DÖNEM : 20 CİLT : 14 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
20 nci Birleşim
20. 11 . 1996 Çarşamba
İ Ç İ N D E K
İ L E R
I. — GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. — GELEN KÂĞITLAR
III. — YOKLAMA
IV. — BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — İzmir Milletvekili Aydın Güven Gürkan’ın,
ülkemizdeki çevre sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
2. —İçel Milletvekili Mehmet Emin Aydınbaş’ın,
KOBİ’lere verilecek olan destekleme kredilerine ilişkin
gündemdışı konuşması
3. —Bilecik Milletvekili Şerif Çim’in, ülkemizdeki
ipekböcekçiliğinin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
B)TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. —Amasya Milletvekili Cemalettin Lafçı’nın, (6/55) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/105)
2. —Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu’nun, (6/328) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/106)
3.—İçişleri Komisyonunda bulunan bazı kanun
tekliflerinin, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonuna havale edilmesine
ilişkin Anayasa Komisyonu Başkanlığı tezkeresi (3/576)
V. —ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU
ÖNERİLERİ
1.—(8/8) esas numaralı genel görüşme önerisinin öngörüşme
ve görüşme günlerine ilişkin RP ve DYP Gruplarının
müşterek önerisi
VI. —GENSORU, GENEL GÖRÜŞME,
MECLİS SORUŞTURMASI VE MECLİS ARAŞTIRMASI
A)ÖNGÖRÜŞMELER
1.—Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan ve 26
arkadaşının, basın ahlak ve meslek esaslarına
aykırı olarak görsel ve yazılı basında yer alan
yayınlar konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesi (8/8)
VII.—KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.—926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa
Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S.
Sayısı :23)
2. —Vesikasız Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası
Beyanı Hakkında Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/513) (S. Sayısı :131)
3.—Özürlüler İdaresi Başkanlığı
Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları ile İlgili Çeşitli
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/438) (S.
Sayısı : 101)
4.—Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S.
Sayısı : 132)
5.—Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların Emeklilerinin
Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki
Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/539) (S.
Sayısı :144)
VIII. —SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.—Konya Milletvekili Mehmet Keçeciler’in, İstanbul Milletvekili
Ali Oğuz’un, ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir
görüşü kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
IX.—SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.—Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün, Toprak Mahsulleri Ofisinin
hububat alımlarında çiftçiye olan borcuna;
Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’in, Ukrayna’dan ithal edilen
ayçiçeğinin radyasyonlu olup olmadığına ve Bulgaristan’dan
süttozu ithal edilip edilmediğine;
İlişkin soruları ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Musa Demirci’nin yazılı cevabı (7/1297, 1302)
2.—İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan koruculara ilişkin
Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in
yazılı cevabı (7/1407)
3.—Ankara Milletvekili Nejat Arseven’in, Bursa cezaevi eski müdürüne
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın
yazılı cevabı (7/1432)
4.—Afyon Milletvekili H.İbrahim Özsoy’un, DSİGenel
Müdürlüğünde çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı
cevabı (7/1520)
I. —GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açıldı.
Şırnak Milletvekili Mehmet Salih Yıldırım,
Şırnak İlinde göz altına alınan ve daha sonra
kendilerinden haber alınamayan yurttaşlarımıza ilişkin
gündem dışı bir konuşma yaptı.
Kars Milletvekili Yusuf Selahattin Beyribey’in, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının buğday politikasına
ilişkin gündem dışı konuşmasına, Tarım ve
Köyişleri Bakanı Musa Demirci,
Manisa Milletvekili M. Cihan Yazar’ın, olağanüstü hal
bölgesinde uygulanan ihale usullerine ilişkin gündemdışı
konuşmasına da Bayındırlık ve İskân Bakanı
Cevat Ayhan,
Cevap verdiler.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gidecek olan :
Devlet Bakanı Abdullah Gül’e, dönüşüne kadar, Kültür
Bakanı İsmail Kahraman’ın
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’e,
dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Lütfü Esengün’ün,
Belçika’ya gidecek olan MillîSavunma Bakanı Turhan Tayan’a,
dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Nevzat Ercan’ın,
İspanya’ya gidecek olan Devlet Bakanı Mehmet Salim
Ensarioğlu’na, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bekir Aksoy’un,
Vekillik etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Burdur Milletvekili Yusuf Ekinci ve Bolu Milletvekili Avni Akyol’un,
1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifini (2/230) geri aldıklarına
ilişkin müşterek önergeleri okundu; Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan
kanun teklifinin geri verildiği bildirildi.
Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlu ve 20
arkadaşının, ülkemizde meydana gelen şiddet
olaylarının boyutlarının ve nedenlerinin (10/130),
Bursa Milletvekili Ali Rahmi Beyreli ve 20 arkadaşının,
ülkemizde amatör sporculuğun bugünkü durumunun ve sorunlarının
(10/131),
Araştırılarak alınması gereken tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri ile,
Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan ve 26 arkadaşının,
basın ahlak ve meslek esaslarına aykırı olarak görsel ve
yazılı basında yer alan yayımlar konusunda bir genel
görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/8),
Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemde yerlerini
alacağı ve öngörüşmelerinin, sırasında
yapılacağı açıklandı.
Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan’ın, Kahramanmaraş’ın
Elbistan İlçesinin İl Olmasına İlişkin (2/100);
Ağrı Milletvekili Mehmet Sıddık Altay’ın,
Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Hakkında 41
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne
Dair Kanun ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında (2/334);
Kanun Tekliflerinin İçtüzüğün 37 nci maddesine göre
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergelerinin
yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildikleri açıklandı.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının 30 uncu sırasında
yer alan 110 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri
Federasyonu Arasında Uluslararası Federasyonun ve Onun Türkiye
Cumhuriyetindeki Temsilciliğinin Statüsüne İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının, bu kısmın 5 inci sırasına
alınmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi ile,
19.11.1996 tarihli gelen kâğıtlarda yayımlanan ve
okunmuş bulunan (8/8) esas numaralı genel görüşme önergesinin
öngörüşmelerinin,Genel Kurulun 19.11.1996 Salı günkü (bugünkü)
birleşiminde bütün işlerden önce yapılmasına; genel
görüşme açılmasına karar verildiği takdirde, genel
görüşmenin, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler”
kısmında yer almasına ve görüşmenin Genel Kurulun
26.11.1996 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; gündemin
“Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan GelenDiğer
İşler” kısmının 37 nci sırasında yer alan
129 sıra sayılı 5434 sayılı Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının
bu kısmın 7 nci sırasına, 43 üncü sırasında yer
alan 133 sıra sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanunun 8 inci
sırasına alınmasına; Genel Kurulun, 20.11.1996
Çarşamba ve 21.11.1996 Perşembe günleri 14.00 - 20.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesine; 19.11.1996
Salı ve 20.11.1996 Çarşamba günlerinde sözlü soruların
görüşülmemesine ilişkin DYPve RPGruplarının müşterek
önerileri, yapılan görüşmelerden sonra,
Kabul edildi.
Zorunlu tasarruf kesintilerinin değerlendirilmesi konusunda kurulan
(10/17) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonunun daha önce
belirtilen gün, saat ve yerde yaptıkları toplantıda görev bölümü
yapmaması nedeniyle, Başkanlıkça yeniden, komisyonun
başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmak üzere
toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.
Alınan karar gereğince, Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan
ve 20 arkadaşının, basın ahlak ve meslek esaslarına
aykırı olarak görsel ve yazılı basında yer alan
yayınlar konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesinin (8/8), öngörüşmelerine bir süre devam edildi.
Öngörüşmelerin bitirilmesi amacıyla çalışma
süresinin uzatılması için yapılan oylamada karar
yetersayısı bulunmaması ve çalışma süresinin de
dolmuş olması nedeniyle, alınan karar gereğince, 20
Kasım 1996 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere,
birleşime 19.00’da son verildi.
Uluç Gürkan
Başkanvekili
Ünal Yaşar Zeki
Ergezen
Gaziantep Bitlis
Kâtip
Üye Kâtip
Üye
II.—GELEN KÂĞITLAR
20.11.1996 ÇARŞAMBA
Sözlü Soru Önergesi
1. —Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, personel
durumuna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
sözlü soru önergesi (6/376) (Başkanlığa geliş tarihi
:19.11.1996)
Yazılı Soru Önergeleri
1.—Rize Milletvekili Ahmet Kabil’in, Kültür
Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü
demirbaşına kayıtlı tabloların bir
kısmının çalındığı iddiasına
ilişkin Kültür Bakanından yazılı soru önergesi (7/1650)
(Başkanlığa geliş tarihi :19.11.1996)
2. —Afyon Milletvekili H. İbrahim Özsoy’un,
Konya-İzmir yolu bağlantısına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1651) (Başkanlığa geliş tarihi :19.11.1996)
3.—Yalova Milletvekili Yaşar Okuyan’ın,
Telefon Rehberine İlişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1652) (Başkanlığa geliş
tarihi :19.11.1996)
4.—İstanbul Milletvekili Mehmet Cevdet Selvi’nin,
örtülü ödeneğe ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1653) (Başkanlığa geliş tarihi :19.11.1996)
5. —Balıkesir Milletvekili İ. Önder
Kırlı’nın, SSK’na alınacak personel için uygulanan
başvuru şekline ve yapılacak sınava ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1654) (Başkanlığa geliş tarihi :19.11.1996)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
20 Kasım 1996 Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili Uluç GÜRKAN
KÂTİP ÜYELER: Kâzım ÜSTÜNER (Burdur), Zeki
ERGEZEN (Bitlis)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20 nci
Birleşimini açıyorum.
Gündeme geçmeden önce, üç arkadaşıma
gündemdışı söz vereceğim.
IV. —
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. — İzmir Milletvekili Aydın
Güven Gürkan’ın, ülkemizdeki çevre sorunlarına ilişkin
gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı birinci söz,
İzmir Milletvekili Aydın Güven Gürkan'ın. Sayın Gürkan,
çevre sorunları üzerine konuşacak.
Buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Gürkan, süreniz 5 dakikadır.
AYDIN GÜVEN GÜRKAN (İzmir) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, üç önemli
çevre sorunu üzerine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bu üç çevre sorunu,
aynı zamanda, üç de büyük hukuk sorunudur.
Bunlardan birincisi, Kemerköy, Yatağan ve Yeniköy
Termik Santrallarıyla ilgilidir. Bu santralların
çalışmasının, çevre sağlığına, o yörede
yaşayan insanların sağlığına aykırı
olduğu, 20 Haziran 1996 tarihli Aydın İdare Mahkemesinin kararıyla
tescil edilmiştir. Aydın İdare Mahkemesi, bu üç termik
santralın çalışmasının durdurulması kararına
varmıştır.
Değerli arkadaşlarım, dikkatinizi
çekiyorum; Aydın İdare Mahkemesi, 20 Haziran 1996 tarihinde, bu üç
termik santralın çalışmasının durdurulmasına
karar vermiştir; fakat, bu kararın gereklerini yerine getirmek
yerine, Bakanlar Kurulu, 11 Eylül 1996 tarihinde, ne olduğu
anlaşılamayan bir Bakanlar Kurulu
prensip kararıyla, "Bakanlar Kurulu prensip kararı"
denilen bir karar türüyle, bölge idare mahkemesinin kararını
dinlemeden, bölge idare mahkemesinin kararını hiç kale almadan, bu üç
termik santralın çalışmasının sürdürülmesine karar
vermiştir.
Değerli
arkadaşlarım, orada yaşayan insanların göz göre göre
zehirlenmesine, bilirkişi raporu ve bölge idare mahkemesi kararıyla
"burası, çevreye, doğaya, insanlara zarar veren bir
işletmedir, çalıştırılmaması gereklidir"
denilmesine rağmen, bölge idare mahkemesinin bu kararına rağmen,
bu üç termik santral orada faaliyetini sürdürmektedir.
Ayrıca, yürütmenin, yargı kararını
dinlememe gibi bir hakkı da yoktur. Yapılan iş, çok açıkça,
Anayasanın 2 nci maddesine, 11 inci maddesine ve 129 uncu maddesine
aykırıdır. Çok temel bir ilke zedelenmiştir; hukuk devleti
ilkesi zedelenmiştir ve yürütme, yargı kararlarından
bağımsız davranma hakkını kendi kendine
tanımıştır. Ne olduğu anlaşılamayan,
Cumhurbaşkanı imzasını da taşımayan, Resmî
Gazetede de ilan edilmeyen bir Bakanlar Kurulu kararıyla, yargı
kararı dinlenmemiştir.
İlgili arkadaşları ve Bakanlar Kurulumuzu
uyarıyorum; bu, doğrudan doğruya hukuk devleti ihlâlidir ve
Anayasa ihlâlidir; eğer, bu karar düzeltilmezse ve idare mahkemesi
kararının gereği yerine getirilmezse, doğrudan
doğruya, gensoruyu hak ettirecek ölçüde önemli bir hukuk devleti ilkesi
ihlâlidir. Onun için, Bakanlar Kurulunun bu mesele üzerinde bir kere daha
düşünmesini diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, ikinci önemli
konu, Bergama'da siyanür yöntemiyle altın elde edilmesiyle ilgili
girişimlerdir. Eurogold Firması, burada siyanür kullanarak altın
elde etmek için gerekli işlemleri bitirmiş, Çevre
Bakanlığından da gerekli izni almış ve faaliyete
geçmek üzeredir. Geçen gün, orada, başlangıç olarak -Sayın
Meclisimizin dikkatini çekiyorum- 2 100 çam ağacı kesilmeye
kalkışılmıştır; fakat, halk, büyük bir
kararlılıkla karşı çıkmış, şimdilik
ertelenmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu işletme
faaliyete geçerse, bir havuzda, 2 000 ton siyanür, 2 500 ton arsenik, 1 500 ton
antimon, 600 ton kurşun elli yıl süreyle muhafaza edilecektir.
Sızma ihtimali vardır, deprem ihtimali vardır, kontrollerin
yapılmaması ihtimali vardır, heyelan ihtimali vardır, hepsi
vardır; fakat, buna rağmen, bu işleme de devam edilmektedir. Bu
da davalıktır, Danıştaydadır; bölge idare mahkemesine
itiraz edilmiştir, arkasından da Danıştaya gidilmiştir;
fakat, henüz daha bu Danıştay süreci bitmeden, daha
yargının kararı sonuçlanmadan, burada Eurogold
Firmasının faaliyete geçmesine göz yumulmak üzeredir.
Değerli arkadaşlarım, orada 9
şiddetinde deprem olmuştur bundan otuz yıl önce, kırk
yıl önce, 9 şiddetinde!
Fevkalade önemli bir çevre sorunudur ve mahkeme
kararının beklenmesi, mahkeme kararının ardından da,
Hükümetin ve Meclisin durumu yeniden mütalaa etmesi gereklidir.
Değerli arkadaşlarım, son önemli konu,
nükleer enerjiyle ilgilidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Gürkan, eksüreniz 1
dakikadır.
AYDIN GÜVEN GÜRKAN (Devamla) – Bilindiği üzere,
Akkuyu'da bir nükleer santral kurulması için ihale aşamasına
gelinmiştir.
Değerli arkadaşlarım, itimat buyurunuz;
nükleer santralların gereği, 1970'li yıllarda
belirlenmişti. O zamanki hesaplarla, nükleer enerjisiz, enerji
ihtiyacımızın karşılanamayacağı
kararına varılmıştı bütün dünya için. Değerli
arkadaşlarım, fakat, o günden bu yana, nükleer enerji
olmaksızın da, tüm dünyanın ve ülkelerin enerji
ihtiyaçlarını karşılayabileceği kararına
varılmıştır ve bugün, bütün dünyada, bakınız
değerli arkadaşlarım, örnek olarak gösterilen Amerika Birleşik
Devletlerinde en son kurulan nükleer santral 1978 yılındadır,
Federal Almanya'da 1979 yılındadır, İsveç 2010
yılına kadar hepsini kapatma kararı vermiştir; çünkü,
nükleer enerji, bu aşamada
atık sorunu çözülemeyen bir enerji türüdür ve birçok kaza riskini
beraberinde getirmektedir.
Üstelik, kurulması düşünülen yer, gerçekten bir
doğa harikasıdır. Bütün bunlar için değerli
arkadaşlarım, bence, halkoyuna başvurulması, referanduma
gidilmesi ve Hükümetin bu meselenin üzerinde yeniden düşünmesi gereklidir.
Bu konu üzerinde tekrar görüşeceğim, tekrar
konuşacağım.
Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve
DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürkan.
Gündemdışı konuşma üzerinde
Hükümetin söz talebi var mı efendim? Yok.
2. —İçel Milletvekili Mehmet Emin
Aydınbaş’ın, KOBİ’lere verilecek olan destekleme
kredilerine ilişkin gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı ikinci
konuşma, İçel Milletvekili Sayın Mehmet Emin
Aydınbaş'ın. Sayın Aydınbaş, KOBİ'lere
verilecek olan destekleme kredileri hakkında konuşacaklar.
Sayın Aydınbaş, buyurun.
Süreniz 5 dakikadır.
MEHMET EMİN AYDINBAŞ (İçel) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; KOBİ'lere
sağlanan destekle ilgili gündemdışı bir konuşma yapmak
üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla ve sevgiyle
selamlıyorum.
54 üncü Hükümetimizin en önemli vaatlerinden biri de,
KOBİ olarak isimlendirilen küçük ve orta ölçekli işletmelere
uygulanacak olan destek kredileridir.
Sayın Başbakanımızın
deyimiyle, Anadolu aslanlarının Uzakdoğu kaplanlarından
daha başarılı olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.
Anadolu aslanlarının dünya ticareti platformunda yapacağı
tarihî sıçrama için, bu destek, hayatî bir önem
taşımaktadır. Nitekim, ilk duyurulduğu andan itibaren, yurt
sathında büyük ilgi ve heyecan uyandırmıştır. Yurdun
dört bir yanındaki esnaf bizden bilgi istemiştir. Nihayet, 31 Ekim
1996'da yayımlanan 96/3 nolu tebliğle, bu uygulamanın
esasları belli olmuş ve uygulama görevi, esnafımızın
desteklenmesinde hayatî bir işlevi olan Halkbank'a verilmiştir.
Milletvekili olmadan önce Mersin Sanayi Sitesinde orta
boy bir esnaf olarak faaliyet gösterdiğim için, mensubu bulunduğum
kesime sağlanan bu destek beni de heyecanlandırmıştır.
Bu arada, Halk Bankası Genel Müdürlüğünün,
uygulamaların tanıtılması amacıyla Sanayi ve Ticaret
Komisyonumuza vermiş olduğu brifing için de, bu kürsüden teşekkür
ediyorum.
Ayrıca, ilk açıklamalarda, birinci safhada 5
trilyonluk bir kaynağın ayrıldığı ifade
edilirken -Sayın
Başbakanımızın müjdesiyle-
bu desteğin 10 trilyona çıkarılmış olması
sevinçle karşılanacak bir husustur. Ancak, ülkemiz için böyle önem arz
eden KOBİ'lere yönelik bu teşvik sisteminin amaca uygun
işletilebilmesi ve hedefe ulaşabilmesi için, düzenlemelerde
görmüş olduğumuz eksiklikleri ifade etmek durumundayız.
Bir defa, göze çarpan ilk ve en önemli eksiklik,
KOBİ'lerin büyük bir çoğunluğunun mensubu bulunduğu,
sicillerinin tutulduğu esnaf odaları birliklerinin ve sonuçta
TESK'in, yani Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonunun dikkate
alınmamış ve bu süreçte bir işlev yüklenmemiş
olmasıdır. Oysa, teşviki talep eden KOBİ, kapasitesi, çalıştırdığı
işçi sayısı veya mevcut makine ve teçhizatının tespiti
için, pekala, mensubu bulunduğu esnaf odaları birliğinden bu
raporu alabilirdi.
Tebliğde de görüldüğü gibi, KOBİ'lere
sağlanan bu destek, sadece fon kaynaklı krediden ibaret
olmadığı gibi, bir defaya mahsus veya belli bir zaman dilimiyle
de sınırlı değildir.
Bugüne kadar Teşvik Uygulama Dairesince
uygulanagelinmekte olan teşvik mevzuatında yatırımlara
altı ay gibi bir zaman sınırlamasının söz konusu
olmadığı da dikkate alındığında,
KOBİ'lere konulan "altı aylık sürede
yatırımı tamamlama" şartının gerekçesini
anlamak mümkün değildir. Kaldı ki, ihracata yönelik bir
yatırımın altı ayda tamamlanması süper bir hız
gerektirir. Bu sınırlamanın, en azından "fon
kaynaklı kredi desteğiyle satın alınan makine ve
teçhizatın siparişe bağlanması veya hazırdaki bir
makineyse, satın alınması" şeklinde
değiştirilmesi gerekir; çünkü, bazen, imalata yönelik bir
tezgâhın yapımı bile altı ayı aşabilmektedir.
Kaldı ki, teşvik belgesi kapsamında yararlandırılan
diğer teşvik unsurlarının birçoğu, bir yılı
aşkın faaliyeti gerektirmektedir.
Ayrıca, illâ yeni makine alınması
şartı, işleyişi daraltmaktadır.
Yurtdışından komple tesis ithaline imkân sağlamak için, hiç
değilse, bu şarta bağlı olarak, kullanılmış
makinelerin bu teşvikle alınmasına imkân
sağlanmalıdır.
Bir diğer önemli konu, bankaca talep edilen
teminatlardır. Tebliğde, her ne kadar "teminat, projedir"
ibaresi var ise de, hemen ardından "banka, gerek gördüğü
takdirde, kefalet ve gayrimenkul ipoteği gibi teminatları ister"
denilerek açık kapı bırakılmış. Halbuki,
uygulamada biliyoruz ki, banka, yüzde 150 ilâ yüzde 250 oranında teminat
gösterilmesini, âdeta mecburiyet haline getirmiştir. Bu ise, birçok esnafımızın
bu teşvikten faydalanmasını imkânsız kılacaktır.
Ayrıca, tebliğin bir yerinde "Halkbank,
kendi kaynaklarından, banka usul ve esasları çerçevesinde
yatırım ve işletme kredisi kullandırabilir" ibaresi
vardır. Bu husus, teşvik müracaatçısını yüzde 150'lere
varan paçal kredi kullanmak mecburiyetinde bırakabilecek açık bir
kapıdır. Müracaatçının bu konuda zorlanamayacağı
hususu, net ve açık bir şekilde, tebliğde ifade edilmelidir.
Aylık enflasyon oranının ortalama yüzde
5-6'larda seyrettiği ülkemizde, 50 milyarlık kredi üst limitinin de,
KOBİ sayılmak için konulan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Aydınbaş, sizin de
eksüreniz1 dakikadır.
Buyurun.
MEHMET EMİN AYDINBAŞ (Devamla) – ... 50
milyarlık varlık sınırının da 213
sayılı Yasaya göre yılda bir değil her ayki enflasyon
oranına göre değerlendirmeye tabi tutulması, uygulamada yıl
içinde ortaya çıkacak aksamaları engelleyecektir.
Ayrıca, teşvik kredisinde yüzde 30 ve yüzde
40 oranındaki özkaynak şartının tespiti ve harcanıp
harcanmadığının kontrolü noktasında hiçbir
ayrıntılı açıklama yoktur. Bu özkaynak
harcamasının, hele altı ayda yapılmasının
istenmesi, esnafımızın bu destekten faydalanmasını
zorlaştıracak bir unsurdur.
Yukarıda sayagelmekte olduğumuz
hususların, henüz daha uygulamanın başında, KOBİ'lerin
yüzde 90'ını teşkil eden esnafımıza uygun bir
şekilde düzeltilmesi gerekmektedir. Özellikle, bu teşvik
kapsamında, Anadolu basınının ve yerel TV'lerin de
yararlandırılması imkânının tanınması
gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MEHMET EMİN AYDINBAŞ (Devamla) – Bu
düzeltmeler sonucunda, gerçekten, Anadolu aslanları şahlanacak ve 54
üncü Hükümetimiz, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat
sorunlarının çözümünde sağlam bir kitleye yaslanmış
olacak ve yeniden büyük Türkiye'nin inşasında en önemli merhale
aşılmış olacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP ve DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Aydınbaş.
Gündemdışı konuşma üzerinde
Hükümetten söz talebi...Yok.
3. —Bilecik Milletvekili Şerif
Çim’in, ülkemizdeki ipekböcekçiliğinin sorunlarına ilişkin
gündemdışı konuşması
BAŞKAN – Gündemdışı üçüncü
konuşmaya geçiyoruz. Bilecik Milletvekili Sayın Şerif Çim,
ipekböcekçiliğinin içinde bulunduğu durum hakkında
konuşacaklar. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Çim, buyurun.
Süreniz 5 dakikadır.
ŞERİF ÇİM (Bilecik) – Sağ olun
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizleri, kendim ve Partim adına en derin saygılarımla
selamlıyorum.
Karşınıza, gerçekten ülkemizde ve
yöremde büyük sorunlar içerisinde yaşam mücadelesi veren
kozacılık, yani ipekböcekçiliği konusunda düşüncelerimi
aktarmaya gelmiş bulunuyorum.
Ülkemizde 1 500 yıllık bir geçmişe
dayanan ipekböcekçiliği, 1990 yılından itibaren iktidara gelen
hükümetlerin uygulamış oldukları istikrarsız politikalar
sonucunda yok olma aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Üretici,
gün geçtikçe kendi kaderiyle baş başa
bırakılmıştır.
1990 yılında meydana gelen Körfez krizi
nedeniyle, ilgili ülkelere olan ipek halı ihracatımız durma
noktasına gelmiştir.
Maliyet girdilerini yükselten ithal ipek ipliği
sebebiyle, ülkemizdeki ipek halıcılığı sektöründe de
daralmalar meydana gelmiştir.
5 Nisan 1994 ekonomik istikrar tedbirlerinin uygulamaya
konulmasıyla birlikte, kozaya verilen devlet desteği ortadan
kalkmıştır.
Birlikçe, 1994'ten sonra, kendi imkânlarıyla,
sadece kozacılığın devamı için, iç ve
dışpiyasanın üzerindeki fiyatlarla alımlar
yapılmıştır; fakat, maliyetlerin altında
satışlar yapılmıştır.
Avrupa Birliği ülkelerinde 100 ECU, Japonya ve
Güney Kore'de kilogram başına 7-12 dolar destek verilmektedir; fakat,
ülkemizde bu tür bir destek söz konusu değildir.
1994-1996 yılları arasında, genel
olarak, ipekböcekçiliği üretim ve istihdam verilerine göz
attığımızda, 1994 yılı itibariyle 647 köy
ipekböcekçiliğiyle uğraşırken, bu sayı 1996 itibariyle
398'e, beslenen aile sayısı 12 189'dan 5 756'ya, açılan kutu
sayısı 17 953'ten 7 529'a, üretilen yaş koza miktarı 455
594 kilogramdan 214 590 kilograma düşmüştür. 1994-1996
yılları arasında, istihdam alanında yüzde 90'lara, üretim
miktarında ise yüzde 105'e ulaşan bir gerileme görülmektedir.
Diğer taraftan, ülkemizde ipekböcekçiliğinin
içinde bulunduğu sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:
İpekböceği tohumu üretiminden kaynaklanan
sorunlar: Hastalıklara dirençli koza verimliliği ve ham ipek yüzdesi
yüksek polihibrit, yani geliştirilmiş tohum üretilememekte, ihtalatla
karşılanmaktadır.
İpekböceği besleme şartlarının
daha da iyileştirilmesi ve modern üretim tekniklerinin kullanılarak,
dünya standartlarına ulaşılması şarttır.
Üretim bölgelerine ilişkin sorunlar: Yurdumuzda
kozanın yüzde 80'i başta Bursa, Bilecik ve Adapazarı'nda
üretilmektedir. Bu yöredeki sanayinin hızlı ve düzensiz şekilde
gelişmesi, çevre temizliğine gerekli özenin gösterilmemesi, üretimi
ve üreticiyi olumsuz yönde etkilemiştir.
Diğer tarım ürünlerindeki ziraî mücadelenin
bilinçsiz ve düzensiz olarak yapılması da bu sektörü olumsuz
etkilemektedir.
Yaş koza alımından kaynaklanan sorunlar:
Standardizasyon ve kalitelendirme alımlarında gerçek anlamda kalite tespiti
yapılamamaktadır. Bu durumda, üreticinin kalite bilincinin
gelişmesi engellenerek, verimlilik üzerinde olumsuz etki yapılmaktadır.
Fiyat istikrarsızlığı: İçeride
ve dışarıdaki arz ve talep dengesinin bozulması, üretimi
düşüren diğer bir etken olmuştur.
Ayrıca, yaş koza alım
fiyatlarının üretim öncesinde açıklanması, bir gereklilik
olmuştur.
Ürün bedellerinin zamanında ödenememesi sonucu,
üreticiler ikinci üretim girdi temini açısından büyük zorluklarla
karşılaşmaktadırlar.
Ürün alım fiyatlarının enflasyon
rakamlarının üzerinde açıklanmaması, ipekböcekçiliğini
olumsuz yönde etkileyen önemli bir
faktördür.
Alınması gereken önlemlere geldiğimizde,
onları da şöyle özetleyebiliriz:
Ülkemizdeki ipekböceği tohumu üretimi, çok eski
kanun ve kararnamelerle yürütülmektedir. Bu durum, idarî açıdan da
karmaşa yaratmaktadır. En kısa zamanda, günün
şartlarına uygun bir yasanın hazırlanması,
Yaş koza verimi ve kalitesinin artması ve
kutu başına düşen maliyetin azalması için, işnose dut
çeşidinin, üretim bölgelerinde
yaygınlaştırılması,
Kırsal yörelerde, toplu inficar, yani kozayı
canlandırma evlerinin açılması ve üretici teşvik kredisi
verilmesi,
Ülkemizde, ikinci beslenmenin teşvik edilmesi ve
yaygınlaştırılması,
Monüküler tarım yapılan bölgelerde,
ilaçlamanın, ipekböceği üretimine zarar vermeyecek şekilde
yapılması,
Dışarıdan yasadışı
yollarla ülkeye giren ipek ipliği ve kumaşının kontrol
altına alınması,
Olağanüstü Hal Bölgesinde bulunan Diyarbakır,
Kulp ve Lice'de 1990'da 100 ton civarında olan üretim, şu anda 5 tona
düşmüş bulunmaktadır. Mevcut olan dut ağacı ve 2 bine
yakın ipekböceği kutularının kullanılabilir duruma
getirilmesiyle yöre halkına üretim ve istihdam alanı
yaratılmış olacaktır.
Koza Birlik'in mevcut olan 2,5 milyar sermayesinin
artırılarak 100 milyarın üzerine çıkarılmasıyla,
daha iyi bir alım politikası izlenerek, üreticilere
yansıtılması zorunlu hale gelmiştir.
1996 yılında mubayaa edilen yaş koza
ürününden yaklaşık olarak, DFİF kredisi faizi hariç, 40 milyar
lira civarında bir zararın gerçekleşeği tahmin
edilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çim, eksüreniz 1
dakikadır; buyurun.
ŞERİF ÇİM (Devamla) – Sağ olun
Sayın Başkanım.
Bu nedenle, kullandırılan 80 milyar lira
kredinin -DFİF kredisinin- yüzde 50'sinin Birliğe hibe edilmesi ve bu
hibe edilen bölüme faiz tahukkuk ettirilmemesi,
Destekleme Fiyat İstikrar Fonundan hibe mümkün
olmadığı takdirde, satın aldığımız
ürünün en az üç ayda kuruma devredilmiş olması ve
satışının bir yıldan daha fazla sürede
gerçekleşmesi nedeniyle, 31.3.1997 vadeli olarak verilen yüzde 50 basit
faizli kredinin vadesinin bir yıl süreli, yani 31.3.1998 tarihine kadar
uzatılması,.
Tarihî, turistik ve kültürel bir değeri olan
prestij ürünümüz kozanın, Kültür Bakanlığı Bütçesinden her
yıl ayrılacak bir ödenekle desteklenmesinin, yerinde
olacağını düşünmekteyiz.
Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, geri
kalmış yörelerin önemli bir gelir kaynağı olan yaş
koza üretimi bir çıkmazdadır; fakat, bu sektörü, hep beraber, içten
bir çabayla kurtarmaya çalışmak şart olmuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ŞERİF ÇİM (Devamla) – Sözlerimi burada
tamamlarken, Yüce Meclise en derin saygılarımı sunuyorum. (DSP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çim.
Gündemdışı konuşma üzerinde
Hükümetin söz talebi?.. Yok.
Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair
iki adet önerge var; okutuyorum:
B) TEZKERELER
VE ÖNERGELER
1. —Amasya Millevtekili Cemalettin
Lafçı’nın, (6/55) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/105)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Hayvan besicileriyle ilgili vermiş olduğum
gündemin 7 nci sırasındaki, 6/55 esas numaralı sözlü soru
önergemi geri çekmek istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Cemalettin
Lafçı
Amasya
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
2. —Muğla Milletvekili Zeki
Çakıroğlu’nun, (6/328) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/106)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Millî Eğitim Bakanına 23.9.1996 tarihinde
sormuş olduğum ve gündemin 179 uncu sırasında bulunan 6/328
esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.
Bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Zeki
Çakıroğlu
Muğla
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri
verilmiştir.
Anayasa Komisyonu
Başkanlığının, Mahallî İdareler ile Mahalle
Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri hakkında,
İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca verilmiş bir tezkeresi
vardır; okutuyorum:
3.—İçişleri Komisyonunda
bulunan bazı kanun tekliflerinin, esas komisyon olarak Anayasa Komisyonuna
havale edilmesine ilişkin Anayasa Komisyonu Başkanlığı
tezkeresi (3/576)
20.11.1996
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş'ın,
Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar
Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/362),
Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29
Arkadaşının, Mahallî İdareler ile Mahalle
Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine İlişkin Kanun
Teklifi (2/409),
Çanakkale Milletvekili Hikmet Aydın ve 6
Arkadaşının, Mahallî İdareler ile Mahalle
Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun
Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/426),
Gümüşhane Milletvekili Oltan Sungurlu ve 3
Arkadaşının, 18 .1.1984 tarih ve 2972 Sayılı Mahallî
İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri
Seçimi Hakkındaki Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi (2/453),
İstanbul Milletvekili Bülent Ecevit ve 7
arkadaşının, 2972 Sayılı Mahallî İdareler ile
Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında
Kanun ile 1580 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Yasa Önerisi (2/466),
İzmir Milletvekili Metin Öney'in, Mahallî
İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri
Seçimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi (2/522) ve,
Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya'nın, 2972
Sayılı Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve
İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun ile 1580 Sayılı
Belediye Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/547),
Esas komisyon olarak İçişleri Komisyonuna,
tali komisyon olarak da Anayasa Komisyonuna havale edilmiştir.
Tekliflerin incelenmesinden, önerilen düzenlemelerin,
mahallî idarelerin yapılanmasına ilişkin
olmadığı, mahallî idarelerin seçim sistemlerine yönelik
olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla,
anayasal bir konu olan seçim hukukuna ilişkin bu tekliflerin Esas Komisyon
olarak Anayasa Komisyonunda görüşülmesi, geçmiş uygulamalar da
dikkate alındığında, yerinde olacaktır.
Yukarıda sayılan kanun tekliflerinin,
İçtüzüğün 34 üncü maddesi uyarınca, esas komisyon olarak Anayasa
Komisyonuna havale edilmesini arz ederim.
Ahmet
İyimaya
Amasya
Anayasa
Komisyonu Başkanı
Uygun mütalaa edilmektedir.
20.11.1996
Necati
Çetinkaya
Konya
İçişleri
Komisyonu Başkanı
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, okunmuş
bulunan tezkeredeki Anayasa Komisyonunun talebi, İçişleri Komisyonu
tarafından da uygun bulunduğundan; bu istem, İçtüzüğün 34
üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca,
Başkanlığımızca yerine getirilmiştir;
bilgilerinize sunarım.
Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi
Gruplarının İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre vermiş
oldukları müşterek bir önerileri vardır; önce okutup işleme
alacağım, sonra da oylarınıza sunacağım:
V.
—ÖNERİLER
A) SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.—(8/8) esas numaralı genel
görüşme önergesinin öngörüşme ve görüşme günlerine ilişkin
RP ve DYP Gruplarının müşterek önerisi
20.11.1996
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 20 Kasım 1996
Çarşamba günü yapılan toplantısında siyasî parti
grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, gruplarımızın
aşağıdaki müşterek önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımızla arz ederiz.
Salih
Kapusuz Mehmet
Gözlükaya
RP
Grup Başkanvekili DYP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurulun 19.11.1996 Salı günkü
birleşiminde öngörüşmelerine başlanılan, ancak
tamamlanamayan (8/8) esas numaralı Genel Görüşme önergesinin
öngörüşmelerinin, Genel Kurulun 20.11.1996 Çarşamba günkü birleşiminde
bütün işlerden önce yapılarak tamamlanması ve Genel Görüşme
açılması kabul edildiği takdirde, genel görüşmenin,
gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmında yer alması ve görüşmelerin, Genel Kurulun
26.11.1996 Salı günkü birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin aleyhinde, Sayın Murat
Başesgioğlu; buyurun efendim.
Süreniz 10 dakikadır.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) –
Sayın Başkan, muhterem arkadaşlar; iktidar partileri
gruplarına mensup değerli grup başkanvekillerimizin
Danışma Kuruluna getirdikleri, orada uzlaşma sağlanamaması
üzerine bilahara Genel Kurulumuzun onayına sundukları grup önerisinin
aleyhinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyeti
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, iki haftadır,
iktidar partileri grupları,
aşağı yukarı her gün Danışma Kurulunu
toplantıya çağırarak, Yüce Meclisi, gündemini yeniden tanzim etme
talebiyle karşı karşıya
bırakmaktadırlar. Oysa, normal olan, olağan olan; Meclis
gündeminin tanzimi, hafta başında yapılan Danışma
Kurulu toplantısıyla belirlenir ve Genel Kurul, bu belirlenmiş
gündem çerçevesi içerisinde o haftadaki
çalışmalarını tamamlar; ama, maalesef, İktidar, birçok
konuda getirdiği değişik
alışkanlıklarını, Yüce Parlamentonun
çalışması konusunda da sergilemektedir.
Öncelikle, iktidar partileri gruplarına seslenmek
istiyorum: Elbette, hükümet, kendi gündeminde bulunan kendi önceliklerini
Parlamentoda önplana çıkarmak ister; ama, burası Parlamento. Hükümet,
her istediğini bir tasdik mercii olarak, bir noter mercii olarak, bu
Meclise yaptırma hakkına sahip değil.
Yasa yapmak, denetim faaliyetlerini ortaya koymak
Meclisin görevidir. Öncelikle, Meclis olarak, bu yetkilerimize sahip
çıkmamız gerektiğine inanıyorum ve bu konuda da
İktidar Partileri Gruplarına çok büyük sorumluluklar
düşmektedir. Yeri geldiği zaman, Hükümetten gelen taleplere karşı
durmasını da bilmek durumundayız. Ne adına; Meclisin
çalışması adına, Meclisin yerleşik teamülleri
adına.
Şimdi, bugün,
arkadaşlarımızın, Yüce Meclisin gündemine getirdikleri
konu, dün -denetim günü olan salı günü- görüşülen basınla ilgili
genel görüşmenin bugün yapılmasına dair öneridir.
Değerli arkadaşlarım, siz de
biliyorsunuz ki Meclisin denetim günü salı günü. Dün, bu genel
görüşme tamamlanamadı. Henüz iki grubumuzun konuşma hakkı
var, önerge sahiplerinin konuşma hakkı var; dolayısıyla,
Meclisin normal çalışma saati içerisinde bu görüşme tamamlanamadı.
Normali nedir; önümüzdeki hafta salı gününe kalmasıdır; ama,
İktidar Partileri Grupları -demin arz etmeye
çalıştığım- Hükümetten gelen baskı üzerine,
çarşamba gününü de denetim günü olarak değiştirmek istiyorlar ve
yarım kalmış bu genel görüşmeyi bugün tamamlatmak
istiyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bu konudaki acele
niye? Bir hafta sonra bu genel görüşme tamamlansa. Türkiye'de kaçacak,
göçecek bir şeyler mi var, neden endişe ediyorsunuz; basınla
ilgili bu genel görüşmeyi hemen oldubittiye getirip, Meclisin kanun yapma
günü olan çarşamba günü bunu görüştürmeye
çalışıyorsunuz.
Bizim, Meclisin yerleşik teamülleri için, bu
şekilde bir öneriye katılmamız, oy vermemiz mümkün
değildir. Sonra, İktidar Partilerinin basını masaya
yatırmak, basına sansür yasalarına hazırlık olmak
üzere, altyapı olmak üzere, bir genel görüşmeyi, burada, acele olarak
görüştürme konusundaki tavrına da iştirak etmemiz mümkün
değil; buna, şiddetle karşı çıkıyoruz.
Türkiye'nin, bu konudan daha öncelikli konuları
var. Bugün, devletin kendi içinde sorgulandığı, devletin
demokratik ve hukuk devleti ilkelerinin acımasızca
tartışıldığı, sorgulandığı bir
dönemden geçiyoruz. Bu konuda, Türk basını, Türk medyası,
yürekli bir şekilde bu hadisenin üzerine gidiyor; ama, ne gariptir ki, bu
konuda konuşması gerekenler, devleti, şu anda emaneten
yürütenler, başta Sayın Başbakan, hâlâ suskunluğunu
koruyor. (RP sıralarından gürültüler)
Biz, isterdik ki, Sayın Başbakan, bu Meclise
gelsin "evet arkadaşlar, ben, bu karanlık gölgelerin, devlet üzerinden
kalkması için, Yüce Mecliste genel görüşme istiyorum" desin.
(ANAP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan, Yüce
Meclisten bunu istesin, bu yetkiyi istesin. Ama, Sayın Başbakan, bu
konularla hiç ilgili değil; bu konuyu, sanki, başkalarına ihale
etmiş.
Değerli arkadaşlarım, içinde
bulunduğumuz durum, gerçekten bir demokrasi sorunudur, bir rejim sorunudur
ve çok partili siyasî hayata geçtiğimizden bu tarafa, bu şekilde
devletin kendi içerisinde sorgulandığı görülmemiştir.
Hükümet, siyasî parti grupları, medya ve tüm kamuoyu olarak, bu hadisenin
üzerine, çok kararlı bir şekilde gitmek zorundayız. Türk siyaset
kurumu, bu hadiseyi aydınlatamazsa, biz, seçmenle, vatandaşla
aramızdaki güven bunalımını gideremeyiz. Her şeyden
önce, bu hadisenin üzerine gidip -nereye kadar uzanırsa uzansın,
ardında kim çıkarsa, hangi güç çıkarsa çıksın- bu
hadiseyi aydınlatmak, 20 Dönem Parlamentosunun aslî görevidir. (ANAP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bu
ülkenin geleceğini korkak insanlar kuramaz, yürekli ve cesur insanlar
kurar.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Başesgioğlu.
Önerinin aleyhinde, Sayın Hikmet Sami Türk;
buyurun efendim. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Türk, süreniz 10 dakikadır.
HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Refah Partili bazı
milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunduğu genel görüşme isteminde,
basının gerçeğe aykırı haberler verdiği, bu
haberlerle, devletimizin siyasî veya malî itibarının
sarsıldığı; bu arada, kişilerin özel hayatına
girildiği ve kişileri küçük düşüren, aşağılayan
yayınlar yapıldığı öne sürülmektedir. Önergenin
sonunda da, genel görüşmeden ne beklendiği açıklanmaktadır.
Buna göre, basındaki şikâyet konusu yayınlar
dolayısıyla, Basın Kanununda yeni düzenlemeler ihtiva eden bir
kanuna ihtiyaç vardır. İşte, bu kanun teklifinin Türkiye Büyük
Millet Meclisine sevkinden önce, konunun Genel Kurulda ele alınması istenmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türk Basınının
bazı sorunları olduğu, basında zaman zaman bazı
haberlerin abartmalı bir biçimde yayınladığı bir
gerçektir; bazı yanlışlar yapıldığı bir
gerçektir. Basınımızın, gerek bilgi yönünden gerek
eğitim yönünden güçlendirilmeye ihtiyacı olduğu bir gerçektir.
