8 Ekim 2026 Perşembe

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 14.04

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4'üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz, Cilvegözü Sınır Kapısı'nda yaşanan sorunlar hakkında Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.

Buyurun Sayın Çalışkan.(YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı Türkiye'nin en büyük 2'nci kara hudut kapısı ama bu kapı çok stratejik bir kapı; Türkiye'nin Suriye'ye, Suudi Arabistan'a, Körfez ülkelerine ve bütün Orta Doğu ülkelerine açıldığı bir kapı. Geçmişte ticaretin merkezi olarak en önemli ihracat merkezi olan bu kapı ne yazık ki bugün büyük krizlerle karşı karşıya. Suriye'de iç savaş süresince kapı, yükünü hafifletmişti ama Suriye'de iç savaş bitti, bu kapı tekrar eski hâlinde çalışmak zorunda. İçinde bulunduğumuz süreç içerisinde Amerika ve İsrail'in İran'a saldırısı sonrası Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizler, Ukrayna-Rusya arasında yaşanan savaş nedeniyle gemi sektöründe yaşanan gelişmeler Cilvegözü Sınır Kapısı'nın önemini hayli artırmıştır. Böyle bir dönemde, bu kapının çok hızlı çalışması için gerekli tedbirler alınması gerekirken ne yazık ki Cilvegözü Sınır Kapısı büyük bir faciayla karşı karşıyadır. An itibarıyla kuyruk 25 kilometre uzunluğunu bulmuş, tırlar beklemededir. Bu süre içerisinde nakliyeci esnafı arasında zaman zaman yaşanan gerginliklerle geçtiğimiz günlerde bıçaklanma olayı da ne yazık ki yaşanmıştır. Elbette böyle bir noktada bu kadar önemli bir sınır kapısını aktif hâle getirmek Ulaştırma Bakanlığının öncelikli görevi olmakla beraber burada Dışişleri Bakanlığının daha aktif şekilde rol alması gerekir.

Değerli milletvekilleri, şunu belirtmek isterim ki Cilvegözü'nde yaşanan sorun Türkiye'nin önemli bir sorunudur. Mesele, sadece nakliyeci esnafının, tır şoförlerinin sorunu değildir, buradaki gecikmeyle ürünlerin raf ömrü kısalıyor, ülkemizin taşıma kapasitesinde ciddi bir azalma oluyor çünkü binlerce tır atıl vaziyette yüklü şekilde sınır kapısında bekliyor. Bunun sonucunda, üretim yapan iş yerlerine sipariş azaldığından istihdam krizine neden oluyor. Ülkemize döviz girişi yavaşladığından cari açığı olumsuz etkiliyor ve bütün bunlarla beraber ihracatçı esnafın ürün tedarikinde gecikme yaşandığından tahsilatlarında büyük bir sorun yaşanıyor. Böyle bir noktada çözülmesi gereken çok acil sorunlar var ki krizlerden birisi şudur: Türkiye'nin hiçbir sınır kapısında olmayan bir bedel, Reyhanlı Cilvegözü Sınır Kapısı'nda geçiş için bekleyen tır şoförlerinden araç başı 1.300 lira otopark ücreti alınmaktadır. Bu, fahiş bir rakamdır, bunun derhâl iptal edilmesi gerekir.

İkinci olarak da bugün Adana'dan Cilvegözü'ne, Çobanbey'e taşımalar 600 dolardan 1.500 dolara çıkmıştır çünkü araçlar bekliyor. Geldiğimiz noktada, mazot fiyatlarının hayli yüksek olduğu bir dönemde bekleyen araçların da gideri ve yatma ücreti ne yazık ki devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde bir kısmi çözüm olarak sınır kapısının yirmi dört saat esasına göre çalışması için faaliyet başlatıldı ama bu, hiçbir şekilde yetmez. Bugün, sınır kapısını normal kapasitesinden daha fazla çalıştırmak gerekirken iç savaşın bitmesiyle birlikte başta Zeytindalı olmak üzere bazı sınır kapıları Suriye tarafının talebiyle kapatıldı. Dışişlerinin acilen devreye girmesi lazım, süreç normalleşene kadar bu kapılar aktif hâle getirilmelidir.

Ayrıca, Suriye'ye girip Ürdün'den çıkan transit araçlar hızlı geçebilirken Suriye'nin içerisine boşaltma izni verilmemekte, bu araçların sınır kapısında aktarması sağlanıyor, evet, iç savaş döneminde bu makuldü ama bugün bu tehlike ortadan kalktığına göre araçlarımızın Suriye'nin içinde de yüklerinin boşaltılmasına imkân sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, aynı şekilde, Suriye'nin kapısında henüz yeni süreç başladığından ciddi sorunlar var. Nakliyeci esnafı zaten yeterli eğitimi olmayan insan, evrak içerisinde yaptığı bir yazım hatası nedeniyle evrak başı 350 dolar ceza kesiliyor; bu da bizim Dışişlerinin beceriksizliğidir, oradaki esnafına sahip çıkmayışıdır. Bu araçların yattığı her gün bu ülke için çok ciddi bir kayıptır. Evet, sınırın öte yakasında yaşanan sorunları da sadece Suriye bilir diyerek geçiştiremeyiz. Bütün raf ömrü kısalan ürünler, nakliyesi geciken ürünler, tahsilatı geciken ürünler Reyhanlı'da çok ciddi bir krize neden olmaktadır. Ulaştırma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı acilen devreye girmeli, bu krizin çözümü için gerekli adımlar atılmalıdır. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kocamaz, buyurun.

 

BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Mersin ülkemizin önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri olmasının yanı sıra uzun Akdeniz kıyı şeridi, deniz ekosistemi ve turizm potansiyeliyle de stratejik öneme sahip bir kenttir ancak son yıllarda geri dönüşüm tesislerinden, plastik atık depolama ve işleme faaliyetlerinden kaynaklı çevresel sorunlar giderek artmaktadır. Özellikle yurt dışından ithal edilen plastik atıkların parçalanması, ayrıştırılması ve işlenmesi sırasında ortaya çıkan mikroplastikler, kimyasal kirleticiler ve diğer atıkların kontrolsüz biçimde çevreye yayılması, Mersin sahillerinde ve Akdeniz ekosisteminde mikroplastik kirliliğinin artması deniz canlılarını, balıkçılığı, turizmi, insan sağlığını ve gıda güvenliğini çok ciddi şekilde tehdit etmektedir. Buradan iktidara sesleniyorum: Bu konuda ne düşünüyorsunuz, nasıl bir tedbir alacaksınız?

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

 

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Antalya'mızın Hisar, Çandır, Üçoluk ve Gökdere Mahalleleri sakinleri bugün ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır. Bu mahallelerimizin yer aldığı bölge, heyelan riski gerekçesiyle raporlarda bazen afete maruz bölge, bazen de heyelan aktivitesi olmayan bölge olarak yer almaktadır. Nihai kararda bu mahallelerin boşaltılmasına karar verilmiş, mahalle sakinleri evlerinden olacak duruma gelmiştir. Kararın dayandırıldığı raporlar güncel olmamakla birlikte, bölgede defalarca açılmaya çalışılan patlamalı taş ocakları akıllarda ve gönüllerde başka endişeleri uyandırmaktadır. Bölge insanımız mahallelerini muhafaza etmek için yıllardır mücadele ediyor. Mahallelerimizin boşaltılarak ranta açılmasına, doğasının talan edilmesine razı olamayız. İnsanlarımızın bu endişelerini giderin ve onları belirsizliklerle baş başa bırakmayın.

BAŞKAN - Sayın Gürer...

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Emekliler açlık sınırı altında yaşama mahkûm edildi, aç yaşıyorlar. Bir an önce en düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine yükseltilmeli, emeklilerin tümüne seyyanen artış sağlanmalıdır. Emekli olabilmek de sorunlu kılındı. Emeklilikte kademe bir an önce gerçekleştirilmelidir. Emeklilikte adalet arayanların çığlığı duyulmalıdır. EYT'yle eksik kalan düzenleme tamamlanmalıdır. Bir günle yılların yitirilmesi haksızlıktır. Emekli intibak düzenlemesi ve emekliliğe esas katsayının artırılması şarttır. Esnafın da 9000 olan priminin 7200 güne düşürülmesi sözü yerine getirilmelidir. Emeklilerin içinde bulunduğu durum sokağa çıkamayacak boyutta sorunlu ve yoksulluğa mahkûm edilmiş bir hâldir. Bu durumun düzeltilmesi ve emeklilerin bir an önce sorunlarına çözüm üretilmesi şarttır.

Teşekkür ederim Başkanım.

 BAŞKAN - Sayın Akdoğan...

 

 

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkanım, Ankara'nın dört bir yanından telefon yağıyor. Okullarımızda tuvalet kâğıdı, sabun, temizlik malzemesi son derece eksik. Bu şikâyetlerini dile getiren velilere de "Ne kadar bağış yaptınız ki sabun bulunmasını, tuvalet kâğıdı bulunmasını istiyorsunuz?" şeklinde geri dönüşler yapılıyormuş. Buradan Millî Eğitim Bakanlığına sesleniyorum: Çok önemli bir sorundur. Yemek sorununu çözemediniz, bari bu hijyen konusuna eğilelim, velilerimizi "Ne kadar bağış yaptınız ki sabun istiyorsunuz?" cevabıyla baş başa bırakmayalım.

BAŞKAN - Sayın Dindar...

 

 

MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu hafta Anayasa Mahkemesi Van kayyımının  ve Van Emniyetinin yasa dışı davrandığına, yasa dışı eylem ve etkinlik yasağı uyguladığına karar verdi. Bu karar OHAL döneminin İçişleri Bakanının yasa dışı talimatlarını uygulayan kamu görevlilerinin halka zulüm ettiğini açığa çıkardı. AYM kararına rağmen Van'da işbaşında olan bir çete, bu defa DEM PARTİ Gençlik Meclisinden Şahin ve Haşim arkadaşımızı kaçırma girişiminde bulunmuştur. Mevcut barış ve demokratik toplum sürecini provoke etmek isteyen bu çeteler kimden talimat almaktadır? Neden ifadeye çağırmak yerine kaçırma, tehdit ve güvenliği ihlal eden bir politika uygulanmaktadır? Soruyoruz: Van'da ayrı, Ankara'da ayrı bir devlet aklı mi işliyor? Adalet ve İçişleri Bakanlığını bu çeteyi teşhir etmeye, sorumluları yargılamaya davet ediyoruz.

 

 

BAŞKAN - İkinci söz talebi, fındığın sorunları hakkında Trabzon Milletvekili Sayın Yavuz Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz'de bugün fındık üreticisi alın terinin karşılığını alamadığı gibi, iktidarın yanlış tarım politikasının da faturasını ödüyor. Geçtiğimiz sezon serbest piyasada 380 lirayı gören fındık, bu sezon 160 liraya kadar düştü. Peki, bunun sorumlusu kimdir, kimlerdir? Lafı çevirmeden, evirmeden söyleyeyim: AK PARTİ iktidarı ve onun kadrolarıdır, Geçtiğimiz yıl 380 lirayı görmüş fındığa bu yıl 250 lira fiyat açıklayanlardır. Ferrero'nun piyasadaki hâkimiyetine karşı üreticiyi koruyacak düzeni kuramayan, Türk fındığını güçlü yabancı alıcılar karşısında savunmasız bırakan politikanın siyasi sorumlusu AK PARTİ ve onun Tarım Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı'dır. Üreticinin kuruluşu olması gereken FİSKOBİRLİK'i fiyat belirleyen ve piyasaya yön veren güçlü bir aktör hâline getirmeyen yönetimin başındaki isim yine aynı zamanda AK PARTİ milletvekili olan FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Lütfi Bayraktar'dır ve bütün bunlar yaşanırken susan, tribüne oynayan, "mış" gibi yapan Karadeniz'in iktidar milletvekilleridir. Hiç kimse çıkıp "Fındık neden bu hâle geldi?" diye masumiyet oyunu oynamasın. Bedeli yine Karadenizli fındık üreticisi ödüyor. Trabzonlu, Karadenizli hemşehrilerim  "Vekilim, artık fındığı sökmeyi düşünüyoruz." diyorlar. Dünyada söz sahibi olduğumuz fındıkta geldiğimiz nokta ne yazık ki budur. Fındığın fiyatını açıklayıp o fiyattan fındık alamıyorsanız şayet yaptığınız tek şey vitrine rakam asmaktır, zaten tek işiniz vitrindir. Fakat, mesele yalnızca fındık da değildir. Bu ülkede üreticinin 3 lirasının, 5 lirasının hesabını yapan bir iktidar anlayışı var, öte tarafta da fon soygununda milyarlar konuşuluyor. Hırsızlara, arsızlara, bu milletin parasına göz dikmiş haramzadelere sesleniyorum: Siz fon soygunu yaparken fındık üreticimiz 50 liranın, 100 liranın hesabını yapmak zorunda kalıyor. Ey haram saltanatının üzerinde oturanlar, siz haramın ne demek olduğunu unuttuğunuz gibi helal aklınıza bile gelmiyor; helali unutmasaydınız, haramdan korkardınız. İşte, böylesine bir tablo içerisinde buradan AK PARTİ'nin Trabzon milletvekillerine sesleniyorum: Trabzon, sizi Ankara'da fotoğraf vermeniz için değil, Trabzon'un hakkını, hukukunu savunmanız için seçti. Fındık üreticisi mağdur edilirken neredeydiniz? Ancak sizin derdiniz fındık üreticisinin derdini çoktan aşmış, göstermelik toplantılarla günü geçiştirmeye çalışıyorsunuz. Siz Trabzon'da Valilik makamını âdeta siyasi koordinasyon büronuza, Valiyi de milletvekili sekretaryasına çevirme derdindesiniz.  (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Görünen o ki bunu da başarmış gibisiniz. Ancak siz bunlarla da yetinmeyip Trabzon'un kültürüne, sanatına kadar el atıyorsunuz, yirmi yıldır şehre gönüllü hizmet eden Trabzon Sanatevine ve sanatçılarına düşmanlık ediyorsunuz. İşi öyle bir noktaya taşıdınız ki, sanatçıların kapısına memur, polis, çilingir dayandırdınız. Devletin bürokratlarını siyasi hesaplarınızın aracı hâline getirdiniz. Üstelik bürokrasi üzerindeki bu anlayışı yalnızca biz söylemiyoruz. İşte, Yeni Şafak gazetesi Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu için "Bürokratlara baskı yaparak karar aldırıyor." diye manşet atıyor. Dahası "Yetkisi olmadığı hâlde bürokratlara talimat vermeye kalkıştı." diyor. Bunlar sadece benim sözlerim değil, AK PARTİ'ye yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesinin dün yayımladığı haberde geçiyor.

Bakın, sizi uyarıyorum: Devletin kurumları kişisel hesapların, siyasi nüfuzun, milletvekillerinin talimat mekanizmasının parçası hâline getirilemez. Bunu şiddetle reddediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AYDIN (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

YAVUZ AYDIN (Devamla) - Devletin bürokratı sadece ve sadece milletin hizmetinde olmalıdır.

Sözün özü, Trabzon halkı, kimin şehrin hakkını savunduğunu da kimin şahsi niyet ve hesaplarını bu şehre dayattığını da

 iyi bilmektedir diyor, Genel Kurulu ve Trabzonlu hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Öztürkmen...

 

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Polis Meslek Eğitim Merkezi eğitimlerini tamamlayan, mezun olmaya ve göreve başlamasına saatler kala sağlık sebebiyle Emniyet teşkilatıyla ilişiği kesilen polis adayları mağdur. 2022'de çıkarılan düzenleme, sicil almış ve göreve başlamış kişileri kapsarken bu kesimi kapsam dışında bırakmıştır. 2026'da çıkarılan benzer düzenleme de aynı nedenlerle mağduriyeti giderememiştir. Polis olabilmek için gerekli tüm aşamalardan geçmelerine rağmen göreve başlayamadan ilişiği kesildiği için sicil alamayan polis adayları genel idari hizmetler kadrosuna alınmayı talep etmektedirler. Vatandaşlarımız ayrıcalık değil, benzer durumda olan mezunlarla aralarındaki eşitsizliğin giderilmesini ve hakkaniyetli bir çözüm bulunmasını istiyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yasal düzenlemenin yapılması konusunda hazırız. Yıllarını polislik için harcayan, kısıtlı maddi imkânlara rağmen eğitimlerini tamamlayan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesini sağlayalım.

BAŞKAN - Sayın Suiçmez...

 

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan fındık üreticisi perişan, buna bir de randıman sorunu eklenmiştir. Geçen yıl ortalama 45 olan fındık randımanı kahverengi kokarca zararı nedeniyle bu yıl 30'a kadar düşmüştür. TMO düşük randımanlı fındığı alamadığı için üretici fındığını serbest piyasada 100 liraya satmak zorunda kalmıştır. İktidara soruyorum: Ürününü 100 liraya tüccara satmak zorunda kalan üretici için açıkladığınız 255 liranın ne anlamı var? TMO alım kriterlerini yeniden düzenlemeli, taban fiyat arttırılmalı ve üreticiyi piyasanın insafına bırakmayacak koruyucu bir rol üstlenmelidir. Geçen gün AKP'li bir fındık üreticisi "Fındıklarımızı sökmeyeceğiz ama AKP'yi iktidardan söküp atacağız." dedi, ben uyarıyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Şenyaşar...

 

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye halklarının ve Meclisin gündemi fon vurgunudur. Avrupa basını bu olayı dünya borsa tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı olarak haber yaptı. Fon dolandırıcılığı bir ekip işidir. Bu ekibin başında AKP MYK üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya bulunuyor. Bu tabloyu "Ali Baba ve Kırk Haramiler"e benzetiyorum. Burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu kırk haramiler kimdir? İktidar çevresinden, saraydan, bakanlardan ve AK PARTİ içinde farklı görevlerde bulunan kişiler var. Hırsızlara yolu açan, denetimi ve soruşturmayı yapamaz. Mecliste konuya dair araştırma komisyonunun kurulmasına daha fazla engel olmayın. Hiç kimse makamının, siyasi gücünün arkasına saklanmamalı; hukuk önünde herkes eşit olmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Karaman...

 

 

MEHMET KARAMAN (Samsun) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün, burada yurdun dört bir yanında geleceğimiz olan çocukları yetiştiren ama kendi evlatlarına sarılamayan binlerce öğretmenimizin taleplerini iletmek için söz almış bulunuyorum.

Anayasa'mızın 41'inci maddesi "Aile, Türk toplumunun temelidir." der ve devlete ailenin bütünlüğünü koruma yükümlülüğünü yükler. 2026-2035 yıllarını "Aile ve Nüfus On Yılı" ilan eden bir iradenin kendi öğretmenini eşinden ve çocuğundan ayrı yaşamaya mahkûm etmesi kabul edilemez. Bir polisin, bir askerin aile bütünlüğü ne kadar kıymetliyse bir öğretmenin aile bütünlüğü de o kadar kıymetlidir. Millî Eğitim Bakanlığına ve Sayın Bakanımıza Genel Kuruldan bir çağrıda bulunuyorum: Bu öğretmenlerimizi mahkeme kapılarına veya ücretsiz izinlere mecbur bırakmayınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Tanal...

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Şanlıurfa ili Karaköprü ilçesi Seyrantepe Mahallesi'nin nüfusu aşağı yukarı 100 bin.  Bu mahallede 350 yataklı bir hastaneye ihtiyaç vardı, yapılacak sözünü verdiler; hastane yok. Güvenlik açısından polis karakoluna ihtiyaç var; polis karakolu yok. Çocukların eğitimi açısından okulların derslikleri yetersiz, çok kalabalık; okul yok. Ben buradan İçişleri Bakanına, Sağlık Bakanına ve Millî Eğitim Bakanına sesleniyorum: Şanlıurfa ili sizden sadaka beklemiyor, nitelikli kamu hizmeti hakkını istiyor; Şanlıurfa nitelikli kamu hizmeti hakkını istiyor. Şanlıurfalıları mağdur etmeyin, Şanlıurfa sahipsiz değildir.

Teşekkürler. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi hakkında Ankara Milletvekili Sayın Zeynep Yıldız'a ait.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, ekranları başından bizleri takip eden necip milletimiz; hepinizi saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'ne ilişkin olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, Pursaklar'da bir yol kontrolü esnasında şehit düşen Çubuklu hemşehrimiz, Polis Memurumuz Ahmet Türkoğlu'na Allah'tan rahmet, her birimize, bütün hemşehrilerimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, malumualiniz, dün 7 Ekimdi, bu vesileyle Gazze'de dile kolay, tam üç yıldır somut bir soykırıma dönüşen İsrail'in saldırganlığını tekraren bu kürsüden en şedit bir biçimde telin ederken Gazze'nin şerefli direnişçilerini ve dünyanın dört bir yanından Gazze'ye yüreğini veren milyonları saygıyla ve hürmetle selamlıyorum. Ve tekraren diyorum ki Allah bizleri istikametine dâhil eylesin, nusretine layık eylesin, ülfetiyle bizleri teçhiz eylesin ve bu zulmü dindirmeye bizleri memur eylesin.

Değerli milletvekilleri, insan olarak birbirimize karşı, toplumumuza karşı çeşitli sorumluluklarımız elbette ki var. Birbirimizi kötülükten sakındırmak, iyi ve güzel haberleri yaymak da birbirimiz üzerindeki mesuliyetlerimizden bir tanesi. Bu sebepten güzel bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak için bugün kürsüde yerimi almış bulunuyorum.

Malumualiniz, geçtiğimiz yıl içerisinde NATO'ya ve inşallah ilerleyen süreçte de COP31'e ülkemiz ev sahipliği yapmış olacak ve geçtiğimiz günlerde TEKNOFEST biliyorsunuz çok daha uluslararası bir hüviyet kazanarak yine bir katılımcı rekoru kırdı. Yine, aslında bu silsilenin bir devamı olarak Uluslararası Uzay Kongresi'nin 77'ncisinin geçtiğimiz pazartesi günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle açılışını Antalya'da gerçekleştirmiş bulunduk.

Bilim insanlığın ortak mirası, bizlerin yitik malı. Bundandır ki insanlığın ortak mirası bilimin kümülatif ilerleyişine Türk-İslam medeniyeti olarak bizlerin çok kıymetli katkıları oldu. Bizler de bu mirasın aslında temsilcileri olarak bu katkıları ilerleterek devam ettirmek amacıyla yolumuza devam ediyoruz.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ay'a sert iniş yapacaktık -hâlâ inemedik- 2023'te...

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Bu katkıların önemli bir kısmı gök bilimi alanında gerçekleşti. Uluğ Bey'den El-Battânî'ye, Lâgarî Hasan Çelebi'den Ali Kuşçu'ya ve hatta daha yakın tarihe gelecek olursak Vecihi Hürkuş'tan Nuri Demirağ'a adım adım oluşan havacılık ve uzay tecrübemiz bugün uzay alanında çok daha aslında bu kolektif bilinçle ciddi bir iz düşümü oluşturuyor ve uzay alanında ileri teknoloji kullanma kabiliyeti bulunan sayılı ülkelerden bir tanesi hâline bizleri getiriyor.

Bugün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde artık Türkiye kendi metre altı çözünürlüklü yer gözlem uydusunu, kendi haberleşme uydusunu, yine bir yandan Ay misyonunu kendisi planlayan bir ülke olmayı sürdürüyor, insanlı uzay misyonlarına sistemli bir biçimde devam ediyor.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bu uzaya uçan fonlarla ilgisi var mı Başkanım bu konunun?

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Bir yandan Türkiye, uzaydaki hak ve menfaatlerimizi korurken uzay vatanımızı kararlılıkla, teknolojik ve hukuki yetkinlikle, doğru ve etkin insan hazinesi kullanımıyla korumayı sürdürüyor.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Uzaya uçan fonlarla ilgisi var mı bu konunun?

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Ayrıca, uluslararası iş birliğini de önceliyoruz. Malumunuz, Artemis Mutabakatı'nın hemen sonrasında Uluslararası Uzay Kongresi marjında Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin katılımıyla yeni bir küp uydu projesine ilişkin çerçeve anlaşma da imzalandı ve bu Uluslararası Uzay Federasyonu çatısı altında düzenlenen 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'ne toplam 111 ülkeden 8 bini aşkın uzay profesyoneli katıldı. İnşallah, yarın, cuma günü serbest katılım olacak, 7 binin üzerinde katılımcı da kayıt yaptırdı. Önceki kongreleri dikkate aldığımızda, Milano'daki ve Paris'teki kongreleri dikkate aldığımızda Türkiye'ye çok ciddi bir ilgi artışı olduğunu görüyoruz.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Fon bileşenleri de var mı? Katılan var mı fon bileşenlerinden?

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Bu da, esas itibarıyla, milletvekilleri ve bakanlar toplantısı yaptık.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Efendim, Ay'a ne zaman ineceğiz, Ay'a?

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Orada 185 katılımcıyla bunu gerçekleştirdik, 6 bakan katıldı ve bu üst düzey katılım ve yine haricen gelen uzay profesyonellerinin katılımı bize şunu gösteriyor: Belirgin bir biçimde Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gelişen Millî Teknoloji Hamlesi'yle oluşan ekosisteme dünyanın çok belirgin bir merakı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) TEKNOFEST kuşağının oluşturduğu dip dalgaya dünyanın çok büyük bir merakı var. Bu kongre marjında Antalya Deklarasyonu yayınlandı. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bir yaklaşım vardı, uzayın silahsızlandırılması, aslında silahlandırılmamasına ilişkin uyarılar desek daha doğru olur, uzayın barışçıl amaçlarla kullanımı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - ...ve uzay imkânlarından daha fazla ülkenin faydalanması gerekliliğine ilişkin kıymetli bir çerçeve ortaya koydu Sayın Cumhurbaşkanımız.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - On beş yıldır göklerde olan yerli uçak inmedi mi daha yere?

ZEYNEP YILDIZ (Devamla) - Antalya Deklarasyonu da aslında bu ilkesel yaklaşımın ve dönüştürücü paradigmanın bir iz düşümü olarak karşımızda duruyor ve bu deklarasyon 21 ülke tarafından imzalanmış oldu. Türkiye de Dış Uzay Antlaşması'ndan bu yana böyle bir ilkesel anlaşmanın aslında öncüsü hâline gelmiş oldu.

Malumualiniz, Şeyh Galip'in güzel bir sözü vardır: "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen." Bu anlayışla, öz saygısı gelişmiş bir neslin, inşallah, öz saygısı yüksek bir dünyayı inşa edeceğine dair inancımız tam. Bu kongrenin de inşallah buna vesile olacağını düşünüyorum. Bu organizasyonun ülkemize gelmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza, Türkiye Uzay Ajansına ve SAHA'ya canıyürekten teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Bravo, ben de alkışlıyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

LÜTFİ BAYRAKTAR (Sakarya) - Başkanım, sataşma vardı.

BAŞKAN - Kim sataştı?

LÜTFİ BAYRAKTAR (Sakarya) - Yavuz Bey isim verdi bizzat "Lütfi Bayraktar" dedi.

BAŞKAN - Yerinizden bir dakika vereyim, buyurun.

LÜTFİ BAYRAKTAR (Sakarya) - Sataşma var Başkanım, iki dakika vermeniz lazım.

BAŞKAN - Ne sataşması oldu, nasıl, isim mi verdi?

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Başkanım, "FİSKOBİRLİK görevini yapamıyor." dedim ben sadece.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - O zaman her FİSKOBİRLİK Başkanı konuşacak mı burada Sayın Başkanım?

BAŞKAN - Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

LÜTFİ BAYRAKTAR (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir yanlış bilgiyi düzeltmemiz lazım, sanırım arkadaşımız orada kaldı. Arkadaşlar, üretici birlikleriyle ilgili, sadece FİSKOBİRLİK değil, tüm birliklerle ilgili müdahale alımı görevi 2001 yılında sonlandırıldı, dolayısıyla FİSKOBİRLİK'in bir müdahale alım görevi yok.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Biz sizi tanıyamadık; bir tanıtır mısınız? FİSKOBİRLİK Başkanı mısınız? Özür dilerim...

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - Peki, ne görevi var FİSKOBİRLİK'in?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, FİSKOBİRLİK Başkanı mı? Tanıyamadık. Milletvekili mi FİSKOBİRLİK Başkanı mı?

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - FİSKOBİRLİK'in görevi: Bir üretici kooperatifi birliği, dolayısıyla piyasanın üzerinde üreticiden aldığı güçle ürünü bir miktar değerlendirmektir. Bu anlamda da doğru mu yapıyor yanlış mı yapıyor, bir şey söylemek isterim.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, değerli arkadaşımız milletvekili olarak mı konuşuyor, FİSKOBİRLİK Başkanı olarak mı?

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - Arkadaşlar, devraldığımız zaman, özellikle buradan devraldığımız zaman FİSKOBİRLİK batmıştı, her gün bir üretici gelip FİSKOBİRLİK kapısında kendisini yakmaya çalışıyordu; borç içindeydi, bütün gayrimenkulleri -bunu daha önce söyledim, tekrar söylüyorum-  Samsun Çarşamba 3. İcra kararıyla satışa çıkarılmıştı.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Siz milletvekili misiniz, FİSKOBİRLİK Başkanı mısınız?

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Ama bütün malları sattınız, binaları sattınız.

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - Bugün FİSKOBİRLİK'in SSK'ye, Maliyeye, üreticiye, kimseye borcu yok ve her yıl 1 milyarlık yatırım yapan bir kurum durumunda. Dolayısıyla "Fındıkçıya sahip çıkacağım." derken fındıkçının ortak olduğu bir kuruma bühtanda bulunmak fındıkçıya sahip çıkmak değildir.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Taşınmazlar kalmadı FİSKOBİRLİK'te.

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - Lütfen, rica ediyorum: Bu meseleyi, özellikle FİSKOBİRLİK meselesini siyasi malzeme yapmayın.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Başkanım, TMO'ya niye teslim ettiniz fındık üreticisini? TMO'ya niye teslim ettiniz?

LÜTFİ BAYRAKTAR (Devamla) - Tekrar söylüyorum: Müdahale görevimiz yok bizim; müdahale görevini 2001 yılında o günkü hükûmetler tüm üretici birliklerinden aldılar. Biz bir kooperatifiz ve onu yapmaya çalışıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Başkanım, fındık üreticisine sahip çıkın diyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - FİSKOBİRLİK'i yeniden düzenleyelim, bir kanun teklifi getirelim.

LÜTFİ BAYRAKTAR (Sakarya) - Hazırız.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Poyraz... 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, tabii, burada hatibimiz Sayın Yavuz Aydın fındık üreticisinin, Türkiye'nin ve Karadeniz'in en önemli gelir kaynağı olan fındığa ilişkin kendisine gelen şikâyetlerle, tespitlerle sahadaki çalışmaları sonucundaki izlenimlerini aktardı ve buna ilişkin şikâyetlerini ifade etti. Ve Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili FİSKOBİRLİK'in daha önceki Genel Müdürü sıfatıyla burada gelip bu konuya ilişkin cevaplar verdi ama burada birincisi, Sayın Yavuz Aydın'ınki Sayın Vekile karşı bir sataşma değil, dolayısıyla bu bir durum tespiti.

İki: Sayın Vekilin açıklamasında dikkatimizi çeken ve Sayın Yavuz Aydın'la göz göze gelerek birbirimize gülümsediğimiz, ağlanacak hâle gülümsediğimiz bir hadise var. FİSKOBİRLİK'in önceki hâlini ifade ederek "Bugün Maliyeye, SGK'ye, hiçbir yere borcu yok." üzerinden bir vurgu yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - "SGK'ye, Maliyeye, FİSKOBİRLİK'in hiçbir yere borcu yok." dedi Sayın Vekil. Oysaki FİSKOBİRLİK'in bir yere borcu olup olmamasından ziyade, üreticiye hayrı olup olmadığı önemli ve FİSKOBİRLİK'in bugün anlıyoruz ki en önemli özelliği Maliyeye, vergi dairesine borcunun olmaması gurur kaynağıyken üreticiye hayrı olmaması hususu FİSKOBİRLİK'in derdi hâlinde değil.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Çakır...

 

 

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Sayın Başkan, üç yılı geride bırakan ve terörist İsrail devletinin sürdürdüğü vahşetin can ve mal kaybına yönelik saldırılarının devam ettiğini izleyen bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın suskunluğunun bedelini Gazzeli çocuklar, kadınlar, erkekler ölümle ödemeye devam ediyor.

İnsanlığın her yönüyle sınıfta kaldığı, tarihin en karanlık günlerinden geçtiğimiz, unutulmaz acıların kol gezdiği bir zaman diliminin canlı tanıklarıyız. İnsanların gözlerindeki korkuyu giderecek hiçbir adımın atılmadığı; yalancı, sahte, hümanist duyguların beş para etmez, kirli, çirkin, gündelik zırvalar olduğunu acı bir şekilde öğrenmiş durumdayız.

"Gücünüz yoksa hiçsiniz!" emperyalist düşüncenin dünyanın sahibi olduğuna bizi inandırmasına müsaade etmeden, yorulmadan, bu mücadelenin bir yerinde olmaya devam etmek mecburiyetindeyiz. En azından kalben buğuz edebilmeliyiz; bu, insanlığa borcumuz, inancımızın bir gereğidir.

Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Yontar...

 

 

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, ormanlar, denizler, sahiller, plajlar, parklar, piknik alanları, sokaklar hepimizin. Kapı önünü temizleyen bir kültürden yediğini, içtiğini arkasına bile bakmadan sokağa atıp çevreyi kirleten ve sonra da utanmadan "Vergi veriyorum, temizlesinler." diyen bir noktaya geldik. Temizlik işçileri bizim özel hizmetlilerimiz değildir. Temiz bir Türkiye için artık caydırıcı yaptırımlar gerekiyor. Temiz bulmak ve görmek istediğimiz tüm ortak kullanım alanlarına plastik ve cam şişeleri, ambalaj ve poşetleri, sigara izmaritlerini, yiyecek ve evsel atıkları bırakan kişilere etkili ve caydırıcı idari para cezaları uygulanmasını bekliyoruz. Ayrıca, etkin denetim, kolay ihbar mekanizması, düzenli belediye temizliği ve çevre bilincinin artırılması gerekiyor. Temiz bir Türkiye için hep birlikte ses verelim.

BAŞKAN - Sayın Gül...

 

 

MERVAN GÜL (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Siirt'in meselelerinin Gazi Meclisimizde gündeme getirilmesini önemsiyoruz ancak kamuoyunun doğrudan bilgilendirilmesi açısından bazı hususları ifade etmek istiyorum: Öncelikle içme suyu konusunda Siirt'e haftada dört gün su verildiği yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır. Mevsimsel debi düşüşü ve dönemsel tüketim artışı nedeniyle kısa süreli programlı su dağıtımı uygulanmıştır. Bununla birlikte ikinci kademe içme suyu arıtma tesisi projesi ile mevcut kapasitenin günlük 50 bin metreküpten 100 bin metreküpe çıkarılması hedeflenmiştir. Sayıştay raporu ise 2024'e aittir, kamuoyunda "2.176 doğrudan temin" olarak ifade edilen işlemler de yalnızca Siirt Belediyesine ait olmayıp Siirt genelindeki kamu kurum ve kuruluşlarını kapsayan bir değerlendirmedir. Kırsal ulaşımda ise önemli bir mesafe katedilmiş, il özel idaremiz bünyesinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...

 

 

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatay'da vatandaş depremde yıkılan evini yaptırmak istiyor ama yaptıramıyor; müteahhitle sözleşmesini imzalıyor ama inşaata başlayamıyor, ruhsat aşamasında belediyelere takılıyor, hibe ve kredi bugünkü inşaat maliyetleri karşısında yetersiz kalıyor, enflasyon karşısında verilen krediler ve hibeler eriyip gidiyor.

Buradan yetkililere sesleniyorum: Yerinde dönüşümde yarım kalan projeleri tek tek denetlemenizi, hibe ve kredi miktarlarını günümüz faaliyetlerine göre yeniden düzenlemenizi, ruhsat ve bürokrasi süreçlerini hızlandırmanızı vatandaşımız bekliyor. Çünkü depremzede vatandaşımız artık evine taşınmak istiyor.

Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Şu yirmi kişiyi tamamlayayım, ondan sonra.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Tamam.

BAŞKAN - Sayın Uysal...

 

LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde tarım üreticilerimiz var efendim. Ülkemizde 6 milyon ton narenciye üretiliyor ve bunun 2 milyon tonu Mersin'de, evet, 2 milyon tonu. Ama ihracatımız Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle lojistik güçlükler çekiyor. Bunun için Ticaret Bakanlığımızdan farklı ulaşım rotalarının belirlenmesini ve yeni yeni ülkelerle ticari anlaşmalar yapmasını, ayrıca Tarım Bakanlığımızdan da yeni mali destekler verilmesini ve her şeyden önemlisi, üreticilerimizin borçlarının ertelenmesini talep ediyoruz efendim. Çiftçilerimizin hep yanındayız.

Teşekkür ederim, saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi Samsun'umuzda da binlerce yurttaşımız geçimini orman işlerinde çalışarak sağlıyor. Özellikle Vezirköprü'de orman köylümüz bugün artan maliyetler karşısında emeğinin karşılığını alamamaktan yakınıyor. Kesim, sürütme, yükleme ve taşıma gibi ağır işleri yapan köylümüzün üretim birim maliyetleri en son Nisan ayında güncellendi, aradan altı ay geçti. Mazottan ekipmana, bakımdan yedek parçaya kadar birçok gider arttı. Verilen fiyat ise köylümüzün cebinde her gün eriyor. Ormanı koruyan, üreten, geçimini ormandan sağlayan köylümüz zararına çalışmaya mahkûm edilemez. Birim fiyatlar günümüz maliyetlerine göre yeniden düzenlenmeli, Vezirköprülü orman köylümüzün ve tüm orman emekçilerimizin alın terinin karşılığı verilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın İrmez...

