21 Ekim 2026 Çarşamba

      BİRİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 14.00

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Dün olduğu gibi sisteme giren sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz talebi, 20-22 Ekim 2026 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve İskenderun Teknik Üniversitesindeki üniversite geliştirme ödeneğinin kesilmesi hakkında Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan'a aittir.

Sayın Çalışkan, buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hatay Türkiye'nin en uzun sınır yapısına sahip ilimizdir, 277 kilometre uzunluğunda. Hatay stratejik konumu olan pek çok açıdan ülkemizin âdeta sigortası sayılacak bir ildir. Ne var ki Hatay'da görev yapan kamu personeli hak ettiği değeri görmediği gibi üniversite personeli de ciddi mağduriyetle karşı karşıyadır. Üniversiteleri teşvik etmek üzere YÖK tarafından uygulanan geliştirme ödeneği kapsamında Hatay'a deprem sonrası ödenek verilmiş idi. Ekim 2026 itibarıyla bu tarih sona erdiğinden, bu süre dolduğundan Hatay'daki geliştirme ödenekleri kesildi. Şimdi sormak isterim: Acaba Hatay'da ne düzeldi de bu geliştirme ödeneği kesildi? Hatay hâlen deprem yaralarını sarmakla meşgul. Ne yazık ki deprem bölgesinde bile ayrıcalık yapılıyor. Adıyaman, Kahramanmaraş, Malatya'ya verilen geliştirme ödeneği Hatay'a verilmiyor. Kaldı ki deprem olmadan önce bile Hatay ciddi bir mağduriyet içerisindeydi. Hâlen Erzurum'un, Tekirdağ'ın, Yalova'nın aldığı geliştirme ödeneğini Hatay'da görev yapan akademisyenler alamıyor. Bir örnek vermek gerekirse, Şırnak'ta yüzde 500 olan, Mardin'de yüzde 450 olan geliştirme ödeneği Hatay'da yüzde 40. Bu çok ciddi bir mağduriyettir. Belki Hatay bazı rakamlar açısından iyi görünebilir. Kalkınmışlıktaki tek gerekçe İskenderun'da bulunan demir çelik fabrikalarıdır. Oysa bunların da Hatay'a katkısı yok. İstanbul'a vergi ödediklerinden kaynakları, gelirleri İstanbul'a yazılmakla beraber Hatay'da göründüğü için Hatay bunun olumsuzluğunu yaşıyor.

Değerli milletvekilleri, hakikaten AK PARTİ iktidarı Hatay'a hep şaşı baktı, hâlen şaşı bakmaya devam ediyor. Türkiye'nin en çok savunulması gereken illerinden biri olan Hatay'da hâlen altyapı sorunu, şebeke sorunu, konut sorunu bulunuyor. Siz, bir ilde akademisyenleri çekerseniz, o ilde kalkınma olmaz; üniversiteleri boşaltırsanız, millî hafızayı kaybedersiniz. Ne yazık ki Hatay'daki akademisyenler zaten başka ile geçişlerine muvafakat verilmediğinden istifa ederek ayrılma yolunu tercih ediyor. Eğer muvafakat veriliyor olsa iki üniversite de âdeta kapanmayla karşı karşıya kalır.

Onun için de hiç olmazsa hayat normale dönene kadar bir buçuk yıldır uygulanmakta olan geliştirme ödeneği verilmeye devam edilmelidir çünkü bir ilin kalkınmasındaki demir çeliğin cirosunun akademisyenlere faydası yok. Akademisyenler sosyal ortam arar; barınma kriziyle karşı karşıya. Henüz TOKİ konutları tamamlanmadığından kira fiyatları hayli yüksek, çocuklarının eğitimi için eşlerini başka illerde barındırmaktalar; hâlen konteynerlerde yaşamaya devam edenler var, hâlen sağlık sorunu Hatay'da had safhada.

Bu açıdan, bu akademisyenleri bölgede tutmak için çeşitli tedbirler alınması gerekirken başka illere verilen hak Hatay'a verilmiyor. Burada, iktidar partisi milletvekilleri de dâhil olmak üzere hepsine sesleniyorum: Hatay'ımıza el birliğiyle sahip çıkalım. Hatay'ın başka illerden daha fazla katkı alması gerekir. Bundan vazgeçtik, hiç olmazsa emsali bulunan başka iller kadar destek alsın. Akademisyenlerimizi Hatay'da tutmak için, o insanların bilime katkı vermeleri için, öğrencilerini iyi ortamda, yüksek moralle, yüksek performansla eğitebilmeleri için onlara destek vermemiz gerekir. Ne yazık ki Hatay çok ciddi bir mağduriyetle karşı karşıyadır.  Akademisyen bir ilde havaalanı arar; Rize'de havaalanı denizin üstünde, Hatay'da gölün üstünde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Hatay'ın havaalanı günde sadece Ankara'ya 1 uçuş gerçekleştiriyor. Oysa yanı başındaki Gaziantep'ten 4 uçuş var günde. Dolayısıyla çok ciddi mağduriyetler söz konusu. Bunu çözmek için acilen tedbir alınması gerekir. YÖK, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı da bu üniversiteler arasındaki ayrıma son vermelidir. İlin sadece nüfusu değil, bütün şartları, denklemi göz önünde bulundurulmalı, deprem illeri arasında ayrım yapılmamalı, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesindeki öğretim üyelerine de yüzde 250'den yüzde 40'a indirilmiş olan geliştirme ödeneği derhâl eski hâline getirilmelidir; yüzde 500'e çıkmış olan iller örnek alınmalı, Hataylı akademisyenlerin bu mağduriyeti acilen giderilmedir.

BAŞKAN - İkinci söz talebi, Ordu ilinin sorunları hakkında Ordu Milletvekili Seyit Torun'a aittir.

Sayın Torun, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

 

 

SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsüden yıllardır Ordu'nun sorunlarını Ordu Milletvekili olarak defalarca dile getirdik. Zaten iktidarın duyarsızlığı sıralarından da belli, Meclise katılımlarından ve Meclise gösterdikleri özenden de belli, zaten aynı özensizliği de Ordu'ya gösteriyorlar. Her seçim döneminde vaatler var ama ne yazık ki icraatlar yok. Bugün, bakıldığında, gelişmişlik sırasında Ordu 81 il arasında 54'üncü sırada, Trabzon 24, Samsun 27, Rize 32, Ordu ise 54'üncü sırada yani bütün Karadeniz illerine bakıldığında gelişmişlik düzeyi olarak en dipte sayılır. Kişi başına gelirde ise 81 il arasında 67'nci sırada. Kişi başına düşen Türkiye'deki ortalama millî gelir 15 bin dolarken, Ordu ortalaması 9 bin dolar; zaten bu her şeyi gayet net bir şekilde ifade ediyor arkadaşlar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Bakın, 19 ilçemizin 15'inde nüfus azaldı, her geçen gün de göç yaşıyoruz. Neden? Ordu'ya olan ilgisizliğinizden.

Bir fındığımız var, yıllardır çözüm bekliyor, yıllardır anlatıyoruz.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) - Hem ilgisizler hem bilgisizler.

SEYİT TORUN (Devamla) - Bakın, geçen yıl rekolte düşüktü, 350 liradan 180 liraya düştü. Bu yıl 180 liraya çakıldı, şimdi de 170 liraya düştü. Güya TMO'yu devreye aldılar FİSKOBİRLİK'in yerine, TMO da bu sene yok "Çatlaktı." yok "Çürüktü." diyerek almamak için elinden gelen her şeyi yaptı yani üreticiye, tabiri caizse o depoların önünde işkence çektirdi. Efendim, bir de uygulama başlattı. Neymiş? Birinci derecede yakının yoksa vekâlet kabul edilmiyor. Ya, avukata vekâlet veriyorsun, gidiyorsun, komisyoncuya vekâlet veriyorsun, emlakçıya vekâlet veriyorsun ama fındığını vermek için TMO vekâlet kabul etmiyor, sadece "Ben bunu almak istemiyorum." diyor. Fındık üreticisi bu sene de mağduriyet yaşadı, geçen seneki borçlarını dahi ödeyemedi ama bu olumsuzluğu, üreticiye çektirdiğiniz bu işkenceyi önümüzdeki süreçte, ilk seçimde zaten yaşarsınız. Bakın, bir de kivimiz var, maalesef kivi Ordu'nun en önemli geçim kaynaklarından biriydi, İran'dan kivi girmesinin önünü açtınız, 15 bin aileyi ilgilendiren kivi de maalesef bu sene geçen yılın çok çok altında satılmak zorunda kaldı. Acilen ek gümrük vergisi, kota uygulaması ve etkin denetim İran'a karşı yapılmalı ve Türkiye'deki kivi üreticisi mutlaka korunmalı.

Bir diğer konumuz değerli arkadaşlar, madenler, Ordu'nun yüzde 74'ü maden sahası. Bugün, yine, bölge idare mahkemesinde duruşmadaydım. Yazıktır, günahtır, bu canım doğayı bozmayın. Ordu, gerçekten her köşesiyle bir cennet, doğa turizminin en iyi şekilde yapılabileceği, fındık tarımının ve diğer alternatif ürünlerin her türlü üretileceği bir bölge ama siz buraları vahşi madenciliğe peşkeş çektiniz ve bütün yaylalarımız şu anda tehdit altında, bütün yaylalarımızda sondaj çalışmaları var ve vatandaşımız huzursuz. Vatandaşımızı artık toprağına küstürdünüz, vatandaşımızı artık göçe zorladınız, vatandaşımızı artık çaresiz bıraktınız ve şu anda mahkeme kapılarında vatandaşımız hakkını arıyor.

Değerli milletvekilleri, tabii, hani AK PARTİ iktidarının bir mottosu var ya "Yol yaptık, köprü yaptık." diye, "Yol yaptık." derken yolsuzluklar aldı başını gitti, bugün de bir fon yolsuzluğunu görüşeceğiz, fon yolsuzluğuyla ilgili burada görüşmeler yapacağız ama Ordu'da maalesef yol da yok. Şu anda, bakın, yıllardır devam eden çevre yolu ödeneksizlikten yapılamıyor, bitirilemiyor ve şehir merkezinde artık trafik tıkanma noktasına geldi, artık o yapılan viyadüklerin demirleri çürüdü yani 200 milyon ödenek aktarılmış, bununla yol bitecek. Yolun bitirilmesi için en az 2 milyar liraya yakın bir bütçeye ihtiyaç var ama siz böyle yapmış gibi göstererek maalesef yolsuzluktan yola kaynak bulamıyorsunuz. Evet, tabii, bir de Fatsa Çevre Yolu var. On yıl önce "Proje yapacağız." dediniz, şu anda ortada hiçbir şey yok değerli arkadaşlar. Gölköy-Gürgentepe yolu  için artık ne diyorlar biliyor musunuz? "Aşkımız Gölköy-Gürgentepe yolu gibi olsun, hiç bitmesin." diyorlar. Artık fıkralara konu olmaya başladı. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SEYİT TORUN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Kabadüz-Çambaşı yolu, bir turizm bölgesi, yaz, kış turizminin yapıldığı yer, on beş yıl oldu arkadaşlar. On beş yıldır bir yol bitirilemez mi Allah aşkına? On beş yıldır hâlâ tamamlanamadı. Ünye-Akkuş yolu için "Duble yol olacak." dediler, maalesef hâlâ yeterli kaynak aktarılamadığı için ilerlemiyor. Kumru-Korgan yolu, 18 kilometre yolun kaç yıldır sadece 3 kilometresi yapılmış, 3 kilometresi; yazıktır, günahtır! Bu yoldaki, bu bölgedeki insanlara inanın azap çektiriyorsunuz, çile çektiriyorsunuz.

Ordu üretiyor, çalışıyor, ülke ekonomisine katkı sağlıyor, Ordu'nun istediği emeğinin karşılığıdır. Fındık üreticilerimiz makul fiyat, kivi üreticilerimiz güvenli pazar, vatandaşımız doğanın korunmasını ve yarım kalan yolların tamamlanmasını istiyor yani Ordulular devleti yanında görmek istiyorlar ama biliyoruz ki siz gene duyarsız kalacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYİT TORUN (Devamla) - Sizin yine bir kulağınızdan girecek, bir kulağınızdan çıkacak ama Ordulu asla bu yaptıklarınızı unutmayacak, sandıkta hesabını soracak.

Teşekkür ederim. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Üçüncü söz talebi, çalışma hayatında adalet, emekte hakkaniyet ve çalışanların sorunları hakkında Bursa Milletvekili Yüksel Selçuk Türkoğlu'na aittir.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; biliyorsunuz, İYİ Parti olarak 10-11 Ekimde Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdik. İyi Gelecek İçin Emek Çalıştayı'nda emek dünyasının bütün bileşenlerini bir araya getirdik. TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-İŞ, HÜR-SEN ve emeğin bütün tarafları, her görüşten sendikalar, emek örgütleri, uzmanlar ve akademisyenlerle bir masada buluştuk ve emeği konuştuk. Ortaya çıkan gerçek çok açık: Bu ülkenin nimetleri, alın teri döken milyonlara adil bir biçimde dağıtılmıyor. Hesap da çok açık, 28.075 lira olan asgari ücret, diğer tarafta 37.800 lirayı geçen açlık sınırı, yoksulluk sınırıysa 123.130 lira. Yahu, Allah'tan reva mı, bana deyin hele kim alıyor bu ülkede bu paraları? Hangi işçi, hangi emekçi, hangi kamu çalışanı alıyor? Asgari ücret, açlık sınırının 9.725 lira gerisinde, bunun izahı olabilir mi? Çalıştayda ortaya çıkan acı tablo, bu ülkede emeği nasıl değersizleştirdiğinizi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Emekçiyi süründürürken, emekliyi de yerlere serdiniz. O beğenmediğiniz eski Türkiye'de en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 30 fazlasıyken bugün tam anlamıyla ölüm aylığı.

Bakın, emek örgütlerinin tamamının o iki günlük çalıştayın sonunda sonuç bildirgesinde ortak imzaya açtıkları talepleri şunlar: Asgari ücreti refah payını da ekleyerek belirleyin. Sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırın. Orasını burasını budadığınız grev hakkımızı ne yapın edin güvence altına alın. Taşeronluktaki emek sömürüsünü ortadan kaldırın. İş yeri cinayetlerine dönen iş kazalarını önleyecek denetim tedbirlerini alın. Vergi yükünü dar gelirlinin üzerinden kaldırın. Emeklilikte kademeli sisteme geçerek adaleti sağlayın. Engellilerin emeklilik taleplerindeki bariz engelleri mutlaka kaldırmalısınız. Staj ve çıraklıkta geçen çalışma sürelerini emeklilik sürelerine dâhil edin. Genç emekçilerin alın terinin üzerine yatmayın. En düşük emekli maaşını en az asgari ücretin yüzde 30 fazlasına çıkarın. Emeklilikteki kıdem tazminat tutarının hesaplanmasını işte o eski Türkiye'deki gibi hesaplayın da insanlar tazminatlarıyla bir ev sahibi olabilsinler.

Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; yine, bir feryadı buradan paylaşmak istiyorum: Türkiye'de tekstil sektörü artık can çekişmiyor, tamamen öldü; fabrikalar kapanıyor, tezgâhlar susuyor, işçiler kapının önüne konuluyor. Siz ne yapıyorsunuz? "Ölen ölür, kalan sağlar bizim." diyorsunuz herhâlde. Şu dehşet verici rakamlara bir bakın: Aralık 2022, Temmuz 2026 arasında tekstil ve hazır giyimde tam tamına 362.879 kayıtlı çalışan işini gücünü kaybetti, 362 bin kişiden bahsediyoruz. Neden? Çünkü tam 10.624 iş yeri faaliyetini durdurdu, kapısına kilit vurdu. İmalat sanayisindeki kayıtlı istihdam kaybının yüzde 64'ü sadece tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşandı; bunlar Türkiye Giyim Sanayicileri Derneğinin rakamları. Alın, size bir sıcak gelişme daha, Tekstil Yatırım Holding TYH Tekstilin 13 fabrikasından 7'si bugün kapatıldı bugün, bu 13 fabrikada 6.900 kişiyle üretim yapan şirketin çalışan sayısı 1.900'e düştü, 5 bin kişi kapının önüne konuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Tamamlayayım efendim.

BAŞKAN - Buyurun.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Devamla) - Yine, daha dün Kayseri'de yetmiş üç yıllık geçmişe sahip Orta Anadolu Tekstil Üretim Tesisinin kapanmasıyla 1.500 kişi işinden oldu. Ne yaptınız? Hiçbir şey. Bu ülkede fabrikalar bir bir kapanırken, sizin vicdanınızı harekete geçirmek için daha kaç kişinin kapı önüne konulması lazım? Üstelik, bu sektör 2025 yılında Türkiye'ye 16 milyar dolar net dış ticaret fazlası kazandırmıştı.

Sonuç olarak -dört ay önce araştırma önergesi getirdik tekstille ilgili- Bursa örneğinden başlayarak hiçbir şey yapmadınız; sonuç ölüme kadar götürdü diyor, heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sisteme giren sayın milletvekillerinin bir dakikalık söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz Sayın Öncü'ye ait.

Buyurun.

 

 

FATMA ÖNCÜ (Erzurum) - Değerli gençlerimiz, kıymetli hemşehrilerim; gençlerimizin eğitim hayatlarına destek olmak, onları iş hayatına hazırlamak ve geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlemelerini sağlamak amacıyla önemli bir fırsatı sizlerle paylaşmak istiyorum.

İŞKUR Gençlik Programı kapsamında, Erzurum'umuzdaki üniversitemizde toplam 4.107 kişilik kontenjan ayrılmıştır. Programımıza katılan gençlerimize günlük 1.375 TL destek sağlanacaktır. Başvurular 19-23 Ekim tarihleri arasında İŞKUR mobil uygulaması üzerinden gerçekleştirilecektir. Gençlerimizin bu önemli fırsattan yararlanmalarını temenni ediyor, başvuru yapacak tüm öğrencilerimize başarılar diliyorum çünkü biz biliyoruz ki gençlerimize yapılan her yatırım Erzurum'umuzun ve Türkiye'mizin geleceğine yapılan yatırımdır.

Programın Erzurum'umuza ve bütün gençlerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Parlak...

 

 

VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Son üç ayda 90 siyasi tutsağın infazı keyfî kararlarla uzatılarak hapishanelerde kaldıkları süre uzatıldı. Bunların büyük bir çoğunluğu otuz yıldan fazla bir süredir hapishanelerde bulunan siyasi tutsaklardır.

Kayseri Bünyan Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Sermin Demirdağ'ın tahliyesi 8'inci kez idari gözlem kurulu tarafından uzatıldı. Üç buçuk yıl önce tahliye olması gerekirken hukuksuz bir şekilde tutulmaya devam ediliyor.

İdari gözlem kurullarının ismi "idare sabotaj kurulu" olarak değiştirilsin.

Barışı konuştuğumuz ve önemli bir aşamaya gelmiş olduğumuz bir zamanda bu kurullar üzerinden süreci kimler sabote ediyor? Adalet Bakanı bu konuda mutlaka bir açıklama yapmalıdır.

BAŞKAN - Sayın Kunt Ayan...

 

 

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye'de on yıldır adalet bekleyen KHK'liler yıllardır mağduriyetlerine bir çözüm bekliyor; işlerine, hayatlarına, geleceklerine bir gecede bir kararname yazısıyla el konulan 134.209 kişi bu Meclisten çözüm bekliyor.

Komisyonlar kuruldu, davalar açıldı ama hiçbiri etkili bir çözüm olmadı, KHK zulmünü bitiremedi; yıllarını kamu hizmetine veren insanlar sonsuz bir belirsizliğe mahkûm edildi. Aynı sebeple ihraç edilen kişilerden biri işine dönerken diğeri hâlen mesleğine kavuşamadı.

Bu insanları daha ne kadar görmezden geleceksiniz? KHK'lilerin mağduriyetlerini ne zaman bitireceksiniz?

KHK zulmüne ve adaletsizliğine karşı KHK mağduriyetleriyle dayanışmaya devam edeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Durmaz...

 

 

KADİM DURMAZ (Tokat) - 2027 bütçesi geliyor. Bütçeye baktığımızda sermayeye kaynak, emekçiye sabır, faiz lobilerine milyarlar, alın teriyle geçinen yurttaşımıza da yoksulluk payını ayırmışlar.

27,3 trilyon liralık bütçede faize yaklaşık 4 trilyon lira ayrılırken milyonlarca emekçi ve emeklimiz geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılıyor.

Memurun, emeklinin, çalışanın maaşı geçinmeye yetmiyor. 4 kişilik bir memur ailesinin açlık sınırı 49.809 lira iken yoksulluk sınırı ise 125.744 liradır.

Buradan iktidara sesleniyorum: En düşük memur maaşını yoksulluk sınırının üzerine çıkaracak mısınız?

Seyyanen zamları emekliliğe bir an önce yansıtın, 3600 ek gösterge sözünüzü tutun artık.

BAŞKAN - Sayın Hun...

 

 

YILMAZ HUN (Iğdır) - Sayın Başkan, Iğdır'da, Kars'ta, Ardahan'da hayvan yetiştiricileri artan maliyetlerin altında ezilirken bir de küpe sorunuyla mağdur ediliyor. Hayvanın küpesi düşüyor, üretici yenilenmesi için başvuruyor ancak aylarca bekletiliyor. Kars'ta 2 hayvan için 160 bin lira, başka bir vakada 220 bin liraya varan cezalar kesildiği iddiaları var. Bu iddialar derhal araştırılmalıdır. Üreticinin zaten borçla sürdürdüğü hayvancılığı ağır cezalarla sürdürülemez hâle getirmeye kimsenin hakkı yoktur.

Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına çağrımızdır: Küpe affı talebini karşılayın, düşen küpelerin yenilenmesini hızlandırın, köylere, yaylalara ulaşan ekipler kurun, dayanıklı küpe sağlayın, üreticinin bildirimine rağmen yaşanan gecikmenin sorununu üreticilere yüklemeyin. Hayvancılığı desteklemek yerine yetiştiriciyi cezalandıran bu anlayıştan vazgeçin. Üreticinin ihtiyacı ceza değil kamusal...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Erciyes Üniversitesi siyaset bilimi ve kamu yönetimi öğrencileri locadan Genel Kurulumuzu izliyorlar; kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Sayın Becan...

TAHSİN BECAN (Yalova) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü vesilesiyle halkın haber alma hakkı için emek veren, gerçeğin peşinden koşan tüm gazetecilerimizi saygıyla selamlıyorum.

Gazetecilik yalnızca haber yapmak değildir; anayasal bir hak olarak kamu adına denetim yapmak, gerçekleri ortaya çıkarmak ve toplumun sesi olmaktır. Ancak gazetecilerimiz bugün baskı, sansür ve mesleki güvensizliklerle mücadele ediyor.

Özgür basın demokrasinin vazgeçilmezidir; gazetecilerimizin mesleki hakları güçlendirilmeli, çalışma koşulları iyileştirilmelidir. Basın mensuplarına yeşil pasaport verilmesi yönündeki talepler de karşılık bulmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak özgür ve bağımsız basının yanında durmaya devam edeceğiz.

Tüm basın emekçilerimizin 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü'nü kutluyor, hayatını kaybeden gazetecileri saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Konukçu...

 

 

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Smart Solar'da sarı sendikadan kurtulup kendi sendikasını seçtiği ve DİSK/Enerji-Sen'de örgütlendiği için Kod 46'yla işten atılan 31'i kadın 83 işçi on dört gündür direniyor.

Smart Solar 2017'den bu yana baş döndürücü bir hızla büyüdü. Cumhurbaşkanı kararıyla Aliağa yatırımı proje bazlı devlet yatırımı kapsamına alınarak âdeta ihya edildi; gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası ve iadesi, yüzde 100 vergi indirimi, on yıl boyunca üst sınırı olmayan işveren sigorta primi desteği. Patronları böyle destekleyen iktidar işçileri görmezden geliyor.

Smart Solar işçilerinin taleplerini buradan tekrarlayalım: 83 işçi derhâl ve koşulsuz işe geri alınsın. Toplu sözleşmeden doğan tüm haklar eksiksiz ödensin. İşçilerin sendika seçme iradesi ve hakkı tanınsın. Baskı, tehdit, mobbing bir an önce son bulsun.

BAŞKAN - Sayın Bektaş...

 

 

BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bireysel silahlanma her geçen gün daha fazla can alan toplumsal bir felakete dönüşmüştür. Geçtiğimiz günlerde Konya Akşehir'de önceki dönem İYİ Parti Gençlik Kolları Başkanı İbrahim Aktaş'ın içinde bulunduğu kıraathaneye yapılan silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi bu acı gerçeği bir kez daha yüzümüze tokat gibi çarpmıştır. Artık sokaklarımızda, evlerimizde, hatta okullarımızda silahlar konuşuyor; gençlerimiz, kadınlarımız, çocuklarımız hayatını kaybediyor.

Buradan iktidara sesleniyorum: Bireysel silahlanmanın önüne geçilmeli, silaha erişim sıkı denetimlere bağlanmalı, ruhsatsız silahlanmaya karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Biz artık taziye mesajları değil, hayat kurtaran somut adımlar görmek istiyoruz. Başka analar ağlamasın, başka gençler toprağa girmesin.

Saygılarımla.

BAŞKAN - Sayın Aksakal...

MEHMET ÖNDER AKSAKAL (İstanbul) - Son günlerde yaşanan ve hakikaten belki de tarihimizde hiç rastlamadığımız boyutta bir hırsızlık olayıyla karşı karşıyayız. "Fon krizi" adı verilen olayın bize göre gerçek tanımı ahlak krizidir. Toplum ve evvelemirde siyaset kurumu ahlak çizgisine getirilmek durumundadır. Geçmişte yaşananları unutmadık; bankerler ve banka batırma olayları, Titan krizi, Çiftlik Bank soygunu, Seçil Erzan gizli fon dolandırıcılığı ve benzeri gibi.

2026 fon krizi biraz önce saydıklarımın hepsinin yarattığı ekonomik zararın toplamından daha fazlasını oluşturma noktasındadır. Elbette devletimiz mağdurları koruyup kollayacaktır, fon mağdurlarını ilgilendiren 9 maddelik bir kanun teklifi Mecliste görüşülmektedir ama bu teklif bize göre eksiktir. Bireysel emeklilik sistemi içinde hisse fonlarını seçen yatırımcıların oluşan büyük zararlarını güvence altına alacak bir madde görünmemektedir. Kanununa buna yönelik bir madde eklemek devletimize olan güven duygularını güçlendirecektir.

BAŞKAN - Sayın Güzelmansur...

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hatay'da vatandaşlarımız artık yollarda ulaşım değil, can güvenliği mücadelesi veriyor. Samandağ'dan Antakya'ya, Defne'den Kırıkhan'a, Arsuz'dan Reyhanlı'ya, İskenderun'dan Erzin'e kadar yolların durumu ortada; çukurlar, bozuk zeminler. Vatandaş aracını mı korusun canını mı? Yağmur yağdığında yollar göle dönüyor, ulaşım aksıyor, kaza riski artıyor. Depremin üzerinden tam üç buçuk yıl geçti, Hataylı hâlâ güvenli yollara kavuşamadı. Hataylı her gün yollarda yeni bir mağduriyet yaşamak zorunda değildir.

Buradan Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Hatay'ın bütün ilçelerinde acil yol onarım seferberliğini başlatın; tehlikeli güzergâhları güvenli hâle getirin, yolları kalıcı biçimde onarın.

Hataylıların can güvenliği daha ne kadar ihmal edilecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Uysal...

 

 

LEVENT UYSAL (Mersin) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün gündemimizde gençlerimiz ve üniversitelerimiz var. Türkiye'nin geleceğini bilim, teknoloji, üretim ve güçlü bir eğitim sistemiyle inşa etmeliyiz. Üniversitelerimiz çözüm üretmeli, gençlerimiz bilgi ve yetenekleriyle ülkemizin gücüne güç katmalıdır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi'nin dediği gibi, bizim gözümüzde her Türk genci birer emanettir, her evladımız tek başına millî bir servettir. Evet, efendim, millî bir servettir. Görevimiz, gençlere yalnızca gelecek bırakmak değil, o geleceği kurabilecekleri imkânları sunmaktır. Akademisyenlerimizin ve gençlerimizin hep yanındayız.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla efendim.

BAŞKAN - Sayın Tahtasız...

 

 

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Sayın Başkanım, öğretmenlerimizin aile birliği ve sağlık mazeretleri kabul edildiği hâlde, atanmayan öğretmenler mağdur. "Ailelerimize kavuşmak, hasta yakınlarımızın yanında olabilmek istiyoruz. Mazeretlerimiz kabul edildi ancak mağduriyetimiz hâlâ devam ediyor." diyorlar.

1 milyonu aşkın öğretmen atama beklerken 100 bin öğretmen asgari ücretle çalışıyor, görevdeki binlerce öğretmen de mazeret tayinleri nedeniyle ailelerinden ayrı yaşam sürüyor.

Önceki yıllarda aile birliği mazeretlerinde atanamayan öğretmenlerin aile bütünlüğü il emriyle sağlanıyordu, bu yıl ise il emri uygulanmadı. Mazeret tayininde atanamayan tüm öğretmenlere il emri hakkı tanınmalı; öğretmenlerin eşinin, ailesinin bulunduğu ile ataması yapılmalı ve il genelindeki boş norm kadrolarda öğretmen ihtiyacı doğrultusunda uygun okullara yerleştirme gerçekleşmeli.

100  bin öğretmenin asgari ücretle ücretli öğretmenlik yapması, inşaatlarda ve marketlerde kasiyerlik gibi farklı mesleklerde çalışmaya mecbur bırakılması zulümdür. Öğretmen atamaları 10 bin yerine 100 bine çıkarılmalı, öğretmenlerin mağduriyeti giderilmelidir.

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

AYKUT KAYA (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bugün 1 kilo sofralık zeytinin üreticimize maliyeti 25 ila 30 lira arasında ancak üreticimiz aynı ürünü 20 ila 30 lira arasında satmakta zorlanıyor; yeterli talep de yok. Üreticimiz zeytinini yağa verse 7 kilo zeytinden 1 kilo yağ elde edebiliyor; maliyeti 180 lirayı geçiyor, fabrikadaki sıkım masrafıyla 200 lirayı geçiyor. Üreticimiz işin içinden çıkamıyor. Tüccarlara bakıyoruz, yüzde 15'i konkordato ilan etmiş, geri kalanlar da finansmana erişmekte zorlanıyorlar. Finansmanı olsa ürünü alıp ambarlarına koyacaklar.

Bakın, buradan uyarıyorum; böyle giderse zeytin, dalında kalacak. İlgili bakanlıklara çağrıda bulunuyorum: Üreticilerimize kilo başına en az 5 lira destek verin, zeytin ve zeytinyağı ihracatına teşvik sağlayın. Üreticilerimizin banka borçlarını faizsiz erteleme çağrısında bulunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kanko...

 

 

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Alanya'da 66 yaşındaki bir vatandaşın açlıktan ve soğuktan korunabilmek için 4'üncü kez Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla cezaevine girmeye çalıştığı iddiası Türkiye'de yoksulluğun ve barınma krizinin ulaştığı boyutları göz önüne seriyor. Bir insanın sokakta donmamak, aç kalmamak ve başını sokacak bir çatı bulabilmek için cezaevini sığınak olarak görmesi sosyal devlet anlayışı açısından sorgulanması gereken ağır bir tablodur. Bir yanda sarayların ihtişamı, diğer yanda cezaevini sıcak bir yuva olarak gören 66 yaşındaki bir vatandaş.

AKP iktidarına soruyorum: Bu ülkenin insanını cezaevini sokaktan daha güvenli görecek kadar çaresiz bırakan düzenden kim sorumludur?

Bu ülkenin vatandaşının cezaevine değil insanca yaşayabileceği bir eve, cezaya değil sosyal devletin korumasına ihtiyacı vardır.

Bu tablo, yirmi beş yıllık AKP iktidarının yarattığı karanlık bir tablodur.

BAŞKAN - Sayın Sarıtaş...

 

 

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Siirt'in Kurtalan ilçesine bağlı Kayabağlar beldesinde, 16 Ekimde okullarda yaşanan gıda zehirlenmesi vakalarında çoğu öğrenci, onlarca kişi hastanelik oldu.

Türkiye'de birçok sivil toplum kuruluşunun ve bizlerin dile getirdiği, eğitimin tüm kademelerinde bir öğün ücretsiz, hijyenik, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu talebi artık hayata geçmelidir. Nitekim bugün yaşananların bir nedeni de yıllardır bu talebin karşılıksız bırakılmasıdır. Bu olay özelinde, okul kantinlerinden gıda tedarikine kadar bütün süreçler etkin biçimde denetlenmelidir.

Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarını açıkça sorumluluk almaya çağırıyoruz. Olay bütün yönleriyle aydınlatılmalı, denetim kayıtları kamuoyuna açıklanmalı, ihmali bulunanlar tespit edilip hesap vermelidir.

Teşekkürler.

BAŞKAN - Sayın Ateş...

 

 

TÜRKER ATEŞ (Bolu) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ekonomideki sıkıntılar resmî verilere de yansıdı; yabancı sermaye konusunda büyük bir kriz yaşanıyor. Türkiye, artık sadece yabancı yatırımcıyı doğrudan çekmekte zorlanmıyor, geçmişte gelen yabancılar da hızla kaçıyor. Son bir yılda 3,4 milyar dolarlık yabancı yatırımı tasfiye edildi; bu bir rekor. Arkasına bakmadan kaçıyorlar. Neden kaçıyorlar? Çünkü güven kalmadı, piyasalar altüst oldu. Hem yeni yatırımcı gelemiyor hem de elimizdeki mevcut yatırımcıları da tutamıyoruz. Şirketler borsadaki hisselerini satıyor, paraları hemen yurt dışına transfer ediyor. Bu vahim tabloyu artık görün.

Türkiye bu zihniyetle yol yürüyemez. Hükûmetin ekonomi politikaları çökmüştür.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Sayın Meriç...

 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türk ekonomisinin lokomotifi tekstil sektörü tarihte görülmemiş bir şekilde daralıyor, Türkiye'nin dev tekstil fabrikaları teker teker kapanıyor. Bugün de bir firma 13 fabrikasından 7'sini kapattı, yüz binlerce emekçi işsiz kaldı. Tekstil sektöründeki bu çöküşün arkasında AKP Hükûmetinin uyguladığı yanlış ekonomik politikaları yatmaktadır.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına tekstil sektöründeki sorunlarla ilgili verdiğim soru önergesinin cevabında sektöre nasıl destek sağladıklarını, kredi limitlerini nasıl artırdıklarını ve istihdamı nasıl kurduklarını anlatıyorlar ama hikâye! Madem bu kadar destek sağladınız da bu sektörde neden her gün onlarca fabrika kapanıyor, yüzlerce işçi işsiz kalıyor?

Emekçiler işsiz, aileler perişan; bu feryadı bir an önce duyun ve gereken adımları atın. Türk ekonomisinin can damarı olan tekstil sektörünü yeniden ayağa kaldırın.

BAŞKAN - Sayın Ertuğrul...

 

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) - Marmara Denizi'nde Tuğberk İmamoğlu gemisindeki 9 denizcimiz tam 720 metre derinlikte, aileleri ise Silivri sahilinde kurdukları bir çadırda haftalardır yakınlarının bir mezar taşı olsun diye nöbet tutuyor ancak acılı ailelerin karşısında devlet ciddiyeti değil tam bir bürokratik savrulma var. Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri önce ailelere gelip sözler veriyor, sonra da "Süreci İçişleri Bakanlığına devrettik." deyip kenara çekiliyor. Aileler ise İçişleri Bakanlığına başvurdukları zaman "Bizim böyle bir süreçten haberimiz yok." yanıtını alıyor.

 Soruyorum; iki Bakanlık arasındaki bu koordinasyonsuzluğun, bu ciddiyetsizliğin, bu acziyetin hesabını kim verecek? Biri diğerine topu atarken 9 canın ailesine tek bir resmî açıklama yapmaktan neden kaçıyorsunuz? Bu aileler devletin kurumları arasında mekik dokumak zorunda mıdır? Derhâl bu yetki karmaşasına son verip 720 metredeki o cenazeleri oradan çıkaracak iradeyi ortaya koyun.

BAŞKAN - Sayın İlhan...

 

METİN İLHAN (Kırşehir) - Çok teşekkür ederim Başkanım.

Kırşehir'in ulaşım sorunları artık ertelenmekte çıkarılmalı, somut çözümlerle ele alınmalıdır. Kırşehir Çevre Yolu hâlâ tamamlanmayı bekliyor, Üniversite Kavşağı can sıkıcı bir hâl aldı, inşaatı bir türlü bitmek bilmiyor. Başta Mucur, Çiçekdağı ve Kaman olmak üzere ilimizde kazaların sık yaşandığı kaza kara noktalarında çalışmalar yeterince yapılmıyor. Vatandaşlarımızın can güvenliğini tehdit eden bu güzergâhlarda daha kaç kaza yaşanmasını bekliyoruz?

Kırşehir-Çiçekdağı yolunun duble yol hâline getirilmesi de yıllardır karşılanmayan önemli bir beklentidir. Şehrimiz için büyük önem arz eden Kapadokya Havalimanı bağlantı yolu ise hâlâ tamamlanamadı.

Bütün bu sorunlar Kırşehir'in ulaşım altyapısında ciddi eksiklikler bulunduğunu açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla Kırşehir'in bu haklı talepleri daha fazla ertelenmemeli, her bir proje için somut adımlar atılmalı ve devam eden projeler ivedilikle sonlanmalı diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Aşıla...

 

MEHMET AŞILA (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

İstanbul başta olmak üzere yaşanan sel ve su baskınlarının faturası vatandaşa kesilemez. Burnumuza kötü kokular geliyor. Sigorta şirketleri sorumluluktan mı kaçıyor?

Yeniden Refah Partisi olarak yaşanan sel felaketinin iklim değişikliği yalanına fatura edilmesini, böylece sigorta şirketlerinin hasar ödemelerini zorlaştıran şart ve bahaneler üreterek sorumluluktan kaçmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Yıllardır prim toplayan bu şirketler, felaket gününde esnafın ve vatandaşın karşısına engel veya bahanelerle değil, gerçekçi güvencelerle çıkmalıdır. Talebimiz nettir; sel mağdurlarının tüm zararları eksiksiz karşılanmalı, yaşanan mağduriyetler derhâl giderilmeli ve vatandaşlarımız asla sahipsiz bırakılmamalıdır. Sigorta şirketleri afet günü yoksa ne zaman var ve ne işe yarar diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Karaoba...

 

 

ALİ KARAOBA (Uşak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

TÜRKŞEKER ve Hükûmet, pancar çiftçisiyle dalga geçiyor. Pancarın tonu 3.750 lira olarak açıklandı ama bunun 143 lirası kota tamamlama primi, gerçek baz fiyat 3.577 lira. Geçen yıl tepkiler üzerine 3.100 liraya çıkarılan fiyat bu yıl yüzde 20 bile artırılmadı. Çiftçi gübreye, mazota, elektriğe, işçiliğe aylarca öncesinden para ödüyor. 2026 maliyet hesabına göre 1 dekar pancarın masrafı 23 bin lira, bunun 6.440 lirası yalnızca sulama gideri, ton başına üretim maliyeti yaklaşık 3.833 lira, prim dâhil açıklanan fiyat bile maliyetin altında kalıyor. Üstelik pancar eken çiftçi sayısı 2016'da 105 bin iken 2025'te 76.000'e düşmüş durumda. Çağrımız nettir; pancar alım fiyatını 4.500 lira yapın, çiftçiyle dalga geçmeyin.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Türkoğlu...

 

 

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son günlerde basına yönelik baskılar darbe dönemlerine vallahi rahmet okutuyor. Son olarak gazeteci İsmail Arı'nın tutuklama talebiyle sevki, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz'ın ev hapsi, akabinde Murat Ağırel'in ayrıca yapmadığı bir haber nedeniyle tutuklanması, Fatih Ergin, Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, Ali Tarakcı başta olmak üzere gazetecilerin cezaevinde tutulduğu bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilebilir mi? Ruhunuz gibi karanlık bir Türkiye istiyorsunuz belli ki. Gazetecilik bir suç değildir. Kimse gerçeklerin üzerini örtemez, örtmemelidir. İstiyorsunuz ki herkes saraya tapınsın.

Tapınmayan, kaleminin namusuna sahip çıkan gazetecilere selam olsun.

BAŞKAN - Sayın Toy...

 

 

RUKİYE TOY (Sivas) - Sivas'ta tarımsal üretim potansiyelini artırmak ve çiftçilerimizin gelirlerini yükseltmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu doğrultuda tarla bitkileri alanındaki AR-GE faaliyetleri büyük önem taşıyor. Sivas'ta tarımın ve çiftçilerimizin geleceği için tarımsal üretimin büyük bir bölümünü oluşturan buğday ve arpada verimliliğin artırılması, iklim ve toprak şartlarına uygun yeni çeşitlerin geliştirilmesi önemli bir ihtiyaçtı. Bu kapsamda Yıldızeli ilçemizdeki Pamukpınar Yatılı İlköğretim Okuluna ait yaklaşık 457 dekarlık atıl tarım arazisinde Tarla Bitkileri Araştırma İstasyon Müdürlüğü kurulması için gerekli girişimlerde bulunduk. İnşallah bu önemli yatırımı yakın zamanda Sivas'ımıza kazandıracağız. Islah, deneme ve tohum geliştirme çalışmalarını güçlendirecek bu istasyonun Sivaslı çiftçilerimize katkı sağlayacağına inanıyor, şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN - Sayın Çalışkan...

 

 

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, Hatay, Türkiye'nin önemli zeytin üretim merkezidir. Türkiye'deki toplam ağaç varlığının üçte 1'i Hatay'dadır. Zeytin mevsimi geldi, rekolte yüksek olmasına rağmen üretici büyük perişanlık içerisinde çünkü her zaman hasat mevsiminde zeytinyağı ithalatına izin veriliyor. Bu yıl da göçmenler döndüğünden işçilik hayli yüksek, toplama maliyeti zeytinin fiyatını karşılamıyor. Böyle bir noktada devletin acil destek vermesi gerekir. Ayrıca, Hatay'daki zeytin enstitüsünün acilen kurulması, tamamlanması gerekir. Ne yazık ki Tarım Bakanlığı Hatay'a şaşı bakıyor, Osmaniye iline verdiği hibe desteğinin ancak yarısını Hatay'a veriyor. Çok sayıda dosya reddedildi. Zeytin işlenmesi, posası için pirina tesislerine yönelik maalesef ki destek verilmiyor. Tarım Bakanlığı Hatay zeytinine destek vermelidir.

BAŞKAN - Sayın Öztürk...

 

 

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Teşekkür ederim Başkanım.

Ülkemizin bütünlüğü, milletin birliği, iktidar için sadece algıda, lafta, bugünlerde ise sürekli dillerde. Milleti kutuplaştıran, taraf olmayanı bertaraf eden, evlatlarını "benden" "benden olmayan" diye mülakatla ayıranların yönetimindeki ülkemizin öğrenci Seçme ve Yerleştirme Kurumu ÖSYM, sınavlarıyla ilgili sürekli şaibe, usulsüzlük ve denetimsizlikleriyle yine gündemdeler. Şimdi, 2026 KPSS'ye giren adaylar, cevaplarının cevap kâğıdında olmadığını söylüyor, "Sonuçlar doğru değil." diyor. Devlet sınava giren öğrencinin, gencin cevap kâğıdının ne olduğunu açıklayamıyorsa orada "Güvenin." demekle giderilemeyecek bir mesele olduğu, sorun olduğu aşikârdır. Konuyla ilgili verdiğimiz araştırma önergemizle iddiaların aydınlatılmasını istiyoruz. Gençlerden her yanlışın hesabını soranlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Kaya...

 

 

ASU KAYA (Osmaniye) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu iktidar, Toprak Mahsulleri Ofisi depolarını kapattı, çiftçiyi de lisanslı depolara yönlendirdi. İlim Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde bir lisanslı depo sahibi nitelikli dolandırıcılıktan tutuklanıyor, lisansı iptal ediliyor. Peki, Toprak Mahsulleri Ofisi ne yapıyor? Derhâl harekete geçip kendi malını, kendi parasını kurtarıyor. Peki, toprağa alın terini döken, bütün umudunu yıl boyu ürününe bağlayan yüzlerce çiftçiyi kim koruyacak? Çiftçi, devletine güvenip ürününü aynı depoya dökmeye devam ediyor. Sonuç: Depoda ne ürün var ne de para. 300 milyon liradan fazla bir vurgun, yüzlerce mağdur aile. Devlet kendi parasını kurtarırken çiftçisini denetimsizliğe, vicdansızlığa terk etmiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisi yetkililerine ve Bakanlığa sesleniyorum: Kendi malınızı kurtardığınız o hızla çiftçinin alın terini de kurtaracak mısınız yoksa bu vurguna da seyirci mi kalacaksınız her zaman olduğu gibi?

BAŞKAN - Sayın Akburak... 

 

BURAK AKBURAK (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkürler.

Karadeniz'de devam eden savaş, yaş meyve ve sebze ihracatımızın en önemli pazarlarından biri olan Rusya'ya yapılan sevkiyatı ciddi biçimde aksatıyor; Ukrayna'ya yapılan ihracat da güvenlik sorunlarından dolayı olumsuz etkileniyor. Sektör temsilcilerinin açıklamalarına göre deniz yoluyla yaklaşık 3 bin dolara yapılan sevkiyatın kara yolundaki maliyeti 10 bin dolara kadar çıkıyor. Büyük ihracatçılarımız bile maliyetler nedeniyle zarar etme riskiyle karşı karşıya, üstelik yaş meyve ve sebzelerin önemli bir bölümü uzun süre depolanamıyor; her gecikme zaten zor durumda olan üreticimizin kaybını büyütüyor.

Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin'le yürütülen diplomatik temaslardan beklentimiz, ürünlerimizi taşıyan ticari gemilerin güvenli geçişine yönelik somut bir düzenleme sağlanması, alternatif ihracat güzergâhlarının oluşturulması da bu sürecin önemli bir parçası. Üreticimizin emeğinin karşılığını alabilmesi ve ihracatçımızın pazar kaybı yaşamaması için çözümün daha fazla gecikmemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Ünver...

 

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir tarafta fon vurguncusu haramzadeler varken alın terinin karşılığını alamayan çiftçimiz yoksulluğa, ülkemizde yokluğa mahkûm ediliyor. İlim Karaman'da da çiftçi hemşehrilerimin ürettiği ürünler bu yıl da hak ettiği değere ulaşamamıştı; elma dalda kalmış, 4-5 liraya ıskartaya dökülmüştür. Yüksek üretim maliyetleri nedeniyle 4.500 lira olması gereken pancar alım fiyatı 3.720 lira olarak açıklanmıştır. Yağlık zeytin ancak 15-20 liraya satılabilmektedir; arpa ve buğday ise bu yıl da para etmemiştir. Başta mazot olmak üzere enerji ve tüm tarımsal girdilerdeki fahiş artışlar tarımı sürdürülemez hâle getirmektedir. Ülkeyi yönetenlerin yalnız bıraktığı çiftçimiz, ektiğinden, diktiğinden sürekli zarar etmektedir. İktidar, bir an evvel tarımsal maliyetleri düşürmeli, çiftçimizin borçlarını faizsiz ertelemeli, ekim yapabilmesi için de düşük faizli kredi verilmesini sağlamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Ösen...

 

 

SEDA KÂYA ÖSEN (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bitmeyen bir ekonomik kriz, kemer sıkmayan bir Hükûmet, israfı alışkanlık hâline getirmiş bir yönetim. 2027 merkezî Hükûmet bütçesi bizlere gösteriyor ki vatandaşa, üreticiye, emekliye, sanayiciye parasal kısıtlamalar getiren Hükûmet, sıra kendi harcamasına gelince para saçmaya devam ediyor. Önümüzdeki bir yıllık sürede kamu araçlarındaki artış 10 bin adedi bulacak. Yalnız araçla da kalınmamış, İçişleri 11 milyon, Aile Bakanlığı 8 milyon, Kültür ve Turizm Bakanlığı 2,6 milyon lira hediye harcaması yapmış. Kamuya hizmet veren harcamalara destek veriyoruz ancak kamunun "hediye" adı altındaki israfa olan iştahına göz yummuyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Dinçer... 

 

TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, tarlada çürüyen ürün, markete giremeyen vatandaş; Tarım Bakanlığı nerede, ne iş yapar? Şeftali, muz, limon, üzüm, zeytin, sebze; yıl boyunca ürün dalında, mahsul tarlada kaldı. Şimdi de zeytin, üzüm, pancar ve elma para etmiyor, üretici kan ağlıyor. Vatandaş ise markette, manavda, pazarda ateş pahasına ürün alamıyor. Bu bir kader değil, plansız tarım politikasının iflasıdır. Üretici üretiyor, emeğinin karşılığını alamıyor; tüketici çalışıyor, sofrasını dolduramıyor. Tarım cenneti ülkemizde üretici tükeniyor, vatandaş yoksulluğa mahkûm ediliyor.

Tarım Bakanı, daha kaç ürün dalında çürüyecek, daha kaç üretici yok olacak? Üreticiyi koruyamayan, tüketiciyi yüksek fiyatlara mahkûm eden bu anlayışın sorumluluğu sizin omuzlarınızdadır. Tarlada israf, sofrada sefalet; bu tablonun hesabını kim verecek? Tarım  Bakanlığı üreticiye destek vermelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Çan...

 

 

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum.

Sosyal Güvenlik Kurumu Samsun'da İlkadım, Canik ve Tekkeköy'deki 6 taşınmazı 9-10 Kasımda yaklaşık 1 milyar 210 milyon liraya satışa çıkarıyor. Samsun'da satılmadık ne bıraktınız, şimdi sıra SGK'nin arsalarına mı geldi? SGK'nin görevi emeklinin hakkını, işçinin geleceğini korumaktır, kamu varlıklarını elden çıkarmak değildir. Bafra'da çeltik, Çarşamba'da fındık üreticisi geçinemiyor. Emekli açlıkla, işsiz genç umutsuzlukla mücadele ediyor. Gazi Mecliste trilyonluk fon vurgununun hesabı verilmeden SGK'nin bu arsaları satılamaz. Yine Samsun'da bugüne kadar satılan kamu varlıklarının hesabı verilmeden bu satışları yapamazsınız. Samsunlular hesabını sandıkta size soracaktır.

BAŞKAN - Sayın Şevkin...

 

 

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Hep haykırıyoruz, yine buradan haykırıyoruz: Türkiye'nin narenciye deposu Çukurova'da üreticinin krizi gittikçe derinleşiyor. Yüksek girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları arasına sıkışmış durumda çiftçi. Gübre, ilaç, mazot, elektrik, sulama, işçilik, ambalaj, nakliye giderleri sürekli artarken üretici ürününü çoğu zaman satamıyor, hatta dalında bırakıyor. Şimdi de Ziraat Bankasına olan kredi borçlarını ödeme dönemi geldi, bitmiş olan çiftçi bir de bunlarla uğraşacak. Bir an önce bu borcun ötelenmesi ve yapılandırılması gerekiyor. Tarla ve bahçedeki fiyat ile marketteki fiyat uyuşmuyor. Tarım Bakanı acaba ne zaman harekete geçecek? Çukurova'da narenciye üreticisi bitti, bitti, Sayın Bakan, öldü. Lütfen, artık harekete geçin, onlara bir destek verin. Bu ihracat yolunu açın ve çiftçinin önünü açın diyorum.

BAŞKAN - Sayın Bülbül...

 

 

 

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Ülkemizde vize sorunu kronikleşmiş, yapısal bir krize dönüşmüştür. Vatandaşlarımız randevu bulamıyor, yüksek ret oranları ve artan maliyetlerle karşı karşıya bırakılıyor. Küresel Pasaport Endeksi'nde Türkiye 197 ülke arasında 96'ncı sırada. Pasaportumuzun gücü yerle bir edildi. Her şeyi özel şirketlere devreden AKP iktidarı vatandaşını vize kapılarında aracı şirketlere mahkûm etti. Tekelleşen VFS'nin elinde randevu bulmak bile ayrı bir çileye dönüştü. Vize konusunda Dışişleri Bakanlığına yaptığımız müracaatlar dahi sonuçsuz kalıyor. Bu şirket bu gücü nereden alıyor? Büyükelçiliklerimizin, konsolosluklarımızın ağırlığı kalmadı mı? Bakanlığımızın itibarı nerede? AKP iktidarı vatandaşın seyahat özgürlüğünü açıkça gasbediyor.

BAŞKAN - Sayın Gezmiş...

 

 

ELVAN IŞIK GEZMİŞ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlaçta güvenin adresi eczanelerdir. Eczacılık, Galenos'tan bugüne köklü geçmişiyle, akademik birikimi ve meslek etiğiyle insan sağlığını korumayı esas alan saygın bir meslektir. Eczacılar meslek örgütleri aracılığıyla güçlü bir dayanışma sergilemekte, meslek yaşamları boyunca da bilimsel eğitimlerle bilgilerini güncellemektedir ancak bugün insan sağlığını tehlikeye sokan ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Vitaminler, bağışıklık sistemini destekleyici ürünler internet sitelerinde ve marketlerde kontrolsüzce satılmaktadır. Oysa bilinçsiz kullanım toksik etkilere ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bir eczacı milletvekili olarak  bu ürünlerin sadece eczane kanalıyla ve eczacı denetiminde satılması amacıyla hazırladığım kanun teklifimi Türkiye Büyük Millet Meclisine sundum. Vatandaşlarımızın sağlığı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bozan...

 

 

ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün burada gündeme getirdiğimiz ve günlük 90 bin araç geçiş garantisiyle işletmesi Kolin İnşaata verilen Çeşmeli-Kızkalesi Yolu'ndan bir günde 17 bin araç geçmiş. Evet, 90 bin garanti ama geçiş sadece 17 bin.

Buradan AKP'ye açık açık soruyorum: Peki, kalan 73 bin aracın parasını Kolin İnşaata kim ödeyecek? Kolin İnşaata verilecek olan bu parayı AKP olarak kendi cebinizden mi ödeyeceksiniz, yoksa yeni vergilerle yine vatandaşın sırtına mı yükleyeceksiniz? Kolin İnşaat kazanacak diye derdini yine halk mı çekecek? Vatandaş yoldan geçse de para ödüyor, vatandaş yoldan geçmese de yine para ödemek zorunda kalıyor. Bu talan düzenine ne zaman son vereceksiniz?  Keşke bir kez olsun yandaşa değil, halka garanti verseniz.

BAŞKAN - Sayın Demir...

 

 

DOĞAN DEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, adalet zamana yenilmez, aradan yıllar geçmiş olabilir ama hakikatin ve vicdanın zaman aşımı yoktur. Son dönemde kamuoyunun yakından takip ettiği bazı dosyalar yeniden soruşturuluyor. Gülistan Doku dosyasında yeni adımlar atılıyor, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin dosya yeniden gündeme geliyor. Bu gelişmeler gecikmiş de olsa adalet adına önemlidir. Aynı iradenin Sivas katliamı için gösterilmesini istiyoruz. Maraş, Çorum, Gazi ve diğer Alevi katliamları üzerindeki sis perdelerinin kaldırılmasını istiyoruz. Mademki devlet geçmişte kalan bazı dosyaları yeniden inceleme iradesi gösterebiliyor, aynı cesareti Sivas katliamı, Maraş, Çorum, Gazi olayları ve tüm faili meçhul siyasi cinayetler için de göstersin. Arşivler açılsın, sorumluları ortaya çıkarılsın çünkü geciken adalet eksik adalettir ama hiç gelmeyen adalet, toplumsal vicdanda onarılması mümkün olmayan yaralar açar. Bizim talebimiz, hakikat, hukuk ve adalettir.

BAŞKAN - Sayın Akgül...

 

 

İSMAİL AKGÜL (Bolu) - Teşekkür ediyorum.

Kamuda yıllardır alın teri döken taşeron işçilerimiz hâlâ kadro beklemektedir. Kamu hizmetini omuzlayan bu kardeşlerimiz ailelerinin geleceğine güvenle bakabilmek istemektedir. İstisnai kadrolar üzerinden çok sayıda kişinin kamu görevine geçirildiğine ilişkin iddialar tartışılırken yıllardır emeğiyle devlete hizmet eden işçilerimizin beklentisinin karşılanmaması hakkaniyet duygusunu zedelemektedir. Devlet kapısında arkasında yalnızca alın teri bulunan vatandaşlarımızın da hakkı gözetilmelidir. KİT'lerde ve kamu kurumlarında çalışan taşeron işçilerimizin kadro taleplerinin karşılanmasını, belediye şirket işçilerimizin kadro ve özlük haklarına ilişkin beklentilerinin çözüme kavuşturulmasını istiyoruz. Yıllardır kamuya hizmet eden emekçilerimiz emeklerinin karşılığını ve gelecek güvencesini bekliyor. Bu haklı beklentiye artık karşılık verilmelidir diyor, saygılar sunuyoruz.

BAŞKAN - Sayın Yüksel...

 

 ALİ YÜKSEL (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fon dolandırıcılığı, televizyon baskınları derken Gazze zulmü unutturulmaya çalışılıyor. Gazze'de zulüm, asrın vahşeti, dehşeti, soykırımı ve çocuk, kadın, yaşlı demeden katliam hız kesmeden devam ediyor. Evler, binalar bombalanıyor, yıkılıyor, yerle bir ediliyor; Filistinlilerin koyunları, keçileri zehirleniyor; arazileri, evleri işgal ediliyor; sözle tarif edilemeyen zulüm bütün şiddetiyle devam ediyor. Katil İsrail idaresi, sınır tanımayan bir zulmü ara vermeksizin icra ediyor. Bütün dünyada bu zulme protestolar yapılırken ülkemizde ve halkı Müslüman olan devletlerde kahreden bir sessizlik hüküm sürüyor. Zulme rıza zulümdür, zulüm karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır. Daha ne zamana kadar  sessiz kalacağız? "Husiler'e karşı harekete geçmeye hazırlanan Mekke İttifakı Gazze zulmü karşısında niye harekete geçmiyor?" diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Yontar...

 

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, AKP iktidarında BAĞ-KUR'unu, vergisini, kirasını, stopajını, yanında çalışanın ücretini nasıl ödeyeceğini düşünen esnafımız şimdi de yeni nesil pos cihazları üzerinden bankaların aldığı katkı payları dolayısıyla nefes alamaz hâle geldi. "Yazılım güncelleme" "servis bedeli" "altyapı katılım payı" adı altında tahsil edilen ücretler artık dükkân kiralarıyla yarışıyor. Soruyorum: Bu esnaf daha kaç kez soyulacak? Esnaf cihazı satın alıyor, bankaya komisyon ödüyor, bir de her ay yazılım parası veriyor; yetmedi, ekonomik ömrü biten pos cihazını hurdaya verirken de para ödüyor.

İktidara sesleniyorum: Esnafımızdan pos cihazı kullandıkları için alınan ve haraç hâline gelen bu kesintilerin kaldırılması için gereğini yapın. Esnafı ayakta tutamayan bir ekonomi ülkeyi ayakta tutamaz.

BAŞKAN - Sayın Özcan...

 

TALİH ÖZCAN (Düzce) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Düzce'nin Akçakoca ilçesinde kahverengi kokarca zararlısı fındık üretimine ağır darbe vurmuştur, fındık üreticisi zarar etmiştir. Akçakoca'da yaklaşık 30 bin ton üretim yapılmaktadır, zararın 2 milyar liraya ulaştığı belirtilmektedir. Bu zarar sadece rakamdan ibaret değildir, çiftçinin alın teridir, binlerce ailenin geçim kaynağıdır, Düzce'nin ekonomisidir. Üretici zaten yüksek maliyetlerle ve düşük alım fiyatlarıyla mücadele ediyor.

Buradan Tarım ve Orman Bakanlığına sesleniyorum: Kokarcayla mücadele sadece üreticinin sırtına bırakılamaz. İlaçlama çalışmaları yaygınlaştırılmalı, üreticiye gerekli destek verilmelidir. Üreticiyi korumak fındığı korumaktır, fındığı korumak Türkiye'nin geleceğini korumaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Kayışoğlu? Yok.

Sayın Coşar...

 

 

ALİYE COŞAR (Antalya) - Antalya'mızın Demre ilçesinde tamamı orman arazisi içinde 87 hektarlık bir alanda mermer ocağı kapasite artışı gündemde. Proje kapsamında yıllık 945 bin metreküp pasa oluşacağı öngörülüyor. Devlet Su İşleri 13. Bölge Müdürlüğü patlamaların su kaynaklarını tehlikeye atacağı, dere yataklarının daraltılması ve pasa dökülmesi hâlinde su akış rejiminin bozulacağı konusunda hayati uyarılarda bulunmuştur.

Türkiye Antalya'da gerçekleşecek COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken ve dünyayı iklim krizine karşı mücadeleye davet ederken tam da bu topraklarda kuraklığı tetikleyecek, ekosisteme zarar verecek projelere geçit verilmesi büyük bir çelişkidir. Ormanlarımızın yok edilmesi ve su kaynaklarımızın riske atılması kabul edilemez.

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

 

 

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Engelli bireyler, dezavantajlar ve engellere rağmen toplumsal yaşama katkıları dolayısıyla her türlü takdiri hak etmektedirler. Yıllarca emek vererek eğitimlerini tamamlayan, sınavlara hazırlanan engelli öğretmen adaylarımız şimdi hak ettikleri atamayı bekliyor ancak konuşulan 750 veya 1.000 kişilik kontenjan beklentilerin ve ihtiyacın çok gerisindedir. Engelli öğretmen adaylarımızın sesini duyun, daha fazla kontenjan ayırın; onlar yalnızca bir sayı değildir, onların da mesleklerini yapma, üretme ve topluma katkı sunma hakkı vardır. Sosyal devlet anlayışının gereği olarak engelli öğretmenlerimiz için yeterli ve adil atama istiyoruz. Bu gençler yıllardır sabırla atama bekliyor, artık umutlarını boşa çıkarmayın, onları daha fazla duymazdan gelmeyin.

BAŞKAN - Sayın Hülakü...

 

 

ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son üç ayda yaklaşık 90 siyasi mahpusun tahliyesi idare ve gözlem kurulu tarafından engellenmiştir. Pişmanlık dayatmaları ve özel değerlendirmelerle alınan bu kararlar tahliye hakkını bir cezalandırma aracına dönüştürmektedir. Hapishanelerde tutsaklık süresinin keyfî kurul kararlarıyla uzatılması siyasi mahpusların özgürlük hakkının açıkça ihlalidir. İnsanların özgürlüğünü keyfî kararlara bağlayan bu kurallar derhâl kaldırılmalıdır. Siyasi mahpusların özgürlüğünü gasbeden uygulamalara ve tahliye hakkı önündeki hukuksuz engellere bir an önce son verilmelidir.

Buradan tüm siyasi mahpusları saygıyla selamlıyorum.

  BAŞKAN - Sayın Şanlıtürk...

 

 

NACİ ŞANLITÜRK (Ordu) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Ordu'nun Kabadüz ilçesi Yokuşdibi'ndeki ilkokul ve ortaokul depreme dayanıksız olması sebebiyle boşaltılmıştır. Çevre mahallelerimizden gelerek burada eğitim öğretim gören 60'a yakın öğrenci 20 kilometre uzaklıktaki ilçe merkezine taşınmaktadır, öğrencilerimiz her gün 60-70 kilometre yolu gidip gelmektedir. Yokuşdibi merkezde tapusu alınan yere hızlıca 8 derslikli ilkokul ve ortaokulun yapılması gerekmektedir.

