DÖNEM : 20 CİLT
: 24 YASAMA YILI : 2
T. B. M. M.
TUTANAK DERGİSİ
76 ncı Birleşim
2 . 4 .
1997 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. GELEN KÂĞITLAR
III. YOKLAMA
IV. BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. Rize Milletvekili Ahmet Kabilin, Karadeniz Bölgesinde ihmal edilen
yatırımlar ile sahil yoluna ilişkin gündemdışı
konuşması ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Cevat Ayhanın cevabı
2. Hatay Milletvekili Fuat Çayın, Hatay İlinin sorunlarına
ilişkin gündemdışı konuşması
3. Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğanın,
öğretmenlerin yetiştirilmesine ilişkin gündemdışı
konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Mehmet Sağlamın
cevabı
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. Slovenya Cumhuriyetine gidecek olan Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirele, dönüşüne kadar, TBMMBaşkanı Mustafa
Kalemlinin vekâlet edeceğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/734)
V. ÖNERİLER
A)
SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki
sıralamanın yeniden yapılmasına ilişkin RP ve DYP
Gruplarının müşterek önerisi
VI. KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1. 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa
Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S.
Sayısı : 23)
2. Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/217) (S.
Sayısı : 132)
3. Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu
(1/218) (S. Sayısı : 164)
4. 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile
222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı
Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)
5. Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/588) (S. Sayısı : 273)
VII. SORULAR VE CEVAPLAR
A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1. İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalının, TPAO
petrol tankerinde meydana gelen yangına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemezin
yazılı cevabı (7/2111)
2. İzmir Milletvekili Birgen Keleşin, termik santrallerin
işletme hakkı devir bedellerine ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutanın yazılı cevabı
(7/2205)
3. Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagülün, grevde olan Polisan
Fabrikasının Karayolları Genel Müdürlüğünün boya ihalesini
aldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelikin yazılı cevabı
(7/2248)
4. Hatay Milletvekili Fuat Çayın, Türkiye Kalkınma
Bankası personelinin emekliye ayrılmaya zorlandıkları
iddiasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Abdullah Gülün
cevabı (7/2255)
5. Antalya Milletvekili Yusuf Öztopun, Antalya Cam Pramit Kongre
Merkezi Projesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fehim Adakın
yazılı cevabı (7/2298)
6. Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altayın,
Ağri İli sınırları içinde bulunan Murat Nehri üzerinde
bir baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu
ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutanın
yazılı cevabı (7/2317)
7. Ağrı Milletvekili M. Sıddık Altayın,
Ağrı - Patnos İlçesinde bulunan Badişan Deresi üzerinde bir
baraj yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutanın yazılı
cevabı (7/2318)
I. GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00te açılarak iki oturum yaptı.
Hatay Milletvekili Mehmet Sılay ile,
Ağrı Milletvekili Yaşar Eryılmazın,
Hollanda ve Almanyada yaşayan
vatandaşlarımızın son günlerde maruz
bırakıldıkları insanlık dışı
saldırılara ilişkin gündemdışı
konuşmalarına, Devlet Bakanı Nevzat Ercan cevap verdi.
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, taksici esnafın son
günlerde maruz bırakıldığı hunharane cinayetlere ve bu
cinayetlerin önlenebilmesi için alınması gereken tedbirlere
ilişkin gündemdışı bir konuşma yaptı.
Rusya Federasyonuna gidecek olan Turizm Bakanı M. Bahattin Yücele,
dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Bahattin Şekerin,
Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Cumhuriyetine
gidecek olan Devlet Bakanı Namık Kemal Zeybeke, dönüşüne kadar,
Devlet Bakanı Ayfer Yılmazın,
Türkmenistan Cumhuriyetine gidecek olan Devlet Bakanı Abdullah
Güle, dönüşüne kadar, Devlet Bakanı Lütfü Esengünün,
Iraka gidecek olan Devlet Bakanı Ahmet Cemil Tunça, dönüşüne
kadar, Devlet Bakanı Sacit Günbeyin,
Vekâlet etmelerinin uygun görülmüş olduğuna ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkereleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu.
Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlunun,
gündemin Sözlü Sorular kısmının 119 uncu sırasında
yer alan (6/449) ve 131 inci sırasında yer alan (6/464) esas
numaralı sözlü sorularını geri
aldığına ilişkin önergeleri okundu; sözlü
soruların geri verildiği bildirildi.
Hatay Milletvekili Mehmet Sılay ve 49 arkadaşının, Doğu
Türkistanda yaşanan son gelişmeler konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/11),
Anavatan Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili ve Kastamonu
Milletvekili Murat Başesgioğlunun, kamu personel rejiminin daha
adil, dengeli ve çağdaş bir yapıya kavuşturulabilmesi için
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/179)
500 kelimeyi geçtiği için, özeti,
Okundu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve
öngörüşmelerinin, sırasında yapılacağı
açıklandı.
Aydın Milletvekili Yüksel Yalova ve 63 arkadaşının,
DHMİ Genel Müdürlüğünce gerçekleştirilen bazı ihaleler ve
Antalya Havalimanı ve Yeni Dışhatlar Terminal Binası
ihalesiyle ilgili yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları konusunda ilgililer
hakkında cezaî takibat yapılması için izin vermeyerek görevini
kötüye kullandığı ve bu eyleminin Türk Ceza Kanununun 240
ıncı maddesine uyduğu iddiasıyla Ulaştırma
Bakanı Ömer Barutçu hakkında Meclis soruşturması
açılmasına ilişkin önergesi (9/12) okundu; Anayasanın 100
üncü maddesine göre en geç bir ay içerisinde olmak üzere Danışma
Kurulunca tespit edilecek görüşme gününün Genel Kurula
sunulacağı açıklandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hesaplarını İnceleme
Komisyonunun,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üniteleri ile,
Millî Saraylar Daire Başkanlığı ve ona
bağlı saray, köşk, kasır ve fabrikaların,
1996 yılı faaliyetleri hakkında İçtüzüğün 177
ve müteakip maddeleri gereğince yaptığı denetimle ilgili
raporların (5/13 ve 5/14), (S. Sayıları : 248 ve 249)
bastırılıp dağıtıldığı ve
ayrıca bugünkü birleşim tutanağına ekleneceği
açıklandı.
Hatay Milletvekilleri Hüseyin Yayla ve Ali Uyarın, Üç İlçe ve
Bir İl Kurulması ile ilgili Kanun Teklifinin (2/585),
Ordu Milletvekili Şükrü Yürürün, Erbaş ve Er Ailelerinin
Ücretsiz Tedavisi Hakkında Kanun Teklifinin (2/285),
İçtüzüğün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergelerinin, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edildikleri açıklandı.
Bitlis Milletvekili Kâmran İnan ve 24 arkadaşının,
yurt dışında açılan temsilcilikler ve buralarda
görevlendirilen personel ile çeşitli nedenlerle yurt dışına
gönderilen kamu görevlilerinin nicelik, nitelik ve malî yüklerinin bütün
yönleriyle araştırılarak alınması gereken tedbirlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi ve (10/90) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu Raporu (S. Sayısı : 242) üzerindeki
görüşmeler tamamlandı.
2 Nisan 1997 Çarşamba günü saat 15.00te toplanmak üzere,
birleşime 18.42de son verildi.
Yasin
Hatiboğlu
Başkanvekili
Ali Günaydın Fatih Atay
Konya Aydın
Kâtip Üye Kâtip
Üye
II. GELEN
KÂĞITLAR
2 . 4 .
1997 ÇARŞAMBA
Raporlar
1. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği
Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Çevre ve Dışişleri
komisyonları raporları (1/532) (S. Sayısı : 266)
(Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
2. Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti
Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Kooperatifler Kanununun 92
nci Maddesi ile Ek 2 nci Maddesinin Birinci Fıkrasının 4 Nolu
Bendi Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun
Teklifi ile Aynı Mahiyetteki Kanun Tasarısı ve Antalya
Milletvekili Deniz Baykal ve 30 Arkadaşının ve Gümüşhane
Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının Aynı
Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/558, 1/521, 2/412,
2/454) (S. Sayısı : 271) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997)
(GÜNDEME)
3. Denizli Milletvekili Hasan Korkmazcan ile Siyasî Parti
Gruplarını Temsilen 10 Milletvekilinin, Devlet Memurları
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
ile Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve 29 Arkadaşının ve
Gümüşhane Milletvekili M. Oltan Sungurlu ve 3 Arkadaşının
Aynı Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/613,
2/408, 2/451) (S. Sayısı : 272) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997)
(GÜNDEME)
4. Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/588) (S. Sayısı : 273) (Dağıtma tarihi :
2.4.1997) (GÜNDEME)
5. Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısı ile Çanakkale Milletvekili Cumhur Ersümer ve 11
Arkadaşının, 25.3.1988 Tarih ve 3419 Sayılı Bazı
Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanuna Bir Madde
Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/480, 2/705)
(S. Sayısı : 274) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
6. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair
Sözleşmenin Oluşturduğu Denetim Mekanizmasının Yeniden
Yapılanmasına İlişkin 11 Nolu Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/582) (S. Sayısı :
278) (Dağıtma tarihi : 2.4.1997) (GÜNDEME)
Sözlü Soru
Önergeleri
1. Bartın Milletvekili Cafer Tufan Yazıcıoğlunun,
içme suyu kullanımında tasarruf tedbirleri alınıp alınmayacağına ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/501) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
2. Kırklareli Milletvekili Necdet Tekinin, Emlak Bankası
tarafından bir yerel TVye reklam verildiği iddiasına
ilişkin Devlet Bakanından sözlü soru önergesi (6/502)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
3. Rize Milletvekili Ahmet Kabilin, Samsun-Sarp yoluna ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/503) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
4. İzmir Milletvekili Metin Öneyin, liman hizmetleri konteyner tarifesine
ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/504)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
Yazılı
Soru Önergeleri
1. Bursa Milletvekili Yüksel Aksunun, İznik Gölünün kirlenmeye
karşı korunmasına ilişkin Çevre Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2408) (Başkanlığa geliş
tarihi : 27.3.1997)
2. Tokat Milletvekili Hanefi Çelikin, Avrupada yatırım
yapan vatandaşlara ilişkin Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından yazılı soru önergesi
(7/2409) (Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
3. Muğla Milletvekili Fikret Uzunhasanın, doktorların
fiilî hizmetten yararlandırılmasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2410)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
4. Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayırın,
TEAŞ ve TEDAŞta yapılan bazı atamalar hakkındaki
mahkeme kararlarına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2411) (Başkanlığa geliş
tarihi : 27.3.1997)
5. İzmir Milletvekili Sabri Ergülün, Başbakanlık
Tanıtma Fonundan yapılan yardım ve harcamalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2412)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
6. Ankara Milletvekili Yılmaz Ateşin, EGO Genel
Müdürlüğünün mücavir alan dışındaki belediyelere
otobüs-minibüs kiraladığı iddiasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2413)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
7. Iğdır Milletvekili Adil Aşırımın,
Iğdır-Dilucu Sınır Kapısı gümrük binaları
inşaatına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2414)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
8. Adana Milletvekili İmren Aykutun, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumuna bağlı kreşlere ilişkin Devlet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2415)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
9. Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşarın, Tekirdağ-Çerkezköy-Kapaklı
İlköğretim okulu inşaatına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2416)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
10. Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşarın,
Tekirdağ-Çerkezköy ilçe yoluna ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2417)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
11. Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşarın,
Tekirdağ-Çerkezköy-Karlıköydeki hazine arazilerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2418)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
12. Gaziantep Milletvekili Mustafa R. Taşarın,
Tekirdağ-Çerkezköy-Bahçeağıl Köyündeki hazine arazilerinin
köylülere satılıp satılmayacağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2419)
(Başkanlığa geliş tarihi : 27.3.1997)
13. Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayırın,
Gemlik-Umurbey Belediyesi Park ve Çocuk Bahçesi Projesine destek
sağlanıp sağlanmayacağına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2420) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
14. Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayırın,
Bursa İli Çevre Düzeni İmâr Planına ilişkin
Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2421) (Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
15. Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayırın,
Umurbey Belediyesine yardım yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2422) (Başkanlığa geliş
tarihi : 28.3.1997)
16. Yozgat Milletvekili Kâzım Arslanın, kamu kurum ve
kuruluşlarına ait vakıflara ilişkin Devlet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2423) (Başkanlığa geliş
tarihi : 28.3.1997)
17. Yozgat Milletvekili Kâzım Arslanın, R.T.Ü.K.e
alınan tıbbi cihazlara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/2424) (Başkanlığa geliş tarihi :
28.3.1997)
18. Tokat Milletvekili Şahin Ulusoyun, Diyanet İşleri
Başkanlığından nakil yoluyla başka kurumlara atanan
personele ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2425)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
19. Antalya Milletvekili Yusuf Öztopun, Manavgat Irmağı su
temin projesine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2426) (Başkanlığa geliş
tarihi : 28.3.1997)
20. Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlunun, Keçiborlu
kükürt fabrikasının işletmeye açılmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2427)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
21. Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlunun,
Gebze-Çayırova Belediye Başkanının görevden
uzaklaştırılıp
uzaklaştırılmayacağına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2428)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
22. Kütahya Milletvekili Emin Karaanın, Kütahya SSKHastanesi
Başhekim yardımcılarının görevlerinden
alınmalarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2429)
(Başkanlığa geliş tarihi : 28.3.1997)
23. Niğde Milletvekili Akın Gönenin, Hollandanın
Lahey kentindeki kundaklama olayına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2430) (Başkanlığa geliş
tarihi : 31.3.1997)
24. Adana Milletvekili Erol Çevikçenin, Adana Doğu Küçük Sanayi
Sitesi Yapı Kooperatifine sağlanan kredilerin faiz oranlarına
ilişkin Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından yazılı soru önergesi (7/2431)
(Başkanlığa geliş tarihi : 31.3.1997)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma
Saati : 15.00
2 Nisan 1997
Çarşamba
BAŞKAN :
Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP
ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN Çalışmalarımızın hayırlara
vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ederek, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 76 ncı Birleşimini açıyorum.
Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayımız
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Önemine binaen, üç değerli milletvekiline gündemdışı
söz verip, sırayla kürsüye davet edeceğim.
IV.
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
GÜNDEMDIŞI KONUŞMALAR
1. Rize Milletvekili Ahmet Kabilin,
Karadeniz Bölgesinde ihmal edilen yatırımlar ile sahil yoluna
ilişkin gündemdışı konuşması ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Cevat Ayhanın
cevabı
BAŞKAN Birinci sırada, Anavatan Partisi Rize Milletvekili
Sayın Ahmet Kabil; buyurun. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar)
Hayırdır inşallah!..
Sayın Kabil, kıskanmadım, gıpta ettim...
AHMET KABİL (Rize) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN Efendim, bu, şu demek; yani, 5+2 oluyor gibime
geliyor; çünkü, gruplarımızdan öyle bir mesaj aldım.
Buyurun efendim.
AHMET KABİL (Rize) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, doğruluğu, Karadeniz
sahil yolunda bir defa daha teyit edilen ve karayollarında slogan haline
gelen "gidemediğin yer senin değildir" atasözünün sahibi
Vali Halil Rıfat Paşayı rahmetle anıyor ve Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Karadeniz Bölgesi, son yıllarda, yatırım
bakımından ihmal edilen bölgelerimizin başında gelmektedir.
Bu nedenle, bu bölgede, göç, işsizlik, fukaralık, sefalet her geçen
gün artmaktadır.
Devlet Planlama Teşkilatının son yıllarda
yayımladığı raporlar incelendiğinde, bölgede,
kişi başına kamu yatırım miktarı başta olmak
üzere, kalkınmaya esas bütün kriterler Türkiye ortalamasının 4
ilâ 6 kat daha altındadır.
Devlet Planlama Teşkilatı raporlarına göre, kişi
başına kamu yatırımı 1991-1995 yılları
arasında Türkiye ortalaması 6 milyon lira, Karadeniz Bölgesi
ortalaması 3 milyon lira ile en son bölge ve Rize, maalesef, 0,99 milyon
lira ile sonuncu il durumundadır. Her partiye mensup bütün Karadeniz
kökenli milletvekillerinin, hatta bu Yüce Meclisin bütün üyelerinin, bu
adaletsizliğe, bu haksızlığa son verilmesi için çaba sarf
etmesini bekliyorum.
Bölgeyi, iktisadî, fizikî ve toplumsal yönleriyle kucaklayacak Yedinci
Beş Yıllık Kalkınma Planının hedeflediği
anlayış ve yaklaşımdan hareketle, Karadeniz bölge
planının hazırlanması, diğer bazı bölgelerde
olduğu gibi, Karadeniz Kalkınma Planı (KAP) veya -şöyle de
ifade edebiliriz- Karadenize Ulaşım Projesi (KUP) diye bir proje
yapılması gereklidir. Bu, yalnız bir bölgenin ya da bölge
milletvekillerinin işi olarak görülmemeli ve hatta gösterilmemelidir.
Hizmetleri ihmal edilmiş bu bölgedeki yatırımlara sahip
çıkmak, hepimizin, tüm partilerin, görevidir; çünkü, bu, Türkiye'nin,
hatta devletin acil bir sorunudur.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölgenin
candamarı niteliğindeki sahil yolu ve Çorum-Ankara
bağlantısı, 1988'den beri gündeme gelmiş, o yıllarda
iyileştirme çalışmaları başlatılmış;
ancak, 1991'den sonra ödenek yetersizliği gerekçesiyle çalışmalar
askıya alınmıştır. Bu güzergâhta, trafik her yıl
katlanarak artmaktadır. 1990'larda günlük ortalama trafik 5 bin
civarında iken, bugün 20 bini geçtiği, bazı kesimlerde 55 bin
olduğu, yıllık trafik sayımlarından
anlaşılmaktadır. 1996'da, 53 üncü Hükümet zamanında,
Samsun-Sarp arası duble yol projelerinin de ihalesi
yapılmış ve çalışmalar buna göre, yani 2 gidiş 2
dönüş, 4 şeritli olarak başlatılmıştır.
Bugün memnuniyetle görüyoruz ki, bu çalışmalar devam etmektedir.
Ancak, bu yola gerekli ödenek verilerek bu çalışmalar dört beş
yıl içerisinde bitirilmelidir; çünkü, bu yol, Türkiye'de duble yol veya
otoyol olmamış en önemli; fakat, en kötü yoldur.
En önemli yoldur, niçin; Kafkasya'yı Batı'ya bağlayacak,
alternatifi olmayan bir güzergâhtadır. En önemli yoldur, niçin; trafik
yoğunluğu bu yolun yarısı kadar dahi olmayan, duble yol
veya otoyol yapılmayan başka bir güzergâh, başka bir yol yoktur.
En önemli yoldur, niçin; bütün bölgede göçü durduracak, ekonomiyi canlandıracak,
istihdamı artıracak, turizmi geliştirecek, kalkınmayı
sağlayacak, yatırımları teşvik edecek ve trafik
sorununu hallederek, şoförlerin ve halkın işkencesine son
verecektir.
Bu kadar önemli yol, 1960'lardan sonra, günün ihtiyaçlarına göre
ufak çaplı onarımlarla geçiştirilmiş, bugün, artık, altyapı
ve geometrik standart olarak tıkanma noktasına gelmiştir.
Yapılan etütlere göre, yeni güzergâhta yapılacak bir duble yolun
maliyetinin sadece ve sadece yüzde 20'sine, mevcut güzergâhta bu yol
yapılabilecektir; çünkü, mevcut yolda, yüzde 95 oranında hafriyattan,
altyapıdan, tahkimattan ve sanat yapılarından istifade
edilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Kabil, ben, eksüre vereyim efendim. Gerçi,
Çorum'u, her ne kadar, biraz şöyle yavaş söyledinizse de, ben, yine 2
dakika eksüre vereyim.
Buyurun.
AHMET KABİL (Devamla) Samsun'dan, Çorum üzerinden Ankara'ya
bağlayacağız.
İstimlak olarak, sadece yüzde 10 ilave istimlake gerek
görülecektir. Kısacası, yüzde 20 maliyetle -bu da Dünya Bankası
kredisiyle- yüzde 100'lük bir hizmeti görmüş olacağız; yani,
yüzde 80 atıl durumda olan hizmeti değerlendireceğiz. Şu
anda, şehir geçişlerinde, 166 kilometre yol, duble yol olarak
yapılmıştır; 370 kilometre yol, duble yola çevrilecektir.
Sayın Bakan, yolu gördüler, yolun aciliyetine
inandıklarını ifade ettiler. İyi niyetlerinden ve
gayretlerinden hiç şüphem yok; ancak, yeterli değildir,
Bakanlığa imkân verilmesi gerekir.
Sayın Bakan ve mevcut Hükümetten istediklerimiz:
1- 1996 yılında, yılın ilk yarısından
sonra, 536 kilometrelik yolun tamamına 4,7 trilyon
harcanmıştır. 1997 yılında konulmuş olan 5,1
trilyon, en az 15 trilyona çıkarılmalıdır.
2- Samsun-Sarp arasında ihale edilmeyen Bolaman-Perşembe,
Araklı-Çayeli ve Çayeli-Hopa yollarının, artık, ihalesi
yapılmalıdır. Bu yolun ve Samsun-Çorum-Sungurlu-Ankara
bağlantısının da, Yedinci Beş Yıllık Plan
kapsamında bitirilmesi için ciddî ödenekler konulması
sağlanmalıdır.
Sözlerime son verirken, öncelikle, bütün Karadeniz kökenli
milletvekillerinin ve Yüce Meclisin, bu yola ve bu bölgeye sahip
çıkmalarını diliyor; Rize-İspir yolunun
yapılmasını da Sayın Bakandan bekliyoruz.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (ANAP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Kabil, teşekkür ediyorum efendim.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) Sayın
Başkan...
BAŞKAN Sayın Bakan, söz mü talep ettiniz?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) Evet Sayın
Başkan.
BAŞKAN Sayın Kabil'in gündemdışı
konuşmasına cevap vermek üzere, Bayındırlık ve
İskân Bakanımız Sayın Cevat Ayhan; buyurun.
Sayın Bakan, Sayın Kabil, Çorum-Kırıkkale,
Çorum-Merzifon yolundan söz etmedi; ama, umarım, zatıâliniz ifade
buyurursunuz.
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI CEVAT AYHAN (Sakarya) Muhterem
Başkan, muhterem üyeler; Rize Milletvekili Ahmet Kabil Beyefendinin gündemdışı
konuşmasında, Samsun-Sarp yoluyla ilgili ifade ettiği
hususlarda, Bakanlığım adına açıklama yapmak için
huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
Samsun-Sarp yolunu yakından takip eden ve diğer Karadeniz
milletvekilleri gibi, hep beraber, bu yolun bir an önce yapılması
için her fırsatta taleplerini ortaya koyan bu değerli
arkadaşımıza teşekkür ederim.
Bakanlığımızın elindeki en büyük projelerden
biri, şüphesiz, Samsun-Sarp yoludur. Samsun-Sarp yolunun özelliği,
bütün Türkiye'yi, Karadenize ve oradan da Kafkaslara, onun da ötesinde, Orta
Asya cumhuriyetlerine, Rusya Federasyonuna bağlamasıdır.
Türkiye'nin, hem iktisadî bakımdan hem de iç turizm bakımından
gelişmeye müsait olan bu bölgesindeki ve Türkiye'yi de hudutötesi ülkelere
bağlayacak çok mühim olan bu yolun bir an önce yapılmasıyla
ilgili talepleri, fevkalade haklı görmekte ve üzerinde
çalışmaktayız.
Kendileri de ifade ettiler; müsaade ederseniz, özet olarak arz edeyim:
Takriben 550 kilometrelik bu yolun, 1997 fiyatlarıyla keşfi 181
trilyon liradır. Halen 345 kilometresinde ihaleler
yapılmıştır ve bu ihaleler için de bugüne kadar 23 trilyon
lira harcanmıştır. Önümüzde, 158 trilyon lira gibi, takriben 1,3
milyar dolarlık bir büyük yatırım paketi de durmaktadır.
Tabiî, bu kaynağı süratle temin ettikçe, bu yolu
hızlandıracağız.
Aynı zamanda, Bolaman-Perşembe-Piraziz-Espiye ve
Araklı-Hopa arasında kalan, mütebaki, takriben 190 kilometrelik yolun
da ihale hazırlıkları yapılmaktadır. Bu yola verilen
ödenekler yetersizdir; farkındayız. Umut ederim, yıl içinde ilave
ödenekleri bu yola tahsis edeceğiz; süratle bu yolu bitirmek istiyoruz.
Tabiî, bu yol, sadece Samsun'da kalmayacak; bu yolu, Samsun'dan güneye
doğru, Ankara'ya, Kırıkkale'ye doğru, yine çift yolla
(duble yolla) bağlayacağız. Zaten, Samsun'dan Kavak'a doğru
yol inşaatı devam etmektedir. Kırıkkale'ye kadar giden çift
yolu Samsun'a kadar ulaştıracağız.
Öbür taraftan, Merzifon'dan Gerede'ye kadar olan meşhur TTEK yolu
bağlantısını da, yine, 1X2 olan bu yolu da, duble yol
olarak, bölünmüş yol olarak Merzifon'dan Gerede'ye kadar uzatıp,
otoyol ağına bağlamak istiyoruz.
Tabiî, bunlar önümüzdeki projelerdir; ancak, bu projelere kaynak bulma
ihtiyacı da var. 54 üncü Hükümetin, bir taraftan, kaynak paketleriyle,
atıl olan arsaları, kamuya ait birtakım varlıkları
nakte çevirip, bu yatırım ihtiyaçlarını
karşılamak için yaptığı çalışmaların
hedefi budur; diğer taraftan, özelleştirme gelirleriyle de, yine bu
altyapı yatırımlarını finanse etmek istiyoruz.
Ben, Karadeniz Bölgesinin birçok ilini birçok defa gezdim, Bakanlığım
döneminde de bazı illeri ziyaret ettim; Türkiye illerinin
yarısını ziyaret ettim. Tabiî, önümüzdeki en büyük talep yoldur,
havaalanıdır, organize sanayi bölgeleridir.
Evet, Anadolu kabuk değiştiriyor, yeni bir Türkiye olma
yolunda. Her il, kendi çerçevesi içinde azimle, kararlılıkla
kalkınma hedefine yönelmiştir. Tabiî, Refahyol Merkezî Hükümet
olarak, cumhuriyet hükümetlerinin hepsinin yaptığı gibi, bize de
düşen, bu talepleri karşılayacak altyapıyı,
şehirlerimizin altyapısını, yollarımızı,
havaalanlarımızı, organize sanayi bölgelerini süratle
yapıp, hem iç ticareti hareketlendirecek, üretimi ve sanayileşmeyi
Türkiye sathına yayacak hem de vatandaşlarımızın refah
seviyesini yükseltecek olan yeni bir hamleyle, bu istikamette gayretle
çalışmaktır.
Burada bu meseleyi görüşürken, yollarla ilgili şunu da ifade
etmek istiyorum: Ayrıca, bizim küçük belediyelerimizin, beldelerimizin yol
ihtiyacı var. Karayolu ağında olmayan, Köy Hizmetlerinden de
faydalanamayan küçük kasabalarımızın Karayolu ağına
bağlantı yolları takriben 6 bin kilometredir. 6 bin kilometre
civarındaki bu kasaba yollarının da, şu şekilde veya
bu şekilde, Köy Hizmetleri veya Karayolları ağında mütalaa
edilip süratle yapılması gerekmektedir.
Bu küçük kasabalarımızın iç yolları vardır; bunlar
da, yine, binlerle ifade edilecek kilometredir. Güçleri yoktur. Kasaba
olmuştur, belediye olmuştur; ama, toz toprak içindedir. Bunlar da
önümüzdeki yol projeleridir. Yani, neresinden baksanız, Türkiye'nin yol
meselesinde, 1950'lerde rahmetli Menderes'in başlattığı,
sonraki cumhuriyet hükümetlerinin devam ettirdiği hamlelere yeni hamleler
ilave edip, Türkiye'yi iktisaden büyütecek olan bu altyapı
yatırımlarını öncelikle ele almamız gerekmektedir.
Temenni ederiz, önümüzdeki dönemlerde, bu yıl ve müteakip
yıllarda hükümetlerimizin bütçesi müsait olur, buralara daha çok kaynak
ayırırız; değerli milletvekilleri de, yolların
meselelerini takip sıkıntısından kurtulurlar ve başka
meselelerin halli için elbirliğiyle çalışırlar.
Hepinize hürmetlerimi arz ederim. (RP, DYP, ANAP ve DSP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Efendim, Kırıkkale, Çorum ve Amasya milletvekillerimiz
üzülmesinler; Sayın Bakanımız, her ne kadar
"Samsun-Kavak" buyurdular ise de, meşhur bir darbımeseldir
"Kavak'tan öte yol gider." Onun için, bu, Kavak'tan beri gelir
inşallah.
Efendim, nisan ayındayız; Millî Egemenlik
Bayramımızı, inşallah, hazla, kıvançla, bir kere daha,
kesilmeksizin, bundan sonra da kutlayacağız. (DSP
sıralarından "Sayenizde [!]" sesleri)
Efendim?..
Ben, inandığım bir temennimi ifade ediyorum. Bu temennimi
sulandıracak bir söz, sadece beni değil, Parlamentoyu da rencide
eder.
Şu anda, dinleyici locasında, Çankaya Özel Yasemin Karakaya
İlkokulu öğrencileri var. Bunlar, şimdi yukarıda
oturuyorlar; inşallah, zamanla buralarda oturacaklar. Onlar, ülkemizin
ümidi, istikbalidir. Onları ve onların şahsında bütün
çocuklarımızın, yavrularımızın 23 Nisan
Bayramlarını kutluyorum. (Alkışlar)
2. Hatay Milletvekili Fuat Çayın,
Hatay İlinin sorunlarına ilişkin gündemdışı
konuşması
BAŞKAN Hatay İlinin sorunlarıyla ilgili
gündemdışı konuşma yapmak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubumuzun değerli üyesi Sayın Fuat Çay; buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
FUAT ÇAY (Hatay) Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; son günlerde, kamuoyunda ve basında Hatay'la
ilgili olarak çıkan haberlerle alakalı olmak üzere,
gündemdışı konuşma yapmak için
huzurlarınızdayım. Hepinizi saygılarımla, sevgilerimle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, son günlerde, Hatay'la ilgili,
gerek Millî Güvenlik Kurulunda görüşülen yönüyle gerek kamuoyunda,
doğru veya yanlış, ama, Hatay halkını,
Hataylıları rencide eden birçok duyum ve haberler sergilenmektedir.
Değerli arkadaşlarım, Hatay, 1939 yılında,
Atatürk'ün dehasıyla ve uluslararası politika alanındaki
üstünlüğüyle, plebisit yoluyla ve halkın yüzde 98,5'inin iradesiyle,
Türkiye Cumhuriyetine, bir kurşun sıkılmadan ilhak edilmiştir.
Yani, o zamanın halkı, yüzde 98,5 oyla, Türkiye Cumhuriyetini tercih
ederek bağımsız Hatay Devleti Parlamentosu kendisini
feshetmiş ve Türkiye'ye ilhak olmuştur. Bugün, Hatay'da yaşayan
vatandaşlarımız, o zaman, Hatay'ı, plebisit yoluyla, oyla
ilhak eden ve Türkiye Cumhuriyetini -genç cumhuriyeti- tercih eden
insanların torunlarıdır. (CHP sıralarından
alkışlar)
Bugün, Hatay'da yaşayan insanlar, Türkiye Cumhuriyetine
bağlı, genç cumhuriyete bağlı, laik, demokrat ve ulusal
bütünlüğe saygılı, inançtan bağlı bir halk
topluluğunu teşkil etmektedir. Öyle ki, belki Türkiye'nin başka
hiçbir yerinde, belki dünyanın hiçbir yerinde, Arap, Türk, Kürt, Alevî,
Sünnî, Yahudi ve Ermeninin bu kadar güzel uyum içinde, birlikte
yaşadığı bir yer ve bu kadar kültürel mozaik mevcut
değildir. Hatay'daki, demokrasiye, Türkiye Cumhuriyetine, ulusal
bütünlüğe olan bağlılık; yurttaş bilinci ve ulus
bilinci, eğer, Türkiye'nin birçok yerinde olsaydı, sanıyorum,
Türkiye'nin, şu anda içinde yaşadığı
sıkıntıları yaşaması mümkün olmazdı.
Hatay'da, bu kadar kozmopolit gibi görünen; ama, gerçekten uyumlu ve
Türkiye'ye bağlı, Atatürk ilkelerine bağlı, laik
cumhuriyete bağlı olan bu insanlar hakkında bu tür
dedikoduların çıkması ya da bu tür raporların
çıkması, bu insanları rencide etmektedir.
Bugün, Hatay'da, özellikle itham edilen, en fazla itham edilen her Arap
kökenli Alevî kesimin evinde bir Atatürk resmi asılıdır; her
dinî törende, her mevlütte, Atatürk ve silah arkadaşlarına rahmet
okunur. Bununla birlikte, bugüne dek, yine, Türkiye Cumhuriyetinin Ordusunun başarısı,
millî eğitiminin, gençliğinin başarısı ve Türkiye'nin
kalkınması için, her dinî törende dualar okunur. Türkiye'nin hiçbir
yerinde, böyle bir tablo, Türkiye'ye bu kadar bağlılık
görülmemiştir, görüleceğini de sanmıyorum.
Yine, oradaki insanlar arasında, Alevîsiyle, Sünnisiyle mevcut
kaynaşma paralelinde, hayatın her alanında ortaklık
vardır; iş alanında ortaklık vardır, ticarette
ortaklık vardır. Alevî, Sünni, Arap, Kürt ayırımı
yapmaksızın evlilikler yapılmaktadır. Hatay, devletten
gereği şekilde yardım görmemesine rağmen, Hatay
halkının çalışkanlığıyla, bugün, Türkiye'nin
en sayılı kalkınmış vilayetleri arasında
bulunmaktadır.
Cuma günü, Millî Güvenlik Kurulunda, basından öğrendiğim
kadarıyla, bu konu tartışılmıştır. Elbette
tartışılacaktır; Millî Güvenlik Kurulu anayasal bir
kuruluştur; Millî Güvenlik Kurulu, ulusal savunmayla ilgili her türlü
konuyu değerlendirmek ve tedbir almak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FUAT ÇAY (Devamla) Sayın Başkan, konunun önemine binaen...
BAŞKAN Ne kadar?..
FUAT ÇAY (Devamla) 3-4 dakika... Konu çok önemli Sayın
Başkan.
BAŞKAN Peki, gel ortasını bulalım bunun...
Buyurun.
FUAT ÇAY (Devamla) Bu konu tartışılacak, tedbirler de
alınacaktır. Ancak, 1980'den bu yana, devletin içinde, şoven,
yanlı ve irticacı bazı kesimlerin ve bunlara bağlı
olarak bazı haber kaynaklarının ürettiği raporlar,
gerçekleri yansıtmamaktadır.
Yine, basından öğrendiğimiz kadarıyla, oradaki Arap
kökenli, Alevî kökenli insanların, Suriye ile işbirliği
yaptığı iddiaları ortaya atılmaktadır; orada, Alevî
nüfusunun toprak üstünlüğünün sağlandığı, hatta kimi
iddialara göre de, Suriye'den para aldığı ve Suriye'nin
emellerine hizmet etmek amacıyla çalışmalar içinde olduğu
ileri sürülmektedir. Bu, kendi özgür iradesiyle Türkiye Cumhuriyetini tercih
eden ve ulusal bütünlüğe en saygılı olan Hatay halkına
yapılacak en büyük hakarettir, bundan daha büyük bir hakaret olamaz.
Bu raporlar muvacehesinde, ne yazıktır ki, mevcut
hükümetlerce, öteden beri, oradaki toprak ve nüfus dengesini sağlamak
üzere, Türkiye'nin birçok yerinden, zaman zaman, göçerler ve afetzedeler, iskân
yoluyla oraya yerleştirilmeye çalışılmaktadır.
Bu, tabiî, 1,5 milyon nüfusu bulan Hatay halkında büyük tedirginlik
yaratmakta, insanlar arasında huzursuzluk yaratmakta, insanlar
arasında güvensizlik yaratmakta ve tepkilerine neden olmaktadır. Bu
tür politikalardan mutlaka vazgeçilmesi, bu tür anlayışların
mutlaka bir yana atılması gerekmekte ve orada yaşayan
halkın, ulusal bütünlüğe olan saygısını kabul etmek,
onlara inanmak, onları cesaretlendirmek ve yüreklendirmek gerekmektedir.
