7 Ekim 2026 Çarşamba

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 14.16

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, yürütmenin son dönemde meydana gelen gelişmeler hakkında İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince gündem dışı söz istemi vardır. Bu istem, Cumhurbaşkanı Yardımcı Sayın Cevdet Yılmaz'ın gündem dışı konuşma yapması şeklindedir. Bu talebi yerine getireceğim.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ı Genel Kurula davet edeceğim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ın konuşmasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan bir milletvekiline söz vereceğim.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

 

 

7/10/2026 

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 7/10/2026 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

 

 

 

 

 

Özlem Zengin

Ali Mahir Başarır

Gülüstan Kılıç Koçyiğit

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili

Yeni Parti Grubu Başkan Vekili

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu Başkan Vekili

 

Erkan Akçay

Sevda Erdan Kılıç

Uğur Poyraz

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkan Vekili

İYİ Parti Grubu Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

 

 

Mehmet Emin Ekmen

 

 

YENİ YOL Partisi Grubu Başkan Vekili

          Öneriler:

Genel Kurulun 7 Ekim 2026 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yürütme adına yapılacak konuşmanın süresinin kırk, yürütme adına yapılacak gündem dışı konuşmayı müteakip siyasi parti grupları tarafından yapılacak konuşmaların süresinin otuzar dakika olması (bu süre en fazla 3 konuşmacı tarafından kullanılabilir) önerilmiştir.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince konuşma süreleri Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz için kırk dakika, siyasi parti grupları için otuzar, grubu bulunmayan bir milletvekili için beş dakika olarak uygulanacaktır.  Ayrıca, siyasi parti gruplarının konuşma süreleri en fazla 3 kişi tarafından kullanılabilecektir.

Şimdi İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

 

 

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ - Sayın Meclis Başkan Vekilim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kıymetli üyeleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımız; sizleri şahsım ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan adına saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük'ünün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, fon piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi bilgilendirmek üzere söz almış bulunmaktayım. Sorunlu fonlara yönelik alınan idari ve adli tedbirlere ve bu fonların tasfiye süreçlerine ilişkin yapılan çalışmalara girmeden önce, önemli bulduğum birkaç hususun altını çizmek isterim.

Öncelikle, ekonomimizin temellerinin sağlam olduğunu, makroekonomik görünümümüze ilişkin bir sorunun olmadığını ifade etmek isterim. Deprem harcamalarına rağmen bütçe açığımızın millî gelire oranı yüzde 3 civarında. Bölgemizde yaşanan savaş ve bunun petrol fiyatları başta olmak üzere olumsuz etkilerine rağmen cari açığın millî gelire oranı yüzde 2,6 seviyelerinde. Merkez Bankamızın rezervleri dış şoklara karşı emniyet sağlarken bankacılık sistemimiz yüksek sermaye yeterlilik oranlarıyla son derece güvenilir bir yapıda. Birazdan detaylarına gireceğim sorunlu fonların sermaye piyasamızın genel resmini temsil etmediğini de önemle vurgulamak ister. Çok net bir şekilde ifade etmek isterim ki finans piyasalarımızda sistemik bir risk söz konusu değildir. Sermaye piyasalarımızın yapısı sağlamdır, sorunlu fonların tasfiyesi sermaye piyasalarımızı zayıflatmayacak, bilakis potansiyel risklerden kurtulan sermaye piyasalarımız yoluna çok daha güçlü bir şekilde devam edecektir. Yanlışların üzerine kararlılıkla gidilirken çok yönlü tedbirlerle sermaye piyasalarımızı desteklemeye devam edeceğiz. Sermaye piyasalarımızın geneli ve yaşanılan sorunlarla ilgili hiçbir sorumluluğu olmayan finansal kurumlar ve araçlarla ilgili olarak iktidarı ve muhalefetiyle tüm kesimlerin hassasiyet taşıdığına inanıyorum.

Sizler aracılığıyla medya ve sosyal medyada soruna yaklaşım biçimi konusunda da kısa bir değerlendirme yapmak isterim. Lütfen, bu soruna olduğundan daha büyük veya olduğundan daha küçük bir anlam ifade etmeyelim. Gerçekçi olalım ve sağlıklı bilgilere dayalı yorumlar yapalım. Aksi takdirde, yaşanılan sorunlarla hiçbir bağı olmayan, işini düzgün yapan fonlara ve yatırımcılara zarar veririz. Vücuda girmiş hastalıklı unsurları tedavi ederken ve tasfiye ederken vücudun kendisine zarar vermeyelim. Dolaylı olarak bu gelişmelerden etkilenen şirketlere ve milyonlarca yatırımcıya karşı bunun ortak sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. Bilinmesini isterim ki Türkiye, kalkınma sürecimizin asli bir unsuru olan sermaye piyasalarını büyütme ve derinleştirme hedefinden asla geri adım atmayacaktır. Tasarrufların üretime ve yatırıma yönelmesini sağlayan, yatırımcısına güven veren ve finansman imkânlarını çeşitlendiren daha güçlü bir sermaye piyasası yapısı için çalışmalarımızı kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu süreçte vatandaşlarımızın haklarını koruyacak, piyasanın güven içinde işlemesini sağlayacak ve gerekli düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçireceğiz. Yaşanan sorunları giderirken sermaye piyasalarımızın daha sağlıklı ve güçlü bir yapıda yoluna devam etmesini temin edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, sorunlu fonlarla ilgili olarak kamunun ve yatırımcıların haklarının korunması, sorumluluğu bulunanların tespit edilmesi ve piyasanın sağlıklı işleyişinin sürdürülmesi amacıyla gerekli çalışmaları ilk günden itibaren başlattık. Sayın Cumhurbaşkanımızın açık ve net belirttiği üzere, yaşanan bu süreçte sorumluluğu olan, spekülasyon ve manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlayan her kim olursa olsun hukuk kuralları çerçevesinde bunun hesabını verecektir, hukuk dışı eylemlerde bulunan kim olursa olsun bunun sonuçlarına katlanacaktır. Sermaye piyasalarımızda yaşanan sorunun her bir detayı ilk andan itibaren yetkili adli ve idari kurumlarımız tarafından titizlikle takip edilmekte, somut tedbirler alınmakta ve gerekli adımlar atılmaktadır. Temel yaklaşımımız Sayın Cumhurbaşkanımızın "Sorumluluğu olan kim varsa hesap sorulacaktır." ifadesidir.

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - İlk başta kendisi.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Bu çerçevede, her türlü yanlış, hukuka aykırı işlem, istismar ve usulsüzlükle mücadele verilmektedir ve verilmeye devam edilecektir. Bizler hak yiyenleri savunma yoluna asla girmeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Etkin bir idari ve adli süreç içinde gereğini yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Ben bir şey göremedim.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Aceleci ve yeterli bilgiye dayanmayan bir yaklaşımla da hiç kimseyi haksız yere töhmet altında tutmayacağız. Yatırımcılarımızın, sermaye piyasalarımızın ve milletimizin hakkını korurken manipülatörlere ve spekülatörlere karşı en etkili şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz.

Değerli milletvekilleri, az önce vurguladığım üzere, yaşanan sorun sermaye piyasalarımızın geneline yayılmış yapısal bir nitelik taşımamaktadır. 5 Ekim 2026 itibarıyla tasfiyedeki fonların toplam portföy değeri hane halkının finansal varlıklarının yüzde 2,4'üne karşılık gelmektedir. Tasfiye hâlindeki 131 fon toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturmaktadır, diğer bir ifadeyle sorun fon piyasasının sınırlı bir alanında yaşanmıştır. Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Güçlüyse, Siirt'in Botan Köprüsü'nü yapamadınız Sayın Cumhurbaşkanı Vekili!

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI   CEVDET YILMAZ (Devamla) - ...sermaye piyasalarımız gelişimini sürdürmektedir ve bu alandaki temel politikamızda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Bununla beraber sorunun sınırlı bir alanda ortaya çıkması meselenin önemini azaltmamaktadır. Vatandaşlarımızın tasarruflarını etkileyen, piyasaya güvenini zedeleyen veya haksız kazanca yol açan işlemlerin üzerine hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kararlılıkla gidilmektedir. Bir taraftan yaşanan sorundan olumsuz etkilenenlerin haklarına yönelik adımlar atılırken diğer taraftan benzer sorunların tekrar yaşanmaması için gerekli idari ve hukuki tedbirler değerlendirilmektedir.

Altını çizmek istediğim diğer bir temel husus, bu süreçte oluşan özel zararlar için hazine kaynağının kullanılmayacağıdır. Risk düzeyi yüksek serbest fonlar başta olmak üzere, fon piyasalarında bankacılık sistemimizdeki devlet garantisi söz konusu değildir. Serbest fonlara giren herkes profesyonel müşteri ve nitelikli yatırımcı talep formu sözleşmesini imzalar. En az 10 milyon lira finansal varlıkla sisteme girilir. Yüksek kazanç beklentisiyle  orantılı yüksek kayıp riskini de göze alır. Tasfiye sürecinde her bir fon bazında yatırımcıların haklarını ilgili fonun kaynaklarıyla karşılamak esastır. Tasfiye sürecinde öncelikli olarak fonların hâlihazırda kendi uhdelerinde bulunan kaynakları kullanılacaktır. Ayrıca, fahiş veya haksız gelir elde edenlerden geri alınacak kaynaklar ile sistem dışına çıkarılan malların satışından elde edilecek kaynaklar kullanılacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından oluşturulan ve Başkanlığını yaptığım Fon Koordinasyon Kurulu yoğun bir mesai harcamaktadır. Yol haritamız ve temel ilkelerimiz belirlenmiştir. Eş güdüm içinde ilgili her bir kurumumuz kendi yetki alanında somut adımlar atmaya başlamıştır.

Şu hususun da altını özenle çizmek isterim: Bahse konu kurumların büyük bir kısmı bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoritelerdir. Kanunlar çerçevesinde kendilerine verilmiş yetkileri kullanmaktadırlar ve kendi kararlarını almaktadırlar. Her biri aldığı kararı usulünce kamuoyuyla da paylaşmaktadır.

Fon Koordinasyon Kurulu genel eş güdümü sağlamakta, kurumlar arası ortak çalışmaları hızlandırmakta ve ilkesel yaklaşımları ortak akılla tespit etmektedir. Ayrıca, Kurulumuz kanuni düzenleme gerektiren hususlarda kurumların teknik desteğini sağlayarak Meclis grubumuzla ortak çalışmalar yapmaktadır.

Özetle, yürütmekte olduğumuz tasfiye sürecinde Fon Koordinasyon Kurulu olarak ana çerçevemiz şudur: Süreç şeffaf şekilde yürütülecektir; adil, etkin ve olabilecek en hızlı şekilde sürdürülecektir. Hızlı derken hızlı ve doğru şekilde elbette, hız adına doğrulardan da uzaklaşmadan ama olabilecek en hızlı şekilde yürütülecektir. Hazineden kaynak kullanılmayacaktır. Her bir fonun kendi kaynakları ve açılmış hesaplara yatırılan kaynaklar değerlendirilerek hareket edilecektir. Yatırımcılara payları oranında dağılım yapılması genel ilkedir, kanuni ilkedir. Olağanüstü tasfiye şartlarına tabi olacak fonlarda ise ara ödemeyle 1 milyona kadar ana paraların geri ödenmesi planlanmaktadır. Öncelik küçük yatırımcılara ve para piyasası fonlarına verilerek ödemeler gerçekleştirilecektir.

Kıymetli milletvekilleri, 2008'de Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan Madoff şirketi krizi, 2018 yılında Endonezya'da yaşanan Jiwasraya krizi ve 2019 yılında Güney Kore'de yaşanan Lime krizi denetim ve gözetim mekanizmaları güçlü, gelişmiş ekonomilerde de çeşitli piyasa oyuncularının piyasa bozucu faaliyetlerde bulunabildiğini göstermektedir. Finans piyasalarının yapısında maalesef böyle bir durum var. Çeşitli dönemlerde, çeşitli sebeplerle finans piyasalarında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Önemli olan, bu piyasa bozucu yapıları en kısa sürede tespit etmek ve en etkili şekilde tasfiye etmektir.

Ülkemizde yaşanan süreçte ilgili kurumlarımızın ve ilgili bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoritelerin sorumlulukları Devlet Denetleme Kurulu tarafından başlatılmış olan kapsamlı incelemelerle netleştirilecektir. Bağımsız denetleyici ve düzenleyici kurumlarla ilgili yine Meclisimizin çıkardığı çok teferruatlı kanunlar var, oradaki usuller var, o usuller çerçevesinde elbette bu yapılacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmiştir. Şu anda sahada 10 müfettişle Devlet Denetleme Kurulumuz bu çalışmaları sürdürmektedir, gerekirse daha fazla müfettişle de bu çalışmalar etkili bir şekilde yapılacak, idari sorumluluklar, kişisel sorumluluklar bu süreçte ortaya çıkarılacaktır. Güçlü bir ekiple şu anda sahada olan Devlet Denetleme Kurulu tarafından yapılacak inceleme ve soruşturmaların, benzer sorunlarla bir daha karşılaşılmaması adına gereken ilave tedbirlere de ışık tutacağına inanıyoruz. Devlet Denetleme Kurulunun çıkaracağı rapor sadece sorumlulukları netleştirmiş olmayacak, aynı zamanda sistemde tespit edilen açıklar da belirlenecek ve buna dönük bir daha böyle sorunların yaşanmaması adına alınması gereken tedbirlere ilişkin de yol gösterici bir raporun çıkmasını bekliyoruz.

 

Bununla birlikte sürecin öncesinde de çeşitli adımlar atıldığını vurgulamak isterim çünkü kamuoyunda, Meclisimizde, siyasi çevrelerde de bu tartışılıyor "Hiçbir şey yapılmadı mı bu süreçte?" şeklinde belli hassasiyetler, eleştiriler dile getiriliyor. Bu çerçevede, bu sorunlar ortaya çıkmadan atılmış olan bazı adımları da hatırlatmak isterim: 21 Kasım 2024'te Finansal İstikrar Komitesinde alınan karar sonrası para piyasası fonlarının portföylerinin en az yüzde 10'unu hazine tahvil ve bonosunda tutmasını zorunlu hâle getirdik. İyi ki bu yapılmış. Bugün bu sayede fonlarda en azından kesin olarak nakde çevrilebilir hazine bonoları ve tahvilleri var. Bunları da elbette yatırımcılar için değerlendireceğiz.

 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi hisse senetlerinde manipülasyona ve serbest fonlardaki risklere karşı tedbir alınması hususunda değerlendirme yapmış ve harekete geçmiştir. 18 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesinde alınan karar gereği, serbest fonlara giriş eşiği 1 milyon TL'den 10 milyon TL'ye yükseltilmiştir. 17 Haziran 2026'da SPK serbest fonlara uygulanacak yeni düzenlemeler için TEFAS uygulama esaslarını onaylamıştır. 20 Temmuz 2026'da TEFAS'ın fon alım satım altyapısı yenilenmiştir. 30 Temmuz 2026'da BDDK, 1 Ekimden itibaren uygulanmak üzere, tasarruf finansman şirketlerine topladıkları kaynakların hangi enstrümanlara yatırılabileceği hususunda düzenleme yapmıştır.

31 Temmuz 2026'da, fonların portföyündeki borsada işlem gören gayrimenkul ve girişim sermayesi yatırım fonlarının borsa fiyatı yerine en son açıklanan birim net aktif değerle değerlendirilmesine karar verilmiştir. 28 Ağustos 2026'da SPK yatırım fonlarına ilişkin rehberini yayımladı. Rehber 1 Eylül 2026'da yürürlüğe girdi. Rehberle ilgili fonların işlemleri konusunda önemli kurallar getirildi. Rehberin yürürlüğe girmesiyle, sisteme giren sıcak paraya bel bağlayan çeşitli fonlardaki sorunlar görünür hâle geldi. Bu adımlar atılmamış olsa sorunlu fonların -takdir edersiniz ki- büyümeye devam edeceği bir süreç olurdu ve bugünkünden daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalırdık. Bu rehberin yayınlanmış olması, sorunlu fonların ortaya çıkmış olması, geriye kalan fonlarda da çok daha güvenceli bir yapının oluştuğunu da göstermektedir. Tüm bunlarla birlikte kurumsal ve kişisel sorumluluklar Devlet Denetleme Kurulu süreci sonucunda netleşecek ve bunun gereği yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, eylül ayı ortasında sermaye piyasalarında ortaya çıkan sorunların çözümü için Hazine ve Maliye Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız, Sermaye Piyasası Kurulumuz ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumumuz başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarımız hızlı bir şekilde aksiyon almıştır. 16 Eylül 2026'da belirli kişiler ve portföy yönetim şirketlerine iki yıl borsada işlem yasağı getirilmiş, bazılarının ise tüm lisansları iptal edilmiştir. 17 Eylül 2026'da Finansal İstikrar Komitesi toplanmıştır, sorunun diğer fonlara ve finansal sisteme yayılmasını önlemek için önemli kararlar alınmıştır. Bu süreçte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından piyasaya ilave likidite sağlanmıştır. SPK tarafından sistemik riski azaltmak için 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmiştir. Ayrıca bu şirketlere ait diğer fonlar da TEFAS'ta işleme kapatılmıştır. Bir anlamda sorunlu ve sorun oluşturabilecek fonlar karantinaya alınarak sistemin etkilenmemesi için gereği yapılmıştır. BDDK tarafından sorunlu gruplara ait 3 bankanın -Tera Yatırım, Destek Yatırım ve Hedef Yatırım- ve 2 faktöring şirketinin -Destek Finans Faktöring ve Tera Finans Faktöring- TMSF'ye devri kararlaştırılmış ve bu devir gerçekleştirilmiştir. Emlak Katılım Bankası tarafından Katılım Evim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının devir alınma süreci başlatılmıştır. Bağımsız idari otoriteler bu adımları atarken adli süreçler de hızlı ve etkin bir şekilde devreye girmiştir.

Hâlihazırda adli süreçlerin de devam ettiğini göz önüne alarak, Anayasa ve İç Tüzük'teki yargı mercilerinde görülmekte olan davalara ilişkin sınırlar çerçevesinde Adalet Bakanlığımızın ve yargının süreç içindeki çalışmaları hakkında da kısaca bilgi arz etmek isterim. Söz konusu sorunlu fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de aralarında bulunduğu 220 kişi hakkında işlem yapılmıştır. Bunlardan 85'i tutuklu iken 23 şüpheli hakkında yakalama kararı bulunmaktadır. 81 kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanmıştır. 15 Eylülde, 2 Ekim tarihine kadar geçen sürede yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi ve suç gelirlerinin kaçırılmasının engellenmesi amacıyla 63 gerçek kişi ile 12 tüzel kişiye ait taşınır ve taşınmazları üzerinde 21 el koyma kararı verilmiştir. 67 kişi ve şirketin banka, kripto ve kiralık kasa varlıklarına, 27 kişi ve şirketin ortaklık paylarına el konulmuştur. Fon çıkış tarihleri ve işlem oranları esas alınarak yatırımcı listesindeki 42 gerçek kişinin mal varlığı ayrıca dondurulmuştur.

Diğer yandan, tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili olarak hak sahiplerine ilişkin talep edilen tüm veriler Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) tarafından Adalet Bakanlığı ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK, BDDK, MASAK, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve ilgili kuruluşlarla paylaşılmaktadır. Yoğun olarak anlık ve günlük çeşitli rapor talepleri ivedilikle karşılanmaktadır. Ayrıca, SPK'nin almış olduğu karar uyarınca tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili 6 aracı kurumun ve 7 portföy yönetim şirketinin hesaplarından kıymet ve nakit çıkış işlemleri SPK gözetiminde Merkezi Kayıt Kuruluşu, Borsa İstanbul ve Takasbankın ortak kararıyla kontrollü olarak yürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda, sürecin gereği olarak bütün kurumlarımız arasında eş güdüm içinde ve süratle yürütülmesini sağlayacak koordinasyon mekanizmasını vakit geçirmeden oluşturduk. 29 Eylül 2026 tarihinde ilgili fon yatırımcılarının meşru hakları ve kamu yararı gözetilerek tasfiye sürecinin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli koordinasyonu sağlamak üzere Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından başkanlığını yaptığım Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. İlk toplantıda Sermaye Piyasası Kurulumuz tasfiye kapsamındaki fonların mal varlığı ve likidite durumuna göre yatırımcılara ödemelerin gerçekleştirilmesine yönelik yol haritasını sunmuştur. Mevcut sorunun çözümünün yanı sıra benzer durumların tekrar yaşanmaması için sermaye piyasalarının işleyişini ve denetim mekanizmalarını güçlendirecek ilave idari ve hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönündeki kararlılık ortaya konmuştur. 2 Ekim 2026 tarihinde yaptığımız ikinci Fon Koordinasyon Kurulu toplantısında ise Sermaye Piyasası Kurulumuzun 30 Eylül tarihli kararları çerçevesinde net yatırım tutarı hesap yöntemine ilişkin çalışmalar, ikincil düzenlemeler ve ödeme takvimi değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışmaları bir süredir devam eden kanun teklifi taslağına nihai hâlinin verilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara gerekli talimatlar iletilmiştir. Geçtiğimiz pazartesi günü ilgili tüm kurumların katkısıyla hazırlıkları yapılan kanun teklifi taslağı Fon Koordinasyon Kurulu üçüncü toplantısında kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Hazırlanan taslağa teknik düzeyde son hâli verilerek grubumuz aracılığıyla Meclisimizin takdirine sunulacaktır. Ele alınan tüm teklif ve düzenlemelerde vatandaşlarımıza, milletimize herhangi bir ek yük getirilmemesine yönelik anlayış net bir şekilde vurgulanmıştır. Yatırımcıların en önemli beklentisi olan tasfiye sürecindeki yol haritamızı kısaca özetlemeye çalışacağım:

Öncelikle SPK tarafından tasfiye sürecine alınan 7 şirket ve 131 fonla ilgili olarak tasfiye süreçlerinin yönetimi için Ziraat Bankası ve İş Bankası belirlenmiştir. Bugüne kadar İş Bankasıyla çalışmış olan Tera kapsamında 6 fonun tasfiyesinin yönetimi İş Bankası tarafından, geriye kalan 125 fonun tasfiyesinin yönetimiyse Ziraat Bankası tarafından yürütülecektir. Fonlara ilişkin yatırımcıların ellerindeki pay senetlerinin kontrolü hazır değer, nakit tespiti, borç ve alacakların tespiti, fon mal varlığının gerçek durumunun tespiti yapılmıştır. İlgili bankaların saklama faaliyetlerini resmî olarak devralması sağlanmıştır. Sorunlu 7 şirket var biliyorsunuz, bu 7 şirketten A1 Capital, Bulls ve Pardus olağan tasfiye süreciyle tasfiye edilecektir. 5 Ekim haftası itibarıyla bu tasfiye süreci başlayacaktır. 17 fonun bu kapsamda tasfiye edileceğini öngörüyoruz, bu 17 fondaki yatırımcılara paraları ödenecektir. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerinin tamamlanmasından sonra geriye kalan 4 şirket ve altlarındaki fonlarla ilgili olağanüstü tasfiye süreci başlayacaktır. Atlas şirketinin olağan yöntemle tasfiyesi üzerinde de çalışılmaktadır. Burada bir uzlaşmaya gidilirse Atlas şirketi de olağan tasfiyeyle yatırımcılara haklarını ödeyecek, geriye sadece 3 şirket kalacaktır. Tabii, Meclisimizin takdirine sunacağımız olağanüstü tasfiyenin özünü 1 milyon liraya kadar anaparaların ödenmesi oluşturmaktadır. Fon alacaklılarının tahsili ve borçların ödenmesi kapsamında çalışmalar sürdürülecek, nihai tasfiye bakiyesi beş altı ay gibi bir süreç içinde sonuçlandırılmış olacaktır. Bu yapılan ödemeler, ara ödemeler nihai noktada da mahsuplaşmayla bu hesaplara girmiş olacaktır. Meclisimizin takdirine sunulacak olağanüstü tasfiye kurallarını içeren taslak kanun teklifinin yasalaşması hâlinde ekim ayı içinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerinin yapılabileceğini öngörüyoruz. Bu konuda SPK tarafından gerekli detay kararlar alınacaktır, teknik hazırlıklar tamamlanmıştır. Sayısal bazı verileri de bu çerçevede sizlerle paylaşmak isterim:

Tasfiyesi öngörülen 131 fonda 455.758 tekil kişi bulunmaktadır. Ziraat Bankasının tasfiyesinden sorumlu olduğu 125 fonda 151.247 tekil yatırımcı bulunmaktadır. İş Bankasının tasfiyesinden sorumlu olduğu 6 fonda ise 388.718 tekil yatırımcı bulunmaktadır. Olağan tasfiyesi yapılacak 3 şirketin 17 fonunda 43.643 yatırımcıya perşembe günü ödemeleri yapılacaktır. Bu şirketler kapsamında geriye kalan 49 özel fonda ise 2.098 kişi bulunmakta olup kendi kapsamlarında sorunlarının çözülmesi planlanmaktadır. Gerekli teminatların alınması hâlinde Atlas şirketinde bulunan 56.614 kişiyi kapsayan 16 fonda da olağan tasfiye kurallarıyla ödemeler ivedilikle yapılacaktır. Olağanüstü tasfiye kapsamında ise hak kazanılacak ödemeye mahsuben ara ödeme yapılacaktır. Ara ödemede Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından hesaplanacak net yatırım tutarı esas alınacaktır. Bunu kısaca şöyle bir örnekle izah edebilirim: Bir x şahsı düşünün, işte  1 milyon lira yatırmış sisteme, parası 5 milyon olmuş, arada 4 milyonunu çekmiş. Şimdi, biz bunun anaparasını çektiğini düşünüyoruz, onu ödemeyeceğiz ama 1 milyona kadar sistemin içinde olan, çekmemiş olan miktarlar bu "net yatırım tutarı" tarifiyle ödemelere konu olacaktır. Ara ödeme en fazla 1 milyon lira olacaktır, dolayısıyla 1 milyona kadar olanların tamamı ödenmiş olacak, 1 milyonun üstü olan hesaplar ise sadece 1 milyon ödeme almış olacaklardır; tabii sonraki hakları baki kalmak koşuluyla. Merkezi Kayıt Kuruluşu kapsamında net yatırım tutarı algoritması yazıldı, Takasbanktan fiyat bilgisi alındıktan sonra tutarlar hesaplanacaktır.

Tüm bu işlemlerin yürütülmesinde SPK kararıyla TMSF bünyesinde 131 isteğe bağlı iade hesabı ve 1 adet genel hisse iade hesabı açılmıştır. Her bir fonda oluşan kaynak ilgili fonun alacakları için kullanılacaktır, genel hesaba gelen kaynak ise SPK tarafından belirlenecek kriterlerle fonlara adil bir şekilde dağıtılacaktır. El konulan veya müsadere edilen varlıkların satışından elde edilen gelirler de geri kazanım hesabına aktarılarak ödemelerde kullanılacaktır. Hak sahipliği fon ve hesap bazında belirlenecektir. Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılmasıyla birlikte 455.758 kişinin çok büyük bir kısmının ödemeleri tamamen yapılmış olacaktır. İnanıyorum ki yatırımcıların beklentilerini dikkate alacak olan Meclisimiz bu kanunu ivedilikle ele alacaktır, elbette takdir Meclisimizindir. Benim sizlere olağanüstü tasfiye konusunda arz ettiğim hususlar, kanun metni nihai hâlini yüce Meclisimizde aldıktan sonra kesinleşmiş olacaktır. Teknik olarak tüm hazırlıklar yapılmıştır, kanun yürürlüğe girer girmez en kısa sürede gereği yapılacaktır.

Sayın Meclis Başkan Vekilim, kıymetli milletvekilleri; sözlerimi tamamlarken bir kez daha vurgulamak isterim ki devletimiz, bu süreci vatandaşlarımızın haklarını esas alan, piyasa güvenini gözeten ve hukukun gereklerini eksiksiz yerine getiren bir anlayışla yürütmektedir. Tasfiye kapsamındaki fonlarda hak sahibi olacak yatırımcılarımızın haklarının korunması için gereken adımları atarken, haksız kazanç sağlayanların ve piyasa düzenini bozanların da hukuk önünde hesap vermesini sağlayacağız. Aynı zamanda, yaşanan tecrübeyi sermaye piyasalarımızın işleyişini daha da güçlendirecek bir imkâna dönüştürmekte kararlıyız. Bu çerçevede yapısal bazı hususları içeren bir kanun çalışmasını da sürdürüyoruz. Bu olağanüstü tasfiye kanun teklifi dışında daha yapısal birtakım hususları içeren bir kanuni hazırlığı da değerlendiriyoruz. Ancak bu hazırlığın Devlet Denetleme Kurulu raporundan sonra Meclisimizin takdirine gelmesini daha sağlıklı buluyoruz. Çünkü Devlet Denetleme Kurulu sadece az önce arz ettiğim gibi sorumlulukları netleştirmiş olmayacak, sistemdeki varsa açıkları da ortaya çıkarmış olacaktır. Bu çerçevede gerekli, daha yapısal düzenlemeleri içeren bir kanun teklifini de zamanı geldiğinde yüce Meclisimizin takdirine gruplarımız aracılığıyla getirmeyi planlıyoruz. Aynı zamanda düzenleme, gözetim ve denetim mekanizmalarımızı ihtiyaç duyulan alanlarda güçlendirecek, yatırımcının hakkını daha güçlü bir şekilde koruyan, güvenilir ve etkin bir piyasa yapısını geliştirmeye devam edeceğiz. Bu yaşananlar, özellikle tekrar tekrar altını çizmek istiyorum, sermaye piyasalarımızın hiçbir şekilde bu hukuk dışı işlemleri yapmamış fonları veya diğer araçlarına teşmil edilmemelidir. Tam aksine, son kurallar, bu sorunun ortaya çıkmasını hızlandıran kurallar, sorunlu fonların daha doğrusu, belirginleşmesini ve tasfiyesini imkân dâhiline sokan kurallar mevcut fonların güvenilirliğini de artırmıştır. Bu kurallar çerçevesinde işleyen fonlar eskisinden daha güvenilir bir çerçeveye de kavuşmuştur. Piyasalarımızda sistemik bir risk yoktur, tekrar tekrar söylüyorum. Bu konuda sosyal medyada, medyada milyonlarca insanımıza zarar verecek bir şekilde sermaye piyasalarımız üzerinde, borsamız üzerinde gereksiz tartışmaların, spekülasyonların da hiç kimseye -ne milletimize ne yatırımcılarımıza- faydası yoktur. Bu konuda da hepimize düşen ortak sorumlulukları bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Dünyadaki ve bölgemizdeki birçok olumsuz gelişmeye rağmen ekonomimiz sağlıklı bir şekilde yoluna devam etmektedir. Türkiye dünyadaki bütün bu olumsuz koşullara rağmen büyümeye, istihdam üretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde enflasyonla ilgili de sevindirici bir haber aldık, yüzde 30'un altına uzun bir süreden sonra geldi. Merkez Bankamızın hesabına göre, savaşın etkisiyle 7 puan ilave bir enflasyonla karşı karşıya olduğumuz hâlde yüzde 30'un altına düşmemiz önemli bir gelişme. Oradaki kararlı mücadelemizi de devam ettireceğiz.

Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür. Sermaye piyasalarımızın geleceğine ilişkin irademiz de nettir. Kalkınmamızda sermaye piyasalarımızı çok önemli, çok etkili, çok anlamlı mekanizmalar olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde vatandaşlarımızın tasarruflarını güven içinde değerlendirebildiği, üretimi ve yatırımı destekleyen daha derin ve güçlü sermaye piyasaları için de kararlı bir şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz.

Bu süreçte, hukuku ve milletimizin son derece haklı hassasiyetlerini esas alacak, hiçbir suistimali karşılıksız bırakmayacak ve milletimizin ve yatırımcılarımızın haklarını sonuna kadar koruma gayreti içinde olacağız.

Bu düşüncelerle, yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. Yapılacak istişarelerin sermaye piyasalarımız için, yatırımcılarımız için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yürütme adına yapılan konuşma tamamlanmıştır.

Şimdi siyasi parti gruplarının söz taleplerini karşılayacağım.

YENİ YOL Partisi Grubu adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya'ya ait.

Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız; bugün, burada yalnızca bir fon soygununu, krizini, vurgununu değil denetimsizliğin siyasi nüfuzun, liyakatsizliğin ve zamanında yapılmayan müdahalelerin iktidar partisine mensup veya onlarla ilintili kimi siyasetçi ve bürokratların organize bir şekilde milletin cebine çıkardığı çok ağır bir faturayı konuşuyoruz.

Elbette ülkede bu kadar ağır bir gündemi konuşurken ülkede güzel şeyler de oluyor değerli milletvekilleri (!) İzmir'in dağlarında çiçekler açmış (!) Adalet ve Kalkınma Partisinin 2024 yılında 300 bin oyla kaybetmiş olduğu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini siyaset borsasında kazandığı için tebrik ediyorum (!) Sayın Cemil Tugay'a da İzmirli seçmenin aklına gelmeyen, belediyeyi iktidar partisine verme iradesini ortaya koyduğu için de ayrıca tebriklerimi sunuyorum (!) (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bu kriz ortaya çıktıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanı tarafından Fon Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak atandınız ve Fon Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını yaptı. O toplantıda Hükûmetin veya bürokratların dışında ayrıca Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanı ve 2 AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı da o Kurula sizin tarafınızdan davet edildi. Diğer siyasi parti gruplarını niçin davet etmediniz? Ha, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, "Ya, genellikle bu işin içerisinde olanlar bizim çocuklar, sizlik bir durum yok; onun için sizi davet etmedik." diyorsanız, anlayışla karşılarım. (YENİ YOL VE İYİ Parti sıralarından alkışlar) Ama değilse, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde Parlamento ayrı, Hükûmet ayrı olduğuna göre Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkanı ve Genel Başkan Yardımcılarını davet ettiğiniz kadar, hadi bizi geçtim, bari Cumhur İttifakı ortaklarını davet edin çünkü Cumhurbaşkanı sadece Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla seçilmedi ki. Doğrusu bu ayrımcı tutumunuzu Türkiye Büyük Millet Meclisinden, buradan doğru bulmadığımızı bir kez daha ifade etmiş olayım.

17 Eylülde 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye ettiniz, 455.758 tekil yatırımcıdan bahsediyoruz ve 25 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklükten bahsediyoruz. Bu para birçok insanın çocuklarının eğitiminin parası, ev parası, emeklilik tasarrufu ve "Faizde değerlendirmeyeyim, borsada değerlendireyim." diye hassasiyet sahibi birçok küçük yatırımcının parası; bir gecede vurguna uğradı. Üzerinde durulması gereken elbette çok hadise var. Siyasi sonuçlarını da sadece bir Genel Başkan Yardımcınızı WhatsApp grubundan çıkarma cezasıyla cezalandırarak örtemezsiniz, ortadan kaldıramazsınız çünkü WhatsApp grubundan çıkarılmaktan daha ağır cezaları var bu sürecin. Dolayısıyla, kamu otoritesinin bu süreçte neyi bildiği, neyi bilmesi gerektiği, neyi bildiği hâlde örttüğüne dair hususları burada hep beraber konuşmak durumundayız çünkü ortada "Haberimiz yoktu." denilecek bir durum yok; çoğunuzun orada olduğu bir soygun durumu söz konusu. Bunun hesabını bu millete yüce Meclis aracılığıyla vermek durumundasınız.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı geldi, burada gazetelerden, internet taramalarından, Google üzerinden rahatlıkla araştırılabilecek birçok konuyla ilgili Meclisi bilgilendirdi ama kendilerinin elinde olan o VIP listesinden her ne hikmetse bir haberdar olamadık, kimler bu işin içerisinde haberdar olamadık ama muhtemelen o Fon Koordinasyon Kurulu toplantısında, orada bunu AK PARTİ'li arkadaşlarımızla paylaşmış olmalısınız. Niçin bu VIP listesinde kimlerin olduğunu bu yüce Meclisle paylaşmıyorsunuz? Niçin kimlerin bu işin içerisinde olduğuna dair hususta burayı bilgilendirmiyorsunuz? Siz sadece şunu yaptınız Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, cenaze merasiminin nasıl yapılacağını anlattınız; yani bu fonu ne şekilde tasfiye edeceğinize dair bilgiler verdiniz. İyi de bu cenazenin katilleri kimlerdi, iş birlikçileri kimlerdi, azmettireni kimlerdi ve bu cenazeden kimler menfaat elde etti? Bunlarla ilgili hiç bilgi vermediniz. Yani Hükûmetinizin bir cenaze merasimi uygulayan bir kurum değil, bu cenazenin sebeplerini de ortaya çıkaracak bir kurum olduğunu buradan sizlere hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla "Haberimiz yoktu." diyemezsiniz çünkü Sayın Maliye Bakanınız daha 4 Kasım 2025'te "Bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz." diyor. Peki, hangi fonlar o? Ne tür tedbirler aldı Hazine ve Maliye Bakanınız? İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde  Adalet Bakanınız yine SPK'ye bir yazı yazıyor; tam 135 kez yazı yazıldığından ve uyarıldığından bahsediyor. SPK kaç kez uyarıldığına itiraz etmiyor "Sadece 130 kez değil bu." diye âdeta şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Dolayısıyla, bu 130 değilse bunun kaç olduğunun bu aziz milletin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kuracağı bir komisyon vasıtasıyla araştırılması lazım.

Milletin kurumları arasındaki yazışmaları saklamayın. Cumhuriyet savcısı SPK'ye ne yazmış, SPK ne tür tedbirler almış, BDDK ne tür uyarılarda bulunmuş? Ve Maliye Bakanlığı, bütün bunlardan hangi hususları biliyordu da o manipülasyonları açıklamadı; gelip burada, kurulacak bir araştırma komisyonunda mutlaka ve mutlaka ortaya koymalı.

"Devlet Denetleme Kurulunu göreve çağırdık." diyorsunuz. Kim Devlet Denetleme Kurulunun Başkanı? Sayın Salih Tanrıkulu; aynı zamanda Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Borsa İstanbul Denetim Komisyonu Başkanı. Yani şıracının şahidi bozacı ve siz bunun bağımsız bir şekilde sorgulanacağına bizim inanmamızı mı istiyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Dolayısıyla millet size güvenmiyor; oğlan sizin, kız sizin, sizin bu konuları açığa çıkaracağınız hususunda hiçbir güvencesi yok. Evet, bu bebelerin birçoğu sizin tanıdığınız bebeler ama bu bebeler bu milletin 25 milyar dolarını götürürken bunların siyasi sonuçlarından kaçınmak için nelerin üstünü örteceğiniz konusunda... Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinde güven olmadığı kadar millette de güven yok. Bu güveni oluşturmanın yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hakkıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulması. Bundan kaçamazsınız. Dün kaçmak için Meclisi belki de Meclis tarihinde ilk kez iktidar partisinin karar yeter sayısıyla kapatma yoluna gittiniz; bugün de "Bu konuşmalardan sonra kapatalım." diye girişimlerde bulundunuz ve yarın da kâtip üyeyi Divana çıkarmamak suretiyle Meclisi çalıştırmamaya dair duyumlar var. Sayın Meclis Başkan Vekilime de buradan istirhamda bulunuyorum: Böyle bir fiilî durum olursa; bu, sadece Meclise, Türk milletine değil aynı zamanda Meclis Başkan Vekili olarak size de bir saygısızlık olur, bu konuda da önden gerekli tedbirleri almanızı ve varsa böyle bir durum Meclis Başkanımızın yarın AK PARTİ'li Divan üyesinin Divana çıkarılmaması suretiyle Meclisin kapatılması gibi bir olaya tevessül etmemelerini arzu ederim.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Külliyen yalan Sayın  Başkanım.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bunu niye söylüyorum? Geçmişte yaptıkları için söylüyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Külliyen yalan.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Yalan olmasını umut ederim, ben sadece endişemi dile getiriyorum, kesin bir bilgi söylemiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Yalan, yalan! Arkada konuştuk her şeyi.

Yalan söylüyorsunuz ya! Öyle şey olur mu, neden kapatalım ya?

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bakın, bir endişeyi dile getirmek başka bir şey.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hiç öyle bir şey yok.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Endişeye "yalan" denilmez. Endişenin sebepleri var geçmişte yaptıklarınızdan dolayı. Yalan; bir şeyin mutlak doğru olduğunu iddia etmektir. Endişeyi dile getiriyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Yalan konuşuyorsunuz. Arkada yaptığımız konuşma...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Yapmadığınız bir şey değil!

BÜLENT KAYA (Devamla) - Neyse, yapmadığınız bir iş değil bu.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ne alakası var! Olmaz böyle bir şey! Ayıp denen bir şey var.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Yapmadığınız bir iş değil ama "Yapmayız." deyin "yalan" diyemezsiniz. Çay ocaklarında konuşuluyor "yalan" diyemezsiniz.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Özlem Hanım, yapmadığınız bir iş değil. Dolayısıyla, yapmadığınız bir iş değil, yaptınız daha önce.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Arkada şahit değil misiniz arkadaşım, böyle bir şey söylenir mi ya? Ne münasebet!

BÜLENT KAYA (Devamla) - Başkanım, devam edebilir miyim ben; lütfen...

BAŞKAN - Hatibi dinleyelim.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Geçmişte yaptığınız işlerden dolayı endişeli olduğumuzu söylemek "Yalan söylüyorsunuz." şeklinde geçiştirilecek bir durum değil.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Olmaz böyle bir şey!

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bir diğer önemli  husus Sayın Başkanım, keşke bu hassasiyetlerinizi fondan 25 milyarı vuran tanıdıklarınıza da söyleyebilseydiniz. Keşke "İstifa edin, biz bunu millete anlatamıyoruz." diyerek gösterebilseydiniz. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Burada bir diğer önemli husus şu: Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı vasıtasıyla Sayın Cumhurbaşkanına iletiyorum: Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili Mutalip Ünal ve Kurul üyesi Ali Akay'ın Tera'nın halka açılmasına itiraz ettikleri için 30 Ekim 2022'de Sayın Cumhurbaşkanının imzasıyla görevden alındıkları ve sadece bir buçuk ay sonra, 15-16 Aralıkta yeni üyelerin katılımıyla halka arz edildiğine dair iktidar medyasında da konuşulan bir iddia var. Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda milleti aydınlatmalı. Bu iki arkadaşın Sermaye Piyasası Kurulundaki görevinden azledilmesinde hangi lobilerin ilişkisi var? Sayın Cumhurbaşkanına "Bunlar Tera'nın halka arzına müsaade etmiyorlar, onun için görevden alınması lazım." dememişlerdir herhâlde araya girenler. Niçin olduğunu bu millete hep beraber açıklamak gibi bir durumdasınız.

Muhammed Yarız, Emre Tezmen, Serdar Turhan, Alper Öztürk ve çok sayıda fon yöneticisi tutuklandı ama Fatma Betül Sayan'la ilgili hâlâ biz bir soruşturma açılıp açılmadığını bile bilmiyoruz oysa bu ülkenin Başbakanına, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanına beş yıl önce yaptığı bir konuşmadan dolayı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının basın açıklamasıyla soruşturma açıldığını 86 milyona duyurdunuz. Ya,  Sayın Ahmet Davutoğlu bu 25 milyarlık fon vurgunundan daha büyük bir suç mu işledi ki 86 milyonu bilgilendirdiniz de Fatma Betül Sayan ve ilgililer hakkında soruşturma açıldığını bu milletten saklıyorsunuz. Dolayısıyla, bunu da kabul etme imkânının olmadığını buradan net bir şekilde ifade etmek istiyorum.

Üzerinde durulacak çok daha husus var; grubumuzdaki grup başkanımız ve diğer başkan vekillerimiz üzerinde duracak. Bir son noktaya değinerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bir dakikada toparlayacağım Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Genel Başkan Yardımcısı Sayın Fatma Betül Sayan 2 milyar 200 milyon TL'lik bir para kazandı. Bunun stopajını ödedi mi, muamma; vergi kaçırmasını bir tarafa bırakıyorum. "Hadi ya kardeşim, haram paranın da vergisi mi olur?" diyebilirsiniz ama kumardan vergi alan bir Hükûmet, herhâlde fon vurguncularından da vergi almayı aklına getiriyordur diye düşündüğüm için bu iddiayı dile getirdim.

Bir diğeri, bu 2 milyar 200 milyon iade edildiği 5 Ekim tarihine kadar hangi mevduat hesabında tutuldu,  ne kadar faiz geliri elde edildi? Bu faiz geliri nerelerde kullanıldı ya da Fatma Betül Sayan tarafından iade edildi mi? Bunu açıklığa kavuşturmanız lazım.

Bir de iade ettiği para 1 milyar 870 milyon TL yani o koymuş olduğu 163 milyonun nemalandırmasını, kârını koyuyor, artanı veriyor. Ya, bu millete para iade ederken bile faizin faizini almaya çalışan bir iktidarın bunu soruşturma şansı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - O açıdan, Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmadan biz bu Hükûmetin adil bir şekilde, şeffaf bir şekilde bunun üstüne gidebileceğine inanmıyoruz ve bu konudaki taleplerimize devam edeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına ikinci söz Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen'e ait.

