ve bu katliamı yapan sizin iktidarınız döneminde aklandı, yargılandı ve bunun döneminde, bakın, kim, Lice'de General Bahtiyar vardı biliyor musunuz? Kışlada kurşunlanıp öldürüldü, kışlanın içinde, onun döneminde oldu ve hiçbir işlem yapılmadı.
Şimdi, sevgili arkadaşlar, öylesi bir kanlı dönemden geçtik, geldik ta buralara kadar ve bugün, 3 Kasım, benim ağabeyim Gaziantep'te İl Başkanı, ensesinden vurularak öldürüldü tam otuz dört yıl önce, hâlâ faillerini arıyoruz. Şimdi, dünyanın dört bir tarafında buna benzer olaylar yaşandı. Willy Brandt gitti, ne yaptı Varşova'da? Diz çöktü, bir insanlıktan özür diledi, biz de geçmişimizle yüzleşmeliyiz, bunların katilleri zaman aşımından, yok bilmem delil yetersizliğinden dolayı asla bizim aramızda dolaşmamalıdırlar, barışacaksanız böyle barışmalısınız, her şeyin üstünü örterek değil. Dünyanın dört bir yanında buna benzer olaylar olunca komisyonlar oluştu, mağdurların hukuku kollandı, korundu ama ne yazık ki bizde bunların hiçbiri gerçekleşmedi. İşte, yarın 4 Kasım. Bunları yapanlar dışarıda cirit atıyor, onları teşhir eden sevgili Selahattin Demirtaş tam on yıldır içeride, yarın 11'inci yıla adımını atacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SIRRI SAKİK (Devamla) - Biz Selahattinleri istiyoruz, o konuda demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren arkadaşlarımızı istiyoruz, o dönem eli kana bulaşmış insanların yargının karşısına çıkması gerektiğini söylüyoruz. Bunlar olursa barış olur. Ne yazık ki bunlar olmuyor. Biraz önce buraya gelince çalışma arkadaşlarım aradı, Mardin'de kayyumun süresi iki ay daha uzatıldı. Ya, ey AK PARTİ'liler, Allah aşkına, bununla mı barış sağlayacaksınız, gasbederek mi sağlayacaksınız? Olmuyor. Bugün grubumuzda Barış Anneleri vardı, gelmişlerdi, feryat ediyorlardı, "El insaf ey Parlamento, ey Türkiye, ey Türkiye'yi yönetenler, doymadınız mı bu çatışmaya? Dönün, barışı gerçekleştirin." diyorlardı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SIRRI SAKİK (Devamla) - Eğer bu ülke cennet olacaksa hepimizin cenneti olur ama bu ülke cehennem olursa siz, biz, hepimiz bu cehennemde yanarız diyor, hepinizin bu Barış Annelerinin feryatlarına kulak vermenizi bekliyor, saygılar sunuyorum.
Teşekkürler Sayın Başkan. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.
Buyurun Sayın Çalışkan. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz fon kriziyle büyük bir güven bunalımında, özellikle kamu otoritelerine karşı çok ciddi anlamda güvensizlik söz konusu. Böyle bir ortamda devlet kurumlarının tümü büyük bir ciddiyetle meselelere sahip çıkıp kırmızı alarma geçerek ülkede halkın devlete güvenini tesis etmek için her adımı atmaya gayret etmeli.
Şu anda konuştuğumuz konu olarak faili meçhul cinayetler de ne yazık ki ülkemizin yakın tarihinin karanlık sayfalarında hâlen yerini koruyor. Özellikle 90'lı yıllarda işlenen suçlar hâlen cezasız kaldı, elbette böyle bir ülkede hiçbir suçlu yaptığı suçun yanına kâr kalmayacağını bilmeli. Bilmeli ki elbet bir gün adalet tesis edilir, bu yapılan her şeyin hesabı sorulur; güven ancak bununla sağlanır.
Değerli milletvekilleri, bu yaşananlar ne yazık ki tarihimizde kara bir lekedir, insanlık adına utanç vericidir. Bugün yapılması gereken, bu utanç verici işlerde imzası olan herkesi sorguya çekmektir. Millet adına görev yapan Meclisin görevi elbette bu durumdaki işlere sahip çıkmaktır. Bilelim ki belki zaman aşımıyla dosya kapanır ama acılar kapanmaz, yaralar bitmez. Bu açıdan Meclise düşen önemli bir görev şudur: Böyle bir dosyada görevini ihmal ederek yirmi yıl, otuz yıl süreyle sürüncemede bırakıp görevini yapmayan bürokratlar hakkında suçu örtbas etmekten yargılama kararı verilmelidir. Bu ne yazık ki cinayeti işlemenin, cinayete ortak olmanın değişik bir adıdır. Yapılması gereken işlerden bir diğeri Adli Tıbbın, otopsinin kayıt altına alınmasıdır. Bugünlerde sıkça tartışılan, insanların güvenini zedeleyen önemli bir husustur. Bilinmelidir ki bu ülkede hiç kimse "Güçlüdür, örtbas eder, yanına kâr kalır." algısını yaşamamalıdır. Bilmelidir ki bu ülkede adalet bir gün tesis edilir, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Eninde sonunda sorumlular hesaba çekilir.
Değerli milletvekilleri, şu süreçte yaşanan özellikle acılı ailelerin feryatlarını, geçmişte yaşanan kamu görevlilerinin bulaştığı çirkin işleri hepimiz biliyoruz. Burada zaten aksini konuşan kimse yok. Bunu hepimiz bildiğimiz hâlde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - ...bunu herkes bildiği hâlde bile bile lades demenin de bir anlamı yok. Bir ülkede toplumun huzuru adaletin tesisiyle mümkündür. Adaletin tesisi suçlulara hesap sorulmasıyla mümkündür. Bu açıdan özellikle de yaşadığımız süreçte bir taraftan fon krizi bir taraftan son çıkarılan yasayla birlikte... Evet, ülkede huzur istiyorsak adalet tesis edilmeli, ülkede huzur istiyorsak kimsenin yaptığı yanına kâr kalmamalı, herkesten hesap sorulmalı. Bu ülkede hukuk, bu ülkede adalet mekanizması hukuku gizlemenin, örtbas etmenin bir aracı olarak kullanılmamalı çünkü hukuka güven, ülkede siyasi, sosyal ve iktisadi istikrarın da temel kaynağıdır. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal devlet her bir vatandaşının yaşama hakkını korumakla, koruyamamışsa da bu hakkı gasbedenlere, o gaspçının kendi bünyesinde gizlendiği hâller de dâhil olmak üzere hesabını sormak, hukuk çerçevesinde de cezasını çektirmekle yükümlüdür. Bu olmuyorsa, eğer bir ülkede suç ve ceza, adalet velhasıl mağdurun kimliğine göre ayrı, failin kimliğine göre ayrı şekilleniyorsa o ülke anayasal devlet vasfını yitirmiş, anayasalı devlet hâline gelmiş demektir.
Bu önerge, bu manada turnusol olması bakımından önemlidir. Zira faili meçhullerin aydınlatılması talebini, faillerin cezasızlığının toplumun adalet duygusunu ağır şekilde zedelediği gerekçesi üzerine inşa ediyor. Önergeye göre, ortada bir cinayet varsa, katliam varsa, suç varsa bunun failiyle hesaplaşmak gerekir. O zaman, ortada 50 binden fazla insanın cenazesi varken, ortada cinayet varken, katliam varken, ortada katledilmiş çocuklar, kadınlar, katledilmiş bebekler varken bütün bunların toplamının katiline, failine nasıl villa tahsis edilebilir? Meçhul faile ceza amenna ama meşhur faile villa; bu mu sizin adaletten anladığınız?
Onlarca ekip, yüzlerce dosya, hummalı bir çalışma var "Hepsi aydınlatılacak." diyor Adalet Bakanı. Aydınlatılsın, hiçbir suikast karanlıkta kalmasın; tek failleri, tetikçileri değil, hamilerinin de hesap vermesi kaydıyla, karartmaya göz yuman siyasileri de sorumlu kılmak kaydıyla aydınlatılsın üstelik de, biz buna varız. Öyle de tavizsiz sorulsun ki bu işlerin hesabı bir daha bu ülkede bir tek insanın canı bile kimsenin şartları olgunlaştırma malzemesi yapılamasın, kardeş kavgası çıkarma malzemesi yapılamasın, bir daha hiç kimse bu ülkede darbe koşulları oluşturmak için mısır patlatır gibi bomba patlattıramasın mesela gençlerimize. Hatırladınız değil mi? Entelijansiyamızın en demokrat pardon en ileri demokrat ağabeylerinden biriydi bu anının nakledicisi. O mısır gibi bomba patlattırdıkları gençler, hepsi idam edildi. Kimse, ya, hiç kimse, o kadar darbelerle hesaplaşıldı güya, bu ağabeyi çağırıp da "Ya kardeş, sen gel, ne anlatıyorsun, itiraf bunlar." demedi. Mustafa Kuseyri cinayeti, suçu milliyetçilerin üzerine atabilmek için cinayet delillerini kimler temizledi? Bu sıralarda oturuyorlar. Suça yardım da suç değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SELCAN TAŞCI (Devamla) - Kimse bu faillere "Sen, hayırdır!" demedi bugüne kadar. İlhan Darendelioğlu suikastı aydınlatılmalıdır; Uğur Mumcu, Sinan Ateş... "Tetikçileri yakaladık."la olmaz, arkasında kimler varsa aydınlatılmalıdır. Necip Hablemitoğlu, Kaşif Kozinoğlu aydınlatılmalıdır. Hepsine varız ama sormazlar mı adama "Ya sonra ne olacak?" Ve bu arada, bu işlerin hesabı öyle bir sorulmalıdır ki -az önce burada yapılan konuşmada da olduğu gibi aslında- bir daha kimse, mesela Hakkâri Taşdelen'de olduğu gibi, hiçbir terörist, terör örgütü asker kılığına girip de köylüyü, korucuyu katledip de askere iftiraya dönüştürmesin sonra "faili meçhul" diye. Faili meçhulleri aydınlatma umudunu doğuracak olan da faillerle hesaplaşma güvenini oluşturacak olan da faili meşhurların gördüğü muameledir. Bu ülkenin en meşhur failine villa verirseniz, tahsis ederseniz o umudu da doğuramazsınız, güveni de oluşturamazsınız.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Elâzığ Milletvekili Sayın Gürsel Erol.
Buyurun Sayın Erol. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA GÜRSEL EROL (Elâzığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; ben de hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Ali Öztunç'un ifade ettiği gibi, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Aynı zamanda, burada gündem dışı söz alarak Elâzığ'ın sorunlarını gündeme getiren, objektif bir değerlendirme yapan MHP Milletvekilimiz Semih Işıkver'e de ayrıca teşekkür ederim.
Ben, aslında burada bugün sizinle geçmişte yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum. Ben 26'ncı Dönem Tunceli milletvekilliği yaptım, milletvekili olarak buraya gelmek bizim için hayatımızda siyasi olarak ulaşabileceğimiz çok önemli bir nokta. Geldik, yemin törenindeyiz; tabii heyecanlıyız, milletvekili olduk, yemin edeceğiz. İsmet Yılmaz Bey hem Millî Eğitim Bakanlığımızı yapmıştı hem de son dönem Meclis Başkanımızdı ve benim çok eskiden gelen bir dostluğum var. Hiç unutmuyorum, İsmet Bey burada oturuyordu, ben en arkada oturuyordum. Alfabetik sıraya göre yemin törenindeyiz. Tabii, her partinin milletvekili yemin edince yalnızca o partinin grubu alkışlıyor, diğer milletvekilleri alkışlamıyorlar. İsmet Bey benden önce yemin ettiği için ben İsmet Bey'i alkışlayamadım çünkü bakıyorum... Bir de bilmiyorsunuz, yeni gelmişsiniz ama ben yemin ettiğimde İsmet Bey beni alkışladı ve ben Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay'a sordum, dedim ki: Niye alkışlamıyoruz? Yani bu bir yemin töreni, bir konuşma değil, hepimizin ortak bir metin üzerinden yaptığımız bir yemin ve hayatımızın en anlamlı, en önemli günü. "Parlamentoda böyle bir gelenek var." dedi ve ben İsmet Bey'in yanına gittim, özür dileyerek, sizin kadar cesur davranamadım çünkü bu Parlamento geleneğini bilmediğimden, ilk defa geldiğimden kaynaklı bu cesareti gösteremedim.
Şimdi, arkadaşlar, milletvekilliği bir adamın, bir insanın ailesine bırakabileceği en önemli miras itibardır bence. Toplumun en seçkin insanları olarak seçildik, buraya geldik. Bizim topluma karşı sorumluluklarımız da var yani her şey siyaset değil. Ben hiçbir zaman hayatımı siyaset üzerine kurgulayan birisi değilim çünkü siyasetin dışında da dostluklar var, hayat var, ilişkiler var, bu siyaset bir gün bitecek. İşte, Mecliste görüyorsunuz, eski milletvekillerimiz zaman geçirmek için kütüphaneye gelirler, dostça otururlar, konuşurlar; yarın bizler de bir araya geleceğiz. Tabii ki milletvekilleri kendi illerinin sorunlarını burada gündeme getirecekler ama aynı zamanda bu ülkenin ulusal sorunları da var; mesela terörsüz Türkiye meselesi. Terörsüz Türkiye meselesinin Türkiye gündeminden çıkması lazım ve bu terörsüz Türkiye meselesinin bir an önce sonuçlanarak Türkiye için yeni bir ufuk, yeni bir vizyon kazandırılması lazım.
Bakın, ben konuşmamda da söyledim, on altı yıldır terör örgütleri tarafından tehdit edilen ve devlet tarafından koruma altına alınan bir milletvekiliyim ama terörsüz Türkiye çerçeve yasaya imza verdim ve lehinde burada oy kullandım. Niye? Bu benim kişisel yaklaşımımla değerlendireceğim bir konu değil, bu bir devlet politikasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜRSEL EROL (Devamla) - Yani devlet politikası gündeme geldiğinde sizin kişisel yaklaşımlarınız önemli değildir ve bunu niye söylüyorum? Geçtiğimiz günlerde benim oğlumun düğünü oldu, Sayın Başkanım, size de teşekkür ederim, katılan telgraf gönderen arkadaşlara da teşekkür ederim. Dostluk ilişkilerime göre nikâh şahitliğiyle ilgili davetlerim oldu, Türkiye'de gündem oldu. Ya, bu normal bir düğün, niye gündem olsun? Ama siyasette öyle bir kutuplaşma var ki aynı partiden, aynı düşünceden insanlar bir araya gelince herkes kendine göre bir yorum yapıyor. Ya, bundan doğal ne olabilir? Biz arkadaş değil miyiz? Biz dost değil miyiz? Biz aynı Mecliste, aynı dönem seçilmiş milletvekilleri değil miyiz? Aynı restoranda yemek yemiyor muyuz, aynı kuliste oturup çay, kahve içmiyor muyuz? Siyasetin bu kutuplaşmadan çıkması lazım.
Gerilim üzerine, karşıtlık üzerine bir siyaset yerine normalleşen bir süreçte birbirimizi anlayarak, dinleyerek, hak vererek, bir görev anlayışının olması gerektiği düşüncesini sizlere ifade ederek hepinize saygılar sunarım. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erol.
Yeni Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Turan Taşkın Özer konuşacak.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Evet, 1990'lı yıllarda bu ülkede insanlar gözaltına alındılar ve bir daha kendilerinden haber alınamadı, insanlar sokak ortasında öldürüldü, failleri bulunamadı, failleri ortaya çıkarılamadı, sorumlular hesap vermedi, ailelerin yakınlarının akıbetini bile öğrenemedikleri anlar oldu. O yıllarda işlenen cinayetlerin, zorla kaybetmelerin bir kısmı bugün hâlâ faili meçhul olarak anılıyor. Oysa faili meçhul, bir cinayetin değişmez niteliği olmamalıdır.
Sayın vekiller, bakınız, Cumartesi Annelerine. Ben de çözüm süreci komisyonunun bir üyesi olarak Cumartesi Annelerini gözlerim yaşlı şekilde iktidar milletvekilleriyle birlikte dinledim ve izledim; kendileri de orada gözyaşlarını tutamadılar ama bugün, 1995 yılından bu yana her hafta ellerinde kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı'nda duran Cumartesi Anneleri yasaklandılar, darbedildiler, gözaltına alındılar, bir meydana sıkıştırıldılar ve artık basın açıklaması yapmaları için bile bir kişi sınırlaması var, o da 10, 10 kişiden fazla toplanıp açıklama yapamıyorlar çünkü yasak ve sadece tek bir soru soruyorlar aslında: "Yakınlarımız nerede?" Otuz yılı aşkındır aynı soruya aynı cevap veriliyorsa bunun bir tercih olduğu da burada atlanmamalıdır. Artık tartışmamız gereken bu tercihlerin neden yapıldığı olmalıdır. Yalnızca yakınlarını kaybetmenin acısıyla değil, hakikat arayışlarının engellenmesiyle de aynı anda mücadele ediyorlar. Son olarak, İstanbul'da 1995 yılında zorla kaybedilen Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak dosyaları etkin soruşturma yapılmaksızın zaman aşımıyla kapatılma tehdidi altında. Biz tabii, bu zaman aşımının ne demek olduğunu biliyoruz. İşte, biraz önce vekilimiz anlattı, Ekim 1993'te Muş'un Vartinis köyünde yaşananlar, bu köyde 9 kişilik bir ailenin yakılarak -bakın, altını çiziyorum, yakılarak- öldürülmüş olması, bunlardan 7'sinin çocuk olduğunu da hatırlatıyorum. Tabii, yıllar sonra bunun davası açılabildi, Muş'ta işlenen suçun hesabı Kırıkkale'de sorulmaya çalışıldı. Yargıtay bu köyün yakılması emrini veren kişinin kimliğini de tespit etti yani aslında ortada bir faili meçhul bile yoktu ama işte o kişi firar etti, kırmızı bültenle arandı, bulunamadı ve 2023 sonunda da dava maalesef klasik sonla karşılaşarak zaman aşımından düştü.