 

 

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Şırnak'ta çatışmalarda çocuklarını yitiren aileler çocuklarının taziyesini kurdukları gerekçesiyle son günlerde emniyete çağırılmakta ve ifadeleri alınmakta. Buradan da vurgulamamız gerekir ki yas hakkı hiçbir şart ve koşul altında engellenemez, temel insan haklarındandır. Emniyetin bu tutumunu asla kabul etmiyoruz. Türkiye şu anda son derece önemli ve bir o kadar da hassas bir barış sürecinden geçmekte. Tam da bu nedenle, başta Emniyet olmak üzere tüm kamu kurumlarının temel insan haklarına saygı duyması, hukuka uygun hareket etmesi ve bu sürecin gerektirdiği hassasiyetle hareket etmesi tarihî bir sorumluluk ve zorunluluktur.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...

 

 

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

10 Ekim Ankara Gar katliamının üzerinden tam on bir yıl geçti. On bir yıl önce bugün Ankara'nın göbeğinde barış, demokrasi ve özgürlük için bir araya gelen binlerce insana IŞİD karanlığı tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 103 barış gönüllüsü aramızdan koparıldı ama on bir yıldır 10 Ekim  için kurulan mahkemelerden gerçek adalet çıkmadı. Buradan bir kez daha sesleniyoruz: 10 Ekim Gar katliamının bütün failleri, siyasi ve idari bütün sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Katliama ilişkin tüm gerçekler açığa çıkarılmalı, cezasızlık son bulmalı ve toplumun vicdanında kanayan adalet talebi yerine getirilmelidir. 10 Ekimi unutmadık, unutmayacağız.

BAŞKAN - Mazereti sebebiyle söz vereceğim.

Sayın Kırkpınar, buyurun.

 

 

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Cebimizdeki 200 liraların ön yüzünde Ulu Önderimiz Atatürk var, altında da eski Merkez Bankası Başkan yardımcıları Erkan Kilimci ya da Emrah Şener'in imzasına denk gelebilirsiniz. Biri dolandırıcılıkla suçlanıyor, diğeri fon soruşturmasından. Bu paraya filigran konuldu, hologram konuldu, emniyet şeridi konuldu, sahtesinden korundu belki ama imza atanlardan koruyamadınız. Düşünebiliyor musunuz, kendileri hapiste imzaları milletimizin cebinde. Bırakın milletvekili olmayı, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bu imzaları cebimde taşımaktan hicap duyuyorum. Bu para çıktığında 130 dolar ediyorken bugün 5 dolar etmiyor. Paranın alım gücünü yok ettiğiniz gibi itibarını da yerle bir ettiniz. Banknot yıpranır, yenisi basılır ama itibarın matbaası yoktur ancak liyakat basar.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Silahlı Kuvvetlerimizin komuta kademesini ve omurgasını yetiştiren harp okulları ve astsubay meslek yüksek okullarının mevcut başvuru şartlarında yer alan katı yaş sınırı, mezuna kalma, eğitim süreçleri veya geçici sağlık engelleri nedeniyle birkaç ay ya da bir yılla bu sınırı aşan binlerce nitelikli gencimizin hayallerine set çekmektedir. Vatanına üniformayla hizmet etmek isteyen gençlerimizin sadece takvim yaprakları yüzünden sistem dışında kalması ciddi bir insan kaynağı kaybıdır. Bakanlıkça yürütülen dış kaynak subay ve astsubay teminlerinde lisans mezunları için 27, lisansüstü mezunları için ise 32 yaş haddi uygulanmaktadır. Temelden yetiştirilecek adaylar için de yaş sınırının 23'e esnetilmesi hem mesleki ve psikolojik olgunluğa erişmiş personelin teminini kolaylaştıracak hem de akran ülkelerdeki çağdaş kabul standartlarıyla uyum sağlayacaktır.

BAŞKAN - Sayın Halıcı...

 

 

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Isparta'da çiftçilerimizin çok önemli ve haklı talepleri var. Bu talepler sadece şehrim Isparta'nın değil Türkiye'deki tüm üreticilerimizin de ortak sorunu aslında. İklim değişikliği üreticimizin karşısına her yıl daha büyük riskler çıkarıyor. İlkbaharda gerçekleşen geç donlar, aşırı sıcaklar, kuraklık ve dolu nedeniyle ciddi rekolte kayıpları yaşandı. Tam da bu nedenle TARSİM üreticimiz için bir tercih değil âdeta hayati bir güvence hâline gelmiştir. Fakat üreticilerimiz 2026 yılında TARSİM primlerinde ve özellikle sürprim oranlarında yaşanan yüksek artışlardan şikâyetçi. Yüksek primler ve yüksek maliyetler nedeniyle bazı üreticilerimiz sigorta yaptıramıyor. Üreticimizin tarım sigortasına erişimini kolaylaştırmak için prim ve sürprim desteklenmelidir. Çiftçilerimizin ödediği prim düşürülmeli...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Konukçu...

 

 

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Millî Eğitim Bakanlığı mazerete bağlı yer değiştirmeleri resmen kabul etse de atamaları kontenjan yetersizliği gerekçesiyle gerçekleştirmemiştir. Bu durum öğretmenlerin ekonomik ve sosyal yüklerini ağırlaştırmakta, çalışma koşullarını ve aile yaşamlarını doğrudan etkilemektedir. Özellikle can güvenliği ve sağlık gibi mazeretlerde çözüm üretilmemesi, Bakanlığın öngörüsüz personel planlamasının ağır sonuçlarını eğitim emekçilerine yüklediğini göstermektedir. Mazereti kabul edilen bir öğretmene çözüm üretmek Bakanlığın sorumluluğudur. Eğitimi bir maliyet unsuru olarak gören, esnek ve güvencesiz çalışma rejimini derinleştiren bu anlayıştan derhâl vazgeçilmelidir. Mazereti kabul edilen tüm öğretmenlerin atamaları yapılmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Akbulut...

 

İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Burdur tarım ve hayvancılığın çok yoğun yaşandığı bir bölge, ekonomisinin yüzde 40'ını buradan karşılıyor. Geçenlerde Bucak ilçemizde geçmiş dönemki Borsa Meclis Başkanımız Hikmet Çangır'ın ev sahipliğinde üreticilerimizle bir toplantı yaptık ve Türkiye'nin dört bir yanından gelen şikâyetler de aynı şekilde Burdur'da devam ediyor. Üreticilerimiz yalnız bırakılıyor, özellikle çiğ süt üreticilerimiz Ulusal Süt Konseyinin belirlemiş olduğu fiyatlar altında eziliyor çünkü yem fiyatları ne yazık ki her geçen gün artarken Ulusal Süt Konseyinin belirlemiş olduğu fiyatlar yetersiz kalıyor. Aynı şekilde, yemin baskı altında tutulması gerektiğini söylüyorlar, haklılar. Finansmana ulaşmakta güçlük çekiyorlar, krediye ulaşmakta güçlük çekiyorlar. Unutmayalım ki tarım ve hayvancılığı hor görürsek yarını zor görürüz. Millî ekonominin temeli ziraattır, muhakkak kalkındırılmalıdır.

BAŞKAN -  Sayın Bilici...

 

BİLAL BİLİCİ (Adana) - Sayın Başkan, teşekkürler.

Enflasyon, geçim sıkıntısı âdeta bir kartopu gibi büyüyerek çığ hâline dönüşmüştür. TÜİK yine makyajlanmış eylül ayı enflasyon rakamlarını birkaç gün önce açıkladı ama kira artış oranları geçen yıla nazaran yüzde 40, ulaşım yüzde 35, gıda enflasyonundaki artış ise Avrupa'nın 90 katı durumda. Kira pahalı, fatura ağır, market pahalı; ete, peynire, kıymaya, tereyağına vatandaş zaten ulaşamıyor; ev araba almak zaten hayal oldu, bir anne markette çocuğunun beslenme ihtiyacını dahi alamamakta, bir emekli kasapta etin fiyatına sadece göz atabilir durumda. Durumlar içler acısı, ağlanacak hâldeyiz, dikkatlerinize sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çölyak hastalığı ömür boyu süren ve tek tedavisi sıkı glütensiz diyet olan ciddi bir genetik hastalıktır. Türkiye'de 750 bine yakın hastamız olduğu tahmin edilmektedir. Bu hastalarımız için ekmek, makarna, bisküvi lüks değil ilaçtır, hayati öneme sahiptir ancak verilen mali destekler vicdanları yaralayacak kadar azdır. Devlet 0-5 yaş için 447 TL, 5-15 yaş için 682 TL, 15 yaş üstü içinse 617 TL ödenek yapmaktadır. Bugün bir kilo glütensiz un 150-200 TL, glütensiz bir ekmek ise yüz TL iken bu destekle ihtiyaç sahibi bir aile bir haftayı zor geçirmektedir. Bakınız, İtalya, Almanya, Fransa, Kanada vergi indirimi sağlarken bizdeki hastalara bu miktarlar reva görülmektedir. Çağrımız nettir: Çölyak hastalarımızın bu feryadını duyalım ve bu ödeneği gerçekçi ve insani bir seviyeye çıkaralım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Tanhan...

 

 

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Şırnak'ın İdil ilçesinde Süryani yurttaşlara ait aile konutları, iş yerleri ve kilise misafirhanesi mühürlenmiş, yıkım kararı alınmıştır. Ayrıca, sabah beşe doğru da yıkım kararına başlanmıştır, üstelik henüz kesinleşmiş bir yargı kararı da bulunmamaktadır bu konuda. Dünyanın en eski kiliselerinden biri olan Meryem Ana Süryani Ortodoks Kilisesi'nin misafirhanesi sıradan bir yapı olmadığı gibi, on sekiz yıl önce misafirhane diasporada yaşayan Süryanilerin memleketleriyle yeniden bağ kurmalarını ve geri dönüşleri kolaylaştırmak amacıyla restore edilmişti. İdil'in tarihsel ve toplumsal hafızasının ayrılmaz parçası olan Süryanilerin konut ve kültürel mekânlarına yönelik adımlar yalnızca teknik bir imar işlemi olarak görülmeyecektir. Süryani yurttaşların üzerindeki baskı ve yıldırma duygusunu oluşturacak bu uygulamalardan bir an önce vazgeçilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Aydın...

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Türkiye, günlerdir milletin parasının AK PARTİ'lilerin siyasi güç ve nüfuzu kullanılarak nasıl yağmalandığını konuşuyor. Milletin derdiyle dertlenmesi gereken, millî iradenin tecelligâhı olan Meclis ise iktidar eliyle çalıştırılmıyor ve iktidar vekilleri Meclisten âdeta kaçıyor. Haramı unutanların, helali aklına bile getirmeyenlerin, fon borsası yetmeyip bir de aklanma borsası kurduğu bir düzenle karşı karşıyayız. AK PARTİ'li yöneticiler servetine servet katarken emekli pazarda filesini dolduramıyor, asgari ücretli kirayı ödeyemiyor, esnaf borçla dükkân açıyor, gençler yarına ne yazık ki umutla bakamıyor.

Siyasi nüfuz kullanarak zenginleşenlerin de bunların üzerini örtenlerin de hesabı mutlaka ama mutlaka sorulacaktır diyor, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Alp...

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, fon skandalında mesele sadece ekonomik değildir, daha yapısal bir kriz tezahür ediyor. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemindeki siyasetçiler ve bürokratlar kaynağı izah edilemeyen sermayeleriyle bir koyup bin almak isteyen bir para hırsıyla milletin cebine göz dikiyorsa ve suçüstü yakalanmışlarsa ve bütün ekonomi yönetimi bu vurguna kayıtsız ve çaresiz bir şekilde seyirci kalmışsa, bu sistem yüz binlerce mağdur üretmişse ve bütün toplum bunu canlı izliyorsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz konuyu birkaç yöneticinin istifasını istemeye indirgemek yerine, topyekûn bir reforma vesile kılmayı ve hesap verilebilirlik ve şeffaflık esasına dayalı parlamenter sisteme dönüşü teklif ediyoruz efendim.

BAŞKAN - Sayın Kara...

 

NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Teşekkür ederim Başkanım.

AKP iktidarı vurgunlar ve yolsuzluklar siciline bir yenisini daha ekledi. Fon vurgununda tasfiyesine karar verilen fonların büyüklüğü 800 milyar lira. Parasını enflasyona karşı korumak isteyen yurttaşın birikimi aralarında iktidar mensuplarının da olduğu spekülatörler sayesinde maalesef pul oldu gitti. Milletimizin birikimiyle kumar oynanırken staj ve çıraklara, kademeli emeklilik bekleyen yurttaşlarımıza deniliyor ki: "Kaynak yok." Yapılandırma bekleyen esnafa kaynak yok, asgari ücretliye, emekliye kaynak yok; ülkemizde bir kaynak sorunu yok, sadece bir tercih sorunu var, kaynakların kimin lehine kullanılacağına dair bir karar verme sorunu var. Bakın, bu milletin iki eli de sizin iki yakanızdadır, sandıkta bunun hesabını sorar; madem ülkeyi yönetemiyorsunuz istifa edin.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ...

 

HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, Ağrı Taşlıçay'dan geçen D100 Kara Yolu ilçeyi 2'ye bölmüş durumda ve karşıdan karşıya geçişler maalesef güvenli bir şekilde sağlanamıyor ve dün bir kaza yaşandı, orada bir can kaybı söz konusu; Ömer Yaşar isimli çoban hayatını kaybetti. Biz bu durumu dile getirmedik mi? Getirdik. İlçenin 2 yakasını birbirine bağlayan güvenli geçişi sağlayacak kavşak, trafik lambası, geçit, yaya yolu yok dedik. 15 Aralık 2025'te yurttaşlar haklı olarak taleplerini dile getirdiler ve yolu kapattılar, yanlarındaydık. 18 Aralık 2025'te, burada bizzat Ulaştırma Bakanına söyledim, kendisine gösterdim hatta kamera görüntülerini; karşıdan karşıya çocuklar geçemiyorlar, okula gitmek zorundalar, mezarlık var, hayvan geçişi zorlaşmış durumda, çözüm üretin diye, 2026 yılında bir üst geçit çalışması yapacaklarını söylediler ama gerçekleştiremediler, mevzuatları ileri sürdüler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Genç...

 

AŞKIN GENÇ (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Kayseri'nin Hacılar ilçesine bağlı Sakarçiftliği Mahallesi'nde öğrencilerimiz iki yılı aşkın süredir ciddi bir ulaşım sorunu yaşıyor. Mahalle muhtarımızın ve velilerin aktardığı bilgiye göre öğrenciler okulun önüne kadar gelmeyen otobüs nedeniyle her gün önemli bir mesafe yürümek zorunda kalıyor. Üstelik yürüdükleri güzergâhta yaya yolu yok. Nüfusun seyrek olduğu bölgede son dönemde yaban domuzlarının da görülmesi ailelerin kaygısını arttırıyor. Muhtarımız ve vatandaşlarımız defalarca yazılı ve sözlü başvuruda bulunmasına rağmen sorun her eğitim yılında yeniden yaşanıyor. Bu mesele yalnızca ulaşım değil çocuklarımızın can güvenliği ve eğitim hakkı meselesidir. Yetkililere çağrıda bulunuyoruz: Çocuklarımızın güvenli ulaşımını sağlayacak bir düzenlemeyi artık yapın.

BAŞKAN - Sayın Elçi...

 

TÜRKAN ELÇİ (İstanbul) - Sayın Başkan, konu uzaydan açılmışken ben de denizin 720 metre derinliğine ulaşamamamızın zorluğuyla baş başa kaldığımız acı bir hadiseyi hatırlatmak isterim. Bildiğiniz üzere, 2 Eylül 2026 tarihinde Tuğberk İmamoğlu gemisi bir kaza sonucu 10 mürettebatıyla birlikte battı. Ailelerle görüşme gerçekleştirdim, yetkililerden talepleri var, taleplerinin sonunda "Lütfen, bizi mezarsız bırakmayın." diyorlar. Düşünebiliyor musunuz, mezar isterken "lütfen" diyorlar. Yetkililer 700 metre derinliğe ulaşmanın zorluğundan söz ediyor, aileler ise daha derine inilen emsal örnekleri öne sürüyor. 1.200 metre derinlikteki Türk F-4 uçağındaki iki pilotun naaşının çıkarılmasını örnek gösteriyorlar doğal olarak. 3.980 metre...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun.

 

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Siirt AKP Milletvekili Merdan Gül eski Siirt Belediye Başkanıdır, herhâlde bu milletvekili uzayda yaşıyor, Siirt'te yaşamıyor. Ben Siirt'in sorunlarını gündeme getirirken üç dört günde bir sefer içme suyu var dedim, inkâr ediyor. Botan Çayı'ndaki köprü baraj altında kaldı, 40 tane köyün şehirle ulaşımı kesilmiş durumda "Böyle bir şey yok." diyor. Şehrin otoparkı yok, şehrin altyapısı yok. Orada esnaf, küçük sanayi için yapılan dükkânlar var, kiralar çok pahalı. Tıp fakültesi var, öğrencilerin yarısı Van'da okuyor, yarısı Siirt'te okuyor. Hava yolunun ücretleri yüksek. Hastane var, yetersiz, doktor yetersiz yani Siirt'te kamu hizmeti, kaliteli kamu hizmeti yok ama bunun başında da belediye başkanlığı yapmış olan AKP Milletvekili Merdan Gül var; gelsin, burada Siirt'le yüzleşsin bakalım.

BAŞKAN - Sayın Sakik...

 

 

SIRRI SAKİK (Ağrı) - Sayın Başkan, bu sabah Kırıkkale Yahşihan ilçesinde bir belediyeye operasyon yapılıyor, Belediye Başkan Yardımcısı "Satılmış Serkan Yıldıran" adındaki şahsa ait 1.630 tane taşınmaz, konut tespit ediliyor, iş yeri tespit ediliyor ve paralar bir tarafta, dövizler bir tarafta, altınlar bir tarafta. Şimdi, düşünün, 30 bin nüfuslu bir ilçede vurgunun nerelere kadar geldiğini. Şimdi, bir siyasetçinin evinde 10 kilo altın bulunuyor. Siyaset şeffaf olmalıdır. Buradan çağrımdır Parlamentoya ve bütün siyasetçilere: Herkes mal beyanında bulunsun, kimin neyi var, neyi yok, toplum bunu bilsin. Büyük bir çürüme var, bu çürüme hepimizi gerçekten rahatsız ediyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Aşıla...

 

 

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Son dönemde gökyüzünde gördüğümüz olağan dışı uçak izleri ve aynı anda toplumda artan hastalık döngüsü, kim ne derse desin, araştırılmaya muhtaçtır. Burada bahsettiğim, herkesin bildiği yüksek irtifa yoğunlaşma izleri değil; saatlerce dağılmadan kalan, yayılıp katman oluşturan hatlardan bahsediyorum. Bu durumu sorgulamak da açıklama istemek de her vatandaşın hakkıdır. Gökyüzünde neler oluyor? Halk sağlığındaki bu düzensizlik neden yaşanıyor ve madem hiçbir sorun yok, bazı ülkeler neden olmayan bir şeyi "contrails"i yasaklama ihtiyacı duyuyor? Evet, hastalıklarda ve alerjik reaksiyonlarda büyük bir artış gözlenmektedir, sebebi araştırılmalı ve önlemler de derhâl alınmalıdır diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Silkin Ün...

 

 

SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

SGK'nin ihmali binlerce genci borca sürüklüyor. Kanuna göre cinsiyete, yaşa, eğitime ve hane gelirine göre farklı zamanlarda otomatik olarak aylık 1.981 liralık GSS prim borçlanması başlatılıyor ancak sorun şurada: Genç e-devlete giriyor, "GSS tescil ve prim sisteminde kaydınız bulunmamaktadır." ibaresiyle karşılaşıyor; devlet hastanesine gidiyor, para ödeyerek tedavi oluyor; adresine böyle bir süreç başladığına dair tebligat gönderilmiyor ta ki o genç, yıllar sonra iş bulup çalışmaya başlayınca bir tebligat geliyor karşısına, o gün o gence "Faiziyle birlikte birikmiş şu kadar borcun var." tebligatı geliyor. Kurumsal sorumluluklarını yerine getirmeyen SGK, bedelini gençlere ödetiyor.

SGK, kendi ihmalinden kaynaklanan bu sorunu çözmek zorunda; borçların faizini silmek, hastanelere ödedikleri paraları da geri iade etmek zorunda.

BAŞKAN - Sayın Arpacı... Yok.

Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Belli ki aldanmanın da aldatmanın da müptelası oldunuz. Başınız ne zaman sıkışsa, milletin karşısında ne zaman dara düşseniz hemen bir vaade, dolana sarılıyorsunuz. İşte, şimdi de Sayın Cumhurbaşkanı "Uzay aracımız hazır." diye buyurdu ve evrendeki ganimetten pay istedi. Yahu, 2023 seçimlerinde biz aya sert iniş yapacaktık, ne oldu? Ay işte orada duruyor. Siz ne yaptınız? "Aya ayak basacağız." derken memleketi yerin dibine batırdınız. 2011 seçimlerinde yine "Yerli uçağımız göklerde." dediniz. Nerede? On beş yıldır inecek yer bulamadığı için mi inemedi?

Fon ganimetleri de yetmedi bu işleri çözmeye. Kendinizi de milleti de kandırmaktan vazgeçin.

BAŞKAN - Sayın Olan...

 

 

HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Teşekkürler Başkan.

Bitlis'te tüm alanlarda olduğu gibi köylere hizmet götürme de siyasal tercihlere göre belirleniyor. İktidara oy veren köylere asfalt, parke taşı, su, altyapı; iktidara oy vermeyen köylere toz, çamur, balçık... El vicdan, biraz ahlak lazım. Bakınız, taşımalı eğitimde servislerin öğrencileri köyün içine kadar bırakması zorunludur. Oysa Bitlis'in birçok köyünde yollar bozuk olduğu için servisler köylere gidemiyor; öğrenciler, hastalar, yaşlılar kilometrelerce yol yürümek zorunda kalıyor. Henüz "Havalar nispeten iyi." dediğimiz ekim ayında yollar geçit vermezken yarın çetin kış aylarında bu insanların çekeceği rezaleti düşünün. Bir de üstüne üstlük yaşadıkları rezaleti, mağduriyeti kamuoyuna duyurunca yerel idareciler tarafından tehdit ediliyorlar. Buradan, Bitlis'te halkı tehdit eden idarecileri uyarıyorum: Göreviniz, ödediği vergilerle maaş aldığınız halkı tehdit etmek değil halka hizmet etmektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN -  Sayın Ersever...

 

 

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Sayın Başkan, kadın cinayetleri, akran şiddeti ve okullarda yaşanan saldırılar artıyor, şiddet hayatın her alanına yayılıyor. 2025 yılının ilk dokuz ayında, şüpheli kadın ölümleriyle birlikte 430 kadın hayatını kaybetti. 2026 yılının ilk dokuz ayında bu sayı 439'a yükseldi. "Sayı" demek de bir zulüm tabii burada; her biri bir can, her biri yarım kalmış bir hayat, geride kalanlar için dinmeyen bir acı. Politikalarınız kadınları koruyamıyor, şiddeti önleyemiyor. Tekrar ediyoruz; kadın cinayetleri politiktir, ivedilikle ülkeyi şiddet sarmalından çıkartacak kalıcı, köklü ve etkili çözümler alınmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.

YENİ YOL Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun Sayın Ekmen.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Yeni yasama yılının üçüncü günündeyiz. Bir scoreboard tabelası takip eder gibi AK PARTİ'yi takip ediyoruz. Fon dolandırıcılığına ilişkin bir komisyon kurulması yönünde karar çıktı mı, çıkmadı mı? Tabii ki bugün bütün grupların önergeleri bir komisyon kurulması için. Geçmişte birçok kez yaşandı, otomatik olarak taleplerimiz reddedildi. Bakınız, 2023 yılında Sayın Oğuz Kaan Salıcı ve arkadaşları, Sayın Mühip Kanko ve arkadaşları önerge vermişler borsa manipülasyonu ve benzeri finansal dolandırıcılık üzerine. 2024 yılında Orhan Sümer ve arkadaşları önerge vermiş. 2025'e geldiğimizde Sayın Mehmet Satuk Buğra Kavuncu ve arkadaşları ile Sayın Ayyüce Türkeş Taş ve arkadaşları önerge vermiş. 2026 yılının tek önergesini ise Adana Milletvekilimiz Sayın Sadullah Kısacık ve arkadaşları vermiş. Yani üç yıl boyunca muhalefet âdeta örtülü bir görev dağılımı yapmış gibi üç veya altı ayda bir Meclisin gündemine bu konuyu getirmiş. Ne olmuş; AK PARTİ oylarıyla otomatik olarak reddedilmiş. Peki, acaba bu komisyonlardan herhangi biri kurulmuş olsaydı bugün ekonomi üzerinde büyük bir etki yaratan ve milyonlarca vatandaşımızı doğrudan yada dolaylı olarak mağdur hâline getiren bu dolandırıcılık bu aşamaya gelir miydi? Ben hiç de böyle olacağını düşünmüyorum. Geciktiğimiz her gün kamuya ve milletimize zarar yazıyor. Bakınız, dün Sayın Ömer Bolat'la ilgili bir iddia ortaya çıktı; kendisi bu iddiayı hızlıca, detaylı ve tatmin edici bir şekilde reddetti. Peki, niye buna mahal veriyorsunuz? Listeleri yayınlayın -dün Sayın Özlem Zengin de burada diyor- kimin ne kadar, hangi miktarda bu alçaklığa karıştığını herkes bilsin, kimse hakkında spekülasyon yapılmasın. Önceki dönem milletvekillerinden Sayın Aydın Ünal günlerdir içi yanarak çığlık çığlığa bağırıyor, bugün de yazmış: "Bakın, Ömer Bolat olayı da bunun bir ifadesidir." diyor. Geciktiğimiz müddetçe dedikodu artar, spekülasyon artar. Ha, şu da bir ihtimaldir: Bazı gazetecilere bilerek ve isteyerek bazı yanlış isimler servis edilir, bunlar yalanlanır, daha sonra her türlü bilginin sıhhati tartışma konusu yaratılır. Ama bu mesele çok esaslı ve büyük bir mesele. Bugün Sayın Akbaşoğlu burada, bir kez daha sesleniyoruz: Geliniz, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tarihin en büyük fon dolandırıcılığına dair bir komisyon kuralım. Bütün grupların teklifleri var, isterseniz bunları birleştirelim, isterseniz herhangi biri üzerindeki konuşmayla bile iktifa edelim. Hatta gelin, isterseniz hiç konuşmadan bu kararı alalım geçelim ama yeter ki, yeter ki bu dolandırıcılık faaliyeti yargı ile bürokrasi arasında sıkışıp kalmasın. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bir demokratik  denetime ve milletimizin gözetimine ve göz açıklığına getirilsin. Aranızda bu işleri çok iyi bilen arkadaşlar var, onlardan bile dahi kurulsa biz yine bunun hayırlı bir şey olacağını düşünüyoruz. Bir milletvekili bile ve isteye böyle bir dolandırıcılığın kapatılmasına göz yummaz. Dolayısıyla mesajlar geliyor, bir sürü yerde isimler geçiyor; ya, adam diyor ki: "Ya, kimse bahsetmiyor, Peker Gayrimenkullere biz şöyle çarpıldık." diyor. Onlarca hisse var bu şekilde son beş yıl içerisinde. Geliniz, beş yıl boyunca para piyasalarında, fonlarda, İMKB'de yaratılan her türlü manipülasyonla ilgili kararı bugün alalım ve ondan sonra Kızılay Kanunu mudur, bu fonla ilgili yeni kanun mudur, her ne konu geliyorsa el birliğiyle onları da hızlıca geçirelim diyoruz.

Sayın Başkanım, yaz boyu birçok mesele birikti. Mesela, Mersinli bir hemşehrimiz, Halit Altun 42 yaşındaydı. Evlatlarıyla birlikte şehir merkezinde bir parkta eğleniyorken ya da piknik yapıyorken küçük bir tartışmadan sonra bir polisin anında silahı sıkmasıyla hayatını kaybetti çocuklarının kucağında ve bunun ırkçı ve görevi aşan bir saldırı olduğu açık. 10 Eylülde Dışişleri Bakanlığına bir soru önergesi verdik; bu olayla ilgili diplomatlarımız ne kadar ilgileniyor, aileye hukuki yardım sağlandı mı, Belçika makamlarına hangi girişimler yapıldı, sanığın yargılanmasıyla, soruşturmasıyla ilgili durum nedir? Kırk beş gün geçti, cevap alabilmiş değiliz. Bu konuda Sayın Akbaşoğlu'ndan rica ediyorum; Halit Altun hakkında Dışişleri Bakanlığının bugüne kadarki yaptığı işlemleri öğrenelim, Mersinli bu hemşehrimize devlet olarak sahip çıkalım.

Bir başka mevzu yine Mersin'imizle alakalı, Taşucu gemi kazasında kayıplarımız oldu, Türk tarafında bir soruşturma yok. Kıbrıs'ta bakan istifa ediyor, Türk tarafında şube müdürü hakkında soruşturma yürütüldüğüne dair bir bilgimiz yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu geminin seyrüseferlerinde Türk makamlarının hiç mi sorumluluğu yok, buna ilişkin niçin kamuoyu bilgilendirilmiyor? Aynı tarihlerde Tuğberk İmamoğlu gemisi de İstanbul'da yine birtakım idari hatalarla battı. Tuğberk İmamoğlu gemisinde 9, Girne Taşucu Filo Jet gemisinde 6 vatandaşımızın bedenine hâlâ ulaşılamadı. Aileler yalvarıyorlar, "Bir mezarımız olsun, biz de gidip bir Fatiha okuyalım." diyorlar. Bu konuda da gerekli arama ve kurtarma faaliyetlerinin son durumu hakkında Sayın Akbaşoğlu ilgili kurumlardan bilgi alıp Genel Kurulumuzu bilgilendirirse memnuniyet duyarız.

Karadeniz'de bazı gemilere saldırılar oluyor; bunun gerçekten Rusya tarafından mı yapıldığını, karanlık bir saldırı mı olduğunu bilmiyoruz. İster Türk gemisi bayrağı taşısın ister taşımasın, Türk vatandaşlarıyla ve mürettebatıyla ilgili bütün saldırıların aydınlatılması lazım. En son bu hafta 10 kişi hayatını kaybetti. Birçok milletvekilimiz soru önergesi vermiş, birisi de Sayın Sibel Suiçmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu önergelere cevap verilmiyor. Karadeniz'de sivil seyrüseferin güvenliği, ticaretin devamı, denizcilerin can güvenliği çok önemli. Bu, uluslararası ilişkilere feda edilemez bir durumdur. Bu konuda da Genel Kurulumuzun bilgilendirilmesini istiyoruz.

Efendim, birçok konu belirli bir aşamaya geliyor ancak bir cerahatin patlaması gibi patladığında kamuoyu haberdar oluyor. Yahu, Bismil'de fakir fukaraya dağıtılması için satın alınan birkaç ton patatese tenezzül edilmiş ya! Biz bunu nereden anlıyoruz? Bir soruşturma yürütülüyor, Sosyal  Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü tutuklanıyor, Başsavcı ile Kaymakamın yeri değiştiriliyor. Ya, eğer Kaymakam doğru yaptıysa o Müdürü niye tutukladınız? Başsavcının görevinde kalması lazım. Başsavcı doğru yaptıysa Kaymakamın görev yerini niye değiştirdiniz? "Aman, bir pislik patladı, biz hemen burayı kapatalım, Kaymakam bir yere gitsin, Başsavcı bir yere gitsin."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tabii efendim.

Bütün bu sorumluluk aynen fon dolandırıcılığında olduğu gibi, herkes gözünü yumacak ama bunun neticesinde bir Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürü muhtarların şikâyeti sonucu tutuklanacak ve bu şekilde kapatılacak. Emin olun, örtülen her bir dolandırıcılık ve yolsuzluk olayı daha büyük dolandırıcılık ve yolsuzluklara cesaret sağlıyor tıpkı fon dolandırıcılığında yaşandığı gibi. Bismil Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfında yürütülen soruşturmayla ilgili fakir fukaranın patatesine ya, patatesine göz koyan ve tenezzül eden bürokratlarla ilgili soruşturma nedir? Kaymakam veya Başsavcı hakkında neden bu işlemler yapılmıştır? Burada bir güç kavgası mı vardır, gerçekten bir dolandırıcılık mı vardır?

Sayın Akbaşoğlu, sorularım çok oldu ama bu mevzuda da Genel Kurulumuzu bilgilendirirseniz memnun oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Sayın Uğur Poyraz.

Buyurun Sayın Poyraz.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve ekranları başındaki bütün vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Evet, yeni Türkiye'de yine aynı gündemler önümüzde. Polis intiharları... Her gün yeni bir polis intiharı haberiyle güne başlıyoruz. Bugün, İstanbul Maltepe'de bir bina çöktü; maalesef, vatandaşlarımız hayatlarını kaybettiler. Hâlâ İstanbul'da o meşhur -İstanbul başta olmak üzere, tüm Türkiye'de- deprem riski söz konusu ama yerinde kentsel dönüşüm dâhil olmak üzere depreme ilişkin hâlâ hiç kimse kılını kıpırdatmıyor iktidar cenahından; belli dönemlerde belli açıklamalar, belli sloganlar dışında hayata geçirilen, tüm toplum için seferberlik noktasında, hepimizin sürece katılmasını sağlayacak hiçbir gelişme yaşanmıyor. Yine, her gün okullarda bir saldırı, akran zorbalığı; bunları gözlemliyoruz. Bütün bunlara ilişkin yasaklar ve yeni kanunlar çıkartmak dışında bunun sosyolojik temellerini ortadan kaldırmaya dönük iktidar partisinde en ufak bir kımıldama yok.

Dün, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz burada sunum yaptılar. Cevdet Bey, burada, bundan sonra ne yapacaklarını izah etti, ne yapacaklarına ilişkin açıklamalarda bulundu ve bugün gazetelerin tamamının manşetlerinde Cevdet Bey ve Cevdet Bey'in şahsında referans verilerek bu ödemelerin nasıl yapılacağına, yaklaşık 43 bin kişinin ödemelerinin bu hafta başlayacağına ilişkin ifadeler ve haberler vardı ama bu sürecin geçmişine ilişkin hiçbir adım atılmadı. Ve iki gündür gerek hatiplerimiz gerek grup toplantılarında Genel Başkanlar gerek verdiğimiz röportajlarda, her yerde şu araştırma komisyonunun kurulmasını konuşuyoruz ve iki gündür aslında bütün nezaketimizle bu araştırma komisyonunun neden gerekli olduğunu iktidara izah etmeye çalışıyoruz.

Değerli Başkanım, bu araştırma komisyonunun kurulması iktidarın rızasına bağlı bir şey değil Türkiye Büyük Millet Meclisinin onuruyla alakalı bir durum; dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda gereğini yapmak zorundadır, iktidar gereğini yapmak zorundadır. İktidar bu anlamda bir kabul mercisi de değildir. Dolayısıyla bugün iktidardaki tüm milletvekillerini zan altına alan, her gün manşetlerde başka bir milletvekilinin, siyasetçisinin, bakanının, bakan yardımcısının, bürokratın isminin zikredildiği bir yerden hiç mi ar etmiyorsunuz, hiç mi hicap duymuyorsunuz? İktidar olmanın nimetleri dışında iktidar olmanın böyle de külfetleri var işte. Bu külfet nedir? On beş gündür kafanızı öne eğmek zorundasınız, on beş gündür tek kelam edemiyorsunuz. Önceki siyasi aktörleriniz, hâlihazırdaki siyasi aktörleriniz gidip salonlarda, ekranlarda ya da verdikleri röportajlarda Ali kıran baş kesen gibi "Bizden değildir, hesap verecekler, o olacak, bu olacak." Genel Kurula gelince tırt, hiçbir şey yok. Biz gelelim, izah edelim. İşte "Devlet Denetleme Kurulu şunu yapıyor, Devlet Denetleme Kurulu bunu yapıyor." Devlet Denetleme Kurulu sizin üstünüzde mi? Devlet Denetleme Kurulu Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde mi? Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini, mensuplarını, müfettişlerini kim atıyor? Siz atamıyor musunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisini bu kadar fonksiyonsuz hâle getirmekten ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu fonksiyonsuz hâle gelmesinden, sizin de fonksiyonsuz hâle geldiğinizi tescil etmekten hiç mi ar etmiyorsunuz, hiç mi hicap duymuyorsunuz? Bu araştırma komisyonu kurulacak, bu Parlamentoda bu araştırma komisyonu kurulacak; öyle de kurulacak, böyle de kurulacak. Bu haltı kim yedi, bu halt yenilirken kimler buna müsamaha gösterdi, bu istihbarat ağlarının arka planı nedir? Hani "dış güçler" diyorsunuz ya, hani "dış güçler" Genel Merkezinizden kim, hangi haberleri dışarı sızdırdı? Hangi bakan yardımcınız hangi haberi dışarı sızdırdı? Yapılacak operasyonu kim dışarı sızdırdı, bunun üzerine borsada kim manipülasyon yaptı? Bunların hepsi çıkacak meydana. Önce siz yüzleşeceksiniz, sonra bu millet sizi de arındıracak, partinizi de arındıracak, cumhuriyeti de sizden arındıracak. Böyle bir zihniyet olamaz ya! İki gündür nezaketle izah ediyoruz, iki gündür Parlamentonun nezaketine aykırı olmadan durumu açıklamaya çalışıyoruz. "Bakın, bir araştırma komisyonu kuralım, hep beraber olalım, her partiden eşit sayıda üye olsun, bu konu ortaya çıksın, bu işin bürokratik ayağını belirleyelim." diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - "Bu denetim kurulları neden hiçbir fonksiyonu icra etmemiş, niye geç kalmış, işin içindeler mi, aptallıktan mı, hainlikten mi; niye bu süreçler böyle yönetilmiş ya da yönetilmemiş?" Bütün bunlara verilen cevap: "Sayın Cumhurbaşkanımız çok kararlı." "Sayın Cumhurbaşkanımız çok üzgün." "Sayın Cumhurbaşkanımız çok kızgın." Kardeşim, Cumhurbaşkanının duygu durumuyla ilgilenmiyoruz ki biz, Cumhurbaşkanının duygu durumu değil yani biz burada grup terapisinde değiliz, biz de terapist değiliz. Sizin psikolojinizi düzeltmek için de bizler araç değiliz. Biz, millet adına, milletin sorularını ve milletin sorunlarını burada tartışmak için bulunuyoruz. Eğer siz kendinizi milletten arındırmışsanız, milletin sorunlarından arındırmışsanız ve derdiniz sadece partinizin içinde "Ya, biz kazanamadık, bunlar nasıl kazandı?" kavgasıysa onu bizden ötede yapın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - "İçimizde bazıları kazandı, biz kazanamadık." kavgasıysa o kavgayı bizden ötede yapın, bu Parlamento çatısının dışında yapın ama bu  Parlamentonun onuruna, vakarına, haysiyetine ve şerefine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık sebeplerine açıkça kastetmiş bu bürokratik kadro arınacak, bu bürokratik kadro ortaya çıkarılacak, Türkiye Cumhuriyeti devleti bu sonradan yerleştirdiğiniz, liyakatine bakmadan sadakati üzerine yerleştirdiğiniz kadrolardan arınacak; bunu siz arındırmak mecburiyetindesiniz, biz de takip etmek mecburiyetindeyiz. O yüzden, o iktidar olmanın nimetlerinden istifade ederken bu külfetlerine de katlanacaksınız; bu külfetlerine katlanamıyorsanız da sandık yakındır, millet sizi her şeyden arındıracaktır.

Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Sevda Erdan Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bugün, tabii, yine kötü bir haberle uyandık, hiçbir gün artık iyi bir haberle güne başlayamıyoruz. İstanbul Maltepe'den hepimizi derinden üzen bir haber aldık: 7 katlı bir binanın 3 katının çökmesi sonucu, ilk aldığımız bilgilere göre, 2 yurttaşımız hayatını kaybetti, enkazdan kurtarılanlar var, hâlâ kurtarılmaya çalışılanlar var ve sağ salim inşallah ulaşılır. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyoruz ama tabii, bu sabah İstanbul'da bir deprem mi oldu? Hayır. Herhangi bir dış etken mi var? Şu ana kadar belirlenen bir dış etken de yok. Görülüyor ki ihmallerin ve gecikmelerin devamı olarak da böyle bir kayıp yaşandı. Çalışmalar devam ediyor fakat şöyle bir sorununuz var: Kentsel dönüşüm gerçeğiyle bu ülke yüzleşmek zorunda ve bu sorunu bir an önce çözmek zorundayız çünkü geçtiğimiz yıllarda biz bunun acısını çok derinden yaşadık; yurttaşlarımızı kaybettik, anne-babalar çocuklarını kaybetti, çocuklar anne-babalarını kaybetti. O yüzden, sadece böyle acı olayların yaşanmasını beklememeliyiz kentsel dönüşümü konuşmak için diyorum. Tabii, çalışmalar devam ediyor; soruşturma olur, yine bu konu hakkında konuşuruz.

Sayın Başkanım, sabah ben basın toplantısında da bir çağrı yaptım: Bu Mekke Anlaşması her yerde konuşuluyor; sorular var sosyal medyada da, vekil arkadaşlarımız da sorularını yöneltiyor. Bu Mekke Anlaşması'yla ilgili yani Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren bir anlaşmayla ilgili aslında ilk konuşulması gereken yer Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ben basın toplantımda yaptığım çağrıyı bir kez daha tekrarlıyorum: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın gelip Türkiye Büyük Millet Meclisini bu konuda bilgilendirmesi gerekiyor. Az önce gördüm basında, galiba bir toplantıda bilgilendirme yapmış bu konuda. Bu Kurulun üyeleri böylesi önemli bir konuda, savaş ve barış meselesinde bu konuyu basından öğrenmemeli; o yüzden, bir kez daha çağrımı yeniliyorum: Dışişleri Bakanı gelsin, Mecliste bu konuyu anlatsın bize. Tabii ki devlet sırrı olabilir, bazı hassasiyetler olabilir yani kapalı toplantı bile olsa bu konuda muhakkak milletvekillerini ve parti gruplarını bilgilendirmesi gerekiyor. Eğer bu çağrımız yanıtsız kalırsa önümüzdeki hafta biz buna ilişkin genel görüşme talebimizi de saklı tutuyoruz ama çağrımızı yeniden tekrarlıyoruz. Böylesi önemli konuda Meclis uzaktan izleyici tutulamaz diyorum.

Sayın Başkanım, dün de konuşuldu; ülkede derin bir sansür krizi yaşıyoruz. Zaten Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 163'üncü sırada, Kuzey Kore, Çin, İran gibi ülkelerle aynı ligdeyiz. Her gün televizyonlara ceza, Twitter hesaplarına kapatma, haber sitelerine erişim engeli, işte ekonomik baskı, yargı tehdidi derken gazetecilere de soruşturmalarla basın özgürlüğü zaten artık ayaklar altında, konuşacak hâli bile kalmamış. Şimdi, sadece eylül ayında bile 1.270 X hesabına erişim engeli getirilmiş. Buna sadece basın özgürlüğü olarak da bakamayız, kaç gündür konuşuyoruz burada fon soygununu, bu açıdan da bakmak gerekiyor.  30 Eylülden bu yana fon krizine ilişkin paylaşım yapan 147 hesap hakkında da engelleme kararı alınmış. Şimdi insanlar birikimlerini kaybetmiş, paraların nereye gittiğini soruyor ya da sorumlular acaba bunun hesabını verecek mi diye merak ediyor, süreci takip etmek istiyor. Siz bunlara cevap vermek yerine kalkıp bu konuları soran, bunları araştıran hesapları kapatıyorsunuz yani buradan bir kez daha soruyorum: Üç gündür konuşuyoruz artık zaten, kimler ne kazandı, kimler önceden biliyordu, kimler biliyordu da görevini yapmadı, kimlerin siyasi, bürokratik bağları var; bunların hepsinin araştırılması gerekiyor. Yani hesap kapatmak yerine, burada araştırma komisyonunu kurup aslında ayrıntılarıyla burada araştırmak ve bütün vatandaşları da aslında bu konuda bilgilendirmek zorundayız. Üç gündür uğraşıyoruz, bütün muhalefet partilerinin önergeleri var aynı konuda. O yüzden artık bu konuyu daha daha tartışmak yerine ortak bir önergeyle araştırma komisyonunu kurmak zorundayız. Yani sadece gazetecileri susturarak, hesaplara erişim engeli getirerek gerçeklerin önünü kapatamazsınız. O yüzden, ivedilikle araştırma komisyonunu kurmak zorundayız.

Sayın Başkanım, tabii, Meclis çalışmaları başladı, hepimizin de çok ziyaretçisi oluyor, bizim de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da ziyaretçileri vardı dün. Tabii, Türkiye'de çok sorun var, hemen hemen her kesimin ayrı bir sorunu var, bugüne kadar Türkiye'nin yükünü taşıyan ama kendi yükünü artık taşıyamaz hâle gelmiş şoförlerimizin de sorunları var. Bireysel nakliyeciler ziyaret etti grubumuzu, dertlerini anlattılar, biz de söz verdik burada, Meclis kürsüsünde de bir daha onları hatırlatacağımıza.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Tamam Başkanım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeğiyle direksiyon sallayarak ekmeğini kazanan herkesin yanındayız. Malum mazot pahalı, lastik pahalı, bakım pahalı, sigorta pahalı, yedek parça pahalı, şoför yükü zamanında teslim ediyor ama navlunu zamanında alamıyor, aylarca parasının peşinden koşuyor. Sınır kapılarında şoförlerimiz gerçekten çile çekiyorlar şu anda, özellikle Cilvegözü üzerinden Orta Doğu'ya yük taşıyan şoförlerin vize bekleme sorunları bir an önce çözülmeli, gerekli diplomatik girişimler muhakkak yapılmalı. Ehliyetiyle ilgili de sorunlar var yani ceza puan sistemi profesyonel şoförlerin çalışma sistemiyle uyuşmuyor yani ehliyete el koyduğunuzda o şoförün tamamen ekmeğini elinden almış oluyorsunuz; artık bu konuda da geçici çözümler değil kalıcı çözümler sunulmak zorunda. Türkiye'nin bir şoförlük meslek kanununa ivedilikle ihtiyacı var. Birçok sorunu var, bu sorunların temelinde aslında bir kanunları olmaması da yatıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Toparlıyorum Başkanım.

O yüzden onlar sadece yük taşımıyor, Türkiye'nin üretimini, ticaretini ve ihracatını da taşıyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'nin yükünü taşıyanların yükünü hafifletmek için onların yanında olmaya, sesleri olmaya ve talep ettikleri gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için de takipçi olacağımıza söz veriyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Edebiyatımızın müstesna kalemlerinden, Manisa'mızın yetiştirdiği kıymetli hemşehrimiz Yazar Yusuf Atılgan'ı vefatının yıl dönümü münasebetiyle saygıyla anıyorum.

Yusuf Atılgan; Aylak Adam ve Anayurt Oteli gibi başyapıtlarında Zebercet gibi karakterler üzerinden modern insanın yalnızlığını, iletişimsizliğini ve cemiyetten kopuşunu çarpıcı biçimde resmetmiştir. Yusuf Atılgan'ın eserleri bize şunu hatırlatır: Toplum, insanı yalnızlaştırmadan; siyaset, insanın sesini ve onurunu unutmadan var olmalıdır. Birbirine sırtını dönen değil kutuplaşmayı aşan, diyalog kuran ve ortak kaderde kenetlenen güçlü bir toplumsal dayanışma şarttır.

Sayın Başkan, haberleşmenin, kamu kurumlarının ve fedakârlığın köklü çınarı, kamu hizmetinin değerli kurumu PTT çalışanlarının 9 Ekim Dünya Posta Günü'nü kutluyorum.

Bugüne kadar bu yüce çatı altında hiçbir zaman şahsımdan bahsetmedim, bunu da uygun görmem ancak PTT benim şahsi hayatımda da müstesna bir yere sahiptir. Zira rahmetli babam İbrahim Akçay da ömrünü PTT hizmetine adamış, bu mesleğe adamış bir postacıydı. Devlet ve kamu malına sahip çıkmanın, kamu hizmetinin kutsiyetini, kamu hakkının ağırlığını, vazife ahlakını ve millete sadakatle hizmet etme şuurunu ben ilk olarak, ilk öğretmenim babam İbrahim Akçay'ın o onurlu vazife şuurundan öğrendim. Postacılık yalnızca haberleşmek, iletişim, ulaştırma, mektup taşımak değildir; güveni, emaneti ve devletin vatandaşla kurduğu bağı taşımaktır. Bu vesileyle, bütün posta çalışanlarımızı sevgiyle saygıyla selamlarken, aynı zamanda babam İbrahim Akçay'ı da rahmet ve şükranla anıyorum.

Sayın Başkan, bölgemizin âdeta ateş çemberiyle kuşatıldığı, küresel dengelerin derinden sarsıldığı çetin bir jeopolitik dönemden geçiyoruz. Uluslararası sistem; bugün mazlumların feryadına cevap vermekten, soykırımları durdurmaktan ve krizlere adalet temelinde müdahale etmekten çok uzaktır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel mekanizmaların karar alma kabiliyeti zayıflamış, insanlığın ortak vicdanını temsil etme iddiası ağır yara almıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesiyle "Dünya 5'ten büyüktür. Daha iyi bir dünya mümkündür." Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin vurguladığı gibi "Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adaletin merkezi de Ankara'dır." Türkiye; krizlerle ve jeopolitik kırılmalarla çevrili bir coğrafyada akılcı, dengeli, adalet merkezli ve millî menfaatleri esas alan bir dış politika yürütmektedir. Yakın çevremizde yaşanan her gelişme doğrudan millî güvenliğimizi, ekonomimizi ve bölgesel istikrarı yakinen ilgilendiren stratejik bir meseledir. İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü, bölgeye yaymaya çalıştığı soykırım ve saldırganlık politikaları Filistin halkını, bölge barışını, insanlık vicdanını ve uluslararası hukuk düzenini hedef almaktadır, altüst etmektedir. Netanyahu yönetiminin Birleşmiş Milletler kürsüsünden sergilediği pervasızlık, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Türkiye, mazlum Filistin halkının hakkını ve adalet davasını her platformda savunmaya devam edecektir. Bu noktada İslam ülkelerine düşen sorumluluk büyüktür. Kınamanın ötesine geçen ortak bir tavır, ortak bir irade ve caydırıcı bir duruş ortaya mutlaka konulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Kudüs'ün, Gazze'nin ve mazlum Filistin halkının kaderi yalnızca diplomatik açıklamalara bırakılamaz. Bu yangın kuşağı içinde Türkiye, mavi vatanda Ege ve Doğu Akdeniz'deki meşru egemenlik haklarından zerre taviz vermeyeceğini kararlılıkla göstermektedir. Denizlerimizdeki ve semalarımızdaki hak ve menfaatlerimiz hiçbir oldubittiye kurban edilemeyecektir. Diğer yandan, Türk dünyasıyla ilişkilerimizin güçlenmesi tarihî bir imkândır. Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik iş birliğinin derinleşmesini önemsiyoruz. Dilde, fikirde ve işte birlik mefkûresi dış politikamızın stratejik omurgasıdır. Küresel siyasetin kuralsızlaştığı, uluslararası güvenlik düzeninin sarsıldığı bu dönemde Türkiye, hukuku, barışı ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilen, krizlerin çözümünde yapıcı rol üstlenen ve mazlum milletlere umut veren bir ülkedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Türkiye Cumhuriyeti, iç cephesini sarsılmaz tutarak, Orta Doğu'nun barış ve huzuruna liderlik ederek, millî menfaatlerini tavizsiz müdafaa ederek ve Türk dünyasının gücüyle birleşerek bu fırtınalı dönemi aşacak, lider ülke vasfını dünyaya kabul ettirecektir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Akçay.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun. 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, 6-8 Ekim haftasındayız ve 6-8 Ekim olaylarının üzerinden tam on iki yıl geçti. 6-8 Ekimde yaşananların aslında bütün yönleriyle aydınlatılması, hakikatin açığa çıkarılması ve özellikle de bu yaşamını yitirenlerin faillerinin gerekli cezaları alması için biz onlarca defa araştırma önergesi verdik, onlarca defa Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon kurulsun dedik. Tıpkı bugün fon krizinde, fon vurgununda komisyon kurmayan iktidar, o zaman 6-8 Ekim olaylarının araştırılması için de komisyon kurmadı. Neden kurmadı? Çünkü bunun üzerinden siyasi rant devşirmek istiyordu, çünkü bunu bir siyasi operasyonun gerekçesi yapmak istiyordu, çünkü HDP'yi siyasetten silmek istiyordu, kendi rakibi olan ve onu 7 Haziranda iktidardan düşüren HDP'den intikam almak istiyordu, bunun için de 6-8 Ekim olaylarının bütün yönleriyle araştırılması ve hakikatin açığa çıkması konusunda tek bir adım atmadı. Uzun süre bu konu hiçbir şekilde soruşturulmadı ki soruşturmayı gerektirecek bir şey yoktu hakikatin açığa dışında. Sonra, yıllar sonra bir noktadan talimatlı bir şekilde düğmeye basıldı ve o dönem HDP'nin Eş Genel Başkanları olan sevgili Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere birçok milletvekili arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı, milletvekillikleri düşürüldü. Peki, yargılamada ne oldu? Yargılamada, dosyada unutulan notlardan aslında nasıl talimatlı bir yargılama olduğu, 6-8 Kobani eylemleri gerekçesiyle HDP'nin nasıl tasfiye edilmek istendiği, özellikle de aslında AKP'nin kendi siyasi rakiplerini nasıl yargı eliyle bertaraf etmek istediği açık ve net bir şekilde ortaya konuldu. Tam bir komplo, tam bir kumpas yargılaması, hukuk tarihine garabet olarak geçecek bir yargılama süreciyle karşı karşıya kaldık.

Ortada 3 tane AİHM kararı var Sayın Selahattin Demirtaş hakkında. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18'inci maddesinin ihlal edildiğini söylüyor yani diyor ki: Siz Kobani kumpas davasını siyasi saiklerle açtınız; siz, sizin rakibiniz olan, seçimde sizi sandıktan düşüren, iktidardan düşüren HDP'den ve onun seçilmiş eş başkanlarından ve milletvekillerinden intikam almak için bu yargılamayı yapıyorsunuz; atılan "tweet"ler hukuka uygundur, fikir, düşünce özgürlüğü kapsamındadır, ortada bir suç yoktur, doğal olarak da suçlu yoktur ama ne yaptılar Sayın Başkan? Günlerce seçim kampanyasında arkadaşlarımızın fotoğrafını gösterdiler; yetmedi, yaşamını yitiren insanları -ki çoğu bizim partilimizdir- onları ortaya koydular ve bizim arkadaşlarımızı, insan yaşamı için her gün bedel ödeyen, bu ülkenin barışı, demokrasisi için her gün bedel ödeyen ve dimdik duran yoldaşlarımızı insanların yaşamını yitirmesinin sorumlusu olarak lanse ettiler ama hakikat er geç açığa çıktı ve mahkeme dahi bütün bu kumpas yargılamaya rağmen dedi ki: "İnsan öldürme fiillerinden beraatlerine..." Neyden cezalandırılmalarına? Fikir, düşünce özgürlüklerinden. Meclis kürsüsünde ve sokakta yaptıkları konuşmalar nedeniyle arkadaşlarımız toplam dört yüz yılı aşan sürelerle ceza aldılar. O anlamıyla, buradan AKP Hükûmetine bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz:  "Artık Kobani kumpas davasını bir intikam davası olarak sürdürmekten vazgeçin. Sayın Demirtaş'ı, Sayın Yüksekdağ'ı ve bütün arkadaşlarımızı, MYK üyelerimizi ve diğer bütün yoldaşlarımızı bir an önce serbest bırakın. AİHM ve AYM kararlarına uyun ve gerçekten 6-8 Ekim olaylarının faillerini açığa çıkarın ve hakikatin ortaya çıkmasını sağlayın." çağrısını bir kez daha buradan yapıyor ve yıllardır cezaevinde bu ülkenin eşitliği, özgürlüğü, demokrasisi için onurlu bir şekilde direnen bütün arkadaşlarımızı, Kobani kumpas davasında tutulan arkadaşlarımızın şahsında bütün cezaevindeki arkadaşlarımızı da buradan saygıyla sevgiyle de selamlıyoruz; direnişlerini selamlıyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 9 Ekiminin yıl dönümü. 9 Ekim, karanlık bir tarihin başlangıcı aslında. Bu ülkede Kürt sorununun demokratik çözümüne karşı geliştirilmiş bir komplo olarak da 9 Ekimi değerlendirebiliriz. 9 Ekim 1998'de Sayın Öcalan uluslararası güçler tarafından Türkiye'ye getirildi ve İmralı Ada Hapishanesine konuldu. Uluslararası güçler, Sayın Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesinin arka perdesinde neyi amaçlıyorlardı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Aslında Türkiye'ye çok büyük bir tuzak kurulmuş ve Kürt-Türk kavgasının, Kürt halkı ve Türk halkının ebedî kavgasının ateşi fitillenmek istenmişti ama Sayın Öcalan kendi duruşuyla, barıştan yana olan, demokrasiden yana olan ve Türkiye halklarının, Türk ve Kürt halkının birlikteliğinden yana olan tutumuyla bu komployu 1998'de de boşa çıkardı ve en sonunda da aslında 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıyla da bu komployu boşa çıkardığını açık ve net bir şekilde gösterdi.

Şimdi, yeni bir eşikteyiz; barış ve demokratik toplum sürecinin içerisindeyiz. Bu barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşmasını istiyorsak herkesin Sayın Öcalan kadar sorumluluk alması gerekiyor, Sayın Bahçeli kadar sorumluluk alması gerekiyor ve Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar da kararlılık ortaya koyması gerekiyor. O nedenle, buradan, Meclisten bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu mesele sadece DEM PARTİ'nin sadece MHP'nin ve sadece AKP'nin sorunu değildir. Bu, bütün Meclisin, bütün siyasi partilerin ve bu ülkede yaşayan 86 milyon yurttaşın sorunudur, sorumluluğudur. O nedenle, Meclisin sorumluluk üstlenmesi, siyasetin elini taşın altına koyması, amasız ve fakatsız bu sürecin başarısı için çalışması, çabalaması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Yeni bir cumhuriyet yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin 2'nci yüzyılında demokratik cumhuriyeti inşa etmek için Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesine ihtiyaç vardır; bu bir zorunluluktur, bu tarihsel bir gerekliliktir. Hiç kimse tarihin bize biçtiği bu rolden kaçmamalıdır, kaçmaması gerektiğini ifade etmek istiyorum ve bu nedenle de Mecliste kurulacak izleme komisyonunun bir an önce kurulması, bu komisyonda bütün siyasi partilerin temsilinin içinde yer alması ve hızlı bir şekilde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, son dakikayı veriyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...467 gibi çok yüksek bir oranla yasallaşmış olan çerçeve yasanın yasallaşması için de gerekli adımların hızlı bir şekilde atılması ve yasanın yürürlüğe girmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

En önemlisi, Sayın Öcalan'ın bu kadar kritik sorumluluklar almışken bu kadar büyük bir rol oynadığı bir dönemde hâlihazırda İmralı Adası'na gidişlerin bu kadar sınırlandırılmış olmasını, heyetle sınırlı bırakılmasını, hâlâ oraya farklı siyasi partilerin, aydınların, yazarların, gazetecilerin gitmemiş olmasını da kabul etmediğimiz ve hızlı bir şekilde kendisinin başkanlık yapacağı silahsızlanma ve siyasi koordinatörlüğün de kurulup çalışmalarına başlaması gerektiği çağrısını da buradan, Meclisten bir kez daha hem bütün Meclise hem de Hükûmetin kendisine yapmak istiyorum. Barış için çalışmaya, hızlanmaya, adım atmaya ihtiyaç var. Barışın zaman kaybına tahammülü yok, hiçbirimizin yeni bir çatışmaya ve yeni bir kavgaya tahammülü yok.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti grubu adına Sayın Ali Mahir Başarır.

Buyurun Sayın Başarır.

 

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün güne acı, kötü bir olayla başladık. Maltepe'de bir binanın yıkılması sonucunda 2 yurttaşımızı -son aldığımız bilgilere göre- kaybettik, 10 yurttaşımız kurtarıldı, 2 yurttaşımızın kurtarılma çalışmaları devam ediyor. Deprem olmadan böyle bir olayın olması aslında hepimize bir uyarı, Türkiye'ye bir uyarı. İstanbul'da, Allah korusun ama bir deprem bekleniyor. Gerek Meclis gerek yerel yönetimler gerek iktidar bu konuda ortaklaşa bir çalışma yapmalı, depremi beklemeden İstanbul'umuzla ilgili önlemleri hep beraber almalıyız. Allah korusun, İstanbul'da yaşanacak bir deprem ülkeyi, bizleri felakete götürür, büyük acılar yaşarız.

Şimdi, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemi... Muhalefet partilerinin gündemine bakıyorum; finansal soygun, fon skandalı, fon krizi, manipülasyon, bazı fonlar üzerinden yapılan manipülasyonlar. Muhalefet parti grupları araştırma önergelerini vermiş, bir komisyon kurulması için davet ediyor. AKP'nin grup önerisi, çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesi. Yine, AKP'nin gündem dışı konuşması, uzay kongresi. Gerçekten gündeme çok hâkim bir iktidar grubuyla karşı karşıyayız. Arkadaşlar, az önce 2 bakanın da adı açıklandı. Bu fon rezaleti günden güne büyürken bu ülkenin bakanları bu işin tam göbeğindeyken susacak mıyız ya? Siz fon olayını araştırmak için mi el kaldıracaksınız yoksa çalışma saatleri için mi? Bakın arkadaşlar, iddia, Sanayi ve Ticaret Bakanınız 170 milyonluk işlem yapmış; iddia, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının babası adına -belgeleriyle ortaya konulmuş- 830 milyonluk işlem yapılmış, ailemiz güvende! Ben bunu anlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Ailem güvende, ailem güvende! Şimdi, burada ne yapmamız gerekiyor? Birazdan bu önergeler burada okutulacak, konuşulacak. Sizler ya bu işin araştırılması, somut, maddi gerçeğin ortaya çıkması için el kaldıracaksınız ya da bu işin ötelenmesi, üstünün kapatılması için, "ret" oyu için el kaldıracaksınız. Bakın, 500 bin insanın, ailenin ahı var burada. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ve önemli görevlerimizden biri de araştırma komisyonlarında görev yapıp sorgulamak. Bir anlamda yasama yargısını çalıştırıp raporlar hazırlamak, bunu 86 milyonla paylaşmak. Bunu yapmak sizin birinci göreviniz. Grupla falan da alakanız yok, vicdanınıza göre bir karar verin. Bakın, dün söyledim ben genel olarak asla ve asla buradaki arkadaşlarımı suçlamam. Burada şerefiyle, namusuyla görev yapan arkadaşlarımız var tüm gruplarda. Bire bir de birçoğuyla konuştum, tartıştım; böyle bir olayı ilk kez duyduklarını söylediler. Onlara olan saygınızdan dolayı bu önergeye "evet" oyu verme zorunluluğunuz var arkadaşlar. Yapmayın, rakamlar korkunç rakamlar. Bir, yatırılan paranın nereden bulunduğu; iki, bu para kat kat arttıktan sonra saklandığı mutlaka ki araştırılmalıdır. Sayın Grup Başkan Vekili Uğur Bey çok güzel söyledi: "Cumhurbaşkanımız çok üzülüyor, Cumhurbaşkanımız kahroluyor, Cumhurbaşkanımız bunun çözülmesi için her şeyi yapıyor..." Beni, bizi Sayın Cumhurbaşkanının hissiyatı gerçekten ilgilendirmiyor ama 86 milyonun hissiyatı ve hisleri ilgilendiriyor arkadaşlar. Seçim bölgelerinize gittiğiniz zaman hiç seçmenle konuşuyor musunuz, seçmenleriniz size ne diyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Eminim, "Araştırın." diyor.

Bakın, ülke çok farklı bir noktaya gidiyor. Esenyurt'a saçma sapan, hukuksuz sebeplerden kayyum atadınız. Bugün kayyumdan ve kayyumun yakınlarından çıkan paraları görüp kayyumun gözaltına alındığını görüyorum. Ülke nereye gidiyor? Bakın, suçsuz yere bir belediye başkanını açığa aldınız, atadığınız kayyumu da yolsuzluktan alıyorsunuz. Arkadaşlar, gerçekten ülke nereye gidiyor? Bir felakete doğru gidiyor ve biz bunları konuşmuyoruz; bakın, konuşmuyoruz burada. Burası suçların, burası bazı kirli olayların kapatılacağı bir yer değildir; burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu Meclis, Susurluk gibi vahim olaylarda komisyonlar kurmuştur, Susurluk gibi bir olaydan sonra bu ülkede Genelkurmay başkanlarını dinlemiştir, bakanları dinlemiştir; bakanlara, Genelkurmay başkanlarına, komutanlara sorular sormuştur, onu raporlaştırmıştır, o raporları savcılığa vermiştir. Savcılık birçok bakana, siyasetçiye ceza vermiştir. Size de düşen görev burada hep beraber -bakın, muhalefeti, iktidarı- çalışarak topluma yardımcı olmak.

Şimdi, emeklilerimizin eyleminde bir polisimiz öldü. Nerede? "Para için değil onurumuz için." Biz de arkadaşlarımız için değil bu polis ve bu polisler gibi yaşamına son veren onurlu insanlar için araştıracağız. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son olarak, yarın liglerde futbol başlıyor. Saffet Sancaklı yok herhâlde, onun daha iyi konuşacağını düşünüyorum ama  hakemleri de aldık, MHK'yi de aldık, şu anda hakem ataması yapacak bir birim de yok ve UEFA bir soruşturma başlattı. Peki, futboldan borsaya, borsadan fonlara, bankalara kadar neden bu durumdayız arkadaşlar, düşünüyor musunuz? Hakemleri hâkimler yargılıyor ya bu ülkede. Ha, muhtelif çevrenizdeki müteahhitlerden futbol federasyonu atamaları yaparsanız, futbolu müteahhitlere yönettirirseniz, o müteahhitler de futbolu bu hâle getirir. Hiç düşünmediniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son Başkanım.

BAŞKAN - Son dakikayı verdim ben size Sayın Başarır.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son demediniz Başkanım.

BAŞKAN - Verdim, sekizinciyi dakikayı verdim bakın.

Çok teşekkür ederim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Başkanım, önemli değil de "Son dakika." diye uyarsaydınız keşke. Uyarmadınız, o yüzden yani...

BAŞKAN - Ben kabul ediyorum eksiğimi.

Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yani futbolun bile bu hâle geleceğini, günün birinde hakemlerin örgütten yargılanacağını ben düşünmezdim ama bir parça sorumluluk alın ya. Niye bu hâle geldik arkadaşlar? Kim kirletti futbolu? "Faili meçhul cinayetler" diyoruz, kim bu hâle getirdi? Borsayı kim bu hâle getirdi? Şunu diyorsanız: "Bunların hepsini biz çözeriz, sizin önergenize ihtiyacımız yok." E, siz yaptınız, yaptığınız şeyi nasıl çözeceksiniz? Çözmüyorsunuz da. Getirin bugün önergeyi, bu konuların hepsiyle ilgili önergeleri, ben imzalayacağım altını. Siz getirin, siz getirin ya! Bizim getirdiğimiz önergeye el kaldırmaktan gocunuyorsanız, üzülüyorsanız; siz getirin, biz imzalayacağız. Futbolu da borsayı da her şeyi burada konuşup hep beraber araştıralım, çözelim arkadaşlar, çözelim.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum. Ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımıza hürmetlerimi arz ediyorum. Bu vesileyle, yeni yasama yılında Genel Kurul çalışmalarımızın milletimiz için, ülkemiz için nice hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

"Öyle bir evlat yetiştirdin ki binlerce evladın daha oldu." Evet, bu söze layık olan merhume Tenzile Erdoğan annemizi darıbekaya irtihalinin seneidevriyesinde rahmetle, hürmetle ve minnetle yâd ediyorum. Mekânı cennet, makamı ali olsun inşallah.

Aynı şekilde, millî görüş hareketinin öncülerinden, siyasetimizin saygın ve bilge ismi Recai Kutan Bakanımızın da irtihalinin seneidevriyesinde kendilerini rahmetle, hürmetle, minnetle yâd ediyorum. Hizmetleriyle, fikrî derinliğiyle, beyefendiliği ve nezaketiyle ve gerçekten Türkiye siyasetine bıraktığı güzel izler, emek ve hizmetlerle bizlerde çok büyük bir anı yumağı bırakmıştır. Cenab-ı Allah'tan Recai Kutan büyüğümüze de rahmet diliyorum; mekânı cennet, makamı ali olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sabah İstanbul Maltepe'de bir binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabrıcemil ve başsağlığı diliyoruz. Yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyoruz. İstanbul Valiliğimizin koordinasyonunda, AFAD ve UMKE başta olmak üzere, ilgili tüm ekiplerimiz olayın ilk anından itibaren büyük bir özveriyle görevlerinin başındadırlar. Enkaz altında bulunan vatandaşlarımızı sağ salim inşallah ailelerine kavuşturmanın gayreti içerisindeyiz. Cenab-ı Hak güzel neticeleri göstersin diye dualarımızı buradan, yüce Meclis çatısı altından ifade ediyoruz.

Çok Değerli Başkanım, tabii, özellikle 7 Ekim 2023'te bütün dünyanın gözü önünde başlayan bir soykırıma da hep beraber şahit oluyoruz. Bu soykırımda 75 bin insanın katli, şehadeti söz konusu ve 2 milyon 130 bin kişiyi aşan açlığa mahkûm edilen bir nüfus seyyaliyeti söz konusu; bölgeye 223 bin ton patlayıcı atıldığı gerçeği söz konusu; işgalin bölgede yarattığı yıkımın yüzde 90'ı geçtiği bir tablo söz konusu. Hastanelere getirilen toplam şehit sayısı, gerçekten biraz evvel ifade ettiğim gibi, 75 binleri buldu. Bu can kayıplarının 21.500'ünü çocuk, 22.500'ünü baba, 12.500'ünü kadınlar oluşturdu. 520 bebek soykırımda doğup şehit olurken 1.022'den fazla bebek de 1 yaşından küçükken şehit edildi. Yine enkaz altında şehit olduğu varsayılan ya da akıbeti bilinmeyen 9.500 kişi daha bulunuyor. Biz burada, yüce Meclisin çatısı altında, Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda her zaman ifade ediyoruz: Dünya 5'ten büyüktür, daha adil bir dünya mutlaka mümkündür. Bu noktada bütün insanlığın, mağdurların, Gazze'nin, Filistin'in vicdanı olmaya, gür sesi olmaya devam edeceğimizi hem Hükûmet olarak hem Meclis olarak ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; reel ekonomiyle ilgili süreçleri yakından takip ediyoruz. Bununla beraber son dönemde ortaya çıkan, fon piyasasının belli bölümünü ilgilendiren sorunlara da vaziyet ediyor, büyük bir kararlılık içinde gerekli adımları atıyoruz. Şimdi, bu meselenin en başta bir hukuki yönü var. Yargı, meselenin hukuki yönüne dair Anayasa'mız, yasalarımız, sermaye piyasası mevzuatımız çerçevesinde yapılması gerekeni diğer kurumlarımızla koordinasyon içinde yapıyor. Şunu herkes bilsin: Milletimizin hakkına girenler, haksız kazanç sağlayanlar, tamahkârlık ve sahtekârlık yapanlar bunun hesabını hem bu dünyada Türk mahkemelerine hem de ruzicezada, mahkemeyikübrada Cenab-ı Allah'a mutlaka verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu meselenin kuşkusuz bir de ekonomik yönü var. Ekonomi yönetimimiz başta olmak üzere ilgili tüm birimlerimiz çok dikkatli biçimde konuyu takip ediyor, tedbirleri alıyor; finans piyasalarının bu krizden daha güçlü, daha sağlıklı çıkabilmesi için ihtiyaç duyulan tüm adımları atıyor. Meselenin yatırımcılar boyutunu da aynı şekilde titizlikle takip ediyoruz. Kamuya hiçbir yük getirmeden vatandaşlarımızın birikimlerinin bir an önce ödenmesi için gerekli idari ve yasal süreçleri işletiyoruz. Bu bağlamda, Maliye Bakanlığımızın açıklamaları doğrultusunda bugün 43 bin vatandaşımızın ödemeleri yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında kurulan Fon Koordinasyon Kurulumuzun birincil gündemi bu meselenin çözülmesini sağlamaktır. Kurulumuz yoğun bir şekilde çalışacak, sermaye piyasalarımıza haksız gölge düşüren bu sorunun üstesinden süratle gelecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Devlet Denetleme Kurulumuz bu meseleyi tüm boyutlarıyla inceliyor. Orada da en küçük bir ihmale, hukuk ve kural dışılığa göz yumulmayacaktır. Bu sürecin sonunda Türk sermaye piyasaları safralarından kurtulacak, küçük yatırımcının birikiminden beslenen açgözlü parazitlerden arınacak; çok daha sağlam, çok daha sağlıklı bir bünyeye kavuşan finans piyasamız inşallah yoluna güçlenerek devam edecektir.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Listeleri bir açıklayın da bu parazitler kim, millet öğrensin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Türkiye ekonomisini yıpratmaya çalışan felaket tüccarları kaybedecek, ülkemiz ve milletimiz katbekat fazlasını inşallah kazanacaktır. Türkiye'ye yatırım ve sermaye girişi daha da hızlanacaktır. Bundan en ufak bir şüphe duymuyoruz.

Meselenin siyasi veçhesine gelince, bu yönden de şunu ifade etmek isterim: Bizim için bu yön vicdandan, ahlaktan ve inançtan asla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İki dakika istirham edeceğim, önemli.

BAŞKAN - Yok, sekiz dakikayı geçmiyoruz; Sayın Başarır bozdu ama...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ama istirham ediyorum çünkü kendisine cevap vereceğim.

BAŞKAN - Siz sözünüzü bitirinceye kadar devam edin Sayın Akbaşoğlu.

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Teşekkür ederim.