Ancak, basından şikâyetçi olmak, basın özgürlüğünü temel
alan iktidarların, onu, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak gören
iktidarların yapacağı bir iş değildir. Türk
basını, bütün eksiklerine rağmen, yolsuzlukların, ülkedeki
karanlık işlerin üzerine son derece kararlı bir biçimde ve
cesaretle gitmektedir; ancak, bugün görülen şudur ki; bu yayınlar,
ortaya çıkarılan yolsuzluklar, ortaya konulan karanlık
işler, birtakım insanları, iktidarı rahatsız
etmektedir. İktidarların görevi, bu yolsuzlukların üzerine
gitmektir; bu karanlık işleri ortadan kaldırmaktır. Bu
yapılacağına, şimdi yapılmak istenilen, bu
yolsuzlukları ve karanlık işleri ortaya çıkaran
basının üzerine gitmektir; basını susturmaktır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, buna benzer
girişimleri daha önce de yaşamıştır. 1950'li
yıllarda, zamanın iktidarı da, kendisine yöneltilen
eleştirileri susturmak için, sürekli olarak Basın Kanununda
değişiklikler yapmıştı; ancak, o zamanın
iktidarı, en azından bir dört yıl sabretmişti.
Değişiklikler daha çok 1954 yılından sonra olmuştur;
ancak, şimdi, üzülerek görüyoruz ki, Refahyol İktidarı,
basın karşısında, aradan dört ay geçmeden sinirlerini
kaybetmiş durumdadır. Bu, Refahyol İktidarının
görevini layıkıyla, başarıyla sürdürebilmesi için içine
düşülmemesi gereken bir durumdur. Öte yandan, genel görüşme,
hepimizin bildiği gibi ve Anayasamızın 98 inci,
İçtüzüğün 101 inci maddelerinde tanımlandığı gibi
bir denetim yoludur; toplumu ve devlet hayatını ilgilendiren belli
bir konunun Genel Kurulda ele alınmasıdır.
Verilen önergenin amacı ise, buradan giderek bir
kanun çıkarmaktır. Burada ortaya atılacak görüşleri,
ileride Yüce Meclisin huzuruna getirilecek olan kanun teklifinin gerekçesi
olarak göstermektir. Böylelikle genel görüşme amacından
saptırılmaktadır. Bir denetim yolu olan genel görüşme, bir
yasama yolu olarak, yasa yapma yolu olarak kullanılmak istenmektedir.
Oysa, yasaların nasıl yapılacağı bellidir. Yasalar, ya
Bakanlar Kurulu tasarısı olarak ya da milletvekillerinin teklifleri
olarak Yüce Meclise sunulur. Bu yapılacağına, burada önce bir
genel görüşme yapılıp, burada ortaya konulacak görüşler
etrafında bir yasa yapılmak istenmektedir. Genel görüşmenin
amacına ters düşen bu uygulamayı, daha önce, başka
bazı konularda da gördük; ancak, her yolun kendi özellikleri içerisinde
kullanılması gerekir. Bir denetim yolunun yasa yapma yolu olarak
kullanılmaması gerekir.
Ayrıca, bu vesileyle şunu da söylemekte yarar
vardır...
BAŞKAN – Sayın Türk, bir dakikanızı
rica edeceğim.
Sayın milletvekilleri... Sayın milletvekilleri,
lütfen, salonda ikili konuşmalarımıza son verelim. Sayın
hatibin izlenebilmesi olanaksız oluyor. Lütfen... Özellikle rica ediyorum.
Buyurun Sayın Türk.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Öyle anlaşılıyor ki, getirilecek olan
kanun teklifi, bu genel görüşme istemindeki iddialara göre, gerçeğe
aykırı haberler ya da devletin itibarını sarsacak,
kişileri küçük düşürecek haberler ve yayınlar
karşısında, yeni önlemler getirmektir; amaç budur.
Hemen şunu ifade etmek isterim ki, Türk hukukunda
bu alanda bir boşluk yoktur. Türk hukukunda, basında ya da genel
olarak, medyada yayınlanacak gerçeğe aykırı, devletin
itibarını sarsacak ya da kişileri küçük düşürecek,
onların kişilik haklarına saldıracak yayınlara
karşı yeterli tedbirler vardır. Örnek olarak şunları
söyleyeyim: Her şeyden önce, Basın Kanununda, bu konuda hem cezaî
yaptırım öngören hem hukukî yaptırım öngören hükümler
vardır. Türk Ceza Kanununun bir bölüm hükmü, hükümlerinin önemli bir
bölümü, basın yoluyla işlenebilecek olan suçlarla ilgilidir.
Dolayısıyla, basındaki herhangi bir yayın bir suç
teşkil edecek olursa, onun hakkında zaten uygulanacak
yaptırımlar vardır. Terörle Mücadele Kanunu başka bir örnek
olarak gösterilebilir. Cezaî yaptırımlar yanında, kişilik
hakları ihlal edilenlere, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Radyo ve
Televizyon Kuruluşları Hakkında Kanun, yine, tazminat
davası açmak ve uğradıkları zararın giderilmesini
istemek hakkı tanımıştır.
Şimdi, sizin getireceğiniz önerilerin,
bunların ötesine gidecek öneriler olacağı
anlaşılmaktadır. Bu ise, gerek Türkiye'nin gerek bütün
dünyanın, daha demokratik bir anayasa, daha demokratik bir basın
kanunu beklediği bir sırada, basını susturacak,
basının eleştiri yapmasına, yolsuzları, karanlık
işleri ortaya çıkarmasına engel olacak hükümler getirilmesi
demektir. Bu çeşit tutumlar, daha önce söylediğim gibi, geçmişte
de denenmiştir. Bunun sonunda, sadece, birçok gazetecimiz, ömrünün önemli
bir kısmını hapishanelerde geçirmiş, acı çekmiş,
ülke bundan zarar görmüş, rejim bundan dolayı yara almış ve
sonunda onları yapanlar da pişmanlık duymuştur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Türk, 1 dakika içinde lütfen,
toparlayın.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – O nedenle, bu
yola girilmemesini, tarihin ışığında, bu önergeyi
imzalayanlara ve Meclisten bu yolda karar çıkarmak isteyenlere tavsiye
ederim. Bu bakımdan, konunun, normal süreci içerisinde görüşülmesi ve
denetim günü olan önümüzdeki salı günü ele alınması gerekir;
bunun dışında başka bir işleme gerek yoktur.
Bu düşünceler içerisinde Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (DSP, ANAP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türk.
Önerinin lehinde konuşma talebi?.. Yok.
Şimdi, öneriyi yeniden okutup,
oylarınıza sunacağım:
Öneri:
Genel Kurulun 19.11.1996 Salı günkü
birleşiminde öngörüşmelerine başlanılan, ancak
tamamlanamayan (8/8) esas numaralı genel görüşme önergesinin
öngörüşmelerinin Genel Kurulun 20.11.1996 Çarşamba günkü
birleşiminde bütün işlerden önce yapılarak tamamlanması ve
genel görüşme açılması kabul edildiği takdirde, genel
görüşmenin, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmında yer alması ve görüşmelerin Genel Kurulun
26.11.1996 Salı günkü birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Öneriyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Öneri kabul edilmiştir. (RP ve DYP sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince, gündemin "Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler"
kısmına geçiyoruz.
VI. —GENSORU,
GENEL GÖRÜŞME, MECLİS SORUŞTURMASI
VE
MECLİS ARAŞTIRMASI
A)ÖNGÖRÜŞMELER
1.—Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan
ve 26 arkadaşının, basın ahlak ve meslek esaslarına
aykırı olarak görsel ve yazılı basında yer alan
yayınlar konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesi (8/8) (1)
BAŞKAN – Yozgat Milletvekili Kâzım Arslan ve
26 arkadaşının, basın ahlak ve meslek esaslarına
aykırı olarak görsel ve yazılı basında yer alan
yayınlar konusunda, Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 102 ve 103
üncü maddeleri uyarınca, bir genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesinin öngörüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde,
Hükümet ile Cumhuriyet Halk Partisi, Anavatan Partisi ve Demokratik Sol Parti
Grupları adına yapılan konuşmalar tamamlanmış;
Doğru Yol Partisi Grubu adına Afyon Milletvekili Sayın Nuri
Yabuz, çalışma süresinin dolması nedeniyle
konuşmasını tamamlayamamıştı.
Şimdi, Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Afyon Milletvekili Sayın Nuri Yabuz'u kürsüye davet ediyorum; buyurun
efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Yabuz, dün 7 dakikanız
kalmıştı; ancak, konuşma insicamınız bozuldu.
Onun için, bu insicamı yeniden sağlayabilmek için kaç dakikaya
ihtiyacınız varsa söyleyin, onu vereceğim.
NURİ YABUZ (Afyon) – Müsaade ederseniz, 20
dakikamı kullanmak istiyorum; çünkü, izah etmem gereken...
BAŞKAN – Hayır. 7 dakikanın üstüne kaç
dakika?..
NURİ YABUZ (Afyon) – Konuşma insicamım
bozuldu efendim, şimdi 20 dakikalık süremi kullanmak istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen...
NURİ YABUZ (Afyon) – Ben irticalen konuşuyorum,
konunun bütünlüğü var; mümkün değil tamamlayamam...
BAŞKAN – Yani, 20 dakikayı bütün olarak
istemeyin lütfen; ama, size 15 dakika eksüre veriyorum.
Buyurun efendim.
DYP GRUBU ADINA NURİ YABUZ (Afyon) – Sayın
Başkan, Yüce Meclisin değerli parlamenterleri; sözlerimin
başında, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Basın Kanunuyla ilgili olarak Yüce Meclisimize
verilmiş olan genel görüşme önergesi üzerinde Doğru Yol Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, medya ve siyaset
ilişkisi nedir; önce, bunu izah etmeye çalışacağım.
Medya ve siyaset, her rejimde vardır; ama, hür medya, hür siyaset, ancak
demokrasilerde mevcuttur. Bunun değerini iyi bilmek, bu hürriyeti kötüye
kullanmamak lazımdır. Medyanın da, siyasetin de varlık
sebebi ve hedefi, ülkeye ve millete hizmet olmalı; demokratik sistemde,
her ikisinin de hesap vereceği nihaî merciin millet olduğu
unutulmamalıdır. Her iki kurumun da ortak özelliklerinden biri,
devlet ile millet arasında köprü oluşturmalarıdır. Bunu
yaparken, doğrulardan şaşmamak, vazgeçilmez bir prensip olarak
benimsenmeli ve bu uygulanmalıdır. Hangi niyet ve kasıtla olursa
olsun, yanıltma ve saptırma cihetine gidilmemelidir. Kirlenme
iddiaları, yargısız infaz boyutuna
vardırılmamalıdır. Sağlam ve tutarlı delillerle,
birtakım hadiseler ortaya konulmalıdır.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Niye bu
acelecilik?!.
NURİ YABUZ (Devamla) – Sayın milletvekili,
siz konuştunuz, grubunuz da konuştu; ben dinledim...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Öyle telaş
olur mu?!.
NURİ YABUZ (Devamla) – İddialar ortaya
atılırken, kişi ve olay bazında kullanılmamasına
dikkat edilmelidir. Kurumları tahrip edecek şekilde
abartılı, mübalağalı, genel suçlamalardan kaçınılmalıdır.
Eğer, medya "siyaset kirlendi" diye, toptancı bir suçlamayla
ortaya çıkarsa, siyasetin de aynı üslup içinde "medya
kirlendi" diye ortaya çıkması kaçınılmaz olur ve bu
çekişme, bu kısırdöngü, hiçbirimize de, hiçbir kuruma da yarar
sağlamaz.
Tartışmalarımızda, yalnızca
gerçeği ortaya çıkarma kaygısı esas olmalıdır.
Sağlam bilgi ve delillerle ve garaza dayanmayan, kin, intikam
duygularıyla, demagoji ve saptırmalara varmadan,
tartışmalara, kurumları da demokrasiyi de, sisteme olan inanç ve
güveni de, sarsmadan devam etmemiz lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, basının
sorunları vardır; bunu, hiçbirimiz inkâr edemeyiz. Bu sorunları,
ben, ana başlıklar altında toplamak istiyorum.
Önce, hepimizin müşahede ettiği gibi
basında bir tekelleşme sorunu vardır. Bugün, Türkiye'de
yazılı basının yüzde 82'si iki medya devinin elindedir ve
dünyada görülmemiş bir şekilde, bu medya devleri, hem birtakım
bankaların, büyük fabrikaların, müteahhitlik firmalarının
sahibidir hem de gazeteleri, televizyonları vardır, Böyle olunca,
gazeteci diye nitelendirdiğimiz insanlar, milletin özgür haber alma
ihtiyacına değil patronlarının iktisadî ihtiyaçlarına,
çıkarlarına cevap vermek zorunda kalıyorlar. İşte,
meselenin özlerinden bir tanesi budur. Bu tekelleşmeyi mutlaka ve mutlaka
kırmamız lazımdır.
Geçtiğimiz günlerde, Akşam Gazetesinin
dağıtımıyla alakalı bir konu huzurumuza gelmişti.
Bu pastadan yüzde 18'lik bir bölümü eline geçiren Akşam Gazetesinin
Türkiye'de dağıtılmaması için, bu iki dev firma, ellerinden
ne geliyorsa yaptılar ve işi, batırmaya, piyasadan çekmeye kadar
ileriye götürdüler ve mutluyum ki, bu Meclis, ona bu kürsüden mâni oldu; bundan
dolayı da gazete adına şükranlarımı sunuyorum.
Ben, gazeteciyi tarif etmek istiyorum: Gazeteci kimdir;
gazeteci, asla gazetenin patronu değildir, o, gazetenin sahibidir,
ekonomik işlerinin sahibidir. Gazeteci, o okulda okumuş, eski
adıyla gazetecilik yüksek okulunda, yeni adıyla iletişim
fakültesinde okumuş kişidir ve bu titizlikle de, buradan seçilmelidir
gazeteci dediğimiz arkadaşlar; ama, maalesef, gelin, bakın ki,
elan durum böyle değildir. Lise mezunu, ortaokul mezunu, tahsili, kariyeri
ne olursa olsun herkes gazetecilik yapabilmektedir; basın yayın
yüksekokulunda, iletişim fakültesinde okuyanlar ise sadece gazetecilik
yapamamaktadır. Örnek vereyim: Faal futbol hayatını
bitirmiş olan bir futbolcu, antrenörlük yapar, menajerlik yapar; ama,
birçoğu, gazetelerimizde spor yazarlığı yapar ve üstelik,
yaptıkları yazarlık spor yazarlığına da
benzememektedir; onlar, ya Fenerbahçe yazarıdır ya Galatasaray
yazarıdır yahut Beşiktaş yazarıdır; yani, objektif
olarak gördüğü spor hadiselerini orta yere koymak gibi bir
tavırları yoktur...
YUSUF NAMOĞLU (İstanbul) – Dünyada
öyle!..Öğren de öyle konuş!..
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen sakin
dinleyelim, müdahale etmeden dinleyelim.
Buyurun Sayın Yabuz.
NURİ YABUZ (Devamla) –... ratingi artırmak
için, trajı artırmak için elinden gelen gerekli şeyleri yapar.
Peki, bunlar nedir; taraftarı sinirküpü yapar,
seyirciyi sinirküpü yapar, Fenerbahçe- Galatasaray maçı oynanır, iki
ölü...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Burada maç
oynanmıyor...
NURİ YABUZ
(Devamla) – Beşiktaş- Galatasaray maçı oynanır iki ölü...
(ANAP sırlarından gürültüler)
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Bu telaş
niye!..
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Nuri, sen de,
Anadolu çocuğusun...
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen,
müdahele etmeden dinleyelim.
NURİ YABUZ (Devamla) – Değerli
arkadaşım, ben, bu telaşı ortaya koymadan...
BAŞKAN – Sayın Yabuz, siz,
konuşmanıza devam edin.
NURİ YABUZ (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, hiçbir telaşa kapılmadan, ben, bugün,
basının içinde bulunduğu sıkıntıları ve
çözümlerini birlikte ortaya koymaya çalışıyorum; ama, böyle bir
genel görüşmeden, muhalefet partilerinin neden
telaşlandığını da, doğrusu bu ya,
anlayamıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
gazeteciliğin, basının başka sorunları da vardır.
Yasada, yasaklarla ilgili cezalar vardır; bunların
güncelleştirilmesini kimse reddedemez. Burada, biz, trafik suçlarıyla
ilgili cezaları artırdık, vergi cezalarını artırdık,
hatta ve hatta Çiftçi Mallarının Korunması Hakkındaki
Yasada, birtakım yasaklarla alakalı cezalar bile
artırılmıştır. Eğer yayın ahlakına
uymayanlar varsa, eğer prensiplere, yasalara uymayanlar varsa ve bunlar
için müeyyideler, yasalar varsa, bununla ilgili cezaların da, günün
şartlarına göre uyarlanmasına kimsenin, hiç kimsenin,
karşı çıkmaması lazımdır.
Üçüncü bir husus var. Şu anda basın,
kişi ve kurumlara karşı mütecaviz bir tavır
almıştır; özel kameralar, yatak odalarına kadar
girmiştir; ensest ilişkiler, alakasız ve ailelerin yüzlerini
kızartacak şekilde huzura getirilmiştir. Hiç gereği yokken,
bazı kişiler -medyada çıktığı gibi- hocalık,
üfürükçülük adı altında suçlanmış ve intihara varan
hadiseler olmuştur, bunları vicdanımızda
hesaplaşmamız lazım ve bunlara bizim bir çözüm, bir çare
bulmamız lazım. Gazetecilik yapan
arkadaşlarımızın, bu gibi olayların üzerine giderken,
yasaya ve yazılı kurallara, hatta yazılı olmayan vicdanî
kurallara uymaları lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, sadece
basınla alakalı sorunlar bunlar değil, bir de basın
çalışanlarının, yani benim hakiki, gerçek gazeteci
dediğim insanların sorunları var; bunlar nelerdir, bunları
da burada konuşmak istiyorum. Eğer fırsat bulabilirsek, bir
genel görüşme teklifinin de bu hususta, basın çalışanları
hususunda açılması lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, haber alma ve
haber yayınlama hakkının kutsal olduğunu savunuyor, bu
hakkın kutsallığına ben de inanıyorum; ama, bunu,
doğru haber alma ve doğru haber yayınlama şeklinde
düzeltmek istiyorum; yanıltma ya da saptırma tarzındaki
şeylerin, gerçek gazeteciler tarafından bir daha
yapılmayacağına da inanıyorum.
Gazete çalışanları güvencesiz insanlar;
gönül isterdi ki, burada, Basın Kanunu kadar, Basın İş
Kanunu da ele alınabilsin, kurumundan çıkartılan gazetecilerin
hakları da konuşulabilsin. Basın İş Kanunundaki sendikal
hakların neden uygulanmadığı gündeme getirilebilsin;
kıdem tazminatlarını almadan işinden
uzaklaştırılan gazetecileri güvence altına alacak yasal
düzenleme de yapılabilsin. Kamu adına görev yapan bu insanlar,
kendilerini sosyal güvence altında hissederek çalışsın.
Sosyal güvenliği olan insanların daha özgür
olabildiklerine inanıyorum. Sendikal hak, gazetecilere verilmiş; ama,
gazeteciler bu haktan ne kadar yararlanabiliyor. 12 Eylül sonrasındaki
sendikasızlaşma furyasından nasibini alanların
başında da, gazeteciler geliyor. Basın, bu anlamda, kendi
özgürlüğünü konuşamıyor. Kamuoyunun gözü kulağı
olması gereken görüntülü ve yazılı bu organlar, sadece ve sadece
patronların gözü kulağı olup çıkıyor. Bankalara kredi
teşvik işine giren basın patronları, muslukların
akış yönüne göre, iktidarın ya da muhalefetin yanında yer
alıyor. Haberde aranan objektiflik kriteri, yerini çıkarlara
bırakıyor. Gerçekler, yansız, yalın ve bütün
objektifliğiyle benim anlayışıma sunulmalı; kamu
görevi bu demektir. Habercilikte ideolojik kaygı, ticarî endişe ön
plana çıkmamalı; muhabir, kendinin haberini de yapabilmelidir.
Memurların sendikal haklarını, ücret
artış taleplerini dile getiren basın çalışanları,
aynı hakları, kendi adlarına da dile getirebilmelidir. Patronlar
tarafından başlatılan sendikasızlaştırma
harekâtına onlar da direnebilmelidir. Parlamento olarak bizim de
görevimiz, bu çalışanların örgütlenme güvencesini sağlamak
olmalıdır.
Bütün gazetecilerin en büyük sorunu güvencesizlik.
Patronuna karşı güvencesi olmayan basın
çalışanlarından özgür davranışlar beklemek mümkün
değildir.
Bakınız, 13 Haziran 1952 tarihinde
hazırlanan ve daha sonra çok çeşitli değişikliklere
uğrayan 5953 sayılı Kanunla, basın mesleğinde
çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki
münasebetlerin tanzimi nasıl olmuş: "Meslekte en az 5 yıl
çalışmış olan gazetecilere kıdem tazminatı
hakkı tanınır." Ama, birçok gazeteci, kıdem
tazminatından faydalanamamıştır. İsim mi istiyorsunuz;
daha geçenlerde Cumhuriyet Gazetesinde çalışan Emin Göktaş, 7
yıllık kıdem tazminatı hakkını
alamamıştır. Mahkemelere başvurmuş ve
süründürülmüştür.
BAŞKAN – Sayın Yabuz, 2 dakikanız var.
NURİ YABUZ (Devamla) – Aynı Kanundan bir
başka madde okuyorum: "Gazeteci, mukavele hükümleri
dışında olarak işveren tarafından verilen işler veya
sipariş edilen veya yayınlanması kabul edilen yazılar için
ayrıca ücrete hak kazanır. Bu işlerle ilgili ilave ücretlerin,
sigorta primlerinin ödenmesi mecburidir." Bu, hiç
uygulanmamıştır.
Sayın milletvekilleri, pek çoğunuzun da
bildiği gibi, gazeteciler, kendi işlerini yapamaz hale
gelmişlerdir. Siyasetçilerle dost olmaları, bürokratlara yakın
olmaları, onlar için elzem hale getirilmiştir. Zira,
patronlarının olmayacak bazı işleri olabilir, bunların
takibi gerekebilir; kredi talepleri gündeme gelebilir, teşviklerden
yararlanmak isteyebilirler, patronlarının, ilgili genel müdür ya da
dönemin bakanıyla görüşmesi gerekebilir. Bunların
yapılması için, gazetecinin, dost ve yaren halkasını
büyütme mecburiyeti vardır. İşte, gazeteciliğin
sıkıntıları bunlardır; işte, gazetecinin
sıkıntıları bunlardır. Gelin, bunları, burada, bu
hür kürsüde tartışalım; bundan hiç kimse korkmasın ve biz,
o "gazeteci" diye nitelendirdiğimiz insanların güvencelerini
sağlayabilirsek, burada, basının sorunları
kalmayacaktır.
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) – Nuri, gazeteciler
hiç kafa sallamıyor; doğru değil mi!..
NURİ YABUZ (Devamla) – Sayın Gürdal; sizinle
olan dostluğumuzu ayrı bir kürsüde konuşuruz.
BAŞKAN – Sayın Yabuz, süreniz dolmak üzere;
lütfen kısa konuşun.
NURİ YABUZ (Devamla) – Bizim, burada yapmamız
gereken bir iş vardır: Gazetecinin haklarını koruyacak
yasal önlemleri alalım; gazeteciyi özgürlüğüne kavuşturup,
doğruları ifade etme haklarını onlara verelim -bu, bizim
görevimiz olsun- kamuoyu tarafından yanlış algılanmalara
sebebiyet vermeyelim.
Değerli arkadaşlarım, Sayın
Başkan beni sık sık ikaz ediyor; konuşmamı burada
bitirmek zorunda kalacağım; ama, ben, bir hoşgörü
ortamından bahsetmek için, bir şeyi de burada son olarak
açıklamak istiyorum. Afyon'da Demokrat Partinin eski Münakalât Bakanı
bir arkadaşımız -Afyonlu arkadaşlarım tanır- bir
ağabeyimiz var, Arif Demirer. Ayrıca bir gazeteci
arkadaşımız var, kendisi, Devlet Demir Yollarında memur;
ama, siyasî yazılar yazar; yazdığı siyasî yazılar da
can acıtıcıdır. Merhum Sayın Arif Demirer "sen,
657 sayılı Yasaya tabisin; böyle yazı yazmak, senin hakkın
değil, haddin de değil; çizmeyi aşma" diye kendisini
uyarır. Üç defa ikaz ettikten sonra, Merhum Arif Demirer, bu yazılarına
tekrar devam ettiği için, bu şahsı Kurtalan'a sürdürür. Bu
sürdürdüğü şahıs, şu anda ANAP sıralarında
oturması icap eden bir değerli arkadaşımız Yaşar
Topçu'nun kayınpederi Ali Türk Keskin'dir. Ve Ali Türk Keskin, Bakana
sitem olsun diye, ondört dörtlükten, beşlikten oluşan bir şiir
yazar. Bu şiir, hem Afyon'un özelliklerini arz etmesi bakımından
hem siyasetçi ile memurun ve gazetecinin ilişkilerini ortaya koyabilmesi
bakımından enteresandır. Onun için, müsaade ederseniz Sayın
Başkanım, bir kıtasını okumak istiyorum.
BAŞKAN – Sadece bir kıtası lütfen; süreniz
doldu çünkü.
NURİ YABUZ (Devamla) – Evet.
"Aç yatar, çıplak gezer, sırtımda
taş taşırım
Başıma bela yağsa, sabreder
alışırım
Canıma kasteyleyen hasmımla
barışırım
Yalnız bir şey yapamam çıkarma hiç
kafandan
Kusura kalma beyim, ben gidemem Afyon'dan."
Ve son dörtlüğünde der ki:
"Bu şehrin kuzusunu, yılanını
severim
Sözünü, sohbetini, yalanını severim
Bir şey dersem gülersin, hatta, seni severim
Rica ederim, çıkarma beni dinden imandan
Kusura kalma beyim, ben gidemem Afyon'dan."
Bu, bir hoşgörüdür; bu hoşgörünün
neticesinde, Sayın Bakan, gazetecilik yapan bu memuru affetmiş,
yerinde bıraktırmıştır.
Sözlerime son verirken, bu hoşgörünün hepimizin
arasında, tüm meslek grupları arasında, basınla da
aramızda olmasını dilerim.
Saygılarımı sunarım. (DYP ve RP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yabuz.
Sayın Yabuz, bu hoşgörü ortamında,
yaşamının yirmiyedi yılını basın
mesleğine vermiş birisi olarak, ben de, sizin hoşgörünüze
sığınarak "gazeteci kimdir" tanımınıza
katılamadığımı ifade ediyor ve gazetecileri,
basın çalışanlarını "iş takipçisi" diye
tanımlayan sözlerinizi, maksadını aşan beyan
sayıyorum; yani, o konuda, maksadı
aştığınızı tahmin ediyorum. (ANAP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Teşekkür ediyorum; sağ olun.
NURİ YABUZ (Afyon) – Bu konuyu görüşürüz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Refah Partisi Grubu adına,
Sayın Mukadder Başeğmez; buyurun.
Süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA MUKADDER BAŞEĞMEZ
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözlerime
başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Efendim, bu kürsüde, hemen her mesele konuşuluyor,
tartışılıyor; basının meselesinin böyle,
özellikle ve güzellikle konuşulması da basına verdiğimiz
önemin ifadesidir. Türkiye'de her şey bir anda keskinleştiriliyor; ya
siyah ya beyaz; orta renkler görülemiyor; ya karşı ya yanında...
Sanki iktidar partileri -Refah Partisi, Doğru Yol Partisi- tamamıyla
basına düşman, basını susturacak, basını yok
edecek; bu, mümkün değil.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şikâyetçi olma.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Sanki,
muhalefet partileri basından hiç şikâyetçi değil;
basının, hiç zararını görmediler ya da basınla hiç
kapışmadılar; mümkün mü? Çok kavgalar oldu, çok kavgalar oldu...
Siz, gazeteleri boykot ettiniz, onlar, sizin aleyhinizde yazılar
yazdı; bunlar olacak; bunlar güzellik...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Doğru.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Şunu,
herkesin kesinlikle bilmesi lazım ki; biz iktidardayız diye
basına düşman olamayız; siz muhalefettesiniz diye ille
basın her şeyi doğru yapıyor diyemezsiniz; bu, kocaman bir
yalan olur. (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar) Esasen, bunu, basın mensuplarının kendileri
de söylüyor. Kim derse ki, bu Parlamento, dört dörtlüktür; bu mümkün müdür?..
Kim derse ki, basının hiç hatası yoktur; bu mümkün müdür;
elbette, olacaktır. Bunun karşılığı da,
basını susturmak değildir ya da basının meselelerini
konuşmak, basına düşman olmak değildir.
Biraz önce, çok değerli bir milletvekili
arkadaşımız, ipekböcekçiliğinin meselelerini konuştu.
Bu arkadaşım, ipekböceğine düşman mı şimdi;
kesinlikle değil. Bu ülkede, her mesele konuşulmalıdır.
Dün akşam Kanal-D'de, basının önde gelen
insanları, çok güzel konuşmalar yaptılar; gerçekten istifade
ettik; enine boyuna iki üç saat konuştular; Parlamentoyu konuştular,
iktidarı konuştular. Bunlar, Parlamentoya, iktidara
düşmanlık mı ettiler, Hükümete düşmanlık mı
ettiler; hayır, karşılıklı meselelerini
tartışıyorlar. Türkiye konuşuyor... Biz "yasaksız
Türkiye" diye diye gelmedik mi buralara? Haa, yasaksız Türkiye ile
yasasız Türkiye'yi birbirine karıştırıyorsanız,
her şey yasasız olsun diyorsanız, kanunsuz, dileyen
dilediği gibi yapsın her işini; o başka şey, ona kimse
bir şey diyemez. (RP sıralarından alkışlar)
Sonra bizim yaptığımız ne; şu
basının meselelerini, faaliyetlerini bir konuşalım Mecliste
dedik. Refah Partililer gelsin, yanlış konuşsun; ANAP'lılar
gelsin, doğrusunu söylesin; Doğru Yol Partililer gelsin,
yanlış konuşsun; CHP'liler gelsin doğrusunu anlatsın;
bu kadar güzel bir şeye ne dersiniz? "Yok, bizde fikir yok, bizde
doğru fikir yok" diyorsanız, ona bir şey diyemeyiz. (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bugün, Türkiye, yeni bir
oluşumla karşı karşıya; Türkiye'de, ülke çapında,
17 televizyon istasyonu var; bölgesel yayın yapan 15 televizyon istasyonu
var. Bu rakamlar belki yanlış olabilir, benim bildiğim daha çok
var; Düzce'de televizyon istasyonu var. Yerel TV istasyonu 245 adet; buna
karşılık, ülke çapında yayın yapan 36, bölgesel 108 ve
yerel 1 115 radyo istasyonu var. Gazeteleri saydığımız
zaman 20, 30, 40, 50 tane gazete, mecmua hepsi bir şirketin; öbür taraftan
20, 30, 40 yeni üç beş basın-yayın mezunu
arkadaşımız bir mecmua çıkaracak olsa, buna isim arasa,
bütün isimler patentli, hepsini birkaç holding almış, mümkün değil,
isim bulmakta bile zorluk çekiyorlar, hepsine el konulmuş. Şimdi,
böyle bir olguyla karşı karşıyasınız. Niye,
parlamento, daima eşya ve olayların arkasından gitsin?
Biliyorsunuz ki, özel televizyon İnter Star yayına başladı,
kanunu ta ne zamandan geldi; hani istimi sonradan gelir diyorlar ya. Niye, biz,
olayların önünde gidemiyoruz; niye, hadiseler olduktan sonra "tüh,
keşke şu konuda bir yasa çıkarsaydık" diyoruz?..
Bir de değerli arkadaşlar, Türkiye'yi şu
durumdan çıkarmamız lazım, bilhassa, biz politikacılar
olarak "bu doğru; ama, şimdilik zamanı değil,
yanlış" diyelim "bu yanlış; ama, şimdilik
zamanı değil, buna da doğru" diyelim; bu, bizi nereye
götürür değerli arkadaşlar... Geçen dönemde, bu kürsüden bir
arkadaşımız çıktı, zehir zemberek bir konuşma
yaptı, bizi eleştirdi. Meğer komşummuş, sabahleyin
"günaydın, merhaba" dedik; "yahu, aslında siz
haklısınız da öyle icap ediyordu" dedi. Bu, genç bir adam
olarak, bir fikir adamı olarak beni çıldırtıyor; yani,
kürsüde çifte standart yaparsak, doğruya yanlış,
yanlışa doğru dersek, her sahada bu böyle olur;
işadamının sorunu olur, işçinin sorunu olur, işverenin
sorunu olur. Gümbür gümbür, kameralarla, memura grev hakkı isteyen
insanları görüntülemeye kalkışan insan "ben de grev
hakkı, sendika hakkı istiyorum" diyemez; gazetesinden
atılır. O da, omuzunda kamerasını çifte standartlı
taşımak zorundadır ; yapamaz, konuşamaz.
İzin verirseniz size bir yazı okumak
istiyorum. Bu benim fikrim değil; ama, eğer Parlamentoysak, bu
insanların da, bu değerli gazetecilerimizin, basın
mensuplarımızın da sesine kulak vermek zorundayız. (RP
sıralarından alkışlar)
"Bu yıl da ülkemizdeki basın yayın
organlarının bir bölümü habercilikten uzaklaşıp, dar
çerçevelerin çıkar aracına dönüşüp, gazetecilik ahlak ve
ilkelerini de hiçe saymaktadırlar. Kimi basın kuruluşları
ve gazeteciler de sorumsuzca toplumun sorunlarına ilgisizliklerini
sürdürmektedirler.
Basının, belli bir zümrenin sözcüsü gibi
görünmesi, mesleğimize olan güvenin kaybolmasına ve
saygınlığının ortadan kalkmasına yol
açmaktadır.
Bu durum, halkın haber alma hakkını
ortadan kaldırmaya yönelik ciddî bir tehdittir.
Bu nedenlerle, biz, aşağıda imzası
olan gazeteciler; yalan ve şike haberciliğe, siyasî ve ticarî
amaçlara alet olmaya, kendisini yargıdan üstün görmeye, iş takipçiliğine,
şiddetin körüklenmesine, din ve inanç sömürüsü yapılmasına,
piyango ve lotarya yapılmasına, meslek ilke ve onuruna uymayan
görevlere zorlanmaya, sendikayı yok etme ve keyfî işten
çıkarmalara; siyasî, dinî, etnik ve cinsiyet
ayrımcılığı yapılmasına, Anadolu
basınına yeterince sahip çıkılmamasına, ülkeyi
İstanbul'la sınırlı görme
alışkanlığına hayır dediğimizi kamuoyuna
ilan ediyoruz.
Bizler, bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak
için var gücümüzle çalışacağımızı duyuyurken, her
yurttaşın da haber alma ve özgürce bilgilenme hakkına sahip
çıkmasını bekliyoruz.
Saygılarımızla" diyor; diyor da,
bunu, kendi büyük gazetelerinde, dev ekranlarında
yayınlayamıyorlar; problem orada. Çankaya'da yayınlanan küçük
bir dergide bu gür sesi çıkarmak zorunda kalıyorlar.
Değerli arkadaşlar, kim bunlar; Milliyet
Gazetesinden Melih Aşık, Dünya Gazetesinden Osman Arolat,
Cumhuriyet'ten Doğan Akın -meşhurlarını, büyüklerini
okuyorum- Hürriyet'ten Emin Çölaşan, Kanal-D'den Uğur Dündar, Refik
Erduran, Edip Emil Öymen, Örsan Öymen, Yalçın Pekşen, Hasan Pulur,
Deniz Som, Nurettin Şafak, yüzlerce
imza... Şimdi, bunlar yalan mı diyorsunuz?!.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Hayır, doğru...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Hah!.. Bu
konuda kim sessiz kalabilir; niye bu değerli gazetecilerin bu taleplerine,
bu dileklerine, bu şikâyetlerine Parlamento sessiz kalsın; gelin,
konuşalım, görüşelim, düzeltelim... (RP sıralarından
alkışlar) Ben, biraz önce dedim ya, işin içinde çifte standart var.
Promosyon hakkında yasa çıkarken, burada
"siz basın özgürlüğünü yok etmek istiyorsunuz, halkın haber
alma özgürlüğünü yok etmek istiyorsunuz, siz basını yok etmek
istiyorsunuz" diye muhalefetteki arkadaşlarımız -hem de
gazeteci kökenli arkadaşlarımız- geldiler, burada güzel nutuklar
attılar; ama, ben de onlara, şimdi fırsat bulmuşken, cevap
veriyorum: "Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Türk
basınındaki tekelleşme tehlikesi, basındaki istihdam sorunu
gibi konulara değindi, promosyon, basını ölüme sürüklüyor
dedi..." Siz de illâ promosyon devam etsin diye geldiniz nutuk
attınız; demek ki, basının ölümünü, asıl, siz
istiyorsunuz o zaman. (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
Değerli arkadaşlar, basını müdafaa
etmek, basın hürriyetini müdafaa etmek, tencere, tabak hürriyetini müdafaa
etmek demek değildir. Patronun, dağıttığı
tenceresine, tabağına verdiği değer kadar, yanında
çalıştırdığı gazeteciye de değer vermesi
lazım. (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
Siz ne zannediyorsunuz?!. Aleyhimizde ne yazarlarsa
yazsınlar, ne kampanya açarlarsa açsınlar, biz, yazarlara, çizerlere,
omzunda kamera, elinde fotoğraf makinesi dağ, taş koşan
insanlara karşı olabilir miyiz!..
Açık konuşuyorum, bizim, Refah Partisi olarak, basınla
hiçbir meselemiz yok; hatta, onlara şükran borçluyuz; çünkü, onlar
vurdukça biz büyüdük... (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar) Geçen sene...
EROL ÇEVİKÇE (Adana) – Bu ihanet niye o zaman?!.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Biraz daha vursunlar da, tek
başınıza iktidar olun!..
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Evet,
vursunlar, hiç çekinmiyoruz; basının vurduğu yerde gül biter.
Geçen dönem 38 kişiydik şurada, şimdi 160 kişi olarak
oturuyoruz burada. Onlar...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Müsaade edin biraz daha vursunlar da, tek
başınıza iktidar olun!..
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Vursunlar
efendim, bir şey demiyorum.
Bizim maksadımız, kimseyi
kışkırtmak, ortalığı gerginleştirmek
değil; onlar "Tayyip Ağa'nın villaları" diye
yüklendikçe, Tayyip Ağa geldi İstabul'a başkan oldu, villalar
yok oldu. Yani, bunlar gerçekten demokrasinin güzellikleri; ancak, değerli
arkadaşlar, kimse demokrasiyi başıboşluk rejimi
hissetmesin, kimse demokrasiyi dağ
başı rejimi zannetmesin. Demokrasi, disiplin rejimidir; demokrasi,
hukuk rejimidir.
Şimdi, bir kavga var, bir gerginlik var; medya
patronları, holding patronları "bu ülkeye ben hükmedeceğim
diyor; Hükümet diyor ki, "ben hükmedeceğim." Ben de diyorum ki,
yasalar egemen olsun; ne sen, ne sen, yasalar egemen olsun. (RP
sıralarında alkışlar)
İzin verirseniz bir hikâye anlatayım:
Padişahın biri patlıcan yiyor,
"aman ne güzel patlıcanmış" diyor;
yanındaki dalkavuk "evet, efendim çok güzel patlıcan"diyor;
biraz sonra padişah "ne kötü patlıcanmış" diyor,
dalkavuk "evet efendim çok kötü patlıcan." diyor. Padişah
"bana bak, sen biraz önce iyi diyordun, şimdi kötü diyorsun"
diyor; adam "Efendimiz, ben sizin dalkavuğunuzum;
patlıcanın dalkavuğu değilim " diyor.
Şimdi, iktidarlar, patlıcan dalkavuğu
gibi bir meyda istiyorlarsa, bunda hüsrana uğrarlar; bakın, burada
iktidar mensubu bir milletvekili olarak açıkça söylüyorum. (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Ha, böyle padişah dalkavuğu gibi basın
istemesinler; ama, basın da, patlıcan dalkavuğu olmasın.
(RP sıralarından"Bravo"sesleri, alkışlar)
Öyle, kredi limitlerinin endekslerine göre inip
çıkan, taraftarlık ya da eleştri dozu; bugün
karşısın, yarın yanındasın, başkan
değiştiriyorsun, parti başkanı tayin ediyorsun
-biliyorsunuz– hükümet kuruyorsun, hükümet deviriyorsun ve bunun arkasında;
siz, bilirsiniz, içinizde ekonomistler var; adam sadece gazeteci veya
televizyoncu değil ki, piyasada kıymetli kâğıtları da
var... Bakın, işin, tehlikeli, tekelleşmenin
boyutlarını söylüyorum; bugün "hükümet düşüyor" diye
yazar ya da bir kriz haberi yayınlar, kâğıtların
fiyatını düşürür, toplar onu; yarın moral verici bir
haberle kâğıtların fiyatı yükselir, vurur. Bu, Amerika'da
böyle oluyor; CNN dolarlara hükmediyor. Türkiye'de de borsada böyle
manipülasyon hareketleri olabiliyor.
Değerli arkadaşlar, hiç kimse savunamaz;
tekelleşme, sansürün ta kendisidir. (RP sıralarından
"Bravo"sesleri, alkışlar) Siz, sansüre karşı
mısınız?.. Eğer, bir düğmeden basıp bütün
kanallarda aynı haberleri yayınlayabiliyorsanız, böyle bir güç
edinmişseniz; bir düğmeye basıp rotatifler hep aynı
tempoyla dönüyor, sayfalar aynı renkte çıkıyorsa, ülke,
karanlığa o zaman gidiyor demektir; her tarafı göremiyorsunuz,
bir tarafa bakıyorsunuz demektir. (RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
Dün, Libya'da iş yapan Müteahhitler Derneği
Başkanı çıktı, Başbakana teşekkür etti,
Başbakan Yardımcısına teşekkür etti; hiçbir televizyon
vermedi, niye; sansür uyguluyor; çünkü, tekelci.
Dün, daha güzel bir şey oldu arkadaşlar
-Sayın Adalet Bakanı da, bunu, burada dile getirdi; lütfen, dikkatle
dinleyin, demokrasi adına rica ediyorum- Bakınız, üç gün önce
Milliyet Gazetesi "Refah Partisi veya Hükümet, askeriyeye karşı
şöyle bir tedbir düşünüyor" diye, hiç olmayan bir şeyi
yazdı. Konu ne: Askerî Şûra kararlarının yargı
denetimine alınması. Güya, birisi söylemiş... Ertesi gün de,
Genelkurmaydan cevap gelmiş; adı yok, sanı yok, hangi
başçavuşla konuştun, hangi jandarma onbaşısıyla
konuştun, nerede!.. (RP sıralarından alkışlar)
Ben, dilerdim ki, muhalefet liderleri Sayın
Baykal, diğer sözcüler, çıkıp,
"arkadaş, sünnetçi korkusu verir gibi, bu askerleri ne ikide
bir manşete çıkarıyorsunuz, derdiniz ne sizin!.. Kendi
aramızda mesele varsa, basınla meselemiz varsa, muhalefetle meselemiz
varsa, iktidarla meselemiz varsa, sizin meseleniz varsa, sivil (halk) iktidar
olarak, halkın gücüne dayalı olarak biz çözeriz; siz, ikide bir bu
askerler adına niye yalanlar uyduruyorsunuz, niye, ikide bir iktidar,
ihtilal davetiyeleri yapıyorsunuz" diye çıkıp, sivil
demokrasi adına, burada haykırmasını beklerdim. (RP
sıralarından alkışlar)
EROL ÇEVİKÇE (Adana) – Kime söylüyorsun sen onu...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Şimdi,
gazeteciler, ikide bir bize uzatıyorlar... Bakın, yani,
çelişkiyi anlatmaya çalışıyorum: Efendim, milletvekilinin
dokunulmazlığı kalksın mı?! Vay, sen Parlamento
düşmanısın, Meclis düşmanısın diyor muyuz;
düşünüyoruz, tartışıyoruz, konuşuyoruz, fikir beyan
ediyoruz.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Getirin bununla
ilgili kanun teklifini...