Sayın vekiller, bakınız, faili meçhul yalnızca bir insanın kaybedilmesi değildir; bir köyün, bir ilçenin, bir hafızanın komple silinmesidir. 90'lı yıllar bu ülkenin en karanlık zamanlarıydı ve biz bu 90'lı yılları bugünden daha geriye baktığımızda hatırlıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURAN TAŞKIN ÖZER (Devamla) - O dönemde yaşatılanlar insanlığa karşı işlenmiş suçlardır ve failleri hâlâ bulunamamıştır. O dönemler aydınlatılmadan, sorumlular hesap vermeden, mağdurların adalet talepleri yerine getirilmeden bu işlenen suçların sorumluluğu, yine bu işlenen suçların vebali, bakın, üzerinizdedir demiyorum, üzerimizdedir; o yüzden bu önergeler veriliyor, o yüzden bunların araştırılması isteniyor, o yüzden bu vebal hepimizin üzerindedir.
Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının siyasi cinayetler ve zorla kaybetme hakkında çalışma yürütemeyeceği de malum, bugünlerde, baktığımız zaman, aşikârdır. Bakanlığın imajını düzenlemek adına kurulmuş bir yerden medet ummak da en basit ifadesiyle saflık olur. Bu nedenle, burada Meclis devreye girmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURAN TAŞKIN ÖZER (Devamla) - DEM PARTİ önergesine olumlu oy kullanacağımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti, DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Rize Milletvekili Sayın Harun Mertoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA HARUN MERTOĞLU (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ tarafından verilen araştırma önergesi üzerine, grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerimin başında, programında "İşkence, gözaltında ölüm, kayıp, faili meçhul cinayetler gibi demokratik hukuk devletinde kabul edilemez uygulamaların üstüne ciddiyetle gidilecek ve şeffaflık sağlanacaktır." ifadelerine yer vererek yola çıkan, 3 Kasım 2002'de milletimizin teveccühüyle bir Anadolu ihtilaline imza atan ve Türkiye Yüzyılı hedefi doğrultusunda ilk günkü aşkla yürüyüşünü sürdüren AK PARTİ'mizin iktidara gelişinin 24'üncü yıl dönümünü kutluyoruz.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin geçmişinde yaşanmış acılar, faili meçhul cinayetler ve insan hakları ihlalleri siyasi tartışmaların ötesinde, hukuk ve vicdan temelinde ele alınması gereken konulardır. Yaşanan herhangi bir hak ihlalini görmezden gelmek, herhangi bir vatandaşımızın adalet arayışını önemsizleştirmek gibi bir yaklaşımımız olamaz. Bununla birlikte, henüz aydınlatılmamış olaylar ve ileri sürülen iddialar hakkında da peşin hükümler vermeden hukukun temel ilkeleri doğrultusunda hareket etmek zorundayız. Hukukun üstünlüğü, yaşam hakkının korunması, masumiyet karinesi ve adaletin tecellisi hepimizin ortak sorumluluğudur.
Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen terörsüz Türkiye süreci güvenlik boyutunun yanı sıra toplumsal huzurun güçlendirilmesi, kardeşliğimizin pekiştirilmesi ve demokratik zeminin tahkim edilmesi bakımından tarihî bir öneme sahiptir. Bu anlayış doğrultusunda oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarını yürütmüş ve hazırladığı raporu kabul ederek önemli bir aşamayı tamamlamış, ilgili kanun Genel Kurulda kahir ekseriyetin oyuyla yasalaşmıştır. Komisyonun çalışmaları, terör meselesinin güvenlik tedbirlerinin yanı sıra hukuk, demokrasi, toplumsal bütünleşme ve ortak gelecek perspektifiyle ele alması gereken önemli bir kurumsal zemin oluşturmuştur. Bizim yaklaşımımız açıktır; geçmişte yaşanan hadiselerden gerekli dersleri çıkarırken henüz açığa kavuşmamış iddiaları da hukuk çerçevesinde değerlendirmek, geçmişin tartışmalarının ortak geleceğimizi gölgelendirmesine izin vermemektir. Bu kapsamda, Adalet Bakanlığımız bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı geçmişten bugüne aydınlatılmamış dosyaları yeniden ele alarak kısa süre içerisinde onlarca faili meçhul olayın aydınlatılmasında önemli mesafeler kaydetmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HARUN MERTOĞLU (Devamla) - Önümüzde bulunan araştırma önergesini terörsüz Türkiye süreci kapsamında ortaya konulan toplumsal mutabakat iradesinden ve Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun tamamladığı çalışmalardan bağımsız değerlendiremeyiz. Bizim önceliğimiz, terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda hukuk devletinin gereklerini gözeterek toplumsal mutabakatı güçlendirmek ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için gerekli zemini oluşturmaktır.
Karanlıkları aydınlatan ışıktır AK PARTİ diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Esenyurt Temsilciliğinden gazilerimiz Genel Kurulu izlemektedir; kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Meriç...
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
AKP iktidarı vatandaşı perişan eden fon krizleri üretirken üretim ise maalesef kalbi tetikliyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre sadece temmuz, ağustos ve eylül aylarında 1.373 imalat işletmesi kepenk kapattı; bu, her gün ortalama 15 fabrika, 15 atölye demek. İstanbul Sanayi Odası endeksi ekim ayında yüzde 47,3 geriledi. imalat sanayisi tam otuz bir aydır daralıyor; sipariş yok, talep yok, maliyetler her gün artıyor. Petrolün, kurun ve hammaddenin faturası maalesef sanayiciye, işini kaybeden emekçilere, sofrası küçülen ailelere kesiliyor. Buradan iktidara soruyorum: Fonculara, borsa yolsuzlarına açılan kapıları neden katma değer üreten sanayicilere kapatıyorsunuz? Ucuz kredi ve enerji desteği imkânlarını derhâl verin, çökerttiğiniz ekonominin bedelini halka ödetmeyin.
BAŞKAN - Sayın Sakik...
SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Biraz önce CHP grubu adına çıkan JİTEM ve faili meçhullerle ilgili söz beklerken -çünkü kendi seçim bölgesinde de o yıllarda insan hakları savunucuları ve birçok sivil toplum örgütü temsilcileri katledildi- şimdi, orada hep söylüyor, diyor ki: "Ben koruma altındayım." Neden korunuyorsun? Allah rızası için, bakın, PKK kendisini feshetti, silahlarını yaktı ama hâlâ bu koruma orduları var. Benim buradan PKK'ye çağrımdır, sizden rica ediyorum: Gürsel Erol'u tehdit ediyorsanız beni öldürün, kimi tehdit ediyorsanız biz buradayız, bizi öldürün. Artık devletin bu imkânlarını, bu hamaset nutuklarını lütfen geride bırakın, devleti bir sömürge gibi sömürmeyin.
BAŞKAN - Sayın Kaya...
AYKUT KAYA (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aksu ilçemizin Altıntaş Mahallesi ve çevresinde 2018 yılında ilgili kamu kurumlarının ortak mutabakatıyla hazırlanan imar planları yıllardır uygulanıyor. Vatandaşlarımız da bu planlara güvenerek bölgede yatırım yaptı, ev aldı. Ancak geçtiğimiz günlerde Danıştayın verdiği bir kararın ardından bölgedeki parselasyon işlemleri iptal edildi. Bugün yeni ruhsat, imar çapı, iskân ve tapu işlemlerinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Yatırımcılar, emlakçılar, ev alanlar, çalışanlar ciddi bir belirsizlik ve mağduriyetle karşı karşıyalar. İlgili kurumları acilen çözüm üretmeye, yargı sürecinin hızla sonuçlanması için gerekli adımları atmaya davet ediyorum. Altıntaş'ın kaybedecek bir günü bile yok. Aksi hâlde, büyük bir ekonomik yıkım ve ciddi bir kamu zararı ne yazık ki bizi bekliyor.
BAŞKAN - Sayın Karagöz...
REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.
1 Ekimde yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla, Amasya'mızın önemli bir bölümünü ilgilendiren petrol ve doğal gaz faaliyetleri için acele kamulaştırmanın önü açıldı ancak bu karar tarım arazilerimiz, su kaynaklarımız ve deprem güvenliğimiz açısından ciddi endişeler doğurmaktadır. Amasya Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın etkisi altında bulunan bir deprem bölgesidir. Özellikle kaya gazı üretiminde kullanılan hidroelektrik çatlatma yönteminin fay sistemlerini etkileyebileceği, kimyasal katkılı sıvıların ise yer altı sularımızı ve tarım topraklarımızı kirletebileceği bilimsel araştırmalarda ortaya konulmuştur. AKP iktidarı yine halkın görüşünü almadan, bilimi yok sayarak, tarım arazilerini görmezden gelerek, masa başında kararlar alıyor. Amasya'nın tek karış toprağı "Ben yaptım, oldu." anlayışına kurban edilemez. Buradan bu kararı alanlara sesleniyorum: Amasya için acele...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.35
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.17
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar), Ertuğrul KAYA (Gaziantep)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12'nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Yeni Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Buyurun, okuyun.
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
|
| Murat Emir |
|
| Ankara |
|
| Grup Başkan Vekili |
Öneri:
Bursa Milletvekili Hasan Öztürk ve arkadaşları tarafından, yatırım fonları ve borsa hisselerindeki manipülasyon iddialarının, yatırımcı zararlarının ve sorumlu kurumların denetim süreçlerinin araştırılması amacıyla 3/11/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına verilmiş olan -299 sıra no.lu- Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/11/2026 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Yeni Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Hasan Öztürk.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
17 Eylülde 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmesinden koskoca kırk sekiz gün geçti; her iddiayla meselenin biraz daha büyüdüğü, buz dağının ortaya çıktığı, ilişkilerin daha yukarıya uzandığı fakat siyasi sorumluluğunun bir türlü sahibini bulamadığı kırk sekiz gün. Bugün, Sayın Adalet Bakanınız çıktı, bürokraside üst düzey yöneticilere kadar giden büyük bir organize suç örgütünden bahsetti. Siyasi bağlantılarına ve arkadaşlarına daha ulaşamamış, ulaşmaya da niyetinin olmadığı hepimiz tarafından biliniyor ama biz milletimiz adına diyoruz ve söz veriyoruz ki bunun sonuna kadar üzerine gideceğiz. Siyasi bağlantılar olmadan bu kadar büyük bir soygunun olma ihtimalinin olmadığını da çok iyi biliyoruz. Bu kırk sekiz günde ne oldu? Borsada kayıp 6,5 trilyonu geçti, balon hisselerdeki kayıp 80 milyar doları buldu ve bir daha geri gelmeyecek hisseler. "1 milyona kadar ödeme yapacağız." dediniz; Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı 97,3 milyar paranın 100 fon üzerinde dağıtıldığını, bunun 248 bin kadar mağdur kişiye ulaştırıldığını söyledi. Ben bölüyorum, böldüğümde 250 bin liradan fazla kişi başına yatırılan bir para çıkıyor ancak sosyal medyaya ve bu ilgili fon mağdurlarının iletişim kanallarına baktığınızda en yüksek yatırdığınız para 250 bin lira. Bu söylediğiniz veriler bile, rakamlar bile doğruluğu tartışılır ve inandırıcı değil ama buraya çıkıp "131'in 100'ünü çözdük." deyip sanki 900 milyarın tamamını halletmiş gibi bir edayla anlatıyorsunuz.
"Fon krizini çözeceğiz." diye kurduğunuz masadan 3 kişi vurguncu çıktı ve bu 3 kişi fona özel yasada sorumluluk aldı ve yapıcı olarak buralara geldi; Takasbank Genel Müdürü Yunus Arıncı, SPK Başkanı Mahmut Sütcü, BIST Genel Müdürü Korkmaz Eren Ergun. Şimdi, Korkmaz Eren Ergun, birkaç gün önce suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve rüşvet almak gerekçesiyle gözaltına alındı. Eğer bir suç örgütünün varlığını artık savcılar da kabul ediyorsa buradan bir kez daha soralım: Bu suç örgütünün lideri kimdir? Bu suç örgütünün lideri kimdir ve açıklanmalıdır. Türkiye Yüzyılı soygununa döndü Türkiye Yüzyılı ve kırk sekiz gündür liste önünüzde ama açıklamıyorsunuz ve milletle gerçekten dalga geçiyor gibisiniz. Bu sürede görevden alınanlar, affedilenler, gözaltına alınanlar, tutuklananlar var fakat iktidar adına "Bu kurumlar bizim sorumluluğumuzdadır, bunları biz atadık ve bunun hesabını bu millete vereceğiz." diyen yok. Bu, sizi hiç rahatsız etmiyor mu arkadaşlar, hiç rahatsız olmuyor musunuz? Daha bu sabah aralarında eski SPK yöneticilerinin, 1 de BDDK daire başkanının bulunduğu 6 kişi daha alındı, kırk sekiz gün sonra. Bunlarla ne konuşuyorsunuz? Kırk sekiz gün boyunca bunları neden bekletiyorsunuz ve bunlar üzerinde ne oluşturuyorsunuz? Denetlemekle görevlendirilen soruşturuluyor, onları görevlendirenlerin sorumluluğu hiç yok ortada. Görmesini bilene ibretliktir aslında ama eski Bakanınız, dünkü Genel Başkan Yardımcınız Fatma Betül Hanım'ın işlemlerini biz açıklayınca inkâr edemediniz, yine siz açıklamadınız onu da ve on iki gün sonra güle oynaya çay içerek ifadesini verdi. Haberleri paylaşan gazetecilerse Mustafa Balcı, Şaban Sevinç içeride tutuklu. Peki, Fatma Hanım'a hangi adli tedbiri uyguladınız? "17 Eylülden önce fonlardan ne kadar para çıktı, kimlerin hesabına ne gitti, onların işlem hacimleri nedir? Bu 221 kişi kimdir? Söylenenler nedir?" diye soruyoruz, cevap yok.
Tera Yatırım, 16 Eylülde THF fonundan BIST 30 Endeksi'nin içindeki likit hisseleri aldı ama 16 Eylülde Özata Denizcilikte 116.500 lot hisse alımı yapmış. Bu hisselerin sahibi kimdir? Kimin hisseleri ve parası 16 Eylül ve 17 Eylül öncesi çıkarılmıştır? Fatma Betül Hanımefendi yatırdığı parayı geri alarak kazandığı parayı iade etti, bugün aslında aynı hisselere sahip olsa 56 milyon lirası kalmıştı. Gelsin şimdi bu hanımefendi, bu hisseyi aldırdığı küçük yatırımcının hisselerini alsın, 163 milyonunu da geriye ödesin. Yani 100 milyon lira -o kadar- hisse alanda kayıp var ama kırk beş günün içinde bu hisselerde 10 bin lot işlem oldu arkadaşlar, satma imkânı yoktu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HASAN ÖZTÜRK (Devamla) - 116 bin hisseyi bir günde, 400 bin lot hisseyi bir günde alıp sattılar.
Kısacası, siyaset de muhasebe gibi olmalıdır. Hesabı kapatmanın yolu, bütün kalemlerin hesabını vermek ve tüm borcu ödemekten geçer. Önergemizle tüm borcun ödenmesini, tüm kalemlerin ortaya çıkmasını arzu ediyoruz.
Konuşacak o kadar çok şey var ki ama zaman yetmiyor. Bugün 200 milyar doları bulan büyük bir zararın ve kapatılmaya çalışılan, yapılan büyük bir soygun ve karanlık var. Adınız "AK" ancak eylemde büyük bir karanlığın parçası olmak üzeresiniz. Bunun bir parçası olmayın, yirmi beş yıldır yürütensiniz, götürensiniz; hesap vermeye gelince ortada yoksunuz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.
Buyurun Sayın Şahin. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, fon yolsuzluğunun ortaya çıktığı günden beri iktidara hep aynı soruyu soruyoruz: Bu kadar büyük bir organizasyon devletin denetim mekanizmalarının gözleri önünde nasıl kurulabildi? Biz, daha ilk günden bunun sıradan bir fon vurgunu değil organize ve örgütlü bir fon dolandırıcılığı suçu olduğunu ifade etmiştik ve çözüm adresini de bu kürsüden hem bizler hem de Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan da sizlerle paylaşmıştı çünkü bizim amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Ortada asrın fon dolandırıcılığı var iken 86 milyonun tamamını etkileyen bu suçun unsurlarının ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hepimizin asli vazifesiydi ama siz maalesef bugüne kadar sustunuz, susmaya da devam ediyorsunuz; olayı zamana yayarak, soğutarak meseleyi halledeceğinizi düşünüyorsunuz. Bugün Adalet Bakanı da çıkıp kapsamlı bir suç yapılanmasının denetim mekanizmalarına kadar sızdığını söylüyor. İyi de Sayın Bakan, biz bunu haftalar önce ifade ettik. Siz bu gerçeği kabul edene kadar milletin hangi birikimleri eridi, kimler servetini kurtardı? Sorunun kaynağı olanlarla siz çözüm önerisi üretmeye çalıştınız. Burada, şu sıralarda, geçtiğimiz hafta kanun çıkardığınız arkadaşların bugün bir kısmı tutuklu, bir kısmı ev hapsinde. Asıl vahim olan, bu iktidarın kendi verdiği sözler ile bugün yaşananlar arasındaki uçurumdur değerli milletvekilleri.
