DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 125
120
nci Birleşim
27 Haziran 2006 Salı
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER
VE ÖNERGELER
1.-
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
8.6.2006 tarihli ve 5518 sayılı Kanunun bazı maddelerinin bir
kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1083)
2.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın,
Rusya Federasyonu Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı
Sergey M. Mironov'un Rusya'ya resmî davetine, beraberinde Parlamento
heyetiyle icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1084)
3.-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Endonezya'ya yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1085)
4.-
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in Sudan'a yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1086)
5.-
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Harekâtı kapsamında yurt dışına gönderilmesine; bu
kuvvetlerin verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde kullanılmasına
izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1081)
IV.-
ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ GruBU Önerİlerİ
1.-
(10/316) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin
öngörüşmelerinin Genel Kurulun 27.6.2006 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin Anavatan Partisi grup önerisi
2.-
1214 sıra sayılı Dokuzuncu Kalkınma Planının
görüşme gününe ve gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti grup önerisi
V.- AÇIKLAMALAR
VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.-
Bitlis Milletvekili Edip Safder Gaydalı'nın, Düzce Milletvekili
Yaşar Yakış'ın, konuşmasında, ileri sürmüş
olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi
nedeniyle konuşması
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
1.-
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
2.-
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S.
Sayısı: 904)
3.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti
Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S.
Sayısı:1147)
4.-
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş ve 9
Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1219, 2/812) (S.
Sayısı:1210)
5.-
Ordu Milletvekili Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin; 193 Sayılı
Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/825)
(S. Sayısı: 1215)
6.-
Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 7 Milletvekilinin; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılması, 4576 Sayılı Devlet Memurları
Kanunu, Harcırah Kanunu, Bazı Sağlık Personelinin Devlet
Hizmet Yükümlülüğüne Dair Kanun, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu ile
Genel Kadro Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması, 181 Sayılı
Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/798)
(S. Sayısı: 1199)
7.-
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/572) (S. Sayısı: 817)
8.-
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/1210) (S.Sayısı: 1212)
VII.- SORULAR
VE CEVAPLAR
A) YazIlI Sorular ve CevaplarI
1.-
Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un, 2003'ten itibaren Hatay'da
yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil
ÇİÇEK'in cevabı (7/13728)
2.-
Konya Milletvekili Atilla KART'ın, Kayseri Cezaevi yönetimiyle ilgili
bazı iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK'in
cevabı (7/13729)
3.-
Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ'nün, Tekirdağ-Çerkezköy-Kapaklı
beldesindeki sağlık kuruluşlarına ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/14237)
4.-
Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, sosyal güvenlik
kuruluşlarının ilaçlı stent bedelini karşılamamasına
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın
cevabı (7/14238)
5.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, hastaneye verilen
senedi ödeyemeyenlerin hapse girdiği iddiasına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/14239)
6.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Ali ÖZPOLAT'ın, İstanbul
Teknik Üniversitesinde meydana gelen bir şiddet olayına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/14288)
7.-
İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Ankara'daki
tarihî bir okulun binasının müzeye dönüştürülmesine ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı
(7/14307)
8.-
Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın, pratisyen hekimlerin ilaç yazma
yetkisinin sınırlandırılmasına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/14310)
9.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, basın müşavirliğine
yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN'in cevabı
(7/14334)
10.-
İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, Gümrük Müsteşarlığı
ile ilgili çeşitli iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/14345)
11.-
Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, Cumhuriyet Gazetesine
yapılan bombalı saldırılara ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/14359)
12.-
Niğde Milletvekili Orhan ERASLAN'ın, Cumhuriyet Gazetesine
yapılan bombalı saldırılara ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/14361)
13.-
Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, Cumhuriyet
Gazetesine yapılan bombalı saldırılara ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı
(7/14362)
14.-
Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bir emniyet amirinin
görev yerinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU'nun cevabı (7/14365)
15.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Bilecik'te yapılan
ihaleler ile öğretmen ve yardımcı personel ihtiyacına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/14378)
16.-
Iğdır Milletvekili Dursun AKDEMİR'in, bazı bürokratlar
hakkındaki yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına ilişkin
sorusu ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/14390)
17.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Bilecik'te yapılan
ihalelere,
-Hatay
Milletvekili Fuat ÇAY'ın, Hatay'da köy bazlı yatırım
projeleri desteğine yapılan başvurulara,
-Adana
Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Adana'da Hayvancılık Organize
Sanayi Bölgesi kurulup kurulmayacağına ve süt üreticilerinin desteklenmesine,
Tarım
ilacı kullanımına ve kaçak tarım ilaçlarına,
İlişkin
soruları ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi
EKER'in cevabı (7/14392, 14393, 14394, 14395)
18.-
Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün, TRT spiker ve sunucularının
bazı görevlerde değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Beşir ATALAY'ın cevabı (7/14401)
19.-
Antalya Milletvekili Feridun Fikret BALOĞLU'nun, AK Parti
Adıyaman İl Kongresine öğrencilerin katılımına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/14405)
20.-
İstanbul Milletvekili Ali Rıza GÜLÇİÇEK'in, Sivas-İmranlı-Karacaören
ağaçlandırma alanının korunmasına ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Osman PEPE'nin cevabı (7/14430)
21.-
İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN'in, bir Gümrük
Muhafaza Başkontrolorünce yapılan soruşturmaya,
Gümrüklerdeki
"mavi hat" uygulamasına,
İlişkin
soruları ve Devlet Bakanı Kürşad TÜZMEN'in cevabı (7/14441, 14443)
22.-
Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın, Denizli'deki ibadethanelere
yapılan yardımlara ve din görevlisi açığına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet AYDIN'ın cevabı
(7/14445)
23.-
Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın, Antalya'nın deprem master
planına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Abdülkadir
AKSU'nun cevabı (7/14457)
24.-
Yalova Milletvekili Muharrem İNCE'nin, bazı atamalar ile müdür ve
müdür yardımcılığı için yapılacak sınavlara
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/14474)
25.-
Denizli Milletvekili Mustafa GAZALCI'nın, sözleşmeli öğretmenlere
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in
cevabı (7/14475)
26.-
İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, İç Ticaret Geliştirme
Fonundan makam aracı alındığı iddiasına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un
cevabı (7/14499)
27.-
İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, İddialar
ve Gerçekler adlı kitapçığın basım ve
dağıtımına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
UNAKITAN'ın cevabı (7/14532)
28.-
Adana Milletvekili Kemal SAĞ'ın, bir ilaç firmasının devleti
zarara uğrattığı iddialarına ilişkin sorusu
ve Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ'ın cevabı
(7/14544)
29.-
Edirne Milletvekili Rasim ÇAKIR'ın, Şeker Kurulu üyelerinin atanmasına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali COŞKUN'un
cevabı (7/14548)
I. - GEÇEN
TUTANAK ÖZETİ
TBMM
Genel Kurulu saat 13.00'te açılarak dokuz oturum yaptı.
Birinci,
İkinci, Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturumlar
Konya
Milletvekili Remzi Çetin, küresel ısınmanın mevsimlere ve
canlı hayata olumsuz etkilerinin önlenmesi için işbirliğinin
önemine, çevreye en az zararlı temiz enerji kaynaklarına yönelmenin
faydalarına,
Zonguldak
Milletvekili Harun Akın, Zonguldak'ın düşman işgalinden
kurtarılışının 85 inci yıldönümüne, Türkiye
Taşkömürü Kurumunun özelleştirilmesi aşamasında
yaşanan işsizlik sorununa,
Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının amacına, Türk Dil Kurumunun temiz Türkçenin
kullanılması konusundaki çalışmalarına,
İlişkin
gündemdışı birer konuşma yaptılar.
Tokat
Milletvekilleri, Orhan Ziya Diren ve Feramus Şahin haklarında
(3/602) esas numaralı dosyaya konu olay 12 Ocak 2005 tarihli 10
sayılı kararla sonuçlandırıldığından,
dosyanın TBMM Başkanlığına geri gönderilmesine
karar verildiğine ilişkin Anayasa ve Adalet Komisyonları
üyelerinden kurulu Karma Komisyon raporu Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Mersin
Milletvekili Hüseyin Güler ve 19 milletvekilinin, Mersin İlindeki
çevre sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/374), Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergenin gündemdeki yerini alacağı ve öngörüşmesinin,
sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Ülkemizde
ve dünyada meydana gelebilecek ve Komisyonun görev alanına giren
gelişmelere ivedilikle müdahale edilebilmesini sağlamak
amacıyla, TBMM'nin tatilde bulunduğu süre içerisinde de
çalışmalarına devam etmesine ilişkin İnsan Haklarını
İnceleme Komisyonu Başkanlığı tezkeresi, kabul
edildi.
Gündemin
"Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına
Dair Öngörüşmeler" kısmının 22 nci
sırasında bulunan (10/54) esas numaralı Meclis araştırması
önergesinin öngörüşmesinin Genel Kurulun 22.6.2006 Perşembe günkü
birleşiminde yapılmasına ilişkin Anavatan Partisi
Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği
açıklandı.
Gündemin
"Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmının:
1
inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifinin (2/212) (S. Sayısı: 305), görüşmeleri,
daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon raporu henüz gelmediğinden;
2
nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil
ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısının (1/1030) (S.
Sayısı: 904),
3
üncü sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika
Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Yayılmanın Önlenmesi
Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının (1/1115) (S. Sayısı:1147),
4
üncü sırasında bulunan, Denizli Milletvekili Osman Nuri Filiz
ile Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'nin; Devlet Planlama
Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifinin (2/499) (S.
Sayısı: 949),
5
inci sırasında bulunan, Konut Finansmanı Sistemine
İlişkin Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı (1/1148) (S. Sayısı: 1159),
6
ncı sırasında bulunan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl
ve 7 Milletvekilinin; 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkındaki
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması, 4576
Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Harcırah Kanunu,
Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmet Yükümlülüğüne
Dair Kanun, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuruluşu ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü
Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu ile Genel Kadro Usulü Hakkındaki
Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik
Yapılması Hakkında
Kanunun Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması,
181 Sayılı Sağlık Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifinin
(2/798) (S. Sayısı:1199)
7
nci sırasında bulunan, Orman Mühendisliği, Orman Endüstri
Mühendisliği ve Ağaç İşleri Endüstri Mühendisliği
Hakkında Kanun Tasarısının (1/1073) (S.
Sayısı:1040)
Görüşmeleri,
ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından;
Ertelendi.
8
inci sırasında bulunan, Bütçe Kanunlarında Yer Alan
Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi
ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının (1/1219, 2/812)
(S. Sayısı:1210), görüşmelerine başlanarak 5 inci maddesine
kadar kabul edildi.
Saat
21.15'te toplanmak üzere, Beşinci Oturuma 21.13'te son verildi.
İsmail
Alptekin
Başkanvekili
Ahmet Küçük Harun
Tüfekci
Çanakkale
Konya
Kâtip
Üye Kâtip
Üye
Altıncı,
Yedinci, Sekizinci ve Dokuzuncu Oturumlar
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının:
8 inci sırasında bulunan,
Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/1219, 2/812) (S. Sayısı:1210),
görüşmelerine devam olunarak 12 inci maddesine kadar kabul edildi;
verilen aradan sonra,
9 uncu sırasında bulunan,
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının (1/1217) (S. Sayısı: 1203), görüşmeleri,
İlgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadığından, ertelendi.
27 Haziran 2006 Salı günü saat
15.00'te toplanmak üzere, birleşime 00.36'da son verildi.
Sadık
Yakut
Başkanvekili
Ahmet Küçük Harun
Tüfekci
Çanakkale
Konya
Kâtip
Üye Kâtip
Üye
II. - GELEN KÂĞITLAR No: 166
23
Haziran 2006 Cuma
Raporlar
1.- Askeri Mahkemeler Kuruluşu
ve Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/1210) (S.
Sayısı: 1212) (Dağıtma tarihi: 23.6.2006) (GÜNDEME)
2.- Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri
Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş ile Gaziantep Milletvekili
Ömer Abuşoğlu'nun; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37
nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/683) (S.
Sayısı: 1213) (Dağıtma tarihi: 23.6.2006) (GÜNDEME)
26 Haziran 2006 Pazartesi No: 167
Cumhurbaşkanınca
Geri Gönderilen Kanun
1.- 8.6.2006 Tarihli ve 5518
Sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri
Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere
Geri Gönderme Tezkeresi (1/1221) (Anayasa ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.6.2006)
Raporlar
1.- Ordu Milletvekili Cemal Uysal
ve 6 Milletvekilinin; 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/825) (S. Sayısı: 1215)
(Dağıtma tarihi: 26.6.2006) (GÜNDEME)
2.- Konut Edindirme Yardımı
Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1195) (S.
Sayısı: 1216) (Dağıtma tarihi: 26.6.2006) (GÜNDEME)
3.- Hâkimler ve Savcılar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1220) (S. Sayısı: 1217)
(Dağıtma tarihi: 26.6.2006) (GÜNDEME)
Sözlü
Soru Önergeleri
1.- Balıkesir Milletvekili Sedat
PEKEL'in, maden işletmelerinde işçi sağlığı
ve iş güvenliği konusunda alınan önlemlere ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1727) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
2.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
çalışanların ve emeklilerin maaşlarına ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1728) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
3.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
istifa eden ve Danıştay'da dava açan idarecilere ilişkin Millî
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1729) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
4.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
eğitim sistemine ve kadrolaşma iddiasına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1730) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
5.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
felsefe öğretmenliği kontenjanına ve felsefe derslerine
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1731) (Başkanlığa geliş tarihi: 7/6/2006)
6.- İzmir Milletvekili Vezir AKDEMİR'in,
asgari ücrete ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1732) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
Yazılı
Soru Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, askeri hastanelerde başörtüsüyle ilgili uygulamaya
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14571)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5/6/2006)
2.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
tasfiye halindeki İhlas Finans Kurumunun borçlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14572) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
3.- Çanakkale Milletvekili Ahmet
KÜÇÜK'ün, boş tarım arazilerine, destekleme politikasına ve
hububat alımına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14573) (Başkanlığa geliş tarihi:
2/6/2006)
4.- Konya Milletvekili Atilla
KART'ın, ilaç yolsuzluğu iddialarının soruşturulmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14574)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
5.- İzmir Milletvekili K. Kemal
ANADOL'un, ihale ilanlarının yerel basında yayımlanmasıyla
ilgili düzenleme çalışmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14575) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
6.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, bazı siyasetçi ve gazetecilerin banka hesap
bilgilerinin basına sızdırıldığı iddiasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14576)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
7.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
şube müdürlüklerine sınavsız atama yapıldığı
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14577) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
8.- İstanbul Milletvekili Emin
ŞİRİN'in, RTÜK'ün idari yargı kararlarını uygulamadığı
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14578) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
9.- Çanakkale Milletvekili Ahmet
KÜÇÜK'ün, emekli aylıklarında artış yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14579) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
10.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, Gelibolu Millî Parkındaki kütüphaneye ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14580) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
11.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Vakıflar Kanunu Tasarısının azınlık
vakıflarına yönelik düzenlemelerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14581) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
12.- İstanbul Milletvekili Bihlun
TAMAYLIGİL'in, THY'ye engelli eleman alımına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14582) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
13.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, TEKEL Balatçık Yaprak Tütün İşletme Müdürlüğüyle
ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14583) (Başkanlığa geliş tarihi:
2/6/2006)
14.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, sağlık harcamalarında alınacak tasarruf tedbirlerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14584)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
15.- İzmir Milletvekili Hakkı
ÜLKÜ'nün, Ovacık Altın Madeni ile ilgili Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararlarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/14585) (Başkanlığa geliş tarihi:
2/6/2006)
16.- İzmir Milletvekili Ahmet
ERSİN'in, Emniyet Teşkilatınca yürütülen çete operasyonlarıyla
ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14586) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
17.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Ulum el-Hikme adlı bir okul olup olmadığına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14587)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
18.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, milletvekillerinin bilgi taleplerinin karşılanmadığı
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14588) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
19.- Kocaeli Milletvekili İzzet
ÇETİN'in, Sakarya-Hendek-Çakallık Köyündeki köprü ve
barajın onarımı ile beton santralinin çevreye etkisine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14589)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
20.- Tunceli Milletvekili Hasan
GÜYÜLDAR'ın, Erzincan'ın Kuzulca Köyünde öldürülen bir şahsa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14590) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
21.- İzmir Milletvekili K.
Kemal ANADOL'un, dalgıç polislerin eğitimine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14591)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
22.- Ankara Milletvekili Yakup
KEPENEK'in, Ankara Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14592)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
23.- Antalya Milletvekili Feridun
Fikret BALOĞLU'nun, arama ve kurtarma personelinin özlük haklarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14593) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/6/2006)
24.- Antalya Milletvekili Feridun
Fikret BALOĞLU'nun, sivil savunma dalgıçlarının
çalışma koşullarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14594) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
25.- Kırklareli Milletvekili
Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, dini içerikli broşürler
dağıtan belediyeler hakkında soruşturma
açılıp açılmadığına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14595) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
26.- Antalya Milletvekili Feridun
Fikret BALOĞLU'nun, arama ve kurtarma birliklerinin çalışmalarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14596) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/6/2006)
27.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, bazı kişileri hedef gösterdiği iddia edilen internet
sitesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14597) (Başkanlığa geliş tarihi:
2/6/2006)
28.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, AK Parti Antalya İl Kongresi için yapılan
afişleme çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14598) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
29.- Antalya Milletvekili Nail KAMACI'nın,
AK Parti Antalya İl Kongresinde dolmuşlara ve billboardlara
parti afişlerinin asılmasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14599) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
30.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Davud el-Kayseri adlı bir dernek olup olmadığına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14600) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
31.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün,
özel güvenlik görevlilerinin eğitimine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14601) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
32.- İstanbul Milletvekili
Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, belediyeye bağlı kuruluşlarında
istihdam edilen geçici işçilere ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14602) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
33.- Samsun Milletvekili İlyas
Sezai ÖNDER'in, Samsun sahilinden deniz kumu alınmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14603)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7/6/2006)
34.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Emniyet Teşkilatı personelinin Genel Müdürlük aleyhine
açtığı idari davalara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14604) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
35.- İstanbul Milletvekili
Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Iğdır İl Millî Eğitim
Müdürünün çeşitli tarihlerde il dışında görevlendirilmesine
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14605) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
36.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, okullarda yapılmak istenen araştırmalarla
ilgili izin prosedürüne ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14606) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
37.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, emekli olan öğretmenlere ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14607)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
38.- Antalya Milletvekili Feridun
Fikret BALOĞLU'nun, bir ilköğretim okulunda siyasi parti toplantısı
düzenlenmek istendiği iddiasına ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14608) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
39.- İzmir Milletvekili Ahmet
ERSİN'in, okullardaki şiddet ve uyuşturucu kullanımının
önlenmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14609) (Başkanlığa
geliş tarihi: 7/6/2006)
40.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, bilgi taleplerinin karşılanmadığı
iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14610) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
41.- Ordu Milletvekili İdris
Sami TANDOĞDU'nun, bazı ilaçların karşılanmasında
getirilen kısıtlamalara ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14611) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
42.- Denizli Milletvekili Mustafa
GAZALCI'nın, mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/14612) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
43.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, kamu yararına çalışan statüsü verilen
dernek ve vakıflara ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14613) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
44.- Ordu Milletvekili İdris
Sami TANDOĞDU'nun, bazı ilaçların kullanımındaki
artışa ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14614) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
45.- Ankara Milletvekili Yakup
KEPENEK'in, TEKEL'in alkollü içki bölümünün satışına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/14615)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
46.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
ASLANOĞLU'nun, Başak Sigorta ve Başak Emeklilik
A.Ş.'nin kamu paylarının satışına ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/14616) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
47.- Ankara Milletvekili Muzaffer
R. KURTULMUŞOĞLU'nun, grizu patlamalarına ve maden ocaklarının
denetimine ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14617) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
48.- Isparta Milletvekili Mevlüt
COŞKUNER'in, Yalvaç Belediyesinin hammadde üretim izin belgesiyle
yürüttüğü faaliyetlere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14618) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
49.- Adana Milletvekili Tacidar SEYHAN'ın,
bir araştırma ve teknoloji geliştirme projesine ilişkin
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14619) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
50.- Bursa Milletvekili Mustafa ÖZYURT'un,
Bursa-Karacabey'deki elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14620)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/5/2006)
51.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürünün birden fazla kamu
görevi yürüttüğü iddiasına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14621) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
52.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve
Araştırma Hastanesiyle ilgili bazı iddialara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14622)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
53.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, şirket yöneticiliği yaptığı iddia
edilen bir doktor hakkında soruşturma açılıp açılmadığına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14623) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
54.- İzmir Milletvekili Hakkı
ÜLKÜ'nün, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Bölge Kurulunun aldığı bir karara ilişkin Kültür
ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14624) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
55.- İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, belediyelerin sahil beldelerindeki imar izin yetkilerinin
kaldırılacağı iddiasına ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/14625) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
56.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, müzelerdeki güvenlik önlemlerine ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14626) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
57.- Karaman Milletvekili Mevlüt AKGÜN'ün,
Karaman Derbe Höyüğünde arkeolojik kazı yapılıp
yapılmayacağına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14627) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
58.- Ardahan Milletvekili Ensar
ÖĞÜT'ün, Ardahan İl merkezinden geçen transit karayollarının
onarımına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14628) (Başkanlığa
geliş tarihi: 5/6/2006)
59.- Zonguldak Milletvekili Harun
AKIN'ın, Karabük-Yenice-Zonguldak karayoluna ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/14629)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7/6/2006)
60.- İzmir Milletvekili Hakkı
ÜLKÜ'nün, İzmir-Çeşme kıyı bölgesindeki sit alanlarında
alım-satımı yapılan arazilere ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/14630)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
61.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
TMO'nun hububat alımına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14631) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
62.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, Doğu Karadeniz Bölgesindeki don
zararının tazminine ve fındık fiyatlarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14632) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
63.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, Ankara Onkoloji Hastanesiyle ilgili bir iddiaya ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14633)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/6/2006)
64.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
kolesterol ilaçlarında yapılan kısıtlamaya ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14634)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
65.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
TMSF'nin döviz satışına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Abdullatif ŞENER)
yazılı soru önergesi (7/14635) (Başkanlığa
geliş tarihi: 2/6/2006)
66.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Cilvegözü Sınır Kapısına ilişkin Devlet
Bakanından (Kürşad TÜZMEN) yazılı soru önergesi
(7/14636) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/6/2006)
67.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
para politikasındaki bazı gelişmelere ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/14637)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5/6/2006)
68.- Samsun Milletvekili İlyas
Sezai ÖNDER'in, çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin Devlet
Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/14638)
(Başkanlığa geliş tarihi: 7/6/2006)
69.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, başörtüsü konusundaki uygulamalara
ilişkin Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14639) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/6/2006)
70.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın,
bir işadamıyla ilgili iddialara ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14640) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
71.- Eskişehir Milletvekili Cevdet
SELVİ'nin, özürlülerin hizmet alırken karşılaştığı
sorunların çözümüne ilişkin Adalet Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14641) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/6/2006)
Süresi
İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Manisa Milletvekili Ufuk ÖZKAN'ın,
Gaziantep Çimento Fabrikasının ilk ihalesine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/13794)
2.- Hatay Milletvekili Mehmet ERASLAN'ın,
sanayi sektöründe kullanılan elektriğin tüketim bedeline ve
kayıp-kaçak elektrik kullanımına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14250)
3.- Çanakkale Milletvekili Ahmet
KÜÇÜK'ün, Çanakkale'de yabancı ülkelere petrol ve doğalgaz arama
izni verilip verilmediğine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14255)
4.- Antalya Milletvekili Atila
EMEK'in, Türkiye ekonomisiyle ilgili bazı tespitlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14256)
5.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, yolsuzluk iddialarının araştırılmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14261)
6.- İzmir Milletvekili Erdal
KARADEMİR'in, bazı bakan ve bürokratların Arapça imza kullandıkları
iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14262)
7.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
kapatılan APK Başkanlıkları ile Strateji Geliştirme
Başkanlıklarına yapılan atamalara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14263)
8.- İzmir Milletvekili Canan
ARITMAN'ın, bazı bakan ve bürokratların Arapça imza kullandıkları
iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/14264)
9.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14272)
10.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
işsizlik sorununa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14273)
11.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin Devlet
Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/14274)
12.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Hazinenin ihraç ettiği borçlanma senetlerindeki stopaj kesintisine
ilişkin Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi
(7/14275)
13.- Balıkesir Milletvekili Turhan
ÇÖMEZ'in, AB müktesebatına uyuma ilişkin Devlet Bakanından
(Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/14276)
14.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin Devlet
Bakanından (Beşir ATALAY) yazılı soru önergesi (7/14279)
15.-Balıkesir Milletvekili Turhan
ÇÖMEZ'in, El Cezire Televizyonunun bölücü terör örgütünü konu edinen
yayınlarına ilişkin Devlet Bakanından (Beşir
ATALAY) yazılı soru önergesi (7/14282)
16.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/14283)
17.- Antalya Milletvekili Atila
EMEK'in, Antalya'daki kapalı sera alanının sulama sorununa
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14284)
18.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, potansiyel enerji kaynaklarının değerlendirilmesine
ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14285)
19.- Konya Milletvekili Atilla
KART'ın, İGDAŞ'daki yolsuzluk iddialarına ve bir Mülkiye
Müfettişi raporuna ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14286)
20.- Aydın Milletvekili Özlem
ÇERÇİOĞLU'nun, İstanbul Maltepe İlçe Emniyet Müdürlüğünde
görevli bir polis memuru hakkındaki iddiaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14287)
21.- Antalya Milletvekili Atila
EMEK'in, Antalya'nın Demre İlçesindeki bazı köy yollarının
asfaltlanmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14289)
22.- Antalya Milletvekili Atila
EMEK'in, Antalya-Demre-Belören Köyünün içme suyu sorununa ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14290)
23.- İstanbul Milletvekili Bihlun
TAMAYLIGİL'in, Eyüp ve Tuzla Belediyelerinin dağıttığı
yayınlara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14291)
24.- Antalya Milletvekili Osman ÖZCAN'ın,
belediyelerin yolcu taşımacılığında fiyat belirleme
yetkisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14295)
25.- Bursa Milletvekili Kemal
DEMİREL'in, İznik Gölünde meydana gelen boğulma olaylarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14296)
26.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, Rize-Çayeli İmam Hatip Lisesinde yaşanan bir
olaya ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14305)
27.- İstanbul Milletvekili
Kemal KILIÇDAROĞLU'nun, Vakıflar Bankası Yönetim Kuruluna
seçilen bir şahısla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14306)
28.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14308)
29.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, yurt dışından alınan kan ve kan ürünlerine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14309)
30.- Ordu Milletvekili İdris
Sami TANDOĞDU'nun, Devlet hastanesi olarak başlatılan bir
inşaatın hükümet binasına çevrilmesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14314)
31.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
basın müşavirliğine yapılan atamalara ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
yazılı soru önergesi (7/14335)
32.- Balıkesir Milletvekili Turhan
ÇÖMEZ'in, İMKB'deki yabancı sermaye miktarına ve petrol
fiyatlarındaki artışın ekonomiye etkilerine ilişkin
Devlet Bakanından (Ali BABACAN) yazılı soru önergesi
(7/14337)
27 Haziran 2006 Salı No: 168
Tasarı
1.- Deniz Emniyeti Komitesinin 82.
Oturumunun 29 Kasım 2006 - 8 Aralık 2006 Tarihleri Arasında
İstanbul'da Yapılmasına Dair Türkiye Cumhuriyeti ile Uluslararası
Denizcilik Örgütü Arasında Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/1222) (Bayındırlık,
İmar, Ulaştırma ve Turizm;
Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.6.2006)
Teklifler
1.- Erzurum Milletvekili Mustafa
Nuri Akbulut'un; Sarıkamış Harekatına Katılanlara,
Ailelerine Hizmet ve Anı Madalyası Verilmesi Hakkında Kanun
Teklifi (2/826) (Millî Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16.6.2006)
2.- Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ile İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın; 5411
Sayılı Bankacılık Kanununun 133. Maddesinin Son Fıkrasının
Değişikliğine Dair Kanun Teklifi (2/827) (Adalet Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19.6.2006)
3.- Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu
ile Manisa Milletvekili Hasan Ören'in; Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi (2/828) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.6.2006)
4.- Mardin Milletvekili Mehmet
Beşir Hamidi'nin; Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe
Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/829)
(İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21.6.2006)
5.- Adana Milletvekili Atilla
Başoğlu ve 5 Milletvekilinin; Yap-İşlet Modeli ile Elektrik
Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile
Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
(2/830) (Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.6.2006)
Raporlar
1.- Dokuzuncu Kalkınma
Planının (2007-2013) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Sunulduğuna Dair Başbakanlık Tezkeresi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (3/1075) (S. Sayısı: 1214) (Dağıtma
tarihi: 27.6.2006) (GÜNDEME)
2.- Türkiye Cumhuriyeti Jandarma
Genel Komutanlığı ile Ukrayna İçişleri Bakanlığı
İç Birlikler Ana Departmanı Arasında Güvenlik Alanında
Personel Eğitimi ve Öğretimi İşbirliği
Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri ile Dışişleri Komisyonları
Raporları (1/1078) (S. Sayısı: 1218) (Dağıtma
tarihi: 27.6.2006) (GÜNDEME)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve
Federal Demokratik Etiyopya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik
Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma
ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/1113) (S. Sayısı: 1219) (Dağıtma tarihi: 27.6.2006)
(GÜNDEME)
4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Kişilerin Geri Kabulüne
İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri ile
Dışişleri Komisyonları Raporları (1/1123) (S.
Sayısı: 1220) (Dağıtma tarihi: 27.6.2006) (GÜNDEME)
5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Moğolistan Hükümeti Arasında KHARKHORİN-KHOSHOO TSAIDAM
Arasındaki Bilge Kağan Yolunun Yapımına İlişkin
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma
ve Turizm ile Dışişleri Komisyonları Raporları
(1/1136) (S. Sayısı: 1221) (Dağıtma tarihi: 27.6.2006)
(GÜNDEME)
6.- Terörle Mücadele Kanununun
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve İçişleri ile Adalet Komisyonları
Raporları (1/1194) (S. Sayısı: 1222) (Dağıtma
tarihi: 27.6.2006) (GÜNDEME)
7.-
İstanbul Milletvekili Berhan Şimşek ve 17 Milletvekilinin;
Devlet Memurları Kanununa Ek Madde Eklenmesine İlişkin
Kanun Teklifi ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
Raporu (2/763) (S. Sayısı: 1224) (Dağıtma tarihi:
27.6.2006) (GÜNDEME)
Yazılı
Soru Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Ahmet
Güryüz KETENCİ'nin, memurlara ek zam verilip verilmeyeceğine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14643)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
2.- Balıkesir Milletvekili Sedat
PEKEL'in, çalışanların ve emeklilerin aylıklarında
iyileştirme yapılıp yapılmayacağına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14644) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
3.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Poliklinik Hizmetlerinde Etkinlik adlı kitaptaki ankete ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14645) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
4.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, Samsun-Ceyhan boru hattının görevlendirmeyle
yaptırılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14646) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
5.- Artvin Milletvekili Yüksel ÇORBACIOĞLU'nun,
Artvin'de bedelsiz arsa ve arazi desteği uygulamalarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14647)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
6.- Ankara Milletvekili Mehmet
TOMANBAY'ın, terör olaylarına ve terörle mücadeleye ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14648) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
7.- Hatay Milletvekili Gökhan DURGUN'un,
Altınözü Belediye Başkanıyla ilgili bir iddiaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14649) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
8.- Afyonkarahisar Milletvekili Reyhan
BALANDI'nın, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattının
açılış töreniyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14650) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
9.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
IMF'ye olan borcun erken ödenip ödenmeyeceğine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14651) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
10.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
TMSF'nin döviz satışına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/14652) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
11.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, TMSF'nin döviz satışına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/14653) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
12.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın,
bir dernek toplantısıyla ilgili iddiaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14654)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
13.- Mersin Milletvekili Hüseyin ÖZCAN'ın,
Niğde Valisinin bir uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14655) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
14.- Ankara Milletvekili Yakup
KEPENEK'in, Ankara Büyükşehir ve Keçiören Belediyeleri arasındaki
gerginlik iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14656) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
15.- Ankara Milletvekili Yılmaz
ATEŞ'in, Ankara Büyükşehir ve Keçiören Belediyeleri arasındaki
gerginlik iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14657) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
16.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, Emniyet Genel Müdürlüğünün telefon dinleme ve
takip işlemlerine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14658) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
17.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, yurt dışı fonlardan yararlanan dernek
ve vakıflara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14659) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
18.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Hatay İlindeki faili meçhul olaylara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14660) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
19.- Kırklareli Milletvekili
Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, Niğde Valisinin bir uygulamasına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14661) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
20.- Ankara Milletvekili Muzaffer
R. KURTULMUŞOĞLU'nun, Ankara Büyükşehir ve Keçiören
Belediyeleri arasındaki gerginlik iddialarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14662)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
21.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Diyarbakır Çocuk Yuvasındaki kayıp çocuklara ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14663)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
22.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya-Kemer otogarı ve kent meydanı
çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14664) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
23.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Düden Çayı Projesi kapsamında sit alanına inşaatlar
yapıldığı iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14665) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
24.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya Falez Kavşağına üst geçit
yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14666) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
25.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya'daki otoparkların denetimine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14667)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/6/2006)
26.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın Boğa Çayındaki bazı faaliyetlerin oluşturduğu
kirliliğe ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14668) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
27.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya-Çamyuva Beldesindeki çöp sorununa ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/14669)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/6/2006)
28.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi
Liderinin İstanbul'da tutuklanmasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14670) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
29.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Amerikan ajanlarının İstanbul'da
bir operasyon düzenlediği iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14671) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
30.- Gaziantep Milletvekili Ömer
ABUŞOĞLU'nun, Gaziantep Şehitkamil Belediyesiyle ilgili yolsuzluk
iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14672) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
31.- Ordu Milletvekili İdris
Sami TANDOĞDU'nun, doktorların mecburi hizmet kuralarıyla
ilgili bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14673) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
32.- Kastamonu Milletvekili Mehmet
YILDIRIM'ın, Kırım Kongo hastalığına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/14674)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
33.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
Bolu Köroğlu Devlet Hastanesiyle ilgili basına yansıyan
bazı iddialara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14675) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
34.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
sağlık hizmeti alımındaki sevk zincirine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14676) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
35.- Ordu Milletvekili İdris
Sami TANDOĞDU'nun, hastanelere yönelik Yap-İşlet-Kirala
Projesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14677) (Başkanlığa geliş tarihi:
14/6/2006)
36.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Devlet hastanelerinin kamudan olan alacaklarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14678) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
37.- Yalova Milletvekili Muharrem
İNCE'nin, öğrencilerin aldıkları sağlık
raporlarına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14679) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
38.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, İzmir İl Sağlık Müdürlüğünde basın
mensuplarına karşı gösterilen tutuma ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14680) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
39.- Iğdır Milletvekili
Dursun AKDEMİR'in, sağlık harcamalarına ve ilaç giderlerine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14681) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
40.- Ankara Milletvekili Muzaffer
R. KURTULMUŞOĞLU'nun, döner sermaye ve performans ödemeleriyle
ilgili genelgeye ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/14682) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
41.- İzmir Milletvekili Enver
ÖKTEM'in, piyasada bulunamayan bazı ilaçlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14683) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
42.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
belediyelerin koruma evi açma yükümlülüğüne ilişkin Devlet
Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/14684)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
43.- Aydın Milletvekili Özlem
ÇERÇİOĞLU'nun, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtlarındaki
kaçak ve kayıp çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet
ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/14685) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
44.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
SHÇEK yurt ve yuvalarındaki sağlık hizmetlerine ve kaybolan
çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU)
yazılı soru önergesi (7/14686) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
45.- İzmir Milletvekili Canan
ARITMAN'ın, SHÇEK yurt ve yuvalarına kayıtlı kayıp
çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet ÇUBUKÇU)
yazılı soru önergesi (7/14687) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
46.- Ankara Milletvekili Muzaffer
R. KURTULMUŞOĞLU'nun, SHÇEK yetiştirme yurtları ve
çocuk yuvalarının yönetimine ilişkin Devlet Bakanından
(Nimet ÇUBUKÇU) yazılı soru önergesi (7/14688) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
47.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
ilk ve ortaöğretim çağındaki kız çocuklarına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14689) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
48.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un,
meslek liselerinde yaşlı ve özürlülerin bakımıyla ilgili
bölümlerin bulunup bulunmadığına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14690)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
49.- İstanbul Milletvekili Berhan
ŞİMŞEK'in, İstanbul Bahçelievler Anadolu Lisesi
halı sahasının kiraya verilmesine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14691)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
50.- İzmir Milletvekili Hakkı
ÜLKÜ'nün, bir ilköğretim okulunda öğrencilere para karşılığı
kitap satıldığı iddiasına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/14692)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/6/2006)
51.- Yozgat Milletvekili Emin
KOÇ'un, Star Gazetesinin satışına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/14693) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
52.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
SPK personeline yapılan ödemelerde usulsüzlük tespit edilip edilmediğine
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Abdullatif ŞENER) yazılı soru önergesi (7/14694) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/6/2006)
53.- Hatay Milletvekili Fuat
GEÇEN'in, TMSF'nin döviz satışına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Abdullatif
ŞENER) yazılı soru önergesi (7/14695) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
54.- Muğla Milletvekili Ali ARSLAN'ın,
Bodrum'dan yurtdışına kaçırılan tarihi eserlere
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14696) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/6/2006)
55.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
müzelerde yaşanan hırsızlık ve sahtecilik olaylarına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14697) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
56.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Bodrum Kalesi Sualtı Arkeoloji Müzesinde zindan girişindeki bir
yazının sildirileceği iddiasına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/14698) (Başkanlığa geliş tarihi: 13/6/2006)
57.- Kırklareli Milletvekili
Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, kamu personeli alımında
yapılan sözlü sınavlarla ilgili bazı iddialara ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Mehmet
Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/14699) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
58.- Kırklareli Milletvekili
Mehmet S. KESİMOĞLU'nun, kamu personeli alımı sınavlarına
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Mehmet Ali ŞAHİN) yazılı soru önergesi (7/14700)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/6/2006)
59.- Bilecik Milletvekili Yaşar
TÜZÜN'ün, Bilecik-Bozüyük çevre yolu projesi kapsamındaki altgeçit
yapımına ilişkin Bayındırlık ve İskân
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14701) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
60.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
Hatay'da yabancılara satılan arazilere ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/14702)
(Başkanlığa geliş tarihi: 13/6/2006)
61.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, Antalya-Sarısu Deresindeki balık ölümlerine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/14703) (Başkanlığa geliş tarihi:
12/6/2006)
62.- İzmir Milletvekili Hakkı
ÜLKÜ'nün, kırmızı palmiye böceği zararlısına
karşı alınan önlemlere ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14704) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
63.- Hatay Milletvekili Züheyir AMBER'in,
faiz oranlarının yükselmesine ilişkin Devlet Bakanından
(Ali BABACAN) yazılı soru önergesi (7/14705) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
64.- Gaziantep Milletvekili Ahmet
YILMAZKAYA'nın, Suriye'ye kısa süreli çıkışlardan
alınan harca ilişkin Devlet Bakanından (Kürşad TÜZMEN)
yazılı soru önergesi (7/14706) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
65.- Artvin Milletvekili Yüksel ÇORBACIOĞLU'nun,
KBİAŞ özelleştirme ihalesine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14707) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
66.- Mersin Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK'in,
Mersin Gar Müdürlüğündeki görevlendirmelere ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14708) (Başkanlığa
geliş tarihi: 8/6/2006)
67.- Malatya Milletvekili Süleyman
SARIBAŞ'ın, mahkemelerin verdiği telefon takip ve dinleme
kararlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/14709) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/6/2006)
68.- Antalya Milletvekili Nail
KAMACI'nın, emekli maaşlarına ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/14710)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/6/2006)
69.- Muğla Milletvekili Fahrettin
ÜSTÜN'ün, Muğla-Yatağan-Yeşilbağcılar Beldesinin
taşınmasına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/14711) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/6/2006)
70.- İstanbul Milletvekili
Emin ŞİRİN'in, Amerikan ajanlarının İstanbul'da
bir operasyon düzenlediği iddiasına ilişkin
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
yazılı soru önergesi (7/14712) (Başkanlığa
geliş tarihi: 13/6/2006)
71.- Konya Milletvekili Atilla
KART'ın, cevaplandırılmayan soru önergelerine ilişkin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru
önergesi (7/14713) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/6/2006)
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 15.00
27
Haziran 2006 Salı
BAŞKAN
: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120
nci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı
vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının
1 tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım.
Buyurun.
III. -
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER
VE ÖNERGELER
1.- Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin 8.6.2006
tarihli ve 5518 sayılı Kanunun bazı maddelerinin bir kez daha
görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1083)
23.6.2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İlgi:9.6.2006 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-20467/51661 sayılı yazınız
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulunca 8.6.2006 gününde kabul edilen 5518 sayılı Bazı Kamu
Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun incelenmiştir.
1- Yasanın 1 inci maddesiyle
8.4.1929 günlü, 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek
Talebe Hakkında Kanuna eklenen geçici 1 inci maddenin ikinci fıkrasında,
"Bunlardan borçlarını
mecburî hizmet yaparak ödemek isteyenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren üç ay içerisinde Millî Eğitim Bakanlığına
müracaat etmeleri halinde, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartları
taşımaları kaydıyla, müracaat tarihinden itibaren üç ay
içerisinde atamaları yapılır ve atandıkları kurumlarında,
yurt içinde veya yurt dışında görmüş oldukları
öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde
belirlenen mecburî hizmet yükümlülüklerini yerine getirirler ve ilgililer
adına öğrenimleri nedeniyle çıkarılmış olan
her türlü borç tutarlarının takibinden vazgeçilerek tahsilat
işlemine son verilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları
tutarların bulunması halinde, bu meblağa isabet eden süreler
faiz borcu dikkate alınmaksızın ilgililerin mecburî hizmet
sürelerinden indirilir."
Düzenlemesine yer verilmiştir.
Yasanın 1 inci maddesiyle 1416
sayılı Yasaya eklenen geçici 1 inci maddenin birinci fıkrasında,
zorunlu hizmet karşılığı yurt dışına
gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği günden önce,
Eğitimin herhangi bir
aşamasında öğrencilikle ilişkileri kesilenlerin,
Öğrenim sürelerinin bitiminde
zorunlu hizmetlerini tamamlamak üzere göreve başlamayanların,
Göreve başlayıp da yükümlü
bulunduğu zorunlu hizmet süresini bitirmeden görevden ayrılanların,
Göreve başladıktan sonra
zorunlu hizmet süresi içinde kadrolarıyla ilişiği kesilenlerin,
Zorunlu hizmet süreleriyle ilgili
borçları yeniden yapılandırılmakta ve bu borçlar için
ödeme kolaylığı getirilmektedir.
Geçici 1 inci maddenin ikinci
fıkrasında ise, birinci fıkra kapsamına girenlerden
borçlarını zorunlu hizmet yaparak ödemek isteyenlerin, kamu
görevlerine atanmalarına olanak sağlanmaktadır. Bunun için
maddede öngörülen koşul, üç ay içinde Millî Eğitim Bakanlığına
başvurmak ve 657 sayılı Devlet Memurları
Yasasının 48 inci maddesinde yazılı genel koşulları
taşımaktır.
Devlet memurluğuna alınmayla
ilgili düzenlemelere 657 sayılı Yasanın 46-53 üncü maddelerinde
yer verilmiş; bu arada, 50 nci maddesinde, kamu hizmet ve görevlerine
devlet memuru olarak atanacakların açılacak sınava girmeleri
ve sınavı kazanmalarının zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, aynı yasanın,
"Memurluktan çekilenlerin
yeniden atanmaları" başlıklı 92 nci maddesinde,
"İki defadan fazla olmamak
üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerden veya bu kanun hükümlerine
göre çekilmiş sayılanlardan tekrar memurluğa dönmek isteyenler,
ayrıldıkları sınıfta boş kadro bulunmak ve
bu sınıfın niteliklerini taşımak şartıyla
ayrıldıkları tarihte almakta oldukları aylık
derecesine eşit bir derecenin aynı kademesine veya 71 inci madde
hükümlerine uyulmak suretiyle diğer bir sınıfta eşit
derecedeki kadrolara atanabilirler.
657 sayılı Kanuna tabi olmayan
personelden kendi istekleri ile görevinden çekilmiş olanlar,
boş kadro bulunmak ve gireceği sınıfın niteliklerini
taşımak kaydı ile bu Kanuna tabi kurumlardaki memuriyetlere
atanabilirler..."
"Çekilen ve çekilmiş
sayılanların yeniden atanmaları" başlıklı
97 nci maddesinde de,
"Memurlardan malî ve cezai sorumlulukları
saklı kalmak üzere;
A) 94 üncü maddenin 2 nci ve 3 üncü
fıkrasına uygun olarak memuriyetten çekilenler altı ay geçmeden,
B) Bu Kanuna göre çekilmiş
sayılanlar ile 94 üncü maddenin 2 nci fıkrasına uymadan
görevlerinden ayrılanlar bir yıl geçmeden,
C) 95 inci maddede yazılı
zorunluluklara uymayanlar 3 yıl geçmeden,
D) 96 ncı maddeye aykırı
hareket edenler hiçbir surette,
Devlet memurluğuna alınmazlar."
Kurallarına yer verilerek, memurluktan
çekilen ve çekilmiş sayılanların yeniden memurluğa atanmaları
konusunda kimi kısıtlamalar getirilmiş; ayrıca,
yönetime de kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı
olarak takdir yetkisi tanınmıştır.
Oysa, 5518 sayılı Yasayla
eklenen geçici 1 inci maddenin ikinci fıkrasında, yukarıda
da belirtildiği gibi, madde kapsamında bulunanlara, sınav
koşuluna ve herhangi bir sınırlayıcı süreye
bağlı olmadan devlet memurluğuna atanabilme
olanağı getirilmektedir.
Anayasanın,
2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin
bir hukuk devleti olduğu,
10 uncu maddesinde, herkesin dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din, mezhep
ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde
eşit olduğu; hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da
sınıfa ayrıcalık tanınamayacağı; devlet organları
ve yönetimin tüm işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine uygun
olarak davranmak zorunda bulundukları,
70 inci maddesinde, her Türk'ün kamu
hizmetine girme hakkına sahip olduğu; hizmete alınmada
görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir
ayırım gözetilemeyeceği,
Belirtilmiştir.
Hukuk devleti, insan haklarına
dayanan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı tutum ve durumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı
denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bulunduğu
bilincinde olan devlettir.
Yasa önünde eşitlik, hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur.Eşitlik ilkesiyle,
eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı
durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında
ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin zedelenmesi önlenmiştir.
Durum ve konumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa, Anayasada öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmiş olmaz. Ancak, nitelikleri ve durumları
özdeş olanlar için değişik kurallar konulamaz.
Kamu hizmetine alınmada, görevin
gerektirdiği niteliklerden başka ayırım gözetilememesi
de anayasal gerekliliktir.
Hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri,
aynı durumda olanların, hangi nedenle olursa olsun devlet
memurluğuna girişte farklı statüye bağlı tutulmalarına
olanak vermemektedir.
Oysa, geçici 1 inci maddenin ikinci
fıkrasında, birinci fıkra kapsamına girip de borçlarını
zorunlu hizmet yaparak ödemek isteyenlere, devlet memurluğuna girmek
isteyen diğer yurttaşlara kıyasla, sınav koşulu ve
sınırlayıcı süre yönünden ayrıcalık tanınmaktadır.
Bu nedenle, söz konusu kural, hukuk
devleti ve eşitlik ilkeleri ile kamu yararı ve hizmetin gerekleriyle
bağdaşmamakta ve Anayasanın 2, 10 ve 70 inci maddelerine uygun
düşmemektedir.
1416 sayılı Yasa uyarınca
öğrenciler zorunlu hizmet karşılığı yurt
dışına eğitim için gönderilmekte, bunlardan
başarılı olarak dönenler zorunlu hizmetlerini yapmak üzere
bir göreve atanmaktadırlar.
5518 sayılı Yasayla eklenen
geçici 1 inci maddenin birinci fıkrasındaki kural ise, ya
eğitimini tamamlayamayanlar ya da zorunlu hizmet yükümlülüğünü
yerine getirmeyenlerle ilgilidir.
Maddenin birinci fıkrasında,
bu gibi kimselerin devlete olan borçları yeniden yapılandırıldıktan
sonra, ikinci fıkrasında, bu borçları ödeyebilmek için kendilerine
yeni bir zorunlu hizmet olanağı sunulmaktadır. Yeniden
yapılandırılan borcu, zorunlu hizmet yaparak ödemek isteyenlerin
borçları, zorunlu hizmet süresi dolduktan sonra silinmektedir.
Geçici 1 inci maddenin ikinci
fıkrasıyla tanınan borcu zorunlu hizmetle ödeme
olanağı, 1416 sayılı Yasayla öngörülen zorunlu hizmetten
farklıdır. 1416 sayılı Yasaya göre eğitim için yurt
dışına gidip başarılı olan herkes öncelikle
zorunlu hizmet yapmakla yükümlüdür. Ancak, zorunlu hizmet yükümlülüğünü
yerine getirmeyenler devlete borçlandırılmaktadır.
Oysa, 5518 sayılı Yasayla
getirilen geçici 1 inci maddede, yasaya göre borçlandırılanların
bu borcu ödeme yöntemi ya da seçeneği olarak zorunlu hizmet yapma
olanağı getirilmiştir.
Bu nedenle, devlet memurluğuna
girmek isteyen kişi ile 5518 sayılı Yasa kapsamında borcunu
ödemek için devlet memurluğuna girme seçeneğini yeğleyen
kişi arasında fark yoktur. Başka bir deyişle, geçici 1
inci maddeyle yaratılan farklılık haklı bir nedene
dayanmamaktadır. Her iki kesime de devlet memurluğuna girmede aynı
yasal koşulların uygulanması eşitlik ilkesinin
gereğidir.
2- Yasanın 2 nci maddesiyle,
4.11.1981 günlü 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasına eklenen
geçici 53 üncü maddenin,
Birinci fıkrasında,
"
Yükseköğretim Kurulunca
atanması uygun görülmeyenler altmış gün içerisinde yargı
yoluna başvurabilirler. Yükseköğretim Kuruluna başvurmayanlar
ile Yükseköğretim Kurulunca ataması uygun görülmeyenlerden,
yargı yoluna müracaat etmeyenler ve yargı kararı ile öğretim
elemanı olarak atanmaları uygun görülmeyenler ise bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde Devlet
Personel Başkanlığına müracaat ederler. Bunlar, personel
ihtiyacı dikkate alınarak anılan Başkanlıkça
belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına
sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya
ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın altı
ay içinde atanırlar."
İkinci fıkrasında,
"Ancak bunlardan yüksek lisans
eğitimini başarıyla tamamlayamamış olanlar, bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Devlet Personel
Başkanlığına müracaat etmeleri halinde, 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen
genel şartları taşımaları kaydıyla müracaat
tarihinden itibaren üç ay içerisinde, personel ihtiyacı dikkate
alınarak anılan Başkanlıkça belirlenecek kamu kurum ve
kuruluşlarının boş memur kadrolarına sınav
şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin
sınırlamalara tabi tutulmaksızın atanırlar. Bunlardan
halihazırda Devlet memuru statüsünde çalışanların ise
çalıştıkları kurumlarda mecburi hizmetlerini yapmalarına
müsaade edilir.",
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
2547 sayılı Yasanın 33
ve 35 inci maddelerinde, öğretim elemanı olarak yetiştirilmek
üzere araştırma görevlilerinin yurtdışı ve yurt
içindeki diğer üniversitelere zorunlu hizmet karşılığında
gönderilmelerine ilişkin kurallar bulunmaktadır.
5518 sayılı Yasayla
getirilen geçici 53 üncü maddenin birinci fıkrasında, 33 üncü
maddeye göre lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt
dışına gönderilenler ile 35 inci maddeye göre yurt içinde
başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim-öğretim
amacıyla gönderilenlerden,
Lisansüstü eğitim-öğretim
amacıyla yurt dışında kalmaları gereken süre içinde
öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadrolarıyla
ilişikleri kesilenlerin ya da ilişiği kesilmeyip öğrenimlerini
sürdürenlerin ve başka bir kamu kurumuna naklen atananların,
Eğitimin herhangi bir
aşamasında, her ne nedenle olursa olsun Türkiye'ye çağrılmış
olanların,
Lisansüstü eğitim-öğretim
amacıyla yurt içindeki başka bir üniversitede kalmaları
gereken süre içinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle
kadrolarıyla ilişikleri kesilenlerin,
Eğitimlerinin herhangi bir
aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla
ilişikleri kesilenlerin, sürelerinin bitiminde zorunlu hizmetlerini
tamamlamak üzere görevlerine başlamayıp çekilmiş
sayılanlar ile görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları
zorunlu hizmeti bitirmeden görevlerinden ayrılanların,
Herhangi bir üniversitede görev
yaparken yeniden atanmayarak üniversiteyle ilişiği kesilenlerin,
En az yüksek lisans (mastır)
eğitimini "başarıyla tamamlamış olmaları",
bu maddenin yürürlüğe girdiği günden başlayarak üç ay içinde
Yükseköğretim Kuruluna başvurmaları, 657 sayılı Yasanın
48 inci maddesinde öngörülen genel koşulları
taşımaları ve atanmalarının Yükseköğretim
Kurulunca uygun bulunması durumunda, Kurulun belirleyeceği yükseköğretim
kurumlarındaki durumlarına uygun öğretim elemanı kadrolarına
atanmalarına olanak sağlanmaktadır.
Ayrıca, geçici 53 üncü maddenin
birinci ve ikinci fıkralarında, kapsama girenlerden Yükseköğretim
Kuruluna başvurmayanlar, Kurulca atanması uygun görülmeyenlerden
yargı yoluna başvurmayanlar ya da yargı kararıyla
öğretim elemanı olarak atanmaları uygun görülmeyenlerin bir
yıl içinde; yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayamamış
olanların ise üç ay içinde Devlet Personel Başkanlığına
başvurmaları ve 657 sayılı Yasanın 48 inci maddesinde
öngörülen genel koşulları taşımaları durumunda,
kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına,
sınav koşulu aranmaksızın ve açıktan atamaya
ilişkin sınırlamalara bağlı olmaksızın
atanacakları belirtilmektedir.
Lisansüstü eğitimlerini tamamlamalarına
karşın herhangi bir nedenle öğretim elemanı olarak
çalışmaları uygun görülmeyenler ile lisansüstü eğitimlerini
tamamlayamamaları nedeniyle yeniden öğretim elemanı olarak
atanmalarına yasal olanak bulunmayan kişilerin, yükseköğretim
kurumları dışındaki diğer kurumların devlet
memurluğu kadrolarına atanma yönünden durumları, herhangi
bir yükseköğrenimi bitirerek devlet memurluğuna atanmayı
bekleyen kişilerden farklı değildir.
Buna karşın, söz konusu
kişilerin istemleri üzerine doğrudan, sınavsız ve kimi
sınırlamalara bağlı olmaksızın devlet memurluğuna
atanmalarına olanak sağlayan kurallar, haklı bir nedene
dayanmadan ayrıcalık sonucunu doğuracağından
Anayasanın 2 nci ve 10 uncu maddelerine aykırı düşmektedir.
Öte yandan, geçici 53 üncü maddenin
birinci fıkrasında, Yükseköğretim Kurulunca öğretim
elemanı kadrosuna atanması uygun görülmeyenlerden açtıkları
dava reddedilenlere de devlet memuru olma olanağı tanınmaktadır.
Oysa, kişinin öğretim
elemanı olamayacağına ilişkin yargı kararı bir
gerekçeye dayanacağına göre, o gerekçenin aynı kişinin
devlet memuru olmasını engelleyebileceği gözden uzak tutulmaktadır.
Başka bir anlatımla, söz konusu kural, dolaylı yoldan yargı
kararının sonuçsuz kalmasına da neden olabilecektir.
Bu nedenle, geçici 53 üncü maddenin
birinci fıkrasının sözü edilen kuralı, Anayasanın
yargı kararlarının bağlayıcılığını
öngören 138 inci maddesiyle de bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak, 5518 sayılı
Yasa ile 1416 ve 2547 sayılı Yasalara eklenen sırasıyla
geçici 1 ve geçici 53 üncü madde kapsamına girenlere, başarı
durumları, görevlerine ya da eğitimlerine son verilme nedenleri,
önceki dönemde devlete olan zorunlu hizmet borçlarını yerine
getirmekteki isteksizlikleri, benzer durumda olan ve iş arayan
yetişmiş ve hiçbir olumsuzluğu saptanmamış
işsizler gözetilmeden, devlet memuriyetine atanmada ayrıcalık
tanınması, hukuk devletinde bulunması gereken adalet anlayışıyla,
eşitlik ilkesiyle, kamu yararı ve hizmetin gerekleriyle
bağdaşmamakta ve Anayasının 2, 10 ve 70 inci maddelerine
aykırılık içermektedir.
Yayımlanması yukarıda
açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 5518 sayılı
"Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun", 1 ve 2 nci maddelerinin Türkiye Büyük Millet
Meclisince bir kez daha görüşülmesi için, Anayasanın
değişik 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ilişikte geri
gönderilmiştir.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza
sunacağım:
2.- Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın, Rusya
Federasyonu Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı Sergey
M. Mironov'un Rusya'ya resmî davetine, beraberinde Parlamento heyetiyle
icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1084)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Bülent Arınç'ın, Rusya Federasyonu Federal Meclisi
Federasyon Konseyi Başkanı Sergey M. Mironov'un davetine icabet
etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Rusya Federasyonu'na resmî
ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620
sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine
sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın,
Anayasanın 82 nci maddesine göre verilmiş 2 tezkeresi vardır;
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Buyurun.
3.- Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Endonezya'ya yaptığı resmî
ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1085)
23.6.2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gelişen Sekiz Ülke (D-8) V. Zirve
Toplantısına katılmak üzere bir heyetle birlikte 12-14
Mayıs 2006 tarihlerinde Endonezya'ya yaptığım resmî
ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de
iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre
gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Şaban Dişli (Sakarya)
Şükrü Ayalan (Tokat)
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
4.-
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in Sudan'a yaptığı
resmî ziyarete katılacak milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1086)
23.6.2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in, görüşmelerde bulunmak üzere bir
heyetle birlikte 24-27 Nisan 2006 tarihlerinde Sudan'a yaptığı
resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin
de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre
gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
LİSTE
Osman Aslan (Diyarbakır)
İrfan Rıza
Yazıcıoğlu (Diyarbakır)
BAŞKAN - Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Anavatan Partisi Grubunun, İçtüzüğün
19 uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza
sunacağım.
Buyurun.
IV.-
ÖNERİLER
A) Sİyasî Partİ GruBU Önerİlerİ
1.- (10/316)
esas numaralı Meclis araştırması önergesinin öngörüşmelerinin
Genel Kurulun 27.6.2006 Salı günkü birleşiminde yapılmasına
ilişkin Anavatan Partisi grup önerisi
27.6.2006
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 27.6.2006
Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti
grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu
maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederiz.
Saygılarımızla.
Süleyman
Sarıbaş
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurul gündeminin "Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına
Dair Öngörüşmeler" kısmının 255 inci
sırasında bulunan (10/316) esas numaralı çimento sektöründeki
denetimsiz fiyat oluşumu ve tekelleşme iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin
görüşmelerinin Genel Kurulun 27.6.2006 Salı günkü birleşiminde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN -Önerinin lehinde, Mardin
Milletvekili Muharrem Doğan; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
MUHARREM DOĞAN (Mardin) -
sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Milletvekili
Sayın Ahmet Küçük ve 52 milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunulmak üzere, çimento sanayiinde
yaşanan kontrolsüz ve denetimsiz fiyat artışlarına
ilişkin Meclis araştırması önergesinin bugün
görüşülmesi Anavatan Grubumuzun önerisidir. Bu nedenle lehte söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, çimento
sanayiinde yaşanan kontrolsüz ve denetimsiz fiyat artışlarına,
bölgesel ve ulusal düzeyde oluşan tekelleşmelere karşı
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla,
Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün
104 ve 105 inci maddeleri gereğince, Meclis araştırması
açılmasına dair verilen önergeyi olumlu buluyorum ve destekliyorum.
Türkiye, 39 entegre çimento fabrikası
ve 18 öğütme tesisiyle Avrupa'nın ikinci, dünyanın ise
yedinci çimento üreticisi konumundadır. Buna rağmen, ülke
olarak, yüksek fiyat ve kartelcilikte birincilik için yarış
halindeyiz. Bilindiği gibi, çimento üreticilerinin kendi aralarında
anlaşarak kartel oluşturduklarını basın da yazmıştır.
Rekabet Kurulu daha önce ihbarları
değerlendirmiş olup, çimento fabrikalarına trilyonlarca
ceza kesmesine rağmen, hiçbir ceza tahsil edilememiştir. Çünkü,
Danıştayda açılan davaların hepsi de, yürütmeyi durdurma
kararı almışlardır. Bu nedenle, Rekabet Kurulunca
verilen para cezalarının bir caydırıcılığının
olmadığı görülmüştür. Mahkemeler, hukuka göre karar vermektedirler.
Burada yapılması gereken şey, Hükümetin, serbest piyasa
ekonomisi için dengeyi sağlamaktır. Ekonomik dengeler bozulunca,
sonuçta, vatandaşımız, pahalı çimento almaya mahkûm
edilmektedir. Türkiye'nin uzun yıllardır oturtmaya
çalıştığı serbest piyasa ekonomisine darbe vurmuştur.
Hükümet, önleyici tedbir almamış, sadece seyirci kalmıştır.
Üç yıl zarfında, 2003, 2004 ve 2005'te çimentoya yüzde 100 zam
yapılması kabul edilebilir durum değildir. Bu, sadece üç
yılda. Son beş ayda da yüzde 12 oranında zam geldi. Onu da
ilave edersek yüzde 112 eder.
Ekonomimizin lokomotifi olarak bilinen
inşaat sektörü, sadece çimentoyla sınırlı değildir.
Diğer önemli kalemlerden olan demir, hazır beton ile TÜPRAŞ
mamullerinde yüksek fiyat ve kartelcilik vardır. Bunlar da çimentodan
farklı değildir. Burada da Hükümetin aciz kaldığı
ve önleyici tedbir olarak hiçbir önlem almadığı aşikârdır.
Örnek: Son beş ayda gelen zamlar. İnşaat demirine yüzde 54,
hazır betona yüzde 40-50 arasında, elektrik malzemelerine -yani,
bakıra- yüzde 74, asfalt malzemelerine, özellikle bitüme yüzde 47,5
zam yapılmıştır. Dört kalemin ortalaması yüzde
55,75'tir. Yani, Hükümet, piyasalarla, yatırımcılarla dalga
geçmektedir. Halbuki, son beş ayda Hükümetin açıkladığı
resmî enflasyon değeri 7,4'tür. O zaman, ya Hükümetin piyasalardan
haberi yok ya da açıklanan 7,4 enflasyon değeri doğru
değildir; vatandaş ne yapsın!
Sayın milletvekilleri, Hükümet,
eğer bir enflasyon hedefi belirlemişse ve yatırımcılarımız
bu hedefe güvenerek yatırımlarını ve hesaplarını
yapmışlarsa, yapının temel kalemleri olan çimento,
demir, hazır beton, bakır ve TÜPRAŞ mamullerinde meydana
gelen zamlar enflasyon değerinin üzerinde olmamalıdır.
Yani, yapılan zamların yüzde 7,5'i geçmemesi gerekir. Oluyorsa,
neden tedbir alınamıyor?.. Alınamıyorsa da, tek sorumlusu
İktidardır.
Irak hariç, dışarıya
yapılan ihracat ton fiyatı 35-40 dolar iken, iç pazardaki ton
fiyatı 75-80 dolardır. Bariz olan fiyat farkının
hesabını Hükümet vermelidir; ama, Hükümet, ne hesap vermeye ne de
tedbir almaya, yanaşmamaktadır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Hükümetin Acil Eylem Planındaki en önemli projesi olan duble yollar
ve toplukonutlarda önemli problemler yaşanmaktadır. Sabit
fiyat sistemiyle yüzde 47,5 maliyet artışına göre imalat
yapan müteahhitlere, devlet, ÜFE ile, yüzde 7,4 ile fiyat farkı
ödemektedir. Aradaki yüzde 40 fiyat farkını müteahhitler ceplerinden
ödemektedirler. Bu durumda hiçbir müteahhidin ayakta durması mümkün
değildir. Bunun için, duble yollar durdu. Aynı şekilde,
TOKİ müteahhitlerinin şantiyelerine hacizler gelmeye başladı.
TOKİ, ihale iptal etmeye başladı.
Hükümet, bir fiyat farkı kararnamesi
çıkarmalı ya da ÜFE ile piyasa arasındaki fiyat farklarını
önlemelidir. Burada yapılması gereken önleyici çözüm, fiyat farkı
kararnamesi çıkarmaktır. Aksi halde, AKP Hükümetinin Acil Eylem
Planının en önemli iki projesi, duble yollar ve toplukonut, yani
TOKİ, hüsranla sonuçlanacaktır. Yüzlerce müteahhit iflas
edecek ve işler yarım kalacaktır. Daha önemlisi, inşaat
lokomotifi duracak, işsizlik daha çok artacaktır.
Bu konuları inceleyip, inşaat
sektörünü batmaktan kurtaracak tedbirleri almak üzere bir Meclis
araştırmasının açılması zarurîdir. Çimento,
demir, hazır beton, bakır, TÜPRAŞ mamulleri ne idi, ne oldu,
ne olacak; tüm bunların hepsinin bir komisyon marifetiyle araştırılması
gerekir.
Ekonomi dengeleri bozulmuştur.
Girdi fiyatlarını bahane ederek,
yap-sat müteahhitleri de istedikleri fiyattan konut satmaktadırlar.
Tüm bunlara rağmen fatura vatandaşa
kesilmiştir.
Devlet elini taşın altına
koymak zorundadır. Geç bile kalmıştır. Arz ve talepte
meydana gelen dengesizlik ortadan kaldırılmalıdır. Bu
da Hükümetin görevidir.
Değerli milletvekilleri, 29
Mayıs 2006 tarihindeki Bakanlar Kurulu toplantısında bu
konu gündeme alındı. 3 bakandan oluşan, Bayındırlık
ve İskân Bakanı Sayın Faruk Özak, Sanayi Bakanı Sayın
Ali Coşkun ve Devlet Bakanı Sayın Kürşad Tüzmen'den
oluşan bir komite kuruldu. Bu komite iki defa toplantı yaptı;
fakat, somut hiçbir tedbir alınmadığı gibi bir açıklama
da yapılmamıştır.
Burada iki seçenek var; müteahhitler
ya kaliteden kaçacak veya batacaktır.
ÜFE'ye göre, yani enflasyon
değerine göre fiyat farkı ödemesi yanlış bir sistemdir.
Sabit bedelle iş alan tüm müteahhitler
mağdur edilmişlerdir. Çünkü, Hükümet, enflasyon yükselmeyecektir,
sabit kalacaktır diye garanti vermiştir. Devlet, güvenirliliğini
kaybetmiştir.
Rekabet Kurulunun saygınlık
kazanması bakımından, çimento sanayiinde oluşan
fahiş fiyatlar ve sektördeki tekelleşme sorunlarının
ivedilikle çözülmesi, gereken yasal tedbirlerin tespit edilmesi
amacıyla araştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Bu nedenle, Anavatan Partisi Grup önerisi olarak görüşülen Çanakkale
Milletvekili Sayın Ahmet Küçük ve 52 milletvekilinin verdikleri Meclis
araştırması önergesinin kabul edilmesini takdirlerinize
arz ediyorum.
Beni dinlediğiniz için sizlere,
tekrar, saygılarımı arz ediyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Doğan.
Grup önerisinin aleyhinde, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum. Bu haftaki Meclis çalışmalarımızın
milletimize ve memleketimize hayırlara vesile olmasını temenni
ediyorum.
Anavatan Partisi Grubunun vermiş
olduğu önerinin aleyhinde söz aldım. Öncelikle, bu araştırma
önergesi, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine ait olan bir
araştırma önergesi. Ancak, uzun zamandan beri bu konunun Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemine alınmaması nedeniyle, bugün,
büyük bir duyarlılık gösterip, bu meselenin Meclis araştırmasına
konu olmasını gündeme getiren Anavatan Partisi milletvekillerine
de ayrıca teşekkür ediyorum.
Tabiî, bu çimento sanayiiyle ilgili
olarak söylenecek çok söz var. Çimento fabrikalarının özelleştirilmesinin
gündemde olduğu günlerde, yapılan ihalelerde fiyatların
tahmin edilenin çok üzerinde gitmesi karşısında, Hükümet
yetkilileri, son derece, büyük bir memnuniyet içerisindelerdi. "Çimento
fabrikalarına büyük ölçüde talep var, tahmin ettiğimiz fiyatların
üzerinde biz bu fabrikaları sattık; işte görüyorsunuz, Türkiye'deki
özelleştirme konusunda İktidarımız ne kadar
başarılıdır, bu konularla ilgili ne kadar ciddî
çalışıyoruz, işte bu özelleştirmelerden de
şu kadar gelir elde ettik" şeklindeki ifadelerine o günlerde
rastlamak mümkündü. Biz, o zaman, bu çimento fabrikaları,
satışlarında, tahminlerin üzerinde fiyatlara gitti; ancak,
bunun altında yatan sebepleri araştırmak lazım; üç gün
sonra beş gün sonra, bu çimento fabrikalarını alanların,
çimento sanayiinde bir kartel oluşturacaklarını ve fiyatlarını
istedikleri şekilde belirleyeceklerini ve dolayısıyla,
olanın da vatandaşlarımıza olacağını, Türk
ekonomisine zarar vereceğini söylemiştik. İşte, şimdi
gelinen noktada, bizim bu sözlerimizin ne kadar haklı ve gerçek olduğu
ortaya çıktı. Şimdi feryat ediyoruz; efendim, bu çimento
fabrikaları bir araya geldiler, fiyatlarını istedikleri
şekilde belirliyorlar, bu çimento fabrikaları bölgeleri parsellediler,
bir bölgede faaliyet gösteren çimento fabrikasının sahasına,
diğer bölgelerdeki fabrikaların girmeyeceği şeklinde
aralarında centilmenlik anlaşmaları yapıldığı
şeklinde kamuoyunda yaygın inançlar var. Şimdi, durum böyle
olunca, çimento fiyatlarındaki bu kaçınılmaz yükselmenin
de bu şekilde olacağı çok açık bir şekilde ortaya
çıkıyor.
Şimdi, Türkiye'de, Hükümetin
2006 yılı enflasyon hedefi yüzde 5. Şimdi, Hükümet, 2006
yılı için yüzde 5'lik bir enflasyon hedefi ortaya koydu; ancak,
gelinen noktada, enflasyon hedefinin, bir yıl geriye gidilecek
şekilde 9,85 olduğu ortaya çıktı ve önümüzdeki haziran
ayında da enflasyon rakamlarının yüksek
çıkacağı şeklinde Merkez Bankası Başkanının
da ifadeleri var. Önümüzdeki haziran ayının sonunda ortaya
çıkacak olan rakamların çift haneli rakamlar olacağı ortaya
çıktı. Şimdi durum bu şekildeyken, Türkiye'deki bütün
fiyat artışlarının enflasyonun çok üzerinde olduğu
günümüzde
Gayrimenkul kira artışlarını hemen söyleyeyim:
Yüzde 21. Türkiye'de, siz, 2006 yılında enflasyon yüzde 5
olacak diyorsunuz, Türkiye'de gayrimenkul kira artışlarındaki
rakam yüzde 21 ortalama. Şimdi, iki yıl içerisinde doğalgaz
yüzde 50 zamlanmış. Türkiye'deki doğalgaz fiyatlarındaki
artış yüzde 50. İki yıllık sizin enflasyon
hedefiniz yüzde 13, Türkiye'deki doğalgaz fiyatlarındaki artış
yüzde 50. Fuel-oilde yüzde 80, kalorifer yakıtında yüzde 57,
LPG'de yüzde 45. Daha bugün mazot fiyatlarına yeniden zam geldi arkadaşlar.
Bugün, Türkiye'de mazot fiyatları yeniden yükseldi. İktidara geldiğinizde
mazot fiyatları 1 200 000 lira, üçbuçuk yılın sonunda mazot
fiyatlarındaki artış yüzde 100; bugün, 2,5 milyon lira
mazot fiyatları.
Şimdi, Türkiye'de bu mazotu kullanan
vatandaşlarımızın hangi sıkıntılar
içerisinde olduğu çok açık bir gerçek. Tarım kesimi bu kadar
fiyat artışlarından dolayı ciddî manada sıkıntı
içerisinde.
Trabzon milletvekilimiz oradan
gülüyor; ama, ben, hafta sonunda Anadolu'nun değişik illerindeydim
yine sayın milletvekilim. Oradaki vatandaşlarımız kan
ağlıyor. Tarım çökmüş, bitmiş. 2005
yılının doğrudan gelir desteği henüz ödenmemiş.
Ne zaman ödeyeceksiniz, gelin bu kürsüden söyleyin; vatandaşlarımız
soruyorlar bize. Daha 2005 yılının gelir desteğini
alamamış, ürün fiyatları geri gelmiş, girdi fiyatları
yüzde 100'lere varan oranda artmış.
İşte, böyle bir ortamda
çimento fiyatları da, artık, vatandaşların alım
gücünün çok üzerinde, fahiş rakamlara ulaşmış.
MUHARREM ESKİYAPAN (Kayseri) -
Nerede, nerede?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, Sayın Milletvekilim öyle diyorsunuz da, rakamlar meydanda.
Bakınız, ben elimdeki rakamları size okuyorum:
Şimdi, yılbaşından
beri akaryakıt artışı yüzde 12 olmuş. Bu, çimento
fiyatlarının artmasına bir engel değil mi, bir rol oynamıyor
mu? Agrega yüzde 25 artmış. Bunlar resmî rakamlar Sayın
Milletvekilim.
MUHARREM ESKİYAPAN (Kayseri) -
Toplusözleşme var
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kimyasal
katkılarda yüzde 15-20 artış olmuş. Bütün bunlar
Girdi
fiyatları Türkiye'de artmış; girdi fiyatları artınca
da, maliyetler artınca da, çimento sektörü de bir kartel oluşturduğu
için, çimento fabrikaları belirli ellerde toplandığı
için
MUHARREM ESKİYAPAN (Kayseri) -
Ne alakası var?! Yanlış konuşuyorsunuz, yanlış!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
maalesef, Türkiye'de çimento sanayiindeki fiyatların bu şekilde
artması kaçınılmaz.