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Kalksın...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Kalksın;
ama, işi sulandırmayın...
Şimdi, bakın, ben size bir şey
söyleyeyim Yaşar Bey, Türkiye'de bütün insanlar, inanç, fikir ve
müteşebbis olarak dokunulmaz olmalıdır ve en başta
parlamenterler, en başta gazeteler, bütün insanlar dokunulmaz
olmalıdır. (RP sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Önce onu
kaldırın...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Var
mısınız, bütün vatandaşların
dokunulmazlığını, inanç ve fikir hürriyeti yönünde...
BAŞKAN – Sayın Başeğmez, sürenizi
tüketiyorsunuz; lütfen, karşılıklı konuşmayın,
süre işliyor çünkü.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Güzel oluyor
efendim.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen,
müdahalesiz dinleyelim.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Bu acelecilik
niye?!
BAŞKAN – Lütfen, Sayın hatibi müdahalesiz
olarak dinleyelim.
Buyurun Sayın Başeğmez.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – "Aceleniz
ne" diyorlar. Biz, size bağlı değiliz ki,
çalışılan rutin işlerimiz var, getiriyoruz,
konuşuyoruz. Buradan Trafik Yasasını geçirdik, başka
yasalar geçirdik, sigara yasağını geçirdik, konuştuk. Çekiç
Güç konusunda da "gelin, fikriniz varsa söyleyin" dedik; siz, o zaman
"bizim fikrimiz yok" dediniz, kaçtınız; o zaman da
"acelesi ne, bunun zamanı mı?" dediniz. Yahu, neyin
zamanı, ne zamandır; onu söyleyin de, ona göre
tartışalım.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Şimdi, kamyon
zamanı.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Susurluk
zamanı.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Şimdi, ne
zamanı; şimdi, Susurluk zamanı. Gelin, isterseniz işi gücü
tatil edelim, herkes sussun, otursun, dur bakalım ne olacak?!. Devletin ve
milletin yürüyen işleri yürüyecek, onlar da çözülecek.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Niye susuyorsunuz?!
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Allah için
söyleyin, Hükümetten, bu konuda yazılan, çizilenlere en ufak bir tepki
gelmiş midir, en ufak bir baskı olmuş mudur, yazsın herkes
yazabildiği kadar, konuşsun konuşabildiği kadar; ama, kimse
de palavra atmasın kardeşim. (RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Sesiniz
çıkmıyor.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Sayın
Okuyan, o işlerle bizim ilgimiz yok.
YAŞAR OKUYAN (Yalova) – Yok, tamam; sesiniz
çıksın diyoruz.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Tamam,
çıksın, Abdullah Çatlı'yı biz tanımıyoruz ki,
sizin Genel Başkanınız tanıyor; o konuşsun. (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Ne kadar sürem var Sayın Başkan?
BAŞKAN – 4 dakikanız var.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Şimdi,
ben, ortalığı fazla gerginleştirmek istemiyorum. Gerçekten,
gelin, demokratik, hür bir basın koyalım ortaya.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Kim
tanıyorsa ortaya çıksın...
BAŞKAN – Sayın Hatinoğlu, lütfen,
müdahale etmeyelim.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) –
İnsanların ve basının önündeki...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Üzerine
gidin... İftiracılık
olmaz....
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Olur, olur...
Tamam, tamam...
BAŞKAN – Sayın Başeğmez, lütfen,
konuşmanızı sürdürün.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Size
yakışmıyor...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Türkiye'yi ben
yönetmiyorum kardeşim; bana ne yükleniyorsunuz; bırakın, bir
kelime konuşayım şurada.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) –
Bırakın bu işleri.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Yahu,
boşuna bağırma oradan, böyle olmaz o işler!
BAŞKAN – Sayın Hatinoğlu, lütfen, hatibe
müdahale etmeyelim.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Değerli
arkadaşlar, ben, tekrar sözlerimin şu noktasına geliyorum:
Basın sonuna kadar hür olsun.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – O cesareti
gösterin, olsun.
MUKADDER
BAŞEĞMEZ (Devamla) – Olsun; ama, Türk Halkı da sonuna kadar hür
olsun. (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
Allah'tan korkun!.. Herkesin elinde...
MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın
Mukadder, Yunan basını mı bunlar?!.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Türk
basını diyorum; ne demek Yunan basını... O
yanlış, o itiraz yanlış... Öyle laf atılmaz
Mehmetçiğim; yok...
MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Bunlar
Yunanistan'dan mı geliyor?!.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Bizim derdimiz,
halkın, doğru, güvenilir haber alma özgürlüğüdür. Basın
diyor ki "siyasetçi yalan söylerse, onu nasıl
yazacağız?" Ee, kardeşim, işte, siyasetçinin
yalanını doğru diye yazmayacaksın, siyasetçinin
doğrusunu da yalan diye yazmayacaksın, siyasetçi yalan söyledi
diyeceksin; olay bu!.. (ANAP ve CHP sıralarından gürültüler)
Niye rahatsız oluyorsunuz? Bu panik ne? Siz,
basından yana mısınız; basın emekçilerinden yana
mısınız; hür haber alma ve halkın hür bilgilenmesinden yana
mısınız? (CHP sıralarından "patronlardan yana
mısınız" sesleri)
Ee, kardeşim, holdinglerle basını niye
birbirine karıştırıyorsunuz? (RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
İzin verirseniz... Bakın, bizim gazetelerin,
sahip, yönetici ve yazarları da, aynı fikriyat ve siyasetten insanlardır.
Bir kere, hepsi, siyasî ve ekonomik iktidara ve bazı
kalıplaşmış değer yargılarına
bağımlı; bu benzerlik sayesinde, zaman zaman, milyarlar
karşılığında,
bir gazeteden ötekine transfer olup dururlar. Malzeme aynı,
aşçılar da aynı olunca, her gün aynı yemeği sunuyorlar
önümüze; sonra da, 60 milyonluk memlekette, toplam tiraj -bütün promosyonlara
rağmen- neden 5 milyonu aşmıyor; işte sorun burada; bunu
söyleyen bir gazeteci!.. Azerbaycan kadar gazete satamıyorsak, bu
Hükümetin bir meselesidir; bilgilenmek, kültürel düzeyin yükselmesi, medeniyet
bakımından ileri gitmek Türkiye'nin meselesidir. Acaba,
basınımızın hangi derdi var ki 5 milyondan fazla
satamıyor; bu kadar tencere, tabak,
şampuan, deterjan dağıtmasına rağmen...
Bana diyebilir misiniz ki "İktidar bir yasa
hazırlığı içinde, bunu da Parlamentoya getirmekle
yanlış yaptı, bizim fikrimizi almakla yanlış
yaptı. Gizli, saklı birtakım yerlerde hiç tartışmadan,
kamuoyunda tartışmadan, televizyonlarda tartışmadan
birtakım yasalarla karşınıza çıksa daha mı iyi
olurdu; buraya getirmekle iyi etti" diyemez misiniz değerli
arkadaşlar?
Şimdi, İktidar ne istiyor...
BAŞKAN – Sayın Başeğmez, Sayın
Kâzım Arslan, sizin, önerge sahipleri adına da, ilk imza sahibi
olarak konuşmaya devam edeceğinizi söyledi. Size 10 dakika...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Hayır
efendim.
BAŞKAN – Sizi gösterdi, bilmiyorum...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Sağolsun,
ben feragat ediyorum, 1 dakika eksüre yeter efendim.
BAŞKAN – Peki, 1 dakika eksüre veriyorum size.
Buyurun efendim.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Ben, buradan
bir seslenişte bulunmak istiyorum; Allah korusun, Rusya ile harbe
girebiliriz ... (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Allah,
Allah" sesleri, gürültüler)
Dur kardeşim, dur, güzel bir şey
söyleyeceğim.
... veya Amerika ile (ANAP, DSP ve CHP
sıralarından gürültüler)
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) –
"mesela" diyeceksin...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Dur, dinle.
BAŞKAN – Sayın Başeğmez, lütfen, 1
dakika içinde toparlayacaksınız.
MUKADDER BAŞEĞMEZ (Devamla) – Şimdi,
savaştığımız ülkenin gazetecileri de o ordularla
birlikte ülkemize gelebilir, buradan bütün güvenlik kuvvetlerimize seslenmek
istiyorum; o askerle savaşacaksın; ama, o gazeteceyi
koruyacaksın. (RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Buradan bütün güvenlik kuvvetlerimize sesleniyorum;
talebe olaylarıdır, grevdir, şudur, budur... Ben, bizzat,
rahmetli Özal'ın cenazesinde bir polise müdahale etmiş bir
insanım, gazeteciyi tartaklıyor "çekme" diye, "yahu,
dur, vazifesini yapıyor adam" dedim.
Bütün dağlarda, taşlarda, güneydoğuda,
şurada, burada hayatını kaybeden, kaçırılan, faili
meçhul cinayetlere kurban giden gazetecilerimizi rahmetle anıyorum. Türk
basınının, inşallah sağlık, selamete
çıkacağına, önündeki problemleri aşacağına,
Anadolu basınının kuvvetleneceğine, her şeyin
İstanbul'dan ibaret olmadığının
anlaşılacağına inanıyorum.(RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
Dün Güneri Cıvaoğlu "bu iş,
meşru zeminlerde tartışılıyor; meşru zemin de
Parlamentodur" dedi. İşte, bu meşru zeminde tartışıyoruz,
kendileri de tartıştı, kıyamet de kopmadı, herkese,
hepsine teşekkür ediyoruz.
Doğru haber... Yalan habere asla. Herkes
konuşsun; ama, bildiğini konuşsun, doğru konuşsun,
inandığını konuşsun; bizim ilkemiz bu. Kimseyle
kavgamız yok, kimseyle savaşımız yok, kimseyi susturmak
diye bir niyetimiz yok. Demokrasinin ve basının desteğiyle
buralara gelmiş bir insan olarak söylüyorum bunu.
Sağ olun. (RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Başeğmez.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Önerge sahibi olarak
Sayın Kâzım Arslan konuşacak.
BAŞKAN – Sayın Kapusuz, zaten, birinci imza
sahibi olarak hak kendilerinin.
Sayın Işın Çelebi, "bir
açıklama" diyorsunuz; öyle bir talebiniz mi var?
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Evet.
Sayın Başkan, burada bir tekelden
bahsederken...
BAŞKAN – Size bir sataşma yahut size
atfolunan bir görüş değilse, kusura bakmayın, böyle bir
imkânımız yok Sayın Çelebi.
Sayın Kâzım Arslan, buyurun. (RP
sıralarından alkışlar)
Sayın Arslan, süreniz 10 dakikadır.
KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; dünden beri, vermiş olduğumuz genel
görüşme önergesini tartışıyoruz. Zannediyorum, söylenmek
istenilenler anlaşıldı. Az önce, Mukadder kardeşimiz de
benim söyleyebileceğim birçok şeyi ifade etti, hislerimize tercüman
oldu.
Bizim, bu genel görüşme önergesini vermekteki
amacımız, olayın ahlakî boyutunu dile getirmekti; ama, dünden
beri, görüyoruz ki, muhalefet partilerine mensup arkadaşlarımız
tarafından, olayın ahlakî boyutu bir kenara bırakılıp,
tamamıyla varsayımlara dayalı, sansür getirilme isteğinden
bahsedilerek, olay başka mecralara çekilmek isteniyor. Halbuki, benim ve
arkadaşlarımın bu önergeyi burada gündeme getirmekteki
maksadımız, az önce de ifade ettiğim gibi, basındaki
yargısız infazların ahlakî boyutunu dile getirmekti.
Şimdi, düşünün; evimizde televizyon
seyrediyoruz, hiç ömrümüzde görmediğimiz görüntülerle
karşılaşıyoruz. Ben, ilk defa bir televizyon
programında -utanarak söylüyorum- homoseksüel ilişkinin
görüntülerini, çocuklarımla birlikte izlemek zorunda kaldım;
değiştirinceye kadar, çocuklarımdan kaçırıncaya kadar
da hal geldi başımıza.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Uzaktan
kumanda...
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Ben olayın bu boyutunu
dile getirmek istiyorum, biz olayın bu boyutunu dile getirmek istiyoruz.
Yine, bir şey daha ifade etmek istiyorum ki: Bizim
bir inancımız var, hiç kimseyi ailesiyle, soyuyla sopuyla
yeremezsiniz; ailenizle, soyunuzla sopunuzla da övünemezsiniz...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Herkesin
inancı var; şüphen mi var?
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Şunu ifade etmek
istiyorum...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Neredesin
sen?.. Şüphen mi var?
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Hepimizin Müslüman
olduğunu kabul ederek söylüyorum. Şunu ifade etmek istiyorum...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Herkes
Müslüman, şüphen mi var; var mı bir şüphen?
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Şunun için söylüyorum...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Olur mu
öyle şey, ne demek bunlar!..
BAŞKAN - Sayın Hatinoğlu... Sayın
Hatinoğlu, lütfen müdahale etmeyin.
Sayın Arslan, siz devam edin efendim.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Olur mu öyle
şey Sayın Başkan?!.
BAŞKAN – Sayın Hatinoğlu, lütfen...
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Sayın Hatinoğlu'nun
niye bu kadar reaksiyonel olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum.
BAŞKAN – Sayın Arslan, lütfen, Genel Kurula
hitap edin.
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Herkesin
Müslüman olduğundan şüpheniz mi var Sayın Arslan?
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Lütfen dinleyin Sayın
Hatinoğlu... Lütfen dinleyin... Ben başka bir şey söylemedim
" tabiî ki, hepimiz Müslümanız " dedim ve
inancımızın gereği olan bir şeyi hatırlatmak
istiyorum. Hiç kimseyi yeremezsiniz veya övemezsiniz. Şunu ifade etmek
için söyledim bunu: Bir insan bir hata işlemiş olabilir, bir insan
bir günah işlemiş olabilir; ama, hiç kimsenin, hiçbir medyanın,
basın özgürlüğü adına, o insanın ailesini, çoluğunu
çocuğunu toplum içine çıkamaz hale getirmeye hakkı yoktur. (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Bir adam,
bir günah işlemiş olabilir; ama, onun oğlu var, kızı
var, ailesi var, sülalesi var... Buna hiç kimsenin hakkı yok. Biz,
olayın, bu ahlâki boyutunu gündeme getirmeye çalışıyoruz...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) –
İslâmı da biliyoruz, ahlâkı da biliyoruz; her şeyi
biliyoruz
KÂZIM ARSLAN
(Devamla) – ...ve şunu söylemek istiyorum: Tamamdır, iktidar partileri
önyargılıdır, basına sansür getirmeye
çalışıyorlar, onu da kabul ettik; ama, muhalefete ne oluyor?..
Onlar da önyargılı olarak basının
avukatlığına soyunuyorlar burada.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Basın
patronlarının!
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Basın holdinglerinin,
basın patronlarının avukatlığına soyunuyorlar.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Kimsenin
avukatlığını yapmıyoruz.
M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) –
Amacını aşma, kimsenin öyle bir niyeti yok.
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Buraya, işte bir genel
görüşme önergesi gelmiştir; buyurun, katılın diyoruz.
M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Çok
önyargılı konuşuyorsunuz.
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Biz önyargılı
olabiliriz; peki, siz önyargılı olmayın o zaman.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – O, demokrasi adına
konuşuyor!
KÂZIM ARSLAN (Devamla) – Burada, söylenmek istenilen
espri budur, bu önergeyi gündeme getirmekteki maksadımız budur. Hiç
kimsenin sınırsız özgürlüğü olamaz. Bunu, herkesin, bu
şekilde bilmesi lazım.
Sözlerimi daha fazla
uzatmak istemiyorum. İnşallah, oylarınızla bu genel
görüşme önergemiz kabul edildiği takdirde, önümüzdeki günler
içerisinde, bu konular daha yararlı bir şekilde, daha
önyargısız bir şekilde Mecliste
tartışılacaktır.
Vaktinizi daha fazla almak istemiyorum ve sözlerimi
burada noktalıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (RP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.
Sayın milletvekilleri...
A. TURAN BİLGE (Konya) – Sayın
Başkanım, yerimden söz istiyorum müsaade ederseniz.
BAŞKAN – Ne hakkında efendim?
A. TURAN BİLGE (Konya) – Efendim, değerli
hatip, biraz önce, bizim cenahı göstererek "sizlerin Müslüman
olduğunuzu kabul ediyoruz" dedi. (RP sıralarından
"hayır, hayır" sesleri)
BAŞKAN – Bir dakika efendim... Bir dakika...
Arkadaşımızı dinleyelim, itiraz etmeyelim. (RP sıralarından
gürültüler)
Bir dakika efendim, arkadaşımız ne
diyecek, hep birlikte bir anlayalım.
Buyurun Sayın Bilge.
A. TURAN BİLGE (Konya) – Sayın Başkan,
bizim tarafı göstererek, "sizlerin de Müslüman olduğuna
inanıyorum" dedi, "kabul ediyorum" dedi. Acaba,
arkadaşımızın, bizlerin Müslüman olmasıyla ilgili,
elinde bir referans, gücü mü var? Onu açıklamasını istiyoruz.
(RP sıralarından gürültüler)
KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Sayın Başkan,
hayır...
BAŞKAN – Bir saniye...
Karşılıklı değil...
Sanıyorum, öyle kastetmediniz, öyle bir
kastınız yoktu; kimsenin dini konusunda bir takdir, tayin
hakkınız... Öyle bir şey kullanmak istemediniz. Bir
yanlış anlamaya yol açmaması bakımından... Düzeldi...
KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Sayın Başkan, ifade
buyurayım.
BAŞKAN – Buyurun.
KÂZIM ARSLAN (Yozgat) – Ben "sizin" diye bir
kelime kullanmadım, zabıtlara bakabilirsiniz. Hepimizin Müslüman
olduğunu kabul ederek, inancımızın gereği olan bir
şeyi hatırlatmak istiyorum, dedim.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, herhangi bir
yanlış anlamaya yol açacak olsa dahi, Sayın Arslan, şu an,
yerinden, bu yanlış anlamayı düzeltecek
açıklamasını yaptı.
Genel görüşme önergesi üzerindeki
öngörüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, genel görüşme açılıp
açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım:
M. İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Karar
yetersayısının aranmasını istiyoruz.
BAŞKAN – Karar yetersayısı
arayacağım efendim.
Genel görüşme açılmasını kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Sayın milletvekilleri, karar
yetersayısı vardır; genel görüşme açılması kabul
edilmiştir. (RP ve DYP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
Daha önce alınan karar gereğince, genel
görüşme, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler"
kısmında yer alacak ve Genel Kurulun 26 Kasım 1996 Salı
günkü birleşiminde yapılacaktır.
HAKAN TARTAN (İzmir) – Sayın
Başkanım, ben, konu bölünmesin diye araya girmemiştim.
Şahsıma yönelik bir sataşma oldu. Yerimden, tutanaklara geçmesi
bakımından...
BAŞKAN – Neyle ilgili?..
HAKAN TARTAN (İzmir) – Efendim, burada, gazeteci
kökenli milletvekili olarak, Türk basınının sorunlarını
gündeme getirmem "nutuk atmak" olarak yorumlandı. Halbuki,
elbette, Türk basınının sorunlarını
tartışmak, Türk demokrasisinin gelişimine katkıda
bulunmaktır. Ben, bunu savunmuştum. Anlamayanlara ithaf olunur.
BAŞKAN – Sağ olun.
Bir arkadaşımız, Sayın Hakan
Tartan'ı ismen de zikrederek "nutuk atmak" demişti
gerçekten; arkadaşımız, kürsüye de gelmeden bu hususu yerinden
düzeltti.
Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz.
Önce, sırasıyla, yarım kalan
işlerden başlıyoruz.
VII.—KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
1.—926 Sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu
(1/215) (S. Sayısı :23)
BAŞKAN – 926 Sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
2. —Vesikasız Kıymetli Maden ve
Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun Tasarısı ve
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/513) (S. Sayısı :131) (1)
BAŞKAN – Vesikasız Kıymetli Maden ve
Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun Tasarısı ve
Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde
tasarının 1 inci maddesi üzerinde görüşmeler ve bu maddeyle
ilgili önergelerden birkısmının işlemi
tamamlanmıştı.
Şimdi, maddeyle ilgili diğer 11 önergenin,
aykırılığına göre işlemine devam edeceğiz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) – Sayın Başkan,
Sayın Polat ve Sayın Yalman kendilerine ait önergelerdeki
imzalarını geri çekiyorlar.
BAŞKAN – Sayın Polat ve Sayın Yalman
önergelerdeki imzalarını çekiyorlar, önergeler geri verilmiştir.
Şimdi, 1 inci maddeyi oylarınıza
sunacağım; ancak, açık oylama talebi var.
Açık oylama talebini okutacağım, sonra
da, talepte bulunan milletvekillerinin
yerlerinde olup olmadıklarını kontrol edeceğiz.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan maddenin, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün 81 inci ve 143 üncü maddeleri uyarınca
açık olarak oylanmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
BAŞKAN – Şimdi, imza sahibi milletvekillerini
arayacağım.
Hüsamettin Özkan ?... Burada.
Zekeriya Temizel?..
İSTEMİHAN TALAY (İçel) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Talay tekabbül ediyorlar.
Hikmet Uluğbay?.. Burada.
Ayhan Gürel?..
HASAN GÜLAY (Manisa) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Gülay tekabbül ettiler.
Turan Bilge?.. Burada.
Hikmet Sami Türk?.. Burada.
Mahmut Erdir?..
NECATİ ALBAY (Eskişehir) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Necati Albay tekabbül ettiler.
Ahmet Piriştina?.. Burada.
Güven Karahan?..
MÜJDAT KOÇ (Ordu) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Koç tekabbül ediyor.
Veli Aksoy?..
ZİYA AKTAŞ (İstanbul) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Aktaş tekabbül
ediyor.
Osman Kılıç?..
MEHMET YAŞAR ÜNAL (Uşak) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Yaşar Ünal tekabbül
ediyor.
Mustafa ilimen?..
BAYRAM FIRAT DAYANIKLI (Tekirdağ) – Tekabbül
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Dayanıklı tekabbül
ediyor.
Aydın Tümen?.. Burada.
Emin Karaa?.. Burada.
Fikret Ünlü?.. Burada.
Bekir Yurdagül?..
FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Uzunhasan tekabbül ediyor.
Yalçın Gürtan?..
CİHAN YAZAR (Manisa) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Cihan Yazar tekabbül
ediyor.
Çetin Bilgir?..
HAYATİ KORKMAZ (BURSA) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Hayati Korkmaz tekabbül
ediyor.
Hasan Gülay?..
GÖKHAN ÇAPOĞLU (Ankara) – Tekabbül ediyorum.
BAŞKAN – Gökhan Çapoğlu tekabbül ediyorlar.
Sayın Mehmet Büyükyılmaz?.. Burada.
Sayın milletvekilleri, şimdi, açık
oylamanın şeklini belirlemek üzere oylama yapacağım.
Açık oylamanın, adı okunan sayın
milletvekilinin kürsüye konulacak oy kupasına oy pusulasını
atması suretiyle yapılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Açık oylamanın, adı okunan sayın
milletvekilinin ayağa kalkarak "kabul", "ret" veya
"çekimser" şeklinde oyunu belirtmesi suretiyle
yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Açık oylama, oy kupası sıralar
arasında dolaştırılmak suretiyle yapılacaktır.
Kupalar, sıralar arasında
dolaştırılsın.
(Oylar toplandı)
Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.
Oy kupaları kaldırılsın.
(Oyların ayırımına
başlandı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayım
yapılırken, görüşmelere devam edeceğiz.
Şimdi, 2 nci maddeyi okutuyorum.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın
Başkan, görüşmelere devam edemezsiniz; madde reddedilirse ne
yapacaksınız?
BAŞKAN – Oylatmayacağım 2 nci maddeyi
efendim, görüşmelerini yapacağım.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Madde
reddedilirse ne yapacaksınız?
BAŞKAN – Görüşmesini yapacağım
Sayın Dumankaya; geleneklerimiz böyle. Bunu ilk defa uygulamıyoruz;
uyguladık. Görüşmeleri yapacağım; oylamayacağım
Sayın Dumankaya.
Buyurun okuyun:
Madde 2. – Bu Kanun yayımı tarihinde
yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Gruplar adına; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına,
Sayın Ahmet Küçük; buyurun efendim.
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Vazgeçtim Sayın
Başkan.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – ANAP Grubu
adına söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun.
Sayın Çelebi, süreniz 10 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir) –
Değerli Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün, bu yasa
tasarısı görüşülürken, 2 nci maddede, Bakanlar Kurulunun yürütme
hakkı konusunda söz aldım. Bu yasa tasarısında en son
söyleyebileceğimiz nokta bu olduğu için bu maddede söz aldım.
Özellikle, kıymetli eşya, altın, mücevher gibi stok affını
öngören bu tasarıdan önce, bir yanlış anlamayı düzeltmek
istiyorum. Burada, biraz önce, basın yasasıyla ilgili
görüştüğümüz konuda, Türkiye'de, 17 televizyonun, 15 bölge
televizyonunun, 1 115 yerel radyonun olduğundan söz edip, Tükiye'de,
basında tekel olgusundan söz etmek, tekel mantığını
bilmemektir. Burada, ciddî bir çokseslilik vardır. Bu çokseslilik, rekabet
mantığını da beraberinde getirmektedir. Eğer, tirajlar
itibariyle, bu tekel meselesi gündeme getirilirse...
BAŞKAN – Sayın Çelebi... Sayın Çelebi...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – İzin verir
misiniz Sayın Başkan?..
BAŞKAN – Bitmiş bir genel görüşme
konusunda...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Sayın
Başkan, burada, Bakanlar Kuruluna güvensizliğimi belirtmek için, bu
yasayı Bakanlar Kurulunun yürütemeyeceğini anlatmak için bir örnek
veriyorum.
Sayın Başkan...
ABDULKADİR ÖNCEL (Şanlıurfa) – Böyle bir
usul yok.
BAŞKAN – Sayın Çelebi, sizi anlıyorum;
ama, bunun gerçekten tasarıyla ilgisi yok.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Var Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Sayın Çelebi, lütfen...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Sayın
Başkan... Sayın Başkan, özellikle...
BAŞKAN – Lütfen, Başkanlığı da
zor durumda bırakmayın. Bu konunun tasarıyla ilgisi yok, bir
örnek olma niteliği de yok. Lütfen, konuşmayı tasarıyla
ilgili olarak götürün.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Sayın
Başkan, bakın, örnek olma niteliği var. Otokontrol müessesesi
artırılarak, piyasalar geliştirilerek, demokrasi içinde
çokseslilik geliştirilerek bu meselelerde bir otokontrol müessesesi
kurulur. Bu mevzuat, Rekabet Kanunu ve Rekabet Kuruluyla, tüketicinin
korunmasıyla ve çeşitli fonksiyonlarla, mekanizmalarla getirildi;
ama, çıkan yasalar Türkiye'de uygulanmadığı için ve
Bakanlar Kurulu çıkan yasaları uygulamadığı için, bu
konularda problem oluyor. Tirajı yüksek diye tekelleşmeyle
özdeşleştirilemez. Bu, piyasalardaki rekabetten doğan bir
hadisedir ve bu çoksesliliği kısmaya dönük tavırlar, Hitler'in
de demokrasiyi savunuyorum diye getirdiği faşizmden farklı
olmaz. Öncelikle bunun altını çizmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, şimdi,
kuyumcuların, altın ticareti yapan insanların elindeki stok
affını öngören buradaki tartışmada, geçen hafta, Sayın
Maliye Bakanı bunun değerinin ne olduğunu söylemedi; ama, kaynak
paketinin ikincisinde, bu değerli altın stoklarının
affından 64 trilyon gelir elde edileceği açık ve net
yazılmıştı. Bu, 1 katrilyon civarındaki stokların
affı anlamına geliyordu. Bu da, 10 milyar dolara yakın bir
miktardı. Nitekim, biz, şu andaki altın stoklarının da
yaklaşık 800-900 ton tuttuğu ve kilogramı 1 milyarın
üstünde olan bir emtianın affı söz konusu olduğundan, burada,
ciddî bir problem olduğunu; terörü finanse eden karaparanın aklanma
operasyonu olduğunu iddia ettik. Biz, çok açık ve net biçimde, bunun
bir vergi affı olduğunu da söyledik. Sayın Bakan, bunun vergi
affı olmadığını söyledi. Yıllarca vergisi
ödenmeyerek stokta bekletilen bu emtianın, altının, bugün, yüzde
6-7 gibi bir vergi oranıyla affedilmesi, asgarî ücret üzerinden yüzde
16-17 vergi alınan bir ülkede vergi adaletinde ciddî bir haksızlığa
yol açmaktadır; ciddî bir vergi affıdır.
Biz, 1992 yılında vergi affına
karşı çıkarken söylediğimiz bütün aksaklıklar
oluştu ve bugün, 1983 döneminde, askerî rejim döneminde uygulanan bu yasa,
o dönemde çıkarılmıştı, yeniden Refah Partisi
döneminde gündeme getirildi. Askerî dönemde uygulanan ve çıkarılan
metazori haksız kazancı aklama yasası Refah Partisi döneminde
getirildi... Bunu kınıyorum ve bu yasaları, geçmişte,
Rekabet Kurulu gibi, Tüketicinin Korunması gibi yasaları
uygulayamayan bu Bakanlar Kuruluna da güvenmiyorum ve bunu haksız yere kullanacağına
inanıyorum. Çünkü, bugün, kumar mafyasının yıllık 1
katrilyon geliri varken, 3 trilyon vergi alınıyor. Bunun da
haksız bir kazanca yol açtığını ve vergilendirilmeyen
bu kazancın 10 milyar dolar düzeyinde olduğunu düşünürseniz,
ciddî bir kaçak paranın affı ve aklanması söz konusu.
Türkiye'de enflasyon hızla artıyor
arkadaşlar. Burada, bana akıl veren birtakım arkadaşlar
oldu; "teoriyi, pratiği biliyor musun?.." Evet, teoriyi,
pratiği biliyorum; bu benim işim. (RP sıralarından
"evet [!]" sesleri)
Evet... Evet...
Faiz oranları onbeş günde yüzde 117'den yüzde
145'e çıktı; yaklaşık 30 puan arttı. Faiz
oranları onbeş günde 30 puan arttı. Siz, rantiyeye
karşıydınız, rantiyenin en halisini, en köklüsünü, en
acımasızını yapıyorsunuz. Dolar 100 bin liraya
dayandı. Enflasyon yüzde 100'ü geçiyor. Ekmek fiyatından bahseden bir
eczacı arkadaş vardı, ekmek fiyatı 15 bin, 18 bin
tartışması... Geçen sene 6-7 bin lira olan ekmek fiyatı
yüzde 200-300 arttı. Akaryakıtta artan fiyatlar ortada. Buna
karşılık, altın stoklayan beş on adamın kaçak
altınını affediyorsunuz... Neden bakkalı enflasyona
karşı korumuyorsunuz? Neden manavı korumuyorsunuz? Neden
taksiciyi korumuyorsunuz? Neden diğer küçük esnafı korumuyorsunuz?
Neden marangozu korumuyorsunuz?.. (RP sıralarından "koruyoruz"
sesleri)
Değerli arkadaşlarım, burada
haksızlık yapıyorsunuz. Eğer, eflasyon muhasebesi ise,
bütün esnafa getirelim; bakkala da getirelim, manava da, kasaba da, taksiciye
de, sanayiciye de, küçük ve orta ölçekli sanayiciye de, işletmeciye de burada,
ekonomiyi bilmiyorsunuz, haksız kazanç elde ettiriyorsunuz insanlara.
Kredi notu Japonlar tarafından düşürüldüğünde, dün, -ilgiyle
izledim- Sayın Başbakan dedi ki "kredi notumuzun düşmesi
önemli değil, diğer ülkelerin notuna geldik." Böyle şey
olur mu?!. Ben, matematikten 10 alacağım, edebiyattan 2
alacağım; ertesi imtihanda matematikten 2 aldığımda
"hiç önemli değil, edebiyattan da 2 almıştım"
diyeceğim. Kredi notunun düşmesi, bu ülkenin finansman
kaynaklarının pahalanması anlamına gelir, bu ülkenin
dış kredi bulamaması anlamına gelir, bu ülkenin faizlerinin
artması anlamına, enflasyonun yüzde 100'ün üzerine çıkması
anlamına gelir.
Değerli arkadaşlarım, öyle, uydurma
kaynak paketleriyle bu ülke yönetilemez. Öyle, üç beş tane altın
stokçusunu affederek Türkiye'de o kaynak tahsisini beceremezsiniz. (RP
sıralarından gürültüler)
AHMET DOĞAN (Adıyaman) – Sayın
Başkan, biz de konuşacağız, yeter...
BAŞKAN – Sayın milletvekili, yerinize oturur
musunuz...
AHMET DOĞAN (Adıyaman) – Herkes kendi kendine
konuşuyor.
BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen,
müdahalesiz dinler misiniz...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Böyle masum
isteklerle, o acı ilaçları çikolatalayıp vermeye benzemez.
Burada açıkça söylüyorum; bu yasa tasarısı karaparayı
aklama operasyonudur ve bu tasarı yasalaşırsa, Anayasa
Mahkemesinden dönecektir. (ANAP sıralarından alkışlar)
AHMET DOĞAN (Adıyaman) – Konu üzerinde
konuş.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Siz, 50 bin mark
alıp, yüzde 10 faiz vererek insanlara birtakım imkân
sağlıyorsunuz; rantiyenin de büyüğünü yapıyorsunuz. Hani,
siz ranta karşıydınız!.. Hani, siz,
haksızlığa, yoksulluğa karşıydınız!..
Burada üç beş tane kuyumcunun sözcüsü oldunuz, üç beş tane altın
kaçakçısının sözcüsü oldunuz. Sizi halka şikâyet ediyorum.
O asgarî ücretten yüzde 17-18 vergi alacaksınız, altın
stoklarını affederken yüzde 6 vergi alacaksınız; bu mu
sizin adaletiniz?!
Değerli arkadaşlarım,
oluşturduğunuz o KİT havuzlarıyla, siz, özelleştirme
falan yapamazsınız. Siz, bu tepeden inme mantıkla, bu,
"insanları, kafasına vura vura yönetirim"
mantığıyla, kendi yandaşlarınıza yeni kaynaklar
yaratıp, kendi birikiminizi, Türkiye'nin kaynaklarını kendi
arkadaşlarınıza aktarma politikalarını, bu Meclis
kürsüsünde her gün dile getireceğimi ve sizin
yanlışlarınızı, binlerce defa Türkiye'nin her yerinde
söyleyeceğimi çok açıkça belirtiyorum. Siz, yanlış
yoldasınız. Bu yasa tasarısı sizin yanlış yolda
olduğunuzun en tipik örneği.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Nasıl?..
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Arkadaşlar
buraya geldiler, Osmaniye örneğini verdiler bana. Ben de size,
Bayındır'dan Çırpı örneğini vereyim.
Oylarımızı 15 kat artırdık. 15 kat... (RP
sıralarından "Bravo) sesleri, alkışlar [!])
Değerli arkadaşlarım, orada, tencerede
taş kaynatan anaları gördük biz. Ekmeğin fiyatını
tartışan insanları, ekmek alamayıp, unuyla sacında
ekmek yapan insanları gördük. Türkiye'de bu gelir
dağılımı böyle bozulduğu sürece, siz daha çok
faşizan baskılar uygulayarak, basını da, bizi de susturmaya
çalışırsınız; ama, bunu
başaramayacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Çelebi, madde üzerinde olmak
üzere, eksüreniz 1 dakikadır; buyurun.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, hepinize saygılar sunarken, Tükiye'yi faşizan
baskıların emrine sokmayacağımızı, Türkiye'yi
adım adım dolaşarak, her yerde bununla mücadele
edeceğimizi, halkın hareketinin içinden gelen insanlar olarak, halka
karşı bu hareketin karşısında
olacağımızı açıkça belirtmek istiyorum.
MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Hangi
halk?..
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Hepinize
saygılar sunuyorum. (ANAP ve DSP sıralarından
alkışlar, RP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Gruplar adına başka söz
talebi?.. Yok.
Şahıslar adına, Sayın
Sıtkı Cengil; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
SITKI CENGİL (Adana) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; sözlerime başlarken hepinizi hürmetle
selamlıyorum.
Geçen madde görüşülürken de, Sayın Çelebi, bu
düşücelerini ortaya koydu. Ondan sonra ben geldim buraya,
düşüncelerimi ortaya koydum. Tabiî, Osmaniye örneğini de o zaman ben
vermiştim. Şunun için verdim: Çıktı, burada, işte
"Asgarî ücretli sizi dinliyor, asgarî ücretli sizi görüyor" dedi; ben
de "asgarî ücretli sizi de çok iyi tanıyor, çok iyi biliyor; daha
önce, asgarî ücretliye ne verdiğinizi bu millet, bu halk biliyor"
dedim ve son olarak da, "örnek olarak Osmaniye İlimize
baktığımız zaman -işçi oranın en fazla
olduğu ildir- Osmaniye İlimizde yüzde 20 olan oy oranınız,
yüzde 6'ya düştü" dedim. (RP sıralarından
alkışlar) "Asgarî ücretli, bu Hükümeti, Refah Partisini mi
tasvip ediyor, sizi mi tasvip ediyor" diye, o zaman söylemiştim,
bugün, gelmiş, düşüne düşüne -aradan bir hafta geçti-
araştıra araştıra, Çırpı'yı bulmuş!..
İyi ki, Çırpı'da oyları düşmemiş de, Sayın
Çelebi, biraz, paçayı kurtardı. (RP sıralarından
alkışlar)
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – 15 kat
arttı...
SITKI CENGİL (Devamla) – Arkadaşlar,
bakınız, bir konuya daha değinmek istiyorum; belki, Sayın
Başkan, konuyla ne alakası var diyecek. Ne hikmetse, iki seferdir,
Sayın Çelebi çıkıyor, sinir krizi içerisinde konuşuyor,
dolayısıyla, konuları da birbirine karıştırıyor.
Bakınız, geçen sefer söyledik burada "ayıp ediyorsunuz; bu
işle uğraşan bunca vatandaşımızı, teröre
destekçi olarak itham etmeniz, sizin gibi bir politikacıya
yakışmıyor" dedik. Tekrar söylüyorum;
yakışmıyor; bunca vatandaşımızı rencide
ediyorsunuz...
Diğer bir husus: Daha önceki görüşmelerde
konuşan arkadaşımızı da, arkadaşımız
yanlış anlamış; o arkadaşımız "şu
kadar radyo var, şu kadar televizyon var; ama, maalesef, bunlar
istedikleri gibi etkin olamıyorlar. Bu piyasa, belli bir kesimin eline
geçmiş" dedi, bundan bahsetti. Arkadaşımız, maalesef,
bu örneği de, arkadaşımızın ne demek istediğini
de anlayamamış; olabilir. Zannediyorum, peşin yargıyla
dinlediler.
Bakınız, ben, bir konuya özellikle
dikkatinizi istirham ediyorum: Sayın Çelebi, bu konunun uzmanı
olduğunu söyledi. Bir ülkede, bir memlekette, vergi yükü ne kadar
ağır olursa, vatandaşa düşen yük, vatandaşa düşen
pay, sıkıntı payı da o kadar büyük olur. Eğer, siz, bu
vergi yükünü hafifletirseniz, işte, o zaman, asgarî ücretliye iyilik
yapmış olursunuz. Bugün, bu Hükümet, bu yasa
tasarısını getirmekle, vergi yükünü hafifletmektedir. Nasıl
hafifletmektedir? Senelerce, evet, senelerce...
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) –
Kaçakçıları affediyorsunuz...
SITKI CENGİL (Devamla) – Bakınız...
Dinleyiniz...
Senelerce, bu stoklar biriktiyse, bunda Refah
Partisinin herhangi bir günahı yok.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Memuru affetsene,
işçiyi affetsene, emekliyi affetsene; kaçakçıları
affediyorsun...
BAŞKAN – Sayın Çelebi, lütfen...
SITKI CENGİL (Devamla) – Vatandaş çıkar,
bunun hesabını sizden sorar.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Haksız
kazancı affediyorsun...
BAŞKAN – Sayın Çelebi, lütfen...
SITKI CENGİL (Devamla) – Vatandaş bunun
hesabını sizden sorar.
Bunca stok birikmiş; bunlar kimin döneminde
birikti, kimin zamanında birikti...
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sizin
döneminizde... Sizin döneminizde...
SITKI CENGİL (Devamla) – ...kim bunları
vergilendirmedi diye, vatandaş, bunu size sorar ve nitekim soruyor da;
gezdiğimiz yerlerde, vatandaş bunu da söylüyor. (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Bakınız, memleketin bunca büyük problemleri
var; saydılar. Emin olun, bir arkadaşınız olarak, kendi
seçim bölgem ayrı, başka seçim bölgelerinde de dolaşıyorum,
pazar günü Uşak'taydım. Vatandaşın söylediği şey
şu, geldiği nokta şu: "Evet, Türkiye'nin problemleri çok
büyüktür; ama, bu problemlerin altından kalkamayacağını
anlayanlar kaçtılar. Bu problemlerin altından ancak bu Hükümet
kalkar" diyor vatandaş.
Saygılarımı sunuyorum. (RP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Cengil.
Şahsı adına, Sayın Mehmet Aykaç.
(RP sıralarından alkışlar)
Sayın Aykaç, süreniz 5 dakikadır.
MEHMET AYKAÇ (Çorum) – Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; görüşmekte olduğumuz Vesikasız
Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun
Tasarısı üzerinde, şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, getirilmekte olan bu
tasarıyla, bir taraftan belge düzeninin tesisi, diğer taraftan da
devlete gelir sağlanması amaçlanmaktadır; buradaki amaç
budur; bu iki amaca yöneliktir bu
tasarı.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepimizin çok iyi bildiği ve ekonomi uzmanlarının her platformda
tekrar ettikleri bir söz vardır ki, o da şudur: "Ülkemizin
ekonomisini düzlüğe çıkarabilmemiz için,
kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almamız
gerekmektedir." İşte, Partimizin içinde bulunduğu
Hükümetimiz, bir alanda bunu gerçekleştiriyoruz. Bundan daha doğru,
bundan daha dürüst ne olabilir?.. Bugüne kadar kayıtdışı
kalmış, vergisi alınamamış olan bu stokları,
düşük bir oranda vergi alarak kayıt içine çekmek doğru
değil midir? Bunu, aklı selimle düşünüp de burada konuşmak
varken, işi, kaçakçıları aklamak gibi başka mahallere ve
mekanlara çekmeye ne gerek var?
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Esnafımızı
şaibe altında bırakmayalım.
MEHMET AYKAÇ (Devamla) – Değerli
Başkanım, değerli arkadaşlar; bu Hükümet, ülkemizin
meselelerini bir bir çözmektedir. İşte, burada- sinirküpü içerisinde
Sayın Işın Çelebi Bey bana laf atmak istiyor- kendisine
soruyorum: Acaba,Refah Partisi, sekiz yıl üstüste tek başına
iktidarda mıydı da, bu sorunları çözmedi? (RP
sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Yani,
bugün, şu Mecliste, ülkenin meselerini niye çözmüyorsunuz, bu meseleler
niye böyledir diye, sormaya hakkı olmayan belki tek parti Anavatan
Partisidir. (RP sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) – El
insaf!..
MEHMET AYTAÇ (Devamla) – İşte onun için,
değerli arkadaşlar, ittifak
ettiğiniz sol canible birlikte eriyip gidiyorsunuz; bunun
hesabını iyi yapın...(RP sıralarından
alkışlar) Halk, sizi iyi değerlendiriyor.. Onun için ben,
sırf laf attığınız için bunları cevap olarak
verdim. Benim mizacım, öyle, sataşmaya müsait değildir.
Bu tasarı iyidir, hayırlıdır;
ülkemize hayırlı olsun.
Saygılar sunuyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mehmet
Aykaç.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Sayın
Başkan...
BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – Bir sataşma
var... (RP sıralarından "Ne sataşması" sesleri,
gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen
arkadaşımızı dinlemeden bir hükme varmayalım.