Şunu ifade etmek istiyorum ki: Biz AK PARTi'yi kurarken, yola çıkarken çok temel bir ilkeyi, hareketimizin esası olan bir ilkeyi en önemli düsturumuz yaptık. Nedir o? "Siyasetin tek limanı ahlaktır." Ve bu düstur üzere bugünlere geldik; bu hareket, AK PARTİ ahlak üzerine kurulmuş bir harekettir. Bizim siyasetimiz inanç, etik, güven üzerine inşa edilmiş bir siyasettir.

Şunu Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade etti, biz de ifade ediyoruz: Bizim bu aziz milletten başka hiçbir kimseye diyet borcumuz yoktur ve olmayacaktır. Bizim bu aziz milletten başka hiç kimseye diyet borcumuz yoktur ve olmayacaktır. Bizim Cenab-ı Hakk'a bir borcumuz var; Allah'ın izniyle hiçbir faniye hiçbir borcumuz yoktur, sonuna kadar gidilecek, hesap herkesten sorulacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Bize bağırmayın!

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Kurun komisyonu o zaman!

BAŞKAN - Mahir Başarır sistemimizi bozdu.

Son dakikayı veriyoruz, bitti; bir dakika daha uzatıyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda bakın, yalan ve iftiralar gırla gidiyor. Hemen sıcağı sıcağına, biraz evvel Sayın Aile Bakanımıza değinildi, onunla ilgili bir iftira ve bir yalan ortaya kondu. Sayın Mahinur Bakanımızın açıklamasını kamuoyunu ve Meclisimizi bilgilendirmek üzere harfiyen okuyorum Sayın Başkanım: "Fon meselesi üzerinden şahsımı ve aileme hedef alan iddialar baştan sona yalan ve iftiradır. Bu iftiraları üretenleri, yayanları ve bunlara alet olanları en güçlü şekilde telin ediyorum. Şahsımın ve aile üyelerimin söz konusu olaylarla hiçbir ilgisi ve bağlantısı yoktur. Hiçbir aile üyemizin söz konusu fonlarda tek bir kuruş dahi işlemi yoktur, kayıtlı hesabı yoktur. Bahsettikleri işlemin sahibi olan şahsın T.C'si 92'yle biterken babamınki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  "Yalandır." diyorsunuz, tamam.

Sayın Akalın buyurun.

 

MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Can güvenliği, sağlık ve aile birliği mazereti bulunan öğretmenlerimiz yıllardır uygulanan il emri hakkının bu yıl da uygulanmasını bekliyordu ancak yedi yıldır sürdürülen bu uygulamanın yapılmaması binlerce öğretmenimizi ve ailelerini mağdur etmiştir. Bir öğretmenimiz altı aylık bebeğini eşiyle birlikte büyütmek istiyor. Eşi üç yıldır bin kilometre uzakta. Şimdi soruyor: "Aile olabilmek için daha kaç yıl ayrı kalmalıyız?" İstedikleri bir ayrıcalık değil, aile bütünlüklerinin sağlanması ve eşitliktir. Buradan Millî Eğitim Bakanlığına çağrıda bulunuyorum: Mazereti bulunan tüm öğretmenlerimizin mağduriyetini giderin, aileleri yeniden bir araya getirin, öğretmenlerimizin sesini duyun, ailelerin bölünmesine son verin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kutevi...

 

ZEYNEP ODUNCU KUTEVİ (Batman) - Teşekkürler Başkan.

Defalarca söyledik, yine söylüyoruz: Kayyım rejimi yalnızca bir irade gasbı değildir, kentin geleceğine ve ortak varlıklarına çöken bir talan düzenidir. Seçilmiş belediye meclisini lağvederek denetimi yok eden kayyım, Batman'ı bir hizmet alanı değil, yağmalanacak bir gayri menkul havuzu olarak görmektedir. Gözü dönmüşlüğün geldiği son noktaya bakın: Batman Çayı kenarında taşkın riski taşıyan bataklık bir alana sırf rant uğruna 6 kat imar izni verildikten hemen sonra bölgedeki belediye arazileri satışa çıkarıldı. Üstelik, bu satışlara dair tek bir Meclis kararı yok. Buradan açıkça ifade ediyoruz, iradesini gasbettiğiniz bu kentin malını da yağmalayamayacaksanız, bu talana müsaade etmeyeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün aldığımız bir haberle Hopa'da uluslararası tır parkının olduğu bir alanda heyelan olduğunu öğrendik. Burada heyelan altında kalan bir tırda 1 vatandaşımız hayatını kaybetti. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Söz konusu uluslararası taşımacılıkken bu bölgede Artvin İl Özel İdaresi tır şoförlerine sadece bir tır parkına girmek ve çıkmak için günde 1.450 lira ceza kesiyor ya da ücret alıyor. Tır şoförlerinin uluslararası alanda büyük sorunları var, daha önce dile getirmiştik, hiçbir önlem alınmadı dış politika ya da diplomasiyle uğraşılarak. Bu minvalde, tır şoförlerimizin hem sınır kapılarında yaşadığı sorunları hem de uluslararası kara yollarında yaşadığı sorunları bir kez daha iktidara hatırlıyor ve çözüm bekliyoruz.

 

 

BAŞKAN - Evet, sayın milletvekilleri, 15 Yaş Kadınlar Güreş Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Niğde Çamardı Belediyesi Spor Kulübünün 33 kilo Balkan şampiyonu Reyhan Akdağ,  30 kilo şampiyonu Tenzile Sude Altan, antrenörleri ve Güreş Federasyonu yetkilileriyle Genel Kurulu izlemektedirler. Hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Üsküdar Rizeliler Derneği, Sultanbeyli Tüm Muşlular Derneği Genel Kurulu izliyorlar. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sizin söz talebiniz yok değil mi Sayın Başarır?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  Sayın Başkanım, çok kısa bir düzeltme yapacağım çünkü Bakanla ilgili söylediğimin yalan olduğunu söyledi.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi, bir, sadece bir bakan yok, bu durumu kabul eden bakanlar var. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, danışmanların, özel kaleminin bu işe girdiğini söyledi. Eski bir bakan, genel başkan yardımcısı parayı iade etti, bir kişiden bir örnek veriyor. Şimdi şunu söyleyeyim: Bakın, 43 bin kişinin de parasının ödendiği söylendi. Tartışılan konu bu değil ama 43 bin kişinin neden bu duruma getirildiğini biz tartışmak istiyoruz burada. "Devlet Denetleme Kurulu inceliyor." Devlet Denetleme Kurulu incelenecek hâle gelmiş zaten.

Son olarak da şunu söyleyeyim: "Bu açgözlü parazitleri bulacağız." dedi. Yahu, açgözlü parazitler belli, elinizde, açıklayın, hep beraber burada onların dosyalarını biz hazırlayalım. Kim bu açgözlü parazitler, biz de bunu soruyoruz. Açgözlü parazitler kim, kim, kim? (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündeme geçelim istiyoruz...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Efendim...

BAŞKAN - Ne söyledi? Hayır, siz neye cevap vereceksiniz, anlamadım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Efendim, benim açıklamalarım üzerine...

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakınız, biraz evvel Aile Bakanımızın açıklamasını ortaya koyuyordum. Aile Bakanımıza, diğer bakanlarımıza iftiralarda veya yalanlarda bulunuluyor, her türlü iftirayı iade ediyoruz.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kim iftira atıyor ya, kim iftira atıyor?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, ben şunu söylüyorum: Biz kim varsa onu ortaya koyuyoruz ve ayırıyoruz.

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Nerede?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Kimi koyuyorsunuz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ancak siz ne yapıyorsunuz? Meydan meydan hırsızlığa, yolsuzluğa, arsızlığa karışanları savunuyorsunuz. Sizin gibi davranmıyoruz biz, biz gereğini yapıyoruz.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Ya kur o zaman komisyonu. Gereğini yapmak istiyorsanız komisyonu kurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, şunu ifade ediyorum, biraz evvel yarım kalan noktadan ifade ediyorum: "Bahsettikleri işlemin sahibi olan şahsın T.C'si 92'yle biterken, babamınki 18'le bitmektedir. İsim benzerliğini kullanıp şahsımın ve ailemin iftira kampanyalarına bilinçli olarak alet edilmesine asla müsamaha göstermeyeceğim." diyor Sayın Aile Bakanımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla burada böyle birtakım isimler ortaya atıp onlar üzerinden şayia ortaya atıp birtakım lekelenme durumlarına seyirci kalmamızı kimse beklemesin.

 

Kimin elinde bir belge varsa kamuoyuna açıklasın. "Bizim elimizde de var." diyorlar. Buyurun, açıklasınlar, kamuoyuna açıklasınlar.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sayın Başkanım, cevap vereceğim ben bunlara.

BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım teşekkür ediyorum ve bugün Sayın Akbaşoğlu'nu Grup Başkan Vekili olarak burada görevlendiren AK PARTİ grup yönetimine de buradan şükranlarımı iletiyorum.

Şimdi, konuşmanızı dikkatle dinledim, notlar da aldım. Şimdi, bir kere diyorsunuz ki: "Sahtekârlar, tamahkârlar, asalaklar..."

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Parazitler.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum.

"Parazitler." Bütün bu bahsettiğiniz insanlar, şu ana kadar kamuya açık kaynaklardan edindiğimize göre sizlerin mesai arkadaşı ya da mesai arkadaşlarınızın himayesindeki arkadaşları, dostları, ortakları; bunlar bizim çevremizdeki insanlar değil, bu bir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İki, bakın Sayın Akbaşoğlu, biz burada sizin doğrularınızı ya da bizim doğrularımızı tartıştırmıyoruz. Biz burada diyoruz ki: Bir Meclis araştırma komisyonu kurulsun, hakikatler ortaya çıksın. Sizin burada bize söylediğiniz yeni tek bir cümle yok. Siz hakikatlerden kaçıyorsunuz, siz hakikatin ortaya çıkmasından kaçıyorsunuz. SPK üyelerini ben mi atadım? BDDK kurul üyelerini ben mi atadım? Borsa İstanbulu; Takasbankın Genel Müdürünü, Başkanını ben mi atadım? Muhalefetten arkadaşlarımız mı atadı? Bunların hepsini atayacaksın, bunlar atandığı için gurur duyacaksın; ondan sonra bunların denetlemedikleri, kontrol etmedikleri yine sizin çevrenizde, size yakın isimlerin ya da sizin etiketinizi kullananların malı götürmesi konusunda buradan millete ahkâm keseceksin. Bu nasıl bir zekâdır ya, bu nasıl bir bakış açısıdır? Hiç mi utanmıyorsunuz ya!

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Özür dilerim Başkanım.

İki gündür nezaketle konuşuyoruz. Araştırma komisyonu kurulacak, hakikat ortaya çıkacak. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, buyurun.

İki dakikadan fazla süre vermiyorum.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elbette Sayın Başkan, bu, iki dakikaya sığacak bir konu değil ama meselenin vahameti açısından da söz almak mecburi.

BAŞKAN - Önergeler üzerinde konuşursunuz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, şöyle: İki gündür burada AKP Grubu -ki çok azdılar- Sayın Özlem Zengin de aslında olgunlukla meseleyi kabul eden, sorumluların açığa çıkmasını kendisinin de istediği konuşmalar yaptı yani neredeyse aslında "Ben de istiyorum ama elimden bir şey gelmiyor." konuşmalarıydı bunlar. Şimdi, Sayın Akbaşoğlu aksine, gelmiş bugün muhalefeti suçluyor, bildik ezberi tekrarlıyor. Yani biraz utanmak yerine, biraz sorumluluk almak yerine "Yirmi dört yıldır bu ülkeyi biz yönetiyoruz -SPK'yi arkadaşlar söyledi- bu kurulları biz atıyoruz, burada yolsuzluğa yol verenler bizleriz, bizim bakanlarımız, bizim denetleme kurulumuz, bizim SPK Başkanımız, bizim BDDK Kurul Başkanımız." demek yerine "Bizim Bakanımız yolsuzluk yapmış, almış halkın, fakir fukaranın parasını cukkalamış." demek yerine "Cebine koymuş." demek yerine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) -  ...ve bundan utanç duyup bunun parçası olmamak için de "Evet, gelin, bu Mecliste bir araştırma komisyonu kuralım, biz de iktidar olarak buna öncülük yapıyoruz." demek yerine gelmiş muhalefeti suçluyor, bazı yalanlar, bazı iftiralar... Ya, Sayın Akbaşoğlu, ortada 500 bin mağdur var, 500 bin mağdur. Sizin Genel Başkan Yardımcınız, eski bakanınız halkı dolandırmış ya, SPK Başkanınız, SPK Kurulunuz yol vermiş. Şimdi yeni bakanlarınızın, yeni bakanlarınızın babalarının adı geçiyor, milletvekillerinizin adı geçiyor, özel kalemlerin adı geçiyor, bürokratların adı geçiyor. Siz burada gelmişsiniz, utanmadan sıkılmadan "Efendim, öyle oldu, böyle oldu da Denetleme Kurulu bilmem ne yapacak..." İnsanlar soruyor: "Kardeşim, beni niye mağdur ettin? Niye beni dolandırdın?" "Paramı ver, paramı; anaparamı ver, fondaki faizimi ver." diyor. Verecek misiniz, vermeyecek misiniz? İçinizdeki söylediğiniz o parazitleri toplumun önüne koyacak mısınız, hukukun önüne koyacak mısınız? Soru bu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

Sayın Başarır, buyurun.

İki dakikadan fazla süre vermeyeceğim.

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tabii.

Şimdi en son duymak istediğim cümleler aslında Akbaşoğlu'nun burada söylediği cümlelerdi. Diyor ki: "Sizin de bazı arkadaşlarınız..." Bakın, Üsküdar Belediye Başkanı, suçsuz günahsız, tek bir MASAK raporu yok hakkında, sabah altıda alındı. Dün Fatma Betül Kaya akşam altıda VIP'den ifade verdi, elini kolunu sallayarak gitti, elini kolunu sallayarak çıktı. 2,2 milyar, eski parayla 2,2 katrilyon paradan bahsediyoruz, onunla ilgili tek bir konu söylemiyor. "Araştırma komisyonu kurulsun." diyoruz, bununla ilgili bir şey söylemiyor. Bak, burada sesini, gırtlağını konuşturma, elini konuştur.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Vicdanını konuştur.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Az önce söylediklerini bence geri al, birazdan buraya gelecek öneriye el kaldır, elini çalıştır. Bağırarak bu işi çözemezsin, yakışmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum, buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tabii ki.

Sen niye Fatma Betül'ü savunuyorsun? Sen onun avukatı mısın?

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Kim savundu ya?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sen niye savunuyorsun onu? Ben bunları söylüyorum, onu savunuyor, "Bizim arkadaşlarımız..."

CELALETTİN KÖSE (Gümüşhane) - Ya, Ali Mahir Bey, yapma ya!

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Ya, kimsenin kimseyi savunduğu yok.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Yapma, yapma, yapma, yapma! Gelsin bu konu, burada konuşulsun, araştırılsın. Bundan utanmayın, sıkılmayın; asıl bunu saklamaktan utanın, sıkılın arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Ekmen, buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyoruz.

Genç siyasetçilere rol model olarak tavsiye edemesek de Sayın Akbaşoğlu'nun hitabet sanatını bütün yönleriyle kullanma noktasındaki becerisini, kabiliyetini teslim ediyoruz, tebrik ediyoruz. Ancak Sayın Akbaşoğlu, o kadar çıplak bir gerçekle karşı karşıyayız ki siyasi tarihimizin en numune örneklerinden birini dahi ortaya koysanız bu iş hitabetle, retorikle, öfkeyle, yüksek sesle kapatılabilecek bir şey değil. "Gerçeği çıplak bir şekilde ortaya koyun ve bunu herhangi bir şekilde örtmeye çalışmayın." diyoruz, bir komisyon kurulsun istiyoruz. Şu salonda şu anda bulunan arkadaşlar arasında ben foncu, dolandırıcı, manipülatör bir tane arkadaş olduğunu düşünmüyorum, bir tane olduğunu düşünmüyorum ama bu arkadaşlar bugün tam 5 kere gerçeklerin ve hakikatin ortaya çıkartılmasını talep eden bir araştırma komisyonu kurulma talebini reddedecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Kendinizle, vicdanınızla, iç sesinizle çelişmeyin. Gelin, hakikatin yanında durun, bu işi zaman yönetimine bırakmayın. Bir kanama başladığı anda durdurulursa elde edeceğiniz sonuç ayrıdır, kangrene dönüştüğü zaman elde edeceğiniz sonuç ayrıdır. Geliniz, bugün burada bu komisyonu kuralım, o zaman sayın bakanlar bu şekilde haksızlığa maruz kalmasın. Kimlik numarasından bahsediyorsunuz. Evet, Sayın Ümit Özlale ile Ankara Milletvekilimiz Sayın İdris Şahin hakkında da böyle bir manipülasyon yapıldı. Sonra "Kimlik numaraları eşleşmiyor ama isimler eşleşiyor." denildi. Niçin böyle yollara tevessül ediliyor? Bir defa bu bilgiler nereden sızdırılıyor? Gerçeği ortaya koyalım, listeleri yayınlayalım, alçaklık yapanın canı çıksın, siz de bu azaptan kurtulun. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıç, buyurun.

 

 

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Teşekkür ederim Başkanım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 21 Eylülde bu araştırma komisyonu kurulsun diye önergemizi vermişiz. Son 45 saattir de buradaki bütün muhalefet partilerinin Grup Başkan Vekilleri uğraşıyor ki araştırma komisyonu üzerine bir konuşabilelim, kürsüde arkadaşlarımız konuşsun ve komisyon kurulsun diye. Dün Sayın Özlem Zengin çok güzel bir açıklama yaptı, hepimiz alkışladık burada. "Ben de istiyorum ki tüm liste açıklansın." dedi ama bugün Akbaşoğlu tam tersi bir konuşma yaptı. Şimdi, hangisi iktidar partisinin görüşü? Herhâlde bizi izleyen herkesin kafası karıştı. "Bu liste açıklansın, herkes hesabını versin." mi yoksa "Bütün konuşulanlar iftira." mı? Bence bu konuda bir açıklık getirmeleri gerekiyor. Dün de söyledim, bu konuda adı geçen bir muhalif vekil olsaydı, muhalefet partisinden bir vekil ya da muhalefet partilerinden bir siyasetçi olsaydı biz sabah beşteki gecelikli, pijamalı görüntüsünü izlerdik ama Fatma Betül Sayan davetle, on iki gün sonra davet edildi, gitti güzel güzel ifadesini verdi, çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Hemen toparlıyorum.

O yüzden Sayın Başkanım, biz bu komisyon kurulana kadar bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz ve ne gerekiyorsa da Cumhuriyet Halk Partisi olarak görevimizi yapacağız.

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Ne söylediğim çok açık, kamuoyunun önünde, zabıtlarda. Söylemediğimi "Söyledi." söylediğimi "Söylemedi." demek iftira olur. Burada kim bu konuya bulaşmışsa, haksızlık, hukuksuzluk yapmışsa mutlaka gereğini yaptık ve yapıyoruz. Biraz evvel "Fatma Betül Hanım'ı savunuyorsunuz." dedi. Hiç ağzımıza almadık ve gündeme gelmedi. Fatma Betül Hanım AK PARTİ'nin üyesi değil şu anda, bütün görevlerinden de ayrılmış vaziyette ve bu konuda ifadesini de vermiş vaziyette.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Kurtuldunuz bitti olay, bitti olay!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İftira atma, bakanlık da yapmadı o(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda hukuki olarak neyse gereği yapılıyor ve ortada.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Ayıptır ya! Elini kolunu sallaya sallaya adliyeye gitti geldi, millet sabah altıda gözaltına alınıyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda şunu ifade edeceğim...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Ayıp ya! Kurtuldu AK PARTİ, öyle mi?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, sayın hatip kendisi de haksızlık yapmış.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Cumhurbaşkanı Yardımcımız dün burada gerekli açıklamaları yaptı.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Nasıl memur oldu? İstisnai kadrodan memur olan adamdı. İnsanlar KPS Sınavına giriyor, KPS Sınavı'na girmeden memur oldu!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Ve bu konuda şunu ifade edeceğim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) -  Haksızlığın daniskasını yapmış bu adam! KPS Sınavına girmeden memur olan kişidir!

BAŞKAN - Sayın Tanal, bakın, Sayın Başarır yanınızda.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - "Haksızlık." diyorsa haksızlığın daniskasını yapmış bu!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Nasıl memur olduğunu açıklasın millete önce!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, şu anda kamuoyunda muhalif olduğu ifade edilen bir kişiyle ilgili, Yeni Parti milletvekilinin çakarlı arabasını kullandığı iddia edilen, KRT Televizyonunun finansörlüğünü üstlendiği ifade edilen ve bu fondan 15 milyar liralık kazanç sağladığı iddia edilen bir kimseyle ilgili dolaşıyor sosyal medyada. Nedir, ne değildir, buna mahkeme karar verecek.

Bakın, biraz evvel söyledim, Ömer Bolat açıklama yaptı, "İftira" dedi, ortaya koydu delillerini. Mahinur Hanım iftira ve yalan olduğunu ortaya koydu. Kimse burada yalan ve iftirayla suçsuz insanları da suçlayamaz. Meclis araştırma komisyonunu bunun aleti yapmamalıdır diyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, ne demek alet yapmamak ya! Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan ya!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) -  Böyle olur mu ya!

BAŞKAN - Gündeme...

 MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Söylediğim şey bu. Biz sonuna kadar bu meselenin üzerine gideceğiz ve gereğini mutlaka yapacağız.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan...

SERKAN SARI (Balıkesir) - Siz de bu Meclisi yok sayamazsınız. Şu Meclisin yetkinliğini verin. Verin ki yetkisini kullansın bu Meclis.

BAŞKAN - Biz bugün gündeme geçmeden saat on ikiye kadar...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerek yok Başkan, gündem tam da bu.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Poyraz.

SERKAN SARI (Balıkesir) - Bu kadar mı ya! Mecliste mi size ait! Bu Meclisin yetkisini gasbedemezsiniz.

BAŞKAN - Bir dakika... Sayın Poyraz'a söz verdim.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, "haksızlık" deniliyor, en büyük haksızlığı yapan Beyfendi, Akbaşoğlu'dur.

BAŞKAN - Şimdi söz verdim bir Grup Başkan Vekiline...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yani millet sınava giriyor, memur oluyor, Akbaşoğlu sınava girmeden memur olmuş, nasıl olmuş?

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Başlayabilir miyim?

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Şimdi, bağırarak suç bastırılmaz.

LATİF SELVİ (Konya) - Ya, sen susarak mı konuşuyorsun? Sen iki gündür bağırıyorsun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Suç bastırılmaz, suç; konuşmak suç değil, tamam mı? Pisliğin üstünü örtmek suç, pisliğin üstünü örtmek suç.

LATİF SELVİ (Konya) - Ya, kullandığın cümlelere aykırı; hiçbirinin beş paralık değeri yok.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ya, ne halt yediğini biliyorsun, müdafaaya geçme! Kendini müdafaa başkasını itham değildir, bu bir. Meclis araştırması komisyonu bir aklanma aracı değildir; Meclis araştırma komisyonu at izini it izinden ayıran bir komisyon. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) O yüzden bu "at izi, it izi" kavramı Genel Başkanınız ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın vurgusudur, at izini it izinden ayırmak. Şimdi, o yüzden bu sürece ilişkin Devlet Denetleme Kurulu dâhil olmak üzere, bütün bunların hepsi partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde Sayın Cumhurbaşkanına sunuluyor. Biz diyoruz ki... Kamuoyunun gözü önünde bu süreci yargıya intikal ettireceğinizi ifade ediyorsunuz. Peki, fonda mağdur ya da mağrur olan yüksek yargı dâhil, adliyelerde kaç hâkim, savcı, kaç Yargıtay, Danıştay üyesi var, biliyor muyuz? Siz bile her gün şaşırıyorsunuz, kendiniz şaşırıyorsunuz, "Olmaz canım!" diyorsunuz, kulislerde konuşuyorsunuz, kendi aranızda konuşuyorsunuz. Yargıdan kaç kişi bu işin içinde, var mı haberiniz, var mı bilginiz? Çıksın bunlar, ona göre bu soruşturmaları kim yapacaksa o steril kişiler yapsın. Her şey kapalı kapılar ardında gidecek, hiç kimse bir şey bilmeyecek, "Biz yargıladık, denetledik, raporladık, bitirdik." Oh, ne âlâ! O zaman kapatın burayı, hiçbirimize ihtiyaç yok! Vatandaşın sesi de olmayalım, kimsenin vicdanı da olmayalım! Böyle bir keyfiyet olur mu ya!

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Poyraz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi Sayın Akbaşoğlu'nun konuşmasının neresini düzeltelim, neresine ne diyelim, vallahi bilemiyoruz yani. Ben gerçekten hani durumun vahametinin farkında mı, çok emin değilim. Yani normal bir zamanda değiliz, normal bir parti savunması, "Partime de şunu eleştirdiler, ben de buna yanıt vereyim." döneminde de değiliz. Bu ülkede en başta da belki de en fazla da kendilerine oy veren 500 bin insanın mağduriyetini konuşuyoruz. Bilerek, isteyerek borsa manipülasyonuyla, yoksul insanların, tasarruf yapan insanların dolandırılmasını konuşuyoruz Sayın Başkan. Burada da biz diyoruz ki: "Sorumluların açığa çıkması için Meclis araştırması komisyonu kuralım." Sayın Akbaşoğlu bize diyor ki: "Meclis araştırması komisyonunu alet etmeyin." Neye alet ediyoruz biz Meclis araştırması komisyonunu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) -  İftiralara alet etmeyin diyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz, gerçek açığa çıksın diye...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bak, biraz evvel bakanlarla ilgili ortaya konan şeyler iftira!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ben sizi dinledim.

Biz, gerçekler açığa çıksın diye, Meclis süreci denetlesin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Nereden biliyorsunuz? Daha Devlet Denetleme Kurulu bir şey yaptı mı? İftira deyip nasıl atıyorsun?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Açıklaması var.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ya, açıklaması... Devlet Denetleme Kurulu çıkardı mı raporu?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...Meclis gerçeği açığa çıkarsın diye araştırılsın diyoruz ama Sayın Akbaşoğlu alet etmekten bahsediyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Varsa elinizde belge verin Savcılığa, savcılığa verin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, bakın, Kartalkaya'da yangın çıktı, bu Meclis komisyon kurdu; deprem oldu, bu Meclis ortak komisyon kurdu; tarım, zirai don oldu, bu Meclis komisyon kurdu; İliç maden kazası oldu, bu Meclis ortak komisyon kurdu; Maraş'ta okul saldırısı oldu, bu Meclis ortak komisyon kurdu. Neye alet ettik biz bu komisyonları? Pardon da bu kadar da Meclisin, milletvekilinin itibarını düşüren, kendi siyasi çıkarı için burada yaptığımız işi değersizleştiren bir yaklaşımı kabul etmiyoruz.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz halkın temsilcileriyiz, millet bize oy verdi. Reddediyorum bu yaklaşımı.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Milletvekilleri olarak, halk adına, halkı temsil eden bir vekil olarak reddediyoruz bu tutumu.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Koçyiğit.

Sayın Başarır, bir sataşma olmadan gündeme geçmemize fırsat ver, olur mu?

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bizim esas gündemimiz fon Başkanım, bir sakınca yok, konuşuruz sabaha kadar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tam da gündemdeyiz Sayın Başkanım.

 

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Şimdi 90 milyar dolar, 20 milyar dolar, 30 milyar dolar ama büyük bir borsa vurgunu ortada ve istenilen, Meclis araştırma komisyonunun kurulması. O isim, bu isim derken bakan yardımcıları, bürokratlar ve hatta eski Bakan... "Parti üyesi değil" diyor ama düne kadar bu partinin üyesiydi ve AK PARTİ'nin üyesiydi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Genel Başkan Yardımcısıydı.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genel Başkan Yardımcısıydı. Kabak gibi ortada. "Meclisi alet etmeyin." Ya, Meclisi neye alet edeceğiz biz ya? Meclis bunu araştırmayacaksa neyi araştıracak? Efendim, bağırmayın, bağırmadan gelin, anlatın. Tek bir şey istiyoruz bakın, Meclis araştırma komisyonu kurulsun, Meclis burada gerekeni yapsın. Susurluk'ta bu oldu? Bakın, yakın tarihte buna benzer komisyonlar kuruldu. Bu komisyonlarda önemli insanlar dinlendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Son cümlelerim Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Onlar geldi, Meclis komisyonuna sorulan sorulara cevap verdi, bir rapor hazırlandı. Bunda ne beis var?

Ha, şunu söylüyorlar: "Biz yaptık, biz temizleriz." Hayır, öyle bir şey yok. Hayır, öyle bir şey yok. "Biz göz yumduk, biz temizleyeceğiz, cezayı biz vereceğiz." Bu, mafya düzeni değil. Cezayı yargı verir; yasama da rapor hazırlar, bir anlamda verir. O yüzden, bize bağırmasın, Meclise bağırmasın.

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Sesini üzmesin, insanları üzmesin. İstenilen şey, çok medeni bir şey. Ben kendisine sataşmıyorum, bakın. Her söylediğimize cevap vermek zorunda değil. Dün burada Özlem Hanım vardı, "Bu isimleri biz de duymak istiyoruz." dedi. Arkadaşlar, siz duymak istemiyor musunuz bu isimleri, bilmek istemiyor musunuz? Bakmayın ona siz. İstiyorsunuz, hepimiz istiyoruz. Bakın, burada varsa da orada varsa da çıksın arkadaşlar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Akbaşoğlu istemiyor ama kesin. Sayın Akbaşoğlu gerçeğin açığa çıkmasını istemiyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım...

BAŞKAN - Şimdi ben saygıyla takip ediyorum. Üç aşağı beş yukarı, düşünceler, ne kadar çok söz alınırsa alınsın, aynı şeyde dolaşıyor yani daha önce söylenen tekrar ediliyor. Dolayısıyla, şu Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten, devleti kuran Meclis hırsızı, arsızı, hiç kimseyi korumamalıdır; hırsız, arsız kimse ortaya çıkmalıdır. Orada bir problem yok. (Alkışlar)

Dün de değerli Grup Başkan Vekilimiz Özlem Zengin çok net bir şekilde bu hırsızları, arsızları lanetlediler?

LATİF SELVİ (Konya) - Hırsızı koruyan kim ya? Ne kadar hırsız varsa Allah belasını versin.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Âmin!

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Âmin!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Oy da ver, oy da ver. Sadece beddua etme, oy da ver.

BAŞKAN - Sen gel, gel; sen buraya gel, sana söz vereyim, sen gel.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Hırsız, arsız kim varsa...

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Narkoterör örgütü, İmralı canisi...

BAŞKAN - ...bu milletin parasını kim çalmışsa, kim çalmasına vesile olmuşsa şerefsizdir, adidir, namussuzdur. Böyle bir şey olur mu ya? (Alkışlar)

Dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Akbaşoğlu -Ben, Allah'ın birliğine inanan birisi olarak söylüyorum- namusludur, dürüsttür, hırsızdan müştekidir, kim olursa olsun. Dolayısıyla, meseleyi... Gündemimize dönelim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Döneceğim efendim, sataşmadan döneceğim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bakın, en son sözü söyleme hastalığı var Akbaşoğlu'nda. Tamam, kapatın konuyu, size kimse sataşmadı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sataşmadan döneceğim, açıklama yapacağım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - İyi, ben de söz alacağım o zaman, nasıl olacak?

BAŞKAN - Bir dakika...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, bu turda ben konuşamadım.

BAŞKAN - İstiyor musunuz söz?

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Evet.

BAŞKAN - Sayın Ekmen, buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan, teşekkür ediyoruz.

Şimdi, eğri oturup doğru konuşalım. Biz niye Mecliste bir komisyon istiyoruz? Yargıya ve AK PARTİ bürokrasisine güvenmediğimiz için. (YENİ YOL ve Yeni Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ bürokrasisine niye güvenmiyoruz, ismini koyalım. Onlarca kâğıdın, değerinin 3 katı fiyatla piyasaya arzına izin veren Sermaye Piyasası Kurulunun oturduğu masaya güvenmiyoruz. Katılımevime ve Teraya banka kurma izni veren BDDK'nin oturduğu masaya güvenmiyoruz. Başka şirketlerin devir işlemlerini aylarca bekletirken Tera Holdingin işlemlerine kısa sürede onay veren Rekabet Kurumunun oturduğu masaya güvenmiyoruz. Biz, Borsa İstanbulda Yönetim Kurulu üyesiyken sorumlu olması, şüpheli olması gerekirken Devlet Denetleme Kurulu Başkanı olarak soruşturma makamında oturan birisinin oturduğu masaya güvenmiyoruz. (YENİ YOL, Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Hangi bilginin saklanacağından emin değiliz, hangi dosyanın kapatılacağından emin değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamamlayayım efendim, bütün arkadaşlarımız konuştu.

BAŞKAN - Sayın Ekmen, siz çok şuurlu konuşmalar yapıyorsunuz; eğrisi var, doğrusu var. 85 tutuklu var ayrıca; onları da takdir edin, o tutuklamaları yapanları da takdir etmek lazım.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Onları da söyleyeceğim efendim, onları da söyleyeceğim izin verirseniz. Herkes ikişer dakika kullandı.

BAŞKAN - Buyurun.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım hatırlattı, 85 tutuklu varken Fatma Betül Sayan ve eşinin elini kolunu sallayarak terk ettiği bir yargı sistemine güvenmiyoruz. (YENİ YOL ve Yeni Parti sıralarından alkışlar) İçinde belli kelimeler geçti diye yüzlerce hesaba yasak koyan bir yargı sistemine güvenmiyoruz. SPK'ye yazı yazdığı hâlde 2025 yılında bunun takibini yapmayan bir başsavcılığa güvenmiyoruz. İstiyoruz ki milletimiz adına hepimiz olan biteni görelim, bunu bizden esirgemeyin. Eğer siz de bürokrasinize tam güveniyorsanız, yargınıza tam güveniyorsanız, eş zamanlı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin de milletimiz adına aynı bilgilere, aynı seviyede, aynı şekilde hâkim olmasının önünü açın.

Bakın, Sayın İnan burada dün dedi ki: "Sayın Sayan'ın partimizle ilişkisi kalmamış." Ne anlaşılır? İstifa. Aman tanrım, bir trol düzeni var, yüzlerce mesaj atıldı, ihraç edildi... Ya, ihraç edilmenin prosedürü ile istifa aynı şey midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Biz bu gerçeği yamultan düzene güvenmiyoruz, milletin gözü olmak istiyoruz, bunu söylüyoruz ya. (YENİ YOL ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Ya, o senin tercihin, istifa edeni nasıl ihraç etsin?

BAŞKAN - Sayın Kılıç, siz çok net ifade ettiniz.

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Çok kısa Başkanım.

BAŞKAN - Peki, buyurun.

 

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) - Bugün buraya niye geldi, bu konuyu niye konuşuyoruz? Görevini yapması gereken kurumlar görevini yapmamış, denetlememişler; görmüşler, görmemiş gibi davranmışlar; duymuşlar, duymamış gibi davranmışlar. O yüzden, sorunu yaratan kurumlar bu sorunu çözemezler. Burada da Türkiye'deki en güvenilir kurum neresi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bu sorun çözülecekse bu kurumda çözülecek. Biz üç gündür bu yüzden de uğraşıyoruz. Hiç kimseyi zan altında bırakmıyoruz, hiçbir iktidar vekilini de suçlamıyoruz hatta bırakın suçlamayı muhalefet vekilleri, iktidar vekilleri de zan altında kalmasın diye bir komisyon kurulsun, bunu hep beraber çözelim istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Söz aldığımda ilk söylediğimi tekrarlıyorum: Şunu herkes bilsin ki milletimizin hakkına girenler, haksız kazanç sağlayanlar, tamahkârlık ve sahtekârlık yapanlar bunun hesabını hem bu dünyada Türk mahkemelerine hem de ruzumahşerde Cenab-ı Hakk'a mutlaka verecektir; bitti! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Allah razı olsun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bununla beraber, idari olarak da yargısal olarak da her türlü tedbir ve girişim söz konusudur ve yapılmaktadır.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Niye komisyon kurmuyorsunuz Sayın Akbaşoğlu, niye komisyon kurmuyorsunuz? Gerekçeniz ne?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bununla beraber bir kez daha şunu ifade ediyorum: Hiç kimseye birtakım sözlerle, sataşmalarla, adını geçirmekle itibar suikastı yapılmamalıdır.

BAŞKAN - Yapılmamalıdır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Aile Bakanımıza, Ticaret Bakanımıza yönelik birtakım göndermeler kendileri tarafından...

BAŞKAN - Yalanlanmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...bunların iftira ve yalan olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun, bitirin.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Aile Bakanı çifte vatandaş, Belçika vatandaşı bildiğim kadarıyla aynı zamanda. Yerli ve millî ya(!)

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Tanal, bir dakika ya!

Bitiriyoruz, bundan sonra söz vermeyeceğim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Evet, bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bakın, şöyle bitiriyorum: Mahinur Hanım'ın adı verildi...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yerli ve millî ya(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...söylendi, "Babası şöyle yaptı, böyle yaptı." denildi. Buna kimin hakkı var? Biz bu iftira ve istismara karşıyız; yoksa, Meclis, fonksiyonlarını her zaman yerine getirecektir, bunda şüphe yok. Diyor ki Aile Bakanımız...

BAŞKAN - Okudunuz onu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - "Buradan bu iddiaları ortaya atanlara açıkça meydan okuyorum. İddialarınızı somut delillerle ispatlayın görevimi derhâl bırakacağım."