Bakınız, demir fiyatları
AHMET YENİ (Samsun) - Varil
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Bakınız, demir fiyatları: 650 000 lira olan demir 1 000 000
lira oldu. Samsun Milletvekilimiz, belki senin bundan haberin yok; ama, 1
000 000'u geçti; yani, inşaatlardaki maliyetler korkunç derecede arttı.
TOKİ'ye iş yapan müteahhitler
feryat ediyor, batmak üzere olduklarını söylüyorlar. Eskişehir'de,
TOKİ Başkanı gidiyor "batarsanız batın"
diyor.
Şimdi, siz, devlet olarak diyorsunuz
ki: Türkiye'deki enflasyon yüzde 5 olacak. TOKİ'nin müteahhidi de
size güveniyor, ihale alıyor. Anahtar teslimi bu ihaleler. Sonra ne
oluyor; Türkiye'deki bütün girdi maliyetleri yukarı çıkınca,
bu ihaleyi alan müteahhitler kan ağılıyor şu anda. Eskişehir'deki
müteahhit tamamlayamamış; ama, TOKİ Başkanı diyor
ki: "Canın cehenneme." Böyle bir mantık olabilir mi?!
Siz, devlet olarak, vatandaşa bir söz vermişsiniz; 2005
yılı enflasyonu bu olacak, 2006 yılı enflasyonu bu
olacak ve bunu biz gerçekleştireceğiz demişsiniz; ama, Türkiye'deki
fiyatları tutamıyorsunuz. Dolar fiyatını da siz açıkladınız
-biraz sonra o konu da, kanun da buraya gelecek- 2013 yılında 1 450
000 lira olacak diyorsunuz, Devlet Planlama Teşkilatı; yani, bu
olacak şey mi?! 2013 yılında dolar fiyatının bu
şekilde olacağını söylüyorsunuz ve vatandaş da
size güveniyor. Vatandaş ne yaptı; size güvendi, elindeki dövizi
bozdurdu. Türk parasına geçin dediniz. Elindeki dövizi bozdurdu;
evet
MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ
(Isparta) - Serbest piyasa ekonomisi var.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Siz
söylediniz Sayın Milletvekilim. "Artık Türk parasına
geçiniz, dövizin 2006 yılı sonundaki fiyatı budur"
dediniz. Vatandaş da size inandı, güvendi, elindeki dövizi bozdurdu,
Türk parasına geçti. Şirketlerimiz size güvendi, döviz cinsinden
borçlandı. Şimdi ne yapacak?! Yüzde 30 civarında döviz
fiyatları yükseldi. Dövizle borçlanan vatandaşımız ne
yapacak?! Elindeki dövizi bozdurup Türk Lirasına geçen vatandaşımız
ne yapacak?! Ne yapacak?! Bunları, gelin, bu kürsülerden bir şeyler
söyleyin. Bu vatandaşlarımıza bir moral verin. Faizler yüzde
13'lere düşmüştü, ne oldu bugün?! Ne oldu bugün?!
MEHMET SARI (Osmaniye) - O zaman da
tenkit ediyordunuz
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Hayır efendim. Ne oldu bugün?! İşte, faizler yüzde 20'lerin
çok üzerinde.
RECEP KORAL (İstanbul) - Çok
sevinme ya!. Çok sevinme, çok sevinme
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye'de
öyle enteresan bir olay var ki, Merkez Bankası bile üç dört gün sonrasını
göremez bir hale gelindi Türkiye'de. Merkez Bankası, 20 Haziranda toplantı
yaptı, faiz artırımı yapmadı. Dört gün sonra
olağanüstü toplanıyor Merkez Bankası, Para Kurulunu topluyor
ve Merkez Bankası bile dört gün sonrasını göremiyor Türkiye'de
arkadaşlar. Merkez Bankasının dört gün sonrasını
göremediği bir ülkenin ekonomisinin hangi durumların içerisinde
olacağını sizlerin takdirine bırakıyorum.
Şimdi, bu çimento fiyatları,
çimento sanayiiyle ilgili bir araştırma önergesi, çok önce
verilmiş bir araştırma önergesi; ama, işte, Meclisin
son haftası. Ne zaman komisyon kurulacak, ne zaman çalışacak,
ne zaman faaliyete geçecek belli değil. Böyle, ne zaman faaliyete
geçeceği belli olmayan bir komisyonun kurulmasının ne kadar
sağlıklı olacağının takdirini de sizlere
bırakıyorum. O nedenle, ben, bu araştırma önergesinin
aleyhinde söz aldım.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Evet, sayın milletvekillerine,
sürelerine riayet ettikleri için, ayrıca teşekkür ediyorum.
Önerinin lehinde, Çanakkale Milletvekili
Ahmet Küçük.
Sayın Küçük, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın
Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubundan arkadaşlarımla birlikte verdiğimiz
çimento sektöründeki sorunlar ve tekelleşmeyle ilgili araştırma
önergesinin bugün Anavatan Grubu tarafından grup önerisi olarak getirilmesi
dolayısıyla, önergemin, kendi, birinci imzasına sahip olduğum
önergemin lehinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
çimento, tabiî, Türkiye'nin çok önemli sanayi dallarından biri ve hem
bölgemizde hem dünyada hem Avrupa'da, iddialı olduğumuz, üretim
miktarıyla, fabrika sayısıyla belirleyici olduğumuz
bir sektör. Bugün, üretim kapasitemizde, Avrupa'nın 2 ncisi, dünyanın
da 7 ncisiyiz ve ülkemizde çok yakın bir zamana kadar kamu sektörünün
çok önemli bir şekilde içinde bulunduğu bu sektör, özelleştirmelerle
birlikte tamamen yerli ve yabancı sermayenin eline geçmiş ve
işte, bugün de karşı karşıya olduğumuz sorunlarla
karşı karşıya kalmışız.
Değerli arkadaşlarım,
özelleştirme, tabiî, ekonominin kullanılabilir bir enstrümanıdır
ve yapılabilir; ama, özelleştirmenin yapılmasında, ülkenin
ve o üretim yapılan sektörün yarar görmesi lazım; teknolojinin
yenilenmesi lazım, istihdamın artması lazım, üretimin
ve kalitenin artması lazım ve en önemlisi, o sektörde, bugün içinde
bulunduğumuz şikayetlerle karşı karşıya olmamamız,
kalmamamız lazım. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, özelleştirme
yapılırken, kamunun, bu sektörün tamamen içinden çıkmasının
yanlışlığını ve bugün karşı karşıya
kaldığımız sorunlara dikkati çekmiştir. Kamu, artık,
çimento gibi teknoloji çok fazla gerektirmeyen sektörlerde belirleyici
olarak kalmayabilir; ama, eğer, siz, ülkenizde kurumsallaşmayı
sağlayıp, serbest piyasa ekonomisinin enstrümanlarını,
kurumsal enstrümanlarını, gerçekten, doğru oturtup,
işlevsel hale getirmemişseniz, işte, bugünkü
sıkıntılarla karşı karşıya kalabilirsiniz.
Onun için, bence, Türkiye bu özelleştirmeleri
yaparken hem en başında hem geçtiğimiz dönemde tasfiye olan
bir özel sektör kuruluşunun fabrikaları satılırken, mutlaka
müdahale edebilecek şekilde sektörün bölgeler arasında dengeyi
kuracak şekilde içinde kalmalıydı ve mutlaka belli fabrikaları
elinde tutmalıydı.
Çimento, hepimizin bildiği gibi,
nakliyenin gerek üretiminde gerek pazarlanmasında çok önemli bir
maliyet unsuru oluşturduğu bir sektör. Dolayısıyla,
bölgesel çapta her zaman anlaşmaların, tekelleşmelerin
oluşabileceği ve rekabet ortamının o bölgede ortadan kaldırılabileceği
bir alandır; çünkü, çok ağır bir maddedir ve
dolayısıyla uzun mesafelere nakledilmesi esas olarak onun
satışında cazip noktaları ortadan kaldırmaktadır.
Dolayısıyla, değerli
arkadaşlarım, bu göz önünde bulundurulmadan yapılan özelleştirmeler,
bugünkü içinde bulunduğumuz sıkıntıları ortaya
çıkarmıştır ve bugün, maalesef, çimento sektörü, iki
grubun neredeyse yüzde 40-45'ine Türkiye üretiminin sahip olduğu bir
yapı ortaya çıkarmış ve bugün içinde bulunduğumuz
sıkıntılarla karşı karşıya kalmışızdır.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, bir ülkede, tabiî, enflasyon olmaması, sektörün
sıkıntıya girmemesi açısından, önünü görebilmesi
açısından önemlidir; ama, burada, esas olan, enflasyon nedeniyle
fiyat artışları değildir değerli arkadaşlarım.
Dünyanın her yerinde, herkes, biliyor ki, çimentonun maliyeti, 30-35
dolarlar dolayındadır tonu ve Türkiye, bundan birkaç yıl önceye
kadar, 2004 yıllarına kadar da, çimentoyu içpazarında 40
dolarlar düzeyinde pazarlıyordu; yani, yaklaşık yüzde
15-20 kârlılıkla pazarlayan bir yapı arz ediyordu Türkiye
çimento piyasası ve bu olağandır, doğrudur; çünkü,
çimento, esas olarak, ar-ge yatırımlarının çok olduğu
ve esas olarak, yatırımların sürekli yenilenmesi gereken bir
sektör değildir. Dolayısıyla, bu miktarda bir kârlılık
olağandır, doğrudur, yeterlidir; ama, 2004'ten sonra ne olduysa
olmuş ve bugün çimentonun fiyatı Türkiye'de 70-80 dolarlara
çıkmış ve gerçekten, taşınabilir boyutları
aşmıştır.
Şimdi bu konuda, değerli arkadaşlarım,
ben konuyu, önergeyi vermeden önce taraflarla görüştüm, müteahhitlerle
görüştüm, betoncularla görüştüm, çimento sanayicileriyle de
görüştüm, bu ülkede bu işin en üst düzeyde üretimini yapan
kuruluşlarla görüştüm. Herkes, kendine göre haklı olduğunu
iddia ediyor. Çimento sanayicilerimiz de şikâyetlerini, sıkıntılarını
dile getiriyorlar ve haklı nedenlerini ortaya koyuyorlar, genellikle
de, Avrupa'da hâlâ, fiyat olarak bizim en altta olduğumuzu söylüyorlar.
Değerli arkadaşlarım,
yalnız, acaba, çimento fiyatının oluşumunda Avrupa'daki
şartlarla Türkiye'deki şartlar aynı mıdır;
değildir.
Değerli arkadaşlarım,
çok sıkıştıklarında da, çimento sanayi sektöründeki
arkadaşlarımız, çimentonun fiyatının inşaatın
genel maliyet analizi içerisindeki oranının düşüklüğünden
ve betonun içindeki payının yüzde 40'lar düzeyinde olduğunu
söylüyorlar. Doğru olabilir; ama, şunu hepimiz biliyoruz ki, beton
sektörü de büyük bir şekilde, esas olarak, çimentocuların elindedir.
Herkes biliyor ki, betoncular, esas olarak, belli fabrikalara ya entegre
olmuş ya iç içe geçmiş ya onların kuruluşu veya
kiracısı, müsteciri olarak çalışıyorlar;
dolayısıyla, rahatlıkla bu tekel fiyat oluşumunun katkısı
durumundalar.
Değerli arkadaşlarım,
tabiî, bu konu bugünün konusu değil. Bu konu, uzun süredir Türkiye'de tartışılıyor
ve Türkiye'nin sıkıntısı olmaya devam ediyor ve bu
sıkıntıları çözmekle ilgili olarak görevlendirilmiş
ve en önemli serbest piyasa ekonomisinin olmazsa olmaz kuruluşu
Rekabet Kurumudur. Rekabet Kurumu doğru çalışması
lazım, güçlü kılınması lazım ve mutlaka sonuç alması
lazım. Rekabet Kurumu, defalarca bu konuya müdahale etmiş, trilyonlarca
lira cezalar yazmış; ama, değerli arkadaşlarım,
maalesef, ya hukukumuzdaki eksiklikten ya yetkilerinin yetersizliğinden,
bu cezaların, maalesef, 1 lirasını bile tahsil edememiş. O
zaman Rekabet Kurumu ne işe yarıyor?! Problem var. Problem var.
Eğer, bir şikâyet varsa bir sektörde tekelleşmeyle ilgili
sıkıntı varsa, bu, piyasaya yansıyor, tartışılıyorsa,
Rekabet Kurumu mutlaka sonuç almalıdır; ama, biz, gerek yaptığımız
yasal düzenlemelerle veya yasal düzenlemelerdeki eksikliklerle Rekabet
Kurumunu sonuç almaktan uzak bir kurum halinde tutuyorsak ve etkin
kılamıyorsak, önündeki engelleri kaldıramıyorsak, o
zaman, bu sorunu halletmemiz mümkün değildir. Çünkü, piyasaları
düzenlemekte, tekelleşmeyi, kartelleşmeyi, tröstleşmeyi
önlemekte piyasanın içinden kamu olarak çekilmişseniz, tek, bir
tek enstrümanınız kalıyor, Rekabet Kurumu.
Mutlaka, Rekabet Kurumunu çalışabilir,
çalışmalarında sonuç alan, sonuç alması için gerekli
yasal düzenlemeleri yapan bir yapı ortaya koymalıyız, bunu
başarmalıyız. Bunu başaramazsak, sistemi
batırırız. Bu serbest piyasa ekonomisine dayalı olan ülkemizin
temel sistemi olan kapitalist sistem çöker. İşte, Karl
Marks'ın dediği gibi, o zaman, kapitalizm kendi mezarını
kazar.
Değerli arkadaşlarım,
rekabet oluşmazsa, rekabet şartları ortadan kalkmışsa
ve dün 40 dolara satılan çimento, bugün 70 dolara satılıyorsa,
ihracatta, hâlâ, 45 dolara biz mal veriyorsak, o zaman problem var.
Şimdi, arkadaşlarımız
şunu diyebilir, çimento sektöründeki arkadaşlarımız:
"Yahu kardeşim piyasalar iyiyken, biz de bu piyasa şartlarından
yararlanalım; hazır talep yoğun, biz de sermaye birikimi
yapalım, yeni yatırımlar yapalım." Doğrudur;
bizim sektörlerimiz de, tabiî, sermaye birikimi yapmalı ve yeni
yatırımlar ancak böyle olabilecektir; ama, bu, makul olmalıdır,
kabul edilebilir olmalıdır. Bugün, piyasa şartlarında
çimento fiyatları kabul edilebilir değildir. Sadece çimento
değil, demir fiyatları da kabul edilebilir olmaktan çıkmıştır.
Tabiî ki, demir, taşınmasındaki kolaylık nedeniyle,
daha bir kolay nakledilebilen ve uluslararası piyasada fiyatları
belirlenen önemli bir inşaat hammaddesidir; ama, kabul edilebilir bir
şey değildir. Bugün, Türkiye'de, 700 000 liradan 1 150 000'e
çıkmıştır demir, şurada üç aylık bir dönemde
değerli arkadaşlarım ve devlet bunu seyrediyorsa, tedbir
almıyorsa, inşaat sektörü krize girmişse, sıkıntıya
girmişse, önemli sıkıntılardan birisi de buysa ve
bunu hâlâ seyrediyorsak ve inşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin en
önemli lokomotifiyse, bu, kabul edilebilir değildir; mutlaka tedbir
almak lazımdır, gereğini yerine getirmek lazımdır,
gerekli tedbirleri ve düzenlemeleri yapmak lazımdır.
Değerli arkadaşlarım,
umarım, bu araştırma önergem kabul edilir. Ben, bir
tarafı tek başına suçlamak istemiyorum; çimento sanayicileri
bu işin tek suçlusu değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Küçük, 1
dakika içinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Bakın,
bir araştırma komisyonu kurarsak, bu Meclisin oluşturacağı
komisyon, tarafsız, her partiden sayılarına göre oluşturulacak
ve tarafsız bir şekilde sektörün sorunlarını yerinde
inceleyecek ve gerekli tedbirlerin alınmasıyla ilgili Meclise
mutlaka öneri getirecektir. Onun için, bu araştırma komisyonunun
kurulması lazım.
Bu sektörler bizim sektörlerimiz,
bu fabrikalar bizim fabrikalarımız; ama, bu inşaatla uğraşan,
konut yapmak için, konut edinmek için çırpınan, varını
yoğunu, çoluğunun çocuğunun lokmasını veren ve bir
konut sahibi olmaya çalışan insanlar da bizim insanlarımız;
hepsi bizim. Bunu halledecek olan da Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Umarım, partizan bir anlayış
içerisinde İktidar Grubu bu önergeyi reddetmez ve bir araştırma
komisyonu kurularak, sorunun gerçek nedenleri tespit edilerek, doğru
çözümler buluruz. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Küçük.
Grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime 5 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 15.52
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 16.22
BAŞKAN
: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER : Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120 nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır; bu konuya devam edeceğiz.
Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
IV.-
ÖNERİLER (Devam)
A) Sİyasî Partİ GruBU Önerİlerİ (Devam)
2.- 1214
sıra sayılı Dokuzuncu Kalkınma Planının
görüşme gününe ve gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine ilişkin AK Parti grup önerisi
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 27.6.2006
Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasî parti
grupları arasında oybirliği sağlanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını
arz ederim.
Salih
Kapusuz
Ankara
AK
Parti Grup Başkanvekili
Öneri:
Gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 7 nci sırasında yer alan 1199 sıra
sayılı kanun teklifinin bu kısmın 6 ncı
sırasına, 11 inci sırasında yer alan 817 sıra
sayılı kanun tasarısının bu kısmın 7 nci
sırasına, 364 üncü sırasında yer alan 1212 sıra
sayılı kanun tasarısının bu kısmın 8 inci
sırasına, 8 inci sırasında yer alan 1040 sıra
sayılı kanun tasarısının bu kısmın 9 uncu
sırasına;
26.6.2006 tarihli Gelen
Kâğıtlar listesinde yayınlanan ve bastırılarak
dağıtılan 1215 sıra sayılı kanun teklifi ile
1217 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın
5 inci ve 11 inci sırasına, 27.6.2006 tarihli Gelen
Kâğıtlar listesinde yayınlanan ve bastırılarak
dağıtılan 1222 sıra sayılı kanun
tasarısının bu kısmın 12 nci sırasına 48
saat geçmeden alınmaları ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;
1214 sıra sayılı Dokuzuncu
Kalkınma Planının (2007-2013) gündemin "Özel Gündemde
Yer Alacak İşler" kısmında yer alması,
görüşmelerinin 3 bölüm halinde yapılması, her bölüm üzerinde
siyasî parti grupları ile Hükümet ve Komisyonun konuşma
sürelerinin 30'ar dakika (Hükümetin sunuş konuşması dahil),
kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması, siyasî parti
gruplarının sürelerinin birden fazla konuşmacı
tarafından kullanılabilmesi;
Genel Kurulun; 27.6.2006 Salı günü
1212 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin
bitimine kadar, 28.6.2006 Çarşamba günü 1222 sıra sayılı
kanun tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar
çalışması; 29.6.2006 Perşembe günü ise Genel Kurulun
çalışmalarının saat 11.00'de başlaması önerilmiştir.
BAŞKAN - Grup önerisinin aleyhinde,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Elimizde öneri yok Sayın Başkan.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) - Öneri yoksa,
önerinin aleyhinde ne konuşacaksın?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Öneri gelsin -kim onu söyleyen- cevabını vereceğim.
RECEP KORAL (İstanbul) - Otur
ya!.. Seni mi dinleyeceğiz?!. Allah Allah!.. Niye karşılıklı
konuşuyorsun; bak, çalışıyoruz burada!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Konuşan kendisi; önce kendi arkadaşına söyle
BAŞKAN - Arkadaşlar,
oturunuz yerinize; bir şey yok.
Grup önerisinin aleyhinde, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Bir grup önerisinin aleyhinde söz aldım;
ancak, sizler de gördünüz, grup önerisi, şu anda, elime yeni ulaştı.
Şimdi, oradan, bir milletvekili arkadaşım bana laf
atıyor oradan "bilmediğin grup önerisinin aleyhinde niye söz
istiyorsun" diye. Sayın Milletvekilim, bakınız, demin,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna geldiğimizde, Adalet ve
Kalkınma Partisinin grup önerisi diye elimize bu verildi. Siz, tabiî,
bunları takip etmediğiniz için bilmiyorsunuz, bilmediğinizden
de yerinizden konuşuyorsunuz; ama, şimdi, bu grup önerisi ortadan
kalktı. Şimdi, yeni bir grup önerisi, yeni bir grup önerisi
Meclis çalışmaya başladı,
saat 15.00, Sayın Başkanımız bir ara verdi, 5 dakika ara;
tam yarım saat sonra toplandık. Tabiî, bu arada, Adalet ve Kalkınma
Partisi, grup önerisi hazırlıyorlar. Değerli milletvekilleri,
bu nasıl bir Meclis çalışmasıdır?! Meclis
açılıyor, çalışmaya başlıyor, Sayın Meclis
Başkanvekilimiz 5 dakika ara veriyor; bu arada, Adalet ve Kalkınma
Partisi grup önerisi alelacele yazılıyor ve grup önerisini de, biraz
sonra sizler de göreceksiniz, üzerinde elle düzeltmeler, karalamalar
Yani, Millet Meclisinin çalışmasının bir ciddiyeti olması
lazım değerli milletvekilleri.
Şimdi, biz, bakacağız
burada
Hiçbir milletvekili arkadaşımın da -kanunlar
olarak- bugün neler görüşeceğiz, bu hafta neler
görüşeceğiz, kimsenin haberi yok.
CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Haberimiz var!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yok,
yok!.. Sayın Erdöl, yok, allahaşkına, niye öyle söylüyorsunuz?!
Yok
Hiçbir milletvekilinin -iddia ediyorum ve iddiamda da ısrarlıyım-
hiçbir milletvekilinin, bu hafta, hangi kanunların hangi gün
görüşüleceğinden haberi yok
RECEP KORAL (İstanbul) - Söyleyelim
mi? Söyleyeyim mi?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Buyurun, hadi buyurun!..
RECEP KORAL (İstanbul) - Sus
bakalım!..
Bak, salı günü 1199 sıra
sayılı genel kadro
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Evet
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Evet
RECEP KORAL (İstanbul) - Arkasından,
ateşli silahlar ve bıçaklarla ilgili kanunu
görüşeceğiz. Arkasından
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri
Sayın Kandoğan
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bir
kere, bakınız
BAŞKAN - Sayın Kandoğan
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Bakınız
RECEP KORAL (İstanbul) - Arkasından,
askerî mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanunu
BAŞKAN - Sayın Kandoğan
Sayın Koral
RECEP KORAL (İstanbul) - Çarşamba
günü orman mühendisleri
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Bakınız, şimdi o değil
Bak, yanlış söylüyorsun!..
BAŞKAN - Sayın Kandoğan
RECEP KORAL (İstanbul) - Gelir
Vergisi
BAŞKAN - Sayın
Koral
Sayın Koral, lütfen, istirham ediyorum
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yanlış
söylüyorsun!.. Yanlış söylüyorsun Sayın Milletvekili, yanlış
söylüyorsun!..
RECEP KORAL (İstanbul) - Bütçe
kanunları
BAŞKAN - Sayın Koral
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Bakınız, buradakinden farklı söylüyorsunuz!.. Yanlış
söylüyorsunuz!..
RECEP KORAL (İstanbul) - Sözünü
geri al!..
BAŞKAN - Sayın Koral
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Sayın Koral, yanlış söylüyorsun; bilmiyorsun, okumamışsın,
bakmamışsın!..
BAŞKAN - Sayın Kandoğan
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Değerli milletvekilleri
RECEP KORAL (İstanbul) - Ukalalık
etme!..
BAŞKAN - Bir dakika
Sayın
Koral
Sayın Koral, lütfen efendim
Sayın Koral
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Biz
milletvekilleri olarak, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde
hangi konular görüşülecektir, hangi kanunlar görüşülecektir, kimsenin
haberi yok.
RECEP KORAL (İstanbul) - Sözünü
geri al!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Bakınız, geçen haftaki gündem elimde.
RECEP KORAL (İstanbul) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın;
ne demek, bilmiyorsunuz?! Hangi milletvekili bilmiyor?! Beyefendi
biliyor sadece! Oradan bağırmakla olmuyor!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Geçen haftaki gündemin
Perşembe günü saat 13.00'te başladı
çalışma, bitimine kadar
RECEP KORAL (İstanbul) - Okudum
ben hepsini
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Peki, bitirdik mi arkadaşlar, bitti mi; 11 inci maddede kaldı;
çalışmalar bitti
RECEP KORAL (İstanbul) - Sayın Başkan, sözünü geri alsın,
ben doğru söylüyorum
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Hani, geçen hafta bu öneri oylandı, kabul edildi, o kanun
tasarısının bitimine kadar görüşmeler devam edecekti, ne
oldu; saat yarımda görüşmeler bitirildi, tamamlandı.
Değerli milletvekilleri, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin gündemine bir gündemle gelindiğinde, buna
mutlaka uyulması lazım, bunun gereğinin yerine getirilmesi
lazım.
Şimdi bakınız, şu
ikisi birbirinden farklı; geldiğimizde bu grup önerisi vardı,
Meclis ara verdi, bu grup önerisi önümüze geldi. Hangisine
inanacağız, hangisine itibar edeceğiz?! Hangisine itibar
edeceğiz?! Bu, dağıtıldı bizlere grup önerisi
olarak.
Değerli milletvekilleri, bu
şekildeki bir Meclis çalışmasının sağlıklı
olmadığı inancındayım. Meclisi bu hafta hızlı
bir şekilde çalıştıralım, cuma günü de Meclisi
kapatalım, bütün milletvekilleri de seçim bölgelerine gitsin diye bir
anlayış yanlış. Eğer bunlar, hakikaten
çıkarılması gereken kanunlarsa, kapanmasın bu hafta
Meclis, kapanmasın. Mutlaka çıkması gereken kanun varsa,
çalışma süremizi uzatalım, önümüzdeki hafta da
çalışalım. Önümüzdeki hafta da çalışalım; bunları,
bitmesi gereken kanunları bitirelim.
Şimdi, bu haftaki gündemimizin
ilk sırasında stopajla ilgili bir kanun teklifi
Bu kanun, altı
ay önce, kasım ayında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul
edildi, yüzde 15 stopaj uygulamasına geçildi ve ben, o zaman, çıktım
bu kürsüden dedim ki: Bu yüzde 15 stopaj uygulaması yanlıştır.
Yanlıştır bu uygulama. Yarın çeşitli baskılarla
-bu kelimeyi de kullandım- yarın çeşitli baskılarla,
bu yüzde 15 oranının indirilmesiyle ilgili önümüze bazı
dayatmalar, baskılar gelebilir. O nedenle, geliniz, bu stopajla ilgili
meseleyi burada ciddî bir şekilde tartışalım. Özellikle,
hisse senedi piyasalarındaki bu daha önceki süreleri, üç aylık
süreyi bir yıla çıkarma süresinin yanlış olduğunu,
bunun, Türkiye'den sıcakpara olarak tanımlanan paranın yurt
dışına kaçmasına sebebiyet verecek bir uygulama olduğunu
söyledim. Şimdi, üzerinden altı ay geçti; bugün, bir kanun teklifi
Kanun teklifinin gerekçesine baktım, Avrupa Birliğiyle uyum zikrediliyor.
Peki, şimdi, ben, buradan soruyorum: Altı ay önce görüşürken
Avrupa Birliği uyum meselesi yok muydu değerli milletvekilleri?!
O zaman bunun farkında değil miydik; haberimiz yok muydu bu olaydan?!
Şimdi, geliyoruz, bugün, alelacele bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine getiriyoruz; yabancılara sıfırlıyoruz, Türklere
de yüzde 15'ten 10'a indiriyoruz.
Şimdi, böyle bir uygulama
içimize siniyor mu değerli milletvekilleri? Aynı işlemi yapan
bir yabancı olursa elde ettiği kazançtan hiçbir vergi
ödemeyecek, bu işlemi yapan Türk vatandaşı olursa, kazancından
-yüzde 15'ti bugüne kadar- yüzde 10
Bunun doğru olduğunu söyleyebilecek
bir milletvekili var mı huzurumuzda, içimizde?
MEHMET FEHMİ UYANIK (Diyarbakır)
- O kadar iyi niyetli olamazsın!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Sayın Milletvekilim, ben bunu söyledim; yani, bunu söylemenin yanlış
olduğunu da biliyorum. Ben söylemiştim, ben burada ifade etmiştim
gibi ifadelerin de çok şık olmadığı inancındayım;
ancak, burada uyarıda bulunuyoruz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)
- Nasıl oldu da fark ettin ya?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, Sayın Milletvekili, çok ayıp! Erzurum Milletvekili,
çok ayıp yani! "Nasıl oldu da fark ettin." Yani, insan
biraz sıkılır onu söylerken.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)
- Aynı şeyi söyleyip duruyorsun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bak,
madem onu söyledin; benim, 30 tane, Sayın Cumhurbaşkanından
döner dediğim kanunlar vardı, burada söyledim ben.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)
- Onu söyledim, bunu söyledim! Utanmıyor musun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Söyledim
sevgili kardeşim!
Ben çalışıyorum, inceliyorum,
okuyorum, araştırıyorum; onun için benim söylediklerim
doğru çıkıyor. Stopajı da söylemiştim, dinlemediniz.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum)
- Bravo?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Dinlemediniz,
evet. Tutanaklarını biraz sonra getireceğim, altı ay önce
stopajla da ilgili konuşmuştum, yanlış demiştim;
işte, altı ay sonra, yanlıştan geri adım
atıyorsunuz; ama, geri adım atarken de Türk vatandaşlarını
rencide ederek yapıyorsunuz. Vatandaşlarımız rencide
oldu. Yabancılara o uygulama
Gazeteler "kapitülasyonlar geri
geldi" diye başlık attılar değerli milletvekilleri.
İçimize sinmiyor bu. Böyle bir uygulamayı, bir Türk vatandaşı
olarak, bir milletvekili olarak bizim kabul etmemiz mümkün değil.
Niçin yabancılara böyle bir ayrıcalık tanıyorsunuz?! Ne
olacak şimdi; bizim yerli vatandaşlarımız da, aynı
işlemleri, bir başka ülke üzerinden yapacaklar, aynı imkânlardan
faydalanmaya çalışacaklar. Bunun yolunu niye açıyoruz
değerli milletvekilleri?!
Onun için, bu kanun görüşülürken,
mutlaka, Türk vatandaşlarına da böyle bir uygulamanın yabancılarla
eşit olarak yapılmasında fayda mülahaza ediyorum.
Yine, bu hafta, Dokuzuncu Kalkınma
Planıyla ilgili bir konu gündeme gelecek. Şimdi, onunla da ilgili
söylemiştik; 2013 yılında Türkiye'de kişi
başına düşen gelir, ilk çalışmada 8 700 dolardı;
ama, Sayın Başbakan talimat verdi, bunu dedi, 10 000 dolara
çıkarın. Şimdi, bizim bürokratlar da çalıştılar,
10 000 dolara çıkardılar. Keşke, Sayın Başbakan 15
000 dolar talimatı verseydi de, bizim bürokratlar 15 000 dolara
çıkarsalardı!
Değerli milletvekilleri,
ekonomi, böyle, talimatlarla, yukarıdan emirlerle yönlendirilecek
kadar basit bir konu değil. Bakınız, Merkez Bankası
20'sinde toplandı, Para Piyasa Kurulu toplandı; orada, faiz artırımına
gitmediler. Merkez Bankasının bile dört gün sonrasını
göremediği bir ülkede, Sayın Başbakan hangi gerekçelerle,
hangi verilerle, 2013 yılındaki kişi başına
düşen gelir 8 700 dolarken, 10 000 dolara çıkarılması
talimatı veriyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlayınız, lütfen.
Buyurun.
FİKRET BADAZLI (Antalya) -
Hedef koyuyor, çıta koyuyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, çıtayı biz de istiyoruz Değerli Milletvekilim.
Keşke, 15 000 olsun, 20 000 olsun; ama, ekonominin de bir gerçekleri
var.
Bakınız, ne zamandan beri
söylüyorsunuz, kişi başına düşen gelir
5 018 dolar. Evet; şimdi,
Sayın Milletvekilim de öyle dedi. Şimdi, soruyorum Sayın Milletvekilim:
Şimdi, kişi başına düşen gelir Türkiye'de kaç dolardır?
RECEP KORAL (İstanbul) -
Yılbaşında bakarsın.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kaç
dolardır Değerli Milletvekili?! Yani, o zaman, şimdi 5 000
ise, 4 000'e iniyorsa, bu, kâğıt üzerinde iniyor çıkıyor
Değerli Milletvekilim. İşte, biz de bunu söylüyoruz, bunun
yanlış olduğunu söylüyor. Siz, bastırılmış
dövizle Türk parası cinsinden hesapladığınız gayri
safî millî hâsılayı dövize dönüştürüp, onu da
70 000 000'a bölerseniz 5 018
çıkar. Şimdi, dolar 1,700'e çıkınca da, o gelir 4 000
dolara. Yani, kâğıt üzerinde vatandaşın cebinden 1 000
dolar gitti; gitti
Onun için, ekonominin gerçekleri farklıdır,
ekonominin realiteleri farklıdır.
Ben, çok aceleyle önümüze gelen; ancak,
yine sağlıklı bir şekilde
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kandoğan.
Saygıdeğer arkadaşlarım
şunu istirham ediyorum; yani, burada grup adına konuşma hakları
vardır, grup başkanvekillerinin konuşma hakkı vardır.
Kürsüye çıkan bir hatiple karşılıklı diyalog
içerisinde, şöyleydi böyleydi usulünün hem kürsüdeki hatip
açısından hem de Genel Kurulda bulunan milletvekilleri
açısından şık olmadığı kanaatindeyim. Lütfen,
bir konu varsa, çıkıp, arkadaşlar kürsüde konuşsunlar;
onu istirham ediyorum.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Gruba
soru soruyor.
RECEP KORAL (İstanbul) -
Sayın Başkan, siz de nezaketsizliğe izin vermeyin.
BAŞKAN - Önerinin aleyhinde,
Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş; buyurun.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
AK Parti grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, Sayın
Başbakanın acısını gönülden paylaştığımı
ve merhuma Allah'tan rahmet dilediğimi bütün milletin huzurunda
Allah
mekânını cennet eylesin diyorum.
Değerli arkadaşlar, geçen
hafta çok yoğun bir tartışmayla Meclisi geçirdik.
Kamuoyuna yansıyan şey, sanki, Anavatan Partisi, efendim, Meclis
siyasî partiler yardımını almıyor da muhalefet ediyormuş
şeklinde yansıtmaya çalıştı İktidar
tarafı. Aslında, bu, doğru değil. Burada da söyledim,
kürsüde de söyledim. Bizim parayla pulla ilgimiz yok. Bizim esas istediğimiz
şey, yargı kararlarına uyacak mı uymayacak mı, bir
siyasî iktidar hukukun üstünlüğüne inanacak mı inanmayacak
mı; bizim verdiğimiz mücadele bu nefis mücadelesidir. Netice
itibariyle, geçen hafta 24 kanun tasarısını üç günde, altı
günde geçireceklerini iddia etti Hükümet. Bugün gördüğümüz
kadarıyla geçen hafta 5 tasarı geçti, bu hafta da 9 tasarı
var. Aslında, bu tasarıların özüne de bir itirazımız
yok. Hakikaten, önemli tasarılar var. Mesela, bir tanesi şehit
ailelerimizin silah ruhsatları; yani, buna bir şey söylemiyoruz.
Stopaja ciddî itirazlarımız var; çünkü, bu ülkeye gelip bu ülkenin
kanını emenlerin, giderken, kazandıklarının bir
kısmını bu millete vergi olarak ödemek zorunda olduklarını,
artık, bu milletin iliğini emmekten vazgeçmeleri gerektiği
noktasında ciddî itirazlarımız var. Ha, ayırıma
itirazlarımız var. Yerli yatırımcımızın,
yani, millî yatırımcımızın vergi verirken, yabancı
yatırımcının vergi vermeden, stopaj ödemeden çekip gitmesine,
ona bir paye, bir ulufe verilmesine de karşıyız; ciddî itirazlarımız
var; ama, tasarı Hükümetin tasarısıdır, görüşülecektir;
ona da bir şey demiyoruz.
Askerî Ceza Muhakemeleri Kanunumuz
var, 64 maddelik
Hakikaten, Avrupa Birliği ilerleme sürecinde artık
sivillerin askerî mahkemelerde yargılanmaması gerektiğini
-ki, biz Anavatan Partisi olarak yargının ta baştan itibaren
birliğine taraftarız; yani, askerî yargı, idarî yargı,
adlî yargı şeklinde bölünmüş bir yargıya karşıyız-
yargının tek çatı altında, bir bütünlük içerisinde,
kendi içerisinde ihtisaslaşarak tek çatı altında ve yargı
birliği taraftarıyız. Dolayısıyla, ama, bugünkü
sistem içerisinde askerî yargılama usulünün değişmesine de
bir diyeceğimiz yok.
Bunun yanında, Dokuzuncu Beş
Yıllık Kalkınma Planı, kanunen zaten çıkması
lazım; ona bir şey demiyoruz. Dediğimiz bir şey var: Bu kanunları doğru yapalım
diyoruz, bu kanunlar doğru yapılsın, bir daha gelmesin. Niye
ben Bütçe Uygulama Kanununu tartışıyorum arkadaşlar?!
Temmuz ayında Bütçe Uygulama Kanununun tartışıldığı
dünyada başka bir meclis var mı; yok; sadece bizim Meclis var,
ikinci defa tartışıyor. Niye; asıl Bütçe Kanunu
çıkarken yanlışlar yapıla yapıla Anayasa Mahkemesinden
dönüyor veyahut da uygulamada aksaklıklar çıkıyor, tekrar
Meclise deniyor ki: Bu yanlış olmuş, bir daha yapalım
Bu kaçıncı defa yanlışları düzelten bir Meclis oldu?!
Şimdi, baktığınız zaman, 400 küsur kanun çıkardık
bir senede veyahut da AK Parti İktidarından itibaren 800 küsur
kanun çıkardık; ama, bunların en az yarıya
yakınını birer defa daha tartışmak, birer defa
değiştirmek zorunda kaldık. Bizim itirazımız bu.
Başka bir itirazımız
var arkadaşlar: Hâkimler ve Savcılar Kanunu buraya kondu; ama,
ben İktidarın çok taraf olduğu kanaatinde değilim, inşallah
çıkar diye düşünüyorum; bunun mutlaka çıkması lazım.
Ha, bu çıkarken, ta baştan beri söylüyorum, kamu görevlilerinde
yatay ve dikey skalayı mutlaka yapmamız lazım; yani, bir gruba
maaş verelim
Hâkimlerimizin hakkı mıdır; evet, hakkıdır,
yaptıkları görev itibariyle bundan çok daha fazlası, Avrupa'yla
kıyasladığınız zaman, hak ve hukuklarıdır.
Yaptıkları işin ehemmiyeti, yaptıkları işin
önemi, onlara verdiğimiz ücretlerin yanında çok az kalmaktadır;
ama, diğer yandan, 700 000 000 alan öğretmenimizi, 1 milyar alan
polisimizi ve 8 000 000 insanımızın asgarî ücretle
çalıştığını düşündüğümüz zaman, artık,
bunun kendi içinde bir bütünlük olarak, bütün olarak, bütün kamu görevlilerini
bulundukları konum itibariyle en azından insanca yaşayacakları
bir düzeye getirmek için
Kamu personel rejimini bu Hükümet de üçbuçuk
senedir getireceğini söylüyor; ama, maalesef, getiremedi, bunu
yapamadı. Kaldı ki, Acil Eylem Planında da bu vardı.
Maalesef, bunu beceremediğimiz için, işte, bugün, hâkimlerimize bu
düzenlemeyi yapacağız. Ha, buraya söylüyorum: Ekim veya kasım
ayında da askere yapacağız; çünkü, kendi içinde bir tutarlılığı
olmayınca ücret skalalarının, baskı gruplarına,
sosyal gruplara, haliyle, iyileştirme yapmak zorundayız. Arkasından
Peki, nüfusçunun ne günahı var,
tapucunun ne günahı var veya özel idaredeki genel idarî kadrolarda
çalışan insanların ne günahı var, ya adliyede sabah 8'de
daktilo başına geçip akşam 6'ya kadar daktilo başında
tak tak yazıp da 750 000 000 lirayla ev geçindiren, kira veren,
çocuğunu okutan insanların ne günahı var?! Efendim, onların
da yok; ama, işte bütçemiz bu kadar. Tamam, bütçemiz bu kadar; ama,
işte, yabancıya stopajı sıfırlıyoruz; rantta
kazanana, al götür parayı, senden vergi almayacağım diyoruz
ama! Elin yabancısına mahkûm oluyoruz! Kendi insanlarımızın
insanca yaşama standardını yükseltmek için bir gayret,
maalesef, göstermiyoruz. Ne oldu; yüzde 2,5 verdik memura. Bugünkü
gazetelerde de var; temmuz ayında da emekliler yüzde 2,5 alacak.
Arkadaşlar, 8 000 000 emeklisi
var, Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı, 8 000 000 emeklisi
var. Bırakın çocuklarını, eşiyle birlikte 16 000
000 insan, yüzde 2,5 zam alacak temmuzda; yani, 30'ar bin lira veya
20'şer bin lira zam alacaklar. Ee, peki, bir aydır enflasyon ne?!
Pardon, enflasyon demiyorum, enflasyon demek cahillik. Peki, yüzde 30
fiyat alım gücünün düşmesi, dolar karşısında, euro
karşısında alım gücü insanların düşerken,
yani, yüzde 2,5'in lafını etmek veya telaffuz etmek
Ben
utanıyorum, ben zül duyuyorum. Yani, yüzde 2,5 verdim
Bunun adı
yok. Bunun adı yok. Yüzde 30 enflasyon. Enflasyon fiyat farkını
ödeyin. Nisan ayından bugüne kadar paramızın alım gücündeki
kaybı bu insanlara ödeyin, yüzde 25 verin. Niye yabancıya
veriyoruz; yabancı alıp götürüyor. 1 300'le dolar getirdi, bozdurdular,
yüzde 20'lerle faize verdiler, üç sene sonra 200 000 000 dolar götürüyorlar.
Götürmesinler.
Merkez Bankasının dolar satmasına
da karşıyım, açık söylüyorum; yani, onlar gidiyor diye
ucuz ucuz niye satayım?! 2 500'e alsın doları. Geldi, Türk
Lirasına çevirdi, kazandı madem, giderken de Merkez Bankamın
dolarını alıyorsa, 2 500 liradan alsın, bedelini ödesinler
biraz. Bu tiyatro hep görüldü arkadaşlar. 89'da başladı,
biriktirdi biriktirdi 94'te kriz, 95'te başladı 2001'de kriz,
2001'de başladı 2006'da kriz. Senaryo aynı, oynayanlar aynı,
oyuncular aynı; ama, bunun bedelini ödeyen yetmişiki milyon, milletimiz.
Onun için, Hükümetin yapacağı şey yasa çıkarmak falan
değil. Hükümetin yapacağı şey, temel sorunları
şu Mecliste müzakereye açmak. Bu ülkenin temel sorunları
müzakereye açılmıyor. Bu ülkenin Büyük Millet Meclisi temel sorunlarını
tartışamıyor.
Şimdi, şu stopaj
Ne zaman
tartıştık arkadaşlar?! 550 kişiyiz. Ne getiriyor
ne götürüyor. Gelir Vergisi kalemleri içerisinde yabancıdan aldığım
stopajın miktarı ne kadardı? Bunu affetmekle ne kadarı
affetmiş, hibe etmiş, ulufe olarak onlara vermiş oluyoruz?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - 3 milyar dolar
3 milyar dolar
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Bunları
biliyor muyuz arkadaşlar; bilmiyoruz. Peki, neyi tartıştık
da yapıyoruz?! Birileri baskı yapıyor dışarıdan;
diyor ki: Kaldırın şu stopajı. Biz de ne yapıyoruz
Oyunun kurallarını onlar koyuyor çünkü. Biz sadece onların
koyduğu kurallara Meclis olarak uymak zorunda kalıyoruz, hiçbir
katkımız yok, müdahalemiz yok, ondan sonra da milletin temsilcisi
olmak
Milletin temsilcisi olmak demek, milletin menfaatlarını
sonuna kadar tartışmak ve milletin hayrına olan işleri
yapmak demek.
Şimdi, yabancının
giderken stopaj vergisini kaldırmak bu milletin hayrına diyecek
bir tane adam el kaldırsın; asla milletin hayrına
değil. Milletin kasasından adama bağışta bulunuyorsun,
devlete millete vereceği
Ama, diğer taraftan milletin aldığı
ekmekten KDV alıyorsun, ÖTV alıyorsun; milletin aldığı
tuzdan KDV alıyorsun, ÖTV alıyorsun; milletin şekerinden
KDV alıyorsun, ÖTV alıyorsun. Kendi yatırımcılarımızın
da stopajını kaldıralım, müteahhitlerin stopaj vergilerini
kaldıralım madem ki stopajı kaldırıyoruz. Kaldıralım,
bu ülkede taşın altına elini koymuş insanlara,
babasından, anasından, biriktirdiği parayla bu ülkeye fabrika
yapmış, bu ülkede müteahhitlik yapan, eser meydana getiren insanlardan
da almayalım stopajı. Yok, onlardan alalım. Niye; onların
sahibi yok, yabancının sahibi var; kuralları onlar koyuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Sarıbaş, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, her hafta, Meclisin bu işleri
müzakereci demokrasiyle tartışmadan, âdeta yabancıların
programladığı veya baskı gruplarının programladığı
bir programa uyarak ve bu sanki bizim kendi meselemizmiş gibi el kaldırıp
indirerek, Türkiye'nin yönetilmesi mümkün değil. Zaten bugün yönetilmeyen
bir Türkiye var, yönetilen Türkiye olsaydı
İşte
yaşadıklarımız, hiçbiri, ne Türk Hükümetinin ne de Meclisin
kontrolünde olmayan hadiseler oluyor ekonomide. Bu, şu demektir; demek
ki, bizi başkaları yönetiyor. Onlar, emrediyor biz yapıyoruz.
Stopaj da onların emridir. Hay hay; hayırlı olsun, AK Partinin
millete armağanı olsun.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önerinin lehinde Ankara Milletvekili
Salih Kapusuz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çalışmalarımızın
başarılı olmasını temenni ediyorum. Gündemle ilgili
olarak arkadaşlarımızın bilgilerini bir kez daha
tazelemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, geçen
hafta gündemi belirlemiştik; ama, bazı tasarılar komisyon
safhasında olduğu için gündemin dizaynı, yeniden düzenlenmesi
ihtiyacı vardı; onun için gündemde istediğimiz şey
şu: Bugün 15.00'te başladık, bu 5 tane yasa bitinceye kadar
çalışılması. Çarşamba günü saat 14.00'te
çalışmaların başlaması ve sıralamış
olduğumuz, ki, sırası şöyle olacak: Biraz sonra, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Harekâtı olarak bilinen yurt dışına asker gönderme
Gönderdiğimiz
asker, bir uçakta bir subay, bir yardımcısı ve
uçağın mürettebatı olarak -yurt dışında,
buradaki yapılan seçimlere Avrupa Birliği adına bir harekât
olarak gözleniyor, izleniyor, takip ediliyor- önümüzdeki hafta
yapılacak seçimler süresince orada kalmak üzere göndermedir. Bu
konunun kamuoyu tarafından da doğru bilinmesi açısından,
bu, beraber olduğumuz Avrupa Birliğinin bir kararına Türkiye'nin,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin de uymasının tabiî bir sonucudur.
Biraz önce değerli arkadaşlarımız
söylediler, Stopaj Vergisi
Geçen yıl düzenlemiş olduğumuz
bir kanunla, bütün faiz gelirlerine stopaj uygulaması vardı. Dünyadaki
ve ülkedeki bilinen gelişmeler neticesinde bazı hareketlerin,
bazı adımlar atılmasının her zaman için gerekli olduğu,
hiç kimse tarafından yadırganmaması lazım. Eğer,
ekonominin gereği birtakım tedbirler alınmak ihtiyacı
varsa, bu ihtiyaç, elbette Türkiye Büyük Millet Meclisini, yasamayı
da ilgilendiriyorsa, yasama bu görevini yapar. Elbette, muhalefetimiz bu
konuyla ilgili olarak farklı değerlendirmelerde, önerilerde
bulunmak, hatta tenkit etme hakkına sahip. Onlar onu söyleyecekler;
ama, yük taşıyan, sorumluluk bilincinde olan ve Türkiye'yi
yöneten, ki, şuna hiç katılmamız mümkün değil, değerli
arkadaşlarımız beni bağışlasınlar, Türkiye,
dün de bugün de Türkiye tarafından, Türkiye'deki yöneticiler
tarafından yönetilir; ama, temas halinde olduğu uluslararası
birliktelikleri vardır, kurumlar, kuruluşlar vardır. Onu
ise, bu irtibatlarını, Türkiye'nin yönetimi gibi takdim etmek,
pek hakkaniyet ölçüsüne uymaz.
Onun için, şu anda, stopaj vergisi,
bütün, yerli-yabancı olmak üzere ne yapılıyordu; yüzde 15
olarak uygulanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de ilk defa uygulandı.
Bu uygulamalar da devam etti. Ne oldu sonuçta; şimdi, biliyorsunuz,
bizim çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşması diye, birçok
ülkelerle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde onayladığımız
anlaşmalarımız var. Bu anlaşmalar dahilinde, zaten bu
sermaye sahipleri o ülkelerde bu ödemeleri yaptıkları için, Türkiye'de
ikinci kez ödemenin yapılmaması, anlaşmanın da tabiî
bir sonucudur; ama, anlaşma yapmadığımız ülkelerle
ilgili olarak şayet yabancı sermaye girişi varsa, o ülkelerle
ilgili olarak ne yapılabilmektedir; bu yüzde 15 stopaj alınmaktadır.
Peki, şu andaki
HALUK KOÇ (Samsun) - Bizim
adımıza oraya mı ödüyorlar?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - 3 milyar dolar gidiyor biliyor musunuz?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
şu andaki stopaj vergisi, gelmiş olan, verilmiş olan teklifte
şu şekilde geçti: Yabancı sermaye girişleri, eğer
çifte vergilendirmenin daha önceki uygulaması dahilinde yabancılar
istifade ediyorlarsa, yani, çifte vergilendirilmediği noktadan
hareketle bu işi ödemiyorlarsa, diğer ödeyenlerden de kaldırılmasına
yöneliktir.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - O kadar
masum değil!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Peki,
yerliler için ne yapılıyor; her ne kadar teklifte yüzde 10 olarak
ifade edilse de, Bakanlar Kurulu yetkilendiriliyor. Bunu 10 ile 0
arasında uygulama yetkisi, Bakanlar Kuruluna; burada bir önergeyle
düzeltiliyor.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Salih Kapusuz, sıfır sözünü vermediniz mi?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bakınız, burada, peki, niye getirildi;
getirilmesinin sebebi şu: Malumunuz, Türkiye, dünya çevrelerinde birçok
ülkelerin yoğun ilgi alanına girmiş bir ülke.
HALUK KOÇ (Samsun) - Salih Bey,
getiren söylesin!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) - Onun
için, haddinden fazla yabancı sermaye girişi var. Bunun tedbiri
olarak, o gün önerildi, bugün de kaldırılıyor. Günün şartları
neyi gerektirirse, o yerine getiriliyor.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Kaç ay
uyguladınız?!
SALİH KAPUSUZ (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, hâkimler ve savcılarla ilgili bir
şeyi daha ifade etmek istiyorum. Hâkimler ve savcılarla ilgili
olarak, tasarı, Hükümetin tasarısıdır; bu tasarı
yasalaşacak. Bunun sıralaması ise, birçok sebeplerle, şu
veyahut da bu şekliyle, arkadaşlarımızla da
görüşüyoruz, şekillendirilmek isteniyor; ama, bu konuda bir isteksizliğimizin
söz konusu olmadığını bilesiniz.
Bir diğer husus, çarşamba
günü
Biliyorsunuz, bu gün, stopajdan sonra, ebe ve hemşirelere kadro
verme konusunda bir kanun teklifi var; ateşli silahlar -bu,
gazilerimizle ilgili olarak bir düzenlemedir- 1 maddelik kanundur; askerî
mahkemelerde sivillerin yargılanmamasını ihtiva eden bir
başka tasarı daha var.
Peki, çarşamba günü ne
düşünüyoruz; çarşamba günü, biraz önce arkadaşlarımız
da söylediler, Dokuzuncu Kalkınma Planının görüşülmesi
özel gündemde yer alıyor. Gruplara 30'ar dakika -üç bölüm halinde
görüşülecek- şahıslara 10 dakika ve yarın, bu görüşmelerle
başlıyoruz; arkasından, yarım kalan işlerden olan
bütçe, daha sonra orman mühendisliği ve orman endüstri mühendisliği
ve ağaç işleri endüstri mühendislikleriyle ilgili olarak bir
tasarımız var, onu görüşeceğiz, arkasından da terörle
mücadele var. Peşinden, perşembe günü -ki, biraz önce de söyledim-
hâkimler ve savcılarla ilgili olarak tasarı; eğer fırsat
olur, imkânımız olur ve beraberce, bu konuda katkı verdiğiniz
gibi geçmişte, şimdi de katkı verirseniz, bu kamu alacakları
olarak bilinen, yani yurt dışına gönderilen öğrencilerin
alacaklarından dolayı hacizlerin, o ilave faizlerin kaldırılmasına
yönelik Meclisten çıkardığımız, daha sonra, Cumhurbaşkanı
olarak, Cumhurbaşkanlığı makamının 2 maddesini
geri gönderdiği bu tasarıyı da, perşembe günü,
eğer beraberce yasalaştıracak olursak, çalışmalarımız
büyük oranda tamamlanmış olacağından, Meclisi de uygun
zamanda tatile sokmuş olacağız.
Önerilerimiz budur. Destek verirseniz
memnuniyetimizi ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kapusuz.
Sayın Bakanım, sisteme girmişsiniz,
bir açıklama mı yapacaksınız efendim?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan,
Salih Bey, zannediyorum, yaptı; ama, memur maaşlarıyla ilgili
olarak bir açıklama yapacağım.
BAŞKAN - Sayın Bakanın
60 ıncı maddeye göre çok kısa bir açıklaması
olacak.
Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI
MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan
çok teşekkür ederim.
Çok kısa olarak vaktinizi işgal
edeceğim. Biraz önce, memurlarımız için temmuz ayı başında
yüzde 2,5 gibi çok komik bir zam verildiğinden bahisle, bir eleştiri
getirildi. 1 Temmuz tarihi itibariyle, memurlarımıza, sadece, nispî
olarak yüzde 2,5 değil, ocakta yüzde 2,5 vermiştik, ayrıca 40 YTL, yani 40 000 000 Türk
Lirası daha vermiştik. Biraz önce konuşan arkadaşımız,
tabiî o 40 000 000'dan hiç bahsetmedi. Kamuoyunu doğru bilgilendirme
adına, benim, onu buradan söylemem lazım.
Bunlar yeterli mi; kuşkusuz ki
yeterli değil; ancak, geçtiğimiz yıl, biz, memur sendika ve
konfederasyonlarıyla toplugörüşme yaptık. Bu rakamlar, o
toplu görüşmede altına imza koyduğumuz bir mutabakat zaptının
ürünüdür; yani, memurlarımızı temsil eden sendika ve konfederasyonlarla,
Hükümet tarafını temsilen benim altına imza koymuş olduğumuz
bir mutabakatın ürünü olarak o para verilmektedir.
Bunu açıklama ihtiyacını
duydum Sayın Başkanım.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Öneri üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Başbakanlığın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa
Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı kapsamında yurt
dışına gönderilmesine, bu kuvvetlerin verilecek izin ve
belirlenecek esaslar çerçevesinde kullanılmasına
Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair bir tezkeresi
vardır; okutuyorum:
III.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
5.-
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Harekâtı kapsamında yurt dışına gönderilmesine; bu
kuvvetlerin verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde
kullanılmasına izin verilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1081)
20.6.2006
Sayı: B.02.0.KKG/165-78/3118
Konu: TSK unsurlarının Kongo
Demokratik Cumhuriyetine gönderilmesi.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Avrupa Birliği, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin 25 Nisan 2006 gün ve 1671 (2006)
sayılı kararı gereğince, 26 Nisan 2006 gün ve 779/06
sayılı Ortak Eylem Belgesiyle almış olduğu karar
çerçevesinde, Kongo Demokratik Cumhuriyetinde yapılacak genel seçimler
esnasında ülkedeki asayiş ve güvenliğe katkıda bulunmak
ve bölgede görev yapan BM kuvvetlerini (The United Nations Organisation Mission
in the Democratic Repuplic of the Congo/MONUC) desteklemek maksadıyla
"Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı" icra
etmeye karar vermiş, Türkiye dahil Avrupa Birliği üyesi olmayan
NATO müttefiki ülkelere katılım konusunda davette bulunmuştur.
Harekât kapsamında Kongo Demokratik
Cumhuriyeti yanı sıra, Gabon ve ihtiyaç duyulacak diğer ülkelerde
destek amaçlı olarak birlik konuşlandırılması,
bu ülkelerdeki havaalanı veya deniz limanlarından istifade edilmesi
öngörülmüştür.
Avrupa Birliğinin "Avrupa
Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı"na
katılımın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği adaylığını
destekleyeceği, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına verdiğimiz
destekle uyumlu olduğu ve ülkemizin genel olarak
Barışı Destekleme Harekâtlarına olan yaklaşımıyla
örtüşmesi nedeniyle; Anayasanın 92 nci ve 117 nci maddeleri
uyarınca gereği, sınırı, kapsamı ve zamanı
Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
"Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı" kapsamında
yurt dışına gönderilmesi ve Hükümetçe verilecek izin ve belirlenecek
esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Hükümete
izin verilmesinin gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, şimdi, Başbakanlık
tezkeresi üzerinde, İçtüzüğün 72 nci maddesine göre görüşme
açacağım.
Gruplara, Hükümete ve şahsı
adına 2 üyeye söz vereceğim.
Konuşma süreleri, gruplar ve
Hükümet için 20'şer dakika, şahıslar için 10'ar dakikadır.
İlk söz, Hükümet adına, Millî
Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül'e aittir.
Buyurun Sayın Gönül. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ
GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tezkerede
de izah edildiği üzere, 30 Temmuz 2006 tarihinde Kongo'da
yapılacak genel seçimde görev yapmak üzere bir C-130, mürettebatıyla,
2 subayın Kongo'ya gönderilmesi, Hükümetimiz tarafından uygun
görülmüş ve tasvibiniz, tasdikiniz için bu teklif huzurunuza getirilmiştir.
Görev, bir Birleşmiş Milletler
ve Avrupa Topluluğu görevidir.
Uluslararası görevler, o ülkenin
askerine ve dolayısıyla o ülkeye prestij kazandıran görevlerdir.
Bugüne kadar Türkiye, uluslararası
görevler konusunda önemli hizmetler yapmıştır. Bu vesileyle
bunları size hatırlatmak istiyorum.
Bugüne kadar tamamlanmış
görevler, başta Kore harekâtıdır. Birleşmiş Milletlerin
bir kararı uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı
karara dayalı olarak yapılmıştır ve 52 000 askerimiz
katılmıştır.
Somali'ye 1993-1994 Birleşmiş
Milletler harekâtı olarak 1 mekanize bölük katılmıştır.
Bosna-Hersek'e, United National Profor (UNPROFOR) Harekâtına -ki, bu da
Birleşmiş Milletler harekâtıdır- görev kuvveti olarak 1
464 kişi, 18 uçak, Ağustos 1993'ten Aralık 1995'e kadar görev
yapmıştır. Bosna-Hersek'te ise NATO harekâtı olarak bir
tugay görev yapmıştır daha sonra 1995'ten Aralık 2004'e
kadar.
Adriyatik Denizinde, SHARPGUAR
Harekâtı ile -NATO harekâtıdır- Temmuz 1992'den Ekim 1996'ya
kadar toplam 18 firkateyn, muharip gemi, 2 denizaltı, 4 akaryakıt
gemisi ve yaklaşık 5 000 personelimiz, bu Adriyatik Denizi
harekâtına katılmıştır.
Arnavutluk'ta ALBA Harekâtı,
Nisan 1997'den Ağustos 1997'ye kadar devam etmiştir. Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin 1101 sayılı harekât kararıyla
yapılan harekâttır. 1 deniz piyade tabur kuvveti; yani, 779
kişiyle bu harekât tamamlanmıştır.
İran-Irak Harekâtında ise,
dönemler halinde 10'ar askerî personel Birleşmiş Milletler
harekâtına katılmıştır.
Kuveyt'te ise, Birleşmiş
Milletler Harekâtı olarak, dönemler halinde 75 askerimiz görev yapmıştır.
Doğu Timor'da, Şubat 2000'den
Mayıs 2004'e kadar dönemler halinde 8 subayımız görev yapmıştır.
Gürcistan'da, AGİT Harekâtı
olarak, Şubat 2000'den Aralık 2004'e kadar 10 subayımız
görev yapmıştır.
Bugün ise hangi görevler askerlerimiz
tarafından yerine getirilmektedir, bunları da bilgilerinize sunmak
istiyorum. Bunlardan en önemlisi Afganistan'da yapılan görevdir.
Uluslararası Güvenlik ve Yardım Harekâtı olarak 16 Ocak
2002'de 1 bölük, yani, 300 kişi görev yapmıştır. ISAF-II
olarak, Türkiye'nin lider sıfatıyla görev yaptığı
dönemde ise, 20 Haziran 2002'den 10 Şubat 2003'e kadar 1 tabur, 1 300
kişiyle Türkiye görev yapmıştır.
ISAF III, IV,V ve VI'daysa, 10
Şubat 2003'ten 13 Şubat 2005 'e kadar 1 bölük (300 kişi); ISAF
VII'de ise, Türkiye tekrar liderliği yüklenmek kaydıyla Üçüncü
Kolordu görev yapmıştır. 13 Şubat 2005'ten 4 Ağustos
2005'e kadar 1 tabur (1 450 kişi) Yirmisekizinci Mekanize Piyade
Tugayı Kabil Çokuluslu Tugayı olarak görev yapmıştır.
Bunlar, NATO-SOFA ve NATO-Afganistan teknik anlaşmalarına göre
yerine getirilen görevlerdir.
Bugün ise, 4 Mayıs 2006'dan
itibaren, Kabil Çokuluslu Tugayı SEEBRIG de dahil olmak üzere Kabil'de
260 kişi, 260 askerimiz görev yapmaktadır.
Halen Bosna-Hersek'te Avrupa Birliği
ALTHEA Harekâtında, önce Birleşmiş Milletler
harekâtı olarak başlamış, sonra Avrupa Birliği
harekâtı olarak devam etmiştir, 300 kişi görev yapmaktadır.
Kosova'da NATO-SOFA Anlaşması
gereğince, 400 kişi görev yapmaktadır. Letonya'da ise 4 F-16
uçağımız, 85 personeliyle görev yapmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
bu, C-130'la katılacağımız, C-130 mürettebatı ve 2
subayla katılacağımız bu harekâtın başka bir
önemi vardır; ilke defa, NATO dışında, bir Avrupa Birliği
harekâtına katılmaktayız. Böylece daha evvel katıldıklarımızda
Berlin Plus Anlaşması dediğimiz NATO'nun Avrupa Birliği
üyesi olmayan ülkeleri için düzenlenen, hukukî zemin dışında
ve Avrupa Birliğinin bir harekâtı olarak buna katılmaktayız.
EUFOR RD Kongo Harekâtı, AB
tarafından Kongo Demokratik Cumhuriyetinde 30 Temmuz 2006 tarihinde
yapılacak seçimler kapsamında bölgedeki Birleşmiş Milletler
Çokuluslu Barış Gücüne destek vermek amacıyla icra edilecek
ilk müstakil harekâtımız olacaktır.
EUFOR RD Kongo Harekâtının
Ortak Eylem Belgesi, Avrupa Birliği Konseyince 27 Nisan 2006
tarihinde onaylanmıştır. Anılan belgenin 10 uncu maddesine
göre, harekâta katkı yapmak üzere, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin
yanı sıra, Türkiye, Romanya, Bulgaristan, Norveç, İzlanda
ve Kanada bu harekâta davet edilmiştir. Aynı maddede, kayda
değer katkı sağlayan üçüncü devletlerin, harekâtın günlük
icrasına Avrupa Birliği üyesi devletlerle aynı hak ve
sorumluluklarla katılacakları ve bu tür üçüncü devletlerin varlığı
halinde Katılımcılar Komitesi oluşturulacağı
belirtilmiştir.
Kongo Demokratik Cumhuriyetinde gerçekleştirilecek
EUFOR RD Kongo Harekâtının harekât karargâhı Potsdam-Almanya'da,
operasyon komutanlığı ise Kongo'da yer alacaktır.
Türkiye tarafından, harekât kapsamında
bir C-130 uçağı -15 uçak personeli- ile biri Potsdam Harekât Karargâhında,
diğeri Gabon Harekât Merkezi Karargâhında görev yapacak 2 personel
bu harekâtta görev almış olacaktır.
Halihazırda bölgede, MONUC
Harekâtı kapsamında 18 000 Birleşmiş Milletler askeri
bulunmaktadır. EUFOR RD Kongo Harekâtına destek verecek üçüncü
ülke personeli, Avrupa Birliği Kuvvetlerin Statüsü Andlaşması
(EU Status of Forces Agreement-SOFA) çerçevesinde Gabon'da, AB üyesi ülke
personeliyle aynı statüye sahip olacak, Kongo'da harekâtın icrası
sırasında tüm personel -AB+üçüncü ülkeler- Birleşmiş
Milletler askerlerinin statüsünde yer alacaktır.
Türkiye tarafından gönderilecek
C-130 uçağının, 20 Temmuz-30 Kasım 2006 tarihleri
arasında kullanılması, 1 Ocak 2007 tarihine kadar geri dönmesi
planlanmaktadır.
Türkiye'nin söz konusu harekât kapsamında
en önemli kısıtlaması, hava savunma sistemlerine ihtiyaç
duyulacak bölgelerde uçuş planlanmamasıdır. Diğer bir
ifadeyle, bu uçağımız herhangi bir askerî harekâta
katılmayacaktır, askerî bir harekâtın içerisinde olmayacaktır;
ayrıca, bir başka kısıtlama daha var, o da havaalanları
dışarısında kullanılmayacaktır.
EUFOR RD Kongo Harekâtı, ilk kez
planlama ve icra aşamalarında, NATO imkân ve yeteneklerinden
faydalanılmayan müstakil bir operasyon olması açısından
önem taşımaktadır.
Bu harekâtın; harekât çerçevesinde
çalışmaları koordine edecek bir Katılımcılar
Komitesi kurulmasının kararlaştırılması ve
Türkiye'nin de söz konusu komitede yer alması; Türkiye tarafından
ilk kez müstakil bir AB harekâtında karargâh personeli görevlendirilmesi;
bu harekât kapsamında, Türkiye'nin katılımının
hukukî prosedürleri, teknik hususlar ve güvenlik düzenlemeleri şekillendirilmiş
olacağından, müteakiben icra edilecek benzer operasyonlara Türkiye'nin
katılımı durumunda kolaylık sağlanması; Türkiye'nin
benzer operasyonlarda sağlayacağı desteğin, AB üyelik
sürecinde olumlu etkileri bakımından önemli olduğu
değerlendirilmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Türkiye'nin diğer ülkelerle ilgili harekâtını başlangıçta
özetlememin bir sebebi, Türkiye'nin Kore Harbine katılması, Birleşmiş
Milletler harekâtının içinde olması, Türkiye'ye NATO
üyeliğini kazandırmıştı. Ümit ediyorum, bu
çeşit teşebbüslerimizle de, Avrupa üyeliği yolunda önemli
mesafeler kazanmamıza yüksek oylarınızla ve tasvibinizle
destek olursunuz.
Hepinize sevgiler saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakanım.
Anavatan Grubu adına, Bitlis Milletvekili
Edip Safder Gaydalı.
Sayın Gaydalı, buyurun.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Kongo Barış
Gücüne Türkiye'nin katkıda bulunmasına dair hükümet tezkeresini
Anavatan Partisi Grubu olarak destekliyoruz.
Kongo'da, son on yılda, içsavaş,
açlık ve hastalıklar neticesi 4 000 000 insan hayatını
kaybetmiştir, günde 1 000 kişi ölmektedir. 1965'ten bu yana ilk
defa seçime gidilmesi beklenmektedir. Türkiye, bu insanlık
dramına seyirci kalamaz. Sudan'ın güneyindeki Darfur bölgesinde,
medenî geçinen dünyanın gözleri önünde, 200 000 insan öldürülmüştür.
Sudan'ın petrol memleketi olması dış baskı ve
müdahaleyi önlemektedir. On yıl aradan sonra Somali yeniden iç
savaşa sürüklenmiştir. Avrupa'nın göbeğinde Bosna-Hersek'te
1992-95 yılları arasında 260 000 Müslüman katledilmiştir.
1995'te Srebrenica'da Birleşmiş Milletler Gücünün seyirci kaldığı
8 000 insan kurşuna dizilmiştir. Bu soykırımın
failleri hâlâ Sırbistan'da serbestçe dolaşmaktadır.
Türkiye, Birleşmiş Milletlere
karşı daima hassasiyet göstermiş, işbirliğinden
kaçınmamıştır. Buna mukabil, Teşkilatın, memleketimize
karşı bilhassa Kıbrıs meselesinde adil davrandığı
söylenemez.
Bu çerçevede, Genel Sekreter
Sayın Kofi Annan'ın, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliğine
alınmasının çözümü zorlaştırdığı
yolundaki beyanını memnuniyetle karşıladığımızı
da belirtmeliyiz.
1950'de güçlü bir şekilde
katıldığımız Kore Savaşından bu yana Türkiye
birçok barış harekâtında yer almıştır. Halen,
Balkanlarda, birliklerimiz, barışı korumaktadır; NATO
gücüyle beraber Afganistan'da bulunuyor, bu kardeş memleketin
yaralarını sarmaya çalışıyoruz.
Dünyanın birçok yerinde,
maalesef, iç savaş, çalkantılar sürmekte, milyonlarca insan
hayatını kaybetmektedir. Zaman içinde gücünü büyük ölçüde kaybeden
Birleşmiş Milletleri daha etkili bir hale getirmek gerekmektedir.
Birleşmiş Milletler
gücünün uzun senelerden beri bulunduğu yerlerden biri de Kıbrıs'tır.
Ancak, Kıbrıs'ta barışı, bu güçten ziyade, 20 Temmuz
1974 Barış Harekâtıyla Adaya çıkan askerlerimiz korumaktadır.
Kıbrıs'ta kan dökülmesine
son verilmiş olması bazı çevreleri rahatsız etmektedir.
Kıbrıs millî davası Avrupa
Birliğiyle ilişkilerimizde önşart haline getirilmiş
bulunmaktadır. Tecrübesizlik ve ciddiyet noksanlığı
neticesi "çözümsüzlük çözüm değildir" sloganıyla yola
çıkan Sayın İktidar, meseleyi büsbütün çözümsüz hale getirmeye
maalesef muvaffak olmuştur.
"Ver kurtul" mesajlı
politikaya, Annan Planına sarılmaya engel olmakla itham edilen
Sayın Denktaş'ın elimine edilmesine rağmen, mesafe
alınmamış; Hükümet, hatalarıyla, içinden
çıkılamaz bir kıskaca girmiş bulunmaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
üzerindeki ambargoların kaldırılması haklı
talebi 17 Aralık 2004 Brüksel Zirvesinde ileri sürülmeli idi. Hükümet,
zirvede, müzakere tarihi almak uğruna, Gümrük Birliği Ek
Protokolünü imzalayacağı yazılı beyanında bulunmuş,
29 Temmuz 2005 tarihinde, içinde Kıbrıs Cumhuriyeti
yazılı protokolü imzalamakla, elindeki kuvvetli kozu karşı
tarafa maalesef vermiştir. Halen Rumlar, Yunanlılar ve arkalarındaki
Avrupa Birliği, Türkiye'ye karşı bu kozu kullanmakta, Ankara'yı
köşeye sıkıştırmış bulunmaktadır.
Çok geç olmasa dahi, Sayın
Başbakanın son kararlı tavrını destekliyoruz. Türkiye'ye,
âdeta, koloni gözüyle bakan, her işe karışan, hesap soran Avrupa
Birliğine dur demenin zamanı gelmiştir. Türkiye'nin
"hayır" demeyi bildiğini, muhataplarına hatırlatmak
lazım.
10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesinden
bu yana, Türkiye'nin, ilk defa, bu ay ortasında Brüksel'de
yapılan Avrupa Birliği zirve toplantısına davet edilmeyerek,
aile fotoğrafı dışında bırakılması
da dikkat çekicidir. Ayrıca, dönem başkanlığı sona
ermekte olan Avusturya Başbakanının, Türkiye için özel bir
statü üzerinde çalıştıklarını ifade etmesi son
derece düşündürücü olmaktadır.
Hükümetimizin dört seneden beri takip
ettiği ver kurtul Kıbrıs politikası ile tam teslimiyet
ve tavizlere dayanan Avrupa Birliği politikası maalesef iflas etmiştir.
Yüce Meclisin duruma el koyması gerekmektedir.
Mevcut Hükümetin bugüne kadarki performansına
baktığımızda şunu görüyoruz: Bu Hükümet, ne
yazık ki, Türkiye-AB ilişkileri ile müzakere süreci için kapsamlı
bir strateji ve buna uygun bir siyasal iletişim modeli geliştirme
becerisinden maalesef yoksundur. Türkiye, siyasal koordinatları çok
iyi belirlenmiş bir plana sahip olmadığı, süreç içinde
sürekli bu konu üzerinde düşünce ve senaryo üretmediği takdirde,
ciddî istikrarsızlık unsurlarıyla yüzleşmek ve
bunlarla başetmekte öngörülmedik sıkıntılar
yaşamak durumunda kalabilir.
Hükümetin dışpolitika
konusundaki deneyimsizliği ve yetersizliği nedeniyle, Türkiye'nin,
AB karşısında müzakere yeteneğinden ve gücünden yoksun
bir ülke haline gelme tehlikesi vardır. Türkiye'nin, ağırlığına
uygun bir güvenlik ve dışpolitika stratejisi belirleme ve bunu AB
üyesi ülkelerle tartışır hale gelme gereğinin farkında
olmalıyız. Sayın Hükümetin müzakerelerdeki pazarlık
gücünün kaynağı kişisel dostluklar değil, Türkiye'nin
büyüklüğü ve gücüdür. İç politikaya dönük arada bir efelenmelerle
Türkiye'nin hakkı ve hukuku asla korunamaz.