Yine, Altınordu merkezdeki Fen Lisemizin kız ve erkek öğrenci yurdu depreme dayanıksız olması sebebiyle Bakanlık tarafından yıkılmıştır. Fen Lisemizin ihtiyacı olan, kız ve erkek öğrencilerimizin kullanacağı 200 öğrenci kapasiteli yurt binasının yapılması önem arz etmektedir.

2027 Yılı Yatırım Programı'na hem Yokuşdibi'ne yapılacak okulun hem de Fen Lisemizin yurt binasının alınacağına inanıyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım

BAŞKAN - Sayın Demir? Yok.

Sayın Kocamaz? Yok.

Sayın Şenyaşar...

 

 

FERİT ŞENYAŞAR (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Urfa Adliyesinde ortaya çıkan tablo yargının bağımsızlığına ilişkin ciddi kaygılar doğuruyor. Geçen hafta Urfa'da bahis soruşturması kapsamında 300-400 liralık para transferi suç sayılarak 20 yurttaş tutuklandı. Tutuklanma kararları daha mahkeme heyeti tarafından verilmeden Emniyetin WhatsApp gruplarında paylaşıldığı ve sorgu işlemleri sırasında kolluk görevlilerinin salonu terk etmediği Urfa Barosu tarafından tutanak altına alınmıştır. Bu durum yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkı açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Buradan Adalet Bakanlığına soruyoruz: Urfa'da kararları hukuk mu veriyor yoksa Emniyetin talimatları mı belirliyor? Emekçinin 300 lirasını sorgulayanlar milyarlarca liralık işlemlerin hesabını neden aynı kararlılıkla sorgulamıyor? Yoksula demir parmaklık, güçlüye cezasızlık düzenini kabul etmiyoruz; Urfa için eşit hukuk, herkes için adalet istiyoruz.

BAŞKAN - Sayın Işıkver? Yok.

Sayın Adıgüzel? Yok.

Sayın Karagöz...

 

 

REŞAT KARAGÖZ (Amasya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü ancak ülkemizde gazetecilerin içinde bulunduğu tabloya baktığımızda kutlama yapmaktan çok demokrasi adına kaygılanmamız gereken günlerden geçiyoruz. Daha dün gazeteci İsmail Arı gözaltına alındı; geçen hafta Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı cezaevine atıldı; Murat Ağırel birkaç gün önce tutuklandı; İsmail Saymaz ise ev hapsinde. Bir solukta saydığım bu isimler Türkiye'nin en çok takip edilen gazetecileri arasında. Üstelik, tüm bunlar olurken Halk TV de kayyum yönetimine girdi. Gazetecilerin tutuklandığı, haber kanallarına operasyon düzenlendiği bir ülkede basın özgürlüğünden söz edemeyiz. Birilerinin Hükûmete hatırlatması gerekiyor: Gazetecilik suç değildir; eleştiri suç değildir. Baskılara rağmen kalemini eğmeyen tüm yürekli gazetecilerimizin Dünya Gazeteciler Günü'nü kutluyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Sakik...

 

 

SIRRI SAKİK (Ağrı) - Çağrım buradan AK PARTİ'yedir ama AK PARTİ sıralarında kimse yok. Şimdi, biz yoksulluktan bahsediyoruz, biz göçten bahsediyoruz. İnsanlar yoksul olduğu için kendi illerini terk edip gidiyorlar. Bir taraftan da sağlık açısından orada doğuyorlar ama yollarda ölüyorlar. AK PARTİ iktidarı bu yıl içerisinde Kürt coğrafyasında 4 tane yeni cezaevi yapıyor totalde 7 milyar harcayarak. Biz "İşsiziz." diyoruz, biz "Açız." diyoruz, "Sağlık yok." diyoruz, "Tedavi yok." diyoruz, onlar o coğrafyaya hâlâ yeni cezaevleri yapıyorlar. Bu cezaevlerini niye yapıyorsunuz? Eğer barışacaksanız nedir bu cezaevleri? Eğer gerçekten adil, adaletli bir iktidarsanız ilk önce bu halkın göçünü engelleyin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Bartin...

 

 

ÖZNUR BARTİN (Hakkâri)  - Teşekkürler Sayın Başkan.

Hakkâri'de yurttaşların yaşam hakkı, geçim kaynakları, temel hak ve özgürlükleri ile ekolojik varlıkları yıllardır sistematik bir tecrit ve ihmal politikasıyla karşı karşıyadır. Yüksekova Beşbulak'da meralarımıza ulaşım engelleniyor, Dağlıca'da yaşam alanları kısıtlanıyor, Hakkâri maden ruhsatlarıyla talan ediliyor. Kentimiz bütçeden, hizmetten, sağlıktan, ulaşımdan ve eğitimden bütünüyle yoksun bırakılmıştır. İktidarın bakanlıkları ise Hakkâri'nin can alıcı sorunlarını çözmek bir yana önergelerimize verdikleri yanıtlarla âdeta aklımızla alay ediyorlar. Kentimiz iktidarın yok saydığı derin bir yoksulluk, gençlerin gelecek kaygısı, kadınların ekonomik ve sosyal dışlanması ve intihar vakalarıyla boğuşmaktadır. Buradan bir kez daha soruyorum: Hakkâri'nin sorunlarını ne zaman göreceksiniz?

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Uşak'tan gelen bir kadın heyeti locamızdan Genel Kurulumuzu izliyorlar; kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, hepinize çok teşekkür ediyorum, bir dakikalık süre talepleri için buraya kadar yorulmanıza artık gerek kalmadığını gördünüz, sisteme giren bütün arkadaşlarıma, 52 kişiye söz verdim.

AYŞE SİBEL YANIKÖMEROĞLU (İstanbul) - Bravo, daha da Başkanım!

BAŞKAN - Daha da mı?

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Daha da artması dileğiyle!

BAŞKAN - Tamam.

Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz YENİ YOL Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ'a aittir.

Sayın Özdağ, buyurun lütfen.

 

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumlarınız Fatma Betül Sayan Kaya bir fonzede ve aynı zamanda fonzade. Şimdi, bu kişi bakanlık yaparken bununla ilgili olarak bir iddia ortaya atıldı ve 60 kişiyi iki sene içerisinde özel kalem müdürü yaptığı söylendi. Bu istisnai kadro dün yine aynı şekilde burada araştırma önergesi olarak Parlamentonun gündemine, kamuoyunun gündemine getirildi ve konuştuk hep beraber. Adalet ve Kalkınma Partisine sesleniyorum, Hükûmete sesleniyorum: Bir an önce bu istisnai kadroyu bir kanuni düzenleme olmaktan çıkartın. Gelen bakanlar, belediye başkanları, valiler kendileri geçici olarak birisini özel kalem müdürü, eğer bulunduğu yerde bir özel kalem müdürü bulunduramıyorsa, liyakatli değilse geçici olarak bulundurabilirler. Bununla ilgili olarak da derhâl işlem yapılmalıdır. Nedir bu? KPSS'ye giriyor insanlar ve KPSS'ye girdikten sonra... Önce üniversite sınavlarına giriyorlar, üniversiteyi okuyorlar; ardından, üniversite dört yıl, beş yıl sonra bitiyor bin bir zorlukla beraber; ardından, aylarca, yıllarca KPSS'ye çalışıyorlar, KPSS'den sonra da mülakatlara girerek devlet memuru oluyorlar. Peki, bu istisnai kadro nedir? Bu istisnai kadro hiçbir sınava girmeden, üniversiteyi bitirdikten sonra veya liseyi bitirdikten sonra istisnai kadro üzerinden özel kalem müdürü olmak, altı ay burada çalıştıktan sonra da memur olmak. Bu daha çok, iktidara yakın olan belediyelerde, üniversitelerde, bakanlıklar zaten kendilerinde, burada bu insanlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazılıyor, İçişleri Bakanlığına yazılıyor, onlara çok rahat bir şekilde "Evet, özel kalem müdürü olabilir veya memuriyete geçebilir." deniliyor. Şimdi, burada bir yandan bu 60 kişinin hesabını soracağız, bir yandan da böyle bir kanunun ortadan kaldırılması için de hep beraber çaba sarf etmek mecburiyetindeyiz. Bunu niçin söylüyorum? Bakın, Türkiye'de oldukça fazla mağdur var; mülakat mağdurları, KHK mağdurları, seyyanen zam alamayan emekli memur mağdurları, işsizlik mağdurları, TCK 158 mağdurları, 31 Temmuz Covid infaz yasası mağdurları, yardımcı hizmetler sınıfı mağdurları ve aynı zamanda, ÖSYM mağdurları, staj ve çıraklık mağdurları, EYT mağdurları yani 5000 prim günü ve 3600 kısmi emekliliğe uğrayamayanlar, kademeli emeklilik mağdurları, sel felaketi mağdurları, deprem mağdurları, TOKİ mağdurları, TARSİM mağdurları, ehliyet mağdurları, kripto para mağdurları... Bu kadar mağduriyetin içerisinde bu şekilde memur olmak -memur olduktan sonra bunları genel müdür yapıyorsunuz, daire başkanı yapıyorsunuz- uygun değil, bu bir kul hakkıdır. Aynı zamanda, eğer Allah korkunuz varsa, eğer Türkiye bir hukuk devletiyse bu kanunu ortadan kaldırmanız lazım. Şimdi de fon mağdurları ortaya çıktı, daha önce de kripto para mağdurları vardı. Daha önce şöyle söylüyordunuz: "Yeni bir devlet kuruyoruz, bu kurduğumuz devletin başkanı da Sayın Recep Tayyip Erdoğan." diyordunuz ve doğru, bir devlet kurmuşsunuz da mağdurlar cumhuriyetini kurmuşsunuz; Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, sizin kurduğunuz cumhuriyetin adı da mağdurlar cumhuriyeti arkadaşlar. O nedenle, buna bir çözüm bulmak mecburiyetindeyiz.

Bugün 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü ve iktidar partisi iktidara gelirken şöyle söylüyordu: "Basın özgür olacak." diyordu ve "Basın mensupları tutuksuz yargılanacaklar." diyordu; "Milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı haricinde, dokunulmazlıkları kesinlikle kaldırılmayacak." diyerek yola çıkmıştınız, gelinen noktada, bakıyoruz, basın mensupları... Ya, eğer sizin siyasetinizi ve iktidarınızı sarsan veyahut da tehdit eden birileri varsa, bu bir kişi ise, bu bir iş adamı ise, bu TÜSİAD Başkanıysa, bu bir gazeteciyse, bu bir gazeteyse, bu bir radyoysa, bu bir televizyonsa, sokakta çalışan, herhangi bir "YouTuber"sa veyahut da sosyal medyasını kullanan bir vatandaşsa bunlara derhâl gereğini yapıyorsunuz; bir yandan trollerle, bir diğer yandan yüzde 92 yazılı, yüzde 94 görsel medyanızla beraber onlara itibar suikastları yapıyorsunuz. Sonra, yetmezse eğer bunlar, yargıyı devreye sokuyorsunuz; yargı yetmezse, buradan transferleri devreye sokuyorsunuz ve bu transferler üzerinden, belediye başkanlarını transfer ederek, medya mensuplarını transfer ederek veyahut da milletvekillerini transfer ederek büyüdüğünüzü zannediyorsunuz; büyümüyorsunuz. Yüzde 51,5'larla, yüzde 60'larla Cumhurbaşkanlığını kazandınız, yüzde 51,5'larla Cumhurbaşkanlığını bir daha kazandınız, yüzde 52,4'lerle Cumhurbaşkanlığını kazandınız; bugünkü anketlerde ise sizi destekleyen bir anket firması, yüzde 6 civarında oy kaybettiğinizi söylüyordu.

O nedenle, gelin, medyayla uğraşmayın. Bu medyayı birileri dördüncü kuvvet olarak değerlendirir; bu medya, birinci kuvvettir arkadaşlar. "Kuvvetler ayrılığında yürütme vardır, yasama vardır, yargı vardır ve de medya vardır." denir; bu medya özgür çalışmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Bırakın, objektif olarak çalışsınlar ve objektif olarak çalıştıkları gibi de burada, çok rahat bir şekilde kamu ile kamuoyunu karşılıklı olarak birbirini besleyen bir köprü hâline gelsinler ama buna müsaade etmiyorsunuz. Medyayı susturursak, muhalefetin soru önergelerine cevap vermez, onları susturursak veya Parlamentoyu çalıştırmazsak zaman içerisinde veyahut da bizim aleyhimizde bulunanları da susturursak -bu iş adamları da olsa veya başka türlü kişiler de olsa- biz iktidarda kalacağız zannediyorsunuz. İlanihaye iktidarda kalan yoktur, kalamayacaksınız.

Kademeli emeklilikte adalet arayanların etkinliğine katıldım ben  bu hafta, bunlar adalet arıyorlar. "EYT düzenlemesini yapmayacağız." diyordunuz, 99 yılında böyle bir kanun çıkmıştı, "Bizden önceki Hükûmet çıkardı bu kanunu." dediniz ve bizler muhalefet milletvekilleri olarak EYT'nin, bu kanunun doğru olmadığını söyledik. Şimdi, bu kanunu çıkardınız seçim öncesi, seçimi kazanmak adına çıkardınız, 2 milyon 300 bin kişiydi. Şimdi, burada yine bir problemi önümüze koydunuz, kademeli emeklilik. 5000 prim günü nedeniyle emekliye ayrılamayanlar, 3600 kısmi emeklilik -prim günü- nedeniyle emekliye ayrılamayanlar; o nedenle kademeli emekliliği yapın ki adaleti sağlamış olun. Kademeli emeklilikte adalet isteyenlerin mücadelesini de destekliyoruz.

Ayrıca, bugün İtfaiyeciler Hak ve Onur Derneği Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri beni ziyaret ettiler. Onların önemli bir problemi var. Bizim canlarımızı korumak, mallarımızı korumak adına canlarını tehlikeye atanlar "Bir: Kanunumuz yok, bir mesleki statümüz yok. Bir mesleki statüye kavuşmak istiyoruz. İki: Eksik yıpranma hakkımız var, başkalarına var, aynı şekilde zor durumda görev yapanlarla ilgili. Şehitlik belirsizliğimiz var, bölgesel standart farkımız var. Bunların giderilmesini istiyoruz." diyorlar.

Değerli arkadaşlar, önümüzde bir Mekke Anlaşması var -ismi böyle ama- Türkiye böyle dedi, Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında bir savunma iş birliği anlaşması yapılmak istendi. Bu anlaşmayı biz dün nerede duyduk? Dün Anadolu Ajansı'nda veyahut da başka bir ajansta değil de A Haber'in ve Sabah gazetesinin yapmış olduğu yayında gördük ve milletvekillerinin haberi yok, gurupların haberi yok, Meclise gelmiş, Meclis Başkanlığına sunulmuş ama bizim haberimiz yok. Gelinen noktada Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ne kadar sakil durduğunu ve ne kadar sakil bir şekilde Türkiye'nin yönetildiğinin en büyük, en bariz göstergelerinden bir tanesi. Mekke Ortak Savunma Anlaşması -sizin ifadenizle beraber- bu, Türkiye için yapılmamıştır, Türkiye'nin lehine yapılmamıştır; bu, Suudi Arabistan'ı korumak adına yapılmıştır, İsrail'i korumak adına yapılmıştır. Açık ve net söylüyorum: Bu bölgede Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail silahlı hiçbir unsur istemiyor ve bu silahlı unsurların tamamı hemen hemen tasfiye edildi, bir tek Husiler  kaldı. Husiler de Amerika'nın ticaret yolunu korumak adına, Amerika adına ve İsrail adına ciddi bir tehlike. Bu tehlikenin ortadan kaldırılması lazım. Amerika ve İsrail'in gücü yetmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - "Gelin, bir kez daha bu vekâleti birilerine vereyim." diyor. Türkiye, başkalarının stratejisine, başkalarının taktiksel hamlelerine hizmet etmeyecek kadar büyük bir devlettir. O nedenle bu anlaşma tehlikeli bir anlaşmadır. Bu anlaşma birileri tarafından da sevinçle karşılanmıştır. Bu anlaşmaya niçin sevindiklerini de düşünmelerini istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, önemli bir konuya temas edeceğim. Digiturk veyahut da TELEKOM. Bunlar internet yayıncılığı veya televizyon yayıncılığı yapıyorlar, şifreli çalışıyorlar. Geçenlerde ben arandım, daha sonra da başka arkadaşlarımın da arandığını, başka vatandaşların da arandığını mailimden veyahut da Twitter'imda yorum yapanlardan gördüm. Bir yıllık anlaşma yapmışlar benimle ve 899 liraya anlaşmışız. Daha beş ay var, beni arıyorlar ve diyorlar ki: "Efendim, beş ay sonra bu 2.800 liraya çıkacak. Şimdi, anlaşma yaparsanız bu 899 lira 1.400 lira olacak." Ben de diyorum ki: "Şubat ayından itibaren mi? Şubatta mı bitecek?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun,

tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - "Hayır, bugünden itibaren." diyorlar. Fon soygununu, yüzyılın soygununu konuşuyoruz ya, burada 5 milyon üye var arkadaşlar, 5 milyon abone var ve herkesten aylık olarak 300 lira, 400 lira, 500 lira fazla aldıklarını düşünün, ne yapıyor biliyor musunuz; 1,5 milyar para yapıyor, 1,5 milyar! Beş ay içerisinde ne yapıyor, hesaplayın; 7,5 milyarlık bir parayı ceplerine atıyorlar. Vatandaş bilmiyor "Tamam, kabul ediyorum." diyor. "Peki, bugünden itibaren mi şubattan itibaren mi başlıyor?" diyemediği için, bilmediği için zannediyor ki şubattan itibaren başlayacak, onlar beş ay fazladan, 2 defa bizimle anlaşma yapmış oluyorlar. Eğer Türkiye'de bir hukuk devleti olsa, eğer Türkiye'de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olsa, eğer Türkiye'de bir istihbarat olsa, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı olsa bunu yapabilirler mi ya? Yapamazlar ki. Fon soygununda çalmışlar 1 trilyon lirayı, ardından muhalefet suçlanıyor. Ya siz görevinizi yapmamışsınız, görevini kötüye kullanan adamlar var, atadığınız bürokratlar; şimdi de bunlara ihale vermişsiniz Digiturk diye bir kuruma veyahut da TELEKOM diye bir kuruma ve bunlar da yine aynı şekilde milyarları ceplerine indiriyorlar ve "Yaptıklarımız yanımıza kâr kalır." diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bakın, bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bir felakettir, açık söylüyorum, hiçbir denetim mekanizması yoktur. Vatandaşın bütün mal varlıklarına şöyle veya bu şekilde, ya yolsuzlukla ya rüşvetle ya irtikapla ya iltimasla ya hukuksuzlukla ya keyfîlikle birileri el koyuyor, yaptıkları da yanlarına kâr kalıyor. Eğer iktidara yakınsanız onlara hiçbir şey yapılmıyor, eğer muhalefetteyseniz sizin canınıza okuyorlar.

Bir de IMEI kayıt harcı soygunu var biliyorsunuz, eğer yurt dışından telefon getirttiysek 55 bin liraya yakın para veriyorduk, onu da 70 bin liraya çıkardınız. 28 bin lira asgari ücretin olduğu, 23 bin küsur lira en düşük emekli maaşının olduğu yerde burada da 70 bin lira kadar para ödeyeceğiz. Ya, telefon kaç para ki zaten? Niye Türkiye'de bu tür işlemleri yapıyorsunuz ki? Zaten Türkiye'de çok pahalı satıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - O nedenle de IMEI kayıt harcı soygununa da dur demek gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Teşekkürler, sağ olun.

İYİ Parti Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz'da söz sırası.

Sayın Poyraz, buyurun.

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sizi, Genel Kurulu ve ekranları başındaki tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün 21 Ekim; eski Kültür Bakanı, bilim insanı ve cumhuriyet aydını merhum Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 27'nci yıl dönümü. Evet, bir faili meçhul daha. Her suçun, her cinayetin faili meçhuldür ancak her suçun ve her cinayetin o failini malum hâle getirmek devletin görevi ve ödevidir. Toplumsal sözleşmemizin zaten temelinde de bu yer almaktadır. Merhum Kaşif Kozinoğlu'yla ilgili de başlatılan bu faili meçhul sürecinde failini malum yapma konusundaki Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek'in çabalarını, çabalarını ve hassasiyetini önemli bulduğumuzu ifade ediyorum ama bununla birlikte aslında başka bir skandal karşımıza çıkıyor. Rahmetli Taner Kışlalı, Kaşif Kozinoğlu ve diğer faili meçhullerle ilgili yirmi dört yıllık bir AK PARTİ iktidarı var yani yirmi dört yıllık AK PARTİ iktidarının son Adalet Bakanı, şu andaki Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek bu süreçleri araştırıyor. Bu dönem içerisindeki yani bu yirmi dört yıl içerisindeki Adalet Bakanlarının ve bu yirmi dört yıl içerisindeki İçişleri Bakanlarının böyle bir hassasiyet göstermemiş olmalarının ya da bu konuya eğilmemiş olmalarının ya da bu açık dosyaları kendi akıbetine bırakmış olmalarının ne anlama geldiğini kamuoyunun ve özellikle yargı ve Emniyet bürokrasisinin ve bu faili meçhullerin kurbanlarının ailelerinin vicdanına, soru işaretlerine ve hafızalarına bırakmak istiyorum.

Biraz önce söyledik ya "Faili meçhullerin failini malum hâle getirmek devletin ödevidir." diye, önümüzdeki fon krizinin siyasi ve bürokratik faillerinin de hâlen meçhul olmaları ve bunların malum hâline getirilmesi bugün mevcut iktidarın, haddizatında iktidardan da ziyade içinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanının yazılı ve yazısız asli vazifesidir.

Sayın Cumhurbaşkanının 16 Eylülden hemen önce bu konuya muttali olduğunu ve buna çok kızgın, çok kırgın olduğunu ve bununla ilgili çok kararlı olduğunu AK PARTİ sözcülerinin ve yetkililerinin ifadelerinden, Cumhurbaşkanlığı sözcülerinin ifadelerinden anlıyoruz; Sayın Cumhurbaşkanı da çıktığı ve yaptığı açıklamalarda bunu tasdik etti. Tamam, Devlet Denetleme Kurulu bu süreci incelemeye başladı ama siz Devlet Denetleme Kurulunun raporunu beklemeden 85 kişiyi, bu sabah da yine 15-20 kişiyi gözaltına aldınız, tutukladınız yani o zaman Devlet Denetleme Kurulunun bir raporu falan beklenmiyor, bir. İki, soruşturma devam ediyor; bir Devlet Denetleme Kurulunun soruşturması, bir de adli soruşturma. Biz de diyoruz ki Parlamento da buraya müdahil olsun, Parlamentoda da bir komisyon kurulsun, o da bu süreci değerlendirsin.

15 Temmuzla ilgili Darbe Komisyonu kurulmuştu, 15 Temmuz Darbe Komisyonunun raporunu içinizde okuyan var mı, bilen var mı? Bu işin siyasi ayağını, bu Parlamentodaki ayağını gören, duyan var mı? 15 Temmuz ya. Ben 49 yaşındayım, bir zombi istilası, bir uzaylı istilası kalmadı; Covid'i gördük, darbeyi gördük, postmodern darbeyi gördük. Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterindeki mermiler Türk milletinin üzerine sıkıldı, bu Parlamentoda bu konuyla ilgili yazılmış rapor hâlâ kadük, hiçbirimizin haberi yok yani bununla ilgili bir sicil problemi var. Dolayısıyla bu, şahsınıza, Grup Başkan Vekillerine ya da Adalet ve Kalkınma Partisinde tanıdığımız insanlara, arkadaşlarımıza ilişkin bir itham değil; burada kurumsal bir sicil bozukluğunuz var. Hafıza probleminiz olmadığı kesin, zekâ geriliğiniz olmadığı da kesin; o zaman bir niyet geriliğiniz, niyet bozukluğu var. Bu konuya ilişkin de sayısız örneğini yaşadık ki 15 Temmuz gibi. 15 Temmuzun üzerinden geçti on yıl; adli olarak, bürokratik olarak istediğiniz muhalifleri, kurunun yanında yaşı da yakmak suretiyle bütün tasfiye süreçlerini yönettiniz. Biz yıllarca FETÖ'nün zulmünden bahsederken FETÖ'yle mücadeleyi bir zulüm hâline getirerek muhalifleri de tasfiye hâline getiren bir stratejik hamle hâline getirdiler.

Şimdi, bu fon krizinde de memleket öyle bir hâlde ki. Biraz önce, sanıyorum, bir Urfa milletvekili bu yasa dışı bahisten dolayı para transferlerinden bahsetti. Ya, memlekete bakar mısınız Sayın Başkan; herkes yasa dışı bahiste, herkes kripto piyasasında, herkes borsaya para yatırmış 3 kuruş, 5 kuruş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Toplum olarak hepimiz ya kumarbaz olmuşuz ya tefeci olmuşuz ya dolandırıcı olmuşuz; elimizdeki bütçe de 3 kuruş. Böyle bir memleket olabilir mi ya, hiçbir şeyin öngörülemediği? Haber yapıyorsun, öngöremiyorsun; konuşma yapıyorsun, öngöremiyorsun; yatırım yapıyorsun, öngöremiyorsun; hiçbir şeyi öngöremiyorsun, vekil oluyorsun, önünü göremiyorsun ya. Bir sene sonra yaptığımla bir şey yapabilir miyim, olur muyum; onu bile bilmiyorsun. Siyasi Partiler Kanunu var, nanay. Seçim Kanunu var, Cumhurbaşkanlığında bir danışman çıkıyor, diyor ki... Bu Parlamentoda Sayın Abdulhamit Gül eski Adalet Bakanı, milletvekili kaç dönemdir, eski parti genel sekreteri. Ya, senin adına Cumhurbaşkanı danışmanı çıkıp da seçim gününü beyan edebilir mi?

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Edemez.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Çıkıp beyan ediyor ya, netleştiriyor "Böyle, böyle olacak." diyor. Biz Sayın Cumhurbaşkanından, Adalet ve Kalkınma Partisinin yetkililerinden, birlikte ittifak yaptığı Milliyetçi Hareket Partisi yetkililerinden ya da Parlamentoda bir çoğunluk oluşturmaya ilişkin CHP'den, Yeni Partiden, DEM PARTİ'den hiç kimseden duymuyoruz. Bizim adımıza, bu Parlamentoda görev yapan milletvekilleri adına, herkesi baypas edip Cumhurbaşkanı danışmanı bir beyefendi çıkıyor, Azerbaycan'a ayar veriyor; biri çıkıyor, seçim tarihi belirliyor, sonra da bunun adına "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" deniliyor. Şimdi, ya Sayın Cumhurbaşkanı bunları birer paratoner olarak kullanıyor yani nefret bunlara oluşsun, daha sonra elimi yıkar çıkarım diye ya da burada bir iletişim problemi var ki ben bu fon krizi sürecinin de ciddi bir iletişim problemi olduğunu söylüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi açısından da iktidar partisi ve Cumhurbaşkanlığı yetkililerini de buradan ihtar ediyorum: Bu, milletin artık cebine ulaşmış bir hadisedir. Bakın, bu, milletin cebine ulaşmış bir hadisedir. Milletin hanesine ulaşmış bir hadisedir. Yok efendim "1 milyonun altındakini ödeyeceğiz, 1 milyonun üzerindekine bakacağız, 10 milyonun üzerindekine de bilmem ne yapacağız..." Siz, insanların mülkiyet hakkına, elindeki üç kuruş parasını biriktirip koyduğu paraya ilişkin niyet okuyamazsınız ya! Siz koruyamamışsınız, siz yönetememişsiniz. Bürokratik ve siyasi failleri de meçhul bırakıyorsunuz. Sizce malum, bizce meçhul. Ne zaman açıklayacaksınız, kime açıklayacaksınız, hangi keyfiyete göre açıklayacaksınız belli değil. Parlamento baypas edilmiş, ekonomi baypas edilmiş, ticaret baypas edilmiş, yargı baypas edilmiş. Aha, gene, gazeteci Murat Ağırel tutuklanmış, cezaevine konulmuş. Konunun ben sadece kamuya açık kaynaklardan okuyabildiğim kadarını... Ya, ben dört yıl hukuk fakültesi okudum, yirmi beş yıl da avukatlık yaptım. Yirmi beş yıl; dört yıl hukuk fakültesini ekle, yirmi dokuz otuz yıl. Böyle bir şeyden adam alınır mı ya? Böyle bir keyfiyet olabilir mi? Evinde zaten oturan adam, ayağına takmışsınız kelepçeyi. Tutuklama nedir? İstisnai bir müessesedir. Dün de ifade ettim, bu memlekette yolsuzluk istisnai mi? Hayır, tüm kurumlarda almış başını gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tutuklama istisnai mi? Hayır, "Selamünaleyküm" diyeni paketleyip koyuyorlar. Haber verme özgürlüğü olmayan bir gazetecinin, haber verme özgürlüğünün olmadığı bir memlekette vatandaşın Anayasa'daki haber alma özgürlüğünden bahsedebilir misiniz? Ya, şu an gazetecilerin birçoğu cezaevinde. Fikrine, ideolojisine, dünya görüşüne katılırım katılmam ama bir gazetecinin gazetecilik faaliyetinden dolayı cezaevinde olması mümkün değil. Böyle bir şeyi dünyanın hiçbir tarafında -kendinize de- izah edemezsiniz; "Onu aldık..."

Şu anki muhalif medyadakilerin tamamı bir girdi çıktı, girmeyenler de "Her an gireriz." korkusuyla meslek icra ediyor. Biz de bu şartlarda siyaset yapıyoruz. Bu şartlarda diyoruz ki: Parlamentoda, yasama organındayız. Ya, ben yasama organının neresindeyim? Sadece bu koltuktayım ya! Neyi yasıyorum ben, hangi yasama faaliyetine katkı sağlamış oluyorum, kimin derdine derman olmuş olabiliyorum? Psikolog gibi bütün gün dert dinliyoruz ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Birisinin derdini dinleyip de çözememenin acziyetini vatandaşa nasıl anlatacağız ya? Baktığınız zaman hiçbirimiz burnumuzdan kıl aldırmıyoruz, milletvekiliyiz ya! Milletin vekiliyiz, dert anlatıyoruz, dinleyen yok; talepte bulunuyoruz, duyan yok. Vatandaş da diyor ki: "Kardeşim, sen beni duymuyor musun, sen beni anlamıyor musun?" Ya, şurada yapıyoruz konuşmayı, sonra koyuyoruz Twitter'a, oraya buraya ve 3-5 tane gazetede yayınlanırsa işte kendi çapımıza göre küçük Robin Hood'cuklar oluyoruz.  Ben buraya bunun için seçilmedim Sayın Başkan, ben milletvekili olarak seçildim, benim arkadaşlarım da buradaki, Parlamentodaki bütün milletvekilleri de milletin vekili olmak için seçildik. İktidarın talep ve isteklerine zaman zaman onların belirledikleri limitte muhalefet olmak için seçilmedik. Bu vatandaşın sesini duymadıkları için seslerini duyurmaya seçildik. Eğer sesini duymuş olsalardı o kürsüden de oturdukları yerden de yaptıkları açıklamalarla birlikte burayı bize Pollyanna gibi elinde bakraçla böyle Alplerde, kırlarda koşan Heidi gibi memleketi anlatmazlardı. Bu, hakikaten eşi benzeri tahmin edilebilir bir durum değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben söyleyeceklerimin çoğunu söyledim, zaten metne de bağlı kalamadım, böyle bir asabiyet problemim var; herkese tahammülleri için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Gayet iyiydi Sayın Poyraz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli.

Buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, dün başladık, geçen hafta, aslında öncesinde uzun zamandır kamuoyunda da tartışılıyor; önce Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştuk, dünden itibaren de Genel Kurulda konuşuyoruz. Bugün, yarın muhtemelen görüşeceğiz. Ne konuşuyoruz? Temelde fon soygununu konuşuyoruz. Soygunun nasıl ortaya çıktığını, mekanizmalarının neler olduğunu, ortaya çıkmasında sorunların ne olduğunu, neden bunun önlenemediğini konuşuyoruz. Bunları konuşacağız, bunlar tabii ki önemli ama bunun altında ne var, neden bu koşullarda bu kadar büyük bir soygun ortaya çıktı ve engellenemedi? Aslında bunu konuşmak gerekiyor.

Şimdi, bakın, Sermaye Piyasası çok büyük iddialarla kuruldu. Tasarrufları yatırıma götüren temel kaynak bankacılık sistemidir ama Türkiye'de 1980 sonrası -ki aynı zamanda bu bankerler krizinin de olduğu, bankacılık krizlerinin de olduğu bir dönemdi- 1981'de Sermaye Piyasası Kanunu kabul edildi Mecliste, 1982'de Sermaye Piyasası Kurulu kuruldu, 1985'te o zamanki adıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kuruldu; çok büyük iddialarla kuruldu, tasarrufları yatırıma götürecek bir yapı, güzel bir yapı olsun diye ve başarılı işler de yaptı fakat bugün baktığımız zaman çok büyük bir çöküş var. Sadece Sermaye Piyasası Kurulunda değil, sermaye piyasasını düzenleyen diğer kurumlarda yani Borsa İstanbulda, Merkezi Kayıt Kuruluşunda, Takasbankta, BDDK'da -doğal olarak iç içe geçmiş- hepsinde müthiş bir çöküş var. Neden? Neden böyle bir çöküş oldu? Bunun temel nedeni şu: Kurumsal tahribat. AK PARTİ iktidarları döneminde Türkiye'de bürokrasi çöktü, tahrip oldu; müthiş bir kurumsal tahribat, müthiş bir kurumsal çöküş var. Türkiye'nin en önemli kurumları ya kapatıldı ya itibarsızlaştırıldı; Devlet Planlama Teşkilatı yok artık, Devlet Personel Başkanlığı yok, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü -ki kamu yönetimi alanında son derece önemliydi- yok, kapatıldı, TÜİK itibarsız. Türkiye'de, Allah aşkına, Türkiye İstatistik Kurumunun yaptığı bir tane istatistiğe güvenen biri var mı? Varsa çıksın söylesin, ben kimseyi görmedim; ne enflasyon hesabına güveniliyor ne işsizlik hesabına ne millî gelire, hiçbirine inanılmıyor. Hâlbuki bir ülkenin istatistik kurumu önemlidir, önce neyin nerede olduğunun bir fotoğrafını çekecek bize. Ondan sonra, biz de onun üzerine ne yapılması gerektiğini konuşacağız. Merkez Bankasının itibarı mı var? Kanunla kendisine verilmiş görev Türk lirasının itibarını korumak olan kurum, 2021 yılında Cumhurbaşkanının "Faiz sebep, enflasyon sonuç." tezini talimat kabul ederek -ki böyle bir şey iktisat literatüründe yok- faizi indirdi ve bugün hâlâ içinden çıkamadığımız yüksek enflasyon sürecine Türkiye'yi sürükledi. Yıllardan beri buradan çıkmaya çalışıyoruz, bütün ekonomi tahrip oldu. Yani bu çok ciddi bir yapıdır.

İki: Hiçbir liyakat yok. Bu kurumların, en önemli kurumların başında son derece liyakatsiz atamalar var. Temel atama kriteri siyasi yakınlık. Böyle bir şeyle nasıl bürokrasiyi çalıştıracaksınız? Bürokrasinin kendi mekanizmaları var; işe girişler, işte atama usulleri, yükselme usulleri, tüm bunların hepsi yok oldu. Bütün bunların üzerine Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi geldi, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bütün bunların hepsinin üzerine tüy dikti. Kuvvetler ayrılığı yok, denge ve denetim mekanizmaları yok; paralel kurumlar var, zaten bakanlıklar vardı, Cumhurbaşkanlığında politika kurulları kuruldu -ne iş yaptığını bilmiyoruz- bakan, başkanlıklar, ofisler, danışmanlar yani böyle bir yapı içinde Türkiye'nin bürokratik yapısının, kurumsal yapısının sağlıklı gitme şansı yok. Eskiden ne vardı? Üçlü kararname vardı. Herhangi bir yere biri atanacağı zaman ya da görevden alınacağı zaman ilgili bakan önerir, başbakan olur verir, Cumhurbaşkanı onaylardı; Cumhurbaşkanı onaylamadığı zaman o atama gerçekleşmezdi ya da yetki paralelliğinde görevden alınmazdı. Bakanlar, istisnalar dışında, seçilmiş milletvekilleri arasından atanırdı. Bakanlar Kurulu sorumlu olurdu ve o bakanlar hem kendilerini seçen vatandaşa karşı hem de Parlamentoda Parlamentoya karşı birçok mekanizmayla    -gensoru da buna dâhildir- sorumlu olurdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) - Buyurun, devam edin.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Bugün öyle bir sistem yok. Her şey Cumhurbaşkanının iki dudağının arasında, istediği kişiyi görevden alır. Şu anda eline alsa bir kâğıt kalem, "Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanları görevden aldım." dese beş dakika sonra hiçbiri görevde değil. Böyle bir şey olur mu Allah aşkına, muz cumhuriyeti mi burası? Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün devlet gelenekleri, bürokratik gelenekleri yok edildi. İşte, bütün bunlar aslında ne oluyor? Bugün içinde yaşadığımız krizi oluşturuyor. Bütün o kurumlar tahrip oldu ama aynı zamanda da böyle bir siyasi yapı içinde seslerini çıkarma şansları mı var? Her an görevden ayrılabilirler. Cumhurbaşkanlığı 3 sayılı Kararnamesi açık ve net; atama süreleri bile var orada, dört yıllığına atanıyor Merkez Bankası Başkanı, TÜİK Başkanı. Hadi bana dört yıl devam eden bir kişi gösterin, yok; istediği anda görevden alıyor. Böyle bir yapı içinde kurumsal süreklilik olmaz, hafıza olmaz. Bu ucube sistemle Türkiye bir yere gitmez. İşin bir tarafında bu var, diğer tarafında ne var biliyor musunuz? Uygulanan yanlış ekonomi politikaları var. O uygulanan yanlış ekonomi politikaları ki 2021 eylülde faiz indirimiyle başladı, Merkez Bankası politika faizi yüzde 19'du, enflasyon da yüzde 19,25'ti -tam söyleyeyim- dolar kuru 8 lira 30 kuruştu. Sonra birdenbire yüzde 19'dan yüzde 8,5'a dört ayda çekildi Merkez Bankası politika faizi. Ne oldu? 8 lira 30 kuruş olan dolar kuru 18 lira 30 kuruş oldu, dört ayda 10 lira birden arttı. Enflasyon yükselmeye başladı, önce yüzde 35 oldu, sonra yüzde 85'lere kadar çıktı. Hâlbuki o dönemde faiz indirimi yerine -ki dünyada enflasyonist eğilim de vardı- 1-2 puan artırılmış olsaydı Türkiye bugün bu enflasyon sorunuyla uğraşmıyor olacaktı. Ne yaptı bu? Ciddi bir reel faiz oluştu, faizin inmesi, negatif reel... İnsanlar ellerindeki tasarrufları nerede değerlendireceklerini bilemediler, rasyonalite kayboldu. Ekonomideki karar alıcılar bir rasyonalite ister, sonuçta bilmek ister. Elinde parası olan adam nerede değerlendirecek parasını? Ya Türk lirası olarak mevduata yatıracak ya borsaya girecek -gördük zaten burada borsaya girmenin sonucunun ne olduğunu- ya döviz alacak ya da altın alacak; böyle bir mekanizma içinde oldu. Sonra seçim oldu, birdenbire o politikalar 180 derece terse döndü. Hazine ve Maliye Bakanı ne dedi? "Türkiye'nin irrasyonel politikalara tahammül yok bundan sonra, rasyonel politikalar döneceğiz." dedi. Sanki iktidar değişti; aynı iktidarın, aynı hükûmetin devamı... Ki o Mehmet Şimşek daha önceki dönemde gene bakanlık yapmıştı AKP iktidarında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Neydi ilk geldiği zaman dezenflasyon politikası? Üç yıl sonra, 2026'da enflasyon tek haneye inecekti. Şimdi ne zaman inecek biliyor musunuz tek haneye? 2029'da, o da temenni. Ne oldu? Oradaki o "Enflasyonu indireceğim." dezenflasyon politikasının sorumluluğu nerede? Bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın sırtında. Çünkü neden, nasıl indirmek istedi enflasyonu? Talebi kısarak. Talebi nasıl kısacaksın? Ücretleri, maaşları artırmayacaksın, asgari ücreti artırmayacaksın; talebi kısıyorsunuz! İki; yüksek faiz vereceksin, yurt dışından sermaye akışı gelecek, böyle gelince döviz de çok artmayacak ama ne yapacaksınız? Dışarıya çok ciddi bir biçimde kaynak aktaracaksınız, dış borcunuz kar topu gibi büyüyecek; böyle bir model oldu. İşte, bütün bunların hepsi aynı zamanda rasyonalitenin kaybı ve bu krizde, bu fon soygununda şunu görüyoruz: İnsanlar paralarını değerlendirmek istiyor enflasyona karşı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - "Biraz daha para nasıl kazanabilirim?" diye fona girmişler. Neye, nasıl girmişler? Sisteme güvenerek çünkü sistemin sonuçta Sermaye Piyasası var, Borsa İstanbulu var, bütün kurumları var; bunlar gerekli müdahaleleri yapar diye çünkü varoluş nedenleri bu. Yapmışlar mı? Hiçbirini yapmamışlar. Şimdi de işte böyle bir kriz ortaya çıktı. Bakın, bu krizler devam eder, başka yerlerde de olacak çünkü bu sistem bunu yaratıyor. Bunun ortadan kalkmasını bugünkü bu mevcut iktidar sağlayamaz çünkü bütün bu sorunları yaratan iktidarın bu sorunları çözmesini hiçbirimiz beklemiyoruz. O yüzden, içinde olduğumuz şey, ancak seçimle gerçekleşecek bir iktidar değişikliğiyle çözülebilir. Devleti yeniden, yeniden  bürokrasiyi kurmak gerekiyor. Bu ülke hepimizin ülkesi, kurumlar yeniden itibar kazanmalı; liyakat hepimiz için geçerli olmalı, bu ülkenin evlatları, çocukları hepsi eşit muameleye tabi olmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Ekonomi iyi işlemeli, sosyal sorunlar çözülmeli ve bütün bunların hepsi demokrasi ve hukuk devleti içinde olmalı. Daha çok özgürlüklerle... Temel özgürlüklerin, temel hak ve özgürlüklerin genişletildiği, basının özgür olduğu, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının özgürce kullanıldığı bir sistemle olabilir. O yüzden, bütün bunların arkasındaki nedenler aslında bunlar, bunları da konuşmaya devam edeceğiz diyorum.

Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurun lütfen.

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ile Libya arasında imzalanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde 5 Aralık 2019'da onaylanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz; artık yeni bir aşamaya geçilmiştir. Mavi vatanımızdaki haklarımızı perçinleyen ve iki kardeş ülkeyi Akdeniz'de komşu yapan bu tarihî adım milletimize, ülkemize, Libya'ya ve tüm bölge ülkelerine hayırlı olsun.

Türkiye ve Libya, Akdeniz'de birbirine komşu iki ülke olarak deniz yetki alanlarını karşılıklı rıza ve hukuki meşruiyet temelinde belirlemiştir. Bu karar, mevcut mutabakatın hukuki ve siyasi zeminini pekiştirirken Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerinin dayanağını da güçlendiren önemli bir gelişme olmuştur. Bugünkü Türkiye'yi anlamanın yolu, dünün Türkiyesini hatırlamaktan geçmektedir değerli milletvekilleri. Dün, mesela 1911'de, Trablusgarp'ta Mustafa Kemallerle, Enver Paşalarla ve nice yiğitlerle vatan toprağını savunmak için denizaşırı bir mücadele vermek zorunda kalan, İtalyan donanmasının Akdeniz'deki üstünlüğü karşısında Libya'ya asker ve mühimmat ulaştırmakta büyük güçlükler yaşayan bir Türkiye'den bugün Akdeniz'de savaş gemileriyle varlık gösteren, deniz yetki alanlarını uluslararası hukuk temelinde savunan ve millî haklarını hem sahada hem masada kararlılıkla koruyan bir Türkiye'ye ulaşılmıştır. Dün 1911'de Trablusgarp'a ulaşmanın yollarını arayan Türkiye'den bugün Akdeniz'de kendi hak ve hukukunu savunan, kendi rotasını belirleyen ve geleceğine yön veren Türkiye'ye; tarih değişmiş, şartlar değişmiş, Türkiye güçlenmiştir.

Bu anlaşma, hakkaniyet ilkesi ve uluslararası örf ve âdet hukuku çerçevesinde Birleşmiş Milletler tarafından tanınmış meşru hükûmetle akdedilmiş tam anlamıyla geçerli bir ikili anlaşmadır. Bizi Antalya Körfezi'ne hapsetmek isteyen sinsi planlar bu güçlü hukuki zırhla paramparça edilmiştir.

Avrupa Konseyi ve Komisyonu başkanlarının uluslararası hukuku kendi dar çıkarlarına göre yorumlayıp derin pişmanlık bildiren o malum açıklamalarını tebessümle izliyoruz. Kendilerine hatırlatıyoruz: Pişmanlık duymaları için bir sebep yoktur. Zira bu anlaşma onları değil Türkiye ile Libya'yı ilgilendirmektedir. Üçüncü devletlerin egemenlik haklarının ihlal edildiği iddiası hukuki temelden tamamen yoksundur.

Avrupa Birliğinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın haksız tezlerine sözcülük yapması diplomatik nezaketten uzak olduğu kadar stratejik vizyonsuzluklarının da açık bir itirafıdır. Asıl sorulması gereken soru şudur: Doğu Akdeniz'i Türkiyesiz paylaştırmaya çalışanlar hangi hukuka dayanmaktadır?

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tarihî adımı selamlıyor, mavi vatanda hakkımızı sonuna kadar savunacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğu Akdeniz'deki güvenlik kilidi ve mavi vatanımızın ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs'ta sergilenen kışkırtıcı adımları dikkatle takip ediyoruz. Adada Kıbrıs Türkünün egemenlik haklarını zedeleyecek her girişim asla kabul edilmeyecektir. Maraş'ın uluslararası yönetime bırakılması veya Gazimağusa Limanı üzerinde vesayet kurulması gibi söylentiler Kıbrıs Türkünün bağımsızlığına yönelik ağır bir tehdittir. "Federasyon" adı altında pazarlanan gerçeklerden uzak hayalperest projeler bizim için yok hükmündedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Güneydeki yönetimin bölgeyi istikrarsızlaştıran aktörlerin taşeronluğunu üstlendiği bu kritik süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenlik hakları tavizsiz korunacaktır. Kıbrıs'ın kimliği asla değiştirilemez, bu topraklar sonsuza dek bağımsız bir Türk yurdu olarak kalacaktır.

Sayın Başkan, Yunanistan Batı Trakya'daki Türk varlığına ve kültürel kimliğini sindirmeye yönelik haksız politikalarına hız kesmeden devam etmektedir. Lozan Barış Anlaşması'yla güvence altına alınan özerk yönetim hakkı çiğnenmekte, sözde "öğrenci yetersizliği" bahanesiyle son olarak Rodop, İskeçe ve Meriç'te toplam 8 Türk azınlık ilkokulunun daha kapısına kilit vurulmuştur. 2011 yılında 188 olan okul sayısının bugün 76'ya gerilemesi masum bir tasarruf değil, soydaşlarımızın ana dilini ve millî benliğini unutturmayı hedefleyen planlı bir girişimdir. Türkiye Cumhuriyeti, Gökçeada ve İstanbul'daki Rum okullarını titizlikle yaşatırken Atina yönetiminin sergilediği bu hasmane ve tek taraflı tutum kabul edilemez. Yunanistan'ı Lozan'ın 37'nci ve 44'üncü maddelerine ve ikili anlaşmalara dönmeye çağırıyoruz. Dışişleri Bakanlığımızın kınama açıklaması kıymetlidir ancak bu dosya uluslararası platformlarda daima masada tutulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak Batı Trakya Türk azınlığının haklarına sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğinin gündeminde "made in EU" yani Avrupa'da üretilmiş olma şartını ve niyetini ortaya koyan korumacı sanayi adımları, otuz yıllık Gümrük Birliği hukukunu fiilen anlamsız kılma riski taşımaktadır. Fransa ve Almanya'nın kamu teşviklerini dar bir çerçeveye sıkıştırma çabaları serbest piyasa ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bursa'da üretilen parçayı Avrupalı, aynı parçayla monte edilen aracı yabancı saymak açık bir çelişkidir. Türkiye'yi bu düzenlemelerin dışında tutmak yalnızca ülkemize değil doğrudan Avrupa ekonomisine ve tedarik zincirinde de bir darbe vuracaktır. Avrupa'ya çağrımız açıktır: Yeni sanayi politikaları güvenilir ticaret ortaklarını dışlayan duvarlara dönüşmemelidir. Türkiye hak ettiği kapsayıcı ve adil yaklaşımı beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Gümrük birliğinin ruhu ortak üretim ve karşılıklı kazançtır. Avrupa Birliğini bu stratejik yanlıştan dönmeye, Türkiye'yi dışlayan değil Türkiye'yle güçlenen rasyonel bir ticaret anlayışına davet ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Haklarını Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kars Milletvekili, Grup Başkan Vekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Sayın Koçyiğit, buyurun lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın vekiller; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Esenyurt Kıraç Cemevi'nden bahsetmek istiyorum ve oradaki canların mağduriyetlerini burada, Mecliste duyurmak istiyorum. Kıraç Cemevi yıllarca önce mahallede yaşayan Alevi canların kendi lokmalarıyla, kendi emekleriyle, alın terleriyle kurulmuş bir cemevidir. Ancak bugün bu cemevi devam eden davalar ve ihtilaflar nedeniyle tahliye ve kapatma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kıraç Cemevi'nin yönetimi konusunda özellikle Cem Vakfıyla bir ihtilaf olduğunu biliyoruz; yıllardır ciddi bir ihtilaf var, bu konudaki sorun hâlihazırda giderilmiş değil. Şimdi, Alevilerin Cem Vakfına yönelik ve özellikle Cem Vakfının yönetim anlayışına yönelik eleştirileri de aslında kamuoyunda açık ve net biliniyor. Çünkü Aleviler, devletin sınırlarını çizdiği, kurumların kendi adlarına karar verdiği bir inanç anlayışını kabul etmiyorlar, bugüne kadar da etmediler. O anlamıyla Alevilik bir kurumun, bir vakfın, bir derneğin, bir makamın tekelinde olmayan bir inançtır; bunu Aleviler her zaman da her zeminde söylüyorlar, söylemeye de devam edecekler.

Şimdi açık ve net söyleyelim: Alevilik inancının temeli, en temel öğretisi rızalık anlayışıdır. Bizim yolumuzda rızalık alınmadan meydana girilmez, ikrar verilmeden yola girilmez, erkân yürütülmeden de cem de birlenmez.

Şimdi, cemevi dediğimiz yeri de sadece dört duvar olarak değerlendirmiyoruz. O anlamıyla, orası, cemevleri bizler açısından Hakk'ın ve hakikatin meydanlarıdır. Orası dara durulan, özün sorgulandığı, kişinin kendi özünü de dara çektiği, kul hakkının sorgulandığı ve canların birbirinden rızalık aldığı meydanlardır. O zaman buradan sormak istiyoruz: Canların rızalığı alınmadan o canların inanç mekanlarına girilmesini neyle bağdaştırmamız gerekiyor? Yıllarca o meydanlarda cem tutan, yola ikrar veren, inancını yaşatmaya çalışan ve ne olursa olsun inancında ısrar eden oradaki insanların iradesini nasıl yok sayıyorsunuz? Rızalık üzerine kurulu bir inançta rızalık almadan bu inancı nasıl yaşatmayı ve nasıl geleceğe taşımayı düşünüyorsunuz? Unutmayalım ki Alevilik yolunda esas olan mülk değil meydandır, makam değil hizmettir, hükmetmek değil gönül yapmak, rızalık almaktır. Buradan ilgili Bakanlıklara, İstanbul Valiliğine, Esenyurt Kaymakamlığına ve hatta kayyumda olan Esenyurt Belediye Başkanlığına ve Cem Vakfı yöneticilerine bütün canlar adına da seslenmek istiyorum: Kıraç Cemevi'ni bir çekişmenin, bir tahliye işleminin konusu olmaktan çıkarın, canların sesini duyun. Tahliye yerine diyaloğu, dayatma yerine rızalığı, çatışma yerine çözümü esas alın. Yargı süreçleri devam ederken telafisi mümkün olmayan adımlar atıp insanların canını yakmaktan vazgeçin. Bir cemevinin kapısına kilit vurmak, aynı zamanda o kapının ardındaki anaların duasını, pirlerin nefesini, taliplerin ikrarını ve canların ortak hafızasını yok etmek anlamına geliyor. O kapının ardında bir yol, bir ikrar ve bir inanç var. O nedenle Kıraç Cemevi'nin kapısı canlara açık olmalıdır, canların rızalığı gözetilmeli, ikrarlarına saygı duyulmalı ve erkânlarına müdahale edilmemelidir çünkü yol, cümleden uludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Urfa Siverek'te 21 yaşındaki bir kadının kaçırılarak cinsel saldırıya maruz bırakıldığı davanın duruşması görüldü. Pazartesi günü devam etti; aslında ayın 16'sında, Cuma günü başlamıştı ve bu iki günde gördüklerimiz, arkadaşlarımızın tanıklıkları, dava avukatlarının tanıklıkları ve özellikle de mağdur kadının yaşadıkları adına buradan üzüntülerimizi ifade etmek istiyoruz. Bu, gerçekten Türkiye'nin yargılama tarihine bir utanç vesikası olarak geçecek bir dava ve iki duruşma olmuştur; bunu ifade etmek istiyoruz.

Kadınlar erkek şiddetiyle karşı karşıya bırakılıyor. Bir kadın kaçırılıyor ve cinsel istismara maruz bırakılıyor, tecavüze uğruyor, cinsel şiddete maruz kalıyor ama mahkemenin hâkimi faili sorgulamak yerine, bu suçu işleyenleri sorgulamak yerine ne yazık ki yeniden mağdur kadını suçlayan, yeniden kadını orada aşağılamaya çalışan ve kadını suçlu gösteren bir yaklaşım sergiliyor.

Şimdi, bakın, açık ve net bir şekilde şu yapılmaya çalışılıyor, kadına şöyle deniliyor: "Madem tecavüze uğradın niye intihar etmedin?"

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir kadının yaşaması, bu cinsel şiddet karşısında ayakta kalması, adalet için bir arayışının olması, adalet mücadelesi vermesi oradaki erkek hâkime, oradaki failin avukatlarına yetmiyor ve "Madem tecavüze uğradın, madem cinsel şiddete maruz kaldın; e niye yaşıyorsun? O zaman yaşamına son verseydin, son vermediğine göre senin rızan vardır." denilebiliyor. Daha da ileri gidiliyor, failin avukatları mağdurun babasına diyor ki: "Madem bu kadar mağdursunuz, kızın cinsel şiddete uğradı, o zaman niye bu adamları öldürmedin, eline silah almadın?" Bakar mısınız Sayın Başkan, bunlar bir mahkemede oluyor. Bir mahkemede utanmadan, sıkılmadan hâkim cübbesi giyen biri, bir kadına ikinci, üçüncü defa şiddet uyguluyor. Şiddet nedir; sadece yumruk mudur, sadece fiziksel olarak dövmek midir? Baskı, mobbing, psikolojik olanlar da şiddet değil midir? Bu soruyu buradan soruyoruz biz.

Bütün bu dosyanın takipçisi olacağız. Sadece Aile Bakanlığının müdahilliği kabul edildi, kadın örgütlerinin ve ilgili diğerlerinin müdahillikleri kabul edilmedi. Milletvekili arkadaşlarımız, ilin vekili olan arkadaşlarımız, kadın meclisimiz bu davanın takipçisidir ama buradan açık ve net söyleyelim: O erkek egemen anlayışla, o erkek bakış açısıyla üzerine cübbe geçirip o hâkim koltuğunda oturanlara soruyoruz: Siz kimsiniz ya? Kimsiniz de cinsel şiddete uğramış bir kadına ikinci bir defa daha mahkemede şiddet uyguluyorsunuz! "Niye adamın yüzünü çizmedin?" demek nasıl bir durum ya! "Sen niye hayatına son vermedin, intihar etmedin?" demek, ne demek! Babasına "O zaman niye gidip öldürmedin bu faili?" demek, ne demek ya! Hangi ülkede yaşıyoruz? Burası hukuk devleti mi, başka bir yer mi? Bize dönüp bunu açıklasınlar. Sabah akşam kadınlar öldürülüyor, şiddete maruz kalıyor; isyan ediyoruz, "Bu bir cins kırımına gitti." diyoruz, tek bir duyan yok ama artık o kadar cüretkârlar ki bu erkek egemen sistem ve erkek egemen yargı      -utanmadan, sıkılmadan- yargılaması gerekenleri değil mağduru yargılıyor; bunu kabul etmiyoruz, bu davanın takipçisi olacağımızı bir kez daha söylüyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Başkan, fon krizini konuşuyoruz. Fon krizinde bildiğimiz ve kamuoyuna en fazla yansıyan eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'yı konuşuyoruz; maşallah, her gün de yeni bir şeyini buluyoruz yani iki yılı bulmamış bakanlığı ama 60 kişiyi özel kadrodan, istisnai kadrodan memur yapmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, bütün bu bilgiler ortalığa saçılıyor, her gün yeni yeni bir şeyler oluyor, doğal olarak biz burada konuşuyoruz, gazeteciler de bunun haberini yapmaya çalışıyor; yazıyorlar, çiziyorlar, "tweet" atıyorlar, "Burada bu olmuş, şurada şu olmuş, zamanında şu açığa çıkmış." diyorlar, bu da birilerini rahatsız ediyor. Kimi rahatsız ediyor Sayın Başkan? Hükûmeti rahatsız ediyor. Sabah, akşam gazetecileri gözaltına alıyorlar; birini eve koyuyorlar, evden çıkmama hapsi, ev hapsi veriyorlar, birine adli kontrol veriyorlar, yurt dışına çıkış yasağı veriyorlar, bir de bazılarını da cezaevine koyuyorlar. Niye? Kimse haber yapmasın. "Biz vurgunu vurduk, parayı aldık, götürdük, üzerini kapatalım, helalleşelim ya, şimdi tadımız kaçmasın." modundalar. Ya, böyle bir ülke olabilir mi? Adalet Bakanının açıklamasını haberleştiren gazeteci gözaltına alındı, Bahadır Özgür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İsmail Arı eski RTÜK Başkanının açıklaması nedeniyle Ebubekir Şahin'in şikâyeti üzerine gözaltına alındı, şimdi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk ediliyor. Ebubekir Şahin'in hepimiz biliyoruz nasıl biri olduğunu. Televizyonlara on gün karartma cezası veren, AKP aleyhine haber yapıldığında hemen ona erişim engeli getiren biridir yani. RTÜK'te neler yaptığını biliyoruz. Şimdi, yetmemiş, bir de gazetecileri cezaevine koydurmaya çalışıyor. T24'ten tutalım Mezopotamya Ajansı'na, Yeni Yaşam gazetesinden tutalım, JINNEWS'e kadar her yerde erişim engelleri.

Sayın Başkan, 20 Ekimde İstanbul'da, Diyarbakır'da, Ankara'da; 21 Ekimde İstanbul'da, Dersim'de; 22 Ekimde Anadolu Adliyesinde, Görele'de, Gölbaşı'nda; 23 Ekimde yine İstanbul'da gazeteciler hâkim karşısında; 4 gün 11 duruşma, 14 isim, tek bir hafta... Biri çıksın buna bir şey desin ya! Bir şey söylesin bu Hükûmet bize, bir şey söylesin!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu, halkın haber alma hakkını engellemek değilse, bu, basını sansürlemek değilse, bu, tek sesli medya yaratmak değilse, bu, tek sesli bir Türkiye yaratmak değilse nedir ya, nedir! 180 ülke içerisinde endekste basın özgürlüğünde 163'e düşmüşüz, bence bu son haftalarda ölçselerdi 180'inciyizdir biz ama Hükûmetten tek bir ses çıkmıyor. Gazeteciyi tutuklayan, gazeteciyi cezaevine koyan, haber yaptığı ya da yapmadığı için soruşturma ve kovuşturma açan bir anlayışı reddediyoruz, kabul etmiyoruz. Ve açık, net söyleyelim: Gazetecileri tutuklayarak, gözaltına alarak ne bu fon vurgununu ne bu fon krizini ne de bu çaldığınız paraların üstünü kapatamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN - Teşekkürler.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bitireceğim Sayın Başkan, son bir dakika... Çok önemli bir gündem oldu, sabrınıza sığınıyorum.

BAŞKAN - Yani on üç dakika oldu ama lütfen, lütfen...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Peki, son bir şey söyleyip, selamlayıp bitireyim o zaman Sayın Başkanım.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - On üç dakika...

BAŞKAN - Hay maşallah, Grup Başkan Vekillerimizin hepsi bıraksak iki saat aralıksız konuşabilecek meziyete, bilgiye, beceriye sahipler.

Buyurun.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Memleketin sorunu bitmiyor ki her yerden pislik akıyor Başkanım, ne yapalım!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) -

Bunu iltifat sayıyorum Başkanım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, son olarak... Niye konuşuyoruz? Vallahi derdimiz çok konuşuyoruz, halkın derdi çok olduğu için konuşuyoruz, mızrak çuvala sığmadığı için konuşuyoruz Sayın Başkanım. Keşke ben de burada böyle güzel günlerin kutlamalarını yapsam; şu gün olmuş kutlu olsun, bugün olmuş kutlu olsun. Vallahi, çiçekten, böcekten konuşsam, çok isteriz. Biz de böyle konuşmalar yapmak istiyoruz ama nasıl konuşayım Sayın Başkan!

Sermin Demirdağ, 13 Nisan 1993'ten beri cezaevinde, otuz üç buçuk yıldır cezaevinde, tam 8 defa infazı yakılmış. Hadi gel, konuşma! Hadi gel, konuşma! Nasıl konuşmayacağız! Ya, her gün, her gün, her gün idare gözlem kurulları insanları özgürlüğünden mahrum bırakıyor. Sincan Kadında Nedime Yaklav'ın tahliyesi 6, Hicran Binici, Nuriye Adet, Devrim Adet'in tahliyeleri 5 kez ertelenmiş. Zeliha Ustabaş'ın tahliyesi 4, Pınar Tikit'in tahliyesi 2 kez ertelenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ben soruyorum Sayın Bakanımıza, ne olacak bu insanların hâli, niye özgürlüğünden mahrum bırakıyorsunuz? Sayın Bakanım, sataşıyorum size, cevap bekliyorum.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Bilecik Bozüyük'ten mahalle muhtarları Genel Kurulumuzu izliyorlar.

Hoş geldiniz. (Alkışlar)

 

 

BAŞKAN -  Yeni Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Gökhan Günaydın'da söz sırası.

Sayın Günaydın, buyurun.

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok haklısınız, konuşmaya başladı mı susamıyoruz. Keşke hiç konuşacak bir şey bulamasak yani bu memlekette her şey güllük gülistanlık olsa, Grup Başkan Vekilleri işsiz kalsa ama o kadar çok şey var ki, o kadar büyük skandallar, yolsuzluklar, hırsızlıklar var ki anlatacağımız her şey eksik kalıyor, verileriyle eksik, duygusuyla eksik kalıyor.