Buyurun Sayın Ekmen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, kıymetli milletvekillerimiz; Meclisimiz burada gerçekten tarihî bir yasayı çıkararak tatile girdiğinde hepimiz illerimize dağıldık ve orada karşımızda bir gündem vardı. Ne zamana kadar? Aşağı yukarı 12 Eylüle kadar; 12 Eylüle kadar sahada gezerken biz çiftçinin rekor hasılata rağmen hak ettiğine ulaşamaması, işçilik bedelleriyle baş edememesi, emeklinin geçinememesi, asgari ücretlinin ara zam talebinin karşılanmaması ve asgari ücretin açlık sınırının altına düşmesi, sanayicinin artan üretim maliyetleri, ihracatçının kur baskısı altında yaşadığı zararı, hukuk, adalet ve özgürlük bekleyenlerin her gün yargısal bir operasyonla geriletilmesi, okulların güvenlik açığı gibi birçok meseleyi konuşuyorduk ve 12 Eylülde de emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşen bir askerî darbeyi hep beraber lanetledik ama 13 Eylül gününden bugüne kadar bütün konuşmalarımız maalesef tarihin en büyük fon dolandırıcılığı hakkında ve AK PARTİ'nin değil, cumhuriyet tarihinin belki de dünyanın maruz kaldığı en büyük çürüme, içeriğe doğru çökme ama vatandaşın üzerine devrilme hâliyle ortaya çıkan büyük bir maliyetle karşı karşıyayız ve tıpkı 12 Eylül lanetli askerî darbesi gibi, bu fon dolandırıcılığının da bir emir komuta zinciri içerisinde gerçekleştirildiğini görüyoruz. Önce ismini doğru koyalım.

Özlem Hanım, nereye gittiniz bilmiyorum ama yani burada AK PARTİ'yi temsilen nöbetçi Grup Başkan Vekili de eğer muhalefetin ifade edeceği üç beş cümleyi duymaya tahammül göstermiyorsa -vekâlet Alpay Bey'deymiş ama- bunun da iktidar partisi adına ciddi bir ayıp olduğunu düşünüyorum.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - İdare Amiri tarafsız.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - İnşallah, yürütme, Sayın Cevdet Yılmaz bu konuda gereken notlarını alır.

Bunun ismi fon krizi, fon meselesi, fon manipülasyonu değil fon dolandırıcılığıdır. Apaçık, gündüz gözüyle, herkesin gözünün önünde ve birçok devlet kurumunun ve siyasetçinin iş birliğiyle fonlar ve hisseler 10, 100 değil 1.000 ve daha fazla misline artırılarak küçük yatırımcı dolandırılmıştır. Adalet Bakanı 2025 Şubat ayında yani tam on dokuz ay önce, Hazine Bakanı 2025 Kasım ayında yani tam on ay önce bu dolandırıcılığın farkında olduklarını ifade ediyorlar ancak yapılan bir işlem var mı? Yok.

AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı Sayın Nihat Zeybekçi; kendisi de bir mağdur, geçmiş olsun diyoruz kendisine ama kendisi de görevlilerin -önce "devlet" diyor, sonra düzeltiyor- görevini ihmal ettiğinden bahsediyor. Böyle bir tabloda, devletin en üst yetkililerinin bile haberdar olduğu bir dönemde kim, hangi cüret ve cesaretle bu dolandırıcılığı gerçekleştirdi? Maalesef, övündüğümüz yerli ve millî kurumlarımız değil uluslararası bir endeksin Türkiye borsasını alt lige düşürme tehdidinden sonra küçük yatırımcının telaşıyla ortaya çıkan temerrüt zinciriyle bu olay ortaya çıktı yani eğer bir temerrüt yaşanmasaydı biz bugün, Tera Holdingin bir kurtarıcı olarak Pusula Holdingi satın alarak nasıl kahraman olduğunun dinletisini burada dinliyor olabilirdik.

Merak ediyoruz ve soruyoruz: Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu uyuyor muydunuz, niçin görevinizi yapmadınız? Eliniz armut mu topladı, elinizi, kolunuzu kim tuttu? Evet, soruyoruz, elinizi, kolunuzu kim tuttu? Ortada tam bir şer üçgeni var; siyaset, bürokrasi, açgözlü paragözler. Tabii, siyaset ve bürokrasideki ortaklar da bunlarla birlikte ve bu şer üçgenine karşı masum, sıradan insanların intiharına yol açan bir yoksullaşma hâli. Sadece bu fonlara tamah edenler değil Borsa İstanbulda hiçbir tartışmalı fon ve hisse senedinde parası olmayıp da kâğıt alan arkadaşlar yüzde 60 zararda. Borsa İstanbulun kendisi yüzde 20'ye yakın değer kaybetti. İMKB 30 bir şekilde direniyor ama İMKB 100'de olduğu hâlde, hiçbir tartışmada geçmeyen kâğıdı alan arkadaşlar yüzde 80 zararda ve bu 450 bin kişinin arasında değil Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, bu sizin desteklemeyi düşündüğünüz zincir içerisinde değil ama burada çekinin bedelini, hasta, sağlık giderinin bedelini, okulunun eğitim bedelini kaybeden "Acaba borsada  üç beş kuruş kazanırım." diyen masum insanlar var ve bunlardan hiç kimse bahsetmiyor. Bunun organize bir dolandırıcılık ve bir şebeke olduğunu söylediğimizde bazı arkadaşlar bazen itiraz ediyorlar; gerçi bugün... AK PARTİ Grubundan hiçbir milletvekili inşallah yoktur, varsa da birkaç kişidir, elimizde hiçbir bilgi yok, spekülasyon yapmıyoruz ama bu milletvekillerinin temiz duygularıyla bu dolandırıcılığın örtülmesi faaliyetinin bir parçası olmaması gerektiğine dikkat çekiyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Tera Holding Başkanı TÜRGEV'de misafir ediliyor, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine onur konuğu olarak kabul ediliyor; Anadolu Ajansı'nda 10 tane haber var, A Haber'de yüzlerce saat yayın var Tera Holding, Hedef Holding efendim, Pusula Holding hakkında. Sermaye Piyasası Kurulu hiçbir şikâyeti dikkate almıyor. Ramazan Başak diye ferdivahit bir kahraman Tera Holding ismini ağzına aldığı için 2 kere gözaltına alınıyor. Bu dolandırıcılara Bankacılık Düzenleme Kurulu banka kurma izni veriyor. "Tera Holding" ifadesi geçen "tweet"ler olumsuzsa bir saatte yasak yiyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Cumhurbaşkanlığı Üst Kurul üyeleri, Cumhurbaşkanı danışmanları, Eski Başbakanlık Danışmanı, AK PARTİ'li siyasetçiler, çocukları, Maliye ve Hazine Bakan Yardımcısının damadı, BDDK üyesinin oğlu buralarda görev yapıyor. Yani bu liste size normal geliyor mu? Vallahi, 3 kere 30 bin ya da 40 bin liralık bir ödeme için kendi hesabım bloke edildi; beni bir merkezden aradılar: "Sayın Ekmen, bu işlemi siz mi yaptınız?" "Evet, ben yaptım." "Bu şahsı tanıyor musunuz?" "Tanıyorum." "Aranızda bir ticaret var mı?" "Yok." "Bir belge var mı?" "Yok." Belki yardım ediyorumdur, belki bir yere destek oluyorumdur, belki kişisel borç ödüyorumdur. Benim 30 bin liramı yakalayan sistem bunların 30 milyar dolarını nasıl yakalamamış? (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) MASAK ne yapmış? MİT ne yapmış? BDDK ne yapmış? Kurmuşsunuz bir MASAK'ı...

Bakınız, çok büyük bir avantajınız var, bizzat size hitap etmek istiyorum. Normalde bizim bu kürsüye çıkıp "Bu işin siyasi sorumluları var: Mehmet Şimşek, Cevdet Yılmaz, Recep Tayyip Erdoğan istifa etsin." dememiz gerekir. (İYİ Parti sıralarından "Aynen, aynen." sesleri; YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bugüne kadar size istifa çağrısı yapan bir muhalefet görmediniz çünkü sizin bizzat bu işe dâhil olmadığınızı düşünüyorlar, çünkü sizin bu dolandırıcılıkta olmadığınızı düşünüyorlar. Bu büyük bir kuvvettir, gelin bu kuvveti kullanın.

Siz ne yapmışsınız? Bu dolandırıcılığı yapan kişilerle bir Kurul oluşturmuşsunuz. Ya, BDDK zaten sorumlu, TEFAS zaten sorumlu, SPK zaten sorumlu, İstanbul BİST yönetimi zaten sorumlu. BDDK Başkanının İMKB Yönetim Kurulu şapkasıyla sorgulanması gerekirken Devlet Denetleme Kurulu Başkanı olarak hesap sormaya kalkıyor. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Siz niçin bunu müsaade ediyorsunuz? Bugün de borsa yüzde 2 düşmüş.

Size çok basit bir şey öneriyorum: Bu olayın patladığı güne kadar BDDK, SPK, Denetleme Kurulu, İMKB yönetimini görevden alın, yarın yepyeni ve canlı bir Türkiye'ye uyandığınızı göreceksiniz ve buralara insanların güven duyacağı, insanların emin olacağı işler yerleştirir.

Bakınız, Finansal İstikrar Komitesi bu dönemde defalarca konuşmalar yapmış, Ocak 2026'da bir rehber hazırlanmış, ağustosta yayınlanmış. Bütün bunları size belki kıyamadığımız için söylüyoruz, normalde sizin de siyasi sorumluluğunuzu tartışmıyoruz burada ama lütfen, hiç olmazsa Sayın Mehmet Şimşek'le birlikte şu pisliğe boyuna kadar batmış insanları bir kenara koyun ya! Vallahi ben merak ediyorum, o toplantıda Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı gözünüze nasıl bakıyor? Deniyor ki: "Önceki Başkan" E, bu adam da İkinci Başkandı, bu adam da uzaydan gelmedi ki oraya, bu adam da sistemin içerisindeydi. Peki, önceki Başkan için soruşturma isteniyor. Kurul üyeleri? Onların sorumluluğu yok mu? Sadece Fatma Betül Sayan Kaya gibi Ömer Gönül de feda edilerek, şeytanlaştırılarak diğerlerinin sorumluluğu ortadan mı kaldırılacak? Bütün Kurul üyelerinin birlikte görevden alınması gerekiyor, hiçbir ayrımcılık yapılmaması gerekiyor.

Sayın Yılmaz, bir ay, üç ay, beş aylık listelerle bu iş temizlenmez, beş yıllık listeleri isteyeceksiniz. Sadece fon değil, bu beş yıllık dönemde Kiler Holdingden ODINE'e kadar yapılmış bütün hisse manipülasyonlarını inceleyeceksiniz, sermaye piyasasına arz edilen kâğıtların üç ayda nasıl yüzde 50 değer kaybettiğini inceleyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bu görevden almaları yapmadıkça hiç kimse sizin gerçekten sonuç alacağınıza inanmaz. Buraya getirin, fırsat var.

Bakın, GRECO'nun size yazısı var, buyur gelmiş! Getirin bir siyasi etik yasasını, getirin bir kamu ihale kanunu... Var, masanızda duruyor, çekmecenizde, ben biliyorum, çıkarın çekmenizden Avrupa Birliğine uyumlu bir kamu ihale kanununu, siyasi etik yasasını; dolandırıcılığı... Sarı öküzü vermeyeceksiniz ama bu ahırın damı hepimizin başına yıkılacak. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Kendinize acımıyorsanız bize acıyın, sokaktaki insana acıyın, fakir fukaraya acıyın, garip gurebaya acıyın. Bizim burada muhalefet olarak size hâlâ gerçekten sonuç alıcı öneriler veriyor oluşumuzu değerlendirin ya! Normalde tarihinin en büyük siyasi kriziyle karşı kaşıya, inşallah bununla giderler diye düşünmemiz lazım değil mi? Hayır, buradaki bütün muhalefet partisi grupları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bitireceğim efendim.

BAŞKAN - Devam edin, siz devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bugün ama başka bir konuşma yapılmayacağı için...

BAŞKAN - Ama çok güzel değerlendirdiniz.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bugün buradaki bütün muhalefet partisi milletvekilleri; boynunuz bu işin altında kalsın diye değil, bu işten nasıl kurtulursunuz diye size fikir veriyor, akıl veriyor ve bunu ücretsiz veriyor ve bunun siyasi maliyetini göğüsleyerek veriyor. Umarım buradan çıktığınızda yarın buradaki konuşmalardan faydalanmış bir Cevdet Yılmaz görürüz.

Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına son söz Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ'a ait.

Buyurun Sayın Özdağ. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir konuyu konuşuyoruz ve ben sizleri 2001 yılına götürüyorum. Gazi Erçel Merkez Bankası Başkanı ve Türkiye'de ekonomik bir kriz olmuş. Bu ekonomik krizle beraber devalüasyon olacak, vatandaşlar paralarını korumanın derdindeler. Gazi Erçel de parasını koruma derdinde, 82 bin dolar parası var ve parasını dolar olarak muhafaza ederek daha sonra devalüasyon olup parasına para katarken vatandaşlar ise Türkiye'de mağdur hâle getirilmişti. Peki, Gazi Erçel'in, bu 82 bin dolarla ilgili olarak kendi yanına kâr mı kaldı? Hayır, kalmadı, hemen kendisini buldular. Kim vardı? Koalisyon hükûmeti vardı ve koalisyon hükûmeti bu 82 bin doları yani manipülasyon yapıldığını, kendisinin devalüasyon öncesinde parasını dolar olarak koruduğunu gördü. Cezalandırıldı ve ceza aldı kendisi.

Peki, şimdi neyle karşı karşıyayız arkadaşlar? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili bir iddianame hazırlandı biliyorsunuz. Bu iddianamede ne deniyordu? Akın Gürlek Başsavcıydı ve kendisi şöyle bir ifadede bulundu, basın toplantısı yaptı, iddia makamındaki kişi iddianame yazıyor ve iddianame yazan iddia makamındaki kişi ihsasıreyde bulunuyor, diyor ki: "Yüzyılın yolsuzluğunu araştırıyoruz, yüzyılın yolsuzluğuyla karşı karşıyayız." Ben de şimdi söylüyorum ve diyorum ki: Yüzyılın soygunuyla karşı karşıyayız. Akın Gürlek'in dediği iddiaydı, daha mahkemeler var, yargılanıyorlar ama bu iddia değil arkadaşlar, bu gerçek ve nasıl bir gerçek? Fatma Betül Sayan Kaya'yla beraber gerçek. Burada kişiler var, burada olaylar var ve olgular var arkadaşlar. Kişiler, buradan hisse alanlar ve bu kişiler hisse aldıkları gibi de burada şirketler var; buralardan para kazanan, aynı zamanda başka yerlere para aktaran şirketler var, kişiler var; benim meselem kişiler değil, onlar kısmen beni ilgilendiriyor. Olaylar var, burada manipülatif eylemler, işlemler var, spekülatif işlemler var, haksız kazanç elde edenler var arkadaşlar ve bu olaylarla ilgili olarak da mutlaka ve mutlaka hepimizin duyarlı olması gerekir.

Peki, olgu nedir? Olgu, sistemdir arkadaşlar. Sistem nedir? Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir. Bu sistem olduğu süre içerisinde denetim mekanizmaları zayıflamıştır ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmıştır. Nereler? Mesela Sayıştay, görevini yapamamaktadır; mesela teftiş kurulları, görevlerini hiç yapamamaktadır; mesela medya, görevini yapamamaktadır; mesela, Parlamento, milletvekilleri; soru önergelerine cevap vermeyen bakanlarla, bir Bakanlar Kuruluyla karşı karşıyayız ve burada bunlar da görevlerini yapmıyorlar, denetim mekanizmaları yok olmaya başlamış vaziyette, yok diyebileceğimiz kadar da ağır bir durumla karşı karşıyayız. Peki, buradaki denetim mekanizmalarını kimin yapması gerekiyordu? Biraz önce gerek Grup Başkanımız gerek Grup Başkan Vekilimiz açıklamalarda bulundular. Ne dediler? Burada "SPK nerede?" dediler. SPK nerede? Peki, bunları, SPK'yi kim atadı arkadaşlar? BİST nerede ve BİST'le beraber de MASAK nerede? Benim bir arkadaşım Yunanistan'a giderek 400 bin dolarlık bir tekne almak istiyor; tekne almak isteyince 400 bin dolarını oraya çekiyor, hemen ardından banka arıyor kendisini: "Ne yapmak istiyorsunuz? 400 bin doları niye yurt dışına çıkarıyorsunuz?" O da diyor ki "Ben tekne alacağım, tekne fuarına geldim ve tekne almak mecburiyetindeyim." ve hemen aradan bu açıklamaları yaptıktan sonra "Ben iyi bir iş adamıyım, düzgün bir adamım; vergimi veririm, vergi kaçırmam ve bu para helal bir paradır, ticaret parasıdır." diyor.  Ardından MASAK arıyor arkadaşlar 400 bin dolar için. Şimdi, burada milyon dolarlar yurt dışına çıkarılmış; ya, burada manipülatif işler var. Biraz önce Mehmet Emin Ekmen Başkan söyledi, sadece bu dönemi araştırmayacağız, bu dönemi değil, on yıl öncesinden başlayarak buradaki spekülatif eylemleri, işlemleri, buradaki manipülatif işlemleri ve eylemleri araştıracağız, araştırmak mecburiyetindeyiz.

Peki, bu konu yargıya bırakılacak kadar önemsiz mi? Bu konu bugünkü yargıya bırakılmayacak kadar önemli bir konudur arkadaşlar. "Bugünkü yargıya" diyorum bakın. Yargı bazı durumlarda objektif değil, bazı konularda kesinlikle tarafsız değil ve kesinlikle bağımsız da değil, burada da bağımsız olması mümkün değil, bugünkü yargının bağımsız olması mümkün değil. Peki, bu konu Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna bırakılacak kadar önemsiz mi? Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna bırakılmayacak kadar önemli bir konu. Peki, kime bırakacağız burayı? "Yargı bunu incelemesin, incelerken taraflı olur." veya "Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu burayı denetlemesin." diyorsak eğer burayla ilgili, "Bunlar doğru incelemezler." diyorsak, kim inceleyecek? İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi inceleyecek arkadaşlar. Sizin BIST'e atadıklarınız, sizin MASAK'a atadıklarınız, sizin Sermaye Piyasası Kuruluna atadıklarınız, sizin kendi bürokratlarınız... Şimdiye kadar bazı konuları hep örtbas ettiniz, mesela Deniz Feneri gibi. Almanya'da ceza alanlar... Türkiye'de o konuyu araştıran savcılara gerekli işlemi yaptınız. Neydi yaptığınız işlem? Onlar görevden el çektirildiler, görevden alındılar onlar. Niye alındılar? Mesela, diyelim ki bu 17-25 Aralıkta "Bu Bakanlar Yüce Divana gitsin." dediğimiz zaman, onlarla ilgili olarak niye göndermediniz onları? İşte, sizin milat noktanız orasıydı, kırılma noktası orasıydı Adalet ve Kalkınma Partisinin. Onları eğer Yüce Divana gönderseydiniz, onlar suçluysa cezalandırıp onları kendi partinizden uzaklaştırsaydınız veyahut da onlar suçsuzsa yine kendiniz beraberce yolculuk yapmış olsaydınız size bugün konuşma hakkı doğardı ve başkalarına cesaret vermezdiniz.

Bugün Türkiye'de iktidarı kullanarak gerek bürokraside gerek ticaret alanında gerekse sivil toplum kuruluşlarında yapılan yolsuzlukların, hukuksuzlukların, keyfîliklerin müsebbibi nedir biliyor musunuz? Bugünkü bu müsebbibi sizin yargınızın objektif olmaması, sizin yargınızın gözünün kapalı olmaması, terazisinin doğruyu tartmaması arkadaşlar, ondan dolayıdır ve ikinci olarak söylüyorum; bakın, bunlarla ilgili işlemler yapmadınız. Nelerle ilgili? İşte, mesela bir milletvekili arkadaşınızla ilgili işlem yapmadınız. Niye yapmadınız? Veyahut da o rektörle ilgili işlem yapmadınız. Ya, şeffaf değil Türkiye, bunu bilmek mecburiyetindeyiz değerli arkadaşlar, şeffaf değil, şeffaf olmayan bir yapıyla karşı karşıyayız. O nedenle, SPK bunu araştıramaz.

 Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına saygı duyarım, beraber çalıştık, birlikte çalıştık, dürüstlüğüne de inanırım ben kendisinin, dürüst olduğuna inanıyorum. Şimdi, istedikleri kadar kurul kursunlar. Bu kurul sorumlulardan müteşekkil bir kuruldur. Kim sorumlular? SPK sorumlu. Kim sorumlu? Biz sorumlu. Kim sorumlu? MASAK sorumlu. Kim sorumlu? Hazine ve Maliye Bakanlığı sorumlu. Kim sorumlu? MİT sorumlu. Kim sorumlu? İçişleri Bakanlığı sorumlu. Kim sorumlu? Adalet Bakanlığı sorumlu.

Ya, biraz önce örnek verdi Mehmet Emin Ekmen, "Benim 30 bin liramı hemen tespit eden bir sistem burada milyon dolarları niye tespit etmiyor?" diyerek söyledi kendisi. Burada büyük bir ihmal vardır arkadaşlar. Gelin, bu araştırma komisyonundan kaçmayın. Hatırlarsanız eğer burada çeşitli konularda araştırma komisyonları kurmak istedik. Mesela Kartalkaya'da Kartal Oteldeki yangınla ilgili biz muhalefet olarak araştırma önergelerini verince baktınız ki pabuç pahalı, bir kamuoyu oluşuyor, hemen dediniz ki: "Beraberce verelim araştırma önergesini, birlikte bir komisyon kuralım." Yine çocuk istismarlarıyla ilgili baktınız ki pabuç pahalı, çok fazla çocuk istismarı oluyor, "Gelin beraber kuralım." Şimdi bu konuda niye "Beraber kuralım." demiyorsunuz? Neden araştırma komisyonu kurulmasından kaçıyorsunuz? Neden "Araştırma komisyonu kurulsun." diyen 4-5 partinin araştırma önergelerini burada dün görüşmek istemediniz? Rahatlıkla görüşün. Eğer Hükûmetin bir sorumluluğu yoksa, Hazine Bakanlığının sorumluluğu yoksa, bugünkü Sayın Cumhurbaşkanının sorumluluğu yoksa niye kaçıyorsunuz? Vallahi kaçtığınız yere kadar sizi kovalayacağız ve bu konuyu sürekli olarak gündemde tutacağız arkadaşlar çünkü tutmak mecburiyetindeyiz. Burada sadece 455.758 kişi mağdur değil, burada binlerce kişi, bin kişi, 555 kişi milyon dolarlar kazanmış olabilirler, sadece onlar değil, Türkiye zarar gördü değerli arkadaşlarım, Türkiye ekonomisi zarar gördü. 86 milyonun cebinden şimdi paraları alacaksınız, o mağdurların paralarını gidermeye çalışacaksınız ve ardından Türkiye nasıl zarar gördü? Bir daha kimse borsanızdan hisse almayacak, alamayacak. Güven çok önemlidir, güven hukuku getirir, güven ekonomide adaleti getirir, güven aynı zamanda dış politikada itibarı getirir; üçünde de güvensizlik olduğu için çok ciddi şekilde sınıfta kalacaksınız ve Türkiye sınıfta kalmış olacak. Bedeli sadece siz ödemeyeceksiniz. Evet, ödeyeceksiniz bedeli. Nasıl ödeyeceksiniz? Göreceksiniz bakın, büyük bir tsunami geliyor. Bu tsunami belli, yapılan yolsuzluklara göz yummanız, yapılan hırsızlıklara göz yummanız, yapılan hukuksuzluklara göz yummanız "Bendense sesimizi çıkarmayalım, zamana yayalım." "Bendense, benim partimdense..." Öyle demeyin. Hazreti Fatıma için ne diyordu Peygamber'imiz? "Kızım Fatıma da yanlış yapsa onu cezalandırırım." diyordu. Şimdi, siz diyorsunuz ki: "Biz bunları cezalandıracağız." Cezalandırın o zaman. SPK'nin  Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri istifa etmelidirler. Hadi gelin, BİST istifa etmelidir, MASAK istifa etmelidir, Hazine ve Maliye Bakanı istifa etmelidir, Hükûmet istifa etmelidir arkadaşlar, Hükûmet istifa etmelidir. Allah aşkına söyler misiniz, bana söyleyin, dünyanın neresinde, Amerika'da, Kanada'da, Avustralya'da, Japonya'da, Almanya'da, Avrupa Birliği ülkelerinde, İskandinavya'da bunların onda 1'i değil yüzde 1'i yapılsa onlar ne yaparlar? Özür dilerler ve istifa ederler ya! Pişkin pişkin geliyorsunuz, araştırma önergeleri veriyoruz, onlara da ret veriyorsunuz, sonra da tarihinizde olmadık bir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili kalkıyor, diyor ki: "Karar yeter sayısı istiyoruz." Nereye gidiyorsunuz? Ne karar yeter sayısı? Dün görüşseydik, reddetseydiniz,  "Böyle bir şey yok." deseydiniz. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı gelip açıklamalar yapsaydı bize veyahut da "evet" oyu deseydiniz, beraberce komisyon kurmuş olsaydık, ne olurdu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Arkadaşlar, sistem kötüdür, sorun sistemdedir ve aynı zamanda size söylüyorum, çare millettedir ve milletin önüne bir sandık gelecek, 2028 Nisan ayında geleceğini söylüyorsunuz. 2028'e kadar millet fokurduyor ve kaynıyor Türkiye yolsuzluklar karşısında, hırsızlıklar karşısında, keyfîlikler karşısında, torpiller karşısında. Bir bakıyorsunuz, bir bakanın karısı bilmem nerede, bir bakanın çocuğu bilmem nerede, istisnai kadrolarla binlerce adamları alıyorsunuz. Bir bakıyoruz, bir milletvekilinin çocuğu bilmem nerede ve ardından da diyorsunuz ki: Biz adaletiz, Adalet ve Kalkınma Partisiyiz. "Adaletinizi..." diyeceğim ama neyse söylemeyeceğim o tarafını, "batsın" diyecektim demiyorum. Ya, kalkınma zaten tamamen bitmiş vaziyette ama siz şunu bilin ki bugünkü konuşmalar yetersiz, bugün de Meclisi kapatacaksınız. Yarın yine aynı araştırma önergelerimizi vereceğiz ve sizi kaçtığınız yere kadar kovalayacağız. Kaçtığınız yer sandık olacak, sandıktan da çıkamayacaksınız.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına ilk söz Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta'ya aittir.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fon krizini konuşuyoruz. Aslında buna  "kriz" demek yanlış, organize bir soygunu, nitelikli bir dolandırıcılığı konuşuyoruz. Dünyada ilk sırada yer alır bu. Madoff skandalını söylerler ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin millî geliri içerisindeki payı olarak düşündüğümüzde, dünyada bu saadet zinciri soygunu veya işte Ponzi skandalları anlamında ilk sırada yer alan bir soygundan, bir skandaldan bahsediyoruz.

Değerli arkadaşlar, aslında baktığınızda vurgun basit, öyle karmaşık falan değil. Sayın Cumhurbaşkanı  Yardımcısı, böyle "Mevzuatı değiştireceğiz." falan; değiştirin mevzuatları falan. Bu türev piyasalarda olan, düzenleyici, denetleyici otoritelerin göremediği bir şey değil herkesin gözünün içine baka baka gelmiş bu, bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı ikaz etmiş; siz neden bahsediyorsunuz? Siz şimdi, bize tutmuşsunuz "Mevzuat değişikliği yapacağız. Başka ülkelerde de oluyor. Düzenleyici, denetleyici otoriteler bazen bunları atlıyor." diyorsunuz; böyle bir şey yok.

Şimdi, burada ilişki karmaşık, vurgun basit, ilişki karmaşık. İlişkinin üç ayağı var, bir de yancısı var. Birinci ayağı ilişkinin, bürokrasi. Sizin atadığınız, hiç bir ehliyeti, liyakati olmadan sadakati ve hırsızlığı nedeniyle atadığınız bürokratlar var bu işin içinde. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) İkincisi, siyaset var. Bir kısım AK PARTİ elitleri -tamamını söylemiyorum- var bu işte, bu vurgunun içerisinde; işte, isimleri çıkmaya başladı. Diğeri ne? Özel sektör. Özel sektördekiler de sizin arkadaşlarınız; ya sizden, partilerinizde görev almış ya aday olmuş ya aday olmak istemiş insanlar. Dolayısıyla üç ayağı bu. Yancısı kim? Yancısı kara para. Mafya boyutu var işin, onun da önümüzdeki günlerde daha net bir şekilde ortaya çıkacağını tahmin ediyorum.

Şimdi, iş biline biline geldi, iş görüldü, görünmeyen bilinmeyen bir şey yoktu; yabancılar bunu ortaya çıkarmasaydı siz yine ortaya çıkarmayacaktınız. Bakın, Mehmet Şimşek dediği vakit bu işin üzerine gidilmiş olsaydı, o gün bu tasfiyeler yapılsaydı 822 milyar TL değil onun üçte 1'i kadar bir kayıpla veya mağduriyetle iş çözülecekti ama dediğim gibi, yabancılar çıkardığı için işin üzerine gitmek durumunda kaldınız. Dolayısıyla mesele mevzuat meselesi değildir.

Bakın, daha 2021 yılı Kasım ayı, Plan ve Bütçe Komisyonu, hatırlayın, tören salonundayız, siz de Komisyon Başkanısınız; ben orada bas bas bağırdım "Bu halka arzlarda bir problem var. Bu halka arzların, bu kadar çok halka arz yapılmasının arkasındaki motivasyon nedir?" diye Bakana sordum. "Varlığı değil borcu halka arz ediyorsunuz. Bu şirketler patır patır yükseliyor. Bu nasıl oluyor?" diye sordum. Siz de Komisyon Başkanıydınız, neyi bilmediğinizi bize söylüyorsunuz şimdi; böyle bir şey yok.  Bu nedir biliyor musunuz? Bu, kurumsal çürümedir. Türkiye'nin kurumları çürüyor. "Nasıl olsa bana bir şey olmaz." anlayışı bütün bürokrasiye, yargısı dâhil, sivil, askerî, bütün bürokrasiye hâkim olmuş durumdadır. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 Şimdi "Neden kurumlar itiraz etmedi?" diye soruyoruz. Dün siz Meclisi kapattığınızda -AK PARTİ'li arkadaşlar için söylüyorum- burada kısa bir konuşma yaptık, orada söyledim, tekrar olacak bazı arkadaşlar açısından ama yine AK PARTİ'li arkadaşların duyması açısından tekrar etmek istiyorum. Bu Sherlock Holmes'u bilirsiniz, polisiye dizi sevenler veya  o tür roman okuyanlar. Şimdi, bir tane cinayeti aydınlatmaya çalışıyor ve bekçi köpeğinin havlamaması üzerinden katili buluyor ve diyor ki "Katil tanıdık, katil içeride çünkü bekçi köpeği havlamamış." (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, bu düzenleyici, denetleyici otoritelere, bunlara İngilizcede -tabiri siz çok iyi bilirsiniz- "watchdog" derler yani "bekçi köpeği" derler. Şimdi, siz bir tane havlayan -yani tırnak içerisinde söylüyorum- veya sesini çıkaran düzenleyici, denetleyici otorite gördünüz mü? Görmediniz çünkü hırsız tanıdık, hırsız içeride. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) İşte soruşturulması gereken şey, bu talimatları kim veriyor, bu tezgâhı kim kurmuş? Bunun sorgulanması lazım, maalesef olmuyor.

Bakın, örnek vereceğim arkadaşlar, bakın, bunlar karalama değil, şu örneği vereceğim: Tera Portföyün o en büyük fonu... Şimdi, bir fonun TEFAS'ta işlem görebilmesi için, değerli arkadaşlar, SPK'nin onayı gerekir, bir izahname ve düzenleme yapılması gerekir, SPK onayı olması lazım. Kim alıyor TEFAS'a? Takasbank alıyor. Bakın, ikisi de devletin kurumu değil mi? Takasbank bugün tasfiye ettiğiniz o en büyük fonu SPK'nin izni olmadan TEFAS'a koyuyor. TEFAS'a koyunca ne oluyor? Yatırımcı sayısı 161'den 111 bine çıkıyor, millete o fonları satıyorlar ve fon miktarı da -büyütüyorlar ya sürekli- 30 milyardan 268 milyar TL'ye çıkıyor. Bakın, izinsiz bir şekilde 2 tane kurum, Takasbank izinsiz koyuyor, öbürü de izin vermiyor. İş ortaya çıkmaya başlayınca -tarih ne- 17 Haziran 2026'da da SPK küçük bir ceza keserek,  4,4 milyon lira... 268 milyar liralık vurgun oluyor, 4 milyon lira ceza kesiyor. Şimdi, bana kim ne anlatıyor ya Allah aşkına! Sorun uygulama sorunu, sorun mevzuat sorunu değil yani SPK bu işin içerisinde değil mi? Kimdir birey olarak onu bilmem ama kurumsal olarak Takasbank bu işin içerisinde değil mi? Bu işin içerisinde olmadığını söyleyebilir misiniz?

Daha elimizde birçok örnek var fakat vaktim olmadığı için hızlı hızlı geçmek istiyorum. BDDK'nin lisanslarına bakın; bugün tasfiye ettiğiniz, bugün "hırsız" dediğiniz kişilerin lisanslarının tamamı son iki üç yıl içerisinde verilmiş. Kim Başkanı? Şahap Kavcıoğlu. Bu lisanslar nasıl verildi? Tek tek sayayım mı? Mesela, Mustafa Yazıcı, Hayati Yazıcı'nın oğlunun ismi gündeme geldi, değil mi; 8 tane lisans almışlar arkadaşlar -8 nasıl gösterilir, şöyle- 8 tane lisans almışlar son iki yıl içerisinde; bunların hepsinin üzerinde şaibeler var. Bu kadar sıkıntı varken, bir buçuk yıl öncesinde bunlar konuşulmaya başlanmışken bu lisansları kim verdi, nasıl verildi, niye verildi bu lisanslar? Onun dışında İktisat Katılım Bankası 2026'da lisans aldı ya, daha yeni lisans aldı yani Mehmet Şimşek'in konuşmasından sonra, Tera Yatırım Bankası 2023'te, efendim, Destek Yatırım Bankası 2022'de, Katılımevim -bugün tasfiye ettiğiniz- 2022'de, Birevim 2022'de, Pardus, Bulls 2021'de, Pusula 2023'te. Bunların hepsi de son birkaç yıl içerisinde lisans alıyorlar. Şimdi "Tasfiye ettik." diye bunları anlatıyorsunuz. Bize bunu, tasfiyeyi nasıl yaptığınızı değil, bize bu lisansları kim verdi, niye verdi, bunu anlatmak durumdasınız burada; burası Meclis. (İYİ Parti ve YENİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, bilmediğimiz bir tane bir şey söyleyin! Söylediğiniz her şeyi zaten biz medyadan takip ediyoruz.

Tera Yatırım Bankası, bakın, tahvil ihraç ediyor. Tahvil ihracı nedir? Milletten para toplamaktır. Tera Yatırım Bankası ne zaman tahvil ihraç ediyor? Belgesi var elimizde, KAP bildirimleri var; 17 Martta tahvil ihraç ediyor arkadaşlar. Tera Yatırım Bankasıyla ilgili şaibelerin ayyuka çıktığı bir dönemde 22 milyar lira borçlanmasına SPK izin veriyor. Siz de devleti yönetiyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi, milletin 5 Ekimde ödeme günü vardı; 5 milyarı -faiziyle birlikte 6 milyardı- ödeyemedi; 17 milyar daha anapara ödemesi var, onu da ödeyemeyecek, milletin parası o şekilde orada batmış olacak.

Şimdi, şirketler ve bürokrasi arasındaki ilişkinin çözülmesi lazım. Bunu kim tanzim ediyor, kim kurguluyor, atamalarda kim etkili oluyor, talimatı veren kim? Bunun bilinmesi lazım. Şimdi, Sayın Nebati orada, bakın, Bakan Nebati orada; onun döneminde Mutalip Ünal görevden alınıyor, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı da yapmış çok değerli bir arkadaş. 2022'de atanıyor, 2022'de görevden alınıyor, SPK Kurul üyesi. Teamüllere aykırıdır iki yıl içerisinde alınması. Şimdi, medyada çıkan haberlere göre Teranın borsaya açılmasına itiraz ettiği için 2 kurul üyesini görevden alıyorsunuz. Yerine getirilen kim? Enver Usca. Bakın bakalım, Enver Usca kimmiş. Diğeri, mesela 7 Ekimde 4 tane kurul üyeliği boşalıyor, tam bir ay üç gün sonra atama oluyor, bir tanesi de Sayın Adalet Bakanının hanımının atanması.

Ben buradan sormak istiyorum: SPK Kurul üyeliği öyle boş kalacak bir yer değil, sürekli işlem yapılması gereken bir yer; burada ne döndü, kim neye itiraz etti, hangi Kurul üyesine itiraz edildi de bu atamalar böyle gecikti ve sonunda o bilek büküldü ve o atamalar yapıldı? Bunu da bize açıklamak durumundasınız.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, siz bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Bakın, bugün konuştuğumuz, hırsız olduğu tescillenen Pusula Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı kim? Serdar Turhan. Ya, siz Serdar Turhan'la 14 Mart 2026'da fotoğraf veriyorsunuz, devlet protokolüne davet etmişsiniz, beraber açılış yapıyorsunuz, daha bize ne anlatıyorsunuz siz? (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Benim bundan kastım şu değil: Siz işin içerisindesiniz, değilsiniz, ben onu bilmem, ben savcı değilim. Benim gözümün gördüğü şey: Ya bu işin içerisindesiniz ya destekliyorsunuz veya siz devleti yönetmeyi bilmiyorsunuz -sizin istihbarat kanallarınız yok mu?- veya size de birileri bir talimat veriyor, ne olduğunu ben anlayabilmiş değilim.

Emre Tezmen kim? Emre Tezmen'i -bakın çok kritik soru- kim Merkezi Kayıt Kuruluşu üyesi yaptı? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Merkezi Kayıt Kuruluşu neresi? Finansal sistemin kozmik odası. Bugün, tutukladığınız "hırsız" dediğiniz "soyguncu" dediğiniz kişiyi kim Merkezi Kayıt Kuruluşu üyesi yaptı, bunu bize açıklamak durumundasınız?

Şimdi, yine, Erdin Özel, Tera Portföyün Yönetim Kurulu Başkanı, kimin akrabası? Çok yukarılarda, çok yukarılarda kimin akrabası? Erdin Özel kimin akrabası? Bu arkadaş da tutuklu, soyguncu olduğu ortaya ortaya çıktı, kimin akrabası olduğunu bize söylemek durumundasınız.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirdi değil mi?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Kimin akrabası? 

ERHAN USTA (Devamla) -  Onun zamanı gelecek.

Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirdi değil mi Sayın Cumhurbaşkanı? Ya, Salih Tanrıkulu DDK Başkanı, aynı zamanda Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Üyesi, ondan önceki görevi de Merkezi Kayıt Kuruluşu Denetim Komitesi Başkanı. Şimdi, biz Salih Tanrıkulu'na diyoruz ki... Bakın, şahsıyla bir işim yok. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, siz kamu yönetimini iyi bilirsiniz yani ekonomiyi çok bilmezsiniz ama kamu yönetimini bilirsiniz. Şimdi "conflict of interest" diye "çıkar çatışması" diye bir mesele vardır. Şimdi, kendi icraatını yaptığı, yönetiminde olduğu bir yeri denetlemek üzere siz DDK Başkanını görevlendiriyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Ve bunu bize marifetmiş gibi anlatıyorsunuz. Fon Kurulunun yapısı, Fon Koordinasyon Kurulu, kim var? SPK Başkanı orada, BDDK Başkanı orada, MASAK orada, diğerleri orada. Ya, bunların hepsi şu anda zanlı pozisyonunda olması gereken insanlar, hepsi bu kadar pislik yapılırken yönetimde olan insanlar, siz bunlarla nasıl bu sorunu çözeceksiniz? (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

İşin siyasi tarafına da girmiyorum, 3 AK PARTİ temsilcisi var orada, Grup Başkanı var, 2 de Genel Başkan Vekili var yani tamam, Türkiye parti devleti oldu da bu kadar da gözümüzün içine batırmayın kardeşim ya! Yani o zaman niye diğer siyasi partilerden kimse yok orada? Benim aklıma ne geliyor? Şimdi, Fon Koordinasyon Kurulu olur ya bir şeyleri falan çözerse "Aman, iş istenmeyen noktalara gitmesin." diye ona mı vaziyet ediyor oradaki arkadaşlar? Böyle bir şey olabilir mi? Bu kadarını yapmayın hiç olmazsa. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, hep aynı taktik... Bir olay çıkıyor, yangın çıkıyor, böyle; deprem oluyor, böyle; şu oluyor, böyle; bu oluyor, böyle; hep aynı taktik:

Bir, "Meseleyi küçült." Şimdi, işte, söylüyorlar "Efendim, çok sınırlı bir alanda olacak." Hiç öyle bir şey değil. Neresi sınırlı alan? 20 milyar doların neresi sınırlı alan? Çok ciddi bir riskle karşı karşıya, reel sektöre sıçrarsa... Birazdan vaktim olursa potansiyel riskleri anlatmaya, değerlendirmeye çalışacağım ama bunu "Sınırlı bir alan." diye küçümseyemezsiniz. 455 bin tekil yatırımcı var; 6,5 milyon borsa yatırımcısı var, ekonominin tamamını etkileyecek bir meseleye "Sınırlı bir alan..." Çünkü hep aynı taktik, "Meseleyi küçült."

İki ne? "Dış saldırı var." yani daha doğrusu bir saldırıyı ima et. Burada dış saldırı bulamadılar, "İçeriden saldırı var." diye bir ima var.

Üçüncüsü ne? "Soru soranı suçla." Soru sormak suç değil, soruyu yanıtsız bırakmak... Suç demeyeyim de yani problem soruyu yanıtsız bırakmaktadır. Soru soranı suçluyorsunuz.

Dördüncüsü ne? "Muhalefete yüklen." İşte, yine aynı şeyleri söylediniz "Biz şunu yapmadık, bunu yapmadık." diye.

Beş, "Sonuna kadar da gideceğiz." Bakalım, göreceğiz, ne kadar gideceksiniz. Bakalım, Hayati Yazıcı'nın oğluyla ilgili meselede niye yarım saat içerisinde tedbir kararını kaldırdınız? Bakın "Suçtur." falan demiyorum, eğer bu insanlar suçsuzsa gerçekten bu tedbir kararı alınmaması gerekiyorsa bu insanların itibarıyla niye oynadınız? Bu karar doğru bir kararsa niye kaldırıyorsunuz? Bunu bize birileri izah etmek durumundadır.

Ömer Çelik'le ilgili iddialar var. Ömer Çelik ve Osman Arıkan Nacar, onun abisi Halil Nacar.  Biliyorsunuz Halil Nacar Yüreğir belediye başkan adayınızdı sizin yani yıllardan sonra orada, Adana'da belediye kaybettiniz Halil Nacar yüzünden. Şimdi, bu ilişkinin, bu Ömer Çelik-Osman Arıkan Nacar ilişkisinin açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Şimdi, deniliyor ki: "Efendim, Tayyip Bey de rahatsız olup bitenden." Tabii yani rahatsız olmamak mümkün mü? Rahatsız oldu da ne yaptı, ben onu sormak istiyorum? Hangi bürokratı görevden aldı? Hangi ismi geçen partilinizi partiden ihraç ettiniz? Bunu başka birisi yapmış olsa üzerine ne biçim çullanıyorsunuz yani rahatsız olmakla bu iş olmuyor. Bu, tek adam rejiminin Türkiye'yi getirdiği bir meseledir. İsteniyor ki Sayın Cumhurbaşkanının her şeyde yetkisi olsun fakat hiçbir sorumluluğu olmasın. Böyle bir şey yok, böyle bir düzen yok. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu, tek adam rejimlerinde dahi olacak bir şey değil. Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı da bu meselenin birinci derecede hem siyasi açıdan hem idare açısından sorumlusudur.

Şimdi, şu tehditler havada uçuşuyor, kulislere bu bilgiler geliyor: "Yanarsam yakarım." "Yanarsam yakarım." tehditleri var. Biz Sayın Cumhurbaşkanı ve bu kurula... Sayın Cevdet Yılmaz sizden de istirhamımız: Bu tehditlere boyun eğmeyin, kim yanacaksa yansın; bu milletin malını kim soyduysa, bu devletin kurumlarını kim çürüttüyse, bu yolsuzluğu, hırsızlığı kim yaptıysa yansın. Ülkenin temizlenmesi için bir fırsat olarak da bunu görebilirsiniz, kurumların temizlenmesi için de bir fırsat olarak görebilirsiniz.

2021 yılından beri... Hızlı hızlı geçmek durumundayım. Bana göre de... Bu soruşturmalar, bir defa, net bir şekilde açıklasın. Burada olağanüstü yani hem büyük montanlı hem de olağanüstü bu işlemleri kim yapmış? Artık buna "Yatırımcı mahremiyeti." falan diyemezsiniz, bu isimleri bize açıkladığınızda zaten her şey net bir şekilde görülecektir, gidilmesi gereken yer de 2021 yılıdır.

Mecliste komisyon kurulması son derece önemlidir. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisiyiz, egemenliği temsil eden, milleti temsil eden Meclis eğer burasıysa ve millet burada yanıyorsa milletin temsilcilerinin de bu meseleye bizim kendi cenahımızdan bakması lazım ve bu kurulacak komisyonun da öyle çoğunluğa göre filan değil grubu bulunan partilerden ortak, eşit sayıda üyeyle kurulması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERHAN USTA (Devamla) - Teşekkür ederim.

Olsun istemeyiz elbette, piyasaları panikletmek için falan da söylemiyorum ama meseleyi küçültmek son derece yanlış olur, bunun bulaşma riski, yayılma riski son derece fazladır. Piyasa şuna bakacak: "Bu işin üzerine hakkaniyetle gidiliyor mu, bu işin üzerine doğru gidiliyor mu?" diye bakacak. Eğer bu işin üzerine doğru gidilmezse bakın -işi tetikleyecek şey yine- MSCI'ın bizim kategorimizi düşürmesi, gelişmekte olan ülkeler kategorisinden aşağı düşürmesi durumunda bu bulaşma riskinin, yayılma riskinin çok net bir şekilde ortaya çıktığını göreceksiniz. Reel sektör etkilenmeye başladı, bankacılık sektörü de bundan net bir şekilde etkilenecektir.