Sayın Erdoğan; siz 2002 yılında yolsuzlukla mücadele vaadiyle milletin karşısına çıktınız, seçim beyannamenize şeffaflığı yazdınız, yolsuzluğa kim karışırsa karışsın en yakınınız bile olsa göz yummayacağınızın sözünü verdiniz. Şimdi, o sözlerin gereğini yerine getirme zamanı geldiğinde, devletin en üst denetim mekanizmalarına kadar uzandığı söylenen bir suç yapılanmasıyla karşı karşıyayız. Yahu, yirmi dört yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Bu şebeke devletin içine kadar sızmışsa bunun siyasi sorumluluğunu kimden soracağız? Bunun siyasi sorumlusu siz değil misiniz, siz iseniz niye gereğini yapmıyorsunuz? Millete verdiğiniz sözlerin arkasında duracaksınız sayın milletvekilleri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Bu düzenin yalnızca görünen yüzünü değil arkasındaki bütün ilişkileri de ortaya çıkaracaksınız. Yirmi dört yıl önce yolsuzlukla mücadele sizin iktidara geliş gerekçenizdi, bugün ise iktidardan gidiş gerekçeniz olacak çünkü bu fon meselesi AK PARTİ'nin son meselesi olacak. Milletin alın terinin hesabını vermeden bu defteri kapatamayacaksınız. Bakın, yine ifade ediyoruz: Sadece 18 milyar dolarlık fon vurgunu değil mesele, 86 milyonun birikimini kaybettiriyorsunuz, 173 milyar dolar şu an itibarıyla borsanın zararı var ve bunun faturasını 86 milyon olarak hep birlikte ödeyeceğiz. Gelin, kendi adınıza yakışanı yapın, ak kalın, bu kirlilerin isimlerini tek tek kamuoyuyla paylaşın ve bir görev gücü kuralım, bunların hesabını hep birlikte soralım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; hani ne denmişti? "Ucu kime dokunursa dokunsun yakasına yapışacağız." Hani buharlaşan paraların tamamını tahsil edecektiniz? Hani dolandırılan tam 7 milyon hanenin zararını telafi edecektiniz? Peki, o meşhur liste hani ne oldu? Kimler vardı o listede, neden açıklamıyorsunuz? Daha da vahimi, bu paraların bir havuzda toplandığı ve başka amaçlar için kullanılacağı iddialarına neden cevap veremiyorsunuz? O paraların adresi acaba seçimler miydi, yeniden kazanmanın finans çalışması mıydı yoksa bu büyük fon soygunu? Soruyoruz, soruyoruz ama cevap alamıyoruz. Aslında, nedenini hepimiz biliyoruz çünkü bu işin ucu birilerine dokunuyor, aslında size dokunuyor. O zaman gerçeği biz söyleyelim: Konuşamazsınız çünkü vatandaşın parasını hiç ettiğiniz o vurgunu kamu gözetimi altında gerçekleştirdiniz. Türkiye'de 27 milyon hane var, sermaye piyasalarında yaklaşık 7 milyon yatırımcıdan söz ediyoruz yani mesele birkaç kişinin meselesi değil milyonlarca insanın birikimi, alın teri, geleceği söz konusu. Aslında, Türkiye'nin itibarı, Türkiye'nin ekonomisi, Türkiye'nin bir anda yüzde 24 yoksullaşması ve fakirleşmesi söz konusu. Buradan açıkça söylüyoruz: Bu mesele üç beş kişiye bedel ödetilerek kapatılamaz. İlgili bütün yöneticilerin sorumluluğu mutlaka ortaya çıkarılmalı, gerekli görevden almalar derhâl yapılmalı, kaybolan paraların izi sürülmeli ve her kuruşun hesabı sorulmalıdır. Finansal piyasalarda alınması gereken kararlar bir ay, kırk gün, elli gün sonra değil, bir dakika içerisinde geciktirilmeden alınmalıydı çünkü geciken her müdahalenin bedelini yine vatandaş ödüyor. Soruşturma ve kovuşturma süreçleri sonuna kadar şeffaf yürütülmeli. Bu ülkenin insanı sadece parasını kaybettiği için değil, hakkını ararken karşısında koca bir sessizlik duvarı bulunduğu için öfkeli. O liste açıklanacak, paranın izi sürülecek, sorumlular mutlaka cezalarını çekecek, çekmeli.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Çünkü bu milletin alın teri kimsenin seçim hesabına, siyasi havuzuna, şahsi çıkarına peşkeş çekilemez.
Defalarca söyledim, bir kez daha hatırlatıyorum: Bursa'nın göbeğinde Katılımevimin üzerinde diye bildiğimiz 400 milyon dolarlık en kıymetli araziyi, eski Carrefour arazisini bu skandallar çıkmadan kırk gün önce Emlak Konut niye aldı? Kim verdi bu talimatı? Bu, devlet eliyle mal kaçırma değil mi yahu? Bir savcı yok mu, bu kürsüde on defa söyledim, bir kişi bana "Sen ne iddia ediyorsun?" diye sormuyor. Emlak Konut KAP'a bildirmedi bunu. Bizim bağırmamız üzerine "Aldık ama para ödemedik." diyor. Aklımızla dalga geçiyorsunuz.
Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Vecdi Gündoğdu.
Buyurun Sayın Gündoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gündemimiz yine fon. Ortada merdiven altı bir dolandırıcılık, birkaç kişinin karıştığı sıradan bir finansal usulsüzlük yok, ortada kamuya güvenen milletin birikimlerini kamudaki gücünü kullanarak hortumlayan alçak bir anlayış var. İlgili Bakanın on bir ay önce olayın farkına varmasına rağmen kontrole almaması, alamaması, denetim mekanizmalarının çalıştırılamaması gibi korkunç bir durum var. 131 fon tasfiye sürecinde, 455.758 yatırımcı fonlarla ilişkili, fonlardan 647 milyar liralık net para çıkışı açıklanıyor. Bu rakamlar sıradan istatistikler değildir, bunlar milletin alın teri, birikimi ve aynı zamanda da geleceğidir. Unutulmasın, para iadesi hesap verme yükümlülüğü yerine geçmez değerli arkadaşlar. "Gönüllü iade" adı altında yürütülen süreçte kimlerin sorumluluğu ortadan kaldırılmaya çalışılıyor, henüz bunu da bilen yok. Neden kamuoyundan ısrarla saklanan işlem ve kişi listeleri şeffaf bir biçimde hâlâ açıklanmıyor?
Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Bu ülkede yaşananları unuttuk mu? Tabii ki unutmadık. 17-25 Aralık sürecini unutmadık değerli arkadaşlar. Ayakkabı kutularındaki paraları da asla ve asla unutmadık. 128 milyar doları inanın unutmadık. Merkez Bankası rezervlerinin hangi yöntemlerle kimlere satıldığı hâlâ gözümüzün önünde, unutmadık. 301 madencimizi yitirdiğimiz Soma'da denetim ve sorumluluktan kaçanları asla unutmadık. 17-25 Aralık, 128 milyar dolar, Soma ve bugün de fon skandalıyla karşı karşıyayız. Yıllar değişiyor, dosyalar değişiyor, rakamlar değişiyor ama milletin sorduğu bir türlü değişmiyor, "Bu ülkede kim hesap verecek?" diyor millet. Milletin parasını korumakla görevli kurumlar nerede? Denetim mekanizmaları neden çalışmıyor? Riskler biliniyorsa neden önlem alınmıyor? Kimler sorumlu, kimler hesap verecek?
Sayın milletvekilleri, değişen yöntem, değişmeyen ise sonuç. Faturayı yine millet ödüyor. Yirmi dört yıldır bu ülkeyi yönetenlere halk soruyor: "Bu kurumların yöneticilerini kim atadı? Milletin parasını korumak kimin görevi? Soygunun siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?" diye.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
VECDİ GÜNDOĞDU (Devamla) - Kısacası, kim hesap verecek bu millete? Ya, Allah aşkına, bir siyasi çıkıp da "Biz de hata yaptık kardeşim, sorumluluğu üstleniyoruz." diyerek istifa onurunu da gösterecek mi acaba, onu da merak ediyoruz. Vallahi, böyle bir düzene, böyle bir kara düzene de yazıklar olsun diyorum. Bakın, demokrasi yalnızca sandık değildir, demokrasi şeffaflıktır, demokrasi denetimdir, demokrasi hesap verebilmektir. Devletin görevi, milletin parasını kaybettikten sonra aramak değil kaybolmasını önlemektir. Milletin cebinden çıkan her kuruşun hesabı da millete verilmelidir. Hiç kimse de milletin alın terinden büyük değildir değerli arkadaşlar.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Fırat.
Buyurun Sayın Fırat. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
DEM PARTİ GRUBU ADINA CELAL FIRAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kamuoyunu bir buçuk aydır meşgul ediyor ama çok bellidir ki kirlenmiş siyasetin üstünü örtmek için komisyon kurulmasın diye özel bir çaba gösteriliyor. Bu ülkede küçük yatırımcıların resmen paralarının çalındığı, iktidar yandaşları tarafından vurgun yapıldığı bu kadar ayan beyan ortadayken hâlen daha hiçbir şey olmamış gibi havaya bakıp ıslık çalan insanlar var maalesef. Tarihî bir skandalla karşı karşıyayız. Bugün, burada yalnızca borsada yaşanan bir krizi konuşmuyoruz; bugün, yurttaşın alın teriyle yıllarca dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu birikimlerin nasıl birilerine peşkeş çekildiğini, bu süreçte devletin denetim mekanizmalarının neden işletilmediğini sorguluyoruz. Bir laf vardır "Hırsız içeriden olursa kapı kilit tutmaz." diye, tam da bu noktadayız.
Değerli milletvekilleri, yüksek enflasyon altında ezilen emekli, işçi, memur üç kuruş birikimini koruyabilmek için yatırım fonlarına, borsaya yöneliyor. Peki, karşısında ne oluyor? 131 fonun tasfiyesi, yüz binlerce mağdur ve cevapsız sorular kalıyor. Asıl sorumuz şudur: Küçük yatırımcı parasını kaybederken kimler krizde parasını çekebildi? Hangi şirketler, hangi fonlar, hangi hesaplar üzerinden haksız kazançlar sağlandı? Vatandaş elindeki hisselere alıcı bulamazken önceden haberdar edilerek kimlerin çıkışına imkân tanındı? 14-15-16 Eylülde alış talimatları gerçekleşmesine rağmen, satış talimatları neden gerçekleştirilmedi? Daha da önemlisi, SPK, BDDK, Borsa İstanbul, Takasbank gibi kurumlar bu gelişmelerden habersiz miydi? Riskler önceden görülmüşse neden müdahale edilmedi? Devletin denetim yetkisi neden zamanında yapılmadı? Kamuoyuna yansıyan iddialara göre bakanların, üst düzey bürokratların, milletvekillerinin yakınlarının bu ilişkilerdeki rolleri tartışılıyor, konuşuluyor; kamu kurumlarının yöneticileri ile şirket yöneticileri arasında görüşmeler, kredi vaatleri, para transferleri, iddiaların sonu gelmiyor. Bu iddialar doğruysa bunun adı yalnızca ekonomik suç değil kamu gücünün kötüye kullanılmasıdır. Soruşturma kapsamında 37 kişinin 18 milyar iade ettiği söyleniyor. Paraların iade edildiğinden emin değiliz ama bu paralar iade edilmişse ortada bir suç yok mu diyeceğiz? O zaman hırsızlıktan cezaevinde bulunanlar tövbe etsinler, hepsini salın gitsin; bunu mu diyeceğiz? Soruyoruz: Bu parayı kimler iade etti? Hangi kazanç karşılığında iade ettiler? Asıl mağdur olan yurttaşın kaybı ne olacak? Zararın faturası yine halka mı kesilecek?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
CELAL FIRAT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir lokmanın bile hakkı gözetilirken yüz binlerce insanın birikiminin akıbetini karanlıkta bırakmayı nasıl içimize sindireceğiz? Buradan iktidara soruyoruz: Devletin kurumları yurttaşın hakkını mı korudu yoksa güçlü olanların çıkarlarına mı hizmet etti? Biz bu araştırma komisyonunun mutlaka kurulmasından yanayız. Kimler bu vurguna karışmışsa hesap versin, gerçekler bütün açıklığıyla ortaya çıksın istiyoruz. Unutulmasın ki devletin görevi güçlülerin parasını kurtarmak değildir, yurttaşın hakkını korumaktır.
Önergeyi desteklediğimizi bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 3 Kasım, milletimizin iradesiyle Türkiye'de yeni bir dönemin başladığı tarihî bir gün. 14 Ağustos 2001'de memleket sevdasıyla yola çıkan AK PARTİ'miz 3 Kasım 2002'de milletimizin teveccühüyle iktidara gelmiş, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde her alanda önemli eserlere ve yatırımlara imza atmıştır. Bu kutlu yürüyüşe emek veren herkese şükranlarımı sunuyorum.
Milletimizin güveniyle nice zorluğun üstesinden geldik, bugün de ekonomik güven ortamını zedelemeye ve yatırımcılarımızı mağdur etmeye yönelik girişimlere karşı aynı kararlılıkla mücadele ediyoruz.
MURAT EMİR (Ankara) - Kimler acaba?
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Bu kararlılığımızın en somut göstergesi, fon piyasalarında yaşanan hukuka aykırılıklara karşı devletimizin ilgili kurumları tarafından atılan adımlardır. Yürütülen fon soruşturmaları kapsamında 433 şüpheliden 112'si tutuklu, 186'sı adli kontrol altındadır. Ayrıca, 359 gerçek kişi ve 111 tüzel kişinin mal varlıkları ile banka hesaplarına tedbir uygulanmıştır. Soruşturmalar adım adım titizlikle ve kararlılıkla ilerlemektedir. Yatırımcılarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve sürecin sağlıklı yönetilmesi için de çalışmalarımız aralıksız devam etmektedir.
Bugün 9'uncu Fon Koordinasyon Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Kabul ettiğimiz 7596 sayılı Kanun doğrultusunda olağanüstü tasfiyeye ilişkin ilk ara ödemeler 30 Ekim itibarıyla başlamıştır. Olağanüstü tasfiyede 29,3 milyar TL, olağan tasfiyede ise 68 milyar TL olmak üzere toplam 100 fonda 247.839 yatırımcıya 97,3 milyar TL ödeme yapılmıştır. Ayrıca, 178.537 tekil yatırımcının yaklaşık 76 milyar TL tutarındaki anapara alacağı karşılanmıştır. Haksız ve fahiş kazanç elde ettiği tespit edilenler ara ödeme kapsamı dışında tutulmaktadır. Ödemeler öncelikle para piyasası fonlarından başlanarak en düşük katılma payı sahibinden en yükseğe doğru ve en fazla yatırımcıya ulaşacak şekilde sürdürülmektedir, ara ödemeler bu hafta da devam edecektir. Diğer taraftan yaklaşık 30 milyar Türk lirası değerinde para, taşınmaz ve hisse senedi TMSF bünyesinde kurulan gönüllü iade hesabı kapsamında teslim edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, burada özellikle vurgulamak isterim ki ekonomimizin göz bebeği olan finans piyasalarımızın yaşanan bu süreçten zarar görmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Piyasalarımızdaki güven ve istikrarın korunması için tüm imkânlarımızı seferber ettik, seferber ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Kendin de inanmıyorsun Cüneyt Bey, söylediğine kendin de inanmıyorsun.
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Bu noktada hukuka uygun çalışan şirketler ile suç şüphesi altındaki işlemler birbirine karıştırılmamalıdır. Ekonomik güven ortamını korumak ve manipülasyonları önlemek önceliğimizdir çünkü biz milletin parasını korurken milletin hukukunu da koruyoruz.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ne zaman? Önceden korumanız gerekiyordu, önceden.
CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Suçu kesinleşen hesabını verecek, masumiyet karinesi de titizlikle gözetilecektir; hukuk devletinin gereği de budur. Hâl böyleyken muhalefetin bir kesiminin bu adli vakayı siyasi çıkarlara alet etmesi ayrı bir garabettir. Terörsüz Türkiye yolunda açtığımız çağdan ve bölgesel savunma gücümüzün etkinliğinden rahatsız olan yapıların ve aparatlarının kara propagandalarının da farkındayız ancak milletimiz müsterih olsun, devletimiz ve kurumlarımız güçlüdür, bu sorunun da üstesinden gelip Türkiye düşmanlarının elini boşa çıkaracağız diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ben seni alkışlıyorum Cüneyt(!)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Sayın Dindar...
MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bu hafta, on altı yıldır tamamlanamayan, geçen yıl açılan etabı bu yıl çöken Van Çevre Yolu'nu yerinde inceledik. Bakanlık, Ankara'dan görmese de Vanlılar buradaki sorunları her gün yaşıyor. Van'ın ulaşım, trafik, otogar sorunu hâlâ çözümsüzdür.
Şehir merkezine 18 kilometre uzaklıkta yapılan yeni otogarın ne zaman tamamlanacağı, yurttaşların buraya nasıl ulaşacağı belirsizdir. Kayyım yönetimi toplu taşımayı zayıflatmış, raylı sistem planlaması yapılmamıştır. 1,5 milyon nüfuslu Van için yalnızca 20 yazıhaneli otogar planlaması yetersizdir. Kantin, lavabo, bekleme salonu ve mescit gibi alanlar da ihtiyaca uygun ölçekte yapılmalıdır. Engelliler ve yaşlılar için erişilebilirlik ölçütlerine mutlaka uyulmalı ve bu iş baştan düzgün yapılmalıdır.
Teşekkürler Başkanım.
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 3/11/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Leyla Şahin Usta
Ankara
AK PARTİ Grup Başkan Vekili
Öneri:
Bastırılarak dağıtılan 295 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2'nci sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun;
3 Kasım 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
4 Kasım 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 295 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
5 Kasım 2026 Perşembe günkü birleşiminde 293 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,
10 Kasım 2026 Salı günkü birleşiminde 293 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
11 Kasım 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 267 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,
12 Kasım 2026 Perşembe günkü birleşiminde 237 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,
295 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların sürelerinin en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılması önerilmiştir.
BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 3 Kasım, AK PARTİ'nin iktidara gelişinin 25'inci yılı. Ne yazık ki bugün, büyük umutlarla, halkımızın büyük güven besleyerek iktidara getirdiği, yolsuzlukla, yasaklarla mücadele edecek olan bir parti, yirmi beş yıl sonunda yirmi beş yıl öncesinde neredeyse yaşadığımız bütün olumsuzlukları aratacak noktaya geldi. "Yolsuzlukla mücadele" dediler, şimdi, yüzyılın soygununu yaşadık. "Yasaklarla mücadele" dediler, herhangi bir gazetecinin haberinden dolayı direkt basının susturulduğu, hapse atıldığı bir dönem yaşıyoruz. Ne yazık ki halkın büyük umutlarla verdiği güvenin tümü boşa harcandı. Özellikle, belki ilk beş yıllık süreç normaldi çünkü millî görüş hareketinden yeni ayrılmış olanlar henüz gömleği tam çıkaramamışlardı, eski alışkanlıklar üzerlerindeydi, yolsuzluk nasıl yapılır öğrenmemişlerdi, değerler nasıl tahrif edilirmiş bilmiyorlardı ama her geçen gün neyi söylemişlerse tersini yaptıkları bir gün yaşadık. Bu açıdan AK PARTİ'li arkadaşların bugünü kara bir gün olarak hatırlamalarında yarar var. Bugün, salı günü; her salı klasiğinde AK PARTİ âdeta kendi grubuna, milletvekillerine şantaj yaparcasına... İç Tüzük demiş ki: "Meclis 14.00'te açılır, 21.00'de kapanır." Meclisi buraya toplayamadıkları için, grup olarak Meclise sahip çıkmadıklarından "Sizi gece on ikiye kadar, her gün 00.00'a kadar çalıştırırız." diye teklifle geliyorlar.
Değerli milletvekilleri, bugün şunu net belirtmeliyiz: Gerçekten AK PARTİ miadını doldurdu. 28 Şubatı müteakiben bir dönem çalıştı, ortalama, o günde belki kabul etmeyeceğimiz icraatlar vardı, ikinci dönemi tamamladı ama bugün yirmi beş yıl sonunda âdeta çürüyen bir ağaç gibi büyük bir çöküntüyle karşı karşıya. Bu arkadaşların çoğu sonradan geldikleri için ilk dönemin ruhunu da bilmezler ama ben şunu hatırlatmak isterim: Sizin enkazınız bu ülkede görülmedik derecede bir kötülük bırakacak bu ülkeye çünkü her alanda ne yazık ki en olumsuz problemlerle karşı karşıya kaldığımızı gördük. Yoksullukla mücadele edeceklerdi; geldiklerinde ülkenin bir yoksul grubu, bir de orta direk grubu varken bugün halk yüzde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bugün emeklinin 23.552 lira maaş aldığı, asgari ücretlinin 28 bin lira maaş aldığı ama açlık sınırının 38 bin lira olduğu bir ülkedeyiz. Halkın yüzde 90'ından fazlasının yoksul olduğu bir ülkedeyiz ama arkadaşların alıştığı tek şey transfer etmek. Her gün geliyorlar "Acaba şu milletvekillerinden hangisine şantaj yapıp da hangisinin kirli çamaşırını ortaya döküp de aramıza çekeriz..." Bundan başka hiçbir düşünceleri yok.
İkinci bir düşünceleri de...
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Böyle bir şey yok ya!
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Efendim Başkanım?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Böyle bir şey yok, bunu nasıl iddia edebilirsiniz?
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Vekillerin hepsini zan altında bıraktınız.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Bütün milletvekillerini zan altında bırakıyorsun ya!
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Efendim?
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sen, CHP'den aday olurken sana şantaj mı yaptılar?
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Başkanım, yani sataşmadan söz verebilirseniz... Bir Grup Başkan Vekili olarak hatibe...
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sana şantaj mı yaptılar da CHP'den...
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Ya, Başkanım, bir Grup Başkan Vekili olarak hatibe müdahaleniz ne kadar doğru, bilmiyorum. Ben, zatıalinize saygı duyuyorum.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ayıp.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Sayın Vekilim, hayır, mevkidaşınıza attığınız iftiraya itiraz etmeyecek miyiz?
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Efendim?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ayıp.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Bir mevkidaşınızı zan altında bırakmanıza itiraz etmeyecek mi buradaki vekiller? Kimi kastediyorsanız direkt söyleyin.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kendi suçunu itiraf ediyorsun, kendi suçunu söylüyorsun.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Buradaki herkesin itiraz edeceği bir şey bu, sadece bizim değil.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Başkanım, sataşmadan...
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kim kime şantaj yapmış da geçmiş ya?
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Varsa bildiğiniz açıkça söyleyin.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Başkanım... (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sana şantaj yapıp geçirmişler anlaşılan. Böyle çirkin bir cümle söylenebilir mi?
BAŞKAN - Laf attığınız için yerinden söz vereceğim.
Necmettin Bey, buyurun.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Teşekkür ederim Başkanım.
Benim AK PARTİ'nin kurumsal kimliğine, genel düşünce yapısına has bir sözüm var yoksa Leyla Hanım'ın geçmişteki tavrını biliyoruz; kendisinin başörtüsü mücadelelerindeki o şahsiyetini bugün de aynen korumasını arzu ederdik.
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ya, bunun ne alakası var şimdi?
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Burada hatipler özel şahısları hedef almadan genele hitap ederler. Evet, yoksullukla mücadele için gelindi, bütün halk yoksullaştırıldı; yolsuzla mücadele için gelindi, bugün ne yazık ki yüzyılın yolsuzluğu yaşanıyor. En kötüsü de bugün cezaevleri ağzına kadar insanlarla dolu. Devletin izin verdiği bir kuruma yardım yaptığı için hastanede insanlar ölüyor, cezaevleri kapasitesinin 2 katı üstünde dolu; ne yazık ki bunların hiçbiri gündemde değil sadece vekillere şantaj yaparak "sizi gece yarısına kadar çalıştırırız"la ne yazık ki Genel Kurulu...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Rıdvan Uz.
Buyurun Sayın Uz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
İYİ PARTİ GRUBU ADINA RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İYİ Parti Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve bizi dinleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Sayın Grup Başkan Vekilimizin bir konuşması vardı ama bir televizyon programıyla çakıştığı için bu üç dakikalık konuşmayı benden rica ettiler, ben de bunun üzerine kürsüdeyim.
Tabii, gönül isterdi ki AK PARTİ'nin, iktidarın vermiş olduğu bu öneri asrın soygunu olan fon dolandırıcılığıyla ilgili olsun. Şimdi, kürsüdeki Cüneyt Bey'i çok dikkatle dinledim, konuşmalarının altına da imza atılır ama bu samimiyetin altını doldurabilmek için öncelikle bu fon dolandırıcılarının tam listesinin açıklanması lazım.
(Uğultular)
BAŞKAN - Evet, hatibi dinleyelim.
RIDVAN UZ (Devamla) - İkincisi de çok acil olarak bu fon komisyonun oluşturulması lazım ki bu söylemler havada kalmasın çünkü ben -bu kürsüye çıkmadan önce- bazı AK PARTİ'li arkadaşların bu konuyla ilgili ne kadar muzdarip olduklarını biliyorum, dava adına Anadolu'nun ücra köşelerini gezip bir bir oy topladıklarını da biliyorum ve bir bir topladıkları oyların bir gecede bir milyon oy olarak bu fon yasasıyla kaybedilmesinin kendilerini de birçok arkadaşımızı daüzdüğünü de biliyorum ama şunu da söylemek lazım: Bu muhalefet ve bu millet sizin için suyu taşıracak bir millet değildir. Bir gün bu, Kırklar Meclisi toplanmış, aralarından bir kişi vefat etmiş, yerine bir kişi seçecekler, 3 aday içerisinden birini seçiyorlar. Birini seçtiklerinde, o arada kapıya bir ordinaryüs profesör geliyor, tabiri caizse bir âlim geliyor, içeriye haber veriyorlar. "Efendim, kapıda falanca kişi var." diye. "Eyvah biz bu kadar önemli bir adamı nasıl unuttuk da onu seçmedik ama ne yapmamız lazım?" diyorlar. Çok kibar bir şekilde, ağzı dolu bir su bardağını dışarı gönderiyorlar. Yani diyorlar ki: "Beyefendi, siz kıymetlisiniz, değerlisiniz ama dolduk yani sana yer kalmadı." O zat da o âlim de bahçeden gidip bir gül yaprağı koparıp onun üstüne koyuyor. İçeri geri gönderiyor, diyor ki: "Ben sizi taşırmam kardeşim." Bu millet de sizi taşırmaz, bu muhalefet de sizi taşırmaz çünkü biz aynı coğrafyanın evlatlarıyız ve aynı gemide bulunuyoruz. İnşallah, bu noktada muhalefetin sesine kulak verir ve bir an önce komisyonu kurarsınız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir.
Buyurun Sayın Emir.(Yeni Parti sıralarından alkışlar)
YENİ PARTİ GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup önerisini konuşuyoruz. AKP Grubu diyor ki: "Bugün şu kanunu bitirebilirsek bitirelim, yarın Mekke Anlaşması'nı görüşelim." Değerli arkadaşlar, ironiden anlayacağınızı bilsem ironi yaparım; zahmet etmişsiniz derim, ne gerek vardı derim. 7 Ağustosta imzalamışsınız, bir sürü iş ve işlem yapmışsınız, Millî Savunma Bakanınız, Dışişleri Bakanımız defalarca bu anlaşma kapsamında görüşmeler yapmış Suudi Arabistan'da. Dışişleri Bakanınız "Tabii ki teknik destek veriyoruz, biz sözümüzün eriyiz." demiş. Hangi yetkiyle, hangi anayasal yetkiye dayanarak bunu yapmış belli değil; soracak cesaret de yok zaten onun karşısındaki gazetecilerde. Üç ay geçmiş ve nihayet "Yarın Mekke Anlaşması'nı görüşelim." diyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bir de buraya çıkıyorsunuz "Millet Anayasa istiyor." diyorsunuz. Millet Anayasa falan istemiyor, millet size "Anayasa'ya uyun." diyor ama siz, Anayasa'yı bir ayak bağı olarak görüyorsunuz, Meclisi lüzumsuz bir ayrıntı olarak görüyorsunuz. Beyefendi, onun atadığı sekreterler, siz de burada kurşun askerler ve Türkiye'yi tek kişilik bir iktidarla yönetmeye çalışıyorsunuz; çürüdükçe çürüyor, döküldükçe dökülüyor, her tarafından pislik, yolsuzluk akan bir rejime dönüşüyor Türkiye Cumhuriyeti. Maalesef, bunu üzülerek söylüyoruz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayenizde.
MURAT EMİR (Devamla) - Ve değerli arkadaşlar, bakın, "Mekke Anlaşması" diyorsunuz. Bir kişinin çıkıp burada Mekke Anlaşması'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne hangi faydayı sağlayacağını söylemesi lazım. Ne için yapıyoruz biz bunu? Niye Suudi Arabistan'ı koruyacağız Husilere karşı? Bir defa savaştaki bir ülkeye bir NATO benzeri dokunulmazlık paktı yani "Sana saldırırlarsa ben de bana saldırılmış sayacağım." denilmez. Bunun adı Suudi Arabistan lehine Husilerle savaşa girmektir, bunun adı Netenyahu lehine Husilerle savaşa girmektir, bunun adı Trump'ın Yemen'de taşeronluğunu yapmaktır; açıkça konuşalım. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Yuh sana yuh! Yuh sana! Yazıklar olsun, yazıklar olsun!
MURAT EMİR (Devamla) - Arkadaşlar, işte bu nedenle, bu önergeyi buraya getirenlere, bu Mekke Anlaşması ihanetine imza atanlara yazıklar olsun! (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bir kere de bu cumhuriyetin vatandaşı olun, bir kere de milletin adına milletvekili gibi davranın ve bir kere de Anayasa'ya uyun. Anayasa'yı çiğniyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MURAT EMİR (Devamla) - Anayasa 90/1 açık: "Milletlerarası anlaşmalar usulüne uygun olarak Mecliste onaylanmazsa yürürlüğe konulamaz." diyor. Hepiniz biliyorsunuz ki üç aydır yürürlüğe konuldu, hepiniz biliyorsunuz.
Ve değerli arkadaşlar, bakın, ateşle oynuyorsunuz. Meşruiyet alacağız diye, Trump sırtınızı sıvazlayacak diye, koltuğunuza biraz daha oturacaksınız diye Türkiye'nin Anayasa'sını ortadan kaldırmanıza, Türkiye'nin demokrasisini katletmenize, Türkiye'nin siyasetçilerine, seçilmiş belediye başkanlarına, siyasi partilerine, düşünürlerine, gazetecilerine, sesini çıkaran herkese darbe yaptığınız için ve rahatça darbe yapmak için bu ihanetin içerisine giriyorsunuz. Bunu unutmayın, bunu düşünerek bu önergeyi oylayın, ona göre Mekke Anlaşması'nı buraya getirin. Biz bekliyoruz, gereken cevabı millet adına size vereceğiz, sıkı durun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım.
Okutuyorum:
3/11/2026
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2/1552 esas numaralı Mesleki Eğitim Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin TBMM İçtüzüğü'nün 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.
|
| Mehmet Tahtasız |
|
| Çorum |
BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız...
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu kürsüden yıllardır alın teriyle çalışan, emek veren ancak emeklilikte adalet bekleyen milyonlarca vatandaşımızın sesini duyurmak için söz aldım. Bir tarafta çocuk yaşta çalışma hayatına atılan staj ve çıraklık mağdurları, diğer tarafta yalnızca bir gün sonra sigorta başlangıcı nedeniyle yıllarca daha fazla çalışmak zorunda bırakılan kademeli emeklilik mağdurları var. Bu insanlar ayrıcalık istemiyor, bu insanlar imtiyaz istemiyor. Bu insanlar yıllarca verdikleri emeğin karşılığını, adil bir emeklilik sistemi istiyor; lütuf değil, adalet istiyor.
Değerli milletvekilleri, henüz çocuk yaşta sanayide, fabrikalarda, atölyelerde ağır şartlarda çalışmaya başlayan gençlerimize sigorta kartı verdiniz, onları iş kazasına karşı sigortaladınız ama yıllar sonra emeklilik zamanı geldiğinde "Senin o günlerin sigorta başlangıcından sayılmıyor." dediniz. Bu çocuklar çalışırken işçiydi ama emekli olurken neden işçi sayılmıyor değerli arkadaşlar? Staj ve çıraklık mağdurları kademeli emeklilik bekleyenler, atanmayan öğretmenler, 7200 gün prim sözünün tutulmasını bekleyen esnaflar, uzman er ve erbaşlar, astsubaylar, emekli binbaşılar, polisler, infaz koruma memurları, itfaiyeciler, engelliler ve daha birçok kesim Hükûmetten sadece adalet istiyor. Adaletin terazisi hep sizin yandaşlarınızı tartıyor, toplumun mağdur kesimleri sizin terazinizde maalesef yok. Adaleti sağlamak, insanların hakkı olanı vermek bir lütuf değil, görevinizdir, görevimizdir.