Burada dünden bu yana bir fon kanununu konuşuyoruz. İktidar partisinin, AKP'nin milletvekilleri çıkıyorlar konuşma yapıyorlar, dün de söyledim, aynı memlekette mi yaşıyoruz? Adamlar sanki bir sorun yokmuş, azıcık olan bir sorundu da çözmüşler gibi anlatıyorlar. Oysa basit sorular sormak ve o basit sorulara açık, net cevaplar vermek istiyoruz.

Şimdi soruyorum, soru son derece net ve açık; aynı açıklıkta, aynı basitlikte bir cevap bekliyorum. 1 ila 16 Eylül tarihleri arasında yani 17 Eylülde işlem yasağı konulmadan hemen evvel 441 kişi 441 milyar liralık fon satışı gerçekleştirmiş. Yani bu uzun kulaklı uyanıklara ne denilmiş? "İşlem yasağı geliyor, çıkın." denilmiş. Bunlar da abartılan, uçurulan hisselerini satmışlar, paraları cukkalamışlar, 441 milyar lirayı götürmüşler. İçeride kim kilitli kalmış? İçeride küçük yatırımcı, gariban adam kilitli kalmış. Peki, o hâlde basit soruyu bir tek cümleyle soruyorum: Bu 441 kişi kimdir, herhangi birisi hakkında herhangi bir işlem yaptınız mı? Bizi hikâyelerle doyurmaya çalışmayın. Biz sizden bu basit soruya basit bir cevap bekliyoruz, bu kadar açık.

İkinci bir soru daha sorayım size, yine basit bir soru, korkulacak bir soru değil. Adalet Bakanınız diyor ki: "Fon soruşturmaları kapsamında yapılan incelemelerde Borsa İstanbulda işlem gören 41 şirketin hissesinde milyarlarca liralık manipülatif işlem tespit edildi." Ya, bu 41 şirket hangisi, niye bir hesabını yapıp memleketin önüne koymuyorsunuz? Sizin yapmadığınızı ben yapayım, işte burada, şirketler burada. Bu 41 şirket burada -alsın kameralar da göstersin- bunlarda milyarlarca liralık manipülatif işlem var. Söyleyen kim? Adalet Bakanınız. Peki, bunlardan hangisine işlem yaptınız? Yalnızca 8 tanesine. Sayayım mı? Tera Holding, Işıklar Enerji, Odine Teknoloji, Destek Finans, Gündoğdu Gıda, Özata Denizcilik, Vişne Madencilik, Katılımevim. E, bu 41'den geriye kalan 33'üne niye bir işlem yapmadınız?

Yani bir tane Fatma Betül Sayan Kaya buluyorsunuz siyasette, öbür tarafta da 8 tane şirket buluyorsunuz, öbür tarafta gene saklanacak adamlarınızı buluyorsunuz; birkaç tanesini milletin önüne atıyorsunuz, geriye kalanı saklıyorsunuz, geriye kalanın arkasına saklanıyorsunuz. Ayıp değil mi ya! Böyle mi milleti kandıracaksınız? Sonra da diyorsunuz ki bize: "Bu Grup Başkan Vekillerinin lafı bitmiyor." Bunu ben söylemeyeceğim, kim söyleyecek? Gazeteci tutuklanıyor, televizyon kapatılıyor, aha burada da zaten birazdan televizyon yayınları da biter. Ne yapacağız, kime anlatacağız? Anlatıyoruz, soruyorum: 441 kişi kimdir, bu 33 firma kimdir, neden işlem yapmıyorsunuz? Var mı cevap? Cevap yok ama laf bol, bizi hikâyeyle kandırabileceğinizi sanıyorsunuz. Hiç kimse kanmaz, bak, herkes biliyor burada.

Fon soygunu nasıl yapılıyor? Çok açık, çok açık. Bir tane uygun şirket buluyorsunuz, şirketlerin alayı AKP'li -iftira etmiyorum, saydım, biraz sonra gene sayacağım- bunlar halka arz yapıyorlar. Sonra, ilgili fon... Bir fon buluyorsunuz, o fon da AKP'li. Bu hisseler uçuruluyor, fiyatlar yükseltiliyor, fon getirisi parlatılıyor, "mucize fon" algısı oluşturuluyor; yerli yatırımcı, gariban adam fona girmeye başlıyor. Sonra içerdekiler hisselerini satıp kaçıyorlar, küçük yatırımcı fonda saklı kalıyor, gizli kalıyor, kilitli kalıyor ve ondan sonra da işte birileri paraları koyacak yer bulamıyorlar.

Ben söyleyeyim, dedim ya iftira atmıyoruz: Özata Denizcilik. Ben anlattım basın toplantısıyla kimdir diye. Kimmiş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - AKP Tuzla İlçe eski Başkan Yardımcısı. Birisi AKP'li çıkmasın! Sonra yine basın toplantısıyla ayrıntılı anlattım: Gündoğdu Gıda. Gündoğdu Gıda, Erdoğan'ın ilk kez yanında muhasebeci olarak başladığı Kopuzların firması, doğrudan AKP'yle alakalı. Bunlar yetmedi mi? Bakın, ben size bugün 2 tane örnek daha vereyim: Altınkılıç Gıda, herhangi bir soruşturma geçirmedi; sahibi kim? Mehmet Ali Altınkılıç. Peki, bu kim?  AKP Bayrampaşa İlçe eski Başkan Yardımcısı, hâlen AKP Bayrampaşa Meclis Üyesi. Bir diğer kardeşi Kemal Altınkılıç, Mega Center Yönetim Kurulu Başkanı. Bunlar hisselerin yüzde 60'ına sahip, yüzde 35'i halka arz ediliyor, Tera devreye giriyor. Peki, ben söyleyeyim size: Şirket halka arz edilirken Mayıs 2024'te hisse senedinin fiyatı 22 lira 98 kuruş. Bu rakam nereye çıkıyor, biliyor musunuz arkadaşlar? Bu rakam bu yılın başında, daha doğrusu kriz çıkmadan hemen evvel 524 liraya çıkıyor. Buna bakan var mı? SPK diyor mu? Borsa İstanbul diyor mu? "22 liradan 524 liraya nasıl çıkar?" diyor mu? Şirketin değeri ne oluyor? Şirketin değeri 3,9 milyar liradan 59 milyar liraya çıkıyor. Kazanan kim? Kazanan AKP'li. Aracı kim? Firması AKP'li, aracı AKP'li, göz yuman SPK'si AKP'li, parayı götüren AKP'li; kaybeden yurttaş. Böylece bu işlem ortaya çıkıyor. Soralım: Bu Altınkılıç Gıdanın şu andaki hissesi nedir? 524 liradan 46 liraya düşmüş. Milyonlarca insan burada para kaybetmiş. Var mı cevabınız? Cevabınız varsa net duyayım! Bana hikâye anlatmayın! (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Bir kişi daha söyleyeceğim size: Kiler Holding. Tanırsınız değil mi Kilerler? Vahit Kiler; 22-23-24-27'nci Dönem AKP Milletvekili. Kiler sülalesi... Bu Kiler Holdinge bir de Yönetim Kurulu Başkanı lazım. Kim o? İsmet Yılmaz. O kim? AKP'nin eski Millî Savunma Bakanı. O da buraya Yönetim Kurulu üyesi olarak girmiş.

Hikâye ne? 1 Temmuz 2022'de 7 lira olan hissenin değeri, Şubat 2026'da 383 liraya çıkmış, 383 lira! Peki, bu Kiler Holdingin piyasa değeri ne olmuş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 2022'de 4,9 milyar lira iken Şubat 2026'da 1,1 trilyon TL'ye çıkmış. Bu ne demek biliyor musunuz? 20 milyar dolar, Kiler Holdingin piyasa değeri 20 milyar dolar. Peki, aynı zamanda Koç Holdingin piyasa değeri ne kadar? 13 milyar dolar. Koç Holding ne ki, Kiler var, Kiler! İş Bankasının piyasa değeri ne kadar? 6,5 milyar dolar. İş Bankası ne ki, Kiler var, Kiler! Peki, bu Kilerin hisseleri böylesine zıplarken, 7 liradan 383 liraya çıkarken, şirketin piyasa değeri 20 milyar dolara çıkarken SPK dememiş mi bir şey; Borsa İstanbul, MASAK bir şey dememiş mi? Şirket AKP'li, aracı kurum AKP'li, göz yuman AKP'li, soyulan vatandaş, siz bize buradan hikâye anlatacaksınız, bir de üstüne "Çok konuşuyorsunuz." diyeceksiniz öyle mi? Şu anda bunun değeri ne kadar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şu anda bunun değeri, hisse fiyatı 10-11 lira aralığına düşmüş, şirketin piyasa değeri de 30 milyar liraya düşmüş. Bu inişlerden, çıkışlardan kim kaybetti? Vatandaş kaybetti. Hikâye anlatmayın kardeşim, hikâye anlatmayın, kaldırın ellerinizi, bu 441 kişinin kimliğini ortaya koyun. Burada 41 tane şirket var değil mi? 41 tane şirketten 33'ü soruşturulmamış. Size listesini veriyorum, listesini; bak "Siz bulamamışsınız." falan demeyin işte, liste burada. Listenin teker teker AKP'yle bağlantısını anlatıyorum. Hani diyordunuz ya "Arının." Arının beyler, arının, vatandaşın hakkını verin vatandaşa. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Gökhan Bey, bir anda kestiniz, devam ediyorsunuz zannettim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yok, özür dilerim. Teşekkür ederim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Tamam, estağfurullah.

 

 Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Gaziantep Milletvekili Sayın Abdulhamit Gül.

Buyurun.

 

 

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Çok değerli Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle ifade etmemiz gerekir ki bugün Sayın Cumhurbaşkanımız da grup toplantımızda ifade ettiler. Bu fon meselesiyle ilgili kim olursa olsun, ucu nereye giderse gitsin büyük bir titizlikle soruşturmalar devam etmektedir ve bu soruşturmalar, bu yargılamalar mutlaka ama mutlaka kim kusurluysa, kim milletin malına göz diktiyse elbette hesabı sorulacaktır. Devam eden bir süreçtir, bitmiş bir süreç olmadığı için, devam eden bir süreç olduğu için, biz AK PARTİ Grubu olarak da bu meselenin yakından takipçisiyiz. Bu süreçte kimin yanlışı varsa onun karşısında olmaya devam edeceğiz. Suçlunun, yanlış yapanın partisi, partilisi olmaz. Kim olursa olsun, en yakınımızda bile olsa bizim tutumumuz nettir. Bu yanlışın karşısında olmaya, soruşturmaların, yargılamaların titiz bir şekilde, şeffaf bir şekilde yapılarak tüm yanlış yapanlardan hesap sorulması konusunda biz kararlıyız. Bu konuda sürecin de yakından takipçisiyiz, bunu ayrıca ifade etmek isterim.

Değerli Başkanım, çok değerli milletvekilleri; bugün 2027 bütçemizin genelinin Plan ve Bütçe Komisyonuna şu anda sunuşu yapılmakta. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz'ın Hükûmetimiz adına yapmış olduğu bu sunumdan sonra hem Komisyonda hem Genel Kurulda yoğun bir bütçe maratonu başlayacak. Ben 2027 bütçemizin ülkemize, milletimize şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Bu bütçe görüşmelerine katkıda bulunacak tüm milletvekili arkadaşlarımıza da başarılar diliyorum.

Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye'yle imzalanan deniz yetki alanları antlaşmasını oy birliğiyle kabul etmesi çok önemli bir gelişmedir; hem ülkemiz için hem bölgemiz için çok önemli bir gelişmedir. Bu gelişme, Doğu Akdeniz'deki bizim tarihî haklarımızı, tarihten kaynaklanan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm hukuki pozisyonumuzu, haklılığımızı da ayrıca teyit etmesi bakımından çok kıymetlidir, çok değerlidir. Bu karar Türkiye ile kardeş Libya halkının Doğu Akdeniz'deki varlığının, Doğu Akdeniz'deki meşru hak ve menfaatlerinin teminat altına alınması bakımından çok önemli bir iradedir. Bu konu, ülkemiz adına da bölgemiz adına da çok önemli bir gelişmedir. Şunu açıkça söylemek gerekir ki sahadaki gerçekliklere, tarihî gerçekliklere, uluslararası hukukun realitelerine aykırı hiçbir beyanı, hiçbir tutumu kabul etmiyoruz. Bu çerçevede ve bu meyanda Avrupa Komisyonu Başkanının yapmış olduğu açıklamalar bizim için yok hükmündedir, asla kabul etmiyoruz, Türkiye olarak bunu kabul edemeyiz. Bu tarihî anlaşmayı hedef alan açıklamalar bizim için yok hükmündedir. Doğu Akdeniz'de, Türkiye'nin ve kardeş Libya'nın kazanılmış haklarını yok sayan, dikkate almayan, inkâr eden bütün anlayışlar asla ama asla başarıya ulaşamayacaktır. Bu girişimler sonuç almayacaktır. Türkiye'nin kararlı tutumu bu konuda güçlü bir şekilde devam edecektir. Herkes şunu bilsin ki ne mavi vatanda verecek bir damla suyumuz var ne de yeşil vatanda vatanımızda verilecek bir karış toprağımız var. Biz bu egemenlik haklarımızı, egemenliğimizi en güçlü şekilde her yerde korumaya devam edeceğiz. Mavi vatandaki meşru haklarımızdan asla bir adım dahi geri atmayacağız. Bölgenin geleceği adaletle, hakkaniyetle, karşılıklı iş birliği ve müzakereyle ancak başarıya ulaşır ve bu hususta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde meşru haklarımızı mavi vatanda, Doğu Akdeniz'de korumaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu hususta ortaya koyduğu kararlı tutumu milletimiz çok iyi görmektedir; özellikle bu hususta çok dirayetli tutumu, alışılmış refleksleri, statükoyu da âdeta sersemleten, statükoyla da mücadele eden bu kararlı duruşu bugün Libya'da alınan bu sonucu ortaya koymuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bu tarihî ve hukuki haklılığımızı tescil eden bu karardan dolayı Libya Temsilciler Meclisine teşekkür ediyoruz. Gazi Meclisimizden Libya Temsilciler Meclisine selamlarımızı ve teşekkürlerimizi, Libya halkına teşekkürlerimizi sunuyoruz. Tam da burada Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu Türkiye merkezli siyaset anlayışının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha ifade etmek isterim. Cumhur İttifakı olarak hem Sayın Cumhurbaşkanımız hem Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin Doğu Akdeniz'deki haklarımıza yönelik bu tutumları,  bu gelişmelere yönelik yaklaşımları, bu süreçteki tüm kararlı tutumları milletimizce malumdur. Ayrıca, hem Yeni Parti Genel Başkanı Sayın Özel'in hem CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu anlayışta, bu gelişme karşısında ortaya koydukları tavır da Türkiye merkezli siyaset anlayışı da çok değerlidir. Ülkemizin egemenliğine, ülkemizin meşru tutumuna karşın ortaya konan bu ortak tavır Sayın Cumhurbaşkanımızın da çağrısını hep yinelediği Türkiye merkezli bir siyasetin ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir. Eğer mesele Türkiye'yse, 86 milyonun çıkarıysa burada ortaklaşmak hepimiz için çok kıymetlidir. Takip edememiş olabilirim, diğer muhalefet partilerinin Genel Başkanlarının da tutumunun bu anlamda, bu çerçevede olduğunu düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, uluslararası diplomaside karşımıza çıkan son gelişmelerden biri de Mekke Anlaşması'yla ilgili. Bu husus da Dışişleri Komisyonumuza, Meclisteki komisyonumuza, ilgili komisyona havaleyle beraber komisyonun gündemine gelerek sonrasında da Genel Kurulumuzun gündemine, onayına sunulacak önemli bir anlaşmadır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel elitler, seçkinler "Biz dünyayı adalete, savaşsız bir dünyaya taşıyacağız." iddiasıyla ortaya çıktılar ve  Yalta'da yeni küresel düzeni kurmak için bir masa kurdular ama kurulan  o masadan bir barış çıkmadı, kurulan o masadan gözyaşlarının silinmesi çıkmadı, kurulan o masada kanların akması sona ermedi, kurulan o masa adalet getirmedi. Bugün bütün dünyanın aradığı insanlığın küresel adaletidir. İşte, burada bir paradigma var: Bir, Türkiye'nin, Sayın Cumhurbaşkanımızın savunduğu "Haklıysan güçlüsün." anlayışı, bir tarafta da bugün çökmekte olan Yalta Konferansı'nı yapanların ortaya koyduğu ve dünyaya adalet getiremeyen "Güçlüysem haklıyım." anlayışı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Bu iki anlayışın çatıştığı bir dünyayı yaşıyoruz. Türkiye adaletin paradigmasının sözcülüğünü güçlü bir şekilde sürdürmektedir, dile getirmektedir, tüm dünyaya haykırmaktadır. Bugün, işte, yeni ittifaklarla, yeni birlikteliklerle Türkiye öncelikle kendi vatanının, kendi insanının, vatandaşlarının özgürlüğünü, refahını, huzurunu, bekasını temin etmek, bölgenin huzurunu ve küresel coğrafyanın huzurunu sağlamak için çok önemli adımlar atmaktadır. Bunlardan biri, işte,  Mekke Anlaşması ve bu Mekke Anlaşması'yla beraber bizim aslında fiziki sınırlarımız haritada Edirne'den Kars'a kadar olsa bile bizim Balkanlardan Kafkaslara, Afrika'dan yine Trablus'a uzanan çok güçlü bir gönül coğrafyamız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım lütfen.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Vefalı Türk'ün, bu coğrafyanın beklenen vefalı insanlarının sunacağı husus adalettir ve bu adaleti yerine getirmek adına bugün hem bölgesel çatışmalarda İran-ABD-İsrail olsun, Ukrayna-Rusya olsun, Etiyopya-Somali, Afganistan-Pakistan gibi, burada daha sayamadığım tüm çatışma alanlarında Türkiye güçlü bir şekilde hep diyalog ve barışın tarafı olmuştur.

Bugün yine Mekke Anlaşması da bir saldırı anlaşması değildir, Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ahdedilmiş tarihî bir ortak savunma paktıdır. İnanıyoruz ki burada elbette tüm yasal, anayasal süreçler tamamlandıktan sonra daha da genişleyecek, daha da kurumsal olarak güçlü bir şekilde geleceğe doğru yürüyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Ortak caydırıcılığa yönelik geniş bir güvenlik şemsiyesini ortaya koyan bu anlayışın Türkiye için çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz, bir kez daha ifade ediyoruz.

"Libya'da ne işimiz var? Suriye'de ne işimiz var?" diye başımızı kuma gömmenin bu ülkeye hiçbir faydası yok. Bu ülke öz güveni yüksek bir Türkiye'dir, bir coğrafyadır, kadim bir Anadolu medeniyetidir. Dolayısıyla bizim her yerde işimiz var, her yerde yapacak sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk anlayışıyla, kaostan, gözyaşından beslenenlere inat hem bölgemizin hem dünyanın adaletle ve iş birliğiyle geleceğe yürümesi adına çok önemli bir adımdır. Bu anlaşmadan Türkiye'yi stratejik tehdit gören odaklar, soykırımcı ve işgalci zihniyetler rahatsız olur. İnanıyorum ki milletimizin istiklaline, istikbaline yönelik Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ortaya konan bu diplomatik adımlar Gazi Meclisimizde de büyük bir konsensüsle kabul edilecektir.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun diyorum; Genel Kurulu, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Tokat Niksar Meslek Yüksekokulu öğrencileri ile Bursa Yeşil Devlet Hatun Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri locadan Genel Kurulumuzu takip ediyorlar. Kendilerine hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

YENİ YOL Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

21/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/10/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

Selçuk Özdağ

 

 

Muğla

 

 

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca ve 19 milletvekili tarafından, sermaye piyasalarında yaşanan fon krizinin kamusal alandaki etkilerinin, krizin ortaya çıkışına ve yönetimine ilişkin süreçlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının denetim ve müdahale sorumluluklarının, süreçte görev alan bürokratlar ile dahli bulunan kamu personelinin ve soygunun parçası olan siyasilerin rol ve sorumluluklarının tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 21/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergemizin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/10/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere YENİ YOL Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Atmaca.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET ATMACA (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, aslında, gündeme aldığım konu hakkında herkes her şeyi biliyor ama maalesef konuşmaya sıra gelince herkes konuşmaya çekiniyor. Herkesçe malum olan bir konu; belki son yüzyılın en büyük soygunundan, organize soygunundan bahsediyoruz ve bu soygunun oluş şeklini de herkes biliyor aslında. Yani tek başına bir vatandaşın böyle bir olayı organize edebilme imkân ve ihtimali yoktur. Bunun en az üç tane ayağı olması gerektiğini bu işin tekniğini bilenler bilir. Yani ben bilinen bir örnek olması açısından Fatma Betül Hanım üzerinden gitmek istiyorum.

Birincisi, Fatma Betül Hanım bu tüyoları mutlaka birinden alınmıştır, bu garantileri mutlaka birinden almıştır, yoksa hiç kimsenin öz sermayesini bu kadar büyük risklere sokması mümkün değildir. Yani 160 milyon para  yatıracaksınız, 2 milyar 300 milyona kadar çıkana kadar bunu güvenle orada tutacaksınız; bu mümkün değildir.

Bir diğer ayağı ise kamudur, beni şu an en çok enterese eden taraftır. Kamu, maalesef, bu işin ya ortağıdır ya göz yummuştur, üçüncü bir ihtimal yoktur.

Şimdi, ideal toplumlar arzulanır ama bu mümkün değildir. Toplumlar içerisinde hırsızı arsızı her zaman olur ama kamusal menfaati korumakla görevli olan kısım öncelikle kamu personeli olması gerekirken, maalesef, kamusal menfaatleri soygunculara peşkeş çeken bir anlayış var.

Biz bu organizasyon içerisinde kamu yani bürokrasi, siyaset ve bu vurgunculardan oluşan üç ayak olduğunu düşünüyoruz. Biz iddia ediyoruz ki bu yapılanların tamamından hem devlet yetkililerinin hem kamu bürokrasisinin hem siyasilerin haberi vardır. O yüzden araştırma önergesinin kabulünü arzu ediyoruz. İktidar tarafının da bunun kabul edilmesini istemeyişinin tek ana sebebi ucunun onlara dokunacağını bildikleri içindir. Evet, bu olay aydınlanırsa AK PARTİ çok çok büyük zarar görür ama bugün AK PARTİ'liler partilerinin zarar görmesinden ziyade devletin zarar görmesini kabul ediyorlar. Bu onların da işine gelmez, hiç kimsenin de işine gelmez. Devleti parti menfaatinin üzerinde tutmak lazımdır, bugün AK PARTİ maalesef parti menfaatini devlet menfaati üzerinde tutmuştur.

Tabii, bu olay çok çok yeni değil 2018 yılından beri ayyuka çıkan bir olaydır bu. 2018 yılından bugüne kadar halka arz edilen firmalar içerisinde hak eden, layık olan firmaların önüne konan zorlukları herkes duyuyor ve biliyor. İkincisi, hak etmediği hâlde halk arz edilen ve bu fon dolandırıcılığında adı geçen bir sürü firma var. Bunlara izinlerini kimler verdi? Bunlara izin verenler hâlâ koltuklarında. En son iki gün önce, bizim yaptığımız bir açıklamaya bağlı olarak biri istifa etti ama bu sadece onunla bağlantılı değil, o kişilerin de kendi güçleriyle onu yapabilmeleri mümkün değil, bir üst bağlantıları vardır. En nihayetinde bu bahsettiğimiz kurumlar bir bakanlığa bağlı ve bu bakanlık da bu yeni sistemde Cumhurbaşkanına bağlı. Bu olaylardan haberdar olmamış olmaları olayların içinde olmalarından çok daha büyük bir hata ve kabul edilemez bir durumdur. O yüzden, bu hatayı kabullenmek, millete izah etmek ve bunu temizlemek adına önce bürokrasiden ve siyasetten başlamak üzere bu işe ciddi bir neşter vurmak gerekiyor.

Tabii, kamuya, halka arz edilen birçok firmanın aslında halka arz edilmeye layık olmayan firma olduğu son zamanlarda firma isimleri de verilerek hep ifade edildi ama bizim de şahit olduğumuz bazı meseleler var. Layık olduğu hâlde, halka arz edilmeyi hak ettiği hâlde önüne bir sürü engel konulan ve bir sürü çetrefilli yola sokulan yatırımcılarımız vardır. Bunun ülkeye ve millete çok büyük zararı vardır. Bu yanlışın bu yanlışa bulaşanlar tarafından temizlenmesi mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

MEHMET ATMACA (Devamla) - O yüzden, bu işin Millet Meclisinde kurulacak bir komisyona devri ve komisyonun araştırmalarıyla bu işin rapor edilmesi ve temizlenmesi gerekir.

Eğer devlet menfaatlerini parti menfaatlerinin önünde tutarsanız sizin de bu önergeye "Evet." demeniz gerekir diyorum ve saygılar sunuyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Atmaca, sizi kutluyorum, çok önemli bir olumsuzluğu, yolsuzluğu deşifre ettiniz. Bir milletvekili sorumluluğuyla, kendi ilinizin değil sadece, Türkiye'deki çok önemli bir konuyu açığa çıkardınız, sizi kutluyorum. (Yeni Parti, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET ATMACA (Devamla) - Sayın Başkan, bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN - Buyurun, söyleyin.

MEHMET ATMACA (Devamla) - İçinde bulunduğumuz durumun vahametini anlatma adına bunları diyorum. Bu, iki yıldır benim vicdanımı ezen bir durumdu ama masum insanların zarar görmesi endişesiyle bunu dile getirmeye korktum; bu da burada kayıtlara girsin istiyorum.

Çok teşekkür ederim. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar.

Buyurun lütfen. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar) 

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Değerli milletvekilleri, YENİ YOL Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir bu kürsüde finans tarihimizin en büyük soygununu konuşuyoruz. İktisatçıların da işaret ettiği gibi, karşımızda tam bir "Doğu Ekspresinde Cinayet" tablosu duruyor; tek bir fail yok, herkesin elinde bir bıçak var, ortada sıradan bir ihmal değil organize bir sistem sorunu duruyor. Her fiyaskoda "dış güçler" diye yeri göğü inleten sizlerin sıklıkla kullandığı sihirli kelime ne biliyor musunuz? "Sınırlı." Enflasyon patlar "Etkisi sınırlı." piyasalar sarsılır "Hasar sınırlı." Bu devasa soygun patladı, yine, aynı nakarat "Reel ekonomiye etkisi sınırlı." Siz bu masalı gidin de işçisine maaş ödeyemediği için kıvranan o fason üreticiye bir anlatın bakalım. "Tasfiyede parası kalanlar dev firmalar." diyorsunuz ama o devlerin ödeme yapmadığı, yapamadığı binlerce KOBİ, tedarikçi, nakliyeci nerede? Neymiş? "Kamuya yük yok."muş. Şirketler kendi parasına erişemediği için gidip yüzde 50 faizle borçlanıyorlar. O devasa faizler geri gelecek mi?

Değerli milletvekilleri, bu kriz Temmuz 2025'te bağıra bağıra "Geliyorum." dedi. Peki, sistemi koruması gerekenler ne yaptılar? Belgeyle uyaran namuslu denetimcileri, MASAK yöneticilerini gözaltına aldılar. Neden mi seyrettiler? Çünkü bu cinayetin suç aleti 2018'de çıkardığınız 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'dir. Siz o kararnameyle SPK gibi kurumlardaki on yıllık mesleki tecrübe şartını bir kalemde sildiniz. Kurumları liyakatsiz kadrolara teslim ederseniz o bürokratlar da denetim yapmak yerine "Acaba Külliye ne der?" diye yukarıya bakarlar.

Şunu tarihe not düşelim: Uyarıyı duymamak ihmaldir ama uyaranı susturup vurguncuyu kollamak alenen ortaklıktır. Araştırılsın dedik, oylarınızla reddettiniz. Milyon dolarları kaçıranlar ellerini kollarını sallayarak gezerken kirli çarkı yazan gazetecileri hapse atarak bu soygunu gizleyemezsiniz. İşte, bu yüzden YENİ YOL Grubunun Meclis araştırması önergesini destekliyoruz. Sizin "sınırlı" dediğiniz bu çürümenin sınırı yok ama bu aziz milletin sabrının bir sınırı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HÜSMEN KIRKPINAR (Devamla) - Bu karanlık fonları yöneten vurguncuları da sümen altı eden bürokratları da ve bu talana siyasi zırh giydiren ağababalarını da bağımsız mahkemelerde yan yana oturana denk bu işin peşini bırakmayacağız diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Kadri Enis Berberoğlu.

 Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; fon krizi diyoruz, her gün yeni rakamlar uçuşmaya başladı havada. Önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı 1 milyonluk bir sınırdan bahsetti "Anaparayı alan başka para alamayacak." dedi. Dün itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanı 10 milyon sınırını getirdi. Devlet ciddiyeti olsa oturup bu rakamları tartışmakta fayda görürüm ama açıkçası bu fon krizinin yönetimi konusundaki ciddiyetsizlik o kadar aşikâr ki insanın aklından şu geçiyor: 1 milyon değil 950 bin diye niye demiyorsunuz ya da 1 milyon 50 bin niye demiyorsunuz ya da 10 milyon yerine 8 milyon ya da 12 milyon niye demiyorsunuz? Bakın, bizi bu rakamlarla oyalamayın. Buradaki mesele maalesef ve maalesef kimin bu fonlardan kaç para kazandığı değil toplumun kalan 86 milyonunun nasıl süründüğüdür. İki tane rakam vermek istiyorum: Biri, en düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira; bir diğeri, asgari ücret 28 bin 75 lira. Bir gün bu fona girip beş ay sonra çıkan bir kişinin aylık kazancı 5 milyon dolar yani 260 milyon TL. Aradaki farkı tahayyül dahi edemiyorum. İşte "Bu kazancı siz kendiniz, AKP vekilleri mi ya da AKP vekillerinin yakınları mı kazandı acaba?" diye soru sormak da abes çünkü esas soru burada, sizin yönetiminizde bu paralar nasıl kazanıldı? Siz bu paraların kazanılmasına nasıl izin verdiniz? Çıkıp da insanlardan oy isterken "Türkiye'nin durumu malum, emekliye bundan fazlasını veremiyorum, memura daha fazlasını veremiyorum, işçiye daha fazlasını veremiyorum, asgari ücrete zam yapamıyorum." derken yüzünüz hiçkızarmayacak mı? Esas soru budur, başka bir soruya da hacet yoktur zaten çünkü topu topu 281  milletvekilisiniz. Ailenizle, şununla, bununla bin kişidir; iktidar bir yolunu bulur. Fon olmasa başka bir yoldan kazanır zaten. Burada mesele, kazanılan paranın fahiş ölçüde yüksek olması ve toplumun geri kalanının da inim inim inlemesidir.

O yüzden, YENİ YOL Grubunun önergesine destek vereceğimizi bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım efendim. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Sayın Gergerlioğlu, buyurun. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözü hiç uzatmayacağım, yargılanması gerekenler niye yargılanmıyor kardeşim, AK PARTİ'li yetkililer? Burada, bakın ancak 12-13 AK PARTİ'li vekil var; nereye kaçtınız, neden hesap vermiyorsunuz, neden yargılanmalarına izin vermiyorsunuz? Mahmut Sütçü "Efendim, affımı istedim." diyor; Ömer Gönül diyor ki: "Efendim, affımı istedim." şu, bu! Ya, kardeşim, ne affı ya; yargılanmalı bu adamlar, yargılanmalı! Bakın, Bursa Vekilimiz Sayın Mehmet Atmaca söyledi; Bursalı iş adamı gitmiş, borsaya girmek istiyor. Tabii, bir dolaplar dönüyor ya "Efendim, ya sen FETÖ'cüsün, borsaya giremezsin!" Zaten çaya, çorbaya "FETÖ'cü..." Devrimiz öyle. Adamı alamıyor. Sonra bir şekilde bakıyorsunuz ki bir iddia çok önemli, bir para dönüyor ve sonradan Ömer Gönül dönüp diyor ki: "Hakkını helal et." Şu işe bakın ya, hakkını helal etmiş. Haram olsun ya, haram olsun! Millet adına ben burada diyorum ki haram olsun! Bu dolandırıcıların hepsine haram olsun! AK PARTİ'ye, iktidara, saraya, hepsine haram olsun kardeşim! Kitabın ortasından konuşuyorum işte, var mı diyeceğiniz? Niye listeyi açıklamıyorsunuz kardeşim? Madem dolandırıcılık olduğunu kabul ediyorsunuz, açıklayın o zaman listeyi. Neden bu adamlar yargılanmıyor? Sermaye Piyasası Kurulunun hataları apaçık ortada. Niye yargılamıyorsunuz? Yargılamadığınız müddetçe her gün diyeceğim yargılanmalı bu insanlar! "Ya Ruhsar Pekcan yargılandı mı Vekilim?" diyeceksiniz değil mi? Evet, yargılanmadığı için biz zaten diyoruz ki yargılanmalı. Hakkında suç duyurusu yaptık. Niye yargılanmıyor? Bu insanlar yargılanınca siz de suçlu durumuna düşeceğiniz için mi korkuyorsunuz? Sevgili arkadaşlar, millet adına arkadaşlarımızla birlikte bu işin peşini bırakmayacağız. Meclis bu konuda aktif rol almalı. Böyle olmaz arkadaşlar, böyle olmaz! Bu Meclis bunun peşini bırakmamalı.

Ayrıca bir milletvekili olarak hak ihlallerine karşı nerede olursa olsun karşı çıktım. Başörtüsü yasağına ben yıllarca karşı çıktım, gerek Türkiye'de olsun gerek Azerbaycan'da olsun; eleştirdim, eleştirmeye devam ediyorum. Azerbaycan'ın totaliter yöneticisi Aliyev ben ve 30 kişi hakkında Azerbaycan'a giriş yasağı koymuş, trajikomik bir yasak. Buradan Azerbaycan'daki Aliyev'e diyorum ki eller gider Mersin'e, Aliyev gider tersine. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ya arkadaş, bu ilkel yasaktan Türkiye'de vazgeçildi, sen yıllar ilerlerken geriye doğru gidiyorsun. Bu ne biçim hâl?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) - Yani halkına zaten sadece başörtüsü konusunda değil -gidin Azerbaycan'a, ben Meclis TÜRKPA üyesiyim, gittim- ya ne demokrasi var ne insan hakları var arkadaşlar, zerresi yok yani gerçekten, Türkiye'den daha beter bir ülke olmak için uğraş veriyor Aliyev. Halkına zulmediyor, bunu eleştiren Gergerlioğlu'na da ülkeye giriş yasağı koyduruyor. Ya, trajikomik durumdasın Aliyev; bak, bunu çok iyi bir şekilde bil.

Buna AK PARTİ iktidarı neden ses çıkarmıyor? Çünkü soykırımcı İsrail'e Azerbaycan'dan giden petrol Türkiye üzerinden gidiyor, 1 dolar 27 sent komisyon alıyor iktidar; paralar cukka, çok güzel; niye itiraz etsin? Binali Yıldırım diyor ki: "Ne haddimize efendim, başörtüsü yasağına itiraz edemeyiz." Tabii, yani sizin ne haddinize; yeri geldi mi başörtüsü edebiyatı yaparsınız, yeri geldi mi de "Ne haddimize efendim." Benim için onurdur, onur; bu ülkede zulme uğradım, Türkiye'de de uğradım, Azerbaycan'a girişim yasaklansa da benim için onurdur; bunu da herkes bilsin. (DEM PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Evrim Karakoz.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA EVRİM KARAKOZ (Aydın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi tarafından verilen grup önerisi üzerine Yeni Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Fon konusunda geldiğimiz noktada milletin parası çalınmıştır, hiç edilmiştir; kamu kurumları, denetim mekanizmaları kafasını kuma gömmüştür, görevini yapmamıştır. Bu fon hırsızlığı, yolsuzluğu ve arsızlığı birkaç şirketin yaşadığı mali sıkıntıdan ibaret değildir; bu mesele yüz binlerce insanın emeğinin, birikiminin ve geleceğe dair umutlarının çalınmasıyla ilgilidir. Bu insanlar birikimlerini sisteme emanet ederken "Acaba 3 kuruş, 5 kuruş kazanır mıyım?" diye düşündüler ancak günün sonunda soyuldular. Burada, aslında, konuyu iki başlık altında değerlendirmek, ikiye ayırmak gerekiyor: Bir, fondan milletin parasını çalanların belirlenmesi ki  bilinmesine rağmen bu insanlar listeler açıklanmadı, göstermelik tutuklamalarla bir algı yürütülmeye çalışılıyor.

İkinci husus ise, foncular milleti soyarken bunu gördüğü, duyduğu, bildiği hâlde ses çıkarmayanların, hatta, kendisi de vurguna katılanların, denetim görevini yerine getirmeyenlerin belirlenmesidir ki bu konuda da bir zahmet bir, iki görevden alma haricinde herhangi bir işlem yapılmadığını da biliyoruz ve görüyoruz.

Peki, bu iki hususta milletin parasını vurgunlayanlar ve buna göz yumanlar tespit edildi diyelim -ki aslında her şey açık, her şey ortada- bu insanları yargılayacak mısınız, bunun hesabını soracak mısınız diye soruyorum ama biliyoruz ki  yargılamayacaksınız, bunun hesabını sormayacaksınız çünkü bu duvardan bir tuğla çekerseniz duvarınız yıkılacak, vatandaşı soyan, yandaşı kollayan düzeniniz yıkılacak.

Bakın, bu ülkede muhalif iseniz sahte delillerle, sahte tanıklarla, sabah operasyonlarıyla gözaltına alınıyorsunuz ama eğer iktidar iseniz işte, her şey ortada, her şey açık, her şey belli, iktidarda iseniz yargılanmıyorsunuz.

Son iki, üç yılda yaşadığımız olaylarda muhaliflerin, örneğin, hesap hareketleri didik didik edilirken, aile arasındaki 10 bin liralık havaleler dahi soruşturma konusu yapılırken ve insanlar bunları açıklamasına rağmen tutuklanırken iktidara yakın isimler, örneğin, eski Bakanlar, bürokratlar, Bakan çocukları bir zahmet bilgilerine başvurulmak için çağrılıyorlar. Genel Başkanımız Özgür Özel'in de söylediği gibi, bu fon meselesinde atayan AKP'li, atanan AKP'li, milletin parasını çalan AKP'li.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

EVRİM KARAKOZ (Devamla) - İşte, bu yüzden soruyoruz: Bu ülkede kanunlar, nizamlar sadece muhalifler için mi? Bu ülkede iktidara mensup iseniz yasalardan, kanunlardan, cezalardan muaf mısınız?

Bu duygu ve düşüncelerle YENİ YOL Partisinin önerisine "evet" oyu veriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Emine Yavuz Gözgeç.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YENİ YOL Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım.

Fon meselesi her yönüyle ele alınarak konu hassasiyetle yönetilmektedir. Yaşanan fon meselesi sistemin geneline yaygın olmayıp 3 bine yakın fon içinde 131 fonda yaşanan bir mesele. İlk andan itibaren gerekli adımlar ivedilikle atılmıştır. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz Başkanlığında Fon Koordinasyon Kurulu oluşturularak konu hem yatırımcılar hem sermaye piyasaları açısından ele alınarak sermaye piyasalarının belirli ve kısıtlı bir alanında meydana gelen meselenin kontrol altına alınması, tasfiye süreci hususunda çalışmalar şeffaf bir şekilde devam etmektedir. Tasfiye süreci devam eden fonlara ilişkin piyasa bozucu işlemlerden süreçten olumsuz etkilenenlere yönelik ara ödemeler yapılmasına imkân verecek olan kanun teklifi de Bütçe Komisyonunda kabul edilerek Genel Kurulumuzda görüşülmeye başlanmıştır. Kanun teklifinin Meclisimizde kabul edilmesiyle birlikte ödemelerin yapılmasına başlanabilecektir. Bu noktada özellikle altını çizmek istiyorum: Yapılacak ödemeler için kamu bütçesi kullanılmayacaktır. Ödemeler fonların kendi mal varlığı ödemelerinden, hukuka aykırı fiillerle haksız kazanç elde eden gerçek ve tüzel kişilerden tahsil edilerek yapılacaktır. Diğer yandan adli yargı süreci de devam etmektedir. Manipülasyon yapanlara, piyasa bozucu işlemlerde bulunanlara, haksız kazanç sağlayanlara yönelik soruşturmalar başlatılmış, mal varlığına yönelik tedbirler alınmıştır. Yolsuzluk, rüşvet, manipülasyon, irtikâp, her ne ad altında olursa olsun milletin hakkına el uzatanlar hukuk önünde hesap verecektir, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Devlet Denetleme Kurulu da en üst seviyede yetkilendirilmiş olup çalışmalarına titizlikle devam etmektedir. Devlet Denetleme Kurulunun oluşturacağı rapor doğrultusunda piyasanın sağlıklı işleyişi sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adalet gözetilerek gerekli her türlü adım atılacaktır.

AK PARTİ olarak bizim pusulamız her zaman ve her durumda hakikattir, hakkaniyettir, milletimizin hakkının, hukukunun korunmasıdır. Biz her zaman rüşvet, irtikâp, istismar, manipülasyon, her ne ad altında olursa olsun yolsuzluğun her türlüsüyle mücadelede daima kararlı olduk. Hiçbir zaman yanlışın, yolsuzluğun, kim yaparsa yapsın, üstünü örtmedik, sahip çıkmadık. Aksine, olayların tüm şeffaflığıyla ortaya çıkması için hukuk kuralları çerçevesinde her türlü adımı attık, atıyoruz. Tüm bu çalışmaları yaparken iftiralara, yalanlara, algılara da inanıyorum ki milletimiz prim vermeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Devamla) - AK PARTİ olarak Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde daima milletimizle beraber yol yürüdük, her türlü sorunu milletimizin desteğiyle çözdük. Dünyada yaşanan kaosa, savaşlara, ekonomik sorunlara, krizlere rağmen ekonomimiz büyüyerek dayanıklılığını devam ettiriyor. İnşallah  yaşanan fon meselesiyle ilgili de Sayın Cumhurbaşkanımızın belirttiği üzere, bir cerrah titizliğiyle yapılacak şeffaf ve etkin çalışmalar sayesinde sermaye piyasalarımız daha sağlıklı ve daha güçlü bir yapıya kavuşacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkanım, oylama öncesi karar yeter sayısı talebimiz var efendim.

BAŞKAN - Peki.

Sayın milletvekilleri, oylamadan önce bir karar yeter sayısı talebinde bulunuldu, karar yeter sayısı arayacağım elektronik oylamayla.

İki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.55

      İKİNCİ OTURUM

      Açılma Saati: 17.02

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

YENİ YOL Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip Üyeler arasında ihtilaf var; elektronik oylamaya başvuracağım.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

BÜLENT KAYA (İstanbul) - Hani vardı arkadaşlar! "Var" diyorlardı, itiraz ediyorlardı.

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:17.05

     ÜÇÜNCÜ OTURUM

      Açılma Saati: 17.10

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

YENİ YOL Partisi grup önerisinin 2'nci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

İYİ Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

21/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/10/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Uğur Poyraz

Antalya

                                         Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Grup Başkan Vekili, Antalya Milletvekili Uğur Poyraz tarafından, bir televizyon yorumcusu ve avukata yönelik ölüm tehdidi iddiaları karşısında koruma ve soruşturma mekanizmalarının, gazetecilere yönelik soruşturma ve tedbirlerin yarattığı yapısal sorunların ve hukukun kişilere göre farklı uygulandığı kaygısının nedenlerinin araştırılması ile yaşam hakkını, savunma hakkını, basın özgürlüğünü ve hukuki güvenliği güçlendirecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 21/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 21/10/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ Parti Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun.

Sayın Olgun, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu olarak verdiğimiz bu araştırma önergesi tek bir soruyu soruyor; bu ülkede hukuk herkes için aynı mı işliyor? Son bir ayın tablosu bu sorunun cevabını acı biçimde veriyor; hayır, işlemiyor.

Bir avukat, Afşin Hatipoğlu, canlı yayındayken yabancı numaralardan aranıyor. Daltonlar adını kullanan suç örgütü "Yayını terk et! 5 milyon lira öde, yoksa öldürülürsün." diyor. Hatipoğlu, belgeleriyle suç duyurusunda bulunuyor, koruma istiyor. Sonuç, İstanbul Emniyetindeki görüşmesi iptal ediliyor, karakola yönlendiriliyor. Gerçek; suç örgütleri bu ülkede canlı yayında bir avukatı ölümle tehdit edecek kadar pervasız ve devlet bu pervasızlık karşısında bir karakol koridoru gösteriyor. Tehdit edilen korunmuyor, tehdit eden aranmıyor.

Peki, aynı günlerde devletin bütün refleksi nereye yöneliyor? Gazetecilere. Murat Ağırel fon soruşturmasına ilişkin haberleri yüzünden bir Bakanın şikâyetiyle zaten ev hapsindeydi, yaptığı haber yüzünden evine kapatılmıştı. Şimdi ise evine operasyon yapıldı, dört gün gözaltında tutuldu. Emniyette "kara para aklama" dediler, adliyeye gelince suçlama değişti, üyesi olmadığı örgüte yardım oldu. Suçlama bile yolda değişiyorsa ortada delil değil, arayış vardır. Neye dayanarak tutuklandı? Yapmadığı bir haber yüzünden, belgelerini doğrulatamadığı için yayınlamadığı bir haber yüzünden yani gazetecilik etiğine uyduğu için.

Buradan  Adalet Bakanlığına, iktidara soruyorum: Bu örgütü nasıl belirlediniz? Hangi delille, hangi hiyerarşiyle, hangi süreklilikle "Ortada bir örgüt var." dediniz ve bir gazeteci bir haberi yapmayarak bir örgüte nasıl yardım eder? Haber yapan gazeteciye "Halkı yanıltıyorsun." diyorsunuz, haber yapmayan gazeteciye "Örgüte yardım ediyorsun." diyorsunuz; yazsa suç, yazmasa suç! Bu, hukuk değil, bir kapandır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100'üncü maddesindeki somut delil nerede? Kaynağı belirsiz belgelerle kurgulanan bir örgüt isnadı mı sizin somut deliliniz? Adli kontrolün neden yetmediğini hangi gerekçeyle açıkladınız? Zaten ev hapsinde olan bir gazeteci nereye kaçacaktı? Murat Ağırel ifadesinde açıkça söylüyor; bu dosyanın olsa olsa tanığı olabileceğini, hayatında yan yana bile gelmediği insanlarla aynı örgüte konulduğunu... Bir gazeteciye gelen iddiayı araştırmak, belgeleri doğrulatmaya çalışmak, emin olmadığı için yayınlamamak; bunun adı suç değil, gazeteciliktir. Siz bu ülkenin gazetecilerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının aksine açık bir mesaj veriyorsunuz: "Araştırma, sorma, belgeye dokunma; dokunursan seni de örgüte yazarız." Hukukun bu kadar eğilip büküldüğü yerde artık adaletten söz edilemez.

Bir şey daha sormak istiyorum: Allah aşkına, Adalet Bakanlığı fiilen özelleştirildi mi? Kimin korunacağına, kimin içeri atılacağına artık kanun değil siyasi yakınlık karar veriyor. Siz hukuku da adaleti de yerle bir ettiniz. Anayasa’nın 10'uncu maddesindeki kanun önünde eşitliği çiğnediniz, 26'ncı ve 28'inci maddelerdeki ifade ve basın özgürlüğünü paçavraya çevirdiniz.

Aynı zihniyeti İBB davasında da görüyoruz. İddianamedeki kamu zararının 110 milyar lirası Cebeci Maden Sahasına yüklenmiş, Ekrem İmamoğlu bu sahadaki hafriyattan sorumlu tutulmuş. Geçen hafta savunmasını izledim, İmamoğlu haykırıyor, diyor ki: "Cebeci, kanunla kurulmuş bir maden sahasıdır; yetki valilikte, MAPEG'de, TMSF'de, belediyede değil. Neden ben buradayım veya neden bu kuruluş yetkilileri burada değil?" Bu soruya tek bir babayiğit cevap vermiyor.

Şimdi soruyorum: Madem burada yolsuzluk var, yetkililer cevap versin, vali cevap versin, MAPEG cevap ersin, TMSF cevap versin, her sabah "tweet" atan Adalet Bakanı cevap versin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Hesap sorulması gerekenler o sahayı denetlerken yıllarca seyreden kurumlardır.

 Değerli milletvekilleri, kamu gücünün kudreti eleştirel seslere kelepçe takmakla ölçülmez; yurttaşını tehdide karşı koyabilmekle, hukuku ayrımsız uygulayabilmekle ölçülür. Bugün avukat korunmuyor, gazeteci cezaevinde, suç örgütleri ortalıkta, adalet ise iktidarın kapısında nöbette. Bu tablo bir hukuk devletinin değil, hukukun askıya alındığı bir düzenin tablosudur.

Murat Ağırel derhâl serbest bırakılmalı, Afşin Hatipoğlu'nu tehdit edenlerin peşine gerçekten düşülmeli, Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına kulak verilmelidir. Bu nedenle de bu önerge kabul edilerek Meclis bu çöküşü araştırmalıdır; aksi hâlde tarih bu Meclisin haksızlık karşısında susmayı tercih ettiğini yazacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Partinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçenlerde burada söylemiştim, Taberi'de Muaviye'ye atfedilen bir söz vardır, der ki: "Eğer benim siyasetime ve iktidarıma karışmazsanız istediğinizi konuşursunuz, istediğinizi yapabilirsiniz." Sanki bugünlere atıfta bulunuyordu. Şimdi iktidar şöyle diyor: "Benim siyasetime ve iktidarıma karışmayacaksınız; benim siyasetimi ve iktidarımı sürekli olarak tevillerle öveceksiniz ve ancak bu şekilde basıncılık yani yayıncılık yapabilirsiniz, gazetecilik yapabilirsiniz ancak bu şekilde siyaset yapabilirsiniz; aksi takdirde sizi sustururuz." Nasıl susturuyorlar? RTÜK'le susturuyorlar. Nasıl susturuyorlar? Basın İlan Kurumuyla susturuyorlar.

Ben Adalet ve Kalkınma Partisinde milletvekilliği yaparken bu konu gündeme gelmişti; bir yandan "Milletvekillerinin dokunulmazlığı kalksın mı kalkmasın mı?" bir diğer yandan da "Basın mensupları tutuklu mu yargılansın, tutuksuz mu yargılansın?" diyerek. O zaman söylemiştim, basın mensupları tutuksuz yargılansın demiştim. Neden? Çünkü eğer bir gazeteyi kapatırsanız yani RTÜK kanalıyla veya Basın İlan Kurumu kanalıyla kapatırsanız, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından kapatırsanız, sonra bu gazete, medya yargı yoluyla tekrar yeniden açılmasını sağlarsa bir yıl içerisinde o gazeteciler işsiz kalır, Türkiye çok özgür bir basından veya basın özgürlüğünden çok ciddi şekilde mahrumiyet yaşar ve bilgi alma noktasında da kamuoyunu cezalandırmış olursunuz; bu doğru olmaz demiştim. Milletvekillerinin dokunulmazlığı konusunda da milletvekilleri suç işlemesinler. İşlerler mi? İşleyebilirler. Peki, yargılanmasınlar mı? "Yargılansınlar." dedim. "Ama milletvekilliği bittikten sonra bunların dokunulmazlığı kalktığında yargılanmalarının gereğini yapmanız gerekir. Çünkü bu doğru olmaz, Türkiye'yi polis devleti hâline getirirsiniz." demiştim.

Şimdi, bakıyorsunuz, arkadaşlar, Tele1'e kayyum atanması, Merdan Yanardağ'ın tutuklanması -casusluk- BirGün TV'nin YouTube kanalı yayınının lisansının iptal edilmesi, Fatih Altaylı'ya hapis cezası verilmesi ve aynı zamanda Sözcü TV'ye para cezası verilmesi, Enver Aysever'in tutuklanması, Furkan Karabay'a ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı, ETHA'ya operasyon, Alican Uludağ'a tutuklama, İsmail Arı'nın tutuklanması, tekrar yeniden tutuklanması, Tele2'ye haber ve lisans yükümlülüğü ve yayınların sonlandırılması, "Kayda Geçsin" programı nedeniyle hapis cezaları, BİK'in ilan ve reklam kesme yetkisinin yeniden düzenlenmesi, Yıldız Tar'ın yeniden tutuklanması, Alican Uludağ'ın X hesabına erişim engeli, Ali Tarakcı'nın tutuklanması, T24'e erişim engeli ve "EngelliWeb"in X hesabının engellenmesi; fon soruşturması haberleri nedeniyle tutuklama, ev hapsi, Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı'nın tutuklanmaları; Halk TV'ye kayyum atanması, yayının durdurulması, Murat Ağırel'in tutuklanması; son günlerde Lale Özan Arslan'ın tutuklanması, İrem Delice, Aydın Denge, Selahattin Günday... Bunların hepsinin tutuklanmaları...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Niçin bu kadar? Bu insanlar çok mu hevesliler yani gazetecilik yapmama konusunda, tutuklanmak konusunda çok mu hevesliler bu insanlar? Cezaevlerine gidelim de 20 kişinin yaşadığı yerde 40 kişiyle, 50 kişiyle beraber nefes almayalım; yediğimiz yemekler de kötü olsun mu demek istiyorlar bunlar?

Bakın, arkadaşlar, yapmayın, gazeteciler tutuksuz yargılansınlar. Eğer suç işlemişlerse yargılansınlar, sonra cezaları onaylanırsa o zaman cezaevine girsinler; bir gazeteyi de o zaman kapatmış olursunuz ama önceden yaparsanız bu işleri, çok ciddi şekilde basını susturarak iktidarda kalma gibi bir eğiliminiz olur; kalamazsınız, geçmişte kalmadılar. Bakın, birinci cumhuriyet ilan edildikten sonraki döneme bakın, daha sonraki Menderes dönemine bakın, daha sonraki gelen iktidarlar dönemine bakın, kalamadılar bunlar, kalamadıkları gibi de ağır bedeller ödediler, Türkiye de ödedi. Bir yandan "Avrupa Birliği" diyorsunuz, Avrupa Birliği kriterlerine uymuyorsunuz. "Ne yani, Ankara kriterleri bize yeter. " diyorsunuz. Ankara kriterlerini de askıya aldınız, varsa yoksa dostum kriterleri, dostum anlaşmaları, dostum sözleşmeleri. Bunlar da Türkiye'ye hayır getirmez, kimseye de faydalı olmaz diyor; grup önerisini destekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Barış Bektaş.

Sayın Bektaş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BARIŞ BEKTAŞ (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime kalemini gerçeğe ve halkın sesine adayan bütün gazetecilerin Gazeteciler Günü'nü kutlayarak başlamak istiyorum. Geldiğimiz noktada ülkemizin hukuk sisteminin çifte standartla çalıştığı hepinizin malumu. Kriminal yapılar tarafından tehdit edilen iş insanları, hukukçular ve sanayiciler, yine can güvenliği için yardım isteyen yurttaşlar başvurularını aylarca, yıllarca beklerken, başvuruları kapıdan kapıya gönderilirken eleştiren, soru soran, haber yapan gazeteciler için sistem bir gecede harekete geçiyor; güneş doğmadan gözaltı, akşam tutuklanma; tutuklanmayanlara da yurt dışı yasağı, ev hapsi gibi tedbirler peş peşe uygulanıyor. Korunması gerekenlere geç kalan, susturmak istediğine gün doğmadan yetişen bir düzen; bu düzen hukuk falan değildir. Ortada somut bir delil yoksa, kaçma ya da delil karartma şüphesi yoksa bir insanın cezaevine konulması tedbir değil cezadır, zulümdür. Bir ülkenin cezaevlerinde gazeteci varsa o ülkede sorulamayan sorular, yazılamayan haberler vardır. Bugün gazeteciler suç işledikleri için değil, işlerini yaptıkları için yargılanıyor. Haber suç delili, soru tehdit, eleştiri dezenformasyon sayılıyor. Oysa hukuk şüpheyi somut delille sınırlandırır ve tutuklamayı gerekçeye dayandırır. Gerekçesiz her tutuklama adaletin değil, korkunun verdiği karardır. Demokraside gazeteci iktidarın değil, milletin gözü ve kulağıdır. Gazeteciyi kapatan duvarlar aslında milletin gözünü kapatır. Bugün bir muhabirin mikrofonuna uzanan el yarın hepimizin sesine uzanır. Basın özgürse millet gerçeğe vâkıftır ve iktidar millete hesap verir. Bu kürsüden, gazeteciler özgür bir ülkenin müreffeh geleceğinin teminatıdır diye yinelemek istiyorum.

Anayasa’nın 26'ncı ve 28'inci maddeleri ifade ve basın özgürlüğünü güvence altına alır. Bu güvence yalnızca iktidarın hoşuna giden haberler için değil, en çok da rahatsız eden haberler için vardır. Gazeteci hicivle yükümlüdür ve hiciv, iktidarın anladığı gibi sadece iktidarı taltif etmek değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatlarıyla, yöneticilerin rencide olacakları kadar eleştiriye katlanma yükümlülüğünden bahsederken ülkemizde kolayı bulunmuş ve eleştiren gazetecilerin tutuklanması vakayıadiyeden olmuştur. Hatta bu husus gazeteciler üzerinde önemli ölçüde otosansür duygusunu artırmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

BARIŞ BEKTAŞ (Devamla) - Muhalif gazetecilerin haberlerine anında erişim engeli getirilirken iktidara yakın bazı yayınların yalan ve hakaret içerikli haberlerine karşı hiçbir yaptırım uygulanmamaktadır. Bu ayrımcılık sadece gazetecilere değil siyasetçilere de uygulanmaktadır. Hakkında yalan ve aleni haber yapılan siyasetçi erişim engeli için başvuru yaptığında haberin içeriğine değil siyasetçinin partisine bakılmaktadır. Zulme uğrayan mağdurları oyaladığınız, iktidarı eleştireni ise anında tutukladığınız bu düzende vatandaşın adalet duygusunun yok olması kaçınılmazdır.

Vatandaşın huzuru ve güvenliği için herkese karşı eşit bir adalet mekanizması uygulanmalıdır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun Parlak.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri)  - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konusu basın özgürlüğü olan bir araştırma önergesi üzerine konuşuyoruz. Türkiye'de basın özgürlüğü üzerindeki baskı ve saldırılardan bahsetmeye kalksak yıllarca burada konuşmak zorunda kalırız. 1945 Tan gazetesi baskınından 1994 Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasına, Metin Göktepe'den Nazım Daştan'a ve Cihan Bilgin'e kadar katledilen gazetecilere varan yüzlerce örnek verebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi bir yanıyla da gazetecilik için bir baskı ve zulüm tarihidir. Türkiye'de basın özgürlüğü her zaman tehdit altındaydı fakat AKP iktidarı bu baskı ve zulme âdeta seviye artırdı. Hapishaneler gazetecilerin ikinci evleri hâline getirildi. Sosyal medya iletileri dâhil en küçük eleştirel haber dahi soruşturma ve tutuklanma nedeni yapılıyor.

İktidarın basın özgürlüğünü kısıtlama konusundaki en yeni tekniği ise erişim engelleridir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda oturan bürokratlar, gelen talimatlara göre, kişilerin ve kurumların sosyal medya hesaplarını, internet sitelerini erişime engelliyorlar, erişime engellenen hesaplar için yargı yolunun açık olduğunu söylüyorlar

(Uğultular)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, çok uğultu var, duyamıyoruz.

VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Doğrudur, göstermelik bir başvuru mekanizması var ancak bu mekanizmanın etkin olmadığını Anayasa Mahkemesi kararları bile teyit etmiştir. İfade Özgürlüğü Derneğinin istatistiklerine göre, bu yılın eylül ayında toplam 35 milyon takipçisi olan en az 1 milyon 270 X (Twitter) hesabı erişime engellendi. Yeni Yaşam, JINNEWS, Mezopotamya Ajansı, T24, Evrensel, barış akademisyenleri ve daha nice sosyal medya hesabı görünmez kılındı. Durum artık öyle ironik bir hâl almaya başladı ki erişim engellerini X üzerinden duyuran ve bu konudaki verileri toplayıp yayınlayan İfade Özgürlüğü Derneğinin de hesapları erişime engellendi. Söz konusu başka ülkeler olunca ifade özgürlüğünün savunucusu olduğunu ileri süren X yönetimi de Türkiye'de Hükûmet Bakanlarının bir dediğini iki etmeyerek bu kararları derhâl uygulamaya koyuyor.

Değerli milletvekilleri, iktidarın erişim engelleri yalnızca haber alma hakkını ihlal etmekle kalmıyor, görünmez kılınan basın mecralarının gelir kaynakları da ortadan kaldırılıyor. Basın İlan Kurumundan gelen resmî ilanlar sona eriyor, reklam gelirleri asgariye iniyor. Bu kuruluşlarda çalışan onlarca basın emekçisi işsiz bırakılıyor. İnsanlar yandaş olmamanın bedelini ekmekleriyle ödüyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Bugün televizyonu açtığınızda onlarca yandaş kanalla karşılaşıyorsunuz. Bu kanallarda yüzlerce yandaş istihdam ediliyor ve dolaylı olarak kamu kaynaklarıyla finanse ediliyorlar. Diğer taraftan, işini hakkıyla yapmaya çalışan, mesleğinin onurunu koruyan ama iktidarın şantajlarına boyun eğmeyen yüzlerce gazeteci işsiz bırakılıyor, tutuklanıyor. Bütün bu uygulamalara karşı 24 Ekim Cumartesi günü Türkiye'nin her yerinde sokağa çıkacak olan gazetecileri desteklediğimizi ve yanlarında olacağımızı da belirtmek istiyorum. İsmail Arı ve diğer tüm gazeteciler derhâl serbest bırakılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Yeni Parti Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Aliye Coşar.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ALİYE COŞAR (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasaya göre basın hürdür, sansür edilemez ancak AKP döneminde gazeteciler ev hapsi ve tutuklamalarla, basın kuruluşları yayın yasakları ve erişim engelleriyle karşılaşıyor. Tele 1 ve Halk TV'ye kayyum atanıyor, T24'e erişim engeli getiriliyor. En ufak muhalif sese tahammül edemeyen iktidar, yargı eliyle muhalif gazeteci ve kanalları susturma yoluna gidiyor. Ülkenin gerçekleri iktidar eliyle halktan gizlenmeye çalışılıyor. Gazeteciler yaptıkları haberler ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle ya tutuklanıyor ya da ev hapsiyle cezalandırılıyor. İktidarın hesap vermekten kaçındığı her yerde halkın gerçeğe ulaşma yolları daraltılıyor. İktidar fon vurguncularının peşine düşeceğine gazetecilerin peşine düşüyor.

2026 yılında Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye 180 ülke arasında 163'üncü sırada. Son bir ayda Ali Tarakcı'nın, Şaban Sevinç'in ve Mustafa Balcı'nın tutuklanması, fon vurgununu haber yapan İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında ev hapsi cezası uygulanması ve sonra başka bir soruşturmada yapmadığı haber nedeniyle Murat Ağırel'in gözaltına alınıp tutuklanması, İsmail Arı'nın mart ayında tutuklanıp cezaevinde yetmiş dört gün sonra tahliye edilmesine rağmen bugün yine tutuklanması basın özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahaledir. Asrın soygununu, fon vurgununu haber yapanlar siyasallaşan yargı eliyle susturulmaya çalışılıyor.

