20 Ekim 2026 Salı

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 15.00

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

 

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere geçmeden önce bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, milletvekili arkadaşlarımızın bir dakikalık söz taleplerini olabildiğince karşılamaya çalışıyoruz ancak sisteme giremeyen arkadaşlarımızın buraya yorulup gelmeleri iyi bir görüntü oluşturmuyor, bir de aynı anda kürsüye de milletvekili çağırıyoruz -bu hepiniz için geçerli- bu kez arkadaşımızın insicamı bozulabiliyor, dönüp dönüp arkaya bakıyor "Gürültü var." deniyor. Yani bu tabloyu ortadan kaldırmak istiyorum. Ben, bugün, sisteme giren 40 arkadaşıma söz vereceğim.

ALİ BOZAN (Mersin) - Başkan, 50 yapalım Başkan, 50 olsun.

ŞEREF ARPACI (Denizli) - 50 olsun Başkanım. 

BAŞKAN - Ama lütfen, arkadaşlarımız sisteme girsin, burada birikme yapmayalım ki söz alan arkadaşlarımız da rahat rahat konuşmalarını yapsınlar. Anlayışınıza güveniyorum, size teşekkür ediyorum.

Şimdi görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz talebi, Şanlıurfa'nın yerel sorunları hakkında Şanlıurfa Milletvekili Ferit Şenyaşar'a aittir.

Sayın Şenyaşar, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Duyarlılığınız için biz de teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım.

 

Türkiye halklarını ve cezaevinde tutsak olan bütün yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Mezopotamya'nın kalbi, medeniyetlerin beşiği, tarihin sıfır noktası, peygamberler diyarı Urfa'da farklı kimlikler aynı sofrada buluşuyor. Arap, Kürt, Türk, Ezidi'siyle aynı ekmeği paylaşıyor, aynı güneşe bakıyoruz. Suruç ve Harran Ovalarıyla bu kadim coğrafyada yüzyıllardır bereketi paylaşıyor. Peki, böylesine zengin bir şehirde halkımız neden yoksullukla boğuşuyor? Neden çiftçi emeğinin karşılığını alamıyor, borç sarmalına ve tefecilerin ağına itiliyor? Gençler işsizlikle mücadele ederken uyuşturucu kullanımı yaygınlaşıyor, Urfa'nın geleceği tehdit altında. Urfa halkı adına ülkeyi yöneten iktidara soruyoruz: Bu bereketin ortasında neden halkımız yoksulluğa ve sosyal yardımlara mahkûm ediliyor?

Sayın Başkan, bugün amacımız Urfa'nın sorunlarını sadece Mecliste gündeme getirmek değil; bu sorunların çözülmesi için de sahada mücadele ediyoruz. Suruç'un, Harran'ın, Akçakale'nin, Viranşehir'in, Siverek'in, Bozova ve diğer ilçelerimizin kendine özgü sorunları olsa da ortak birçok sorunu vardır. Urfa halkı kesintisiz elektrik istiyor, çiftçiler sulama suyunda adalet istiyor. Çocuklar eğitimde fırsat eşitliğini istiyor, öğrenciler 45-50 kişilik sınıflarda ders yapmak istemiyor. Vatandaş ulaşımda hızlı treni bekliyor. Kobani-Mürşitpınar Sınır Kapısı artık ticarete açılmalıdır. Kapının ticarete açılması yönünde herhangi bir engel kalmamıştır. Urfa halkı, Şehir Hastanesi karşısındaki 400 dönümlük alanın ranta kurban gitmesini istemiyor. Urfa'nın artık beklemeye tahammülü yok. Urfa halkı ayrıcalık istemiyor, Urfa hakkını istiyor. Doğum oranı ve genç nüfus oranıyla 1'inci sırada olan Urfa'da sanayi yatırımlarını, üretimi ve istihdamı büyütmek zorundayız.

Sayın Başkan, Urfa'nın kaynak sorunu yoktur; toprağımız var, güneşimiz var, su kaynaklarımız var, genç nüfusumuz var, üretim gücümüz var. 11 milyon 73 bin dekar tarım arazisiyle tarım kenti olan Urfa'da çiftçiler son beş yıldır ne ekiyorsa zarar ediyor. Geçen yıla oranla mazot fiyatı yüzde 100'e yakın arttı, tarımsal girdi maliyetleri yüzde 50 oranında arttı. Makyajlı enflasyon yüzde 30 iken buğdaya yapılan zam sadece yüzde 22'de kaldı. Şu an Urfa'da pamuk hasadı başladı. Pamuk üreticisi tüccarların insafına bırakılmış; çiftçi borçlarını ödemek için pamuğu maliyetinin altında, kilosunu 36-38 liraya satıyor. Yüksek sulama ücretleri ve DEDAŞ'ın toplu elektrik kesintilerinden kaynaklı olarak Urfa'da bu sene tarım arazilerinin yarısı boş kaldı. Biz sadece eleştirmiyoruz, eleştirinin yanında çözüm de öneriyoruz: Mazot ve gübre desteği artırılmalı, fahiş sulama ücretleri düşürülmeli, Urfa'da DEDAŞ zulmü son bulmalıdır. Urfa'yı ilçelere bağlayan Suruç, Viranşehir, Siverek ve Akçakale yolları yıllardır ihmal edilmiş durumda. Çukurlar, dar şeritler ve eksik bakım yüzünden her gün kazalar meydana geliyor; öğrenciyi, hastayı taşıyan insanlar mağdur oluyor. Bu mesele asfalt meselesi değil doğrudan can güvenliği meselesidir. 3 Ekimde Şehir Hastanesi açılışı için Urfa'ya gelen Cumhurbaşkanının geçeceği güzergâha on gün içinde 136 bin metrekare sıcak asfalt serildi. Peki, her gün ölümlü kazaların meydana geldiği Urfa-Suruç yolu, halkın deyimiyle "ölüm yolu" neden beş yıldır bitirilemiyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan Urfa'dan Antep'e kara yoluyla gitseydi beş yıldır bitirilemeyen Urfa-Suruç yolu eminim bir ayda tamamlanırdı. Suruç halkı ayrıcalık değil eşit hizmet istiyor.

Urfa'da sağlık sistemi ciddi sorunlarla karşı karşıya. İl Sağlık Müdürü Erhan Berk'in yaptığı yemek ihaleleri ve sağlık çalışanlarına yönelik baskı ve sürgün iddiaları acilen açıklığa kavuşturulmalıdır. Yeni açılan Şehir Hastanesinde -iktidara yakın kişiler- işe alım karşılığında 1 milyon 200 bin TL istendiğine dair ciddi iddialar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

FERİT ŞENYAŞAR (Devamla) - İş umudu üzerinden insanlardan para isteniyorsa bu iddialar kime dokunuyorsa dokunsun bağımsız bir şekilde soruşturulmalıdır. Sağlık Bakanlığını, kamu kaynaklarını ve yurttaşların haklarını korumak için Urfa halkını tatmin edici bir açıklama yapmaya davet ediyoruz.

Urfa'nın su sorununu, yollarını, işsizliğini ve çiftçinin feryadını görmezden gelenlere inat biz buradayız, Urfa halkı için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İkinci söz talebi, 19 Ekim Bosna Hersek kurucu lideri merhum Aliya İzzetbegoviç'in vefat yıl dönümü münasebetiyle Bursa Milletvekili Sayın Refik Özen'e aittir.

Sayın Özen, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

REFİK ÖZEN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yalnızca bir devlet adamını değil; inancını özgürlükle, siyasetini ahlakla, mücadelesini insanlık vicdanıyla birleştirmiş büyük bir şahsiyeti, Bosna Hersek'in kurucu lideri, düşünce insanı ve "bilge lider" olarak gönüllerde yer edinmiş merhum Aliya İzzetbegoviç'i vefatının yıl dönümünde anmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi, aziz milletimizi ve dost, kardeş Bosna halkını en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı insanlar yaşadıkları dönemin tanığıdır. Bazı insanlar ise yaşadıkları dönemin ötesine geçerek tarihe yön verir, milletlerin hafızasına kazınır ve insanlığın ortak vicdanında yer edinir. İşte, Aliya İzzetbegoviç böyle müstesna şahsiyetlerden biridir. O yalnızca Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı değildi; o zulmün karşısında direnişin, esaretin karşısında özgürlüğün, nefretin karşısında merhametin, savaşın ortasında insan kalabilmenin sembolüydü. Aliya elinde silah taşımak zorunda kalmış bir barış adamı, savaşın ortasında dahi ahlakını kaybetmemiş bir medeniyet düşünürüydü. Çünkü Aliya'ya göre gerçek liderlik yalnızca zor zamanlarda öne çıkmak değil zor zamanlarda hangi değerlerden vazgeçmeyeceğini bilmektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aliya İzzetbegoviç aynı zamanda büyük bir fikir ve dava adamıydı. Genç yaşlarından itibaren inancı, düşünceleri ve idealleri uğruna bedeller ödedi. Komünist Yugoslavya döneminde düşünceleri nedeniyle hapis yattı fakat ne zindanlar onu susturabildi ne de baskılar inandığı değerlerden vazgeçirebildi. "Doğu ve Batı Arasında İslam" ve "İslam Deklarasyonu" gibi eserleriyle yalnızca Müslüman dünyasına değil bütün insanlığa önemli bir düşünce mirası bıraktı. Ona göre medeniyet yalnızca ekonomik kalkınma veya teknolojik ilerleme değildi; gerçek medeniyet insan onurunu, ahlakını, inancını ve özgürlüğünü koruyabilmesiydi. Aliya bize bir gerçeği daha hatırlattı; bir milletin büyüklüğü sahip olduğu güçle değil en zor şartlarda koruyabildiği değerlerle ölçülür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bosna Hersek bizim için sıradan bir dost ülke değildir. Bosna ortak tarihimizin, kültürümüzün ve medeniyetimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Saraybosna sokaklarında İstanbul'un izleri, Mostar Köprüsü'nde ortak tarihimizin hatıraları var. Bursa ile Saraybosna arasında yalnızca coğrafi değil asırlara dayanan gönül bağları bulunmaktadır. Türk milleti Bosna Hersek halkının bağımsızlık mücadelesini ve yaşadığı acıları hiçbir zaman sıradan bir dış politika meselesi olarak görmemiştir. Bosnalı kardeşlerimizin yaşadığı dram ortak insanlık ve kardeşlik sorumluluğumuzun bir parçası olmuştur. Türkiye olarak Balkanlarda barışın, istikrarın ve birlikte yaşama kültürünün korunmasını tarihî bir sorumluluk olarak görüyoruz çünkü biliyoruz ki Bosna'nın huzuru Balkanların huzurudur, Balkanların huzuru ise Avrupa'nın ve bölgemizin barışı için vazgeçilmezdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aliya'nın bizlere bıraktığı en önemli miraslardan biri de farklı inançların, kültürlerin ve kimliklerin bir arada yaşayabileceği bir toplum idealidir. O, savaşın en kanlı günlerinde bile çok kültürlü Bosna Hersek hayalinden vazgeçmedi. Bugün dünyamızda savaşların, işgallerin, ayrımcılığın ve masum sivillere yönelik saldırıların devam ettiği bir dönemde Aliya'nın fikirlerine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Onun hayatı bizlere göstermiştir ki haklı olmak kadar haklı kalmak da önemlidir, güçlü olmak kadar adil olmak, kazanmak kadar insan kalabilmek de önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Ekim 2003 tarihinde aramızdan ayrılan Aliya İzzetbegoviç geride yalnızca bağımsız bir devlet değil; onurlu bir mücadele, güçlü bir fikir mirası ve bütün insanlığa örnek olacak bir hayat bıraktı. Bugün bizlere düşen görev, Aliya'nın hatırasını yalnızca anma törenlerinde yaşatmak değil; onun savunduğu adalet, özgürlük, barış ve insanlık değerlerine sahip çıkmaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Bosna Hersek kurucu lideri, bilge devlet adamı ve büyük düşünür Aliya İzzetbegoviç'i vefatının yıl dönümünde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyor, Gazi Meclisimizi ve dost, kardeş Bosna halkını en kalbî duygularımla selamlıyorum. (AK PARTİ, MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, medya kuruluşlarına kayyum atanması, erişim engelleri, ifade ve basın özgürlüğü alanındaki ihlaller hakkında Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'e aittir.

Sayın Çakırözer, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

 

 

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye her geçen gün görülmemiş bir karanlığa sürükleniyor; AK PARTİ'nin sansür karanlığına. 14 Ekim sabahı şafak sökmeden yüzlerce polisle Türkiye'nin en çok izlenen haber kanallarından Halk TV'nin kapısına dayandılar, yayın kesildi, çalışanlar binaya alınmadı, kanalın başına kayyım oturtuldu; tıpkı bir yıl önce Tele1'e yaptığınız gibi, Tele1'e casusluk diye çöktünüz, Halk TV'ye de yolsuzluk diye el koydunuz. Hepsi bahane, hepsi kılıf. Milyonlarca yurttaşın haber alma, gerçekleri öğrenme hakkını elinden aldınız. Sayenizde TMSF kayyımı en büyük medya patronu oldu, iki yılda tam 10 kanala kayyım atadınız. Peki, Halk TV neden susturuldu? Neden belli; AK PARTİ iktidarının boğazına kadar battığı asrın vurgununu sorguluyor, bunu da milyonlar öğreniyor, mağdur ettikleriniz izliyor diye karartıldı; milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun aylardır uğradığı iftiralara verdiği yanıtları, tarihî savunmasını millet duymasın, bilmesin diye susturuldu ve tabii, Yeni Partimizin iktidar yürüyüşü "Aman büyümesin." diye susturuldu.

Değerli arkadaşlar, bu AK PARTİ'nin bir de dijital kayyımı var, erişim engelleri. Sarayın Siber Güvenlik Başkanlığı ve sulh ceza hâkimleri el ele haber sitelerini ve sosyal medyayı karartıyor. Siber Güvenlik Başkanlığının yetkilendirildiği eylül başından bu yana, toplam takipçisi 50 milyonu bulan 1.500'e yakın X hesabı hakkında erişim engeli getirildi; dünyanın referans aldığı, milyonlarca ziyaretçisi olan T24 haber sitesi tek tuşla kapatıldı. Gazeteciler, ekonomistler, akademisyenler, meslek örgütleri, STK'ler, hepsi sansürlenmiş durumda. Tüm bu dijital sıkıyönetimin çetelesini tutarak kamuoyuna paylaştı diye İfade Özgürlüğü Derneğinin "EngelliWeb" sitesini dahi kapattınız, engellediniz yolsuzluklarınız, hukuksuzluklarınız, zorbalıklarınız "Aman konuşulmasın, bilinmesin." diye.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin dört bir yanında tutuklu gazeteciler var. Sincan'da Ali Tarakcı yatıyor yirmi altı  gündür "Bir bakan cuma günü istifa edecek." dedi diye. Oysa yalan değil; cuma değil ama cumartesi günü bir eski bakan istifa etmek zorunda kaldı. Vurgununu yaptı, ortadan kayboldu, peşine düşen yok ama Gazeteci Ali hâlâ hapiste. Mustafa Balcı, Şaban Sevinç; fon vurgunu yapanların AK PARTİ'yle ilişkilerini belgelediler diye on bir gündür Maltepe Cezaevinde. Neymiş? Halkta korku, panik, endişe yaratacak bilgileri yayma suçunu işlemişler. Evet, paylaştıkları o fotoğraf koca bir panik, koca bir endişe yaratıyor, bu doğru ama halkta değil vurguncularda ve onların içinizdeki iş birlikçilerinde yaratıyor. İşte, bu yüzden, İsmail Saymaz ayağında kelepçe, ev hapsinde. Silivri'de Nefes editörü Fatih Ergin tutuklu, Kozinoğlu soruşturmasında ölü bulunan bir doktorun mesleğini "Adli Tıp uzmanı" yazdı diye, hatasını düzeltmesine rağmen günlerdir zindanda. Selahattin Günday, on beş yıl önce birçok gazeteciyle birlikte çektiği görüntü için Silivri zindanında, 48 kişilik koğuşta 66 kişiyle ve tahtakurularıyla yatıyor. Tuğba Tekerek, yapmadığı bir sosyal medya hesabı yöneticiliği nedeniyle beş haftadır Sincan'da, o da hâlâ yerde yatıyor. Merdan Yanardağ tam bir yıldır Silivri'de, zindanda. Gazeteciler İrem Delice Aydın'da, Hasan Güraksu Burdur'da; haber yaptıkları için özgürlüklerinden mahrum. Nadiye Gürbüz, Derya Okatan Bakırköy Cezaevinde gün sayıyor ve dün gece bu utanç listesine bir yenisi eklendi; zaten ev hapsinde olan Murat Ağırel şafak baskınıyla gözaltına alındı, daha ifadesi alınmadan savcılığın "Tutuklama sevk işlemi düşünülmektedir." bilgi notu dolaşıma sokuldu, yazmadığı bir haber üzerinden zindana gönderildi. İşte, AK PARTİ'nin kara düzeni böyle işliyor; önce hedef gösteriyor, sonra suç yaratıyor, ardından gazeteciyi zindana gönderiyorsunuz ama fon vurguncularının peşine düşen, bileğine kelepçe takan yok. "Ucu nereye kadar giderse gitsin." dediniz ama vurguncular dışarıda, onları açığa çıkaran gazeteciler zindanda. Bu skandalı araştırıp halkı bilgilendiren Halk TV'yi kararttınız; Sözcü'yü, Koza TV'yi de para cezalarıyla cezalandırdınız ama ne yaparsanız yapın, gerçeklerin bilinmesini, duyulmasını engelleyemeyeceksiniz; sansürünüze, karartmanıza, kayyumlarınıza teslim olmayacağız. İşte bu yüzden, yarın akşam saat 19.30'da İstanbul'da Halk TV'nin önündeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) - İşte bu yüzden, cumartesi günü, mesleklerine sahip çıkan gazetecilerle, basın meslek örgütleriyle birlikte meydanlardayız, alanlardayız. Tüm yurttaşlarımızı haber alma hakkımıza, basın özgürlüğüne sahip çıkmaya davet ediyoruz çünkü gazetecilik suç değildir, basın özgürlüğü iktidarın bir lütfu değildir; anayasal bir haktır, demokrasinin güvencesidir, sigortasıdır.

Yeni Parti olarak sözümüz net: Bizim iktidarımızda, gazeteci yaptığı haber nedeniyle cezaevine gönderilmeyecek, televizyonlar susturulmayacak, internet karartılmayacak; Türkiye yeniden hukukun üstün olduğu, basının özgür olduğu bir ülke olacak.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekillerinin bir dakikalık söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, Havva Sibel Söylemez'e aittir.

Buyurun.

 

HAVVA SİBEL SÖYLEMEZ (Mersin) - AK PARTİ demek, eser demek, hizmet demek, milletine verdiği sözü tutmak demektir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Mersin'imize bir büyük eser daha kazandırdık. Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu'yla iki buçuk saatlik yolu on sekiz dakikaya indiriyoruz. Trafiğe nefes, turizme güç, ekonomiye can veriyoruz.

Biz, laf üstüne laf değil taş üstüne taş koyan bir siyasi hareketiz. Türkiye Yüzyılı'nda Mersin'imizi yeni eserlerle buluşturmaya devam edeceğiz çünkü bizim işimiz hizmet, gücümüz millet, sevdamız Türkiye.

BAŞKAN - Sayın Parlak...

 

VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP, iktidara geldiği günden bu yana Yüksekova Devlet Hastanesi için anjiyo ünitesi yapma sözü veriyor; yerel basına baktığımız zaman, AKP'nin "Anjiyo ünitesi ha kuruldu ha kurulacak." açıklamalarıyla dolu olduğunu görüyoruz. Yirmi yıldan fazladır bu vaatlerle propaganda yapıyorlar fakat ortada bir icraat yok. Bugüne kadar kalp krizi geçiren çok sayıda insanımız anjiyo ünitesi olmadığı için Van veya Hakkâri yolunda yaşamını yitirdi. Halkımızın sağlığı propaganda malzemesi yapılamaz. Hakkâri halkının daha iyi sağlık hizmetine erişim hakkı vardır. Sağlık Bakanlığı, Yüksekova Devlet Hastanesine bir an önce anjiyo ünitesi kurmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Toy...

RUKİYE TOY (Sivas) - Devletin en küçük köyünden kimi şehirlerimizdeki on binlerce nüfusu barındıran mahallelerine kadar ülkemizin her köşesindeki gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olan 50 bin muhtarımız, demokrasinin halka dönük yüzü, bu ülkenin yönetim sisteminde en geniş ağın temsilcisi olması dolayısıyla demokrasinin özünü teşkil etmektedir. Necip milletimizin teveccühüne mazhar olmak; gönüllerinde, fikirlerinde yer bulmak dünyadaki en kıymetli, en şerefli payelerden biridir. İster muhtar ister meclis üyesi ister belediye başkanı ister milletvekili olsun hepsi için aynı değerdedir. Ülkemizde muhtarlara bu denli önem veren tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde mahalle ve köylerine hizmet yolunda verdikleri mücadele ve harcadıkları emek için bütün muhtarlarımıza şükranlarımı sunuyor, tüm muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü'nü tebrik ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Yontar...

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olan birisi EYT düzenlemesiyle emeklilik hakkına kavuşurken 9 Eylül 1999 tarihinde ve sonrasında sigortalı olanlar çok daha ağır yaş şartlarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Soruyorum size: Bir gün sonra işe başlayan birisinin on yedi yıl sonra emekli olması hangi adalet anlayışına sığmaktadır? Aynı fabrikada çalışan, aynı primi ödeyen, aynı alın terini döken 2 işçiden 1'i emeklilik hakkına kavuşurken, diğeri neden yıllarca beklemek zorundadır? Bu insanlar ayrıcalık istemiyor. Bu insanlar yalnızca çalışma hayatında adalet istiyor. Maaşları yetmiyor, borçları büyüyor, emekliler tükeniyor. Bu adaletsizliği ortadan kaldıracak olan tek düzenleme kademeli emeklilik düzenlemesidir. Bu haklı mücadelenin ve emekçilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. İktidar vekillerine sesleniyorum, vicdanlarına sesleniyorum.

BAŞKAN - Sayın Yaz... 

MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - Bir halkı yok etmek, vatanını elinden almak, evini yıkmak, toprağını gasbetmek, koyunlarına ve araçlarına el koymak, köyünü ateşe vermek, asırlık zeytin ağaçlarını kökünden sökmek bir vahşettir. Soruyorum: Hangi hukuk buna izin verir, hangi vicdan bunu kabul eder, hangi insanlık anlayışı bu zulmü meşru görebilir? Filistin halkı bugün kendi vatanında yurtsuz, evsiz, işsiz, aşsız ve ilaçsız bırakılmıştır. İsrail'in işgal politikaları yalnızca uluslararası hukuku değil insanlığın ortak vicdanını da alenen çiğnemiştir. Buradan haykırıyorum: Toprağı gasbetmek işgaldir, yurdundan sürmek zulümdür, zulüm karşısında susmak ise vicdansızlıktır. Bizim mücadelemiz Yahudi halkıyla, herhangi bir dinle veya milletle değil işgali sürdüren, masumların kanını döken soykırımcı zalimlerledir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Aşıla... 

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Fon yasası Meclise geliyor. Hiç lafı eğip bükmeyin, vatandaş parayı devlete güvenerek yatırdı. SPK Başkanı, Başkan Vekili sorumludur, TAKASBANK Genel Müdürü sorumludur. BDDK, TMSF, MASAK, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası; her biri başlı başına devlet değil mi? Vatandaş bunlara güvendi de parayı verdi, hepsi birlikte ve müteselsilen sorumludur. "Pay bedeli bloke" lafazanlığıyla da kafalar karıştırılmasın, ödeyin vatandaşın parasını hem de kuruşuna kadar. Yalnız, paralar ödendikten sonra da kapanmaz bu hesap; neye, niye göz yumdunuz? Sıradaki soru bu. Evet, neden, niye göz yumdunuz diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Konukçu... 

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Üniversitelerin açılmasıyla pek çok üniversitede öğrencilere dönük saldırılar oldu. Yurt ve yemekhane zamlarını protesto eden, doğasına, geleceğine sahip çıkan öğrencilere ÖGB ve polis iş birliğiyle yapılan saldırılar iktidarın korkusunun göstergesidir. Rantçı, talancı, gençlerin geleceğini çalan saray rejimi gölgesinden bile korkmaktadır. Özellikle gençlerin dinamik ve umut veren duruşu, Fransa ve Avrupa'nın diğer ülkelerini de gördükçe sarayı tir tir titretiyor.

En son, Ege Üniversitesinde gece baskınıyla yüzlerce hayvan toplatıldı; direnen öğrenciler polisin saldırısına uğradı. Öğrencilerin yıllardır kendilerinin baktığı canları zorla kaçıran, öğrencileri darbeden polis, kayyum rektör ve belediye iş birliğine karşı, ölüme yolladığınız hayvanlar için mücadeleye devam edeceğiz diyerek yaşam hakkına sahip çıkan öğrencilerin yanındayız.

BAŞKAN - Sayın Hun... 

YILMAZ HUN (Iğdır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçen hafta Şırnak Milletvekilimiz Sayın Nevroz Uysal Aslan'la Bolu F Tipi Cezaevini ziyaret ettik. Oradaki mahpusların anlattıkları ağır bir hukuksuzluğa işaret ediyor. İdare ve gözlem kurulu kararlarıyla tahliyeler tekrar tekrar erteleniyor, infazlar yakılıyor, mahkûmların sosyal hakları olan havalandırma, spor, ortak sohbet saatleri kısıtlanıyor. Ayrıca, yeni gelen ikinci müdürün mahpusları tehdit ettiği ve mahpuslara "Ben süreç tanımam, buranın şirazesi kaçmış, ben yerine getireceğim." dediği bizlere aktarıldı. Yaşanan bu sorunları Cezaevi Müdürü Mustafa Karakuş'la görüşme taleplerimiz yanıtsız kaldı.

Cezaevleri, müdürlerinin şahsi mülkü değildir. Mahpusların sağlığı da özgürlüğü de idarenin insafına bırakılamaz. Bu Meclis, cezaevi kapılarının ardında yaşananlara sessiz kalmamalıdır. Keyfî tahliye engelleri kaldırılmalı, hukuka aykırı uygulamalara son verilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Kanko...

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Vergi rekoru kırıyorsunuz, bütçeyi batırıyorsunuz. AKP iktidarının ekonomide yarattığı tahribat artık rakamlara sığmıyor. 2025'in ilk dokuz ayında 1 trilyon 217 milyar lira olan bütçe açığı, 2026'nın aynı döneminde 1 trilyon 840  milyar liraya yükseldi. Dikkatinizi çekiyorum; bu rakam, 2009-2022 arasındaki on dört yılın toplam bütçe açığının neredeyse 2 katı. Dokuz ayda yaklaşık 220 milyar dolar vergi topladınız. Peki, bu paralar nereye gitti?

Vatandaşa gelince tasarruf, yandaşa gelince sınırsız kaynak. Emeklinin sofrası küçülüyor, işçi geçinemiyor, bütçedeki kara delik her gün büyüyor. Bu millet vergi ödemekten yoruldu, siz kamu kaynaklarını tüketmekten yorulmadınız. Soruyorum: Bu bütçe kimin bütçesi, halkın mı sarayın mı? Bu ekonomik düzenin hesabını millete vermek zorundasınız.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Depremin üzerinden üç buçuk yıl geçti ama Hatay insanı hâlâ yeterince sağlık hizmeti alamıyor. Çoğu ilçemizde uzman doktor eksikliği yaşanıyor. 56'sı depremde, kalanı yeniden yapılanmakta olan 120 ASM'miz yıkıldı. Bugüne kadar yapılan aile sağlık merkezi sayısı 15; diğerleri konteynerlerde sağlığa uygun olmayan koşullarda hizmet vermeye çalışıyor. TOKİ konutları yapılıyor, sağlık tesisleri unutuluyor. Mesela, İskenderun Mustafa Kemal Mahallesi'nde 8 No.lu ASM'nin arsasına 3 blok TOKİ yapıldı ama aile sağlığı merkezi yapılmadı. Hastanelerin acillerinde hastalar yetmiş iki saate kadar yatış ve sevk bekliyor. Çocuk hematoloji, onkoloji ve nefroloji uzmanı yok, kardiyolog yok, radyoterapi hizmeti ise hâlâ verilmiyor, yoğun bakımlar full dolu.

BAŞKAN - Sayın Sakik...

SIRRI SAKİK (Ağrı) - Şeker pancarı fiyatlarına yüzde 20 zam yapılmış; gübreye yüzde 120 zam, pancar tohumuna yüzde 80, mazota yüzde 100, ot ilacına yüzde 80, işçi yevmiyelerine yüzde 50, pancar sürme ücretine yüzde 50. Üreticiye maliyeti 4.000 TL olan pancar, devlet tarafından 3.720 liraya alınıyor. Şimdi iktidara soruyorum: Ya, siz bu üreticilerden ne istiyorsunuz? Ağrı'dan Patnos'a; Malazgirt, Muş, Erciş, Bulanık... Pancar üreticileri bu konuda gerçekten çok büyük bir mağduriyet yaşıyorlar ve siz bu mağduriyete, evet, seyirci kalıyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Alp...

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkanım, Hatice Yıldız adına bir çağrı yapmak istiyorum. Kendisi 77 yaşındadır, Ardahan Göleli, benim bir hemşehrimdir; şu anda Bakırköy Kadın Cezaevinde hükümlüdür. Cezaevinde yatan kızına 278 lira para göndermiş, ona da "Örgütü finanse ediyorsun." diye dört sene ceza vermişler. Bir kere, akıl var, mantık var; bir insan örgütü finanse edecek olsa 278 lirayı PTT kanalıyla mı gönderir? Demans hastası olmuş ve cezaevinde kendini idame ettiremiyor. Buna rağmen cezaevi izleme kurulu tarafından tahliyesi engelleniyor. Durumunun bir kez daha gözden geçirilmesi çağrısı yapıyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın Aksakal...

MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - 6 Şubat depremleri, başta Kahramanmaraş olmak üzere 11 ilimizde yalnızca can ve mal kayıplarına değil ekonomik ve ticari hayatın da ciddi ölçüde zarar görmesine neden olmuştur. Deprem sonrasında Dünya Bankası finansmanıyla, KOSGEB aracılığıyla bölgedeki işletmelere sağlanan geri ödemeli destekler ilk aşamada esnafımızın ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi açısından önemli bir katkı sağlamıştır. Ancak bugün gelinen noktada söz konusu kredilerin geri ödeme yükümlülükleri, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden depremzede esnafımız açısından yeni bir külfet oluşturmaktadır. Bu durumda ödeme güçlüğü yaşayan işletmelerin icra ve haciz işlemleriyle karşı karşıya kalma endişesi vardır. Demokratik Sol Parti olarak öncelikli talebimiz şudur: Bu desteklerin gerekli hukuki ve mali düzenlemeler yapılarak hibeye dönüştürülmesidir. Bunun mümkün olmaması durumunda geri ödemeler en az yirmi dört ay faizsiz olarak ertelenmeli, bu süreçte varsa icra ve haciz işlemleri durdurulmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Bozan...

ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan çeyrek asırlık AKP iktidarında devleti şirkete dönüştürdüler, 86 milyon yurttaşı da müşteriye. Mesela, Mersinliler yıllardır Çeşmeli-Kızkalesi yolunun açılmasını bekliyordu, yol dün açıldı ama Sayın Başkan, ne yapmışlar? Yolun işletmesini AKP'nin kadrolu taşeronu Kolin İnşaata vermişler, günlük 90 bin araç geçiş garantisi vermişler, geçiş ücretini de 220 TL yapmışlar yani kilometresi 5 lira, yani 1 kilometre gidiyorsun, 5 lira ödüyorsun, yani 1 kilometre daha gidiyorsun, 5 lira daha ödüyorsun. Böyle bir soygun düzeni yok. Türkiye'nin en pahalı yolu şu anda Mersin'de. Ne diyelim iktidara, ne diyelim AKP'ye? Doysun artık gözleriniz, halkın verecek hiçbir şeyi kalmadı. Ya halktan vergi almayın ya da aldığınız vergilerin karşılığını bu halka verin.

BAŞKAN - Sayın Karagöz... 

REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Lafı hiç eğip bükmeden buradan Hükûmete büyük bir uyarı yapmak istiyorum: Amasya Şeker Fabrikası kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. 1954 yılından bu yana üretim yapan, 70 bin pancar üreticisine dokunan fabrikamız milyarlarca liralık borç batağına saplanmış vaziyette. Çiftçi zor durumda, kooperatifçi zor durumda, sanayici zor durumda; şeker sektörü artık sürdürülemez bir sarmalın içerisinde. En az 4.500 lira olması gereken pancar fiyatı 3.720 lirada kaldı; çiftçi kazanamıyor, TÜRKŞEKER maliyetin altında fiyat belirliyor, fabrika her gün zararına şeker satıyor.

Suluova'mızın bir başka değeri olan Yeni Çelteki bütün uyarılarımıza rağmen sattınız, yaklaşık 300 yurttaşımız işsiz kaldı, şimdi aynı acıyı Amasya Şeker Fabrikasında yaşamak istemiyoruz. Amasya'nın üretimine, çiftçisine, işçisine ve geleceğine sahip çıkın.

BAŞKAN - Sayın Ünver... 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sermaye piyasalarımız fonların dibini sıyıran, fondipçi ak çocukların vurgunuyla çalkalanmaya devam ediyor. Bu vurgunda milleti soyanların AKP'de görev almış siyasiler ya da yakınları yahut ak bürokratlar olduğunu görüyoruz. İlişkileriyle iktidarın güvencesinde olduğu izlenimi verilen fonlarda küçük yatırımcıyı soyanların bunu siyasi koruma olmadan yapamayacakları aşikâr. Tek adam yönetimince atanan SPK, Borsa İstanbul, TAKASBANK, BDDK gibi kurumlar görevini yapmamıştır. Bir Genel Başkan Yardımcısını, vurgunda milletten çarptığı 2 milyar lirayla suçüstü yakalanan AKP'yi izliyoruz. Şu bilinsin ki "Aldatıldık, Allah affetsin." bahanesine de göz boyamak için yapılan görevden almalara da karnımız tok. FETÖ'nün siyasi ayağının üzerini kapatanlar foncuların siyasi ayağına ne yapacaklar göreceğiz. Kul hakkı haramdır, yiyenlerin burnundan fitil fitil gelinceye kadar takipteyiz.

BAŞKAN - Sayın Hülakü... 

ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkürler Sayın Başkan.

OHAL döneminde KHK'lerle gerçekleşen ihraçlar 100 binden fazla kamu emekçisinin yaşamını ve geleceğini derinden etkileyen büyük bir hak ihlali alanına dönüşmüştür. Aradan on yıl geçmesine rağmen adalet arayışı hâlen devam etmektedir. Bingöl'de ihraç veya açığa alınmaların yüksekliği, göreve iadelerin düşüklüğü ve iade edilen emekçilerin yeniden ihraç edilmesi bu tablonun ağır sonuçlarını ortaya koymaktadır. KESK ve EĞİTİM SEN üyesi eğitim emekçileri başta olmak üzere on yıl önce ihraç edilerek mağdur edilen kamu emekçilerinin görevlerine iadesini beklerken mahkeme kararıyla görevlerine dönenlerin yeniden ihraç edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. KHK'ler yoluyla yaratılan hak kayıpları giderilmeli, hukuksuz ihraçlara son verilmeli ve tüm kamu emekçilerinin görevlerine iadesi sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Meriç... 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Kış geldi, kombiler yanmaya başladı, doğal gaz fiyatlarından dolayı vatandaşın da içi yanmaya başladı. BOTAŞ'ın kademeli tarifesine göre, limiti 1 metreküp bile aşan ailenin bütün faturası, 10,62 liradan değil 18 liradan kesiliyor. Bir gece fazla yanan kombi faturayı neredeyse 2'ye katlıyor. Kalabalık ailelerimiz; evinde yaşlısı, hastası, bebeği olan, yalıtımsız evde oturan dar gelirli bu kişi bu kışı üşüyerek mi geçirecek? Vatandaş artık kombiyi açmadan önce deyim yerindeyse hesap makinesine bakıyor. Birileri borsa ve fonlardan vurdukları milyon dolarlarla ısınırken vatandaşlarımız buz gibi evlerinde kat kat giyinerek battaniyelerin altında ısınmaya çalışıyor. Ekonomiyi siz batırdınız, faturasını neden vatandaş ödüyor? Isınmak lüks değil insanca yaşamanın gereğidir. Bu adaletsiz uygulamadan derhâl vazgeçin, hiç değilse fark yalnızca...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akgül... 

İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Emeklilikte adalet bekleyen vatandaşlarımızın sesine kulak vermeliyiz. Sigorta başlangıcındaki birkaç günlük fark, benzer yaşlardaki insanların emeklilikleri arasında uzun yıllara uzanan bir fark oluşturmuştur. Primini tamamlamış, yıllarca çalışmış vatandaşlarımız bu keskin ayrımın giderilmesini beklemektedir. Özellikle ilerleyen yaşlarda iş bulmakta zorlanan, ailesinin geçimini sağlamak için mücadele eden insanlarımızın yaşadığı sıkıntılar göz ardı edilmemelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı sigorta başlangıç tarihine göre yaş ve prim şartlarını makul basamaklarla düzenleyen, mali sürdürülebilirliği gözeten bir kademeli emeklilik modeli hazırlamaya davet ediyoruz. Alın terinin karşılığı hakkaniyetli bir emeklilik düzeni olmalıdır diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Öztürk... 

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bursa'nın hızlı treni türküdeki kara trene döndü. "Gecikti, belki hiç gelmez." diyor Bursalılar. 2012'de temeli atıldı, 2016'da "Bursa'dan trene binip Ankara'ya gideceğiz." sözü verildi. Sonra 2018, 2020, 2024 ve 2026'da AK PARTİ Bursa vekilleri tarafından kavuşma videoları paylaşıldı. Şimdi 2026 da bitiyor ama Bursa'ya tren bir türlü gelmiyor. Açılışı müjdelemeye devam ancak Sayın Bakan, sizin yüzünüzden AK PARTİ Bursa vekilleriniz yalancı durumuna düştü. On yıl geçti, koca on yıl; Bursa üreten, cari fazla veren, treni hak eden bir şehirdir; hakkını vermediniz, sözünüzü tutmadınız. Treni beklerken çevre yoluna gözünüzü diktiniz. Bursalılar bunu unutmayacak.

BAŞKAN - Sayın İlhan...

METİN İLHAN (Kırşehir) - Teşekkür ederim Başkanım.

Şeker pancarı alım fiyatı kota tamamlama primi dâhil ton başına 3.720 lira olarak açıklandı. Geçen yıl 3.100 lira olan fiyat, yalnızca yüzde 20 artırılmış oldu. Kırşehir'de sahada sürekli çiftçilerimizle bir araya geliyor, üreticilerimizin yaşadığı sorunları bizzat dinliyoruz. Mazot, gübre, elektrik, sulama, nakliye ve işçilik maliyetleri katlanırken açıklanan fiyat, üreticilerimizin beklentilerini kesinlikle karşılamıyor. Şeker pancarı sıradan bir tarım ürünü değildir. Şeker, stratejik öneme sahip bir üründür. Pancar üretiminin gerilemesi yalnızca çiftçimizi değil şeker fabrikalarımızı, istihdamı ve ülkemizin gıda güvenliğini de doğrudan etkileyecektir. Üreticiyi bugün desteklemezsek yarın ithalatın ve dışa bağımlılığın kapısını daha fazla aralamış oluruz. Kısacası, çiftçimiz emeğinin karşılığını istiyor. Alım fiyatları, üretim maliyetleri ve çiftçinin alın teri esas alınarak mutlaka yeniden belirlenmelidir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Torun...

SEYİT TORUN (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ordu'nun yaylaları bir kez daha madencilik tehdidiyle karşı karşıyadır. Aybastı Perşembe ve Çambaşı Yaylalarımızdan endişe verici haberler geliyor. Vatandaşlarımızdan ve çevre derneklerden gelen bilgiler ve görüntüler, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sondaj çalışmalarının sürdürüldüğünü gösteriyor. Bu nasıl bir vahşi madencilik anlayışıdır ki şirketler mahkeme kararlarını bile dinlemiyor. Bu nasıl bir anlayıştır ki bir yandan Çambaşı'nı turizm merkezi ilan edeceksiniz, "Yaz ve kış turizmi için önemli bir merkez hâline getirdik." diyeceksiniz; diğer yandan, aynı coğrafyayı maden şirketlerinin faaliyetlerine açacaksınız. Buradan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanınıza sesleniyorum: Bu konuda açık bir tavır almalısınız, ikircikli konuşmayın. Yaylalarımızın korunması için sorumluluk alın, sorumluluk üstlenin. Hem turizm diyorsunuz hem dört mevsim turizm diyorsunuz ama Ordu'nun turizm potansiyelini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gezmiş...

 

 

ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eczacılık ve diş hekimliği fakültelerini bitiren gençlerde diploma var, gelecek yok. Yaklaşık 9 bin eczacı, 20 bini aşkın diş hekimi atama beklerken ne eczacılara ne de diş hekimlerine kadro ayrılmadı. Bir eczacı milletvekili olarak soruyorum: 2002 yılında 11 olan Eczacılık Fakültesi, ihtiyaç yoksa neden 63'e çıkarıldı? Neden bir istihdam planlaması yapılmadı? Vatandaşlarımız hastanelerde diş tedavisi için aylarca bekliyor. Hastanelerimizde hastalara ilaçlarının doğru anlatılması konusunda yeterli eczacı bulunmuyor. Bir tarafta sağlık hizmetine ulaşmakta zorlanan vatandaşlarımız, diğer tarafta atama bekleyen binlerce sağlık mensubumuz var. Bu ülkenin gençlerine yalnızca diploma değil mesleklerini onurla yapabilecekleri bir gelecek borçluyuz.

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkede kaymak tabaka milyarlarca lirayı götürürken Türkiye'nin yükünü taşıyan kamyoncu, tırcı, şoför esnafımız artık kendi geçimini sağlayamaz hâle geldi. Mazot, lastik, sigorta, kasko, bakım ve otoyol ücretleri, trafik cezaları durmadan artıyor, nakliyecinin geliri artmıyor. Uşak'taki nakliyeci hemşehrilerimiz de aynı dertten muzdarip. Şoförlerimizin talepleri belli: Kilometre ve maliyet esaslı adil taban taşıma ücreti, K1 belgesi devirlerindeki mağduriyetlerin giderilmesi, uygun fiyatlı mazot, makul sigorta ve vergi yükü, üstelik yıllarını direksiyon başında geçiren bu insanlarımız yıpranma payı ve erken emeklilik de istiyor, güvenli tır parkları ve zamanında ödeme güvencesi bekliyor. Zararına çalışan şoförlerimizi ne zaman göreceksiniz? Dur durak bilmeden gece gündüz direksiyon başındaki esnafımız, tırcılar, kamyoncular, Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu lütuf değil hakkını istiyor. Direksiyon başındaki tüm şoförlere selam olsun.

BAŞKAN - Sayın Halıcı...

 

 

HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Türkiye'deki 4 elmadan 1'i Isparta'da üretiliyor ancak elma üreticilerimiz çok zor günler geçiriyor. Üreticimiz bugün sanayi tipi elmanın kilosunu 3-4 TL'ye satmaya çalışırken, sofralık elmaya ise 10-15 TL'ye alıcı bulunamıyor ancak aynı elma marketlerde 70-80 TL'ye satılıyor. Bakanlık kararıyla sulama suyuna büyük bir zam yapıldı. Üreticimiz sanayi türü elmanın tamamını satsa bile harcadığı mazotu karşılayamıyor. Sulama konusundaki plansızlık ve yatırım yapılamaması, don olayları, elektrik, ilaç, gübre giderleri, üreticiyi iflas etme noktasına getirmiştir. Çiftçinin elinde kalan elmayı ihraç edebilmesi için ton başına destek verilmelidir. Elma suyu konsantresi destekleme kapsamına alınmalıdır. Elma üreticimiz yalnız bırakılmamalıdır.

BAŞKAN - Sayın Işıkver...

 

 

SEMİH IŞIKVER (Elâzığ) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Elâzığ ili Baskil ilçemiz il merkezine 31 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Fırat Nehri kıyısında yer alan Baskil ilçemiz yoğun tarım ve meyvecilik faaliyetleriyle, ayrıca alabalık üretimiyle de çok önemli bir merkez konumundadır. Özellikle tarım faaliyetlerinin yoğunlaştığı yaz aylarında ilçemizin nüfusu yaklaşık 30 binler seviyesine kadar artmaktadır. Uzun süredir iki şeritten gidiş geliş olarak kullanılan Elâzığ-Baskil yolunda çok sayıda ve ne yazık ki ölümlü ve yaralanmalı kazalar yaşanmaktadır. 2026 yılı sonuna kadar 31 kilometrelik yolun yaklaşık 6 kilometrelik kısmı bölünmüş yol standartlarında yapılacaktır. Şehrin çok önemli bir ticari ve ekonomi merkezi hâline gelen Baskil'imizin ilçe yolunun tamamının 2027 yılı içerisinde tamamlanması Elâzığ ilimizin ortak talebi ve beklentisidir.

Takdirlerinize arz eder, Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Amed Şiddetle Mücadele Ağı'nın Diyarbakır Adliyesi önünde sürdürdüğü "kadın, adalet ve hafıza nöbeti"ni Meclisten selamlıyorum.

Durdurulamayan erkek şiddetine karşı kadınlar adliye kapılarında haykırıyor: "Kadın cinayetleri münferit değil politiktir." Erkek egemen sistem ve cezasızlık politikaları kadınları korumak yerine failleri cesaretlendiriyor. Yargı kürsüleri failleri aklarken katledilen, şiddet gören kadınların yaşamları sorgulanıyor; Fatma Nur Çelik ve Hifa'nın ölümüne sebep olan Ayhan Şengüler öz kızını istismar etmekten "Şikâyet geç yapıldı." diye beraat etti. Daha dün Siverek'te görülen duruşmada tecavüze uğrayan kadına sanık avukatları mahkemede "Öyleyse niye intihar etmedin?" diye sorabiliyor ve mahkeme heyeti sanıkları adli kontrol şartıyla tahliye ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şanlıtürk...

 

 

NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

İlimizde uzun süredir sağlık alanında ciddi sıkıntılar yaşanmakta, il dışına ciddi manada hasta sevki yapılmaktaydı. 1.200 yataklı Ordu Şehir Hastanemiz hasta kabulüne başladı. Şehir hastanesinin tam kapasiteyle hizmet verebilmesi için eksik olan doktor ve sağlık personeli ihtiyacının giderilmesi gerekmektedir. Şehir hastanemizin ilimizin doğu ucunda olması nedeniyle hastaneye gidiş gelişlerde güçlük yaşanmaktadır. Şehir merkezindeki devlet hastanesinin geçici süreyle eğitim ve araştırma hastanesinin boşaltılan binasına taşındıktan sonra, mevcut devlet hastanesinin depreme dayanıksız eski binalarının yıkılarak 44 dönümlük arazide poliklinik hizmetleri verecek 450 yataklı bir hastaneye ihtiyaç vardır. Bakanlıkça yapılması planlanan yeni devlet hastanesinin 450 yatak kapasitesine çıkarılarak 2027 yatırım programına alınması önem arz etmektedir.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Suiçmez...

 

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Sayın Başkan, fındık üreticisi bu yıl da perişan edilmiştir. Üreticilerimizin yaşadığı mağduriyeti defalarca dile getirdik. Üretici, zararının giderilmesi için fiyatların yükselmesini bekliyor. Geçtiğimiz hafta AKP Trabzon Milletvekili "TMO elindeki fındığı satmayacak, fiyatlar yükselecek." diye beyanda bulundu. Peki, bu açıklamanın ardından ne oldu? Trabzon'da 170 lira seviyesinde olan fındığın kilosu 155 liraya kadar düştü. TMO'nun açıkladığı fiyat başka, üreticinin satabildiği fiyat başka, AKP milletvekilinin söylediği bambaşka. Bu çelişkili tablonun bedelini ise yine fındık üreticisi ödüyor. Kara mizah yaparak üreticiyle dalga geçmeyi bırakın. Çözüm üretemiyorsanız bari susun.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Demir...

 

DOĞAN DEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, memleketim Muş Varto'da uzun süredir takip ettiğimiz jeotermal arama sürecine ilişkin önemli bir gelişmeyi paylaşmak istiyorum. Varto'da halkın meralarının ve yaşam alanlarının zarar görmemesi için yürüttüğümüz mücadelede jeotermal arama ruhsatının 11'inci ayın sonunda süresinin dolacağını görüyoruz. Bu süreç boyunca Vartolu yurttaşlarımızın itirazlarını, kaygılarını ve haklı taleplerini defalarca dile getirdik. Bu konuda Varto halkının iradesinin ve doğasının korunması konusunda gösterdikleri sağduyulu yaklaşım nedeniyle Muş Valimiz Sayın Avni Çakır'a, Varto Kaymakamımız Sayın Abdulkadir Işık'a ve bu süreç boyunca geri adım atmayan Varto halkına teşekkür ediyorum. Günlerce, haftalarca toprağına, merasına ve yaşam alanlarına sahip çıkan, demokratik ve kararlı biçimde mücadele eden tüm yurttaşlarımızı buradan selamlıyorum. Varto'nun doğasını, meralarını ve geleceğini korumaya devam edeceğiz. Varto'da jeotermal istemiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ...

 

 

HEVAL BOZDAĞ (Ağrı) - Tıpta Uzmanlık Sınavı yerleştirme sonuçları açıklandı. 40 branşın 17'sinde tam doluluk sağlanamadı, toplamda 868 genel kontenjan boş kaldı. Yoğun iş yükü, ağır nöbetler, malpraktis riski ve şiddet, eğitimde niteliksizlik, tükenmişlik, hekimleri birçok cerrahi branştan ve ana branştan uzaklaştırıyor. Bakınız, çocuk sağlığı ve hastalıkları kontenjanları yüzde 27 boş, 827 kontenjanın 225'i; çocuk cerrahisinde yüzde 49, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, acil tıp yüzde 20 dolayında boş. İktidar hekim ihtiyacı için kontenjanları artırdı ama bu, sorunu çözmedi. Bakınız, gelecekte acil ve ameliyat bekleyen hasta kuyruklarının giderek arttığını göreceğiz. Sağlık emekçilerinin koşulları düzeltilmeli, toplumun sağlık hakkı öncelenmeli; eşit, parasız, nitelikli, ana dilinde sağlık haktır diyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

 

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Adalet olmazsa güven olmaz; güven olmazsa ekonomide istikrar olmaz. Son zamanlarda yaşadığımız fon dolandırıcılığı, ekonomik zararı bir tarafa, büyük bir güven krizine dönüşmüştür. Milletin malına el uzatanların korunduğu, iktidara mensup siyasilere ve bürokratlara dokunulmadığı gerçeği gün yüzüne çıkmıştır. Hırsızlığı kesinleşmiş birine yönelik basit bir görev değişikliği veya partiden ihracı yaptırım değil doğal olarak olması gerekendir. Bir de araya girmeye çalışan hatırlı kişiler meselesi var. Suçların üstünü örtmeye çalışan bu hatırlı kişiler kimler? Çıkın açıklayın, listeyi daha fazla saklamayın, siz sakladıkça olan bu ülkeye oluyor. Siz sakladıkça milletin alın teri, birikimi ve bu ülkenin kaynakları heba oluyor.

BAŞKAN - Sayın Ateş...

 

 

TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Yılbaşında 53 lira 60 kuruş olan motorin 18 Ekimde 96 lirayı aştı. Bir tırın aylık yakıt gideri 241 bin liradan 434 bin liraya yükseldi. Bu artış, yalnızca nakliyeciyi değil çiftçiyi, sanayiciyi ve esnafı da etkiliyor. Fabrikalarda üretim, tarlada hasat, yollarda taşımacılık her geçen gün daha pahalı hâle geliyor. Sanayicimizin rekabet gücü gittikçe zayıflıyor. Sonuçta sebzenin, meyvenin, ekmeğin, kısacası temel ihtiyaçların fiyatı artıyor; vatandaşın alım gücü düşüyor, geçim sıkıntısı büyüyor. Akaryakıttaki vergi yükü de acilen hafifletilmelidir, üretici ve taşımacılık sektörü desteklenmelidir. Bu konuda daha  fazla zaman kaybedilmemelidir

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Arpacı...

 

 

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Buradan sormak istiyorum: Bu Hükûmet üreticiden, ihracatçıdan ne istiyor acaba? Uygulanan  "carry trade" politikaları sebebiyle biliyorsunuz yüksek faiz ve düşük kur politikası uygulanıyor, ihracatçıya ise yüzde 3 döviz dönüşüm desteği veriliyordu, Ticaret Bakanı çıktı "Bu desteği 2 katına çıkaracağız, daha çok firma kullanacak." dedi fakat 1 Ekimden itibaren uygulamaya geçen yeni uygulamayla ihracatçının eline neredeyse yüzde 1 döviz dönüşüm desteği ya da binde 3, bin 5 döviz dönüşüm desteği geçiyor, buradan ihracatçıya ceza gibi prosedür getirildi. Eskiden bir iki saat içinde ihracatçı bedelini bozabiliyordu, şimdi günlerce uğraşması gerekiyor, üstelik bankalar da bu destekten yüzde 1 komisyon alıyor. Burada, sizden destek bekleyen ihracatçıya ihanet ettiğinizi söylemek istiyorum. Hani bu destek 2 katına çıkacaktı, hani daha fazla firma yararlanacaktı? Ticaret Bakanı ihracatçıya açıkça yalan söylemiştir Sayın Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Becan...

 

 

TAHSİN BECAN (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetimiz çiftçiye "güneş enerjisi" adı altında tam destek verdiğini söylüyor. Peki, nasıl bir destek? Çiftçi tarımsal sulama için güneş enerjisini kurmak istiyor "Trafo kapasitesi yok." denilerek projeleri reddediliyor. Çiftçi kendi çözümünü üretiyor, sabah yediden akşam yediye kadar güneşten, sonrasında da şebekeden elektrik kullanmak istiyor. Bu kez kaçak kurulum yaptığına dair muamele görüyor ve para cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Ziraat Bankasının destekli kredilerinde ise ayrı bir çıkmaz yaşanıyor. Sabit sistemlerde deney raporu alınamıyor, römorklu sistemlerde onay verecek yetkili kurum bulunamıyor. Sonuçta destek kredileri faizli borca dönüşüyor. Şimdi soruyorum: Projesini reddettiğiniz, kendi elektriğini üretmek istediğinde cezalandırdığınız, destek adı altında borçlandırdığınız çiftçiye gerçekten destek mi oluyorsunuz? Çiftçimiz ceza değil çözüm bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - 9'uncu sıradaki Aykut Kaya'ya söz vermemiştim, şimdi söz veriyorum.

Sayın Kaya, buyurun.

 

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bugün, yaşanan bir adaletsizliğe dikkat çekmek istiyorum. EYT yasası çıktığında 8 Eylül 1999 ve öncesinde sigortalı olan vatandaşlarımız yaş şartı aranmaksızın 38-43 yaşlarında emeklilik hakkına kavuşmuştu ama siz 8 Eylülden sadece bir gün sonra sigortalı olmuşsanız, sırf bir günlük fark yüzünden on beş, yirmi yıl daha fazla çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Aynı iş yerinde aynı işi yapan hatta daha fazla prim ödeyen insanlar bu tarih farkı yüzünden mağduriyet yaşıyorlar. Bu vatandaşlarımız yıllardır hem ekonomik hem de psikolojik olarak yıprandıkları bir sürecin içine girmiş durumdalar. Yani buradan soruyorum: Sizce burada bir adalet var mıdır? Bu vatandaşlarımız hemen emekli olmak istemiyorlar, adil bir düzenleme istiyorlar. 9 Eylül 1999 ile 30 Nisan 2008 arasında sigortalı olanlar için emeklilik yaşının kademeli olarak arttığı bir sistem getirilmeli.

BAŞKAN - Sayın Coşar...

 

ALİYE COŞAR (Antalya) - Akdeniz Üniversitesi Hastanesine tedavi olmaya giden vatandaşlarımız bu kez fahiş otopark ücretleriyle mağdur ediliyor. Hastanede bir saatlik otopark ücreti 100 lira, üç saati aşan park ücreti 250 lira, günlük ücret ise 350 lira. Muayene ve tahlil için saatlerce beklemek zorunda kalan ve tedavisi günler süren hasta ve yakınlarının ödedikleri otopark ücreti giderleri haftalık 1.800 lirayı bulabiliyor. Ekonomik krizin derinleştiği, vatandaşın geçim mücadelesi verdiği bu dönemde sağlık hizmetine erişim kazanç kapısına dönüştürülemez. Kamu hastaneleri ticarethane, hastalar müşteri değildir. Vatandaşın mağduriyetine neden olan bu haksız uygulamaya derhâl son verilmeli, hasta ve yakınlarına otopark ücretsiz olmalıdır.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sıradaki 40'ıncı  arkadaşımıza söz verdim ancak bu listede 3 milletvekili söz haklarından çekildikleri için 40'a tamamlamak adına 41'den itibaren 3 arkadaşa daha söz vereceğim.

Sayın Aliye Timisi Ersever, buyurun.

 

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Vatandaş ay sonunu getiremiyor, emekli perişan, esnaf borç içinde; Hükûmet ise milletin parasıyla milyonlarca liralık hediye dağıtıyor. Sadece Cumhurbaşkanlığı ve 8 bakanlığın 2025 yılında hediye alımları için harcadığı paranın yaklaşık 40 milyon lira olduğu iddia ediliyor. Sayın Bakanlar, vatandaş ekmek alırken bile kuruşun hesabını yapıyor, sizler ise hediyelere milyonları harcıyorsunuz. Millete "Kemer sıkın." diyorsunuz, elinizi milletin cebinden çekmiyorsunuz. Tasarruf yapacaksanız buna vatandaşın sofrasından değil bakanlıkların fuzuli harcamalarından başlayın. Vatandaşın tek bir kör kuruşunun hesabını sormaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Bartin...

 

ÖZNUR BARTİN (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Hakkâri'de halkın yoksulluğu iktidar eliyle siyasi şantaj aracına dönüştürülmüştür. AKP Yüksekova İlçe Başkanı Burhan Yaşar'ın 2025 yılına ait basına sızan ses kaydı İŞKUR alımlarındaki torpili suçüstü belgelemiştir. Kayıtta ilçe başkanı, kaymakama vermek üzere bizzat işe alım listeleri yaptığını açıkça itiraf etmektedir. Daha önce Şemdinli ve Esendere'de yapılan usulsüzlüklerde suçüstü yakalanan iktidar partisi yöneticileri, hukuksuzluk ve cezasızlıktan aldıkları cesaretle yılmadan, usanmadan mülki amirlere liste vermeye ve bu kayırmacı ve liyakatsiz anlayışla kul hakkı yemeye devam ediyorlar.

Buradan soruyoruz: AKP teşkilatları elini İŞKUR'dan ve Hakkâri'deki gençlerin iş hakkını gasbetmekten ne zaman çekecek? Bu iddiaların üzerine ne zaman gidilecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Samsun İlkadım ilçesinde bulunan 15 Temmuz Şehitler İmam Hatip Ortaokulu depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltıldı. Şimdi ise bu okul bahçesi -elimdeki fotoğrafta görüldüğü gibi- AK PARTİ İl Başkanlığı inşaatı için şantiye ve işçilerin konaklama alanı olarak kullanılıyor. Sayın Millî Eğitim Bakanı, çocuklarımız derin yoksulluk nedeniyle okula aç giderken, aileleri beslenme çantalarını dolduramazken, okullarımızda şiddet olayları yaşanırken sizin önceliğiniz bu mudur? Öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin güvenliğini sağlamak yerine eğitim alanlarını siyasi partilerin kullanımına mı açıyorsunuz? Soruyorum: Bu okulun bahçesini kim, hangi yetkiyle şantiyeye dönüştürdü? Çocuklarımız ne zaman güvenli okullarına kavuşacak? Okullar siyasi partilerin arka bahçesi değil çocuklarımızın geleceğidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ'ın.

Sayın Özdağ, buyurun.

 

 

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, 2009 yılında 25 Martta Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düşürülmüştü. Şimdi, yıllar sonra bu helikopterin düşürülmesiyle ilgili, suikastıyla ilgili Adalet Bakanı tekrar yeniden bir soruşturma açtıklarını, önemli bilgi ve belgelere ulaştıklarını söylemişti. Bunlar arasında geçen gün yine aynı şekilde 25'e yakın kişi tutuklandı, gözaltına alındı. 2 şahıs var, bugün cezaevinde kendilerini ziyaret ettim; birisi Emrullah Önalan -Büyük Birlik Partisinin Parti Yönetim Kurulu üyesiydi- diğeri de Mustafa Selami Ekici. Ben buradan Adalet Bakanına sesleniyorum: Bakın, araştırmalarınızı yapın, titizlikle yapın. Artık siz bir sarraf titizliği içinde mi yapacaksınız, mücevher titizliği içinde mi yapacaksınız, kuyumcu titizliği içinde mi yapacaksınız; bu olayla ilgili olarak mutlaka failleri bulun ama "Bunları bulacağız." derken de bu 2 şahsı da gözaltına aldınız. Bunlardan birisi hem Muhsin Yazıcıoğlu'nun Parti Yönetim Kurulu üyesiydi hem ailenin avukatıydı ve 2009 yılından bugüne kadar da bu dava 2 defa "Soruşturmaya gerek yoktur, kapatalım." dendiği zaman da canhıraş bir şekilde çalışarak bu davanın dosyasını tekrar açtıran adamlardı. O nedenle, bakın, burada kurunun yanında yaşı da yakmayın; genellikle böyle yapıyorsunuz. Elbette ki burada bir şey varsa soruşturulur, araştırılır. Emrullah Önalan'ı niye tutukladınız? Niye Mustafa Selami Ekici'yi tutukladınız? Bu şahıslar ne yapmışlar? Efendim, işte bu şahısların 2009 öncesiyle ilgili FETÖ'yle ilişkisi varmış. 2009 öncesi bu Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi olmayanlar kimlerdi ya? Kimlerdi Allah aşkına, söyler misiniz?

Burada sol gelenekten gelenlerin bu yapıyla hiçbir ilişkileri yoktu; millî görüş geleneklerinden gelenlerin de bu yapıyla ilişkileri yoktu yani Saadet Partisinin, Sayın Necmettin Erbakan'ın ilişkisi yoktu. O nedenle zaman içerisinde burada herkesin şöyle veya böyle bir ilişkisi vardı. Ben 15 Temmuz Darbesi Araştırma Komisyonu Başkan Vekiliydim, kimlerin Fethullah Gülen'le ilişkileri var, çok iyi biliyorum ben. O nedenle bu konuya tekrar, yeniden dikkat çekilmesini istirham ediyorum ve kendisi de bu konuyla ilgili tekrar, yeniden ilgilenmelidir. Başsavcıyı ve savcıları da göreve davet ediyorum.

 Biliyorsunuz arkadaşlar, 18 Ekim Azerbaycan'ın Bağımsızlık Günü. Yıllarca bir komünist Rusya'nın, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin -önce Marksist, sonra Leninist, sonra da Stalinist bir yapının- orada gadrine uğrayan Türk cumhuriyetleri vardı, başka milletler de vardı. Onlardan bir tanesi de Azerbaycan halkıydı, Azerbaycan Türkleriydi. Onlar 1989 ve 1990'lı yıllardan itibaren bağımsızlığına kavuştular. Ben kendilerinin bağımsızlık gününü kutluyorum.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini mutlaka tali meselelere takılmadan, esası konuşarak, çok ciddi şekilde ileri seviyelere taşımak mecburiyetindeyiz. Onlar bizim hem kadim dostlarımız, soydaşlarımız, dindaşlarımız, kültürdaşlarımız ve tarihdaşlarımızdır hem de aynı zamanda stratejik ortaklarımızdır. Burada kimsenin kalkıp başörtüsü üzerinden, Azerbaycan'daki başörtüsü yasağı üzerinden ilişkilerimizi sarsmaya hakkı yoktur. Burada bir yanlışlık varsa,eğer bu yanlışlığı tekrar doğruya celbetmek istiyorsak devlet başkanları kendi aralarında konuşurlar, hükûmetler konuşurlar, din adamları konuşurlar, gereğini yaparlar. Bu hassasiyeti gösterenlere şunu da hatırlatmak istiyorum: Kul hakkı meselesini niye unutuyorsunuz siz? Yani ihalelere fesat karıştırmayı niye unutuyorsunuz siz? Şimdi, bu fon yolsuzluğu üzerinden milyar dolarlarını yurt dışına kaçıranları niye görmezlikten geliyorsunuz, niye örtbas etmek istiyorsunuz? Yani haram, rüşvet, iltimas, irtikap, yalan söylemek haram değil mi İslam'da? Haram. Peki, bunlarla ilgili niye hassasiyet göstermiyorsunuz? Onlarla ilgili de aynı hassasiyeti göstermenizi istirham ediyorum.

Diğer bir konu ise Bahattin Karakoç. Bahattin Karakoç Abdurrahim Karakoç'un kardeşi ve Türkiye'nin en büyük şairlerinden birisi. Özellikle Yıldız Kenter'in dile getirmiş olduğu "Ihlamurlar çiçek açtığı zaman" diye başlayan şiirini herkesin dinlemesini istiyorum ve Bahattin Karakoç'u da ölüm yıl dönümünde rahmetle anarken Kültür ve Turizm Bakanlığına ve bestekârlara da diyorum ki: Bu şiirleri unutmayın, onları halkın yıllarca unutamayacağı şarkılar hâline dönüştürün.