Sayın Başkan, bulunduğunuz
yüce kürsünün arkasında "Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız
Milletindir" yazılıdır. Son senelerde dış kaynaklı
kayıt ve şartların arttığını görmek
ıstırap vericidir. Hükümranlık haklarımıza sahip
çıkmamız gerekiyor. İçinde söz sahibi olmadığımız
her türlü uluslararası örgüte karşı -ki, buna AB de dahildir-
hükümranlık haklarımızı son derece iyi savunmamız
gerekiyor. AB müzakere sürecinde daha güçlü olabilmemiz için, unutmayalım
ki, AB dışı ülkelerle ve uluslararası birliklerle de
ilişkilerimizi güçlü tutmak zorundayız. Türkiye'nin, global dengeleri
dikkate alarak dünyadaki yer ve rolünü tayin etmesi gerektiği bir kat
daha artmıştır. Günübirlik politikalar, gündemi belli olmayan
seyahatlerle, ortaya, tutarlı, etkin, sağlıklı bir
dışpolitika koyma imkânı yoktur.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin,
uluslararası topluluğun, gücü, saygın, sözü dinlenir, sözüne
kulak verilir bir üyesi olabilmesi için, iltifat kaynağı olarak
milletini gören, gücünü milletinden alan bir ülke olması şarttır;
bu da, incelikli bir diplomasi, kıvrak bir manevra yeteneği, öngörü
ve senaryo üretebilme becerisi istiyor. Bunları başarıyla
uygulayamazsanız hiçbir şey elde edemezsiniz. Daha kötüsü, mevcudu
da koruyamaz, zarara girersiniz. Türkiye, bugün, uluslararası planda
zarara uğrayan, elindekileri kullanamayan, elindekileri hiçbir
kazanım olmaksızın tek tek kaybeden bir ülke haline maalesef
gelmek üzeredir. Tecrübesizlik, hazırlıksızlık,
donanımsızlık ve vizyonsuzluk, uluslararası ilişkilerin
en büyük düşmanı, en büyük handikabıdır. Atılan her
yanlış adımın on yıllara mal olma riski vardır.
Atılan her yanlış adım, Türkiye'nin geleceğine ipotek
koymaktır. Atılan her yanlış adım, ülkeyi tehlikeli
maceralara, tehlikeli kamplaşmalara sürüklemektir. Oysa, Türkiye,
cesaretin ve sorumluluğun ülkesi olmak durumundadır. Sorumsuzca
yapılan her plan, sorumsuzca atılan her adım, sorumsuzca
verilen her beyanat, sorumsuzca yapılan her görüşme, sorumsuzca
gerçekleştirilen her müzakere, Türkiye'nin, maalesef, elini zayıflatmaktadır.
Bakanını tekzip eden bakanlık,
Başbakanının, aslında, herkesin anladığını
kastetmediğini söyleyen Başbakanlık Sözcüsü
Bu manzaralar,
ciddî bir devlet geleneğine sahip olan Türkiye Cumhuriyetine
yakışmamaktadır.
Süreci yönetecek bilgiden yoksun olmak,
hedeflere ve fırsatlara değil tehditlere odaklanmak, risk üstlenme
cesareti gereken durumlarda günü kurtarmaya, durumu idare etmeye soyunmak,
kritik anlarda stratejik bakıştan ve öngörüden yoksun bir biçimde
güya cesur, oysa körce çıkışlar yapmak Türkiye'nin elini
zayıflatmaktadır.
Siyaset, vizyon gerektirir; bilgiye,
beceriye, kaliteye önem vermeyi gerektirir; bunun için bir rekabet ortamı
sağlamayı gerektirir. Siyaset irade gerektirir, millî iradeye uygun
bir siyasî irade gerektirir.
Mevcut Hükümetin bugüne kadar bu gerekliliklerin
hiçbirini yerine getirmediğini, beceriksizlik, zaaf ve yanlışların
üstünü oy avcılığı ambalajlı halkla ilişkiler
kampanyalarıyla örtmeye çalıştığını,
maalesef, görmekteyiz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini
izolasyondan kurtarmak için çırpınan Sayın İktidar,
sonunda Türkiye'yi izole etmiştir. El yordamıyla yürütülen, gaflarla
malul, ciddiyetten uzak dış politikayla ABD'yle aramızdaki
mesafe giderek açılmış, NATO'yla ilişkilerimiz
soğumuş, Türk dünyası unutulmuş, inanç eksenli
dış temaslara ağırlık verilmiştir.
Mart ayı sonunda Washington'da
yapılan Türk-Amerikan İş Konseyi toplantıları sönük
geçmiş, Türk tarafınca davet edilen dört sayın
bakanımız Amerikalı meslektaşlarından randevu
alamadıkları için, toplantılara, maalesef, gidememişlerdir.
Bu toplantılarla paralel olarak Washington'da yapılan bir
seminere katılan Başbakanlık müşavirlerimizin Sayın
Başbakanla ilgili beyan ve ifadeleri, bizleri, hepimizi rahatsız
etmiş, milletimizi üzmüştür.
İktidarın bu skandalı
geçiştirmesini, üzerinde durmamasını anlamak, kabul etmek
mümkün değildir. Aynı seminerde, Amerikan tarafının AK
Parti İktidarına güvenme eksikliklerini pek de diplomatik olmayan
bir dille açıklamasının da Hükümetimizi etkilemediği,
maalesef, görülmektedir. Bu çerçevede, ABD Ankara eski Büyükelçisi ve
halen Savunma Bakan Yardımcısı Edelman'ın Washington'da
yapılan Özal'ı anma toplantılarındaki konuşması
özel bir anlam kazanmaktadır. Sayın Büyükelçi, üç büyük Türk
liderinin ismini belirtmekle, yetersiz, güçsüz liderleri de, aynı
zamanda, parmakla göstermektedir.
Sayın Başbakanın geçen
sene 18 Haziranda Washington'a yaptığı ziyaret, Beyaz Saray
bölümünün 7 dakikayla sınırlandırdığını
hatırlatması daha acı verirken, bu defa benzeri bir talebin
tekrarlandığı belirtilmektedir. Yetmişüç milyonluk
Büyük Türk Devletinin Sayın Başbakanı talepkâr olamaz, davet
edilir. Büyük lider, devletini büyük görür, asla ricacı olmaz.
Dünyada belirsizliğin
yaşandığı, istikrarsızlık ve gerginliğin
yaygın hale geldiği, Türkiye'nin irade ve inisiyatif gösterme
gereğinin en üst noktaya vardığı bir dönemden geçiyoruz.
Parlamento ve toplumun, gerçekleri öğrenmeye, tehdit kaynaklarını
tanımaya ihtiyacı vardır. Sayın Hükümetin bilgilendirmede
pek cömert davranmadığı, Meclis ve kamuoyu destek ve
değerlendirmesine iltifat etmediği acı bir gerçektir.
AK Partinin seçim bildirgesinde,
dış politikanın oluşturulmasında, bilgilendirmeden
de öte, katılımcı bir yönetimin kullanılacağı
vaat edilmekteydi. Oysa, şimdi, Sayın Başbakan, Türkiye'nin
birikim sahibi kişilerini ve kuruluşlarını devredışı
bırakarak, çok dar kadrolarla dış siyasetimizi yönetmeye
çalışmaktadır. Yılların bilgi ve tecrübe
birikimine sahip Dışişlerini politika üretim sürecinin
dışında tutan, gittiği yabancı ülkelerde büyükelçilerimize
hak ettikleri değeri vermeyen, hatta, götürmeyen, ikili temaslarına
büyükelçileri ve Dışişleri mensuplarını almayan,
konuşma zabıtlarını Dışişlerine iletmeyen
Sayın Başbakanın ileride zararları daha net olarak anlaşılacak
olan hatalarda vebali de büyük olacaktır.
Bu noktada Sayın
Dışişleri Bakanımızın da sorumluluğu vardır.
Sayın Dışişleri Bakanımızın, Sayın
Başbakanı, Dışişleri bilgi birikiminden ve kadrolarından
yararlanmaya ikna etmesi gerekirdi.
İktidar, dış
politikasının demokratikleşmesine karşı
direniş gösteriyor. Bu tutum, belki de, Hükümetin bir dış
politikası olmamasından, meseleleri günübirlik, el yordamıyla
götürmesinden kaynaklanıyor. Türkiye, farklı coğrafyalara
aynı anda dönük olabilecek yüzüyle ve temel stratejik önceliklerini
korumak koşuluyla, bölgesel işbirliği girişimlerinin
başta gelen öncülerinden olmak durumundaydı. Bu çerçevede, Türkiye'nin
uygulanabilir bir Irak politikası geliştirmesi kadar, ABD'nin de
Türkiye'yi Irak'ta daha aktif bir katılıma teşvik etmesi
gereği de vardır.
Peki, bütün bunlar gerçekleşebildi
mi? Ne yazık ki, mevcut tablo, bunun tam tersini kanıtlamaktadır.
Sayın Hükümetin Irak politikası, başından itibaren, yüksek
maliyetli hatalarla doludur. Maliyetler, ileride, tehdit şeklinde
mutlaka önümüze çıkacaktır.
Dışişleri Sayın
Bakanının ciddî konulara yaklaşımı, her defasında,
üç damlalık mürekkeple oluşturulan kırmızı çizgi
şeklinde olmuştur. Irak'taki gelişmeler karşısında,
Hükümet, çaresiz, etkisiz durumda. İngiliz The Independent Gazetesinde
bir hafta önce çıkan bir makalede "Ankara'nın beceriksizliği
neticesi, Kuzey Irak'ta, iki aşiret, bir gecede, Amerika müttefiki ve
Irak'ın güçlü bir ortağı oldu" deniyor. Yazar haksız
mı?!
Sayın İktidar Grubu, Meclisteki
sayısız araştırma komisyonlarına, Sayın
Dışişleri Bakanının kırmızı çizgileri
içinde bir araştırma komisyonu eklemeyi düşünmez mi? Komisyonun
işi zor olacaktır; zira, hayalî çizgilerin izlerini, Sayın
Bakan dahi, şu anda hatırlamamaktadır.
Şimdi, önümüzdeki asıl soru
"Türkiye bundan sonra ne yapmalı" sorusudur. Türkiye,
tıpkı geçmişte olduğu gibi, kendi dinamik ve hedeflerini
tehdit edecek gelişmelere karşı, gerektiğinde korku
salan, gerektiğinde himaye eden bir rolü oynamayı sürdürmeli;
ama, en önemlisi, bunu yaparken, gerçekten, kendi korkularına teslim
olma zaafından kaçınmalıdır; çünkü, Türkiye'nin ve bölgenin
gerçeği bu korkuların içinden geçiyor olamaz. Bölgede, Türkiye'nin
inisiyatifi ve iradesi dışında hiçbir oluşum gerçekleşemez.
Bu gerçeğin altını çizmek, daha etkin bölgesel politikalar
uygulamakla mümkündür. Üzülerek söylüyorum ki, Hükümetin, bugüne kadar sergilediği
irade zaafı, bizi, bu konuda, hiç de iyimser kılmamaktadır.
Kıbrıs'ta gerileme, Avrupa
Birliği seferinde ricat, Amerika ile ilişkilerde iflas, Irak'ta
çaresiz, yön tespitinde pusulasız, politikasız bir uygulamanın
sahibi Sayın Hükümet ne kadar övünse hakkıdır. Çözümsüzlüğü
çözüm olarak görmeyen İktidar, başarısızlığı
başarı olarak görmektedir, hatta bununla da övünüyor. Noksanını
bilmek, öğrenme meziyetini de reddedenleri alkışlıyorum.
Yüce Heyetinize en derin saygılarımı
arz ediyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Gaydalı.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç.
Sayın Koç, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kongo Demokratik
Cumhuriyeti seçimlerine Türk Silahlı Kuvvetlerinin
katılımı hakkındaki Başbakanlık tezkeresi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
talep nedir. önce onu bir irdeleyelim. Bu talep çerçevesinde, Sayın
Bakanın da belirttiği gibi, Türkiye'nin uluslararası meşruiyet
çerçevesi içerisinde, daha önce, yakın tarih dilimi içerisinde, aldığı
görevler nelerdir ve bu süreç içerisinde, bu konudaki son düşüncemi de
konuşmamın son bölümünde ifade edeceğim.
Değerli arkadaşlarım,
Afrika Ekonomik Topluluğu ve Doğu ve Güney Afrika Ortak
Pazarı -COMESA diye geçiyor- bunun üyesi olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti,
Orta Afrika bölgesinde gerçekten önemli coğrafî konuma sahip olan
bir ülkedir. Ülkenin 30 Haziran 1960 tarihinde bağımsızlığını
ilan etmesinden bu yana ilk defa yapılacak olan demokratik seçimler,
bölgenin demokratikleşmesinin önünde bir örnek oluşturacağı
için son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım,
seçimlerin demokratik kurallara uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi,
tabiî ki, bütün dünyadaki demokratik ülkelerin ortak özlemidir. Gerçekte,
Afrika'da demokrasi son yıllarda yaygınlaşmaktadır.
Ben, Güney Afrika'yla ilgili bir uluslararası sözleşmenin Türkiye
Büyük Millet Meclisinde onaylanma sürecinde, Güney Afrika'nın tarihsel
konumunu, Güney Afrika'daki özgürlük mücadelesini, Güney Afrika'daki emperyalizm
ve ona karşı olan yerli halkın verdiği mücadeleyi
kronolojik olarak özetlemiş ve sadece Güney Afrika'yla bağlantılı
kalmayıp, Afrika'nın diğer bölgelerinden de örnekler vermiştim.
Değerli arkadaşlarım,
belki ilgilenenler olabilir, belki bu yoğun çalışma temposu
içerisinde kitap karıştırmak zamanını bulanlar
olabilir; gerçekten, ben, Sayın Hıfzı Topuz'un, bu bölgedeki
çalışmalarıyla ilgili olarak kaleme aldığı
anılarını okumanızı tavsiye ediyorum, öneriyorum.
OECD'de görev yaparken, yine bu çerçeve içerisinde iletişim
konularında, bu bölgedeki yeni bağımsızlaşmaya
başlayan -bir kere daha altını çizerek aynı kelimeyi
ifade ediyorum- emperyalizmin kıskacından kurtularak kendi kaynaklarını
kullanma yönünde, kendi kendini idare etme yönünde bir erk ortaya koymaya
çalışan Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Nijerya, Kongo gibi ülkelerde,
Sayın Hıfzı Topuz'un o tarih dilimine ait gözlemlerini bir kere
de kendi kaleminden okursanız, yine, son derece yararlı bilgilere
ulaşmış olursunuz.
Değerli arkadaşlarım,
Afrika Birliği Örgütü, darbeyle işbaşına gelen
hükümetlere karşı çok açık bir tavır sergilemektedir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da Afrika'nın
demokratikleştirilmesi yönünde çabaları kuvvetle desteklemekte
ve Kongo Demokratik Cumhuriyetindeki gelişmeleri de demokrasinin
henüz yaygınlaşmadığı ülkeler için örnek göstermektedir.
Kongo, merkezî Afrika'da dedim, en
önemli ülkelerden birisi dedim; 56,5 milyon nüfusu var bugün. Kongo Demokratik
Cumhuriyetinin yüzölçümü -dikkat edin, oldukça büyük; Afrika'yı biz
bir küçük leke olarak görüyoruz haritada- 2 345 000 kilometrekaredir. Ayrıca,
ülke, zengin ekonomik kaynaklara sahiptir. 2003 rakamlarına göre günde
22 000 varil petrol üretimi yapılırken, 991 000 000, çok geniş
bir kapasitede de doğalgaz rezervleri bulunmaktadır. Ayrıca,
ülke, kıymetli taş bakımından, elmas bakımından
da, bunun ihracatında da önemli bir ülkedir. Tarih boyunca büyük
ıstıraplar çekmiştir. Kara Afrika'nın örnek ülkelerinden
biridir. Hep varlığı sömürülmüştür. Zengin, güleryüzlü,
kimi zaman misyoner kıyafetinde gelen, kimi zaman da kültür hizmeti
yapmaya geldiğini söyleyen, kimi zaman da oradaki hastalıktan
kırılan halka sağlık hizmeti yapmaya geldiğini
söyleyen -ülkenin adını vermeyeyim;
ama- Avrupa'nın kuzeyinde, bugün de önemli merkezleri barındıran
bir ülke tarafından çok açık bir şekilde son yıllara
kadar sömürülmüş bir ülkedir.
Değerli arkadaşlarım,
tarihi boyunca büyük ıstıraplar çekmiş dedim. Son yıllarda
kendi kaderine sahip çıkabilmek için büyük aşamalar kaydetmiştir.
Türkiye'nin de ülkede güçlü ve etkin bir büyükelçiliği bulunmaktadır.
Kongo Demokratik Cumhuriyetinin, Türkiye ile ikili ilişkilerine
bakıldığında hiçbir siyasal sorunun olmadığını
görüyoruz. 1998 yılında Türkiye, Afrika'ya açılım
politikası çerçevesinde bu ülkeyle de ilişkilerini geliştirmeye
çaba göstermiştir. Afrika'daki barış, istikrar ve bu
oluşumlara katkıda bulunmak için, Türkiye-Kongo Demokratik Cumhuriyetindeki
gözlem heyetine emniyet güçleri de katılmaktadır. İki ülke
kültürel, ekonomik, ticarî ve askerî alanda, eğitim konularında
ayrıca işbirliği anlaşmaları imzalamış
bulunmaktadır.
Hükümetin önerdiği tezkere, Kongo
Demokratik Cumhuriyeti seçimlerinin güvenli geçmesi için gönderilecek
uluslararası askerî birliğe Türkiye'nin katkıda bulunmasını
içermektedir ve büyük bir önem taşımaktadır; çünkü, bu birlik,
Avrupa Birliğinin şemsiyesi altında görev yapacaktır.
Değerli arkadaşlarım,
özellikle 1998'den sonra, Avrupa Birliği, bir savunma ve güvenlik
boyutu kazanmıştır. Bunu, Avrupa Birliğiyle ilgili
süreç, Türkiye'nin gündeminde bütün ağırlığıyla
otururken hiçbir zaman gözden kaçırmamak durumundayız. Bu çerçevede,
yalnız Avrupa Kıtasında değil, dünya boyutundaki, dünya
çapındaki krizlerin önlenmesi ve barışın korunması
için, ilgili alanlarda aktif rol oynamaktadır. Bu alanlarda NATO
ile işbirliği de ve bu işbirliği içerisinde faaliyet
gösterdiğini de hep beraber biliyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
NATO, Bosna'daki -Sayın Bakan değindi; bir kronoloji olarak
değindi- bazı görevlerini Avrupa Birliğine devretmiştir.
Avrupa Birliği, Balkan ülkelerinde de benzeri görevler yapmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
yakın yaşadığımız döneme küçük bir parantez
açalım. Ben, Bosna-Hersek'teki o katliamları, gerek NATO'nun
gerek Avrupa Birliğinin, şimdi bir Afrika ülkesindeki seçimlerin
demokratik ortamda gelişmesine -gözetmenlik diyelim- gözcülük yapma
iddiasında olan bu kurumların, Avrupa'nın ortasında
binlerce Boşnak katledilirken uzun süre sesini çıkartmadığına
tanık olduğumuzu lütfen unutmayalım değerli arkadaşlar,
lütfen unutmayalım! Daha geçenlerde televizyon karesine düşen
-bundan beş altı ay önce- gencecik Boşnak delikanlılarının
haydut Sırplar tarafından alınıp, ormanlık alanda
16-17 yaşında çocukların kurşuna dizildiği manzaraları
lütfen unutmayalım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Gerektiğinde Avrupa Birliğinin de gerektiğinde NATO'nun
da, eğer, ortada farklı dinden, kültürden ve farklı bir etnisiteden
gelen insanların sorunları söz konusu olduğunda, nasıl
kafasını kumun içine soktuğunu da unutmayalım değerli
arkadaşlar.
Görevlerimizi yapalım uluslararası
meşruiyet kuralları içerisinde, buna hiçbir itirazım yok;
ama, gösterilen hipokrasileri, gösterilen siyasî yalancılıkları
da sadece tarihin sayfalarına emanet etmeyelim, bu şekilde,
fırsatı geldikçe, kürsülerden, hem ulusal hem uluslararası
platformlarda da tekrar tekrar hatırlatmaktan geri kalmayalım.
Bu, bizim, aynı zamanda bir insanlık borcumuz. Bu çifte standartları
hatırlatmak, bir milletvekili olarak görevimiz, borcumuz değil,
bir insanlık görevimiz de aynı zamanda. Bunu da ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye açısından sorun, Avrupa Birliğini, NATO imkânlarından
yararlanarak yapacağı operasyonlarda, Türkiye gibi henüz Avrupa
Birliğine üye olmayan NATO ülkelerinin katılımının
ne şekilde yapılacağı söz konusudur. Bu konuda, uzun süren
çabalar sonucunda bir uzlaşmaya varılmıştır.
İşin önemli bir boyutu, Türkiye'nin bu operasyonlara asker verirken,
bu operasyonların, acaba
Değerli arkadaşlarım, bu
soru önemli, lütfen, bunu da düşünün. Sayın Bakan burada.
İşin önemli bir boyutu -bir kere daha yineliyorum- Türkiye'nin bu
operasyonlara asker verirken
Gerçi, boyutunu Sayın Bakandan öğrendik.
Elimize gelen hükümet tezkeresinde, bir C-130, 2 tane subay, bir de
uçağın mürettebatı şeklinde sınır belirleniyorsa
da, elimizdeki tezkerede o boyut yok. Sayın Bakan açıkladı ve
biz de bugünkü basından bu boyutta bir talep olduğunu öğrendik.
Şimdi, soru şu: Türkiye'nin,
bu operasyonlara asker verirken -2 kişi ya da 2 000 kişi- bu
operasyonların planlama ve denetimine tam
katılımının sağlanması gerekliliği
Hükümet tarafından kabul ediliyor mu, edilmiyor mu?
Değerli arkadaşlarım,
Kongo'daki süreç nasıl olacaktır? Kısa bir süre, birlik;
sınırlı; bunu kabul ediyorum. Yarın, bugün dünyanın
bir başka bölgesinde,demin çizdiğim gibi, NATO'ya üye olmayan Avrupa
Birliği sürecindeki ülkelerin de katılımıyla bir birlik
oluşturulacaksa, bu operasyonlara, planlama ve denetimine, Türkiye,
eşit oranda masada ortak olacak mı, olmayacak mı?! Bu sorunun
sorulması gerekiyor mu değerli arkadaşlar? Ben, bu sorunun
açık yüreklilikle sorulması gerektiğinin bir kere daha altını
çizmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda, demin söylediğim konuda, Türkiye ile NATO arasında bir
uzlaşmaya varılmış olsa da, Türkiye'nin bundan tam anlamıyla
tatmin olduğunu söylemek zordur. İşin gerçek yönünü de
belirtmekte fayda var. Buna rağmen, Türkiye, ilke olarak, bu tip
operasyonları yürütecek NATO ordusuna birlik vermeyi kabul etmiştir.
Kongo Demokratik Cumhuriyetinde düzenlenecek operasyonda Türkiye'nin
işlevinin ne olacağı ve bunun yerine getirilmesinde Türkiye'nin
rolünün ne olacağı, tezkerede açıkça ifade edilmesi gereken
bir husustur. Hükümetin bu konuda, Sayın Bakanın, Meclise zengin
bir kronoloji içerisinde bilgi verdiğine tanık olduk, boyutunu
öğrendik. Eğer bu yapılmazsa, koşulları belli olmayan,
Türkiye'nin oynayacağı rol ve görevleri tam olarak tespit edilmemiş
ve açıklanmamış bir durum ortaya çıkar ki, bunu Meclis
olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım,
bu konuda, Meclisin, Anayasamızın gerektirdiği ölçüde sürece
katılması, Hükümetimizin sorumluluğu altındadır.
Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilgili bu alanda işbirliğini,
ilke olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekliyoruz. Ancak, bütün
bu süreçlerde sihirli bir kelime var. Bu sihirli kelimeyi zaman zaman
unutuyoruz. Bu sihirli kelimeyi hem eski deyimiyle hem yeni Türkçe karşılığıyla
anımsatmakta fayda görüyorum: "Mütekabiliyet", "karşılıklılık";
mütekabiliyet ilkesi ve karşılıklılık ilkesi. Bu,
son derece önemli.
Şimdi, burada, mütekabiliyetle
ilgili bir hususu Sayın Hükümetin dikkatine sunmak istiyorum.
Sayın Atalay burada, 17 Aralık gecesi Hükümet adına imza atmıştı,
onun bulunması sevindirici. Şimdi, basında çıkan haberlere
göre, Kıbrıslı Rumların, Türkiye'nin, Avrupa Birliği
çerçevesinde oluşturulan bir uluslararası polis gücüne (Europol)
katılımını engellediğini duyuyoruz. Bu haberlerde
doğruluk payı var mıdır? Eğer doğruysa,
Hükümetin buna karşı bir tepkisi olmuş mudur; ne dozda olmuştur?
Tek yanlı ilişkiler mekanizmasının hiçbir zaman
doğru sonuçlar vermeyeceğinin altını çizmek istiyorum.
Mütekabiliyet sık unutuluyor; oysa, diplomasideki en sihirli kelime
-söylemiştim- karşılıklılık ilkesi.
Değerli arkadaşlarım,
çok kısa bir sürem var; müsaade ederseniz, bir konuya da
Sayın
Yakış'ı da burada görüyorum, eski Dışişleri
Bakanımızı; birlikte Yunanistan ve Batı Trakya'ya gerçekleştirdiğimiz,
uyum komisyonuyla birlikte gerçekleştirdiğimiz bir ziyaret
var. Yani, mütekabiliyet, karşılıklılık ilkesinin
Batı Trakya'da yaşayan Türk ve Müslüman azınlığa
karşı nasıl çiğnendiğini, nasıl Batı Trakya'daki
160 000 Türk ve Müslüman olmakla övünen ve "oradaki soydaşlarımız"
olarak nitelediğimiz insanlarımızın, etnik kimliklerinin,
nasıl, resmen inkâr edildiğini -Yunan Hükümeti tarafından-
ve bunun bir kültür politikası olarak, bir asimilasyon sürecinde eritilmeye
çalışıldığını, biz, burada, çok net bir
şekilde görüyoruz iki yıldır yaptığımız
ziyaretlerde. Oradaki soydaşlarımızın çok
ağır eğitim sorunları var. Yetişen soydaş çocukları,
Türk ve Müslüman azınlığa ait çocuklar, küçüklerimiz, ne
Türkçe'yi doğru dürüst öğrenebiliyorlar ne Yunanca'yı
doğru dürüst öğrenebiliyorlar; yükseköğrenim yapma
şansları çok düşük, her biri tütün tarlasına mahkûm olmuş
vaziyette; tütündeki ekonomik getiri de bitince, sadece tüketici olacak, kimliğini
kaybetmiş, ne Türkçe'yi ne Yunanca'yı konuşan -Yunanistan,
kendi iç hukukunda her ne kadar kaldırdıysa vatandaşlık
kanunundaki 19 uncu maddeyi, beş yıldır güya kaldırdı;
ama- 60 000 haymatlostan biri olacak; yani, vatansızdan biri olacak.
Değerli arkadaşlarım,
çok ciddî sorunlar var Batı Trakya'da. Bir genel görüşme çerçevesinde
bunların Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınmasını
talep etmiştik; reddettiniz demeyeyim -böyle bir şeyi reddedeceğinize
inanmıyorum- yeterli çoğunluğunuz yoktu o gün, daha sonra
görüşmek üzere erteledik diyelim, daha uygun bir tercümesiyle ifade
edeyim. Bu sorunların, mutlaka, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir
genel görüşmede ele alınması gerekiyor değerli arkadaşlarım;
çok ciddî sorunlar var. Ben, etnik ya da şoven bir yaklaşımla
yaklaşmıyorum; her iki ülkenin, büyük uluslararası güçlerin
kendi çıkarları çerçevesinde tarihten gelen birtakım korkularla,
vehimlerle, savaşma riski olan ülkeler olarak takdim edilmesinden
rahatsızlık duyuyorum. Türk-Yunan dostluğuna inanıyorum.
Dostluk tamam, Avrupa Birliği süreci içerisindeki ilişkiler
tamam; ama, sorunlar da var kardeşim, sorunlar da var, Batı Trakya'da
sorun var! Batı Trakya'daki sorunlara gözlerimizi kapatamayız. Türkiye
Büyük Millet Meclisi olarak, oradaki soydaşlarımızın,
eğitim olsun, mülk edinme olsun, yüksek tahsil olsun, yüksek tahsillilerin
iş bulması olsun, ekonomik durumları olsun, etnik kimliklerinin
ifadesi olsun, dinî özgürlüklerini yerine getirmeleri ve kendi müftülerini
seçebilme konuları olsun, her konuda sorunları var. Yunanistan,
Avrupa Birliği üyesi...
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Seyahat
özgürlüğü yok
HALUK KOÇ (Devamla) - Seyahat özgürlü
yok.
Değerli arkadaşlarım,
bu gezimizi -Sayın Yakış da, belki, birazdan konuşacak,
kısa bir paragraf değinir- Yunan istihbarat kameraları altında
yaptık, bir Avrupa Birliği ülkesinde ve bu sorunları, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde mutlaka görüşmek zorundayız. O insanlar
Türkiye'den ses bekliyorlar, o insanlar Türkiye'nin onları unutmadığını
duymak istiyorlar en azından, en azından duymak istiyorlar ve
değişik heyetler oraya gittiğinde
Biz kimseyi kışkırtmıyoruz.
Biz, kimseyi, yaşadığı topraklarda, tabiyetinde bulundukları
ülkeye karşı düşmanlık hislerini ya da böyle bir
şey varmış gibi onları kışkırtmak istemiyoruz;
ama, oradaki sorunları dile getirmek istiyoruz.
Buraya nereden geldim; mütekabiliyetten
geldim. Mütekabiliyetin çerçevesini 1913 Atina, 1923 Lozan ve daha sonra
çeşitli uluslararası ikili sözleşmeler çizmiş durumda.
Evet, İstanbul'daki Rum
azınlığa her şey var, Batı Trakya'da
"Türk" adını kullanmak bile yasak! Rum Zoğrafyan
Ortaokulu, Rum Balıklı Hastanesi, Rum Ortodoks Patriği
Benim müftüm, orada seçilmiş müftüm, Yunan makamları tarafından
tanınmıyor ve hapse atılıyor.
Değerli arkadaşlarım,
mütekabiliyet, evet, diplomasideki sihirli dil. Onun için, her şeye evet;
her şeye evet; ama, karşılıklılık arayarak, hak
arayarak ve hakkını korumak zorunda olduğumuz soydaşlarımızı
da hiçbir zaman unutmadan.
Değerli arkadaşlarım,
özetle, Türkiye'nin Kongo Demokratik Cumhuriyeti seçimlerinin güvenli
koşullarda gerçekleşmesi için katkıda bulunmasını
ilke olarak destekliyoruz; ama, demin söylediğim konularda da bu
fırsatla bir iki ufak bilgi aktarma şansını kullanmış
bulunuyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına, Düzce Milletvekili
Yaşar Yakış.
Sayın Yakış, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR
YAKIŞ (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Kongo Demokratik Cumhuriyetine asker gönderilmesiyle ilgili Başbakanlık
tezkeresi hakkında, AK Parti Grubunun görüşünü sizlerle paylaşmak
için huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; asıl, Kongo'ya asker gönderilmesi konusuyla ilgili
bölüme geçmeden önce, benden önce söz alan değerli milletvekillerinin
değindikleri bir iki hususta kendi görüşlerimi sizinle paylaşmak
istiyorum.
O da, Sayın Gaydalı, bu
konuyla hiç alakası olmayan, Türkiye'nin genel olarak dış
politikası, özellikle Irak politikası, Avrupa Birliği
politikası ve Kıbrıs politikası hakkında değerli
görüşlerini sizlere iletti. Hepsini de takip etmişsinizdir.
Partilerinin kurucusu olan rahmetli Özal'ın hedeflediği
politikalara en yakın yere Türk dış politikasını
getiren parti AK Parti olmuştur. Eminim ki, Sayın Gaydalı'nın
sözleri,rahmetli Sayın Özal'ın mezarında kemiklerini
sızlatmış olabilir.
Bu parti, Özal'ın hedeflerini,
Avrupa Birliğine girme yolundaki hedefleri de, genel olarak
dış politikada şahsiyetli dışpolitika izleme
konusundaki hedefleri de, en yakın noktaya getirmiş olan partidir.
AK Partinin gerçekleştirdiği
şeylerden en önemlisi, Avrupa Birliğiyle kırk yıldan
uzun süren mücadeleyi çok somut bir noktaya getirmiş olmasıdır;
o da, müzakerelerin başlamış olmasıdır. Müzakereye
başlamış olmak, bir lig değiştirmedir. Türkiye'yi,
bir kategori ülkeden başka bir kategori ülkeye taşımaktır.
Onu, AK Parti sağlamıştır ve bütün şerefini de, siz
milletvekillerinin şerefle paylaşacağınızdan
eminim.
Kıbrıs konusunda, zaman
zaman kamuoyunda köşe yazarları tarafından, fakat daha çok
politikacılar tarafından şöyle bir izlenim yaratılmaktadır:
Avrupa Birliği, herhangi bir forumunda -bu, Parlamentosu olabilir,
Konsey kararı olabilir, Komisyonun kaleme aldığı bir belge
olabilir; orada- Türkiye'yle ilgili olarak, Türkiye'nin yapması gerektiği
herhangi bir iş, reform konusunda bir hususu dile getirmişse ve
Türkiye'den bir beklenti dile getirilmişse, Türkiye'deki çeşitli çevreler, sanki, Avrupa Birliği,
o belgede dile getirilen temenniyi Türkiye'den bir talep olarak ileri sürmüş
ve Türkiye de o talebi aynen Avrupa Birliğinin istediği gibi
kabul etmiş ve iş bitmiş gibi takdim etmektedirler.
Avrupa Birliği, pek tabiî ki,
kendi karar organları vardır, orada çeşitli düşünceleri
ileri sürebilirler, o onların görüşüdür; Türkiye o görüşü mutlaka
kabul etmiş değildir; kabul ettiği zaman ancak bu eleştiriler
ileri sürülebilir. Türkiye, ne Kıbrıs konusunda ne de başka
konuda, dönüşü olmayan bir taahhütte bulunmamıştır.
Pek tabiî ki, bugünkü konumuz Kıbrıs
veya Avrupa Birliği veya Irak olmadığı için veya Türkiye'nin
genel olarak dışpolitikası olmadığı için, bu
konuların ayrıntılarına daha fazla girmek istemiyorum
ve yine, Başbakanlığın tezkeresine dönmek istiyorum.
Önümüzdeki Başbakanlık tezkeresi,
Kongo Demokratik Cumhuriyetine, yani, eski adıyla Belçika Kongosuna
Türk Silahlı Kuvvetlerinin göndereceği 2 subay ve bir uçak mürettebatıyla
ilgilidir. Bu askerlerimiz, Avrupa Birliğinin Kongo'da gerçekleştireceği
bir operasyona katkıda bulunacaklardır. Söz konusu operasyon da,
Kongo'da bozulmuş olan istikrarın yeniden sağlanmasıyla
ilgilidir. Tezkereyle, Başbakanlık, Yüce Meclisten, söz konusu
askerlerimizi göndermeye yetkili kılınmasını istemektedir.
Burada söz konusu olan harekât, bir işgal veya istila harekâtı
değildir, bir operasyondur, ama, bir işgal ve istila operasyonu
değildir. Kongo'da, uzun yıllar süren iç çatışmalar
nedeniyle, istikrar ve barış bozulmuştur. Avrupa Birliği,
bu operasyonuyla, Kongo'da istikrarı ve barışı yeniden
tesisi hedeflemektedir.
Temmuz ayı sonunda, Kongo'da
seçimler yapılacaktır. Bu seçimlerin güvenlik ortamı içinde
yapılması, Kongo'nun ondan sonraki istikrarı için çok önemlidir.
Avrupa Birliği, bu güvenlik ortamının sağlanması
için Kongo'da bir kuvvet konuşlandıracaktır. Bu kuvvet, 30
Temmuz ile 30 Kasım 2006 tarihleri arasında dört aylık bir
süre için görev yapacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin katkıda
bulunacağı kuvvet işte bu kuvvettir. Bu harekât, Birleşmiş
Milletlerin talebine binaen ve uluslararası hukuk çerçevesinde, uluslararası
meşruiyet çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.
Avrupa Birliğinin orada
yapacağı görev şu şekilde özetlenebilir: Birincisi, Birleşmiş
Milletler Teşkilatının Kongo'da gerçekleştirmekte
olduğu ve baş harfleriyle MONUC adı verilen (Mission de l'Organisation
des Nations Unies au Congo) bir harekâta destek sağlamaktır; ikincisi,
sivillerin şiddete maruz kalmalarını önlemektir; üçüncüsü,
Kinşasa Havaalanının korunmasına katkıda bulunmaktadır;
dördüncüsü, kendi personel ve tesislerinin güvenliğini sağlamaktır
ve sonuncu olarak da, gerektiği takdirde, zor durumdaki bireyleri
tahliye etmek için küçük çapta operasyonlar düzenleyebilecektir. Türkiye,
bu harekâta katılmaya Avrupa Birliği tarafından resmen
davet edilmiştir. Bu çerçevede, ülkemizin 2 subay görevlendirmesi
öngörülmektedir. Bunlardan biri harekât, diğeri kuvvet karargâhında
görev yapacaklardır. Ayrıca, göreve hazır durumda bekleyecek
olan 1 adet C-130 uçağımız da Kongo'ya yakın bir ülke
olan Gabon'da konuşlandırılacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; malumları olduğu üzere, Türkiye, çok kritik
bir coğrafyada yer almaktadır, jeostratejik önemi çok büyük olan
geçiş güzergâhlarını kontrol etmektedir, ciddî bir askerî
yeteneği elinde bulundurmaktadır. Bu konumdaki bir ülkenin
küresel düzeyde yürütülen barışı koruma ve destekleme harekâtlarının
içinde olması çok önemlidir, dışında kalması
esasen düşünülmemelidir. İşte, tüm bu hususları
değerlendiren Hükümetimiz, Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa
Birliği ve AGİT gibi çokuluslu yapılar şemsiyesi altında
yürütülen bu gibi harekâtlara katkılar yapmaktadır. Bu katkılar
gerek askerî gerek sivil yetenekleri kapsamakta ve ikili düzeyde yürütülen
çalışmaları tamamlayıcı nitelik arz etmektedir.
Geçen yıl, Türkiye'nin
Barışı Destekleme ve Koruma Harekâtlarına
Katılımı Konsepti kabul edilmiştir. Bu konsept,
harekâtlara katılımların eşgüdüm içinde yürütülmesini
öngörmektedir; çünkü, katılımların kendi aralarında
tutarlı olması önem arz etmektedir ve devamlılık arz
etmesi de önem arz etmektedir. Birbirlerine benzeyen harekâtlardan
birisine katılıp ötekisine katılmadığınız
zaman, bu, yanlış şekilde yorumlanabilir. Kongo'daki
harekâta katılıp, Bosna Hersek'tekine katılmazsanız, bu
da yanlış anlaşılır. Bosna'ya kaç asker, Kongo'ya
kaç asker gönderdiğiniz de önem arz eder. Bosna'ya 2, Kongo'ya 70 asker
göndermiş olursanız, bu da karşı tarafa yanlış
bir mesajdır.
Bu demin bahsettiğim konsept,
ayrıca, krizlere, hem sivil hem de askerî unsurlarla etkin
şekilde müdahale edebilmek için gerekli zeminin oluşturulmasını
da hedeflemektedir.
Diğer taraftan, ülkemiz, Avrupa
Güvenlik ve Savunma Politikası "AGSP" adı verilen,
İngilizce "ESDP" adı verilen bu politikanın
gelişmesini başından beri desteklemektedir. AGSP içinde etkin
bir yer edinebilmek, Avrupa Birliği üyelik sürecimiz açısından
da çok önemlidir. Öte yandan, AGSP içinde yer almak, aynı zamanda
güvenlik ve savunma politikamızın da bir gereğidir ve bu
politika stratejik önceliklerimiz arasında yer almaktadır.
Nitekim, ülkemiz, AGSP'ye en fazla katkıda bulunan AB
dışı ülkelerin başında gelmektedir. Bu katkı,
Türkiye'nin AGSP'ye NATO dışında yaptığı ilk
katkıdır. Bu, tesadüfen ortaya çıkmış bir
gelişme değildir. Bu, Türkiye'nin bilerek yaptığı
ve dikkatlice yürüttüğü bir politikanın sonucudur. Avrupa Birliği
de, bu katkımızın önemini müdriktir, bilmektedir ve bu
durum, AB tarafından şükranla karşılanmaktadır.
Aynı şekilde, Kongo'daki askerî harekâta ülkemizin
yapacağı katkı, Avrupa Birliği tarafından takdir
edilmekte ve memnunlukla karşılanmaktadır. Avrupa Birliği
içindeki muhataplarımız, bu memnuniyetlerini çeşitli temaslarımızda
bize karşı da dile getirmektedirler.
Esasen, Türkiye, Avrupa Birliğinin
2003 yılından itibaren Balkanlarda üstlendiği tüm askerî
ve polis misyonlarına katkıda bulunmuştur. Bu çerçevede,
Bosna-Hersek'teki Avrupa Polis Misyonuna, ülkemiz, Emniyet Genel Müdürlüğü
ve Jandarma Genel Komutanlığından toplam 4 personelle
katılmaktadır. Bu misyon, AGSP, yani Avrupa Güvenlik ve Savunma
Politikası çerçevesinde, o bağlamda, ilk sivil kriz yönetimi
harekâtıdır ve 1 Ocak 2003'te başlamıştır.
Aynı şekilde, Haziran 2004
tarihinde İstanbul'da yapılan NATO zirvesinde bir karar
alınmıştı. Bu karara göre, Bosna-Hersek'te NATO tarafından
icra edilen ve SFOR adı verilen harekâtın sona erdirilmesinin ardından,
Avrupa Birliği tarafından, bu ülkede, yani Bosna'da EUFOR-ALTHEA
adıyla bir harekât başlatılacaktı. Bu harekât, NATO imkân
ve yeteneklerine başvurularak oluşturulacaktı. Söz konusu
harekât, nitekim, 2 Aralık 2004'te başlamıştır. Türkiye,
Bosna-Hersek'teki bu harekâta 400'e yakın personelle katılmaktadır.
EUFOR-ALTHEA Harekâtı kapsamındaki
bir başka misyon olan Entegre Polis Birimine de 46 jandarma personeliyle
katkıda bulunmaktayız. Bu rakam, 2005 yılında yaptığımız
katkının iki mislidir. Dolayısıyla, bir yıl sonra
bu katkıyı iki misline çıkarmış bulunuyoruz.
Öte yandan, bildiğiniz üzere,
2005 yılı, Hükümetimizce, Afrika yılı ilan edilmiştir,
yani, Afrika'ya açılma yılı ilan edilmiştir. Ayrıca,
2009-2010 yıllarında, Türkiye, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin geçici üyeliğine adaydır. Türkiye'nin Kongo
Harekâtına katkıda bulunması, işte, bütün bu hususlar
göz önünde bulundurulmak suretiyle kararlaştırılmıştır.
Böylelikle, Türkiye'nin sadece Avrupa Birliği bakımından
değil, aynı zamanda Afrika ülkeleri ve Birleşmiş Milletler
nezdinde de görünürlüğünün artırılması hedeflenmektedir.
Birleşmiş Milletlerin Kongo'da
icra ettiği polis misyonu "MONUC-CIVPOL" adı verilmektedir.
Türkiye, bu misyona halihazırda 17 polis memuruyla katkıda bulunmaktadır.
Avrupa Birliğinin, Ocak 2005'ten bu yana, keza, Kongo'da icra ettiği
başka bir misyon daha var; adı Avrupa Birliği Kinşasa
Polis Misyonu ve 29 kişiden oluşuyor. Türkiye, halihazırda bu
misyona da 1 Jandarma personelimizle katkıda bulunmaktadır.
Başka bir deyişle, bu kez göndereceğimiz 2 subay ve 1 uçak,
mürettebatı, Kongo'da görevli ilk Türk güvenlik görevlisi olacak
değildir, eskiden beri yürüttüğümüz politikanın
devamıdır; yani, bugün kararlaştıracağımız
katkı, Türkiye'nin, Kongo'da çeşitli uluslararası örgütler
şemsiyesi altında yapmakta olduğu yardımların
devamıdır ve o katkının yeni bir boyutunu oluşturacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sonuç olarak, söz konusu harekâta iştirak edilmesi,
Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkileri bağlamında
Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına daha etkin şekilde
katılımını sağlayacaktır. Öte yandan, bu katkımız,
ülkemizin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi adaylığıyla
ve genel olarak barışı destekleme harekâtlarına olan yaklaşımlarıyla
da uyum içindedir.
Bu itibarla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin,
Avrupa Birliğinin Kongo'daki harekâtına katılımı
için Yüce Meclis tarafından gerekli yetkinin Hükümete verilmesini, AK
Parti Grubu olarak destekliyoruz ve bu tezkerenin onaylanmasında
Grubumuz olumlu oy kullanacaktır.
Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla
selamlıyorum ve beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın
Yakış, teşekkür ediyorum.
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) -
Sayın Başkan
BAŞKAN - Sayın Gaydalı,
daha önceden sözlü olarak iletmiştiniz talebinizi; ben mikrofonunuzu
açacağım.
Çok kısa olarak, buyurun efendim.
V.- AÇIKLAMALAR
VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Bitlis
Milletvekili Edip Safder Gaydalı'nın, Düzce Milletvekili
Yaşar Yakış'ın, konuşmasında, ileri sürmüş
olduğu görüşlerden farklı görüşleri kendisine atfetmesi
nedeniyle konuşması
EDİP SAFDER GAYDALI (Bitlis) -
Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın eski Dışişleri
Bakanımız Saygıdeğer Yaşar Yakış Beyefendi,
sözlerine başlarken benim konuşmamdaki sözlerime değindi;
ama, Sayın Yakış, son derece değerli hizmetler görmüş
önemli bir diplomatımızdır, yanlış anlaşılabilir
imajıyla bazı şeyleri düzeltmek istiyorum; sözlerinden,
Anavatan Partisinin sanki Avrupa Birliğine karşıymış
imajını çıkaran kesim veya insanlar olabilir; bunu düzeltmek
için söz aldım.
Anavatan Partisi hiçbir zaman AB'ye
karşı bir parti değildir, Özal'ın çizgisinden de hiçbir
zaman sapmamıştır. Hükümetin doğrularının arkasında
her zaman olduk. Sözlerimin başında, bu tezkereye olumlu oy
vereceğimizi ve destek verdiğimizi de Genel Kurula arz ettik; ama,
izin verirseniz, Hükümetin bazı yanlışlarını da göz
önüne serelim. Biz AB'ye girmek istiyoruz, doğrudur; ama, AB'ye ayaklarımızın
üzerinde girmek istiyoruz, dizlerimizin üzerinde değil.
Bu vesileyle, bu fırsatı
bana tanıyan Sayın Başkana da teşekkürlerimi arz ediyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Gaydalı.
III.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
A)
TEZKERELER VE ÖNERGELER (Devam)
5.-
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Harekâtı kapsamında yurt dışına gönderilmesine; bu
kuvvetlerin verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde kullanılmasına
izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1081)
(Devam)
BAŞKAN - Şahsı
adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum. Hükümet tezkeresi üzerinde söz aldım, bu vesileyle
bu tezkereye olumlu yaklaştığımızı ve olumlu
oy kullanacağımı ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, Kongo
Cumhuriyeti uzun yıllardan beri çok
ciddî manada sıkıntılar içerisinde olan bir ülke; milyonlarca
insanın hayatını kaybettiği, iç karışıklıkların,
iç savaşların had safhaya ulaştığı bir ülke.
Böyle bir ülkede yapılacak olan seçimlerde, Türkiye'den de Silahlı
Kuvvetler mensuplarımızın orada seçim güvenliğini
sağlamak üzere görevlendirilmesine son derece olumlu yaklaşıyoruz;
çünkü, bizim ülkemiz, dünyanın neresinde bir sıkıntı
olmuşsa, Silahlı Kuvvetlerimiz hep orada olmuş, verilen
görevleri son derece mükemmel bir şekilde yerine getirmişler.
İşte Kore, işte Somali, işte Bosna-Hersek, Arnavutluk,
Kuveyt, Doğu Timor, Gürcistan ve son olarak Afganistan. Oralardaki
güvenlik güçlerimiz, Türk Milletine yakışacak şekilde, Türk
Devletinin vakar ve ciddiyetine yakışacak şekilde, verilen
görevleri bihakkın yerine getirmişler ve bütün dünyanın takdirini
kazanmışlardır. İşte, Kongo'da da bu verilen
görevi en iyi şekilde yerine getireceğimizden hiçbir şüphemizin
olmaması gerektiğini ifade ediyorum.
Türk askerlerinin buralarda görevlenmesi,
Türkiye Cumhuriyeti Devletine de bir itibar kazandıracaktır. Dünyanın
bütün ülkeleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ne kadar mükemmel bir
şekilde yetiştirildiğini, verilen görevler karşısında
seve seve canlarını feda etmeye hazır olduklarını,
özellikle Kore'de yaşanan muhteşem kahramanlıkların
altında Türk Silahlı Kuvvetlerinin imzası olduğunu
bütün dünya yakından tanımaktadır.
Böyle bir tezkerenin mahiyetini, biz
isterdik ki, bu tezkerenin içerisinde çok açık bir şekilde
görelim. Sınırı, kapsamı, süresi elbette Bakanlar
Kurulunca takdir edilecek; ama, biz isterdik ki, Bakanlar Kurulu bu tezkereyi
gönderirken, en azından bunun ipuçlarını bize verecek
şekilde bir bilgiyi Türkiye Büyük Millet Meclisine sunması
gerektiği inancındayız.
Değerli milletvekilleri, Türk
dış politikası, üzerinde çok ciddî çalışılması,
üzerinde çok ciddî durulması gereken bir politika. Özellikle, ülkemizin
bulunmuş olduğu coğrafyadan kaynaklanan ve üzerinde bulunduğu
coğrafyanın kendisine vermiş olduğu yükümlülükleri
ve sorumlulukları çok iyi değerlendirip, bu yükümlülüklere ve
sorumluluklara uygun bir Türk dış politikasının Hükümet
tarafından uygulanması son derece önemli.
Türkiyemiz için son derece önemli
dış politikalarımız var; Kıbrıs politikası.
Ama, Kıbrıs politikasında, maalesef, Hükümetimizin uygulamış
olduğu politikaların çok sağlıklı olduğunu
söylememiz mümkün değil. Kırk yıldan beri Kıbrıs
politikasının yılmaz savunucusu olan Rauf Denktaş'la ilgili
bu Hükümetin takınmış olduğu tutumun da doğru olmadığı
inancındayız. Hep şu söyleniyordu: "Çözümsüzlüğü
çözüm diye sunanlar" şeklinde hitapta bulunuluyordu; ama, Yunan
politikacıların son dönemde yapmış olduğu itiraflardan
görüyor ve anlıyoruz ki, Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün arkasındaki
ismin Rauf Denktaş değil, bizzat Yunanistan olduğu çok
açık bir şekilde ortaya çıktı; ama, bugün gelinen noktada
"kazan kazan" politikalarının uygulandığı
söylenilen noktada, Kıbrıs'ta hiçbir meselenin çözüme ulaştırılamadığı
da bir açık gerçek olarak karşımızda.
Annan Planından sonra izolasyonların
kaldırılacağı söyleniyordu, Avrupa Birliği fonlarının
serbest bırakılacağı söyleniyordu; ama, Annan
Planının oylanmasının üzerinden ikibuçuk yıla
yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen, ne izolasyonlarda
ne Avrupa Birliği fonlarının serbest bırakılması
noktasında olumlu bir gelişmenin olmadığı da
açık bir şekilde ortadadır ve Hükümetin ek protokolü imzalamış
olmasından dolayı da bugün Kıbrıs'taki limanların
ve havaalanlarının Güney Kıbrıs Rum Kesimine açılması
meselesi de maalesef bir Demokles'in kılıcı gibi üzerimizde
durmaktadır. Siz bilmiyor muydunuz, ek protokolü imzalarken Güney
Kıbrıs Rum Kesiminin yarın bu isteklerle karşınıza
çıkacağını bilmiyor muydunuz, düşünmemiş miydiniz?!
O imzayı niye altına attığınızın
hesabını yapmanız gerekmektedir ve yine Avrupa Birliğiyle
ilgili, maalesef, Güney Kıbrıs Rum Kesiminin tek başına
Avrupa Birliğine tam üyeliği noktasında Türkiye olarak hiçbir
işlem ve eylemin içerisinde olmayacaksınız ve sonra da Avrupa
Birliğine tam üye olması noktasında hiçbir politikanız
olmayacak ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi tek başına Avrupa
Birliğine tam üye olacak.
Değerli milletvekilleri, Avrupa
Birliğindeki müzakere sürecini de tasvip etmemizin mümkün olmadığını
çok açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Bugüne kadar hiçbir
aday ülkeye dayatılmayan, ortaya konulmayan hükümlerin Türkiye'ye
dayatılmasının hesabını ve muhasebesini de bu
Hükümetin yapması gerekmektedir. Ucu açık, sonucu önceden kestirilemeyen,
serbest dolaşım imkânının olmadığı, fonların
kullanımının Türkiye'ye verilmediği, "eğer tam
üyelik olmazsa, en güçlü bağlarla bağlanacaktır"
şekilde, bir nevi imtiyazlı ortaklık ifadesinin, ibaresinin
o metinler içerisinde yer almasını kabul etmemiz mümkün
değildir ve referandum şartının ortaya konulması,
her dosya için iki oylamanın yapılacak olması, Türkiye'nin
önündeki en büyük handikap olarak karşımızda durmaktadır
ve yine, müzakere çerçeve belgesi ve ilerleme raporu içerisinde, yüzyıllardan
beri yan yana, kardeşçe yaşadığımız kesimlerle
ilgili olarak "azınlık" ifadeleri ve ibarelerinin o belgeler
içerisinde yer alması karşısında da Hükümetin ciddî
bir tavır ve tutum içerisinde olmamasını da milletimizin takdirine
bırakıyorum.
Değerli milletvekilleri,
Irak'la ilgili kırmızı çizgilerimizin olduğunu bu
Hükümetin bütün yetkilileri bulundukları her ortamda, her platformda
dile getiriyorlardı. Şimdi, ben, buradan sormak istiyorum: Bu
kırmızı çizgilerin ne olduğu konusunda hiçbirimizin
belleğinde bir şey kaldı mı?! Nedir bu kırmızı
çizgiler? Neydi bu kırmızı çizgiler, taviz vermeyeceğimiz
kırmızı çizgiler? Bugün, hepsi unutuldu, yok oldu gitti ve
Kuzey Irak'taki bütün gelişmeler Türkiye'nin aleyhinde cereyan etmeye
başladı.
Ve yine, Batı Trakya'yla ilgili
bir araştırma komisyonu kurulma meselesi de, maalesef, İktidarın
oylarıyla reddedildi. Batı Trakya'da yaşayan soydaşlarımızın
orada çekmiş olduğu sıkıntı ve zorluklar karşısında,
bunun bir Meclis araştırma komisyonu marifetiyle araştırılması
meselesi Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirildiğinde,
maalesef, İktidar, böyle bir komisyonun kurulmasına bile karşı
çıktı.
Geçenlerde, Dışişleri
Komisyonu Başkanımızla bütün siyasî parti temsilcileri bir
araya geldik, sözde Ermeni soykırımıyla ilgili olarak Meclisçe
kabul edilmesi gereken bir metin üzerinde mutabakat sağladık. Ne
oldu o mutabakat?! Dışişleri Komisyonu Başkanımıza
soruyorum -orada, AK Parti Grubunu temsilen gelen milletvekili arkadaşlarımız
da vardı- ne oldu? Bu komisyonun orada ortaya koyduğu ve altına
imza attığımız bir belge niçin Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine getirilmemiştir? Bunun hesabının da mutlaka
verilmesi gerekmektedir.
Önemli olan, 70 000 000'luk bir dev ülkenin
dış politikasının şahsiyetli bir politika olmasıdır.
Türkiye'ye yakışan budur. Türkiye, 70 000 000 nüfusu, bulunduğu
jeopolitik konum itibariyle dışpolitika noktasında son
derece aktif olması gereken bir ülkedir. Ancak, bu büyüklüğe, bu
kapasiteye uygun olmayan bir dış politikanın yürütülmüş
olmasından da biz büyük bir üzüntü duyuyoruz. Amerika Birleşik
Devletlerine Hükümet tarafından yapılacak ziyaretin, Başbakanın
yapacağı ziyaretin, İsrail gezisine bağlantılı
olarak, İsrail'i öncelikle ziyaret edip daha sonra Amerika Birleşik
Devletlerinin ziyaret edilmesinin haklı ve mantıklı bir
izahının olmadığı inancındayız. Ve yine
70 000 000'luk bir ülkenin Başbakanı, Amerika Birleşik Devletleri
Cumhurbaşkanından verilecek randevuyu aylardan beri beklemektedir.
Böyle bir dış politikayı tasvip etmiyoruz, kabul etmiyoruz,
reddediyoruz.
Türk dış
politikasının, ayakları yere sağlam basan, gücüne uygun
ve orantılı bir dış politikası olması gerektiği
inancımı ifade ediyor, bu tezkerenin ülkemize ve milletimize
hayırlara vesile olmasını ve Kongo Cumhuriyetinde
yapılacak seçimlerin de sağlıklı bir şekilde geçmesini
temenni ediyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
Başbakanlık Tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi tezkereyi tekrar okutup
oylarınıza sunacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Avrupa Birliği, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin 25 Nisan 2006 gün ve 1671 (2006)
sayılı kararı gereğince, 26 Nisan 2006 gün ve 779/06
sayılı Ortak Eylem Belgesiyle almış olduğu karar
çerçevesinde, Kongo Demokratik Cumhuriyetinde yapılacak genel seçimler
esnasında ülkedeki asayiş ve güvenliğe katkıda bulunmak
ve bölgede görev yapan BM kuvvetlerini (The United Nations Organisation Mission
in the Democratic Repuplic of the Congo/MONUC) desteklemek maksadıyla
"Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı" icra
etmeye karar vermiş, Türkiye dahil Avrupa Birliği üyesi olmayan
NATO müttefiki ülkelere katılım konusunda davette bulunmuştur.
Harekât kapsamında Kongo Demokratik
Cumhuriyeti yanı sıra, Gabon ve ihtiyaç duyulacak diğer ülkelerde
destek amaçlı olarak birlik konuşlandırılması,
bu ülkelerdeki havaalanı veya deniz limanlarından istifade edilmesi
öngörülmüştür.
Avrupa Birliğinin "Avrupa
Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı"na
katılımın, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği adaylığını
destekleyeceği, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına verdiğimiz
destekle uyumlu olduğu ve ülkemizin genel olarak
Barışı Destekleme Harekâtlarına olan yaklaşımıyla
örtüşmesi nedeniyle; Anayasanın 92 nci ve 117 nci maddeleri
uyarınca gereği, sınırı, kapsamı ve zamanı
Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
"Avrupa Kuvveti Kongo Demokratik Cumhuriyeti Harekâtı" kapsamında
yurt dışına gönderilmesi ve Hükümetçe verilecek izin ve belirlenecek
esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Hükümete
izin verilmesinin gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, tezkereyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir; ülkemiz
için ve tüm dünya için hayırlar getirmesini diliyorum.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer
denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmına geçiyoruz.
VI.- KANUN
TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale
Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere'nin,
Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununa Geçici Bir Madde
Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa Geçici Madde Eklenmesine
Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S.
Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1 inci sırada yer
alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu
gelmediğinden, teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2 nci sırada yer alan, Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı
Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı:
904)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
3 üncü sırada yer alan, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti
Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti
Arasında Yayılmanın Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım
Sağlanmasının Kolaylaştırılması
İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/1115) (S.
Sayısı:1147)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
4 üncü sırada yer alan, Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş ve 9
Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.- Bütçe
Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş ve 9
Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1219, 2/812) (S.
Sayısı:1210)
BAŞKAN
- Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Sayın milletvekilleri, 5 inci
sıraya alınan, Ordu Milletvekili Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin,
193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlayacağız
5.- Ordu Milletvekili
Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin; 193 Sayılı Gelir Vergisi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/825) (S.
Sayısı: 1215) (x)
BAŞKAN -.
Komisyon ve Hükümet?.. Yerinde.
Komisyon raporu 1215 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde, AK Parti
Grubu adına İstanbul Milletvekili Muharrem Karslı, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi,
Anavatan Grubu adına Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nun
söz talepleri vardır.
İlk söz sırası, AK Parti
Grubu adına İstanbul Milletvekili Muharrem Karslı'ya aittir.
Sayın Karslı, buyurun efendim.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUHARREM
KARSLI (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 1215 sıra sayılı, Ordu Milletvekili
Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin, 193 Sayılı Gelir Vergisi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifi üzerinde, AK Parti Grubunun görüşlerini ifade etmek
üzere söz almış bulunuyorum; hepinize en derin sevgi ve saygılarımı
sunuyorum.
Bu kanun tasarısının Meclise
gelmesinin bir arka planı var, olup biten birtakım iktisadî olaylar
var. Ben, bu olaylardan işe başlayarak, önce şu günlerde
içinde bulunduğumuz ve yaşadığımız iktisadî
türbülans hakkında görüşlerimi arz ederek söze başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz, dışarıdan
gelen bazı etkilerle döviz talebi yükselmiş bulunuyor ve döviz
çıkışı olayı görülmüş bulunuyor. Bunun sonucunda
da döviz kurları yükselmiş, aynı zamanda da faiz oranları
yükselmiş bulunuyor. Bunların başlangıcı nereden
geliyor, kaynağı nereden geliyor, önce bunlara temas etmek istiyorum.
Bu türbülansın kaynağı,
genellikle iktisatçılarca, Amerika Birleşik Devletlerinde
Federal Reserve Başkanlığına gelen yeni Başkanın
daha değişik bir ekonomik görüşle faiz oranlarını
daha da fazla yükselteceği beklentisine bağlanıyor.
İkinci olarak da, gelişmiş ülkelerde, Amerika Birleşik
Devletlerinde faiz oranlarının yükseltilmesi halinde o tarafa
kayacak olan dolar fonlarının hepsinin kaymaması, bir
kısmının kendilerinde kalması ve ülkelerinde
oluşan iktisadî dengelerin bozulmaması için onların da faiz
artırımına gitmeleri, böylece, az gelişmiş ülkelerden
ya da gelişmekte olan ülkelerden döviz
çıkışının da hızlanması sebebine bağlayan
iktisatçılar var.
Bunların dışında,
bu iktisatçıların temas etmediği ve benim üzerinde durduğum,
sizlere anlatacağım başka bir faktör daha var. Bu faktör
de, petrol fiyatları ve Amerika Birleşik Devletlerinin
(x) 1215 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir.
İran'a saldırması ihtimalidir.
Amerika Birleşik Devletlerinin İran'a saldırması ihtimali
üzerine bütün devletler petrol stoku yaptılar. Ayrıca,
spekülatörler de petrol fiyatlarının aşırı bir
şekilde yükseleceğini hesaplayarak, büyük petrol alımları
yaptılar ve üstüne oturdular. Böylece, petrol fiyatları varil
başına 70 doların üstüne çıktı; petrol yetmedi, altına
yöneldiler -altın fiyatları da, biliyorsunuz, bizde cumhuriyet
altını 235-240 liraları buldu- böylece, bir spekülatif
hareket başladı.
Devletler, aşağı yukarı,
petrol stoklarını tamamladılar; yani, depolama imkânları
olanlar ve bu stoklara yatıracak parası olan devletler petrol
stoklarını tamamladılar. Bunun dışındaki büyük
spekülatörler -ki, onlara biz para babaları diyoruz- bu para
babaları da yeterince yatırım yaptıklarına karar
verdiler ve borsadaki, emtia borsalarındaki petrol fiyatları
ve altın fiyatları çıkabileceği son noktaya çıktı.
Bu arada, Amerika Birleşik Devletlerinin
de İran'a saldırmasının kolay olmadığı bazı
gelişmelerle anlaşıldı. O, kolay olmadığı
gerçeği nereden ileri geliyor; çünkü, İran'ın elinde dünyada
hiçbir ülkenin sahip olmadığı çok önemli bir silah var. Bu
silah atom bombasından daha güçlü bir silah. Nedir o silah; bu silah
Hürmüz Boğazı. İran "eğer Amerika Birleşik Devletleri
bana saldırırsa, Hürmüz Boğazında 2 tane gemi
batırırım ve dünyanın petrol ihtiyacını karşılayan
Körfez ülkelerinden -ki, dünya petrol ihtiyacının yüzde
60'ını karşılıyor bu ülkeler- buralardan bir varil
dahi petrol ihraç edilmesine mâni olurum" dedi. Gerçekten de bu durum
böyle. Başta İran olmak üzere, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Bahreyn,
Katar, Birleşik Arap Emirliklerinin petrol ihracatı Hürmüz
Boğazından geçtiği için tamamen durma noktasına geldi.
Dolayısıyla, o zaman da dünya petrol ihtiyacını karşılama
görevi, sadece Rusya'ya, İngiltere'nin Kuzey Denizinde Brent petrolüne
ve onun dışındaki dünya petrol üretiminde payı fazla
olmayan ülkelere kalır. İşte, bu durumu Amerika Birleşik
Devletleri göze alamadığı içindir ki, Amerika'nın
İran'a saldırmasının Irak'a saldırması kadar
kolay bir iş olmadığı görüldü. Böylece, petrol talebi
de gevşedi. Petrol talebinin gevşemesiyle borsalardaki -petrol
borsalarındaki, emtia borsalarındaki- petrol fiyatları ve
altın fiyatları geri dönüş emareleri göstermeye başladı.
Borsacılıkta bir kural vardır, fiyat olgunluk noktasına
geldiği zaman ilk çıkan en çok kazanır, çıkmakta geciktiğiniz
takdirde kârdan zarar edersiniz, çok gecikirseniz zarara da geçersiniz.
Böyle bir kural var. İşte, petrolden çıkış
hareketi başladı. Petrolden çıkan nereye gider; petrolden
çıkanın gidebileceği tek bir yer var, dolar. Milyonlarca
varil petrolü satan bir kişi, ister Londra Borsasında, ister
Chicago Borsasında, ister Rotterdam Borsasında olsun, petrol
vererek alabileceği tek bir para var, o da dolar. Avro olsun, Japon Yeni
olsun, İngiliz Sterlini olsun, bu kadar büyük meblağları
karşılayacak miktarda dünyada tedavül kabiliyetine sahip dövizler
değil. İşte, dolara talep böyle başladı. Yani, bir
taraftan Amerika Birleşik Devletlerindeki faiz oranlarının
artması, bir taraftan başka ülkelerin de dolar talebinde bulunması
ve ayrıca, petrolden çıkanların da petrolü verip dolar almak
istemesi bu türbülansı meydana getirdi. Olayın başlangıcı
bu. Bunlar tamamıyla dış kaynaklı olaylar olup, bizimle
hiçbir ilgisi yoktur; ancak, içeride de bunları destekleyen
bazı olaylar var, bazı zümreler var.
Bu zümrelerden bir tanesi Türkiye'deki
para babaları. Bunların, büyük çapta hazine bonolarına ve
faize yatırılmış, şu veya bu şekilde faize
yatırılmış paraları var. Bunlar da, bu türbülansın
bir krize dönüşmesini ya da en azından faiz oranlarının
yüzde 25-30'lara fırlamasını istedikleri için bu olayları
desteklemişlerdir. Eminim ki, şu anda, İstanbul'un ya da
Türkiye'nin birçok yerlerinde, birtakım yuvarlak masaların etrafında,
para babaları, acaba elimizdeki benzini nereye dökelim de bu türbülans
krize dönüşsün, faizler yüzde 25-30'u, 40'ı bulsun, biz de para
kazanalım diye bunun müzakeresini yapıyorlar.
Ayrıca, ikinci bir zümre var; o
da, yeniden muhalefete soyunmak isteyen birtakım fosil siyasetçiler
var Türkiye'de. Onlar da, çoğu intikam duygusuyla, bu türbülansın
daha da genişlemesini ve memlekete daha pahalıya mal olacak, iktidarı
yıpratacak seviyelere çıkmasına çalışıyorlar.
Dün, bir haber kanalında, yine, bu siyasetçilerden bir tanesinin programını
dinledim ve seyrettim. Gördüm ki o zat büyük bir intikam duygusu içinde
Hükümete verip veriştiriyor, İktidara verip veriştiriyor ve
bunu bir kriz olarak tescil etmeye çalışıyor. Kendisine soru
soran büyük gazeteciler, büyük köşe yazarları da bunun rahatça
kinini kusması için önüne çanak uzatıyorlar, çanak sorular soruyorlar.
Böylece, bir kısmı
içeriden, bir kısmı dışarıdan böyle bir türbülans
içinde kalmış bulunuyoruz.
Bana bir yerde bir soru sordular:
Acaba bir yerde bir düğmeye mi basıldı? Düğmeye mi
basıldı da bütün bunlar oluyor? Ona da verdiğim cevap şu
oldu: Türkiye'nin her tarafı düğmelerle dolu şu anda, her
masanın üzerinde bir düğme var, kahveci çağırır
gibi o düğmelere aklına esen basıyor. Düğme enflasyonu
meydana gelmiş vaziyette ve böylece bir düğme kargaşalığı
içinde bulunuyoruz. Düğmeye basanlar mutlaka var. Biraz evvel bahsettiğim
para babaları ve fosil siyasetçiler bu düğmelere basmaya
çalışıyorlar; ama, düğmeler artık işlemiyor,
bunların cereyanı pek de kuvvetli değil.
Bu türbülansın sonucunda Türkiye'den
de büyük miktarda döviz çıkışları oldu. Döviz
çıkışları, tabiî, döviz kurlarını yükseltti.
Doların 1,70'i aştığını 1,80'lere doğru
gittiğini, euronun da 2 lirayı aşıp 2-2,10 civarında
bir yerlere vardığını gördük.
Eğer bu türbülans
Bakın, iktisatçılar
türbülans kelimesini kullanıyorlar, siyasetçiler, bu biraz evvel bahsettiğim
siyasetçiler de ısrarla kriz kelimesini yerleştirmeye
çalışıyorlar; ama, iktisatçılar buna rağbet etmiyor.
Eğer bu türbülans 2001 yılı şartları içinde olsaydı
mutlaka krize dönüşürdü. Yani, bugün, bunun krize dönüşmemesinin
en büyük sebeplerinden biri bir defa ekonomide istikrara varılmış
olması, enflasyonun çok çok aşağılara çekilmiş olması,
Merkez Bankasının döviz rezervlerinin o zamanki 24-25 milyar
dolardan bugün 60 milyarın üstüne çıkmış olması,
ekonominin ve döviz kurlarının tam olarak dalgalanmaya
bırakılmış olması ve bunlara ilaveten, böyle bir
türbülans her an beklendiği için, Hazine ve Merkez Bankası uzmanları
tarafından zamanında birtakım tedbirler alınmış
olmasıdır. Nedir bu tedbirler: Dövizli borçlara öncelik vermek.
Borçların ödenmesi esnasında, dövizi natık borçlara öncelik
verildi. Merkez Bankasının IMF'ye olan 17 milyar dolarlık
borcu tamamen ödendi. Hazinenin IMF'ye olan borçlarının da yarısı
ödenmiş bulunuyor. Böylece, borçlanmada, yabancı paradan Türk
Lirasına bir dönüş var. Eskiden, Türk Lirasında faizler çok
yüksek olduğu için, Türk Lirası ödenirdi; yerine, IMF'den veya
başka konsorsiyumlardan borçlanılırdı. Şimdi,
bunun tersi yapılıyor. Dövizden Türk Lirasına bir dönüş
var. Bu dönüş sayesindedir ki, bu türbülansın memleket ekonomisinde
büyük hasar meydana getirilmemesi sağlanmış bulunuyor.
Şimdi buna nasıl müdahale etmek
gerekiyor; bu türbülansın genişlemeden, daralarak küçülmesi ve
yavaş yavaş sönmesi için alınan birtakım tedbirler var.
Bu tedbirlerden bir tanesi, Merkez Bankası tarafından iki defa
uygulandı. Birinde, faiz oranları -ki, gecelik faizlerdir bunlar-
1,75 oranında artırıldı; ikincisinde de, iki gün evvel,
2,25 oranında artırıldı. Demek ki, toplam yüzde 4
oranında bir faiz artırımı yapıldı. Böylece,
faiz oranları, gecelik faizlerde, yani, bankalararası para
piyasasındaki uygulanan gecelik faizlerde yüzde 17,25'e kadar
çıkarıldı.
Merkez Bankasının bu yaptığı
faiz artırımları, esasında, doğru hareketlerdir;
ancak, bunları bir fiilî faiz artırımı olarak düşünmemek
Zaten piyasadaki arz-talep dengesinin, faiz oranlarını kendiliğinden
yükseltmesi dolayısıyla, fiilî durumun tescil edilmesi olarak da
düşünülmesi mümkündür. Ama, her halükârda, faiz oranlarının
yükseltilmesi gerekiyordu. Döviz kurları, işte, bu faiz oranları,
artı, Merkez Bankasının piyasadan borçlanarak çektiği
500 milyar lira dolayında bir paranın ülkedeki likidite dengesini
biraz daha sıkıştırması ve dün ve bugün, bir miktar,
1 milyar doların altında bir miktarda piyasaya döviz satması
olayları görüldü.
Merkez Bankası, geçenlerde 1 milyar
dolar civarında döviz satmıştı. Bu döviz
satışının çok fazla bir etkisi olmamıştı;
ama, bu defa, Merkez Bankası, gerektiğinde 5 milyar dolar, o da
yetmezse arkasından bir 5 milyar dolar daha döviz
satışına hazır olduğunu ifade etti. Böylece, dün ve
bugün yapılan satışlarla, dolar 1,70'ten 1,66'ya çekilmiş
oldu.
Önemli olan doların
aşağıya çekilmesi, eski kurlarına kavuşturulması
değil, dolardaki ve diğer dövizlerdeki artışın belli
bir seviyede tutulması ve daha fazla yükselmesine mâni olunmasıdır;
çünkü, artık, dünyada yeni birtakım dengeler var, bu yeni dengeler
dolayısıyla eski döviz kurlarına dönmek mümkün değil.
Eski faiz oranlarına dönmek mümkün olur orta vadede; ama, kimse, artık,
dolar kurunun 1,32, 1,35 olarak yeniden gerçekleşmesini beklemesin.