Ayrıca Halk TV'ye 14 Ekimde yapılan polis baskını ve kayyum atanması da bir baskı tablosunun son örneklerinden biridir. Bu basın kuruluşunun yönetimine el konulması basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına, demokrasiye açık bir müdahaledir. AKP döneminde basına sansür ekranlarla sınırlı kalmıyor, internet ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik de devam ediyor. İfade Özgürlüğü Derneğinin EngelliWeb 2025 Raporu'na göre yalnızca 2025'te 145 haber sitesi ve alan adı ile 2.118 tekil habere erişim engeli ve yaptırım uygulandı. Türkiye'de artık basın ve ifade özgürlüğü her yıl geriye gitmektedir; bu da AKP'nin eseridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİYE COŞAR (Devamla) - Hak arama mücadelesi veren madenci, öğretmen, emeklilerimiz yaptıkları eylemlerde kolluk müdahalesiyle karşılaşıyor; ülkedeki baskı sistemi, hak arama hürriyeti gibi basın hürriyetini de kolluk ve yargı eliyle engellemeye çalışıyor. İktidarın yarattığı bu kara düzende ne emekçi hakkını arayabiliyor ne de gerçekleri halka aktarmak isteyen gazeteciler özgürce haber yapabiliyor. Bu baskının bedelini gerçeği öğrenemeyen halk ödemektedir. Türkiye'de fon soygunu, demokrasiye ve yargıya müdahaleler, halkın iradesine atanan kayyımlar, ekonomik kriz, bakanların karıştığı milyarlık vurgunlar, geçinemeyen milyonlarca insanın konuşulmasını engellemek iktidarın tercihidir ancak gündemi sansürle yasaklayamaz ve saklayamazsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Sayın Saffet Bozkurt.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SAFFET BOZKURT (Zonguldak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Hukuk devleti, adaletin tesisi, vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin korunması hepimizin ortak sorumluluğudur. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir, hiç kimse de hukukun güvencesinden mahrum bırakılamaz. Hukuk, siyasi tartışmalarda kullanılacak bir araç değil hepimizin bağlı kalması gereken ortak güvencemizdir ancak bu temel ilkeler üzerinden değerlendirme yaparken hukuki süreçleri siyasal tartışmaların ötesinde somut bilgi ve belgeler ışığında ele almak zorundayız. Hukuk devleti kişilere ve siyasi görüşlere göre değişen değil herkes için geçerli olan kuralların devletidir.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletinde esas olan ne kişileri peşinen suçlu ilan etmek ne de herhangi bir kişiyi bulunduğu konum nedeniyle hukuki denetimin dışında tutmaktır. Esas olan masumiyet karinesinin korunması, savunma hakkının güvence altına alınması ve yargı süreçlerinin kanunlar çerçevesinde yürütülmesidir. Basın özgürlüğü de hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır ancak basın özgürlüğünü savunurken hukuki sorumlulukları, kamu düzenini ve kişilerin haklarını da birlikte değerlendirmek gerekir. Özgürlükler ile sorumluluklar birbirinin karşıtı değil demokratik toplumun birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Bizim görevimiz toplumda endişeleri artıran siyasi tartışmalar yürütmek değil vatandaşlarımızın adalete olan güvenini güçlendirecek bir anlayışı hâkim kılmaktır. Bizler AK PARTİ olarak adaletin güçlenmesini, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve hukuk güvenliğinin sağlanmasını önemsiyoruz. Bu konularda siyasi polemiklerden ziyade somut verilerle hareket edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizim önceliğimiz adalete güvenin güçlenmesi, vatandaşlarımızın haklarının korunması ve hukuk devletinin bütün kurumlarıyla işlemesidir. Biz, hukukun üstünlüğünü esas alan, adaletin herkes için eşit uygulanmasını savunan bir anlayışla hareket ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin ihtiyacı hukuku siyasi tartışmaların aracı hâline getirmek değil hukukun üstünlüğünü, adalete güveni ve demokratik kurumlarımızı daha da güçlendirmek olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

21/10/2026 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/10/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Rahmi Aşkın Türeli

 

 

İzmir

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Uşak Milletvekili Ali Karaoba ve arkadaşları tarafından Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının  (ÖSYM) 2002 yılından bu yana gerçekleştirdiği merkezî sınavlarda yaşanan soru iptalleri, sınav iptalleri, tekrar sınav kararları, soru sızdırma ve kopya iddiaları, olağan dışı puan dağılımları, sınav uygulama hataları, soru hazırlama ve güvenlik süreçleri, dijital ve fiziki soru güvenliği, soru havuzu yönetimi, sınav görevlendirme sistemi, sınav sonrası istatistiksel analiz mekanizmaları, itiraz süreçleri ve kurumsal denetim yapısının tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 15/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (2011) sıra no.lu Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/10/2026 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Ali Karaoba.

Sayın Karaoba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)CHP GRUBU ADINA ALİ KARAOBA (Uşak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

ÖSYM 19 Kasım 1974 yılında kuruldu. 2002 yılına kadar toplam 3 başkan değişmişken sizin iktidarınız döneminde toplam 7 başkan değişmiş durumda. Sayenizde bu kurumda sürekli geriye bir gidiş görülüyor. Bugün geldiğimiz noktada, elli iki yıllık köklü bir kurumun itibarı ve güvenilirliği ayaklar altında. Bir kurum düşünün, son yirmi beş yılda neredeyse yaptığı her sınav şaibeli, şüpheli, tartışmalı ve basında yer buluyor. AKP'li vekiller başta olmak üzere şöyle bir hafızamızı tazeleyelim istiyorum: 2003-2026 yılları arasında 200'e yakın sınav sorusu iptal edildi. 2009'da Polis Meslek Yüksek Okulu Sınavı'nda 120 sorunun 88'i bir dershanenin deneme sınavıyla örtüştüğü için sınav iptali yapıldı. 2010'daki KPSS'de Eğitim Bilimleri Sınavı'nda sorular sızdırıldı, kopya skandalı yaşandı, sınav iptal edildi. 2011'de YGS şifre skandalı yaşandı. 2012'de Hâkimlik ve Savcılık Sınavı mahkemelik oldu. 17 Aralık 2016 tarihinde yapılan Tıpta Yan Dal Uzmanlık Sınavı'nın sonuçları yedi ay sonra, bazı dalların sonuçları 2018 yılında açıklandı. 2022'ye geldik, KPSS soruları ile bir yayınevinin soruları arasında benzerlik gündeme geldi, önce iddialar reddedildi, ardından sınav iptal edildi ve ÖSYM Başkanı görevden alındı. Tek görevi güvenilir, adil, şaibesiz sınav yapmak ve soru hazırlamak olan kurumun neredeyse her yaptığı sınav tartışma konusu oluyor. Sorular iptal ediliyor, sınav iptal ediliyor, başkan değişiyor ama sorunlar değişmiyor. Neden? Çünkü sorun sizde.

Soruyorum size: Bu ülkede gençler sınava mı hazırlansın, sınav sonrası iptalleri, mahkeme kapılarında hak arayarak mı enerji harcasınlar?

Gelelim 2026 KPSS sınavına. 6 Eylülde yapılan sınava 1 milyon 708 bin aday başvurdu. Şanlıurfa'da 22 salonda mevzuata aykırı uygulamalar yapıldı. Tam 392 aday için yeniden eş değer sınav yapma kararı alındı. Sınav sorularının sızdırıldığını soruyoruz, iddialara cevap yok. Bin kişinin 100 üzerinde net bıraktığıyla ilgili istatistiklere baktığınızda imkânsız görülen bir konu var, soruyoruz, yanıt yok. Öğrenciler cevap kâğıtlarını görmek istiyorlar, cevap yok. Bugün eğitimine, geleceğine, mesleğine odaklanması gereken gençler haklarını aramak için mahkemeye başvuruyorlar, mahkeme kapılarındalar. 10 Kasımda da Ankara'ya geliyorlar,  buradan onlara selam olsun diyorum.

Arkadaşlar, yurt dışından bize baktıklarında ne düşünüyorlar biliyor musunuz? "Acaba bu kurumun parası mı yok, uzman kadrosu mu yok ki bu kadar şaibeli sınav yapıyorlar." diye değerlendirdiklerinde ben de bir bütçesine bakayım dedim; bakın, ÖSYM yalnız 2026 yılının ilk altı ayında 4 milyar 619 milyon sınav parası toplamış. Fonlarla milletin parasını soyanlar tabii bu rakamları belki çok küçük görebilirler ancak her yıl milyarlarca liralık sınav geliri elde eden, bin kişiye yakın uzman kadrosu olan, 2025 merkezî bütçesinde 6 milyara yakın bütçesi olan ÖSYM peki neden bu kadar şaibeli sınavlarla gündeme geliyor? Peki, bu paralar kimin cebinden çıkıyor? Üniversiteyi kazanmak isteyen gençlerin, iş bulmak isteyen işsizin, öğretmen olup öğrencilerine kavuşmak isteyen eğitimcilerin, uzmanlık sınavına hazırlanan doktorların, hâkim-savcı olmak isteyen hukukçuların, yüksek lisans hayali kuran üniversite mezunlarının, akademisyen olmak isteyen dostlarımızın, kamuda görev yapmak isteyen milyonlarca yurttaşın cebinden yani aslında bu toplumun tamamının cebinden çıkıyor.

Sayın milletvekilleri, bugün yalnızca geçmişteki skandalları saymak için bu kürsüye çıkmadım, biz 2002'den bu yana iptal edilen sınavları ve soruları, kopya iddialarını, sızıntıları, açılan davaları, sınav güvenliğini ve ÖSYM'nin denetlenmesini Mecliste bir araştırma komisyonu kurarak yapalım istiyoruz. Bunları konuşamayacaksak bu Meclis hangi konuyu konuşacak? Amacımız ÖSYM'yi tartıştırmak ya da ÖSYM'yi yıpratmak değil, bu kurumun güvenilirliğini yeniden sağlamak. Bağımsız denetim istiyoruz, şeffaflık istiyoruz, çağdaş bir sınav güvenliği istiyoruz, sınavlarda yaşanan kurum kaynaklı hataların bedelini gençlerimiz ödemezsin istiyoruz. Ve en önemlisi de bir gencin geleceğini belirleyen şeyin torpille değil, kendi emeğiyle, bilgisiyle kazanılması gerektiğine inanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİ KARAOBA (Devamla) -  Buradan sınavlara, hakkının yendiğini düşünen tüm gençlere sesleniyorum: Araştırma önergeleri veriyoruz ve birazdan kim sizin yanınızda, kim sizin yanınızda değil göreceksiniz. Mevcut iktidarın oylarıyla belki bu da reddedilecek ama unutmayın, her zaman yanınızda olacağız, hakları çiğnenen tüm gençlerin yanında olacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Mehmet Karaman. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA MEHMET KARAMAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin ÖSYM'nin sınav süreçlerinin, güvenlik altyapısının ve kurumsal yapısının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri takip eden aziz milletimizi ve geleceğimizin teminatı olan kıymetli gençlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ÖSYM her yıl milyonlarca gencimizin, evladımızın, kamu personel adayımızın ve onların fedakâr ailelerinin geleceğini şekillendiren, devletimizin en kritik ve hayati kurumlarından biridir. Bizler, ÖSYM çalışanlarımızın gece gündüz demeden büyük bir sorumluluk bilinciyle ortaya koydukları samimi gayretlerin farkındayız. Amacımız asla kurumlarımızı yıpratmak değildir ancak takdir edersiniz ki milyonlarca evladımızın geleceğini doğrudan ilgilendiren bu alanda bireysel gayretler kadar sistemin kusursuz işlemesi de hayati bir zorunluluktur. Geçmişten bugüne baktığımızda, ÖSYM'nin yıllarca, soru iptalleri, çalınmaları, sınav tekrarları ve ne yazık ki liyakati zedeleyen ciddi şaibelerle anıldığı acı tecrübelere şahit olduk. Şüphesiz ki geçmişte şaibelerle ve güvensizlikle anılan bu yapıda bugün mevcut yönetimin ortaya koyduğu iyi niyetli adımları ve gayretli çalışmalarını takdirle karşılıyoruz ancak geçmişin bıraktığı bu ağır miras, kurumun üzerindeki sorumluluğu ve sistemik yenilenme ihtiyacını her zamankinden daha hayati kılmaktadır. Bizim mücadelemiz, tek bir evladımızın dahi sınav sonucunu aldığında zihninde en ufak bir "Acaba!" sorusunun kalmadığı, adaletin ve liyakatin tam anlamıyla tecelli ettiği bir sistemi inşa etme mücadelesidir. Bugün, sınav güvenliği meselesi, sadece sınav salonunun kapısında yapılan aramayla veya salona konulan kamerayla çözülecek bir mesele değildir. Çağımız teknoloji çağıdır, soru hazırlama süreçlerinin dijital güvenlik altyapısına, soru havuzunun yönetiminden sınav sonrası istatistiksel analiz ve anomali tespit sistemlerine kadar ÖSYM'nin her bir adımı, en üst düzey teknoloji ve şeffaflıkla desteklenmelidir. Yapay zekâ destekli analist sistemleriyle, şeffaf denetim mekanizmalarıyla ve güçlü bir mevzuatla tahkim etmek Meclis olarak bizlerin asli görevidir. İşte tam da bu yüzden ÖSYM'nin kurumsal kapasitesini artıracak, kurumun elini güçlendirecek ve gençlerimizin devlete olan güvenini en üst seviyeye çıkaracak politikalar ortak akılla inşa edilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gençlerimizin alın teri ve umudu iktidarıyla, muhalefetiyle hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu konuda yaklaşımımız son derece nettir: Kurumlarımızı yıpratmadan, yapıcı bir üslupla var olan eksiklikleri tespit etmek ve geleceğe yönelik güçlü çözümler üretmek en önemli görevlerimizden biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MEHMET KARAMAN (Devamla) - ÖSYM'nin çağın gereksinimlerine uygun, tam şeffaf, denetlenebilir ve sıfır hatayla çalışan bir yapıya kavuşturulması adına atılacak her adımı kıymetli buluyor ve destekliyoruz. Bu anlayışla gençlerimizin zihnindeki tüm soru işaretlerini kalıcı olarak giderecek ve ÖSYM'nin kurumsal kapasitesini daha da güçlendirecek çalışmaların yapılmasını gerekli görüyorum.

Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; manzaraiumumiyeden öyle anlıyorum ki büyüklere masallar anlatmamız isteniyor. O zaman, bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak diyarlardan birinde zalim mi zalim bir vezir yaşarmış. Bu vezir halka ait olan, halkın dişinden, tırnağından artırarak kurduğu, alın teri döktüğü ocaklardan çaldığı taş ve tuğlalarla kendine kocaman bir saray yapmış, ülkenin bilge kişisinin bu ihtişam karşısında ne diyeceğini çok merak ediyormuş, sormuş: "Sarayım nasıl olmuş?" Bilge kişi demiş ki: "Dışarıdan bakınca çok yüksek, ihtişamlı bir sarayın var fakat temeline baktığımda alın terinde binlerce insanın ahını ve çalınan emeğini görüyorum. Bunu sakın unutma, haram tuğlayla örülen duvarlar ilk adalet rüzgârında sahibinin üzerine yıkılırlar." Altında kaldığınız şey arkadaşlar, günlerdir altında ezildiğiniz tam da bu aslında. AK PARTİ'nin bir parti devleti olarak inşa ettiği yeni düzenin o zalim vezirin ihtişamlı sarayından farkı yok; temeli ah, temeli emek gasbı, temeli kul hakkı.

ÖSYM sınavları temelli, en masum tabiriyle çapsızlığı, iş bilmezliği yahut iş bilirliği, hırsızlığı konuşuyoruz bu önergeyle ancak aslen bir kaç saat sonra konuşacağımız cumhuriyet tarihinin en büyük soygunundan bağımsız değil konu; Türkiye'nin toplam servetinin yarısına yakınının en zengin yüzde 1'lik kesimin elinde oluşundan, bu devasa gelir adaletsizliğinden ayrı değil; velev ki bütün bu sınavlar en hakkaniyetli şekilde yapılmış olsun, sınavlarda derece yapmış gençlerin mülakat odalarında gelecek kasaplarınca budanıyor olmasından ayrı değil. Dönüyoruz dolaşıyoruz, aslında hep ve sadece aynı şeyi, kul hakkını konuşuyoruz. 2002'den bu yana üniversite, KPSS, ALES, YDS, TUS, DUS, DGS, hâkimlik savcılık; bütün bu sınavlarda kâh sızdırma kâh yanlışlık kâh iptal herhangi bir yolla sıralamaların, elemelerin, seçmelerin olağan sonuçlarının dışına çıkarılmış olması demek son çeyrek asırda, bu ülkede hiçbir genç sisteme aslında dâhil olması gereken yerden, aslında dâhil olması gereken şekilde dâhil olamadı demektir. Hak etmeyen birinin sisteme hak edenin önüne geçerek dâhil olduğu her alan, öğretmense eğitim sistemi, doktorsa sağlık sistemi, hâkimse, savcıysa, avukatsa adalet sistemi, gözünün önündeki devasa vurgunu fark edemeyen sermaye piyasası uzmanıysa mesela, gözünün önündeki manipülasyonu göremeyen bilişimcilerse, ekonomistler, maliyecilerse, velhasıl devlet bütün mekanizmalarıyla hatalı kodlanmış, hatalı kurgulanmış demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin lütfen.

SELCAN TAŞCI (Devamla) - Hukukumuzda suç, inancımızda vebaldir ama bir de arkadaşlar ihanettir, fırsat eşitliğine dayanan cumhuriyet projesine kastetmektir. Devlet sistemini bütün gölge ve taassuplardan arındırmayı bir temel ihtiyaç sayıyor ve İYİ Parti Grubu olarak önergeyi destekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Özgürlük ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Sevilay Çelenk.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır)   - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle CHP'nin önergesinin son derece özenli ve ayrıntılı hazırlanmış bir önerge olduğunu söylemek isterim, DEM PARTİ olarak elbette ki bu önergeyi destekliyoruz fakat tabii ki biraz bayatlamış bile olsa ÖSYM söz konusu olduğunda şunu söylemeden geçemeyeceğim: "Deveye boynun neden eğri?" demişler "Nerem doğru?" demiş, o hesap. ÖSYM belki son yirmi beş yıllık AKP iktidarları döneminde ama en fazla da son on, on beş yılda her biri devasa nitelikteki skandallarla mütemadiyen konu oldu, gündemimize geldi. Akla gelebilecek her alanda ama her alanda yolsuzluk vardı, hatalar vardı, kayırmacılık vardı, liyakatin hiçe sayılması vardı, denetim sorunu vardı yani sadece üniversiteye girişle ilişkili merkezî sınavların yapıldığı değil, birçok önemli kurumun sınavlarını yapan ÖSYM karşımıza birbirini aratan türden şaibelerle çıktı; kitapçıklar eksik basıldı, yanlış yerleştirmeler yapıldı, önceden sorular dağıtıldı, akla gelebilecek her şey ama her şey. Tabii ki bütün bunlar, bunu kendi içinde bir sorun olarak ele alıp, müstakil bir sorun olarak ele alıp öyle değerlendirmeyi de baştan sorunlu hâle getiriyor. Bir yerde bir akademik özerklik yoksa, yargı bağımsızlığı yoksa, merkezî sınav sistemi gibi çok önemli bir işi bu kadar devasa bir ülkede yürüten bir teşkilatın yapısında hiçbir sorun olmaması herhâlde mümkün değil. Öncelikle, kurumların her birinin özerklikleri sona erdirildi, sadakat liyakatin yerini aldı. Bu sadakat çerçevesinde getirilecek kişileri denetleyen kurumlar da aynı yaklaşımla oluşturuldu, denetim kurumları da bunun dışına çıkamadı. Dolayısıyla da iktidar bakımından bütün kurumlar nasıl işlevselleştirilir, en temel meselesi bu oldu ve bunun sonuçlarını biz ÖSYM'de gördük.

Şimdi bakınca, eskiden bizim fantastik gibi gelen meselelerimiz vardı, üniversitede bir eski akademisyen olarak bunu söylüyorum. İşte merkezî sınav sisteminin aslında ne kadar sorunlu olduğunu, bilgiyi ölçemediğini, bilginin böyle birçok veçhesi olduğunu, bazen bildiğimizi bilmediğimiz bilgilerimizin olduğunu ve testlerin bunları hiçbir zaman yeterince açığa çıkaramayacağını filan düşünür, biz merkezî sistem yerine bu gerçekten de öğrencilerin hayatlarını neredeyse iki yıl âdeta...

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Öğrencilerin hayatını iki yıla yakın bir süre âdeta felç eden bu sistemden nasıl sahiden yeterlikleri ölçen bir sisteme geçebiliriz, bu konuda ne yapabiliriz, nasıl daha iyi bir bilgi nosyonu oluşturabiliriz diye düşünürken elimizde yine de çok güvenilir bir kurum vardı, ÖSYM'ye güvenirdik yani yaptığı sınavlara güvenirdik; kimsenin aklına soruların önceden dağıtılacağı gelmezdi, buna bağlı sorunlarla bir gün karşılaşacağımız gelmezdi. Bütün kurumlar çürütüldü ve bütün bu çürümenin en iyi örneklerinden birini de ÖSYM'de görebilirsiniz. Benden önceki konuşmacılar "Kurumları yıpratmak istemiyoruz." diyorlar ama o kurumlar bizleri yıprattı, çok yıprattı. Şu yaşa geldik, her gün yeniden yeni bir şeye sahip çıkma gerekliliğiyle söz alıyoruz, bu bile çok yıpratıcı; bu da sizin şanınız olsun.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Hikmet Yalım Halıcı.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA HİKMET YALIM HALICI (Isparta) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği araştırma önergesi üzerine partim Yeni Parti adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşülen konu, bir anlamda, AKP iktidarının ülkeye verdiği hasarın özeti ve tarihidir. Bugün yalnızca şaibeli sınavları konuşmuyoruz aslında; peki, neyi konuşuyoruz? Bir gencin alın terini, bir annenin evladına duyduğu umudu, bir babanın yıllarca yaptığı fedakârlığı ve milyonlarca yurttaşımızın devlete olan kaybettiği güvenini konuşuyoruz. Bir düşünün, anne çalışıyor, baba mesai yapıyor, çocukları sabah erkenden kalkıyor, gece geç saatlere kadar ders çalışıyor, belki özel ders alamıyor, belki dershaneye gidemiyor ama bir umudu var; sınavı kazanacak, öğretmen olacak, polis olacak, mühendis olacak, ailesini yoksulluktan çıkaracak. O çocuk sınava giriyor, ailesi kapıda bekliyor, hayalleri 1 puanla, 1 soruyla, 1 sıralamayla değişiyor. Sonra ne duyuyoruz? Bazı sorular iptal edildi, bazı sınavlar yeniden yapılacak. Bir sınavdaki hata yalnızca sınav kâğıdındaki bir yanlış değildir, o hata, bir ailenin sofrasından eksilen bir ekmektir, bir gencin ertelenen hayalidir, devlete duyulan güvenin kırılmasıdır.

Bakın, bu ülkenin yakın tarihi ne söylüyor: 2009'da Polis Meslek Yüksek Okulu Sınavı'nda, 103 soruluk bir deneme sınavının 88 sorusunun gerçek sınavdaki sorularla büyük benzerlik gösterdiği ortaya çıkınca sınav iptal edildi, yeniden yapıldı. O gün sınava giren gençlerin yaşadığı kaygıyı, ailelerin içine düştüğü belirsizliği kim unutabilir? O gün sınava giren gençlerin yaşadığı kaygıyı siz de bir düşünün. 2022'de KPSS yeniden iptal edildi. Bir yayınevinin denemesinde bazı soruların önceden yer aldığı iddiaları üzerine sınavın tekrarlanmasına karar verildi. 100 binlerce aday sınava yeniden girdi, yeniden çalıştı, yeniden bekledi, yeniden kaygılandı. Bu millete bu zulüm reva mıdır? Hakkıyla memur olana da hakkı yenildiği için işsiz kalana da yazık değil mi?

Geçen sene LGS sınav kitapçıkları sosyal medya kanalları aracılığıyla yayınlandı. Tutanaklar, görevden alınanlar oldu ama sonucunda bir şey değişmedi çünkü liyakatsiz kadrolar ve liyakatsiz Bakan orada durdukça sonuç değişmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

HİKMET YALIM HALICI (Devamla) - Bu yıl 2'nci kez yapılan Akademi Giriş Sınavı ise yine Millî Eğitim Bakanlığının başarısızlığını ortaya koymuştur. 26 Ağustosta açıklanan AGS sonuçları kısa bir süre sonra kaldırılmıştır. ÖSYM, sınav puanı hesaplamasında hata yapıldığını açıklamıştır; KPSS'yle benzer bir durum ortaya çıkmıştır.

İnsanlardan bu kadar para topluyorsunuz, Emniyet birimleri ve tüm uzmanları yanınıza alıyorsunuz ama bir sınavı bile doğru düzgün yapamıyorsunuz. Liyakati bitiren bu uygulamalar yüzünden ülkede kurumlar çöktü ve devletin güvenliği tehlikeye girdi. Sınavı bile hakkıyla yapamayan bir iktidar ve ÖSYM'yle karşı karşıyayız ama şunu unutmayın: Tarihin ve milletin sınavı geç de olsa şaşmayacaktır.

Saygılarımla selamlıyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bayburt Milletvekili Sayın Orhan Ateş.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ATEŞ (Bayburt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

CHP Grubunun ÖSYM'nin sınav süreçlerine ilişkin Meclis araştırması komisyonu kurulması önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Sınav güvenliği, adalet ve fırsat eşitliği meselesidir. Gençlerimizin geleceği, hiçbir tartışmanın ve siyasi değerlendirmenin gölgesinde olmamalıdır. Gençlerimizin devlete olan güvenini korumak hepimizin ortak sorumluluğudur.

ÖSYM, milyonlarca vatandaşımızın eğitim ve meslek hayatında belirleyici rol oynayan önemli bir kamu kurumudur. Sınav güvenliğinin sağlanması, soruların gizliliğinin korunması, değerlendirme süreçlerinin mevzuata uygun yürütülmesi ve itirazların etkili biçimde incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Herhangi bir sınavla ilgili hata, usulsüzlük veya güvenlik zafiyeti iddiası varsa bunlar somut bulgular temelinde tarafsız ve hukuka uygun biçimde incelenmektedir. Ancak iddia ile tespit, siyasi değerlendirme ile hukuki sonuç birbirinden ayrılmalıdır.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - İptal ediyorsunuz sınavları ya!

ORHAN ATEŞ (Devamla) - Kurumları toptan zan altında bırakmak da iddiaları incelemeden reddetmek de doğru değil.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Durum ortada, iptal edilen sınavlar ortada.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - İptal ediliyor sınavlar ya! Neden iptal ediyorsunuz o zaman iddiaysa?

ORHAN ATEŞ (Devamla) - Devlet ciddiyeti bilgi ve belgeye, usule uygun incelemeye, tarafsız denetime ve şeffaf açıklamalara dayanır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ÖSYM, tüm yaptığı sınavlarda çağın teknolojik koşullarına uyum sağlamak amacıyla sınav süreçlerinde dijital güvenlik, veri koruma, gelişmiş denetim mekanizmalarından yararlanmaktadır.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Beceremiyorsunuz, bir de dünya kadar para alıyorsunuz öğrencilerden.

ORHAN ATEŞ (Devamla) - Sınav sorularının hazırlanması, basılması, taşınması ve saklanması aşamasında güvenlik protokolleri, kapalı devre sistemleri ve kayıt altına alınan erişim süreçleri uygulanmaktadır. Sınav merkezinde kimlik doğrulama, salon güvenliği ve elektronik cihazların kontrolüne yönelik tedbirler güçlendirilmektedir. Sınav sonuçlarının değerlendirilmesinde optik okuma ve merkezî veri işleme kullanılmaktadır. Ayrıca, soru güvenliğinin korunması, kişisel verilerin gizliliğinin sağlanması, olası risklerin erken tespit edilmesi ve sınav sürecinin denetlenebilir hâle getirilmesi amacıyla teknolojik altyapı sürekli güncellenmektedir. Bu uygulamaların amacı, sınavların güvenliğini arttırmak, her aday için eşit koşullar oluşturmak ve kamuoyunun kuruma olan güvenini güçlendirmektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm sınav süreçlerinin iyileştirilmesi, dijitalleştirilmesi ve çağın gereksinimine uygun hâle getirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmakta olup bunun için de kamunun tüm imkânları en etkili biçimde kullanılmaktadır. ÖSYM Başkanlığımız, 2026 yılı sonu itibarıyla 14 milyona yakın adayı sınava almış olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ORHAN ATEŞ (Devamla) - Bunun için yaklaşık 2 milyon civarında görevliyle çeşitli kurumlarda 70 civarında sınavı tamamlayarak 30 civarında da yerleştirme işlemi yapılacaktır. Sınav güvenliği açısından dünyanın en güvenli kurumlarından biri olan ÖSYM'ye çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

21/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/10/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Gülüstan Kılıç Koçyiğit

Kars 

Grup Başkan Vekili

Öneri:

21 Ekim 2026 tarihinde Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ve arkadaşları tarafından (20703 grup numaralı) eğitim sisteminde yaşanan sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/10/2026 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Iğdır Milletvekili Sayın Yılmaz Hun.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DEM PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ HUN (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim sistemimiz âdeta bir sorun yumağına dönüşmüş durumdadır. Okul kapılarında yoksulluk, sınıflarda öğretmen açığı, atölyelerde çocuk emeği sömürüsü, okullarda şiddet ve ana dilde eğitim yasağı var, öğretmenin örgütlenmesine engel var. Bütün bu sorunlara rağmen sorumluluk almayan bir iktidar var.

Bu tablo kendiliğinden oluşmadı; eğitimi piyasaya açan, kamusal kaynakları çocuklardan esirgeyen, öğretmeni ucuz iş gücü sayan politikalarla oluşturuldu. Aileler çocuklarını okula gönderebilmek için borçlanıyor, beslenme çantasını doldurabilmek bile geçim mücadelesinin bir parçasına dönüşüyor. Eğitim masrafları büyüdükçe yoksul çocukların önündeki engeller ağırlaşıyor.

EĞİTİM SEN çalışmasına göre bir öğrencinin okula başlangıç maliyeti yaklaşık 15 bin liraya ulaşıyor. Servis bunun dışında, beslenme bunun dışında, yıl boyunca istenen paralar da bunun dışında. Anayasa'da parasız olan eğitim, AKP iktidarıyla ailelerin sırtında büyüyen bir borca dönüştü.

TÜİK verilerine göre çocukların yüzde 30,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Bu çocuklardan başarı bekliyorsunuz ama bir öğün ücretsiz yemeği sağlayamıyorsunuz. Aç gelen çocuğa ders anlatılıyor, iktidar ise "Kaynak yok." diyor. Bütün devlet okullarında ücretsiz, sağlıklı yemek ve temiz içme suyu sağlanmalıdır. Açık konuşalım, kaynak var ama eksik olan siyasi irade, o yok.

Değerli milletvekilleri, eğitim hakkı çocuğun adını bir kayıt sistemine yazmakla yerine getirilmez. Bu hak, çocuğun her gün okuluna ulaşmasını, öğretmeniyle buluşmasını ve akranlarıyla birlikte öğrenmesini gerektirir. Ortaokulu bitiren 295 binden fazla çocuğun liseye kaydolmaması, eğitimden kopuşun boyutunu ortaya koyuyor. Yoksulluk ve geçim baskısı çocukları tarlaya, atölyelere ve ev içindeki görünmeyen emeğe sıkıştırıyor. Bu kopuşun önlenememesi doğrudan siyasi sorumluluktur.

Bir de MESEM var. MESEM kapsamında haftanın sadece bir gününü okulda geçiren, diğer günler fabrikada, sanayide olan çocukların eğitimle bağı zayıflıyor. Haftada bir günlük okul, düzenli ve kapsamlı eğitimin yerini tutmaz. Çocukların gelişimi sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacına feda ediliyor.

İSİG Meclisine göre bir yılda en az 95 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bu ölümler, çocuklar korunması gerekirken denetim ve yaptırım düzeninin yetersizliğini ortaya koyuyor. Sorumluların hesap vermesi sağlanmalıdır. Çocukların ölümüne alışmamızı beklemeyin, biz alışmayacağız.

Ücretli öğretmenler açısından da aynı sömürü anlayışı hüküm sürüyor, yaklaşık 100 bin ücretli öğretmen çalıştırılıyor. Kadrolu atama yerine güvencesiz görevlendirmeye başvurulması, öğretmenin emeğinden tasarruf etme tercihidir. Aynı iş daha düşük ücretle yaptırılıyor. Öğretmen, ders kesilince gelirini de kaybediyor. Ücretli öğretmenlik, devlet eliyle sürdürülen açık bir emek sömürüsüdür. Üstelik öğretmenin hakkını savunan sendikacıların önüne de engel çıkarılıyor. İzmir Bornova Sait Güzelcan Ortaokuluna okul idaresinin bilgisi ve kabulüyle gelen EĞİTİM SEN üyesi ve sendika yöneticileri bir bekçi tarafından içeri alınmıyor. Müdür yardımcısının açıklamasına rağmen Emniyete şüpheli şahıs ihbarı yapılıyor. 2 sendika yöneticisi ve müdür yardımcısı karakola götürülüyor, sendikacılara para cezası uygulanıyor. Müdür yardımcısı ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilip adli kontrolle serbest bırakılıyor. Sendikal çalışmanın karakolla, para cezasıyla ve adli kontrolle sonuçlanması eğitim emekçileri üzerinde kurulan baskının ağır bir örneğidir. Okul güvenliği, sendikal hakları bastırmanın gerekçesi yapılamaz. Öğretmenlerin sorunlarını dinlemeye gelen sendikacıları şüpheli ilan etmek örgütlenme hakkını hedef almaktır. Sendikal faaliyetlerin önündeki engeller kaldırılmalı, öğretmenlerin örgütlenme özgürlüğü korunmalıdır. Bu müdahalenin ve yaptırımların dayanakları açıklanmalıdır, sorumlular hakkında soruşturma yürütülmelidir.

Okullarda şiddet karşısında da sorumluluğumuzu yerine getiremiyoruz. Urfa ve Maraş'taki saldırılardan sonra kurulan araştırma komisyonunun raporu hâlen ortada yok. Yeni saldırılar yaşanıyor. Urfa ve Maraş okul saldırılarından sonra 6 okul saldırısı daha gerçekleşti, canlar yitiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

YILMAZ HUN (Devamla) - Geciken her dönem çocukları tehlikeye açık bırakıyor. Rehberlik hizmetleri güçlendirmeli, psikososyal destek sağlanmalı, ihmaller açığa çıkarılmalıdır. Çocukların yaşam hakkını bürokratik takvimlere bırakmamalıyız.

Bir de çocukların diline koyduğumuz engeller var. Ana dilinde eğitim hakkı tanınmıyor. Seçmeli derslerde bile yeterli öğretmen sağlayamıyoruz. Şimdi, program başlıklarından Kürtçe adını çıkarıyorsunuz. Bir dilin adını silerek o halkın varlığını silemezsiniz. Bu, asimilasyon politikalarının âdeta güncellenmiş hâlidir. Ana dilinde eğitim haktır, ertelenemez, göstermelik uygulanan uygulamalarla geçiştirilemez.

Yoksulluk, okuldan kopuş, çocuk işçiliği, öğretmen sömürüsü, sendikal baskılar, şiddet ve ana dili üzerindeki engeller aynı eğitim anlayışının sonuçlarıdır. Bu çöküşün siyasi ve idari sorumluları belirlenmelidir. Çocukların yaşamını, öğretmenin emeğini, haklarını, dilini savunmak için araştırma önergemize destek verin, sorunları bütünlüklü bir şekilde araştıralım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Sema Silkin Ün.

Buyurun. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; koca koca sempozyumların, şûraların konusu olan bir meseleyi birkaç dakikalık bir konuşmaya sığdırmak elbette mümkün değil ancak bazı meseleler var ki bazen birkaç cümle bile bir ülkenin geleceğine dair bir şeyler söyleyebilir. İşte, maarif meselemiz de tam olarak böyle. Nurettin Topçu'nun, kalp ve akıl terbiyesinin verildiği, hakiki ilmin ve özgür düşüncenin isyan ahlakıyla yoğrulduğu, bir milletin ruhunun ve kimliğinin inşa edildiği alan olarak gördüğü maarif meselemiz, maalesef bu iktidarın en istikrarsız olduğu alanların başında geliyor. Necip Fazıl'ın "Bizim idealimizde bakkalın çırağı bile diplomalı olacak." sözünü ardındaki manayı kavramadan şiar edindiniz; üstadın ruhu şad olsun, dediğinizi yaptınız, bakkalların çırakları artık diplomalı. Siz sözün biçimine tutundunuz, özünü gözden kaçırdınız; belki işinize gelen de tam olarak buydu. Bugün yaşadığımız sorunlar, maalesef, maarif meselemizin yalnızca eğitim sisteminin değil aynı anda toplumun ahlaki ve kültürel geleceğinin meselesi olduğunu açıkça gösteriyor. Ezberciliğin, diploma avcılığının, pragmatist yaklaşımın varacağı yer ahlaki yozlaşma; nitekim de öyle oldu.

Değerli milletvekilleri, önergede yer alan başlıklar oldukça kapsamlı, her birini araştırılmaya değer görüyorum, sürem sınırlı olduğu için birkaç hususa değineceğim.

MESEM, amacı bakımından, ülkemizin geleceği açısından doğru bir proje ancak bir yılda 95 evladımızı kaybettiğimiz bir uygulamayı bu idealdeki amaç üzerinden savunamayız; her ay 8 evladımızın hayatını kaybettiği bir sistemde uygulamanın kendisini sorgulamak zorundasınız. Bu çocukların sorumluluğu kimin üzerinde, Millî Eğitim Bakanlığının mı Çalışma Bakanlığının mı? Denetimden kim sorumlu? Sahada ziyaret yapanlar açıkça görür ki çocukların yapması gereken işler ile fiilen yaptıkları işler arasında ciddi farklar var. Bu çocuklar öğrenci mi yoksa işçi mi? Bu, cevabı net olmayan soruların bedelini           -bilmiyorum, ne kadar farkındasınız ama- çocuklarımız canlarıyla ödüyor. Hayatlarını kaybedecek kadar ağır işlerin altına giren çocuklarımızın güvencesizliği nasıl ilgisiz kaldığınız bir konu olabiliyor?

Önergede yer almamakla birlikte önemli gördüğüm bir meseleyi huzurunuzda zikretmek istiyorum: Köy okulları meselesi. Bakın, Denizli gibi Ege'nin göbeğinde yer alan bir büyükşehrin köylerinde bile birleştirilmiş sınıf uygulamasıyla eğitim alıyor çocuklar; 1'inci, 2'nci, 3'üncü, 4'üncü sınıf öğrencileri aynı sınıfta, tek bir sınıf içinde eğitim almaya çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SEMA SİLKİN ÜN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Büyükşehir Yasası'yla kırsalı ekonomik ve sosyal açıdan yaşanmaz hâle getiren iktidar politikalarının yok ettiği köyler konusu, vakit kaybetmeden bu Meclisin gündemine getirilmek zorunda. Özellikle köy okullarının öğrencisizlik sebebiyle kapanması sadece eğitimde yaşanan bir problem de değildir, bu şekilde göremezsiniz. Köylerde yaşayan evlatlarımızın doğal ortamından koparılması, uzun süreli yolculuklara mecbur bırakılması, zaten tarımda yaşanan problemler sebebiyle köyde hayata tutunmayı zor gören insanlarımızın, evlatlarının eğitim sebebiyle kent merkezlerine göç ederek tarım ve hayvancılıktan koparılması çok ciddi sorunlar.

Özetle, değerli arkadaşlar, diploması olan ancak ruhu ve niteliği kaybolmuş bir sistemle gelecek inşa edemezsiniz diyor, DEM PARTİ tarafından verilen önergeyi destekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Mehmet Akalın.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKALIN (Edirne) - Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önergeyle çok önemli bir konuyu konuşuyoruz yani eğitim, yani milletimizin geleceğinin şekillendirildiği en önemli alan. Millî eğitimden söz ediyorsak başta bilimi, cumhuriyetin ortak değerlerini, Türkçeyi ve fırsat eşitliğini birlikte savunmalıyız. Değerlendirmemde eğitimdeki eşitsizliklere, okul güvenliğine, çocukların eğitimden uzaklaşmasına ve bu durumdan duyulan kaygıya dikkat çekmek istiyorum.

Size bazı göstergelerden bahsedeceğim. Rakamlar bu kaygıların ciddiyetini çok açık olarak göstermektedir. OECD'nin 2026 raporuna göre Türkiye'de erken çocukluk eğitimine katılım yüzde 51 iken OECD ortalaması yüzde 90'dır. İlkokul öğrencisi başına yıllık kamu harcaması Türkiye'de 4.271 dolar iken OECD ortalaması 12.893 dolardır. TÜİK verilerine göre çocuklarımızın yüzde 36,8'i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındadır. Şimdi, başka bir veri: 15-17 yaş grubunda iş gücüne katılım yüzde 25,5'tir. Millî Eğitim Bakanlığının verilerinde lise çağındaki net okullaşma oranı yüzde 87'dir Önemli bir veri; PISA 2025'te Türkiye'nin fen ve okumada OECD ortalamasını aşması sevindiricidir ancak bakın, öğrencilerimizin yüzde 36'sı matematikte temel yeterliliğe ulaşamamakta, öğrencilerin yüzde 53'ü ise sınavdan önceki iki haftada en az bir gün okulu astığını bildirmektedir. Bakın, burada, OECD ortalaması yüzde 22'dir. 2025'te 18-24 yaş grubundaki gençlerimizin yüzde 31'i ne eğitimde ne istihdamda görünürken bu oranın OECD ortalaması yüzde 13'tür.

Sayın milletvekilleri, bir milletin gücü yalnızca başarılı öğrencilerinin dereceleriyle ölçülemez. Asıl ölçü, en yoksul çocuğun da iyi bir okulda, güven içinde, tok karnına okuyabilmesidir. Biz İYİ Parti olarak öğretmenine değer veren, okullarını şiddetten koruyan, çocuklarını ucuz iş gücü olarak görmeyen, millî kimliği bilimle ve üretimle güçlendiren bir eğitim düzeni istiyoruz ve hedefliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET AKALIN (Devamla) - Eğitimde millî duruş, her çocuğu ortak geleceğimize katmak ve ülkemizin kendi mühendisini, araştırmacısını, sanatçısını ve öğretmenini yetiştirecek güçlü bir kamu eğitim sistemi kurmaktır. Üzülerek söylüyorum: Böyle bir eğitim sistemini böyle bir yönetim sistemiyle kuramazsınız.

Son söz olarak, bu Meclisin görevi sorunu araştırmak, çözüm üretmek ve her çocuğa eşit başlangıç imkânı sağlamaktır diyor, Türk gençliğini ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Değerli arkadaşlarım, parasız ve nitelikli eğitim hakkı temel ve anayasal bir haktır. Okullarda ticarileşmeyi konuşuyoruz; karneniz kötü değil, çok kötü. 2002 öncesi ve günümüzü kıyasladığımızda özel okullaşma oranı öğrenci bakımından yüzde 1,5-2'den yüzde 9'a 5 kat artmış, özel okul sayısı ise yüzde 3,7'den yüzde 20'ye tam 7 kat artmış. Peki, sebebi ne? Devlet okullarında kalite düşüklüğü ve siyasallaşan eğitim nedeniyle velilerin öğrencileri özel okullara götürmesi ve çeşitli vakıf, dernek ve cemaatlere alan açan, alan açmak isteyen AKP'nin eğitim politikası.

Okullarda şiddet karnenize gelince 2001 ile 2006 arasında toplam 302 şiddet olayında tek ölüm bildirilmemiş; en fazla, hastaneye sevk veya rapor varken günümüzde ölüm olayları da başlamıştır. Bir başka rapora göre çocukların karıştığı fiziki yaralanma sayısı 2015 yılında 46 binken 2024 yılında 82 bine çıkmış, yüzde 80 artış görülüyor. Sonuç ne? Dünyada çocuklara bayram armağan eden tek ülkede çocuklarımızın can güvenliğini konuşuyoruz. Öpmeye doyamadığımız yavrularımızı sabah okula uğurlayıp akşam morgdan alıyoruz. Kahramanmaraş, Urfa, Manisa, Osmaniye, Başakşehir... Sorarsan münferit. Bu münferit bir hadise değil arkadaşlar, bu bir sonuç. Yusuf Tekin'in Bakanlığı döneminde okullarda 37 can kaybı bilgisi var; bunların 6'sı öğretmen, 2'si okul çalışanı, 1'isi de veli. Okullara herkes girdi, güvenlik giremedi. Okullara vakıfları, cemaatleri, herkesi soktunuz, defalarca söyledik, güvenlik görevlisi giremedi. Yedi yılını doldurmuş on binlerce sözleşmeli er bekliyor, almadınız; defalarca söyledik, sağlık personeli, temizlik personeli istihdam etmediniz. Başka ne giremedi okullara? Bir şişe su, bir kalıp sabun giremedi ama her türlü kurum, kuruluş, okul çeteleri, uyuşturucu çeteleri dahi cirit atıyor.

Millî Eğitim Bakanının gündeminde ise başka şeyler var. "Değerler eğitimi" diyorsunuz; peki, çocukların birbirini öldürmesi, öğretmenlerin saldırıya uğraması hangi değerler içinde var? En önemli değerin insan yaşamı olduğunu ne zaman anlayacaksınız? Çocukları korumak, ülkeyi korumaktır. Bir ülke çocuklarına sağladığı güvenlik kadar güvendedir. Başka bir ülkede bir çocuğun burnu kanasa millî eğitim bakanı istifa eder. Mesela, Japonya'da bir bakan, tarikat ilişkisi ortaya çıkınca istifa etti ama bizimkisi bu kürsüye gelip Meclisin kürsüsünde "Tarikatlarla yol yürümeye devam edeceğim." diye millete meydan okudu arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) -  O yüzden "Yusuf Tekin istifa etsin." diyorlar ama bence etmesin, ibret olarak orada dursun. "Vicdan" ve "utanma duygusu" diye değerler var ya, kıymetini bilelim. Bu Millî Eğitim Bakanı kendisine emanet milyonlarca çocuğun güvenliğine kafa yoracağı yerde ne yaptı biliyor musunuz? Ramazan ayında ramazan etkinliği için evin içindeki ramazan sofrasının resmini istedi, iyi mi? Boş sofranın resmi yerine boş okul çantasının resmini istese daha doğru olmaz mıydı? Bir de diyor ki: "Resim getirmezsen resim yap." Bana din simsarlığının resmini yapabilir misin Abidin? Aha, işte, Yusuf Tekin.

Bu yüzden, bu görüşler bağlamında DEM PARTİ'nin önerisini destekliyor ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak "kabul" oyu vereceğimizi beyan ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Yeni Parti Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın İsmet Güneşhan.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okullarımızda neredeyse her gün bir şiddet olayı yaşanıyor. Yıllardır uyarılarımızı dinlemeyenler, bugünkü sonuç karşısında sorumluluğu üzerlerine almayı bile kabul etmiyorlar. Evlatlarımız ya suç mağduru oluyor ya da suçun faili. Öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, okul çalışanlarımız, velilerimiz okullarda hayatını maalesef kaybediyor.

Bakın, değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2025 yılında 609 bin 959 oldu. Bu olaylarda çocukların 267.794'ü mağdur olarak, 196.308'i suça sürüklenme sebebiyle güvenlik birimlerine geldi veya getirildi. 2010 yılında suça sürüklenen çocuk sayısı sadece 83.393'tü, mağdur olan çocuk sayısı ise 76.428'di yani on beş yıl içerisinde, sizin döneminizde 3 kat arttı. Eylül 2023'ten bugüne okul güvenliği eksikliği sebebiyle toplam 61 olay gerçekleşti; bu sürede 8 öğretmenimiz, 17 öğrencimiz, 2 okul çalışanımız ve 1 velimiz okul güvenliği ve teknik eleman eksikliği nedeniyle maalesef yaşamını kaybetti. MESEM'lerde 23 çocuğumuz hayatını kaybetti değerli arkadaşlar. Yusuf Tekin'in Bakanlığı süresince toplam 51 vatandaşımızı eğitime ilişkin süreçlerde kaybettik. Buna rağmen, Yusuf Tekin, hayatını kaybeden öğrencilerimizin cenazesine gitmek yerine İzmir halkının iradesinin gasbedildiği törende olmayı tercih etti.

Peki, ne yapmalıyız değerli arkadaşlar? Yapmamız gerekenler aslında son derece basit işler ve bunu yapabilecek gücümüz de var.

1) Okullarda uzman ve deneyimli 65 bin kadrolu güvenlik görevlisi, 100 bin temizlik görevlisi ve 75 bin okul hemşiresi atamasını acilen yerine getirmemiz gerekiyor. 

2) Öğretmenlerin ve yöneticilerin mesleki saygınlığı ve yetkileri yeniden güçlendirilmelidir.

3) Akran zorbalığına, madde bağımlılığına, bireysel silahlanmaya ve cezasızlık algısına karşı kapsamlı, önleyici programlar ile sosyal politika eylemleri uygulanmalıdır.

4) Bugün okullarımızda her 344 öğrenciye 1 rehber öğretmen, psikolojik danışman düşmektedir. Bakanlık, rehber öğretmen ve psikolojik danışman atama sayılarını her 100 öğrenciye 1'er tane olabilecek şekilde yapmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İSMET GÜNEŞHAN (Devamla) - 5) Okullardaki şiddet olaylarına, zorbalık vakalarına ve disiplin süreçlerine ilişkin verileri ilgili Bakanlıklar şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmalıdır.

6) Devamsızlık artışı, ani başarı düşüşü, sosyal izolasyon, zorbalık ve davranış değişikliğini izleyen erken uyarı mekanizmaları mutlak surette kısa zamanda kurulmalıdır.

7) Çocuklarımıza -devamlı söylüyoruz- temiz içme suyu ve bir öğün ücretsiz yemek verilmelidir.

8) Öğretmenlerimizin özlük ve mali hakları ve hak ettikleri itibar mutlak surette sağlanmalıdır.

Hepsinden de öte, bunların çözülebilmesi için öncelikle iktidarın bu sorunları görmesi ve kabul etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla DEM PARTİ'nin bu grup önerisini desteklediğimizi belirtiyor, saygılarımı sunuyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Nazım Maviş.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitimle ilgili meseleyi müzakere ederken üç temel göstergeyle konuşmama başlamak istiyorum. Bunlardan biri, Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşunun yaptığı TIMSS sınavları. Biliyorsunuz 2023 sonuçları açıklanmıştı ve 2023 TIMSS sonuçlarına göre Türkiye 4'üncü ve 8'inci sınıflarda, matematik ve fen alanında en çok puanını artıran ülkelerden biri olmuştu. 1999'da bu sınavlara katılmaya başladık ve 2023 itibarıyla da puanını en çok artıran, 4'üncü sınıf fende OECD 2'ncisi, 4'üncü sınıf matematikte 4'üncüsü, sekizinci sınıf fende 5'incisi ve 8'inci sınıf matematikte de OECD 10'uncusu olan bir ülke olduk. Yine, ilgili kuruluşun temsilcilerinin yaptığı tespite göre Türkiye TIMSS sınavları bakımından değerlendirildiğinde, 2011'den bu yana düzenli bir şekilde başarı grafiğini artıran bir ülke olarak tespit edildi.

İkinci gösterge 2025 yıllı PISA sonuçları; tüm alanlarda ülkemiz puanını en çok yükselten ülke oldu; fen ve okuma becerileri bakımından OECD ülkeleri arasında ortalamanın üstünde çok iyi bir puan elde etti, matematik becerileri alanında da OECD ortalamasını yakalayan bir ülke oldu. OECD PISA Direktörünün bize söylediği -ben de Bratislava'daydım 8 Eylül tarihinde, bu sonuçların açıklandığı toplantıda- husus şu: "Türkiye, PISA sonuçlarına göre 2015'ten bu yana düzenli bir şekilde puanını artıran bir ülke."

Şimdi, TIMSS ilgili ve PISA'yla ilgili Türkiye gözlemlerinin 2011'den ve 2015'ten bu yana düzenli bir şekilde puanının arttığı şekilde ortaya konulmuş olması bizim açımızdan önemli bir gösterge. PISA Direktörü, Millî Eğitim Bakanımızla gittiğimiz toplantıda, birçok ülkenin, yaklaşık 50'ye yakın ülkenin eğitim bakanının olduğu toplantıda bize şunu söylemişti: "Sizin 2015'ten bu yana düzenli bir şekilde artan bu başarınızın arkasında ne var? Bunu ilgili ülkelerin bakanlarıyla burada paylaşabilir misiniz?" ve orada  Sayın Bakanımız bu başarıyı paylaşmıştı.

Bir başka göstergeyi daha sizlerle paylaşmak istiyorum, o da TEKNOFEST'ler. En son Urfa'da yapıldı. Sayın Yılmaz Hun Vekilimiz bu önerge için geldi, burada konuştu. DEM PARTİ'li milletvekillerimizin yoğunluğu ve çoğunluğu o bölgeden oluşuyor. Keşke Urfa'daki TEKNOFEST'e bütün milletvekillerini toplayıp gitseydiniz ve orada çocuklarımızın, hem Kürt çocuklarının hem Türk çocuklarının başarısını hep birlikte görüp alkışlasaydınız.

YILMAZ HUN (Iğdır) - Başkan, o zaman çocuklar niye birbirlerini öldürüyor? Çocuklar katil, nasıl bir gelecek oluşturuluyor? Kaç çocuk birbirini öldürdü?

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Şimdi, bütün bu göstergeler bize Türkiye'nin eğitimde çok önemli bir başarı ivmesi yakaladığını gösteriyor. Peki, o zaman sormamız gereken soru şu: Bu başarının arkasında ne var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu başarının arkasında öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın eğitime dönük verdiği güçlü katkı var. 2002'de iktidara geldiğimiz ilk günden bu yana bütçemizin içerisindeki -yine bu bütçede de aynısı olacak- en büyük payı eğitime ayırdık. Arkasından 2002'den 2026'ya kadar derslik sayısını 2 katına çıkardık, öğretmen sayısını 3 katına çıkardık. Öğretmenlerimizin hizmet içi eğitimini yapmak suretiyle öğretmen yetiştirme etkinliklerimizi güçlendirdik, öğretmen yetiştirme programlarımızı güçlendirdik. Okullarımızı teknolojiyle, internetle donattık.

YILMAZ HUN (Iğdır) - 100 bin ücretli öğretmen var.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Öğrencilerimize ders kitaplarını ücretsiz verdik. Destekleme, yetiştirme kurslarıyla öğrencilerimizin üzerindeki maliyetleri azalttık; burslarla, pansiyonlarla yani saymakla bitmiyor, sürem bitiyor ama saymakla hizmetler bitmiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ HUN (Iğdır) - Sorunlar da saymakla bitmiyor maalesef, eğitimde sorunlar da saymakla bitmiyor!

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Şunu söyleyeceğim: Sonuç olarak istikrarlı bir şekilde, kararlı bir şekilde Türkiye'yi eğitimde zirveye taşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Onun için, bu eğitimin arkasında emeği olan bütün öğretmenlerimizi ve Millî Eğitim çalışanlarını saygıyla kutluyorum,  Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ HUN (Iğdır) - Çocuklardan katil sürüsü oluşturduk maalesef.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Maviş'i gerçekten gözlerimiz yaşararak dinledik ve bir an düşündüm, aynı ülkede mi yaşıyoruz, acaba kendi ilini mi anlatıyor, kendi özel okulunu mu anlatıyor, nereyi anlatıyor, gerçekten çok merak ediyorum.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Türkiye'yi anlatıyorum.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Türkiye'yi mi? Peki, o zaman ben size Türkiye'nin Hakkâri'sinden değil, Kars'ından değil -işte, en uzak en böyle, ne bileyim- Yozgat'ından değil İzmir'in Menemen'inden örnek vereyim. Benim iki oğlum da normal liseye, devlet okuluna gittiler, hâlihazırda, açık ve net söyleyeyim: Menemen'e gidin, bir sınıfın mevcudu kaç Sayın Maviş? Anlattınız ya orada, kaç, söyleyin.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Ortalamasını söyleyeyim size.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) -  Ortalamasını değil.

Hâlâ, 2026'da, 21'inci yüzyılda 50-60 kişilik sınıflar var, biliyor musunuz? Yeni derslik yapıyor musunuz? Yapmıyorsunuz. Deprem nedeniyle riskli olan okullar İzmir'de de birçok yerde de yıkıldı; yeni okulları, yeni derslikleri kaç yıl içinde yaptınız? Şimdi öğrenciler o okuldan o okula, o okuldan o okula gidiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen...

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Zaten öneri sahipleri konuştular Başkanım, böyle bir usul yok ki, sataşmalık bir şey yok.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hayır Sayın Başkan, öyle bir şey yok, sataştı grubumuza, direkt vekilimizin adını verip sataştı.

Diğer bir mesele, açık ve net söyleyeyim: Gidin Urfa'ya, gidin Urfa'ya, sınıf mevcutları kaç?

PISA sonuçlarını söylediniz ya, PISA sonuçları ne diyor biliyor musunuz Sayın Maviş? Diyor ki: "Türkiye okuma ve okuduğunu anlama becerisi konusunda OECD ortalamasının altında." PISA verisi ne diyor biliyor musunuz? "Okul başarısında eşitsizlikler mevcut, okul başarısının en temel kriteri yaşadığı yer." PISA verisi ne diyor biliyor musunuz? "Yoksulluk ile okul başarısı arasında doğrudan orantı var, bunu Türkiye'de çok açık ve net bir şekilde gözlemledik." diyor. Peki, bütün bunlara ne diyeceksiniz Sayın Başkan, ne diyeceksiniz? Hiçbir şey.

Bir öğün yemek yemediği için ve temiz su içmediği için sınıfta bayılan öğrenciye ne diyeceksiniz? Okulda öğrencisinin elini tutup, kantine götürüp simit ısmarlayan, tost ısmarlayan öğretmenler var bu ülkede, biliyor musunuz Sayın Maviş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bir öğün ücretsiz yemeği niye vermiyorsunuz? Pembe tablo anlatıyorsunuz.

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

 

 

BAŞKAN - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunları Derneği locadan Genel Kurulu izliyorlar; hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

 

BAŞKAN - Yeni Parti Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

21/10/2026

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/10/2026 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

 

Gökhan Günaydın

 

 

İstanbul

 

 

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Denizli Milletvekili Şeref Arpacı ve arkadaşları tarafından, fon krizinin nedenlerini, yatırımcıların zararlarını, denetleyici kurumların sorumluluklarını ve kamu zararının bütün yönleriyle araştırılması amacıyla 21/10/2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (220 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/10/2026 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Denizli Milletvekili Sayın Şeref Arpacı konuşacaktır.

Sayın Arpacı, buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

YENİ PARTİ GRUBU ADINA ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, dün görüşülmeye başlanan bu kanun tam bir fiyaskodur; dağ fare doğurmuştur, acilen bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Bu iş bir kanunla temizlenemeyecek kadar büyüktür. Türk ekonomisine duyulan güven derinden sarsılmıştır, temelleri zarar görmüştür. Bu kanun teklifiyle büyük bir fırsatı tepiyorsunuz. Ekonomiye güveni tahsis edebileceğiniz bir kanun yapmak yerine hırsızınızı, suçlunuzu korumaya yönelik bir kanun teklifi sundunuz. Grup Başkan Vekili Sayın Abdulhamit Gül'ün bu kanunu savunmak için burada olması da oldukça ilginç bir tesadüf.  Kendisi görmüyor mu acaba? Süreç, tam da beş sene önce, tam da bu zamanlar kendisini istifaya götüren, Bakanlıktan istifasına sebep olan "Hukuk arkadan gelir." anlayışıyla aynı değil mi? Sayın Abdulhamit Gül, siz görmüyor musunuz?

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Genel Kurula hitap edin.

ŞEREF ARPACI (Devamla) - Bakın, "Siz yapın hırsızlığınızı, siz yapın dolandırıcılığınızı, biz sizi koruruz, hukuk arkadan gelir." anlayışıyla yapılmıştır bu kanun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Bu işin tam ortasında iktidarınız vardır. Bu işin tam ortasında Recep Tayyip Erdoğan vardır, onun atadıkları vardır. Bu işin tam ortasında Akın Gürlek vardır, karısı SPK yönetiminde olan Akın Gürlek vardır. Bu işin tam ortasında on ay önce "Fon piyasasında bazı spekülatif haberler, algılar var." diyerek olayların üstünü örtmeye çalışan Cevdet Yılmaz vardır. İlişkiler iç içe girmiş, arapsaçına dönmüştür. O yüzden acil bir komisyon kurulmalıdır. Siz bu işi temizleyemezsiniz, bu işi tüm şeffaflığıyla kamuoyuna paylaşmak zorundasınız. Yoksa Morgan Stanley size bir daha para vermez arkadaşlar. Dolar bazında "carry trade"le yüzde 30, yüzde 40 faiz vermenize rağmen Morgan Stanley size bir daha sıcak para göndermez. Mağdurlara ölümü gösterip sıtmaya razı etmekle bu iş olmaz. Onları oy deposu olarak görerek "1 milyonun altında parası olanlara anaparası ve bir miktar enflasyon farkı ödeme yapacağız." deyip anaparaların yarısını, üçte 1'ini vererek, onları kandırarak bu işin içinden çıkamazsınız. Bir yatırımcı senelerdir dişinden tırnağından  artırarak biriktirdiği  paraları bir daha güvenerek bu sermaye piyasalarına yatırmaz. Bakın, okyanusta büyük bir deprem olmuştur ve tsunami olarak dalgalar her gün büyüye büyüye kıyıya yaklaşıyor. Hemen bir şey yapmazsak ne borsa ne bireysel emeklilik sistemi ne şirket tahvilleri ve finansman bonosuyla borçlanan özel sektör kalmayacak arkadaşlar, görmüyor musunuz? Mehmet Şimşek dün diyor ki: "Bir musibet bin nasihatten iyidir. Para piyasalarımız bu süreçten güçlenerek çıkacaktır." Ya neden? Biz mevduatta bir değişiklik mi yapıyoruz? Bundan sonra yapılacak hırsızlıklara karşı önlem mi oluyoruz? Bir eksik var da bunu mu değiştiriyoruz? Hayır, kişiye ve duruma göre yani AKP'nin hırsızına göre tam da terzi işi bir kanun çıkarıyorsunuz. Bundan sonra kim, neden serbest sermaye piyasasına giriş yapsın? Aklımızla dalga geçmeyin arkadaşlar. Abdullah Güler "Herkes vicdan muhasebesi yapsın." diyor. Kanunun ilk imzacısı "Ahlak çerçevesinde bu işleri düzelteceğiz." diyor. Ya, arkadaşlar, burası kabile devleti mi? Hırsız, 10 milyonun üzerinde bir kazancı varsa tövbe hesabına para atacakmış, atmazsa Adalet Bakanlığı gerekeni yapacakmış. Ayıptır, günahtır. Aranızda bu kadar hukukçu var. Hem 10 milyon kazanç ne; 1 koyup 10 almak mı, 10 koyup 10 almak mı, 10 koyup 100 almak mı? 10 milyon kazancı nasıl hesap ediyorsunuz? Mesela 163 milyon koyup 2,2 milyar alan o parayı iade etti mi? Anaparasını faizini keserek mi iade etti? Hadi çıkarın dekontu, hadi bir gösterin bakalım o 10 milyon üstü kazançlarda nasıl bir iade sistemi oluşacakmış. (Yeni Parti sıralarından alkışlar). Ey Mehmet Şimşek; bugün, bin lira ile 5 bin lira gibi ufak tefek paraları IBAN'a açıklamasız gönderenlere aslan kesiliyorsun, milyarlar götürenlere süt dökmüş kedi oluyorsun Mehmet Şimşek!