Bakın, değerli arkadaşlar, 8 Eylül 1999'da sigortalı olan bir kişi gerekli koşulları sağladığında yaş şartı olmadan emekli oldu ancak yalnızca bir gün sonra, 9 Eylülde sigortalı olan vatandaşımız kadınsa 58 yaşında, erkekse 60 yaşına kadar beklemek zorunda kalıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, adalet bunun neresinde? Millete verdiğiniz sözlerin arkasında durun. Bir günlük farkla bir insanın hayatından yirmi yıl çalıyorsunuz. Bu ülkenin kaynaklarını geçiş garantili otoyollara, yolcu garantili hava limanlarına, köprülerle yandaş şirketlere akıtan, faize trilyonlar ödeyen, yandaşları fonlayan, halkı soyan bu iktidar emekliye, asgari ücretliye, işçiye, memura gelince "Para yok." diyor, maliyet hesabı çıkartıyor, oysa cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığının, fon yolsuzluğunun ülkemize maliyeti 173 milyar dolar. Son iki ayda halka açık şirketlerimizin toplam değeri 479 milyar dolardan 306 milyar dolara düştü. Şimdi, sizinle basit bir hesap yapalım. 500 bin staj ve çıraklık mağduru var, 4,5 milyon kişi de kademeli emeklilik bekliyor yani yaklaşık 5 milyon kişi mağdur durumda. Bugün en düşük emekli aylığı 23.552 lira. Bu 5 milyon vatandaşımızın tamamının aynı anda emekli olduğunu ve hepsine en düşük emekli aylığı bağlandığını varsayalım, bir yıllık toplam ödeme yaklaşık 28,5 milyar dolar. Fonlarla hortumlanan 173 milyar dolar 5 milyon kişinin maliyetinin 6 katı. Meclis kürsüsünde 5 milyon vatandaşımız adına sesleniyorum: Yıllardır maliyet bahanesinin arkasına sığınıyorsunuz ancak gerçek maliyeti açıklamıyorsunuz. Soruyoruz ve açıklamanızı bekliyoruz, staj ve çıraklığın emeklilikte başlangıç kabul edilmesinin hazineye gerçek maliyeti nedir? Geriye dönük prim borçlanmasıyla devletin üstleneceği net yük ne kadar olacak? Kademeli emeklilikte makul yaş ve prim basamakları oluşturulursa yıllara göre bütçeye etkisi ne olacak? Bu hesapları yaptınız mı? Yaptıysanız neden milletten saklıyorsunuz, paylaşmıyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, bugün burada İç Tüzük'ün 37'nci maddesi uyarınca (2/1552) esas numaralı Kanun Teklifi'min doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını ve bu gündemin desteklenmesini istiyoruz çünkü Cumhurbaşkanı Ekim 2022'de yaz stajı ücretlerini 2023'ten itibaren asgari ücret seviyesine yükselteceğini açıkladı ama esnafa verilen 7200 gün prim sözü gibi bu söz de yalan oldu. Mesleki Eğitim Kanunu kapsamındaki birçok stajyer hâlâ asgari ücretin yüzde 15'i ile yüzde 30'u arasında ücretle çalışıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET TAHTASIZ (Devamla) - İşte, bu nedenle, Genel Kurul gündemine alınmasını istediğim bu kanun teklifiyle stajyer ve öğrencilerin ücretlerinin iş yerinin büyüklüğüne göre asgari ücretin yüzde 40'ına, çırakların yüzde 60'ına ve kalfaların ise yüzde 80'ine kadar çıkarılmasını öneriyoruz. Emeklileri, asgari ücretlileri yoksulluğa mahkûm ettiniz, meslek öğrenen gençlerimizi açlığa mahkûm etmeyin. Staj ve çıraklık mağdurları ile kademeli emeklilik bekleyenlere adaletin yalnızca partinizin adında kalmadığını ispatlayın ve bu mağduriyeti bir an önce giderelim diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza...
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Öneriyi oylamadan önce yoklama talebi vardır.
Sayın Emir, Sayın Taşkent, Sayın Halıcı, Sayın Öztürk, Sayın Taşcıer, Sayın Ersever, Sayın Tahtasız, Sayın Yanıkömeroğlu, Sayın Güneşhan, Sayın Dinçer, Sayın Meriç, Sayın Karagöz, Sayın Arpacı, Sayın Genç, Sayın Kanko, Sayın Pala, Sayın Çan, Sayın Taşkın, Sayın Ocaklı, Sayın Akbulut.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 21.13
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 21.30
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar), Ertuğrul KAYA (Gaziantep)
----- 0 ----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12'nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
BAŞKAN - İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
BAŞKAN - Nilhan Hanım? Burada.
İbrahim Ethem Taş? Burada.
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
1'inci sırada yer alan, Sivas Milletvekili Hakan Aksu ve Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse ile 83 Milletvekilinin Türk Kızılay Kanunu Teklifi için İçişleri Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1. Sivas Milletvekili Hakan Aksu ve Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse ile 83 Milletvekilinin Türk Kızılay Kanunu Teklifi (2/3690) ile İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 279)[3]
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
15 Ekim 2026 tarihli 7'nci Birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 3'üncü maddesi kabul edilmişti.
4'üncü madde üzerinde 6 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "afetlere hazırlık ve" ibaresinin metinden çıkarılmasını ve fıkranın sonuna "Bu fıkra kapsamında yapılan alımlara ilişkin bilgiler alımın yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde Elektronik Kamu Alımları Platformunda yayımlanır; bu alımlara ilişkin olarak Türk Kızılayı ile işletme, iştirak ve şirketlerinin hesap ve işlemleri 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre Sayıştay denetimine tabidir." cümlesinin eklenmesini; (2)'nci fıkrasının sonuna "Bedelsiz devredilen mallar, devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle satılamaz, Türk Kızılay'ın iktisadi işletmelerine, iştiraklerine veya şirketlerine devredilemez ve insani yardım faaliyetleri dışında kullanılamaz." ibaresinin eklenmesini; (3)'üncü fıkrasının metinden çıkarılmasını; (5)'inci fıkrasının metinden çıkarılmasını; (6)'ncı fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere "Bu fıkra kapsamında ithal edilen eşya, Türk Kızılay'ın iktisadi işletmeleri, iştirakleri veya şirketlerince ya da ücret karşılığı sunulan hizmetlerde kullanılamaz." cümlesinin eklenmesini; madde metninin sonuna "Yurt içinde afet ve acil durum hâlinde, Türk Kızılay ile sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmeleri, iştirakleri ve şirketlerinin stoklarında bulunan barınma, ilk yardım, beslenme, içme suyu ve lojistik ürünleri, Türkiye Afet Müdahale Planı kapsamında ilgili hizmet grubunun ana çözüm ortağının talebi üzerine öncelikle afet bölgesindeki ihtiyaçların karşılanmasına tahsis edilir. Bu süre içinde söz konusu ürünlerin üçüncü kişilere satışı Genel Merkez Yönetim Kurulu kararına bağlıdır ve maliyet bedelini aşamaz." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Şerafettin Kılıç | Mehmet Karaman | Sema Silkin Ün |
Antalya | Samsun | Denizli |
Mustafa Kaya | Bülent Kaya |
|
İstanbul | İstanbul |
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Şerafettin Kılıç.
Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesi üzerine grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türk Kızılayı milletimizin zor günlerinde dayanışmanın ve yardımlaşmanın simgesidir. Depremde, selde, yangında ve diğer afetlerde vatandaşlarımızın yardımına koşması beklenen bu kurumun kaynakları milletin emanetidir. Bu emanetin nasıl kullanıldığı açık, şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır. Ancak afetlere hazırlık gerekçesiyle yapılan alımların sürekli ihale istisnası kapsamında değerlendirilmesi kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Afetlere hazırlık elbette önemlidir fakat bu gerekçe sınırsız bir muafiyetin kapısını açmamalıdır. Kamu yararı hesap verilebilirlikten ayrı düşünülemez. Bu nedenle, Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesine ilişkin değişiklik önergemizle somut düzenlemeler yapılmasını teklif ediyoruz. Afetlere hazırlık kapsamında gerçekleştirilen alımların alım tarihinden itibaren otuz gün içinde Elektronik Kamu Alımları Platformu'nda yayınlanmasını istiyoruz. Böylece, hangi ürünün hangi bedelle ve ne zaman alındığı kamuoyunun bilgisine sunulacaktır. Ayrıca, Türk Kızılayın ve sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu işletmelerin, iştiraklerinin ve şirketlerinin hesap ve işlemlerinin Sayıştay denetimine tabi tutulmasını öneriyoruz çünkü milletin güveni ancak etkin denetimle korunabilir. Bedelsiz devredilen malların beş yıl boyunca satılmaması, başka şirketlere aktarılmaması ve insani yardım dışında kullanılmaması da kanuni güvence altına alınması gereken hususlardır. İthal edilen eşyaların ticari faaliyetlerde kullanılmasının önüne geçilmesini de talep ediyoruz. Afet ve acil durumlarda stoklardaki barınma, ilk yardım, beslenme, içme suyu ve lojistik ürünlerin öncelikle afet bölgesindeki ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasını teklif ediyoruz. Amacımız, Türk Kızılayı yıpratmak değil kuruma duyulan güveni güçlendirmektir. Milletin emaneti korunmalı, kamu yararı gözetilmeli ve her işlem hesap verebilir olmalıdır. Afetler, denetimsizliğin ve sorumsuzluğun bir gerekçesi hâline getirilmemelidir.
Bugün konuştuğumuz bu meselenin yanı sıra elbette konuşulması gereken çok daha önemli meselelerimiz vardır. Kızılayın güçlenmesi elbette önemlidir fakat bu Meclisin önünde Kızılaydan çok daha acil meseleler vardır. Millet geçim derdiyle boğuşuyor, emekli pazardan eli boş dönüyor, gençler umutsuz, esnaf borç batağında. Bir de vatandaşın alın teriyle biriktirdiği parasını, malını ve mülkünü ilgilendiren büyük bir fon dolandırıcılığı var. Vatandaşın malı onu yönetenler tarafından gasp ediliyorken kimse başka gündemlerin arkasına saklanamaz. Konuyla ilgili haber yapan gazeteci, "tweet" atan vatandaş gözaltına alınıyorken suçun siyasi ayağına herhangi bir şekilde dokunulmuyor. Tekrar ifade etme mecburiyeti duyuyoruz: Bakınız, bu mesele ekonomik zararı bir tarafa, bir güven krizine dönüşmüştür. İktidar olarak bu süreci şeffaflıkla yönetip bu savurganlığa bir son vermemiz gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, dış politikadaki savrulma içerideki savrulmadan çok daha farklı değil. Şahsiyetten uzak dış politika anlayışı sonucunda gelinen noktada Türkiye'nin kardeş ülkeler üzerinde dahi tesirinin kalmadığını üzülerek görüyoruz. "Tek millet, iki devlet." dediğimiz can Azerbaycan'ın idarecisi başörtüsünü yasaklamakla meşgul. Öğrenciler ve öğretmenleri okula alınmıyor, kapılarda ders işlemek zorunda bırakılıyor. Bu insanlık dışı uygulamanın Azerbaycan için sadece enerji kaybı olacağı ortadadır. Başörtüsü engel değil, Müslüman olmanın bir gereğidir. Kılık kıyafet bir toplumun uygarlık göstergesi olamaz. Müslümanlar kardeştir ve yaşadıkları bir zulüm varsa bu asla bir devletin iç meselesi olarak sınırlı kalmaz. Bu mesele elbette bizim de meselemizdir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - İnanç değerlerimizi siyasete alet edenlerin, bu değerlerimizin üzerinde tepinmekten çekinmeyenlerin bunu anlaması zordur. Başörtüsü mağduriyeti üzerine iktidar inşa edenlerden Aliyev'e tavsiyelerde bulunmasını beklerdik ancak iktidar sözcüsü bunu Azerbaycan'ın iç meselesi olarak niteledi. Bunca yıldır can Azerbaycan'a Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni dahi tanıtamayanların bu konuyu iç mesele olarak geçiştirmesine şaşırmıyoruz. Ancak Müslümanlar adına bu tutumu üzücü bulduğumuzu ifade etmem gerekiyor. Biz kardeş Azerbaycan'ın idarecisi Aliyev'i bu yanlıştan dönmeye davet ediyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 29 Ekim-4 Kasım haftası Kızılay Haftası'dır. Güçlü toplumlar dayanışmayla ayakta durur. Dayanışmanın sembolü Türk Kızılayımızın çalışmalarını gururla takip ediyoruz. Bu vesileyle, Türk Kızılay Başkanımız Profesör Doktor Sayın Fatma Meriç Yılmaz ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.
Hayırlı olsun Hocam. (AK PARTİ, MHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
1.- Sivas Milletvekili Hakan Aksu ve Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse ile 83 Milletvekilinin Türk Kızılay Kanunu Teklifi (2/3690) ile İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 279) (Devam)
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin üçüncü ve beşinci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Tahtasız | Aliye Coşar | Türkan Elçi |
Çorum | Antalya | İstanbul |
Eylem Ertuğ Ertuğrul | Murat Çan | Talat Dinçer |
Zonguldak | Samsun | Mersin |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYON BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Talat Dinçer.
Buyurun Sayın Dinçer. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Parti Grubu adına 4'üncü madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün Kızılayı konuşuyoruz ama Kızılayı konuşurken 6 Şubat 2023'ü unutamayız çünkü 6 Şubat, yalnızca Türkiye'nin yaşadığı büyük bir deprem felaketi değildir, aynı zamanda ülkemizin afet yönetiminin, kurumlarının hazırlığının ve insani yardım mekanizmalarının sınandığı tarihî bir gündür. O gün milyonlarca insan evsiz kaldı, insanlar soğukta, yağmurda, kar altında bir çadır bekledi. Anneler çocuklarını korumak için bir barınak aradı. Yaşlılar, hastalar, engelliler yardım bekledi. Milletimiz elindeki avucundaki her şeyi depremzedelerle paylaştı. Vatandaşlarımız battaniyesini, giysisini, yiyeceğini gönderdi. Türkiye'nin dört bir yanından yardım tırları yola çıktı.
Peki, milletin yardım beklediği o günlerde Kızılay ne yaptı? Burada tartıştığımız mesele yalnızca bir ticari sözleşme değildir. Burada tartıştığımız mesele bir insani yardım kuruluşunun afet anındaki önceliğidir. Depremzede çadır beklerken Kızılay iştirakinin çadır satması toplumun hafızasında cevaplanması gereken çok ciddi bir güven sorunu yaratmıştır. Kızılayın varlık nedeni şirketlerin cirosu değildir, Kızılayın varlık nedeni insan hayatıdır. Kızılayın bilançosundan önce depremzedeye uzanan elini konuşmalıyız. Depremde çadır satışlarının yarattığı güven kaybı ortadayken, 2017 yılında BAŞKENTGAZ'ın Kızılaya yaptığı 8 milyon dolarlık şartlı bağışın Ensar Vakfına aktarılmasına ilişkin sorular hâlâ yanıt beklerken Meclisin görevi yeni ayrıcalıklar, yetkiler tanımak olamaz.
Şimdi, önümüze bir kanun teklifi getiriyorsunuz. Kızılayın şirketlerine, kamu kurumlarına ihalesiz mal ve hizmet satma imkânı tanıyorsunuz. Kamu kurumlarının taşınır mallarını bedelsiz devretmesinin önünü açıyorsunuz. Sosyal yardım verilerinin Kızılayla paylaşılmasına imkân tanıyorsunuz. Bütün bunları düzenlerken şu soruya cevap vermek zorundasınız: 6 Şubatta yaşananlardan hangi dersleri çıkardınız? Çadır ihtiyacı yaşanan bir afette çadır tedarikçilerinin nasıl yönetildiğini, stokların nasıl planlandığını, şirketler ile dernek arasında ilişkinin nasıl denetlendiğini ve yardım faaliyetlerinin nasıl önceliklendirildiğini açığa kavuşturdunuz mu? Kızılayın şirketlerine yeni ekonomik imkânlar tanımadan önce bu şirketlerin hesap verme yükümlülüklerini açıkça belirttiniz mi? İhale yapılmadan kamuya mal satılacaksa fiyatı kim denetleyecek? Kamu kaynağının verimli kullanıldığını kim güvence altına alacak? Sosyal yardım verileri paylaşılacaksa vatandaşın mahremiyetini kim koruyacak? Yetki veriyorsunuz, peki denetimi nerede? Ayrıcalık tanıyorsunuz, peki hesap verme sorumluluğu nerede? Bir de kişisel veriler meselesi var. Yoksulluk içindeki vatandaşın sosyal yardım bilgileri korunması gereken en hassas veriler arasındadır. Yardım almak isteyen vatandaşın mahremiyeti güvence altına alınmalıdır. Kızılayın uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki görevleri elbette korunmalıdır ancak bu görevler ticari faaliyetlerin ve kamu kaynaklarının denetimsiz bırakılması anlamına gelmemelidir. Bizim tartışmamız, Kızılayın varlığı değil nasıl yönetileceğidir; Kızılayın büyümesi değil hangi ilkelerle büyüyeceğidir çünkü Kızılay bir ticari marka değildir, toplumun güvenine emanet edilmiş bir insani yardım kuruluşudur.
6 Şubatın hafızamızda bıraktığı sorulara cevap verilmeden, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmaları kurulmadan, yeni yetki ve ayrıcalıkların kapsamı ve sınırları açıkça belirlenmeden bu düzenlemelerin sonuçları yeterince değerlendirilemez.