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Aile Bakanının eşi ne olmuştur? Bir de onu açıklasın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - "Peki, bu iddiaların yalan ve iftira olduğu ortaya çıktığında siz de görevlerinizi bırakacak mısınız? Ben bu sözümün arkasındayım. Bu iftirayı atanlardan aynı duruşu bekliyorum.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bizim duruşumuz net, hırsızlara geçit yok ve olmayacaktır!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunu net bir şekilde ifade ediyoruz.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Sayın Prof. Dr. Ayşen Gürcan ve beraberindeki heyet Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Parlamentosu Başkanı Sayın Mussa Azzan Zungu tarafından resmî bir ziyaret yapmak üzere davet edilmektedir. Davete icabet hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, bunun üzerine söz almak istiyorum.

BAŞKAN - Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, söz almak istiyorum bunun üzerine.

BAŞKAN - Ya, Tanal, senin her söz isteyişine söz verdim. Orada kalkıyorsun, böyle bir usul var mı ya!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) -  Var efendim.

BAŞKAN - Nedir usul, söyle.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Değerli Başkanım, şimdi siz bunu okudunuz ya, bunun aleyhine, lehine ben söz almak istiyorum.

BAŞKAN - Yazılı bildirin, inceleyeyim ben talebinizi.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Peki, teşekkür ederim.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Ciddi ol biraz Sayın Tanal ya! Biraz ciddi olalım, lütfen.

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

                       8/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Mehmet Emin Ekmen

 

 

Mersin

 

 

Grup Başkanı

Öneri:

Adana Milletvekili Sadullah Kısacık ve 19 milletvekili tarafından aracı kurumlar ve portföy yönetim şirketleri nezdinde patlak veren finansal soygunun arka planındaki organize suç ve dolandırıcılık ağlarının, sığ paylardaki manipülatif çete faaliyetlerinin, kriz öncesi soygunu haber alarak fonları boşaltan odakların, aracı kurum ve portföy yönetim şirketlerinin organize sorumluluklarının, denetim yetkisini zamanında kullanmayarak suça göz yuman kurumların ve şaibeli tasfiye süreçlerinin bütün yönleriyle araştırılması; faillerin, azmettirenlerin, siyasi ve idari uzantılarının tespit edilmesi amacıyla 6/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 8/10/2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Sadullah Kısacık.

Buyurun Sayın Kısacık. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aslında teknik bir konuşma yapacaktım ama bugün şimdi bu Grup Başkan Vekillerimizin tartışmalarını görünce aklıma şu geldi: Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oluyor yani kesinlikle bir şeyler oluyor. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Süreç o kadar enteresan işliyor ki az çok sermaye piyasasını bilenler açısından baktığınız zaman hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oluyor.

Sebebini söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, bu sürecin ilk sahibi Sermaye Piyasası Kuruludur. Tam yirmi üç gün olmuş, bakın, kriz patlayalı yirmi üç gün olmuş, fon vurgunu ayyuka çıkalı yirmi üç gün olmuş, Sermaye Piyasası Kurulu ortada yok. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanını, Başkan Vekilini, yönetim kurulunu hiç gören oldu mu? Yok. Peki, bu Sermaye Piyasası Kurulu nerede arkadaşlar? Bakın, şu Sermaye Piyasası Kurulunun şeması, yönetim şeması. Bu kadar adam var, 7 yönetim kurulu üyesi var, Başkan Yardımcıları var. Hatta size söyleyeyim, Piyasa Gözetim ve Denetim Dairesi ile Denetleme Dairesi bile var. Böyle bir krizin olduğu ortamda, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı ve yönetimi her gün televizyona çıkacak, her gün, bakın, her gün kamuoyunu bilgilendirecek, şeffaf ve düzenli bilgiler verecek. Ama şimdi biz bakıyoruz, Sermaye Piyasası Kurulu yani bu işi araştırması gereken, daha doğrusu bu işin birinci sorumlusu ortada yok. Kim var? Fon Koordinasyon Kurulu. Değerli arkadaşlar, zaten Fon Koordinasyon Kurulu dediğiniz şey, bu işe göz yumanlardan oluşan bir kurul. Oraya siyasi Grup Başkan Vekilleri de eklenmiş. Başka kimse yok. Böyle olmaz arkadaşlar bakın.

İkincisini söyleyeyim, ya, siz yirmi üç gündür fon kurulları falan kurup neyi araştırıyorsunuz Allah'ınızı severseniz ya? Bu iş tek tuşla çözülecek bir iş. Burası Sermaye Piyasası Kurulu, fona yatıran belli, fondan çalan belli. Bu fondan çalanlar çuvala doldurup parayı kaçırmadı, değil mi? EFT yaptı. Tek tuşla siz bunu bir günde bulursunuz, bir saatte bulursunuz.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Biliyorlar ama söylemiyorlar.

SADULLAH KISACIK (Devamla) -  Kim fona para yatırmış, kim artıda, kim ekside, kim para çıkarmış, her şeyi bulursunuz. Yirmi üç gün olmuş, siz neyi araştırıyorsunuz ya? Yirmi üç günlük bir şey yok. Götürün beni Sermaye Piyasası Kuruluna, iki saatte size her şeyi dökeyim, iki saatte dökeyim, iki saatte.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Hangi isimleri nasıl karartacaklarını düşünüyorlar.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - O zaman aklımıza şu geliyor: Ya, siz acaba bunu araştırma değil de örtme, gizleme peşinde misiniz? (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Bu geliyor, yoksa gerçekçi olsanız... İki saatlik işi yirmi üç günde bitiremediniz, iki saatlik iş ya. Şu anda zaten herkesin hesabına girin, orada net bir şekilde yazar, şu fona girmişsiniz, şu saatte girmişsiniz, kârınız şu kadar, verginiz şu kadar... Her şey belli, her şey açık; burası Sermaye Piyasası Kurulu ya, her şey kayıt altında, her şey ağ altında, her şey izleme altında. Yirmi üç gündür çözülemeyecek ne var? Ne var yirmi üç gündür çözülemeyecek? Çıkacaksınız, diyeceksiniz ki: Şu kadar kişi fona girmiş, şu kadar kişi kaçmış, şu kadar para şu yolla yurt dışına kaçırılmış. Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen işte bu: Türkiye Büyük Millet Meclisi bir araştırma komisyonu acilen kurmalı. Hani diyorsunuz ya: "İşin sonu nereye kadar giderse gitsin..." Sonu nereye kadar giderse gitsin izlemeli, şeffaf bir şekilde millete bilgi vermeli ve milletin parasını, o çalınan parasını, iç edilen parasını, gasbedilen parasını, alın terini, emeğini bir an önce vermeli arkadaşlar; bu iş bu kadar basit ya. Bunu bu kadar uzatmaya gerek yok, bunu bu kadar tartışmaya gerek yok. Ben Sayın Akbaşoğlu'nu şok içinde izledim yani bir araştırma komisyonu kurmaktan bu kadar mı kaçılır ya? Nedir ya? İlk önce sizin gelip hemen bunu araştıralım demeniz lazım. Eğer egemenlik kayıtsız, şartsız milletinse millet adına biz milletvekilleri olarak ilk önce böyle bir tarihî vurguna hemen araştırma önergesi... Bugün bunun çalışması lazımdı ya! (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, ya bu Meclisin bir onuru var, bir şerefi var, bir haysiyeti var; yeter, bu kadar da olmaz arkadaşlar ya! (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Ya bundan kaçılır mı? Bizim milletvekili olarak zaten birinci görevimiz yasama, ikincisi denetim. Bu milletvekilleri sıraları, acaba bir dahaki dönem nasıl seçilebilirimin yollarını araştırılacak bir yer değil burası. Burası milletin verdiği iradeye sonuna kadar sahip çıkma, milletin verdiği denetim görevini sonuna kadar yapma yeridir. Ben inanıyorum AK PARTİ'li arkadaşlar, MHP'li arkadaşlar bugün bu araştırma önergesini bu Meclisten çıkaracaklar, ben buna inanıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Onun için, rica ediyorum, gelin, ilk turda bitirelim, şu araştırma komisyonumuzu kuralım, Meclisi çalıştırır hâle getirelim diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun.

 

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Teşekkürler Değerli Başkanım.

Sayın Akbaşoğlu haksızlıktan bahsetti. İstisnai memur yoluyla sınava girmeden, KPSS sınavına girmeden memur olarak atanmıştır. Bu ayrıcalık değil midir? Bu kayırmacılık değil midir? Bu eşitsizlik değil midir?

ORHAN YEGİN (Ankara) - Sizde kaç kişi var öyle? Siz yapmıyor musunuz? Sizde kaç kişi var?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bu kul hakkı yemek değil midir? Bu liyakat ilkesinin çiğnenmesi değil midir? Bu gençlerin emeğine haksızlık sayılmaz mı? Gençler sınava girerken yandaşlar istisnai kadroyla...

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Tamam kaldıralım, istisnai kadroyu kaldıralım mı?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - İşte, Betül Kaya da 65 kişiyi istisnai kadroyla memur yapmıştı. Aynı şey, değişen hiçbir şey yok; haksızlığın küçüğü büyüğü olmaz.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Tamam, sizin belediyeleriniz de yaptı aynı şeyi.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Biraz önce işi öbür dünyaya havale ediyor. Ya bu dünyada bunun bir hesabını görelim kardeşim, bu dünyada hesabını görelim bu haksızlıkların, ondan sonra öbür dünyada Allah onun hesabını ayrı sorar.

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Kimse öbür dünyaya havale etmedi, yalan söyleme!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Bu dünyanın hesabı ayrı, öbür dünyanın hesabı ayrı; burada bu işi birbirine karıştırmamak lazım.

 

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

ORHAN YEGİN (Ankara) - Sayın Tanal, siz belediyelerinizde akrabalarınızı istisnaen memur yaptınız ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hepsi çalışıyor, hep akrabalık...

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Tamam da onlar da gelip milletvekili olmasalardı!

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Belediyeler 1 kişi yapıyor, 1 kişi yapıyor ya! Belediyeler 1 kişi yapıyor, o da özel kalem olarak.

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Bakanın onayıyla.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - O da Bakan onayıyla, 1 kişi yapıyorlar ya, 1 kişi. 65 kişi yapılmaz, 1 kişi yapıyorlar Bakan onayıyla.

 

 

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Buğra Kavuncu.

Buyurun Sayın Kavuncu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu asrın yolsuzluğuyla ilgili araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Dün burada Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz birtakım açıklamalarda bulundu. Öncelikle bir algıyı düzeltelim arkadaşlar. Dün Burak Bey de ifade etti, bu bir muhasebesel konu değildir, bu bir piyasa krizi değildir, bu bir ekonomik kriz ya da finansman krizi değildir arkadaşlar; bu, ortada büyük bir suçun olduğu ve bir suç örgütünün olduğu organize bir suç işleme durumudur. Dolayısıyla hadiseye bu perspektiften bakmak zorundasınız. Bu yaşananlar aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ne kadar ucube, ne kadar sakat ve ne kadar sıkıntılı bir sistem olduğunun net ifşasıdır, net fotoğrafıdır. Neden böyle söylüyorum? Bakın, adı geçenler: Bakan yardımcısı, eski bakan, AK PARTİ Genel Başkan Yardımcısı veya yardımcıları, oğullar, damatlar, eşler, babalar; bütün bunlar bu sistemin içine girmiş. Onun için diyorum, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin bir rezaletidir, rezil bir sistem olduğunun ifşasıdır, aynı zamanda bir organize suç durumu ortadadır, bunu net olarak kabul etmek durumundayız. Nepotizm vardır, 60 kez özel kalem müdürü alıp kadrolaşan bir zihniyetle karşı karşıyayız, nepotizmin tam bir göstergesidir, karşılığıdır. Bu işi siz çözemezsiniz çünkü suçlular sizin içinizden çıktı. Hep yatırılan para sonunda alınan milyarlarca lirayı konuşuyoruz. Ya, arkadaşlar, bir eski bakan 160 milyon lira yatırmış. Nereden bulmuş bu parayı ya? Bizde de doktorlar var, karı koca doktor. Türkiye'de hangi doktor veya doktor çift 160 milyon lira borsaya para koyabiliyor? Bu sorunun da sorulması lazım. Ortada bir ciddi problem var, siz çözemezsiniz. Bakın, Finansal İstikrar Komitesi üyesi aynı zamanda Özata Denizcilik Yönetim Kurulu üyesinin kayınpederi ya. Yani kim neyi çözecek? Devlet Denetleme Kurulu Başkanı bu konuyla ilgili denetleme yapacak. Denetleyeceği yer neresi? İstanbul Borsası. Kendisi ne yapmış? İstanbul Borsası Yönetim Kurulu üyesiymiş. Şimdi diyorlar ki: "Görevden alındı." Hangi görevden? İstanbul Borsası Yönetim Kurulu üyeliğinden. Yahu, adam kendi dönemini denetleyecek zaten ya, milletin aklıyla dalga mı geçiyorsunuz ya! Onun için diyoruz ki: Samimiyseniz, azcık samimiyet varsa gelin şu araştırma komisyonu talebine "Evet." deyin. Milletin aklıyla dalga geçmeyin. Ne deniyor? "Reis çok üzgün, reis çok sinirli, reis bu işlerden çok rahatsız olmuş." Arkadaşlar, bizi zerre ilgilendirmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bizi ne ilgilendiriyor biliyor musunuz? 550 bin kişi bu işten rahatsız. 550 bin kişi üzgün, 550 bin kişi soyulmuş, dolandırılmış; Reis çok üzgünmüş de onun için sonuna kadar gidilecekmiş. Onun için değil, vatandaş için, millet için, sıkıntıya düşmüş 550 bin kişi için bakın gelin, bu işi araştırma komisyonuna verin. Azıcık samimiyetiniz varsa YENİ YOL'un veya İYİ Partimizin veya DEM Grubunun veya Cumhuriyet Halk Partisinin, Yeni Partinin... Ya birimizin araştırma komisyonu kurulması talebine "Evet." deyin, biz de diyelim ki tamam, AK PARTİ'li, dürüst, namuslu milletvekilleri gerçekten bu işin  sonuna kadar gidilmesine samimiyetle inanıyor. Eğer "Evet." demezseniz sizin bu samimiyetiniz de millet tarafından sonuna kadar sorgulanacaktır arkadaşlar. (İYİ Parti, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Cem Avşar.

Buyurun Sayın Avşar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEM AVŞAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu işi küçümseme meselesinden vazgeçmek lazım. Bunun, bu suçun adı "kriz" değil, bu işlemin kanundaki ismi "piyasa dolandırıcılığı" bu bir. Bu bir dolandırıcılık.  İki, bu ülkede evet, pek çok dolandırıcı, üçkâğıtçı oldu ama ilk defa siyaset ve bürokrasinin içinde bulunduğu ve rüyalarımızda göremeyeceğimiz, rakamların dudak uçuklatan boyuta vardığı bir dolandırıcılıkla bu millet karşı karşıya kaldı. Bu konuda da üç haftadır atılan kısıtlı adımlardan iktidarın hâlen daha üzerindeki şoku atlatamadığını görüyoruz, hâlâ bir şok durumunda. Bu da yetmiyor, para piyasalarını denetim yetkisini elinde bulunduran Maliye Bakanlığının bu konuyu bir sene önceden tespiti, suskun kalması falan da üzerine tüy diken bir durum.

Bakın, neyin yetmediği, bu açgözlülüğün boyutu, para hırsı beytülmala göz dikme, işin ahlaki boyutu, yirmi beş yıl sonunda gelinen bu durum, bence bu skandalla anılan her siyasi partinin içerisinde derinlemesine, uzunca düşünmesi gereken bir durum, değerlendirmesi gereken bir durum ama vurgunun boyutu, işlenen organize suç, götürülen para, bu işin piyasalara maliyeti, uluslararası piyasalarda düştüğümüz durum 86 milyon vatandaşın, tüyü bitmemiş yetimin ve ülkemizin bugün en önemli meselesi. Dolayısıyla "Gözünün yaşına bakmayacağız, kim varsa hesap soracağız." gibi söylemler hem bizim hem milletimizin nezdinde yetersiz kalmaktadır. Elbette bunlar olacak ama şeffaflıkla, ikili hukuku devam ettirerek değil; adı geçen kurumlarda yönetici vasfı taşımış, şimdi bu vurgunun araştırılmasında görev alan; düzenleme, denetleme görevini yerine getirmemiş, ihmali olan sorumlu yetkisizlerle hiç değil. Denetim görevi, yasama görevi Meclisin. O yüzden, biz bir an önce bu önergeyle bir kurul kurulmasının altını yine çiziyoruz. Sistem krizi, sizin elinizi tutan, bu komisyonun kurulmasını engelleyen bu sistemin yarattığı kriz artık ciddi bir devlet krizine dönüşme noktasındadır.

Değerli milletvekilleri, bakın, sokakta, çarşıda, pazarda, işte, evde, seçim bölgemizde, biz aramızda, herkes bu meseleyi konuşuyor. Türkiye'nin bugün geldiği en önemli gündem de bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEM AVŞAR (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

CEM AVŞAR (Devamla) - Birisi tutmuş, birisi kesmiş, birisi yemiş; ya, biz neyi tartışıyoruz aramızda o zaman? Biz aramızda neyi tartışıyoruz? Bizim bir görevimiz var, bizim tek görevimiz bu işin üzerine gitmek ve bu işi tüm yönleriyle ortaya çıkarmak; aramızda kavga etmek değil. Şu an milletin meseleye bakış açısı şu: Millet bürokratik kurumlara güvenmiyor, millet bu Meclise güveniyor ve bu konuyu da bütün çıplaklığıyla ortaya çıkaracak Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Eğer bu meseleyi de biz bu Meclis çatısı altında ortaya çıkarmazsak zaten vatandaşın artık devletiyle ve  siyasetle kopma noktasına gelen -güven anlamında- bağ iyice kopup gidecektir diyor, bu önergeyi halkımız adına desteklediğimizi söylüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cengiz Çiçek.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

CENGİZ ÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

En sonda söyleyeceğimi hemen ilk başta söyleyeyim,  YENİ YOL Grubunun önerisini destekliyoruz ama küçük bir eleştirimiz var,  gerekçenizde aynen şöyle bir şey diyorsunuz: "Sermaye piyasalarının ne denli büyük bir denetimsizlik tehdidi altında olduğu açıktır." Aslında siz iki gündür tarif ediyorsunuz, büyük bir denetimsizlik tehdidi altında değil ,son derece nitelikli bir soygunu yapmak üzere denetim ağı oluşturulmuş, herhangi bir tesadüfe fırsat vermeyen, ciddi, nitelikli bir soygun var; bunu bu şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Yine,  bütün bu tartışmalarda şu katkıyı da yapmak isteriz: Bakın, arkadaşlar, ben sizi dinlerken aklıma hep uyuşturucu operasyonları geliyor. Şu gün, şurada, şu kadar kilogram esrar, eroin yakalandı, şu çeteye operasyon yapıldı. Ama ne hikmetse hayatın neresine gidersek gidelim, yaşadığımız her yerde -Dalton, Red Kit- bir sürü çete ismi havada dolaşıyor, gençler bu tuzağa çekiliyor, neredeyse ortaokul, liseye kadar uyuşturucu kullanımı inmiş ama bu çetelerin hiçbir zaman tamamen kökü kazınmıyor. İşte, muhalefetin araştırma önergesinin mantığı da bu arkadaşlar. Biz bir kişiyi ya da belli kişileri tek başına ele alıp analiz etmiyoruz, buz dağının görünen yüzü bu. Buz dağı nerede, bunu soruyoruz size; buz dağı nerede? Bakın, öyle konuşuyorsunuz ki sanki çeyrek yüzyıldır bu ülkeyi siz yönetmiyorsunuz, daha yeni geldiniz, vesayetten yeni kurtuldunuz, vesayetçi dönemi alaşağı etmeye çalışıyorsunuz. Arkadaşlar, gerçekten aklımızla dalga geçmeyin. Olayı kişiselleştirmiyoruz, bu bir sistem sorunudur; bakın, bu bir sistem sorunudur. Rakel Dink'in bir sözünü tekrar hatırlatıyorum; bakın, evlerinize asın, iş yerlerinize asın. Eşini kaybettikten bir gün sonra şu cümleleri kurdu Agos'un önünde, dedi ki: "Ben bir bebekten katil yaratan karanlığı sorguluyorum." Biz de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından ranta, vurguna bakan insanı yaratan sistemi sorguluyoruz yani devletin bir bakanı günün sonunda nasıl paraya, ranta bakar hâle geldi? Katil, suçlu sistemdir; bunu hepimizin kabul etmesi lazım. Bu bataklığı kurutmadığımız sürece daha çok benzeri şeyleri tartışır hâle geliriz. Bakın arkadaşlar, birçok kurum bu işin içinde, değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

CENGİZ ÇİÇEK (Devamla) - Ben bir avukat olarak söylüyorum: 2024 yılında cezaevindeki kızına 500 lira yatırdığı için dört yıl iki ay hapis cezası aldı Hatice Yıldız, 75 yaşında. Birileri 2 milyarı alıp götürüyor, elini kolunu sallayarak dolaşıyor bu ülkede, sözde terörizmin  finansmanıyla mücadele edenler -sözde- o gün Hatice Yıldız'ı cezaevine gönderirken bu millî ve yerli soyguna niye karşı çıkmıyor? Bu millî ve yerli soyguna niye karşı çıkmıyor? Çünkü biliyoruz ki her millî bir soygunun altında örtülen bir hırsızlık var, her millî söylemin altında örtülen bir hırsızlık var.

Son olarak da şunu söylüyoruz: Barış ve demokratik toplum süreci çatışmasızlığı sağlayan bir süreçtir. Çatışmasızlık sağlandığında herkes kendi sorunları etrafında tartışmaya başlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ ÇİÇEK (Devamla) - O yüzden, muhalefet de bu süreci desteklesin diyoruz. Bütün sorunlarımızı, gerçek sorunlarımızı çatışmasızlık iklimlinde nasıl daha fazla tartıştığımızı görüyorsunuz. O yüzden, hep birlikte siyaset kurumu bu sürecin nihayete ermesi için elini taşın altına koymalıdır.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Umut Akdoğan.

Buyurun Sayın Akdoğan. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bence iki yerde tümevarım yapmak gerekiyor yani iki yerde fotoğrafın büyüdüğünü görmek gerekiyor.

Birincisi şu: Bu işten 500 bin kişi etkileniyor, bunlar aileleriyle birlikte 2 milyon kişi, olabilir ama bu işten rahatsız olan 86 milyon yurttaş. Neden? Çünkü bu mesele sizin iktidarınızın, partinizin, sarayın içine sızan bazı isimler nedeniyle değil, sizin içinize sinen bazı anlayışlar nedeniyle ortaya çıkmış durumda. Ne demek istiyorum? Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürü burada dün tartışıldı. Ya, makamını, mevkisini, konumunu bu tip kirli işlere, kirli ilişkilere, kendi rantına alet eden bir tek Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürü olabilir mi? Olamaz; içinizde bunlardan çok var. Bakan, bu zamana kadar bakanlık yapmış isimler; içinizde bunlardan çok var. Dolayısıyla kişilere odaklanmayalım; bu, sizin içinize sindirdiğiniz bir anlayıştır, bunu kabul edelim. 500 bin kişiye odaklanmayalım; bu, 86 milyon yurttaşın rahatsız olduğu bir meseledir, bunu kabul edelim.

Televizyonları başında ekranlarından bizi izleyen yurttaşlarımıza bir kez özet yapmak isterim. Bakın, şu anda Türkiye'nin Büyük Millet Meclisinde şöyle bir şey oluyor değerli yurttaşlarımız: Burada 1 parti, 2 parti, 3 parti, 4 parti, 5 parti, 6 parti diyor ki: Biz milletvekilleri olarak bu fon ve borsa yolsuzluğunu araştıralım. Bir parti de AK PARTİ de diyor ki: Hayır, bunu araştırmayalım. Ya, milletvekilinin maaşına, milletvekilinin içtiği çorbasına, milletvekilinin girişine, çıkışına, her şeyine bu memlekette çok dikkat kesilir herkes değil mi? Milletvekili grubunun tembelliğine, milletvekili grubunun bazı şeylerin üstünü örtmek istemesine de takılalım. 6 parti burada "Bu meseleyi araştıralım." diyoruz, AK PARTİ "Hayır, biz bu meseleyi araştırmayalım." diyor. İşin özü budur, bunu herkesin görmesini isterim. İnceldiği yerden kopsun, çekin tuğlayı bu duvar yıkılsın, gözü aç yamyamlarınız dağılsın! "Bu liste elinizde ise bu listeyi açıklayın." dedik, dün AK PARTİ'nin Grup Başkan Vekili Özlem Hanım "Evet." dedi, bugün Akbaşoğlu geldi, bir de ne görelim, AK PARTİ dün olduğu yerden beş adım, on adım geri gitmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UMUT AKDOĞAN (Devamla) - Hemen tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

UMUT AKDOĞAN (Devamla) - Konuşulan paraların içerisinde en küçüğü, dikkatinizi çekerim, en ufak para Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürüyle ilgiliydi. Ne denildi burada? "Ya, ne yapalım yani, arkadaşları bir araya gelmiş, bir 7 milyon para toplamışlar, borsa oynamışlar." Cumhurbaşkanı Yardımcısının Özel Kalem Müdürü arkadaşından para toplayıp borsa oynayamaz arkadaş, oynayamaz! O bu bilgiyi almayı haiz biri. "7 milyon" diye küçümsediğiniz para, bu ülkede asgari ücretlinin yirmi bir yıl çalışıp yemeden içmeden, harcamadan biriktireceği paradır. Bir öğretmen, bir hemşire bu parayı ancak yedi yılda biriktirir hiç yiyip içmezse. Dolayısıyla, içinizdeki bu yamyamları siz temizleyemezsiniz, Meclis temizlemelidir. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Ersan Aksu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERSAN AKSU (Samsun) - Saygıdeğer Başkanım, kıymetli milletvekilleri, YENİ YOL Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sermaye piyasalarında son dönemde yaşanan gelişmeleri büyük bir hassasiyetle takip ediyoruz. Elbette vatandaşlarımızın tasarruflarını ilgilendiren her husus bizler için fevkalade önemlidir. Bu nedenle, konuya yaklaşımımız siyasi tartışmaların ötesinde, tamamen yatırımcılarımızın haklarını koruma ve piyasalarımızın güvenini sağlama noktasındadır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin finansal sistemi güçlüdür, makroekonomik temellerimiz sağlamdır. Karşı karşıya kaldığımız durum genel yapısal bir sorundan ziyade 2.000'i aşkın yatırım fonunun bulunduğu piyasamızdan yalnızca yüzde 4,6'lık bir kısmı yani 131 fonu kapsayan son derece kısıtlı ve spesifik bir durumdur. Sorunu kimsenin hafife alma lüksü olmadığı gibi kimsenin abartarak enfekte etme, haksızlık etme lüksü de yoktur. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları bile mevcut durumun makroekonomik ve sistemik bir krize sebebiyet vermeyeceği noktasında hemfikir iken muhalefet dâhil hepimizin sorumlu bir dil kullanması gerektiği açıktır. Bu süreçte en büyük önceliğimiz olumsuz etkilenen yatırımcılarımızın haklarını en adil, hızlı ve şeffaf şekilde korumaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla kurulan Fon Koordinasyon Kurulu hazine kaynağına başvurulmadan -altını çizerek söylüyorum- kamu kaynağına başvurulmadan yatırımcılarımıza bizzat fonların kendi varlıklarıyla ödemelerin yapılması için gereken tüm altyapıyı koordinasyon içinde hızla hazırlamıştır, ilgili fonların tasfiyesine dair yasa çalışmaları son aşamaya gelmiştir. Buna ilaveten, Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat görevlendirmesiyle Devlet Denetleme Kurulu sürece dâhil olmuş, meselenin tüm boyutları ve ileride benzer sorunların tekrar yaşanmaması için alınması gereken yapısal tedbirler titizlikle incelemeye alınmıştır.

Kıymetli milletvekilleri, meselenin adli ve cezai boyutu da bağımsız yargımız tarafından büyük bir kararlılıkla yürütülmektedir. Bizim kırmızı çizgimiz milletimizin hakkı ve hukukudur. Yürütülen soruşturmalar kapsamında bugüne kadar 206 kişi gözaltına alınmış, 85 kişi tutuklanmış ve ilgililerin mal varlıklarına tedbir konulmuştur, hâlen adli süreçler ve soruşturmalar genişletilerek devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ERSAN AKSU (Devamla) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Partili ayrımı olmaksızın, kimliğine ve kariyerine bakılmaksızın, piyasayı bozan, sahtekârlık yapan, dolandırıcılık yapan herkes hukuk önünde yaptıklarının hesabını vermelidir ve verecektir. Yargı, suça karışanlardan bunun hesabını sormak için tam olarak görev başındadır. Bütün kurumlarımız, Hazine ve Maliye Bakanlığımız, bağımsız yargımız ve Devlet Denetleme Kurulumuz görev başındadır. Kimi fonlarda olağan tasfiye sürecindeki ödemeler bugün itibarıyla başlamıştır, kimi fonların olağanüstü tasfiye sürecine ilişkin yasal düzenleme çalışmaları son aşamasına gelmiş olup önümüzdeki hafta ilgili komisyonun gündeminde olacaktır.

Bu nedenlerle, verilen önergeye katılmadığımızı belirtiyor, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.05

İKİNCİ OTURUM

 Açılma Saati: 17.34

 BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

 KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

 

 

8/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Uğur Poyraz

Antalya

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından sermaye piyasalarında, kamuoyuna "fon skandalı" olarak yansıyan gelişmelerin manipülasyon, bilgi suistimali ve siyasi nüfuz kullanılarak haksız kazanç sağlandığı iddialarının, yatırımcı mağduriyetlerinin ve ilgili kamu makamlarının idari ve siyasi sorumluluklarının araştırılarak gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 7/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/10/2026 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ayyüce Türkeş Taş konuşacak.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; yeni yasama dönemine Türkiye sermaye piyasaları tarihinin en büyük likidite ve denetim krizlerinden biri olarak kayda geçen finansal durumla girmiş bulunmaktayız. Girmiş olduk bu döneme de iktidarın bu konuyla ilgili tutumuna bakarak da şok olarak girmiş olduk. Tam da Meclisin en göbeğinde olması gereken bir konuda Meclisi kenara çekmek ne demek, anlamak mümkün değil. Her şeyi bir kenara bırakalım, burada iktidar milletvekilleri deminden beri yüksek sesle ifade etmeye çalışıyor, ortada dolaşan sırf bilgi kirlilikleri için bile bu Meclisin bu komisyonu kurması kaçınılmaz bir durumdur.

Bir diğer dikkat çekici konu, özellikle dünkü  Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz'ın konuşmalarını da dikkate alarak baktığımızda fark ediyoruz ki Türk finansal piyasalarında yaşanan bu durum iktidar tarafından ve de yürütme tarafından çok doğru anlaşılamıyor ya da doğru yere odaklanılamıyor. Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, Plan ve Bütçe Komisyonuna gelen Merkez Bankası Başkanını da dâhil ederek Sayın Cevdet Yılmaz, Cumhur İttifakı adına konuşan bütün milletvekilleri olayı ısrarla ve altını çize çize sınırlı fonlarda sınırlı bir etki olarak tanımlamakta ve ekliyorlar "Türk finans piyasası çok güçlü, biz de hemen olaya el koyduk, suçluları bulacağız. Ucu nereye giderse gitsin bunların hepsi hesap verecek." "-cek, -cak" ekleriyle bir sürü cümleler duyuyoruz.

Sayın Cumhur İttifakı milletvekilleri ve yürütmeye buradan seslenmek istiyorum: Yüce Türk milleti ve biz bu konuda sizden "-cek"li, "-cak"lı cümleler değil, sadece icraat görmek istiyoruz. O icraatların da doğru ve yerinde olmasını talep ediyoruz. Ayrıca, bu sınırlı etki tanımını kim yaptı, neyi baz alarak yaptı, sınırı neye koydu onu anlamak da mümkün değil. Türk milletinin devletine güvenerek yatırım tercihi olarak gördüğü sermaye piyasalarında 455 bin bireysel yatırımcı mağdur. Bu piyasada 6,5 milyon yatırımcı var. Yaşanan bu durumla da inançlı mülkiyet esasını inançsız mülkiyet esasına çevirmek sizce sınırlı bir etki mi sayılıyor? Vallahi bu durumu da böyle tanımlamak ayrı bir maharet gerektiriyor.

Sayın milletvekilleri, aslında çok fazla söze gerek yok. Türk milleti ya da Türk sermaye piyasası yatırımcıları diyelim, devletin kurumlarının gözü önünde hatta bu kurumların gözlerinin içine bakıla bakıla dolandırılmıştır, hem de nitelikli bir şekilde dolandırılmıştır. Sermaye Piyasası Kanunu madde 107 ve Türk Ceza Kanunu madde 158'deki tanımlamalar yaşananların âdeta kitaptaki yazılı hâlidir. Bunun yanında çözüm için atılan adımlara da bakıyoruz.

Birincisi ne? Külliye'de Fon İzleme Kurulu kuruluyor. Oradan bir sonuç çıkması mümkün mü diye analiz edecek olursak eğer mümkün olsaydı zaten herhâlde şu anda burada bu fon krizini konuşuyor olmazdık çünkü doğruyu doğru zamanda yapamayanlar doğruyu acaba yanlış zamanda mı yapacaklar?

Bir başka çözüm ne? Sayın Akın Gürlek açıkladı. TMSF bünyesinde gönüllü para iadeleri hesabı açılmış. Buraya da sadece 5 kişi para iadesi yapmış. Bu nasıl bir çözüm; bunu da anlamak mümkün değil. Gönüllü para iadesi ne demek? Bir defa bunun tanımlanması gerekiyor. Kim, neye göre gönüllü? Sermaye piyasalarında yüksek kazanç sağlamak suç mu? Burada suç olarak tanımlanan ne? Sermaye piyasasına yatırım yapanlar yatırım yapmadan önce SPK'nin, Borsa İstanbulun yapamadığı denetimi yapmakla mı mükellef? Gönüllüler haksız kazançlarını hangi parametreyle ölçüp bu fona yatırıyor? Yani bunlar olacak iş değil, bu işler akıl işi de değil.

Sayın milletvekilleri, dün Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımızın bir başka tanımlaması daha oldu, yatırımcıları da kendi içinde ikiye ayırdı: "Bir normal yatırımcı, bir de nitelikli yatırımcı." dedi ve nitelikli yatırımcının aslında bu riski, borsanın bu hâle gelmesi riskini göze aldığını ve o riskin bedelini de ödeyeceğini söyledi. Bu mantık da doğru bir mantık değil çünkü sermaye piyasası yatırımcısı evet, risk alıyor, nitelikli dediği, onun nitelikli olarak tanımladığı yatırımcı da risk alıyor, doğru ama onun aldığı riskler mesela, yatırdığı şirketin hikâyesine bağlı risk ya da ülkeye, ülkenin durumuna bağlı risk, finansal piyasalarda olacak herhangi bir gelişmeye bağlı bir risk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Yani hiçbir yatırımcı devlet kurumları, SPK, BDDK, BİST gibi devlet kurumları görevini ihmal edecek de bundan dolayı "Ben mağdur olacağım." diye bir risk almıyor. O yüzden bu olayda yatırımcılar mağdurdur. Sadece orada gerçekten işte, içeriden bilgi alan, manipülasyon yapan, piyasada fiyat yapıcı organize işlere giren -ve bunları bulmak da çok zor işler değildir- bu tarz işlere girişmiş insanlar hemen tespit edilmeli ve gereği bir an önce yapılmalıdır. Bunda da her geçen gün, hatta her geçen saniye kaybedilen zaman mağdurların da bu işi çözmek isteyenlerin de aleyhine işlemektedir.

Son söz olarak da şunu söylemek istiyorum: Eğer bu ülkede ayakkabı kutusuyla para çalanlara ve evlerinde para sayma makinesi bulunanlara zamanında gerekli müeyyideler uygulansaydı zaten bugün biz bunları da konuşmuyor olacaktık deyip hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.

Buyurun Sayın Esen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun araştırma önergesini elbette destekliyoruz çünkü dün bu kürsüde Sayın Cevdet Yılmaz'dan tasfiyenin nasıl yapılacağını dinledik, nihai tasfiye için beş altı aylık süre verdi bizlere ancak bu soygunun, vurgunun nasıl büyüdüğünün, kimlerin korunduğunun hesabını hâlâ duyamadık. Kim bunlar? At izi it izine karışmış, isimler konuşulurken vatandaş ise bu dolandırıcılık operasyonunun altında inim inim inliyor. O paranın içinde çocuğunun okul masrafı, emeklisinin güvencesi, esnafın ödemesi, engellinin zorlukları var. Aylar sürecek tasfiye onlar için aylar sürecek zorluklar ve kayıplar demek. 455.758 yatırımcıdan söz ediyoruz, aileleriyle birlikte birkaç milyon kişi ediyor. Bitmiyor, soygunun dibe çektiği piyasa ve bununla birlikte etkilenen yatırımcılar ve işini döndürmeye çalışan insanlar. Vatandaşın birikimi elbette korunmalı, mağduriyetler son bulmalı ancak ödeme takvimi açıklamakla iş bitmiyor, siyasi sorumluluğunuzu da ortadan kaldırmıyor.