En önemli konulardan bakın bir tanesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ŞEREF ARPACI (Devamla) - 3 şirketin fon tasfiyesi tamamlandı. Bu 3 şirketin 53 fonu vardı, 18 tanesi tasfiye edildi, kalan 35 tasfiyeye sokulmadı. Neden bu 35 fon hâlâ TEFAS'ta işleme açılmıyor? "18 fona 41 milyar verdik." dediniz. Geri kalan 35 fonda kaç kişi var, kaç milyar var? Şirketlere sorduğumuzda "SPK izin vermiyor TEFAS'a açmamızı." diyor; SPK diyor ki: "Şirketlerin inisiyatifine bıraktık." Ya, bunu bir çözün arkadaşlar, burada çok fazla mağdur var.

Son söz Rifat Hisarcıklıoğlu'na: Ey Rifat Bey, çık ya, çık iki çift laf et! Binlerce KOBI, binlerce işletme, hepsi yarın ne maaş verebilecek ne çeklerini ödeyebilecek durumda. Paraları var fonda ama paraları yok, buharlaştı. Çık da yirmi beş yıldır o oturduğun koltuğun hakkını ver. Neden korkuyorsun Rifat Bey! (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - YENİ YOL Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.

Buyurun. (YENİ YOL, MHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ'li arkadaşların hâlen anlayamadığı, ülkemiz çok büyük bir felaketin eşiğinde. Bu herhangi bir ülkede, depremden, hani "yüzyılın depremi" "yüzyılın soygunu" geçer... Herhangi bir ülkede iktidarı devirecek derecede şiddetli bir olayla karşı karşıyayız ama buradan susturarak, geçiştirerek işin çözüleceğini zannediyorlar. Herhâlde bu arkadaşlar televizyon seyretmiyor, internet takip etmiyor. Yazılan şu: "Bu işin içerisinde çok sayıda vali var, yargı mensubu var, AK PARTİ milletvekili var, AK PARTİ'li bürokratlar var." Bu hâliyle herkesi zan altında bırakıyor. Gerçekten onurunu, şahsiyetini, geleceğini, ailesini düşünenler onuruna sahip çıkar, böyle bir önergeye herkesten önce "evet" der. Neden? Çünkü şu anda herkes zan altında, acaba bu 30 vali kim? Acaba 40 AK PARTİ'li milletvekili kim? Ne yazık ki yaşla beraber kuru yanıyor, şu anda masum olan insanlar da dâhil zan altında. Beylik lafları çok iyi beceriyorsunuz: "Ucu nereye uzanırsa uzansın kimse mağdur olmayacak." Sonrasında "Aman ha listeyi  açıklamayalım, aman ha bununla ilgili komisyon kurulmasın..." Ya bu Meclisten niye korkuyorsunuz? Bu Meclis size ne yaptı? Bu Meclisin bir tane komisyon kurması kimi neden rahatsız eder? Bugün "Ülkemizde 455 bin konut yaptık." dediniz, 455 bin konut değil ama 455 bin evi soyguna uğrattınız, sayenizde 455 bin ocağa incir ağacı dikildi.

Burada dünden beri herkes konuşuyor, AK PARTİ'li arkadaşların suçluluk psikolojisiyle yüzleri kızarıyor; başlarını öne eğiyor, susuyorlar, şu hatibe laf atamıyorlar hiçbiri çünkü hepsi bunu beraber yaşıyor. Şimdi, suçluluk psikolojisi "hayır" dedirtiyor. Bakın, dün, beş yıllık dönemde bir tane kanun teklifi verme hakkım vardı, onu da emekli maaşıyla ilgili verdim, ona bile "hayır" dediniz. Bugün de mesele çeyiz parası da hastane parası da değil; bundan öte bir durum var, sanayici şu kriz ortamında para kazanamıyor. Büyük bir kriz var, krizde para kazanamadığı için hiç olmazsa işletmemi çevireyim diye 100 milyonlarca lirasını birçok işletme buraya yatırdı. Şimdi bu işletmelerin parası gitti, onun için çok toplu iflaslar var, toplu zararlar söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Onun için, demedi demeyin, yılbaşından itibaren büyük iflaslar bekliyor Türkiye'yi çünkü siz... Bir sene önce konuşuldu, Maliye Bakanı konuştu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı... "Şaibe var ama bunlar fazladır. Söyledik..." Yahu, söylediyseniz kim yapacak bunu? Ve bugün burada neden söz ediliyor? Belli ki kurumlar arası bir koordinasyon eksikliği var. Kim sorumlu belli değil; Borsa İstanbul SPK'ye, SPK Merkezi Kayıt Kuruluşuna, o, bilmem, BDDK'ye, hepsi topu birbirine atıyor, ortada hiç sorumlu yok ama tam Kemal Sunal filmi, her yerde aynı şahıslar. Hani bir şahıs aynı anda SPK yönetiminde, oradan geçmiş Devlet Denetleme Kuruluna, oradan geçmiş adı geçen soyguncu şirketlerin başına. Aynı şahıslar, hepsi aynı yerde ama birine ok atıp kenara saklanıyor. Onun için dürüst insanlar bu araştırmaya çekinmeden "evet" der. Sizleri de bu komisyonun kurulmasına "evet" demeye davet ediyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - İYİ Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu.

Sayın Kavuncu, buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bana "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi nedir?" diye sorarsanız, fon rezaletinde yaşananlar aslında Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin tam bir somut tanımı olur. İç içe geçmiş kurumlar, yöneticiler, denetimsizlik; liyakat yok, kurumsallaşma yok, hesap verilebilirlik yok, şeffaflık yok; organize bir suç ağı güpegündüz ortada, yüz binlerce insan da mağdur olmuş. İşte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini tam, somut, net fotoğrafı.

Ne deniyor? Rezaletin ilk perdesiydi; ikinci perde "Reis çok sinirlendi, sonuna kadar gideceğiz." Ya, acaba reis sinirlenmeseydi ne olurdu? Hiçbir şey yapılmayacaktı demek ki, buradan onu anlıyoruz. Bu da Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin, tek adamcılığın ikinci bir rezaleti. Diyorlar ki: "Ucu kime dokunursa dokunsun."

Bakın, çok iyi hatırlıyorum; 2022 MASAK Genel Müdür Yardımcısı bu halkı arzlarla ilgili uyardı, adam bas bas bağırdı. Ne oldu biliyor musunuz? 2025 yılında torununun gözleri önünde aldınız, cezaevine attınız, tutukladınız. Gerekçe de "Halkı yanlış yönlendiriyor ve yanıltıcı bilgi veriyor." diye. Hâlbuki o günlerde bugün olacakları söylüyordu, sene 2022, 2025te de tutuklattınız. Diyorsunuz ki: "Sonuna kadar gidilecek, kim olursa olsun sonuna kadar gidilecek." Şimdi, bu cümleyi duyunca ben şunu anlıyorum: Demek ki bu ülkede ayrıcalıklı insanlar var, ya, bunlara dokunulmuyor. "Öyle kararlıyız ki onlara da dokunacağız yani ayrıcalıklı insanlar var, biz onlara da dokunacağız." diyorsunuz. Yani kendi ağzınızla "Bu ülkede hukuk birilerine farklı uygulanıyordu ama bu sefer sonuna kadar gideceğiz." demekle bunun da itirafını ve ifşasını yapmış oluyorsunuz.

Şimdi, birazdan buraya AK PARTİ'li bir milletvekili gelecek, Yeni Partinin vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili konuşacak. Allah rızası için şu soruya cevap versin: Bu araştırma önergesine "evet" dememenizdeki sebep nedir? Niye kabul etmiyorsunuz? Neyden korkuyorsunuz ya? İşte, er meydanı, bırakın, araştırsın Meclis bunu bağımsızca. Siz araştıramazsınız çünkü bu işi denetleyecek, araştıracak kişiler zaten olayın failleri. Bakın, bunu bu memlekete yapmayın. Gelin, şu araştırma önergesine "evet" deyin ama ricam şu: Buraya gelecek AK PARTİ'li milletvekili neden "hayır" dediğini bize anlatsın, iki cümleyle anlatsın, ben de diyeyim ki: Ya, doğru. Evet, bu sebepten dolayı bu araştırma önergesini AK PARTİ'liler kabul etmiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Bakın, öyle büyük bir kriz ki 455 bin insanın cebine girmişler yani öyle 17-25 Aralıktaki veya imar usulsüzlüklerindeki gibi 1 kişinin, 2 kişinin zengin olduğu bir durum yok, 100 binlerce insanın mağdur olduğu bir durum var ve eğer bakın, bunu doğru dürüst denetlemezseniz bu facia ve bu yıkım önümüzdeki yıllara da sirayet edecek. "Milletimiz bizi affetsin." diyerek bu işin içinden kurtulamazsınız. Siz denetleyemezsiniz diyorum, niye? Bakın, bugün bir haber düştü, o da neydi? Emre Tezmen Finansmanın Geleceği Zirvesi'ne katılmış, böyle yan yana, boy boy dizilmişler. Kiminle katılmış? Mehmet Şimşek'le katılmış. Başka kim varmış? Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz varmış, SPK Başkanı varmış, Borsa İstanbul Genel Müdürü varmış. Ya, hepiniz oradaymışsınız, oturmuşsunuz, Emre Tezmen'in finansmanın geleceğiyle ilgili zirvedeki konuşmasını dinlemişsiniz.

 Azcık cesaretli olun, şu önergeye "evet" deyin diyor, teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Nermin Yıldırım Kara.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma komisyonlarının kurulması için muhalefetin verdiği her tepkiye çok farklı reaksiyonlar veriyorsunuz ve kabul etmiyorsunuz. Kendiniz bir kanun teklifi getirmişsiniz, bu kanun teklifinde amacınız milyonlarca kişiyi etkileyen bu soygunun, mudilerin problemlerine çözüm bulmak mı acaba? Bu kanun teklifiyle getireceğiniz... Bu işi muhalefetin hiçbir yerde, hiçbir platformda peşini bırakmayacağını söylemesinden mi yoksa bu vurgunun ve soygun düzeninin büyüklüğünden mi yoksa uluslararası kredi kuruluşlarından size gelen ültimatomlardan mı korkuyorsunuz? Neden böyle bir kanun teklifi getirdiniz, bunu bilmiyorum. Fon dolandırıcılarının hâlâ görevde olduğunu buradan çok iyi biliyoruz. AK PARTİ ve Cumhurbaşkanı ne diyor? "Biz takipteyiz, affetmeyiz; soygunu yapanların partisi olmaz." Bilin ki asgari ücretliler, emekliler, işçiler ve emeğiyle geçinen toplumun her türlü  kesimi de sizin peşinizde ve sizi asla yalnız bırakmayacak, sandıkta bunun hesabını sizden soracak.

Kurumlar görevlerini yerine getirememiş, kurumların yöneticileri de görevlerini yerine getirememiş. Buna karşın insanlar ne yapmış? Bütün mevzuata uyarak sermaye piyasası araçlarında kendilerine yatırım yaptıklarını sanmışlar. Ha gerçek kişi ha tüzel kişi, binlerce kişi yatırımlarını bu piyasa araçlarına emanet ettikleri için şimdi büyük sıkıntı yaşıyor. Özellikle kredilerinin geri ödemeleri gelenler, çekleri yazılanlar, aile birliği bozulanlar ciddi anlamda mağduriyet yaşıyor. Şimdi bu işler yapılırken sadece fonları tasfiye etmek yetmez, SPK'nin görevlileri neden görevlerini yapmamışlar? Bu organize suçun organizatörleri kimmiş bütün kamuoyu bunları merak ediyor. Takasbank, BBDK, Denetleme Kurulu tüm ilgili kurumlar neden görevlerini yapmadılar bunları bilmek istiyoruz.

Şimdi, 1 milyona kadar olan tutarın anaparasının mı veya ne kadarının verileceğine ilişkin, geri ödemeye ilişkin bir de gönüllülük esasıyla ilgili böyle bir ifadenin kabul edilmesi de söz konusu değilken diyorsunuz ki: "1 milyona kadar." Hesaplama yönteminde TÜFE ve ÜFE gibi inanılmaz bir oranlama mı yaptınız, hesaplama mı yaptınız; bunu anlayamadık, kamuoyuna da bunun açıklanması lazım, nasıl bir matematik hesabıyla hesap yapacaksınız? Fon varlıklarının kaybı karşılamaması durumunda kalan zararlar için nasıl hukuki, idari bir yönteme başvurulacak, bunu bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

NERMİN YILDIRIM KARA (Devamla) - Fon yöneticilerinin ve diğer sorumluların bugüne kadar ne kadarlık bir mal varlığı var? Envanter kaydı var mı ki ne ölçüde, nasıl bir tahsilat mümkün kılacaksınız, bunları bilmiyoruz. Geriye dönük olarak gönüllülük esası, özellikle geriye dönük ödemelerde gönüllülük esası asla kabul edilemez. Dolayısıyla burada bir kabahat veya görevi kötüye kullanma değil tamamen bir mali suç var. Yüzyılın, belki de asrın soygunundaki paralar asrın felaketinin yaşandığı deprem illerindeki sorunların çözümü için kaynak olarak aktarılabilirdi. Çok fazla sorunumuz var, dolayısıyla bu fon vurgunundan elde edilen paraları... Kamunun kaynağı daha etkin ve verimli kullanılmalıdır diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Bozan.

Buyurun.

DEM PARTİ GRUBU ADINA ALİ BOZAN (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, üç haftadır Mecliste fon vurgunu konuşuluyor. Aslında, Mecliste muhalefetin talebi basit ve açık, muhalefet diyor ki: "Fon vurgunu konusunda Meclis görevini yerine getirsin, denetim görevini yerine getirsin. Gelin, bir araştırma komisyonu kuralım, vurguna kimler karışmış, kimler milletin parasını çalmış, çırpmış ortaya çıksın." Ama iktidar ısrarla fon vurgunuyla ilgili komisyon kurulmasına karşı çıkıyor. Hâlbuki, AKP'nin mızrağın çuvala sığmadığı zamanlarda ve durumlarda Meclis araştırması komisyonu kurmuşluğu var. Nedir örnekler: İliç maden faciası, yenidoğan çetesi, Maraş ve Urfa okul saldırıları; bu konularda AKP komisyon kurdu. Peki, muhalefetin fon vurgunuyla ilgili ısrarına ve halkın büyük çoğunluğunun beklentisine rağmen AKP neden bu konuda bir komisyon kurmuyor? İktidara soruyoruz: Bu ısrara rağmen neden komisyon kurulmasına "hayır" diyorsunuz? Açık söyleyelim; hâlbuki, komisyon kurulsa komisyon başkanı sizden, komisyon yönetimi sizden, istediğiniz kuruma yazı yazacaksınız, istediğiniz kişiyi dinleyeceksiniz, istemediğinizi dinlemeyeceksiniz ve bu şekilde aslında bu konuyu da sönümlendireceksiniz. Benim tanıdığım, benim bildiğim AKP bu konuda ilk günden bir komisyon kurardı ve bu konuyu sönümlendirirdi.

Peki, neden komisyon kurmuyorsunuz? Soruyorum sizlere, AKP'ye soralım: Fon vurgununda adı geçen ve sarayda hâlen görevli olan kimlerdir? Fon vurgunda fakir fukara üzerinden para kazanan üst düzey yargı mensupları var mı, bunlar kimlerdir? Yine, fon vurgununa adı karışan üst düzey Emniyet mensubu var mı, bunlar kimlerdir? Yine, Fatma Betül Sayan dışında fon vurgununa adı karışan AKP'li vekil, belediye başkanı ve bakan var mı, varsa bunlar kimlerdir? Yine, fonlara girip, "Kısa yoldan köşeyi döneceğim." deyip, "Fonzade olacağım." deyip fonzedeye dönüşen üst düzey bürokratlar var mı, varsa bunlar kimlerdir? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, arkadaşlar, AKP'nin bu konuda komisyon kurulmasına karşı çıkmasının sebebi bu soruların cevabında saklı. Eğer bu konuda bu Mecliste bir komisyon kurulsa az önce sorduğum soruların cevabı ortaya çıkacak, işte bu nedenle AKP bu konuda bir komisyon kurulmasına karşı çıkıyor.

Son olarak bir iddiada bulunayım: Fon vurgunuyla ilgili olarak bugün Mecliste görüşülen bu önergenin oylaması gizli olarak yapılsa ve AKP kendi grubunu serbest bıraksa iddia ediyorum ki bu önergeye burada "evet" oyu çıkacaktır. Neden "evet" oyu çıkacak biliyor musunuz? Çünkü AKP içerisinde bu vurgunu, bu soygunu gerçekten kabul etmeyenler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ALİ BOZAN (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Yine, biliyoruz ki AKP içerisinde bu fon tezgâhından çok geç haberdar olup, bu fonlara para yatırıp "Fonzade olacağım." deyip, son dakika fonzedeye dönüşen vekiller var. İşte, bu nedenle bugün bu önergenin oylaması gizli bir şekilde yapılsa ve AKP Grubu kendi vekillerini serbest bıraksa kesinlikle ben inanıyorum ki bu önergeye "evet" çıkacak. Eğer AKP Grubu kendine güveniyorsa gelsin, hodri meydan, bu önergenin oylamasını gizli yapalım ve kendi grubunuzu serbest bırakın.

Son olarak şunu söyleyelim değerli arkadaşlar, değerli iktidar vekilleri, değerli AKP'liler: Her ne olursa olsun, bugün olmasa da yarın bu vurguncuların hepsi teker teker ortaya çıkacaklar ve teker teker hepsi hukuk önünde bu halka hesap verecekler. Ben size unuttuğunuz bir gerçeği hatırlatayım: Yukarıda Allah var. Yukarıda Allah var, bunu unutmayın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Cüneyt Yüksel.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CÜNEYT YÜKSEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu ifade etmek isterim: Sermaye piyasalarında yaşanan bu sürecin etkilediği yatırımcılarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi, fon varlıklarının korunması, sorumluların tespit edilmesi ve benzer olayların tekrarının önlenmesi hepimizin önceliğidir.

3 tane öncelik: Birincisi, tasfiyesine karar verilen konulardaki birikimlerin yatırım sahiplerine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi. İkincisi, piyasa manipülasyonuyla haksız kazanç elde edenlerin hukuk önünde hesap vermesi. Üçüncüsü, bütün bu sürecin sermaye piyasalarımıza zarar vermeden yönetilmesi.

Şimdi, bu hedeflere ulaşmak için atılan adımları ve yürütülen süreçleri de sizlerle aslında 5 temel başlık altında değerlendirmek istiyorum.

Birincisi, yatırımcıların mağduriyetleri ve fon varlıklarının akıbeti meselesi. Burada tasfiye süreçlerinin başladığını biliyorsunuz. Fon türlerine ve mevcut kaynaklara göre ara ödeme imkânları üzerinde çalışılmış ve belirli fonlar bakımından ödeme süreçlerine ilişkin adımlar atılmıştır. Yürütülen tasfiye işlemlerinin şeffaf, denetlenebilir ve yatırımcı haklarını koruyacak biçimde tamamlanmasının temel ilkemiz olduğunu ifade etmek istiyorum.

İkincisi, denetim kurumlarının sorumluluğu ve gözetim mekanizmalarının etkinliği meselesi. Düzenleyici çerçevenin, fonların likidite risklerinin, değerleme yöntemlerinin, teminat yapılarının ve piyasa işlemlerinin etkinliği değerlendirilmelidir ancak bu değerlendirme mevcut düzenlemeleri ve atılmış adımları yok sayarak yapılamaz. Burada SPK tarafından nitelikli yatırımcıya ilişkin mali varlık eşiğinin yükseltilmesi, fonların değerlemesine yönelik düzenlemeler yapılması, düşük fiili dolaşıma sahip hisselere ve ilişkili taraf işlemlerine ilişkin sınırlamaların güçlendirilmesi ve serbest fonların portföy bilgilerinin açıklanmasına yönelik tedbirler alınmıştır.

Üçüncüsü, piyasa manipülasyonu, usulsüzlük ve sorumluların hesap vermesi meselesi. Burada hukuka aykırı işlemler ve piyasa bozucu eylemler karşısında gerekli idari ve adli süreçler  işletilmektedir ki nitekim SPK uygulanan yaptırımlara ve suç duyurularına ilişkin verileri  kamuoyuyla paylaşmıştır. Burada iki ilkeyi birlikte korumalıyız. Hiçbir iddia görmezden gelinmemeli ancak hiçbir kişi veya kurum da somut deliller ortaya konulmadan, peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Adaletin gereği hem etkili denetim hem de hukuki güvencelerdir.

Dördüncüsü, gönüllü iade hesapları, kamu zararı ve yatırımcıların alacakları meselesidir. Burada da tasfiye kapsamındaki fonlardan elde edildiği değerlendirilen haksız kazançların iadesine yönelik hesapların oluşturulması yatırımcıların alacaklarının karşılanmasına kaynak sağlama amacı taşımıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Bu uygulamanın sonuçları iade edilen tutarlar, beklenen iadeler ve tasfiye kapsamında yatırımcılara aktarılabilecek kaynaklar bakımından şeffaf biçimde ortaya konulmuştur.

Beşincisi, reel ekonomi ve sermaye piyasalarına güven meselesidir ki burada sermaye piyasalarına duyulan güven, yalnızca bir düzenleyici kurumun değil bütün piyasa aktörlerinin sorumluluğundadır.

Burada sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum; aslında, sayın milletvekillerimize de cevaben: Sayın Cumhurbaşkanımızın yakın takibiyle Fon Koordinasyon Kurulunun çalışmaları ki cerrah titizliğiyle bunun yapıldığını söylemek istiyorum.

ALİ BOZAN (Mersin) - Ya Cüneyt Hoca, Allah rızası için sen söyleme bunu ya!

CÜNEYT YÜKSEL (Devamla) - Devlet Denetleme Kurulunun incelemeleri ve adli soruşturmalar da devam ediyor.

Bu kapsamlı süreçler dikkate alındığında, Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik grup önerisinin reddedilmesi gerektiğini değerlendiriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Gerektiğini mi? Bir de "Şeffafız, her şeyi açıklayacağız." diyordunuz. Allah'ınızı severseniz böyle konuşmayın ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bu kadar laftan sonra!

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:19.05

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

1.- Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) [1]

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 294 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1'inci madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 128 inci maddesi uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunun tasfiyesine karar verilen yatırım fonlarının adil, şeffaf ve etkin şekilde tasfiyesine, bu fonların malvarlığından hukuka aykırı olarak çıkarılan değerlerin geri kazanılmasına, fon kayıp ve zararının sorumlulardan tahsiline ve geri kazanılan değerlerin fon pay sahibine ödenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.              

Nurten Yontar

Cevdet Akay

İlhami Özcan Aygun

Tekirdağ

Karabük

Tekirdağ

Yüksel Mansur Kılıç

Gülizar Biçer Karaca

Semra Dinçer

İstanbul

Denizli

Ankara

Ali Karaoba

İnan Akgün Alp

Ömer Fethi Gürer

Uşak

Kars

Niğde

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Nurten Yontar.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fonlarla ilgili kanun teklifinin 1'inci maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada yalnızca bir yatırım fonu soygununu değil, AKP iktidarının denetim zafiyetini, hesap vermekten kaçan anlayışını, vatandaşın sarsılan güvenini konuşuyoruz. Bu ülkede emekli, ücretli maaşıyla geçinemiyor, çiftçi ekip biçiyor ama zarar yazıyor, cepten yiyor, işçi alın teriyle birikim yapamıyor, esnaf kepenk kapatıyor, gençler çalışarak ev sahibi olabileceğine asla inanmıyor. İnsanlar üç kuruş birikimlerini Cumhurbaşkanı ve Bakanların söylemlerine de güvenerek ailelerinin geleceğini garanti altına almak adına faizsiz kazanç getiren yatırım fonlarına yöneldiler. Çünkü bu iktidarın yarattığı ekonomik düzende çalışarak kazanmak çok zor, kazandığını korumak ise ondan daha da zor.

25 bin yatırımcının fona yatırdığı para 100 bin liranın altında, bir başka fonda 48 bin yatırımcının fona yatırdığı para 110 bin liranın altında. Peki, fon piyasasında kimin parası battı? Bu küçük yatırımcının battı, emeklinin, işçinin parası battı, çocuğunun geleceği için yıllarca dişinden tırnağından artırdığı parayı biriktiren annenin-babanın parası yok oldu. Kimler 1 lira koyup dört beş ay sonra 1.500 lira kazandı? Tabii ki iktidara yakın olan bazı siyasi ve bürokratlar. Allah aşkına bu nasıl bir adalettir! İktidar vekillerinden birisi çıksın bize ve halkımıza bunu açık açık anlatsın.

Değerli arkadaşlar, bir skandalı bitirmeden başka bir skandalla ilgili sizlerin dikkatinizi çekmek istiyorum. İnsanların ev, araba veya küçük bir dükkân sahibi olma hayallerini gören, iktidara yakın bazı işgüzarların daha önceki zamanlarda olduğu gibi kurdukları emlak katılım şirketleri yani faizsiz tasarruf finansman şirketleri türedi. İnsanlar bu şirketlerin süslü reklamlarına güvenerek bu şirketlere milyonlarca lira para yatırdılar. Bunlardan şu anda sorun yaşadığımız şirketlerden 2'si Katılımevim ve Birevim. Bu şirketler kimin tarafından kuruldu, nasıl kuruldu, kurulma aşamasında hangi bakanlıkların imzası var, neden denetlenmediler, topladıkları katılım bedellerini neye göre belirleyip nasıl değerlendirdiler? Bu konu hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğum yazılı soru önergesine en kısa zamanda cevap bekliyorum. İnsanlar bu sisteme şirketleri zengin etmek için değil ev sahibi olmak için giriyor. Üstelik geçmişte böyle kurulan, her türlü sahtekârlığın yaşandığı ve milyonlarca mağdur yaratan Deniz Feneri, Ahbap, Jet Fadıl, Çiftlik Bank gibi şirket örnekleri tasfiye edilmesine rağmen, buna benzer şirketlerin kurulmasına izin veren bu sistem sorgulanmalıdır.

Sorun ise, yaşanan Katılımevim ve Birevim şirketlerinin Emlak Katılım tarafından devralınacak olması. Emlak Yatırım kime ait? Devlete. Dolayısıyla, tüm vatandaşlarımızdan toplanan vergilerle siz bu şirketlerin borçlarını kapatıyorsunuz. Eğer siz bu şirketlerin borçlarına bu kadar rahat kapatma üstleniyorsanız burada iktidarın da payı olduğunu düşünüyorum. Fonlarda olduğu gibi katılım şirketlerinde de maalesef ki denetim yok.

Değerli arkadaşlar, yirmi dört yıl süren AKP iktidarında bu ülke bir sürü hırsızlık ve yolsuzluk gördü, bütün bu yolsuzluklarda sonuç ve yaptırım hep sonuçsuz kaldı. 17-25 Aralık 2013'te patlayan dosya AKP döneminin en büyük siyasi yolsuzluk tartışmalarından biriydi. 4 eski Bakanın adının rüşvet ve usulsüzlük iddialarıyla gündeme gelmesine rağmen 2015 yılında Yüce Divana sevki Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedildi. 2021 yılında Ticaret Bakanlığının dönemin bakanı ve eşinin ortak olduğu şirketten dezenfektan satın aldığı Bakanlık tarafından doğrulandı. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından konuyla ilgili Meclis araştırması önergesi verildi, önerge yasama dönemi sonunda hükümsüz kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

NURTEN YONTAR (Devamla) - Bugün hâlen tedavülde olan 200 liralık ve 50 liralık banknotların üzerinde tutuklanan Merkez Bankası eski Başkan Yardımcılarının imzaları bulunuyor; bakın, inceleyebilirsiniz. Hepimiz için bu çok büyük bir ayıp ve utanç kaynağı, artık birileri çıkıp bunun hesabını versin, millet iktidardan hesap bekliyor.

Tüm muhalefet tarafından talep edilen Meclis araştırması komisyonunun kurulmasını, bu talebimizin kabul görmesini istiyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "bakımından" ibaresinin "için" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Umut Akdoğan

Gökhan Günaydın

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

Ankara

İstanbul

Manisa

Seyit Torun

Mahmut Tanal

Tahsin Ocaklı

Ordu

Şanlıurfa

Rize

 

Özgür Karabat

Cavit Arı

 

İstanbul

Antalya

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Umut  Akdoğan.

Buyurun Sayın Akdoğan. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu yasa teklifi için söylenebilecek ilk şey şu: Bu yasa teklifi son derece eksik. Bu yasa teklifinde bu meselenin dünü yok, bu yasa teklifinde bu meselenin yarını da yok; bu yasa teklifinde sadece bugün için bir yama var ama yama yetersiz çünkü bu meselede durum şu: Bir patlak, bir delik değil, bir yarık var bu lastikte. Bir yarık olunca burayı yamamanız mümkün değil, lastiğiniz jant üzerine oturmuş durumda. Dolayısıyla, Yeni Partinin kanun teklifiyle iktidarın saraydan getirdiği teklife baktığımızda, biz yepyeni, kalıcı, uzun süreli; önergelerle, önerilerle bezenmiş bir yepyeni lastik ortaya koyarken siz sadece bir yamayı getiriyorsunuz. Bu neden böyle? Bakın, 3 grup var: Bir, 1 koyup 100 almak, 1 koyup 500 almak isteyenler; bunlar Fatma Betül Sayangiller ve bunun gibi çok insan var. İkinci grup şu; 1 koyup 500 almak isteyenlere tedbir getirmesi gerekenler, önlem alması gerekenler. Evet, ama üçüncü grup var ki lastikte patlak değil, büyük bir yarık var dememin sebebi odur. Tedbir alması gerekenler, önlem alması gerekenler, bizim koyunu teslim ettiklerimiz şimdi "kurt" diye nitelendireceklerim işte onlar. Tedbir alması gerekenler gelip burada tedbiri almadıkları gibi "Nasıl olsa benim haberim var, bilgim var, makamım mevkim nedeniyle ben burada avantajlı konumdayım." diyerek vurgunu kendileri yapmaya çalışmış. Hani biz Fırat'ın kenarında, hani biz Dicle'nin kenarında kaybolacak olan koyunun, kuzunun sahibiydik, bekçisiydik! Aksi olmuş, iktidarınızın sahipleri kimi zaman bir özel kalem müdürü, kimi zaman BDDK Başkanı, kimi zaman Merkez Bankasından bir yetkili, kimi zaman bir bakan yardımcısı bizim Fırat'ın kenarında, Dicle'nin kenarında koruyup kollamak zorunda olduğumuz koyunu hatta koyun sürüsünü aramış, bulmuş, gitmiş, yakalamış, çevirmiş, pişirmiş bir güzel de mideye indirmiş. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Mesele bundan ibarettir.

Tilkiye demişler ki "Kümese bekçi olur musun; olsan ne maaş istersin?" Tilkinin gülmekten karnı ağrımış "Ben dava adamıyım." demiş. Yirmi dört yıllık AK PARTİ -sizin deyiminizle- davasının bekçileri, o kümes bekçileri tilki olmuş, haberiniz yok ve Cumhurbaşkanı bugün açıklamalarında diyor ki "Hiç merak etmeyin, rahat olun; biz bu işi çözeceğiz."

Bakın, Yeni Parti bu işi ortaya çıkardı, Yeni Parti çıkardı. Yeni Partinin bu işi ortaya çıkardığı günden bugüne otuz beş otuz altı gün geçti. Bizim belediye başkanlarımızı niye sabahın köründe alıp tutuklu yargılıyorsunuz? Olur da "Delil karartır." diye. Peki, bu istifa edenler delil sararırken, delil morarırken, delil kararırken otuz beş gündür görev başında; ne oldu bu deliller? Yetmez. Bugün MHP Başkan Yardımcısı Sayın Mevlüt Karakaya'nın açıklamalarını dinledim, diyor ki "Bir yıl önce ben söyledim." Daha önce İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun açıklaması var. Biz söyledik; bizim Yeni Parti olarak öncesindeki partimizde, o dönemde söylediklerimizi katmıyorum bakın, İYİ Partiyi söylüyorum, MHP'yi söylüyorum, onların söylediği bir dönem var. Demek ki bir yıl artı otuz beş gündür deliller çatır çatır karartılıyor, ona rağmen bu kadar rezillik, kepazelik ortalığa dökülmüş durumda. Biz olsak sabah beşte şafak baskını "Delil karartacaksınız." diye ama iktidara gelince otuz beş gündür beyler işlerinin başında; SPK Başkanı, KGK Başkanı, Hazine ve Maliyedeki Bakan Yardımcısı, hepsi işini yapıyor.

Burada 2 grup var, 2 küme var, dikkat çektiğimiz 2 insan grubu var, bunlara dikkat etmemiz lazım; bir, fonzedeler; iki, fonzadeler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UMUT AKDOĞAN (Devamla) - Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UMUT AKDOĞAN (Devamla) -  Fonzede 1'ini 1,5 yapmaya çalışan küçük yatırımcı. "Enflasyon karşısında param erimesin." diyen ve şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisini dikkatle izleyen, 300 bin lirasını, 500 bin lirasını, 1 milyonunu nasıl geri alabilirim diye bakanlar, bunlar fonzedeler. Bir de fonzadeler var; bunlar rüşvetçiler, bunlar iş takipçileri, bunlar oligarklar, bunlar kara paracılar, bunlar vurguncular. İşte, getirdiğiniz bu yasa fonzedeleri koruyormuş gibi yapıyor ama fonzadelere ceza vermiyor. Getirdiğiniz yasayla o küçük yatırımcının içi tamamen ferahlamıyor ama malı büyük götürenler "Yine biz kurtulacağız galiba." diye bakıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Bariz fark var Başkanım.

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Önerge kabul edilmiştir.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - İhtilaf var, ihtilaf.

BAŞKAN - Elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "düzenlemektedir" ibaresinin "düzenlemesi yapılmaktadır" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Selçuk Özdağ

Sadullah Ergin

Hasan Karal

Muğla

Ankara

İstanbul

 

 

 

Sadullah Kısacık

İdris Şahin

Mehmet Emin Ekmen

Adana

Ankara

Mersin

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Emin Ekmen.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Aslında bir örnek olay üzerinden piyasalardaki hisse manipülasyonunun hâlâ nasıl devam ettiğini anlatmaya niyetim var idi ama şu oylamadaki tablo üzerine birkaç cümle söylemeden geçmek istemiyorum.

Hepimiz için Anadolu'da çokça ifade edilen bir cümleyi yeniden hatırlama vaktidir, o da maaşını helal etmek yani bir iş karşılığında bir ücret alıyorsunuz ve bu iş için ortaya koyduğunuz emek, çaba ve sürenin sonucunda kendi kendinize "Ben bu maaşı acaba helal ediyor muyum?" diye sormak durumundasınız. Milletvekilinin bence maaşını helal edebilmesinin en az üç ayrı yönü var; birincisi, kendi seçim bölgesinde seçmeniyle kurduğu iletişim ve seçim bölgesinin sorunlarını Ankara, Hükûmet ve Meclis gündemine taşıma kapasitesidir. İkinci helallik yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurul ve komisyon çalışmalarına katılmak ve burada ortaya koyduğu performanstır. Üçüncüsü de seçildiği listelerden yani partisinin kendisine vermiş olduğu vazifeleri yerine getirmek yoluyla maaşını helal etmektir.

Az önce Türkiye'de en az 7 milyon ailenin doğrudan etkilendiği, Türkiye piyasalarının 100 milyar dolar değer kaybettiği, binlerce vatandaşın ekranlardan izlediği bir kanuna dair önerge ve görüşmeler iktidar sıralarından sadece 55 kişinin oylamaya katılımıyla gerçekleştirildi ve dün tümü üzerinde görüşmeler yapılırken de içeride 8 arkadaşımız vardı, bir ara bu 8 arkadaşımıza da referans vererek bir "tweet" atayım  dedim ama sonradan vazgeçtim.

Arkadaşlar, kimse kimseyi zorla milletvekili yapmıyor ve biz milletvekili olmak ve bu yemini etmekle birlikte seçim bölgemize, Anayasa'da yer aldığı şekliyle Türk milletine ve partimize karşı sorumluluk sahibiyiz. Allah aşkına, bu kadar önemli bir konunun görüşmelerini dahi takip etmeye değer bulmuyorsanız üç ayda bir aldığınız maaşı helal edip etmediğinizi lütfen bir düşününüz. Sadece lider otoritesi, sadece grup yönetiminin size karşı ricaları değil ruzimahşerde manevi bir duygu olarak da bu maaşın karşılığını her aşamada ne kadar verdiğinizi düşünün diyorum.

 Sürem de çok azaldı ama yine de kendi gündemime de değinmek istiyorum, özellikle SPK'yi temsilen gelen arkadaşların dikkatini çekmek istiyorum. İki gündür hem özel basın toplantısı hem de bugünkü söz almada Sayın Günaydın Gündoğdu şirketinden bahsetti. Ben Gündoğdunun sahipleri kimdir, politik bağlantıları nelerdir, buna girmeyeceğim ama bu örnek olay da o kadar vahim ve devam eden çarpıcı durumlar var ki kısaca bunlara dikkat çekmek istiyorum. 35 liradan halka arz ediliyor, 2.700 liraya kadar fiyatı çıkıyor ve Arçeliki geçiyor bir dönemde piyasa değeri. Gündoğdu firması peynir üretiyor ve bu, bir şekilde piyasa şartları nedeniyle 2026'nın şubat ayında 16 Şubatta KAP'a bildirimde bulunuyor; diyor ki: "Ben peynir üretimini durdurdum, 169 olan personel sayımı da 2'ye düşürdüm." Bu bildirimi yaptığı gün, Gündoğdu kâğıdının piyasa değeri 294 lira ve devam eden süreç içerisinde 2.700 liraya kadar çıkıyor. Üretimini durdurmuş, eksi gelir beyan eden, finansal varlığı dahi 500 ya da 600 milyon lirayla tarif edilen, denetleyicinin uygun görüş bildirdiği bir kâğıt bir anda yüzde 818,37 değer kazanıyor ve geliyor 2.700 liraya; bu, tabii, Pusula Holdingin marifetiyle oluyor, daha sonra 15 Eylülde patlıyor. Patlayınca taban, taban, taban, taban bugüne kadar geliyor.

Şimdi, bir yerde suçüstü bir hırsızlık vakası yaşandığında Emniyetin otoritesi ve gücü, devletin kamu otoritesi ve gücü orada en azından kısa vadede ikinci bir hırsızlık yapılmasının önünde engel olmalı değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Ekmen, konuşmanızın başında bahsettiğiniz hususu çok önemsediğim için önergeyle ilgili konuşmanızı tamamlamanız için size iki dakika ilave süre veriyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Devlet otoritesi ya da Emniyet otoritesi neyi gerektirir? "Birileri suçüstü yakalandı, şu mahallede bir süre tekin değil ortam, biz kendimize çeki düzen verelim." der değil mi?

Arkadaşlar, Gündoğdunun fiyatı yüzde 97 değer kaybıyla 70'lere kadar düşüyor. 2 kişinin çalıştığı, manipülasyondan dolayı ilgililerin tutuklu olduğu bu kâğıt son dört gündür tavan gidiyor, tekrardan 110 lira! Halka arz fiyatı 35 lira, dolandırıcılığın zirvesi 2.700 lira, düştüğü yer 70 lira, üç dört gündür 110 lira! Ben gerçekten fonla alakası olmayan masum bir vatandaş olarak SPK'li arkadaşlara soruyorum, soru-cevap kısmında cevap rica ediyorum: Bunun bir denetimi yok mudur? Dört gündür bu kâğıt nasıl tavan oluyor?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yoktur, yoktur, denetimi yoktur. Denetleyecek kimse yok!

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bir otorite yok, bir caydırıcılık yok, kimsenin affedersiniz kurumları iplediği yok.

Aynı senaryoyu Hedef kâğıtta da görüyoruz. Hedef kağıdın da zirveye çıktığı noktadan -bakın, bunların hepsinin şeyleri burada, ne denir kâğıdın endeksleri burada diyelim, geçelim- bunlar bu hâle geldiğinde Hedef Holdingte de son yirmi gün içerisinde tekrar 7-8 tane tavan yaşanıyor oysa Hedef Holdingin sahipleri şu anda tutuklu, içeride; kâğıtların nasıl şişirildiği ortada. Yani bunu yapmaya kim gerçekten cesaret ediyor? Fabrikası kapatılmış, önünde 2  bekçinin olduğu Gündoğdu kâğıdını dört gündür kim tavan yaptırıyor? Buna karşı bir müdahale gücünüz yok mu veyahut da bunu yapmaya kim cesaret ediyor sorusunun cevabını vermediğiniz müddetçe bu piyasalar adam olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Devamla) - Bunun için Meclis araştırma komisyonunun önemi var diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, Yeni Parti, DEM PARTİ, MHP, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 1'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ilişkin" ibaresinin "dair" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu

Hasan Toktaş

Selcan Taşcı

İstanbul

Bursa

Tekirdağ

Şenol Sunat

Yüksel Arslan

 

Manisa

Ankara

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Taşcı.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "kanunun ilk maddesi" tanımı sair zamanda bu bir prosedür maddesi olarak görülebilir ama burada tanımı doğru yapmak önemli çünkü mevzubahis olan cumhuriyet tarihinin en büyük soygunu, mevzubahis cumhuriyet tarihinin en büyük örgütlü hırsızlığı yani millete karşı işlenmiş çok ağır bir suç bu kanunla etkileri düzenlenen. Gelin görün ki ceza yok, suçun olduğu yerde ceza yoksa adalet de yok demektir arkadaşlar zira adalet suç ile cezanın dengesi üzerinde yükselir.

İktidar temsilcilerinin kurdukları o büyük cümlelerin hilafına bir metin geldi önümüze zira ucu hiçbir yere gitmiyor. Hiç öyle, ucu nereye giderse oraya kadar gitmenin iradesi yok bu teklifte; tam tersine "Aman ucu SPK'ye gitmesin." telaşı var; MASAK'a gitmesin, Borsa İstanbul'a gitmesin, BDDK'ye gitmesin; bu vurgunculara, üstelik de geçmişte haklarında manipülasyon cezaları olduğu hâlde lisans verenlere gitmesin.  Cumhuriyet başsavcılığı uyarmış, Bakan ifşa etmiş, Genel Başkanımız uyardı, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlarımız Sayın Erhan Usta, Ayyüce Türkeş Taş uyardı ama aman sakın, bunca uyarıya kör, sağır, dilsiz kalanlara, bunca uyarıya rağmen DDK'yi vaktinde devreye sokmayanlara ama en çok da 2017'den itibaren bu ülkede her şeyin tek yetkilisi olarak konumlanan Sayın Cumhurbaşkanına gitmesin ucu telaşı var bu teklifte.

Bu teklifle ne mağduriyet giderme ne sorumlulara hesap sorma ne de hesap ödetmek noktasında sonuç alınamayacağı ortada olduğundan her gün bir başka iktidar sözcüsünün bir başka zihni sinir çözüm icadına tanık oluyoruz: Vurguncular yüksek kazancın vicdani manada haksız olduğunu düşünüyorlarsa gelsinlermiş, iade etsinlermiş, gönüllerinden ne koparsa! Hukuk devletinde böyle bir ölçü olabilir mi? Gözümüzün önünde cinayet işlendi; katil vicdanen haksız olduğunu düşünüyorsa teslim olsun ama kendini haklı sayıyorsa, elini kolunu sallayarak dolaşsın aramızda.  Ayrıca ne vicdanı? Her 3 çocuktan 1'inin resmen aç olduğu bir ülkede, bu ülkenin bütün çocuklarını dört yıl boyunca besleyecek maddi kaynağı buharlaştıranın vicdanı mı olur Allah aşkına? Vicdanı olsa yapar mı zaten bunu? Yaşlıların otogar köşelerinde sabahladıkları bir ülkede 300 bin sosyal konut yapacak parayı buharlaştıranın vicdanı olabilir mi? Çalışan maaşlarının yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında, onun yarısı da açlık sınırının altındayken üçer maaş, beşer maaş almayı kendine hak görebilen partili bürokratların vicdanı olabilir mi?

Yeri gelmişken, değerli milletvekilleri, 128 milyar dolar nerede? Bu büyük soygunun faili olan bir tek hırsızın bile neden layığınca cezalandırılamayacağını düşündüğümüzün en somut delillerinden biridir bu soru. "Faiz sebep, enflasyon sonuç." zırvasını tevil için yok edilen 128 milyar dolar nerede arkadaşlar? "Sattık ama yerine koyduk."tan başka açıklama var mı bu konuda? Aynı kafa: "Geri verdik, geri koyduk." E, çaldınız ama. Ama suç işlediniz, bunun bir cezası olmayacak mı? Bu teklife göre olmayacak.

Yüz yıllık bir son sözü var aslında bu meselenin: "Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin/ Doyuncaya, aksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin!" Pek açsınız çünkü doymak bilmiyorsunuz. Varlık Fonu, kamu bankalarının kredileri, KÖİ'ler... Doymuyorsunuz ama şunu da bilin: Türk milletinin ahı, derste açlıktan bayılan çocukların, bebeklerini emziği şekerli suya batırarak avutmaya çalışan annelerin ahı boğazına takılacak bu hırsızların. Bu çağın hanı yağması da öncekiler gibi son bulacak.

AK PARTİ sözcüsü "suçlu" diyemedi de "şeytan" dedi ya hırsızlara; aklıma Yezid geldi nedense, Muaviye geldi, Emevi zulmü geldi. Onun için, oradan girdikleri için mevzuya, kurdukları yağma çarkı hep böyle yanlarına kâr kalacak sananlara Ömer bin Abdülaziz'i hatırlatmak isterim. Eşinden, dostundan, akrabasından gelen kayırma taleplerini reddederken ne diyor Ömer bin Abdülaziz: "Eğer ben adaleti kendi yakınlarıma uygulamazsam yarın huzurumahşerde bunun hesabını veremem." Sarayın, saray elitlerinin o güne kadar haksız şekilde el koyduğu, gasbettiği ne kadar mal mülk varsa milletinkini millete, devletinkini devlete iade ediyor biliyorsunuz ve bunu yaparken ne diyor? "Allah'a isyanın olduğu herhangi bir konuda hiç kimseye itaat edilmez." Etmeyin arkadaşlar. Helal, kıyamete kadar helal; haram, kıyamete kadar haram. Suç failine göre suç olmaktan çıkmadığı gibi günah da işleyene göre günah olmaktan çıkmıyor. Siyasallaşmış yargı caydırıcı gelmiyor, korkmuyor olabilirsiniz ama Allah'tan korkun, ahiretinizden olmayın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Yasa Teklifi'nin 1'inci maddesinin (2)'nci fıkrasında yer alan "Bu Kanun hükümleri" ifadesinin "Bu Yasa hükümleri" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dilan Kunt Ayan

Sabahat Erdoğan Sarıtaş

Ömer Faruk Hülakü

Şanlıurfa

Siirt

Bingöl

Ferit Şenyaşar

 

Vezir Coşkun Parlak

Şanlıurfa

 

Hakkâri

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sayın Vezir Coşkun Parlak.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

VEZİR COŞKUN PARLAK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir aydan fazla bir süredir burada fon vurgununu konuşuyoruz. Bu konuda neredeyse güneşin altında söylenmemiş hiçbir şey kalmasa da üzerinde konuşmaya devam edeceğiz çünkü bu skandal göz göre göre geldi. Siyasi iktidarın sorumluluğu tam da buradan başlıyor. Neredeyse bir yıl önce bakanlardan üst düzey bürokratlara kadar herkes gelmekte olan vurgunun farkındaymış. "Kırmızı Pazartesi" diye meşhur bir roman var; bir kasabada işlenecek olan bir cinayeti herkes önceden biliyor. İşte, bu fon vurgunu da o romanın konusuna benziyor, herkes hikâyenin sonunun kötü olacağını biliyor ama kimse önlem almıyor, bütün sorumlular âdeta havaya bakıp ıslık çalıyor. Büyük beklentilerle âdeta bir kahraman gibi ekonomi yönetiminin başına getirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de gelmekte olanın farkındaydı, bilmesine rağmen kılını dahi kıpırdatmadı. Aynı Bakan üzerinde konuşmakta olduğumuz kanun teklifi Komisyonda görüşülürken lütfedip toplantıya dahi katılmadı, kendisi katılmadığı gibi üst düzey bürokratlarını da göndermedi. Umudunu kaybeden yüz binlerce insanı düşünmediğiniz buradan belli.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız zaman diliminde iki ayrı gerçeklik var. Bir yandan boğazına kadar yolsuzluğa, ranta batmış, bütün ahlaki ilkelerini kaybetmiş bir grup var. Bu grup rüşvet almayı, kamu kaynaklarını yağmalamayı ve milyarlarca liraya sahip olmayı sorun olarak görmüyor. Diğer tarafta, halkın varlıklarını koruyan, en yüce değer olarak emeği gören bir grup var. Bu ikinci grubun en önemli temsilcileri DEM PARTİ  belediyeleridir. AKP belediyelerinin imar müdürleri Porschelere binerken, yatlar satın alırken bizim belediyelerimiz kayyumun bıraktığı borçlara rağmen hizmet üretmeye devam ettiler, belediye eş başkanlarımız sizler gibi makamlarını zenginlik aracı hâline getirmediler. Belediyelerimize kayyum atanır atanmaz yağmacı belediyecilik anlayışını hemen devreye koydunuz. Şu anda da kayyum yönetiminde olan belediyelerimizde bir rant düzeni hüküm sürüyor. Van'daki, Hakkâri'deki, Siirt'teki, Mardin'deki ve diğer yerlerdeki kayyum uygulamalarını bu kürsüden defalarca dile getirdik. Kayyumlar kamu kaynaklarını boşa harcadılar. Kamu kaynaklarını kendi yandaşlarınıza peşkeş çektiniz. Yakın zamanda Batman'da benzer bir durum yaşadık. Batman Milletvekilimiz Zeynep Oduncu da dile getirmişti. Batman'ın Girbereşik Mahallesi'ndeki toplam 20.672 metrekare büyüklüğündeki 5 arsa kamu kapalı teklif usulüyle satışa çıkarıldı. Bu yöntem kamu denetimine kapalı bir yöntemdir. Satışın miktarı 121 milyon liraydı yani değerinin çok altındaydı. 2025 yılının Ocak ayında 22, Nisan ayında da 10 taşınmaz satılmıştı. Kayyumların neden olduğu kamusal kayıplar o kadar büyük ki sayılar hesap makinesine sığmıyor. Benzer şekilde Hakkâri kayyumu da kamu kaynaklarını boşa harcarken kentin hiçbir sorununa çare olmuyor. Hakkâri halkı yıllardır su sorunu ve susuzlukla boğuşuyor. Hakkâri esnafı yol yapım çalışmalarının geciktirilmesinden dolayı bazı günler siftahsız kepenk kapatmak zorunda kaldılar ancak Hakkâri kayyumu kentin sorunu için kılını bile kıpırdatmamaya devam etti. Hakkâri halkının oylarıyla seçilen Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış ise yıllardır haksız, hukuksuz yere tutsak edilmeye devam ediliyor.

Değerli milletvekilleri, bütün bu örnekleri şunun için veriyorum: Bu fon vurgununda birileri kurban ilan edilip ön plana atılabilir. Böylece asıl sorunun üstü kapatılmak istenilebilir. Fakat biliyoruz ki sorun bireylerde değil sistemdedir. Yozlaşmış bireyleri yaratan şey çürümüş düzendir ve bu düzeni çürütenler de bellidir.

Bu kanunun maalesef hiçbir derde derman olmayacağını biliyoruz. Yüz binlerce insanı dolandırıcıların, umut tacirlerinin insafına terk ettiniz. Şimdi, durumu toparlamak, neden olduğunuz yıkımı telafi ediyormuş gibi görünmek için bir kanun teklifi getiriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

VEZİR COŞKUN PARLAK (Devamla) - Size önerimiz, çıkın bu halktan özür dileyin ama yaptıklarınızdan utanmadığınızı, bunu yapmayacağınızı çok iyi biliyoruz. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder'in "Her konuşmanızda 'Allah bizi utandırmasın.' diyordunuz, Allah bu duanızı kabul etti, utanma duygunuzu elinizden aldı." demişti. Bu sözler, durumunuzun en iyi özeti olmaya devam ediyor.

 Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, Yeni Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1'inci madde kabul edilmiştir.

2'nci madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme koyacağım.

İlk önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 2- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Borsa: Borsa İstanbul Anonim Şirketini,

b) Fon: Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen ve bu Kanunun yayımı tarihinde tasfiyesi tamamlanmamış yatırım fonlarından her birini,

c) Fon pay sahibi: 3 üncü maddenin altıncı fıkrası saklı kalmak kaydıyla, MKK ve tasfiye ile görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatı sonucunda ilgili fonun tasfiye bakiyesinden ödeme alma hakkı bulunduğu tespit edilen fon katılma payı sahibini,

ç) Geri kazanım hesabı: Bu Kanun kapsamında tahsil ve/veya iade edilen veya Kurulca açılan isteğe bağlı iade hesapları ile genel hisse iade hesaplarına aktarılan tutarların TMSF nezdinde, TMSF'nin kendi malvarlığından ayrı ve her bir fon için ayrı alt hesaplarda izlendiği özel hesabı,

d) Kurul: Sermaye Piyasası Kurulunu,

e) MKK: Merkezî Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketini,

f) Takasbank: İstanbul Takas ve Saklama Bankası Anonim Şirketini,

g) Tasfiye ile görevli kuruluş: Kurulca ilgili fonun tasfiye iş ve işlemlerini yürütmekle görevlendirilen kuruluşu,

ğ) TEFAS: Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformunu,

h) TMSF: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunu

ı) YTM: Yatırımcı Tazmin Merkezini,

tanımlar 

Cevdet Akay

Yüksel Mansur Kılınç

İlhami Özcan Aygun

Karabük

İstanbul

Tekirdağ

İnan Akgün Alp

Semra Dinçer

Ömer Fethi Gürer

Kars

Ankara

Niğde

Gülizar Biçer Karaca

Müzeyyen Şevkin

Denizli

Adana

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Müzeyyen Şevkin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 830 milyar dolarlık bir hırsızlıktan bahsediyoruz. Yıllık gayrisafi millî hasılanın 1,8 trilyon dolar olduğu bir ortamda yani tüm Türkiye'nin ürettiği değerin, gelirin yarısının yok edildiği bir süreçten bahsediyoruz arkadaşlar. Bundan altı ay önce uluslararası endeks sağlayıcılar uyarmışlar Türkiye'yi, sermaye piyasasında hisse senetlerine büyük bir manipülasyon olduğu konusunda, böyle giderse Türkiye'yi gelişmekte olan ülkeler liginden bir alt lige düşürecekleri konusunda Türkiye'ye uyarılar yapılmış ama bir türlü müdahale gerçekleşmemiş. 28 Ağustosta SPK fon rehberini güncelliyor, bunun üzerine kriz patlıyor arkadaşlar ve en üstte korkunç para kazanan bir kitle elindeki fonları satışa çıkarıyor. Tam 440 kişi satış yapmış değerli milletvekilleri. Evet, 17 Eylülde 131 fonun tasfiyesi yapılıyor ve ne yazık ki üzerinden bir hayli süre geçmiş olmasına rağmen hâlâ buna ilişkin hiç kimsenin tutuklu olmadığı bir süreci yaşıyoruz arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, devasa bir fon skandalından bahsediyoruz. Aslında, asrın soygunundan bahsediyoruz arkadaşlar. Binlerce vatandaşımız, bu ülkede alın teriyle kazanç sağlamış, parasını devletine güvenerek bu kurumlara yatırmış olan binlerce vatandaşımız, milyonlarca vatandaşımız mağdur durumdalar. Aileleriyle birlikte 4,5 milyon insan evine neredeyse ekmek götüremeyecek durumda, borç harç içerisinde, borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmiş durumda.

Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek çıkıyor, diyor ki: "Çok büyük ihtimal, mağdurlar yatırdıkları parayı bir ihtimal geri alabilecekler." Arkadaşlar, bu cümleyi bize ve fon mağdurlarına açıklayabilecek bir AKP'li çıkabilir mi acaba? Ne demek, anlayan var mı? Siz aslında vatandaşın aklıyla dalga geçiyorsunuz arkadaşlar. Mağduriyetin boyutlarını ikrar eden ama çözüm üretmeyen, açıklamalar yapan Bakan bir gün "İnceleme başlatıyoruz." diyor, ertesi gün topu başka kurumlara atıyor ve hâlâ piyasa bozucu faaliyetlerden kazanç sağlayan kişilerin tespit edildiğini söylemekle yetiniyor. Peki, kimdir bu 440 kişi? Hâlâ bu listeyi açıklamaktan imtina ediyorsunuz çünkü ucu AKP'nin üst düzey yöneticilerini ve tüm siyasetçileri içeriyor zannediyorum, büyük bir kısmını.

Ayrıca, Cumhurbaşkanı Yardımcısı da çıkıyor, mağdurlara ödeme yapılıp yapılmayacağına ilişkin birbiriyle çelişen, kafa karıştıran, güven sarsan açıklamalar yapıyor. "Ödeme takvimi çalışılıyor." diyor birisi, bir diğeri "Hazinenin böyle bir yükümlülüğü yok." diyor. Arkadaşlar, bu nasıl bir devlet yönetme anlayışı? Devlette böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi? Yani devlette 2 bakan iki farklı açıklama yapabilir mi? Sayın Abdullah Güler geçen hafta fon vurgunu yapanlar için "Vicdan olarak fazla olduğunu düşünenler iade yapsın." diyor. Ya, bu insanların vicdanı olsa zaten bu fon vurgununu yapmaz. Siz nasıl devlet yönetiyorsunuz arkadaşlar? Sizin bakanınızın, sizin bürokratlarınızın hiç mi bu konuda suçu yok? SPK nerede? MASAK nerede? Hazinede, Merkez Bankasında, İstanbul Borsasında bu kayıtlar yok mu arkadaşlar? Yani bunları vicdana bırakarak mı yetineceğiz? Aylar önce bilinen bir konuda tam bir aydır ayak sürüyorsunuz arkadaşlar.

1-17 Eylül arasında 400 kişi satış yapmış, 441 milyar fon satışı olmuş. Daha geçen hafta SPK Başkanı, ardından Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanı görevden alındı. Şimdi, denetlemesi gereken kurumlar, fon sistemini manipüle edecek şekilde yetkin... Bazı hisseler yüzde 2.500'lere, hatta yüzde 6.000'lere varan kazanç sağlamışlar. Yani, küçük yatırımcı bedel öderken bu 440 kişi ballı kazançlarla elini kolunu sallayarak fondan ayrılmış, Ucu iktidarınıza dokunan bu listeyi tekraren soruyoruz arkadaşlar, neden açıklamıyorsunuz? Değerli arkadaşlar, bu çelişki tesadüf değil elbette. Bu iktidarın ne kadar çaresiz ve enkazın altında kaldığının itirafıdır.

Değerli milletvekilleri, bizim Adana'da bir deyim vardır, "Allah bağı bekçisinden korusun." derler. Siz denetleme yapacak insanlara bu fon merkezlerini denetlettiriyorsunuz ve bunları etkin konuma getiriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Ey iktidar, siz bağı kime teslim ettiniz? Buradan açıkça soruyoruz: Bu fonlara kim onay verdi? Risk raporlarını kim görmezden geldi? Vatandaşın parasını bile bile yüksek riskli fonlara kim yatırdı?

Arkadaşlar, en çok mağduriyeti olan Tera fon temsilcileri, aralarında 60 bine yakın insan toplanmış vaziyette, şu saatte bizi dinliyorlar ve bir notları var: "Sadece Tera Portföyde 60 bin kişi mağdur. 21 fondan 6'sı tasfiye edildi, 15'i işletmeye kapatıldı. Ne fonumuzu satabiliyoruz ne paramızı çekebiliyoruz, çok mağdur durumdayız." diye mesaj atıyorlar ve değerli arkadaşlar, "Kim çalıyorsa haram zıkkım olsun." diyorlar. Bizim talebimiz çok net: Ucu nereye dokunursa dokunsun, kim olursa olsun, bütün sorumlular açığa çıkarılmalıdır. Yargılama süreci bir an önce şeffaf şekilde başlatılmalı, üstü örtülmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Mağdurlar zararlarını son kuruşuna kadar tahsil etmeli ve bu, lütuf değil, devletin vatandaşına borcudur. Biz bu kürsüden susmayacağız; ağırlıklı fon mağdurlarının yalnız olmadığını buradan haykıracağız, onların her kuruşunun hesabını sonuna kadar Meclisten sormaya devam edeceğiz diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "MKK" ibaresinin "Merkezî Kayıt Kuruluşu Anonim Şirketi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.              

Saliha Sera Kadıgil

Gökhan Günaydın

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

İstanbul

İstanbul

Manisa

Tahsin Ocaklı

Seyit Torun

Cavit Arı

Rize

Ordu

Antalya

Mahmut Tanal

 

Özgür Karabat

Şanlıurfa

 

İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Sera Kadıgil.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

SALİHA SERA KADIGİL (İstanbul) - Yüzyılın vurgununu yapanlardan hesap sormak için değil, mağdurların ağzına bir parça bal çalıp konuyu kapatmak için getirdiğiniz, sonra da "Bir vekil az konuşsa kârdır." diyerek şurada utanmadan temel kanun diye görüştüğünüz teklif üzerine Türkiye İşçi Partisi adına söz almış bulunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Siyasetten götürdükleri milyonları bir tek gün çalışmadan, bir toplu iğne başı üretmeden milyarlar yapan arsızların yarattığı zarar, en iyi senaryoda 800 milyar TL. İBB bursuyla okumasına rağmen kenarda duran 160 milyoncuk parasını fonda değerlendiren ve ceza olarak Whatsapp gruplarından çıkardığınız Genel Başkan Yardımcınızın kaldırdığı para 2,2 milyar TL. Haftada altı gün, günde on saat çalışıp ay sonunda 30 bin lirayla ancak geçinmeye çalışan milyonlarca namuslu insan için algılanması çok zor meblağlar bunlar. O yüzden şöyle anlatayım: Biz, yarattığınız açlıkla cedelleşen, koca günü okullarda aç geçiren çocuklara bir öğün olsun yemek verelim diye bu Mecliste yıllardır kanun teklifleri veriyoruz, bütçe istiyoruz, yeri geliyor kavga ediyoruz. Bakın, tüm bu çocuklara bir öğün yemek vermemizin maliyeti yıllık ortalama 250 milyar TL. Sözde Adalet Bakanının açıklamasına göre ise sadece 214 kişi bu fonlardan neredeyse 200 milyar TL götürmüş. Peki, kim bunlar? Hâlâ bilmiyoruz. Sayın Gül "Açıklansın." diyor, Sayın Zengin "Açıklansın." diyor, Bahçeli bile "Açıklansın." diyor ama açıklamıyorsunuz, sır gibi saklıyorsunuz; bilakis, işinize gelenleri sızdırıyor, hatta bu kontrollü sızmalarda manipülasyon yapıp üssüne utanmadan mağdur olmayı bile becerebiliyorsunuz. Oysa, bakın, herkesin çok dikkatle dinlemesini istiyorum çünkü siz bunları duymayın diye kapatıyorlar o televizyonları, bu fonun kurucuları AKP'li, fon üzerinden hisselerini hoplatıp zıplattıkları naylon şirketlerin sahipleri AKP'li, vurgun yapıp milyarlar götüren bakanlar, bakan yardımcıları, bakan çantacıları, genel başkan yardımcıları, bürokratlar AKP'li, bu vurgu yapılırken en iyi ihtimalle oturup kuzu kuzu seyreden SPK, BDDK, Borsa İstanbul, bakanlık, istisnasız tüm sorumlu kurumların yöneticileri AKP'li ama "Biz bir yıl evvel söylemiştik, daha ne yapalım canım!" deyip kendini kurtarabileceğini ve hatta bu hikâyenin kahramanı olabileceğini sanan bakanlar AKP'li.