İstanbul'da bir sel felaketi oldu arkadaşlar. Şimdi, İstanbul Valisi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şöyle söylüyorlar: "Dere yataklarındaki evleri yıkacağız." Sanki daha önce bu Yeni Parti, DEM PARTİ, CHP, İYİ Parti, YENİ YOL Partisi iktidardaydı da bunlar yeni geldiler ve de bu dere yataklarına bizler ev yaptırdık! Bu dere yataklarına kim iskân verdi arkadaşlar? Kim Bunlara imar izni verdi? Kim oturma izni verdi buralara? Bu dere yatakları Türkiye'nin her yerinde, sadece İstanbul'unda değil, Adana'sında, İzmir'inde veya başka şehirlerinde yine aynı şekilde... Şimdi burada milyarlarca lira zararımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özdağ.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bu zararları örtbas etmeniz gerekiyor. Nasıl yapacaktınız? Şimdi "Efendim, mevcut belediyeyi, işte, Cumhuriyet Halk Partisi, şimdiki ismiyle Yeni Parti, CHP aldı." diyorsunuz. Altı yıldır bunlar iktidarda fakat sizler yirmi beş yıldır İstanbul'u ve Türkiye'yi yönetiyorsunuz. 29 yıldır... Peki, siz niye bu altyapıları yapmadınız? Yapmış olsaydınız bu sel felaketleri olmazdı dere yataklarına. Daha önce de oldu, hatırlayın lütfen. Bozkurt'ta, Kastamonu'da dere yataklarına ev yaptınız, Kırklareli'nde dere yataklarına turizm izinleri verdiniz, insanlar orada sele kapıldılar, öldüler. Bir insan kolay mı yetişiyor arkadaşlar? Kaç yılda yetişiyor bir insan? Türkiye'de insan kadar ucuz bir varlık yok ve bu varlığı maalesef ucuz hâle getiren bugünkü siyasi iktidardır diyorum. O nedenle, ben diyorum ki Sayın Bakana: Sayın Bakan, lütfen, önce görevinizi yapın. Bu dere yataklarına daha önceden niye imar izni verildi? Kim verdi? O sorumlular bir çıksınlar, istifa etsinler ve gerekli şekilde onlar hakkında da yargılama işlemleri başlasın.

Şimdi, biliyorsunuz, Manisa üzüm diyarı arkadaşlar. Tarımda çiftçilerimiz çok ciddi şekilde perişan. İlaç fiyatları arttı, mazot fiyatları arttı, gübre fiyatları arttı, emek fiyatları, işçilik fiyatları arttı, girdiler arttı fakat bunlar para etmiyor. Dünyanın kuru üzümünün yüzde 50'sini Manisa üretiyor, Türkiye'nin yüzde 85'ini de Manisa üretiyor. Peki, Manisa'da, Sarıgöl'de, Alaşehir'de, Saruhanlı'da veyahut Şehzadeler'de, buralarda üzüm tüccarları geçen sene üzümünü kaç liraya satıyordu, kilogramı kaç liraydı? 120 liraydı arkadaşlar. Bu sene kaç lira? Eğer tüccara verirseniz, erken verirseniz bunların fiyatları 45 lira, 50 lira, 60 lira, 70 lira. Murat Baybatur Vekilim de orada, beraberce yıllarca milletvekilliği yaptık, kendisi de bu konulara hâkimdir. Yıllar öncesinde bu üzüm krizleri olduğunda da birlikte çözüm önerilerinde bulunmuştuk ve beraber de çözüm bulmaya çalışmıştık. Şimdi ben size diyorum ki: Şimdi TMO'da veya TARİŞ'te bu üzümlerin fiyatı 85 lira arkadaşlar. Geçen seneden bugüne enflasyon çok mu aşağı düştü? Yüzde 21 civarında zararları var bu insanların. "Gelecek sene ne yapacağız?" diye düşünüyorlar. Bu çiftçi bir daha üzüm bağlarında kolay kolay üzüm yetiştirmez, olan Türkiye'ye olur; 1,5-2 milyar dolarlık bir gelirimiz var, bu gelirden de olmuş oluruz. O nedenle ben Hükûmete diyorum ki bir an önce burayla ilgili çözüm bulun. Çözüm nedir? Çözüm, 400 bin askeriniz var, bu askeriyede yemekler çıkmıyor mu? Ve bu Mecliste 2 milyon kişi yemek yiyor. Peki, Türkiye'de 3 milyona yakın Kredi ve Yurtlar Kurumunda yaşayan insan var, buralarda niye hoşaflar çıkmıyor? Kayısı hoşaflarından tutun erik hoşaflarına, üzüm hoşaflarından tutun... Başka yerlerde veyahut da devlet kurumlarının tamamında meyveler, yemekler çıkmıyor mu? Çıkıyor, bütün bakanlıklarda yemekler çıkıyor ama bunu organize edebilirsiniz, etmiyorsunuz arkadaşlar, organize çalışmıyorsunuz ve burada çiftçi perişan ve bir yandan üzüm fiyatları...

Şimdi, ne geliyor? Zeytinyağı geliyor arkadaşlar, Türkiye'nin en fazla zeytinyağı üreten 2'nci şehriyiz biz, Manisa; 1'incisi Bursa ve Balıkesir birlikte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Zeytin üreticileri de perişan, ve zeytin fiyatları oldukça düşmüş vaziyette.

Yine, girdiler çok fazla arkadaşlar; ilaç fiyatları, mazot fiyatları, işçi fiyatları artmış vaziyette ve burada zeytinin fiyatları da 30 lira, 40 lira, 50 lira, 60 lira şeklinde değişiyor ve bunlar da ellerinde kalacaklar. Zaten geçen sene toptan zeytinyağı satmak isteyenlere, ihracat yapmak isteyenlere "Dur!" dediniz. "Siz ancak şişeyle yapabilirsiniz, kilogram başına yapabilirsiniz." dediler, zenginler daha çok zengin oldu, oradaki zeytinyağı üreticisinin elinde kaldı ve onları da çok ucuz fiyata vermek zorunda kaldı değerli arkadaşlar.

Borsa soygunu... Yüzyılın soygunu, biliyorsunuz değerli arkadaşlar. Bu yüzyılın soygununu gündemden düşürmemeye gayret sarf edeceğiz. İktidardan istediğimiz iki veya üç şey var. Bir, on yıl boyunca borsaya, Sermaye Piyasası Kurullarına veyahut da hisselere kimler girdi, isimleri? Hangi tarihte girdiler, hangi tarihte çıktılar? Hangi tarihte kaç para yatırdılar, hangi tarihte kaç para kazandılar? Bunlarla ilgili mutlaka bize bilgi vermek zorundasınız, araştırma komisyonu kurmak zorundasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin, tamamlayın lütfen. 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ve bu araştırma komisyonunu size kurduracağız. Kurdurmazsak mutlaka bir gün bu Mecliste bir değişiklik olacak, o zaman gelip bununla ilgili mutlaka bir araştırma komisyonu kuracağız. Bu konu yargıya bırakılmaz. Bu konu Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruluna da bırakılmaz arkadaşlar, bırakılmayacak kadar önemli. Bu konu 7 tane partinin buradaki bu konunun uzmanları milletvekillerine bırakılacak kadar önemli. O nedenle, burada bir araştırma komisyonu kurmak mecburiyetindesiniz. Ve Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: "Bir kuyumcu titizliğiyle bu konuyu çözdük, krizi çözdük." Nasıl çözdünüz? Çözmediniz ki. Burada 7 milyon mağdur var arkadaşlar, 7 milyon. Ve şimdi bir kanun getiriyorsunuz. Bu kanunda da yine aynı şekilde sakil duran maddeler var, yanlışlıkla buraya getirilmiş olan maddeler var ve bununla beraber de oyalamak istiyorsunuz bizleri. Biz oyalanmayacağız ve milletimiz mutlaka ki bize oy verecek, oy alacağız biz Allah nasip ederse. Ve de size diyoruz ki: Yaklaşık 100 milyar dolarımıza mal olan, 1 trilyonumuza mal olan bu fon soygunuyla ilgili olarak da sizleri rahatsız etmeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Ve Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı istifa etmiş. Yetmez, hepsi istifa edecek. Yetmez, BİST de istifa edecek. Yetmez, MASAK istifa edecek. Yetmez arkadaşlar, mutlaka ve mutlaka, bu konuyu inceleyen, araştıran İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı, Millî İstihbarat Başkanlığı, istihbarat teşkilatlarımız, bunların hepsinin istifa etmesi lazım. Her şeyden önce Sayın Cumhurbaşkanının istifa etmesi lazım. Neden istifa edecek Sayın Cumhurbaşkanı? Bu atamaları kendileri yaptılar. Burada bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi getirdiniz, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde de bir kişiye tüm yetkileri verdiniz. Yasamanın yetkilerini, yürütmenin yetkilerini, yargının yetkilerini verdiniz ve bu yetkilerle beraber de diyorsunuz ki: "Yok canım, işte, burada Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı istifa ederse..." Birisi sağlık sorunlarıyla... Geçmiş olsun! Ne kadar sağlıksız bir adammış, geçmiş olsun! Sağlıksızlığını keşke daha önce görmüş olsaydı da Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı olmadan önce de istifa etmiş olsaydı, bunlar başımıza gelmemiş olsaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Olaylar oluyor, olaylar olduktan sonra birileri istifa ediyor, birileri bir şeyler yapıyor. Olaylar olmadan önce bu olayları görebilseydiniz ben size iktidar derdim, ben size hükûmet derdim ama demeyeceğim; iktidar da hükûmet de millettir, sandıkta gereğini yapacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler.

İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz.

Buyurun.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, haftalardır fon krizini konuşuyoruz ve fon krizinin tamamı iktidar partisi ve yetkilileri tarafından bir iletişim kampanyası olarak götürülmeye çalışılıyor. Tabii, iletişim kampanyası deyince aklıma şey geldi yani yirmi dört yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında o meşhur bir tanım var, işte "Boğaz'da, yalılarda oturuyorlar, Türkiye'yi dizayn ediyorlar." Bununla birlikte, yirmi dört yıl boyunca azimle, kararlılıkla bir servet düşmanlığı yaratıldı, bir servet düşmanlığı yaratıldı. Bu servet düşmanlığı, AK PARTİ'nin üzerinde sörf yaptığı bir servet düşmanlığıydı. Şimdi, o Boğaz'daki yalılarda ya AK PARTİ'liler oturuyor ya da AK PARTİ'lilerin etiketlerini kullananlar oturuyor. İşte, bugün toplumun, milletin, emeklinin, işçinin, köylünün, üretemeyen köylünün, hayatta kalmaya çalışan emeklinin, bu enflasyon altında ezilen işçinin ve bu ülkenin orta sınıfının, beyaz yakalıların kızgınlığının, kırgınlığının, siteminin, hatta nefretinin kaynağı işte bu kendilerinin yarattığı servet düşmanlığı.

Şimdi, Sayın Abdullah Güler geçtiğimiz hafta bir açıklama yaptı, dedi ki: "Vicdani olarak fazla olduğunu düşünenler iade etsinler." Ne acı değil mi? İktidar partisinin Grup Başkanı diyor ki: "Vicdani olarak fazla olduğunu düşünenler iade etsinler." Yahu kardeşim, bunların zaten vicdanı olsa bu parayı kazanmazlar ya, vicdani olsa bunu kazanmazlar, sen bunlardan vicdani olarak iadelerini istiyorsun. Sen devlet değil misin, devleti yönetmiyor musun? Kimin ne halt ettiğini bir tuşa basıp göremiyor musun da çağrı yapıp "İade etsinler." diyorsun?

Şimdi, geçenlerde bir film seyrettim, filmde bir replik vardı, ben çok etkilendim, replikte diyor ki: "Bir gerçek vardır, bir de hikâye. Bir gerçek vardır, bir de hikâye." Evet, ey iktidarın temsilcileri, siz gerçekle değil vatandaşa hikâye anlatmakla meşgulsünüz, sadece hikâye anlatıyorsunuz. Ve hâlâ, üç hafta geçmiş, binlerce yatırımcı perişan, üç kuruş parasını oraya koyan ya da bütün birikimini oraya koyanların, hepsinin niyetini kendi art niyetinizle... Kendi yetiştirdiğiniz ve "Asım'ın nesli" diye tanıtmaya çalıştıklarınız, burada işçi sürünürken, çiftçi perişanken, emekli ölümü beklerken, millet açlık sınırının altında yaşarken, "Bunlar harika çocuklar, finans dehası, finans gurusu" diye diye yol verdikleriniz memleketi soyarken, bütün bunlara rağmen bunlara referans oldunuz, bunlar da cüreti sizden buldular.

SPK Başkanı sağlık gerekçeleriyle istifa etmiş, Maliye Bakan Yardımcısı emekliliğini istemiş, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanı görevden alınmış; harika, daha da devamı gelecek belli ki. Bir uyanış başlamış, daha doğrusu bir uyanış değil, toplumun farkındalığı karşısında  bu hikâye anlatıcılığınızın bir işe yaramadığını fark etmişsiniz. İşte, şimdi ağır ağır ülke yönetmeye başlıyorsunuz. Ama unutmayın, rahmetli  anamın bir sözü var: "İnsan, tercihlerinin toplamıdır." Bu makamlara bu zatlar gökten zembille inmedi; insan tercihlerinin toplamıdır. Bu iktidar grubu da bu bakanlar da bu bürokratlar da hepsi tek bir kişinin imzasıyla atandı, o yüzden insan tercihlerinin toplamıdır. Buradan da rahmetli anamı rahmetle anıyorum; 49-50 yaşındayım, ne kadar doğru söylediği bir kez daha önüme çıktı.

Değerli iktidar mensupları, bir ahlak ikileminde kaldığınız zaman kendiniz için neyin önemli olduğunu anlar, hatta öğrenirsiniz. Aylardır, daha doğrusu haftalardır bir ahlak ikilemindesiniz. Bu ahlak ikileminin sonucunda sizin için neyin değerli ve önemli olduğunu anlamış ve öğrenmiş olmanız gerekiyor. Bu öyle bir ahlak ikilemi ki siyasetinizin ikbali mi, milletin menfaatleri mi; işte bu ikilemdesiniz. İşte, bu ikilemdeyken milletin ikbali mi yoksa sizin siyasi ikbaliniz mi, tercihlerinizi buna göre belirlemeniz gerekirken haftalardır araştırma önergelerini reddediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Yapay zekâ, istihdam, finansman, yatırım, bunları konuşuyor bütün dünya, biz hâlâ iktidar etiketiyle, iktidardan aldığı cüretle memleketin soyulmasının araştırılmasını size kabul ettirmekle uğraşıyoruz ya, haftalardır bununla uğraşıyoruz. "Kurun bir araştırma komisyonu, neyin ne olduğu çıksın ortaya, siz de zan altında kalmayın, partiniz de hiç kimse zan altında kalmasın, hiçbir alnı ak bürokrat zan altında kalmasın." diyoruz, yok. O her zamanki sloganınız vardı ya "Yaparsa AK PARTİ yapar." İşte, yaparsa AK PARTİ yapıyor. Nedir o? "Kardeşim, biz görevden alırız, azlini isteriz, affını alırız, biz yaparız." Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Parlamento ve parlamenter kültür Adalet ve Kalkınma Partisinin ne dokusunda ne genetiğinde yok. Çünkü bu siyasi akışın, bu siyasi bakış açısının temeli "Ben bilirim." deformasyonu hâline gelmiş durumda.

Sayın milletvekilleri, memleket çok ciddi bir yağma ve talan düzenine teslim olmuştur. Bunu hepimiz görüyoruz, biliyoruz, bilfiil yaşıyoruz. Millet yağmalanıyor, namusumuz, şerefimiz, cumhuriyetimiz yağmalanıyor, değerlerimiz yağmalanıyor; iktidar, devleti yöneten iktidar denetlemiyor, denetlemiyor. Her olayda yaptığı ve yaşattığı gibi tedbir almıyor, öngörmüyor, öngörmediği için de yönetemiyor. Yönetemedikçe  memleket çok daha feci bir uçuruma doğru sürükleniyor ve palyatif, geçici, günlük çözümlerle, anlık çıkarılan yasalarla denetim mekanizmalarını da ortadan kaldırarak bir ülkeyi "mış" gibi yönetiyorsunuz. İşte o yüzden, bütün bu sürecin asli fail ve sorumlularının kim olduğu belliyken günlerce, hatta haftalarca kalkıp bunlarla aynı toplantıda, aynı toplantı odalarında, toplantı salonlarında bu fon vurgununu konuştunuz. Faile, bu işin asli faillerine bu işle ilgili yapacağınız yöntemleri danıştınız, hatta konuştunuz. Şimdi, özellikle bütün kaynaklarınız diyor ki: "Efendim, kamu kaynaklarından ödenmeyecek." Burada önümde Sayın Mehmet Şimşek'in açıklaması var, diyor ki: "45.747 hesaba toplam 40,8 milyar TL ödeme yapılmıştır." 40,8 milyar TL nereden bulundu? 40,8 milyar TL ödeme yapıldı, nereden bulunduğu belli değil. Biz hâlâ kimden ne alındığını bilmiyoruz, kimin ne kadarına el konulduğunu bilmiyoruz. Bu el konulan paranın gerçekten suçtan elde edilen, suçtan kaynaklanan gelir olup olmadığını da bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) -  Bakın, keyfiyete dayalı, hiçbir denetim mekanizması olmadan, mal varlıklarına tedbir koyup, işlemler yapıp, yüzlerce insan, binlerce insan satış talimatı vermiş, parasını alamamış, fonlarda paraları bekliyor ve açıklama şu: "Borsanın kendi içinde bir riski var." Borsanın kendi içinde bir riski var elbette ama bu insanlar borsadaki o riski göğüslerken sizin yarattığınız, sizin atadığınız SPK üyelerinin, Borsa İstanbul yöneticilerinin, TMSF yetkililerinin, Hazine  ve Maliye Bakanlığının uyuyacağı ya da bu hainliğin içine ya göz yumarak ya sessiz kalarak ya da dâhil olarak katılacağını öngörmediler. Bununla ilgili bunu tazmin etmek sorumluluğundasınız. Elbette kamu kaynaklarını kullanmayacaksınız ama bu basiretsizleri, ama bu hainleri, ama bu görev başında uyuyanları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bitiriyorum.

BAŞKAN -  Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - ...atayarak ortaya çıkan kamu zararını her kim bu atamaları yaptıysa, her kim bu atamaların yapılması için öneride bulunduysa, şahsi sicil dosyalarında kimlerin ismi varsa bunların hesabından alınıp ödenecek bu para, bunların paraları alınacak, ödenecek. Öyle bir şey yok; her şeyden sonra elinizi yıkayıp çıkacaksınız ya, her şeyden sonra elinizi yıkayıp çıkacaksınız. Sorumlu? Yok. 3-5 tane istifa, bir de meşhur 4 tane isim: Fatma Betül Sayan Kaya. Dört haftadır bıktım ya, söylemekten de bıktım, duymaktan da bıktım. Önümüze atmışsınız bir tane kurbanlık kelle "Onunla uğraşıp durun." diyorsunuz. Biz "Hesap verilsin." diyoruz, bize değil millete. Millet adına da bu hesabı soruyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Rahmi Aşkın Türeli.

Sayın Türeli, buyurun.

 

 

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

19 Ekim günü, dün Muhtarlar Günü'ydü. Kamu yönetim sistemimizin vazgeçilmez bir unsuru olan, seçimle gelen, yaşadığı bölgenin sorunlarını yakından bilen ve sorunların çözülmesi için vatandaşlar ile devlet arasında mekik dokuyan tüm muhtarlarımızın Muhtarlar Günü kutlu olsun.

Tabii, ülkemizde her gün bir sıkıntıyla, bir felaketle karşılaşıyoruz. Bunların belki bir kısmı kaçınılmaz, altında doğal birtakım etkenler var, en son İstanbul ve Gebze'de yaşanan sel felaketi gibi ama esas bu sorunları ortaya çıkaran şey sadece bu doğa olayları değil bunlara ilişkin gerekli tedbirlerin alınmamış olması. Her felaket sonrasında bir kısım nutukların atılması ama ortada ciddi biçimde alınan bir politik perspektifin olmaması, gerekli tedbirlerin alınmaması, gerekli kaynakların bu alanlara aktarılmaması. Şimdi, burada da önce şunu söylemek isterim: İstanbul ve Gebze'de yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden 10 vatandaşımıza -sayı 10'a çıktı- Allah'tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum.

İklim krizi var elbette, biz bunu biliyoruz, sonuç itibarıyla çok yüksek bir yağış oldu baktığınız zaman buralarda ama bu sadece iklim krizine bağlanan bir şey değil, bu riski var olan iklim krizine, can kaybına dönüştüren bilimi, aklı ve mühendisliği yok sayan, rant odaklı çarpık kentleşme anlayışıdır. Kentlerimizdeki betonlaşmadan yağmur suyu toprağa sızamıyor, dakikalar içinde sokaklarda sele dönüşüyor. Bu suyu taşıması gereken altyapı yetersiz. Eski mahallelerde yağmur suyu ve atık su hâlâ aynı borudan akıyor. Yağış bastırdığında rögarlar taşıyor, alt geçitler göle dönüyor. Suyun doğal yolu olan dereler ise yıllardır imara açılıyor. Beton kanallara hapsedilen dereler yoğun yağışta yatağına sığmıyor. Plansız yol kazıları, özensiz asfalt çalışmaları suyu ızgaralara değil, evlere yönlendiriyor ve bunun bedelini en ağır biçimde yol seviyesinin altındaki bodrum katlarında, dere yataklarında yaşayan vatandaşlarımız ödüyor. Yağmur yağıyor, sele dönüşüyor; sokaktaki bir aydınlatma direği, bir elektrik panosu sel suyunda ölümcül hâle geliyor. İnsan hayatı bu kadar ucuz değil. Temel sorun, bu konuda yapılması gerekenlerin yıllardır yapılmamış olmasıdır.

Bu anlamda alınması gereken tedbirler çok ama öncelikle şunu söylemek isterim ki kentlerimizin altyapısı iklim krizine göre yeniden planlanmalıdır. Yağmur suyu hatları geçmişin değil, geleceğin yağışlarına göre tasarlanmalı, erken uyarı sistemleri kurulmalı, pompa istasyonları ani yağışlarda otomatik olarak devreye girmelidir. Bunlar alınması gereken teknik tedbirler ama aynı zamanda da kente ilişkin bu planlama süreçleri  bilime ve meslek odalarına, onların fikirlerine ve denetimine açılmalıdır. İstanbul ve diğer büyük kentlerimiz için güncel bir taşkın ve yağmur suyu master planı hazırlanmalıdır. Sonuç itibarıyla, bunlar elbette doğal krizlerdir ama bunları oturup da bir felakete çeviren, döndüren de işte bu vurdumduymaz, sorunları masanın altına iten, halının altına iten yaklaşımdır.

Şimdi -bu hafta- sanıyorum bugün görüşmeye başlayacağız bu fon krizini. Biz artık ona "fon krizi" demiyoruz "fon soygunu" diyoruz çünkü bu baktığımız zaman, şu ana kadar sermaye piyasalarında yapılan en büyük soygundur. 1981 yılında kanunu çıktı, Sermaye Piyasası Kanunu ve 1982 yılında Sermaye Piyasası Kurulu kuruldu. Büyük iddialarla kuruldu; sadece bankacılık sistemi değil, tasarrufları yatırıma dönüştürmek için bir sermaye piyasasının kurulması, bunun altında bir borsanın oluşturulması alım satımın yapılacağı... Nitekim, 1985 yılında  o zamanki adıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da kuruldu, böyle bir yapıydı ve kurulduğu zaman ilk başkanı benim Mülkiyede hocam olan Profesör Doktor İsmail Türk'tü. Müthiş bir iddiayla kuruldu. Hatta o dönemde üniversitelerden, bizden mezun olan arkadaşlarımızın hepsi sermaye piyasasında çalışmak istedi ama gördük ki yıllar itibarıyla Türkiye'nin diğer kurumlarında olduğu gibi, Sermaye Piyasası Kurulu ve sermaye piyasasını düzenleyen diğer temel kurumlarda da müthiş bir tahribat olmuş. Bu, bir kurumsal çöküş, bu, liyakatsizliğin açık ve somut göstergesi.

Ne dedik? Madem ortada bu kadar büyük bir soygun var ve vatandaşların çok ciddi bir mağduriyeti var yani ortada 455.758 kişi ama esas itibarıyla bundan etkilenen insan sayısı çok, milyonların üzerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir Meclis araştırması komisyonu kuralım, bütün siyasi partiler bir araya gelelim, bu konuyu enine boyuna inceleyelim; niye böyle oldu, neden böyle oldu; yapılması gereken müdahaleler, gözetleme ve denetim faaliyetleri neden yapılmadı; bunda kimin sorumluluğu var? O sorumluluğu olan bütün o kurumların yöneticileri gelsin Meclis araştırması komisyonuna bilgi versin ve onun sonucunda hem sadece bu olayı değil, bundan sonra da bir daha böyle bir olayın ortaya çıkmasını engelleyelim. Ama nitekim yapılmadı, önce bir genel görüşme önergesi oldu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı geldi, arkasından da -ki bütün muhalefet partileri olarak bu konuda önergeleri verdik, Meclis araştırması komisyonu kurulması önergesini- ondan sonra da bir kanun teklifi geldi geçen hafta, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, şimdi de, bugün de Genel Kurulda görüşülecek.

Şimdi, bir kere şunu açık ve net söyleyelim: Bu kanun hiçbir sorunu çözmez. Neden? Bir, özel bir düzenleme yapıldı, sadece bu fon soygunlarına ilişkin. Hâlbuki kanunlar genel ve soyut olmalı, genel bir düzenleme yapılmalıydı ve bundan sonra, bir daha bu tip bir soygunun ortaya çıkmaması için gerekli ortam, gerekli altyapı ve üstyapı oluşturulmalıydı.

İki, parçalı bir yapı getiriliyor. Birçok kuruluş var, SPK, BDDK, TMSF, Yatırımcı Tazmin Merkezi, İş Bankası, Ziraat Bankası; bu kadar parçalı bir yapıyla başarı sağlamak mümkün değil.

Üç, SPK'ye aşırı bir iş gücü ve aşırı yetkiler verilmiş. SPK bu sorunu çözemez. Çözecek olsaydı zaten dokuz ay, on ay beklemez bu sorun, bu soygun olmazdı. SPK görevini yapmamış ki. Şimdi oturup da SPK Başkanının istifa etmesi neyi ifade ediyor? Hiçbir şey ifade etmiyor.

Dört, mevzuatımızda "gönüllü iade mekanizması" diye bir şey yok. Bir tek zimmette var, ceza yargılamalarında, zimmetine para geçiren memur, yargılama başlamadan parayı iade ederse bir cezai indirim var, onun dışında böyle bir şey yok. Ne demek, gönüllü iade diye bir şey mi olur arkadaşlar? İnsanların vicdanına mı bırakılır böyle şeyler? Cebri bir mekanizma getirirsiniz, o paraların hepsi, her kuruş alınmalı tekrar geriye. Bu soygunun olmasında sorumlu olan bürokratların hepsi görevde. Kimler onlar? Borsa İstanbul Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesi, yapılan bütün işlemleri günü gününe biliyor; her gün ne alınmış, ne satılmış, kim almış, kim satmış hepsini biliyor. Bu kadar büyük şişkinlikler, hisse fiyatlarında anormal artışlar, manipülasyonlar yapılmış, nerede Borsa İstanbul?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Merkezi Kayıt Kuruluşu, bütün işlemleri gerek gözetleyip gerekse uyarıları yapması gereken kurum; hiçbir şey yapmamış, görevini yapmamış. Takasbank, halka açılmaması gereken fonları TEFAS'ta halka açmış. BDDK, fon yönetim şirketlerine yatırım bankası kurdurmuş, tahvil çıkarttırmış. Bunun aynı zamanda bankacılık sistemine de yansımaları var. Ve en son SPK, fonlarla ilgili gerekli düzenlemeyi bir-bir buçuk yıl sonra yapmış. Kasım 2025'te Hazine ve Maliye Bakanının konuşması var. Ne diyor? "Bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını biliyoruz. Bunun için gerekli tedbirleri alacağız." Almış mı? hayır, almamış. Eylüle kadar beklemiş, ondan önce ağustos sonunda fon rehberini güncellemiş ama bu kadar zaman içinde nerede kaldın? Bütün bunların hepsinin görevlerinden istifa etmesi ve alınması gerekli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Ve deniliyordu ki: "Kamu kaynaklarından hiçbir şey çıkmayacak." Nasıl çıkmayacak? Çok açık ve net bu, en son gördük de bu Katılımevinin hisseleri Emlak Katılım Bankası tarafından alındı. Emlak Katılım Bankasının yüzde 99,99'u -yüzde 100'ü demedim- Hazine ve Maliye Bakanlığının. Dalga mı geçiyorsun?

Neydi? Bizim önerilerimiz baştan beri belliydi: Bir, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuyla ilgili bir Meclis araştırma komisyonu kurulmalıydı. Bu konudaki düşüncemiz devam ediyor, bu konuyu hep gündemde tutmaya devam edeceğiz. Kanun görüşülsün ama bir Meclis araştırması komisyonu da kurulsun, bu konuyu enine boyuna incelesin ve bir daha böyle bir krizin, soygunun, hırsızlığın, yolsuzluğun ortaya çıkması engellensin.

İki, fonlara yüksek miktarda para yatıran ve vurgundan önce haber alanların -"insider trading" içeriden bilgi almak-  paralarını önceden çekenlerin listesi açıklanmalı.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez açıyorum.

Buyurun, tamamlayın lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Bakıyoruz, iktidar grubundan geliyor işte:  "Masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var." Konular böyle olduğu zaman mı aklınıza geliyor masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı?

Üç, bu soygunun bürokratik ayağında olanlar derhâl istifa etmeli veya görevden alınmalı ve haklarında gerekli soruşturmalar yapılmalı çünkü bunlar bu konuyu araştıramaz.

Dört, bu soruşturma örgütlü suç kapsamında yürütülmeli çünkü bu bir örgütlü suç ve sadece bürokraside değil bunun siyasi ayağına da gidilmeli, siyasi ayağında kimler varsa bunlar bu büyük soygunun hesabını vermeli. Bu, Türkiye açısından önemlidir, temizlik açısından, erdem açısından her şey açısından son derece önemlidir diyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurun.

 

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

18 Ekim Azerbaycan'ın bağımsızlığını yeniden kazandığı gündür. 1991'de hürriyetini ve egemenliğini dünyaya ilan eden kardeş Azerbaycan'ın Bağımsızlığın Yeniden Sağlanması Günü'nü gönülden kutluyoruz. Bu tarih, yalnızca bir devletin yeniden doğuşunu değil özgürlük iradesinden vazgeçmeyen bir milletin kararlılığını da simgelemektedir. Karabağ Zaferi bu iradeye yeni bir güç katmıştır. Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın bağı ortak tarihimize, dilimize, gönül coğrafyamıza ve kardeşliğimize dayanır. Son günlerde farklı çevrelerden yükselen açıklamalar bu kardeşliğin önüne geçemeyecektir. Sözlerimizi sağduyu, karşılıklı saygı ve ortak akılla tartmalıyız. Ayrılık değil dayanışma üreteceğiz, aramıza nifak tohumu ekilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. İki devlet arasındaki sarsılmaz bağ konjonktürel tartışmaların çok ötesindedir. Her bir Türk cumhuriyetinin egemenliğine ve bağımsızlığına saygı temelinde "iki devlet, tek millet" anlayışı iki ülkenin egemenliğine ve bağımsızlığına duyulan saygıyla güçlenir. Azerbaycan'ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir. Bu anlamlı günü bir kez daha kutluyor, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin daim olmasını temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta İstanbul başta olmak üzere bazı şehirlerimizde yaşanan aşırı yağış ve sel can kayıplarına ve maddi zarara yol açmış, hepimizi derinden üzmüştür. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor; yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Selden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyoruz.

Felaketin ilk anından itibaren tüm kurumlarımız teyakkuzda olmuş, sahadaki personel canla başla çalışmıştır. Yağışın olağanüstü olduğu kabul edilmekle birlikte, yaşanan tabloda altyapı, şehir mimarisi ve imar disiplininin belirleyici olduğu da aşikârdır. Her felaket bize tedbirin, planlamanın, şehir mimarisinin ve risk yönetiminin önemini bir kez daha göstermiştir. Afetle mücadele kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, bilim çevrelerini ve toplumu kapsayan stratejik bir kamu politikası olarak ele alınmalı, yer seçiminden riskli alanların dönüştürülmesine kadar şehirlerimizi dirençli kılacak adımlar tavizsiz atılmalıdır. Afetten etkilenen vatandaşlarımızın zararlarının karşılanacağına ve benzer felaketlerin yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyoruz.

Son günlerde kamuoyunu meşgul eden fon soruşturmaları ve yerel yönetimlerdeki usulsüzlük iddiaları sadece hukuki değil bir ahlaki meseledir. Vatandaşımızın alın teriyle biriktirdiği helal lokmasına göz dikenler, finansal sistemimizi manipüle ederek haksız kazanç sağlayanlar adalet önünde mutlaka hesap vermelidir ve verecektir. Aynı şekilde, belediyelerden kaynaklı rant ve ihale şaibeleri de şov yaparak örtbas edilemez. Devlet, hakkı yenen hiçbir vatandaşını yüzüstü bırakmayacaktır. Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Bu süreç sistemi arındırmak için de bir fırsattır. Adalet, suçluyu cezalandırırken masumu da koruyacaktır. Hiçbir vatandaşımızın mağdur edilmesine müsaade etmeyecek, devletimizin kaynaklarını şahsi menfaatleri için kullanan zihniyetle hukuk zemininde sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 20 Ekim 1921'de Fransa'yla imzalanan Ankara Anlaşması'nın 105'inci yıl dönümüdür. Bu anlaşma bir masabaşı diplomasinin ürünü değildir; Gaziantep sokaklarında Şahin Bey ve Molla Mehmet Karayılan gibi yiğitlerin kanıyla Afrin'e ve Halep'e uzanan Fransız ikmal hatlarını kesen Kuvayımilliye'nin iradesiyle yazılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sahadaki her kazanım masada bir maddeye dönüşmüştür. O gün Fransız Anadolu'yu işgalden çekinmeye mecbur kalmıştır çünkü karşısında yekvücut tüm millet vardı. Hatay'ın 1939'da ana vatana kavuşması da işte o millet sabrının ve stratejik aklının meyvesidir. Dün sahada varlık göstererek diplomasinin rotasını çizen o millî şuur, bugün de sınırlarımızın güvenliğinde ve güney hattımızdaki kararlı duruşumuzda aynen yaşamaktadır. Geçmişten aldığımız bu ilhamla sahada caydırıcı olmadan masada kalıcı barışın kurulamayacağının bilincindeyiz. Başta, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kılıç Ali, Şahin Bey ve Karayılan olmak üzere vatan kurtaran tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum.

Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in vefatının yıl dönümü münasebetiyle kendisini rahmetle anıyoruz. Özgürlük ve adalet mücadelesi mazlum milletlerin hafızasında   yaşamayı sürdürmektedir. Aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Bu miras kardeşliğimize ışık tutmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, çocukluk yıllarımızdan itibaren sayfalarında merhamet ve vicdan duygularımızı beslediğimiz Kemalettin Tuğcu'yu saygıyla sevgiyle anıyoruz. Yetim Malı, Küçük Besleme, Üvey Baba, Sokak Çocuğu, Bizim Mahallenin Çocukları gibi çok sayıda eserleriyle bize yalnızca hüzünlü hikâyeler anlatmadı; merhameti, vicdanı ve en zor şartlarda bile umudu korumayı öğretti. Kaleminden dökülen her satırla kalbimizde derin izler bırakan usta yazarımızı rahmetle anıyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Haklarının Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Sayın Koçyiğit, buyurun.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, yine, yeni bir haftadayız ama ne yazık ki önümüzdeki bilançolar bize hiç de iyi şeyler söylemiyor. İstanbul ve çevresinde yaşanan sel felaketinde 11 yurttaşımızı kaybettik ama ne yazık ki resmî kayıtlara 9 yurttaş diye geçiyor, onun biraz sonra gerekçesini de açıklayacağım. Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, sevenlerine sabır diliyorum ve özellikle de ev ve iş yeri sular altında kalan, hasar gören herkese de geçmiş olsun dileklerimizi buradan DEM PARTİ adına iletmek istiyorum.

Şimdi, su okuma yazma bilmez, tapuya bakmaz, imar planını çözemez en nihayetinde ama kimin kaçak yapısı var, kimin ruhsatlı yapısı var, bunları da sorma şeyi yoktur. Fakat en nihayetinde iktidarın böyle bir kabiliyeti olduğunu düşünüyoruz, en azından umuyoruz, okuma yazma bildiklerini düşünüyoruz. Hangi dereye kimin bina dikeceğini çok iyi biliyorlar, kaçak ruhsatı kime vereceklerini çok iyi biliyorlar, imar aflarını ne zaman, hangi seçim öncesi çıkaracaklarını çok iyi biliyorlar, ruhsatsız yapılara hangi rüşvetle ruhsat verileceğini çok iyi biliyorlar yani aslında, bu ülkede ne kadar alavere dalavere var, bunu yapmayı çok iyi biliyorlar. Onun sonucunda ne oluyor peki Değerli Başkanım? Onun sonucunda sel oluyor, yağmur oluyor. Kim ölüyor? O tapuyu verenler, o kaçak rüşveti alanlar mı, o imar aflarını yapanlar mı ölüyor? Hayır, yine yoksul ölüyor, başını sokacak bir evi olsun diye her şeyi göze alan yoksullar ölüyor. Peki, ölmedi, evi su altında kaldı, maddi zarar oluştu; ne oluyor? Bu sefer de sanki o dere orada yeni varmış gibi birden bire valilik diyor ki: "Biz bu dere kenarındaki evleri yıkacağız." Niye? "Bunlar imara aykırı." Peki, kim göz yumdu, bunu sormayacak mıyız hep beraber? Şimdi, İstanbul Valiliği şunu demiş: Ayazağa'da dere kenarında olduğu gerekçesiyle evleri yıkıyorum. Peki, bu evlere tapuyu kim verdi? Elektriği, suyu, doğal gazı kim çekti? Yıllarca çevre temizlik vergisini kim topladı? Bu emlak vergisini kim aldı yine orada oturan insanlardan? Bu soruların hiçbirinin cevabı yok. Ya da seçim öncesi "Bir tapu da bizden." deyip kim tapu merasimleri gerçekleştirdi, kim oralarda sandık kurdu, kime oy verdi bu insanlar o tapuların karşılığında? Bunun hesabını, muhasebesini yapan da yok. Dün imar affıyla tapu verenler, dün bu kaçak yapılara göz yumanlar, dün orada 100 metre dere kenarına ev yapılmaması gerekirken onu 10 metreye indirenler bugün buldozeri almış, yoksulun evini yıkmanın derdine girmiş. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan? Yaşarken de ölürken de yoksulları mağdur eden bir sistem olabilir mi? Var, var çünkü iktidar zengin seviyor, AKP zengin seviyor, yoksulu sadece oy için seviyor, sandık zamanı yoksul aklına geliyor. Yoksul öldüğünde yok, evi başına yıkıldığında yok, evini su bastığında yok, tarlasını ekemediğinde yok. Yoksulla bir derdi yok, ona birazcık sosyal yardımdan para versin, seçim zamanı oyunu alsın, bir de gariban o aldığı yardım için dönüp bir de dua ediyor "Allah size zeval vermesin." diyor. E, daha ne ister AKP? Ne güzel yani, yirmi beş yıldır böyle yönetiyorlar ülkeyi, bir yirmi beş yıl daha böyle yönetmek istiyorlar. O nedenle, burada durup bir bakmamız gerekiyor, mesele ne.

Şimdi, Ayazağa Deresi'nin kenarındaki yoksulların evlerini yıkıyorlar. Kaç tane park vadi evleri var, hepsi vadilere bakıyor, prestijli, prestijli siteler var; onları niye yıkmıyorsunuz? Onlar da dere kenarında, onlar da su havzasında. İstanbul'da 200 küsur mahallenin adı "dere"yle başlıyor, 200 küsur mahallenin. Şimdi, buradan tek tek saymayayım ama 200 tane mahalle; Dereboyu, Kuzdere, Ayvalıdere, Yeşildere, Muratdere, Dolapdere, Ihlamurdere; bir dereler şehri ama yaparsa AKP yapar, derede bina yapmayı iyi biliyor, derenin üzerine betonu kapatıyor, üzerine bina yapıyor, sonra yağmur yağıyor, diyor: Vallahi, sel oldu, ne yapalım? Böyle bir şey olabilir mi? Önlem almayacaksın, bilimsel verileri dinlemeyeceksin, bilim insanlarını dinlemeyeceksin, doğaya savaş açacaksın, doğaya cephe açacaksın; sonra ölen, yoksul; faturayı ödeyen, yoksul, sen yine, hiçbir şey olmadan kenarda duracaksın. Bu anlayışı kabul etmiyoruz.

Bakın, bütün bunu yapanlar şimdi İstanbul'un ortasında koskoca bir kanal açmak istiyorlar, 418 meranın mera vasfını ortadan kaldırmak istiyorlar,  418 tane meranın, 440 meradan. Bu meralarda kim yaşıyor? Bu meralar neye yarıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hiç bunlardan haberleri var mı? Yok. Bakın, sadece 1.300 hektar alanı yapılaşmaya açmak istiyorlar Kanal İstanbul üzerinden. Neden? Orayı sattılar zenginlere, Suudilere, Katarlılara, bilmem kimlere, şimdi yeni milyonerlere ihtiyaçları var, sıcak paraya ihtiyaçları var. Kim düşünür doğayı, kim düşünür İstanbulluyu, kim düşünür yoksulu, kim düşünür iklim krizini; bunlara zamanları yok ki. Tek gündemleri var para, para, para, sıcak para; ya yeşilinden dolar olsun ya euro olsun, olmadı altın olsun, kasada olsun, dertleri bu, başka bir gündemleri yok. O nedenle, bunu açık ve net söylüyoruz. Şimdi "kentsel dönüşüm" dedikleri şey açık ve net kent suçudur Sayın Başkan, kent suçu işliyorlar. Dereyi kapatmak bir suç, ormanı imara açmak bir suç, bilimsel raporu çöpe atmak bir suç, sele yatak, depreme zemin hazırlamak bir suç; bu suçların da bir faili var. Bunun faili ne bulut ne su, bunun faili açık ve net bir şekilde makam sahibi olanlar, imza sahibi olanlar, ranta, talana göz yumanlar, iktidarın bizzat kendisi. Onun için, buradaki 11 insanın yaşamının hesabını sormamız gerekiyor. Bizim de milletvekili olarak tek görevimiz burada başsağlığı dilemek değil, halk adına denetim görevini yapmak ama yok.

Bakın, Sayın Başkan, şimdi, bugün İliç maden faciasının, kazasının, katliamının -adına ne dersek, biz "katliam" demeyi tercih ediyoruz- duruşması var. Peki, İliç maden katliamı ilk miydi? Hayır. 7 Ocak 2013'te Kozlu'da maden kazası oldu, 8 işçi öldü; 13 Mayıs 2014'te Soma'da oldu, 301 işçi öldü; 28 Ekim 2014'te Ermenek oldu, 18 işçi öldü; 14 Ekim 2022'de Amasra'da oldu, 43 madenci öldü; 13 Şubat 2024'te İliç'te 9 işçi tonlarca toprağın altında kaldı. Burada araştırma komisyonu kurduk, sayfalarca rapor hazırladık -yaklaşık 518 sayfa- 100 bilim insanı dinledik, bir sürü öneri gelişti. Peki, tek bir tanesi hayata geçti mi? Bu iş kazalarını önleyecek, o raporun ışığında bu Meclis tek bir tane yasa yaptı mı? Hayır, yapmadı. Niye? Bizim tek sorumluluğumuz komisyon kurup fikirleri dinlemek, sonra da Meclisin tozlu raflarına yeni arşivler kazandırmak mı; bu Meclisin sorumluluğu bu mu? O raporların ışığında buraya o raporlar yasa taslağı olarak gelmiyorsa, ortak yasa tekliflerine dönmüyorsa, yeniden işçiler ölmeye devam ediyorsa, iş kazaları, iş cinayetleri olmaya devam ediyorsa burada kendimiz de dâhil her birimizin bir sorumluluğu yok mudur Sayın Başkan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz seyirci değiliz ki, biz yasa yapıcılarız. Bize bu yetkiyi kullanma hakkını halk kendisi için veriyor, diyor: Git, beni temsil et kardeşim; beni yaşat, beni refaha ulaştır, beni koru. E, hani neresinde korumak?

Şimdi, bakın, 7 Temmuzdaki son duruşmada en son tutuklu olanlar da tahliye edildi; İliç maden kazasında, faciasında, katliamında tutuklu yok. Bugün Ayten Kordu Vekilimiz orada ve duruşmayı takip ediyor. Bir baba, Uğur Yıldız'ın babası Ali Ekber Yıldız evladının hesabını sormak için mücadele ediyor ve diyor ki: "Yalnızız." Bence bu çok şey anlatıyor, her birimiz için çok şey anlatması gerekiyor ama ne yazık ki iktidara hiçbir şey ifade etmiyor.

Sayın Başkan, sabrınıza sığınarak son bir başlığı daha ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bütün bu tablonun içerisinde iki tane Türkiye gerçeği var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Gerçekten, yirmi beş yılda bize iki Türkiye gerçeği sundu AKP'nin kendisi. Bakın, eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar'ın evinde yapılan aramada kasada 26 kilogram külçe altın, 1 milyon 320 bin dolar, 120 bin euro ele geçirilmiş. Bakar mısınız servete! Yetmemiş, emekli olmadan önce gitmiş Batman'da bir mercimek fabrikası satın almış, üzerine de kayıtlı 12 tane gayrimenkul bulunduğu söyleniyor. Ya, bir tane daire, ya, bir tane memur...

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Daha fazla, daha fazla.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ha, bunlar bildiklerimiz tabii, bunlar bildiklerimiz, açığa çıkanlar. Nasıl yapıyor, bunu sormak istiyoruz ve buna rağmen mahkeme demiş ki: "Tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak tahliyesine..." Bunu yapan aynı mahkemeler Selahattin Demirtaş'ı, Figen Yüksekdağ'ı, Can Atalay'ı, Osman Kavala'yı ve gazetecileri cezaevinde tutan mahkemeler.

Devam ediyorum Sayın Başkan. Urfa'nın Harran ilçesinde Belediye Başkanı Mahmut Özyavuz 1100 odalı Cumhurbaşkanlığı sarayını örnek alarak kendisine 63 odalı malikâne yaptırmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - .Kim şikâyet etmiş biliyor musunuz? Yakınları yani akrabaları bile demiş ki: Yuh, yani bu kadar da olmaz! Gitmişler, şikâyet etmişler.

Peki, devam edelim. Eski kayyum Can Aksoy tarafından atanan ve düzenlenen yolsuzluk operasyonunda tutuklanan Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş, o da hiç üşenmemiş, ya, ben bu kadar çalacağım çalacağım, olur da biri de beni şikâyet eder ya yakınımdır ya çalışanımdır, ben bu paraları iyisi mi ve evde tutmayayım, ayrı bir ev tutayım, oraya da kasa koyayım, paraları da götürüp oraya koyayım demiş. Sonuç, Sayın Başkan, 7,5 milyon dolar, 500 bin euro nakit kasadan çıkmış. Bakar mısınız? Hayal edeceğimiz bir para mı? Vallahi, benim hayal edeceğim bir para değil. Nereden çıkıyor? Bir kayyumun başkan yardımcısının kasasından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, tamamlayacağım, son bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN - Peki, lütfen...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Son örneği vereyim, belki utanması gerekenler biraz utanır. Kırıkkale'nin Yahşihan Belediye Başkanı Ahmet Sungur ve imar müdürü... Onun da maşallah, hiçbir şeyi yok, en garibanlarından biri o(!) Onun sadece 1.200 tane tapusu var Sayın Başkan ama nakit aldıklarını falan bilmiyoruz, dosyayı takip ediyoruz.

Bir taraftan ne var peki? Ben size söyleyeyim -aynı ülke- Antalya'da bir kişi sokakta yattığı için, çöpte yattığı için gidiyor, bilerek ve isteyerek Cumhurbaşkanına hakaret ediyor. Ne diyor biliyor musunuz? "Çünkü dışarıdayım, açım, kalacak yerim yok. En azından başımı sokacak bir yer olur, belki bir tas yemek yerim." diyor. İşte, gerçek Türkiye bu. Çöpten ekmek toplayanlar, bilerek, isteyerek, bir sıcak yemek için hapse girenler ülkesi yarattınız. Biz daha ne söyleyelim? Söz bitmiş, tuz kokmuş, suç yürümüştür Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Moğolistan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Zulpkhar Sarkhad ve beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri de locadan Genel Kurulumuzu izliyorlar. Hoş geldiniz. (Alkışlar)

Söz sırası Yeni Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Sayın Gökhan Günaydın'ın.

Sayın Günaydın, buyurun.

 

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir deyiş var Anadolu'da, der ki bu deyiş: "Hırsız tanıdıksa köpek havlamaz." Bu önemli bir deyiş ama eksik bir deyiş yani köpek hırsızı tanıyacak, havlamayacak. Sadece yaptığı iş havlamamak. Peki köpek aynı zamanda hırsızın el fenerini ağzıyla tutup da ona yol gösteriyorsa ya da çalınan çuvallar dolusu paranın taşınmasına ağzıyla yardım ediyor ise buna ne diyeceğiz? İşte maalesef Anadolu'nun özdeyişleriyle tanımlanamayacak büyük bir hırsızlık öyküsü, finansın Susurluk'uyla karşı karşıyayız. En az boyutuyla 830 milyar dolarlık bir hırsızlık var. Bu nasıl bir rakam biliyor musunuz arkadaşlar? Türkiye'nin bütün bir yıl boyunca ürettiği gayrisafi yurt içi hasıla 1,8 trilyon dolar yani memleketin on iki ay boyunca ürettiği bütün gelirin yarısını beş ay içerisinde haramiler götürmüşler. İşte böyle büyük bir soygunla karşı karşıyayız. Dedim ya, mesele yalnızca köpeğin havlamamasıyla tanımlanamaz.

Bakın, Türkiye'nin göz bebeği kurumları ne hâle getirdiniz, anlatacağım şimdi, Hazine Bakanlığı, BDDK, SPK, Merkez Bankası elinizde ne hâle geldi! Söyleyelim sırasıyla: Sermaye Piyasası Kurulu şimdiki Başkanı 8 Mayıs 2026'dan bu yana Mahmut Sütcü. Mahmut Sütcü yalnızca Başkan değil, son iki yılda, 2024-2026 yılları arasında da SPK'nin 2'nci Başkanı. Adamcağız dün akşamüzeri istifasını verdi. Hayır, şahsım Hükûmeti, istifa edemezsin... Gece yarısı Resmî Gazete'de gördük, Mahmut Sütcü görevden alınmış. Yahu, Mahmut Sütcü'yü görevden alacaktın da SPK'de bunca rezalet, bunca skandal ortaya çıkarken ne durdun be kardeşim?

Ondan öncekine bakalım: 2022-2026, İbrahim Ömer Gönül. Kimdir bu? AKP'nin eski Bakanı Vecdi Gönül'ün oğlu. Dört yıl boyunca SPK Başkanlığı yapmış. Nasıl yapmış? Vallahi, Bursa'da ortaya çıkan skandal nasıl yaptığını gösteriyor. Bursalı bir sanayici borsaya girmek istiyor, diyorlar ki: Olur, kolay, hallederiz. Nasıl halledeceksin? Getir bakalım 600 bin doları, rüşveti şuraya koy, halledelim. Sonra da rüşvet parasının kendisine geldiğini teyit etmek için "Emanetinizi aldık, hakkınızı helal edin." diyor. Yahu, beyler, bu nasıl çürüme ya? Rüşvette bile haklarının helalini mi istiyorsunuz? Yani bu nasıl bir dünyalık, bu nasıl bir öbür dünyalık? Peki, bu İbrahim Ömer Gönül'ü görev süresi bitince ne yapmışsınız? Yani SPK'yi çiftliğe çeviren, skandallara dönüştüren adamı 8 Mayıs 2026'da, görev süresi bittikten iki gün sonra nereye atamışsınız, biliyor musunuz? Bakın, tam söyleyeyim: Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanı yapmışsınız yani SPK'yi soyan, borsayı soğana çeviren adamı kamuyu gözetlemek ve denetlemekle görevli kurumun başkanı yapmışsınız. Tarih 8 Mayıs yani bu yıl. Dün gece ne gördük? Dün gece İbrahim Ömer Gönül de görevden alınmış; etti iki, varan iki.

17 Eylülden beri bağırıyoruz, bırakın 17 Eylülden bu yanayı muhalefetteki çok sayıda milletvekili yıllardır borsadaki skandalları söylüyor. Sizin Bakanınız Mehmet Şimşek, 5 Kasım 2025 günü "Manipülasyonları biliyoruz, düzenleme eksikliğini biliyoruz." diyor. Nereyi kastediyor? Kastettiği yok ancak dün gece İbrahim Ömer Gönül görevden alınmış.

Ondan evvelki daha önemli. Kim o? 2018-2022 yılları arası Ali Fuat Taşkesenlioğlu... Kim bunlar? Allah'ın vererek sınadığı aile, Zehra Taşkesenlioğlu'yla beraber Afrika'da madenleri, Londra'da AVM'leri; 2,5 kilo altınları, milyonlarca dolar borsada paraları var. Peki, bunlar için ne söyleniyor? Bunlar rüşvetle borsa yasaklısı olan şirketlerin yasaklarını kaldırırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bunlar rüşvetle halka arzı, sermaye artırımlarını kontrol ederler.

Ya, sağır sultan duydu, sağır sultan, ne yaptınız, Zehra Taşkesenlioğlu'na ne yaptınız? Ha, 3 dönem milletvekili yaptınız canım, daha ne yapacaksınız? Ali Fuat Taşkesenlioğlu'na ne yaptınız? Adam elini kolunu sallaya sallaya dolanıyor.

Peki, Zehra'nın eski kocası Ünsal Ban'a ne yaptınız,? Hani Zehra Hanım ona bıçak çekmişti. Ünsal Ban'ı da birkaç kere gözaltına aldınız, bıraktınız, adam dışarıya, yurt dışına çıkma yasağı varken elini kolunu sallaya sallaya pır etti, gitti.

İşte, bu cenazenin, bu rezaletlerin üzerine Türkiye 830 milyar lira soyuldu. Soruyorum: Hiç mi utanmıyorsunuz kardeşim, hiç mi utanmıyorsunuz? (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Hazine Bakan Yardımcılığı, Hazine çok önemli, değil mi? Osman Çelik'i getirmişsiniz. Osman Çelik aslında Müsteşar; hangi tarihten itibaren? 2016-2023; Müsteşar. O kadar başarılı yapmış ki 2023'te de adamı almışsınız, Bakan Yardımcısı yapmışsınız. Adam yardımsever, akrabayı taallukatını koruyor; ilk işi, dünürünü almış, 2017'de BDDK'de üye yapmış, BDDK'de üye. Peki, zavallı damat boşta mı kalsın? Damat 1988 doğumlu, 2010'da Marmara İşletmeyi bitirmiş; derhâl Ekonomi Bakanlığına uzman müfettiş olarak almışsınız; beş yıl çalışmış amca, beş yıl; beş yıldan sonra Amerika'da en önemli merkeze, New York'a, New York Başkonsolosluğuna ticaret ataşesi yapmışsınız. Sebep? Çünkü adamın babası BDDK üyesi, adamın kayınpederi Hazine Bakan Yardımcısı. Peki, yeter mi çocuğa? Tabii ki yetmez. Adam gelmiş, Özata Denizcilikte bağımsız yönetim kurulu üyesi olmuş. İskender Balcı, tabii ki, denizciliği bilmez mi? "Insider tading" diyoruz, değil mi? Oradan oraya haber, buradan buraya haber; Özata Denizcilik hisseleri yüzde 2.577 fırlamış, vatandaşı soymuşsunuz, sonra da köşeyi dönen bir avuç AKP eliti olmuş. Hiç mi utanmıyorsunuz be kardeşim, hiç mi utanmıyorsunuz!

Gelelim Türkiye Sigortaları Genel Müdürü, Merkez Bankası Başkan Yardımcısına: Türkiye Sigortalarının 150 milyonunu fonda gömmüş, fonda kaybetmiş. Daha önemli başka bir şey var, buradan ilk kez açıklıyorum: 500 küsur milyon lirayı kendi hesabına fona yatırmış. Ya, bu paraları nerede kazanıyorsunuz beyler?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bunlar bir dereden aksa, o dereden yirmi dört saat boyunca para toplasanız bu paralar gene toplanmaz. Bu çocuk 500 milyon lirayı nereden bulmuş da oralara gömmüş? 50 liralık banknotlarımızda bunun imzası var. Yazık değil mi! Utanç kaynağı değil mi! 200 TL'lik banknotlarda 2 Merkez Bankası Başkan Yardımcısı -adlarını hatırlayayım- Emrah Şener ve Erkan Kilimci. Bunların ikisi de dolandırıcı, sizin Merkez Bankası Başkan Yardımcılarınız. Hiç mi utanmıyorsunuz!

Esenyurt'a kayyum olarak atamışsınız; Can Aksoy. O da demiş ki: "Madem ben kayyumum Beyoğlu'ndan getireyim Yusuf Ulutaş'ı." Yusuf Ulutaş kim? Fatma Betül Sayan Kaya bu vatandaşı istisnai memur yapmış. Milletin çocuğu açken, milletin çocuğu üniversite bitirip iş bulamazken Fatma Betül Sayan Kaya Yusuf Ulutaş'ı getirmiş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - ...istisnai memur yapmış, Beyoğlu'na Başkan Yardımcısı yapmışsınız. Beyoğlu'nda esnaf yaka silkmiş "Ya, bu adamdan beni kurtarın." demiş ama ne kurtarması, götürmüşsünüz bir de Esenyurt'a kayyum yapmışsınız. Adam ev kiralıyor, ev. Adam rüşvet paralarını depolamak için ev kiralıyor ve o evden 7,5 milyon dolar para çıkıyor. Esenyurt'a ne zaman çöktünüz? 30 Ekim 2024'te yani Kasım 2024'ten bu yana yalnızca Yusuf 7,5 milyon dolar cukkalamış. Hiç mi utanmıyorsunuz be kardeşim, hiç mi utanmıyorsunuz! Bakın, bir laf var: "Hırsız içerideyse kapı kilit tutmaz." demişler, hırsız içeride beyler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 1 Eylül ile 16 Eylül tarihleri arasında yani bu on altı günde 440 kişi 441 milyar TL fon satışı gerçekleştirmiş, vatandaş içeride kilitli kalmış ama 440 kişi 441 milyarını kurtarmış. Bu para Türkiye'nin yıllık gayrisafi millî hasılasının dörtte 1'idir, bu para Türkiye'nin soygun parasının yarısıdır. Yalnızca 440 kişi, neyi saklıyorsunuz ya, niye bu listeleri açıklayamıyorsunuz, niye şurada bir tane komisyon kuramıyorsunuz?

Bakın, bu Meclis milletin Meclisi biliyor musunuz? 2 tane kanun teklifi getirdim. Bir, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapalım, işçi ve esnaf emeklilerine en az asgari ücret kadar para verelim ama öncesinde da asgari ücreti 45.800 liraya çıkaralım.

BAŞKAN - Sayın Günaydın, 12'nci dakikayı konuşuyorsunuz, açıyorum, lütfen tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bitiriyorum Başkanım, bitiriyorum.

Bir, asgari ücretlilere 45.800 lira, iki, işçi ve esnaf emeklilerine, asgari ücret düzeyinde, 45.800 lira aylık, üç, memur emeklilerine vermediğiniz seyyanen zammı, ödemeyi verelim, onlara da ayda 25.153 TL bir zam yapalım. Para mı yok? Her zaman "Para yok." diyorsunuz ya,  para mı yok? Arkadaşlar, çalınanlar ortaya dökülse bu memlekette herkes refah içinde yaşar. 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor çünkü evin kapısı kilit tutmuyor, çünkü hırsız içeride.

Çok teşekkür ederim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Gaziantep Milletvekili Sayın Abdulhamit Gül'de söz sırası.

Sayın Gül, buyurun.

 

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; hepinizi AK PARTİ Grubumuz adına saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta ülkemizi etkisi altına alan yoğun yağışlar altında kalan, sel ve su baskınlarına maruz kalan İstanbul başta olmak üzere Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Antalya'daki tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza da Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyoruz.

Afetin meydana geldiği andan itibaren bakanlıklarımız, kurumlarımız, AFAD'ımız başta olmak üzere tüm ilgili kurum ve kamu görevlilerimiz vatandaşlarımızın yanında yer almışlardır, onların yaralarına seferber olmuşlardır. Fedakârca görev yapan tüm kamu görevlilerimize, kurumlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza da ayrıca çok teşekkürlerimi, minnetlerimi sunuyorum. Devletimiz, hasar tespit çalışmalarıyla da birlikte -İstanbul Valiliğimiz, ilgili bakanlıklarımız, kurumlarımız- vatandaşlarımızın hasarlarını, vatandaşlarımızın zararlarını giderecek şekilde, bu badireyi atlatmak üzere canla başla çalışmaktadır ve bundan sonra da bu tür hadiselerin olmaması adına büyük bir gayretle çalışmalarını ortaya koymaktadırlar. Rabb'im ülkemizi, milletimizi tüm afetlerden muhafaza eylesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aliya İzzetbegoviç, Bosna Hersek'te, Avrupa'nın göbeğinde bir soykırımın karşısında dimdik ayakta duran bilge bir insan, insanlığın yanında, insanlığın onuru için mücadele eden büyük bir kahraman. Onu da vefat yıl dönümünde Gazi Meclisten rahmetle yâd ediyoruz; ruhu, mekânı şad olsun. Aliya İzzetbegoviç'in ortaya koyduğu yaklaşım, vizyon her zaman hatırlanacaktır. Her zaman iyilerin hatırlandığı gibi, her zaman hakkın, hukukun yanında olanların hatırlandığı gibi Aliya da kıyamete kadar hep hayırla anılacaktır; ruhu şad olsun. Buradan evladıfatihana, Balkanlara, tüm gönül coğrafyalarımıza Gazi Meclisten de hürmetlerimizi, selamlarımızı iletiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mekke Anlaşması'na yönelik, Mekke savunma ittifakına yönelik kanun teklifi, uluslararası anlaşmanın kabulüne yönelik kanun teklifi Meclisimize intikal etmiştir Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ve Meclis Başkanımızın ilgili komisyonlara havale etmesiyle hem komisyonda hem Genel Kurulda yasal süreç tamamlanacaktır, Genel Kurulumuzun ve Gazi Meclisimizin, milletvekillerimizin onayına ve rızasına sunulacaktır. Ülkemizi ve tüm coğrafyamızı ilgilendiren bir tarihî gelişmedir; tarihî bir eşikteyiz bu yönüyle. Türkiye'nin, Suudi Arabistan'ın ve Pakistan'ın, ortak bir şekilde devlet başkanlarının imzaladığı bir ortak savunma anlaşmasını Gazi Meclis gündemine almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan tüm temaslarla hem bölgesel hem küresel barışın ortaya konması adına çok önemli bir dönemin eşiğindeyiz. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bölge liderlerinin kendi sorunlarını çözme yolundaki ortak iradelerini yansıtmaları, bu iradelerini somutlaştırmaları yolundaki çabaları çok kıymetlidir. Bölgemizde kalıcı barışı tesis etmek adına, ortak güvenliği sağlamak adına ve coğrafyamızın tüm vatandaşlarının ortak güvenliği adına yapılan çok önemli bir ittifaktır, çok önemli bir anlaşmadır. Bu coğrafyada çok kan gördük, haksızlık ve gözyaşı gördük ama bu bölgeye ta binlerce kilometre öteden birilerinin gelip nizam ya da düzen vermesi ya da kaos çıkarmasının artık sona ermesi ve bölgenin tüm aktörlerinin bölgenin, insanlığın geleceğine kendilerinin karar vermesi adına çok önemli bir gelişmedir. Bu bölgenin güvenliği sınır ötesi vesayet odaklarının inisiyatifine bırakılmadan, bölge insanlarının kendi ülkelerinin geleceğini tayin edeceği çok önemli bir anlaşmayla yeni bir güvenlik ve iş birliği mimarisi ortaya konmaktadır. Türkiye, dost ve kardeş ülkelerle beraber bu mimariyi ortaya koyma...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun lütfen.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) -  Cumhurbaşkanımızın bu mimariyi inşa etme yönündeki çabaları çok kıymetlidir. Gazi Meclisimiz caydırıcılığı artıran, barışı koruyan meşru bir savunma mekanizmasının ortaya konduğu ve caydırıcılığın ortaya konularak Doğu Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar ülkemizin, milletimizin çıkarlarını da korumaya yönelik çok tarihî bir anlaşmayı gündemine almıştır. Türkiye, Ankara merkezli, bağımsız, kendi yolunda, güvenli, çok boyutlu dış politikasıyla yoluna tavizsiz bir şekilde devam etmektedir. Yine, Gazi Meclisimizin takdirleriyle bu sürecin de tamamlanacağına inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ'nin varlık sebebi adaletin tam anlamıyla tesis edilmesi ve yolsuzlukla güçlü bir şekilde mücadele etmesidir. Kurulduğu günden beri bütün varlık sebebi, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki tüm tutumu, yaklaşımı ve siyaset anlayışı budur, pusulasını da bu anlamda adaletin tesis edilmesi, yanlışların ve yolsuzlukların engellenmesi üzerine bina etmiştir.