Genel Başkanımız Ali Babacan'ın önerileri açık; bu fonların denetimi tarafsız yetkililer ve devlet kurumlarının güvenliğinde yapılmalı, iddia edilen usulsüzlükler üstü örtülmeden araştırılmalı, tam yetkili uzmanlardan oluşan bir görev gücü kurulmalı, bu süreç kesintisiz bir çalışmayla yönetilmeli, sorumluların mal varlıklarından tahsilat yapılmalı, küçük yatırımcıya öncelik verilerek piyasa rahatlatılmalı ama bu gidişatla da zor gözüküyor. Vatandaşın ve hepimizin aklında dönen deli sorular var cevapsız. Kriz patladıktan sonra bankaları görevlendiren, likidite sağlayan, fonları karantinaya alan devlet, vatandaşın birikimi tehlikeye girerken neden etkili müdahaleyi yapamadı? Kim, ne zaman uyarıldı, hangi yetki neden kullanılmadı? Neden denetleme görevleri olan kişiler denetleyecekleri kurumların içine, yönetimlerine görevlendirildi? Eski Bakan Kaya ve eşi parayı çekmeleri için özel bir bilgi almadıklarını söylüyorlar. Bu kusursuz zamanlama için herhâlde kendilerine ilham geldi diye düşünüyorum. Bu savunmanın cevabı dijital işlem kayıtlarının dakikalarında, para hareketlerinde, alım satım tarihlerinde mevcut, görebilirsek. Ayrıca, para iadesi de şu anda AK PARTİ'deki görevinden ayrılmak da ihraç da bu rezilliği araştırmayı geçersiz kılmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkürler.

Özlem Zengin'in dünkü açıklamasını hepimiz yürekten destekliyoruz. Kimse bunlar, listelerde isimleri açıklanmalı. Meclis, araştırma komisyonu kurarak tarihî sorumluluğunu yerine getirmeli. Birinin varlığı, diğerini yok saymaz. "Yasaklar, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele." diye yola çıktınız. Bu 3Y'nin yanına 4'üncü Y'yi eklemeyin. Tüm sorumsuzlukları ya da art niyetleriyle bu devleti, milleti soyan, vurguna yol veren ve hâlâ hesap vermeyi reddederek koltuklarında oturan, kamu görevlerini işgal eden şahısları, vurguncuları, yüzsüzleri korumayın; bu toplumun sırtına yeni bir Y eklemeyin, birkaç günah keçisiyle bu soygunu geçiştirmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ELİF ESEN (Devamla) - Meclisin denetiminden, araştırma komisyonu kurulmasından kaçmayın. Bu ağır yük AK PARTİ ve MHP iktidarının ve sizlerin üzerinde ağır bir sorumluluk ve vebaldir. Ezcümle, bu araştırma komisyonunu kurun. Doğru olan hesaptan kaçmaz; hırsızdan alın, vatandaşa geri verin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Türker Ateş.

Buyurun Sayın Ateş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubunun grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada yalnızca birkaç fonu ya da birkaç hisseyi konuşmuyoruz. Konunun önemli muhataplarından olan Mehmet Şimşek, sekiz gün önce "Sorunlu fonları karantinaya aldık, bulaşıcılığı durdurduk." diyor. Durum kesinlikle çok daha ciddi, çok daha vahim. Üç gün önce Tera Yatırım Bankası 6 milyar liralık borcunu ödeyemedi ve temerrüde düştü. Hiç iyi sinyaller gelmiyor, 455 bin tekil yatırımcı fonlarda kilitli kaldı ama milyonlarca insan bu krizden etkileniyor. Kriz sadece bunlarla mı sınırlı? Bu krizin, sanayi sektöründe özellikle ayakta kalmak için çabalayan KOBİ'lere çok ciddi etkisi oldu. Fon vurgununun en net etkilerinden birini sizlerle paylaşmak isterim. BİST KOBİ Sanayi Endeksi çok sert bir değer kaybı yaşadı. Üç haftadan kısa bir sürede yaşanan kayıp yüzde 37. Aynı dönemde BİST 100'deki kayıp yaklaşık olarak yüzde 15 seviyelerinde. KOBİ tarafında ortalamanın çok üstünde kayıp yaşandığını görüyoruz. Burada mesele yalnızca ekrandaki rakamların düşmesi değildir. Bu şirketler gerçek şirketlerdir. Fabrikalar var, çalışanlar var, ihracat yapanlar var, vergi ödeyenler var; Türkiye'nin üretimine katkı sağlıyorlar. Bir sanayi şirketinin piyasa değeri birkaç hafta içerisinde üçte 1 oranında eriyorsa bunun reel ekonomiye yansımaları da çok büyük olacaktır.

Yatırımcı güveni azaldı. Şirketin sermaye piyasalarında kaynak bulması da zorlaştı. Yeni yatırımlar erteleniyor, yarım yatırımlar erteleniyor, büyüme planları rafa kalkıyor. Bugün sanayici iki taraflı sıkışmış durumda; bankalardan kredi alamıyor, borsada şirketleri değer kaybediyor. Böyle bir ortam yaşanırken sadece borsanın kendi iç meselesi olarak değerlendirmemiz mümkün değildir. Sermaye piyasalarının güvenli olması Türkiye ekonomisi için de üretimi için de çok önemli. SPK'nin görevi yalnızca kriz çıktıktan sonra müdahale etmek asla değildir, piyasayı bozucu hareketleri zamanında tespit etmesidir, yatırımcıyı korumalıdır. Bu nedenle soruyoruz: Kim kazandı, kim kaybetti? Fon hareketleri hangi şirketleri etkiledi? Tedbirler neden zamanında alınmadı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

TÜRKER ATEŞ (Devamla) - Bu fonlara küçük yatırımcıları kimler yönlendirdi? KOBİ sanayi şirketleri neden bu kadar ağır değer kaybetti? Bu mesele, yalnızca bir borsa meselesi de değildir; bu mesele, aynı zamanda Türkiye sanayisinin meselesidir. Bu nedenle, konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında tüm yönleriyle araştırılmasını  önemli buluyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Heval Bozdağ.

Buyurun Sayın Bozdağ. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bu fon meselesinin arkasındaki kapitalizmin ve neoliberal politikaların yarattığı finans sistemini, bunun risklerini ve aynı zamanda emeğin gerileyerek sermayenin ve bireysel servet sahibi olma hırsının hangi boyutlara ulaştığını görmezsek atlamış oluruz. Bugün yurttaşın emeğiyle biriktirdiği paranın neden bir finans düzeninin içine itildiği, bu düzenin yarattığı riskler önceden bilinmesine rağmen neden zamanında müdahale edilmediği ise kapitalizmin kurallarıyla yol alan iktidarın, ekonomi patronlarının sorumluluğudur. Bunu sormak ise Meclisin, toplumun en doğal hakkıdır. Buna cevap vermek, şeffaf bir soruşturmanın yürütülmesi de öncelikle iktidarın ve bu Meclisin sorumluluğudur. İnsanlara yıllardır "Yatırım yapın, paranızı değerlendirin, paranız sizin için çalışsın çünkü emeğinizle yaşamınızı idame ettirmeniz mümkün değil." denildi ve öyle bir piyasa yaratıldı ki gelir, enflasyon ve tasarruf dengesini tutturamayan milyonlarca insan "Gece uyurken de para kazanayım." derdinde finans piyasalarına girdi ve girmeye devam ediyor. İnsanlar kışkırtılmış bu piyasa sisteminde fonlara, borsalara yöneliyor.

Öncelikle, gelir adaletsizliği yaratan böyle bir piyasa sisteminin neden takipçisiyiz? Trilyonlarca faiz ödemesiyle devlet soyuluyor, kaynak bulamayan piyasa ise halkın cebine çöküyor.

Evet, asrın dolandırıcılığı veya vurgununda iktidarın vermesi gereken ilk cevap, raydan çıkacağı belli olan bu durum öngörülmesine rağmen neden müdahale edilmedi? Burada çokça bahsedildi, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek "Biliyoruz." dedi; SPK "2025'in son çeyreğinde bazı fonların ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerini görüyoruz." dedi. O zaman neden bu piyasanın kocaman bir balona dönüşmesine ve yüz binlerce insanın dolandırılmasına, mağdur olmasına göz yumuldu? Neden bile bile beklendi? Üstelik bu piyasanın uluslararası kodamanları bile uyarılarda bulundular. Piyasa düzenleyicileri bu çağrılara neden bigâne kaldı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

HEVAL BOZDAĞ (Devamla) - Sayın vekiller, kurumlara güven kalmamıştır. Bir araştırma komisyonu kurulmadan bu sürecin yürütülmesi, yürütmeye bırakılması kamuoyunu tatmin etmeyecektir. Bazı portföy şirketleri, yöneticiler ve piyasa aktörleri ile iktidar çevreleri, kamu görevlileri arasındaki ilişkiler araştırılmalıdır. Onlarca kişi hakkında tutuklama ve adli işlem yürütülürken siyasi bağlantıları bulunan kişiler açısından adli süreçlerin neden uygun bir şekilde yürütülmediği soruşturulmalıdır.

Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Şeref Arpacı.

Buyurun Sayın Arpacı. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ekonominin temel unsuru güvendir ve Türk ekonomisine güven en derinden sarsılmıştır arkadaşlar. Bu güveni sizler, politika kurullarınız, denetçileriniz, danışmanlarınız tekrardan sağlayamazsınız. Neden? Atayan AKP'li, atanan AKP'li, soyan AKP'li, soyulan AKP'li, göz göre göre gelen bu tehlikeye göz yuman AKP'lidir de ondan. Bu işin içinde Bakanlarınız, Genel Başkan Yardımcılarınız, Parti Sözcünüz, aile bireyleriniz, Cumhurbaşkanının direkt atadığı bürokratların hepsi vardır ve bu liste hepinizin elinde, Cumhurbaşkanının masasının üzerindedir. Hırsız ile bekçi soygunu beraber yaptınız. Çoban köpeği ile kurt kuzuyu birlikte yemiştir. Bu komisyon bu Meclisin çatısı altında acilen kurulmalıdır. At izini it izinden ayıracak olan bu komisyondur arkadaşlar. Bu iş "Bu iş Türk finans sisteminin bir bölümünün küçük bir parçasında yaşanmıştır." diyemeyeceğiniz kadar da büyüktür; Türkiye Yüzyılı'nın vurgunu, Türkiye Yüzyılı'nın soygunudur. Üç buçuk senedir burada berbat ekonomi yönetiminizin ayıplarını örtmek için EYT'ye ve depremin ekonomik büyüklüğüne sığındınız. Bu fonda bir günde buharlaşan tutar EYT'nin bir yıllık maliyetinden daha büyüktür. Küçümseyerek bu işin içinden çıkamazsınız. Depremin toplam zararı 100 milyar dolarken bu vurgunun, bu soygunun Türk ekonomisine zararı 90 milyar doları geçmiştir. Titanik buz dağına çarptı arkadaşlar, gemide kocaman bir delik açıldı; buz dağının görünen kısmı belli, her gün açıklıyoruz, görünmeyen kısmında da iliklerine kadar ak kadrolar vardır. En kötüsü, siz, göz göre göre gelen bu tehlikeye rağmen, bunu bilmenize rağmen hiçbir şey yapmadığınız gibi, şirketlere, kurumsal firmalara bu serbest fonlara ve hisse senedi fonlarına girmesi için daha da destek verdiniz, daha da teşvik verdiniz. Eylülün ilk haftası daha güvenli olan para piyasası fonlarına stopaj getirdiniz, serbest fonlara ve hisse senedi fonlarına stopaj getirmediniz yani insanları bile bile daha da bataklığa sürüklediniz. Ya, size soruyorum: Ne günahı vardı; 3 milyonunu, 5 milyonunu, işletme sermayesini, işçinin maaşını enflasyona eritmemek için orada tutan KOBİ'lerin ne suçu vardı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ŞEREF ARPACI (Devamla) - Teşekkür ederim.

Herkesin 250 milyon lira bir köşede unuttuğu parası yok ki. İnsanlar çek ödeyemeyecek, maaşını ödeyemeyecek kurumlar var şu anda maalesef. Sizde gerçekten vicdan yoktu, biri bin yaptınız, yetmedi; küçük yatırımcının biriktirdiği paraları iç ettiniz, yetmedi; 27 daire parası 367 daire oldu, yetmedi; şimdi, nefsine yenilenler, şeytana uyanlar bu paraları geri ödesin diye bekliyorsunuz. Adalet istiyorsanız, hukuk istiyorsanız yapacağınız şey açıktır; bu işin içine karışanları, iş birlikçileri sabahın altısında alacaksınız, bütün hepsinin ailelerine, mal varlıklarına el koyacaksınız ve bu paraların en az 2 katını Türkiye ekonomisine, hazineye geri ödemelerini sağlayacaksınız, yoksa bu işin içinden çıkamazsınız arkadaşlar.

Saygılar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Mustafa Savaş.

Buyurun Sayın Savaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu tarafından verilen önergeyle ilgili olarak AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün de detaylı değerlendirmelerde bulunduğumuz fon konusuyla ilgili altını çizerek ifade etmek isterim ki Türkiye ekonomisinin temelleri sağlam, sermaye piyasalarımızın kurumsal yapısı güçlüdür. Yaşanan mesele bütüne ilişkin bir sorun değildir. Biz, 2002 yılından bugüne kadar, her alanda olduğu gibi, ekonomi, finans, sermaye piyasaları ve bankacılık sektörüne yapmış olduğumuz reformların ne kadar güçlü ve etkin olduğunu biliyoruz. Bu sayede Türkiye, 2008 küresel krizinde OECD ülkeleri içerisinde ekonomisi en az etkilenen 2 ülkeden biri olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda Devlet Denetleme Kurulu inceleme ve denetleme sürecini yürütmekte, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında oluşturulan Fon Koordinasyon Kurulu ise ilgili kurumlar arasında eş güdümü sağlamaktadır. Tasfiye süreci adil ve süratli biçimde yürütülüyor, sorumluların tespiti ve benzer sorunların tekrarının önlenmesi için gerekli idari ve hukuki adımlar atılıyor. Bu nedenle, bilgiye dayanmayan iddialarla kamuoyunda belirsizlik ve kaygı oluşturmak yerine hepimizin sorumlu bir dil kullanması gerektiğine inanıyoruz.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ya, işte, bilgilenelim istiyoruz yani bir komisyon kurulursa bilgileneceğiz.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim için burada esas olan vatandaşımızın hakkıdır. Konunun ne kadar hassas olduğunun farkındayız ve bu doğrultuda adımlarımızı dikkatle atıyoruz.

Dikkat çekmek istediğim başka bir husus ise hâlihazırda bu fonlar devlet garantisi olan bir enstrüman, bir  yatırım aracı değildir.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Garanti değil, denetim.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) -  Kendi içinde birtakım riskleri barındırmaktadır. Geniş bir kitleye yayılmış bu olayı kurgulayan ve yanlış işe bulaşanlar var. Vicdanları rahatsız eden durum da işte tam olarak bu noktada başlıyor. Manipülasyonla haksız kazanç sağlayan, vatandaşımızın birikimine göz diken kim olursa olsun hukuk önünde hesabını verecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Açıklayın listeleri, açıklayın.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) - Dolayısıyla, milletimiz içini ferah tutsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) - Biz AK PARTİ olarak temiz siyasetin merkeziyiz.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - La Fontaine'den masallar.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) - Hak yiyen hiçbir yapının arkasında durmadık, bundan sonra da durmayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tasfiye sürecinde temel ilkelerimiz nettir. Kamu kaynağı kullanılmayacaktır, yatırımcılarımıza fondaki payları oranında ödeme yapılacak, özellikle küçük yatırımcılarımızın hakları öncelikle gözetilecektir. Ayrıca, belirlenen fonlarda bugün itibarıyla yatırımcılarımızın nihai tasfiye sonunda hak kazanacakları tutardan mahsup edilmek üzere 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılması vatandaşımızın yaşadığı güçlüğü azaltmaya yönelik önemli bir adımdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir vatandaşımızın birikimi yalnızca ekrandaki bir rakam değildir. O birikimin içinde emeklinin tasarrufu, ailenin geleceği, gencimizin hayali vardır. Bu emaneti korumak, vatandaşımızın hakkını eksiksiz teslim etmek ve güveni yeniden sağlamak bizim için siyasi değil vicdani bir sorumluluktur.

Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Poyraz, buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli hatip, bu tür şeylerin birtakım riskler barındırdığını söyledi. Elbette, her türlü finans enstrümanı birtakım riskler barındırır. Ama Hükûmet eliyle, Hükûmet tarafından atanmış kurulların, kurumların ve bürokrasinin duyarsızlığı sonucunda oluşan bu risklerin adı "risk" değil "sorumluluk"tur; bunun net olarak altını çizmemiz gerekiyor. Burada oluşturulan kurulların ve kurumların, bu işi gözetmesi ve regüle etmesi gereken kurul ve kurumların ki bunların tamamı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle birlikte atanmışlardan oluşmaktadır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi demek, Cumhurbaşkanının aynı zamanda iktidar partisinin de genel başkanı olduğu bir sistem demektir. Dolayısıyla, bunların hepsi ama hepsi atanmıştır ve risk bu atanmışlardan oluşmakta. Dolayısıyla, bunların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Risk, atanmışlarda ve atanmışları atayan iradede yoğunlaşmaktadır; bu, bunun doğasıdır.

Devamında, burada temizlikten ve ilkeli olmaktan bahsettiniz. Bu, Türkiye'nin yaşadığı ilk hadise değil. Yani, bunları bir polemik olarak söylemiyorum; daha bundan üç beş yıl öncesine kadar sadece TÜRK TELEKOM'un özelleştirilmesi hikâyesinden 12 milyar dolar dolandırıldı Türkiye Cumhuriyeti devleti. Hâlâ 128 milyar doların akıbeti şaibeli; biri bir başka açıklama yaptı, biri bir başka açıklama yaptı, 5 tane açıklama var elimizde, Hükûmet kanadından hangisinin doğru olduğu bile belli değil. Dolayısıyla, eğer bu sicili açarsak bu sicilin altından kalkamazsınız. Mevzu, bunun sorumlularını ortaya çıkarıp gereğini yapmak. Önce sorumluları çıkarın, gereğini yapın, ondan sonrasını çözmek kolay.

Sağ olun efendim. (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu  maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Öneriyi okutuyorum: 

8/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

Sevda Erdan Kılıç

 

 

İzmir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Tekirdağ Milletvekili ve CHP TBMM Grubu Başkanı Faik Öztrak, İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sevda Erdan Kılıç, İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Rahmi Aşkın Türeli ile Balıkesir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Serkan Sarı tarafından son günlerde yaşadığımız fon krizinin tekrarının önlenmesi yolunda alınması gereken idari, hukuki ve kurumsal tedbirlerin ortaya konulması amacıyla 21/9/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1963 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/10/2026 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay.

Buyurun Sayın Akay. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Bu fon vurgunuyla ilgili biz de Mecliste bir komisyon kurulmasını ve her yönüyle bu krizin, bu vurgunun araştırılmasını talep ediyoruz. Resmî rakamlara göre 455.758 kişinin etkilendiği bir krizden bahsediyoruz ama etrafıyla beraber, borsada direkt işlem yapan, hisse alıp satan kişilerle beraber 1,5 milyon kişiyi ilgilendiren, aile olarak da 4,5 milyon hane halkına sirayet eden, mağdur olmasına sebep teşkil eden bir fon krizinden bahsediyoruz.

Burada bağımsız denetim kuruluşları 2020 yılından 2026 yılının ilk çeyreğine kadar düzenledikleri raporlarda krizin geldiğini ve vurgunun yapıldığını açıkça bu raporlarda dercetmişler, bildirmişler ve bu raporlardan da KAP'a açıklandığı için Sermaye Piyasası Kurulunun, (SPK)'nin de de haberi var, herhangi bir işlem yapılmamış. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Şubat 2025'te yazı yazmış SPK'ye böyle böyle iddialar var diye, bunlarla ilgili gerekli cevabın verilmesini istemiş ama herhangi bir şey yapılmamış. Yine, Hazine ve Maliye Bakanının, Sayın Şimşek'in, 2025'in son çeyreğinde olaylarla ilgili haberi olduğunu ifade edip SPK'yi göreve çağırmış, SPK'de çalışma grubu kurulmuş. Bu çalışma grubunun ne yaptığını bilmiyoruz; rapor düzenledi mi, ilgililere verdi mi, hiçbirini bilmiyoruz. Denetleme kurumları zamanında görevini yapmamıştır veya yapmasına kim engel olmuştur ki bu olağanüstü fon vurgunu ortaya gelmiştir, meydana çıkmıştır. Bazı kamu kurum ve kuruluşlarının da burada, bu fonlarda paralarının olduğu iddia edilmektedir; Türkiye Varlık Fonunun, İşsizlik Sigortası Fonu'nun. Buradaki fonlardan kazanç mı elde etmişlerdir yoksa bir kayıp mı olmuştur, bunların da açıklanması gerekiyor.

 Hisse değerlerinden fahiş gelir elde eden, değer artışıyla ilgili olarak çok ciddi gelir elde eden, fahiş kazanç elde eden kişiler bir kısım paralarını dışarıya kaçırmıştır. Kendileri bu şirketlerden, bu portföy şirketlerinden paraları çekmiştir, yurt dışında ortaklık kurarak oralara transferler yapmıştır. Bütün bunların tespit edilip, o haklarla ilgili gerekirse gayrimenkullere gerekirse mevduat hesaplarına tedbirlerin konulup, paraya döndürülüp bu mağdurlara ödenmesi gerekiyor. Yani likit fona yatıran var, hisse senedi fonuna yatıran var, KOBİ'lerde, şirketlerde işçilerin kıdem tazminatını buraya yatıranlar var, işçi ücretlerini buraya yatıranlar var, nitelikli yatırımcılar var; hepsi şunu bekliyor: Mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor. Bununla ilgili olarak da gerekenin mutlaka yapılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, sadece olay bu da değil, soğuk cüzdanlarla ilgili olarak yurt dışına transfer yapılan paralar var. Ben şimdi buradan birkaç soru soracağım: Fon sürecinde adı geçen, büyük miktarda para hareketleriyle gündeme gelen şirketlerden birinin 3 milyar dolar ve 5 milyar dolar tutarında dijital varlık transferlerini gerçekleştirdiği doğru mu? Bu varlıkların soğuk cüzdanlara aktarılarak yurt dışına çıkarıldığı doğru mu? Bu firma kimdir? Bu firma Özata Denizcilik midir iddia edildiği gibi? Eğer bu bilgi doğruysa ortada son derece ağır bir sorun var. Bu transferlerden MASAK'ın, SPK'nin ve devletin ilgili kurumlarının haberi var mıdır? Bu şirketler hakkında bugüne kadar herhangi bir inceleme yapılmış mıdır? Fon soruşturmasının geldiği noktada artık yalnızca vatandaşın parasının nerede olduğu değil milyarlarca dolarlık dijital varlık hareketlerinin nasıl gerçekleşebildiğinin de açıklanması gerekiyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Evet, bu şirket hakkında ne yapıldı? Bu transferlerden devletin haberi var mıydı? İvedilikle açıklanması ve tatmin edici açıklamanın kamuoyuna verilmesi gerekiyor.

Bir de bir soru şu: Dilara Altıntop kimdir değerli milletvekilleri? Kimlerle ne tip bağlantıları vardır; bu para transferleriyle ilgili bir ilgisi var mıdır, irtibatı var mıdır? Bu sorunun da cevabını bekliyoruz.

Bakın, toplam 8 milyar dolar yaklaşık 400 milyar TL demek. 400 milyar TL ne demek biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

 CEVDET AKAY (Devamla) - 400 milyar TL, yaklaşık 17 milyon emeklinin her birinin 23.552 TL ikramiye alması demek; 400 milyar TL, 2026 bütçesindeki 2 trilyon 742 milyarın yedide 1'i demek yani yüzde 14,5'i demek, faiz giderinden bu kadar kurtulmamız demek. Siz bu kadar parayı yurt dışına kaçırarak heba edemezsiniz. Bu ve benzeri transferlerde herkesten hesap sorulması gerekiyor. Bu da kime düşüyor? İktidara, devlete düşüyor. Mağdur olan halkımız da bunu bekliyor, paralarının kuruşuna kadar ödenmesini bekliyor ve biz de Mecliste bu konunun her yönüyle araştırılmasıyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz, bütün partiler hemen hemen talep ediyor ve vatandaşlarımız bizden bunu bekliyor. Nedir bu mağduriyet ortaya çıkacak ve ilgililer hesap verecek diyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; önce problemin adını net olarak koyalım: Ortada bir yolsuzluk var, ortada bir vurgun var ve bu vurgun toplumda derin yaralar açtı ve toplumun önemli kesiminde, milyonlarca insanda derin hayal kırıklıkları oluşturdu. Adalet, hakkaniyet, mesuliyet, liyakat, ehliyet, dirayet, feraset; bütün kavramlarımızın ne kadar zarar gördüğünü, ne kadar dumura uğradığını bu süreçte çok daha net olarak gördük. Geçmişte, Fazilet Partisi döneminde "Türkiye'nin gerçek gündemi yolsuzluk ve yoksulluk." diye mitingler yapar, meydanları doldururduk. Yirmi beş yılın sonunda yine aynı şekilde, o gün yapıldığı gibi bugün Türkiye'nin gerçek gündeminin yoksulluk ve yolsuzluk olduğu gerçeğiyle maalesef karşı karşıyayız.

Arkadaşlar, varlık yönetim sistemi nedir? Varlık yönetim sistemi, bankaların tahsil edemedikleri borçlarını bir başka şirkete, varlık yönetim şirketine devretmesi neticesinde o borcu devretmesi ve ondan kurtulmasıdır. Peki, hangi akıl varlık yönetim şirketinin adını "adil" olarak kurmanıza sebep oldu? Bir varlık yönetim şirketinin adını "adil" koyarak "adil düzen" gibi bu toplumda önemli makes bulmuş bir ideali kirletmeye hakkınız var mıydı arkadaşlar? Bu fon vurgunu "Bal tutan parmağını yalar." sözüne esir olanların ülkeyi getirdiği noktayı net olarak gösteriyor. Milletin malı ganimet değil arkadaşlar, emanet. Rahmetli Alev Alatlı "Aslolan hakkın helal edilmesi olmalıdır." sözünü bir toplantıda hepinizin yüzüne söyledi. Peki, şimdi, siz, yüz binlerce mağdur, milyonlarca yaralı vatandaşımızdan, bu vurguna bütün uyarılara rağmen "Dur!" demeyenler, yol verenler olarak "Helal, haram ver Allah'ım, senin kulun yer Allah'ım." diyenler var içinizde, nasıl helallik alacaksınız? Su akarken testiyi doldurmanın en bariz örneği maalesef bir buçuk iki yıldan beri bütün uyarılara rağmen bu vurguna "Dur!" demeyen olarak yetkililerin omuzlarındadır.

Arkadaşlar, makamlar kazanılmış kaleler değildir, makamlar bu milletin sizlere verdiği emanettir. O makamlarda bulunanlar olarak bu vurguna ses çıkarmayanlar, sonra bulundukları ortamlarda "bir lokma, bir hırka" söylemleriyle bu milleti aldatmaya kalkışmasın ve dün Sayın Cevdet Yılmaz burada bir açıklama yaptı, "Bu işin Amerika ayağı var, bu işin Endonezya ayağı var, bu işin Güney Kore ayağı var." dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUSTAFA KAYA (Devamla) - Bakın, ben Amerika'daki sonuçları size söyleyeyim. Amerika'da 14 milyar dolar tahsil edilmiş, Adalet Bakanlığı tazminat fonu kurmuş, denetim başarısızlığını kabul eden bir iç rapor yayımlanmış, soruşturma birimi yeniden yapılandırılmış, ihbar sistemi güçlendirilmiş, yatırım danışmanlarına habersiz denetim kuralı getirilmiş, 2010'da Dodd-Frank Yasası'yla ihbarcılara ödül programı oluşturulmuş; Amerika'da bunlar yapılmış. Hadi biz de yapalım, hadi listeler açıklansın, hadi kim bu işin içinde bunları görelim diye iki günden beri, üç günden beri bütün muhalefet partisindeki arkadaşlar bunu dile getirmeye çalışıyor.

Son olarak da şunu ifade edeyim: Dün burada bir milletvekili arkadaşımız İzmir Marşı'yla ilgili terennümde bulundu, ona tavsiyem şu: "Ağlayın, su yükselsin/Belki kurtulur gemi." cümlesini, ezgisini dillendirsin.

Saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu milyar dolarlık dolandırıcılığın mali boyutu elbette çok önemli ama galiba temel mesele, bu denli ağır yüz kızartıcı bir suçun nasıl ve neden bu kadar kolay işlenebilir hâle geldiğidir. Bir devlet, arkadaşlar, bir millet yönetenleri nezdinde üstelik de devlet aygıtının varlığını sorgulatacak bir pervasızlıkla nasıl soyulabilir? Bir ön kabul olarak devlet ve millet nasıl soyulabilir varlıklar olarak kabul edilebilir? Hukuken suç, dinen haram, vicdanen azap olan yolsuzluğa meyletmek -en kötüsü de bu herhâlde- nasıl hak görülebilir? Eğer öyle görülüyorsa o zaman sormak gerekir, Türkiye Cumhuriyeti iktidar için darülharp midir? Beytülmal iktidar nezdinde savaş ganimeti mi sayılmaktadır? Bu mudur bu arsızlığın sebebi? Çocukların okullarda açlıktan bayıldığı bir ülkede, bu ülkenin bütün çocuklarını dört yıl boyunca her gün ücretsiz sıcak yemekle besleyebilecek para, bu yüzden mi bu kadar da Allah'tan korkmadan buharlaştırılabilir? 6, 7, 10 yaşlarındaki çocukların ekmek parası uğruna tuğla fabrikalarında yanarak can verdiği, iş makinelerine kapılarak can verdiği bir ülkede, emeklilerin banklarda sabahladığı bir ülkede, tenceresi boş kalan annelerin intihar ettiği, cebi boş babaların intihar ettiği, atanamayan gençlerin intihar ettiği bir ülkede, milyonlarca vatandaşımız için ek istihdam sağlayabilecek, yüz binlerce de sosyal konut yapmaya yarayacak bir meblağda haksız kazanç nasıl olur da yerin dibine sokmaz bu harami düzenini inşa edenleri? İki gün geciktirdiniz bu kürsüde konuşulmasını, peki ne oldu? Engelleyemezsiniz, biz hırsıza hırsız diyeceğiz arkadaşlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Burada diyemiyorsak meydanlarda, burada diyemiyorsak sokaklarda, burada diyemiyorsak kapı kapı milletimize şikâyet edeceğiz çünkü hırsız var, iktidar partisinde hırsız var. Frenin olmadığı, denetimin kalmadığı bu çürümüş yapının bürokrasisinde hırsız var, iştiraklerinde hırsız var, yargısında hırsıza göz yuman arsız var ve bu çatı altında da üzülerek görüyoruz ki günlerdir bu haram saltanatının ifşasından rahatsız olanlar var. Bakın, bizim bu organize kötülüğü ifşa için gidecek kocaman bir sineyimilletimiz var. Ya sizin arkadaşlar... Meclisten kaçtınız, yargıdan kaçtınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELCAN TAŞCI (Devamla) -  Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SELCAN TAŞCI (Devamla) - Allah'ın gazabından nasıl kurtulacaksınız? "Ben beytülmal soyulurken sustum, kul hakkı yenilirken sustum ama kendim çalmadım." diyerek kurtulabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? Biz size araştırma komisyonu kuralım derken kötü bir şey söylemiyoruz, yanlış bir şey söylemiyoruz. Aslında biz sizi neye çağırıyoruz biliyor musunuz? Aslında biz sizleri Allah yoluna çağırıyoruz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Biz sizi fanilerin değil Cenab-ı Allah'ın talimatlarını yerine getirmeye çağırıyoruz. Belli ki unutmuşsunuz, hatırlatıyoruz: "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Kendinizin, ana-babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun." biz sizi buna davet ediyoruz araştırma komisyonu kuralım derken.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu ifade etmek isterim ki "İktidar partisinde hırsız var." diye sataşmada bulundu.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Kimin Genel Başkan Yardımcısı efendim? Sataşma değil dümdüz söyledim, var çünkü.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz hırsızları, hırsızlığa bulaşanları hiçbir zaman partimizde barındırmadık, hiçbir zaman.

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - E, var ama işte.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz hırsızlara, arsızlara haddini bildiriyoruz.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Hangi birini sayalım ya!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Açıklayın o zaman listeleri.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Hırsızlarla, arsızlarla, yolsuzluklarla, yolsuzlukla nerede olursa olsun mücadele ettiğimiz için yirmi dört yıldır kesintisiz iktidardayız, bunu ifade etmek isterim. Biz hiç kimseyi, hiçbir hırsızı, arsızı, yolsuzu, meydan meydan savunmuyoruz; ilişiğini kesiyoruz, kararlılıkla bunun üzerine gidiyoruz ve gitmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) - Çok inandık canım, çok inandık(!)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Aklandınız mı peki?

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Yanına kâr kalıyor mu, bak!

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Ne ilişiğini kesiyorsun? Büyükelçi atadın be!

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Akbaşoğlu bu "Hırsızın ilişiğini kesiyoruz."dan kimi kastettiğini açıklamak zorunda çünkü orada bir isim vermedi hatibimiz. Dolayısıyla, eğer "Hırsızın ilişiğini kesiyoruz." yaklaşımı, şu an medyada yansımış ve hatiplerin de ifade ettiği eski Bakanları, eski Genel Başkan Yardımcıları Fatma Betül Sayan ise bunu açıkça ifade etmek zorunda. Hangi hırsızla ilişiğini kesmiştir? (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İkincisi "Gereğini yapıyoruz." dedi. Şu ana kadar gördüğümüz tek gerek WhatsApp gruplarından çıkarmak. O zaman şöyle bir öneride bulunalım: Bütün tutuklu belediye başkanlarını çıkarın, ellerinden cep telefonlarını alın, WhatsApp uygulamasını silin. Eğer sizin ikircikli hukuk ve ikircikli adalet yaklaşımınız buysa bunu bu şekilde uygulamaya koyun. İşte o zaman Fatma Betül Sayan ve diğerlerinin dışarıda kalmasını muhalefetin diğer partileri daha anlayışla karşılayacaktır.

Teşekkür ediyorum efendim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sayın Başkanım, söylediği sözler çerçevesinde genel bir cümle kullandı. Ben de genel olarak her türlü hırsızlıkla, her türlü yolsuzlukla, her türlü arsızlıkla AK PARTİ mücadele ettiği için iktidarda dedim ve sözlerimin dağ gibi arkasındayım. Gereğini yaptık, yapıyoruz ve yapmaya da her zaman devam ederiz. Biz hırsızı, arsızı, yolsuzu savunmadık, savunmayız; mücadele ettik, ediyoruz ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Her hak sahibine hakkını tastamam vermek demek olan adalet, bizim en büyük şiarımızdır.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Fetva var, fetva.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) -  Siyasette de temel ilkemiz ahlaktır, maneviyattır. Bunu bütün milletimiz gayet iyi bilir ve uygulamalarımız da bu yöndedir. Bunu kamuoyunun önünde açıklıkla ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Biz bu hırsızların demin ipini çektik yani Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hırsızı açıkladık, en kötü yere gönderdik onları, hırsızları.

Gündeme geçelim, ona fırsat verin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Son bir dakikalık müsaade istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Öncelikle Sayın Başkanım, tekrar söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Akbaşoğlu'ndan hâlâ sorduğum sorunun cevabını alamadım çünkü hatip Sayın Selcan Taşcı hem parlamentonun nezaketine hem siyasetin diline uygun bir şekilde bir konuşma yaptı. Dolayısıyla bu konuşmasına ilişkin ithamda bulunduktan sonra "Biz ilişiğini kestik." cümlesini kullandı, buna ilişkin tutanaklar da var. Şimdi ise sorduğum soruya hâlâ cevap vermekten imtina ederek yargıya olan inancını, güvenini ya da methiyelerini oluşturdu. Yani burada hatırlatıyorum, bu ülke 2007-2013 arası FETÖ kumpas davalarıyla, o yargıyla... Ve siz aynı sıralardan onları da bu şekilde övüyordunuz. O yüzden bu tür büyük cümleler kurmaktan imtina etmenizi naçizane, dostane bir şekilde ben size ikaz etmiş olayım. Dolayısıyla yarın öbür gün yine bu sözlerinizle yine bu Parlamentoda mahcup duruma düşmeyin diye buradan tarihe not düşüyorum.

Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Biz ilkelerimizden taviz vermedik ve vermiyoruz, net, net yani; ilkeleri ifade ediyoruz.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sen ilkeleri ifade ediyorsun da o uygulama yapılmıyor.

 

 

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Kezban Konukçu.

Buyurun Sayın Konukçu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Şimdi ben buradan çok net bir şekilde bir şey söylemek istiyorum, öyle bağırarak çağırarak bu soygunun üstünü örtemezsiniz. Ülkeyi soygunculardan soyguncu beğen, soygunlardan soygun beğen memleketi hâline çevirdiniz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Halkın kaynaklarını yandaşa aktarıyorsunuz. Yolları, köprüleri satmalara doyamadınız, yeni satışlar yolda. Emekçiyi açlık sınırının altında çalıştırarak bir diğer soygunun önünü açıyorsunuz. Halkın parasıyla oluşturulan bütçeyi faizcilere peşkeş çekerek, emeklileri de açlığa, ölüme mahkûm ederek soygunlarınızı daha da derinleştiriyorsunuz.