Peki, bu vurguna güya herkesten çok sinirlenen, gün aşırı "Hesabını soracağım." diyen kim dersiniz? 500 bin insan doğrudan mağdur edilmişken bir anda hepsinden daha mağdur olmayı beceren, atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra hâlâ çıkıp cerrah titizliğiyle çalışabileceğini iddia eden kim? Ne hikmetse aynı AKP'nin Genel Başkanı; Allah Allah! Saat başı "Erdoğan çok sinirli, zinhar affetmeyecek." diyen kalemşorların, siyasetçi eskilerinin ve elbet bizatihi kendisinin inanmamızı umduğu masal şu: "Erdoğan'ın haberi yoktu, öğrenince aşırı derecede sinirlendi ama kimse merak etmesin, hesabını soracak." Hatta umarsızca saçmalayıp bunun Sayın Cumhurbaşkanına yapılmış bir darbe olduğunu anlatmaya çalışan sözde gazeteciler var.

Şimdi, bu vurgunun hesabını Erdoğan soracak, öyle mi arkadaşlar? Buna mı inanacağız biz? Başkan Yardımcısı diye yanı başındaki koltuklara oturttuklarından mı soracak mesela? Üç beş ballı koltuğa birden tek imzayla atadıklarından mı soracak? Bu vurgunu oturup seyreden SPK üyelerinin tamamını kendisi atadı, Başkanı dışındaki hepsi hâlâ görevine devam ediyor. Hatta, bakın, bu kanun teklifiyle SPK'ye diyorlar ki: "Batırdığın işi gel yine sen temizle bakalım." Harika bir hesap sorma yöntemi, gerçekten dostlar başına! 

Gelelim Borsa İstanbulunuza. Birkaç AKP'linin uyduruk hisseleri ülkenin en büyük holdinglerinden fazla yükselirken belli ki çekirdek çitleyerek seyreden Borsa İstanbul yönetimi seçiliyor. Kim tarafından seçiliyor? Eski Bakan olan damadı, damadının belli ki pek yetenekli tez danışmanı dâhil tüm üyelerini Erdoğan'ın atadığı Varlık Fonunun hissedarları tarafından seçiliyor. Ya, bakın, bu Borsa İstanbulun bir üyesi hâlâ Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri; bir üyesi Cumhurbaşkanının İletişim Başkanı; bir üyesi daha düne kadar Devlet Denetleme Kurulunun Başkanı; el insaf, el insaf artık! Madem bir tekinin bile dünyadan haberi olmayacaktı, bu kifayetsizleri niye o koltuklara oturttun? Madem yönetici seçmeyi, seçtiklerini kontrol etmeyi beceremeyecektin niye "Herkesi tek başıma ben atayacağım." diye tutturdun. Şimdi de çok sinirliymiş, hesap soracakmış. Bakın, bu milletin kürsüsünden açık açık söylüyorum: Hesap vermesi gerekenler hesap mesap soramazlar kardeşim, hesap soramazlar; hesap verecek olanlarsınız siz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin lütfen.

SALİHA SERA KADIGİL (Devamla) - Anlattığınız masala göre burnunun dibinde dönen milyarlık vurgunları bile göremeyen bunca beceriksizin ve hatta bunca hırsızın altına eş, dost, akraba kontenjanından koltuk üstüne koltuk serenler bu skandalın mağduru değil, olsa olsa faili olabilirler. O yüzden kimse masal anlatmasın, kimse aklımızla daha fazla alay etmeye kalkmasın, yeter arkadaşlar! Erdoğan için bu mesele dönüp kendi atadıklarından sözde hesap sorma meselesi değil, hem yaptıkları hem yapamadıkları için hesap verme meselesidir. "Ucu kime dokunursa dokunsun." dedikleri bu korkunç masalın ucu da bucağı da önü de sonu da tüm bu pisliklere zemin hazırlayan saray rejiminin bizatihi kendisidir ve işte tam olarak bu buz gibi gerçekleri duymayın diye takır takır gazetecileri gözaltına alıyorlar, haber kanallarını kapatıyorlar, burada konuşan milletvekillerinin eşine, dostuna, arkadaşına salça oluyorlar. Hepsi bunları bilmeyin diye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL (Devamla) - ...çünkü aslında tek bir masal var: Bu tutmuş, bu yolmuş, bu pişirmiş, bu yemiş, bazısı da "Hani bana, hani bana?" demiş.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesindeki "ifade eder" ibaresinin "belirtir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.             

Selçuk Özdağ

Sadullah Ergin

İdris Şahin

Muğla

Ankara

Ankara

Şerafettin Kılıç

Sadullah Kısacık

Hasan Karal

Antalya

Adana

İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Şerafettin Kılıç...

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerinde grubumuz adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün karşı karşıya olduğumuz mesele en temelde bir ahlak ve adalet meselesidir çünkü ekonomi dediğimiz şey yalnızca para kazanmak değildir, alın, teridir kul hakkıdır, helal kazançtır, emanete sadakattir. Bir toplumda dürüst çalışanın hakkı korunmuyor, haksız kazanç sağlayanlar hesap vermiyor ve vatandaş kendi birikimini muhafaza edemiyorsa orada yalnızca ekonomik krizden söz edemeyiz, orada toplumsal güven de aşınıyor demektir. Sermaye piyasalarında yaşanan fon dolandırıcılığı bu açıdan ciddi bir sonuçtur. Vatandaş yıllarca çalışıyor, birikim yapıyor ve geleceğini güvence altına almak için yatırım yapıyor, parasını denetlediğini düşündüğü ve güvenilir olduğuna inandığı kurumlara emanet ediyor ancak bazı yatırım fonlarının tasfiyesine karar verilince insanların birikimleriyle ilgili ciddi soru işaretleri ortaya çıkıyor. 17 Eylül 2026 tarihli tasfiye kararları yatırımcıların korunması ve kamu denetiminin etkinliği konusunda cevap bekleyen önemli soruları beraberinde getirmiştir. Önümüzdeki kanun teklifi mağduriyetlerin giderilmesini ve fonlardan çıkarılan değerlerin geri kazanılmasını amaçlıyor. Bu amacı önemsiyoruz ancak soruyoruz: Vatandaş parasını kaybettikten sonra çözüm aramak yeterli midir? Bu kayıplar nasıl yaşandı? Denetim mekanizmaları neden zamanında sonuç vermedi? Kamu otoritesinin sorumluluğu hangi ölçüde yerine getirildi? Meclisin denetim mercisi olduğunun ispatı olan araştırma komisyonunun kurulmasına neden onay vermediniz? Bu işe bulaşmış kişilerin listesi masanızda dururken bu listeyi neden açıklamıyorsunuz? Hırsızlığı kanıtlanmış kişileri neden yargılayamıyorsunuz? Bu sorular cevaplanmadan güven yeniden kurulamaz.

Değerli milletvekilleri, bu fon dolandırıcılığı her yönüyle araştırılsın, suçlular cezalandırılsın, mağdurların zararları giderilsin istiyorsak bu Mecliste mutlaka ama mutlaka bir araştırma komisyonu kurmalıyız çünkü millet adına en etkili, en şeffaf denetim mekanizması bu Gazi Meclistir. Bozacıyı şıracıya denetleterek veya bozacıyı yine bozacıya denetleterek bu süreci aydınlatmanız mümkün olmayacaktır. Temel bir kaide vardır, sorunun kaynağı olanlar çözümün mimarları olamazlar. Bizim yeni kanunlara değil, var olan kanunlara uyacak adil uygulayıcılara ihtiyacımız var. Denetim görevi bu Meclise iade edilmediği sürece, açıkça ifade ediyorum, şu an görüşmekte olduğumuz teklif veya getireceğiniz başka kanun teklifleri sorunu çözmeyecektir, çözemeyecektir. Bağımsız yargı tesis edilmediği sürece yeni kanun teklifleriyle sorunları çözemezsiniz. Ucu kime dokunursa dokunsun hukuku işletin, aksi takdirde bu sorunun başka bir çözümü yok. Özetle, içerideki hırsızı muhafaza ettiğiniz sürece kapıyı kilitleyemezsiniz, bu kadar açık ve net.

Değerli milletvekilleri, inancımızın temel ahlaki ilkelerinden biri emaneti ehline vermek, bir diğeri de insanların haklarını gözetmektir. Cenab-ı Allah emanetlerin ehline verilmesini ve insanlar arasında hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini emreder. Kul hakkı yalnızca bireyler arasındaki ilişkilerde değil, kamu yönetiminde de hassasiyet gerektirir. Vatandaşın alın teriyle oluşan birikimini korumak da bu sorumluluğunun parçasıdır. Bugün toplumda büyüyen güvensizliği görmezden gelemeyiz. İnsanlar, dürüst çalışmanın karşılığını alamadıklarını, kurallara uyanların bedel ödediğini, haksız kazanç sağlayanların ise yaptıklarının hesabını vermediğini düşünmeye başlarlarsa toplumsal bağlar zayıflar, fırsatçılık yaygınlaşır, dayanışma azalır, adalet duygusu yara alır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) - İşte, toplumsal çözülme, çürüme dediğimiz tehlike burada büyür. Maddi, manevi değerleri korumak güzel sözler söylemekle değil, adaleti hayata geçirmekle mümkündür. Bizim talebimiz nettir, mağdur yatırımcıların hakları korunmalı, sorumlular hukuk çerçevesinde hesap vermeli, geçmiş denetim süreçleri bağımsız biçimde incelenmelidir. Biz, adaletin, dürüstlüğün ve kul hakkına riayetin esas alındığı yeni bir ekonomik düzenin şart olduğunu düşünüyoruz çünkü hakkın üstün tutulmadığı yerde ne piyasa güven verir ne de toplum huzur bulur. Helal kazancı korumak, emanete sahip çıkmak ve adaleti tesis etmek hem ekonomik güvenin hem de sağlam bir toplumsal yapının temelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 2'nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "yayımı tarihinde" ibaresinin "yayımlandığı tarihte" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.              

Hüsmen Kırkpınar

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu

Hasan Toktaş

İzmir

İstanbul

Bursa

Yüksel Arslan

Şenol Sunat

Selcan Taşcı

Ankara

Manisa

Tekirdağ

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar.

Buyurun lütfen. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 2'nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2'nci madde, bu kanun teklifinin sözlüğü gibi; 11 kelime tanımlanmış, 7'si herkesin bildiği kurum kısaltmaları. Sözlükte Borsa İstanbulun ne olduğu yazıyor ama 455 bin yatırımcının alacağını belirleyecek kelimeler yazmıyor, TEFAS da bu sözlükte bir kısaltma olarak duruyor, oysa bu kriz tam o kapıdan büyüdü, bu kriz habersiz gelmedi. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu bundan yaklaşık bir yıl önce borsadaki manipülasyona dikkat çekmiş "Bu ülkenin borsasında manipülasyon bizzat kamu gücü kullanılarak, devletin verdiği makamlar kullanılarak yapılıyor." demişti. Aynı günlerde Sayın Bakan Şimşek bazı fonlar üzerinden  manipülasyon yapıldığını söylüyordu. Muhalefet uyardı, Bakan da biliyordu. Biz bu uyarıları yaptığımızda "Muhalefet siyaset siyaset yapıyor." dediniz. Bugün ise aynı tespitler muhalefet sıralarından değil, kendi saflarınızdan yükseliyor. AK PARTİ'de siyaset yapmış, o sıralarda oturmuş isimler fon krizinde iktidara oy verenlerin muhalefetten daha öfkeli olduğunu söylüyor. Krizi dış güçlere bağlayıp geçiştirmek isteyenlere ise "Milletin aklıyla dalga geçmeyin." diye sesleniyorlar. "Beka" kelimesini size hatırlatıp asıl beka sorununun bu ihanetin kendisi olduğunu söylüyorlar. Şimdi önümüze getirdiğiniz bu çözüme bir bakın; getirdiğiniz kanunun adı bile çıkıp "Burada ne oldu, bu soygun nasıl gerçekleşti?" diye sormuyor. Meseleyi kalanı nasıl paylaştıracağınıza indirgemiş durumundasınız. Paylaştırmanın formülü de çok adilmiş gibi belli: Kişi başına en fazla 1 milyon liralık bir ara ödeme, gerisi tasfiyenin sonuna. Vatandaşın bugün eline geçecek paraya sıkı sıkıya tavan koyuyorsunuz ama bu işin başındaki sorumluluğa, bu felakete yol açanların mesuliyetine bakıyorsunuz, bir taban bile koymuyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, karşımızdaki mesele bir dağıtım meselesi değil, devletin kurumlarına duyulan güvenin meselesidir. Piyasada gerçeğe aykırı fiyatlar oluşmuş, denetim mekanizmaları zararı önleyecek zamanda değil, zarar doğduktan sonra harekete geçmiştir. Bu kanun teklifi olanları bir kaza gibi anlatıyor sanki. Fonlar kendi kendine batmış, oysa atamaların da ekonomi yönetiminin de düzenleyici kurumların da anahtarı tek bir elde duruyor.

Bu teklif Genel Kurula gelmeden önce açık sorular yönelttik: İlk ihbar hangi kuruma, hangi tarihte ulaştı? 17 Eylüldeki toplu tasfiye kararına hangi koruyucu tedbirler alındı? Yatırımcı neden daha erken  bilgilendirilmedi? Bu sorular bugün hâlâ cevapsız, cevabı verilmemiş soruların üzerine kanun inşa etmeye çalışıyorsunuz. Üstelik tasfiyenin direksiyonuna yine SPK'yi oturtuyorsunuz. Gözetim görevi en çok eleştirilen kuruma en geniş yetkiyi veriyorsunuz. Kabul etmediğimiz asıl noktaysa şu: Haksız kazançla fondan çıkanlar için iade gönüllülüğe bırakılıyor. Fonda kalanın haksız getirisi siliniyor, bir gün önce aynı şişkin fiyatı paraya çeviren ise ancak isterse geri veriyor. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı "Yatırımcı ayrı, manipülatör ayrı, spekülatör ayrı" diyor. Doğru söylüyor, o zaman bu ayrımı kanun da yapsın. Bu memlekette trafik cezası bile gönüllü ödenmiyor. Geriye kalanın hakkaniyetle nasıl paylaştırılacağını da açıkça yazmıyor. Sorumluluğu belirsiz, ölçüsü belirsiz bir tasfiye bugünkü mağduriyeti gideremez, yarına yenilerini bırakır. Bu milletin alın terini eritirken hesap sorulmadıkça hiçbir tasfiye kanunu bu yarayı kapatmaya yetmeyecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Yasa Teklifi'nin 2'nci maddesinde yer alan "Bu Kanunun uygulanmasında" ifadesinin "Bu Yasanın uygulanmasında" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dilan Kunt Ayan

Kezban Konukçu

Ferit Şenyaşar

Şanlıurfa

İstanbul

Şanlıurfa

Sabahat Erdoğan Sarıtaş

Ömer Faruk Hülakü

Vezir Coşkun Parlak

Siirt

Bingöl

Hakkâri

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Kezban Konukçu.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

KEZBAN KONUKÇU (İstanbul) - Değerli arkadaşlar, şimdi, biz çok iyi biliyoruz bu yasa teklifi fon vurgununun üstünü örtmek için, ortamı soğutmak için getirildi. Bunun farkındayız ama teklifin içine baktığımızda, özellikle 2'nci maddeye baktığımızda, bu absürtlükler aslında niyetleri çok açık bir şekilde beyan ediyor.

Şimdi, teklifteki en büyük saçmalık, düzenlemenin 17 Eylül 2026 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yayımlandığı tarihte tasfiyesi tamamlanmamış fonlarla sınırlandırılmış olması. Neden sınırlandırıyorsunuz? Bir daha soymayacağınıza yemin mi ettiniz? Bir daha fon vurgunu yapmayacağınıza yemin mi ettiniz? Biz bunun garantisini nereden alabiliriz? Kendi suçlarınızı örtbas etmek için, ortamı soğutmak için bir teklif getiriyorsunuz, bunun üzerinde bile ciddi çalışmıyorsunuz; aslında niyetinizi açıkça beyan ediyorsunuz. Gelecekte benzer bir mağduriyet olduğunda ne olacak diye sorduğumuzda cevap veremeyeceğiniz çok açık.

2'nci maddeye baktığımızda ise sermaye piyasası aktörleriyle birlikte TMSF devreye sokuluyor burada. Geri kazanım hesabı ve ayrışmış mal varlığı güvencesini de bu düzenlemede görebiliyoruz. Tahsil edilen tutarların TMSF'nin kendi mal varlığından bağımsız tutulması ve her bir fon için ayrı alt hesaplarda izlenecek olması ise çok dikkat çekici. Fon pay sahiplerinin tespiti ve hakkına dair ise hak sahipliği yalnızca Merkezi Kayıt Kuruluşu ve tasfiyeyle görevli kuruluş kayıtlarının mutabakatı şartına bağlanmış. Bu durum, kayıt dışı işlemleri, usulsüz olacak iddialarını veya çifte kayıt karmaşasını önlemek adına Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarını nihai doğrulama mercisi olarak tanımlamış ancak burada hak sahipliğinin yalnızca bu kurula verilmiş ve atanmış tasfiye kuruluşunun mutabakatına bağlanmış olması, finansal okuryazarlığı düşük olan, kayıt süreçlerinde suistimale uğramış veya usulsüz işlemler sırasında saf dışı bırakılmış olan küçük yatırımcılar, yurttaşlar açısından ciddi hakkını savunma, arama mahrumiyeti gerçekleştirmektedir. Bu da çok açık bir şekilde niyetinizi beyan etmektedir. Burada, özellikle şunu da görmek gerekiyor yani çalan aynı, güya yargılayan aynı, güya yakalayan aynı; yani siz bildiğinizi mi yakalayacaksınız? Kesinlikle bizi buna inandıramazsınız.

TMSF'nin ne olduğunu biliyoruz zaten. TMSF, mülkiyete ve kurumlara el koyma ve yönetme kurulu olarak çalışıyor yani kayyum rejiminin bir kurulu olarak çalışıyor. İşte "mülkiyete el koyma" deyince aklınıza belki komünistler gelir ama komünistler mülkiyete kamu adına el koyarlar, sizin gibi kendi cebini doldurmak için el koymazlar. Bunu da buradan açıkça ifşa edelim.

Peki, bu mesele nasıl çözülebilir? Saraydan başlayarak bu konuda sorumlu olan herkes hesap vermelidir. Fon vurgunu yapanların, buradan fahiş kâr elde edenlerin mal varlıklarına el konulmalıdır ve mağdurların kayıpları da buralardan giderilmelidir. Ayrıca, halkın parasının sarayın denetimine bırakıldığı Varlık Fonu da kapatılmalıdır kesinlikle çünkü oradan başlayarak topluma doğru yayılan böylesi bir soygunun karşısında durabilmemiz için en başta sarayın hesap vermesi gerekiyor.

Arkadaşlar, şunu ben buradan çok açık bir şekilde ifade etmek istiyorum: Şimdi, biz tek adam rejimi diyoruz, faşizm diyoruz; öyle bir yönetimsel anlayış yaratıyorlar ki tek adam rejimi tasfiye edilse dahi toplumda yarattığı tahribatlar, kurumlarda yarattığı tahribatlar ortadan hemen kaldırılamaz. Partimizin önceki dönem Eş Genel Başkanlarından, şu anda da içeride tutsak edilmiş olan Demirtaş'ın bir sözü var: Biz bu tek adamdan kurtulabiliriz ama onun yarattığı sonuçlardan kurtulmamız o kadar kolay olmayacak, bunun için çok daha fazla bilinçlenmeye ve toplumun örgütlenmesine ihtiyacımız var.

Saray rejimi bir taraftan siyasi iktidarını kalıcılaştırmak için yasaları, Anayasa'yı, seçme ve seçilme hakkını, yaşam hakkını hiçe sayarak keyfî bir yönetim uyguluyor; bir taraftan da iktidar olmanın ekonomik temellerini güçlendirmeye çalışıyor. İşte, bizim bir zamanlar orta burjuvazi, Anadolu sermayesi, yeşil sermaye dediğimiz, güncel tanımlamasıyla yandaş sermayeyi büyüterek iktidarını koruyacak önemli bir ekonomik ayak oluşturmaya çalışıyor. Yandaşı büyüterek kendi çevresinde, kendisini koruyan palazlanmış bir sermaye grubu oluşturuyor. Neoliberal politikalarla işçiyi, emekçiyi açlık sınırının altında çalıştırarak yandaşları bu yolla büyütüyor. Kamuya ait olan yolları, köprüleri satarak yandaşları büyütüyor. Bütçedeki faiz giderleri kalemini büyüterek yandaşları büyütüyor, palazlandırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

KEZBAN KONUKÇU (Devamla) - Kayyumların yandaşa verdiği ihaleler üzerinden yandaşları büyütüyor; yetmiyor, böyle fon vurgunlarıyla küçük tasarruf sahiplerinin birikimlerine de el koyarak yandaşları büyütüyor, şişirdikçe şişiriyor, gözleri doymuyor. Allah gözünüzü doyursun diyeceğim ama maalesef, bir türlü doymuyorsunuz.

Sevgili arkadaşlar, buradan şunun çok açık bir şekilde çağrısını yapalım halkımıza: Bizim kendi canımızı koruyabilmek için, canımız dâhil bütün değerlerimizi, varlıklarımızı koruyabilmek için bu tek adam rejiminden kurtulmaktan başka şansımız yok. Ancak bu iktidardan kurtularak kendimiz yeniden yaşam hakkımızı, hayatımızın iplerini ellerimize alabiliriz ve yaşanabilecek bir ülkeyi hep birlikte, dayanışmayla ve mücadeleyle kurabiliriz.

Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

 2'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2'nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:20.47

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

3'üncü madde üzerinde 6 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(7) Fonların tasfiyesine karar verilen 17/9/2026 tarihinden önce fon payı satım talimatı vermiş olup takas süreci tamamlanarak pay bedeli bloke (PBLK) statüsüne geçmiş bulunan hak sahiplerinin alacakları, 6362 sayılı Kanunun 79 uncu maddesi gereğince takas kesinliği koruması altındadır. Bu hak sahiplerine ait tutarlar genel tasfiye bakiyesi paylaşımına dahil edilmeksizin, tasfiye hesabında oluşan ilk nakit mevcudundan öncelikli ve derhal nakden ödenir."

 

Cevdet Akay

Mehmet Güzelmansur

 Yüksel Mansur Kılınç

Karabük

Hatay

İstanbul

 

 

Semra Dinçer

Ömer Fethi Gürer

İnan Akgün Alp

Ankara

Niğde

Kars

 

 

Gülizar Biçer Karaca

İlhami Özcan Aygun

 

Denizli

Tekirdağ

 

 

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Güzelmansur.

Buyurun. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, kıymetli bürokratlar; Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Buradan özellikle fon mağdurlarına seslenmek istiyorum: Yıllarca emek verip biriktirdiğiniz paranız için bugün kaygı içindesiniz, ne kadarını ne zaman geri alacağınızı bilmiyorsunuz. Bu Gazi Meclisin görevi sizi belirsizlik içinde bırakmak değil hakkınızı güvence altına almaktır. İnşallah, iktidar bloku sizin hakkınızı güvence altına alacak önerilerimize "hayır" diyerek sizleri mağdur etmekten kurtaracaktır. Dilerim, iktidar bu kadar mağdur vatandaşımızın sesine kulak verir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, teklifin 3'üncü maddesi tasfiye kapsamındaki fonların, varlıkların nasıl satılacağı, yatırımcıların haklarının nasıl belirleneceği ve paraların kimlere, hangi sırayla ödeneceği konusunda SPK'ye verilen yetkileri içeriyor. Maddeye ilişkin parti olarak da şahsi olarak da ciddi itirazlarımız var. Birinci sorun SPK'ye tanınan geniş yetkilerdir. Hangi varlığın ne kadar edeceğine, nerede ve nasıl satılacağına, ödemelerin sırasına büyük ölçüde SPK karar verecek. Hatta borsa dışı satış gibi yöntemleri de SPK buna karar verip kullanabilecek. Peki, bir varlığın gerçek değerini kim, hangi ölçüyle belirleyecek; bu, kanunda açık değildir. Hangi yatırımcıya ne zaman ödeme yapılacağı hangi açık kurallara göre kararlaştırılacak; bunlar kanunda açıkça yazılmalıdır.

Öyle mağduriyetler var ki bu kanun teklifi bu mağduriyetleri kapsamıyor. Bazı yatırımcılarımız bir fondan çıkıp diğer bir fona yatırım yapıyor. Örneğin, yatırımcı tasfiye hâlindeki 131 fondan birine 30 milyon koymuş, 100 milyona çıkmış, bu 100 milyonu daha sonra yine bu 131 fondan bir diğerine yatırmış ve 200 milyon zarar etmiş ama şimdi bu yatırımcının zararı görmezden geliniyor, reel zararı dikkate alınmıyor, "Sen 70 milyon kâr elde etmişsin, bunu iade et." deniyor ama diğer bir taraftan zarar ettiği 100 milyonu hesaba katmıyorlar. Devletin kurumlarına güvenmenin sonucu bu mu olmalı? Böyle bir adaletsizlik olur mu?

Diğer bir adaletsizlik, fon skandalının başaktörü konumunda olan Tera Portföy fonlarının çoğu, 131 fon tasfiye kapsamına alındı ancak Tera Portföyün 15 bin yatırımcısı olan bir serbest fonu 21 Eylül itibarıyla temerrüt açıklamasına rağmen tasfiye kapsamına dâhil edilmedi. Tasfiye kapsamına alınan birçok fondan daha sorunlu durumda olan ve daha fazla yatırımcısı olan bu fonun tasfiye kapsamına alınmamış olması devletin eşitlik ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. Yapılması planlanan erken ara ödemelerle yüz binlerce mağdura çare üretilirken, aynı zorluklarla mücadele eden bu fonun mağdurlarının kapsam dışında tutulması anlaşılır gibi değildir.

Bir diğer ve çok önemli bir sorun ise işlemleri tamamlanmış alacakların durumudur. 17 Eylül 2026'daki tasfiye kararından önce fon payını satmak için talimat veren, takas işlemi tamamlanan ve parası blokaj statüsüne geçen vatandaşlarımız var. Bu kişilerin alacaklarının genel tasfiye paylaşımına ayrılarak ilk nakit mevcudundan özellikle ödenmesini önerdik ama iktidar ne yazık ki bu önerimizi kabul etmedi. Şimdi ben buradan soruyorum: İşlemi tamamlanmış, alacağı takas kesinliği kapsamında korunması gereken vatandaşın hakkı neden açıkça güvence altına alınmıyor? Bu insanların parasını geri alabilmesi neden belirsizliğe bırakılıyor?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bizim istediğimiz çok şeffaf ve çok açık: Şeffaflık, adil ödeme sırası,  gerekçeli karar, etkili itiraz hakkı ve tamamlanmış işlemlerinden doğan alacakların korunması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) - Çünkü bu mesele yalnızca fonların tasfiyesi değil vatandaşın emeğinin ve devlete duyduğu güvenin korunması meselesidir. Dilerim ki bu yanlışlıktan geri dönülür.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin ve (2)'nci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Bu usul ve esaslar Kurul tarafından kendi internet sayfasında yayınlanır."

"Bu fıkra uyarınca Kurulca verilen kararlar ve onaylar gerekçeli olarak Kurul tarafından kendi internet sayfasında yayınlanır."

 

Gökhan Günaydın

Cavit Arı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

İstanbul

Antalya

Manisa

Seyit Torun

Mahmut Tanal

Tahsin Ocaklı

Ordu

Şanlıurfa

Rize

 

 

Özgür Karabat

 

 

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Ordu Milletvekili Sayın Seyit Torun.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin, bu asrın en büyük vurgunuyla karşı karşıyayız. Erdoğan'ın yıllar içinde ilmek ilmek ördüğü tek adam rejimi; 455 binden fazla yatırımcıyı, aileleriyle birlikte milyonlarca vatandaşımızı bu finansal enkazın altında bıraktı. Lafı hiç eveleyip gevelemeye gerek yok, bu enkazın sorumlusu Sayın Erdoğan'dır. "Oymuş buymuş şuymuş" diye konuşmaya gerek yok. Öyle bir rejim kurdu ki her şeyi kontrol edeceğim derken meğer etrafında dönen entrikalardan haberi yokmuş. Hay Allah, nasıl oldu bu iş?

Sayın milletvekilleri, siz de çok iyi biliyorsunuz ki yaşadığımız asrın vurgunu AK PARTİ içinde nefsine yenik düşmüş birkaç kişinin işi değil, bu iş direkt tek adam rejiminin kaçınılmaz sonucudur. Nereye bakarsanız bakın, bu işe bulaşanların istisnasız hepsinin tek bir ortak noktası var, AK PARTİ'li veya AK PARTİ'yle ilişkili olması; ne kadar büyük bir tesadüf! Büyük hevesle başkanlık sistemine geçtiniz, denge ve denetleme mekanizmalarını kaldırdınız, ülke ekonomisini uçuruma sürüklediniz. İşte, AK PARTİ'nin kara düzeni budur.

Bakın, çok yazık. Teranın borsaya açılmasını sakıncalı bulup imza atmayan SPK üyeleri Muttalip Ünal ve Ali Akay bir gece yarısı Sayın Erdoğan tarafından görevden alındılar, yerlerine Enver Usca ve Bülent Murat Haholu atandı. Buyurun, Cumhurbaşkanı kararı burada. Ne hikmetse bu atamadan iki ay sonra da Tera borsaya açıldı. Şimdi, Sayın Erdoğan'ın bütün bu olanlardan haberi yok, bilgisi yok öyle mi? Değerli milletvekilleri, peki, bu vurgun nasıl gerçekleşti? Vurgunun başrolündekilere ne oldu, kimler göz yumdu? Göz yumanlara ne oldu? Kimler zenginleşti? Zenginleşenlere ne yapıldı? Kimler vurgun öncesinde sorumluluğunu yerine getirmedi? Sorumluluğunu yerine getirmeyenlere ne oldu? Bu soruların hiçbirine tatmin edici yanıt vermeden bugün önümüze bir tasfiye kanunu getiriyorsunuz. Usul ve amaç bakımından bu kanun teklifi tam bir felaket; mağdurun hakkını güvence altına alıyor, sorumluluğu olanları açıkça ortaya koymuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi ile kamuoyu denetimi sürecin tamamen dışında bırakılıyor. Bu kanun teklifi asrın vurgununun önlenmemesinde sorumluluğu bulunan, hatta önünü açan SPK'ye tasfiye sürecinde son derece geniş yetkiler veriyor. İktidara sesleniyorum: Bu nasıl bir anlayıştır? Vurgunu önlemeyenlere şimdi vurgunun sonuçlarını yönetme yetkisi veriyorsunuz. Şimdi de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir önerge verdiniz. Burada takasın kesinliği ilkesini tümüyle ortadan kaldıracak bir önerge. Buna tümüyle karşıyayız. Grup Başkan Vekilimiz birazdan bu konuyla ilgili bir açıklama da yapacak.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifine göre, fon varlıklarının nasıl tespit edileceğine, hangi yöntemlerle nakde çevrileceğine, değerleme esaslarına, yatırımcıların nasıl belirleneceğine, ara ve nihai ödemelere hatta dağıtım sırasında SPK karar verecek. Yani vatandaşın parasının ne kadar geri döneceğini belirleyen sürecin bütün kritik aşamalarında yine SPK söz konusu olacak. Kurul üyelerinin denetim sorumlulukları bağımsız biçimde araştırılmamışken, koca kurum zan altındayken bu kadar geniş yetkileri nasıl teslim edersiniz? Bu, kurda kuzuyu teslim etmekten başka ne anlama gelir? Devlet ciddiyeti böyle mi olur? Sorumluluğu tartışılan kadrolara hiçbir şey yapmamış gibi yeni yetkiler dağıtılarak mı yatırımcının güveni kazanılır?

(2)'nci fıkrada ise çok daha tehlikeli bir yetki var. SPK borsada oluşan fiyatın gerçek değeri yansıtmadığına karar verirse fon varlıklarının borsa dışında satılmasına onay verilebilecek. Üstelik bu satışlarda yatırım fonlarına ilişkin bazı mevcut kısıtlamalar da uygulanmayacak. Dikkatinizi çekiyorum: Fonlar içindeki hisseler borsa dışında özel yöntemlerle el değiştirilebilecek. Elbette, düşük likiditeli varlıkların kontrollü satılması gerekebilir ancak bunun bağımsız değerleme ve rekabetçi satış güvenceleri nerede? Bu varlıkların gerçek değerlerini kim belirleyecek? Kime, hangi fiyatla satılacak? Alıcının siyasi ve ticari bağlantıları nasıl denetlenecek? Bunların cevabı bu kanunda yok.

 Gelelim meselenin en vahim tarafına. Biz Komisyonda ne istedik? Bağımsız bir tasfiye kurulu istedik, bağımsız değerleme istedik, rekabetçi satış ilkesi ve güvencesi istedik, SPK'nin kararlarının kamuoyuna açıklanmasını, üç ayda bir Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonuna rapor verilmesini istedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

SEYİT TORUN (Devamla) - Hepiniz reddettiniz. Komisyonda, fonlarda ne kadar nakit bulunduğu sorusuna bile tatmin edici yanıt verilmedi. Komisyon Başkanı Sayın Mehmet Muş dahi kurum temsilcilerinin cevaplarının yetersizliğinden şikâyet etti. Kendi Komisyon Başkanınızı bile tatmin edemeyen kurumlardan söz ediyoruz değerli arkadaşlar.

İşte, AK PARTİ'nin devlet yönetiminde geldiği nokta budur. Yetki sarayda, kazanç belli çevrelerde, zarar vatandaşın sırtında, ortada hesap veren yok. Bu ülkede liyakatin yerini sadakatin, bağımsız denetimin yerini siyasi himayenin almasının bedelini bugün yüz binlerce yatırımcı ödüyor. Biz, bu vurgunun üstünün bir tasfiye kanunuyla örtülmesine asla izin vermeyeceğiz. Hangi varlığın kime kaça satıldığını da soracağız, zamanında müdahale etmeyenlerin hesabını da soracağız. Türkiye'nin ihtiyacı, vurgunu seyredenlere yeni yetkiler vermek değil, vurgunun mümkün kılan bu düzeni değiştirmektir. Hangi partiden olursak olalım milletvekilleri olarak fon mağdurlarını değil fon vurguncularını koruyan bu anlayışla mücadele etmek boynumuzun borcudur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Günaydın, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

 

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Şimdi, saat 21.20, gece yarısı verilen bir önergeyle AKP fon mağdurlarının neredeyse yarısına "Siz bir bardak soğuk su için." diyor. Ne demek istiyorum? Bakın, verdikleri önerge şu, diyorlar ki: "17 Eylül 2026 tarihi ve öncesinde TEFAS'a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilmiş olanlar fon pay sahibi sıfatıyla bu kanundaki tasfiye hükümlerine tabidir." Bu teknik tabir ne diyor bize, biliyor musunuz? 450 bin mağdur var, bu 450 bin mağdurun 250 bini talimatını vermiş fakat "fiyat oluşmamış" ya da "fon temerrüde düşmüş" diyerek bu talimatı uygulamıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - O fon neden temerrüde düşmüş, o fiyat neden oluşmamış? Bunu denetlemeyenler şimdi diyorlar ki: "Senin hiçbir alacağın yok, bu kanundaki tasfiye hükümlerine tabisin." Yani diyorlar ki: "Sen bir bardak soğuk su iç." Hem SPK'nin 79'uncu maddesini görmezden geleceksin hem de 450 bin mağdurun 250 binine "Sana bir kuruş vermeyeceğim, sen bir soğuk su içeceksin." diyeceksin. Biz bu gece yarısı önergesini şiddetle protesto ediyoruz. Vatandaşlarımızı da bu gece yarısı operasyonuyla haklarının alınması konusunda uyanık olmaya davet ediyoruz. Yeni Parti bu konuda yurttaşın hakkını korumaya devam edecektir. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türeli, buyurun, sisteme girmişsiniz.

 

 

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçekten de bir gece yarısı önergesiyle Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüş olan, konuşulan ve bizlerin şiddetle karşı çıktığımız bir husus, şimdi şu anda getirilip kanun metnine eklenmek isteniyor, bu son derece yanlış. Bu konu Plan ve Bütçe Komisyonunda ayrıntılı olarak konuşulmuş. Burada, Plan ve Bütçe Komisyonunda grup sözcümüze bir söz verirsek oradaki o süreci kendisi biraz anlatsın ve bu şekilde de Genel Kurulu tam anlamıyla bilgilendirmiş olalım.

BAŞKAN - Peki, hassas bir konu olduğu için Sayın Akay'a söz vereceğim.

Buyurun.

 

 

CEVDET AKAY (Karabük) - Teşekkürler Başkanım.

Söz konusu önergeyle yaklaşık -en az- 200 bin yatırımcının, yani mağdur yatırımcının hakkı gasbedilmiş oluyor yani bu ne demek? 455 bin mağdurun, tekil kişi olarak bahsettiğimiz, resmî rakamlarla da ifade edilen mağdurun yüzde 44'ü demek, 200 bin kişi demek, SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesi takas kesinliğiyle ilgili ve hâlen yürürlükte olan bir kanun maddesi. Buna göre satış emri vermiş olan yatırımcılar, alacak hanesine bu parayı geçirdiği tarihten itibaren temerrüt bahane edilemez veya fiyat oluşumu bahane edilemez, alacak hanesine geçirilmiş olup ödemelerini almaları gerekiyor. Bu kanun devam ettiği müddetçe siz şu anda bu önergeyle bu kanuna bunu dercetseniz bile neticede insanlar Anayasa Mahkemesine gittiğinde, davayı açtığında bu davayı kazanacaklardır hem de faiziyle birlikte paralarını geri alacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin, buyurun.

CEVDET AKAY (Karabük) - Bu konuyla ilgili biz Plan ve Bütçe Komisyonunda da özel olarak önerge verdik PBLK'yle ilgili; çok mağdur var, bir sürü dosya var. Takas kesinliğinden dolayı öncelikli olarak oradaki alacaklarının ödenmesini talep ettik, önergemiz reddedildi. Şimdi, burada ayrı bir önergeyle yasal kılıf hazırlanıyor, bize orada şifahi olarak söylenilen, bahane olarak söylenilen fiyatın oluşmaması ve temerrüt hâlinin burada kanuna dercedilmesini görüyoruz. Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi olarak kesinlikle bu önergeye karşıyız, ret oyu vereceğimizi belirtiyoruz ve hatalı bir uygulama olduğunu da özellikle ifade ediyoruz. Bütün PBLK mağdurları şu anda bizi izliyor ve haklarının gasbedilmesine de karşılar; biz de buradan bir kez daha bunu yüksek sesle ifade etmiş olalım. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Ekmen...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, usule ilişkin bir şey söyleyebilir miyim? Komisyon ya da önerge sahipleri gerekçeyi bütün hazıruna, Genel Kurula açıklarlarsa üzerine söz kurmamız daha kolay olabilir eğer siz de uygun görürseniz.

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, henüz önerge gelmedi; onun için, Sayın Ekmen'in söz talebi var, onu bir karşılayalım.

Buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Aslında Cevdet Bey, ondan önce Gökhan Bey çok detaylı bir şekilde bu önergenin niçin vatandaşlarımızın bir kısmının haklarının hilafına ve finans piyasaları açısından kazanılmış hakları ortadan kaldıran bir düzenleme olduğunu izah ettiler. Bu sorunun kendisi zaten yetkili kurumların görevini yapmamak bir yana, görevini kötüye kullanmak suretiyle bu şebekeli dolandırıcılık faaliyetine yardım etmesinden doğmuştur ancak burada Fon Kurulunun almış olduğu bir karara yasal bir kılıf hazırlanmaya çalışılıyor. Peki, bunun gerçekten böyle olması gerekiyor idiyse bu yasayı da bir hafta önce siz yazdınız, bu kararı Fon Kurulu bir ay önce almıştı. Bunu niçin yasa teklifinin ilk hâline eklemediniz?

Bununla birlikte Gülüstan Hanım çok önemli bir konuya işaret ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) -  Bu önergenin kaç bin kişiyi ve kaç milyar TL'lik bir alacağı etkilediğini ya da etkileyeceğini de biz bilmiyoruz, bu konuda da Genel Kurulumuzun bilgilendirilmesi lazım. Gece yarısı önerge var, şeffaflık yok, etki analizi yok ve kazanılmış hakların ortadan kaldırılması var; buna bizim muhalefet olarak onay vermemiz mümkün değildir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 3'üncü maddede 6 önergenin olduğundan bahsetmiştim. Bu önerge 6'ncı sırada, dolayısıyla önergeye sıra geldiğinde elbette sizin bu talepleriniz karşılanacaktır, gerekli açıklamalar yapılacaktır. Bu arada eğer bir söz talebiniz olursa onu karşılarım.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun.

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, temel bir eleştiri yapmak istiyorum yaklaşık 500 bin insanın bu kadar önemli bir mağduriyetini konuşuyoruz ve çok temel bir kanunu konuşuyoruz mağduriyeti gidermek ve tasfiyeleri hazırlamak için ama getirilen değişiklik önergesi, bakın, maddenin hemen öncesinde gelmiş, bizim bunu istişare etmeye, gerçekten detaylı konuşmaya, tartışmaya imkânımız yok. O anlamıyla, bütün bunların Plan ve Bütçe aşamasında yapılması gerekiyordu, bu öngörüsüzlük nedeniyle öncelikle eleştiriyorum, yöntemde bir sorun var, onu söylemek gerekiyor.

İkincisi, şimdi, burada aslında var olan yasayı çelen bir uygulama yapılmaya çalışılıyor o anlamıyla hak kaybına yol açacak. Bizim burada temel amacımız zaten mağduriyeti gidermek, insanların en azından anaparalarını alacakları bir süreci başlatmaya çalışıyoruz. Şimdi, yeni bir mağduriyetin önünü açıp yasayı çelecek bir şey yapmayı açıkçası doğru bulmuyoruz. En azından ben de bunu grubumuz adına tutanaklara geçirmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - 3'üncü maddenin 6'ncı sırasındaki önerge değerlendirildiğinde, yine  söz istendiğinde Grup Başkan Vekillerimize söz veririm.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Poyraz.

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu önergeyi ilk incelediğimizde ve partimizin yetkili kurmaylarıyla görüştüğümüzde, çok net bir durum ki burada, zaten bu sürecin tamamında bu sürecin yönetimindeki bütün aksaklıkları ortaya koyduk yani sürecin bu hâle gelmesi ayrı bir idari ve siyasi aksaklık, bundan sonraki sürecin yönetilmesi de ayrı bir skandal hâlinde devam ediyor. Burada tüm yatırımcıların olağan şüpheli olarak kabul edilmesiyle, bir kere, siyasi ve idari otoritenin tamamen iyi niyeti olmadığı ortada. Dolayısıyla burada insanları alacaklı konumundan çıkarıp onların rızası dışında hissedar konumuna sokan böyle bir önerge hem kanunun ruhunu hem sürecin yönetilme stratejisindeki bütün iyi niyeti ortadan kaldırıyor ve şu an binlerce insan, binlerce insan verdikleri talimata ve bu talimata göre yatırdıkları paraya kavuşmaya çalışırken bütün bu görüşmeleri, bütün süreci bu anlamda izliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sosyal medya dâhil, bu konu uzmanları dâhil herkesin çığlığı bunun üzerine. Bu çığlığı duymazdan gelip, bu insanları hissedar konumuna sokup, alacaklı sıfatından çıkarıp, ondan sonra süreç içerisinde ayıklamak... Bugüne kadar neredeydiniz? Yani kendi hatalarını şu an yatırımcıya ödeten ve onları olağan şüpheli hâline getiren bir uygulama modeli; bunu kabul etmemiz İYİ Parti adına mümkün değil.

BAŞKAN - Peki.

 

 

1. Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı:294) (Devam)

BAŞKAN - 3'üncü maddeyi görüşüyoruz.

3'üncü maddede verilen 2'nci önergenin oylama işleminde kalmıştık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "fonların tasfiyesi" ibaresinin "fonların tasfiye edilmesi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Selçuk Özdağ

Sadullah Ergin

Hasan Karal

Muğla

Ankara

Rize

 

 

 

 

 

 

Sadullah Kısacık

İdris Şahin

Necmettin Çalışkan

Adana

Ankara

Hatay

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük bir devlet kriziyle karşı karşıyayız. Aslında fon soygununda yaşanan bu hadise aynı zamanda devlete meydan okumaktır çünkü SPK'den izin almadan piyasaya sunum yapmak, arz yapmak devlete meydan okumaktan başka bir şey değildir.

Burada üzüntü verici taraf, ülkedeki faizden uzak duran dindar kitlenin, muhafazakâr çevrenin aldatılmış olmasıdır. "Katılım" adı verilerek faizden uzak duran bu insanlar bu tuzağın içerisine çekildi ve dolandırıldılar resmen.

Burada şunu özellikle belirtmek isterim ki devlet demek güven, disiplin, kurum demek ama burada görüyoruz ki devletin disiplini de güveni de ne yazık ki ortadan kaldırılmış.

AK  PARTİ'li arkadaşlar "Kurumlar çalışıyor. Onun için Mecliste yeni bir komisyona gerek yok." dediler oysa İliç madeniyle ilgili komisyon kuruldu, Sanayi Bakanlığı görevini yapmıyor muydu? Sonrasında okul saldırılarıyla ilgili komisyon kuruldu, Millî Eğitim Bakanlığı çalışmıyor muydu? Dolayısıyla da bu itirazları anlamsız.

Değerli milletvekilleri, burada pek çok sorun var ama nereden başlayacağını insan bilemiyor. "Gönüllü iade" diye bir söz olmaz, buradan hiçbir para gelmez. Burada alınacak tedbir, zorunlu olarak bunun tahsilatı yönüne gidilmeli ama bir ayı aşkın bir süreden beri süreç hiçbir şekilde şeffaf yürütülmedi, Hazine ve Maliye Bakanı da yaptığı açıklamayla büyük ihtimalle ödeneceğini söyledi. Dolayısıyla da bugün yatırımcı anaparasını bekliyor. Ortaya 2-3 tane firma ismi atarak, birkaç siyasi figürü yem ederek bu işin arkasından sıyrılmak hiçbir şekilde mümkün değil.

Farkında mısınız bilmiyorum muhalifler susturuluyor, sosyal medya hesapları kapatılıyordu, Sayın Bakan, şimdi yeni bir süreç başladı "space" odalarında fon kriziyle ilgili konuşan odalar spamlanıyor, ilgili hesaplar kapatılıyor. Çok sayıda intihar vakası oldu, bir satır haber çıkmıyor. Duyun arkadaşlar, fon krizinden dolayı insanlar intihar ediyor, bunu örtbas etmekle de siz bu vebalin bir şekilde içine girmiş oluyorsunuz, vebal altında kalıyorsunuz. Bugün yapılacak olayın boyutları belki farklı ama hiç olmazsa çıkıp diyeceksiniz ki buraya para yatıran herkesin anaparası ödenecek, sonra TMSF üzerinden bir şekilde çözeceksiniz. Aksi hâlde, bir süre sonra yüz binlerce dava açılacak ve kamu zararı beklenenden çok daha fazla olacak. Bakın, şu yaşadığımız krizle beraber ülkemizin itibarı sarsıldı. Şu anda artık dünyada lig düştük, hiç kimse Türkiye'ye güvenmeyecek, böyle bir problemle ne yazık ki karşı karşıyayız.

Tabii, kanunun adı da ortada: Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında... Yani bir olay olmuş, kaza olmuş, bu enkazın bir miktarını kaldıralım ama sonra böyle bir olay olmasın diye tedbir yok. Buradan şu anlaşılıyor: Her krizden sonra burada toplanacağız, yeniden "Ya, bu mağdurların şöyle bir durumu var, acaba bununla ilgili ne yaparız?" diyeceğiz. Saklamaya gerek yok, bu kadar büyük vurgunun kamu kurumlarının bilgisi olmadan gerçekleşmesi hiçbir şekilde mümkün değil.

Burada esas mesele şu: AK PARTİ'li arkadaşlar, bu işin ucundaki dindar görünümlü insanlar yüzünden insanlar dinden, dindarlardan nefret ediyor. Buna da siz sebep oluyorsunuz, esas bunu çözmeniz lazım ama ne yazık ki gündeminizde yok. Gündeminizde... Grup Başkan Vekilinin işaretini bekliyorsunuz, ona göre hareket edeceksiniz. Bu milletin yüz binlercesinin fon krizinde mağdur olduğu, gelecek tehdidiyle karşı karşıya olduğu ne yazık ki hiçbir şekilde gündeminizde değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun devam edin

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Evet, ülkemizi gelecek günler çok daha tehlikeli şeyler bekliyor. Bu kadar büyük kriz ortaya çıktı, bir ay boyunca hiç kimseye dokunmadınız. Oysa, herhangi bir yerde küçük bir kaza olsa vali el çektirilir ama bugün, bir ay sonra beyefendiler hastalanmış da emeklilik dilekçesi vermiş de... Böylece örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Görmediğiniz şey şu: Bunu siz sakladıkça olayın vahameti daha beter büyüyor, şirketler değer kaybediyor. Büyük büyük paraları herkes kaybetti ve artık bu ülkede bankacılık sistemine de güven kalmadı. Devlete güveni ortadan kaldırdınız. Aslında bu suç, aynı zamanda ülkeye ihanet suçu olarak da adlandırılabilecek kadar tehlikeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Devamla) - Bu açıdan sizi insafa davet ediyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "yürütülür" ibaresinin "uygulanır" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu

 Hasan Toktaş

 Şenol Sunat

İstanbul

Bursa

Manisa

 Yüksel Arslan

 

Selcan Taşcı

Ankara

 

Tekirdağ

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Buğra Kavuncu.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Kanun teklifinin 3'üncü maddesi aslında en önemli madde ancak aynı zamanda iktidarın devlet yönetme anlayışını da bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Bakın, akşamın bu saatinde bu (5)'inci fıkraya getirmiş olduğunuz bu ilave nasıl bir yönetim anlayışında olduğumuzun da aynı zamanda göstergesi. Ya, hukukçu olan anlar, ticaret ehli anlar; herhangi bir şirketi kapatıyorsanız ya da tasfiye ediyorsanız oradaki para önce kime ödenir arkadaşlar? Önce alacaklıya ödenir, doğru mu? Ondan sonra ortada bir para kalırsa hissedara bu para ödenir. Bu ne diyor? "Ben bütün alacaklıları şirketin hissedarı konumuna alıyorum." diyor. Öyle bir rezaletin içine girdiniz ki nasıl çıkacağınızı bilemiyorsunuz. Tabii, tereddüdünüz şu: Acaba bu 14-15-16'sında talimat verenler içeriden haberdar oldu da mı bu talimatı verdi, bunu da ayıklayamıyorsunuz. Artık neyi amaçlıyorsanız saçma sapan bir ilave getirmiş durumdasınız; usul olarak da yanlış, mantık olarak da yanlış. Bütün bu işleri denetleyecek olan kuruma yani Sermaye Piyasası Kurumuna "Bunları düzenle, bunlara bak, araştır." demek neye benziyor biliyor musunuz? Şike yapan hakemin o şike dosyasını incelemesini istiyorsunuz ya da malzeme çaldığı için bina çöken bir müteahhide diyorsun ki: "Sen depremdeki yolsuzlukları araştır." Böyle bir rezillik olur mu ya? Böyle bir akıl tutulması olur mu? 3'üncü maddenin söylediği bu. Bunu anlayabilmek mümkün değil arkadaşlar.

Bakın, 3 gazeteci arkadaş Bloomberg'de uzun bir yazı yazdı tüm süreci anlatan. 25 yatırımcıyla, bazı devlet görevlileriyle, SPK'deki birtakım yetkililerle görüştüler ve hiçbirisi de ismini vermek istemedi haklı olarak. Öyle iddialar var ki bakın, mesela, SPK'deki üst düzey yöneticilerden birisi diyor ki: "Biz birtakım kuralların, Teranın aleyhine olacak veya Teranın faaliyetlerine zarar verecek kuralların uygulanması konusunda ayak direndiğine şahit olduk ama ses çıkaramadık." Bunun gibi korkunç iddialar var arkadaşlar. Bütün bunlar ortadayken kalkıp da bu işte denetleyici, düzenleyici, araştıran kurum olarak gene burayı işaret etmek kediye ciğer emanet etmektir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bakın, sıra dışı piyasa hareketleriyle ilgili bir adım atılmamış, herhangi bir ikazda bulunulmamış.

Bu 3'üncü madde, geçmişteki ihmallerin hesabını soruyor mu? Bu tablonun ortaya çıkmasına neden olan kararları bütün yönleriyle aydınlatıyor mu? Siyasi ve idari sorumluluğu açıkça ortaya koyuyor mu? Hayır. Aksine, 3'üncü maddeyle bütün tasfiye süreci SPK'ye bırakılıyor. Önce kurumların neden görevini zamanında yerine getirmediğini açıklamak zorundasınız. Maalesef Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denen bu ucube sistemin sonucunu hep beraber görüyoruz. Kararları alanlar ortada yok, kurumlar birbirini işaret ediyor, vatandaş da kendi parasına ulaşabilmek için bekliyor. Bütün bunlar olurken beyefendi tenezzül edip Komisyona dahi gelmiyor. Kimden bahsediyorum? Sermaye Piyasası Kurulu Başkanından bahsediyorum. Hastalanmış, Komisyona gelip hesap vermiyor. Maliye Bakanı zaten ortada yok. Yani öyle bir sistem ki bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, sorumluluk, yetki gırla ama sorumluluğa geldi mi kimse ortada yok arkadaşlar. Futbolda bir sürü hadise oluyor, ortada sorumlu yok. Sermaye piyasalarıyla ilgili kriz oluyor, ortada sorumlu yok, muhatap yok; kiminle konuşacağımızı bilmiyoruz. Her konu böyle. Bu, sistemin yarattığı büyük bir arızadır.

Biz manipülasyonla elde edilen haksız kazançların geri alınmasını istiyoruz, vatandaşın hakkının korunmasını istiyoruz ancak bunu yaparken bağımsız değerleme raporları, şeffaf satış süreçleri, etkili itiraz mekanizmaları ve bağımsız denetim de istiyoruz.

Bakın, devletin görevi mesele ortaya çıktıktan sonra geriye kalan varlıkları satmak değildir; devletin görevi, o meselenin neden büyüdüğünü açıklamak ve aynı felaketin yeniden yaşanmasını önlemektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Takas kesinliğini engelleyecek bir ilave maddedir bu. Peki, bundan sonra yatırımcıyı Türkiye'ye nasıl çağıracaksınız? Sorumluları, suçluları bulmazsanız, takas güvenliğini ortadan kaldırırsanız... Zaten doğrudan yatırım gelmiyor bu ülkeye, sıcak para geliyor, sermaye piyasasına para geliyor; bunu da engelleyecek bir rezalettir bu. Onun için, MSCI'ın Haziran 2027'ye kadar verdiği süre çok kritiktir. Türkiye'ye lig düşürecek, Sri Lanka'nın, Togo'nun seviyesine indirecek bir sürecin içerisindeyiz. Bu, Türkiye'ye sıcak para gelmesini de engelleyecek bir riski beraberinde getirecektir arkadaşlar.

Bizim talebimiz şudur: 3'üncü madde keyfî uygulamalara kapı bırakmayacak güvencelerle düzenlenmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (1)'inci fıkrasında yer alan "usul ve esasları belirlemeye yetkilidir" ifadesinin "usul ve esasları belirlemeye yetkili kılınmıştır" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dilan Kunt Ayan

Vezir Coşkun Parlak

Mehmet Zeki İrmez

Şanlıurfa

Hakkâri

Şırnak

 

 

 

 

 

 

Sabahat Erdoğan Sarıtaş

Ömer Faruk Hülakü

Ferit Şenyaşar

Siirt

Bingöl

Şanlıurfa

 

 

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz isteyen, Şırnak Milletvekili Sayın Mehmet Zeki İrmez.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye haftalardır tarihinin en büyük fon vurgunlarından birini konuşuyor. Gece yarısına gelmişiz, bu iktidar kalkıp bir tane değişiklik önergesi getiriyor; aslında hepimiz çok da biliyoruz ki kurnazlığın, oyunbozanlığın tam da marifetidir bu iktidarın, elbette ki halkımız unutmaz bunu, görüyor da.

Şimdi, Türkiye toplumu bu çürümüşlüğün, riyakârlığın ve akıl almaz pişkinliğin şokunu hâlâ atlatabilmiş değil, atlatması da mümkün değil. İktidar skandalın üzerini örtmek için yapay gündemler üretse de göstermelik operasyonlara sarılsa da nafile, yurttaş bu unutturma taktiklerine "Üzerlerine gideceğiz." palavralarına kanmıyor, ne bu kokuşmuş düzeni kabul ediyor ne de gerçeklerin karartılmasına geçit veriyor. Amasız, fakatsız, lakinsiz, bu fon vurgununun, bu para sevdalılarının, bire bin kazanmak için yanıp tutuşanların, emek karşıtı olanların, bu fon sayacı her yükseldiğinde keyiflenenlerin "Altta kalanın canı çıksın."cıların hamisi de palazlandıranı da yol vereni de yol göstereni de ve o yolu döşeyeni de bu vurguna sessiz kalanlardır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Tüm bu yaşananların suçlusu, sorumlusu, sponsoru, sahibi, sebebi, müsebbibi elbette ki sizlersiniz. Sözüm ona, öyle aranızdan bir kurban vererek, tüm sorumluluğu birine yükleyerek "İşte ailemizin kötüsü de bu!" diyerek bu işin içerisinden sıy-rı-la-maz-sı-nız! (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) "Görmedik, duymadık, bilmiyorduk, fark etmedik, tanıyamadık." laflarına emeklinin de emekçinin de çocuğun da gencin de kadının da ve tüm Türkiye halkının da karnı doydu. Her şey siz yaşarken oldu, bakın, her şey siz yaşarken oldu. Cinayeti kör kayıkçı bile gördü ama güya SPK görmemiş, Fon Kurulunun başına getirilen zat görmemiş, güya maliyecisi görmemiş, hazinecisi de görmemiş, MASAK'ı da görmemiş(!)

Bir zat var: Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz. O zat on ay önce çıkmış "Fonlar güvenilir, paranızı yatırın, sıkıntı yok." demiş, hatta bir de SPK'yi uyarmış "Bu algılar çağında SPK fonu daha iyi anlatmalı." demişti. Şimdi kalkmışlar bu zatın ve onun temsil ettiği politik aklın bu fon soygununa deva olacağına inanmamızı bekliyorlar.

Başka bir zat daha var: O da Hazine Bakanı Mehmet Şimşek. O da milyonları, milyarları götürenler için diyor ki: "Gönüllü iade ederlerse sorun yok. Etmezlerse tabii ki hukuki bir süreç Adalet Bakanlığımız tarafından işletilecek." "Çaldığını getir, sulh olalım." diyen bir Hazine Bakanı var. Yahu, atı alan Üsküdar'ı geçmiş, hatta sınırları bile aşmış, İsveç'e, İsviçre'ye kadar gitmiş, fakirin fukaranın parasının üstüne yatmış, keyif sürüyor ya, keyif!

Bakın, eminim ki bu Mecliste oturanlar arasında buruk olanlar vardır "Bu tezgâhtan niye haberimiz olmadı?" diye hayıflananlar da vardır "Bize de söyleselerdi, biz de faiz yerine fonda paramızı değerlendirirdik." diye heveslenenler de vardır ama balon patlayınca, olanları görünce bir kenara pısmış, utanmak yerine sevinenler de vardır "Paçayı kurtardık, paramızdan olmadık elbette ki." diye. Ortada büyük bir ortaklık var. Ortada bir madalyon ve iki yüzü var. Ortada iki taraf var, krizden kendini korumaya çalışanlar, biriktirdiği bir avuç birikimi kaybetmek istemeyenler var; bir de açgözlüler ve yeyip yeyip doyamayanlar var, ayrıca onları korumaya alanlar, çalıp çalıp hesap vermeyenler var. İşte, tam da bu yüzden bu kürsüden bir kez daha haykırıyoruz: Bu enkazı yurttaşın sırtına yüklemenize izin vermeyeceğiz. Göstermelik yargılamalarla bu kara deliği kapatamayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Devamla) - Eğer samimiyseniz, eğer dürüstseniz bu vurguna kim bulaştıysa tek tek açıklarsınız, yargının önüne getirir yargılarsınız. Aksi takdirde, atılacak her adım bu suçluları aklamak, paklamak dışında bir işe yaramayacak. Bu hesap ruzimahşere kalacak sananlar sakın heveslenmesin, ama bugün ama yarın yetimin, öksüzün, sabinin hakkına girenlerden hukuk önünde hesap sorulacak.

Buradan, bu kürsüden Cenab-ı Hak'tan dileğim o ki bu fon vurgununda parasını, birikimini kaybeden fakirin fukaranın elbette ki hakkını, hukukunu yerde bırakmasın. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesinin (5)'inci fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Şu kadar ki, tasfiyeye konu fonlara ilişkin olarak 17/9/2026 tarihi ve öncesinde TEFAS'a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü ve/veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedenleriyle gerçekleştirilemeyen talimatlar bakımından, katılma payları bloke edilmiş olanlar, fon pay sahibi sıfatıyla bu Kanundaki tasfiye hükümlerine tabidir."             

Abdulhamit Gül

Harun Mertoğlu

Osman Sağlam

Gaziantep

Rize

Karaman

Şahin Tin

Seda Gören

 

Denizli

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen yok.

Gerekçeyi okutuyorum...

CEVDET AKAY (Karabük) - Söz talebi var Başkanım.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Açıklama istemiştik.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, açıklama istiyoruz Genel Kurula.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, herhangi bir ek bilgilendirme yapılmadı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, eğer Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili ya da kanun teklifini imzalayan milletvekillerinden herhangi birisi söz isterse elbette kendilerine söz veririm, açıklarlar ama şu ana kadar herhangi bir talep gelmedi. Dolayısıyla talep gelmediği için de gerekçeyi okutmak zorundayım.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım, verdikleri önergeye dair sözleri yok mu ya?

BAŞKAN - Yani herhangi bir arkadaşımızın böyle bir talebi olursa seve seve karşılarım ama yok, Grup Başkan Vekilimizin de öyle bir talebi yok; yapacak bir şey yok.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Biz söz istiyoruz.