Bu, Türkiye'nin çok da hayrına
olan bir şey değil. Biliyorsunuz, dışticaret
açığımızın ve bunun yarattığı cari
açığın temel sebeplerinden bir tanesi de Türk
Lirasının aşırı değerlenmiş olmasıydı
ve bütün piyasa Türk Lirasının aşırı değerlenmiş
olmasından şikâyet ediyordu.
Şimdi "efendim, dolar
aşırı yükseldi, ne yapacağız" diyenlere benim
sözüm şudur: Biz değil miydik aşırı değerlenmeden
şikâyet eden. İşte, bu aşırılık gitti,
Türk Lirası şimdi dolar karşısında gerçek
değerini bulmuş oldu.
Tabiî, bunun birtakım yan etkileri
olacaktır, birtakım maliyetleri olacaktır. Bir defa, ihracatımızdaki,
ihraç mallarımızda, sanayi mallarımızda kullandığımız
ithal girdilerin fiyatları yükseldiği için biraz maliyetler yükselecektir.
Bunlar iç piyasayı da etkileyecektir. Dolayısıyla, enflasyon
hedeflerinin tutturulmasında biraz daha fazla sıkıntı
çekilecektir, daha fazla gayret gösterilmesi ve malî disipline daha fazla
riayet edilmesi gerekecektir; ama, bu türbülans, yavaş yavaş, artık
sönme aşamasına girmiş bulunuyor.
Şimdi, bugünkü kanun
tasarımızın konusu, yabancı sermaye sahiplerinin Türkiye'de
yaptıkları plasmanlardan -yatırım demiyorum buna- elde
ettikleri kazancın vergilendirilip vergilendirilmemesi. Bundan
bir süre önce, yine Meclisten bir kanun geçirilerek, yabancı plasmanların
alım satım ve faiz gelirleri yüzde 15 stopaja tabi tutulmuştu.
Şimdi, bu stopaj kaldırılıyor. Neden kaldırılıyor;
stopaj konulduğu zaman memlekette aşırı bir yabancı
sermaye girişi vardı, yabancı para girişi vardı,
bunlar açık pozisyonlarla çalışıyorlardı, kâr ettikleri
zaman kârlarıyla beraber alıp gidiyorlardı. O sıralarda
yabancı sermaye girişini biraz frenlemek gerektiği için yüzde
15 gibi bir stopaj konuldu. Bugün şartlar değişmiştir.
Bugün yabancı sermayenin fazla girişine mâni olmak değil,
çıkışına mâni olmak gibi bir sorunumuz var. Gerçi, bu
stopajın kaldırılması yabancı sermayenin
çıkışına çok mâni olmayacaktır; çünkü, onlar
yeteri kadar zaten kâr etmiş durumdalar. Yüzde 15, onları memleketimizde
kalmaya ikna etmeye yetmeyebilir; ama, bu stopajın kaldırılması,
sıfırlanmasından amaç, onların gitmesine mâni olmak
değil, işler durulduktan sonra, yeniden, ihtiyacımız
kadar yabancı sermayenin, yabancı paranın piyasamıza gelmesidir.
Peki, şimdi, bu durumda, yabancı
sermayeden stopaj kaldırılıyor, yerli sermayede stopaj devam
ediyor mu; bunda bir yüzde 5 indirim yapıldı; fakat, yüzde 5
daha indirim yapmak için Bakanlar Kurulunun yetkisi var. Bu, bir kanun
konusu değil. Yüzde 5'e kadar, kanun konusu olmaksızın, bu
yerli sermayenin kazançlarına, sermaye kazançlarına indirim
getirmek mümkündür. Onun için, bu kanunun içine konulmamıştır.
Geri kalan yüzde 5, bir kanunla, bir önergeyle kaldırılabilir;
ama, kaldırılmayabilir de. Bunun hesaplarını Hazine ve
Merkez Bankası yapmıştır, yapıyordur.
Yabancı sermaye, memleketimizde
kazandığı faiz ve alım satım gelirlerinden kendi
ülkesinde vergi ödediği için -zaten vergi ödediği için- o vergi
ile yerli sermayenin Türkiye'de ödediği yüzde 5'lik stopaj arasında
bir denge olduğu kabul edilebilir. Dolayısıyla, bunun
eşitlik ilkesine aykırı olmadığı
düşünülebilir; ama, yabancı sermayenin kendi ülkesinde
ödediği stopaj miktarı her ülkede aynı değil; bazı
yerlerde daha az, bazı yerlerde daha çok. Bazı ülkelerle
aramızda çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması var,
bazı ülkelerle yok; ama, burada, bir ortalama yol tutularak, yerli sermaye
kazançlarından alınan yüzde 5 stopajın bu eşitliği,
bu dengeyi sağlayabileceği de düşünülebilir; ama, yerli sermaye
kazançlarından yapılan stopajın sıfırlanması
da mümkündür. Bunlar hesap kitap meselesidir; Hükümet ve Hazine ve Merkez
Bankası bunları görüşür, kararlaştırır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karslı,
lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
MUHARREM KARSLI (Devamla) - Hemen
bitiriyorum.
Bu kanunun görüşülmesi esnasında
gerekli önergeler verilerek, eğer gerekiyorsa, yerli sermaye kazançlarından
da, yapılan stopaj sıfıra kadar indirilebilir. Bunu, müzakere
esnasında, kanunun müzakeresi esnasında göreceğiz.
Burada bir sakıncası
düşünülebilir yabancı sermaye kazançlarının.
BAŞKAN - Sayın Karslı,
yalnız, 1 dakika içinde konuşmanızı tamamlamanız
gerekiyor.
MUHARREM KARSLI (Devamla) - Hemen
bitiriyorum, hemen tamamlıyorum efendim.
BAŞKAN - Lütfen
MUHARREM KARSLI (Devamla) - Yabancı
sermayenin stopajının kaldırılması üzerine, yerli
sermayenin de, yabancı piyasalar üzerinden Türkiye'ye gelerek, yabancı
sermaye gibi işlem görme isteğinde bulunabileceği ve yerli
sermayenin zamanla yabancılaşacağı düşünülebilir.
Biz, buna, borsa literatüründe "bıyıklı yabancılar"
diyoruz; yani, yabancı görülmekle beraber, aslında Türk vatandaşlarına
ait sermaye fonlarıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Karslı,
teşekkür ederim; çünkü, 1 dakikalık süreyi tamamladınız
ve tatbikatımız bu şekilde.
MUHARREM KARSLI (Devamla) - Peki
efendim; ben de teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi.
Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir
Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifinin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz aldım; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biraz önce, bu kürsüde, İktidar
Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımızı dikkatle
dinledim ve yapmış olduğu yorumları hayretle ve üzüntüyle
karşıladım. Şimdi, değerli konuşmacı arkadaşımız,
Türkiye'nin, şu an içinde bulunduğu ekonomik çalkantının
nedeni olarak üç husus saydı. Birincisi; petrol üreten ve ihraç eden
ülkelerin dolara olan talebi nedeniyle, dünyada dolar talebinin artması
ve bu nedenle, Türkiye'deki yabancıların Türkiye'den çıkması.
İkincisi; İstanbul'da, masa başında oturan büyük para
babalarının, bu krize benzin dökmek suretiyle yaklaşması;
yani, krizi büyütmek için çabalaması ve bir üçüncü neden de, fosil
siyasetçi olarak isimlendirdiği eski siyasetçilerin siyasete dönme
çabası. Bu üç nedenle, Türkiye'de, bugün, bir ekonomik çalkantıyı,
ismine kriz demesek bile, krizi andıran, bir belirsizlik yaratan bir
ekonomik ortamı yaşıyoruz. Bu üç grup, bir düğmeye
değil, birden fazla düğmeye basmış durumdalar. Bu
"düğme enflasyonu" olarak isimlendirildi değerli
konuşmacı tarafından ve o nedenle de, böyle bir tabloyu
yaşıyoruz. Yani, uygulanmakta olan ekonomik politikaların hiçbir
problemi yok, ekonomide hiçbir şey yokken, Hükümet gayet düzgün bir
ekonomi politikası uygularken, bu üç grup, üç çevre, Türkiye'de kriz
çıkarmaya çalışıyor.
MUHARREM KARSLI (İstanbul) -
Aynen öyle!..
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, eğer, bu tasarıya böyle
yaklaşılıyorsa, ekonomide içinde bulunduğumuz sürece
böyle yaklaşılıyorsa, bu krizden, bu ekonomik çalkantıdan
Türkiye'nin çıkma olanağı kesinlikle yoktur. Olaylara
doğru teşhis koyarsak, olayları doğru tahlil edersek,
ancak o zaman buradan nasıl çıkabileceğimizi bulabiliriz. Çözümsüz
hiçbir sorun yoktur, yeter ki, teşhisi doğru koyalım.
Değerli arkadaşlar,
mayıs başından bugüne iki dönemi kıyasladığımız
zaman şöyle bir tablo görüyoruz: Mayıs başından bugüne,
Merkez Bankasının gecelik faiz oranları yüzde 30 oranında
artmıştır. Yüzde 13,25 olan oran, bugün 17,25'tir, artış
oranı yüzde 30'dur.
Dolara baktığımızda,
doların değer kazanması, yani, Yeni Türk Lirasının
dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 25'ler
düzeyindedir. Merkez Bankasının dünden bu yana yaptığı
müdahaleye rağmen, döviz satış ihalelerine rağmen, Türk
Lirasının değer kaybı durdurulamamıştır;
değer kaybı yüzde 25'ler düzeyindedir.
Yine, devlet içborçlanma senetlerindeki
faiz oranına baktığımızda, mayıs
başında yüzde 13,7 olan bileşik faiz oranının yüzde
22,5'i aştığını, 23'e yaklaştığını
görüyoruz. Devlet içborçlanma senetlerindeki faizin artış
oranı yüzde 67'dir değerli arkadaşlar. Belki, son bir iki
günde düştü, 2 puan düştü dersek buna, yüzde 65 oranında
bir artış söz konusudur.
Peki, bugüne nasıl geldik, bu tabloyu
nasıl, birden, Türkiye, önünde buldu; çok kısaca, bunu ben burada
konuşan arkadaşımızdan daha farklı bir şekilde
yorumlamaya çalışacağım, açıklamaya
çalışacağım.
Türk ekonomisi yüksek faiz-düşük
kur politikasına dayanan bir politika uyguluyordu değerli arkadaşlar.
İsmi dalgalı kur olmakla birlikte, yukarı doğru hiçbir
zaman dalgalanmayan, sürekli aşağıya doğru seyreden
bir kur politikası vardı ve bu düşük kur
politikasının yarattığı sanal bir mutluluk tablosu
vardı, sanal bir büyüme tablosu vardı, sanal bir millî gelir artışı
tablosu vardı. 2002 sonunda 180 milyar dolar olan Türkiye'nin gayri
safî millî hâsılası, 2005 sonunda 360 milyar dolara ulaşmıştı
değerli arkadaşlar. 180 milyar dolarlık bir gayri safî millî
hâsılanın üç yılda yüzde 100 artışla dolar cinsinden
360 milyar dolara ulaşması mümkün müdür?! 2006 yılı içinde
bu rakam 380 milyar dolar olarak öngörülmüştü; mümkün değildi.
Her yıl yüzde 7 düzeyinde, o dolayda büyüyen bir ekonominin üç yıl
içinde dolar cinsinden yüzde 100 oranında millî gelir artışını
yaratması mümkün değildi; ama, rakamlar böyle gösteriyordu,
Hükümet, bu rakamlara dayanarak pembe tablolar çiziyordu. Kişi
başına millî gelir 2002'de 2 638 dolardı, Hükümet 2005 sonunda
5 090 dolara ulaştığını açıkladı ve
2006'da 5 216 dolara çıkacağı hedeflenmişti; böyle bir
tabloyu yaşıyordu.
Politikanın ikinci
ayağı düşük kur yanında yüksek faizdi. Yüksek faizle
Türkiye, sıcakparayı Türkiye'ye çekiyordu. Uluslararası konjonktürün
yardımıyla birçok gelişmiş ülkenin veyahut petrol ihraç
eden ülkenin elinde birikmiş olan tasarrufları, Türkiye, yüksek
faizle kendisine çekiyordu. İşte, bize bu sanal mutluluğu,
rakamlarda sanal mutluluğu yaşatan, yaratan tablo bu iki
politikayla sağlanıyordu. Yabancı para, sıcakpara
gideceği ülkede şuna bakar:
1- Cari açık nedir ve o ekonominin
onu finanse etme olanağı var mıdır?
2- Herhangi bir tehlike anında,
kriz anında, o ülkeye yatırdığım parayı geri
alabilir miyim?
Merkez Bankamız da, yüksek
rezerv politikasıyla, sıcakparaya arzu ettiği güveni veriyordu
değerli arkadaşlar. Dalgalı kur politikasında, Merkez
Bankasının 60 milyar dolar düzeyinde bir rezerve sahip olmasının
temel amaçlarından birisi de, Türkiye'ye gelen sıcakparaya o
güveni vermekti. Evet, rezerve bakıyor sıcakpara, Türkiye'ye
geliyor; "kriz olursa, ben Türkiye'den paramı alıp
çıkabilirim" diyor. Şimdi olduğu gibi, Merkez Bankasının
şu an yaptığı, döviz satmak suretiyle, Türkiye'den
çıkmak isteyen yabancı paranın talebini karşılamaktır.
Bu politikada, uluslararası gelişmelerin etkisi olmamış
mıdır, Türkiye'nin içinde bulunduğu bu çalkantılı
süreçte; tabiî ki, var. Amerika Merkez Bankasının (FED) faiz artırımına
başlamış olması, Türkiye'yi, sıcakpara için, artık,
cazip bir merkez olmaktan çıkarmıştır. Tek merkez Türkiye
değildir; Türkiye'nin rakipleri de, başta Amerika olmak üzere,
ortaya çıkmaya başlamıştır.
Peki, sadece olay bununla mı
sınırlıdır; hayır. Bizim içpolitikamıza
bakalım, iç ekonomik ve siyasî politikalarımıza bakalım;
Hükümetin iddia ettiğinin aksine, malî disiplin yoktu değerli
arkadaşlar. 2005 yıl sonu faizdışı fazlasını
Hükümet açıklayamamıştır. Neden; çünkü, bu hedef tutmamıştır.
Yine, 2006 yılı bütçe uygulamaları güven vermiyor. Sayın
Maliye Bakanının "bütçe fazla vermiştir" açıklamasına
rağmen, bütçenin fazla vermeyeceği çok açık ve nettir. Birçok
harcama bütçeye gider yazılmamıştır. Bütçe
dışı işlemlere girişilmiştir. Birçok gelir,
bütçeye gelir olarak yazılmamıştır. Bu gelirlerle
yapılacak olan harcamalar, bütçeye harcama olarak yazılmamıştır.
İç talep yükselmiştir. Bunların sonucunda, nisan ve
mayıs ayında, enflasyon yükselmiştir değerli arkadaşlar.
Enflasyonun yükselişini, uluslararası gelişmelere, petrol
fiyatlarına bağlamayalım. Onları dışarıda
bıraktığımızda, TÜİK'in hesapladığı
çekirdek enflasyon, yine yüksek çıkıyor, yine yükselme
eğiliminde. Demek ki, içeride bir problem var, ekonomi politikasında,
maliye politikalarında bir problem var. Buna Türkiye'deki siyasî durumu
eklediğinizde, Cumhurbaşkanlığı seçiminin Türkiye'de
yarattığı gerginliği, Türkiye Cumhuriyetinin temel
niteliklerine yönelik olarak Hükümetin yaratmış olduğu tartışmayı,
bunları eklediğinizde, artık, içeride, Türk ekonomisine
güvenmemek için her türlü ortam oluşmuş demektir ve böyle bir
tabloda, Türkiye'den sıcakpara çıkmaya başladı.
Mayıs başında, 3
Mayısta 1 312 olan dolar kuru -bakın, 3 Mayısta 1 312'dir
dolar kuru- Merkez Bankasının efektif satış kuru, bugün
geldiğimiz noktada 1 630-1 640'lardadır. Şu anda, biraz önce
aldığım rakam odur. Evet, o günden bu güne böyle geldik, bu
nedenle geldik değerli arkadaşlar.
Bu tablodan nasıl çıkacağız?..
Bu tablodan panik psikolojisiyle çıkmanın olanağı yoktur;
ama, maalesef, Hükümet, panik psikolojisi içerisindedir. Merkez Bankası
güvenli bir duruş sergileyememektedir.
Geçen hafta salı günü, 20 Haziranda
toplanan Para Politikası Kurulu faizlerde herhangi bir artırıma
gerek olmadığı kanaatine varmış ve öyle bir
açıklama yapmış; hemen sonrasında, bir gün sonra, perşembe
günü, 22 Haziranda, ekonomiden, Hazine Müsteşarlığından
sorumlu Sayın Bakan ile Maliye Bakanımız bir açıklama yapmak
suretiyle, şimdi görüşmekte olduğumuz teklifin esaslarını
bir paket olarak kamuoyuna sunmuşlardır.
Yani, plan şuydu: Yabancılara
vergi konusunda bir güven vereceğiz, onların vergi yükünü azaltacağız.
Böylece, yabancılar Türkiye'den çıkmayacak, biz de ekonomide istikrarı
sağlayacağız.
Bu proje tutmadı; o gün açıklandı.
Yabancılarda Gelir Vergisi stopajının sıfıra indirildiği
iki Sayın Bakan tarafından açıklandı. Bir bakan
değil iki bakan açıklıyor ki, piyasalara, yabancılara
güven verelim diye; ama, bu güven verilemedi. Neden; çünkü, sorunun nedeni vergi
değil değerli arkadaşlar. Sorunun nedeni vergi değilse,
bunu vergiyle çözme olanağınız var mıdır?! Gayet
iyi hatırlıyorum; 2001 krizi sonrasında da, o zamanki
Hükümet, mevduatta vadeyi uzatabilmek için kademeli olarak stopaj uygulaması
getirmişti; üç aya kadar yüzde 18, altı aya kadar vadeli mevduatta
yüzde 16, bir yıla kadar vadeli mevduatta yüzde 12, bir yılı
aşan mevduatta da yüzde 7 oranında stopaj getirmişti.
Yani, bir yılı aşan mevduatın faiz gelirinde Gelir Vergisi
stopajı yüzde 18 değil, yüzde 7 olacak. Mevduatın vadesi bir
gün bile uzamadı değerli arkadaşlar. Neden; sorun vergide
değildi, sorun ekonomiye duyulan güvendeydi. O güveni yaratamazsanız,
istediğiniz kadar vergileri indirin, indirdiğinizle kalırsınız,
kaybettiğiniz vergiyle kalırsınız; öte taraftan da,
malî disiplini tutturacağım diye çırpınırsınız.
O gün, geçen hafta perşembe
günü, Hükümetin psikolojisi, düşüncesi buydu. Aynı gün dolar
fırladı; borsa o gün yerinde saydı, ertesi gün tekrar
aşağıya doğru seyretti ve faizler yükselmeye devam etti,
yüzde 23'ü aştı bileşik faizler, devlet iç borçlanma
senedi birleşik faizi yüzde 23'ü aştı. Akabinde ne oldu;
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, tekrar, pazar günü toplandı,
geçen hafta salı günü "artırmayacağım"
dediği faizleri artırdı. Yanına iki önlem daha koydu:
Merkez Bankası piyasaya döviz müdahalesinde bulunacak, döviz satacak ve
o şekilde piyasadan Yeni Türk Lirasını çekecek. Ayrıca,
bunun dışında, Yeni Türk Lirası depo alım ihaleleri
de yapmak suretiyle, piyasadaki likiditeyi çekmeye çalışacak.
Bakın, bugün, "550 000 000 dolarlık satış
yapacağım" dedi, 1 milyar doları aşkın talep
geldi Merkez Bankasına. Bu talep devam edecek değerli arkadaşlar;
çünkü, Türk ekonomisi güven vermemektedir; Hükümetin ekonomik
politikaları, ne Türkiye'deki tasarruf sahibine, yatırımcıya
ne de yabancı yatırımcılara, güven vermemektedir. Bu
güven kaybedilmiştir, bu güven tesis edilene kadar Türkiye'nin bunu
geri kazanma olanağı yoktur. Bu tasarının bu güveni
sağlama olanağı yoktur. Bu politikalarla da, sadece Merkez
Bankasının yürüttüğü politikalarla da, bu güvenin sağlanması
olanağı yoktur. Sanki Hükümetin üzerine düşen hiçbir görev
yoktur; görev, sadece Merkez Bankasınındır, Hükümetin
yapacağı hiçbir şey yoktur!.. Esasen, zamanında maliye
politikasını, malî disiplini sıkı tutmayan Hükümetin
faturası, şimdi, Merkez Bankasına çıkmıştır.
Merkez Bankası da, yeni yönetim, Hükümetin atadığı bir
yönetim, sanırım, maliye politikasında Hükümetin görevini
Hükümete hatırlatamıyor; belki de, kamuoyu önünde hatırlatmıyor,
kapalı kapılar ardında hatırlatıyor diye ümit etmek
istiyorum tabiî ki.
Değerli arkadaşlar,
yaşadığımız, basit bir olay değil -burada
konuşan arkadaşımızın söylediği gibi- çok hafif
sonuçları olacak bir olay değildir. Borç stoku, şimdiden 8
puan artmıştır. 2005 yılında 5,8 puan düzeyinde
azalan borç stokumuz, bu son gelişmelerle, 8 puan birden artmıştır;
yani, geriye, 2004 yılına gittik. Peki, o kadar kemer sıktık,
tarım kesiminin desteklerini kısıtladık, çalışanların
maaşlarını kısıtladık, sosyal güvenlik sisteminde
ilaç harcamalarına kadar kısıtlamalara gittik, sosyal güvenlik
sisteminin her türlü ödemelerini kısıtladık, toplumun bütün
kesimleri tasarruf etti, kemer sıktı, bu kadar özelleştirme
yaptık, bunların hepsiyle borç ödedik; şimdi neredeyiz?
Geriye, şu an, birbuçuk yılı kaybettik; kim bilir kaç
yılı daha kaybedeceğiz, bilemiyorum. Bunları, üzüntüyle
söylüyorum; ama, Hükümet, bu politikayla, bu anlayışla devam ederse,
hâlâ, sorunun, siyasette güven veren bir politika izlemek olduğunu bilmiyorsa,
göremiyorsa, hâlâ, ekonomide güven veren politikalar izlenmesi gerektiğinin
Hükümet farkında değilse, bu sorunu sadece Merkez Bankasının
uygulayacağı faiz ve döviz politikalarıyla çözmeye
çalışıyorsa, buradan çıkışımız yoktur
değerli arkadaşlar.
Tasarı, hiçbir şekilde
sorunu çözmeyecektir, çözemeyeceği ortaya çıkmıştır.
Zaten, biraz önce, burada İktidar Partisi Grubu adına konuşan
arkadaşımız bunu itiraf etmiştir. Diyor ki değerli
arkadaşımız: "Bu zaten, şimdi çıkanları
burada tutmaya yönelik değildir, bu kriz, bu çalkantı sona erdikten
sonra çıkanları Türkiye'ye geri getirmek içindir."
Değerli arkadaşlar, bu
kadar, 180 derece dönüş olur mu?! Geçen hafta, iki sayın bakan,
yabancıları Türkiye'de tutmak için getirdiklerini açıkladılar.
Şimdi konuşan İktidar Partisi milletvekili arkadaşımız,
bunun tam tersini söylüyor. Burada, İktidar Partisi Grubu adına,
bugünkü gündem üzerine konuşan Sayın Grup Başkanvekili de
bir değerlendirme yaptılar, diyor ki: "Bu tasarı, zaten
ödenmeyen bir vergiyi kaldırıyor. Birçok ülkeyle Türkiye'nin
çifte vergilemeyi önleme anlaşması var. O nedenle, Türkiye de bu vergiyi
zaten alamıyordu. Bunu, Türkiye
de bu tasarıyla kaldırıyor."
Değerli arkadaşlar, bu,
bir açıklama olmaktan uzaktır. Sayın Grup Başkanvekilinin
bu açıklaması, gerçekleri yansıtmamaktadır. Türkiye'nin,
birçok ülkeyle çifte vergilemeyi önleme anlaşması vardır.
Hükümet, 1.1.2006'da bu yasayı yürürlüğe koyarken de bu anlaşmalar
vardı. Çifte vergilemeyi önleme anlaşmaları uyarınca,
bir mükellef, bir başka ülkede vergi ödüyorsa, ödediği vergiyi,
kendi ülkesinde ödeyeceği vergiden mahsup eder. O, ülkenin hükümranlık
haklarını elinden almaz. İstisnalar getirebilir bu anlaşmalar;
şu kazancı sen vergile, bu kazancı ben vergileyeyim; orada
sınırlar koyabilir; ama, bu sınırlar çeşitli ülkelerde
farklıdır, bazı ülkelerle yaptığımız anlaşmalarda
farklıdır, diğer bazılarında farklıdır,
hepsini aynı kefeye koymak mümkün değildir. Eğer öyleyse,
Hükümete sormak gerekir: 1 Ocak 2006'da bu vergiyi niye getirdiniz o zaman?
Değerli arkadaşlar,
esasen, 1 Ocak 2006'da bu düzenleme yapılırken, üç konuda üç temel
yanlışlık yapıldı. Birincisi şuydu: Tüm vergi
yatırım araçları yüzde 15 vergi oranıyla eşit bir
şekilde vergilenecek dendi. Gerekçesi de, vergi, tüm yatırım
araçları karşısında tarafsız olacaktı.
Şimdi yapılan nedir; şimdi 3 tane oran var; yabancılar
için sıfır, mevduat ve repoda 15, diğer yatırım araçlarında,
yerli yatırımcılar, tasarruf sahipleri için yüzde 10. 3
tane oran var. Hani, tek ve sabit, basit bir sistem getirmiştiniz?!
Sayın Maliye Bakanı diyor ki:
"Peru'da bile bu vergi yok. Orada bile vardı, kaldırıldı."
Sayın Bakan, 1 Ocakta, siz bu vergiyi niye getirdiniz o zaman, Peru'da
var, o da kaldırdıysa? 1 Ocakta, burada, bunun aksini savunuyordunuz
siz.
Değerli arkadaşlar, tutarsızlık
diz boyu. Gerçekten, bu teklifin
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, 1
dakikalık sürenizi başlatıyorum; lütfen, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu teklifin savunulabilir hiçbir
yanı yoktur. Yerli yatırımcı için yüzde 10, yabancı
için yüzde sıfır oranı bir ayıptır değerli arkadaşlar.
Bu, Türkiye'de bir ilktir. Anayasanın eşitlik ilkesine açık
bir şekilde aykırıdır. Hükümetin vermeyi düşündüğü
önerge, bu aykırılığı gidermeye yetmeyecektir.
Benim önerim, bu aykırılığı
giderecek olan önerge bizim Grubumuz tarafından verilmiştir; gelin,
bunu bu şekilde çıkaralım. Bu bir yanlıştır,
bunda ısrar etmeyin. Türkiye Büyük Millet Meclisi ay sonu tatile
girecektir. Tatil sonrası, bu yasanın Sayın Cumhurbaşkanı
tarafından onaylanacağı varsayımını da,
bilemiyorum, o varsayımı esas almanız da ne kadar doğrudur,
Sayın Cumhurbaşkanı adına bir yorum yapmam tabiî ki mümkün
değil; ama, Anayasanın 73 üncü maddesi açıktır; bu düzenleme,
73 üncü maddede ifadesini bulan vergide eşitlik ilkesine aykırıdır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
saat 19.45'te toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.04
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 19.53
BAŞKAN
: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER : Mehmet DANİŞ (Çanakkale), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120 nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu
açıyorum.
1215 sıra sayılı kanun
tasarısının görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
VI.
- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5.-
Ordu Milletvekili Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin; 193 Sayılı
Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/825) (S.
Sayısı: 1215) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet
yerinde.
Söz sırası, Anavatan Grubu
adına, Gaziantep Milletvekili Ömer Abuşoğlu'nda.
Sayın Abuşoğlu,
buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Sayın Başbakana,
abisinin vefatı dolayısıyla başsağlığı
diliyorum. Her canlının, her kulun başına gelecek bir olaydır
-Allah, taksiratını affetsin- bir ayette "mutlak, biz, Allah'a
dönücüleriz" diye ifadesini bulur. O bakımdan, geride kalanlara
başsağlığı ve metanet diliyorum.
Hükümet tarafından
yapılacağı ilan edilen, geçen hafta cuma günü, yeni bir vergi
düzenlemesi, tek maddelik bir düzenleme, bir de bakıyoruz ki, milletvekilleri
tarafından kanun teklifi olarak Meclise sunulmuş.
Bu demektir ki, Hükümet getirdiği
tasarıya sahip çıkma noktasında biraz sıkıntı
içerisinde; çünkü, bu konu, önce değil, üzerinden çok uzun zaman geçmedi,
daha yılbaşında Bütçe Kanunuyla beraber -stopaj konusu-
gerek menkul kıymet borsalarında gerekse devlet tahvillerine
yönelik olarak elde edilen faiz gelirlerinden ve kazançlardan yüzde 15
oranında stopaj yapılması, daha bu yıl uygulanmaya
başlandı; ama, aradan altı ay geçti, o günün şartlarında
çok gerekli bir düzenleme, gelir elde edenlerin elde ettikleri gelirlerden
ödemesi gereken vergilerin ödenmesinde sıkıntılar yaşandığı
için bunların stopaj yoluyla kesilmesi noktasında bir
değişiklik meydana getirilmişti; ama, üzerinden altı
ay geçmeden yeniden bundan vazgeçiliyor.
Bu demektir ki, Hükümet, ilk baştaki
uygulamasında; yani stopajı getirmekle ortaya çıkardığı
uygulamasında haksızdı. Haksızdı demek mümkün
değil; fakat, tutarsızlığın bir ifadesi bu. Elbette,
kazanılan bir kazanç varsa, elde edilen bir gelir varsa, bunun da, mutlak
surette, vergisinin de ödenmesi gerekiyor. Bunda hemfikiriz; ama, tutarsızlığın
esas ortaya çıktığı konu, ortaya çıktığı
nokta, bundan geri adım atılmış olması ve yabancılar
için stopajın sıfırlanması, yani, ortadan kaldırılmasıdır.
İkinci bir tutarsızlık
-artık buna tutarsızlık demek de mümkün değil, bir haksızlık,
kendi vatandaşını bir hiçe saymazlık- kendi vatandaşın
da aynı çerçevede elde ettiği kazançlardan yüzde 10
oranında vergi ödemeye devam edecek. Gerekirse Bakanlar Kurulu bunu indirecekmiş;
yasada böyle bir de Bakanlar Kuruluna yetki geliyor.
Bu, Türk Milleti için yapılan en
büyük haksızlıktır. Dilim söylemeye varmıyor; ama,
maalesef, odur, bir kapitülasyon uygulamasıdır bu. Yabancılara,
ekstradan, kendi vatandaşınıza
tanımadığınız birtakım hakları
tanıyorsunuz; ama, kendi vatandaşınızı bundan mahrum
kılıyorsunuz. Gelin, bu haksızlıktan bir an önce vazgeçin.
Verilecek önergelerle bu haksızlık ortadan kaldırılsın.
Yabancı hangi muameleye tabi tutuluyorsa, bizim kendi insanımız,
kendi vatandaşımız da aynı muameleye tabi tutulsun.
Meselenin birinci yönü bu. Bir haksızlık var, bu haksızlığın
düzeltilmesi gerekir.
İkinci yönü: Acaba, gerçekleştirilecek
bu uygulama, bu düzenleme piyasalar üzerinde herhangi bir olumlu etki
meydana getirecek mi; bunun üzerinde durmak lazım.
Piyasaların üzerinde herhangi
bir olumlu etki meydana getirmeyeceği açık. Cuma günü ilan edildi
bu; fakat, cuma gününden beri piyasaların üzerinde göstermesi gereken
etkiyi bu düzenleme gerçekleştirmedi. Piyasalar, cuma gününden
beri, hâlâ, tepetaklak aşağıya gidiyor. O bakımdan,
Hükümetin, sadece vergi düzenlemesiyle, yabancı fonların, yabancı
sermayenin; yani, sıcakparanın, daha önceden defalarca dile
getirilen "Türkiye'nin hayrına değildir, geldikleri gibi
gittikleri anda da büyük dengesizliklere yol açarlar" kabilinden
söylenilen laflar hiç kimsenin kulağına girmemiş ki, bu
konuda herhangi bir tedbir alınmadı, ortaya, ciddî sonuçlar
çıkmaya başladıktan sonra da, böyle zecrî tedbirlerle,
yok, stopajı sıfırlayalım, vergiyi bunların üzerinden
kaldıralım tedbiriyle de bu yönde herhangi bir olumlu katkı
meydana gelmeyecektir.
Daha henüz piyasalar durulmuş
değil. Piyasalarda ciddî dengesizlik hâlâ devam ediyor. Merkez Bankasının
yapması gereken müdahale geç kalmış bir müdahaleydi. İlk
başta faiz oranlarını küçük bir oranda artırarak
işe başladıkları noktada, arkasından, bir hafta
on gün geçmeden, ikinci bir tedbirle Merkez Bankası devreye girdi.
Bu gösteriyor ki, ekonomiye yön verenler, ekonominin karar mekanizmalarında
yer alanlar, karşı karşıya bulundukları
olayın ciddiyetini, vahametini kavrayabilmiş değiller; çünkü,
bir hafta içerisinde iki defa politika değişimi, iki defa müdahale
tedbirinin, faiz hadlerinin yükseltilmesi, karşı karşıya
bulunduğumuz krizin -ben "kriz" diyorum, bazıları
"türbülans" diyor, bazıları "spazm" diyor; bu
bir krizdir- mahiyetini ve şiddetini anlayamamış olduklarını
gösteriyor.
Hatırıma bir de işin
şu yönü geliyor: Acaba, Hükümet, bu getirdiği vergi düzenlemesiyle,
stopajın sıfırlanmasıyla ilgili olarak bir baskı
karşısında mı kalmıştır? Eğer, böyle
bir, bu yöndeki bir talep karşısında Hükümet bu düzenlemeyi
gerçekleştirdiyse, unutmayın ki, bu tür baskılar, bu tür
talepler hiçbir zaman arka arkasından kesilmeyecektir, bu tür talepler
devam edecektir.
Hazırlıklı
olalım, Hükümete, piyasalardan şöyle bir teklif, şöyle bir
talep gelebilir: Ortaya çıkan durumda, Türk parasıyla borçlanmak
veya Türk parasıyla devlete borç vermek, devlet tahvili satın almak
noktasında ciddî endişeler söz konusudur. Devletin ihtiyaç duyduğu
fonları temin etmesinde birtakım risk emareleri ortaya çıkmaya
başladığı anda -ki, bunu da rahatlıkla gerçekleştirebilirler,
bu tür riskleri piyasa oyuncuları gerçekleştirebilir- karşısında
şöyle bir teklif gelir bunun sonucunda: Türk Lirasıyla devlet
tahvili ile dövize endeksli tahvil çıkarılması yönünde birtakım
talepler ortaya çıkabilir. Bu tür taleplerle ortaya çıkıldığında,
piyasalardan bu tür talepler geldiğinde, işte, bilin ki, krizin
ikinci dalgası yaşanmaya başlamaktadır ve birinci dalgasından
çok daha şiddetli olarak ortaya çıkacaktır.
Hükümet, konuyla ilgili açıklamalarında
topu devamlı olarak dışarı atmakta, dış
piyasalardan kaynaklanan birtakım sebepleri sıralayarak
"işte, dış kaynaklı, bu dışarıdan
gelen dalgalanmanın etkisiyle döviz kurlarında yukarı
doğru tırmanma ve faiz hadlerinde artış, Türkiye'den
sermaye çıkışı olmaktadır; çünkü,
dışarıda, dış piyasalar, Türkiye'ye göre daha cazip,
daha kârlı hale gelmektedir" ifadeleri dolaşmaktadır.
Elbette, dış piyasalarda
meydana gelen dalgalanmaların Türkiye'yi vurmaması, Türkiye'nin
kendini bunlardan arındırması, azade kılması mümkün
değil; elbette, etkilenecektir; yeri geldiğinde, bu tür dalgalanmalardan,
bir başka ülkeye göre çok daha şiddetli bir şekilde etkilenebilecektir.
Şiddetinin ölçüsü, burada, bizim için önemlidir, bizim için kriterdir.
Türk ekonomisi, böyle bir krize, böyle
bir şok dalgasına, ne ölçüde dayanaklıdır, ne ölçüde
dayanabilecek veya bu şokların etkisini hafifletebilecek tedbirleri
ve unsurları içermektedir; bizim için bakılması gereken
husus burasıdır. Dışarıdan kaynaklandığı
ifade edilen bu şok, Türkiye'de, diğer ülkelerde olduğundan
çok daha ciddî sonuçlar meydana getirmektedir.
Döviz kuru: Ben, geçen bütçe
konuşmalarında da ifade ettim; ortaya çıkan
aşırı değerlenme, mutlak suretle, bir gün gelecek, kendisini
baş gösterecektir; yani, aşırı değerlenmişliği
telafi edecek gelişmeler mutlak suretle yaşanacaktır. Ama,
bunun ani ve bir kriz çerçevesi içerisinde ortaya çıkmasına mâni
olmak için, Hükümetin alması gereken tedbir, döviz kuruna yılbaşından
itibaren küçük müdahalelerle döviz kurunu yükseltmesi; yani, Türk
parasındaki aşırı değerlenmeyi yavaş
yavaş ortadan kaldırması gerekir demiştim.
Bu yapılmadığı
için, hâlâ, yılbaşından bu yana, Türk Lirasındaki
aşırı değerlenmişlik devam ettiği için, giderek,
aşırı değerlenmişlik oranı daha da yükseldi.
Merkez Bankasının
hesabına göre, ki
Sayın Ali Babacan aşırı değerlenmişlikten
söz ederken "hangi temel devreyi esas alırsanız
aşırı değerlenmişlik oranı birbirinden farklı
çıkar" diye, iktisat kitaplarında dahi tartışmalı
olan bir konuyu getirip, burada, Türk Lirasındaki aşırı
değerlenmişliği kabul etme yerine savunma yolunu seçmişti.
Hangi temel devreyi alırsanız alın, Türk Lirasında bir
aşırı değerlenmişlik söz konusuydu. Merkez Bankasının
hesaplarında, yanılmıyorsam, 1995 veya 1998 yılı
temel alınarak yapılan hesaplamada, 2001 yılındaki kriz
ve ondan sonra meydana gelen kur değişmeleri, kur yükselmeleri
de hesaba katılmış olmasına rağmen,
aşırı değerlenmişlik oranı yüzde 55
oranındaydı. Bu demektir ki, 1,3 YTL bazı üzerinden döviz
kurunun, doların olması gereken fiyat, yüzde 55 daha
yukarıdaki bir rakamdır; yani, 2 TL'ye, 2 Yeni TL'ye yaklaşan
bir dolar kuru, olması gereken kurdur Türkiye ekonomisi için. Merkez
Bankasının hesapları bu. Merkez Bankası, bu hesapları
yaparken, bir taraftan ithalatı, bir taraftan ihracatı dikkate
alıyor "reel efektif döviz kuru" dediğimiz bir hesaplamayı
yapıyor.
Bu konu net ve açık bir şekilde
ortadayken, buna yönelik, bu olumsuz gidişi engellemeye yönelik hiçbir
tedbir alınmamış ve ilk işaret, döviz kurunda bir krizin
yaşanacağına dair ilk işaret mart ayında başlamıştı,
mart ayında kendisini göstermişti. Döviz kurlarında,
yabancı paralarda bir değer artışı, ilk bir dalga
şeklinde ortaya çıktı. Tabiî, bu ortaya
çıkış, durup dururken ortaya çıkmadı. Türkiye
ekonomisinde ileride yaşanması muhtemel, yaşanacağı
kesin birtakım gelişmeleri dikkate alarak, piyasa oyuncuları,
kendileri açısından bazı tedbirler alarak döviz talebini artırdılar
ve o tarihten itibaren döviz talep etmeye, döviz ihtiyaçlarını
karşılamaya yönelik tedbirleri aldılar. Bankalar, Türk bankaları,
öncelikle, burada, ihtiyaçları olan dövizi topladılar ve döviz
açıklarını kapattılar. Ortaya çıkan bu durumda,
Türk bankalarının şu an için herhangi bir risk unsuru söz
konusu değil. 2001'de yaşandığının benzeri;
ama, başka bir risk unsuru var, başka kesimler üzerinde bir risk
unsuru ortaya çıkıyor. Türk ekonomisinin reel sektörü, reel kesimleri
dediğimiz kesimleri üzerinde ciddî bir kur riski dolaşmaktadır.
Çünkü, reel sektör, yani özel kesim, ciddî şekilde bir dış
finansman talebini gerçekleştirmiş ve dışarıdan
borçlanmıştır. Türkiye'nin borç rakamlarına bakıldığında
bu açıkça gözükmektedir; Türk özel sektörünün dış borçlarında
bir artış vardır. Eğer, kurlarda daha yukarıya
doğru bir tırmanma söz konusu olacak olursa -ki, tırmanma
olur mu olmaz mı, o konuda da bir iki şey söylemek lazım- reel
sektörümüzde ciddî krizler, ciddî iflaslar söz konusu olabilir. O
bakımdan "geliyorum" diyen bu olayın gerekli tedbirini
almak noktasında hükümetin ciddî eksikleri vardır, ciddî yanlışları
ve olayı algılama noktasında da ciddî ihmalleri söz
konusudur.
Bir kere, bir döviz kuru
aşırı değerlendiği zaman, bir millî para
aşırı değerlendiği zaman yabancı paralar karşısında,
mutlak surette, bu birtakım takip eden gelişmelerin ön habercisi
olur. Bunların birincisi, dı ticaret açığıdır.
Dışticaret dengesinde ciddî bozulmalar meydana gelir. Bunun arkasından
ikinci gelecek olay, carî işlemler dengesi de açık vermeye
başlar. Tabiî, tüm bunların hepsi söylendi zamanında.
Gerek muhalefet partilerince gerekse konuya hâkim iktisatçılar
tarafından, bırakınız bazı televole iktisatçılarını,
konuya vâkıf ciddî iktisatçılar tarafından ifade edildi. Bu
gidiş, mutlak surette, bir gün, ani bir patlama şeklinde kendisini
telafi eder, kendisini ortaya çıkarır. Sadece cari işlemler
açığı mı; aynı zamanda -geçen günkü bir konuşmamda da bahsettim-
ödemeler bilançosunda net hata ve noksan kaleminde de bunun işaretleri
ortaya çıkıyor. O rakamlara baktığınız zaman,
net hata ve noksan rakamlarına baktığınız zaman bir
konjonktürel dalgalanma içerir ve bu rakamlar da, Türkiye'de, bir kriz
habercisi olarak ortaya çıkabilecek bir boyuta ulaşmış,
ortaya çıkmıştır.
Bu bakımdan, hükümetin, yurt
dışından kaynaklanan sebeplerle bu krizi
yaşıyoruz, bu türbülansı yaşıyoruz demesi, kendisini
sorumluluktan kurtarmaz; sorumluluğun büyük payı Hükümetin
üzerindedir.
Biz zamanında çok söyledik,
yabancı sermaye, özellikle sıcakpara hareketleri şeklinde
yabancı sermaye, Türkiye'nin hayrına bir yabancı sermaye
değildir. Bunlar, yatırımcı sermaye değildir
dedikçe, ekonomiden sorumlu yetkililer, yabancı sermayenin nimetlerinden
bahseder hale geldiler. Ama, biz bakıyoruz ki, Türkiye'ye gelen yabancı
sermaye, reel sektöre, sabit sermaye yatırımı şeklinde
gelen yatırımlar değil; ya gayrimenkule gelmiş, gayrimenkul
yatırımı şeklinde yahut ticaret kesimine
yatırım yapmak üzere gelmiş yahut da plasmanlara gelmiş.
Yani, nedir plasmanlar; işte, borsadan hisse senedi alarak bazı
şirketlere ortak olmuş veya bazı şirketleri kökünden,
tamamını satın almış veya belli bir kısmını
satın almış. Bu durumda, yabancı sermayeden beklenen
olumlu faydalar, Türk ekonomisi için ortaya çıkmamıştır.
Türkiye, bu yabancı sermaye
akımı içerisinde, el parasıyla lüks bir hayat yaşayan bir
hovardanın haline benzer. Yabancı sermaye gelmiş; siz, bu
yabancı sermaye girişiyle ucuz ithalat yapmışsınız;
döviz kurunuz, millî paranız
aşırı değerlenmiş, döviz düşük kalmış;
ucuz ithalatla kendi ekonominizi bir taraftan terbiye ederken, enflasyonu
bunun vasıtasıyla da düşürmüşsünüz; ama, reel sektör
söz konusu olduğunda, bundan çok ciddî zararlar görmüş. Böylelikle,
bu Hükümetin övünerek uygulamaya çalıştığı bu
politikalar sonucunda, bazı rakamlarda birtakım olumluya
gidiş gibi bir sonuç ortaya çıkmıştır. "Olumluya
gidiş gibi" diyorum, olumlu gidiş değildi kesinlikle.
Bunu şuna benzetmek lazım: İstanbul'a geceleri baktığınız
zaman, ışıltılı ve pırıltılı bir
dünya görürsünüz; ama, o ışıltı ve pırıltıların
arkasında ciddî birtakım sıkıntılar yaşayan
insanlar vardır, ciddî birtakım rahatsızlıklar vardır.
İşte "enflasyon düştü" derken "büyüme
oranı yüzde 9'a çıktı" derken, siz, sadece, işin
gece görünen ışıltılı boyutunu algıladınız;
ama, bu ışıltılı boyutun arkasında ciddî birtakım
problemler de giderek birikiyor, giderek patlama noktasına, âdeta,
koşar adım gidiyor. O bakımdan, Hükümetin buradaki sorumluluğu
"dışarıdan kaynaklanan bir krizdir; dolayısıyla,
bunda, Türk ekonomisinin veya Hükümetin herhangi bir suçu yoktur"
demek, konuyu vatandaş nezdinden uzaklaştırmak demektir.
Bu bakımdan, Hükümetin bugüne
kadarki olan vurdumduymaz tavrı, dileriz bundan sonra devam etmesin;
çünkü, kriz henüz bitmemiştir, birinci dalgası yaşanmıştır;
ikinci dalgası, bundan sonra alınacak tedbirle ya
yaşanacaktır veyahut da bertaraf edilecektir.
Şimdi, döviz kuru, son iki günde,
Merkez Bankasının müdahalesiyle düşüyormuş gibi
gözüküyor. Evet, düşebilir; ama, bu, her şeyin iyiye gittiğine
dair iyi bir haberci değildir. Çünkü, 2001 krizini gayet iyi hatırlıyorum;
piyasa oyuncularından bazıları çıkıp o günlerde
demeç veriyordu ve ifade aynen şöyleydi: "Bu tür durumlarda
döviz kurunun yüzde 50 oranında yukarıya çıkması
gerekir."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Abuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bitireceğim Sayın Başkan.
O kafalar, piyasa oyuncularının
bu kafaları, herhangi bir hareket başladığı anda,
döviz kurunda, mutlak suretle "yüzde 50'yi tamamlar" bir yaklaşım
içerisinde konuya yaklaşacak olurlarsa -ki, mutlak suretle yaklaşacaktır,
özellikle yabancı piyasa oyuncuları- bu durumda dövizin 2 YTL'yi
görmesi kaçınılmazdır.
Kesinlikle, bu düşüş, Merkez
Bankasının müdahalesiyle ortaya çıkan iki günlük
düşüş aldatıcı olmasın; Hükümet, kendi içerisinde
de alması gereken birtakım ciddî tedbirlerin olması gerektiğinin
farkına varsın.
Burada ortaya çıkacak kriz ve
Hükümetin zor durumda kalması muhalefet olarak bizi sevindirmez.
Hükümetin zor durumda kalmasından çok daha önemlisi: Burada, olan Türk
Halkına olur; çünkü, 2001 krizinden farklı olarak, bugün için
Türk Halkı borçludur. 2001 krizinde Türk bankaları borçluydu;
ama, bugün, Türk Halkı borçludur; esnafıyla, sermayedarıyla,
müteşebbisiyle, tüketici kredisi kullananıyla, kredi kartı
borcu olanıyla, Türk Halkının tamamı borçludur.
Eğer, kriz derinleşecek olursa, geçen defa
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bitireceğim.
BAŞKAN - Sayın
Abuşoğlu, teşekkür ediyorum.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Son iki cümle, Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın
Abuşoğlu, beni bağışlarsanız; şöyle
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Teşekkür edeceğim.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Teşekkür edecek, Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, teşekkür
edeceksiniz de
Buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Türk Halkına yazık olur. Hükümetin zor durumda kalması benim
için fazla önemli değil, Partimiz için fazla önemli değil; Türk
Halkına olmasın, Türk Halkı zeval görmesin.
BAŞKAN - Sayın
Abuşoğlu
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Yıllarca didinecek, biriktirecek, her üç dört yılda bir, bir kriz
elindekini avucundakini alıp gidecek. Buna mâni olalım.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Saygıdeğer arkadaşlarım,
bütün hatiplerden tekrar tekrar istirham ediyorum; grup adına,
şahsı adına, herkes konuşmasını ayarlasın;
1 dakikalık süre başladığında o arada teşekkür
edebilirsiniz. Bakınız, bu defa arkadaşlarımız söyledi,
açtım, kesinlikle
Onun için, Başkanlık Divanını
zorlamayalım. İktidar, muhalefet, grup adına, şahsı
adına, oyunu belli etmek üzere konuştu vesaire, hiç fark etmez.
Şahsı adına, İstanbul
Milletvekili Gülseren Topuz; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
GÜLSEREN TOPUZ (İstanbul) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1215 sıra
sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısının geneli üzerinde, şahsım
adına konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum;
konuşmama başlarken, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizin, dünyanın en hassas dengelerinin
oluştuğu bir coğrafyada stratejik bir konumda bulunduğu
hepinizin malumudur. Bu konum, ülkemizin her zaman güçlü olmasını
zorunlu kılmaktadır.
Halkımızın güven ve desteğini
alarak iktidara gelmiş olan Partimiz, Türkiye siyasetine, kendi
düşünce ve geleneğinden hareketle, yeni bir vizyon getirmiş
ve ilk günden itibaren de her alanda yapmış olduğu gerçekçi
düzenlemelerle, devletimizin, 21 inci Yüzyılın güçlü ve etkin
devletleri arasında yer alması konusunda çok önemli mesafeler
katetmiştir. Bu tablo, tam demokrasi, temel hak ve hürriyetler
düzeni, etkili dışpolitika
ve uluslararası piyasalarda rekabet edebilen bir üretim
yapısını temel ilke edinen AK Parti İktidarının
politikalarının bir sonucudur. Ülkemizi gelişmiş ülkeler
düzeyine çıkararak halkımızın refah düzeyini artırmak
için, her alanda olduğu gibi, ekonomik alanda da, reform niteliğinde
yapısal değişimler gerçekleştirilmiş, ekonomik istikrarın
kalıcı hale gelmesi için, halkımızla birlikte, büyük
fedakârlıklara katlanılmıştır. Her geçen gün, milletimizin
de desteğiyle sağladığımız bu istikrar ortamının
bozulmasına, AK Parti olarak müsaade etmeyeceğiz; bu konuda,
alınması gereken her tedbir Partimizce de desteklenecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugünlere kolay gelmediğimizin bilinci içerisindeyiz.
Yakın geçmişte, siyasî ve ekonomik istikrarsızlığın
faturasını, yüce halkımız, çok ağır ödedi; ancak,
Partimiz, bu istikrarı bozmak isteyen fırsatçılara bu imkânı
vermeyecek, önceki iktidarların yaptığı gibi de,
ekonomik faturayı halkın sırtına yüklemeyecektir; bu
konuda kararlıyız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; siyasî ve ekonomik istikrarın devamı için,
fiyat istikrarı son derece önemlidir. Bunun bilincinde olan AK Parti
İktidarı, enflasyonun düşürülmesi için gerekli adımları
atmakta tereddüt etmemiştir. AK Parti Hükümetini önceki hükümetlerden
farklı kılan bu kararlılık sayesinde, yılların
kronikleşen ve günlük hayatın bir parçası olan enflasyon
ise tek haneli rakamlara indirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ekonomik kalkınma, yani, insanımızın
refah düzeyinin yükseltilmesi konusunda, yabancı sermaye de önemli
bir unsurdur; çünkü, ülkemizde sermaye birikimi azdır. Bu nedenle,
yabancı sermayeden, ülke olarak, gereken payı da almalıyız
diye düşünüyorum. Hükümetimizin bu anlayış çerçevesinde sürdürdüğü
politikalar sonucu güven ortamı sağlanmış, yabancı
sermaye girişi ise, son yıllarda hızlanmıştır.
2001 yılına kadar olan dönemde ülkemize giren yabancı sermayenin
tutarı yıllık bazda 1 milyar dolara ulaşmazken, 2003
yılından 2005 yılının ekim ayına kadar toplam
8,5 milyar dolar yabancı sermaye girişi ülkemize gerçekleşmiştir.
Sadece 2005 yılında gelen yabancı sermaye tutarı 5 milyara
dolara yaklaşmıştır. Bu eğilim, 2006
yılında da artarak devam etmektedir. Yabancı sermaye miktarındaki
artış, AK Parti İktidarında sağlanan istikrar
ortamı ve ekonomik politikalara duyulan güvenin göstergesidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükümetimiz, makroekonomik politikalarla uyumlu, üretim
ve istihdamı destekleyen, kayıtdışılığı
caydıran, etkin ve basit bir değerlendirme sistemi oluşturulmasını
amaç edinmiştir. Bu amaç doğrultusunda, vergi kanunlarında
değişiklik öngören çeşitli vergi düzenlemeleri huzurunuza
getirilerek, yasalaştırılmıştır. 2006 ve izleyen
yıllar, vergileme alanında önemli icraatların ortaya
konulacağı yıllar olacaktır. Bu icraatlardan biri de,
1949 yılından beri uygulanan Kurumlar Vergisi Kanunu yeniden
değerlendirmeye tabi tutularak, günümüzün ekonomik koşullarına
uygun hale getirilmek suretiyle, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi
Kanunu 1.1.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulamaya konulmuştur.
Bildiğiniz gibi, Kurumlar Vergisi oranı yüzde 30'dan yüzde 20'ye
indirilmiş, benzer şekilde Gelir Vergisinde yapılan düzenlemelerle
iki tarife birleştirilmiş, dilim sayısı ise azaltılarak,
üst dilime ilişkin vergi oranı aşağıya çekilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kurumlar Vergisi oranının indirilmesinin
öneminden biraz bahsetmek istiyorum. Globalleşen dünyamızda,
iletişim ve bilgi teknolojisinde son yıllardaki ilerlemeler ve
yasal düzenlemelerdeki serbestlik, sermayenin uluslararası alanda
çok hızlı hareket etmesini sağlamaktadır. Ülkeler,
daha çok yatırım ve sermaye çekme yarışına girmişlerdir.
Vergi de, küresel ölçekte rekabetin yaşandığı en önemli
alanlardan birisi haline gelmiştir. AK Parti İktidarı,
İktidarımız, ülkemizin bu rekabette geri kalmaması
için, hızla, gereken tedbirleri almıştır. Bunun en
yakın örneği ise Kurumlar Vergisi oranı indirimidir.
Bu adımlar atılırken,
diğer yandan, vergi tabanının geliştirilmesine yönelik
adımlar atılmakta, yatırımları özendiren,
düşük oranlı, ancak geniş tabanlı bir vergi sisteminin
temelleri de atılmaktadır.
Yabancı yatırımların
ülkemizi tercih etmelerinde, ekonomik ve siyasî istikrar, pazar büyüklüğü,
altyapı kalitesi, ucuz ve nitelikli işgücü ve geleceği
görebilme gibi birçok faktör önem taşımaktadır; ancak,
basit bir vergi sistemi ve oranları, özellikle Kurumlar Vergisi ve
dağıtılan kurum kazançları üzerindeki vergi oranları,
yabancıların yatırım kararlarındaki en önemli etkendir.
Son yapılan düzenlemelerle, Türkiye,
OECD ülkeleri içinde, kurumların dağıttığı
kâr payları üzerindeki vergi yükü açısından en düşük
yüke sahip 5 inci ülke konumuna gelmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanununda 2006 yılı
başından itibaren yürürlüğe konulan düzenlemelerle, menkul
sermaye gelirlerinin vergilendirilmesinde basitlik sağlanmıştır.
Yeni sistemde, kamu kâğıtlarından elde edilen gelirler de
dahil olmak üzere tüm menkul kıymet gelirleri, geliri kimin elde ettiğine
bakılmaksızın, yüzde 15 oranında nihaî vergilemeye
tabi tutulmuştur. Böylece, hem vergi tabanı geliştirilmiş
hem de yatırım kararlarını etkileyen faktörler ortadan
kaldırılmıştır. Ancak, son aylarda dünya para
piyasalarındaki hareketlilik, petrol fiyatlarındaki artışlar,
enflasyon hedefleri açısından ekonomik bazı tedbirlerin
alınmasını da zorunlu kılmıştır. Hem bütçe
disiplini açısından hem de diğer uygulamalar açısından
enflasyon hedeflerine ulaşabilmek ve halkın refah seviyesini yükseltmek
için, kısa sürede kararlar alarak gerekli tedbirleri uygulamaya koymakta
Hükümetimiz hiç tereddüt etmemiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinde
değişiklik öngören bu kanun teklifine, dünya piyasalarında
son günlerdeki olumsuz gelişmelere paralel olarak hükümetimizin almış
olduğu etkin tedbirlere olumlu katkı sağlayacağı
için olumlu bakıyorum.
Huzurunuza gelen ve değerli katkılarınızla
daha da geliştirileceğine inandığım kanun teklifiyle,
finansal araçların vergilendirilmesiyle ilgili malî sistemde
revizyon niteliğinde değişiklikler yapılmaktadır.
Bu değişiklikleri kısaca özetleyebiliriz:
1- Ülkemizde yerleşik olmayan
gerçek kişi ve kurumların, diğer bir ifadeyle, yurt
dışında yerleşik yatırımcıların vergilendirilmesinde,
AB uygulamaları çerçevesinde mukimlik ilkesi esas alınmaktadır.
Buna göre, yurt dışında yerleşik kişi ve kurumların
finansal araçlardan Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlara uygulanacak
stopaj oranı sıfıra indirilmektedir. Bir başka
deyişle, artık, yabancı yatırımcıların
bu gelirlerinden stopaj kesilmeyecek, beyanname verilmesi ise söz konusu
olmayacaktır.
2- Hazine tarafından yurt
dışından ihraç edilen tahvil ve bonoların, eurobondların,
stopaj sisteminin dışında tutulması uygulaması aynen
devam ettirilmektedir. Ayrıca, yurt dışında yerleşik
yatırımcıların, yurt içinde yerleşik
yatırımcılara eurobond satışından elde ettikleri
kazançlar için yıllık beyanname verilmeyecektir.
3- Yurt içinde yerleşik
yatırımcılar bakımından da stopaj oranının
yeniden düzenlenmesine imkân verilmektedir. Buna göre, kanun teklifinde,
Bakanlar Kuruluna, stopaj oranlarını, kazanç ve irat türüne göre,
kazanç elde edenler itibariyle, yatırım fonlarının
katılma belgelerinin fona iade edilmesinden elde edilen kazançlar
için, fonun portföy yapısına göre ayrı ayrı
sıfıra indirme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.
Bakanlar Kurulu, bu yetki çerçevesinde, devlet ve özel sektör
tarafından ihraç edilen borçlanma senetleri ile hisse senetlerinin
alım satımından elde edilen kazançlardaki stopaj
oranını yeniden belirleyebilecektir.
4- Yatırım fon ve ortaklıklarından
fon bünyesinde yapılan vergilemeye son verilmekte, vergilemenin,
yatırımcılar nezdinde yapılması esası getirilmektedir.
5- Portföyünün en az yüzde 51'i
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören
hisse senetlerinden oluşan fonların katılma belgelerinin
bir yıldan daha fazla elde tutulmaları halinde stopaj yapılmayacaktır;
böylece, hisse senetlerindeki uygulamaya bir paralellik sağlanacaktır.
6- Mevduat ve repo gelirlerindeki
stopaj uygulamasında bir değişiklik yapılmamaktadır.
7- Gerçek kişiler hariç, vadeli
işlem ve opsiyon sözleşmelerinden elde edilen kazançlar, sürekli
olarak stopaj kapsamı dışına çıkarılmaktadır.
8- 1 Ocak 2006 tarihinden önce ihraç
edilen devlet iç borçlanma senetlerinde eski sistem devam edecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Topuz, 1
dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
GÜLSEREN TOPUZ (Devamla) - Bu tarihten
sonra ihraç edilenler için yeni oranlar geçerli olacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükümetimizin, kararlılıkla sürdürdüğü
sıkı maliye politikalarını uygulamaktan vazgeçmeme
yönündeki politikalarını destekliyorum. Bu tedbirler,
ekonominin, piyasanın ihtiyacı olan tedbirlerdir. Bu tedbirlerin
bedelinin halkımıza artı olarak yansıyacağından
hiç şüphesiz olmasın. Faiz hadleri ya da kurlarda olabilecek
olası hareketler, öngörülen enflasyon hedeflerinde bir miktar sapmaya
neden olacağı izlenimini verse de, Hükümetin kısa sürede aldığı
etkin tedbirler, enflasyon hedefine ulaşmadaki inancımızı
devam ettirmektedir. Bu bağlamda, biz, dünya finans piyasalarındaki
hareketlilikten dolayı ülkemizi olumsuz yönde etkileyen sonuçları,
şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da halkımıza
yansıtmayacağız, istikrar ortamına da zarar verecek
kısır ve siyasî çekişmeler içerisinde kesinlikle yer almayacağız.
Sayın milletvekilleri,
konuşmama burada son verirken, beni dinlediğiniz için teşekkür
eder, Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifinin ülkemize ve milletimize hayırlı
olması dileğiyle hepinize saygılarımı sunarım.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahsı adına, Denizli
Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Buyurun Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Son günlerde ülkemizde yaşanan
ekonomik kırılganlıkla ilgili olarak bu kürsüden çok
şey söylendi. Öncelikle, Türkiye'de yaşanan bu son olayların
dünya finans çevrelerinde yaşanan olaylardan kaynaklandığı
ifade edildi. Elbette, dünya finans çevrelerinde, son günlerde çok
değişik olaylar cereyan etti. Bunlar, dünya üzerindeki ülkeleri
değişik oranlarda etkilediler; ancak, ben, hemen şunu ifade
etmek istiyorum: Eğer, dünya finans çevrelerindeki cereyan eden olaylardan
dolayı bu ekonomik kırılganlık ortaya çıkmışsa,
dünyanın bütün gelişmekte olan ülkelerinde kırılganlık
oranlarının aynı oranda yansıması lazımdı.
Şimdi, gelişmekte olan ülkelere bakıyoruz, hiçbirinde, Türkiye'de
yaşanan kırılganlığı oralarda göremiyoruz. Son
günlerde Türk parasının yüzde 30 seviyesinde değer kaybettiğini
görüyoruz; ma, dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir ülkenin parası
bu dönemde bu kadar değer kaybetmedi.
Şimdi, 2001 ve 2002 krizlerinin
ortaya çıkardığı tablo neticesinde, Türkiye'de, o
dönem, Hükümet, Kemal Derviş'i Amerika'dan getirterek ekonomi
yönetiminin başına geçirdi ve IMF'yle yapılan bir anlaşmayla,
o dönemden itibaren Türkiye IMF politikalarına sıkı
sıkı bağlanmış bir ekonomi politikası uyguladı.
Bu politikanın neticesinde, 2002 yılı sonunda yüzde 70
seviyesinde olan enflasyon yüzde 29,5 seviyesine düştü.
Bakınız, bu çok önemli. 2002 yılında IMF
politikalarının Türkiye'de uygulanmaya başlamasıyla
yüzde 70 seviyesinde olan enflasyon oranı yüzde 29,5'e düştü.
2002 yılında büyüme
SONER AKSOY (Kütahya) - Yüzde 35
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yüzde
29,5. Yanlış biliyorsunuz Sayın Milletvekilim, yüzde
29,5'tir 2002 yılı sonunda.
Büyüme, 2002 yılında yüzde
7,9; cari açık 1,5 milyar dolar, dışticaret
açığı 10 milyar dolar. Yine, uygulanan ekonomik politikalarla
ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69,5.
Yani, o dönemdeki uygulanan politikalarla Türk ekonomisi 2001 ve 2000 krizlerinin
etkilerini yavaş yavaş üzerinden atmaya başlamış.
Ve 2002 Kasımında
yapılan seçimlerle AK Parti iktidara geldi. AK Parti İktidarı
döneminde, geçmiş Hükümet döneminde uygulanan ekonomi
politikaları, IMF'yle anlaşmayla ortaya çıkan ekonomi
politikalarının aynısı uygulanmaya başlandı.
O sürenin sonunda biten politikalar, yeni bir stand-by anlaşmasıyla tekrar
hayata geçirildi.
Şimdi, biz hep şunu söylüyorduk:
2002-2006 yılları arasında dünyadaki likidite bolluğu
ve gelişmekte olan ülkelere yönelen bu paralar nedeniyle, Türkiye'de
de sunî bir ekonominin iyileşmesinin söz konusu olduğunu hep dile
getirdik. Bu kürsülerden ben bunu çok kez dile getirdim; ancak, o dönemde
arkadaşlarımız burada, ben, Türk parası
aşırı değerlenmiştir dedikçe, arkadaşlarımız
bana diyorlardı ki: Türk parasının aşırı
değerlenmiş olmasından niye rahatsız oluyorsun?! Ama,
ben şunu söylüyorum, bana, Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve
Maliye Bölümünde şunu öğretmişlerdi: Bir ülkenin
parasının aşırı değerli veya
aşırı düşük olması önemli değildir; önemli
olan, o ülkenin parasının o dönemde nerede olması gerekiyorsa
orada olmasıdır. Önemli olan budur. Şimdi, Çin parası
dolar karşısında yüzde 40 daha düşük seviyede; yani, olması
gerekenin yüzde 40 daha altında. Ama, hiç
SONER AKSOY (Kütahya) - Onun için dalgalanmaya
bırakıyorlar.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Hayır
Şimdi, şunu söylüyorum Sayın Milletvekili, ben
şunu anlatmak istiyorum: Çin'deki vatandaşlar, eyvah, bizim
paramız dolar karşısında yüzde 40 düşük diye hiç
ağlamıyorlar; tam tersine, bütün Amerika, Çin'in parasının
değerlenmesi lazım geldiğini, düşük Çin parası
nedeniyle Amerika ekonomisinin ciddî manada sıkıntı içerisinde
olduğunu ve Amerikan mallarının Çin mallarına karşı
rekabet edemediğini söylüyor. Şimdi, biz, hep bunu dile getirdik;
ancak, bunu dile getirirken, bu sözleri biz burada da duyduk; ama, şimdi,
gelinen noktada
Demin Sayın Muharrem Karslı da aynısını
söyledi "Türk parasının aşırı değerlenmesi
-aynen kendi ifadesidir- Türkiye'nin hayrına olmadı" dedi;
katılıyorum ve ben bunu burada çok söyledim, onlarca kez burada
dile getirdim; doğrusu da buydu. Yani, Türk parasının
aşırı şekilde bastırılmasının, dolar
karşısında değer kazanmasının Türk ekonomisi
için son derece sakıncalı olduğunu söylüyordum. Niye söylüyordum
bunu; çünkü, aşırı değerli Türk parası, ucuz ithalatın
kapısını açıyordu; Türkiye, bir ithalat cenneti haline
geldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı bu
nedenle son derece düşük seviyelere geldi, son yedi sekiz
yılın en düşük seviyelerine geldi ihracatın ithalatı
karşılama oranı. Niye; ara malı ithalatı korkunç
derecede arttı.
Şimdi, sizin bütün maksadınız
ve gayeniz, Türkiye'de sadece enflasyonla mücadele etmek olduğu için
diğer bütün gelişmeleri gözardı ettiniz ve
aşırı değerli Türk parasının da
aşırı değerlenmiş olmasını sadece enflasyonla
bir mücadele aracı gördünüz. Dünyanın değişik ülkelerinden
yapılan ucuz ithalatla Türkiye'deki enflasyona karşı bir
mücadele yapabileceğinizi gördünüz; ancak, bunun neticesi ne oldu Türkiye'de;
bunun neticesi, 2002 yılında 1,5 milyar dolar olan cari açık
-son rakamlar- 27 milyar dolara ulaştı.
Şimdi, dünyadaki bu
sıkıntının Türkiye'ye bu kadar önemli ölçüde yansımasının
sebebi, işte Türkiye'deki bu cari açığın ve dışticaret
açığının
Sayın Başbakan da, artık, son
günlerde itiraf etmek mecburiyetinde kaldı. Bu kadar ikazlarımızdan
sonra Sayın Başbakan dedi ki: "Artık, cari açık Türkiye
için bir risktir."
Sayın Başbakan, biz, bunu,
kaç kez söyledik, Türkiye'de ekonomistler söyledi. Cari açık gayri
safî millî hâsılanın yüzde 4'üne geldi bir kritik eşik
burası. Bunu ben söylemiyorum, dünyadaki bütün ekonomistler söylüyorlar,
cari açığın kritik sınırı yüzde 4'tür. Türkiye'de
cari açık, şu anda gayri safî millî hâsılanın yüzde
7'si; yani, Türkiye'deki kırılganlığın bu kadar fazla
olmasının altında yatan sebeplerin başında, birinci
sırada işte bu cari açık, işte bu dışticaret
açığı
Siz ne yaptınız; cari
açığı finanse edebilmek için sıcakparayı Türkiye'ye
çekmenin yollarını araştırdınız. Ne yaptınız?..
HASAN ANĞI (Konya) - Yok öyle
bir şey!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Evet, evet
Reel faizlerin dünyada olmadık
ölçüde yüksek bir seviyede olmasından dolayı, cari
açığı finanse edebilmek için sıcakparayı Türkiye'ye
davet ettiniz.
Sıcakpara Türkiye'ye niye
geliyor, niye bir başka ülkeye gitmiyor da Türkiye'ye geliyor; bunun
sebebi de, Türkiye'de elde edilen reel faizlerin dünyanın hiçbir ülkesinde
görülmeyecek ölçüde yüksek olmasından dolayıdır.
Şimdi, bu tatlı tablo, bu
tatlı, pembe tablo bu şekilde devam etti; ancak, dünyadaki
gelişmeler neticesinde, Türkiye'den 8-9 milyar dolarlık bir
sıcakparanın yurt dışına çıkmasından
dolayı da bir anda piyasalarda bir panik havası başladı.
SONER AKSOY (Kütahya) - Hani faizler
yüksekti?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, şunu söylüyorum: Reel faiz, dünyanın en büyük reel
faizi Türkiye'de, evet.. Şimdi, bu faiz artırımlarından
sonra da yüzde 16-17'ler seviyesine geldi. Aynen, 2000, 2001 krizinden sonraki
durum. 2002'de -rakamlar elimde- yüzde 44'tü faiz, enflasyon yüzde
29,5'ti, reel faiz yüzde 15'ti. Şimdi de, aynı şeklide, reel
faiz Türkiye'de yüzde 15, 16, 17'ler seviyesinde.
Değerli milletvekilleri,
şimdi, böyle bir ortamda, Merkez Bankası önünü göremedi.
Bakınız, Merkez Bankası, 24.05.2006 tarihinde toplantı
yaptı, 0,25 faizleri artırdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yeni
Merkez Bankası Başkanı gelir gelmez, o dönemde 0,25 puan artırdı.
Piyasanın beklentisi tam tersineydi; ama, Merkez Bankası, 0,25
baz puan artırdıktan sonra on gün geçmedi değerli milletvekilleri,
on gün sonra ne oldu; -Merkez Bankası on gün sonrasını
göremiyor Türkiye'de- 1,75 baz puan artırdı faizleri. 20'sinde
bir toplantı yaptı; yine, herhangi bir karar yok. Beş gün
sonra olağanüstü toplandı Para Piyasası Kurulu,
olağanüstü toplandı; 2,25 baz puan artırıldı.
Değerli milletvekilleri, önemli
olan, bir ülkede, üç beş gün, on gün, bir ay, iki ay sonrasını
görebilmektir. Merkez Bankasının bile, beş gün sonrasını
göremeyen bir Türkiye'de, bir ülkede vatandaşlarımız ne
yapacak?! Vatandaşlarımız sizlere güvendi, Türk
parasına geçti; sizlere güvendi, dövizle borçlandı. Ne oldu
şimdi? "Biz, vatandaşlara zarar vermeyecek bir politika uyguladık"
dedi Sayın Topuz. Bu politikanın vatandaşlara zarar vermediğini
iddia edecek bir milletvekili var mı aramızda değerli milletvekilleri,
var mı? (AK Parti sıralarından "var, var" sesleri)
Varsa, ben size pes diyorum! O zaman, bunu, gelin, vatandaşa anlatın.
Döviz borçlusu olan vatandaşların ne hale geldiği
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
RECEP KORAL (İstanbul) - Biz anlatırız,
sen merak etme.
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın
Kandoğan.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Sizlere de güvendi, AK Partiden milletvekili seçti.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Onun
cevabını biraz sonra alırsın. Varsa bir şeyin, kürsüye
Beyefendi!.. Varsa bir becerin, kürsüye!.. Bak, Elazığlılar
merak ediyor, senin boyunu posunu bir görmek istiyorlar. Şöyle bir kürsüye
geç bakalım.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Ben seni kayda değer görmüyorum!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Şöyle bir kürsüye geç bakalım. Merak ediyorlar; Elazığlılar
boyunu posunu bir görsünler.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Ben seni kayda değer görmediğim için cevap vermiyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Geç
bakalım! Haydi, geç bakalım oraya! Kürsüye çık! Kürsüye
çık, Elazığlılar görsün seni!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Ben seni kayda değer görmüyorum!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Elazığlılar görsün bir seni bakalım! Öyle, yerinde
oturarak değil her şey!
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Senin boyunu görmekten de bıktı millet artık!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Haydi,
kürsüye Beyefendi!..
YAHYA BAŞ (İstanbul) -
Yani, seni de görmekten bıktı millet artık!