Son soygun neymiş? Fon vurgunu, organize suç örgütünün en son vurgunu ve soygunu olarak karşımıza çıkıyor. Peki, ne yapıyorsunuz bu soygunları örtbas etmek için? Baskılarınızı daha da fazla artırıyorsunuz, mafya çeteleriyle sarmaş dolaş görüntü vermekten çekinmiyorsunuz, bunu da halka bir tehdit unsuru olarak sunuyorsunuz. Halktan çaldıklarınızla özel jetler, yatlar, katlar, villalar alıyorsunuz ve bu haram zenginliklerinizi halkın gözüne batırmaktan utanmıyorsunuz. Emekçiler, emekliler açlık sınırının altında yaşamaya çalışırken, onurunu koruyamadığı için canına kıyarken siz servet avcılarının gözü doymuyor. Her bir canımızı, her karış toprağımızı yağmanızı sürdürmenin basit bir aracı hâline getiriyorsunuz. Bu soygun ve yağma düzeninin devam etmesi için faşizminizi derinleştiriyorsunuz ve tepeden tırnağa örgütlüyorsunuz. Ancak Ebu Zerleri Rebeze Çölü'ne sürerek halkın bu yoksulluğa, bu yağmaya, bu soygunlara karşı öfkesini bastırabileceğinizi mi zannediyorsunuz?

Dün burada Erdoğan'ın Yardımcısı geldi bize bilgi verdi. Efendim, ne yapacaklarmış? Yasa çıkacakmış, sorumlular ortaya çıkacakmış   -mış, -mış, -mış... Peki, siz ne zaman kendinizi yargılayan yasa çıkardınız ya da çıkardıysanız kazara, bunu ne zaman uyguladınız? Biz bunu çok iyi biliyoruz, siz hiçbir zaman bunu yapmadınız. Bu yalanlarınıza halkın karnı tok. Aç bıraktığınız halkın karnını bu yalanlarınızla şişirdiniz, insanlar şişti artık, yeter.

Peki, ne yapıyorsunuz? "Bürokratik bir ihmal var ortada." diyorsunuz. Bundan bir yıl kadar önce Bakan Mehmet Şimşek demedi mi "Bu fon meselesinde bir sorun var." diye? Peki, siz bu arada ne yaptınız? Bu fonun kapılarını kendi yandaşlarınız için açtınız ama küçük yatırımcılar için o kapıyı kilitlediniz ki mülksüzleşsinler, elinde az biraz mülk kalan, para kalanları da soymadıklarınızı da bu şekilde soydunuz. Zaten halkı git gide yoksullaştırdınız ve bu soygun düzeniniz elbet bir gün gelecek, bitecek. Peki, ne yapılması gerekiyor bu süreçte? Yapılması gereken çok açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Bu soygun düzenini yaratanlar, saraydan başlayarak aşağı doğru hesap vermelidir. Sarayın mal varlığı hâline getirdiği, halkın kamusal varlıklarını mal varlığı hâline getirdiği Varlık Fonu kapatılmalıdır. Bu fonları işleten, bunlardan fahiş kârlar elde edenlerin mal varlıklarına el konmalı ve fon mağdurlarına bu aktarılmalıdır. Bunun başka yolu yoktur, bütün sorumlular tek tek hesap vermelidir.

Şurası açık ki saray faşizmi yenilmedikçe bu soygun düzeni kaçınılmazdır. Halkın alın terini çalmayı kariyer edinmişsiniz kendinize. Mutlaka bir gün hesap vereceksiniz. Canımızı, emeğimizi, alın terimizi, seçme ve seçilme hakkımızı, özgürlüklerimizi koruyabilmek için bu saray rejimine gelin, hep beraber son verelim. Kendi hayatlarımızı sarayın elinden alalım, ipleri kendi elimize alalım ve yaşanabilecek bir ülkeyi hep birlikte dayanışmayla ve direnişle kuralım diyorum.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu asılsız iftira ve iddiaların hepsini reddediyoruz.

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Sen bana laf atamazsın oradan. Seni bağır diye getirmişler, Özlem Hanım yeterince bağıramadı herhâlde.

OSMAN SAĞLAM (Karaman) - Siz de bağırıyorsunuz.

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Hepimiz bağırmayı öğreniyoruz sayenizde, hepimiz öğreniyoruz.

OSMAN SAĞLAM (Karaman) - Sayın Vekilim, sen bağırma.

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Hasan Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihimizin en büyük organize ve örgütlü finansal soygununu Mecliste konuşurken bile iktidar tarafından zorlanıyoruz, üçüncü günde ancak araştırma önerilerimizi konuşabiliyoruz. İktidarın söylediği türküyle çiğnediği sakız uymuyor. "Sonuna kadar gidilsin ama komisyona hayır." diyorsunuz. Bu nasıl bir çelişkidir? Türkiye'de iktidar sayesinde vatandaşın derdi artık kazandığı parayla geçinebilmenin yanında, yıllarca biriktirdiği emekli ikramiyesini, çocuğunun eğitim parasını, zor günler için ayırdığı tasarrufunu sizden koruyabilmek oldu. "SPK'nin görevi nedir?" diye bir Google'a yazın veya bir yapay zekâya sorun, aynen şöyle diyor: "Türkiye'deki sermaye piyasalarının güvenli, şeffaf, adil bir şekilde çalışmasını sağlayan, denetleyen bağımsız bir kamu kurumudur."

Arkadaşlar, yaklaşık 900 milyarlık bir fon ve bu fonlara yatırım yapan 455 bin yatırımcı soyulmuş. Sadece bu değil bunun yanında bu fonları yöneten Tera, Pusula, Bulls gibi yatırım kurumlarının manipüle ettiği hisselerdeki kayıp ve mağduriyet bunun en az 2 katı. Borsada işlem gören bu manipülatif hissenin 43 tanesine bir ara baktık ve açıkladık. 31 Ağustos ile 2 Ekim tarihleri arasında bu 43 hissede 60 milyar dolarlık değer kaybı olmuş. Bu 60 milyar dolar yaklaşık 3 trilyon lira yapıyor. Bu 3 trilyon lira 2026 bütçesinin gelir kaleminin üçte 1'i yapıyor. Eğer bu, sizin için küçük bir rakam ve ufak bir konuysa diyecek bir şey yok. Eğer 3 trilyon da sizin için küçükse neleri konuşacağız? Bu turpun büyüğü nedir, onu da bir anlamak lazım; tabii, bu listelere ve bu araştırma komisyonuna "evet" derseniz.

Peki, bu nasıl olmuş? Değerli arkadaşlar, bu hisselerden birkaç tanesini burada size anlatmam lazım. Odine Solutions, 172 katına çıkmış defter değerinin piyasa değeri. BIST'te bunun defter değeri, piyasa değeri ortalaması yaklaşık 1,2-1,3 kat. Yani defter değeri 46 milyon dolar olan bu kâğıt, yaklaşık olarak 7,9 milyar dolara çıkmış 46 milyon dolardan ve SPK bunu hiç görmemiş, hiç duymamış. Yani bu ne demek? 10 milyon liralık evi 1,7 milyar dolara borsada satmışlar, küçük yatırımcı bunu almış ama SPK da uyumuş ve bunu görmemiş. Kim inanır ki buna? Tabii ki bunun bilinçli olduğuna adımız gibi eminiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

HASAN ÖZTÜRK (Devamla) - Bunun yanında, Gündoğdu Gıda 122 kat artmış, Özata Denizcilik 80 kat artmış, Kiler Holding 30 katına çıkarılmış ve gerçekten -fona sıkıştırmayalım- fonun 2 katı kadar bir soygun da burada yapılmış. Bu nedenle son dört yılda halka arzlar araştırılmalı, halka arz koşullarının karşılanmadığı hâlde bilançolarıyla oynanarak, uygun gösterilerek birçok şikâyet olmasına rağmen, bu şirketler araştırılmalı. Bunları kim hazırladı, bu şirketlerin sahibi kim? Bunlar sizin partiliniz ve yol arkadaşlarınız. Dolayısıyla fon yönetim şirketlerinin bu manipülasyonlarını ortaya çıkaralım ve hani "Turpun büyüğü heybede." diyordunuz, şimdi hep birlikte bir araştıralım, bu komisyonu kuralım ve gerçekten turpun en büyüğünü hep birlikte bulalım. (Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Nilgün Ök.

Buyurun Sayın Ök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİLGÜN ÖK (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi ve aziz milletimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Fon piyasasının belli bir bölümünde ortaya çıkan sorunu çok büyük bir titizlikle ve ciddiyetle ele aldığımızı ifade etmek istiyorum. Biliyorsunuz, dün Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz sürecin takibi ve atılan adımlarla ilgili Genel Kurulumuzu detaylı bilgilendirdi. Devlet Denetleme Kurulunun Fon Tasfiye Koordinasyon Kurulu devrede. Sorun ortaya çıktıktan sonra harekete geçilmiş gibi bir tablo çizilmeye çalışılmışsa da aslında bakınız, 21 Kasım 2024'te Finansal İstikrar Komitesinde alınan kararla para piyasası fonlarının portföylerinde en az yüzde 10 hazine tahvili ve bonosu bulundurma zorunluluğu getirildi. İyi ki de getirilmiş, bu sayede bugün bu fonların geri ödenmesi için kullanılabilecek güvenli bir kaynak altyapısı da oluşturulmuş oldu. 2025 yılının son çeyreğinde bazı fonlar üzerinden düşük fiilî dolaşımlı paylarda ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak şekilde fiyat hareketleri tespit edilmiş, 2 Aralık 2025'te hemen Finansal İstikrar Komitesi gündemine alınmış, 3 Aralıkta SPK bünyesinde çalışma grubu oluşturulmuş, 18 Aralıkta nitelikli yatırımcı için aranan finansal varlık eşiği 1 milyon liradan 10 milyon liraya yükseltilmiş. Haziran ve Temmuz aylarında TEFAS'ın takas ve teminat yapısı değiştirilmiş, fon değerleme esasları yeniden düzenlenmiş. 28 Ağustosta kapsamlı fon rehberi yürürlüğe konulmuş. Dolayısıyla bunun adı görmezden gelmek değildir. Evet, 17 Eylülde de devletimiz tereddüt etmemiştir. Biliyoruz, burada çocuğunun geleceğini, ailesini, yarınını düşünerek tasarrufunu değerlendiren yatırımcılar var, vatandaşımız var. Biz yanlış yapanın kim olduğuna bakmıyoruz. Kim yaptıysa bulunsun, para nereye gittiyse izi sürülsün, suçlu kimse hesabı sorulsun diyoruz. Bugün soruşturma kapsamında 285 kişi, şüpheli tutuklanmış durumda. 220 kişi hakkında işlem yapılmış, tedbir kararları alınmış, hâlâ daha süreçler devam etmektedir. Evet, vatandaşımızın mağduriyetini hızlıca gidermek adına grubumuz geçici bir kanun teklifini çalışıyor. Kanunla olağanüstü tasfiye sürecindeki vatandaşlarımızın da mağduriyetlerinin giderilmesine yönelik düzenlemeleri hayata geçireceğiz. 1 milyon liraya kadar olan yatırımcılar tutarlarını alabilecekler inşallah.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Söylediklerinize siz inanıyor musunuz?

NİLGÜN ÖK (Devamla) - Yatırımcıların net yatırımının tutarı esas alınacak, elde edilen kazançlar ödenmeyecek yani net yatırım tutarı. Fonlar TMSF aracılığıyla tasfiye edilecek.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Siz inanıyor musunuz söylediklerinize?

NİLGÜN ÖK (Devamla) -  TMSF bünyesinde 131 adet, biliyorsunuz, iade hesabı açıldı. Fonun varlıkları nakde çevrilerek ödemelerde kullanılacak. Ayrıca el konulan ve suçla ilişkisi olan varlıkların satışından elde edilen gelirler de iade hesabına aktarılarak vatandaşlarımıza yapılan geri ödemelerde kullanılabilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

NİLGÜN ÖK (Devamla) - Böylece 455 bin 578 yatırımcımızın yani mağdurumuzun çok büyük bir bölümü ödemelerini tamamen almış olacak. En önemlisi ise bu geri ödemelerde asla kamu kaynağı kullanılmayacak.

Değerli milletvekilleri, amaç yapılanları yok sayarak yürütülen bir soruşturmayı kamuoyu hassasiyetini kullanarak siyasi malzemeye dönüştürmekse, vatandaşımızın mağduriyetini siyasi istismar konusu yapmaksa, Türkiye ekonomisinin tamamına Sermaye Piyasası Kurumunun bütününe çöküş hikâyesi yazmaksa bu bir sorumsuzluktur. Evet, ortada bir sorun vardır, yanlış üzerine kararlılıkla gidilecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da defalarca ifade ettiği üzere yanlışı kim yaparsa sonuna kadar gidilecektir. Hukukun ve adaletin yerine getirilmesinden asla geri durmayacaktır. Bu iş nereye ve kime kadar uzanıyorsa biz ve Sayın Cumhurbaşkanımız gereğini yapacaktır.

Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Vallahi ben ikna oldum(!)

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Yapılanları görünce olacaksınız.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Çok inandırıcıydı(!)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

8/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit

 

 

Kars

 

 

Grup Başkan Vekili

 

 

Öneri:

21 Eylül 2026 tarihinde Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından verilen 19972 grup numaralı fon krizinin yarattığı tahribatların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 8/10/2026 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Kamuran Tanhan.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de DEM PARTİ Grubu adına sermaye piyasalarında yaşanan organize manipülasyon iddialarını, yüz binlerce yurttaşımızın birikimlerini yutan organize çöküşü, kamu kurumlarının denetim ihmallerini ve kamu kaynaklarının nasıl pervasızca riske atıldığını ortaya koymak amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması önergesi üzerine söz aldım. Diğer bir anlatımla, yağma düzeninin Meclis tarafından araştırılmasını istiyoruz. Bir yağma düzeni diyoruz çünkü olaylar bunu gösteriyor.

Bakınız, yalnızca borsadaki olağan bir fiyat dalgalanması ya da rutin bir iniş çıkıştan bahsetmiyoruz, bunu konuşmuyoruz; yüz binlerce yurttaşın dişinden tırnağından artırdığı hayat birikiminin, kamu denetiminin nasıl iflas ettiğini ve halkın parasının kimler tarafından cebe indirildiğini yaklaşık bir aydır her platformda izliyor, görüyoruz ve en temel soruyu soruyoruz: Yurttaşın parası nasıl bu hâle getirildi? Halk kaybederken kimler kazandı, servetine kimler servet kattı ve neden kamu kurumları bütün bunlar yaşanıyorken sadece izledi? Türkiye'de milyonlarca insan ağır bir enflasyon ve yakıcı bir hayat pahalılığı altında yaşam mücadelesi veriyorken; emeklinin, asgari ücretlinin aldığı maaş ay sonunu getirmiyorken yurttaşlar elinde kalan üç kuruşunu, kıdem tazminatını çocuğunun geleceğini koruyabilmek umuduyla sermaye piyasalarına ve yatırım fonlarına yatırdı. Bugün tartıştığımız para sadece büyük sermayenin veya fon baronlarının parası değil elbette; halkın emeğidir, halkın ekmeğidir. Yaşananları kimse piyasa riski diye geçiştirmemeli, geçiştiremez de. Yurttaşa "Yatırım yaptın, risk aldın." demek en kolay kaçış yoludur. Peki, devlet ne için var, ne için var bu devlet, denetim kurumları ne işe yarar? Devlet riskler gerçekleştikten sonra vatandaşa masal anlatmak için mi var? Risk gerçekleşmeden önce yurttaşın hakkını korumak için vardır elbette devlet. Rakamlar felaketin boyutunu açıkça göstermektedir. Yüz binlerce insanı mağdur eden bu sistematik çöküş bir gecede mi yaşandı? Elbette hayır. Bakın, Bakanlık neden bir yıl boyunca tüm bu yaşananları sessizce izledi? Çünkü Maliye Bakanlığı bu konuda uyarıda bulunmuştu. Risk kapıdayken harekete geçmeyen denetim mekanizmaları halkın parası hortumlandıktan sonra mı devreye girecek? Kriz patlak verince aracı kurum yöneticilerinin mal varlıkları dondurulup adli işlemler başlatılsa da iktidara yakın isimlerin tedbir kararlarının jet hızıyla kaldırıldığı iddiaları vicdanları yaralamıştır. Bakın, iktidar ortakları "Mesele adlidir." diyerek Meclis denetiminden kaçamaz, suçu Sermaye Piyasası Kurulu bürokratlarına yıkıp siyasi sorumluluktan sıyrılamaz. Hepiniz oradaydınız, hepiniz; hepiniz bu soygunu seyrettiniz seyrettiğiniz diğer soygunlar gibi, tıpkı TÜRK TELEKOM'un özelleştirilmesinde olduğu gibi, vazgeçtiğiniz kurumlar vergisinde olduğu gibi, önceki Vekiliniz Zehra Taşkesenlioğlu ve ağabeyinin yaptığı yolsuzluklar gibi hepiniz oradaydınız, hepiniz bu hortuma, bu ahlaksız düzene göz yumdunuz.

 Bu yağma düzeni yıllardır bu ülkede hep şekil değiştirdi, araç değiştirdi, yöntem değiştirdi ama kendisi değişmiyor. Bir yağma düzeni var; üç yılda, beş yılda  bir yağma düzeni çıkıyor. Nedir bu değişmeyen yağma düzeni? Kamu varlıklarını sınırlı bir gruba transfer etmek. Evet, siz her üç beş yılda kamu varlıklarını sınırlı bir zümreye transfer ederek hortumluyorsunuz bu ülkenin geleceğini. İşte, siyaset grubu olmadan böyle büyük ölçekli bir finansal yağma düzeninin olması mümkün mü? Elbette ki mümkün değil.

Bu düzenin bir diğer ayağı da olup biteni görmezden gelen, zamanında müdahale etmeyip gereğini yapmayan bürokrasidir. Âdeta mafya düzeninde olan "omerta" denilen suskunluk yemini gibi tüm siyasi ayak ve bürokratik ayak bu konuda bir söz kurmuyor ve herhangi bir failin ortaya çıkması için mücadele etmiyor. Niyetiniz bu mağduriyeti kamu kaynaklarından karşılamak ise buradan açıkça uyarıyoruz: Özel sektörün kârı özel, zararı kamu olamaz. Kârlar sermayedara ve yandaşa, yüz milyonlarca liralık fatura ise 85 milyona mal edilemez. Kamu bankalarının kaynakları halkın kaynaklarıdır, zarar toplumsallaştırılamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

KAMURAN TANHAN (Devamla) - Teşekkürler Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu felaket kapalı kapılar ardındaki idari süreçlere ya da göstermelik yargılamalara terk edilemez. Sistemi kuran siz, soruşturacak olan siz, muhtemelen de aklayacak olan yine siz olacaksınız. Meclis halk adına denetim mekanizmasını kullanmak ve halkın parasının hesabını sormak zorundadır. Kurulacak araştırma komisyonu holding, fon ve siyaset eksenindeki kirli çıkar ağlarını, kamu kurumlarının ihmallerini ve kamu bütçesinden aktarılmak istenen gizli maliyeti eksiksizce açığa çıkarmak zorundadır. Önerimiz, siyasi ve bürokratik koruma iddialarını araştırın, gecikmenin hesabını sorun ve verin, parayı takip edin, haksız kazancını sahibine bırakmayın, yurt dışına giden paranın izini sürün ve mağdurlara teslim edin.

Sermaye piyasasında kaybedilen parayı geri getirebilirsiniz ama itibarı getiremezsiniz. Bu ülkenin itibarını, en azından ekonomik itibarını kurtarmak için bu önergeye "evet" oyu istiyoruz. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Yol Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Birol Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA BİROL AYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce İYİ Partiden Selcan Hanım bir ayet okudu, bu ayet Nisa suresi 135'inci ayettir; adaletin tam ve kâmil manada tanımlandığı çağlar üstü, çağları aşan bir manifesto niteliğindedir ama bir kısmını okudu, bir kısmını okumadı, okumadığı kısmı başıyla ilintilendiriyorum ben, diyor ki: "Adaleti titizlikle ayakta tutan kimselerden olun." Sonunda da diyor ki Cenabıhak: "Eğer dilinizi eğip bükerseniz..." Yani bunun piyasa ağzıyla Türkçesi şu: "Dilinizi eğip bükmeyin yani şahitlik ederken kıvırmayın. Eğer bir ayet tutumunda, davranışında, hayat felsefesinde insanı bağlıyorsa, bütün hayatımız açısından ve özellikle bu son yaşadıklarımız açısından ben Adalet Kalkınma Partisindeki arkadaşlarımızın, doğrudan ya da dolaylı Adalet Kalkınma Partisine destek olan hoca efendilerin, kanaat önderlerinin, yazarların bu yaşananlar karşısında adil kimseler olmasını yürekten arzu ediyorum, onlar da bunu zaten biliyorlar.

Değerli arkadaşlar, yani bu ortaya çıkan tabloda bizim kişileri değil, aslında sistemi konuşmamız gerekiyor; iktidarın ürettiği bu tipolojiyi, bu ahlakı sorgulamamız gerekiyor zira çürüme buradan başlıyor. Biz, bugün, aslında, devletin kişiselleştirilmesinin ya da kişilerin devletleştirilmesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Sonradan görme ya da iktidardan görme bu tipoloji öyle birkaç kişiyle izah edilemez. Fatma Betül Hanım zincirin kaçıncı halkası acaba? Yatayına ve dikeyine zinciri takip edersek bugün konuştuğumuz rakamlar çok mütevazı rakamlar kalır. Ne 2 milyar doları ne 10 milyar doları ne 20 milyar doları; bunu cümle alem biliyor ki o milyar dolarları bile -bu fon üzerinden söylemiyorum, bu bir kısmı- iktisap edenler var, çürümüşlük var. Bu ultra AK PARTİ'liler, bu tabiri caizse beyaz AK PARTİ'liler borsada fondan kazanıyor, hisseden de kazanıyor. Bu birkaç bin kişiyi ya da yaklaşık 100-200 aileyi takip ettiğimiz zaman görürüz ki ellerindeki bütün imkânları dolara kolayca dönüştürebiliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

BİROL AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, siz, biz, aziz milletimiz, herkes şunu biliyor: Bu ülkede bir açlık sınırı var, bir yoksulluk sınırı var ve bu rakamlar her ay düzenli olarak gündemde, herkesin diline pelesenk olmuş; açlık sınırı, yoksulluk sınırı. Peki, bu ülkenin tokluk sınırı nedir? Birileri kaç ihale aldıkları zaman doyacaklar? Ne kadar hisseyi, ne kadar imar rantını aldıkları zaman doyacaklar? Biz bunu bilmiyoruz. Onun için, önümüzde bir imkân var, bu tokluk sınırı olmayanları bu milletin sırtından hep beraber atalım; bir komisyon oluşturalım, ucu nereye varıyorsa varsın arkadaş, temizlenelim, arınalım diyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Onun sınırı bir avuç toprak.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yaşanan bu krizin yalnızca 131 fonun tasfiyesi olarak görmek yaşanan sorunun boyutunu ve büyük resmi kaçırmak olur. Şimdi, fon tarafında 500 bine yakın yatırımcı doğrudan etkilenmektedir ancak mesele bununla sınırlı değildir. Bakın, Borsa İstanbulda eylül ayında BIST 100 endeksi yüzde 20'ye yakın değer kaybetmiştir. Günler boyunca 100'ün üzerinde hisse senedi taban fiyatlarından işlem görmüştür. Özellikle düşük likiditeye sahip hisselerde çok daha sert değer kayıpları yaşanmıştır. Dolayısıyla, ortada yalnızca soygun, vurgun ve fon yatırımcılarını ilgilendiren teknik bir tasfiye süreci değil yatırımcı güvenini, piyasa likiditesini, sermaye piyasalarının işleyişini ve Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyen ciddi bir finansal sorun mevcuttur. Şimdi, bütün bunların ardından Hükûmetten şu açıklamayı duyuyoruz: "Cumhurbaşkanımız radikal bir karar aldı. Kim olursa olsun gereken yapılacak." Peki, nedir bu radikal karar, soruyorum?Kim olursa olsun kuralları uygulamak mı, denetim yapmak mı, hukuku işletmek mi? Bunlar radikal değil devletin asli görevleridir değerli milletvekilleri. O hâlde, yine soruyorum: Madem gereken yapılacaktı neden daha önce yapılmadı? Bakın, SPK bazı fonların düşük fiilî dolaşıma sahip hisselerde ekonomik gerçeklerle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığını 2025'in son çeyreğinde tespit ettiğini söylemiştir. Aynı tarihlerde Sayın Genel Başkanımız bu konuyu gündeme getirmiştir ancak maalesef dikkate alınmamıştır. Peki, yatırımcı neden aylar sonra bu tabloyla karşı karşıya kalmıştır? Üstelik, mesele yalnızca birkaç kişiyle sınırlı değildir, bu olay buz dağının görünen kısmıdır. Hepimiz biliyoruz ki o birkaç kişi yalnız da değildir. Soruşturma kapsamında şimdilik 217 şüpheliden söz ediliyor, Hükûmete yakınlığıyla bilinen başka isimlerin de adları kamuoyuna yansıyor. Bu sebeple, adı geçen bütün isimler, ilişkili işlemler ve elde edildiği iddia edilen kazançlar şeffaf biçimde ortaya konulmalıdır. Bir de SPK'nin de şu soruya cevap vermesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Tamamlıyorum.

Riskler biliniyorsa bütün uyarılara rağmen neden zamanında müdahale edilmemiştir? Çünkü mesele sadece fonların tasfiyesi değil, asıl mesele borsada parasını kaybeden yatırımcının uğradığı maddi zarar ve sermaye piyasalarına duyulan güven meselesidir. Dolayısıyla, hiç beklemeden, böylesine büyük bir vurgun ve soygunu araştıracak, inceleyecek bir araştırma komisyonunun kurulması gerekmektedir diyor, yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Vecdi Gündoğdu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihimizin en büyük finansal soygunlarından biriyle karşı karşıyayız. Milleti açlığa mahkûm edenler halkın alın terini ve küçük yatırımcının kötü gün parasını fon skandalıyla şu anda âdeta hortumlamıştır. Sermaye Piyasası Kurulu kararlarıyla 131 fon tasfiye edilmiş, 538 milyar liralık devasa bir soygunun faturası 455 binden fazla vatandaşımıza kesilmiştir. Kimler mağdur? Ben size söyleyeyim: Devletine güvenen millet burada tek mağdurdur. Şeytana uyan siyasilerin, eski bakanların, bürokrat yakınlarının içinde yer aldığı vurguncu-bürokrat-siyasetçi şeytan üçgeni kurulmuş, akrabalık bağlarıyla denetim makamları ele geçirilmiş, hem hâkim hem savcı hem sanık olmuşlar. Paranın izinin sonuna kadar sürülmesi gerekiyor. Vurguncuların ve buna göz yumanların tüm şahsi mal varlıklarına da el konulması gerekmektedir. Fatura millete değil vurgunculara kesilmeli, vatandaşlarımızın zararları suçluların şahsi mal varlıklarından ve servetlerinden de karşılanmalıdır. Sorumlular yargı önünde hesap vermelidir.

Buradan sormak lazım: Neden Hazine ve SPK on aydır her şeyden haberdar iken aylarca bekledi? Neden vurgunculara alan açıldı? Neden küçük yatırımcının soyulmasına göz yumuldu? Neden fon yöneticilerinin ve fonlara yatırım yapan sandık ve kuruluşların yöneticilerinin hesapları kamuoyuna açıklanmadı?

Unutmayın, yoksulun cebinden çalınana göz yumanlar o çarkın dişlisi olmaktan kurtulamazlar. Bakın, tekrar ediyorum: Yoksulun cebinden çalınana göz yumanlar o çarkın dişlisi olmaktan kurtulamazlar. Bu bir finansal kriz değil, devlet krizidir. Hukukta çifte standart ise asla ve asla kabul edilemez. Milyarlık vurgun yapanlar sadece WhatsApp grubundan çıkarılıyor, adliyeden de VIP hizmet alıyorlar; belediye başkanları, gazeteciler, sıradan yurttaşlarımız ise şafak baskınlarıyla hedef alınıyor. Vurgun yapana bir tövbe kapısı açılıyor. Hakkını arayana da cezaevi kapısını gösteren bir düzeni de artık kabul etmiyoruz.

Milletin mutfağında yangın var, AKP'nin fonlarında da haram saltanatı şu anda kurulmuş. Yaşanan skandal, yönetilemeyen bir devlet krizine dönüşmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

VECDİ GÜNDOĞDU (Devamla) - Açıkça uyarıyoruz: Fon soygunculuğu yaklaşan büyük ekonomik çöküşün ayak izidir. Vurguncular artık tek tek açıklanmalı, vatandaşımız hesap sorulduğuna ikna olmalıdır; aksi takdirde, kurumlara ve piyasalara güven tamamen biter, ekonomik yıkım daha da derinleşir. Milletin rızkını fonlara gömdünüz, şimdi de üstüne beton dökmeye çalışıyorsunuz. Devletin kurumları birilerinin rant kapısı değil, bu milletin namusudur değerli arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Cumur Uzun.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin gözü önünde AKP eliyle yüzyılın en büyük finansal soygunlarından biri yaşanıyor. Yüz binlerce insanın birikiminin bulunduğu fonlarda milyarlarca liralık işlemler yapılıyor, bazı hisseler ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak şekilde yükseltiliyor, ardından sistem çöküyor. Yüz binlerce yatırımcı belirsizliğin içine sürükleniyor ve üstelik düzenleyici kurumların olağan dışı hareketleri 2025 yılının sonundan itibaren takip ettiği de biliniyor. O hâlde buradan soruyorum: Bu vurgun göz göre göre olurken denetim neredeydi? SPK neredeydi? Bakan neredeydi? Hükûmet neredeydi? Kimlerin hangi hisselerde ne kadar yoğunlaştığı görülüyorsa neden zamanında müdahale edilmedi? Millet göz göre soyulurken neden sesiniz hiç çıkmadı, neden sustunuz ve seyrettiniz? Kimlerin haksız kazanç elde etmesine müsaade ettiniz. Emekli üç kuruş maaşıyla ay sonunu getiremezken, asgari ücretli borçla yaşarken, gençler kiralarını dahi ödeyemezken, siyasetin en üst katlarında ve sarayda bulunan isimler böylesine olağanüstü kazançlar elde edebilsin diye mi sustunuz? Kazanç varken bir arada olanlar şimdi neden görmemiş, duymamış ve bilmiyormuş gibi davranmaktadır? Kayıp başladığında nereye kaybolmuşlardır ve kim ya da kimler tarafından korunmaktadırlar? Bunları milletimiz adına size açık açık buradan soruyorum. Halkımız bu soruların cevabını sizden derhâl bekliyor ve şimdi, merak edilen bir diğer şeyi daha sormak istiyorum: Fonlar batınca kamu bankaları mı devreye girdi? Özel kişilerin zararlarını kamu mu üstlendi? Birileri kazanırken, piyasa kaybederken devlet mi hatırlandı?

Değerli arkadaşlar, fonlarla, şirketler ve siyasiler arasındaki ilişkiler denetlenmeli, ihmaller, kamu kaynaklarının kullanılıp kullanılmadığı ve zararın millete yüklenip yüklenmediği bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmalıdır çünkü bu ülkede emekliye, işçiye, memura "kaynak yok" denilirken belli çevrelerin milyonlarını milyarlara çevirdiği çürümüş bir düzen kurulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

CUMHUR UZUN (Devamla) -  Meclisin görevi, bu çürümüş düzenin üzerini örtmek değil, bilakis üstüne üstüne gitmektir. İşte bu yüzden biz bu vurgunun peşini bırakmayacağız, milletimizin tek kuruşunun hesabı sorulana kadar da takipçisi olmaya devam edeceğiz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Sayın Seydi Gülsoy.

Buyurun Sayın Gülsoy. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SEYDİ GÜLSOY (Osmaniye) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gazi Meclisimizin kıymetli milletvekillerini, aziz milletimizi ve Osmaniyeli yiğit hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

Son günlerde kamuoyunun yakından takip ettiği fon piyasalarındaki gelişmeler üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle ifade etmek gerekir ki konuya ilişkin adli ve idari süreç devam etmektedir. Devletimizin ilgili kurumları kendi görev ve yetki alanları çerçevesinde gerekli inceleme ve soruşturmaları titizlikle yürütmektedir. Bu nedenle devam eden soruşturmalar hakkında peşin hüküm oluşturacak değerlendirmelerden kaçınmak hukuk devletinin temel ilkelerinin bir gereğidir. Bununla birlikte kamuoyuna yapılan resmî açıklama çerçevesinde meselenin genel görünümünün doğru biçimde ortaya konulması önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da ifade ettiği üzere karşı karşıya kaldığımız durum sermaye piyasalarının tamamını kapsayan yapısal bir problem olarak değerlendirilmemektedir. Sorun fon piyasasının belirli ve sınırlı bir bölümünü ortaya çıkartmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından yapılan açıklamalarda da Türkiye'deki fonların sınırlı bir bölümünün söz konusu gelişmelerden etkilendiği ve finansal sistemimizin geneline yayılmış sistematik bir risk bulunmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kamuoyunda oluşabilecek yanlış değerlendirmelerin ve gereksiz tedirginliğin önüne geçilmesi çok önemlidir çünkü sermaye piyasasının temel unsurlarından biri de, en önemlisi de güvendir. Bu güveni korumanın yolu ise sorunları görmezden gelmek değil ortaya çıkan sorunların üzerine kararlılıkla gitmektir, sorumluluğu bulunanları hukuk çerçevesinde tespit etmek ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaktır. Bugün devletimizin ilgili kurumları da bu anlayış içerisinde çalışmalarını sürdürmektedir. Adalet Bakanımızın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda da soruşturmalar kapsamında para hareketlerinin, mal varlıklarının ve bağlantılı işlemlerin ayrıntılı biçimde incelendiği anlaşılmaktadır. Yine, soruşturma konusu mal varlıklarının el değiştirmesini veya kaçırılmasını önlemek amacıyla çeşitli hukuki tedbirler uygulandığı açıklanmıştır. Burada temel önceliklerden biri hiç şüphesiz yatırımcıların haklarının korunmasıdır. Vatandaşlarımızın yılların emeğiyle oluşturduğu tasarruflarının ve birikimlerinin koruması devletimizin ve ilgili kurumlarımızın en önemli sorumluluklarından biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEYDİ GÜLSOY (Devamla) - Nitekim ilgili bakanlıklarımız tarafından yapılan açıklamalarda da yatırımcıların meşru haklarının gözetileceği ve oluşabilecek mağduriyetlerin hukuki çerçevede giderilmesine yönelik çalışmaların sürdürüldüğü ifade edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temennimiz devam eden çalışmaların hukuk devleti ilkeleri içerisinde en kısa sürede sonuçlandırılması, varsa mağduriyetlerin giderilmesi ve sermaye piyasasının daha güçlü bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkan, karar yeter sayısı ararsanız...

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Buyurun, söz mü istediniz?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hayır, karar yeter sayısı aramanızı rica ettim Başkanım.

BAŞKAN - Ara veriyorum şimdi, ara.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Karar yeter sayısı arayıp ara verirseniz iyi olur Başkanım çünkü yok sayı.

BAŞKAN - Oyladım ama.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, sayı yok ama.

BAŞKAN - Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.07

       ÜÇÜNCÜ OTURUM

      Açılma Saati: 19.31

      BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

      KÂTİP ÜYELER: Aliye COŞAR (Antalya), Kurtcan ÇELEBİ (Ankara)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dördüncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Yeni Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

8/10/2026 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.             

 

 

Ali Mahir Başarır

 

 

Mersin

 

 

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Ümit Özlale ve arkadaşları tarafından bazı yatırım fonları üzerinden yapılan manipülasyonlar amacıyla 2/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (72 sıra no.lu) Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/10/2026 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak Yeni Parti Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Gizem Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada bir fonun fiyatını, bir şirketin bilançosunu konuşmuyoruz, birikimini kaybeden insanların hakkını, kamu kurumlarının sorumluluğunu konuşuyoruz, ev almak için para biriktirenlerin, emekliliğinde kimseye muhtaç olmamak isteyenlerin yaşadığı mağduriyeti konuşuyoruz. Bu insanlar paralarını sokakta karşılaştıkları birisine teslim etmediler, lisanslı kuruluşlara, denetlendiğine inandıkları yatırım fonlarına yatırdılar, karşılarında bir kamu otoritesi olduğunu düşündüler. Şimdi, bize soruyorlar, devletin izin verdiği, devletin denetlediği bir sistemde bu kadar büyük bir mağduriyet nasıl oluştu? İşte, bu araştırma önergesiyle cevap aradığımız temel soru budur.

Değerli milletvekilleri, önergemizde yer alan iddialar son derece ciddidir, piyasa derinliği sınırlı bazı hisselerin belirli fonlar üzerinden yoğun ve koordineli işlemlerle yükseltildiği, ardından bu hisseleri taşıyan fonların daha geniş yatırımcılara pazarlandığı ileri sürülüyor. Peki, böyle bir yapı kurulmuşsa nasıl işlemiş olabilir? Önce, belirli hisselerin fiyatları yükseltiliyor, bu hisseleri taşıyan fonlar yüksek gelirleriyle dikkat çekiyor, sosyal medyada başarı hikâyeleri anlatılıyor; vatandaşlar bu getirilere ve lisanslı kuruluşlara güvenerek sisteme giriyor. Araştırılması gereken tam da şudur: İlk girenler, sonradan gelenlerin parasıyla olağan dışı kazanç elde ederek sistemden çıktı mı, küçük yatırımcının birikimi bağlantılı hesaplara aktarıldı mı? Bunların cevabını söylentilerden öğrenemeyiz, işlem kayıtlarını, para hareketlerini, hesaplar arasındaki ilişkileri incelemeliyiz. Fonları ilk kim finanse etti? Hangi hisseler, kimden alındı? Kim hangi tarihte ne kadar kazançla çıktı? Fon yöneticileri ile şirketlerin hâkim ortakları arasında nasıl ilişkiler vardı? Paranın izini sürmeden sorumluluğu ortaya çıkaramayız. Ama mesele burada da bitmiyor, asıl sorulardan biri de şudur: Bütün bunlar yaşanırken denetim mekanizmaları ne yaptı?