Sermaye piyasaları çok önemli dedik, yıllarca Planlamada sermaye piyasalarının önemine ilişkin politika yazdık, sermaye piyasalarının bu kadar çok berbat edilmesinin de hiç kimseye bir faydası olmamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, düzenleyici, denetleyici otoritelere bir bakın bakalım, son iki yılda düzenleyici, denetleyici otoritelerin içerisini boşaltmak için getirdiğiniz kanun tekliflerine veya yasalaştırdığınız kanun tekliflerine bir bakın bakalım, hepsinde atanma şartlarını değiştirdiniz, süreleri değiştirdiniz, her şeyi değiştirdiniz, içini boşalttınız, bugünkü ortamı hazırladınız.

Teşekkür ederim. (İYİ Parti, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına üçüncü söz Balıkesir Milletvekili Sayın Burak Dalgın'a ait.

Buyurun Sayın Dalgın. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURAK DALGIN (Balıkesir) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına da Türkiye Büyük Millet Meclisine hoş geldiniz diyorum.

Şimdi, kendisi güzel bir sunum yaptı, daha ziyade işin teknik kısmına odaklandı ama önce meselenin adını koyarak başlayalım. Biz bir muhasebe meselesiyle karşı karşıya değiliz, bir teknik meseleyle de karşı karşıya değiliz, bir mali meseleyle de karşı karşıya değiliz; bu iş en az üç farklı ayağı olan bir mesele. Elbette bir mali yönü var, vatandaşın parası nerede ve ne zaman ödenecek? Ama bununla beraber, bir adli yüzü var; "Bu parayı kim çaldı, bu bilgileri kim sızdırdı, bu manipülasyonları kim yaptı?" gibi. Ama en temelinde, biz bir siyasi meseleyle karşı karşıyayız çünkü karşı karşıya olduğumuz şey bir muhasebe hadisesi değil, karşı karşıya olduğumuz şey bir örgütlü suç. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Üstelik kamu gözetiminde bir örgütlü suç, üstelik çok önemli kişilerin, VIP'lerin karıştığı ve kamu gözetiminde bir örgütlü suç; bunu bir tespit edersek çözümü de o şekilde ayarlarız.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı buraya geldi ama burada tek başına oturuyor. Ben ilk defa burada tek başına oturan bir yürütme yetkilisi görüyorum. Görüyorum ki AK PARTİ Grubu ve Hükûmet kendisini saygı duyduğumuz bir insan olarak buraya göndermiş ama yanında durmamayı tercih etmiş. AK PARTİ Grubu burada yok, AK PARTİ Grubunun onda 1'i bile burada yok. (İYİ Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Cumhurbaşkanı Yardımcısının yanında hiç kimse yok. Biz burada, âdeta muhalefet kendi içinde konuşur gibi bir durumdayız. Bizi izleyen yüz binlerce, milyonlarca vatandaşımız var; bu Meclis sizin Meclisiniz, sizin meselelerinizi biz burada konuşurken elbette söyleyeceklerimiz var, elbette soracaklarımız var ama orada da durmayacağız, elbette önereceklerimiz var.

Söyleyeceklerimize bir başlayalım:

Şimdi, bu olay münferit falan değil, bunu bir netleştirelim arkadaşlar. Münferit bir hadisede bu kadar büyük bir hacim -üstelik kayıtlı kuyutlu şekilde- ele alınamaz. Bakın, bu milyar dolarlar havada uçuşuyor, herkes buna alıştı. Milyarlar, liralar, dolarlar falan, bunlar muazzam büyüklükler. "1 milyar lira." dediğimiz paranın günde 1 milyon lira mevduat faizi var. "1 milyar lira." dediğimiz paranın İstanbul'da aldığı 125 tane daire var. Bizim orta direk vatandaşımız 2 anahtara hasretken, 1 ev, 1 araba almayı artık hedef olmaktan çıkarmış, hayal etme noktasına gitmişken 1 milyar lirayla İstanbul'da 125 tane daire alınıyor, bunu bir netleştirelim.

1 milyar dolarlar havada uçuşuyor. "1 milyar dolar." dediğiniz şey değil Türkiye'nin, Amerika'nın en zengin 1.000 kişisinden 1'i olmak demek. "1 Milyar dolar." dediğiniz şey ayda 100 bin lira kazanan 1.000 kişinin kırk yıl boyunca, bütün kariyeri boyunca aldığı ücret demek. "Buharlaştı." denen "17 milyar dolar." denen para 300 bine yakın sosyal konut yapmak demek, 1,5 milyondan fazla insanı asgari ücretle çalıştırabilmek demek, her evladımıza dört sene boyunca ücretsiz 1 öğün sıcak yemek verebilmek demek. Bahsettiğimiz paraların ne olduğunu bilelim. Ha, bütün bu paralar elde ele gitmiş, değişmiş, satılmış, alınmış, havale edilmiş ama bunu kimse duymamış; kusura bakmayın, buna kargalar bile güler! Üstüne üstlük her şey kayıtlı, hani böyle "Ben çantada sana para verdim, sen beni gördün." falan değil. Kimin ne zaman, neyi aldığı, neyi sattığı, kaç paradan aldığı, nereye havale ettiği belli, o bakımdan isteyen tek tuşta bunu görebilir, bunu bir netleştirelim.

İkinci büyük meselemiz, neden direksiyonda uyuduğunuz. Hazine ve Maliye Bakanı bile bundan bir sene önce, 4 Kasım 2025'te "Fonlardaki manipülasyonu biliyoruz." dedi. "Biliyoruz." dedi de ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Hatta, bu sene de -benzer- bir şeyler söyler, bir açığımız ortaya çıkar diye herhâlde, korkudan Sermaye Piyasaları Kongresi iptal edildi. Aman, belki Hazine Bakanı yine başka bir şey söyler diye mi korkuldu bilmiyorum ama buradaki temel soru şu: Siz bu meselenin bu kadar büyük olduğunu bilmiyor muydunuz yahut umursamıyor muydunuz yahut biri size "Dur!" mu dedi? Hangisi? Bunların her biri, birbirinden ayrı büyük kabahatler. Bu iş ne zamana kadar seyredildi? On ay boyunca seyredildi, ta ki MSCI, yabancılar bu işe "Dur!" diyene kadar.

Şimdi, Sayın Mehmet Şimşek'in ekonomi programı, maalesef, biliyorsunuz, Balıkesir'e değil Londra'ya, Konya'ya değil New York'a, Diyarbakır'a değil Dubai'ye çalışıyor; bunu her zaman söylüyorum. Türk vatandaşının etkilendiği dönemde hiçbir şey yapmadı, ne zaman MSCI'dan bir ikaz geldi, o zaman harekete geçti. Mesele bitti mi? Mesele bitmedi, tasfiye kararından bir gün önce 650 hesap 227 milyar lirayı aldı, çekti gitti. Hesap başına 400 milyon liradan bahsediyoruz. Bu 650 hesabın kime ait olduğunu da tabii ki merak ediyoruz.

Burada da suçlu ve suçu olmayanın ne olduğu birbirine karışmış durumda. Hani birisi yatırım yapmıştır, yüksek getiriye gitmiştir falan, o kendi başına bir suç değil. Suç olan içeriden bilgiyle bunu yapıyor musunuz veyahut da sizin varlıklarınız için birisi milletin parasıyla çıkış sağlıyor mu? Hiç bilinmeyen bir hisseyi 2,2 milyar liraya satarken millete satabiliyor musunuz, satamıyor musunuz meselesi.

İktidar partisinin geçen haftaya kadar genel başkan yardımcısı olan şahıs beş ayda parasını 16'ya katladı. Dünyanın en büyük yatırımcısı Warren Buffett bunun için on dört sene uğraşmak zorunda. Şimdi, herhâlde bir ders almasında yarar var Warren Buffett'ın, gelsin de Türkiye'ye bir baksın!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Öğrenmesi lazım!

BURAK DALGIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, burada mağdur meselesi çok geniş, onu da unutmayalım. "Mağdur." dediğimiz kişiler, ister istemez tartışma, yaklaşık 500 bin kişilik fon yatırımcısına indirgeniyor. Bu, işin bir parçası, buz dağının sadece görünen yüzü. Fonla ilgisi olmayan paralar var, aracı kurumlardaki nakit ve hisselerde blokeli, bunlar da mağdur.

Bitmedi, normal borsa yatırımcıları var, bu spekülasyona ya da manipülasyona maruz kalan hisselere hiç bulaşmamış insanlar var, bunların paraları da aşağı gitti, bunların portföy değeri de aşağı gitti. Zaten bizim borsamız doları enflasyona göre ayarlarsanız bundan on iki-on üç sene önce 4 dolar mertebesinden geldi 1,6 dolara, enflasyona göre düzeltilmiş dolardan bahsediyorum. Yani insanlar zaten çok iyi bir performans görmediler Türkiye'de sermaye piyasalarına güvenerek, üstüne üstlük bu son süreçte daha da büyük dayak yediler.

Bitmedi, bireysel emeklilik sistemi yatırımcıları portföylerindeki paranın aşağı gittiğini gördüler.

Bitmedi, bu PPF'leri, para piyasası fonlarını kasa olarak kullanan KOBİ'lerimiz var. Bunların paralarının bir kısmı bloke, orada kaldı. Daha dün bir tanesiyle konuştum, adam diyor ki: "Bu ay 5 kişiyi işten çıkarmak zorunda kaldım. Bana 'Bekle.' diyorlar; çeklerim, senetlerim beklemiyor ki ben nasıl bekleyeyim?" Bu ödeme zincirini tetiklerse Allah korusun bir bulaşma riski oluşturur; bu da mağdurlardan bir tanesi. Üstüne üstlük siz böyle bir KOBİ'ye mal sattıysanız konunun tamamen dışındasınız ama ödemeyi alamıyorsunuz, siz de mağdursunuz.

Bitmedi, on beş senedir İstanbul Finans Merkezi konuşuluyor, binalar dikiliyor, birtakım hikâyeler anlatılıyor. Bu rezaletten sonra biz nasıl İstanbul Finans Merkezini anlatacağız? Biz daha bireysel yatırımcımızın hakkını savunamazken el âleme nasıl Türkiye'ye gel diyeceğiz?

Bitmedi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız sık sık          -genelde üç ayda bir benim gördüğüm- "Yastık altı altınlar sisteme girsin. Aslında Türkiye'nin rezervi çok büyük, bunları sermaye piyasalarına kazandıralım." diyor. Bu lafları biz şu anda edebilecek durumda mıyız? Yastık altına sermaye piyasasına gir diyecek durum ortada yok.

Neticede "Uykusuz geceler geçiriyorum." diyen insanlar, sosyal medya gruplarında birbirine destek olmak için konuşma odaları açan insanlar var karşınızda.

Bütün bu tartışmaların neticesinde -harekete geçmekten ziyade- gördüğümüz şey pek çok sosyal medya hesabının kapatılması. "Madem meseleyle uğraşamıyoruz, bari meselenin konuşulmasıyla uğraşalım." diye bir yaklaşım var. Bu iş öyle çalışmıyor, insanlar susunca meseleler ortadan kalkmıyor; bu hürriyet meselesini de tekrar vurgulamak istiyorum.

Şimdi, bu minvalde elbette soracaklarımız da var:

Birincisi, bu para piyasası fonlarıyla alakalı ne yapacağınızı bir duymak istiyoruz çünkü bunlar daha düşük riskli fonlar, daha yüksek riskli fonlardan yapıları tamamen farklı, üstüne üstlük yüzde 60'ından fazlası likit varlıklarda olan fonlar; bunların direkt ödenmesi lazım ama burada, fonların arasında bir sübvansiyon yapacak mısınız, yapmayacak mısınız meselesi önemli.

İkinci mesele, 1 milyon lira sınırı. Şimdi, ilk milyonlar dağıtılacak, 1 milyona kadar paralar dağıtılacak, sonra fonda para kalmazsa bütün zararı 1 milyon üstü hesaplar mı ödeyecek, üstlenecek; ikinci büyük meselemiz bu. Üstüne üstlük burada kurumsal hesaplar var. Orada 5 milyon lira tutan bir KOBİ ne yapacak, parası kilitlenmiş olmayacak mı?

Bir başka soru: Stopaj. Bu fonlardan, bu hisselerden Maliye son yıllarda ne kadar stopaj topladı ve ne kadarlık bir vergi geliri oldu? Bununla alakalı, bunun devamında, yatırımcı tazmin fonu konusunda ne düşünüyorsunuz? Burada, saklama zincirinde bir sıkıntı olduğunu düşünüyor musunuz? Aracı kurumların blokajının ne zaman kalkacağını düşünüyorsunuz? Çünkü insanlar orada kilitli kalmış durumdalar tasfiyedeki fonlarda paraları olmamasına rağmen.

En önemlisi, burada bir kara para var mı, yok mu; esas oradaki fili ben size sorayım yani bu para birtakım uyanıkların şahsi parası mıdır, yoksa yurt dışından buraya getirilmiş, belli maskeler çerçevesinde üst getirilere ulaşmış ve âdeta çamaşır makinesine sokulmuş bir para burada var mıdır, yok mudur? Bu fevkalade önemlidir çünkü nasıl iktidarınız döneminde Türkiye gri listeye girdiyse, zar zor nasıl çıktıysak, Allah korusun Türkiye'nin tekrar gri listeye girmesini hiçbirimiz istemiyoruz.

Bilhassa siz de buradayken soruyorum: Ambargo altındaki ülkelerden buraya gelen yatırımcı parası var mıdır, yok mudur? Varsa bu ne meblağdadır? Dediğim gibi, burada milletimizin aldığı risk çok ciddi olabilir.

Tüm bunların neticesinde, özellikle bir keyfîlik oluşuyorsa, işte "Gönüllü, hesaba para yolla." işte, "Para yollarsan ben belki adli soruşturma açmam." denirse bu işin varacağı yer, 15 Temmuzdan sonra yaşandığı gibi, bir FETÖ borsasının oluşmasıdır. Birtakım insanlara "Sen paranı 10'a katladın, bunun 3 katını bana ver, 1 katını da SPK ya da TMSF'ye yolla, geri kalanı da sende kalsın." diye birtakım uyanıklar çıkabilir. "Fon borsası" dediğimiz rezalet "aklama borsası" diye katmerli bir rezalete dönüşebilir, her türlü muğlaklık yeni rant alanları yaratır. Zaten siyasi açıdan bir koruma altında gelişen bu sistem, yeni bir siyasi koruma altında bambaşka bir aklama borsasına dönüşebilir; bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden altını çizerek vurguluyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu işin ikili bir hukuka gitmesini engellememiz lazım.

Bakın, fahiş kazanç elde ettiği düşünülen bir eski bakan "Sen paranı yolla, merak etme." denip sadece ifadeye çağırılırken benzer işlerle meşgul başka insanların yurt dışına çıkış yasağı, tutuklanması, mal varlığına bloke konulması oluyorsa burada ikili hukuk olur. Hukukun tek olması lazım ki bizim vatandaşlığımızın temeli korunabilsin. Burada ikili hukuk oluşuyorsa ciddi sıkıntılar yaşarız.

Bu işi çözmenin en büyük yöntemlerinden bir tanesi düzgün veridir. Bakın, biz verileri aracı kurum raporlarından, kendi kaynaklarımızdan görüyoruz. SPK'nin, 131 fonun her biri için; kaç yatırımcı geldi, kaç yatırımcı çıktı, ne kadarı bireysel, ne kadarı kurumsal, büyüklüklerin organizasyonu, toplanan toplam para, girenlerin ve çıkanların zamanlamasını ilan etmesi lazım; gerekirse anonim veriler hâlinde ilan etmesi lazım ki bu işin neticesini görelim. Bunlar bir tuş uzağınızdaki meseleler; bunlar olmadıktan sonra, Allah korusun, belirsizlik artar. En önemlisi, bu kriz bir mali krizin ötesinde bir psikolojik krize dönüşür. İnsanlar "Uyuyamıyorum." diyor. Daha dün konuştuğum bir doktor "Ben artık hasta bakamıyorum." diyor. Bugün bana yazan bir hanımefendi "Ailemin tek kızıyım, babam 83 yaşında, yatalak, ona paramızı kaybettiğimizi söyleyemedim. Ben ne yapacağım?" diye soruyor. İntiharlar oluyor. Bakın, bütün bunlar psikolojik yani ekonomi sayılardan ibaret olan bir şey değil, tabii ki sayılarla biz bu işi yapıyoruz ama işin özünde de neticesinde de insan var insan. Bu insanlar intihar ederken, moralleri bozulurken, uyuyamazken, eşine mahcup olurken neredesiniz? Esas mesele bu, bu iş ilerledikçe de buradaki hasar artar.

Sözlerimi tamamlarken önereceklerimizle de konuyu bitireyim. Yetki bugün sizde, bu yetki bizde olsaydı biz 5 maddelik bir harekât planı işletirdik.

Birincisi; uyarılara kulak tıkayan, direksiyonda uyuyan insanları görevden alırdık. Arabayı duvara vuranlar o arabayı tekrar süremezler, problemin kaynağı olanlar çözümün parçası olamazlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İkincisi; meselenin asli sahibi olan Türkiye Büyük Millet Meclisini göreve davet ederdik ve işin mali, adli ve siyasi taraflarının araştırılması için grubu olan her partiden eşit üyeden müteşekkil bir komisyon kurardık. Bu Meclis Abdullah Öcalan'ın gönlünü hoş etmek için komisyon kuruyorsa binlerce mağdur, mazbut vatandaşının hakkını savunmak için de bir komisyon kurabilir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Üçüncüsü; verileri hızlı bir şekilde açıklardık. Bilhassa hangi fonda ne kadar likit para olduğunu, tasfiyenin nasıl işleyeceğini net bir şekilde ifade ederdik. "Hız" kavramının altını çiziyorum. Vatandaşa "Bekleyin." diyorsunuz; kredi kartı borcu beklemiyor, kira beklemiyor, çek beklemiyor, senet beklemiyor.

Dördüncüsü; temel prensipleri ve yol haritasını izah ederdik. Mesela, para piyasası fonları ve diğer fonlar için tek havuz olmayacağını açıklardık; getirinin bireysel, riskin kamusal olmayacağını açıklardık; manipülasyon ve içeriden bilgi marifetiyle buradan fahiş kazanç elde edenlerin mallarına el koyacağımızı açıklardık ve bu malların tazminat için kullanılacağını söylerdik. Dolayısıyla buradaki yöntem bir, fon varlıklarının tasfiyesidir; iki, varlıklara el koyma ve etkin pişmanlık kapsamında gelen paralarla burada fahiş kazanç kazananların paralarının havuza alınmasıdır; üçüncüsü, denetim zincirinin sorumluluğunu yani portföy şirketi, saklayıcı ve değerleme şirketi gibi kişilerin sorumluluğunu onların üstüne itmektir.

Ve en önemlisi, bir daha böyle bir şey olmaması için bütün paydaşlarla toplanıp bir yol haritası çıkarırdık; siz Sermaye Piyasaları Kongresi'ni iptal etmeyi tercih ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURAK DALGIN (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

BURAK DALGIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, burada bütün meseleyi anlattık, izah ettik de üç tane büyük talep var.

Birincisi, bu para nerede? Hani şu meşhur filmdeki gibi "Para nerede? Araba nerede?" Başka bir soru yok aslında burada; bu para nerede Allah aşkına yani?

İkincisi, vatandaş bu parasını ne zaman alacak?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimden alacak? Kim verecek?

BURAK DALGIN (Devamla) - Üçüncüsü, buradan kazanan, buna göz yuman, buna çanak tutan, burada bal tutup parmağını yalayanlardan nasıl hesap soracaksınız?

Şu meşhur "Dicle kenarında kurt kuzuyu kapsa..."  şiirini okumakla bu iş olmuyor; bu iş vatandaşın gerçek mağduriyetini gidermekle oluyor, bunun sorumluluğunu üstlenmekte oluyor yoksa "Çok üzüldük, çok moralimiz bozuldu, kızdık." falan demekle bu iş olmuyor.

Tanpınar "Cahilsin, okur öğrenirsin; gerisin, ilerlersin; adamın yok, yetiştirirsin. Her şeyin çaresi vardır fakat insan bozuldu mu onun çaresi yoktur." diyor.

Bu ekonomik model, insanı bozuyor ve maalesef insanları negatife doğru ittiriyor. Biz bu yöndeki gayretimizi devam ettireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz, Tekirdağ Milletvekili Sayın Faik Öztrak'a ait.

Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüştüğümüz fon vurgunu; sıradan bir piyasa dolandırıcılığı veya nefsinin esiri olmuş, şeytana uymuş birkaç kişinin münferit hatası değildir. Nasıl 3 Kasım 1996'daki Susurluk kazasıyla siyaset-bürokrasi-mafya üçgeni ortaya çıktıysa bundan üç hafta önce patlayan fon skandalında da siyasetçi, bürokrat ve vurgunculardan oluşan organize bir çürümüşlük üçgeni ortaya çıkmıştır. Bu skandal Türkiye'nin finansal Susurluk'udur.

Bu skandalın neresinden tutarsanız tutun, ucu sarayın siyasetteki, bürokrasideki, vurgun düzeninin içindeki kollarına çıkmaktadır. Eski Aile Bakanı ve AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı eşiyle beraber beş ayda fon vurgunundan 2 milyar 200 milyon lirayı cebe indiriyor. Sermaye Piyasası Kurulu suç duyurusunda bile bulunmuyor ya da bulunamıyor. Kendisine "Yedek kulübesinde biraz dinlen." deniliyor. Vurgundan elde ettiği para gönüllü olarak iade ettiriliyor, faiz neması almasına dahi göz yumuluyor. Eski Bakan ve eşi herhangi bir cezai müeyyideye bugüne kadar tabi olmuyor. Kendisine şu ana kadar verilen en büyük ceza, iktidar partisinin WhatsApp grubundan çıkarılmak oluyor.

AK PARTİ'nin Siyasi ve Hukuki İşler Başkanının oğlu, adı fon skandalına karışan "Adil" adını verdiği şirketiyle faiz ve borç batağındaki çiftçinin, esnafın icralık borçlarını bankalardan satın alıp tahsilat işi yapıyor. Bunlar, adalet gibi devletin temelindeki en önemli değeri bile tefeciliğe kılıf yapabiliyorlar. Soruyorum: Modern tefeciliğin adı ne zamandan beri "adil" oldu? AK PARTİ'nin adaletten anladığı bu. Mahdumun mallarına tedbir kararı konuluyor ama tedbir bir saat geçmeden gizemli bir el tarafından kaldırılıyor. Fon krizinin kilit ismi olan ortağı ise dün akşam arabasında ölü bulunuyor. Allah rahmet eylesin, Allah yakınlarına sabır versin. Böylesine büyük bir finansal skandalın ortasında yaşanan bu ölümün bütün yönleriyle aydınlatılması devletin görevidir. Ölümün fon soruşturmasıyla herhangi bir bağlantısı var mıdır? Bu şahsa herhangi bir tehdit, baskı veya başka bir dış müdahale söz konusu olmuş mudur? Bütün bunlar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mutlaka araştırılmalıdır.

Yine, hisseleri şişirilen bir diğer şirketin yönetiminde AK PARTİ'nin AR-GE ve eğitim başkan yardımcısı var. İddiaya göre, aynı şirket üzerinden AK PARTİ'li bir milletvekilinin eşi ve şirketi de milyonlarca lotluk al-sat yapıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bu skandalın üzerini örtmek için, konuşulmasını engellemek için memlekette dijital bir OHAL uygulanıyor. Peki, dijital OHAL'i uygulayan BTK yönetiminde kim var? Fon skandalı patlamadan iki hafta önce bizzat Cumhurbaşkanı tarafından BTK'ye atanmış, ailesinin adı fon skandalında geçen bir eski bakan yardımcısı. Yani fon haberlerine sansür getiren kurum ile skandala bulaşan şirket arasında bir aile bağı var. Saray her nedense kuzuyu kurda, kümesi de tilkiye emanet etmeyi pek seviyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Devlette düzenleyen ile düzenlenen, denetleyen ile denetlenen iç içe geçmiş; kimin eli kimin cebinde belli değil. Vurgunu denetleyecek Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, vurgun döneminde Borsa İstanbulun yönetiminde; yeni ayrıldı. Şimdi Devlet Denetleme Kurulu Kurulu fon skandalını inceleyecek yani Devlet Denetleme Kurulu Başkanı kendi dönemini, kendi müfettişine denetletecek. E, sonuca kim inanacak? Bu işte sorumluluğu olan Borsa İstanbulun başındaki kişi Varlık Fonunda Başkan Vekili; skandalın faturasını temizleyecek kamu bankası da Varlık Fonunun bünyesinde. Bu iş nasıl temizlenecek? Tasfiye edilecek portföy yönetim şirketlerinin kadrolarına bakıyoruz; Erdoğan'ın önceki seçim kampanyasını yürüten eski milletvekili fon yönetiminde. Vurguncu biraderlerin bir kolu Cumhurbaşkanlığı İstişare Konseyinde, bir kolu Varlık Fonunda. Boşuna demiyoruz; skandalda adı geçenler tam bir Külliye yıldızlar karması oluşturuyor.

Basında "sarayın sesi" olarak bilinen kalemler bir taraftan "Erdoğan iyi, çevresi kötü." masalları anlatırken Sermaye Piyasası Kurulunu yerin dibine batırıyorlar. BİST'in şüpheli fonlarla ilgili SPK'yi 2025'ten beri 130 kez uyardığını yazıp çiziyorlar; sonra da SPK çıkıyor, bir açıklama yapıyor: "Fonlara ilişkin bilgi notu sayısı gerçeği yansıtmıyor." Sayısı gerçeği yansıtmıyormuş yani SPK uyarmış ama bilgi notu sayısı 130 değilmiş, daha az veya daha çokmuş. Yani deli bir değil ki bağlayasın, ölü bir değil ki ağlayasın. Ama satır aralarında başka bilgiler de dökülüyor; vurguncu fonun borsaya açılma sürecinde karşı oy veren 2 SPK üyesi görevden alınmış, şirket iki ay sonra borsaya açılıyor. O zaman sormak lazım: Bu 2 SPK üyesini görevden kim aldı? Bu kararların altında kimin imzası var? İşte, buyurun, 31 Ekim 2022 tarihli Resmî Gazete; imza, Recep Tayyip Erdoğan. Ama bir başka husus daha var; vurguncu fonlar bu sürede birçok manipülasyon yapıyor, hisseler şişiriliyor, bir sürü alavere dalavere. Yandaş yazarın bir diğer iddiasına göre vurgunda kullanılan Tera Yatırımın patronu, sorgusunda diğer bir vurgun şirketi Pusulanın devri sürecinde önemli bir ismin tavsiyesinin etkili olduğunu söylüyor. Şimdi, biz bu ifadeyi nereden hatırlıyoruz? Can Holding davasından. Kara para operasyonu yapılan holdingin sahibi de ifadesinde medya grubu satın alma sürecinde bir devlet büyüğünün aracı olduğunu, üst düzey devlet yetkililerinin araya girdiğini söylüyor ama savcılık ne hikmetse "Kimdir bu devlet büyüğü, kimdir bu üst düzey devlet yetkilisi?" diye sormaya gerek görmemiş. Buradan biz bir soralım: Her şaibeli işin altından çıkan bu devlet büyükleri, bu üst düzey yetkililer kim? Fon soygunun üstüne düşen parti gölgesi Külliye'nin gözünü öyle bir korkutmuş ki krizi yönetsin, mağdurun parasını ödesin diye kurduğu Fon Koordinasyon Kurulunun masasına, parti komiseri misali, kendi vekillerini de oturtmuş. Soruyoruz: Siz bu Kurulu vatandaşın parasını kurtarmak için mi yoksa skandala batan partinizi kurtarmak için mi kurdunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Hazine ve Maliye Bakanı bir yıl önce "Manipülasyon var, biliyorum." dedi; Sermaye Piyasası Kurulu aynı dönemde hisselerdeki balonu tespit ettiğini söyledi; vurguncu fonlar hakkında piyasa uzmanları aylar önce isim isim suç duyuruları yapmışken nasıl oldu da finansal cinayet göz göre göre işlenebildi? Sebebi açık, ülkemizde 2018'den bu yana iş başında olan tek kişilik yönetimde ne denge ne denetim ne de liyakat  kaldı; varsa yoksa saraya sadakat, yandaş kayırma, sarayın vesayeti altında bir bürokrasi ve siyaset ve hesap vermeyen bir yönetim. Merkez Bankasının arka kapısından 128 milyar dolar saçtılar, hesabını soran olmadı. Birkaç yıl önce AK PARTİ milletvekili ve SPK Başkanı ağabeyine  kadar uzanan rüşvet ağları ortaya çıktı, üzeri kapatıldı. Geçmişte 4 bakanın adı yolsuzluğa karıştı, Yüce Divana gönderilmediler. Pandemide kendi bakanlığına dezenfektan satan bakandan hesap sorulmadı. Bunların hesabı sorulsaydı bu çark böyle döner miydi, bugün vurguncular garip gurebanın tasarrufuna böylesine çökmeye cesaret edebilir miydi?

Saygıdeğer milletvekilleri, bu sarmaldan kimse partisinin vekillerini kriz masasına oturtarak ya da dijital OHAL ilan ederek kurtulamaz. Gerçekleri halının altına süpürme devri bitti. Milletimiz kendini görmeyeni görmüyor, sesini duymayanı duymuyor. AK PARTİ'nin milletvekili bile sosyal patlamadan söz edebiliyor.

Ortada tartışma götürmeyecek bir hakikat var: Yüz binlerce yatırımcının, milyonlarca vatandaşımızın mağdur olduğu bir soygunun her yerinden Külliye'nin atadıkları, partilileri ve en yakınları çıkıyor. Bu nepotik ahbap çavuş ağlarının sardığı Külliye kurullarının bu sorunu çözmesi   -açıkça buradan ifade ediyorum- mümkün değil, güven vermesi mümkün değil çünkü ruh gibi olan güven Külliye'yi çoktan terk etmiştir; bir daha da -buradan açıkça ifade edeyim- terk ettiği bedene geri dönmeyecektir. Tekrarlıyorum: Külliye kurullarından milletin içine sinecek, yerli ve yabancı yatırımcıya yeniden güven verecek bir sonuç çıkması mümkün değildir. Bu yüzden çare; büyük meselelerin, büyük millî meselelerin kesin çözüm adresi olan Meclisimizin vaziyete el koymasıdır.

Zararların ve sorumluların kimse korunmadan tespit edileceğine, nepotizm ve nüfus ticareti ağının ortaya çıkarılıp temizleneceğine, vurguncuların mal varlıklarından vurdukları paranın derhâl tahsil edilip mağdurlara ödeneceğine dair toplumda güveni ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tüm partilerin katılımıyla bir araştırma komisyonu kurarak ve işleterek sağlayabilirsiniz. Ancak, dün muhalefet partilerinin verdiği araştırma önergelerinin iktidar partisi tarafından Genel Kurulda görüşülmesinin engellenmesiyle; bugün de bir genel görüşmede, olan biteni seyreden icranın ikinci adamının yaptığı açıklamalarla, Sayın Yılmaz'ın yaptığı açıklamalarla geçiştirmeye çalışmanız kabul edilemez yani güven de vermez. Külliye'nin bu skandalla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasından, buna bulaşanların listesinin Meclis tarafından öğrenilmesinden çok korktuğunu anlıyoruz ama korkunun ecele faydası yoktur. Milletimiz; günü, vakti, saati geldiğinde bu yolsuzlukların hesabını soracak bir yönetimi mutlaka iş başına getirecektir ancak o gün gelene kadar daha önce ödenecek bedeller olduğu da görülmektedir.

Türkiye'nin beklenen cari açığı ile bir yıl içinde ödenecek dış borçlarının toplamı 300 milyar liraya yaklaşmıştır. On iki aylık net doğrudan yatırımların 2000 yılından bu yana ilk kez negatife döndüğü yani çıkanın girenden fazla olduğu gözden kaçmamalıdır, bu bir güvensizlik işaretidir. Fon skandalı sonrasında portföy yatırımları mutlaka daralacaktır. Krizin başladığı 16 Eylül 2026'dan bu yana Merkez Bankasının net rezervleri 11,2 milyar dolar erimiştir. Piyasa oyuncuları "Param fonda battı." diyerek birbirlerine borçlarını ödemiyor, çarşı pazarda yaprak kımıldamıyor. Bu krizin üretim ve işsizlik cinsinden maliyeti her an kontrolden çıkabilir. Yerli ve uluslararası yatırımcılar, güven verecek çabaları görmek istiyor ama siz, skandalı Meclise taşımaktan korkuyorsunuz. Yetmiyor; seçilmiş belediye başkanlarını ölçüsüz ve dengesiz bir şekilde, adli kontrolün yetersiz olduğunu ispatlamadan tutukluyorsunuz, görevden alıyorsunuz, hukuk devletini bitiriyorsunuz. Milletin vermediği belediyeyi transfer ediyorsunuz, millet iradesini ezip geçiyorsunuz, kör göze parmak batırıyorsunuz; daha büyük krizlere davetiye çıkarıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ülkeyi bugüne kadar yaşadığı en büyük ekonomik krizlerin birinden çıkaran ekibin Hazine Müsteşarı olarak sizleri uyarıyorum, bu işin "Sin, külahın görünmesin." denilerek geçiştirilebilecek "-mış" gibi yaparak atlatılabilecek bir yanı yoktur, kalmamıştır. Bugün bu skandalı Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün partilerin katılımıyla kurulacak bir araştırma komisyonu aracılığıyla çözmezsek yarın çok daha büyük krizlerle, çok daha büyük maliyetlerle karşılaşmak zorunda kalırız. Dün Sayın AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği gibi, bunun siyasi sorumluluğu da grubunuzun üstünde kalır. 1996'daki Susurluk krizinden sonra ilk yapılan seçimde sağ partilerin ne hâle geldiğini unutmamamız lazım; bu, sizin de başınıza gelir.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci söz, Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay'a ait.

Buyurun Sayın Akay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün çok büyük bir fon krizini, fon yolsuzluğunu konuşuyoruz, tarihî bir gün esasında ama gönül isterdi ki bir taraftan verilen araştırma önergeleriyle araştırma komisyonu şeklinde bu Mecliste konuşulmasına devam edilmesi. Resmî rakamlara göre 455.758 kişinin etkilendiği bir fon mağduriyet grubundan bahsediliyor ama esasında öyle değil; bu tekil kişilerin içerisinde dayısının, halasının, arkadaşının parasını da kendi üstünden değerlendiren ve buradaki piyasaya yatıran bir grup var; 500-600 bin civarında olduğu söyleniyor. Direkt borsada hisse senedi alıp satan, oradan mağdur durumda olmuş bir kitle var. Bunları da toplarsanız 1,5 milyon civarında kişiyi oluşturuyor. Bunların aileleriyle beraber -3 kişi olarak alsanız- 4,5 milyon hane halkını ilgilendiren bir mağduriyetten bahsediyoruz. Bu, piyasada tedirginlik yaratan ve huzursuz bir ortam içerisinde hayatlarını devam ettirmeye gayret gösteren bir kitle, bir grup, mağduriyet grubu. Bakın, içlerinde öğretmen var, doktor var, asgari ücretli çalışan var, emekli var, mühendis var, beyaz yakalı, mavi yakalı, her gruptan insan var. Bu olay çıktıktan sonra tüm milletvekillerinin maillerine de gelmiştir, telefonlar da gelmiştir; mağdurlar arıyorlar, kendi mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesini istiyorlar. 71 yaşında birikimini yapmış bir kalp hastası var; depremden kurtulmuş, Hatay depreminden kurtulmuş, birikim yapmış; on beş gün içerisinde evlenecek, karı koca olacak bir çift var, parasını buraya yatırmış, parasını kaybetmiş, evlenemiyorlar; emekli olmuş, tazminatını buraya yatırmış kişi var; düğününü yapmış, altınlarını bozdurmuş kişi var. Daha yeni, buraya gelmeden önce bir telefon aldım, orada da mesela hisse senedi kısmına yatırmış bu Teranın ve kendi birikimleriyle, bankacı, emekli olmuş, tazminatını almış, buraya yatırmış ve buradaki parasını kaybetmiş, nasıl ödeneceğiyle ilgili bilgisi yok yani kendileri de o kısımla alakalı somut bir projeyi ve nasıl yapılacağını buradan bekliyorlar.

Esasında, bu fon böyle 2025'in son çeyreğinde değil, o zaman haberi olunmuş değil. İşte, Hazine ve Maliye Bakanı açıkladı, biliyorsunuz, "Spekülasyon var, manipülatörler var." diye. Bakın, ben bağımsız denetim raporlarını inceledim. Bir tane çok adı geçen firmanın, Teranın -ismini vermekte bir mahzur yok- 2020'den 2026'nın son çeyreğine kadar bütün raporları inceledim, baktım, merak edenler bakabilir. Russell Bedford ve UBD Müşavirlik bağımsız denetim firmaları burada, bu raporda bas bas bağırmışlar. "Bu firmaların geçmiş yıl zararları var, öz kaynak yapısı iyi değil, borçlanma oranları kötü, nakit değerlerde azalma var, nakit değerler yüzde 52 azalırken finansal varlıklar yüzde 59-60." diyor ve "Bununla ilgili önlemler alınması gerekir." diyor. 2025 yılının sonunda 2,87 milyar TL nakit değeri varken sadece üç ayda 4,2 milyon TL'ye inmiş bir nakit varlıktan bahsediyoruz; bakın, milyardan milyona inen ama buna mukabil de finansal varlıkta da 3,85 milyarlık artış olmuş. Bu artışlar nereye gitmiş, nasıl olmuş, hangi işlemler yapılmış? Hangi ortaklar, ne kadar para çekmiş veya ortakların dolaylı veya direkt hissedarı olan şirketlere ne kadar para gitmiş? Şimdi, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21'inci maddesi var, örtülü kazancı düzenliyor. Bu örtülü kazançta da bu portföy şirketlerinin hissedarları veya bu hissedarların ortak olduğu şirketlere para aktarımı tespit edilirse SPK tarafından, kanuni faiziyle beraber geri istenmesi gerekiyor. SPK bu şekil bir isteme de bulunmamış, görevini yapmamış; istediği takdirde derhâl ödemeleri gerekiyor, ödenmezse bunun da yine 110'uncu maddede bir cezası var, üç yıl kadar ceza; suç duyurusunda bulunması gerekiyor.

Kamuoyunda açıklandı, bu tip şirketlerin örneğin yurt dışına nasıl para kaçırdığını bir örnekle verelim: Şimdi, burada bir portföy şirketinin hissesini alıyorlar. Finlandiya'daki bir firma da var, onunla beraber ortak oluyorlar. Bu Finlandiya'daki firmaya buradan paraları transfer ediyorlar, orada bir tarım şirketini de satın alıyorlar, 7 milyon euro civarında bir parayı da oraya aktarıyorlar ve buradan paralar direkt kaçıyor. Ne hikmetse bu kişi DEİK'in Türkiye-Finlandiya İş Konseyi Başkanı oluyor. İlişkide olduğu bir eski bakanın ablası orada elçi oluyor ve bu transferler, bu hareketler maalesef almış başını gitmiş. Bir de burada off-shore üzerinden değerlendirilen dolaylı yoldan bu paraların yurt dışına transferleri var, bütün bunlarla ilgili gerekli önlemler alınmamış.

Hazine ve Maliye Bakanı bilgisi olduktan sonra SPK'yle ilgili olarak bir talimat veriyor, SPK'de bir çalışma grubu kuruluyor. Bu çalışma grubunun ne yaptığını bilmiyoruz. Bir rapor düzenlemesi lazım, duyurması lazım ve bir yaptırım uygulaması lazım. Baktığımız zaman böyle bir yaptırım da uygulamadığını görüyoruz yani denetleyici, düzenleyici kurumlar görevini yapmıyor, sadece 20 milyar dolar olarak bakmayın olaya.

Şimdi, bu süreç içerisinde borsanın değerinin ne kadar düştüğüne bakarsanız 116 milyar dolar hisselerde değer düşüklüğü var; bu çok ciddi bir rakam yani bir aylık bir süreden bahsediyoruz. Yine bunun 48 milyar doları da borsaya açık şirketlerden yani insanların halka arz ettiği şirketlerden kaybettiği değerler. Bütün bu mağduriyetlerin giderilmesi için çok ciddi bir çalışma yapılması gerekiyor ve bu şirketlere aktarılan, ortaklara çıkan paraların mutlaka tespit edilmesi, onlardan geri istenmesi gerekiyor.

Bu isteme yapılırken de burada hem Hazine ve Maliye Bakanlığı hem Devlet Denetleme Kurulu denetçilerinin -10 müfettiş tespit edilmiş sizin ifadenizle Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız- bunları denetlerken bu kişilerin çektiği paraların geri ödenmemesinden dolayı adatlandırma yapılarak gelir vergisi stopajını da istemeleri lazım, almaları lazım. Bu konuyla da ilgili inceleme yaparlarsa... Sadece bu fahiş kârların değil, bunların da geri alınması gerekiyor. Bu tip bir incelemenin de mutlaka yapılması gerekir.

Bu mal varlıklarının, yurt dışındaki paralarının, gayrimenkullerinin tespit edilmesiyle ilgili olarak da burada yapılması gereken bir konu da burada uluslararası istihbarat birimleri var ülkelerin birbiriyle koordineli çalışmasını sağlayan, "EGMONT" diye ismi geçen bir sistem, 193 ülke üye, MASAK da buraya üye. MASAK'ın bu ülkelerdeki mali istihbarat birimleriyle koordineli bir şekilde çalışıp bütün bu fahiş geliri elde edip paraları yurt dışına kaçıran veya şirketlere aktaran kimse -siyasi olur, bürokrat olur- her kimse sonuna kadar gidip, tespit edip ilgili yaptırımları uygulaması ve bu paraları geri getirmesi, bu gayrimenkullere el koyması gerekir. Bunun için de ayrı bir birim kurulup özel bir çalışma yapılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, kamu kurum ve kuruluşlarının, işte bazı fonların da bu sermaye piyasasında değerlendirdiği paralar var; Türkiye Varlık Fonu veya İşsizlik Sigortası Fonu. Ben buradan tekrar soruyorum: Kamu kurum ve kuruluşlarının, Türkiye Varlık Fonunun ve İşsizlik Sigortası Fonu'nun bu piyasalarda değerlendirdiği para var mı? Varsa fahiş gelir elde ettiler mi yoksa paraları kaldı mı? Onlara da haber veren oldu mu, olmadı mı veya buradaki fonların fiyatlarının şişmesini sağladılar mı? İşsizlik Sigortası Fonu'na baktım ben, ağustos sonu itibarıyla 851 milyarlık bir varlık büyüklüğü var; binde 44'ü de bu sermaye piyasasında değerlendiriliyor, büyük bir bölümü devlet iç borçlanma senetlerinde ve mevduatta; 3,4 milyarlık bir rakam yapıyor. Mesela bu para burada takıldı mı, burada değerlendirildi mi veya Türkiye Varlık Fonunun ne kadar parası burada değerlendirildi, piyasada değerlendirildi? Bunların da açıklığa kavuşturulması ve kamuoyuyla paylaşılması, bizlerle de paylaşılması gerekiyor. Çünkü işsizlik sigortası, insanların çalışıp sonra işsiz kaldığı zaman bu dönem içerisinde bu ödeneği alabilmesi için var. Bırakın bu ödeneği alabilmesini, siz şimdi bu ödenekle ilgili, insanlar işsiz kaldığında, insanların 3-5 bu fona aktardığı paraları da kaybetmiş olarak, burada mağdur bir durumda karşımızda olmalarını sağlamış oldunuz. Kim sağlamış oldu? Gerekli denetlemeyi yapmayanlar oldu. Devlet Denetleme Kurulunun denetimi çok çok önemlidir, her kesimden mutlaka denetçi vardır. Bu denetim raporlarının Sayın Cumhurbaşkanına sunulmasının haricinde belirli kısımlarının kamuoyuyla paylaşılması mutlaka gerekiyor ve burada, Mecliste, yasama denetimini yapan bu Mecliste de bu raporun olduğu gibi bütün detaylarının bizlerle paylaşılması gerekiyor; bir kısmı Genel Kurulda olabilir, bir kısmı komisyonda olabilir, Plan ve Bütçe Komisyonunda olabilir, bu mutlaka yapılmalı.

Bir sıkıntılı konu da şu: Merkezi Kayıt Kuruluşu gibi, Takasbank gibi kuruluşlardaki yönetim kurulu üyelerinin portföy şirketleri var. Yani, bakın, Türkiye Varlık Fonu Genel Müdür Yardımcısı aynı zamanda bu Takasbankın Yönetim Kurulu Başkanı, bu ne kadar doğru? Yine, bakıyoruz, bir yöneticinin, "Murat Onuk" diye bir Takasbankta Yönetim Kurulu Üyesinin "Arz Portföy" diye şirketi var. Yine, Takasbanktaki diğer bir Yönetim Kurulu Üyesinin -Murat Tacir- Tacirler Menkul Değerler diye bir yerdeki Yönetim Kurulu Üyeliği var, Genel Müdürlüğü var.