Hatay'da, zaman zaman terör eylemleri olmaktadır. Suriye'nin,
Türkiye üzerinde emelleri dün vardı, bugün vardır, yarın da
olacaktır. Suriye'nin, genç, dinamik Türkiye Cumhuriyetini hiçbir zaman
hazmetmesi mümkün değildir. Bütün İslam ülkeleri içerisinde,
demokrasi ve laiklikle yönetilen tek ülke olan Türkiye Cumhuriyetinin, diktatör
ülkeler tarafından hazmedilmesi mümkün değildir; ama, bunun
cezasını, diyetini; oradaki, Atatürkçü, laik, çağdaş ve
ulusal bütünlüğe saygılı olan insanlara ödetmemek gerekmekte.
Korkarım ki, bu, son yayınlanan ve...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Çay, lütfen; tamamlayın...
FUAT ÇAY (Devamla) Toparlıyorum efendim.
BAŞKAN Buyurun.
FUAT ÇAY (Devamla) ...kamuoyuna yansıyan -doğrudur
yanlıştır bilemiyorum- Millî Güvenlik Kurulunun bu konudaki
tavsiye kararını da bilmiyorum; ama, Millî Güvenlik Kurulunun
sağduyulu davranışıyla; Hatay'ı çok iyi bilen Sayın
Hatay Valisinin tespitleri doğrultusunda ve Sayın Cumhurbaşkanımızın
da bu konudaki bilgisi doğrultusunda bir karar çıkmış
olmasını, ben, özellikle diliyorum; ancak, bu aşamada bu
kararın yayımlanmasından sonra, halktaki tedirginliği
gidermek amacıyla, mutlak surette, Hükümetin, bu konuda bir açıklama
yapması gerekmektedir.
Bununla birlikte, oradaki iskân politikalarından vazgeçilerek,
ihaleye verilen iskân evlerinin ihalelerinin iptal edilmesi ve iskâncılara
verilecek toprakların, iskâncılara verilmekten vazgeçilip...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FUAT ÇAY (Devamla) Sayın Başkan, toparlıyorum; son
cümlemi söylüyorum.
...onu, yıllardır orada işleyen ihtiyaç sahiplerine
verilmesi ve kamuoyuna yanlış
biçimde yansıyan bu tür iddialardan cesaret alarak; devlet
kadrolarında mevcut irticacı ya da şoven şahinci
grupların baskılarının artırılmasını
önlemek ve halkı rahatlatmak kaydıyla ve düşüncesiyle,
Hükümetin, bu konuda açıklama yapması ve halkı
rahatlatmasını diliyorum. Türkiye Cumhuriyetinin oradaki güvencesi,
yine oradaki Hatay halkıdır.
Sayın Başkana, söz verdiği için teşekkür ediyor;
sizlere, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Çay, teşekkür ediyorum.
Hükümetten bir talep yok.
3. Kahramanmaraş Milletvekili Avni
Doğanın, öğretmenlerin yetiştirilmesine ilişkin
gündemdışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı
Mehmet Sağlamın cevabı
BAŞKAN Şimdi, üçüncü sırada, öğretim ve
eğitim sorunlarıyla ilgili olarak, Refah Partisi Milletvekili
Sayın Avni Doğan; buyurun efendim. (RP sıralarından
alkışlar)
AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime, hepinizi saygıyla selamlayarak
başlamak istiyorum.
Bilindiği gibi, son günlerde tartışılan, en
yoğun konu, eğitim sistemimiz olmuştur. Temel eğitimin 8
yıla çıkması, niteliği, uzun süredir -aşağı
yukarı bir aydır- tartışılıp duruyor. Tabiî, 7
yaşında sınıfa girmiş, 45 yaşında
sınıftan çıkmış bir öğretmen olarak, bir
eğitimci olarak -yani, 38 yılını fiilen sınıfta
geçirmiş bir öğretmen olarak- beni en çok rahatsız eden
şey; Türkiye'deki siyasî çatışmaların merkezine
eğitimin alınma hadisesidir. Türk eğitiminin, mutlaka, siyasî
çatışmaların odağı olmaktan kurtarılması
lazım. Bu, bir aylık tartışma esnasında, benim
dikkatimi çeken, beni oldukça üzen bir konu oldu.
Eğitimin temel unsurlarından biri olan; hatta, eğitimin
temel unsurlarından ilki olan öğretmen konusuna; öğretmen
yetiştirme, öğretmenin niteliği, öğretmenin bugünkü durumu
hakkında hiç konuşulmaması beni ciddî şekilde üzdü. Siz,
eğer, eğitim üzerinde duruyorsanız; eğer, siz,
eğitimin değişmesini, eğitimin gelişmesini
istiyorsanız, öğretmen unsurunu unutarak bir yere
varamazsınız.
Dedik ki, eğitim sistemi, hep, siyasal çatışmaların
odak noktasında oldu. Maalesef, eğitimin temel unsurlarından
olan öğretmen de, hep, bu odak noktaya itile geldi. İstenildi ki,
belli zamanlarda, öğretmenler, belli dünya görüşlerinin, belli
ideolojilerin kurşun askerleri olsun; tabiî, bu,
başarılamadı.
60'lı yıllara bakıyoruz; ortaokulu bitiren
insanların hiçbir pedagojik formasyon almadan okullara öğretmen
olarak doldurulduğunu görüyoruz. 70'li yılların ortalarına
doğru, bir salatalık mevsiminde okula alınan insanların
yani 45 günde okullara, resim öğretmeni olarak, fizik öğretmeni
olarak, kimya öğretmeni olarak, ingilizce öğretmeni olarak
atandığını görüyoruz. Bu, siyasetin, eğitim sistemimiz
üzerindeki utanılacak gölgesinden başka bir şey değildir.
(RP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Geldik bugüne; yani, son 10 yıllık bilançoya: Ne oluyor;
veterinerler öğretmen yapılıyor!.. Bugün, veterinerler, okullara
öğretmen olarak gönderiliyor!..
YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) Bu İktidar
yaptı...
AVNİ DOĞAN (Devamla) Bunda, bizim payımız yok;
bunda, bu İktidarın payı yok. Bunda, ekranlara çıkıp
kahramanlık yapan eski eğitim bakanlarının payı var;
bunda, herkesin payı var.
Biliyorsunuz, 6 ayda öğretmen yetişmiyor. Öğretmen,
liseden sonra en az 4 yılda yetişiyor. Şimdi, ben, bu
polemiğe girmek istemiyorum. Eğer, öğretmen 6 ayda
yetişseydi, yetiştirilirdi; geçmişte, 1977 yılında bu
denendi, olmadı.
Değerli kardeşlerim, öğretmenlik, bir meslektir;
uzmanlık gerektiren bir meslektir; yani, kişi, öğretmen
yetiştirilen okulda, öğretmenliğin ruhunu bizzat yaşaya
yaşaya, onun mehabetini içinde hissede hissede; eğitim tekniklerini,
öğrenim metotlarını, öğrenci psikolojisini öğrene
öğrene; ayrıca, okullarda uygulaya uygulaya öğretmen olur; 6
ayda olmaz, 1 yılda olmaz... Bunun için belli bir zamana
ihtiyacımız var.
Tabiî, yıllardır şunu biliyoruz: 1997 yılında
kaç öğretmene ihtiyacımız varsa, bunu yetiştirmemiz
lazımdı; bunu yapmadık. 1995'te kaç öğretmene
ihtiyacımız varsa, bunu yetiştirmemiz lazımdı; bunu da
yapmadık ve gele gele, bu noktaya geldik. Şimdi, ziraat
mühendislerini öğretmen yapıyoruz, sonra da,
çağdaşlaşmaktan bahsediyoruz!.. Bundan büyük
çağdışılık kesinlikle olmaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Doğan, toparlayın; lütfen...
AVNİ DOĞAN (Devamla) Değerli kardeşlerim,
bunların bir kısmının pedagojik formasyon
aldığı iddiasındayız. Şunu net olarak söyleyeyim:
Bir okulda 6 ay pedagoji eğitimi alınarak öğretmen olunmaz,
nazarî pedagoji bilgileriyle öğretmen olunmaz; öğretmen, okullarda
uygulama yapılarak yetiştirilir.
Şu an 19 bin öğretmen kadrosu bekleniyor; sıra bize
geldi... Ne olacak; 19 bin öğretmen mi var kadro olsa? Siz, biraz daha
ziraat mühendisi, biraz daha işletmeci göndereceksiniz okullara, sonra da
diyeceksiniz ki "biz, eğitimi sekiz yıla
çıkaracağız, bu ülkenin çocuklarını iyi
eğiteceğiz."
Değerli arkadaşlar, bir şeye mecburuz; buğday
yetiştirmekle insan yetiştirmenin arasındaki temel fark,
çağdaş olmanın da temel gereğidir. Bunu idrak etmek
zorundayız; bu, çok önemlidir.
Herşeyden önce, 2000 yılında ne kadar öğretmene
ihtiyacımız var; biz, onu yetiştirmek zorundayız; yoksa,
televizyonlara çıkıp "eğitim sistemimizin fizikî
altyapısı hazırdır, 19 bin öğretmen alırsak
-tabiî, bunlar, öğretmen değil, ziraat mühendisi- bütün meseleleri
çözeriz" demek yetmiyor. Ben, bunu, bir öğretmen olarak, biraz önce
söylediğim gibi, 7 yaşında sınıfa girmiş 45
yaşında sınıftan çıkmış; bu ülkeyi seven, bu
ülkenin değerlerini seven bu ülkenin tarihini seven, bu ülkenin
çocuklarını seven bir eğitimci olarak istiyorum. Bu konuya,
Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Türk siyasetçileri olarak, bütün siyasî
partiler olarak acilen el atmak durumundayız.
Teşekkür ediyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Doğan, ben teşekkür ediyorum.
Gündemdışı konuşmaya cevap vermek üzere, Millî
Eğitim Bakanı Sayın Sağlam; buyurun.
MİLLî EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM
(Kahramanmaraş) Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
değerli arkadaşımız Avni Doğan'ın, özellikle
öğretmen yetiştirmeyle ilgili konuşmasını dinledik;
konuşmasından yararlandığımızı hemen
söylemeliyim. Ben, bazı konulardaki düşüncelerine, öğretmen
yetiştirmeyle ilgili olarak son yıllarda neler
yaptığımızı, neler yapageldiğimizi, faaliyetleri
kısaca özetleyerek cevap vermek istiyorum.
Bunlardan birincisi şu; yıllarca -kendilerinin söylediği
gibi- ortaokul mezunlarının yahut 45 günlük mektupla öğretimle,
3 aylık eğitimle öğretmen yapıldığı
doğrudur. Şu anda, özellikle, ilköğretim okullarındaki 300
bine yaklaşan öğretmenlerimizin, ilk öğretmenlerimizin; hatta,
bazı branş öğretmenlerimizin, geçmişte 40 binlik, 50
binlik, 100 binlik gruplar halinde, ortaöğretim mezunlarından temin
edildiği, bazen de kısa devrelerle öğretmen
yapıldığı doğrudur. Son yıllarda -özellikle 1990
yılından sonraki yıllarda- bütün öğretmenlerin üniversite
mezunu olması gibi, çok yararlı, çok yerinde bir karar
alınmıştır. Bundan sonra, bu tip kısa devre yahut 3
aylık 5 aylık eğitimlerle öğretmen olunması
durmuştur. Dolayısıyla, öğretmen yetiştirme,
fakültelerde; yani, eğitim fakültelerinde yapılmaya
başlanmış, bir ara iki yıllık ve üç yıllık
yükseköğretmen okullarının yahut öğretmen yetiştiren
yüksekokulların, 1991 yılından itibaren dört yıllık
fakülteye dönüştürülmesiyle, sınıf öğretmenliği
yetiştirmede aşağı yukarı iki yıl hiç mezun
verilmemiştir. Bugün, özellikle sınıf
öğretmenliğindeki, yani ilkokul, ilköğretim
öğretmenliğindeki açık, bir planlama hatasından ziyade, iki
yıl ve üç yıl süreli olan öğretmen yetiştiren
yüksekokulların sürelerinin dört yıla çıkarılması ve
iki yıla yakın bir süredir hiç mezun vermemesinden
kaynaklanmaktadır. Bu, sık sık, bilinerek veya bilinmeyerek
tekrar ediliyor; yani, hiç planlama yapılmadı mı, neden bu
eksiklik var; bunu, bu kürsüden müteaddit defalar ifade ettim, bir kere daha
ifade ediyorum: Aşağı yukarı, iki yıllık ve üç yıllık
öğretmen yetiştiren yüksekokullar, 1991 yılından itibaren,
dört yıllık eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve iki
yıla yakın hiç mezun vermeme durumuyla karşı
karşıya kalınmıştır. İlköğretimdeki
temel açık buradan kaynaklanmaktadır; ama, son yıllarda bunun
farkına varılmış; mesela, tekrar, öğretmen liseleri,
Anadolu öğretmen liseleri açılmış; öğretmen
yetiştiren okullara gidecek olan öğrencinin daha kaliteli olması
için özel burslar tahsis edilmiş ve son yıllarda, özellikle
öğretmen yetiştiren fakülteleri tercihte, belli bir kalite yükselmesi
de olmuştur.
Şimdi, değerli arkadaşımızın, son
yıllarda -daha doğrusu 1996 yılında- özellikle fakülte
mezunlarından öğretmen alınmasına dair eleştirisine de
katılmak mümkün değildir. Şunun için değildir: Bu ülkede,
lise mezunlarını öğretmen vekili olarak atıyorsunuz;
yıllardır atıyorsunuz kimse eleştirmiyor, kimse
eleştirmiyor; çünkü, herkesin işine geliyor. Leblebi
dağıtır gibi, hısım akrabanın lise
mezunlarına öğretmen vekilliği dağıtıldığı
için, herkesin işine geliyor!.. Şimdi, biz, bunu kaldırdık
ve üniversite mezunlarından öğretmen atıyoruz. Değerli
arkadaşım, veteriner örneğini verdi; veterinerler, liseden sonra
beş sene okurlar, beş sene!.. Lise mezununu öğretmen vekili
yapacağınıza, veteriner fakültesi mezunu pırıl
pırıl genci öğretmen yapmakta niye bu kadar sakınca
görüyorsunuz?!. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, biz, ayrıca, 45 bin
öğretmen atadık -Yüce Meclisin bilgisine sunuyorum- bunun 35 bini
eğitim fakültesi mezunu öğretmenlerdir. Üniversite mezunlarından
sadece 10 500 kişi atadık. Bunların da hepsi, mühendislik,
mimarlık, veterinerlik fakültesi gibi okullardan mezunlardır ve
bunlardan, formasyonu olanlar, zaten öğretmen formasyonuyla derse
girmişlerdir, formasyonu olmayanlara da formasyon tamamlama kursları
açılmıştır; buna, yazın da devam edeceğiz. Olay
şudur: Eğitim fakültelerinden yılda 5 bin civarında
öğretmen mezun oluyor. Üniversitelerin ne kadar üst kapasiteyle
çalıştığını biliyorsunuz. Bunu zorlasanız,
belki yüzde 50 kontenjan artırabilirsiniz; yüzde 100 bile
artırsanız, 480 bin öğretmen bulunduğu için,
yıllık emekliye ayrılma, son beş yılda, 25 bin ilâ 30
bin arasında değişiyor; yani, 5 bin veya 10 bin öğretmen
yetiştiriyorsunuz, 30 bin öğretmen emekli oluyor. Mesela; 1996
yılında 30 500 öğretmen emekli oldu. Bu da, fazla bir oran
değil; çünkü, rakam yüksek; yani, diğer mesleklerdeki gibi, ortalama
yüzde 5'i emekli olsa, bu, yılda, aşağı yukarı 25 bin
tutuyor. Dolayısıyla, bizim bütün çabamız, lise
mezunlarıyla idare etme yerine, hiç olmazsa, bir yıl içerisinde
başvuran fakülte mezunlarından, formasyon da vermek suretiyle, bu iki
yıl mezun olmamanın yarattığı açığı
kapatmak, sonra da eğitim fakültesi mezunlarından öğretmen
yetiştirmeye devam etmektir; yapılan uygulama budur. Bence,
başka bir çaresi de yoktur.
Elbette, bizim arzumuz, hedefimiz, eğitim fakültelerinden mezun
sınıf öğretmenleri almaktır. Nitekim, Yüksek Öğretim
Kuruluyla yapılan görüşmeler sonunda, sınıf öğretmeni
yetiştiren eğitim fakültelerinin yapısını
değiştirdik; bu yıldan itibaren daha fazla öğretmen
alacaklar; ama, takdir edersiniz ki, bu, yine iki, üç yıllık asgarî
bir zaman sürecine vabestedir. Dolayısıyla, biz, bu 19 bin
öğretmeni daha sınıf öğretmeni olarak
atadığımızda; daha evvel alan öğretmeni olup da sınıf
öğretmeni olarak atadıklarımızı, alan
öğretmenliğine çekip, işi normal mecrasında
sürdüreceğiz.
Tabiî çok önemli bir nokta, öğretmenlerimizin, sadece işe
alınmalarıyla işin bitmediğidir. Onları, daha cazip
bir mesleğin mensupları yapabilmek için, en azından, giriş
derecesinden itibaren ekgösterge verilmesi, özel hizmet tazminatı
tavanının yükseltilmesi ve hepsinden önemlisi, çalışma
esaslarını yasal ve objektif esaslara bağlamak için
çalışmalarımız var; bunlar hazır, birkısmı
kararname şeklinde, birkısmı kanun tasarısı
şeklinde... Kanun tasarısı olanlar Yüce Meclisin... (Gürültüler)
BAŞKAN Sayın Bakan, bir dakikanızı rica edebilir
miyim... Sürenizi durdurayım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla)
Tabiî.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, çok güncel olan bir konuda
Sayın Bakanımız Yüce Kurula bilgi arz ediyor; acaba takip
imkânı bulabiliyor musunuz? ("Hayır" sesleri) İstirham
ediyorum... Rica ediyorum...
Efendim, buyurun.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI MEHMET SAĞLAM (Devamla)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dolayısıyla, özellikle işe alma yanında, bir
taraftan emeklilikleri önlemek ya da mesleğin cazibesini muhafaza etmek
için -çünkü son yıllarda özel okullar da, öğretmen
çalıştırma konusunda, devletle büyük bir rekabete
girmiştir- bunların, belirli özlük haklarına ilişkin sorunlarını
çözme konusunda hazırlıklarımız var; tasarılar Yüce
Meclise geldiğinde, bütün arkadaşlarımızın
desteğiyle, öğretmenlerimiz için bu özlük haklarıyla ilgili
düzenlemeler yapılırsa, öyle zannediyorum ki, mesleğin daha da
ileriye gitmesi için yardım etmiş oluruz.
Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan, efendim, bir leblebi örneği verdiniz;
inşallah, bu, Çorum leblebisi değildir; çünkü, o, çok zor elde
ediliyor!..
Teşekkür ediyorum.
Sayın Üstüner, bir notunuzu aldım; gayet tabiîdir, Sayın
Doğan, herhangi bir meslek grubunu küçümsemek için o beyanda
bulunmadı. Bendeniz de takip ettim. Sayın Doğan, pedagojik
formasyonun çok önemli olduğunu vurgulamak istedi, böylece de, talebiniz,
zabıtlara geçmiş oldu.
Teşekkür ediyorum.
Veterinerleri hepimiz çok seviyoruz.
KÂZIM ÜSTÜNER (Burdur) Veteriner hekimleri...
BAŞKAN Veteriner hekimleri... Veteriner sağlık
memurlarını da seviyoruz efendim.
ALİ DİNÇER (Ankara) Sayın Başkan, madem
veterinerlik yapmayacaklar da, ziraat mühendisliği yapmayacaklar da, neden
onlara ...
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, gündemdışı
konuşmalar tamamlanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır; okutuyorum:
B)
TEZKERELER VE ÖNERGELER
1. Slovenya Cumhuriyetine gidecek olan
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirele, dönüşüne kadar,
TBMMBaşkanı Mustafa Kalemlinin vekâlet edeceğine ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/734)
2 Nisan
1997
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Slovenya Cumhurbaşkanı Milan Kucan'ın davetlisi olarak,
3-4 Nisan 1997 tarihlerinde Slovenya Cumhuriyetine resmî bir ziyarette
bulunacağımdan, dönüşüme kadar
Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 106 ncı maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kalemli vekâlet edecektir.
Bilgilerinize sunarım.
Süleyman
Demirel
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN Bilgilerinize sunulur.
Sayın milletvekilleri, Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi
Gruplarının, İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş
müşterek önerileri vardır; okutup, müzakere açacak, sonra da,
ayrı ayrı oylarınıza arz edeceğim:
V.
ÖNERİLER
A)
SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1. Genel Kurulun çalışma gün
ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına
ilişkin RP ve DYP Gruplarının müşterek önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 2.4.1997 Çarşamba günü yapılan
toplantısında siyasî parti grupları arasında oybirliği
sağlanamadığından, Gruplarımızın
aşağıdaki müşterek önerilerinin, İçtüzüğün 19
uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını
saygılarımızla arz ederiz.
Mehmet
Gözlükaya Salih
Kapusuz
Denizli
Kayseri
DYP
Grup Başkanvekili RP
Grup Başkanvekili
Öneriler:
1- Genel Kurulun 2.4.1997 Çarşamba ve 8.4.1997 Salı günleri
15.00-21.00; 3.4.1997 Perşembe, 4.4.1997 Cuma, 9.4.1997 Çarşamba,
10.4.1997 Perşembe ve 11.4.1997 Cuma günleri 14.00-21.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesi; 2.4.1997
Çarşamba ve 9.4.1997 Çarşamba günlerinde sözlü soruların
görüşülmemesi; 8.4.1997 Salı günü sözlü sorular ile diğer denetim
konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesi; 4.4.1997 Cuma ve 11.4.1997 Cuma günlerinde de kanun
tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
2- 2.4.1997 tarihli gelen kağıtlarda yayımlanan ve
bastırılıp dağıtılan Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 273
sıra sayılı kanun tasarısının, 48 saat geçmeden,
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 5 inci sırasına,
gündemin 128 inci sırasında yer alan 257 sıra sayılı
kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 123 üncü sırasında
yer alan 250 sıra sayılı kanun tasarısının 7 nci
sırasına, 100 üncü sırasında yer alan 226 sıra
sayılı kanun teklifinin 8 inci sırasına, 7 nci sırasında
yer alan 146 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu
sırasına, 5 inci sırasında yer alan 192 sıra
sayılı kanun teklifinin 10 uncu sırasına, 12 nci
sırasında yer alan 215 sıra sayılı kanun teklifinin 11
inci sırasına, 125 inci sırasında yer alan 254 sıra
sayılı kanun teklifinin 12 nci sırasına, 107 nci
sırasında yer alan 231 sıra sayılı kanun
tasarısının 13 üncü sırasına alınması
önerilmiştir.
BAŞKAN Sayın Başesgioğlu, öneri aleyhinde söz
talebiniz var.
MURAT BAŞESGİOĞLU (Kastamonu) Genel Kurulun fazla
zamanını almamak amacıyla geri alıyorum.
BAŞKAN Peki efendim.
Sayın Sav?..
ÖNDER SAV (Ankara) Ben de geri alıyorum.
BAŞKAN Siz de geri alıyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Sayın Başkan, öneri lehinde söz
istiyorum.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) Ben de lehinde söz istiyorum.
BAŞKAN Peki efendim.
Zaten, iki değerli arkadaşımız aleyhinde söz talep
etmişlerdi. Lehinde, Sayın Kapusuz, Sayın Gözlükaya söz
talebinde bulundular.
Sayın Kapusuz, buyurun. (RP sıralarından
alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; teklif etmiş olduğumuz Grup
önerimizle ilgili, şahsî görüşlerimi arz etmek üzere
huzurlarınıza geldim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hepinizin ve milletimizin de yakinen takip ettiği gibi, Türkiye'de,
yıllardan beri birikmiş olan birçok problemin halledilmesi zarureti
söz konusudur. Demokrasilerde aslolan da, milletimizin halline ihtiyaç
duyduğu bu konuların, yetkili merciler tarafından çözüme
kavuşturulması esasıdır.
Parlamento, yasama görevini yürütmekle sorumlu olmasından
dolayıdır ki, elbette, bugüne kadar yapmış olduğu
verimli, faydalı çalışmalarını aynı şekilde
sürdürmek, götürmek mecburiyetindedir.
Bugün, biz, İktidara mensup iki grup olarak, bir Danışma
Kurulu toplantısı talebinde bulunduk. Bu talebimizi, Parlamentoda
grubu bulunan arkadaşlarımıza intikal ettirdik. Bunların
bir kısmında mutabakat sağladık. Mutabakat sağladığımız
konular şunlardır:
Birinci konu; bayramdan önceki hafta -yani 15 - 16 Nisan günleri-
Meclisimizin çalışmalarına ara vermesidir.
Ayrıca, 22 Nisan Salı günü -ki, bildiğiniz gibi, 23
Nisan, Parlamentonun çalışma günü olarak, önemli bir gündür. O gün,
bütün arkadaşlarımızın burada olması
gerektiğinden hareketle- İstanbul'da yaşanan tanker
faciasıyla ilgili olarak bütün gruplarımızın vermiş
olduğu Meclis araştırması önergelerinin tamamı,
gündemimizde yer alacak ve Parlamentomuzda görüşülecektir.
23 Nisan, hepinizin de bildiği gibi, önemli bir günümüzdür;
milletvekillerimizin tamamı Parlamentoda bulunmaktadır. 24 Nisan günü
ise, 2 denetim konusunu, yine, özellikle muhalefetin talebi gereği,
önplana aldık. Bunlardan biri, Avrupa Birliğiyle ilgili genel
görüşme talebidir. Anavatan Partisinin vermiş olduğu bu genel
görüşme arzusunu yerine getirmek için, bunu, o günkü gündemimize koyduk.
Bir de Meclis soruşturması söz konusudur; onu da 24 Nisan gününe
koyduk ve Parlamento, 22, 23 ve 24 Nisan günleri çalışacaktır;
bunda mutabakat sağladık.
Tabiî, Parlamentonun gündeminde o kadar çok tasarı, teklif ve
özellikle uluslararası anlaşma var ki, bunları kısa zamanda
halletmek gibi bir zaruretimiz de söz konusudur. Şimdi, böyle bir ortam
içerisinde, özellikle Dışişleri Bakanlığımız,
yurt dışından Türkiye'yi teşrif eden heyetler veyahut da
yurtdışına giden değerli temsilcilerimizin ve
bakanlarımızın muhatap oldukları birtakım talepler
vardır ki, biz, bunların önceliğini Dışişleri
Bakanlığımızdan istedik. Bütün siyasî parti gruplarına
da, bu, öncelikli olarak istedikleri konuları listeler halinde gönderdik.
ENİS SÜLÜN (Tekirdağ) Memurlar kararnamesi bekliyor.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Şu anda, Genel Kurulda gündemde
olan, tam 63 tane, önceliği olan, anlaşması
yapılmış, onaylanmayı bekleyen sözleşme söz konusudur.
Bunlar için, bir konsensüs gereği, beraberce, bütün siyasî partilerimiz
birlikte hareket ederek -cuma günlerini buna ayıralım diye-
önerilerimizden bir tanesi cuma günlerini, çalışma günü olarak, bu
konuları görüşmek için önplana çıkarıyoruz.
ABBAS İNCEAYAN (Bolu) Kararnameler bekliyor.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Dolayısıyla, cuma günlerini, bu
müşterek konular için çalışma günü olarak önerdik; ancak, tabiî,
bu arada, çalışma saatlerinin de uzatılmasına ihtiyaç var.
Bunlar için de getirdiğimiz teklif şudur: Bu hafta, bugün, yani çarşamba
günü dahil olmak kaydıyla 15.00-21.00, önümüzdeki salı günü, bir
heyetin Türkiye'ye gelmiş olmasından dolayı, yine,
çalışma saatlerini 15.00-21.00 olarak, bunun dışındaki
diğer günleri de 14.00-21.00 olmak kaydıyla
arkadaşlarımıza öneriyoruz. Niçin; çünkü, şu anda
gündemimizde olan özelleştirmeyle alakalı çok önemli bir tasarı
söz konusudur. Dün olduğu gibi bugün de, hangi siyasî partiyi
konuşturursanız konuşturunuz, biz özelleştirmeden
yanayız derler. Hatta, bu işin şampiyonu biz olduk, bu işin
öncülüğünü biz yaptık, Türkiye'de özelleştirmenin aciliyeti
vardır diye beyanda bulunurlar. Bu noktayı göz önünde tutarak, biz,
özelleştirmenin geçmişini de ilgilendiren birtakım konularla
alakalı olarak, bu tasarıyı getirdik; bunun aciliyeti söz
konusudur.
Bununla beraber, Gümrük Kanununda bir maddelik bir değişiklik
söz konusudur; bunu gündeme almayı öneriyoruz.
Sosyal Sigortalar Kurumunun alacaklarının
hızlandırılmasıyla ilgili bir tasarı var ki, şu
anda bu alacakların ödenmesi konusunda birtakım tereddütler söz
konusu, hatta ödenmesi gerekli olanları -üzülerek söyleyelim ki- tehir
ediyorlar. Bunu göz önünde bulundurduğumuzdan dolayıdır ki, bu SSK alacaklarının
hızlandırılması için, birtakım
kurumlarımızın da rahatlatılması için bu
tasarının görüşülmesi lazım.
Bu tasarıyla getirdiğimiz şey şudur: Bugüne kadar,
Türkiye'de faizlerin çok yüksek olmasından dolayı, zamanında
ödeme yapamayanlar, yüzde 15'ler mertebesindeki aylık faiz tutarından
dolayı, altından kalkamayacakları yükümlülüğe ve borca
girdiler. Bunu ortadan kaldırmak için, bu tasarıyla, biz, borcun
anası kadar gecikme zammı uygulanmak kaydıyla, bunu da 10 aya
taksitlendirmek suretiyle ödenmesini temin etmek, devletin bu
alacaklarını tahsil etmek istiyoruz. Bu, hem borçlular için hem de
Hükümetimiz ve devletimiz için çok önemli bir tasarıdır.
HASAN GÜLAY (Manisa) Geldiler... Geldiler... Konuşmanı
bitirebilirsin...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Bununla beraber, aynı zamanda Türk
Ceza Kanununun cezaları ilgilendiren maddelerindeki cezaî müeyyidelerin
parasal karşılığı çok komik duruma
düşmüştür. 100 lira, 500 lira, 1 000 lira gibi âdeta
masrafını karşılamayacak cezalar hüviyetini
taşıdığı için, bunları güncelleştirmeye
ihtiyaç duyulduğundan dolayıdır ki, bunu gündemimize
alıyoruz.
YÖK Kanunuyla ilgili kanun teklifi var.
Hepinizin yakinen bildiği gibi, geçmişte konsensüs
sağlayarak çıkardığımız, bugün için ise,
birtakım değişikliklerine beraberce karar verdiğimiz Trafik
Kanununu gündeme alıyoruz.
Ayrıca, milletvekilliği emekliliğini ilgilendiren,
özellikle birkısım milletvekili arkadaşlarımızın
şu anda emeklilikten mahrum olmaları hasebiyle -ki,
arkadaşlarım gözüme bakıyorlar- bunun, öncelikle
görüşülmesi için bir aciliyet söz konusudur. Hukukî boşluk
vardır; buna ihtiyaç vardır; bunu getiriyoruz.
Bununla beraber, birçok çevrelerin de yakinen ilgilendiği Mera
Kanunuyla ilgili bir tasarı var; onu gündemimize alıp,
çalışmak istiyoruz.
Bir de, yine konsensüs sağlayarak karar verdiğimiz, pamuk
borsasını ilgilendiren bir teklif daha söz konusudur.
İşte, biz, bayram öncesinde, bugün, yani çarşamba,
perşembe, cuma; haftaya salı günü de denetimi kaldırarak,
salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri bu kanun tasarı ve
tekliflerini görüşmek için çalışma saatlerini bir saat öne
alıp, 14.00'ten 21.00'e kadar çalışmayı öneriyoruz. Ümit
ediyorum ki, burada bulunan değerli milletvekili arkadaşlarım,
milletimizin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM GÜRDAL (Antalya) Sayın Kapusuz, maksat
hâsıl oldu...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Teşekkür ediyorum Sayın Gürdal.
BAŞKAN Efendim, son sözünüzü lütfen...
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Toparlıyorum Sayın
Başkanım...
BAŞKAN Toparlamayın, son sözünüzü söyleyin...
Buyurun.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Son sözümü söylüyorum o halde.
Ben inanıyorum ki, burada bulunan bütün milletvekili
arkadaşlarım, iktidar-muhalefet farkı gözetmeksizin,
milletimizin beklediği, arzu ettiği bu konularla ilgili
çalışmalara destek verecekler, katkı vereceklerdir; bu
katkılarından dolayı, şimdiden, hepsine teşekkür
ediyorum.
Saygılar sunuyorum. (RP ve DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Kapusuz, teşekkür ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Devamla) Ben de teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN Sayın Gözlükaya, buyurun efendim.
Sayın milletvekilleri, bu konudaki söz süreleri 10'ar
dakikadır. Bazen arkadaşlarımız huzursuzlanıyor, süre
geçti diye; ama, İçtüzüğün verdiği süre 10 dakidadır; onu
kullandırıyorum.
Buyurun Sayın Gözlükaya.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Çok uzun konuşacak değilim; yalnız, bu önerimizle ilgili
olarak çok kısa bir şeyler söylemek isterim. Sayın Kapusuz,
bütün detaylarıyla konuyu izah ettiler. Ben şunu söylemek istiyorum:
Bu Parlamento, çok kaliteli, çalışkan
olmasına rağmen; maalesef, bir yılda yaşlanan bir
Parlamento haline gelmiştir. Bunda, bizlerin mutlaka suçu vardır
demiyorum; ama, şunu kabul etmek lazım ki, bu itibar zaafı,
Parlamentonun bünyesine yakışmıyor. Bu itibarsızlığa
düşmemizin sebeplerinden biri, yeterli sayıda, elzem olan kanun
çıkaramamamızdır. Şimdi, önümüzde o kadar önemli, hayatî
kanunlar var ki, maalesef, bunlara sıra getiremedik, bunları gündeme
bile alamadık. Bu bakımdan, ben diyorum ki, günde bir saat fazla
çalışacağız -ki, bu altı gün sürecek- bu, Yüce
Meclisin bir takdiri olmalıdır. Yüce Meclis, bekleyen kanunları
-ki, bu kanunlar önemlidir- bir an önce
çıkarabilmelidir.
Bakınız, saat 16.00'ya kadar gündemdışılarla
meşgulüz, sunuşlarla meşgulüz; daha henüz kanunlara geçemedik;
şimdi, arada bir saat de sözlü sorular var. Sözlü soruları da
geçtiğimiz zaman, saat 17.00... Parlamentoda, yalnız iktidardan
değil, muhalefetten de hiç kimse kalmıyor veyahut yeterli sayıda
arkadaşımız kalmıyor. (DSP sıralarından "hiç
gelmiyorsunuz" sesleri)
İRFAN KÖKSALAN (Ankara) Meclisi, hükümet
çalıştırır!..
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) Niye alınıyorsunuz, onu
anlayamadım ben! Niye alınganlık gösteriyoruz?!
O bakımdan, diyorum ki, çalışma saatlerinin günde bir
saat, iki saat uzamış olmasından Parlamentoya zarar gelmez,
ülkeye fayda gelir. Onun için, gelin, bu çalışma saatlerini önerimiz
istikametinde tespit edelim.
İkinci olarak, çok önemli dediğimiz, Anayasa Mahkemesinin
iptal ettiği, özelleştirmenin, ihale usulü komisyonlarının
teşekkülüyle ilgili çok önemli bir yasa tasarısı var; bu yasa
tasarısı hepimiz için kabulü şayandır; Anayasa Mahkemesi,
bazı sebeplerle, bazı eksiklikler yüzünden iptal etmiştir.