Arkadaşımızı dinleyelim, bir sayın milletvekilimizin
bir iddiası var.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – "Size
soruyorum" diyerek başlayan cümlesiyle, hem konuşma hakkı
verdi hem de ciddî bir sataşma var. Daha önce konuşan
arkadaşımız da...
BAŞKAN – Sataşma konusunu açıklayabilir
misiniz bana.
IŞIN ÇELEBİ (İzmir) – "Enflasyonun
dışında bilmem ne oldu, şudur budur" dediler. Ciddî
sataşma var. (RP sıralarından gülüşmeler, gürültüler)
BAŞKAN – Efendim, İçtüzüğümüz çok açık.
Şahsınıza yönelik bir sataşma yahut sizin ifadenizi
başka yöne çekecek bir açıklama olması gerekir.
Sayın Çelebi, lütfen, kusura bakmayın,
"şudur, budur" la sataşma için söz veremem. (RP
sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, Vesikasız
Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun
Tasarısının 1 inci maddesinin açık oylamasının
sonuçlarını açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 217
Kabul :192
Ret :23
Mükerrer :3
Böylece madde kabul edilmiştir.
Şimdi, biraz önce görüşmelerini
tamamladığımız 2 nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler...Kabul etmeyenler...2 nci madde de kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, 3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Anavatan Partisi
Grubu adına söz talep eden Sayın Işın Çelebi; buyurun
efendim.
Sayın Çelebi, süreniz 10 dakikadır.
Olabildiğince, tasarı ve maddeyle ilgili konuşmanızı
rica ediyorum.
ANAP GRUBU ADINA IŞIN ÇELEBİ (İzmir)
– Sayın Başkan, bu ülkede eğer...
İSMAİL YILMAZ (İzmir) – Burada
başka milletvekilleri de var Sayın Başkan...
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – ...Anavatan
Partisinin, 6 Kasım 1983'te başlayıp 20 Ekim 1991'de, yani
beş yıl önce biten, sekiz yıllık iktidar dönemindeki
enflasyon meselesinin sonuçlarını tartışırsak, ben, 1975'te
MSP'nin içinde olup, Türkiye'yi yüzde 100'lük enflasyona sürükleyen MC
dönemlerini de tartışırım. (RP sıralarından
gürültüler) 1977 sonrasında, 1976
ve 1977'de yapılan yanlışlar sonucunda, Türkiye'de enflasyonun
yükselmesi, yüzde 80'lere 90'lara ve 1980'de de yüzde 107 gibi bir noktaya
gelmesi, 1976 ve 1977'de yapılan uygulamaların sonucudur.
Dünyada petrol fiyatları hızla yükselirken,
aynen bugünkü bilgisizlikle, bütün fiyatları sabit tutarak ve çeşitli
bakanlıklarda, kendi yandaşlarına teşviklerle birtakım
imkânlar hazırlayarak yapılan uygulamalar, Türk ekonomisini altüst
etmiştir.
Çok açık söylüyorum, bu tasarı, birtakım
yakınlara menfaat sağlama tasarısıdır.
MEHMET BEDRİ İNCETAHTACI (Gaziantep) – Hangi
yakınlara?!.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Siz bilirsiniz!..
İsim isim de, isterseniz, özel konuşuruz.
Bu yasa, birtakım stok yapanlara, birtakım
altın ticareti yapanlara yaklaşarak, bazılarına karapara
aklama sonucunu getirecektir.
Ben, çok açık söylüyorum; bugün, Türkiye'de
haksız kazanca, Türkiye'de haksızlığa
"hayır" diyeceğiz. Asgarî ücretten yüzde 17-18 vergi
alınacak, altın stokçularının vergisi ödenmemiş
stoklarını affederken, yüzde 6 vergi alacaksınız. Bunun
adaletle ilgisi yok. Burada büyük yanlışlık yapıyorsunuz.
CAFER GÜNEŞ (Kırşehir) – Yanlışı
siz yaparsınız.
IŞIN ÇELEBİ (Devamla) – Size, burada, her
yanlış yaptığınızda
hatırlatacağım. Ben, 1992'de, erken emekliliğin
yanlış olduğunu söyledim. Bugün SSK'nın geldiği nokta,
haklı olduğumuzu gösterdi. 1992'de "vergi affını
yapmayın, yanlış yapıyorsunuz" dedik, bugün bu noktaya
gelindi.
Eğer, siz, enflasyondan arındıracak
şekilde, muhasebeyi, enflasyon muhasebesiyle yenileyecekseniz, bunu, bütün
tüccara, esnafa, sanayiciye yapmanız lazım. Özellikle, küçük esnafa
yapmanız lazım. Bu insanlar; o bakkal, o kasap, o manav, o taksici
ciddî sıkıntı içinde, çiftçi ciddî sıkıntı
içinde.
O Çırpı'yı, öyle hor görmeyin.
Osmaniye'de sizin oyunuz aşağıya, 22 binden 17 bine
düşerken, Çırpı'da oyumuz 15 kat arttı, 15 kat... (RP
sıralarından alkışlar!) Azımzanmayacak bir oy; çünkü,
neden, biliyor musunuz; 5 yıl önce, 1 kilogram pamukla 3 litre mazot alan
köylü, bugün, 1 kilogram pamukla 1 litre mazot alamaz hale geldi. (RP
sıralarından "Sayenizde" sesleri) Bu akaryakıt
fiyatlarına, böyle, her hafta zam yaparsanız, siz,
aldığınız yüzde 21'i, yüzde 15 olarak bile
göremeyeceksiniz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.
Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.
Şahsı adına, Sayın Sıtkı
Cengil; buyurun.
Sayın Cengil, süreniz 5 dakikadır.
SITKI CENGİL (Adana) – Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Bir söz var, hafıza-i beşer, nisyan ile
maluldür. Hele, insanda biraz da sinirlilik psikolojisi olursa, bu, hercümerç
oluyor. Değerli arkadaşım bir örnek vermeye
çalıştı; ama, maalesef, onu da yanlış
hatırladı. "MC döneminde enflasyon yüzde 100 oldu" dedi,
onu yanlış hatırladı. Biraz hafızasını
tazelesin; şu anda ortak olduğu, kader birliği
yaptığı arkadaşları döneminde oldu o enflasylon, onu
belirtmek istiyorum; bu, bir.
İBRAHİM HALİL ÇELİK
(Şanlıurfa) – Onu hatırlaması lazımdı; o zaman,
Ecevit'in danışmanıydı.
SITKI CENGİL (Devamla) – O zaman
danışmandı; öyleyse, hatırlaması lazımdı.
İkincisi, Çırpı'da yine bir örnek
buldu...
BAŞKAN – Sayın Cengil, lütfen, şahsiyata
girmeyelim.
SITKI CENGİL (Devamla) – Sayın Başkan,
hemen bitiriyorum.
Başka bir örnek verdi arkadaşımız
"Çırpı'da oylarımız 15 kat arttı" dedi;
Çırpı'da Refah Partisinin oyları yüzde 420 arttı. (RP
sıralarından alkışlar)
Arz ederim.
BAŞKAN – Şahsı adına, Sayın
Feti Görür; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Sayın Görür, süreniz 5 dakikadır.
FETİ GÖRÜR (Bolu) – Değerli Başkan,
kıymetli milletvekilleri; şu an görüşülmekte olan Vesikasız
Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı Hakkında Kanun
Tasarısının -kayıtdışı olan bu madenlerin
beyanına ait kanun tasarısının- 3 üncü maddesinde söz
alırken, yeni bir milletvekili olarak, bu kanun tasarısı
üzerindeki görüşmelerin, beni veya benim gibi yeni olan milletvekili
arkadaşlarımı ne kadar üzdüğünü beyan etmek istiyorum.
Muhalefet olarak, iktidar tarafından verilen tüm önerilere, doğru da
olsa, yanlış da olsa mutlaka karşı gelmek ve hatta, kendi
alanında gayet bilgili olduğu halde, verilen teklifin doğru
olduğunu bile bile, kürsüye çıkıp, bunun tam aksini iddia etmek,
beni, beni, daha fazla üzdü.
Görüşmelerin başlangıcından beri,
muhalefet tarafından tenkit edilen bazı hususlar var. Birincisi,
"bu stoklar, çok düşük bir vergiyle affedilecek" denildi. Bunun
yanında, yapılan bu afla, bu paraların karaparaya gideceği
söylendi. Üçüncüsü; bu karaparanın bazı yandaşlar
tarafından kullanılacağı, onların istifadesine
sunulacağı hususu.
Bunlara kısaca değinmek istiyorum: Şu an
üzerinde görüşülen tasarı, 1 katrilyon lira olarak
değerlendirilen, vesikasız altın stoklarından yüzde 6
üzerinden alınacak vergiden devletin kasasına 60 trilyon lira
girmesiyle, vatandaşımıza hizmet imkânı sağlanacak
olan tasarıdır. Bunun en güzel tarafı, bu beyan
dışı olan stoklar kayıt altına alındıktan
sonra satışa sunulduğunda -ki, altın çok hızlı devreden
bir stoktur- bunların, 1997 yılında ortalama on defa
devrettiğini düşünürseniz, 10 katrilyonluk bir ciro meydana gelir. Bu
10 katrilyonluk cironun ortalama 1 katrilyon kârı olur; yüzde 30 vergi
alsanız, 300 trilyon, şu an, kayıtdışı olan
ekonomiden, devletin kasasına, kesesine gelir elde edersiniz. Artı,
bunun, bir de, KDV gelirleri var. Ben, bunun, bu kadar fazlasıyla
teferruatına inmiyorum.
Burada, esasında, üzerinde durulması gereken
ve bu konunun uzmanları olanların bu kürsüye getirmesi gereken konu
"bu kanun tasarısı gayet güzel olmuştur; ama, bir eksik
tarafı vardır, o da, tüm mükelleflerin elinde bulunan
kayıtdışı ekonominin kayda alınmasının bu
kanun tasarısında yer almasıydı" şeklinde
olmalıydı ve ben, bunu bekliyordum. (RP sıralarından alkışlar)
Şunu söyleyeyim: Yapılan hesaplara göre,
kuyumcu esnafının elindeki emtia ve kuyumcu esnafının tüm
esnaf arasındaki oranı yüzde 5'i geçmez. Şu an
görüştüğümüz bu kaçak miktarın sadece yüzde 5 olduğunu
düşünürsek, tüm kaçak emtianın kayıt altına
alınmasıyla, 1997 yılı bütçesinde vergi geliri olarak
tasarladığımız 4,368 katrilyon civarında bir
ekverginin, daha doğrusu kaçırılan verginin, çeşitli
yollarla devletin kasasına gireceğini ve bununla, bugün, bir
kişinin eğitimini sağlıyorsak, bunun yerine, en az iki
kişinin eğitiminin sağlanacağını; bir kişiye
iş buluyorsak, en az iki kişinin de iş bulmasının
imkânının olduğunu, buradan, ne yazık ki, bunu, bile bile
tenkit eden arkadaşlarımız, büyüklerimiz benden çok daha iyi
bilirlerdi; beni, bu kürsüye çıkarmalarına hiç gerek yoktu.Ne yazık
ki, sadece muhalefet olsun diye gelip konuşanların, Hükümete
muhalefet olsun, verilen tekliflere muhalefet olsun diye, hakikatları
burada tersyüz edenlerin, bir haftadan beri olduğu gibi, bundan sonra da
rahat uyuyacaklarını zannetmiyorum.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Sarrafların,
kuyumcuların oylarını almışlardı ama...
FETİ GÖRÜR (Devamla) – Yandaşlardan
bahsediliyor, karaparadan bahsediliyor. Ben, şunu soruyorum size: Hangi
esnaf, kazandığı gelirini beyan eder, devletine vergi verirse,
bu karapara olur da; kim ki, kaçak yollardan, devlete beyan etmediği stoklarıyla,
mallarıyla para kazanır da bu karapara olmaz?!.. Siz, bunu,
nasıl oluyor da çarpıtıyorsunuz ben anlamıyorum;
anlayamıyorum... Bir esnaf, satar, kazanır, devletine vergisini
verir; bu, karapara olmaz ve devlet de bunu, rahatlıkla kontrol edebilir.
Şu ticarî faaliyeti yaptım, şuradan şu geliri elde ettim...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Görür, eksüreniz 1
dakikadır.
FETİ GÖRÜR (Devamla) – ... bu gelirini nerede
kullandı diye devlet rahatlıkla hesabını sorabilir.
Şimdi, size soruyorum: Bugüne kadar faturasız alınan,
satılan, kayıtdışı dediğimiz ekonomiden gelen
gelirlerin, devlet, hangi esnafın, hangi yolla kontrolünü yapabildi; hangi
yolla yapabilir? Bunun, yine, hâlâ, bu şekilde mi devam etmesini
istiyorsunuz?..
Bu kanun tasarısı, gerçekten güzel bir
tasarıdır; ama, beyan ettiğim gibi, noksandır. Benim,
Hükümetten beklediğim o idi ki, tüm emtia, aynı tasarı
kapsamına alınsın.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (RP
sıralarından alkışlar)
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Olacak, o da
olacak...
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Görür.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... (CHP sıralarından "Karar
yetersayısının aranmasını istiyoruz Sayın
Başkan" sesleri) Kabul etmeyenler...
Efendim, karar yetersayısının
aranmasını oylamaya geçmeden önce istemek gerekiyor.
İRFAN GÜRPINAR (Kırklareli) – Çok doğal
olarak aramanız lazım, hatırlatmadan aramanız lazım;
olur mu öyle şey!..
BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü...
CENGİZ ALTINKAYA (Aydın) – Kendiniz
aramanız lazım.
BAŞKAN – O ihtiyacı duymadım efendim.
Daha önce aradığımızda karar yetersayısını
bulmuştuk; onun için, şahsen, o ihtiyacı duymadım
Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.
Oylamaya geçmeden önce, tasarının tümü
üzerinde oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte Sayın Halit Dumankaya söz
istemişlerdir; buyurun efendim. (ANAP sıralarından
alkışlar)
Sayın Dumankaya, İçtüzüğümüz açık,
bir süre belirtmiyor "kısa" diyor; bunun için 5 dakika süre
veriyorum. Lütfen, bu süre içinde kalmaya özen gösterin.
HALİT DUMANKAYA (İstanbul) – Sayın
Başkan, muhterem milletvekilleri; bu kanun tasarısı, bir Kadir
gecesinde, kandil gecesinde görüşülecekti; muhalefet partileri olarak bunu
engelledik. Engellememizin nedeni, size zaman tanıdık, dedik ki;
gidin, kuyumcuya sorun, esnafa sorun, seçmenlerinize sorun, iktidar sizi
yanlış yola itiyor, bunlardan bir cevap alın; zaman
tanıdık size; ama, ne çare ki, buraya geldi, gördük ki, siz,
hiçbirine sormamışsınız. Ben gittim, kuyumculara sordum,
acaba, biz yanlış mı yapıyoruz?.. Orta halli kuyumculara
sordum. En küçük veya orta halli kuyumcu, en büyük tüccardan daha zengindir,
onu unutmayın. On kişiyle konuştum, o, büyük, ensesi kalın,
sırtı kalın, göbeği şişmanlarla da konuştum.
Bu kanun, küçük kuyumcuların hiç umurunda değil "bizde nerede
öyle 10 kilo, 100 kilo altın" diyorlar; ama, o ensesi kalınlar
var ya, onların 10 ton, 20 ton, 30 ton, 100 ton altın stoku var.
Değerli arkadaşlarım, el insaf, önce
"rantiyeye karşıyım, rantiyecilerle mücadele
edeceğim" diye oy isteyeceksiniz, ondan sonra, geleceksiniz, burada
rantiyecileri koruyacaksınız!
Değerli arkadaşlarım, inanın ki,
bir yeise kapıldım. Ne zaman kapıldım; DYP–SHP Koalisyonu
kurulduğu zaman da; o affa karşı çıkmıştık.
Onlar da buna "af" demiyordu, Tahsilatı Hızlandırma
Kanunu diyordu. O zaman, bu kürsüye çıktığımızda
"bizi şu balkondan seyrediyorlar, bize gülüyorlar; birbirimizle kavga
ediyoruz. Bu kanundan 1 000 kişi istifade edecek" dedik; işte, dediğimiz
aynen çıktı. Aksini iddia etmiştiniz. O zaman, Refah Partisiyle
beraber mücadele ediyorduk; karşıydınız ona.
Aynısı çıktı; Türkiye'de 1 047 kişi için kanun
çıktı, 1 milyon 568 bin kişi o kanundan 5,5 trilyon lira
istifade etti; ama, 1 047 kişi, sırtı kalın, ensesi
kalın kişi 9,5 trilyon lira istifade etti. Demek ki, o kanunu,
Türkiye'de 1 047 kişi için çıkarmıştık.
Bakın, göreceksiniz, şimdi söylüyorum: Bu
kanun, sadece 100 rantiyeci için, 100
kaçakçı için çıkarılıyor. Diğer kuyumcular buna
tevessül etmemiş; almış vermiş, vergisini ödemiş, stok
yapmamış. Onun umurunda değil. O, yarım kilo altınla
çalışıyor; o, bunu hiç düşünmüyor; ama, bir haftadır,
o sırtı kalınlar, o rantiyeciler uyuyamıyor; ya Refah
Partisi gelir de bu kanundan vazgeçerse, işte, o zaman ne
yapacağız diye...
Değerli arkadaşlarım, düşünün, bir
arkadaşım, burada 1 katrilyona af geliyor" dedi; eğer,
normal yollardan bu olmuş olsaydı, 600 trilyon vergi verecekti;
şimdiyse, 60 trilyon diyorsunuz...
Değerli arkadaşlarım, dürüst insanlara
prim vermiyoruz, dürüst insanlara da "sen al, stok et; en radikal parti
olan Refah Partisi de gelse seni affeder..." Değerli
arkadaşlarım, bundan vazgeçelim.
Bakın, bu tasarı, şu anda önümüzde
oylanacaktır. Demin konuşan arkadaşım çok doğru bir
şey söyledi, gerçekçi bir şey söyledi; dedi ki, bu kanunu tümüne
şamil edelim, bir enflasyon muhasebesi getirelim. Eğer bir enflasyon
muhasebesi getirirsek, köydeki küçük nalbur, esnaf herkes bu kanundan istifade
eder. O zaman...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Dumankaya, eksüreniz 1 dakikadır.
HALİT DUMANKAYA (Devamla) – Şimdi, o zaman bu
1 100 kişinin yüzü suyu hürmetine o küçük esnafı da korumuş
oluruz.
Şunu size söylemek istiyorum ki; vergi affı
için 70 bin kişiye şikâyet mektubu yazmıştık.
Göreceksiniz, seçmeniniz bu rantiye affını -bu büyük rantiyeciliktir-
bunların affedilmesini affetmeyecektir, çok sıkıntıda
kalacaksınız. Zaman daha geçmemişken, bu tasarıyı geri
çekin, ondan sonra oturalım enflasyon muhasebesini çıkaralım,
herkes eşit miktarda istifade etsin.
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın
Dumankaya.
Oyunun rengini belli etmek üzere, lehte Sayın Ali
Rıza Gönül; buyurun efendim.
Sayın Gönül, süreniz 5 dakikadır.
ALİ RIZA GÖNÜL (Aydın) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan yasa tasarısının
tümü üzerindeki görüşmeler kısmına gelmiş bulunuyoruz.
Şüphesiz, Parlamentomuzun aslî görevi, memleket meselelerini çözüme
kavuşturacak, sorunlara çözüm bulacak en uygulanabilir ve en mütekâmil
yasaları çıkarmaktır.
Yasalaşmış bir tasarının
düzenlenmesinde birtakım eksikler olabilir, uygulamada da birtakım
eksikler çıkabilir; ama, bu demek değildir ki, bu yasa, memlekete,
millete hiç bir fayda getirmez.
Biraz evvel Sayın Çelebi'yi ve değerli Refah
Partili arkadaşımı dinlerken, ikisine de
katılmadığımı buradan belirtmek istiyorum. Yani,
birine göre, bu kanun, tümüyle faydasızdır; diğer
arkadaşımın beyanıyla da, tümüyle sorunlara çözüm
bulacaktır şeklindeki yaklaşımın uygun
olmadığı kanısındayım. Sayın Çelebi'nin
görüşlerinde de, elbette, doğru taraflar var; Sayın Refah
Partili arkadaşımın görüşlerinde de doğru taraflar
var. Bütün mesele, daha uygulanabilir, daha fazla fayda getirecek şekilde
tasarı veya teklifin yasalaşmasını temin etmektir.
Ben, tabiî ki, bu tasarı
yasalaştığı takdirde, bunun, memleketimize, devletimize ve
milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu şartlarda
" hiç fayda yoktur" şeklindeki görüşe katılmadığımı
da ifade ederken, bu konudaki oyumun "kabul" olacağını
belirtmek istiyorum.
Sayın Başkanım, yalnız,
affınıza sığınıyorum; biz, Grup olarak, yerimiz
itibariyle, partilerin ortasında bulunuyoruz. Biraz evvel, tamamen,
maddenin dışında görüşler serd edildi. Bir
arkadaşımız, bir kasabadaki oylarının 15 kat artmak
suretiyle, bunu bir başarı olarak ifade etti.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – 100 bin kişi,
sınava gireceğim diye uğraşıyor...
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Saygı duyuyorum;
ama, başarı olarak nitelenen o seçim sonucu, o siyasî partimize bir
tek belediye başkanlığı kazandırmıştır.
Diğer arkadaşımız da, tabiî ki, 3
tane belediye başkanlığını kazanmış
olmanın mutluluğu içerisinde Genel Kurulumuza hitap ettiler; ama, hiç
kimsenin aklına gelmedi ki, bir tarafta, yüzde 19'dan, yüzde 8'e
düşmüş oylar ortada iken; acaba, kazanç mı var, kayıp
mı var?!.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Sizinki rüşvet...
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Yani, yüzde 19'dan
yüzde 8'e düşmek başarı ise, o zaman, Refah Partili
arkadaşımın, burada konuşmaya çok büyük hakkı var;
çünkü, onlar da puanlarını, düşme yerine 2-3 puan
artırdılar; ama, ben şurada ifade ediyorum; değerli
arkadaşlarımın konuşmalarından sonra, bu
konuşmayı da, biraz evvelki genel görüşmenin ve oyumu belli
etmenin sonuna eklemek gereğini duydum.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) – Kaç ton altın var?..
ALİ RIZA GÖNÜL (Devamla) – Ya Doğru Yol
Partisi... Doğru Yol Partisi yüzde 19'dan, yüzde 18'den, yüzde 20'ye diye
oyunu çıkarmış, 7 tane belediye
başkanlığını almış. Onun için, herhalde,
başarı, burada, bu Genel Kurulda, öncelikle bizim olması gerekir
diye düşünüyorum.
Yüce Heyetinize saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gönül.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü
açık oylamaya tabidir. Bu konuda Genel Kurulun kararını
alacağım.
Sayın milletvekilleri, açık oylamanın
kupaların sıralar arasında dolaştırılması
suretiyle yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kupalar, sıralar arasında
dolaştırılsın.
(Oylar toplandı)
BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın milletvekili
var mı? Yok.
Oy verme işlemi tamamlanmıştır;
kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımı yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
Vesikasız Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası Beyanı
Hakkında Kanun Tasarısının oylama sonuçlarını
açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 193
Kabul : 184
Ret : 4
Mükerrer : 5
Tasarı, böylece, kanunlaşmış...
ABBAS İNCEAYAN ( Bolu) – Sayın Başkan,
demek ki, başkasının yerine kâğıt
atılmış; adaleti isteyenler, başkasının yerine
kâğıt atıyorlar!..
BAŞKAN – Onu bilemeyiz efendim.
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) – Salonda
197 kişi var mı Sayın Başkan?
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böylece,
tasarı kanunlaşmıştır; hayırlı
olmasını diliyorum.
Sayın milletvekilleri, kimsenin birbirinin yerine
oy attığını ummak dahi istemiyorum; arkadaşlar
herhalde kulistedir.
3.—Özürlüler İdaresi
Başkanlığı Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları
ile İlgili Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı
ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu Raporu (1/438) (S. Sayısı : 101)
BAŞKAN – Şimdi, Özürlüler İdaresi
Başkanlığı Kurulmasına ve Özürlülerin Durumları
ile İlgili Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı
ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu raporunun müzakerelerine başlayacağız.
Komisyon yok mu efendim? Yok.
Müzakereleri ertelenmiştir.
4.—Emniyet Teşkilatı Kanununun
Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu
Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN – Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu raporunun
müzakerelerine başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
MEHMET SAĞDIÇ (Ankara) – Komisyon var; ama
"yok" diyorlar.
BAŞKAN – Müzakereleri ertelenmiştir.
5.—Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri
ile Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler
Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/539) (S. Sayısı :144) (1)
BAŞKAN – Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri ile
Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler
Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu raporunun müzakerelerine başlıyoruz.
Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Komisyon raporunun okunup okunmaması hususunu
oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
Basılı rapordaki bir baskı
hatasını düzeltmek istiyorum; raporda, Komisyon üyelerinden Ardahan
Milletvekili Sayın Saffet Kaya'nın isminin altına,
yanlışlıkla "muhalefet şerhim eklidir"
şeklinde bir ibare basılmış; ekli muhalefet şerhi,
Antalya Milletvekili Sayın Metin Şahin'e aittir. Tutanaklara geçmesi
bakımından bu düzeltmeyi yapıyorum.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen?..
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Oya
Araslı. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 20 dakikadır;
buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan yetki kanunu tasarısı
hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere
söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, hepinizin
anımsayacağı gibi, Hükümet, kamu personeli ile emeklilerin malî,
sosyal ve diğer haklarında düzeltmeler yapmak amacıyla ve bir
hizmet verimliliği sağlamak üzere, bir kanun hükmünde kararname
çıkarmak için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 Ağustos tarihindeki
toplantısında bir yetki kanunu tasarısı sunmuştu.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destek vermediğimiz bu tasarı,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde iktidar partilerine mensup milletvekillerinin
olumlu oylarıyla kabul edildi. Ne var ki, Cumhurbaşkanı
Sayın Süleyman Demirel, Anayasaya aykırı olan bu yetki kanununu,
tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine iade etti. Söz
konusu yetki kanunu, bu kere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30
Ağustostaki olağanüstü toplantısında gündeme getirildi.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Genel
Kurulda bu yetki kanunu tasarısının Anayasaya aykırı
olduğunu, nedenlerini de açıklayarak, tekrar dile getirdik.
Amacımız, memurun, emeklinin sorunlarına son verilmesini
engellemek değil, bunun, Anayasaya uygun bir yasayla gerçekten
çözümlenmesini sağlamaktı.
Anayasa Mahkemesinin, benzer yetki kanunları
hakkındaki iptal kararlarına dikkati çektik ve görüşülen
tasarının kanunlaşması halinde, iptal
olasılığının çok büyük olduğunu yineledik. Hatta,
Anayasanın 153 üncü maddesinde yer alan, Anayasa Mahkemesi
kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını,
idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlayacağı hükmünü ve Anayasanın üstünlüğü ilkesini
hatırlattık. Bu hükümler karşısında böyle bir yetki
kanunu çıkarmanın Anayasayı çiğnemek, Anayasanın
vermediği bir yetkiyi kullanmak anlamına geleceğini söyledik. Ne
var ki, iktidar partilerinin milletvekilleri, bu sözlerimiz
karşısında, bizi, hayal görmekle itham ettiler.
Sayın Abdüllatif Şener, her hususu
ayrıntılı bir biçimde incelediklerini, Anayasaya
aykırı hiçbir hükmün bulunmadığını iddia ettiler.
Bugün, o, Anayasaya aykırı hiçbir yanının
bulunmadığı, uzmanlarca, Anayasaya uygun bir biçimde
hazırlandığı iddia edilen yetki kanunu hakkında, Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından açılan iptal davası
nedeniyle, Anayasa Mahkemesi, yürürlüğün durdurulması
kararını verdiği için, yeni bir yetki kanunu
tasarısını görüşmek durumundayız.
Sayın milletvekilleri, şimdi, ben sormak
istiyorum; yürürlüğü durdurulan bu kanun hükmünde kararnameyle alınan
mesafe nedir? Anayasaya açıkça aykırı olan hükümleri, bütün
uyarılarımıza rağmen kanuna dönüştürmekle;
hataları gösterildiği halde, bunları düzeltmemekte inat etmekle,
Anayasaya aykırılık konusunu ve Anayasa Mahkemesinin
işlevini yeteri kadar ciddiye almamakla Refahyol Hükümetinin eline ne
geçti? Hiçbir şey; ama, bu hiçe karşılık, Türkiye'nin
kaybı, ölçülemeyecek biçimde büyük oldu.
Türkiye'deki kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışan kamu personeli ile emeklilerinin malî ve sosyal
haklarının yeterli düzeyde bulunmadığı, hizmeti
özellik arz eden bazı kamu personeli ile üst düzey yöneticilerinin
maaşlarında, son yıllarda, önemli ölçüde reel azalmalar meydana
geldiği, memur ve emeklinin neredeyse açlığa mahkûm
edildiği herkesin bildiği bir gerçektir. Dileğimiz, bu sorunun
bir an önce çözümlenmesidir; ama, Refahyol Hükümetinin bu sorunu çözmek için,
iptal edileceğini bile bile, Anayasaya aykırı bir yetki
yasasını araç olarak seçmiş olması, bu sorunun çözümünün
ağustostan bu yana gecikmesine neden olmuştur. Refahyol Hükümeti
"çözüm getireceğim" iddiasıyla, memur ve emeklinin sorununu
çözümsüzlüğe mahkûm etmiştir. Buna, kimsenin hakkı yoktur. Bütün
bunlar, alelacele çıkarılan yasalarla hiçbir yere
varılamayacağını açıkça ortaya koymakta; ayrıca,
Refahyol İktidarının "Anayasa bir kere çiğnenmekle bir
şey olmaz" felsefesini sürdürerek, Anayasanın üstünlüğü ve
hukuk devleti ilkelerine saygıyı unuttuğu, özensizce yasalar
hazırlayarak, ülkenin sorunlarını çözümsüzlüğe mahkûm etme
gibi, sorumsuz ve ciddiyetten uzak bir hükümet etme anlayışı
içerisinde bulunduğunu gün ışığına
çıkarmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bugün, emekli ve
memurlarla ilgili düzenlemelere ilişkin, kamu hizmetinde verimliliği
sağlamaya ilişkin yeni bir yetki kanunu tasarısıyla
karşı karşıyayız. Hemen belirtelim ki, bu yetki kanunu
tasarısının da, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bu
konudaki diğer yetki kanunlarından önemli bir farkı yoktur.
Onların iptaline yol açan nedenlerin hemen hepsi bunun için de geçerlidir.
Bu durumu, tasarıyı madde madde inceleyerek
görelim: Bu yetki kanunu tasarısının "Amaç" kenar
başlığını taşıyan 1 inci maddesi, Anayasa
Mahkemesi tarafından yürürlüğü durdurulan 4183 sayılı
Yasanın 1 inci maddesinden bazı kelime ve tümcelerin yer değiştirilmesinden
öte, öz bakımından önemli bir farklılık göstermiyor.
"Kapsam" kenar başlığını
taşıyan 2 nci maddesinin onuncu bendinde, kapsamın, yine,
yuvarlak ve genel anlatımlarla ortaya konulduğuna tanık
oluyoruz; çünkü, 2 nci maddenin onuncu bendi, değiştirilecek kanun
hükmünde kararname ve kanunları belirsiz hale getirmekte,
dolayısıyla, Bakanlar Kuruluna verilen kanun hükmünde kararname
çıkarma yetkisinin yasal dayanağı, açıklıktan
uzaklaştırılmaktadır.
Böyle bir yetki verme, Anayasamızın 8 inci
maddesinde yer alan, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun
olarak kullanılacağı ilkesiyle bağdaşamaz.
Diğer yandan, kapsamın belirli
olmayışı, Anayasamızın 91 inci maddesiyle de
çelişkili bir duruma yol açar; çünkü, Anayasamızın 91 inci
maddesinde, yetki kanununda, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamelerin
kapsamının açıkça gösterilmesi emredilmektedir.
Bütün bunlar, bizi, kapsam konusunda, Anayasanın
7, 8, 87 ve 91 inci maddelerine aykırı olarak, yasama yetkisinin
devri görünümünü kazanan bir yetkilendirme yapıldığı
sonucuna ulaştırmaktadır.
"İlkeler" kenar
başlığını taşıyan 3 üncü maddeye
bakıldığında ise, yine, 4183 sayılı Yetki
Kanununun 3 üncü maddesinden farklı olmayan bir düzenleme
yapıldığı görülmektedir.
Önümüze getirilmiş olan yetki kanunu
tasarısının kapsam, amaç ve ilkeleri arasında uyum
hususunun da tartışmalı hale getirilmiş bulunduğu
dikkati çekmektedir.
"Amaç" ve "İlkeler" kenar
başlıkları altında, 1 ve 3 üncü maddelerde, hem kamu
görevlilerinin ve emeklilerin malî ve sosyal haklarında düzeltmelerden hem
de kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak,
kamu hizmetlerinin düzenli, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesini
sağlamaktan söz edilmektedir; ancak, "Kapsam"
kısmında, bu amaçlardan yalnız birisine; yani, malî ve sosyal
haklarda düzeltmeye yönelik kanun ve kanun hükmündeki kararnameleri
değiştirme yetkisi verildiği gibi bir anlam
çıkmaktadır. Burada, uyumun, tartışmasız bir biçimde
sağlanması gerekmektedir.
Bütün bu belirlemelerimiz, ortaya şunları
çıkartmaktadır: Önümüze getirilen yetki kanunu, özü
bakımından, Anayasa Mahkemesi tarafından yürürlüğü
durdurulan 4183 sayılı Yetki Kanunundan farklı değildir ve
onun yürürlüğünün durdurulmasına neden olan Anayasaya
aykırı hususlar, bu yetki kanununda da kendisini göstermektedir.
Anayasa Mahkemesinin 3479 sayılı Kanun
hakkında 1.2.1990 tarihinde, 3755 sayılı Kanun hakkında
12.12.1991 tarihinde, 3911 sayılı Kanun hakkında 16.9.1993
tarihinde, 3990 sayılı Kanun hakkında 5.7.1994 tarihinde
verdiği iptal kararları hemen hemen aynı türden Anayasaya
aykırı hususlar nedeniyle verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin,
sözü geçen yetki kanunlarıyla ilgili iptal kararları ortada dururken,
böyle bir yetki kanunu tasarısını Yüce Meclise getirmek,
Anayasanın 153 üncü maddesinde yer alan "Anayasa Mahkemesi
kararları yasama, yürütme, yargı organlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlar" hükmünü hiçe saymak, Anayasanın 11 inci maddesinde yer
alan Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesini ihmal etmek anlamına gelir. Böyle bir tutumla
hukuk devletine ulaşılamayacağı, herkesin bildiği bir
gerçektir.
Değerli milletvekilleri, eğer, bu Hükümet,
Anayasaya aykırı olduğu tekrar tekrar karara
bağlanmış hükümler aracılığıyla yeniden
kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi istiyorsa; eğer, Anayasa
Mahkemesinin yürürlüğünü durdurduğu hükümleri, cümlelerin ve
sözcüklerin yerlerini değiştirip, başka şekilde ifade
ederek tekrar bir yetki kanunu tasarısı görünümünde
karşımıza çıkarıyorsa; bununla, Anayasanın 153
üncü maddesini bertaraf ettiğini sanıyorsa; eğer, bütün
bunları, memur ve emeklilerin sosyal haklarını ve
maaşlarını bir an önce düzeltmek amacıyla
yaptığını söyleyebiliyorsa; bunun tek bir
açıklaması olabilir: Bu İktidar, memur ve emeklilerin
maaşlarını yükseltme ve sosyal haklarını düzenleme
isteğinde samimî değildir; ama, iktidara geldiğinden beri de bu
konuda vaatlerde bulunduğundan, iptal edileceğini bildiği bu
Anayasaya aykırı kanun tasarılarıyla, memurun ve emeklinin
gözünü boyamaya çalışmakta; Anayasa Mahkemesi, yetki kanununu iptal
edince de "ben istedim; ama, Anayasa Mahkemesi engel oldu" diyerek
kendisini temize çıkarmayı amaçlamaktadır.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak, bu Yüce Meclisin çatısı altında,
oylarımızla, böyle bir oyuna katkı veremeyiz. Bu Hükümete olan
güvensizliğimiz de, bizi, bu Hükümete yetki vermemeye itiyor; çünkü, günlerdir
televizyonlarda görüntülerini izlediğimiz, Sosyal Sigortalar Kurumu
sınavları için başvuru belgesi almak amacıyla en az 48 saat
kuyrukta beklemek zorunda bırakılan
vatandaşlarımızın ıstırabını
yüreğimizin ta orta yerinde duyuyoruz. Vatandaşına bir sınav
başvurusu formunu bile sağlayamayan, onu, Türkiye'nin dört
yanından, bu sınav başvurusu kâğıdını elde
etmek için Ankara'ya gelmeye mecbur eden bir Hükümetin, eğer kötü niyetli
değilse, yalnız ve yalnız beceriksiz sıfatıyla
tanımlanabileceğini biliyoruz. Böyle bir Hükümetin de, kamu kurum ve
kuruluşlarında verimli bir çalışma düzeni
kurabileceğine, bir reform yapabileceğine katiyen inanmıyoruz.
Bu nedenlerle, söz konusu yetki kanunu
tasarısı için olumsuz oy kullanacağız.
Ancak, sözlerimi bitirmeden önce, bu kürsüden Refahyol
Hükümetine seslenmek istiyorum. İktidara geldiğiniz günden beri
birtakım yasa tasarıları getirdiniz. Aceleniz vardı,
olağanüstü toplantı istediniz; aceleniz vardı, Türkiye Büyük
Millet Meclisine inceleme süresi bile tanımadan Genel Kuruldaki
görüşmeleri başlattınız.
Anayasa aykırılıkları konusundaki
uyarılarımızı, yanlış çözümler hakkındaki
görüşlerimizi dikkate almaksızın, sayısal
üstünlüğünüze dayanarak yasalar çıkardınız. Arkadan,
Anayasa Mahkemesinin iptal ve yürütmeyi durdurma kararları gelmeye
başladı. Sorarım size; ne elde ettiniz bunlarla? Anlamsız
aceleniz hangi sonucu verdi? Maddî zorluklarla mücadele eden memurumuzun,
emeklimizin ıstırabını ağustostan bugüne kadar uzatmaktan
başka hangi sonuca ulaştınız?
Geliniz, eğer bu insanların sorununu
gerçekten çözmek istiyorsanız, işte bütçe kanunu tasarısı.
Orada, maddî sorunu, katsayı aracılığıyla, acilen,
birlikte çözelim. Geliniz, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmaların
verimliliğini ve etkinliği sağlayacak düzenlemeleri, bir yasayla,
Anayasaya uygunluğunu da gözeterek elbirliğiyle yapalım.
Geliniz, bütçe kanunu tasarısıyla maaşlarda yapılacak bir
düzeltme sizi tatmin etmiyorsa, elbirliğiyle bunu da bir yasayla
yapalım; ama, bütün bu akılcı çözümler bir yanda dururken,
lütfen, bu ülkenin insanlarının ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin
zamanını, bu tür, iptale mahkûm yasa tasarılarıyla
işgal etmeyiniz ve boş yere harcamayınız. Daha önce de bu
kürsüden ifade ettim; hatayı kabul ederek düzeltmek bilgeliktir,
dürüstlüktür. Geliniz, hatada ısrar etmeyiniz, yol yakınken
düzeltiniz.
Değerli milletvekilleri, ben, hâlâ, bu
yasanın çıkmasında ısrarlı olan
arkadaşlarımızın, bu yanlışlar
karşısında, bu yanlışlardan dönmek için gerekli
bilgeliği göstereceklerine inandığımı, bu kere de
yineleyerek, sizleri saygıyla selamlamak suretiyle sözlerime son vermek
istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Araslı.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Metin
Şahin; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
Sayın Şahin, süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların Emeklilerinin Malî ve
Sosyal Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu
Tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Parti Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sizleri, şahsım
ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yaz, bu tasarı
üzerinde, iki kez, birlikte çalıştık. Hepinizin bildiği
gibi, 2 Ağustosta bir kez görüştük; daha sonra, 30 Ağustosta bir
kez daha görüştük. Şimdi, Hükümet, bu görüşülmüş olan
tasarıları ve sonuçlarını görmezden gelerek, dikkate
almayarak, bir kez daha önümüze gelmiş bulunuyor.
Değerli arkadaşlar, Hükümet, mevcut
yasalarda, kendi ihtiyacı bulunan birtakım konuların çözümünde
yeterli sonuçlar bulamayabilir. Bu nedenledir ki, zaten, Anayasamız, 91
inci maddesiyle, hükümete, bazı sorunları çözebilmek için kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisini vermiştir; böyle bir ihtiyaç
vardır ve hükümete de zaten bu yetki verilmiştir. Ancak, yine, kanun
koyucu, Anayasanın 128 inci maddesiyle -hükümetin ihtiyaç duyduğu
birçok alanda, 91 inci maddeyle bir düzenleme yapma yetkisini vermekle
birlikte- özellikle kamuda çalışanlarla ilgili düzenlemeler
yapılabilmesini ayrı bir hüküm halinde ortaya koymuş, bunun
ayrıcalığını ve önemini belirtmiştir. O
nedenledir ki, bunun, 128 inci madde çerçevesinde, doğrudan, bir kanun
yoluyla düzenlenmesinin zorunlu olduğunu açık hale getirmiştir.
Aslında, hükümetler, birçok ihtiyacı
karşılamak için kanun hükmünde kararnameler getiriyorlar; ama, bu
kanun hükmünde kararnamelerin, gerçek niyetleri saklayan, amacı tam belli
olmayan, açıklık taşımayan sonuçları da beraberinde
getirdiği görülmüştür. Çünkü, hep, kanun hükmünde kararnamelerin
sonuçları bekleneni vermemiş, çok kısa süreler içerisinde, çok
acil gibi görünen birtakım sorunları çözme amacıyla yola
çıkılmakla beraber, ne yazık ki, bu sonuca
ulaşılamamıştır.
Değerli arkadaşlar, gerek yazın, 2
Ağustosta konuştuğumuz gerekse 30 Ağustosta
konuştuğumuz ve de bugün, yine, değişik bir tarzda
yazılmış olsa da içerik olarak aynı olan tasarıda
dikkat çekilen, gerekçe olarak gösterilen husus, kamu personeline sağlanan
hakların yeterli olmamasıdır. Bir başka husus ise, sosyal
ve diğer hakların yeterli olmaması hususudur. Doğrudur,
bugün, emeğiyle geçinen kamuda çalışanların, gerek sosyal
hakları gerekse kamuca ödenen ekonomik haklarının yeterli
olmadığı açıktır. Bu konuda şikâyetçi olmayan
hiçbir kesim yoktur; bu konudaki gerekçeye biz de katılıyoruz; ancak,
böyle bir çalışmanın, böyle bir ihtiyacı
karşılamanın bir reform anlayışı içinde ele
alınması gerektiği de açıktır. Nitekim, Hükümet,
önümüze sunduğu tasarının genel gerekçe bölümünde de,
bakın, şöyle diyor: "Hükümet Programında da, kamu personel
rejiminde bu yönde reform yapılması öngörülmektedir. Reform
çalışmalarına devam edilmektedir. Bununla birlikte, bu
çalışmaların uzun zaman alabileceği izahtan varestedir.
" Yani, bir anlamda, Hükümet, bu işin önemini vurguluyor ve bir
anlamda da itiraf ediyor. O zaman, değerli arkadaşlar, bu kadar
önemli sayılabilecek bir konuda niçin kanun hükmünde kararnameyle çözüm
arama çabası içindeyiz?.. Eğer, biz, bunun reform olduğunda,
bunun reform yoluyla bir ihtiyacı karşılamasında
mutabakatımız varsa, buna eğer inanıyorsak, o zaman, bunu
dosdoğru niçin kanun yoluyla yapıp da gerçekleştirmiyoruz?..
Niçin, küçük küçük kararnamelerle, gerçek ihtiyaca cevap vermeyen, sonuçta da
bir sürü çelişkileri, bir sürü uyumsuzlukları ve de toplum içindeki
huzursuzlukları artırıcı çözümlere gitmeye çaba
harcıyoruz?..