BAŞKAN - Peki, istiyorsanız müsaade edin, mademki şey yok, gerekçeyi okutayım, sonra size söz vereyim.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Tamam.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasfiyeye ilişkin 17/09/2026 tarihi öncesinde TEFAS'a iletilen katılma payı iade talimatlarından, ilgili fonların nakit yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle takas süreci tamamlananlar zaten olağan işleyiş içerisinde gerçekleştirilmiş ve yatırımcılara ödemeleri yapılmıştır. Buna karşılık, ilgili fonların temerrüdü veya birim katılma payı fiyatını açıklayamaması nedeniyle takas süreci tamamlanamayan iade talimatlarına konu olan işlemler gerçekleştirilememiştir. Önergeyle katılma payı sahipleri adına TEFAS'a iletilmiş olmakla birlikte, ilgili fonun temerrüdü veya fiyat açıklamaması nedeniyle gerçekleştirilemeyen talimatlar geçersiz hâle geldiğinden TEFAS İşlem Blokaj Alt Hesabında katılma payı bulunan katılma payı sahiplerinin de fon pay sahibi sıfatıyla tasfiye kapsamında olduklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Düzenleme, yalnızca gerçekleşmemiş veya takası tamamlanmamış emirlerle sınırlı olup ödemesi tamamlanmış işlemleri etkilememektedir. Öte yandan, söz konusu işlemlere ilişkin alacaklılık sıfatının ve bunların kanun düzeyindeki sırasının ayrıca düzenlenmemiş olması uygulamada hukuki belirsizliklere ve farklı yorumlara yol açabilecektir.

Bu nedenle, düzenlemeyle, anılan yatırımcıların hukuki statüsüne açıklık kazandırılması ve tasfiye kapsamında sahip oldukları hakların belirgin hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Söz talebi olanlara sırasıyla söz vereyim.

Sayın Ekmen, buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sayın Başkanım, önergenin bu saatte verilmesini reddediyoruz.

LATİF SELVİ (Konya) - Ya, reddedin kardeşim!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu önerge nedeniyle kaç kişinin, kaç milyar liranın etkileneceğine dair en basit bir bilgilendirmenin yapılmamış olmasını saygısızlık olarak görüyoruz.

LATİF SELVİ (Konya) - Ya, önerge verme hakkımız yok mu bizim?

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu önerge hakkında imza sahiplerinden hiçbirinin bir açıklama yapmamasını Genel Kurula karşı, milletimize ve hak sahiplerine karşı bir saygısızlık olarak görüyoruz.

LATİF SELVİ (Konya) - Biz görevimizi yapıyoruz. Biz samimi insanlarız.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Burada çok açıkça söylüyoruz: Sermaye Piyasası Kanunu'nun 79'uncu maddesi ihlal edilmektedir. İktidarlar bugün gelir yarın gider, dijital izler yerinde kalır. Verilmiş ödeme emri talimatlarını iptal eden memurlar suç işlemişlerdir, bu düzenleme suç işleyen memurları koruma amacıyla getirilmiştir; Hakk'ın önünde, tarihin önünde bunun hesabı verilemez diyoruz.

Bir beyefendi oradan bağırıyor ama niçin bağırdığını da anlamadığım için kusura bakmasın.

BAŞKAN - Bu konuda eğer isterse Sayın Komisyon Başkanına söz veririm, açıklama yapar ama İç Tüzük'te bürokratlara söz verme gibi bir kural yok.

Buyurun.

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Hukukta, özellikle ticaret hukukunda bir kavram vardır "basiretli tüccar" diye. Biz burada bu önergeyle o basiret kavramını... Bu süreci bu hâle getirenler, bu süreci yönetenler ve bu sürecin sorumlularıyla birlikte devletin basiretini ortadan kaldıran, yatırımcıyı -biraz önce de söyledim- olağan şüpheli hâline getiren... Bu şekilde süreç yönetilmez Sayın Başkan, bu şekilde bu süreç yönetilmez. Bu süreci bu hâle getirenler, bu kanunu zamanında uygulamayanlar, bu kanunun gerekliliklerine aykırı davrananlar, kafasını kuma gömenler bugün kalkmışlar bu şekilde bir önerge veriyorlar, bu önergeyi de iktidar grubu eliyle veriyorlar "Biz bu işleri bu hâle getirdik, bu şekilde düzeltebiliriz." diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bu işin sorumluları kendilerinin konforu açısından ve yönetme konforu açısından böyle bir kanun getiriyorlar.

Bakın, vatandaş devletin karşısında güçsüzdür, kanunlar vatandaşı korumak için vardır, devletin gücünden korumak için vardır. Böyle bir şey olabilir mi ya? Yöneticilerin konforu üzerine bir kanun çıkartılıyor. Vatandaşın ihtiyaçları, yatırımcının ihtiyaçları  ne olacak? Gecenin bir saatinde böyle bir önerge getirilip... Günlerce Komisyonda konuştular, ne konuştular Komisyonda? Devleti de böyle mi yönetiyorlar? Devleti böyle yönetip böyle yasama yaparsanız bu kadar yatırımcının ve daha da fazlasının başına bu iş açılır zaten. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN - Sayın Türeli, buyurun.

 

 

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle çalışıyor. Bakın, İç Tüzük'te belli; nasıl görüşülür bir kanun? Önce komisyonlar var. Niye ihtisas komisyonları var? Çünkü herhangi bir kanun önce ihtisas komisyonuna girer; hatta idealinde bir asli komisyon, bir de tali komisyonlar vardır; tali komisyonlar görüşür -olması gerekeni söylüyorum- görüşlerini verirler, ondan sonra onlarla birlikte, tali komisyon görüşleriyle birlikte asli komisyonda kanun teklifi görüşülür ve sonuca bağlanır, ondan sonra Genel Kurula gelir ve Genel Kurulda da belli bir hızla geçer. Burada böyle bir şey yok. Bunların konuşulacağı yer Plan ve Bütçe Komisyonudur çünkü orada gelen ilgili maddeler konuşulur, o konuyla ilgili milletvekilleri bilgi verir, bürokratlardan bilgi alınır. Nedir mesela? Buradaki konu, bu önerge "455 bin kişinin 200 bin kişisini ilgilendiriyor." diyor. Tamam, 200 bini anladık. Peki, ne kadar, bunun değeri ne kadar toplanınca?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Bunlar küçük yatırımcı mı, orta yatırımcı mı, büyük yatırımcı mı, nedir, bunların hiçbirini bilmiyoruz, bu konuda bilgimiz yok ve Genel Kurul aşamasında bunun buraya gelmesi olmaz.

Devam edeyim. 7 portföy yönetim şirketinin  131 fonu 17 Eylül 2026 tarihinde tasfiye edildi. Şimdi, buradaki hikâye şu: Kişi bu tarihten önce, 17 Eylülden önce -bir gün önce, iki gün önce, neyse- iade istemiş yani demiş ki: "Ben burada Takasbankta veriyorum bunu, iade istiyorum, alacağım." Parasını geri çekecek, alacaklı yani yatırdığı parayı geri almak istiyor ama iade talimatı yerine getirilememiş. Neden? Ya ilgili fon temerrüde düştüğü için -ki burada büyük olasılıkla bu fon soygunundaki hikâye bu- ya da birim katılma payı fiyatlarını açıklayamaması nedeniyle takas süreci gerçekleşmemiş, alacaklının parası otomatikman iade edilmemiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Şimdi, burada alacaklı tasfiye kapsamına getiriliyor. Bakın, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 79'uncu maddesi      -tane tane söylüyorum ki anlaşılsın, tartışalım burada- takas kesinliği ilkesini düzenliyor. 79'uncu maddeye göre, sermaye piyasası araçlarının takas talimatları, ödeme işlemleri ile merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin durdurulması veya tasfiye edilmesi durumlarında bile, durumlarında dahi geri alınamaz ve iptal edilebilir değil. Bu kesinlikle SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesine aykırı. Arkadaşlar, yarın binlerce, belki iki yüz bin dava gelecek, kanuna aykırı bir şeyi burada nasıl çıkarıyoruz? Yani bugün günü kurtarıyoruz gene aynı şekilde. Neden? Anlaşıldığı kadarıyla verilebilecek bir para yok çünkü ortada o kadar büyük bir yolsuzluk hikâyesi var ki o para nasıl toplanacak? Neydi bunun temel kaynakları? İşte, fonların varlıkları satılacak, gönüllü iade ya da kişilerin mal varlıklarına el konulacak ya da müsadere edilecek, oradan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen...

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Yani, yok ortada, para da yok ortada.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) - Başkanım, yeterince konuşuldu, herkes konuştu. Lütfen artık İç Tüzük'e göre devam edelim, İç Tüzük'ü uygulayalım.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Sayın Başkan, şimdi, bir dakika yani gece yarısı...

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekili bir saniye, Sayın Türeli bir saniye...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 250 bin vatandaşın alacağına çöküyorsunuz, şurada iki tane laf etmeyelim, öyle mi yani!

BAŞKAN - Bir saniye... Bir müsaade eder misiniz Sayın Günaydın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 250 bin vatandaşın alacağına çöküyorsunuz!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, Meclisin bir Başkanı var ya, Meclis Başkanı konuşuyor.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekili, bakın, günlerdir, haftalardır Türkiye'yi işgal eden, meşgul eden çok önemli bir fon yolsuzluğuyla ilgili bir kanun teklifini görüşüyoruz. Gecenin bir yarısı bir önerge geliyor ama bu Komisyonda görüşülmemiş, bari müsaade edin, grupları adına Grup Başkan Vekilleri düşüncelerini ifade etsinler. Yani hiç olmazsa bu anlayışı gösterelim, lütfen. (Yeni Parti, DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Teşekkür ederim. 

Yani Komisyonda tartışılacak olan, konuşulacak olan şeyler Genel Kurul aşamasına geliyor. Burada da bir tartışma ortamı yok arkadaşlar, böyle olmaz, böyle olmaz! İktidar partisi sonuç itibarıyla Türkiye'de bugün bu ortaya çıkan fon soygununun sorumlusudur, gerekli işlemler yapılmamıştır. İlgili düzenleyici ve denetleyici kurumların yöneticileri işlerini, görevlerini yapmamışlardır ve baktığımız zaman ortada ciddi bir sorun var ve şimdi burada bu getirilen şey açık ve net olarak Sermaye Piyasası Kanunu'na aykırı, yarın yüz binlerce dava açılacak. Ne olacak, yani böyle bir şeyi nasıl getiriyoruz, hangi akılla getiriyoruz, bunu anlamış değiliz. Kesinlikle buna karşıyız. Bakın, zaten göreceğiz. Yani bugün, bu ülkede, burada yatırımcılardan da hepimize yağmur gibi mail yağıyor, çok ciddi bir problem var. Bunun için lütfen bu önerge geri çekilsin. Bu önerge doğru bir önerge değildir diyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Sayın Koçyiğit, buyurun.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında gecenin bu saatinde gelen önerge her zaman muhalefeti işkillendirir çünkü muhalefetin bir hafızası var yani yanılmıyoruz, gerçekten yanılmıyoruz. Şimdi Genel Kurul aşamasına gelmiş, Komisyonda yeterince tartışılmamış, son dakika, teknik bir önerge gibi önümüze getirilen önergeden 200 bin insan etkileniyor. Yani mağduriyeti katmerleyen bir önergeyi getirip bizim de buna destek vermemiz, hadi olmadı susmamız, yol vermemiz bekleniyor Sayın Başkan. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bakın, günlerdir bu Mecliste milletvekili arkadaşlarımızın her birisi isyan ediyor, haykırıyor. Kendi için mi, kendi parası için mi? Halkın yatırımları için bağırıyor. Ama şimdi kanuna aykırı işlem yapmamızı istiyorlar Sayın Başkan. Madde 79 çok açık "16 eylülde talimatı vermişse alacaklıdır." diyor kardeşim, alacaklısın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Şimdi, bunu ortadan kaldıracak, bizi de burada yeniden bir mağduriyetin parçası kılacak yeni bir önergeyi getirip önümüze koymaları ve üstelik ısrarla...  Ya, çıkın, bize gerekçesini açıklayın, gerekçe okumakla olmaz. Bir kişi çıksın, şu kürsüden bu gerekçeyi savunsun ya! Şu toplumun gözüne baka baka desin ki: "Şu nedenle getiriyorum."

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Yüzleri yok, yüzleri.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - "Çünkü tasfiye ediyorum para yok, küçük yatırımcının parasını vereceğim ama üstünü vermeyeceğim çünkü yarın öbür gün benim bu işlemi yapan memurumu korumak istiyorum, o da benim adamım." desin. Kalksın gerekçesini açıklasın, biz de ona göre tutum alalım. Gerekçesini açıklamayıp böyle yazı yazarak, arkadan dolanarak ikinci, üçüncü vurgunlara izin vermeyeceğiz; bu kadar açık ve net.

Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Günaydın...

 

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçinde bulunduğumuz Meclis, yüz altı yıllık bir Meclis. Bu Meclisin yalnızca yazılı hükümleri yok, aynı zamanda teamülleri var. Hem İç Tüzük'ü hem de teamülleri yok sayıyorsunuz, çiğniyorsunuz, gece yarısı haramiliğine soyunuyorsunuz. Bu kanun Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş. Plan ve Bütçe Komisyonunda eklemediğiniz, herhangi bir şekilde, hiçbir şekilde Komisyonun denetiminden geçmemiş bir hükmü, bir etki değerlendirmesine de tabi tutulmamış bir hükmü gece saat 22.00'de bize dayatmaya kalkıyorsunuz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Soruyorum: Bilen var mı, merak eden var mı? Burada 830 milyar liralık bir yolsuzluk var, soygun var; burada 450 bin mağdur var. Bu getirdiğiniz önerge bu 830 milyar liranın kaçını içeriyor, kapsıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 450 bin mağdurdan kaçını ilgilendiriyor? Biriniz biliyor mu, biriniz merak ediyor mu? Ne biliyorsunuz da merak ediyorsunuz? Sadece el kaldırıp indiriyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki "Siz de bize uyun." Biz size uymuyoruz, biz millete uyuyoruz, milletin malına çökmenize izin vermiyoruz. Sebebi ne? Ya, arkadaşlarımız söyledi, SPK Kanunu'nun 79'uncu maddesi yani takasın kesinliği ilkesi... Adam talimatını vermiş. Ne diyorsunuz? "Fiyat oluşmamışsa, fon temerrüde düşmüşse..." Fon niye temerrüde düştü? Çünkü şirket AKP'li, aracı kurum AKP'li, SPK AKP'li, Borsa İstanbul AKP'li, hep beraber soymuşlar, hep beraber göz yummuşlar; onun için fiyat oluşmamış, onun için vatandaş temerrüde düşmüş. "Kaç kişiyi ilgilendiriyor?" diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) -  Arka tarafta arkadaşlarımız utanarak -bak, merak edip soruyorum- diyorlar ki: "Kaç lirayı ilgilendirdiğini bilmiyoruz ama 250 bin kişiyi ilgilendiriyor." Siz şu anda bir gece yarısı önergesiyle 250 bin kişinin hak ve alacaklarına çöküyorsunuz arkadaşlar. İçinizde bunu bilerek yapan var içinizde, bunu bilmeyerek yapan var. Dolayısıyla hiçbir şekilde kanuna aykırı, kanuna uygun olmayan, hiçbir şekilde ahlaka da uygun olmayan, hiçbir şekilde akla da uygun olmayan bu önergeye Yeni Parti Grubu olarak "evet" dememiz mümkün değildir. Buraya kadar mağdurların hatırına dedik ki: "Şu düzenlemelerin geçirilmesine katkı sunalım." Ama bu iş artık gece yarısı haramiliğine dönüştü. Şu andan itibaren buna katkı değil bunu engelleme çabası içerisinde olacağız. Çekin geri bu önergeyi. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Güler, hoş geldiniz.

Buyurun.

 

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Hoş bulduk Değerli Başkanım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gökhan Bey'e aynen iade ediyorum. Haramilik varsa da bu kötü söz kendisine yakışır.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Tabii canım, 830 milyar lirayı soyun, kötü söz sahibine ait olsun. Bu kadar basit yani! Gece yarısı haramiliği, gece yarısı! Başka bir şey değil.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakın... Sayın Günaydın...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Haramilik... Ben kötü sözleri sahibine iade ediyorum.

BAŞKAN -  Sayın Güler, bir saniye, bir saniye...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Harami de sizsiniz, kötü söz sahibi de sizsiniz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Biz de size geri iade ediyoruz. Vatandaş izliyor, vatandaş.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ben burada ilgili...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Vatandaşın parasını verin.

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz ama açıklama yapacak.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, deminden beri bekliyorsunuz yani bir müsaade edin de açıklayalım.

Değerli Başkanım, biz, geçen hafta itibarıyla -ben bir basın toplantısı düzenlemek suretiyle- mevcut kanun teklifimizi arz ettik. İlgili kanun teklifinin 3'üncü maddesinde açıkça genel olarak bu kanunun neyi getirdiğini kamuoyuyla paylaştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Burada mevcut 455.758 kişinin bulunduğu 7 adet portföy şirketi bünyesindeki 131 yatırım fonunun tasfiyesiyle ilgili bir kanun teklifiydi. Bu kanun teklifinin şu anda görüştüğümüz maddeleri 4 tane portföy şirketinin bünyesinde bulunan 65 tane yatırım fonunun tasfiyesiyle ilgili olarak yapılacaktır. Peki, bu, 7 portföy şirketinin 4 tanesiyle ilgilidir, bu olağanüstü; 3 tanesiyle ilgili normal tasfiye süreci Ziraat Bankası tarafından geçen hafta itibarıyla başlatılan çalışmalar neticesinde toplam 46 bin kişiye yakın fon yatırımcısının paraları ödenmek suretiyle A1 Capital, Bulls ve Pardus şirketlerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Şu ana kadar önergeyle ilgili hiç bir şey söylemediniz, bekliyoruz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Geleceğim ya, bir dakika kardeşim ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bekliyoruz, sabırla bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Günaydın...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, söyleyeceğimi söyle; ver, kâğıdını ver, okuyayım ben, ne söyleyeceğim?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sabırla bekliyoruz, sabırla bekliyoruz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ne söyleyeceğim, getir.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - PBLK'ye ne diyeceksiniz, bekliyoruz yani.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, de ki getir, söyleyeyim o zaman.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, söyleyin de dinleyelim işte, onun için dinliyoruz. Onları dinledik biz sabahtan beri.

BAŞKAN - Sayın Günaydın, bir müsaade eder misiniz ama açıklama yapıyor.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Müsaade... Estağfurullah, sadece öğrenmeye çalışıyoruz.

BAŞKAN - Tamam da ama bakın, size ben çok geniş söz verdim.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, başından beri, işte, dinle de öğrenirsin, geleceğiz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güler.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Peki, toplam 65 tane, şu anda 4. Biz bu mevcut geri kalan 4 tane portföy şirketinin bünyesinde bulunan kalan 65 tane fonun tasfiyesi olarak da bir kural koyduk, dedik ki: "Buradaki tüm yatırımcılarımıza öncelikli olarak bir ara ödeme, bir ön ödeme olarak birer milyon lira vereceğiz, birer milyon lira."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - "Bu birer milyon lira verildikten sonra tasfiyeyle ilgili şirketlerdeki her bir fon -131 fonun nasıl 66 tanesi ayrı ayrı, tek tek tasfiyeye tabi tutulmuşsa bu fonlar da- tek tek tasfiyeye tabi tutulacak ve kendi fon bünyesinde bulunan tüm değerler ilgili, yatırımcı, fon yatırımcılarına  nakde çevrildikçe ve piyasadaki bu değer bulundukça ödemeleri yapılacak ama öncelikle eldeki değerler açısından birer milyon lira verelim. Devamındaki süreçte de bu değerler nakde çevrilmek suretiyle kesin tasfiye süreci devam edecektir."

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - İsteğe bağlı mı?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Peki, bu arada şöyle bir durum var: Bu kanun teklifimizdeki 3'üncü maddedeki bu izahat neyi gerektiriyor? Kanun teklifimizde bizim öncelikli birer milyon lira vermeyle ilgili taahhüdümüz var tüm fon yatırımcıları açısından ancak burada kanun teklifinde olduğu gibi, 17 Eylül tarihi itibarıyla SPK'nin almış olduğu kararlar doğrultusunda mevcut... Bizim buradaki kuruluşları da arkadaşlarımız çok farklı algılıyorlar, TEFAS... Bakın, aynı zamanda 28 Eylülde de SPK'nin açıklayıcı kararları var. 17 Eylül itibarıyla alınan bu kararlar doğrultusunda ilgili bu portföy şirketlerinin gerek daha önceki talimatları noktasında temerrüde düşmüş gerekse de verilen talimat karşısında fiyat oluşmamış durumlar var, onu izah ediyoruz. Siz talimat vermiş olsanız bile mevcut buradaki hisseniz o satış değeriyle beraber nihai evreye oluşmadığı müddetçe bu fonun siz yatırımcısı olarak devam ediyorsunuz, fark etmiyor ki.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Kimin kusuru Başkanım?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, bir dakika arkadaşlar...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kaç para alacak? Soğuk su, soğuk su içecek, soğuk su içecek!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Başka bir şey anlatmak...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Anladım Başkanım. Kimin kusuru?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu gereğince...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İptal edilmiş emirler var ya, iptal edilmiş...

SADULLAH KISACIK (Adana) - Hayır, hayır, fiyat oluşmuş emirler var; fiyat oluşmuş, fiyat oluşmuş Başkanım.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Fiyat oluşmama hâli çok istisnai.

BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz lütfen. 

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - ...sizin 104'üncü madde, 106'ncı madde ve 107'nci madde var piyasa bozucu eylemlerle beraber. Mesele şurada: Biz bir hukuk kuralı koymaya çalışıyoruz, beğenirsiniz, itiraz edebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama bunu böyle farklı bir hâle getirmeye gerek yok. Siz satış talimatı verseniz bile TEFAS bu satış talimatının yer aldığı merkezî bir kayıt kuruluşu. Sizin satış talimatı verdiğiniz orada görülüyor, kayıt altında ancak bunun nihai evrede sonuçlanabilmesi için bir temerrüt durumunun oluşmaması ve aynı zamanda bir değerinin ortaya çıkması gerekiyor. Bakın, bu süreçteyken SPK bu portföy şirketleriyle ilgili işlem tesis etmiş ve karar almış. O zaman bunun hukuki statüsü nedir, bunu da izah ediyoruz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yasal olarak alacak oluşmuş ki, hukuki olarak alacak oluşmuş Sayın Başkan, hukuki olarak alacaklı!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hukuki statüsü şu: O kimse kusurundan yararlanamaz Değerli Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Tanal, bir müsaade edin, iki dakika daha müsaade edin lütfen.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Özür dilerim Başkanım.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, arkadaşlar, biz öncelikli olarak herkese birer milyon lira verelim, devamında değerler oluştukça bunlar, her bir fon için bu ödemeler yapılmaya devam edecek, herhangi bir şekilde... Bu konularda biz açık ve net söyledik ama şu anda değerler var, birer milyonu herkes alsın ama siz şu an diyorsunuz ki: "Hayır, kimse almasın. Sadece bu satış talimatı vermiş, ödeme talimatı vermiş..."

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Öyle mi diyoruz, öyle mi diyoruz ya!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ama bunun için arkadaşlar, önce...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Herkesin alacağını verin diyoruz, anlatabiliyor muyum? 1 milyon, 1 milyon değil, hukuktan hak kazanmış olan herkesin parası verilsin diyoruz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, bunun için...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bizim söylediğimizi bari çarpıtmayın.

SADULLAH KISACIK (Adana) - Başkanım, SPK 79 diyor, biz demiyoruz; SPK 79 diyor ki: "Emir geldiyse, eşleştiyse, tamam." diyor.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Hayır, arkadaşlar, eşleşme yok. Bakın, arkadaşlar, emir gelmiş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADULLAH KISACIK (Adana) -  Biz demiyoruz, SPK 79'uncu madde diyor Başkanım.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bir dakika ya!

Arkadaşlar, emir gelmiş, satış değeri yok, neyle eşleştiriyorsun?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Satış değerini verecek olan kim?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bakın, arkadaşlar...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Satış değerini verecek olan kim Başkan?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Hukuk, burada da hukuk...

BAŞKAN - Sayın Güler, şöyle yapalım mı?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Dolayısıyla, arkadaşlar...

BAŞKAN - Sayın Güler, bir saniye...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, bizim amacımız şu: Kalan 65 yatırım fonunda da -diğerleri olağan tasfiye- mevcut herkesin öncelikli olarak da birer milyonu alması, devamında da mevcut her bir yatırım fonunun değerleri içerisinde nakde çevrilmek ve belirlenmek suretiyle bunun tamamına ödemeyi gerçekleştirebilmek. Amacımız bu. Bu kanun da bunu sağlıyor. Benim tahminim, bunların çok kahir ekseriyetiyle beraber ödeneceğidir. Bakın, çok net söylüyorum. Yüzde 100 olur mu, olamaz mı, bilemem ama biliyoruz ki...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İhtimalen ve muhtemelen.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bakın, başlangıçta da bu cümleleri kurdu bazı arkadaşlar, isim vermeyeyim, "Bu olağan tasfiyeyi yapamayacaksınız." dediler, bakın, yapıldı. Öyle değil, bakın, 4 tane portföy şirketi kaldı. 3 tanesi A1 Capital, Bulls yapıldı, yaklaşık 40,5 milyar TL ödeme yapıldı.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Olağan tasfiyeyi yapamayacak bir durum yok

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Müsaade edin.

Mevcut durum içinde biz bir hukuk tarifi yapıyoruz. Bakın, bu önerge bir hukuk tarifidir. Birilerinin eksikliği olabilir, ihmali olabilir, görevini kötüye kullanmış olabilir, o başka şey, o yargılamalar bizi ilgilendirmiyor, o yargıyı ilgilendiriyor, biz kimseyi yargılayamayız. Ama şunu belirlememiz lazım: Yasama olarak bizim hukuken bir kişinin konumunu belirlememiz lazım. Bakın, oradaki değerli milletvekilimiz çok net söyledi: 6362 sayılı SPK 79 eş değerlemelerinin karşılıklı gelmesini ifade ediyor, sadece satış emri yetmez. Peki, boşluk olmasın dedik, satış emri verilmiş olan kişilerin durumu nedir? Bunu izahata kavuşturuyoruz.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yerine getirmek için sorumlu Başkanım.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Sayın Güler, Komisyona niye getirmediniz bu önergeyi?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, arkadaşlar, bakın...

BAŞKAN - Sayın Güler, bir saniye...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Hiçbir şey almazsınız." diyorsunuz, izaha kavuşturmak değil bu!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bunların dışında idari dava yargıda dava açma hakkı, tazminat açma hakkı herkes için mümkün. Biz burada kimseyi cezalandırma veya yargılama noktasında değiliz, bir hukuk tarifi yapıyoruz ve konumunu belirliyoruz.

BAŞKAN - Sayın Güler, lütfen, bir saniye, bir saniye...

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Sayın Güler, neden Komisyona gelmedi bu önerge burada geçiriyorsunuz?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kanun çıkarmak suretiyle adamın alacağını alamamasına vesile oluyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakın, Sayın Grup Başkanı buraya geldi....

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Gökhan Bey, öyle değil.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, değilse ben burada boşa mı konuşuyorum?

BAŞKAN - Sayın Günaydın, bir müsaade eder misiniz, bir açıklama yapayım ama.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Tamam, teşekkür ederiz Başkanım.

 BAŞKAN - Şimdi, Grup Başkanı buraya geldi, istediğiniz buydu "Biri gelsin, açıklama yapsın." diye, ben son kez -çünkü açıklama yaparken farklı farklı itirazlar geldi- bütün gruplara birer dakika söz vereceğim, sadece Grup Başkanına, Sayın Güler'e sorularını yöneltsinler, Sayın Grup Başkanı da o sorulara cevap versin. Lütfen, sadece soru yöneltsinler.

 Sayın Ekmen'den başlıyoruz ama lütfen soru yöneltsin, Sayın Grup Başkanı cevaplasın.

Buyurun.

 

 

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Efendim, fiyatı oluşmamış bir fonda, bir ekran kaydında satış emri verilebilir mi? Satış emri veriyorsanız ortada bir fiyat vardır.

İkincisi: Temerrüde düşmüş bir fon için, bir hisse için, değer için satış emri verilebilir mi? Satış emri verdiyseniz henüz temerrüde düşmemiştir, siz emir verdikten sonra temerrüde düşmüş olabilir.

Üçüncüsü: MKK'nin kayıtlarının silindiği noktasında çok ciddi iddialar var, çok ciddi iddialar var, bu konuda dijital bir inceleme yapıldı mı?

Ve son son olarak: Burada gerçekleşmiş yani TEFAS'a iletilmiş, eşleşme sağlanmış ama gerçekleşme onayı verilmemiş yüzlerce ekran kaydı var, bunu nasıl açıklayacaksınız?

BAŞKAN - Peki, teşekkürler.

Sayın Poyraz...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bir dakika... Başkanım, hepsini...

BAŞKAN - Sayın Başkan, topluca yapın lütfen, topluca yapın.

Buyurun Sayın Poyraz.

 

 

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Başkanım, ben tabii, söz isterken bir soru sormak amacıyla değil ama siz soru olarak verdiniz, ben de o zaman fikrimi soruya çevireyim. Ben Sayın Abdullah Güler'in, AK PARTİ Grup Başkanının açıklamalarını dinlediğimde ve not aldığımda şunu anladım: Bunu çözme iradesi olmadığı gibi, sanıyorum, çözmeyle ilgili kendilerine karşı da bir öz güven söz konusu değil. Buna ilişkin şöyle bir şey düşünürler mi? Sermaye piyasasının, 450 bin yatırımcının, dolaylı olarak etkilenen 6-7 milyon vatandaşın derdini çözmek için -Sayın Adalet Bakan Yardımcımız da burada- içeri aldıkları, bu işi tezgâhlayanları çıkarsınlar, bence onlar bu yaptıklarını düzeltecekler çünkü şu an önümüze getirdikleri kanun da önerge de ortaya koydukları heyetler de bunu çözme kabiliyetinde değil, ancak dolandıranlar çözebilir bu işi, şu an görünen o. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Türeli, buyurun.

Bir dakika ve lütfen, soru...

 

 

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Sayın Güler, eğer Sermaye Piyasası Kanunu'nun 79'uncu maddesi olmasaydı sizin dedikleriniz olabilirdi ama 79 çok açık ve net, bunu nasıl yok sayıyorsunuz?

Bakın, "Takas kesinliği..." ve diyor ki... Burada fiyat oluşması, temerrüde düşme değil; takas talimatları, talimatla başlıyor iş, ödenmeyle değil. Takasın kesinliği talimatı verdiği anda başlıyor, 79 çok açık ve net; 79 varken böyle bir düzenleme yapamazsınız. Yok mu sayıyorsunuz 79'u? Böyle bir bakış, böyle bir olay yok. Yani, hukuka aykırı olduğunu bile bile bunu getiriyorsunuz. Neden? Ödeyemeyeceğiniz için mi getiriyorsunuz? Niye yapıyorsunuz bunu? Yani, yüz binlerce insanı mağdur ediyorsunuz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Cevabı var efendim, vereceğiz; cevabı var.

BAŞKAN - Sayın Koçyiğit, sorunuzu alayım, süreniz bir dakika.

Buyurun.

 

 

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ya, şöyle Sayın Başkan: Mesele, soru-cevabı geçmiş durumda, ortada vahim bir durum var, vahamet gittikçe de katmerli hâle geliyor; biz, gerçekten, cümle kuramıyoruz.

Şimdi, yasaya aykırı, SPK 79'a aykırı bir önerge getirmişler; Sayın Başkan anlatıyor, anlatıyor, SPK 79 yokmuş gibi anlatıyor. 1 milyon defa da anlatsa hiçbir şey değişmeyecek, SPK 79 hâlâ orada duruyor. Ya onu ilga edeceğiz, çok açık ve net, bizden de buna ortak olmamızı istiyorlar ya da gerçekten hukuka uygun bir düzenleme yapılacak.

Bize şu sorunun cevabını net versin; burada 200 bin insan hak kaybı yaşayacak mı yaşamayacak mı; parasını alacak almayacak mı? Talimatının gereği, talimat verdiği günden itibaren doğan alacağını hukuken alacak mı almayacak mı? Bu fon tasfiyesine getirdikleri önerge buna neden oluyor mu olmuyor mu; bunun cevabını versin bize.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Sayın Günaydın, buyurun.

 

 

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Mesele, soru meselesini çoktan geçmiş de ben de söyleyeceklerimi soru formuna çevireyim; üç tane net sorum var:

Bir, hukuk güvenliği ilkesi ve vatandaşın iktisadi güvenliği; SPK 79 orada dururken, takasın kesinliği ilkesi orada dururken, genel kanun ilkesi orada dururken siz şimdi diyorsunuz ki "Ben bu kanunla SPK 79'u ortadan kaldıracağım, takasın kesinlik ilkesini de ortadan kaldıracağım. Geriye yönelik yaptığınız işlemleri sonradan çıkardığım bir kanunla lağvedeceğim." Bunun dünyanın herhangi bir hukuk yerinde, hukuk devletinde yeri olamaz. Tersini düşünüyorsanız aynı benim gibi hukuki terimlerle açıklayın; soru bir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - İkinci sorum: 850 milyar liralık hırsızlık var, 450 bin mağdur var; getirdiğiniz bu düzenleme kaç yüz bin insanı ilgilendiriyor? PBLK'de bu şekilde ortada kalan kaç yüz bin insan var? Net rakam istiyorum sizden, kaç yüz bin insan ve bunun karşılığı söz konusu olan kaç yüz milyar TL?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Alacak ne kadar?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bu meseleyi eğer sizin milletvekili arkadaşlarınız bu rakamları bilmeden oyluyorsa, siz de bunu açıklamıyorsanız ve hatta siz de bunu bilmiyorsanız benim bu memlekete söyleyebileceğim bir şey yoktur. Meclisi bu noktaya getirmekle "Yazıklar olsun!" demekten başka bir şeyim yoktur.

 Üçüncü soracağım soru, üçüncü sorum, bununla bitiriyorum: Diyorsunuz ya burada "Çok büyük ihtimalle ben inanıyorum ki alacakları ödenecek." Acayip kesin cümleler bunlar ha! Mehmet Şimşek de aynısını söylüyor, ne demiş adam: "Çok büyük ihtimalle kişiler yatırdıkları parayı bir ihtimal geri alabileceklerdir." Siz de aynı kesinlikle konuşuyorsunuz. Ben size bir netlik oluşturabilmeniz için bir soru soracağım: PBLK'de kalmış bir adam, 100 bin lira da para yatırmış, son parasını...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Lütfen, çok kısa, buyurun, uzadı yani buyurun.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Uzayacak Başkanım ya!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - 250 bin insanın yüzlerce milyar liralık parasından bahsediyoruz ve sorum şu kadar basit: Adam canından, dişinden biriktirdiği 100 bin lirayı PBLK'ya takmış -AKP'li ya da Yeni Partili- siz bu adamın bu getirdiğiniz kanunla ne kadar parasını geri alabileceğini öngörüyorsunuz? Etki değerlendirme raporunuzda bu yok da siz bize bunu söyleyin. Bana söylemenizin bir önemi yok, vatandaş bunu duysun ki seçim zamanı size bunu sorsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Güler, bu sorulara cevap vermeniz için kesintisiz olarak...

Buyurun.

 

 

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Tabii,  önce mevzuatı açıklamamız lazım maalesef, keşke arkadaşlarımız... Yani ben bazı şeyler biliniyor diye üstten geçiyorum ama şimdi arkadaşlar hep 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 79'uncu maddesine atıf yapıyor. Bu 79 "takas kesinliği" diyor ama mesela uygulamada bu nasıl oluyor? TEFAS nedir? Biraz önce bahsettiniz kodlarıyla beraber, neydi adı PBLK terimi nedir?

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Başa mı dönüyoruz Sayın Güler?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, kardeşim, SPK 79'u ortan kaldırsaydınız ya!

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Yani bunlar konuşulacaktı Komisyonda.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ne diyeceğinizi biliyoruz, hâlâ onlara sığınıyorsunuz ya!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, bir dakika...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - SPK 79 orada duruyor "Yok uygulaması neymiş?" yani. Kanun oradayken uygulamasını niye anlatıyorsunuz?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) -  PBLK ne o zaman? PBLK ne?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, dostum, hepimiz hukukçuyuz, Allah'ınızı severseniz ya!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, arkadaşlar...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - "Uygulamanın nasıl olduğunu biliyor musunuz?" diyorsunuz. Uzman olmak zorunda mıyım; bu bir ve ikincisi de biliyorum.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bir dinleyin...

6362'de PBLK diye bir şey yok. Siz PBLK'yi soruyorsunuz, ben de anlatıyorum. 6362 sayılı Kanun'un 79'uncu maddesinde PBLK diye bir şey var mı, sorun bakayım arkadaşlara, TEFAS diye bir şey var mı, bir sorun ama şimdi diyorsun PBLK'da... Sorunuz şu: "PBLK'de satış emri vermiş kaç kişi var?" diye sordunuz mu? Nedir bu?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yani siz "PBLK'de zaten takas kesinliği diye bir şey yoktu, biz vatandaşı kandırdık." mı demek istiyorsunuz? Siz onu mu diyorsunuz ya; cevap verin bana!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - PBLK nedir, bir izah eder misiniz? PBLK nedir?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Siz bana "Vatandaşı kandırdık, takas kesinliği zaten yok." mu demek istiyorsun?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya, PBLK nedir söyler misin?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, sen beni sınava mı çekiyorsun? Ben makroekonomi doçentiyim, ukalalık yapmıyorum burada!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Evet, arkadaşlar, anlaşılıyor ki...

BAŞKAN - Sayın Günaydın, müsaade eder misiniz...

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - PBLK'yi bir anlatalım.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ah Amasyalı Ah, sana soracaklar Amasya'da 750 bin adam!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Değerli Başkanım, Merkezi Kayıt Kuruluşu MKK'nin iş ve bilişim uygulamaları ve kuralları var. Bunun 1.6'ncı bölümünde -hemen açıp bakabilirler- orada emirlerin iletilmesi, yani satış emri iletilmesiyle satışların kesinleşmesi arasında iki başlı bölüm vardır -uygulama, bakın oraya yani- bu nedir? Yani sizin bahsettiğiniz bu satış emri nedir, 79 bağlamında kesinlik nedir? Ya, bunlar bambaşka şeyler.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - "Talimat" diyor Sayın Güler.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) -  "Ben oyum, buyum." diyebilirsiniz. Keşke Aşkın Bey izah etseydi. Şimdi, orada, emirlerin iletilmesi aşamasında hesap ve bakiye kontrolleri yapılır, paylar işlem blokajına alınır, işlemin gerçekleşmesi aşamasında ise Takas Bankın yani TEFAS'in tamamlama bildirimi üzerine karşı hesaba da belirlenen bu rakam neyse değer ve temerrüt durumu oluşmamışsa da aktarılır. "PBLK" dediğimiz şey bir satış emri, vermiş ancak satış emri verdiği TEFAS'in kayıtlarına düşmüş. Burada şimdi iki başlıklı bir durum var, bir değer oluşması lazım. Neden? Bakın, arkadaşlar, bu fonun içerisinde belki devlet tahvili var, belki herhangi bir özel şirketin bir hissesi var...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Güler, toparlayın lütfen, oylamaya geçeceğiz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) -  Belki para fonu var, belki serbest fon var, belki 7-8 başlıkta bu yatırım fonu içerisinde değerler var. Biz bunun hangi aşamada, ne değer oluştuğunu bilmiyoruz ki. satış emri verdiniz. O fonda o değerlerin oluşması lazım ama oluşurken de dediğim gibi iki aşamalı sistem var.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Neden oluşmamış değerler? Deprem mi olmuş?

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Kusuru ne yani?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ne olmuş yani sebep ne?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya arkadaşlar... Ha neden oluşmamış?

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Oluşmaması vatandaşın suçu mu?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bakın Başkanım, şimdi Gökhan Bey doçent ya, şimdi satış emrini verdiği anda iki tane durum ortaya çıkıyor. Bunun valörü nedir? Yani valör dediğimiz sıfırsa siz bir gün içinde yirmi dört saatte paranızı alırsınız. Valörünüz 1'se yirmi dört saat artı ikinci günde alırsınız. Valörünüz 2'yse, çünkü bunların her birinin arkadaşlar teknik olarak, ben de bilmiyordum, bakın aylardır çalışıyorum, öğrendim.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Böyle böyle anlat ki soygun ortadan kalksın, soygun konuşulmasın.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya değil arkadaşlar. Bakın yapmayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yani fonların içinin boşaltıldığı konuşulmasın.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ya yapmayın.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Valör 1, valör 2 diye anlat bana sen bunu. Allah'ım ya Rabb'im ya!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ayıp ediyorsunuz, yapmayın! Her birinin kıstasları farklı, içeriği farklı, bu yatırım fonlarının değerlemeleri farklı. O hâlde siz satış emri vermiş olsanız bile eğer orada nakde dönüşecek bir değerlemeniz oluşmamışsa, sizin temerrüt durumunuz yoksa elbette yapılmıştır da. Ama yapılamadığı durumlarda bunun hukuki durumu nedir, bunu izah etmeye çalışıyoruz.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Neden yapılamamış? Vatandaşın bir suçu var mı? Vatandaşın suçu var mı?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, temerrüde düşmüş. Ya Allah Allah! Arkadaşlar, neden yapılamadığı başka bir soru. Bakın, biz burada bu durum oluştuğunda...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Başkanım, yatırımcının kusuru yok, kusuru.

 ABDULLAH GÜLER (Sivas) - ...bu kişinin konumu nedir diye hukuki tarif yapıyoruz.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hukuku tarifi kusursuz adam ya!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Buna birinin ihmali olmuş olabilir, birinin başka işi olabilir o ayrı bir şey ama burada hukuki tarif yaparken bu neden olmuş diye sorulmaz. Bu hukuki tarif yapılamaz dersin veya şöyle yapılır dersin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hukuki tarifte kusursuz adamı koruyacağız, kusursuz adamın tepesine binmeyeceğiz.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, demin Mehmet Emin Ekmen de...

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, bu konu yeterince konuşuldu. Bunu bırakırsak sabaha kadar bitmeyecek.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Merkezi Kayıt Kuruluşumuzun kayıtları asla yok edilemez. Kayıtlarımız gerçekçidir. Dolayısıyla mevcut durum içerisinde arkadaşlar ben...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım, soruyoruz: 830 milyar liradan kaçını, 450 bin yatırımcıdan kaç kişiyi ilgilendiriyor! Cevap istiyoruz! Cevap istiyoruz!

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Önerge geri çekilsin! Sayın Başkan, önerge geri çekilsin!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Cevap yok Başkanım, hiçbir sorumuza cevap alamadık ki!

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Önergeyi geri çeksin iktidar grubu!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Kaç kişi ve kaç milyar etkileniyor!

BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz.

Son bir dakika Sayın Güler.

Buyurun.

Lütfen, ondan sonra oylamaya geçeceğim.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Değerli arkadaşlar, tabii, Mehmet Emin Ekmen Bey de... Merkezî Kayıt Kuruluşumuzdaki bütün kayıtlar... Onlar sosyal medya yalanları, asla kaybolması mümkün değildir arkadaşlar çünkü bu kayıtlar aynı zamanda SPK'de...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu gerçekler bir gün ortaya... Elbette asla kaybolmaz ama silindiler!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Yok arkadaşlar, onların hepsi...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Silindiler!

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Yok arkadaşlar, mümkün değil.

Bakın arkadaşlar, bütün kayıtların hepsi hem borsada, hepsinde paylaşılıyor bunlar; öyle bir şey olması mümkün değil.

Arkadaşlar, bakın, yargı süreci işliyor -SPK 104, 106, 107- kim neye karışmışsa sonuna kadar hesabı sorulacaktır. Bu konularda, mevcut bu durum içerisinde bizim derdimiz, amacımız burada, bu değerler üzerinden, bütün bu yatırım fonlarına para yatırmış kişilerin paralarına kavuşmasıdır ama bunun zamana ihtiyacı var, hukuki belirlilik ilkesine ihtiyacı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Belli bir dengede öncelikli olarak adım adım takip etmemiz lazım.

BAŞKAN - Sayın Güler, teşekkür ediyorum.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Ben teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN - Yeterince açıklığa kavuştu.

Şimdi...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Kaç kişiyi ilgilendiriyor! Kaç kişiyi! Kaç kişiyi ilgilendiriyor! Kaç milyarı ilgilendiriyor! 100 bin mi, 200 bin mi, 50 bin mi, 5 bin mi! Kaç mağdur var!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, her şeye bir cevap var, kaç kişiyi ilgilendiriyor ve kaç milyarı ilgilendiriyor; bunun da cevabını alsak memnun olurduk!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Valla bir cevap alamadık Başkanım! Bir cevap yok, sorularımızın yanıtı yok! Havada!

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekilleri, ben çok geniş bir şekilde size defalarca söz verdim...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ya, bize soru sordurmadınız mı! Soruları sorduk, cevap alamıyoruz!

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Tamam, cevap verilmiyor!

BAŞKAN - Sayın Grup Başkanına da on beş dakika; ilk on dakika, sonra da beş dakika söz verdim. Bunu şimdi artık uzatmanın da bir manası yok.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Vallahi Başkanım, sabaha kadar da sürse milletin hakkıdır!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, mevzuat anlatıyor ama yanlış anlatıyor!

BAŞKAN - Oylamaya geçeceğiz yani oylamaya geçelim.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Milletin hakkıdır! Sabaha kadar da sürse devam...

BAŞKAN - Bir müsaade eder misiniz, bir müsaade edin.

Çünkü bunu...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Başkanım, siz bize dediniz ki "Soru sorun."

BAŞKAN - Evet.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Biz Grup Başkan Vekiliyiz, diğer sorularımın hepsinden vazgeçtim. 830 milyar liranın kaç lirası 450 bin mağdurun kaç kişisini ilgilendiriyor? Sadece burada cevap istiyorum.

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Önergeyi geri çeksinler Başkanım.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar...

BAŞKAN - Sayın Güler, lütfen, iş gelip burada kilitlendi. Şu soruya, Sayın Ekmen'in de diğerlerinin de ortaklaştığı soruya lütfen cevap verin, kapatalım bu konuyu.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Tamam, evet arkadaşlar, hemen cevap vereyim.

BAŞKAN - Lütfen, buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Ben de sordum Başkanım, lütfen, DEM PARTİ de soruyor.

BAŞKAN - Arkadaşlar, Grup Başkanına söz verdim lütfen.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Bakın, arkadaşlar, şimdi, bu, mevcut bu soru kanunu verdiğimiz tarih itibarıyla olsaydı mevcut 46 bin kişiye yakını normal tasfiyeyle geldi, belki onun içinde de vardı bilemezsiniz. Şimdi, Hedef grup var, o da normal tasfiyeye girebilir. Ben size şunu diyorum: 65 fon içerisinde, yatırım fonu  içerisinde tasfiye edileceklerde valörü sıfır olan, 1 olan, 2 olan; neye göre belirleyeceksiniz? Satış emri gün içinde kalmış, neye göre belirleyeceksin, kıstasınız ne?

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Sıfırı merak ediyoruz, para piyasası fonu olan sıfırı merak ediyoruz, diğerlerini değil.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Para piyasası fonunda ben size mesela 50 bin desem...

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - İnanırız, ne deseniz inanırız, yeter ki bir şey söyleyin.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Arkada bürokrat "250 bin" diyor, 250 bin.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - ...yarın Hedef grup pazarlasa 30 bine düşse bunun bir anlamı yok ki arkadaşlar, bakın mesele şu...

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Abdullah Bey, arkada bürokrat "250 bin kişi." diyor, arkada.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ya, orada siyasi spekülasyon saikiyle mi söylüyor bunu?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sizin bürokratınız mı spekülasyon yapıyor? Kulaklarımla duyuyorum ya, bunların çoğu AKP'li ya.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Arkadaşlar, eksik...  Arkadaşlar, bakın, biz merkezi kayıt kuruluşu içerisinde satış emri dediğimiz neye göre vereceksiniz, 13 Eylüle göre mi, 14 mü, 15 mi, 16 mı? Valör sıfırı, 1'i, 2'yi; neye göre kıstas alacaksın? Yapmayın bunu arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, sayın milletvekilleri, bu konuyu çok uzun uzadıya tartıştık.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yani herhangi bir rakam veremiyorsunuz öyle mi?

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Veremezsiniz ki kıstasınız ne?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Veremezsiniz, anladım, anladım, belli zaten.

ABDULLAH GÜLER (Sivas) - Kıstasınız ne?

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir şey bilmiyorsunuz dolayısıyla.

BAŞKAN - Söz taleplerinizin tamamını karşıladım.

1. Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı:294) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, önergeyle ilgili oylamaya...

(Yeni Parti sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Peki, önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi var, şimdi onu karşılayacağız.

Sayın Günaydın, Sayın Tanal, Sayın Ersever, Sayın Güneşhan, Sayın Tahtasız, Sayın Çan, Sayın Ocaklı, Sayın Torun, Sayın Pala, Sayın Taşkın, Sayın Karabat, Sayın Kayışoğlu, Sayın Arı, Sayın Karagöz, Sayın Ertuğrul, Sayın Öztürk, Sayın Özer, Sayın Meriç, Sayın Özcan, Sayın Arpacı.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

 

1. Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hırsızlığa kaldırılan ellerdir bunlar, resmen yani. Hırsızlığa kaldırılan ellerdir.

HASAN UFUK ÇAKIR (Mersin) - Hırsızlıkta en son konuşacak adamsın!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Mahmut, haddini bil! Mahmut haddini bil!

BAŞKAN - Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hırsızlığa kaldırılan ellerdir bunlar!

BAŞKAN - Kabul edilen önerge doğrultusunda 3'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hırsızlığa kaldırılan elleri görüyoruz biz, resmen!

HASAN UFUK ÇAKIR (Mersin) - Hırsızlıktan en son konuşacak adamsın sen!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Haddini bil, ne alaka!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Tescillendiniz, hırsızlığa el kaldırıldı!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Ne alaka? O sana göre!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - El kaldırıldı hırsızlığa!

BAŞKAN - 4'üncü madde üzerinde 5 önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

(Kâtip Üye Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara tarafından önergenin okunmasına başlandı)

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin..."

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Mahmut, işine bak! Ayıp ya!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hırsızlığı yapanları savunanlar ayıp işliyor!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Sen savunuyorsun, ayıp ayıp!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Sizin yaptığınız ayıp, hırsızlığı savunuyorsunuz! Hırsızlığı savunuyorsunuz!

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Terbiyeli ol!

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Valim, Sayın Valim...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Hırsızlığı savunuyorsunuz. Ahlaklı davranmaya davet ediyoruz!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bakın önergeyi duyamıyoruz, lütfen.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Ahlaklı davranmaya davet ediyoruz!

BAŞKAN - Lütfen, 2 maddemiz kaldı, lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Sayın Valim, sizden rica ediyorum: Şu önergeyi yarın uzmanlarınıza incelettirin ve yarın bana diyin ki "Sen haksızsın Gökhan Günaydın."

BAŞKAN - Sayın Tanal, Sayın Günaydın, lütfen önergeyi duyamıyoruz ama takip edemiyorum; gerçekten zorluk çekiyorum takip etmekte lütfen.

HASAN UFUK ÇAKIR (Mersin) - Memleketi soydunuz belediyelerden!

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar, lütfen 2 maddemiz kaldı; şunu bitirelim.

(Kâtip Üye Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

"...4'üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve   teklif ederiz.

Dilan Kunt Ayan

Sabahat Erdoğan Sarıtaş

Ömer Faruk Hülakü

Şanlıurfa

Siirt

Bingöl

Ferit Şenyaşar

Vezir Coşkun Parlak

Şanlıurfa

Hakkâri"

 

BAŞKAN - Bitti mi? Hiçbir şey duymadım.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECMETTİN ERKAN (Kırşehir) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilan Kunt Ayan.

Buyurun. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, son bir aydır Türkiye gündeminde tartışılan ve yüzbinlerce insanı mağdur eden fon kriziyle ilgili önümüze getirdikleri düzenlemeyi konuşuyoruz. Açıkça söyleyelim, bu düzenleme hiçbir derde deva değil; ağza bir parmak bal çalmaktan öteye gitmiyor. O balda az önce kara çaldınız.

Evet arkadaşlar, bakın, bu fonlara yaklaşık yarım milyon kişi para yatırmış ve kim bu parayı yatıranlar? Bakalım, öyle basına yansıdığı gibi tamamını böyle sırtını iktidara dayayanlar, zenginler, yüksek yerlere dayamış insanlar değil bakın, kim biliyor musunuz bunların büyük bir çoğunluğu? Mağdurların büyük bir bölümü ekonomik kriz karşısında dişinden tırnağından artırarak...

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, çok gürültü var, hatibimizi duyamıyoruz. Başkanım... Duyamıyoruz.

(Uğultular)

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Ama Başkanım, baştan açın olmaz böyle. Geldikleri yok, ettikleri yok, bir de üzerine sabote ediyorlar.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, bakın, 2 maddemiz kaldı, ağız tadıyla şu 2 maddeyi bitirelim, ondan sonra Genel Kurulu kapatacağız. Lütfen, lütfen.

Sayın Ayan, baştan başlayın, buyurun.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Süremi yenileyin bari.

BAŞKAN - Buyurun, baştan.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet arkadaşlar, bu fonlara yaklaşık yarım milyon kişi para yatırmış ve  kim bu yatırımcılar? Öyle basına yansıdığı gibi tamamı sırtını iktidara, sermayedarlara, yüksek yerlere dayamış şanslı bir azınlık mı? Tabii ki hayır. Kim peki bunlar? Mağdurların büyük bir çoğunluğu, ekonomik kriz karşısında dişinden, tırnağından artırdığı 3-5 kuruşu enflasyon karşısında korumaya çalışan insanlardı. Bakın, bizlere onlarca telefon geliyor ya, kimi diyor ki: "Emekli ikramiyemi buraya yatırdım." Kimi diyor ki: "Kıdem tazminatımı yatırdım." Kimi diyor ki: "Düğünden altınlarım gelmişti, buraya yatırdım, enflasyon karşısında erimezsin, 2 kuruş elime geçsin diye." Fakat bir ömür boyunca bu biriktirdikleri parayı geleceğin güvencesi altına saklamak için koyan kişilerin karşısına neyle çıkıyorsunuz şimdi? Pul ettiğiniz yasayla çıkıyorsunuz. Peki, bu insanlar bu fonlara nasıl yönlendirildi biliyor musunuz? Bakın, genç bir mağdur kadın beni aradı, dedi ki: "Vekilim, annemin otuz beş yıllık emekli ikramiyesini bu fona yatırdık. Dedik ki: Belki biraz daha değerlenir, en azından başımızı koyacak bir ev alırız kendimize. Fakat ne oldu? Altına yatırmak istemedik çalınma riski var. Dövize yatırmak istemedik her bir savaşta ya artıyor, ya iniyor, pul olabilir dedik. Buna yatırdık." ve dedi ki: "Buna bizi bir yakınımız yönlendirdi, dedi ki bize: 'Bakanlar, vekiller bu fona yatırıyor. Sadece onlar değil, TRT'de reklamları yapılıyor, her gün TRT'de bununla ilgili haberler yapılıyor.' Biz de güvendik, buna güvenmeyeceğiz de neye güveneceğiz dedik, bu fona yatırdık. Peki, ne olacak şimdi hâlimiz?" diye soruyor. Ben de bize bu yasayı getirenlere soruyorum: Ne olacak mesela bu kadının durumu? Bu mağduriyetleri nasıl gidereceksiniz? diye soruyorum size.

Yine, önümüze getirdikleri yasaya bakıyoruz. Sanki bu yasayla mağduriyetler giderilecekmiş, sanki bununla sorumlular hesap verecekmiş, sanki insanların kayıpları eksiksiz bir şekilde karşılanacakmış gibi bir algı yarattınız. Yine, insanlara yeni umutlar verdiniz, vaatler dağıtıyorsunuz ama kazın ayağı öyle değil. Bakın arkadaşlar, 4'üncü maddeyle ilgili az önce Grup Başkanı da ifade etti ama öyle değil, ifade edeceğim. Üzülerek söylüyorum ki bu yasanın gelmesini bekleyenlere söylüyorum maalesef ki reklamlarını yapmış oldukları gibi maalesef karşılanmayacak sizin sıkıntılarınız. Basında, sosyal medyada, her yerde dediler ki: "1 milyon ödenecek." bu bilgiyi yaydılar. Sonra bakıyoruz, ortada 1 milyon bile yok. Bakın, ne var biliyor musunuz 4'üncü maddede? Yatırımcılara deniyor ki: "1 milyona kadar öderiz ama kasada para olursa öderiz." Yine, ne deniyor bununla ilgili olarak? Diyor ki: "Bu fonlarda kazanç elde edenlere isteğe bağlı bunu iade edebilirsiniz." Bakın isteğe bağlı bir şekilde söylüyor bunu. Onunla onun vicdanına kalmış, hani isterse verir, isterse vermez. Peki, ben size soruyorum ya: Kredi kartı borcu için cebri icra yapan zihniyet ve sistem, yine elektrik faturasını ödemediği için trafosunu kaldıran, haczeden sistem böyle bir hukuk sisteminde pardon da fon hırsızlarının indiragandi etmiş olduğu paralara neden cebri icra yapmıyor da "Eğer isterseniz iade edin." diyor. Peki, ne diyor aynı zamanda? "Ya, biz bu minnoşlara dokunmayalım, siz gelin, iade edebiliyorsanız edin ama etmezseniz de yüzümüzü kara çıkarmayın bunlara karşı." diyorsunuz. Yani öyle anlattıkları gibi "1 milyon para ödenecek, yok efendim, bunlar hesaplara yatırılacak, mağduriyetler giderilecek." külliyen yalan ve hikâyeden ibaret. Evet, arkadaşlar, bu yaşananların tamamı bu AKP iktidarının ürünüdür, başka da açıklaması yok. Bakın, SPK, yahu, siz bu ülkenin en köklü ve prestijli kurumuydunuz ya, şimdi ne diyorsunuz biliyor musunuz? Sanki bu insanlar at yarışı oynamış ya, sanki horoz dövüştürmüş, sanki tombala çekmiş gibi diyorsunuz ki: "Vay efendim, bu fonlara bu paraları niye yatırdınız? 1'e 10 veren fonlara niye paralar yatırdınız?" diye bir de utanmadan, sıkılmadan bu insanları suçluyorsunuz, olacak iş değil yahu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, biz bir daha söylüyoruz, bu fonları listeleyen siz, bu fonların reklamını yapan siz, çanak çömlek patlayınca sorumluluk almayan yine siz, utanmanız yok, ne desek boş size.

Evet, arkadaşlar, biz buradan açıkça söyleyelim, herkes bilsin ki bu halkın elinden, cebinden çekilip alınan her bir kuruşun hesabını sizlere sormaya devam edeceğiz. Bir gecede "İnek içti, dağa kaçtı, dağ yandı, bitti, kül oldu." demenize izin vermeyeceğiz. Bu paralar püf olmadı, nereye gittiğini siz de çok iyi biliyorsunuz, biz de çok iyi biliyoruz ama biz bunun hesabını sizlere sormaya devam edeceğiz. Bu halkın birikimini kim aldıysa, kim buna göz yumduysa, kim denetim görevini yerine getirmediyse hesap vermek zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

DİLAN KUNT AYAN (Devamla) - Tüm mağdur yatırımcıların yatırdığı paralar iade edilene, zararlar adil ve eksiksiz biçimde giderilene kadar bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Bu da böyle bilinsin. (DEM PARTİ ve Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin (2)'nci fıkrasında yer alan "net yatırım tutarının endeksleme uygulanmaksızın bulunan kısmını" ibaresinin "net yatırım tutarını" olarak değiştirilmesini ve fıkranın ikinci ve üçüncü cümlelerinin madde metninden çıkarılmasını, (3)'üncü fıkrasında yer alan "mevcut nakitten mümkün olan en fazla sayıda fon pay sahibinin tam yararlanması amacıyla, net yatırım tutarı en düşük olan fon pay sahibinden başlanmak suretiyle ödeme yapılmasına ve/veya" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve (4)'üncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Gökhan Günaydın

Cavit Arı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

İstanbul

Antalya

Manisa

Seyit Torun

Mahmut Tanal

Tahsin Ocaklı

Ordu

Şanlıurfa

Rize

 

 

Özgür Karabat

 

 

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - "Fon kanunu" diye bilinen kanun teklifinin 4'üncü maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Söz aldığım, tartıştığımız bu 4'üncü madde neyi düzenliyor? Net yatırım tutarı, ara ödeme ve nihai ödeme hususlarında birtakım düzenlemeler getiriyor yani şu anda mağdur ettiğiniz 100 binlerce insanın en fazla merak ettiği konulardan bir tanesi bu. Yani ödeme ne şekilde yapılacak, ne zaman yapılacak, ne kadar ödeme yapılacak? İşte, bunların cevapları bu 4'üncü maddede. Bu kanun teklifi Meclise gelmeden önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz şunu söylemişti: "Teklif yasalaşırsa ekim ayında 1 milyon liraya kadar anapara ödemeleri yapacağımızı öngörmekteyiz." Biraz evvel teklifi Meclise getiren grup başkanı da "1 milyon lira para ödeyeceğiz." dediler yani 800 bin, 900 bin, 1 milyon liraya kadar yatırımı olan insanlar şunu anlıyorlar: "Biz bu paralarımızı alacağız ekim ayında." ancak bu kanun teklifi bunu söylemiyor yani 600 bin lira, 700 bin lira, 800 bin lira, 900 bin lira, 1 milyon lira parası olan insanlar bu kanun teklifi eğer yasalaşırsa bu paraları alamayacaklar, bu paraları alamayacaklar. Koca bir yalandan bahsediyoruz hâlen daha aynı yalan ısrarla devam ettiriliyor. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

Peki, ne olacak, nasıl olacak bu durum? Şimdi, öncelikle bir net yatırım tutarı tespit edilecek, fona para yatırmış, süreç içerisinde para çekmiş olanların çektiği para yatırdığı paradan düşülecek ve net bir yatırım tutarı ortaya çıkacak yani 1 milyon lira yatırmış, 500 bin lira çekmiş, net yatırım 500 bin lira yani 500 bin lira üzerinden hesap görülecek. Daha sonra bir ara ödeme yapılacak, peki, ne kadar ödenecek? Fon da ne kadar varlık kaldıysa, milleti dolandıran bu fon hırsızlığının sahiplerinin ne kadar varlığına müsadere edildiyse, bir de bizim "tövbe hesabı" dediğimiz isteğe bağlı iade hesabında ne kadar para biriktiyse işte bunlar ödenecek. Yani Sayın Şimşek'in dediği gibi, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı: "Fondaki kaynağın durumuna göre, elverdiğince." ve en güzel açıklaması şu: "Çok büyük ihtimalle, bir ihtimal." Yani bizleri buradan seyreden 100 binlerce insana seslenelim: Ne kadar para alacaksınız, alabilecek misiniz? Çok büyük ihtimalle bir ihtimal. Yani biraz evvel Gökhan Başkanın dediği gibi, bir bardak soğuk su içilecek. Şimdi, 1 milyon lira senin yatırım var, belki eline 200 bin lira, 300 bin lira para ya geçecek ya da geçmeyecek. Peki, ev parasını, araba parasını, şirketindeki fazlalık parayı, maaş parasını yatırmış, milyonlarca lira yatırmış birikim sahibi insanlar paralarını alabilecekler mi? Alamayacaklar. Ne zaman alacaklar? Onlar da belli değil. Çok büyük ihtimalle bir ihtimal paralarını alabilecekler.