Ya, şimdi, siz bir yerdeki çok özel bilgilere bir taraftan sahip olacaksınız, Merkezi Kayıt Kuruluşundaki bütün alım satım işlemlerinde kimin ne yaptığına sahip olacaksınız, bir taraftan da buradan aldığınız bilgileri kendi portföy şirketlerinizde değerlendirip -işte, "insider trading"in tam uygulamadaki net hâli bu, en son noktası- kendi menfaatinize gelirler elde edeceksiniz. Bununla ilgili de mutlaka yaptırım uygulanması gerekiyor ve bunun takibinin de hem iktidar tarafından hem kurulan Devlet Denetleme Kurulundaki bir ekip tarafından hem de Fon Koordinasyon Kurulu tarafından mutlaka ciddi bir şekilde takip edilmesi gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Grup Başkanımız Faik Öztrak belirtti, az önce kendisi de söyledi, diğer milletvekillerinden de söyleyen oldu; SPK üyelerinin, borsaya açılmasına onay vermeyen yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerlerine yenilerinin atanması ve iki ay sonra da gerekli iznin verilmesi; ayrıca incelenmesi gereken bu konu önemli ve bu kararı kimin verdiği de önemli. Niçin bunlar bu görevden azledilip, alınıp yerine yenileri atanmış? Bu atanan kişiler kimlerdir, nerelerle bağlantıları vardır, kim buna karar vermiştir? İsimler söylendiği için tekrar söyleme gereği duymuyorum buradan. Bu konunun da mutlaka araştırılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, araştırma önergelerini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak verdik, bakanlara soru önergelerini de verdik hem Hazine ve Maliye Bakanına hem de Adalet Bakanına. Çok önemli sorular sorduk, vaktimiz kalırsa ona da değineceğiz ama kalmayacak gibi görünüyor. Oradaki soruların mutlaka cevaplanması gerekiyor. Şimdi süremiz dolmak üzere, iki gün kaldı. Biz buradan ilgili sayın bakanlara da sesleniyoruz: On beş gün içerisinde bunların cevaplandırılması gerekirdi. Bu cevapları bekliyoruz ki bazı konular açıklığa kavuşsun ve kamuoyu tarafından ve bizler tarafından da anlaşılsın, bilinsin.

Hiç değinilmeyen bir konuya değineceğim, bununla ilgili de esasında önemli bir konu. Değerli milletvekilleri, dijital varlıklarla alakalı bir durum söz konusu ve bunların soğuk cüzdana yüklenmesiyle ilgili -çok önemli- bu portföy şirketlerinden birinin bu dijital varlıkları soğuk cüzdanla yurt dışına kaçırdıklarıyla ilgili ciddi ihbarlar var. Bu ihbarların mutlaka değerlendirilmesi ve ne olduğunun araştırılması gerekiyor. Ben buradan da ilgilileri uyarmış oluyorum: 3 milyar dolar ve 5 milyar dolar gibi bir rakamdan bahsediliyor. Bana gelen belgeler çok ciddi, isimler de verilmiş, burada paylaşmıyorum. Özel olarak da ilgililere mutlaka ileteceğim onu, bunun tetkik edilmesi ve araştırılması gerekiyor. Vatandaş şunu bekliyor... Vatandaş devletine güveniyor, denetleme kurumlarına güveniyor; güvendiği için, gelirlerinin enflasyon altında ezilmemesi için daha fazla kazanç elde edeyim diye bu piyasalara girmiş. Beklentisi şudur: Çok hızlı bir şekilde, sizin de sunumda anlattığınız şekliyle mağduriyetlerinin giderilmesi ve ödemelerin süratle yapılması. Nitelikli yatırımcılar da dâhil herkesin, bu piyasada zarar gören herkesin ödemelerinin yapılması gerekiyor. Bununla ilgili de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bütün milletvekilleri olarak takipçisi olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

CEVDET AKAY (Devamla) - Son olarak da MSCI'yla ilgili yani Morgan Stanley Capital International'ın verdiği kararlar ve kasımda vereceği kararlar önemli, gelişmekte olan piyasalardan sınırlanmış piyasalara inme durumumuz var. Bununla ilgili önlemleri mutlaka almamız gerekiyor. Gri listenin nasıl bize sıkıntı yarattığını, doğrudan yatırımlarla ilgili girişi durdurduğunu hepimiz biliyoruz. Borsamızın bu genel düşüklüğü içerisinde de eğer böyle bir karar alınırsa da borsaya yurt dışından yatırımcı gelmeyecektir. Bununla ilgili de kararların süratle alınması lazım. Dünyanın en büyük varlık fonlarından biri olan Norveç Varlık Fonu'nun da bu piyasaya yatırım yaptığını, 2 milyar kron yani 208 milyon dolarlık bir tutarın buradaki fonlarda kaldığı da kamuoyu tarafından bilindiğine göre uluslararası yatırımcılara ve iç piyasadaki bütün vatandaşlara gerekli güvenin verilmesi gerekiyor. Biz de bunun takipçisi olacağız, sonuna kadar takip edeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Birleşime on dakika ara veriyorum.  

Kapanma Saati: 16.37

 

      İKİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 16.55

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fon piyasasında son dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, sizleri ve aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.

Türkiye ekonomisinin istikrarı finansal istikrardan geçmektedir. Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesi için öncelikle finansal sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesi gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisinin Üreten Ekonomi Programı'nda reel ekonominin ihtiyaçlarını karşılayacak ve büyümeyi finanse edecek her türlü finansal aracın ihraç edilebildiği, işlem maliyetlerinin düşük olduğu, güçlü bir teknolojik ve beşerî altyapıya sahip, etkin bir biçimde denetlenen, yenilikçi ve şeffaf işleyen bir mali piyasa yapısı hedeflenmiştir.

Finansal sistem, tasarruf sahipleri ile kaynak ihtiyacı olan taraflar arasındaki alışverişi sağlayan kurumlar, tasarruf, yatırım, finansman araçları ve bunları düzenleyen kurallardan oluşan yapıdır. Piyasa ekonomisinde finansal sistem tasarrufların verimli yatırım alanlarına yönlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Finans sistemi güven üzerine kuruludur. Vatandaşlarımız, özellikle küçük yatırımcılar parasını bankaya veya sermaye piyasası araçlarına yatırırken bir finansal ürüne yatırım yapmakla birlikte finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya duyduğu güveni de ifade etmektedir. Bu nedenle, finansal piyasalarda yaşanan bir manipülasyon iddiasının zararı yalnızca para kaybeden yatırımcılarla sınırlı değildir, güven kaybı piyasaların tamamına, ilgili kurumlara ve bütünüyle ekonomiye olabilmektedir.

Finansal sistem bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasalarından oluşmaktadır. Sermaye piyasaları ülke kalkınması, sermayenin tabana yayılması ve küçük tasarrufların yatırıma dönüşmesini sağlayan önemli bir sistemdir. Sermaye piyasası fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasadır. Sermaye piyasasında yatırımcılar birikimlerini belirli bir getiri beklentisiyle yatırım araçlarında değerlendirmektedir. Şirketler ise sermaye piyasasında ihraç ettikleri pay senetleri veya borçlanma senetleri aracılığıyla yatırımcıların tasarrufları sayesinde finansman ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

Sermaye Piyasası Kurulu sermaye piyasasını düzenleyen ve denetleyen kamu kurumudur; temel görevi piyasanın işleyiş kurallarını belirlemek, piyasaların adil ve etkin çalışmasını ve ilgili kurumların belli kurallar çerçevesinde faaliyet göstermesini sağlamak ve yatırımcıların haklarını korumaktır. Sermaye piyasalarını güçlendirmek ve küçük yatırımcıyı korumak partimizin ekonomi programının temel araçları arasında yer almaktadır. Vatandaşlarımız, yüksek enflasyon ortamında çalışarak elde ettikleri tasarruflarının satın alma gücünü korumak arzusundadır. Bunu güvence altına alabilecek etkin bir mekanizmanın bulunup bulunmadığının sorgulaması meseleyi ekonomik olmaktan çıkararak bir sistem ve yönetim sorununa, aynı zamanda toplumsal güven meselesine taşıyacaktır. Finansal piyasalarda meşru yollarla vatandaşlarımızın tasarruflarını değerlendirmek istemesi doğaldır. Bazı yatırımcıların risk alması da tabii ki kendi takdirleridir. Burada esas olan, söz konusu fonların idaresi sırasında finansal sistemi ve ekonomiyi itibarsızlaştırma, aynı zamanda da bilgi sızdırmak suretiyle piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma gibi kanunsuzlukların olup olmadığıdır. Kuşkusuz fon piyasası tasarruf sahiplerinin getiri aradığı bir alan olması yanında bütünüyle ekonomi piyasalarının güven ve istikrarını da yakından etkilemektedir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül 2026 tarihinde 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye edilmesine karar vermiştir. SPK'nin 23 Eylülde yaptığı açıklamaya göre de bu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunmaktadır. Yaşanan sorunun fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana geldiği, finansal sistemimize sirayet etmiş herhangi bir risk olmadığı açıklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sermaye piyasasındaki işlemlere ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında çok sayıda gözaltı ve tutuklama işlemi yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu sermaye piyasalarında son dönemde meydana gelen yatırım fonu işlemlerini kapsayan inceleme ve denetim sürecini başlatmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının önceki Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı hakkında görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma yürütülebilmesi için izin talebi üzerine, Hazine ve Maliye Bakanı mevzuat uyarınca ön inceleme ve araştırma yapılması için Teftiş Kurulunu görevlendirmiştir. Hukuksuzluğa tevessül eden, vatandaşımızın hakkına el uzatan kim veya kimler varsa kuşkusuz hesabını hukuk önünde vermeli, sorumlulardan hesap sorulmalıdır. Haksız sağlanan kazançlara tümüyle el konulmalı, mağdurların kayıpları buradan karşılanmalı, milletimize hiçbir yük getirilmemelidir.

Ayrıca sermaye piyasasında kısa sürede aşırı yüksek kazançları önleyecek bir otokontrol sistemi kurulması da uygun olacaktır. Örneğin, fon hesabında belirli sürede 3 katı ya da belirlenecek bir oranda kazancın geçmesi hâlinde sistem otomatik olarak devreye girip alım satım işlemini durdurabilmelidir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan "İster piyasa manipülasyonuyla ister borsa oyunlarıyla ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur." diyerek söz konusu olanın ülkenin ekonomik güvenliği, refahı ve kalkınması ise bunda en küçük bir tereddüt gösterilmeyeceğini kararlılıkla ifade etmiştir. Yaşanan gelişmelerin yapılan inceleme ve soruşturmalarının sonuçlarının tüm ayrıntısıyla ve sorumlularıyla birlikte milletimizle paylaşılması, kamuoyunun bu konularda aydınlatılması beklentimizdir, yerinde olacaktır. Yaşanan sorunun kurallardan çok uygulamadan kaynaklandığı, gözetim ve denetimdeki eksiklik, aksaklık ve yetersizliklerin meselenin temelinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Fon soruşturması kapsamındaki gelişmeler, dar kapsamlı bir grubun kanunları ihlalle piyasayı manipüle ettiği yönündedir. Devlet kurumları ve yetkili kişilerin açıklamalarından duruma vaziyet edildiği, suç işleyenlerin tespit, mağdur olanların da mağduriyetlerinin giderilmesi için yol haritasının belirlendiği, uygulamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Finansal İstikrar Komitesi, gelişmelerin finansal sisteme ve reel ekonomiye olumsuz yansımaması için başta piyasanın ihtiyaç duyduğu likidite olmak üzere gereken tedbirlerin alındığını açıklamıştır.

Durum bu şekildeyken, fonlar üzerinden fitne yayarak toplumsal kutuplaşma yaratmak, Türkiye'nin huzur ve güven iklimini sabote etmek isteyenler de devrededir. Türkiye'nin millî yükseliş iradesiyle büyük bir siyasi kararlılığı ortaya koyduğu, ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, savunma sanayisi gibi birçok alanda dünyada önemli ilerlemeler kaydettiği, aynı zamanda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefleri doğrultusunda atılan adımların sonuç verdiği bir dönemde oluşan huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik girişimler kabul edilemezdir. Yaşananlar bir yönüyle ahlak, adalet ve güven zaafına yol açarken, diğer yandan gayrihukuki ve gayriahlaki olayların toplumun bütününe, devlet organlarının tamamına ve kurumların işleyişindeki genel duruma teşmil edilerek yönetilemeyen bir ülke imajı yaratılmasının hedeflendiği ve bu doğrultuda sosyal hareketlenmeden umut beklendiği dikkat çekmektedir. Bilinmelidir ki Türkiye Cumhur İttifakı birlikteliğinde her sorunun üstesinden gelmeye, her fitneyi boğmaya, her ihaneti bozmaya ve Türkiye hasımlarının oyunlarını boşa çıkarmaya muktedirdir. Kurumlarımız görevinin başındadır, ekonominin temelleri sağlamdır, finansal sistem güçlüdür, makro ekonomik görünümde bir sorun yoktur. Sorunlu olan fonların tasfiyesiyle birlikte sermaye piyasasının daha da güçleneceğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarıldığı bir arınma sürecinden geçmektedir. Neredeyse her gün yeni bir yolsuzluk operasyonu yapılmaktadır. Her alanda yaşanan yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine kararlılıkla gidilmektedir. Şüphesiz, yolsuzluklar halkın kurumsal otoriteye karşı saygısını yitirmesine yol açmaktadır, yolsuzluklar ahlak çöküntüsü yaratmaktadır. Yolsuzlukların yatırımları etkilemesi, kalkınmaya harcanması gereken kaynakları sekteye uğratması, yasalara aykırılığı özendirmesi, doğrudan ya da dolaylı olarak insan haklarını zedelemesi gibi zararlarıyla birlikte ülkemizin özellikle yoksul insanlarına onarılmayacak zararlar verebilmektedir. Yolsuzluk bataklığını kurutmak mutlak bir zorunluluktur, herkes ahlaki sorumlulukla taşın altına elini koymalıdır. Milletimizin helal rızkını çalan soygunculardan, organize yolsuzluk şebekelerinden mutlaka hesap sorulmalıdır; yolsuzluk cezaları ağırlaştırılmalı, caydırıcılığı sağlanmalıdır. Ülkemizin bir ahlak reformuna, yeni bir kalkınma hamlesine, istikametini milletimizin hedef ve özlemlerinden alan muhtevalı bir toparlanmaya ihtiyacı vardır. Her alanda yaşanan yozlaşma kültürünü süratle dürüstlük kültürüne dönüştürecek ahlaki yeniden yapılanmanın hızla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi toplum hayatını, demokratik rejimi ve manevi değerleri tahrip eden ahlaki yozlaşmanın önlenmesini ve yolsuzluklarla mücadeleyi millî siyaset anlayışının temel unsuru olarak görmektedir. Milliyetçi Hareket Partisinin Yolsuzlukla Mücadele, Ahlak ve Kalitenin Tesisi Projesi'yle kamu yönetiminde etik standartlarının yükseltilmesi ve yolsuzlukların önlenmesi hedeflenmiştir. Kamu yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması öngörülmüş; ekonomik kaynakların verimli kullanımının yanı sıra devlet ihalelerinde rekabeti, şeffaflığı, tarafların güvenini ve etkin denetimini sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması, memurlar tarafından işlenen suçlarda zaman aşımı müessesesinin kaldırılması, denetim kurumlarının teknik ve idari kapasitesinin güçlendirilmesi gibi konularda politikalar önerilmiştir. Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı, işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir. Türk siyasi ve bürokratik hayatına ilkeli, seviyeli, şeffaf ve temiz bir yönetim anlayışı yerleştirilmeli; yolsuzluğa karşı siyaset, bürokrat, yargı ve sivil toplum ayakları olan topyekûn bir mücadele yürütülmelidir.

Ülkemizde yolsuzlukları önleyebilmenin yollarından biri kamu yönetiminin yasallık, verimlilik, etkinlik, tutumluluk, kalite, şeffaflık ve hesap verme sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde iyileştirilmesinden geçmektedir. Kamu ihale sistemi, imar, iskân, ruhsat düzenlemeleri, mal bildirimi, bilirkişilik, kamu görevlilerinin yapamayacağı işler gibi hususları düzenleyen mevzuat gözden geçirilmeli, bu müesseseler şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır. Devlet Memurları Kanunu'nda temel ilkelerden olan liyakati temin edecek bir yapı olarak "liyakat kurulu" kurulmalıdır. Yolsuzlukla mücadelede etkin bir denetim sisteminin varlığı da büyük önem arz etmektedir. Etkin bir denetimin gerçekleşebilmesi için denetim sisteminin öncelikle kendi performansını değerlendirmesi ve verimlilik, etkinlik, tutumluluk ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılması zorunludur. Ülkemizde denetim sisteminin görev, yetki, sorumluluk ve kurumsal yapı itibarıyla etkinleştirilmesi, yapay zekâ gibi gelişmelerle dijital denetimin yaygınlaştırılması gerekli görülmektedir. Ayrıca, kariyer meslek mensupları olan denetim elemanları ve uzmanların kamudan kaçışını da önlemek üzere özlük haklarının iyileştirilmesi, aralarındaki eşitsizliklerin giderilmesi de gerekmektedir.

Amacı ülkeye ve millete hizmet olan siyasetin ahlaki değerlerle bezenmesi bize göre bir mecburiyettir. Siyaset alanının aklanmaya ve arınmaya çok ciddi ihtiyacı vardır. Siyasette aklanma ve arınma sağlanmalı, kimse töhmet altında kalmamalı, diğer yandan da sorumlular hukuk önünde hesabını vermelidir. Siyasetin, siyasetçinin ve tüm devlet düzeninin saygınlığını geliştirmek için her şeyden önce siyasi etik kurallarına uygun davranan bir parlamentonun varlığı tesis edilmelidir. Ülkemiz Türkiye Büyük Millet Meclisinden başlayan temizlik iradesiyle temel ahlak yasalarının altyapısını oluşturmalı ve girişimlere vakit kaybetmeden başlamalıdır. Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunları yeniden düzenlenmeli ve siyasi etik kanunu mutlaka çıkarılmalıdır. Siyasi partilerin ve siyasetçilerin gelir kaynaklarının ve seçim harcamalarının etkin bir biçimde denetimi temin edilerek kamuoyunun bilgisine sunulması sağlanmalıdır. Milletvekillerinin yapamayacağı işlerin kapsamı genişletilmeli, milletvekilliği dışında elde edilen gelirlerin beyan edilmesi temin edilmelidir. Milletvekilliği dokunulmazlığı da kamu vicdanının kabul edeceği makul esaslara bağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsat olarak değerlendirilmelidir. Bu yönüyle yapısal sorun ağları bütüncül biçimde irdelenmeli ve bunların kalıcı çözümlerle ortadan kaldırılması iradesi gösterilmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak adaleti temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve devletin temeli olarak görüyoruz. Tarafsız ve bağımsız yargı ilkesinin tam anlamıyla vücut bulacağı etkin bir hukuk sistemiyle güçlü bir kurumsal kapasitenin oluşturulmasının hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Bunu mümkün kılacak düzenlemeler kadar uygulamaların da tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleriyle uyumlu ve güven verici olması sağlanmalıdır. Devlet idaresini milletimizin bir emaneti olarak gören Milliyetçi Hareket Partisi yolsuzluklara, rüşvete, yağmacılığa ve kayırmacılığa meydan vermemeyi, bu suçları işleyenlerin de hukuk kuralları çerçevesinde en ağır şekilde cezalandırılmasını millî bir vazife olarak görmektedir. Bizim gayemiz, güçlü bir ahlak zemininde birey, toplum ve siyaset sacayağı oluşturmak, devletin sütunlarını bu zeminde inşa etmek, adalet çatısını bu sütunlar üzerine yerleştirmektir. Bütün bu gelişmeler birbirinden bağımsız adli ve siyasi olarak değerlendirilse de daha köklü ve yapısal sorunlarla birlikte ele alınmalıdır. O sebeple, her nerede ve kiminle ilgili olursa olsun yolsuzluk, usulsüzlük, kamu malının istismarı, kuralların ihlali ve benzeri bir suç varsa hukuk çerçevesinde suçun niteliğine, suç isnadının yöneltildiği kişinin kimliğine ve kişiliğine bakılmaksızın üzerine gidilmelidir. Bu anlayış doğrultusunda ahlak, adalet, liyakat, hakkaniyet ve hesap verebilirlik çerçevesinde temiz siyaset, temiz yönetim ve müreffeh toplum hedefinin somut bir zihniyet ve ahlaki reform programına dönüştürülmesi sağlanmalıdır.

Bu görüş ve düşüncelerle sizleri ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk söz Kars Milletvekili Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit'e ait. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, siz de hoş geldiniz, iyi ki de geldiniz çünkü gerçekten size soracağımız çok önemli sorular var. Bu soruları sadece DEM PARTİ Grubu adına değil, bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaş adına ve en önemlisi de aslında parası hiç edilen, emeğine el konulan 455.758 yurttaş adına buradan size sormak istiyoruz.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bir bilgilendirme yaptı, rakamlar verdi, alınan tedbirleri anlattı, soruşturmaları sıraladı; bu soruşturmalarda kaç kişinin gözaltına alındığını, kaç kişinin tutuklandığını, kaç kişinin yurt dışına çıkış yasağı konulduğunu anlattı ve "Merak etmeyin, endişe etmeyin, sistem sağlam, yaşananlar sınırlı sayıdaki sorunlu fonlarla ilgilidir." diye bize ifade etti. Gerçekten burada buna inanmak isterdik ya da bunun gerçek olmasını isterdik ama maalesef öyle olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir defa, buradaki meseleyi sınırlı bir fonda yaşanan olay olarak, manipülasyon olarak tanımladığınızda birincisi, sistemsel riskleri, yapısal sorunları gözden kaçırmak gibi bir riskiniz var ve bugün -en temel sorunumuz aslında- sistemin sorunlarını konuşuyoruz, yapısal bir sorun olduğunu konuşuyoruz, idari bir sorun olduğunu konuşuyoruz, kurumsal eksiklikler olduğunu konuşuyoruz. O anlamıyla sadece sınırlı bir alanda olmuş bir meseleden bahsetmediğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Şimdi, yüz binlerce insanın parasından bahsediyoruz. 131 fon tasfiyeye alınmış, 7 portföy yönetim şirketi sürece dâhil olmuş ve yüzlerce kişi hakkında da adli ve idari işlem yapılmış. Yani burada demek ki aslında bir suç örgütü var yani 1 kişi değil, 2 kişi değil, birden fazla. Yüzlerce insana idari soruşturma açılıyor, adli soruşturma açılıyor, gözaltına alınanlar var, tutuklananlar var, yurt dışı yasağı konularak adli takibata uğrayanlar var; bu anlamıyla burada küçük bir meseleden bahsetmiyoruz. O anlamıyla da burada sorunu nasıl tarif edersek çözümü de öyle bulacağımızdan hareketle bu meseleyi böyle küçültmeye hakkımız olmadığını en azından söylememiz gerekiyor. O anlamıyla bu mesele çok boyutlu bir mesele, bunu söyleyelim.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına buradan söylemek istiyoruz: 131 fon toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturuyor. Şimdi, bu, çok küçük bir şey gibi görünebilir yüzde 100'ün içerisinde ama en nihayetinde 500 bin insanı ve onların ailelerini de kattığımızda aslında çok büyük bir insan sayısına tekabül ediyor. İkincisi, burada sadece 500 bin insanın mağduriyetinden bahsetmiyoruz, bir de bunun piyasa üzerindeki etkilerine bakmamız gerekiyor, dış yabancı yatırımcı üzerindeki etkisine bakmamız gerekiyor ve bütün piyasa yapıcılar üzerindeki etkisine baktığımız zaman aslında düşündüğümüzün çok ötesinde maliyetler üreten bir süreçten bahsettiğimizi de ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla, konuştuğumuz şey... Sadece 500 bin kişinin -yuvarlayarak söylüyorum- yani 455.758 tekil kişinin meselesinden bahsetmiyoruz, bunu söylememiz gerekiyor. Sadece bu mesele olduğunda şunu sormamız gerekiyor:  Merkez Bankası ne kadar döviz sattı Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Bunların bilinmesi gerekiyor değil mi? Borsadan çıkıp -tam da sizin söylediğiniz gibi aslında- mevduat hesabına yönelenler oldu. Bütün bunların da sistem içerisinde etkilerinin olduğunu biliyoruz. O anlamıyla bunların her birine bakmak gerekiyor ama daha temel bir şeye bakmak gerekiyor: Konuştuğumuz şey ne? Yani 455.758 kişi, bunların belki birisi minibüsçülük yapıyordu, birisi tarımda çalışıyordu, belki bir memurdu, küçük ölçekli bir esnaftı, gerçekten birikimlerini topladılar, birisi evladını okula göndermek için, birisi üniversite okutmak için, belki çocuğunu evlendirmek için ya da başka bir şey için, dar gün, kara gün için yatırım yapmak istediler. Ne yaptılar? Devlete güvendiler, dediler ki "Ya, koskoca bir devlet var; evet, serbest piyasa, doğru, ben de bir yatırımcı olarak risk alıyorum." Ama bu risk almak ile manipülasyon arasındaki farkı da bilebilecek durumda değil  mi yatırımcılar? Yani siz bir yere girdiğinizde, yatırım yaptığınızda elbette yüzde 100 kazançlı çıkacağınızı düşünmezsiniz, her zaman için bir risk imkânı vardır ya da bir risk tehdidi vardır ama serbest piyasa koşulları içerisinde, piyasa yapıcılarının normal düzeni içerisindeki bir risk ile aynı zamanda, manipülasyon sonucu yani sistemin manipüle edilerek yapılan risk arasında bir fark var değil mi? Biri serbest piyasanın yarattığı bir risktir, o riski göze alarak, zaten peşin kabul ederek giriyorsunuz ama diğeri birilerinin daha fazla para kazanmak için aslında sistemde yarattığı bir manipülasyondur ve o manipülasyon sonucunda siz birileri daha zengin olsun, sizin paranızı çalsın diye fakirleşiyorsunuzdur ya da bu riski almış oluyorsunuzdur. O anlamıyla buradaki risk meselesini söylememiz gerekiyor.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı bize şöyle bir şey söyledi: "Ya, sonuçta yatırım yapanlar her zaman bunu bilirler ve bu ön kabulle sisteme girerler." dediler, değil mi? Doğru. Peki, şu anda sisteme giren 455.758 kişi bu sistemde manipülasyon yapılacağını, SPK'nin işini yapmayacağını, BDDK'nin işini yapmayacağını, MASAK'ın işini yapmayacağını, Devlet Denetleme Kurulunun işini yapmayacağını, Maliye Bakanlığının işini yapmayacağını biliyor muydu? Bilmiyordu, değil mi? Normal koşullarda "Herkes işini yapıyor ve piyasa kurallara göre işliyor." diye düşündüler, "Artık şansımız varsa da bu kâğıtlar yükselir, biz de para kazanırız." diye düşündüler ama bunların hiçbiri böyle olmadı. Peki, bu şirketler birden bire mi ortaya çıktılar? Hayır, bu şirketlerin hiçbiri birden bire ortaya çıkmadı. Bakın, bu şirketlerin büyüklüğü Kasım 2025'te 297 milyar lira civarındaymış, Eylül 2026'da 800 milyar lirayı geçmiş yani tam 3 katı, on ayda 3 katına çıkmış. Peki, bu arada uyarılar da yapılmış ama uyarılara rağmen yaklaşık 525 milyar daha sisteme girmiş yani 525 milyarlık daha kişi girmiş, "Bunlar yükseliyor, devletin de burada güvencesi var, biz buraya yatırım yapalım." demişler, "Devlet denetliyordur, güvenlidir." diye düşünmüşler ve girmişler. Sonuç ne? Tam bir hüsran olmuş. Peki, buna dair bir önlem alınmış mı? Hayır, alınmamış. Şimdi, bakın, 4 Kasım 2025'te Hazine ve Maliye Bakanı bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını, mevzuatta eksiklik olduğunu söylemiş. Yine, SPK Başkanı ne demiş? "Hepsini tespit ediyoruz." demiş. Peki, kriz ne zaman başlamış? 2026'da. Aradaki sürede ne yapılmış, Maliye Bakanı ne yapmış, SPK ne yapmış, BDDK ne yapmış? Hiçbir şey yapmamışlar, bütün bu manipülasyona göz yummuşlar, birileri yavaş yavaş, küçük küçük almış ve sistemi işletmiş ve bugünlere de getirmiş. O anlamıyla, burada, dediğimiz gibi, tekil bir şey değil. Bakın, bu fon vurgununun ülkeye toplam maliyeti 20 ile 30 milyar dolar civarında, bir de bunun piyasanın içerisindeki toplam zararını hesapladığınız zaman aslında çok büyük bir vurgundan ve çok büyük bir zarardan bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekiyor.

Şimdi adı geçen Bakana gelelim, bugün ifadesi alındı, Fatma Betül Sayan Kaya. Kendisi herhâlde gerçekten piyasadan çok iyi anlayan biri çünkü 163 milyon lirasını krizin patlamasından hemen önce yatırıyor ve 2 milyar 173 milyon liraya çıkınca da daha sistem kriz vermeden, pat, bir vahiy geliyor, diyor ki "Çek paranı, burada fonlar patlayacak." ve hemen parasını çekiyor, alıyor, cebine koyuyor. Sonuç? Sonuç işte, bu 500 bin insanın mağduriyetine yol açıyor. Peki, her şeyde sabah kapıları kıran, insanların evine giden, insanların en mahrem görüntülerini yayınlayan, kadınların en mahrem görüntülerini, devletin kolluk görevlisi eliyle çektiği görüntüleri yayınlayan Hükûmet, AKP ne yapıyor? Fatma Betül Sayan Kaya'ya "Ya, sen suçlusun." diyor mu? Günler sonra muhalefetin bu konudaki direnişi ve tutumu nedeniyle bu sabah lütfetmişler, ifadesine başvurmuşlar. Bakar mısınız; böyle bir aymazlık, böyle bir utanmazlık olur mu? Hırsız sizden olunca mübah, hırsız sizden olunca aklıyorsunuz, hırsız sizden olunca pulluyorsunuz, hırsız sizden olunca yasayı dolanıyorsunuz ama olur da başka bir yerde bir şey olduğunda da pat, insanların kapısını kırıp insanların evine sabahın köründe giriyorsunuz. O zaman sormamız gerekiyor, burada çok sorunlu bir yaklaşım olduğunu görüyoruz.

Şimdi, biz yıllarca, liyakate göre atama yapın, liyakatsiz atamaların önüne geçin, nepotizmin önüne geçin dedik, değil mi? Yapmadınız. Şimdi birisi Bakanlık koltuğunda oturuyor, Bakanın eşi SPK'de oturuyor; birisi müsteşar, birisi onun Özel Kalemi. Ya, ahbap çavuş ilişkisine çevirdiğiniz, arka bahçenize çevirdiğiniz bir devlet ve devlet kurumları gerçeği var. Bunu göremiyor muyuz sanıyorsunuz? Şimdi, kim kimi denetleyecek, kim kimin hakkını arayacak diye sormak istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına sormak istiyorum: Devlet Denetleme Kurulunu yetkilendirdiniz bu süreçte, çok da iyi yaptınız. Peki, Devlet Denetleme Kurulu Başkanının aynı zamanda Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu üyesi olduğunu biliyor muydunuz? Biliyordunuz. Ne yaptı? Borsa İstanbul Yönetim Kurulundan istifa etti. Oysa ki istifa etmesi gereken yer neresiydi? Devlet Denetleme Kurulundan istifa etmesi gerekiyordu, değil mi? Şimdi kendi zamanında yaptığı, onay verdiği işlemleri gidecek ve denetleyecek ve biz de buna "Ya, Devlet Denetleme Kurulu gitti işte, denetledi, çok iyi oldu, raporu da çok güvenilir." diyebilir miyiz? Hayır, diyemeyiz değerli arkadaşlar. Burada çok büyük bir sorun olduğunu görüyoruz.

Şimdi, sistemi kuran siz, yolsuzluğa yol veren, manipülasyona yol veren, fon vurgununa yol veren siz ama dönüp tekrar denetlemeye çalışan da sizsiniz ve bize de diyorsunuz ki...  Günlerdir, dünden beri burada bütün muhalefet partileri ama grubu bulunan 5 parti "Mecliste bir araştırma komisyonu kurulsun ve Meclis sürece el koysun, halk adına denetim görevini yapsın. Meclisin tek görevi yasa yapmak değildir, en büyük görevi yürütmeyi denetlemektir, bu görevini yerine getirsin." diyoruz. Dün burada karar yeter sayısıyla AKP Grubu Meclisi kapattı, bugün başka şekilde gündemi kapatmaya çalışıyor. Niye korkuyorsunuz? Niye Meclis araştırması komisyonu açılmasını istemiyorsunuz? Kendi mahallenizdeki hırsızların açığa çıkmasından  mı korkuyorsunuz? Bence sizin için de iyi olur, hırsız ile hırsız olmayanı ayırt etmiş olursunuz ama bunu da göze almak istemiyorsunuz çünkü biliyorsunuz ki mesele çok büyük, mesele çok büyük! Hani zamanın meşhur bir lafı vardı ya "Bir tuğlayı çekersek sistem yıkılır." Evet, işte, bu fon krizi zamanın Susurluk'u gibidir değerli arkadaşlar. Bunun üzerine gidilirse bu sistemin içerisindeki bütün pislikler deşifre olacak; kim kimin parasına çöküyor, halkın parasına nasıl çökülüyor, garip gurebanın hakkı nasıl yeniliyor tek tek bunların hepsini görme şansımız olacak. İşte, bunu görmeyelim diye şimdi yeni bir helalleşme kampanyası başlattınız, diyorsunuz ki: "Merak etmeyin, bize güvenin, biz halledeceğiz." Şimdi, toplum da soruyor "Niye size güvenelim?" Maliye Bakanınız açıklama yapmış, önlem alınmamış, SPK açıklama yapmış, önlem alınmamış, göz göre göre bu manipülasyon, bu fon vurgunu gelmiş, siz hiçbir tedbir almamışsınız ama bugün bize diyorsunuz ki: "Merak etmeyin, her şey kontrol altında." Vallahi, kusura bakmayın, öyle bir şey yok.

Şimdi, diğer bir mesele, en önemlisi; burada, sisteme girenler açısından baktığımızda diyorsunuz ki: "1 milyonu olanları ödeyeceğiz, yatırımı 1 milyonun üstünde olanların da 1 milyonunu ödeyeceğiz ama geri kalanını beş altı ay içerisinde vereceğiz." Şimdi, hem diyorsunuz ki: "Ekim ayı içerisinde paralarını vereceğiz." hem diyorsunuz ki: "Toplam tasfiye süreci beş altı ayı bulur." Bunun kendisinin bir açmaz olduğunu, bir sorun alanı olduğunu görmemiz gerekiyor.

İkincisi, gerçekten bu meselenin, fon krizi yani bu manipülasyon nedeniyle elde edilen zarar ile piyasa yapıcıların ya da piyasa nedeniyle oluşturulan zararı nasıl tespit edeceksiniz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Bu soruya da yanıt oluşturmanız gerekiyor, değil mi? Yani kimin gerçekten ne kadar anaparayla girdiğini, bu girdiği anaparanın ne kadarının manipülasyon sonucu zarara uğradığını ya da ne kadarının piyasa nedeniyle zarar olduğunu nasıl hesaplayacaksınız? Bu da temel bir sorun alanı olarak önümüzde duruyor.

O anlamıyla, burada gerçekten net yatırım tutarının hangi yöntemle hesaplandığını da kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde söylemeniz gerekiyor. Ama en önemlisi gerçekten yatırımcının parasını ne zaman alacağını bilmesi ve bu konuda gerçek bir takvimi hızlı bir şekilde kamuoyuyla, Meclisle ve toplumla, en önemlisi de mağdurlarla paylaşmanız gerekiyor.

Şimdi, çok şey söyleyebiliriz ama şunu açık ve net söyleyelim: Bu sistemsel bir sorun. Bir eski bakanı, AKP'nin içerisindeki birkaç yetkiliyi, BDDK'deki birkaç üst düzey bürokratı, SPK'nin birkaç yetkilisini bu işten sorumlu tutarak bu işin içinden kurtulamazsınız. Burada sistemsel bir sorun var, burada aslında bilerek ve isteyerek yoksulun, orta gelirlinin, halkın parasına çökme var. Bunu ilk defa da yaşamıyoruz, bunu yer yer kanun eliyle yaptınız, kur korumalı mevduat meselesi tam da buydu, tam da bir servet transferi yöntemiydi. Vergi verenin parasını, yoksulun parasını alıp orada zarar etmesin diye zengine peşkeş çektiniz? Bunu günlerce söyledik, aylarca söyledik, itiraz ettik, duymazdan geldiniz ve en sonunda gelen kendi Bakanınız ne dedi? "Kur korumalı mevduat sistemini yavaş yavaş tasfiye edeceğiz ve sistemi yerine oturtacağız." Peki, o paralar kimindi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Evet, bunu da bir zihniyet sorunu olduğunu görmemiz gerekiyor. Zihniyet şu: Siz musluğun başına oturmuşsunuz, "86 milyon yurttaş, dar gelirli çalışsın." diyorsunuz, "Hortumlar bize aksın, paralar bize aksın, paralar bizim yandaşlara aksın, kendi ahbabımıza, çavuşumuza aksın." istiyorsunuz. Bu nedenle, bu akıldan çıkmadıkça, en yakınınızdakine dokunmadıkça, bu kurumlarda gerçek bir sistemsel değişime gitmedikçe, sistemi şeffaf, açık, denetlenebilir hâle getirmedikçe bu sorunları çokça yaşayacağız. Zamanında da bilirsiniz, banka vurgunları oldu, bankaları hortumladılar, zararı kamulaştırdılar, bugün de aynı riskle karşı karşıyayız.

O nedenle, birilerinin cebine giren parayı biz, işçinin, çiftçinin, yoksulun ödemesini istemiyoruz, emeğiyle çalışan insanın ödemesini istemiyoruz; kim bu soygunun sorumlusu ise faiziyle, misliyle alınsın ve hukuk önünde hesap versin diyoruz.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci söz Muş Milletvekili Sayın Sezai Temelli'ye ait.

Buyurun Sayın Temelli. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Yılmaz, sizi yalnız bırakmışlar, bunun üstesinden gelebilir misiniz? Sanmıyorum ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu da sizi yalnız bırakmış; 20 milyar dolarlık yolsuzluk var, 20 kişi yok yani bu kadar ciddiyetsiz bir toplantı, Meclis gündemi olabilir! (DEM PARTİ, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) Ya, 20 milyar dolar! Ekonomik yansımalarını hesaba kattığımızda olay çok daha vahim bir yerde ama böyle ciddiyetsiz yaklaşmaya devam etmenizin nedeni aslında bunu bir politika hâline çevirmiş olmanız.

İBRAHİM AKIN (İzmir) - Duymak istemiyorlar.

SEZAİ TEMELLİ (Devamla) - Biz ne yolsuzluklar gördük, hatırlayın, ne yolsuzluklar gördük. 2002 yılında iktidara geldiniz, 2003 yılında bir özelleştirmeyle finans piyasalarına bir girdiniz; eyvah, eyvah, o gün, bugün finans piyasalarını altüst etmeye devam ediyorsunuz ve finans piyasalarını altüst ederken de aslında inanılmaz bir yolsuzluk çarkı çalışıyor. Bundan rahatsız olmuyorsunuz, rahatsız olsanız burada olurdunuz, rahatsız olsanız, bundan çok daha önceki yolsuzluklarda inisiyatif alırdınız, bunu önleyecek mekanizmaları hayata geçirirdiniz ama bu olmadı. Özelleştirme... Bakın, başka yolsuzluklardan da birkaç tane örnek vereyim: Deniz Feneri... Unuttunuz değil mi Deniz Feneri yolsuzluğunu? O kadar çok yolsuzluğa şahitlik yaptık ki. Ya, dezenfektan satan Bakanınız oldu sizin yani baktığınızda; 5'li çete yarattınız, o 5'li çete 500'lü çete oldu; kamu ihale yolsuzlukları, "kamu-özel iş birliği" adı altında aslında bu yolsuzluk çarkını besleyen bir mekanizma oluştu, işte, otoyollar, yollar, şehir hastaneleri; bunların hepsinin arka planında bu mekanizma çalışıyor.

Şimdi, dönüp geldik, bugün çok büyük bir fon kriziyle karşı karşıyayız. Şimdi, bu fon krizine baktığınızda, aslında, perşembenin gelişi çarşambadan belli. Bu olacaktı zaten çünkü bugüne kadar biriktiriyor, o enerji birikti birikti geldi, şimdi bu. Buna dair önlemleri almazsanız bundan sonraki kriz bundan çok daha büyük olacak çünkü yapısal mesele altta devam ediyor. Esas yapısal meseleyle ilgilenmeyip buna bir çözüm getirmediğiniz sürece bu krizleri, bu yolsuzlukları önlemeniz mümkün değil ama böyle bir niyetiniz yok, sizin böyle bir niyetinizin olmadığı şu anda yapmış olduğumuz bu oturumdan belli.

Yine, hatırlatıyorum size -hafıza önemli- 3Y'yle geldiniz, dediniz ki: "Biz yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadele edeceğiz." Bu 3Y'ye dönüp baktığımızda yasaklar konusu... Yani yasak olmayan bir şey kalmadı aslında; en son, işte erişim engelleriyle medya üzerinde, sosyal medya üzerindeki -en son yasak bu- ama sürekli yasaklarla hareket ediyorsunuz. Ne zaman ki herhangi bir hak mücadelesi ortaya çıksa karşımıza hemen bir yasak geliyor.

Şimdi, böyle, bu kadar yasakların olduğu bir ülkede yolsuzluk olur çünkü bu ikisi arasında güçlü bir korelasyon var. Ne kadar çok yasak varsa bilin ki o ülkede o kadar çok yolsuzluk vardır. Bu ikisi birlikte hareket eder, birleşik kaplar hikâyesi.

Yoksulluğa gelince... Ülkenin yüzde 80'i yoksul. Bu, istatistiklerde de böyle. Sizin o çok maharetli TÜİK'iniz bile bunu saklayamıyor. TÜİK'in hane halkı araştırmaları bunu net ortaya koyuyor. Yani ülkenin yüzde 80'ini yoksullaştırdınız, neredeyse herkes yoksul olacak.

Gelelim yolsuzluğa... "Yolsuzlukla mücadele" diye geldiniz, şimdi tablo şu: Çok geriye gitmeyelim, 2013 yılında Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 63'üncü sıradaymışız. Masayı devirdiniz, 2026 yılına geldiniz, Yolsuzluk Algı Endeksi'nde 124'üncü sıraya yükseldik. Tabii, bu yükselme gurur duyacağınız bir yükselme değil; bu, ne denli yolsuzluk batağına baktığımızı bize gösteren bir endeks.

Dolayısıyla ne kadar çok yasak, ne kadar çok yoksulluk, o kadar çok yolsuzluk. Ama bu bir politika artık; bu, sizin mücadele ettiğiniz bir şey değil, kılıfını hazırladığınız bir şey. O yüzden yolsuzluk meselesi aslında bizim bugün içinde bulunduğumuz rejimin meselesidir, aslında bugün demokrasi meselesidir. Demokrasiden kaçtığınız sürece zaten karşımıza bu yolsuzluklar geldi.

Sayın Yılmaz, konuşmanızda "Bu sistemik değil." dediniz. Doğru söylediniz, sistemik değil. Sistem dışı, sistemden ayrışıyorsunuz, negatif bir ayrışma yaşıyorsunuz. Kapitalist sistem bir sömürü sistemi, kapitalist sistem finansal piyasalar aracılığıyla sömürüsünü pekiştirir ama bu kadarını inan kapitalist sistem bile yapmıyor. Bugün, gidin, bakın Batı merkezlerine hepsinin bu konuda aslında önemli supapları vardır. Evet, kapitalist sistemden bile bu denli negatif bir ayrışma yaşayacak bir tablo karşımızda. Neden? Oysa siz kapitalist sisteme göre, neoliberal politikalara göre örgütlendiniz, teşkilatlandınız, bunları karşımıza getirdiniz. Dediniz ki: "Biz bağımsız denetleyici kurullar kuracağız, bu ülkede yolsuzluğun önüne geçeceğiz." Kurdunuz mu?  Kurdunuz. Finansal piyasaları buna göre teşkilatlandırdınız mı? Evet, teşkilatlandırdınız. O teşkilatlardan biri Sermaye Piyasası Kurulu; bakın, tenezzül edip gelmemiş. O teşkilatlardan biri Bankacılık Düzenleme ve Denetleme  Kurulu, o da yok ortada. O teşkilatlardan biri Merkez Bankasının bağımsızlığıydı; dün gelmiş, hayal satıyor aşağıda Komisyonda ve Hazine ve Maliye Bakanlığı. Hazine ve Maliye Bakanımızla ilgili de bir cümle söylemek istiyorum: Tam da sistemik ilişkilerin merkezinden geliyor, Londra'dan geliyor. Hadi sıkıysa Londra'da böyle bir şey olsun. Mümkün mü? Yok. Ama burada oluyor. Burada olunca çıkıp bunun nedenlerini filan açıklamak yerine sabahın sekizinde toplantı yapıyor, önlem almaya çalışıyor; aklınca yangını söndürecek. Yangın bacayı sardı, bu yangını böyle söndüremezsiniz. Dolayısıyla teşkilatlanmış bir finans piyasası var ama o teşkilatlar aslında ne kadar çürük, ne kadar çürümüş bir teşkilat olduğunu bize gösteriyor. Denetleyemiyorlar, düzenleyemiyorlar, üretemiyorlar; dolayısıyla da karşımıza bu tablo çıkıyor. Şimdi düşünün, bu kadar teşkilatlanmış bir yapıda 20 milyar dolarlık yolsuzluk olabilir mi? Bu kadar teşkilatlanmış bir düzende bu yolsuzluklar bu kadar aslında kronikleşebilir mi? Akut değil bu durum, kronik çünkü kendini tekrar ediyor, büyüterek devam ediyor. O zaman dönüp bunun nedenlerine bakmak lazım. Meseleyi adli bir vaka sınırlarına çekip o götürdü, bu getirdi, o çaldı, bu çaldı meselesi; o en kolayı, o en kolayı. 85 kişiyi gözaltına almışsınız, bir kısmı tutuklanır, bu dava yürür gider, geçmişte de oldu, o en kolay kısmı. Onu sabahtan akşama kadar konuşuruz ama meselenin temeline bakmamız lazım. Bir kere dünyada en fazla kayıt dışılığın yaşandığı bir ülke burası, kayıt dışılıkla mücadele etmiyorsunuz. Kayıt dışılığın bir kısmı gri kayıt dışılık; işte, istihdamda bunu görüyoruz, işsizlikle karşımıza çıkıyor ama bir kısmı da kara kayıt dışılık yani orada kara para var. Kara paranın bu kadar yoğun olduğu bir yerde yolsuzluk aslında doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Türkiye ekonomisinin ne kadarı kayıt dışı? Vallahi bazı hesaplamalara göre yüzde 25'i. Bu yüzde 25'in de nereden baksanız yüzde 10'u kara ekonomi yani yılda yaklaşık 160 milyar liralık bir para dönüyor bu piyasada. Bu kadar dev fon, nasıl baş edersiniz?