Değerli arkadaşlar, kamu
çalışanlarıyla ilgili, yıllardan beri yapılan
şikâyetlerin bir reform anlayışı içinde çözülmesi
gereğine, nasıl Hükümet genel gerekçede yer verdiyse, biz de buna katılıyoruz.
İşte, bu anlamda, o zaman, böyle bir yasayı, gerçekten, ciddî
olarak yapalım, çalışalım; ilgili komisyonlarda günlerce
konuşalım; hatta, ilgilendiren kesimleri davet edelim, onların
katkılarını alalım, katılımlarını
sağlayalım ve böylece personel yasasının çok kolay
olmadığını, çok zor olduğunu kabullenelim.
İşte, bu anlamda, düzenlenecek personel kanununun çok iyi
araştırılması, ilgili kesimlerin ihtiyaçlarının
tüm ayrıntılarıyla belirlenmesi ve bu ihtiyacı
karşılayacak yasanın hazırlanması gibi bir çabaya girelim.
Toplumun bu konuyla ilgili kesimleriyle işbirliğini
gerçekleştirmeden uyumlu ve olumlu bir yasa yapmak mümkün değildir.
İşte, biz, Demokratik Sol Parti olarak, toplumsal
uzlaşmanın sağlanmasında çok önemli bir işlev görecek
ekonomik ve sosyal konseyin kurulmasına ve çalışan bir organ
olmasına önem vermekteyiz.
Değerli arkadaşlar, toplumda
aldığı ücretten memnun olan hemen hemen hiçbir kesim yoktur. Bu
görüşe katılıyoruz. Bu görüşte hiçbir partinin de
farklı yaklaşım içinde olduğunu sanmıyoruz. Nitekim,
emeklilerimizin durumunun çok çok olumsuz olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bugün, çok konuşulan dolar hesabıyla, artık insanların,
özellikle emeklilerin çok büyük bir bölümünün aylık 100-120 dolar, 130
dolar gibi bir parayla geçinme gibi bir çaresizliğin içinde olduğunu
hepimiz biliyoruz. Onun için, bu kesimlerin sorunlarını çözmede
kimsenin farklı düşündüğünü sanmıyorum; yani, tam
anlamıyla mutabakatlı bir çalışma yapabileceğiz. Bu
ortamın hazır olduğuna inanıyorum. Gerek teknik elemanlar
gerek öğretmenler gerek üniversite öğretim üyeleri, tabipler,
hâkimler, savcılar, teknisyenler, pilotlar, hatta kamuda çalışan
avukatlar bile ücretlerinin yetersizliğinden şikâyet ediyorlar ve
çare arıyorlar. İşte, bütün bunları giderebilmenin yolu,
toplumsal bir uzlaşma ve ciddî bir çalışmayla, kangren
olmuş bu yarayı, bu sorunu kökten kaldırmaktır. Bunun
örneklerini, bu Parlamento, çok kısa aralıklarla, birer hafta
aralarla, gerek karaparanın aklanmasının önlenmesinde gerek
Trafik Yasasının çıkarılmasında göstermiştir. O nedenle,
bu konuların, siyasî patiler arasında büyük bir sürtüşme
olabileceğine, büyük bir zıtlaşma olabileceğine kesinlikle
inanmıyorum. Büyük bir dayanışmayla bunu yapabileceğimize
inanıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, şimdi,
işin bir başka boyutu da var. Bu düzenleme, doğal olarak,
bütçeye yeni bir yük getirecektir. Şimdi, bunu gözardı
edemeyeceğimize göre, Hükümetimiz, 1997 bütçesini Parlamentoya sunarken ve
topluma açıklarken bir iddiada bulundu, "bu bütçe, denk bir bütçedir"
dedi. Peki, denk bir bütçe ise, şimdi, yetki yoluyla almak
istediğiniz birtakım düzenlemeler, bu bütçede yeni birtakım
açıkları ortaya getirmeyecek mi; getirecek. Ha, bunu nasıl
karşılayacağınızı söyleyebilirsiniz... Tabiî,
Sayın Başbakan, her gün havada yeni bir kaynak paketi uçuşturmaya
başladı; yenilerini de göreceğiz; diyeceksiniz ki "biz,
bunlarla karşılayacağız."
Değerli arkadaşlar, herkes biliyor ki, en
azından bizler biliyoruz ki -Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunu dile
getirmeye çalıştık- bütçemiz, bırakın denk olup
olmamayı -bu, çok tartışılabilir- toplumun hiçbir sorununu
çözmeye yetebilecek güçte değildir. Bütçe, dönem sonunda, hepimiz
göreceğiz ki, faizi, içborç ödemelerini ödeye ödeye belki yıl sonunu
bile zorla getirecek; en az üçte bir oranında açık vereceği
açıkça görülüyor. Öyleyse, bu konuda da Hükümetin daha dikkatli olması
gerektiği açıkça görülüyor.
Değerli arkadaşlar, bu yasa, bu kadar önemli
bir yasa, komisyonlarda üç beş saat -geçtiğimiz yazın
yaptığımız şekliyle söylüyorum; aslında, bu son
şekliyle yarım saatlik bir süre bile almadı- konuşularak,
Genel Kurulda da şimdi birkaç saatte görüşülerek çıkarılacak
yasalardan değildir. Bu bakımdan, tüm çalışanların
hayatını etkileyecek böyle önemli bir konuda Parlamentonun yetkisini
Bakanlar Kuruluna devretmesini de doğru bulmuyoruz. Zaten, bu yönde, Anayasanın
2 nci ve 7 nci maddeleri, bu tür bir yetkinin Bakanlar Kuruluna devrinin de
doğru olmadığını açıkça göstermektedir.
Çöktüğü, delindiği, uyumunu kaybettiği
söylenen kamu personel rejiminde düzenleme, bir ihtiyaçtır. Eğer, bu
konuda mutabakatımız olduğuna inancımız tamsa -ki,
öyle göründüğünü sanıyorum- gelin, bunu, Parlamento çatısı
altında bir yasa yoluyla çözelim. Bu konuda, Demokratik Sol Parti
milletvekilleri olarak her türlü katkıyı koymaya hazırız.
Yasama yetkisinin yasama organında olduğu, yürütme yetkisinin yürütme
organında olduğu kuralını bilelim. Onun için, kendi
hakkımızı, Parlamento olarak, kendimiz kullanalım.
Değerli arkadaşlar, yazın iki kez
konuştuğumuz -2 Ağustos ve 30 Ağustosta
konuştuğumuz- bu tasarıları, bildiğiniz gibi,
başlangıçta, Sayın Cumhurbaşkanı, bir kez daha görüşülmek
üzere Parlamentoya iade etmişti. 30 Ağustosta, Hükümet, İktidar,
kendi çoğunluğuna dayanarak görüşünde ısrarlı oldu ve
Sayın Cumhurbaşkanına tekrar sunuldu. Yine, bildiğiniz
gibi, Sayın Cumhurbaşkanı, yürütmeyi durdurma isteğiyle
Anayasa Mahkemesine başvurdu ve Anayasa Mahkememiz de, bu yasa üzerinde,
yürütmeyi durdurma kararını verdi.
Değerli arkadaşlar, benden önce konuşan
arkadaşımız da dile getirdi, ben de tekrar etmekte sakınca
görmüyorum; daha önce, Hükümetler, bu konuda -çalışanların özlük
haklarının düzenlenmesinde- altı kez kanun hükmünde kararname
yoluyla kanun çıkarmış. Bunların başlangıçta ilk
iki tanesi, sanıyorum, dönemin özelliği nedeniyle, Anayasa
Mahkemesine götürme gibi bir itirazla karşılaşmamış;
ama, daha sonraki -1988'deki, 1991'deki, 1993'teki ve 1994'teki- dört kez bu
yönde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiştir. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen en
başlıca görev, bu iptal karar ve gerekçelerini dikkate almaktır.
Anayasanın 153 üncü maddesinin son
fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme
ve yargı organları ile yönetim makamlarını, gerçek ve
tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural
gereğince, yasama organı, yani bizler, yapacağımız
yeni düzenlemelerde, daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi
kararlarını göz önünde bulundurmak ve bu kararları etkisiz
kılacak biçimde yeni yasa çıkarmamak, Anayasaya aykırı
bulunarak iptal edilen kuralları tekrar yasallaştırmamak
yükümlülüğündeyiz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biz, Demokratik Sol Parti olarak, gerek 2 Ağustosta gerekse 30
Ağustostaki görüşmelerde bu yasa tasarısının Anayasaya
aykırı olduğunu defalarca dile getirdik. Şimdi, bu kez de,
aynı görüşleri, aynı değerlendirmeleri bir kez daha
yapıyoruz. Bu yasa tasarısı, taşıdığı
hüküm, amaç ve ilkeleriyle yine Anayasaya aykırıdır.
Yukarıda açıklamaya
çalıştığımız görüşler doğrultusunda,
Anayasaya aykırı bir tasarıya karşın, DSP Grubu
olarak, yüksek yargı organına gerektiğinde itiraz ve iptal hakkımızı
kullanacağız.
Getirilen bu yasa tasarısı, daha önceki iki
tasarıdan, sözde bazı şekil ve düzeltmeleri
taşımış olsa da, özünde bir farklılık
taşımamaktadır. Bu bakımdan, Hükümetin bu tasarıyı
geri çekmesini diliyoruz ve Anayasanın 128 inci maddesine uygun olarak,
doğrudan kanun yoluyla, reform olarak kabul ettiğimiz bu
ihtiyacı birlikte çözebileceğimize inanıyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Demokratik Sol Parti
adına, sözlerimi tamamlarken, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP, ANAP
ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Metin
Şahin.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet
Keçeciler; buyurun efendim.
Sayın Keçeciler, süreniz 20 dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA MEHMET KEÇECİLER (Konya) –
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Memurlar,
Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal
Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu
Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum; Grubumuzun
görüşlerini arz etme imkânını bulacağım; bu vesileyle,
Yüce Heyetinize saygılar sunarım.
Değerli arkadaşlarım, benden evvel
konuşan kıymetli konuşmacılar ifade ettiler; burada,
gerçekten, fevkalade önemli bulduğum bir noktaya temas etmek istiyorum; o
da şudur: Âdeta, anayasal müesseseler arasında, bir çekişme, bir
didişme, bir kavga meydana getirilmek isteniyor. Anayasa Mahkemesi ile
Yüce Meclisimiz arasında bir münakaşa meydana getirilmek isteniyor ve
İktidar partileri de, bu münakaşaya -başka kelime
bulamıyorum, ifade edecek- âdeta alet oluyorlar.
Şimdi, arkadaşlarım ifade ettiler; 2
Ağustos tarihinde toplanmışız ve 2 Ağustos tarihinde
toplanan Meclis, 4162 sayılı bir Kanun çıkarmış. Nedir
o kanun; o kanun, aynen, bu yetki kanunu. "Devlet memurlarının
maaşlarında, emeklilerin maaşlarında iyileştirmeler
yapacağız, personel reformu yapacağız, bize yetki
verin" demiş. Biz, burada, gelmişiz, muhalefet partileri olarak
çıkmışız "aman, yapmayın; bundan evvel benzer
kanunlar çıkarıldı, Anayasa Mahkemesi dört defa iptal etti; bu,
Anayasaya aykırı olur; aynı şekilde getirmişsiniz,
aynı ifadelerle getirmişsiniz, amaç maddesi, kapsam maddesi, kelime
kelime, tıpa tıp aynı; bunu böyle getirirseniz Anayasa Mahkemesi
iptal eder" demişiz, dinlememişsiniz; eh, çoğunluğunuz
var, çıkarmışsınız. Cumhurbaşkanı, bizim
çıkardığımız bu kanunu 12 Ağustosta veto
etmiş "bir daha görüşün" demiş. Gelmişiz, 30
Ağustosta tekrar görüşmüşüz. Yine ısrar etmişsiniz;
biz çıkmışız "yapmayın beyler,
Cumhurbaşkanı haklı; devlet tecrübesine dayanarak,
yanındaki hukukçulara dayanarak Meclisi ikaz etmek istiyor; Meclise,
Anayasaya aykırı bir işlem yaptırmak istemiyor. Gelin, bir
başka metot bulalım, bir başka yol bulalım. Niyetiniz üzüm
yemek mi bağcı dövmek mi? Eğer, niyetiniz, devlet memurunun
maaşına zam yapmak ise, bunun başka yolları var, kolay
usulleri var. Meclise, memura zam vereceğiz diye kanun getirdiniz de,
şu muhalefet milletvekillerinden hangisi karşı çıktı;
kim karşı çıkabilir? Buna, bugünkü hayat
pahalılığı içerisinde, hayat şartları içerisinde
karşı çıkmak mümkün mü? Ha, niyetiniz, memura zam vermek
değil de illa Anayasa Mahkemesiyle kavga etmek ise, bunu da açıkça
söyleyin" demişiz; yine dinlemediniz, yine çıkardınız.
Kanunu çıkardınız ve Cumhurbaşkanı, bu kanunu Anayasa
Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi, çok nadirattan yaptığı
bir iş yaptı "yürütmeyi durdurdum" dedi; iptal kararını
vermeden evvel, "yürütmeyi durdurdum" dedi; "siz, böyle,
Anayasaya aykırılık konusunda ısrar mı edersiniz, illa
da Anayasaya aykırı kanun çıkaracağım mı
dersiniz... Yürütmeyi durdurdum" dedi. Fakat, burada, merak ettiğim
bir konu var; o da şudur: Eskiden,
Anayasa Mahkemesinin iptal edeceği yetki kanununu alan hükümetin
kanun hükmünde kararnameleri hazır olur, Resmî Gazetede
neşredildiği gün kanun hükmünde kararnamelerini de neşreder,
iptal kararı geriye yürümeyeceğinden, o işlemi
tamamlamış olurdu, işini görmüş olurdu hükümetler. Siz,
buna da hazırlıklı değilsiniz; kanun hükmünde
kararnamelerinizi neşretmediniz ve netice itibariyle tekrar getirdiniz.
Şimdi görüştüğümüz tasarı bu. Anayasa Mahkemesinin
yürütmeyi durdurma kararı verdiği, bilahara iptal kararı
verdiği; fakat, gerekçesini henüz açıklamadığı yetki
kanununu tekrar huzurumuza getirdiniz; yani, bir nevi derdesti rüyet olan bir
davayı Yüce Meclisin huzuruna getirdiniz, "sayısal
çoğunluğumuz var, biz bu tasarıyı illa
çıkaracağız" diyorsunuz.
Kardeşim, size sormazlar mı, daha evvel,
Cumhurbaşkanı veto ettikten sonra, 30 Ağustosta çıkan kanun
Resmî Gazetede yayımlandığı gün, kanun hükmünde
kararnamelerinizi çıkarsaydınız, hazırlasaydınız,
neşretseydiniz ve netice itibariyle de, o kanun hükmündeki kararnameler
yürürlüğe girseydi... Ha demek ki o olmuyor, bir yerlerde
takıntı var. Nerede takıntı var; anayasal kuruluşlar
birbirleriyle uyumlu çalışmazlarsa, kuvvetler
ayrılığı sistemi içerisinde birisi diğerini
frenleyebilir. Burada, sayısal çoğunluğunuza güvenip, her
istediğinizi yapabilme imkânına sahip değilsiniz; çünkü, bu
sefer, kanun hükmünde kararnameyi Cumhurbaşkanı imzalamaz,
imzalamadı mı tekemmül etmez. Siz, illa, Anayasaya aykırı işlem
yapacağız derseniz, kararnameleriniz imzalanmaz; sizi durdururlar,
size fren olurlar. Sizin burada yapmanız icap eden iş, illa işi
dikine traş etmek değil, işi uyumlu hale getirmektir, oturup
insanlarla konuşmaktır; nasıl çıkartalım da, ne
yapalım da şu sıkıntıdan kurtulalım, demektir.
Maksadınız devlet memurlarına zam yapmaksa, onların malî ve
sosyal haklarında iyileştirme yapmaksa, işte bütçe; Komisyonda
görüşülüyor, verirsiniz önergeyi...
İlan ediyorsunuz, yüzde 30 zam yapacağız
diye; efendim yüzde 40 yapın, yüzde 50 yapın.
AYHAN GÜREL (Samsun) – Yüzde 100 yapın.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bizim, Hükümet olarak
bıraktığımız yüzde 40 zammı yüzde 50 yaptık
diye, 10 puan artırdık diye, beş aydan beri, Hükümete
geldiğiniz günden beri övünüyorsunuz "gördünüz mü memurlara ne
müjdeler verdik, ne işler yaptık" diyorsunuz;
yaptığınız da 10 puanlık bir artış! Hani ne
derler: La teşbih ve lamisal -hepinizi tenzih ederim- legorn tavuklar
olur, bir tane yumurta yumurtlar, yarım saat bağırır. (RP
sıralarından "aynen senin gibi!" sesleri) Devlet
memurlarına altı aylık yüzde 10 zam verdiniz, enflasyon yüzde
100'e çıktı, onunla övünüyorsunuz beş aydan beri, her hafta bir
müjde diye. Her hafta bir müjde beklerken, her hafta bir zam kararı
duyuyoruz; geçen haftaki müjdeden nasibimiz de akaryakıt zammı!
Eğer siz, devlet memurlarına hakikaten zam
yapmak istiyorsanız, emeklilere zam yapmak istiyorsanız, işte
bütçe ve şu anda Komisyonda görüşülüyor. Verirsiniz önergeyi,
değiştirirsiniz katsayıları; biz devlet memurlarına
yüzde 30 değil, yüzde 50 zam yaptık dersiniz; ama, burada sizin
niyetiniz başka. Bakınız, gerekçede bunu hafifçe ifade
etmişsiniz: "Kamu personel rejiminin yeniden düzenlenmesi
gerekmektedir." Elhak doğrudur. "Hükümet Programımızda
da, kamu personel rejiminde bu yönde reform yapılması
öngörülmektedir." Doğrudur. "Reform çalışmaları
da devam etmektedir. Ayrıca, hizmeti özellik arz eden bazı kamu
personeli ile üst düzey yöneticilerin maaşlarında son yıllarda
önemli derecede reel azalma meydana gelmiştir." Bak bak şimdi!..
Yani siz demek istiyorsunuz ki, biz bu yetki kanunu tasarısı ile kamu
personelinin durumunu düzelteceğiz; ama, öyle hepsine birden zam
vermeyeceğiz; özellik arz eden üst düzey yöneticilere zam vereceğiz,
onların durumunu düzelteceğiz, diğerleri havasını
alacak; o manada; genel gerekçeniz bu, buraya böyle
yazmışsınız.
Şimdi, zaten genele vermek isteseydiniz, bütçeyle
çok kolay verirdiniz. Herhalde bir özellik yapacaksınız, birilerine
vereceksiniz, birilerini mahrum bırakacaksınız; böyle bir
niyetiniz var.
Değerli arkadaşlarım, bakın, hani
ne derler: "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar"
ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Kopsaydı,
şimdiye kadar kopardı.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bundan şiddetle
tevakki etmeniz, kaçınmanız gerekir; aksi takdirde, bizi de, Meclisi
de zor durumda bırakırsınız. Hangi kamu görevlilerine ilave
ücret vereceğiniz belli değil. Maalesef, Avrupa'da görülmeyen,
gelişmiş ülkelerde görülmeyen bir anayasal hükümle, milletvekili
maaşları, en üst derecede maaş alan kamu görevlisinin
maaşına bağlı. Şimdi, Parlamento ile ilgili
tartışmaların çok yoğunlaştığı bir
dönemde, durup dururken, Meclisi topun ağzına koyacaksınız
ve "kendi maaşlarını artıran parlamenterler"
konumuna düşüreceksiniz bizi.
ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Teklif getirelim,
maaşlarımızı düşürelim.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Yapmayın,
yapmayın beyler!.. Kamu personelinin üst kademedekilerine zam
yapacaksınız, oradan otomatik olarak milletvekilleri
maaşlarına da zam gelecek ve sonra bunun faturasını biz
ödeyeceğiz. Yahu, bu kadar yetki kanunu tasarısı
getireceğinize, iki maddelik, üç maddelik bir tasarı getirin
"şu şu görevlilerin ücretleri
artırılmıştır" deyin ve bitirin; bu kolay veya
bütçede yapın. Bütçede çok daha kolay yaparsınız, genelini
yaparsınız "şu dereceden aşağı olanlara
şu kadar, şu dereceden yukarı olanlara da bu kadar zam
yaptım" dersiniz, onun da yolu
var; bu işin daha başka pek çok yolu vardır. Yani, eğer,
gerçekten sizin niyetiniz devlet memurlarına zam yapmak ise, bu devlet
memurlarına yapacağınız zammın pek çok yolu var. Bu
yolları kullanmıyorsunuz. Gelip, ille, yetki kanunu... Ee, bu, yetki
kanununu iptal ediyor, yetki kanunu iptal ediliyor...
ÖMER EKİNCİ (Ankara) – Siz gelince,
yaparsınız.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Ben hemen şunu
ifade edeyim: Biz, gerçekten, kanun hükmünde kararname
çıkarılmasına karşı değiliz. Kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi çağdaş demokrasilerde görülen bir
yetkidir ve hukuk kuralları çerçevesinde, bunun, bazen, zorunlu ve gerekli
olduğuna da inanıyoruz. Ancak, bugüne kadar çıkarılan
Anayasa Mahkemesi kararları bu işi belli bir esasa
bağlamış. Diyor ki, yetki kanunu çıkarırken, kanun
hükmünde kararname çıkarırken; bir, konu önemli olacak, iki,
zorunluluk olacak, üç, ivedilik olacak.
Konu önemli mi; önemli, doğru. Gerçekten, bugün
devlet memuru fakru zaruret içerisindedir ve devlet memurunun ücretlerinde bir
iyileştirme yapılması icap etmektedir. Bu doğru; ama,
zorunlu mu... Yani, Hükümetin elinde başka yasal imkân olmayacak, Hükümet,
yeni bir kanun çıkarıncaya kadar, gecikmesinde sakınca bulunan
bir hal olacak. Kanun çıkarmak, öyle kolay, birdenbire olabilecek bir
iş değil. Bakın, Meclis ağustostan beri
uğraşıyor, bir yetki kanununu henüz yürürlüğe
koyamadı. Bir yasal boşluk olacak; yani, düzeltmek istediğiniz
işi yapmak için, size başka yasalar imkân vermeyecek; o yüzden, böyle
bir geçici düzenleme yapacaksınız. Zorunlu olacak, bir de ivedi
olacak. Hemen yapmak mecburiyetindesiniz; yapmadığınız
takdirde, toplumsal zarar söz konusu olacak. Şimdi, hemen yapma
imkânı var. İşte, bütçe görüşülüyor, süratli bir
şekilde, bütçeyle yapabilirsiniz. Zorunlu değil; çünkü, yasal
başka imkânlar var, başka yollar var. Böyle, inatla, Anayasa
Mahkemesinin kararlarının tam tersine bir yol izlenmesi ve Meclisin
buna alet edilmesi, havsalanın kabul edebileceği bir iş
değildir, hukuk mantığının anlayabileceği bir
iş değildir.
Anayasa gayet açık, 153 üncü maddesi açık;
diyor ki: "Anayasa Mahkemesinin kararları, yürütmeyi bağlar,
yasamayı bağlar, yargıyı bağlar." Yani,
yasamayı bağlar, bizi bağlar. Türkiye'de yasama organı
neresi; Yüce Meclis, bu Meclis, burası, burayı bağlar.
"Ben, Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum
efendim; ben, Anayasa Mahkemesinin kararına hiç uymuyorum efendim"
diyemezsiniz. Anayasa Mahkemesinin kararına uyacağız. Bütün
milletvekilleri olarak, daha bu kürsüye hiç çıkmadan, seçilmemizi müteakip
çıkıp Anayasaya bağlı ve sadık
kalacağımıza dair yemin etmemizin sebebi budur. "Anayasaya
bağlı kalacağız" diyoruz. Anayasa da diyor ki:
"Anayasa Mahkemesinin kararlarını yok
sayamazsınız."
Şimdi, Anayasa Mahkemesi "yürütmeyi durdurdum"
diyor. Vermediği, şimdiye kadar çok fazla kullanmadığı
bir yolu denemiş. Niçin denemiş; çünkü, Meclis olarak biz, dört defa
iptal ettiği bir konuyu, aynı ifadelerle, aynı ibarelerle
-şu kanunun "amaç" maddesini açın, iptal edilmiş bir
evvelki kanunun da "amaç" maddesini açın, okuyun; aynı
ifadeler, aynı ibareler- tekrar huzurlarına gönderiyoruz. Ondan
sonra, iptal edince diyorsunuz ki: "Efendim, zaten bu Anayasa
Mahkemesindekiler Refahyol'a karşıdırlar; hele, Refah Partisine
hepten karşıdırlar; dolayısıyla, ne
yapalım..."
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Niye karşı
olsunlar?!
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Canım, siz öyle
diyorsunuz.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Siz diyorsunuz!
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Siz
yönlendiriyorsunuz!
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Yani, iptal
edileceği belli. Göz göre göre uçurumun içerisine kendinizi
atıyorsunuz, iptal edileceği belli olan bir kanunu
çıkarıyorsunuz, sonunda da diyorsunuz ki: "Egemenlik,
kayıtsız şartsız milletin değil mi?" Evet,
milletin. Bu Meclis anlaşsın; Anayasayı değiştirsin,
Anayasa Mahkemesini kaldırsın, Anayasadaki kuralları
değiştirsin, o zaman, dilediği gibi kanunu çıkarır; o
ayrı; ama, biz, bu Anayasayı kabul etmişiz; bu Anayasayı
kabul ettiğimize göre, kanunları da buna uygun
çıkaracağımızı yazmışız bu Anayasaya,
buna da söz vermişiz; şimdi, kanun çıkarırken "ben,
Anayasayı nazarı itibara almıyorum, onu, hiç kale
almıyorum" diyemeyiz.
Değerli arkadaşlarım, pekçok konuda
olduğu gibi, bu konuda da büyük yanlışlık
yapılmaktadır. Yetki kanunu meselesi, ısrarla buraya
getirilmemeliydi, Meclisimizi, Anayasa Mahkemesiyle karşı
karşıya getiren bir tavır sergilenmemeliydi. Bütün açık
göstergelere rağmen, bunda ısrar edilmesinin manasını
anlamak, benim için mümkün değil.
Çok sancılar var, sıkıntılar var.
Burada, arkadaşlarımız, çeşitli vesilelerle çıkıp
konuştular; o konulara pek girmek istemiyorum. Kanundan ayrılmaya pek
niyetim yok; ama, şunları da söylemek mecburiyetindeyim.
Şimdi, o kadar alelacele
hazırlamışsınız ki, bakın şu kanun
tasarısının 2 nci maddesine:
"Bu Kanuna göre çıkarılacak Kanun
Hükmünde Kararnameler;
1. 14.7.1965 tarih ve 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu" diye başlıyor ve geliyor, geliyor...
"8. 2914 sayılı Yükseköğretim
Personel Kanunu,
9. 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname"
diyor. Öbürlerinde, gerek kanunlarda gerek kararnamelerde tarihi
zikrettiğiniz halde, 8 inci ve 9 uncu fıkralarda tarihi niye
yazmadınız? Yüce Meclisin huzuruna böyle mi getirilir kanun?! Yani,
1, 2, 3 ve 4 üncü fıkralarda bahsi geçen kanunların hepsinin tarihini
yazıyorsunuz; ama, sanki, 8 inci ve 9 uncu fıkralarda yazılanlar
tarihsiz!.. Böyle, belirsiz bir zamanda çıkmış!.. Ya hepsine
tarih yazmayın "şu numaralı kanun, şu numaralı
kanun hükmünde kararname" deyin, tamam; ama, bir usulü benimsediyseniz,
bari, aynı madde içerisinde, o usule sadık kalın. Meclisin
huzuruna, bu kadar hazırlıksız, alelacele, çalakalem
yazılmış -hem de Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir
konuda, hassas olunması gereken bir konuda- bir tasarıyla gelinmez;
gerçekten yanlış...
Değerli arkadaşlarım, aslında,
devlet memurlarının Hükümetten almak istedikleri müjde bu değil.
Beş aydan beri, bir yetki kanunu çıkaracaksınız, memura bir
tane müjde vereceksiniz. Halbuki, sizin vaadiniz, her hafta bir müjde vermekti.
Ağustostan beri... (RP sıralarından "Veriyoruz"
sesleri) Veriyorsunuz, veriyorsunuz, doğru(!), biraz evvel söyledim, geçen
haftaki müjdeniz, akaryakıt zammıydı; ondan evvel ki hafta
müjdeniz, şeker zammıydı; arka arkaya beş defa, akaryakıta
zam yaptınız.
ŞEVKİ YILMAZ (Rize) – Osmaniye....
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bakın,
bumeseleyi, buraya çok getirdiniz, konuştunuz, her ikiniz birden
konuşuyorsunuz. Biz, size, seçimlerden sonra... O mini seçimleri eğer
gerçek kabul ediyorsanız...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, 1 dakikadır
eksüreniz.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Tamamlıyorum
Sayın Başkan.
... sayınız yetiyor, hemen erken seçim
kanununu getirin, seçime gidelim, genel seçime gidelim. Gayet kolay, gayet
kolay...
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) – Sizin haliniz ne
olacak o zaman?!..
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Siz, kendinize
güveniyorsanız; hele, şu son olaylardan sonra, Susurluk
kazasından sonra, ekmek zammından sonra, Ankara'daki hava
kirliliğinden sonra... Ankara, çevre ödüllü kentti; Ankara'yı çevre
özürlü kent haline getirdiniz. Ankara'da hava kirliliği, hayatî
boyutların üzerine çıktı. Daha ne istiyorsunuz, daha ne
söyleyelim... Ama, şunu söyleyeyim ki, sizin zevaliniz de
yakındır. Makam ve mevkiler kalıcı değildir kimse
için; elbette ki, gelip geçecektir; aslolan, hayırlı hizmetler
yapmaktır. Bu yetki kanunlarıyla, boşa vakit harcıyorsunuz,
Meclisin zamanını boşa harcatıyorsunuz. O yüzden,
çıkarılan kanun, Anayasaya aykırı olduğu için,
Grubumuz aleyhte oy verecektir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (ANAP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Keçeciler.
Gruplar adına başka söz talebi var mı
efendim?
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Sayın
Başkan, zatı âliniz de bir Ankara Milletvekilisiniz, ben de...
Ankara, çevre özürlü değildir; tashih edilmesini istiyorum, Ankara Kenti
adına.
BAŞKAN – Anlayamadım efendim?..
HASAN HÜSEYİN CEYLAN (Ankara) – Ankara kenti,
çevre özürlü bir kent değildir; bu başlık da tarihinde hiçbir
zaman kullanılmamıştır. Zatı âliniz de Ankara
Milletvekilisiniz, ben de. Biz, Konya için böyle bir ifade kullansak kendileri
tashih ederler. Ankara ile ilgili bu yanlış ifadenin düzeltilmesini
istiyorum.
A. TURAN BİLGE (Konya) – Konya da aynı, Konya
da...
YILMAZ ATEŞ (Ankara) – Sayın Başkan,
hava kirliliği demek istemiştir.
BAŞKAN – Sayın Ceylan, siz, görüşünüzü
Ankara için söylediniz. Ben de bir Ankara Milletvekili olarak, artan hava
kirliliğinden rahatsızlığımı ifade edeyim.
(DSP,CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
Gruplar adına buyurun efendim.
RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Gözlüklerinizi
değiştirin.
BAŞKAN – Anlayamadım efendim... Hava
kirliliği gözlükle görülmüyor. Eğer, gözlükle bakarsanız, hava
kirliliğini görmezsiniz efendim. Yani, bu sorunu da lütfen ciddîye
alalım. Hava kirliliğini, Ankara'da, çok ciddî olarak
yaşadık, çok sıkıntılarını çektik;
insanları sağlık bakımından tehlikeli noktalara
getirdik. Eğer, bu konuda, uyarı bağlamında, düzeltme
bağlamında yapacaklarımız varsa yapalım. Hava
kirliliği, sağlık sorunları latife konusu değildir
sayın milletvekili. Lütfen ciddîye alalım bu konuları.
RAMAZAN YENİDEDE (Denizli) – Sayın
Başkan, kastettiğim maddî gözlük değil, gönül gözlüğü.
BAŞKAN – Sayın milletvekili, gerek yok...
Lütfen...
Buyurun efendim.
Süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA HAYRETTİN DİLEKCAN (Karabük) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükümet tarafından
önümüze getirilen, Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların
Emeklilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına
Dair Yetki Kanunu Tasarısı nedeniyle, Refah Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum.; bu vesileyle, şahsım ve partim
adına hepinizi hürmetle selamlıyorum.
Benden önceki grup sözcüleri, bu tasarının
amacı, kapsamı, ilkelerinin Anayasaya aykırı olduğu
iddiasında bulundular. Bu nedenle, bu konulardaki düzenlemelerin, mutlaka,
kanunla yapılması gerektiğini ileri sürdüler. Ben, getirilen
tasarının, yetki kanunu tasarısının, Anayasaya uygun
olarak getirildiği kanaatindeyim. Zira, daha önce üzerinde
tartışılan, konuşulan, ağustos ayı içinde
Cumhurbaşkanı tarafından veto edildikten sonra görüşülen,
arkasından, iptali için Anayasa Mahkemesine dava açılan kanun ile bu
yetki kanunu tasarısının, maddelerinin, maksat, kapsam ve
ilkeleri açısından aynı olduğu kanaatinde değilim.
Zira, daha önce veto edilen kanunun "Amaç"
başlığını taşıyan 1 inci maddesinde
"malî ve sosyal haklar ile diğer hakların ve istihdam
usullerinin daha adaletli düzenlemeler ve değişiklikler yapmak
amacıyla" ibaresi varken; burada, amaç, çok net bir şekilde
ifade edilmiştir; malî ve sosyal haklarda iyileştirmeler yapmak
amacıyla yetki istenmektedir. Buradaki amaç çok net bir şekilde
açıktır. Anayasada düzenlenen hükümlere göre, bu yetki kanunu
tasarısının, bu hükmüyle Anayasaya aykırı olması
mümkün değildir.
"Kapsam" başlıklı bölümde,
hangi kanunlarda, hangi kararnamelerde düzenleme ve değişiklikler
yapılacağı tek tek gösterilmiş,
sayılmıştır.
"İlkeler" başlıklı
bölümde, malî ve sosyal haklarda hizmetin özellik ve gereklerine uygun
iyileştirmeler yapılması düşünülmektedir.
"Yetkinin Süresi" başlıklı
bölümde ise, dört aylık bir süre talep edilmektedir.
Bütün bunlar dikkate alındığında,
hükümetlere, Anayasayla verilen kanun hükmünde kararname çıkarma
yetkisini, bu Hükümet de, diğer geçmiş hükümetlerde olduğu gibi
kullanmak istemektedir.
Burada daha önce konuşan
konuşmacıların hiçbiri, kamu personel rejiminin adaletli
olduğu iddiasında bulunamadı. Bu, bu Hükümetin kabahati
değil; adaletsiz hale gelmiş olan personel rejiminden bu Hükümeti
sorumlu tutmak mümkün değil. Ancak, bu Hükümet, bu adaletsiz sistemi daha
adaletli hale getirecek yasal düzenlemelerin altyapısını
oluşturmak amacıyla, böyle bir tasarıyla yetki istemektedir.
Yine, memurun durumunun acil olup
olmadığı hususunda bir soru sorulduğu zaman,
konuşmacı arkadaşlarımızın tamamı,
gerçekten, kamu personelinin durumunun adaletsiz olduğu kadar, ülkenin
ekonomik şartlarıyla da uyumlu olmadığını çok net
bir şekilde ifade ettiler. Fazla tartışmaya girmek istemiyorum.
Bir konuşmacı kardeşimiz, SSK'da imtihana girmek için, form
almak için kuyrukta bekleyen insanlardan söz etti. İşte, bu Hükümet,
bu ülkeyi bugüne kadar yönetmiş idarecilerin, hükümetlerin
yapmış olduğu bu ayıpları ortadan kaldırmak için
gayret ediyor, bunun için yetki istiyor. (RP sıralarından
alkışlar)
Üst düzey yöneticilere zam verileceğinden, alt
düzey yöneticilere veya alt kademedeki memurlara düşük ücret
ödeneceğinden bahsedildi. Bu Hükümet, aradaki adaletsizliği, sanki,
daha çok büyütmek istiyormuş gibi bir imaj çizildi. Ancak...
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Gerekçe öyle...
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Gerekçe öyle
değil "daha adaletli hale getirmek için" diyor. "Adaletli
hale getirmek" ifadesini, adaletsizliği büyütmek şeklinde, hangi
mantıkla, nasıl yorumluyorsunuz; onu algılamak mümkün
değil; ancak, şunu ifade etmek mümkün: Bugün İstanbul'u teslim
ettiğiniz bir valinin, bir emniyet müdürünün almakta olduğu
maaşla İstanbul'u idare etsin diyebiliyorsanız, size söyleyecek
söz bulunmaz.
Yöneticilerine, özel sektördeki, 500 milyon lirayla 1
milyar lira arasında ücret alan, üst düzey yöneticilerin çerez parası
olmayacak derecede ücret takdir eden bir devlet konumuna düşmüşüz;
bunların giderilmesi, ortadan kaldırılması gerekmez mi?!.
ORHAN VELİ YILDIRIM (Tunceli) – Onun için mafyaya
havale ettiniz!
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Bunların
hepsinin giderilmesi gerektiğini bütün milletvekili
arkadaşlarımız söylüyorlar. Ancak, bizim
anladığımız, söylenen söz şu: "Bu Hükümet,
geçmişte yüzde 30 oranında düşünülen memur zammını,
hiç kimsenin beklemediği yüzde 50
gibi bir orana çıkarmak suretiyle, memurun, emeklinin, dargelirlinin
gönlüde taht kurmuşsa, bunda sonra yapacağı bu düzenlemelerle de
yine vatandaşın gönlünde -bir
ay önce yapılan seçimlerde olduğu gibi- trendi yükselerek taht
kurmaya devam eder; bu da, muhalefet olarak bizim işimize gelmez."
Böyle diyorsanız, onda haklı olabilirsiniz.
Ancak, vatandaş, bu Hükümetten hizmet bekliyor; bu
Hükümet de vatandaşa hizmet vermek için gecesini gündüzüne
katmış gayret sarf ediyor, mücadele veriyor. Deniliyor ki: "Bu,
bir bütçe açığı meydana getirecektir; vereceğiniz ücret
zammını, nereden vereceksiniz?"
Arkadaşlar, geçen maaş zammı da yüzde
30'dan yüzde 50'ye çıktığı zaman, öyle yönlendirdiniz ki,
kendilerine zam verilen memurlar, Hükümete teşekkür ederken, muhalefetin
ve basının yaygarasıyla "bunun kaynağını
nereden bulacaksınız" diye bir
kaynak tartışması açmıştınız; ama, bu
Hükümet, onun kaynaklarını buldu ve ülkenin borçlanma
ihtiyacını da azaltmak suretiyle milletin derdine derman olmaya devam
ediyor. Niçin bundan gocunuyorsunuz?! Daha rahat olmanız, teşekkür
etmeniz gerekmez mi?! Bu yetkiyi kanunla düzenleyelim diyoruz...
Muhterem arkadaşlar, ben 20 nci Dönemde
Parlamentoya girdim; ancak, Meclisin çalışma usulüne
baktığımız zaman, Parlamentodan kanunların hangi
süreyle, hangi zaman dilimi içinde nasıl geçtiğini hep birlikte
görüyoruz. Bütçe Kanunuyla bu değişiklikleri yapmanın mümkün
olup olmadığını bu öneride bulunan arkadaşların
kendileri de çok iyi bilmektedir; buna rağmen, milletin
karşısına çıkıp "Bütçe Kanunuyla bu
değişiklikler yapılsın" deniliyor. Bütçe Kanunuyla
yapabileceğiniz en ideal değişiklik, yüksek oranda, seyyanen
zamdır; ancak, şu mevcut personel rejimi içinde, personel
arasında, aynı işi yapmalarına rağmen farklı
ücret alan insanlar var; ikisi de daktilo yazıyor, ikisi de, farklı
farklı ücret alıyor; bu haksızlık değil mi?! Bu
haksızlığı, bütçe kanunuyla nasıl gidereceksiniz?!.
Dolayısıyla, bu hususta mevzuat düzenlemesine ihtiyaç vardır.
Hükümet, aynı işi yapan şahıslar arasındaki
adaletsizlikleri de, bu yetki tasarısıyla, kararname düzenlemesiyle
düzeltmeyi arzu etmektedir, ki, ücretlerde de adalet teessüs etsin.
Parlamentonun çalışmalarına
baktığımız zaman, bir Trafik Yasası örneği
verildi. Trafik Yasası, komisyonlarda ne kadar süreyle bekledi ve
kamuoyunun baskısıyla, alelacele, yeterli seviyede görüşülemeden
geçirilmek durumunda kaldı; ama, komisyonlarda uzun süre beklemişti.
Bu konuda, 20'ye yakın mevzuat ve kanun düzenlemesiyle personel rejimimizi
götürüyoruz. Bu kadar değişik mevzuat içinde yer alan düzenlemelerde,
Mecliste, komisyonlarda görüşme yapacaksınız, bunları
Meclise getireceksiniz ve Meclisten alelacele
çıkaracağınıza dair söz veriyorsunuz; bunun, mümkün olup
olmadığını, sizler de çok iyi biliyorsunuz.
Dolayısıyla, konunun aciliyetine binaen,
Hükümet, memurların ve kamu personelinin durumunu bir an önce
iyileştirmek, mevcut adaletsizlikleri gidermek, devlete geçmişte
hizmette bulunmuş, şu anda emekli olan insanların
durumlarını da iyileştirmek amacıyla, böyle bir yetkiyi
sizlerden istemektedir. Biz, Refah Partisi olarak, bu hususta, Hükümete yetki
vermenin çok yerinde olacağı kanaatindeyiz.
Bu hususta Anayasaya baktığımız
zaman, 91 inci maddede, hangi konularda hükümete kararname çıkarma
yetkisinin verilemeyeceğini sınırlamış; onun
dışındakiler serbest anlama gelir, hukuk tekniği
açısından baktığımızda. Buradaki hükümlere
baktığımızda "ancak sıkıyönetim ve
olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının
birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve
ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemez" deniliyor; yani, hükümetlerin, hangi
konularda kararname düzenleyemeyeceklerini, mutlaka yasal düzenleme
gerektiğini, bunun dışındakilerin kararnameyle düzenlenebileceğini,
Anayasanın 91 inci maddesi açık şekilde hükme
bağlamış.
Anayasanın 128 inci maddesiyse, memurların ve
diğer kamu görevlilerinin özlük haklarıyla ilgili, maaş ve
ücretleriyle ilgili düzenlemelerin kanunla yapılması gerektiğini
söylemiş; ancak, 91 inci maddeyle, bir istisna getirmek suretiyle, 128
inci maddedeki düzenlemenin kanun hükmünde kararnameyle
yapılabileceğini de ortaya koymuştur.
Bu açıdan, bu düzenlemenin Anayasaya
aykırı olduğu iddiasına katılmak mümkün değil;
ancak, hükümetler ve Meclis, zaman zaman, Anayasaya aykırı
düzenlemeler yapabilir, kanunlar çıkarabilir; bu konudaki
yanlışları, hataları düzeltme mercii de, mutlaka, Anayasa
Mahkemesidir; dolayısıyla, Meclisin çıkardığı
kanunu Anayasa Mahkemesi iptal etti diye yahut da Cumhurbaşkanı veto
etti diye Hükümetin Cumhurbaşkanıyla kavgalı olduğu,
Anayasa Mahkemesiyle kavgalı olduğu iddiasında bulunmak,
mantık ölçüleriyle bağdaşacak bir hadise değil. Bütün bu
kurum ve müesseseler, Anayasanın içinde yer almış, görevleri
belirlenmiş kurum ve müesseselerdir. Hükümetlerin her kararını
Cumhurbaşkanı beğenecek, imzalayacak diye bir hadise söz konusu
değil, mutlaka, Cumhurbaşkanının takdir hakkı
vardır, kendi görüşleri vardır, o görüşleri
doğrultusunda hareket edecektir. Anayasa Mahkemesi de, kendisine getirilen
bir konuyu anayasa hukuku çerçevesi içinde değerlendirecek ve
kararını verecektir. Buna da, bu Hükümetin saygısız
olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak, siz, birbiriyle
bağlantısı olmayan, metin olarak birbiriyle farklı olan iki
yetki tasarısını bir araya koyar da "Anayasa Mahkemesiyle
kavga ediyorsunuz" diye sataşmada bulunursanız Hükümete, bunu da
doğru bulmak mümkün değil.