Gelin, bu önemli yasayı çıkaralım. Şu Meclisin içerisinde
bulunan her grup ve her siyasî parti özelleştirmeden yana olduğunu
defalarca söylemiştir, siyasî propaganda olarak söylemiştir, seçim
beyannamelerinde söylemiştir; ama, gelin, bu aksaklığı
giderici, Anayasa Mahkemesinin iptali istikametindeki düzenlemeleri
yapalım ve arkasından, çok elzem olduğunu bildiğimiz,
Trafik Kanunu gibi birçok kanunu da onbeş gün içerisinde
çıkaralım ve gerçekten itibarlı olan, bize göre itibarlı
olan, her yerde samimiyetle ve ciddiyetle söylediğimiz, söylemeye gayret
edeceğimiz Yüce Meclisin itibarına itibar katalım.
Saygılar sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Gözlükaya, teşekkür ediyorum.
OYA ARASLI (İçel) Sayın Başkan, aleyhte söz rica
ediyorum.
BAŞKAN Önerilerin aleyhinde, Sayın Araslı; buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
OYA ARASLI (İçel) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sizleri saygıyla selamlıyorum.
Bu kürsüde, kaçıncı kere, Danışma Kurulunun,
Meclisin çalışma programı ve gündemiyle ilgili alelacele
getirilmiş değişiklik önerilerini görüştüğümüzü -o
kadar sık tekrarlıyoruz ki bu olayı- ben unuttum. Bu konuda çok
ciddî ve çok önemli bir sorunumuz var. Böyle bir teklifin aleyhinde söz
alırken, amacımız, çalışma saatlerini uzatmamak
değil; amacımız, Meclisi tembelliğe yöneltmek de
değil; ama, bir tek şey istiyoruz: Meclisin hangi gün ve hangi
saatler arası çalışacağı ve bu çalışma
süresi içerisinde hangi konuları görüşeceği belli olsun. Bir
belirsizlik yaşıyoruz. Meclisin ne zaman çalışıp, ne
zaman çalışmayacağını, maelesef -parlamenter
rejimlerde olmaması gerekir- bizim parlamenter rejimimizde hükümet
belirliyor ve hükümete taban oluşturan iktidar partisi grupları
belirliyor.
Şimdi, önümüze, öncelik iddiasıyla getirilen şu listeye
bakalım: Özelleştirme... Demin, lehte söz alan bir
arkadaşımız dediler ki, bütün siyasî partiler özelleştirme
için bir acelecilik içerisindedirler.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir
acelecilik içerisinde değil. (CHP sıralarından
alkışlar) Biz, şunu hatırlatmak istiyoruz: Bu Meclisten,
çok kısa bir süre önce iki yasa geçti. Bunlardan birincisi Emekli
Sandığının mallarının satılmasına izin
veriyordu, ikincisi Sosyal Sigortalar Kurumunun mallarının
satılmasına izin veriyordu. Bu iki yasanın da pek çok hükmünün
Anayasaya aykırı bir nitelik taşıdığını
yine bu kürsüden dile getirdik. Şimdi, bu özelleştirme, Emekli
Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu başta olmak üzere, pek
çok kurumun mallarını, alelacele, varına yoğuna bakmadan
elden çıkarmak için mi isteniyor, acelemiz onun için mi? Onun için mi
gündemdeki sırayı değiştirip bunu öne getiriyoruz?
Yine, bize verilen listeye bakıyorum, YÖK'le ilgili bir
düzenlemeden söz ediliyor. Bu düzenlemenin, üniversitelerimizde ve bizzat
YÖK'ün bünyesinde ne kadar büyük rahatsızlıklara yol
açtığı, komisyondaki tartışmalarda görüldü ve bununla
ilgili bir yorum yapıldı, "Hükümet, YÖK'ün birtakım
işlemlerini, birtakım tasarruflarını beğenmediği
için, laiklik konusundaki karşı çıkışları
Hükümetin hoşuna gitmediği için, YÖK üzerindeki siyasî etkisini daha
ağırlaştırmak üzere, bu yasa tasarısını
hazırladı" denildi. Üzerinde bu kadar tartışma açılmışken,
özellikle üniversite camiasında çok derin huzursuzluklara yol
açmışken, böyle bir tasarının görüşülmesini öne
çekmekte ne gibi yararımız olacak Türkiye olarak?
Yine, bir arkadaşımız burada bir hususu dile getirdiler,
"milletvekillerinin emekliliği konusu gündemde; Anayasa Mahkemesi bir
iptal kararı verdi; bu iptal kararının yarattığı
boşluğu bir an önce doldurmamız gerekiyor; onun için, bunu öne
almamız icap ediyor" dediler.
Değerli arkadaşlarımız, Anayasa Mahkemesinin iptal
kararının, gerçekten, milletvekili emekliliği konusunda ikinci
bir yasal düzenleme aciliyeti ortaya çıkardığı bir
gerçektir; ama, ben size şunu sormak istiyorum: Emekli olmak isteyen
milletvekillerinin bu konuda birtakım sorunları vardır; ama, ya
diğer, emekli olan veya emeklilik için bekleyen, milletvekili
sıfatı taşımayan vatandaşlarımızın bu
konuda hiç mi sorunu yoktur?! Niçin onlara öncelik vermiyoruz veya niçin
onlarla ilgilenmezken böyle bir konuyu önplana çıkarmaya çalışıyoruz?!
Değerli arkadaşlarımız, burada vaktimiz çok
kıymetlidir; onun için, bunu, çok değerli, çok akıllıca bir
biçimde kullanmamız gerekir ve ne zaman
çalışacağımızı, hangi saatler arasında
çalışacağımızı, bu çalışma süresi
içerisinde hangi konuları görüşeceğimizi çok önceden bilmemiz
gerekir. Lütfen, artık, bu, apansızın, baskın şeklinde
kendisini gösteren gündem değişiklikleriyle karşımıza
gelmekten vazgeçiniz. Meclis, saygınlığını, asıl
böyle olaylar yaşadığı için koruyamıyor, alelacele
çıkarılmış yasaların yarattığı sorunlar
nedeniyle saygınlığını yitiriyor. Onun için, Meclisin,
akıllıca, gündemi belli, çalışma saatleri belli bir kurum
niteliğinde çalışmalarını sürdürmesi için gerekli
önlemleri alalım, gerekli titizliği gösterelim ve Meclisin, saygınlığını
korumasına, kazanmasına lütfen yardımcı olalım. Bu
yollar, Meclisin saygınlığını koruması için bize
yararlı olacak yollar değildir. Böyle, baskın şeklinde
gündem değiştirmelerden bir an önce vazgeçelim. Zaten, önümüzdeki
gündem, Danışma Kurulu kararlarıyla yapılmış olan
bir gündemdir. Orada, öncelikli sıraları verdiğimiz tasarı
ve teklifler, zaten, bu konuma, Danışma Kurulu kararlarıyla
gelmiştir. Kendi verdiğimiz kararları, tekrar tekrar
tartışmaya açarak değiştirmeyelim; bunda, ne Yüce Meclisin
ne de Yüce Türk Milletinin hiçbir çıkarı, hiçbir yararı söz
konusu olmayacaktır.
Saygılar sunarım. (CHP ve DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Araslı, teşekkür ediyorum.
Başka söz talebi?.. Yok.
Şimdi, önerileri tekrar okutup oylayacağım; yalnız,
arkadaşlarımızdan bir ricam var...
Sayın milletvekilleri, ayakta konuşan sayın
milletvekilleri, rica ediyorum... Efendim, sayın milletvekillerimiz lütfen
bir yere otursunlar, tüm Genel Kurula rica ediyorum; saymada zorluk çekiyoruz,
tereddütler hâsıl oluyor, sıkıntı doğuyor; ricam
budur.
Birinci öneriyi okutuyorum:
1. Genel Kurulun 2.4.1997 Çarşamba ve 8.4.1997 Salı günleri
15.00-21.00; 3.4.1997 Perşembe, 4.4.1997 Cuma, 9.4.1997 Çarşamba,
10.4.1997 Perşembe ve 11.4.1997 Cuma günleri 14.00-21.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesi; 2.4.1997
Çarşamba ve 9.4.1997 Çarşamba günlerinde sözlü soruların
görüşülmemesi; 8.4.1997 Salı günü sözlü sorular ile diğer
denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi; 4.4.1997 Cuma ve 11.4.1997 Cuma günlerinde de
kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, birinci öneriyi dinlediniz.
Sayın milletvekilleri, hâlâ koltuk beğenemeyen
arkadaşlarıma rica ediyorum!.. (DSP sıralarından
"Oylama yap" sesleri)
Efendim, oylayacağım... Müsaade buyurun...
Birinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Birinci öneri kabul edilmiştir.
İkinci öneriyi okutuyorum:
2. 2.4.1997 tarihli Gelen Kâğıtlarda yayımlanan ve
bastırılıp dağıtılan Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair 273
sıra sayılı Kanun Tasarısının, 48 saat geçmeden,
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmının 5 inci
sırasına, gündemin 128 inci sırasında yer alan 257
sıra sayılı kanun teklifinin 6 ncı sırasına, 123
üncü sırasında yer alan 250 sıra sayılı kanun
tasarısının 7 nci sırasına, 100 üncü
sırasında yer alan 226 sıra sayılı kanun teklifinin 8
inci sırasına, 7 nci sırasında yer alan 146 sıra
sayılı kanun tasarısının 9 uncu sırasına, 5
inci sırasında yer alan 192 sıra sayılı kanun
teklifinin 10 uncu sırasına, 12 nci sırasında yer alan 215
sıra sayılı kanun teklifinin 11 inci sırasına, 125
inci sırasında yer alan 254 sıra sayılı kanun
teklifinin 12 nci sırasına, 107 nci sırasında yer alan 231
sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü
sırasına alınması önerilmiştir.
BAŞKAN İkinci öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Bu öneri de kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, biraz önce, Yüce Heyetçe alınan karar
gereğince "Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
Şimdi, teklif ve tasarıları, gündemde bulunan
sırasıyla okuyacağım; komisyonu ve Hükümeti
arayacağım; inşallah, bulurum.
VI. KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
1. 926 Sayılı Türk
Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine
İlişkin 488 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî
Savunma Komisyonu Raporu (1/215) (S. Sayısı : 23)
BAŞKAN 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel
Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine İlişkin 488 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız.
Sayın Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
2. Emniyet Teşkilatı
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 490
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve İçişleri Komisyonu
Raporu (1/217) (S. Sayısı : 132)
BAŞKAN Emniyet Teşkilatı Kanununun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına Dair 490 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız.
Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
3. Millî Eğitim
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin 492 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/218) (S.
Sayısı : 164)
BAŞKAN Millî Eğitim Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Bir Maddesinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin 492 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararnameyle ilgili tasarının müzakeresine
başlayacağız.
Komisyon?.. Yok.
Müzakeresi ertelenmiştir.
4. 625 Sayılı Özel
Öğretim Kurumları Kanunu ile 222 Sayılı
İlköğretim ve Eğitim Kanununun Bazı Hükümlerinin
Değiştirilmesi Hakkında 254 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile 625 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun
Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair 326
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor Komisyonu Raporu (1/71, 1/111) (S. Sayısı : 168)
BAŞKAN 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları
Kanunu ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun
Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında 254
Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 625 Sayılı Özel
Öğretim Kurumları Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair 326 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle
ilgili tasarının müzakeresine başlayacağız.
Komisyon?.. Hazır değil.
Müzakeresi ertelenmiştir.
5. Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S.
Sayısı : 273) (1)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, biraz önce alınan karar
uyarınca, Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
raporunun müzakeresine başlıyoruz.
Sayın Komisyon?.. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanını
görüyorum; Sayın Başkan, Komisyon sırasında
olmanızı tercih ederim.
Sayın Hükümet?.. Hazır.
Efendim, müzakereye konu raporun okunup okunmaması hususunu
oylarınıza sunacağım: Raporun okunmasını kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Raporun okunması kabul edilmemiştir.
ATİLÂ SAV (Hatay) Rapor daha yeni dağıtıldı!
BAŞKAN Efendim?..
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) Rapor daha şu an
dağıtıldı.
BAŞKAN Efendim, biraz önce karar aldınız; ben ne
yapayım... Beklemeden...
ATİLÂ SAV (Hatay) Neyi, kimden kaçırıyorsunuz!
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) Ayıp!.. Ayıp!..
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) Efendim, önünüzdeki
basılı gündemde bu yasa tasarısı var mı?!
BAŞKAN Efendim, bana niye soruyorsunuz!
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) Kime sorayım!
BAŞKAN Peki, cevap vereyim: Biraz önce, beklemeksizin
müzakeresine karar aldınız; benim yapabileceğim bir şey
yok.
METİN BOSTANCIOĞLU (Sinop) Basılı gündemde olmayan
şey için milletvekilli ne zaman hazırlanacak!
BAŞKAN Efendim, Başkanlık, daha önce, Yüce Heyete bütün
meseleyi arz etti, o konuda müzakere açtı, o konuda Yüce Heyetin
iradesini, görüşünü aldı, bir karar çıktı; ben, o karara
uyuyorum; aksini yapmam mümkün değil.
ATİLÂ SAV (Hatay) Hangi irade efendim?!. O zaman, oylayın,
bitsin!
BAŞKAN Kanun tasarısının tümü üzerinde gruplar
adına söz talebi var mı efendim?
(1) 273 S. Sayılı Basmayazı
tutanağa eklidir.
ÖNDER SAV (Ankara) Başkan! Hacaloğlu konuşacak.
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) Sayın Soysal...
BAŞKAN Efendim, gördüm de, bir başka şeye çok dikkatle
bakıyorum.
YILMAZ ATEŞ (Ankara) Bu tarafı görmüyorsunuz da Sayın
Başkan...
BAŞKAN Değerli milletvekilleri, sırayla tespit edelim
efendim...
Efendim, bazen, milletvekili arkadaşlarım,
Başkanlığa hitap ederken, caddede yürürken birini
çağırıyor gibi "Başkan!" diye sesleniyorlar. Bu,
benim şahsımla ilgili bir mesele değildir; ama, bir
Başkanlıktır burası.
İSMET ÖNDER KIRLI (Balıkesir) Başkanlık
Başkanlıktan çıktı...
BAŞKAN Bakın, hiçbir zaman, bir sayın üyenin ismini
zikrederken ya da bir sayın üyeye seslenirken "sayın"
kelimesini kullanmaksızın hitap etmedim. Tabiî, sizin
bileceğiniz iş de, burada oturan insan kim olursa olsun uygun
düşmüyor gibi geliyor bana; çünkü, beyanı lisan ayniyle insandır.
Bu bakımdan, rica ediyorum, biraz dikkatli olalım.
Efendim, tasarının tümü üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu
adına Sayın Törüner, İkinci sırada Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Sayın Hacaloğlu, Anavatan Partisi Grubu adına
Sayın Doğan, Demokratik Sol Parti Grubu adına Sayın Soysal
söz istemişlerdir.
Sayın Törüner'i davet ediyorum.
Buyurun efendim.
Sayın Törüner, süreniz 20 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA YAMAN TÖRÜNER (Afyon) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde malî sektöre disiplin
kazandıracak çok önemli atılımlar yapıldı.
Yaşanan politik çalkantılar ve karalama kampanyaları nedeniyle,
kamuoyu, nelerin başarılıp nerelerde darboğazlara
girildiğini bir türlü net olarak göremedi. Bu dönem zarfında, bir de
büyük ekonomik çöküntü ve kriz dönemi yaşandı; ama, çağdaş
ekonomik değişimin temellerinin de bu dönemde
atıldığını görüyoruz.
Nedir bu yaşanan büyük değişim: Bunlardan bir tanesi
teşviklerin kaldırılması. İhracatta vergi iadesi,
ihracatta navlun primi gibi teşvikler, birincisi 1993, ikincisi de 1994
yılı sonundan itibaren tamamen kaldırıldı. Vergi
iadesi uygulamaları, hayali ihracat olgusu işlenerek kamuoyumuzu uzun
süre meşgul etmiş, bildiğiniz gibi, hakkında kitaplar bile
yazılmıştı. Kaldırılmadan önceki son on
yılda 2,1 milyar doları vergisel ve 9,3 milyar doları da nakit
olmak üzere, toplam 11,4 milyar dolarlık bir pasta payı teşvik
adı altında dağıtılmıştı.
İşte, artık, gündemimizde bu çeşit konular yok.
Yine, 1984 yılından itibaren uygulamaya konulan, bütçeyle
ilişkilendirilmeksizin kullanılabilen bir fon uygulaması
vardı. Buna göre, başbakanlar, bütçede yeri olup
olmadığına bakmaksızın, fonları kullanarak pasta
dağıtımını gerçekleştirebiliyorlardı.
Uygulama, doğal olarak, başbakanları çok güçlü
kılıyor, onlara kendi zenginlerini yaratma olanağı
veriyordu. 1993 yılından itibaren, toplam 73 fonun yüzde 83'ünü
oluşturan 63 en önemli fon bütçeye dahil edildi. Devredilenler
arasında Kamu Ortaklığı Fonu, Toplu Konut Fonu, Destekleme
ve Fiyat İstikrar Fonu, Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu,
Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu, Belediyeler Fonu ve Mahallî
İdareler Fonu gibi önemli fonlar vardı.
Alınan bu kararla, bir başbakan kendi yetkisini
kısıtlıyor, isteyerek kendi gücünü yok ediyordu. İşte,
ülkemizde böyle yenilikler yaşandı. Oysa, son sekiz yıl içinde
37,8 milyar dolar fon geliri elde edilmiş ve fonlar kullanılarak 39,6
milyar dolar disiplinsiz harcama yapılmıştı. Fonları
istediği gibi kullanma yetkisi bir başbakana ayda yaklaşık
6 trilyon liralık bir imkân tanıyordu. Artık, kimlere, sadece
dışkredi bulundu diye, ihalesiz otoyol inşa olanağı
verildiği konuları da gündemimizde yok, bunlar da tartışılmıyor.
Yine, 1994 yılından itibaren tarımsal teşvik ve sübvansiyonlar
bütçe kapsamına alındı. Merkez Bankası Kanunu
değiştirilerek, Toprak Mahsulleri Ofisi ve diğer kamu
kuruluşlarına, para bastırarak, kredi verilmesi uygulaması
çok çok sınırlandı. Artık, siyasetçiler,
kaynağını bulmadan bol keseden taban fiyatlar veremiyorlar.
Daha 5 Nisan kararlarından önce Merkez Bankası ile serbest
piyasa döviz fiyatları arasında bir makas vardı,
hatırlarsınız. Merkez Bankası döviz kurlarının, 5
Nisan 1994'ten itibaren 10 ticarî banka tarafından belirlenmeye
başlanmasıyla bu konuda da çağdaş bir adım
atıldı. Böylece, bu konudaki çeşitli dedikodulara ve müdahale
söylentilerine de son verildi. Artık, literatürümüzde bu uygulama sürdükçe
"döviz makası" deyimi yer almayacak.
Yine, önemli bir konu da, ülkemizin gümrük birliğine girişi,
dünyanın en koyu rekabetinin olduğu bir büyük piyasaya ülkemiz
ekonomisinin açılmasıydı. Bu amaçla 60'a yakın yasal
düzenleme gerçekleştirildi. Katılımın, başta
dışticaret dengemiz olmak üzere, ekonomimizi olumsuz
etkileyeceği söyleniyordu, beklenen olmadı; çünkü, onların
pazarları ile bizim pazarlarımız farklıydı. Üstelik,
bu başlangıç, ülkemizin Avrupa Birliğine giriş sürecini de
hızlandıracaktı.
Yine, 1994 yılında, Merkez Bankası Kanununun
değiştirilerek, enflasyonun en önemli sebeplerinden biri olan kamu
avans ve kredilerine aşamalı sınırlamalar
getirildiğini görüyoruz. Hazineye verilen kısa vadeli avans, bütçe
ödeneklerinin yüzde 15'inden, tedrici olarak yüzde 3'üne indirildi. Bu tedbirin
etkisi, 1998 yılından itibaren kendisini ciddî olarak gösterecek.
Kamuya açılan krediler kısıtlandı; bu krediler, kısa
vadeli avansın yarısını aşamayacak. Bu tedbirler
manzumesi, bağımsız ve çağdaş Merkez
Bankasını oluşturmakta en köklü aşamayı
oluşturmuştur.
Ülkemizin en çok 7 milyar dolara yükselebilmiş olan Merkez
Bankası döviz rezervleri, 5 Nisan Kararlarından 18 ay sonra, Ekim
1995 ayı sonunda 17 milyar dolara yükseldi; bu rakama, 1,5 milyar
dolarlık altın rezervlerini de eklemek gerekiyor. Döviz rezervleri,
hâlâ ulaşılan bu seviyesini aşağı yukarı koruyor.
Siyasî istikrarsızlıkların ve ekonomik dalgalanmaların
krize dönüşmemesinde bu rezervlerin rolü büyük; enflasyonun
düşürülmesinde de bu rezervlerin rolü büyük olacak. İşte,
unutulan ekonomik değişimlerden bazıları.
Yukarıda söz ettiğim değişimler, aslında, yapısal
ekonomik değişimimizin birer simgesi. İşte, bu
değişim nedeniyle, ülkemizde devlet eliyle pasta
dağıtımı yavaş yavaş sona eriyor; ama,
yapılan gelişmelerden en önemli bir tanesi var; bu da,
özelleştirmelere hız verilmesi. Geçtiğimiz üç yıl içinde,
kim ne derse desin, ülkemiz özelleştirme yapmayı öğrendi; bu
konuda bir Türk modeli oluştu. Bu öğrenme sürecinde, bazı
ihaleler ve yasal düzenlemeler iptal edildi; bu doğrudur; ama, ülkemiz
şartlarına uygun, şeffaf ihale teknikleri geliştirebildik.
1994 yılında Özelleştirme Kanununu çıkarabildik; Telekomun
özelleştirilme şartlarının Anayasa Mahkemesince kabul
edilmesini sağlayabildik.
Neden özelleştirme kanununu bugün birinci sıraya
alıyoruz; çünkü, hepimizin üzerinde ittifak ettiği, devletin
küçültülmesi ve güçlendirilmesi gerek. Devletin, her alanda yatırım
yapan, her türlü detayın içine giren bir devlet olmaktan
çıkarılması gerek. Kamu sektörünün üretim sürecindeki yerinin
belirlenmesi gerek. Kamu sektörünün, sosyal hizmet niteliği
taşıyan alanlardaki altyapıyı güçlendirecek bir
şekilde ve bu alandaki yatırımlara kanalize edilecek bir
şekilde yapılanması gerek.
Özel sektöre yaratıcılık ve rekabet fırsatı
vermek gerek. Özel sektörü güçlendirmek gerek.
Yabancı sermayenin ülkemize güven içinde gelmesinin
sağlanması gerek. İşte, göreceksiniz, önümüzdeki günlerde,
önümüzdeki bir hafta içinde yapılacak olan özelleştirmelerde, birçok
yabancı sermaye, büyük ölçüde ülkemize gelip, özelleştirilen
çeşitli şirketleri, firmaları almak için girişimlerde
bulunacaklar.
Dış rekabetin güçlendirilmesi gerek. Kendini
hazırlayamamış, dışarıdaki şirketlerle
rekabet edemeyen bir özel sektör düşünülemez; bunun geliştirilmesi,
ancak özelleştirme sayesinde olacak.
Yine, Avrupa Topluluğuna girmeye
hazırlandığımız bugünlerde, Avrupa Topluluğuyla
her alanda, ekonomik ve sosyal alanlarda bir bütünleşmenin
sağlanması gerek; işte, özelleştirme bunun için lazım;
işte, özelleştirme kanunu bunun için bugün ön sıraya
alındı.
Yine, kamu harcamalarının azaltılması ve devlet,
doğrudan özelleştirme gelirlerini kullanamasa bile, devlete gelir
sağlanması için özelleştirme gerek.
Yine, kaynakların daha verimli kullanılması için
özelleştirme gerek.
Özelleştirmeyle ilgili ilk hukukî düzenleme, 1984 yılında
yapıldı. Bu düzenleme, kamuya ait kuruluş ve işletmelerin
hisse senedi ve varlık satışı yoluyla mülkiyet devrini veya
kiralama yoluyla işletme hakkı devrini öngörmekteydi. Daha sonra
yürürlüğe konulan bir dizi mevzuat ise, kamu kuruluşlarının
özelleştirme kapsamına alınması ve uygulamaların
yürütülmesine ilişkin genel esasları düzenlemeye yönelik oldu. Son
olarak, Kasım 1994'te yürürlüğe giren 4046 sayılı Kanunla,
yasal altyapı eksikliği nedeniyle özelleştirmede
karşılaşılan engellerin önüne geçilmesi amaçlandı.
4046 sayılı Yasa, uygulamalarda göz önünde bulundurulacak ilke ve
esasları da belirledi. Bu ilkelerin başında, ülkenin ekonomik ve
stratejik çıkarlarının gözetilmesi ile kamu
menfaatının korunması geliyor. Bu noktadan hareketle, bazı
şirketlerin özelleştirilmesinde "altın hisse"
dediğimiz uygulama getirilerek, devlete söz ve onay hakkı
tanındı.
İşte, bugün, bu 4046 sayılı Yasanın bazı
maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması
nedeniyle, bunları, Anayasa Mahkemesinin istediği biçimde düzeltecek
olan yasayı gündeme getiriyoruz.
4046 sayılı Kanun çerçevesinde, çalışanların
haklarını korumak ve özelleştirme sonrası ortaya
çıkabilecek muhtemel olumsuzlukları gidermek amacıyla bir dizi
yeni uygulama getirildi. Buna göre, özelleştirilen kuruluşlarda memur
statüsünde çalışan personelin diğer kamu kurumlarına nakli
sağlanırken, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları
devlet tarafından güvence altına alınmakta, iş kaybı
tazminatı ve sosyal yardım zamları gibi diğer maddî
yükümlülükler devlet tarafından üstlenilmektedir.
Özelleştirmeye konu kuruluşlarda çalışanların
normal süresinde emekli olmalarını teşvik etmek için, bu
şekilde emekli olacaklara Özelleştirme Fonundan yüzde 30
oranında ek prim ödenmektedir.
Öte yandan, özelleştirme ihalelerine daha fazla sayıda ciddî
ve güvenilir yatırımcı ile yöresel müteşebbislerin
katılımını sağlamak amacıyla, bir dizi
uygulamalar getirildi. Bu uygulamalar arasında, ihale ilanlarının,
yalnız yüksek trajlı gazetelerde değil, yerel gazetelerde de
yayımlanması ve valilikler tarafından, sanayi ve ticaret
odalarına ve diğer meslek birliklerine, yurtdışı
temsilciliklerine bu bilgilerin gönderilmesi de var.
Yine, 4046 sayılı Yasa ışığında,
ihaleye hazırlık aşamasından, satış
sözleşmesinin imzalanması aşamasına kadar her safhada
kamuoyu bilgilendirilmekte, bu konuda, genel faaliyet raporlarının
yanı sıra, basın açıklamaları yoluyla da bilgi
aktarımı sağlanılmaktadır; ihalelerin nihaî pazarlık
görüşmeleri noter huzurunda ve kamuoyuna açık olarak
gerçekleştirilmekte, basın mensupları başta olmak üzere,
sendika temsilcileri ve ilgili tüm çevrelerin bu ihalelerde hazır
bulunabilmeleri imkânı sağlanmaktadır. İşte
şeffaf yönetim, işte şeffaf özelleştirme, işte
özelleştirmede Türk modeli budur sayın arkadaşlarım.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen bir uygulamayla, bu konuda daha
da ileri bir adım atılmış ve bazı çimento şirketlerinin
satış ihaleleri bir televizyon kanalından canlı olarak
yayınlanmıştır. Bu şekilde, ihaleler tam bir
açıklık ve şeffaflık içerisinde gerçekleştirilmekte ve
sonuçlar Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayına sunulmaktadır.
1988 yılından itibaren hız kazanan ve tamamı kamuya
ait olan veya kamu iştiraki olan kuruluşlardaki payların
özelleştirme kapsamına alınması yoluyla yürütülen program
çerçevesinde, bugüne kadar 114 kuruluşta özelleştirme işlemi
yapıldı ve bu kuruluşlardan 95'inde hiç kamu payı
kalmadı. Yapılan bu uygulamaların toplam tutarının 3,1
milyar Amerikan Doları düzeyinde olduğunu görüyoruz.
1986 yılından sonra yapılan özelleştirmelerin büyük
yoğunluğunun çimento şirketlerinin satışına
yönelik olduğunu; fakat, 1993 yılından sonra getirilen
uygulamalarla bir bütün olarak özelleştirilmesi mümkün olmayan Süt
Endüstrisi Kurumu, Et ve Balık Kurumu, Sümer Holding, TURBAN gibi
kuruluşların işletme ve varlık bazında
özelleştirilmesi yoluna gidildiğini de görüyoruz. Bu çerçevede, 1993
yılından sonra özelleştirme programındaki 15 kuruluşa
ait toplam 620 tesis ve varlığın satış veya devir
işlemi gerçekleştirilmiş; bu işlemler sonucunda Yem
Sanayiinin üretim birimlerinin tamamı, Süt Endüstrisi Kurumunun ise,
Giresun işletmesi dışındaki tüm tesis ve
varlıkları özel sektöre devredilmiş bulunuyor.
Bugün itibariyle, özelleştirme kapsamı ve programında 55
kuruluş bulunmakta; Özelleştirme İdaresi tarafından, bu
kuruluşlardan bir bölümüne ait hisse ve varlıkların
satış veya devrine yönelik olarak, geçtiğimiz eylül ayından
bu yana çeşitli ihaleler açılmış ve bu ihalelerin büyük
bölümünde sonuç aşamasına gelinmiş vaziyettedir. Bu ihalelerin
detaylarına girmeyeceğim; fakat, özelleştirme kapsamındaki
diğer kuruluşlara ilişkin ihale
hazırlıklarının sürdürüldüğünü söylemekle
yetineceğim. Bu çerçevede, Sümer Holdinge ait 8 işletme, 1 fabrika ve
1 iştirak payı, ORÜS'e ait 15 işletme, Meybuz ve Sıvas
Demir-Çelik'teki kamu paylarının satışına ilişkin
çalışmaların tamamlandığını ve ihale
aşamasına gelindiğini söyleyebilirim.
Yine, 1997 yılı özelleştirme programında yer alan
Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketinin hisse satışı
konusunda danışmanlık hizmeti verecek firma konsorsiyumu
belirlenmiş ve bu konudaki çalışmalara
başlanılmıştır. TÜPRAŞ, POAŞ ve PETKİM'in
özelleştirilmeleri ise, Özelleştirme Yüksek Kurulunun gündemine
alınmış olup, bu konudaki yasal düzenlemelerin
tamamlanmasını müteakip ihale sürecine başlanması da
programlanmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmamı
bu noktada bitirirken, hepinize saygılarımı sunuyorum, çok
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Törüner, teşekkür ediyorum efendim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Hacaloğlu.
(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Hacaloğlu.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) Sayın
Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi, bugün bir
çoğunluk kararıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Hükümeti
oluşturan taraflarının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil
edilen diğer partilerin oylarına karşın gündeme
aldırdığı ve Sayın Bakanım, şu anda
inanıyorum ki sadece ve sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda hazır bulunup
da -evet, Sayın Doğru Yol Grubu sözcüsüne de seslenerek ifade etmek
istiyorum- okuma şansını elde etmiş olan
arkadaşlarımızın dışında, hiç kimsenin,
şu ana dek muhtevasını, içeriğini öğrenme
fırsatını bulamadığı ve bugün gündeme alınan
bir tasarıyı, burada, İktidar partilerine mensup
milletvekillerinin, oy çokluğuyla, bir emrivakiyle gündeme aldırarak,
bugün, burada görüşülmesini sağladığı,
özelleştirme uygulamalarının düzenlenmesine ilişkin 273
sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde söz almış
bulunuyorum.
Üzüntülüyüm; çünkü ülkemizde siyasetin kirlenmiş olduğuna
ilişkin yaygın bir kanaat var. Siyaset, çeşitli yöntemlerle
kirletilir; siyaset, yolsuzluklarla kirletilebilir; siyaset, hukuka
saygısızlıkla kirletilebilir; siyaset, kuralsızlıkla
kirletilebilir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün, ne
yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu
oluşturma fırsatını elde eden, oluşturan,
oluşturma erkini yakalayan İktidar partilerine mensup
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin diğer üyelerine ve tümüne
karşı ve hatta, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı,
bence, büyük haksızlık yapmışlardır;
saygısızlık olarak değerlendirebileceğim bir kararla,
bir emrivakiyle, hiç kimsenin okumamış olduğu,
okumadıkları halde burada okunması için yapılan oylamada da
ret oyu kullanarak, okuma fırsatını da vermeden, bu
tasarının özünü hiç incelemeden, burada tartışılma
konumuna getirmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, siyaset, işte, böyle
kirletilmekte; toplum, bu tür uygulamalar nedeniyle Türkiye Büyük Millet
Meclisine güvenini yitirmekte. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine
karşı yapılmış büyük bir
saygısızlıktır. Evet, bu kadar önemli bir yasa
tasarısı görüşülürken, yani, topluma ait olan, kamuya ait olan,
tüm yurttaşlarımıza ait olan, kamu yararının söz
konusu olduğu bir konudaki tasarı görüşülürken, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde, sadece ve sadece 31 milletvekilinin olduğunu tespit
etmekle de büyük bir üzüntü duyduğumu belirtiyorum değerli
arkadaşlarım. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
ÖNDER SAV (Ankara) İsteyenler halini görsün Meclisin!..
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Değerli arkadaşlarım,
kendimizi ciddîye almak zorundayız. Sayın Refah Partisi Grup
Başkanvekili, Meclisi ciddîye almak zorundasınız. Sayın
Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekili; herkesi, siyaseti ve
Parlamentoyu ciddîye almak zorundasınız...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Sayın Başkan... Sayın
Başkan... Kime hitap ediyor?! Genel Kurula hitap etsin... Nasıl
konuştuğuna da dikkat etsin!..
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Ciddîye almak zorundasınız...
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) Böyle bir şeyi söylemeye hakkı
yok!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Ciddîye almak zorundasınız;
çünkü...
BAŞKAN Sayın Bedük... Sayın Kapusuz...
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) Ciddiyetsiz sensin!.. Terbiyesizlik
etme... Dinliyorum sizi... İstirham ediyorum...
MUSTAFA YILDIZ (Erzincan) Ayıp, ayıp!..
BAŞKAN Sayın Bedük... Sayın Bedük... Lütfen... Rica
ediyorum...
Sayın Hacaloğlu, efendim, Genel Kurula hitap eder misiniz...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Sayın Bedük... Sayın Bedük, o
kullandığınız kelimeyi tekrarlamayacağım. Sizin,
yaşamınızda, kimlere, nasıl
davrandığınızı çok iyi biliyorum.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) Lütfen... Rica ediyorum... İstirham
ediyorum.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Geçmiş
yaşamınızın hesabını verin.
BAŞKAN Sayın Hacaloğlu, siz, Genel Kurula hitap edin.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Sayın Başkanım, Genel
Kurula hitap edilir... İkaz etme görevi de size aittir Sayın
Başkanım.
ERCAN KARAKAŞ (İstanbul) Neyi ikaz edecek?!. Ne var
burada?!.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Evet, ikaz edecek...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Değerli arkadaşlarım...
ÖNDER SAV (Ankara) Biraz, gerçekleri dinleyin...
BAŞKAN Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Değerli arkadaşlarım, bu
kadar önemli bir yasa tasarısını, hem okumadan hem emrivaki
yaparak hem de dinlemeden...
BAŞKAN Sayın Hacaloğlu... Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Hem de konuşmacıya
konuşma hakkı vermeden eğer burada tartışacaksak, bu
kürsüyü, izin verin bırakıp gideyim.
BAŞKAN Bir dakika...Efendim...
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Böyle bir şey olamaz...
BAŞKAN Sayın Hacaloğlu, sürenizi durdurdum; bir
dakikanızı alabilir miyim, hatta daha az...
Sayın milletvekilleri, Sayın Hacaloğlu, grup
başkanvekillerine -takip ettiğim kadarıyla- seslenirken şu
amaçla seslendi: Gruplarımızı burada hazır
bulunduralım, hayatî bir mesele görüşülüyor; bütün milletvekilleri
buna muttali olsun; biraz sonra, oylamaya gelirken, herkes, iradesini hangi
istikamette kullanacağına karar verişte, bilgilenmiş olarak
versin amacıyla söyledi. Ben, o amaçla, o anlamda aldım ve öyle takip
ettim.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Efendim, ben, bu amaçla söyledim.