Bu fon meselesiyle ilgili de ilk günden itibaren duruşumuz çok nettir. Sayın Cumhurbaşkanımız çok kararlı bir şekilde bu hususta hem idari hem siyasi her türlü adımları atmış, bu konudaki tüm gelişmeleri de yakından takip etmektedir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz Başkanlığında bir Fon Koordinasyon Kurulu kurulmuştur. Yine, anayasal bir organ olan Devlet Denetleme Kurulu Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bir soruşturma başlatmıştır. Bu soruşturma devam etmektedir ve yakın zamanda bu soruşturmanın  sonuçlarının, ön inceleme raporlarının titizlikle tamamlanarak kamuoyuyla paylaşılacağını bekliyoruz. Keza, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı süreci çok titiz bir şekilde takip etmektedir. Adalet Bakanımızın yapmış olduğu açıklamayla 87'si tutuklu olmak üzere 403 şüpheli hakkında işlem yapılmıştır; bu süreç de yargısal süreç de devam etmektedir. Yine, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından eski ve yeni SPK Başkanları görevden alınmıştır. Yine, ilgili portföy ve fon yöneticilerinin tüm mal varlıklarına el konulmuş, haksız kazanç havuzundaki hesaplar ve varlıklar dondurulmuştur. Burada 3 temel yaklaşım vardır: Yatırımcıların haklarının iadesi, manipülatörlerle hesaplaşma, fahiş kazanç sağlayanlara asla tolerans gösterilmemesi, sermaye piyasalarının ve reel sektörün korunması. Bizim bu konudaki tavrımız çok nettir. Bizim pusulamıza göre hiçbir unvan, hiçbir makam asla dokunulmazlık vesilesi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) -  Bizim tek pusulamız vardır, o da sadece ve sadece adaletin tesis edilmesidir. Birileri açgözlülükle, tamahkârlıklarla bu milletin malına çökmeye çalışacak, mal biriktirecek, piyasa düzenbazlıklarıyla haksız kazançlar elde edecekse biz asla ama asla bunları tasvip etmeyiz, savunacak durumda olmayız. Babamızın oğlu dahi olsa bu haksız kazançları kim elde etmişse gözünün yaşına bakmayız. Hırsızın, dolandırıcının yaptığını da burnundan fitil fitil getirecek kararlılıktayız ve bu kararlılığımızı da sürdüreceğiz. Hiçbir zaman aramızda da bunları barındırmayız, AK PARTİ adı gibi aktır. Hiçbir şekilde bu açgözlülerin, bu tamahkârların, bu dolandırıcıların, milletin parasına göz dikenlerin bizim aramızda yeri yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Milletin malına, yetimin hakkına, devletin emanetine el uzatanlarla bizim asla işimiz olmaz, olamaz. Asla ama asla bu konuda "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışı içerisinde olmadık, olmayacağız, olamayız. Böyle bir tutum içerisinde olmayacağız, kolu kırandan da hesabı soracağız. Meydan meydan gezip suçluyu koruyan kollayan anlayış bizimle hiçbir şekilde yakın değildir. Biz bu anlayıştan beriyiz, biz bu anlayıştan uzağız. Suçluları koruyan bir anlayış bizim mahallemizde, bizim lügatimizde gezmez. Hukuk neyi emrediyorsa o yapılacaktır ve bu süreç devam etmektedir; adli, idari soruşturmalar devam etmektedir, titiz bir şekilde yapılacak ve her türlü müeyyide eksiksiz bir şekilde uygulanacaktır; biz de bunun takipçisi olacağız, milletimiz adına takipçisi olacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun buyurun, devam edin.

Tamamlayalım.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bu süreçte bir denetim zafiyeti, bu süreçte bir ihmal yaşandı mı, mevzuattaki önleyici mekanizmalar devreye alındı mı, alınmadı mı, ihmal mi var? Nerede, hangi kasıt, ihmal, taksir ne varsa ve bunların failleri de hem Cumhurbaşkanımızın talimatıyla oluşturulan DDK ve idari soruşturmalar, nitekim gelişmeler oldukça savcılık buralardan izinleri talep etmekte, ilgili kurumlar da bu izinleri vermekte, yargılama devam etmektedir. Bitmiş bir süreç yoktur, devam eden bir süreç vardır. MKK kayıtları, Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtları, verileri mevcuttur ve bunlar yine muhafaza altındadır; hiçbir şekilde tağyir edilmesi, değiştirilmesi, bu soruşturmanın üzerinin örtülmesi mümkün değildir; buna kimse izin vermez, biz de izin vermeyiz. Bu süreçte hiçbir ayrımcılık ya da kayırmacılığa asla izin verilmeyecektir. Adli ve idari soruşturmanın neticesinde bu açgözlü, bu tamahkârlar, bu dolandırıcıların bütün isimlerinin de yayınlanması, bu milletin bilmesinin de hakkı olduğuna inanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bunlar netleştikçe de bu isimler bu soruşturmada milletin parasına çöken her kim varsa haksız kazanç elde eden her kim varsa bunların isimlerinin de kamuoyu tarafından bilinmesi hakkı vardır. Elbette bu soruşturmalar neticesinde bu isimler de açıklanmalıdır, bunu da milletimiz beklemektedir. Sorumluluğu ve kusuru, kastı... Her kim yapmışsa bu ortaya çıkarılacaktır, kamuoyunun beklentisi de budur, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ortaya koyduğu kararlı duruş budur. Hem siyasi hem idari hem adli olarak bütün gerçekler ortaya çıkacak. Biz de takipçisi olacağız, milletimiz adına takipçisi olacağız diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, söz hakkı istiyorum.

 BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, buyurun.

Nedir mesele?

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Gül söyledi iyi niyetini ve temennilerini. Özellikle liste açıklanma kısmı önemli, haftalardır burada konuşuyoruz, aynı temenniyi Sayın Özlem Zengin de burada AKP Grup Başkan Vekili olarak paylaşmıştı. Şimdi, bu, iktidar makamında oturan, icra makamında olan bir partinin "Açıklanmasını istiyoruz." deyip üzerinden geçebileceği bir şey değil Sayın Başkan, en nihayetinde icracı pozisyonundalar. Hükûmet kendileri, pekâlâ açıklayabilirler. O zaman şöyle bir soru çıkıyor, neden açıklamıyorlar? Bir bu.

İkincisi diyor ki Sayın Gül: "İlk günden beri üzerine gittik, Devlet Denetleme Kurulu bir soruşturma yürütüyor, Fon Koordinasyon Kurulu kuruldu, SPK'nin eski Başkanını, yeni Başkanını Cumhurbaşkanımız görevden aldı." Eyvallah, çok güzel. İkinci bir soru sormak istiyorum Sayın Gül'e: Niçin Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını istemiyorsunuz? Haftalardır biz muhalefet olarak önceki hafta üç gün üst üste ve geçen hafta da buraya fon vurgunuyla ilgili araştırma komisyonu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Toparlayacağım Sayın Başkanım.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Böyle bir usul yok, sataşma yok, bir şey yok. 

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, bakın, az önce konuştunuz on iki dakika. Ben, hiçbir şekilde sizin sözünüzü kesmiyorum. Bu ikinci tura giriyor. Biraz sonra zaten fon kanununu görüşeceğiz, bir konuşma yapacaksınız uzun uzun.

Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan, şöyle bir sorunumuz var: Bu mesele, herhangi bir sorunu konuşmuyoruz, herhangi bir gündemde değiliz, normal rutinimizi devam ettirmeyi de doğru bulmuyoruz. 500 bin insanın mağduriyeti 20 milyar dolarlık bir zarardan, toplam piyasa içerisinde 100 milyar dolarlardan bahsediyoruz, hiçbirimizin tahayyül edemeyeceği paralardan bahsediyoruz; kasalardan çıkan altınlardan, kiralanmış evlerden çıkan eurolardan, dolarlardan, milyonlarca dolardan bahsediyoruz. Onun için Sayın Başkan söyledi, haklı olarak ben soruyorum bir muhalefet milletvekili olarak. Tamam, iyi, güzel, üzerine gidiyorsunuz da niye Meclisin üzerine gitmesini engelliyorsunuz? Niye Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını istemiyorsunuz? Listeyi açıklayın, bilelim diyoruz, değil mi? Kaç tane yüksek yargı mensubu var,  iktidarın içinde kaç tane insan var, kaç tane bürokrat var? Bu toplum bilmek istiyor, biz de bilmek istiyoruz. Niye bunları açıklamıyorsunuz? Şimdi "Açıklansın." demekle açıklanmıyor; ben söylerim, muhalefet milletvekiliyim, talep ederim de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İcra makamında oturan birisinin de "İstiyoruz." demesini doğru bulmuyoruz Sayın Başkan. Açıklamalılar; bu kadar açık ve net.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Poyraz, buyurun.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İktidar partisi Grup Başkan Vekili Sayın Abdulhamit Gül'ün bütün açıklamalarını dikkatle dinledim. Kendisinin bunları kalpten ve içtenlikle yaptığına ben kefilim. Ancak burada birkaç notum var, kendisinin de not almasını önemsiyorum. Bu Mekke Anlaşması'nın Meclise sunulduğunu Sayın Abdulhamit Gül müjdeledi. Burada aslında gerek yoktu, Mekke Anlaşması fiilen yürürlükte gibi davranılıyordu Sayın Dışişleri Bakanının eylem ve faaliyetleri dâhil olmak üzere. Orada çok önemli bir vurgu var "Ortak güvenliğimiz." dedi. Ortak güvenlikle ilgili sanıyorum, ortak düşmanın ne olduğunu bir tanımlamak gerekiyor; bu, hep havada. Bu Mekke Anlaşması'nın ruhunda da sürecinin tamamında da bu ortak düşman kim? Yani Mekke Anlaşması için tarafları bir araya getiren Amerika mı, Amerika'dan cüret alan İsrail mi, ortak düşman kim ya? Biz şu dış güçler ile bu ortak düşmanı bir bulamadık, bilemedik, bugün...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - ...Sayın Abdulhamit Gül'ün buna hassasiyetle eğileceğine ve bu cevabı muhakkak Parlamentoyla paylaşacağına inanıyorum.

Devamla, Sayın Abdulhamit Gül, AK PARTİ'nin varlık sebebini yolsuzlukla mücadele ve adaletin tesis edilmesi olarak tanımladı. Yirmi dört yıllık bir iktidarın iktidar karnesine baktığımızda sonuçta devletin yönetilemez hâle geldiğini, toplumda da kalıcı bir güven krizinin var olduğunu hepimiz gözlemliyoruz. Şimdi, Sayın Abdulhamit Gül dedi ki: "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı titiz bir şekilde takip ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı eski, yeni SPK Başkanlarını görevden aldı, onu yaptı, onu yaptı, onu yaptı, onu yaptı; daha ne yapalım ki? İsimler açıklansın." Ben lafın gelişi olarak söylüyorum, bende yarattığı duyguyu söylüyorum Sayın Gül. Bunların hepsi zaten yapılmak zorunda, bunları hiç kimse bize bağışlamıyor yani kanunun, mevzuatın olduğu yerde İstanbul Başsavcılığı zaten olaya resen el koyacak, Adalet Bakanı bu süreci takip edecek, İçişleri Bakanlığı, adli kolluk görevlileri yerine getirecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın Poyraz, bakın, Sayın Koçyiğit'e iki dakika ilave verdim.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ama ben erken bitirmiştim.

BAŞKAN - Ama bir dakika erken bitirdiniz.

Hadi buyurun ama lütfen tamamlayın, lütfen.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamam.

BAŞKAN - Bundan sonra Grup Başkan Vekillerine bu kadar geniş tolerans tanımayacağım.

Buyurun.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Değerli Başkanım, şimdi, bakın, bu söz verme konusundaki hassasiyetinizi anlıyorum ama iki haftadır burada bir araştırma komisyonu kurulsun diyoruz. Sayın Özlem Zengin diyor ki: "Ben de listelerin açıklanmasını istiyorum." Sayın Abdulhamit Gül de diyor ki: "Bu isimler açıklanmalı." diyor. Bu isimlerin açıklanmasına ilişkin maalesef ve maatteessüf on yılda bir hainleri kahraman, kahramanları hain yapan bir iktidarın kendi odalarının arkasında, kapalı kapılar arkasında bu süreci yönetmesine ben açıkçası güvenmiyorum. O yüzden Parlamentoda bu araştırma komisyonunun kurulması konusunda bu sözün bir başlangıç ve bu iradenin bir duruş olmasını temenni ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

 

 

BAŞKAN - Siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda 1 üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 6 Kasım 2026 Cuma günü saat 17.00'ye kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

19/10/2026

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu Başkanı Sayın Veysal Tipioğlu ve beraberindeki heyet Çekya Senatosu Dışişleri, Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkanı Sayın Pavel Fischer tarafından resmî bir ziyaret yapmak üzere davet edilmektedir. Davete icabet hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

 

 

 

Numan Kurtulmuş

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - AK PARTİ kabul etmiyor önerisini, biz kabul edelim bari.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Meclis Başkanlığının bir tezkeresini okuttum, herhâlde dinlemediğiniz için hiç tepki vermiyorsunuz; Allah Allah!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Demek ki karar yeter sayısı istemek lazım.

BAŞKAN - Kabul edenler... Çok şükür! Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, muhalefet kabul etti nasıl olsa.

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verdiği bir öneri vardır, okutup işleme alacağım ve  oylarınıza sunacağım.

20/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Selçuk Özdağ

 

 

Muğla

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ ve 19 milletvekili tarafından başta İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlerimizde yaşanan sel ve su baskınlarının nedenlerinin, etkilerinin ve benzeri afetlerin önlenmesine yönelik politikaların ele alınarak merkezî hükûmet ve yerel yönetimlerin sorumluluklarının, mevcut eksikliklerinin belirlenerek alınması gereken tedbirlerin görüşülmesi amacıyla 20/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 20/10/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Selçuk Özdağ. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun lütfen.

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başta İstanbul olmak üzere çeşitli şehirlerimizde yaşanan sel ve taşkınlardan dolayı vefat eden tüm vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza ise acil şifalar temenni ediyorum.

İstanbul'da 14 Ekimde etkili olan şiddetli yağışın ardından yaşanan sel ve su baskınları bu ülkenin en büyük şehrinde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin ne kadar ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu bir kez daha göstermiştir. İstanbul Valiliği verilerine göre 1.277 su baskını, 15 heyelan ve 47 mahsur kalma olayı kaydedilmiş ve 11 vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar suyun bastığı evlerdir, iş yerleridir, zarar gören araçlardır, kullanılamaz hâle gelen yerler ve alt geçitlerdir, endişeyle evine ulaşmaya çalışan insanlarımızdır, emeği, alın teri ve birikimi birkaç saat içinde zarar gören vatandaşlarımızdır. Buradan açıkça soruyoruz: İstanbul neden her şiddetli yağışta aynı korkuyu yaşıyor? Vatandaşlarımız neden her yağmurda evini, iş yerini ve can güvenliğini düşünmek zorunda kalıyor?

Değerli milletvekilleri, İstanbul'un kentleşme tarihinde ciddi planlama sorunları yaşanmıştır. Dereler kapatılmış, daraltılmış, üzerlerine yollar yapılmış, çevreleri konutlarla, AVM'lerle ve ticari yapılarla doldurulmuştur. Deprem sığınma yerleri dahi işgal edilmiştir. Yağmur suyunun doğal güzergâhları beton ve asfalt altında bırakılmıştır. Bugün Dereboyu Caddesi, Ihlamurdere Caddesi, Cendere Caddesi ve Büyükdere Caddesi gibi isimler bile bize şehirlerin geçmişiyle bugününü yeniden sorgulama ihtiyacını hatırlatıyor. İsminin içinde "dere" "vadi" veya "göl" bulunan bir yerleşim alanında bugün su baskını yaşanıyorsa o coğrafyanın doğal yapısına bakarak düşünmek zorundayız. Yağmur yağdığında su kendisine bir yol bulur, o yolu kapatmışsanız su bu kez evinize, iş yerinize, caddenize ve sokağınıza yönelir. Betonlaşma ve asfaltlaşma arttıkça yağmur suyunun toprağa sızabileceği geçirgen yüzeyler azalıyor. Depremden kaçarken sele yakalanıyoruz.

Buradan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına, ilgili ilçe belediyelerine ve İstanbul Valiliğine sesleniyorum: İstanbul'un taşkın riski konusunda kapsamlı, güncel ve kamuoyuna açık bir değerlendirmesi var mıdır? Hangi dere yatakları kapatılmıştır, hangileri daraltılmıştır? Hangi yapılaşmalar taşkın riski taşıyan alanlarda bulunmaktadır? Yağmur suyu tahliye sistemlerinin kapasitesi günümüzde yaşanan aşırı yağışlara ne ölçüde cevap verebilmektedir? İstanbul'un su geçirimsiz yüzey miktarı ne kadardır ve bu miktar yıllar içinde nasıl değişmiştir? Bu soruların cevabı tahminlerle değil, ölçümlerle; genel açıklamalarla değil, bilimsel verilerle verilmelidir.

Bakınız, afet yönetimi, kurumların birbirine sorumluluk yüklediği bir süreç değil, bütün kurumların kendi görevini yerine getirdiği bir kamu hizmetidir.

Değerli milletvekilleri, çözüm bellidir. Birincisi, İstanbul için güncel ve bütüncül bir taşkın ve yağmur suyu master planı hazırlanmalıdır.

İkincisi, dere yatakları korunmalıdır; üzeri kapatılarak yol, otopark veya yapılaşma alanına dönüştürülen dereler, mühendislik ve çevresel etki değerlendirmeleri doğrultusunda uygun olan yerlerde yeniden açılmalıdır.

Üçüncüsü, yağmur suyu hatları ile kanalizasyon sistemleri ayrıştırılmalı; mevcut sistemlerin kapasitesi mutlaka güncellenmelidir.

Dördüncüsü, taşkın tehlike ve risk haritaları hazırlanmalı, güncellenmeli ve imar kararlarının temel unsurlarından biri hâline getirilmelidir.

Beşincisi, çatı sularının depolanması, yağmur bahçeleri, geçirgen kaldırımlar, yeşil alanlar ve suyu geçici olarak tutabilen parklar yaygınlaştırılmalıdır.

Altıncısı, erken uyarı sistemleri geliştirilmelidir; Meteoroloji, AFAD, valilik, belediyeler ve ilgili kurumlar arasında veri paylaşımı mutlaka güçlendirilmelidir.

Yedincisi, merkezî yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ortak çalışma mekanizmaları kurmalıdır. Bu mesele kurumlar arasındaki siyasi tartışmalara kurban edilemeyecek kadar önemlidir çünkü söz konusu olan herhangi bir kurumun başarısı veya başarısızlığı değil, vatandaşlarımızın can güvenliğidir.

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum: Doğayı imar planlarının dışına itemezsiniz. Doğa, eninde sonunda kendisini hesaba katmayan planları yıkar, geçer gider çünkü şehirler insan içindir, imar planları insan içindir, altyapı yatırımları insan içindir ve hiçbir siyasi hesap, hiçbir rant beklentisi, hiçbir plansızlık vatandaşlarımızın can güvenliğinden daha değerli değildir.

Değerli milletvekilleri, İstanbul Valisinin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanının açıklaması çok talihsiz bir açıklamaydı hatırlarsanız eğer. "Bundan böyle dere yataklarındaki veya bu tür suların, sel baskınlarının olacağı yerlerdeki evleri veya binaları, iş yerlerini yıkacağız." ifadesini kullandı. Niye önce yıkmadın sen?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Sen niye görevini yapmadın? O güzel makamlarda oturuyorsunuz, son model arabalara biniyorsunuz. Kaymakamlarınız, belediye başkanlarınız, çevre ve şehircilik, iklim müdürlüğünüz, il müdürlüğünüz, ilçe müdürleriniz neden görevlerini yapmadılar; bilmiyor muydunuz buraların dere yatakları olduğunu? Biliyordunuz.

Peki, buralarda insanların öldüğünü daha önce görmediniz mi? Nerede gördünüz? Kastamonu Bozkurt'ta gördünüz. Nerede gördünüz? Kırklareli'nde gördünüz. Niye buralara tedbir almadınız? Çünkü siz görevinizi yapmıyorsunuz; görevinizi kötüye kullanıyorsunuz, görevinizi ihmal ediyorsunuz. Vatandaşınıza değer vermiyorsunuz, coğrafyanıza değer vermiyorsunuz, risk almıyorsunuz. Gözünüz kulağınız İstanbullularda değil, varsa yoksa sarayda veya "Külliye" dediğiniz yerde ve siz, daha çok Allah'a karşı sorumluluktan ziyade, millete karşı sorumluluktan ziyade "Acaba Sayın Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımız ne der?" -çünkü sistemin adı bu- diyerek bunun üzerinde duruyorsunuz.

Gelin, burada bir araştırma önergesi verdik, "evet" oyu verin ve kimler sorumluysa onlar hakkında gereğini yapalım ve Türkiye bu felaketler olduğu zaman da maddi ve manevi zararsız kurtulsun diyorum. Ama biliyoruz "ret" oyu vereceksiniz ve bu "ret" oyları da sizi kurtarmayacak, millet de mutlaka gereğini yapacak diyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL,  Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

İYİ Parti Grubu adına Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz.

Sayın Kocamaz, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi grubunun önerisi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul başta olmak üzere birçok kentimizde yaşanan sel ve su baskınları nedeniyle mağdur olan vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor; hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yağmurun yağmasını engelleyemeyiz ancak yağmurun bir felakete dönüşmesini önleyebiliriz. Asıl mesele, afet gelmeden önce gerekli tedbirleri alıp almadığımızdır. Siz dere yataklarını daraltırsanız, doğal su akış güzergâhlarını yapılaşmaya açarsanız, yeşil alanları betonla kaplarsanız, yağmur sularının toprağa sızmasını engellerseniz yaşanacak felaketlere de zemin hazırlamış olursunuz. Unutmayalım ki su akar, yatağını bulur. Doğanın işleyişini yok sayan plansız şehirleşmenin bedelini maalesef vatandaşlarımız canlarıyla ve mallarıyla ödemektedir. İstanbul'da çok katlı binaların da yer aldığı dere yataklarındaki yapılara iktidar yıllar sonra yıkım kararı almış. Öncelikle buralarda yapılaşmaya izin veren, sorumluluğu bulunan ve göz yumanlar mutlaka tespit edilip cezalandırılmalıdır. Mesela, Ayazağa Deresi'nin yataklarına yüksek katlı binaların yapılmış olması, derenin üzerinin kapatılıp üzerine okul yapılması, derenin kenarına dükkânların yapılmış olması ve bunlara izin verilmesi hangi aklın eseridir, gerçekten merak ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, peki, soruyorum sizlere: Belediyelerin, merkezî yönetimin ve ilgili kurumların bu tabloda sorumluluğu yok mudur? Altyapı yatırımları neden zamanında yapılmamaktadır? Dere yatakları neden yeterince korunmamaktadır? Yağmur suyu drenaj sistemleri neden afetlere hazır hâle getirilememektedir? Devletin görevi afet yaşandıktan sonra hasar tespiti yapmak ve vatandaşın zararını karşılamakla sınırlı değildir. Asıl görev, afet yaşanmadan önce önlem almak ve vatandaşın can ve mal güvenliğini temin etmektir. Çözüm bellidir. Dere yataklarında yapılaşmaya izin verilmemeli, derelerin üzeri kapatılmamalı, kapatılan dereler bilimsel ve teknik değerlendirmeler doğrultusunda yeniden açılmalı, yağmur suyu kanalları ve drenaj sistemleri düzenli olarak temizlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) - Afet yönetimi, yalnızca afet anında hatırlanmamalıdır. İlgili bütün kurumlar yıl boyunca hazırlıklı olmalı, merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasında güçlü bir koordinasyon sağlanmalıdır. Her sel felaketinden sonra aynı görüntülerle karşılaşıyoruz. Sular altında kalan evler, iş yerleri; kullanılamaz hâle gelen araçlar ve bir ömürlük emeği bir gecede yok olan vatandaşlarımız. Sonra açıklamalar yapılıyor, hasar tespitleri gerçekleştiriliyor, yardımlar gündeme geliyor. Peki, neden aynı acıları tekrar tekrar yaşıyoruz? Neden felaketlerden önce değil de felaketlerden sonra harekete geçiyoruz? Hâlbuki, afetleri önlemek kamu yönetiminin temel sorumluluğudur. Unutmayalım ki, doğal olaylar afete dönüşebilir ancak ihmaller, plansızlık ve tedbirsizlik kader değildir diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Yüksel Mansur Kılınç.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL MANSUR KILINÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisinin başta İstanbul olmak üzere, çeşitli şehirlerde yaşanan sel ve su baskınlarının nedenlerinin ve etkilerinin bütüncül biçimde ele alınması, önlemlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılması önerisini destekliyoruz.

İstanbul ve Kocaeli'de sel yıkımı nedeniyle 10 vatandaşımızı yitirdik, Allah'tan rahmet diliyorum. Sellerin tarihimizde, Anadolu'muzda, ülkemizde hikâyeleri var, türküleri de olmuş, selin bir yıkım olarak yaşandığı İstanbul'un da bir hikâyesi var; yerleşim hikâyesi, kentleşme hikâyesi, beraberinde kent suçlarının oluşması ve İstanbul'un artık bir yıkılabilir, yaşanan her olayın bir yıkım olarak yaşandığı bir hikâye var. İstanbul'un bir coğrafyası var, bugün ölümün olduğu Kocaeli ve İstanbul aynı zamanda coğrafi olarak aynı özelliklere sahip, "Kocaeli Çatalca Penepleni" diyoruz. Bir de kentleşme tarihinde yaşanan sorunlar var ve bu coğrafyanın aynı zamanda bir süreci var, oluşma süreci var, oluşma sürecine uygun davranılan her yerde aynı zamanda bir yer seçiminden söz ediyoruz yani yeni ihtiyaçlar, yeni kentler, sanayileşme, bunları da yer seçimleriyle belirliyoruz ve konut alanlarını da yine tarihimizden bakarak yerleşme coğrafyasından görüyoruz. Yani her yere ev yapılamıyor, her yere konut yapılamıyor, her yer yaşam alanı olamıyor. Peki, İstanbul'a baktığımızda bunları görebiliyor muyuz? Hayır. Peki, o zaman bugün burada ve bu tür yıkımlarda yani doğal felaket dediğimiz yıkımların sonrasında yaşanan olaylarda ne görüyoruz? İstanbul'da organize imar suçu işleyen, rant suçu işleyen suç örgütleri var. İstanbul'da benim bildiğim elli yıldır yerel yönetimler ve siyaset, organize imar suç örgütleri tarafından kuşatılıyor ve bunlara karşı yeniliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

YÜKSEL MANSUR KILINÇ (Devamla) - Dolayısıyla, yaşadığımız doğal afet ya da doğal olayların bir felakete dönüşmesinde İstanbul'da en önemli sorun bu.

Şimdi, denebilir ki: "Ayazağa'yla ilgili İstanbul'un tarihinde ne var?" Ayazağa imar planları 1999'la 2004 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gündemine geldi. O zaman, bugün iktidarda olan partinin devamı olan o zamanki Meclis üyelerimizin de bir kısmı burada, bu tarihte Ayazağa planları Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da içinde bulunduğu grup tarafından reddedildi ve bu felaketin olabileceği o zamandan öngörüldü. Peki, ondan sonra ne oldu? Biraz önce söylediğim organize imar suçuyla suç örgütleri, imar planlarının değiştirilmesini ve Ayazağa'nın yapılaşmaya açılmasını sağladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL MANSUR KILINÇ (Devamla) - Felaketin sorumluları da bir felaketin önlenmesi de bizim girişimlerimizle, bilimsel incelemelerle, bilimsel çalışmalarla önlenebilir ama bir yolu var: İstanbul başta olmak üzere organize imar suç örgütleriyle hesaplaşmadan bu sorunları aşamayız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Kezban Konukçu.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA KEZBAN KONUKÇU (İstanbul)  - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede deprem olur, binlerce kişi ölür "Asrın felaketi." Sel olur, insanlar ölür, evleri su basar "Asrın felaketi." Ama yirmi beş yıldır iktidarda olan AKP-MHP iktidarı, saray rejimi sorumluluk almaz. Biz buradan açıkça ifade edelim: Aslında asrın felaketi sizsiniz, milletin başına bela olmuş bir iktidar var, asrın baş belası iktidar. Rantçı, talancı iktidarın yönetim anlayışı, İstanbul'da dere yataklarını imara açarak, afet toplanma alanlarını betonlaştırarak, meteorolojik uyarılara rağmen önlem almayarak göz göre göre insanları katletmiştir. İstanbul'da 14 Ekimde yaşanan sel felaketi bir doğal afet değildir, aslında bir tesadüf de değildir ve İstanbul'da 63 dere yatağının üzerine konut ve iş yeri diken, ormanları ve doğal su yollarını yok sayan, kentin hafızasını rant uğruna silmeye çalışan bu anlayışın sonucunda bu felaket yaşanmıştır. Esenyurt'ta, Ayazağa'da, derelerin taştığı her mahallede bakıyoruz ki en büyük bedeli emekçiler ödemiştir, yoksullar ödemiştir.

Bakın, İstanbul ve Kocaeli'de hayatını kaybeden insanların sayısı 10 olarak açıklanmıştır, aslında 11 kişi hayatını kaybetmiştir. Peki, neden 1 kişinin ismi anılmıyor? Bu kişi işçi Faik Şentürk. Faik Şentürk, Beykoz'da bir okul inşaatında bekçi olarak çalışmaktaydı ve selden hemen bir gün sonra bu inşaatın -ki bu inşaatın ihalesini alan da "Beyoğlu Bilişim İnşaat" diye bilinen ve sürekli kamudan ihale alan bir firma, bu da dikkat çekici- bodrum katına indiriliyor orayı boşaltması için hiçbir önlem alınmadan, çukura düşerek hayatını kaybediyor ama adı dahi anılmıyor bu emekçinin.

Peki, bugün bu kent sular altında kalırken, dereler taşarken, insanlar can verirken halktan yana olan bilim insanları, şehir plancıları, mimarlar nerede? İçeride tutsaklar. "Dere yataklarını imara açmayın, Kuzey Ormanları'nı katletmeyin, kamusal alanları rantiyeye terk etmeyin." diyen şehir plancıları içeride ve bunlardan biri de Tayfun Kahraman ve mahkeme kararlarına rağmen hâlâ bırakılmıyor çünkü bu rant sistemi devam etmesin diye gerçekleri açığa çıkaran bilim insanları ve şehir plancıları içeride olacak ki siz kolay kolay soygununuza devam edin. Peki, bu rantçı anlayışın son örneğini biz nerede gördük? Esenyurt'ta gördük, kayyum Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş'ın evlerinden yüz binlerce dolar -ben böyle bilemiyorum o rakamları ama okuyayım bari- on binlerce avro, milyonlarca lira nakit ve...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Biz nasıl bilelim Vekilim yani maaşlı insanlarız.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - .. ultra lüks kol saatleri -ben reklam olmasın diye onları da söylemeyeyim, siz çok iyi bilirsiniz o saatleri- silahlar falan ele geçirilmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Tamamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit,  lütfen hatibe laf atmayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Destekliyorum Sayın Başkan.

 BAŞKAN - Evet, buyurun, devam edin lütfen.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Hak edişlerin yüzde 20'si oranında rüşvet alındığı açığa çıkarılmış. Peki, bu kayyum yani bizde olan belediyeye kayyum atanmıştı biliyorsunuz, halkta yani kent uzlaşısında; peki, bu ne oldu? Görev değişikliği yapıldı; kayyum, vali yardımcısı olarak merkeze alındı yani suç ve usulsüzlük iddialarının üzerine gidilmedi, sadece yüz değiştirildi. Şimdi, burada, fon vurgunuyla ilgili de şöyle söyleniyor: "İşte, yasa gelecek, üzerine gideceğiz, edeceğiz, yapacağız." E, buyurun, yapın. İşte, istifa edenlere de "Görevden alındı." falan dediniz; onlar istifa etti diye biliyoruz biz. Bilmiyorum yani oralarda da yalandan bir şey yapıyorsunuz, bari açık açık söyleyin "Görevden alındı." diye; basına öyle yansımadı.

Bakın, bu rant düzeninden, kesinlikle bundan hesap sorulmadan bizim, halkın, hiçbirimizin yaşam güvencesi dahi yok; İstanbul gibi bir kentte insanlar selde can veriyorlar bu vurguncular yüzünden, bu vurguncu anlayış yüzünden; ancak bu iktidardan kurtularak kurtulabiliriz diyorum.

Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu.

Buyurun lütfen. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA AYŞE SİBEL YANIKÖMEROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul'da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum; etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sahada görev yapan ekiplerimize de ayrıca teşekkür ediyorum.

Bugün, burada, her afet sonrasında evini, iş yerini, geçimini kaybetme korkusu yaşayan İstanbulluların sesini duyurmak için konuşuyorum. Bir inşaat mühendisi ve İstanbul Milletvekili olarak söylüyorum; şehrimizi afetlere hazırlamak, bilimin gösterdiği önlemleri zamanında hayata geçirmekle mümkündür.

Değerli milletvekilleri, yağışın şiddetini kontrol edemeyiz elbette ancak suyun akacağı yolları, altyapımızın kapasitesini ve nerede yapılaşmaya izin verdiğimizi yönetebiliriz. Dere yataklarını daraltırsak, şehri betonla kaplarsak taşkın riskini de büyütürüz.

Değerli milletvekilleri, hafta sonu Ayazağa bölgesindeydim. Bu bölgede imar planları 2018'de bitmiş olmasına rağmen bugüne kadar geçen sekiz yıl içinde kentsel dönüşüm hâlâ başlatılmamıştır. Başta Ayazağa olmak üzere afet riski olan mahallelerimizde kentsel dönüşümün acilen başlaması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, İstanbul'un geçmişindeki sel felaketleri bize yeterince acı ders verdi. Artık sormamız gerekiyor: Bu dersler hangi yatırımlara dönüştü? Riskli bölgelerde hangi önlemler alındı? Eksikler neden giderilmedi? Vatandaşımız her sağanakta aynı korkuyu yaşamak zorunda değildir. Evindeki suyu boşaltmaya çalışan bir ailenin, dükkânındaki malını kurtarmaya çalışan esnafın beklentisi açıktır: Güvenlik, hizmet ve sorumluluk.

Değerli milletvekilleri, yapılması gerekenler çok açık bellidir. İstanbul'un güncel bir taşkın ve yağmur suyu yönetim planı olmalıdır. Altyapı yatırımları riskin en yüksek olduğu mahallelerden başlatılmalıdır. Dere yatakları korunmalı, yapılaşmaya izin verilmemelidir. Parklar, meydanlar ve açık alanlar yağmur suyunu tutabilecek biçimde düzenlenmelidir. Erken uyarılar vatandaşımıza zamanında ve anlaşılır şekilde ulaştırılmalıdır. Bu sorumluluk bütün ilgili kurumların ortak sorumluluğudur. Merkezî yönetim ve belediyeler birlikte çalışmalıdır. Hangi kurumun ne yapacağı ve iş planları kamuoyuna açıklanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

AYŞE SİBEL YANIKÖMEROĞLU (Devamla) - Ayrıca, zararın tespiti hızla yapılmalı ve ihtiyaç sahiplerine destek ulaştırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, buradan çağrım çok açıktır: Gelin, araştırma komisyonunu kuralım, eksikleri, ihmalleri ve çözüm yollarını bu çatı altında konuşalım. İstanbulluların can ve mal güvenliğini önceliğimiz yapalım. Şehrimizi bir sonraki yağışa ve afetlere bugünden hazırlayalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Erdem.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul başta olmak üzere çeşitli şehirlerimizde yaşanan sel ve su baskınları nedeniyle genel görüşme açılmasına ilişkin Yeni Yol Grubu adına verilen önergeye karşı AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, İstanbul başta olmak üzere ülkemizin çeşitli şehirlerinde yaşanan sel ve su baskınlarından etkilenen bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz perşembe günü elim bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden Üsküdar Belediye Başkan Vekilimiz merhum Dündar Ziya Gültekin kardeşimizi de rahmetle anıyorum. Merhum kardeşimizin ailesine, yakınlarına, AK PARTİ ailemize ve Üsküdarlı hemşehrilerimize bir kez daha başsağlığı diliyorum. Rabb'im mekânını cennet, makamını ali eylesin.

Değerli milletvekilleri, 14 Ekim 2026 tarihinde İstanbul'da etkili olan kuvvetli yağışlar, şehirlerimizin afetlere karşı hazırlıklı olmasının ne kadar hayati bir mesele olduğunu bir kez daha göstermiştir. Meteorolojik ölçümlere göre İstanbul'un bazı bölgelerinde yirmi dört saat içerisinde metrekareye 186 kilogramın üzerinde yağış düşmüş, Beykoz ve Ömerli Barajı civarında ise metrekareye 193 kilogram yağış kaydedilmiş, iki günlük süreçte bazı bölgelerde metrekareye toplam 270 kilogram  yağış düşmüştür. Bu miktarlar son yüz yılın en yüksek rakamlarıdır, yaşanan yağışın olağanüstü boyutunu göstermektedir. Böylesine yoğun yağışlar karşısında şehirlerimizin altyapısının, afet hazırlıklarının ve müdahale kapasitesinin sürekli geliştirilmesi önem taşımaktadır.

Devletimizin önceliği, her şart altında vatandaşımızın can güvenliğini korumak, ihtiyaçlarını karşılamak ve afetin etkilerini en kısa sürede ortadan kaldırmaktır. Bu anlayışla, başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum, İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi olmak üzere ilgili bakanlıklarımız, İstanbul Valimiz Sayın Davut Gül, AFAD Başkanımız ve ilgili kurumlarımız afetin ilk anından itibaren süreci yakından takip etmiş, sahadaki müdahale ve koordinasyon çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Sayın Mahinur Özdemir Göktaş da selden etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunarak vatandaşlarımıza yönelik destek çalışmalarını bire bir takip etmişlerdir. Yürütülen çalışmalar kapsamında 3.057 vatandaşımız güvenli alanlara taşınmış, koordinasyon merkezine ulaşan ihbarlara yönelik müdahale çalışmaları sürdürülmüştür. Elbette görevimiz yalnızca afet meydana geldiğinde müdahale etmek değildir. Aynı zamanda benzer olayların etkilerini azaltacak tedbirleri önceden almak ve şehirlerimizi geleceğin risklerine karşı daha dirençli hâle getirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Bu kapsamda yağmur sularının alt yapısının güçlendirilmesi, dere yataklarının korunması, taşkın riski bulunan bölgelerde gerekli önlemlerin alınması, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve şehir planlamasında bilimsel verilerin esas alınması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmaların başarıya ulaşması için bakanlıklar ile yerel yönetimlerin eş güdüm içerisinde hareket etmesi, ilgili kurumların sorumluluklarını yerine getirmesi ve ortak akılla kalıcı çözümler üretilmesi gerekmektedir.

İstanbul'u yakinen tanıyan birisiyim. 1973 yılında Kağıthane'ye Anadolu'dan gelen bir insan olarak geldiğimizde şunu görmüştük: Kağıthane Cendere bölgesi, Beyoğlu Sütlüce'den itibaren genel olarak fabrikaların kurulduğu bölgelerdi ve özel mülkiyetti. Yani, özellikle biraz önceki konuşmacıların "İmara açıldı, afet oldu..." İmara açılmasa da daha önceki yıllarda 1960'lardan itibaren İstanbul'un gecekondulaşması ve ruhsatsız yapılar, maalesef, İstanbul'da en büyük risk taşıyan alanlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika verdim zaten.

İSMAİL ERDEM (Devamla) - Elbette dere yataklarının korunması gerekir. Burada esas olan şudur: Özel mülkiyete imar hakkı transferi verilerek, dere yataklarındaki özel mülkiyetteki imar hakları dere kenarlarından uzak bölgelere taşınarak, oradaki vatandaşların da hakları hukukları korunarak dere ıslah çalışmalarına bu doğrultuda devam edilmelidir.

Tüm Meclisi saygıyla hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım, konuşmacı İsmail Bey'i dikkatle dinledim. Tabii, dileklerine katılmamak mümkün değil yani "Dere yataklarına yapılaşma yapmamak lazım, yapılırsa felakete yol açar." diyor. Haklı da. Peki, Ayamama Deresi'ni yapılaşmaya kim açtı? 2009'da 31 kişi vefat etmişti, kim açtı orayı? Sonra Ayazağa'da... Ayazağa'yı yapılaşmaya kim açtı? Örneğin, daha yeni, 2026'da Rams Park'a o imarı verip de 1'inci kattan suların akmasına kim sebep oldu? Böyle gizli özne konuşarak hiçbir yere varamayız. İstanbul'a kimin ihanet ettiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu süreci gizli öznelerle değil gerçekten yapılması gerekenleri yapmaya yönelik irade koyarak; yerel yönetimleri engelleyerek değil destekleyerek bir yere vardırabiliriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

 

 

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayı yok Başkanım karşı tarafta, kimse yok.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bizim özgül ağırlığımız var Sayın Başkan.

BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, ben sona doğru hem Cumhur İttifakı'nın milletvekillerini hem de bütün muhalefet grubunun milletvekillerini inanın sayıyorum. Sayı fazla çıktı, 60'a yakın milletvekili vardı. Onun için önerinin kabul edilmediğini ifade ettim.

Şimdi, İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

20/10/2026

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Uğur Poyraz

 

 

Antalya

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Grup Başkan Vekili Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, son yirmi yılda kamu kurum ve kuruluşlarında özel kalem müdürlüğü ve diğer istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamaların, bu kadrolardan olağan memuriyetlere gerçekleştirilen nakillerin ve bunların dayanağı olan personel işlemlerinin incelenmesi; 24 Mayıs 2016-10 Temmuz 2018 döneminde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında yaklaşık 60 özel kalem müdürü değişikliği yapıldığı yönündeki iddiaların resmî kayıtlarla aydınlatılması; sınav, liyakat, eşitlik, görevde yükselme ve kamu kaynaklarının kullanımı bakımından ortaya çıkabilecek aykırılıkların ve varsa sorumlularının tespit edilmesi; bu uygulamaları önleyecek mevzuat ve denetim tedbirlerinin belirlenmesi amacıyla 12/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 20/10/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İzmir Menderes'ten konuklarımız locadan Genel Kurulumuzu izliyorlar, kendilerine hoş geldiniz diyoruz. (Alkışlar)              

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Uzun zamandır hem siyasette hem de ülke yönetiminde iktidar ve muhalefet arasında "size göre"ler, "bize göre"ler var. Oysaki sizin doğrularınız ya da bizim doğrularımız değil, ihtiyacımız olan mutlak ve ortadaki hakikatler. Şimdi, mesela, terörün tanımını yapabilir misiniz? Size göre terörün tanımı ne? Yani bundan iki yıl önceki terörün tanımı ile bugünkü terörün tanımı ne? Ya da yolsuzluğun tanımını yapabilir misiniz? Bir ortak tanımımız var mı yolsuzlukla ilgili? Ya da yoksullukla ilgili ya da yoksunlukla ilgili bir ortak tanımımız var mı? Peki, kul hakkıyla ilgili bir ortak tanımımız var mı? Bunu yapabilir misiniz? Kendinize yapabilir misiniz? Bu tanımı bize yapabilir misiniz? Ya da bu tanımlarımız ortaklaşabilir mi? Sanıyorum, problem cümlesi ve meselenin özü buradan kaynaklanıyor. Her on yılda bir kahramanların hain, hainlerin kahraman olduğu bir memleketteyiz ve bu memleketi siz yönetiyorsunuz. Yolsuzluk dilinize pelesenk olduğunda, bir süre sonra Cenab-ı Hak, o yolsuzluk sarmalını doğrudan siyasetçilerinizin, aktörlerinizin, hatta atadığınız bürokratların bile karıştığı bir sarmal hâlinde önünüze koyuyor. Şimdi, bunlardan bir tanesi de bu eski Bakanınız, eski Bakan aynı zamanda eski Genel Başkan Yardımcınız, sizin ismini sarf etmediğiniz "Aramızda hırsıza, rantçıya yer yok." diyerek örtülü bir şekilde tanımladığınız Fatma Betül Sayan'ın hakkında çıkan, özel kalem müdürlüğünden 60 kişiyi istisnai memuriyete almış olması.

Şimdi, birçok şey istisna iken iktidarınız döneminde  bu da olağan hâle gelmiş bir konu. Tutuklama da normalde istisna ama iktidarınızda olağan, bu memuriyete atama işi normalde istisna ama iktidarınızda olağan. Bu konuya ilişkin hem Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a hem de şu anki Aile Bakanına kaç kişinin bu şekilde göreve alındığını, nereye atandığını ve şu an hâlihazırda hangi görevde olduğunu sorduk. Bununla birlikte de bu konuda bir araştırma önergesi verdik ve şu anda da bu araştırma önergesi hakkında konuşuyorum.

Şimdi, biraz önce ifade ettim ya, kul hakkını beraber değerlendirelim diye. Şimdi, bu özel kalem müdürlüğünden memuriyete geçişin, 2010 ve sonraki yıllardaki KPSS sorularının çalınarak FETÖ'cülerin memuriyete geçmesinden ne farkı var? Siz görebiliyor musunuz bir fark? Onda da bu ülkenin yetişmiş evlatları, bu ülkede çalışmış, uğraşmış, didinmiş hatta sizin yeğenleriniz, kardeşleriniz, arkadaşlarınız... İktidar-muhalefet fark etmeksizin hepimizin evlatlarının, arkadaşlarının girip kazanamadıkları ama FETÖ'cülerin soruları çalmak suretiyle kamu görevinde istihdam edildikleri sistem ile bunun arasındaki fark ne? Bu da kul hakkı değil mi? Bu kul hakkını araştırmak sizin de mesuliyetiniz değil mi? Ben "Siz yaptınız." demiyorum, buradaki hiçbir milletvekilini bununla ilgili isnat etmiyorum ama böyle bir hakikat var, böyle bir gerçeklik var. Dolayısıyla, sizler bakanlara gidip de bir konuyu rica edene kadar, bir konuyla ilgili bir sorunu izah edene kadar neredeyse kırk takla atmak zorunda kalıyorsunuz ama birileri istisnai memuriyetle hop...

Şimdi nerede bunlar? Var mı bunların içlerinde özel kalemlikten gelip bakan yardımcısı olan, var mı kurum başkanı olan, var mı bürokraside bu konuma gelenler; tanıyor musunuz, biliyor musunuz? Elbette var. İşte, onların kim olduğunu, buralara layık olup olmadıklarını, bu liyakati haiz olup olmadıklarını, bütün bunları gözlemlemek zorundayız; bu, Parlamentonun sorumluluğu, sizlerin de vicdani sorumluluğu. İtham etmiyorum, isnat etmiyorum; bu sürece ilişkin sorumluluğunuzu hatırlatıyorum. Bu sorumluluk çerçevesinde Parlamentonun ve milletvekilliğinizin gereğini yapmanız için sizi davet ediyorum çünkü bu kul hakkı yemekten başka bir şey değildir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu, FETÖ'cüleri istihdam etmekle aynı mantıktır, aynı zihniyettir ve bunun reçetesi de menşesi de maalesef ve maalesef iktidarınızın duvarında asılı durmaktadır.

Şimdi, bu konuya ilişkin bu vesileyle de süremi çok fazla aşmak istemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Devamla) - Bu vesileyle, özellikle bu fon krizinden sonra "Sağlığım iyi değil." diyenler, görevden affını isteyenler ya da görevden affı istenenler, görevden alınanlar, görevden el çektirilenler ve personel emrine alınanların; bütün bunların mevcut atanmış, liyakatine değil biatine göre atanmış tüm bürokratlara da örnek olmasını ve ibret olmasını önemsediğimizi de ifade ediyorum. Buradan tüm bürokratlara sesleniyorum: Attığınız her imza, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde" yani "Sayın Cumhurbaşkanımızın bilgisi dâhilinde" denilerek size verilen her talimat doğrultusunda attığınız imza bu milletin vicdanında bir gün ortaya çıkacaktır, o günler de çok ama çok yakındır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istisnai kadrodan memur atama istisnai bir durumdur. Ya özel yetenekli kimselerin kamuya kazandırılmasıdır, ikincisi de bakanların -Türkiye Cumhuriyeti devletinin en üst makamlarından birisi olan bakanların- işine yarayacağı düşüncesiyle sivil hayatta tanıdıkları bazı kimseleri yanına almasıdır. Bu bir kişiyle sınırlı olması gerektiği hâlde, bazı bakanların çok sayıda personeli alıp başka kadrolara aktardığına yönelik kamuoyunda açık bilgiler var. Şunu söylemek gerekir: Bu, devletin bakanın namusuna bıraktığı bir emanettir, bu emaneti üst üste istismar etmek emanete ihanettir. Ne yazık ki bu emanete ihanet edildiğine dair net veriler ortadadır. Bu, aynı zamanda bir kul hakkıdır. AK PARTİ'li arkadaşlara şunu söylemek isterim: Bu ülkede yıllarca çalışıp sınavda başarı gösterenlerin ve ailelerinin emeklerinin, fedakârlıklarının; ineğini satıp çocuk okutan insanların vebalini üstlendiğinizin acaba farkında mısınız? Acaba atanamadığı için evlenemeyen, boşanan, intihar eden gençlerin sizin bu haksızlığınızdan dolayı bu sorunla karşı karşıya kaldığının bilincinde misiniz? Bilesiniz ki bu özel kaleme getirdiğiniz elemanlar bulunmaz Hint kumaşı zaten değil. Bir kişinin bir anlamı var ama üst üste, üst üste yapmak net olarak yüz kızartıcı bir suçtur. Adı "AK" olan, "Adalet"le başlayan bir partinin adaletsiz bütün işlere imza atması da çok manidardır.

Değerli milletvekilleri, bu konu araştırılmazsa eğer, şu anda AK PARTİ döneminde atanmış bütün memurlar zan altında kalacaktır. Sırf bu durumdan dolayı alın teriyle gelen insanlar da ne yazık ki zan altındadır. Şu bilinmelidir ki: Kamu görevleri kimsenin babasının malı değildir, kimsenin kişisel tasarruf alanı değildir; kimseye özel mülkiyet bahşeder gibi, lütufta bulunur gibi böyle bir memuriyet vermek kabul edilemez.

Yeri mi bilmiyorum, KİT Komisyonu üyesiyim; Komisyona bugünlerde ilgili kurumların yetkilileri geliyor: "Eski milletvekiliyim, aynı zamanda Bakan Yardımcısıyım, aynı zamanda falan şirketin Yönetim Kurulu Başkanıyım, aynı zamanda falan şirketin Yönetim Kurulu üyesiyim, filan şirketin CEO'suyum." Ya, insaf, vicdan, bunların hepsi....

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, denetimden çekinmemek gerekir. Bu ülkede biz bakana güvenemeyeceksek kime güveneceğiz Allah aşkına? Devlet bakanlara bir tane imza için yetki vermiş ama bu istismar edilerek ne yazık ki olumsuz bir durumla karşı karşıyayız. Şunu da belirteyim ki bu haksızlığa imza atan kimse net olarak emanete ihanet etmiştir, kul hakkı çiğnemiştir. Buna göz yumanlar, böyle bir meseleye "Boş ver, bizim adamımız, görülmesin." diyenler de bu vebalin ortağıdır. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, AK PARTİ'li arkadaşlara hiç olmazsa bu konuda bir araştırma yapılmasına destek vermelerini öneriyorum çünkü burada bir kul hakkı söz konusudur; aksi hâlde, vicdan azabından hiçbir şekilde kurtulamazsınız. Toplumda dindarlara nefretin temelinde işte bu uygulamalar yatıyor, buna siz elinizle destek verirsiniz. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Sayın İnan Akgün Alp.

Sayın Alp, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz İYİ Parti tarafından verilen, son yirmi yılda kamu kurum ve kuruluşlarında özel kalem müdürlüğü ve diğer istisnai memuriyet kadrolarında yapılan atamaların incelenmesi talebiyle bir Meclis araştırması açılması önerisini destekliyoruz ve "evet" oyu vereceğiz; gerekçesini de isabetli buluyoruz.

Sayın milletvekilleri, buna "fon yüzsüzlüğü" mü dersiniz, "fon yolsuzluğu" mu dersiniz, "fon nedeniyle ortaya çıkan devlet krizi" mi dersiniz bu bir perdeyi kaldırdı. Birazdan fon yasası görüşüldüğü zaman bütün partiler bu konudaki fikirlerini söyleyecekler ama bir gerçeği daha ortaya çıkardı ki eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya döneminde, iki yıllık bir sürede 60 kişi istisnai memuriyet kadrosuna alınmış özel kalem müdürü yapılmak suretiyle. Sayın milletvekilleri, bunlar kimdir, hangi tarihlerde özel kalem müdürlüğü yapmışlar, kaç gün görevde kalmışlar, daha sonra hangi kamu kurumlarında hangi kadrolara nakledilmişler? Bunları bilmek milletin hakkıdır, Meclisin hakkıdır. Bu araştırma önergesini eğer kabul ederseniz bunlar aydınlığa kavuşacaktır. Sizin hiçbirinizin zannediyorum özel kalem müdürü yok ama bu Cumhurbaşkanlığı sistemi öyle mutlak makamlar yarattık ki o makamların önünde oturan özel kalem müdürleri de kerameti kendinden menkul istisnai insanlar hâline geldi. Bunların hepsinden şikâyetçisiniz, bütün milletvekilleri bu özel kalem müdürlerinden şikâyetçi, çok iyi biliyoruz fakat şimdi oylama yapılacak, reddedeceksiniz, hiçbiriniz kabul edemeyeceksiniz.

Sayın milletvekilleri, ben size bir özel kalem müdürü hikâyesi anlatayım: Bizim Ardahan'ın Valisinin Özel Kalem Müdürü vardı, on beş sene önce geldi, göreve başladı, birkaç gün sonra izin aldı, Ankara'ya gitti; Ankara'da bir torpil yaptırdı, geçici görevlendirmeyle Ankara'ya gitti, on beş yıl kaldı, emekli oldu. Giderken 2 kilo kaşar peyniri almıştı, Ardahan'a bütün faydası o oldu, 2 kilo kaşar. On beş sene burada torpille kaldı, emekli oldu. Adı neydi? Özel Kalem Müdürü. Bugün burada bir karar verelim hep beraber, bu özel kalem müdürlerinin istisnai devlet memuru olmasına engel olalım. Özel kalem müdürlüğünü yapabilir; e, niye istisnai devlet memuru oluyor, niye olsun yani? Bu belli ki istismar edilen bir kuruma dönüşmüş, Sayın Bakan da bu fon meselesi vasıtasıyla bunu bütün Türkiye'ye artık göstermiş oldu.

Bunların özel istisnai memur olmasına gerek yoktur diye düşünüyoruz; bu yetkilerinin, bu görevlendirmelerinin kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. Öneriye destek verirseniz memnun oluruz. Biz destek vereceğimizi belirtiyoruz, Sayın Grup Başkan Vekiline de teşekkür ediyoruz efendim böyle bir öneriyle geldiği için.

Saygılar sunuyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Sabahat Erdoğan Sarıtaş.

 Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizleri izleyen halklarımızı ve onurlu yaşamak için iş arayan, işsiz bırakılan tüm emekçileri saygıyla selamlıyorum.

Ülkedeki liyakat sorununu yalnızca belirli atamalarla ve belirli dönemlerle sınırlı ele alamayız ve değerlendiremeyiz. Asıl mesele, bu ülkede kimin hangi ölçülerle işe alındığı, emekçinin ve gençlerin emeklerinin neden karşılıksız bırakıldığı ve kamuya duyulan güvenin nasıl aşındırıldığıdır. Bugün milyonlarca insan iş bulabilmek için sınavlara hazırlanıyor, yıllarını eğitime veriyor ancak sınavlarda başarılı olmak işe girmeye yetmiyor ne yazık ki. İnsanlar mülakatlarda eleniyor, kadrolar bekletiliyor; buna karşılık, istisnai atamalar üzerinden sınavsız memuriyete geçildiği yönündeki iddialar hâliyle kamuoyunun gündemine geliyor.

Değerli milletvekilleri, bir ülkede torpil şüphesi liyakatten daha fazla konuşuluyorsa orada yalnızca istihdam değil adalet duygusu da krize girmiş demektir. Nitekim, hepiniz de çok iyi biliyorsunuz ki son yirmi yıldır ülkede torpil şüphesi liyakatten daha fazla konuşuluyor yani halk arasındaki tabirle Ankara'da dayısı olmayan işe giremiyor maalesef. Kamu kadroları iktidar çevrelerinin, siyasi yakınlıkların ya da kişisel ilişkilerin dağıtım alanı değildir, olmamalıdır. Kamu kaynakları halkındır, kamu hizmetine giriş de herkes için eşit koşullara dayanmalıdır. İktidar atama süreçlerini bütün yönleriyle açıklamalı, iddiaları bağımsız denetime açmalı ve sorumlular hakkında gereken işlemleri yapmalıdır ancak mesele bununla da bitmiyor. Türkiye'de işsizlik özellikle gençler ve emekçiler açısından ağır bir toplumsal soruna dönüşmüştür. Bugün Türkiye'de işsizlik 12 milyonu aşmış durumda. Sormak istiyorum iktidar vekillerine: Bu sayı sizi hiç ürkütmüyor mu, sizi hiç düşündürmüyor mu? Gerçekten bunun cevabını merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi anlatacağım tablo da maalesef sizin her yerde yaşadığınız sorundur ama ben ilim özelinde bir örnek vermek istiyorum: Geçtiğimiz ay kentteki okullarda temizlik ve güvenlik alanlarında 921 kişilik geçici istihdam için 8.444 kişi başvurmuş yani her 1 kişilik kontenjana yaklaşık 9 kişi düşüyor. Bu rakamlar insanların nasıl bir geçim mücadelesi verdiğini açıkça ortaya koyuyor, tabii anlayana.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Üstelik söz konusu olan, kalıcı ve güvenceli işler değil geçici istihdam olanaklarıdır.

Değerli milletvekilleri, tam da kamunun bütçesini konuşup tartışacağımız haftaya giriyorken ihtiyacımızın torpilin, ayrıcalığın, geçici çözümlerin değil, liyakatin, eşitliğin, güvenceli ve kalıcı istihdamın esas alındığı bir kamu yönetimi olduğunu iktidara hatırlatmak isteriz. Ancak bakıyoruz, bütçenin en önemli payı, yine savunma sanayisine ayrılmış; artık güvenlikçi politikalara ayırdığınız bütçeyi halkın refahına, barışa ve gençlerin geleceğine ayırın. Bu yapılmadığı sürece bu ülke de düze çıkmayacak, hepimiz çok iyi biliyoruz. İşsizliği ve yoksulluğu bu halkın kaderi hâline getirmekten vazgeçin. Ülkenin kaynaklarını ve bütçesini bu halkın yollarına, işine, aşına, alın terine ve geleceğine ayırın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Devamla) - Halkın silaha, tanka değil, ekmeğe, işe, istihdama ihtiyacı var diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ednan Arslan.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA EDNAN ARSLAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İYİ Parti Grubunun, kamu kurumlarındaki özel kalem müdürlüğü ve istisnai memuriyet kadrolarına yapılan atamaların tüm yönleriyle araştırılması önerisi üzerine partimiz adına söz almış bulunuyorum ve bu öneriyi desteklediğimizi buradan ilan ediyorum.

Şimdi, istisna ne demek, istisnai kadro ne demek? Kural dışı, genel bir kuralın, yasanın veya durumun dışında kalan, olağan akışa uymayan. Yasa "Yapabilirsin." diyor ama "Sıkı denetleyeceksin, suistimal etmeden yapacaksın." diyor çünkü yasa koyucu yasayı yaparken, bu durumun vicdanı yaralayabileceğini ve suistimale uğrayabileceğini öngördüğü için sıkı bir denetlemeye tabi tutmuş ama maalesef iktidarınızda bu iş böyle yürümüyor. Birileri, eğer bir bakan dayısı varsa, siyasi birilerine yakınsa KPSS sınavına girmeden bu istisnai kadrodan faydalanıp devlet memuru olup hayatını kurtarabiliyor. E, peki, yoksul ne yapıyor? Yoksulun çocuğu KPSS'ye girecek; yetmez, mülakata girecek; yetmez, orda da torpil dönüyor, her seferinde bir mağduriyetle karşılaşıyor. Peki, garibanın çocuğu ne oluyor, o nerede memur oluyor? Bu 3 harfli mağazalar var ya, o da orada kasiyer oluyor, orada reyon görevlisi oluyor. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) İşte, size yakın olanlar devlet memuru oluyor; yoksul, gariban, çaresiz, dayısı olmayan da kasiyer oluyor, reyon görevlisi oluyor.

Bakın, bu fon krizi çıktığında bir isim ortaya çıktı sizin partinizden, geçmişte Bakanlık yapmış, Genel Başkan Yardımcılığınızı yapmış bir hanımefendi; iddia edildiği üzere, görevi süresinde yani yirmi altı aylık görev süresi içerisinde 60 kişiyi özel kalem ve istisnai kadroda memur yapmış. Ya, şimdi sormak lazım: Ayda 2, 3 özel kalem müdürü yapmak ve bir sonraki ay bunu değiştirmek normal midir; sorun Bakanda mıdır yoksa bu göreve getirdiği arkadaşlarda mıdır? Ama biz biliyoruz ki siz yandaşlarınızı otobandan KPSS'ye uğratmadan, mülakata uğratmadan devlet memuru yapıyorsunuz. Sonra nerelerde çıkıyor? Gene bir iddia; işte, bu Yusuf Ulutaş, Esenyurt'taki kayyımın kasası, değil mi? Kasa ev kiralamış adam, paraları istiflemiş, para kulelerini kurmuş, dolarları, avroları, milyonları buralara istiflemiş adam, kasa ev yapmış; bunun Bakanın özel istisnayla beraber memur yaptığı arkadaşlardan biri olduğu iddia ediliyor, söyleniyor. Ya, bakın, bu konunun araştırılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

EDNAN ARSLAN (Devamla) - Bu konunun hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekiyor ve bu suistimalin bir an önce engellenmesi gerekiyor. Peki, bunu kim yapacak? Bunu yapacak olanlar bizleriz. Yani bunu, bu istisnai kadroları sizler yaptınız, bu hukuksuzluğu sizler yaptınız demiyoruz ama bunu engelleyecek, bunu durduracak, bir daha böyle, bu şekilde, görev süresinde 60 kişiyi özel kalem yapmayacak, vicdana dokunmayan, kul hakkına girmeyen iş yapan... Neresi yapacak? Burası yapacak, biz durduracağız. Bakın, bir iş yasal olabilir, hukuki olabilir ama ahlaki olmayabilir; işte, tam da burası, burasını işaret ediyor. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bu iş yasaldır ama ahlaki değildir. Suistimal vardır ve bu suistimali çözecek olan kurumun adı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. O yüzden, hep beraber bu öneriye "Evet." deyip buradaki suistimali hep beraber durduralım diyorum, sevgiler saygılar sunuyorum. (Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Fatma Öncü.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DEM PARTİ'nin vermiş olduğu öneri üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Kıymetli arkadaşlarımız, değerli milletvekilleri; emeklilerimiz...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - DEM PARTİ değil, İYİ Parti verdi.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Buyurun...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İYİ Partinin önerisi...

BAŞKAN - Sayın Milletvekili, siz devam edin, buyurun, Genel Kurula hitap edin.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Efendim?

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Ses gelmiyor.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Ha, ses gelmiyor.

Sayın Başkanım...

BAŞKAN - İYİ Partinin grup önerisi, siz sehven "DEM PARTİ" demiştiniz; onu düzeltiyorlar.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Hayır, şöyle: Ben...

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkanım, baştan başlatalım, süresi gitti arkadaşın.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - ...özür dileyerek bana gelen bilgilendirmeye yönelik DEM PARTİ'nin vermiş olduğu emeklilik grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Yanlış öneride söz almışsınız.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Şu anda değiştirdiler mi?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu İYİ Partinin önerisi.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Bana bir bilgi gelmedi Sayın Başkanım.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, Genel Kurulu izlemiyor musun?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Siz affınızı isteyin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Vekilim, öneri İYİ Partinin, İYİ Partinin önerisi.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Hayır yani hangi öneride olduğumuzu bilmiyor musunuz?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Affınızı isteyin, neyse yanlışlık olmuş.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Tamam, ben çok çok özür diliyorum. Hakikaten tamamen bilgi eksikliğimden kaynaklı, sizlerden çok çok özür diliyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - İYİ Partinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkanım, çok özür dileyerek süreyle ilgili iyileştirme yaparsanız şimdiden teşekkür ederim.

Değerli milletvekillerimiz, emeklilerimiz, bu ülkenin hafızasında emek ve alın teridir.

Bizim siyaset anlayışımızda...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ama grup önerisi emekli önerisi değil ya!

VEHBİ KOÇ (Trabzon) - Hatip istediğini söyleyebilir.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Yani bu grup önerisinde konuşmak...

BAŞKAN - Sayın Öncü...

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Arkadaşlar...