Yine, bir konuşmacı
arkadaşımız, Hükümetin, memurların bu sorunlarını
çözme noktasında samimî olmadığını belirterek
"biz istedik, işte, Meclis istemedi, Anamuhalefet Partisi ve
diğer muhalefet partileri karşı çıktı; bu nedenle
elimizden gelen bir şey yok; sizden özür diliyor, mazeret beyan
ediyoruz" anlamında bazı cümleler kullandı Hükümete yönelik
olarak.
Bu Hükümetin, şimdiye kadar almış
olduğu tedbirlerle, vatandaşın ne kadar yanında
olduğunu, ne kadar karşısında olduğunu, muhalefete
topu atmak için gayret sarf edip etmediğini, millet, bizleri kürsüden
izlemek suretiyle, takip etmektedir. Böyle bir iddiada bulunmak, bizce, samimî
değildir. Hükümet, gece gündüz, gayretli bir şekilde, ülkenin
kaynaklarını harekete geçirmek suretiyle ve buralardan elde
edeceği gelirlerle, dargelirlilerin, memurların, emeklilerin,
esnafın, işçinin, çiftçinin, müteşebbisin, hulâsa, her kesimin
meselelerine parmak basmak, çözmek için gayret sarf ediyor, bunun için mücadele
ediyor.
Tabiî, muhalefetin görevi de -maalesef, Türkiye'de
yanlış oluşmuş- hükümetlere ayak bağı olmak;
güzele, hayra motor olmak, şerre fren olmak gerekirken, hükümet tarafından
ne gelirse gelsin, mutlaka engellenmelidir mantığı yürütülüyor.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Büyük
kanunlar muhalefetin desteğiyle çıktı sayın milletvekili!..
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Büyük kanunlar
muhalefetin desteğiyle çıkmadı; muhalefet, kamuoyuna verecek
cevabı bulunmadığı için İktidarın yanında
yer almak mecburiyetinde kaldı, yoksa, daha önce
çıkarırlardı. (RP sıralarından alkışlar)
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Trafik
Kanununu, Karaparanın Aklanmasına Dair Kanunu muhalefet
çıkardı.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Daha önce, biz
muhalefet sıralarında otururken, iktidara rağmen, iktidara
yardımcı olmak amacıyla kanun çıkardık; muhalefetin
güzel örneğini de biz verdik.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) – Komisyondaki
çalışmaları lütfen izleyiniz.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – İzliyoruz
sayın milletvekilimiz, izliyoruz.
OYA ARASLI (İçel) – İzleseniz böyle
konuşmazsınız.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Ben, sözlerimi
fazla uzatmak istemiyorum; ancak, sizlerden istirhamımız şu: Bu
memleket hepimizin, bu ülke hepimizin, bu insanlar bizim insanlarımız
ve muhalefet de olsak, iktidar da olsak, ülkede güzelliklerin ortaya
çıkması açısından elbirliğiyle gayret sarf etmeliyiz.
Muhalefet duygusuyla değil, ülkeyi seven insanlar olarak, ülkenin
meselelerini çözmek için sorumluluk altına girmiş insanlar olarak,
hayırlı işlerde, iktidarın destekçisi olmak
mecburiyetindeyiz.
İHSAN ÇABUK (Ordu) – Yılbaşına
kadar zam yapacak mısınız, onu söyleyin.
HAYRETTİN DİLEKCAN (Devamla) – Öyle olup
olmadığını
tartışmak pek yarar getirmez; ama, muhalefetin, çoğunluk
sağlanamasın, Mecliste yetersayıya ulaşılamasın,
oturumlar tatil edilsin şeklindeki gayretlerini de televizyonları
başında olan insanlar ibretle izliyorlar. Muhalefet, burada,
İktidara yardımcı olmak görevini üstlenir ve bu yetkiyi, kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisini verirse, gerçekten, inim inim inleyen
insanların, memurların, adaletsizlik içinde kıvranan
insanların sorunlarına çözüm getirmek için Hükümete
yardımcı olacaklardır.
Ben, bu ümitle, hepinizi hürmetle ve saygıyla
tekrar selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Dilekcan.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın
Turhan Güven; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Güven, süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA TURHAN GÜVEN (İçel) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli
üyeleri; hepinizi, Doğru Yol Partisi Grubu adına, sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Bugün önümüze gelmiş bulunan kanun
tasarısı üzerinde memnuniyetimi ifade etmek için kürsüye
çıkmış bulunmaktayım. Benden evvel konuşan bütün
partilerin grup sözcüleri, özellikle bir noktada hemfikir
bulunmaktadırlar. Bu nedir; bu, kamu personelinin, kamu görevlilerinin ve
bunların emeklilerinin malî ve sosyal haklarının yeterli düzeyde
bulunmadığına ilişkin beyanlarıdır. Bir gerçekten
hareket ediyoruz. Demek ki, bugün, Türkiye'de, kamu görevi ifa eden
memurlarımızın ve bunların emeklilerinin malî ve sosyal
hakları yeterli düzeyde değildir.
Peki, bunun üzerine ne yapılmıştır?
Bugünkü Hükümetimiz, bunların sosyal haklarının ve malî
haklarının yeterli düzeyde olmadığı tespitinin
üzerine, bir yetki kanunu tasarısını Yüce Meclise sevk
etmiştir. Burada bir üslup farkı bulunmaktadır. Benden evvel
konuşan -özellikle muhalefet partisi temsilcisi- arkadaşlarımız,
bunun bir kanun tasarısı halinde gelmesinin daha uygun
olacağını ifade etmişlerdir. Oysa, Hükümet, daha evvel tek
başına hükümet olan Anavatan Partisi dönemlerinde de bu
şekildeki yetki kanunlarının
çıkarıldığını gözardı ederek, bunun
Anayasaya aykırılığını gündeme getirmiş
bulunmaktadır.
Şimdi, bu üslup meselesinde, bakınız, ne
var: Çıktığı zaman -gerçekten, çıkarılma süreci,
dönemi, süresi bayağı uzun bir zamana vabestedir- ve
çıktıktan sonra da uygulamaya geçildiğinde,
kanunlarımızın, bazı noksanlıkları veya
fazlalıkları olduğu tespit edilmektedir.
İşte, ortaya çıkacak olan
sakıncaları gidermek için, Hükümet, bunu bir yetki kanunuyla talep
etmekte ve bunu yaparken de, bir dört aylık süre istemektedir. Bu dört
aylık süre, yapılmış olan -yani, yetki alındıktan
sonra yapılacak olan- uygulamalarda eğer bir noksanlık varsa,
bunları düzeltmeye matuftur; eğer bir fazlalık varsa,
bunların ortadan kaldırılmasına matuftur.
Bu itibarla, bunun yetki kanunu şeklinde
değil de, kanun olarak getirilmesinin pek fayda
sağlamayacağı inancını taşımaktayım.
Çünkü, personel rejimi, yüz yıla yaklaşan cumhuriyet döneminde -yani,
1923'ten bu tarafa- daima hükümetleri ve devleti meşgul eden bir olay
olarak gündemde kalmıştır; ama, bunun süratle çözülmesi
keyfiyeti de, öyle bir günde, üç günde yapılacak bir olay değildir.
Devlet personel rejimi yeni baştan gözden
geçirilmektedir. Her hükümet de bunu yapmaya mecburdur; çünkü, içinde
dengesizlikler, tutarsızlıklar bulunmaktadır. Biraz evvel,
değerli bir kardeşimiz ifade buyurdular. Yani, bugün Türkiye'de en
üst görevde bulunan kişilerin almakta oldukları maaş, ücret,
fevkalade yetersiz düzeydedir. Yalnız bunları mı
düzelteceksiniz; hayır. İş yalnız maaş olayı değil.
Eğer öyle olsaydı, Anavatan Grubu adına konuşan Sayın
Keçeciler'in fikrine bir noktada katılmak lazım gelirdi. Şöyle
ifade ettiler: "Bakınız, bu maaşları
artırdığınız zaman milletvekili maaşları da
artacaktır; bize yine bir hücum başlayacaktır." Bundan
sıkıntınız mı var; o zaman, 1983'ten 1991'e kadar
Anayasanın 86 ncı maddesini niye değiştirmediniz diye
sormak lazım. Eğer, siz, milletvekili maaşlarını en
üst düzeyde bulunan kamu görevlisinin maaşıyla birlikte mütalaa etmek
istemiyorsanız, yani onun dışında bir düzenleme yapmak
istiyorsanız, elinizde bu yetki vardı, kolaylıkla yapmanız
mümkündü; o zaman yapsaydınız, bugün gündeme getirdiğiniz
sıkıntı da, Türkiye'nin içinde bulunduğu dönem de
mevzubahis olmazdı.
Bir başka arkadaşımız ise,
oturdukları yerden şunu söylediler: "Muhalefetin de
katılımıyla kanunlar çıkmaktadır." Doğrudur,
elbette... Aslında, yapılması gereken işlem bu değil
midir? Yani, doğru olan her şeyde, iktidarıyla muhalefetiyle
beraber olmanın herhangi bir tehlikesi var mı, bir zararı var
mı? Doğru olanda herkes yan yana gelmeli, doğru olanı
herkes kabul etmeli. İlle de bu Hükümet tarafından getirildi diye bir
kanun tasarısını keenlemyekün addetmek, bence, doğru bir
ifade tarzı da değil.
Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Yüce
Meclisimiz, daha evvel, bu kanun tasarısına benzer bir kanun
tasarısını 2 Ağustosta görüşmüş ve
kanunlaştırmıştı. Sayın Cumhurbaşkanına
imzaya gittiğinde, bir kere daha görüşülmek üzere iade edilen bu
kanun tasarısı, Yüce Meclisin 30 Ağustos 1996 günlü
toplantısında aynen kabul edilmek suretiyle buradan
çıkmıştı.
Çıkarılan kanun, noksanlık olduğu
iddiasıyla değil, amacı ile daha sonraki kısmında
bulunan ilkesi arasında farklılık olduğu iddiasıyla
bir kere daha görüşülmek üzere iade edilmişti. Yani, amaçta olmayan
bir hususun ilkede mevcut olduğu noktasından... Bu nedenle, Yüce Meclisin
tekrar kabulünden sonra da, yine Cumhurbaşkanlığı
tarafından Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiştir. Ancak,
noksanlıklar giderilebilir. Nitekim, Hükümetimiz, bu dönemde, mevcut
noksanlıkları ve Anayasaya aykırılığı göz
önüne alarak, yeni bir kanun tasarısı düzenlemiş ve huzurunuza
getirmiş bulunmaktadır.
Burada, amaç bellidir; burada, ilkeler, amaçla
tutarlı olarak yeniden düzenlenmiştir ve kapsam, bazı
parlamenter arkadaşlarımızın, grup sözcülerimizin ifade
ettiği gibi, flu değildir; açıkça, nerede, neyi
kapsadığı belirtilmiştir. Yani, yetki kanunu
çıktıktan sonra hangi kanunlarda düzenleme yapılacağı
teker teker sayılmaktadır. Bu da, Anayasanın 91 inci
maddesindeki gerçek ifadesinin ta kendisidir. Bunun dışında bir
işlem yoktur.
Bu nedenle, daha evvel Anayasa Mahkemesine
gitmişti veya Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kere
daha görüşülmek üzere iade edilmişti, aynısını
getiriyorsunuz görüşüne katılmak mümkün değildir. Bu kanun tasarısı,
öncelikle, tamamen Anayasaya uygun, noksanlığı olan
kısımlar giderilmiş, fazlalığı olan
kısımlar çıkarılmış bir şekilde huzurunuza
getirilmiş bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin, tabiî, yürütmeyi durdurma
kararı üzerindeki görüşlerimi saklı tutuyorum; çünkü, Anayasa
Mahkemesinin eski deyimle "tehiri icra" yeni deyimle "yürütmeyi
durdurma" yetkisi olduğuna, hukuken mümkün olmadığı
görüşünden hareketle, katılmadığımı ifade etmek
istiyorum. Eğer, Anayasa Mahkemesinin teşkilatı ve çalışması
hakkındaki kanunda bu düzenleme yapılırsa, elbette, Anayasa
Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararını vermesi her zaman mümkün
olacaktır. Ancak, kendi çalışma düzeni içerisinde ve yetkisi
olmayan bir hususta, biraz da hukuku zorlayarak, karar verdiği
düşüncesinde ısrarlıyım; çünkü, kendisinin yetkisi olmayan
bu kararı vermek suretiyle, Türkiye'de, bazen, gerçekten, reel olan ve
derhal yürütmeye başlanılması lazım gelen bazı
hususlar, Türkiye'nin gündeminde, maalesef, geçikmeyle
gerçekleşebilmektedir.
Devlet memurlarının, kamu görevlilerinin ve
emeklilerinin malî ve sosyal hakları üzerinde birtakım
iyileştirme düzenlemeleri yapmanın bir kusur
olmadığını ifade etmeye çalışırken, benden
evvel konuşan bazı grup sözcülerine de şunu beyan etmekte yarar
görmekteyim: Bırakınız, bu güzel düzenlemeleri birlikte
çıkaralım. Noksanı olabilir. O zaman, değerli
katkılarınızı, bu noksanların ortadan
kaldırılmasında, izalesinde kullanın, yoksa, kamu
görevlilerini Kızılay Meydanına çağırarak ve önlerinde
yürüyerek meseleyi çözmeniz mümkün değildir. Az olabilir, çok olabilir;
ama, değerli katkılarınızla bunun normal halini tespit
edebilirsek, o zaman, kalkıp Anayasa Mahkemesine gitmeye de, herhalde
gerek kalmaz; çünkü, gerçekten, Türkiye'de, milyonun üzerindeki kamu
görevlisinin malî ve sosyal hakları, öyle bir çırpıda, bir tek
kanunla ve çok kısa sürede düzenlenecek bir değer olarak görülmüyor.
Sizlerden, bütün parti milletvekilleri ve
gruplarından, özellikle Doğru Yol Partisi Grubu adına
istirhamımız şudur: Geliniz, değerli
katkılarınızı esirgemeyeniz. Bu kanun gereklidir. Bu
kanunun, yetki kanununun bir an evvel çıkması, milyonlarca memur ve
diğer kamu görevlilerinin beklentisine cevap verecek nitelikte
olacaktır.
Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güven.
Hükümet adına, Maliye Bakanı Sayın Abdüllatif
Şener; buyurun. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Bakan, süreniz 20 dakikadır.
MALİYE BAKANI ABDÜLLATİF ŞENER
(Sıvas) – Sayın Başkan, değerli üyeler; memurlar ve
diğer kamu görevlileri ile bunların emeklilerinin malî ve sosyal
haklarında iyileştirmeler yapabilmek amacıyla, Hükümetimiz, Yüce
Meclisimize, yeni bir yetki kanunu tasarısı sunmuş
bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, daha önce, Hükümetimizce bir
yetki kanunu tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine
gönderilmiş, tasarı Yüce Meclis tarafından kabul edilmiş;
ancak, Anayasa Mahkemesince bazı maddelerinin yürürlüğü
durdurulmuştur. Bu nedenle, Hükümetimiz tarafından, söz konusu Yetki
Kanunu amacı çerçevesinde yeni düzenlemeler ve kamu personelinin malî,
sosyal ve diğer haklarında iyileştirmeler
yapılamamıştır.
Kamu personelinin ve emeklilerin malî ve sosyal
haklarının yeterli düzeyde bulunmadığı da, herkes
tarafından kabul edilen bir gerçektir. Ayrıca, hizmeti özellik arz
eden bazı kamu personeli maaşlarında, son yıllarda önemli
derecede reel azalmalar meydana gelmiştir. Bu durum, anılan
personelin moral ve çalışma gücünü olumsuz olarak etkilemekte, yüksek
maaşlar karşılığında bu personelimiz özel sektöre
geçmekte ve kamu kesiminde nitelikli personel istihdamında güçlük
çekilmektedir. Bir an önce bu durumun önlenebilmesi amacıyla, kamu
personelinin malî ve sosyal haklarında iyileştirme
yapılması gerekmektedir. Bu yöndeki iyileştirmelerin bir an önce
yapılabilmesi için, Anayasamızın 91 inci maddesi uyarınca,
bir yetki kanunu kapsamında kanun hükmünde kararnamelerle düzenlemelere
gidilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.
Bir konuda yapılan düzenlemenin Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiş olması, aynı konuda yeni bir
düzenleme yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Aksi
yöndeki bir düşünce, Anayasanın 91 inci maddesindeki kanun hükmünde
kararname çıkarmaya ilişkin hükümlerin uygulanamamasına yol
açacaktır. Aynı zamanda, anılan maddede, kanun hükmünde
kararname çıkarılamayacak konular açık olarak
belirlenmiştir. Dolayısıyla, kamu personelinin malî ve sosyal
haklarının iyileştirilmesine yönelik yetki kanunu
çıkarılamaz düşüncesi, Anayasanın hem lafzına hem de
ruhuna aykırı bulunmaktadır.
Anayasamız, 153 üncü maddesiyle, kamu personelinin
malî ve sosyal haklarının bir daha kanun hükmünde kararnamelerle
düzenlenemeyeceği şeklinde bir ifadeye yer vermemiştir. Söz
konusu hüküm, sadece, yayımlanmış Anayasa Mahkemesi
kararları aksine hiçbir gerçek ve tüzelkişinin tasarrufta
bulunamayacağını ifade etmektedir.
Diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulan yetki kanunu tasarısının hazırlanması
esnasında, Anayasamızın konuyla ilgili hükümleri, geçmişte
aynı konuda düzenlenmiş, ancak Anayasa Mahkemesi kararlarıyla
iptal edilmiş yetki kanunlarına ilişkin iptal
kararlarının gerekçeleri, titizlikle incelenmiştir. Böylece, gündemimizde
bulunan yetki kanunu tasarısı, gerek Anayasamızın ilgili
hükümlerine gerekse Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan hususlara
aykırılık teşkil etmemektedir.
Kamu personelinin özlük haklarına ilişkin
olarak, Anayasa Mahkemesince iptal edilmeyen yetki kanunları da
vardır. Örneğin, 3268 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlileri Hakkındaki Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Yetki Kanununun Anayasaya aykırı
olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine gidildiği halde, Anayasa
Mahkemesince söz konusu yetki kanununun Anayasaya aykırı
olmadığı sonucuna varılmıştır.
Görüşmekte olduğumuz yetki kanunu
tasarısının amacı, kapsamı, ilkeleri ve süresi net bir
biçimde gösterilmiş olup, Hükümetimiz tarafından Türkiye Büyük Millet
Meclisine daha önce sunulan yetki kanunu tasarısına göre bu
tasarının oldukça dar kapsamlı olarak belirlenmesine özen
gösterilmiştir. Kamu personelinin malî ve sosyal haklarında vakit
geçirilmeksizin iyileştirme sağlanabilmesi için, yetki kanunu
tasarısının bir an önce kanunlaşması gerekmektedir.
Konuşan bazı
arkadaşlarımızın ifadelerine istinaden, bir iki
noktanın da açıklanmasında zaruret görmekteyim. Kamu
personelinin özlük haklarına ilişkin yetki kanunu tasarısı,
Türkiye Büyük Millet Meclisine ilk defa 54 üncü Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
tarafından getirilmemiştir. Bilindiği üzere, kamu personeli
mevzuatı, temel olarak;
1. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu,
2. 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri
Personel Kanunu,
3. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu,
4. 2914 sayılı Yükseköğretim Personel
Kanunu,
5. 399 Sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına
Dair Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiş bulunmaktadır.
Bunlarda değişiklik yapılmak üzere, 1972
yılından bugüne kadar 15 adet yetki kanunu
çıkarılmıştır. Bu yetki kanunlarının,
çıkarıldıkları hükümetler itibariyle
dağılımı şöyledir:
Ferit Melen Hükümeti döneminde 1 yetki kanunu
çıkarılmıştır, Bülent Ecevit Hükümeti döneminde 1
yetki kanunu çıkarılmıştır, Bülent Ulusu Hükümeti
döneminde 2 yetki kanunu çıkarılmıştır, Turgut Özal
Hükümeti döneminde 5 yetki kanunu çıkarılmıştır, Mesut
Yılmaz Hükümeti döneminde 1 yetki kanunu
çıkarılmıştır, Tansu Çiller Hükümeti döneminde 4 yetki
kanun çıkarılmıştır, Necmettin Erbakan Hükümeti döneminde
de 1 yetki kanunu çıkarılmıştır.
Dolayısıyla, çok değişik hükümetlere ait 15 adet yetki
kanunu çıkarılmıştır. Bu 15 yetki kanunu, kamu
personelinin özlük haklarıyla ilgilidir.
Bilindiği üzere, Hükümetimiz döneminde
çıkarılan 4183 sayılı Yetki Kanununun yürürlüğü
Anayasa Mahkemesi tarafından durdurulduğundan, bu kanuna
dayanılarak kanun hükmünde kararname
çıkarılmamıştır. Diğer 14 adet yetki kanununa
dayanılarak çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin, ilgili
oldukları kanunlara göre dağılımı da şöyledir:
657 sayılı Kanunla ilgili 57 adet kanun
hükmünde kararname çıkarılmıştır, 926 sayılı
Kanuna ilişkin olarak 26 tane kanun hükmünde kararname
çıkarılmıştır, 2802 sayılı Kanunla ilgili
olarak 17 adet kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır,
2914 sayılı Kanuna ilişkin olarak 12 adet kanun hükmünde
kararname çıkarılmıştır ve 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye ilişkin de 6 adet kanun hükmünde kararname
çıkarılmıştır ki, toplam kamu personelinin özlük
haklarına ilişkin olarak çıkarılan kanun hükmünde kararname
sayısı da 118 adettir.
Kamu personelinin özlük haklarına ilişkin
olarak çıkarılan bazı yetki kanunları Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiştir. Bu iptallerle ilgili olarak da bilgi vermek istiyorum.
1972 ile 1996 yılları arasında kamu personeline ilişkin
olarak düzenleme yapma yetkisini Bakanlar Kuruluna veren 15 adet kanun
çıkarılmış olup, bunlardan 4 tanesi Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiş, 1 tanesinin ise yürürlüğü durdurulmuştur.
İptal edilen yetki kanunlarının, tarih, sayı ve
çıkarıldıkları hükümet dönemleri şöyledir:
Turgut Özal Hükümeti döneminde çıkarılan 3479
sayılı Yetki Kanunu, 1988 yılında, Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edilmiştir.
Mesut Yılmaz Hükümeti döneminde
çıkarılan 3755 sayılı Yetki Kanunu da iptal
edilmiştir.
Tansu Çiller Hükümeti döneminde çıkarılan
3911 ve 3990 sayılı Yetki Kanunları da, Anayasa Mahkemesince
iptal edilmiştir.
Hükümetimiz döneminde çıkarılan, 31.8.1996
tarihli ve 4183 sayılı Yetki Kanununun ise, yürürlüğünün
durdurulmasına karar verilmiş bulunmaktadır.
Bu iptal kararlarının gerekçeleri ve
dayandıkları Anayasa maddeleri, Anayasa Mahkemesi kararlarında
şu şekilde yer almaktadır:
Ana iptal gerekçesi, yetki kanunlarında öngörülen
amaç, konu, ilkeler ve kapsamın belirgin ve somut nitelikte
olmayışı; durumun, ivedi, zorunlu ve önemli durumlara
ilişkin bulunmayışıdır.
Bunun dışında, personel ve örgütlenmeye
ilişkin konularda, amaç, konu, kapsam ve ilkeler yönünden daha önce iptal
edilen yetki yasalarıyla eşdeğer ve benzer nitelikte olup,
önceki iptal kararlarının gerekçelerinin dikkate
alınmamasından, Anayasanın 153 üncü maddesine
aykırılıktan dolayı iptaller vardır.
Dikkat edileceği üzere, bu iptal
kararlarının hiçbiri, Anayasanın 128 inci maddesine
dayanılarak alınmamıştır. Hatta, 3479 sayılı
Kanunun iptali sırasında, 128 inci madde yönünden Anayasaya
aykırılığı incelenmiş ve kanunun bu maddeye
aykırı düşmediğine karar verilmiştir.
Bu yetki tasarısı, bu verdiğim bilgiler
çerçevesinde hazırlanırken, Anayasa Mahkemesinin yukarıda
belirtilen tüm iptal ve yürürlüğün durdurulması kararları
incelenmiş ve görüşülmekte olan yetki kanunu tasarısı, bu
kararlarda belirtilen hususlara dikkat edilerek
hazırlanmıştır. Bu nedenle, yetki kanunu
tasarımızın Anayasaya aykırı bulunduğunun ileri
sürülmesi mümkün değildir.
Bu bilgilerden de anlaşıldığı
gibi, kamu personelinin özlük haklarıyla ilgili olarak, değişik
hükümetler döneminde, çok sayıda kanun hükmünde kararname ve yetki kanunu
çıkarılmıştır. Bu yetki kanunları ve
çıkarılan kanun hükmünde kararnameler herhangi bir hükümet dönemine
ait değildir; aşağı yukarı, bütün Türkiye Cumhuriyeti
hükümetleri döneminde, bu konuda düzenlemeler yapılma zarureti
hissedilmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bu konuda tasarılar
getirilmiştir.
Çıkarılan bu yetki kanunlarından bir
kısmı -belirttiğim gibi- Anayasa Mahkemesince iptal
edilmiştir. İptal edilen yetki kanunları da, değişik
hükümetler dönemine ait bulunmaktadır. Bizim, huzurunuza getirdiğimiz
bu yetki kanunu tasarısı ise, daha önceki tasarılar dikkate
alınmak suretiyle hazırlanmıştır, Anayasa Mahkemesinin
iptal kararları dikkate alınmak suretiyle
hazırlanmıştır ve bu çerçeve içerisinde, Anayasaya
aykırı herhangi bir hususunun iddia edilmesi, ileri sürülmesi mümkün
değildir.
Bilgilerinize sunar, saygılar sunarım. (RP ve
DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Şahısları adına, Sayın Hikmet
Sami Türk; buyurun efendim. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Türk, süreniz 10 dakikadır.
HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; sanıyorum ki, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bütün üyeleri -hangi partiye mensup olursa olsunlar- bir
konuda görüş birliği içerisindedirler.
Gerçekten, kamu personeli rejiminde bir reform yapmak,
kamu personelinin sosyal ve malî haklarını iyileştirmek,
maaşlarını yükseltmek, emeklilerin emekli ödeneklerini
artırmak gereklidir, zorunludur. Bu konuda, sanıyorum ki, ne partiler
arasında ne milletvekilleri arasında herhangi bir görüş
ayrılığı yoktur; görüş ayrılığı,
bu amaca ulaşmak için izlenen yöntemdedir.
İktidar, bu konuda, daha önce, kanun hükmünde
kararname çıkarmak için bir yetki kanunu çıkarmıştır.
O kanun, yoğun tartışmalar arasında kabul edilmiştir;
Cumhurbaşkanınca geri gönderilmiştir; ancak, uyarılar
dikkate alınmadan aynen kabul edilmiş ve bunun üzerine, Anayasa
Mahkemesine konu intikal ettirilmiştir. Anayasa Mahkemesi ise,
bildiğiniz gibi, kanunun 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddelerinin Anayasaya
aykırılıkları konusunda güçlü belirtiler olduğu için,
yürürlüğü durdurma kararı vermiştir. Böyle olunca, Hükümet, kanun
hükmünde kararname çıkarma yetkisinden yoksun kalmıştır.
İşte, zaman kazanmak için, iptal
kararının yayımlanmasını beklemeden, yeni bir yetki
kanunu çıkarılmak istenilmektedir. Şüphesiz, kanun hükmünde
kararnameler, Anayasamızın öngördüğü bir düzenleme
tarzıdır; ancak, istisnaî bir düzenleme tarzıdır ve belirli
koşullara bağlanmıştır. Bu koşullar, Anayasa
Mahkemesinin içtihatlarıyla
somutlaştırılmıştır. Çıkarılacak olan
yetki kanununun, Anayasaca konulan ve Anayasa Mahkesince
somutlaştırılan ilkelere uygun olması gerekir; eğer bu
yapılmazsa, yeni iptallerle karşılaşılabilir.
İşte, muhalefet partilerinin
uyarısı, ya yasama konusunda kural olan kanun yolunun izlenmesi ya da
Anayasaya tam olarak uygun kanun hükmünde kararnameler
çıkarılması noktasında toplanmaktadır.
Şimdi önümüze getirilen kanun tasarısı,
Anayasa Mahkemesince yürürlüğünün durdurulmasına karar verilen yetki
kanununun bir benzeridir. Şunu kabul etmek gerekir ki, önceki kanuna göre,
bazı noktaları düzeltilmiş, bazı hataları
giderilmiş bir metindir; ancak, Anayasaya aykırılıklar,
Sayın Bakanın ve iktidar sözcülerinin söylediklerinin tersine,
tamamıyla giderilmiş değildir. O nedenle, bu konuda, iktidar
partilerini bir kez daha uyarmakta yarar görmekteyiz.
Nitekim, şimdiye kadar Anayasa ilkeleri ve Anayasa
Mahkemesinin içtihatları dikkate alınmadığı içindir
ki, konu bugün yeniden Yüce Meclisin gündemindedir. Türkiye, bu konuda önemli
zaman kaybetmiştir. Şimdi, hatada ısrar edilirse, yeniden zaman
kaybedeceğiz. Konuya bu açıdan bakınca, iktidar partilerinin, bu
yasayı çıkarmada ve kamu personeli rejimini gerçekleştirmede,
kamu personelinin sosyal ve malî haklarını iyileştirmede,
maaşlarını artırmada, emeklilerinin durumunu düzeltmede
gerçekten samimî olup olmadığı konusunda ciddî şüpheler
uyanmaktadır; çünkü, aceleyle ve muhalefetin Anayasa uygunluk konusundaki
uyarılarına aldırış etmeksizin yetki yasası
çıkarmak, sonucu baştan belli olan bir işlemdir ve yine istenen
düzenlemeler yapılamayacaktır. Öyle olunca, bu hatalara yer vermeyen
bir düzenleme yapmak gerekir.
Getirilen tasarıyı incelediğimiz zaman,
Anayasaya uygunluk koşullarının tam olarak
gerçekleşmediğini görüyoruz. Tasarının 1 inci maddesi,
önceki kanunun bazı ibarelerini çıkaran, bazılarını
değiştiren ve bazı yeni ibareler ekleyen bir metindir; ama, bu
haliyle dahi, oldukça geniş kapsamlıdır. Oysa, Anayasa
Mahkemesinin içtihatlarına göre, yetki kanunlarının, ivedilik
gerektiren belli konularda ve kısa süreler için çıkarılması
gerekir.
1 inci madde bu açıdan
değerlendirildiğinde, oldukça geniş ve bazı kavramlar
itibariyle de belirsiz görünmektedir. Örneğin, gerek bu maddede gerek 3
üncü maddede, geçmiş yıllardaki kayıpların giderilmesinden
söz edilmektedir. Bu nasıl olacaktır?
Tasarının kapsamını gösteren 2 nci
maddede, önceki kanuna göre daha açık bir düzenleme getirildiğini
görüyoruz. Hangi kanunlarda değişiklik yapılacağı
somutlaştırılmıştır. Bu, ilk dokuz bent
bakımından doğrudur; ancak, ilk dokuz bent de, öylesine
gelişigüzel, öylesine aceleyle sıralanmıştır ki, on
satır içerisinde dahi tek bir yöntem izlenememiştir. Örneğin,
birinci bentten beşinci bende kadar "tarih" sözcüğü
kullanılmış; ama, altıncı ve yedinci bentlerde
"tarihli" sözcüğü kullanılmıştır. Sekizinci
ve dokuzuncu bentlerde ise, Sayın Keçeciler'in de değindiği
gibi, kanun hükmünde kararnamenin veya kanunun tarihlerinden söz
edilmemiştir. Bu, tasarının ne kadar acele ve ne kadar özensiz
hazırlandığının bir göstergesidir; ama, bu maddedeki
Anayasaya aykırı asıl ibare, sonda, bozuk bir Türkçeyle,
"10" rakamından sonra "ile" sözcüğüyle
başlayan ibarededir; sayılan kanunlardan sonra, diğer kanun ve
kanun hükmünde kararnamelerin memur ve diğer kamu görevlileri ile
bunların emeklilerinin malî ve sosyal haklarını düzenleyen
maddelerinde de değişiklik yapılacağı ifade
edilmektedir. Acaba, bu diğer kanun ve kanun hükmünde kararnameler
hangileridir? Bu ibare belirsizdir; Anayasanın 87 nci maddesinde sözü
edilen, belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma ilkesine
aykırıdır ve bu ibare kalacak olursa, bunun yeni bir iptal
nedeni olacağı söylenebilir.
Öte yandan, bu metnin hazırlanmasında
öylesine aceleci davranılmıştır ki, kanunun gerek
başlığında gerek metninde, emeklilerin haklarının
da düzenleneceğinden söz edildiği halde, bir Emekli
Sandığı Kanunundan hiç söz edilmemiştir. Acaba,
düşünülen değişiklikler arasında Emekli
Sandığı Kanununda değişiklik yapmak yok mudur?
Bütün bu nedenlerle, aslında, herkesin
birleştiği bir noktada, kamu personelinin durumunu düzeltme,
iyileştirme konusunda yapılması gereken...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Türk, eksüreniz 1
dakikadır.
HİKMET SAMİ TÜRK (Devamla) – Kamu personeli
rejiminin, kamu personelinin durumunun düzeltilmesi konusunda
yapılması gereken şey, ya bir kanunla elbirliğiyle bu
konuyu düzenlemek ya da Anayasaya tam olarak uygun bir kanun hükmünde kararname
yetkisi almaktır.
Bu düşüncelerle, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türk.
Şahsı adına, Sayın Ali Oğuz;
buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Sayın
Başkan, muhterem arkadaşlarım; müzakere konusu kanun
tasarısı üzerinde şahsım adına maruzatta bulunmak
üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, Grubum ve
şahsım adına, Yüce Heyeti hürmet ve muhabbetle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal
Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu raporu üzerinde maruzatta
bulunacağım.
Değerli arkadaşlarım, benden önce
grupları adına konuşan arkadaşlarım kanun
tasarısının gerekçesi hakkında geniş malumatlar
verdiler, hangi zaruretten doğduğu, niçin Meclisin huzuruna getirildiği
hususunda da Meclisimizi bilgilendirdiler ve zaten huzurunuzdaki metin de,
bunları ariz amik, geniş bir şekilde ifade etmektedir.
Bu hususları tekrar ederek yüce huzurunuzu
işgal etmek istemiyorum; ancak, şu kadarını ifade ediyorum
ki, bu kanun, daha evvel Meclisimizden çıkmış; fakat, Anayasa
Mahkemesi tarafından yürütmenin durdurulması şeklinde tehiri
icra kararı verilerek, yeniden huzurlarınıza gelmiş
bulunuyor. Sayın Maliye Bakanımız, getirilen kanun
tasarısında, efradını cami, ağyarını mâni
olmak üzere, Anayasa Mahkemesinin işaret ettiği
kısımların kaldırıldığını ve özellikle
de, bu arındırmayla, kanun tasarısının,
mevzuatımıza uygun, Anayasanın 91 inci maddesi ve onu takip eden
maddelerine uygun şekilde huzurlarınıza getirildiğini ifade
etti.
Yetki şeklinde istenilen ve
memurlarımızı, kamu çalışanlarını ve
onların emeklilerini rahatlatacak hükümleri ihtiva eden bu kanunla, sadece
bizim iktidarımız zamanında, memurlarımıza, kamu
çalışanlarına ve onların emeklilerine, özellikle, fevkalade
rahatlıklar getirecek tedbirlerin tarafımızdan
alındığı; memurlarımıza ve onun emeklisine,
işçimize ve onun emeklisine rahatlık getirecek tedbirlerin, daha
geldiğimiz günlerde hemen tatbikata konulduğu, hepinizin malumudur.
Değerli arkadaşlarım, geçmiş
iktidarların icraatlarını şöyle bir gözden geçirecek
olursak, hemen, hepiniz teslim edersiniz ki, geçmişte, iktidarlar,
memurlarımıza ve onların emeklilerine, işçilerimize
sıfır zam öngörmüşlerdir.
A. TURAN BİLGE (Konya) – Ortağınız
öngördü.
ALİ OĞUZ (Devamla) – Hatta, tatbik edilen bu
sıfır zammın, bir karpuz alacak kadar bir kıymeti
olduğu ifade edilmiş ve geçmiş senelerde, bu kadar gülünç bir
teklifle, memurumuzun, işçimizin, emeklimizin karşısına
çıkan insanların ve o günün iktidarlarının, ne kadar
yanlış yaptığı hususu da açıkça görülmüştür.
İHSAN ÇABUK (Ordu) – Üç aydır veremediniz...
ALİ OĞUZ (Devamla) – Daha, haziranda görev
almış olan iktidarımızın, geldiği günde yüzde 50
zam verdiği, önümüzdeki ocak ayında yüzde 30 zam vereceği ve onu
takip eden aylarda da bunun devam edeceği hususu ifade edildiğine
göre, gelmiş geçmiş iktidarların hiçbirinin göze
alamayacağı bir zammı, bizim iktidarımız tatbik
mevkiine koymuştur; ama, gelin görün ki, buraya çıkıp tenkit
görevlerini yapan arkadaşlarımız, sanki onların zamanında
hiç kanun hükmünde kararname çıkarılmamış veya bu
kararnameler Anayasa Mahkemesinden hiç dönmemiş gibi, burada ifadeler
kullanmışlardır; ama, Sayın Bakan, bunların da
cevabını, Bakanlığından aldığı ve
tatbikatta görülen hususları, burada, huzurunuzda dile getirdi; Turgut Bey
zamanında 5, Mesut Bey zamanında 1 ve ondan evvel 15 kanun hükmünde
kararname çıkarıldığını ve bunların da zaman
zaman iptal edildiği hususunu, burada, Yüce Heyetinize arz etti. Bununla
da görüyoruz ki, bu iptal yeni bir keyfiyet değildir; ama, gelin görün ki,
Sayın Keçeciler dostum, burada, sanki "efendim, zaten, Anayasa
Mahkemesinin size karşı bir tavrı var" gibi bir imaj ortaya
koydu.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Öyle bir şey
demedim efendim.
ALİ OĞUZ (Devamla) – Ee, ben... Yani, insaf
etmesini diliyorum.
Kendi zamanlarındaki tatbikata şöyle bir
bakarsak, milyarlarca liralık dışborç ve özellikle milyarlarca
liralık içborç bırakarak -ki, 40 milyarı filan
aşkındır bu- iktidarı terk edip gitmelerinden sonra...
Anayasa Mahkemesine yapılan müracaat üzerine, Hükümetlerinin güvenoyu
alıp almadığı hususundaki kararıyla, Anayasa Mahkemesi
asıl kendilerine tavır koymuştur. (RP sıralarından
"Bravo" sesleri, alkışlar) Onun için, buradaki, bize
tavır koyduğu şeklindeki mübalağalı tarifleri, katiyen uygun bir tarif
değildir. Ama, buna rağmen, acaba, arkadaşlarımız niye
bu kadar telaş gösteriyorlar; huzurlarınıza getirilen bütün
tasarılarda, bakıyoruz ki, fevkalade büyük bir telaş gösteriyorlar.
Ben, Işın Bey kardeşimin, neredeyse, sıhhatinden endişe
ettim; biraz önce görüştüğümüz tasarıda, burada, kalp krizi
geçirir gibi, ihtilaçlar içerisinde bizi tenkit etti. Halbuki, bunlara ne gerek
var sevgili kardeşlerim!
Biz, burada, huzurlarınıza bir tasarı
getiriyoruz, bunu müzakere ediyoruz; isabetli olur olmaz; size göre isabetli
olur veya olmaz; eksikleri olur fazlaları olur; ama, bunu bir
felaketmiş gibi, bir felaket tellallığı şeklinde,
burada, huzurlarınızda ifade etmek ve efkârıumumiyede "bir
felaket kanun getiriliyor, bunlar şununla ortaklık yapıyorlar,
memlekete bu kadar zarar veriyorlar" şeklindeki
telaşınız, sadece ve sadece treni kaçırmış
olmanızdan dolayıdır. (RP sıralarından
alkışlar)
Size, bundan sonra artık iktidar yolu yok; çünkü,
düşe düşe yüzde 8'lere kadar düştünüz. Bundan sonra, kime rica
etseniz, sizinle bir ortaklığa kolay kolay yanaşmazlar;
telaşınız bundan ileri geliyor.
Bir de, diyorsunuz ki... Refahyol
başarılı bir çizgi takip ediyor; bugün, gerek kaynak bulmada
gerek hizmette fevkalade başarılı. Zamanında, bizim
belediyelerimiz için de aynı şeyleri söylemiştiniz
"Tayyip'in 15 günlük ömrü kaldı; suyu bitecek, o da çekip
gidecek" demiştiniz; ama, aradan iki seneyi mütecaviz zaman geçti,
Tayyip borçlarını ödedi, Tayyip hizmet ediyor, memurunun
maaşını veriyor,
işçisinin ücretini veriyor, hizmet veriyor ve bunun yanında
da, çöpten, çamurdan, çukurdan kurtulmuş pırıl pırıl
bir İstanbul'u ortaya koyuyor.
YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) – Allah için!..
ALİ OĞUZ (Devamla) – 450 belediyemizde
aynı hizmetleri görüyoruz. İşte, Hükümetimiz de, biraz sabrederseniz,
inşallah, gerek bulduğu kaynaklar yönünden gerek hizmetler yönünden
fevkalede örnek bir icraat ortaya koyacaktır. Zaten
telaşınız da buradan ileri geliyor; korktuğunuz
başınıza gelecek. (RP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar) Siz korkuyorsunuz "Refahyol ya
başarılı olursa, bizim halimiz nice olur" diyorsunuz. Ben
de size haber veriyorum, diyorum ki; korktuğunuz başınıza
gelecek, Refahyol başarılı olacak; şu çıkaracağımız
tasarı da -isabetli bir şekilde- memurumuzu, onun emeklisini ve kamu
çalışanlarını memnun edecek.
Bu
tasarının, memleketimize ve milletimize hayırlı
olmasını Allah'tan niyaz ediyor, bu vesileyle hepinizi hürmetle
selamlıyorum efendim. (RP ve DYP sıralarından alkışlar)
YAHYA ŞİMŞEK (Bursa) – Savunma yapmak
için kendini bu kadar zorlama...
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ali
Oğuz.
VIII. —SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR
1.—Konya
Milletvekili Mehmet Keçeciler’in, İstanbul Milletvekili Ali Oğuz’un,
ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüşü
kendisine atfetmesi nedeniyle konuşması
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Sayın
Başkan...
BAŞKAN – Buyurun efendim.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Sayın hatip,
ismimden de bahsederek, söylemediğim bir sözü huzurunuza getirerek, sanki
Refah Partisiyle Anayasa Mahkemesini karşı karşıya getiriyormuşum
şeklinde ifadede bulunmuşlardır. Sataşma var, bunu tashih
etmek istiyorum.
BAŞKAN – Efendim, sataşma anlamında
değil, benim de kanaatim, bir düzeltme ihtiyacı var; çünkü, kendisine
başka bir söz atfedildi. Onun için, çok kısa olmak üzere, Sayın
Keçeciler, buyurun.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) – Daha önce söylemişti
efendim...
BAŞKAN – Efendim, bütün konuşmaları
dikkatle dinledim. Sayın Keçeciler düzeltme yapmadan, benim,
algıladığımı açıklamam doğru olmayacak.
Çok kısa ve İçtüzüğün 69 uncu maddesini
işletme gereği doğurmayacak biçimde, Sayın Keçeciler,
buyurun.