Yalnız, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekilinin
kullanmış olduğu bir kelime var, aynen iade ediyorum.
BAŞKAN Buyurun Sayın Hacaloğlu, siz buyurun efendim.
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) Benim üslubum değil.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Benim üslubum değil.
ÖNDER SAV (Ankara) Grup Başkanvekilleri sakin olur.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Değerli üyeler, elimde 6 adet
Anayasa Mahkemesi kararı var. Son dört yıl içinde,
özelleştirmeyi bir ideolojik saplantı olarak ele alan sağ
siyasetçiler, defaatle Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna, hukuku eksik,
temeli eksik tasarılarla geldiler ve her defasında hukukun
duvarına çarptılar kafalarını. Artık, bundan ders
almamız gerekiyor.
AHMET DERİN (Kütahya) Sizin Hükümetiniz zamanında
çıktı 4046 sayılı Yasa.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Evet.
Artık bundan ders almamız gerekiyor. Çünkü, Türkiye'de ekonomi
hukukunun birçok alanda çok yetersiz olduğunu biliyoruz. Ancak, özellikle
özelleştirme konusunda, her zaman, aynen bugün izlenmiş olduğu
gibi, aculluk içinde, âdeta milletvekillerinden ve Meclisten kaçırarak,
gerekli değerlendirme, tartışma olanakları, zeminleri
yaratılmadan, kamu yararının her satır arasında
korunması gereken bir konuda, cumhuriyet tarihimizin hiçbir alanında görülmemiş
düzeyde bir umursamazlık anlayışı içerisinde gündeme
getirilen çok sayıdaki özelleştirme tasarılarının,
Anayasa Mahkemesinin değerlendirmeleriyle birçok maddeleri iptal
edilmiş, teker teker geriye dönmüş ve bu süreçten hem hukuk
devletimiz hem de Parlamentomuz yara almıştır.
Bugün, yine, benzeri bir süreç yaşamaktayız. Bugün,
tartışmakta olduğumuz yasa tasarısı, özünde... 4046
sayılı Yasanın 17 nci maddesi, Telekomla ilgili yasa
hakkında Anayasa Mahkemesinde açılmış olan iptal davasında
buraya atıfta bulunulduğu için, ele alınıp iptal edilen bir
maddedir. O nedenle, bugün, burada, Anayasa Mahkemesinin yeniden düzenlenmesini
talep ettiği, 4046 sayılı Yasanın 17 nci maddesi
çerçevesindeki, Hükümetin getirmekte olduğu yeni düzenlemeyi
tartışacağız.
Ancak, bundan evvel, bu yasa tasarısının içeriğine
girmeden evvel, birkaç genel şeyi söylemek istiyorum: 4046
sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesince, diğer maddeleriyle esastan
ele alınmamıştır. Ne yazık ki, siyaset sistemimiz,
bizler, Anayasa Mahkemesine, olası eksiklikleri, Anayasaya karşı
muhtemel aykırılıkları götürme hakkını elde
bulunduranlar, bunu, bu yasayı, diğer maddeleriyle Anayasa
Mahkemesine götürme fırsatını elde edememişlerdir veya
etmemişlerdir. Oysa, 4046 sayılı Yasanın birçok maddesi,
değerli arkadaşlarım, Anayasaya aykırıdır, bugün
önümüzde değildir, bugün uygulamadadır; ama, yarın, idarî
mahkemeler 4046 sayılı Yasanın birçok maddesini iptal
ettiği zaman, halen uygulamada olan birçok işlem de açıkta
kalacak, geri dönecektir. Öncelikle, değerli milletvekillerinin bu konuda
dikkatini çekiyorum.
Hükümet, mevcut 4046 sayılı Yasayla, hudutsuz,
sınırsız bir özelleştirme sürecine girmiştir. Oysa, bu
özelleştirme sürecine temel olan Yasa, birçok maddesiyle -belirttiğim
gibi- Anayasaya aykırıdır. Neden aykırıdırın
ayrıntısına inmeyeceğim, o kararı vermek Anayasa Mahkemesine
düşer; ama -elimizde Anayasa var- Anayasayı okuyabilen, Anayasadan
anlayan herkes ve tabiatıyla her Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi,
ezbere bildiği Anayasayı gereğince yorumlayarak, hangi
boyutlarıyla, bugün, sadece 17 nci maddesini değiştirmek için
bir araya geldiğimiz veya o süreci yaşamakta olduğumuz şu
aşamada, geride ne olduğunu da bilmek zorundadır; hangi
yasanın nesini değiştirdiğimizi iyi bilmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi,
Anayasamız, 10 uncu maddesiyle, kanun önünde eşitliği
öngörmektedir; Anayasamız, 43 üncü maddesiyle "Kıyılar,
Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır" demektedir;
Anayasamız, 168 inci maddesiyle "Tabiî servetler ve kaynaklar
Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması
ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını
belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabiî
servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve
tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler
eliyle yapılması, kanunun açık iznine
bağlıdır" denmektedir; ama, değerli
arkadaşlarım, biliyoruz ki, bugün TEAŞ'ın elinde bulunan
tesislerin, o tesislerin bağlantılı bulunduğu doğal
kaynakların ihalesi, peyderpey, yapılmak üzeredir; Elbistan-A
yapılmıştır, Elbistan-B yapılmak üzeredir. Birçok
doğal kaynağın, Anayasadaki bu açık hükme rağmen, her
biri için ayrı bir yasa çıkarılmadan, her biri için hangi
koşullarla, hangi süreyle, bu iznin verileceği ayrıntılarıyla
belirtilmeden ihalesi yapılmaktadır. Okuması olan herkesi
sağduyuya çağırıyorum -tüm Büyük Millet Meclisi üyelerinin
de okumaları vardır- anlayışa çağırıyorum.
Lütfen, ortadaki talana, ortadaki vurguna ve Anayasaya aykırı
uygulamalara dur diyelim.
Değerli arkadaşlarım, dün değil evvelki gün
Diyarbakır'daydım. O nedenle, pazartesi günkü Plan ve Bütçe Komisyonu
çalışmasını kaçırdım; ama, daha evvel
karşıt görüşümü vermiştim.
Gidiniz, doğuyu dolaşınız, güneydoğuyu
dolaşınız, kalkınmada öncelikli yöreleri
dolaşınız. Millet kan ağlıyor. Evet, içbarış
kanıyor; ama, millet, bir başka nedenle de kan ağlıyor;
bizim uygulamalarımız, daha doğrusu Türkiye Büyük Millet
Meclisinden geçen yasalar çerçevesinde, Hükümetin uygulamaları nedeniyle
kan ağlıyor. Nedir o; bu bölgelerde yapılmış olan
özelleştirmeler. Lütfen, kalkınmada öncelikli olan bölgelerde,
doğuda, güneydoğuda özelleştirmeyi durdurun
arkadaşlarım. Et ve Balık Kurumunu özelleştirdiniz,
hayvancılığı çökerttiniz; SEK'i, Yem Sanayiini
özelleştirdiniz, üreticiler gerçekten kan ağlıyor. Yerine
fabrika mı kuruldu; hayır.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) Kim yaptı?
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Kim yapıyor... Eğer
yapmıyorsanız, çıkın, burada söyleyin; yapmayacaksanız
söyleyin.
ALİ OĞUZ (İstanbul) Biz yaptık de! Siz
yaptınız!
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Efendim, şimdi, ben, Grubum
adına konuşuyorum, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
konuşuyorum. Bana oradan laf atacağınıza...
ALİ OĞUZ (İstanbul) Biz yaptık desene!
BAŞKAN Sayın Oğuz... Size söz vereceğim Sayın
Oğuz; gelir, burada konuşursunuz.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Ali Bey, laf
atacağınıza, geçen dönem, bugün bakanlık yapan çok
saygın bazı üyelerinizin, lütfen, zabıtlara geçmiş
konuşmalarını okuyun ve bugünkü tavrınız nedeniyle
vicdanınız sızlasın; çünkü, bugün, ne yazık ki, Refah
Partisi, rantın, rantiyenin partisi olmuştur; bugün,
yıllardır Türkiye'de sürdürülmekte olan rant ekonomisini
baştacı eden, onun öncü uygulamacısı olan bir partiye
dönüşmüştür...
ŞEREF MALKOÇ (Trabzon) Bunu söylerken vicdanın
sızlamıyor mu?!.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Ve bunu, bugün, burada
tartışmakta olduğumuz özelleştirmeyle ilgili kanun
tasarısıyla bir kere daha kanıtlamaktasınız.
Tabiî, özelleştirmeye ilişkin ne düşündüğümüzü,
defaatle bu kürsüden dile getirdik. Dedik ki, lütfen, stratejik mal ve kamusal
yarar amaçlı hizmet üreten tesisleri özelleştirirken kılı
kırk yarın, dikkat edin; çünkü, burada kamu yararı söz
konusudur, burada sanayileşme söz konusudur, burada teknolojik
yapılanma söz konusudur. Öyle, bütçenin açıklarını kapatabilmek
için, siz, bunları günübirlik kararlarla satarsanız, yerine yenisini
kuramazsınız, batırırsınız, yazık edersiniz,
Türkiye'nin kalkınmasına yazık edersiniz. Yapılan odur,
yapılmak istenen odur.
Biraz sonra, maddeler görüşülürken, bu konuya daha
ayrıntılı ineceğim; ama, bugün, kesinlikle, Hazine için, kamu
için yük olduğu iddia edilememesi gereken, kamu kesimi borçlanma
gereği içindeki, o açıktaki payı yok denecek düzeyde olan
KİT'leri, bugün, sınırsız bir şekilde, öncelik
koymadan, kamu yararı gözetmeden satmaya yönelen Refah - Doğru Yol
Hükümeti, biliniz ki, bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına ve bu ülkenin
sanayileşmesine büyük zarar vermekte, büyük bir ayıp
işlemektedir. İkaz ediyorum, bu yoldan dönün; aksi halde,
sandıkta, seçimde, seçmenler, yurttaşlarımız, sizlere
gereken yanıtı verecektir.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) Doğrudur Sayın
Hacaloğlu.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Değerli arkadaşlarım,
bugün, her ülke, şu veya bu şekilde özelleştirme yapmakta;
ancak, neyi özelleştireceğinizi, nasıl
özelleştireceğinizi, kime satacağınızı ve hangi
bedele satacağınızı çok iyi belirlemeniz gerekir.
Satılacak şeyler vardır, satılmayacak şeyler
vardır. Tabiatıyla, Türkiye, kırk yıl evvel dikilmiş
bir ceketle, bugün, devletin, ekonomideki konumunu belirleyemez, kırk
yıllık ceketi bugün giyememesi doğaldır; ama, eğer siz,
kırk yıl evvel, yirmi yıl evvel kurulmuş olan bu
sanayileri, o günün ihtiyaçları içerisinde geliştirilmiş olan bu
tesisleri -onbeş yıldır, yani, rant ekonomisinin ülkeye egemen
kılındığı Özallı günlerden günümüze tek bir baca
dikmeden- satarsanız, bütçe açıklarını kapatmak için elden
çıkarırsanız, biliniz ki, hem üretim düşer hem
işsizlik artar hem de Türkiye, dünya ülkeleri arasındaki gelişme
yarışında geri kalır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) Ben, bu konudaki diğer
görüşlerimi maddeler üzerinde söz aldığım zaman dile
getirmek dileğiyle, hepinizi bir kez daha sağduyuya davet ediyorum.
Bundan evvel, 6 kere Anayasa Mahkemesi duvarına çarpmış olan
özelleştirme ayıbına bir yeni ayıp ilave etmeyin,
getirmeyin; çünkü, biraz sonra maddelere geçince
açıklayacağımız gibi, bu tasarı da Anayasa
Mahkemesinin duvarına çarpacaktır; çünkü, 2 nci maddesi Anayasaya
aykırıdır.
Bu duygularla, sağduyunun hâkim olması dileğiyle,
Cumhuriyet Halk Partisi adına, hepinize saygılarımı
sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Hacaloğlu, teşekkür ediyorum efendim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Hüsnü Doğan; buyurun.
(ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA HÜSNÜ DOĞAN (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme
uygulamalarının düzenlenmesine dair kanun tasarısı
hakkında, Anavatan Partisinin görüşlerini dile getirmek istiyorum. Bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme
konusu, Türkiye'nin gündemine fiilen gireli, aşağı yukarı,
oniki onüç yıl oluyor; ondan evvel de zaman zaman konuşulmuştur;
ama, fiiliyata geçmesi mümkün olmamıştır. Özelleştirme
düşüncesi, aşağı yukarı, Anavatan Partisinde derli
toplu hale gelmiş, fikrî tartışmaları devam etmiş ve
rahmetli Özal'ın da bu konuda önemli gayretleri olmuştur.
Tabiatıyla, bugün, Türkiye'de, genel olarak, özellikle kamuoyunda,
özelleştirme konusunda olumlu bir hava, bir konsensüs, bir uzlaşma
meydana gelmiş olmasından, şahsen, memnunluk duyuyorum.
Yalnız, şunu da ifade etmeden geçemiyorum: Aşağı
yukarı, 1990'lara gelinceye kadar, Anavatan Partisi
dışındaki bütün partiler, maalesef, özelleştirmenin
karşısında olmuşlardır; bazı partiler siyaseten
karşısında olmuşlardır, bazı partiler de
ideolojik olarak karşısında olmuşlardır. Bugün,
ideolojik anlamda karşı olanların bazılarının
gayretleri devam etmektedir; ama -şunu bilhassa ifade etmek istiyorum-
özellikle 1990'dan sonra, Doğu Blokunun çökmesiyle ve çok kapsamlı
bir globalleşme anlayışının dünyaya hâkim
olmasıyla, bugün, özelleştirme düşüncesi, felsefesi,
anlayışı karşısında olmak mümkün değildir.
Özelleştirmenin mutlaka yapılması lazımdır; ama,
önemli olan, bunun nasıl yapılacağı, nasıl tatbik
edileceği, nasıl kullanılacağıdır.
Daha birkaç gün evvel, Özelleştirme İdaresi -oradan bir
doküman aldım, orada önemli gördüğüm birkaç cümleyi size aktarmak
istiyorum- felsefesini şöyle tarif ediyor: "Özelleştirmenin ana
felsefesi, devletin, aslî görevleri olan adalet ve güvenliğin
sağlanması yolundaki harcamalar ile özel sektör tarafından
yüklenilemeyecek altyapı yatırımlarına yönelmesi;
ekonominin ise, pazar mekanizmaları tarafından
yönlendirilmesidir." Yani, bir kaynak paketi değildir bu. Bunun
anlamı -özelleştirmenin- devletin ekonomik ve sosyal hayattaki
görevlerinin yeniden tarif edilmesi; yoksa, devlet için bir kaynak meselesi
değildir; çünkü, bu, zaman zaman, Türkiye'de, maalesef,
tartışılıyor. Bu noktanın altını bilhassa
çizmek istedim.
Yine, devam ediyorum oradan: "Özelleştirme ile devletin
ekonomideki sınaî ve ticarî aktivitesinin en aza indirilmesi
hedeflenirken, rekabete dayalı piyasa ekonomisinin
oluşturulması, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükünün
azaltılması, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve
atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla
elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına
kanalize edilebilmesi mümkün olacaktır. Özelleştirmenin temel
amacı, nihaî olarak, devletin ekonomide işletmecilik alanından
tümüyle çekilmesini sağlamaktır.
Öte yandan, borsa ve sermaye piyasalarını geliştirmeden,
Türkiye'de sağlıklı bir ekonomik gelişmeden bahsetmek
mümkün değildir. Şirketlerin yalnızca bankacılık
sektörüne bağlı olmadan hisse senedi, tahvil veya bono ihracı
yoluyla kaynak temin edebilmeleri ve bu kaynak maliyeti ile enflasyon
arasında sağlıklı bir ilişkinin olabilmesi için,
sermaye piyasalarının geliştirilmesi gerekir."
Bu devam ediyor; ama, bunları anlatmamın sebebi,
özelleştirmeyi, Hükümetin bugün yaptığı gibi, zaman zaman,
bunları büyük bir kaynak paketi içerisinde takdim etmesi doğru
değildir. Özelleştirme, bundan sonra devletin ne yapacağı
ne yapmayacağının, ekonomik ve sosyal hayatta neleri bizzat
yapacağı neleri yapmayacağının tarifidir. Bu
bakımdan, bu felsefenin önemini burada vurgulamak istiyorum.
Şimdi, bugüne kadar özelleştirmede ne yapıldı diye
baktığımızda, gördüğümüz rakam şudur: Topu topu
1986'dan bu yana -1996 sonuna kadar- 3 milyar dolarlık özelleştirme
yapılabilmiştir. Tabiî, bu, Türkiye gibi büyük imkânları olan
bir ülke için çok düşük bir sürattir. Özelleştirme işleri,
hakikaten, bürokrasi bazında yavaş gitmiştir, hükümetler
bazında yavaş gitmiştir ve en önemli yanlarında da,
özelleştirmede, zaman zaman, bir hukuk kaosu
yaşanmıştır. Bunun bile, bugünkü şartlarda dahi tam
olarak çözüleceği kanaatinde değilim. Biraz sonra o konulara da
değineceğim.
Dolayısıyla, Türkiye, özelleştirmede çok hızlı
gitmek zorundadır; özelleştirmeyi sadece KİT'lerin
özelleştirilmesi olarak anlamaması lazımdır. Yine, bir
şeylerden daha bahsedeceğim. Çünkü, bakınız,
özelleştirmeye bizden çok sonra başlayan ülkeler bu konularda çok
önemli adımlar attılar. Biz daha birkaç şirketi, birkaç tesisi
özelleştiremezken, Batı Almanya Doğu Almanya'yı
özelleştirdi.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI İ. ERTAN YÜLEK (Adana)
Koca bir devleti...
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) Yani, burada, bunun bilhassa
altını çizmek istiyorum; koca bir devlet bütün
altyapısıyla, bütün tesisleriyle ve de esnafı, sanatkârı,
çiftçisiyle... Öyle düşünmek lazım; çünkü, özelleştirme, sadece
Sümerbank'ın, Etibank'ın, vesairenin bazı tesislerinin
satılması değildir. Bu bakımdan, hakikaten,
aldığımız mesafeyi hiçbir şekilde önemli görmüyorum.
Dolayısıyla, sistemin verimli hale gelmesi için, genel olarak, sadece
devletin kaynaklarının değil, Türkiye'nin
kaynaklarının, yerinde, daha verimli olarak
kullanılmasını sağlamak için özelleştirmeyi
süratlendirmekle, meseleleri iyi götürmekle mükellefiz. Bu, bizim
sorumluluğumuz.
Tabiatıyla, özelleştirme deyince, bu kanundaki konulardan
farklı olarak diyeceklerim var. Özelleştirmeye kavram olarak ilave
edilmesi gereken daha bir yığın husus var. Bunlar neler? Sadece
kamu iktisadî teşebbüsleri değil, belediye iktisadî
teşebbüslerinin de çoğunun özelleştirilmesi lazım. Yani,
belediye, bütçeden aldığı genel kaynakları, birtakım
şirketler kurarak, uygun şekilde kullanmıyor. Orada büyük
adımlar atılması lazım. Onlar da giderek büyüyor,
kontrolden çıkıyorlar. Dolayısıyla, burada da bir uzlaşma
lazım; bu ülkenin kaynaklarını daha iyi kullanmak için, belediyelerin
de giderek KİT'leşmesini önlemek lazım. Bunu da önemli
gördüğüm için burada vurguluyorum.
Buna ilaveten, tarım satış kooperatiflerinde
sıkıntılar vardır. Bir zaman, bu kooperatiflerin büyük
yatırımlar yapması teşvik edilmiştir, devlet büyük
yardımlar vermiştir; yani, Çukobirlikten, Tarişten,
Güneydoğu Tarım Satıştan, Fiskobirlikten, Trakya Birlik'e
kadar -daha, daha çok var- birçok tesise kavuşmuşlardır.
Halbuki, burada önemli olan, çiftçinin korunmasıdır. Çiftçinin tesis
sahibi olması ayrı bir olaydır. Önemli olan, çiftçinin,
pamuğunun, buğdayının, arpasının -her neyse-
tütününün iyi fiyat etmesidir; alınterinin
karşılığını almasıdır. Burada
sıkıntılar vardır ve bunun da üzerine gidilmesi lazım
geldiğini ifade ediyorum.
Buna ilaveten, diyeceğim bir husus daha var: Tabiatıyla,
bugün, kamu sektörü, devlet kuruluşları, amme hizmeti diye, kamu
hizmeti diye birçok hizmeti yüklenmektedirler ve kamunun yaptığı
hizmetler de genellikle çok pahalı olmaktadır, kaynak israfına
yol açmaktadır. Bazı yerlerde -mesela bizim zamanımızda
oldu- bazı belediyeler, temizlik işlerini dahi
özelleştirebildiler; bunun daha verimli olduğunu, daha ucuza mal
olduğunu ve daha iyi kontrol edilebildiğini bizzat yaşadık.
Dolayısıyla, özelleştirmeyi çok geniş anlamda
düşünmemiz lazım. Önemli olan, bu ülkenin imkânlarının,
kaynaklarının, insanlarının daha iyi, daha verimli
çalışmasını sağlamaktır. Sadece bunlar
değil; yani, tek kurtuluşu özelleştirmede görmek de doğru
değil. Özelleştirmenin yapılması elzemdir; ama, her derde
deva değildir. Özelleştirme yapmakla, Türkiye'nin ekonomik
sorunları, herhalde, daha iyi noktaya gelecektir; ama, nihai çözüm
değildir.
Burada şu hususu belirtmek istiyorum: Şimdi, bu Hükümetin,
kaynak paketleri adı altında getirdiği birtakım programlar
var; hatta, bazı kaynaklarla devletin giderleri karşılanacak;
hatta hatta, bu yıl, işte, denk bütçe, belki pozitif bütçe, yüksek
kalkınma hızı gibi birtakım iddialar var.
Şimdi, şu veya bu fırsatla yaptığınız
özelleştirmeden dolayı bazı gelirleriniz oldu; özelleştirme
bittiği zaman ne yapacaksınız?! Eğer devletin giderlerinde
ciddî olarak tasarruflara gitmiyorsanız, devletin
fonksiyonlarını gözden geçirmiyorsanız, meseleyi çözemezsiniz.
Şunu ifade etmek istiyorum: Kamu sektörü bir istihdam
kaynağı değildir. Maalesef, bugüne kadar, orada gerekli titizlik
gösterilemedi; çeşitli zamanlarda gösterilemedi, bu iktidar zamanında
da gösterilemiyor. Devleti bir istihdam noktası haline getirirseniz, hem
israfa yol açarsınız hem haksızlık edersiniz hem de
devletin daha iyi noktalarda harcaması gereken paraları, özellikle,
bütün kamunun istifade edebileceği altyapı
yatırımlarında harcaması gereken paraları israf
etmiş olursunuz; buna hakkınız yoktur, buna kimsenin de
hakkı yoktur.
Bunun dışında, bakınız, özellikle sosyal
güvenlik konusunda, 1990'a gelinceye kadar, Anavatan İktidarı
zamanında, önemli adımlar atılmıştı. Bir
emeklilik yaşı meselesi vardı. Emeklilik yaşını
tedricen yükselten bir uygulamaya gittik; ama, maalesef, 1992'de, gelindi, bu
sistem bozuldu, sistem yerinden oynadı ve netice olarak -nereye geldik-
işte, bu yılki hesaba göre, Sosyal Sigortalar Kurumunun 700 trilyon
açığı var.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri) Hayır...
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) Rakamlar burada...
Şimdi, orayı satıp, burayı satıp borcu
kapatacağız diyorsunuz; ama, gerçek aktuaryel hesaba
baktığınızda, mesele öyle değil.
Bunun dışında, eğer, Türkiye, ileri ve modern bir
devlet olacaksa, eğitim ve sağlık sektörünün bütün yükünü
çekemez; nitekim, çekemiyor.
Değerli milletvekilleri, bundan üç dört yıl evvelki bir
istatistiği hatırlıyorum. Hindistan'da yükseköğretimin
yüzde 5'i, yüzde 6'sı vatandaş tarafından, özel sektör
tarafından finanse ediliyor. O yıl, o rakam, bizde, yüzde 1,3'tü.
Yani, Türkiye, bu gibi rakamlarda Hindistan'ın gerisindeyse, demek ki,
burada yanlışlıklar vardır. Yani, eğitimde de,
sağlıkta da, artık, Türkiye'nin önemli adımlar atması
lazım. Devletin, daha ziyade, gerek SSK olarak gerek Emekli Sandığı
olarak, sosyal sigorta sistemine sahip çıkması lazım. Eğer,
bir taraftan her şeyin işletmeciliğini yüklenecekse, o zaman
hiçbir yere gidemez ve bir yere de gidemedik. Bunların hepsi, genelde
özelleştirme düşüncesiyle, devletin yeniden yapılanmasıyla
ilgili olduğu için bir paket yaptım; onun için bunları
söylüyorum.
Bunların dışında, aşırı merkezî
idareden dolayı kaynaklarımızı iyi kullanamıyoruz.
Eğer, mahallî idarelerde önemli reformlar yapmazsak, bu israf devam eder.
Yani, üç kuruşluk iş için, Ankara, on kuruşluk masraf ediyor
zaman zaman. Bu yetkilerin -yatırım kararları dahil, belli
şeyleri dahil- mahallî idarelere devredilmesi lazım ve Türkiye'nin,
korkusuzca bu reformları yapması lazım.
Bütün bunlar olmadığı için, uzun yıllardan beri,
Türkiye'de, maalesef, kamu yatırımları çok uzun süre
alıyor. Yani, iki üç yılda bitirilmesi gereken yatırımlar,
on yıl, onbeş yıl, yirmi yıl sürebiliyor; bunlar da, o
yatırımın verimini düşürüyor ve Türkiye'yi
imkânsızlıklar içerisine sokuyor.
Değerli milletvekilleri, müsaadenizle, bu kanun tasarısı
hakkında da bir iki hususa değinmek istiyorum. Bir kere, Komisyonun çalışmalarına
teşekkür ediyorum, şu bakımdan: Hükümetin gönderdiği
tasarıda, özellikle imarla ilgili zor bir hüküm vardı, Komisyon onu
çıkarmış. Dolayısıyla, mevcut İmar Kanununun 9
uncu maddesi yine yürürlükte olacak. O bakımdan, bizim itiraz
edeceğimiz ana hükümlerden biri böylece Komisyonda düzeltilmiş
oluyor.
Benim burada esas diyeceğim husus şu: Buradaki hükümler, yine
bir hukuk kaosu dolayısıyla buraya getiriliyor, onu biliyorum.
Buradaki hükümlerin çoğu, aşağı yukarı, bir
yönetmelikle halledilecek hükümlerdir; ama, maalesef, Türkiye bu konuları
henüz çözemedi. Çok detaylı maddeler var, bunu bilhassa, ısrarla
söylüyorum. Benim anladığım, önemli kanunlar -aslında bütün
kanunlar- eski tabirle, efradını cami, ağyarını mâni
olması lazım; ama, burada bu, efradını mâni,
ağyarını cami olmuş; yani, tam tersi olmuş. Çünkü,
geçmişte başımdan böyle tatbikatlar geçti, bir şeyi çok
detaylı olarak yazdığınızda, öyle ufak noktaları
unutursunuz ki, o, size büyük sıkıntılar verir. Bazı
hususların genel geçilmesi gerekir; onları genel geçmezseniz,
sıkıntı olur, onun da tatbikatını ileride
göreceğiz. Bu bakımdan, hakikaten, buradaki hükümler detaylı.
Bunun da, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine, mecburen böyle
yapıldığını tahmin ediyorum.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) Doğru.
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) Ama, benim hukuk anlayışıma
göre, bunların ileride ne gibi sıkıntılar getireceğini
gayet iyi biliyorum.
Sözlerimi, bir iki noktaya daha değinerek, şöyle bağlamak
istiyorum: Özelleştirmeye ilk sahip çıkan bir partinin temsilcisi
olarak, bugün özelleştirme konusunda bir konsensüs meydana gelmesinden,
bir fikir birliği meydana gelmesinden, bir kere, başta biz mutluluk
duyuyoruz; bu bir.
İkincisi, şunu söylemeden geçemeyeceğim; vaktiyle, özelleştirme
için öyle sözler söylendi ki, onları burada hatırlatmak istemiyorum.
"Kimin malını kime satıyorsunuz" dediler, "tüyü
bitmemiş yetimin hakkı var" dediler ve Türkiye'de
özelleştirmenin olmaması için ellerinden geleni de yaptılar.
Müsaade edin bunları söyleyelim. Ama, siyaset uğruna, ülkedeki
doğruları yapmazsanız, bir de, bazı konularda, muhalefette
şöyle davranır, şöyle söyler, ondan sonra gelir böyle
yaparsanız, o da, tabiî, herkesin kendi sorumluluğudur, kendi
tutarsızlığıdır.
Şimdi, dünyadaki gelişmeler karsışında,
özelleştirmeye karşı çıkanlar aşağı
yukarı yok gibi; ama, zaman zaman şu itiraz yapılıyor,
deniliyor ki: "Anavatan Partisi zamanında özelleştirme fazla
yapılamadı." Doğrudur. Sebebi neydi; bir, meselelerin
çözümü vardı, kamuoyunun hazırlanması vardı, bir de, bizim
dışımızdaki herkesin bu konuya itirazı vardı;
yani, bunların da acısını duymuş, üzüntüsünü
duymuş bir insan olarak bunu ifade ediyorum.
Son söyleyeceğim şu: Danıştay, enerjideki
yap-işlet modeliyle ilgili kararnameyi iptal etti; orada
sıkıntı var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Doğan...
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) Bağlıyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN Buyurun efendim.
HÜSNÜ DOĞAN (Devamla) Şimdi, yap-işlet-devret sistemine
göre, yap-işlet sisteminde alınan teklifleri bir mukayese ederseniz,
Bakanlıktan bilgi alırsanız, kilovat/saat maliyete göre verilen
teklifler, bir önceki sisteme göre aşağı yukarı yüzde 50-60
civarında daha düşük. Diğer sistemde, 6-7 sente varan teklifler,
bu yeni sistemde, kömürde, kilovat/saatinde 2,8 sentten başlıyor,
4-4,5 sente kadar çıkıyor. Onun için, orada da bir an evvel bir
hazırlık yapılsın; çünkü, Türkiye, hızla enerji
darboğazına gidiyor. Ben, bir yıldır söylüyorum bunu.
Enerjinin çözümü de, öyle, bir yılda filan olmaz, birkaç sene önceden
başlamanız lazım. Orada da süratle bir şeyler
yapılması lazım; aksi halde, Türkiye'nin, o 1970'li
yıllardaki enerji sıkıntısı, 1980'li
yılların başındaki enerji sıkıntısı
tekrar gelirse, ülkeye yazık olur.
Bu münasebetle, hepinize saygılar sunuyorum efendim.
Teşekkür ederim. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Doğan, teşekkür ediyorum.
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Refah Partisi Grubu adına Ahmet
Derin konuşacaklar.
BAŞKAN Peki efendim.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Mümtaz Soysal;
buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA MÜMTAZ SOYSAL (Zonguldak) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, bugün, kelimelerimi, özellikle titizce seçerek
kullanacağım; çünkü, anımsayacaksınız, geçen
yılki bir toplantıda, ağzımdan
"yozlaştırma" sözü yerine
"soysuzlaştırma" sözü çıkmıştı.
Zatıâliniz de, haklı olarak uyardınız; fakat, düzeltme
olanağı olmadı; çünkü, usuller biraz çapraşıktı,
işler karıştı.
BAŞKAN Efendim, tabiî, izin verirseniz, hafızanıza
hayranlığımı ifade edeyim; bir. Çünkü, bu, 19 uncu Dönemden
kalmadır.
Bir de, ben, zatıâlinize o imkânı vermeye
çalıştım; ama, zatıâliniz kullanmayı uygun
bulmadınız.
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) O zaman kullanamadım, şimdi
kullanıyorum Sayın Başkan ve kullanırken şunu söylemek
istiyorum; o sırada, niçin, maksadımı aşan bir söz
ağzımdan çıktı -bunu "sistemi
soysuzlaştırma" şeklinde kullanmıştım,
aslında "sistemi yozlaştırma" demek istemiştim-
niçin kastımı aşan bir söz ağzımdan çıktı:
Çünkü, Sayın Başkan, o çeşit girişimler son bulmuyor; arka
arkaya, kendi elimizle, kendimizin içinde yer aldığımız
sistemi, gitgide kötüleştiriyoruz, gitgide halkımızın
gözünde küçük düşürücü yollara başvuruyoruz.
Bir sistem nasıl yozlaştırılır; çok
çeşitli yolları vardır; ama, bugün, konuya ilişkin
olduğu için bir tanesine değineyim: Sistem, yasama, yürütme,
yargı organlarından oluşur ve yargı organlarının
başında ya da en yükseğinde Anayasa Mahkemesi vardır.
Şimdi, Anayasa Mahkemesi, Parlamentonun çıkardığı bir
yasayı iptal etmişse, orada Anayasaya aykırılık
gördüğü için iptal etmiştir ve bunun anlamı, yasama
organında -ister beğenelim, ister beğenmeyelim, ister o
Mahkemenin kararını hukuken sağlam bulalım,
bulmayalım- bir daha o çeşit yasal düzenleme
yapıldığı zaman, bu bozma kararına uyulması gerekir
tarzında bir yaklaşımla iptal eder.
Şimdi, tasarının tümü üzerinde Doğru Yol Partisi
Grubu adına konuşan birinci hatip "özelleştirmenin
nasıl yapılacağını nihayet üç yılın sonunda
öğrendik" dedi. Ben, öğrenmediğimiz
kanısındayım, yine sistemi başka bir açıdan
yozlaştırdığımız için. Şimdi, böylesine bir
durumda, yani, bir yandan Parlamento sürekli yasa yapıyor, bir yandan da
Anayasa Mahkemesi sürekli iptal ediyorsa, bütün Parlamento üyelerinin dikkatle
izlemeleri gereken bir durum var demektir. Böyle bir durum söz konusu olunca
da, bu durumun tartışılacağı oturumun, bu durumun
tartışılacağı vesilenin, bütün Parlamentonun üzerinde
mutabık olduğu bir vesile olması gerekir; ama, bugün, Danışma
Kurulunda mutabakat olmadığı için, bu Parlamentoda öyle bir durum
yaratıldı ki, bir kısmımız, bu mutabakat
olmadığı için, hayır, tartışılmasın
dedik, bir kısmımız inat ettik. Acaba, başka türlü
yapılsaydı; yani, hepimize, bu yasayı, ona ilişkin mahkeme
kararını yakından inceleme fırsatı verilerek,
hazırlık yapma fırsatı verilerek konu buraya getirilseydi
ve bütün Parlamento da, bir zıtlaşmaya girmeden bunu izleseydi, ders
daha iyi öğrenilmiş olmaz mıydı?! (DSP
sıralarından alkışlar) Aramızda hocalık etmiş
olanlar var. Öğrenci sayısının onda 1'in de altına
düştüğü bir sınıfta en iyi dersi vermiş de
olsanız, o ders öğrenilmiş olmaz; yani, bir hocanın
istediği temel koşul, öğrencilerin devam etmesidir. Eğer
kendimizi -arkadaşımız o tabiri kullandığı için
böyle konuşuyorum- öğrenme süreci içinde olan insanlar olarak görüyorsak,
bu konuyu çok daha ciddiyetle ve çok daha anlaşarak ele almamız
gerekir.
Sayın Başkan, artık sır değil, ben bu
özelleştirmeye bir kere temelden karşıyım; ama, Partim de,
bu özelleştirmenin bu çeşidine özellikle karşı. Biz böyle
özelleştirme istemiyoruz.