Önergemizde, fonların manipülasyonunda kullanıldığına ilişkin kamuya açık açıklamalar, uluslararası yatırımcıların koordineli işlem kaygıları yer alıyor. Bu uyarılar hangi tarihte kamu kurumlarının bilgisine girdi, hangi incelemeler başlatıldı, hangi tedbirler alındı, denetim raporları ne zaman hazırlandı, ne zaman karar organının önüne geldi, ne zaman yaptırıma dönüştü, arada gecikme varsa neden yaşandı? Bir denetim kurumu yalnızca kriz patladıktan sonra ceza vermekle görevini tamamlamış sayılmaz. Görevi, tehlikeyi zamanında görüp vatandaşın zarar görmesini önlemektir. Yangın çıktıktan sonra tutanak tutmak yangını önleme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Araştırılması gereken bir başka konu da kamu görevlileriyle özel finans kuruluşları arasındaki ilişkilerdir. Bu şirketlerin yönetiminde veya danışmanlık yapılarında eski ya da mevcut üst düzey kamu görevlileri bulunuyor mu, bulunuyorsa bu ilişkiler denetimde ayrıcalığa, gecikmeye veya müdahaleye yol açtı mı? Bunu sormak kimseyi peşinen suçlu ilan etmek değildir, kamu yetkisinin herkes için eşit kullanılıp kullanılmadığını sorgulamaktır çünkü vatandaşın devlete güvenebilmesi için bir şirketin arkasındaki ismin denetimin önüne geçmediğinden emin olması gerekir.

Şimdi, mağdurların önünde başka bir sorun daha var: Tasfiye. Fonları kim yönetecek, varlıklar nasıl satılacak, piyasa derinliği sınırlı hisseler aceleyle satılırsa oluşacak zararı kim taşıyacak? Tasfiye yıllara yayılırsa birikimi enflasyon karşısında nasıl koruyacağız? İnsanlara yalnızca "Bekleyin." diyemeyiz; ne kadar bekleyeceklerini, hangi kuralla ödeme alacaklarını ve haklarının nasıl korunacağını açıklamak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GİZEM ÖZCAN (Devamla) - Mağduriyetin üstüne belirsizlik ekleyemeyiz.

Talebimiz açıktır: Bir Meclis araştırması komisyonu kurulsun; işlem kayıtları, denetim raporları, ihbarlar, şikâyetler incelensin; kurumların hangi tarihte ne bildiği, bildirdiği ortaya çıkarılsın. Adli soruşturmalar bir yandan yürütülürken Meclis de cezai sorumluluğun yanında idari, kurumsal ve siyasi sorumluluğunu yerine getirsin.

Bu önergeyi desteklemek için aynı siyasi görüşte olmamıza gerek yok, burada vatandaşın birikiminin korunması gerektiğinde birleşmemiz yeterlidir. Vatandaşa yatırım yaparken "Dikkatli ol!" demek kolaydır ama devlet burada dikkatli olmak ve önlemleri almak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GİZEM ÖZCAN (Devamla) - Gelin, Meclis vatandaşın hakkını arasın, paranın izini sürsün, sorumluluk zincirini ortaya çıkarsın.

Araştırma önergemize desteğinizi bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan, buyurun. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşadığımız süreçte aziz milletimizin yüz milyarlarının buharlaştığı, milyonlarca ailenin perişan olduğu, milletimizin inim inim inlediği bir dönemdeyiz; böyle bir dönemde burada bütün siyasi partilerin ittifakla getirdiği şu "fon krizi araştırılsın" talebine "hayır" demek kasti bir şey değilse bu suça ortak olmaktır. Bir insan çiğ yemediyse herhâlde korkmasına gerek yok, abdestinizden şüpheniz yoksa korkmayın "evet" deyin durum ortaya çıksın. Şu anda günlerden beri, haftalardır kamuoyunda dolaşan mesele, hani "kriz meselesi" dendi ya fon meselesi. Buna kamuoyu "kriz" diyor, "skandal, soygun, organize suç, dolandırıcılık, manipülasyon, vurgun" diyor. Bu milletin gönlünde bu tanımlarla anılan bir hususta 455 bin vatandaşımızın mağdur olduğu bir durumda herhâlde mesele geçiştirilemez. Şayet, ortada hiçbir sorun yok idiyse eğer niye 45 bin kişinin parası iade edildi? Sorun yoksa eğer niye şu kadar milyarın ilgili şahıs tarafından banka hesabına iade edildiğine dair açıklama yapıldı. Burada, bu talebe "evet" demek sizin suçlu olduğunuz anlamına da gelmez. Burada, bu vurgunda yatırımı olan bütün vatandaşlarımız zan altındadır, eğer bir komisyonda araştırılır, gerçekler ortaya çıkartılırsa iyi ile kötü birbirinden ayrılacak, aksi hâlde burada herkesin zan altında kaldığı bir yerdeyiz.

Değerli milletvekilleri, dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz doğru bir laf etti, dedi ki: "Buraya para yatıran vatandaşlarımız kâr ve zarar riskini üstlenmiş durumdaydı." Elhak doğru ama burada eksik olan taraf şu: Vatandaş bu senetlerin kaybedebileceğini, bu riski göze almıştı ama devletin bu kadar vurdumduymaz davranacağını, bu kadar taraftarlarını, o üst yöneticilerini kayıracağını, bu kadar vurguna göz yumacağını millet hesaba katmamıştı. Ne yazık ki bugün tarihî bir kötü, sorumlu durumla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, belki haberleri seyretmiyorsanız biz size söyleyelim, milletimiz intihar ediyor, şaibeli ölümler var, milletin ocağına ateş düştü; böyle bir durumda Meclis buna asla seyirci kalamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bugün geldiğimiz noktada yaşananlar 1989 yılı İSKİ skandalından daha beter bir durumla karşı karşıyayız, o günkü rakam bugünle mukayese edilse devede kulak bile değil. Ben burada şu AK PARTİ'li arkadaşların gerçekten vicdanlarına sormak istiyorum: Gerçekten burada bütün muhalefetin "Araştırılsın." dediği, milyonlarca vatandaşımızın büyük bir korkuyla beklediği böyle bir durumda "hayır" demeye, bir komisyon kurulmasına karşı gelmeye vicdanınız acaba buna elveriyor mu, acaba siz böyle bir komisyon kurulmasına "hayır" demekle hangi alanda kendinizi aklamış oluyorsunuz, acaba vicdanen gerçekten rahat mısınız? Dolayısıyla da burada belli birtakım isimleri günah keçisi seçerek işin içinden sıyrılamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Derhâl bu komisyon kurulmalı, gereği yapılmalı, suçlular ortaya çıkmalı, halkımız aydınlanmalı. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Şenol Sunat...

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, emekliye kaynak bulamayanlar, işçiye sabır tavsiye edenler, çocukların okulda 1 öğün yemek yemesinin maliyetini hesaplayanlar; şimdi milletin birikimleri üzerinden kimlerin servet edindiğini açıklamak zorundadır. Vatandaş kuruş hesabı yaparken bu fon vurgununun, iktidar çevrelerine uzanan bu servet iddialarının hesabını kim verecektir sayın milletvekilleri?

Evet, bir vatandaş yatırım yaparken her işlemin arkasındaki ilişkileri bilemez; bunun için denetleyici kurumlar vardır, bunun için devlet vardır. Şimdi soruyorum: Denetim mekanizmaları nasıl işletildi? Uyarılar üzerine hangi işlemler yapıldı? Riskler ne zaman tespit edildi? Tespit edildiyse vatandaşın zarara uğraması neden önlenemedi? Bu sorular cevapsız kalırken hiç kimse meseleyi birkaç kişinin hatasına indirgeyemez.

Ey iktidarın başı! Buradan sesleniyorum: Yetki söz konusu olduğunda her şey sizin iradenizle oluyor da hesap sorulduğunda sorumluluk neden ortadan kayboluyor? Haberiniz yoksa, bu, yönetiminizin ağır bir zaafıdır, haberiniz varsa ne yaptığınızı açıklamak zorundasınız. Her başarıyı sahiplenip, her skandal da sorumluluğu başkalarına yükleyemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, iktidar çevrelerine uzanan iddialar bütün açıklığıyla ortadadır; kimsenin siyasi yakınlığı, parti rozeti veya makamı koruma kalkanına dönüşmemelidir. Adı geçen bir kişinin parti görevinden ayrılması, üyeliğinin sonlandırılması milletin sorularının cevabı değildir, parti içindeki bir tasarrufla kamusal sorumluluk ortadan kalkmaz. Bu Meclis, sayın milletvekilleri, birilerinin siyasi itibarını kurtarmak için değil, milletin hakkını korumak için vardır. Bu işlemlerden kimler kazanç sağladı? Belli. Bu para hangi hesaplara, hangi şirketlere aktarıldı? Bu da belli. Siyasi nüfuz kullanıldı mı? Tabii ki. Birilerine içeriden bilgi verildi mi? Tabii ki. Vatandaş zarar ederken birikimini önceden kurtaran  ayrıcalıklı kişiler kimler?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ŞENOL SUNAT (Devamla) -  Denetim görevini ihmal edenler kimler? Bu soruların cevabını istemek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. İktidar sıralarına sesleniyorum: "Kime uzanırsa uzansın araştırılsın." diyorsanız bunun gereğini buradan yerine getirin. Hesap sorma iradeniz kürsüde kurduğunuz cümlelerle değil, bu salonda kaldıracağınız ellerle belli olacaktır sayın milletvekilleri.

Haksız kazançların geri alınmasını hepimizi istiyoruz ancak paranın geri getirilmesiyle bütün sorumlulukların kapatılmasını da kabul etmediğimizi ifade eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Nermin Yıldırım kara.

Buyurun Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu ülkede banker krizini gördük, 90'lı yıllarda yüksek enflasyona bağlı olarak faiz oyunlarından dolayı zenginleşenleri gördük, 2000'li yıllarda batan bankaları gördük, Avrupa'daki yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın duygularıyla oynayarak hayır kurumlarının ne kadar çok parayı iç ettiğini gördük ancak bunun gibi bir krizi, bunun gibi bir vurgunu dünya âlem görmemişti. Yalnız, şimdi, bu vurgunun diğerlerinden farkı var; hiç kimse sorumluluk almıyor, herkes geniş zaman kipiyle konuşuyor. Daha önce hiç olmazsa devletin kurumlarını kamuoyu baskısıyla bir şekilde hesap vermeye zorlayan unsurlar vardı, kamunun kurumları vardı; maalesef, şimdi hiçbiri yok. Fon vurgununda tasfiyesine karar verilen fonun büyüklüğü 800 milyar. Cumhurbaşkanı Yardımcısı dün gelmiş, burada diyor ki... Oranlar vererek o kadar küçük ve minimize hâle getirmeye çalışıyor ki tüm fonların yüzde 7'si gibi yani, ne olacak sanki? Aynen, fonlarla ilgili bahsederken aynı uçak sanki pistten pas geçmiş gibi rakamlara aman bulaşmayayım, dolayısıyla herhangi bir sorun çıkmasın diyor. Bakın, biz ne zaman bu ülkedeki kaynakların etkin ve verimli kullanılması gerektiğini, kamunun kaynaklarını emekliye, işçiye, asgari ücretliye, çiftçiye, borçluya kaynak aktarılması gerektiğini söylediğimizde sizin tek cümleniz şu, diyorsunuz ki: "Kaynak yok." Kaynak var ama yandaşa var, bize yok, halka yok. O yüzden milletin parasına, milletin servetine resmen AKP iktidarı çökmüş diyorum buradan.  Şimdi, her şeyi herkes görüyor fakat sorumluluk alan yok. Bakın, bu krizin çıktığı gün Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Vahap Seçer ve diğer belediye başkanlarımız apar topar gözaltına alınıyor, eski Bakanınızı siz ifadeye çağırıyorsunuz. "Para var, imkân var." mı diyorsunuz yani? "Parasını vereyim, kurtulayım." Böyle bir şey olamaz, bu yapılanların hepsinin sorumluluğunu ve yaptığınız işlerin hepsinin hesabını halka vermek zorundasınız.  Şimdi, bu piyasaları denetleyen kurumlar, bu adı geçenler, konuşulanlar yurt dışına bu paraları kaçırdı mı? Sizin adetinizdendir ki yirmi dört ayda bir, otuz altı ayda bir, kırk sekiz  ayda bir varlık barışı çıkar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NERMİN YILDIRIM KARA (Devamla) - Getir, nereden getirirsen getir, geri ülkenin ekonomisine sok, parayı temizle; bunu yapmaya çalışıyorsunuz.

Çok önemli bir konu daha... İskenderun'da, 1 Mayısta, MESEM'de ölen Mahir Buğra için, 16 yaşındaki Mahir için dün mahkeme vardı, iki sanık yargılandı, altı aylık tutukluluktan sonra serbest bırakıldılar; bakın, bu kabul edilemez. Yeme ve içme bölümü mezunu, çalışanı, okuyanı bir çocuk pastanede... Ve sanık ifadesinde diyor ki: "Panoda arıza var, kaçak var." Onu kaldırtmışlar, eliyle tutmasına müsaade etmişler ve 16 yaşındaki çocuk vefat etti. Bunun sorumlusunu... Madem Akın Gürlek buradan adalet dağıtan bir yerde duruyor ya, işte soruyorum: 16 yaşındaki çocuğun ölümünün sebebi kim, bunun hesabını kim verecek? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın İbrahim Akın.

Buyurun Sayın Akın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık yirmi beş gündür Türkiye'nin gündeminden düşmeyen ve bugün de Meclisimizde 5'inci kez araştırma önergesi verilen bir yerde konuşuyoruz. AKP yöneticilerine seslenmek istiyorum: Bu konuyla ilgili daha fazla kendinizi savunmayın çünkü savundukça batıyorsunuz. Sizlere naçizane önerim: Biliyordunuz, farkındaydınız, gözünüz göre göre bu işler gelişti, kendi iç kavganız ve sonra da uluslararası teftiş kurulunun müdahalesiyle açığa çıkan bir durumla karşı karşıyayız. Bizim için tam anlamıyla bu pisliğin dışa vurması, lağımın patlamasıdır. Bu patlayan lağımın örtülmesi bu yöntemlerle mümkün değildir. Gelin, bu halkı ikna etmek istiyorsanız güvenin dibe indiği, sıfırlandığı bir yerde Meclis araştırması önergesini kabul edin ve bu vasıtayla bu sorunu çözmeye yardımcı olur. Israrla söylediğiniz "Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla..." dediğiniz konuyu isterseniz şimdi Sayın Cumhurbaşkanını bir arayın, ondan talimat alın ve bunun gerçekleştirilmesi konusunda yol versin size.

Bakın, somut olarak bir durum var burada. Dün Cumhurbaşkanı Yardımcımız burada yaklaşık kırk dakika konuştu. Konuşması sırasında kendi Özel Kalem Müdürüyle ilgili sözün üzerine panik içerisinde cevap verdi. Verirken de iki tane hata yaptı. Birincisi, o "7 milyoncuk" diye bahsettiği mesele, öyle kolayca hemen bir çalışanın 7 milyon toplaması ihtimali olmadığını bir anlamda bilmeniz lazım. İkincisi, bu mesele öyle başkasından toplanan bir mesele, böyle bir fona yatırılması hukuken, yasal olarak, prosedür olarak da mümkün değil, doğru değil, hukuki de değil, aynı zamanda suç işlemiş durumda bu vatandaş. Eğer Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Özel Kalem Müdürünü hâlâ Özel Kalemi Müdürü olarak tutarsa inanın, bence kendi itibarından çok ciddi şey kaybeder.

Sadece bu mu? Bununla ilgili MASAK bir yıl önce açıklama yapmış durumda, SPK açıklama yapmış durumda. Bakın, bize gelen bir dosyada yedi ay önce bu konuyla ilgili görevlendirilen bir vatandaş rapor hazırlıyor, rapor sırasında 1 milyar 800 milyonluk bir rakamla ceza kesilmesi gerektiğini söylüyor daha önce istifa eden başkana. Bu başkan bir ay sonra istifa ediyor, "Bunu kapatın." diyor. Arkasından yardımcısı geliyor, yardımcısı da bu işin bilgisinde ve dolayısıyla süreç bilerek ve isteyerek yönetilmiş durumda. Gelinen aşamada toplumun, bütün halkın gözünde artık bu mesele bir dolandırıcılık meselesi olarak ortaya çıkmış durumda yani lağım patlamış durumda.

Bu ülkede sadece bu değil, bakın, size başka bir şey daha söyleyeyim: Şu anda maçla ilgili yani özellikle spor kuruluyla ilgili bir açıklama yapıldı, mevcut Hakem Kurulu Başkanı tutuklandı, arkasından da tutuklanmayan ve şu anda Hakem Kurulunun dışında bulunan yetkili bir tanesi de diyor ki: "Biz otuz yıllık pisliği temizlemek zorunda değiliz."

BAŞKAN - Buyurun.

İBRAHİM AKIN (Devamla) - Evet gördüğümüz durum şu: Bir sistem sorunuyla karşı karşıyayız, maalesef bu sistemi kapatmaya çalışan bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız. Bunun yolu, belediye başkanlarını tehditle transfer etmek değil, onları gözaltına almak değil, İzmir Belediye Başkanını kendinize transfer etmiş olabilirsiniz ama şunu söylemek istiyorum: Siyasi itibarı sıfırlanmış, kendi hakkında tehditlerle geçirilmeye çalışan bir belediye başkanının sizin partinize geçmesinin İzmir halkı nezdinde hiçbir kıymeti yok. Bakın, size somut bir şey söyleyeyim: DEM PARTİ'ye gelip başvuru yapsaydı, "Size geçmek istiyorum." deseydi, biz asla o başkanı almazdık. Bizim açımızdan siyasi itibar, ahlak, dünkü söylediğini bugün yalanlama meselesi bir onur meselesidir. Biz onurlu insanlarla birlikte siyaset yapmayı tercih ediyoruz. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla böylesi yaklaşım biçimleri karşısında bir siyasi parti bir başarı elde etmeye çalışıyorsa aslında onun siyasi ömrü de bitmek üzeredir, buradan medet ummak üzeredir. O nedenle, böyle yöntemlere başvurmayın. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Emine Yavuz Gözgeç.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Parti grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki yaşanan fon sorunu sermaye piyasalarının sınırlı bir bölümünde, belli sayıda fonda ortaya çıkan bir sorun ve ilk andan itibaren hem idari hem adli yönden gerekli adımlar ivedilikle atılmıştır, idari ve adli süreç devam etmektedir. Adalet Bakanlığımız ve Maliye Bakanlığımız koordineli olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz başkanlığında hem ilgili kurumların yer aldığı hem de bağımsız otoritelerin bulunduğu Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Fon Koordinasyon Kurulu sorunun çözümünü, tasfiye sürecini, çalışma yapılması gereken alanları her yönüyle değerlendirerek yol haritasını belirlemiştir. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adalet gözetilerek süreçten olumsuz etkilenenlerin, yatırımcıların hakları da korunarak çalışmalar titizlikle yürütülmektedir. Ayrıca, Devlet Denetleme Kurulu da bu konuda görevlendirilmiş olup çalışmalarına başlamıştır. Adli süreçte piyasa bozucu işlemler gerçekleştirildiği iddia edilen ilgili alanlarda soruşturmalar başlatılmış, tedbirler alınmıştır. Piyasanın sağlıklı işleyişi ve yatırımcıların hakları da gözetilerek adli süreç de hassasiyetle yürütülmektedir. AK PARTİ olarak her zaman ve her durumda yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet, irtikap, istismarla mücadelede daima kararlı olduk. Bizim bu konudaki yaklaşımımız açık ve nettir. Biz bu sorunun üstünü örtmüyoruz, yok saymıyoruz, tevil etmiyoruz, sorunu olduğundan ne küçük ne de büyük göstermeye çalışmıyoruz. Yolsuzluk, rüşvet, irtikap, manipülasyon her ne ad altında yapılırsa yapılsın, her kim yaparsa yapsın arkasında durmuyoruz, takipçisi olacağımızı açık ve net ifade ediyoruz. Sorunun tüm yönleriyle ele alınacağından, sorumluların kim olursa olsun hukuk önünde hesap vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Tüm kurumların çalışmaları ve süreçler kendi mecrasında ilerlerken bu sorunun tüm ekonomimize, sermaye piyasalarına mal edilmeye çalışılması da doğru bir yaklaşım değildir. Şeffaflık ve denetim ilkeleri çerçevesinde bu süreçte inşallah sermaye piyasalarımız daha sağlıklı ve dayanıklı bir yapıya kavuşacaktır. AK PARTİ olarak her zaman hem soruna hem çözüme odaklanarak çalışmalarımızı yürütüyoruz. Ekonomimizi büyütmeye, vatandaşlarımızın refahını artırmaya yönelik adımları  atmaya devam ediyoruz.

Dört yanımızda yaşanan savaşlara, kuralsız bir dünyaya rağmen ekonomimizin dayanıklılığı devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - Kısıtlı olarak yaşanan bu sorunu da aşarak daha güçlü Türkiye hedefimizle yolumuza devam edeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

Okutuyorum:

8/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/10/2026 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

 

 

Muhammet Emin Akbaşoğlu

 

 

Çankırı

 

 

AK PARTİ Grubu

 

 

Başkan Vekili

 

Öneri:

Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 279 ve 267 sıra sayılı kanun tekliflerinin aynı kısmın sırasıyla 1'inci ve 2'nci sıralarına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

8, 13, 14, 15, 20, 21, 22 ve 27 Ekim 2026 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 15, 20, 21, 22 ve 27 Ekim 2026 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24.00'e kadar,

8 Ekim 2026 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,

13 Ekim 2026 Salı günkü birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

14 Ekim 2026 Çarşamba günkü birleşiminde Kişisel Verileri Koruma Kurulundaki 2 üyelik için seçim yapılması; 13 Ekim 2026 Salı günkü birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 14 Ekim 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Mesut Doğan. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MESUT DOĞAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugün yoğun olarak konuşmuş olduğumuz konunun özeti şu: Üzülerek ifade etmek gerekir ki AK PARTİ iktidarı devleti ve milleti değil, kendi iktidarını ve kendi partisini öncelediği siyaset tarzı son yirmi beş yılda -affınıza sığınarak söylüyorum- hem siyaset dünyasında hem iş dünyasında hem bürokraside hem de medyada binlerce kene oluşmasına neden oldu. Bu kenelerin tek amacı var, kendilerini ve menfaatlerini korumak ve bu keneler yıllardır bu ülkenin, bu milletin maddi ve manevi olarak kanını emiyorlar ve emmeye devam ediyorlar. Bunlar nazarında AK PARTİ'nin de hiçbir kıymeti yok, Cumhurbaşkanının da hiçbir kıymeti yok, sadece ve sadece kendi menfaatleri var. İnanın, Cumhurbaşkanı bunlar için sadece bir sigorta, sadece bir anahtar, sadece bir kalkan. Hatta o meşhur üretilmiş slogan var ya "Cumhurbaşkanını yedirmeyiz." "Cumhurbaşkanımızı yedirmeyiz." sloganı bile bunlar için günahlarını, suçlarını, ayıplarını örtmek için kullandıkları kirli bir örtüdür. Şimdi, AK PARTİ açısından bir test var, bir sınav var. Siz, gerçekten bu kenelerden kurtulmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Samimiyetle bu kenelerden kurtulmak istiyor iseniz mutlaka ama mutlaka araştırma komisyonu kurulmalıdır. Araştırma komisyonunun kurulmasına engel olmak AK PARTİ açısından biz bu olayın yaşanmasından rahatsız değiliz, sadece duyulmasından rahatsızız anlamına gelir. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Eğer bu da böyle olduğu takdirde tarihe bir kara leke olarak geçeceksiniz, bunu bilin. Çünkü bu yaşanmış hadise bize öyle enteresan fotoğraflar ortaya koydu ki; ya, düşünebiliyor musunuz, birileri çıktılar, bu vurgunla ilgili olarak dış ülkelerin operasyonu olduğunu söyleyecek kadar utanmazca çıkışlar yaptılar. Siz bu çıkışlara normal bir mantıkla bakabilir misiniz? Aslında, bu olayın bir operasyon olduğunu söylemek, dillendirmek şu anlama geliyor: Biz utanmazlığın zirvesindeyiz, biz ahlaksızlığın zirvesindeyiz. Ki ben hiçbir AK PARTİ'li arkadaşın buna alet olmayacağına inanıyorum.

Yine, bu olaylar yaşanırken ilk dönemlerde şöyle düşüncesini ortaya koyanlar oldu, bunun ne anlama geldiği anlaşılsın diye bir örnek vermek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MESUT DOĞAN (Devamla) - AK PARTİ gibi iktidarda kalmak için her yolu mübah gören partilerin temel iki tane özelliği vardı: Bir, hiçbir dostları yoktur; iki, hiçbir düşmanları yoktur, sadece menfaatleri vardır. (YENİ YOL sıralarından alkışlar) Yani menfaatleri için dün alkışladıklarını bugün yuhalayabilirler, dün yuhaladıklarını bugün alkışlayabilirler. Aynısını şimdi Fatma Betül Sayan Kaya hanımefendiye yapıyorlar. Dün "Nene Hatun" dediklerine bugün "kene hatun" diyorlar ama buradan hatırlatmak isterim ki Fatma Betül Sayan Kaya yalnız değildir, çoğunuz beraberdiniz. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bunu mutlaka ama mutlaka zaten insanımız da görmüş olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Başkanım...

BAŞKAN - Buyurun.

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şunu ifade etmek isterim ki bu asılsız iddiaların hepsinin tamamını reddediyoruz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Kendisi başka partiden seçilmişti, oraya gidince başka parti...

MUSTAFA HAKAN ÖZER (Konya) - Sizin dostlarınızın kim olduğunu biliyoruz biz, biliyoruz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Seçime nasıl girdiniz siz? Kimin adıyla girdin seçime? Çıktın, bunları anlatıyorsun.

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu... (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İnsanın konuşacak mecalinin olmaması lazım, laf atacak yüzü buluyorlar ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Var yüzümüz, her şeye yüzümüz var.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Türkoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; efendim, hiç sözü uzatmayalım, cumhuriyet tarihinin görmüş olduğu devlet ve kamu gözetiminde yapılmış en büyük nitelikli dolandırıcılık meselesiyle memleket karşı karşıya. Ben de bir başka boyutunu yeniden hatırlatacağım.

Efendim, burası Bursa'nın Nilüfer ilçesinin göbeğinde, bütün Bursa'nın en değerli yeri. Bilenler bilir, eski Carrefour alışveriş alanının olduğu yer, 100 bin metrekare. Bu "Atış Yapı" diye, Bursa'nın yarısını dolandıran, şimdi de cezaevinde olan bir şirketin üzerineydi. Şirket bu Katılımevimle bir hasılat paylaşımlı iş birliği yaptı. Buranın üzerinde Katılımevim ve Atış Yapı bayrakları asılıyken binlerce insan buradan iş yeri aldı, ev aldı kâğıt üzerinden. Sonra bir baktık, bir anda Atış Yapı operasyona uğradı, konkordato ilan etti. Katılımevim "Buranın benimle ilgisi yok." dedi. Biz buranın Katılımevimin olduğunu düşünüyorduk ki 7 Ağustosta bir de baktık, Katılımevim burayı Emlak Konuta satmış. Emlak Konut burayı kaça almış, onu bilmiyoruz. 400 milyon dolar, 500 milyon dolar değer biçenler var.

Şimdi, soru şu: Bu şaibeli arsayı bu şaibeli firmadan kamu eliyle, Emlak Konut eliyle niye alıyorsunuz? Bu talimatı kim verdi? Bunu sorduk. Hem Emlak Konut ve hem Katılımevim bunu KAP'a bildirdi mi? Bildirmedi. Biz konuyu gündeme taşıdık, anlattık, kanallarda anlattık. En son geçen hafta Emlak Konut bir açıklama yaptı. Allah aşkına, şu açıklamaya bakar mısınız: "Biz burayı aldık ama para ödemedik." diyor. Bu da yeni metot "Para ödemedik." Şuna açıkça "Mal kaçırdık." desenize. Bu mağdurların 500 milyon doları Katılımevimindi, şimdi Emlak Konutun üzerinde. Efendim, bu talimatı kim verdi? Bu mal kaçırmayı kamu eliyle, devlet eliyle niye yapıyorsunuz? Bunların bedelini ve faturasını kim ödeyecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Hemen tamamlıyorum efendim.

Şimdi, arada bunu yaparken açıklamada T6 Gayrimenkul ve Laran Holding isimleri üzerinden de bir anlatım tercih edilmiş KAP'a bildirirken. Peki, neden? Bu şirketlerin söz konusu taşınmazla alakası nedir? Herkes bilir ki hasılat paylaşımlı işlerde tapu en son devredilir. Burada bayağı bir müteahhit arkadaş var, onlara sorabilirsiniz.

Ezcümle, memleketin tel tel döküldüğü her yerden yolsuzluk, hırsızlık, uğursuzluğun aktığı bir dönemde Bursa'ya ve mağdurlara düşen pay da buradadır. Bir an önce kamu kurumu eliyle yapılan bu mal kaçırmaya müdahale edin diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman Cengiz Çandar. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Çandar.

DEM PARTİ GRUBU ADINA OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, arkadaşlar; daha iki gün önce fon skandalının konuşulmasını engellemek için Parlamento tarihinde görülmemiş bir uygulamaya imza attınız, iktidar partisi milletvekilleri olarak Meclisi çalıştırmayıp kapattınız. Şimdi ise Meclisin çalışma gün ve saatlerini düzenleyen bir önerge sunuyorsunuz.

Meclisi bir yana bırakın, sizin istedikleriniz dışında toplumun konuşmasını, yazmasını ve çizmesini her gün engelliyorsunuz. Ülkeyi yasaklarla kuşattınız, âdeta bir korku imparatorluğu inşa ediyorsunuz. Ülke susacak, toplum susacak, Meclis ise sizin keyfinize göre konuşacak ya da susturulacak. Geldiğiniz ve hepimizi sürüklediğiniz nokta budur. Ülke erişim engellerine boğulmuş durumda. Her gün yeni bir erişim engeliyle, bu haberle karşı karşıya kalıyoruz. Sosyal medya platformlarının en eski bilinen mecralarından biri, yeni adıyla "X", eski adıyla "Twitter"ı açtığınızda karşınıza çıkan ifade şu: "Erişime engellendiniz." Neden? 5651 sayılı Kanun'un 8/a maddesi kapsamında millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle. Bu gösterdiğim, İfade Özgürlüğü Derneğinin hesabı, kapatılması üzerine gördüğümüz görüntü. Şaka gibi, ifade özgürlüğünü savunmak için kurulan bir derneğin kendini ifade etmesi engelleniyor. Geçen hafta, on dört yıldır milyonlarca içerik üretmiş olan ve ülkemizin en saygın sosyal mecralarından biri olan T24 erişime engellendi ki Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde on yıl temsil etmiş olan yargıç, eski bir Milletvekili olan Rıza Türmen bu kararın AİHM'den kesinlikle döneceğini bildirdi. T24'ün yazarları arasında bu ülkenin birçok saygın insanı, saygıdeğer uzmanı ve işin en ilginç yanı, bu Meclisin eski ve mevcut üyeleri, dönem milletvekilleri bulunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Devamla) - Bu yazarlar, milletvekili sıfatıyla kürsüden konuşacak, milyonlarca vatandaşımız şimdi olduğu gibi onları TRT 3'te görecek, dinleyecek ve izleyecek ancak sosyal medyada kendilerine erişilemeyecek. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Daha dün 400 bini aşkın takipçisi bulunan Bianet hakkında da erişim engeli kararı verildi. Bu arada, Mezopotamya Ajansı da tam 44 kez kapatıldı, erişime engellendi. 5651 sayılı Kanun kapsamında, yalnızca geçen ay, Eylül 2026'da, sosyal medya platformu X'te en az 1.260 hesap erişime kapatıldı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneğinin eylül ayına ilişkin raporunda ise, aynı dönem içinde 3.492 içeriğe engel getirildi. Niye engelliyorsunuz, ne kadar engelleyebileceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN CENGİZ ÇANDAR (Devamla) - Bütün bunların Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden dile getirilmesini engelleyebiliyor musunuz? Nasıl engelleyeceksiniz? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Hadi gelin, Meclisin çalışma gün ve saatlerini düzenleyelim; sosyal medya mecralarına koyulan erişim engellerini Meclis Genel Kurulunda aşacağımızı tartışalım, karara bağlayalım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

YENİ PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zor zamanlardan ve zor süreçlerden geçiyoruz. Bu borsa, fon krizi vurgunu var, onu konuşuyoruz; 500 bin civarında yurttaşımız doğrudan mağdur olmuş, 2 milyona yakın insanın mağdur olduğu söyleniyor dolaylı olarak; 20 milyar dolar zarar var, bunun 90 milyon dolara etkisi olduğu ifade ediliyor; böyle büyük bir vurgun var ve kriz var. Peki, bu krize nasıl geldik yani bu kriz kendisi nasıl üretti?

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi kodlarından çıkışı var, kendi kodlarından çıktı. O kodlardan nasıl çıktı? 2013'ten 2015'e devam eden bir çözüm süreci vardı Kürt meselesiyle ilgili, olarak. o süreç bozuldu, çok kanlı bir süreç başladı, çatışma başladı, şiddet ve terör; ardından 15 Temmuz darbe girişimi, sonra ardından o zemini yaratan Anayasa değişikliği. Anayasa değişikliğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi de kendisini 2002'den sonra inşa eden kodlarından uzaklaştı. Türkiye'de rejimin niteliği değişti, sonuçta Sayın Erdoğan'a göre tasarlanmış bir rejim inşa edildi. Bu rejim parlamenter demokrasi değil ve denge denetleme kurumları yok, başka bir rejim inşa edildi. Bu rejim giderek de otokrasi olarak adlandırıldı, otokrasi olarak adlandırıldı. Nasıl otokrasi? Seçimli otokrasi. Ne zamana kadar? 2014-2024 yerel seçimlerine kadar. 2023 seçimlerinde 2'nci tura kalındı, kıl payı kazanıldı, manipülasyon falan iddiaları hâlen sürüyor ama 2024 seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi kendi kuruluşundan sonra en ağır yenilgiyi aldı, en ağır yenilgiyi aldı. Sonra oturdu Adalet ve Kalkınma Partililer ve onları yönlendirenler konuştular: "Ya önümüzde bir daha seçim olsa 2028'de biz kaybedeceğiz. Ne yapmamız lazım?" O nedenle bu rejimi değiştirdiler, bu rejimi seçim garantili otokrasiye dönüştürdüler, seçim garantili. Şimdi bütün bu krizlerin altında yatan neden bu. 2028'de seçim olacak normal koşullarda veya iki ay, üç ay, beş ay önce olacak, bu seçimin sonuçları şimdiden garanti olsun. Bu planlandı, planlanan bu. Bu planlanan rejimde de zaten denge ve denetleme kurumları yok, bağımsız düzenleyici kurumlar yok; onlar zayıflarlar, sadece yürütme organına bağlı kalırlar, olmazlar. Yoksa, mesela, olsa, yani Devlet Denetleme Kurulunun başındaki adam gider borsa veya başkasının yönetim kurulu üyesi olur mu, denetleyeceği kurumun niye olur? Olur çünkü o kurumlar yok artık, bağımsız değiller. Niye orada olur? Oradan maaş alması lazım, huzur hakkı alması lazım tarifi mümkün olmayan. Ortalama koşullarda bunu Sayın Cumhurbaşkanı imzalar mı? Ya, demez mi "Sen kimsin?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - "Nasıl benim önüme gelir?" Ama ne oldu? Oldu. Sonra, bakın, bu rejimde, bu rejimde rejimi değiştirecek, rejimi değiştirecek muhalefet de istenmez; muhalefet olsun istenir ama etkili olması istenmez, değiştirecek potansiyelde olması istenmez. O nedenle işte, CHP'ye yapılan operasyon, sonuçta yani sizin elinizle el koyma hareketi, yeni bir yönetimin getirilmesi ve sonra şimdi Yeni Partiye yapılanlar ve son olarak da Mersin, işte, İzmir'de olan yerel demokrasinin sonu. Bakın, yerel demokrasi de Türkiye'de bitti; bakın, çok partili seçimli yerel demokrasi de bitmiştir, Türkiye'de bitmiştir.

Son sözüm çözüm süreciyle ilgilidir. 1 Ekim bu Parlamento açısından en azından anlamlıdır. Peki, anlamlı bir operasyon neden Mersin'de 1 Ekimde yapılmıştır? Size ev ödevi veriyorum: Neden Vahap Seçer'le ilgili operasyon 1 Ekimde yapılmıştır; bunu da siz çözün.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sıraya alınan, 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacağız.

 

 

1.  Sivas Milletvekili Hakan Aksu ve Gümüşhane Milletvekili Celalettin Köse ile 83 Milletvekilinin Türk Kızılay Kanunu Teklifi (2/3690) ile İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 279)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 13 Ekim 2026 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.21