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz kanun
teklifinin teknik yönlerini sizlere açıklamak istiyorum, o konuda
bilgi vermek istiyorum. Yoksa, burada yapılan konuşmalarda,
sayın muhalefet partimize mensup arkadaşlarımız, zaman
zaman, muhalefet yapma veyahut da onu artırma düşüncesiyle olsa
gerek
Bazı konuları benim açıklamam icap ediyor.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
bir defa, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi Anayasaya aykırı
değil. Öyle, Anayasaya aykırıdır, Anayasaya, işte,
şu, eşitliktir falan falan
Böyle bir şey söz konusu
değil; çünkü, şimdiye kadar birçok vergi kanunları bu
şekilde gelmiştir. Yani, Anayasa eşitler arasında
eşitlik arar, yerliler arasında
(CHP sıralarından
gülüşmeler) İçeride oturanlar arasında eşitlik,
dışarıda oturanlar arasında eşitlik
Bununla ilgili
dar mükellef kavramı vardır. Dar mükellefin vergilendirme usulleri
vardır. Onların ayrı, kendilerine özel olarak bazı;
efendim, şu kadar vergi öderler, bu kadar vergiye tabidirler, onların
vergilendirilmesi ayrı usuldür. Adı da üstünde, mükellefiyeti
de değişiktir, dar mükelleftir. Bir tam mükellef vardır,
bir dar mükellef vardır. Tam mükellefler kendi arasında
değerlendirilir, dar mükellefler ayrı bir kategoride değerlendirilir.
Dolayısıyla, Maliyeyle ilgisi, bilgisi olanlar bunu gayet iyi
bilirler ki, şimdiye kadar dar mükelleflerin vergilendirilmeleri,
tam mükelleflerin vergilendirilmeleri ayrı ayrı olmuştur
ve bu da Anayasaya aykırı değildir. Bu bir.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Anayasadan ne anlarsın? Allah Allah "Anayasaya aykırı
değil" diyor!.. Ne biliyorsun Anayasaya aykırı olmadığını?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği
gibi
Ama, bazılarınızın da bilmediği gibi, ne
bileyim ben artık
Şimdiye kadar, bakınız, şu
İktidara geldiğimiz günden beri, Türkiye'de çok büyük
değişiklikler oluyor.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Kaşla göz arasında hepsini değiştirdiniz. Geldiğiniz
günden beri, bir tane değiştirmediğiniz kurum kalmadı
Türkiye'de!.. Bütün kurumları infisah ettiniz
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Şimdi, Türkiye'nin temel yapısı değişti,
Türkiye'nin ekonomisi güçlendi, Türkiye'nin yapısal reformlarda attığı
adımları herkes biliyor ve artık, Avrupa Birliğinin
kapısının önünde bekleyen Türkiye müzakerelere başladı.
Öyle mi? (AK Parti sıralarından alkışlar) Çok fazla
biliyordunuz da, niye Avrupa'nın kapısında kırk sene beklediniz?!
(CHP sıralarından gürültüler)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Yani, o zaman iktidar mıydık biz?!..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Şimdi, Avrupa Birliğinin kapısını da
açtık, müzakerelere de başladık arkadaş, evet! (AK Parti
sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)
Burayı da, tabiî, o Avrupa Birliğinin
kapısını açmak kolay da değil. Eğer bu yapısal
reformları yaparsanız, Türkiye'yi bu noktalara getirirseniz ancak
yapabiliyorsunuz, yoksa, lafla bunlar olmaz.
Şimdi, Türkiye, nice krizler
gördü; 94'ü gördü, 2000'i gördü, daha öncekileri gördü, hepsini gördü.
Gecelik faizleri, biliyorsunuz, yüzde 5 000'lere çıktı.
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - 7 500
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - 7 500
Neden; çünkü, o zaman Türkiye'nin ekonomik
yapısı en ufak bir rüzgârı bile kaldıracak güçte, takatta
değildi.
NAİL KAMACI (Antalya) - Şimdi
de kaldırmıyor!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Bak bakalım da, kaldırıyor mu kaldırmıyor
mu, bak bir!
NAİL KAMACI (Antalya) - Kaldırmıyor!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Bak bakalım
Bakınız, şimdi Türkiye'de,
enflasyon yüzde 1 mi fazla olacak, 2 mi fazla olacak, o konuşuluyor.
Faizler yüzde 2 mi, yüzde 3 mü fazla olacak, indi mi bindi mi ona
bakıyoruz. Biz, serbest piyasa ekonomisine göre hareket ediyoruz. Serbest
piyasa ekonomisinde her zaman dalgalanma olur.
Bakınız, yılbaşından
itibaren dolar geldi, yüzde 10 değer kaybetti dolar. Amerika'ya bir
şey mi oldu?!
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - Tsunami,
tsunami, dalga değil!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Bu, bir sistem meselesidir değerli arkadaşlar. Yalnız,
bizim yapacağımız bir iş var, Hükümeti, Hükümetin
yapacağı iş var, ekonomimizi güçlü hale getirmek; biz, bunu
yaptık. Yapısal reformları yapmak; biz bunu yaptık. Bütçemiz
bu kadar açık veriyordu, iki yakası ilk defa bir araya geldi bütçenin.
Kim yaptı bunu?! (AK Parti sıralarından alkışlar;
CHP sıralarından gürültüler)
HALUK KOÇ (Samsun) - Nerede bir araya
geldi!..
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Cari açığı kim yaptı?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Kim yaptı?! Bu malî disiplini kim uyguladı?!
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Milletin
yakası bir araya gelmiyor Sayın Bakan!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Evet, muhalefetin iki yakası bir araya gelmiyor. (AK Parti
sıralarından alkışlar) İttifaklarla uğraşıyorsunuz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Kim
uğraşıyor! Öyle bir derdi yok Cumhuriyet Halk Partisinin!
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) -
Beceremiyorlar!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Şimdi
Olur yani, yapamazlar, ne yapalım, işte,
eh, herkese nasip olmaz o işler.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Neyse,
vergiye gelelim Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, burada önemli olan,
bu ekonomiyi güçlü hale getirmek, bu yapısal reformları yapmaktır.
Banka reformunu yaptık mı, vergi reformunu yaptık mı,
efendim, kamu reformunu yaptık mı; bütün reformları bir bir
yapıyoruz. Sosyal güvenlik reformunu yaptık mı...
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) - IMF dedi,
sen yaptın!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Evet, kim yaptı?..
Hepinizin buna katkısı oldu; çok teşekkür ediyorum.
Yalnız, bu kanun, şimdi,
stopajla ilgili "efendim, yabancılara bunu niye indirdiniz,
niye daha önce böyle bir karar aldınız?.."
OSMAN ÖZCAN (Antalya) - Yabancıların
Bakanı mısın?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Ekonomik gereklere göre,
ekonomi yönetimleri bazı kararlar almak mecburiyetindedir. Bu kararları
alırken bazen Bakanlar Kurulu kararı alır, bazen yönetmelik
olur, bazen genelge olur, bazen kanun olur ve ekonominin gerektirdiği
kararları anında almak mecburiyetindeyiz.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) -
Yalnız, geleceği görerek almak lazım!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Evet, geleceği de görerek almak lazım.
Şimdi, bu, şuna benzer: Bir
baraj düşünün, baraja çok su gelmeye başladığı
zaman, barajda tehlike olmasın diye kapaklar açılır, sular
azaldığı zaman kapakları kapatırsınız.
Buna benzer bu iş.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Bakan, masal anlatma!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - "Efendim, vergiyi niye kaldırdın?.." Arkadaş,
vergiyi icap ederse koyarız, icap ederse kaldırırız;
bitti. Şimdi, "aman, bundan bütçeden ne kadar kaybınız
oluyor?.." Açıklayayım: Altı ay içerisinde aldığımız
vergi 2 000 000 YTL'dir, yabancılardan aldığımız
vergi, resmî rakamlar açıklıyor, 2 000 000 YTL.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)
- O zaman niye koydunuz?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - "Bütçeniz gitti de, mahvoldu
" Mahvolmaz bizim bütçemiz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman
niye koydunuz?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Evet, o zaman da koymamız, o zaman da onu yapmamız
icap ediyordu. Şimdi, bu neye benziyor biliyor musun, ben bir tane
ekonomik karar alacağım, onu bir daha otuz sene değiştirmeyeceğim
Olur mu böyle bir şey! (CHP sıralarından gürültüler)
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
10 milyar dolar yabancı sermaye geldi, bunun hiç vergisi yok mu?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Altı
ayda kanun değiştirmek var
mı?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Ekonomik
Ekonomi günlük
değişiyor, saatlik değişiyor, gereken tedbirleri almazsanız,
onun altında kalırsınız. Gereken tedbirleri alacaksınız.
Niye aldınız, niye yaptınız denmez. Medenî Kanun yapmıyoruz
burada; o bile değişiyor. Ha, değiştirmezseniz, gündem
sizin üstünüze gelir, ondan sonra da altından kalkamazsınız.
Sonra, gecelik faizleri yüzde 7 500 görürsünüz.
İşte, aynı durumda
diğer memleketlerde de bu oluyor.
New York Borsası da düştü,
NASDAQ'ı da düştü, Brezilyası da düştü, Kolombiyası
da, Hollanda da, Macaristan da, Rusya da, Atina; herkes etkilendi bundan.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Oraları da kurtarın Sayın Bakan, oraları da
kurtarın!
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Oralarda
ne kadar düştü Sayın Bakan, Türkiye'de ne kadar düştü?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Siz, şimdi, beni
Bir şey daha söyleyeyim
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Türkiye'de
ne kadar düştü, oralarda ne kadar düştü?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Küresel ekonomiyle bütünleşmeye başladık; bu
kolay değil. Bu, çıkıp, beynelmilel alanda ben de varım
demektir.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Onlarda
yüzde 5, bizde yüzde 30; nasıl oluyor?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Deveyle komşu olan kapısını büyük tutacak arkadaş!
Buna, herkes alışacak. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Bütün
develer gelsin!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Evet. Dünyanın gerçeklerini göreceksiniz, Türkiye'nin
gerçeklerini göreceksiniz, yapılması gereken tedbirleri de
alacaksınız. Bunu alıyoruz.
Ha, yerlilerle ilgili; yerlilerle
ilgili de, bu kanunda, Bakanlar Kurulundan yetki alıyoruz
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) -Yerliler
kim oluyor?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) -
sıfırlamaya kadar.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) -
Şimdi sıfırlayın Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Gerekirse onu da yaparız, gerekirse yapmayız.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) -
Şimdi sıfırlasanız kıyamet mi kopar?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(Devamla) - Ekonomi neyi gerektiriyorsa, onu aynen, gözümüzü kırpmadan
yaparız; o azimdeyiz, o kararlılıktayız.
Hepinize saygılar sunuyorum,
sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, teklifin
tümü üzerinde, 20 dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Özdoğan, buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Delaletinizle, Sayın Hükümete,
birkaç sual tevcih etmek istiyorum.
1215 sıra sayılı kanun
teklifi üzerinde İktidar Partisine mensup İstanbul Milletvekili
Sayın Muharrem Karslı konuşurken -gerçi, buna kriz demiyor;
ama, ben kriz diyeceğim; çünkü, bir atasözümüz vardır: Davulun sesi
yatsıdan sonra çıkar- krizin nedenlerini anlatırken, petrol
fiyatlarının yüksekliğinden, para babalarının bol
miktarda döviz almasından ve fosil siyasetçilerin etkilerinden bahsetti.
Ayriyeten de, birden fazla düğmeye basılmasını da bir
etken olarak zikretti.
Sorularım şunlar:
Acaba, ülkeyi idare edecek düğmeler
Hükümetin mi elinde, yoksa, düğmecilerin mi elinde?!
Diğer sorum: Hükümet, şimdiye
kadar, başarısızlığını enkaz
edebiyatıyla örtüyordu. Şimdi, bunun yanına,
başarısızlığını örtmek için düğme
edebiyatını da mı ekledi?!
Diğer sorum: Eğer, gerçekten,
düğmeye basanlar varsa, bu düğmeciler kimlerdir?! Siz, Hükümet,
düğmecilerini yönetirken, bahsettiğiniz düğmeciler sizin
elinizi mi tutuyor?!
Ayrıca, piyasalarda görülen
hafif düzelme, uzmanlar tarafından, dünya borsasında dünden beri
ortaya çıkan olumsuzlaşma eğilimine bağlandı. Ancak,
Amerikan Merkez Bankasının perşembe günü faizleri yüzde
0,5 oranında artırma kararı olması halinde, tekrar
bir kötüleşme beklenmektedir.
Sorum şu: Hükümetinizin ekonomi ve
piyasa politikasında, uluslararası şartların zincirinden
bu denli etkilenmeyi etkileyecek hangi özellikler vardır?
Diğer sorum: Hükümetiniz dört
yıllık iktidarı boyunca, uluslararası sıcak para
hareketlerinin Türk ekonomisini boğma kabiliyetini yok edecek ve en
azından azaltacak hangi yapısal önlemleri almıştır?
Diğer sorum: Para piyasaları,
Merkez Bankasının defeatle yaptığı müdahalelere
cevap vermemiştir. Piyasaların bu olumsuz tepkisinin,
Hükümetinizin yönetme kapasitesi ve inandırıcılığına
güvensizlikle alakasını görüyor musunuz?
Diğer bir sorum: "Kapitülasyon"
şeklinde nitelenen yabancı yatırımcıya
stopajın kaldırılması kararı, Türkiye'de büyük bir
tepkiyle karşılanmıştır. Yerli yatırımcı
ile yabancı yatırımcı arasında bu tarz bir
ayırımcılık, dünyanın başka hangi onurlu
politikasına sahip bir ülkede vardır? Bu stopaj uygulamanız,
Maliye Bakanınız Sayın Unakıtan'ın projesi midir?
Beşinci sorum: Hükümetiniz, malum
olduğu üzere, bir zorluk içine girdiği zaman, mutat olarak, bunun
sebebini kendisine yönelik komplolarla açıklamaktadır. Para
piyasalarındaki son dalgalanmalar, kanaatinizce hangi komplocular
tarafından, nerede ve ne zaman planlanmıştır? Hükümet,
bu komplodan ne zaman haberdar olmuştur ve hangi tedbirleri almıştır?
Son soruyu soruyorum: Komplo
teorilerinizin yanı sıra, Hükümetinizin yalpalayan yönetiminin devletin
muhtelif organlarıyla sık sık çıkardığı
krizlerin ve yapılan özelleştirmelerin yargıdan geri
dönüyor olmasının, Türk piyasaları üzerinde olumsuz etkilere
sebep olan bir psikolojiyi tetiklediğini de düşünüyor musunuz?
Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, bakınız, ben hiç müdahale etmiyorum;
ama, burada, tecavüz edilen hukuk, sizin hukukunuzdur; bir arkadaşımız
4 dakikada soru soruyor. Onun için, ben, 10 dakika içinde keseceğim; kendiniz
takdir ediniz, kendiniz ona göre soruları sorunuz.
Sayın Güler, buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sizin
aracılığınızla Sayın Bakana soru sormak istiyorum;
çünkü, şu ana kadar hiçbir bakan sorularımıza cevap vermedi;
inşallah, Kemal Bey bunlara yüreklice cevap verir.
Vergileri çok kazanandan değil
de dolaylı olarak halktan mı alıyorsunuz? Bu oran yüzde
70'in üzerinde; bu durum adaletsizlik değil mi?
İkincisi; asgarî ücretliden
dahi vergi alırken, parayı parayla kazananlardan babalar gibi
stopaj vergisini alamadınız mı?! Stopajı kaldırırken
IMF'nin haberi var mı?
Üçüncüsü; biraz önce açıkladınız,
2 000 000 YTL az bile, canları sağ olsun!.. Üçüncü sorumuz; rantiyecileri
ihmal etmediniz; ama, emekliye, memura gelince yüzde 2,5 artışı
layık gördünüz; adaletiniz bu mu?!
Bazı iştahları kabarmış
Merkez Bankası rezervleriyle ilgili ne gibi planlarınız
var?
Beşinci sorum: TMSF ve Bankalar
Birliği gibi kurumların, tasarruflarını özel bankalarda
değerlendirdikleri doğru mu? Doğruysa, neden, kamu bankaları
tercih edilmemektedir.
Altıncı sorum: Enflasyon
hedefleriniz, 2006 yılı için değişti mi? Bu hedefleri
tutturacağınıza inanıyor musunuz ve nasıl?
Yedinci, son sorum: Artan faiz oranlarıyla
Hazineye kaç milyar YTL yük binmiştir?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Tamaylıgil, buyurun.
BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Delaletinizle, Sayın
Bakanımıza iki tane soru sormak istiyorum: Sayın Bakanım,
stopajla ilgili, 1 Ocaktan itibaren yürürlüğe girecek olan 2006
yılındaki kanunun bir basın toplantısını düzenlediniz
-sanırım, sonbahar aylarındaydı- ve orada, size soru
yönelten gazetecilere, bu oran değişecek mi diye soran gazetecilere,
bu yabancı yatırımcıların Eminönü'ndeki kuşlar
gibi olduğunu ve güven ve istikrarla, onlara sağladığınız
yemle, kalıcı olarak Türkiye'de olacaklarını ve bu orandan
kesinlikle vazgeçmeyeceğinizi söylemiştiniz, yaklaşık
yedi sekiz ay önce. Şimdi, bu "yem" dediğiniz güven ve istikrarda
mı bir eksiklik var ya da o kuşlar göçmen kuştu o zaman
mı farkına varmadık? Birinci sorum bu.
İkinci sorum da, bundan yine yaklaşık
onbeş gün önce, Türkiye'deki yerleşik yerli yatırımcıların
yatırım tercihlerini spekülatif ve ekonomik dalgalanmanın
müsebbibi olarak da, yine, yerli yatırımcıları görmüştünüz
ve göstermiştiniz ve "onlara da ben yapacağımı
bilirim; ama, açıklamam" demiştiniz. Şimdi, görüyoruz
ki, yerli ve yabancı yatırımcı açısından, vergilendirme
açısından böyle bir fark ortaya çıkıyor. Acaba, yerli,
Türkiye'deki Türk yatırımcının ilk cezası bu mu? Bundan
sonra ne gelecek?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Sayın Koç
HALUK KOÇ (Samsun) -Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Öncelikle Sayın Başkan,
oturumu siz yönetiyorsunuz, Sayın Maliye Bakanının üslubunu
yadırgadığımı belirtmek istiyorum müsaadelerinizle;
çünkü, bir bakanın, Genel Kurula hitabında, böyle, indirmekle,
kaldırmakla, birtakım esprilerle süslü bir konuşma yapmasının
çok doğru olmadığına inanıyorum; bunu, dikkatlerinize
sunmak istiyorum.
Sorularıma gelince, Sayın
Bakan, Maliye Bakanı olarak, bence, Hükümetin güven unsurunu eksilten
en önemli faktör. Sayın Tamaylıgil'in sorusunda olduğu
gibi, altı ay önce kesin konuşan, gelecek için kesin yaptırımlar
belirten bir bakan sözünden, altı ay sonra, şu kürsüdeki ifadeye
geliyoruz; yani, bundan sonra, altı ay sonra, Sayın Maliye
Bakanı, aynı konuda, çok farklı bir söylemle, kendini sevimli
göstermeye çalışacak esprilerle konuşmayacağı
garantisi verebilir mi? Bu bir.
İkincisi, Anayasanın
eşitlik ilkesini, kendi çerçevesinden, kendi uğraştığı
alan içerisinden tarif etmeye çalıştı. Oysa, çok net ve
açık, Sayın Hamzaçebi, bunu konuşmasında belirtti;
yani, son derece net, tabloyu analiz eden, yol göstermeye çalışan,
yapıcı eleştirilerde bulunan bir Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsünü,
Sayın Bakanın, maalesef, hiç dinlemediği anlaşılıyor.
Bu, üzüntü verici bir durum.
Bir tek, son sorum Sayın Bakana,
yorumlar da oldu arada, özür dilerim: Sayın Bakan, Hazine,
yılın ilk altı aylık döneminde ne kadar içborç ödemesi
yaptı? Kısa bir soru, bürokratlarınız yanınızda.
Peki, buna karşın, ne kadar -yeni olarak- iç borçlanma gerçekleştirdi?
Yine, piyasadan yapılan borçlanmalar, piyasaya yapılan ödemelerin
yüzde kaçını oluşturdu ve kamudan yapılan borçlanmaların
oranı, bu dönem içerisinde ne
kadar oldu?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Kaptan
OSMAN KAPTAN (Antalya) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan. Sayın Bakana sorularım var.
Sayın Bakan, siz, 1 Ocak 2006'da,
yani bundan altı ay önce, yerli-yabancı ayırımı
yapmaksızın herkes için yüzde 15 stopaj getirdiniz. Şimdi
ise, aynı paraya, üç ayrı vergi getiriyorsunuz; yerliye 10,
yabancıya sıfır, bankada parası olana yüzde 15.
Sayın Bakan, sizin adalet anlayışınız bu mu? Sizin
Partinizin adı Adalet ve Kalkınma Partisi olduğuna göre,
adalet anlayışında sıfır ile 10 birbirine eşit
mi? Bu kapitülasyon değil midir? Bu uygulama Anayasanın 73 üncü
maddesine aykırı değil midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Sayın İbrahim Özdoğan'ın
sorduğu sualler vardı. Tabiî, bu suallere çok geniş yorumlar
eklendiği için, soruları almakta da bazen güçlük çekiyorum; ama,
anladığım kadarıyla da cevap vermeye gayret
edeceğim.
Bir defa, Sayın Özdoğan çok
iyi bilirler ki, AK Parti ve AK Parti Hükümeti hiçbir zaman enkaz
edebiyatı yapmadı. Biz enkaz edebiyatı yapsaydık, daha
hâlâ anlatır olurduk.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Antalya'da
Sayın Başbakan ne yaptı?
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Kırk yıldır neredesiniz diye soran siz değil misiniz
Sayın Bakan?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Efendim?..
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Kırk yılda niye Avrupa Birliğinin kapısını açmadık
diye soran siz değil misiniz?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Benim tabiî. O enkaz edebiyatı mı?
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Nedir peki?
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Arkadaşlar,
siz sordunuz Sayın Bakan cevap veriyor.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Cevap vermiyor!..
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Şimdi, biz enkaz edebiyatı yapmadık
değerli arkadaşlarım.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Antalya'da
ne yaptınız?!.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Ağzınızı açtığınızda 2002'den bahsediyorsunuz.
Ayıp ya! Yalan söylemeyin bari!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - İkincisi, değerli arkadaşlar, Sayın
Özdoğan düğmecilerden de bahsetti; yani, birileri düğmeye
mi basıyor, efendime söyleyeyim, acaba, bu, ekonomik gereklerden mi
oluyor?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Sayın Muharrem Karslı bahsetti. (AK Parti sıralarından
"dinle" sesleri)
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Değerli arkadaşlar, tabiî, her şeyi
soğukkanlı olarak değerlendirmemiz icap ediyor.
Ekonomi, tamamen kendi gerçeklerine
göre, kendi realitesine göre hareket eder. Ekonomide, hiç kimsenin elinde
sihirli değnek olmadığı gibi, ekonomi düğmeye basmakla
da idare edilmez. Ne onunla bozulur, düğmeyle, ne düğmeyle
iyileşir.
Eğer, siz, malî duruma iyi dikkat
ederseniz, bütçenize iyi dikkat ederseniz, gelirinize-giderinize iyi dikkat
ederseniz, ekonominizi iyi tutarsınız; ama, yok, har vurup harman
savurursanız
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Sizin
gibi!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) -
her şeyin tersine hareket ederseniz, kim ne düğmeye
basarsa bassın, hiç kıymeti yok. Onun için, ekonominin gerçeklerini
iyi görmek lazım, dünyanın gerçeklerini iyi görmemiz lazım
ve Türkiye'de de yapacağımız bir husus var; kim gelirse gelsin,
onu yapması icap eder; o da şu: Bu milletin kendi ayağı
üstünde durabilecek güçte olması lazım. Yoksa, bu milletin, kendisinden
başka gerçek dostu yoktur, bunu bilin.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Duracak
ayak kalmadı.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Şimdi, çıkmışsınız,
küresel ekonomiye entegre olmuşsunuz; o küresel ekonominin gerçeklerine
göre hareket etmek mecburiyetindesiniz; bu ülkenin ekonomisini geliştirmek
için onu yapmak mecburiyetindesiniz. O zaman, o beynelmilel sahada, kendinize
özgüveni olan, ekonomisi güçlü olan bir millet halinde durmanız
lazım; bunun başka yolu yok. Ha, ben kendi imkânlarımı,
kendi potansiyelimi harekete geçirmeyeyim, sağdan soldan borç
alayım, öyle idare edeyim derseniz, bundan önceki dönemlerdeki
düştüğümüz duruma düşeriz; ama, şimdi, biz, bu ülkenin
ekonomisini güçlendirdiğimizden dolayı, artık, bu türlü
dalgalanmalar, bu türlü rüzgârlar gelir geçer, o kadar şeyi yoktur;
ama, şunun bilinmesinde büyük fayda vardır: Biz, takip ettiğimiz
ekonomi politikalarına aynen devam edeceğiz, dalgalı kura da
aynen devam edeceğiz, malî disipline de aynen devam edeceğiz,
yapısal reformları yapmaya da aynen devam edeceğiz ve Avrupa
Birliği müzakerelerinde de başarılı bir şekilde
devam edeceğiz; bu iyice bilinsin
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Boş laflar Sayın Bakan, boş laflar.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) -İkincisi; bize "ya, bu kadar önlem alıyorsunuz
da para piyasalarına niye cevap vermedi" deniyor. Bugün hiç bakmadınız
mı; yani, bugünkü hareketlere; her gün bir bakın hareketlere;
göreceksiniz, bunlara
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) -
Bakıyoruz Sayın Bakan, saati saatine bakıyoruz, hiç merak etme.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Tabiî, şimdi, ben, sizin tenkit hakkınıza
saygı duyarım; ama, bir de gerçekler var. Şimdi, Türkiye,
güçlü bir ekonomiye sahiptir ve şartların gerektirdiği tedbirleri
de almaya devam etmektedir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Sayın Hüseyin Güleç
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Güler.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Güler.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Affedersiniz, Güler; düzeltiyorum.
Hüseyin Güler soruları sordu.
Şimdi, burada, yabancı yatırımcılar ile yerli
yatırımcılar yahut yurt dışında yerleşik
yatırımcılar ile yerli, yurt içinde yerleşik
yatırımcılar arasındaki farkı tenkit ederek
bazı sorular sordu.
Değerli arkadaşlar, teknik
olarak bir şeyi açıklamam icap ediyor, o da şu: Yabancı
yatırımcılar hiç vergilendirilmiyor, yerli
yatırımcılar vergilendiriliyor diye bir şey söz konusu
değil. Bizim, şimdi, mukimlik esasını kabul ettiğimize
göre, bu yabancı yatırımcılar kendi ülkelerinde vergilerini
ödüyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Kime ödüyor?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Kendi ülkelerine ödüyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Kendilerine ödüyor; bize faydası var mı?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Evet, oraya ödüyor. Şimdi, yani "yabancı
hiç vergi ödemiyor" şeklinde algılanmasın. Onlar kendi
ülkelerinde ödeniyor. Çifte vergilendirme anlaşmaları
yapıyoruz, bizimkiler de orada ettiklerini bize gelip burada ödüyorlar.
Mukimlik esası var, mukimlik esasını kabul ediyoruz ve bu
mukimlik esasını Avrupa Birliğinde birçok ülke kabul etmiş
ve uygulamakta.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - O vergileri
buraya mı gönderiyorlar?!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Sen, şimdi "ya, bunları, daha önce niye
bu vergileri koydun da, ondan sonra niye kaldırdın..."
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Evet,
soru o.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Bizi, en fazla tenkit edilen bu.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Soru
budur Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Efendim?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Soru bu.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Bu konuyla isterseniz
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Niye koydunuz
niye kaldırdınız?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - "Niye koydun bunu, niye kaldırdın?"
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman
uluslararası anlaşmanın farkında değil miydiniz?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Uluslararası anlaşmaların haliyle farkındaydık.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
lütfen, Sayın Bakanın cevap vermesine fırsat verelim.
Buyurun.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Değerli arkadaşlar
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Vergi anlaşmaları
var. O zaman yok muydu bu vergi anlaşmaları?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Bakınız ben size bir şey söyleyeyim, Türkiye
şimdiye kadar bunlara zaman zaman vergi de koymuş zaman zaman
sıfırlamıştır da. Bizden önce de olmuştur
bu.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ama,
biraz önceki açıklamanızla çelişkiye düşüyorsunuz o
zaman. (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Sayın Bakan cevap
verebilir. Siz niye yapıyorsunuz? Sayın Bakan cevap verme hakkına
sahip, konuşur.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Şimdi, cevaplarımı dinleyin benim. Siz,
zaten, cevaplarım benim ikna edici olsa da karşı geleceksiniz
olmasa da karşı geleceksiniz. Yani, onun için beni bir dinleyin,
ona göre şey edin.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Bazılarını ikna etmeniz lazım, bizi değil.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) - CHP'liler
hep zor soru soruyor Sayın Bakanım!
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Şimdi, bakınız, Sayın Tamaylıgil
bir misal verdi, dedi ki, daha önce siz dedi, yabancı sermayeyi
Eminönü'ndeki kuşlara benzettiniz dedi. Evet, o sözümü aynen söylüyorum
tekrar, ona benzer.
Şimdi, bu dalgalanma yahut da
bu rüzgâr nereden geldi?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Sizin beceriksizliğinizden geldi. (AK Parti sıralarından
"ayıp" sesleri) Sayın Derviş altı ay önce
uyardı tedbir alın diye.
BAŞKAN - Sayın
Sarıbaş, lütfen
Buyurun Sayın Bakan.
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Şimdi, nereden geldi? Bakın, değerli arkadaşlar,
global piyasalarda faizlerin yükselmesi sonucu para artık o yüksek
faizli olan yerlere otomatikman kayar. Bunu hiç kimse önleyemez. Nitekim,
bundan dolayı bütün dünya etkilendi. Eğer Japon Merkez Bankası
kalkıp da 400 milyar dolara yakın parayı, sıfır faizle
piyasalara sürdüğü parayı aynen geriye çekerse, likidite sorunundan
dolayı bu yön değiştirir, para yön değiştirir. Aynen
Eminönü'ndeki kuşlar gibi, yemi daha fazla nerede bulursa oraya gider.
Verdi faizi, oraya gitti.
HALİL AKYÜZ (İstanbul) -
Sayın Bakanım iki senedir biz bunu söylüyoruz.
BAŞKAN - Sayın Bakanım
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Hatta, kendi borsaları bile düştü, New York
borsası dahi düştü.
BAŞKAN - Sayın Bakanım,
cevap verme süresi tamamlanmıştır. Diğer sorulara
yazılı olarak cevap verebilirsiniz.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Hyundai
nereye gitti Sayın Bakanım, Hyundai?
MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN
(İstanbul) - Peki, yazılı olarak cevap vereyim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
Sayın Bakanım, Hyundai nereye gitti; onu da söyler misiniz?
İyi yemleyemediniz mi onu?!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
TURAN TÜYSÜZ (Şanlıurfa) -
Sayın Başkanım, karar yetersayısının
aranılmasını istiyorum.
BAŞKAN - Maddelerine geçilmesini
oylarınızı sunacağım ve karar yetersayısını
arayacağım.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir; karar
yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi okutuyorum:
GELİR
VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
İLİŞKİN
KANUN
TEKLİFİ
MADDE 1- 31/12/1960 tarihli ve 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 nci maddesinin;
a) (1) numaralı fıkrasının
birinci paragrafının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Dar mükellef gerçek kişi
ve kurumlar ile Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan yatırım
fon ve ortaklıklarının (konut finansman fonları ile
varlık finansman fonları dahil) söz konusu gelirlerinde bu oran
% 0 olarak uygulanır."
b) (1) numaralı fıkrasının
altıncı paragrafı aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Hazine tarafından yurt
dışında ihraç edilen menkul kıymetlerin alım
satımı, itfası sırasında elde edilen getirileri ile
bunların dönemsel getirilerinin tahsilinde, tam mükellef kurumlara
ait olup, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem
gören ve bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri ile
sürekli olarak portföyünün en az % 51'i İstanbul Menkul Kıymetler
Borsasında işlem gören hisse senetlerinden oluşan
yatırım fonlarının bir yıldan fazla süreyle elde
tutulan katılma belgelerinin elden çıkarılmasında ve
hisse senetleri kâr paylarının hisse sahipleri adına tahsilinde
bu fıkra hükümleri uygulanmaz. Tam mükellef kurumlara ait olup,
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve
bir yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden
çıkarılmasından elde edilen gelirler için, Gelir Vergisi
Kanununun Mükerrer 80 inci madde hükümleri uygulanmaz."
c) (7) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
" Sözkonusu fıkra hükümleri
uyarınca tevkifata tabi tutulsun
tutulmasın dar mükellef gerçek kişi veya kurumlarca Hazine
tarafından yurt dışında ihraç edilen menkul kıymetlerden sağlanan kazanç
ve iratlar için münferit veya özel beyanname verilmez.
ç) (8) numaralı fıkrasında
yer alan "% 15 oranında" ibaresi "% 0 oranında"
olarak değiştirilmiştir.
d) (14) numaralı fıkrasının
ikinci cümlesinde yer alan "2006 yılında" ibaresi
fıkra metninden çıkarılmıştır.
e) (16) numaralı fıkrasından
sonra gelmek üzere aşağıdaki (17) numaralı fıkra eklenmiş
ve müteakip fıkra numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.
"17) Bakanlar Kurulu bu maddede
yer alan oranları her bir kazanç ve irat türü ile bunları elde
edenler itibarıyla, yatırım fonlarının katılma
belgelerinin fona iade edilmesinden elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre, ayrı ayrı sıfıra
kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.
Sayın Özyürek, buyurun.
Süreniz 10 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Maliye Bakanının
burada olmasını çok isterdim; bütün kavramları birbirine
karıştırarak, burada bir savunma yaptılar.
Şimdi,
yaşadığımız ekonomik kriz bir yana, üzerinde
konuştuğumuz tasarıyla ne yapılıyor değerli arkadaşlarım;
deniliyor ki: Yabancıların Türkiye'de elde ettikleri -teknik
terimiyle- menkul sermaye iratlarından yüzde 15 stopaj yapıyorduk,
1 Ocak 2006 yılından beri yapıyorduk, şimdi bunu kaldırıyoruz.
Peki, başka ne yapıyoruz; yerli yatırımcıların,
Türk vatandaşlarının menkul sermaye iradı elde etmesi
halinde, daha çok devlet tahvili ve hazine bonosundan elde ettikleri menkul
sermaye iratlarından yüzde 10 vergi alacağız, mevduattan
da yüzde 15 vergi alacağız. Değerli milletvekilimiz Osman
Kaptan'ın dediği gibi, aynı paradan üç ayrı vergi
alıyorsunuz.
Şimdi, bu, 1 Ocaktan beri yürürlükte
olan, devlet kâğıtlarından yüzde 15 stopaj yapılmasını
öngören yasa tasarısı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken
Sayın Bakana dedim ki: Bu konuyu gündeme getiriyorsunuz... Ve bize de
dönüp "siz bu kamu kâğıtlarından vergi alınmasını
istemez miydiniz; işte, bunu getiriyoruz, daha ne istiyorsunuz"
dedi Sayın Bakan. Ben de dedim ki: Bu vergiyi koymak kolaydır;
ama, uygulamak zordur. Bir süre sonra belli çevreler baskıyı
yaparlar, siz de bu vergiyi kaldırmak zorunda kalırsınız.
Sayın Bakan dedi ki: "Bizi başka hükümetlerle karıştırmayın.
Biz, vergi alacağız dedik mi alırız." Peki,
Sayın Bakan, Sayın Hükümet, değerli AKP milletvekili arkadaşlarım,
altı ay önce koyduğunuz bu vergiyi şimdi kaldırıyorsunuz;
öbür hükümetlerden ne farkınız kaldı? Sayın Bakan
burada savunma olarak diyor ki: "Kardeşim, bu Medenî Kanun mu; vergi
kanunu
" Yani, sanki, vergi kanununu akşam sabah, her gün
değişen bir kanunmuş gibi algılıyor Sayın
Bakan. "Bu vergi kanunu. O gün şartlar öyle icap etti. Bugün kriz
var, şartlar böyle gerektirdi; onun için, ben bu vergiyi kaldırıyorum"
dedi.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
zaten, hiçbir hükümet, durup dururken "ben o vergiyi getirmiştim;
ama, hiçbir sebep yok, bazı çevrelerin baskısı sonucu bunu
kaldırıyorum" demez, uygun bahaneler bulur. Şimdi de
-zaten, aylardır devam eden kulis sonucu bu verginin kaldırılmasını
istiyordu bazı çevreler- işte, kriz filan diye bir hikâyeyle kaldırıyorsunuz.
Bu nasıl bir hükümet?! Öbür hükümetlerden bir farkı kaldı
mı?! Bunu, gelip, burada açıklamanız lazım.
Şimdi, Sayın Bakan arkadaşlarımıza
cevap verirken, kendisinin zekâsından beklenmeyecek şekilde
çelişkili bir cevap verdi; dedi ki: "Bunlar, zaten -yani, yabancı
yatırımcılar- kendi ülkelerinde ikili vergi anlaşmalarına
göre vergi ödüyorlar, Türkiye'de bunlardan vergi alınmasına
gerek yok." Ee, güzel
Peki, altı yedi ay önce bu ikili anlaşmalar
yok muydu?! O zaman vergiyi niye koydun?!
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
mızrak çuvala sığmaz. Yanlış yaptığınızı
Açıkyüreklilikle diyeceksiniz
ki: "O gün yanlış yaptık -eğer şimdi doğruysa-
bugün düzeltiyoruz; yanılmışız." Yok, hepimizi biraz
saf vatandaş yerine koyup, ikili anlaşmaları filan ortaya
atarak bir açıklama yaparsanız buna kimse inanmaz. İkili anlaşmalar,
vergi anlaşmaları, maliyeyle ilgili olan herkesin bildiği,
yıllardır devam eden uygulamalar. Yedi ay önce ikili anlaşmalar
yoktu da, vergi anlaşmaları yoktu da, şimdi mi icat oldu?
Bu, büyük çelişki değerli arkadaşlarım ve bir hükümet
düşününüz ki, altı ay ilerisini göremiyor. O gün vergiyi koyuyor,
tepkiler karşısında "asla bundan biz geri dönmeyiz,
boşuna kimse uğraşmasın" diye üst perdeden her türlü
konuşmaları yapıyorsunuz, altı ay sonra "şimdi
biz bunu kaldırıyoruz; çünkü, ikili vergi anlaşmaları
var" diyorsunuz. Buna herkes güler değerli arkadaşlarım.
Bunlar doğru yaklaşımlar değil. Bir maliye bakanı
"teknik açıklama yapmam benden bekleniyor" diye kürsüye
gelip, bunları teknik açıklama diye bize sunarsa, doğrusu
biz onu kabul etmeyiz. Tabiî, Maliye Bakanımızın üslubuyla
konuşmak istemiyorum, öyle olsa başka türlü, bunları, net
bir şekilde ifade ederim.
Sonra bir maliye bakanı "teknik
anlaşma yapacağım" diye Meclisin huzuruna geliyor, Yüce
Meclisin huzurunda ve milyonlarca vatandaşın önünde "siz
ittifaklara bakınız" filan diyor.
Değerli arkadaşlarım,
bakanlar, maliye bakanları ciddî insanlardır. Türkiye'de, ittifaklarla
ilgili, bazı gruplar, bazı kişiler temaslar yapıyor
olabilir; ama, burada laf atarken, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konudaki
tutumunu, tavrını, konumunu bilerek bir şey söylüyorsanız,
âmenna; ama, bilmeden söylüyorsanız, bu bir bakana yakışmaz.
Cumhuriyet Halk Partisinin bu tip arayışlarla ilgili tavrı
bellidir. Bazı eski siyasetçiler, yeni siyasetçiler kendilerine göre
bir ittifak arayışına girmiş olabilirler; ama, Cumhuriyet
Halk Partisinin bu konudaki tavrı nettir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, laik demokratik cumhuriyete inanan bütün vatandaşlarımızın
desteğiyle seçimlere girmek istiyoruz.
Şimdi siz, bunları bilmezseniz,
muhatabınızın bir konuda ne düşündüğünü bilmeden laf
atarsanız, ee, bu bir bakana yakışmaz. Bu üslup değil,
bu yol değil.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakan dedi ki: "Bu, Anayasaya aykırı değildir"
dedi. "Yani, yabancı yatırımcıdan hiç vergi almayacaksınız,
yerli yatırımcıdan yüzde 10 alacaksınız, mevduat
sahibinden yüzde 15 alacaksınız; bu, Anayasaya aykırı
değildir" dedi ve "buna benzer uygulamalar olmuştur"
dedi.
Maliye Bakanından ben beklerdim
ki, buraya çıkar "arkadaşlar, işte, bir Anayasa Mahkemesi
kararı; bu konularda, Anayasa Mahkemesi Anayasaya aykırı bulmamıştır"
der.
Siz, Anayasaya gitmemişseniz,
Anayasa Mahkemesinin önüne bir ihtilaf gelmemişse, Anayasa Mahkemesi
kendiliğinden "şu kanunu bir incelemeye alayım, karar
vereyim" demez ki, böyle bir usul yok ki! Bu konular, farklı vergi
uygulamaları, Anayasa Mahkemesinin önüne gitmemiştir.
Eğer, bu kanunu burada önergelerle
düzeltmek istemezseniz, düzeltmezseniz, bilesiniz ki değerli arkadaşlarım,
bu, Anayasa Mahkemesinden döner; çünkü, düşününüz ki, bir Türk vatandaşı
dışarıya gitti
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum
Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın
konuşmanızı.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
-
dışarıda yerleşik kişi oldu, geldi, Türkiye'de
devlet tahvili aldı, Almanya'da oturan bir vatandaşımız.
Onun kardeşi Türk vatandaşı, Türkiye'de oturuyor, o da devlet
tahvili aldı. Almanya'da yerleşik olan kişi bir kuruş
vergi ödemeyecek, Türk vatandaşı olan kişi yüzde 15 vergi ödeyecek
Ee, bunu siz, hukuka, Anayasaya, vicdana sığar mı, kabul ettirebilir
misiniz?! Olay budur, bu, Anayasaya aykırıdır. Size bu
akılları kim veriyorsa, hangi hukukçular veriyorsa, onu bilmem;
ama, doğru dürüst hukukçulara danışırsanız, bu düzenlemenin
tam olarak Anayasaya aykırı olduğunu görürsünüz, eğer,
bunda ısrar ederseniz, Halep oradaysa, Anayasa Mahkemesi orada,
sonucunu hep birlikte tartışırız.
Hepinize saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Grubu adına Diyarbakır
Milletvekili Muhsin Koçyiğit.
Sayın Koçyiğit, buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
MUHSİN KOÇYİĞİT (Diyarbakır) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1215 sıra
sayılı kanun teklifinin 1 inci maddesi üzerinde Anavatan Partisinin
görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; bu
vesileyle, Yüce Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; hepimizin bildiği gibi, bundan yaklaşık
altı ay önce, yine, bu Yüce Genel Kurulda rant gelirlerinin vergilendirilmesine
yönelik bir değişiklik yapılmıştı ve altı
ay önce yurt içinde-yurt dışında denmeden tüm menkul sermaye
iradı elde edenlerin yüzde 15 oranında stopaj vergisi, yani,
Gelir Vergisi kesintisine tabi tutulması kararlaştırılmıştı
ve haklı olarak da, o zaman, Sayın Maliye Bakanımız burada
çıkıp, sanki ilk kez yapılıyormuşçasına,
işte, biz rant gelirlerini vergiliyoruz, dediğimizi yerine getirdik,
bundan sonra iç sermaye-dış sermaye ayırımı
yapılmadan tüm menkul sermaye iratlarının, hazine bonosu,
devlet tahvili gelirlerinin yüzde 15 oranında vergiye tabi tutulduğunu
açıklamıştı. Tabiî, önemli olan, bunu açıklamak
değil; önemli olan, bunun arkasında durabilmekti; ama, bugün,
üzüntüyle görüyoruz ki, maalesef, Hükümetimiz ve Maliye Bakanlığı
sözünün arkasında duramamıştır ve geri adım atarak,
menkul sermaye iradı elde eden yabancılardaki stopaj vergisini
sıfırlamış, yerli yatırımcılardan tekrar
yüzde 10 oranında vergi almaya devam etmiştir. Daha da ötesinde,
mevduat faizlerindeki uygulama, yine yüzde 15 olarak devam edegitmektedir.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; elbette, Hükümeti buraya getiren belli maliye ve
para politikası tedbirleri vardır. Niçin buraya geldik? Hepimizin
bildiği gibi, 2002 yılında 1,5 milyar dolar olan cari işlemler
açığı, her yıl kümülatif şekilde artmak suretiyle,
son dört yılda, AKP Hükümetleri döneminde tam 44 milyar dolara
çıkmıştır. Tabiî, bu 44 milyar dolarlık cari
işlemler açığının finansmanı bir sorun yaratmaktaydı.
İşte, bu sorunu gidermek için, Hükümet, düşük kur, yüksek
reel faizlerle bugüne kadar "sıcakpara" dediğimiz yabancı
sermayeyi, kısa vadeli yabancı kaynağı yurt içine getirdi
ve bu cari işlemler açığının finansmanında
kullandı; ama, özellikle, Hükümeti buraya getiren Merkez Bankası
Başkanı atamasındaki sürecin uzaması, Merkez Bankası
Başkanlığına değişik isimlerin tartışılması
ve sonunda da bir başkanda karar kılınması ve bu
sürecin çok kötü yönetilmesiydi. Bu süreç kötü yönetildiği için,
piyasada, ekonomik çevrelerde Merkez Bankasına karşı bir
itibar kaybı, bir güven kaybı meydana geldi. Bu, giderek, güven
kaybı, dövize müdahale şekline ve döviz kurunun yükselmesinin
sonucunu meydana getirdi; çünkü, döviz kuru 10 Mayıstan bugüne kadar
geçen aşağı yukarı bir aylık süre içerisinde, birbuçuk
aylık süre içerisinde tam yüzde 30 oranında devalüe edilerek
değer kaybına uğramıştır Türk Lirası;
yani, yüzde 30 döviz daha fazla değerlenmiştir. İşte,
aşırı değerlenen bu dövizin bir yerde durdurulabilmesi
için, Hükümet bir yandan para politikası tedbirlerini, öte yandan da
maliye politikası tedbirlerini devreye sokmuştu.
Para politikası tedbirleri nelerdi?
Hepimizin bildiği gibi, Merkez Bankası Para Kurulu, ilk toplantısında,
Hükümetin enflasyon ve istihdam politikasına uyum sağlama
adı altında faizleri 0,25 puan indirerek 13,25'te karar kılmıştı.
Bu ne demekti; Merkez Bankasının özerk ve bağımsızlığı
üzerine Hükümetin gölgesinin düşmesi ve Merkez Bankasının
itibar kaybına uğraması demekti. İşte, bu süreç,
bu "U" sürecin tetikleyicisi oldu. İşte, bugüne gelmemizin
ilk ateşleyicisi burada olmuştur ve ondan sonra, Merkez Bankası
hatasından dönme ve gelişen sıcak olaylara anında
müdahale etme adına üç kez daha toplanmıştır. Birisinde
herhangi bir karar alınmamıştır. İkisinde de,
birinde 1,75; sonuncusunda da 2,25 oranında faizleri artırmak
suretiyle gecelik repo faizlerini, kısa vadeli faizleri yüzde 17,25
oranına getirmiştir ve bununla da kalınmamış,
piyasada, bugün, yüzde 23'lere kadar faizler yükselmiş bulunmaktadır.
Görüldüğü üzere, Merkez Bankasının
gerek döviz satış ihaleleri ve gerek Yeni Türk Lirası depo
alım ihaleleri sonuç vermemiş, Merkez Bankası, son silah
olarak da neyi kullanmıştı; doğrudan piyasaya dolar satmayı.
Onu da kullandı, bu da yetmedi.
Görülüyor ki, para politikası tedbirleri
yeterli gelmeyince, bu kez, Maliye Bakanlığı maliye
politikası araçlarını devreye sokmak suretiyle, yerli ve
yabancı yatırımlar arasında ayırım yapacak
şekilde, devlet tahvili ve hazine bonosu faizlerini elde eden yabancılara
oranı sıfırladı, yerlilerde bunu yüzde 10 olarak uygulamayı
kararlaştırdı.
Değerli arkadaşlarım,
önemli olan yabancı sermayenin gelmesi, doğrudan yabancı
sermayenin gelmesi. Doğrudan yabancı sermayenin gelmesi için
sadece faizlerin sıfırlanması yetmez. Önemli olan, vergi
yasalarının sık sık değişmemesidir ve önemli
olan, kayıtdışı ekonominin kayda alınmasıdır.
Bir doğrudan yabancı sermaye, küresel sermaye, gittiği ülkede
her şeyden önce tüm ekonominin kayıt içinde yarışmasını,
kayıt içinde olmasını ister; çünkü, yabancı sermaye
kayıtlı çalıştığı halde yanındaki
yerli sermaye kayıtdışı çalışıyorsa,
arada bir rekabet eşitsizliği vardır. İşte, yabancı
sermayeyi bir ülkeye getirmeyen asıl neden, o ülkedeki kayıtdışı
ekonominin büyüklüğüdür; yoksa, menkul sermaye iratlarını
sıfır vergilemek, yabancı sermayenin tek başına
getirilmesi için bir neden değildir. Bu bakımdan, Hükümet, bir yandan
asgarî ücretten vergi alırken, bir yandan "özel gider indirimi"
adı altında ücretlere uygulanan vergi indirimini kaldırmışken,
trilyon, hatta katrilyon gelir elde eden yabancı sermayeyi vergi
dışı bırakması, sadece Anayasanın eşitlik
ilkesiyle değil, aynı zamanda etik de değildir. Yani, yabancıya
yok, yerliye çok vergi
Bu, sadece vergide eşitlik bakımından
değil, etik de değildir; çünkü, önemli olan, yerli sermayenin
önünü açmaktır; çünkü, yerli yatırımcı kendi ülkesinin
geleceğini düşündüğünden, genel olarak, reel sektöre, üreten
sektöre yatırım yapar, yabancı sermaye ise, daha ziyade, o ülkeye
kısa vadeli kârını artırmak için gider ve daha ziyade,
finans sektörüne, malî sektöre yatırım yaparak kârını katlayıp,
en kısa süre içerisinde katladığı kârını dövize
dönüştürüp, ülkeyi terk etmek ister; çünkü, yabancı sermayenin
gittiği ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına, üretimine,
istihdamına katkıda bulunmak gibi bir amacı yoktur, ancak
bu ulvî amaçlar yerli sermaye için geçerlidir. Biz de, burada, bir
bakıma yerli sermayeyi cezalandırır gibi vergilendirip,
yabancı sermayeyi vergilendirmezsek, bunun, eşitliğin
ötesinde etikliği tartışılması gerekir.
Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; elbette yabancı sermaye gelsin,
yatırımlar yapılsın; ama, burada, daha önce
"yatırım indirimi" adı altında uygulanan bir
müesseseyi kaldırdık, yatırımlar durma noktasına
geldi. Şimdi de, siz, yabancı sermaye gitmesin diye, ondaki vergiyi
sıfırlıyorsunuz. Oysa, giden, doğrudan yabancı
sermaye değil, kısa vadeli, günlük kazanç için gelmiş, yüksek
reel faizi alıp kendi ülkesine gitmek isteyen yabancı sermayedir.
Bu bakımdan, inanıyorum ki, verilecek önergeler doğrultusunda
bir yanlıştan vazgeçilerek, yerli sermaye-yabancı sermaye
ayırımı yapılmadan tüm menkul sermaye iratları
üzerinden verginin sıfırlanması gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUHSİN KOÇYİĞİT
(Devamla) - Bu bakımdan, Yüce Genel Kurulumuz, verilecek önergeleri
kabul ederek bir yanlıştan dönerse, ülkemiz için, ekonomimiz
için, üretimimiz için, istihdam için hayırlı bir iş yapar.
Ben, konuşmamı burada
bitirirken, Yüce Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Şahısları adına,
İstanbul Milletvekili Ünal Kacır
Isparta Milletvekili Emin Bilgiç...
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşma yapmayacaktım;
ama, Sayın Maliye Bakanını dinledikten sonra konuşma
yapmamak mümkün değil. O bakımdan -kendileri de burada yok ama- Sayın
Maliye Bakanımızın, en azından, konuşmalarına
bir cevap verme zarureti ortaya çıktı.
Şimdi, sayın maliye bakanlarının
öngörüsü çok kuvvetli olmalı, gelecekle ilgili beklentileri, tahminleri,
gelişmeleri çok iyi takip edebilmeli ve bunlarla ilgili verdiği
kararların da büyük ölçüde doğru çıkması gerekir.
Şimdi, Sayın Maliye Bakanımız geldi, burada söylediler
bu stopajla ilgili olarak. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ülkesinde,
bir maliye bakanı, altı ay önce, çok büyük ölçüde sahip
çıkarak, savunarak, vergileri eşitlediklerini, yurt
dışından gelenlerle ilgili olarak onlara yüzde 15 vergi
uyguladıklarını övüne övüne anlattıktan sonra, altı
ay sonra, gelip burada çok farklı şeyler söyleyen bir başka
maliye bakanını hiçbir ülkede göremezsiniz.
Şimdi, aynı Maliye
Bakanımız, milletvekili lojmanlarıyla ilgili de burada çok
şey söyledi: "300 trilyon gelir elde ediyoruz
" Ama, geçenlerde
bir soru önergesi verdim, elde edilen gelir 14 trilyon. Siz, şimdi,
üçbuçuk yıl önce Maliye Bakanı olarak çıkacak "ben bu milletvekili
lojmanlarını satıyorum, 300 trilyon da gelir elde
edeceğim" diyeceksiniz, sonra da, elde edilen gelir, üçbuçuk
yıl sonunda, 14 trilyon lira olacak
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
Suç onda mı, almayanlarda!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, "babalar gibi satarım" diyordu, sattıklarından
elde ettikleri gelirle övünüyordu; bunu niye beceremedi, bunu niye
yapamadı?!
Şimdi, TÜPRAŞ'ın satışıyla
ilgili olarak, yüzde 66'sı satılmıştı biliyorsunuz,
1 340 000 000 dolara. Ertesi günü,
basın ve televizyonda Sayın Maliye Bakanının
açıklamaları: TÜPRAŞ'ı çok iyi fiyata sattık, yüzde
100'ünü dahi satmış olsaydık, ancak bu fiyat ederdi.
Açıklamaları var, bende mevcut, getirip gösterebilirim; geçenlerde
de gösterdim burada. Şimdi, bir maliye bakanı düşününüz ki,
TÜPRAŞ'ın yüzde 66'sının satışını
"yüzde 100'ünü satsak da ancak bu fiyata satabiliriz" diye
açıklama yapacak, ondan çok kısa bir süre sonra, sekiz ay on ay
sonra aynı TÜPRAŞ, hem de yüzde 51'i, yüzde 15 daha azı, 4
140 000 000 dolara satılacak! O maliye bakanını hiçbir ülkede
Maliye Bakanlığı koltuğunda oturtmazlar; bu açıklamaları
yapan maliye bakanını, hiçbir ülkede o koltukta oturtmazlar. On
ay içerisinde tam 3 milyar dolar fark var, hem de yüzde 15'i daha
düşük. Değerli milletvekilleri, böyle bir Maliye Bakanına
sahip olduğunuz için siz gurur duyabilir, iftihar edebilirsiniz; ama,
biz üzülüyoruz.
Şimdi, TÜPRAŞ'ın yüzde
14,76'sı
Bakınız, burada çok söylendi, ben de söyledim, kamu
yararı gözetilmemiştir, rekabet ilkelerine uyulmamıştır,
ihale yapılmamıştır şeklinde açıklamalarda
bulunduk. İtiraz etti Sayın Maliye Bakanı; "yok"
dedi "biz bütün şartlara uyduk." Şimdi ne oldu;
Danıştay 12. Dairesi bu satışı iptal etti. Şimdi,
böyle bir maliye bakanı olabilir mi değerli milletvekilleri?
Yani, bu kadar açık, bu kadar -dilim varmıyor, daha ağır
sözler söylemek istiyorum, dilim varmıyor- yani, millî varlığımızı
birilerine verme noktasında bu kadar yanlışlıklar
içerisinde olabilir mi? İleriyi göremeyen, öngöremeyen bir maliye
bakanı olabilir mi?
Sayın Maliye Bakanı, dolaylı
vergilerle ilgili sözler söyledi, "bir ülkede dolaylı vergilerin
oranı yüzde 70'i aşarsa, o ülkede vergi adaletinden bahsedemezsiniz"
dedi. Şimdi, ben soruyorum; yok burada, ama
Türkiye'de dolaylı
vergiler yüzde 70'i aştı. Böyle bir Maliye Bakanı, hâlâ
Maliye Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Bu kadar öngörüsüz,
bu kadar gelişmelerle ilgili doğru tahminlerde bulunamayan bir
Maliye Bakanına sahibiz.
Şimdi, cari açık
2004 örneğini
vermek istiyorum. 2004 yılında, cari açık, Türkiye'de tam 3
kez revize edildi. Sayın Maliye Bakanı ortaya koydu cari
açığı; ama, aynı yıl içerisinde o açık 3 kez
revize edilmek mecburiyetinde kaldı.
Şimdi, Sayın Maliye
Bakanı, geldi, burada diyor ki: "Dünyada faizler yükselirken Türkiye'de
düşüremezdik." Şimdi, dünyada faizler yükselirken,
24.05.2006'da, Merkez Bankası 0,25 puan faizleri indirdi.
Amerika'daki FED faizleri yüzde 5 yapmış. Avrupa Merkez Bankası
yüzde 2,75 yaptığı bir dönemde, Türkiye'de Merkez Bankası
faizleri indirdi. Şimdi, Maliye Bakanımız geliyor, bunun tam
tersini burada söylüyor.
Değerli milletvekilleri,
şimdi, bu kanunla ilgili olarak
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen, konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Sayın Maliye Bakanı, altı ay öncesinde söylediklerinden
çok farklı şeyler söyledi. Genel gerekçede de çok farklı
şeyler var. Şimdi o arkadaşlarımızdan hiçbirini
göremiyorum, bu kanun teklifini veren arkadaşlarımızdan hiçbiri
burada yok; ama, diyor ki: "Avrupa Birliği uygulamalarıyla
uyum sağlanmasını hedefliyoruz bunu getirmekle." Peki,
altı ay önce, Avrupa Birliği uyum hedeflerinden niye vazgeçtik?!
Madem Avrupa Birliği uyum hedeflerini yakalamak istiyorduk, altı
ay önce bunu getirerek Avrupa Birliği uyum hedeflerinden niye vazgeçtik?!
Bir de, Sayın Maliye Bakanı
diyor ki: "Kırk yıldır Avrupa Birliğine
giremediniz, ne oldu; biz girdik. Şimdi, ben hemen şunu söylemek
istiyorum: O kırk yıllık süre içerisinde bütün hükümetler
çalışmıştır; ancak, o dönemde öyle bir muhalefet
vardı ki, Sayın Maliye Bakanının yanında oturan
Bakanlar o kadar şiddetle Avrupa Birliğine muhalefet ediyorlardı
ki, onu bir Hıristiyan birliği olarak gören onlarca ifade vardı.
O dönemde, böyle güçlü, kuvvetli muhalefete rağmen, dönemin hükümetleri
bu konuda ciddî adımlar atmıştır, ciddî
başarılar da elde etmiştir, onu da ayrıca belirtmek istiyorum.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(DYP sıralarından alkışlar)
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) -
Ne alakası var?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Çok
alakası var.
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) -
Kel alaka!
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Mehmet Eraslan, Hatay...
Haluk Koç, Samsun...
Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya
Milletvekili; buyurun efendim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, birbirimizi
kandırmayalım. Bu, yabancı yatırımcılara
"aman, gitme, sıcakparayı getirdiniz; aman, Türkiye'de yeni
bir kriz yaratma; aman, gitmeyin, ben size taviz veriyorum" demekten
başka bir şey değildir.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Türkçesi
bu diyorsun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Niye birbirimizi kandırıyoruz, niye birbirimizi kandırıyoruz?!
Bunun Türkçesi budur. Aman, etmeyin, tutmayın, ben size başka bir
taviz vereyim, gitmeyin
Ben, ilk defa bu Mecliste -üç
yıldır bağırıyoruz-
ilk defa bir şey duydum: Millî ekonomiyi "bunlardan bize
hayır yok" lafını duydum ilk defa, hayretler içinde kaldım.
Demin, Sayın Maliye Bakanımız, ilk defa, bize bizden fayda vardır
Bunu, herhalde
Ya, kulaklarıma inanamadım!..
Değerli milletvekilleri, olay
nasıl oluyor biliyor musunuz; ne ikili vergi anlaşması ne
şu ne bu. Olay
Yurt dışında fonlar var. Yurt
dışında, birtakım yatırımcılar, dünyanın
her tarafına gidiyor, paraları topluyor; diyor ki: Ben, falanca
Soros bir tanesi
Atıyorum, x, y, z
Hangi piyasada bir boşluk
bulursa o piyasaya dalıyor ve bunları alıp götürüyor. Şimdi,
bunun başka bir izahı yoktur. Yani, bu, ikili anlaşma, karşılıklı
vergilendirelim esası alıp götürüyor; yani, ikili vergi anlaşmasıyla
ilgisi ve alakası yok arkadaşlar.
Peki, soruyorum: Liechtenstein'la
ikili vergi anlaşmamız var mı? Genelde bu yatırım
fonlarının birçoğu Liechtenstein'da kuruludur. Hangi vergiyi,
biz, Liechtenstein'dan ikili vergiyle getiriyoruz bu ülkeye?! Niye birbirimizi
kandırıyoruz?
Değerli milletvekilleri, evet,
bize bizden başkasının faydası yoktur. Size, bu
yasanın getireceği birkaç tehlikeyi söylüyorum. Bir kere, bankalardan
mevduat kaçacaktır; çünkü, Türkiye'de bu yatırım fonlarının
hepsinin ofisleri var arkadaşlar. Gidin, o yüksek kulelerde yurt
dışındaki yatırım fonlarının hepsinin
ofisi vardır. Kimin parası varsa onlara giderler, "biz,
falanca ülkede, falanca yatırım fonuyuz, işte,
paranızı değerlendirelim
" Alıp bizim
paramızı götürüyor, o fona havale ediyor, o fon Türkiye'ye geliyor,
fon olarak Hazine bonosu alıyor, fon olarak kişi adına almıyor
arkadaşlar. Bu, Türk bankacılığında önemli bir
miktarda mevduatın yurtdışı fonlara gideceğinin
habercisidir eğer bu çelişkili üçlü şey devam ederse ve birkısım
Türk yatırımcılar da, yani hazine bonosuna yatırım
yapan birkısım Türk yatırımcılar da bu yüzde 10 vergiyi
vermemek için yine yurtdışı yatırım fonları
aracılığıyla hazine bonosu alıyorlar. Diyorlar ki:
"Arkadaş, ne istiyorsun bizden sabit getirili?.."
İşte, dünyanın her tarafında belli fonlar var.
"Hangi tür fon istersin, riskli fon, işte, anaparanın yüzde
50'sini garanti edersek veya şu kadar faizi garanti edersek?" Çok
değişik enstrümanları var arkadaşlar. Her birinin bir
bedeli var. Diyor ki, bunun komisyonu budur, bunun komisyonu budur, bunun
komisyonu budur
Onun için, Türkiye'deki birtakım fonların, yani,
yerli yatırımcıların, hazine bonosuna yatırım
yapan birtakım insanların ve özellikle bankalardaki birkısım
mevduatın bu şekilde yurtdışı fonlara
gideceğini, yurtdışı fonlar kanalıyla
geleceğini
Bir zamanlar, hatırlarsanız
"bıyıklı yabancılar" derlerdi. Kimdir
bıyıklı yabancılar? Aynı şeyi hortlattık.
Aynı şeyi hortlatıyoruz. Dikkatinizi çekiyorum! Yani, bu, hakka,
hukuka
Türkiye'de yatırım yapan insanların yatırım
yapma şevkini yok eden bir yasa. Bunun özü, arkadaşlar, ey yabancılar,
bizim elimiz size mecbur, aman etmeyin tutmayın, işte sıcakpara,
sıcakpara, sıcakpara
Değerli arkadaşlar,
yatırıma gelmeyen sıcakparanın yapacağını
burada hepiniz görün. Eğer sıcakpara gelip bir yatırıma
dönmüyorsa, üretime dönmüyorsa, sadece finansman için geliyorsa, tahribatını
ben hepinizin dikkatine sunuyorum. Yarın bir başka hava bulutlu olsun,
daha büyük tahribat verir. Bunun için, bu yaptığımız, bu
ülkenin insanına, bu ülkenin yatırımcısına
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.
ülkede yatırım yapan insanlara
bana göre bir ihanettir, bu ülkenin insanlarına bir ihanettir.
Etmeyin tutmayın, farklılık
yapmayın. Yani, şu gün birilerine boyun eğmeyelim. Birileri bu
krizde alelacele alınmış ve alelacele
Bir korkaklığın
ifadesidir bu. Onun için, gelin, farklılık yaratmayın.
Eğer şu anda bunu sıfırlayacaksanız, yerli ve
yabancı ayırmayın, bu ülkenin insanını ürkütmeyin,
bu ülkenin insanının parasını yurt dışına
kaçırtmayın.
Hepinize saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 10 dakika süreyle
soru-cevap işlemi gerçekleştirilecektir.
Sayın Abuşoğlu,
buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Benim ilk sorum: Yerli
yatırımcı ile yabancı yatırımcı
arasında bir ayırım ortaya koyan bu tasarının, yabancıyı
yerliye karşı kayırmanın ve yerliye yüzde 10 vergiyi
devam ettirmenin ekonomik gerekçesi nedir, ekonomik bir mantığı
var mıdır? Birinci sorum bu.
İkincisi: Döviz kurlarında
ve faiz oranlarında meydana gelen artış, kamu bütçesinde,
dengelerinde ciddî sarsıntılar, ciddî değişiklikler
meydana getirebilir; çünkü, bütçenin çatısı kurulurken, yüzde 5
enflasyon ve yaklaşık 1,4 civarında bir dolar kuru esas
alınıyordu. Bu çerçevede, doların yükselmesi, faiz oranlarının
yükselmesi, enflasyondaki artış eğiliminin nerede
duracağının belli olmaması noktasında bütçe dengelerinde
meydana gelen sapmalar nasıl giderilecektir? Yeni bir ek bütçe getirmek
gibi bir hazırlık söz konusu mudur?
Üçüncü sorum da: Enflasyon dönemlerinde
ortaya çıkan, enflasyon vergisi diye tabir edilen bir ilave vergilendirme
söz konusudur gelir dağılımını büsbütün bozucu. Bu etkiyi
ortadan kaldırmak üzere, Hükümetin, memurlara, kamu görevlilerine herhangi
bir telafi edici politika uygulaması söz konusu olacak mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Güler, buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sizin
aracılığınızla Sayın Bakana dört sorum var.
Sayın Maliye Bakanı keşke burada olsaydı, sorulara daha
net cevap verirdi; ama, inşallah, Sayın Bakanım da bu
sorulara yanıt verir.
Birincisi: Siz iktidara geldiğinizde
iç ve dış toplam borç miktarı ne kadardı, şu anda
ne oldu?
İkincisi: Şu ana kadar ne
kadar faiz ödediniz?
Üçüncüsü: Enflasyon oranlarını
göz önünde bulundurduğunuzda, şu anda emekli ve
çalışanlara yüzde 2,5 gibi bir fark ödediniz; ama, enflasyondan
çıkacak farktan dolayı bir ek ödemeyi düşünüyor musunuz?
Dördüncüsü: Dünyada uygulanan reel
faizleri göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye birinci sırada
mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Özdoğan, buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Delaletinizle
Sayın Hükümete bir soru yöneltmek istiyorum.
Sayın Başbakanın
dışpolitika danışmanı, Türk fındık
üreticilerini Sayın Başbakanın desteğiyle perişan
eden Uluslararası Ağaç Yemişi Konseyi Başkanı
Cüneyd Zapsu, bu Konseyin 2004 yılında Las Vegas'ta yapılan
zirvesinde, Türk Fındık ihracatçıları için kara liste
oluşturulması kararını desteklemiştir. Cüneyd Zapsu,
bu haliyle, yerli yatırımcıya stopaj uygulayan, yabancı
yatırımcıyı bundan muaf tutan Hükümetinizin tipik bir portresi
midir?
Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Aslanoğlu, buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Almanya'dan telefon eden vatandaşlarımız
şunu soruyor: Biz çifte pasaportluyuz; Alman pasaportumuz var, Türk
pasaportumuz var. Bundan sonra Alman pasaportumuzla Türkiye'de fon
alırsak, hazine bonosu alırsak, acaba yerli mi
sayılacağız, yabancı mı sayılacağız?
BAŞKAN - Sayın
Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) - Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum. Ben de, vasıtanızla,
Sayın Bakanımızdan şunları öğrenmek istiyorum:
Yurt dışındaki yerleşik
kişilerin 1.1.2006 tarihinden önceki vergileme rejimi nasıldı?
Hazine bonosu faizlerinden elde ettikleri gelirlerinden vergi ödüyorlar
mıydı? Eski sistemde Türk vatandaşların durumu neydi?
Diğer sorum şu:
Yatırım fonları için yeni düzenlemeler öngörülmektedir.
Yatırım fonlarında vergi sıfır mı olacaktır,
yoksa, yatırım fonlarında farklı bir sisteme mi
geçilecektir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyurun.
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan,
sorulara yazılı cevap vereceğim.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın milletvekilleri, madde
üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş
sıralarına göre okutup, sonra, aykırılık durumlarına
göre işleme alacağım.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun
tasarısının birinci maddesinin (a) ve (ç) bentlerinin
aşağıdaki şekilde; (e) bendinde yer alan "bir
katına kadar" ibaresinin "% 15'e kadar" ibaresiyle
değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Hamit
Taşcı Selahattin
Dağ Zülfü
Demirbağ
Ordu Mardin Elazığ
Eyüp
Fatsa Alaettin
Güven
Ordu Kütahya
"a) (1) numaralı fıkrasının
birinci paragrafının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
Dar mükellef gerçek kişi ve
kurumlar için bu oran % 0 olarak uygulanır."
"ç) (8) numaralı fıkrasında
yer alan parantez içi hükmü "(borsa yatırım fonları ile
konut finansman fonları ve varlık finansman fonları
dahil)" olarak değiştirilmiştir."
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1215 sıra
sayılı tasarının 1 inci maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinin ikinci paragrafına "Dar" ibaresinden sonra gelmek
üzere "ve tam" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
M.
Akif Hamzaçebi Haluk
Koç Ferit Mevlüt Aslanoğlu
Trabzon Samsun Malatya
Osman
Özcan Algan
Hacaloğlu
Antalya İstanbul
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1215 sıra
sayılı yasanın 1 inci maddesinin (e) fıkrasından
sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini
arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
f) Sonuna aşağıdaki (20)
numaralı fıkra eklenmiştir.
20) Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü
maddesinde belirtilen oranlar, kişi başına 1 500 dolar ve
daha aşağıda gayri safî millî hâsıla payı olan illerdeki
çalışanların asgarî ücret kadar olan kısmında bu
oran 0 (sıfır) olarak uygulanır.
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ
MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU (Bursa) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
buyurun.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Değerli milletvekilleri, bu önergede şunu söylüyoruz;
ben size rakamsal konuşacağım: 50 milyar dolar yabancıların
Türkiye'de sahip olduğu fon. Genel kanı 50 milyar dolarlık
bir fon var. Bunun size matematiksel getirisini söyleyeceğim, götürüsünü
söyleyeceğim. Yüzde 20 faizle -25 demiyorum- bunu bir yılda yüzde
15 öteliyoruz, almıyoruz bu faiz üzerinden yüzde 15; 2,4 katrilyon
yapar. Bu da, 1,5 milyar dolardır. Rakam bu. 50 milyar dolarlık
bir fonun vergi dışı bırakılmasının bizden
götüreceği -eğer bu vergilendirilseydi, yaklaşık 2,4
katrilyon bir vergi geliri oluyordu, bunun da dolar olarak değeri 1
600 000 liradan 1,5 milyar dolar arkadaşlar- yani, 1,5 milyar dolar,
bu yabancı fonlardan, biz, faizi kendilerine geri
1,5 milyar dolar
Türkiye'den para çıkacak, alacağımız vergiyi almadığımız
için, ilave fazla para çıkacak.
Size başka bir hesap
yapıyorum: Eğer, biz, nüfusu, 1 500 dolar
Fert başına
düşen millî geliri 1 500 doların altında olan illerde,
aşağı yukarı, çalışan
Buralarda teşvik,
istihdam, üretim diyoruz, reel ekonomi diyoruz, biz, bu ülkenin katmadeğerine
katmadeğerler yaratalım diyoruz. 48 ilde teşvik ilan edildi,
49 ilde.
Arkadaşlar, yine birbirimizi
kandırmayalım, eğer buralarda amaç, buradaki nüfusu tutmak,
burada istihdam yaratmak ise, 1 000 000 kişide, aşağı
yukarı ayda 90 000 lira vergi dışı kalıyor,
kişi başı 90 000 lira; yani, asgarî ücretten 90 000 lira almadığın
zaman -vergi almıyorsun- bu 50 dolar yapar aşağı
yukarı; 1 000 000 kişide yılda 600 000 000 dolar yapar. 1 000
000 kişiden, siz, 50 dolar vergi almamakla, oralarda istihdamı
ve yatırımı zorluyorsunuz, oraya giden insanları
oradaki yatırıma
Yoksa "ben beş yıl verdim, git,
yatırımcı, yatırım yap
" Düzce ile Diyarbakır'ın
Licesini, Düzce ile Malatya'nın Pötürgesini, Düzce ile Hakkâri'nin
Beytüşşebap'ını aynı kefeye koyarsan, arkadaşlar,
bu koşulda kimse gitmez. Ne olursunuz, gelin, bu ekonomiye reel bir
şey verelim, insanların yatırım yapması için ellerine
bir enstrüman verelim, insanlara "git" diyelim. Niye gelsin?!
Niye Hakkâri'ye gitsin arkadaşlar?! Bu teşvik kanunu burada
çıkarken her şeyi söyledik ve sonuçta, en sonunda Sayın
Başbakan da geçen gün Giresun'da söyledi.
Değerli arkadaşlar, yaptığımız
öneri bu. Gelin, bu bölgelerdeki asgarî ücretten 90 000 lira almıyoruz;
yani, kişi başı 50 dolar arkadaşlar. Kişi
başı 50 dolar almadığınız zaman bize
getireceği yük, hesaplıyorum, 50 dolardan, 1 000 000 kişide,
ayda 50 000 000 dolar, yılda 600 000 000 dolar eder arkadaşlar.
Gelin Türkiye'de bir ilk başlatalım,
gelin bu bölgelerde istihdam yaratalım, gelin bu bölgelerden
batıya göçü önleyelim. Söylediğimiz bu, arkadaşlar. Ben,
hepinizin takdirine sunuyorum; çünkü, eğer biz bunu yapmazsak, orada
hiçbir katmadeğer yaratamayız.