CEVDET AKAY (Karabük) - Özel kalem müdürleri de emekli oluyor, oradan devam...

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Tamam, şöyle yapalım: Bana bu konuşma hakkı tanındı, benim kendi hatamdan dolayı, belki grubun yanlış aktarmasından dolayı, kürsüde konuşma imkânı buldum değerli arkadaşlar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tabii ki.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Şimdi, istisna kadrodan memur yapılma konusunu gündeme getiriyorsanız...

BAŞKAN - Sayın Öncü, bir saniye lütfen.

Sizin grubun bir hatası yok, elimizde "AK PARTİ Grubundan İYİ Parti grup önerisi üzerinde Fatma Öncü konuşacak." diye bir yazı var.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Efendim, bendeki bilgilendirme DEM PARTİ'nin grup önerisi...

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Tamam, konuya gelin ya.

BAŞKAN - Tamam, siz konuşun.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Bendeki bilgi öyle hatta orada öneri de var.

BAŞKAN - Sayın Öncü, siz konuşun, ilin sorunlarını konuşun.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Tamam.

Size cevaben konuştum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kürsü özgürlüğünü kullanarak ben de kendi üzerime düşen sorumluluğu yerine getirmek istiyorum.

İstisna kadrodan memur yapmayla ilgili günlerdir

 

konuşulan ve hakikaten bizim de gündemimizde olan gerek fonla ilgili söylemleriniz gerek istihdamla ilgili söylemleriniz konusunda sizleri dinliyoruz, sükûnetle dinliyoruz. Hırsızlığın daha büyüğü, küçüğü ya da haksızlığın daha büyüğü, küçüğü olmaz. Burada temel, önemli olan bence -hepimizin de aynı kanaatte olduğunu düşünüyorum- millî değerlerimizin korunması. Kim daha çok çaldı, kim daha çok haksızlık yaptı, kimin daha yanlış uygulamalar yaptığının ötesinde, bizim gündeme aldığımız konuların ülkemize hangi konularda ne kadar zarar verdiğine dikkat ederek konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bu istisnai kadro devletimize ne kadar zarar verir, onu konuşalım.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) -  Elbette ki yapılanların hiçbirinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Bütün partilerde yanlış yapan, yanlış sapmalara vesile olan ya da yanlış kararların, yanlış yapıların içinde olan arkadaşlarımız zaman zaman oldu. Bunlar hepimiz için millî kayıplara, partiler açısından da büyük kayıplara sebep oluyor. Algıdan tutun, işte, ülkeler olarak da çok büyük kayıplara sebep oluyor. Bu anlamda gerçekten hepimiz üzgünüz ama ben şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Kötünün daha kötüsü değil bundan sonraki süreci nasıl yöneteceğimiz, ülkemize daha fazla zarar vermeden bunu nasıl toparlayacağımız söz konusu. Ki dün de gördüğünüz gibi, Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşu sonrasında hızlı bir aksiyon alarak hem bu konuyla ilgili kişiler üzerine, sorumlu kişiler üzerine  yapılan soruşturmalar hızlı bir şekilde devam etmekte hem de yeni baştan, tamamen bu zararı minimize edip nasıl aza düşürürüz, buradan ülkemiz kolay bir şekilde nasıl daha az zarar görerek çıkar, bunun çalışmalarına gayret ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, size iki dakika süre veriyorum.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Tamam, verin.

Ben -dediğim gibi- gün içerisindeki bana yönelik yapılan bilgilendirme hatasından dolayı gerçekten özür diliyorum sizlerden ama hazır  fırsat bulmuş buraya çıkmışken de kendi fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Bu anlamda da imkân verdiğiniz için teşekkür ederim. Hakikaten bir yanlış şeyin kurbanı bugün ben oldum.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Öncü, üzülmeyin yani bu çok doğal bir şey, olabilir bu tür hatalar; teknik hata bunlar, üzülmeyin sakın.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

20/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Rahmi Aşkın Türeli

 

 

İzmir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Ankara Milletvekili Semra Dinçer ve arkadaşları tarafından mesleki eğitimleri sırasında stajyer, aday çırak veya çırak olarak fiilen çalışan, adlarına sigorta bildirimi yapılmasına rağmen bu dönemlerdeki sigorta başlangıçları uzun vadeli sigorta kolları bakımından ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilmeyen yurttaşların yaşadığı sosyal güvenlik ve emeklilik mağduriyetlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 7/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (1978 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 20/10/2026 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz, ısrarla konuşma talebinde bulunuyorsunuz, önemli bir şey mi var?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Evet, 60'a göre mümkün mü...

BAŞKAN - Merak ettiğim için size bir dakika süre veriyorum.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sağ olun efendim, teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun.

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Türkiye'de yaşayan Abhazların Abhazya'daki yakınlarıyla bağlarını sürdürebilmeleri için somut adımlar atılmalıdır. Ailelerin kavuşması, öğrencilerin eğitim alması, hastaların tedaviye ulaşması siyasi anlaşmazlıkların gölgesinde kalmamalıdır. Meclis Başkanlığına ve Dışişleri Bakanlığına çağrıda bulunuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Abhazya Parlamentosu arasında dostluk grubu kurulmalıdır. Abhaz pasaportları Türkiye'nin sınır kapılarında geçerli ve seyahat belgesi olarak kabul edilsin, karşılıklı seyahati kolaylaştıracak düzenlemeler yapılsın. Türkiye ile Abhazya arasındaki doğrudan deniz ve hava ulaşımı başlatılsın. Türkiye'deki Abhazların aile bağlarını, dilini ve kültürünü yaşatma taleplerine kulak verilsin. İnsanların ailesine, eğitimine, sağlığına ulaşmasının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını talep ediyorum.

Söz verdiğiniz için çok çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Tanal, Abhazlara ve Çerkezlere sonsuz saygı duyuyorum, o nedenle bu talebinizle ilgili bir yorum yapmayacağım.

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerine Ankara Milletvekili Sayın Semra Dinçer.

Buyurun. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SEMRA DİNÇER (Ankara) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, "Emek hep bizden, hak neden başkasından yana?" Bugün bu kürsüye kırk yıldır cevapsız kalan bir soruyu getirdim. Bu soruyu çocuk yaşta tezgâh başına gönderilen, ilk alın terini 11 yaşında döken ama o emeği bugün emeklilik hesabında yok sayılan staj ve çıraklık mağdurları soruyor.

Size o çıraklardan birinin, bu ülkenin bir çocuğunun küçük hayallerinin hikâyesini anlatayım: Yıl 1990; 11 yaşında, 14 yaşında, 16 yaşında, meslek lisesinde okuyan bir çocuk. Devlet ona "Meslek öğreneceksin." dedi. Staj için bir fabrikaya, sanayiye veya esnafa gönderdi, adına da bir sigorta bildirisi yapıldı. Bugün onların sesini bu kürsüye taşıyorum: Kimimiz 11, kimimiz 16 yaşındaydık, iş yerlerinde üretimin tam içinde emeğimizi, zamanımızı ve ellerimizi ortaya koyduk; adımıza sigorta bildirimi yapıldı ama asıl iş hayatına girdiğimizde, emeklilik hesabı yaptığımızda öğrendik ki o bildirimler başlangıç sayılmıyormuş çünkü o bildirimler yalnızca iş kazası ve meslek hastalığına karşı yapılmış yani devlet, çocuğun elini makineye kaptırma ihtimalini sigortalamış ama emeğini yok saymıştır.

Bugün o çocuk 50'li yaşlara geldi ve hâlen kapı kapı hakkını arıyor. O çocuk yalnız değil yüz binlercesi onunla birlikte hak arıyor. Tam kırk yıllık bir mağduriyet bu. Dönemin Çalışma Bakanı Vedat Bilgin "Staj mağdurları mağdur değildir. Staj eğitimdir, milletin parasını, imkânlarını biz bu şekilde dağıtamayız." demişti. Eğitimse o çocuklar neden sabahtan akşama kadar üretti? Eğitimse o alın terini kimin kasasına akıttı?

Talebimiz açık: Staj ve çıraklık başlangıcı 4/A kapsamında sigorta başlangıcı olarak kabul edilmelidir çünkü emeğin ilk günü aynı zamanda ilk sigorta günüdür. Çocuk yaşta başlayan emek, emeklilikle karşılık bulmalıdır. Açık konuşayım: Biz çocukların yerinin tezgâh başı değil okul sırası olduğunu savunuyoruz ama yanlış, bugün "MESEM" adıyla sürüyor.

Meslek öğrensinler, evet ama meslek öğrenirken de canlarını vermesinler. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2025 yılından bugüne kadar MESEM'lerde 10 bine yakın iş kazası olmuş, 37 öğrenci hayatını kaybetmiştir. Bu evlatlarımızın 28'i 14 yaşından da daha küçüktür. İş güvenliği sağlanmadan hiçbir çocuk hiçbir iş yerine gönderilmemeli, denetim yapılmalı, sorumlular hesap vermelidir.

Şimdi aynı ülkenin öbür yüzüne bakalım. Yüz milyarlarca liralık bir vurgun bu milletin gözü önünde yaşandı, 455 bin yurttaşın birikimi bir gecede kayboldu. Adalet Bakanı açıkladı: 3 fondan 214 kişi ve şirket 187 milyar 653 milyon lira kazanmış. Yani bu kişilere tasfiyeden önce, dört günde haber uçurulmuş. Listedeki 141 kişinin ortalama kazancı 714 milyon lira. Bugün bir çırağın yasal ücreti ise sadece ve sadece 8.422 lira. Bir yanda 11 yaşında üç kuruş için tezgâha gönderilen çocuklar, bir yanda ise kaçırılan servetler; bir yanda kırk yıldır meydanlarda, sosyal medyada hak arayan, hak ararken gözaltına alınan yurttaşlar, bir yanda da "Fon skandalını Mecliste araştırmaya bile gerek yok." diyen bir iktidar.

Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Ekimde Genel Merkezimizde staj ve çıraklık mağdurlarıyla buluştu ve çok net konuştu: "Kırk yıldır çözülemiyorsa kabahat sizde değil siyaset kurumunda." dedi. Ben de buradan ekliyorum, kabahat o kırk yılın yirmi beş yılında bu ülkeyi yöneten AKP iktidarındadır. Kırk yıl önce tezgâha gönderilen çocuklar için şimdi bu kürsüden bir kez daha söylüyorum: Çocuk yaşta başlayan emek, emeklilikle karşılık bulmalıdır; erken başlayan emek emeklilikte karşılık bulmalıdır.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

CHP'nin staj ve çıraklık döneminde fiilen çalışan vatandaşlarımızın emeklilik mağduriyetinin araştırılmasına ilişkin vermiş olduğu öneriyi YENİ YOL Grubu olarak elbette destekliyoruz. Bu insanlar genç yaşta atölyelere, fabrikalara, tezgâh başlarına gittiler, bilfiil çalıştılar; meslek öğrenirken bir yandan üretime de katıldılar, üstelik adlarına sigorta kaydı da açıldı ancak emeklilik hesabı yapıldığında bu kaydın emeklilik başlangıcı sayılmadığı gerekçesiyle karşılaştılar. Hukuki gerekçeyi biliyoruz, bu dönemlerde uzun vadeli sigorta primi ödenmediği için emeklilik başlangıcı kabul edilmiyor ancak mevcut mevzuatı tekrar etmek, yaşanan mağduriyeti gidermiyor. Biz bu vatandaşlarımızın yıllara varan farklarla karşılaşmasının yaşattığı eşitsizlik karşısında yanlarındayız. Vatandaşlarımız da genç yaşta verdikleri emeğin neden bu hesabın dışında tutulduğunu soruyorlar haklı olarak. DEVA Partisi olarak, çözüm önerimizi yıllar önce ortaya koyduk. 2022 Sosyal Politikalar Eylem Planı'mızda staj ve çıraklık süreleri için geriye dönük borçlanma imkânı sağlayacağımızı açıkladık. Ben de bu mağduriyeti birçok vekil arkadaşım gibi daha önce defalarca Meclis gündeminde dile getirdim, bugün de aynı talebin takipçisiyiz elbette. AK PARTİ milletvekillerinin bu konuda düzenleme hazırlığı yapıldığına ilişkin basına yansıyan açıklamaları da var. Mağduriyeti giderecek her somut adımı destekleriz ancak vatandaşlarımızın hazırlığın hangi aşamada olduğunu bilmeye ihtiyaçları var. Bu aşama staj ve çıraklık başlangıcının emeklilikte esas alınmasını kapsıyor mu? Geçmiş süreler için borçlanma imkânı getirilecek mi? Kimler yararlanacak ve teklif ne zaman Meclise sunulacak? İktidardan bu sorulara açık cevap bekliyoruz. Vatandaşlarımız hayatlarını, emekliliklerini, aile bütçelerini belirsiz açıklamalara göre planlayamaz elbette. Haklı olarak çözümün kapsamını ve takvimini bilmek istiyorlar. Bir hazırlık yürütülüyorsa araştırma komisyonunda paylaşılması, istişare edilmesi çözümü hızlandıracaktır. Kaç vatandaşımızın etkilendiğini, prim durumlarını, başlangıç tarihinin tanınmasını ve borçlanma seçeneklerinin sonuçlarını açık verilerle ortaya koyalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ELİF ESEN (Devamla) - Sağ olun, teşekkür ediyorum.

Mağdur temsilcilerini, uzmanları ve ilgili kurumları dinleyelim. Sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini, mali dengesini gözeten, vatandaşın talebine karşılık veren, uygulanabilir bir düzenleme hazırlayalım. Mesleki eğitimi teşvik eden devlet, bu eğitimin içinde emek veren insanlara güvenli bir gelecek de sunabilmeli, haklarını teslim edebilmelidir. Bugünün öğrencilerinin de yıllar sonra aynı mağduriyetlerle karşılaşmalarını önlemeliyiz. Bu grup önerisi gerekli yasal düzenlemeye giden bir adım olmalıdır, vatandaşlarımız bir kez daha belirsizliğe mahkûm edilmemelidir. Öneriye destek verelim, çözümün takvimini Mecliste birlikte konuşalım, birlikte oluşturalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

İYİ Parti Grubu adına Muğla Milletvekili Metin Ergun.

Sayın Ergun, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; görüşülmekte olan öneri üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

 Muhterem milletvekilleri, önerinin konusu staj ve çıraklık sigortası konusunda yaşanan mağduriyetler. Mesleki eğitim sırasında staj yapan, çıraklık eğitimi alan ve iş yerlerinde emek veren yüz binlerce vatandaşımız yıllardır haklı taleplerinin karşılanmasını beklemektedir. Bu yurttaşlarımız adına sigorta kaydı oluşturulmuş ve oluşturulmakta ancak bu kayıtlar genel olarak emekliliğe sigortalılık başlangıcı şeklinde kabul edilmemektedir, sorununun özü budur. Kayıt oluşturulmuş ama kayıt sigortalılığın başlangıcı olarak kabul edilmemektedir. Nitekim, bu mağduriyetin giderilmesi hususunda ben dâhil birçok milletvekilimiz, İYİ Parti milletvekilimiz önerge verdi, kanun teklifi verdi. Ben 2018 yılında bir kanun teklifi verdim bu mağduriyetin giderilmesi konusunda. Aynı şekilde, diğer muhalefet partilerinden birçok milletvekili de benzer şekilde araştırma önergesi, soru önergesi ve kanun teklifi verdiler ama hâlâ iktidar bu sorunu görmüyor ve yüz binlerce vatandaşımızın sorununu çözmemekte ısrar ediyor. İktidar temsilcileri, bu konuda çeşitli gerekçeler -yapmamak için- öne sürüyorlar. Bunlardan biri şu: "Sosyal güvenlik sistemine yüklenecek, gelecek olan ilave maliyet." Elbette, her olası düzenlemenin bütçeye ve sosyal güvenlik sistemine etkileri şeffaf veriler ve gerçekçi maliyet analizleri yapılarak ortaya konulmalıdır, bu gereklidir de ancak maliyet hesabı  yurttaşımıza mağduriyet yaratmamalıdır, yurttaşlarımızın taleplerinin yıllarca cevapsız bırakılmasına gerekçe oluşturmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı, mali sürdürülebilirlik ile sosyal adalet arasında hakkaniyetli bir denge kurulmasını gerektirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

METİN ERGUN (Devamla) - Bu kapsamda, staj ve çıraklık başlangıçlarının sigortalılık başlangıcı sayılması, geçmiş dönemler için borçlanma imkânı tanınması ve farklı çözüm modellerinin değerlendirilmesi gereklidir artık. Mağduriyet yaşayan yurttaşlarımızın sayısı, çalışma süreleri ve olası düzenlemelerin mali etkileri kapsamlı bir biçimde araştırılmalıdır. Unutmayalım ki bu mesele yalnızca bir emeklilik hesabından ibaret değildir. Bu mesele, emeğe değer verilmesi, sosyal güvenliğe duyulan güvenin korunması ve adalet duygusunun güçlendirilmesi meselesidir aynı zamanda.

İYİ PARTİ olarak önergeyi desteklediğimizi ifade ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Mehmet Zeki İrmez.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ekranları başında bizleri izleyen tüm Türkiye halklarını ve cezaevlerindeki tüm tutsakları saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Yıllardır iktidar tarafından çözülmeyen ve çözümlenmeyen bir konu var ki emekçiler açısından çok ciddi bir hak kaybına yol açmıştır. Elbette ki bu konu staj ve çıraklık sigortası mağdurları. Bilindiği gibi bu yurttaşlar çıraklık veya staj yaparken yapılan sigorta sürelerinin sigortalılığa dâhil edilmemesinden ötürü büyük bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Genç yaşta meslek lisesinde ya da çıraklık eğitiminde ter döken bu emekçilere o dönemde birer sigorta sicil numarası verilmişti. Ancak işin hukuki ve teknik çelişkisi şuradadır: Staj ve çıraklık döneminde adına sağlık ve iş kazası primi yatırılmasına rağmen bu süreler uzun vadeli sigorta kollarına dâhil edilmediği için sigorta başlangıcı olarak kabul edilmiyor. Emeklilik primlerinin o dönem yatırılmamış olması bu sürelerin emeklilik hesaplamalarında dikkate alınmamasına yol açmaktadır. Bu durum yüz binlerce insanın en temel emeklilik haklarından mahrum kalmasına ve derin mağduriyetlerin ortaya çıkmasına sebep olmakta. İnsanları "meslek öğrenme" adı altında sermayeye ucuz iş gücü olarak sunacaksınız, onları güvencesiz, sağlıksız koşullarda çalıştırıp ölüme mahkûm edeceksiniz, sonra da bu emeklileri yok sayacak, bir de görmezden geleceksiniz. Gerçekten bunun ne hukukta ne vicdanda ne de ahlakta yeri vardır. Bugün bu ölüme mahkûm etme politikasını en acı bir şekilde MESEM'lerde yaşıyoruz. Milyonlarca çocuk işçileştiriliyor ve ne idiği belirsiz fabrikalarda, iş yerlerinde ölümlü iş cinayetlerine kurban ediliyor. Bu düzen derhâl değiştirilmeli, hem geçmişteki staj mağduriyetleri giderilmeli hem de çocuklar korunmalıdır. Emekli olmanın ve çalışma yaşamından sonra insan onuruna yakışır bir biçimde emeklilik hakkını elde etmenin önüne hiçbir şekilde kimse geçemez, geçmemelidir. Meclisin bir an önce sorumluluk alıp bu haksızlığı ve mağduriyeti çözmesi gerekmektedir. Bunun için acilen bir araştırma komisyonu kurulmalı ve bu bir fırsattır. Bu araştırma önergesinin buraya getirilmesi elbette ki ve bu Meclisten geçirilmesi bu Meclisin takdirine bağlı. Konuyla ilgili tüm paydaşlar çağırılıp dinlenmeli, tartışılmalı ve haklı talepler yasalaşmalıdır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Devamla) - ...yoksa meseleyi sadece iktidarın keyfiyetine bıraktığımızda yeni ve daha büyük mağduriyetler yaşanmaya devam edecektir diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Burdur Milletvekili Sayın İzzet Akbulut.

Sayın Akbulut, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA İZZET AKBULUT (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Ne yazık ki ülkemizde bir yandan emeklilerin feryatlarını dört bir taraftan dinlerken, bir yandan da emekli olamayan birçok yurttaşımızın feryatlarını dinliyoruz. Kimisi 8 Eylül 1999 öncesi sigorta başlatamadığı için kademeli emeklilik bekliyor, aslında prim gününü doldurmuş, bir yandan onların feryatları yükseliyor, bir yandan da şu anda tam gündemimiz olan stajyer ve çırakların staj ve çıraklığında iş kazası geçirirse işçi sayılmaları ama ne yazık ki emeklilikte işçi sayılmamalarından dolayı feryatlarını dinliyoruz.

Kıymetli milletvekilleri, bugün birçok fabrikalarda, kurumlarda, iş yerlerinde stajyerler çalışıyorlar, çıraklar çalışıyorlar. Birçoğu, biliyorsunuz, çok düşük ücretlerle de çalışıyorlar. Ben bir mali müşavirim, mali müşavirlik bürolarında da birçok stajyer arkadaşımızı çalıştırıyoruz, birçoğundan da faydalanıyoruz ama yarın bir gün emeklilik zamanı geldiğinde bizlerin iş yerlerinde yapmış oldukları o fedakârca çalışmalar ne yazık ki yok sayılacak.

Ahilik Haftası oluyor, hepimizin memleketlerinde düzenleniyor. Herkes kürsüye çıkıyor, konuşmalar yapıyor ve birçoğu meslek liselerinin ne kadar önemli olduğunu vurguluyorlar bu günlerde, çırakların, stajyerlerin yetişmesi gerektiğini söylüyorlar. Bizler de her fırsatta, her platformda önemlerini dile getirmeye çalışıyoruz ama ne yazık ki birisi "Ben 1998 yılında, 1999 yılında yani o 8 Eylül 1999 öncesi bu dediklerinizi yaptım ama bugün emekli olamıyorum, prim günüm dolmasına rağmen olamıyorum." dese karşısında siyasetçi olarak susmak durumunda kalıyoruz. Bu mağduriyeti bir an önce dile getirmek durumundayız. Bakın, 2023'ten bu yana birçok farklı siyasi partimiz bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmiş, kanun teklifleri vermiş ama ne yazık ki bu konuda suspus oluyoruz. Yine, birçoğunun en çok can yakan sorusu, söylemi daha doğrusu: "Bakın, Türkiye'de yılda ortalama 85 genç bu iş yerlerinde çalışırken hayatlarını kaybediyor. İş kazası olduğunda bunlar işçi olarak kabul edilirken, emeklilikte kabul edilmemesi hukuka çok aykırı." diyorlar, haklılar.

Gelin, bu mağduriyeti hep birlikte çözelim diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın Zeki Korkutata.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ KORKUTATA (Bingöl) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Staj ve çıraklık geçmişi bulunan vatandaşlarımızın taleplerini biliyor, kendilerini dikkatle dinliyoruz. Genç yaşlarda meslek öğrenmeye başlayan, üretim ortamıyla tanışan, bugün ülkemizin farklı sektörlerinde çalışan bütün vatandaşlarımızın emeğini kıymetli buluyoruz.

Konuyu değerlendirirken vatandaşlarımızın hassasiyeti ile sosyal güvenlik sistemimizin işleyişini birlikte gözetiyoruz. Siyasi sorumluluğumuz mevcut şartları açıkça anlatmayı, hukuki çerçeveyi doğru ortaya koymayı ve söylediğimiz her sözün sorumluluğunu taşımayı gerektirir.

Değerli milletvekilleri, staj ve çıraklık uygulamaları eğitim ile çalışma hayatı arasında bağ kuran, mesleki bilgi ve beceri kazandırmayı amaçlayan bir hukuki çerçeveye sahiptir. Bu kapsamda, sağlanan sigorta koruması ilgili statüye göre iş kazası ve meslek hastalığı gibi belirli riskleri kapsamaktadır. Emekliliğe esas sigortalılık ise uzun vadeli sigorta kollarına tabi çalışma ve prim ödeme şartları üzerinden yürümektedir. Dolayısıyla, sigorta sicil numarasının verilmesi ile emekliliğe esas sigortalılığın başlaması mevzuatımızda farklı sonuçlar doğurmaktadır. Konunun değerlendirilmesinde bu ayrımın açık bir şekilde ifade edilmesi önem taşımaktadır.

Kıymetli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri döneminde sosyal güvenlik sistemimizin kurumsal yapısını güçlendiren, hizmete erişimi kolaylaştıran ve iş sağlığı güvenliği alanında çok önemli adımlar attık. Her koşulda emeğin ve emekçinin yanında olduk. Bu çerçevede, her sosyal güvenlik düzenlemesi kapsadığı kesimler, dayandığı sigortalılık statüsü, prim şartları ve kamu maliyesine etkileriyle birlikte ele alınmaktadır. Bir alanda yapılan düzenlemenin başka sigortalılık statülerine etkisi de ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmektedir. Mesleki eğitimde de gençlerimizin imkânlarını geliştirdik, stajyerlerin ve çırakların sigorta korumasını genişleten adımlar attık, mesleki eğitim merkezlerinde ücretlere yönelik devlet desteğini güçlendirdik, kalfalık yeterliliğini kazanan son sınıf öğrencilerinin ücret alt sınırını yükselttik. Bu kazanımları, gençlerimizin eğitimini ve çalışma hayatına hazırlanmasını destekleyen sosyal devlet anlayışımızın önemli parçaları olarak görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik sistemimiz kuşaklar arası dayanışmaya dayanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ZEKİ KORKUTATA (Devamla) - Çalışanlarımız, emeklilerimiz ve gelecekte sisteme katılacak gençlerimizin haklarını birlikte gözetmek durumundayız. Bu sebeple, sigortalılık başlangıcına ilişkin talepler, prim ödeme esasları, benzer durumdaki vatandaşlar arasında hakkaniyet ve sistemin uzun vadeli dengeleri gözetilerek ele alınmalıdır. Başlangıç tarihindeki bir değişiklik emeklilik yaşı, prim gün sayısı, aylığa hak kazanma şartları ve sistemin finansmanı üzerinde birbirine bağlı sonuçlar doğurabilmektedir. Meclisimiz bütün bu sonuçları birlikte dikkate alması gerekir. Her talebi dinlemek ve anlamaya çalışmak demokratik sorumluluğumuzdur. Vatandaşlarımızla mevcut hukuki durumu açıklıkla paylaşmak, yasal düzenlemelere ilişkin açıklamalarımızda kapsamlı ve şartları belirlenmiş kararları esas almak da bu sorumluluğun gereğidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir öneri vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

 

20/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Gülüstan Kılıç Koçyiğit

 

 

Kars

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

20 Ekim 2026 tarihinde Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Sezai Temelli tarafından verilen (20678 grup numaralı) kademeli emeklilikle ilgili yürütülecek çalışmaların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 20/10/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Mehmet Rüştü Tiryaki.

Sayın Tiryaki, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2023 yılında yapılan EYT düzenlemesi sonrasında ortaya çıkan emeklilik sistemindeki eşitsizliklerin giderilmesi; eşit, adil bir kademeli geçiş için bir Meclis araştırması açılması konusunda önergemiz var. O önergeyle ilgili olarak partimizin görüşlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Öncelikle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de emekliler tam yirmi yedi yıldır büyük bir sorun yaşıyor ve bu yirmi yedi yılın uzunca bir bölümünde, yirmi dört yılında Adalet ve Kalkınma Partisi bu ülkeyi yönetti. Sorun, 1999'da 4447 sayılı Yasa'yla başladı. Bir gecede Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir kanunla, yirmi yıl, yirmi beş yıl çalıştıktan sonra emekli olabilecek kişiler kırk yıl, kırk beş yıl çalışmak zorunda bırakıldı.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisini ilgilendiren kısmı şu: Bir yasa değişikliği oldu, yine çalışanlardan emeklilik primi alınmaya devam edildi ve oransal olarak emekli olanların sayısı düştü yirmi bir yıl boyunca. Yani 2002'den 2026'ya kadar, hatta yirmi dört yıl boyunca bu düzenleme içerisinde siz yine prim almaya devam ettiniz, emekli olanların oranları düştüğü hâlde siz bunu düzeltmek yerine emeklilerin koşullarını çok daha kötü bir duruma getirdiniz. Ben size birazdan bunun ayrıntılarını anlatacağım ama şunu söyleyeyim: Sizin döneminizde, emin olun, sizin döneminizde yani bu yirmi dört yıllık süre içerisinde çalışanlar, işçiler, emekçiler, çiftçiler, emekliler yoksulluk sınırının altında, hatta dilim varmıyor ama emekliler açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakıldılar ve bunu siz yaptınız. Biraz önce de söyledim, yirmi bir yılı iyi değerlendiremediniz, yirmi bir yıl boyunca emeklilik yaşı yükseltildiği hâlde, siz, bu konuda emeklilerin yaşam koşullarını düzeltmek yerine daha kötüye götürdünüz. 2023 yılında, emeklilerin direnişi sonucunda EYT'lilerin koşullarını düzeltmek için bir yasal düzenleme yaptınız ama siz de -tıpkı 4447'de olduğu gibi- dediniz ki: "8 Eylül 1999'dan önce göreve başlamış olan kadınlar yirmi yılda, erkekler yirmi beş yıl çalışmış ise emekli olabilirler." Peki, 8 Eylül ve sonrasında çalışanlar? Sadece bir gün farkla on yedi yıl, on sekiz yıl, yirmi yıl daha fazla çalışmak zorunda kalacaklar yani 2023 yılında palyatif bir çözüm getirdiniz ama o da çözüm olmadı, aynı sorun kalıcı biçimde devam ediyor. Şimdi, emeklilik sistemiyle ilgili büyük büyük laflar ediliyor ama ben size gerçeği söyleyeyim: Emekliler bu ülke için yük değildir. Emeklilik sistemi bilinçli olarak kötüye götürülmektedir ve Avrupa ortalamasının çok çok ötesinde iyi olmamız gerekirken çok daha gerisindeyiz. Bakın, ben size birkaç tane örnek vereyim. Türkiye'de ortalama emekli aylığı 2023'te asgari ücretin yüzde 36 üzerindeydi, yüzde 36, şimdi yüzde 22 altında. Bu ne demek? Her bir emeklinin cebinden fiilen emekli aylığının yüzde 42'sinin çalınması demek yani asgari ücretin yüzde 36 üstünde maaş alan emekliler sizin döneminizde asgari ücretin yüzde 22'si altında ortalama ücret alıyorlar. 2002'de ortalama emekli aylığı kişi başına gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 46,4'ü iken sizin döneminizde bu yüzde 29'a gerilemiş. 2009-2024 arasında Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan bütçe transferlerini önemli oranda düşürmüşsünüz. Ortalama emekli aylığı -biraz önce de söyledim- asgari ücretin yüzde 22'sinin altında. Türkiye'de çalışan nüfusun emeklilere oranı 1,75'tir yani her 175 çalışanın karşısında 100 emekli var; Avrupa'da bu oran 1,5 yani her 150 çalışan için 100 emekli var. Bizde emeklilerin çalışanlara oranı çok daha yüksek değil, Avrupa'nın çok daha altındayız; bizim emekli oranımız daha yüksek değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) - Prim ödeyenlerin sayısının emeklilere oranı daha yüksek olduğu hâlde eğer emeklilere bunu yaşatıyorsanız gerçekten bu sadece kötü yönettiğinizi gösterir. Bakın, emekli olanların yüzde 65'i şu anda ya çalışıyor ya da iş arıyor. Sizden önce de 2002 öncesinde de emeklilerin yüzde 30'u, 35'i iş arıyordu veya çalışıyordu ama sizin döneminizde yüzde 65'e çıkmış durumda. 71 yaşında emekli olan bir kişi inşaatta çalışırken o inşaattan düşüp ölüyorsa bunun sorumlusu siyasi iktidardır ve hesap vermelidir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Sayın Şahin, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, DEM Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesine peşinen katıldığımızı ve desteklediğimizi ifade etmek istiyorum çünkü bu talep artık sadece Parlamentoda bir kısım milletvekillerinin dile getirdiği bir husus değil, milyonların beklentisine dönüşmüş ve çığ gibi büyüyen bir talep. Son olarak, pazar günü Ankara'da Ulus Meydanı'nda binlerce kademe bekleyen vatandaşımız oradan sesinin duyurulması için seslendiler ve özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinden kademeyle alakalı yasal çalışmanın bir an önce başlatılmasını istediler. Özellikle, konularına oldukça vâkıflar ve bu talebin bütün muhalefetin kendilerine destek vermesine rağmen iktidar eliyle gerçekleşeceğini biliyorlar çünkü iktidar eliyle mağdur edildiklerinin de farkındalar. Bu düzenleme, özellikle EYT'nin çıktığı günden bu yana kanayan bir yara. Ve son sözlerini ben burada ilk olarak söylüyorum, bu kalabalık Ulus Meydanı'ndan şu şekilde haykırıyordu: "Adalet yerini bulsun, gerekirse kıyamet kopsun." Ve bu adalet talebini niçin gerçekleştiriyorlardı? Çünkü bunlar kademeli emekliliğin yalnızca bir emeklilik talebi değil adalet, eşitlik ve çalışma barışı talebi olduğunu da ifade ediyordu. Bir günle, bir gün arayla on yedi yıl ve yirmi yıl gibi bir mağduriyet gerçekten hakkaniyetli bir yaklaşım değil. O yüzden, bizlere düşen, bu Parlamentoya düşen Anayasa’nın eşitlik ilkesi çerçevesinde bir yasal düzenlemeyle bu meseleyi çözmek arkadaşlar. Elbette haklı olarak buraya çıkan iktidar milletvekillerimiz bütçeyi gerekçe gösterecek, farklı gerekçeler ortaya koyacak ama aynı gerekçeleri siz EYT yasalaşmadan önce de söylüyordunuz. Biz özellikle şuna inanıyoruz ki iktidarın burada adım atmamasının sebebi bütçedeki yokluktan değil, bir tercihten. Çünkü olmayan bütçede siz önümüzdeki senenin bütçesine, 2027'ye 3 trilyon 975 milyar lira faize ayırıyorsunuz. Oysa çalışan, emek veren bu insanların haklı taleplerine duyarsız kalıyorsunuz. Geçtiğimiz yıl ödenen faiz ödemeleri ortada ve özellikle son günlerin moda deyimiyle "fon vurgunu" hepinizin malumu. Çok rahatlıkla ifade ediyoruz ki biz yeni yetme AK PARTİ'lilerin AK PARTİ'ye atmış olduğu en önemli kazıktır diyoruz bu fon vurgunu. Çünkü gerçekten -lekelenmeme- tertemiz bir ad olarak koyduğunuz AK PARTİ'ye leke sürdü bu arkadaşlar. Dolayısıyla şeffaf bir şekilde bunu ortaya koymak ve kimler bu milletin hak ettiği kazancından haksız bir şekilde edim elde etmişse bunları ortaya koymak sizin göreviniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Dolayısıyla, ben bir kez daha Ulus Meydanı'ndan haykıran, kademeli emeklilik isteyen vatandaşlarımızın sözlerini burada ifade etmek istiyorum. Bunun bir ekmek kavgası olduğunu, hak mücadelesi olduğunu ve iktidarın kendilerini oyalamaması gerekliliğini, bu haklı mücadelesinde Parlamentonun bir bütün olarak yanlarında olması gerekliliğini ifade ediyorlar ve bizler de o meydanda kendilerine şunu söyledik: "Biz, deste deste para sayanların yanında değil, hak mücadelesi, emek mücadelesi veren, kademe isteyenlerin yanında saf tutacağız ve iktidara da bunu tavsiye ediyoruz." Gelin, para yığınlarını üst üste yığanların yanında değil, alın teriyle, akıl teriyle emeklilik bekleyen kademelilerin yanında bulunun, en azından vicdanınızı rahatlatırsınız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; önce size "Hadi canım, bu kadar da sorumsuzluk olmaz!" diyeceğiniz çok taze bir olayı anlatayım: Hukukçu ve televizyon yorumcusu kıymetli bir avukat kardeşimiz Sözcü Televizyonunda yayındayken iktidarınızın devrinde türeyen, büyüyen, palazlanan bir suç örgütünün adı kullanılarak aranıp tehdit ediliyor, "Yayını terk et." deniyor. Terk etmediği için de ikinci bir mesaj geliyor "Terk etmediğin için 5 milyon lira sana ceza kestik, aksi takdirde öldüreceğiz." diyorlar. Sayın Avukat, elindeki bilgi ve belgelerle birlikte derhâl suç duyurusunda bulunuyor ve koruma istiyor ancak İstanbul Emniyeti verdiği randevuyu iptal ediyor ve "Gidin karakola başvurun." diyor. Ben, şimdi, buradan İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi'ye soruyorum: Vatandaşı korumakla yükümlü güvenlik birimlerinin bu yaklaşımı normal midir? Ölüm tehdidi alan, kamuoyuna mal olmuş bir kişinin başvurusu Allah aşkına, neden karşılıksız bırakılır? Yarın üzücü bir hadise olursa, bunun sorumlusu kim olacaktır? Sonuç, iktidara geldiğinizde henüz bebek olanlar işte şimdi böyle suç örgütü oldular.

Gelelim önergenin konusuna: 2008 yılında emeklilik kanununda öyle bir manidar değişiklik yaptınız ki emeklinin, tabiri caizse anasını ağlattınız; sadece bir gün farkla milyonlarca insanı o gün bugündür açlığa mahkûm ettiniz. 2023'te de bunun üstüne âdeta tüy diktiniz, bu kez de insanları, yıllarca sürecek bir adaletsizliğin pençesine düşürdünüz. Öyle ki aynı primi ödemiş, aynı süre çalışmış emekliden birini sadece bir gün farkla acımasızca mağdur ettiniz; yetmedi, 9000 gün prim ödeyen ile 3600 gün prim ödeyeni de eşitlediniz. Meslek hayatına daha çocuk yaşta başlayan stajyer ve çırakların emeklilikte yaşadığı trajedinin devam etmesi ise bu ülkenin başka da bir ayıbıdır.

Bakın, bu ülkede acilen adil ve hakkaniyetli bir kademeli emeklilik sistemi getirilmelidir. Emekliye, anasının ak sütü gibi helal olan seyyanen zam mutlaka verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Mademki "Şöyle büyüdük, böyle büyüdük, şahlandık, atladık, aya gidiyoruz." diyorsanız eğer, emeklinizin, emeklilikte adalet arayanların, staj ve çıraklık mağdurlarının bir an önce sorunlarını görmek zorundasınız.

Ben buradan memleketin bütün emeklisine sesleniyorum: Açlığa mahkûm edilen emekliler, emeklilikte adalet arayanlar, staj ve çıraklık mağdurları; biz kanun teklifi veriyoruz muhalefet olarak, önergeler veriyoruz, araştırma önergeleri veriyoruz, AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor. İşte, sizi açlığa mahkûm edenler bu iktidardır.

Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Sayın Gürer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede emekli olmak da zor emekli maaşıyla yaşamak da zor. Öyle düzenlemeler yapıyorsunuz ki çalışma yaşamının canına okuyorsunuz. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili çıkarılan kanun bir yerde bir çözüm üretti ama oradaki acelecilik "Oy nasıl alırım?" mantığına dayalı olduğu için eksik çıktı. "Emeklilikte kademe" dediğimiz, bir günle, bir ayla, bir yılla yıllara uzanan bir hak kaybı yarattı. Bunu ortadan kaldırmamız gerekiyor. Emeklilikte adalet arayanlar, emeklilikte kademe bekleyenler pazar günü Ulus Meydanı'nda haykırdılar: "Primimizi yatırdık, hakkımızı verin." Haklılar, onların haklı mücadelesini destekliyoruz ve bu bağlamda çözümü birlikte üretelim.

Aslında Sayın Cumhurbaşkanının bir imzasıyla bu işler hallolur, olmuyorsa Meclis devreye girmeli. Bakınız, taşeronda olanlar vardı, bir kısmı kadroya alındı kanun hükmünde kararnameyle ama şu an yine taşeron hortladı; kamu kurumlarında, hastanede, ulaştırmada, sağlık birimlerinde ve KİT'te yeniden taşeron çalışma sistemine geçildi. Bunlar doğru işler değil, modern kölelik bu ülkenin dokusuna yakışmıyor.

Ayrıca, staj ve çıraklık mağdurları... Biraz evvel arkadaşımız geldi, anlatıyor; olayı yeterince bildiğini sanmıyorum çünkü anlatılanlardan o sonuca vardım. "Staj ve çıraklık mağdurları" dediklerimiz; 18 yaşından önce öğrenci olarak bir yerde çalışmaya başlayana ya da çırak olarak çalışmaya başlayana bir kart veriyorlar, bu kart kaza sigortası için. 18 yaşından önceki emeği de yok sayılıyor ama günümüzde artık staj için gidenlere büyük çalışanlara yüklenen yükler yükleniyor ve 30'a yakın staj yapan çocuğumuz iş cinayetinde öldü. Onlar da diyorlar ki: "Biz işe başladığımız gün emekliliğe esas yaşlılık sigortası başlasın." E, TÜİK diyor ki: "Türkiye'de genç işsizlik azalıyor." TÜİK, staj çalışanlarını işçi sayıyor. Ona işçi maaşı vermiyorsun, ona hakkını vermiyorsun ama orada TÜİK'in işçi saydığını da Bakanlık öğrenci sayıyor. O zaman, bu 3 tane kanayan yarayı birlikte çözmemiz gerekiyor.

Emeklilikte kademe bekleyenlerin talebi değerlendirildiğinde; prim ödemiş, aynı şartlarda çalışmış bir arkadaşı emekli olmuş, bir günle bunun emekliliğinin önü kesiliyor. Bu, nasıl bir anlayış? Bunu bir düzeltmemiz lazım. Bir yanlış var, savunma yapmanın alemi yok. Kaynak konusunda da ne işçinin maaşıyla bu ülke batar ne de emekliye verilecek ek kaynakla bu ülke batar; doğru yönetirseniz, üretimi artırırsanız, adil bir paylaşım sağlarsanız, ne ezilen ne ezen, insanca, hakça bir düzenden yana olursanız her sorunun çözümü vardır diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Gamze Taşcıer.

Buyurun lütfen. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir emekli düşüşünün, ömrünü çalışarak, prim ödeyerek geçirmiş ancak bugün ne geçinecek parası var ne başını sokacak bir evi, çaresizlikten kışı sokakta geçirmek yerine Cumhurbaşkanına hakaret ederek cezaevine girmeyi göze almış. Emeklileri öyle bir sefalete mahkûm ettiniz ki dışarıda soğuktan ölmektense toplama kampına dönen cezaevlerinde yatmayı tercih eder hâle geldiler. Bir tarafta sıcak yemek, yatacak yer için cezaevine girmeyi tercih edenler varken diğer tarafta dört günde 110 milyar dolarlık fon vurgunuyla servet sahibi olanlar var. Konu emekli olunca kaynak yok ama mesele fondaş olunca kaynağın sınırı yok; işte, AK PARTİ'nin kara düzeni budur, kademeli emeklilik meselesi de bu kara düzenin bir parçasıdır.

2023'te EYT düzenlemesini çıkaran sizsiniz ama bugün sosyal güvenlik sistemine bu kişileri yük gören yine sizsiniz. Oysa, EYT öncesinde emekliyken çalışanların sayısı 945 binken bugün bu sayı 2 milyonu geçti yani bütçeye yük gördüğünüz insanlar rahat koltuklarında emekliliklerinin tadını çıkarmıyorlar, sefalarını sürmüyorlar, dünyayı huzur içinde dolaşmıyorlar; aksine, çalışmaya, üretmeye, prim ödemeye devam ediyorlar. Öyle bir EYT düzenlemesi yaptınız ki sosyal güvenlikteki adaleti bozdunuz, eşitsizliği derinleştirdiniz. Bir gün arayla sigortalı olan 2 kişi arasına on yedi yılı koydunuz, iş barışını bozdunuz. Milyonlarca insan şimdi ustalık eseriniz olan bu adaletsizliğin giderilmesini istiyor ama asıl mesele ne zaman emekli olunacağı değil emekli olunca nasıl yaşanacağı. Mesele kaynak yokluğu değil kaynakların nasıl bölüşüldüğü, kimin çıkarının korunduğu, kimin yoksulluğa mahkûm edildiği. Aylık bağlama oranlarını düşürdünüz, kök aylıklarını erittiniz, prim ile emekli aylığı arasındaki bağı zayıflattınız. Çalışanı asgari ücrette, emekliyi en düşük aylıkta buluşturan, bütün ücretleri ve aylıkları aşağı doğru çeken bir eşitsiz düzen kurdunuz. Emeğin millî gelirden aldığı payı azaltarak sosyoekonomik bir kırım politikası uyguladınız. Bir ömür çalışan insan emekli olamıyor, emekli olan geçinemiyor, çalışan geleceğinden emin olamıyor. Emekli ve emekçi yoksulluğu AKP'nin siyasi tercihlerinin bilinçli bir sonucudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) - Sonra çıkıp da emekliye, emekçiye "EYT sorun, bütçeye yük, kademe talebi imkânsız." diyorsunuz. Alın terini sömüren, emekliyi sefalete mahkûm eden, halkını yoksullaştıran, bir avuç imtiyaz sahibine servet yaratan bu düzen artık tükendi. Biz Yeni Parti olarak sigorta başlangıcını, prim gününü, sigortalılık süresini ve yaşı birlikte değerlendiren, kademelendiren, kazanılmış hakları koruyan, adil ve öngörülebilir bir emeklilik sistemi talep ediyoruz. Bir kesimin hakkını diğerinden alarak değil herkesin hakkını alacağı bir adaletsizliği hep birlikte giderebiliriz diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Fatma Öncü.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.  DEM PARTİ Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine Grubum adına söz almış bulunuyorum.

Çok değerli kıymetli kardeşlerim, sizleri dinlediğimizde sanki yirmi beş yıl içerisinde biz emekli kardeşlerimiz konusunda hiçbir şey yapmamışız, hiçbir düzenleme yok; aman Ya Rabb'i, karayı bağdan, sümbülü de dağdan kesmişsiniz.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Doğru, yaptınız,  sefaletleştirdiniz emeklileri.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Şimdi gelelim, değerli kardeşlerim, bildiğiniz gibi, Avrupa'yla baktığınız zaman, bugün Avrupa 68 ile 70 yaş arası tartışması gerçekleştirirken biz ülkemizde kademeli emekliyi konuşuyoruz. Sizler buna ciddi anlamda da sözcülük yapıyorsunuz.

Şimdi, öncelikle, bugüne kadar emekliler konusunda neler yapıldığını tek tek anlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum, sonraki süreçte de nereye geldik ve neyi planlıyoruz. Her şeyden önce emekli kardeşlerimiz bu ülkenin kalkınmasında emeği ve alın teri bulunan kıymetli büyüklerimizdir, refahlarını artırmak devletimizin sorumluluğudur. Geçim sıkıntılarını biliyoruz, beklentilerini dinliyoruz ancak değerlendirme yaparken de atılan adımları da göz önünde bulundurmamız gerektiğini düşünüyoruz.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Anayasa Mahkemesi önünde bir emekli intihar etti, onun hesabını  verebiliyor musunuz?

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - 2012 yılı itibarıyla intibak düzenlemesiyle biz 1,8 milyon emeklimizin aylığında artış sağladık. Emekli olduktan sonra kendi adına ticari faaliyet yürütenlerin aylıklarında yapılan kesintiyi tamamen ortadan kaldırdık.

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Sadece hamaset.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Ve 2018'de başlattığımız bayram ikramiyesi uygulamasını şu anda 4 uygulama şeklinde gerçekleştiriyoruz. En düşük aylık ödemesi uygulamamızı da temmuz ayı itibarıyla 23.552 liraya getirerek yüzde 39,5 artış gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

ALİYE TİMİSİ ERSEVER (Ankara) - Ya, rakamlar ile yaşam koşullarını karşılaştır; markete git, markete, pazara.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, sadece emeklilerin maaşlarını değil, sosyal refahlarını iyileştirmek için de sürekli dönüşüm gerçekleştiriyoruz. Bir zamanlar ameliyat kuyruklarında bekleyen, ilaç kuyruklarında bekleyen...

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Sokağa çık, sokağa!

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Emekliler çalışırken ölüyor, huzur içinde değil.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - ...SGK-kamu emeklisi diye ayrım gözetilen emeklilerimizin bugün sadece bir yıllık sağlık harcaması 1 trilyon 782 milyon.

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Yıllarca o insanlar prim ödediler, bunun için ödediler.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Kronik hastalıklardan tutun da...

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Lütfettiniz!

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - ...bakım hizmetinden ağız ve diş sağlığına kadar tamamının ücretsiz yararlandığı bir sistemden bahsediyoruz. Sadece taşımada, sadece ücretsiz taşımada yıllık 3 milyar destek sağlıyoruz değerli kardeşlerim.

İBRAHİM ARSLAN (Eskişehir) - Hani ekonominiz çok iyiydi, milyonlarca insanı yoksulluğa, açlığa mahkûm ettiniz.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - 81 ilde emeklimizin doğrudan ulaşabileceği emekli masaları oluşturuyoruz ve evde bakım hizmeti olarak 107 bin emeklimize sağlık hizmeti konusunda evde hizmet veriyoruz. Yani sizlerin hayal bile edemeyeceğiniz hizmetler konusunda biz emeklilerimizin hayatlarını iyileştirmeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE TAŞCIER (Ankara) - Doğru, bu kadarını hayal bile edemiyorduk, çok doğru!

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ama kimse hayal edemezdi böyle ücretleri!

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Şimdi, az önce milletvekili arkadaşımız dedi ki: "Emekli arkadaşlarımız, emekli vatandaşlarımız cezaevlerine gidiyor."

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Kimse hayal edemezdi açlık sınırında emekli maaşını! Kimse hayal edemezdi bir günle on yedi yılı...

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, biz 14 bin emeklimize çok kıymetli huzurevlerimizde onlara hizmet ediyoruz. Sizin böyle bilgilendirmeleriniz sanırım yanlış bilgilendirmeler, doğru değil. Elbette ki ideal seviyede miyiz? Değiliz ama birlikte değişeceğiz, birlikte, inşallah, tüm emeklilerimize bugüne kadar sağlıkta, sosyal yaşamlarında, günlük sosyal hayatlarında yaptığımız iyileştirmelerin dışında gerçekten onların yaşam koşullarını iyileştirmek için el birliğiyle çalışıyoruz ve çalışacağız da. Siz ne kadar bağırsanız da yirmi beş yıldır temel hedefimiz "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın."

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Yaşamıyor işte, yaşamıyor.

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - O nedenle biz...

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - 23 bin liraya yaşayın bir ay!

FATMA ÖNCÜ (Devamla) - Ne kadar bağırırsanız bağırın, yine bu millet bizimle inşallah geleceğini inşa edecek.

 Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Fatma Hanım, 23 bin liraya bir ay yaşayın!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan... Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, grup önerisinin oylamasından önce yoklama yapılmasına yönelik bir önerge gelmiştir.

Şimdi, önergeyi okutup imza sahiplerini tespit edeceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

DEM PARTİ önergesinin oylaması öncesi toplantı yeter sayısı aranması talebimizi arz ederiz.

 

 

Selçuk Özdağ

 

 

Muğla

 

 

YENİ YOL Grup

 

 

Başkan Vekili

 

BAŞKAN - Selçuk Özdağ? Burada.

Bülent Kaya? Burada.

Necmettin Çalışkan? Burada.

Sema Silkin Ün? Burada.

Medeni Yılmaz? Burada.

Hasan Karal? Burada.

Mesut Doğan? Burada.

Mehmet Atmaca? Burada.

İdris Şahin? Burada.

Haydar Altıntaş? Burada.

Şerafettin Kılıç? Burada.

Elif Esen? Burada.

Mustafa Kaya? Burada.

Hüsmen Kırkpınar? Burada.

Rıdvan Uz? Burada.

Uğur Poyraz? Burada.

Yüksel Arslan? Burada.

Hasan Toktaş? Burada.

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu? Burada.

 Yüksel Selçuk Türkoğlu? Burada.

Cevdet Akay? Burada.

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve elektronik cihazla yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.25

      İKİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 19.39

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

 

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Yeni Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

20/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Gökhan Günaydın

 

 

İstanbul

 

 

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Özgür Karabat ve arkadaşları tarafından, Türkiye'de sanayi üretimi ve istihdamındaki gerilemenin nedenlerinin araştırılması amacıyla 20/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan -219 sıra no.lu- Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 20/10/2026 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Yeni Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Özgür Karabat konuşacak.

Sayın Karabat, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin sanayisizleştirilmesi ve Avrupa Birliğinin "Made in Europe" düzenlemelerinin ülkemiz açısından doğuracağı tehlikelerin araştırılması amacıyla verdiğimiz grup önerisi üzerine söz aldım. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği "Made in Europe" adı altında kendi üretimini ve yatırımlarını destekleyecek yeni kurallar hazırlıyor. "Made in Europe" adı üstünde "Avrupa'da üretilmiştir." demek. 4 Mart 2026 tarihinde Sanayi Hızlandırma Yasa Teklifi'nde belirli kamu destekleri ve alımlarda araçların Avrupa Birliği içinde monte edilmesi, batarya dışındaki parçaların değerinin en az yüzde 70'inin Avrupa menşeli olması şartı getiriliyor. Yine, bu şart çelik, batarya, temiz teknoloji alanlarını da kapsıyor. Peki, değerli milletvekilleri, bu ne anlama geliyor? Türkiye'de üretilen bir araç Avrupa Birliğine gümrüksüz girse bile Avrupa'daki bazı teşvik ve desteklerden faydalanamayacak. Bunun açık anlamı şu: Türkiye'de sanayi için tehlike çanları artarak devam ediyor.

(Uğultular)

BAŞKAN - Sayın Karabat, bir saniye lütfen.

Değerli milletvekilleri, salonda çok ciddi bir uğultu var. Hem kürsüdeki hatip rahatlıkla konuşamıyor hem de inanın, biz de takip edemiyoruz, lütfen.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, oysa Türkiyeihracatının 41,5 milyar doları otomotiv sektöründe ve bunun 30 milyar doları Avrupa'ya yani üretimimizin yüzde 73'ü Avrupa'ya...

Şimdi, değerli arkadaşlar, Bursa'yı düşünelim, Kocaeli'yi düşünelim, Sakarya'yı düşünelim, oradaki elektrikli araç yatırımlarını düşünelim, oradaki çalışan işçileri, istihdamı düşünelim ve sonra gelinen noktayı ve tehlikenin boyutlarını iyi bir anlayalım. Bütün tehlike bu boyuttayken biz ne yapıyoruz, Ticaret Bakanlığı ne yapıyor, Dışişleri Bakanlığı ne yapıyor? Hükûmet bunları Meclise getirmek ve araştırmak zorundadır. İşte, bu amaçla bütün bu konuları araştırmak üzere bir araştırma önergesi verdik.

Değerli milletvekilleri, bakın, sizinle birkaç rakamı paylaşmak isterim: Türkiye'de sanayi günden güne zayıflıyor. Sanayinin millî gelirden aldığı pay, imalat sanayinin sanayi içindeki payı her gün düşüyor değerli arkadaşlar ve yine, bu alandaki çalışan sayısı 2025'te tam 168 bin kişi azaldı. Yine, İSO'nun verilerine göre 10 sektörden 9'unun durumu her gün kötü oluyor; sipariş alınmıyor, yatırım yapılmıyor, kapasite kullanım oranları artmak bir yana her gün düşüyor. Bütün bunlar olurken Ekonomi Bakanı hizmet sektörüne övgüler yağdırıyor ve bizim sanayimiz her gün zayıflıyor.

Değerli arkadaşlar, sanayisi güçlü olmayan bir ekonominin güçlü olmasından bahsedemeyiz. Ben şimdi size buna yol açan tabloyu göstermek istiyorum, iyi bakın değerli arkadaşlar: BİST sanayi endeksi sadece yüzde 12,8 artmış, bakın, on ayda; enflasyon 29,7 artmış yani sanayi endeksi enflasyonun altında, Teknoloji Endeksi de yaklaşık enflasyon kadar yüzde 30. Şurada büyük bir kırmızı var, ne biliyor musunuz? Artan endeks Tera, Tera, yüzde 247 artmış; Türkiye'de sanayi endeksi yüzde 12, Tera yüzde 247 artmış. Tera demek, ne demek değerli arkadaşlar? Tera demek, sizin Bakanlarınız; Tera demek, Genel Başkan Yardımcılarınız; Tera demek, atadığınız bürokratlarınız; Tera demek, Külliye'deki danışmanlarınız. İşte, siz kaynakları sanayiye değil kendi yandaşlarınıza aktarmışsınız değerli arkadaşlar, kendi yandaşlarınıza. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) "Made in Europe" anlaşması imzalanırken hiçbir şekilde sesiniz çıkmıyor.

Değerli arkadaşlar, bu ülkenin geleceğini şişirilmiş fon getirilerinde değil fabrikalarda, üretimde, alın terinde aramalıyız; hep birlikte bunun çözümünü bulmalıyız. Asıl tartışmamız gereken mesele, Türkiye'de sanayi üretimini artırmak, teknolojinin gelişimini sağlamaktır. Peki, sadece Avrupa Birliğiyle müzakere edip pazar payında kendimize yer bularak bu sorunu çözebilir miyiz? Elbette hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Esas meselenin gerçeği şudur: Millî bir sanayi politikanız var mı? Millî bir teknoloji programınız var mı? Herkese "millî, millî" diyorsunuz ama işte bu gösteriyor ki Teradaki endeks, siz gayrimillî bir iktidarsınız değerli arkadaşlar, siz gayrimillî bir iktidarsınız. O yüzden, bizim ihtiyacımız, başkalarının belirlediği kurallara mahkûm olan bir ekonomi politikası değil kendi kurallarını koyan bağımsız bir ekonomi politikasıdır. Dolayısıyla, bu bağlamda, Türkiye sanayicisinin geleceğinin bütün yönleriyle araştırılmasını istiyoruz, araştırma önergemize de desteğinizi bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum, çok sağ olun. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Sema Silkin Ün.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de konuşmama başlamadan önce bir hatırlatmayı yapmak istiyorum. Evet, gün geçmiyor ki bir suç örgütünün tehdidine, şiddet eylemine maruz kalan bir vatandaşımız olmasın; esnaf, sanayici, iş adamı derken sıra gazetecilere kadar geldi. Afşin Hatipoğlu avukat ve gazeteci kimliğiyle canlı yayındayken yayını terk etmesi için tehdit edildi, yetmedi, haraç istendi kendisinden. Peki, Afşin Bey "Hayatım tehlikede." deyip yardım istediğinde vatandaşın can güvenliğinin teminatı, sığınacağı limanı olan İstanbul Emniyeti ne yaptı? Âdeta kapıyı gösterir gibi "Git, derdini karakola anlat." dedi. Bu sorumsuz tavrın işgüzar bir memur tavrı olduğuna inanıyorsanız acilen konunun üzerine gidin, gerekli tedbirleri alarak Afşin Bey'in can güvenliğini sağlayın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergeye geçecek olursak, maalesef, iktidarın üretimden yana olmayan ekonomi politikalarının bedelini sanayicimiz ödemeye devam ediyor. Sanayicimiz bugün aynı anda yüksek faizle, yüksek enerji maliyetleriyle, daralan dış taleple, kur baskısıyla ve finansmana erişim sorunlarıyla amansız bir mücadele veriyor.

Değerli iktidar milletvekilleri, yapay gündemlerle esas meseleleri halının altına süpürmeye alıştınız ama artık o halı da dağ gibi biriken sorunları, problemleri örtmeye yetmiyor. İşte, bakın, yorulan, üretme motivasyonunu kaybetme noktasına gelen sanayicimiz şimdi de yepyeni ve çok ciddi bir engelle karşı karşıya. Otomotiv sektöründe uygulamaya konulmak istenen "Made in Europe" dayatması zaten ayakta kalmaya çalışan sanayicimizin sırtına yeni ve ağır bir yük bindiriyor. Almanya ve Fransa tarafından yapılan ortak açıklamaya göre geleceğin otomobilleri ve teknolojileri yalnızca Avrupa'da üretilecek. Otomotiv ihracatımızın yüzde 73 gibi ezici bir oranını gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliğinin, bu iki lokomotif ülkesinin aldığı bu karar ülkemiz sanayisi için açık ve net bir tehlikeye işaret ediyor. Gümrük Birliği ortağımız olan AB'nin Türkiye'yi âdeta üçüncü ülke gibi teşviklerin ve koruma şemsiyesinin dışında bırakması asla kabul edilemez. Şimdi soruyorum size: En başta göz bebeğimiz olan yerli otomobilimiz Togg'un üretimini, pazar payını, fiyat performansının dengesini bu kararın nasıl etkileyeceği şimdiden araştırılıp tedbir alınmak zorunda değil mi? Bu risk sadece Togg'la sınırlı da değil. Risk tüm otomotiv ana ve yan sanayimiz için geçerli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

Eğer üretim Türkiye'de tutulmazsa Bursa'daki işçinin, Kocaeli'deki tedarikçinin, Denizli'deki kablo üreticisinin ağır bedeller ödemesi kaçınılmaz olacak. Bu olası anlaşmanın iş gücü piyasalarımıza etkisi ne denli şiddetli olacak? Otomotiv sektörümüz üretimiyle istihdamıyla nasıl korunacak? Hangi fabrikamız finansmansız kalacak, hangi stratejik yatırım ertelenecek? Günü geldiğinde bunları araştırmak, öngörmek ve tedbir almak bu Meclisin asli görevi değil mi? Yerli otomobilimiz seçim dönemlerinde sadece bir tur atılıp hava atılacak bir araç olmamalıdır; bakanından bürokratına seçim bittikten sonra otoparklarda çürümeye terk edilen bir proje ise asla olmamalıdır.

Önümüzde yerli otomobilimizi, milyonlarca çalışanımızı ve lokomotif sektörümüzü bekleyen bu denli ciddi bir tehlike varken verilen araştırma önergesini desteklemeyi millî bir görev biliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Buğra Kavuncu.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine göz göre göre gelen bir başka basiretsizlik örneği, bir başka duyarsızlık başımıza ne tür felaketler açacak, hep beraber takip ediyoruz. Niye göz göre göre diyorum? Zira bundan tam bir yıl önce bütçe görüşmelerinde bu kürsüden Sanayi Bakanına sormuşuz, demişiz ki: Avrupa Birliği bir tasarı hazırladı "Local Content" veya işte "Made in EU" adı altında Türk sanayisini zora sokacak bu tasarıyla ilgili ne tür hazırlıklarınız var? O gün Sanayi Bakanı bize aynen şöyle cevap vermiş: "Hiç merak etmeyin. Ticaret Bakanımız işin üstünde. Süreci yakinen takip ediyoruz. Türk sanayisinin bu işten etkilenmesine biz asla müsaade etmeyeceğiz."

Bakın, sonuç ortada. Bakan onu söylemiş ama sonuç nedir? Sonuç: Almanya ile Fransa bir uzlaşma anlaşması yapıp İngiltere'yi bu anlaşmanın kapsamına yani "Made in EU" kapsamına alıyor ama Türkiye nerede? Türkiye dışarıda.

Otomotiv ihracatımızın, daha doğrusu otomotiv yedek parça, yan sanayi ihracatımızın yüzde 75'i Avrupa Birliğine yani 41 milyar dolarlık bir rakamı biz buraya ihraç ediyoruz. 2025 yılında yapmış olduğumuz ihracatın yüzde 45'i neredeyse yarısı Avrupa Birliğine, sadece İtalya'ya yaptığımız ihracat Afrika'ya yaptığımız toplam ihracatın üstünde. Yani bu kadar önemli bir konu ve bu kadar önemli bir konuda biz sadece otomotiv yan sanayisini değil devamında çimento, demir çelik ve daha birçok sektörde Türkiye'nin bu büyük ihracat pazarını kaybetme riski var. Tabii, bakın, Avrupa Birliği 2025'in ilk üç ayında aslında gümrük birliğiyle ilgili konunun güncellenmesi konusunda bir iyi niyet gösterdi, bunu da değerlendiremedik. Ne oldu biliyor musunuz? Şubat-mart ayında tam konuşulurken 19 Mart sürecini yaşadı bu ülke ve Avrupa Birliği o anda gümrük birliğinin güncellenmesiyle ilgili bu konuyu da rafa kaldırdı. Öyle bir ortam yarattınız ki gazeteciler tutuklanıyor, fon kriziyle ülkeyi bütün dünyaya rezil ettiniz Avrupa Birliğinin de böyle bir anlaşmayı, Türkiye'yi dışarıda bırakacak bir anlaşmayı imzalayabilmesi için âdeta ortam yarattınız. Zira, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne dedi: "Avrupa Birliği bizim önceliğimiz değil."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Hadi gidin anlatın şimdi, gidin anlatın "Local Content"le ilgili alınmış olan kararın getireceği sıkıntılara. Önceden söylenen hiçbir konuyu duyup önceliklendirmiyorsunuz, gerekli tedbirleri almıyorsunuz, her şey olduktan sonra. İstanbul'da yağmur yağacak sel olacak, sel olduktan sonra tedbir; deprem olacak, sonra, "Fon krizi geliyor." diyoruz onu bile duymuyorsunuz, onu bile daha sonra ele alıyorsunuz. Bakın, 2025 yılında bu konu da buradan, bu kürsülerden size sorulmuş, yine hiçbir şey yapılmamış.