Bir defa, Anayasa Mahkemesinin ısrarla söyleyişine
karşın ne yapılıyor Türkiye'de. Anayasa Mahkemesi diyor ki,
bir kuruluş, yasayla kurulmuşsa ya da yasayla
kamulaştırılmışsa, onun, kamunun elinden
çıkarılmasının da, ona ilişkin bir yasayla
yapılması gerekir. Biz, bu 4046 sayılı Yasa genel bir
yasadır dedikten sonra, onun içine her şeyi sokabileceğimizi
-çünkü, sonuna öyle uzun bir kapsam maddesi eklenmiş- ve her şeyi
rasgele yapabileceğimizi sanıyoruz. Oysa, Anayasa Mahkemesinin temel
yaklaşımına aykırı bir tutum içerisindeyiz; bu bir.
İkincisi, böyle yapıyor olsak bile, yani, yasayı böyle
yorumluyor olsak bile, bütün kamu kuruluşlarını, kamu ekonomik
kuruluşlarını aynı kazanda kaynatıyoruz. Hangi
kuruluşun kamu yararı gereği devlet elinde tutulacağı,
hangisinin kısmen özelleştirilebileceği, hangi kuruluşun
tamamen özelleştirilebileceği ciddî bir incelemeden geçirilip de o
kapsam maddesi yazılmış değil;
yapılışında hata etmişiz; ama, Anayasa Mahkemesinin
şu yaklaşımından sonra, bir defa, Türkiye'de, özellikle
Doğu Anadolu'da biraz önce sözü edilen SEK satışları ya da
Et ve Balık Kurumu satışları gibi hatalara düşmemek
için, konuyu bütünüyle ele almanız gerekir.
Şimdi, Sayın Başkan, hatalarımızın bir
başka nedeni de, bu konuda sıkboğaz edilmemizdir; yani, acele
özelleştirme havası içerisindeyiz. Bunu, küreselleşmenin bir
sonucudur diye kabul etmemiz gerekiyor; küreselleşmenin bütün
sonuçlarını kabul etmek zorunda değiliz ve bütün sonuçları
da doğru değildir; başka ülkeler için, hele bizden ekonomik ve
sosyal bakımdan farklı durumlarda olan ülkeler için geçerli olan
küreselleşme ilkeleri, burası için pekâlâ geçerli olmayabilir. Bizim
küreselleşmeden asıl çıkarmamız gereken ders,
insanların bağımsız düşünebilmeleri, moda olan,
dünyada yaygın olan akımlara kendilerini kaptırmadan, ulusal
çıkarları, halklarının çıkarları
açısından bağımsız düşünebilmeleridir. O
açıdan bakınca da, şimdiye kadarki uygulamalarda ve
yaklaşımlarda büyük yanlış vardır.
Yanlışlardan biri -düşüncemi, mümkün olduğu kadar
bir silsile içerisinde vermeye çalışıyorum- birinci hatibin, yine, burada uzun uzun
anlattığı fon kaynak felsefesidir. Özelleştirmeyi, bir kaynak elde etme aracı olarak
kullanmaya kalktık. Onun için de, kaynağa çok ihtiyacımız
ve acele ihtiyacımız olduğu için, bir an önce satalım
telaşı içerisinde üst üste hukuk hataları yapmaktayız ve o
yüzden de -acele satılsın diyenlerin bile içerisine düştükleri
bir yanlış- çok geç satış olmaktadır. Çok şükür ki,
geç olmaktadır; çünkü, bir de çabuk olsaydı, böyle talan biçimindeki satışlar
sonucunda, bugün kamunun elinde hiçbir şey kalmayacaktı.
Bu bakımdan, Sayın Başkan, Anayasa Mahkemesinin bu tarz
yaklaşımları kabul ettiği durumlarda bile çok fazla hayale
kapılmamak gerekir; çünkü, o durumlar, içerisinde başka hata, hukuk
hataları çekirdeğini de taşımaktadır.
Şimdi, birçoğumuz ya da çoğunuz, T'nin
satışının Anayasa Mahkemesi tarafından uygun
görülmesinden sonra bayram ettiniz. Oysa, o kararın içerisinde bir de
"bütün bunlar, kamu çıkarını ilgilendiren
sözleşmelerdir, imtiyaz sözleşmeleridir" diyen bir hüküm
vardı ve Anayasa Mahkemesi, o konudaki itirazımızı kabul
etti. Şimdi, Anayasa Mahkemesi kabul etti diye, aslında imtiyaz
sözleşmesi olan sözleşmeleri, rasgele sözleşmeymiş gibi
yapmaya devam ederseniz, bundan sonra daha nice iptal kararları
çıkar; hem idare mahkemelerinden çıkar -biraz önce söylendiği
gibi- hem Anayasa Mahkemesinden çıkar. Bir kere ona dikkat etmek gerekir;
ama, dikkat edilmiyor; çünkü, ders dinlenmiyor.
Şimdi, bu konuda da hata içerisine düşmek üzereyiz; ama, yeri
gelmişken söyleyeyim, santrallar konusunda, elimizdeki termik ve
hidroelektrik santralları, yok pahasına, güya kiralamak adı
altında elden çıkarırken, aynı hatayı
yapmaktayız. Bunlar imtiyaz sözleşmesi iken, yani, bir kamu hizmeti
niteliğindeki üretimin imtiyaz sözleşmesiyle verilmesi gerekirken,
rasgele satış sözleşmeleri yapılmaya teşebbüs
ediliyor; hepsi iptal edilecek ve oradan da bir kaynak gelmeyecek. Böyle kaynak
aramaya kalkarsanız zaten, gelmez.
Türkiye'de, özellikle enerji darboğazına yaklaşan bir
Türkiye'de bir santralı satıp onun parasıyla cari giderleri
karşılamak gibi bir politika olmaz. O santrallar ki, devlete sürekli
para kazandırmaktadır ve hem de çok büyük paralar
kazandırmaktadır; o paralarla yeni yatırımlar yapmak
gerekir. Şu bardağı buradan alıp şuraya koydunuz mu
onu çoğaltmış olmuyorsunuz, iki bardak olmuyor; santralları
kamu mülkiyetinden alıp falanca beye, falanca şirkete, falanca
yabancıya sattığınız zaman iki santral olmuyor.
Dolayısıyla, Türkiye'nin işsizlik problemi olduğu gibi
kalıyor. Türkiye'nin kaynak problemini bir yıl için, santrallar
konusunda sadece iki yıl için çözmüş oluyorsunuz; ama, geriye kalan
onsekiz yıl içerisinde siz kaynakları da elinizden
çıkarmış oluyorsunuz.
Şeffaflık, bir olayın sadece televizyon ekranlarına
yansımasından ibaret değildir; şeffaflık,
dosyaların içerisini de görmek demektir, dosyaların içerisinde
pürüzlü nokta kalmaması demektir ve yaptığımız yasalar
bu konuda kusurlarla doludur.
Sayın Başkan, şimdi, bugünkü, önümüzdeki yasa
tasarısına gelmek istiyorum. Özde 2 maddeden oluşan yasa
tasarısı. Biraz sonra maddelere geçildiği zaman
ayrıntılarına gireceğiz; ama, birincisinde, güya Anayasa
Mahkemesinin kararına uyarmışçasına, yasayla, ihale
usullerini teker teker sayıyoruz, sanki Anayasa Mahkemesi onu istemiş
gibi; sanki, Anayasa Mahkemesi, bir maliye dersinden sınava girmiş
öğrencilere "ihale usulleri nelerdir, sayın bakayım"
demiş gibi, hem de "her bir usul nasıl uygulanır, onu da gösterin"
demiş gibi, sayfalar dolusu, ihale usullerini sayıyoruz; işte
şu var, pazarlık şöyle olur, kapalı zarf usulü böyle olur
diye teker teker sayıyoruz.
Oysa, bakın, kararda açıkça söylüyor Anayasa Mahkemesi:
"Hangi konuda hangi ihale usulünün uygulanacağı yasayla
gösterilir" diyor. Yani, siz, bir santral satarken, hangi ihale usulünü
kullanacaksanız, onu, yasayla göstermek zorundasınız. Hepsini
saydınız mı, bunların içinden bir tanesini de idare
kullanır dediniz mi, Anayasa Mahkemesi gene iptal edecektir.
Aynı şekilde, bir öbür madde, her türlü imar
planlarının yapılmasını yine Özelleştirme
İdaresine bırakıyor. Sanki, orada ufak bir değişiklik
yapmakla, Anayasa Mahkemesinin gereklerini de yerine getirmiş gibi
hissediyoruz kendimizi. Oysa, her türlü imar planı demek, hangi imar
planı?.. Yani, idare, sattığı işletmenin hangi imar
planını, ne tarz imar planını yapacak; imar planı
mı yapacak, uygulama planı mı yapacak, bölge planı mı
yapacak; bunlar konusunda yasalarımızın şimdiye kadar
belediyelerce yapılan planlar dolayısıyla koyduğu
birtakım itiraz usulleri var, yerine getirilmesi gereken usuller var; bunlar
ne olacak; bunlar belirli değil.
Şimdi, farz edin, Beykoz Kundura Fabrikasını
sattınız; onun imar planını Özelleştirme İdaresi
yaptığı zaman
"efendim, bu arsa zaten çok değerli, Boğaz kıyısında,
daha da çok para etmesi için buraya baştan aşağı apartman
yapabilirsiniz" dese, tıpkı İstanbul Boğazında
Göksu'nun arkasında yükselen apartmanlar gibi, Beykoz'da da dev gibi
apartmanlar, beton yığınları yaratacak bir imar planı
yapmış olsa, ne olacak? Bunu, açıkça, yasanın
"kamunun, belediyenin ve çevre korumanın gereklerini gözetmek
şartıyla yapar" gibi, ayrıntılı biçimde
düzenlemesi gerekir.
Sayın Başkan, sözlerime son verirken şunu söylemek
istiyorum. Bunlar bile bile niçin yapılıyor? Yani, iptal
edileceği aşikâr olan bir yasa düzenlemesine niçin gidiyoruz?
Ben, yine çok iyimser bir yorum yapmak istiyorum Sayın Başkan.
Bugünkü iktidarın bir kanadı, Sayın Refah Partililerden
oluşuyor. Daha önceki dönemde, bu özelleştirme
politikalarının yanlışlığı
dolayısıyla ve şimdi belirttiğim usul hataları
dolayısıyla, Refah Partisiyle çok ortaklık ettik; Anayasa
Mahkemesine giderken ortaklık ettik, iktidar ortaklığı
değil. Yani, 4046 sayılı Yasada...
AHMET DERİN (Kütahya) Niye gitmediniz?..
MÜMTAZ SOYSAL (Devamla) Gidiyoruz şimdi, hepsi için gidiyoruz. O
sırada da nasıl mücadele verildiğini biliyorsunuz. Sizden de
bize, buna karşı beraber gidelim diye bir şey gelmedi,
değil mi? Ben, nihayet, o zaman, bir iktidarın içinde, bir partinin
içinde yer alıyordum ve yapabildiklerimi mümkün olduğu kadar
yaptım. Bana, lütfen, mücadele dersi vermeye kalkmayın.
Ama, ben, yine, iyimser bir yorum yapmak istiyorum, diyorum ki:
Herhalde, Refah Partili arkadaşlarımızın eli, yüreği,
bu tarz özelleştirmelerin yapılmasına yine de varmıyor ki,
yapılmayacak bir şekilde, sonunda iptale mahkûm bir biçimde
yasaların çıkmasına göz yumuyorlar. (DSP sıralarından
alkışlar) İnşallah böyledir; benim iyimser yorumum bu. Siz,
iptal edileceğini bile bile yasa yapıyorsanız, yine, içinizde
bir şeyler, bir vatanperverlik tarafı titriyor ki, bu olmasın
da, şu özelleştirme yapılmasın diyorsunuzdur herhalde; herhalde
öyle diyorsunuzdur!..
Sayın Başkan, ben, tabiî, ayrıntılarına
girmeyeceğim tasarının; ama, tekrar üzüntümü belirterek
sözlerime son vermek istiyorum: Böyle bir tasarının, çok daha ciddî
bir biçimde, daha büyük bir katılımla ve daha büyük bir
hazırlıkla ele alınması gerekir diyorum.
Çok teşekkür ederim. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Soysal, teşekkür ediyorum efendim.
Refah Partisi Grubu adına, Sayın Derin; buyurun.
RP GRUBU ADINA AHMET DERİN (Kütahya) Saygıdeğer
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan, 273
sıra sayılı, Özelleştirme Uygulamalarının
Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
hakkında, Refah Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Malum olduğu üzere, 4046 sayılı Yasa, 19 uncu Dönemde,
Doğru Yol Partisi, SHP veya CHP Anavatan Partisi arasında Anayasa
Mahkemesine gitmemekle de Mümtaz Soysal Hocamı o gruptan ayrı
düşünüyorum Refah Partisinin bazı maddelerdeki itirazlarına
rağmen, âdeta, Refah Partisi dışında bir konsensüs
oluşturularak Parlamentodan çıkmıştı. O gün, Refah
Partisi sözcüleri olarak bizler, 4107 sayılı Kanunun bazı
maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinde 4046 sayılı
Yasanın 18 inci maddesinin (B) ve (C) fıkralarına yapılan
yollamadan kaynaklanan nedenlerle, ileride yapılacak
özelleştirmelerin de Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine mani olmak
veya engel olmak noktasında bir değişiklik
yapılmasını istemiştik ve biz, Refah Partisi Grubu olarak,
satışın daha şeffaf olabilmesi için değer takdir
komisyonları, nitelikleri konularında bu fıkralarla ilgili
değişiklik önergeleri vermiştik ve bu şekilde geçerse,
Anayasa Mahkemesi iptal edebilir, mahiyetinde konuşmalar
yapmıştık. O gün için 38 milletvekiliydik; Anayasa Mahkemesine
daha önceki müracaatlarımızda Demokratik Sol Parti ile
sayımız tamamlanıyor ve müracaat edebiliyorduk. Şu yasa,
bugün, hakikaten, Mümtaz Sosyal Hocamızın ifadesiyle, Anayasaya
aykırı bazı maddeleri muhtevi ise, özelleştirmede konsensüs
sağlanan ülkemizde altyapı oluşmasına, bir an önce
özelleştirmelerin gerçekleşebilmesine mesnet teşkil eden bu
yasanın bu halde kalması da Anayasaya aykırıysa, Demokratik
Sol Parti, mutlaka, hatasını burada kabul etmelidir. Böyle bir
yasayla, şu anda, ülkede, mutlaka serbest piyasa ekonomisine dönebilmek,
sermayenin tabana yayılmasını sağlayabilmek, devleti kendi
fonksiyonlarına çekebilmek, verimliliği artırmak istenmektedir.
Verimsiz olarak çalışan kaynakların -gerek maddî gerek eldeki
imkânlar gerek arazî gerekse tesis açısından olsun- verimsiz olarak
bugün devlet elinde kalmış, yıllarca ihmal edilerek
teknolojileri geri bırakılmış bu tesislerin, bu
kaynakların bir an önce daha verimli bir hale getirilebilmesi ve
önümüzdeki 2000'li yıllarda enerji sektöründeki krizlere ve
sıkıntılara mâni olunabilmesi, yeni yeni istihdam imkânları
sağlanabilmesi ve gümrük birliğine girdiğimiz Avrupa ve dünyayla
rekabet edebilme imkânlarını sağlayabilmek için mutlaka devleti
küçültmek ve üretimi özel sektörün eline bırakmak mecburiyetimiz varsa, bu
kanun uygulanacaktır.
Biz, şu anda iktidarız, oniki, onüç yıldır
Türkiye'nin gündeminde olan özelleştirme sonucunda, Refah ve DYP
Hükümetine gelinceye kadar yapılan
özelleştirme, toplam 3-3.5 milyar dolar civarında.
RECEP MIZRAK (Kırıkkale) 3 milyar dolar.
AHMET DERİN (Devamla) Oniki yılda 3 milyar dolar
civarında.
Buna itirazlar oluyordu; Refah Partisi olarak, biz de itiraz ediyorduk.
Özelleştirme yapılmasına değil, o güne kadar yapılan
özelleştirmelerin altyapısının olmadığına,
arkasında bir kamuoyunun oluşmadığına, şeffaf
olmadığına itiraz ediyorduk ve yapılan tüm ihalelerin
-şaibeleri, basına günlerce ve sayfalarca aksettikten sonra- iptal
olunduklarını görerek, diyorduk ki, bu ülkede özelleştirme
yapılacaksa, önce bir sosyal konsensüs sağlanmalı, oralarda
çalışan işçiler mağdur edilmemeli, karteller
oluşturulmayacak bir tarzda satış yapılmalı,
satışlar şeffaf olmalı, toplanan özelleştirme
gelirleri borçların faizlerine değil, tekrar üretime, ülkemizde geri
bırakılmış yörelerin geliştirilmesine, yeni yeni
istihdam imkânları sağlanmasına harcanmalıdır.
Yapılan bu uygulamalar yanlıştır, buna bir an önce son
verilmelidir. Özelleştirmenin altyapısı sağlanmalıdır,
buralarda çalışan, bu KİT'lerde çalışan işçilere
sosyal imkânları, sosyal hakları verilmelidir ve bizatihi de birkaç
kartele değil, birkaç zengine değil, birkaç sermaye grubuna değil,
o yörede çalışan, o müessesede çalışan işçilerden
başlamak üzere, yöre işadamlarına, ülkemizdeki yerli sermayeye
öncelik tanınmalı; ancak, yurtdışından ortak
bulunacaksa, mutlaka bu ortakların belli bir teknolojiyi getirme
imkânı sağlanmalıdır. Bu noktada tenkitlerimizi ifade
etmiştik.
Bakın, benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü
diyor ki "SEK'i sattınız, Etibankı sattınız"
Etibank ile SEK, DYP ve CHP döneminde satıldı.
AYHAN FIRAT (Malatya) Etibank yeni satıldı.
AHMET DERİN (Devamla) Hayvancılık öldürüldüyse, ithal
etle beraber Anavatan zamanında öldürüldü; ama, bu Hükümet geldi,
bakın, bugün, özelleştirmeden elde edilen gelirleri, doğu ve
güneydoğudaki 1 250'ye yakın, yarım kalmış, eksik
kalmış olan yatırımların tamamlanması, mevcut
olan kaynakların, yeraltına gömülmüş olan yarım
kalmış tesislerin -özelleştirmeden ve kaynak paketlerinden elde
edilen gelirlerle- üretim sağlayacak, istihdam imkânı sağlayacak
bir duruma getirilmesi için mücadele vermektedir.
Bakın, bugün, şu Hükümetin gündemi, doğu ve
güneydoğuya 125 trilyonu bulan bir proje paketiyle gitmektir. Sadece,
hayvancılığı sübvanse etmek için, bütçeden
aşağı yukarı 40 trilyonluk kaynak ayırıyor; bu
gelirleri, üretimi, istihdam imkânlarını sağlayacak sektörlere,
alanlara kaydırıyor.
Önündeki ikinci adımı, ikinci gündemi de; mahallî idareleri yeniden
yapılandırma çalışmalarını
başlatmaktır; bunu da başlatıyor. Sayın Mümtaz
Hocamızın ve benden önce konuşan bir milletvekili
arkadaşımın da ifade ettiği gibi, özelleştirmeyi
sadece KİT'lerle bağlı tutmak olmamalıdır;
belediyelere de yetkiler verilmeli, kaynakların en rantabl, en optimal
seviyede, en üst düzeyde kullanılabilmesi için, burada, Hükümete tavsiyede
bulunmuşlardı. Zaten, Hükümetin gündemi, mahallî idarelere yetkiler
verilmesi, yeniden yapılanmaya doğru gidilmesi...
Kaynakların en verimli şekilde kullanılmasına itiraz
eden yok zaten; ancak, tabiî ki, bu kaynakları elde ederken devletin
giderlerini artıracak olursanız, bu gelirler, bir daha elde
edilemeyecek kaynaklar olduğu için, mutlaka heba olup gidecektir. Bırakınız
devam eden bu israfları, bugün, Hükümet, israflara mani olucu öyle
tedbirler almıştır ki, kamu iktisadi teşekküllerinin gider
birimlerinden sadece 11 adedinde -yarısını almasına
rağmen- 138 trilyonluk bir israfa mani olunduğu, bir kaynak
sağlandığı, basına da deklare edilmiştir...
HASAN GÜLAY (Manisa) Bu, doğru; değil mi?!
AHMET DERİN (Devamla) Daha önceden, çok büyük israflar
vardı.
HASAN GÜLAY (Manisa) Bu, doğru; değil mi?!
AHMET DERİN (Devamla) Mutlaka.
Bu kaynakların, elde edilen gelirlerin, mutlaka, tekrar istihdama,
tekrar üretime, tekrar yatırıma dönüşmesi lazım ki, heba
edilmemiş olsun, birkaç yıl sonra tekrar bu sıkıntılar
çekilmemiş olsun. Bunu, Hükümet de kabul etmektedir; herkes de kabul
edecektir.
273 sıra sayılı kanun tasarısında, 4046
sayılı Kanunun 18 inci maddesinin (B) ve (C) bentleri yeniden
düzenlenerek, değer tespit komisyonları ile ihale
komisyonlarının oluşum biçimi, görev ve yetkileri,
çalışma usulleri ile değer tespitinde uygulanacak tespit
yöntemleri ve ihale usul ve yöntemlerine açıklık getirilmiştir.
Bunun dışında, 3194 sayılı İmar Kanununun 9 uncu
maddesinin 24.11.1994 tarih ve 4046 sayılı Kanunla değişik
ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş, mevcut haliyle çok dar
kapsamlı olarak tanınan ve bu nedenle de, uygulamada sorunlar
oluşturabilecek, özelleştirme kapsamına alınan
kuruluşlara ait taşınmazların, her ölçekteki ve her türdeki
imar planları ve değişikliklerin yapılmasına
ilişkin yetkinin netleştirilmesi sağlanmıştır.
Böylece, bu madde daha da genişletilmek suretiyle, devlet elinde
rantı çok yüksek olan tesislerin, daha düşük rantlarla
satılmaması, özelleştirilmemesi de kabul edilerek ve bunun
önlemleri alınarak, tabiî ki, en güzel şekilde, değerini bulur
bir şekilde satılabilmesi de böylece sağlanmış
olacaktır.
Kamu bankalarının özelleştirilmesi konusunda, biz, o gün,
çok söylemiştik; iki yıl içerisinde bu özelleştirme
gerçekleştirilemez, gelin, şu süreyi iki yılla tahdit etmeyelim
demiştik. İşte, bugün, önümüze geldi. Tekraren, 4046
sayılı Yasada, bankaların özelleştirilmesinin çeşitli
sebeplerle geçikmesi nedeniyle, bu sürenin iki yıl daha
uzatılması öngörülmektedir.
Ayrıca, koalisyonlara alıştık artık, tek parti
dönemi gerilerde kaldı; inşallah, ileride olacak. Şu andaki
Hükümet, iki partiden kurulu bir koalisyon hükümeti olduğu için,
özelleştirme yüksek kurulunun oluşumunda, başkan
yardımcısının da dahil edilmesi öngörülerek, böyle bir
açıklama getirilerek, bundan sonra yapılacak olan
özelleştirmelere engel olacak bazı maddeler de bu vesileyle
düzeltilmiş olmaktadır. Bugün için -her ne kadar, bazı
partilerimizin bu yasa tasarısını da yeterli görmemesine
rağmen- aşağı yukarı özelleştirmenin
altyapısı tamamlanmış vaziyettedir. Bu yasa, eğer,
hakikaten açık ve şeffaf olarak uygulanırsa,
çalışanlar mağdur edilmezse, ihale usulü tereddüde mahal
bırakmayacak şekilde televizyonların karşısında,
halkın karşısında yapılırsa, kartel
oluşmasına engel olunacak olursa, inşallah çok büyük mesafeler
katedilecek, ülke kaynaklarının en rantabl şekilde
kullanılacağı bir ortam böylece sağlanacaktır.
Zaten, oniki yılda 3 milyar dolar... Bu Hükümet, sadece iki ayda
900 milyon dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirmiştir ki,
yıl sonuna kadar, yapişletdevretlerle beraber, 20 - 29 milyar
dolara yakın bir özelleştirmenin planlaması
yapılmıştır. İnşallah, bu kaynaklar ülkemizin
geri kalmış bölgelerine istihdam imkânı sağlayacak, özel
sektöre teşvik şekliyle, çiftçiye, köylüye, memura, her kesime daha
güzel bir hayat biçimi, refah içerisinde yaşayabileceği bir
ortamı sağlayabilecek yerlere harcanacağını ümit
ediyoruz; biz, Hükümetten eminiz, öyle bekliyoruz, bu ümitler içerisinde
hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Hepinize hürmetlerimi arz ediyorum. (RP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Derin, teşekkür ediyorum.
HİKMET ULUĞBAY(Ankara) Sayın Başkan...
BAŞKAN Buyurun efendim.
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) Efendim, Refah Partisinin
değerli konuşmacısı, konuşmaları
sırasında "4046 sayılı Kanunun özellikle Anayasa
aykırı hükümleri varsa, bunun, hâlâ daha yürürlükte
olmasının sorumluluğunun Demokratik Sol Partiye ait
olduğunu" söyledi. 4046 sayılı Kanun Meclisten
geçtiğinde, Demokratik Sol Parti 10 kişiyle temsil edilmekteydi ve
bunun iptali için çabalarını gösterdi. Demokratik Sol Partinin 10
kişilik bir vebali varsa, Refah Partisinin 38 kişilik vebali
vardır. Bunun zabıtlara geçmesini istedim.
BAŞKAN Efendim, teşekkür ederim.
NECMİ HOŞVER (Bolu) Söylemek lazımsa, ANAP'ın
vebali daha çok.
BAŞKAN Tabiî, taksimat ne kadar adildir onu bilmem.
Zabıtlara geçti efendim.
Sayın milletvekilleri, anlaşıldı ki, bu taksimat
yaygınlaşacak.
İzin verirseniz bu taksimatı rahat yapasınız diye
ara vermek istiyorum.
Saat 18.30 da yeniden toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati 18.12
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati:18.30
BAŞKAN:
Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP
ÜYELER: Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76 ncı
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
VI. KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5. Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S.
Sayısı :273) (Devam)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, müzakereye konu tasarı
üzerindeki görüşmelerimize kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
Sayın Komisyon?.. Hazır.
Sayın Hükümet?.. Hazır.
Gruplar adına görüşmeler tamamlandı.
Kişisel söz talebinde bulunan Sayın Kul; buyurun efendim.
Sayın Kul, bir talebiniz vardı, ikinci bir taleple, tümü
üzerindeki görüşme hakkınızı muhafaza ettiğinizi
buyurdunuz.
EMİN KUL (İstanbul) Öteki müracaatımı geri
alıyorum.
BAŞKAN Yani, her madde üzerinde...
EMİN KUL (İstanbul) Belki bir aksama olmaz, yine söz
almayı tercih etmem ama...
BAŞKAN Peki efendim...
Buyurun.
EMİN KUL (İstanbul) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 273 sıra
sayılı kanun tasarısı üzerinde, şahsım adına
görüşlerimi arz etmeden evvel, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tasarının kırksekiz saat geçmeden gündeme alınarak
hemen müzakeresine başlanması, tasarının
sağlıklı bir şekilde görüşülmesini engelleyen bir
unsur olarak değerlendirilmelidir ve kırksekiz saat geçmeden gündeme
alınmasıyla ilgili müzakereler yapılırken, bazı
arkadaşlarımızın, lehte konuşmaları
sırasında, özelleştirme konusunun, hangi parti veya partiler tarafından,
ne denli özenle dikkate alındığının bu vesileyle
belirlenmiş olacağını söylemeleri oldukça
düşündürücüdür.
Anavatan Partisi olarak, Özelleştirme Kanunu; yani, 4046
sayılı Kanunun müzakereleri
sırasında söylediklerimizle, o müzakereler sırasında
şahsım adına söylenenler Meclis zabıtlarında
mevcuttur, incelenmeye açıktır ve amadedir; ama, geliniz,
kırksekiz saat geçmeden önce, kanun tasarısının gündeme
alınarak müzakere edilmesiyle ilgili savunmaları yapan
arkadaşlarımın mensup oldukları bir siyasî partinin genel
başkanının özelleştirme konusunda söylediklerine
bakalım. En yakın tarihte, 12.12.1994'te, Büyük Millet Meclisinin 50
nci Birleşiminde, Sayın Erbakan, Sayın
Başbakanımız, özelleştirmeyi peşkeş çekme olarak
niteliyor "ve peşkeş; yani, özelleştirme..." diyor.
10.12.1992 tarihli 38 inci Birleşimde, bugün, tabiî, aramızda
olmayan, milletvekili olmayan Balıkesir Milletvekili Hüseyin Balyalı
arkadaşımız, sataşmayı seven bir arkadaştı,
onun sataşması üzerine şöyle sesleniyor Sayın
Başbakanımız Erbakan: "Devletin elindeki fabrikaları,
holdinglere, mutlu azınlığa, yabancılara veren sizsiniz...
KİT'leri sattınız... Bu ne demek?.. Dışarıdan
borç alamayıp, kendi evladınızı yiyorsunuz! Sizin
yaptığınız bu...
Bizi Afrika kabileleri gibi yönetiyorsunuz... Kabile reisi aç
kalınca evlatlarını yer... Biri KİT, diğeri de
fonlar... Aç kalmış, evlatlarını, fonları yemiş;
şimdi gelmiş, karnında fonlar ve KİT'ler duruyor!.."
8.12.1993 tarihli 38 inci Birleşimde -yine, tesadüf öyle-
Başbakanımız Sayın Erbakan, başka bir
seslenişinde, bakın ne diyor: "...özelleştirme ne demek?
Maziyi satmak demek. Bu millet yıllarca uğraşmış,
didinmiş, bu KİT'leri yapmış, bu imkânları
yapmış. Bunlar kâr edip, güzel çalışıyordu.
Satılması için mahsus borca sokuldu ve özelleştireceğiz, bu
dinazora yedireceğiz!.."
Bakınız, yine aynı tarihli ve aynı sayılı
birleşimde, yine, Muhterem Başbakamızın Erbakan, sadece
özelleştirmeyi eleştirmekle kalmamış, özelleştirmeyi
tarif etmekle kalmamış, yap-işlet-devrete de yönelmiş.
Şimdi, yap-işlet-devret diye birçok övgüler yağdırılan
girişimlerinizi, bakın, o zaman Sayın Erbakan nasıl tarif
etmiş: "Yap-işlet-devret demek, istikbalin satılması
demektir. 200 liralık elektriği, başkalarına
yaptırıp 1 200 liraya satacaksınız; kırk sene, herkes
200 liralık elektriğin kilovatsaatine 1 200 lira ödeyecek. Böylece,
istikbali, şimdiden satıp, parselleyip, eziyorsunuz."
Bakınız, Sayın Erbakan, övünülen yap-işlet-devret modelini
nasıl tanımlıyor!
Başka bir tanımlamaya bakalım; bu da oldukça ithamkâr,
23. 12.1994 tarihli 61 inci Birleşimde, tasarının tümü üzerinde
konuşan Doğru Yol Partisi sözcüsü arkadaşım "üç
yılın sonunda, biz, özelleştirmeyi öğrendik" diyor.
Gerçekten, olabilir tabiî, kendi takdirlerinde; ama, o tarihte bu durumu
görmüş Sayın Erbakan, Sayın Başbakan, bunun için bazı
tespitler yapmış, onu söylüyor: "Üç seneden beri
özelleştirmede oynadıkları tiyatro -hakikaten bir tiyatro-
tiyatro eseri olarak yazılıp kendilerine gösterilmeli."
Demek ki, Sayın Başbakan, şimdi, o tiyatroyu bitirdi.
Dolayısıyla, bu beyana ben güveniyorum, yeni öğrenilmiş
olabilir, doğrudur. Fakat, daha başka bir şey söylüyor:
"Millî menfaatlarımıza tamamen aykırı, Amerikan
Senatosundaki konuşmaların ışığı
altında, son çıkardıkları Özelleştirme Kanunu...
-yani, 4046 sayılı Kanun, Amerika Senatosundaki
konuşmaların ışığı altında
hazırlanmış ve çıkarılmış; öyle diyor- Demek
ki, şu anda, bize 7,5 trilyon lira kaybettirildiği... Niye hiçbir
şey yapmadınız? Özelleştirme -ekonominin durumunu tarif
ediyor- bu dinazorun dişinin kovuğuna bile gitmez."
Halbuki, biraz önce, arkadaşlarım, burada,
özelleştirmenin nelere çare olacağını -hatta, 4046
sayılı Kanunun 10 uncu maddesini dahi gözetmeden- nerelere
özelleştirme gelirlerinden yatırım yapılacağını
açıkladılar ki, 10 uncu madde, zaten o söylediklerine izin vermiyor.
Daha da ileri bir şey söyleyeyim: "Gümrük birliği filan
diyorlar. Şimdi, gümrük birliği Anayasaya aykırıdır,
böyle şey olmaz" diyor Sayın Erbakan. Şimdi, geçmişte
söylediklerimizi millet hafızası unutabilir; ama, zabıtlar
unutmuyor. Dolayısıyla, özelleştirmeye kimin nasıl
baktığı, kimin nasıl yaklaştığı ve
bugün, ele fırsat geçince özelleştirmenin nasıl görülmeye
başlanıldığı, tarih içerisinde, bu konuşmalar
karşısında bir ibret levhası olarak
karşımızdadır.
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin öngördüğü
çerçeve içerisinde bir kanun tasarısı hazırlanmış;
ama, bu kanun tasarısı hazırlanırken, 4046 sayılı
Kanun Meclisten geçerken verdiğimiz önergelere ittifakla katılan
arkadaşlarımız, acaba, niçin, yasanın 7 nci maddesini yeniden
düzenlemediler; yani, yasaklar ve cezaî hükümlerle ilgili 7 nci maddesini niçin
yeniden düzenlemediler? O tarihte verdiğimiz önergeye ittifakla destek
vermişlerdi. Özelleştirme sonucunda yapılan işlemlere
kimlerin katılacağı, kimlerin katılmayacağı, kimlerin
yasaklı olacağı, yasaklıların katılması
halinde, bunlara ne ceza verileceğini 7 nci madde tayin ediyordu. Bu
maddenin içeriğini biz yetersiz bulduk; ama, şimdi bakıyorum,
getirdikleri değişikliklerin içinde yok.
Yine, 16 ncı maddeyi, rekabetin korunmasıyla ilgili maddeyi
yetersiz bulmuştuk. Tasarıda, niçin, 16 ncı maddeyi düzeltecek
bir hüküm yok?
21 inci madde işçilerle ilgili; iş kaybı
tazminatının bütün işçileri kapsamadığını,
birçok işçinin mağdur olacağını ve iş kaybı
tazminatının bu koşullarda yeteri kadar ödenemeyeceğini
iddia ederek 21 inci madde üzerinde değişiklik önergesi
vermiştik. Şimdi, bu kanun tasarısı
karşımıza getirilirken, hazır 4046 sayılı Kanun
üzerinde değişiklik yapılırken, niçin bu konuda bir
değişiklik önerilmiyor?
23 üncü madde, sosyal yardım zammıyla ilgili; Sosyal
Sigortalar Kurumunun alacağı sosyal yardım zamlarının,
4046 sayılı Kanunun halen yürürlükte olan 23 üncü maddesine göre
mümkün olamadığını, eksik kalacağını
söylemiş ve önerge vermiştik; ittifakla desteklemiştiniz. Niçin
böyle bir değişiklik tasarısı hazırlanırken, 23
üncü madde üzerinde bir değişiklik öngörülmüyor?
Yine, mevcut 4046 sayılı Kanunun önemli bir maddesi, 24 üncü
maddesidir. Emekli Sandığı iştirakçileri, eğer
özelleştirilecek bir işletmede veya işyerinde emekliliklerini
isterlerse, emeklilik ikramiyelerini yüzde 30 zamlı alıyorlar. Peki,
orada çalışan, büyük çoğunluğu işçi olan insanlar
emekliliklerini isterlerse, niçin yüzde 30 zamlı alamıyorlar
kıdem tazminatlarını? Bu konunun ne kadar haksızlık
taşıdığını, 4046 sayılı Kanun geçerken
anlattık ve verdiğimiz önergeye yine iştirak etmiştiniz.
Niçin bu tasarı hazırlanırken, bu istikamette bir
değişiklik getirmediniz?