Kızılayın en büyük sermayesi şirketleri değil milletin güvenidir; en büyük başarısı kazancı değil kurtardığı hayatlardır; en büyük gücü aldığı ayrıcalıklar değil ihtiyaç sahibinin kapısına zamanında ulaşabilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TALAT DİNÇER (Devamla) - Kızılayın tarihine, kuruluş amacına ve milletimizin ona yüklediği anlama uygun bir kurumsal yapı için şeffaflık, bağımsız denetim, hesap verebilirlik ve insan onurunu koruma ilkeleri esas alınmalıdır.
6 Şubatın hesabı verilmeden Kızılaya yeni ayrıcalıklar tanınamaz. Kızılaya yetki verilecekse denetimi de aynı kanunda güvence altına alınmalıdır. Bir kurumun itibarı kanun maddeleriyle değil zor günlerde ortaya koyduğu hizmetle ölçülür. Kızılayın hilali ticaretin tabelası olamaz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(1) Kamu kurum ve kuruluşlarının Türk Kızılay'dan veya Türk Kızılay'ın iktisadi işletmelerinden, iştiraklerinden ya da şirketlerinden yapacakları mal ve hizmet alımlarında 4/1/2002 tarihli 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanır. Afet ve acil durumlara 4734 sayılı Kanunun 2 inci ve 22 nci maddelerinde düzenlenen usullere, bu maddelerdeki şartların bulunması halinde başvurulabilir. Protokolle ihale istisnası oluşturulamaz. Türk Kızılay'ın ve sermayesinin yarısından fazla sahip olduğu iktisadi işletmelerinin, iştiraklerinin veya şirketlerinin mülkiyetinde ya da tasarrufunda bulunan, afet müdahalesi için ayrılmış çadır, geçici barınma birimi, battaniye, gıda ve ilk yardım malzemeleri, yurt içinde meydana gelen afet ve acil durumdan etkilenenlerin acil ihtiyaçları karşılanıncaya kadar satışa veya bedelli devre konu edilemez. Bu malzemeler ihtiyaç sahiplerine doğrudan veya afet müdahalesinde görev alan kamu kurum ve kuruluşları ile insani yardım kuruluşları aracılığıyla bedelsiz ulaştırılır. İhtiyaç sahiplerine sunulan acil barınma, beslenme ve ilk yardım hizmetleri için bedel alınamaz.
(2) Kamu kurum ve kuruluşları, 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanunu kapsamındaki taşıtlar hariç olmak üzere, uygun görülen taşınır mallarını ilgili mevzuat hükümlerine göre Türk Kızılay'a tahsis edebilir. Ayrıca bu kurum ve kuruluşlarda bulunan makine, teçhizat, gereç ve benzeri taşınır mallardan uygun görülenler, kamu yararı kapsamında ve ilgili mevzuata uygun olarak Türk Kızılay'a bedelsiz devredilebilir. Tahsis edilen ve bedelsiz devredilen mallar yalnızca insani yardım faaliyetlerinde kullanılabilir; iktisadi işletmelere, iştiraklere veya şirketlere sermaye olarak konulamaz, devredilemez ve ticari faaliyetlerde kullanılamaz. Tahsis veya devir amacına aykırı kullanım halinde bu mallar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca geri alınır.
(3) İhtiyaç sahibi kişilere yapılacak yardımlarda aynı aynı tür yardımın aynı dönem içinde mükerrer verilmesini önlemek ve yardım ihtiyacını değerlendirmek amacıyla Türk Kızılay, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde tutulan sosyal yardım verilerinden yalnızca belirli bir başvuruya ilişkin kimlik doğrulaması ile yardımın türü, tarihi tutarı hakkında sorgulama ve doğrulama yapabilir. Erişim, 6698 sayılı Kanunun 4 üncü, 5 inci ve 8 inci maddenin uygun olarak ve somut yardım işlemi için zorunlu olan verilerle sınırlı tutulur. Toplu veri aktarımı yapılamaz; Bakanlık veri tabanı Türk Kızılay nezdinde kopyalanamaz. Kişilerin sağlık, engellilik ve diğer özel nitelikli kişisel verileri bu sorgulama kapsamında aktarılmaz. Yardımın türüne ilişkin sorgu sonucu, özel nitelikli kişisel verileri doğrudan veya dolaylı olarak açığa çıkaracak ayrıntıları içeremez. Veriler siyasi görüş ve üyelik temelinde sınıflandırma, ticari faaliyet, bağış talebi ya da tanıtım amacıyla kullanılamaz; Türk Kızılay'ın iktisadi işletmelerine, iştiraklerine ve şirketlerine aktarılamaz. Bakanlık ile Türk Kızılay arasında yapılacak protokolde erişilecek veri kategorileri, hukuki sebepler, yetkili kişiler, erişim kayıtları, saklama ve imha süreleri ile güvenlik tedbirleri belirlenir. Protokol hazırlanırken Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görüşü alınır; protokolün kişisel veri ve bilgi güvenliği açığı doğuracak teknik ayrıntıları içermeyen hükümleri kamuoyuna açıklanır. İşleme sebepleri ortadan kalkan veriler 6698 sayılı Kanunun 7 nci maddesine göre silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir. Aynı Kanunun aydınlatma, ilgili kişinin başvuru hakları ve veri güvenliğine ilişkin hükümler saklıdır. Başka bir kurumdan farklı türde veya farklı döneme ilişkin yardım alınması tek başına yardım başvurusunun reddine gerekçe olamaz."
Tahsin Becan | Nermin Yıldırım Kara | Serkan Sarı |
Yalova | Hatay | Balıkesir |
|
|
|
Ali Karaoba | Ali Öztunç | Hasan Öztürkmen |
Uşak | Kahramanmaraş | Gaziantep |
|
|
|
İlhami Özcan Aygun | Rıfat Turuntay Nalbantoğlu | |
Tekirdağ | İzmir | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Özdağ, demin atlamışız kusura bakmayın.
Buyurun.
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım, bugün şöyle bir durumla karşılaştık: Antalya 1. Sulh Ceza Hakimliği bir kitabı yasakladı. Bütün Adalet ve Kalkınma Partisine gönül veren arkadaşlar bilirler, Seyyid Kutup Mısırlı bir alim, daha sonra kendisi bir kitabından dolayı idam edilmişti ve Yoldaki İşaretler adlı bir kitabı Türkiye'de elli beş yıldır basılıyor, elli beş yıldır dağıtılıyor ve yayınlanıyor. Arkadaşlar, lütfen müdahale edin, kitaplar yakılarak, toplatılarak veya yasaklanarak yok edilemez. Bazı kitapların fikirlerine katılmayabilirsiniz, bölümlerine katılmazsınız, kısmen katılır kısmen katılmazsınız ama bu kitapları toplatarak, yakarak ortadan kaldıramazsınız. Kitaplar dağ başlarındaki kardelen çiçekleri gibidir ve karların arasından çıkarlar, başlarını gösterirler "Ben buradayım." derler. O nedenle kitaplarla, fikirlerle mücadele fikirlerle olur. Ne diyordu atalarımız? "Barikayıhakikat müsademeyiefkârdan doğar." diyordu "Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşeği doğar." diyordu. Ve Adalet ve Kalkınma Partililer, lütfen AKP'lilere karşı dikkatli olun diyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım hassasiyetiniz için.
1.- Sivas Milletvekili Hakan Aksu ve Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse ile 83 Milletvekilinin Türk Kızılay Kanunu Teklifi (2/3690) ile İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 279) (Devam)
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın İlhami Özcan Aygun. (CHP sıralarından alkışlar)
Gerekçe çok güçlüydü.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkanım, biz de güçlüyüz, ülke olarak güçlüyüz.
BAŞKAN - Peki, buyurun.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli vekiller; Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesi üzerine Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve bizi ekranları başında izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Evet, bir buçuk asrı aşan geçmişiyle örgütlü destek ve yardım konusunda önemli bir yapı olan Türk Kızılayı, AK PARTİ döneminde büyük güven kaybına uğramıştır. Yardımlarda, özellikle 6 Şubat depreminde ortaya çıkan usulsüzlük ve yanlış uygulamalar Kızılayın Türk halkının gönlünden düşmesine neden olmuştur. Türk Kızılayına olan güven kaybı başka sivil toplum örgütlerini öne çıkardı. Bu alandaki denetim boşluğuyla ortaya çıkan yeni yolsuzluklar vatandaşımızın yardım ve destek olma duygularında da erozyona sebep oldu. Ahbap Derneğinde ortaya çıkan yolsuzlukların temeli, esası Türk Kızılayına yönelik güven kaybının sebebidir arkadaşlar. Bu sebeple Kızılayda yapılan yeni yasa değişikliğinin denetim alanını genişletmesi gerekirken, tam tersine, denetimsizliğin alanını genişletmektedir. Bu teklif, yine alelacele, alt komisyonlarda incelenmeden, hiç kimsenin görüşü alınmadan yine bir oldubittiyle önümüze getirilmiştir. Yolsuzlukları engellemek için mali işleyişin şeffaflık ve hesap verilebilirlik üzerine yükselmesi gerekirken bu teklifte kamu yararı yok sayılmaktadır. 6 Şubat depreminde 54 bine yakın vatandaşımız hayatını yitirmişti, kayıtlara göre 107 bin vatandaşımız yaralandı, 35 binin üzerinde bina yıkıldı, 180 bine yakın ağır hasarlı, oturulamaz durumda bina ortaya çıkmıştı. Bu kadar büyük ölçekli bir depremde Türk Kızılayı yaralara merhem olamadı. Kızılay, Ahbap Derneğine çadır sattı biliyorsunuz. Vatandaşın bağış verdiği Ahbap da çadır satın alarak depremzedelere vermişti. Sonra öğreniyoruz ki Ahbap Derneği bunca zaman denetim dışı kalmış ve vatandaşlarımızın saf duygularını sömüren bir yapıya dönüşmüş yani vatandaşımız nereye yönelse soyulmuş, soyulmuş, soyulmuş. Kızılaydan kaçmış, Ahbapa sığınmış, orada da soyulmuş. Ama bakıyoruz ki teklifte yaşananları dikkate alan bir kontrol mekanizması maalesef yok ve gördük ki Kızılayın Ahbap Derneğine çadır satması kamu yararıyla bağdaşmadığı ve depremzedelere yardım ilkesiyle uyuşmadığı hâlde o dönemin tüm yöneticileri yargılanmamış ve tam aksine ödüllendirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli vekiller; hesap verme, denetlenme ve kamu yararı ilkesini göz ardı eden bu teklif yeni yolsuzluklara, yeni yağmalara, yeni soygunlara kapı aralayacaktır. Afet zamanlarında devletin yardım kolu akamete uğrayamaz. Bu teklifi lütfen geri çekin. Bu teklifle Kızılay, Sayıştay denetimden kaçırılmaktadır. Sayıştay denetiminden bağımsız bir yapı, kurum amacı nedir, merak ediyorum. Sayıştaydan neden kaçıyorsunuz, Sayıştaydan neden kaçıyorsunuz, Sayıştaydan neden kaçıyorsunuz? Bütün kurumlarda olduğu gibi Kızılayı da Sayıştaydan kaçırıp her şeyi ortadan kaçırmakla AK PARTİ iktidarı övünüyor. Gene maalesef Sayıştay denetlemeyince ne oluyor? Yolsuzluklar ortaya çıkıyor.
Bu 4'üncü maddede güya Kızılayın tedarik güvenliğini hızlandırmak, afete hızlı müdahale gerekçesiyle bazı mal ve hizmet alımları kamu ihale mevzuatı dışına çıkarılıyor. Oysa son dönemde, pek çok ihalede tuz kokmuştur arkadaşlar. Milletin kaynakları ihalesiz işlerle heba edilemez. "Kaynak yok." diye emekli açlığa mahkûm edilmiş, memura düşük zamlar yapılmış, işçi ezilmiş, esnaf kredi kaynaklarına ulaşamaz hâle gelmiş. En son fon vurgunu çöküşün ifadesidir. Bu kadar denetimsiz yapının olduğu ülkemizde Kızılay Derneği de maalesef denetim dışına çıkarılıyor yani yolsuzluklara altyapı hazırlanmaktadır. Ayrıca 4'üncü maddenin (6)'ncı fıkrasında, ithal edilen bilimsel alet ve cihazlar, kan gruplama testleri ve ilaç özelliği olan ürünlerin kalite kontrolleri için gümrük vergisinden de muafiyet burada görülüyor. Bu "Eşya dolaşıma girdiği tarihten itibaren beş yıl geçmedikçe muafiyet alanı dışında kullanılamaz, satılamaz ve devredilemez." maddesi değiştirilmelidir. Bu süre on yıla çıkarılmalı, ticari usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların önüne geçilmelidir. Bu yasa teklifinin geri çekilmesini istiyoruz. Toplumumuzu yakından ilgilendiren teklif, geniş zeminli bir tartışma olmadan kabul edildiğinde yeni sorunlara sebep olacak. Yasanın tekrar Meclise getirilerek değişmesine ihtiyaç var arkadaşlar.
Geçtiğimiz 23 Ekimde Meclis kürsüsünden de Bulgaristan'daki çifte vatandaşlarımızın sorununu dile getirmiştim. Orada emekli olan, yaşam belgesini Bulgaristan'a ulaştırmakta sıkıntı yaşıyordu vatandaşlarımız. Teşekkür ediyorum, ilgili bakanlıklar devreye girerek dünden itibaren oradaki vatandaşlarımızın sıkıntıları ortadan kaldırılmış. Ben Ulaştırma Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının yetkililerine duyarlılıklarından dolayı teşekkür ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - İşte, oradaki vatandaşlarımız sıkıntı çekiyorlardı, burada yaşıyorlar ama orada emekli olmuşlardı, yaşam belgelerini oraya göndermek için sıkıntı yaşıyorlardı, Bulgaristan Posta İdaresi iadeli taahhütlü mektupları almıyordu ama dün itibarıyla bunun ortadan kaldırıldığını duyduk ve ben buradan emeği geçenlere teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan teklifin 4'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasına "Bu kapsamda yapılacak alımlar, kamu yararı gerekçesiyle istisna rejimine tabi tutulsa dahi, Sayıştay denetimi ve bağımsız mali denetim mekanizmalarına açık olacak şekilde yürütülür." cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Yılmaz Hun | Zülküf Uçar | Sevilay Çelenk |
Iğdır | Van | Diyarbakır |
Semra Çağlar Gökalp | Ömer Faruk Gergerlioğlu | Gülcan Kaçmaz Sayyiğit |
Bitlis | Kocaeli | Van |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Van Milletvekili Sayın Gülcan Kaçmaz Sayyiğit.
Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle, acılarını bağrına basarak Ankara'ya gelip barış nöbeti tutan tüm Barış Annelerini buradan saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Kanun teklifinin 4'üncü maddesine baktığımızda, anayasal sınırları zorlayan ve denetimden muaf bir durum ortaya çıkıyor çünkü kuruma tanınan kamu ihale muafiyetleri, kamu mallarının bedelsiz devri ve vatandaşlara ait kişisel verilerin aktarımı gibi konularda ciddi eksiklikler söz konusu bu maddede. Elbette afet ve acil durumlara müdahale kapasitesinin artırılması amacıyla atılan adımlar bizler açısından da önemlidir ama bunu yaparken Anayasa'da belirtilen hukuk devleti olma, yasama yetkisinin devredilmezliği ve eşitlik gibi hususlar mutlaka ama mutlaka gözetilmelidir. Özellikle 4'üncü maddenin (1)'inci fıkrası kamu kaynaklarının kullanımında bazı şirketlere ticari rekabet koşuluna aykırı şekilde avantaj sağlanması açısından revize edilmeye muhtaçtır. Yine, kamu idarelerinin mal edinme usullerine getirilen istisnaların sınırının kanunla çizilmeyip muğlak idari protokollere terk edilmesi "hukuki belirlilik" ilkesine aykırılık teşkil etmektedir; bu nedenle, Sayıştay denetimi ve bağımsız mali denetim mekanizmalarına ihtiyaç vardır.
Sayın milletvekilleri, Sayıştayın son raporlarına bakılırsa bunu neden önemsediğimizi daha net bir şekilde anlayacaksınız. Özellikle kayyum atanan belediyelerimizle ilgili raporlar soygun düzenini açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Normal şartlarda belediyelerin yani yerel yönetimlerin doğrudan demokrasinin merkezi olması gerekiyor ama on yıllık kayyum rejiminde belediyeler yolsuzluk belediyelerine dönüştürülmüş durumda. Özellikle seçim bölgem Van ilk kayyumun atandığı 17 Kasım 2016 yılından bugüne ağır bir sosyoekonomik tahribata uğratıldı, yıllarca kayyumlar değişti ama buradaki soygun düzeni, soygun alışkanlığı bir türlü değişmedi. Van Büyükşehir Belediyesi hâlâ kayyum yönetiminde; halk seçiyor, AKP kayyum atıyor, hâliyle belediye meclisi de yok. Kentimizin kaderini bürokratik bir oligarşi belirliyor, seçilmiş belediye eş başkanlarımızın halka dokunan çalışmaları da bir bir ortadan kaldırılıyor.
Van'da işsizlik derinleşirken 223 işçinin işine son verildi. Kadınlara ulaşımda kolaylık sağlayan JINKART hizmeti iptal edildi, binlerce öğrenciye verilen eğitim desteği kesildi ve depreme hazırlık amacıyla kurulan AKOM atıl hâle getirildi.