Bir çift söz de Avrupa Birliğine: Türkiye'yle ilgili eğer bu karar alınırsa, çok açık ve net söylüyorum Avrupa Birliğiyle ilgili diğer bütün meseleler artık bir teferruat hâline gelecektir. Avrupa Birliği konusu millî bir meseledir, eğer bu konuda bizim de taşın altına elimizi koymamız gerekiyorsa biz de taşın altına elimizi koymaya hazırız diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova Milletvekili Sayın Tahsin Becan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN BECAN (Yalova) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Parti grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sanayi bir ülkenin ekonomik bağımsızlığının temelidir. Üretim demek istihdam, ihracat, teknoloji ve refah demektir. Ancak bugün sanayicimiz yüksek finansman maliyetleri, pahalı enerji, artan girdi fiyatları ve finansman erişim sorunlarıyla mücadele etmektedir. Yatırım yapmak zorlaşıyor, işletmelerin rekabet gücü zayıflıyor, üretim üzerindeki baskı da giderek artıyor. Türkiye neden üretim ekonomisini güçlendirmek yerine üreticisini bu kadar ağır maliyetlerle baş başa bırakıyor, anlamak çok zor. Uygulanan ekonomi politikaları sanayimizin uzun vadeli yatırım yapmasını kolaylaştırıyor mu, yoksa üretim kapasitesini daraltan bir ortam mı yaratıyor?

Sayın vekillerim, on yıl Yalova Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı yapmış biri olarak üzülerek şunu belirtmeliyim ki iktidarın "enflasyonla mücadele" adı altında uyguladığı politikalar üretimi desteklemek yerine sanayiciyi yalnız bırakmaktadır. Bugün fabrikalar üretimi kısmakta, yatırımlar yavaşlamakta ve istihdam risk alanına girmektedir. Bugün üretimde çalışan 16 milyon kişinin 5 milyonu sanayide çalışmaktadır. Sanayi sektöründe harcanan enerji gideri de yüzde 30 azalmıştır. Bu da bize sanayideki gidişatın ne kadar kötüye doğru yol aldığını göstermektedir.

Sayın vekillerim, tüm bu olumsuzluklar ortadayken, Avrupa Birliğinin gündeminde bulunan "Made in Europe"un yaklaşımı da maalesef Türkiye açısından ciddi riskler taşımaktadır. Özellikle otomotiv, ana metal, çimento ve yenilenebilir net sıfır enerji teknolojileri sektörlerinde ve bu sektörlerin tedarik zincirlerinde yaşanabilecek değişiklikler ihracatımızı ve istihdamımızı doğrudan etkilemektedir.

Türkiye, Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği ilişkisi içinde olan ve Avrupa sanayisinin önemli tedarikçilerinden biri konumunda olan bir ülkedir. Yalova gibi üretim gücü yüksek illerimiz maalesef uygulanan yanlış politikaların yükünü taşımaktadır. Sizlere Yalova'dan bir örnek vereyim: Bugün Yalova'da üretim yapan tersanelerde çalışan işçi sayısı yarı yarıya düşmüştür. Sebebine gelince, tersane sektörü ağırlıklı olarak Norveç, Finlandiya ve Rusya'ya ihracat yapmaktadır. Zira, son dönemlerde verilen fiyat tekliflerinin yarısı kadar Çin'den gelen teklifler pazar kaybı yaşatmaktadır. Burada enerji, istihdam, doğal giderler başı çekmektedir. Bundan dolayı da rakip sektörlerle mücadele etme gücü zayıflamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin.

TAHSİN BECAN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Ülkeyi betonlaştırmak üzere verilen desteklerden vazgeçip hastane, köprü, yol, TOKİ gibi tüketim bazlı yatırımları sonraya bırakarak tamamen üretime dayalı ekonomi politikalarının uygulanması şarttır. Sanayinin finansa erişimi de kolaylaştırılmalıdır.

Yine, ikinci bir örnek sizlere Konya'dan vermek istiyorum. Geçen sene Konya'da çalıştığım zaman, su sıkıntısının olduğu günlerde -Konya'da sular kurumuştu, kuyulardan çekilen sulardan da maalesef bir randıman alamıyorlardı- devletin gönderdiği direktife göre, mısır üreticilerine dört yıl üretime ara vermeleri, dört yılda bir üretebilmeleri izni çıktı. Bu ne demek? "Fabrikalarınızı dört yıl kapatın, dört yıl sonra açarsınız." demek. Tabii, bu saçma sapan bir şey, onu yapacağımıza tarım politikalarına eğilebilsek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN BECAN (Devamla) - ...suyun olduğu, iklimin müsait olduğu yerlerde mısır üretirsiniz, diğer yerlerde de farklı ürünleri. Evet, Türkiye için "üretim, üretim..." demekten başka çaremiz yok.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Mahmut Dindar.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DİNDAR (Van) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün tartıştığımız mesele yalnızca Türkiye'nin Avrupa Birliğinin yeni sanayi politikası dışında bırakılması değildir. Asıl mesele Türkiye'nin otuz yıldır Gümrük Birliği içinde bulunmasına rağmen neden kararların alındığı Avrupa Birliği masasında yer alamadığıdır. Kürt meselesini çözmüş, demokrasi sorunlarını aşmış ve ekonomik olarak güçlü olan bir Türkiye'yi kimse kapıda bekletemezdi.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, 1996'dan bu yana Gümrük Birliğinin yükümlülüklerini üstleniyor ancak Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının tam tarafı olamıyor. Uyum sağlamak zorunda kaldığı kuralların hazırlanmasında oy hakkı tam olarak bulunmuyor; hizmetler ve kamu alımları da bu ilişkinin dışında kalıyor. Türkiye yükümlülüklerini üstleniyor ama haklardan eşit biçimde yararlanamıyor. Peki, Türkiye neden Avrupa Birliği üyesi değil? Üyelik müzakereleri 2005'te başladı ancak demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanındaki gerilemeler nedeniyle 2018'den bu yana fiilen durmuş durumdadır. 2015'te Türkiye Kürt meselesinde çözümsüz kaldı, şimdi bu kapı yeniden aralanıyor ama süreç istenilen hızda ilerlemiyor. Bizler açısından demokratikleşme ve hukukun üstünlüğü yalnızca üyelik koşulları değil toplumun tamamı için vazgeçilmez ilkelerdir.

Değerli milletvekilleri, Fransa ve Almanya'nın ekim ayında açıkladığı otomotiv uzlaşması Türkiye'yi yeni Avrupa sanayi desteklerinin dışında bırakabilecek bir yaklaşım içeriyor. Henüz nihai ve bağlayıcı bir düzenleme olmayan bu uzlaşma Türkiye'deki üretimi kamu alımları, elektrikli araç teşvikleri ve yeni yatırım kararları üzerinden dezavantajlı duruma düşürebilir. 2025 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroya ulaştı. Türkiye'nin mal ihracatının yüzde 42,7'si Avrupa Birliğine gidiyor. Bu kadar güçlü bir ekonomik ilişki varken Türkiye'nin yeni üretim desteklerinden dışlanması yalnızca ülkemizdeki üreticileri değil işçileri ve tedarik zincirlerini de etkileyecektir ancak bir başka eşitsizliği de konuşmak zorundayız, Türkiye'nin kendi içindeki bölgesel eşitsizleri konuşmak zorundayız.

TÜİK'in 2024 verilerine göre İstanbul ülke ekonomisinin yüzde 30'unu oluşturuyor. İlk 5 ilin toplamı yüzde 53'tür. Kişi başına gelirde İstanbul ile Şanlıurfa, Van, Şırnak arasındaki büyük fark, ekonomik gelişmenin ülke geneline dengeli dağılımını gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MAHMUT DİNDAR (Devamla) - Sanayi politikası yalnızca ihracatı ve büyük şirketlerin rekabet gücünü artırmayı hedeflememelidir. Üretimin, teknolojinin, nitelikli istihdamın, yatırım olanaklarının ülkenin farklı bölgelerine yayılması gerekiyor. Bölge illeri yalnızca ucuz iş gücü sağlayan veya ham madde üreten bölgeler olarak ele alınıyor ama yatırım ve istihdama gelince orada adaletsizlik oluşuyor. DEM PARTİ olarak, emeği koruyan, güvenceli istihdam yaratan, küçük üreticileri destekleyen, ekolojik dönüşümü gözeten ve bölgeler arasındaki eşitsizlikleri azaltan bir sanayileşme anlayışını savunuyoruz. Avrupa Birliğiyle gümrük birliği güncellenmeli, eşit muamele sağlanmalı ve ekonomik ilişkiler demokratik değerler temelinde geliştirilmelidir. Ekonomi ile demokrasinin bağını güçlü kurarsak bu sorun da dâhil tüm riskleri güçlü bir şekilde karşılayabiliriz yoksa dışa bağımlı ve yoksul bir ülke olarak kalmaya devam edeceğiz diyor, teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Cevahir Uzkurt.

Sayın Uzkurt, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEVAHİR UZKURT (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, ülkemizin geleceğini, ekonomik gelişmişliğimizi ve bağımsızlığımızı yakından ilgilendiren sanayi üretimi, ihracatı ve istihdamı konusunda dikkat çekmek üzere verilen bu öneriyi önemsediğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle ben de ülkemizin bu konulardaki mevcut durumunu ve özellikle son dönem gelişmeleri sizlerle paylaşmak isterim. Bakın, Türkiye sanayisinin özellikle son dönemdeki küresel ekonomideki kırılmalara ve pazar dalgalanmalarına rağmen güçlü bir konsolidasyon ve adaptasyon dönemi geçirdiğine hepimiz şahidiz. TÜİK verilerine göre küresel ticaret hacminin bu kadar daraldığı bir konjonktürde, sanayi üretimimizin 2026'nın ilk sekiz ayında yıllık bazda yüzde 2'lik bir artış performansıyla pozitif bölgede kalmış olması gerçekten önemlidir. Bakın, önergede geçtiği için söyleyeceğim, özellikle stratejik sektörlerimizden biri olan otomotiv sektöründe Avrupa'daki iç talep daralmasına ve sıkı para politikasına rağmen 2026'nın ilk dokuz ayında dolar bazında yüzde 3'lük bir artışla otomotiv sanayi ihracatımız 31,1 milyar seviyesine gelmiştir. Yine, Türkiye bugün hafif ticari araç üretiminde Avrupa'nın 1'inci üreticisi konumundadır. Yine, motorlu taşıt üretiminde Avrupa'nın 5'inci ve dünyanın 12'nci üreticisi konumunda yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, siyasi ya da ekonomik konularda dışarıdaki gelişmeleri bahane ederek başarı ya da başarısızlığa gerekçe arayan bir tarzım olmadığını ifade etmek isterim. Lakin şunu da gözden kaçırmamak lazım, bunun da altını çizmemiz gerekir: Bugün küresel ekonomiyle entegre olan hiçbir liberal ekonomide yaşanan gelişmeleri küresel ekonomideki gelişmelerden ya da uluslararası ticaretten ari olarak değerlendirip yorum yapamayız. Bugünkü küresel ekonomik krizin etkilediği dünya ekonomisinde, bakıyoruz, tedarik zinciri kırılmaları, jeopolitik gerilimler, yüksek enflasyon sarmalı ve özellikle merkez bankalarının agresif sıkı para politikalarıyla dünya ekonomisi büyük bir imtihan veriyor. Aynı zamanda, gelişmiş Avrupa ekonomilerinin negatif büyüme performansıyla resesyonu konuştuğu bir dönemde Türkiye'nin imalat sanayisinin bu direnci göstermesi elbette ki uyguladığımız proaktif makroihtiyati politikalar ve yapısal dirençli mekanizmalar sonucunda gerçekleşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

CEVAHİR UZKURT (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz Avrupa Birliğinin "Made in Europe" yaklaşımını ve Yeşil Mutabakat süreçlerini açıkçası bir tehdit olmanın ötesinde, ülke sanayimizi küresel ligde bir ileri taşıyacak bir kaldıraç olarak görüyor ve buna ilişkin politikalar izliyoruz. Ezcümle, biz popülist sanayi politikalarının ötesinde, özellikle sanayicimizin önünü açacak yapısal reformlarla lojistik avantajlarımızı kullanarak Çin ve Avrupa arasında Türkiye'yi güvenli bir liman yapma vizyonumuzla politikalarımıza devam ediyoruz.

Yüce Meclisimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Popülist sanayi politikası ne demek?

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

 

 

20/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/10/2026 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.             

 

 

Abdulhamit Gül

 

 

Gaziantep

 

 

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1'inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 293 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ise yine aynı kısmın 3'üncü sırasına alınması ve bu kısımda bulunan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Kasım ayı içerisinde haftalık çalışma günlerinde gerçekleştirilecek birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşimlerinde saat 24.00'e kadar,

20 Ekim 2026 Salı günkü (bugün) birleşiminde 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,

21 Ekim 2026 Çarşamba günkü birleşiminde 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,

22 Ekim 2026 Perşembe günkü birleşiminde 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

27 Ekim 2026 Salı günkü birleşiminde 279 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi;

293 ve 294 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi, bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması ve tekliflerin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların sürelerinin en fazla iki konuşmacı tarafından kullanılabilmesi önerilmiştir.

 

293 Sıra Sayılı Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi (2/3803)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1.BÖLÜM

1 ila 6'ncı Maddeler

6

2.BÖLÜM

7 ila 10'uncu Maddeler (Geçici 1' inci madde dahil)

5

TOPLAM MADDE SAYISI

11

 

 

294 Sıra Sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1.Bölüm

1 ila 5'inci Maddeler

5

2.Bölüm

6 ila 9'uncu Maddeler

4

Toplam Madde Sayısı

9

 

BAŞKAN - Öneri üzerinde ilk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkanı ve Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen'e aittir.

Sayın Ekmen, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Yine bir Genel Kurul çalışma değişikliği önergesiyle karşı karşıyayız. Bu  yasama dönemi boyunca sürekli olarak AK PARTİ'den bize, şöyle çok değil, üç aylık çalışma disiplini önerileriyle gelmelerini istedik, bugüne kadar bu gerçekleşmedi.

Kızılay Yasası, malumunuz, geçen yasama yılından bu yıla sarkmıştı, şimdi biraz daha öteleneceği anlaşılıyor. Aslında, Kızılay Yasası'nda muhalefetin bazı basit gözüken ama temel önerileri dikkate alınsa, o yasanın da hızlıca yasalaşması mümkün.

Bu çalışma değişikliği önergesi ne içeriyor? Asrın fon dolandırıcılığına dair yasanın öne alınmasını öneriyor. Evet, 15 Eylülden bugüne tam otuz beş gün geçti. Bu otuz beş günün yirminci gününde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı ve biz AK PARTİ sıralarına şöyle seslendik: "Nasıl ki Meclisi kapatırken 467 tarihî oylamasıyla bir yasayı geçirdik, gelin, bu fon dolandırıcılığının deşifresi, ilanı, cezalandırılması ve mağdurlarının da mağduriyetinin giderilmesi yönünde iş birliğiyle çalışalım ve Parlamentodaki 7 grup, burada oylamaya katılacak yüzlerce milletvekili aynı yönde oy kullanalım." Ve bunun çok basit bir temel ön gereksinimi vardı, o da Meclis araştırma komisyonu kurulması. Geçmişte yenidoğan çetesi, İliç kazası, okul saldırıları, Kartalkaya kazası gibi birçok mevzuda komisyon kurulmasına onay veren AK PARTİ, nedense asrın dolandırıcılığı hakkında bir komisyon kurulmasına yanaşmadı. Biz merak ediyoruz, acaba burada milletin sırtına kene gibi yapışan, AK PARTİ ve külliyedeki itibarlı kurumların tamamını bir şekilde işin içinde gösteren bu büyük dolandırıcılık şebekesi ve iş ortaklarının ifşasından niçin çekiniyoruz? Sayın Özlem Zengin burada açık çağrıda bulundu: "Listeler açıklansın." Sayın Devlet Bahçeli MHP grup toplantısında açık çağrıda bulundu: "Listeler açıklansın." Ama otuz beş gün geçti, henüz açıklanan bir liste yok. Açıklanmasını istediğimiz listeler de Sayın Mehmet Şimşek'in çizdiği çerçevede olsun yani 10 milyon ve daha fazla kazanmış olan kişilerin olmadığı, 100 milyon ve daha fazla kazanmış kişilerin listeleri açıklansın ki ya yanlış isim verilerek veyahut da dezenformasyon yoluyla bu mesele özünden saptırılmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Dün ilk defa bir eylemle karşı karşıya kaldık, önce Anadolu Ajansı hastalığını gerekçe göstererek SPK Başkanının, görevden affı değil, istifasını istediğini bildirdi ama gece yarısı Resmî Gazete yayımlanınca bunun istifa değil, görevden alma olduğunu anladık. Peki, merak ediyorum, koskoca Sermaye Piyasası Kurulunda bu olay nedeniyle sorumluluk atfedilebilecek tek kişi Başkan mıdır, diğer üyelerin ve orada profesyonel olarak görev yapan bürokratların ve uzmanların hiçbirinin bir sorumluluğu yok mudur, sadece Başkanı görevden alarak bu mesele çözülecek midir? TAKASBANK'ı, BİST yönetimini, DDK Başkanını, BDDK Başkan ve üyelerini görevde tutarak siz bu işin çözüldüğü yönünde bir intibayı verebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bu meselelerin hepsini yasa görüşmelerinde konuşmaya devam edeceğiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ, İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Rıdvan Uz, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA RIDVAN UZ (Çanakkale) - Tarihte ilk defa kanunun ve kurumların yok sayıldığı organize nitelikli dolandırıcılık kriziyle karşı karşıyayız, aslında bunun tam da karşılığı bu, fon kriz dedikleri şey, bu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyor ve milletimize sesleniyorum.

Şimdi, Kızılay kanunu geri çekildi ve 9 maddelik bir fon kanunu Meclisimize getiriliyor. Tabii, yetkili ama bir türlü sorumluluk almayan devlet bu fonun içinde yok; Hazine ve Maliye Bakanı yok, SPK yok, Borsa İstanbul yok, TAKASBANK yok, dört yılda yüzde 4.000 artış sağlayan haramzade suç örgütü Tera da yok. Bakın, ne var? Başkasının alın terine el uzatmanın maalesef adı var; bunun adı hak yemektir, bunun adı kul hakkı yemektir.

Şimdi, önümüzde öyle bir tablo var ki SPK'nin resmî verilerine göre 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye ediliyor. Tam 455 bin 758 tekil yatırımcı da bu fonların içinde bulunmakta. Bunların içinde emeklisi var, çoluğunun çocuğunun geleceğini buraya yatıran anne babalar var, yıllarca çalışıp üç kurşunu kenara koyan vatandaş var. Peki, vatandaş bunu yaparken neye güvendi, kime güvendi? Bunun karşılığını bu millet sizlerden arzu ediyor, istiyor.

Şimdi, Plan ve Bütçeye kanun geliyor. Plan ve Bütçede kanun geldiğinde "Bu işin sonuna kadar gideceğiz, arkasında kim varsa, olsun, gereken işlemi yapacağız." diyen Cumhurbaşkanına inat, Plan ve Bütçede, bir bakıyorsunuz, Hazine ve Maliye Bakanı yok ortada, bu nasıl bir ciddiyetse. Peki, SPK Başkanı var mı? O da yok Plan ve Bütçede. Allah Allah! Borsa İstanbul Başkanı var mı? O da yok. Ya, muhatap yok. Muhatabın olmadığı bir yerde siz "Bu işin üstüne ciddiyetle gideceğiz." derseniz, buna nasıl ve kimler inanır, onu da sizlerin inisiyatifine bırakıyorum.

Bu işler bir gecede olmadı malum; fonlar bir gecede büyümedi, yüz binlerce insan bir gecede bu sistemin içine girmedi. Bu sistem büyürken servetine servet katanlar ortada. 10 milyona yakın yatırımcı ve etkilenecek reel sektör, bireysel emeklilikten geçinenler, hayat sigortasına para yatıranlar bu işten etkilenecek yani reel sektör etkilenecek yani sizin tabiriniz: Turpun büyüğü hâlâ heybede duruyor.

Peki, çok enteresan; Tera Portföy kapalı fonu oluşturulurken savcılık uyarı veriyor "Bir kara para aklama operasyonu içinde bunlar." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

RIDVAN UZ (Devamla) - SPK'deki iki yetkili "Bu fon şaibeli, dolayısıyla buna izin verilmemesi lazım." diyorlar ve bu iki adamı siz görevden alıyorsunuz yani sizi uyaranı da "Burada kara para var. Burada milletin malına çökme operasyonu var." diyene de siz maalesef görevden el çektiriyorsunuz. İYİ Parti olarak biz bir yıldan beri her platformda, Sayın Genel Başkanımız grup toplantılarında ve sizin Maliye Bakanınız da on ay önce bu işle ilgili olarak konuştu ve sizi uyardı. Peki, buna rağmen ne yaptınız? Para piyasası fonu ve hisse senedi fonu var. Siz, para piyasasındaki fonu ters repo yapmak suretiyle onu da riskli bölüme aldınız ve onun da içini boşalttınız.

Ve son olarak şunu söylemek istiyorum: "İç cephe" dediniz, "İç cepheyi güçlendirme" dediniz; belediye başkanlarını ters kelepçeyle içeri aldınız ya da görevlerinden uzaklaştırdınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN UZ (Devamla) - Demek ki bu millet verdiği oyun karşılığının ne olduğunu maalesef görmüş oldu da diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioiğlu.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü fon soygunu nasıl sonuçlanacak diye merak edenlere dramatik bir öykü anlatacağım. Bundan dokuz gün sonra 1'inci yılı doluyor, Gebze Akse Sapağı'nda bundan bir yıl önce sabaha karşı bir bina çöktü. Düşünün, uykunuzda aniden binanız çöküyor, 4 kişi ölüyor. "Ne oldu?" deniliyor, "Binada mı hasar var?" Hayır, bina çok sağlam, demirleri falan tam yeterli oranda. Bir de bakılıyor ki altında metro inşaatı var. Metro inşaatından kaynaklandığı anlaşılıyor ve sonrasında bir şey yapılıyor mu? Tam bir yıl geçti, bir dava bile açılmadı. Ertesi gün AK PARTİ yetkilileri dedi ki: "Bu işin peşini bırakmayacağız, vatandaşlarımız öldü, şunu yapacağız, bunu yapacağız." Bol bol palavra attılar; bir yıl geçti, bir dava bile açılmadı. İddianame yazılmadı arkadaşlar, takip ediyorum Kocaeli Milletvekili olarak.

Bakın, çöken binanın yanındaki bina sakiniyle konuştum: "Vekilim, dört buçuk ay öncesinde CİMER'e yazdım: 'Ya, bizim binada böyle çatlaklar oluyor, bir şeyler oluyor.' dedim." diyor. Ulaştırma Bakanlığından gelmişler "Efendim, bina oturuyor, merak etmeyin." demişler. "Ya, eski bina bu; ne oturması Allah aşkına!" demiş. Sonra bir daha yazmış CİMER'e. Bu sefer, metro inşaatını yapan Eze İnşaat yetkilileri gelmiş: "Efendim, sıvalarda çatlak var, isterseniz bir sıvacı gönderelim." demişler. "Ya, çek git kardeşim." demiş, "Bir sıvayı ben de yaparım. Öyle bir şey yok, burada bir sıkıntı var." Apartmanın yıkımından bir gün önce eczacı, belediyeyi arıyor, belediye gelip bakıyor "Bir şey yok." diyor. "Sabaha karşı kıyamet kopuyor sandım." diyor sakin ve ardından bina yıkılıyor, 4 vatandaşımız hayatını kaybediyor; tam bir cinayet işliyor iktidar.

İkincisi, vatandaş ertesi gün koşturuyor savcılığa -bakın, burada- suç duyurusu yapıyor, savcılık diyor ki: "Soruşturmaya yer yok." Başından savıyor, zaten bir yıldır da iddianame yok. Sonrasında vatandaşlar Ulaştırma Bakanlığına gidiyor; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Gebze Belediyesi herkes birbirine atıyor topu. Vatandaşın 3 katlı binası var. "Sana 1,5 kat veririz." diyorlar. "Ya, ben mağdurum kardeşim, ölecektim ya, en azından 3 kat verin." "Hayır." Bölgede kiralar 25-30 bin lira. "5.500 lira kira veririz efendim." Vatandaşlar perişan durumda, esnaf perişan durumda. Gebze Akse Sapağı Gebze'nin en işlek yeriydi, şu anda gidin, bir hayalet mahallesi âdeta; apartmanlar perişan, bir sürü insan, kim olduğu belli olmayan insanlar o apartmanlarda konaklıyor. Hiçbir adım atılmamış durumda ve en önemlisi bir iddianame yok ya! Ya, bu nasıl bir pervasızlık, anlaşılmıyor arkadaşlar ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Bakın, ben gittim, bunun fotoğrafını çektim, şurada. Ya, apartmanın altına âdeta tuzak kurmuşlar, 15 metre altına peron yapıyorlarmış ve sonuçta apartman çökmüş.

Ya, sizin bütün işleriniz böyle arkadaşlar, şu andaki işleriniz gibi. Yani, SPK'nin yargılanması gerekiyor ama affını istiyor adamlar. Ya, yargılanmalı diyoruz kardeşim! Milyonlarca mağdur var ama yargılayan yok. Ne zaman yargıladınız? Herkes affını istiyor, gidiyor; Ruhsar Pekcan gidiyor, o gidiyor, bu gidiyor. Yani, hiçbir şekilde samimi değilsiniz, ikiyüzlüsünüz. Bakın, şu anda da... Türkiye'de başörtüsü konusunda birçok kahramanlık yaparsınız, ben kendim bir başörtüsü savunucusuyum; şu anda Azerbaycan'da yasak var ancak Binali Yıldırım çıkmış, açıklama yapıyor, "Ne haddimize efendim, Azerbaycan'a karışamayız biz, karışamayız." diyor; Oktay Saral bir taraftan açıklama yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Azerbaycan yetkilileri diyor ki "Ya, bu Cumhurbaşkanı Başdanışmanıysa istifa etsin." diye bugün istekte bulundular. Hakikaten garip bir durum var. Cumhurbaşkanı Başdanışmanıysa bu açıklamayı nasıl yapmış? Yani bunun bir açıklamasını yapmak lazım. AK PARTİ yetkilileri diyor ki: "Ya, Cumhurbaşkanı adına vali bir açıklama yapamaz."

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Hadi!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - E, öbür taraftan da Azerbaycan yetkilileri diyor ki: "Oktay Saral'ı görevden alın kardeşim."

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Yeter!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) -  Bu çelişkiyi çözecek olan sizsiniz.

BAŞKAN - Peki.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Yani böyle bir Başdanışman bulmuşsunuz, "Suyun ısındı Alparslan Kuytul." diyor, adamı gözaltına alıyorsunuz.

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Sayın Başkanım, bunu mu dinleyeceğiz ya!

BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu, teşekkür ederiz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Ondan sonra Azerbaycan yetkilileriyle böyle bir polemik yaşıyoruz.  (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET FETHAN BAYKOÇ (Ankara) - Hadi!

BAŞKAN - Sayın Gergerlioğlu, teşekkür ederiz.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/3091) esas numaralı imzacısı bulunduğum Kanun Teklifi'nin İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını talep ederim. 3/8/2026

 

 

 

Necmettin Çalışkan

 

 

Hatay

 

BAŞKAN - Önerge üzerinde teklif sahibi olarak Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan konuşacaktır.

Sayın Çalışkan, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün  çok önemli bir kanun teklifiyle huzurunuzdayım. Bu yıla iyi başlangıç yapalım, ilk kanunu görüşeceğiz. Bu kanun, bu milletin 85 milyonunu ilgilendiren bir kanun. Emeklilerin en az maaşının hiç olmazsa asgari ücretle sabitlenmesi.

Malum olduğu üzere, ülkemizde otuz yıl, kırk yıl hizmet etmiş büyüklerimiz, ikinci bahar umuduyla büyük bir hayal içerisinde emekli olmayı beklemekteyken ne yazık ki bugün emeklilerimizin aldığı maaş sefalet ücretidir, emeklilik hayatı kâbus hâline gelmiştir. Emeklilerimiz, maaş yetmediğinden çok ileri yaşlarda yeniden çalışmak zorunda kalmaktadır. Böylece, yeni gençlerin de istihdamına bir açıdan engel olunmaktadır.

  Değerli milletvekilleri, ülkemizin temel ilkelerinden biri sosyal devlet olmasıdır. Sosyal devlet yardım yapan değil yardıma muhtaç etmeyen bir devlettir. Bugün sosyal devlet çöktüğü için sosyal çöküşle karşı karşıya kalmış bulunmaktayız. Bugün, ne yazık ki emekli büyüklerimizin hayatlarını televizyonlardan görüyoruz. Market reyonlarında boynu bükük, bir torununu gördüğünde saklanan, bayram geldiğinde üzülen, pazardan ucuz sebze meyve arayışı içerisinde olan -ne yazık ki- bir hayat sürmektedirler. Oysa burada bu insanlar bunu hak etmiyor; onurlu, huzurlu yaşam onların da hakkı.

Bugün geldiğimiz noktada, her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi yeniden kanun çıkararak emekli maaşını bir seviyede tutuyor. Oysa Meclisin üzerindeki bu yükü de kaldıralım, en azından en düşük maaş asgari ücrete sabitlensin. Eğer bir yerde kamunun da katılımıyla "asgari ücret" diye bir rakam verilmişse bu rakam zaten açlık sınırıdır. Bu açıdan da "Kamunun verdiği hiçbir maaş asgari ücretten az olamaz." kaidesi gelsin. Bunun dışında, emeklilere ikramiye ilk defa çıktığında -4 bin lira- asgari ücrete eşit seviyedeyken bugün yedide 1 noktasına gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, aslında biz, burada, bir iyileştirmeden daha çok hakkın iadesini, gasbedilen hakkın geri iadesini istiyoruz. Emeklilerimizin AK PARTİ'nin ilk iktidara geldiği yıllarda en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün bire bir oranla her bir emeklinin aldığı en düşük asgari ücret 42 bin liraydı. Bugün de yapılacak iş, hiç olmazsa bu hâle getirilmesidir.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında, EYT'li bekleyen, o bir gün farkla on yedi yıl bekleyen binlerce, yüz binlerce çalışan da Türkiye Büyük Millet Meclisinin vereceği müjdeli haberi bekliyor. Milletimizin büyük kriz içerisinde olduğu, fon vurgunlarıyla, yolsuzluklarla ülkemizin çalkantıda olduğu bugün de hiç olmazsa bu emekli büyüklerimize lütfedip -lütfetmek  değil görevimiz gereği- böyle bir çalışmaya "evet" diyelim.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında, bir de sıklıkla tekrar ettiğimiz üzere, devlet aldatmaz. Eğer staj ve çıraklık çalışanlarına staj dönemlerinde "Bu senin sigorta başlangıç numarandır." denilmiş ise bunun itibara alınması gerekir. Zaten bu durumda olan, hazineye yük getirecek çok sayıda bir çalışan da yoktur. Bu açıdan da bu gasbedilmiş hakkın telafisi yüce Meclisin onurlu bir görevi olacaktır ve bu yapılan işle bundan sonra meslek liselerinde okuyan gençlerimiz, öğrencilerimiz de gönül huzuru içerisinde "Benim burada çalışmayla alacağım başlangıç sigortama geçerli bir tarihtir." diyerek güvenecek. Aksi takdirde bugün meslek liselerinde alınan sigorta başlangıç numaralarının geçersizliği, bu açıdan da aldatılmışlıkla karşı karşıya olunduğu gayet açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Onun için bu konu herhangi bir siyasi partinin özel bir konusu değildir. Emekliler bu ülkeye hizmet etmiş çok değerli insanlardır. Bir ülkenin sosyal devlet oluşu, bir ülkenin güçlü devlet oluşu; çocuklara, engellilere ve yaşlılara yaklaşımıyla anlaşılır. Bu açıdan da umuyorum ki AK PARTİ'nin değerli Grup Başkan Vekili, Adalet Bakanlığı yapmış birisi olarak bu haklı talebe seyirci kalmayacak. Hiç olmazsa şaşırtarak 28'inci Dönem Meclisinde bir siyasi partinin talebi olduğu için değil emeklilerin ana sütü gibi ak ve helal alın terlerinin karşılığı olduğu için bu talebe "Peki." diyecekler. Evet, hiç olmazsa çok değil en düşük emekli ücreti asgari ücrete sabitlensin, en azından yeni yeni tartışmalara mahal vermeyelim. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.35

  ÜÇÜNCÜ OTURUM

  Açılma Saati: 20.57

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.              

1.- Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294)[1]

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 294 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Alınan karar gereğince teklifin tümü üzerinde siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmaların süreleri en fazla 2 konuşmacı tarafından kullanılabilecektir.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz, YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Kaya'ya ait.

Sayın Kaya, buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan -kanun görüşmelerine geçmeden önce-  ülke gündemini bu kadar meşgul eden, 25 milyar dolar yani 800 milyarlık bir vurgun ve soygunun olduğu bir sistemde, 455 tekil yatırımcının ve küçük hissedarın sorun yaşadığı bir yerde Genel Kurul salonunda birkaç milletvekili var, Komisyon sıralarında ise Bakanlık yetkilileri yok, bürokratlar yok. Yani bu şekilde -lakayıt- bir kanun teklifini gerçekten biz burada sırf usul olarak mı konuşacağız yoksa bu yasaya verdiğimiz bir önemin gereği olarak bu mağdurların mağduriyetini gidermek için mi konuşacağız? Ben şahsen Sayın Meclis Başkan Vekilinden en azından bu kanunun görüşmeleri sırasında Komisyon sıralarında yeterli sayıda kişinin bulunması hususunda bir hatırlatmada bulunmasını arzu ederim. Bu konuyu da Sayın Meclis Başkanının takdirine sunuyorum.

Önemli bir yasa teklifini görüşüyoruz, Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi. Sermaye piyasasında yaşanan fon soygunu, yalnızca yatırımcıların uğradığı mali kayıplarla sınırlı değildir. Yaşananlar, sermaye piyasasının gözetim ve denetimi altında yaşanan ve ciddi katkı, ihmal veya zafiyetleri olan organize bir soygundur. Dolayısıyla işin adını bir kere bu şekilde, net bir şekilde ortaya koymak durumundayız.

17 Eylül 2026 tarihinde 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verildi. Bu getirilen yasa teklifiyle ne çözülmeye çalışılıyor? Bu fonlarda parası bulunan kişilere, bir kısım hak sahiplerine, en azından bu fonları nakde dönüştürülerek, bu fondaki hisseleri nakde dönüştürülerek belli ödemelerin yapılmasına çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, burada iki sorumluluk var: Bir, bizzat bu hırsızlık ve soygunun asli failleri var. Yani hırsızlığın, soygunun içerisinde olanların -ister siyasi kişilik olsun ister bakan olsun ister milletvekili ister bürokrat isterse muhteris iş adamı ya da yeni yetme iş adamları olsun- sorumluluğu nedir? Hırsızlığın bizzat içerisinde olmaları hasebiyle sorumludurlar. Zaten ceza kanunlarımız bunlarla ilgili gerekli düzenlemeleri az da olsa yapıyor. Bu kanun teklifiyle de onlardan bir kısım tahsilatlarla ilgili mevzuatta düzenlemeler yapıyoruz.

Peki, sizin devriiktidarınızda sizin görevlendirdiğiniz, SPK uzmanları, SPK üyeleri, sizin görevlendirdiğiniz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu üyelerinin gözetimi altında, bankacılık izni verilmemesi gereken bankalara izin verilirken, halka arz edilmemesi gereken şirketlerin halka arzına usulsüz bir şekilde onay verilirken bu insanlar soyulmuşsa hiç dönüp kendinize bakmayacak mısınız? Bu Sermaye Piyasası Kurulu üyelerini kim atadı? Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu üyelerini kim atadı? Bu Genel Başkan Yardımcılarını kim görevlendirdi? Bu siyasi partide görev yapan arkadaşları kimler o görevlere getirdi? Bunlardan dolayı bir nedamet duyup bir sorumluluk üstlenmeyecek misiniz? Dolayısıyla, burada, evet, bir hukuki ve cezai sorumluluk elbette var, bu kendi mecrasında gidecek ama sizin atadığınız kişiler bu milletin malını çalarken, sizin atadığınız kişilerin kendi görevlerini yapmamasından dolayı 455 bin kişi soyulurken siz gece yastığa başınızı koyup nasıl uyuyabiliyorsunuz, doğrusu ben merak ediyorum. Bir şirketin halka arzına onay vermediği için Sermaye Piyasası Kurulu Başkan Vekili ve 1 üyesini Cumhurbaşkanı kararnamesiyle görevden alacaksınız, onun yerine 2 üye atayacaksınız, daha sonra onun halka arzına müsaade edilecek ve o da milyarlarca lira vurgunla, soygunla vatandaşın parasını çalacak. Peki, bu 2 SPK üyesini kim refere etti de görevden aldı? Kim bunların görevden alınması hususunda Sayın Cumhurbaşkanına talepte bulundu? Ve onun yerine gelen 2 kişi, o diğer 2 kişinin vermediği izinleri nasıl oluyor da henüz bir, bir buçuk aylık Sermaye Piyasası Kurulu üyesiyken verebildi? Dolayısıyla, burada sadece birkaç muhteris iş adamından bahsetmiyoruz. Sizin atadığınız bakanların, sizin atadığınız genel başkan yardımcılarının, sizin atadığınız bürokratların hırsızlığı dolaylı olarak sizin de sorumluluk sahibi olmanızı gerektiriyor. Elbette buradan sizlere hırsızlık yaptınız diyemeyiz, elbette buradan soygun yaptınız diyemeyiz ama bir hırsızlığın önlenmesi için, gerekli yetkilere sahip olmak için bu milletin yetki verdiği bir iktidar, o hırsızlığa engel olamamışsa en az o hırsız kadar vicdani olarak sorumludur. Elbette hukuk önünde ceza hukuku açısından hırsızla bir tutulamaz ama siz SPK'yi niçin atıyorsunuz? Sermaye piyasasını düzenlesin diye. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu niçin atıyorsunuz? Bankacılık sistemini düzenlesin diye. Borsa İstanbulu niçin açıyorsunuz? Vatandaşlar güvenli bir şekilde borsada yatırımlarını yapsınlar diye. Merkezi Kayıt Kuruluşunu niçin kuruyorsunuz? Kim, nereden, ne aldı, fonlarda aşırı manipülasyonlar var mı, en azından orada belli olsun diye.

E, be mübarek, sizin atadığınız SPK işini yapmamış, sizin atadığınız BDDK işini yapmamış, sizin atadığınız Merkezi Kayıt Kuruluşu işini yapmamış, sizin atadığınız Borsa İstanbul işini yapmamış, çıkıp ondan sonra "Fon şeytanlarını cezalandıracağız." gibi millete hamasi nutuklar atıyorsunuz. Fon şeytanlarından önce, o şeytanlara alan açan siyasilerin sorumluluğunu burada hep beraber değerlendirmemiz lazım. Eğer bir ülkede hükümran yol vermezse eşkıya yol kesemez. O yol verme elbette bizzat kendisinin isteyerek, gönüllü olarak yaptığı bir şey olmak zorunda değil. Hani, bir aç kadının tebdilikıyafet evine varan Hazreti Ömer, kadının halifeyle ilgili birçok serzenişini duyduktan sonra kadına dönüp diyor ki: "Peki, Halife Ömer senin aç olduğundan haberdar değilse ne olacak?" "Madem halifeydi, benim açlığımı bilecekti; o zaman halife olmasın, evinde otursun." diyordu kadın. Eğer siz bu ülkede Cumhurbaşkanıysanız, eğer bu ülkede iktidarsanız "Ya, BDDK görevini yapmadı, SPK görevini yapmadı, Borsa İstanbul görevini yapmadı." diye sorumluluktan kurtulamazsınız. O zaman oturun evinizde, o kurum ve kuruluşları denetleyebilecek, ehil ve liyakatli kadroları atayabilecek insanlar gelsin. Hem ehil olmayan insanları atıyorsunuz hem hırsızla iş tutan adamları görevlendiriyorsunuz hem de onlar çalınca "Nefsine uymuş bir kısım arkadaşlar." diyerek işin içerisinden sıyrılacağınızı mı zannediyorsunuz? Bunun vicdani sorumluluğu hepinizi yakar. Bakın, hırsızlığa yol veren, göz yuman, ihmal eden de en az hırsız kadar vicdani olarak sorumludur. Hiç kimse "Ben çalmadım, benim paraya elim değmedi." diyerek sorumluluktan asla kaçmamalı.

Bir diğer sözüm de şu: Bu konuyu gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde ele alalım. İktidar partisi mensupları, daha doğrusu burada en fazla milletvekiline sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisindeki arkadaşlarımız diyorlar ki: "Ya, bu, yargının konusu, onun için komisyon kuramayız. Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirdik, onun için komisyon kuramayız."

Yenidoğan çetesinde de yargı devredeydi, savcılık harekete geçmişti, niçin yenidoğan çetesinde o zaman burada komisyon kurduk? Madem yargının ilgilendiği bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurulamıyorsa niçin yenidoğan çetesiyle ilgili burada komisyon kurduk? Maraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırılarıyla ilgili burada bir komisyon kurduk; savcılıklar zaten devredeydi, işini yapıyordu, niçin burada bir komisyon kurduk? İliç maden faciasıyla ilgili bir araştırma komisyonu kurduk, orada da savcılık görevdeydi; zaten ruhsatın verilmesinde, o tesisin işletilmesinde ihmali olanlarla ilgili savcılık denetleme yapıyordu.

Değerli arkadaşlar, görmek istemediğiniz, milletten kaçıracağınız şeylerin üstünü "Bu konu yargıda, onun için komisyon kuramayız." diyerek örtemezsiniz, siz bu konuda hırsızlarla iş tutanlarının ortaya çıkmasını istemiyorsunuz demektir. Millet size güvenmiyor; oğlan sizin kız sizin, ondan sonra da onları sorgulayacağınızı zannediyorsunuz. Kardeşim, SPK'yi siz atadınız, BDDK'yi siz atadınız. O fonda paraları götürenlerin önemli bir kısmı sizin siyasi iktidarınızın ya mensupları ya gönüldaşları. O hâlde, bu milletten adil bir şekilde, şeffaf bir şekilde, ucu kime dokunursa dokunsun bunların sorgulanabileceğine inanmasını mı istiyorsunuz? İşte, ucu bir Genel Başkan Yardımcınıza dokundu, savcılığa çağırıldığına dair tek bir fotoğraf karesi yok. Sabah "tweet" atanları şafak operasyonlarıyla evinden almasını biliyorsunuz. Sayın Ahmet Davutoğlu'yla ilgili beş sene önce yaptığı bir konuşmayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının basın açıklamasıyla 86 milyona duyurmasını biliyorsunuz. Peki, Fatma Betül Sayan'la ilgili hangi konularda soruşturma açıldığını niçin bu milletle paylaşmıyor İstanbul Cumhuriyet Savcılığı? Ucu kime dokunursa dokunsun... "Bir Genel Başkan Yardımcınızın fotoğrafını paylaştı." diye - ki kamuya açık bir konserdi, o şirketin internet sitesinde yer alıyordu- o fotoğrafı yayınlayan gazeteciyi tutukladınız. Onun yerine, o gazeteci yerine, o Genel Başkan Yardımcınıza dönüp "Sen bu fotoğrafı bir açıkla." deseydiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

BÜLENT KAYA (Devamla) - Bu iddialara -ki kamuya açık, gelip evinde özel muharreminde çekilmiş bir fotoğraf değil, konser herkese açık olan ve o şirketin internet sitesinde yer alan bir fotoğraf- dönüp o gazeteciye "Bu fotoğrafı niçin yayınlıyorsun?" diyeceğinize, madem ucu kime dokunursa dokunsun üstüne gidecektiniz "Senin bu yurt dışına kaçan, bu fon krizinde bu kadar aktif rolü olan bir adamla o fotoğraf karesinde ne işin var?" deseydiniz. Tesadüfen mi girdin? Onunla birlikte Bodrum'a gittiğine, daha sonra da Bodrum'dan Ankara'ya birlikte döndüğüne dair iddialar var; çıkın, bunu kamuoyuna açıklayın. Onun yerine ne yapıyor beyefendi? "En sert bir şekilde bu konuda Sayın Cumhurbaşkanının kırmızı çizgilerini ihlal edenlerin üstüne gideriz." Ya, millet Cumhurbaşkanının kırmızı çizgilerini ihlal etmiyor, senin o, altı kırmızı kalemle çizilmiş fotoğrafını gündeme getiriyor; çıkıp, onu açıklasana. Niye Cumhurbaşkanının arkasına sığınıp kamuoyunu bilgilendirmeyle ilgili görevden kaçıyorsun? Dolayısıyla bu organize bir soygundur ve bu Meclis mutlaka bunun peşini bırakmamalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Sadullah Kısacık.

Buyurun lütfen. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Merhum Mehmet Akif Ersoy, Hazreti Ömer'in adalet anlayışını ve yöneticilerin sorumluluğunu anlatmak için "Kenarı Dicle'de bir kurt aşırsa koyunu, gelir adliilahi sorar Ömer'den onu." der ya, işte, biz de bugün vebali çok ağır olan, 455.700 kişiyi direkt ilgilendiren, 800 milyar TL'lik direkt zararı olan fakat yarattığı sonuçlar neticesinde 81 milyonun üzerinde olumsuz etkiler bırakan ve 100 milyar doları aşan bir kayba sebep olan kanun teklifinin görüşmelerine başlıyoruz. Vebali ağır olan bir kanun teklifinin görüşmelerine başlıyoruz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, kul hakkına inanıyorsanız gerçekten de vebali çok ağır olan bir kanun teklifinin bugün görüşmelerine başlıyoruz.

Bakın, bu krizin ülkeyi ne hâle getirdiğini en iyi İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının grafiği gösteriyor. Bakarsanız, 17 Eylülden bugüne kadar 14 binlerden 11 binlere kadar sert bir düşüşün -aslında, Türkiye'deki güven kaybının, adalete olan inancın, sermaye piyasalarına olan inancın da grafiğini gösteriyor- olduğunu görürsünüz. Hep yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda  "Fon piyasasının böyle bir kısmında..." gibi böyle küçültücü açıklamalar yapıldı ama krizin daha ilk günlerinde yatırım fonlarında 1,2 trilyon TL eridi, hissede 50 bin kişi hesabını hemen boşalttı, düşün, hisse senetlerinde 50 bin kişi hesaplarını sıfırladı, yabancı yatırımcının fon varlığı ise yüzde 54 geriledi. Yani bu yaşadığımız güven bunalımı, güven krizi sadece fon yatırımcılarını değil bakın, uluslararası itibarımızı, uluslararası alandaki güvenilirliğimizi birinci dereceden etkiledi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, konuşmamın başında söyledim, bu süreçte sorumlular üzerinde çok büyük bir kul hakkı var. 455.700 kişi sadece bir rakam değil, bu fonlarda kimisinin annesinin tedavi parası var, kimisinin biriktirdiği askerlik parası var, kimisinin çeyiz parası var, kimisi ev alacak, ev birikimi var, kimisi araba alacak, onun birikimi var. Bakın, bu fonlarda emek emek biriktirilen, belki ömür boyunca biriktirilen bir emek var.

Bakın, değerli arkadaşlar, bize binlerce mail, sosyal medyadan binlerce mesaj geliyor, bunlardan bir tanesini size okumak istiyorum. Bakın, diyor ki: "Oğlum tıp fakültesi son sınıf öğrencisi ve ona mezuniyet için araba parası biriktiriyorduk hep birlikte, o da maalesef fona yatırmış. On gündür 4 defa psikiyatri polikliniğine gittik, ilaç kullanıyor, isterseniz belgelerini gönderebilirim. Bir anne olarak çok çaresizim, hiçbir teselli onu avutmuyor. Ben, yirmi yedi yıllık  devlet memuruyum, diğer evladım da üniversitede okuyor, o parayı tam beş yıldır biriktiriyorduk. Oğlum suçluluk duygusuyla kendini kahretti. Biz paradan vazgeçtik, başına bir şey gelir mi diye oğlumuzun başında bekliyoruz." Bakın, "455 bin 700 kişi" deyip geçiyoruz ya, vallahi her biri bir dram, bunun gibi, her biri bir dram. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Bakın, yine, bir mesaj daha okuyacağım, diyor ki: "Sayın Vekilim, şu para piyasası fonunu aldım, ailem ve ben tüm birikimimizi bu fona yatırdık. Şu an çok kötü durumdayız. Biz bu fonu risk barındırmadığı için ve ev alacağımız için, günlük getiriden yararlanmak için aldık. Lütfen sesimizi duyurun." Daha nice dramlar, daha nice dramlar değerli arkadaşlar.

Dolayısıyla, tekrar söylüyorum: Bunda ağır bir vebal, ağır bir sorumluluk var. Bu olay, bu vurgun sadece "Aman, günü geçiştirelim, olayı soğutalım. Daha büyük bir gündem gelir yarın, bu millet unutur."la geçiştirilecek bir konu değil. Bu dramların her birini sonlandırmadığınız sürece vallahi bu milletin eli sizin yakanızdan ayrılmaz, billahi ayrılmaz. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu fon dolandırıcılığında en acı şey nedir biliyor musunuz? Her şey göz göre göre oldu ya, adamlar gözümüzün önünde dolandırdı, gözümüzün önünde, aleni, bağıra bağıra. Bu ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı bile çıktı, dedi ki: "Ya, biliyoruz, fonlarda bazı organizasyonlar oluyor." Ya, bir hissenin fiyatı 4 bin katına, 3 bin katına, 2 bin katına çıktı, Türkiye'nin en büyük holdinginin üzerine çıktı göz göre göre ya. Bir kişi de "Gel kardeşim, hayırdır ya, sen koskoca Türkiye'nin en büyük holdinginin piyasa değerini nasıl geçersin?" demedi. Ya, hadi onu demedi, MSCI öbür taraftan endeksi gördü, geldi "Bak, Türkiye'de olumsuz şeyler oluyor, fonlarda, hisselerde birtakım hareketler var,  bunları düzeltmezseniz sizi endeksten çıkarırım, sizinle mi uğraşacağım?" dedi, Haziran 2026'da söyledi. Ya, değerli arkadaşlar, biz YENİ YOL Grubu olarak 1 Temmuz 2026'da bu konu hakkında araştırma önergesi verdik. Ben geldim, bu kürsüden dedim ki: Arkadaşlar, olay çok feci yerlere doğru gidiyor.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - O gün gereğini yapsaydılar böyle olmazdı.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Evet, o gün eğer araştırma komisyonu kursaydık, bizim araştırma önergemize "kabul" oyu verseydiniz en azından balon bu şekilde gelmeyecekti ve biz Meclis olarak çok büyük bir skandala, çok büyük bir vurguna, çok büyük bir dolandırıcılığa son verecektik değerli arkadaşlar.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Vekiller de vebal altında, o gün "ret" oyu veren herkes vebal altında, Allah'tan korkmazlar, hepiniz vebal altındasınız.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Ya, şu bile bir ayıp biliyor musunuz: Bizim önergemize "ret" oyu verdiniz. Dedik ki: Bakın, geliyor. İşte, zorumuza giden bu, göz göre göre oldu, bağıra bağıra oldu, çağıra çağrı oldu. Balon patladı, şu an, 500 bine yakın kişi maalesef mağdur hâle geldi.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - O gün AK PARTİ adına kim konuşmuş acaba, tutanaklara bakalım.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Şimdi, bu kriz patladıktan sonra diğer bir fecaat kısım şu: Ya, bir kriz yönetiminde ne olur? Sorumlular her gün çıkar, basın açıklaması yapar. 500 bin kişiyi direkt ilgilendiriyor, sermaye piyasasını birinci dereceden ilgilendiriyor, finansal piyasalarını risk açısından ilgilendiriyor, önemli bir kriz yaşıyoruz, ortada kimse yok. SPK'den bir yetkili göremiyoruz,  Borsa İstanbuldan herhangi bir yetkili göremiyoruz, kimse yok. Fon Kurulu toplanıyor, açıklamayı İletişim Başkanlığı yapıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ortada kimse yok. Yine şu Gazi Meclisten Allah razı olsun, Plan ve Bütçe Komisyonu oldu da bu millet ilk defa yetkililerden bilgi aldı ya, MASAK'ı orada gördü, SPK'yi orada gördü, TAKASBANK'ı orada gördü, ilk defa bu Mecliste gördü. (YENİ YOL ve  İYİ Parti sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, Plan ve Bütçe Komisyonunda daha biz konuşuyoruz, on dakika sonra bir bakıyorum Twitter'dan bizim konuştuğumuzu yatırımcı -o kadar susamış ki bilgiye- anında Meclisin sitesinden alıyor, hemen sosyal medyada gündem oluyor, on dakika sonra ya, on dakika sonra.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Plan ve Bütçe Komisyonunda Mehmet Şimşek vardı değil mi?

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Ya, millet bilgiye bu kadar aç kaldı, tam otuz iki gün sonra gördü millet ilk defa yetkilileri, ilk defa "A, böyle miymiş?" dedi. Millet, Plan ve Bütçeye kadar para blokesini alacağını zannediyordu, bakın, para blokesini alacağını zannediyordu, orada gördü ki "Ya, böyle bir şey yok." dedi. 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Yetkililerin performansı nasıldı Sadullah Bey? Yetkililer anlattı mı gerçeği?

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Biz zorla sorduk, bazılarına cevap alabildik yani gerçeği anlatamadılar maalesef.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Plan ve Bütçedeki olay bile eğer bu Meclisin bir şerefi varsa, haysiyeti, onuru varsa araştırma önergesinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bakın, Meclisin onuru için... Eğer böyle bir olayda bu Meclis bir araştırma komisyonu kurmazsa vallahi halka bir şey anlatamazsınız. Halk demeyecek mi "Biz soyulmuşuz, siz bunu araştırmıyorsanız orada niye oturuyorsunuz kardeşim?"

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İktidar duymak istemiyor, duymak istemiyor.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Bunu araştırmayacaksanız, bunu sormayacaksınız "Size verdiğimiz denetim görevini siz niye yapmıyorsunuz?" diye sormayacak mı? Sorduğu zaman siz ne cevap vereceksiniz değerli arkadaşlar? Bakın, onun için, bu Meclisin itibarı için araştırma komisyonunu bir an önce burada kurmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Şimdi, yine, Komisyonda bazı iktidar milletvekillerinin olayı küçümsediğini gördük, "Yani zaten bu fona girenlerin bundan bilgisi vardı. Risk aldıklarını bilmiyorlar mıydı?" filan diye bazı konuşmalara şahit olduk; çok üzücü. Şunu net söyleyeyim arkadaşlar: Para piyasası fonu nedir, biliyor musunuz? Mevduattır yani para piyasası fonunun batması için ya fonun parayı yatırdığı banka batacak ya aldığı devlet temerrüde düşecek veya aldığı özel sektör temerrüde düşecek. Ya, bunlar gerçekleşmemiş, para piyasası olmuş hisse senedi fonu, yatırımcının haberi yok, SPK uyuyor, Borsa İstanbul uyuyor, yetkililer uyuyor, adamın para piyasasındaki vadeli fonu batmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Dolandırıcılar malı götürüyor, vurguncular malı götürüyor, asrın vurgunu.

SADULLAH KISACIK (Devamla) - Biz bunu anlatamayız değerli arkadaşlar. Onun için, bu yasayla beraber acilen araştırma komisyonu da kurulup Meclis olaya el atmalıdır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta.

Sayın Usta, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sadullah Kısacık konuşunca Başkanım, bu önemli konuda AK PARTİ sıralarında 8 arkadaş var, bu da kaydedilsin. Meselenin ciddiyeti kayda geçsin, koskoca AK PARTİ Grubu 8 kişiyle bu görüşmeleri takip ediyor çünkü gerçeği duymaya tahammülleri yok.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bu fonların tasfiyesine ilişkin kanun teklifi üzerinde İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başından itibaren, ilk günden itibaren söylüyoruz; bu organize bir soygundur, bu nitelikli bir dolandırıcılıktır. Bunu öylesine söylemiyoruz, bunun kanıtlarını defalarca dile getirdik fakat bugün biraz daha kanun teklifi üzerinde duracağım için ama sadece bunları nitelemeyi hatırlatarak burayı geçmek istiyorum.

Tabii, bu soygun bile bile geldi. Biliniyordu, bilinmeyen hiçbir şey yoktu, bunu piyasa iki yıldır konuşuyordu. İşte, Bakan da on-on bir ay önce konuştu, söyledi ama buna rağmen o kadar pervasız davrandılar ki vurgun olduğu gibi devam etti. Mehmet Şimşek'in açıklama yaptığı gün eğer işe müdahale edilmiş olsaydı mağduriyet 297 milyar lira olacaktı ama gecikti, 822 milyar liraya çıktı tasfiye edilen fonlardaki para. Tabii mağduriyet bunun çok daha üzerinde. Konuşmadığımız şey: Borsa yatırımcıları var. Borsadaki şirketlerin değeri toplam 6,5 trilyon lira civarında düştü arkadaşlar bu arada. Reel sektör inim inim inliyor, vaktim olursa onları da anlatmak istiyorum. Yani, dolayısıyla, mağduriyet sadece 455 bin kişi filan da değil. 455 bin kişi, evet çok büyük bir rakam, çok önemli bir rakam ama bunun dışında bütün Türkiye'yi etkileyen bir soygundan, bir vurgundan bahsediyoruz.

Şimdi, bunun üç ayağı olduğunu söyledik; bürokrasi ayağı var, siyaset ayağı var, özel sektör ayağı var. Üçünün de kesişim noktası, kesişim kümesi AK PARTİ'li olmaları. Buradaki özel sektör de AK PARTİ'li, bürokrasi AK PARTİ'li -bakın, ben normalde bürokrata partili demem ama bu bürokratlar gerçekten partili, partili bürokratlar; bu işin içerisinde olanlar için söylüyorum- siyaset kısmında zaten AK PARTİ'liler var, onu net olarak görüyoruz.

Tabii, Türkiye'nin 2021 yılında sonra yaşadığı yüksek enflasyon da böyle bir dolandırıcılık için zemin hazırladı. Hem bir yerden tabii bundan nemalanmak isteyen açgözlüler, suça bulaşanlar var ama öbür taraftan insanlar yüksek enflasyonda parasını değerlendirmek için, parasının erimesini engellemek için bir kısım arayışlara girdiler ve bu fonlara o yüzden para yatırma konusunda istekli oldular.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda kanun teklifi görüşüldü, özetini söyleyeyim: Bürokrasi dökülüyor, kurumlar dökülüyor. Gerçekten Türkiye'nin kurumları çürümüş, her yönüyle çürümüş yani bilgi vermiyorlar, çoğu zaman bilmiyorlar, bildiklerini gizliyorlar, Parlamentodan da çekinmiyorlar; böyle bir manzara var.

Biz mesela MASAK var biliyorduk -SPK, BDDK, zaten onları söyleyeceğim de- MASAK'ı gerçekten Maliye Bakanlığımıza bağlı bir kurum olarak var biliyorduk, MASAK açık açık söyledi yani "Biz bunları izleyemiyoruz, biz para gittikten sonra ancak görürüz." şeklinde ifadeleri oldu yani özeti oydu. İfadeler birbiriyle çelişkili, kurumlar birbirini suçladı. Meğer sanki ortada hiçbir sıkıntı olmamış, böyle bir soygun olmamış, bütün dünyanın dikkatini çeken bu soygun olmamış gibi, böyle, efendim, bu şekilde davrandı bu şeyler ve birbirlerini bir anlamda suçladılar.

Şimdi, ne beklersiniz böyle bir şeyde? Organize bir suç var, kurumlar tamamen bunun içerisinde. Bakın, buna ilişkin kaç tane delili bizzat biz de ortaya koyduk. Mesela, işte, Teranın bir tane fonunun, en büyük fonunun, 268 milyar liralık fonunun nasıl hukuksuz bir şekilde sisteme konulduğunu, TEFAS'a  konulduğunu apaçık bir şekilde ortaya koyduk, bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da kanıtlandı. İşin içerisinde hem Takasbank var hem SPK var, iki kurum da işin içerisinde yani milletin soyulmasının müsebbibi hâline gelmişler. Veya banka lisansları...

Yine, Teraya son güne kadar likidite sağlanması... Hem İstanbul Borsası para piyasasından Teraya... Bakın, bu milleti dolandırsın diye, manipülasyon yapsın diye Teraya son güne kadar İstanbul Borsası para piyasasından ve Takasbank para piyasasından fonlama yapıldı, likidite sağlandı. Bunu biz ortaya koyduk, baştan inkâr ettiler ama sonra kabul etmek durumunda kaldılar. Daha sonra Komisyonda kabul ettiler hani "Karakolda doğru söyler, mahkemede susar." misali, ondan sonra birileri talimat vermiş olmalı ki tekrar Takasbank açıklama yapıyor ama açıklaması da aslında yine itiraf mahiyetinde.

Şimdi, ne beklersiniz? Bütün bu kurumlardaki bu kişilerin görevden alınmasını beklersiniz değil mi, tabii olarak. İlk günden itibaren zaten hep bunu söyledik, el çektirilmesi lazım. Hem soruşturmanın selameti açısından hem de bu işin doğru yürümesi açısından bu işten sorumlu olan kurumlardaki üst düzey yöneticilerin, sadece başkanların değil yönetim kurulu üyelerinin, başkan yardımcılarının, karar mercisinde olan insanların el çektirilmesi lazım. Hiçbir şey olmadı, en sonunda gele gele 2 tane istifa geldi veya görevden alma geldi. Şimdi, şaka gibi! SPK'de 1 Başkan Yardımcısı var arkadaşlar bu işlerle ilgili. Bakın, halka arz onaylarını veren, fonlara onay veren, GYO'ların onaylarını veren, aracı kurumlara yetki veren dairelerden sorumlu Başkan Yardımcısı -o gün de bize yanlış bilgi veren Başkan Yardımcısı- bu tasfiyeden sonra -17 Eylülde tasfiye oluyor- görevden alınması gereken bu şahıslar -şaka gibi- 21 Eylülde MKK Yönetim Kurulu Başkanlığına atanıyor ya! Olacak iş değil, ödüllendiriliyor bir de. Yani bunları kabul etmek mümkün değil.

Şimdi, isimlerin açıklanması meselesi hepimizin gündeminde. Haksız kazanç sağlayan isimler açıklanmalıdır. Bunları da iki türlü düşünebiliriz. Bir, suça bulaşmış olanlar yani bu işin tamamen içerisinde olan isimler var. Zaten onların sadece isminin açıklanması değil, onların yedi sülalesinin burnundan getirmemiz lazım; hem paramızı almamız lazım hem de bunun için hapis, şu bu, ne gerekiyorsa onların yapılması lazım. Bunun dışında bir de suça bulaşmamış ama ciddi miktarda fahiş kazanç elde etmiş insanlar var yani zamanında girmiş, sonradan da çıkmış. Şimdi, mesela bunları kapsamıyor kanun, bunlardan iadeyi kapsamıyor, sadece isteğe bağlı olarak... Bu olmaz arkadaşlar. Yani eğer burada adil olacaksak ve bu fon havuzuna para gelmesini istiyorsak, mağduriyetin az olmasını istiyorsak, evet, hiçbir şekilde suça bulaşmamış olanlardan bile, bir emsal artış hesabı var zaten kanunda, onun üzerinde kazanç elde edenlerin de parasının cebren bu havuza gelmesini sağlamamız lazım çünkü işin kökü haksız, işin kökü hukuksuz ama hukuksuzluktan suç işlemeden faydalanmış insanlar var, buralardan da elde edilmesi lazım.

Şimdi, bu isimleri bilelim yani belli bir miktarın üzerinde buralara para yatıran, para çeken, bu haksız kazançları elde eden insanlar kim? Şimdi, bunu, anladığımız kadarıyla AK PARTİ Genel Merkezi biliyor, bürokrasi de biliyor, Akın Gürlek de bir miktar biliyor. Bunu kamuoyu niye bilmiyor? Bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi niye bilmiyor? İşte, araştırma komisyonunu o yüzden istedik burada ama reddedildi. Bunu bilmemiz lazım. Bu artık böyle hani lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi filan veya yatırımcı mahremiyeti filan diye bir şey değil. Doğrudan doğruya bu ülkeye kastedilmiş, bu ülkenin ekonomik bekasına kastedilmiş bir durum varsa bu kişileri hepimiz bilmek durumundayız. Şimdi, kamuoyunun önünde birkaç kişiyi attılar, birkaç siyasetçi, birkaç bürokrat; onlar da magazinleştiriliyor, "Onlarla siz yetinin..." Olmaz. Bu sadece bir Fatma Betül Sayan Kaya meselesi filan değil veya sadece Mahmut Sütcü meselesi filan değil, bu işin içerisinde çok daha fazla insan var, kamuoyu bunları bilmek durumundadır.

Az önce ifade ettim, şimdi, bir havuz oluşturmamız lazım ve bu havuzda bir kaynak olması lazım ki bu mağduriyetleri en aza indirelim. Şimdi, bu havuza gelecek kaynak... Siz o haksız kazançları isteğe bağlı hâle getirirseniz -kanun onu söylüyor- olmaz. Yani insanlar niye verecek? "Kardeşim, ben bir suça bulaşmamışım. Paramı koymuşum; bir koymuşum, bin almışım, çıkmışım. Mağdur da değilim, bilgi de almadım, 'insider information'ım da yok." filan deyip bu adamlardan olmaz. Dolayısıyla, buralardan da bu paralar cebrî olarak alınmalıdır ki havuzun kaynağı artsın. Listenin yayınlanması bir toplumsal baskı oluşturacaktır, yine havuza girecek kaynakları artıracaktır.