Değerli arkadaşlarım, getirilen tasarıya
karşı olduğumuz görüşüyle bu gerçekleri dile getirmiş
değilim; ama, zamanında söyledikleriniz ile bugün
yaptıklarınız arasında çok büyük farklar olduğunu
ortaya koymak için, hem geçmiş Meclis zabıtlarından bazı
beyanları aktardım hem de bu vesileyle, asıl yapılması
gerekli değişikliklerin, Anayasa Mahkemesinin öngördüğü
aksaklıkların dışında yapılması gereken
değişikliklerin mevcut olduğunu ifade etmek istedim.
Değerlendirmenize arz ediyorum; saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (ANAP ve DSP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Kul, teşekkür ediyorum.
Sayın Hükümetin söz talebi var mı efendim?
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) Evet.
BAŞKAN Buyurun.
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) Sayın Başkan,
Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Özelleştirme uygulamalarının düzenlenmesine ve bazı
kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik
yapılmasına dair kanunun bazı maddelerinde değişiklik
yapmak üzere hazırladığımız kanun
tasarısıyla ilgili görüşlerimi ve bu vesileyle,
özelleştirmenin genel gidişatı hakkında bilgi arz etmek
için huzurlarınızdayım efendim.
Özelleştirme, hepinizin malumu olduğu üzere, 1994'te, büyük
uğraşlarla çıkan 4046 sayılı Özelleştirme
Yasasından sonra hukukî tabana oturtulmuş ve o günden itibaren de,
Özelleştirme İdaresinin, hukuka ve yasaya uygun, mümkün olan
konsensüsü ve toplumsal uzlaşmayı sağlayarak
kararlılık ve açıklıkla, mümkün olan en azamî
şeffaflıkla yürüttüğü bir politikadır. Özelleştirme,
bir tercih değil, yasayla yapılması gerekli olan bir malî
dönüşüm ve reformdur. Dolayısıyla, bu reformun
gerçekleştirilmesinde görevli olan Özelleştirme İdaresinin uymak
zorunda olduğu 4046 sayılı Kanunun bizim titizlikle üzerinde
durduğumuz bölümünün, başta Anayasa olmak üzere, tüm yasalara uygun
olması, hukukî altyapısının da eksiksiz
olmasıdır. Bu kanun değişikliğini, Anayasa
Mahkememizin, Telekom Kanununda değindiği maddelerindeki
farklılığı ve aykırılığı
giderebilmek ve özelleştirmenin önündeki hukukî, yasal, teknik
altyapı eksikliklerinin kalmamasını sağlamak üzere arz etmiş
bulunuyoruz.
Değerli milletvekilleri, Sayın Genel Kurul; özelleştirme,
dünyada, eski sosyalist ülkelerden, gelişmiş batı ülkelerine
kadar altmışa yakın ülkede yıllardan beri uygulanan bir
politika halindedir. Buna, bir ideolojik gözlükle bakmanın da doğru
olmadığını düşünüyorum; çünkü, Rusya'dan
İngiltere'ye kadar, Afrika ülkelerinden birçok İslam ülkesine kadar,
bugün, özelleştirme, dünyada uygulanan bir malî politika, malî
dönüşüm aracıdır. Türkiye'de de, biz, bunu, malî reform
araçlarından biri olarak görüyoruz. Ekonomide verimliliği
artırmak, devleti aslî fonksiyonlarında hâkim kılmak, ticaret ve
üretimde ise, özel sektöre bıraktığımız bu alanlarda
devleti regüle edici ve denetleyici fonksiyonuyla tutabilmek amacıyla
yapılan özelleştirme, ülkemizde, özellikle 1994 yılında
çıkan yasadan sonra bir ivme kazanmıştır. Hükümetimiz
döneminde, özelleştirme çalışmaları, aynı tempo ve
karalılıkla sürdürülmüş ve hepinizin yakından izlediği
üzere, sadece 1997'nin ilk üç ayında, 900 milyon dolarlık
özelleştirmeyi, hem de toplumun gözü önünde, Türkiye'de ve dünyada ilk kez
uygulanan bir yöntemle, televizyonlardan naklen yayın, açık ve
şeffaf biçimde yapmanın mutluluğu içindeyiz. Özelleştirme
Yüksek Kurulunun, ardı ardına yaptığı
toplantılarla yön vermekte alınan sonuçlar, toplumla aynı anda
paylaşılmaktadır ve birçok kurum ve kuruluşta
başarılı örnekleri de verilmektedir. Özellikle, kamu
bankalarıyla ilgili olarak, biliyorsunuz, 1995 yılında
Türkiye'de ilk kamu bankası özelleşmesini büyük bir
başarıyla yaptık. Ben o dönem, hatırlarsınız,
Özelleştirme İdaresi Başkanıydım, Sümerbank o dönemde
özelleşti; bugün kârlı, verimli bir kuruluş olarak faaliyetini
sürdürüyor; istihdamını dahi artırmıştır.
Arkasından, Etibank çok büyük zarar ediyordu, bankacılık
bölümünün içinden iki tane banka türeterek, yine büyük bir rekabet ve
yarışma ortamı içinde, şeffaflık içinde kamuoyundan
büyük destek alarak ve devlete zararların üzerinde gelir sağlayarak,
özelleştirmeyi başardık. Kârlı zararlı demeden,
portföydeki KİT'lerin özelleştirme işlemleri ardı
ardına gelmektedir.
Burada, Et ve Balık Kurumu, SEK gibi kurumların
özelleştirilmesinden bahsedildi, çok kısaca onu arz etmek isterim. Et
ve Balık Kurumunun, 1996 yılı, bugünkü zararının 22
trilyon liraya ulaştığını üzülerek beyan etmek isterim.
Süt Endüstrisi Kurumunu özelleştirdiğimiz dönemde, depolarına
girdiğimizde -o dönem Özelleştirme Başkanıydım-
bozulmak üzere olan 400 ton kremayı bulduk. Sebebini
araştırdığımız da, fazla sütün
alındığını, sütü alacak para bulamadıkları
için -politik nedenlerle olabilir, başka idarî hatalar olabilir-
bankalardan yüksek faizle borçlanıldığını, pazarlama
gücünün ve SEK'in pazar payının, Türkiye'nin yüzde 10'unun
altına düştüğünü -bu Et ve Balık Kurumu için de geçerlidir-
ve aşırı istihdam nedeniyle giderek büyüyen zararlarla
karşılaştığını üzülerek gördük. Bunu tekrar
ekonomiye kazandırmanın bir yolu olması gerektiğini
düşündük ve özel sektörün çok rahatlıkla üretip rekabet edebildiği
bu alanda pazar payını kaybetmiş, trilyonlarca lira zarar
etmiş, aşırı istihdam, yanlış yönetim,
yılların birikimiyle gelişen zararların tasfiye edilmesi
için bu kurumların özelleştirilmesi cihetine gidilmiştir ve
doğru da yapılmıştır.
Bugün, SEK ürünlerinin yüzde 40, yüzde 50'sini tek başına
üreten, İstanbul SEK'tir ve kârlılığını,
istihdamını artırmış, ekonomiye
katkılarını sürdürmektedir. Bu anlamda, yapılan işler
halkın gözü önünde, ilgili sendika temsilcilerinin
katılımına olanak verecek şekilde açık ve
kararlılıkla yapılmış ve bu zararları halkın
cebinden ödemesine bir son verilmiştir. KİT zararlarını
halkın cebinden ödeyecek bir anlayışı kabul etmemiz mümkün
değildir. Devleti, hâlâ bu yüzyılda, ticaret ve üretimle
uğraştırmak yerine, adalete, güvenliğe, altyapıya para
ve zaman ayıran bir yapıya dönüştürmek
kaçınılmazdır. Bunun, sağcılıkla, solculukla da
pek bir ilgisi yoktur; bu, tamamen rasyonelliktir, akılcılıktır
diye düşünüyoruz.
Burada, imar durumuyla ilgili bazı eleştiriler geldi. Hiçbir
keyfîlik yoktur. Bazı KİT'lerin -özelleştirme kapsamındaki
çok sınırlı sayıdaki üç beş KİT'in- çok
sınırlı sayıda üç beş arazisi vardır.
Bunları Özelleştirme İdaresi elden çıkaramamaktadır;
çıkardığı takdirde, imar olmadığı için de,
değerinin çok altında
gitmektedir. Hem KİT'in bir yandan zararı vardır hem burada
ciddî bir miktarı vardır. Tabiî ki, Özelleştirme İdaresi
Başkanlığının bir devlet idaresi olduğunu kimse
unutmamalıdır. Bunu yaparken çevre imar planına uygun
yapacağı yasada belirtilmektedir. Tabiî ki, belediye ile Anıtlar
Kurulu ile Çevre Kuruluyla uyum içinde hareket etmektedir; çünkü,
Özelleştirme İdaresi bir devlet kurumudur; diğer devlet
kurumlarıyla uzlaşarak, anlaşarak -bugün olduğu gibi- bunu
yapacaktır. Bu, sonsuz ve sınırsız bir yetki değildir.
Üç dört tane elimizde kalan çok kıymetli arsayı -ki, bunları
değerlendirerek, kamu yararı esas burada vardır-
değerlendirmemenin bir zararı var, getirisi eksik. Bu halde
satmanın, gerçekten, kamuya zararı var; çünkü, değerini
bulamıyor. Bu anlamda getirilmiştir; yoksa, ne belediyelerin
yetkisine göz dikilmiştir ne de sonsuz, sınırsız bir yetki
istenmektedir Yüce Heyetinizden.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) Hükümet teklifini
değiştirdik zaten Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (Devamla) Evet, teşekkür ederim.
Zaten, Plan ve Bütçe Komisyonunda da, gerçekten, güzel bir konsensüs
sağlandığını, yapıcı eleştiri ve
katkılarla yasasının hızlı bir şekilde buraya
geldiğini görmekten memnunuz. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkememizde Telekom yasasının
önü açılmıştır. Telekomla ilgili Goldman Sachs
önderliğindeki konsorsiyumla anlaşma imzalandı.
İnşallah, birinci dilim özelleştirmesini Telekomun yıl
sonuna yetiştirmeye çalışıyoruz. Türkiye'de
özelleştirmenin gerçekten yasal zeminde, açık ve şeffaf, ama
kararlı biçimde yapılması ve bunun bir partilerüstü devlet
politikası olması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.
Bu yasa tasarısına destek verdiğiniz için, Plan ve Bütçe
Komisyonunda öncelikle görüştüğünüz için, Yüce Mecliste de
değerli grup sözcülerinin olumlu, yapıcı katkıları
için ve hepinize anlayışınızdan ötürü teşekkür
ediyorum.
Yasanın topluma -Yüce Meclisin kabul etmesi halinde-
hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, saygılar
sunuyorum efendim.
Sağ olun. (DYP, RP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.
Hükümet adına, Sayın Söylemez beyanda bulundular.
Şimdi, son söz, kişisel söz talebinde bulunan Sayın
Oğuz'da.
İstanbul Milletvekili Sayın Ali Oğuz, buyurun. (RP
sıralarında alkışlar)
ALİ OĞUZ (İstanbul) Muhterem Başkanım,
değerli arkadaşlarım; özellikle üzerinde müzakere ettiğimiz
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı üzerinde, ben de, şahsî görüşlerimi arz
etmek üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, benden önce grupları
adına ve şahısları adına konuşan
arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, bu kanun
tasarısı, özellikle daha evvel çıkardığımız
ve Anayasa Mahkemesinden dönmüş olmakla tekrar gözden geçirilerek
Meclisimize sevk edilmiş olan bir kanundur. İptal edilen maddelerin
mahiyet ve muhtevası, yeni kanunda, yeni şekiller verilerek ve
Anayasa Mahkemesinin mahzur mütalaa ettiği kısımlar değiştirilerek
ve düzeltilerek huzurunuza gelmiş bulunmaktadır. Bu düzeltmelerle
Anayasa Mahkemesinden geçeceğini ümit ediyorum; ama, bazı
arkadaşlarımızın işaret ettiği gibi, yine,
Anayasa Mahkemesinin kanunun bazı noktalarına dokunması ihtimali
de her zaman varidi hatırdır, olabilir. Ancak, şunu ifade
ediyorum ki, Anayasa Mahkemesi, Hükümetin icraatını frenlemeye veya
geciktirmeye matuf tedbirler alan bir merci değildir; o, kanunun daha
rahat geçebilmesi ve işleyebilmesi için mahzurlu gördüğü
noktaları düzelten bir kurumumuzdur, bir âli mahkememizdir.
Daha evvel bu görevi, burada altı sene içinde bulunmakla iftihar
ettiğim bir Meclisimiz yapmaktaydı, bildiğiniz gibi senato
yapmaktaydı. Senato, bir süzgeç meclis olarak bu konuları gözden
geçiriyordu, inceliyordu ve düzeltiyordu ve böylece de, Anayasa Mahkemesine
hiçbir mahal ve lüzum da kalmıyordu; ama, bugün için Anayasa Mahkemesi bu
konudaki görevini yapacaktır, bu da çok normaldir.
Ben bu konuda özellikle, Hükümete ve çıkacak bu kanunu tatbik
edecek olan mercilere ışık tutan ve özellikle kıymetli
fikirlerini buradan ifade eden arkadaşlarıma
şükranlarımı arz ediyorum. Özellikle, başta Mümtaz
Hocamız olmak üzere, arkadaşlarım çok yapıcı
tenkitlerde bulunmuşlardır; ama, bunu bir fırsat bilip de
buradaki, acı bir şekilde, neredeyse hakarete varan tenkitleri ise
tasvip etmek mümkün değil; ama, olsun, ziyanı yok; bu konuda söylenen
sözler, yine de bu kanunun tatbikatında hayırlı neticeler
getirecektir.
Değerli arkadaşlarım, hemen şunu ifade edeyim ki,
siz zamanında peşkeşe yakın bir yanlış tatbikat
yaptığınız içindir ki, yaptığınız o
harekete "peşkeş" denilmiştir, hatta "Yağma
Hasan'ın böreği" dediğimiz de olmuştur. Sayın
Kul, benim konuşmalarımı getirseydi, orada bu ifadeler de
vardı; ama, bugün dikkat ederseniz, mümkün olduğu kadar, bu konudaki
tatbikatın memleketin hayrına ve özellikle de memlekette bugün icra
edilecek hizmetlerin bir kaynakta toplanarak rahat bir şekilde,
bozulmuş olan ekonomik dengelerin düzeltilmesine matuf olduğunu
-ziraatta dünyada sayılı yedi ülkeden biri olan Türkiye'nin ziraî
faaliyetlerinin durması ve geçen yıl neredeyse 3 milyar dolarlık
ziraî mamul ve ürün aldığımız bir gerçek, bunu da hesaba
katarsanız- nasıl, bir yağma hasanın böreği gibi bu
işlerin israf edildiğini hemen ortaya koyarsınız.
Aziz arkadaşlarım, şunu hemen yine ifade ediyorum ki
"evladını yemek" diye tarif edilen ve o günün,
memleketimize hem altından kalkılamayacak derecede bir ağır
borç yükü ve içinden çıkılamayacak derecede, katrilyonlarla ifade
edilen bir içborcu getiren tatbikatı da, buradan, bu şekilde ifade
etmenin bir vebal olduğunu veya haddi aşma olduğunu kabul etmek
mümkün değildir.
Biz her fırsatta söylemişizdir; at, sahibine göre kişner.
Bugün, ekonomimiz, artık, düzlüğe çıkmaktadır. Hedeflenen
ziraî faaliyetlerimizin ve ürünlerimizin mahsulünü inşallah önümüzdeki
yazda göreceğiz.
Özellikle, yine et ithalatı ve ihracatı hususundaki
yanlış tatbikatla, 675 bin tonluk et üretimimizin nasıl 200 bin
ton mertebesine düştüğünü ve dışarıdan et getirmek
mecburiyetinde kaldığımızı yine siz biliyorsunuz.
Onun yanında, sanayimiz durmuş, hem millî sanayi hem
ağır sanayi, neredeyse harp sanayii de yerinde sayar vaziyete
gelmiş iken, bugün, artık, kaynak paketlerinin getirdiği
imkânlarla memleketimizde aç açık bırakmayan ve millî sanayii,
ağır sanayii ve harp sanayiini kuran; onun yanında, yine
memleketimizin 20 milyon işsiz insanına iş temin edecek
tedbirlerin alındığı, denk bütçeyle ekonomimizin artık
düzlüğe çıkmış olduğu da yine herkesin takdirine
mazhar olan ve dokuz aylık hükümet döneminde aldığımız
tedbirlerin meyvelerini vermeye başladığı da bir gerçektir.
Değerli arkadaşlarım, şunu yine hemen ifade etmek
isterim ki, Refah Partisi, bir rantiyeci parti değildir. Bu şekilde
tavsif, insaf ölçülerinin dışındadır. Stratejik
kaynakların kurutulması ve özellikle, stratejik
kuruluşların satılması hususunda da bir
yanlışlığın yapılması bahis konusu
değildir. Yapılan tasarruflar, artık, modası geçmiş,
hantallaşmış, teknolojisi eskimiş olan
fabrikalarımızın yenilenmesi, teknolojisi gelişmiş
olan ülkelere muvazi ve onlarla rekabet edecek seviyede tutulabilmesi hususunda
bir tedbirdir.
Dünyanın her yerinde, özelleştirme, bir tedbir olarak ele
alınmaktadır. Bu, özellikle sosyalist ülkelerde de, liberal ve
kapitalist ülkelerde de vardır; ama, bizim memleketimizde, özellikle,
titizlikle, teknolojisi eskimiş olan bu fabrikaların
yenileştirilmesi ve ondan elde edilen nemanın, gelirlerin ve
satış bedellerinin daha faydalı sahalarda kullanılmasına
matuf olan tedbirlerdir ve sureti katiyyede de israf mahiyetinde değildir,
daha verimli sahalarda kullanılmasına matuftur.
Ben, huzurlarınızı daha fazla işgal etmek
istemiyorum. Bunu, iyi niyetli ve başarılı bir Hükümetin, yine
de iyi niyetli ve başarılı bir icraatı olarak telakki etmek
gerektiğine inanıyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.
(RP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Oğuz, teşekkür ediyorum efendim.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki
müzakereler tamamlandı.
Tasarının maddelerine...
(DSP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
HASAN HÜSAMETTİN ÖZKAN (İstanbul) Sayın Başkan,
yoklama talebimiz var.
BAŞKAN Efendim, zabıtlara geçmesi açısından,
yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımın isimlerini
alıyorum.
Sayın Uluğbay, Sayın Gemici, Sayın Özkan, Sayın
Aytekin, Sayın Gürel, Sayın Gökçel, Sayın Türk, Sayın
Bostancıoğlu, Sayın Albay, Sayın Uzunhasan, Sayın
Karslıoğlu, Sayın Yurdagül, Sayın Develi, Sayın
Aydın, Sayın Çağan, Sayın Üstüner, Sayın Karahan,
Sayın Şahin, Sayın Temizel, Sayın Gülay.
Yoklama talebine kâfi sayıda sayın üye var.
Sayın milletvekilleri, ad okunmak suretiyle yoklama
yapılacaktır; Genel Kurul salonunda hazır bulunan sayın
milletvekillerinin, yüksek sesle işaret buyurmalarını rica
ediyorum.
III. YOKLAMA
(Yoklamaya başlandı)
Hasan Hüseyin Öz?.. Burada.
Mustafa Ünaldı?.. Yok.
BAŞKAN Bir dakikanızı rica edeyim.
Sayın milletvekilleri, her başkan buradan rica ediyor...
Şu cep telefonlarınız... Yani, teknolojinin şu
gelişimine karşı insanlarda husumet peydah olmaya
başladı. Rica ediyorum, telefonlarınızı, içeri girince
kapatın. Rica ediyorum... (Alkışlar)
Yani, bu genç delikanlılar, ellerindeki telefonu masanın
üstüne koyuyorlar, bunu anlıyorum; ama, rica ediyorum, içeri girerken
lütfen, kapatın efendim. (DSP sıralarından
"kapatmaları lazım" sesleri) Getirmeyin buraya... Rica
ediyorum... Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bunun mehabetini bir
kavrayalım lütfen...
Yoklamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Buyurun.
Lütfi Yalman?.. Burada.
Mehmet Ali Yavuz?.. Burada
(Yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, yoklama esnasında
hazır olmayan sayın üyelerin, yoklamaya esas olmak üzere pusula
göndermelerini rica ediyorum.
Sayın milletvekilleri, eğer toplantı
yetersayımız olmazsa, ara vereceğim ve bir yoklama daha
yapacağım.
TEMEL KARAMOLLAOĞLU (Sıvas) Yoksa...
BAŞKAN Yoksa. Yani, bakıyoruz; varsa, devam edeceğiz.
Efendim, vaki talep üzerine, ad okunmak suretiyle yapılan yoklama
neticesinde, toplantı yetersayımızın var olduğu tespit
edilmiştir.
Çalışmalara kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
VI. KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5. Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S.
Sayısı :273) (Devam)
BAŞKAN Tasarının maddelerine geçilmesi hususunu
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı
MADDE1.24.11.1994 tarih ve 4046 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin birinci fıkrasına, Başbakanın
Başkanlığında... ibaresinden sonra gelmek üzere
Başbakan Yardımcısı (Bakanlar Kurulunun birden fazla
siyasî parti tarafından oluşturulması halinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisinde en çok üyesi olan diğer iktidar partisine mensup
Başbakan Yardımcısı), ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN 1 inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Sayın Hacaloğlu konuşacak.
HİKMET ULUĞBAY (Ankara) Demokratik Sol Parti Grubu
adına, Metin Şahin konuşacaklar.
BAŞKAN Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın
Şahin konuşacak.
Sayın Hacaloğlu, zatıâlinizi davet etmiş
olayım; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Konuşma süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan 273
sıra sayılı, Özelleştirme Yasasının Bazı
Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Yasa Tasarısının 1
inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1991 yılı sonunda, seçimden sonra, o zamanki partimiz olan SHP
ile Doğru Yol Partisi bir Koalisyon Hükümeti kurdu. O Koalisyon Hükümeti,
o günün koşulları altında, ülkenin içinde bulunduğu belirli
temel sorunları çözme iddiasıyla yapılandı. O iddialar
arasında; yani o günün koşullarında, mevcut temel sorunlar
arasında demokratikleşme vardı, iç barışta kanama
vardı, ülkede sanayiin, ekonominin, üretim ekonomisinin yeniden
yapılanması vardı, enflasyonun aşağıya
indirilmesi ve diğer bazı konular vardı.
Özüyle, o program, bir demokratikleşme programıydı; bir
istikrar ve üretim ekonomisini yapılandırma programı idi. O
programın, ekonomiye ilişkin çok önemli temel çıkış
noktalarından, ilkelerinden biri, KİT'lerin, kamu ekonomik
girişimlerinin yeniden yapılandırılması,
özerkleştirme ve özelleştirme anlayışı çerçevesinde,
konuya ideolojik bakmadan, Türkiye'nin gerçekleri içinde, Türkiye ekonomisinin,
geçmiş yıllarda içine sokulduğu rant ekonomisi sürecinden
çıkarılarak, ülkede, yıllardır ekonomiyi sırtında
taşımış olan o üretim kalelerini ayağa kaldırmak
ve günün koşullarında gerekli olmayan tesisleri ise, başta
üreticiler, o tesislerde çalışanlar olmak üzere, kooperatifler olmak
üzere, öncelikli ve özenle, çalışanların hakları korunmak
üzere, özelleştirilmesini hedef almıştı; ama, gelin görün
ki, o koalisyon, maalesef, bu saydığım dört alanda da
aksadı.
Ben, zamanım kıt olduğu için, diğer alanlarda; yani,
sağın, Parlamentodaki sağ gücün, vergi reformuna destek
vermemesi nedeniyle enflasyonun indirilememesinin diğer nedenleri üzerinde
durmak istemiyorum; ama, şu anda
tartıştığımız maddeyle ilişkin olarak, 1991
yılında kurulmuş olan SHP-DYP Koalisyon Hükümetinin en temel
ilkelerinden biri olan KİT'lerin özerkleştirilmesi, yeniden
yapılandırılması ve özelleştirilmesine ilişkin o
ilkenin neden aksadığı, nereden aksadığı, niye
aksadığı üzerinde, geriye dönüp hepimiz derin derin
düşündük.
Şimdi, bu maddede deniliyor ki, "Özelleştirme Kuruluna,
koalisyon ortağı olan diğer büyük partiye mensup Başbakan
Yardımcısı da girecektir." Yani, kim girecektir günümüzün
koşulları altında; Sayın Çiller girecektir. Ancak, biz,
sosyal demokratlar olarak, bu acıyı bir kere çektik; bu ülke, bu
acıyı bir kere tattı, bu yanlışı bir kere
yaptık... Biz, Sayın Çiller'in, sırtlandığı
"özerkleştirmeci Çiller", "yeniden
yapılandırmacı Çiller" ve "özelleştirmeci
Çiller" kimlikleri arasında, geçen beş yıl içerisinde,
sadece ve sadece "özelleştirmeci Çiller" kimliğini sahiplendiğini
gördük ve kamu kesiminin elindeki her türlü tesislerin, her türlü birikimlerin,
sınırsız olarak, yerli-yabancı sınırı
koymadan, üretici, çalışan, kooperatif önceliğini getirmeden
elden çıkarılmasını hedef alan bir siyasetçiyle
karşı karşıya kaldık. Şimdi, o siyasetçi, Refah
Partisiyle koalisyon içerisinde ve Refah Partisi de, maalesef, Sayın
Çiller'den -tabirim mazur görülsün, Başkanım alınmasın-
özelleştirme mikrobunu kapmış halde. Dün, birçok üyesiyle
birlikte özelleştirmeye karşı çıkan Refah Partisinin Genel
Başkanı Sayın Erbakan, şimdi, Sayın Çiller kadar,
ilkesiz, sınırsız, önceliksiz bir özelleştirmeden yana bir
anlayışla, bu yasa tasarısıyla, karşımıza
gelmektedir.
Değerli arkadaşlarım, burada, bundan evvel
yaptığım konuşmayı tamamlayıcı nitelikte,
Yüce Meclisin, Cumhuriyet Halk Partisinin özelleştirmeye ilişkin
konumunu yanlış anlamaması için, bizim, bu konudaki
bakışımıza daha bir açıklık getirmek istiyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal demokrat bir parti olarak, evrensel
sosyal demokrasinin değerlerini paylaşan, içine sindirmiş bir
çağdaş hareket olarak, rekabetçi, örgütlü, emeğe ve çevreye
duyarlı bir pazar ekonomisinden yanadır. Bu pazar ekonomisi
içerisinde mülkiyet, birinci değil, ikinci plandadır. O pazar
ekonomisi anlayışımız içerisinde kamu da olabilir, özel
sektör de olabilir; kamu yararının gerekli
kıldığı yerde, kamu olur, özel sektör ise, hangi alanda
olmak istiyorsa, orada olur. Bizim anlayışımızda, özel
sektörün, herhangi bir sektöre girişine, karşı olmak diye bir
anlayış kesinlikle yoktur; ama, günümüzde, kişi başına
millî geliri 3 bin dolar düzeyinde olan, refahı geri kalmış bir
ülkede, yıllardır doğru dürüst fabrika kuramamış bir
ülkede, sanayiinin yeniden yapılanma ihtiyacı çok akut ve zorunlu
olduğu bir ortamda, biz, kamunun stratejik mal üreten tesisleriyle, kamu
yararı amaçlı hizmet üreten tesislerinin, bu aşamada
özelleştirilmesini, ilk konuşmamda söylediğim gibi, ülke için
yapılmış büyük bir günah ve yanlış işlem olarak
görmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, esasında, özelleştirme,
bir amaç olamaz; bir araçtır. Özelleştirmeye amaç olarak bakanlar;
yani, sınırsız bir özelleştirmenin ardında olanlar,
olaya ideolojik olarak bakıyorlar demektir. Bugün, ne yazık ki,
Hükümet, bu konuya ideolojik olarak bakmaktadır; yani, kamu kesiminin
ekonomideki konumunu tasfiye etmek amacıyla bakmaktadır. Bu ideolojik
bir bakıştır. Biz ise, sosyal demokrat bir parti
kimliğimizle, gerekli olan yerde kamu olsun; ama, her yerde özel olsun
diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, bu anlayış
olduğu zaman, bir sabah, Sayın Çiller, kalkıp "eğitimi
de özelleştireceğim" diyebiliyor; diğer bir sabah
kalkıp "sağlık hizmetlerini de
özelleştireceğim" diyebiliyor; diğer bir gün
kalkıp "sosyal güvenliği
de özelleştireceğim" diyebiliyor ve Anayasanın, devletimizi
tanımlayan demokratik, laik, sosyal hukuk devleti
anlayışının, en azından o söylemiyle, bir
ayağının dibine dinamit koyduğunun farkında olmadan,
gerçeklerden kopuk bir anlayışı gündeme getiriyor.
Değerli arkadaşlarım, sizlerden son bir defa rica
ediyorum: Yabancılara özelleştirmeye sınır koymayan,
İtalya sınır koyduğu halde, İspanya sınır
koyduğu halde, yabancılar için dahi özelleştirmeye
sınır koymayan bir anlayış üzerine kurulu bir yasa
tasarısının, bir maddesinde, böyle bir değişiklikle,
Sayın Çiller'e yeni bir yetki verilmesinden yana değiliz.
Bu anlayışla, hepinize saygılarımı sunuyorum,
teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Hacaloğlu, teşekkür ediyorum.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Metin Şahin;
buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA METİN ŞAHİN (Antalya) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunu Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Demokratik Sol
Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, öyle görünüyor ki, özelleştirme,
ülkenin gündeminde, daha, uzunca bir süre yer alacak; ülkenin gündemini de
aşacak, bu Parlamentoda, daha, uzun süre tartışılacak.
Çünkü, başlangıçta, gruplar adına yapılan görüşmelerde
de görüldü ki, özelleştirme üzerinde, belirli mutabakatlar hâlâ
sağlanamamıştır. Bu mutabakatlarda, özelleştirmenin
şekli, bölgesi, yeri, çeşidi konularında birtakım
farklılıklar olabilir; ama, en azından, hukuksal anlamdaki
düzenlemeler konusunda ve yasanın, genel anlamda ruhuna uygun olarak, bir
mutabakatın sağlanması kaçınılmaz.
Burada görüşülen her özelleştirme yasasında,
ısrarla, ortaklık sağlanamayan ve her seferinde, ilgili
yargı tarafından, yani Anayasa Mahkemesi tarafından hep reddedilip, gelişinin altında
yatan temel nedenler, konunun hukuksal tarafıdır. Bu konuda,
sanıyorum uzun yıllardan beri, Anayasa Mahkemesine de önemli
haksızlıklar yapıldı. Anayasa Mahkemesinin,
özelleştirmeyle ilgili verdiği kararlarda hep aradığı
ölçü, hukuka uygunluk idi; kanuna uygunluk idi; ama, bunlar hiç yerine
getirilmediği için, İktidarlarca, işin kolayına kaçarak,
hep, özelleştirmeyle ilgili değerlendirmelerini de, bunun, ülkenin
yararına olmayan bir tutum olarak değerlendirildiğini; Anayasa
Mahkemesinin, sanki, iktidarların, hükümetlerin karşısında
bir organ gibi değerlendirildiğini, zaman zaman, haksız ve
doğru olmayan suçlamalarla karşı karşıya
bırakıldığını hep beraber gördük.
Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerimizde, Sayın
Bakanın ve bugünkü görüşmelerin başlangıcında da,
İktidar kanadı mensubu sözcülerin bir ifadesi, bu geçmişin ne
kadar boşa harcandığını ve bir itirafın
açıkça ortaya konulduğunu belgeledi. Neydi bu? Sayın Bakan ve
ilgili İktidar Partisi sözcüleri, yaptıkları bu
değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin hukuka uygun olarak önerdiği,
beklediği değişiklikleri yerine getirdiklerini ve bu amaçla bir
tasarı hazırladıklarını söylediler. Yani, o zaman,
demek ki, bugüne kadar hep bunun dışına taşmışlar,
Anayasa Mahkemesiyle ilgili değerlendirmelerinde hep haksızlık
yapmışlar ve şimdi, yıllardan beri Anayasa Mahkemesine
yapılan bu haksızlığı bir anlamda itiraf ederek,
hukuka uyma zorunluluğu anlayışı içerisinde hareket
etmişler. Bunu, hem bir itiraf hem de gelinen bir nokta olarak olumlu
değerlendirmek mümkün.
Değerli arkadaşlar, hem Anayasa Mahkemesinin görüşleri
üzerinde hem de bu yasayla ilgili değerlendirmelerde, son yedi sekiz
aydır, Hükümet ortaklarının, gerçekten, çok
şaşırtıcı, hayrete düşürücü ifadelerine tanık
oluyoruz. Bunlardan bir tanesi de şu: Sayın Ali Oğuz arkadaşımız,
biraz önce burada yaptığı konuşmada özelleştirmeyi
savunurken, yıllardan beri özelleştirmeye karşı
olduklarını, neden karşı olduklarını, o
karşı olduğu konuların şimdi neyi
değiştirdiğini anlatmak yerine, çok farklı bir üslupla ve
belki bilerek, belki de farkında olmadan, İktidar kanadının
diğer ortağına, oldukça ciddî suçlamalarda bulunuyorlar; yani,
ne diyorlar "at, sahibine göre kişner." Yıllardan beri
özelleştirmeyi yöneten kimdi; özelleştirmeyi yöneten, şu andaki
ortağınızdı. Demek ki, özelleştirme, bugüne kadar hep
başarısız oldu, işler iyi gitmedi; bunun sahibi belliydi;
şimdi, sahibi değişti, at, başkası tarafından
yönetiliyor!..
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) At, sahibine göre kişner.
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) O zaman da ben yaptım,
şimdi de ben yapıyorum; değişen hiç bir şey yok.
METİN ŞAHİN (Devamla) Onlara; ortaklarınıza
söyleyeceksiniz, bize değil. Bizim, size, hiçbirinize özel bir
suçlamamız yok arkadaşlar.
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) Hepsinin altında
imzam var.
METİN ŞAHİN (Devamla) Tabiî, atın imzayı!
DEVLET BAKANI H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) O gün de şerefle
yapıyordum bugün de şerefle yapıyorum.
METİN ŞAHİN (Devamla) Benim, bunu, burada dile
getirmemden daha çok, Sayın Oğuz'un bu sözünden sonra Sayın Bakanın
hemen çıkıp "bir dakika arkadaş, yanlış
yapıyorsun; bu işin sorumluluğu bizim, biz iyi yaptık"
demesi gerekirdi. Benim sözüme itirazı önemli değil. Ben, muhalefet
partisi olarak bir saptamada bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bu, aslında, sadece özelleştirmeyle
de ilgili değil. Sayın Başbakan, ekonomik paketleri
açıklarken de, gerçekten, çok enteresan sözler söylüyor ve
ortağının geçmişte yaptığı birtakım
işlerin, şimdi, daha şeffaf, daha doğru
yapıldığını söyleyerek, bir anlamda, geçmişte
şeffaf olmadığını, birtakım karanlık
işlerin olduğunu da zımnen söylemiş oluyor; ama,
İktidar kanadı, ortaklık duygusu için de olsa, bunu sineye
çekiyor, sessiz kalıyor. Onlar sessiz kalsa da, biz, dile getirmeyi
yararlı gördük.
METİN PERLİ (Kütahya) İyilik yapıyoruz.
METİN ŞAHİN (Devamla) Hay hay... Onlar, iyiliği
kabul edeceklerdir.
Değerli arkadaşlar, tasarıda yapılmak istenen,
başbakan yardımcısının da bu Kurula dahil edilmesidir.
Gerçekten, yasa yapmanın bir ciddiyeti, bir önemi var. Bu yasa,
başlangıçta yapıldığı zaman, eğer,
Başbakan Yardımcılığı gibi bir makamın bu
Kurulda temsil edilme ihtiyacı var idiyse o zaman niye konulmadı?
Şimdi, ortaklar bir araya geldi de, bir güvensizlik mi var da, bunu, bu
Kurula dahil etme gibi bir ihtiyaçtan yola çıkıyoruz? Bunu, gerçekten
anlamakta zorlanıyoruz. Gerçekten, paylaşımı, ilgili devlet
bakanları yapıyor.