MEHMET KEÇECİLER (Konya) – Tabiî.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayın Oğuz, biraz evvelki konuşmamda kastetmediğim, ifade
etmediğim bir şeyi huzurlarınıza getirdiler. Söylemek
istediğim husus, Anayasa Mahkemesi kararını hiçe sayarak,
dertesti rüyet olan, görüşülmekte olan, iptal edilmiş ama gerekçeli
kararı henüz yayınlanmamış bulunan bir kanunda, alelacele
bu kadar ısrar etmenizin sebebi yoktur; Anayasa Mahkemesiyle bu
müesseseyi, Meclisi, Yüce Meclisi karşı karşıya getirmek
isteyen belli çevrelere alet ediyorsunuz iktidarınızı, dedim.
Yoksa, Refah Partisiyle Anayasa Mahkemesi birbirine karşı iki kuruluştur,
bunlar birbiriyle kabili kıyas değildir; birisi, yargı
kuruluşudur; birisi de, Anayasamızın tarifiyle, demokrasimizin
vazgeçilmez kuruluşu olan siyasî partidir. Bunları birbirleriyle
mukayese etmek, karşı karşıya getirmek, zaten doğru değildir,
uygun da değildir. Ben böyle bir hareketin içerisinde hiçbir zaman olmam;
ama, bunu vesile ittihaz eden Sayın Oğuz, bizim iktidara
gelmeyeceğimizi, kendileriyle koalisyon yaparken...
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, maksat hâsıl
oldu galiba.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Hemen tamamlıyorum efendim. Bunu da söylediler;
Partimize de sataşma var. "Siz kuşu
kaçırdınız" diyor.
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, maksat hâsıl
oldu; lütfen... Rica ediyorum...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – "Siz imkânı
elden kaçırdınız" diyor.
İktidarınız birbirinize
hayırlı olsun!.. Biz sizi tanıyoruz, biz sizi biliyoruz!.. (RP
sıralarından alkışlar) Bu iktidarın hangi amaçla
kurulduğunu da biliyoruz.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Keçeciler.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Bu
iktidarın suçları örtmek amacıyla kurulduğunu da biliyoruz,
ama örtemeyeceksiniz beyler. Bakın buradan ifade ediyorum...
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, maksat hâsıl
oldu.
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – ...örtemeyeceksiniz,
suçlarınız bir bir ortaya çıkacaktır. (ANAP, DSP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Keçeciler...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – Hem Mercümek hem
örtülü ödenek meselesinin hesabını...
BAŞKAN – Sayın Keçeciler...Sayın
Keçeciler...
MEHMET KEÇECİLER (Devamla) – ...önünde
sonunda bu Meclis sizden soracaktır.
Hepinize saygılar sunarım. (ANAP, DSP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Keçeciler, lütfen...
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü...
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Müsaade
ederseniz, bulunduğum yerden bir şey arz edeceğim.
BAŞKAN – Bir konu var, isterseniz önce onu halledeyim.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlandı; maddelere geçilmesinin oylamasına geçeceğiz; ancak,
ondan önce, Genel Kurulun bilgisine sunmak istediğim birkaç konu var.
Basınla ilgili genel görüşme
sırasında Refah Partisi Sözcüsü olarak konuşan Sayın
Mukadder Başeğmez'in Başkanlığımıza bir
başvurusu var; tutanaklara geçmesi açısından okuyorum:
"Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Biraz önceki konuşmamın bir yerinde
"başçavuş" kelimesini kullandım. Hiçbir şekilde
kastım bu olmadığı halde, bazı
arkadaşlarımız, sanki onları küçük gördüğüm şeklinde
bir anlam çıkarmışlar. Kesinlikle, hiçbir meslek grubunu, hiçbir
vatandaşımızı küçük görmek gibi bir niyetim
olmadığını beyan eder, ilgililerden özür dilerim.
Zabıtlara geçmesi açısından, tensip
buyurursanız siz okuyun, yoksa bana bir cümlelik fırsat veriniz.
Saygılar sunarım."
Kâfi mi efendim;
ayrıca bir açıklama yapmak...
MUKADDER BAŞEĞMEZ (İstanbul) –
Teşekkür ederim; maksat hâsıl olmuştur.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Başeğmez.
Sayın Bakan...
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Sayın
Başkanım, zatı âlinizin bir açıklama talebi vesilesiyle
verdiğiniz hakkı kullanan Sayın Anavatan Partisi Sözcüsü, yeni
bir sataşmaya meydan vermemesi gerekirken, her zamanki huyunu bir daha bu
kürsüden tekrarlamış ve bu Hükümetin, suçları örtmek için
kurulan bir hükümet olduğunu... (ANAP, DSP ve CHP sıralarından "Doğrudur;
yalan mı" sesleri, gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...
Sayın Bakan bir açıklama yapıyorlar; sükûnetle dinleyelim
lütfen.
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) – Takriben
altı aydan bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen ve
bazı siyasî zevatın suçlanması istikametinde veya
soruşturulması istikametinde verilen önergeler şu anda Genel
Kuruldadır, şu anda Parlamentonun tasarrufu altındadır.
Şimdi, Parlamentonun tasarrufu altında bulunan bir konuyu getirip de
Hükümete suç gibi izafe etmeye çalışmak, en azından cehalettir.
(RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) –
Sayın Başkan...
BAŞKAN – Bir dakika efendim...
Sayın Bakan, Sayın Keçeciler'in söz
aldığı gerekçenin ötesine gittiği zaman kendilerine
müdahale ettim; ancak, lütfen bazı düzeltmeleri yaparken, yeni
sataşmalara yol açmayalım.
Sayın Kazan, takdir buyurursunuz ki, sizin de
"cehalet" sözcüğünüz, karşı tarafa, bir şey
söyleme ihtiyacı doğuruyor. (RP sıralarından gürültüler)
Bir dakika efendim... Yani, bu şekilde varacağımız bir yer
yoktur; ama, ilkeleri koruyacaksak, burada, benden de, lütfen "cehalet
sözcüğü sataşma değildir" gibi bir davranış
içinde olmayı beklemeyin; bu, Genel Kurula saygısızlık olur.
Onun için, Sayın Başesgioğlu, lütfen
yeni bir sataşmaya yol açmayacak şekilde, yerinizden -Sayın
Bakan da yerinden konuştu- kısa bir açıklama yapın; çünkü,
daha bir hayli işimiz var.
Buyurun Sayın Başesgioğlu.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu)
– Sayın Başkanım, Sayın Bakan, Sayın Keçeciler'in
konuşması üzerine söz aldı; söz alış maksadı da,
Grup adına mı, Hükümet adına mı, belli olmadı; ama,
Sayın Kazan bunu sık sık yapıyor, henüz daha Grup
Başkanvekilliğindeki alışkanlığından kurtulamamış;
fakat, son cümlesini şiddetle reddediyoruz ve geri almasını
talep ediyoruz.
AHMET KABİL (Rize) – Huysuzluğundan...
Huysuzluğundan...
BAŞKAN – Bütün bunlar tutanaklara geçti...
SÜLEYMAN HATİNOĞLU (Artvin) – Sayın
Bakanın ağzına yakışmıyor.
ASLAN ALİ
HATİPOĞLU (Amasya) – Kendisine iade ediyoruz.
BAŞKAN – Sayın Bakan söz talebini yerinden açıkladılar,
kürsüye çıkmak için bir talepte bulunmadılar. Onun için, ne
adına söz almak istediklerini sormadım; ama, Hükümet adına,
Hükümete yönelik bir suçlamaya yanıt verdiler. Siz de, Sayın
Bakanın, suçlamaya, sataşmaya yol açabilecek bir sözcüğünü reddettiniz.
Tutanaklar bakımından, sanıyorum, sorunu böylece aşabildik.
III. — YOKLAMA
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, maddelere
geçilmesini oylamadan önce, İçtüzüğümüze göre bir yoklama talebi
vardır; yoklama talebinde bulunan arkadaşların burada olup
olmadıklarını değerlendireceğim.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın
Başkan, yanlış bir uygulama yapıyorsunuz.
BAŞKAN – Efendim, yoklamayı yapmaya mecburum.
İçtüzüğümüz son derece açık.
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Sayın
Başkan, yanlış bir uygulama yapıyorsunuz. Sayın Bakana
sormanız lazım; sözlerini geri alıyorlar mı, almıyorlar
mı... (RP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sordum; almıyorlar efendim.
ADİL AŞIRIM (Iğdır) – İade
ediyoruz... İade ediyoruz...
BAŞKAN – Sayın Ersümer, ben Sayın Bakana
baktım, almadığını...
MUSTAFA CUMHUR ERSÜMER (Çanakkale) – Ben duymadım
efendim. Siz Sayın Bakana soracaksınız.
BAŞKAN – Hayır efendim; öyle bir mecburiyetim
yok.
Yoklama talebini okutup, talepte bulunan
arkadaşlarımızdan 20'sinin burada bulunup
bulunmadıklarını arayacağım:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
144 sıra sayılı kanun
tasarısının tümü üzerinde görüşmeler tamamlanıp,
maddelere geçilmeden önce, İçtüzüğün 57 nci maddesi uyarınca
yoklama yapılmasını arz ederiz. (RP sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
arkadaşlarımızı ismen okuyacağız. Lütfen
sükûnetle dinleyelim işlemi.
Hikmet Uluğbay?.. Burada.
Ayhan Gürel?.. Burada.
Fevzi Aytekin?.. Burada.
İhsan Çabuk?.. Burada.
Hikmet Sami Türk?.. Burada.
Mehmet Yaşar Ünal?.. Burada.
A. Turan Bilge?.. Burada.
Aydın Tümen?.. Burada.
Mahmut Erdir?.. Burada.
Mehmet Aydın?.. Burada.
Abdulbaki Gökçel?.. Burada.
A. Ziya Aktaş?.. Burada.
Necati Albay?.. Burada.
Osman Kılıç?.. Burada.
Necdet Tekin?.. Burada.
Mustafa Güven Karahan?.. Burada.
Nihat Matkap?.. Burada.
Oya Araslı?.. Burada.
Önder Sav?.. Burada.
Ataullah Hamidi?.. Burada.
20 arkadaşımız var; İçtüzük
uyarınca yoklamaya başlıyoruz.
(Yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı
yetersayımız vardır; görüşmelere
kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VII.—KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5.—Memurlar, Diğer Kamu Görevlileri
ile Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler
Yapılmasına Dair Yetki Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/539) (S. Sayısı :144) (Devam)
BAŞKAN – Kanun tasarısının
maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler...Kabul etmeyenler...Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.
Tasarının 1 inci maddesini okutuyorum:
Memurlar,
Diğer Kamu Görevlileri ile Bunların Emeklilerinin Malî ve Sosyal
Haklarında Düzenlemeler Yapılmasına Dair Yetki Kanunu
Tasarısı
Amaç
MADDE 1. —Bu Kanunun amacı; kamu kurum ve
kuruluşlarında görevli memurların ve diğer kamu
görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak, kamu
hizmetlerinin düzenli, süratli ve verimli bir şekilde yürütülmesini
sağlamak ve malî imkânlar ölçüsünde geçmiş yıllardaki
kayıplarını giderebilmek için bunların ve emeklilerinin
malî ve sosyal haklarında iyileştirmeler yapmak üzere
aşağıdaki kapsam maddesinde belirtilen çerçeve dahilinde
Bakanlar Kuruluna Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermektir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, ANAP Grubu adına,
Sayın Biltekin Özdemir; buyurun efendim.
Sayın Özdemir, konuşma süreniz 10
dakikadır.
ANAP GRUBU ADINA BİLTEKİN ÖZDEMİR
(Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin ve bunların emeklilerinin özlük haklarının
iyileştirilmesi konusunda, Hükümet tarafından huzurunuza daha evvel
sunulmuş bulunan tasarının birçok maddesinin Anayasaya
aykırı bulunmuş olması nedeniyle, bu defa Hükümet, Anayasa
Mahkemesinin vermiş olduğu kararın gereklerini de
düşünerek, yeni bir düzenlemeyle huzurunuza gelmiş ve gerekçesinde
ifade ettiği gibi, kamu görevlilerinin ve bunların emeklilerinin
durumlarının iyileştirilmesini hedeflediğini beyan
etmektedir.
Sayın milletvekilleri, önce, bir hususu tespit
edelim: Türkiye'de, bugün, işbaşında olan Hükümet, bir ekonomi
politikası uygulamaktadır, bir maliye politikası
uygulamaktadır ve bu politikaların, ülkeyi olumlu istikamette
etkilediğini ifade etmekte ve Türkiye'de ekonominin iyiye gittiğini
sürekli beyan etmektedir. Almakta olduğu kaynak politikaları ile
uygulamaya koyduğu diğer düzenlemelerle, Türkiye'de ekonominin
iyileştirilmesini sağladığını her vesileyle beyan
etmektedir, ifade etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, sayın
milletvekilleri; size, şunu sunuyorum: Bugün, Hükümet tarafından
izlenmekte olan politikalar -ekonomi politikaları, maliye
politikaları- ülkemizin ekonomisini hızla bozmakta ve olumsuza
doğru götürmektedir. Bunu, özenle, altını çizerek, vurgulayarak
hepinizin dikkatlerine sunuyorum. Türkiye'de, bugün, bütçe açıkları,
cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmak üzeredir; gayri safî millî
hâsılanın yüzde 10'una doğru... Türkiye'de, enflasyon tekrar
yüzde 80'leri aşmıştır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, Hükümet
borçlanamaz duruma gelmiştir. Daha dün, 150 trilyon civarında bir
borç ihtiyacıyla kamu finansman kurumlarının önüne gelmiş
olan Hükümete, sadece 50 trilyonluk teklif gelmiştir. Faiz hadleri yüzde
150'yi aşmıştır. Bütçede -daha sonra arz edeceğiz- tüm
rakamlar tutarsızdır, çelişkilidir, gerçeği
yansıtmamaktadır. Türkiye'de dış ödemeler dengemiz
hızla bozulmaktadır. Dış ödemeler dengesinin, aslında
temelini anlatan cari işlemler açığı 7 milyar dolar
düzeyine doğru çıkmıştır ve bu rakam gittikçe
yükselmektedir.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin ratingini, yani,
kredisini, daha dün, bir uluslararası kuruluş, ne yazık ki, bir
alt düzeyde saptamıştır. Bunlardan övünç duymak, memnun olmak,
hiçbir milletvekilimiz tarafından elbette düşünülemez; ama, şu
gerçeği de tespit etmek zorundayız ki, yanlış politikalar,
ülkemizin ratingini gelecekte daha da kötüye götürecektir.
Şimdi geliyorum, buradaki bir
arkadaşımızın ifadelerine, diyorlar ki "efendim,
muhalefet her şeye karşı çıkıyor" Bakın,
sayın milletvekilleri, şunu içtenlikle arz ediyorum: Muhalefet
olarak, Anavatan Partisi olarak -altını vurgulayarak söylüyorum-
bizim karşı çıktığımız her düzenlemeye
"bu ülkenin yararına değildir" diye karşı
çıkılmıştır. Başka hiçbir amacımız
olamaz; bunu, böyle bilmenizi istiyorum.
Burada kabul edilen, bu ülkenin yararına, lehinde
yaptığımız çalışmalar, düzenlemeler de
olmuştur. Bakınız, oy birliğiyle, karaparanın
aklanmasının önlenmesini çıkardık, hep beraber
çıkardık; bu, ülkenin yararınadır, ihtiyacınadır.
Bugün, bütün kötülüklerin temelinde o olay vardır. Artı, Trafik
Kanununu, burada, hep birlikte çıkardık. Bunların, ülkenin ne
kadar yararına olduğunu herhangi biriniz inkâr edebilir misiniz...
Şimdi, bakınız, biraz önce bir kanun
daha kabul edildi; buna da karşı çıktık. Bir stok affı
getirdiniz. Sayın milletvekilleri, bakın size arz ediyorum; bu stok
affı, vergi affıdır. Bir defa, vergi affı Anayasaya
aykırıdır; bunu bilmenizi rica ediyorum. Her vergi affı,
Anayasaya aykırıdır. Hiçbir milletvekilinin, hiçbir meclisin,
anayasanın öngördüğü bir vergiyi "ben affettim" demeye
hiçbir surette yetkisi olamaz; bunu bilmenizi istirham ediyorum. Sayın
milletvekilleri, ayrıca, siz, eğer Anayasaya aykırı surette
bir vergi affı çıkarırsanız, bir şekilde, bilmeyerek,
hep beraber, karaparayı aklayanlara da vasıta oluruz; bunu da
bilmenizi istirham ediyorum.
Şimdi, gelelim bu düzenlemeye. Bu düzenlemeyle,
bir defa genelde personelin durumunu iyileştireceğiz diyorsunuz,
iyileştiremezsiniz. Niye; çünkü, fiyat artış ortalamam yüzde 65
olacak diyorsunuz ki, bu asgarîdir, bunun üzerine çıkacağı da
açıktır. Buna mukabil, personel ödeneklerinde yüzde 53'lük
artış yapmışsınız; gerçek değil söylenilen,
en azından tutarlı değil, niyet olsa bile tutarlı
değil; bu, bilimsel bir rakam. Onun içinden çıkıp, bir grup
memuru iyileştireceğim diyorsunuz. Kimdir onlar; devletin hâkimini,
üniversite mensuplarını, yüksek kademe memurlarını bir
miktar iyileştireceğim diyorsunuz. Arkadaşlar, diğerlerini
niye iyileştirmiyorsunuz? Soruyorum, mühendisleri iyileştirmeyecek
misiniz, sağlık personelini iyileştirmeyecek misiniz? Daha ileri
gidiyorum, öğretmenleri de iyileştirmeyecek misiniz? (RP
sıralarından "hepsini iyileştireceğiz" sesleri)
Bütün bunları bütçeye koyduğunuz parayla iyileştirecek
iseniz, bunun Türkçesi şudur: Siz, önümüzdeki yıl, kamu personelinin
reel gelirlerini, yaklaşık yarı yarıya indireceksiniz
demektir; bunu bilmenizi isterim.
Sayın milletvekilleri, şimdi, bir başka
hususu dikkatlerinize sunuyorum.(RP sıralarından gürültüler)
Eğer konuşmak gerekiyorsa buradan
konuşulur, oradan konuşulmaz.
Bakın, bu yetki kanunu tasarısında
"ben bunu dört ayda yapacağım" deniliyor, dört aylık
bir yetki istiyorsunuz.
Sayın milletvekilleri, Hükümetiniz dört aydır
iktidarda, niye yapmadınız dört aydır; şimdi ivedi mi oldu
bu? Dört aydır işbaşındasınız, bir dört ay
daha...
Sayın milletvekilleri, bakın, sizin
Hükümetiniz dört ay değil, bu işi yirmidört ayda da düzeltemez.
Çünkü, bakın arz ediyorum, önemli olan niyettir, niyetin
olmadığı bir yerde, başarı söz konusu olamaz.
ALİ OĞUZ (İstanbul) – Ne
yaptınız üç ayda?..
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) – Sayın
milletvekilleri, bakınız, Türkiye'nin bu olumsuz ekonomik ve malî tablosu içerisinde, malî
yılın sona ermek üzere olduğu bir tarihte, Türkiye'ye bir ek
bütçe getirmek zorunluluğuyla karşı karşıya
bulunduğunuz bir dönemde, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük
açığı verecek bütçesini, bir yandan halkımızın
huzurunda öbür taraftan Büyük Millet Meclisinin önünde "denk bütçe"
diye anlatmaya -daha ileri gidiyorum- kandırmaya
uğraştığınız bir dönemde, bu düzenlemeleri yerine
getirmek mümkün olamaz.
Bu itibarla, sayın milletvekilleri, sizlere arz
ediyorum: Hükümetin bu tutumuna, mutlaka, dur deyiniz, muhalefetin sesine,
mutlaka, eğiliniz, kulak veriniz ve muhalefetin eleştirilerinden
yararlanınız. Biz, bu ülkeye yararlı hizmetlerin desteği
için burada bulunuyoruz.
Bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (ANAP,
DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Özdemir.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın
Oya Araslı; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Araslı, süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz yetki
kanunu tasarısının 1 inci maddesi "Amaç" kenar
başlığını taşımaktadır. Bu madde
dikkatle okunduğu zaman, burada üç amaca yer verilmiş olduğu
görülmektedir. Bunlardan birincisi, kamu kurum ve kuruluşlarında
görevli memurların ve diğer kamu görevlilerinin
çalışmalarında etkinliği artırmaktır. İkinci
amaç, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli ve verimli bir şekilde
yürütülmesini sağlamaktır. Üçüncü amaç da, kamu kurum ve
kuruluşlarında görevli memurların ve diğer kamu
görevlilerinin ve bunların emeklilerinin maaş ve diğer sosyal
haklarında iyileştirmeler yapmaktır; ama, madde metni
okunduğu zaman, ilk iki amacın fevkalade esnek ve belirsiz ifadelerle
ortaya konulmuş olduğu görülmektedir.
Öyle ki, amaç konusundaki bu tanımdan hareket ederek,
bu kanun tasarısıyla verilmek istenilen yetkinin,
bakanlıkların yapısında birtakım
değişiklikler içereceğini iddia edebilirsiniz; atama, göreve
alma, çalışma düzenlerinde; kısaca, memur rejiminde, personel
rejiminde, her türlü değişikliğin bu amaç kapsamında
mütalaa edilebileceğini ileri sürebilirsiniz.
İşte, Anayasa Mahkemesinin, bundan önceki
yetki kanunlarını iptal ederken üzerinde durduğu husus bu.
Anayasa Mahkemesi diyor ki, gerek amaç gerek kapsam gerekse ilkeler konusunda
diyeceklerinizi, belirli, esnek olmayan, açık seçik ifadelerle ortaya
koymalısınız. Bunu yapmadığınız takdirde,
bu, yürütmenin işlemlerinde kanunîlik ilkesine aykırı bir yetki
devri görünümünü alabilir ve buna, Anayasa müsaade etmez. İşte iptal
kararlarının dayandığı gerekçe budur.
Burada, önemli olan ifade ediş
tarzınızdır. Dilerseniz, birkısım cümleleri madde
metninden atmış olunuz; eski yetki kanununda, eski yetki kanunu
metninde yer alan birtakım cümleleri, birtakım sözcükleri madde
metninden attığınızı ne kadar iddia ederseniz edin,
eğer bir belirlilik yoksa, Anayasaya aykırılığı
hiçbir şekilde aşamamışsınız demektir.
Durum bu iken ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ne
yapılması gerektiği tereddüte mahal bırakmayacak bir
şekilde ortaya konulmuş iken, doğrusu, Hükümetin, eski düzenleme
tarzında ısrar etmesini anlayabilmek mümkün değil.
Burada, biz, birtakım yorumlar yaptık.
Eğer, Hükümet, bu konuda Anayasa Mahkemesi kararları bir kenarda
dururken, manasız bir ısrarcılıkla, aynı düzenlemeleri
tekrar karşımıza getiriyorsa, bunun bir tek yorumu vardır;
bu da iyi niyet taşınmayışıdır.
"Hükümet, buna sığınarak, Anayasa
Mahkemesinin yeniden bir iptal kararı vereceğine
sığınarak birtakım adımlar atmaktadır; asıl
amacı, memurlara bir iyileştirme getirmek değildir; ama, vaatte
bulunmuştur; bu vaadini yerine getiremeyeceğini gördüğü için de
böyle gerekçelere sığınmıştır." diye yorumlar
yaptık. Bunun için eleştiriler geldi "bizim amacımız
bu değildir; niçin bu tür yorumlar yapıyorsunuz" denildi.
Arkadaşlar, değerli milletvekilleri,
Hükümetimizin çok değerli üyeleri; siz, eğer, böyle yaparsanız,
doğruları görmemekte ısrarlı hareket ederseniz, muhalefet
ne yapsın; elbette ki, bu tür yorumlar yapar. Kabahat, bu tür yorumlar
yapan muhalefette mi; yoksa, kabahat, bu tür yorumlar yapabilmek için
muhalefete dayanak hazırlayan sizlerde mi? Lütfen, kendi kabahatlerinize
dayanarak muhalefeti eleştirmeyiniz; şu veya bu yorumu yaptı
diye, ortaya birtakım eleştiriler getirmeyiniz.
Değerli arkadaşlarım,
memurlarımızın, emeklilerimizin, özellikle maaş konusunda
çok büyük sorunları olduğuna ilişkin bir görüş
birliğinin, bütün partilerimizce ortaya konulduğuna, biraz önce,
hepimiz şahit olduk. Hepimizin amacı, memurlarımızın ve
emeklilerimizin, maaşları konusunda yaşadığı
ıstıraba bir son vermektir. Artık, bu insanlarımız
için, vatandaşlarımızın memur ve emekli kesimi için,
yaşam imkânsız hale gelmiştir.
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Niye mâni oluyorsunuz?
OYA ARASLI (Devamla) – Biz buna mâni olmuyoruz
sayın milletvekili, sizler buna mâni oluyorsunuz.
Amaç, ne olursa olsun, ortaya bir yetki kanunu
çıkarmak değil. Burada biz yemin ettik; hukuka saygımız...
Biraz önce basınla ilgili konuşmalar, genel görüşme
yapılırken, hukuk kurallarına uyma konusunda ne kadar dikkatli
olunması gerektiği, özellikle Refah Partili ve Doğru Yol Partili
milletvekilleri tarafından dile getirildi. Amaç, ne olursa olsun, bir yasa
çıkarmak değil; amaç, yasaları, en çabuk, en etkili biçimde,
ama, Anayasaya, hukuk devletine, Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun bir
biçimde çıkarmak. Siz, sadece, yasa çıkaralım diyorsunuz,
diğer konularla ilgilenmeye hiç gerek duymuyorsunuz. Bu yasa
tasarısı Anayasaya uygun mudur; Anayasa Mahkemesi
kararlarının emirlerini ve gereğini yerine getirdik mi; buna
ilişkin hiçbir değerleme yapmaya gerek görmüyorsunuz; iptale mahkûm
yasalarla karşımıza çıkıyorsunuz ve görüyorsunuz,
ağustostan beri, kaçıncı defa biz, aynı konuyla burada
meşgul ediliyoruz.
LÜTFİ YALMAN (Konya) – Siz geçen dönem yetki
yasası çıkarmadınız mı?
OYA ARASLI (Devamla) – Bu Meclisin bir saati bu millete
kaça mal oluyor, bunu da düşününüz. Emeklileri, memurları daha iyi
yaşam koşullarına kavuşturacağız diyorsunuz; ama,
onların kesesinden vergi olarak bu devletin bütçesine katılan
paraları, Meclisi gereksiz, sonuçsuz birtakım çalışmalara
mecbur etmek suretiyle heder ediyorsunuz; bunları da düşünmeniz
lazım.
Bu, bir görev bilinci meselesidir ve ben,
Hükümetimizde, Hükümetimizin değerli üyelerinde, bu konuda yeterli görev bilinci
göremediğimi, burada üzüntüyle ifade etmek zorundayım.
Memurlarımızın bir başka
sıkıntısı daha var; memurlarımızın,
emeklilerimizin tek sıkıntısı, tek sorunu, ücretle,
maaşla bitmiyor; memurlarımız bir şeyden daha sıkıntı
duyuyorlar; kendilerine zam yapıldığı zaman -özellikle bu
son dört ay içerisinde- zammın, bir hafta içerisinde, başka hayatî
maddelere gelen zamlarla eridiğini gördüler.
Refahyol İktidarı her gün, her hafta, bu
millete bir müjde vereceğinden söz etmişti; ama, çok kısa zaman
içerisinde anladık ki, Refah Partisinin, Refahyol
İktidarının lügatında, sözlüğünde, zam veya
zammın adı, müjdeye dönüştürülmüş. (CHP
sıralarından alkışlar) Zannediyorum, bu da, Refah Partisi Genel
Başkanı Sayın Erbakan'ın, Sayın
Başbakanımızın, aspirini çikolataya sarıp millete
yutturma politikasının bu alandaki bir başka görüntüsü.
Zammı, müjde adı altında bu millete yutturmaya
çalışıyorsunuz.
Sayın Bakanlarımız, sayın Hükümet
üyeleri; bu millet, bu şekilde, kolayca aldatılamayacak kadar
akıllı bir millettir. Gerçi, Sayın Erbakan "Türkiye'de
beyin yok dedi" ama, Türkiye'de, bunları anlayacak ve kendini bu
şekilde aldatmaya çalışacak insanlara da, en sert biçimde cevap
verecek kadar beyin vardır. Onun için, bu milletin ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin zamanını, bu tür iptale mahkûm yasalarla heder etmeyiniz.
Biz, burada, kanun hümkünde kararnameyle bu konular düzenlenemez demedik.
Anayasa Mahkemesinin kararlarını okumakta gerekli özeni
gösterirseniz, oradaki ilkelere uyarsanız, kanun hükmünde kararnamelerle
de bu konuları düzenleyebilirsiniz; ama, görüyorsunuz, kaç
yıldır zaman sarf ediliyor. Bir arkadaşımız
"sizin iktidarınıza da çıkmadı, çıkmadı
mı" dedi; evet, çıktı. Biz, ondan
aldığımız, o deneyimle, sizlere öneride bulunmak istiyoruz.
Biz, vakit sarf ettik; neyin Anayasaya aykırı olduğunu
öğrendik; istiyoruz ki, siz de bunu öğrenmek için, bu milletin çok
değerli vakitlerini sarf etmeyin. Size, bilgilerimizi, deneyimlerimizi
aktarmak istiyoruz; ama, görüyorum ki, alıcı değilsiniz; çünkü,
siz, muhalefetin işlevini sadece ayakbağı olarak
tanımlamaktan yanasınız. (Gürültüler)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Araslı, 1 dakika içinde
lütfen toparlayın.
OYA ARASLI (Devamla) – Muhalefeti ayakbağı
olarak tanımlayan iktidarların hangi noktalara geldiğini,
yakın tarihimiz çok güzel bir biçimde ortaya koymaktadır. Muhalefet,
size ayakbağı değildir; ama, muhalefeti ayakbağı
olarak gören zihniyet, sizin görevinizi gereğince yerine getirmenizde
ayakbağınızdır. Bir an önce size ayakbağı olan bu
zihniyetten kurtulmanızı tavsiye ederim.
Saygılarımla. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Araslı.
Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin
tamamlanmasına 5 dakika vardır. Talepleri olup da Demokratik Sol
Parti Grubuna söz vermem halinde, çalışma süremizi
aşacağız; onun için, kaldığımız yerden devam
etmek üzere, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 21
Kasım 1996 Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum.
Kapanma Saati : 19.56
IX.—SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.—Konya Milletvekili Hasan Hüseyin
Öz’ün, Toprak Mahsulleri Ofisinin hububat alımlarında çiftçiye olan
borcuna;
Tekirdağ Milletvekili Fevzi
Aytekin’in, Ukrayna’dan ithal edilen ayçiçeğinin radyasyonlu olup
olmadığına ve Bulgaristan’dan süttozu ithal edilip
edilmediğine;
İlişkin soruları ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci’nin yazılı
cevabı (7/1297, 1302)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Musa Demirci
tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasına
delaletlerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Hasan
Hüseyin Öz
Konya
Sorular :
1. Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat
alımlarında çiftçilerimizin alacaklarını zamanında
ödeyemediğinden çiftçilerimiz mağdur edilmiş ve zarara uğramışlardır.
Bakanlığınız çiftçilerimizin bu zararlarını
telafi etmek için bir çalışma yapmakta mıdır?
2. Ürünlerin Toprak Mahsulleri Ofisine teslim
edildiği tarih göz önününe alınarak parasını bu tarihten
bir ay ve daha sonra alanlara, kilo başına bir fark ödenmesi
düşünülmekte midir?
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıda yer alan sorularımın
Tarım ve Köyişleri Bakanı tarafından yazılı
olarak yanıtlanmasını arz ederim.
Fevzi
Aytekin
Tekirdağ
1. Ukrayna’dan ithal edilen Ayçiçeğinde radyasyon
var mı?
2. Bulgaristan’dan süt tozu ithal edildi mi?
T.
C.
Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı
Araştırma
Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı 18.11.1996
Sayı
:KDD.G.4/2837-76563
Konu :Soru Önergeleri (7/1297 ve 7/1302 Esas No)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :Genel Sekreterliğinizin 7.10.1996 tarih
ve Kan. Md. A.01.GNS.0.10.00.02/3636 sayılı yazısı ve ekli
7/1297 ve 7/1302 EsasNo.lu Soru Önergeleri.
İlgi yazı ekinde esas no.ları
belirtilmiş olan Konya Milletvekili H. Hüseyin Öz ve Tekirdağ
Milletvekili Fevzi Aytekin’in yöneltmiş olduğu soru önergeleri
incelenmiş ve Bakanlığımız görüşleri ekte
sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
Musa
Demirci
Tarım
ve Köyişleri Bakanı
Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz’ün Yönelttiği
7/1297 Esas No.’lu Soru Önergesi
Soru :Toprak Mahsulleri Ofisi, hububat
alımlarında çiftçilerimizin alacaklarını zamanında
ödeyemediğinden çiftçilerimiz mağdur edilmiş ve zarara
uğramışlardır. Bakanlığınız çiftçilerimizin
bu zararlarını telafi etmek için bir çalışma yapmakta
mıdır?
Cevap :Toprak Mahsulleri Ofisi Genel
Müdürlüğümüzce; 22.10.1996 tarihi itibariyle buğday ve arpa
üreticilerine herhangi bir borcu bulunmayıp, alım bedellerinin
tamamı ödenmiş bulunmaktadır.
Soru :Ürünlerin T.M.O.’ne teslim edildiği tarih
göz önüne alınarak parasını bu tarihten bir ay ve daha sonra
alanlara kilo başına bir fark ödenmesi düşünülmekte midir?
Cevap :30.5.1996 tarih ve 96/8284 sayılı
kararın 1 inci madde “B” fıkrasının “Ürün bedelleri ödeme
tarihindeki Destekleme Alım Fiyatı üzerinden ödenir” şeklinde
değiştirilebilmesi için bir ek karar hazırlanmış,
29.7.1996 tarihinde (2-307 Özel Kalem sayılı yazı ile) Bakanlar
Kuruluna sevk edilmiştir.
Tekirdağ Milletvekili Fevzi Aytekin’in
yönelttiği 7/1302 Esas No.’lu Soru Önergesi :
Soru :Ukrayna’dan ithal edilen ayçiçeğinde
radyasyon var mı?
Cevap :30.5.1996 tarih ve 22651 sayılı Resmî
Gazetede Başbakanlık Dış Ticaret
Müsteşarlığı tarafından yayımlanan “Dış
Ticarette Standardizasyon” 96/10 sayılı tebliğe göre
yağlık ve çerezlik ayçiçeği ithalatı serbesttir. Ancak
fiilî ithalat sırasında Bakanlığımız
tarafından alınan numunelerde kalite açısından, gümrük
tarafından alınanlarda Atom Enerjisi Kurumunca radyasyon yönünden
gerekli laboratuvar kontrolleri yapılmaktadır.Ancak iki raporun uygun
çıkması halinde gümrükten girişe müsaade edilmektedir.
Soru :Bulgaristan’dan süt tozu ithal edildi mi?
Cevap :Yürürlükteki ithalat rejimine göre süt tozu
ithalatı serbesttir. Ancak hastalık ve risk taşıyan
ülkelerden ithalatına izin verilmemektedir. Süttozu; 1995 yılı
ithalat rejimine kadar Müsteşarlığın ön iznine ve
Sağlık Bakanlığının müsaadesine tabi olarak ithal
edilmiştir. Bakanlığımız Koruma ve Kontrol Genel
Müdürlüğünün kayıtlarına göre 1996 yılında
Bulgaristan’dan süttozu ithalatı yapılmadığı
anlaşılmıştır.
2.—İzmir Milletvekili Hakan Tartan’ın, Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan koruculara ilişkin
Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’in
yazılı cevabı (7/1407)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıda yazılı soruların,
Başbakan Necmettin Erbakan tarafından yazılı olarak
yanıtlanması için, İçtüzüğün 96 ncı maddesince
gereğini arz ederim.
Hakan
Tartan
İzmir
1. Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki illerde
şu anda kaç korucu görev yapmaktadır.Bunun il il
dağılımı nedir?
2. Koruculara ne kadar ödeme yapılmakta, ne tür
sosyal güvenceler sağlanmaktadır?
3. Yıllar itibarı ile 1985 yılından
bugüne kadar korucular kaç adam öldürme, kaç adam kaçırma ve fidye alma,
kaç kız kaçırma, kaç uyuşturucu ve silah
kaçakçılığı olaylarına katılmıştır?
4. 10 yılda suç işleyen kaç korucunun
görevine son verilmiştir?
5. Bölgede korucu ekonomisinden vazgeçilerek
yatırıma yönelik çabalarınız olacak mı?
T.
C.
İçişleri
Bakanlığı
Jandarma
Genel Komutanlığı 18.11.1996
GN. PL. Ve
Koor.:3050-27-96/İç. Güv. Arş. ve Değ. Ş. (196979)
Konu :Yazılı Soru Önergesi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :TBMM Başkanlığının
10.10.1996 gün ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1407-3574/10080 sayılı
yazısı.
1. İlgi yazı ile gönderilen İzmir
Milletvekili Hakan Tartan’ın; Sayın Başbakana tevcih ettiği
soru önergesindeki konulara ilişkin cevaplar müteakip maddelere
çıkarılmıştır.
2. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, OHAL
Bölgesindeki illerde, mücavir, hassas ve diğer illerde 22 Ekim 1996 tarihi
itibari ile toplam 62 034 Geçici Köy Korucusu, 14 872 Gönüllü Köy Korucusu
görev yapmaktadır. Bunların il il dağılımı
EK-A’dadır.
3. Geçici köy korucularına maaş ve
tazminatlarla birlikte 12 615 000 TL. ile 15 765 000 TL. arasında ücret
ödenmektedir.Koruculara sağlanan sosyal güvenceler EK-B’dedir.
4. Yıllar itibari ile 1985 yılından
bugüne kadar korucuların karıştığı suç
çeşitleriyle ilgili bilgiler EK-C’dedir.
5. 1985 yılından bugüne kadar, Geçici Köy
Koruculuğu Yönetmeliğinin 22 nci maddesi kapsamındaki nedenler
başta olmak üzere, değişik sebeplerle 23 222 Geçici Köy
Korucusunun görevine son verilmiştir.
6. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik ve
sosyal gelişmesini sağlamak için kalkınma programları
çerçevesinde çalışmalar devam etmektedir.
Arz ederim.
Dr.
Meral Akşener
İçişleri
Bakanı
GEÇİCİ VE
GÖNÜLLÜ KÖY KORUCULARI MEVCUTLARI
İller GKK Mevcudu Gönüllü K. K. Mevcudu
Batman 3 539 250
Bingöl 2 731 0
Bitlis 3 733 685
Diyarbakır 5 860 600
O Hakkâri 7 302 500
H Mardin 3 687 504
A Siirt 4 781 150
L Şırnak 7 430 130
Tunceli 373 277
Van 8
008 0
TOPLAM 47
444 3
096
M Elazığ 2 230 598
Ü Muş 2 043 0
C. TOPLAM 4
273 598
ARA TOPLAM 51 717 3 694
H Adıyaman 1 634 510
A Ağrı 2 066 0
S Ardahan 113 0
S Erzincan 0 3 680
A Erzurum 0 2 682
S Gaziantep 600 100
Kilis 37 0
Hatay 0 821
Kahramanmaraş 2 228 0
Kars 680 1 070
Iğdır 472 0
Malatya 1 367 186
Sıvas 0 805
Şanlıurfa 1 120 620
TOPLAM 10
317 10
474
Diğer Adana 0 116
İller Bayburt 0 404
Gümüşhane 0 184
TOPLAM 0 704
GENELTOPLAM 62 034 14 872
Ali
Ayöz
J.
Kur. Kd. Bnb.
İç
Güv. Arş. ve Değ. Ş. Md.
KORUCULARA SAĞLANAN
SOSYAL GÜVENCELER
1. Giyecek Yardımı :
Köy korucularına “Memurlara Yapılacak Giyecek
Yardımı Yönetmeliği” hükümlerine göre her yıl giyecek
yardımı yapılmaktadır.
2. İZİNLERİ VE SAĞLIK DURUMLARI :
Köy korucularına mazeretleri sebebiyle yılda
toplam (15) günü geçmemek üzere izin
verilmektedir.
Hastalıkları halinde, resmî sağlık
kurum ve kuruluşlarından verilecek raporlar uyarınca, yılda
(30) günü geçmemek üzere sağlık izni verilebilmektedir.
Köy korucularının görevleri nedeniyle
vücudunda meydana gelebilecek yaralanmalar ve diğer tedavi gerektirecek
durumlar üzerine, yine resmî sağlık kurum ve kuruluşları
tarafından verilecek rapor süresince izinli sayılırlar. Bu süre
(6) ay’ı geçemez.
Köy korucularının, mazeret ve
sağlık izinleri süresince, aylık ücretleri ödenmektedir.
3. TAZMİNATLARI :
GKK’larının vazife esnasında şehit
olması, yaralanması yada sakat kalması halinde valinin teklifi
ve İçişleri Bakanının onayı ile 2330 sayılı
Nakdî Tazminat Kanunu esaslarına göre maaş ve tazminat verilmektedir.
Şehit olan GKK’ları için en yüksek devlet
memuru maaşının (60) katı tutarında tazminat
verilmekte, eş ve çocuklarına ise maaş bağlanmaktadır.
Sakatlanan GKK.’larına sakatlığın
derecesine göre yukarıdaki miktarın % 25-75’i oranında tazminat
verilmekte ve maaş bağlanmaktadır.
Yaralanan GKK.’larına ise, sakatlık ve
yaralanma derecesine göre yukarıdaki miktarın % 20’sini geçmemek
üzere nakdî tazminat verilmektedir.
Sağlık nedeniyle görevden ayrılma ve
idarî zorunluluklarla göreve son verme hallerinde Geçici Köy Korucularına,
her hizmet yılı için en son aldıkları aylık ücretin
iki katı üzerinden, hizmet yılı ile çarpımı tutarında
tazminat ödeneceği, Bakanlar Kurulunun 10 Temmuz 1985 tarih ve 85/9678
sayılı Kararı ile belirtilmiş olup, uygulama bu
şekilde yürütülmektedir.
Ali
Ayöz
J.
Kur. Kd. Bnş
İç
Güv. Arş. ve Değ. Ş. Md.
EK-C
GEÇİCİ VE GÖNÜLLÜ KÖY KORUCULARININ
İŞLEDİKLERİ SUÇ ÇEŞİTLERİ
Suç
çeşitleri Yıllar 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 Toplam
Geçici
köy
Öldürme Korucusu 12 10 10 8 12 7 17 7 17 51 46 28 225
Gönüllü
köy 4 2 2 4 12 7 1 18 8 13 71
Korucusu
Gönüllü
köy
Adam korucusu 4 4
kaçırma Gönüllü köy
korucusu 0
Kız ve Geçici köy
kadın korucusu 3 2 2 2 4 4 6 9 11 9 12 64
kaçırma Gönüllü köy
korucusu 1 3 1 2 4 2 13
Geçici
köy
Uyuştu. korucusu 2 7 3 10 14 15 14 65
madde Gönüllü köy
kaçakçıl. korucusu 4 2 3 1 7 2 19
Geçici
köy
Silah ve korucusu 1 1 1 1 6 8 2 3 21 14 58
mühim. Gönüllü köy
kaçakç. korucusu 1 3 2 1 1 3 11
Ali
Ayöz
J.
Kur. Kd. Bnş
İç
Güv. Arş. ve Değ. Ş. Md.
3. —Ankara
Milletvekili Nejat Arseven’in, Bursa Cezaevi eski müdürüne ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın yazılı cevabı
(7/1432)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Sayın Adalet Bakanı Şevket Kazan tarafından
yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Nejat
Arseven
Ankara
Bandırma Cezaevindeki terörist suçluların
Bursa Cezaevine nakledildiği ve Bursa Cezaevinde adî suçlularla aynı
koğuşlara konduğu bu cezaevinde bugüne kadar son derece
başarılı cezaevi müdürlüğü yapan Nevzat Güngör’ün
disiplinli ve cezaevi kaidelerine uygun görev anlayışından
rahatsız olan IBDA-C’cilerin ve avukatlarının müdür üzerindeki
baskıları netice vermeyince kendisini tehdit ettikleri ve
avukatlarının bunun hesabını senden soracağım
demesi üzerine de müdürün tayininin IBDA-C’cilerin hâkim oldukları ve
failî meçhul cinayetlerin kaynağı olan Batman İlinin Cezaevi
Müdürlüğüne tayin edildiği, müdürün bunun üzerine bakanla
yaptığı vaki görüşmede Batman İline gitmesi halinde
yeni bir faili meçhul cinayetin hedefi olacağını Türkiye’nin her
yerinde görev yapmaya hazır olduğunu ancak IBDA-C’cilerin
şikâyeti üzerine onların hâkim olduğu Batman İline tayin
edilmekle ölüme mahkûm edildiğini beyan etmesi üzerine Adalet Bakanı
Sayın Şevket Kazan’ın kendisine “yeter senden çektiğim çek
git” diyerek cevap verdiği ve tayin kararnamesinde ısrar etmesi
üzerine Cezaevi Müdürünün istifa veya emeklilik dilekçesi verdiğine dair
duyumlarımız vardır.