Şimdi, eğer bunu yapmazsak ne olacak? Bir borsa oluşacak. Nasıl FETÖ borsası oluştu bu ülkede, şimdi fon borsası oluşacak. Senin orada haksız kazancın var. Kim bilecek bunu? AK PARTİ yetkilileri bunu biliyor veya başka insanlar da bunları mutlaka öğrenecekler, ondan sonra onların üzerine gidilecek "Kardeşim, 1.000 kazandıysan 100'ünü git oraya yatır isteğe bağlı olarak, ondan sonra 500'ünü bana ver, 400'ü de sana kalsın." gibi bir borsanın oluşması kaçınılmaz bu ülkede. Arkadaşlar, bunları yaşayarak gördük ya! FETÖ gibi bir darbede bile bu işin borsası oluştuysa bu memlekette, bu fon borsası oluşacaktır. Dolayısıyla bu cebrî olmak durumundadır. Devlet alsın; kimse haksız hukuksuz yere, mafyadır, şudur budur, buradan nemalanmasın, devlet bu parayı alacaksa alsın. Almayacaksa da isteğe bağlı da olmasın.

Şimdi, Fon Kurulu var. Ya, bu iş yönetilmiyor değerli arkadaşlar, bunu görmek lazım. Yönetilmiyor bu iş. Fon Kurulu -işte, hep eleştirdik burada- 3 AK PARTİ'li var yani orada komünist parti temsilcisi gibi... Ne demek ya? Niye partili var orada? Veya işte işe karışmış, bu işin zanlısı durumunda olan kurum başkanları var. Bunlarla Fon Kurulu ne yapabilir? Doğru düzgün bir bilgilendirme yok. Dolayısıyla, bir strateji ortada yok. Bu iş bu Fon Kuruluyla olmaz, bu Fon Kurulunun değiştirilmesi lazım. Denetime ilişkin düşüncelerimi de birazdan ifade edeceğim.

Şimdi, adil, şeffaf, hukuki anlaşmazlıkları en aza indirecek düzenleme yapılması lazım. Bakın, orada SPK Daire Başkanı söyledi "Yüz binlerce davayla karşılaşacağız." dedi. Bu ne demek arkadaşlar ya? Yüz binlerce davayla karşılaşacak bir formülasyonu niye yapıyorsunuz? Göz göre göre bu yapılır mı? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, milyonu geçer bu dava sayısı, Türkiye'nin bunun altından kalkması mümkün değil. Dolayısıyla, bazı şeylerin davaları en aza indirecek şekilde yapılması lazım.

Rakamların kamuoyuyla paylaşılması lazım. Efendim, SPK Başkan Vekili -ki en az kusurlu olandır bence- daha yeni geldi oraya. Başkan yardımcıları var, kurul üyeleri var, onların hiçbirisi gelmedi; karar mercisinde olan veya icraatın içerisinde olan insanlar. Bir kişiyi kurban seçmişler, gönderdiler. Rakam istiyorsunuz "Ya, bir alt kırılımlarını verin bakalım, hangi baremde ne kadar yatırımcı var, miktarları bir görelim. PBLK miktarı ne kadar, bakalım, bunları bir görelim." diyoruz. "Rakam yok efendim, çalışıp gelelim." Ya, siz ne yaptınız arkadaşlar? Bir buçuk ay oldu ya, ne yaptınız ya? Hadi önceden çalışmadınız, hadi önceden bakmadınız, ya insan yemez içmez hiç olmazsa şu otuz üç günde -otuz üç gün oldu değil mi kabaca?- gelir bu işe bir bakar, bir eder, bir rakam şey yapar ama maalesef, işte, bürokrasi bu hâle geldi veya bu rakamların paylaşılmasını istemiyor siyasi irade. O daha da kötü.

Şimdi, piyasalara güven verecek bir sistem kurmak durumundayız. Bakın, piyasalarımız bozuluyor, MSCI'nın Türkiye'yi ikazları ortada. Bakın, bu işin üzerine düzgün gidilmezse Türkiye bir alt kategoriye düşecek, düşürecekler, haklı olarak düşürecekler. Şu andaki dondurmalar da zaten aslında başlı başına bir sorun, bir kısım dondurma yaptılar ama daha fazlası, Haziran 2027'ye kadar bu işin olması durumunda Türkiye açısından bir felaket olur çünkü bizim çarklarımız yabancı sermaye olmayınca dönmüyor. Hani, cari fazlanız olur, paranız bol olur "Yabancı yatırımcıya ihtiyacım yok, ben kendi bildiğim gibi ülkemi yönetirim." dersiniz, hadi, olur mu olur belki ama Türkiye için olmaz. Bu kadar açık veren bir ülkede bizim yabancılara da güven verecek şekilde davranmamız lazım. Ya, bu ülkede takas garantisi, takas kesinliği ihlal edildi. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir ülkeye yabancı gelemez. Takasa girmiş, her şey belli olmuş, ona "Sen şimdi satmadın, senin paran yok burada. Seni satılmamış pozisyonuna alıyorum." diyorsun. Takas kesinliği, takas garantisi diye bir şey vardır, bütün dünya buna bakar. Şu anda yapılan, getirilen bu kanun teklifinde bu ihlal ediliyor ve bu ihlâl edilirken de SPK'nin de böyle çelişkili çelişkili ifadeleri var. Bir yandan ilk açıklamasında "Bu takasa girmiş olanları, satılmış olanları öncelikli olarak ödeyeceğim." diyor, sonradan birileri bir şey söylüyor -kim söylüyor, nasıl oluyor, onu bilmiyoruz- ondan sonra diyor ki: "Bunlar da öncelikli olarak ödenecek olan..." Artık bunlar alacak hâline gelmiştir. Bakın, şimdi bir hissedarlık vardır, bir fonun hissedarı olursunuz, o fonda paranız vardır; bir de o fonu satmışsınızdır, artık o portföy yönetim şirketinden alacaklı pozisyonuna geçmişsinizdir. Tasfiyede alacak önce gelir, hissedar sonra gelir ama şimdi alacaklı olanı tekrar hissedar pozisyonuna geri iten bir durum var; bunların kabul edilmesi mümkün değil. Ha, bunları siz yaparsanız yaparsınız, bu kanunu buradan isterseniz geçirirsiniz ama bütün dünya bizi seyrediyor ve Türkiye'ye karşı ciddi bir güvensizlik oluşacaktır, bunun altından da kimse kalkamaz.

Şimdi, büyük yatırımcı-küçük yatırımcı meselesi var. Tabii, elbette küçük yatırımcıları koruyalım yani kredi kartını yatırmış, okulunun taksitini yatırmış veya kirasını iki günlüğüne orada... Bakın, şu yüksek enflasyonda bütün kabahatli bu Hükûmettir, bu Hükûmetin yarattığı ekonomik ortamdır. Para eriyor ya, para gözümüzün önünde bildiğin eriyor. Adam, erimesin diye parasını üç günlüğüne oraya yatırmış işte "Bir kazanç elde edeyim." diye. Bu insanların parasının ödenmesi lazım, o 1 milyonun altı... 1 milyon neye göre yapıldı, onu da bilmiyoruz. Bu rakamların bizimle paylaşılması lazım. Peki, 1 milyonun üzerinde olanlar ne olacak? Bunların hepsi böyle milyoner, aşırı zengin insanlar değil. Bakın, bizi hep arıyorlar, "Bütün birikimimizi yatırdık." diyorlar. "Ya, evimi biraz daha iyileştireyim diye sattım, buraya yatırdım." diyor. Şimdi, bu insanlara "Al, sana da sadece 1 milyon lira." dersek bu adaletsiz olur, hukuksuz bir çözüm olur. Bakın, işte bunların hepsi davaya gider. Bir kısım para ödediklerinizi de bunların parasıyla ödüyorsunuz. Nihayetinde fonda bir para var, değil mi? Herkese hissesi oranında vermiş olsan, işte, ben yüzde 10'unu alacaksam 10 milyon olan 1 milyon alacak, 1 milyon olan da 100 bin lira alacak ama şimdi "Herkese 1 milyon lira vereceğim." dediğiniz zaman 10 milyonu olan adamın 9 milyonunu yakıyorsunuz demektir ve bunun parasıyla öbür tarafı fonluyorsunuz demektir. Eğer illaki bir yerle fonlayacaksan o zaman hazineden fonla kardeşim, kimsenin parasıyla başkasını fonlama; bu adaletsizliktir, bu hukuksuzluktur, bunu görmek lazım. Eğer bu yapılmaz ise burada da ciddi mahkeme olaylarıyla karşı karşıya kalacağız.

Bu takas garantisi meselesini söyledim.

Sermaye piyasalarımız bundan sonra çok daha kötü duruma gelecektir. "Kim denetleyecek peki bunu?" diyeceksiniz.

Ha, bir de şu var: Bu şahsi mal varlığının fazlası alındı ya, şahsi mal varlığı alınacak suçlu olanlardan, bunun fonlara nasıl dağıtılacağına ilişkin burada, kanunda bir ifade yok, orası muğlak. Yarın bir gün oradan bir sürü problem çıkacak çünkü çözüm fon bazında. Şimdi, ben Teranın sahibiyim, benim şahsi mal varlığım var, bir sürü de fonum var orada, bu fonlara bu parayı nasıl dağıtacaksın? Bir kanunda bu olmaz mı arkadaşlar ya? Yok, yok. Komisyonda söyledik bunu niye yapmıyorsunuz diye, hep kendi bildiklerini okuyorlar. Niye? Keyfî davranacaklar, orada bir sürü kriter koymuşlar, kriterler birbiriyle çelişiyor.

Şimdi, kim denetleyecek? DDK'nin denetiminin olmayacağı belli. Yani kendi yönetimini... İstanbul Borsası Yönetim Kurulu üyesi olacaksınız, DDK Başkanı olarak tutacaksınız, kendi döneminizi denetleyeceksiniz, böyle bir şey olmaz, bu, bütün yönetim ve denetim ilkelerine ters bir durumdur. Dolayısıyla, kamu-özel sektör temsilcilerinden bu işi bilen çok nitelikli insanlar var, gelin bu kanunla bir yetki alalım, böyle bir denetim mekanizması bir defalık bu olaya özgü kuralım ve denetim işini buraya verelim arkadaşlar, buraya verelim. Yine siz seçeceksiniz bunları ama olması gereken budur. Bu yapılmazsa zaten yani bu denetimden hiçbir şey çıkmaz. Bir şey çıksın istenmiyor zaten. Bu iş AK PARTİ'ye sıçramasın çünkü bunun her tarafı AK PARTİ, AK PARTİ'ye sıçramadan bu iş olsun, 3-5 kişiyi magazinleştirelim, toplumun önüne atalım, onlarla bu iş avutulsun. İşte, biraz da o kütlenin içerisinde, mağdur kütlenin içerisinde de adalete, hukuka, bilmem neye bakmadan en fazla sayıyı nerede tutturuyorsak onların da işini görelim, bu işi kapatmaya çalışalım mantığıyla bir iş olmaz.

Şimdi, borsa yatırımcılarının kaybı var, bunlara bile bakmamız lazım. Reel sektörde ciddi sıkıntı var, buna bakmamız lazım. Bakın, reel sektör borçlanma araçları... Ciddi şekilde reel sektöre tahvil çıkarma izinleri verildi. Şu anda 1 trilyon liranın üzerinde reel sektör borçlanma araçları var. Şimdi teker teker temerrüde düşmeye başladı reel sektör firmaları; isim vermeyeceğim, Türkiye'nin en büyük elektronikçisi bile borcunu ödeyemedi, bir mağduriyet de oradan yaşanıyor. Mesela, bunu çözüm önerisi olarak, fikir olarak ortaya atıyorum, şunu yapalım: Şimdi ben tahvilini tutuyorum özel sektörün, zaten ödeyemeyeceksin, temerrüde düşeceksin, hiç olmazsa o borcu sermayeye ilave edelim, o şirketin hisse senedini verin, hissedarı olsun o şirketin. Bakın, çözüm adına söylüyoruz bunları. Bunları işin uzmanları da paylaştı fakat bunların hepsine kulak tıkanıyor. "Reel sektörün problemleri var." dedik.

Şimdi, bir konu var, onu bu ilk kez Türkiye gündemine getireceğim. Bakalım, biraz da karışık bir konu ama anlatmayı becerebilirsem anlatmaya çalışacağım. Şimdi, bu Pusula Holdingin -biliyorsunuz, Katılımevim Pusula Holdingin- ondan sonra... Kim? Serdar Turhan, buranın Yönetim Kurulu Başkanı. Pusula Holdinge bir de İktisat Katılım Bankası Anonim Şirketi kurulma izni veriliyor. Ne zaman veriliyor? İzin Aralık 2024'te veriliyor, faaliyet izni de 26 Şubat 2026'da veriliyor. Arkadaşlar, Pusulayla ilgili her şey ayyuka çıkmış, banka faaliyet izni veriliyor; izin önceden verilmiş, faaliyete başlama izni de Şubat 2026'da veriliyor. Şimdi, bunu aklımızın bir kenarda tutalım. Şimdi, 30 Temmuz 2026'da BDDK bir düzenleme yapıyor. Düzenlemenin özeti şu: İşte, birtakım sıkıntılar var, sektörü disipline edici birtakım tedbirler orada koyuyor. Fakat öyle bir madde koyuyor ki yani aslında bu düzenlemeye tam ters bir iş yapıyor. Yapılan şey ne biliyor musunuz orada? Yapılan şey şu: Bütün riskler bilinirken BDDK tasarruf sahiplerinin... Bu Katılımevim gibi tasarruf şirketleri var ya, şimdi bakın, Pusulanın bir Katılımevimi var, bir de İktisat Katılım Bankası kuruyor.  Şimdi, bu Katılımevim paralarının Serdar Turhan'ın kendi adına, bakın, banka adına değil, kendi adına kurduğu portföy şirketlerinde nemalandırılmasına ilişkin 30 Temmuz 2026'da BDDK karar alıyor arkadaşlar. Bütün riskler biliniyor, Katılımevim işte, o yüzden göçüyor, o yüzden göçüyor Katılımevim. Şimdi, banka kurma izni veriliyor, tanımlama nasıl biliyor musunuz? Bankalara sahip olanlar veya işte, bankalara sahip olup da kendi adına portföy yönetim şirketi kuranlar. Şimdi, ben mesela, "Bu Katılımevime niye faaliyet izni verdin?" diye BDDK Başkanına sordum, faaliyet iznini niye verdiğini söylemedi de "Efendim, faaliyete geçmedi zaten." dedi. Faaliyete geçmiş esasında, illaki para toplaması gerekmiyor. O banka üzerinden Katılımevimin paralarını, milletten toplanan o paralar var ya, o paraları riskli fonlara yatırmanın yolunu açtı BDDK. Şu kurumlar nasıl işin içerisinde, bu dolandırıcılığın içerisinde, görüyor musunuz arkadaşlar? Şimdi de Katılımevimi Emlak Katılım aldı, hazineden finanse edilecek, 40 milyar lira civarında zaten bir aktarım yapıldı, daha ne kadar geleceğini de bilmiyoruz. İşte, o yüzden diyoruz kurumlar bu işin içerisinde. Bu işin temizlenmesi için bütün şu andaki bu işle ilgili kurumların yöneticilerinin görevden alınması gereği net bir şekilde ortadadır arkadaşlar, başka türlü bu iş olmaz ve az önce ifade ettiğim gibi, bir denetim mekanizması oluşturmamız lazım. Olabildiğince iktidar bu işte şeffaf olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Devamla) - Bitiriyorum.

Hani, Sayın Cumhurbaşkanı dedi ya "Ucu nereye dokunursa dokunsun biz bu işe gideceğiz." Gerçekten o sözünde durması lazım, ucu nereye gidiyorsa gitsin bu işin üzerine gidilmesi gerekir. Bu da şeffaflıkla olur, hukuk içerisinde kalmakla olur, adil davranmakla olur ve dediğimiz gibi, bir de düzgün denetim mekanizması kurarsınız, düzgün bir AK PARTİ'li temsilcilerin olduğu veya bu işe bulaşan kurul başkanlarının olduğu değil, bu işi düzgün yönetecek, bir de strateji geliştirecek kurul oluşturursunuz ancak bu işler böyle olabilir ama çözmek isteniyorsa. Şu ana kadar üzülerek söylemek istiyorum ki çözülme yönünde bir irade yok ve ciddi mağduriyetler olacak. Bakın, daha paraların nereye, ne kadar yeteceğini bilmiyoruz ama öyle 1 milyonun altında olanlar da paralarını tamamen alacak falanmış gibi görünmüyor, şu andaki gidişat bu şekilde. O yüzden bu kanun teklifinde çok ciddi eksiklikler var, onu da ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay.

Buyurun.

Süreniz on dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CEVDET AKAY (Karabük) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir konuyu görüşüyoruz, büyük bir fon yolsuzluğunu görüşüyoruz. 294 sıra sayılı bu Kanun Teklifi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken çok çeşitli önerilerimiz oldu, önergelerimiz oldu fakat hiçbiri kabul edilmedi. Başlangıçta bazı maddelerinin Anayasa'ya aykırılığını ifade ettik; 1, 3, 4, 5, 6, 7 Anayasa’nın 2'nci, 7'nci ve 10'uncu maddelerine aykırıydı. Meclis İç Tüzük'ünün 38'inci maddesine göre işlem yapılmasını talep ettik, yerine getirilmedi. Tali komisyonlarda görüşülecek maddeler vardı. Adalet Komisyonunda, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda görüşülmesi gereken maddeler vardı, görüşülmedi. Etki analiziyle ilgili yetersizlikler vardı, raporun etki analizi yeterli değildi, bunları ifade ettik ve bunlarla ilgili maalesef yeterli tartışmalarımız olmadı ve önergelerimiz reddedildi. Şimdi, 455.758 tekil kişiyi ilgilendiren, esasında, etrafıyla beraber 4,5 milyonluk hane halkıyla ilgili bir mağduriyetten bahsediyoruz. İçerisinde öğretmeni var, doktoru var, emeklisi var, asgari ücretlisi var, diş hekimi var, hemşiresi var, mavi yakalısı var, beyaz yakalısı var. Bunlar enflasyon altında paralarının ezilmemesi için, daha yüksek getiri elde etmek için bu fonlara paralarını yatırmışlar. 71 yaşında kalp hastası bir teyzemiz var, birikimini yatırmış, parasını kaybetmiş; depremden kurtulmuş, önümüzdeki on beş gün içerisinde evlenecek bir çift parasını buraya yatırmış, kaybetmiş; emekli tazminatını, kıdem tazminatını, ihbar tazminatını yatıranlar var ve bunların paraları burada kalmış, hiçbirisi bu paralarını alamıyor ve bu kriz bağıra bağıra gelmiş esasında. Böyle sanıldığı gibi de 2025 yılının son çeyreğinde değil, esasında 2021 yılından günümüze sirayet eden, bağımsız denetim kurumu raporlarında açıkça ortaya konulmuş ve KAP'ta açıklanmış, SPK'nin de bilgisi dâhilinde olmuş konular var. Buradaki bağımsız denetim raporlarında kârlılık oranlarının düştüğünü, zarar ettiğini, mali sürdürülebilirliğin olmadığını, borçlanma oranının çok yüksek olduğunu, işletmeden ortakların ve ortaklarla bağlantılı şirketlerin paralar çekmeye başladığını yani buradaki fonlardan, portföy şirketlerinden paraların dışarıya çekildiğini yani tabiri caizse hortumlandığını ifade etmiş ama hiçbir işlem yapılmamış. SPK de yapmamış, BDDK de yapmamış, Takasbank da, Menkul Kıymetler de, İstanbul Borsası da aynı şekliyle, MKK gibi kuruluşlar görevlerini zamanında yerine getirmemiş. Sayın Hazine ve Maliye Bakanı açıklamasından sonra "Manipülatif hareketler var." demiş, SPK'yi göreve davet etmiş, kongrede açıklamış bunu, çalışma grubu kurulmuş Sermaye Piyasası Kurulunda, buradaki çalışma grubunun ne yaptığını, ne tespitler yaptığını bilmiyoruz, kamuoyuna açıklanmamış yani müdahaleyi durduran bir siyasi otorite mi var; bunun da açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Büyük bir mağduriyet kitlesi var; arkasında siyasetçi, bürokrat, kim varsa hepsinin hesap vermesi gerekiyor. İşletmeden çekilen değerler, yurt dışına kaçırılan paralar, bunlar araştırılmalı. Fahiş kazanç elde eden bir gruptan bahsediyoruz, fahiş kazanç elde eden guruplar organize ve planlı bir şekilde bunu yapmışlar, fonların içindeki hisselerin değerlerini yükseltip yüksek fiyattan halka satarken kendileri yüksek kazanç elde edip halkın da -fiyatların düşmesiyle- böyle mağdur durumda kalmasına sebep teşkil etmişler. Şimdi, nitelikli yatırımcı var, normal yatırımcı var, "PBLK" dediğimiz para blokajı olan yani takas kesinliği olduğu hâlde SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesine göre paralarını alması gerekenler var; bunlar da alamıyorlar. Burada da "fiyat belirlenmedi" ve "temerrüde düştü" kıstası öne sürülüyor, o zaman, bu madde olmayacaktı değerli milletvekilleri, o zaman, bu 79'uncu maddenin burada bulunuşunda bir yanlışlık var. Bugün mağdurlar Anayasa Mahkemesine gitse buradaki 79'uncu madde gereğince alamadıkları paranın hepsini dava sonuçlandığında faiziyle birlikte alırlar. Burada şu aklımıza geliyor: Kamu bütçesinden destek verilmemesiyle ilgili ifadelerde bulunuyoruz, acaba yargılama gideri sonucunda oluşacak tutarı tazminat şeklinde veya farklı bir şekilde bütçe dışından ödeme mi düşünülüyor? Bunların da mutlaka açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Şimdi, burada biz önerge verdik, bu Devlet Denetleme Kurulunun, oradaki denetçilerin, müfettişlerin -başlangıçta 10'du, şu anda sayısının 20'ye ulaştığı ifade ediliyor- raporları sonuçlanıncaya kadar, ön incelemeyle ilgili durumlar tespit edilinceye kadar buradaki, SPK'deki, BDDK'deki, ilgili yerlerdeki kişilerin görevlerinden ayrılmalarını, bu kanun teklifine dercedilmelerini yeni bir maddeyle ifade etmiştik, yerlerine yenilerinin atanmasını söylemiştik. Neticede, önergemiz orada reddedildi ama Sayın Cumhurbaşkanı kararıyla görevden alınan bir SPK Başkanı var, görevinden alındı şu anda ama şöyle de bir durum var: Sermaye Piyasası Kanunu'nun 132'nci maddesine göre, görevden alınan SPK Başkanının ve Kurul üyelerinin herhangi bir işte çalışmadığı müddetçe iki sene maaşını alma hakkı var -nasıl, Merkez Bankasında geçmişte olmuştu- böyle iki sene bir yerde işe başlamadığı sürece iki seneye kadar maaşını alabilecek. Bir taraftan, mağdurlar hiçbir şeyini alamıyor, ne alacak bilmiyor, parası kaldı, böyle sıkıntı içerisindeler, çok kötü durumdalar ama bir taraftan hem bunun sorumlusu hem bir taraftan da sorumlu olduğu hâlde makamından ayrılmış ama  maaşını, özlük haklarını almaya devam eden bir durumdan bahsediyoruz;  bunu da kabul etmemiz mümkün değil.

Yine, aynı şekilde, Sayın Bakan Yardımcısı emekliliğini istedi, emekli oldu çeşitli sebeplerden, biliyorsunuz sebeplerini ama Sayın Bakan Yardımcısı, Aile ve Gençlik Fonu Başkanıydı, Bakan Yardımcılığından ayrılınca o görevi düştü ama EXIMBANK’ta Yönetim Kurulu Başkanlığı devam ediyor hâlâ yani kendisi de oradan bir taraftan gelir elde etmeye devam ediyor.

Ben buradan bir kez daha ifade ediyorum: Biz bir kanun teklifi vermiştik,  değerli milletvekilleri, 2531 sayılı, kamuda görev yapan kamu yöneticilerinin görevden ayrıldıktan sonra yapamayacağı işlerle ilgili süreler var, biliyorsunuz, kendi alanıyla ilgili yönetim kurulu üyesi, danışma kurulu üyesi olamaz, üç yıl süreyle olamaz. Bu kanunla beraber bu son gelişmenin de tekrar mutlaka gözden geçirilmesi gerekiyor ve bunların da önlemlerinin alınması gerekiyor.

"Kamu kurum ve kuruluşlarının; Türkiye Varlık Fonu, İşsizlik Sigortası Fonu gibi kurumların bu sermaye piyasalarında paraları var mı?" diye sormuştum -ben bunu yaklaşık bir ay önce sormuştum- net cevap alamadık şu ana kadar; soru önergemizle Hazine ve Maliye Bakanlığına da sorduk. Ayrıca, Adalet Bakanlığına sorduğumuz sorular var, onların da cevapları bu sıralar gelir herhâlde.

İşsizlik Sigortası Fonunun ağustos sonunda 851 milyar bir varlık büyüklüğü vardı, eylül sonunda 883 milyar olmuş yani ağustosta yatırdığı kısım 3,4; eylülün 15'ine kadar da bu varlıkla ilgili olarak 3,8 milyar TL'lik bir kısım bu fonlarda değerlendirilmiş, bunu da görüyoruz bu fonun yöneticilerinden veyahut da Türkiye Varlık Fonuna bağlı şirketlerden anlıyoruz ki burada da bu fonlarda da değerlendirilen paralar var ve kalan paralar var, geri alınamayan paralar var.

Başka kamu kurum ve kuruluşlarında böyle bir durum var mı? Bunu bir kez daha soruyoruz. Kamuoyuna yansıdı, bazı belediyelerin de paraları var.

Bazı kamu bankalarının yöneticilerinin bu fonlarda geçmişten bugüne kadar organize ve planlı bir şekilde fahiş kazanç elde ettiği, son noktada da bir kısmının içeride yakalanıp çok ciddi paralarının takıldığını da biliyoruz; bu konuyla ilgili de yetkililerden açıklama bekliyoruz.

Burada TMSF'yle ilgili durumdan bahsetmemiz gerekir. TMSF'ye çok önemli bir görev verildi bu alacakların takibi, kurul tarafından belirtilen tutarlar ve kişilerle ilgili, alacakların takibiyle ilgili 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gereği birtakım gücünü de kullanabilecek. Burada hem yurt içinde hem yurt dışında bu transfer edilen, kaçırılan -ben buna soğuk cüzdanlarla kaçılanları da dâhil ediyorum- paraların mutlaka tespit edilmesi, mal varlıklarının tespit edilmesi ve geri getirilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

CEVDET AKAY (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

Bununla ilgili MASAK'ın uluslararası istihbarat birimleriyle, kurumlarıyla irtibata  geçip -ki EGMONT'tur- tespit edip bu paraları bir an önce yurdumuza getirmeleri gerekiyor. Mağdur vatandaşlar alacaklarının sonuna kadar, kuruşuna kadar ödenmesini bekliyor ve somut bir program bekliyor ve bütün bu müsebbiplerden hesabın sorulması gerekiyor hem idari hem kanuni hem mali ve sonuna kadar bu tahsilatların yapılması ve mağdurlara ödenmesi gerekiyor. Beklenen budur, biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu konunun sonuna kadar takipçisi olacağız, mağdurlarımızın yanında olacağız.

Ayrıca, mevzuatla ilgili düzenlemelerin de mutlaka yapılması gerekiyor. Tahvil piyasasına az önce girildi, 1 trilyonluk bir piyasadan bahsediliyor, 35 milyarlık bir içeride bekleyen krizle alakalı bir tahvil piyasası var, bunlar da ödenmeyecek, bu da ayrıca bir sıkıntı olacak. Reel sektör finansmana ulaşamıyor, daha da sıkıntıya girecek. Bütün bunların çözülmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca.

Sayın Karaca, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu vaktinde, ilk bu kanun teklifinin hazırlandığı, komisyona havale edileceği bilgisi alındığı günden bu yana bizi izleyen yaklaşık 455 binin üzerinde, yakınlarıyla birlikte 4,5 milyona ulaşan mağdurlar bu Meclisten bir çözüm bekliyorlar. Peki, bu kanun teklifi, bu düzenleme o vatandaşlarımızın e-maillerimizi kilitleyen binlerce taleplerine bir karşılık verecek mi? Maalesef veremeyecek. Bu kanun teklifiyle ilgili komisyonda şöyle bir cümle kullanmıştım: Bu kanun teklifi mağdurların öfkesini dindirmek için, mağdurların öfkesini sönümlendirmek için bir avutma kanun teklifidir. Neden mi böyle söylüyoruz? Kıymetli arkadaşlarımız, değerli milletvekillerimiz; 17 Eylül 2026 tarihli kararla tasfiyesine karar verilen fonlar dışında diğer fonlardaki mağdurların durumunun ne olacağı bu kanun teklifinde maalesef belirli değil.

Yine, sürece baktığımızda, Şubat 2025'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma başlatıyor. Kasım 2025'te Bakan "Fonlarda bir spekülasyon, bir manipülasyon var, farkındayız ve bunun için çözüm üreteceğiz." diyor ama 11 Aralık 2025'te bugün kurulan komisyona başkanlık yapan Cumhurbaşkanı Yardımcısı  "Bazı algılar var. 'Bizim fonlardaki büyüklüğümüz şu kadar yükseldi.' Bu bir algıdır, çok büyütecek bir şey yoktur, o nedenle algıya kapılmayın, çok iyiyiz." diyor. Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, bu ne demektir? Bakanın açıklamasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı 11 Aralık 2025'te yalanlıyor. Çelişki içerisinde arkadaşlar. Vatandaş bunlara güvendi, bu açıklamalara güvendi ama vurguncular da dedi ki: "Bizim arkamızda sağlam bir siyasi irade var. Biz soygunculuğa, vurgunculuğa devam edelim."

Şimdi, bu kanun teklifiyle denetim, gözetim görevi olan SPK'ye çok geniş yetkiler veriliyor. Peki, bir buçuk yıldan bu yana, bu, denetim ve gözetim yetkisini, görevini yerine getirmeyen kim? SPK. Peki, SPK bu görevi yerine getirmez iken bu kadar geniş yetkilerle donatılması toplum nezdinde, vicdanlarda adaleti tesis edecek mi? Tabii ki etmeyecek. (CHP sıralarından alkışlar) Yine, aynı SPK -az önce milletvekili arkadaşlarımız da ifade etti- Tera fonunun halka arzı için "Bu rasyonel değil, şişirilmiş bir durumda bu fon, bunun halka arzı doğru değildir." diyerek küçük yatırımcılara kurulan tuzağı fark eden ve bu nedenle itiraz eden 2 SPK yetkilisini, yöneticisini görevden alıp iki ay sonra yeni atananlarla halka arzını gerçekleştirip küçük yatırımcıya büyük bir kumpas kuran ve küçük yatırımcının dolandırılmasına, vurguncuların eline düşmesine izin veren SPK bugün bu kanun teklifiyle bu mağdurların mağduriyetlerini mi giderecek? Asla gidermeyecek.

Peki, "28 Ağustos-16 Eylül arasında fondan çıkan ve tam 401 milyar lirayı götüren 440 kişi kim?" diye soruyoruz çünkü bunlar bu yatırımcının cebinden, vatandaşın cebinden bu vurgunla, bu siyasi ayağı olan, bürokrasi ayağı olan ve vurguncu olan özel teşebbüslerin olduğu bu vurguncu üçgeninde mağdur olan vatandaşlarımız, bu 401 milyar liranın mağduru olan vatandaşlarımız da bize yazmışlar. Bakın, Meryem Z. "2 yaşında ikiz kızlarım var. Onların geleceği için birikim yapan bir anneyim. Tera hissesine çocuklarımın geleceği için yatırım yaptım ama rastgele yapmadım, şirketin bilançosunu -hani az önce bahsettim ya, rasyonel olmayan bilançosuna- kârlılığını, kârlılığın devamlılığını ve KAP açıklamalarını inceleyerek yatırım yaptım ve 3 milyon 266 bin 903 lira yatırdım. Bugün 249 bin liraya düştü param." diyor. "Bana bunun hesabını kim verecek?" diye soruyor. Yine "Ekmek fırınında çalışıyorum." diyor Burak K. "Bir komşunun bahsetmesiyle fona girdim. Evet, riski göze aldım, yatırımcı sözleşmesini imzaladım ama vurgun dalgasını göze almamışım, dolandırıcılığı göze almamışım. Ben olağan durumlardaki kâr zararı göze aldım. Şimdi benim mağduriyetim nasıl karşılanacak?" diyor. N. T. Cengiz "Bir evim vardı. Anne babamı birlikte kaybettim. O evimi bu kayıptan kaynaklı borçlarım sebebiyle satmak zorunda kaldım. Yarısıyla borcumu ödedim, kalan yarısını güvendim, kamu kurumlarına, devletin kurumlarına güvendim yatırım yaptım. Belki o ufacık param büyür; 1 oda, 1 mutfak, 1 salonu olan bir ev alabilirim diye ama 16'sında bankam beni aradı 'Bir problem var. Fonlarını sat.' dedi, sattım ama paramı alamadım ve alamayacağım ifade ediliyor. Benim sattığım evimin parası içeride, ne haber var kendilerinden... Kim kazanç sağladıysa hakkımı helal etmiyorum." diyor.

Kıymetli arkadaşlar, bu kanun teklifi, bunlar gibi binlerce bize mail atan, talepte bulunan hiçbir yurttaşımızın sorununa yanıt vermeyecek, çözüm getirmeyecek. Bu kanun teklifiyle denetim ve gözetim sorumluluğu olan kurumlara geniş yetkiler verilerek "Kendi döneminizdeki bu vurgunun altını temizleyin." deniyor arkadaşlar. Bugün, DDK, Cumhurbaşkanı tarafından göreve davet edildi, değil mi? Peki, Devlet Denetleme Kurulunun Başkanı kim arkadaşlar? Bu soygunu denetlemesi, aşırı yükselme ve bu sorunları tespit etmesi gereken, Borsa İstanbul'un Eylül 2026'ya kadarki Başkan Vekili arkadaşlar. Şimdi, bu dönemde, kendi döneminde sorumluluğu yerine getirmeyen kişiyi Devlet Denetleme Kurulunun başına getiriyorsunuz ve diyorsunuz ki: SPK'nin ihmalini, BDDK'nin ihmalini, Borsa İstanbul'un ve diğer kurumların ihmalini sen bu kurumun başına geç ve çöz, temizle. Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? Bu Mecliste mutlaka ve mutlaka vatandaşın güveninin yerle bir edildiği bu kurumdaki yetkililerin, varsa siyasi bağlantılarının tamamen ortaya çıkarılması ve bu fon vurgununu araştıracak olan ve buna sebep olan kurumlarda o dönem görev yapan tüm kamu görevlilerinin görevden alınıp yerine vatandaşa güven telkin edecek ve... Bu kanunla değil, bu şekilde değil. Vatandaşın ödediği her kuruşun hazineden bir tek kör kuruş bile ödenmeden iade edileceği bir sistemi kurmak zorundasınız arkadaşlar.

Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisi ne işe yarıyor? Sadece iktidarın yarattığı mağduriyetleri ortadan kaldırmak için kanun yapmakla mı görevliyiz, pansuman tedaviler yapmakla mı görevliyiz? Hayır, denetim görevimiz de var arkadaşlar. Bu denetim görevini neyle yapacağız? Komisyonla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak olan komisyonla yapacağız.

Sevgili Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, sizler 2002 yılından önce banka vurgunuyla, banka soygunuyla iktidara geldiniz. O dönem, iktidara geldiğinizde komisyonlar kurdunuz "Vurgunun altında yatan gerçekleri araştıralım." diye; peki, bugün neden komisyon kurmaktan kaçınıyorsunuz? 11 ili vuran depremde 110 milyar lira dedikleri maliyet bu vurgunla kimlerin cebine gittiyse, buna kimler göz yumduysa, bunun siyasi bağlantısı varsa ortaya çıkmasından neden kaçınıyorsunuz? Hem de diyorsunuz ki: "Ucu kime dokunursa dokunsun, altından kim çıkarsa çıksın biz bunun hesabını soracağız." Gelin, burada Meclis denetim görevini yerine getirsin, komisyon kuralım, hep birlikte araştıralım. Eğer bağlantılar örgütlü bir yapıyı ortaya koyuyorsa örgütlü suçtan dolayı yargılanmaların önünü açalım.

Değerli arkadaşlar, vatandaşın Meclise, Gazi Meclise güvenini yerle bir etmeyin, Gazi Meclisin denetim görevini elinden almayın. Gelin, burada komisyon kuralım ve bu komisyonla bu fondaki bütün ayrıntıları, bütün sorumluları ucu nereye dokunursa dokunsun ortaya çıkaralım ve bunların ortaya çıkmasından da çekinmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, anlaşılıyor ki bu şekilde davranarak banka vurgunuyla, banka soygunuyla iktidara geldiniz; fon soygunuyla, fon vurgunuyla, iktidardan gideceksiniz ama giderken de vatandaşın hakkını, hukukunu, bunca zamandır göz yumulan ve vatandaşın cebinden çıkan bu vurgunun hesabını gelin hep birlikte soralım diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri ve aziz milletimizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifiyle Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonundan bu kanunun yayını tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların mal varlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre bu fonlardaki tekil yatırımcı sayısı 455.758 kişidir. 30 Eylül 2026 tarihli SPK kararı çerçevesinde 66 adet yatırım fonunun tasfiye işlemleri tamamlanmış, 45.747 kişiye toplam 40,8 milyar lira tutarında ödeme yapılmıştır. Böylece, tasfiye sürecinde olan fonların sayısı 131'den 65'e düşmüştür.

15 Ekim 2026 tarihli SPK kararıyla da bir portföy yönetim şirketine ait fonların tasfiye işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda 31 fonu olduğu ve tasfiyenin kısa sürede gerçekleştirileceği açıklanmıştır. Kanunun yürürlük tarihine kadar tasfiye süreci tamamlanan fonlar bu Kanun kapsamında yer almayacaktır.

Kanun teklifiyle kapsama giren fonların tasfiyesinin Sermaye Piyasası Kurulunun gözetim ve denetiminde tasfiyeyle görevlendirilen kuruluşlar tarafından yürütülmesi düzenlenmektedir. Kurula varlık tespiti ve nakde çevirme, değerleme, fon pay sahipliği mutabakatı, ara ve nihai ödeme ile dağıtım sırası gibi birbirine bağlı tasfiye aşamalarının tek bir idari çerçevede yürütülmesini sağlamaya yönelik yetki verilmektedir. Ayrıca, fon pay sahipliğini fon bazında ve farklı kayıt sistemlerinin mutabakatı sonucunda belirlenmesi esası getirilmektedir. Fon varlıklarının satışında temel ölçüt, işlemin süratle tamamlanmasıyla birlikte fon pay sahiplerinin ortak menfaati gözetilerek mümkün olan en yüksek ekonomik değerin elde edilmesidir. Özellikle borsa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olağan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktirdiği durumlarda geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış, özel işlem bildirimi, geçici farklı fiyat marjı ve mevzuatta öngörülen diğer yöntemlerin kullanılabilmesi öngörülmektedir. Sermaye Piyasası Kanunu'nda düzenlenen piyasa bozucu eylemler, bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçlarına ilişkin fiilleri işlediği veya bunlarla birlikte hareket ettiği tespit edilen kişi ve kurumların bu kanuna özgü tasfiye ve geri kazanım mekanizmasından ödeme alamayacağı hükme bağlanmaktadır.

Kanun teklifiyle tasfiye mal varlığının bütün fon pay sahiplerine ödeme yapılmasına yetecek ölçüde nakde dönüşmediği durumda uygulanacak ödeme sistemi düzenlenmektedir. Bu aşamada amaç, fonun kâğıt üzerindeki veya gerçeğe aykırı biçimde oluşmuş geçmiş değerini ödeme ölçüsü yapmak yerine, fon pay sahibinin fona fiilen koyduğu ekonomik değeri esas alan nesnel bir ara dağıtım zemini oluşturmaktır. Net yatırım tutarı, fon pay sahibinin fona yatırdığı nakit giriş ve çıkışların tasfiye tarihine kadar TÜFE ile ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla güncellenmesi ve çıkışların ilk giren ilk çıkar yöntemiyle mahsup edilmesi suretiyle Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından hesaplanacaktır. Net yatırım tutarı ve belirlenen hak ve alacak tutarı aşılmamak üzere kişi başına azami 1 milyon lira ödeme yapılabilmesi, mevcut nakdin bu ödemelerin tamamına yetmemesi hâlinde ise her fon pay sahibinin ara ödemeye esas tutarının toplam içindeki oranı korunarak dağıtım yapılması öngörülmektedir. Gerçeğe aykırı değerler üzerinden fondan çıkış yapmış kişilerin fiili net yatırımları ile fonun türü ve yatırım stratejisine göre aynı veya benzer nitelikteki fonların olağan getirisi toplamını aşan kısmının gönüllü olarak iade edilebilmesi de düzenlenmektedir.

Kanun teklifiyle fon mal varlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlerin kapsamı ve bu nedenle doğan zarar ve kayıptan sorumluluk da düzenlenmektedir. Açıkça mevzuata aykırı işlemlerle birlikte şeklen mevzuata uygun görünmekle birlikte fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan karşılıksız veya muvazaalı işlemler de kapsama alınmaktadır. Bunların ilişkili taraflara veya üçüncü kişilere aktarılan para, sermaye piyasası araçları, mallar, haklar ve alacakların şahsi sorumluluk kapsamında takip edilmesi öngörülmektedir. Sorumluluk bakımından öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi portföy yönetim şirketine başvurulması, buradan tamamen veya kısmen tahsil sağlanamaması ya da tahsil edilemeyeceğinin açık olması hâlinde zarar veya kaybın oluşumunda sorumluluğu Kurulca belirlenen gerçek ve tüzel kişilerle birlikte hareket edenlere gidilmesi öngörülmektedir.

Kanun teklifiyle ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında el konulan veya müsadere edilen mal varlığı değerlerinin fonla hukuki ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dâhil edilmesi düzenlenmektedir. Bu varlıkların doğrudan ilgili fona veya TMSF nezdinde açılacak özel geri kazanım hesabına aktarılması öngörülmektedir. TMSF söz konusu mal varlıklarına kayyum olarak atanabilecek ve dava sonucunu beklemeden satış işlemlerini gerçekleştirebilecektir. Satışlardan elde edilen nakit geri kazanım hesaplarında izlenecek ve dava sonunda fon pay sahiplerine dağıtılacaktır.

Kanun teklifiyle ayrıca SPK ile Yatırımcı Tazmin Merkezine finansal işlemlerin ve dava süreçlerinin hızlı ve eksiksiz yürütülebilmesi için dışarıdan avukatlık, muhasebe ve yazılım geliştirme hizmetleri temin edebilme yetkisi de verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasfiyesine karar verilen fonlarda yaşanan sorun birden ortaya çıkmış gibi görünse de sürecin bugüne kuvvetli ayak sesleriyle geldiği anlaşılmaktadır, sorun büyürken, üstelik göstergeler, yargı, Uluslararası Endeks Kurumu ve bazı şikâyetler uyarı verirken kamusal denetim mekanizmalarının ve erken uyarı sistemlerinin zamanında müdahale etmemesi ya da edememesi gerçeğini gündeme getirmektedir. Nitekim, Adalet Bakanımızın 16 Ekim 2026 tarihli açıklamasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde, 2025 Şubatta bazı fonlarda ve hisselerde hareketlilik olduğunu fark ettiklerini ve SPK'ye yazı yazdıklarını belirtmiştir. Sermaye Piyasası Kurulunun 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında da 2025 yılı son çeyreğinde yatırım fonları içerisinde bilhassa serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları vasıtasıyla belirli portföy yönetim şirketlerine ait fonların fiilî dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiği belirtilerek teyit edilmektedir. 4 Kasım 2025 tarihinde yapılan 9'uncu Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi'nde Hazine ve Maliye Bakanının "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. Manipülasyon alanında eksiklikler olduğunu biliyoruz, eksiklikleri gidereceğiz." yönünde uyarısı olmuştur.

2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi kararı sonrasında SPK çalışma grubu oluşturmuş, 18 Aralık 2025 tarihinde nitelikli yatırımcı şartlarında aranan 1 milyon lira olan finansal varlıklar toplam tutarı 10 milyon lira olarak güncellenmiş, 31 Temmuz 2026 tarihinde bazı fonların net aktif değer üzerinden değerleme yapmasını engellemek üzere düzenleme yapılmıştır. 28 Ağustos 2026 tarihinde de yatırım fonlarına ilişkin rehberde kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Rehberle yatırım fonu sektöründe özellikle para piyasası fonları ile hisse senedi serbest fonların ilişkili taraflar arasında teminatsız borçlanma ve borsada olağan dışı fiyat hareketleri yoluyla oluşturdukları sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemek amaçlanmıştır. Uygulamaya konulan kurallar isabetli olsa da sürecin takibi ve erken müdahale anlamında geç kalındığı, gözetim ve denetimdeki eksiklik, aksaklık ve yetersizliklerin meselenin temelinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, piyasaların düzenlenmesi, denetimi ve gözetimiyle ilgili görevli kurumlarca bazı portföy yönetim şirketlerine ait fonların fiilî dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak şekilde oluşan fiyat hareketlerine karşı neler yapıldığı, bu konuda yargı ve Uluslararası Endeks Kurumunun uyarıları ve şikâyetler karşısında hangi işlemlerin yapıldığı, manipülasyon yaptıkları iddia edilen fonlara likidite sağlayan işlemlere izin verilip verilmediği, ayrıca balon hisse diye tabir edilen hisselerden kısa sürede gir çık yapılarak elde edilen haksız kazançlara, fonlardan yüksek montanlı çıkışlara ve yurt dışına yapılan yüklü transferlere neden mâni olunmadığı açıklanmalı, mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Başta SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu, MASAK ve BDDK gibi düzenleme ve denetleme organlarında kimin sorumluluğu bulunuyorsa hesabını vermeli, bu süreçteki sorumlulukları sonuna kadar soruşturulmalıdır. Sürecin odağında borsadaki sığ hisseleri araç olarak kullanarak yüz binlerce vatandaşın birikimini organize bir biçimde kendi ceplerine aktaran, piyasa dolandırıcılığı suçu işleyen bir şer odağının bulunduğu değerlendirilmektedir.

Adalet Bakanımızın açıklamasına atfen, bir gazetenin 9 Ekim 2026 tarihli haberinde 13 ile 16 Eylül 2026 tarihleri arasında 141'i gerçek, 73'ü tüzel kişi olmak üzere toplam 214 kişinin üç ayrı fondan 187 milyar 653 milyon lira kâr elde ettiği, listenin TMSF'ye gönderildiği, haksız kazançların iadesi için TMSF'nin resmî bildirimlere başladığı ifade edilmiştir. Yine, 1 Eylül-16 Eylül 2026 tarihleri arasında sadece iki fondan on altı günlük zaman diliminde 440 kişi tarafından çekilen paranın 401 milyar 266 milyon lirayı aştığı, haberli olarak çıkış yapıp yapmadıklarının araştırıldığı basına yansımıştır. Adalet Bakanımız 16 Ekim 2026 tarihinde konuk olduğu Anadolu Ajansı Editör Masası'nda yaptığı açıklamada "Hukuk çerçevesinde kısa sürede fahiş kazanan, işte, tüyo alıp içeri giren kişilerden sonuna kadar vatandaşlarımızın hakkını koruyacak şekilde paralarını tahsil etmek için elimizden geldiğince üzerimize ne düşüyorsa yapacağız." demiştir. Bu süreçte güçlü siyasi kararlılığını ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanımız da "Piyasa düzenbazlıklarıyla 3 lirasını sadece üç beş ayda 10'a, 20'ye, 30'a katlayana asla tolerans gösterilmeyecek, sağladığı fahiş kazancının bedelini ona mutlaka ödeteceğiz." demiştir. Milletimizin alın teri, helal emeği olan kaynaklarını hiç edenlere, vatandaşlarımızın ekmeğinden aşıranlara kesinlikle göz açtırılmamalı, haksız sağlanan kazançlara tümüyle el konulmalı, mağdurların kayıpları da buradan karşılanmalıdır. Piyasa dolandırıcısı vicdansızlar bilsinler ki sağladıkları haksız kazanç haramdır, zehirdir, zıkkımdır, burunlarından fitil fitil gelecektir. (MHP sıralarından alkışlar) Bunların kimler olduğunun listesi de mutlaka milletimize açıklanmalıdır. (MHP sıralarından alkışlar) 

Konu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma ve Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulunca yapılan inceleme ve denetim devam etmektedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı hakkında 30 Eylül 2026 tarihli soruşturma izni talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanı 14 Ekim 2026 tarihinde soruşturma izni vermiştir. Fon soruşturması kapsamında, her geçen gün değişmekle birlikte, 302 kişi hakkında adli işlem yapılmış, 86 kişi tutuklanmış, 163 kişi hakkında adli kontrol kararı verilmiş, 35 şüpheli için yakalama kararı çıkarılmıştır. Fon soruşturması kapsamında yargı ve denetim süreci işlemekte, devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru, aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, sorunlu fonlar tasfiye edilerek sermaye piyasalarımızın yapısı güçlendirilirken benzer sorunların bir daha yaşanmaması için gerekli adımlar da atılmalıdır. 18 Ekim 2026 tarihli Altıncı Fon Koordinasyon Kurulu Toplantısı'nda sermaye piyasalarında yapısal sorunların giderilmesi, düzenleyici ve denetleyici mekanizmaların güçlendirilmesi, yaptırım ve cezaların caydırıcılığının artırılması amacıyla Sermaye Piyasası Kanunu'nda kalıcı ve kapsamlı değişiklikler öngören yeni bir taslak düzenlemeye ilişkin değerlendirmeler yapıldığı açıklanmıştır. Açıklamalara göre yasal düzenleme 2027 yılının ilk aylarında çıkarılacaktır.

Sermaye piyasalarını güçlendirmek ve küçük yatırımcıyı korumak Milliyetçi Hareket Partisinin ekonomi programının temel amaçları arasında yer almaktadır. Programımızda da vurgulandığı üzere reel ekonominin ihtiyaçlarını karşılayacak ve büyümeyi finanse edecek her türlü finansal aracın ihraç edilebildiği, işlem maliyetlerinin düşük olduğu, güçlü bir teknolojik ve beşerî altyapıya sahip, etkin bir biçimde denetlenen, yenilikçi ve şeffaf işleyen bir mali piyasa yapısı oluşturulmalıdır. Bununla birlikte sermaye piyasasında ekonomik gerçeklikle açıklanamayacak fiyat hareketlerini ve haksız kazançları önleyecek yapay zekâ destekli bir otokontrol sistemi kurulmasını da gerekli görüyoruz. Olağan dışı durumlarda yetkililerin tespitini ve karar vermesini beklemeden sistem otomatik olarak devreye girip işlemleri durdurabilmelidir.

Ayrıca, uzman, murakıp, müfettiş, denetçi gibi kariyer meslek mensuplarının özlük haklarındaki ciddi gerilemeye bağlı olarak kamudan ayrılmaları nedeniyle başta SPK, BDDK, Vergi Denetim Kurulu olmak üzere birçok bakanlık ve kurumumuz büyük sıkıntı çekmektedir. Bu sıkıntının daha da büyüyeceği mutlaka görülmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak kariyer meslek mensuplarının özlük haklarının zaman geçirilmeden iyileştirilmesi gerektiği görüşündeyiz.

Alınan tedbirlerle ve yapılacak düzenlemelerle sermaye piyasalarının güvenilirliğinin ve etkinliğinin artacağına, piyasaların daha sağlıklı, güçlü ve dayanıklı bir yapıya kavuşturulacağına inanıyoruz. Türkiye ekonomisinin temelleri sağlamdır, finansal sistem güçlüdür, makroekonomik görünümde önemli bir sorun yoktur. Türkiye'nin millî yükseliş iradesiyle büyük bir siyasi kararlılığı ortaya koyduğu, birçok alanda dünyada önemli ilerlemeler kaydettiği "terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" hedefleri doğrultusunda atılan adımların sonuç verdiği, aynı zamanda kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir.

Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmî açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye'nin dirlik ve düzeni her şeyin üstünde, her türlü siyasi mülahazanın önceliğindedir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Skandaldan bahsedenler FETÖ'cüler öyle mi yani? Allah akıl versin, vallahi akıl versin Allah!

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - İstikrarımıza, güvenliğimize, huzurumuza ve kardeşliğimize kastetmek isteyenlere asla fırsat verilmemelidir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Skandaldan bahsedenler FETÖ'cüymüş!

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - Bu düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kabul oyu vereceğimiz kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyor, sizlere ve aziz Türk milletine saygılarımı sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Fon skandalından bahsedenler FETÖ'cüymüş!

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk söz, Antalya Milletvekili Sayın Hakkı Saruhan Oluç'a ait.

Süreniz on dakikadır.

 Sayın Oluç, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; organize bir fon vurgunuyla karşı karşıyayız, organize bir dolandırıcılıkla karşı karşıyayız. Şebeke oluşmuş bir tane ve bu şebeke gerçekten çok kollu çalışmış, sonunda karşımıza böyle bir vurgunla çıkmış. Âdeta bir Hollywood filmi inceliğinde çalışmışlar. Anlatacağım şimdi, âdeta bir Hollywood filmi.

Şimdi, böyle bir durumla karşı karşıyayız ama bu gelen kanun teklifi bu vurgunun yapısal nedenlerine çözüm getirme aklına sahip mi? Değil. Getirdiği çözüm mantığıyla fon vurgununun vahametini anlamaktan uzak olduğunu gösteren bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız maalesef. Yani karşımızda genel ve kalıcı bir denetim reformundan ziyade belirli bir kriz için tasarlanmış özel bir düzenleme var sadece, bu kadar. Yani gelecekte benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için hangi yapısal önlemler alınmalıdır? Bu kanun teklifinde yok. Böyle vurgunların ortaya çıkmasını önleyecek ekonomi politik aklın kurumsal inşası nasıl yapılır? Etkili, bağımsız ve şeffaf bir denetim sistemi nasıl kurulur? Bu soruların cevabı bu kanun teklifinde yok. Bu kanun teklifi o açıdan baktığımızda, her şeyden önce, yetersiz bir kanun teklifi bir kere.

Şimdi, sayın vekiller, bakın, bu böyle ama gerekçede diyorsunuz ki: "Bu kanun teklifiyle devletin sermaye piyasalarında hukuka aykırılık, usulsüzlük ve yolsuzlukla mücadeledeki kararlılığı somut biçimde ortaya konulmaktadır." Yani şaka değilse bu ben size söyleyeyim, çok geç kaldınız, çok geç eğer bunu devlet adına söylüyorsanız yanmış bu devlet, yanmış. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, organize bir şebeke işi dedim, bir hisse manipülasyonu var, fon vurgunu var; örgütlenmiş, örgütlü bir suç var ortada. Teker teker bakalım, ne yapmışlar: Bu şebekenin çalışmasına bilerek ya da bilmeyerek yardım ve yataklık etmiş devlet kurumları var; açık söylüyorum, bakın, bilerek ya da bilmeyerek yardım ve yataklık etmiş devlet kurumları var. Kimler mi? SPK, BDDK, Takasbank, Borsa İstanbul; bu kadar açık. Bugün bir konuşmacı arkadaşımız dedi, öyle 2 SPK Başkanının, 1 eski, 1 yeni SPK Başkanının sigaya çekilmesiyle bu iş hallolmaz. Bir Başkanlar mı yaptı bütün bu işleri? O SPK yönetimleri, BDDK  yönetimi, Borsa İstanbul gözlerinizin önünde cereyan etti her şey, hepiniz oradaydınız ya, utanın! Bunların hepsinden hesap sorulması gerekiyor hepsinden! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi anlatacağım niye böyle olduğunu, bu organize dolandırıcılığın ve vurgunculuğun nasıl böyle olduğunu anlatacağım.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Şebeke, şebeke.

 HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - SPK... Ya, bu ülkenin Maliye Bakanı diyor ki 4 Kasım 2025: "Bir işler oluyor." haklı olarak. Maliye Bakanı bunu söylüyor ama Maliye Bakanına bağlı olan kurumlar bu işi ciddiye alıyor mu? Belli değil. SPK "2025 sonu açıklanamayan fiyat hareketleri var." diyor. Gereken adımlar atılıyor mu? Atılmaya başlanıyor. SPK İkinci Başkanı Plan ve Bütçe Komisyonunda dedi ki: "Sayın vekiller, vallahi gece on ikilere kadar çalıştık." Çalışmışsınız evet. Dokuz ay boyunca gece on ikilere kadar siz çalışmışsınız, o vurgunları planlayanlar, o organize işi yapanlar da size paralel çalışmış, paralel; dokuz ay niye bu işi sürdürmeye izin verdiniz! Neden verdiniz! Bunun cevabı var mı? Yok. Açıkça yardım ve yataklık, başka bir şey değil. Yani şimdi, bakın, niye bu kadar yavaş davrandınız ya? Size "Yavaş davranın." diyenler mi oldu? "Ağırdan alın." diyenler mi oldu? "İşi çok ciddiye almayın." diyenler mi oldu? Neden bu kadar yavaş davrandınız dokuz ay boyunca? O rehberi ağustos ayının sonunda yayınlayana kadar neler oldu, neler.

Ya, bakın, bir tane fondan örnek vereceğim size. 2025 Temmuzundan 2026 Şubatına kadar -siz hani çalışmaya başlamıştınız ya gece on ikilere kadar- bir fondaki sayı 161 yatırımcıdan 50 bin yatırımcıya çıkmış ya, birim fiyatı 574 liradan 3.553 liraya çıkmış, gözlerinizin önünde olmuş bütün bunlar yani 161'den, 50 bine çıkmış. Bitiyor mu? Bitmiyor. Siz rehberi yayınladığınız zaman, ağustos sonuna gelindiğinde o fonda 111 bin yatırımcının parası var, sadece o fonda. Fonun fiyatı 9 bin lirayı aşmış, hacmi 269 milyara ulaşmış, 1 tanesinden bahsediyorum ha, dokuz ay oyalandığınız için 1 tanesinde böyle olmuş, diğerlerinde olanlara açıp bakmak lazım.

Şimdi, bu neyi gösteriyor biliyor musunuz? Kurumsal çürüme, bürokratik çürüme, bunu gösteriyor. Çürümüş ya, çürümüş, yardım ve yataklık ediyor devletin kurumları, böyle bir şey olabilir mi? Ya, siz hadi kendi içinizde böyle, Morgan Stanley Capital International, MSCI  diyor ki: "Ya, bir acayip, koordineli işlem davranışları var ve yapay fiyat oluşumu algısı yaratan yapılar var." Ya, dünyanın öbür ucundan fark ediyor adamlar bunu, siz fark etmiyorsunuz, burnunuzun dibinde oluyor her şey, öyle mi? Biz de bunu yiyeceğiz. Yani ve sonunda ne oluyor? MSCI uyarıyor, diyor ki: "Türkiye'yi gelişmekte olan ülke endekslerinden çıkarabiliriz." Olan oldu, oldu şimdi değil mi? Neden? Diyor ki "'Insider trading' yapılıyor." Yani içeriden bilgi alınarak oynanıyor. Ya, evrensel bir suç ha, evrensel suç bu, Türkiye'de de suç ama bütün dünyada suç. "Insider trading" içeriden bilgi alıp yapıyor. Kim alıyor içeriden bilgiyi? İşte, bunu bulmak gerekiyor. Siyasetçiler var mı bu işin içinde? Üst düzey bürokrasi var mı bu işin içinde? Kim alıyor bu bilgileri, nereden alıyor ve bu ticareti yapıyorlar? İşte, bütün mesele burada kilitleniyor. Yani çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız. Her türlü suç işlenmiş ya, her türlü suç. Sermaye Piyasası Kanunu'na göre işlenmiş suçlar var, 106'ncı madde ihlali, 107'nci madde ihlali, 110'uncu madde ihlali, 21'inci madde ihlali; her türlü suç işlenmiş. TCK açısından da öyle, sadece Sermaye Piyasası Kanunu değil; 158 işlenmiş, 220, 282 yani örgütlü suç, kara para; her türlü şey olmuş, her türlü şey var bunun içinde. Dolayısıyla, bunların gerçekten ciddi biçimde üstüne gidilmezse bu tekrar eder, bu tekrar eder ve bu tekrarın mutlaka engellenmesi gerekir. Bunları da söylemiş olalım.

Şimdi, bakın, listelerden bahsediliyor ya, bir liste var, ünlü liste, açıklanmıyor. Ya, şunu hemen söyleyelim: Bakın, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na uyulması gerekir, şart. Masumiyet karinesi şart, siz uymuyorsunuz başka durumlarda ama masumiyet karinesine uymak gerekir, anayasal gerekliliktir, şart. Soruşturmanın gizliliğine uymak gerekir, şart ama bunlara bağlı olarak listedeki siyasetçilerin ve bürokratların isimlerini gizlemek kabul edilebilir bir şey değil, bunu söyleyelim. Biz kim, ne kadar kazanmış, bunu merak etmiyoruz. Listedeki bürokratlar ve siyasetçiler kimlerdir? Bunlardan hesap sorulması gerekiyor, biz bunu merak ediyoruz.

Şimdi, iki tane daha konuya değineceğim, zamanım da bitiyor. Yani neden fonlara yöneliyor küçük yatırımcı, neden? Çünkü sizin ekonomi politikanız bu ülkede emeğiyle geçinen, alın teriyle geçinmeye çalışan dar gelirli yurttaşları yaşayamaz hâle getirdiği için iki kuruş parası olan da küçük yatırımcı olarak bu fonlardan medet umuyor ve maalesef büyük kaybediyor. Yani sizin ekonomi politikalarınız bunun nedenlerinden bir tanesi.

İkincisi, bir ahbap çavuş ilişkileri düzeni kurdunuz, "ahbap çavuş kapitalizmi"  diyor buna Batılılar. Nasıl oluyor bu ahbap çavuş ilişkileri? Hani yandaş mandaş deniyor ya, o işte, kayırmacılık, alametifarikanız oldu ya iktidarınızın. Bu ahbap çavuş kapitalizminden vazgeçmeniz gerekiyor. Burada çok açık görünüyor, siyasal bağlantılar, kamu ihaleleri, devlet teşviklerinde işlevsel olarak kullanılan ilişkiler, işte ahbap çavuş kapitalizmi bunların hepsini içeriyor. İşte, buradan da bu iktidarı eleştirmek gerekiyor. Denge denetleme mekanizmaları işlemez hâle geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Neden işlemez hâle geldi? Çünkü siz 2011'de bir yasa çıkardınız ve aslında bağımsız ve özerk olması gereken kurulları iktidara bağladınız, SPK vesaireden bahsediyorum. Bu da sizin meseleniz yani bürokratik çürüme de buradan kaynaklanıyor esas itibarıyla.

Şimdi, bir şey daha söyleyeceğim: Şunu görüyor musunuz sayın vekiller? Hani hep soruyorlar ya "Bu paralar yurt dışında nasıl gitti?" diye, bununla gitti. Nereden gitti? Kripto piyasaları üzerinden gitti. Burada, bu Mecliste, Plan ve Bütçe Komisyonunda ve burada kripto yasasını çıkartalım diye dilimizde tüy bitti. Şimdi, MASAK Başkanına soruyoruz nasıl oldu diye "Bilmiyorum." diyor. Bilmiyor çünkü işte bu yolla oldu, milyarlar, yüz milyonlarca dolar işte bu aletlerle yurt dışına çıkarıldı, bunu da size söylemiş olalım. Devlet Denetleme Kurulunun başındaki kişiyle de bu işin denetimi yapılamaz, bunu da son cümle olarak söyleyeyim çünkü Borsa İstanbulun Yönetim Kurulundaydı ve bu meseleler yaşanırken o Yönetim Kurulunda yer alıyordu. Devlet Denetleme Kurulunun başından mutlaka ayrılması gerekiyor.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ, CHP  ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mardin Milletvekili Sayın Kamuran Tanhan.

Sayın Tanhan, buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Buradan konuşmamın hemen başında peşinen söylemek istediğim bir husus var: Önümüze getirilen bu kanun teklifinin metni iddia edildiği gibi adil bir tasfiye ya da mağduriyeti gideren bir adalet metni değildir elbette. Bu metin, kurumların ve siyasi iktidarın gözü önünde organize bir biçimde örülen ülke tarihinin en büyük finansal soygunun üzerini örtme çabasından başka bir metin değildir elbette. İktidar, bir avuç rantiye ve şebekenin servetine servet kattığı, milyonlarca emekçinin dişinden tırnağından artırdığı birikimlerinin buharlaştığı bu organize talanın siyasi ve kurumsal faturasından kaçmak için bu yasa metnini getirmiş.