Kayyum rejiminde bir taraftan belediyenin yüzlerce taşınmazı satılıyor, diğer taraftan belediyenin borçları katlandıkça katlanıyor. Sevgili Ahmet Kaya'nın da dediği gibi "Nereden baksan tutarsızlık!" mı desek buna? Aslında ortada bir tutarsızlık yok. İhbar ediyoruz, açık ve net bir şekilde ortada bir soygun var, ortada bir soygun düzeni var. Sayıştay bu organize işleri suçüstü yakalamış durumda. 2025 yılı denetim raporu 35 ciddi tespitle Van Büyükşehir Belediyesinin getirildiği noktayı açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Sayıştayın raporuna baktığımızda, faiz giderleri 2023 yılına göre 4 kat artarken belediyenin kamu alacakları tahsil edilmemiştir. İhalesiz ve süresiz toplu taşıma işletme hakkı verilen fon gelirleri amacı dışında kullanılmıştır. Öyle ki belediyenin cari harcamalarında 4 milyon 280 bin liranın amacı dışında kullanıldığı tespit edilmiştir. Sata sata bitiremedikleri taşınmazlardan elde edilen gelirin nereye gittiği konusunda kuşkularımızı haklı çıkaran tespitler de mevcut. Bilançoda taşınmazların toplam değeri 8 milyar 670 milyon 903 bin lira fakat icmal cetveline kaydedilen tutar sadece 362 milyon lira. Van halkı adına soruyoruz: Geriye kalan para nerede? Bu paraya ne yaptınız? Buradan da açıklama bekliyoruz.
Yine, Sayıştay, etkinlik ve proje faaliyetleri kapsamında 26 milyon 823 bin 732 lira harcandığını söylüyor ama bunun hangi yerel ortak ihtiyaçları karşılamak için harcandığına dair herhangi bir bilgi yok. Mülkleri satmışlar, keyfe harcamışlar, birilerini ihya etmişler ama yapmakla yükümlü oldukları kadın konukevini bir türlü yapamamışlar; bu sebeple Van dâhil kayyum rejimi derhâl amasız fakatsız son bulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Doğmamış çocuğun dahi hakkına göz diken her kimse mutlaka ama mutlaka hesap vermelidir, dolayısıyla nasıl ki Sayıştay Meclis adına denetim yapıyorsa Mecliste kurulacak bir komisyonla halk adına araştırma yapmalıdır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (6)'ncı fıkrasında yer alan "koşuluyla" ibaresinin "şartıyla" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mustafa Cihan Paçacı | Mehmet Satuk Buğra Kavuncu | Mehmet Akalın |
İstanbul | İstanbul | Edirne |
|
|
|
Yavuz Aydın | Hasan Toptaş | Burhanettin Kocamaz |
Trabzon | Bursa | Mersin |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Burhanettin Kocamaz... (İyi Parti sıralarından alkışlar)
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 4'üncü maddesi üzerine İyi Parti Grubumuz adına söz aldım, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 4'üncü maddesi Türk Kızılayına önemli yetkiler, istisnalar ve kamu kaynaklarına erişim imkânları getirmektedir ancak burada asıl tartışmamız gereken, Kızılayın afet dönemlerindeki görevlerinin güçlendirilmesinin yanı sıra, bu görevler yerine getirilirken kamu kaynaklarının hangi kurallara göre kullanılacağı, denetimin nasıl sağlanacağı ve kamu yararının nasıl korunacağı yönünde olmalıdır.
Maddeyle; ilk yardım, afet lojistiği ve geçici barınma hizmetleri bakımından Kızılay ve bağlı şirketlerine Kamu İhale Kanunu dışında doğrudan alım yapılmasının önü açılmaktadır. Elbette afet dönemlerinde hızlı hareket etmek gerekir ancak hız ile denetimsizlik aynı şey değildir. Afet, kamu ihale kurallarının tamamen devre dışı bırakılması için bir gerekçe hâline getirilmemelidir. Üstelik maddede şeffaflık, rekabet ve kamuoyu denetimi gibi ilkeler sayılmış olsa da bunların nasıl uygulanacağına ilişkin güçlü, açık ve bağımsız bir denetim mekanizması ortaya konulmamaktadır. Doğrudan temin imkânının genişletilmesi kamu kaynaklarının hangi şirketlerden, hangi bedellerle ve hangi kriterlerle alınacağını tartışma konusu hâline getirecektir çünkü bu iktidarın adrese teslim ihaleler konusunda sabıkası bayağı kabarıktır.
Bir diğer önemli konu, kamu kurumlarının taşınır mallarının Kızılaya tahsis edilebilmesi, makine teçhizat ve benzeri varlıkların bedelsiz devredilebilmesidir. Kamuya ait bir malın bedelsiz devredilmesi yalnızca kurumlar arası bir işlem değildir, bunlar milletin vergileriyle alınmış kamu varlıklarıdır. Dolayısıyla, bu varlıkların hangi koşullarda devredileceği, ne kadar süre kullanılacağı, devrin geri alınıp alınamayacağı, başka kişi ve kuruluşlara satılıp satılmayacağı ve kullanımının kim tarafından denetleneceği açıkça düzenlenmelidir.
Değerli milletvekilleri, madde ayrıca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığındaki sosyal yardım verilerinin protokolle Kızılaya aktarılmasını da öngörmektedir. Sosyal yardım alan vatandaşlarımızın kişisel ve ekonomik bilgilerinin korunması ve saklanması son derece önemli ve hassas bir konudur. "Görevin gerektirdiği ölçüde erişim" ifadesi tek başına yeterli değildir; veri güvenliği, erişim kayıtları, denetim ve sorumluluk mekanizmaları çok daha açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Bunun yanında, Kızılaya cezaevi yapı harcından muafiyet, kan bileşenlerinin bedellerinin SGK tarafından doğrudan aktarılması ve çeşitli ithalatlarda gümrük vergisi muafiyeti getirilmektedir.
Bizler İYİ PARTİ olarak, Kızılayın afetlerde güçlü olmasına karşı değiliz; tam tersine, güçlü, güvenilir ve toplumun tamamının güven duyduğu bir Kızılay istiyoruz ancak güç; denetimsizlikle değil, şeffaflıkla, hesap verebilirlikle ve kamu yararıyla sağlanabilir. Kaldı ki bu iktidar döneminde Kızılay, Kahramanmaraş merkezli depremlerde tarihinin en kötü sınavını vermiştir; depremde tüm ülke, afetzedelerin çadır ve barınma ihtiyacını karşılamak için seferber olmuşken Kızılay elindeki çok sayıda çadırı para karşılığı satmış, böylece kendine olan toplumsal güveni telafisi mümkün olmayacak şekilde sarsmış ve yok etmiştir. Ayrıca, Kızılay son dönemde yapılan atamalarla, ticari zihniyetle yapılan yönetim biçimiyle âdeta bir arpalık gibi yönetilmeye başlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddenin (3)'üncü fıkrasında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bulunan sosyal yardımlara ilişkin verilerin Kızılayla paylaşılabileceği düzenlenmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) - Maddede belirtilen "mükerrerliğe yol açmamak ve daha fazla kişiye yardım ulaştırabilmek" gibi ifadeler son derece muğlak ifadeler olup somut kriterler değildir diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının dördüncü cümlesinin madde metninden çıkarılmasını, maddeye (1)'inci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
"(2) Yurt içinde, en az ulusal kapasitede müdahaleye ihtiyaç duyulan seviyelerde yangın, sel, deprem gibi afetlerin ve acil durumların yaşandığı zamanlar ile olağanüstü dönemlerde; Türk Kızılay ile Türk Kızılay'ın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmeleri, iştirakleri veya şirketlerinin ilk yardım, afet lojistik ve geçici barınmaya yönelik bizzat ürettiği ürün ve hizmetlerin gerçek ve tüzel hukuk kişilerine teslim ve sunumu ancak Türk Kızılay Genel Merkez Yönetim Kurulunun bilgisi dahilinde yapılır."
Muhammet Emin Akbaşoğlu | Emre Çalışkan | Hüseyin Altınsoy |
Çankırı | Nevşehir | Aksaray |
Osman Sağlam | Fatma Aksal | Orhan Ateş |
Karaman | Edirne | Bayburt |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen? Yok.
Gerekçesini okutuyorum:
Gerekçe:
Eklenen fıkrayla ülkemizde en az ulusal kapasitede müdahaleye ihtiyaç duyulan seviyelerde afet ve acil durumların yaşandığı zamanlar ile olağanüstü dönemlerde tedarik güvenliğinin sağlanması ve müdahale süreçlerin hızlandırılması amacıyla Türk Kızılay ile Türk Kızılayın sermayesinin yarısından fazlasına sahip olduğu iktisadi işletmeleri, iştirakleri veya şirketlerinin ilk yardım, afet, lojistik ve geçici barınmaya yönelik bizzat ürettiği ürün ve hizmetlerin özel hukuk kişilerine teslimi ve sunumu öncesinde Türk Kızılay Genel Merkez Yönetim Kuruluna bilgi verilmesi şartı getirilmektedir. Bakanlıkların ve kamu kurum kuruluşlarının birinci fıkra kapsamında koordinasyon ve protokole bağladığı teminlerle ilgili süreç uygulanmaya devam olunacaktır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda 4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 4'üncü madde kabul edilmiştir.
5'inci madde üzerinde 5 önerge vardır.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 5'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Tüzük
Madde 5- (1) Türk Kızılay'ın ilkeleri, kuruluş amacı, görevlileri, teşkilat yapısı, üyelik hak ve görevleri, üyeliğe kabul ve üyeliğin sona ermesine dair esasları, organlarının görev ve sorumlulukları, denetim bütçe uygulamaları, ve ihtiyaç duyulan diğer hususlar Tüzük ile düzenlenir. Tüzük, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanır."
Tahsin Becan | Nermin Yıldırım Kara | Serkan Sarı |
Yalova | Hatay | Balıkesir |
Ali Karaoba | Ali Öztunç | Hasan Öztürkmen |
Uşak | Kahramanmaraş | Gaziantep |
Rıfat Turuntay Nalbantoğlu | Jale Nur Süllü | |
İzmir | Eskişehir | |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Jale Nur Süllü.
Buyurun Sayın Süllü. (CHP sıralarından alkışlar)
JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okul yıllarımızda kollarında ay yıldızlı bantlar ve bağış kumbaralarıyla Kızılay kolundaki arkadaşlarımızın gururlu yürüyüşleri pek çoğumuzun aklında yer edinmiştir. Ailelerimizin imkânları ölçüsünde gönüllerinden kopan bağış zarflarını öğretmenimize teslim etmek ise ayrı bir gurur kaynağıydı. Köklü tarihiyle Türkiye Cumhuriyeti Kızılay Derneği bilinen sloganıyla bizim için kara gün dostuydu. Kara günlerde yardıma ilk koşan Kızılaya öylesine güvenilirdi ki mirasından pay ayıran vatandaşlar bile olurdu. Kırmızı aylı çadırları, kepleriyle hemşireleri, pelerinleriyle doktorları, kan bağışıyla ihtiyacı olanların yardımına koşan Kızılay milletimizin gözünde güven ve dayanışmanın simgesiydi. O günlerden bugünlere çok şey değişti. Kızılay yaptığı onca iyiliğe karşın son yıllarda güvenimizi sarsan konularla gündeme gelir oldu. Eş, dost, akraba, yandaş atamaları, yiyecek yardımlarının seçim propagandalarıyla dağıtılması, et skandalı, Gazze'ye gidecekken buharlaştığı iddia edilen paralar, başkent üzerinden Ensar Vakfına para aktarımında paravan olması, Kayseri Şube Başkanının "Evde kalsın kızlar, ne olur reis?" paylaşımıyla kadınların çalışma ve eğitim yaşamında yer almamasıyla şeriat çağrısı, eski başkanın kızının neden olduğu ölümlü trafik kazasında adaletin sorgulanması, holding ve 11 iştirak olmak üzere 12 şirketlik yatırım grubuyla ticarileşmesi, 6 Şubat depremlerinde dağıtım yerine satılan çadırlar ve daha niceleri... Çıkar ve parasal işlerin dışında kalmanın simgesi olarak dilimize yerleşen Hilali Ahmer'e ne oldu derseniz; iktidarın önlenemez her yeri ele geçirme hırsı, eş dost ve yandaşlara makam vermeye dönük yönetim anlayışı ve her kurumu ticari anlayışla metalaştırma politikası pek çok kurum gibi Kızılayın saygınlığını da tartışmalı hâle getirdi.
Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz kanunun olumsuzlukları daha da derinleştireceği endişesi taşıyoruz. Üzerine söz aldığım 5'inci maddenin son fıkrasında tüzel kişiliğe sahip olan Kızılay Tüzüğü'nün Cumhurbaşkanınca onaylanması hükme bağlanmaktadır. Bu hükümle sivil toplum kuruluşu olan Kızılayın özerkliği yok edilmeye çalışılmaktadır. Köklü geleneğe sahip, gönüllülük esasına dayanan şubelerin alttan yukarıya doğru işleyen özerkliğini zedeleyecek bir vesayet getirmektedir. Genel kurul delegelerinin bağımsız ve sivil iradesiyle hazırlanacak tüzüğün siyasi yürütmenin başının onayına bırakılması kurumun idari bağımsızlığını ortadan kaldıracaktır. Ayrıca bu madde Anayasa’nın 33'üncü maddesindeki Dernek özgürlüğü kamu makamlarının dernek yönetimine müdahalesinin sınırlandırılması gerektirir hükmüne de aykırıdır. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 13 Temmuz 2004 tarihli kararı Kızılayın organlarının Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilmesine imkân veren hükmü iptal etmiştir. Ayrıca, uluslararası arenada Kızılayın bağımsız, özerk, insani bir sivil toplum örgütü yerine siyasi iktidarın aygıtı olarak algılanmasına da yol açacaktır. Siyasi, iktidarın örgüt, yönetim, karar alma mekanizmalarına doğrudan müdahalesi Kızılayı tartışmalı hâle getiren siyasi, adli, parasal konularla anılmasının daha da artmasına yol açacaktır.
Sayın milletvekilleri, son günlerde yaşadığımız fon vurgunu da siyaset ve bürokrasiyle bağımsız olması gereken kuruluşların iç içe geçmesinin bir sonucu değil mi? Yirmi dört yıllık AKP iktidarında siyasetin kurumlar üzerindeki baskı ve etkilerinin yol açtığı kurumsal yozlaşmaların ağır maliyetlerinin daha nice örneklerini sayabiliriz. Köklü, insani bir yardım kuruluşu olan Kızılayı eski saygın günlerine kavuşturmak ancak siyasetin etkisinden ve ticari bir şirket gibi yönetme anlayışından arındırıp...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.
JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) - ...bağımsız, tarafsız, liyakatin esas alındığı, karar mekanizmalarında şeffaf, denetlenebilir bir yapıya kavuşturmakla mümkün. Kızılayı yeniden tüm yurttaşlarımızın güven duyduğu bir dayanışma çatısı hâline getirmek, siyasetçilerin kurumlara müdahalesini önlemek biz milletvekilinin sorumluluğu diyor, Genel Kurulu sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan teklifin 5'inci maddesine "(2) Tüzük hükümleri, temel hak ve özgürlükleri sınırlayacak veya idari yetkileri genişletecek şekilde düzenlenemez; tüzüğün uygulanması Anayasa ve ilgili kanunlara uygunluk yönünden idari yargı denetimine tabidir." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Yılmaz Hun | Zülküf Uçar | Sevilay Çelenk |
Iğdır | Van | Diyarbakır |
Semra Çağlar Gökalp | Ömer Faruk Gergerlioğlu | Perihan Koca |
Bitlis | Kocaeli | Mersin |
|
|
|
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Perihan Koca.