İkincisi, kayıt dışılığın yanı sıra aslında, dönüp baktığımızda "Finansal piyasalarda istikrar, makro ihtiyati tedbirler, enflasyonla mücadele, faizi düşüreceğiz, rant ekonomisini sonlandıracağız." demenize rağmen bu alanda hiçbir iyileşme olmuyor. Neden olmuyor, hiç dönüp düşünüyor musunuz? Olmuyor çünkü bu ülkede büyük bir adaletsizlik var, her alanda var ama ekonomik alanda o denli büyük bir adaletsizlik var ki bu çarkı besliyor. Nedir o? Bu ülkede gelir dağılımı adaletsiz, bu ülkede servet dağılımı adaletsiz. Bu iki büyük adaletsizliğin olduğu yerde, kayıt dışının da bu kadar güçlü olduğu bir yerde, işte, karşımızdaki tablo kendiliğinden biçim alıyor.

Dünyada en büyük servet adaletsizliğinin yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Servet Gini katsayısı yüzde 80, 0,80 olmuş. Düşünebiliyor musunuz, servetin neredeyse yaklaşık büyük bir kısmını nüfusun yüzde 10'u yutuyor; nüfusun yüzde 50'si, yoksullar servetin sadece yüzde 4'ünü alıyor; nüfusun yüzde 10, en yüksek kesimi servetin neredeyse yüzde 60-70'ini alıyor; çeşitli hesaplara göre değişiyor. Devasa bir adaletsizlik.

Peki, bu servete el koyanlar bu serveti ne yapıyorlar ya da kayıt dışından, kara ekonomiden gelen ya da sizin yüksek faizinizden gelen bu serveti ne yapıyorlar? Değerlendirmek istiyorlar. Siz diyorsunuz ki: "Biz enflasyonla mücadele ediyoruz." TÜİK'i çalıştırıyorsunuz, enflasyonu sanki aşağıda gösteriyor, oysa gerçek enflasyon çok yukarıda. Faize parasını yatırsa bu servet sahipleri o parasının değerlenmeyeceğini bildiği için ne yapıyor? İşte, fonlara gidiyor. Öyle bir servet biriktirmişsiniz ki o servet sahipleri artık kumar oynuyor. Bu kapitalizmin adı kumarhane kapitalizmidir, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı da bu meselenin krupiyesidir. Dolayısıyla, müdahale etmemiştir, kumar oynanmaya devam etmiştir.

Bakın, borsada 6,5 milyon insan var. İstanbul Borsasında 6,5 milyon insan olur mu? Kim bu insanlar? Bu kadar yatırımcısı olan bir ülke olabilir mi? Hayır. İnsanlar borsayı âdeta bir kumarhaneye çevirmiş, fonlar keza öyle. Şimdi, böyle fırsatları değerlendirecek insanlar da var, gelir dağılımı da bozuk. İşçinin, emekçinin yükünü biliyorsunuz, bu yükten kurtulması mümkün mü? Değil ama riskler, maliyetler işçiye, emekçiye kârlar sermayeye. Şimdi, böyle bir adaletsiz sistemde dolayısıyla, karşımıza çıkan bu mekanizma bu yapıyı kendiliğinden doğuruyor.

Bu kumarhane kapitalizmine son vermenin yolu nereden geçiyor? Vallahi buradan geçiyor. Neden? Bütçe iradesinden geçiyor, nasıl bütçe yaptığınıza bağlı olarak şekillenecek ama sizin bütçelerinize baktık, geride bıraktığımız 24 bütçenin 24'ünde de sermayeyi korudunuz, 24 bütçenin 24'ünde de faiz yoluyla kaynak aktardınız, fonladınız. Neden? Bütçe açığı vermeye devam ettiniz. Neden? Cari açık vermeye devam ettiniz. Neden? Tasarruf açığı vermeye devam ettiniz. Bu kadar açık verirseniz bu ranta çökmüş olanlar da size bu fonu işte, böyle satarlar. Evet, bu yolsuzluk karşısında ödediğiniz aslında bu primdir. Primliyorsunuz bu fonları. Neden? Çünkü siz adaletli bir bütçe yapmıyorsunuz, siz işçinin, emekçinin hakkını koruyacak bir yerden meseleye yaklaşmıyorsunuz, siz hep sermayeyi koruyorsunuz. Dolaylı vergiler, faiz ödemeleri, yok, vergi harcamaları... E, sonuç? Sonuçta böyle bir bütçeye işte böyle bir fon piyasası! Sürekli bu fon mekanizmasının içinde kaldığımız için de zaten bu sorunları çözmemiz mümkün değil.

Bugünden sonra eğer bu vaka, bu yaşananlar, gerçekten, artık bu konuda bir şey yapmak gerekliliğine dair bir atmosfer yaratmışsa -ki benim böyle bir umudum yok- o zaman yapılması gereken, gerçekten, ciddiyetle bir komisyon kurulmasıdır. Diğer yaptığınız komisyonlar gibi değil ama tren sallamayacağız, gerçekten bir komisyon kuracağız ve o komisyon meseleyi ele alacak, değerlendirecek, hem bu kurulları hem bu kurumları hem bu sistemi nasıl düzeltebiliriz diye gerçekten ciddi bir çalışma yapacak ve bunu düzeltebilmek adına da gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce gelip hayata geçireceğiz. Evet, olması gereken bu ama bunu yapmıyoruz, yapmayacağız da ben biliyorum, yapmayacaksınız çünkü hepiniz oradaydınız. Bu size rağmen çıkmış bir şey değil, siyaseti, sermayesi, bürokrasinin ortaya koymuş olduğu tablo bu ittifak. Böyle bir ittifakın sonucunda biz bunları konuşuyoruz.

Şimdi, buradan hareketle dönüp baktığımızda, her şeyden önce, artık gerçekten yolsuzlukla mücadele eden, yoksullukla mücadele eden bir siyasete ihtiyacımız var. O siyasetin yolu yasakları kaldırmaktan geçer, o siyasetin yolu barıştan geçer, toplumsal barıştan geçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Devamla) - O siyasetin yolu topyekûn demokratikleşmeden geçer çünkü demokrasinin olduğu bir yerde denetim vardır, demokrasinin yükseldiği bir yerde yolsuzluklar azalır. Mesele budur. Meseleye ya böyle yaklaşacağız ya da diğer yolsuzluklardan sonra yaptığımız gibi bunun da aslında sönümlenmesini hep beraber bekleyeceğiz. Biz beklemeyeceğiz; DEM PARTİ olarak biz biliyoruz ki bizim demokrasi mücadelemiz aynı zamanda demokratik bir ekonomi içindir, aynı zamanda işte, bu yolsuzluklara, bu talana, bu rant anlayışına karşı bir mücadeledir.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına ilk söz, Mersin Milletvekili Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı buraya geldi, Meclisi bilgilendiriyor, aslında toplumu ve milleti bilgilendiriyor. Bunun herhâlde birinci amacı insanlara, halka, piyasaya bir güven vermek ama Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, siz konuşmaya başladınız, ben borsaya baktım, siz saat 14.00'te konuşmaya başladınız, 14.40'a kadar borsa düştü. Bakın, kıpkırmızı! (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Güven vermiyorsunuz ama şahsınız değil bakın, bu sistem güven vermiyor, bu yaratılan kara düzen güven vermiyor.

Şimdi, aslında konuşmanızda bir cümleyle her şeyi özetlediniz; asrın yolsuzluğu olmuş, binlerce mağdur var, milyarlarca lira parayı birileri cebine, bankaya, yurt dışına götürmüş, koymuş ve Parti Sözcümüz bu rezaleti ortaya çıkardıktan sonra da yargı, sizler harekete geçtiniz ama bir şey söylediniz bakın, beni çok üzdü: "Cumhurbaşkanımızın talimatıyla..." Bir hukuk devletinde böyle bir cümle olabilir mi? Asrın dolandırıcılığı olur, adımı Cumhurbaşkanımızın talimatıyla atarız. Cumhurbaşkanı talimat vermeseydi Fatma Betül Sayan Kaya'nın bankada bu parası kalacak mıydı? Muğla'da yangın çıkar, İbrahim Kalın "Cumhurbaşkanımızın talimatıyla söndürdük." der! Vermeseydi Sayın Cumhurbaşkanı yangını söndürmeyecek miydik ya? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Ya, böyle bir sistem olabilir mi!

Şimdi, gerçekten, burada gelip konuştunuz, sizi dinledik ama sizin anlattıklarınızı her gün televizyonda ekonomistler, borsa uzmanları anlatıyor zaten, bize bilgi veriyor zaten; ne olacağını, ne olması gerektiğini Ümit Hoca her gün söylüyor. Biz sizden burada ne bekliyorduk? Siyaset töhmet altında, AK PARTİ'nin milletvekilleri, diğer milletvekilleri töhmet altında; şu anda sizin buraya para yatıranlarla, bu parayı çekenlerle, bu parayı yurt dışına kaçıranlarla ilgili elinizde net bilgi var. Neden efendim, Meclise söylemiyorsunuz; bir parayı kim aldı, kim kullandı, kim yurt dışına götürdü? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Ya, bunu bilmek istiyoruz biz. Sizin vereceğiniz bu bilgiler bu Meclise ışık olacak, delil olacak, araştırma komisyonu kurulacak, o komisyon bu insanlara gidecek.

Bakın, sistemi tek adam üzerine kurmuşsunuz, MASAK bağımsız mı? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bağımsız mı? Soru soruyorum, borsa, bunun denetimini kim yapıyor? Ya, Allah aşkına, bakın, 2018'de SPK'nin başına getirdiğiniz isim Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu'nun kardeşi Ali Fuat Taşkesenlioğlu ya! O gün yolsuzluklar başladı, dört yıl sabrettiniz, sonra görevden aldınız, akıllandınız sandık. Kimi getirdiniz? Vecdi Gönül'ün oğlu İbrahim Ömer Gönül'ü getirdiniz. Neden, neden, neden? Sizin içinizden başka insan yok mu bu ülkede? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, eski AK PARTİ milletvekilini getirmişsiniz, o dönem izin verilmiş bunlara. Ya, bir örgüt gibi yönetiyorsunuz. Bakıyorum, Fatma Betül Sayan Kaya, kardeşi Ayşe Sayan Büyükelçi,  Fatih Sayan Ulaştırma Bakan Yardımcısı, Sümeyye Sayan meclis üyesi; aileye bak, Allah aşkına aileye bak!

Şimdi, bir ülke düşünün... Değerli arkadaşlar, hafta sonu Mersin'de bir soruşturma oldu. Bedri Albay var Daire Başkanı, MASAK tespit etmiş, her hafta, aynı gün şoförüne 2.500 lira para yatırıyormuş Bedri Albay. Sormuş savcı: "Bu parayı niye yatırıyorsun?" Eey! Demiş ki: "Her hafta eve temizlikçi geliyor, onun parasını yatırıyorum." Bedri Albay'ın 2.500 lirasını soran MASAK, Fatma Betül'ün 2,2 milyarını sormuyor mu ya! Sormuyor mu? Burada neyi konuşuyoruz biz! (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu Mecliste hesabına 200 bin lira geldiği için dört aydır yatan bir danışman var, 200 bin lira arkadaşlar. Şimdi soruyorum: Fatma Hanım davetiyeyle çağrılıyor. Peki, Mersin'i 2 dönem yöneten, 2 dönem sizinle aynı Komisyonda bulunan Vahap Seçer neden sabah altıda alınıyor?

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, bakın, şahsınıza değil, sisteme haykırıyorum bunları, gerçekten artık dolduk. Bu MASAK'ın görevi bizi mi izlemek? İzlesin ama bakın, şu rezalete bakın, Allah aşkına!

Şimdi, size bir daha soruyorum buradan efendim: 16 Eylül-17 Eylül arasında fondan para çıkaranları açıklayınız. 600 kişi parayı çalmış, 227 milyar göz göre göre gitmiş. Kim bunlar? Neymiş? "Ticari sır" Dolandırıcının ticari sırrı mı olur ya! Hırsızın, vurguncunun ticari sırrı olur mu ya! (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Dolandırıcının milyarları ticari sır, Mersin'de bir annenin gecelikli görüntüleri ifşa ediliyor. Ya, ben soruyorum; bu benim içimi yakıyor, yakıyor, yakıyor, benim içimi yakıyor o anneye yapılanlar. O anneyi teşhir edenler bir ailenin milyarlarını koruyor efendim. Fatma Hanım tutuklansın demiyorum, bakın, ben tutuklamaya karşıyım, Feti ağabey bilir, en son uygulanacak tedbirdir ama neden, neden, neden hep bizim insanlar sabah altıda alınıyor, Fatma Hanım eşiyle kol kola davetiye üzerine adliyeye gidiyor? Neden efendim?

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sakız çiğneyerek gidenler var.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Onun da çocukları var, o gecelikli annenin de çocuğu var, 2 yaşında. Belki yirmi yıl sonra üniversiteye gittiğinde annesini konuşacaklar. Olmaz, olmaz!

Bakın, buradaki sorun; Türkiye'de denetim sistemi ortadan kalkmıştır, bağımsız hiçbir denetim kurulu yoktur. Bağımsız dediğimiz Bankacılık Denetleme Kurumuna, SPK'ye eski milletvekilinizi atamışsınız ve böyle bir olayda bile "Cumhurbaşkanının talimatıyla adım attık." diyorsunuz. Bir hukuk devletinde bu söylenemez, Cumhurbaşkanının talimatına bakılmaz, yargı gereğini yapar, SPK gereğini yapar, MASAK gereğini yapar. Türkiye'deki sorun denetimdir, bağımsız hiçbir kurul kalmamış. Ve ne güzel ya, "Borsayı temizliyoruz." Güzel. "Muhsin Yazıcıoğlu'nun katillerini buluyoruz." Güzel. "Kaşif Kozinoğlu'nun katillerini buluyoruz." Güzel. "Hakemleri temizliyoruz." Kim kirletti ya bunları, kimin döneminde oldu? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Sanki 1970'lerde olmuş olayları konuşuyorsunuz. Kim kirletti arkadaşlar? "Futbolu temizliyoruz." Futbolu mu temizliyorsunuz? Son 5 Futbol Federasyonu Başkanı müteahhit arkadaşlar, müteahhit; orada bile yandaş müteahhitleri futbolun başına getiriyorsunuz.

Ondan sonra, liyakat... Liyakat yok, yandaşlık var, taraf tutma var, hukuk, adalet yok. Bu ülkenin yargısı ve bu ülkenin bürokratları muhalefeti takip etmekten büyük soygunu görememiş, milyarlar uçup gitmiş. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, "Yurt dışından parayı getireceğiz." Hangi giden paramız gelmiş ki bugüne kadar? Bakın, 1980'de Kastelli, o büyük finans vurgunu olduğunda -Cengiz ağabey, Sayın Cengiz Çandar bilir- patladığında istifa etmişti değil mi Sayın Turgut Özal? Çünkü o kurumun başındaydı. Belki o duruşu onu Başbakan yaptı. Şimdi istifa eden yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Şimdi istifa eden yok, hesap veren yok, hesap soran yok ve bunu haber yapan sosyal medya kanalları, haber kanalları kapatılıyor.

Son olarak bir şey söyleyeceğim: Bakın, Fatma Hanım 2,2 milyarı bir zahmet iade edecekmiş ama "Faizini alırım." diyor ha! Helal, helal faiz çünkü! Ya Rabb'im "helal!" diyor.

Savcılık bir yazı yazıyor, bakın: "...dilekçeleri gönderilen Fatma Betül Sayan Kaya'nın, İlyas Kaya'nın..." diye devam ediyor. Bakın, savcılık yazısında Fatma Betül Sayan Kaya'ya "şüpheli" yazmaktan bile imtina ediyorlar arkadaşlar ya!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Nefsine uymuş!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Peki, Fatma Hanım nedir?  Şüpheli değil. Nedir efendim? Mağdur mu?

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Şeytana uymuş!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - İki şey vardır; ya mağdur olur ya şüpheli olur.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - İfade sahibi!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Evet, evet, evet.

Olmaz, olmaz, olmaz.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına ikinci söz, İzmir Milletvekili Ümit Özlale.

 Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Büyük Türk romancısı Kemal Tahir'in Rahmet Yolları Kesti romanında şöyle bir cümle geçer: "Hükûmeti sıtma tuttu, eşkıya baş gösterdi." Bugün eşkıyanın illa dağ başında insanların yolunu kesmesi gerekmiyor, pekâlâ finansın Susurluk'u dediğimiz yerde de bir eşkıyalık baş gösterebilir. Peki, bu eşkıyalık Hükûmeti sıtma tuttuğu için mi  baş göstermiştir? Yüzde yüz evet. Bugün Hükûmet, kamu otoritesi denetim yapabilmiş midir? Hayır, yapamamıştır. Bu eşkıyalarla beraber iş birliği yapmış mıdır? Hem de nasıl yapmıştır.

Şimdi, bize düşen nedir? Bu milletin iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu 21'inci yüzyılın en büyük soygunlarından bir tanesi olan bu fon vurgununun sorumlularını açıklamaktır.

Şimdi, burada Sayın Cevdet Yılmaz'ın konuşmasında dikkat çektiği bir yer var, dedi ki: "Serbest fon sahipleri risklerini aldı, o yüzden de onların zararlarını tazmin etmeyeceğiz." Şimdi, şöyle: Normal şartlarda gerçekten de bir piyasa riski varsa ve siz bu riski almışsanız o zaman doğrudur, yatırımcı bir risk almıştır, onun zararı tazmin edilmez fakat buradaki risk nedir Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım? Şimdi, AK PARTİ'ye oy veren vatandaşlar başta olmak üzere buraya para kaptıranlar şunu gördüler: Telefona baktılar, orada Cumhurbaşkanı Danışmanı Kerem Alkin'in ismini gördüler; telefona baktılar, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Fecir Alptekin'in ismini gördüler; diğer yerlere baktılar, Cumhurbaşkanlığında bizzat görev yapmış, üst düzey görev yapmış bürokratların ismini gördüler ve güvendiler, buna piyasa riski diyemeyiz, buna tamamıyla "AK PARTİ riski" deriz. Sadece AK PARTİ'li bürokratlara, sizin ağzınızdan çıkan laflara, sizin siyasetçilerinizin bizzat temsil ettiği değerlere güvendikleri için bu serbest fonda paralarını tutanlar çok önemli bir ölçüde zarara uğradılar, o yüzden onların zararlarına sadece "piyasa riski" diyemezsiniz.

Bu olay göz göre göre gelmiştir arkadaşlar. Geçen sene kasım ayı, tutanaklara bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda ismini verdik. Piyasada borsa manipülasyonu yapılan şirketlerin ismini, bunu yapan şirketlerin adını verdik, karşımızda da Sayın Mehmet Şimşek vardı, hiçbir şey yapmadı. Kamuoyunda bunu dile getiren bir sürü insan oldu, hiçbir şey yapmadı. Daha sonrasında burada bütçede, bütçe görüşmelerinde Tera'nın adını verdik, hangi hisselerde manipülasyon olduğunun haberini verdik, sizler bir şey yapmadınız, bu haberleri bir bilgi sayan insanlar geldiler, o fonlara paralarını yatırdılar. Dolayısıyla her şey herkesin gözü önünde oldu. Şimdiki Adalet Bakanı, o zamanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı dedi ki: "Biz de bu yolsuzlukları gördük. Sermaye piyasasında, Borsa İstanbul'da piyasa manipülasyonu olduğunu tespit ettik ama bize resen soruşturma izni verilmedi." Bizzat, o dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek'in kendi ifadesidir. Mehmet Şimşek geçen sene kasım ayında "Piyasada manipülasyon var." dedi, yeniden bu olay araştırılmadı. Bu ülkede İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, şimdinin Adalet Bakanı ve Sayın Mehmet Şimşek'in iradesinin üzerinde kim vardır da bu soruşturmanın yapılmasına şu ana kadar izin vermeyip 455 bin kişinin mağdur edilmesine yol açmıştır? Kimdir bu kişi? Bu iradenin altında, gölgede bütün manipülasyonu yapıp parayı götürenlerden hiç mi hesap sormayacağız?

Bu yolsuzluk önlenebilirdi, daha önce de önlenebilirdi ama biz dört seneden beri -Dördüncü Yasama Yılımız- bunu soruyoruz sizlere: Neden yirmi yıldan beri sizin iktidarınızda vergi cennetleri açıklanmıyor? Niye vergi cennetlerini açıklamıyorsunuz? Bu vergi cennetlerine hangi bürokratlar, hangi parayı götürdü? Bunu isteseniz anında tespit edersiniz. Niye tespit etmiyorsunuz? İşte, tespit etmediğimiz için de bu ülkede bürokratlar, iş insanları burada haksız, hukuksuz yere kazandıkları paraları bu vergi cennetlerine gönderiyorlar. Bu yolsuzluk, bu asrın vurgunu yeniden önlenebilirdi. Eğer siz siyasi etik kanununu bu Meclis koridorlarında kaybetmeseydiniz, onu sürüncemede bırakmasaydınız bu yolsuzluk yine  önlenebilirdi. KOMBASSAN'da, YİMPAŞ'ta, Çiftlik Bankta, bunun arkasında AK PARTİ'nin siyasetçilerinin, bürokratlarının olduğu bilindiği hâlde, bu siyasetçiler KOMBASSAN'da, YİMPAŞ'ta, Çiftlik Bank'ta o dolandırıcılarla beraber poz verirken başlarına bir şey gelmediği için bugün bu vurgun oldu. Zehra Taşkesenlioğlu'na zamanında hesap sorabilseydik eğer, Zehra Taşkesenlioğlu'nun çantacılığını yaptığı büyük siyasetçiye hesap sorabilseydik eğer bugün bu vurgun olmazdı. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 455 bin kişi de bugün bu vurgundan dolayı mağdur olmazdı. Bizler Zehra Taşkesenlioğlu ve o gibilere hesap soramadığımız için bugün vurgunun boyutu bu ölçüdedir.

Şimdi, işin bir bürokrasi ayağı var. Benden önceki kıymetli vekiller de söyledi, Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmişsiniz. O kadar trajikomik bir olay var ki Devlet Denetleme Kurulunun Başkanı; o problemli dönemin, şaibeli dönemin Sermaye Piyasası Kurulu Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Vekili, kendisinden mi randevu olacak bu kişi "Ben yolsuzlukları araştırıyorum." diye? Yani denetlemekle görevlendirdiğiniz kişi, kendi altında imzası olan kararları denetleyecek.

Ya, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesine bakıyorsunuz... Bakın, piyasa manipülasyonlarının gırla gittiği, dezenformasyonun gırla gittiği yerde Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden biri kim? Dezenformasyonla mücadele eden sorumlu Burhanettin Duran. Kendi Yönetim Kurulu üyesi olduğu Borsa İstanbulda bu kadar fazla manipülasyon olurken Burhanettin Duran'ın hiç mi haberi olmadı?

Bir başka isim daha; Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu Başkanı kim? Erişah Arıcan. Erişah Arıcan, Aydın Ayaydın'ın yeğeni. Aydın Ayaydın kim? Sayın Cumhurbaşkanını Marmara Üniversitesinde gören tek öğretim üyesi; kendisinin yeğeni Erişah Arıcan, kendisinin kızı da AK PARTİ milletvekili. Bu Erişah Arıcan, o kadar kıymetli birisi ki hem Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı hem de Türkiye'nin en büyük anonim şirketi Varlık Fonunun -Cumhurbaşkanının vekili- Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve bu kadar kıymetli bir kişi bu Borsa İstanbulda bütün bu piyasa manipülasyonlarını görmüyor, tamamiyle bunlardan ari ve hâlâ piyasa manipülasyonu da var. Sadece fonlardan bahsediyoruz. Bugün, arkadaşlar, bir sürü hisse senedinde manipülasyon var. Bunların önlemini almadığınız sürece biz daha çok fazla mağdurla karşılaşacağız. Bundan başka Merkezi Kayıt Kuruluşu. Ya, Merkezi Kayıt Kuruluşuna yönetim kurulu üyesi olarak Emre Tezmen'i atamışsınız. Emre Tezmen Teranın Yönetim Kurulu Başkanı ve buradaki baş dolandırıcı. Yani sizler buradaki en kritik kurumun yönetim kurulu üyeliğine Emre Tezmen'i atıyorsunuz.  Nasıl bir bürokrasi bu? Devam ediyorum. Erkan Kilimci Terada, şimdi içerde, Mehmet Şimşek'in öve öve bitiremediği Merkez Bankası Başkan Yardımcısı; öve öve bitiremediği bir başka Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Emrah Şener, o da BKM usulsüzlüğünden yargılandı, tutuklandı. Nasıl bir liyakatten bahsediyoruz biz? Osman Arıkan Nacar, Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı, 400 milyon dolarla kaçtı. Ya, bir insan 400 milyon doları yurt dışına havale ederken hiç şüpheli işlem yapılmaz mı? Burada MASAK yok mu, BDDK yok mu? 400 milyon doları siz dışarıya transfer ediyorsunuz ve ne MASAK ne de BDDK böyle bir işlemden en ufak bir şüphe duymuyor ve biliyoruz ki bu Osman Arıkan Nacar da tek başına değil. Evlere şenlik bir SPK var, cumartesi günü tedbir alıyor, tedbir aldığı şirketlerden bir tanesi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, Türkiye Sigorta. Türkiye Sigortanın sahibi kim? Varlık Fonu ile Borsa İstanbul. Yani SPK, sahibi Borsa İstanbulda varlık fonu olan Türkiye Sigortaya tedbir kararı uyguluyor, üç saat sonra da kaldırıyor. Sadece kaldırdığı o değil ki. Hayati Yazıcı AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı, oğluna tedbir kararı uyguluyorsun, üç saat sonra kaldırıyorsun, o üç saat içerisinde ne olmuş olabilir? Hangi gelişme olmuş olabilir ki üç saat önce verdiğin tedbir kararını üç saat sonra kaldırıyorsun. Bu işin bürokrasi ayağı baştan aşağı kokmuştur arkadaşlar.

İşin bir de siyaset ayağı var. Fatma Betül Sayan Kaya bir açıklama yaptı, çok doğru bir açıklama yaptı, dedi ki: "Ben bu işin suç olduğunu bilseydim hiç kendi adımı kullanır mıydım?" Buradan da ben şunu anlıyorum: Demek ki birileri kendi adını kullanmadan bu işlemleri yapmışlar, öyle değil mi?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tabii.

ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Fatma Betül Sayan Kaya'nın ben bu parayı nereden bulduğunu, artık oraları geçtim ama bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Fatma Betül'ün suçu ne?

ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Fatma Betül Sayan Kaya şu anda şundan dolayı mahcubiyet duyuyor: "Ya, ben kendi ismimi kullandığım için yakalandım." diye.

 Şimdi, benim burada size bir sorum var: Fatma Betül Sayan Kaya yalnız mıdır?

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, sizin Kabinenizde kendi adına değil ama babası adına fona para yatırıp 470 milyonu 830 milyon yapmış bir bakan var mıdır? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Tekrardan soruyorum: Kendisinin babası bir fona 470 milyon yatırıp fon krizi patlak vermeden önce 830 milyonla çıkmış mıdır çıkmamış mıdır? (Yeni Parti sıralarından "Çıkmıştır." sesleri)

Bir başka soru, ikinci soru: Mevcut Kabinedeki bakanlardan birisi 170 milyonla bu fondan fon krizi patlak vermeden çıkmış mıdır çıkmamış mıdır?

Üçüncü soru: Sayın Cevdet Yılmaz, sizin özel kaleminiz Sayın Fatih Kılınç'ın Pusula kapalı fonunda parası var mıydı yok muydu? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu soruların cevabını almadan bu vurgunu biz kapatamayız arkadaşlar.

Bir başka mesele, Nihat Zeybekci, AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, geçmişte de Ekonomi Bakanlığı yaptı. Ya, şimdi, Sayın Nihat Zeybekci'nin toplantılarını ben sosyal medyada izlediğimde "Türk ekonomisine güvenin, Türk sanayisine güvenin." diyor. Peki, kendisi ne yapmış? Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla 250 milyon lirasını para piyasası fonunda değerlendirilmiş. Yani öyle bir nokta ki AK PARTİ'nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı "Bizlere, sanayiciye, iş insanlarına, Türk sanayisine güvenin." derken 250 milyon lirasını tamamıyla spekülatif kazanç üzerine kurulmuş para piyasası fonu üzerinde değerlendirmiş ve bizden de şimdi siz Nihat Zeybekci'nin ve AK PARTİ'nin ekonomi kadrosunun dediklerine inanmamızı mı bekliyorsunuz? Var mı böyle bir dünya? Kendisi bir sanayici, sanayinin önemini vurguluyor ama ondan sonra kendisi sanayiye yatırım yapmak yerine, gidiyor, para piyasası fonunda kendi parasını değerlendiriyor.

Sayın Hayati Yazıcı'nın kendi oğlu, biliyorsunuz, oğlu tam 1 milyar lira ücret vererek, 1 milyar lira para ödeyerek bir banka ruhsatı aldı. Dün çok elim bir olay yaşandı ve Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı dün intihar etti. Başımız sağ olsun, sevenlerinin başı sağ olsun, Allah rahmet eylesin ama dün aynı şirket aynı zamanda 615 milyon lira borcunu ödeyemediği için temerrüde düştü. Eğer belki biz bunu zamanında, bu fon vurgununu zamanında bütün ayrıntılarıyla açıklayabilseydik, anlatabilseydik eğer belki de Hayati Yazıcı'nın oğlunun ortağı intihar etmeyecekti, belki binlerce insan mağdur olmayacaktı. Bütün bunlara zamanında önlem almadığınız için bugün bütün oluşan bu intiharlardan, iflaslardan, temerrütlerden, halkın artık günü kurtaracak parası olmamasından kusura bakmayın ama sizler sorumlusunuz.

Şimdi, ben burada konuşmanın sonlarına doğru ilk önce AK PARTİ milletvekillerine seslenmek istiyorum: Dördüncü yasama yılınız; ben sizin vicdanınıza güveniyorum, vicdanlı olduğunuzu biliyorum, samimiyetle biliyorum, gelin birazdan vereceğimiz bu fon vurgunuyla ilgili araştırma önergemizi kabul edin. Bütün bu piyasayı dolandıranlar, bütün bu AK PARTİ'nin adına kara çalanların hepsini bizler Türkiye'de, bu millî iradenin tecelli ettiği yerde araştıralım. Ben sizlerin bu vicdana sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Burada somut size isimler verdim, bakanların isimlerini verdim, bürokratların isimlerini verdim, gelin bunları hep beraber Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştıralım. Bu fon vurgununu yapanların yaptığı hiçbir ödeme, sorumluluk affına lütfen dönüşmesin. Devletin adabına uygun davranalım ve haksız kazançları tövbe kapısı açmış gibi bir kuruma dönüştürmeyelim, haksız kazançları cezalandıralım. Aynı zamanda iadeyi bir aklanma belgesi olarak kabul etmeyelim, her şey şeffaf olsun. Bir kişinin dolandırdıktan sonra yakalandığı zaman o parayı iade etmesi, onun aklanmasının garantisi olmasın çünkü bugün hepimiz hem ülkemize karşı hem de devletimize karşı sorumluyuz. Burada sadece kaybolan şey 21-22 milyar dolar değildir, burada sadece kaybolan şey borsadaki şirketlerin hisse senetlerinin fiyatları, değerleri değildir; burada kaybolan şey vatandaşın devlete itibarıdır, vatandaşın devlete duyduğu güvendir. Sizler devletin o güvenini hissettirerek bu vatandaşları bu fonlara yönlendirdiğiniz zaman ve bu fonlar battığı zaman bunun altında sizin vebaliniz büyüktür. O bakımdan, lütfen, buradaki adil tasfiyeyi sadece "Paralar ödendi ve bir tövbe kapısı açıldı, burada da haksız kazanç sahipleri kendi parasını iade etti." şeklinde yapmayalım.

İkinci olarak benim seslenmek istediğim vatandaşlarımızdır:  Burada yaklaşık 455 bin kişi, aileleriyle beraber 2-2,5 milyon kişi mağdur olmuştur. Burada mağdur olmayan kişiler lütfen "Ben mağdur değilim." demesinler çünkü denetimsiz bir düzen bir gün sizin birikiminizi, işinizin geleceğini, çocuğunuzun hayatını da vurabilir. Yani illa bu yönetim sisteminden vazgeçmeniz için yenidoğan skandalında bebeğinizi kaybetmeniz, kaçak yapılarda yakınlarınızı kaybetmeniz ya da bu fon vurgununda bütün birikimlerinizi yitirmeniz gerekmiyor. Bakın, bütün bu isimler, saydığım bütün bu isimler, bunların hepsi sonuçtur; Fatma Betül Sayan Kaya sonuçtur, sizin özel kaleminiz sonuçtur. Burada kocaman bir liste yaptım AK PARTİ'yle ilintili bürokratlarla ilgili -daha sonra sizlerle paylaşayım- bu isimlerin hepsi sonuçtur. Sebep, bu yönetim sistemidir; sebep, tamamıyla keyfîlik üzerine kurulmuş, eğer AK PARTİ'liyseniz size her türlü usulsüzlüğü, yolsuzluğu yapıp oradan da elinizi, kolunuzu sallama lüksü veren yönetim sistemidir. Yani sonuç buradaki insanlardır, bu dolandırıcılardır; sebepse bu ucube yönetim sistemidir. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Son olarak, bir çağrı da Sayın Selçuk Bayraktar'a yapmak istiyorum. Kendisi çok başarılı bir girişimci, samimiyetle söylüyorum. Geçenlerde verdiği bir röportajda da çok güzel bir şey söyledi, dedi ki: "Bugün Türkiye'nin geleceği, sabah sekizden akşam sekize kadar var gücüyle çalışacak olan insanların, gençlerin elindedir." samimiyetle katılıyorum. Bizim de, Yeni Partinin de hayali bu; gençlerin sabah sekizden akşam sekize kadar çalıştığı, bu çalıştığının karşılığını aldığı bir dünyayı bu Meclisteki bütün partiler hayal ediyor. Ben de Selçuk Bayraktar'a bu görüşleri için teşekkür ediyorum ve kendisine yakışan şeyin Haziran 2026'da kurduğu para piyasası fonunu kapatıp yeniden en iyi yaptığı şey olan savunma sanayisine dönmek olduğunu söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sataşmadan dolayı Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ - Sayın Başkan Vekilim, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Genel olarak bir değerlendirmeyi sonuçta yapacaktım, genel eleştirilere ilişkin fakat Sayın Ümit Özlale şahsımı da ilgilendiren bir hususta burada bir beyanda bulundu, ona buradan cevap vermek isterim. Öncelikle gelip bana bunu sorup sağlıklı bir cevap alıp, sonra burada gelip bu değerlendirmeyi yapsaydı çok daha isabetli olurdu; bunu çok yadırgadığımı ifade etmek isterim.

İkincisi, Fatih Kılınç -doğru özel kalemim- bu hadiseler geliştikten sonra bana geldi -bunu çok açık bir şekilde ifade ediyorum- dedi ki: "Ben ve bazı arkadaşlarım aramızda bir para topladık ve bu fona yatırım yaptık, 7 milyon lira; şu anda da büyük bir kayıp yaşıyoruz." Bu bahsettiğimiz 455.758 yatırımcı -hani, hep birlikte diyoruz ya: Ne yapmak lazım, nasıl çareler bulmak lazım?- bunlardan biri de Fatih Kılınç. Bunun dışında, hukuka aykırı bir işlemi varsa, herhangi bir şekilde hukuki bir sorunu varsa sizden önce hesabını ben sorarım ama bütün bu yatırımcıları, 455.758 kişiyi potansiyel suçlu görüyorsanız eğer, böyle bir zihniyetle bakıyorsanız...

BİROL AYDIN (İstanbul) - İktidara yakınlığıyla alakalı bu.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - ...lütfen, elinizdeki bütün bilgileri ve belgeleri           -mahkemeler burada, dokunulmazlığı yok kimsenin, özel kalemlerin- götürün mahkemeye. Bir manipülasyon yaptıysa, bir spekülasyon yaptıysa...

YUNUS EMRE (İstanbul) - Arkadaşlardan para toplayıp bir fona yatırmak ne demektir?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ (Devamla) - İçinde bulunduğu durum da belli, yatırdığı para da çok ciddi bir şekilde kayba uğramış durumda.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Sayın Yılmaz, sizin Özel Kalem Müdürünüz arkadaşlardan para toplayıp fona para yatırabilir mi? Böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN - Peki, sayın...

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Kendi arkadaşlarından bahsediyorum değerli arkadaşlar.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Lütfen, lütfen, böyle bir şey olur mu?

BİROL AYDIN (İstanbul) - Yapmayın Cevdet Bey, yapmayın Allah aşkına ya!

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Çok ayıp bu söylediğiniz... Ve Ümit Bey'e, özellikle Ümit Bey...

YUNUS EMRE (İstanbul) - Sizin Özel Kalem Müdürünüz para toplayabilir mi arkadaşlarından, bir fona para yatırabilir mi?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Size yakışabilir...

YUNUS EMRE (İstanbul) - Bu normal bir şey mi? Beyefendi, bunun yanıtını verin.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Ümit Bey'e hiç yakıştıramadım buraya gelip bu ifadelerde bulunmasını; adaletle, hakkaniyetle hiçbir şekilde izah edemediğim bir yaklaşım oldu bu.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Başkanım, kazananları açıklayın o zaman.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Gelip sorsa ben bunları, burada söylediğimi kendisine de ifade ederdim.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Sayın Yılmaz, Özel Kalem Müdürünüz arkadaşlarından para toplayıp fona para yatırabilir mi?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Eğer gerçekten bu insanlar suçluysa, yatırım yapan herkes suçluysa...

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Açıklayın Başkanım o zaman.

 CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - ...hepsini birden o zaman mahkemeye gönderelim; böyle şey olmaz.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Efendim, kazananları açıklayın Sayın Başkanım. Kazananların listesini açıkla efendim.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Arkadaşlarından para toplayıp  fona para yatırabilir mi bir özel kalem müdürü? Böyle bir şey olur mu? Devlette böyle bir şey olur mu? Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürü arkadaşlarından para toplayıp fona para yatırabilir mi?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir özel kalem müdürü veya herhangi bir bürokrat bu fonlara, borsaya para yatırmakla suçlu mu oluyor sizce?

YUNUS EMRE (İstanbul) - Hayır efendim, arkadaşlarından para toplayıp fona yatırmak ne demek? Bir özel kalem müdürü böyle bir şey yapabilir mi?

BİROL AYDIN (İstanbul) - Sizin özel kaleminiz yapamaz.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET  YILMAZ (Devamla) - Niye yapamaz?

BAŞKAN - Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, sonuçta bir değerlendirme.

BİROL AYDIN (İstanbul) - Sizin özel kaleminiz etik açıdan yapamaz.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Onu bilemem ama...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİROL AYDIN (İstanbul) - Hazreti Ömer'in oğlunu örnek veriyorsunuz...

"Oğlum, bu develerin karnı doymuş, neden doymuş?"

YUNUS EMRE (İstanbul) - Beyefendi, devletin iki numaralı koltuğunda oturuyorsunuz.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Sayın Başkanım, kazananları açıklayın o zaman, kazananları! Kimler kazanmış?

BİROL AYDIN (İstanbul) - "Halife Ömer'in oğlu olmasaydın sana merasını açar mıydı?" Bu sizinle alakalı, özel kaleminizle ilgili değil, lütfen...

YUNUS EMRE (İstanbul) - Arkadaşlarından para toplamak ne demektir? Arkadaşlarından para toplayıp, para yatırmak ne demektir?

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - Fondan kâr  ederek çıkmamış ve şu anda zararlı bir durumda...

BAŞKAN - Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım....

YUNUS EMRE (İstanbul) - Beyefendi, Özel Kalem Müdürünüz kimlerden para toplamış? Sizin bundan niye haberiniz yok? En yakınınızda ne döndüğünden haberiniz yok? Böyle devlet yönetimi mi olur? Devlet böyle yönetilir mi? Yazıklar olsun!

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - Hukuken bir sorun varsa ben gereğini yaparım ama şu ana kadar hukuki bir sorun bana yansımış değil. Bir manipülasyon yaptığı, bir spekülasyon yaptığı....

YUNUS EMRE (İstanbul) - Sizin yanı başınızda dönen dolaplardan haberiniz yok!

 CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - ...farklı bir şekilde hareket ettiğine dair bir bilgi bana yansımış değil ama bunu böyle düşünürsek... Değerli arkadaşlar, aklıselime davet ediyorum. Bütün yatırım...

YUNUS EMRE (İstanbul) - Özel kaleminizden haberiniz yok.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - O zaman bunun sonucu ne olur biliyor musunuz? Hiç kimse gitmez bu borsaya yatırım yapmaz. Hiç kimse sermaye piyasalarına gitmez, herkesi bankalara yönlendirirsiniz, dövize yönlendirirsiniz, altına yönlendirirsiniz ve bu ekonomiye zarar verirsiniz.

BİROL AYDIN (İstanbul) - İktidara yakın olanlar yapmasın, bakanların çocukları yapmasın, damatlar yapmasın!

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Ekonomiyi  batıran sizsiniz ya!

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - İnsanlar buraya yatırım yapsınlar ama hukuk içinde yapsınlar, spekülasyon yapmasınlar, manipülasyon yapmasınlar.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Senin Özel Kalem Müdürün milletten para toplayıp fona para yatırıyor.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - Buraya yatırımı bir suç gibi göstermeniz, sanki bir hukuk dışı işlem gibi göstermeniz yazıktır, günahtır.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Özel kalem müdürünün çevirdiği dolaplardan haberin yok.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - Siz o zaman insanları bankalara yönlendirin. Altına, dövize mi yönlendireceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS EMRE (İstanbul) - Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürü milletten para toplayamaz.

 CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ (Devamla)  - Sermaye piyasaları hepimizin desteklemesi gereken, hepimizin insanları yatırım yapmaya çağrıda bulunması gereken...

Tekrar ediyorum: Hukuk dışı en küçük bir şey varsa, bir spekülasyon varsa, bir manipülasyon varsa sizden önce hesabını ben sorarım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Peki teşekkür ederim.

Mahir Bey, sonuçta grup başkan vekillerimiz değerlendirme yapacaklar.

Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı dedi ki: "7 milyon lira aralarında toplayıverdiler." Bu ülkede asgari ücret 28 bin lira, en düşük emekli maaşı 23 bin lira; öncelikle bunu söyleyeyim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 7 milyon canım, 7 milyon; ne olacak, 7 milyon (!)

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI   CEVDET YILMAZ - Öyle küçümseyici bir ifade kullanmadım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İki: Bakın, şu fon meselesinde haklı hiçbir taraf yok, her tarafı rezalet. Sizin danışmanınızın buraya para yatırması da zarar etmesi de rezalettir efendim, hiç bunu savunmayın, hiç savunmayın.

ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Mal beyanında bulunuyor, incelediniz mi? Mal beyanında var mı? Mal beyanında yer alır bu; aldınız mı, mal beyanında yer alıyor mu?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bir de ben bir dakikalık kısmını kullandım, Sayın Ümit Özlale'ye de "Size yakıştıramıyorum." dedi, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) - Mal beyanına baktırdınız mı Sayın Yılmaz? Özel Kalem Müdürünüz devlet memuru, mal beyanında bulunuyor, baktırdınız mı oraya? Hangi incelemeyi yaptınız? O paraları kimlerden toplamış? Böyle bir şey olur mu ya "Arkadaşlardan para toplamış."

 

 

ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım; ben 3 tane soru sordum, kimseyi zan altında bırakmadım. Ben dedim ki: Özel kaleminiz Fatih Kılınç'ın Pusula'da kapalı fonda bir hesabı var mıydı? Bunda herhangi bir suçlama yok, bence gereksiz hassasiyet gösterdiniz.

Öbür 2 tane sorum bence daha kıymetli, o da şu, tekrar söylüyorum: Şu anda mevcut bir bakanın babası bu fonlardan 470 milyon yatırıp 830 milyon çekti mi? Bir başka bakan da 170 milyon lirayla bu fon krizi patlamadan fondan ayrıldı mı?