Değerli milletvekilleri, karşımızda duran tablo teknik bir borsa dalgalanması değil resmî rakamlara göre doğrudan 455 bini aşkın fon yatırımcısını, dolaylı olarak da borsadaki hisse çöküşleriyle birlikte 11 milyona yakın yurttaşımızı vuran ve ekonomiye maliyeti 100 milyar doları aşan devasa bir yıkımdan bahsetmekteyiz. Peki, bu noktaya nasıl gelindi? İktidar sözcüleri çıkmış, meseleyi "birkaç kişinin yoldan çıkması, şeytana uyması" gibi kişiselleştirilmiş masallarla izah etmeye çalışıyor. Kimse halkın aklıyla alay etmesin; ortada adım adım kurgulanmış, siyasetin ve bürokrasinin himayesinde yürütülmüş organize bir şebeke var.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, şu kürsüden, özel kalem müdürünün 7 arkadaşıyla beraber bu fona girdiğini söylüyor. Akıllara şu geliyor: Kurban Bayramı'ndan önce kurbana girmek gibi, danaya girmek gibi bu borsaya, bu hisseye girmişler bunlar. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar) Danaya mı girdiniz? Elbette ki hayır. Biliyorsunuz, özel kalem müdürünüz bunu biliyorsa siz de biliyorsunuz, etrafındaki diğer bürokratlar da biliyor. 7 kişi diğer 7 kişiye söyler, o 7 kişi 70 kişiye söyler; bu, devasa rakamlara ulaşır. Dolayısıyla bu fondan hepinizin haberi vardı, bundan kaçamazsınız.

Sermaye Piyasası Kurulu daha 2025 yılının son çeyreğinde şunu söylüyor: Bazı fonlarda, sığ hisselerde iktisadi temeli olmayan yapay fiyat hareketlenmelerini tespit ediyor. 2 Aralık 2025'te ise Finansal İstikrar Komitesinde görüşülmüş, Hazine ve Maliye Bakanı 2025'in sonunda "17 yatırım fonundaki piyasa bozucu işlemleri takip ediyoruz, gereğini yapacağız." diyor ve bunu söylediği konferansta Tera Yatırım platin sponsor olarak yer alıyor. Aslında, suç mahallinde muhataba, faile diyor ki: "Biz sizi biliyoruz, sizi takip ediyoruz, bu fonlarda gereğini yapacağız." Ama bu tespitlere ve uyarılara rağmen 17 Eylül 2026 tarihine kadar yani tam on ay boyunca bu vurguna göz yumuldu. Maliye Bakanının etki edemediği yapı kim? Kim bu yapı? Bu yapıda kimler var? Bu Meclis araştırma komisyonunun kurulmasını ısrarla talep ettiğimiz nokta bu. İşte, bu yapıda kimler var, ucu kime dokunuyor, bunların araştırılması ve ortaya çıkarılması gerekir. Hangi görünmez el "Denetim mekanizmalarına karışmayın?" diyor. Vurgunun boyutları katlanırken, halkın tasarrufları hortumlanırken harekete geçmeyen, âdeta yangını izleyen, şimdi çıkıp yangından kurtarıcı rolü devşirmeye çalışıyor.

Ülkede bağımsız yargı yok, özgür basın yok, denge denetimi yok ama ne var biliyor musunuz? Siyasi konumu bireysel zenginliği için kullanan siyasetçiler ve bürokratlar var. 2001 krizinden sonra banka kurmanın şartları son derece ağırlaştırılırken, mali güç ve itibar koşulu aranırken bu şaibeli fonların sahiplerine banka kurma lisansını kim verdi? BDDK ve MASAK bu kişilere hangi siyasi referanslarla, hangi ahbap çavuş ilişkisiyle banka kurma vizesi verdi? İşte bu soruların cevabı Mecliste kurulacak bir araştırma komisyonunda karşılık bulacaktı. Brecht'in Üç Kuruşluk Opera'sı var, izleyenler muhakkak vardır. Şöyle diyor: "Bir banka soymak bir banka kurmanın yanında nedir ki?" İşte siz bunu yaptınız, bankayı soymadınız, bankanın kendisini kurdunuz ve bir düzen oluşturdunuz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün burada tam olarak bu finansal soygunun, bu rejimin tescilini konuşuyoruz. Bu kriz uygulanan ekonomik, politik tercihlerden, bizzat Şimşek programından, programın yarattığı tahribatlardan bağımsız değildir. Enflasyon karşısında ücretlerin baskılandığı, alım gücünün yok edildiği ortamda emekçiler, emekliler ve dar gelirliler üç kuruşluk birikimini koruyabilmek için finansal piyasalara, fonlara sürüklenmiş durumdalar. Orada da en büyük tuzağa siz düşürdünüz işte; sosyal güvencenin, insanca yaşamın, bir ücretin olmadığı yerde finansallaşma yurttaşın tek sığınağı hâline geldi. Ancak iktidar emekçilerin bu zorunlu getiri arayışını organize manipülatörlerin ve siyasi bağlantılı sermaye çevrelerinin insafına terk etti.

Şimdi Genel Kurulda getirilen teklife bakacak olursak kanun teklifinin genel gerekçesinde şöyle diyor: "Devletin yoksullukla mücadelesi, yolsuzlukla mücadelesi kararlılıkla ortaya konmaktadır." Hangi kararlılık? İktidara soruyoruz: Hangi kararlılık? Uluslararası Şeffaflık Örgütünün Yolsuzluk Algısı Endeksi'nde 182 ülke arasında 124'üncü sıraya gerileyen algıdan mı bahsediyoruz? 31 puanla çakılan bu iktidarın yolsuzlukla mücadele kararlılığından bahsetmesi kelimenin tam anlamıyla trajikomiktir.

AKP'nin "Yolsuzlukla, yasaklarla ve yoksullukla mücadele edeceğiz." diyerek yola çıktığı yirmi beşinci yılın sonunda yolsuzluk bir yönetim biçimi olmuş, yoksulluk halkın kaderi olmuş, yasaklar ise gerçeği söyleyenlerin payı olmuştur; gerçek olan budur işte.

Teklifin maddelerine baktığımızda düzenleme yalnızca 17 Eylül 2026 tarihindeki kararla, konu 131 fonla sınırlı tutulmuş. Genel, kalıcı ve halkı koruyan kamusal bir denetim mekanizması, bir reform oluşturulmamış. Krizi soğutmaya odaklı, adrese teslim bir yasa hazırlanmıştır.

Kamuoyuna "1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılacak." denilerek algı yaratılıyor. Oysa teklifin 4'üncü maddesine baktığımızda dağıtılabilir nakdin yetersizliği hâlinde oransal ödeme yükümlülüğünü getiriyor. Kasası boşaltılmış, içi hortumlanmış batık fonlarda 340 bini aşkın küçük yatırımcının eline ne geçeceği tamamen belirsizdir, meçhuldür.

Teklifin maddelerine devam edecek olursak, fon krizinin patlayacağını içerden öğrenip zamanında milyarlarca liralık satış yaparak kaçan şebeke mensuplarına teklifin 4'üncü maddesiyle isteğe bağlı gönüllü iade zırhı getiriliyor. Hırsızlığın, bilgi suistimalinin, organize dolandırıcılığın iadesi gönüllülüğe bırakılabilir mi?

Biz Komisyonda bir önerge verdik içeriden bilgi alanlarla ilgili ve piyasa dolandırıcılığı yaparak haksız kazanç elde edenler gönüllülüğe bırakılmasın, cebren tahsil edilsin veya failler Ceza Kanunu'na göre yargılansın dediğimizde tabii ki reddettiniz. Dolayısıyla, buradaki niyetiniz de ortada. Bu manipülasyon sadece fon sahiplerini vurmadı, Tera başta olmak üzere bu fonlarla bağlantılı şirketlerin hisseleri taban taban çökünce borsadaki yüz binlerce küçük hisse senedi yatırımcısı da battı. Komisyonda "Hisse senetlerinde mağdur olan küçük yatırımcının zararı da bu geri kazanım mekanizmasına dâhil edilsin." dedik onu da reddettiniz. Fon baronları manipülatörlerini ve aklama yolunu ararken emeğiyle geçinen küçük tasarruf sahiplerini yüzüstü bıraktınız.

Yine, 3'üncü ve 5'inci maddelerinde krizin başmimarı denetim görevini ihmal eden SPK'ye sınırsız denetim yetkisi vermeye çalışıyorsunuz. Faile, olası şüpheliye denetleme yetkisi veriyorsunuz yani halk arasında kuzuyu kurda teslim ediyorsunuz, başka bir şey de yok bu durumda. Borsa dışı satış, hâkim ortağı satış gibi kapalı mekanizmalarla portföydeki değerli varlıkların iktidara yakın çevrelere kelepir fiyata peşkeş çekilmesinin önünü açıyorsunuz. Üstelik 6'ncı maddeyle yargı kararı ve kesinleşmiş bir hüküm olmadan mülkiyet hakkını TMSF'nin insafına bırakıyorsunuz, bu da anayasal mülkiyet hakkını ve masumiyet karinesini ayaklar altına alan bir durumdur.

Peki, şunu sormak gerekmiyor mu? Adalet Bakanı açıklamasında "141 kişi ve 73 şirketin 187 milyar lirayı aşkın kazanç elde ettiği tespit edildi." diyor. Bu listede hangi siyasetçiler var, hangi üst düzey bürokratlar var, hangi rant odakları var? Bunları da açıklayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

KAMURAN TANHAN (Devamla) -  Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Soğuk cüzdanlarında milyarlarca dolarlık dijital varlıkların yurt dışına kaçırıldığı iddiası neden aydınlatılmıyor? Neden isimler gizleniyor? Neden bir Meclis araştırması komisyonundan kaçıyorsunuz en önemlisi? Bakın, bu konuda samimi ve gerçek çözüm istiyorsanız üç beş bürokratın istifasıyla veya bu sistemi aklayan bir palyatif kanunla çözüm bulamazsınız. Gerçek çözüm, vurgunda sorumluluğu bulunan tüm siyasi ve bürokratik aktörlerin yargı önüne çıkarılmasıdır, fonlarla bağlantılı şirketlerin hisselerinde batan küçük küçük yatırımcıların zararlarının eksiksiz karşılanmasıdır. Sizin yapacağınız WhatsApp grubundan çıkarmak veya Instagram'dan takibi bırakmakla cezalandırılacak bir durum değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ümit Özlale.

Sayın Özlale, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, ilk akla gelen sorulardan bir tanesi bu fon vurgunun sorumlusu kim? Ekonomik krize kadar gidebilecek olan bu vurgunun sorumlusu kim? Burada elimizde önemli bir ipucu var, 28 Mart 2019'da Sayın Erdoğan'ın Haymana'da şöyle bir açıklaması var: "Ekonominin, Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben!" Dolayısıyla bu yönetim sistemine girdikten sonra bu fon skandalı başta olmak üzere Türkiye ekonomisinin bir türlü kurtulamadığı bütün skandalların; Kombassan, Yimpaş, Çiftlik Bank, Taşkesenlioğlu, daha sonrasında da bu, şimdiki konuştuğumuz fon vurgununun tek bir sorumlusu vardır; Sayın Erdoğan ve Sayın Erdoğan'ın bize layık gördüğü yönetim sistemi. O yüzden ilk sorunun cevabı "Bu işin sorumlusu kim?" derseniz Sayın Erdoğan ve yönetim sistemidir.

İkinci soru şu: Bu fon vurgununu kim, ne zamandan beri biliyordu? Bununla ilgili de elimizde çok somut şeyler var, cevaplar var. Geçen sene Kasım 2025 yılında Sayın Mehmet Şimşek "Piyasada manipülasyon olduğunu biliyoruz." dedi. Daha sonra o dönemin SPK Başkanı, o da daha sonrasında kamu gözetiminden sorumlu kişi oldu, o da piyasa manipülasyonu olduğunu kabul etti. Dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, şimdiki Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek de "Evet, Borsa İstanbulda bir manipülasyon vardı fakat bize soruşturma izni verilmedi." dedi. Yani bir seneden beri aslında bizzat sadece biz değil yani Meclis tutanaklarına, Plan ve Bütçe Komisyonu tutanaklarına geçecek açıklamalarınız değil, bizzat AK PARTİ'li bakanların, bürokratların piyasada manipülasyon olduğuna dair açıklamaları vardı ve hiç kimse hiçbir şey yapmadı. O şarkıyı biliyorsunuz, Leonard Cohen'in "Herkes biliyordu zarların hileli olduğunu." Herkes biliyordu gerçekten de. Yani bu işte piyasa manipülasyonu olduğunu biz bu fon vurgunundan önce de biliyorduk. Birkaç tane hisse söyleyeyim size, işte Vişne Maden, ondan sonra Kontrolmatik, onun öncesinde SASA; bütün bunlarda fon manipülasyonu yok muydu, hisse senedi manipülasyonu yok muydu? Bal gibi vardı, herkes biliyordu, bizler bunu açıklıyorduk. Peki, bunun sonucunda herhangi bir şekilde bir bürokrat ya da bu manipülasyonu yapan birisi gerçekten cezalandırıldı mı? Hayır, cezalandırılmadı. Hiç kimseye hiçbir şey olmadı, hâlâ da olmuyor. Sadece 3 kişiyi siz görevden aldınız, istifa ettirdiniz, oysa ortada koskocaman 800 milyar liralık bir vurgun var ve bu vurgunun hâlâ sorumluları ortaya çıkmıyor.

Şimdi, geçen sefer biz bu işin siyasi sorumlularından bahsetmiştik, AK PARTİ'nin bizzat MKYK'sındaki 3 kişiden bahsetmiştik. Bunlardan biri Fatma Betül Sayan Kaya'ydı, diğeri Sayın Hayati Yazıcı'nın oğluydu, kendisinin şirketiyle ilgili zaten şu andaki durumu biliyorsunuz, bir diğeri de bizzat bize sanayiye yatırım yapmamızı tavsiye eden fakat kendisi Teranın para piyasası fonlarında parasını değerlendiren Sayın Nihat Zeybekci'ydi. Bu, işin siyasi tarafı, bir de işin bürokrat tarafı var. Burada bir liste hazırladık.

Şimdi, bu bürokrat tarafını biz ortaya çıkarmadan, buradaki gerçek sorumluları ortaya çıkarmadan, tespit etmeden hiçbir şeyi çözemeyiz arkadaşlar.

Şimdi, burada Borsa Yönetim Kurulu Başkanı var, Sayın Erişah Arıcan, Profesör Doktor. Sayın Erişah Arıcan o kadar kıymetli birisi ki aynı zamanda Türkiye Varlık Fonunun Yönetim Kurulu Başkan Vekili yani Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin en büyük anonim şirketi olan Türkiye Varlık Fonuna Başkanlık etmediği zaman kendisi yerine Başkanlık eden bir hanımefendi, bir akademisyen. Eğer AK PARTİ dönemindeyseniz Erişah Arıcan'la tez yazmanız sizi ya Bakan ya Merkez Bankası Başkanı ya da çok önemli bir kurumun başına getirebilir. Neden? Çünkü kendisi aynı zamanda eski Hazine ve Maliye Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'ın tez danışmanı. Sadece Berat Bey'in mi tez danışmanı? Hayır. Kendisi aynı zamanda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının eski Başkanı ve 128 milyar dolarlık vurgundan sorumlu ve bu vurgundan sorumlu olduğu yetmiyormuş gibi daha sonrasında da böyle bir dönemde BDDK'nin başına getirilen Şahap Kavcıoğlu'nun da tez danışmanı. Şimdi, bu isim önemli. Neden? Çünkü Şahap Kavcıoğlu'nun döneminde bir Başkan Yardımcısı var: Taha Çakmak. Taha Çakmak'a birazdan geleceğim ama o dönemde, yine Şahap Kavcıoğlu döneminde bütün nitelikli Merkez Bankası çalışanlarını, uzmanlarını, ekonomistlerini canından bezdiren, mobbing uygulayan bir isim daha var: Doğan Başar. Doğan Başar da -biraz sonra bahsedeceğim gibi- Taha Çakmak gibi Türkiye Sigorta AŞ'nin yani Türkiye'nin en büyük sigortacılık şirketinin başındaki önemli isimlerden biri.

Erişah Arıcan'ın bağlantılarıyla devam ediyorum. Erişah Arıcan aynı zamanda JCR Eurasia'nın Yönetim Kurulu Başkanı, Sayın Feyzullah Yetgin'in de tez danışmanı. JCR Eurasia neden önemli? Çünkü son üç dört sene içerisinde, siz şirket tahvili çıkarmak istediğiniz zaman, bir şirket olarak kredi derecelendirme talebinde bulunmak istediğiniz zaman neredeyse piyasayı tamamıyla domine eden bir şirket var: JCR Eurasia. Bunun Genel Müdürü Feyzullah Yetgin. Kimin tez öğrencisi? Erişah Arıcan'ın. Peki, burada Yönetim Kurulu üyelerinde kim var? Server Demirci. Kimin çalışma arkadaşı ve beraber makaleleri var? Erişah Arıcan'ın.

Buradan devam ediyoruz, şimdi Borsa İstanbula geliyoruz. Borsa İstanbulun Yönetim Kurulu Başkanı zaten Erişah Arıcan. Peki, Borsa İstanbulda Genel Müdür Yardımcısı kim? Güzhan Gülay. Bu Güzhan Gülay, Erişah Arıcan'ın doktora öğrencisi.

Şimdi, bize devamlı Spaces odalarında fon mağdurları şu soruyu soruyor: "Bütün bu borsada manipülasyon olurken, hisse senedi fiyatları yüzde 150, yüzde 200 artarken, bu volatilite olurken Borsa İstanbul ne yapıyordu?" Şimdi, tabii, Borsa İstanbulun bununla ilgili bir birimi var, onun adı da Denetim ve Gözetim Kurulu. Başındaki kişi kim? Filiz Demirkıran. Filiz Demirkıran kim? Erişah Arıcan'ın eski özel kalemi yani bütün bu Borsa İstanbulda piyasa manipülasyonunu tespit etmekle görevli olan Denetim ve Gözetim Kurulu Başkanı Filiz Demirkıran kendisi yakın bir zamana kadar Sayın Erişah Arıcan'ın özel kalemi, şimdi de bu kurulun başında. Burada tabii bir de Borsa İstanbulun içerisinde İç Kontrol ve Risk Yönetimi biriminin başında olan bir başka hanımefendi var, Elvan Altıkulaç. Bu birim de çok önemli. Neden? Çünkü Borsa İstanbulun risk yönetiminden sorumlu bir birim. Elvan Altıkulaç'ın tez danışmanı kim? Erişah Arıcan. Elvan Hanım'ın bir eşi var, Ertan Altıkulaç, Ziraat Bankasında Uluslararası Bankacılığın başındaki kişi. Peki, doktora tez danışmanı sizce kim? Erişah Arıcan. Şimdi, bütün bunlara baktığınız zaman eğer bu bürokratik bağlantıyı Erişah Arıcan üzerinden kurmazsanız, hisse senedi manipülasyonlarında Erişah Arıcan ve bütün bahsettiğim bu isimlerin bağlantısını, sorumluluğunu ortaya çıkartmazsanız bu işin bürokratik ayağını çözemezsiniz arkadaşlar, çok net.

Şimdi, buradan başka bir yere geliyoruz, burası daha bitmedi. Bir de tabii ki hissedarı Borsa İstanbul ve Türkiye Varlık Fonu olan Türkiye Sigorta AŞ var, Türkiye Hayat Emeklilik ve Türkiye Sigorta AŞ var; Türkiye'nin uzak ara en büyük sigorta şirketi bu. Bütün kamu kurumlarının sigortasını bunlar yapıyor ve Türkiye'de kendi alanında neredeyse bir tekel. Bunun başındaki kişi Taha Çakmak. Taha Çakmak'ı biliyorsunuz, biraz önce söylemiştim, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Harika bir kariyeri var, İstanbul'da enerji bürokratlarıyla beraber kariyerine başlayan, Ziraat Bankasında bir şubede çalışarak Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve sonrasında Türkiye'nin en büyük sigorta kurumunun başına gelen kişi Taha Çakmak. Peki, hissedarı Varlık Fonu ve Borsa İstanbul olan Türkiye Sigorta AŞ'ye üç hafta önce neden tedbir konuldu? Ben size söyleyeyim: Çünkü Türkiye Sigorta AŞ'nin Tera Yatırım fonlarında bir sürü parası battı, bunu açıkça biliyoruz.

Şimdi, üç gün önce Taha Çakmak, bildiğiniz gibi, geldi, ifade verdi ve istifaya zorlandı. Taha Çakmak öyle sıradan birisi değil arkadaşlar, Taha Çakmak gördüğünüz gibi, burada Sayın Cumhurbaşkanımızdan "Türkiye Sigorta bu sene iyi kâr etti." deyip "Aferin!" alan birisi. Peki, bu neden önemli? Çünkü Türkiye Sigorta AŞ bu devasa kârları elde ederken aslında çok şaibeli fonlara da yatırım yapıyordu, Tera gibi. Peki, son dönemlerde Türkiye Sigorta AŞ'yle ilgili biz neyi biliyoruz? Bilançolarını açıklayamadılar. Ben de şimdi buradan soruyorum: Türkiye'nin en büyük sigorta şirketi olan Türkiye Sigorta AŞ bilançosunu niye açıklayamadı? Taha Çakmak bu işin neresinde? Taha Çakmak Türkiye Sigorta AŞ'nin fonlarını Teranın yatırım fonlarına yatırdı mı? Bunları bilmeden bizler bu krizin boyutuna erişemeyiz. Taha Çakmak'ın kendisinin Tera Yatırım fonlarında bir yatırımı var mı? Bize gelen haberlerde devasa bir yatırımı olduğu yönünde. Şimdi, bunu araştırmadan yani geçenlerde sadece istifası istenen ve daha sonrasında da "Hadi gidebilirsin." dediğiniz Taha Çakmak araştırılmadan bu fon vurgununu, özellikle kamu tarafındaki bağlantılarını siz tespit edemezsiniz arkadaşlar, buradan sizlere bu isimleri sunuyoruz. Peki, bu Türkiye Sigorta, Taha Çakmak kendisiyle beraber çalışanlarını da zengin etti mi? Bir kısmını, üst yönetimde bulunanları işte, burada size KAP formları. Burada önemli bir şey var, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinden biri -geriye dönüyoruz şimdi- Cem Demiroğlu, Cem Demiroğlu'nun eşi Şahika Hanım, Şahika Hanım Türkiye Sigorta AŞ'nin yan kuruluşu olan Türkiye Hayat Emeklilikin de şu anda üst düzey yönetiminde. Peki, bu Taha Çakmak yönetiminde Türkiye Sigorta AŞ ve Türkiye Hayat Emeklilik bizler burada emekli zamlarını konuşurken, bizler burada asgari ücrete zammı konuşurken bakın neler yapmış? KAP formu arkadaşlar, bakın, Türkiye Sigortanın üst düzey yöneticilere 2023-24'teki ücret artışı yüzde 118,54; 2023-24'te Türkiye Sigorta AŞ'nin Taha Çakmak marifetiyle üst düzey yöneticilere yaptığı ücret artışının KAP formu. Devam edelim, 2024-25 yüzde 104 ücret artışı. Devam ediyoruz, Türkiye Hayat ve Emeklilik, buradaki 2023-24'teki artış üst düzey yöneticilere yüzde 102; 2024-25'te yüzde 122.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - E, o kadar çalışıyorlar yani (!)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yiyin efendiler, yiyin! Yiyin efendiler!

ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Şimdi, sizler Türkiye Sigorta AŞ'yi, Türkiye Sigorta AŞ'nin hangi şaibeli fonlara yatırım yaptığını, bu şaibeli fonlara yaptığı yatırımlardan sonra bizim sigorta primlerimizin nasıl riskli bir şekilde yönetildiğini burada tespit etmeden bu fon vurgunun esas maliyetini çözemezsiniz arkadaşlar. Bakın, burada size isimleriyle veriyoruz, KAP formlarıyla beraber veriyoruz. Ziraat Bankası ile Tera arasındaki ilişki çözülmeden, Türkiye Varlık Sigorta AŞ ile Tera arasındaki ilişki çözülmeden biz bu sorunu, biz bu fonun esas maliyetini, bunlarda sorumluluğu olan bürokratları hiçbir şekilde bilemeyiz. Burada başka ilginç şeyler de var Türkiye Sigorta AŞ'yle ilgili. KAP kayıtlarına göre, Türkiye Hayat ve Emeklilikin VES kodlu borçlanma araçları fonunu İstanbul Portföy yönetiyor. İstanbul Portföy şu anda sıkıntıda ve burada, AK PARTİ'li Samsun Milletvekili Sayın Ersan Aksu -Plan ve Bütçe Komisyonundan da arkadaşımız- Komisyon görüşmelerinde bizzat Türkiye Hayat Emeklilikin portföyünü yöneten İstanbul Portföy Yönetim AŞ hakkında 2 ayrı kurul kararıyla 4 milyon 590 bin lira idari para cezası uygulandığını söylüyor. Yani arkadaşlar, bütün her şey herkesin gözü önünde oluyor. Gerçekten bir kamu denetimi olsaydı, bir kamu otoritesi olsaydı o zaman bizler bütün bu rezilliğin hiçbirini yaşamazdık.

Şimdi biraz da şundan bahsetmek istiyorum: Bizim kanun teklifimizden. Bu fon vurgunu ortaya çıktığı zaman, 28 Eylülde, bizler grup danışmanlarımızla beraber bir kanun teklifi yaptık ve sizin bu kanun teklifinden yani bizim bundan üç hafta önce yaptığımız kanun teklifinden daha iyi bir kanun teklifi, daha kapsamlı bir kanun teklifi getirmenizi beklerken geçen hafta getirdiğiniz kanun teklifi bir sürü hukuki sorunlara yol açabilecek olan, oldukça da sınırlı bir kanun teklifi. Buradan size soruyoruz, AK PARTİ'li arkadaşlara soruyoruz: Toplanan parayı kime, hangi hesapla, hangi takvimle ödeyeceksiniz, belli mi? Hayır, belli değil. Vatandaş hesabına nasıl itiraz edecek, belli mi? Hayır, belli değil. Varlıkları nasıl satacaksınız, belli mi? Hayır, belli değil. Süreci kim denetleyecek, belli mi? Hayır, belli değil. Burada da bir şey daha söyleyeyim size: Borsa İstanbulu denetlemekle yükümlü olan Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, oranın Yönetim Kurulu üyesiydi. Yani öyle bir sistem kurmuşsunuz ki Devlet Denetleme Kurulu, Borsa İstanbulu denetlemekle yükümlü kişi ama aynı zamanda oranın Yönetim Kurulu üyesiydi. Şimdi, bu Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, kendisinin Yönetim Kurulu üyesi olduğu döneme gidip, kendisinden randevu alıp oradaki usulsüzlükleri mi tespit edecek? Böyle bir dünya var mı? Bütün bunlardan sonra o zaman bu fon vurgununun nasıl geldiğine hayret etmeyeceksiniz AK PARTİ'li arkadaşlar.

Şimdi, bu teklifte en büyük problemlerden bir tanesi fazla kazançların geri alınması. Bugün Sayın Mehmet Şimşek'i ben televizyonda dinlerken şöyle bir cümle kurduğuna rastladım, daha sonrasında da geriye aldım, gerçekten bunu kurmuş, diyor ki: "Fon mağdurları paralarını nasıl alacaklar? Çok büyük ihtimalle kişiler yatırdıkları parayı bir ihtimal alabilecekler." Tekrarlıyorum, Sayın Şimşek, Hazine ve Maliye Bakanı, kendisi fon mağdurlarının... Binlerce insanla konuşuyoruz, her gün sohbet odalarında binlerce insanla konuşuyoruz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'ten ilk duydukları açıklama bu. Cümleyi tekrar okuyorum size: "Çok büyük ihtimalle kişiler yatırdıkları parayı bir ihtimal alabilecekler." Ne anlıyorsunuz burada? Çok büyük ihtimalle bir ihtimal alıyorlar. Daha sonrasında burada, bu haksız kazanç meselesinde öyle bir terim tanımladınız ki gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışmıyor. Dediniz ki: "Gönüllü iade." Aynı röportajda Sayın Şimşek şunu söyledi: "Gönüllü iade ettikten sonra bizler paralarını iade etmeyen ve fazla kazanç sağlayanların hakkında hukuki işlem başlatacağız. Hepsinin bizde kayıtları var, algoritmadan tespit ettik." O zaman ben burada Sayın Bakan Yardımcıma ve sizlere soruyorum: Madem haksız kazanç sağlayanları algoritmayla tespit ettiniz, elinizde haksız kazanç sağlayanlar var, neden gönüllü iadeye başvuruyorsunuz? Yoksa acaba aranızda bazı AK PARTİ'li arkadaşlar haksız kazanç sağlayıp gönüllü iade opsiyonunu kullandıktan sonra o haksız kazanç sağlayanlar listesinden çıkarılacak mı? Bir hukuk devletinde... Ya, şunun bana bir cevabını verin; bir hukuk devletinde sizler "Biz haksız kazanç sağlayanları tespit ettik." diyorsanız eğer -bunu Hazine ve Maliye Bakanı bugün canlı yayında söyledi- tespit ettikten sonra gönüllü iadeye ne gerek var? Neden haksız kazanç sağlayanlara hemen hukuki işlem başlatmıyorsunuz? Bunun bir sebebi de niye insanlara bir çıkış kapısı gösteriyorsunuz? Bu insanlar, binlerce fon mağdurunun bir aydan beri haklarını yemişler; binlerce fon mağduruyla konuşuyoruz, bu insanlar Hazine ve Maliye Bakanının ağzından çıkacak bir cümleye bakıyorlar ve Hazine ve Maliye Bakanı diyor ki: "Çok büyük ihtimalle kişiler yatırdıkları parayı bir ihtimal alabilecekler."

Daha sonrasında, AK PARTİ Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler bu konuya giriyor ve yüksek getiri elde edenlere kendi vicdan muhasebelerini yapmalarını, vicdanlarında bu kazancı haksız buluyorlarsa gelip iade etmelerini öneriyor. Arkadaşlar, siz Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetiyorsunuz, bir devleti yöneten bir partiye bu kadar ciddiyetsiz bir yaklaşım yakışmıyor, gerçekten yakışmıyor. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Yani şöyle: Fon mağdurlarına ihtimal, fazla kazanç elde edene bir vicdan muhasebesi öneriyorsunuz yani benim buradan anladığım bu. "Eğer haksız kazanç elde etmişseniz bir vicdan muhasebesi yapın içinizde, gönlünüzden ne kopuyorsa..." Öbür türlü, gerçekten mağdur olanlara da diyorsunuz ki: "Bir ihtimal paranızı alabileceksiniz." Allah aşkına soruyorum: Devlet ciddiyeti bu mudur arkadaşlar ya? Hangi kanun teklifinde gönüllü iade diye bir şey olur haksız kazanç sağlayanları madem tespit edebiliyorsunuz? Yani göreviniz vatandaşa sadece, yalnızca ihtimalleri söyleyip ondan sonra şu ana kadar bu haksız kazanç sağlayanların delilleri karartmasına, paralarını yurt dışına çıkartmasına izin vermek midir? Yani vatandaşın bütün birikimi devletin ağzında yalnızca bir ihtimal olarak mı kalacaktır? Biz bir kazancın hukuka aykırı olup olmadığını o kazancı elde eden kişinin vicdanına mı bırakacağız arkadaşlar? Kişi "Benim vicdanım rahat." dediğinde ne yapacağız? "Hayır, senin vicdanın demek ki rahat değil, sen haksız kazanç elde ettin." deyip ona soruşturma mı açacağız? Böyle bir kanun teklifi mi olur arkadaşlar? Neyse, biz burada gerçekten vicdanına çağrı yapan bir temenni metninin ötesinde bir kanun teklifi bekliyorduk, sizler de kanun teklifi yazmada mahirsiniz ama hakikaten bu bir temenni metninin ötesine geçmiyor.

Bunun dışında bazı mağduriyetlerden bahsetmek istiyoruz sürenin de sonuna gelirken. Bizler diyoruz ki: Bir sürü mağduriyet yaşayan insanlar var. Mesela, burada PBLK mağdurları var, bu mağdurların biraz sesini duyurmak istiyorum size: Vatandaş, TEFAS üzerinden aldığı fon için yasal işlem saatlerinde satış talimatı veriyor, talimat sisteme alınıyor, payları işlem için bloke ediliyor, vatandaş da ödeme gününde parasının hesaba geçmesini bekliyor ama o ödeme bir türlü gelmiyor ve Hazine ve Maliye Bakanlığına soruyorum: Arkadaşlar, siz neden PBLK mağdurlarına bir açıklama yapmıyorsunuz? Bakın, bu kişiler direkt olarak satış emrini vermişler, karşı taraf onaylamış, para orada bloke; bunlarla ilgili neden herhangi bir açıklama yapmıyorsunuz, bu insanları mağdur etmeye ne hakkınız var?

Bir sürü mağduriyet var, bunları söyleyeyim size: Mesela, "TMV" diye tasfiye dışında kalan fonlardaki yatırımcılar var. Dün "Space" odasında bunlarla beraber konuştuk. Bu insanlar da... Tera bünyesinde 21 fondan 6'sı tasfiye ediliyor, 15'i kapsam dışında, bunlar 15 tane kapsam dışında kalan fonlar. Burada 15 bin kişi ve 45 milyar büyüklük var. Bunlar için ne öneriyorsunuz mesela? E, bu da yok, bunu da kapsamıyorsunuz, bunun için de bir şey söylemiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Yani şöyle bir şey söylemek gerekiyor: Bizler, burada, Yeni Parti milletvekilleri olarak her gün X odalarında bu fon mağduriyetini dinliyoruz ve bu fon mağdurlarının gerçekten bir intiharın eşiğine geldiğini görüyoruz; içlerinde çok büyük sıkıntı yaşayanlar var, eşiyle boşanmak üzere olanlar var, intihar etmeyi düşünenler var ve ondan sonra, bugün, bu işlerden sorumlu Hazine ve Maliye Bakanı aynen şu açıklamayı yapıyor: "Bir musibet bin nasihatten iyidir." Ya, ne zaman bu kadar empati yoksunu oldunuz? Allah aşkına, bir an önce devleti yönetme ciddiyetine kavuşun ve karşımıza çok daha ciddi; fon mağdurlarını, fonzedeleri fonzadelerden ayıran bir kanun teklifiyle gelin diyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Özgür Karabat'a aittir.

Sayın Karabat, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bu fon krizi bir kaza değildir, bu fon krizi birkaç ahlaksız adamın yaptığı iş olarak da küçümsenemez; bu fon krizi baştan aşağı bir yönetim sisteminin iflasıdır. Bu fon krizinin varsa eğer bir sorumlusu her kararnamenin, her atamanın altında imzası olandır. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Çok net bir şekilde bunu ortaya koymak lazım.

Sonra, değerli arkadaşlar, bu kriz, böyle giderse ne sondur ne de ilktir. Bakın, ben sayayım: Bu ülke kripto para, Thodex skandalını yaşadı mı? Yaşadı. Çiftlik Bank skandalını yaşadı mı? Yaşadı. Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısının özel kalemi VIP odasında 60 kilogram altınla yakalandı mı? Yakalandı. Bu ülke rüşvet evlerini icat etti mi sayenizde? Etti.

Değerli arkadaşlar, bu ülke sporda şike, hakem skandallarını yaşıyor mu? Yaşıyor. Bu ülkede Çorlu tren kazasında yaşanan onca katliama rağmen sorumluları ilan ettiniz mi? Etmediniz. Devam edelim. Orman yangınlarının sorumlusunu buldunuz mu? Bulmadınız. Yenidoğan çetesinin sorumluları nerede? Bolu'daki sorumlular nerede? Arkadaşlar, bunların hepsini saya saya bitiremeyiz ve bütün bunların hepsi sizin döneminizde oluyor ve hepsini de biz "Birkaç sorumsuzun işi." diye geçiştiriyoruz. Ne birisini görevden alıyorsunuz ne siz istifa ediyorsunuz. Her şeyde yetkilisiniz ama hiçbir sorumlulukta yoksunuz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu, baştan aşağı bir sistemin iflası meselesidir, bu olaya böyle yaklaşmak lazım.

Benim, tabii, bu yasayla ilgili de birkaç şeyi söylemem lazım. Bir kere, bu yasa, sorunları çözen değil sadece tasfiye etmek üzere kurgulanmış bir yasa. Bu yasa fonzedelerin problemlerini çözmüyor, bu yasa mağdurların mağduriyetini gidermiyor. Bu yasa sadece fonzadeleri koruyan, kollayan bir yasa ne yazık ki. Dolayısıyla, bakın, olağanüstü net kazanç... Nasıl tanımlıyorsunuz? Bu yasa hangi kuralları alıyor? Sorsanız kim biliyor arkadaşlar? Var mı böyle bir müessese? Ne yazık ki yok.

Değerli arkadaşlarım, peki, bu yasada gönüllü iade var, gönüllü iadeden az önce bahsetti Ümit Başkan, gönüllü iade. Sonra Bakan açıklıyor, diyor ki: "Eski Bakanla beraber 3 kişi daha ödedi." Soruyoruz Komisyonda: "Kim ödedi?" Bilmiyoruz. Niye bilmiyoruz? Ucu kime dokunuyor? Ucu kime dokunuyor da bilmiyoruz arkadaşlar. Diyorsunuz ki "3 kişi daha ödedi." Ne kadar ödedi? Bilmiyoruz. Bürokratlar söylemiyor, kime söyleyeceksiniz? En yukarıya, Meclise söylemeyecekler. Peki, bu yasa, oluşturulan tasfiye sürecini denetleme hakkını kime veriyor? Meclise veriyor mu arkadaşlar? Biz, Yeni Parti olarak Meclise verilmesini önerdik yasa teklifiyle. Meclise veriyor mu? Hayır. Kime veriyor? SPK'ye. Hangi SPK'ye? Olup biteni seyreden SPK'ye veriyor yani kuzuyu kurda emanet ediyoruz değerli arkadaşlar. Biz diyoruz ki bağımsız bir kurul, tasfiye kurulu oluşturalım, bunun niteliklerini beraber tanımlayalım, on yıl tecrübesi olsun, bağımsız olsun, SPK'nin bağımsızlığını güvence altına alalım diyoruz, siz "Hayır." diyorsunuz, "Bağımsız olmasın." "Yine bildiğimizi yapalım." diyerek bu olayları çözemezsiniz. Sonra manşetler vermeye devam ediyorsunuz. İlk manşet ne? "Herkese 1 milyon vereceğiz." Yani 450 bin mağdur varsa herkese 1 milyon verecekmiş gibi bütün televizyonlarda böyle anlatıyorsunuz ve herkes böyle anladı değil mi? Sonra yasa geliyor ki dağ fare doğurmuş, öyle bir şey yok; herkese 1 milyon yok, fon payının o günkü değeri kadar var hatta ondan daha da az olabilir, fonda o kadar para yoksa daha da az olabilir. O zaman, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin en büyük sorununu manşet atarak çözmeye kalkmak nedir, hangi sorumlu siyaset anlayışının karşılığıdır bu ya? Bu kabul edilebilir mi değerli arkadaşlar?

Şimdi, devam edelim, metin ile farklar konusunda. Şimdi, ilişkili kişiler... Bir kişi var, suçlu gözüküyor ama arkasında onlarca ilişkili kişi var, onlarca ilişkili kişi var. Tespiti konusunda bir yaptırım var mı? Hayır, yok çünkü şunu herkes söylüyor, sizin arkadaşlarınız söylüyor: "Bilseydim ben de başkalarının üzerine yapardım." diyen kişiler yok mu? Var. Peki, o başka kişiler kim, o başka kişiler kim değerli arkadaşlar? O zaman soru şu: Sizin savcılarınızın icat ettiği bir örgüt şeması oluşturma mantığı var, nasıl yapıyorlar Başkanım? Önce bir baz, sonra bir HTS. Bakın, şu fonlar alınıp satılırken yani haksız kazançlar elde edilirken kimler kimlerle konuşmuş, bir çıkartın, yapay zekâda yerleştirin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yapamazlar, yapamazlar.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) -  Sonra bir HTS koyun, sonra bir baz koyun, vallahi suçun coğrafi merkezi de ortaya çıkar, hiyerarşik yapısı da ortaya çıkar. (Yeni Yol sıralarından alkışlar) İşte, orada örgütlü yapı var değerli kardeşlerim, işte burada bir örgüt var. Bu örgütlü bir suç, öyle sıradan bir suç değil; bilerek, kasten işlenen örgütlü bir suç ve haritasını, bırakın bize -otuz gündür çözemediniz- otuz dakikada size verelim; bize yetkiyi verin, otuz dakikada, otuz dakikada verelim değerli arkadaşlar.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kim kimin çantacısı belli olsun.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Peki, başka bir yalan ne değerli başkanlarım: "Kamu kaynağı harcanmayacak." Harcanmayacak mı? Ben şimdi size soruyorum: Katılımevim, Birevim; bunların Teradaki hisselerini kim aldı? Emlak Katılım Bankası aldı. Emlak Katılım Bankası kimin? Yüzde 99'u Hazine Bakanlığının. Peki, buradan verdiğiniz 24 milyar para -yalanlamadınız daha- kamu parası değil mi değerli arkadaşlar? Peki, bu kanunda kamu kaynağının harcanmayacağını güvence altına alan bir madde var mı? Hayır, yok. O zaman niye siz milleti kandırıyorsunuz ya? Niye "Kamu parası harcanmayacak." diye milleti kandırıyorsunuz?

Devam edelim arkadaşlar: Burası bir kalıcı rejim öneriyor mu? Yani bu krizi aştık, bir kere aştık, sonrasını çözüyor mu, öncesini çözüyor mu, kalıcı bir rejim öneriyor mu yoksa sadece 17/9/2026 kararıyla tasfiye altına alınan fonları mı çözüyor? Biz diyoruz ki arkadaşlar, sorun sadece bu fonlar değil; bakın, sorun sadece bu fonlar değil, başkası da çıkacak. Dolayısıyla kalıcı bir rejim üretme ihtiyacı var ve bu yasa teklifiniz ne yazık ki bunu da içermiyor, bunu da içermiyor değerli arkadaşlar.

"Tasfiyeyi kim yürütür?" konusuna değindim. Şimdi, arkadaşlar, mesele şu: Bilgi veriyor musunuz? Hayır. Raporlama var mıbu kanunda? Hayır. Kamu kaynağını kullanıyor musunuz? Evet. Peki, ne diyorsunuz? "Hızlı tasfiye etmemiz lazım, hızlı çözmemiz lazım." Peki, hangi mahkemelerde nasıl hızlı çözeceğiz, nasıl tanımladınız bunu? Bizim kanun teklifimiz, bir mahkemeye görev verilmesini, karar sürelerini, itiraz sürelerini, hepsini bağıtlıyor. Sizde var mı bu? Hayır, yok. Bir mahkeme beş senede karar verebilir, diğeri beş ayda karar verebilir ama eşit çözüm olmaz o zaman da. İşte, bizim kanun teklifimiz bunu da içeriyor değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben size şunu söylemek isterim: Bunu eğer çözmek istiyorsanız, bir kere araştırma komisyonuna "evet" diyeceksiniz. Bakın, bir; araştırma komisyonuna "evet" diyeceksiniz, "evet"; neden kaçıyorsunuz? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) İki; zarara uğratan kamu görevlileri varsa onların görevden alınması ayrı, zararı da rücu edeceksiniz, bunu da önüne koyacaksınız; bu milletvekili ise, bu bakansa, bu bürokratsa onlara zararı rücu edeceksiniz.

Arkadaşlar, başka bir konu, bir atama rejiminiz var; genellikle eski bakan oğlu, eski milletvekili kardeşi ya da bakan yakını, hepsini atıyorsunuz. Sonra onun görevi bitince "Ya, yetmez, sana da bir aşağıda başka bir genel müdürlük verelim." diyorsunuz; SPK'den alıyorsunuz, Devlet Denetleme Kuruluna gönderiyorsunuz, sonra adama "Devlet Denetleme Kurulundayken SPK'de yaptığın suçları denetle." diyorsunuz. Ya, böyle bir dönerli sistem olabilir mi? İşte, başka bir yasal düzenlemeyi de burayla ilgili yapmanız lazım. Bu dönerli atama rejiminden vazgeçmeniz lazım.

Ayrıca, Tera Portföy varken Tera Yatırım Bankası varsa ve o banka şüpheli işlemi bildirmiyorsa -ki bildirmez kendi bankası- MASAK da "Bana şüpheli bildirim olmadan ben bunu yakalayamam." diye Komisyonda itiraf ediyorsa -MASAK Başkanı- o zaman, şu verdiğiniz lisansları kimin verdiğini sorgulamanız lazım. Tera Yatırım, Adil Katılım, Hedef Yatırım, Destek; bunlara lisansı kim verdi, nasıl verdi, sorgulamanız ve hesap sormanız gerekir değerli arkadaşlar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bunu sormazsanız eğer şebekeyi birbirinden ayıramazsınız çünkü şebeke bunlarla bütünleniyor.

Değerli arkadaşlar, ben başka bir tehlikeye işaret etmek isterim -zamanım az kaldı- o da şu: Sayın Bakan, özel kesim tahvilleriyle ilgili, tahvil senetleri ve ihraçlarıyla ilgili "Çok küçük miktarı 26,5 milyar, yıl sonuna kadar toplamda 1 trilyon." diyor, bunun ekonomiye fazla etkisi olmayacağını söylüyor. Bakın, buradan uyarıyorum; böyle değil, bütün şirketler yüksek maliyetli faizden kredi kullanamıyor, limit zaten yok. Sonra kendisi özel alternatif alanlar yaratmak istiyor borçlanmayla ilgili, sermaye ihtiyacıyla ilgili. Orada da bu özel tahvil senetlerine ihtiyaç duyuyor ama ne yazık ki sayenizde güven kalmamış ve bu konuda sorun yaşıyor, bir dönerli kriz yaşıyoruz ve şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, gerçekten büyük bir krizin eşiğindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Bu sadece fon krizi değildir, borsada yoksullaşmadır bu aynı zamanda ve değişik ödeme, borçlanma alternatiflerinin yok olmasına yol açan, ekonomide başka krizleri tetikleyen bir krizdir. Bu mesele, devleti baştan aşağı sarsacak bir krizdir. Sadece Teranın ödeme temerrüde düşen borçları 6 milyarı aşkın; 6 milyarı aşkın arkadaşlar, bu öyle küçük işler değil. Dolayısıyla bu özel kesim tahvilleriyle ilgili borçların temerrüde düşme riski var, ayrıca yeni tahvil çıkartamama riski var; buna aracılık etmek istemiyor kurumlar, böyle bir risk var.

Son olarak, değerli arkadaşlar, Şubat 2025'te bu bahsettiğimiz fonların büyüklüğü 297 milyarken 28 Ağustos 2026'da 1 trilyon 233 olmuş. Yani göz göre göre günaha ortak olmuşsunuz, bu fonların değeri tam 1 trilyon şişmiş. Dolayısıyla, bu yasayı böyle geçirirseniz günaha ortak olmaya devam edersiniz.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına ikinci söz, Samsun Milletvekili Sayın Ersan Aksu'ya aittir.

Buyurun lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ERSAN AKSU (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekilimiz Sayın Nurettin Alan'la birlikte ilk imza sahibi olduğumuz ve 91 milletvekilimizin imzasını havi 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla hürmetle selamlıyorum.

Sözlerime bir hususa değinerek başlamak istiyorum. Geçtiğimiz pazartesi günü; ömrünü inandığı haklı davaya ve halkının hürriyetine adayan, onurlu duruşuyla mazlum milletlere ilham kaynağı olan Aliya İzzetbegoviç'in vefatının yıl dönümüydü. "Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım." diyerek hepimize ışık tutan feraset ve basiret sahibi bilge lider Aliya'yı bir kez daha rahmet ve hürmetle yâd ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, toplam 9 maddeden oluşan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'miz Plan ve Bütçe Komisyonundan geçerek Genel Kurulun takdirlerine sunulmuştur. Bugün sermaye piyasaları; kurumsal fonları, borçlanma araçları ve milyonlarca bireysel yatırımcısıyla makroekonomik istikrarın stratejik dayanaklarından biri durumundadır. Fon piyasalarımızda 2 bini aşkın yatırım fonu bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısı ise 131'dir. Fon Koordinasyon Kurulunun 6'ncı Toplantısı sonrası yapılan açıklamaya göre, 66 fonda 45.748 yatırımcı hesabına 40,8 milyar TL'lik ödeme yapılarak tasfiye işlemi tamamlanmıştır. Böylece tasfiye sürecindeki fon sayısı 131'den 65'e düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifi tasfiye işlemlerinin SPK'nin gözetim ve denetiminde görevli kuruluşlar eliyle yürütülmesini düzenlemektedir. 455.578 bireysel fon pay sahibini korumak adına serbest piyasa fiyatının gerçek ekonomik değeri yansıtmadığı veya olağan satışın tasfiyeyi gereksiz biçimde geciktireceği, fiyatı daha da düşürerek yatırımcı zararını büyüteceği durumlarda Kurul, geri alım, hâkim ortağa satma hakkı, toptan satış gibi esnek ve kontrollü satış yöntemlerine karar verebilecektir. Tasfiye, yalnızca varlıkların süratle satılması şeklinde değil yatırımcılar bakımından mümkün olan en yüksek ekonomik değerin ve aynı zamanda borsa işlemlerinin sıhhatinin korunmasını hedefleyen kontrollü bir süreç olarak planlanmaktadır. Ayrıca, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun madde 104: Piyasa bozucu eylemler, madde 106:  Bilgi suistimali ve madde 107: Piyasa dolandırıcılığı suçlarına ilişkin fiilleri işlediği belirlenen ve belirlenecek gerçek ve tüzel kişiler bu özel tasfiye ve geri kazanımlardan asla yararlanamayacaklardır.

Kıymetli milletvekilleri, tasfiye sürecinde yatırımcılarımızın en büyük beklentisi elbette ödemelerin bir an önce yapılmasıdır. Kanun teklifinde objektif, adil bir dağıtım ölçütü olarak net yatırım tutarı benimsenmiştir. Net yatırım tutarı yatırımcının fona fiilen koyduğu nakit giriş ve çıkışları üzerinden hesaplanacaktır. Üstelik bu tutar, tasfiye tarihine kadar Tüketici Fiyat Endeksi ve Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla güncellenecektir. Fonların tasfiyesi gerçekleştirilirken her bir fonun ödemesi fonun kendi mal varlığından sağlanacaktır. Yatırımcıların nihai tasfiyeyi beklerken mağdur olmamaları adına, belirlenen net yatırım tutarını aşmamak kaydıyla kişi başına 1 milyon TL'ye kadar ara ödeme yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır. Bu bir tavan değildir, bu bir ara ödemedir. Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altında olan vatandaşlarımıza tutarın tamamı ödenebilecek, fondaki mevcut nakdin yetersiz olması hâlinde ise net yatırım tutarı en düşük olan yani en küçük yatırımcılardan başlanarak ödemeler gerçekleştirilecektir. Bu sayede, yapılan değerlendirme ve analizlere göre 390 bin fon pay sahibinin nihai pay hakları korunarak net yatırım tutarlarının ödemesinin gerçekleşeceği öngörülmektedir.

Yasa teklifiyle, fahiş ve haksız kazanç elde edenler için bir isteğe bağlı iade mekanizması getirilmektedir. Gerçeğe aykırı değerler üzerinden olağan dışı kazanç sağlayıp fondan çıkanlar, olağan emsal getiriyi aşan kısmı isteğe bağlı iade hesabına iade edebileceklerdir. Bu iade, bir af veya ibra yani bir cezasızlık mekanizması değildir. Gönüllü iade yapanların cezai ve hukuki sorumlulukları ortadan kalkmamaktadır, suç işleyen cezasını çekecek masum olan ise hukuk tarafından sonuna kadar korunacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, kanun teklifimizin bir diğer önemli ayağı ise fonlarda hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması mekanizmasıdır. Yasa teklifiyle mevzuata aykırı veya şeklen uygun görünse bile gerçek bir ekonomik amacı olmayan repo, ters repo, karşılıksız kredi ve muvazaalı işlemlerle ilişkili taraflara veya üçüncü kişilere aktarılan para, sermaye piyasası aracı, mal, hak ve alacakların şahsi sorumluluk kapsamında takip edilmesi amaçlanmaktadır. Öncelikle, portföy yönetim şirketleri ve yöneticileri, zarar oluşumunda sorumluluğu bulunan ilgili gerçek ve tüzel kişiler tüm mal varlıklarıyla en geniş anlamda sorumlu olacaklardır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen yetkiyle, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un sağladığı imkânlarla sorumluların mal varlığından bu tutarların süratle tahsil edilmesi ve geri kazanım hesaplarına ve dolayısıyla fon pay sahiplerine aktarılması öngörülmektedir.

Yasa teklifiyle, adli makamlarca ceza soruşturmaları kapsamında el konulan veya müsadere edilen gayrimenkuller, araçlar, likit mal varlığı değerleri Hazineye gelir kaydedilmeksizin yatırımcıların fon pay sahipliği haklarının karşılanması amacıyla doğrudan ilgili fona veya geri kazanım hesaplarına aktarılacaktır. TMSF bu mal varlıklarına kayyım olarak atanacak, dava sonucu beklenilmeksizin satış yapabilecek, elde edilen nakit geri kazanım hesaplarına aktarılarak dava sonunda fon pay sahiplerine tevzi edilecektir. Bu geri kazanım hesabı haczedilemez, ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz, özel bir korumaya alınarak sadece fon pay sahipleri için tahsis edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, kanunun tasfiyesine karar verilen fonlarla sınırlandırılması, olağan dışı tasfiye sürecinin kendine özgü karmaşık koşullarına acil çözüm getirmek, ara ödeme yapabilmek ve nihayetinde yatırımcının parasına hızlıca kavuşabilmesini sağlamak amacıyladır. Bu yasa teklifi, fon pay sahipleri için tam bir koruma kalkanıdır. Ara ödeme karşılığında katılma payları hemen iade edilmeyerek yatırımcının nihai tasfiyedeki baki hakkının korunması ve nihai aşamada daha önce yapılan tüm ödemelerin mahsup edilmesi suretiyle mükerrer ödemenin önlenmesi amaçlanmaktadır.

Bu yasa teklifi, kamu bütçesine yani 86 milyonun hakkına hiçbir şekilde mali bir yük getirmemektedir. Tasfiye sürecinde hazine kaynağı veya bütçe imkânı da kullanılmayacaktır. Ödemeler yalnızca fonların kendi mal varlığından, hukuka aykırı fiilleri gerçekleştiren ve bu kişilerle birlikte hareket eden ilgili gerçek ve tüzel kişilerden tahsil edilen tutarlardan karşılanacaktır. Fatura aziz milletimize değil zararı oluşturan manipülatörlere, spekülatörlere ve sorumlulara ödetilecektir.

Kanun teklifi, fon mal varlığından çıkarılan değerlerin geri kazanılmasını işlem türü bakımından da sınırlamamaktadır. Hukuka aykırılık barındıran her işlem SPK'nin ve yargı mercilerinin incelemesi altındadır. Adli makamlarımız tarafından Türk Ceza Kanunu'nun madde 220: Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, madde 158: Nitelikli dolandırıcılık, madde 282: Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve yine 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 104, 106 ve 107'nci maddelerindeki suçlara karışanlar hakkında soruşturmalar genişletilerek yürütülmektedir. Bu kapsamda, şu ana kadar 87'si tutuklu olmak üzere 403 şüpheli hakkında adli makamlarca işlem yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bizim siyasetimizin limanı, Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği üzere ahlaktır. Devletimiz ve kurumlarımız ortaya çıkan bu soruna karşı anında, en hızlı ve en güçlü şekilde refleks göstermiştir. Vatandaşımızın alın terini, emeğini ve geleceğini kendi çıkarı için istismar etmeye çalışan hiç kimseye göz yummadık, göz yummayacağız. Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında hukuku bulacaktır, AK PARTİ Grubunu bulacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

ERSAN AKSU (Devamla) - Milletimizin hakkı ve hukuku dokunulmazdır. Özellikle belirtmek isterim ki sorunu kimsenin hafife alma lüksü yoktur ancak kimsenin abartarak enfekte etme, haksızlık etme lüksü de yoktur. Önümüzdeki süreçte Devlet Denetleme Kurulunun değerlendirmeleri de dikkate alınarak sermaye piyasalarımızda yapısal iyileştirmeler sağlayacak yeni ve kapsamlı bir kanun teklifini yüce Meclisimizin takdirine sunmak üzere hazırlıklar devam etmektedir. Bu sürecin sonunda inanıyorum ki Türk sermaye piyasaları çok daha sağlam, şeffaf, sağlıklı bir bünyeye kavuşacak, finans piyasalarımız yoluna güçlenerek devam edecektir.

Son olarak, teklifin hazırlığı aşamasında katkı sağlayan bürokratlarımıza, imzalarıyla destek veren değerli milletvekillerimize ve Komisyonda katkı veren başta Komisyon Başkanımız Sayın Mehmet Muş olmak üzere tüm Komisyon üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyor, teklifimizin siz değerli milletvekillerimizin takdirleriyle yasalaşacağına inanıyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun. 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben konuşmacıyı gerçekten hayretle izledim. Sizin ve benim aynı memlekette yaşıyor olup olmamamızdan öte vatandaşın sizi dinlediği zaman ne  hissettiğini yarın bir sorun. Biz ve siz iki farklı siyasal partiyiz, gerçekten de farklı yönlere bakabiliriz, önemli olan vatandaş buna nasıl bakıyor? Şimdi, öyle bir anlattınız ki ortada bir sorun yok, olanı da zaten çözmüşsünüz, konunun da sizle hiç alakası yok. Oysa şurada bakın, şöyle bir grafik var: Fon vurgunu nasıl çalışıyor? Önce AKP'li bir şirket bulmak lazım, AKP'li 41 tane şirket var burada, bu 41 tane şirketin hisseleri ortalama yüzde 2.500 civarında artmış. Bunların alayı AKP'li, alayı; kanıtladık defalarca. Peki, bunlardan neden yalnızca 7'si hakkında suç duyurusunda bulunuldu da geriye kalan 34'ü hakkında hiçbir işlem yapılmadı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Çünkü bunlar en ziyade müsaadeye mazhar, kimileri korunuyor. Sonra aracılar, Terası, Hedefi, hangisinin sizle alakası yok? Alayı AKP'li, alayı. Sonra bunların bu hırsızlıklarının açıkça olabilmesi için SPK'nin, BDDK'nin, MASAK'ın, Merkez Bankasının alayının gözlerini yumması lazım, gözlerini yumdurdunuz çünkü başında hep atadığınız adamlar var. Şimdi, diyorsunuz ki: "SPK'nin gözetiminde çözeceğiz." Ya, SPK'nin Başkanını daha dün görevden aldınız, iki tanesi hakkında suç duyurusunda bulundunuz. Ne zaman? Gemi battıktan sonra, gemi battıktan sonra.

HALUK İPEK (Amasya) - Başkan, İç Tüzük'ün hangi maddesine göre konuşuyor?

BAŞKAN - Kendi inisiyatifimde.

HALUK İPEK (Amasya) - Olur mu öyle şey ya?

BAŞKAN - Kendi inisiyatifimde, lütfen...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hiç olmazsa aynayla   kendinize bakın da bir yüzleşin kardeşim, en azından bir yüzleşin!

HALUK İPEK (Amasya) - Öyle şey olur mu?

BAŞKAN - Lütfen sabote etmeyin, lütfen... Allah Allah!

HALUK İPEK (Amasya) - Öyle şey mi olur Başkan ya, herkes kafasına göre!

BAŞKAN - Olur, olur. Meclisi ben yönetiyorum, siz yönetmiyorsunuz, Meclisi ben yönetiyorum!

HALUK İPEK (Amasya) - Meclisi yanlış yönetiyorsunuz!

BAŞKAN - Nasıl yöneteceğime sen karar veremezsin!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, senden mi öğreneceğiz be! Senden mi öğreneceğiz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İnsanda azıcık utanma olur be! Azıcık utanma olur insanda be!

HALUK İPEK (Amasya) - Olur mu öyle şey ya!

BAŞKAN - Her seferinde böyle yapıyorsun sen.

HALUK İPEK (Amasya) - Hayır kardeşim, yapamazsın!

BAŞKAN - Yaparım, sen işine bak!  

MEHMET BAYKAN (Konya) - İç Tüzük'ü en iyi bilenlerden birisi Haluk Bey Başkanım.

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Saygılı olun biraz. 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım, şunu çok açık söyleyeyim, işte bu utanmazlıktır ki memleketi bu hâle getiren yani hiç olmazsa yaptığınızdan bir hicap duyun ya, yaptığınızı bir sorgulama gereği hissedin be! Çıkın, vatandaşa deyin ki: "Biz iktidar partisiyiz, yirmi beş yılda öyle çürüdük ki şirketinden, aracısından SPK'sine kadar alayı hırsızlık yapmış, biz de bunu şimdi örtmeye çalışıyoruz."

 BAŞKAN - Sayın Günaydın, teşekkür ediyorum.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İki dakikalık konuşmaya bari bir saygın olsun.

Teşekkür ederim Başkanım.  

1.- Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) (Devam)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.35

DÖRDÜNCÜ OTURUM

 Açılma Saati: 23.43

 BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

 KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

 ----- 0 ----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 5'inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

İlk söz YENİ YOL Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İdris Şahin. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Buyurun lütfen.

Süreniz on dakikadır.

YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, otuz üç gün öncesinde vuku bulan ve adını net olarak koyduğumuz asrın organize, örgütlü, dolandırıcılık suç tipini otuz üç gün sonra Meclis Genel Kurulunda konuşma imkânı buluyoruz ve ilk gün bu hadise vuku bulduğunda "İktidar bu süreci nasıl yönetir?" diye bize sorduklarında vermiş olduğumuz cevap aynen şuydu: İktidar ipe un serer, süreç içerisinde bunu gölgeler, unutturmaya çalışır ve unutturmak için de elinden gelen ne tür çaba varsa sonuna kadar da gösterir demiştik. Çok şükür, söylediklerimizin hepsi cereyan ediyor, bugün saat on ikiye yaklaşıyor, basının ilgisi yok, Meclis Genel Kurulunda iktidar ortaklarının bu kanun teklifine yönelik ilgisi yok ve öyle bir kanun teklifi hazırlanmış ki sade suya tirit, aynen o, yoksa bu meseleyi çözecek bir kanun teklifi söz konusu değil.

Öncelikle, emeği geçen çok değerli milletvekili arkadaşlarımız Ersan Aksu ve Nurettin Alan Bey'e teşekkür ediyoruz. Ben de burada aynen Gökhan Bey gibi ifade ediyorum. Ersan Bey'i dinleyince gerçekten mesele, ortada konuşulacak hiçbir konu yok. Okulları kapatırsanız hani Millî Eğitim Bakanına ihtiyaç olmaz ya, bu meselede de eğer Ersan Bey'in söylediklerine ve kanun teklifine bakarsanız dolandıran kimse yok, dolandırılan da yok.

ERSAN AKSU (Samsun) - Öyle demedim.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Burada, arkadaşlar, bakınız, 455.755 kişi doğrudan mağdur diyoruz. 7,5 milyon borsa yatırımcısı mağdur olmuş diyoruz ve 86 milyon vatandaşımız doğrudan bu işin mağduru, özü itibarıyla yola çıkarken ismini "AK" koyan Adalet ve Kalkınma Partisinin maalesef yeni yetmeleri tarafından AK PARTİ'nin isminin kirletildiği son derece açık ve net ve diyoruz ki: Gelin bir arınma gerçekleştirelim. Arkadaşlar, bakınız, burada vicdan sahibi Grup Başkan Vekilleriniz dahi diyorlar ki: "Açıklayın şu listeyi, kim yapmışsa bu haksızlığı, yolsuzluğu, hırsızlığı kamuoyu bilsin, 86 milyon bilsin, biz de zan altında kalmayalım çünkü bizim adımız AK, lekelenmemiş pırıl pırıldı." Ama bugün gelip "Hadi, bu isimleri açıklayın." dediğimiz zaman da üstünü örtüyorsunuz.

Bakın, değerli milletvekili arkadaşlarım, çok net bir şeyi burada ifade etmek istiyorum. Osmanlı'da bir "tağşiş" kavramı vardı, değil mi? Tağşiş neydi? Bu tağşişle sikkenin görünüşü ve nominal değeri korunurken içindeki altın ve gümüş azaltılırdı yani adı aynı kalır, cevheri azalırdı. Bugün de bazı alanlarda benzer bir durumla karşı karşıyayız. Kurumlar aynı, makamlar aynı, unvanlar aynı fakat içeride liyakat, ehliyet, kalite giderek azaltılıyor. Adına ne derseniz deyin, cevheri azaltılmış bir yapının görüntüsünü korumak onu değerli kılmaz. Bakın, siz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle devletin kurumlarının içini boşalttınız. SPK bu işin asli faili, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası bu işin asli faili. Failler ortada yok ve siz aynı faillere, sorunun kaynağı olanlara "Bu konuyu çözün." diyorsunuz. Plan ve Bütçe Komisyonunda kanunun muhatabı olan yetkililer geldiğinde milletvekili arkadaşlarımızın sorusuna cevap verecek ehliyet ve liyakat sahibi isimler yoktu. Buradaki arkadaşlarımızı tenzih ederim. Bakın, sorunun kaynağı bu arkadaşlar. Siz bu arkadaşlarla kanun çıkarıp bu meseleyi çözmek istiyorsunuz; arkadaşlar, bu mümkün değil. Bakın, sizin adınız "AK PARTİ, AK." Lütfen, bu kavramın içini sağlıklı doldurun. Adil bir devlet, temiz siyaset, insanca yaşam hepimizin ortak arzusu ama bunu gerçekleştirmek için gerçeklerle yüzleşmeniz lazım, arınmanız lazım. Bu kirli yapıları bir şekliyle "safra" deyip atmanız lazım çünkü biz burada çok netliğiyle ifade ediyoruz ki siz açı doyurabilirsiniz ama açgözlüleri doyuramıyorsunuz arkadaşlar, bu açgözlüler doymuyor, bu milletin üzerine kene gibi yapışmışlar ve sömürüyorlar arkadaşlar. Bu, hepimizin alın teri, akıl teriyle ürettiğimiz kamu kaynaklarını, hazine imkânlarını maalesef çarçur ediyor.