Buyurun Sayın Koca. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bunca yoğun gündemin arasında oldukça kritik bir kanun teklifini konuşuyoruz bugün, Kızılay Kanun Teklifi'ni konuşuyoruz ancak ne yazık ki Kızılayın yapısal sorunlarını konuşup tartışmak yerine, mevcut krizli hâlini çözüme kavuşturmak yerine ya da halk lehine düzenlemeler yapmak yerine ne yazık ki bu yozlaşmış, kurumsal olarak çürümüş yapıya yeni imtiyazlar verilmesini konuşuyoruz. Kızılaya ihale muafiyeti gibi, tekel hakkı gibi, kişisel verilere erişim hakkı gibi yeni imtiyazlar, yeni yetkiler tanıyacak olan garabet bir kanun teklifini konuşuyoruz ne yazık ki. Çünkü değerli arkadaşlar, teklifin bir yanı rejimin iyiden iyiye koyulaştırılmasını içeren bir düzenlemeye sahip. Bir diğer yanıysa Kızılay bünyesindeki devasa miktardaki taşınmazların yağmasını içeren yağmacı bir niteliğe sahip. Bakın, hâlihazırda Kızılay kurumu devletin hemen her kurumu gibi iktidarın arka bahçesine dönüşmüş, dönüştürülmüş durumda. Siyasal ilişkiler ağı üzerinden liyakatsiz kadroların istihdam merkezine dönüştürülmüş durumda ve uzun zamandır, özellikle Kızılay Yatırım Holding üzerinden aslında devasa bir ticari holdinge dönüşmüş, dönüştürülmüş durumda değerli arkadaşlar. Biz bu holdingleşme hamlesinin ne menem bir şey olduğunu ne yazık ki 6 Şubat depremlerinde çok acı bir şekilde, çok yıkıcı bir şekilde ve çok çıplak bir şekilde hep birlikte yaşayarak gördük. Bakın, o gün Kızılayın asli sorumluluğu bir afet anında, bir felaket anında derhâl elindeki tüm imkân ve olanaklarla halkın yanına, afet alanına koşmakken Kızılay 6 Şubat gibi bir deprem anında bile holding refleksleriyle davranmayı tercih etti ve tam bir çürümüşlük içerisinde elindeki çadırları afet bölgesine sevk etmek yerine o çadırları satmayı tercih etti. Ahbap Derneğine sattı, bunlar raporlarla, belgelerle mevcut, hepimiz biliyoruz, bütün hatipler konuşuyor. Dolayısıyla, bakın, Kızılayın sadece ve sadece 6 Şubat depremlerinde yapmış olduğu bu çadır tüccarlığıyla ilgili bile yargılanması ve cezalandırılması gerekirken ne yazık ki biz bugün bu Mecliste böylesi bir yapıya Meclis eliyle bir koruma kalkanı sağlanmasını konuşur vaziyetteyiz, bir cezasızlık ve aklama operasyonu sağlanarak bu kanun teklifiyle birlikte inanılmaz yetkilerle donatılmasını konuşur vaziyetteyiz bugün. İşte, değerli arkadaşlar, biz tam da bu yüzden bu kanun teklifini esastan reddediyoruz çünkü bu kanun teklifinin nelere yol açacağını öngörmek için değerli arkadaşlar, falcı olmaya, fal bakmaya falan gerek yok, bugüne kadarki pratikler, afet pratikleri bize neyin ne olduğunu çok net bir şekilde göstermiş durumda çünkü özellikle Kızılayın holdingleşme kararı aldığı andan bu yana sahip olduğu devasa taşınmazlar yok pahasına birer birer satıldı değerli arkadaşlar. Birkaç örnek vermek istiyorum, bakın, 2021'de İstanbul Maltepe'de üzerinde 15 katlı modern bir sağlık ve bakım kuruluşunun yer aldığı, piyasa değeri 80 milyon TL olarak saptanan taşınmaz 23 milyon TL'ye bir şirkete satıldı. Yine, Konya'da 54,4 milyon TL değer biçilen bir hastane binası 12 milyon 500 TL bedelle bir şirkete satılmış durumda. Öte yandan Ankara Çankaya'nın göbeğinde Memnune Caner İş Merkezi binası 41 milyon TL değerindeyken sadece 7,5 milyon TL'ye satılmış durumda. Değerli arkadaşlar, birçok örnek verebiliriz, şerhlerimizde de mevcut bunlar. Dolayısıyla biz bugün yüz elli yıllık bu kadar önemli, bu kadar kritik bir kurumu halkın dayanışma duygularına dayanan bir kurumun neye, nasıl dönüştürüldüğünü aslında konuşur vaziyetteyiz ancak hepimiz şunu görmeliyiz, bilmeliyiz, tekrar idrak etmeliyiz. Bakın, 6 Şubat depremlerinde de çok net bir şekilde gördük ki bu halkın, Türkiye toplumunun, Türkiye halklarının dayanışma duyguları çok güçlüdür ama bu halk size bağışlarını, kanlarını sermayeye peşkeş çekin diye vermiyor değerli arkadaşlar. Bu halk ramazan aylarında cebindeki üç kuruşunu dayanışmasıyla fitresini, zekâtını siz bunları sermayeye aktarın diye vermiyorlar, yeni Kerem Kınıklar yaratın diye vermiyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
PERİHAN KOCA (Devamla) - Sonuç olarak, bu kanun teklifi yeni felaketlerin hem daha kârlı hem de daha otoriter şekilde karşılanmasının ve denetimsizliğin hazırlığıdır, dolayısıyla bu kanun teklifinin bizim açımızdan müzakere edilecek herhangi bir yanı yoktur. Kanun teklifi geri çekilmelidir diyor, iyi akşamlar diliyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 5'inci maddesinin ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Tüzük, Türk Kızılay Genel Kurulu tarafından kabul edilir ve Cumhurbaşkanının onayına sunulur. Cumhurbaşkanı, tüzüğü kanunlara ve Türkiye'nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmelerine uygunluk bakımından inceler ve kendisine sunulduğu tarihten itibaren otuz gün içinde onaylar veya gerekçesini belirterek iade eder."
Şerafettin Kılıç | Bülent Kaya | Mehmet Karaman |
Antalya | İstanbul | Samsun |
Mustafa Kaya | Ali Yüksel | Necmettin Çalışkan |
İstanbul | Konya | Hatay |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyorum mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimiz asrın soygunu fonla ilgili çözüm beklerken biz âdeta yeni fonlara, yeni soygunlara kapı aralamak üzere Kızılayın denetimden muafiyetini sağlayacak bir yasa görüşüyoruz. Şunu net belirtmek gerekir ki devlet güven demektir, disiplin demektir. Ne yazık ki bütün köklü kurumlar çürüdü. Böyle bir dönemde denetimi, disiplini nasıl artırırız, güven telkin ederiz, buna çözüm aranması gerekirken yeni yeni zafiyetler ortaya konularak yeni olumsuzluklara kapı aralanıyor. Madde tüzükle ilgili, Birleşmiş Milletlerin önerdiği model kanun teklifi çerçevesinde iş yapılıyor ama yapılan iş formalitenin ifası, baştan savma, zorunluluğun yerine getirilmesinden başka bir şey değil. Madem biz düzgün bir kanun çıkaracağız, öyleyse pek çok açık noktaların tamamlanması gerekirdi. Ne yazık ki bu kurumun her şeyden önce güven tesis etmesi gerekir, yeni imtiyazlar alması değil. Bu kuruma yeterince güven olmadığı için ahbaplar, çavuşlar türedi, ne yazık ki bu kurumun boş bıraktığı alandan dolayı bu problemlerle karşı karşıyayız.
Kanun teklifinde neler olmalıydı? Mesela, bir ihtisaslaşma olmalıydı. Mademki Kızılay tekelleşiyor, bütün yardım kuruluşları üzerinde aynı zamanda koordinatör vazifesi görecek. Deprem döneminde her önüne geleni, yelek giyeni Kızılay yardım gönüllüsü yapıyor. Meydanda yelek dağıtıyor, "Bizim şu kadar çok gönüllümüz var." diye... Bunu alan kötü niyetli bir kişi soyguna, hırsızlığa kamuflaj olarak kullanıyor. Herhangi bir güvenlik görevlisi de üzerinde yardım kuruluşu yeleğini gördüğü için müdahale etmiyor. Oysa bu yelek, bu kamuflaj çok değerli bir şey olmalı.
Aynı şekilde ihtisaslaşma olmalı. Deprem bölgesinde yaşadık, bütün yardım kuruluşları battaniye ve çorba dağıtıyor. Oysa her birinin görev alanları belli olmalı, yardım kuruluşu üyesinin elinde belge olmalı, her önüne gelen bir şekilde ortaya çıkamamalı.
Değerli milletvekilleri, evet, Kızılay bu milletin göz bebeği ama denetimden kaçırılması asla kabul edilemez. Yasa teklifinde çok sayıda muafiyet veriliyor, vergi muafiyeti getiriliyor, Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarılıyor ama denetim hiçbir şekilde yok. Onun için de Komisyon sürecinde, denetimle ilgili bütün önergeler reddedildi. Burada, bir kurumun Kamu İhale Kanunu kapsamına çıkarılmasının kime ne faydası var, hangi kamu yararı gözetiliyor anlamak mümkün değil. Kaldı ki başka sorunlar çok. Mesela, kamu malları Kızılaya devredilecek ama Kızılay bunu elinde mi tutacak, başkasına mı devredecek belli değil. En büyük problemimiz şeffaflık, bu da yok. Biz fon krizini yaşadık, fon krizi yaşanan bir ülkede böyle bir kuruma böyle bir ayrıcalık asla verilemez.
Değerli milletvekilleri, Kızılay aynı zamanda batan şirketi kurtarma alanı olmamalı. Kızılay yardım faaliyetiyle ön plana çıkmıştı ama bugün fil tarifi gibi, bir tarafı yardım kuruluşu, bir tarafı da devasa bir holdingle karşı karşıyayız. Ne yazık ki deprem döneminde afete hiçbir şekilde hazırlıklı olmadığımız, planın, koordinasyonun yetersiz olduğu ortaya çıktı. Bugün de şu acı tecrübelerden esinlenerek acaba bu noktalarda düzenleme var mı diye bakarsanız hiçbir düzenleme yok, sadece formaliteyi tamamlayacak işler yapılmış ve ne yazık ki Kızılay her dönem siyasetin arka bahçesi hâline getiriliyor. Bunun için de güven her geçen gün yok ediliyor; burada ilk yapılacak iş Kızılaya güven sağlama.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Kızılay aldığı bağışları da yaptığı harcamaları da şeffaf biçimde her zaman kamuoyuyla paylaşmalı. Bugün Kızılayın itibar kazanmaktan daha öncelikli bir sorunu yok. Onun için de bugün fon krizini perdelemek üzere Kızılayla ilgili yarım kalan bir kanunu görüşüyoruz ve 3 Kasım gibi tarihî bir günde bu yasayı görüşüyoruz ama dağ fare doğuruyor. Bu yasa Kızılayın hizmet kalitesini yükselten, yardımların daha koordineli, daha düzgün, insanlara ulaşmasını sağlayan, daha çok güven tesis eden, daha iyileştiren bir kanun değil, sadece İhale Kanunu'nda muafiyet getiren, kendince belli düzenlemeleri yapan, resmî formaliteyi yerine getiren bir kanun olmaktan öte hiçbir şey değil. Acilen bu kanun çekilmeli, düzgünce, işe yarar kanun getirilmeli. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türk Kızılay Kanunu Teklifi'nin 5'inci maddesindeki "teşkilat" ibaresinin "örgüt" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Tahtasız | Murat Çan | Aliye Coşar |
Çorum | Samsun | Antalya |
Türkan Elçi | Eylem Ertuğ Ertuğrul | Melih Meriç |
İstanbul | Zonguldak | Gaziantep |
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI SÜLEYMAN SOYLU (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Gaziantep Milletvekili Sayın Melih Meriç.
Melih Bey, ayrıca geçmiş olsun, aradık telefonla.
Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Biliyorum Başkanım, çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Bu arada, bütün milletvekili arkadaşlarıma geçirmiş olduğum kazadan dolayı aradıklarından dolayı çok teşekkür ediyorum, sağ olun diyorum.
Bugün Kızılayı konuşmak, evet, elbette isterdim ama ne konuşursak konuşalım getirmiş olduğunuz tüm yasaları, muhalefetin ne dediğini dinlemeden, maalesef siz de bilmeden "Evet." diyorsunuz. Onun için, ben bir kez daha buradan, bu kürsüden, halkın kürsüsünden Gaziantep'in sıkıntılarını ve dertlerini anlatıp en azından bunlarla bir kulak aşinalığı olmanızı istiyorum. Bunun için de Gaziantep'i anlatmak istiyorum.
Gaziantep biliyorsunuz, bu ülkenin Kurtuluş Savaşı'nın önder illerinden bir tanesidir. "Gazi" unvanı ve bu halkın ödediği bedelin ortaya koyduğu cesaretin tarih önündeki karşılığıdır ama maalesef Gaziantep artık Gaziantep olmaktan çıkıyor. Niye diyeceksiniz? Sizin sayenizde. Gaziantep sanayisi devletten tek bir kuruş yatırım almadan kendi kendine üreten bir şehirdir ama maalesef bu özelliğini de koymuş olduğunuz bu ekonomik politikalar sebebiyle Gaziantep'in elinden alıyorsunuz. Son bir haftada Gaziantep'te de 20 tane büyük işletme, 15'e yakın da küçük işletme maalesef konkordato ilan etti ve mahkeme önünde sahipleri konkordato almak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Bizi arıyorlar, sizleri de arıyorlar ama maalesef duymuyorsunuz. Sizlere de nasıl duyuracağımızı bir türlü biz anlamadığımız gibi onlar da anlamıyor.
Gaziantep'te son bir yılda yaklaşık 100 bin tane, organizede çalışan işçiyi işsiz hâline getirdik. Bunların aileleri, çocukları, maalesef sizlerden yani bu ülkeyi yöneten AKP hükûmetinden yardım istiyorlar ama duymuyorsunuz. Bu işçilerin belki yüzde 50'sinden fazlası size oy vermiştir ama şu an diyorlar ki: "Verdiğimiz reyler için ellerimiz kırılsın, bir daha sandık gelirse bizi bu hâle getiren bu zihniyete vereceğimiz dersi hep beraber göreceğiz." Gerçekten sadece Gaziantep'te tekstil sektöründe yaklaşık 20 bin işçi kardeşimiz işsiz kaldı ama duymuyorsunuz. Gaziantep'in fıstığı -bu sene-, Gaziantep'in ünlü Araban sarımsağı maalesef, İslâhiye'mizin biberi maalesef, hayvancılık bildiğiniz gibi... Sizler de söylüyorsunuz, birebir konuştuğumuzda bütün milletvekili arkadaşlarımız hepsinin farkında. Çiftçilerimizin şikâyetleri bütün hepsinden geliyor ama sizler bunu duymuyorsunuz. Bu sene ne ektilerse çiftçilerimizin hepsi zarar etti. Maliyetleri geçen seneki mazotun ve gübrenin yaklaşık iki katı olmasına rağmen maalesef aldıkları ürünün adı ne olursa olsun geçen senenin fiyatına satamadılar. Ama Tarım Bakanı bunların karşısında çıkıp da tek bir kelime etmedi ve siz de bu Bakanınızı tek bir kelimeyle eleştirmediniz. Yarın seçimde halkın karşısına gittiğinizde ne diyeceksiniz gerçekten ben bunu bilmiyorum. Sizler biliyorsanız da en kısa zamanda, seçim zamanında göreceğiz.
Gaziantep maalesef bu hâldeyken belediyelerimiz et satmak için sıraya girdiler. Yanlış duymadınız, belediyecilerimiz kasaplık yapıyor. Belediyecilerimiz top dağıtıyor, bisiklet dağıtıyor, ayakkabı dağıtıyor. Yani diyorsunuz ki: "Gaziantep'te yaklaşık 500 bin vatandaşımızı, hemşehrimi sosyal yardıma muhtaç hâle getirdik." Ama bunun sebebinin de kim olduğunu herkesin bildiği gibi, sizler buna da bir cevap vermiyorsunuz, bunun karşısında diyorsunuz ki: "Sen merak etme, ben çocuğunun topunu da vereceğim, bisikletini de vereceğim, ayakkabısını da vereceğim. Sen merak etme, etin fiyatı bin lira oldu, 1.200 lira oldu, ben sana 600 liraya et vereceğim." Kasap esnafı ne olacak? Hiç önemli değil. Bunu da geçtik. Ya bir sorun. Bu meslekle uğraşan, canlı hayvancılıkla uğraşan bütün hemşehrilerimize, AK PARTİ'ye oy veren bütün arkadaşlarınıza bir sorun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
MELİH MERİÇ (Devamla) - Türkiye'deki geçen sene küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayısı ile bu seneki hayvan sayısını bir karşılaştırın. Ne yapacaksınız? Bakın, bu memleketin dışında bir memleketimiz yok. Hepimiz bu vatan topraklarında yaşıyoruz ve gideceğimiz bir yerimiz de yok. Yirmi beş yıldan beri bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Halkı nereden nereye aldığınızı en iyi siz biliyorsunuz. Bilmiyorsanız da cesaretiniz varsa da çıkın esnafa, çıkın kahveye, çıkın pazara bu halkın sizlere ne dediğini kulaklarınızla duyun ama duymayacaksınız. Az kaldı, bu seçim geldiğinde Yeni Partinin iktidarını Türkiye görecek, el birliğiyle bu ülkedeki her vatandaşın sıkıntısına, derdine çözüm olmaya devam edeceğiz.
Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Önergeyi...
MURAT EMİR (Ankara) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Önergeyi oylamadan evvel toplantı yeter sayısı arayacağım.
Sayın Emir, Sayın Genç, Sayın Meriç, Sayın Karabat, Sayın Güneşhan, Sayın Çan, Sayın Yanıkömeroğlu, Sayın Karagöz, Sayın Rızvanoğlu, Sayın Kanko, Sayın Özlale, Sayın Taşkın, Sayın Taşkent, Sayın Tahtasız, Sayın Yıldızlı, Sayın Özdağ, Sayın Çalışkan, Sayın Uz, Sayın Esen, Sayın Doğan.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime 15 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.47
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 23.02
BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN
KÂTİP ÜYELER: İbrahim YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar), Ertuğrul KAYA (Gaziantep)
----- 0 -----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12'nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesi üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Melih Meriç ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.
Yapılan 2'nci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Kasım 2026 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 23.07
[1]. (*) Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz tarafından Kehf suresinin 49'uncu ayetikerimesinin bir kısmının okunması
[2]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
[3]. *297 S. Sayılı Basmayazı 14/10/2026 tarihli 6'ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.