Ayrıca, bu tartıştığımız kanun teklifinde isteğe bağlı bir iade kavramı var, tam bir garabet. Bakın, bir hukuk devletinde, böyle bir Mecliste bu konuların tartışılmaması lazım. Bu konuda Sayın Şimşek açıklama yaptı, şunu söylüyor: 10 milyon ve üzeri net getirisi olanlar var, bunların sayısı birkaç yüz şirketmiş. Bir de kişiler varmış, kim bunlar? Sayıları belli değil. Bunlar davet edilecek, bunların durumu, bunların manipülasyonlara iştirak durumu değerlendirmesi varmış; gönüllü iade ederlerse sorun yokmuş ama etmezlerse hukuki süreç işletilecekmiş. Şimdi, bu firmalar, bu şahıslar suçlu mudur, değil midir? Bu insanlar, bu şirketler manipülasyona iştirak ettilerse suçludurlar, eğer suçlu iseler SPK 107 diyor ki: "Bu kişilerin etkin pişmanlıktan faydalanabilmeleri için ödemeleri gereken tutar sağlanan menfaatin 2 katı." Sen yasayı uygulamıyorsun suçluysa bunlar. Şimdi, burada ne diyorsunuz biliyor musunuz esasında? "Gönüllü verirsen hukuki süreç başlatmam." Dediniz ki bize: "Bu kanun teklifinde af yok." İşte, size bal gibi af. Ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Yaptığınız şey şu: "Çalınan paraları şuraya koyun kardeşim, ben size bakmayacağım." diyorsunuz, yaptığınız şey bu. Hayır, bu insanlar suçlu değilse neden gönüllü olarak paralarını iade etsinler ki?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) - Bir insan suçlu değilse neden gönüllü olarak kazandığı parayı geri versin? Eğer vermiyorsa bu insanlar "Ben suçlu değilim kardeşim, ben bu parayı vermiyorum." dediği zaman nasıl olacak da hukuki süreci başlatacaksınız?

Şirketlerden bahsettiniz, mesela bir şirket, isimler falan yok ama çıktı. Mesela, Sayın Mehmet Şimşek'in bakanlık öncesinde yedi yıl boyunca çalıştığı uluslararası bir firma var. Bu firma da bu soygunda adı geçen Destek Faktoringte, Özata Denizcilikte, Katılımevim hisselerinde yoğun bir şekilde alım satım işlemleri yapmış, çatırtı kopmadan önce de 8 milyar lira parayı cebine koymuş ve gitmiş. Şimdi, ne yapacaksınız, bunu çağıracak mısınız Sayın Mehmet Şimşek? "Getir bu 8 milyar lirayı." diyecek misiniz? "Gönüllü vermem." derse ne yapacaksınız? İşte, tartıştığımız şey tam olarak da bu garabet.

Teşekkür ediyorum. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "tasfiye tarihine kadar" ibaresinin "fon pay sahibine fiilen ödemenin yapıldığı tarihe kadar," (2)'nci fıkrasının üçüncü cümlesinin ise aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Fon pay sahiplerine yapılacak ara ödeme tutarı, para piyasası niteliğindeki fonlar hariç olmak üzere, ara ödeme tutarının hesaplandığı tarihten bir önceki gün sonu itibarıyla hesaplanan, ilgili fon pay sahibinin hesabında bulunan fon katılma paylarının toplam değerini aşamaz. Net yatırım tutarı 1.000.000 Türk lirasının üzerinde olan yatırımcılara yapılacak ilk ara ödemenin ardından; fon tasfiye malvarlığı ve geri kazanım hesabına nakit intikal ettikçe, Kurulca belirlenecek takvim çerçevesinde en geç altı aylık dönemler itibarıyla oransal ilave ara ödemeler yapılması zorunludur."

Cevdet Akay

Yüksel Mansur Kılınç

İlhami Özcan Aygun

Karabük

İstanbul

Tekirdağ

İnan Akgün Alp

Semra Dinçer

Ömer Fethi Gürer

Kars

Ankara

Niğde

Gülizar Biçer Karaca

Jale Nur Süllü

 

Denizli

Eskişehir

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Jale Nur Süllü.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kimilerinin "asrın vurgunu", kimilerinin ise "yüzyılların soygunu" olarak adlandırdıkları siyaset ve bürokrasi ile sermayenin iç içe geçmesiyle işlenen bir suçtan doğan mağduriyetleri güya gidermek üzere tartışmalı bir kanunu görüşüyoruz. Üzerine söz almış olduğum 4'üncü madde ise kanunun en tartışmalı maddelerinden sadece biri.

4'üncü maddeyle, fonların tasfiye sürecinde net yatırım tutarı, ara ödeme, nihai ödeme, geri kazanım hesabı ve olağanüstü kazançlardan isteğe bağlı iade esasları düzenlenmektedir ancak hak kaybına uğrayan vatandaşlarımız ve piyasaların umutla beklediği çözüm ne yazık ki bu madde içeriğinde yer almamaktadır. Tam tersine, düzenlendiği söylenen tüm esaslarla ilgili belirsizlikle dolu fıkralar içermektedir.

Madde metninden anlaşılacağı üzere, yeterli miktarda kaynak oluşması hâlinde mağdurlara ödemeler gerçekleştirilebilecek, mağdurların paralarını geri alabilmeleri fonların mal varlığı, gönüllü iade ve mal varlıklarına el konulmasıyla oluşturulacak kaynakla sınırlıdır. Kaynakta yeterince para birikmemesi hâlinde üçüncü fıkrada açıkça ifade edildiği gibi, nakit yetersizliğinde küçük yatırımcılara öncelik verileceği düzenlenmektedir.

Biraz önce AKP'nin Sayın Grup  Başkanı "1 milyona kadar herkese para ödenecek." dedi. Bu külliyen yalan, külliyen doğru değil. Bakın, bundan nutuklarla söz ettiler, gazete manşetlerine taşıdılar ama bu doğru bir bilgi değil. Bu madde özellikle 1 milyon lira altı ara ödemelere ilişkin yatırımların, mağdur vatandaşların mağduriyetini karşılayacak güvenceler vermemektedir.

Ödeme için yeterli kaynak bulunmaması hâlinde vurgunun başsorumlusu olan SPK tarafından belirlenecek asgari miktar mağdurlara ödenecektir. Örneğin, mağdur yatırımcı fona 1 milyon lira yatırmışsa ve biriken fon yeterli değilse, SPK tarafından yüzde 20'sinin ödeneceğine karar verilmişse bu durumda yatırımcı sadece 200 bin lirasını geri alabilecektir. 1 milyon üstü yatırımcının ise durumu daha da vahim ve bilirsiniz. Üstelik net yatırım tutarının enflasyona karşı güncellenmesinde tasfiye tarihindeki enflasyonun baz alınması hükme bağlanmış, tasfiye işleminin gerçekleşme süresi vatandaşın eline ara ve nihai ödemenin geçeceği tarih ise hiç belli değil. Geçecek olan sürede ise mağdur yatırımcının ikinci bir hak kaybına uğramaması için fiili ödeme tarihindeki TEFE, Yurt içi TÜFE ortalamaları esas alınarak enflasyon hesabı yapılmak zorundadır. İsteğe bağlı iadenin düzenlendiği dördüncü fıkrayla asrın vurgunundan fahiş kazançlar elde edenlere "Gönlünüz isterse iade edin." denilerek, Meclis iradesiyle kılıf uydurularak ikinci bir ödül verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, siyasi uzantıları olan denetim ve gözetim görevini yerine getiremeyen kurumların göz yumduğu bu vurgunda gönüllü iadeyle vurguncuların ödüllendirilmesi asla kabul edilemez. Fahiş ve haksız elde edilen kazançların diğer fonlardan elde edilen kazançların ortalaması gibi makul hesaplamalar sonrası fona iadesi zorunlu hâle getirilmelidir. Ayrıca, madde metninde düzenlendiği üzere haksız ve olağan dışı elde edilen kazancın tespit yetkisi vurgunun sorumlularından SPK'nin takdirine bırakılarak âdeta FETÖ borsası gibi bir fon borsası oluşturulmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Vurguna göz yuman kuruma, vurgundan kaynaklanan sorumluların, daha doğrusu sorumluluklarını, kendilerini aklama yetkisi verilmektedir yani bizi arayan binlerce yurttaşın ifadesiyle kurda kuzu emanet edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) - 4'üncü maddedeki belirsizlikler, neden olabileceği ikincil hak kayıpları ya da ikincil ödüllendirmeler, vurgundan sorumlu idare olan SPK'nin sorumluluk almaması ancak tanınan geniş yetkiler, çelişki ve sorunlar beş dakikalık konuşmaya sığdırılamayacak kadar çoktur. Özetle, bu kanunun beklentilere yanıt vermediğini, hak kayıplarının karşılanması için güvence oluşturulmadığını söylemek zorundayız. Hatta az önce verilen önergeyle, bakın, SPK Kanunu 79'uncu maddeyle 200 bin kişinin mağduriyetine mağduriyet eklenmiştir. Biliyoruz, mağdur yatırımcının derdine deva olmayacak bu yasa Cumhur İttifakı'nın oylarıyla geçecek ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ısrarla çözüm önerilerinin olacağı, ortak akılla çözümlerin belirleneceği bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını öneriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 4'ncü maddesinin (4) üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz:

"(4) Kurulun 17/9/2026 tarihli kararları ile tasfiyesine karar verilen fonlarda, her bir fon için kurulduğu tarihten tasfiye kararına kadar geçen süre içinde gerçeğe aykırı veya olağan dışı değerler üzerinden katılma paylarını fona iade etmek suretiyle fondan çıkış yaparak kazanç elde etmiş kişilerden bu suretle sağlanan haksız kazançların iadesi zorunludur. İade edilecek tutarın tespitinde ilgilinin fona fiilen yaptığı yatırım tutarı ile fonda kalmış süre dikkate alınarak, fon unvanı esasıyla aynı yatırım stratejisi kategorisinde kabul edilen yatırım fonlarının yıllık ortalama getirisi baz alınmak suretiyle Kurulca belirlenecek emsal getiri tutarını aşan kısımlar esas alınır. Emsal getirinin belirlenmesinde, tasfiye kapsamındaki fonların getirileri hesaplamaya dâhil edilmez. Bu fonların malvarlığında yer alan ve fiyatlarının gerçeğe aykırı olarak oluştuğu Kurulca tespit edilen paylardan anılan süre içinde kazanç elde eden kişilerce, söz konusu paylardan elde edilen getirinin, payın elde tutulduğu dönemde ilgili payın dâhil olduğu endeksin ve/veya Kurulca belirlenecek diğer objektif piyasa ölçütlerinin getirisi esas alınarak hesaplanan olağan getiriyi aşan kısımları da iadeye tabidir. Bu kapsamda tespit edilen haksız kazanç tutarlarının ilgili kişilerden tahsili amacıyla tasfiyeyle görevli kuruluşlar veya TMSF tarafından genel hükümlere göre dava açılır ve bu davalar 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde öncelikle takip edilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin emsal fon grubu, hesaplama dönemi, yıllık ortalama getiri, iade edilecek tutarların tespiti ve dava süreçlerine ilişkin usul ve esaslar Kurulun görüşü alınarak TMSF tarafından belirlenir."             

Hasan Toktaş

Mehmet Satuk Buğra Kavuncu

Yüksel Arslan

Bursa

İstanbul

Ankara

Şenol Sunat

 

Selcan Taşcı

Manisa

 

Tekirdağ

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak)   - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Hasan Toktaş.

Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Türk ekonomisi cumhuriyet tarihinin en rezil dönemlerinden birini ve hatta en rezil dönemini yaşamaktadır. İktidar milletvekillerine sormak istiyorum: Türkiye'yi bir organize suç örgütü yönetiyor olsaydı böyle bir soygun planı yapabilir miydi sizce? Evet, sorumu tekrar etmek istiyorum: Türkiye'yi bir organize suç örgütü yönetiyor olsaydı böyle bir soygun planı yapabilir miydi? Asla yapamazdı, yapsa bile böyle büyük bir soygun planı yapamazdı. Bu sebeple ekonomi tarihimizin en rezil dönemi diyorum sayın milletvekilleri. Bu olayı bir fon krizi olarak tanımlayamayız; küçültmeye, daraltmaya ve hatta Meclisten kaçmaya çalışarak düpedüz kamu gözetiminde yapılan arsız, azgın ve acımasız bu soygunun sorumluluğundan kaçamazsınız. Bir aşk hikâyesi, bir adalet ve kalkınma hikâyesi yazmak üzere yola çıkanların günün sonunda boğazına kadar pisliğe battığı yüzyılın vurgun hikâyesidir bu. Soyulan vatandaştır, itibar kaybeden ise sermaye piyasaları ve Türk ekonomisidir. Bu hikâyenin yazanı da oynayanı da sizin iktidarınızdır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ya "İçkiden sakının çünkü bütün kötülüklerin anasıdır." diye, işte tıpkı öylece diyorum ki: Bu arsız, azgın ve acımasız soygunun anası da babası da yol vereni de yön vereni de AK PARTİ olduğu hâlde sorumluluktan kaçmaya çalışıyorsunuz, halk tabiriyle deli numarası yapıyorsunuz.

Tam bir yıl önce Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu açık bir şekilde ikaz ettiği hâlde sizler bu yolsuzluklara, SPK'nin göz yummasına, Borsa İstanbulun göz yummasına...  Siz ise görmezden gelmişsiniz. Şimdi de bu yolsuzluğa karşı Grup Başkan Vekiliniz diyor ki: "Bu hırsızların vebalini biz taşıyamayız." Allah aşkına, siz milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz? Tabii ki bu vebal sizindir ve siz taşıyacaksınız. Siyasi sorumluluğunuzun farkında olacaksınız ve hesabını siz vereceksiniz.

Samsun'da çocuklarını doyurmak için marketten peynir ve salam çalan işsiz vatandaşımızı kelepçe takarak gözaltına aldınız ama kaynağı belirsiz 163 milyon lira yatırarak 2 milyar kazanan Fatma Betül Sayan Kaya'ya WhatsApp'tan çıkarma cezası veriyorsanız siz, milletin aklıyla alay ediyor, deli numarası yapıyorsunuz. Çalınanı çalana denetlettirip problemin kaynağı olan kurumları ve siyasileri çözümün parçası yapan siz, milletle alay ediyor ve deli numarası yapıyorsunuz.

"Ucu nereye varırsa varsın, kime dokunursa dokunsun sonuna kadar üzerine gideceğiz." diyorsunuz ya, oğluyla ilgili mahkemeyle tedbir kararı alındığı hâlde yirmi beş dakikada aksi bir karar alınarak kaldırılan Hayati Yazıcı'yı hemen ertesi gün, 1 Ekimde Meclisin açılışına getirip milletin gözüne soka soka şu koltuğa oturtan siz, milletin aklıyla alay ediyorsunuz, deli numarası yapıyorsunuz. Adalet dağıtmakla mükellef olan Adalet Bakanı Akın Gürlek, milletin parasını fonlayanlar için sanki hayır yapıyorlarmış gibi "Gönüllü iade hesabı açtık." diyorsa eğer, milletin aklıyla alay ediyor, deli numarası yapıyorsunuz.

Evet, siz, açık, şeffaf ve adil olmadığınız müddetçe ne yaparsanız yapın aziz Türk milleti biliyor geminin su aldığını, biliyor zarların hileli olduğunu, biliyor ve görüyor kaptanın yalan söylediğini.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın lütfen.

HASAN TOKTAŞ (Devamla) - Ezcümle, nur içinde yatsın, merhum Erbakan Hocamız hayatta olsaydı bu kürsüden AK PARTİ sıralarına dönüp size ne derdi biliyor musunuz? "Sizi gidi foncular sizi!"

Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge

kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 4'üncü maddesinin birinci fıkrasındaki "hesaplanır" ibaresinin "hesap edilir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Selçuk Özdağ

Sadullah Ergin

Hasan Karal

Muğla

Ankara

İstanbul

Sadullah Kısacık

İdris Şahin

 

Adana

Ankara

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Sadullah Kısacık.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

SADULLAH KISACIK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bir gece yarısı operasyonuyla para blokelilerin alacaklarını, SPK 79'uncu maddeye göre alacaklarını iptal etmek bu yüce Meclisin itibarına hiç yakışmıyor arkadaşlar, hiç yakışmıyor bakın. Şimdi, Sayın Güler biraz önce anlattı ama belgeleriyle gün gün kronolojiye bir bakalım. Bakın, tarih 14 Eylül 2026 Pazartesi, herhangi bir fon temerrüde düşmemiş, herhangi bir açıklama yok, sadece Tera demiş ki: "Ben Pusulayı aldım." Emre Tezmen sosyal medyada krallar gibi, "Yaşa Tezmen, yaşa Tera!" "İşte bak, Türkiye'nin millî, yerli yatırım firması, işte bu!" "Yerli BofA!" "Uçuyor adam!" 14 Eylül günü. İşte vatandaş, Pusulada PRY fonunu -para piyasası fonu ha, para piyasası, nakit, borsadan bahsetmiyorum- 14 Eylülde satış emri vermiş bakın, belge, 11.07'de "Emir alındı." demiş yatırım şirketi. 14 Eylül 2026 yine aynı bakın, TEFAS "Eşleşti." demiş. "Eşleşti." ne demek? TEFAS niye var? Demiş ki yani "Senin bu satışının karşılığı var." 14 Eylülde satmış, parasını bekliyor; 14.00 olmuş, yok; 15.00 olmuş, yok; saat 16.00 olmuş, yok; saat 17.00 olmuş, yok; saat 18.00 olmuş, yok; akşam olmuş; Pusula diyor ki: "Ben temerrüt açıkladım." Ya, adam sattığında sen temerrüt açıklamış mısın kardeşim? Yok. Saat 11.00'de satmış, TEFAS'ta eşleşmiş, temerrüt açıklamış mısın? Yok. E, tamam. Aha bu da Teranın fonu! 16 Eylül Çarşamba yine "Yaşa Tera!" işte, Emre  Tezmen yine sosyal medyada kahraman. Vatandaş fonunu satmış -yine para piyasası fonu, borsa değil, para, nakit, nakit; mevduat, nakit, tık, T+0; aynı gün para ödenir, sabah satarsanız aynı gün para ödenir, hesabınıza anında geçer. Satmış adam, işte belgesi hem de MKK'den. Adam bekliyor, bekliyor, yok. 16'sı akşamı bir haber daha geliyor. Ne oldu? Tera temerrüde düştü. Yatırımcının suçu var mı? Yok. Yatırımcı bunu sattığı zaman Tera temerrüt açıklamış mı? Hayır. Peki, SPK 79 ne diyor? Kanun ya, Sermaye Piyasası Kanunu madde 79 diyor ki: "Sermaye piyasası araçlarının takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri, merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin geçici ya da sürekli olarak durdurulması, idari ve adli merciler nezdinde tasfiye işlemlerine başlanması durumu da dâhil olmak üzere, geri alınamaz ve iptal edilemez." Buna takasın kesinliği denir. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Ya, SPK sınavlarına giren herkes bunu bilir kardeşim ya! Ya, yıllarca hocalar bunu anlattı, yıllarca bu ülkede üniversitede takasın kesinliği anlatıldı ya! Şimdi, biz bu Mecliste bunu tartışıyoruz. Yazıklar olsun!

Peki, SPK ne dedi? 17 Eylülde dedi ki SPK -kendi bülteni işte- zaten bu kanuna uygun olarak SPK dedi ki... Bakın, ne diyor? "İhbarlı fonlar için 17/9/2026 saat 13.30'dan sonra iletilen emirler tasfiyeye alınıyor ama tasfiye kararı verilen fonlardan Takasbank, TEFAS platformu üzerinden fon satım emri verilen ve gerçekleştirilmeyen iade talimatları karşılığında oluşan tutar fon hesabına borç olarak tahakkuk edilir ve banka tarafından yukarıdaki 5 no.lu maddede yer verilen yöntemlerle elde edilen nakit öncelikli olarak bu borçlar ödenir." diyor. Siz diyorsunuz, siz diyorsunuz. İşte, bültende yayımlamışsınız, diyorsunuz ki: "Biz 13.30'dan yani 17 Eylül 13.30'dan önce verilenleri ödeyeceğiz." Siz demişsiniz. Sonra bir daha bülten yayınlıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Biz bunu iptal ettik. Tüm emirler iptal." Şimdi, arkadaşlar, bakın, böyle olmaz. Bu devlet ciddiyetine yakışmaz. Ya, siz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Kiminkini ödedin? 650 milyar ödeme yapıldı orada, 650 milyar. Kiminkini ödedin acaba? O listeyi bir açıklasalar ne güzel olur.

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

SADULLAH KISACIK (Devamla) -  Değerli arkadaşlar, bakın, bu belgeler bana yeni geldi, hemen çıktı aldık. Ya, millet var ya bu saatte televizyonun başında. Bu vatandaşa yazık ya! Ya bu vatandaşın duygularıyla oynamayın ya, yazık ya! Vermeyecekseniz, deyin ki: "Biz bu paraları veremiyoruz." Ama yazık yani ilk önce "Para blokeliler verilecek." dediniz, sonra "1 milyon verilecek." dediniz, millet bunu bekliyor ya. Ben Plan ve Bütçeye dedim ki: "Bu para blokeliler içerisinde şüpheli işlemler olabilir, önceden haber alanlar olabilir. Gelin SPK'ye yetki verelim, SPK bunu ayırsın, 'Bak, burada şüpheli bir şey var, ben bunu ödemiyorum.' desin, para blokeli olsa bile desin ki SPK: 'Ben bunu ödemiyorum.'" Ben bunu Plan Bütçede önerdim ama para blokesini yok sayamazsınız değerli arkadaşlar, bu kanunla verilmiş hak ya, hak. Yani bakın, bunu yaparsanız biz bunu uluslararası piyasalara anlatamayız, anlatamayız, kimse buraya para getirmez değerli arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bu gidişle Endonezya oluruz!

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4'üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4'üncü madde kabul edilmiştir.

5'inci madde üzerinde 5 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi ve madde metnine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(4) Kurulun bildirimi üzerine sorumluların malvarlığından geri kazanım sağlanması amacıyla, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında TMSF tarafından tahsil ve takip işlemleri başlatılır. TMSF takip işlemlerinde, 6183 sayılı Kanun hükümlerini ve 19/10/2025 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 132, 134, 136, 137, 138, 140 ve geçici 27'nci maddeleri hükümlerini uygulama yetkisini haizdir. Bu fıkra kapsamında açılacak davalarla ilgili olarak İstanbul İdare mahkemeleri yetkilidir."

"(5) 6362 sayılı Kanun uyarınca fon malvarlığının saklanması ve gözetimi ile görevli olan portföy saklama kuruluşları; fon portföy sınırlamalarının aşılması, fon varlığından mevzuata aykırı kaynak çıkışlarının engellenmesi hususlarındaki gözetim, kontrol ve saklama yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde, fon malvarlığından karşılanamayan fon kayıp ve zararlarından kurucu ve portföy yönetim şirketi ile birlikte müteselsilen sorumludur."

 

Cevdet Akay

Yüksel Mansur Kılınç

Gülizar Biçer Karaca

Karabük

İstanbul

Denizli

 

 

 

İlhami Özcan Aygun

Semra Dinçer

İnan Akgün Alp

Tekirdağ

Ankara

Kars

Ömer Fethi Gürer

 

 

Niğde

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kars Milletvekili Sayın İnan Akgün Alp. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu görüşmekte olduğumuz kanun teklifi, bu saate kadar 10 binlerce davalık bir yargı yükü öngören bir düzenlemeydi, gece yarısı verilen teklifle artık 100 binlerce davalık bir yargı yükü öngörmeye başlamıştır. Teklif bu şekilde yasalaşırsa nasıl davalar açılacak ve zarar mahkeme kararlarıyla nasıl kamunun üzerinde bırakılacak, birkaç örnekle açıklamak istiyorum.

Birinci örneğimiz şu: Eğer görüşmekte olduğumuz 5'inci maddeyle SPK bir şirket yöneticisini zarardan sorumlu tuttu diyelim, TMSF de tahsilata başladı. O yönetici yaptığı işlemin hukuka uygun olduğunu ve zarardan sorumlu olmadığını ileri sürmeyecek mi bir davayla? Kendisi hakkında verilen idari işlemin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için yargıya başvurmayacak mı? Emin olun, hepsi başvuracak. Bakın, bir de bir diğer örneği daha vereyim: TMSF'nin takip ettiği mal varlığı üzerine başka alacaklıların veya üçüncü kişilerin ipotekleri, hacizleri, teminatları olabilir mi? Pek tabi olabilir. Bu hakların bulunması hâlinde hak sahipleri haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yeni davalar açabilirler mi? Pek tabii ki açabilirler, on binlerce bu şekilde davaya maruz kalacağız. Bir başka örnek daha vereyim: Zarar gören iki yatırımcı düşünün; bunlardan birisinin fonu kanun yürürlüğe girmeden önce tasfiye edilmiş, diğerininki edilmemiş olsun. Farklı hukuki rejimlere tabi tutulduklarını iddia ederek bunlar "Eşitlik ilkesine aykırı işlem yapıldı." diye dava açmayacaklar mı? On binlerce bu şekilde dava açılacak ve emin olun yıllarca sürecek, AİHM'in önüne kadar gidecek bir dava yüküyle karşı karşıya kalacağız. Bir örnek daha vereyim: Vatandaş kendi hesabına göre zararını 2 milyon lira, SPK da belirlediği yöntemle 1 milyon lira hesaplanmış olsun; mümkün mü? Mümkün. Bu vatandaşlar bu hesaplamaya itiraz etmeyecekler mi? Alacak ve tazminat davaları açmayacaklar mı? On binlerce bu şekilde dava açacak sayın milletvekilleri. Yine bir örnek daha vereyim: 6'ncı madde kapsamında bir taşınmaz yargılama tamamlanmadan satıldı diyelim, bunu öngörüyorsunuz, sonradan da farklı mahkeme bu taşınmaz hakkında bir karar verdi. Acaba bu taşınmazın eski sahibi uğradığı zararı devletten istemeyecek mi? Devlete karşı tazminatlar gündeme gelmeyecek mi? On binlerce bu şekilde dava gündeme gelebilir sayın milletvekilleri.

Az önce bir önerge verdiniz, bu önergeyle fonun temerrüdü veya katılma payı fiyatının açıklanmaması nedeniyle gerçekleştirilmeyen talimatlar bakımından katılma payları bloke edilenleri de pay sahibi sıfatıyla tasfiye hükümlerine tabi kıldınız. Az önce Sayın Kısacık isabetle açıkladı, ben de tekrar ediyorum, 6362 sayılı Kanun'un bir maddesinden sizlere okuyacağım sayın milletvekilleri: "Sermaye piyasası araçlarının takas talimat ve işlemleri ile ödeme işlemleri -takası da talimatı da ödemeyi de sayıyor- merkezî takas kuruluşlarının üyelerinin faaliyetlerinin geçici ya da sürekli olarak durdurulması, idari ve adli merciler nezdinde tasfiye işlemlerine başlanması durumu da dâhil olmak üzere, geri alınamaz ve iptal edilemez." Siz ne yapıyorsunuz? Siz az önce geri aldınız, işlemi iptal ettiniz, takas talimatını iptal ettiniz. 200 bin kişiyi ilgilendiriyor, açık hüküm. Bu açık hükme rağmen az önce düzenleme yaptınız gece yarısı. Bu, çok açık bir hukuka aykırılıktır. Bakın, Türkiye'nin hepsi bugün bunu izliyor, yüz binlerce kişiyi ilgilendiriyor, bütün hukuk camiası bunu izliyor. Sayın milletvekilleri, çok yanlış oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Bütün bu tartışmalar, bütün bu kısır tartışmalardan ayrı düşünün, bir an için soğukkanlı düşünün; Türkiye'nin en tecrübeli hukukçuları var bu salonda, uzmanlar burada, Komisyon burada, açık hükme rağmen düzenleme yaptınız.

Sayın milletvekilleri, bu hâliyle siz bir tasfiye kanunu çıkarırsınız ama vatandaşın karşısına da yeni bir dava ve tazminat krizini çıkaracağınızı öngörüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizi bu konuda uyarıyoruz. Bir hususu daha dikkatinize sunmak istiyorum müsaade buyurursanız.

Sayın milletvekilleri, şimdi, dünden beri yürütülen tartışmaları da fon krizinin yalnızca manipülatörlere, bazı portföy yöneticilerine ya da bireysel yatırımcıların tutumlarına indirgemeyelim. Bize göre fon krizinin sadece kişilere indirgenmesinin çok ciddi sakıncaları olacak. Bakın, bütün dünya Türkiye'nin bu krizi nasıl çözeceğini takip ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Bütün uluslararası analizleri okuyoruz birkaç gündür. Bütün dünya "Türkiye bu işin altından nasıl kalkacak?" diye başlıyor. Eğer siz böyle yaparsanız, gece yarısı bu tür düzenlemelerle bu işi kotarmaya çalışırsanız veya krizden sadece birkaç kişinin tutuklanmasıyla bu krizi kotaracağınızı zannedebilirsiniz ama dünya düzenleyici sistemin ne kadar güvenilir olduğuna bakıyor. Bu düzenleyici sistem içerisinde yasama da var, çıkaracağımız kanuna bakıyor bu tasfiyeyi nasıl yapacağız diye.

(AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Bu nedenle, kahkaha atan sayın milletvekilim, bak, Türkiye perişan burada, dinlemiyorsun, kahkahan buradan duyuluyor.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ayıp ama ayıp!

İNAN AKGÜN ALP (Devamla) - Yüz binlerce insan perişan, siz orada kahkaha atıyorsunuz kendi aranızda, kahkahanızı bütün millet de dinliyor. (CHP  sıralarından alkışlar) Siz sorumluluğu kurumsal düzeyde üstlenmezseniz Türkiye'nin gelişen piyasalar kategorisinden de düşürülme riskini hatırlatıyorum.

Beni dinlediğiniz için ve dikkatiniz için teşekkür ediyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Başkanım, kabul edilmiştir, arkadaşlar çekimser.

BAŞKAN - Bazı arkadaşlar el kaldırmıyor, onlar çekimserler herhâlde, öyle mi? Sayalım mı?

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Başkanım, kabul edilmiştir. Kaldırmıyorlarsa çekimserdir Başkanım.

MEHMET ZEKİ İRMEZ (Şırnak) - Kabul Başkan, kabul.

UĞUR POYRAZ (Antalya) - Kabul Başkanım.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Başkanım, oylama tekrarı mı yapıldı?

BAŞKAN - ...Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Fon kurucusuna, portföy yöneticisine, dağıtım kuruluşuna ve ilişkili kişilere ödenen yönetim, performans, danışmanlık ve benzeri ücretlerin, nihai tasfiye değeri üzerinden hesaplanmış tutarını aşan kısmı da fonun zararı veya kaybı olarak değerlendirilir."

 

Gökhan Günaydın

Cavit Arı

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

İstanbul

Antalya

Manisa

 

 

 

Seyit Torun

Mahmut Tanal

Tahsin Ocaklı

Ordu

Şanlıurfa

Rize

Özgür Karabat

Murat Çan

 

İstanbul

Samsun

 

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Sayın Murat Çan.

Buyurun. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

MURAT ÇAN (Samsun) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uzun süredir merak ediyordum tıpta uzmanlık sınavında cerrahi branşlar neden tercih edilmiyor diye, bugün cevabını aldım. Bugün Genel Başkanınız grup toplantısında çıktı, dedi ki: "Fon konusunu cerrahi bir titizlikle yürütüyoruz."  İktidara gelirken aynı Genel Başkanınız çıkıp "Bu doktorlara iğne dahi yaptırmayın." demişti. Oraya dönüp bakın, onu orada görürsünüz. Gelinen noktada kapkara düzeninizle cerrahların, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının beyaz önlüklerini kirletmeyin çünkü size cerrahi operasyon değil, pansuman dahi yaptırmazlar. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

NAZIM ELMAS (Giresun) - Orayı anlayamamışsın, o cümleyi anlayamamışsın.

MURAT ÇAN (Devamla) - Ancak pansuman yaparsınız ama kapkara düzeninizle yaptığınız operasyonları çok net bir şekilde biliyoruz. Milletin emeğini çaldınız, milletin ürününü çaldınız, alın terini çaldınız. Bugün, maalesef, bu grup toplantınızla ilgili bir başka konu da yaşadım, aslında konuşacaklarım başkaydı ama grup toplantınız dağılırken bu ana binaya gelirken grup toplantınızdan çıkan 2 kişi kendi aralarında şöyle bir laf ediyor, kıdemli olan daha genç olana diyor ki: "Sana yüzde 10 kazandırana, sen de yüzde 10 kazandıracaksınız." Kapkara düzeniniz budur. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) O yüzden, bugün burada çok net bir şekilde kara listenizi açıklayın, yapacağınız en hayırlı iş budur. Gece yarısı bu portföy yasasına hakikaten çok ciddi anlamda bu yasayı toksik bir şekilde etkileyecek mikroplar sokmayın. Sağlıktan bahsedecekseniz, hakikaten bu yasayı sağlıklı bir şekilde milletin önüne sunun.

Başka bir şey, Mahmut Sütçü SPK Başkanıydı biliyorsunuz, 2022-2023 yılında adamı İngiltere'ye göndermişsiniz SPK Başkan Yardımcısı yapmadan önce. "Git orada bu dümenleri, dolapları iyi bir şekilde öğren, gel, operasyon yürütme işinin nasıl yapıldığını herkese göster, milletin parası nasıl çalınıyormuş, milletin parası nasıl hanutlanıyormuş millete bunu yaşat." demişsiniz.

Bir başka şey, bu özel kalem müdürü ile bakan ilişkisi, özel kalem müdürü ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı ilişkisi. Özel kalem müdürü yapmışsınız, kaç gün çalıştırdınız bilmiyoruz. Evinden milyon dolar paralar çıktı, kapkara düzeniniz budur. Bir an önce milleti net bir şekilde bu kara düzenden çıkarmak için doğru eylemler yapmanızı sizden bekliyor millet.

Şimdi, kanun teklifinize gelince, görüşmekte olduğumuz bu düzenlemede, bu maddede fonların mal varlığından hukuka aykırı biçimde çıkarılan değerlerin geri alınmasını ve sorumluların belirlenmesini öngörüyorsunuz. Biz milletin parasının iadesini istiyoruz. Burada bu akşam yaklaşık bir saat bu konuşuldu; siz 455 bin kişi için de yüz binlerce kişinin parası nasıl ödenmesin önergesini verdiniz, biz ise milletin hakkının millete iade edilmesini istiyoruz. Burada bazı eksiklikler var. Bunlardan birincisi: Fon değerleri gerçeği yansıtmayan işlemlerle şişirilmişse bu değerler üzerinden tahsil edilen yönetim, performans ve danışmanlık ücretleri nasıl değerlendirilecek? O günkü değeri üzerinden mi toplam değer üzerinden mi? Yatırımcı zarar ederken o yatırımcının parası üzerinden performans ücreti alanlar o parayı nasıl yiyecek? Bunun hesabını burada vermeniz lazım. Yeni Parti olarak sunduğumuz düzenlemede bu ücretlerin yeniden hesaplanmasını, fazla fazla tahsil edilen tutarların faiziyle birlikte fon varlığına iade edilmesini istedik. Stopaj kesintileri... Devlet olarak siz haksız elde ettiğiniz kazancı o fona iade edecek misiniz? Bunu getirin bu kanunda. Onu yapmak yerine boş işlerle, önergelerle milletin parasına çöküyorsunuz kapkara düzeninizde. Bir de bir saat içinde tedbir konulan mal varlıkları var. Bu paralar geri ödenecekse kaynağı olan mal varlıkları bu işlemin sonunda, karar verildiğinde nasıl devredilecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

MURAT ÇAN (Devamla) - Vatandaş kendi mal varlığını bu karardan önce devretmişse maalesef, yine, vatandaş mağdur olmuş olacak. Şimdi, bu ortada, sizinkiler holding diyeyim, hepsini bir başlıkta... Grup Başkan Vekilimiz Kiler Holdingi anlattı ama tamamı sizinkiler holding. (Yeni Parti sıralarından alkışlar) Buralardaki, bu kapkara listedeki sizinkiler holdingde, toplamda, bir tane holdingde 25 milyar dolar milletten çalınmış. Holdingin bugünkü mal değeri, piyasa değeri yarım milyar dolar bile yok. Aradaki 25 milyar doları almışsınız, uçurmuşsunuz.

Biz kanun teklifimizde size şunu öngörüyoruz, bir kez daha burada hatırlatayım: Parayı kimin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT ÇAN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlayayım çünkü süremiz bitti.

Başkanım, bir dakika...

BAŞKAN - Bir dakika vermiştim, çok masum bir şekilde döndün,  sorunuzu sorun.

Buyurun.

MURAT ÇAN (Devamla) - Yeni Parti olarak talebimiz açıktır değerli arkadaşlar: Fonlardan hukuka aykırı çıkarılan bütün değerler geri alınmalı, şişirilmiş fon değerleri üzerinden fazla tahsil edilen ücretler iade edilmeli, sorumluların mal varlıklarına tedbir konulmalıdır. Denetim sürecindeki idari ve siyasi sorumluluk bağımsız biçimde araştırılmalı, mağdurların zararlarının giderilmesi sağlanmalıdır. Bu mesele yalnızca parayı kimin aldığı meselesi değildir; bu mesele, parayı korumakla görevli olanların neden görevini yapmadığı meselesidir. O yüzden, bir an önce, burada kapkara düzeninize son verin, vatandaşın mağduriyetini giderin, 455 bin kişiyi haklarını verecek bir kanun çıkarın diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (Yeni Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (2)'nci fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Ayrıca, fonların tasfiyesine yol açan hukuka aykırılıkların ve usulsüzlüklerin yaşandığı dönemlerde görev yapan ve bu dönemdeki görevlerini yerine getirmeme veya ihmalleri Kurulca tespit edilenlerin, ilgili dönemler boyunca aldıkları ücret, ikramiye, ek ödeme, huzur hakkı ve benzeri her türlü mali hakkın tamamı faiziyle birlikte geri alınır."

 

Rıdvan Uz

Yüksel Arslan

Burhanettin Kocamaz

Çanakkale

Ankara

Mersin

Yasin Öztürk

Selcan Taşcı

Metin Ergun

Denizli

Tekirdağ

Muğla

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekili Yasin Öztürk.

Buyurun. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Sayın milletvekilleri, bölgenizde bir berbere tıraş olmak için gittiğinizi düşünün; tıraş bitti, kredi kartını uzattınız ama her ne hikmetse POS cihazı çalışmıyor, sizin de yanınızda yeterli nakit para yok, son çare IBAN numarasını istediniz ve ödemesini yaptınız; aradan bir hafta geçti, bir haftanın sonunda vergi dairesinden esnafa gelen havale için savunma istediler. Ne güzel değil mi? Niye anlattım bunu? En ufak bir işlemde bile denetim mekanizması en küçük bir esnafa bile aslında çalışabiliyor, vatandaşın bir borcu gecikse kapısına tebligatla dayanabiliyorsunuz, esnafın vergisi aksasa faiziyle tahsil ediyorsunuz, herhangi bir vatandaş en küçük hatasında denetimin, hukukun bütün ağırlığıyla karşı karşıya kalıyor. E, peki, binlerce yatırımcının birikimi erirken milyarlarca işlem ve olağan dışı kazançlar gündeme geldiğinde kim ya da kimler hesap veriyor? Çok acı ama şu ana kadar olanları ve yapılanları ibretle izliyoruz. Peki, hukuk herkese eşit mi işliyor, AK PARTİ'sine yakın olanlara başka, millete bambaşka bir hukuk sistemi mi var ülkemizde? Yine çok acı ama bunu da ibretle izliyoruz. İnsanlar bugün yalnızca parasının ne kadarını geri alacağını değil, bu noktaya nasıl gelindiğini ve kayıpların gerçek sorumlularına ulaşılıp ulaşılamayacağını soruyor. Önümüzdeki teklif bu belirli fonların tasfiyesi ve hukuka aykırı elde edilen değerlerin geri kazanılması için 9 maddelik özel bir düzenleme ancak bu bütün yatırımcıların parasının ödeneceği veya kişi başına 1 milyon liranın garanti olduğu anlamına gelmiyor; ara ödeme, fonun tasfiye varlığına, yatırımcının hesaplanan net yatırımına ve Kurulun belirleyeceği koşullara bağlı.

Arkadaşlar, yatırımcıları doğru net bir şekilde bilgilendirmeliyiz, ödeme miktarı, zamanı ve şartları belirsiz bırakılırsa mağduriyetler azalmaz, aksine büyür. Üstelik bu düzenleme yalnızca belirlenen formları kapsıyor, gelecekteki benzer krizlere karşı genel ve kalıcı bir koruma sistemi kurmuyor.

Değerli milletvekilleri, bu kriz bir gecede ortaya çıkmadı. 26 Şubat 2025'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olağan dışı fiyat hareketleri ve manipülasyonlarla ilgili, şüpheli hareketlerle ilgili kurumlara yazı gönderdi. Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu 22 Ekim 2025'te finans piyasalarındaki manipülasyon tehlikesine karşı yetkilileri uyardı. Buna rağmen risk büyüdü, kriz patladı ve fonlar tasfiye noktasına geldi. Buradan iktidara soruyorum: SPK, Borsa İstanbul, Takasbank, MASAK ve ilgili diğer kurumlar hangi uyarıyı ne zaman gördü ve ne zaman müdahale etti? İktidar yalnızca tasfiye düzenlemesi hazırlayarak bu sorumluluktan kaçamaz; denetimin nerede aksadığını, uyarıların neden sonuç vermediğini de açıklamak zorundadır.

Teklif, SPK'ye varlıkların değerlemesi, satış yönetimi ve ödeme sırası konusunda geniş yetkiler veriyor, bazı varlıkların borsa dışında satılmasına da izin tanıyor. Bu yetkiler bağımsız değerleme, açık itiraz yolları ve düzenli kamu raporlamasıyla dengelenmelidir, aksi hâlde tasfiye süreci yeni bir belirsizlik ve güvensizlik yaratabilir.

Teklif, hukuka aykırı şekilde fondan çıkarılan değerlerin ve sorumluların mal varlıklarının takip edilmesini öngörüyor fakat tasfiye öncesinde olağan dışı kazanç elde edenlerin iadesi zorunlu değil, isteğe bağlı. Fonda kalıp kaybı üstlenen yatırımcıya net yatırım hesabı uygulanırken erkenden çıkıp olağan dışı kazanç elde eden kişiye "İstersen geri ver." denilmesi sizce adalet mi? Haksız kazanç sahibinin vicdanına bırakılamaz; hukuki güvenceyle tespit edilmeli ve geri alınabilmelidir.

Komisyonda, tasfiye ve tahsilatın düzenli açıklanması, Sayıştay denetimi, küçük yatırımcıların durumunun ne olduğunun ele alınması ve tahsilat geldikçe ek ara ödeme yapılması yönündeki tüm öneriler reddedildi. Madem süreç şeffaf işliyor, neden şeffaf ve bağımsız denetim güvencelerine karşı çıkılıyor? Neden kriz öncesinde etkisi yalnızca fon pay sahipleriyle sınırlandırılıyor? Masumiyet karinesi, kamu kurumlarının görevini sorgulamaya engel değildir

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - İlgili kişi ve şirketleri, para çıkışlarını, şüpheli işlem bildirimlerini ve kurumların müdahale tarihlerinin bir an önce kamuoyuna açıklayın. Masum yatırımcıların mahremiyeti korunsun fakat hiçbir makam, hiçbir siyasi yakınlık, hesap vermekten kaçışın bahanesi olmaz. Adalet güçlüye göre esneyip vatandaşa gelince sertleşen bir terazi değildir. Küçük yatırımcının kaybı kader, olağan dışı kazançların sahipleri dokunulmaz değildir. Paranın izi sürülmeli, usulsüz kazançlar geri alınmalı, sorumlular ortaya çıkarılmalı ve mağdurların hakkı korunmalıdır. Mağdurun parasını geri almak devletin lütfu değildir, görevidir. Biz İYİ Parti olarak eşit hukuk, eksiksiz soruşturma ve gerçek hesap vermeyi istiyoruz. Çünkü adalet yalnızca kaybolan parayı aramak değil, o paranın kaybolmasına yol açan sorumluları da ortaya çıkarmaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (1)'inci fıkrasındaki "uğratılmış sayılır" ibaresinin "uğratılmış kabul edilir" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Selçuk Özdağ

Sadullah Ergin

Hasan Karal

Muğla

Ankara

İstanbul

Sadullah Kısacak

İdris Şahin

Elif Esen

Adana

Ankara

İstanbul

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Elif Esen.

Buyurun. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

ELİF ESEN (İstanbul) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada aileleriyle birlikte milyonlar için sonu hüsranla biten Türkiye Yüzyılı'nın fon dolandırıcılığını, üç maymun hikâyesini konuşuyoruz. Organize bir suç örgütünün üyelerinin, üst düzey partili abilerinin, babalarının, tanıdıklarının desteğiyle sermaye piyasası sisteminin boşluklarında nasıl doludizgin at koşturduklarını, boş fonları balon gibi şişirdiklerini ve çoğu enflasyon karşısında eriyen helal kazançlarıyla fonlara dâhil olan vatandaşların âdeta bal küpüne çekilen arılar gibi nasıl kandırıldıklarını, dolandırıldıklarını, soyulduklarını ve daha da önemlisi kimlerin neden buna göz yumduğunu konuşuyoruz. Devletin denetim mekanizmaları neden sustu, görevini yapmadı? Müdahale etmek isteyenler neden gönderildi? Kim gönderdi? Dahası, hangi sorumlu sorumsuzlar işini yapmadı da meydan bu dolandırıcılara kaldı konuşuyoruz. Bir yandan da yüzyılın dolandırıcılığın boyutunun da iyi anlaşılması lazım. Bu kadarla sınırlı kalmıyor maalesef skandal, Genel Başkanımız Ali Babacan bugün bahsetti, fonlarda parası olanların haricinde skandal patladığı anda borsada parası olan 7 milyon bireysel yatırımcı da zarar etti bu süreçte. Türkiye'de 27 milyon hane var ve bunların arasında 7 milyon hane etkilendi demek oluyor bu işten yani her 4 aileden 1'i demek bu. Oysa, dolandırıcıların kol gezdiği devlet güvencesindeki sermaye piyasasında bu uçup giden helal paralar kimi için bir ev hayaliydi, kiminin çocuğunun eğitim masrafıydı, kiminin engellisinin bakım masrafıydı, kiminin işletmesinin dönecek sermayesiydi, kimi gencin de gelecek hayali, belki de evlilik parasıydı, uçup gitti. Halka açık olsun veya olmasın, Borsa İstanbulda işlem gören şirketlerin toplam değeri 100 milyar dolar olarak düştü. Peki, 100 milyar dolar ne demek? Bunu bir büyüklük olarak da görelim; 1 milyon 400 bin ton çay demek ve yıllara sari bakıldığında, çay üreticisinin alın teriyle, emeğiyle, helal kazancıyla yüz yıllık emeği demek bu fonda uçup giden paralar. Bu kadar büyük bir vurgundan bahsediyoruz.

Şimdi, iktidarın vatandaşlarımızın zararını nasıl gidermeyi planladığına bir bakalım. Öncelikle, komisyon kurulması, kanunun Mecliste şeffaflıkla ele alınması talep ve ısrarımız iktidar tarafından reddedildi. Bir kere, bu, toplumda şüpheleri kuvvetlendiren bir tavırdır. Ardından gelen kanun teklifini gördük ki pek çok eksikle dolu, derde derman olacak kapsamda değil. Plan ve Bütçe Komisyonunda da görüldü ki ne doğru düzgün anlayan ne de anlatabilen, cevaplayabilen vardı. Uzmanlardan oluşan etkili bir görev gücü kurun dedik ama iki yönetici hariç asrın dolandırıcılığına karışan tüm sorumsuz yetkililer koltuklarında oturmaya devam ediyor, hem de göz yumdukları dolandırıcılığı bu kez çözmek üzere, ne âlâ! Oysa bu işin patladığı gece derhâl hepsi görevden alınmalıydı. Şeffaf olun dedik, şu listeyi açıklayın dedik, açıklamıyorsanız demek ki ucu birilerine dokunuyor dedik; birkaç tıkla görülebilecek liste hâlâ ortada yok. Ne saklıyorsunuz bizlerden, gerçekten çok merak ediyoruz ama bizden çok, bizi şimdi takip eden fonzedeler merak ediyor.

İktidar ne yaptı? "Fazla kazandığını düşünüyorsan iade et." dedi vatandaşlara. "Gönüllü iade" ne demek Allah aşkına? Hırsıza böyle mi söylüyorsunuz? "Çaldığını geri getir, seni cezalandırmayalım." Allah aşkına, bir hukuk devletinde olacak iş midir bu? Böyle devlet mi yönetilir? Bu hem ülkeye hem de sıkıntı içinde kıvranan aileleriyle birlikte milyonlara karşı işlenen bir yönetim beceriksizliği, basiretsizliği ve vebalidir; bunu unutmayalım.

Değerli milletvekilleri, sıkıntı içindeki vatandaşların talebi açık: Şeffaf, adaletli bir çözüm bekliyorlar, ana para iadesi ve TÜFE farkıyla.

5'inci maddeyle yatırımcıya ara ödeme yapılmasının önünün açılmasını elbette gerekli görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Esen, buyurun, devam edin.

ELİF ESEN (Devamla) - Teşekkürler Başkanım.

Ancak vatandaşın hakkını korumayan, alacağını belirsizliğe mahkûm eden bu topal sistemi ve kanunla önerilen hükümleri de kabul edilebilir bulmuyoruz. Ara ödemede endekslenmemiş tutarın esas alınması vatandaşın alması gereken tutar ile alacağı tutarın arasındaki uçurumu büyütebilecek bir sonuç doğuruyor. Vatandaşın parası bekledikçe değer kaybediyor. Peki, bu kaybı kim üstlenecek, vatandaş mı? 1 milyon liralık ödeme yapılacağı söyleniyor. Oysa kanun teklifi metni bu ödemenin kesin ve herkese eşit biçimde yapılacağını söylemiyor ne yazık ki. Ara ödeme yapılması ise fonun dolacak kaynaklarına bağlı. Kanun sistemi iyileştirilmeden bu fon vurgununun üstü örtülmeye devam ederse sonuçta olan vatandaşa olacak. Ümit ediyoruz ki bu fon vurgunu gerçekten derde deva olacak bir şekilde sizlerin de vicdanlarının işlemesiyle buradan olumlu bir şekilde çıkar. Mecliste komisyon kurulur, hep beraber otururuz yani sizlerin oy çokluğuyla geçireceğiniz bir kanun değil gerçekten topluma deva olacak bir kanun bu Meclisten çıkar. Bunu ümit ederek sözlerime son veriyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Esen, son bir kaç cümlenizi alabiliriz.

Samimi söylüyorum, buyurun.

ELİF ESEN (Devamla) - Peki, Değerli Başkanım, çok sağ olun.

Bu fon vurgununda en çok zarar gören aileler.  Ya, evet, bir kısım dolandırıcılar sırtını ne yazık ki iktidara dayayarak burada bir dolandırıcılık yapmışlar, bunu sizler de kabul ediyorsunuz ama burada helal kazancını yatıran ve bu fonların haricinde borsadaki düşüşle de değer kaybeden hisseleriyle, paralarıyla hayatları yıkılan insan var ve gerçekten bizlere başvuruyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ELİF ESEN (Devamla) - Lütfen, onların çığlıklarını duyun, lütfen sağduyulu davranın ve gelin, bu kanunu tekrar yeniden ele alalım. (YENİ YOL, Yeni Parti, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Başkanım, biz daha fazlayız.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Başkanım, iktidar kanununa sahip çıksın.

HASAN ÖZTÜRK (Bursa) - Biz daha fazlayız.

BAŞKAN - Sayın Öztürk, ben göz kararıyla değil sona doğru sayıyorum, müsterih olun.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Başkanım, bir ihtimal, kesin ihtimalle daha fazla olma ihtimalimiz var.

BAŞKAN - Peki.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Büyük ihtimalle bir ihtimal biz fazlayız.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 5'inci maddesinin (4)'üncü fıkrasında yer alan "İstanbul idare mahkemeleri yetkilidir." ifadesi "İstanbul idare mahkemeleri yetkili kılınmıştır." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dilan Kunt Ayan

Sabahat Erdoğan Sarıtaş

Ömer Faruk Hülakü

Şanlıurfa

Siirt

Bingöl

Ali Bozan

Ferit Şenyaşar

Vezir Coşkun Parlak

Mersin

Şanlıurfa

Hakkâri

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Ali Bozan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ BOZAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AKP grubunu bu iki günlük performansından dolayı kutluyorum. Gece olmuş saat on iki hâlâ çalışıyoruz, dün saat bire kadar çalıştılar. Ama niye çalışıyorlar? Çalışmaktaki amaçları şu: Üç haftadır Mecliste konuşulan, Meclisin temel gündemi olan fon vurgunuyla ilgili diyorlar ki: "Şu yasayı bir an önce çıkaralım, şu konu kapansın." Ama şundan emin olun, bu yasa çıksa da bu mesele kapanmayacak. Diyorsunuz ki "Önümüzdeki hafta Meclis ne de olsa çalışmayacak, bu mesele kapanır." Hayır arkadaşlar, yüzyılın vurgunu kapanmayacak, yüz yılın vurgunu her daim bu Meclisin birinci gündemi olacak. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

 Değerli arkadaşlar, az önce 3'üncü madde görüşülürken bir gece yarısı önergesi verdiniz. Muhalefet dedi ki: "Gelin, bu önergenin gerekçesini açıklayın." Ne Komisyon ne önerge altında imzası olanlar önergeyi açıklayamadı çünkü bilmiyorlardı. AKP Grup Başkanı Sayın Abdullah Güler geldi, önergeyi açıklamaya çalıştı ama soruların hiçbirisine cevap veremedi. Temel sorun neydi, temel soru şuydu: "Zaten fon vurgunuyla 455 bin yurttaşı mağdur ettiniz. Gece yarısı verdiğiniz bu önergeyle ikinci defa kaç yüz bin yurttaşı mağdur ettiniz?" sorusunun cevabını muhalefet istedi ama bu soruya cevap veremediniz, bu soruya hiç kimse cevap veremedi. Peki, AKP grubu ne yaptı? AKP grubu kaç yüz bin yurttaşın ikinci kez mağdur edildiği sorusunun cevabını bilmede alkışlarla bu önergeye "evet" dedi. Ne diyelim; yazıklar olsun size!

Değerli arkadaşlar, yüzyılın vurgunuyla başka bir gerçek ortaya çıktı; sistemin çürümüşlüğü ortaya çıktı, sistemin kokuşmuşluğu ortaya çıktı. Sistem o kadar çürümüş ki elini vatandaşın cebinden zaten çıkarmayanlar bu defa ellerini arkadaşlarının cebine koydular, bu defa ellerini kendi partililerinin cebine attılar. Nasıl mı yaptılar; şimdi, soralım: Fatma Betül Sayan 2,2 milyarlık satış yaparken AKP'lilere de AKP'ye oy vermiş yurttaşlara da satış yaptı. İşte sistem bu denli çürümüş hâlde.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir fon hissesinden satış yaparken sizin sattığınız hisseyi satın alacak olan kişilerin batacağını biliyorsunuz ve oraya, o hisseyi satın alacak olan yurttaş aylık maaşını mı yatırmış, son parasını mı yatırmış, çoluk çocuğunun okul parasını mı yatırmış; umrunuzda değil. Değerli arkadaşlar, siyaseti, hukuku, partileri, adaleti, vicdanı bir kenara bırakalım. Bunu bile isteye insan olan kişi yapmaz. İçinde insanlığın zerresi kalmış kişi bunu bilerek, isteyerek yapmaz. Açık söyleyelim; fon vurgunu tezgâhını kuran, bu tezgâhtan zengin olan, bu tezgâhtan haberi olup müdahale etmeyen, bu tezgâh ile ilgili bildiklerini açıklamayanlara insanlıktan nasibini almamış denir. Şimdi çürümüş sistemden bahsederken başka bir konuya geleyim: SPK çürümüş, borsa çürümüş de adalet sistemi çok mu sağlam? Geçenlerde yandaş bir baro başkanı utanmadan, yüzü kızarmadan, pişkin pişkin bir şekilde canlı yayına çıktı ve canlı yayında dedi ki: "Biz Adalet Bakanlığıyla görüştük. 70 avukatı torpille hâkim, savcı yaptık." İşte sistem bu kadar çürümüş. O gün bugündür bekliyoruz, alo Adalet Bakanı çıksın bir şey söylesin ama o gün bugündür alo Adalet  Bakanından ses seda yok. Hak etmeden torpille 70 avukat hâkim, savcı yapılmış, hiç kimseden ses seda yok, AKP Grubundan da ses seda yok. Peki ne oldu? Fon vurgununda yaptırım olarak Fatma Betül Sayan'ı WhatsApp grubundan çıkaranlar bu açıklamayı yapan baro başkanına ne tür bir yaptırım uyguladı biliyor musunuz? Onu adaylıktan geri çektiler. İşte adalet sistemi de bu kadar çürümüş. Peki şimdi bu çürümüşlüğe ses çıkarmayan, bu çürümüşlüğe itiraz etmeyen Adalet Bakanı mı bu ülkeye adalet getirecek? Bizim oralarda valla buna şey denir: Diloy diloy yaylalar. "..."[2]

Şimdi, değerli arkadaşlar, sistemde çürümüşlükten bahsettik, adalet sisteminde çürümüşlükten bahsettik. Gelin sizi Edirne'ye götüreyim, sevgili Selahattin Demirtaş'a götüreyim. Sevgili Selahattin Demirtaş bundan tam on yıl önce 2016 Eylül ayında fon ile ilgili ne diyor biliyor musunuz? "Bir yerde fon duyduysanız orada hırsızlık var, bir yerde fon duyduysanız orada hırsızlık kasası var."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

ALİ BOZAN (Devamla) - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Selahattin Demirtaş'ın tahliye edilmesi gerektiğine dair kararı kesinleşeli tam üç yüz elli iki gün oldu, üç yüz elli iki gündür bu ülkenin yargısı diyor ki: "Ben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini takmıyorum." Ve bu ülkede üç yüz elli iki gündür hukuk işlemiyor. Sevgili Selahattin Demirtaş'ın siyasi rehineliği on yılını doldurmak üzere, Kobani davasında hukuk mukuk yok; yine alo Adalet Bakanının bu konuda da sesi çıkmıyor.

Soruyorum değerli arkadaşlar: Selahattin Demirtaş size boyun eğmiyor diye onu hapiste tutmaya devam mı edeceksiniz? Bu zorbalığı kendinize helal mi göreceksiniz?

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ şahsında Kobani kumpas davasında rehin tutulan arkadaşlarımıza yapılan sadece bir hukuksuzluk değil bunun adı zorbalıktır. Bu zorbalıktan vazgeçin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ BOZAN (Devamla) - Sayın Başkan, bir cümle, tamamlayacağım. Bir cümle sadece, bir cümle.

BAŞKAN - Bir cümle, peki.

Buyurun.

ALİ BOZAN (Devamla) - Eğer siz arkadaşlarımızın boyun eğmesini bekliyorsanız on yıl beklediniz, daha çok beklersiniz. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

 

 

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Çok teşekkür ederim değerli Başkanım.

Asrın fon vurgunuyla ilgili gece yarısı AKP'nin vermiş olduğu kanun teklifi fon vurguncularını koruyan bir kanun teklifidir. Bu teklif hukuk devleti ilkesine aykırıdır, bu teklif Anayasa'ya aykırıdır, adalet ve hakkaniyete aykırıdır, hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır. Bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. AKP'nin bu hukuksuzluğa Yeni Parti olarak geçit vermeyeceğiz ve bu kanun teklifine kaldırılan eller yolsuzluğa, hırsızlığa, arsızlığa, ahlaksızlığa kaldırılan ellerdir. Bunu şiddetle kınıyorum. Kanun koyucu ahlaksız teklifi kabul etmemelidir. Bunun bir an önce geri çekilmesini talep ediyorum.(Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sarıtaş...

 

SABAHAT ERDOĞAN SARITAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Siirt fıstığı bölgenin emeği, geçim kaynağı ve ekonomik değeridir. Fıstık fiyatları hasat döneminin başında 850-900 liraya kadar çıkıyor ancak bugün ise 600 lira seviyelerine geriliyor. Piyasadaki düşüş üretim fazlasıyla açıklanamaz. Üretici artan mazot, gübre ve işçilik maliyetleri altında ezilirken ithalat politikalarıyla yerli üreticiyi rekabet edemez hâle getirmek kabul edilemez. Aracılar kazanırken çiftçilerin kaybettiği bu adaletsizliğe seyirci kalınamaz.

Buradan Tarım ve Ticaret Bakanlığına sesleniyoruz: İthalat politikalarını gözden geçirin, menşe ve fiyat denetimlerini artırın, üreticiyi destekleyin. Siirt fıstığını ve üreticinin emeğini korumak zorundasınız diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Son 2 kişi...

Sayın Akdoğan...

 

UMUT AKDOĞAN (Ankara) - Sayın Başkanım, cebimizdeki paraların üzerinde imzalar var. Bugün konuştuğumuz fon vurgununun şüphelilerinden, faillerinden bir kısmının da cebimizdeki paraların üzerindeki imza sahiplerinden olduğunu biliyoruz. Cebimize imzalarıyla giren bu kişiler, nüfuzlarını kullanarak aynı zamanda bu vatandaşın bağırsaklarını delmiş, midesine girmiş, ciğerini sökmüş, kalbini sökmüş, beynine girmiş ve maalesef soymuştur. Bu yasanın yetersizliğini bir kez daha vurguluyoruz. (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Arpacı, çok kısa...

 

ŞEREF ARPACI (Denizli) - Teşekkür ediyorum Başkanım.

Şimdi Abdullah Güler başkan "PBLK meselesi önemli." dedi. Bize de sordu "Nedir bu PBLK?" diye. Şimdi 16 Eylülde Portföy yönetim şirketlerinde bulunan fonların toplam değeri yaklaşık 350 milyar TL. 17 Eylülde yani bir gün sonra 131 fon tasfiye ediliyor ve bu tutar 122 milyara düşüyor. Hesap sayısı sadece 650 kişi azalıyor; kapanan hesap 650, azalan para 227 milyar; kişi başı, hesap başı 350 milyon lira. Nerede bu para? Nerede bu insanlar Sayın Başkanım? (Yeni Parti sıralarından alkışlar) 10 milyon kazananlardan hesap soracaklarmış. Bunlardan sorsunlar hesabı! (Yeni Parti sıralarından alkışlar)

 

 

1. Samsun Milletvekili Ersan Aksu ve İstanbul Milletvekili Nurettin Alan ile 87 Milletvekilinin Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi (2/3939) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 294) (Devam)

BAŞKAN - 5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5'inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.59

      ALTINCI OTURUM

      Açılma Saati: 00.01

      BAŞKAN: Başkan Vekili Tekin BİNGÖL

      KÂTİP ÜYELER: Nermin YILDIRIM KARA (Hatay), Adil BİÇER (Kütahya)

      ----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9'uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

294 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 22 Ekim 2026 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:00.02


[1]. 294 S. Sayılı Basmayazı 20/10/2026 tarihli 8'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

[2]. Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.