Hassas değiliz; yani, teşvik
diyoruz, teşvikte hiç hassas değiliz arkadaşlar. Dönüp ders
de almıyoruz. Bu yasa çıkalı iki yıl oldu, ben soruyorum
Hakkâri milletvekillerime, Şırnak milletvekillerime, tek bir
baca tüttü mü arkadaşlar? Bunu soruyorum. Malatya'da kayısı
dondu, bir tek insan bakmıyor. Kendi ürünümüze sahip çıkmazsak,
kendi değerimize sahip çıkmazsak, arkadaşlar, hep yabancıların
eline bakarız; bugün olduğu gibi "aman, gitmeyin, ben size
daha başka taviz vereyim" deriz; çünkü, bunlar, bugün bu tavizi
verirsiniz, yarın sizden başka taviz isterler.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime
10 dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 22.05
DÖRDÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 22.18
BAŞKAN:
Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Mehmet DANİŞ
(Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120 nci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
1215 sıra sayılı kanun
teklifinin görüşmelerine devam edeceğiz.
VI.
- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
5.-
Ordu Milletvekili Cemal Uysal ve 6 Milletvekilinin; 193 Sayılı
Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/825)
(S. Sayısı: 1215) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet
yerinde.
1 inci madde üzerinde verilen ikinci
önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1215 sıra
sayılı Teklifin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinin ikinci paragrafına "Dar" ibaresinden sonra gelmek
üzere "ve tam" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Ferit
Mevlüt Aslanoğu Osman
Özcan Haluk
Koç
Malatya Antalya Samsun
M.
Akif Hamzaçebi Algan
Hacaloğlu
Trabzon İstanbul
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz, tam
mükellefler olarak isimlendirdiğimiz Türkiye'de yerleşik
kişilerin vergi oranıyla dar mükellef olarak isimlendirilen yurt
dışındaki yerleşik kişilerin vergi
oranını eşitlemeyi amaçlamaktadır.
Hükümet tasarısı Anayasaya aykırılık
içeriyor; Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.
Yine, bu maddeye ilişkin olarak
İktidar Partisi Grubunca verilen ve Sayın Başkan
tarafından okunan önerge de, Anayasaya aykırılığı
gidermekten uzaktır.
Ayrıca, o önerge, kendi içinde
bir yanlışlığı taşımaktadır.
Hükümetin önergesi, daha doğrusu, İktidar Partisi Grubunca
verilen ve Hükümetin benimsediği anlaşılan önerge, yabancılar
için sıfır olan oranı yüzde 15'e kadar yükseltmeye yetki
alırken, yüzde 15'lik oranı indirme konusunda herhangi bir yetkiyi
de Bakanlar Kuruluna vermemektedir. Herhalde böyle bir şeyi amaçlıyor
Hükümet, öyle anlıyorum.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Kanun
metninde var.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) - Önerge metni Sayın Başkan. Önerge metni, artırmaya
yetki verirken, indirmeye yetki vermemektedir; onu dikkatinize
sunuyorum. Yani, bir yanlış, bir parça düzeltelim derken yeni bir
yanlışlık yapılmaktadır.
Değerli arkadaşlar,
eşitlik ilkesi burada çokça tartışıldı; bunu daha
fazla tartışmak, açıklamak niyetinde değilim; ancak,
tasarının önergeyle alacağı şekil dahi, Hükümet önergesi
eğer kabul edilirse onun alacağı şekil dahi, Türkiye'den
tasarruf çıkışını önlemeye yeterli olmayacaktır.
Türkiye'de yerleşik kişilerin, yabancı ülkeler üzerinden,
yabancı fonlar üzerinden dolaşıp Türkiye'ye gelmesi gibi
garip bir şekil yaratacaktır.
Sayın Maliye Bakanı da ifade
ettiler; artık, küresel bir dünyada, sermaye hareketlerinin serbest
olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye'ye sermaye girişi
ve Türkiye'den sermaye çıkışı serbesttir. Böyle bir
tabloda, yabancılar için, yurtdışı yerleşikler
için sıfır, Türkiye'de yerleşikler için yüzde 10'luk bir
oranı öngörürseniz, olacak olan, Türkiye'deki tasarrufların
dolaşıp yurt dışından Türkiye'ye gelmesi gibi bir
sonuçtur, böyle bir sonuç ortaya çıkacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; esasen, panik halinde verilmiş bir kararın,
2006 dengelerine, 2006 bütçesine de çok büyük bir etkisi olmayacaktır.
Şimdi, Hükümetin, Türkiye'de yerleşik
kişiler için vergi oranını yüzde 10'da tutma arzusu, vergi
geliri endişesinden kaynaklanmaktadır. Sayın Bakan da bu
endişeyi yersiz buluyor, diyor ki: "Efendim, biz zaten doğru
dürüst vergi almıyoruz, 2 trilyon TL düzeyinde bir vergi var 2006 bütçesinde,
o nedenle bundan vazgeçiyoruz." Madem, gerekçe bu; gelin, Türkiye'de
yerleşik kişiler için de biz bu oranı sıfırlayalım.
Yine, 2006 bütçesine baktığımızda
tablonun şu olduğunu görüyoruz: 1.1.2006 öncesinde ihraç edilmiş
olan devlet iç borçlanma senetlerinin faizleri veya bunun alım
satımından elde edilen kazanç, Gelir Vergisinden istisna edilmiş
durumdadır ve 2006 yılı bütçesinde öngörülen 46 milyar
YTL'lik faiz harcamasının, faiz giderinin çok büyük bir kısmı,
2006 öncesinde ihraç edilmiş olan devlet iç borçlanma senetlerinden
kaynaklanmaktadır. Yani, 2006'da ihraç edilen hazine bonoları
veya diğer kâğıtlar nedeniyle devletin ödeyeceği faiz
gideri son derece azdır ve bunun üzerinden yapılacak olan stopaj
yine son derece düşüktür. Asıl etki, belki, 2007 bütçesinde
olacaktır. O nedenle, gelin, panik halinde verilmiş, panik
psikolojisiyle verilmiş bu karardan vazgeçelim, şu anda herkesi
sıfır oranında eşitleyelim. Hükümet nasıl olsa 2006
bütçesini yeniden ele almak zorunda kalacaktır. Bu çalkantı
eğer bir yerde durdurulabilirse, oturulup 2006 bütçesi yeniden
yapılmak zorunda kalınacaktır. Vergi gelirleri yeniden
hesaplanacaktır, kamu harcamaları yeniden hesaplanacaktır.
Faiz harcaması örneğin artacaktır. Yine, büyüme oranı
gözden geçirilecektir. Enflasyon oranı değişecektir, daha
yukarıya taşınacaktır. Yani, yeni bir program veya mevcut
program yeniden revize
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi,
konuşmanızı tamamlayınız.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yeni bir program veya mevcut programı
revize etmek suretiyle yine farklı bir program uygulamaya konulacaktır.
O halde, böyle bir süreç varken elimizde, böyle, Anayasaya aykırı
ve Türkiye'de yerleşik kişilerin, Türk yatırımcısının,
Türkiye'deki vatandaşlarımızın, vatandaş olmamakla
birlikte Türkiye'de ikamet eden diğer yabancıların tasarruflarını
cezalandıran bu düzenlemeden vazgeçelim. Önümüzde zaman var. Bunun
için söz alıp, önergeyi açıklama ihtiyacı duydum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun
tasarısının birinci maddesinin (a) ve (ç) bentlerinin
aşağıdaki şekilde; (e) bendinde yer alan "bir
katına kadar" ibaresinin "% 15'e kadar" ibaresiyle
değiştirilmesini arz ve talep ederiz.
Hamit
Taşcı Selahattin
Dağ Zülfü
Demirbağ
Ordu Mardin Elazığ
Eyüp
Fatsa Alaettin
Güven
Ordu Kütahya
"a) (1) numaralı fıkrasının
birinci paragrafının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
Dar mükellef gerçek kişi ve
kurumlar için bu oran % 0 olarak uygulanır."
"ç) (8) numaralı fıkrasında
yer alan parantez içi hükmü "(borsa yatırım fonları ile
konut finansman fonları ve varlık finansman fonları
dahil)" olarak değiştirilmiştir."
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Olumlu görüşle takdire
bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Yatırım fon ve ortaklıklarına
ilişkin olarak tasarıyla öngörülen yeni vergileme rejimine
yönelik teknik bir düzenlemedir.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge istikametinde
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mustafa Özyürek.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)
- Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz kanun teklifiyle ilgili olarak görüşlerimizi burada anlatıyoruz.
Teknik açıdan da Hükümete yardımcı olan görüşlerimiz
var; ama, ne yazık ki, bunlara itibar edilmiyor.
Örneğin, şimdi
değiştirmeye çalıştığımız kanun
tasarısı burada görüşülürken, hem yukarıda, Plan ve Bütçe
Komisyonunda hem burada biz dedik ki: "Bu oranları kanuna yazmayınız,
Bakanlar Kuruluna yetki alınız" dedik. Şimdi, o zaman
Maliye Bakanı dedi ki: "Buraya oranı açıkça
yazacağım ki, bundan dönüşü olmasın." Şimdi
bundan dönüyorsunuz. Eğer, o zaman, muhalefetin dediğine kulak
verip Bakanlar Kuruluna yetki almış olsaydınız bugün
yapmaya çalıştığınız gibi, şimdi, Türkiye
Büyük Millet Meclisini saatlerce işgal etmeyecektiniz. Bakanlar
Kurulu kendine göre çıkaracaktı kararnamesini, istediği
oranı belirleyecekti.
Öyle bir hava var ki, gerçekten,
üzüntü duymamak mümkün değil. Burada, tabiî, politik bazı tartışmalarımız
oluyor, karşılıklı bir şeyler söylüyoruz; ama,
bazen de, çok önemli teknik açıklamalar yapıyoruz, onlara itibar
edilmiyor.
İşte, geçen sefer burada
kanun görüşülürken Bakanlar Kuruluna alacaktınız yetkiyi,
şimdi Meclisi işgal etmeyecektiniz. İşte, yabancı
yatırımcıya şudur, yerli yatırımcıya
budur gibi tartışmaların gereği ve anlamı kalmayacaktı.
Biraz önce, değerli arkadaşım
Akif Hamzaçebi'nin gündeme getirdiği konuda da önemli bir teknik yanlışlığı
yapıyorsunuz; ama, bunda Hükümetin ısrar etmekte olduğunu
görüyorum. Tabiî, değerli milletvekillerimizin bu kadar ayrıntıyı
takip etme şansı da olmadığı için, eller kalkıyor,
yanlışlar yapılıyor; bir süre sonra, bu yanlışları
nasıl düzeltiriz diye Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne geliniyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
işte, burada ifade edildi "bu, Anayasanın eşitlik ilkesine
falan aykırı değildir" denildi; o nedenle, işte
"yabancı yatırımcılardan sıfır vergi
alırız, yerli yatırımcılardan yüzde 10
alırız, mevduattan yüzde 15 alırız; bu, eşitlik ilkesine
aykırı değildir" denildi ve yine, burada, Maliye
Bakanımız da "bir aykırılık yoktur" dedi
ve şu ana kadar da bize gösterilmiş olan herhangi bir Anayasa Mahkemesi
kararı yok.
Değerli arkadaşlarım,
eşitlik ilkesine bu durum aykırı değilse ne aykırı
olacak?! İşte, "aynı durumda olanlar arasında
eşitlik aranır" deniliyor. Biraz önceki konuşmamda
misali verdim; Almanya'da oturan, Almanya'da yerleşik bir Türk, hisse
senedi alırsa, devlet tahvili alırsa bir kuruş vergi
ödemeyecek, Türkiye'de oturan Türk vatandaşı ise yüzde 10 vergi
ödeyecek!.. Ee, eşitlik ilkesine bu durum aykırı değilse
hangi durum aykırıdır?! O nedenle, hem bu tip
Maliye
Bakanı baştan beri diyor ki: "Ne yapalım, kriz çıktı;
bu kriz ortamında bu yasayı bir an önce çıkarmak istiyoruz."
Bu yasayı bir an önce çıkarın da; ama, Anayasaya uygun olarak
çıkarın ki bir süre sonra Anayasa Mahkemesi iptal ettiği
zaman veya bu nedenle Sayın Cumhurbaşkanından döndüğü
zaman, işte "ne yapalım, tam biz krizle mücadele ederken Cumhurbaşkanından
döndü, Anayasa Mahkemesinden döndü" gibi gereksiz suçlamalara
başvurma durumunda kalmayın. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet
Meclisini, Yüce Meclisi de, gereksiz yere, günlerce işgal etmeyin.
Doğrusunu yapmak varken, doğrusunun ne olduğu, burada,
açık seçik gündeme getirilmişken, yol gösterilmişken, bunda
ısrar etmenin bir anlamı yoktur değerli arkadaşlarım.
Bir diğer önemli nokta; şimdi,
tabiî, Merkez Bankası, Hükümet, elindeki para politikasıyla ilgili
bütün silahları kullanarak, kuru aşağı indirmeye, belli
bir noktada tutmaya çalışıyor. Şimdi, bu ilk dalgalanmalar,
büyük dalgalanmalar başladığı zaman, Maliye Bakanımızın,
zannediyorum Kars İl Kongresinde bir konuşması oldu:
"Canım, bunun adı üstünde, dalgalı kur; dalgalanacak elbette!.."
Peki, adı üstünde, dalgalı kursa, elbette dalgalanacaksa,
daha altı ay önce koyduğunuz vergiyi şimdi niye
sıfıra indiriyorsunuz?! Bu bir. Dalgalanacaksa, niçin bu kadar
döviz satışı yapıyorsunuz?! Faizleri niçin bu kadar yükseltiyorsunuz?!
Demek ki, dalga, o kadar da iyi bir şey değil.
Şu ana kadar Türkiye'de dalgalı
kurun ciddî şekilde tartışılmayışının
nedeni, kurun, uzunca zamandır, aşağı yukarı sabit
kalmış olmasıdır. Yoksa, piyasalar, sürekli dalgalanan,
inip çıkan kura göre bir işlem yapamazlar. Yatırım
yapacaksınız; her gün dalgalanan bir dövize göre hesap yapabilir
misiniz?! Dışarıdan yatırım malı getirecekseniz,
ara malı getirecekseniz, kurun ne olacağını bilmek istemez
misiniz?! Kurun ne olacağını bilmezseniz nasıl hesap
yapacaksınız, nasıl yatırım yapacaksınız,
nasıl üretim yapacaksınız?! O nedenle, kurun böylesine dalgalanması
çok doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki, birbuçuk
ayda yüzde 30 kur artışı devalüasyon değilse, nedir
devalüasyon?.. İşte, başka ülkelerde de oluyor,
dışarıdan geliyor!.. Açınız, inceleyeniz Brezilya'yı;
onlar da, bizim gibi, gelişmekte olan piyasalardan biridir. Bu dönem
içinde aldıkları önlemlerle, yüzde 8 dalgalanmayla, yani,
doların yüzde 8 değer artışıyla meseleyi çözmüşlerdir;
ama, biz, yüzde 30'lara varan bir dalgalanmayla karşı karşıyayız.
Şimdi, Hükümetin şöyle bir
yaklaşımı var: Daha önceki, işte,
dışarıdan bol miktarda para gelmesi, bu paranın gelmesi
nedeniyle kurun düşük olması, Türk Lirasının değerli
olması, ithalatın ucuz olması nedeniyle enflasyonun
düşmesi, hepsini kendi marifeti olarak sundu, dedi ki: Biz önlemleri
aldık, herkes bize güveniyor, onun için bu noktaya geldik, istikrarı
sağladık. Peki, gelen sıcakparayla sağlanan istikrar,
şimdi, o sıcakparanın gitmesi sonucu bozulduğunda, açıklama
ne?.. Açıklama şu: Dışarıda dalgalanma oldu, yabancıların
sıcakparası kaçıyor. Onun için de bu durumla karşı
karşıyayız, bu krizle karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım,
başkasının parasına dayanarak geçici olarak sağladığınız
istikrarla övünerek, sanki hiçbir şey olmamış gibi, Türk
ekonomisinin bütün yapısal sorunları çözülmüş gibi bir rehavet
havası içinde vakit geçirdiniz, bir krizi -gelen sıcakparanın-
bunca uyarılara rağmen, pek çok ekonomistin uyarılarına
rağmen, Cumhuriyet Halk Partisinin sürekli uyarılarına
rağmen hiç dikkate almadınız, her şey güllük gülistanlık,
tozpembe tablolar çizdiniz. Şimdi, o sizin iyileşme
dediğiniz durumu sağlayan sıcakpara çıkıp,
ekonomideki istikrarı bozduğu zaman
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özyürek,
konuşmanızı tamamlayınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) -
işte,
böyle, şimdi fenersiz yakalanırsınız. Fenersiz yakalanmanın
sonucu olarak da, telaş içinde faizleri artırıyorsunuz, Merkez
Bankasının şeyleri içinde müdahaleler yapıyorsunuz, altı
ay önce koyduğunuz vergiden vazgeçiyorsunuz!..
Değerli arkadaşlarım,
geliniz, bu kriz hiçbir şeye sevk etmezse sizi, ekonomi bürokrasisi ve
ekonomiden sorumlu bakanlarınız hakkında ciddî bir
değerlendirme yapınız; niçin bu uyarıları
zamanında yapmadınız, niçin bu önlemleri zamanında almadınız
diye, ekonomiden sorumlu bakanlarınızı bir sorgulayınız;
ama, ne yazık ki ekonomiyle ilgili bu kadar önemli tartışmaların
yapıldığı bir toplantıda, ekonomiyle ilgili hiçbir
bakanımız yok. Tarım Bakanımız, nöbetçi olarak orada,
gelmiş, görevini yapıyor. Tamam, hukuken bir eksiklik, tüzüksel
bir eksiklik yok; ama, ekonominin böylesine önemli sorunlarının
krize dönüştüğü
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Tamamlıyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Özyürek,
teşekkür ederim.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, tamamlasın işte, bir teşekkür etsin.
BAŞKAN - Şimdi, saygıdeğer
arkadaşlarım, bakınız, burada, uygulamada, Başkanlık
Divanını çelişkiye düşürüyorsunuz. Ben, defeatle ikaz
ediyorum, söylüyorum; yani, söyleyecek çok sözü olan arkadaşlar var,
bunu biliyorum, bunu takdir ediyorum; ama, ben, birine uygulayıp birine
uygulayamazsam bunun önünü alamam. Beni bağışlayınız.
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, şu süre içinde bitmişti.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) -
Teşekkür edeceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Efendim, teşekkür
edeceksiniz Sayın Özyürek, doğru; ama, şimdi, ben,
esasında, 1 dakikalık süreyi sadece teşekkür etmeniz için
açıyorum; yani, burada
MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) -
Sayın Başkan, bu kadar süre içinde ben konuşmamı tamamlamıştım
HALUK KOÇ (Samsun) - Peki, Sayın
Özyürek, tamam!..
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Grubu adına, Süleyman
Sarıbaş, Malatya Milletvekili; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)- Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1215 sıra
sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesi üzerine söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
biliyorsunuz, bundan üç dört ay önce, bugün sizin yürüttüğünüz
ekonomik programın mimarı olan Sayın Kemal Derviş Türkiye'ye
gelmiş ve bu yapılan programın, yani, kendisinin yaptığı,
sizin de harfine kadar uyup yürüttüğünüz programın artık
revize edilmesi gerektiğini, bu cari açıkları bu ekonominin
kaldıramayacağını beyan etmişti. O gün dendi ki,
herkes kendi işine baksın dendi. Daha geçen gün, ekonomiden sorumlu
Devlet Bakanı Sayın Babacan "enflasyon hedeflerimiz
değişmedi; ama, enflasyon, hedefinden bir miktar fazla
çıkacak" dedi. Yani, hem fazla çıkacağını öngörüyor
enflasyonun hem de hâlâ "hedefimiz değişmemiştir"
diyor!..
Bir Maliye Bakanı "cari
açık ekonomi için yük değildir, biz bu cari açığı kaldırırız"
diye diye geldi üç dört aydır. Halbuki, 2001 krizine baktığımız
zaman, cari açık yüzde 2 idi. Bir ülkede yüzde 7'ye yakın, yani,
gayri safî millî hâsılanın yüzde 7'sine yakın cari açık
oluşacak, bunu dert etmeyen bir hükümet olacak!.. Tabiî, bütün bunları
dert etmezseniz, bütün bunları çözmek için yoksanız, günü
gelecek, bu cari açığı finanse ettiğiniz sıcakpara
sahipleri, size borç verenler, yani, size faize gelenler, ranta gelenler
-Sayın Bakan diyor ya, göçmen kuşlar- göçmen kuşların
gitme vakti geldiği zaman yapacağınız hiçbir şey
olmaz.
Şimdi, arkadaşlar, dikkat
ettim, Sayın Muharrem Karslı Bey "dışarıdan
gelen türbülansla olmuştur bu" diyor. Yani, kimse üzerine almıyor.
Bu Hükümet, hiç, bu olanları, birbuçuk ayda yüzde 30'a varan enflasyonu
hiç kimse üzerine almıyor. "Bu, dışarıdan gelen türbülansla
olmuştur" diyor. Amerika Merkez Bankası puanları artırdı,
AB faizleri artırdı, faiz puanlarını; petrol fiyatlarına
yatırım yapanlar bundan vazgeçtiler, İran-Amerika
savaşı olmayacağını öngördüler, dolara talep arttı;
Türkiye'de para babaları bu spekülatif hareketleri desteklediler"
diyor; ki, bu, mümkün değil. Yani, piyasa dediğiniz, serbest piyasa
dediğiniz şey zaten spekülatif
hareketlerin olduğu bir yerdir; yani, spekülatif hareketlerin
olacağı varsayılan bir yerdir. Bu, yeni bir buluş falan
değil. Bir de "son zamanlarda fosil siyasetçiler konuşmaya
başladılar, onlar da bu türbülansı desteklediler"
diyor. Bunların hiçbirine katılmak mümkün değil.
Şurada, baktığınız
zaman, Hükümet, hiçbir sorumluluk üzerine almıyor. Hükümet nede sorumluluk
üzerine aldı?.. Biz, burada, bir senedir, bu ülkede terör artıyor,
kapkaç artıyor, bu ülkede hırsızlık artıyor,
İstanbul'da her 3 evden 1 tanesinde hırsızlık
olayı vuku bulmuş dedik, Hükümet, hiç tınmadı, üzerine almadı!
Terör oluyor, her gün askerlerimiz ölüyor, her gün memleketin bir
köşesine şehit cenazesi gidiyor dedik, "canım, terör eskiden
de oluyordu" diyor! Şimdi, başarıları; yani, dünya
ekonomisindeki iyimser tablodan kaynaklanan, konjonktürden kaynaklanan,
birtakım borçla gelen, borç gelen paraları harcarken, bu, sizin
başarınızdı, ekonomiyi sağlam temellere oturtmuştunuz,
şimdi o temeller sarsılmaya başlayınca, ne başladı;
geriye sayım başladı, şimdi "biz yapmadık,
fosil siyasetçiler yaptı!.."
Şimdi, arkadaşlar,
köşesine çekilmiş
Ne yapıyor bu fosil siyasetçiler, siz,
karar alırken sizin kararlarınıza ortak mı oluyorlar?
Ne yapıyorlar; yani, Güniz Sokaktan gelip de "şu kararları
şöyle alın" veya "böyle alın" diye sizi mi etkiliyorlar?
Ne yapıyorlar; tecrübelerini konuşuyorlar; aylardır
konuşuyorlar "bu böyle gitmez" diyorlar. Gitmediği ortaya
çıktı. Bu insanların söylediklerinin doğru olduğu
Ne dendi; "bu cari açıkla bu ekonomi yürümez" dediler.
Doğru mu; doğru. Yani, yüzde 7'lere varmış bir cari
açıkla neyle kapatacaksınız bunu?.. Şimdiye kadar
sıcakparayla, borçlanmayla kapattınız, yüksek faiz
vererek kapattınız. Başkaları da veriyor şimdi
faizi; Amerika da veriyor, Avrupa Birliği de verince, daha sakin limanlara
gitmeye başlayınca, hadi kapatın!.. Kapatmak mümkün mü?! Ondan
sonra bunun adı türbülans oldu. Buna hiç kimse
İnandırıcı
hiçbir tarafı yok.
Şimdi, onlar kırk yılda
fosil siyasetçi oldular; ama, tahmin ediyorum siz dört yılda aynı
noktaya geldiniz. Yanlış olan bu. Siz de bir kırk yıl
gidin de, bu hakkı, bu lafı kullanma hakkına sahip olun. Siz
aynı noktaya dört yılda geldiniz. Bir seçim sonra, sizin için
de, gelenler aynı lafları söyleyecekler. Yani, bu ülkeye
kırk yıl hizmet etmiş insanları burada
aşağılayıcı bir üslupla konuşmanızı,
doğrusu yadırgadım, ki, onlar da hiçbir şey söylemediler,
bildikleri teknik olayları söylediler. Dediler ki, bu cari açık
götürülmez. Çünkü, ekonominin ana kuralı, bir ülkede cari açık yüzde
1'den sonrası tehlikeye başlar, o ekonomiyi sarsar. Yüzde 7 olmuştu.
30 milyar dolar cari açık! Neyle kapatacaksınız? Sıcakparayla
kapatacaksınız. Merkez Bankasında 65 milyar dolar, 60 milyar
dolar rezerv biriktirdiniz. Nerede bu rezerv? Yurt dışında.
Yüzde yarımla faize vereceksiniz, ama, sıcakparaya siz yüzde
20'lere yakın faiz ödeyeceksiniz!.. Bunun yürümeyeceği, bunun
yapısal bir tarafının olmadığı ortada.
Değerli arkadaşlar, ne
dedik biz? 2004'ün sonunda bu IMF programı bitiyor dendi. Ne yapacaktık
biz o zaman? AK Parti olarak söz vermiştiniz, yerli bir program
yapacaktınız. Tamamen bu halkın üretim kaynaklarına,
tamamen dinamik sektörlerimizin durumuna göre, yerli bir üretimi destekleyen
ve tamamen kendimize has bir program yapıp, bu ülkenin sektörel bazda,
bölgesel bazda, insan kaynakları bakımından, hizmet
bakımından kalkınmasını sağlayacak bir program
yapacaktınız. Siz ne yaptınız? Sayın Derviş'in
2004 sonunda biten programını, aynen, üç yıllık daha
stand-by anlaşmasıyla devam ettirdiniz. Niye devam ettirdiniz;
zannettiniz ki bu sıcakpara hep burada durur, zannettiniz ki biz
"Elden gelen öğün olmaz, o
da vaktinde bulunmaz" diye bir söz var. Elden gelenin öğün olmayacağını,
istediğiniz zaman da vaktinde bulamayacağını işte
şimdi görüyorsunuz. Gerçek ortaya çıktı. Ama, bunun da
sorumluluğunu kendi üzerinizden attınız, 85 yaşındaki
siyasetçilere laf atarak, onları aşağılayarak sorumluluktan
kurtulduğunuzu zannediyorsunuz! Bunun böyle olmayacağını,
inşallah, göreceksiniz.
Değerli arkadaşlar,
Hükümetin ekonomi politikasının zembereği kaçmıştır.
Bir, zemberek denilen olay vardır, halk bilir, Anadolu insanı
bilir. Zembereği kurarsınız; ama, bu zemberek kaçtıktan
sonra, yay gevşedikten sonra, bir daha bunu tutturamazsınız;
bu mümkün değil; hele hele bu Maliye Bakanıyla tutturmanız
mümkün değil; her tarafı oynuyor adamın, her tarafı oynuyor;
neyi tutacak?!. Her şeyi doğru söylemiyor bu adam. Ne dedi?.. Ne
dedi?.. Bakın, daha geçenlerde dediği şey "bu cari
açıkla hiçbir şey olmaz, ekonomi gider." Gider mi?.. Gider
mi, buradan soruyorum?.. Gitmesi mümkün değil; çünkü, hiçbir yaptığı
şey
Yap boz tahtasına döndü maliye politikamız. Biz, bütçe kanunlarını
yapıyoruz, tekrar bozuyoruz, bir daha yapıyoruz. Hedefler belirliyoruz,
tekrar bozuyoruz, bir daha yapıyoruz. Yabancılar gelsin
Haa,
şu var, bu yabancılara yüzde 15'i sıfırlarken korkum
şu: Bu paraların içinde, acaba, Maliye Bakanının da
parası var mı Dubai'den gelip giden; merak ediyorum. Yok derse, göstereceğim.
Yok derse, göstereceğim.
Değerli arkadaşlar, bizim,
Anavatan Partisi olarak, geçmişten beri dediğimiz
Yani, bu ülke
bizim. Sonuçta, bu ülkede ekonomik krizler yaşanıyorsa, benim
çocuğum etkileniyor, benim çocuklarımın geleceği etkileniyor,
ben etkileniyorum, hepimiz etkileniyoruz, bütün halk etkileniyor. 72 000
000'dan yüzde 73 dolaylı vergi alıyoruz.
Yani, o insanların
paralarının satın alma gücü birbuçuk ayda yüzde 30 düştü.
Peki, siz ne verdiniz bu insanlara; yüzde 2,5 verdiniz. Şimdi,
dürüst olmak
Onlardan da kaynaklanmadı bu. Yani, şimdi siz
diyorsunuz ya "bu, dışarıdan kaynaklandı, bizden
kaynaklanmadı." Peki, bu, memurlardan mı kaynaklandı?!
Memurların burada bir günahı var mı, işçilerin bir
günahı var mı?! Sayın Bakan diyor ki: "Ne yapalım, toplusözleşme
yaptık." Yaptın; ama, şartlar değişti. Sen onlara
dedin ki, kardeşim, bu sene enflasyon yüzde 5 olacak, yüzde 2,5 ilk
altı ayda, yüzde 2,5 ikinci altı ayda... İşte, yüzde
30 oldu, yüzde 30, para değer kaybetti. Şimdi, Allah var, yani,
bu insanların açığını, bu insanların
zararını, bu insanların satın alma gücündeki eksilmeyi
tekrar yerine koymak vicdanen hepimizin sorumluluğu değil mi?!
Yani, bu insanlar bir sene sonra çocuklarını okula gönderirken
daha fazla eğitim harcaması yapacaklar, bu insanlar çocuklarına
araç-gereç alırken daha fazla harcama yapacaklar. Göreceksiniz, bu
yansıyacak; üç ay sonra enerji fiyatlarına yansıyacak
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Aklını
kendine sakla!
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- 2001 krizinde siz yaptınız mı?!
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Sarıbaş, konuşmanızı tamamlayınız.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) -
ulaşım fiyatlarına yansıyacak, okul, eğitim fiyatlarına
yansıyacak, sağlığa yansıyacak, akaryakıta
yansıyacak, yansıyacak da yansıyacak
Ondan sonra?..
Peki, 2001'de neydi; 700 olan dolar
900 olmuştu. Sizde de aynı olmadı mı yani?
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- 1 300 oldu.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - 1
300 olan dolar, 1 700 oldu.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Hayır, 1 300 oldu.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Aynı
oran. Efendim, yedi ay sonra 1 300 oldu. İlk etapta 900 lira oldu;
ben gayet iyi biliyorum.
Şimdi, o kötülediğiniz o günkü
Hükümetin ekonomik politikalarını devam ettirdiniz de, şimdi,
o kötülediğiniz Hükümeti de bundan sonra kötüleyemeyeceksiniz; çünkü,
aynı şeyleri bu halka siz de yaşattınız. Haa,
yaşanacağı da belliydi; bu programın getireceği
sonuç buydu, bu sonuç başka bir sonuç olamazdı. Şimdi, sizin
yaptığınız, ortada bir şey olmadığına
göre, bu demektir ki, siz 3 üncü mektubu yazmaya hazırlandınız.
3 üncü mektubu çabuk yazın; bu millete de daha fazla eza, ceza vermeden,
hak ettiğiniz yere bir an önce gidin diyorum.
Saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Özdoğan, buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Delaletinizle
Sayın Hükümete bir sorum var.
Sayın Bakan,
sorularımıza, cevaplamak yerine güzel güzel gülümsüyorsunuz, çok
keyiflisiniz, Allah keyfinizi daim etsin. Bu keyfinizi artıracak bir
tabloyu hemen dikkatinize sunmak istiyorum:
12 Haziran 2006'da Eskişehir'de 3
ton kaçak et, 16 Haziran 2006'da İzmir'de, 29 Mayıs 2006'da Antalya'da
çok miktarda kaçak et ele geçirildi.
Sayın Bakan, eskilere gitmiyorum.
Sizin Bakanlığınız döneminden çok büyük bir kesit sundum.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Maddeyle ne alakası var Sayın Başkan?!
BAŞKAN - Sayın Özdoğan,
eğer kaçak etle ilgili soruya devam edecekseniz sözünüzü
keseceğim. Lütfen
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Hemen soruyorum efendim!.. Konuyla ilgili bu da!.. Lütfen Sayın
Başkan!..
BAŞKAN - İlişkisi yok.
Lütfen
Buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Göreceksiniz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hayır,
göreceğiz değil, eğer yapmazsanız keseceğim.
Buyurun.
ALİ AYAĞ (Edirne) - Konuyla
ilgili sor.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Sayın Başkanım, göreceksiniz.
Türkiye'ye özellikle İran'dan
yoğun bir kaçak et girişi var. İstanbul'daki etlerin yüzde
60'ı, tüm Türkiye'de satılan etlerin ise yarıdan fazlası
kaçak. Bu kaçak etlerin değeri 7 milyarı buluyor.
Sayın Bakan, sizden bir ricam
var. Bu sorumu cevaplandırırken, lütfen gülümseyin. Sorum
şu: Sizce yerli et üretimi gerekli midir?!
HASAN ANĞI (Konya) - Sayın
Başkan, maddenin hangi tarafıyla ilgisi var?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Bu kaçak eti artıracak mısınız?!
Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Gelir
Vergisiyle ilgili bir hususu görüşüyoruz; ama, herhalde, Sayın
Özdoğan, Tarım Bakanı burada olduğu için böyle bir
soruyu sormuş olabilir.
Buyurun Sayın Bakanım.
TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Cevap vereyim: Sayın Özdoğan'ın
söylediği rakamlar doğru değildir.
Teşekkür ediyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde 2 adet önerge vardır.
Önergeleri okutup, işleme alacağım.
Buyurun.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun teklifinin
2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve talep ederiz.
Eyüp
Fatsa Zülfü
Demirbağ Hamit
Taşcı
Ordu Elazığ Ordu
Selahattin
Dağ Alaettin
Güven
Mardin Kütahya
"Madde 2- Bu Kanunun 1 inci maddesinin
(b) ve (ç) bentleri 1 Ekim 2006, diğer hükümleri yayımı
tarihinde yürürlüğe girer."
BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutup, işleme alacağım.
Buyurun.
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1215
sayılı tasarının 2 nci maddesinin "Bu kanun 1.10.2006
tarihinde yürürlüğe girer" şeklinde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
E.
Safder Gaydalı Ömer
Abuşoğlu Süleyman
Sarıbaş
Bitlis Gaziantep Malatya
Turan
Tüysüz Muzaffer Kurtulmuşoğlu
Şanlıurfa Ankara
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
TARIM VE KÖYİŞLERİ
BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Abuşoğlu.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) -
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yürürlük maddesiyle ilgili 2 tane önerge var; birisi
AK Parti Grubunun verdiği önerge, birisi de Anavatan Partisi Grubunun
verdiği önerge. İkisi arasında nüans farkı var; aynı
mahiyette. İkisinde de yürürlük tarihi olarak, bizde,
tasarının tümüyle 1.10.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesini,
AK Partinin önergesi de sadece belli fıkralarının, belli
maddelerinin aynı tarihte yürürlüğe girmesini içeriyor. O
bakımdan, desteğinizi rica ediyorum. Önemli bir fark yok önergelerimiz
arasında. Kanunun tümüyle 1.10.2006 tarihinde yürürlüğe girmesinde
fayda mülahaza ediyorum.
Benim, bu arada, bu vesileyle dile
getirmek istediğim bir iki husus var. Sayın Bakana da biraz önce
soru şeklinde yönelttim; fakat, bir cevap alamadığım
için aynı mahiyetteki duygularımı ve aynı mahiyetteki
açıklamalarımı, bir kez daha, Türk Halkıyla bu vesileyle
paylaşmak istiyorum.
Şimdi, bildiğinizi gibi,
Merkez Bankasının almış olduğu kararlar doğrultusunda
faiz oranlarında aşağı yukarı yüzde 4'lük bir artış
meydana geldi ki, daha, bunun, ileride tekrarlanıp tekrarlanmayacağı
konusunda da kesin bir şey yok. Tekrarlanabilir, faizler bir kez daha
artırılabilir.
Ayrıca, döviz kurlarında
da bir artış meydana geldi. Hiç kimse şunu iddia etmiyor:
Artık, döviz kurları bundan sonra eski seviyesine tekrar
inecek. İnmeyecek; eski günler geride kaldı.
Bunun ekonomi üzerinde belli birtakım
sonuçları var. Özellikle ilk etkisini kamu bütçesi üzerinde gösterecek,
devlet bütçesi üzerinde gösterecek, genel bütçemiz üzerinde gösterecek.
Nedir bu etkiler?.. Bütçenin
çatısı kurulurken, bütçe dengeleri oturtulurken dikkate
alınan birtakım değerler vardır. Bunlar, işte,
enflasyon oranının yüzde 5 olduğu, döviz kurlarının
1,40 civarında olduğu noktasında düğümleniyor. Bunlar,
artık, rakamlar geçmişte kaldı, bundan sonra yeni rakamlar
söz konusu. Enflasyonun çift haneli rakamlara tırmanma eğilimi
şimdiden kendisini gösteriyor. O bakımdan, bütçenin harcamalar
kaleminde ciddî artışlar meydana gelecektir. Neden dolayı;
devletin taahhüdü olan birtakım harcamalar, artık, yeni enflasyon
ve yeni döviz kurları üzerinden gerçekleşecektir;
dolayısıyla, harcamalarda ciddî bir artış meydana
getirecektir. Ayrıca, devletin borçlanma maliyeti artmıştır.
Borçlanmaya kalktığı zaman, piyasa faiz hadlerinin yüzde
20'ler ve belki de daha üzerine taşınma eğilimi söz konusudur.
Dolayısıyla, borçlanma maliyetinde meydana gelen artış
Özellikle faiz ödemeleri için, devlet borçlanmaya kalktığında
faiz ödemeleri için yapılması gereken harcamalar daha da artmıştır;
yani, bütçenin transfer kalemlerinde de ciddî artışlar söz
konusudur.
Ayrıca, aynı çerçevede,
yine, döviz kurlarının yükselmiş olması
dolayısıyla, özellikle dışborç faiz ödemelerinin bütçe
üzerindeki yükü de ciddî olarak artmıştır. Eskiden 1 milyar
dolarlık bir faiz ödemesini gerçekleştirirken, 1,3 milyar Yeni
TL bütçeye yükü olurken, şimdi, artık, bundan sonra -en asgarîsi
bugünkü döviz kurudur- 1,3 yerine 1,65 veya belki de daha yukarısı.
Çünkü, biraz önce Sayın Sarıbaş konuşurken İktidar
sıralarından sataşmalar oldu. 2001'deki devalüasyondan sonra
döviz kurunun 700'den 900'e çıktığını ifade etti
Sayın Sarıbaş, İktidar Partisinden de "yok, yok,
daha fazla
" İşte, tam, benim de birinci konuşmamda,
geneli üzerinde konuşurken söylemek istediğim oydu. Yüzde
50'nin daha üzerine taşma eğilimi vardır, döviz kurunun 1,3'ün
yüzde 50'sinden daha yukarıya bir noktalara taşma eğilimi
vardır, sizin de Sayın Sarıbaş'a ikaz ettiğiniz
gibi. O bakımdan, Allah korusun, böyle bir gelişme olursa -Allah
korusun demek yetmiyor, Hükümetin tedbir alması lazım bu tırmanmayı
önlemek için, ikinci şok dalgasını önlemek için- eğer
böyle bir gelişme olacak olursa, bütçede hesap kitap kalmamıştır,
bütçe, dengesini şaşırmıştır.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Tavsiyeniz?..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Ben ondan bahsediyorum. Yeni bütçeyle bu Meclisin karşısına
gelmeniz lazım.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Tavsiyeniz?..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Tavsiyemiz, bırakın döviz kuruna Merkez Bankası müdahale etmesin,
bu işin kaymağını yiyenler ceremesini de üstlensinler.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Tavsiyeniz, tavsiyeniz?..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Tavsiyem budur. Merkez Bankası dövizi baskı altında
Hele,
bu seviyelerde -1,63; 1,60; 1,50 seviyelerinde- Merkez Bankasının
dövize müdahalesini tasvip etmiyorum. Haa, edeceği nokta, 1,80'in
1,90'ı bulduğu noktalardadır.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Netice?..
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Netice budur. Merkez Bankası bekleyecektir
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın
Abuşoğlu, konuşmanızı tamamlayın lütfen.
Buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) -
Bitiriyorum.
Merkez Bankası bağımsızdır;
ama, İktidarla fikir alışverişinde bulunmadığını
iddia edemezsiniz.
Hepimizin amacı, Türk Milletinin
selameti, Türk Milletinin gelecek günlerinin daha iyi yapılandırılmasıdır.
O bakından, birtakım tavsiyelerde bulunmak muhalefetin
görevidir. Özellikle, Hükümet, yeni bütçenin, ek bütçenin Meclise getirilmesi
için gerekli hazırlıklara şimdiden başlamasında
fayda vardır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan kanun teklifinin
2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve talep ederiz.
Eyüp
Fatsa (Ordu) ve arkadaşları
Madde 2.- Bu Kanunun 1 inci maddesinin
(b) ve (ç) bentleri 1 Ekim 2006, diğer hükümleri yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Takdire bırakıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Hükümet?..
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE
(Kocaeli) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Yatırım fon ve ortaklıklarına
ilişkin olarak tasarıyla öngörülen yeni vergileme rejimine geçilmesine
yönelik olarak süre tanınması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge istikametinde
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
HALUK KOÇ (Samsun) - Başkan, dur
acele etme, bir oy verelim!..
BAŞKAN - 3 üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Kemal Sağ.
Sayın Sağ, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Özyürek'e
bir saniye müsaade etmediniz; bari oyumuzun rengine bakın da ondan sonra
açıklayın kararınızı.
BAŞKAN - Sayın Koç, herkese
olduğu gibi, Sayın Özyürek'e de 1 dakika ek süre verdim ve bu
adaletli uygulamamı devam ettireceğim.
Teşekkür ederim
ikazınıza.
HALUK KOÇ (Samsun) - Kabul etmeyenleri
saymadınız da, onun için
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Sağ.
CHP GRUBU ADINA KEMAL SAĞ (Adana)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1215 sıra
sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Yasa Teklifinin 3 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kanunun genel gerekçesine baktığımız
zaman değerli arkadaşlar, tasarrufların vergilendirilmesine
yönelik düzenleme yapıldığını, yapılırken
de AB uygulamalarına ilişkin olarak uyum sağlandığını
belirtiyorsunuz. Ayrıca, ülkemizdeki kurumsal yatırımların
teşvik edilmesi amacıyla, yatırımcıların,
yatırım fon ve ortaklıkları
aracılığıyla yatırım yapmalarının
özendirilmesinin amaçlandığını da görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, öncelikle
bir şeyi çok merak ediyorum. Bu yasayı, bu teklifi, neden bu kadar
apar topar, alelacele görüşmeye açıyorsunuz? Bu acele neden?
Ayın 22'sinde verilen bir kanun teklifi, bir gün sonra, ayın 23'
ünde Plan Bütçe Komisyonunda görüşülüyor, 48 saat uygulamasına
bile gerek görülmeksizin Genel Kurula getiriliyor.
Hükümet telaş içinde; âdeta, yangından
mal kaçırırcasına hareket etmekte. Ayrıca, madem bir
acil durum var ise, bu teklif, bu tasarı, neden bir Hükümet
tasarısı olarak getirilmiyor da, bir milletvekili teklifi olarak
gündeme taşınıyor; yoksa, Hükümet kendine güvenemiyor mu
değerli arkadaşlar?
Değerli arkadaşlar, hani,
Sayın Başbakanımız, bu yılın başlarında
"fonlara vergiyi ilk koyan hükümet biziz" diyordu ve övünüyordu.
Şimdi, ne oldu da, fonlardaki yüzde 15 olan vergi tevkifatı
sıfıra düşürülüyor. Yani, bol keseden ahkâm kesenler, altı
ay sonrasını göremediler mi? Ne oldu şimdi?
Baktınız, sıcakparanın
gidişini frenleyemiyorsunuz, ülkede kalmasını sağlayamıyorsunuz,
bunu sağlamak için de, dar mükellefiyete tabi kurumların finansal
kaynaklardan elde ettikleri kazançtan kesilmesi gereken yüzde 15'lik
stopajı, yüzde 0'a düşürerek, yabancı sermayenin ülkede kalmasına
imkân vermeye çalışıyorsunuz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, geçen yıldan beri sizleri hep uyardık. Bu faizler yüksektir,
dolar kuru sunî olarak düşük tutulmaktadır, ithalat patlaması
vardır, ihracat durma noktasına gelmiştir, dışticaret
açığı tehlikeli noktadadır. Yatırım yapmayan
sıcakpara risklidir dedik; ama, siz ne dediniz? Hiçbir şey
demediniz, sadece kös dinler gibi dinlediniz sayın arkadaşlarım.
Şimdi soruyorum: Kanun teklifinin
gerekçesi ne derece gerçeği yansıtmaktadır? Dar mükellefiyete
tabi olan, yani, ülkemizde yerleşik olmayan gerçek kişi ve kurumların
finansal araçlardan elde ettiği kazanç ve iratlarına uygulanacak
Gelir Vergisi tevkifat oranının sıfıra indirilmek istenmesindeki
gerçek amaç, niyet nedir? Bu teşebbüsünüzle ülkeden gitmekte olan
sıcakparanın gitmesine engel olabilecek misiniz? Hâlâ, ülkede
ekonomi yolundadır, iyi yolda gitmektedir diyebiliyor musunuz?
İyi gidiyorsa bu panik neden? Üçbuçuk yılda ekonominin geldiği
nokta ortadadır. Kötü bir ekonomi yönetimi sonrasında ABD
doları 1 700'leri aşmış, euro 2 300'lere ulaşmış,
faizler 5 puan yukarı çıkmış, enflasyon 2 haneli rakamlara
dayanmıştır. Kısacası, ekonomide bunalım
baş göstermeye başlamıştır.
Değerli arkadaşlar,
eğri oturup doğru konuşalım. Şimdi, siz, bütün bunlara
rağmen ekonomi, hâlâ, iyi gidiyor diyebiliyor musunuz? Verecek doğru
cevabı biliyorsanız söyleyin; eğer, bilmiyorsanız, biz
söyleyelim: Ekonomiyi iyi yönetemiyorsunuz. Türkiye'yi iyi bir noktaya
değil, bir kaosa sürüklüyorsunuz ve kurtuluş, bu ekonominin yeni
bir yönetime kavuşmasındadır. Evet, bu yeni yönetimin de kim
olacağına Türk Halkı sandıkta karar verecektir.
Değerli arkadaşlar, bugüne
kadar, Türk ekonomisini IMF yönetiyor denilmiyor muydu? Şimdi "bu
krizi IMF görmüyor mu; neden çözmüyor?" diyebilir bazı insanlarımız.
Burada bir gerçeği açıklamak istiyorum: Evet, doğrudur;
ekonomi IMF'nin denetimi altındadır. Son yapılan gözden geçirme
raporları, Türk Hükümetinin isteği üzerine, ilk defa kamuoyuna
açıklanmamıştır. Hükümet, IMF'nin önerdiği önlemleri
alma sözünü vermiş, ancak, bunu yerine getirmemiştir. IMF sözünde
durmuş, ama, Hükümet durmamıştır değerli arkadaşlar.
Meselenin özü de zaten budur. Halbuki, uzağa gitmeye ne gerek vardı?
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ekonomiye ilişkin çözümleri, her
zaman söylüyoruz.
Bu düzenlemeyle, yapılan, resmen,
yabancılara imtiyaz sağlanmasıdır değerli arkadaşlar.
Bunun Osmanlı'da adı neydi hatırlıyor musunuz?
Hatırlamıyorsanız ben hatırlatayım değerli arkadaşlar,
bunun adı resmen bir kapitülasyondur; çifte standarttır. IMF
şöyle yapın diyor öyle yapıyorsunuz; madem yapıyorsunuz,
o zaman, doğruları, size, IMF'den önce, daha önce söyleyen Cumhuriyet
Halk Partisine neden hâlâ kulak vermiyorsunuz?!
Değerli arkadaşlar,
Sayın Başbakanın vergi koymakla övündüğü finansal
araçlardan sağlanan kazançlarda altı ay içerisinde ne
değişti ki, altı ay sonra tekrar vergiyi kaldırıyorsunuz?!
Gerekçede "son ekonomik gelişmeler nedeniyle" diyorlar,
diyorsunuz. Peki, iyi de, bu Hükümetin ekonomik öngörüleri yok mudur,
ekonomistleri yok mudur?! Nasıl oluyor da, perşembenin
geleceğini çarşambadan anlayamıyorsunuz?! Hiçbir şey
bilmiyorsanız, lütfen, Sayın Baykal'ı her saat dinleyin; o
bile size yetecektir.
Yine, teklifin gerekçesinde,
ekonominin içinde bulunduğu konjonktürde, 3 Mayıs-21 Haziran
döneminde devlet içborçlanma senetlerinin faizlerinin yüzde 13'ten yüzde
20'nin üzerine çıktığı, Türk Lirasının yüzde 25
değer kaybettiği, enflasyonun yükselme trendine girdiği
belirtiliyor.
Peki, değerli arkadaşlar,
hani Türk Lirasının değerli olması iyiydi?! Hani faizler
artmıyordu?! Hani enflasyon düşmüştü?! Hani açıklar
karşılanabiliyordu?! Arkadaşlar, lafla peynir gemisi
yürümüyor. Siz bile, kendi sözlerinizi yalanlayarak, gerçekleri kabul etmek
zorunda kalıyorsunuz.
Ben bir konuyu daha, kayıtlara
geçirmek açısından belirtmek istiyorum değerli arkadaşlar.
Sırf sıcakpara gitmesin diye bu düzenlemeyi yaparken, mevduat ve
repo faizlerinin yüzde 15 stopaj yapmasına devam ediliyor. Peki, Türk
vatandaşı olarak tasarruflarını bankaya koyan insanımızın
suçu nedir, onlara neden bir vergi kolaylığı sağlanmıyor?!
Bu mevduatlar olmasa, acaba, bankalar hangi kaynaktan kredi verecekler,
merak ediyorum. Hani sizin Partinin adı "Adalet ve Kalkınma"
idi?! Vatandaşlar arasında sağladığınız
adalet eğer bu ise, kalkınma da ona benzer bir şeydir herhalde.
Gerçekten, yatırımlara
ödenek ayırmadan nasıl kalkınma
yapacağınızı merak ediyorum. İşte, yapılan
ortada. Yatırım yok; ama, işsizlik ha bire artmaya devam ediyor.
Değerli arkadaşlar,
tasarının 1 inci maddesinin 17 nolu fıkrasında çok ilginç
bir hüküm var, bunu size belirtmeden geçemeyeceğim.
Bu hükme göre, Bakanlar Kurulu bu maddede
yer alan vergi oranlarını -dikkatle izleyin sayın arkadaşlarım-
her bir kazanç ve irat türü ile bunları elde edenler itibariyle,
yatırım fonlarının katılma belgelerinin fona iade
edilmesinden elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına
göre, ayrı ayrı sıfıra indirmeye veya yüzde 15'e kadar
artırmaya yetki veriyor Bakanlar Kuruluna.
Değerli arkadaşlar,
buradaki birinci ilginç nokta şudur: Her bir kazanç ve irat türüne ayrı
ayrı vergi oranı koyabiliyorsunuz bu hükme göre. İkinci ilginç
nokta, bu kazanç ve iratları elde edenlere göre farklı oranda
vergilendirme koyabiliyorsunuz. Üçüncü ilginç nokta ise, fonun portföy
yapısına göre farklı oranda vergi koyabileceksiniz.
Arkadaşlar, vergicilikte aynı
kazanç için üç farklı açıdan farklı vergi oranı koyamazsınız.
Bu konu Anayasanın 73 üncü maddesine de aykırıdır. Uyarması
benden, gerisi size kalmış.
Sözlerimi tamamlarken, Cumhuriyet
Halk Partisi olarak bu uygulamadan vazgeçmenizi, çifte standarttan,
kapitülasyondan vazgeçmenizi, aynı kazancı aynı kaynaktan
elde eden yerli ve yabancı uyruklu insanlar arasında farklı
uygulamaların doğru olmadığını bir kez daha
belirtiyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Anavatan Partisi
Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Güler; buyurun.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlar; bu kanun metni üzerinde, Grubum adına
söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, ben, AKP İktidarını
gerçekten yürekten kutluyorum bu kadar duyarlılığından
dolayı(!) Milyonlarca çiftçi kan ağlarken, milyonlarca insan
yoksulluğun altında ezilirken, duyarsız kalırken,
bir sıcak rant uğruna, kaçmasınlar diye çıkardığınız
hassasiyetten dolayı, sizleri yürekten kutluyorum; ama, bunu halk da
unutmayacak. "Vergilendirilmiş gelir kutsaldır"
diyoruz; ama, bakıyoruz ki, gelirden en ufak bir pay bile
alamıyoruz. Parasıyla para kazanana sıcak bakarken; ama, yoksul,
köylü, çiftçi, esnaf olunca da duyarsızsınız; sizleri
yürekten alkışlıyoruz.(!)
Evet, adına "kapitülasyon"
diyoruz, itiraz ediyorsunuz; bunun Türkçesine başka ne diyebiliriz?!
Peki, "sıcakpara" diyoruz; yıllardır "bu
balayı bitti" dedik, cicim ayları da bitti. Kendiniz makroekonomiyle
övünüyordunuz; bu makro göstergeler, maalesef, isyan etti ya da SOS verdi
ya da felç oldu. Ne diyebilirsiniz?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kaçtan
kaça düşmüş enflasyon?!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet,
enflasyon, sizin rakamlarınızla söyleyeyim, yüzde 8 diyorsunuz
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Kaçtan
kaça düşmüş?!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Faize
kaç faiz oranı veriyorsunuz Sayın Vekilim, bir hatırlatalım.
Bu, dünyanın
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Evet,
hatırla bakayım; yüzde 69,5'ten aldık, kaç bugün?!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Peki, o
zaman şöyle düşünmek lazım: Rant dediğiniz nedir diye bir
hesap yapın, çok basit bir matematik hesabı, dünyanın en büyük
rantının ödendiği, maalesef, şampiyon olduğunuz,
ülkem adına sömürüye alet olduğumuz bir reel faiz ödüyoruz. Dünyanın
en büyük
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Şimdi
kötü dediğiniz, yüzde 20.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Birinci
sıradayız; bununla mı övünüyorsunuz?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) - 70'te almışız!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet,
yüzde 70'teyken, devlet yüzde 80'le borçlanıyordu; enflasyon yüzde
100'ken, devlet, yüzde 130'la borçlanıyordu; yani, 1,3 katı.
Döviz kaç artıyordu o zaman?.. Hesabını yapın, soru
soruyorsunuz, hesabınızı da lütfen iyi yapın; çünkü,
biraz önce, Sayın Maliye Bakanını dinleyince, hayret ya,
dilimiz uçukladı. "Ne olacak bundan, 2 000 000 YTL" diyor. Arkadaşlar,
bu, dünkü, eski TL değil, bugünkü YTL
O kadar küçük gösteriyor ki, 2
000 000 YTL, ne olacak, canları sağ olsun
Doğru, sıcakpara
için, 2 000 000 YTL değil, daha fazlası da
Bunu kim ödeyecek,
faturayı; halkımızın kendisi... Niye; yüzde 30'u Kurumlar
Vergisiyle gelirini toplayan bir devletin, yüzde 70'ini de, büyük, dolaylı
vergilerle toplarken, tabiî ki, canları sağ olsun!.. Evet, milyonlarca
insanımızın açlık ve sefaletle karşı karşıya
kaldığı bir ortamda
Bunlar, umut tacirliği
değil, duygu sömürüsü değil, arabesk hiç değil; ama, dört
yıllık karneniz, maalesef, zayıf ve sınıfta kaldınız.
Bunu halk da takdir ediyor. Üç günde, kanun tartışılmadan
çıkarmaya çaba sarf ediyorsunuz. Ya, hakikaten, içinizdeki milletvekili
arkadaşlar, bu kanunun ne olduğunun farkında değil
galiba. Bu duyarlılık, bu hassasiyet!.. Bir hafta içerisindeki
veya son bir aylık olayda, artan reel faizle, Hazineye olan yükü
biliyor musunuz Sayın Vekilim?! Kaç milyar dolar ettiğini biliyor
musunuz?!
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Çok iyi
biliyorum
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) -Ya da
sizin deyiminizle "2 000 000 YTL canım, bir şey değil, ne
olacak, 2 000 000
" Cebinden veriyor sanki Sayın Maliye
Bakanı!..
ÜNAL KACIR (İstanbul) - 70'ten
20'ye düşüşü iyi hesapla!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Arkadaşlar,
lütfen, bu ülkenin bu kadar dövizi, bu kadar geliri birilerine peşkeş
çekilmesine izin vermemek lazım. Eğer siz, çiftçisinden, köylüsünün
kullandığı mazottan, kullandığı enerjiden,
aynı zamanda da, her türlü gelirden, yani -çok da net olarak söylüyoruz-
asgarî ücretten dahi vergi alıyorsunuz unutmayın; ama, parasıyla
para kazanandan, vergi deyince "ya kaçarlar, ürkütmeyelim
"
Yarın başka taviz isterlerse ne yapacaksınız ha?! Bu
tavizle yetineceklerini mi zannediyorsunuz?! Ne olacak?.. Döviz belli Merkez
Bankasında, birileri göz dikmiş; niye alet oluyorsunuz?! Ekonomi
kuralları işleyecekse, dün 1 700 liradan çözdüler, dört yıllık
bir reel faiz aldılar Türkiye'den ve bugün maliyet yükselmiş.
Benim sorunum değil o. O dövizin de -bu ülkenin dövizi olan- birilerine
peşkeş çekilmesine izin vermeyin.
İfade ediyoruz tabiî ki, yoksulluk
sınırı belli, açlık sınırı belli
20 000
000'a yakın yeşil kartla övünürken, burada, makro göstergeler
diyerek, gerek borsa gerek dövizin düştüğünü gerek enflasyonun
düştüğünü söylüyordunuz. Memura gördüğünüz reva yüzde 2,5.
Sizi bu konuda da yürekten alkışlıyoruz(!) Milyonlarca
kişiye, milyonlarca emeğine, milyonlarca yüreğine ve bu ülke
adına katmadeğer üretmiş insana yüzde 2,5 reva görüyorsunuz
ve katkı payına baktığımız zaman da, hepimiz,
bu konuda 2,5
Enflasyon farkını soruyoruz Sayın Bakana,
cevap verme ihtiyacı duymuyor. Ocak ayında verdiğiniz enflasyon
belli, bugün yüzde 2,5 -temmuz ayından itibaren- vereceksiniz. Enflasyon
hedefine baktığımızda yüzde 10'ları geçecek
FİKRET BADAZLI (Antalya) - Yüzde
60'lardan aşağı düşüyor
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ne fark
ediyor, yüzde 60'lardan aşağı düştü, bununla övünüyorsunuz
Biraz sıkışınca da, beş yıl öncesinin
hesabını sormaya ve oranın özeleştirisini yapmaya
çalışıyorsunuz. Beş yıl öncesi geçti, bundan sonra
neler yapacaksınız, ona bakacaksınız. Dört
yılın mazeretini, geçmişin Hükümetlerine mal ederseniz, bu
sizi aklamaz; ama, ülkenin çektiği bu ıstırabı, bu çektiği
sıkıntıları da göz önünde bulundurduğunuzda, bu
yapılanın adı -Türkçesi ne olursa olsun- kapitülasyondur ve
yarın da size çıkacak bir faturanın hesabını kim
ödeyecek; bu halk ödeyecek, sizler değil. Yarın belki çocuklarımız
ödeyecek, o ayrı bir konu. Bu süreç içerisinde yarın size
Avrupa
Birliği süreciyle ilgili "Rumları tanıyın" da
gelecek, ona da, işte "uluslararası normlar böyle istedi,
ne yapabiliriz" diyeceksiniz. Yarın Ermeni sorunu gelecek, yine aynı
şekilde
Farklı sorunlar karşınıza dayatma olarak
geldiğinde yapacağınız tek şey var: Emredersiniz
Başka diyeceğiniz bir şey yok! Ulusal duruş gerekli,
ulusal duruş!
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Biz
Anavatan Partisi değiliz; karıştırıyorsun!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Bu yüzden,
bu imtiyazları lütfen vermeyin, burada alet olmayın. Eşitlik
varmış yokmuş, çok da benim için önemli değil.
Asıl, bu ülkede kim para kazanıyorsa vergisini vermek zorunda,
bu benim için önemli. Ha, sonra, eşitlik varmış yokmuş,
ayrımcılık varmış yokmuş, ona sonra
değiniriz; ama, gelirinden vergisini vermeyen mükellefler veya rantiye
diyebileceğimiz kesime hizmet etmeye devam ediyorsunuz. Milyonlarca
insanımıza da, yeter artık, ne yapalım, bütçeye, denk
bütçeye uygun görüşmesi için herkes fedakârlık yapacak.
Peki, soruyorum size: Dört yıldır,
geldiğinizden beri, bu halk fedakârlığı zaten yapmadı
mı? Yapmaya da devam ediyor, bu ülkenin hayrı için; ama, dört
yılda gelişen süreç belli. Ülkenin, her geçen gün
Yine, bugün,
gazetelere yansıdığı kadar, dikkatinizi çekmişse,
OECD ülkeleri içerisinde, kalite açısından baktığımızda
sondan ikinciyiz. Bununla övünebilirsiniz, yarattığınız
eser bunlar çünkü.
Ülkenin, uluslararası arenada,
gerek söz hakkına baktığımız zaman gerekse kalite
açısından değerlendirdiğimizde, maalesef, ülkemizi
bir alt kümeye düşürdünüz. Bunlar, bu tespitleri paylaşırken
hep söyledik; bu ülkenin yarınları için, bu ülkenin umutları
için, lütfen olumlu işler yapın ve eleştirilerimize de kulak
verin. Üç günde çıkardığınız kanun, daha hiçbirimizin
burada değerlendirdiği, okuduğu kanun metninin dahi nelere
fatura olacağını, bu ülkenin nasıl bedel ödeyeceğini
lütfen gözünüzün önüne alın, üstelik çocuklarınızı da
düşünerek; çünkü, bu faturayı sadece biz ödemeyeceğiz.
İkincisi; Sayın Bakan, altı
ay önce, işte, biz rantiyeden de vergi alacağız dediği
zaman, kısmen, altı ay sonrasını düşün
dediğimizde, bugün, (U) dönüşü diyebileceğimiz bir çarkı
görüyoruz. Uluslararası normlardan, uluslararası ekonomik
koşullardan deniliyor. Diyor ki, Amerika'da borsa düştü, Amerika
hapşırıyor, bizde çok yaşasın diyen yok; tam tersi,
bizde de hastalık oluyor. Bu sürece lütfen olumlu katkı vermeyin.
Bunun vebali büyüktür ve yarınlarda, bu ülkenin, Sayın Kemal
Unakıtan'ın dediği gibi 2 000 000 YTL -Yeni Türk Lirası arkadaşlar,
altını çiziyorum- bundan sonraki çıkacak faturanın
bedeli de 5 000 000 YTL'ye doğru gidecek; çünkü, o kadar sıcakpara
rahat ki, huzur bulmuş ki, dünyanın en büyük kazandığı
rantiyeden kaçmak istemiyor.
HASAN ANĞI (Konya) - 5 trilyon
eksik
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) -
Şimdi, 5 000 000
2 000 000, şimdi, altı aylık fatura.
HASAN ANĞI (Konya) - 2 trilyon.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Altı
ay sonrasını, çıkardığımızda, bir
hesabını yapalım; sıcakpara kaçmadığı müddetçe,
ülkenin artan yüzde 8 faiz oranıyla da beraber Hazineye katkısını,
hesabını katın, kaç milyon YTL eder? Öyle küçümsemeyin,
işinize geldiği zaman
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -
Detaylara giriyorsun, vakit doldurmak için uğraşma.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Biz,
rakamları
Ben bir ekonomist değilim; ama
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Çok teknik konuşuyorsun, arkadaşlar anlayamıyor.
BAŞKAN - Sayın Güler,
buyurun; konuşmanızı tamamlayınız.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Tıbbiyeye
girerken matematik sormuyorlar mı?!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) -
Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Tabiî ki, bu ülkede, çok basit çarpma,
toplama, çıkarmayı bilen her yurttaş, duyarlı bir yurttaş,
bu hesabın faturalarının nasıl ödeyeceğini herkes
biliyor. Ekstralar çok pahalıdır, bu da ekstradır. Temennimiz,
ülkenin daha büyük bedeller ödememesi ve bu doğrultuda, attığınız
bu adımın da yarınlarda daha farklı bedellerle karşımıza
gelmesini dilemiyoruz.
Halkımızın, bu
atılan adımı gözardı etmeyeceğini bilmenizi istiyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Sayın Bilgiç...
Sayın Eraslan...
Sayın Koç...
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünü oylamadan
önce, oyunun rengini belirtmek üzere, lehte, Abdullah Erdem Cantimur,
Kütahya
Sayın Cantimur, buyurun. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik istikrarın
sağlanabilmesi için en önemli enstrümanlardan bir tanesi malî disiplindir.
Gerek ekonomik istikrarın sağlanması gerekse malî disiplinin
sağlanması için iki tane önemli politika vardır; bunlardan
bir tanesi para politikalarıdır, diğeri ise vergi
politikalarıdır. Bu görüşmekte olduğumuz kanun teklifi
ise, bu vergi politikaları çerçevesinde görüşmekte olduğumuz
bir kanun teklifidir.
Ülkemizde üretime dayalı
yatırımların artması, insanımızın iş
ve aş temini için şarttır. Ülkemizdeki sermaye birikiminin
yeterli olmaması, yabancı sermayeden yararlanmamızı
gerekli kılmaktadır. Bu anlayış çerçevesinde
Hükümetimizin sürdürdüğü politikalar zaman içerisinde sonuç vermeye başlamıştır.
Menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesi, ekonomik konjonktürel
olaylara göre zaman zaman değişmektedir. Bazen stopaj oranlarının
artırılması, bazen azaltılması ve bazen de
sıfıra indirilmesi bu çerçevede yapılan düzenlemelerdir; ancak
"ülkemizde bir kriz var da böyle bir düzenleme
yapılıyor" iddiası, kesinlikle doğru bir iddia
değildir. Bu düzenleme, sürdürülebilir ekonomik istikrarı destekleme
adına yapılan düzenlemelerdir. Eğer böyle bir şey olsaydı,
geçtiğimiz haftalarda, gerek Kurumlar Vergisinin yüzde 33'ten önce
yüzde 30'a, daha sonra yüzde 20'ye indirmek gibi bir irade bu Meclisten
çıkmazdı. Yine, geçtiğimiz günlerde Gelir Vergisi oranlarında
da elbette indirim yapıldı vatandaşımızın
vergi yükünün hafifletilmesi açısından.
Değerli arkadaşlar, bu
düzenlemeleri anlamak için 2006 öncesindeki uygulamaları görmek
lazım; yani, ondan önce neydi, bugün yapılan düzenleme ne getirmektedir?
Dar mükellefler açısından; yani, Türkiye'de yerleşik olmayan
yatırımcılar açısından devlet tahvili ve hazine
bonosu faiz geliri, 2005 ve öncesinde stopaja tabi değildi ve bugün
getirilen kanun teklifiyle de yine stopaja tabi olmaması gündemimize
gelmektedir.
Yine, dar mükelleflerin hisse senedi
alım satımından elde etmiş oldukları alım
satım kazancı, yani, değer artış kazancı yine
2005 ve önceki yıllarda vergiye tabi değildi; bugünkü kanun teklifiyle
de eski uygulamaya geri dönülmektedir. Tam mükellefler açısından
ise devlet tahvili ve hazine bonosu faiz geliri 2005 yılında yine
stopaja tabi değildi ve öncesinde, ancak, 400 000 YTL'yi aşması
halinde beyana tabi idi. Yine bu teklifle beyana tabi gibi bir hüküm getirilmemektedir.
Zira, eğer beyana tabi olmuş olsa, elde edilen faiz gelirinin yüzde
20'ler, 25'ler civarında vergilendirilmesi gerekir. Ancak, bu teklifle,
tam mükelleflerin faiz gelirleri sadece yüzde 10 şeklinde vergilendirilmektedir.
Yine, tam mükelleflerin hisse
senediyle ilgili vergilendirilmeleri daha önce de stopaja tabi değildi,
yani vergiye tabi değildi, ancak 800 YTL'yi aşması halinde
yine beyana tabi idi. Yine, burada uygulanmakta olan yüzde 15 stopaj
oranı yüzde 10'a indirilmek suretiyle bir vergi indirimi sağlanmak
istenmektedir.
Anayasaya aykırılık iddiasında
bulunuldu. Eğer Anayasaya aykırılık söz konusu ise, 2005
yılındaki uygulama da ve önceki uygulamalar da Anayasaya aykırıdır.
Dolayısıyla, böyle bir iddianın kabul edilmesi mümkün
değildir.
Bu teklife olumlu oy vereceğimi
ifade ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Cantimur.
Oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte,
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
MUSTAFA ÇAKIR (Samsun) - Bir defa da
gelme ya!..
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Benden önce AK Parti Milletvekili
lehinde konuştu. Şimdi ben aleyhinde konuşmak için buraya
gelirken, yerinden, görüyorum, bazı arkadaşlarımız serzenişte
bulunuyor. Ya, kendi milletvekiliniz lehinde konuşurken bir şey
yok; aleyhinde biz söz alınca niçin o tür bir tutum içerisine giriyorsunuz,
merak ediyorum.
Değerli milletvekilleri, dünyanın
her ülkesinde, zaman zaman, ekonomide dalgalanmalar olabilir. Bunun boyutu
bazen küçük olur bazen büyük olur, bu, bazen krize kadar gidebilir. Türkiye'de
de, son günlerde, ekonomide ciddî manada sıkıntılar ortaya
çıkmıştır. Bu sıkıntıların neticesinde
-biraz önce konuşan arkadaşımız da ifade etmeye
çalıştı- âdeta "kriz" lafları ortada
dolaşmaya başladı.
Şimdi, bir ülkede, üçbuçuk
yıldan beri uygulanan bir IMF politikası var. Bu IMF
politikasıyla, enflasyon ve faiz oranlarıyla ilgili, üçbuçuk
yıldan beri ciddî mücadeleleriniz var. Ama, gelinen noktada, ortaya
çıkan bu durum
Uzun zamandan beri geliyorum diyen bir tehlikeyle karşı
karşıyaydık; ama, maalesef, uzun zamandan beri ortaya
çıkmış olan bu tehlikeyi, İktidar, görmemezlikten geldi,
gözlerini kapatmaya çalıştı. Ama, bizler ve birçok iktisatçı,
bu konularla ilgili ciddî ikazlarda bulundu. Üçbuçuk dört ay önce Kemal
Derviş Türkiye'ye geldi; geldiğinde şunları söyledi,
dedi ki: "Bu kur seviyesiyle, dövizin ulaştığı bu
rakamlarla, bu ülkede, bu politikaları daha uzun süre devam ettirmek
mümkün değil." Orada, geldi, nazik bir şekilde, bir
uyarıda bulundu ve cari açığın ulaşmış olduğu
boyutların ciddî manada tehlike yaratacak seviyelere geldiği söylendi,
biz de söyledik. Ama, bunlara hep gözlerimizi kapattık; sadece, bütün
meselemizi enflasyon oranını belli seviyelere çekme noktasına
uyarlayınca, diğer bütün meseleler hep gözardı edildi.
Şimdi, vatandaşın bu
noktada güveni sarsıldı. Demin de bahsetmeye çalıştım,
söylemeye çalıştım; şimdi, vatandaş, elindeki
dövizi bozdurup Türk Lirasına geçti ve bu, Hükümetçe, tavsiye edildi,
teşvik edildi; şirketlerimiz, döviz cinsinden borçlanmaya
teşvik edildi. Ancak, bu noktada, hem vatandaşlarımız
hem de şirketlerimiz, çok ciddî manada sıkıntı içine
girdiler. Önemli olan, vatandaşlarımızın, şirketlerimizin
Uygulanan ekonomik politikalarda sıkıntılar olabilir, zaman
zaman zorluklarla karşılaşılabilir; ama, önemli olan
güvenin sarsılmamasıydı. İşte, bugün, Türkiye'de,
Hükümete olan bu noktadaki güven sarsılmıştır. Türkiye
için asıl tehlikeli olan budur. Merkez Bankası bile, maalesef -altını
çizerek söylüyorum maalesef- bütün bu gelişmelere karşı duyarsız
kaldı, gelişen olayları iyi okuyamadı. Bütün dünyanın
faiz artırımlarında bulunduğu ve bir şekilde
gelişmekte olan ülkelerden bu faiz artırımı
dolayısıyla gelişen ülkelere bir kaynak transferi
olabileceğini hep gözardı etti. O nedenle, Merkez Bankası,
maalesef, yanlış bir kararla, geçenlerde, faiz indirimine gitmek
durumunda kaldı.
İşte, bütün bunları
alt alta toplayacak olursak veya üst üste toplayacak olursanız,
maalesef, Türkiye'deki ekonomide tehlike canları çalmaya başladı.
İşte, enflasyon hedefinden büyük ölçüde sapma ortaya çıktı.
Büyüme rakamları yeniden gözden geçirilmeye
çalışılıyor. İthalat ihracat meseleleri yeniden gözden
geçirilmeye çalışılıyor. Dokuzuncu Kalkınma
Planına baktım, 2006 yılındaki işsizlik rakamları
10,4; hedefiniz bu. Değerli milletvekilleri, devraldığınızda
bu 10,3'tü. Gerçekleştirebilirseniz, yapabilirseniz, hedefiniz
2006'da 10,4; nasıl sağlayacaksınız? Bu son gelişmelerden
sonra, işsizlik rakamlarını 10,4'te nasıl tutabileceksiniz?
Büyüme diyordunuz, bu nasıl bir büyümedir ki, işsizlik rakamları
devraldığınız Türkiye'ye göre daha yükseliyor?