Ben sizi bir zan altında bırakmıyorum, geçmişte, benim siyaset öncesi dönemde de beraber çalıştık. Ben sadece size Meclis kürsüsünde bizi izleyen milletvekilleri ve halkımızın önünde 3 tane çok temel soru sordum, herhangi bir suçlama yok. Mevcut bir bakanın babası 470 milyon koyup 830 milyon aldı mı? Yine, mevcut bir bakan 170 milyon lirayla çıktı mı? Sizin özel kaleminizin de Pusula kapalı fonun da parası var mıydı, yok muydu? Herhangi bir şekilde suçlama yapmıyorum. Size araştırmanız için 3 tane soru soruyorum.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel'e ait.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fon piyasasında yaşanan gelişmeleri ilk günden bu yana yakından takip ediyoruz, sürecin bütün boyutlarını dikkatle değerlendiriyoruz. Öncelikle bir ayrımı çok net bir şekilde ortaya koymak isterim: Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür. Yaşanan sorun finansal sistemimizin bütününe ilişkin bir sorun değildir. Fon piyasasının sınırlı bir bölümünde belirli işlemler ve uygulamalar çerçevesinde ortaya çıkan bir durum söz konusudur. 2 Ekim 2026 itibarıyla tasfiyedeki fonların toplam portföy değeri hane halkının finansal varlıklarının yüzde 2,4'üne karşılık gelmektedir. Bu nedenle meseleyi Türkiye'nin finansal sisteminin geneline teşmil etmek, buradan sistemin bütününe ilişkin bir risk algısı üretmek doğru değildir. Türkiye'nin güçlü bir sermaye piyasası altyapısı vardır. Devletimizin de ortaya çıkan her soruna karşı düzenleme, denetleme ve yaptırım kapasitesi bulunmaktadır. Sınırlı sayıdaki fonda ortaya çıkan sorunların diğer fonlara ve piyasanın geneline yayılmasını önlemek amacıyla güçlü ve kapsamlı tedbirler alınmıştır dolayısıyla buradan açık ve net söylüyoruz: Yaşanan süreç bütün yönleriyle incelenmektedir. Kim olursa olsun, piyasayı bozan ve yatırımcıyı mağdur eden herkes bunun sonuçlarına katlanacaktır. Piyasa manipülasyonu yapanlar hukuk önünde hesap verecektir. Vatandaşımızın, yatırımcımızın canını yakan, huzur ve güven iklimini bozmaya teşebbüs eden her kim varsa makamı, ünvanı, partisi fark etmeksizin hukuk önünde bedel ödeyecek, gereken yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, bazı fonların temerrüde düşmesinin ardından 17 Eylülde Finansal İstikrar Komitesi derhâl toplandı. Sürecin daha ilk aşamasında ilgili bütün kurumlarımız harekete geçti ve birbirini tamamlayan bir dizi tedbir hayata geçirildi. Merkez Bankamız, Sermaye Piyasası Kurulu... 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. Böylece sorunlu fonlar derhâl karantinaya alındı ve riskin yayılması önlendi. BDDK sorunlu gruplara ait banka ve factoring şirketlerinin TMSF'ye devrine karar verdi. Emlak Katılım Bankası ise Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının devralınmasına ilişkin süreci başlattı. Bütün bu adımlar kurumlarımızın gelişmelere hızlı, eş zamanlı ve koordineli biçimde müdahale ettiğini açıkça göstermektedir. Süreç Hazine ve Maliye Bakanlığımız ile Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda iki koldan yürümektedir. Bir yanda piyasa istikrarı ve yatırımcı hakları gözetilerek tasfiye süreci yürütülmekte, diğer yanda sorumluların tespiti ve hesap vermesi için adli süreç kararlılıkla işletilmektedir.

Kıymetli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konudaki iradesi ilk günden itibaren son derece açık ve nettir. Kim olursa olsun, ister piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, isterse yolsuzlukla milletin hakkına, malına mülküne el uzatan herkes karşısında devleti ve hukuku bulacaktır. Bu kararlılığın bir gereği olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Devlet Denetleme Kurulunu konunun bütün yönleriyle incelenmesi için görevlendirmiştir. Kurul, ilgili kurumlarda ihmal veya suiistimal bulunup bulunmadığını, denetim mekanizmalarının etkinliğini ve benzer sorunların tekrar yaşanmaması için alınması gereken yapısal ve hukuki tedbirleri inceleyecektir. Sürecin farklı kurumlar arasında dağılmadan, tek merkezden, hızlı ve koordineli biçimde yürütülmesi amacıyla da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Başkanlığında Fon Tasfiye Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Koordinasyon Kurulunun temel görevi, yatırımcılarımızın meşru haklarını ve kamu yararını birlikte gözeterek tasfiye sürecinin adil ve mümkün olan en kısa sürede tamamlamasını sağlamaktır. Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda yürütülen adli süreç de çok yönlü olarak devam etmektedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106 ve 107'nci maddeleri ile TCK'nin 157, 158, 220 ve 282'nci maddeleri kapsamında 9 ayrı dosya üzerinden bilgi suistimali, piyasa dolandırıcılığı, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarına ilişkin soruşturmalar yürütülmektedir. 85'i tutuklu, 97'si adli kontrol altında olmak üzere toplam 206 şüpheli bulunmaktadır. Bahsettiğim tedbirlere ilaveten, ayrıca, 1 Temmuz 16 Eylül arasındaki fon çıkışları incelemeye alınmış; 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin mal varlıkları dondurulmuştur. Hukuk devleti sınırları içinde gereken her adım atılmaktadır ve atılmaya da devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, burada üzerinde durmamız gereken bir başka husus da şudur: Bu alandaki tedbirler 17 Eylülde başlamadı, fon piyasasındaki ortaya çıkan risklere karşı düzenleyici ve denetleyici kurumlarımız çok daha önce harekete geçmiş, tedbirler aşamalı olarak hayata geçirilmiştir. 21 Kasım 2024'te Finansal İstikrar Komitesi kararı doğrultusunda para piyasası fonlarına ilk sınırlamalar getirilmiştir. SPK, bu fonlarının portföylerinin en az yüzde 10'unu Hazine tahvil ve bonosunda tutmasını zorunlu kılmıştır. 4 Kasım 2025'te Hazine ve Maliye Bakanımız bazı fonlar üzerinden gerçekleştirilen manipülatif işlemlere dikkat çekmiştir. Ardından 18 Aralıkta serbest onlara giriş eşiği 1 milyon liradan 10 milyon liraya yükseltilmiştir. 2026 yılında da düzenleme ve denetim adımları devam etmiştir. TEFAS altyapısı yenilenmiş, tasarruf finansman şirketlerine yeni sınırlamalar getirilmiş ve fonların değerleme esasları değiştirilmiştir. Dolayısıyla, alınan tedbirler tek bir tarihte değil, risklerin gelişimine göre aşamalı ve birbirini tamamlayacak şekilde hayata geçirilmiştir ve bütün bu tedbirlerin ardından 28 Ağustos 2026'da SPK Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'i yayımlanmış, 1 Eylülde yürürlüğe girmiştir. 28 Ağustosta yayımlanan Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'le şeffaflığın artırılması, manipülasyon riskinin azaltılması, yatırımcıların korunması ve fon sektörünün güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Bugün bize düşen görevin geçmişte yapılanları sıralayıp mevcut sorunu görünmez kılmak değil, tam tersine, geçmişte oluşturulan kurumsal kapasiteyi yeni şartlara göre daha da ileri taşımak olduğunun da farkındayız. Tasfiye kararına konu 6 şirkete ait 125 fonun tasfiyesini Ziraat Bankası yürütmektedir. Teraya ait 6 fonun tasfiyesini ise Teranın saklayıcı kuruluşu olması nedeniyle İş Bankası yürütmektedir.

Gelelim vatandaşlarımızın en çok merak ettiği konuya:  Tasfiye süreci nasıl işleyecek? Burada tasfiye süreci şeffaf, adil ve etkin bir şekilde yürütülecektir. Bunun için üç ilke belirledik. Birincisi, fonlar tasfiye edilirken kamu kaynağı kullanılmayacaktır yani bu süreçte milletimizin vergileri, devletimizin bütçesi kullanılmayacaktır. Zararın faturası milletimize değil, sorumlulara ödettirecektir.

İkincisi, yatırımcılara fondaki payları oranında dağıtım yapılacaktır.

Üçüncüsü, önceliği küçük yatırımcılarımıza ve para piyasası fonlarına vereceğiz. Yatırımcılarımızın haklarını gözetirken özellikle küçük yatırımcılarımızı koruyacak ve süreci mümkün olan en kısa sürede sonuçlandıracağız.

Tasfiyeyi iki ayrı yöntemle ilerleteceğiz. Mali yapıları görece daha güçlü olan fonlarda olağan tasfiye süreci işletilecektir, diğer fonlarda ise olağanüstü tasfiye yöntemi uygulanacaktır. Bunun için gerekli hukuki düzenlemeler hayata geçirilecektir. Bu 4 şirkete ait fonların yatırımcılarına tasfiye sonunda hak kazanacakları tutardan mahsup edilmek üzere 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılacaktır ki Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız bunlara yarın başlanacağını ifade etti. Buna göre, net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan yatırımcılarımıza tutarın tamamı, 1 milyon lira veya üzerinde olan yatırımcılarımıza ise 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, tasfiye sürecinde bir diğer önemli adım haksız veya fahiş kazançların geri kazanılmasıdır. Bu amaçla, Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına iki ayrı türde iade hesabı açılmıştır. Bunlardan ilki isteğe bağlı iade hesaplarıdır. Tasfiyeye konu fonlardan fahiş kazanç elde edenlerin bu kazançları gönüllü olarak iade edebilmeleri amacıyla her bir fon için ayrı olmak üzere 131 hesap oluşturulmuştur. İkinci olarak, genel hisse iade hesabı oluşturulmuştur. Burada şunu ifade etmek istiyorum: Gönüllü iade bir af değildir. Yapılan iade ilgililerin hukuki sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmayacaktır, bunun hukuki sonuçlarını değerlendirecek olan Türkiye Cumhuriyeti yargısıdır.

Değerli milletvekilleri, olağanüstü tasfiye sürecinin hukuki altyapısını oluşturmak amacıyla sürece yönelik düzenlemeler ve mevzuat çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmalarla hem yatırımcıların, hak sahiplerinin ve yapılacak ödemelerin esasları hem de kayıp varlıkların geri kazanılması ve yatırımcılara dağıtılması süreci açık bir hukuki çerçeveye kavuşturulacaktır. Hak sahipleri fon ve hesap bazında belirlenecek, yatırımcının net yatırım tutarı enflasyon oranlarına göre güncellenecektir.

Düzenlemenin ikinci ayağını ise geri kazanım mekanizması oluşturacaktır. Fonlarda tespit edilen zarar, kayıp ve eksik bakiyelerin sorumlulardan tahsili yoluna gidilecektir. El konulan veya müsadere edilen varlıklar TMSF tarafından nakde çevrilecek ve elde edilen gelirler geri kazanım hesabında toplanacaktır. Bu hesapta biriken tutarlar da Yatırımcı Tazmin Merkezi aracılığıyla hak sahibi yatırımcılara dağıtılacaktır.

Değerli milletvekilleri, birikimlerini bu fonlara emanet eden her bir vatandaşımızın kaygısını anlıyor ve paylaşıyoruz çünkü burada söz konusu olan yalnızca rakamlar değildir, vatandaşlarımızın alın teriyle oluşturduğu birikimlerdir, geleceğe dair planıdır, emeklinin tasarrufudur, bir gencin hayalidir. Bu nedenle, önceliğimiz vatandaşımızın hakkını en adil şekilde teslim etmek, sorumlulardan sonuna kadar hesap sormak ve benzer hadiselerin bir daha yaşanmaması için gerekli yapısal düzenlemeleri hayata geçirmektir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Daha önce niye yapmadınız?

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Yaşanan bu sorunları Türkiye'nin kazanımlarını gölgeleyen bir korku iklimine dönüştürmeye çalışanlara da asla izin vermeyeceğiz. Milletin hakkı bizim kırmızı çizgimizdir. Pusulamız; ahlak, hukuk ve vicdandır. Bu ülkenin geleceğine inanan, bu ülkeye güvenen hiç kimse mağdur edilmeyecek, milletimizin güven ve huzuruna kastedenin de gözünün yaşına bakılmayacaktır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Göreceğiz!

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Vatandaşımız müsterih olsun, piyasalarımız müsterih olsun, yatırımcımız müsterih olsun. Hiç kimse bizi "Güçlü ülke, güçlü Türkiye" vizyonumuzdan geri döndüremeyecektir.

Milletimizin hakkının korunmasının ve alınan kararların uygulanmasının takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Bu işin siyasi ayağı kim, onu da açıklasaydın hoca! Bu işin hiç siyasi ayağı yok mu?

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz Aydın Milletvekili Sayın Mustafa Savaş'a ait.

Buyurun Sayın Savaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK  PARTİ Grubumuz adına söz alıyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında Ankara Pursaklar'da görevi başında uğradığı saldırı sonucu şehit olan polis memuru Ahmet Türkoğlu'na Allah'tan rahmet; kederli ailesine, Emniyet teşkilatımıza ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir. Biz ne hak yeriz ne de vatandaşımızın hakkının yenilmesine göz yumarız. Vatandaşımızın alın teriyle oluşturduğu birikim bizim için emanettir. O birikimin içinde emek vardır, helal kazanç vardır, vatandaşımızın dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği tasarruf vardır; kısaca umudu vardır. Dolayısıyla bu meseleye yaklaşımımızın merkezinde vatandaşımızın hakkı, hukuku ve geleceği bulunmaktadır. Yaşanan süreçte birikimine ulaşamayan, ödeme sürecini merak eden vatandaşlarımızın hassasiyetini anlıyoruz. Bu sorunu hızlı ve hakkaniyete uygun bir şekilde çözmek için azami gayreti gösteriyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde AK PARTİ olarak sorumluluğumuz milletimizin bu konudaki hassasiyetine somut adımlarla cevap vermektir. Devletimizin ilgili kurumlarının aldığı tedbirleri, yürütülen hukuki süreçleri ve yatırımcı haklarının korunmasına yönelik çalışmaları bu anlayışla değerlendiriyoruz. AK PARTİ Türkiye'de temiz toplum ve temiz siyasetin öncüsü ve merkezidir. Bu bakımdan AK PARTİ olarak her türlü usulsüzlük ve yanlışa karşı tavizsiz hareket etmekteyiz. Bizim siyaset anlayışımızın temelinde güven vardır, güven de verilen sözün doğruluğuyla ve yapılan işin sonucuyla güçlenir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında AK PARTİ'nin iktidara gelmesiyle birlikte ülkemizde siyasi istikrar yakalanmış, uygulanan mali disiplin programları ve yapılan reformlar sonucunda ekonomik göstergelerde iyileşme sağlanmıştır. Bu dönemde mali anlamda birçok yeniliğe imza atılmış, sağlam bir mali yapı kurulmuş, kamu hantal görünümünden ve borç-faiz kıskacından kurtarılmıştır. Bankacılık sistemi ve sermaye piyasalarında yapılan reformlarla birlikte Türkiye ekonomisinin yurt içi ve yurt dışı kaynaklı şoklara, jeopolitik risklere ve küresel finansal dalgalanmalara karşı dayanıklılığı artmış, geçmiş krizlerden edinilen tecrübelerle ekonomimiz şokları daha kolay bertaraf eder hâle gelmiştir. Elde edilen bu başarı hem yerli hem de uluslararası ekonomi çevrelerinde takdir toplamakta ve finans kuruluşlarının raporlarına pozitif yansımaktadır. Türkiye ekonomisinin krizler karşısındaki direncinin ana nedeni olarak siyasi istikrar, güçlü kamu maliyesi ve bankacılık sistemimizin ve sermaye piyasalarımızın altyapısının birçok gelişmiş ülkeden çok daha iyi durumda olması gösterilmiştir. Türkiye, AK PARTİ iktidarı döneminde kurmuş olduğu güçlü finansal altyapı sayesinde küresel ekonomik sarsıntıları fırsata çevirmesini bilmiştir, bu sayede Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda sağlam ve kararlı adımlarla ilerlemektedir. Türkiye, 1,7 trilyon doları aşan ekonomik büyüklüğü olan, altı yıldır kesintisiz büyüyen, makroekonomik göstergeleri sağlam, güçlü bir ekonomiye sahiptir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık çeyrek asırlık AK PARTİ iktidarı döneminde, birçok alanda olduğu gibi sermaye piyasalarında da ciddi değişim, dönüşüm ve atılımlar yapılmıştır. AK PARTİ'den önceki dönemde, ağırlıklı olarak banka kökenli, sabit getirili, pasif fonlar sığ bir piyasada işlem görmüştür. Sınırlı sayıdaki banka fonu üzerinden hazineye kaynak sağlanmaya çalışıldığı bu dönemde yatırımcı sayısında da hedeflenen artışlar olmamıştır. Ancak AK PARTİ hükûmetleri tarafından yapılan reformlarla birlikte sermaye piyasalarının ürün çeşitliliği ve derinliği artmış, pasif fonlar dışında menkul kıymet fonları, tematik fonlar, eurobondlar faizsiz yatırım ürünlerine dayalı fonlar, bireysel emeklilik fonları sisteme girmiş, yatırımcı sayısındaki artışla birlikte sermaye piyasalarındaki büyüme büyük bir ivme kazanmıştır. Bugün sermaye piyasaları türev araçları, kurumsal fonları, borçlanma araçları ve milyonlarca yatırımcıyla makroekonomik istikrarın en stratejik dayanaklarından biri hâline gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde gündemde yer alan fon piyasasında yaşanan durumla alakalı bahse konu sıkıntılar sermaye piyasalarındaki yapısal bir sorundan kaynaklanmamaktadır. Yaşanan sorun, az sayıda fonun, işlem hacmi sığ olan belirli hisse senetlerinin fiyatlarını suni olarak yükseltmesinden, dolayısıyla fon değerini artırmasından ve değeri olağan dışı artmış bu fonların yatırımcılara satılması nedeniyle yaşanmıştır. Bunun önüne geçmek için 28 Ağustosta Sermaye Piyasası Kurulu tarafından fon mevcut yatırım rehberi yeniden düzenlenmiştir; fon yatırımlarının çeşitlendirilmesi zorunlu kılınmış ve fon yatırımlarının belli bir hisse senedinde yoğunlaşması engellenmiştir. Yapılan mevzuat değişikliği sonrasında değeri suni olarak yükseltilen hisse senetlerinden, dolayısıyla fonlardan çıkış başlamış, bu olaya neden olan fonlar temerrüde düşmüş ve tasfiyesine karar verilmiştir. Sermaye piyasalarında sınırlı sayıda portföy yönetim şirketi nezdinde gündeme gelen fon tasfiye sürecinde devletimiz sistemin istikrarına kasteden şirketleri ayıklayarak daha sağlıklı bir sermaye piyasası kurma yönündeki iradesini ortaya koymuştur.

Bugün yaşadığımız sorun fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana gelmiştir. Finansal sistemimizi olumsuz etkileyecek bir risk mevzubahis değildir. Olaya bu açıdan baktığımızda, yanlış işlere bulaşanlar temizlendiğinde ve ihtiyaç görülen düzenlemeler yapıldığında sermaye piyasaları büyük bir ivme yakalayacaktır; sermaye piyasalarında gelecek, dün ve bugünden daha iyi olacaktır ancak yaşanan sorun önemlidir: Hisse senedi ve fon manipülasyonlarıyla vatandaşlarımızın birikimi hedef alınmış ve sermaye piyasalarına olan güveni olumsuz etkilemiştir. Sermaye piyasalarında yaşanan bu süreç kuralların eksiksiz işletilmesi, şeffaflığın sağlanması ve yatırımcı güveninin kurumsal temellerde sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için de bir fırsat sunmaktadır. Sermaye piyasalarında atılacak yeni adımlar, tasarruf sahiplerinin sermaye piyasalarına olan güvenini tazeleyen, şeffaflığı artıran ve ekonomiye uzun vadeli ve kaliteli finansman sağlayan yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır. Ayrıca bu adımlar, yabancı ve kurumsal yatırımcıların sermaye piyasalarına duyduğu güveni de artıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatlarıyla tasfiyesine karar verilen fonlarla ilgili çalışmaların titizlikle sürdürülmesi, sermaye piyasası kuralları çerçevesinde yatırımcıların haklarının korunması, ödemelerin adil, sağlıklı ve mümkün olan en kısa sürede yapılması temel öncelikli hedefimiz olacaktır. Bu kapsamda, tasfiye sürecinin yatırımcıların hakları gözetilerek, hakkaniyete uygun çözüm üretilerek, kamu kaynakları kullanılmadan, hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla genel koordinasyonu sağlamak üzere, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Süreç içinde yaşanabilecek mağduriyetlerin hızlı bir şekilde bertaraf edilmesini teminen, işleme kapatılan fonlarda ara ödeme yapılacağı açıklanmıştır. Bu düzenleme, vatandaşımızın nihai tasfiye sonucunu beklerken yaşadığı güçlüğü azaltmaya yönelik somut bir adımdır. Piyasadaki nakit sıkışıklığını çözmek ve bankacılık sistemi üzerindeki fonlama baskısını hafifletmek amacıyla Merkez Bankası da önemli kararlar almıştır. Finansal sistemin sağlığı için sorunlu portföy yönetim şirketleri ve ilgili fonlar hemen karantinaya alınmıştır, risklerin diğer portföy yönetim şirketlerine bulaşması engellenmiştir. Diğer taraftan, bu olayın piyasalar üzerinde sınırlı da olsa olumsuz bir etkisi olmuştur, bunu göz ardı etmiyoruz ancak sistemik bir problemden bahsetmiyoruz. Fon Koordinasyon Kurulu ve ekonomi yönetimimiz tarafından konu dikkatle izlenmekte, gerekli kararlar ivedilikle alınmaktadır. Gelinen aşamada piyasadaki dengeler yeniden sağlanmakta ve daha sağlam bir sermaye piyasası inşa edilmektedir. Diğer taraftan, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yanlış yapan kim olursa olsun hesap sorulacaktır." talimatı esas alınarak konuyla ilgili tüm bakanlarımız ve kurumlarımız meselenin üzerinde titizlikle çalışmaktadır. Konuyla ilgili adli süreç hızlı bir şekilde başlatılmış, sermaye piyasası mevzuatına aykırı işlem yapan, buna bağlı olarak haksız kazanç elde eden, vatandaşımızın güvenini sarsan sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmaktadır. Suç işleyen cezasını çekecek, masum olan ise hukuk tarafından sonuna kadar korunacaktır. Milletimiz müsterih olsun, bu devlet sahipsiz değildir, bu piyasalar vurguncuların oyun alanı hiç değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedeflerine yürürken güvenilir, şeffaf ve güçlü sermaye piyasalarında bu hedefin önemli bir unsuru olarak gördüğümüzü tekrar ifade ederek tasarrufun üretime, yatırıma ve istihdama dönüşebilmesi için vatandaşlarımızın sermaye piyasalarına güvenini daha güçlü olarak tesis edecek adımları atacağımızı belirterek milletimizin bize yüklediği sorumlulukların bilinciyle bu süreci hakkaniyete uygun olarak kararlılıkla takip edeceğimize söz verir, Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, grubu bulunmayan bir sayın milletvekiline söz vereceğim, İstanbul Milletvekili İskender Bayhan.

Buyurun, süreniz beş dakika. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Başkan. Ben de Genel Kurulu her şeye rağmen saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış, epeyce yorulduk. Onun için ben olup bitenleri rakamlarla, sahipleriyle, isimleriyle anamayacağım, o kadar zamanım da yok ama birkaç şeyi, bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin yüreğinden, beyninden, kalbinden geçtiğini düşündüğüm birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce, Sayın Cevdet Yılmaz'a seslenmek istiyorum: Sayın Cevdet Yılmaz bu ülkenin işçileri, emekçileri size niye güvensin? Bir zamanlar emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelip sonradan görme saray rejimi içerisinde saray burjuvazisinin zeki ve kararlı bir siyasetçisi ve yüksek bürokratı olduğunuz için mi güvensin? Niye güvensin? Bunun yanıtını bu ülkenin milyonlarca işçisi ve emekçisi,  sizden ve Genel Kurulda bu bekliyor, bu yanıtı vermediniz onlara. Size, yardımcısı olduğumuzu Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum. Bütün Türkiye'nin duymasını istiyorum. Yıl 1994, yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kongre Salonu, konuşan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle diyor: "Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim, duymadım. Hırsızlık, babadan evlada geçer, evlattan babaya değil. Dolayısıyla, yönetimlerde hırsızlık yukarıdaki üst yöneticilerden alttaki alt yöneticilere geçer, oradan da halka yansır." İşte, olan budur, o hikâye bu kadardır.

Şimdi, bakınız, sermayenin ve kapitalizmin karşısında beyinlerini ve ruhlarını kâra, ranta, faize kiralamış olanların, teslim etmiş olanların kimseye ahlak ve hukuk dersi verme hakkı yoktur, bunu yapamazsınız. Oralardan ahlak ve hukuk dersi çıkaramazsınız, vermeye kalkarsanız da o burjuvazinin, sermayenin ahlakı ve hukuku olur, onu yapıyorsunuz. Kapitalizmin, sermaye ve ahlakı olur, hukuku olur, onu yapıyorsunuz ne yazık ki. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Borsalar, bankalar milyonlarca emekçi yurttaşımızın kanını emen vampirler olarak tarih sahnesine çıkmıştır, öyle çalışmaktadır ve siz de onun başı, kolu, bacağı olarak buna tüy diktiniz, tüy dikmeye devam ediyorsunuz. Vahşi kapitalizme abdest aldırıp aklamaya çalışıyorsunuz. Bunu, bu ülkenin işçi ve emekçileri kabul etmeyecek. Bu tutumunuzun mutlaka ve mutlaka hesabını soracak. Bir siyaset tarafı olarak sizleri görecektir, o siyasetin tarafı olarak görecektir. Bir kupon kesme işiyle memleketi ve halkı soyup soğana çeviren düzeni kutsal yapamazsınız, kutsal kuramazsınız. Kutsal aileniz ve kutsal devletiniz sömürerek, soyarak, çalarak, çırparak edindiğiniz servetlerin bayraklarında dalgalanıyor. O bayrakları indirmek bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin boynunun borcu olsun, bizim boynumuzun borcu olsun. Milyonlarca asgari ücretliye seslenmek istiyorum, milyonlarca emekliye seslenmek istiyorum; emeklilikle bugün bizi ziyaret edip yıllardır kapıları aşındıran, Mecliste milletvekillerinin odalarını aşındıran emeklilik mağdurlarına, bir günde yirmi yıl kaybeden milyonlara seslenmek istiyorum; milyonlarca kamu işçisi ve emekçisine, toplu sözleşme döneminde şimdi insanca yaşayacak ücret ve çalışma koşulları isteyen kamu işçilerine ve emekçilerine seslenmek istiyorum; kredi mağdurlarına, kredilerini ödeyemeyen, milyonlarca soyulan bu ülkenin işçisine, küçük üreticisine, emekçisine, köylüsüne seslenmek istiyorum; yoksul köylülerine seslenmek istiyorum: Emeğinizin, alın terinizin karşılığını, insanca çalışmak ve yaşamak istediğinizde karşınıza çıkıp "Kaynak yok." diyenlerden "Ekonomi batar." diyenlerden hesap sorun, hesap sorun, hesap sorun. (Yeni Parti, DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Fabrikalarınızda hesap sorun, emekçi semtlerinizde hesap sorun; okullarınızda, üniversitelerinizde hesap sorun; sanayi sitelerinizde hesap sorun; her gün kapısından açlık sınırının altında ücretlerle çalışmak için girdiğiniz o tezgâhların, o atölyelerin, o fabrikaların içinde hesap sorun, birleşin, ancak ve ancak bu ülkeyi siz düzlüğe çıkarabilirsiniz. (Yeni Parti, DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Bakınız, ancak ve ancak sizlerin iş, ekmek ve özgürlük mücadelesi bu ülkeyi düzlüğe çıkarabilir; ancak ve ancak bu çürümüş düzeni siz temizleyebilirsiniz;  sizlerin birliği, dayanışması, mücadelesi temizleyebilir. Onun için size muhtacız, bu ülke size muhtaç, bunları silip süpürün. (Yeni Parti, DEM PARTİ, CHP, YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ - Çok teşekkür ediyorum Sayın Meclis Başkan Vekilimiz.

Öncelikle, uzun bir müzakere oldu; ben, katkı sunan herkese, tüm gruplara yürekten teşekkür ediyorum.

Burada epeyce bir değerlendirme yapıldı, katıldığımız katılmadığımız eleştiriler oldu. Özellikle yapıcı eleştirilerden yürütme olarak da istifade edeceğimizi buradan ifade etmek istiyorum. Meclisimiz, sonuçta, milletimizin hassasiyetlerini yansıtıyor, temel beklentilerini yansıtıyor ve bu da bizim için yol göstericidir; bunun altını bir defa çizmiş olayım.

Bazı ufak konular oldu, sadece bilgi vermek adına onlara da müsaadenizle girmek istiyorum. "Kurul toplantısına niçin partiden ve gruptan arkadaşları çağırdınız?" diye bir eleştiri oldu. 2 Genel Başkan Vekilimizi, Mustafa Elitaş Bey ile Efkan Ala Bey'i ve Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey'i davet ettim ben, doğru, sebebi de şu, onu izah etme ihtiyacı hissediyorum: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde hükûmetin doğrudan kanun teklif etme yetkisi yok. Sadece bütçe kanununu hükûmet  Meclise gönderebiliyor, onun dışında kanun teklif etme yetkimiz yok. Dolayısıyla bir kanun teklif edilecekse bunu grubumuzla çalışmak durumundayız, bir kanuni düzenleme tartışması varsa parti grubumuzla birlikte bu çalışmayı yapmak durumundayız. Bu kapsamda da ilgili arkadaşlarımızı davet ediyoruz, onlarla birlikte konuşuyoruz çünkü yeni sistemin yapısı bu şekilde. Bana kişisel olarak soracak olursanız -bu sistemi iyileştirici bir adım olarak söylüyorum- hükûmetin yasamaya "Kanuni düzenleme ihtiyacım budur." şeklinde bir yazılı başvuru yapmasını mümkün hâle getirmek doğru olur diye inanıyorum ben bu sistemde ama şu anki yapımız buna uygun değil. Dolayısıyla, biz kanuni düzenleme gerektiren hususlarda  gruptan ilgili arkadaşlarımızı, partiden arkadaşlarımızı -çünkü parti grubu sonuçta buradaki- davet edip onlarla birlikte bu değerlendirmeyi yapıyoruz ve sonuçta bizim teknik çalışma yaptığımız konularda teklif verme yetkisi olan grubumuz ve milletvekillerimiz de bunu Meclise arz ediyorlar. Durum bundan ibarettir yoksa biz bir partizan bir şey yapalım diye o arkadaşlarımızı... Öyle yorumlar yapıldı, aklımızın ucundan bile geçmez.

"Yabancıları beklediniz." O argümanı doğru bulmuyoruz. Konuşmamda da çeşitli atılan adımları -yeterli bulursunuz bulmazsınız ama- ifade ettim. Bürokrasiyle ilgili DDK soruşturma yapıyor. Şirketlerle, onların bağlantılarıyla, manipülatörlerle, spekülatörlerle ilgili adli süreçler işliyor; bunların sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Siyasi alanda da Sayın Cumhurbaşkanımız çok açık ve net bir şekilde bir tavır, siyasi bir tutum ortaya koymuş durumda.

Tekrar altını çiziyorum: Milletimizin kaynağı bu süreçlerde kullanılmayacak ancak fonların kendi kaynakları, haksız kazanç olarak elde edilen, fahiş gelir olarak elde edilen kazançlardan geri alınanlar kullanılacak. Ayrıca, yine bu hukuksuz işlemlerden kaynaklı el konulan varlıklar, gayrimenkuller değerlendirilerek yatırım sahiplerine hakları olabildiğince iade edilmiş olacak. Burada anaparaya yoğunlaşan olağanüstü tasfiyede bir yöntemimiz var.

Şu noktanın da bilgi olarak sadece altını çizmek isterim: Belli büyüklüklerden bahsediyoruz ama aslolan sisteme giren paranın büyüklüğüdür, manipüle edilmiş bir şekilde çok yüksek rakamlara çıkarılmış değerler gerçek kaybı bana göre yansıtmamaktadır; aslolan, o anapara ve onun karşılık geldiği değerdir. Bu konuda da elimizden gelen tüm gayreti sarf ediyoruz.

Tekrar üstünde duracağım diğer bir konu da üst düzey kamu görevlilerinin çeşitli kurullarda görev almasına dair eleştiriler gündeme getirildi. Bu hukuki bir sorun değil ama sakıncaları olabilecek bir durum şeklinde gündem oldu. Bu konuları da sistemi iyileştirici adımlardan biri olarak belki geleceğe dönük tartışmamız lazım. Hiçbir arkadaşımızı suçlayarak söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın, kişisel olarak da Devlet Denetleme Kurulu Başkanımıza da güveniyoruz. Ayrıca, kendisi de yapmıyor denetlemeyi, sonuçta oradaki müfettişler yapıyor ama geleceğe dönük olarak bu konularda nasıl bir çerçeve oluşturulmalı, ben bunun da üzerinde düşünülmeye değer bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum.

"'Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla' diyorsunuz..." dedi Yeni Partiden Değerli Grup Başkan Vekili. Onu benim söylediğim bağlama bir bakarsanız... Fon Koordinasyon Kurulunun Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla kurulduğunu söyledim ki gerçek de bu yani yeni bir yapı kuruluyor, bu Kurulu kuran da Sayın Cumhurbaşkanımız. Bunu buradan size hatırlatma anlamında ifade etmiş oldum. Yoksa, gündelik bütün kararlarda Sayın Cumhurbaşkanımız elbette yetkilendirir, görev verir, herkes de o görevini yapar. Fon Koordinasyon Kurulunda ondan sonra aldığımız birçok kararı Sayın Cumhurbaşkanımızın yetkilendirdiği çerçevede ilgililerle ortak akılla alıp hayata geçirdik. Kastettiğiniz anlamda bir ifadeyi ben görmedim. Ayrıca, şunu da söyleyeyim: Birisinin talimatıyla iş yapacaksanız yüzde 52 oy almış Cumhurbaşkanının talimatıyla oy almak en büyük şereftir, onu da söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

Kişilerle ilgili iddialar oldu isim vermeden, ben bunu yanlış buluyorum. Kişilerle iddialar yapılacaksa ismi konularak, ne olduğu ifade edilerek söylenmeli; varsa bir belge, bilgi kamuoyuyla paylaşılmalı.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ - Bu da böyle peyderpey siyasi bir malzeme gibi kullanılmamalı. Halkın gerçekten hukukunu gözetiyorsanız bildiğiniz belgeniz, bilginiz ne varsa, yargıya konu olabilecek ne varsa...

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Başkanım, hepsi sizde, sizde! Hepsi sizde Başkanım, hepsi sizde!

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI  CEVDET  YILMAZ - Lütfen, lütfen...

Sizin iddialarınız var, ben ne olduğunu da o isimleri de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Başkanım.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Siz açıklayın, siz açıklayın efendim! Siz niye açıklamıyorsunuz Sayın Başkanım? Açıklayın bilelim, halk bilsin. O 650 kişi, sizde hepsi! Kimler para çekmiş, kimler kazanmış liste onlarda ya!

BAŞKAN - İç Tüzük'ün...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Mahir baba, en son konuşacaksın ya.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çok kısa bir cevap vermem lazım.

BAŞKAN - Sataşmadan.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşmayacağım.

BAŞKAN - Buyurun.

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunu söylemek isterim: Ben orada orman yangınlarıyla ilgili örneği verdim. Başından beri bu olayla ilgili atılan adımlarda "Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla." deniliyor. Ben bir hukuk devletinde bunun olmayacağını söyledim. Şimdi dediniz ki: "İsimleri konuşun." Fatma Betül Kaya'yı konuştuk, bu parayı hesabında tuttuğunu, iade ettiğini ve bu fon krizinden büyük bir nemalandığını kabul ediyoruz. Ortada bir suç var, doğru mu arkadaşlar? Bakın, töhmet altında kalmayın, sizlere söylemiyorum. Bugün savcılığa gitti, ifade verdi, elini kolunu sallayarak da çıktı, biz bunu söylüyoruz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Sabah altıda alınmıyor. Para 2,2 katrilyon eski parayla. Cüneyt Bey, size de söylüyorum. 100 bin lira için tartışılan... Bakın, MASAK raporlarında bir konuda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Soruşturma devam ediyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - 100 bin lirayla ilgili suçu günahı olmayan insanlar altı ay yatarken 2,2 katrilyon parayı hesabında tutan, cezai olarak ödeyemeyen bu hanımefendi elini kolunu sallayarak girdi, çıktı. Bu sizi rahatsız etmiyor mu? Sizi rahatsız etmiyor mu? Sizi rahatsız etmiyor mu?

BÜLENT KAYA (İstanbul) - WhatsApp grubundan çıkarıldı ya, daha ne yapılsın kardeşim(!)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beni çok rahatsız ediyor, beni çok üzüyor, sizi de üzdüğünden eminim.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Ali Mahir, WhatsApp grubundan çıkarıldı(!)

CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Soruşturma devam ediyor.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, bizde de soruşturma devam ediyor, doğru mu?

BAŞKAN - Peki, İç Tüzük'ün 59'uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sonuç ne oldu şimdi? Şimdi, Başkanım, görüşmeler bitti de sonuç ne oldu? Bu para ne olacak, alınacak mı alınmayacak mı?

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Liste nerede, liste?

BAŞKAN - Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz talebi, özelleştirilen Turhal Şeker Fabrikasının üretim durumu ve üretimin bölgeye etkileri hakkında Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz'a aittir.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye'de şeker sanayisinin 100'üncü yılında cumhuriyetimizin üretim mirasını ve bu mirasın geleceğini konuşuyoruz. 2018 yılında 33 şeker fabrikamızın 9'u kooperatiflerde, 10'u da AK PARTİ iktidarınca satıldı, 14'ü devlette kaldı. 1925'te başlayan şeker sanayisi Uşak ve Alpullu'dan Eskişehir'e, Turhal'a uzanan bu fabrikalar çiftçinin ürününe değer, işçiye emek, Anadolu'ya umut verdi. Uşak Şeker Fabrikasının kuruluşuna öncülük eden Nuri Şeker'in sözü bu anlayışı özetliyor: "Fabrikadan ben kazanmıyorsam millet kazanıyor, bunun şerefi bana yeter." diyor. Cumhuriyetin kalkınma anlayışı budur: Millet kazansın, çiftçi kazansın, emekçi insanca yaşasın. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde kurulan bu üretim düzeni kalkınmayı halkın refahıyla birlikte ele alıyor. Bugün bize düşen bu mirası güçlü bir üretim politikasıyla geleceğe taşımaktır.

1934'te Turhal Şeker Fabrikamız bu anlayışın Tokat'taki eseridir. Fabrikanın kurulması için toplam 630 dönümlük arazilerini devlete bağışlayan gönlü büyük köylülerimiz arasında bugün Turhal'ın şehrülemini olan -işte Atatürk'ün konuştuğu bu çiftçi- Belediye Başkanı Mehmet Erdem Ural'ın dedesi de vardı. Bu insanlar topraklarını Turhal'da üretim büyüsün, insanımız iş ve ekmek sahibi olsun diye bağışladılar ancak bütün çabalarımıza rağmen Turhal Şeker Fabrikamızı AK PARTİ iktidarı 2018'de sattı. Bu fabrika geçmişte altı ay süren kampanyasıyla 1 milyon tonun üzerinde pancar işliyor, bir zamanlar 122 bin kooperatif üyesini bünyesinde barındırıyor, bölgeye hayat veriyor ve üretimi destekliyordu, bugün ise sadece üretici sayısı 7 binlere düştü. Kayseri Şeker Turhal Şeker Fabrikasında işlediği bir bölüm pancarı da Boğazlıyan'a, kendi fabrikasına götürerek Turhal'da kampanya süresini kırk beş güne düşürdü. Çiftçi mağdur, şeker işçisi endişeli; Erbaa, Niksar, Kazova başta olmak üzere bölgemizde üretici küstürüldü, pancar ekilmiyor. Çiftçi üretimden uzaklaşırken koşulları düzeltmek yerine fabrikayı kapatmak için kendilerince bahane arayan, denetlenmeyen yönetim anlayışını kabul etmiyoruz. Çiftçi üretimden çekiliyor, pancar ekimi azalıyor, ardından, Turhal Şeker Fabrikasının üretimi ve geleceği tehlikeye giriyor. Şeker stratejik bir üründür, özel fabrikalar çiftçinin ve bölgenin geleceğini etkileyen kararları keyfî biçimde alamaz, almamalıdır ve müsaade edilmemelidir. Devlet, denetim sorumluluğunu yerine getirmeli, pancar üreticisine ve çiftçiye sahip çıkmalıdır. AK PARTİ iktidarının yok ettiği bağımsız şeker kurulu ülkemizde yeniden kurulmalıdır.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; pancar sökümü başladı, pancar alım fiyatı hâlâ açıklanmadı. Üretici mazotunu, gübresini, sulamasını, işçiliğini peşin ödüyor ancak ürünü kaça satacağını bilmiyor; böyle üretim planlaması olmaz, olmamalıdır. Çiftçi sizin fiyat açıklamanızı çaresiz beklerken banka, Tarım Kredileri borcun faizini bekletmiyor. Ton başı maliyetin 3.300 liraya ulaştığı koşullarda üreticiye en az 4 bin ve üzerinde fiyat verilmelidir. Pancar fiyatını geciktirmeden açıklayın, bölgesel maliyetleri, sulama giderlerini ve finansman yükünü hesaba katın, avansları ve ürün bedellerini zamanında ödeyin.

Değerli milletvekilleri, pancarın küspesi besicinin yemi, melası sanayicinin besi ham maddesi. Çiftçi ekmezse fabrika, besici, nakliyeci, esnaf, işçi ve bütün bölge halkı kaybeder.

Tokat'taki sigara fabrikamızın AK PARTİ iktidarı döneminde satılıp ardından kapatılması acı sonuçlar yaşattı; Türkiye'de Tokat göç şampiyonu oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

KADİM DURMAZ (Devamla) - Turhal Şeker Fabrikasının da aynı akıbete doğru gitmesinin acı sonuçlarını hissediyoruz. Bu fabrika çalışmalıdır. Fabrikanın kapanması bölgemize ve Turhal'ın ekonomisine, ekonomik yaşamına ağır biçimde darbe vuracak, Turhal büyük bir köye dönüşecektir. Fabrikayı yaşatmanın yolu üreticiye sahip çıkmaktır. Çiftçi ve sendika temsilcileri kararlara katılmalıdır ve ülkemizde insan sağlığını tehdit eden nişasta bazlı şeker lobilerine bu ülkenin insanları mahkûm edilmemelidir. Pancar alım kampanyası başlatıldı,

5 Ekimde Turhal Şeker Fabrikasında kireç ocağındaki gaz kaçağı 45 işçinin zehirlenmesine sebep olmuş, ağır bir uyarıyı da bize vermiştir. Buradan emekçilere "Geçmiş olsun." diyorum. Fabrikanın kampanya öncesi bakımı yapıldı mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) - Gaz algılama ve alarm sistemleri, havalandırması kontrol edildi mi? Varsa bir çalışma ve denetim raporlarının sonucunu görmek istiyoruz diyor, yüce Meclisi Turhal Şeker Fabrikasına sahip çıkmaya davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İkinci söz talebi, Filistin hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Yıldız Konal Süslü'ye ait.

Buyurun Sayın Konal Süslü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

YILDIZ KONAL SÜSLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; 7 Ekim yıl dönümünde Gazze başta olmak üzere -Batı Şeria, Kudüs, Filistin- her bir adımında can veren bütün şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Evlatlarını toprağa veren anneleri, bir gecede bütün ailesini yitiren babaları, enkaz yığınlarının başında umutla bekleyen insanları ve her türlü imkânsızlığa göğüs gererek vatanından vazgeçmeyen onurlu Filistin halkını hürmetle selamlıyorum.

Bir şehrin yok oluşunu görmek için artık Gazze'ye gitmemize gerek yok. Uydu görüntüleri Gazze'de yaşanan büyük yıkımın sessiz tanığıdır. O görüntülere bakarken insanın aklına tek bir soru geliyor: Yıkılan bu şehri yeniden inşa edebilirsiniz. Peki, o şehrin kaybettiği insanları nasıl geri getireceksiniz? Gazze'de 2023 ve 2026 fotoğrafları yalnızca bir şehrin değil insanlık vicdanının da gökyüzünden  görünen yarasıdır. Gazze'de karşı karşıya kaldığımız felaket, 1948'de başlayıp 1967'de işgalle derinleşen, 7 Ekim 1923'ten bu yana Filistin halkının Gazze toprağıyla, hafızasıyla, toplumsal dokusuyla ve geleceğiyle planlı bir şekilde siyonizmin soykırım siyasetidir. İşgalci İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana götürdüğü saldırılarda, yaptığı saldırılarda 100 binin üzerinde Filistinli kardeşimiz şehit oldu, binlercesi toprağın altında. Birleşmiş Milletlerin verilerine göre 6.600'den fazla ampute kaldı ve ampute edilen her 5 kişiden biri ne yazık ki bir çocuk ancak Gazze'yi istatistiki verilere yahut kupkuru sayılara indirgemek büyük bir haksızlıktır çünkü her sayı bir insandı; bir annenin göz bebeği, bir babanın geleceğine dair ümidiydi; bir mektepte sırasını bekleyen talebe, bir çocuğun en yakın arkadaşıydı; hayattan koparılan her canın yarım kalan bir cümlesiydi; geriye dönmeyi düşlediği bir ocağı ve kurduğu hayalleri vardı. Bugün Filistin'e bakarken meseleyi sadece bir yardım parantezine hapsetmekte haksızlıktır. Anlaşması. sözleşme, ateşkes tanımayan, insani yardımların bölgeye ulaşmasına dahi tahammülü olmayan bir İsrail'den bahsediyoruz. Gazze'nin elbetteki ekmeğe, suya, ilaca, barınmaya ihtiyacı var fakat Filistin halkının asıl davası kendi hür vatanında onurlu ve güven içinde yaşama hakkıdır dolayısıyla meselenin mihverinde yardımın yanında hukuk, merhamet kadar hürriyet, dayanışma kadar sarsılmaz bir iradeye ihtiyaç vardır. İşte tam burada Türkiye'nin ve Gazi Meclisimizin farkı ortaya çıkıyor. Tarihimizden ve medeniyetimizden tevarüs eden anlayışla Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletlerde Filistin halkının sesi olmuş, İsrail'in işlediği insanlık suçlarını dünyanın vicdanına taşıyarak insanlık ittifakının sesini daha da büyümüştür. Bizler Gazi Meclis olarak milletvekillerinin tümü 9 kez ittifakta Filistin'in yanında durduk, İsrail'in zulmünü kınadık çünkü Gazze için Mecliste tek bir ses vardı, o da insanlık. Onlar sanıyorlar ki biz susarsak mesele kapanacak. Hayır, biz sussak da tarih susmayacak, tarih sussa hakikat susmayacak. Biz susmadık, nisan ayında Mısır'da İsrail tarafından kolları, bacakları koparılan çocukların ve gençlerin buradaki bütün milletvekillerimizin desteğiyle umudu olmaya çalıştık, onların yere sermeye çalıştığı gençleri tekrar ayağa kaldırdık. Bu hafta sonu Şam ve Beyrut'taydım, Filistinli mültecilerin yaşadığı kamplara gittim. Yermük'te 1948'den bugüne taşınan bir vatan hasretine, El Bas'ta ise toprağından koparılmış ama kimliğinden ve dönüş umudundan kopmamış nesillere şahit oldum ve Burc el-Beracine'de El Aksa Anaokulunu açarken çocukların gözündeki umut umudumuz oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

YILDIZ KONAL SÜSLÜ (Devamla) - Biz savaş çağrısı yapmıyoruz, biz adalet çağrısı yapıyoruz ve işgalin sona ermesini, Filistin halkının özgür, güvenli ve onurlu bir şekilde kendi vatanlarında yaşamasını istiyoruz. Filistin'in hafızası silinmeyecek, Gazze'nin şahitliği kaybolmayacak ve Kudüs'ün emaneti asla sahipsiz kalmayacaktır.