Değerli arkadaşımız Sayın Aksu diyor ki: "Burada hiçbir şekilde hazineye bir yükümlülük olmayacak, vatandaşımıza biz bunu en ufak bir şekilde hissettirmeyeceğiz." Oysa ilk günden itibaren çok netliğiyle ifade edeyim ki bu işin faturası 86 milyonun sırtına bindi arkadaşlar. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası bu kadar değer kaybediyor; bu, 86 milyona ciro edilecek bir durum değil mi arkadaşlar? Bu kimin parası? Tüyü bitmemiş yetimin parasını siz haramzadelere yediriyorsunuz ve buna ses çıkarmıyorsunuz ve "Bunları açıklayınız." deyince de ipe un seriyorsunuz.

 İlk günden söyledik: "Ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilmeli." dedik. Bunu yaparken de geçmiş dönemde iş bitirme belgesi olan Sayın Ali Babacan DEVA Partisi lideri sizin önünüze reçeteyi de koydu. Dedi ki: "Arkadaşlar, bu sadece yargıyla çözülmez." Yargı, adli vakada suç işleyenlere elbette ki hesap soracak. Az da olsa, güvenimiz kırılmış olsa da bağımsız ve tarafsız yargı bu kriminal suçlarla uğraşsın ama topyekûn artık sadece bir cezai mesuliyetle değil ahlaki bir çöküşle alakalı bir durum var. Acilen Devlet Denetleme Kurulu görev almalı dedik ama o Devlet Denetleme Kurulunun içerisinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında Yönetim Kurulu üyesi olan birisinin Başkanlık yaptığı bir denetleme kurulu olmamalı dedik. Devamında ne dedik? Mutlaka bir görev gücü tesis edilmeli, 5 ila 7 kişiden oluşan dedik. Siz 15 kişi topladınız, sorunun bütün paydaşlarını masanın etrafında tuttunuz ve onlarla meseleyi çözeceğinize inanıyorsunuz. Arkadaşlar, hiç kusura bakmayın, ne kadar uzatırsanız uzatın, ne kadar üstünü örtmeye çalışırsanız çalışın, bu organize asrın soygununun üstünü örtemeyeceksiniz. Bu konuda çok net olarak ifade ediyorum çünkü mağdur sayısı o kadar fazla ki milletçe o kadar büyük bir bedel ödedik, o nedenle 86 milyona ciro edilen bu mağduriyeti bir an önce ortadan kaldırmakla ve siz en azından bu meselede kendinizi aklamakla yükümlüsünüz çünkü işin özünde, bakıyorsunuz, bu kurumların başına atadıklarınızın tamamı Sayın Erdoğan'ın tek imzasıyla atanan isimler. SPK böyle devam ettiği müddetçe bir Allah'ın kulu... Sadece birisi hastalığı nedeniyle, Sayın Başkan, görevden azlini talep ediyor. Hasta zaten vatandaş, bu olup bitenlere karşı bigâne kalamadığı için uzun süredir hastanede yatıyor, siz "Onu görevden aldık." diyorsunuz. Allah aşkına arkadaşlar, yapmayın, gelin, gerçeklerle yüzleşin, 86 milyon inim inim inliyor. Ekonomik sıkıntı içerisindeki bu vatandaşa bir de 100 milyarı aşkın bu fonun faturasını yüklemeyin değerli arkadaşlar, sizlerden hassaten istirhamımız bu yönde çünkü bunu birlikte gerçekleştirmek zorundayız. Bu gemide hep beraber yolculuk ediyoruz. Geminin su aldığını biliyorsunuz ve işin faillerini de biliyorsunuz, açığa çıkarmaktan bu kadar korkmayın. İşin özünde kendiniz eğer zan altında kalmak istemiyorsanız, şu Meclisteki araştırma önergelerimize olumlu cevap verip bir araştırma komisyonunu mutlaka bu Parlamentoda kurmak durumundasınız ve "bankacılık sırrı" deyip başka türlü kısıtlar koymadan araştırma komisyonu sonuna kadar gitsin, kim varsa ortaya çıkarsın ve gerçek bir yüzleşmeyle karşı karşıya kalalım. Bu nedenle, bu sadece bir ekonomik kriz olarak geçiştirilebilecek bir durum değil tam manasıyla bir ahlaki çöküş yaşıyoruz ve yirmi dört yıllık iktidarın sonunda AK PARTİ'ye yakışmayacak bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu ahlaki çürümenin var olduğunu sizler de görüyorsunuz, vicdanen de rahatsızsınız ama sadece bir kişi, burada araştırma komisyonu kurulmasını istemediği için, bizim vermiş olduğumuz önergelere maalesef olumlu oy veremiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi asla sorunu çözme iradesi ortaya koymuyor. Arkadaşların emeklerine söyleyecek bir şey bulamıyoruz. Ancak bu meseleyi çözemeyeceğinizi... Zaten kanunun teklif sahibi Devlet Denetleme Kurulunun raporu sonrasında kapsamlı bir kanun teklifinin daha geleceğini ifade ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Gelin, bu konuda muhalefetle birlikte el ele verelim, öncelikle bir araştırma komisyonu kuralım, kapsamlı bir şekilde irdeleyelim ve araştırma komisyonunun raporu sonrasında nasıl bir kanuni adım atılması gerekiyorsa yasal düzenlemeyi bu şekilde yapalım. Biz muhalefet cenahı olarak bu işin suç ortağı olduğunuza kaniyürekten inanıyoruz. Eğer değilseniz gereğini yapın, gelin, araştırma komisyonu kurun, sonuna kadar gidelim. Size bir aklanma fırsatı veriliyor muhalefet araştırma komisyonu kurulması talebiyle, bundan kaçmayın değerli arkadaşlar. Geçmişte de aynı yollara tevessül ettiniz, zamana yayarak bu işin içerisinden kurtuldunuz ama bundan sonraki süreç içerisinde kurtulacağımıza dair en ufak bir emare yok çünkü oldukça derine batmış durumdasınız ve sandık tarihi de yaklaşıyor. Sandık geldiğinde çok ağır bir cevap alacaksınız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş'ta söz sırası.

Sayın Taş, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün cumhuriyet tarihimizin ekonomik tahribat ve güven kaybı bakımından en ciddi finansal skandallarından biriyle, sermaye piyasamızın kırk beş yıllık tarihinde benzeri görülmemiş bir güven kriziyle karşı karşıya olduğumuzu dile getirerek sözlerime başlamak istiyorum ancak ülkeyi yönetenlerin bu skandala verdiği tepkiye baktığımızda da ağzımız gerçekten açık kalıyor. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, iktidar tarafından yapılan açıklamalarda hep aynı üç cümle tekrarlanıyor. Birincisi "Etkisi sınırlı, kapsamı kısıtlı bir olay." deniyor buna. İkincisi "Mağdurlara kamu kaynağı kullanılmadan tazmin edilecek." deniliyor. Üçüncüsü de "Ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar gidilecek." deniliyor.

Şimdi, gelin, bu üç cümlenin gerçekte ne anlama geldiğine veya ne yapıldığına bakalım hep beraber. Öncelikle "sınırlı etki" ne demek, bunu anlamak gerçekten mümkün değil. Sürekli 455 bin küsur mağdurdan bahsediyorsunuz. Peki, yaklaşık 7 milyon sermaye piyasası yatırımcısını niye dikkate almıyorsunuz? Ya da yaklaşık 10 milyon bireysel emeklilik katılımcısını, yine, yaklaşık 7 milyon para piyasası fonu yatırımcısını niye hiç dikkate almıyorsunuz? Borsaya kote olan ve Türkiye'nin değerini temsil eden bir sürü büyük şirketimizin uğradığı değer kaybı neden dikkate alınmıyor? Kırk beş yılda oluşturulan sermaye piyasamızın uluslararası piyasada güvenilirliğinin kaybını kim telafi edecek? Bakın, 15 Ekimde uluslararası endeks kuruluşu MSCI Türk sermaye piyasaları hakkında son derece ciddi bir karar açıkladı: Koordineli hisse işlemleri, gerçek faydalanıcıların yeterince şeffaf olmaması ve fiilî dolaşımdaki paylara ilişkin güvenilirlik sorunları nedeniyle Türk hisselerinin endekslere yeni girişlerini ve bazı ağırlık artışlarını durdurduğunu duyurdu. Dahası, Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme sağlanmazsa Türkiye'nin gelişmekte olan piyasa statüsünü yeniden değerlendirebileceğini duyurdu. Şimdi soruyorum: Bu etkinin neresi sınırlı ya da kısıtlı? Türkiye'de SPK var, Borsa İstanbul var, MASAK var ama bizim denetim kurumlarımızın zamanında tespit edip önlem alması gereken sorunları neden uluslararası bir endeks kuruluşunun uyarılarından öğreniyoruz, bu da ayrıca dikkat çekici bir başlık.

Değerli milletvekilleri, ikinci tekrarlanan cümlede kamu kaynağı kullanılmayacağı söyleniyor. Bütçeden doğrudan tazminat ödememek ile kamu kaynağı kullanmamak aynı şey değildir, bunu bir kere daha vurgulamak istiyoruz. 17 Eylülde Merkez Bankası ilave likidite tedbirleri açıklamadı mı bu fon krizinden dolayı? Repo fonlaması arttırılmadı mı? Bankaların borçlanma imkânları genişletilmedi mi? Merkez Bankasının kamu gücüyle sağladığı likidite kamusal bir finansman imkânı değil midir sizin gözünüzde? Elbette her likidite işlemi kamu zararı anlamına gelmez ama bu işlemlerin maliyetini, riskini ve kimlerin yararlandığını açıklamak zorundasınız. Aynı dönemde kamu sermayeli Emlak Katılım üzerinden Katılımevim ve Birevime ilişkin satın alma ve devir görüşmeleri gündeme gelmedi mi? Bu işlemler hangi kaynaklarla finanse edilecek? Şirketlerin değeri nasıl belirlenecek? Finansal riskleri kim üstlenecek? Bu gelişmeler ile fon krizinin etkilerini sınırlandırmak arasında herhangi bir bağlantı var mıdır? Biz peşinen kamu zararı oluştu demiyoruz ama kamu bütçesinden doğrudan ödeme yapılmaması kamunun hiçbir mali risk üstlenmediği anlamına gelmemektedir. Unutmayın, sermaye piyasalarında yatırım riski evet, yatırımcıya aittir ancak manipülasyonunun, denetimsizliğin ve kötü yönetimin maliyeti sorgusuz sualsiz millete yüklenemez.

Gelelim üçüncü tekrarlanan cümleye "Ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar gideceğiz." cümlesine. Gayet güzel, kulağa hoş geliyor ama ben size soruşturmanın sonunun nereye gittiğini... Aslında bunun sonunun nereye gittiği belli ama ben size öncelikle soruşturmaya nereden başlamanız gerektiği hakkında bir ipucu vermek istiyorum: Mesela 2021 yılına gidin, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında hazırlanan GKFX dosyasını açın, bugün fon skandalıyla gündeme gelen Tera Menkul Değerlerin adı bu dosyada geçiyor mu geçmiyor mu, buna bir bakın. Basına yansıyan iddialara göre 2020 yılında Tera adına 13 milyon 950 bin dolar yatırıma, 10 milyon 650 bin dolar da çekme işlemine rastlanılmış. Üstelik fizikî nakit hareketlerine ilişkin iddialar da bulunmakta. Bu iddialar araştırıldı mı mesela? MASAK ne yaptı? SPK ne yaptı? Ardından 2021'de Tera Portföy bünyesinde bir fon kuruluyor. BDDK Tera Yatırım Bankasının kuruluşuna izin veriliyor, 2022'de Tera Yatırımın halka arzı gerçekleşiyor. Şimdi buradan bir kez daha sormak istiyorum: Bu izinler verilirken önceki para hareketleri incelendi mi? Bu paralarla daha sonra kurulan fonlar arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırıldı mı? Fonlar TEFAS üzerinden geniş yatırımcı kitlesine açılmadan önce kimler fon payı aldı, hangi kaynaklardan para aktarıldı? Buradan kimseyi suçlu ilan etmiyoruz tabii ki, suçun varlığına bağımsız yargının karar vereceğini biz de biliyoruz ama devletin görevi yalnızca bugün suçlanan kişileri araştırmak değildir, bu kişilere yıllar boyunca hangi izinlerin hangi denetimlerden sonra verildiğini de araştırmak devletin görevidir.

Kıymetli milletvekilleri, bir de siyasi sorumluluk kısmı var bu işin. 2018'den beri Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi uygulanıyor Türkiye'de. Sermaye piyasalarının düzenlenmesinde ve denetlenmesinde görevli kurumların üst yönetimlerinin atamasının altında kimin imzası var? Kasım 2025'te fonlardaki sorunlara ilişkin uyarılar gündeme geldiğinde hangi tedbirleri aldı bu denetim mekanizmaları? Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu neden daha erken ve kapsamlı biçimde devreye sokulmadı? Yani gördüğünüz gibi ucu SPK'ye, BİST'e, MASAK'a dayanmıyor mu bütün bu olanların? Ucu bunlara dayanıyorsa bunların atamasında imzası olana da dokunmuyor mu hiç bunun ucu? Her konuda yetki sahibi olmak isteyen Sayın Cumhurbaşkanı ve her konuda yetkisi olan Sayın Cumhurbaşkanı memleketin başı derde girince neden hep mağdur oluyor, bunu da anlamak gerçekten mümkün değil. DDK'yi neden daha önce atamadı, göreve çağırmadı? Mesela, Sayın Hazine Bakanı fonlarda problem olduğunu söylediğinde niye DDK görevlendirilemedi? 1-16 Eylül arasında 401 milyar liralık bir çıkış gerçekleşti. Eğer DDK atansaydı bu çıkış olacak mıydı?

Yine, ben burada MASAK'a dikkat çekmek istiyorum. Gerçi, Plan ve Bütçe Komisyonunda MASAK Başkanı "Biz ihbar almadığımız sürece hiçbir şekilde hiçbir işlemi takip edemiyoruz." dedi ama biliyorsunuz ki MASAK, Türkiye'nin mali istihbarat birimidir. Plan ve Bütçede de söylediler; 28 ülkede 100'ü aşkın gerçek ve tüzel kişinin mal varlıklarının Türkiye'ye getirilmesine ilişkin yazışmaları hâlihazırda sürdürdüklerini belirttiler. Peki, paralar yurt dışına çıktıktan sonra peşine düşmek başka, çıkmadan önce önlem almak başka değil midir?

Ben yine MASAK Başkanına sormak istiyorum: 5549 sayılı Kanun'un 19/A maddesi gerekli hukuki şüphe şartları oluştuğunda işlemlerin yedi iş gününe kadar askıya alınmasına imkân tanıyor. Bu yetki 2016 yılından beri de mevcut. Öyleyse 1-16 Eylül arasında bu madde kaç işlem için kullanıldı ya da hiç kullanıldı mı? Kaç şüpheli işlem bildirimi yapıldı? Kaç transfer durduruldu? Hangi işlemler hakkında tedbir alındı, alınmadıysa da neden tedbir alınmadı? Gerekli şüpheler mevcut olduğu hâlde yetkiler kullanılmadıysa bugün yurt dışında aradığımız paraların bir kısmının çıkışı engellenemez miydi? Şimdi 28 ülkeyle yazışıyorsunuz, ben de soruyorum: Bugün geri getirmeye çalıştığınız paralar için dün hangi önleyici tedbirleri aldınız?

Sayın milletvekilleri, haftalardır açıklamalar yapılıyor, soruşturmalar sürüyor, yeni düzenlemelerden söz ediliyor ama kamuoyu hâlâ somut ve kapsamlı bir cevap bekliyor. Bu mesele yalnızca kaybolan milyarlar meselesi değil; bu mesele devletin denetim sorumluluğu, bu mesele Türkiye'nin uluslararası finans piyasasındaki itibari, bu mesele Türk milletinin birikimlerine duyduğu güven. Siz paranın nereye gittiğini araştırırken biz o paranın sisteme nasıl girdiğini, kimlerin gözleri önünde büyüdüğünü ve neden zamanında durdurulamadığını soruyoruz ve sormaya devam edeceğiz. Çünkü devletin görevi yalnızca kaçan paranın peşinde koşmak değil, o paranın kaçmasını baştan önlemektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun.

Sayın Aygun, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde yüce Meclisi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Maraş depreminden sonra herhâlde ekonominin en büyük yara aldığı olay da bu fonla ilgili sıkıntı. Ama maalesef, sorumlular ortada yok. Herkes kafasını kuma gömmüş, herkes kaçıyor ve ortada mağdur olan kim var? Vatandaş var. Yetkili kurullara güvenen, parasını yatıran dar gelirli garibanlar burada avlandılar. Nasıl mı avlandılar? Evet, işte, yetkililerin gözünün içine baka baka oradaki garibanlar avlandı. Kazancından, maaşından biriktirmiş olduğu gelirini artırmak için "Ben de borsaya, fona gireyim." dedi ama ne oldu? O kurtlar sofrasında o kazancını yitirdi. Bununla ilgili geçmişte de Sayın Genel Başkanımız ifade etmişti. Dedi ki: "Bu borsada garibanların parası gidecek." Ama ne oldu? İşte, geldiğimiz noktada olan garibanlara oldu ve birçok vatandaş şu anda feryat ediyor. Bugün beni de bizzat aradılar hatta Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcümüz Cevdet Akay'a da yönlendirdim. Birçok mağdur vatandaşımız hakkını aramaya çalışıyor, "Yitirdiğim o parayı acaba nasıl kurtarırım?" diye çaba içerisinde ama iktidar ve ortakları maalesef çözüm bulmak yerine yine pansumanla işi çözmeye çalışıyor.

Bu kanun teklifini bir an evvel geri çekin. Bu kanun teklifi o fonda zarar gören hiçbir vatandaşımızın derdine çare değil. Hatırlarsınız, ilk günlerde çıktı yetkililer ne dedi? "1 milyar liraya yakın kısmı karşılanacak." dedi. Kanun geldi, hiç öyle bir şey yok. Onun için sizden istirhamımız gerçekçi olalım, gerçekleri savunalım.

Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Şimşek ne demişti 4 Kasım 2025 tarihinde? "Bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını biliyoruz. Manipülasyon alanında eksiklikler olduğunu biliyoruz. Eksiklikleri gidereceğiz." Ya 4 Kasım 2025'ten bugüne kadar ne yaptınız? Elinizi kim tuttu? Neden bunları, eksiklikleri gidermediniz? Kim engelledi? İşte bunu burada soruyoruz sizlere.

Yine, SPK... Evet, ne yapmış SPK? Gözlerini kapatmış, üç maymunu oynamış, hiçbir şeyden haberi yok. Bu fon krizinin en ortasında olan SPK ise maalesef görevini yapmamıştır, burada görevi suistimal var.

Ve günler geçiyor, felaketin büyüklüğü artarak, takla atarak ilerliyor, aynı kar topu gibi. İlk aşamada tasfiye kararı alınan fonların toplam büyüklüğü 18,3 milyar dolar deniyor. Şimdi felaket domino taşı gibi devamlı artarak devam ediyor. Fon skandalı yalnızca tasfiye kapsamındaki 131 fona yatırım yapan yaklaşık 455.758 kişiyi etkilemiş, borsa değer kaybetmiş, uluslararası alanda prestij ve güven kaybetmişiz, gene gri listeye doğru hızlı bir şekilde gidiyoruz. Yaklaşık 7 milyon yatırımcıyı ilgilendiren borsadaki kayıplar dikkate alındığında halka açık şirketlerin piyasa değerindeki kaybın 100 milyar dolara ulaştığı hesaplanmaktadır. Bu yüzden etki analizinde yer alan "Ayrıca, tasfiye işlemleri kamu bütçesine yük getirmeden yürütülecektir." şeklindeki ifade maalesef inandırıcı değildir. Etki analizleri yetersiz kalmış, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında el konulan, konulacak veya müsadere edilecek mal varlığı değerlerinin miktarı konusunda da herhangi bir değerlendirme maalesef ortada yok.

Kanun teklifi, fon portföyünde yer alan ve fiyatların gerçeğe aykırı oluştuğu tespit edilen paylardan olağan dışı getiri elde eden kişiler için gönüllülük esasını getiriyor. Ya, arkadaşlar, gönüllü iadeyle suç unsurunun üstü örtülemez. Oysaki hepimiz de biliyoruz ki fahiş kazanç elde edenler için masumiyet karinesi söz konusu olamaz, geri ödeme vicdanına bırakılamaz. Siz geri ödemeyi vicdanına bırakıyorsunuz, ondan sonra ödeyenlere hiçbir şey yok, elini kolunu sallayarak gidecek ama Antep'te 2 kilo baklava çalan çocukları ise hapse atıyorsunuz. İşte, adaletiniz bu kadar maalesef, bunu da artık görün.

Para iadesi sorumluların aklanma sonucunu doğurmamalı, suç ve sorumluluk araştırması bütün kişiler için aynı ölçütlerle yürütülmelidir. Geldiğimiz noktada bu paraların iade edilip edilmediğini de kamuoyu merakla bekliyor ama maalesef onu da saklayacaksınız ve cevap yok.

Fon skandalı detaylı araştırılmalı, sorumlular açığa çıkmalı ve bünyesinde bağımsız uzmanların yer aldığı özel bir komisyon oluşturulmalı. Bu komisyon maalesef oluşturulmadı. Oluşturulması için mücadele ettik, bütün muhalefet grupları araştırma komisyonu kurulmasını istedi ama iktidar ve ortağı komisyon kurulmasından kaçtı çünkü gerçekler ortaya çıkacaktı. Ama geldiğimiz noktada her kişinin sorumluluğunun kendi fiili ve bağlantısı üzerinden belirlenmesi gerekirken mevcut  kanun teklifinde ise bunun maalesef yetersiz olduğunu görüyoruz.

Yine, bu teklifte fon skandalında sorumluluğu olan kamu görevlileri hakkında işlem yapılması, soruşturma açılması gibi kesin bir hüküm yok. Kamu görevlileri bu şekilde skandaldan kurtuluyor. Yahu, kimler buna önayak oldu, kimler bunun önünü açtı? Buradaki bürokrasiye neden biz hesap sormayacağız? Onun için bunun da gözden geçirilmesi gerekiyor.

Yine, bakınız, yapılan açıklamalarda tasfiyesi tamamlanmış olan fonlarda gerçekleşen geçmiş dönem yolsuzluklarıyla ilgili herhangi bir işlem yapılmayacağı, bunların yöneticileri hakkında herhangi bir idari ve para cezası soruşturması açılmayacağı ifade ediliyor. Bu, aynı zamanda kısmi nitelikte örtülü af olmuyor mu arkadaşlar? Bunlara örtülü affı yine getiriyorsunuz. Peki, ya atı alan Üsküdar'ı geçerken yaya kalanlar, zarar edenler, üç kuruşluk paralarını kaybedenler ne olacak? Bunun net garantisi var mı? Maalesef yok.

Kanun teklifi yatırımcıların kayıplarının tamamen karşılanmasını güvence altına almıyor. Fon varlıklarının satışından elde edilen para yeterliyse yatırımcıların alacakları ödenecek ama eğer gelecek gelir, para yetmiyorsa maalesef fonda o para yatıran hissedarların hepsi zararlarıyla karşı karşıya kalacak. Ya, böyle bir uygulama var mı? Maalesef yok. Ama geldiğimiz noktada küçük yatırımcı gene burada avlanan olacak ama parayı götürenler, o listedeki 141 isim ortada yok. Kim var? Garibanlar var. Garibanlar gelmişler, Mecliste seslerini duyurmaya çalışıyorlar ama iktidar aynı, bu şekilde, maalesef ortada yok.

Yine, Cumhurbaşkanlığı sistemi, TBMM'nin yasa çıkarmasını engelliyor. AK PARTİ döneminde yasalar demokratik ilkelere uygun yapılmadığı için yapboz tahtasına döndü. Yani ciddiyetsiz bir şekilde kanun çıkarıyoruz arkadaşlar. Anayasa'ya aykırı bu kanun teklifi, mevcut sorunu çözmemekte, suçlu ve sorumlu olanları cezalandırmamakta, mağdur olanların da mağduriyetini gidermemektedir.

Sayın Başkan, değerli vekiller; fon meselesi gibi her konuda ikircikli, devlet vakarıyla bağdaşmayan uygulamalar var. Geçtiğimiz günlerde de yine ben burada ifade ettim: Ya, bir kere doğru işiniz yok mu? Bakınız, YÖK'le ilgili, Namık Kemal Üniversitesinde karşılaştığımız bir hukuksuzluğu söylüyorum: Rektör ataması yapılacakmış, süresi bitiyormuş diye daha ilk aylarda kadro istiyorlar ama maalesef yok. Geldiğiniz noktada da oradaki YÖK'ün bu uygulaması İstanbul'daki başka bir üniversitede ise tam tersine, haziran ayında ilana çıkıyor, temmuzda kadro veriliyor. Yine aynı şekilde, bugün Sağlık Bilimleri Üniversitesine Resmî Gazete'de tam 226  profesör 230 kişilik kadroya veriliyor. Verilsin, "Verilmesin." demiyorum ama yine Namık Kemal Üniversitesine, Tekirdağ gibi diğer üniversitelere de bu ayrıcalığın sağlanması lazım.

Yine, başka bir konu, sizlerin ne kadar ülke sorunlarından uzak olduğunuzu ortaya koyma konusunda... Yani kafanızı kuma gömmüşsünüz, her şeyden uzak bir şekilde iktidarınızı sürdürüyorsunuz. Buradan Dışişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Çifte vatandaşlarımız sorun yaşıyorlar. Bulgaristan'dan emekli olmuş, sosyal güvenlikten emekli olan vatandaşlarımız, her yıl yaşam belgelerini Bulgaristan'a ulaştırılması gerekiyor, Sosyal Güvenlik Kurumuna. Ama maalesef, posta, PTT'deki iadeli taahhütlü mektuplar artık buradan Bulgaristan'a gitmiyor. Ya, Türkiye Cumhuriyetinin haysiyeti bu kadar aşağı düşer mi arkadaşlar? Bir an evvel Ulaştırma Bakanı ve Dışişleri Bakanının bu çifte vatandaşlarımızın sorunlarını... Sayın Başkanım, arkadan böyle diyorsun ama bunun çözülmesi lazım. İşte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın onuru burada ortaya çıkacak. Siz her zaman kimin yanındasınız? Güçlünün yanındasınız yani güçlüyseniz sıkıntı yok, ne bir mahkemede yargılanırsınız ve hiçbir sorun olmaz. Aynı böyle fonda parayı götürenler rahat bir şekilde hayatını sürdürüyor ama gariban ise eziyet çekiyor. Sayın Kaya, Tekirdağ'dan çok güzel araziler kapatmış. Vallahi ben de Tekirdağ'da yaşıyorum, böyle arazileri görmedim, işte, fonda kazanmışlar, orada da yatırıma gitmişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Bu yatırımdaki paraları, mülkleri bir an evvel Hazineye kaydederek bu fondaki insanların zararlarının karşılanması lazım. Hani, bütçeden para çıkmayacaktı, hani kamudan para çıkmayacaktı?  Katılımevi Emlak Katılıma devrettiniz. Ne oldu? Sizin söyledikleriniz yine maalesef yarıda kaldı. Kısacası, havanda su dövüyoruz. Bu kanunu bir an evvel geri çekin, hep beraber daha geniş kapsamlı bir kanun yapalım ama suçluları da terör suçluları şeklinde değerlendirip bu işi yapanların da ceza almasını sağlayalım diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle, tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarından tasfiyesi henüz tamamlanmamış olanların adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların mal varlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahiplerine ödenmesine ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Tasfiyesine karar verilen fonlara özgü istisnai bir çerçeveye sahip olan kanun teklifiyle sermaye piyasalarının güven ve istikrar içinde işleyişinin korunması, yatırımcıların hak ve menfaatlerinin güvence altına alınması ve hukuka aykırı fiillerin ekonomik sonuçlarının bu fiillerle ilgisi bulunmayan yatırımcılara yansıtılmaması amaçlanmaktadır. Düzenleme, hukuka aykırı fiillerde sorumluluğu bulunan kişilerin tespit edilerek gereğinin yapılmasını esas alırken bu işlemler nedeniyle kamu bütçesine herhangi bir mali külfet de getirilmemesini öngörmektedir. Gerekçesinde belirtildiği gibi, teklifin sermaye piyasalarındaki hukuka aykırılık, usulsüzlük ve yolsuzlukla mücadeledeki kararlılığın somut biçimde ortaya konulmasına hizmet etmesi hedeflenmektedir.

Kanun teklifi, kapsam itibarıyla Sermaye Piyasası Kurulunun 17/9/2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarını içermektedir. İlkesel olarak bakıldığında ise, teklifle genel ve sürekli bir fon tasfiyesi rejimi kurulmayıp bundan sonra olabilecek olağan tasfiye rejimlerinin de kanun kapsamına girmeyeceği öngörülmektedir. Bu çerçevede, kanunun uygulanmasında kullanılacak "fon pay sahibi" "geri kazanım hesabı" gibi uygulamaya özel teknik kavramlar tanımlanmakta, Sermaye Piyasası Kuruluna sürecin temel usul ve esaslarını belirleme yetkisi verilmektedir. Ayrıca, 6362 sayılı Kanun'un 104, 106 ve 107'nci maddelerinde düzenlenen fiilleri işlediği veya bunlarla birlikte hareket ettiği Kurulca tespit edilen kişi ve kurumların bu kanuna özgü tasfiye ve geri kazanım mekanizmasından ödeme alamayacağı hükme bağlanmaktadır.

Teklifte yer alan bir diğer düzenleme, tasfiye mal varlığının bütün fon pay sahiplerine ödeme yapılmasına yetecek ölçüde nakde dönüşemediği durumda fonun kâğıt üzerindeki veya gerçeğe aykırı biçimde oluşmuş geçmiş değerini ödeme ölçüsü yapmak yerine fon pay sahibinin fiilen koyduğu ekonomik değeri esas alan nesnel bir ara dağılım zemini oluşturulmaktadır. Düzenlemeyle net yatırım tutarının TÜFE ile Yurt İçi ÜFE değişim oranlarının aritmetik ortalamasıyla güncellenmesi, kişi başına azami 1 milyon lira ara ödeme yapılabilmesi ve çıkışların ilk giren ilk çıkar yöntemiyle mahsup edilmesi suretiyle Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından hesaplanması öngörülmektedir. Teklifle fon mal varlığından hukuka aykırı çıkarılan değerlere ve şahsi sorumluluğa yönelik hükümler de getirilmektedir. Buna göre, yalnızca açıkça mevzuata aykırı işlemler değil, şeklen mevzuata uygun görünmekle birlikte, fonun menfaatine uygun gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan karşılıksız veya mevzuatlı işlemler de kapsama alınmakta, ceza soruşturması ve kovuşturması kapsamında el konulan veya müsadere edilen mal varlığı değerlerinin fonla hukuku ve ekonomik bağlantısı bulunduğu ölçüde geri kazanım sistemine dâhil edilmesi düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra, söz konusu paylardan elde edilen getirinin payı elde tutulduğu dönem dâhil endeksin veya hesaplanan olağan getiriyi aşan kısmının iadesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesinde Sermaye Piyasası Kurulu yetkili kılınmaktadır.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Türkiye ekonomisinin istikrarı finansal istikrardan geçmektedir. Finansal istikrarın sağlanması ise sağlıklı işleyen bir sermaye piyasasına da bağlı bulunmaktadır. Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşması, daha fazla küçük ve orta ölçekli yatırımcının sisteme girmesi, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların istikrar içerisinde işlemesini mümkün kılacak gözetim ve denetim işlevinin eş güdüm hâlinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Bununla birlikte güven, sermaye piyasalarının gelişimi ve istikrarı için başat unsurdur. Vatandaşlarımızın tasarruflarını banka veya sermaye piyasası araçlarında değerlendirmesi, kuşkusuz finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya duydukları güvenin de bir sonucudur. Bu nedenle, finansal piyasalarda yaşanan manipülasyon ve diğer piyasa bozucu işlemlerin zararı para kaybeden yatırımcılarla sınırlı kalmadan piyasaların tamamına, ilgili kurumlara ve bütünüyle ekonomik güvene yansıyabilecek bir mahiyet de taşımaktadır. Bu doğrultuda, finansal piyasalarla birlikte ekonomide bir güven erozyonu yaratılmaması için provokasyonlara fırsat verilmemeli, sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden yürütülen kirliliğe karşı vatandaşlarımız doğru bilgilerle teçhiz edilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi devlet idaresini milletimizin bir emaneti olarak görmektedir. Kamuda yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık ve kayırmacılığa meydan vermemeyi, bu suçları işleyenlerin de hukuk kuralları çerçevesinde en ağır şekilde cezalandırılmasını millî bir vazife olarak addetmektedir. Bu cümleden olarak, meselenin üzerine gidilerek haklının hakkını alması, suçlunun da cezasını çekmesi yönündeki kararlılıktan ve güçlü siyasi iradeden memnuniyet duyuyoruz.

Bilindiği gibi, sorunlu fonların olağan tasfiye süreci de devam etmektedir. 19 Ekim 2026 tarihinde İletişim Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre tasfiye sürecinin başından bugüne 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 binin üzerindeki kişiye toplam 40,8 milyar Türk lirası tutarındaki ayni ve nakdî tasfiye işlemleri tamamlanmış ve tasfiye sürecinde olan fon sayısı 131'den 65'e düşmüştür. Parti olarak ilkemiz nettir, ister fon piyasasında ister belediyelerde, her nerede olursa olsun, ucu kime uzanırsa uzansın her usulsüzlük ve yolsuzluk soruşturulmalı, sorumlular açığa çıkarılmalı, yetim hakkına, kamu malına, vatandaşlarımızın helal rızkına el uzatanlardan mutlaka hesap sorulmalıdır. Sürecin her aşaması şeffaflıkla yürütülmeli, mağdur olan kimse bırakılmamalıdır. Zira, Türkiye bir hukuk devletidir ve adalet sadece suçluyu cezalandırmak değil, masumu korumak, mağdurun hakkını da gözetmektir. Kanun teklifinin kabulüyle olağanüstü tasfiye sürecine dair hukuki bir çerçevenin oluşturularak mevcut boşluğun doldurulacağını, sermaye piyasalarında güvenin tesis edilmesine katkı sağlanacağını ve mağdurların hak ve hukukunun korunacağını değerlendiriyoruz. Bununla birlikte, benzer sorunların bir daha yaşanmaması için sermaye piyasalarına ilişkin yapısal iyileştirmelerin de ivedilikle yapılmasını gerekli görüyoruz.

Bu düşüncelerle, kanun teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Adalet Kaya. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, gecenin bu saatinde fon krizinin yani yurttaşın 3 kuruş birikiminin iktidar bağlantılı şirketlere, kişilere aktarıldığı, büyük vurgunun üstünü kapatmak üzere apar topar Meclise sunulan kanun teklifini görüşüyoruz. Öyle apar topar ve üzerinde çalışılmadan getirildi ki bu teklif, Komisyon görüşmelerinde ne altında imzası olan vekiller sorularımıza yanıt verebildi ne de sorumlu kurumlardan toplantıya katılan bürokratlar. Dolayısıyla peşin peşin ifade etmek isterim, bu teklif yıllardır uygulanan rantsal politikaların, denetimsizliğin ve iktidarın bizzat inşa ettiği kumarhane kapitalizmi düzeninin patlayan faturasını halka kesiyor. Böylelikle siyasi ve idari sorumluluktan kaçma hesabı yapılıyor. Evet, tüm bu skandalın ardından birkaç istifa, emeklilik, görevden alma haberi büyük bir olaymış gibi sunuluyor sizler tarafından. Fon soruşturmasında damadı tutuklanan Hazine Bakan Yardımcısı Osman Çelik emekliliğini istedi. Bugün SPK Başkanı Mahmut Sütcü'nün görevden alındığını öğrendik. Yine böyle birtakım istifalar gerçekleşti. Peki sormak istiyoruz: Bu süreçte ihmali, eksiği, yanlışı olanlar, hukuksuzlukları yapanlar, bu suçları işleyenler, ekonomiye devasa zarar verenler kim? Kimden hesap soracak bu halk, biz kimden hesap soracağız? Yani yargının önüne kim çıkacak? İstifa etmek yetiyor mu? İstifayla, emeklilikle paçayı sıyıracağını sananlar da yanılıyorlar.

Değerli milletvekilleri, baştan beri ifade ettiğimiz gibi iddiamızı buradan tekrar etmek istiyoruz. Bu fon vurgunu kurumların bilgisi dâhilinde yapıldı. Yani kamu kurumlarının içerisinde örgütlü suç şebekeleri var. 900 milyar lira yani yaklaşık 18 milyar dolar tutarında bir varlık yoksuldan alındı, içeriden tüyo alan dolandırıcıların yurt dışı hesaplarına uçuruldu. "Yok efendim, yatırımcı risk aldı. Bunlar finans piyasasında olağan işler." falan diye geçiştirmeye kalkamaz kimse. Bakınız, SPK kayıtlarına göre 2025'in son çeyreğinde olağan dışı fiyat hareketleri tespit edilmiş, konu 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesinde görüşülmüş, Hazine ve Maliye Bakanı 4 Kasım 2025'te denetim başlatıldığını bizzat açıklamış, uluslararası endeks kuruluşu MSCI, 2026 yılının Haziran ayında Türkiye'yi uyararak küçük şirket paylarının fonlar eliyle toplanıp yapay fiyat oluşturulduğunu ilan etmiş yani risk 2025 sonunda tespit edilmişken, uluslararası kuruluşlar uyarırken on ay boyunca kim bu vurgunun büyümesine göz yumdu? Bir aydır ısrarla bu soruyu soruyoruz ama nafile, cevap yok. 2011'de bir kanun hükmünde kararnameyle SPK, BDDK gibi özerk kurumları siyasi iktidara bağladınız, kamusal denetimi ortadan kaldırdınız; bu yarattığınız düzenin sonuçlarını yaşıyoruz şimdi. Şaibeli fon sahiplerinin kurduğu Tera Bank'a BDDK tarafından kuruluş ve aktif faaliyet izinlerinin verilmesi bu idari ve siyasi kayırmacılığın somut kanıtıdır.

Adalet Bakanı Tera, Pusula ve Hedef fonlarında 141 kişi ve 73 şirketin 187 milyar 653 milyon lira haksız kazanç elde ettiğini açıkladı. Tamam ama kim bu kişiler, hangi şirketler; bu listeleri, bu isimleri neden açıklamıyorsunuz? Hangi siyasetçiler, hangi bürokratlar bunlarla bağlantılı; neden açıklamıyorsunuz? Öyle organize bir düzen kurulmuş ki biri fonları şişirmiş, birinin kulağına fısıldamış, tam vaktinde para çekilmiş; çektiği milyarları, soğuk cüzdanlar üzerinden 3 milyar ve 5 milyar dolarlık dijital varlıkları yurt dışı hesaplarına kaçırmışlar. Bu sırada MASAK ne yapıyor? MASAK sessiz. Üç kuruş birikimi buhar olan yurttaşlara da masal anlatıyorsunuz.

Peki, bu durum öngörülemez miydi, önlem alınamaz mıydı? Bal gibi de alınırdı. Daha geçen sene Kripto Yasası görüşülürken kara para aklamaya karşı bizzat biz iktidarı uyardık. O gün bizim uyarılarımızı dikkate almayanlar bu kaçışa, bu kara para kaçışına zemin hazırlamış olmuyor mu; bunu da soruyoruz.

Sayın üyeler, kanun teklifini hazırlayanlar ülke gerçeklerini bütünüyle göz ardı etmekte. Teklifin gerekçesinde yolsuzlukla mücadele kararlılığından bahsedilmiş ancak bu teklif yolsuzu ihya ediyor.

Bakınız, AK PARTİ, "3Y'yle mücadele" diyerek iktidara gelmiş bir parti ancak yirmi beş yılın sonunda 3Y iktidarı kurdu yine aynı parti yani yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluğu zirveye taşıdınız.

Fon vurgununun ekonomiye dolaylı maliyeti 100 milyar doları buluyor. Sadece Borsa İstanbulun çöktüğü 17 Eylül günü Merkez Bankası piyasayı tutabilmek için 5 milyar dolar satmak zorunda kaldı.

Teklifte yer alan "Kamu kaynağı kullanılmayacak." ifadesi -teklife geri dönüyoruz- koca bir yalan. Krizin negatif etkisi dolaylı olarak yine emekçilerin ve yurttaşların sırtına yüklenecek. Burada açıkça kanunlar çiğnendi, suç işlendi. Yasa ihlallerinin gerekleri derhâl yerine getirilmelidir. Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107'nci maddesindeki piyasa dolandırıcılığı, 106'ncı maddesindeki bilgi suistimali, 21'inci maddesindeki örtülü kazanç aktarımı ve 110'uncu maddesindeki görevi kötüye kullanma suçları hepimizin gözünün önünde işlendi. Yine, TCK 158'deki nitelikli dolandırıcılık, 220'nci maddesindeki örgüt kurma, 282'nci maddesindeki kara para aklama hükümleri açıkça ihlal edilmiş. Bağımsız bir yargıda tüm bu suçları işleyenlerin yargılanması, hesap vermesi gerekmektedir. Üstelik sermaye piyasalarındaki bu çürüme sadece fonlarla da sınırlı değil. "Bu ülkede şaşırmayı bıraktık." diyoruz ama her geçen gün yeni bir skandalla karşılaşıyoruz, "Bu kadarına pes!" dedirtebiliyorsunuz her gün yeniden.

Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Atmaca'nın açıklamaları da "Yok artık!" dedirten cinsten. Bursalı bir sanayicinin, şirketini halka arz edebilmek için SPK sürecinde önce 1,5 milyon dolar rüşvet talebiyle karşılaştığı, ardından devreye giren bir milletvekili aracılığıyla 600 bin dolar yani yaklaşık 30 milyon lira rüşvet ödemek zorunda kaldığı haberlere yansıdı. Piyasaya girmek isteyen sanayiciden milyonlarca dolar rüşvet kesen bu haramilik düzeni kurulmuş. Haberde yer alan iddiaya göre SPK eski başkanlarından Ömer Gönül rüşvet vermek zorunda kalan iş insanını arayarak helallik istemiş; şimdi, bu nedir? Bu kadarına "Pes!" demeyelim de ne diyelim?

İktidar bu soygunlar, rüşvet çarkları ortaya saçılırken ne yapıyor? Gerçekleri yazan muhalif gazetecileri gözaltına alıyor; gazeteci Bahadır Özgür mesela, Adalet Bakanının bizzat açıkladığı listedeki sehven eklenen isimleri haberleştirdiği için gözaltına alındı, adli kontrole tabi tutuldu ve sosyal medya hesabı erişime kapatıldı. Bir başka muhalif gazeteci fon krizindeki skandalları televizyonda anlattığı için yine aynı gerekçeyle tutuklandı; evet, yapmadığı bir haberden tutuklandı. "Faşizm konuşma yasağı değil, söz söyleme mecburiyetidir." önermesine seviye artırdınız ama gerçeklerin üstü tutuklanmalarla, sansürle kapanmaz. Üç beş gün sonra unutulmasını umuyorsunuz, yarım milyon insanın canını yaktınız, ömürlük birikimlerinin üstüne çöktünüz. Unutulması bu sefer öyle kolay olmayacak. İktidar sıralarındaki aklıselim milletvekillerinin de bu durumun gayet farkında olduğunu biliyoruz.

Toparlamak gerekirse sayın milletvekilleri, bu kanun teklifi kalıcı bir çözüm değil, "1 milyon TL ödeme yapıyoruz." söylemi propaganda malzemesi olabilir ancak. "Teklifteki dağıtılabilir nakdin yetersizliği hâlinde oransal ödeme yapılır şartı yüzünden 540 bini aşkın küçük yatırımcının eli boş kalacak." Vurgunculara gönüllü iade maddesi ise zaten faillere sunduğunuz aklama zırhından başka hiçbir şey değil. Bu teklif tüm mağdurları kapsayıcı da değil yani kapsayıcılığı da yok. Komisyon görüşmeleri sırasında bize ulaşan yurttaşlardan onlarca telefon aldık, e-posta aldık. Öne çıkan iki husus vardı: Birincisi, 16 Eylülde öğleden önce fondan çıkış talimatı verdikleri hâlde paraları bloke edilenler ve tasfiye kapsamına alınmadığı hâlde içi boşaltılan fonlarda parası kalanlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ADALET KAYA (Devamla) - Tamamlıyorum.

Bir de Komisyonda bunu da dile getirdik, diğer sorularımıza yanıt alamadığımız gibi, bu konuyla ilgili de aydınlatılmadık. Gerçekten hakkaniyetli bir şekilde bu sorunu çözmek istiyorsanız Meclis bünyesinde şeffaf bir araştırma komisyonu kurulsun, krizin tüm siyasi ve idari failleri yargı önüne çıkarılıp hesap sorulsun. TEFAS takas mağdurları ve hisse senedi sahipleri dâhil tüm küçük yatırımcıların zararları kamu kaynağı kullanılmadan vurgunu yapanlardan geri alınmak suretiyle karşılansın, bunun ötesinde yaptıklarınızın yurttaşlar nezdinde hiçbir değeri yoktur, bizim nezdimizde de hiçbir değeri yoktur.

Hepinize teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Cavit Arı...

Sayın Arı, buyurun lütfen. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarımız; öncelikle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Fon vurgunu konusunda Yeni Parti Milletvekillerimiz Sayın Ümit Özlale ve Özgür Karabat çok detay bir şekilde işin nereden gelip nereye doğru gittiğini burada izah ettiler, aslında konunun teknik bölümü bu şekilde anlaşıldı. Şimdi, bu konuda taraflar var, fon vurgununda taraflar var. Bu taraflar kimler? Bir tarafta devlete güvenerek, devletin bu fon sistemine güvenerek buraya küçük birikimlerini yatıran ve sonuçta parasını kaybedenler ki bu da az bir sayı değil, yaklaşık 455 bin kişi; diğer tarafta kısa yoldan köşeyi dönenler yani şişirilmiş fonları işte böyle bir gecede alıp gidenler; diğer tarafta bu sistemi denetlemesi ve doğru işlemesini sağlamakla görevli devletin ilgili kurumları ve bürokratları; diğer tarafta, bu bürokratları atayan, gelişmelere gözünü yuman ve malı götürenlere hesap soramayan iktidar.

Şimdi, ortada ciddi bir mağduriyet var mı? Var. Peki, bu mağduriyet nasıl giderilecek? İşte bu kanun sözde mağduriyetleri gidermek için getirilmekte. Peki, bu mağduriyet nasıl giderilecek? Bahsettiğimiz, o, malı götürenlerden paralar alınacak ve mağdurlara iade edilecek. Bu kanun bunu düzenleyecek. Peki, bu, malı götürenlerden bu parayı alabilmek için nasıl bir yöntem şu an izleniyor? Yargı hızlı bir şekilde hareket ediyor mu? Devlet, gücünü kullanarak bu parayı götürenlere hızlıca müdahale ediyor mu veya bu paraları almış olanların bulunan paralarına hızlıca tedbirler konuyor mu ya da konmuş olan tedbirler devam ediyor mu? Bunları sormak lazım. Yani bu paralar buharlaşıp gitmek üzere. Eğer hızlı bir şekilde müdahale edilmezse muhalefet belediyelerine, belediye başkanlarına yaptıkları gibi operasyonları yapmazlarsa -ki burada yapmıyorlar işte- bu paralar buharlaşıp gidecek. Arkadaşlar, bu paralar buharlaşıp giderse bu mağdurların bu paraları ödenemez. Şu anki getirilen kanun teklifi aslında bu paraların buharlaşmasının yani yok edilmesinin önünü açan bir düzenleme çünkü 4'üncü madde diyor ki: "Kurulun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen fonlarda -işte, geriye alınacak olan paralarla ilgili- yapılacak usulü hesaplamalarla söz konusu paranın, kurulacağı ilan edilen hesaplara isteğe bağlı olarak iade edilebilir." "Edilir." de demiyor, "Edilebilir." Kim edecek? Eğer insafı varsa, bu parayı alan, vicdanı varsa bu parayı alan iade edecek. E, vicdanı yoksa? Zaten vicdan olsa bu parayı bu kadar kısa sürede alıp gitmez, bu kadar kısa sürede 1'e 10 kazanılmanın haram olduğunu düşünür ve bu parayı almaz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Ama ne oldu? "Allah'tan korkuyoruz." diyenlerin hepsi bu paraları doldurdu, gitti. Şimdi de "Ya, vicdanın varsa bu parayı, bir hesaba açacağız, oraya yatır, sen bilirsin." gibi bir kanun teklifi arkadaşlar. Hiç olmazsa burada bari adil olun, adaletli olun, yargıyı burada bari doğru kullanın ve bu işlemi yapmış olanlara işlemi adaletli yapın. Muhalefete geldi mi balyoz gibi yargıyı kullanın ama burada "Ya, sen bilirsin, şu parayı gönder." deyin. böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Bakın, tekrar söylüyorum: 455 bin mağdurun mağduriyetini artırma kanunudur bu, bunun başka bir izahı yok çünkü bu yöntemle para toplayamazsınız, ben size söyleyeyim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu fon kriziyle birlikte maalesef ki ekonomi altüst oldu, efendim, dengeler altüst oldu ve vatandaş bir taraftan buraya yatırdığı parayla küçük birikimlerini kaybetmek zorunda kaldı, bir taraftan da mevcut var olan borçlarını ödeyemedi. İşte, ekonomideki bu daralma ve fon krizi nedeniyle bankacılık sektörüne yansıyan sonuçta KOBİ kredilerindeki batık oranının yüzde 4,5 ve bireysel kredilerdeki batık oranın da yüzde 5,5 oranı gibi hızlı bir artışa sebebiyet verdiğini söylemek istiyorum. Çünkü parasını alamayan borcunu ödeyemez; parasını fonda maalesef kaybetmiş, e, kaybettiği için de o küçük birikimli olan borcunu vatandaşımız ödeyemiyor. Bu gelişmeler doğal olarak piyasalara, ekonomiye ifade ettiğim gibi etkisini hızlı gösterdi ve sonuç itibarıyla Borsa İstanbul endekslerinde yüzde 16-17 oranında değer kaybı ve borsanın piyasa değeri de yaklaşık 4,5 trilyon civarında azalmış durumda.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 455 bin vatandaşımız, o küçük birikimi olan vatandaşımız sistemin yasal kurallara uygun, ahlaklı, adaletli ve denetlenebilir olduğunu düşünerek buraya parasını yatırmış. Peki, bu sistemi kim denetleyecek? İktidarın atadığı bürokratlar. Öncelikle şunu söylemek gerekirse: Bu işin idari sorumlusu var, cezai sorumlusu  var ve esas itibarıyla da siyasi sorumlusu var. "İdari sorumlular" derken başta SPK Başkanı ve yöneticileri olmak üzere, ilgili diğer kurumların başkanları. "Cezai sorumlular" ise sistemi çökertenler, denetlemeyenler ve malı götürenler. "Siyasi sorumlu" da bu olup bitenleri izleyen, gerekli denetimi yapmayan ve parayı götürenlerden o parayı almayan, hesap sormayan iktidardır. Yani, kısacası, bugün 455 bin mağdur varsa esasen onun tek sorumlusu bu iktidardır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün bu kürsüde ve birçok yerde konuşuldu. Bugün, bu sürecin en önemli yetkili bürokratıyla ilgili, 2022-2026 arasında görev yapan şahsın kendisiyle ilgili bir emanet teslim aldığına dair iddialar oldu. Burada demiş ki bu bürokratımız, kendisine bir emanet göndereni aramış ve demiş ki: "Sizden helallik istiyorum." Ya, ne kadar Allah korkusu varmış, o aldığı emaneti... Yani buradan herkes demek ne demek istediğimi anlıyor. O kadar Allah korkusu var ki...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Anlamadık, rüşvet mi yani(!)

CAVİT ARI (Devamla) - E, yani. O kadar Allah korkusu var ki helallik istemiş, vallahi kutlamak lazım kendisini, böyle de kamu görevlileri var; bunu da atayan arkadaşlara da duyurmak lazım. İşte, bugün yaşanan bu sorunların hepsi aslında gerekli düzenlemeyi, denetlemeyi yapmayanların yol açtığı bir sistemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayın, lütfen.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - O emanetlerin miktarı ne kadardı Sayın Arı?

CAVİT ARI (Devamla) - Tekrar tekrar söylüyorum: İşin idari tarafı, bürokratik tarafı hepsi bir tarafa işin siyasi sahibi bunun esas sahibidir, esas sahibi de bu iktidardır. Örneğin, Maliye Bakanı 5 Kasım 2025 tarihinde bu konuları ifade ederek yaşanan bir sorundan bahsetmiş ama bugüne kadar bir tedbir alınamamış. Eğer bir tedbir alınsaydı belki de bu olaylar olmayacak ya da olsa bile bu kadar büyük bir mağduriyet yaşanmayacaktı diyorum.

Bu getirilen kanun teklifinin bu mağduriyetleri gidermeyeceğinin çok açık olduğunu tekrar söylüyorum. Yeni Parti olarak bizim sunmuş olduğumuz kanun teklifinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) - ...kabulü mağduriyetin giderilmesi için yeterli olacaktır. Bizim kanun teklifimizi burada kabul etseydiniz mağduriyetlerin önüne geçecektik diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti, DEM PARTİ, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahıslar adına ilk söz Rize Milletvekili Sayın Tahsin Ocaklı'ya aittir.

Sayın Ocaklı, buyurun.

Süreniz beş dakika.

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Beş dakikaya ne sığdıracağım Başkanım, bilemiyorum ama.

BAŞKAN - Sayın Milletvekilim, sen cevval bir milletvekilisin, sığdırırsın.

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Organize soygun şebekesinin bu fon vurgununun 35'inci gününde veya 33'üncü gününde konuşabilmeye başladık. Bunu aslında bir "yol kazası" diye izah edenler var ama öyle değil, yol kazası falan filan değil bu. Aslında bu, sizin tek adam rejiminizin yolunun tümden göçtüğü bir yoldur. Tümden göçtü. (YENİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, AKP'nin Grup Başkan Vekillerinin tamamı bu fon soygununda "Bu isimler açıklansın." dedi mi, demedi mi? Sayın Gül, siz dediniz mi mesela? Dediniz değil mi? Siz de dediğiniz. Doğru. Bütün grup başkan vekilleri "Açıklansın." dedi. Muhalefet sıralarından "Herkes bu isimleri açıklayın." dedi mi? Dedi. Peki, Grup Başkan Vekiliniz bu durumda ne dedi veya siyasi işlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcınız ne dedi? Hani şu, oğluna 1 milyar liraya banka açan Yazıcı'dan bahsediyorum "Biz itibar suikastına izin vermeyiz." dedi. Dedi mi? Dedi. Peki, ne getiriyor sizin Grup Başkanınız şimdi bu teklifte? Diyor ki: "1 milyona kadar olan yatırımlar karşılanacak." Demin hatibimiz de söyledi, 41 milyon civarında bir para ödenmiş yani 41 kişi. Oysa burada zarar gören 455 bin yani 2 milyona yakın mağdur var. Siz şimdi 41 kişiyle yaklaşık olarak 65 fonun tasfiye edildiğini demiştiniz. Peki, şimdi ne dedi Grup Başkan Vekiliniz, ona tekrar gelmek istiyoruz. Bu kişiler kimdir, açıklayın dediğimizde söylenen şey ne? Vicdanlarına inanan insanların pişmanlık ya da TMSF'nin açtığı hesaba para yatırmasıyla kendilerini affettirmesine yol açacak bir düzenleme.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Tövbe kutusu, tövbe kutusu.

TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Tövbe; tövbe hesabı, tövbe hesabı, güzel.

Bu doğru mu yani sizce? Sizin buna vicdanınız elveriyor mu, gerçekten elveriyor mu, onu merak ediyorum yani ya. Arkadaşlar, bugün aslında konuştuğumuz şey, bu ülkede kimin korunduğu, kimin korunmadığı, kimin hesap verip vermediği; kaçanların veya sorgulayanların bir günüdür. İnsanlar yıllarca çalışmışlar, dişinden tırnağından artırmışlar ve bunlar şimdi ne olacaklarını, akıbetlerini bilmiyor. Biz size sorduk ve soruyoruz, diyoruz ki bu para nasıl kaybedildi, kim çaldı bunları? Bunları açıklayın diyoruz, açıklayamıyorsunuz. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de söylemiş -2025 yılında birçok hatibimiz de değindi buna- Sermaye Piyasası Kurulunun olağan dışı fiyat hareketlerine ilişkin açıklamalarını gördü, duydu, ses çıkarmıyor. Biz de soruyoruz şimdi, diyoruz ki: Arkadaşlar, bu soruların cevabını istiyoruz. Niye bunların sorulmasını... Niye bunlara cevap veremiyorsunuz? Fon soygunun düzenleyici ve denetleyici olan tüm kurumlarının yöneticilerini Cumhurbaşkanı atamıştır. O hâlde, Cumhurbaşkanı siyasi sorumlu durumda; öyle 3 kişinin istifasıyla falan filan biz bu işten sıyırdık diyemezsiniz. Ne zaman ki isimleri açıklarsınız o zaman vicdanen rahatlar, Türk milletini belki inandırmış olabilirsiniz. Önerge veriyoruz "Fon krizini aşalım." diye, reddediyorsunuz. Alt komisyon kuralım diyoruz, onu da reddediyorsunuz. Meclis denetimi istiyoruz, bunu yapalım diyoruz, onu da reddediyorsunuz. Sonra da getirdiğiniz bu kanun teklifiyle "Biz bu işi çözeceğiz." Kiminle çözeceksiniz? Şu anda görevleri olan insanlarla. Nasıl çözeceksiniz arkadaşlar ya? Böyle bir şey olur mu? Buna inanır mı bu halk? Zaten hırsızlığa, yolsuzluğa sebep olanları denetleyemeyen, gözetleyemeyen, ortaya çıkaramayan aynı kadrolarla "Bunu çözeceğiz." nasıl diyebilirsiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Buna kim inanır?

CAVİT ARI (Antalya) - Kadir.

TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Araştırılmasını engellediğiniz krizi şimdi çözüyormuş gibi yapıyorsunuz. İşin tam da siyasi boyutu burada başlıyor işte. Bu ülkede geçinemediği için intihar eden polis emeklilerini gördük. Burada gösteri yapan maden işçilerini, üreticileri, çiftçileri, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm ettiğiniz milyonlarca insanı görmezden geliyorsunuz ama bu fon soyguncularının, Kripto Varlıklar Yasası'yla buradan milyonlarca insanı dolandırıp gitmesine razı geliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Bitireceğim.

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

TAHSİN OCAKLI (Devamla) - Belediye başkanlarımıza, çocuklarımıza vesaireye yaptığınız baskılar, gazetecilere yaptığınız baskılar ortada duruyor, bunları biliyoruz. Bu, asrın felaketi dediğimiz depremin 100 milyar dolarlık maliyetinin bir benzerini şimdi bu fon soygununda ortaya çıkardınız. Hani "Çıkaracağız." dediğiniz Gabar petrollerinin 10 katı tutarında bir yine bir bedel ödettiniz Türkiye'ye.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Pencereleri de açamadık.

TAHSİN OCAKLI (Devamla) -  Açamazlar, daha da açamazlar.

Özetle arkadaşlar, bu sizin getirdiğiniz yasayla fondan zarar görenlerin korunması falan mümkün değildir. Bu millet görüyor, her şeyi görüyor. Sizin bu seçimde bu yapılanlarla ilgili bir bedel ödeyeceğiniz kesin, orası kesin. Sizi vicdanınıza değil, Türk milletinin sandıktaki sorgulamasına havale ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahısları adına ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Nurettin Alan.

Buyurun Sayın Alan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NURETTİN ALAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla Tasfiyesine Karar Verilen Yatırım Fonlarına İlişkin Kanun Teklifi'miz yürütme ve yürürlük maddeleriyle toplam 9 maddedir. Sermaye Piyasası Kurulunun 17/9/2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen bazı yatırım fonlarında ortaya çıkan durum olağan bir fon tasfiyesinin ötesinde, fon varlıklarının gerçek ekonomik değerlerinin tespiti, hak sahipliğinin güvenilir kayıtlar üzerinden belirlenmesi, mevcut varlıkların mümkün olan en yüksek ekonomik değerle nakde çevrilmesi, fon mal varlığının hukuka aykırı şekilde çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve tasfiye sonunda karşılanamayan tutarların sorumlulardan tasfiyeli süreçlerinin birlikte yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Tasfiye hâlindeki bu 131 fon piyasadaki toplam fon sayısının yüzde 4,6'sını, toplam portföy değerinin ise yüzde 7,7'sini oluşturmaktadır. Bu fonların toplam portföy değeri hane halkının finansal varlıklarının yüzde 2,4'üne karşılık gelmektedir dolayısıyla sorun fon piyasasının çok sınırlı bir bölümünde yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, şu an fon piyasamızda 2 bini aşkın yatırım fonu bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tasfiyesine karar verilen fon sayısı ise 131'dir. Tasfiyesine karar verilen bu fonların 66'sını teşkil eden A1 Portföy Yönetim Şirketi AŞ,   Bulls Portföy Yönetimi AŞ ve Pardus Yönetim Şirketi AŞ'nin yönetimindeki 66 ayrı yatırım fonunda bulunan 45 binin üzerindeki kişiye toplam yaklaşık 40,8 milyar TL tutarındaki ayni ve nakdî tasfiye işlemleri Ziraat Bankası tarafından tamamlanmıştır. Böylece tasfiye sürecinde olan fonların sayısı 131'den 65'e düşmüştür. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz Başkanlığında ilgili tüm kurumların katılımlarıyla Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. 7 Ekim Çarşamba günü Meclis İçtüzüğü'müzün 59'uncu maddesi kapsamında Cumhurbaşkanı Yardımcımız tasfiye süreci hakkında Meclis Genel Kurulunda değerli milletvekillerimizi bilgilendirmişlerdir. Devlet Denetleme Kurulu da Sayın Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesiyle denetlemelerine başlamış, olayın tüm boyutları, kurumların süreç yönetimi ve olası ihmaller en ince ayrıntısına kadar incelemeye alınmıştır.

Teklifimizle kamu bütçesine hiçbir şekilde mali yük getirilmemektedir. Tasfiye sürecinde hazine kaynağı veya veya bütçe imkânı kesinlikle kullanılmayacak, ödemeler yalnızca onların kendi mal varlığından hukuka aykırı fiilleri gerçekleştiren kişilerin mahkeme kararıyla el konulan mal varlıklarından veya gönüllü iade edilen varlıklardan fonlarda biriken tutarlar üzerinden yapılan tahsilatlardan karşılanacaktır.

Değerli milletvekilleri, teklifimizde 1'inci maddeyle kanunun amacı, kapsamı belirlenmektedir. Düzenleme Kurulunun 17/9/2026 tarihli kararıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarıyla bu kanun sınırlı olacaktır. Amaç, bu fonların adil, şeffaf ve etkin biçimde tasfiye edilmesi, fon mal varlığından hukuka aykırı çıkanların değerlerinin geri kazanılması, tasfiye sonucunda eksik kalan tutarların sorumlulardan tahsil edilmesi ve elde edilen değerlerin hak sahiplerine ulaştırılmasıdır. 2'nci maddeyle kanunun uygulamasında kullanılacak temel kavramlar tanımlanmaktadır. 3'üncü maddeyle tasfiyenin Kurulun gözetim ve denetiminde tasfiyeyle görevli kuruluşlar tarafından yürütülmesi ve Kurulun, sürecin temel usul ve esaslarının belirlenmesini düzenlemektedir. Kurula tanınan yetki; varlık tespiti ve nakde çevirme, değerleme, hak sahipliği mutabakatı, ara ve nihai ödeme ile dağıtım sırası gibi birbirine bağlı tasfiye aşamalarının tek bir idari çerçevede yürütülmesini sağlamaya yöneliktir. 4'üncü maddeyle tasfiye mal varlığının bütün hak sahiplerine ödeme yapılmasına yetecek ölçüde nakde dönüşmediği durumlarda uygulanacak ödeme sistemi düzenlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

NURETTİN ALAN (Devamla) -  5'inci maddede fon mal varlığından mevzuata aykırı veya fon yararına gerçek bir ekonomik amacı bulunmayan işlemlerle çıkarılan değerlerin geri kazanılması ve zarar, kayıp ve eksik tasfiye bakiyesinden sorumluluk düzenlenmektedir. Öncelikle fonun kurucusu ve yöneticisi portföy yönetim şirketlerinden tahsilinin sağlanması, sağlanamaması hâlinde ise sorumluluğu kurulca yönetim şirketlerinin şahsi mal varlıkları, ortak oldukları şirketler üzerinden sağlanması yönüne gidilecektir. Kurulun fon ve sorumlu bazında belirleyip bildirdiği tutarlar TMSF tarafından 6183 sayılı Kanun ve maddede atıf yapılan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hükümleri çerçevesinde takip ve tahsil edilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN ALAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime bir dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.00

 

BEŞİNCİ OTURUM

  Açılma Saati: 01.01

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8'inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

294 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 21 Ekim 2006 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.01


[1]. (*) 294  S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.