İşte, hep biz bunları buralardan söyledik, bu rakamlara
inanmayın, bu rakamlar aldatıcıdır, bu rakamların
arkasındaki gerçekleri görün dedik; ama, maalesef, görmediniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan,
konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, bu kanunla ilgili olarak son sözlerim: Demin de söylemeye
çalıştım, ekonomi politikalarında, vergi
politikalarında, vergi politikalarında mutlaka bir istikrar olması
lazımdır. Hem iç yatırımcıların hem de
dış yatırımcıların bu noktada Hükümete güven
duymaları lazım. Siz altı ay önce getirdiğiniz bir
kanunu altı ay sonra değiştirirseniz, geriye doğru vergi
uygulamalarını ortaya koyarsanız, yatırım indirim
meselesinde beklentilerin tersine, umulanın aksine yatırım
indirimini kaldırırsanız hem iç yatırımcıya
hem dış yatırımcıya güven vermemiş olursunuz.
İşte, bu kanunla da getirilen budur.
Onun için, ben diyorum ki, bu uygulama
yanlıştır. İçteki vatandaşlarımıza uygulanan
oranlar ile dış yatırımcılara uygulanan oranların
farklı olması Anayasaya da aykırı bir hüküm ihtiva etmektedir.
O nedenle, geliniz, bu kanunu -artık bir şey söylemek zor ama, Meclis
kapanıyor- Sayın Cumhurbaşkanı geri gönderirse ne
olacak? Ne olacak sizlere soruyorum; Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla geri gönderirse?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan
teşekkür ediyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Ben
teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
teklifin tümü ve maddeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Teklifin tümü açıkoylamaya
tabidir.
Açıkoylamanın şekli
hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama
cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, oylama
için 5 dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma
rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama
için öngörülen 5 dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca, vekâleten oy kullanacak
sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da
taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen 5
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını
rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama
yapıldı)
BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, Ordu Milletvekili Cemal Uysal ve 6
Milletvekilinin; 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin.
(S. Sayısı: 1215) açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 284
Kabul : 258
Ret : 26
(x)
Böylece, teklif yasalaşmıştır;
milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Birleşime 10 dakika ara
veriyorum.
Kapanma
saati: 23.43
(x)
Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın
sonuna eklidir.
BEŞİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati:23.55
BAŞKAN:
Başkanvekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120 nci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
Kanun tasarı ve tekliflerini
görüşmeye devam edeceğiz.
6 ncı sırada yer alan, Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl ve 7 Milletvekilinin; 190 Sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılması, 4576 Sayılı Devlet Memurları
Kanunu, Harcırah Kanunu, Bazı Sağlık Personelinin Devlet
Hizmet Yükümlülüğüne Dair Kanun, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu ile
Genel Kadro Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması, 181 Sayılı
Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporunun
görüşmelerine başlıyoruz.
VI.
- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN
DİĞER İŞLER (Devam)
6.-
Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve 7 Milletvekilinin; 190
Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılması, 4576 Sayılı Devlet Memurları
Kanunu, Harcırah Kanunu, Bazı Sağlık Personelinin Devlet
Hizmet Yükümlülüğüne Dair Kanun, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, Kadastro Kanunu ile
Genel Kadro Usulü Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Bazı
Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması, 181 Sayılı
Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin
Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun Teklifi ve Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/798)
(S. Sayısı: 1199) (x)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet?..
Yerinde.
Komisyon raporu 1199 sıra
sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Şimdi, teklifin tümü üzerinde,
AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl.
Buyurun Sayın Erdöl. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA CEVDET ERDÖL
(Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1199
sıra sayılı kanun teklifimiz üzerine AK Parti Grubu adına
söz almış bulunuyorum; gerek şahsım gerek AK Parti Grubu
adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu kanun teklifinin hazırlanışı,
aslında, benim ve 7 arkadaşın imzasıyla hazırlanmış
gibi görünüyor ise de, açıklıkla ifade etmem gerekiyor ki, bu,
Sağlık Bakanlığı -Sayın Bakanımıza
teşekkür ediyorum- Sayın Bakanımız ve Bakanlık bürokratlarının
hazırlamış ve hepimizin arzu etmiş olduğu bir
kanun teklifi. Bu nedenle, bu kanun teklifini gündeme alan grup başkanvekillerine,
(x) 1199 S.
Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
AK
Parti Grup Başkanvekillerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerine
ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekillerine, Komisyonumuz görüşmeleri
sırasında katkı veren tüm milletvekili arkadaşlarıma
hassaten teşekkür ediyorum. Çünkü, çok önemli bir eksiği
giderecektir. Şöyle ki, sağlık mevzuatında,
çalışmanın önemini hepimiz biliyoruz; ama, doktorların
vazgeçilmez bir unsur olduğunu, olmazsa olmaz olduğunu mutlaka
hepimiz biliyoruz.
Mevcut mevzuatımıza göre,
daha önceden, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 5283
sayılı Kanunla Sağlık Bakanlığına ait pek
çok hastane, dispanser, Millî Eğitim Bakanlığına ait
sağlık teşkilleri, Sağlık Bakanlığına
devredilmiş ve kadrolarıyla birlikte devredilmiş olmalarına
rağmen, boş kadroları iptal edilmişti.
Dolayısıyla, bu hastanelerde olacak olan yeni hekim ve diğer
sağlık personeli ihtiyacı, bir başka kadrodan başka
şekilde temin edilmesi gerekiyordu.
Yine, aynı şekilde 16 ilde
açılan diş eğitim, diş hastaneleri ve 6 tane de diş
hastanelerindeki ünite genişlemeleri diş hekimine olan ihtiyacı
da artırmış durumdadır. Yine, Millî Eğitim Bakanlığına,
malumunuz, Sağlık Bakanlığının sağlık
meslek liseleri devredildi, fakat, bu devir sırasında Millî
Eğitim Bakanlığının Sağlık Bakanlığının
üzerinde kalan öğretmen, müdür, müdür yardımcısı ve
diğer personelin, Sağlık Bakanlığı üzerinde
görülmesi ve bu kadroların iptal edilmemesi, yeni personel
alımında en önemli engelleri oluşturmaktaydı ve bu
şekilde yapılan hazırlık sonrasında 9 690 kadro
serbest bırakılıyor ve 9 690 kadro iptal edilerek -Sağlık
Bakanlığının kullanmadığı bu kadrolar iptal
ediliyor- bunların yerine Sağlık Bakanlığının
kullanacağı kadrolar oluşturuluyor. Yani, ilave bir kadro artırımı
söz konusu değil. Kullanmadığı öğretmen, müdür,
müdür yardımcısı, hizmetli, aşçı, terzi gibi pek
çok kadroyu iptal ediyoruz; onların yerine, biraz sonra
sayacağım miktarlarda, uzman hekim, diş tabibi, sosyal
çalışmacı, psikolog, eczacı, odyolog, diyetisyen, çocuk
gelişimcisi, fizyoterapist, acil tıp teknikeri gibi elemanlar
alınması amaçlanıyor. Bunlardan acil tıp teknikeri
alınıyor, neden sağlık memuru alınmıyor veya
ebe, hemşire alınmıyor gibi aklımıza sorular
gelebilir. Bunlarla ilgili Sağlık Bakanlığının
açık kadroları yeterince var, onlarla ilgili atama
yapılabilmesi mümkün; fakat, bu saydığımız dallarda,
maalesef, kadrosu olmadığı için -mesela, sosyal
çalışmacı yok, psikolog yok, odyolog kadrosu yeterince yok,
kulak burun boğaz kliniklerinde odyolog çalıştırmak istiyorsunuz,
Bakanlık bunları atayamıyor kadro olmadığı
için- bu, büyük bir ihtiyacı giderecektir. Aynı şekilde, bu
yaz döneminde mesela, mecburî hizmete göndereceğimiz hekim arkadaşlarımız
için de, kadro belki kalmayacak elimizde; onun için, çok acil görüşülmesi
gereken bir kanun olması hasebiyle, öncelik verdiği için,
Grubumuza ve diğer gruplara da, tekrar teşekkür ediyorum.
Yine, kanun, başka iki yenilik
daha getiriyor. Bunlardan birisi 4/B ile görevlendirilen, 4/B sözleşmeli
personel şeklinde görevlendirilen hekimler, malumunuz, kurayla
atanıyordu. Diş tabibi ve eczacılara da aynı hakları,
aynı şekilde kurayla atanması, sınav mecburiyeti olmaksızın
kurayla atanması kolaylığı getiriliyor. Bu da, kadro
açısından, bu sağlık personelinin çalıştırılabilmesi
açısından oldukça önemli.
Yine, aynı şekilde, eczacıların
dönersermayeden pay alabilmelerine veya yüzde150 olarak aldıkları
payı biraz daha artırmayı düşünüyoruz ve bu şekilde
de bir değişiklik yaptık bu kanun teklifinin üzerinde.
Sağlık grup başkanları
var ilçelerimizde. Bu sağlık grup başkanları fiilen
var; ama, hukuken yok. Onlar için de bir hukukî norm getiriyoruz. Sağlık
grup başkanları, hukuken tanımlanıyor, onlara da
bazı sosyal haklar ilave olarak getiriliyor. Bu şekilde, gerçekten,
sağlık mevzuatımızda çok çok önemli değişiklikleri
hep birlikte yaptık. Bu da, gerçekten, çok önemli bir diğer
değişiklik olacak. Sağlık Bakanlığımızın
kadro ihtiyacı bakımından büyük bir eksikliğini
giderecek.
Özetlemek ihtiyacını
şöyle duyuyorum: Sağlık Bakanlığının personel
ihtiyacını karşılamak amaçlı bu kanun teklifi.
Tutulu kadroları serbest bırakılıyor. Millî Eğitim
Bakanlığının üzerinde olması gereken müdür, müdür
yardımcısı, öğretmen gibi Millî Eğitim Bakanlığına
devredilen okulların bu kadroları iptal ediliyor. Onların
yerine, mesela, uzman doktor, 2 000 tane uzman doktor kadrosu, 926 tane
diş tabibi kadrosu, 462 tane eczacı, 1 260 tane diyetisyen, 350
sosyal çalışmacı, 300 odyolog, 1 344 fizyoterapist, 748
psikolog, 200 çocuk gelişimcisi ve 2 100 sağlık teknikeri istihdam
edilebilecek.
Bu sağlık teknikerleri de
büyük bir ihtiyacı karşılayacak; şöyle ki, normalde
sağlık teknikerinin, acil tıp teknikerlerinin
çalışabileceği 112 acil servislerde, biz, şu anda hekimleri,
hemşireleri, ebeleri çalıştırmak durumunda
kalıyoruz. Bunları da, sağlık teknikerlerini devreye
sokarak, sağlık personelini daha rantabl hale getirmek durumunda
olacağız.
Yine, 657 sayılı Kanunun 4/B
ile sözleşmelilerde de eczacı ve diş hekimlerini kurayla
atamak değişiklikleri yapılıyor.
Bu çok önemli sağlık personelinin
kanunî düzenlemesinde, gerçekten, komisyon görüşmeleri
sırasında gerek Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarım
gerekse Anavatan Partisinden görevli arkadaşım bizlere çok destek
verdiler ve önemli bir eksikliği gidereceğine inandığımız
bu kanun teklifini huzurlarınıza getirmiş olduk.
Gruplardan hassaten istirham
ediyorum: Bu kanuna destek vermelerini, burada da desteklerini devam ettirmelerini
ve bu kanunun, milletimizin hizmetine sunacağımız sağlık
personelinin bir an önce atanması için gerekli değişikliklerin
oluşması
Bu vesileyle, gecenin bu vaktinde
sizleri saygıyla selamlıyor; kanunun milletimize, memleketimize,
tüm sağlık camiasına hayırlı olmasını
temenni ediyor, tekrar hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Erdöl.
İkinci söz isteği, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Muğla Milletvekili Sayın Ali Arslan'a
ait. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN
(Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
başlığı oldukça uzun bir yasa teklifi; ancak,
Sayın Cevdet Erdöl ve 7 arkadaşımızın -gerçi
Sayın Erdöl "bu, Bakanlık tarafından hazırlandı,
bize imzalattılar" dedi; ama, başlıkta öyle görünüyor-
hazırladığı 1199 sıra sayılı kanun teklifi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; gecenin bu ilerleyen saatinde hepinize, şahsım ve
Grubum adına ben de selamlarımı, saygılarımı
sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Erdöl'de bahsetti, gerçekten bir ihtiyacı karşılayan
önemli bir yasa; tabiî eksikleri de olabilir. Şimdi, bakın, bu
kanunun genel gerekçesinde "Bakanlığımızın
acil ihtiyacı olan personelin atanmasına engel teşkil eden
ve bir işlevi kalmayan 4576 sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile
geçici 2 nci ve geçici 4 üncü maddelerinin yürürlükten kaldırılması
gereği ortaya çıkmıştır" deniliyor.
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten acil bir ihtiyacı karşılıyor; ancak,
"acil" derken, sanki bugün ortaya çıkmış yeni bir
sorun değil; aslında, bizim sağlık sektörünün eleman ihtiyacı,
acil bir ihtiyaç değil, kronik bir ihtiyaç, yıllardan beri süren
bir ihtiyaç. Hepimizin bildiği gibi, bu kürsüden defalarca dile getirdiğimiz
gibi, gerek hekim sayısında gerek yardımcı personel
sayısında gerek diş hekimi, eczacı sayısında,
ülkemizin acil, acil olduğu kadar da uzun zamandan beri devam eden
sorunları var. Bu yasayla, bu sorunun bir bölümünü, bir bölüm arkadaşımızın
ihtiyacını gidermiş olacağız.
Değerli arkadaşlarım
-Sayın Erdöl de bahsetti- hemşireler yok bu yasanın içinde.
Bakın, bizde, 100 000 civarında hekimimiz var, 100 000 civarında
hemşiremiz var; oysa, dünya normlarına baktığımızda,
1 hekime 4 hemşire düşüyor, 4 yardımcı sağlık
personeli düşüyor. Bu konuda, büyük bir eksikliğin, büyük bir yanlışlığın
içindeyiz. O açıdan, bir an önce -iş bekleyen de, biliyorsunuz çok sayıda hemşiremiz var;
sayısı konusunda, gerçi, kafalar biraz karışık,
Sayın Bakan başka rakam söylüyor, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin
verdiği rakamlar da çok değişik- sanıyorum, bu konuda ciddî
bir çalışma ihtiyacı da var ve ülkemizin de hemşireye
ihtiyacı var. Değerli arkadaşlarım, bizimle benzer
nüfus yapısına sahip İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da,
aşağı yukarı 500 000 ile 750 000 arasında hemşire
var, hemşire görev yapıyor; Türkiye'de bu sayı, 100 000'ler,
hatta, 100 000'in bile biraz altında.
Doktor sayımız yetersiz;
Sayın Bakan diyor ki: "Gerekirse dışarıdan da
getiririz." Gerçekten bir sıkıntı varsa, tartışılabilir;
bunu ayrıca tartışacağız; ancak, okul bitiren,
iş bekleyen onbinlerce hemşiremiz var. Demek ki, asıl eksik
olan sayısal veriler değil, asıl eksik olan Sağlık
Bakanlığının, devletin, bu tür personeli çalıştırıp
çalıştırmama eksikliği.
Değerli arkadaşlarım,
ayrıca, biliyorsunuz, yine, hepimizin çok yakından bildiği
ve defalarca bu kürsüden dile getirilen, dağılım eksikliğimiz
var. Ülkemizin doğusu ile batısı arasında, kırsal
alan ile kentler arasında müthiş bir dağılım dengesizliği
var. Bu konuda da ülkemiz, gerçekten, çok sıkıntılı
süreçler yaşıyor; dilerim, önümüzdeki süreçte bu sorunu çözmüş
olacağız.
Değerli arkadaşlarım,
sorun acil; acil olduğu için de, 4576 sayılı Yasanın
bazı maddelerini yürürlükten kaldırmamız gerekiyor; ancak,
acaba, sadece bu yasayı kaldırarak önündeki engelleri kaldırabilir
miyiz; bu tartışmalı. Bakın, IMF ve Dünya Bankası,
bize, yıllardan beri bir reçete sunuyor; reçete şu: Sizde kamu personeli
sayısı çok fazla, azaltın; ücretlerini azaltın, bütçeniz
çok para vermeye uygun değil; iş güvencesini kaldırın
ve genellikle de sözleşmeli çalıştırın. Sağlıkta
en çok önerdikleri zaten, bu konuda, bu alanda, önce birleştir -SSK
ve devlet hastanelerini birleştirdik biliyorsunuz- sonra özerkleştir,
en son da özelleştir. Ücretleri az olacak personelin, sosyal güvencesi
olmayacak personelin; yani, sermayenin önündeki dikenleri kaldır,
dikensiz gül bahçesini yarat, ondan sonra özelleştir. IMF ve Dünya
Bankasının bu reçetesini, bu kanunu kaldırdıktan sonra,
bunu aşabilir miyiz, bilmiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
gerçekten, sağlık personelinin ücretleriyle ilgili büyük
sıkıntılar var. Bakın, bir hemşire 740 Yeni Türk
Lirası civarında ücret alıyor. Biliyorsunuz, geçtiğimiz
günlerde açıklandı, açlık sınırı 750 lira.
Bir hemşiremize, asıl ücret olarak, açlık
sınırının bile altında ücret veriyoruz. Tabiî, bu
kadar işsizliğin, bu kadar iş talebinin yoğun olduğu
bir yerde de, bu arkadaşlarımız, bu ücretlerle de
çalışmak zorunda kalıyorlar. Biliyorsunuz, gene, yaptığımız
düzenlemelerle, sağlık personelinin, özellikle doktorlar ve
sağlık personelinin -bu yasayla eczacılara da verme maddesini
getiriyoruz- dönersermayeden pay alarak ücretlerinde bir iyileştirme
yaptık; ancak, çalışırken aldıkları bu ücret,
maalesef, bu arkadaşlarımızın, bu yurttaşlarımızın
emekliliğine yansımıyor. Geçtiğimiz günlerde Ankara
Tabip Odası Kongresine gittim; orada, emekli hekimlerin ne kadar âciz
duruma düştüklerini gördüm ve içim sızladı. Bunu, bu Mecliste
bu kürsüde de, komisyonda da defalarca dile getirdim. Bu Meclisin en önemli
görevlerinden birisi, dönersermaye uygulamalarıyla
çalışırken rahatlama sağladığımız
sağlık personeli ve doktor arkadaşlarımızın
emekliliklerine de yansıyacak bir ücretin, bu dönemde, mutlaka,
verilmesi gerekiyor. Bunu, geçtiğimiz günlerde, Plan ve Bütçe Komisyonunda,
Adalet ve Kalkınma Partili bir milletvekili arkadaşımız
da dile getirdi; ancak, henüz, bu konuda Hükümetinizden bir girişim
göremiyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, size ilginç bir başka rakam. 2005 yılında 1 550
civarında, 1 447 hemşire alıyor Sağlık Bakanlığı;
ne garip tesadüf ki, 1 495 tane de görevden ayrılan var; yani, toplam
50 civarında, hemşire sayımızı, bir yıl içinde
artırabilmişiz.
Neden ayrılıyor bu insanlar;
gerçekten çok düşük ücret alıyorlar, sayıları çok az olduğu
için inanılmaz güç bir yaşam sürdürüyorlar, nöbetleri çok fazla,
fazla mesaileri çok fazla ve ilk fırsatını bulan emekli olup
ayrılıyor.
Değerli arkadaşlarım,
şimdi, 2006 yılında 10 000 civarında hemşire
ataması yapıldı. Yapılan bu atamaların neredeyse
tamamı 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B maddesiyle;
yani, sözleşmeli.
Değerli arkadaşlarım,
Anayasamızın 52 nci maddesine göre sağlık hizmeti bir
kamu görevi. Devlet, mutlaka talep edilen her yerde sağlık hizmetini
sunmak zorunda ve yine, Anayasamızın 128 inci maddesine göre de,
kamu hizmetlerinin kamu personeli tarafından, devlet memurları
tarafından ya da eşdeğeri tarafından sunulması
gerekiyor. Eğer bu görev bir kamu göreviyse, bunun, sözleşmeli,
iş güvencesi olmayan, geçici, ne zaman işten çıkarılacağı
belli olmayan kamu görevlileri tarafından sunulmaması gerekiyor;
çünkü, sağlık hizmeti sürekli bir görev.
Değerli arkadaşlarım,
Adalet ve Kalkınma Partisi, nedense -sadece bu sağlık
alanında değil, eğitim alanında da böyle- aslî memurlar
tarafından yapılması gereken eğitim gibi, sağlık
gibi görevleri, son dönemde, özellikle sözleşmeli personele yaptırmak
gibi bir çalışma içinde. Çok sayıda sözleşmeli personel
aldık; Türkiye, sözleşmeli personel cennetine dönüyor
yavaş yavaş. Hatta, daha da ilerisine gidilmişti, geçtiğimiz
yıllarda bir yasa çıkardık; taşeron eliyle hastanelerimize
personel temin etme gibi, sağlık personelini köleleştiren,
âdeta, bir yasa çıkarmıştık. Allah'tan ki, bu yasa yargı
tarafından geri döndürüldü.
Değerli arkadaşlarım,
bu Hükümetin, en önemli yaptığım diye ortaya çıkan
projelerinden birisi, biliyorsunuz, Sağlıkta Dönüşüm
Projesi. Sağlıkta Dönüşüm Projesinin temeli şu: Sağlık,
biliyorsunuz, artık çok pahalı bir uğraşı
alanı haline geldi. Anayasaya göre hak olan, vatandaşın hakkı
olan sağlık, son dönemde, sermayenin kucağına sunularak,
hak olmaktan çıkarılıp, hizmet haline geldi. Hatta, bununla
ilgili, ilk başlangıçta, Sağlık Bakanlığı
"hastaneler işletme, hastalar müşteridir" gibi bir söylemde
bulunuyordu; ancak, sonunda farkına vardı ki, bu söylem çok
itici, insanların kabul edemeyeceği bir söylem. Son dönemde memnuniyetle
görüyoruz ki, bundan vazgeçilmiş; ama, sadece söylemden vazgeçildi,
eylem devam ediyor.
Sağlıkta dönüşüm
projesiyle, sağlık hak olmaktan çıkarılıp hizmet
haline getiriliyor, parayla alınıp satılabilen ticarî bir alan
haline getiriliyor; hastaneler işletme, hastalar da müşteri
olacak. Bunun bileşenleri var; birinci basamakta aile hekimliği;
değerli arkadaşlarım, ikinci basamakta da, biraz önce bahsettiğim
gibi, hastaneleri sağlık işletmeleri haline getirmek.
Aile hekimliğiyle ilgili, geçtiğimiz
yıl, biliyorsunuz, Düzce'de bir pilot uygulama yasası çıkardık.
Yani, pilot uygulama derken "bir uygulayalım, bakalım, iyi
olursa her yere uygularız" gibi bir anlam çıkıyor. En
son, Sağlık Bakanlığı, Düzce'deki aile hekimliği
uygulaması sanıyorum çok iyi diye, bütün Türkiye'ye yaygınlaştırma
kararı aldı, 10 ilde daha uygulanacak. Cumhuriyet Halk Partisi
olarak biz de, Sayın Nurettin Sözen, Sayın Canan Arıtman,
Sayın İzzet Çetin, Sayın Abdülaziz Yazar'la birlikte Düzce'ye
gittik; bakalım, gerçekten, başarılı bir uygulama
mı; yani, bütün Türkiye'ye uygulanması için doğru, haklı
bir gerekçe var mı diye. Bir fikir edinemedik; yani, Düzce'deki aile
hekimliğinin iyi olduğu, başarılı olduğu ve
bütün Türkiye'ye yaygınlaştırılması gerektiği
konusunda bir fikir edinemedik; çünkü, uygulamaların hepsi
cilalıydı.
Değerli arkadaşlarım,
mesela, bir hekim 5,5 milyon lira civarında
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Bakan dinlemiyor seni.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Dinlemesin.
Biz, bunu, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Düzce'deki aile hekimliği
çalışmamızı bir rapor haline getirdik, sanıyorum
Sayın Bakanda da var.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Buna cevap vermesi lazım da, onun için, dinlemiyor.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli
arkadaşlarım, 5,5
ATİLLA KART (Konya) - Sayın
Bakan çok meşgul.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Çok meşgul.
ALİ ARSLAN (Devamla) -
ne
oluyor -eski para, yeni para karıştırdık- 5,5 milyar
lira civarında aile hekimlerine para ödeniyor.
Bakın, sağlık ocaklarında
bu arkadaşlarımız 1-1,5 milyar liraya
çalışıyorlardı; yani, aman doktorları memnun
edelim, memnun olsunlar, ayrılmasınlar, bu pilot
başarılı gibi görünsün diye, daha çok
Keşke, sağlık
ocaklarında bu arkadaşlarımız çalışırken
de 5,5 milyar lira maaş alacak düzeyde olabilselerdi, keşke o
zamanlar verebilseydik; ama, o zaman veremediğimiz, pratisyen hekim
olarak sağlık ocağında çalışırken
veremediğimiz parayı, aman aile hekimliğini
başarılı yapalım, hekimlerimizin sızlanmasını
ortadan kaldıralım diye 5,5 milyar lira verdik. İyi olmuş;
ancak, bunu söyleyebilir misiniz; ya 5,5 milyar lirayı Türkiye'deki
bütün aile hekimlerine ödeyebileceğiz? Bunu ne kadar sürdürebilirsiniz?!
Bir başka şey: Biliyorsunuz,
bütçe uygulama talimatıyla pratisyen hekimlere her ilacı yazdırmıyoruz.
Önemli tansiyon ilaçlarını, kolesterol düşürücü ilaçları,
şeker ilaçlarını yazdıramıyoruz, birtakım
kısıtlamalar getirdik. Depresyonda kullanılan ilaçların
önemli bir bölümünü yazma kısıtlaması getirdik. Türkiye'deki
pratisyen hekimler birçok ilacı yazamıyor; ancak, heyet raporu
olursa ya da bir uzman daha önce yazmışsa yazabiliyor; ama, Düzce'de
farklı bir uygulama var; yani, Bolu'daki pratisyen hekim, kolesterol
düşürücü bir ilacı yazamazken, Düzce'deki başka bir pratisyen
hekim, aynı eğitimi almış pratisyen hekim o ilacı
yazabiliyor; yani, orada da vatandaş aile hekimliği konusunda memnun
olsun, aman bu güzel gidiyor desin diye bir uygulama yapılmış.
Ben, Sayın Bakana sordum daha önce
soru önergesiyle, cevabı henüz gelmedi. Bakın, Bolu'daki bir
pratisyen hekim bu ilacı yazamazken, Düzce'deki pratisyen hekim.. Ki
aile hekimi olmuşlardır, ancak, hiçbir, aile hekimliğiyle
ilgili bir eğitim olmamış, sadece on günlük, hizmetin
nasıl işleyeceğine dair, işte, nasıl bilgisayar kullanılır,
hasta nasıl sevk edilire dair bir eğitimden geçmiş bir pratisyen
hekim bir ilacı yazabiliyor. Yani, ya o yanlış ya bu yanlış.
Ya bütün Türkiye'de pratisyen hekimlere getirdiğiniz uygulama yanlış
ya da Düzce'deki aile hekimi adı altındaki pratisyen hekimlere
yapılan uygulama yanlış. İkisinden birinden vazgeçmeniz
lazım. Eğer Düzce'deki uygulamaya devam edeceğim diyorsanız,
Türkiye'de çalışan 50 000 civarındaki pratisyen hekimden
özür dilemeniz lazım.
Değerli arkadaşlarım,
sevk zinciri konusu var. Aile hekimine giderseniz, aile hekimi size hastaneden
randevunuzu alıveriyor. Bu çok zor bir şey değil aslında.
Bu, sağlık ocağı modelinde de uygulanabilir bir modeldi.
Sırf aile hekimliğini cilalamak için, aile hekimliğini, aman
bakın burada güzel oldu, ne güzel hastalara hiç uğraşmadan
hastaneden randevuları aile hekimleri tarafından
alınıveriyor dedirtmek için böyle bir uygulamaya gidilmiş.
Neden Türkiye'nin başka yerlerinde, neden sağlık ocaklarında
böyle bir uygulamaya gitmiyorsunuz?
Otomasyon sistemi
Her aile hekimine
birer bilgisayar verilmiş. Çok zor değil bu dönemde. Her sağlık
ocağına bir bilgisayarı, zaten de vardır, otomasyon sistemine
almanız çok kolay.
Cilalanmış, o nedenle bir
karar veremedik; yani, Düzce'deki aile hekimliği iyidir ya da kötüdür,
bütün Türkiye'ye yaygın şekilde uygulansın
kararını veremedik. Cilanın altında başka bir
şey var. Hekim memnun, hasta da memnun; ama, hasta genel sağlık
sigortasıyla yarın primini bir gün ödeyemediği zaman, o aile
hekiminden sağlık hizmetini alamadığında acaba nasıl
feryat edecek?!
Değerli arkadaşlarım,
sağlıkta dönüşüm, sağlığı paralı
hale getiren, sağlıktaki ekonomik pastayı ulusal ve uluslararası
sermayenin kucağına atan bir yöntem. Sağlık harcamalarımızda
son dönemde, biliyorsunuz, büyük artışlar var ve neredeyse, çok
önemli ilaçları, kolesterol ilaçlarını bile yazmayı engellemeye
çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
eğer, siz, kıt kanat ayırabildiğiniz sağlıktaki
payı rasyonel bir şekilde harcamazsanız, elbette, Türkiye'de,
sağlık hizmetlerine ayırdığımız para yetmeyecektir.
Yapılması gereken, koruyucu sağlık hizmetlerine
ayırdığımız payı artırmaktır. Biz,
bunu defalarca dile getirdik; Sayın Bakan "hayır, biz, Türkiye'de,
koruyucu sağlık hizmetlerine yeterince pay ayırıyoruz;
siz rakamları çarpıtıyorsunuz" dedi.
Değerli arkadaşlarım,
bakın, elimde 2006 yılı programı var, bu Hükümetin
hazırladığı program. Bu programda, koruyucu sağlık
hizmetleriyle ilgili şöyle bir paragraf var, dikkatinizi çekiyorum
-Sayın Bakan diyor ya, biz, koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan
payı artırdık diye- paragraf şu: "Koruyucu sağlık
hizmetleri, bireylerin hasta olmasını engelleyerek, yaşam
kalitesinin artırılmasında ve olası maliyetlerin önlenmesinde
önem arz etmektedir. Koruyucu sağlık hizmetlerine yönelik kamu
harcamaları, kamu tarafından yapılan toplam sağlık
harcamalarının sadece yüzde 3,5'ini oluşturmaktadır."
Yani, Bakanlar Kurulu, koruyucu sağlık hizmetlerine ayırdığımız
yüzde 3,5'lik payı yetersiz gördüğü için, sadece yüzde 3,5 pay
ayırabildik diyor. Gerçekten de, koruyucu sağlık hizmetlerine
ayırabildiğimiz pay, Avrupa Birliği ortalamasının
çok çok altında. O nedenle, sağlığı çok
pahalıya mal ediyoruz; o nedenle, sağlığa çok para
ayırıyoruz ve yetmiyor; halk sağlığı üzerinde
inanılmaz problemlerimiz var.
Bebek ölüm hızımız
Sayın Bakan, gerçi, geçenlerde "artık, Avrupa'yla
aramızda çok fazla fark kalmadı" dedi; ancak, Avrupa'yla
aramızda gerçekten uçurumlar var değerli arkadaşlarım.
Gene bu raporları okursam
Bakın, bizde bebek ölüm hızı
binde 25,6 Avrupa Birliği ortalaması sadece binde 7; nasıl
yakaladık, nasıl ulaştık?!. Yani, güneş balçıkla
sıvanmıyor; kendi yazdığınız rapor bu.
Değerli arkadaşlarım,
koruyucu sağlık hizmetlerine yeterince önem vermezseniz, bu bütçeyle
sağlığın altında kalırsınız.
Sağlık sorunlarını çözmeniz mümkün değil.
Bırakın tedavi edici hizmetler aracılığıyla
sermayeye büyük paylar ayırmayı, gelin şu paraları
koruyucu sağlık hizmetlerinde kullanalım, bebeklerimiz, annelerimiz
bu kadar çok ölmesin.
Yapılacak iş basit aslında.
Adalet ve Kalkınma Partisinin yerinde ben olsam, yıllardan beri
Dünya Bankası ve IMF'nin Türkiye'ye dayattığı Sağlıkta
Dönüşüm Projesinden vazgeçerim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ALİ ARSLAN (Devamla) - Gelin, bu
konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de katkıda bulunalım. Bu
konuda, şimdiye kadar ilişki kurmakta zorluk çektiğiniz,
konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin
de görüşlerini alın.
Sözü gelmişken, geçtiğimiz
günlerde Türk Tabipler Birliğinin kongresi yapıldı. Ben,
kongrenin, Türk sağlık sektörüne ve Türkiye'ye yararlar getirmesini
diliyorum ve eski başkanımız Füsun Sayek'e de acil
şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım,
aslında, sanıyorum, Türkiye'nin sağlık sıkıntılarını
aşmasının zamanı çok uzun bir süreçte değil. Bu tür
politikalarla, önümüzdeki kısa süre içinde yapılacak seçimle,
sanıyorum, uygulamalarıyla sağlığa büyük tahribat
veren, sağlıkta dönüşüm adında sağlıkta
çöküşümü sağlayan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı
sona erdiğinde, Türkiye'nin sağlık sorunlarının
önemli bir bölümü çözülmüş olacaktır.
Bu duygularla, hepinizi yeniden saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum.
İyi geceler. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Arslan.
Anavatan Partisi Grubu adına
Hatay Milletvekili Sayın Züheyir Amber; buyurun. (Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1199
sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Anavatan Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan
önce hepinize saygılarımı sunarım.
Değerli arkadaşlar,
yasanın genel gerekçelerine baktığımızda, Sağlık
Bakanlığının acil ihtiyacı olan kadrolara atama
yapılabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmaya
çalışıldığı öngörülmektedir.
SSK'dan 223 dispanser, 158 hastane,
Millî Eğitim Bakanlığından 34 sağlık
eğitim merkezi Sağlık Bakanlığına, personeliyle
birlikte devrolmuştur; fakat, Sağlık Bakanlığı
bu devrolan kadroları yetersiz bulmuştur; başka bir anlamla,
kendi vücut dilinden anlayan ekip olarak görmemiştir. Zira,
Sayın Sağlık Bakanına daha önce vermiş olduğum
yazılı soru önergesinde, seçim bölgem olan Hatay-Antakya'da
bulunan SSK dispanserinin neden kapatıldığı yönündeki
soruma, kapatılan dispanserin Sağlık Müdürlüğü ek hizmet
binası olacağı, dispanserin verdiği hizmetin bundan
sonra devlet hastanesi tarafından verileceğini ifade etmişlerdir;
yani, herhangi bir kadro yetersizliğinden bahsetmemişlerdir.
Yine, gerekçeye göz attığımızda,
devlet hizmeti yükümlülüğü bulunan uzman tabip ve tabiplerin alınmasında
sıkıntı yaratacağı için 4576 sayılı Kanunda
değişiklik yapılmak istenmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
hani ülkemizde atanacak uzman tabip ve tabip bulunamıyordu?! Bunun
için ülkemize ithal doktor getirilecekti?!
Gerekçede görüyoruz ki, uzman tabip
ve tabip var; ama, atayacak kadro yok ve bunu da, atanmayı bekleyen
masum meslektaşlarımıza, doktorlarımıza
"atanmayı istemiyorlar" diye mal etmeye
çalışıyoruz.
2006 yılı bütçe görüşmeleri
öncesinde Sağlık Bakanlığının acil ihtiyacı
olan kadrolar tespit edilip neden çıkartılmamıştır
da, böyle, her kanun teklifinde 4576 sayılı Kanunda
değişiklik yapılmak istenmektedir?
Geçtiğimiz günlerde, Millî
Güvenlik Kurulunda, Sayın Sağlık Bakanı kendi durumundan
şikâyetçi olmuş, Sayın Bakanın süper projesi olan, gönüllülük
esasıyla
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) -
Sayın Başkan, Sayın Bakanın da dinlemesi lazım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Sayın Bakanla görüşmenizi başka bir şekilde yapın;
lütfen
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Dinlemiyorlar
bile
ZÜHEYİR AMBER (Devamla) -
doğu ve güneydoğu illerimize yeterli sayıda sağlık
personeli göndermek yeterli ilgiyi görmemiş. Bizler o zaman
sözümüzü dinletemedik "bu proje çare olmaz" dedik; ama, anlatamadık.
Sonra ne oldu; tekrar, mecburî hizmet uygulamasına geri dönüldü.
Mecburî hizmet için atananların üçte 1'i görev yerine gitmedi.
Sayın Bakanın bir yeni
projesi de, tıp fakültelerinin kontenjan sayısını artırıp
7 000'e çıkarmaktır. Bunu da Dokuzuncu Kalkınma
Planına bu şekilde koymuşlardır. Mezun
sayısını artırınca zorunlu hizmet için yeterli
doktor bulabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Zorunlu hizmet görevini
insanî şartlar altında yerine getirmek için, hazır, Türk
Tabipler Birliğinin web sayfasındaki koşulları
sağlayınız. Orada bu koşulları sağlarsanız,
göreceksiniz, atanacak doktor sayısı fazlasıyla olacaktır.
Bu şartlar sizlere ağır geldiği için, mezun
sayısını artırmak gibi kolay yolu seçiyorsunuz; ama,
buradan sonuç alınamayacaktır.
16 ilde 2002 yılından bu
yana açılmış olan ağız ve diş sağlığı
üniteleri ve 6 ilde ünite artırılmasından dolayı 926
diş tabibi kadrosu ihdas edilir mi arkadaşlar?! Bu ünitelerin yeteri
kadar hizmet verebilmesi için bu kadar kadronun mu ihdas edilmesi
gerekiyor?! Diş doktorları zaten zor durumdalar. Devletimize bu
kadar kadro yük getireceğimize, serbest çalışan diş doktorlarımızla
sözleşmeler imzalayıp hizmet alımına gitmek daha verimli
olmaz mı? Burada bir plansızlık söz konusudur.
Yine, Danıştay kararlarını
hiçe sayan Sağlık Bakanlığının yeni bir kadrolaşmanın
adımı olarak açtığı yan dal sınavları derhal
iptal edilmelidir. Sağlık Bakanlığına bağlı
14 eğitim birimine 222 kadro belirlenmiş; fakat, bu kadroların
hangi kriterlere göre belirlendiği bugüne kadar tanımlanmamıştır.
Kaldı ki, ülkemizin önemli sivil toplum kuruluşlarından
olan Türk Tabipler Birliğinin Danıştaya açmış olduğu
dava neticesinde Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermiş;
ancak, Bakanlık ise, esas görüşmesini beklemektedir.
Adlî tıp kurumlarına
yapılan atamalarla, adlî tıp kurumları, âdeta, iktidara
bağlı bir kurum haline getirilmiştir. Hükümetin sivil toplum
örgütlerinde de kadrolaşmak için verdiği mücadele hep geri tepmiş,
bu girişimleri de sonuçsuz kalmıştır. 15 üniversite
kurarak, asıl niyetinin, üniversitesi olmayan illerimize eğitim
öğretim götürmek değil, buralara kadro atamak olduğu
yasanın iptali üzerine su yüzüne çıkmıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
ülkemizde her iktidar değişikliğinde yönetici kadrolarında
bulunanların değiştirilmesi uygulaması günümüzde de
sürmekte ve bu durum, nitelikli, yetişmiş kamu görevlilerini hizmetten
soğutmanın dışında, kamu yönetimini de, istikrarı
da bozmaktadır. Kamu yönetimine büyük zarar veren bu uygulamanın
tarihimizde görülmemiş bir şekilde devam etmesi, açıkçası,
endişe vericidir. Üstelik, Sayın Başbakan, geçtiğimiz
günlerde, yurt dışında, yine bürokrasiden şikâyet etmişlerdir.
Bu bürokrasiyi atayan siz değil misiniz?! Bu bürokrasi sizin vücut
dilinizden anlayanlar değil mi?! TOBB Başkanı Sayın
Rifat Hisarcıklıoğlu'nun bir açıklaması vardı:
"Bürokrasiden biz de şikâyetçiyiz; ancak, Başbakan da
şikâyetçi. Peki, ülkemizde çözüm mercii neresi olacak" diyor.
AKP Hükümeti kadrolaşma gayretlerini
yapısallaştırmıştır. İktidara geldiği
günden beri kamu görevlileri üzerinde baskı oluşturan AKP, devlet
memurlarını âdeta parti memuru gibi bir konuma sokma çabası
içinde olmuştur. Kamu görevlilerine istifa, sürgün, tayin ve geçici
görevlendirme yoluyla baskı uygulamaları devam etmektedir.
Burada, sizlere, kadrolaşma
adına, bir başka, gündeme getirdiğim örneği vermek istiyorum.
Elimde Kültür ve Turizm Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığının
garip bir atama yazısı var. Bu yazıya göre, mülga Araştırma,
Planlama ve Koordinasyon Kuruluna atama yapılıyor. Mülganın
Türkçe anlamı ise -sözlüğe baktım- olmayan, varlığı
kaldırılan, kapatılan anlamına geliyor. Siz, görevden aldığınız
bürokratları, bu yeni yönteminizle, varlığı kaldırılan,
kapatılan yerlere atayarak yıldırmak, bezdirmek istiyorsunuz;
ama, mahkemeler bu arkadaşlarımızın davalarıyla
dolu. Hiç kapatılan bir yere atama yapılabilir mi? Bu atamaya, devletimizin
bakanı imza koyabilir mi? Fakat, iş o kadar ileri gitmiş ki,
2005 yılında kaldırdığınız araştırma,
planlama ve koordinasyon kurullarına atama yapıyorsunuz. Bizi,
şu anda, birçok vatandaşımız seyrediyor. Ben, bunları
söylerken utanıyorum. Lakin bunu uygulayanlar, sizin vücut dilinizden
anlayanlar mevkilerinde oturmaya devam ediyorlar.
Kalkınma Bankasında, 37
üst düzey yöneticinin aynı gün görevden alınması ve kadrolaşma
iddialarıyla ilgili, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener, Kalkınma Bankasında gerçekleşen
atama ve görevden almaların, bankanın yeniden yapılandırılmasından
kaynaklandığını, kadrolaşmayla bir ilgisinin
bulunmadığını söylese de, yapılanlar ortadadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; geçtiğimiz nisan ayında gerçekleşen,
çalışma koşullarına sığmayacak bir başka
olayı da buradan aktarmak istiyorum. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel
Müdürü imzasıyla Personel ve Eğitim Daire Başkanlığına
gönderilen yazıya göre, yaşları 46 ile 64 arasında
değişen, 19 uzman bürokrat ve müşavir, Batman, Samsun, Kayseri
gibi illere gönderilmiştir. Görevlendirilmelerinin konusu ise,
görevli oldukları üç gün içinde, müdürlüğe ait tesislerin, banyo,
tuvalet, mutfak, klima, masa gibi ihtiyaçlarını sayarak, tesislerdeki
eksiklikleri saptayıp, hazırlayacakları raporu, genel
müdüre sunmaları istenmiştir. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel
Müdür Yardımcısının konuyla ilgili açıklaması,
zihniyeti ortaya koymaktadır. Açıklaması aynen şöyle:
"Kurumumuz tarafından görevlendirilen bu kişilere çeşitli
görevler verilerek tecrübelerinden yararlanmayı amaçladık. Daha
önce de bu tür görevlere gönderdik. Böyle görevlerden ötürü emekli olup
olmamak onların bilebileceği bir iştir."
Kendisinde bu yetkiyi, bu gücü gören
bürokrata ben şunu söylemek isterim: İsterdim ki, personelinizle
uğraşacağınıza, çiftçimizin memnun
kalacağı bir hububat alım fiyatı açıklayabilseydiniz!
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü ve bağlı kuruluşlara açıktan
ataması yapılan personel sayısına dikkatinizi çekmek istiyorum:
2003'te 5, 2004'te 137 ve 2005'te 662, 2006'yı bilmiyoruz.
Yine Hükümetin bir başka kadrolaşma
oyunu da, iktidara gelmeden önce eleştirdiği yoldur; yani, istisnaî
torba kadrolara özel kalem müdürlükleri, bakanlık müşavirlikleri,
Başbakanlık müşavirlikleri ve başka atama yaparak, altı
ay sonra bu kadroları boşaltarak, bu kadrolara yeni atamalar yapmaktır.
Bu kadroları boşaltanlar da, yine, geliri ve mevkii yüksek yerlere
atanmaktadır. Bu kadrolara sahip olanların da, bu kadrolardan
aldıkları maaşın yanı sıra çeşitli
yönetim kurulu üyelikleri ve başkanlıklarıyla ücretleri
daha da artırılmaktadır.
Bu Hükümet döneminde, hiçbir iktidar
döneminde görülmeyen bir uygulamaya tanık olduk. AKP il yönetimlerinin
antetli kâğıtlarına, kimin nereye atanacağı
talimatı bir liste halinde yazılıp, faks yoluyla devletin
genel müdürlüklerine iletilir oldu. Eskiden de böyle talepler olurdu;
ama, parti amblemli kâğıtlara yazılmazdı ve en
azından, bir heyet, kalkar, ilgili müdüre gider, nezaketen ricada
bulunurdu. AKP İktidarı bütün bunları aşmışa
benziyor.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Jersey Adalarında BOTAŞ
Genel Müdürlüğü tarafından kurulan BOTAŞ International
Limitet Şirketindeki kadrolaşma skandalı, Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulu müfettişlerinin hazırladığı
raporda da yer almıştır. Bu şirketin yönetim kurulu
kararıyla işe alınanlar arasında müteahhitlik firmalarından,
özel sektörden işe alınanların da bulunduğu ve bu
kişilerin üniversiteden yeni mezun olmuş kişiler olduğu
tespit edilmiştir. Yine, şirkete işe alınanlar
arasında bakan danışmanlarının da olduğu
belirlenmiştir, özellikle Enerji Bakanımızın
danışmanları. Rapora göre, BOTAŞ International Limited
Şirketine 2003 yılından itibaren eleman alımları
başlamıştır. Şirkete 2003 yılında 6
kişi, 2004 yılında 228 kişi, 2005 yılında ise
86 kişi, hiçbir sınava tabi olmaksızın işe
alınmıştır. Şirketin 2005 yılı sonu
itibariyle personel sayısı 320'ye ulaşmış durumdadır.
Şirket, BOTAŞ Genel Müdürlüğünden borç olarak aktarılan
kaynaklarla personelin ücretlerini ödemekte; ki, kişi
başına ödenen maaş 4 ile 6 bin dolar olarak ifade edilmektedir.
Şirketin de hiçbir geliri bulunmaktadır. Bu nedenle, şirket
sadece 2004 yılında 9 637 000 YTL zarar etmiştir. Değerli
arkadaşlarım, bu heba olan para, milletimizin parasıdır.
Bir yandan ekonomide kemer sıkma politikası uygulayacağız,
bir yandan bu tip siyasî kıyımlarla paramızı çarçur
edeceğiz.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da
TRT'yle ilgili bir eylem yapıldı. TRT çalışanları
ve sivil toplum örgütleri, TRT'deki baskı ve sansürü protesto etti.
TRT'de AKP kadrolaşması olduğu iddia edilerek, bütçesinin
yüzde 70'i halk tarafından karşılanan TRT'nin, kamu hizmeti
yapmak zorunda olduğu anımsatıldı. Ayrıca, toplumun
tüm kesimlerinin TRT ekranlarından ve radyolarından seslerini
duyurma hakları bulunduğu TRT yönetimine hatırlatılmak
istendi. Bu eylemde yapımcıların, muhabirlerin, sanatçıların
ve diğer personelin AKP baskısı altında görevlerini
yapmaya çalıştıkları iddia edildi.
Bir başka kadrolaşma iddiası
da Mülkiyeden mezun olan öğrencilerin kamu personeli seçme
sınavında gösterdikleri başarının devam ettiği,
ancak, sözlü sınavlarda son birkaç yıldır
şaşırtıcı bir şekilde elemeye tabi tutulduklarıdır.
Bu da sanırım Hükümetin kadrolaşmaya yönelik bir hareket
modeli olsa gerek.
Sayın Başbakan, her ne kadar
kadrolaşma yok dese de, son üç yılda atamalar bunun tersini gösteriyor.
58 inci ve 59 uncu Hükümetler döneminde Hükümetin siyasî tercihleri
doğrultusunda siyasî kadrolaşmalar yoğun bir şekilde
yaşanmış, kamu kurum ve kuruluşları, neredeyse
vekâleten yönetilir hale getirilmiştir. AKP, üç yılda, yaklaşık,
6 700 kadro atadı. AK Parti İktidarı döneminde, kamu kurum
ve kuruluşlarında, toplam 1 700 küsur kişi vekâleten görevini
yürütmektedir.
Sayın Cumhurbaşkanının
kararnamesini imzalamadığı birçok önemli kurum vekâletle
yürütülüyor. Bu durum, artık öylesine aşağılara doğru
yayılmış durumda ki, Başbakanlıktaki ve birçok
genel müdürlükteki şube müdürlükleri bile vekâletle yönetiliyor.
Sanırım, diğer kurumlardaki durum da bu şekildedir.
Şunu unutmamak gerekir: Hükümetler geçici, devlet
kalıcıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; bakınız, 8 Mayıs 2003
yılında, o dönemin Tarım Bakanı nasıl bir açıklama
yapmış; en çok atama yapılan bakanlıklardan birisi de
Tarım ve Köyişleri Bakanlığıdır. Bakanlığımızda,
Hükümetin ilk altı ayında 69 üst düzey atama yapıldı. Bu
azımsanacak bir rakam mıdır değerli arkadaşlar?!
Usulsüz atama ve görevden alma işlemleri sonucu, kamunun ödediği
mahkeme masrafları da sadece Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
için 361 978 YTL'dir. Cumhuriyet tarihimizin en yaygın ve hızlı
kadrolaşması AK Parti Hükümeti döneminde yapılmaktadır.
Eğitim alanında âdeta kadrolaşma rekoru
kırıldığı şu günlerde, Millî Eğitim
Bakanlığında yaşanan kadrolaşma o kadar ciddî
boyuta ulaşmıştır ki, artık, eğitimin ve toplumun
geleceğini tehdit edecek aşamaya gelmiştir. 59 ilden gelen
bilgilere göre, AK Parti döneminde eğitimde yönetici olarak atananların
sayısı 10 000'i bulmuş, diğer illerle birlikte bu
sayının 20 000'i bulması söz konusudur. İnanılmaz
bir kadrolaşmanın yaşandığı Millî Eğitim
Bakanlığında, bu kez de, son yapılan illerarası
tayinlerde, eş dost ilişkisinin önplana çıktığı
gözlenmektedir. Tayinlerde torpil yapıldığı iddiaları
Bakanlık tarafından cevaplandırılmalıdır.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Şimdi öyle
değil
Hepsi internet sayfasında yayımlanıyor.
ZÜHEYİR AMBER (Devamla) - En son
gerçekleştirilen iller arasında tayinlerde, kapalı olan
branşlara öğretmen ataması yapıldığı iddia
edilmektedir. Bu tip uygulamalar, olsa olsa yeni yandaşlara kadro
tahsis etmek olarak nitelendirilebilir.
Bu uygulamayı örneklendirecek
olursak, elektronik ortamda Mardin İlinde matematik branşı
için kadro açılmamış, dolayısıyla, Mardin,
matematik öğretmenlerine kapalı bir il konumunda. Ancak, tayinlerden
sonra bir bakıyorsunuz, Mardin'e matematik öğretmeni
ataması yapılmış.
Bunun özeti ancak şu olabilir:
Kadrolaşmadan sorumlu Millî Eğitim Bakanlığı, illerarası
tayinlerde kapalı olan Mardin İline torpili olanların
atamasını el altından yapmaktadır. Burada Millî
Eğitim Bakanlığından cevaplanmasını istediğim
sorular olacak. Aynı branştan bir öğretmene kapalı olan
iller, diğer bir öğretmen için nasıl açık konumdadır?
Kapalı görülen bu illere kimler, neden, nasıl atanmıştır?
İllerarası tayinlerde eş dost ilişkisi mi önplana
çıkmıştır? Bakanlık, bu tip keyfî atamalar
yaparak, eğitim çalışanları arasında huzursuzluğa
neden olmaktadır.
İktidarla ilgili kadrolaşma
iddialarına her gün yenisi eklenirken, son üç yılda 96 kişi
alınan TOKİ'nin Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın
referans verdiği 14 Oflunun uzman ve uzman yardımcısı
göreviyle işe başladığı ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlar, burada
daha sayamayacağımız, birçoğunu sizlerin de bildiğiniz
nice örnekler var. Adına "kendi vücut dilinden anlayan" ismi
koyulan bu kadrolaşmanın devletimize verdiği, vereceği
zararların bir kısmı çıkmış, örneğin,
Malatya Çocuk Yuvasındaki olaylar, örneğin, yine Malatya'daki,
içmesuyundan zehirlenmeler, Başbakanlık Basın ve Halkla
İlişkiler Müşavirinin Belçika'da adam kaçırma ve
alıkoyma olayına karışması, Mersin İl Orman
Müdürünün haksız ve ucuz olarak hazine arazisi kapatması ve bunun
gibi daha niceleri.
AK Parti Hükümeti, fırsat buldukça,
köklü kurumlarımız YÖK ve üniversitelerimizde, hukuk sistemimizde
kadrolaşmaya çalışmakta; fakat, her fırsatta bu geri
tepmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ZÜHEYİR AMBER (Devamla) -
İş artık o kadar vahim duruma ulaşmıştır
ki, sivil toplum örgütlerimizde dahi kadrolaşmanın önü
kesilememektedir.
Buradan Anavatan Partisi olarak sesleniyorum:
Geleceğimize yüklediğiniz bu vebali düzeltmek çok zor olacaktır.
İşin uzmanı, kalifiye elemanlarımız kolay yetişmemektedir;
onları bu tip hukukdışı olaylarla işlerine küstürmek,
uzaklaştırmak bir şey kazandırmayacağı gibi,
ülkemizi de zarara uğratacaktır. Gelin, bu yanlı tutumu
değiştirin, ülkemizin çağdaş normlarında yıllarca
hizmet vermiş bu insanlarımızı kazanalım,
değerlerini verelim.
Hepinize saygılarımı
sunarım, teşekkür ederim. (Anavatan Partisi ve CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Amber.
Teklifin tümü üzerinde, şahsı
adına, Kocaeli Milletvekili Sayın Nevzat Doğan; buyurun. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
NEVZAT DOĞAN (Kocaeli) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 1199 sıra sayılı
kanun teklifi üzerinde, şahsım adına söz almış
bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağlık hizmeti, bir ekip
hizmetidir; bu ekibin içerisinde hekimden hemşireye, sağlık
memuruna, eczacıya, diş hekimine kadar birçok kişi rol oynar
ve bu kişilerin her birinin yaptığı iş çok önemli ve
değerlidir. Bugün, burada, bu değerli kişilerin kadrolarının
genişletilmesiyle ilgili önemli bir tasarıyı birlikte
çıkarıyoruz, kanunlaştırıyoruz. Bu, ekip halinde
sürdürülen hizmetin ülkemizin en ücra köşesinde, etkin, kaliteli bir
sağlık hizmeti üretmesini ve halkımızın yüzünü güldüren
bir hizmeti sağlamasını diliyoruz.
Değerli milletvekilleri,
İktidarımız, ilk gününden itibaren, özellikle sağlıkta,
gerçekten yıllardan beri atılmayan adımları birer
birer attı; bunların detaylarına girmeyeceğim; ancak,
hakikaten, on yıllardır konuşulan işler birer birer uygulamaya
geçirildi. İşte, Sağlık Bakanlığının
yeniden yapılandırılması, bazı görevlerin taşraya
devredilmesi, hastanelerin tek çatı altına toplanması,
ilaçta, kanda, serumda KDV'nin indirilmesi, yeşilkartlıların,
2022 sayılı Kanundan maluliyet aylığı alanların
ayaktan tedavilerinde yıllardır uğradıkları
mağduriyetin giderilmesi, aile hekimliği uygulamasının
başlatılması gibi birçok uygulama, adım adım
hayata geçirildi. İşte, bu uygulamalardan biri de hastanelerin
tek çatı altına toplanmasıydı -ki, sizler de biliyorsunuz-
geçtiğimiz yıl, başta SSK sağlık kurumları olmak
üzere, birçok kuruluş kapsamında olan sağlık birimleri,
Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplandı.
İşte, bugün, bir konu da, bu birleşme nedeniyle, özellikle
boş olan kadroların iptal edilmesi nedeniyle, eksik personellerin
yerine konulması için yeni kadroların ihdas edilmesidir.
Tabiî, daha birçok şey oldu hastanelerde.
Hastanelerin fizikî yapıları değişti. Yıllardır
SSK hastanelerinde, 7 kişilik, 8 kişilik koğuşlarda insanlar
tedavi olurken, gerçekten, bugün, birer birer bu tablo değişiyor
ve tek kişilik, içinde her şey olan odalara dönüşüyor. Yine,
ilaç kuyruklarını hepimiz biliyoruz. Neredeyse nüfusumuzun
yarısı SSK'lı kapsamda bu ilaç kuyruklarından mustarip
olurken, bugün, bu kuyrukları artık görmüyoruz.
ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın)
- Siz görmüyorsunuz; kuyruklar devam ediyor.
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Nerede
devam ediyor?!
NEVZAT DOĞAN (Devamla) -
Sağlık hizmetinin önemli bir bireyi, önemli bir aktörü doktorlardır
değerli arkadaşlar. Gerçekten, yıllardır, üç
yıl öncesinden baktığımızda, yıllardır,
hem sağlık hizmetini sunanların, ki, içindeki en önemli
rolü oynayan hekimlerin mağdur olduğu hem de sağlık
hizmetini alan vatandaşlarımızın mağduriyet çektiğini
söylüyoruz. İşte, bu kapsamda, özellikle hekimlerimizle ilgili,
gerçekten, İktidarımız ilk günden beri, elinden geleni yapmaya
çalışmıştır.
Yıllardır mecburî hizmet
adı altında bir görev vardı ve hakikaten, hekimlerimize olan
yaklaşımını gösterme açısından vurgulamak isterim,
bu mecburî hizmeti kaldırma cesaretini göstermiştir, yeter ki,
hekimlerimiz daha moralli, daha iyi şartlarda görev yapsınlar
diye ve bildiğiniz gibi, sözleşmeli kadroyla, özellikle bu mecburî
hizmet kapsamındaki yerlere doktor gönderme yolunu seçmiştir
ve büyük ölçüde de başarılı olmuştur.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Onun için mi mecburî hizmeti geri getirdiniz?!
NEVZAT DOĞAN (Devamla) - 12
000'in üzerinde hemşire, ebe, doğunun en ücra köşelerine
kadar gitmiştir. Yıllardır bunları bekliyordu o insanlar.
Ama, hekimlerde yarı yarıya bir başarı elde edilmesi ve
özellikle bazı eksiklerin giderilmesi noktasında yeterli olmaması
nedeniyle, bu konuda, gene mecburî hizmetin daha iyi bir şekli olan
devlet hizmeti yükümlülüğü getirilmiştir. Burada şunu söylemek
gerekir ki, hakikaten, devlet hizmeti yükümlülüğü kavramı altında,
mecburî hizmetin çok daha iyi bir şeklidir şu andaki durum ve
şunu da söyleyebiliriz ki, bugün Avrupa'nın sağlık
açısından, sosyal güvenlik açısından en gelişmiş
ülkelerinde, örneğin İskandinav ülkelerinde (Finlandiya'da
Norveç'te) bile, hekim sayısı yeteri kadar olmasına rağmen,
orada bile, biliyorsunuz kuzey hizmeti var ve hekimler orada da mecburî hizmet
yapıyorlar.
Dolayısıyla, burada, olay bu
açıdan değerlendirildiğinde, İktidarımızın,
özellikle, hekimlerin çalışmaları konusunda, gerek ekonomik
hakları konusunda gerek çalışma şartları konusunda
da önemli adımlar atmıştır. Bugün hekimlerimiz, gene
yeterli diye söyleyemeyiz; ama, geçmişe göre 2-3 kat, hatta 4 kat dönersermaye
almaktadır.
Tabiî, bu konu açılmışken
bir noktayı da söylemek isterim ki, bu ülke hepimizin ve ülkemizin
her bir noktası hizmet bekliyor. Bunun doğusu, batısı,
güneyi ayırımına girmeden üzerimize düşeni
yapacağız. Tabiî ki, ülkenin kıt kaynaklarıyla
yetiştirdiği bu değerli kişiler de, bu ülkenin her
gönüllü olarak hizmet etmeyi istemelidirler. Ve her şey gençlikte
oluyor. Özellikle, ben, genç hekim arkadaşlarımın, ülkenin,
bu mecburî hizmet kapsamı adı altında olan bölgelerine
daha istekle gitmelerini ve orada verecekleri hizmetleri, belki de torunlarına,
çocuklarına anlatma fırsatını elde etmelerini;
yarın, belli bir yaştan sonra zaten insanlar büyük şehirlerde
ve daha değişik bölgelerde yaşama, çalışma fırsatını
yakalıyor; bunun da böyle değerlendirilmesini vurgulamak istedim.
Bu kanun tasarısı içerisinde,
tabiî ki, özellikle uzman hekim kadrolarıyla ilgili önemli düzenlemeler
var. Hemşirelerle, ebelerle ilgili yeni kadrolar var. Yine, 2002'den
bugüne kadar toplam 16 ilimizde açılan ağız ve diş
sağlığı merkezlerinde çalışacak diş
hekimlerine önemli kadrolar açılıyor.
Değerli arkadaşlar,
biliyorsunuz, AK Parti İktidarıyla, sağlıkta önemli
bir nokta da hizmet etme anlayışında değişme
idi. Artık, hastayı ve insanı merkeze alan bir sağlık
hizmeti hedeflenmişti ve bunun düzenlemesiyle ilgili de, hastanelerimizin
hasta hakları ve halkla ilişkiler bölümleri daha aktif oldu ve
bu birimler kuruldu. İşte, bunlarla ilgili de bazı elemanların
ihtiyacı karşılanıyor.
Yine, 112 acil sistemine ihtiyaç
duyulan personelle ilgili yeni kadrolar var. Burada, ben, bir noktayı
da vurgulamak isterim acilden söz edilmişken. Bugün, ülkemizde,
özellikle yoğun bakım ve yanık merkezi birimlerine hâlâ ciddî
ihtiyaç duyulmaktadır. Bakanlığımız bu konuda önemli
adımlar atmıştır ve bu konuda üzerine düşeni yapmaya
çalışmaktadır; ancak, bildiğiniz gibi, ağır
yanıklar, üçüncü derece yanıklarda, özellikle ihtisas hastaneleri
önemli rol oynuyor. Burada, üniversitelerimize, özellikle, ben buradan sesleniyorum;
gerek yoğun bakım kapasitelerinin artırılması gerekse
şu anda ülkemizde bir elin parmakları kadar olan yanık merkezi,
(A) tipi yanık merkezlerinin kurulması açısından
adım atmaları gerekmektedir. Bu, ülkemizin gerçekten büyük ihtiyacıdır,
bunu da vurgulamadan geçemeyeceğim.
Bu düzenlenen yasayla, bir ekip halinde
sürdürülen sağlık hizmetlerinin, ülkemizin güçlü yarınlarını
oluşturmada, sağlıklı bir toplumu oluşturmasını
diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Doğan.
Şahsı adına, Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Fatih Arıkan
SADULLAH ERGİN (Hatay) -
Konuşmayacak.
BAŞKAN - Samsun Milletvekili
Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun
tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
Meclisin son haftasında, yoğun bir çalışma programı
içerisinde, bir mutabakat zemininde, karşı olduğumuz
bazı yasalar vardı, bundan önceki yasa teklifi gibi, Sayın
Cemal Uysal'ın yasa teklifi gibi. Orada, muhalefet olarak görüşlerimizi,
yürürlük, yürütme maddesi de dahil olmak üzere, bence yapıcı
olan eleştirilerimizi, çekincelerimizi, değişiklik önergeleriyle
birlikte sunmuştuk. Tabiî, bu, mutabakat olduğu zaman, muhalefet
çizgisini belirleyeceğimiz, sürdüreceğimiz yasa
tasarıları üzerinde görüşmemizi engelleyecek bir hak
tanımıyor size. Orada, bu görüşlerimizi belirttik. Olduğu
kadarıyla uyarmaya çalıştık, tutanaklara not düştük
ve ocak ayında Sayın Maliye Bakanının açıklamaları
ile haziran ayı sonunda aynı Sayın Maliye Bakanının
açıklamalarının çelişkilerini ortaya getirdik ve bugün,
yaşanan sıkıntılı süreçte, Sayın Maliye
Bakanı başta olmak üzere, güven vermediğini ifade ettik.
Değerli arkadaşlarım,
bu ilgili yasa tasarısında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
-elinizdeki yazılı metinde de gördüğünüz üzere- bir muhalefet
şerhimiz yok, bir ayrışık oy yazımız yok; ama,
burada, İktidar Partisi sözcülerinin -bilhassa demin konuşan
değerli milletvekili arkadaşım gibi- sanki icraatın
içinden tarzında bir konuşma yapması durumunda, doğal
olarak da, muhalefetin... Bunlar sizin dediğiniz gibi değil, burada
birtakım sıkıntılar var ve bunları ifade etmek
için söz aldım, yoksa konuşmayacaktım.
Değerli arkadaşlarım,
Sağlıkta Dönüşüm Projesi, Türkiye gibi
Başından
itibaren söylüyoruz, siz haklı olduğunuzu
söylüyorsunuz, biz yanlış olduğunuzu söylüyoruz ve bunun uygulamasının
zaman içerisinde hangi siyasî görüşü haklı
çıkaracağını hep birlikte, ömrümüz olursa,
yaşayacağız ve göreceğiz.
Şimdi, başından beri
sağlıkla ilgili tartışmalarda hep bir tezi dile getirdim;
sağlığa bakışa bağlı dedim
politikalarınız. Bir sağ pencereden bakış var, bir
sol pencereden bakış var. Sağdan yaklaşırsanız
sağlığa, demin değerli arkadaşımın söylediklerinin
halk yararına, toplum yararına bu getirilen uygulamaların orta
ve uzun vadede yararlı sonuçlar getirmeyeceğini, biz, defaten söylüyoruz;
çünkü, sağlığın, aynı eğitim gibi, devletin,
halkına karşı, milletine karşı, vergisini aldığı
insanlara karşı yapması gereken temel bir kamu görevi, temel
bir kamu ödevi olduğunu hep biz öne sürüyoruz. Bu sağlıkta,
insan organizasyonundan, sağlıktaki insan gücü organizasyonundan,
hizmet sunumu organizasyonuna ve sağlıktaki finansman modeline
kadar her iki siyasî görüşün farklı yaklaşımları
var. Yani, bunları, mesela, şimdiki Dünya Bankası ve IMF yönlendirmeli
programda, aile hekimliği ve finansmanının da genel sağlık
sigortasına dayandırıldığı bir modelde, Türkiye
için bu modelin uygun bir sağlık hizmet sunumu ve finansman
modeli olmadığını ısrarla söylüyoruz. Bunu söylerken
de dayandığımız tezi çok net, çok kısa, anlaşılabilir
bir şekilde anlatmaya çalışacağım. O da şu:
Türkiye gibi bugünkü oynaklık içerisinde -kurlardaki oynaklığı
söylüyorum, bir başka sayın sözcünün bir başka kişiyi
kastettiği anlamda söylemiyorum- kurlardaki oynaklığı
da hesap ederseniz, bugün kişi başına düşen gelirin 4 000
doların altında olduğu bir ülkede genel sağlık
sigortasına dayalı bir sağlıkta finansman modeli kurmanın
imkânsızlığını ifade etmek istiyorum.
Ülkedeki gelir
dağılımı farklılıklarına bakacak olursanız,
ülkedeki dilimlere bakacak olursanız, ulusal gelir pastasından
yüzdelik dilimler halinde çok geniş bir kesimin çok küçük bir dilim aldığını
düşünecek olursanız, aynen daha önce de söylemiştim, bir
hususu daha dikkatlerinize getirmek istiyorum; o da şu: Bağ-Kur
sistemini düşünün değerli arkadaşlarım. İki senede
bir biriken Bağ-Kur borçlarının ödenebilmesi için, bir borç yapılandırılması
için kanun çıkartıyoruz. Bugün ek sağlık primi ödeyerek
genel sağlık sigortasının en düşük teminat paketine
sahip olmak için insanların ek bir para ödeyeceğini hesaba
katın ve aradan iki yıl geçsin bu sistem devreye konduktan sonra,
nüfusun, bugünkü verilere göre, projeksiyon yaparak hesaplamalarında
yüzde 30'u ile 45'i arasında insanın herkesin bu şemsiye altına
girdiği savıyla ortaya koyduğunuz bu sistemin
dışında kalacağı çok açık. Yani, bugün,
Bağ-Kur primini ödeyemediği için getirilen yeniden yapılandırma
sistemlerinde borcunu ödeyecek bir ödeme planı
sunamadığı için, kendisi ve ailesi Bağ-Kurun sunduğu
sağlık hizmetlerinden faydalanamayan insanları genelleştirin;
genel sağlık sigortası kapsamının iki yıl içinde
nüfusun yüzde 30'u ile 45'i dışında kalacaklar değerli
arkadaşlarım.
Bunları söylediğim tarih
2006'nın haziran ayı. Yani, 2008'de -bu sistem 2007'de yürürlüğe
girdikten sonra- 2009'da bu oranla karşı karşıya kalacağız.
Yani, Amerika'nın arka sokakları gibi parası olanın, gücü
olanın sağlık hizmeti alabildiği, o çok zengin, varlıklı
ülkenin yan sokaklarında yerlerde yatan insanların en basit
sağlık hizmetlerinden faydalanamayacağı bir tablo
çıkacak ortaya. Yani, gittikçe kamudan uzaklaştırıyoruz
sağlığı. Koruyucu sağlık hizmetleri, ilaç masrafları,
devlete getirilen yanlış uygulamalarla
Bunların rakamları
var, bunları detaylı olarak anlatmıyorum, sadece arkadaşımın
dediği gibi olmadığını söylemek istiyorum. Sağlık,
uyguladığınız politikalar içerisinde, şu anda ve
gelecek dönemde halkta en büyük sıkıntı yaratacak olan uygulamalardan,
uygulama alanlarından bir tanesi.
Değerli arkadaşlarım,
aile hekimliği sistemi, bireysel tedavi edici bir hekimlik türü olup,
sağlığın bir ekip hizmeti olduğu anlayışına
tamamen ters düşmektedir; küçük bir işletme olarak ele almaktadır.
İşletme dediğiniz zaman -getirilen pilot yasada da çok net ve
açıktı, biliyorsunuz- işyerini dahi kendisi kiralıyor
ve o küçük işletmede kendisine kayıt olan insanlardan zaman
içerisinde katkı payı alarak, kendi giderini sağlayacak ve
kendi gelirini de oradan sağlayacak bir hizmet sunum modeli getiriyor
ve tamamen birinci kademede tedavi edici bir hizmet modeli, koruyucu sağlık
hizmetlerinin örselendiği, ikinci plana atıldığı
bir model.
İkinci ve üçüncü kademe sağlık
hizmetlerinde yaşanan sıkıntılar ortada. Bunlar, Türkiye'nin
genel ekonomik verilerinden, nüfus yoğunluğundan
Ki, Sayın
Sağlık Bakanı, nüfus konusunda da ilginç fikirlere sahip,
onu da basından öğrenmiş bulunuyoruz, bazı toplantılarda.
Bu veriler Türkiye'nin önünde durduğu sürece, sağlığın
kamunun üzerinden bir yük olarak görülüp atılmasının Türkiye
toplumuna kazandıracağı çok büyük bir şey yok. Ha, bunun
şu sonucu da var; bunun sonuçlarından en önemlerinden bir tanesi
de şu: Sağlık alamayan, eğitim alamayan, ihtiyacı olduğu
zaman ihtiyacı olduğu kadar sağlık ve eğitim
alamayan önemli toplum kesimlerinde sosyal barışı, sosyal
huzuru bozacak gelişmeler yaşanacaktır. Bu, bizim toplum kültürümüze
de ters. Yani, ben sağlık alabilirken, başka ihtiyacı
olanın aynı şekilde sağlık hizmeti alamaması;
ben çocuğuma eğitim verebilirken, aynı şekilde
eğitim alamayacak başka insanların çocuklarının
toplumda yan yana bulunması. Bu bizim geleneklerimize de aykırı;
ama, bugün uygulanan politikalarla, maalesef, sağlıkta ve
eğitimde sosyal boyutu unutulmuş, sosyal boyutu önemsenmemiş
bir politika akıntısında, maalesef, gidiyoruz.
Bakın, Düzce'yle ilgili, arkadaşlarımız,
bir inceleme, değerlendirme gezisinde bulundular, oradaki bütün yetkililerle
görüştüler, kısa ama ışık tutacak bir pilot rapor
hazırladılar. Aile hekimliği raporu, Düzce uygulamasından
yola çıkıyor. Kısa değerlendirmeler var; ama, her bir
paragrafı, önümüzdeki döneme ışık tutacak bir
çalışmadır. Kendi seçim bölgemde, Samsun'da da bu uygulama
başlatılacak, diğer illerde de var. Yani, bunun daha sonrasında
tamir edilmesi bakımından çok büyük sıkıntılarla
karşılaşacağız. Sağlığın, sosyal
güvenliğin ve eğitimin olmazsa olmaz bir kamu hizmeti olduğunu
lütfen kabul edin. Ha, sağlık, tamamen devletin topladığı
vergilerle toplumuna sunması gereken bir hizmet değil bugün,
bunun ayırdındayız; gücü olanın gücü olduğu kadar
katılacağı bir havuz oluşmalı, buna evet diyoruz;
ama, bugünkü gibi, Türkiye'nin bütün gelir dağılımı farklılıkları
ve ülke genelindeki -Türkiye'yi lütfen düşünün; doğusunu
düşünün, batısını düşünün, kuzeyini düşünün,
güneyini düşünün -hizmet dağılım farklılığı
o kadar derin uçurumlar taşıyor ki
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HALUK KOÇ (Devamla) - Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
yani, Türkiye'nin doğusundaki
bir bölgede aynı primi ödeyen bir insana, İstanbul'da ya da
İzmir'de ya da Türkiye'nin daha çok gelişmiş bir bölgesinde
aynı primi ödeyen başka bir insana sunulan sağlık hizmetinin
niteliği aynı değil, niteliği aynı da olamayacak bu
kalkınmışlık farkı olduğu sürece. Bütün bunları
dikkate almak zorundayız.
Siyaseten tabiî ki yaptıklarınızı
övmek zorundasınız; bunu anlayışla karşılıyorum.
Tabiî ki bunları çok olumlu yönleriyle anlatacaksınız.