Size Gazze'nin 2023 ve 2026'daki görüntülerini göstermek istiyorum ve çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil diyoruz ve "Sadece 11 yaşındayım ben, ben terörsüz değilim." diyen Hamza'dan bahsetmek istiyorum. Kudüs özgür değilse tüm dünya tutsaktır diyorum ve son olarak Kudüs insanlığın ortak onurudur diyorum, bu onur hepimizindir diyorum. Bu süreçte Kudüs'e, Mescid-i Aksa'ya, mazlum halklara destek veren tüm Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Üçüncü söz talebi Şanlıurfa'nın yereli hakkında Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilan Kunt Ayan.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

6-8 Ekim eylemlerinin yıl dönümünde Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ şahsında yıllardır hukuksuzca özgürlüklerinden mahrum edilen tüm Kobani kumpas davası tutsaklarını selamlıyorum. Bu dönemin özgür ve barış dolu günlerde buluşacağımız dönem olacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, 28'inci Dönem Beşinci Yasama Yılı'na Urfa'yla başlayalım istedik. Yaz boyu sahadaydık, her gittiğimiz yerde halk "Geçinemiyoruz." dedi, Her gittiğimiz yerde halk "İş bulamıyoruz, üretemiyoruz." dedi. Biz de Urfalıların sesini bugün tekrardan bu Meclise taşıyacağız.

Bakın, Harran, Akçakale, Viranşehir ve neredeyse Urfa'nın bütün ilçelerinde yaz boyunca, 45 derece sıcakta tek faz elektrik verildi; ekinler kurudu, hayvanlar telef oldu ve tarım âdeta durma noktasına geldi. Buradan açıkça söyleyelim: Urfa'yı tarımdan, üretimden koparan bu AKP iktidarının politikasıdır.

Bakın, hiç uzağa gitmiyoruz, bir önceki seçim döneminde Sayın Bekir Bozdağ Urfa'ya geldi, aynen şu cümleleri kullandı, dedi ki: "Urfa'nın enerji sorununu çözeceğiz." ekledi "Yenilenebilir enerji santralleriyle Urfa yalnızca kendisine değil, bütün bölgeye enerji verecek." dedi. El insaf ya, kaç yıl oldu. Bırakın, Urfa'nın bölgeye enerji vermesini Urfa resmen 21'inci yüzyılda Orta Çağı yaşıyor ya. Urfa karanlıkta ve buna bir çözüm bulmuyorsunuz, bulmamakla da kalmayıp gelip burada şov yapıyorsunuz ve biz Urfalıların bu elektrik çilesini burada söylemeye, onların sesi olmaya devam edeceğiz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, değerli arkadaşlar, Urfa'da halkın en büyük şikâyetlerinden biri de... Bu rantın ayyuka çıkmış hâlinin Urfa'da yansımasını görüyoruz. Hiç sanmasınlar ki bu vurgunlar, bu talan, bu fon krizi sadece merkezde, bakanlıklarda var; Urfa'dan başlamış durumda. Açıkça söylüyorum, iddia da ediyorum, gelip açıklasınlar. Urfa'nın bazı vekilleri, bazı yöneticileri buna bulaşmış durumda. Elbette ki işini hakkıyla yapan vekilleri vardır, işini hakkıyla yapan yöneticileri vardır, onları es geçiyorum ama yapmayanları da burada teşhir edeceğim.

Bakın, halk gelip bize ne diyor? "Para karşılığı iş takibi yapılıyor." diyor. Bunu yapan kim? AKP'nin Urfa vekillerinden birileri, onlar kendilerini çok iyi biliyor. Bir diğeri, diyorlar ki: "TİGEM'e bazı vekiller  eliyle para karşılığında işçi alımı yapılıyormuş." El insaf ya! TİGEM denen bir yer var, insanlar zorla iş bulacak, siz vekil olarak nasıl ona el atarsınız ya? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor sizin?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Şehir hastanesine de yapıyorlar, şehir hastanesine.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Yine bir iddiaya göre memurlar vekil ve ailesine rant sağlamadığı için yerinden ediliyor, yurdundan ediliyor. Peki bize bunları kim söylüyor sanıyorsunuz? İşte, o mağdur ettiğiniz, size oy verenler gelip bize anlatıyor, gelip bu kürsülerden bunu anlatıp sizin yüzünüze söyleyelim diye.

Yine, bakın, Viranşehir'de, yahu AKP yöneticisi ya, borsa manipülasyonundan ceza alıyor, hâlen yönetici, hâlen yönetici ve korunuyor, kollanıyor, kim olduğunu sizler de çok iyi biliyorsunuz. Biz bu teşhiri burada yapmaya devam edeceğiz, sizler kendinize çekidüzen verene kadar, halkın derdini dert edinene kadar burada bunları söylemeye devam edeceğiz.

Yine, gelgelelim geçtiğimiz günlerde Urfa'da gerçekleştirilen TEKNOFEST'e. Aylarca bu festival için hazırlıklar yapıldı yani Urfa'yı âdeta büyük panayıra çevirdiler, ışıklar, reklamlar, her tarafı talan ettiler fakat ben size gerçek olan şeyi söyleyeceğim, o militarist şovunuzun altında neler yaptığınızı söyleyeceğim: Bakın, TEKNOFEST için havalimanı çevresinde bir iki ay içerisinde 136 bin metrekare sıcak asfalt yapıldı ama gelin görün ki Urfa-Suruç yolu on yıldır yapılmadı ya, iki ay içerisinde 136 bin metrekare asfalt döktünüz. Neden? TEKNOFEST için. Bir diğeri, 7,2 kilometrelik su isale hattını hızlıca yaptınız, TEKNOFEST gelecek diye. Hemen uzağında, bakın o havalimanının hemen uzağında cezaevi var. Cezaevi aylarca susuz kaldı, hâlâ susuz, sadece cezaevi değil, ona bağlı olan kampüste hâlâ su yok ama siz o TEKNOFEST'i oraya getirip o militarist şovu yapabilmek için iki ay içerisinde bütün Urfa'nın kaynaklarını seferber ettiniz. Yine, Urfa'da bir gün sağanak yağsa sel oluyor, her tarafı sel götürüyor, insanlar ölüyor ama TEKNOFEST için ne yaptınız? Hızlıca 870 metre yağmur suyu hattı yaptınız. Demek ki isteyince bal gibi de oluyormuş ve birkaç ay içerisinde şipşak yapılabiliyormuş çünkü gösteriş yapacaktınız. E şimdi biz soruyoruz: Beş günlük bir organizasyon için bu hızla bu kadar kaynağı ayırabiliyorsunuz da yıllardır Urfa'nın sorunlarını niye çözmüyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Şimdi, TEKNOFEST toplandı gitti. 2100 yılı gibi göstermiş olduğunuz o robotlarınız da gitti; kim kaldı geriye, Urfa'da ne kaldı? 1900'lerin başında gibi yaşamaya mecbur kalan Urfalının çözülmeyen sorunları, dertleri, ranta, kirliliğe bulaşmış vekilleri ve yöneticileri kaldı. Biz, işte o gerçek Urfa'nın sözünü bu Meclise taşımakla, sorunları çözmekle sorumluyuz. Bunu yapmaktan da asla ve asla vazgeçmeyeceğiz.

Son olarak, o güzelim türkümüzü, TEKNOFEST'te katlettiğiniz o güzelim türkümüzü, absürd bir şekilde çevirmiş olduğunuz türkümüzü ben buradan size söyleyeyim: Urfalıyız ezelden, gönlümüz geçmez Urfa için mücadele etmekten diyorum. Tüm Urfalı hemşehrilerimi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi sisteme giren...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN -  Buyurun.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, Sayın Vekilimiz "Urfa vekilleri para karşılığında iş alıyorlar." dedi.

YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Sana laf atmadı.

BAŞKAN - Sayın Tanal, böyle bir sistem yok. İlk 20 ama buyurun.

 

 

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) -  Özür dilerim.

Değerli Başkanım, Sayın Hatip dedi ki: "Urfa vekilleri gariban işçileri para karşılığında işe sokuyor." Vallahi bu ben değilim. Bunu yapanın iki gözü çıksın. Varsa bu AKP milletvekilleridir, AKP milletvekillerine hodri meydan diyoruz.

SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Sataşma var.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Kardeşim, şehir hastanesine, İŞKUR'a, hepsinin birer kontenjanı var mı, yok mu? Kaçar tane kontenjanı var bu AKP milletvekillerinin Urfa'da? Yani insanlar işe girmek için bir siyasi partiye üye olmak zorunda mı veya siyasi bir yerden kâğıt, belge getirmek zorunda mı? Yani işi ehline vermek lazım. Dinimiz "İşi ehline vermek lazım." diyor; Anayasa'mızın 70'inci maddesi de "İşi ehline verin." diyor ama maalesef yolsuzluk, ne varsa AKP Şanlıurfa'da bunun mini şeklini yapıyor. Burada Sayın Cumhurbaşkanı mı ilgileniyor, AKP Grubu mu ilgileniyor, Urfa'daki bu yolsuzluğu milletvekilleri üzerinden bitirin artık. Yeter, bıktık biz bu işten.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kutevi...

 

ZEYNEP ODUNCU KUTEVİ (Batman) - Teşekkürler Başkan.

Maalesef Meclis bir kez daha halkın gerçeğine değil iktidarın suç ortaklarına kalkan yapılmak isteniyor. Milyonlarca doların, kayıt dışı servetlerin döndüğü o tezgâhların ucu iktidar koridorlarına, saray ve vesayetine ve bürokrasiye uzandığı için Meclis kilitlenmeye çalışılıyor. Neden korkuyorsunuz, neyin üstünü örtmeye çalışıyorsunuz? Bunu açıklamak zorundasınız. Milyonlarca emekçi pazarda akşam artıklarını toplarken, asgari ücretli ayın sonunu getiremezken, yoksulluk yüzünden vatandaş intihar ediyorken, bir avuç ayrıcalıklı zümre iktidarının sağladığı dokunulmazlık zırhıyla tefeci düzeni işletemezsiniz. Biz buna izin vermeyeceğiz. O fonların içinde kimlerin parası var? Hangi siyasi nüfuz sahipleri bu çarkın garantörü oldu? Denetim mekanizmalarını felç eden, savcıların elini kolunu bağlayan siyasi iktidar kim?

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Seçim vatandaşın önüne sandık koymadan ibaret değildir; sandığa güven yoksa, adil yarış yoksa, milletin iradesi üzerinde baskı varsa demokrasiden söz edemezsiniz. Bu fotoğraf aslında Türkiye demokrasisinin geldiği noktayı gösteriyor. Bir tarafta seçilmiş belediye başkanları yargı baskısıyla karşı karşıya kalıyor, diğer tarafta basına sansür, gazeteciye soruşturma, vatandaşa sosyal medya baskısı; bir taraftan da 2028'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı tekrar seçtirmek için seçim düzenleyeceğini söyleyen bir Adalet Bakanı. Anladık, amacınız Erdoğan'ı rakipsiz şekilde seçime sokmak. Cumhurbaşkanlığı adaylığına kimin adı geçerse şafak operasyonuyla ya gözaltına alıyorsunuz ya istifa ettiriyorsunuz. Bürokraside hırsız varsa hepsine aynı şekilde davranın. En büyük hırsız sizin bürokratlarınız ve danışmanlarınızın içinden çıkıyorsa oturup kendinizi sorgulayın. Halk sözde değil, gerçek bir demokrasi istiyor.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Hacıoğluları...

 

 

YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) - Sayın Başkan, terennüm şart. Şarkılar hatırlatır, ayağa kaldırır, bir hatırayı düşürür aklınıza. Şimdi ben herkese değil kendime, kendi işime mırıldanacağım, kendi milletime; ezan gibi söylemeyeceğim kamet gibi içime. Hadi, safları sıklaştırın ve içinizden geçirin. sözleri.

(İstanbul Milletvekili Yücel Arzen Hacıoğulları tarafından İzmir Marşı'nın melodik olarak söylenmesi)

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Size yakışır, alın; alın hayrını görün.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Gerçekten ülkenin hâli bu, gerçekten bu; tebrik ediyorum. Bunun kayda geçirilmesini istiyorum.

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sokaktaki insandan haberiniz yok.

BAŞKAN - Sayın Barut...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Onu sandıktan çıktığı zaman söylersin, darbeyle söylemezsin; sana hiç yakışmıyor. Sanatına, yaşına, durumuna, konumuna hiç yakışmıyor; yazık, yazık, yazık!ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  Ne hâle getirdiniz şu Meclisi.

BAŞKAN - Sayın Barut...

 

 

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, millî iradenin temsil edildiği, yüce Meclisten halk iradesine kasteden iktidara sesleniyoruz: Belediyelerimiz üzerinden halkımızın ortaya koyduğu iradeye yönelik bu darbe düzenini kabul etmiyoruz. Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanımız Vahap Seçer ile diğer başkanlarımızın tutuklanmasına isyan ediyoruz. Seçilmiş belediye başkanlarının yeri cezaevi değil görevlerinin başıdır. Elbette bir suç iddiası varsa hukukun önünde araştırılır, soruşturulur, hiç kimse hukukun üzerinde değildir ama bilinmelidir ki hukuk siyasi araç gibi kötülüğe alet edilemez. Belediyeler halkındır, artık sandığın iradesine dokunmayın. Biz, korkuya, baskıya ve karanlığa teslim olmayacağız, demokrasiden vazgeçmeyeceğiz. Çekin ellerinizi seçilmiş belediyelerden, çekin ellerinizi halkın iradesinden, derhâl siyasi tutsak olarak zindanlara atılan başkanları serbest bırakın.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Önemli bir konuyu gündeme taşımak istiyorum. Aile birliği, sağlık veya can güvenliği mazereti kabul edildiği hâlde kontenjan yetersizliği nedeniyle ataması gerçekleşmeyen binlerce öğretmenimiz var. Bu mesele yalnızca öğretmenlerimizin değil, eşlerinden ayrı kalan ailelerin, annesini ya da babasını bekleyen çocukların da meselesidir. Geçmiş yıllarda bu soruna il emri uygulamasıyla çözüm bulundu ancak bu yıl il emrinin uygulanmayacağı önceden açıkça belirtilmediği için hayatını buna göre planlayan öğretmenlerimiz ciddi mağduriyetler yaşıyor. Eşi kamuda da çalışsa, özel sektörde de çalışsa aile ailedir. Bir taraftan "aile yılı" diyerek ailenin önemini anlatıyorsunuz, diğer taraftan öğretmenlerimizi ailelerinden ayrı bırakıyorsunuz. Millî Eğitim Bakanlığımızdan öğretmenlerimizin sesini duymasını, il emrini uygulamasını ve ailelerimizi birbirine kavuşturmasını bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...

 

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Cezaevleri, intikamın, keyfiliğin ve siyasi cezalandırmanın mekânı değildir. Hasta mahpusların ölümün eşiğine gelene kadar cezaevinde tutulması hukuk sorunu değil, ağır bir vicdan sorunudur. Hilvan Cezaevinde kalan ağır hasta Abdülkadir Kaya ve kalp kalp krizi geçiren, şu an yoğun bakımda olan siyasi mahpus Cemal Yıldırım'ın infazı ertelenmelidir. Cezaevlerini yöneten Adalet Bakanlığıdır, bu politikanın siyasi sorumlusu iktidardır. Cezaevlerinde yaşanan ihlaller karşısında iktidar "Haberimiz yok." diyemez, sorumluluğu bürokrasiye havale edemez. İnfazları keyfî gerekçelerle uzatanlar suç işliyor. Hasta tutsakların tedaviye erişiminin engellenmesi ve infazların keyfî biçimde uzatılması adalet duygusunu, hukuka olan güveni ve toplumun barışa olan güvenini zedelemektedir. Cezaevlerindeki keyfî uygulamalara derhâl son verin.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hatay'ımızın Arsuz ilçesinde yaşanan kuvvetli yağış ve sel nedeniyle vatandaşlarımızın mağduriyetini Gazi Meclisimizden dile getirmek istiyorum. Arsuz'da yollar göle döndü, bazı ev ve iş yerlerini su bastı. Bahçelerimiz, maydanoz tarlaları, diğer ekili tarım arazilerimiz ve üreticimizin emeği zarar gördü. Özellikle dolu yağışı nedeniyle tarımsal üretimde ciddi kayıplar yaşandı. Nar, zeytin ve narenciye bahçeleri ile ekili tarım alanlarına zarar verdi, mandalinalar toplanamadan zarar gördü. Arsuz'lu hemşehrilerimizin zararı hızlı şekilde tespit edilmeli, çiftçimizin, esnafımızın ve vatandaşımızın kayıpları karşılanmalıdır. Arsuz'umuza ve Hatay'ımıza geçmiş olsun.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum buradan.

BAŞKAN - Sayın Alp...

 

 

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Efendim, gün boyu fon yolsuzluğu üzerine yapılan müzakereleri dikkatle takip ettim. İktidar mensupları, sorumlulardan hesap sorulacağını açıkladılar ısrarla. Eski bir dava geldi aklıma, hatırlatmak istiyorum: Ankara'da -2012 yılındaydı yanlış hatırlamıyorsam- bir sosyete hırsızları davası vardı. Bir hırsızlık çetesi, eski bakan ve eski bürokratların evlerine girip hırsızlık yaparken yakalanmışlardı, kasalarından çaldıkları ziynet eşyaları açığa çıkmıştı. Adam başı yetmiş beş yıl ceza verdiler, cezaevine gönderdiler. Aradan yıllar geçti, eski bakanların kasalarında şimdi milyar milyar paraları devlet tespit ediyor. Allah'ın işi, sadece WhatsApp grubundan çıkarmakla cezalandırıyorlar. Tabii, takdir yine milletimizindir ama adalet...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tahtasız...

 

 

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkan, Türkiye'de çiftçi perişan, ürettiğinin karşılığını alamıyor. Çorum, Osmancık, Kargı, Laçin ilçelerimizde çeltik hasadı başladı ancak Toprak Mahsulleri Ofisi hâlâ taban fiyat açıklamadı, alım yapmıyor, üretici zorda. Bugün 1 kilo çeltiğin maliyeti 47 lira, fiyat açıklanmadığı için üreticimiz 40 liraya kadar çeltik satmak zorunda kalıyor. Çiftçimizin üretimde kullandığı mazot, gübre, tohum, ilaç gibi temel girdilerde bu yıl yüzde 100'e yakın maliyet artışı var. Geçen yıl 1 kilo çeltikle 1,5 litre mazot alan üretici, bugün maalesef 2 kilo pirinçle 1 litre mazot alamıyor. Çeltiğin üretim maliyetini göz önünde alarak Toprak Mahsulleri Ofisi çeltikte fiyatı en az 50 TL açıklamalı.

Ayçiçeği hasadı başladı, üreticimiz orada da perişan. 35 lira maliyeti olan ayçiçeğine -Toprak Mahsulleri Ofisi dokuzuncu ayda 12 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalatı yaptı- açıklanan 34 liralık yağlık ayçiçeği taban fiyatı üreticiyi perişan etti. Girdilerde yüzde 100'e yakın artış yaşanırken ayçiçeğinin alım fiyatının geçen yıla göre sadece yüzde 17 oranında artırılması kabul edilemez.

BAŞKAN - Sayın İlhan...

 

 

METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.

Geçtiğimiz hafta Dünya Yaşlılar Günü'ydü. Bir milletvekili olarak ülkemizde emeklilerimizin yaşadığı ağır ekonomik koşullar ortadayken bu günü sosyal medya üzerinden kutlamaktan büyük üzüntü duydum. Açlık sınırının 37 bin lirayı aştığı bir ülkede 23 bin lira emekli aylığıyla milyonlarca insanımızın insanca bir yaşam sürmesini beklemek mümkün değildir. Yıllarca çalışan, üreten ve ülkesine katkı sunan emeklilerimiz bugün temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak emeklilerimizin yaşadığı bu ekonomik tabloya çözüm üretemiyorsak bu kutlama mesajlarının hiçbir anlamı yoktur.

Yaşlılarımızın, emeklilerimizin ihtiyacı süslü sözlerle sosyal medyada hatırlanmak değil insanca yaşamak ve yıllarca verdiği emeğinin karşılığını almaktır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Halıcı...

 

 

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Kahramanmaraş'ta, Şanlıurfa'da, dün İstanbul'da yaşanan okul saldırılarında öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve çalışanlarımızı kaybettik. Birkaç saat önce de Esenyurt'taki başka bir okul saldırısında 2 öğrenci yaralandı ve 1'inin durumu ağır. Yıllardır çözümü gösteriyoruz ama AKP çocukları korumak yerine belediyelere operasyon düzenlemekle, muhalifleri avlamakla meşgul. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel dün anlattı, okullar güvenli olmadığından kurşungeçirmez çanta satışları başlamış. Bu çözüm mü? Milletvekillerimiz Suat Özçağdaş ve İsmet Güneşhan saldırıda kaybettiğimiz öğrencimizin cenazesine giderken Bakan Yusuf Tekin İzmir halkının iradesinin gasbedildiği toplantıdaydı. Üyesi olduğum Okul Saldırılarını Araştırma ve Önleme Komisyonunda söyledik, konu hem güvenlik hem de psikolojiktir.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum.

AKP fondan beslenme peşinde, 3 Ekimde Samsun Bafra'da, Alaçam'da çeltik üreticileri ekmeğinin peşinde, 600 traktörlü eylemde, fiyat açıklanmasını bekliyor; en az 60 lira fiyat açıklanırsa belki zarar etmeyecek. Dün ise fındık üreticileri Çarşamba Tarihî Köprü'de seslerini yükseltti. Bir kilo fındığın maliyeti yaklaşık 240 lira, Toprak Mahsullerinin açıkladığı fiyat 250 lira, borcunu ödemek için bekleyemeyen üreticinin fındığı ise piyasada 170 lira. Bir yıl bahçeye bakacaksın, gübre, ilaç, işçilik parası vereceksin, sonunda kazanan sen olamayacaksın; bu tesadüf değil, AKP'nin tarım politikasının sonucudur. Dünyanın en önemli fındık üreticilerinden biri Türkiye ama kendi üreticimiz fındıktan para kazanamıyor, fındığın değerini dünya biliyor, bir tek siz bu değeri üreticiye vermiyorsunuz. Çarşamba'nın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

2018'de temeli atılan Bayburt-Gümüşhane Havalimanı'nın bu yıl açılacağına dair açıklamalar yapılmaktadır. Temennimiz, bir kere daha toplumda hayal kırıklığı oluşmaması ve havalimanının hizmete alınmasıdır. Havaalanının Gümüşhane'nin Köse ilçesi sınırlarında olmasından dolayı Bayburtlu hemşehrilerimizle de yaptığımız istişareler neticesinde ulaştığımız kanaat, bu havalimanının adının Lütfi Doğan olması yönündedir.

Lütfi Doğan Hocamız Gümüşhane'nin Köse ilçesinde doğmuş ve bölgenin yetiştirdiği önemli bir değerdir. Kendisi, 68-72 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığı, 73-80 Erzurum Senatörlüğü, 91-2002 yılları arasında 3 dönem bölge milletvekilliği yapmış önemli bir devlet adamıdır. İlmi, samimiyeti, siyasi nezaketiyle hem bölgenin hem de ülkemizin yüz akı değerlerinden olan hocamızın adının bu havalimanına verilmesi muhterem büyüğümüze karşı bu ülkenin bir vefa göstergesi olacaktır diyor, yetkilileri bu teklifi dikkate almaya davet ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bülbül...

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - TÜİK verilerine göre, yüksek üretim potansiyeli olmasına rağmen memleketim Aydın Türkiye ortalamasının oldukça altındadır. Kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla Türkiye genelinde 503 bin lirayken Aydın'da 387 bin lirada kaldı; ilimiz ülke ortalamasının yüzde 23 altında. Oysa Aydın, zeytiniyle, inciriyle, pamuğuyla, çileğiyle, kestanesiyle Türkiye'nin en güçlü tarım kentlerinden biridir; turizmi ve doğal güzellikleriyle de büyük bir ekonomik potansiyele sahiptir. Buna rağmen, Aydın, komşuları Denizli, Manisa, Muğla'nın gerisinde kalmıştır. Aydın'ın ekonomik gücü katma değere ve istihdama dönüştürülemiyor. Aydın'ın ihtiyacı ekonomi politikaları ve yeni yatırımlardır. Yeni Parti iktidarında Aydın hak ettiği yeri mutlaka alacaktır.

BAŞKAN - Sayın Konukçu...

 

 

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Fon vurgunu, saray rejiminin himayesinde halkın göz göre göre soyulmasının son örneğidir. Rejim, bu soygunları sürdürmek için daha da saldırganlaşmakta, mafyatik çetelerle sarmaş dolaş olmakta, milyonları açlığa ve ölüme itmektedir. Halktan çalınanlarla oluşturulan haram zenginlikler arsızca sergilenmektedir. Bu soygun düzenin sorumluları saraydan başlayarak hesap vermelidir. Fonlardan fahiş kârlar elde edenlerin malları kamulaştırılmalı, yağma mağdurlarının kayıpları bu fondan karşılanmalıdır. Bu soyguncuların hesap vermesi sağlanmadıkça canımız dâhil, hiçbir varlığımızın güvence altında olmadığı ortadadır. Canımızı, emeğimizi, özgürlüklerimizi savunmak için faşizme karşı birleşelim, yağmayı ve talanı hep beraber durduralım.

BAŞKAN - Sayın Bektaş...

 

 

BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya'da çiftçimiz artan elektrik maliyetleri karşısında devletin faizsiz kredi desteğine güvenerek güneş enerjisi sistemi kuruyor. Ancak devlet  bir eliyle desteklediği çiftçiyi diğer eliyle cezalandırıyor. 2 Nisanda değiştirilen yönetmelik gerekçe gösterilerek MEDAŞ kabul işlemleri tamamlanmamış sistemleri mühürlüyor, çiftçiye kaçak elektrik kullanmış gibi ceza kesiyor. Panellerini söktürüyor, üstelik üç yıl yeniden başvuru hakkını elinden alıyor. Soruyorum: Devletin kredisiyle kurulan bir sistem nasıl kaçak sayılabilir? Çiftçiyi güneş enerjisine teşvik edip bir yandan da onu cezalandırmak hangi vicdana sığar? Bu mağduriyet giderilmeli, bu düzenleme geçmişe yürütülmemeli ve iyi niyetle yatırım yapan üreticilerimizin kazanılmış hakları mutlaka korunmalıdır.              

Saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Sümer...

 

 

ORHAN SÜMER (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Okullarımızda ve okul çevrelerinde peş peşe yaşanan şiddet olayları ciddi endişe yaratmaktadır ailelerimizde. Manisa Turgutlu'da 11 öğrencimiz silahlı saldırıda yaralandı. Osmaniye'de 1 öğretmenimiz okul bahçesinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Dün Başakşehir'de bir ortaokulda bıçaklı saldırıda 8 öğrencimiz yaralı, ne yazık ki 1 öğrencimizi kaybettik. Bugün ise Esenyurt Sezai Karakoç Anadolu Lisesinde öğrenciler arasında çıkan bıçaklı kavgada 2 öğrencimiz yaralandı. Peş peşe yaşanan bu olaylar gösteriyor ki okullarımızda çevre güvenliği sağlanmalı, şiddet ve akran zorbalığına karşı artık önleyici tedbirler daha da artırılmalıdır.

Millî Eğitim Bakanlığını ve ilgili kurumları gerekli önlemleri ivedilikle almaya buradan davet ediyorum. Çocuklarımız okula korkuyla değil, güvenle gitmelidir. Aileler artık okullarda güvenli okul, güvenli eğitim istiyor.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Anayasa'mızın 41'inci maddesi gayet açıktır: Aile Türk toplumunun temelidir ve devlet ailenin huzurunu ve refahını korumakla yükümlüdür. Ancak bugün binlerce öğretmenimiz eş durumu, sağlık ve can güvenliği mazeretleri resmî olarak kabul edilmesine rağmen sırf norm kadro yetersizliği ve kontenjan yetersizliği nedeniyle atanamamaktadır. Mazereti haklı görülen öğretmenlerimiz eşlerinden, çocuklarından ayrı illerde yaşamak zorunda bırakılmakta, ciddi bir maddi ve psikolojik tükenmişliğe maruz kalmaktadır. Parçalanmış aile düzeniyle nitelikli bir eğitim verilemez.

Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunuyoruz: Geçmiş yıllarda uygulanan il ve ilçe emri hakkı derhâl yeniden hayata geçirilmelidir. Öğretmenlerimizi aileleri ve meslekleri arasında bir tercihe zorlamaktan vazgeçin. Anayasal bir hak olan aile birliğini ivedilikle sağlayın.

BAŞKAN - Sayın Tarhan...

 

 

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Sayın Başkan, haber alma hakkına saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Mezopotamya Haber Ajansı'nın hesaplarına 44'üncü kez erişim engeli getirildi bu hafta. Yine, gazeteciler Öznur Değer ve Osman Akın'a Nusaybin Marine mahallesinde bir eve yapılan baskında yapılan işkenceyi haber yaptıkları gerekçesiyle Mardin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ceza verilmiştir.

Barışın konuşulduğu ve geleceğe ilişkin kararların alındığı bu süreçte basına sansür uygulanması kabul edilemez.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.50

     ÜÇÜNCÜ OTURUM

      Açılma Saati: 20.00

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Üçüncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi söz talep eden Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.

Yeni Yol Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun Sayın Ekmen.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Aslında aklımdan şöyle bir şey geçiyor Özlem Hanım buradaysa konuşma haklarımızdan vazgeçsek de bir an önce gündeme mi geçsek diye fakat Özlem Hanım'ın çok keyfini kaçırmak istemiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Hiç fark etmez.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Çünkü bugün biraz mutlu.

 ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Yok, yok, Allah'a şükür hep keyfim yerinde benim.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Çünkü dün gündeme geçirtmedi bizi bir İç Tüzük imkânıyla, bugün de genel görüşmeyle geçti.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Keyfim çok yerinde, Allah'a bin şükür.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Araştırma komisyonu görüşmelerine başlanmaması AK PARTİ için kritik bir eşik.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Yok, yok.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tebrik ediyorum iki günlük performansı için ama yarın ne yapacaksınız, onu merak ediyorum ya da haftaya ne olacak? Yani, bir şey söyleyeyim: Bu araştırma komisyonu bu Mecliste kurulacak, gerçekten başka çaresi yok. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Yani, 86 milyonun hakkını gözetmiyorsanız, 12 milyon AK PARTİ'li üyenin hakkını gözetmek zorundasınız, 25 milyon Recep Tayyip Erdoğan seçmenin hakkını gözetmek zorundasınız. Yani, 300 tane 500 tane alavereci dalavereci, açgözlü, hırslı, milyar dolarları... Ya, biz hâlâ eski parayla "bin"e "milyon", "milyon"a "milyar" diyen insanlarız. İlk defa yeni paraya geçildiğinden bu yana bir şahısla ilgili "milyar" ifadesini kullanır olduk, bunun şaşkınlığı içerisindeyiz. Bunları koruma imkânınız yok, gücünüz yok. Ben biliyorum, AK PARTİ içerisinde de bu komisyonun kurulması yönünde de kuvvetli tartışmalar var, biraz da işinizi de komisyonu kurmak üzere kolaylaştırmak istiyoruz. Ha, komisyonun da ismiydi, görev tanımıydı, işleyişiydi, oralarda da çok kendimizi güvende hissetmiyoruz ama neticede bu komisyonun kurulması gerekir, bundan kaçacak bir şey yok ve buna en çok AK PARTİ'nin ihtiyacı var ve buna en çok bu kirliliğin dışında olan AK PARTİ'li milletvekillerinin, AK PARTİ'li siyasetçilerin, AK PARTİ'li seçmenin ihtiyacı var. Aksi takdirde, bütün bir AK PARTİ ailesi ve dünyası bu bir avuç gözü doymaz insanın siyaset, bürokrasi ve iş dünyasında yarattığı şebekenin bir parçası gibi algılanıyor. O nedenle, Allah rızası için bu komisyon gündemine geçelim diyeceğim ama kriz dönemlerini yönetmek de bir maharettir. Gerçekten "şaftı kaydı" derler Anadolu'da, Özlem Hanım, bu meselede yürütmenin şaftı kaydı. Bakın, size bir örnek vereyim, insanları... Bu kriz neyi yarattı? Varlıkta eşitleyemediğiniz insanları yoklukta eşitlediniz, herkes mağdur artık. Sadece fonlara girenler değil, borsada bin lirası olan herkesin bin lirası 60 liraya düştü, bazısı 40 liraya düştü. Diğer şaftı kayan konu ne? Özgürlüklerde eşitleyemediğiniz ülkeyi yasaklarda eşit dediniz. Ya, 4-5 tane yasaklı kelime ve isim var, bunların geçtiği bütün hesaplara bir saati geçmeden sosyal medya yasağı geliyor. Sayın Başkanım, elimde yüzlerce yasak gelen hesaptan birkaç tane örnek var: Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, Evrensel Gazetesi, Uluslararası Af Örgütü, Barış Akademisyenleri, Ali İsmail Korkmaz Vakfı, Şirin Payzın, Türkiye Psikiyatri Derneği -herhâlde milletin psikolojisi bozulmasın diye yasak koymuşlar- Yavuz Değirmenci, Abdullah Güzelgüder, Hilmi Hacaloğlu, Kısa Dalga, T24, İnan Mutlu, EngelliWep... Engellilerden ne istemişler, onu da bilmiyorum, bunlar da nasıl bu radarına girmiş?

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Engellenen siteleri açıkladıkları için.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Doğru,  İFOD'un erişim engellerini izleyen ve  belgeleyen projenin ismiymiş. İfade Özgürlüğü Derneği -ifade Özgürlüğü Deneği ikinci defa yasak yemiş- Alican Uludağ... Böyle uzayıp gidiyor. Yahu, 3Y'yle mücadele için gelen bir partinin bu kadar yasakçı olması hoşunuza gidiyor mu? Ne yazmış bunlar? Bu dolandırıcıları ifşa etmiş, hakiki ve şeffaf bir soruşturma için sorular sormuş; hakaret yok, küfür yok, iftira yok. Savcılık çıkar bunun aksini bize ispat eder. Bugün Sayın Cevdet Yılmaz öyle veya böyle kendi Özel Kalem Müdür Yardımcısıyla ilgili bir soruya cevap verdi. Bir şey mi eksildi? Ama biz bunu niçin Sayın Ümit Özlale'den duyacağız da soruşturma makamlarından, idari makamlardan duymayacağız? Biz niye Fatma Betül Sayan Kaya ismini -üç saniyemizi alıyor hanımefendinin ismini söylemek- niçin Zeynel Emre'den duyacağız da SPK'den duymayacağız? Niçin hanımefendi on gün boyunca adliyeye teşrif etmeyecek de genel görüşmenin yapıldığı gün teşrif edecek? Ne için, ne korunuyor? Ve Gazeteci Ali Tarakçı... Yeni doğum yapmış bir eşi var, hasta bir bebeği var. "Cuma gecesi birisi istifa edecek." dedi. Aslında adamcağız tutturdu, Fatma Betül Sayan Kaya o gün istifa etti. 3'üncü gün, cumartesi günü gözaltına alındı ironik bir şekilde. Bu adamın attığı "tweet"in piyasalar üzerinde herhangi bir etkisi gözlemlenebildi mi? Sayın Cevdet Yılmaz bugün konuşurken borsa yüzde 2,5 daha düştü, o zaman onu da alalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - "Sen piyasaları bozucu etki yaptın." diye o zaman kendisini de alalım eğer herhangi bir açıklamanın borsayı böyle etkilediğini düşünüyorsanız. Ali Tarakçı, evladının da hastalığı dikkate alınarak gecikmeksizin tahliye edilmelidir.

Son olarak Abdülkadir Selvi'nin sorduğu, bugün kimsenin konuşmadığı bir konuyu da Sayın Özlem Zengin'e sormak istiyorum: Abdülkadir Selvi dünkü yazısında diyor ki: Katılımevimin banka sahibi olması için bir yasal düzenleme yapıldığını söylüyor. Ali Mahir Bey, Özlem Hanım'a bir soru soruyorum burada. Diyor ki Abdülkadir Selvi: Katılımevimle ilgili olarak Mecliste bir cümle değişikliği yaptırıp Katılımevimin önünü hangi güç açtı? Bütün AK PARTİ Grubu bu iddiayla arkadaşlar bir bühtan altında kalmıyor mu, bir zan altında kalmıyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Tamamlayın, buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamamlıyorum efendim.

Yani bazı güçler var, geliyorlar, muhalefetin 6 grubunun bir kelime değiştiremediği yasa tekliflerine bir cümle ekletiriyorlar ve böylelikle banka sahibi oluyorlar. AK PARTİ Grubu, Abdülkadir Selvi'nin dün yazdığı ve köşesine taşıdığı bu iddiayı aydınlatmak, varsa bir güç ve manipülasyon bunu ilan etmek, yoksa kendi siyasi iradesini ortaya koymak zorundadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Engelli öğretmenlerimiz, 2025 yılında açıklanan 1.381 kişilik atama kontenjanı konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. KPSS'de yüksek puan alan öğretmenlerimiz dahi kontenjan yetersizliği nedeniyle atanamadılar. Ardından ikinci bir atama beklendi, oradan da bir sonuç çıkmadı. Şu an 1.100ü engelli öğretmen hâlen atama bekliyor. Kimi altı yıldır mezun, boş geziyor; kimi hastalığıyla uğraşmaya devam ediyor, kimi ekonomik sıkıntılarla. Bu konu hem bir hak hem de bir vicdan meselesidir. Yazıktır, günahtır; engelli öğretmenleri daha fazla süründürmeyin.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Yontar...

 

 

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, fon vurgunu iki kelimeden oluşan ve basitleştirilen, Hükûmetin de içinde olduğu bir soygun. Bir gecede 131 fonun tasfiyesi sonucu yalnızca 650 hesaptan tam 227 milyar lira çekildi, 2026 yılı TBMM bütçesinin 10 katı. Bu çatının altındaki vekillerden, bakanlardan, bürokratlardan kimler kazanç sağladı? 650 hesap kimin? Tasfiye kararını önceden kimler biliyordu? Kimler, kimlere haber gönderdi? SPK neyi denetledi, kimi korudu? Bu vurgunda kaçırılan parayla tüm emeklilerimize en düşük emekli maaşı kadar ikramiye verebilir, okullarımızın temizlik malzemesi ihtiyacını ve çocuklarımızın birer öğün yemeğini karşılayabilir, en düşük asgari ücreti 39 bin lira yapabilir veya esnafımıza nefes, çiftçimize destek olabilirdik. AKP olarak her şeye "Hayır." dediniz ama arka kapıdan paraları uçurdunuz.

BAŞKAN - Sayın Olan...

 

 

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sağlık alanı en steril alan olması gerekirken Bitlis'te siyaset ve bürokratik müdahalelerle tartışmaların odağı hâline gelmiştir.

Hastanelerde yıllardır süren müfettiş denetimlerine rağmen kamuoyunun beklediği kalıcı çözümler ortaya konulmadığı gibi soruşturmalar sonucunda ceza alanlar daha üst birime atanıyor. İhale süreçleri, satın almalar, yönetici atamaları ve kamu kaynaklarının kullanımı konusunda ciddi iddialar gündemdedir. Bir yandan doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personeli sayısı azaltılırken servisler kapatılıyor, diğer yandan yönetici kadroları genişliyor ve sağlık emekçilerinin iş yükü artıyor. Teknik şartnameye uymayan ürünler, kayıt dışı alımlar ve sözleşme süreçlerine ilişkin iddialar şeffaf biçimde araştırılmalıdır. Daha da hazin olanı yetkililer kamuoyunda konuşulan iddiaları araştıracakları yerde iddiaların kaynağını bulma peşine düşmüşler. Sağlıkta tasarruf emekçiden değil israftan, ayrıcalıktan ve yoksulluğun önüne geçmekten başlamalıdır.

BAŞKAN - Sayın Aşıla...

 

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Aziz vatanımızın her bir köşesinden feryatlar yükseliyor. Gençliğimiz, nesillerimiz elimizden kayıp gidiyor. Her 4 vatandaşımızdan 1'i sanal kumar batağında, uyuşturucu yaşı 13'e inmiş durumda. Ekranlardan yozlaşma akıyor, aile kurumumuz "SOS" veriyor. Okullarda yaşananlar yaklaşan büyük tehlikenin de habercisi. Her bir okula bir polis görevlendirmesini bırakın, her bir gencin başına bir polis görevlendirseniz bu problemleri çözemezsiniz. Önemli olan, her bir gencin kalbine Allah korkusunu yerleştirmektir, Cenab-ı Allah'ın sevgisini, İslam dininin muhabbetini yerleştirmektir. Çare manevi vatanı ayağa kaldırmaktan geçiyor. Çağrımız siyasi değil aziz milletimize topyekûn bir seferberlik çağrısıdır. Gelin, manevi vatanımızı hep birlikte ayağa kaldıralım diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Işık Gezmiş...

 

ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Giresun'da kokarcaya karşı önlemler yetersiz kaldı, fındık üreticisi yine mağdur oldu. Üreticimizin bir yıl boyunca umut bağladığı fındıktan kokarcanın verdiği zarar nedeniyle randıman çoğu yerde düştü, üretici fındığını 130-140 TL'ye satmak zorunda kaldı, üreticinin emeği de heba oldu. Şimdi kış dönemine girerken bahçelerde, evlerde yoğun biçimde kokarca görülüyor. Önlem alınmazsa gelecek yıl aynı ekonomik kaybı yaşamak kaçınılmaz olacak. Fındık üreticisi isyan ediyor; fiyat yetersiz, destek yetersiz, kokarcayla  mücadele yetersiz. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında pek çok borcumuza ilaç olan fındık üretimine ihanet vatana ihanettir.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Uğur Poyraz...

Buyurun Sayın Poyraz.

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, bugün Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısını dinlerken birtakım notlar almıştım. Aynı zamanda diğer bütün parti gruplarının konuşmacılarında özellikle iktidar partisinin konuşmacılarında da birtakım notlar aldım, aslında birçok not aldım ama birkaç gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi, bugün millî iradenin tecelligâhı Parlamentoya Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı gelerek Parlamentoyu bilgilendirdi. Bu konuyla ilgili de özellikle Sayın Grup Başkan Vekilinin olağanüstü bir çabası olduğunu birkaç gündür de gözlemliyoruz. Buna rağmen Adalet ve Kalkınma Partisinin sıraları Cumhurbaşkanı Yardımcısı burada olmasına rağmen dolup taşmamıştı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı konuşmasını bitirdikten sonra, şu sol tarafta bulunan yerde tek başına oturduktan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi sıraları boşaldı. Dolayısıyla bu mevcut sistemde Cumhurbaşkanı dışında onun yapmış olduğu atamalara ilişkin de bir tutumu gözler önüne seriyor. Bunu benim sadece bir yapıcı eleştirim olarak almalarını isterim.

İkincisi, son yani salı gününden beri -salı günü ve bugün- iki gündür AK PARTİ sıralarında gördüğüm bir durumu da sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir depresyon hâli görüyorum. Yani gerçekten kaçma, durumdan kaçma. Burada anladığım kadarıyla sizleri de çok üzmüş ve yıpratmış bir süreç var. Dolayısıyla bugün Meclis araştırması komisyonu aslında muhalefetin bir tatmin aracı değil, Meclis araştırması komisyonu bu hadisenin ortaya çıkması, Adalet ve Kalkınma Partisindeki milletvekilleri, siyasetçiler ve bürokratlar da dâhil birçok kişinin de zan altından kurtulması. Aksi takdirde biraz önce Ekmen'in de ifade ettiği gibi ben iki haftadır birtakım isimleri siyasi partilerin sözcülerinden ya da gazete manşetlerinden okumak istemiyorum. Bir parlamenter olarak, bir milletvekili olarak bundan hicap duyuyorum. Gerekirse bu araştırma komisyonu tarafından tespit edilir, teşhis edilir, araştırma komisyonu üyeleri bu konuyla ilgili bilgilendirilir, onlar da bugün Türkiye'nin hem ekonomisi hem siyasi istikrarı ve diğer tüm hususlara ilişkin bir karar ve tutum belirler. Ama bu konuyla ilgili ısrarla ama ısrarla Hükûmet kanadından böyle bir sessizlik, sessizlikle birlikte bekleme burada, bu taraftaki görseli ben size söylüyorum siyasi depresyon.