Değerli arkadaşlar, yasalar, o günün ihtiyacına göre
yapılmaz; yasalarda süreklilik vardır, kalıcılık
vardır, tutarlılık vardır. Dolayısıyla,
yasalarda, o gün, kimin için doğruysa, hangi kuruluşun ihtiyacı
önemliyse, hemen onu içeren, hemen onun ihtiyacını
karşılayan bir düzenlemeyle karşı karşıya
geliyoruz. Belki bir gün gelecek, bu
yaptığınızı tekrar değiştirelim diye yeniden
gündeme getireceksiniz. Bu alışkanlıktan, bu güvensiz
çalışma ortamından kurtulması lazım iktidarın;
birbirine güvenmesi lazım ve öyle çalışması lazım.
Arkadaşlar, bakın, şimdi, ifadeyi şöyle bir
okuyayım, burada deniliyor ki: "'Başbakan
Yardımcısı (Bakanlar Kurulunun birden fazla siyasî parti
tarafından oluşturulması halinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde en çok üyesi olan diğer iktidar partisine mensup Başbakan
Yardımcısı)'" Şimdi, bu ne demektir arkadaşlar;
özel bir konuma uygun özel bir yasa yapıyorsunuz demektir. Bunun hiçbir
ciddî yanı var mı? Belki, yarın, bir koalisyon oluşacak...
SALİH KAPUSUZ (Kayseri) Üçlü olursa ne olacak...
METİN ŞAHİN (Devamla) Bir dakika, oraya geliyorum
zaten... Lütfen... Dinlerseniz, bana hak vereceksiniz.
Bir gün gelecek, hükümet, ikili değil belki üçlü veya dörtlü
koalisyondan oluşacak... Bu olabilir; bu olduğu zaman,
varsayalım ki, hükümet protokolü oluşurken, özelleştirmeyle
ilgili değerlendirmelerde, o karar kurullarında, en fazla
milletvekili sayısı olan, grubu daha büyük olan parti yerine, ikinci veya
üçüncü dereceden olan bir grubun temsil edilmesi, belki, protokolde gerekli
hale gelecek; o zaman ne yapacağız arkadaşlar bu yasayı?
Niçin bu kadar özel konuma dayalı, sizin içinde bulunduğunuz
ortaklık şartlarına dayalı bir kanun yapma gibi bir durumla
Parlamentoyu karşı karşıya bırakıyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım, bu yasalar, uzun yıllar devam
etmesi gereken, beklenen, hizmet görmesi istenen yasalardır. Siz, kendi
özel konumunuza göre burada yasa çıkarmayı alışkanlık
haline getirirseniz, bir gün, siz de bu işin içinden
çıkamazsınız, geriye dönmek zorunda kalırsınız ve
şimdi çıkardığınız yasalar da, size, ayak
bağı olur diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
METİN ŞAHİN (Devamla) Sayın Başkanım,
sözümü tamamlıyorum.
BAŞKAN Peki efendim...
Buyurun.
METİN ŞAHİN (Devamla) Bu duygular içinde,
yanlış yapıldığını söylemek istiyorum. Özel
değerlendirmelere, özel konumlara dair yasa yapmak, gerçekten, uygun
düşmüyor. Hele, böyle güvensiz bir ortamdan yola çıkarak, bir partinin
liderini, başbakan yardımcısını ille bu Kurula sokma
gibi bir anlayışı da tasvip etmiyoruz.
Demokratik Sol Parti adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Şahin, teşekkür ediyorum.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) Sayın Başkan,
Grubum adına söz istiyorum; ama, başkanvekillerimiz
dışarıda olduğu için...
BAŞKAN Efendim, keşke içeride olsalardı...
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) O zaman, şahsım
adına konuşayım...
BAŞKAN Tabiî, hay hay; ben isminizi yazayım; ama, sıra
gelir mi bilemiyorum.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) Sayın
Başkanım, içtüzüğe göre sizin bu konuda beni görevlendirme
yetkiniz yok mu efendim?
BAŞKAN Efendim, grup adına olunca, ne haddimize...
Şimdi şu olur efendim -tabiî, takdir Sayın Kul'un-
Sayın Kul'un söz hakkı var...
EMİN KUL (İstanbul) Şahsım adına efendim...
BAŞKAN Şahsı adına söz hakkı var...
İsterseniz, Sayın Kul ile bir görüşün...
EMİN KUL (İstanbul) Biltekin Bey, Grubumuzun
görüşlerini dile getirecekler...
BAŞKAN Efendim, işte, yetki meselesi...
Keşke, daha önce yetki alsaydınız...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) Devam edelim Sayın Başkan...
BAŞKAN Gruplar adına başka söz talebi?.. Yok.
Kişisel söz talebi?..
Sayın Kul, vazgeçtiniz mi, konuşacak mısınız?
EMİN KUL (İstanbul) Gruplar adına konuşmalar
bittiyse, konuşurum.
BAŞKAN Bitti efendim, bitti... Talep yok.
Buyurun.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) Sayın
Başkanım, Grup Başkanvekilim geldi... Müsaade ederseniz...
EMİN KUL (İstanbul) İnebilirim Sayın Başkan...
BAŞKAN Efendim, zatıâliniz, kürsüden inmede kendiniz
açısından bir mahzur mütalaa buyurmazsanız; olur, tabiî... Biz,
meseleleri sühuletle ve sükûnetle halletme peşindeyiz.
Sayın Özdemir, buyurun efendim. (ANAP, DSP ve CHP
sıralarından alkışlar)
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) Müsamahanıza
şükranlarımı sunarım efendim.
BAŞKAN Estağfurullah efendim...
ANAP GRUBU ADINA BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın milletvekilleri, özelleştirme uygulamalarının
düzenlenmesine ilişkin 24.11.1994 tarihinde -yani, bundan
yaklaşık ikibuçuk yıl kadar önce- hazırlanmış
olan kanunun bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptali üzerine,
bazı maddelerinde yeniden yapılan düzenlemelerin görüşülmesi
için huzurunuzda bulunuyorum ve Anavatan Partisi Grubu adına ve
şahsım adına, Büyük Millet Meclisini saygıyla
selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Anavatan Partisi milletvekili olarak,
özellikle Türkiye yönetimine kazandırılan bazı düzenlemeler
görüşülürken huzurunuzda bulunmaktan, o düzenlemelere ana
katkıyı ve ana malzemeyi oluşturmuş bir partinin mensubu
olmaktan da övünç duyarak, sözlerime başlamak istiyorum.
İşte, bu alanlardan bir tanesi ve belki de, en önde
gelenlerinden birisi de özelleştirme konularıdır.
Anavatan Partisinin yönetime geldiği tarihe kadar, Türkiye
yönetimine hâkim olan siyasî anlayışların tümünde, ekonominin
yönetiminde veya ekonominin ağırlığında, içinde,
siyasî payın, siyasî kararların her zaman birinci planda olması
tercihi ileri sürülmüştür.
Şu anda, Büyük Millet Meclisinde bulunan partilerimiz, en sol
kanadında oturanından -Anavatan Partisi hariç olmak üzere- en
sağ kanadında oturanlarına kadar, devletin ekonomi yönetiminde
bulunuşundan bir türlü kendilerini alma cesaretini, hatta basiretini
gösterememişlerdir. İlk defa Anavatan Partisidir ki, kendi
tüzüğünde serbest rekabet ve özelleştirme tercihini net olarak
halkımızın huzuruna getirmiş ve büyük
tartışmalardan sonra, şu işin esası, memnuniyetle
müşahede ediyoruz ki, bugün, bütün partiler tarafından kabul
edilmiştir. İşte, bu düzenleme ve bugün, bu konuda bir konsesüs
oluşmuş bulunmasının ana nedeni de, Anavatan Partisinin bu
tercihinin tüm partilerimiz tarafından benimsenmiş
olmasıdır. Bu itibarla, bu amaca yönelik her türlü düzenlemeyi,
Anavatan Partisi olarak, ilke olarak, peşinen desteklediğimizi ifade
etmek isterim.
Sayın milletvekilleri, şu düzenlemede de görülmektedir ki,
maksadı iyi ifade eden ve hukuk önünde yanlışları gidermeye
yönelik düzenlemelerin yapılabilmesi, Anavatan Partisinin
katkısı olmadan bir türlü gerçekleştirilemiyor.
Sayın üyeler, 4046 sayılı Kanunun
hazırlığını hatırlıyacaksınız; o
kanun üzerinde, partimizin, sayıları 56'ya varan önergeleri Yüce
Meclisçe olumlu karşılanarak, o kanuna belli bir içerik ve düzen
kazandırılmıştır. Bugün de, huzurunuza gelen şu
tasarının, Hükümet tasarısı dışında, belli
maddelerinde iyileştirmeler yapılarak Yüce Meclisin huzuruna
getirilmesi, yine, Anavatan Partisinin katkısıyla
sağlanmıştır. Bu itibarla, şu anda, Plan ve Bütçe
Komisyonundan gelmiş olan metni, esas itibariyle, geliştirilmiş
ve değiştirilmiş şekliyle destekliyoruz.
Yalnız, 1 inci maddeyle ilgili olarak, bir özelliği ve bir
eksikliği dikkatlerinize getirmek isterim. Maddede, özellikle koalisyon
yönetim tarzları dikkate alınarak, Özelleştirme Yüksek Kuruluna,
başbakanın yanı sıra, başbakan
yardımcısının da katılımının
sağlanması istenmektedir.
Sayın milletvekilleri, haddi zatında, kanaatim odur ki, bu
nevi bir düzenleme, Özelleştirme Yüksek Kurulu, ya tüm Bakanlar Kurulu
kararnamesiyle yapılmalıdır ya da buraya, bilhassa,
başbakan ve başbakan yardımcısı seviyesindeki siyasî
görevlilerin hiç katılmaması tercih edilmelidir.
Birincisinde; Bakanlar Kurulu, bir siyasî kararnameyle, siyasî bir
düzenlemeyle, meseleye bir hükümet icraatı niteliği
kazandırır.
İkincisinde; bazı bakanların
katıldığı bir yüksek kurul uygulamasında ise, böyle
bir hükümet tasarrufu çerçevesinde değerlendirilebilecek bir hukukî
tasarruf yoktur. Şu halde, burada, ne başbakanın ne de
başbakan yardımcısının uygun olur. Niçin uygun olur; çünkü,
diğer bakanlardan oluşacak bir yüksek kurul
çalışmasını murakabe edecek, kontrol edecek merci önümüzde
durmalıdır; o da, başbakan ve başbakan
yardımcısı olabilir. Bu sebeple, bu oluşumun, yani 4046
sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle getirilmiş oluşumun,
prensip olarak, zaten, kendi yeterli değildir, yanlıştır
kanaatindeyim. Yalnız, bu düzenlemeyi getirirken de, eğer bu
yaklaşım benimsenmese bile, şu eksiklik önümüzde
durmaktadır:
Sayın milletvekilleri, devletin özelleştirilecek
kuruluşlarının başında hangi kuruluşlar
gelmektedir; finans kuruluşları gelmektedir, finansman
açısından özellikli kuruluşlar gelmektedir, bankalar gelmektedir
ve buna benzer, bu bankalarla ilişkisi olan kamu iktisadî
teşebbüsleri gelmektedir. Peki, böyle bir oluşumda, bu kuruluşların
ekonomik ve bilhassa malî konularından sorumlu, Hazineden sorumlu devlet
bakanına, bu heyet arasında, kanun koyucu, niçin yer vermemektedir
de, işbu yetkiyi başbakanın iki dudağının
arasına bırakmaktadır; bunun anlaşılması mümkün
değildir.
Burada özelleştirme uygulamasını öve öve anlatan, çok
başarılı mesafeler ve merhaleler katedildiğini ifade eden
Hazineden sorumlu Sayın Bakanımız niçin bu kurulda
görevlendirilmiyor? Acaba, görevlendirilmemesi ihtimali mi vardır veya
görevlendirilirse, umulan veya tahmin edilen bazı sakıncalar mı
vardır? Bunlar, ister istemez akla gelen sorular olmaktadır. Bu
nedenle, buraya, başbakan yardımcısını dahil etmek
yerine -ki, bence hiç gereği yoktur başbakan yardımcısının
bu kurula dahil edilmesinin- asıl dahil edilmesi gereken, Hazineden
sorumlu bakanımızdır. Ha, başbakan nasıl olsa
görevlendirecektir; ya görevlendirmezse; geçmişte gördük bunun
sakıncasını. Aynen, emniyet genel müdürü operasyonuna benzer bir
tarzda; akşam Hazineden sorumlu, sabahleyin sorumlu değil biçimine,
pekala, insanlar, Türkiye'deki yanlış kamu yönetimi
anlayışı yüzünden düşebilmektedir;
düşürülebilmektedir. O yüzden, sayın başbakanlara bu
şekilde bir inisiyatif sağlanması, aslında, onlara da
haksızlık edildiği izlenimini vermektedir.
Sayın milletvekilleri, bu itibarla, söz konusu 1 inci maddenin bu
çerçeve içerisinde ele alınmasının ve eksik düzenleme içerisinde
olduğunun bilinci içinde bir düzenleme önerilmesini Yüce Meclise
sunuyorum; bu vesileyle, Anavatan Partisi Grubu adına, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum efendim. (ANAP ve DSP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Özdemir, teşekkür ediyorum efendim.
Gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.
Kişisel söz talebinde bulunan Sayın Kul; buyurun efendim.
Sayın Kul, süreniz 5 dakikadır.
EMİN KUL (İstanbul) Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 273 sıra sayılı kanun
tasarısının 1 inci maddesi üzerinde şahsım adına
görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım; sizleri, saygıyla
selamlıyorum.
Önce, hemen belirtmek isterim ki, Anayasa Mahkemesinin bir iptal
kararı sonucunda, 4046 sayılı Yasa üzerinde bu düzenlemenin
yapılması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, elbette ki,
hükümetin icraatlarını engelleyen bir organ olarak Anayasamızda
ve hukukumuzda yer almış değil. Anayasa Mahkemesinin iptal
kararlarını bir engelleyici tavır olarak görmek de mümkün
değil; ancak, Parlamento olarak, yasaları düzenlerken, Anayasa
Mahkemesi diye bir müessesenin olduğunu, dikkatle, önemle, özenle
gözetmemiz gerektiği kanaatindeyim. Bazı Anayasaya
aykırılık iddialarına gerekli ciddiyetle bakmaz isek,
Anayasa Mahkemesini bidayet mahkemesi haline dönüştürürüz ve Anayasa
Mahkemesinin ondan sonra verdiği kararlardan, burada, oturup şikâyet
ederiz.
Kanun tasarısının tümü üzerinde şahsım
adına yaptığım konuşmada, hiçbir zaman, üslubum
olmayan, hakarete varan sözler veya ifadeler kullanmadım; sadece,
geçmiş Meclis zabıtlarından, bugünkü Sayın
Başbakanımızın, o zaman muhalefet partilerinden birinin
başkanı olarak yaptığı konuşmalardan ifadeler
okudum. Ben, yine, burada da, Muhterem Başbakanımızın o
günkü konuşmalarında, hakaret etmek amacıyla bu ifadeleri bir
araya getirdiği düşüncesinde değilim; bu, konuyu daha iyi
vurgulamak, halkın dikkatini daha iyi çekmek için başvurduğu kendine
has bir metottur; dolayısıyla, bunlar, benim ifadelerim
değildir; onu, öncelikle kaydetmek istiyorum.
Bakınız, şimdi, Muhterem
Başbakanımızın, geçmiş tarihteki -yani
muhalefetteyken- bu konuyla ilgili bir iddiasını daha okuyayım;
23.12.1994 tarihli 61 inci Birleşim. Muhterem Başbakanımız
diyor ki "21.9.1994 günü Amerikan Senatosu Dışişleri
Komisyonunda -tutanağı da aynen elimdedir diyor- bugün, Türkiye'de
bulunan yeni Amerikan Elçisi Grossman'ın, Türkiye'ye gönderilmesi
esnasında yapılmış olan müzakerede, Senatör -Senatörün
ismini söylüyor- elçiye ne diyor; uluslararası borç ve kredilerde bir
krize düşülmemesi için, Dünya Bankası ve ABD, Türkiye'ye,
özelleştirme için bir dead time (son tarih) vermeyi düşünüyor
mu? Bu sual üzerine, Büyükelçi, Senatöre
"şüphem yok ki, Sayın Çiller ve Türk ekonomisini yönetenler,
buradaki havayı çok iyi bilirler; daha fazla bir şey söylemekten
hicap duyarım... İşte, hastalığın asıl
mikrobu bu. Onlar, bir an evvel özelleştirme yapın diye bize
emrediyorlar."
Şimdi, o tarihlerde, özelleştirme konusuna böyle
bakılıyor ve yine o tarihte, Sayın Başbakanımız
şöyle diyor: "Stratejik tesisler de imha ediliyor; işte,
Karabük; işte, Zonguldak; işte, Kırşehir; işte, önemli
tesislerimiz; demir-çelik, kömür, Petlas, PETKİM, tersaneler... Şu
hale bak; halk ezildiği gibi, gene, dış güçlerin, IMF'nin
emirleriyle bütün bu tesislerimiz yok edilmek istenmektedir." (ANAP ve DSP
sıralarından alkışlar)
Şimdi, Petlas'ın filan, bütün bunların
özelleştirilmesi konusundaki girişimleriyle öğünülüyor. Tabiî,
ben, onun için hakarete varan herhangi bir kelime kullanmadım; sadece,
Başbakanımızın, halkın daha iyi anlaması için;
hakaret etmek kastıyla değil, vurgulayarak, bazı örnekler vererek
ifadelerini dile getirdim.
Şimdi, bu maddede, Bakanlar Kurulunun birden fazla siyasî parti
tarafından oluşturulması halinde, en çok üyesi olan iktidar
partisine mensup başbakan yardımcısı da Özelleştirme
Yüksek Kuruluna dahil ediliyor. Demek ki, şu kabul ediliyor: Eğer, Bakanlar Kurulunu oluşturan
birden çok siyasî parti varsa, birden çok başbakan
yardımcısı olacak. Belki, birden çok başbakan
yardımcılığı verilmeyecek; isterse, koalisyonu
oluşturan dört tane parti olsun; belki bir kişiye verilecek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun Sayın Kul.
EMİN KUL (Devamla) Hemen toparlıyorum Sayın
Başkanım.
Fakat, burada, âdeta, birden çok siyasî parti tarafından Bakanlar
Kurulu oluşturulursa, her siyasî parti için bir başbakan
yardımcılığı öngörülüyormuş gibi bir ifade yer
almış oluyor; bu sakıncalıdır. Kaldı ki, Bakanlar
Kurulunu oluşturan parti sayısı kadar başbakan
yardımcısı yapmanın dışında, bir de, en çok
üyeye sahip partinin başkanı Başbakan Yardımcısı
olur yahut da Bakanlar Kurulundaki üyesi... Belki öyle olmayacak, başka birisini
getirecekler; yani, bütün bu sınırlamalar, yapılan düzenlemenin
tutarsızlığını gösteriyor; ama, düzenleme güven
bunalımından dolayı yapılmış; yani, bugünkü
Sayın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanımız -onu yazmayı unutmuşlar, belki,
Dışişleri Bakanlığı da üzerinde olabilir-
mutlaka, Özelleştirme Yüksek Kurulunda bulunacak.
Başbakanımıza güvenmiyor muyuz; Özelleştirme Yüksek
Kurulunun Başkanı... Niçin; bir güven bunalımı mı
var?! Niçin; niçin olduğunu daha sonraki maddelerde arz edeceğim. Bu
düzenleme yanlıştır, hatalıdır.
Arz eder, teşekkürlerimi sunarım. (ANAP ve DSP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Kul, teşekkür ediyorum efendim.
Sayın Oğuz, zatıâlinizin bir söz talebi var efendim.
ALİ OĞUZ (İstanbul) Evet efendim.
BAŞKAN Buyurun efendim. (RP sıralarından
alkışlar)
ALİ OĞUZ (İstanbul) Muhterem Başkan, değerli
arkadaşlarım; müzakere konusu kanunun üzerinde değerli
fikirlerini ifade eden arkadaşlarımın, daha iyiyi bulmak, daha
mükemmele ulaşmak maksadıyla bu tenkitlerini ifade ettiklerini tekrar
etmek isterim; ama, maksadı aşan ve özellikle de tezyif ve tahkir
mahiyetinde olan sözlerini kabullenmek mümkün değil. Zamanında
şöyle söylediniz, bugün böyle söylediniz sözleri ise, o günün
icaplarından ve kurulan hükümetin stratejisinden ve onun öngördüğü
hizmetlerden ve getirdiği hizmetlerin tahakkuk etmesini temin sadedinde
aldığı tedbirlerden kaynaklanan neticelerdir. (DSP ve CHP
sıralarından alkışlar [!])
Birinci hedef; bu milletinin aç, açık insanının
kalmamasını, bir an evvel ekonomisinin düzlüğe
çıkarılmasını, ziraatının içinde bulunduğu
şartlardan kurtarılmasını,
hayvancılığın artırılmasını, sanayiin
kurulmasını, millî sanayi, ağır sanayi ve harp sanayiinin
bir an evvel tesisini; 20 milyon işsizinin bir an evvel
işşizlikten kurtulmasını hedef alan ve kaynak paketlerinin
bir an evvel ortaya konularak; bir dağ gibi
yığılmış dışborç ve içborcun tasfiyesi
sadedinde alınan tedbirler meyanında ele alınan konulardır
ki, bu, dünyanın her yerinde, her ülkede, özelleştirme, bir zaruret
halinde ortaya konulmuştur.
Değerli arkadaşlarım, dünyanın her yerindeki
tatbikatı -ister sol ideolojilerde olsun ister liberal ve kapitalist
sistemlerde ve sağ ideolojilerde olsun- memleketin o günkü icaplarına
göre, memleketin hayrına alınan tedbirlerden ibarettir; özellikle de,
teknolojisi eskimiş olan fabrikaların bir an evvel tasfiyesine matuf
tedbirlerdir.
Ben, ancak şunu ifade etmek istiyorum ki, zamanında, biz,
haklı olarak, Beykoz Kundura Fabrikası hakkında alınan
tedbirler meyanında, bu kürsüden, bir an evvel bu fabrikanın
özelleştirme kapsamından çıkarılması hususunda
taleplerimiz ve ısrarlarımız olmuştu; ama, bugün,
teknolojisi eskidiği ifade edilen bu fabrikanın deri işleme
kısmının ta Erzurum'a kadar taşınması, öbür
kısımların da nakledilmesi şeklinde alınan
tedbirlerin, yine, bugün için, içerisinde bulunduğu zaruretten
doğduğunu ilgililer ifade etmektedir.
Şunu hemen ifade etmek istiyorum ki, memleketin hayrına olan
bu özelleştirme, ne bir israftır ne bir furyadır ne bir
yağma Hasan'ın böreğidir ne de yapılan bir teknolojik
hatadır. Bunun ortaya konulmasından çıkan zarurete ittibaen, biz
ümit ediyoruz ki, alınacak tedbirle elde edilen nema en hayırlı
noktada değerlendirilecektir. Ben, bunu ifade etmek için kürsüye çıktım;
bu vesileyle huzurlarınıza geldim.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum efendim.
Sağ olun, var olun (RP ve DYP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Oğuz, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
AYHAN FIRAT (Malatya) Sayın Başkan, karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN Maddeyi henüz oylamadım efendim.
AYHAN FIRAT (Malatya) Karar yetersayısının
aranılmasını istemiştik.
BAŞKAN Efendim, oylamaya geçmedim ki!..
NİHAT MATKAP (Hatay) Geçtiğiniz esnada...
BAŞKAN Oylamaya geçileceği esnada?!. Bakın, bunu
geçerli saymam...
NİHAT MATKAP (Hatay) Duyuru yapıyoruz, tebligatta
bulunuyoruz.
BAŞKAN Sayın Matkap, tebligat yapıyorsunuz, 7201
sayılı Kanuna uygun olsun bari!..
Sayın milletvekilleri, verilmiş önergeler vardır.
Şimdi, geliş sırasına göre okutacağım.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) Önergelerimizi geri çekiyoruz efendim.
NİHAT MATKAP (Hatay) Sayın Ayhan, önergelerin naylon
olduğunu bildiği için, önceden karar yetersayının
aranılmasını istedi.
BAŞKAN Efendim, Sayın Ayhan'ın bilgisi beni
bağlamaz, benim bilgim de onu bağlamaz; ben bilmiyorum ki!..
NİHAT MATKAP (Hatay) Sayın Başkan, açıklık
getiriyorum.
BAŞKAN Anladım efendim...
Efendim, önergeleri geri mi çekiyorsunuz?
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) Evet, geri çekiyoruz.
BAŞKAN Yeterli imza kalmadığından, önergeler
işlemden kaldırılmıştır.
AYHAN FIRAT (Malatya) Karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN Dikkate alacağım efendim.
Efendim, maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Karar yetersayısı yoktur.
Saat 20.35'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati
: 20.31
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma
Saati : 20.40
BAŞKAN :
Başkanvekili Yasin HATİBOĞLU
KÂTİP
ÜYELER : Fatih ATAY (Aydın), Ali GÜNAYDIN (Konya)
BAŞKAN Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76 ncı
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
VI. KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5. Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/588) (S.
Sayısı :273) (Devam)
BAŞKAN Görüşmelere kaldığımız yerden
devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükümet yerinde.
Sayın milletvekilleri, müzakereye konu tasarının 1 inci
maddesinin oya sunulması esnasında karar
yetersayısının aranması talep edilmiş, talep göz önüne
alınmış, yapılan oylamada karar
yetersayısının bulunmadığı tespit edilerek ara
verilmişti.
Maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar
yetersayısını arayacağım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Evet, üzülerek ifade ediyorum, karar yetersayısı,
maalesef, yok. Zilin bu davudî sadasına rağmen karar
yetersayısını bulamadık.
Sayın grup başkanvekilleri, ne buyurursunuz?..
NİHAT MATKAP (Hatay) Gece çalışması isteyenler,
lütfen, gruplarına hâkim olsunlar.
BAŞKAN Sayın Matkap, kararınızla tayin edilen
çalışma süresinin dolmasına da çok az bir zaman
kalmıştır.
Yeniden ara vermek, yeterli sayıyı bulma imkânını
vermeyecek kanaati hâsıl ve hâkim Başkanlığa.
Bu sebeple, kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, 3
Nisan 1997 Perşembe günü saat 14.00'te -sayın milletvekilleri, eski
alışkanlığa gitmeyelim; yarın, inşallah, saat
14.00'te- toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati
: 20.45
VII.SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalının,
TPAO petrol tankerinde meydana gelen yangına ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından sorusu ve Devlet Bakanı H. Ufuk Söylemezin
yazılı cevabı (7/2111)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı Sn. Recai Kutan tarafından yazılı olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Bülent
Akarcalı İstanbul
1.TPAO petrol tankerindeki yangınla ilgili olarak
bir soruşturma başlatacak mısınız?
2.Tanker böyle bir yangına karşı
sigortalı mıydı?
3.Sigortalıysa, sigorta hasarın %
kaçını karşılamaktadır?
4.Tersanenin bu zararı karşılayacak
sigortası var mıydı?
5.Türkiyenin en büyük tankeri olan bu geminin bu
tersanede bakıma alınması, teknik açıdan doğru bir
karar mıydı?
6.Tankerin bu tersanede bakıma
alınmasında siyasi bir bağlantı söz konusu mudur?
7.Bu tip bakımların yapılmasında
tersane seçiminde hangi teknik ölçüler geçerlidir?
T.C. Başbakanlık Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı
1.4.1997
Sayı
: B.02.1.ÖİB.0.65.00.00-1985
Konu
: Önerge
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi : 10.3.1997 tarih ve 7/2111-5430/15256
sayılı yazınız.
İstanbul Milletvekili Sayın Bülent
Akarcalı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına tevcih edilen, 7/2111-5430 esas
sayılı soru önergesi ve verilen cevaplar
aşağıdadır.
Soru 1. TPAO petrol tankerindeki yangınla ilgili
olarak bir soruşturma başlatacak mısınız?
Cevap 1.TPAO petrol tankerinde çıkan yangınla
ilgili olarak inceleme yapmak üzere, Özelleştirme İdaresi personeli,
Türkiye Denizcilik İşletmeleri, Türkiye Gemi Sanayii A.Ş. ve
Dişat Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği A.Ş.
yetkililerinden oluşan 5 kişilik bir komisyon kurulmuştur. Bu
komisyon çalışmalarını tamamlamak üzeredir.
Ayrıca Cumhuriyet Savcılığında
yangınla ilgili soruşturma başlatılmış olup,
henüz sonuçlanmamıştır.
Soru 2. Tanker böyle bir yangına karşı
sigortalı mıydı?
Cevap 2.TPAO
tankerinin olay tarihinde Güven Sigorta T.A.Ş. ve Başak Sigorta
A.Ş. tarafından yapılmış 10 milyon ABD Doları
bedelli tekne-makina ve tekne-harp sigortası mevcuttur. Ayrıca SKULD
tarafından yapılmış, üçüncü şahıs mali mesuliyet
(protection and indemnity insurance) sigortası bulunmaktadır.
Soru 3.Sigortalıysa, sigorta hasarın %
kaçını karşılamaktadır?
Cevap 3.Tekne sigortası geminin tam kaybı halinde
mutabakatlı bedeli karşılayacaktır (10 000 000 ABD
Doları). Geminin durumu tam ziyadır.
Soru 4.Tersanenin bu zararı karşılayacak
sigortası var mıydı?
Cevap 4.Tersane Güven Sigorta T.A.Ş.
tarafından üçüncü şahıslara verilecek zarar bakımından
gemi başına 1.2 milyon ABD Doları olmak üzere
sigortalanmıştır.
Soru 5.Türkiyenin en büyük tankeri olan bu geminin bu
tersanede bakıma alınması, teknik açıdan doğru bir
karar mıydı?
Cevap 5.TPAO tankeri Gemsan Tersanesine slaç
çıkartılması maksadı ile girmiştir. Esas onarım
Pendik Tersanesi Ağır Sanayii Tesislerinde yapılmak üzere
planlanmıştır. Daha önce geminin boyutları itibariyle
çektiği su bakımından emniyetle yanaşabileceği tersaneler
konusunda Denizcilik Müsteşarlığı İstanbul Bölge
Müdürlüğünden alınan yazı gereği 5 özel sektör tersanesi
ile Türkiye Gemi Sanayii A.Ş. Pendik Tersanesinden teklif
istenmiştir. Türkiyede bu geminin alınabileceği tersane
isimleri aşağıdadır.
Çindemir Tersanecilik ve Denizcilik Ltd. Şti.
Gemsan Gemi ve Gemi İşletmeciliği San.
ve Tic. Ltd. Şti.
Gemak İnşaat San. ve Tic. A.Ş.
Sedef Gemi A.Ş.
Çelik Tekne San. Tic. A.Ş.
Türkiye Gemi Sanayii A.Ş. Pendik Tersanesi
Ağır Sanayii Tesisleri Müdürlüğü.
(Yukarıda belirtilen şirketlerin tümünden
teklif istenmiştir.)
Teknik açıdan yukarıda belirtilen herhangi
bir tersanede işlerin yürütülmesi bakımından sakınca mevcut
değildir. Ancak ihaleye Gemsan Gemi ve Gemi İşletmeciliği
San. ve Tic. Ltd. Şti. ve Çindemir Tersanecilik ve Denizcilik Ltd.
Şti. olumlu cevap vermiş, diğer şirketler ise iş
yapamayacaklarını belirtmişlerdir.
Gemsan Gemi ve Gemi İşletmeciliği Sanayi
ve Ticaret Limited Şirketinin en uygun fiyat teklifini vermesi nedeniyle,
slaç temizleme işi bu tersaneye verilmiştir.
Soru 6.Tankerin bu tersanede bakıma
alınmasında siyasi bir bağlantı söz konusu mudur?
Cevap 6.tankerin slaç temizliği işlemlerinin
Gemsan Tersanesinde yaptırılmasının nedenleri Soru 5e
verilen cevapta detaylı olarak sunulmuştur. Sözkonusu tankerin
temizlik işlemlerinin Gemsan Tersanesinde yaptırılmasında
herhangi bir siyasi bağlantı söz konusu değildir.
Soru 7.Bu tip bakımların
yapılmasında tersane seçiminde hangi teknik ölçüler geçerlidir?
Cevap 7.Yapılmasına tevessül edilen iş
bakım değil, gemiyi sıcak çalışmaya uygun hale
getirmek için slaç (tortu) temizliği işlemidir. Ancak, bakım
yapılması halinde tersane seçiminde dikkate alınacak ölçüler
aşağıda belirtilmiştir :
Geminin tersaneye yanaşabilmesi için
boyutları itibariyle tersane bölgesinin uygun ve gemi draftına göre
kâfi su derinliğine sahip olması.
Tersanenin
destek olanaklarının kifayetli olması.
Çalıştırdığı eleman ve
işçi durumunun müsait olması.
Tersanenin daha önce bu büyüklükteki gemilere hizmet
vermiş olması.
Gemiyi havuzlayacak büyüklükte havuzunun olması.
Bilgilerinize arz ederim.
Ufuk
Söylemez Devlet
Bakanı
2.İzmir
Milletvekili Birgen Keleşin, termik santrallerin işletme hakkı
devir bedellerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
M. Recai Kutanın yazılı cevabı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki soruların Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı tarafından yazılı olarak
yanıtlanmasını istiyorum.
Gereğini arz ederim.
Birgen
Keleş İzmir
1.12 termik santralin işletme hakkı devir
bedeli olan 1.6 milyar $ hangi çalışmayla ve hangi ölçü ve kriterlere
göre saptanmıştır?
2.Elektrik dağıtım hizmetlerinin
işletme hakkı devir bedeli olan 2.6 milyar $ belirlenirken
kullanılan ölçü ve kriterler nelerdir?
T.C. Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı Araştırma,
Planma ve Koordinasyon Kurulu
Başkanlığı 2.4.1997 Sayı :
B.15.0.APK.0.23.300-478-5085 Konu
: Yazılı soru önergesi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi : TBMMBaşkanlığının
10 Mart 1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5719 sayılı
yazısı.
İzmir Milletvekili Sayın Birgen Keleşin
şahsıma tevcih ettiği 7/2205-5626 esas no.lu yazılı
soru önergesi ile ilgili bilgiler ekte sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
M.
Recai Kutan Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
İzmir Milletvekili Sayın Birgen Keleşin
Yazılı Soru Önergesi Cevabı (7/2205-5626)
Soru 1 :
12 termik santralin işletme hakkı devir
bedeli olan 1.6 milyar $ hangi
çalışmayla ve hangi ölçü ve kriterlere göre
saptanmıştır?
Cevap 1 :
Elektrik sektöründe özelleştirme, Kalkınma
Planı ve Hükümet Programı çerçevesinde sürdürülmekte olup, bu
doğrultuda yapılan işlemler
hızlandırılmıştır. Elektrik sektöründe
işletme hakkının devrine izin veren 3096 sayılı Kanun
özel bir kanundur. Bu Kanun çerçevesinde 12 adet Termik Santralın
ilanına çıkılmıştır. 3096 sayılı Kanun
ve ilgili yönetmeliklerinde İşletme Hakkı Devir Bedelinin
(İ.H.D.B.) tarifenin bir unsuru olduğu, yani alınacak
İ.H.D.B.nin tarife yoluyla geri ödeneceği belirtilmektedir.
Söz konusu enerji santrallarının işletme
hakkının verilebilmesi için yapılan işlem bir ilan
(çağrı) olup, bu ilan neticesi verilen teklifler Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığınca değerlendirilecektir. Yapılan
değerlendirme sonucu uygun görülen en iyi teklif ise Bakanlar Kurulunun
onayına sunulacak, bu onay sonucu sözleşme yapılacaktır.
Ayrıca, gelen tekliflerin uygun bulunulmaması durumunda, idare
santrallarının işletme hakkını devretmeyebilir. Bu
itibarla Bakanlık tarafından kesin ve yürütülmesi mecburi bir idarî
tasarruf doğmamaktadır.
Diğer taraftan Santralların kurulu gücü,
üretim kapasitesi, yatırımla kapasitenin artırılması
ve tesislerin teknik ömürleri dikkate alınarak, üretim maliyetinin %
5-7si arasında bir değer tespit edilmiştir.