Bu itibarla şu hususların
cevaplandırılması :
1. Bandırma Cezaevindeki Terörist Suçluların
Bursa Cezaevine nakli ile adî suçlularla aynı koğuşlara konup
konmadığı?
2. Cezaevi Müdürü Nevzat Güngör’ün Batman Cezaevi
Müdürlüğüne tayin edilmesinde kimlerin şikâyeti sözkonusu olduğu
veya şikâyet olup olmadığı?
3. Nevzat Güngör’ün sayın bakanla görüşüp
görüşmediği?
ve bu görüşmenin arkasından istifa dilekçesi
veya emeklilik dilekçesi verip vermediği? Ve sayın bakanla
aralarında yukarıdaki konuşmanın geçip geçmediği?
T.
C.
Adalet
Bakanlığı 20.11.1996
Bakan
:1618
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :Kanunlar ve KararlarDairesi
Başkanlığı ifadeli, 10.10.1996 tarih ve
A.01.0.GNS.0.10.00.02 - 7/1432-3612/10180 sayılı yazınız.
İlgi yazı ekinde alınan ve Ankara
Milletvekili Nejat Arseven tarafından verilen ve yazılı olarak
cevaplandırılması istenen soru önergesine verilen cevap iki
nüsha halinde ekte sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
Şevket
Kazan
Adalet
Bakanı
Sayın Nejat Arseven
Ankara Milletvekili
TBMM
Bakanlığıma yöneltilen ve
yazılı olarak cevaplandırılması istenilen 7/1432 Esas
No.’lu soru önergesinin cevabı aşağıda belirtilmiştir.
Bandırma Özel Tip Cezaevi, yasa
dışı sağ terörist gruplardan tutuklulara tahsis
olunmuştur.Bu cezaevinde barındırılan bir kısım
tutuklunun, kendi talepleri üzerine yine terör suçlarından tutuklulara
tahsis olunan Gebze Özel Tip Cezaevine sevkedilmelerine karar verilmiştir.
Ancak, bu cezaevinin kapasite olarak küçük olması ve cezaevinde kalan sol
gruplara mensup tutuklu sayısının fazla olması nedeniyle
muhtemel bir üzücü olaya sebebiyet verilmemesi için geçici olarak en uygun
cezaevi olan Bursa ETipi Kapalı Cezaevine nakledilmişlerdir. Bahse
konu tutuklular Bursa E Tipi Kapalı Cezaevinde adlî tutukluların
bulundukları koğuşlara konulmamış aksine kendilerine
tahsis edilen ve adlî tutuklu bulunmayan koğuşlara verilmiştir.
Daha sonra da bahse konu bu tutuklular İstanbul-Metris Kapalı
Cezaevine nakledilmişlerdir.
Bursa E Tipi Kapalı Cezaevi Müdürü Nevzat Güngör;
hizmet gereği Batman Özel Tip Kapalı Cezaevine tayin edilmiştir.
Sicil dosyasında herhangi bir kimse tarafından
yapılmış bir şikâyet bulunmamaktadır.
Batman Özel Tip Kapalı Cezaevine atanan Nevzat
Güngör, atama kararından sonra emekliliğini talep etmiş, bu
talebi normal prosedür uygulanarak işleme konulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
Şevket
Kazan
İçişleri
Bakanı
4. —Afyon
Milletvekili H.İbrahim Özsoy’un, DSİGenel Müdürlüğünde
çalışan geçici işçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutan’ın yazılı cevabı
(7/1520)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun yazılı
olarak Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Recai Kutan
tarafından cevaplandırılmasına delaletlerinizi arz ederim.
Saygılarımla.
Dr.
H. İbrahim Özsoy
Afyon
DSİGenel Müdürlüğü emrinde çeşitli bölge
ve şube müdürlüklerinde çalışan geçici işçilerin
çalışma süreleri değişik olarak uygulanmaktadır.
1. Bazı bölge ve şubelerinde 5 ay
çalıştırılan, bazılarında 9 ay
çalıştırılan işçiler arasında ne gibi fark
vardır, bu farklılık eşitlik ve adaletle bağdaşıyor
mu?
2. Bu geçici işçilere ne zaman kadro vermeyi
düşünüyorsunuz?
T.
C.
Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı
Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon
Kurulu
Başkanlığı 20.11.1996
Sayı
:B.15.0.APK.0.23-300-1596-18277
Konu :Yazılı Soru Önergesi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :T.B.M.M.
Başkanlığının 30 Ekim 1996 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/1520-3785/10549
sayılı yazısı.
Afyon Milletvekili Sayın Dr. H. İbrahim
Özsoy’un tarafıma tevcih ettiği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 99 uncu maddesi gereğince
cevaplandırılması istenen 7/1520 esas no.’lu yazılı soru
önergesi ile ilgili bilgiler hazırlanarak ekte sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
M.
Recai Kutan
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı
Afyon Milletvekili Sayın Dr. H. İbrahim
Özsoy’un Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı (7/1520-3785)
DSİGenel Müdürlüğü emrinde çeşitli bölge
ve Şube Müdürlüklerince çalışan geçici işçilerin
çalışma süreleri değişik olarak uygulanmaktadır.
Soru 1 :
Bazı bölge ve şubelerinde 5 ay
çalıştırılan, bazılarında 9 ay
çalıştırılan işçiler arasında ne gibi fark
vardır, bu farklılık eşitlik ve adaletle
bağdaşıyor mu?
Cevap 1 :
DSİGenel Müdürlüğünün kuruluş
yıllarından itibaren, iş hacminin yoğunluğu ve elemana
duyulan ihtiyaç nedeniyle; geçici işçi
çalıştırılmasına başlanılmış olup,
bu uygulamalar halen devam etmektedir.
1979 yılından 1988 yılına kadar her
yıl 18 942 adet olarak vize edilen geçici işçi sayısı 1989
yılından itibaren adam/ay sayısına çevrilerek 196 959
adam/ay olarak vize edilmeye başlanılmış ve 1993 Malî
Yılında da uygulama bu şekilde devam etmiştir. 1994 Malî
Yılı Bütçe Kanunu ve Başbakanlığın 1994/4
sayılı Tasarruf Tedbirleri Genelgesi ile 30 iş gününden fazla
süre ile çalıştırılacak geçici işçilerin bütçede
tertip edilen ödenekleri aşmayacak sayıda ve süre ile istihdam edilmesi hükme
bağlandığından 1994 Malî Yılından itibaren Maliye
Bakanlığı tarafından DSİ Genel Müdürlüğüne
ayrılan ödeneğe göre geçici işçi
çalıştırılmaya başlanmıştır. Buna göre
1994 Malî Yılında Maliye Bakanlığınca vize edilen
geçici işçi adedi 150 000 adam/ay iken 1995 Malî Yılında 120 000
adam/ay 1996 Malî Yılında ise 118 105 adam/aya düşmüştür.
Bu çerçevede; Maliye Bakanlığı
tarafından vize edilen kadrolarda çalışan geçici işçiler
iş hacminin yoğunluğuna, mevsim şartlarına, içinde
bulunulan Malî Yıl için o işe ayrılan tahsisatın bitimi
veya işin sona ermesine kadar görevlerine devam etmektedir.
Soru 2 :
Bu geçici işçilere ne zaman kadro vermeyi
düşünüyorsunuz?
Cevap :
DSİGenel Müdürlüğünde çalışan
geçici işçilerin kadroya geçirilmeleri hususunda Devlet Personel
Başkanlığı ve Maliye Bakanlığı nezdinde
girişimlerde bulunulmuş ancak olumlu bir netice
alınamamıştır.
Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası
Beyanı Hakkında Kanun Tasarısının 1 inci maddesine
verilen oyların sonucu :
Kabul edilmiştir.
Üye
Sayısı : 550
Kullanılan
Oy : 217
Kabul : 192
Red
: 22
Çekim
: —
Mükerrer : 3
Geçersiz
: —
Oya
Katılmayanlar : 336
Açık
Üyelikler : —
(Kabul Edenler)
ADANA
Yakup Budak
Sıtkı Cengil
İ. Cevher Cevheri
M. Halit Dağlı
ADIYAMAN
Mahmut Nedim Bilgiç
Ahmet Çelik
Ahmet Doğan
AFYON
Sait Açba
İsmet Attila
Osman Hazer
Nuri Yabuz
AĞRI
M. Sıddık Altay
Cemil Erhan
Celal Esin
M. Ziyattin Tokar
AKSARAY
Mehmet Altınsoy
Nevzat Köse
Murtaza Özkanlı
AMASYA
Cemalettin Lafcı
ANKARA
Saffet Arıkan Bedük
Ahmet Bilge
Hasan Hüseyin Ceylan
Mehmet Ekici
Ömer Ekinci
Mehmet Gölhan
Şaban Karataş
Ahmet Tekdal
Rıza Ulucak
ARTVİN
Hasan Ekinci
AYDIN
Ali Rıza Gönül
Muhammet Polat
BALIKESİR
Abdülbaki Ataç
Ahmet Bilgiç
İsmail Özgün
BATMAN
Alaattin Sever Aydın
Musa Okçu
Faris Özdemir
BAYBURT
Suat Pamukçu
BİLECİK
Bahattin Şeker
BİNGÖL
Kazım Ataoğlu
Mahmut Sönmez
BİTLİS
Zeki Ergezen
Abdulhaluk Mutlu
BOLU
Feti Görür
Mustafa Yünlüoğlu
BURSA
Mehmet Altan Karapaşaoğlu
Turhan Tayan
Ertuğrul Yalçınbayır
ÇANAKKALE
Nevfel Şahin
ÇANKIRI
İsmail Coşar
ÇORUM
Bekir Aksoy
Mehmet Aykaç
Zülfikar Gazi
Yasin Hatiboğlu
DENİZLİ
Mehmet Gözlükaya
Haluk Müftüler
Ramazan Yenidede
DİYARBAKIR
Abdülkadir Aksu
Ferit Bora
M. Salim Ensarioğlu
Sacit Günbey
Seyyit Haşim Haşimi
Ömer Vehbi Hatipoğlu
Yakup Hatipoğlu
ELAZIĞ
Ömer Naimi Barım
Hasan Belhan
Ahmet Cemil Tunç
ERZİNCAN
Tevhit Karakaya
Naci Terzi
ERZURUM
Lütfü Esengün
Abdulilah Fırat
İsmail Köse
Ömer Özyılmaz
Şinasi Yavuz
ESKİŞEHİR
Demir Berberoğlu
Hanifi Demirkol
GAZİANTEP
Nurettin Aktaş
Mehmet Bedri İncetahtacı
GÜMÜŞHANE
Lütfi Doğan
HAKKÂRİ
Mustafa Zeydan
HATAY
Abdulkadir Akgöl
Süleyman Metin Kalkan
Mehmet Sılay
ISPARTA
Mustafa Köylü
Halil Yıldız
İÇEL
Mehmet Emin Aydınbaş
Saffet Benli
Turhan Güven
Ayfer Yılmaz
İSTANBUL
Yıldırım Aktuna
Tayyar Altıkulaç
Azmi Ateş
Mustafa Baş
Tansu Çiller
Gürcan Dağdaş
Süleyman Arif Emre
Ekrem Erdem
Mehmet Fuat Fırat
İsmail Kahraman
Cefi Jozef Kamhi
Ali Oğuz
Mehmet Ali Şahin
Osman Yumakoğulları
Bahattin Yücel
Namık Kemal Zeybek
İZMİR
Işılay Saygın
Ufuk Söylemez
Sabri Tekir
İsmail Yılmaz
KAHRAMANMARAŞ
Hasan Dikici
Avni Doğan
Ahmet Dökülmez
Mustafa Kamalak
Mehmet Sağlam
KARABÜK
Hayrettin Dilekcan
KARAMAN
Abdullah Özbey
KARS
Sabri Güner
KAYSERİ
Memduh Büyükkılıç
Abdullah Gül
Nurettin Kaldırımcı
Salih Kapusuz
KIRIKKALE
Kemal Albayrak
Mikail Korkmaz
KIRŞEHİR
Cafer Güneş
KİLİS
Mustafa Kemal Ateş
KOCAELİ
Necati Çelik
Şevket Kazan
Osman Pepe
KONYA
Hüseyin Arı
Veysel Candan
Remzi Çetin
Necati Çetinkaya
Necmettin Erbakan
Abdullah Gencer
Ali Günaydın
Teoman Rıza Güneri
Hasan Hüseyin Öz
Lütfi Yalman
KÜTAHYA
Mehmet Korkmaz
Metin Perli
MALATYA
Oğuzhan Asiltürk
Fikret Karabekmez
M. Recai Kutan
MARDİN
Fehim Adak
Muzaffer Arıkan
MUĞLA
İrfettin Akar
Mustafa Dedeoğlu
Enis Yalım Erez
MUŞ
Nedim İlci
Sabahattin Yıldız
NEVŞEHİR
Mehmet Elkatmış
NİĞDE
Mehmet Salih Katırcıoğlu
ORDU
Mustafa Hasan Öz
RİZE
Şevki Yılmaz
SAKARYA
Cevat Ayhan
Ertuğrul Eryılmaz
SAMSUN
Ahmet Demircan
Nafiz Kurt
Latif Öztek
Musa Uzunkaya
SİİRT
Ahmet Nurettin Aydın
MehmetEmin Aydın
SIVAS
Musa Demirci
Tahsin Irmak
Abdüllatif Şener
Nevzat Yanmaz
ŞANLIURFA
Necmettin Cevheri
İbrahim Halil Çelik
Zülfükar İzol
Ahmet Karavar
Abdülkadir Öncel
TEKİRDAĞ
Nihan İlgün
TOKAT
Abdullah Arslan
Hanefi Çelik
Ali Şevki Erek
Ahmet Feyzi İnceöz
TRABZON
Yusuf Bahadır
Kemalettin Göktaş
Şeref Malkoç
İsmail İlhan Sungur
TUNCELİ
Kamer Genç
VAN
Maliki Ejder Arvas
Mustafa Bayram
Fethullah Erbaş
Şaban Şevli
YALOVA
Cevdet Aydın
YOZGAT
İlyas Arslan
Kazım Arslan
Yusuf Bacanlı
Abdullah Örnek
ZONGULDAK
Necmettin Aydın
Ömer Barutçu
(Reddedenler)
ADANA
Mehmet Büyükyılmaz
ANKARA
Aydın Tümen
Hikmet Uluğbay
BALIKESİR
Mustafa Güven Karahan
BARTIN
Cafer Tufan Yazıcıoğlu
BURSA
Hayati Korkmaz
DİYARBAKIR
Sebgetullah Seydaoğlu
ESKİŞEHİR
Necati Albay
İSTANBUL
Ziya Aktaş
Yılmaz Karakoyunlu
H. Hüsamettin Özkan
Güneş Taner
KARAMAN
Fikret Ünlü
KONYA
Abdullah Turan Bilge
MANİSA
Ayseli Göksoy
Cihan Yazar
MUĞLA
Fikret Uzunhasan
ORDU
Müjdat Koç
TEKİRDAĞ
Bayram Fırat Dayanıklı
TRABZON
Hikmet Sami Türk
UŞAK
Yıldırım Aktürk
Mehmet Yaşar Ünal
(Oya Katılmayanlar)
ADANA
Cevdet Akçalı
Uğur Aksöz
İmren Aykut
İbrahim Yavuz Bildik
M.Ali Bilici
Erol Çevikçe
Veli Andaç Durak (İ. A.)
Tuncay Karaytuğ
Orhan Kavuncu
Mustafa Küpeli
Arif Sezer
İbrahim Ertan Yülek
ADIYAMAN
Mahmut Bozkurt
Celal Topkan
AFYON
H. İbrahim Özsoy
Yaman Törüner
Kubilay Uygun
AĞRI
Yaşar Eryılmaz
AKSARAY
Sadi Somuncuoğlu
AMASYA
Aslan Ali Hatipoğlu
Ahmet İyimaya
Haydar Oymak
ANKARA
İlhan Aküzüm
Nejat Arseven
Yılmaz Ateş
Gökhan Çapoğlu
Cemil Çiçek
Ali Dinçer
Eşref Erdem
Ünal Erkan
Agah Oktay Güner
Halis Uluç Gürkan (Bşk. V.)
İrfan Köksalan
M. Seyfi Oktay
Mehmet Sağdıç
Önder Sav
Yücel Seçkiner (İ. A.)
İlker Tuncay
Ersönmez Yarbay
ANTALYA
Deniz Baykal
Osman Berberoğlu
Arif Ahmet Denizolgun
Hayri Doğan
Emre Gönensay
İbrahim Gürdal
Bekir Kumbul
Sami Küçükbaşkan
Yusuf Öztop
Metin Şahin
ARDAHAN
İsmet Atalay
Saffet Kaya
ARTVİN
Metin Arifağaoğlu
Süleyman Hatinoğlu
AYDIN
Cengiz Altınkaya
M. Fatih Atay
Nahit Menteşe
Sema Pişkinsüt
İsmet Sezgin
Yüksel Yalova
BALIKESİR
Safa Giray
Tamer Kanber
İ. Önder Kırlı (İ.
A.)
Hüsnü Sıvalıoğlu
İlyas Yılmazyıldız
BARTIN
Zeki Çakan
Köksal Toptan
BATMAN
Ataullah Hamidi
BAYBURT
Ülkü Güney
BİLECİK
Şerif Çim
BİNGÖL
Hüsamettin Korkutata
BİTLİS
Edip Safder Gaydalı
Kamran İnan
BOLU
Avni Akyol
Necmi Hoşver
Abbas İnceayan
Mustafa Karslıoğlu
BURDUR
Mustafa Çiloğlu
Yusuf Ekinci
Kazım Üstüner
BURSA
Yüksel Aksu
Ali Rahmi Beyreli
Abdülkadir Cenkçiler
Cavit Çağlar
İlhan Kesici
Cemal Külahlı
Feridun Pehlivan
Ali Osman Sönmez
Yahya Şimşek
İbrahim Yazıcı
ÇANAKKALE
Hikmet Aydın
Mustafa Cumhur Ersümer
Ahmet Küçük
A. Hamdi Üçpınarlar
ÇANKIRI
Mete Bülgün
Ahmet Uyanık
ÇORUM
Hasan Çağlayan
Ali Haydar Şahin
DENİZLİ
M.Kemal Aykurt
Hilmi Develi
Adnan Keskin
Hasan Korkmazcan (Bşk. V.)
DİYARBAKIR
Muzaffer Arslan
Salih Sümer
EDİRNE
Ümran Akkan
Evren Bulut
Mustafa İlimen
Erdal Kesebir
ELAZIĞ
Mehmet Ağar
Cihan Paçacı
ERZİNCAN
Mustafa Kul
Mustafa Yıldız
ERZURUM
Zeki Ertugay
Necati Güllülü
Aslan Polat
NEVŞEHİR
Mustafa Balcılar
İbrahim Yaşar Dedelek
Mahmut Erdir
GAZİANTEP
Mehmet Batallı
Hikmet Çetin
Kahraman Emmioğlu
Ali Ilıksoy
Mustafa R. Taşar
Ünal Yaşar
Mustafa Yılmaz (İ. A.)
GİRESUN
Turhan Alçelik
Burhan Kara
Yavuz Köymen
Ergun Özdemir
Rasim Zaimoğlu
GÜMÜŞHANE
Mahmut Oltan Sungurlu
HAKKÂRİ
Naim Geylani
HATAY
Fuat Çay
Ali Günay
Nihat Matkap
Levent Mıstıkoğlu
Atilla Sav
Ali Uyar
Hüseyin Yayla
IĞDIR
Adil Aşırım
Şamil Ayrım
ISPARTA
Ömer Bilgin
A. Aykon Doğan
Erkan Mumcu
İÇEL
Oya Araslı
Fevzi Arıcı
Halil Cin
Ali Er
Abdülbaki Gökçel
D. Fikri Sağlar
Mustafa İstemihan Talay
Rüştü Kazım Yücelen
İSTANBUL
Bülent Akarcalı
Meral Akşener (B.)
Sedat Aloğlu
Ahat Andican
Refik Aras
Mehmet Aydın
Mukadder Başeğmez
Ali Coşkun
Nami Çağan
H. Hüsnü Doğan
Halit Dumankaya
Bülent Ecevit
Hasan Tekin Enerem
Algan Hacaloğlu
Metin Işık
Hüseyin Kansu
Ercan Karakaş
M.Cavit Kavak
Ahmet Güryüz Ketenci
Osman Kılıç
Hayri Kozakçıoğlu
Mehmet Tahir Köse
Emin Kul
Göksal Küçükali
Aydın Menderes
Necdet Menzir
Mehmet Moğultay
Yusuf Namoğlu
Altan Öymen
Korkut Özal
Ali Talip Özdemir
Yusuf
Pamuk
Mehmet Cevdet Selvi
Mehmet Sevigen
Ahmet Tan
Bülent Tanla
Zekeriya Temizel
Erdoğan Toprak
Ali Topuz
Şadan Tuzcu
Bahri Zengin
İZMİR
Veli Aksoy
Turhan Arınç
Ali Rıza Bodur
Işın Çelebi
Hasan Denizkurdu
İ. Kaya Erdem
Sabri Ergül
Şükrü Sina Gürel
Aydın Güven Gürkan
Gencay Gürün
Birgen Keleş
Mehmet Köstepen
Atilla Mutman
Metin Öney
Ahmet Piriştina
Rüşdü Saracoglu
Rıfat Serdaroğlu
Süha Tanık
Hakan Tartan
Zerrin Yeniceli
KAHRAMANMARAŞ
Esat Bütün
Ali Doğan
Ali Şahin
KARABÜK
Şinasi Altıner
Erol Karan
KARAMAN
Zeki Ünal
KARS
Y. Selahattin Beyribey
Çetin Bilgir
Zeki Karabayır
KASTAMONU
Fethi Acar
Murat Başesgioğlu
Hadi Dilekçi
Nurhan Tekinel
Haluk Yıldız
KAYSERİ
İsmail Cem
Osman Çilsal
Ayvaz Gökdemir
Recep Kırış
İbrahim Yılmaz
KIRIKKALE
Hacı Filiz
Recep Mızrak
KIRKLARELİ
İrfan Gürpınar
A. Sezal Özbek
Cemal Özbilen
Necdet Tekin
KIRŞEHİR
Mehmet Ali Altın
Ömer Demir
KİLİS
Doğan Güreş
KOCAELİ
Bülent Atasayan
Halil Çalık
İsmail Kalkandelen
Onur Kumbaracıbaşı
Hayrettin Uzun
Bekir Yurdagül
KONYA
Ahmet Alkan
Nezir Büyükcengiz
Mehmet Keçeciler
Mustafa Ünaldı
Mehmet Ali Yavuz
KÜTAHYA
Ahmet Derin
Mustafa Kalemli (Başkan)
Emin Karaa
İsmail Karakuyu
MALATYA
Miraç Akdoğan
Yaşar Canbay
Metin Emiroğlu
Ayhan Fırat
MANİSA
Abdullah Akarsu
Rıza Akçalı
Bülent Arınç
Tevfik Diker
Hasan Gülay
Sümer Oral
Ekrem Pakdemirli
Yahya Uslu
Erdoğan Yetenç
MARDİN
Süleyman Çelebi
Mahmut Duyan
Ömer Ertaş
Hüseyin Yıldız
MUĞLA
Lale Aytaman
Zeki Çakıroğlu
MUŞ
Necmettin Dede
Erkan Kemaloğlu
NEVŞEHİR
Abdülkadir Baş
Esat Kıratlıoğlu
NİĞDE
Doğan Baran
AkınGönen
Ergun Özkan
ORDU
Hüseyin Olgun Akın
İhsan Çabuk
Mustafa Bahri Kibar
Nabi Poyraz
Refaiddin Şahin
Şükrü Yürür
RİZE
Avni Kabaoğlu
Ahmet Kabil
Ahmet Mesut Yılmaz
SAKARYA
Teoman Akgür
Nezir Aydın
Nevzat Ercan (B.)
Ahmet Neidim
Ersin Taranoğlu
SAMSUN
Cemal Alişan
İrfan Demiralp
Ayhan Gürel
Yalçın Gürtan
Murat Karayalçın
Biltekin Özdemir
Adem Yıldız
SİİRT
Nizamettin Sevgili
SİNOP
Metin Bostancıoğlu
Kadir Bozkurt
Yaşar Topçu
SIVAS
Mahmut Işık
Temel Karamollaoğlu
Muhsin Yazıcıoğlu
ŞANLIURFA
Sedat Edip Bucak
Seyit Eyyüpoğlu
Eyyüp Cenap Gülpınar
M. Fevzi Şıhanlıoğlu
ŞIRNAK
Bayar Ökten
Mehmet Tatar
Mehmet Salih Yıldırım
TEKİRDAĞ
Fevzi Aytekin
Hasan Peker
Enis Sülün
TOKAT
Metin Gürdere
Bekir Sobacı
Şahin Ulusoy
TRABZON
Eyüp Aşık
Ali Kemal Başaran
İbrahim Çebi
TUNCELİ
Orhan Veli Yıldırım
UŞAK
Hasan Karakaya
VAN
Şerif Bedirhanoğlu
Mahmut Yılbaş
YALOVA
Yaşar Okuyan
YOZGAT
Lutfullah Kayalar
İsmail Durak Ünlü
ZONGULDAK
Veysel Atasoy
Tahsin Boray Baycık
Hasan Gemici
Osman Mümtaz Soysal
(Mükerrer Oylar)
ADIYAMAN
Mahmut Nedim Bilgiç (Kabul)
DİYARBAKIR
Ferit Bora (Kabul)
VAN
Şaban Şevli (Kabul)
Kıymetli Maden ve Ziynet Eşyası
Beyanı Hakkında Kanun Tasarısına
verilen oyların sonucu :
Kanunlaşmıştır.
Üye
Sayısı : 550
Kullanılan
Oy : 193
Kabul : 184
Red
: 4
Çekim
: —
Mükerrer : 5
Geçersiz
: —
Oya
Katılmayanlar : 362
Açık
Üyelik : —
(Kabul Edenler)
ADANA
Yakup Budak
Sıtkı Cengil
İ. Cevher Cevheri
M. Halit Dağlı
ADIYAMAN
Ahmet Çelik
Ahmet Doğan
AFYON
Sait Açba
İsmet Attila
Osman Hazer
Nuri Yabuz
AĞRI
M. Sıddık Altay
Cemil Erhan
Celal Esin
M. Ziyattin Tokar
AKSARAY
Mehmet Altınsoy
Nevzat Köse
Murtaza Özkanlı
AMASYA
Ahmet İyimaya
Cemalettin Lafcı
ANKARA
Ahmet Bilge
Hasan Hüseyin Ceylan
Ömer Ekinci
Ahmet Tekdal
Rıza Ulucak
Ersönmez Yarbay
ANTALYA
Osman Berberoğlu
ARDAHAN
Saffet Kaya
AYDIN
Ali Rıza Gönül
Muhammet Polat
BALIKESİR
Abdülbaki Ataç
Ahmet Bilgiç
İsmail Özgün
BATMAN
Alaattin Sever Aydın
Faris Özdemir
BAYBURT
Suat Pamukçu
BİLECİK
Bahattin Şeker
BİNGÖL
Kazım Ataoğlu
Mahmut Sönmez
BOLU
Feti Görür
Mustafa Yünlüoğlu
BURSA
Mehmet Altan Karapaşaoğlu
Turhan Tayan
Ertuğrul Yalçınbayır
ÇANAKKALE
Nevfel Şahin
ÇANKIRI
İsmail Coşar
ÇORUM
Bekir Aksoy
Mehmet Aykaç
Zülfikar Gazi
Yasin Hatiboğlu
DENİZLİ
Mehmet Gözlükaya
Ramazan Yenidede
DİYARBAKIR
Abdülkadir Aksu
M. Salim Ensarioğlu
Sacit Günbey
Ömer Vehbi Hatipoğlu
ELAZIĞ
Ömer Naimi Barım
Hasan Belhan
Ahmet Cemil Tunç
ERZİNCAN
Tevhit Karakaya
Naci Terzi
ERZURUM
Lütfü Esengün
Abdulilah Fırat
Ömer Özyılmaz
Aslan Polat
Şinasi Yavuz
ESKİŞEHİR
Demir Berberoğlu
Hanifi Demirkol
GAZİANTEP
Nurettin Aktaş
Mehmet Bedri İncetahtacı
GÜMÜŞHANE
Lütfi Doğan
HAKKÂRİ
Mustafa Zeydan
HATAY
Abdulkadir Akgöl
Süleyman Metin Kalkan
Mehmet Sılay
ISPARTA
Mustafa Köylü
Halil Yıldız
İÇEL
Mehmet Emin Aydınbaş
Saffet Benli
Turhan Güven
Ayfer Yılmaz
İSTANBUL
Yıldırım Aktuna
Tayyar Altıkulaç
Mustafa Baş
Tansu Çiller
Gürcan Dağdaş
Süleyman Arif Emre
Ekrem Erdem
Mehmet Fuat Fırat
İsmail Kahraman
Cefi Jozef Kamhi
Ali Oğuz
Mehmet Ali Şahin
Osman Yumakoğulları
Bahattin Yücel
Namık Kemal Zeybek
İZMİR
Turhan Arınç
Işılay Saygın
Ufuk Söylemez
Sabri Tekir
İsmail Yılmaz
KAHRAMANMARAŞ
Hasan Dikici
Avni Doğan
Ahmet Dökülmez
Mustafa Kamalak
Mehmet Sağlam
KARABÜK
Hayrettin Dilekcan
KARS
Sabri Güner
KAYSERİ
Memduh Büyükkılıç
Abdullah Gül
Nurettin Kaldırımcı
Salih Kapusuz
KIRIKKALE
Kemal Albayrak
Hacı Filiz
Mikail Korkmaz
KIRŞEHİR
Cafer Güneş
KİLİS
Mustafa Kemal Ateş
KOCAELİ
Necati Çelik
Şevket Kazan
Osman Pepe
KONYA
Hüseyin Arı
Veysel Candan
Remzi Çetin
Necati Çetinkaya
Necmettin Erbakan
Abdullah Gencer
Teoman Rıza Güneri
Hasan Hüseyin Öz
Lütfi Yalman
Mehmet Ali Yavuz
KÜTAHYA
İsmail Karakuyu
Mehmet Korkmaz
Metin Perli
MALATYA
Oğuzhan Asiltürk
Fikret Karabekmez
M. Recai Kutan
MANİSA
Yahya Uslu
MARDİN
Fehim Adak
Muzaffer Arıkan
MUĞLA
İrfettin Akar
Mustafa Dedeoğlu
Enis Yalım Erez
MUŞ
Necmettin Dede
Nedim İlci
Erkan Kemaloğlu
Sabahattin Yıldız
NEVŞEHİR
Mehmet Elkatmış
NİĞDE
Mehmet Salih Katırcıoğlu
ORDU
Hüseyin Olgun Akın
Mustafa Hasan Öz
RİZE
Şevki Yılmaz
SAKARYA
Cevat Ayhan
Nevzat Ercan
Ertuğrul Eryılmaz
SAMSUN
Ahmet Demircan
Nafiz Kurt
Latif Öztek
Musa Uzunkaya
SİİRT
Ahmet Nurettin Aydın
MehmetEmin Aydın
SIVAS
Musa Demirci
Tahsin Irmak
Abdüllatif Şener
ŞANLIURFA
İbrahim Halil Çelik
Zülfükar İzol
Ahmet Karavar
Abdülkadir Öncel
TEKİRDAĞ
Nihan İlgün
TOKAT
Abdullah Arslan
Bekir Sobacı
TRABZON
Yusuf Bahadır
Kemalettin Göktaş
İsmail İlhan Sungur
TUNCELİ
Kamer Genç
VAN
Maliki Ejder Arvas
Mustafa Bayram
Fethullah Erbaş
Şaban Şevli
YALOVA
Cevdet Aydın
YOZGAT
İlyas Arslan
Kazım Arslan
Yusuf Bacanlı
Abdullah Örnek
ZONGULDAK
Necmettin Aydın
Ömer Barutçu
(Reddedenler)
BALIKESİR
Safa Giray
İZMİR
İ. Kaya Erdem
MANİSA
Ekrem Pakdemirli
VAN
Mahmut Yılbaş
(Oya Katılmayanlar)
ADANA
Cevdet Akçalı
Uğur Aksöz
İmren Aykut
İbrahim Yavuz Bildik
M.Ali Bilici
Mehmet Büyükyılmaz
Erol Çevikçe
Veli Andaç Durak (İ. A.)
Tuncay Karaytuğ
Orhan Kavuncu
Mustafa Küpeli
Arif Sezer
İbrahim Ertan Yülek
ADIYAMAN
Mahmut Nedim Bilgiç
Mahmut Bozkurt
Celal Topkan
AFYON
H. İbrahim Özsoy
Yaman Törüner
Kubilay Uygun
AĞRI
Yaşar Eryılmaz
AKSARAY
Sadi Somuncuoğlu
AMASYA
Aslan Ali Hatipoğlu
Haydar Oymak
ANKARA
İlhan Aküzüm
Nejat Arseven
Yılmaz Ateş
Saffet Arıkan Bedük
Gökhan Çapoğlu
Cemil Çiçek
Ali Dinçer
Mehmet Ekici
Eşref Erdem
Ünal Erkan
Mehmet Gölhan
Agah Oktay Güner
Halis Uluç Gürkan (Bşk. V.)
Şaban Karataş
İrfan Köksalan
M. Seyfi Oktay
Mehmet Sağdıç
Önder Sav
Yücel Seçkiner (İ. A.)
İlker Tuncay
Aydın Tümen
Hikmet Uluğbay
ANTALYA
Deniz Baykal
Arif Ahmet Denizolgun
Hayri Doğan
Emre Gönensay
İbrahim Gürdal
Bekir Kumbul
Sami Küçükbaşkan
Yusuf Öztop
Metin Şahin
ARDAHAN
İsmet Atalay
ARTVİN
Metin Arifağaoğlu
Hasan Ekinci
Süleyman Hatinoğlu
AYDIN
Cengiz Altınkaya
M. Fatih Atay
Nahit Menteşe
Sema Pişkinsüt
İsmet Sezgin
Yüksel Yalova
BALIKESİR
Tamer Kanber
Mustafa Güven Karahan
İ. Önder Kırlı (İ.
A.)
Hüsnü Sıvalıoğlu
İlyas Yılmazyıldız
BARTIN
Zeki Çakan
Köksal Toptan
Cafer Tufan Yazıcıoğlu
BATMAN
Ataullah Hamidi
Musa Okçu
BAYBURT
Ülkü Güney
BİLECİK
Şerif Çim
BİNGÖL
Hüsamettin Korkutata
BİTLİS
Zeki Ergezen
Edip Safder Gaydalı
Kamran İnan
Abdulhaluk Mutlu
BOLU
Avni Akyol
Necmi Hoşver
Abbas İnceayan
Mustafa Karslıoğlu
BURDUR
Mustafa Çiloğlu
Yusuf Ekinci
Kazım Üstüner
BURSA
Yüksel Aksu
Ali Rahmi Beyreli
Abdülkadir Cenkçiler
Cavit Çağlar
İlhan Kesici
Hayati Korkmaz
Cemal Külahlı
Feridun Pehlivan
Ali Osman Sönmez
Yahya Şimşek
İbrahim Yazıcı
ÇANAKKALE
Hikmet Aydın
Mustafa Cumhur Ersümer
Ahmet Küçük
A. Hamdi Üçpınarlar
ÇANKIRI
Mete Bülgün
Ahmet Uyanık
ÇORUM
Hasan Çağlayan
Ali Haydar Şahin
DENİZLİ
M.Kemal Aykurt
Hilmi Develi
Adnan Keskin
Hasan Korkmazcan (Bşk. V.)
Haluk Müftüler
DİYARBAKIR
Muzaffer Arslan
Ferit Bora
Seyyit Haşim Haşimi
Yakup Hatipoğlu
Sebgetullah Seydaoğlu
Salih Sümer
EDİRNE
Ümran Akkan
Evren Bulut
Mustafa İlimen
Erdal Kesebir
ELAZIĞ
Mehmet Ağar
Cihan Paçacı
ERZİNCAN
Mustafa Kul
Mustafa Yıldız
ERZURUM
Zeki Ertugay
Necati Güllülü
İsmail Köse
ESKİŞEHİR
Necati Albay
Mustafa Balcılar
İbrahim Yaşar Dedelek
Mahmut Erdir
GAZİANTEP
Mehmet Batallı
Hikmet Çetin
Kahraman Emmioğlu
Ali Ilıksoy
Mustafa R. Taşar
Ünal Yaşar
Mustafa Yılmaz (İ. A.)
GİRESUN
Turhan Alçelik
Burhan Kara
Yavuz Köymen
Ergun Özdemir
Rasim Zaimoğlu
GÜMÜŞHANE
Mahmut Oltan Sungurlu
HAKKÂRİ
Naim Geylani
HATAY
Fuat Çay
Ali Günay
Nihat Matkap
Levent Mıstıkoğlu
Atilla Sav
Ali Uyar
Hüseyin Yayla
IĞDIR
Adil Aşırım
Şamil Ayrım
ISPARTA
Ömer Bilgin
A. Aykon Doğan
Erkan Mumcu
İÇEL
Oya Araslı
Fevzi Arıcı
Halil Cin
Ali Er
Abdülbaki Gökçel
D. Fikri Sağlar
Mustafa İstemihan Talay
Rüştü Kazım Yücelen
İSTANBUL
Bülent Akarcalı
Meral Akşener (B.)
Ziya Aktaş
Sedat Aloğlu
Ahat Andican
Refik Aras
Azmi Ateş
Mehmet Aydın
Mukadder Başeğmez
Ali Coşkun
Nami Çağan
H. Hüsnü Doğan
Halit Dumankaya
Bülent Ecevit
Hasan Tekin Enerem
Algan Hacaloğlu
Metin Işık
Hüseyin Kansu
Ercan Karakaş
Yılmaz Karakoyunlu
M.Cavit Kavak
Ahmet Güryüz Ketenci
Osman Kılıç
Hayri Kozakçıoğlu
Mehmet Tahir Köse
Emin Kul
Göksal Küçükali
Aydın Menderes
Necdet Menzir
Mehmet Moğultay
Yusuf Namoğlu
Altan Öymen
Korkut Özal
Ali Talip Özdemir
H. Hüsamettin Özkan
Yusuf
Pamuk
Mehmet Cevdet Selvi
Mehmet Sevigen
Ahmet Tan
Güneş Taner
Bülent Tanla
Zekeriya Temizel
Erdoğan Toprak
Ali Topuz
Şadan Tuzcu
Bahri Zengin
İZMİR
Veli Aksoy
Ali Rıza Bodur
Işın Çelebi
Hasan Denizkurdu
Sabri Ergül
Şükrü Sina Gürel
Aydın Güven Gürkan
Gencay Gürün
Birgen Keleş
Mehmet Köstepen
Atilla Mutman
Metin Öney
Ahmet Piriştina
Rüşdü Saracoglu
Rıfat Serdaroğlu
Süha Tanık
Hakan Tartan
Zerrin Yeniceli
KAHRAMANMARAŞ
Esat Bütün
Ali Doğan
Ali Şahin
KARABÜK
Şinasi Altıner
Erol Karan
KARAMAN
Abdullah Özbey
Zeki Ünal
Fikret Ünlü
KARS
Y. Selahattin Beyribey
Çetin Bilgir
Zeki Karabayır
KASTAMONU
Fethi Acar
Murat Başesgioğlu
Hadi Dilekçi
Nurhan Tekinel
Haluk Yıldız
KAYSERİ
İsmail Cem
Osman Çilsal
Ayvaz Gökdemir
Recep Kırış
İbrahim Yılmaz
KIRIKKALE
Recep Mızrak
KIRKLARELİ
İrfan Gürpınar
A. Sezal Özbek
Cemal Özbilen
Necdet Tekin
KIRŞEHİR
Mehmet Ali Altın
Ömer Demir
KİLİS
Doğan Güreş
KOCAELİ
Bülent Atasayan
Halil Çalık
İsmail Kalkandelen
Onur Kumbaracıbaşı
Hayrettin Uzun
Bekir Yurdagül
KONYA
Ahmet Alkan
Abdullah Turan Bilge
Nezir Büyükcengiz
Ali Günaydın
Mehmet Keçeciler
Mustafa Ünaldı
KÜTAHYA
Ahmet Derin
Mustafa Kalemli (Başkan)
Emin Karaa
MALATYA
Miraç Akdoğan
Yaşar Canbay
Metin Emiroğlu
Ayhan Fırat
MANİSA
Abdullah Akarsu
Rıza Akçalı
Bülent Arınç
Tevfik Diker
Ayseli Göksoy
Hasan Gülay
Sümer Oral
Cihan Yazar
Erdoğan Yetenç
MARDİN
Süleyman Çelebi
Mahmut Duyan
Ömer Ertaş
Hüseyin Yıldız
MUĞLA
Lale Aytaman
Zeki Çakıroğlu
Fikret Uzunhasan
NEVŞEHİR
Abdülkadir Baş
Esat Kıratlıoğlu
NİĞDE
Doğan Baran
AkınGönen
Ergun Özkan
ORDU
İhsan Çabuk
Mustafa Bahri Kibar
Müjdat Koç
Nabi Poyraz
Refaiddin Şahin
Şükrü Yürür
RİZE
Avni Kabaoğlu
Ahmet Kabil
Ahmet Mesut Yılmaz
SAKARYA
Teoman Akgür
Nezir Aydın
Ahmet Neidim
Ersin Taranoğlu
SAMSUN
Cemal Alişan
İrfan Demiralp
Ayhan Gürel
Yalçın Gürtan
Murat Karayalçın
Biltekin Özdemir
Adem Yıldız
SİİRT
Nizamettin Sevgili
SİNOP
Metin Bostancıoğlu
Kadir Bozkurt
Yaşar Topçu
SIVAS
Mahmut Işık
Temel Karamollaoğlu
Nevzat Yanmaz
Muhsin Yazıcıoğlu
ŞANLIURFA
Sedat Edip Bucak
Necmettin Cevheri
Seyit Eyyüpoğlu
Eyyüp Cenap Gülpınar
M. Fevzi Şıhanlıoğlu
ŞIRNAK
Bayar Ökten
Mehmet Tatar
Mehmet Salih Yıldırım
TEKİRDAĞ
Fevzi Aytekin
Bayram Fırat Dayanıklı
Hasan Peker
Enis Sülün
TOKAT
Hanefi Çelik
Ali Şevki Erek
Metin Gürdere
Ahmet Fevzi İnceöz
Şahin Ulusoy
TRABZON
Eyüp Aşık
Ali Kemal Başaran
İbrahim Çebi
Şeref Malkoç
Hikmet Sami Türk
TUNCELİ
Orhan Veli Yıldırım
UŞAK
Yıldırım Aktürk
Hasan Karakaya
Mehmet Yaşar Ünal
VAN
Şerif Bedirhanoğlu
YALOVA
Yaşar Okuyan
YOZGAT
Lutfullah Kayalar
İsmail Durak Ünlü
ZONGULDAK
Veysel Atasoy
Tahsin Boray Baycık
Hasan Gemici
Osman Mümtaz Soysal
(Mükerrer Oylar)
AFYON
İsmet Attila (Kabul)
İSTANBUL
Tayyar Altıkulaç (Kabul)
KÜTAHYA
İsmail Karakuyu (Kabul)
Mehmet Korkmaz (Kabul)
YOZGAT
Yusuf Bacanlı (Kabul)
TUTANAĞIN SONU