Dolayısıyla ben birkaç soruyu buraya not aldım, mesela ihtiyacımız olan şeyler bunlar. Bir, bu bir devlet krizidir, bu bir yönetim krizidir, bu her şeyden önce toplumda kalıcı hâle gelen bir güven krizidir. Bu paraların ne kadarı yurt dışına çıkmıştır mesela? Bu paralar yurt dışına çıkarken OFAC gibi, FATF gibi uluslararası örgütler bu para çıkışlarını gözlemlememiş midir? Daha önce FATF'ı hatırlayın, bu ülkenin hem Adalet Bakanı hem İçişleri Bakanı listeye alındı, yurt dışındaki ve Amerika'nın bütün müttefiki olan ülkelerdeki mal varlıklarına tedbir konuldu. Hatırlayın, o dönemde Sayın Süleyman Soylu İçişleri Bakanıydı, Sayın Abdulhamit Gül Adalet Bakanıydı. OFAC (Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi) Amerika'da bu uluslararası düzendeki para transferlerini inceleyen birim. Halkbankasını hatırlayın, Halkbankasıyla ilgili süreç daha yeni belli bir aşamaya getirildi ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu uğurda nelerden fedakârlık yaptığını hatırlayın. Dolayısıyla bu paraların ne kadarı yurt dışına çıktı? Bu kurullar, bu kurumlar bunu görmedi mi ve bunlarla ilgili bir kayıt tutmuyor mu? Bu kadar para yurt dışına transfer edilirken bizim iç denetim mekanizmalarımız ne yaptı ya da ne yapmadı ya da neden bunu yapmadı?

Özellikle yine bunu da bir yapıcı eleştiri olarak kabul etmelerini istiyorum, geçtiğimiz dönemde de bunu birkaç defa bu kürsüden, yerimizden ve oradaki kürsüden ifade etmiştik: Cümlelerinin başında ya da sonunda "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde" diye ya cümleye başladılar ya da cümleyi bu şekilde bitirdiler. "Sayın Cumhurbaşkanının liderliğinde" diye başladığınız ve bitirdiğiniz cümlelerin sonucunda bakın, ortada bir fon krizi var, güven krizi var, yönetim krizi var ama "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde" cümlesi bir anda bıçak gibi kesildi. Neden? Çünkü yeni iletişim stratejisi "Sayın Cumhurbaşkanımız yeni öğrendi, vallahi bilmiyordu, çok üzüldü, çok kızdı, gereğinin talimatını verdi." Dün de ifade ettik, her gün ifade etmeye devam edeceğim: Türkiye Cumhuriyeti devletinin Adalet Bakanlığı koltuğunda oturan bir kişi, İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan bir kişi ve bugün bu Parlamentodaki her bir koltukta oturan her bir milletvekili, her bir bürokrat, her bir siyasetçi, Sayın Cumhurbaşkanının talimatlarından önce, önce Anayasa'ya, sonra kanunlara ve ettikleri yeminlere uygun davranmak zorundalar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Devamla) - Yani bu konuların soruşturulması için, bu konuların sorumlularının ortaya çıkarılması için hiçbir makam ve mevkiden bir talimat alma durumunda değiliz; sizler de değilsiniz, Sayın Bakanlar da değil; kanun, Anayasa ve ettiğimiz yemin bizi bunun sorumlularını tespit etmeye ve gereğini yapmaya doğru itiyor. Her kim bu konuyla ilgili, bunu bir kampanyaya çeviriyor ve bunu bir iletişim argümanı hâline getiriyorsa emin olun ve bilin ki iyilik yapmıyor; bu sisteme, sizin "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" dediğiniz bu sisteme, bizimse "tek adam rejimi" dediğimiz bu sisteme iyilik yapmıyor, daha da altını dinamitliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - İşte, bu "tek adam rejimi" dediğimiz rejimin kendini tescillediği bir dili, bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin tüm sözcüleri tek tek itiraf edercesine, cümlelerinin başında ve sonunda, hatta Bakanlık makamından kullanmaya başladılar.

Şimdi, iktidar partisi yöneticilerinin, Cumhurbaşkanlığı külliyesindeki yetkililerin, bürokratların, Bakanların, Bakan Yardımcılarının, sorumluların hangi kanunla bu organizasyonları yapanlara bir tüyo vermesi durumu söz konusu? Bir tüyo var ortada, birileri seçiliyor Adalet ve Kalkınma Partisinde yetkili makamlarda, bunlara birtakım tüyolar veriliyor, anladığımız bu. Niye veriliyor bu tüyolar? Örnek veriyorum, Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınacağını borsada işlem yapan biri bir gün önce öğrenirse bunun sonuçları ne olur ekonomik olarak ya da örnek veriyorum, büyük büyük şirketlere kayyum atanacağı, operasyon yapılacağı bilgisine hâkim olan, vâkıf olan birinin borsada götüreceği paranın ne olacağını hesaplayabiliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - İşte, Genel Başkan Yardımcılarınızın, Bakanlarınızın, Bakan Yardımcılarınızın, bürokratlarınızın ne için seçildiğine, neden bu ilişkilerinin kurulduğuna bir de buradan bakın. Buna istihbaratta -yani istihbaratta bir literatür terimi olduğu için söylüyorum- "useful idiot"  deniliyor "elverişli aptal" -şahısları tenzih ediyorum, eylemi söylüyorum- bu kişiler bir istihbarat aparatı olduğunun farkında değildir Değerli Başkanım. Bunlar farkına varmadan bulundukları toplantılarda vesairedeki bir gelişmeyi bunlara bu tüyoları verenlere üfledikleri andan itibaren başka vurgunların kapısını açarlar. İşte bütün bunları araştıracağımız yer Meclis araştırması komisyonudur, manşetler değil. O yüzden, bu komisyona destek vermek ettiğiniz yeminin de ortaya koyduğunuz yirmi dört yıllık siyasetin de gereğidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kılıç, buyurun. 

 

CHP GRUBU ADINA SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Ben sözlerime dün kimlik kontrolü yaptığı sırada açılan ateş sonucu şehit olan polis memurumuz Ahmet Türkoğlu'na rahmet; ailesine, Emniyet teşkilatına ve yakınlarına da başsağlığı ve sabır dileyerek başlamak istiyorum; milletimizin başı sağ olsun öncelikle.

Sayın Başkanım, neredeyse otuz saattir muhalefetin verdiği araştırma önergeleri üzerine konuşmalar yapılsın diye uğraşıyoruz aslında bütün partiler. Geldiğimiz noktada neredeyse otuz saat oldu yani üç yüz saat de olsa biz bu konuda ısrarcıyız, araştırma komisyonu kurulana kadar bu Meclisin gündeminden biz bu konuyu kesinlikle düşürmeyeceğiz.

Şimdi, 455 bin 758 yatırımcının parası kalmış; aileleri, yakınları falan düşündüğümüzde milyonlarca insanı ilgilendiren bir konuyu konuşuyoruz burada. Şimdi, tabii, kriz diyoruz, fon krizi falan diyoruz ama aslında baktığımızda fon soygunu bu, o kadar da yumuşatmaya, kibarlaştırmaya da gerek yok; siyaset, bürokrat, yandaş bir araya gelmiş, böyle bir soygun yapmışlar. Maliye Bakanı 4 Kasım 2025'te bu konudan haberdar olduğunu söylemiş. Dönemin Cumhuriyet Başsavcısı SPK'ya yazı yazmış, hiçbir şey yapılmamış. Uluslararası endeks kuruluşları peş peşe uyarmış ülkeyi. Yani binlerce kilometre öteden bile her şey görülmüş ama maalesef burada sorumlu olan kurumların hiçbiri görmemiş, nasıl olmuşsa görmemişler. Şimdi, SPK ne yapmış, Borsa İstanbul ne yapmış bu süreçte, BDDK ne yapmış, MASAK ne yapmış onca şüpheli hareket varken? Ne yapmış? Hiçbir şey yapmamışlar.

Şimdi, birkaç gündür basında da birçok isim geçiyor. İşte, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci'nin adı geçiyor, tutuklandı; Türkiye'nin en önemli ekonomi kurumlarından birinin üst düzey yöneticisi. İşte, eski Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin de adı geçti, o da kendisini de mağdur olarak anlattı. Düşünün ülkenin ekonomisini yönetmiş bir isim bile burada kendini mağdur hissediyor, düşünün ki vatandaş ne yapsın şimdi? Kime diyelim ki "Siz dikkat etseydiniz!" yani, en üst kurumdaki Nihat Zeybekci bile "Mağdurum." diyor bu konuda. Ve tabii Fatma Betül Sayan Kaya konusu var. Şimdi, Fatma Betül Sayan Kaya eğer bir muhalefet vekili olsaydı ya da muhalif biri olsaydı, şimdi biz çarşaf çarşaf sabahın beşinde çekilmiş Fatma Hanım'ın gecelikli fotoğraflarını, videolarını; eşinin de pijamalı ya da giyiyorsa ropdöşambırlı videolarını izliyor olurduk herhâlde. Ama üzerinden on iki gün geçmiş, bugün lütfetmişler, davet etmişler ki gelsin de ifade versin diye. İşte, kaç gündür söylediğimiz; partiye göre, kişiye göre olaya göre hukuk olmaz. Eğer siz bu konuda bile, on iki gündür konuşulan konuda bile sadece davetle gözaltı yapıyorsanız, davet edip ifade alıyorsanız, o zaman kimseye, hiç kimseye güven veremezsiniz.

Şimdi, bir toplantı yapıldı, az önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı da bahsetti bundan, bir toplantı yapıldı; sorumlular toplantıda, maalesef, iktidar partisinin yetkilileri toplantıda ama başından beri söylüyoruz, bu bir devlet kriziyse ve bu herkesi ilgilendiriyorsa o zaman diğer partilerin temsilcileri neden yok bu toplantıda? Sadece kanun teklifi verilecekmiş de, orada o görüşülecekmiş de bahanesini ben kabul etmiyorum kesinlikle yani bu bahane kesinlikle kabul edilebilir bir bahane değil ki biz burada kaç gündür oldukça yapıcı bir şekilde, ısrarla kimseyi suçlamadan, kimseyi zan altında bırakmadan "Gelin araştırma komisyonu kuralım." diyoruz ve gerekli duyarlılığı da gösteriyoruz. Ben beklerdim ki bu kadar konuşmanın arkasından iktidar vekilleri çıkıp desin ki "Yahu, kuralım bu komisyonu da biz de zan altında kalmayalım, araştırılsın, tüm toplum görsün, hangi yandaşlar bundan faydalanmış, kimler faydalanmamış." Ama maalesef iktidar kanadından da böyle bir ses çıkmadı şu ana kadar, herhâlde rahatsız olmuyor iktidar vekilleri bu konunun bu kadar konuşulmasından ama deselerdi, iki gündür bu kadar konuşacağımıza komisyonu şimdiye kadar çoktan kurmuştuk, üyelerini de belirlemiştik.

Şimdi, vatandaşın parasını kurtarmak için bir masa kuruluyor, bir masa etrafında toplanılıyor ama dışarıdan baktığınızda sorumluların itibarını kurtarma masasına dönüşmüş bu da, bakıldığında, katılımcılara bakıldığında. O yüzden ısrarla diyoruz: Siyasete, siyaset kurumuna vatandaşın güvenmesi için vatandaşın gündemi olan konuları Mecliste çözmek zorundayız, bunu başka kurumlara bırakarak değil. Burada komisyon kurulur, bütün gruplar üyelerini verir, burada şeffaflıkla bu konu konuşulur ve artık bu kriz bir şekilde aşılmak zorunda çünkü bu sadece fona para yatıranları etkilemiyor ki. Şimdi vatandaş soruyor, kimisi diyor ki: "Benim param ne olacak?" Kimisi diyor ki: "Acaba bunun faturasını da mı ben ödeyeceğim?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Kimisi de diyor ki: "Acaba yapanın yanına kâr mı kalacak yine?" diye herkesin kafasında bu soru; çarşıda, pazarda, kahvede sadece bu konu konuşuluyor. Şimdi, eskiden benim küçüklüğümde Fak-Fuk Fon diye bir kurum vardı. Bu dile geldiğinde fakire fukaraya yardım fonu akla gelirdi. Şimdi, maalesef, şu yaşadığımız krizde "Fak-Fuk Fon" dendiğinde aklımıza artık şu geliyor: Fakirden fukaradan alıp yandaşa aktarılan fon geliyor. Artık bu saatten sonra Fak-Fuk Fonu kimse "fakir fukara" diye hatırlamayacak bugünden sonra. Yani fakirleşen vatandaş fonlanan ayrıcalıklar ülkesine dönmüş durumdayız maalesef. O yüzden başından beri söylüyoruz. Bunu çözmenin bir yolu var Meclis araştırma komisyonu kurulması diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Halkların Eşitlik Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun Sayın Koçyiğit.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Evet, derdimiz çok, hangisini konuşalım çünkü toplumun derdi çok. Gerçekten aslında "Su çürüdü, tuz koktu." denilen yerdeyiz, sözler kifayetsiz, dinleyenlerin dinlemek gibi, anlamak gibi, sorunları çözmek gibi bir derdi de yok. Bunu da gerçekten görebiliyoruz çünkü eğer böyle bir dertleri olmuş olsaydı iki gündür burada nefes tüketiyoruz, iki gündür burada yapılan fon vurgununun arka perdesini anlatmaya çalışıyoruz. İktidarın bu sürece nasıl göz yumduğunu, kurumların nasıl işlerini yapmadığını söylemeye çalışıyoruz ama hâlâ ikinci gününde de bir araştırma komisyonu kurulmaması için bir ısrar, bir inat var ve kurdurmak istemiyorlar. O zaman, doğal olarak şu soruyu soruyoruz halk adına, bize oy veren milyonlar adına: Neyi gizliyorsunuz? Neyi toplumdan kaçırıyorsunuz? Milletvekillerinin neyi bilmesini istemiyorsunuz? Bu ilişkilerin derinliği, mahiyeti o kadar mı kötü -ki bizce kötü- o kadar mı derin de kapatmak istiyorsunuz? "Her şey kontrol altında." demekle her şey kontrol altında oluyor mu? Biz size niye güvenelim? Bu halk size niye güvensin? Bu kurumların atamalarını yapan siz değil miydiniz? SPK Başkanını, Yönetim Kurulunu ben mi atadım? DEM PARTİ mi atadı? BDDK Başkanını, Yönetim Kurulunu biz mi atadık? İstanbul Borsasının Yönetim Kurulunda biz mi varız? MASAK raporlarını biz mi hazırlıyoruz? Niye işinizi yapmıyorsunuz? Niye denetleme görevinizi yerine getirmiyorsunuz? Yapmamışsınız, 500 bin insanı ailesiyle 2 milyon yurttaşı yüz milyonlarca dolar bu ülkeyi zarara uğratmışsınız ve gelmişsiniz hiçbir şey olmamış gibi maşallah, konuşuyorsunuz yani. Biz artık söz bulamıyoruz yani olayın büyüklüğünü ve vahametini anlatacak cümle bulamıyoruz, kelime bulamıyoruz. Ne diyelim yani? Biz ne diyelim? Birileri ekmek derdinde, gün doğumundan gün batımına kadar evine bir parça ekmek götürmek için çalışıyor; birileri de milyonları cukkalıyor, götürüyor milyonları.

Yoksulluk için bir Aile ve Sosyal Hizmetler eski Bakanı ya! Halkın, yoksulun derdiyle dertlenmesi gereken eski Bakan, bu ülkeyi soymuş. Ya, bunun bir karşılığı olmayacak mı? Biz yoksulun, yetimin hakkını, hazinedeki parasını, bütçesini ona teslim etmişiz. Ben soruyorum: Bu hanımefendi, bu bakanlar veya bu yetkili kurumdakiler bizim bilmediğimiz kaç vurgun yaptılar? Bakanlıkta kaç vurgun yaptılar acaba? Şimdi, bunlar konuşulmuyor, niye? Konuşulmasın diye sabah akşam erişim engelleri getiriliyor. Bakın, Sayın Başkan, bir değil, iki değil ya, sadece eylül ayında 1.270 X hesabı erişime kapatılmış. Kim bunlar? Gazeteciler, ekonomistler, aydınlar, yazanlar, derdi olanlar, iktidarı eleştirenler, vurguna söz söyleyenler, kanıt ortaya koyanlar, hepsinin X hesaba erişimi engelleniyor. Niye kardeşim? "Biz çala da biliriz, çırpa da biliriz, biz yolsuzluk da yaparız." E, "Yetki elimizde, hemen hızlı bir şekilde sansür de uygularız, toplum da gerçeği bilmez." Bu akılla bu ülke düzelir mi? Bu akılla bir yere varılır mı? En dipteki endekslerden yukarıya çıkılır mı? Demokraside mesafe alınır mı? Ya, bu insanların gözünün içine nasıl bakıyorsunuz? Biz sokağa çıkıyoruz. Bir milletvekili olarak, hiçbir sorumluluğu olmayan birisi olarak sokağa çıkarken hicap duyuyorum ya! Burada bulunan bütün milletvekillerinin her birisinin sorumluluğu yok mu? Oy istediğiniz yurttaşa, evine gidip oturduğunuz insana "Oyunu ver bana. Ben seni daha iyi yaşatacağım." dediğiniz insana karşı hiç mi vicdan azabı çekmiyorsunuz? Hiç mi içinizden bir vicdan sesi yükselmiyor "Ya, yazıktır, biz bunu 500 bin insana niye yaptık?" Bu ülke sizin babanızın malı mı? Beytülmali almışsınız, götürüyorsunuz, bir de muhalefet ses etmesin, gazeteciler konuşmasın, kimse sosyal medyada yazmasın. E, siz de kendi yalanlarınızla bir pembe balon yaratın. "Endekslerde uçuyoruz. Dünyada 1'inci sıradayız. Almanya bizi kıskanıyor, Amerika fesadından çatlıyor." Siz de topluma bu hikâyeleri anlatın. Ne âlâ memleket! Böyle bir şey var mı? İki gündür burada bir Meclis araştırma komisyonu kurmamak için AKP direniyor. Ben topluma, halka, AKP'ye oy veren milyonları şikâyet ediyorum AKP'yi. Görün, nasıl bir partiye oy verdiğinizi görün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yolsuzluğun üzerine gitmeyen, bu yolsuzluğu Meclisten kaçıran, milletvekilinin hesap sormasını engelleyen, milletvekilinin bu sürecin üzerine gitmesini engelleyen, sorunları açığa çıkarmasını engelleyen, muhalefetin sesini kısan bir AKP gerçeği var. Gelsin, Kars'taki tarlasını ekemeyen, gübre alamayan, hayvanını satamayan köylüye anlatsın bakalım bu vurgununu. İnsanlar pazara gidemiyor Sayın Başkan, basit bir şeyden bahsetmiyoruz ki biz, konuştuğumuz yaşam, yaşam. Çocuklar bodur kaldı bu ülkede vitaminsizlikten. "Bir öğün ücretsiz yemek verin." diyoruz "Bütçe yok." diyorlar. "Şeker hastalarına otomatik şeker ölçer alın, ücretsiz verin." diyoruz "Para yok." diyorlar. "Kadınlara ücretsiz HPV aşısı yapın." diyoruz "Para yok." diyorlar. "Şunu yapın, bunu yapın." "Para yok." E, para olmaz tabi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Para olmaz, çalarsanız olmaz; bu kadar açık, net. Çaldığınız için yok para. Bu ülke parasız değil ki bu ülke 10 ülkeyi besleyecek kaynaklara sahip bir ülke. 86 milyonun 10 tane çarp... Dünya kadar insana bakabilecek kaynaklara, zenginliğe sahip bir ülke. Niye belini doğrultamıyor? Bu soruyu sormayacak mıyız biz? Hırsız evin içinde, kapıları kilitliyorlar; vallahi, kusura bakmayın, hırsıza "hırsız" demeye, vurguncuya "vurguncu" demeye, fon vurgununa da "fon vurgunu" demeye, hesap sormaya, burada halk için  haykırmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır.

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin ilk çalışma haftası, görüyorum ki bu yasama yılı da millet için pek iyi geçmeyecek. Bakın, ortada bir rezalet var, bir fon dolandırıcılığı var. 100 milyar dolara yakın bir paradan bahsediliyor. Türkiye Cumhuriyeti bütçesinin kaç katı? Dış borcunun yüzde 20'si arkadaşlar, dış borcumuzun yüzde 20'sinden bahsediyoruz; bakın, yirmi dört yıldır yaptığınız borçların yüzde 20'si ve bunu Mecliste konuşmuyoruz. Ya, bu araştırılsın, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyu araştırmayacaksa neyi araştıracak? Eminim siz de istiyorsunuz, birçoğunuzun da ilgisi yoktur. Sen gülüyorsun, senin olabilir.

MEHMET BAYKAN (Konya) - Niye rahatsız oldun? Gülebilirim, somurtabilirim, niye rahatsız oldun?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Gülüyorsun çünkü acınacak hâlimize gülüyorsun, acınacak hâlimize gülüyorsun.

MEHMET BAYKAN (Konya) - Ayrıca, kalemle işaret etmeyin lütfen!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada gülünecek hiçbir şey yok, yok, yok, yok, yok!

MEHMET BAYKAN (Konya) - Grup Başkan Vekili gibi konuşun, "sen" demeyin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Buna üzülmelisin, buna kahrolmalısın!

MEHMET BAYKAN (Konya) - Ali Mahir Bey, bana "sen" diyemezsin, kaleminle beni işaret edemezsin!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Siz gülmeyin beyefendi, siz gülmeyin, gülmeyin!

MEHMET BAYKAN (Konya) - Kaleminle beni işaret edemezsin, sizi gülümseyerek dinleyebilirim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Burada insanlar mağdur olmuş, milyarlarca liralık dolandırıcılık var, adam gülüyor.

MEHMET BAYKAN (Konya) - Sizi gülümseyerek dinleyebilirim, çarpıtma!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Çok mu komik, çok mu komik?

MEHMET BAYKAN (Konya) - Çarpıtma!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, bu ülkede kahvaltılık...

MEHMET BAYKAN (Konya) - Bir yıldır rezaletleriniz konuşuluyor, nasıl canlandınız?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Efendim, susturun şunu lütfen ya, lütfen.

MEHMET BAYKAN (Konya) - Bir yıldır rezaletleriniz konuşuluyor, niye bir araya gelip bir soru önergesi vermediniz??

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Lütfen şunu susturun, şunu susturun lütfen ya!

MEHMET BAYKAN (Konya) - Bir yıldır belediyelerin soygunu konuşulurken neredeydiniz? Neredeydiniz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Seyyar provokatör! Ne oluyor ya! Bu olacak şey değil!

MEHMET BAYKAN (Konya) - Beyefendi, kalemle beni işaret edip "sen" dedi.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Beyefendi, bak... Sayın Başkan...

BAŞKAN - Bir dakika, bir dakika...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Size söz vereyim biraz sonra, konuşun.

MEHMET BAYKAN (Konya) - Peki, tamam.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Başarır.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sürekli aynı şey yapılıyor.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ya, tebessüm etti.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, tebessüm edilecek bir konu değil ama bunu ben de söyleyeyim bir zahmet yani lütfen, lütfen!

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Onu oraya bağlamayın, bunu oraya bağlamayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama benim konuştuğum konu bu ülkedeki çok önemli ve sıkıntılı bir konu.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ben görüyorum, Selçuk Bey de gülüyor şimdi yani öyle mi diyeceğiz yani böyle şey mi olur?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu dalga geçilecek bir konu değil.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Dalga geçen yok sevdiğinden takılıyor.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Dalga geçmiyor kimse, lütfen...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Meclis gereğini yapmak zorundadır, Meclis araştırmak zorundadır. Bir tane akıllı çıkıp bu fonlara para yatıran, büyük kârlar yaptıktan sonra çeken, yurt dışına bunu kaçıran kim, açıklamıyor.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Biz de kimseyi kollamıyoruz, biz de kimseyi kollamıyoruz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Buradaki görevi bize veriyorlar, açıklıyoruz, gereği yapılmıyor.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Yapılıyor Beyefendi, yapılacak da.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, emeklinin sorunları var, 23 bin lira en düşük emekli maaşı; Fatma Betül Kaya'nın hesabındaki paranın on saniyelik faizini alıyor emekli ya! Asgari ücretli 28 bin lira alıyor, on bir saniyelik faizi. Bugün ifadesini verdi, ne oldu, ne oldu arkadaşlar?

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Bilemiyoruz ki.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bilemiyoruz.

Bakın, okullardaki sorunlar, atanmayan öğretmenler, çocuklarımız ölüyor okul önlerinde, burada konuşamıyoruz, araştırılmıyor. Her gün bir polis, her gün bir atanmayan öğretmen, evladımız, çocuğumuz, insanlar intihar ediyor. Evine kahvaltılık götüremeyen bir adamın aldığı iki sucuk, peynir bu ülkede konu oluyor. Ülke bu durumda ama biz Meclis olarak bu konuyu konuşamıyoruz. Araştırma komisyonu kurulamıyor; kurulmalı, kurulmalı, kurulmalı, burada konuşulmalı, burada tartışılmalı. Bu ülkede gerçek anlamda bir adalet sorunu var işte, herkes tabii ki bunu dile getirecek. Eski parayla 2,2 katrilyondan bahsediyoruz efendim; bir kişiye. 20 milyar TL, eski parayla 20 katrilyon yurt dışına çıkarılmış; MASAK'ın haberi yok, iktidarın haberi yok, kimsenin haberi yok. Ya, benim ülkemdeki 20 milyar TL nasıl çıkıyor? Bu nasıl bir para? Bir daha söylüyorum: Emekli 23 bin lira maaş alıyor, asgari ücretli 28 bin lira maaş alıyor, yoksulluk, yoksunluk almış başını gitmiş, insanlar pazardan dökülen sebzeleri topluyor, kirasını yatıramayan 100 binlerce insan mahkeme kapısında; biz bunları konuşmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, Sayın Başkanım, okul önlerindeki güvenlik sorunu, sokak çeteleri, bunlar konuşulmuyor. Bakın, Adana'da bir iş adamı öldürüldü yine motosikletliler tarafından. Şehirler, ülke bu yüzden göç veriyor, bunlar konuşulmuyor. Mecliste bunlar konuşulmalı, milletin sorunları konuşulmalı, gerekli komisyonlar kurulmalı. Çalışmak isteyen bir muhalefet var, çalıştırmak istemeyen bir iktidar var. Bu nasıl olacak?

Geliyorum; dijital sıkıyönetim ilan edildi ülkede. Şimdi, SPK görevini yapmaz, Bankacılık Denetleme Kurumu görevini yapmaz, Devlet Denetleme Kurulu görevini yapmaz, bunu sorgulayan sosyal medya hesapları ve medya kuruluşları hesapları kapatılır. Kim denetleyecek bu ülkeyi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mesela, bir "tweet" atmış Berna Laçin; ya, üç saat içerisinde gözaltına alındı. Ne zaman tespit ettik, ne zaman aldık? Hanımefendinin hesabında 2,2 katrilyon var eski parayla, bunu tespit eden bir sistem yok. Nasıl olacak bu? Nasıl olacak arkadaşlar, soruyorum, nasıl olacak bu?  Niye yani bir sanatçıyı bir "tweet" attığı için saatler sonra evinden alıyoruz, evini arıyoruz, "Yarın tutuklayalım, bir ay sonra tahliye edelim." Neden? Bana hakaret ediyor, aileme hakaret ediyor, çocuklarıma hakaret ediyor, "Senin kafanı kopartacağım Ali Mahir Başarır!" diyor, savcılığa veriyorum, takipsizlik kararı alıyor. Sosyal medya hesabı açık, başka Ali Mahir Başarır ismi de yok Türkiye'de, mahkeme diyor ki: "Kime söylediği belli değil.", "Ya, karar var bende." diyor, bu adamın gelip benim kafamı koparması mı gerekiyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Onun sosyal medya hesabı kapanmıyor ama efendim, bize küfredenlerin, iftira atanların kapanmıyor ama maalesef ki bir "tweet" atmış, kimseye hakaret yok, bir şey yok, o anlam kaydırılıyor, algı yapılıyor, ondan sonra gözaltına alınıyor, olmaz. Bakın, düşünce özgürlüğü yoksa, fikir özgürlüğü yoksa, insanlar düşündüğünü paylaşamıyorsa ve maalesef ki insanlar çok küçük sebeplardan tutuklanıyorsa, sosyal medya hesapları tutuklanıyorsa o ülkede dijital bir sıkıyönetim var demektir, gerçekten de vahim bir durumdur.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Özlem Zengin.

Buyurun Sayın Zengin.

 

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; kusura bakmayın, biraz rahatsızım, sesim neredeyse hiç kalmadı gibi.

Aslında hasta olmamın en büyük sebebi, tabii ki üzgünüm yaşanan her şey için ve bütün milletvekillerimizin de benim yaşadığım gibi kendi içinde, kendi zihninde, kalbinde bütün bu ağırlığı hissettiğini görüyorum. Yani şu an matematik bir hesap yaptım, sabahtan itibaren yaklaşık yedi saattir beraberiz. Biz burada her gün Meclis açık olduğunda saatlerce birlikte vakit geçiriyoruz, beraber çalışıyoruz, birbirimizi iyi tanıdığımızı düşünüyorum. Burada konuşurken bence hacminden çok ağır ifadelerle konuşuyorsunuz, bunu yaparken aslında bir anlamda bir tetiklenme yaratmaya çalışıyorsunuz. Şunu bilmenizi isterim: Bir topluluk içerisinde bir yanlış varsa o yanlış herkesi hangi partiden olursa olsun aynı şekilde rahatsız eder. Bu yaşanan, adını ne koyarsak koyalım, fonzi, fon krizi, fon meselesi, fon soygunu; ne dersek diyelim bu önemli bir meseledir. Bugün Cumhurbaşkanı Yardımcımız da -teşekkür ediyoruz- Genel Kurulda ifade ettiler, bunun hangi hacimde olduğunu ama hacminden bağımsız olarak bu olayın varlığının çok önemli bir mesele olduğunu ifade ettiler ve bu konuyla ilgili olarak da en üst düzeyde bir çalışma var. Tekrar edelim bir kez daha: Fon İzleme Kurulu oluşturuldu, bu kurulla birlikte önce mağdur olan insanlarla ilgili tablo tespit edilerek bir an evvel 1 milyona kadar olan ödemelerin yapılması hedefleniyor. Yargısal süreç zaten devam ediyor, en önemli kısmının da bu olduğunu düşünüyoruz. Ben şahsen burada örgütlü bir suç olduğunu düşünüyorum yani biz kim, kaç lira almıştan öte, bu suç nasıl işlendi, bu suçu işleyenler içerisinde kamuda kim, hangi şekilde dâhil oldu; bunun tespit edilmesi Türkiye'nin geleceği için çok önemli, Türkiye siyasetinin geleceği için önemli çünkü bunun siyasi maliyeti olma ihtimali var. Öyle olduğu için biz bu meseleyi çok büyük bir hassasiyetle takip ediyoruz, bütün milletvekili arkadaşlarım takip ediyorlar. Ve yine, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız söyledi, Devlet Denetleme Kurulunun da en önemli görevi, burada nerede yanlış yapıldığının bulunması ve işleyişle alakalı nerede bir problem varsa belki bununla alakalı da bizlerin yeni bir düzenleme yapması. O sebeple, bu büyük soygunu, özellikle de insanlar kandırılarak oluşturulan bu büyük, problemli konuyu, fon krizini muhakkak surette hep beraber burada çözeceğimizi, Türkiye'de çözeceğimizi düşünüyorum. Yargının bunları muhakkak suretle cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum, birbirimizi burada itham etmeyi de büyük haksızlık olarak görüyorum.

Şimdi, devamında şunu ifade etmek isterim: Evet, komisyon da kurulabilir, bu da bunlardan bir tanesidir, ileriki günlerde de yine bunu tartışırız. Komisyon bu aşamalardan bir tanesi ama şu ana kadar yapılanları da bir önem içerisinde değerlendirmek lazım. Bunları küçültmeyi, değersizleştirmeyi de yine bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Meclisimize bir haksızlık olarak görüyorum. Sizler ifade ettiniz, çocuklarımızla ilgili geçen dönem beraber komisyon kurmadık mı Ali Mahir Bey? Bu Komisyonun faaliyetleri neticesinde hukuki düzenlemeler yapmadık mı hep beraber? Yani birlikte yaptığımız bu kadar şeyi, Mecliste konuştuğumuz bu kadar meseleyi hiç yapmamışız gibi anlatmak da bu Meclise haksızlık değil mi?

Ha, gelelim ifade özgürlüğü meselesine. Ben de ifade özgürlüğünden yanayım, insanlar fikirlerini sonuna kadar ifade etsinler, bu hesapların kapatılmasını asla doğru bulmuyorum ama şunu da doğru bulmuyorum: Bir okuyabilir miyiz, Sayın Berna Laçin ne yazmış? Evet, bununla ilgili olarak gözaltına alınmasın ama şu ifadeyi de şu Genel Kurulda bir okuyalım, bir okuyalım şu Genel Kurulda. Bu nasıl bir şeydir yani? Bir hata yapmamak için...

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - "İzmir ilk defa işgal edilmiyor." diyor.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bir saniye, şu ifadeyi bir okuyalım. İşgalden bahsediyor yani "İzmir daha evvel de işgal edilmişti. Korkma!" Böyle söylüyor. Affedersiniz Başkanım, tekrar... "İzmir daha evvel de işgal edilmişti. Korkma!" Bu bir işgal midir? Bu bir işgal midir?

RIDVAN UZ (Çanakkale) - İşgal.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Nedir, siz söyleyin, nedir?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - İtiraz edebilirsiniz.

RIDVAN UZ (Çanakkale) - İşgaldir.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kazanmadığınız bir yeri bu şekilde almak nedir Sayın Başkanım?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Değerli arkadaşım...?

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Nedir, siz ifade edin, biz de dinleyelim.

RIDVAN UZ (Çanakkale) - Düpedüz işgal.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İşgal değil de ele geçirme olabilir.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bakın, değerli arkadaşım, bu değildir; ne olduğunun adını beraber koyarız, tartışırız, ayrı bir konudur ama bu bir...

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Hayır, sandıkta kazanamadığınız bir belediyeye çökmenin tarifi nedir?

RIDVAN UZ (Çanakkale) - Hiç yumuşatmaya gerek yok, işgal.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Ama bunu nasıl savunursunuz?

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sanki "ele geçirme" ya da "çökme" dese daha doğru olabilirdi.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Bunun savcılıkla ne ilgisi var ama yani? Nasıl çağırırlar bunun için ifadeye?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bakın, değerli arkadaşım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Değerli arkadaşlarım, ifade özgürlüğünden, sonuna kadar yanayım.

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Teşbihibeliğ yapabilir.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bu hesapların kapatılmasını asla doğru bulmuyorum, doğru bulmuyoruz ama bu arada da bu ifadenin böyle kullanılmasını da doğru bulmuyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bunu ayrı tartışırız.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Evet, bunu da söyleyelim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bunu da tartışırız ayrı.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Bunu söyleyelim, başka türlü ifade edilsin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama bu yüzden de kelepçe takılmasın Başkanım.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bu bir işgal mi arkadaşlar? Yani, başka kelimelerle bu itiraz söylenebilir ama yani sonuç olarak bir partinin... (CHP sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlar, bir belediye başkanının kendi kararıyla bunu yapıyor olmasına "işgal" diyemezsin; itiraz edilir, başka bir şey olur, "Yanlış yaptınız." denilir ama sonuç olarak bunu Kurtuluş Savaşı'nda gelmiş Yunan askerinin orayı işgal etmesine nasıl bir benzetme yaparsınız arkadaşlar, bunu nasıl normalleştirirseniz? Ya, lütfen, bu sizi de rahatsız etsin.

YUNUS EMRE (İstanbul) - Ya, Adalar, Üsküdür; bir sürü belediye var.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Bu sizi de rahatsız etsin. Yani, bütün rahatsız olunması gereken işleri bize mi yüklüyorsunuz? Niye siz kendi işlerinizden bir parça rahatsız olmuyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Genel Kurulda otururken -insanız değerli arkadaşlarım- arkadaşımız bir arkadaşıyla konuşurken cümlesi yarım kalmış olabilir,  başka bir konudan dolayı tebessüm etmiş olabilir. Niye hemen laf atıyorsunuz? Neden tebessüm ettiği için "Sen de yapmışsındır." diyorsunuz. Bu kadar kolay mı birbirimizi itham etmek? Ya, ne olur birbirimize karşı biraz saygılı ve hürmetli olalım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sürekli yapıyorsa aynı kişi aynı şeyi...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Ya, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerini potansiyel hırsız gibi anlatmanızı ben tahammül edemiyorum. Yok öyle bir şey ya! Yok öyle bir şey! Bir tebessüm etti diye insanlara nasıl böyle söylersiniz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimse öyle bir şey yapmadı Sayın Başkanım. Kimse öyle bir şey demedi. Sayın Meclis Başkan Vekilimiz burada, öyle bir laf çıktı mı birimizin ağzından Sayın Başkanım?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) -  Hayır, "Çıktı." demiyorum zaten, ben öyle söylemiyorum, ithamdan bahsediyorum. Bir mit, bir bir fotoğraf ortaya çıkarıyorsunuz. Bu topluca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve milletvekillerinin saygınlığın aşağıya çekiyor. Bu tartışmayı yaparken lütfen şu kurumun hukukuna, hakkına sahip çıkalım.

 Teşekkür ediyorum.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sataşma olmadan buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sataşma şöyle oldu...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Olmadı vallahi.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Benim tüm milletvekillerini hırsız ilan etmemin bir anlamı olmadığını söyledi.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Evet. Potansiyel...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Eğer izin verirseniz bu durumu açıklayayım.

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  Kesinlikle ve kesinlikle tüm milletvekillerini genelleyerek böyle bir şey söylemedim. Çok kıymetli Karaman Milletvekili Osman Bey'e böyle bir şey söyleyebilir miyim? Adıyaman Milletvekilimize böyle bir şey söyleyebilir miyim? Size böyle bir şey söyleyebilir miyim? Bakın, ben tam aksine "Hepiniz hırsızsınız!" bu tip genellemelere çok kızıyorum. Ben eminim burada çocuğuna 50 lira harçlık veren, sabah kahvaltısını hazırlayan milletvekilleri var.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Evet.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Onların şerefini ve onurunu korumak için bu işi yapanların adının çıkarılmasını, açıklanmasını istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, yapmayın. Ben  "Genelleme yaptı." derseniz çok kırılırım, asla yapmadım.

İkinci bir durumu da söyleyeyim: Bakın, ben intiharlardan, açlıktan, sefaletten bahsederken bir arkadaşımızın bakarak, kafasını sallayarak gülmesi beni rahatsız eder, bunu söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Size gülmüyoruz, yapmayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  O zaman bana gülmediğini söyler, konu kapanır...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ama daha cevap vermeden itham ediyorsunuz Ali Mahir Bey, yapmayın Allah rızası için ya!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  Ama sürekli kendisi konuşurken laf atar, bunları yapar; yapmasın. Geçen dönem bunları yapan arkadaşlarımız oldu, dönem sonunda burada geldi özür diledi.

 

 

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim Sayın Başarır.

 Mehmet Baykan devlet umuru olan, milletimizin değerleriyle barışık değerli bir milletvekilimiz. Sizin adınıza ben konuşmuş olayım.

Ayrıca bir şey söyleyeyim: Gerçekten Meclisimiz çok kaliteli. Ben 28'inci Dönem sizinle beraber olduğum için onur duyuyorum. Tek tek dinliyorum hepinizi, milletvekillerimizin konuşmalarını dinliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi çok onurlu bir duruş sergiliyor, çok güzel çalışmalar yapıyor. Zaman zaman amacını aşan ifadeler olmakla birlikte çok kaliteli konuşmalar oluyor. Türkiye'nin de dikkatini çeken bir süreç yaşıyoruz. Terörsüz Türkiye 467 destekle Türkiye'nin en büyük olayına imza attık hep birlikte. Sayın Zengin'in konuşması çok değerli bir konuşma yaptı, bütün gruplar konuşmalarını yaptı ama üç ayağı beş yukarı bir fikir ayrılığı olmayacak derecede bir açıklama yaptı.

Ayrıca söz istiyoruz musunuz?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Gerek yok Başkanım, bir cümle belki şunu söyleyebilirim.

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan hep son sözü söyler, tamam. Veriyoruz son sözü size.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Ali Mahir Bey, neden sürekli laf atıyorsunuz? Son sözle ilgili bir meselem yok ama hoşunuza gidecek bir şey söyleyeceğim. Listenin tamamının açıklanmasını istiyorum, hepsinin açıklanmasını istiyorum. (Yeni Parti ve MHP sıralarından alkışlar) Nasıl olursa bilmiyorum ama bu liste açıklansın. Herkes bence sulhe ulaşsın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genelleme yapmadığımı düzeltin Başkanım. Ben genelleme yapmam yani ben bir milletvekilini asla töhmet altında bırakmam.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Tamam ya etmeyelim.

BAŞKAN - Çok teşekkür ederiz.

Gelin ben de bir cümleyle bu işi tarif edeyim isterseniz. Adaletin olmadığı yerde insan haysiyeti yoktur, insan şerefi yoktur, insan onuru yoktur, bayrak bile sıkıntıdadır. (AK PARTİ, Yeni Parti, CHP, MHP sıralarından alkışlar) Daha adaletli bir Türkiye'yi milletimiz adına doğru buluyoruz, daha adaletli bir Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz.

Sayın Poyraz, buyurun.

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Efendim, burada Parlamentoda her şeyden önce tüm milletvekilleri mesai arkadaşıyız. Dolayısıyla hiçbirimizin hiçbir şekilde hiçbir konuda birbirimizi zan altında bırakmak ve istiskal edecek bir tutum içerisinde bulunmamız mümkün değil. Elbette tartışacağız; siz iktidar olarak icra makamında, biz de muhalefet olarak ikaz ve uyarı makamında bu süreçleri götüreceğiz ve yönetmeye devam edeceğiz. Burada hepimizin aslında milletvekili rozetini yakamıza taktığımız gün orada ettiğimiz yeminle ayakta tutmamız gereken iki şey var: Biri cumhuriyetimiz, biri devletimiz. Dolayısıyla cumhuriyetimizi ve devletimizi ayakta tutabilmek için buradaki tüm mesai arkadaşlarımızın onuru da şerefi de haysiyeti de birbirimize emanet; bizimki size, sizinki bize emanet. Dolayısıyla bu araştırma komisyonuyla ilgili konuda bizim ısrarımızın sebebi kimseyi zan altında koymadan bu konuda el birliğiyle hep beraber Parlamentonun, millî egemenliğin tecelligâhının bu konuya el atabilmesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hemen bitiriyorum.

Ondan sonra da Parlamento marifetiyle zaman zaman Sayın Meclis Başkanının anayasa yapmakla ilgili görevlendirmeye çalıştığı, Sayın Cumhurbaşkanının açılışta atıfta bulunduğu, tüm Genel Başkanların muhakkak ve muhakkak her grup toplantısında bir çözüm merkezi olarak sundukları Parlamentonun onuruna, vakarına yakışır bir tutumu ortaya koymak; millet adına; bu, iktidar adına, muhalefet adına değil, millet adına. O yüzden Sayın Özlem Zengin'in de bu çağrısını çok kıymetli buluyorum. Bu çağrıya iktidarın tüm bileşenlerinin de aynı desteği vermesini temenni ediyorum.

Sağ olun efendim.

BAŞKAN - Derdimiz Türkiye.

Erkan Bey, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Peki.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanlığının İç Tüzük'ün 21'inci maddesi uyarınca Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar'ın Avrupa Birliği Uyum Komisyonu üyeliğinden, Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı'nın Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden, Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar'ın Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu üyeliğinden geri çekildiğine ilişkin yazısı 7 Ekim 2026 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 6 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 İlk tezkereyi okutuyorum:

 

 

21/9/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Fuat Oktay'ın Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Sayın Katarzyna Pisarska'nın vaki davetlerine icabetle 11-14 Ekim 2026 tarihlerinde Varşova'da düzenlenecek 13. Varşova Güvenlik Forumuna iştirak etmesi planlanmaktadır.

Toplantıya katılım hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

1/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı Sayın Adil Karaismailoğlu'nun Birleşmiş Milletler (BM) Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) tarafından 12-13 Ekim 2026 tarihleri arasında İsviçre'nin Cenevre şehrinde düzenlenecek BM Belediye Başkanlığı Forumu 6'ncı Toplantısı'na katılımı hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

5/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma Komisyonu Başkanı Sayın Hulusi Akar ve beraberindeki heyetin 26 Ekim 2026 tarihinde NATO Parlamenter Asamblesi (NATO-PA) Müttefik Parlamentoların Savunma Komisyonu Başkanları Toplantısı'na katılımı hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

BAŞKAN - Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve beraberindeki heyetin İtalya'da düzenlenecek olan Avrupa Parlamento Başkanları Konferansına katılımı hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

7/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği (AB) İrlanda Dönem Başkanlığı tarafından 4-6 Kasım 2026 tarihleri arasında İrlanda'nın başkenti Dublin'de "AB'nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası" konulu Parlamentolar Arası Konferans düzenlenecektir.

Söz konusu konferansa katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Son tezkereyi okutuyorum:

7/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve beraberindeki heyetin Kırgızistan'da düzenlenecek olan TÜRKPA 15'inci Genel Kuruluna katılımı hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

BAŞKAN -  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

 

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen Başkan Vekilliği için Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Allah hayırlı etsin.

 

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında boş bulunan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna düşen İdare Amirliği için Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Taytak aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Allah hayırlı etsin.

 

 

BAŞKAN - Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunda boş bulunan Yeni Parti Grubuna düşen 1 üyelik için İzmir Milletvekili Sayın Murat Bakan aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, ihtisas komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen üyelikler için seçim yapacağız.

Avrupa Birliği Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Güzelmansur aday gösterilmiştir.

Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN - Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar aday gösterilmiştir.

Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı olsun.

 

 

BAŞKAN -  Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar aday gösterilmiştir.

Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN - Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar aday gösterilmiştir. Kabul edenler... Etmeyenler.... Kabul edilmiştir.

Çalışma süremizin sonuna geldik.

Denetim konuları ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Ekim 2026 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:21.03