Soru 2 :
Elektrik dağıtım hizmetlerinin
işletme hakkı devir bedeli olan 2.6 milyar $ belirlenirken
kullanılar ölçü ve kriterler nelerdir?
Cevap 2 :
Dağıtım tesislerinin işletme
haklarının devrinde de, üretim tesislerine benzer şekilde ilgili
mevzuat, fiyatlandırma, verimlilik kıstasları esas
alınmaktadır. Bakanlığımızca, TEDAŞ Genel
Müdürlüğüne bağlı Dağıtım Müesseseleri ile
Bağlı Ortaklıkların işletme haklarının devri
konusunda şu aşamada ilgili Yönetmeliğin 5 ve 6ncı
maddelerine göre işlem yapılmakta olup, bu işlemler
gerçekleşince 3096 sayılı Kanunun 3 ve 5inci maddelerine göre
Bakanlar Kurulu Kararları istihsal edilmek üzere, konu
Başkanlığa arz edilecektir.
Söz konusu dağıtım hizmetlerinin
işletme haklarının devrinde; bölgenin durumu, kayıp-kaçak
oranları, enerji alış miktarları dikkate alınarak
enerji maliyetinin yaklaşık % 3ü oranında bir değer tespit
edilmiştir.
3. Kocaeli Milletvekili Bekir Yurdagülün,
grevde olan Polisan Fabrikasının Karayolları Genel
Müdürlüğünün boya ihalesini aldığı iddiasına
ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelikin yazılı cevabı
(7/2248)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Necati Çelik
tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için
gereğini arz ederim. 6.3.1997
Bekir
Yurdagül Kocaeli
1.Kocaeli İli Gebze İlçesinde kurulu özel
sektöre ait Polisan Fabrikasında 17 Nisan 1995 tarihinde başlayan
grev yaklaşık iki yıldır devam etmektedir. Grevde olan bir
fabrikanın, hem de bir kamu kuruluşu olan Karayolları Genel
Müdürlüğünün trilyonluk boya ihalesini kazanmasını nasıl
değerlendiriyor sunuz?
2.Yasal grevde olan Polisan Nisan, Mayıs, Haziran
1997 aylarında bu boyaları hangi işçiyle üretip
Karayollarına teslim edebilecek?
3.23 aydır grev devam eden fabrikada yasalara,
aykırı şekilde müteahhit işçiler
çalıştırılarak üretim sürdürülmektedir. Bu grev kırıcılığı
değil midir? Bakanlığınız ilgili birimleri seyirci
kalmanın dışında bu yasadışı fiili durum
karşısında ne gibi işlem yapmışlar veya ne gibi
önlem almışlardır?
4.Aynı sektörde diğer fabrikalar yasalara
uygun şekilde sendikalı işçi çalıştırırken,
grevde gözüken ve işçilik maliyeti çok düşük olan Polisan devletin
trilyonluk ihalesini kazanırken sektördeki diğer işletmeler
karşısında haksız rekabetten yararlanmış oluyor
mu?
5.Türkiyedeki çalışma barışı
ve iş yaşamından birinci derecede sorumlu Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı makamında oturan sendika kökenli
bir bakan olarak, iki yıla yaklaşan bu grevin bitirilmesi
doğrultusunda bugüne kadar ne yaptınız? Yasal grevin fiili
olarak ortadan kalkması sizi hiç rahatsız etmiyor mu? Yasa
dışı işçi çalıştırılmasını
engelleyerek grevin bitirilmesine katkıda bulunmanızı hangi
güçler engelliyor? Böyle birşey yoksa, bu aczin sebebi nedir?
T.C. Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma
Genel Müdürlüğü 2.4.1997
Sayı : B.13.0.ÇGM.0.11.00.01.637-4405-9044
Konu : Yazılı soru önergesi
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi : Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının 12.3.1997 tarih,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-5772 sayılı yazısı.
İlgi yazı ekinde alınan Kocaeli
Milletvekili Bekir Yurdagülün, Polisan Kimya Sanayi A.Ş. işyerinde
devam etmekte olan grev ile ilgili 7/2248-5704 nolu yazılı soru
önergesi üzerine konu Bakanlığım İş
Müfettişlerince incelenmiş, sonuçta tespit edilen hususlar aşağıda
belirtilmiştir.
Bitlis Holding bünyesinde faaliyet gösteren Polisan
Kimya Sanayi A.Ş. İzmit Bölge Müdürlüğünde 5656. 41 sicil
numaralı dosyada, İzmir Kimya A.Ş. işyeri ise, 8276.41
sicil numaralı dosyada işlem görmektedirler. Petrol-İş
Sendikası her iki işyeri ile sürekli olarak toplu iş
sözleşmesi akdetmiş, son toplu iş sözleşmesi ise
1.1.1993-31.12.1994 tarihleri arasında uygulanmıştır.
Son toplu iş sözleşmesinin sona ermesi
nedeniyle Petrol-İş Sendikası Polisan Kimya Sanayi A.Ş. ve
İzmir Kimya A.Ş. işyerlerinde toplu iş sözleşmesi
prosedürü başlatmış, toplu iş sözleşmesi
görüşmelerinde anlaşmaya varılmaması üzerine 17.4.1995
tarihinde grev uygulamasına geçilmiştir. Alınan grev kararı
ve uygulaması 2822 sayılı kanunun öngördüğü prosedüre uygun
olup, grev kanuni grev niteliğini taşımaktadır.
Polisan Kimya Sanayi A.Ş. ve İzmir Kimya
Sanayi A.Ş. toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin devam
ettiği dönemde ekonomik nedenlere dayalı olarak üretim tesis ve
araçlarını Bitlis Holding üyesi olan Teksmak A.Ş., Isımak
A.Ş., Bintaş A.Ş. işyerlerine kiralamak suretiyle
devretmiş, devir ile birlikte Polisan A.Ş.den 92 sendika üyesi
işçi ile İzmir Kimya Sanayi A.Ş.den 9 sendika üyesi
işçinin iş akitleri 1475 sayılı İş Kanununun 13
ve 14 üncü maddelerine göre 27.2.1995 tarihinde feshedilmiştir. 1.1.1995
tarihinde 15, 1.3.1995 tarihinde 188 işçinin Teksmak A.Ş.ye,
27.2.1995 tarihinde 29 işçinin Isımak A.Ş.ye, 1.3.1995
tarihinde 8 işçinin Bintaş A.Ş.ye tüm kanuni hakları ile
birlikte devri yapılmıştır.
İşyeri işverenliğinin bu
uygulamasının grevi kırma amacına yönelik kanun
dışı lokavt olduğu yönünde Petrol-İş
Sendikası 7.3.1995 tarihinde Kocaeli 1 inci İş Mahkemesi
nezdinde dava açmış, ilgili mahkeme verdiği 4.10.1995 tarih ve
1995/660 esas 1995/1918 karar sayılı kararına göre
işverenliğin tasarrufunun işyerinin içerisinde bulunduğu
ekonomik darboğazdan kaynaklandığını, işyerinde
faaliyetin de tamamen durmasının sözkonusu
olmadığını gerekçe göstererek davanın reddine karar
vermiş, bu karar Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin 27.11.1995 tarih ve
1994/35307 esas, 1995/33685 karar sayılı ile
onaylanmıştır. Konuyla ilgili olarak verilmiş yargı
kararlarına göre idari yönden yapılacak bir işlem bulunmamakla
birlikte, Bakanlığım İş Müfettişlerince bu konuya
yönelik teftiş yapılmıştır.
Polisan Kimya Sanayi A.Ş. ve İzmir Kimya
Sanayi A.Ş. işyerinde çalışan işçilerin 6-7-8 Ocak
1994 ve 24-25-26 Ocak 1994 tarihlerinde topluca işi bırakmaları
eylemi ile ilgili olarak Kocaeli 1 inci İş Mahkemesinin, bu eylemin
kanun dışı grev olduğu yönündeki 1994/37, 1995/66, 1994/38,
1995/67 sayılı kararları, (bu kararlar Yargıtay 9 uncu
Hukuk Dairesince de onanmıştır) doğrultusunda eyleme
katılan 311 işçinin iş akitlerinin 1475 sayılı
İş Kanununun 17 nci maddesine göre feshedildiği, bu işçilerin
çalışmakta oldukları Teksmak A.Ş.,Isımak A.Ş.
işyerleri ile ilişkilerinin kesildiği, bu işçilerin yerine
yeni işçiler alındığı tespit edilmiştir.
Hizmet akdi sona erdirilen bu durumdaki işçilerden
72 işçiye grev uygulama tarihindeki ücretlerine göre, talepleri
doğrultusunda ihbar ve kıdem tazminatlarının ödendiği,
kalan 87 işçiye de grev uygulama tarihindeki ücretlerine göre hesaplanan
ihbar ve kıdem tazminatlarının, % 50 artırılmak
suretiyle ödenebileceği işyeri işverenliği tarafından
beyan ve ifade edilmiştir.
2822 sayılı Kanunun 43 üncü maddesine
aykırı olarak grevci işçilerin yerine işçi
çalıştırıldığı ve üretim
yapıldığı yönünde Gebze İş Mahkemesinin
vermiş olduğu 6.12.1995 tarih ve 1995/154 Esas, 1995/442 Karar
sayılı kararı, Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin 8.2.1996
tarih ve 96/1839 Esas, 96/1714 Karar sayılı Kararı ile
onaylanmıştır. Bu kararda stajyerler dahil olmak üzere toplam
180 işçinin, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev
ve Lokavt Kanununun 43 üncü maddesine aykırı olarak grev
sırasında işyeri olan Polisan Kimya Sanayi A.Ş.de
işyeri işçisi olarak çalışmak suretiyle üretim
yapıldığının tespitine karar verilmiştir.
Gebze İş Mahkemesinin, İzmir Kimya Sanayi A.Ş. işyeri
ile ilgili olarak aynı konuda vermiş olduğu 6.12.1995 tarih ve
1995/153 Esas, 1995/441Karar sayılı Kararı, Yargıtay 9 uncu
Hukuk Dairesinin 8.2.1996 tarih ve 96/1838 Esas, 96/1713 Karar sayılı
Kararı ile 16 işçinin greve çıkan işçilerin yerine iş
yapıp yapmadıkları anlaşılamamıştır
gerekçesiyle bozulmuştur.
Aynı
prosedür içinde iki ayrı tespit davası ile ilgili olarak verilen
aynı mahkemenin aynı mahiyetteki 2 karardan birinin bozulurken
birinin Yüksek Mahkemece onanmış olması
karşısında yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.
Polisan Kimya Sanayi A.Ş. işyeri ile ilgili
olarak Yargıtayca da onaylanmış olan Gebze İş
Mahkemesinin mevcut tespit kararının uygulanması için
Petrol-İş Sendikasınca Gebze İş Mahkemesi nezdinde
İhtiyati Tedbir Talebi ile ilgili olarak dava açılmış
olduğu ve davanın halen 1996/61 sayılı dosyada devam
ettiği anlaşılmıştır. Bu konuda verilmiş
yargı kararları gözönünde bulundurularak idari yönden yapılacak
bir işlem bulunmamaktadır.
İş akidleri feshedilen işçilerle ilgili
olarak SSK İzmit Sigorta Müdürlüğünün 16.10.1996 tarih ve 86313
sayılı yazısına karşılık, işyeri
işverenliğinin 17.10.1996 tarihli cevabi yazısında, vizite
kâğıtları verilmesi istenilen işçilerin iş akidlerinin
mahkeme ve yargıtayın bu konudaki kararları gereğince
feshedilmiş olması nedeniyle vizite kâğıtlarının
verilmediği bildirilmiş, Polisan A.Ş. ve İzmir Kimya
A.Ş. işyerlerinde hizmet akidleri askıda bulunan ve grevci
işçi pozisyonunda bulunan iki işçiye talepleri halinde vizite
kâğıtlarının verilmekte olduğu
anlaşılmıştır.
Her ne kadar İş Kanununda vizite
kâğıdı verilmesi hususunda herhangi bir hüküm
getirilmemişse de, 506 sayılı Kanunun 90 ıncı
maddesinde, işverenin iş kazası, meslek
hastalığı, hastalık ve analık hallerinde örneği
kurumca hazırlanacak belgeyi düzenleyerek sigortalıya vermekle
yükümlü olduğu hüküm altına alınmış, aynı kanunun
40 ıncı maddesinde ise sigortalılık niteliğini
yitirenlerin bu niteliğin yitirilişinden başlamak üzere
altı ay içinde meydana gelecek hastalıklar halinde 32 nci maddenin A
ve D fıkralarında yazılı yardımlardan
yararlanacakları belirtilmiştir.
Anılan hükümler çerçevesinde iş akitleri
feshedilen işçilerin fesih tarihinden itibaren 6 ay süre ile hastalık
sigortasından faydalanabilecekleri anlaşılmış olup,
konu ile ilgili olarak Bakanlığım İş Müfettişi
tarafından 13.8.1996 tarihinde inceleme yapılmıştır.
İş akitleri feshedilen ve halen ihbar ve
kıdem tazminatlarını almamış olan 87 işçinin söz konusu
tazminatlarının grev uygulama tarihindeki ücretlere göre
ödeneceği ve bu ödemenin % 50 artırılarak verileceği
işyeri işverenliği tarafından beyan edilmiş, bu yönde
aynı talebin sendika tarafından geldiği ancak daha sonra
sendikanın tek taraflı olarak bu talebinden vazgeçtiğini
bildirmiştir.
Polisan Kimya Sanayi A.Ş. ve İzmir Kimya
İthalat İhracat A.Ş. işyerlerinde onbirinci toplu iş
sözleşmesinin süresinin sona ermesi ve yeni toplu iş
sözleşmesinin görüşmelerinin başlaması ile birlikte
işyerinde meydana gelen uyuşmazlık konularını
çoğunlukla mahkemeye intikal etmiş olması nedeniyle idari yönden
yapılacak işlemleri ortadan kaldırmış, bunun
yanında çeşitli tarihlerdeki ihbar ve şikayetlere göre yine de
Bakanlığım İş Müfettişlerince gerekli inceleme ve
denetimler yapılarak düzenlenen raporların sonuçlarına göre
gerekli işlemler Kocaeli Bölge Müdürlüğümüzce yerine
getirilmiştir.
Konu Bakanlığımca takip edilmeye devam
edilmektedir.
Bilgilerinize arz ederim.
Necati
Çelik Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı
4.Hatay
Milletvekili Fuat Çayın, Türkiye Kalkınma Bankası personelinin
emekliye ayrılmaya zorlandıkları iddiasına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı Abdullah Gülün cevabı (7/2255)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Devlet
Bakanı Sayın Abdullah Gül tarafından yazılı olarak
cevaplandırılması hususunu saygılarımla arz ederim. 10.3.1997
Fuat
Çay Hatay
1.Türkiye Kalkınma Bankasında
çalışan personeli emekliye ayırmaya zorlayan kararın yasal
dayanağı var mıdır?
2.Bankacılık alanında
uzmanlığın, deneyimin önemli olmasına karşın 250
civarında personeli emekliye ayırmanın gerçek nedeni nedir?
3.Bu yolla Türkiye Kalkınma Bankasında
yeniden yapılanmaya gidileceği yönündeki açıklama dikkate
alındığında adama göre iş anlayışıyla
partizan kadrolara yer açılmaya mı
çalışılmaktadır?
4.Hükümetimizin emeklilik yaşını
yükseltmeye çalıştığı bir dönemde genç yaşta
çalışanları zorla emekliye ayırmanız, yandaşlara
kadro sağlamayı mı amaçlamaktadır?
5.Partizan bir kadrolaşmaya imkân sağlamak
için 250 civarında çalışanı taciz ve mağdur etmeyi
hukukî ve ahlaklı bir tavır olarak görüyor musunuz?
6.Hükümetimizin, diğer kamu
kuruluşlarında emekliliğe hak kazanan tüm
çalışanları zorla emekliliğe sevk etme
çalışması var mıdır?
T.C. Devlet
Bakanlığı 1.4.1997
Sayı : B.02.0.004-4.02/0272
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı Genel Sekreterliğine
İlgi : A.01.0.GNS.0.10.00.02.7/2255-5735/16168
sayılı yazınız.
İlgideki kayıtlı yazınız ile
Bakanlığıma intikal eden Hatay Milletvekili Fuat Çayı
Türkiye Kalkınma Bankası personelinin emekliye ayrılmaya
zorlandıkları iddiasına ilişkin verilen cevap
yazımız ekinde gönderilmektedir.
Bilgilerinize arz ederim.
Doç.Dr.
Abdullah Gül Devlet
Bakanı
1.Personelin emekliye ayrılması 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 60 ncı maddesinin (c) bendi
hükmünce yapılmaktadır.
2.Bugüne kadar TKBde çeşitli etkenler nedeniyle
ihtiyacın çok üstünde personel istihdam edilmiştir. İhtiyaç
fazlası personel, verimliliği düşürmekle beraber, bankaya zarar
ettiren en önemli etkenlerden biri haline gelmiştir. 1991
yılında Dünya Bankası, 1993 yılında ise Hacettepe
Üniversitesi Öğretim Üyelerine hazırlatılan projelerde de
verimlilik kriterlerine göre, TKBnin 54 olan birim sayısının
23e indirilmesi ve personelinin de en fazla 542 kişi olması
önerilmiştir. Şu an itibariyle 906 personel
çalışmaktadır. İstenmeyerek de olsa personelin emekli
edilmesi kararı, tamamen verimlilik, etkinlik ve kârlılık esas
alınarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca yukarıda belirtilen
Sosyal Sigortalar Kanununun ilgili hükümlerine göre emekli edilecek personelin
bütün yasal hakları eksiksiz verilecektir.
3.Tamamen bankanın dolayısıyla milletin
menfaatleri düşünülerek iyi niyetle hiçbir tarafgirlik sözkonusu olmadan
yapılan bir uygulamanın Partizanca Bir Uygulama olarak
değerlendirilmesi son derece üzücüdür. Ayrıca, yeni personel
alımı olmamış, bahsekonu tasarruf mevcut personel üzerinde
gerçekleştirilmiştir. Yapılan sadece bankanın ihtiyaç
duyduğu kadar personelin muhafaza edilmesidir. Bununla, bankanın
itibarını tekrar tesis etmek ve kuruluş kanununa uygun hizmet
vermesini temin etmek amaçlanmıştır. Bu da tamamen rasyonellik
ve objektiflik kriterleri gözönünde bulundurularak hiçbir ayrım yapılmaksızın
gerçekleştirilmiştir.
4.İhtiyaç fazlası personelin emekli edilmesi,
bankanın ve kamunun menfaatleri yönünden bir zorunluluk olduğu için,
yukarıda da ifade edildiği gibi istenmeyerek alınmış
bir karardır. TKBnin ekonomide canlılık meydana getirebilmesi
ancak para ve insan kaynaklarını modern yönetim
anlayışına uygun olarak en verimli şekilde
değerlendirilmesiyle mümkündür. Aksi halde ekonomiye artı değer
sağlayamayacağı gibi yük olmaktan başka bir fonksiyon icra
etmeyecektir. Bundan sonra da verimlilik ilkeleri esas alınarak,
ihtayacın üzerinde personel istihdam edilmeyecektir.
5.Böyle bir amaç kesinlikle sözkonusu
olmadığı gibi, emeklilik işlemi bilgisayar
kayıtlarından tespit edilen kriterlere göre hiçbir ayrım
gözetilmeksizin yapılmıştır. Partizanca kadrolaşma karşı
olduğumuz bir istihdam yöntemidir. Ülkemizin her vatandaşı
saygıdeğerdir. İstihdamda ise kesinlikle ehliyet ve yeterlilik
ilkesi geçerli olmalıdır.
6. TKBdeki uygulama tamamıyle verimliliğin
tesisi ve bankanın misyonuna uygun yeniden
yapılandırılmasıyla ilgilidir. Bizim yaptığımız,
sağduyu sahibi ve milletin menfaatlerini düşünen herkesin
yapacağı bir uygulamadır.
7. Ayrıca, emekli olan personelin kıdem ve
Vakıf ikramiyeleri ile birlikte yaklaşık 2 milyar
TLsının üzerinde bir meblağ eline geçeceği ve
halihazırda oturdukları lojmanlarda 15 Temmuz 1997 tarihinde kadar
oturabileceklerinden hiçbir şekilde mağduriyet söz konusu
değildir.
DUYURU
1997/3
Yönetim Kurulumuzun 17.2.1997 tarih ve 97-04-03/036
sayılı Kararı ile;
Emekliliğe hak kazanmış bulunan
personelin yasal hakları ödenerek emekli edilmeleri ve benzeri iş
gücü verimliliği artırıcı yöntemlerle, kişi
başına üretimin artırılmasının
kaçınılmaz olması ve toplam
kalite yönetiminin bir gereği olarak, TKB Teşkilat
şemasının yeniden yapılandırılması sürecinin
ilk aşamasında;
a) Özel durumları nedeniyle T.C. Emekli
Sandığı iştirakçisi olarak görev yapan Bankamız
personelinden, Erkeklerde 25, Kadınlarda 20 fiili hizmet
yılını tamamlayan,
b) Beşbin gün prim ödemek suretiyle
emekliliğe hak kazanmış personel arasından, herhangi bir
sosyal güvenlik kurumuna ilk işe giriş tarihi itibariyle, Erkeklerde
25, Kadınlarda 20 yılı ikmal etmiş bulunanların,
İstisnasız olarak, tüm yasal
haklarının ödenmesi suretiyle 16 Nisan 1997 tarihi itibariyle
Bankamızla ilişiklerinin sona erdirilmesine,
Yukarıda belirlenen esaslar dahilinde
Bankamızla ilişiği sona erdirilecek personelin 16 Nisan 1997
tarihine kadar emekliliklerini talep ederek bazı maddi imkanlardan
istifade etmelerine imkan verilmesine ve bu yolda ilgililere Genel Müdürlükçe
bildirim yapılmasına,
Kendi isteği ile emekli edilecek ya da
Bankamızla ilişiği sona erdirilecek personelden olup
halihazırda lojman imkanından istifade edenlerin lojmanları en
geç 15 Temmuz 1997 tarihi itibarıyla tahliye etmelerine,
Bankamızda uygulanmakta olan 5 maaş
tutarınca kredi uygulanmasından yararlanan personelin borç geri ödeme
takviminde yasal tazminatlarla mahsup yapılması gibi herhangi bir
değişiklik yapılmayarak ve önceden planlandığı
şekilde itfanın sürmesine,
Bu tarihten sonra Banka kadrolarının yenilenmesi,
genç ve dinamik unsurlara fırsat eşitliği tanınması ve
motivasyonların canlı tutulmasını teminen emekliliği
dolanların emekliliğe davet edilmesi ve talepte bulunmayanların
Bankamızla ilişiklerinin sona erdirilmesi işleminin
yukarıdaki esaslar dahilinde her yılın Ocak ve Temmuz
ayları sonu itibariyle sürekli olarak deruhte edilmesine, karar
verilmiştir.
Bu kapsamda, Bankamızda emekliliğe hak
kazanmış personel, Personel Müdürlüğünce personelin özlük
dosyalarında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi ile yapılan bir
ön çalışma sonucu tespit edilerek bir liste
hazırlanmıştır.
1) Listelerde yer alan ve kendisine tebligat
yapılacak personelden, bu kapsamda emekliliğe hak
kazanmadığını iddia edecekler, bu iddialarını
Bankaya tevdi edecekleri belgelerle ispatla yükümlüdürler.
2) Ayrıca, özlük dosyalarındaki noksan bilgi
ve belge nedeniyle listelerde yer almayan ve bu nedenle kendilerine tebligat
yapılmayan personelden, herhangi bir biçimde emekliliğe hak kazanan
varsa kendiliklerinden müraacatları halinde genel uygulama kapsamına
alınacaktır. Aksi takdirde, ilgili Sosyal Güvenlik Kurumları
nezdinde başlatılan yazışma sonucunda emekliliğe hak
kazanacaklarının anlaşılması üzerine, gerekli müeyyide
uygulanacak olup, bu personelin de Bankayla ilişikleri kesilecektir.
Bilgi edinilmesini ve gereğini, önemle rica
ederim.
Dr.
Candan Karlıtekin Yönetim
Kurulu Başkanı ve
Genel Müdür Vekili
5.Antalya
Milletvekili Yusuf Öztopun Antalya Cam Piramit Kongre Merkezi Projesine
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Fehim Adakın yazılı
cevabı (7/2298)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın Devlet
Bakanı Sayın Fehim Adak tarafından yazılı olarak
cevaplandırılması için gerekli işlemin
yapılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Yusuf
Öztop
Antalya
Yıllık 5 Milyar Doları aşan döviz
girdisi sağlayan Turizm en önemli sektörlerimizden birisidir.
Şüphesiz turizmin başkenti de Antalyadır.
Döviz girdisinin artırılması için
turizmin çeşitlendirilmesi, dört mevsim oniki aya yayılması
gerektiği hepimizin kabul ettiği bir gerçektir. Bunların
başında ülkenin bedelsiz tanıtımına hizmet eden ve
önemli döviz girdisi sağlayan Kongre Turizmidir.
1997 Dünya Ormancılık Kongresinin Antalyada
yapılacak olması büyük bir şanstır. Bu amaçla kültür ve
fuar alanında yapımına başlanan Cam Piramit Kongre
Merkezi hepimizi sevindirmiştir.
Bu merkezin yerel yönetim olanaklarıyla
tamamlanmasının mümkün olmaması üzerine teşvik kredisi
alınarak tamamlama yoluna gidilmiştir. Ne var ki, yazılı
basında yeralan haberlere göre Devlet Bakanı Sayın Fehim
Adakın kongre merkezinde kullanılacak teşvik kredisi için
projeyi rantabl bulmadığı, onay vermediği ifade
edilmektedir.
Sorular :
1. Antalyada yapılmakta olan Cam Piramit Kongre
Merkezinde kullanılmak üzere talep edilen teşvik kredisinin
verilmesi konusunda Onay vermediğiniz doğru mudur?
2. Teşvik kredisine Onay verdiğiniz doğru ise, projeyi
rantablmı bulmuyorsunuz? Yoksa turizme ve turizmin
çeşitlendirilmesine mi karşısınız?
3. Dünya Ormancılık Kongresi bu merkezde
(tamamlanmadığı için) yapılamazsa, ülkemiz
açısından meydana çıkacak olumsuzlukları düşündünüz
mü?
T.
C.
Devlet
Bakanlığı 31.3.1997
Sayı
:B.02.0.002/(02)458
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının 20.3.1997 tarihli ve Kan. Kar. Md.
A.01.0.GNS.0.10.00.02-7/2298-5794/16307 sayılı yazısı.
Antalya Milletvekili Yusuf Öztopun tarafımdan
cevaplandırılmak üzere Antalya Cam Piramit Kongre MerkeziProjesi
ile ilgili tevcih ettiği yazılı soru önergesine verilen cevap ilişikte
sunulmuştur.
Arz ederim.
Fehim
Adak
Devlet
Bakanı
Antalya Milletvekili Sayın Yusuf Öztop
Tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tevcih Edilen 7/2298-5794/16307 Sayılı Soru Önergesine Verilen
Cevaplar Aşağıdadır.
1. Antalyada yapılmakta olan Cam Piramit Kongre
Merkezinin de yer alacağı Antalya-Perge Kongre ve Fuar Turizm
Merkezinin tespitine ilişkin Kararname tarafımdan da
imzalanmıştır. İmzalamadığım, Piramit
Kongre Merkezi yapımı için Hükümetçe (Geliştirme ve Destekleme
Fonu)ndan 3 milyon ABD Doları karşılığı Türk
Lirasının Antalya Belediyesine hibe edilmesine ilişkin Yüksek
Planlama Kurulu Kararıdır. Çünkü, bir
belediyeye 3 milyon ABDDoları hibe yapılması; belediyeler
arasındaki eşitliği bozacak, diğer belediyeler aleyhine
adaletsiz bir durum meydana getirecektir. Diğer belediyelere
haksızlık teşkil edecek biçimde hibe yerine, Antalya
Belediyesinin borçlanmak suretiyle bu hizmeti gerçekleştirmesi mümkündür.
2. Turizmin çeşitlendirilmesi ve
geliştirilmesi maksadıyla uygun altyapı ve üst
yapıların oluşturulmasına azamî özenin gösterildiği
yukarıda belirtildiği şekilde Turizm Merkezinin ilanı ile
bir kere daha ortaya konulmuştur. Bu konuya programında da yer veren
Hükümetimiz; bunun için her türlü destek ve katkıyı sağlamaya bugüne
kadar olduğu gibi devam edecektir.
3. Yukarıda belirttiğim çerçevede Dünya
Ormancılık Kongresinin yapılacağı tarihe kadar Kongre
Merkezinin Belediyece tamamlanması mümkündür.
6.Ağrı
Milletvekili M. Sıddık Altayın, Ağrı İli
sınırları içinde bulunan Murat Nehri üzerinde bir baraj
yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı M. Recai Kutanın yazılı
cevabı (7/2317)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sayın Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
M.
Sıddık Altay
Ağrı
Ağrı İl sınırları
içerisinde Diyadin İlçesinin güneyinde Murat nehri üzerinde kurulacak olan
barajla Diyadin, Doğubeyazıt Aşağı
Doğubeyazıt ve Musun ovaları sulama imkânına
kavuşacaktır.Ağrı İlinin topyekün
kalkınmasına imkân sağlayacak ve bölgenin sosyal
yapısı üzerinde önemli etkiler yapacak bu barajın kesin projesi
yapılmış mıdır? Yatırım programına
alınmış mıdır?Alınmadı ise nedenleri
nelerdir? Bu barajın projesi ve inşaatın başlaması
için düşünülen plan nedir?
T.
C.
Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı
Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon
Kurulu
Başkanlığı 2.4.1997
Sayı
:B.15.0.APK.0.23.300-479-5086
Konu :Yazılı Soru Önergesi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :a)
TBMMBaşkanlığının 20 Haziran 1996 tarih ve
A.01.0.GNS.0.10.00.02.2383 sayılı yazısı.
b) TBMMBaşkanlığının 21 Mart
1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5903 sayılı yazısı.
Ağrı Milletvekili Sayın M.
Sıddık Altayın tarafıma tevcih ettiği ve ilgi ada
kayıtlı yazı ile Bakanlığıma gönderilen 6/260
esas no.lu sözlü soru önergesi; 30 Ekim 1996 tarih ve
B.15.0.APK.0.23-300-1492-17170 sayılı yazımız ile
Parlamento ile İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanlığına
gönderilmiştir.
TBMMBaşkanlığından alınan ilgi
bde kayıtlı yazıda ise, sözkonusu sözlü soru önergesinin TBMM
İçtüzüğünün 98 inci maddesi gereğince üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığı gerekçesiyle 7/2317 esas no.lu
yazılı soru önergesine çevrildiği
Bakanlığımıza bildirilmiştir.
Bahse konu soru önergesi ile ilgili bilgiler ekte
sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
M.
Recai Kutan
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Ağrı Milletvekili Sayın M.
Sıddık Altayın Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı
(7/2317)
Soru : Ağrı İli sınırları
içerisinde Diyadin İlçesinin güneyinde Murat nehri üzerinde kurulacak olan
barajla Diyadin, Doğubeyazıt, Aşağı
Doğubeyazıt ve Musun ovaları sulama imkânına
kavuşacaktır.Ağrı İlinin topyekün kalkınmasına
imkân sağlayacak ve bölgenin sosyal yapısı üzerinde önemli
etkiler yapacak bu barajın kesin projesi yapılmış
mıdır? Yatırım programına alınmış
mıdır?Alınmadı ise nedenleri nelerdir? Bu barajın
projesi ve inşaatın başlaması için düşünülen plan
nedir?
Cevap :Ağrı İli Diyadin ve
Doğubeyazıt ovalarının sulanması amacıyla
geliştirilen proje kapsamında yapımı teklif edilen 82,5 m.
yüksekliğinde, 373 m3 toplam depolama hacimli Murat Barajında
düzenlenen sularla Diyadin ovasında 15 927 ha, Doğubeyazıt
ovasında 43 999 ha ve Balık gölünde düzenlenecek sularla Musun
ovasında 5 210 ha olmak üzere proje ile toplam olarak 65 136 ha arazinin
sulanması öngörülmüştür. Master Plan çalışmaları
tamamlanan proje kapsamında Murat Barajı ve Diyadin ovası
sulaması planlama, Doğubeyazıt ve Musun ovaları sulamaları ise ön inceleme seviyesinde
incelenmiştir. Projenin kesin proje çalışmalarının
tamamlanmasını müteakip bütçe imkânlarına bağlı olarak
uygulama programlarına alınabilecektir.
7.Ağrı
Milletvekili M. Sıddık Altayın, Ağrı-Patnos
İlçesinde bulunan Badişan Deresi üzerinde bir baraj yapılıp
yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanı M. Recai Kutanın yazılı cevabı (7/2318)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun Sayın Enerji ve
Tabiî Kaynaklar Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
M.
Sıddık Altay
Ağrı
Ağrı İl sınırları
içerisinde Patnos İlçesinde Badişan Deresi üzerinde kurulacak olan
Patnos Şeker Ova Barajı büyük oranda tarım arazisini
sulayacaktır.Bu da Patnos İlçesinin kalkınmasında rol
oynayacaktır.Barajın ihalesi 1996 yılında yapılarak
inşaata başlanacak mı? Bu yıl programa alınmayarak
inşaata başlanamayacaksa nedenleri?
T.
C.
Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanlığı
Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon
Kurulu
Başkanlığı 2.4.1997
Sayı
:B.15.0.APK.0.23.300-480-5087
Konu :Yazılı Soru Önergesi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi :a)
TBMMBaşkanlığının 20 Haziran 1996 tarih ve
A.01.0.GNS.0.10.00.02.2383 sayılı yazısı.
b) TBMMBaşkanlığının 21 Mart
1997 tarih ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-5903 sayılı yazısı.
Ağrı Milletvekili Sayın M.
Sıddık Altayın tarafıma tevcih ettiği ve ilgi ada
kayıtlı yazı ile Bakanlığıma gönderilen 6/261
esas no.lu sözlü soru önergesi; 30 Ekim 1996 tarih ve B.15.0.APK.0.23-300-1492-17170
sayılı yazımız ile Parlamento ile İlişkilerden
Sorumlu Devlet Bakanlığına gönderilmiştir.
TBMMBaşkanlığından alınan ilgi
bde kayıtlı yazıda ise, sözkonusu sözlü soru önergesinin TBMM
İçtüzüğünün 98 inci maddesi gereğince üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığı gerekçesiyle 7/2318 esas no.lu
yazılı soru önergesine çevrildiği
Bakanlığımıza bildirilmiştir.
Bahse konu soru önergesi ile ilgili bilgiler ekte
sunulmuştur.
Bilgilerinize arz ederim.
M.
Recai Kutan
Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı
Ağrı Milletvekili Sayın M.
Sıddık Altayın Yazılı Soru Önergesi ve Cevabı
(7/2318)
Soru : Ağrı İli sınırları
içerisinde Patnos İlçesinde Badişan Deresi üzerinde kurulacak olan
Patnos-Şekerova Barajı büyük oranda tarım arazisini
sulayacaktır. Bu da Patnos İlçesinin kalkınmasında rol
oynayacaktır. Barajın ihalesi 1996 yılında yapılarak
inşaata başlanacak mı? Bu yıl programa alınmayarak
inşaata başlanamayacaksa nedenleri?
Cevap :Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünce I. derecede Kalkınmada Öncelikli İller
arasında bulunan Ağrı İlinde, Patnos II. Merhale Projesi
kapsamında yeralan Badişan Deresi üzerinde inşa edilecek olan
Şekerova Barajında depolanacak 79,5 milyon m3 su ile ovada 18
457 hektar alanın sulanması planlanmıştır. Ancak
DSİGenel Müdürlüğü 1997 Yılı Yatırım
Programına alınamayan söz konusu proje için; yörede sulama suyuna
duyulan ihtiyaç ve sosyo-ekonomik nedenlerden dolayı 10 Mart 1997 tarih ve
B.15.1.DSİ.0.65.01.0.33.991 sayılı yazı ile 1997 yılı
Yatırım Programına alınması hususunda. Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı nezdinde tekrar
girişimde bulunulmuştur.
Projenin birinci merhalesi olan Patnos barajı ve
sulaması inşa edilerek işletmeye alınmıştır.
TUTANAĞIN SONU