Benim buradaki söz alışım kimseyi yıpratmak için
değil, kimseyi üzmek için değil; ama, bu konuda birçok olumsuzlukla
karşı karşıya kalacaksınız. Biz bu konudaki
uyarılarımızı hep yaptık, yapmaya da devam
edeceğiz. Zaman zaman karşılıklı cevap vermeler,
konuşma dozlarında farklılıklar oluyor. O türde bir
doz aşımı olmadığı sürece de bu konuşma
yapıcılığı içinde kalmaya gayret göstereceğiz.
Ben, bunu, demin söz alan arkadaşıma
cevaben dile getirdim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
ve AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Koç.
Sayın milletvekilleri, tümü
üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Soru-cevap kısmına
geçiyoruz.
Sayın Sarıbaş, buyurun.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Delaletinizle Sayın
Bakana sormak istiyorum:
Şu anda Sağlık Bakanlığında
boş bulunan eczacı kadrosu ne kadardır, bu boş kadroları
ne zaman doldurmayı düşünüyorlar Sayın Bakan? Birinci sorum
bu.
İkinci sorum: Sayın Bakan,
SSK hastanelerinin birleşmesiyle büyük bir KİT olan Bakanlığınızın
mahallî birimlerde yaptığı ihalelerde Ali Dibo oyunlarının
oynandığı artık ayyuka çıkmıştır.
Bunlar için önlem almayı düşünüyor musunuz?
Üçüncü sorum: Sağlık
çalışanlarının, özellikle dönersermayeden pay almayan
sağlık çalışanlarının ekonomik ve malî durumlarını
düzeltmeyi düşünüyor musunuz?
Dördüncü sorum: IMF'ye verilen söz
kapsamında sağlık harcamalarından 1,5 milyar dolar,
yaklaşık 2,5 katrilyon tasarruf sağlanacağı kararlaştırılmıştır.
Bu tasarrufu hangi kalemlerden, ne kadar sağlamayı
düşünüyorsunuz?
Beşinci sorum: Sayın Bakan,
Malatya Beydağı Devlet Hastanesi Başhekimi sizin iktidarınız
zamanında atanan çok değerli bir hekimdi. Hiçbir soruşturmaya,
hiçbir soruya muhatap olmadığı halde siyasî baskılarla
görevinden aldınız; sebebi neydi? Bu insanları, bu genç
hekimleri harcamak hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor?
Sorularım bu kadar efendim;
teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Sarıbaş.
Sayın Bakan, buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Sarıbaş, eczacı kadrosuyla ilgili
bilgileri bilahara ancak verebilirim; şu anda bunlar hatırımda
değil takdir edersiniz ki.
Sağlık Bakanlığındaki
ihale ve alımlar, belki de tarihinde hiç olmadığı kadar
düzgün ve usulüne uygun yapılmaktadır. Kuşkusuz ki, kamuda
yılda 28 000 ihale yapan sağlık kuruluşlarında
zaman zaman usulsüzlükler, yolsuzluklar da olabilmektedir. Bunları
büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Gerekli soruşturmalar, teftişler
yapılıyor ve bu hususlarda yanlış yapmış olanlar
için de gerekli idarî ve adlî takibatları büyük bir titizlikle yerine
getiriyoruz; bundan emin olabilirsiniz.
Dönersermayeden pay almayan bizim
sağlık personelimiz yok.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Köy
ebe ve hemşireleri var.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Hayır hepsi alıyor efendim. Belki yerel olarak
Hepsi
alıyor.
Bizim dönersermayeden pay almayan
sağlık elemanımız yoktur.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Köylerde,
köylerde
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Köylerdeki hekimlerimiz veya diğer elemanlarımız
da, kırsal bölgede çalıştıklarından dolayı
üstelik ilave puanlar almaktadırlar.
Sağlık harcamalarından
tasarruf konusunu çeşitli kereler gündeme getirdik değişik
vesilelerle. Biz, sağlıktan tasarrufu hiçbir zaman düşünmüyoruz;
ama, geçmişte olduğu gibi, geçmişte yaptığımız
gibi, bundan sonra da, elbette, harcamaları, israf oluşturmayacak
biçimde, kontrollü bir biçimde yapmaya devam edeceğiz. Geçmiş
Biliyorsunuz, ilaçla ilgili harcamalarda bunlar gerçekleşti,
tıbbî sarf malzemesiyle ilgili olarak gerçekleşti. Şunu
büyük bir memnuniyetle söyleyebilirim ki, özellikle sarf malzemelerindeki
harcamalarımız, birçok kalemde, 1998'li, 2000'li yıllardakinin
bile altına düşmüştür. Alımlarda bu kadar uygun
şartlarda alımlar yapılabilmektedir. Kuşkusuz ki, sürdürülebilirliği
temin etmek açısından da bu önemlidir.
Malatya Beydağı Başhekiminin
göreve getirilmesi de, görevden alınması da, ilgili görevin bir
nöbet oluşuyla açıklanmalıdır Değerli Milletvekilim.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Altı
ayda değişmez ama Sayın Bakan.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Dolayısıyla, böyle "siyasî baskılar",
"vicdanınız sızlamadı mı" ifadeleri gerçekten
beni üzüyor.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Beni de üzüyor.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Ben, Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanı
olarak, bir Sağlık Bakanı olarak, hep, liyakat ve ehliyete
göre atamalarımı yapmaya gayret ettim. Bundan sonra da bu prensip,
atamalarımızda temel teşkil etmeye devam edecektir.
Çok teşekkür ediyorum
sorularınız için.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, teklifin
tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) -
Karar yetersayısı istiyoruz.
BAŞKAN - Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısı
arayacağım.
Maddelere geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Maddelerine geçilmesi kabul
edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
1 inci maddeyi okutuyorum:
BAZI
KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK
YAPILMASI
HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 7/6/2000 tarihli ve 4576
sayılı Kanunun 2 nci maddesi
ile geçici 2 nci ve geçici 4 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili Sayın İdris
Sami Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ TANDOĞDU
(Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
görüşülmekte olan kanun teklifinin 1 inci maddesi üzerinde Grubum
adına konuşmak istiyorum. Bu izni bana verdiğiniz için de
çok teşekkür ederim. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Kanun teklifinin gerekçesinde
"Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri olmak üzere
yurdun her yöresindeki sağlık kuruluşlarındaki
sağlık personeli yetersizliği hizmet sunumunu -hizmet vermeyi-
önemli ölçüde aksatmaktadır" denilmektedir. Özelliği
budur; yani, mevcut olan -mevcut olmayan- doktor sayısını,
hemşire sayısını, ebe sayısını artırmak,
kadrosu olmayan bu yerlere kadroları sağlamaktır. Kanunun
esası bu.
Doğrudur; bu düşünce, bu uygulanmak
istenen olay doğrudur ve kendilerini kutluyorum; ama,
bırakın doğuyu, güneydoğuyu, Karadeniz Bölgesinin birçok
yerlerinde, bilhassa Ordu'da doktor açığını, hemşire
açığını, ebe açığını şu ana kadar
kapatmış değil Sağlık Bakanlığı dört
yıldan beri. Dört yıldan beri yapmış olduğu icraatlarında,
Sağlıkta Dönüşüm Programını
Program dönüyor, kendisi
sabit kalıyor; uygulamalar bir adım ileri gidiyor, bir süre devam ettikten
sonra tekrar geriye çark ediyor.
Sağlık Bakanımın
biraz evvel vermiş olduğu cevaplarda da, üzerinde hassasiyetle
durması gereken cevaplarda "ben dedim oldu, benim söylediğim
doğrudur" zihniyetiyle hareket etmesi beni de çok yaralıyor,
sağlıkçı diğer meslektaşlarımı da çok
yaralıyor. Kendisi yaralandığını söylüyor; ama,
bizim yaramızı hiç incelemeden, hiç düşünmeden hareket ediyor.
174 tane özel hastane sahipleri, bundan bir ay evvel, kalkıyor,
sağlıktaki bu harcamaların yanlış yapıldığını;
ama, bundan sonra söz verdiklerini, bir ayak parmağındaki
ağrıdan dolayı 4,5 milyar liralık, 3,5 milyar
liralık fatura çıkarmayacaklarını, yemin ettiklerini
söyleyerek, Sağlık Bakanından özür diliyorlar.
Arkadaşlar, hepimiz bu milletin
vekiliyiz. Hastalar evlerimize, Meclise kadar geliyorlar, hastanelere gönderiyoruz.
Bilhassa yeşilkartlı ve Bağ-Kurlu hastaları üniversite
kapılarından içeriye sokamıyoruz. Bunun neresinde sağlık
hizmetinin tam olduğunu söyleyebiliyor Sağlık Bakanı?
Peki, ben şimdi size soruyorum: Gönderdiğiniz bölgenizden gelen
hastaları, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine, Hacettepe Üniversitesine
Bağ-Kurlu ve yeşilkartlı hastayı sokup, tedavi ettirebiliyor
musunuz?
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Acilden
girerse olur.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Acilden girerse de olmuyor. Şu anda, benim Fatsalı
bir hastam, acilde iki günden beri yatıyor; inanın, yukarıya
çıkıp, beyin cerrahisinde ameliyat olamıyor.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Eyüp Fatsa
Bey var, ona söyle.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Eyüp Fatsa'nın gücü yetmez ona. Eyüp Fatsa başka
şeylerle uğraşıyor. Eyüp Fatsa, Karadeniz Bölgesindeki
mağdur olan fındık sorununu halletsin, sağlık
sorununu ben hallederim. Önce fındığı halletsin,
sağlığı ben hallederim.
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
siz Genel Kurula hitap edin efendim.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Zaten, beni, öyle bir hassas noktaya bağladınız
ki, taktınız ki... Fındık travması
yaşıyor zaten Karadenizliler
BAŞKAN - Efendim, siz, Genel
Kurula hitap ediniz.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - ... fındık hastası oldular. Fındık,
şu anda, 2 700 000 lira. Eyüp Bey onu halletsin. Cüneyt Zapsu'dan bizi
kurtarsın, aracılardan bizi kurtarsın, Karadenizliler o
zaman ona plaket verecekler, hayat boyu da seçecekler onu. Teşekkür
ederim.
Şimdi, o nedenle, Sayın
Bakanımın biraz evvelki söylediği sözlere katılmak mümkün
değil. Ben bunun sıkıntısını
yaşıyorum; burada, otuz seneden beri Ankara'da oturuyorum ve
sağlık hizmeti veriyorum.
Biraz evvel, Sayın Grup Başkanvekilimiz
çok güzel bir rapor sundu; aile hekimliğinin Düzce'deki incelemelerini
yaptılar. Hakikaten, yürekler acısı! Ben, şahsen, bundan
altı ay evvel kendi olanaklarımla Düzce'ye gittim. O bölgedeki
aile hekimliğini incelediğimde öyle bir şey yok. Almanya,
İngiltere olayı terk ediyor, Türkiye'de yeni başlıyor.
İstanbul'da bir panel organize
edildi. Bu panele ben de katıldım Sayın Bakanlığımın
daveti üzerine. Orada, başarılı olan ülkeleri gösterdiler,
oradaki temsilcileri, başarılı olan ülkenin temsilcileri,
sağlık bakanları ve sağlık yetkilileri. Ekvador...
4 000 000 nüfuslu, 2 000 000 nüfuslu, 1,5 milyon nüfuslu ülkeleri örnek
gösterdiler; sağlık, aile hekimliğinde
başarısını gösterdiler. Ya, Türkiye 73 000 000 nüfuslu;
coğrafî yapısıyla, halkıyla
Hizmete
susamış, her fedakârlığa hazırlıklı olan
bu insanları bu şekildeki yanıltmayla -başka isim söyleyemiyorum,
kusura bakmayın- ikna edemezsiniz; ama, sizi ikna ediyor; bu Sağlık
Bakanı arkadaşımız sizi ikna ediyor. Geçen gün, ombudsmanla
ilgili kanun teklifinde, Sağlık Bakanı ile benim aramda
veyahut da Cumhuriyet Halk Partisi arasında bir ombudsman seçilmesi
gerektiğini söylemiştim; hakikaten gerekli bu. Sağlık
Bakanının vermiş olduğu rakamlar tamamıyla sanal,
tamamıyla hayalî ve sizleri de ikna ediyor; tabiî, konunun
dışında olduğunuz için.
Şimdi, "dönersermaye almayan
hiçbir sağlık personeli yok" diyor. Arkadaşlar, ben
burada muhalefet olsun diye konuşmuyorum. Şu kanun teklifi özünde
düşünüldüğü zaman, hakikaten, kendilerine teşekkür ediyorum;
fakat, o niyetle yapılmıyor ve eksiklerinin tamamlanması
için burada konuşuyorum. Eksikleri tamamlandığı zaman
hizmet yürüyecektir, sağlık hizmetinde aksama olmayacaktır,
buna inanıyorum; ama, maalesef, o niyetle ve o düşünceyle
yapılmadığı için üzülüyorum.
Şimdi, geçen gün Hilton Otelinde
bir panel... Gene, Avrupa Birliğinin organize etmiş olduğu
ve Avrupa Birliğinin finanse ettiği, 60 000 000 euroluk, Türkiye
üreme sağlık politikasıyla ilgili bir panel organize edildi.
Kalktım, doktor olarak davet edildiğimiz için kalktık, gittik.
Hakikaten, düşünce, çok güzel bir düşünce. 60 000 000 euroluk bir
yardım kampanyası, ilk başlangıçta 10 000 kişiyi
ilgilendiren bir çalışma; ama, Sağlık Bakanlığı
bunu başka yöne yönlendirmiş, başka bir gayeye döndürmüş.
Senelerden beri aile planlaması, doğum kontrolüyle ilgili olan
çalışmalar, hastanelerdeki aile planlaması klinikleri bölümlerinin
ve doğum kontrolünün Sağlık Bakanlığı bünyesinde
maziye gömüldüğünü, kaybedildiğini; yok edildiğini,
doğumun artırılması gerektiğini, eğer doğum
artırılmazsa Avrupalılar gibi yaşlı bir ülke
olacağımızı, bir anne adayının evlilikten sonra
2,1 yahut da 2,5 oranında doğum yapması gerekliliğini,
onun altındaki doğumların yaşlı bir ülke haline
geleceğini söylemesi, beni en çok yüreğimden yaralayan, cahilane
bir tavırdı.
Şimdi soruyorum arkadaşlar.
Tabiî, Sağlık Bakanı çok meşgul, burada cevap
vereceği düşüncesindeyim; ama, cevap verirken de gene sizi
yanıltırsa, çok özür dileyerek, Sayın Başkandan da özür
dileyerek, olduğum yerden müdahale etmek zorunda kalacağım.
Buradaki 60 000 000 euroluk yardımın özü şudur: Tabiî ki, sosyoekonomik
olarak zayıf durumda olan ülkemizdeki hamile kalmış olan anne
adayının her ay muntazam olarak doktora, sağlık kontrolüne
gitmesi lazım. Bunlar, maalesef, gidemeyen bu halkımıza her
ay gitmesini sağlayacak bir imkân sağlıyor ve giden her anne
de buna karşılık para alıyor kurumdan. Çocuk doğduktan
sonra, sıfır yaşla 6 yaş arasında, ekonomik imkânsızlıklarla
doktora gidemeyen bu çocukların doktora giderek sağlık kontrollerinin
yapılması için bu yardım verilmiş; ama, Sağlık
Bakanlığı Hak-İşle beraber ve yanına almış
olduğu diğer bir yan kuruluşlu sendikayla 10 000 kişi
üzerinde, sonra gelecekte 100 000 kişi üzerinde bu Hak-İş
mensubu üyelerin ailelerinde bu uygulamaların başlamasını
önermesi de çok ilginçtir. Halbuki, bunun, bir sendikanın, tabiî ki,
yardımlarını almak olağandır; ama, yalnız
ona görev vermesi olayı da çok başka bir anlamın doğmasına
neden olacağı için, beni üzen en önemli konulardan biridir.
Şimdi, biraz evvelki sevgili
doktor arkadaşım, meslektaşım Nevzat Bey de çok güzel,
icraatın içinden programlarını sunarken de çok dikkatimi
çekti. İlaçların, 11 Nisan 2004 tarihinde, SSK'nın ilaç
alım politikasındaki, ilaç alım tekniğindeki
değişikliklerle, yasalarla, 4 kalem ilaçta, bir yıl
içerisinde, 2004 yılında 4 kaleme ödenen -ilaç- 8 trilyon lirayken,
bu pazarlık usulünün kaldırılmasıyla
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Sayın Başkan, bağlıyorum; çok önemli bir
nokta...
bu 4 kaleme ödenen ilaç kaç lira
biliyor musunuz arkadaşlar; 100 trilyon. Yalnız 4 kalem ilaç. 8 trilyon
liralık ilaç, 2004 yılında devlete maliyeti; 2005'teki
maliyeti 100 trilyon.
Şimdi, biraz evvelki IMF'nin emriyle
5,5 milyar dolarlık tasarruf paketleri içerisinde de, 1,5 milyar
doları sağlıktaki tasarrufa ayırmanızı söylüyorlar.
Peki, nasıl ayıracaksınız aciliyetin dışındakileri?
Hadi, lüks olanlarını ayırdınız; acil olan hastaları
ne yapacağız? Özel hastanelere olan sevkleri, özel polikliniklere
sevkleri nasıl ayarlayacaksınız? Peki, Sayın Sağlık
Bakanım bu konuyla ilgili ne gibi tedbirler almış; ne gibi
tedbirleri almış da, yeni, kadroların oluşması
için kanun teklifi hazırlıyor?!
Arkadaşlar, bu ülke hepimizin
ülkesi. Bunu, samimiyetimle, bütün içtenliğimle söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, son cümlenizi
rica edeyim.
İ. SAMİ TANDOĞDU
(Devamla) - Bağlıyorum.
Hastalar, hakikaten, hepimizin hastası.
550 milletvekiline gelen hastaların mağduriyetlerini -bütün içtenliğimle
söylüyorum- görüyorum ve onlarla, parti farkı gözetmeksizin, elimizden
geldiği kadar, meslektaşımız olmayan arkadaşlarımıza,
milletvekillerimize yardımcı oluyoruz.
Ama, lütfen, Sağlık
Bakanının sözlerini, söylemlerini, icraatlarını sizlerin
de bizler kadar dikkatli bir şekilde incelemesini ve sağlık
hizmetinde tasarrufun yapılmaması gerektiğine ben de
inanıyorum; ama, bunun eşit ve dengeli bir şekilde
yapılarak, sağlık politikasının, millî eğitim
politikasının, devlet hizmetlerinden, devlet politikalarından
ayrılmaması için özen gösterilmesini, kendisinden, hassaten,
özellikle rica ediyor; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Tandoğdu.
Anavatan Partisi Grubu adına, Ankara
Milletvekili Sayın Muzaffer Kurtulmuşoğlu; buyurun efendim.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU (Ankara) - Sayın Başkan,
sayın milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan
evvel hepinize saygılar sunuyorum.
Bu saatten sonra Türkiye'nin
sağlığını konuşmak
İlk önce Meclisin
sağlığına bakmak lazım. Keşke, gündüz
konuşabilsek, bizi, yetmişiki milyon insanı ilgilendirdiği
için halk da dinleyebilseydi; ama, olmadı.
Sağlık alanında personel
açığı ciddî boyutlardadır. Doğu ve güneydoğu
bölgelerinde sağlık kuruluşlarının yanı
sıra, İstanbul'un, Ankara'nın ve İzmir'in göbeğindeki
hastanelerde dahi personel açığı bulunmaktadır;
doğrudur. Bunun için de, bu kanunun çıkması yararlı
olacaktır.
Bu kanun teklifiyle, çeşitli
hastane, dispanser, sağlık eğitim merkezi, ağız
ve diş sağlığı merkezi, 112 acil servis bünyesindeki
personel açıklarının kapatılması amaçlanmaktadır.
Bu amacın bir an evvel yapılması doğrudur.
Ayrıca, 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 4/B maddesinde yapılan değişiklik
nedeniyle ortaya bir zorunluluk çıkmıştır. Sözleşmeli
personele de nöbet ücreti ödenmesi gerekmektedir. Bunun da bir haksızlığı
gidereceğini umuyorum.
Bu teklifle, sağlık kurumlarında
çalışan sözleşmeli personel, nöbet ücretlerini dönersermayeden
alabileceklerdir; bu da yerinde bir değişikliktir.
Sağlığımız
çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır; maalesef,
AKP Hükümetinin Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlıkta
hakikaten dönüşüm değil; ama, nasıl burada anlatıyorlar
onu anlamıyorum; onu da hiç içime sindiremiyorum. Çok güzel demek
Çok
güzel olmasını nasıl istemem ben, sağlığın
iyi olmasını istemeyen bir adam olabilir mi; hayır. Eksikleri
de olur; en azından buraya çıkan arkadaşlarımın
"şunu yaparken yanlış yaptık, eksiğimiz
var" demesini beklerken, ortalığı güllük gülistanlık
gösteriyorlar; ona da canım sıkılmıyor değil.
Hem aile hekimliğinden bahsediyoruz,
aile hekimliği yapacağız diyoruz hem de gelip burada sağlık
merkezlerini, sağlık ocaklarını dışarıya
atıyoruz; o yetmiyormuş gibi, birinci basamaktaki sevk sistemini
kaldırıyoruz. Hani, aile hekimliğini kendimiz getirdik, sevk
sistemi ne oldu?! (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Hiç bunu anlamıyorum!
Sevgili arkadaşlarım,
tabiî ki, bir kalemde 3,5 milyar parayı sildik. Ne oldu; hastaneler
şu gün, şu anda ödeme yapamıyorlar. Bakınız, ne
diyoruz; hastanelerimiz güllük gülistanlık
Hastanede beş gün,
komalık hasta
Sağlık alanında skandal! Neymiş;
Ankara Hastanesinde sarf malzemesi yok; merkezde bu, merkezde; Numune
Hastanesinden malzeme almaya gitmişler, alçı almışlar
da beş gün sonra
Benim değil, doğru olmayabilir, Sayın
Sağlık Bakanı ilgilensin; hani, her tarafı doğru
diyoruz ya!.. Peki, personelin çokluğundan, güllük gülistanlığından
bahsediyoruz; İstanbul'da, bir hastanede, nöroloji servisi kapandı.
Niye kapandı?.. Hemşire yokluğundan kapandı!.. Yani,
bunları söylemeyelim mi?! Yahu her şeyi güzel gösteriyorsunuz da,
bunu ben mi yaptım; yani, bunu ben mi yazıyorum?!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Kim
yazıyor?..
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Bakın, 29 tane ilaç firması, yolsuzluktan
dolayı mahkemeye verildi. Peki, soruyorum şimdi: Bu 29 tane ilaç
fabrikası sahipleri
Kimler aldı bu ilaçları?.. Kim aldı
bu ilaçları?.. Sağlık Bakanlığının bürokratları
almadı mı?! Bu bürokratlara ne yapıldı bugüne kadar?!
İlaç firmasını mahkemeye veriyorsun; kim aldı onu?! Ben
almadım ki, o bürokratlar aldı!.. Ne yapıldı onu
soruyorum; söylesinler.
Şimdi, sevgili arkadaşlarım
"devleti ilaçta uyuttuk" diyor
Uyuttuk
Sanki, Sağlık
Bakanı da
Sayın Bakanım çok sevdiğim bir arkadaşım,
meslektaşım, çok şey söylemek istemiyorum; ama, Türkiye'de
72 000 000 insan var; onların hayatı ne olacak?.. Onu ne
yapacağız?..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Muzaffer Bey, dinlemiyor ki
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Elbette ki, bu kadroları doldurmak mecburiyetindeyiz.
Aşağı yukarı 11 000 pratisyen hekime ihtiyaç var;
doğrudur, bunu kapatacağız. Hemşireye ihtiyaç var; bunu
da kapatacağız. Sağlık memuruna ihtiyaç var; onu da
kapatacağız da; fakat, şunu söylüyorum: Hep söyleriz, ilk önce,
insanları hasta etmeyeceğiz. Hasta ettikten sonra, çok zorlaşır.
O halde, birinci basamak ne oldu Sayın Bakan, niye birinci
basamağa önem vermiyoruz; aşılamaya niye önem vermiyoruz?
Şimdi, sağlık personeli
açığını söyleyeyim: Sağlıkta en büyük
açık, 31 000'le sağlık memuru branşında açık
var. İkinci sırada, 29 000 açıkla hemşirelik var. Üçüncü
sırada, 15 317 boş kadroyla ebelik takip ediyor. Türkiye'nin 3 784
uzman 7 000 pratisyen olmak üzere, toplam 11 000 doktora ihtiyacı
var. Belki, Sayın Sağlık Bakanıma bilgi vermeyebilirler,
bürokratlar her şeyin doğru olduğunu söyleyebilirler. Ben,
doğru mu yanlış mı, bürokratlarına sorsun diye
söylüyorum bunları.
İlaç tüketiminde, 2004
yılında, üretici fiyatlarıyla 6 katrilyon lira olan ilaç
pazarı, 2005 yılında 9 katrilyona çıktı.
Bakınız, sevgili arkadaşlarım, bu ilaç niye bu kadar
pahalandı? Ne oldu biliyor musunuz; SSK'dan toplu alımlar var
idi, toplu alımlar olduğunda, ilaçlar ucuz alınıyordu
ve biz de, ülkemizin ekonomisinden az para veriyorduk halka; ama, şimdi
ne oldu; her şey serbest
Diyor ya burada arkadaşımın
birisi, kalktı burada söyledi sevgili arkadaşım; ne kadar
güzel dedi, şurada şunu yaptık, burada bunu yaptık
Yaptınız,
yaptınız; ama, şimdi sağlık darboğaza geldi
sevgili arkadaşlarım. Bu performansla doğru yapmıyorsunuz
diyorum, tekrar söylüyorum, devletin bir cebinden alıp, bir cebinden
dağıtıyorsunuz. Kimin parasını
dağıtıyorsunuz; benim paramı, 72 000 000 insanımın
parasını dağıtıyorsunuz; ama, bunu yapıyorsunuz
da, yine, sağlığı iyi yapmıyorsunuz, ben onu söylüyorum.
Sağlıkta, hakikaten, doktor olursun, uzman olursun, profesör
olursun; ama, bu, sağlığı yönetirim demek değildir.
Yönetmek ayrı şeydir. Yönetici, bürokratına her dakika hesap
soran adamdır. Bu neden böyle oldu? Bu Numune Hastanesinde, Ankara
Hastanesinde sarf malzemesi niye yok diye niye sormadın bugüne kadar?
Falan yerde niye yok diye niçin sormadın Sayın Bakan? Yani, bunu da
mı ben soracağım? Söylemeyeceğiz söylemeyeceğiz de,
ne kadar söylemeyeceğiz ya?! Çünkü, dert bizim. Yarın, bunu, sizin
de hastanız, sizin de yakınlarınız çekebilir. Eğer
Ankara'nın göbeğinde bir hastanede sarf malzemesi bulunmuyorsa,
Iğdır'da, Siirt'te, Kars'ta, Giresun'da, Ordu'da nasıl bulacaklar
acaba Sayın Bakan? Bunlarla niçin ilgilenmiyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
MUZAFFER R. KURTULMUŞOĞLU
(Devamla) - Şimdi, şairin bir lafı var "dert çok, hemdert
yok" diyor. Sağlığın neresinde düzenlilik var?
Halen, kim ne derse desin, herkes söyleyebilir, samimi söylüyorum; sağlık,
şu anda, halen A'dan Z'ye kadar bozuktur; yanlış idare
ediliyor, yanlış yönlendiriliyor, bu ülkenin insanlarına
bunu yapma hakkımız yok. Doğrudur, doğudaki milletvekili
arkadaşlarım haklıdır, "Doktor Kurtulmuşoğlu,
sakın ola ki, benim memleketime doktor geldi..." Ona karşı
mı olacağız; doğuya tabiî gidecek. Doğuya da gidecek,
güneydoğuya da gidecek, onlara hiçbir şeyimiz yok; ama, gittiği
yerlerde insanlara hizmet etmekte eksiği olmaması lazım
diye düşünüyorum.
Burada sözlerimi bağlarken,
hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Hoşça kalınız.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Kurtulmuşoğlu.
Madde üzerinde, şahsı
adına Kütahya Milletvekili Sayın Alaettin Güven...
Aksaray Milletvekili Sayın Ahmet
Yaşar...
Samsun Milletvekili Sayın Haluk
Koç...
Denizli Milletvekili Sayın Ümmet
Kandoğan...
Hatay Milletvekili Sayın Mehmet
Eraslan...
Edirne Milletvekili Sayın Necdet
Budak...
Muş Milletvekili Sayın
Medeni Yılmaz...
Madde üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır.
Soru-cevap kısmına
geçiyorum.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Bakanım, çok açık, net bir soru soruyorum:
Sizin zamanınızda, Malatya SSK Hastanesine, sizin İktidarınızda,
5 tane iktidar milletvekiliniz vardı, 5'inin imzasıyla, altı
ay sonra bir başhekim atadınız; ama, bir süre geçti, hadi sen
git dediniz. Bu insan hırsız mıdır, namussuz mudur,
şerefsiz midir?! Dürüstçe çalışmanın bedelini
Görevden
almanız mı gerekiyordu?!
FAHRİ KESKİN (Eskişehir)
- Böyle soru olur mu?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Olur efendim.
Bir insanı, hastası mutlu,
her şeyi mutlu, tüm Malatya kabul etmiş; bu, insanın onuruyla
oynamak değil midir; bir.
İki: Yeşilyurt Devlet Hastanesi
Başhekimi idarî yargı kararıyla döndü. Bu insanı
çağırıyorsunuz, baskı yapıyorsunuz, çekil, ayrıl
Acaba, sizin yönetiminizde zorbalık var mıdır?!
Üç
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Uykusuzluk
başına vurmuş, Başkan.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Benim uykusuzluk başıma vurmadı. Siz gelin,
benimle Malatya'da yaşayın, ondan sonra konuşun. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
Bir dakika beyler
Üç: Malatya'da, 6 tane sağlık
ocağı, dilendim, yaptırdım, teslim ettim. Acaba, bürokratlara
baskı yapıyor musunuz, bu adam bunları yaptırdı,
bu adamı buraya çağırmayın diye?
Teşekkür ederim.
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Cevaba
değer değil.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Aslanoğlu.
Sayın Bakan, buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Milletvekilim, yaptırdığınız
sağlık ocaklarından dolayı, Malatya halkı
adına size şükranlarımı ifade etmek isterim.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - İlk defa
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Şunu söyleyeyim: Bizde, yönetici atamaları, tamamen
-biraz önce de Sayın Milletvekilimizin sorusuna cevaben söyledim-
liyakat ve ehliyete göre yapılmaktadır.
ATİLLA KART (Konya) - Kuşkusuz(!)
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Burada şunu bilmek lazım: Başhekimlik görevleri,
bizde ikinci görevlerdir, değerli arkadaşlarım. Yani, bir
insan, hayatı boyunca bizde zaten başhekim olmaz; biz hekimiz.
Dolayısıyla, hekimlik mesleği de önemli bir meslek ve onu
da yapmamız gerekiyor. Bu, bazen yanlış algılanıyor.
Bir kişi bir yerde yönetici olmuşsa, sanki sadece işi oymuş
gibi, sürekli olarak başhekimlik yapması gerekirmiş gibi
bir şey algılanıyor. Ben de zamanında bu kabil bir
yöneticilik yaptım, üç sene sonra kendi isteğimle gittim.
Yeter, bu bayrağı iyi taşıdım, bundan sonra
başka bir arkadaşım taşısın diyerek, ben, kendim
üniversite hastanesini teslim ettim. Olaylara biraz da bu gözle bakmak
gerektiği kanaatindeyim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, madde
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
1 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- Ekli (1) sayılı
listede yer alan kadrolar 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek (I) sayılı cetvelin Sağlık
Bakanlığına ilişkin bölümünden çıkarılmış,
ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar 190 sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek (I)
sayılı cetvelin Sağlık Bakanlığına
ilişkin bölümüne eklenmiştir.
BAŞKAN - AK Parti Grubu
adına, Trabzon Milletvekili Sayın Cevdet Erdöl?..
CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Konuşmayacağım.
BAŞKAN - Konuşmuyor.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte
olan yasa teklifinin 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım; Grubum ve şahsım
adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
görüşülmekte olan bu teklifin gerekçeleri arasında, sağlık
personeli ihtiyacının karşılanabilmesi için tutulu
bulunan, bağlı olan kadroların serbest bırakılması;
bunun sonucunda Bakanlıkta ihtiyaç kalmayan okul müdürü, müdür yardımcısı
ve öğretmen kadroları ile dönersermaye kadrolarının
iptal edilmesi; uzman tabip, diş tabibi, eczacı, diyetisyen, sosyal
çalışmacı, psikolog ve sağlık teknikeri kadrolarının
bunların yerine istihdam edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca,
657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre istihdam edilecek diş
tabibi ve eczacıların kurayla atanmaları ve dönersermayeden
yararlanmaları yolunda düzenlemeler öngörülmektedir. Keza, sağlık
hizmetlerinin yaygınlaştırılarak vatandaşların
sağlıklarının korunması ve bu amaçla taşra
teşkilatında yeterli sayıda ve nitelikte personel istihdamı
amaçlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
bu düzenlemeler elbette şeklî anlamda yararlı olan düzenlemelerdir;
ancak, bu aşamada da Hükümetin ve maalesef Meclisin yasa yapma tekniğindeki
öngörüsüz ve sistemden uzak anlayışının örneklerini
görüyoruz. Her ne kadar şeklî anlamda bir yasa teklifi söz konusu ise
de, işin esasında Sağlık Bakanlığının
talebi üzerine bu çalışmanın hazırlandığı
anlaşılmaktadır. Esasen, teklif sahibi olarak görünen
Sayın Cevdet Erdöl de bu hususu biraz evvel beyan etti.
Bu teklifle, 6 Ocak 2005 tarihinde
kabul edilen Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık
Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine
Dair 5283 sayılı Kanunda da değişiklik yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
biraz evvel de ifade ettiğim gibi, Sağlık Bakanlığının
bu taleplerini anlayışla karşılamak gerekir.
Olağan ve makul değerlendirme yapıldığında
varılması gereken sonuç budur. Hemen bu aşamada işbu teklifin
yasa teklifinde sözü edilen amacına hizmet edip etmeyeceğinin,
yani amaca ulaşmayı gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinin
değerlendirilmesi için, sağlıklı bir şekilde
değerlendirilebilmesi için Sağlık Bakanlığı
bünyesinde birtakım soruların cevaplandırılması
gerektiği görüşündeyiz. Aslında, Sağlık Bakanlığı
bünyesinde bu değerlendirmeyi yapmadan, genel anlamda kamu
yönetiminde, bürokrasideki yapılanmaya yönelik olarak değerlendirme
yapmak gerekir diye düşünüyorum.
Bakın, değerli arkadaşlarım,
bürokrasinin yapılanmasında, geldiğimiz aşamada, teknik
ve objektif esaslara uygun bir düzenlemeyi halen yapabilmiş
değiliz. Bunları, geçen hafta içinde görüştüğümüz memur
disiplin affı tasarısının görüşmelerinde de bir
nebze ifade etmiştim. Avrupa Birliği sürecinde de bunu halen
gerçekleştirebilmiş değiliz. Üzülerek ifade ediyorum, 22 nci
Yasama Döneminde daha da keyfî ve partizanca bir sürecin uygulandığını
görüyoruz. Sağlık Bakanlığı da dahil olmak üzere
-bu birimlerin başında, Sağlık Bakanlığı
geliyor, Millî Eğitim Bakanlığı geliyor- her birimde
kıdem ve liyakat esasları bir tarafa bırakılarak,
ağırlıklı olarak, kadrocu ve meslek dışı
ölçülerle bir kamu yönetimi yapılanmasının sürdürüldüğünü
görüyoruz. Bunu yaparken de vekâleten yönetim kurumunu istismar etmek,
amacı dışında kullanmak ve devamında da,
Anayasayı ihlal etmek pahasına uygulamalar yapıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
daha evvel de değişik vesilelerle ifade ettim, il müdürü, genel
müdür, daire başkanı, müsteşar düzeyinde söylüyorum,
bakın -Sayın Mehmet Ali Şahin'in soru önergesine verdiği
cevaba dayanarak söylüyorum- 1 988 kadro, üç yılı aşan bir
süreden bu yana vekâleten yönetimle sürdürülüyor. Bu uygulama, böyle bir uygulama,
böylesine çarpık bir uygulama, kaçınılmaz olarak, kamu hizmetinde
verimsizliği ve tıkanıklığı yaratıyor.
Ehil olmayan kadrolar, en basit özelleştirme süreçlerinde açık
hukuk ihlalleri yapıyor. Bu ihlaller sebebiyledir ki, idarî yargı
da iptal kararları veriyor.
Değerli arkadaşlarım,
idarî yargı, o iptal kararlarını verirken, siyaseten özelleştirmenin
yapılması gerekir mi gerekmez mi tartışmasına girmiyor.
Yapılan özelleştirme işlemi, özelleştirme mevzuatına
uygun olarak, teknik olarak uygun bir şekilde yapılmış
mı, ihale şartnamesine uygun bir şekilde yapılmış
mı, buna bakıyor idare mahkemesi; yoksa, siyasî bir değerlendirmeye,
ideolojik bir değerlendirmeye girmiyor. Sadece bu değerlendirmeyi
yaptığı zaman bile o kadar açık hukuk ihlalleri var ki,
doğal olarak iptal kararı veriyor veya yürütmenin durdurulması
kararı veriyor. Bu süreçten sonra, Sayın Başbakan, Sayın
Hükümet, Sayın Maliye Bakanı ne yapıyor; kendi sorumluluğunu
ve kendi kadrolarının sorumluluğunu ve yetersizliğini
örtbas etmek ve hedef saptırmak amacıyla sanal bir düşman
yaratarak, kendince, oligarşik bürokrasiden söz etmeye başlıyor.
Kendi aczinin, kendi yetersizliğinin sorumluluğunu başkalarına
yüklemeye kalkan bir hükümet etme anlayışıyla karşı
karşıyayız. Bunu yaparken de, daha ötesini söylemek istiyorum,
anayasal kurumları hedef gösteriyoruz. Bunu yaparken anayasal kurumların
meşruiyetini tartışmaya açıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
işin esasının Sayın Başbakan ve Sayın Sağlık
Bakanının anlattığı gibi olmadığı
açık. Bakın, dört yıla yakın bir süreden beri bu Hükümet
görev yapıyor. Dört yılı doldurmak üzere olan bir Hükümetten
söz ediyoruz. Henüz altı aylık, sekiz aylık bir hükümetten
söz etmiyoruz. Değiştirmediğiniz bürokratik bir makam kalmadı;
en üst kademeden en alt kademeye kadar bu değişiklikleri
yapıyorsunuz kendinizce birtakım gerekçelerle. Anayasa ihlali
yapmak ve tamamen kadrolaşmak amacıyla yapılan bir süreçten
söz ediyorum. Doğmuş olan bir bürokratik oligarşi var ise, bu
sizin eseriniz, bununla övünebilirsiniz. Bu noktada sorumluluğu
başkalarına atmanın haklı bir gerekçesi olabilir mi,
makul bir gerekçesi olabilir mi?! Ancak şunu görmemiz gerekiyor, sorumluluk
sahibi isek, şunu görmemiz gerekiyor: İşin dramatik ve vahim
boyutu bundan sonra başlıyor. Bu sürecin sonunda tipik anlamda
bir yönetme zafiyeti süreci başlıyor. Esasen bu kaçınılmaz;
ekonomide bunu yaşıyoruz, iç politikada yaşıyoruz,
dış politikada bu süreci yaşıyoruz. Bu süreci kamufle etmek
ve hedef saptırmak isteyen siyasî iktidar ise, zorunlu olarak,
anayasal kurumlarla kavga içine girmekte, kriz üretmekte ve bir taraftan
da toplumun hassasiyetlerini acımasızca istismar etmektedir.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Öyle bir şey yok!
ATİLLA KART (Devamla) - Türkiye'nin
şu anda karşı karşıya kaldığı tablo
bu, değerli arkadaşlarım.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Siz öyle görüyorsunuz!
ATİLLA KART (Devamla) - Bu noktada
biraz sorumluluk sahibi olan, biraz özeleştiri yapan bunu görür; ama,
maalesef, bu kadrolarda, AKP kadrolarında eksik olan nokta bu.
Özeleştiri yapma cesaretiniz yok
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Sizde de yok!
ATİLLA KART (Devamla) -
sorgulama
yapma cesaretiniz yok.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Sizin de yok!
ATİLLA KART (Devamla) - Sorunun
esası bu.
Bunun devamında, aslında
nasıl bir tablo çıkıyor: Bakıyorsunuz, bir taraftan, muhteris
ve kifayetsiz bir kadro, diğer taraftan ise, bu kadronun uygulamaları
sonucu zorunlu olarak doğan belirsizlik ve çözümsüzlük ortamı.
Türkiye'nin geldiği nokta bu, maalesef geldiği nokta bu. Bunun
adı yönetim krizidir değerli arkadaşlarım; Türkiye'de
bu süreç yaşanıyor.
Aslında, bu uygulamalarla toplum
olarak ve kamu yönetimi olarak kendi altımızı oyuyoruz
maalesef. Kamu yönetiminin verimliliğini yok ediyoruz. Kaos
yaratıyoruz, kamu yönetiminde kaos yaratıyoruz. Keyfî ve sorumsuz
uygulamalara zemin hazırlıyoruz ve kamu yönetiminde tahribat
yaratıyoruz.
Kurumlar, bu kadrolaşma sebebiyledir
ki -en başta Sağlık Bakanlığı gelmektedir bu
niteliksiz kadrolaşma noktasında- kurumlar işlevini kaybediyor.
Kurumların içini boşaltıyoruz. İşte, kamu yönetimindeki
en büyük tahribat budur.
Değerli arkadaşlarım,
bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Bu saatte çoğaltmasak iyi olur!
BAŞKAN - Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) - Bu saatte
böylesine önemli bir tasarıyı, teklifi görüştüğümüze
göre, elbette, bunları da konuşacağız değerli arkadaşlarım.
Bunları da konuşacağız; yani, bu saatte Genel Kurul
çalışıyorsa, bu kürsü de çalışacak, bu kürsü de
çalışacak...
Ben, bunları, değerli arkadaşlarım,
3 üncü maddede anlatmaya devam edeceğim, somut örnekleriyle anlatmaya
devam edeceğim.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Kart.
Madde üzerinde şahısları
adına söz isteyenler:
Konya Milletvekili Sayın Mehmet
Kılıç...
Kahramanmaraş Milletvekili
Sayın Fatih Arıkan...
Samsun Milletvekili Sayın Haluk
Koç...
Denizli Milletvekili Sayın Ümmet
Kandoğan...
Hatay Milletvekili Sayın Mehmet
Eraslan...
Muş Milletvekili Sayın
Medeni Yılmaz...
Edirne Milletvekili Sayın Necdet
Budak...
Söz isteği yok.
Madde üzerinde 1 önerge var; okutup
işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1199 sıra
sayılı kanun teklifinin 2 nci maddesi ekindeki (1)
sayılı listenin taşra teşkilatı kısmına
ilişkin olan kadroların aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
M.
Kerim Yıldız Alim
Tunç Fahrettin
Poyraz
Ağrı Uşak Bilecik
Bekir
Bozdağ Nevzat
Doğan Şevket
Gürsoy
Yozgat Kocaeli Adıyaman
Kurumu: Sağlık Bakanlığı
Teşkilatı: Taşra
İptal Edilen Kadrolar
Sınıfı Unvanı Derece Adet
GİH Okul Müdürü 1 3
GİH Okul Müdürü 2 3
GİH Okul Müdürü 3 5
GİH Okul Müdür Yardımcısı 1 3
GİH Okul Müdür Yardımcısı 2 9
GİH Okul Müdür Yardımcısı 3 3
GİH Okul Müdür Yardımcısı 4 1
EÖH Öğretmen 1 329
EÖH Öğretmen 2 55
EÖH Öğretmen 3 67
EÖH Öğretmen 4 58
EÖH Öğretmen 5 246
EÖH Öğretmen 6 6
Sınıfı Unvanı Derece Adet
SHS Sağlık Memuru 9 2500
YHS Hizmetli 5 260
YHS Hizmetli 7 140
YHS Hizmetli 9 225
YHS Hizmetli 12 240
YHS Terzi 5 65
YHS Terzi 7 57
YHS Terzi 9 13
YHS Aşçı 5 32
YHS Aşçı 7 75
Toplam 4395
BAŞKAN - Sayın Komisyon
önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
ve SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon)
- Teknik düzenlemedir Sayın Başkan; uygun görüşle takdire
bırakıyoruz.
BAŞKAN - Uygun görüş.
Sayın Hükümet?..
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Katılıyoruz Değerli Başkanım.
BAŞKAN - Katılıyorsunuz.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Gerekçe
okunsun.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
İptal edilen kadrolarda sonradan
ortaya çıkan değişikliklerin teknik düzenlemesi yapılmıştır.
BAŞKAN - Şimdi, önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge
kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi kabul edilen önerge
doğrultusunda eki cetvelle birlikte oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- 13/12/1983 tarihli ve 181
sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 3 üncü maddesinin
birinci cümlesinden sonra gelmek üzere "Ancak bu maddeye göre
diş tabibi ve eczacı unvanlarında çalıştırılacak
personel merkezi sınav sonuçlarına bakılmaksızın
kura ile yerleştirilir." cümlesi; aynı maddenin "ilgili
mevzuat dahilinde" ibaresinden sora gelmek üzere "nöbet ücreti
ödenir ve" ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart.
Buyurun Sayın Kart.
CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)
- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 3 üncü madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; Genel Kurulu Grubum
ve şahsım adına bir defa daha selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
2 nci maddedeki değerlendirmelerime kaldığım yerden
devam ediyorum. 2 nci ve 3 üncü maddeler birbirini tamamlayan maddeler; bu
sebeple, bu şekilde bir değerlendirme yapıyorum.
Bakın, değerli arkadaşlarım,
2 nci maddede ayrıntılı olarak anlattığım
üzere, Türkiye'de, kamu yönetiminde, politikacı-bürokrat-işadamı
üçgeni içinde dokunulamaz çetelerin, adacıkların oluştuğunu
görüyoruz. Bunun en son örneklerini, maalesef, ilaç sektöründe
yaşıyoruz değerli arkadaşlarım. Bunları, izninizle,
anlatmak istiyorum.
Bu soygunu ve sebeplerini sorgulamadan
evvel şu soruları sormamız gerekiyor yalnız, şu
soruları değerlendirmemiz gerekiyor: Sağlık Bakanlığı
mevcut bürokratik kadrolarını verimli ve etkin bir şekilde
kullanabiliyor mu? Nitelikli, kıdem ve liyakate dayalı bir kadrolaşmayı
gerçekleştirebiliyor mu? Sağlık harcamalarının
denetimini ve ihaleleri hakkıyla yapıyor mu; usule uygun
yapıyor mu, yasaya uygun yapıyor mu? Haksız kazanç ilişkilerinin
üstüne gidiyor mu; yoksa, Sağlık Bakanlığı bürokrasisi
bu ilişkilerin bizzat içinde mi? Parti örgütleri, bürokrat ve ilaç
firmaları işbirliğiyle oluşan çetelere karşı,
Sağlık Bakanlığı bürokrasisi gerekli mücadeleyi
veriyor mu? Böyle bir amaç ve örgütlenmenin içinde mi?
İşte, değerli arkadaşlarım,
biraz evvel, kürsüye söz atan arkadaşıma bunu soruyorum; bunları
sorguluyor muyuz? Bunların denetimini yapıyor muyuz? Biz niçin
varız? Bunları anlatalım.
Bakın, değerli arkadaşlarım,
Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu, Nisan 2005 ve Kasım
2005 tarihli Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları ve
İstanbul Cumhuriyet Savcılığının iddianamesine
dayanarak söylüyorum. Aslında, bu, kamuoyuna da yansıyan bir
olay. Nedir bu iddia?.. Belli bir ilaç firması var. Burada isimlendirme
de yapmak istemiyorum. O ilaç firması merkezli olarak kaynaklanan;
ama, o ilaç firmasıyla sınırlı olmayan, 29 firmayı
kapsayan, Bakanlık bürokrasisinin de içinde olduğu ve -raporlara
göre söylüyorum, gelişigüzel, soyut ifadelerle söylemiyorum- ilaç sektöründe,
değerli arkadaşlarım, yıl itibariyle, yapılan yolsuzluğun
tutarı 6 milyar dolar beyler! Türkiye'nin yatırım bütçesinin
yarısı. İşin vahametini tasavvur edebiliyor musunuz?.. Ne
yapıyor buna karşı Sağlık Bakanlığı
bürokrasisi, buna karşı Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ne yapıyor, Maliye Bakanlığı ne
yapıyor? Ne yaptığını size iddianameden okumak istiyorum.
Bakın, devletin savcısı,
İstanbul'dan feryat ediyor, isyan ediyor; başbakanlığa
yazıyor, Sağlık Bakanlığına yazıyor,
"bu davaları niye takip etmiyorsun" diyor. Aynen oradaki
ifadelerle okuyorum. Ne diyor; devletin, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhuriyet
Başsavcısı diyor ki: "Devletin sistemli ve organize
bir şekilde zarara uğratıldığı sabit olmasına
rağmen, gerek Sağlık Bakanlığının gerekse
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu
davayla ilgilenmediği, davayı takip etmediği ve davaya
müdahil olarak katılıp, zararın tahsili konusunda hiçbir
hukukî yaptırımın yapılmadığı gözlemlenmektedir."
Bakın, değerli arkadaşlarım,
bu raporlar, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları Nisan
2005, Aralık 2005 tarihli. Aradan bir yılı aşkın
süre geçiyor, devletin savcısı Mayıs 2006'da Sağlık
Bakanlığına soruyor, "bir yıl geçmiş, neden
müdahil olmuyorsun" diyor, "Sağlık Bakanlığı
niye bekliyor" diyor.
Devam ediyor cumhuriyet savcısı:
"Raporlarda zarar miktarı belirtilmiş olmasına
rağmen, Maliye Bakanlığı devreye sokulup söz konusu
zararın tahsili için ilgili hukuk mahkemesine dava açılmadığı
gibi, halen İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/67
esasında derdest bulunan davanın da kamu hukuku adına takip
edilmediği görülmüştür" diyor, yani, "niye müdahil olmuyorsun"
diyor.
Devam ediyoruz; ilgili
yazının 2 nci sahifesinden okuyorum: "Raporun -Başbakanlık
Teftiş Kurulu raporunun- 52 nci sahifesinden itibaren yer alan listedeki
firmaların inisiyatifine bırakılan ve hiçbir denetime tabi
tutulmadığı anlaşılan yüksek rakamlı 209 ilaçla
ilgili olarak, kur'u ve adet bazındaki fiyat farklarının toplam
satılan ilaç miktarlarıyla çarpılıp, oluşacak kamu
zararının tespiti ve bu zararın tahsil edilebilmesi için, hangi
ilaçtan ne miktarda, hangi firmanın sattığının
Sağlık Bakanlığınca tespit edilerek, sorumluları
ve tahsil edilecek firma bazında toplam tutarlarının belirlenerek
tahsili hususunda da Maliye Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğüne
bildirilmesi, fazla ödemelere sebebiyet veren Sağlık Bakanlığı
personellerinin, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğünün, bunlar
hakkında adlî ve idarî soruşturmanın yapılması
gerekir" diyor, "neden bunları yapmıyorsunuz"
diyor. Devletin savcısı Sağlık Bakanlığına
soruyor değerli arkadaşlarım.
Devam ediyor; bakın, ne diyor...
Bu, tabiî, çok dramatik, gerçekten üzücü, gerçekten düşündürücü, sizlerin
sorgulamanız gereken bir husus. Ne diyor, bakın: "Raporlar incelendiğinde,
ortada bir suç ve zarar olmasına rağmen, sorumluların bulunmadığı
müşahede edilmiş
" Tasavvur edebiliyor musunuz, suç ilişkileri
tespit ediliyor, zarar miktarı tespit ediliyor; ama, her nedense, her
nasılsa ortada bir suçlu yok! Bu, devletin iflası değil
midir?! Bu, kamu yönetiminin iflası değil midir?! Devlet niçin
var?! Sağlık Bakanlığı niçin var?! Bunların
denetlenmesi için değil mi, temel görevi bu değil mi?! Devam ediyor
savcı: "Sorumluların bulunmadığı müşahede
edilmiş; bu nedenle, söz konusu raporlarda çelişkiler tespit
edilmiş olup, bu raporların tarafsızlığının
ileride büyük tartışmalara ve sorumluları hakkında
yasal işlemlere gidilmesine yol açacağı şüpheden ârî
bulunmaktadır, (şüpheden uzak bulunmaktadır). Tüm bu olayların
önüne geçmek, haksız ve sistemli
bir şekilde devletin, âdeta, soyulmasını önlemek, tuz
koktu dedirtmemek için, soruşturmaların gereken titizlikle
yapılması, olmazsa Başbakanlık Teftiş Kurulu
Başkanlığınca yapılmasının daha uygun
olacağı düşüncesiyle durumu bilgilerinize arz ederim"
diyor devletin cumhuriyet savcısı. Demek istiyor ki, "artık,
senden ümidi kestim Sağlık Bakanlığı" diyor,
"sen bu işin üstüne gitmiyorsun" diyor, "bu
işi" diyor "Başbakanlık Teftiş Kuruluna aktaralım."
Burada, Sağlık Bakanının, demagoji yapmadan, saptırma
yapmadan, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarının
ve İstanbul Cumhuriyet Savcılığı iddianamesinde
ileri sürülen bu hususların gereğini, aradan geçen bir yıla
rağmen, aradan geçen onbeş aya rağmen, onsekiz aya rağmen
neden yerine getirmediğini, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının
şu açıklamasına, âdeta, Bakanlığa yönelik olan bu iddianamesine,
mahkeme iddianamesinden farklı olarak, Bakanlığa yönelik
olarak, içerik olarak, iddianame niteliğindeki bu sorulara cevap vermesi
gerekir Sayın Sağlık Bakanının. Bunlara,
çıkıp, demagoji yapmadan, saptırma yapmadan, bunlara, bu
sorulara, somut bir şekilde cevap vermesi gerekir. İnanıyorum
ki, sizler de bu soruların cevaplarını merak ediyorsunuz,
merak etmek durumundasınız.
RECEP KORAL (İstanbul) - Soru
önergesi verin, yazılı cevap verir size.
ATİLLA KART (Devamla) - Soru
önergesi verdim Değerli Arkadaşım, soru önergesi verdim;
bakın, 2 Haziran tarihinde, o soru önergesini vermişim. O soru
önergesinde neleri sorduğumu, birazdan, vakit bulursam anlatacağım;
ama, aslında, bakın -halen sorgulama yapmıyorsunuz- Nisan
2005 tarihli Başbakanlık Teftiş Kurulu raporundan söz
ediyorum, Kasım 2005 tarihli Teftiş Kurulu raporlarından söz
ediyorum, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı iddianamesinden
söz ediyorum. Aradan onbeş ay geçmiş, bunlar, kamuoyuna mal olmuş,
basında bunlar tartışılmış. Neden, Sayın
Sağlık Bakanı, aradan geçen bunca süreye rağmen
kamuoyunu
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Savcılık, suçluları ortaya çıkaramamış
mı?
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ATİLLA KART (Devamla) -
kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama getirmiyor?!
Bakın, değerli arkadaşlarım,
savcı, olayın cezaî boyutunu takip ediyor. Savcı "ben
cezaî boyutu takip ediyorum" diyor. "Mevcut raporlara göre"
diyor savcı "bakın, suç ilişkileri tespit edilmiş,
zarar miktarı tespit edilmiş, Sağlık Bakanlığı
olarak, sen, üstüne düşen teknik çalışmayı yapıp,
neden hukuk davalarını açmıyorsun, neden tazmin
davalarını açmıyorsun; tazminat davalarını açmak
benim görevim değildir" diyor savcı. "Sen, gelip,
Sağlık Bakanlığı olarak, Maliye Bakanlığı
olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
olarak, bu ceza davalarına neden müdahil olmuyorsun" diyor.
"Müdahil olmadığın içindir ki, bu davalar, 2009
yılında zamanaşımına uğrayacak" diyor.
Değerli arkadaşlarım, halen, neyin savunmasını
yapıyorsunuz?! Neden sorgulama yapmıyorsunuz da savunmaya
geçiyorsunuz?! Siz, hükümet değilsiniz; siz, yasama organısınız.
Siz, sorgulama yapacaksınız; siz, bunların hesabını
soracaksınız, siz, bunların hesabını soracaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kart, son cümlenizi
alayım.
ATİLLA KART (Devamla) - Geldiğimiz
noktada, Sağlık Bakanını, Sayın Sağlık
Bakanını, tarikat kadrolaşmasını bir tarafa
bırakarak, Sağlık Bakanlığı
FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş)
- Ne ilgisi var!..
ATİLLA KART (Devamla) - Buradan
kaynaklanıyor işte, bunu anlayın artık, bunu idrak
edin artık!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Sağlık Bakanlığı
bünyesindeki ilaç yolsuzluklarını önlemeye ve görevini yapmaya
davet ediyorum.
RECEP KORAL (İstanbul) - Biz de
davet ediyoruz, o da görevini yapıyor zaten
ATİLLA KART (Devamla) - Lafta
davet ediyorsunuz, şeklen davet ediyorsunuz, gerçek anlamda
görevinizi yapmıyorsunuz, takıyyecilik yapıyorsunuz! Sorun
bu zaten. Türkiye'nin yaşadığı sorun bu.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)
- Şov yapıyorsunuz!..
ATİLLA KART (Devamla) - Bunu artık
görün ve sorgulayın.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kart.
Madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Kısa bir açıklama talebim var Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Bakanın
bir söz isteği var; buyurun.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.
Öncelikle, Sayın Kart'ın
ifadelerindeki çok fahiş bir yanlışı düzeltmem
lazım. 6 milyar dolar kamu zararından bahsettiler kendileri.
ATİLLA KART (Konya) - Yıl
itibariyle... Rapordan söz ediyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Müsaade edin, ben anlatayım. Siz
ATİLLA KART (Konya) - Yolsuzluk
tutarından söz ediyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Yanlış okuduğunuz anlaşılıyor
Sayın Kart.
BAŞKAN - Sayın Kart, müsaade
eder misiniz. Siz sordunuz, siz konuştunuz, Bakan açıklayacak.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Muhtemelen, bu işi bilmeden, bazı
basın-yayın organlarında yazanların yazdıklarından
etkilenmişsiniz. Türkiye'nin yıllık ilaç harcaması 6
milyar dolar. Siz, neden bahsediyorsunuz?! O zaman, demek ki, Türkiye'ye
bütün ilaçların bedava verilmesi lazım ki bir yolsuzluk olmasın.
Sizin söylediğinizden böyle bir sonuç çıkıyor. 6 milyar
dolar
ATİLLA KART (Konya) - Raporda
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Ben, raporu falan bilmem.
6 milyar dolar
ATİLLA KART (Konya) - Niye
bilmiyorsun raporu!.. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporundan
söz ediyorum!..
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Sizin her dediğiniz doğru, bizim dediğimiz doğru
değil mi yani?!
ATİLLA KART (Konya) - Soyut
şeylerden söz etmiyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Milletvekilim, dinler misiniz lütfen.
BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen,
dinleyin.
ATİLLA KART (Konya) - Cevap verme
hakkının
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - İstirham etsem, dinler misiniz...
BAŞKAN - Sayın Kart, karşılıklı
konuşmayın lütfen
Siz, kürsüde istediğiniz gibi konuştunuz.
Bakan, müsaade ederseniz, açıklayacak.
ATİLLA KART (Konya) - Hep bunu yapıyorsunuz
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Milletvekilim, lütfen, dinleyin.
ATİLLA KART (Konya) - Kamuoyunu
yanıltıyorsunuz
BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - 6 milyar dolar rakamını siz değerlendirdiğinizde,
ne kadar yanlış yaptığınızı göreceksiniz.
ATİLLA KART (Konya) - Kamuoyunu
yanıltıyorsunuz
BAŞKAN - Sayın Kart
Sayın Kart
Böyle bir usulümüz yok.
ATİLLA KART (Konya) - Soruşturma
raporundan bahsediyorum.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Şimdi, gelelim, bir sayın savcının
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz,
Genel Kurula hitap edin.
ATİLLA KART (Konya) - Kamuoyunu
yanıltıyorsunuz!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli milletvekilleri, gelelim bir sayın savcının
iddianamesine
ATİLLA KART (Konya) - Gerçekdışı
konuşuyorsunuz!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
Kimse sizin sözünüzü kesmedi!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli milletvekilleri, bakınız, burada, kendisi
de hukukçu olan Sayın Kart, ciddî bir yanlış yapıyor.
Yürümekte olan bir davanın
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
İşi gücü yalan söylemek!
ATİLLA KART (Konya) - Kim onu
diyen saygısız?! Kim o saygısız?!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Yürümekte olan bir davaya
ATİLLA KART (Konya) - Kim o saygısız?!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
Sizsiniz!
ATİLLA KART (Konya) - Saygısız
konuşuyorsun; terbiyesiz!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
Bakan konuşuyor!
ATİLLA KART (Konya) - Utanmaz
adam!.. Utanmaz adam!..
BAŞKAN - Lütfen
Lütfen karşılıklı
konuşmayalım.
ATİLLA KART (Konya) - Saygısızsınız!
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) -
Bakan konuşuyor, dinleyin!
ATİLLA KART (Konya) - Utanmaz
adam!.. Saygısız!..
BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen
Arkadaşlar, karşılıklı
konuşmayalım.
ATİLLA KART (Konya) - Bunları
zapta geçin.
Saygısız adam, sorumsuz
adam!.. Bunları sorgulayacağına, bunları kalkıp
soracağına
BAŞKAN - Sayın Bakan, siz açıklayın,
konuşmanızı yapın.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli Başkanım, bu şartlar altında
nasıl konuşacağız?!
BAŞKAN - Sayın Kart
Sayın Kart
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Sayın Bakan, doğruyu konuşun lütfen! Bütün milleti yanıltıyorsunuz
burada!
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu,
oturur musunuz yerinize!
ATİLLA KART (Konya) - Bunları
sorgulamayarak o hırsızlığa ortak oluyorsunuz!
BAŞKAN - Sayın Kart
ATİLLA KART (Konya) - Görevini
yap, görevini yap! Milletvekili görevini yap!
BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen
oturun yerinize!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Milletvekilim, dinlemek lütfunda bulunabilecek
misiniz?!
ATİLLA KART (Konya) - Saygısızlık
yapma!
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli Kart, dinlemek lütfunda bulunabilecek misiniz?!
ATİLLA KART (Konya) - Sayın
Bakan
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Kart, dinlemek lütfunda bulunabilecek misiniz?!
ATİLLA KART (Konya) - Sayın
Bakan, siz lütfen resmî belgelere cevap verin!
BAŞKAN - Sayın Kart, lütfen
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli milletvekillerim, Sayın Kart, burada, usul
açısından ciddî bir yanlış yapmaktadır.
BAŞKAN - Sayın Bakan, bir
dakikanızı rica edebilirim miyim...
Sayın Kart, siz, bu Parlamentoda,
hukukçusunuz, hukukçu kimliğinizle daima öne çıkmak istiyorsunuz;
saygı duyarım; kürsüde belgeleri konuşturuyorsunuz; ancak,
siz, bir şey daha yapıyorsunuz ki, Parlamento geleneğine son
derece yanlış, uygun olmayan ve size de hiçbir şey kazandırmayan
bir şey; o da, bu Parlamentodaki sizin dışınızdaki
milletvekillerinin sizden daha az şey bildiği düşüncesiyle
ATİLLA KART (Konya) -
Hayır, hayır
BAŞKAN - ... âdeta ders verir bir
üslup kullanıyorsunuz.
ATİLLA KART (Konya) - Öyle bir
tavrım yok.
BAŞKAN - Lütfen... Bakın,
Bakan söz istedi; "açıkla" dediniz; müsaade etmiyorsunuz!
Lütfen yapmayın bunu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - "Yalan söylüyorsun" diyor!
BAŞKAN - Efendim, o, ayrı
bir mesele; onu ben çözeyim; ama, Sayın Bakan konuşmak istiyor.
ATİLLA KART (Konya) - Ona
müdahale etmiyorsunuz!
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Bakan.
ATİLLA KART (Konya) - O terbiyesizliği
yapana, o saygısızlığı yapana müdahale etmiyorsunuz;
ortamı geriyorsunuz!
BAŞKAN - Lütfen
Lütfen; bu yaptığınız
yanlış. Zabıtlara geçmiştir; hukukî yönden
müracaatınızı yaparsınız; o ayrı mesele.
Buyurun efendim.
ATİLLA KART (Konya) - Yönetim
zafiyeti gösteriyorsunuz Sayın Başkan.
TUNCAY ERCENK (Antalya) -
"Raporu bilmem" diyor Sayın Başkan, "raporu bilmem"
diyor...
ATİLLA KART (Konya) -
"Raporu bilmem" diyor!.. Neyi bileceksiniz siz?! Raporu bilmeyip
neyi bileceksiniz?!
BAŞKAN - İşin garibi,
bu tip itirazları, ne yazık ki, hep hukukçular yapıyor; yapmayalım.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Sayın Kart, dinlemek lütfunda bulunabileceksiniz
konuşacağım.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli milletvekilleri
SALİH KAPUSUZ (Ankara) -
Yazılı cevap verin Sayın Bakan
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli milletvekilleri, bir konuyu özellikle ifade etmem
gerekiyor. Burada, Sayın Kart, bir hukukçu olarak, ciddî bir usul
hatası yapıyor. Bir sayın savcının bazı iddiaları
var. Bunlar iddiadan ibarettir ve bu iddialara karşı, ilgili
bürokratlar, kendilerini savunmak sadedinde, çıkıp, kamuoyuna
açıklama bile yapamamaktadırlar; çünkü, yaptıkları
zaman, yürüyen bir davayı etkilemekten, kendileri hakkında yine
dava açılmaktadır. Dolayısıyla, şu anda, bir
sayın savcının iddiaları dava konusu olmuşken,
hukuk açısından da mesele yürürken, Sayın Kart'ın,
burada, bu iddia sanki gerçekmiş gibi sanki sonuçlanmış
gibi, sanki mahkeme sonuçlanmış gibi kamuoyuna yaptığı
açıklamalar, değerli milletvekillerimizin, Yüce Meclisin
huzurunda, bir defa, hukuk usulüne hiç uymamaktadır. Şunu
açıkça ifade edeyim ki, hem Başbakanlık Teftiş
Kurulunun hem de kendi Teftiş Kurulumuzun yaptığı incelemeler
sonucunda, değerli savcılığa gerekli suç duyurusunda
bulunan biziz. Bu savcının iddianamesi, bizim suç duyurumuzdan sonra
ortaya çıkıyor. Şimdi, burada, şöyle bir husus var: Biz,
ilgili firmaların, eksik beyanlarından dolayı, ödeme yapmaları
için, Maliye Muhasebata da gerekli bildirimleri yapmışız.
Muhtemelen sayın savcı, dosyaları yeterince incelemediği
için, böyle bir dava açmış. Tamamen bir iddiadan ibaret
ATİLLA KART (Konya) - Yine saptırma
yapıyorsunuz
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Savcı
kızacak ama size!...
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Tekrar söylüyorum: Bu ülkeye hizmet etmekten başka bir
maksadı olmayan çok değerli bürokratlarımızı,
kamuoyunun karşısına çıkıp da, bir dava devam ederken,
kendilerini savunmak imkânına bile sahip olmayan değerli bürokrat
ATİLLA KART (Konya) - Siz
yapacaksınız
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - İşte yapıyorum şimdi
ATİLLA KART (Konya) -
Zamanında yapacaktınız
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Değerli bürokratlarımızı, bu şekilde,
sanki bir dava sonuçlanmış gibi, töhmet altında bulundurucu
konuşma, bir defa, hukuk usulüne hiç uymamaktadır. Ben bunu özellikle
ifade ediyorum ve 6 milyar dolarla uzaktan yakından ilgisi olmayan
-burada tartışılan konular- rakamlardır.
Yüce Meclisinizi bilgilendirmek istedim,
teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz
Sayın Bakan.
Madde üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.
3 üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
4 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- 181 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
"EK MADDE 6- Bakanlık, hizmetin
yürütülmesi bakımından gerekli gördüğü ilçelerde Sağlık
Grup Başkanlıkları oluşturabilir. Bu Başkanlıklara
ayrıca kadro tahsisi yapılmaz ve buralarda gerek duyulan hizmetler,
ilgili ilçede bulunan personel eliyle yürütülür."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt
Aslanoğlu; buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin çok değerli üyeleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabiî, bu maddede, hizmetin yürütülmesi
Hizmetten kim alıyor; hastalar. Önce, Türkiye'de her hastaya saygılı
olmamız gerekiyor; ister devlet hastanesinde ister üniversite hastanelerinde.
Tabiî, acaba, üniversite hastaneleri bu Hükümetin ilgi alanına girmiyor
mu?! Oradaki hastalar hasta değil mi?! Bunu, hepinizin takdirine
sunuyorum. Malatya İnönü Üniversitesi,
yılda 250 000 hastaya bakıyor. Acaba, bu hastalar bizim hastamız
değil mi?! Bu hastalara 14 ameliyathanenin açılmaması,
oradaki insanların sağlığının tehlikeye
atılması, acaba, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti açısından
nedir?.. Acaba bu Hükümetin ilgi alanına girmiyor mu?! Üçbuçuk yıldır,
Maliye Bakanlığı kadro veriyor, Devlet Personel kadro
veriyor; ama, bu Mecliste birilerinin "olmaz" demesiyle, 250 000
hastaya saygısızlık yapılıyor. Bu ayıptır!
Bu hasta hepimizin hastası. 250 000 hasta sayın milletvekilleri!..
Hastanın siyaseti olur mu?! Buradaki bazı milletvekillerimizin
Sayın Rektörle olan kavgasını kuruma mal ediyorsunuz.
Orası benim üniversitem. Orada 20 000 tane öğrencim okuyor. 20 000
öğrencime saygısızlık yapılıyor. 1 000 tane
insan, ebe, hemşire, sağlık memuru, temizlik şirketi
kadrosunda çalıştırılıyor. Bunlar nedir sayın
milletvekilleri?.. Yazık değil mi?! Bunlar bizim hastamız
değil mi?! O insanlar benim insanım değil mi?! O insanlar
(X) partinin, (Y) partinin, (Z) partinin elemanları mı?! Oraya
herkes gidiyor. 250 000 kişi... Bu bir saygısızlıktır.
Bu Yüce Meclise yakışmıyor. Plan ve Bütçe Komisyonundan
geçecek, Devlet Personelden geçecek, Maliye Bakanlığı kadroyu
verecek, Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim
Genel Müdürlüğü, evet, bu üniversitenin şu kadar ihtiyacı var
diyecek; ama, bu Meclis nedense kabullenmeyecek!.. Nedir; efendim, milletvekillerinin,
hangi ilimizde olursa olsun, böyle bir ihtiyacı getirsin, hangi
milletvekili getirirse getirsin, şahsen bizler, hasta için elimizi
kaldırırız arkadaşlar.
Yeni üniversiteler kuruluyor. Onlara,
daha, 4 fakülte, 5 fakülte, her birine 1 100, 1 200 tane kadro veriyorsunuz. Malatya
İnönü Üniversitesinin, otuz yıllık üniversitenin kadrosu 1
200 arkadaşlar. Bunun ismi nedir arkadaşlar?.. Yani, nedir?
Malatya size kötülük mü yaptı? Oradaki insanlar size kötülük mü yaptı?
Oradaki insanlar size oy vermedi mi? Yüzde 51 oy aldınız. (AK
Parti sıralarından "Malatya'yı seviyoruz" sesi)
Çok seviyorsunuz ya! Malatya'yı
çok seviyorsunuz, belli! Belli!.. Belli!.. Belli!.. Yalvardık!..
Yalvardık!.. Üçbuçuk yıldır AK Parti Grup Başkanvekillerine
yalvarıyorum. Herkes de her şeyi biliyor; ama, nedense, âdeta yalvardım.
Benim için değil, hastalarım için, öğrencilerim için.
Yazık ediyorsunuz. Eğer bunun adı siyasetse, hakikaten, ben
böyle bir siyasetten, bilemiyorum, bir şey anlamıyorum. Bu ülke
bizim, bu hastalar bizim. Bu nasıl siyaset arkadaşlar?! Böyle bir
siyasetten nefret ediyorum, esefle kınıyorum! Oradaki insanlar,
her gün, kapılarda, gidin gecenin 03.00'ünde, 05.00'inde, en az 300-500
kişi yatıyordu hastanenin önlerinde, muayene olmak için arkadaşlar.
Yazık ediyorsunuz
Ben, bir kez daha, Yüce Meclisin dikkatine
sunuyorum: Bunun adı nedir?! Eğer bir rektörü sevmiyorsanız,
sevmeyebilirsiniz; ama, o üniversite bir rektörle değil arkadaşlar;
o üniversitede, yılda 250 000 hasta muayene oluyor, o üniversitede 20
000 tane öğrenci okuyor. Bunları sevmek zorundasınız,
siz hükümetsiniz. 20 000 öğrenciye saygısızlık
yapıyoruz. Bu Meclis buna engel olmamalı. Bunlar bizim çocuklarımız,
bunlar bizim hastalarımız. Sadece devlet hastanelerine
bakıyoruz; ama, üniversite hastanelerini hakikaten yok ediyoruz.
Ben, Hükümetin, Türkiye'deki tüm
üniversite hastanelerine -yani (x) vilayet, (y) vilayet, (z) vilayet-
eğilmesini istiyorum. Bu konuda, kesinlikle, üçbuçuk yıldır
tek adım atılmadı. Onlar bizim hastalarımız arkadaşlar.
Bir kez daha, hepinizin sağduyusuna sunuyorum; bir kez daha, hepinizin
dikkatine sunuyorum. Etmeyin; hastanın siyaseti olmaz, öğrencinin
siyaseti olmaz; ama, inat ediyorsunuz. Burada en az on defa gündeme getirdik.
Sayın Kapusuz'a demin söyledim; bir gün gelin benimle ya, ben sizi
götüreyim, oradaki insanları bir görün. Eğer vicdanınız
varsa, sabahın 05.00'inde, sırf, ameliyathane olmadığı
için
25 ameliyathanenin 10 tanesi açılmıyor arkadaşlar, kadro
yokluğundan. Oradaki çalışan insanlar -ebe, hemşire,
sağlık memuru, röntgen teknisyeni- 350 000 000 maaşa talim
ediyorlar. Yazık değil mi bu insanlara arkadaşlar?!
Ben, hepinizi bir kez daha üniversite
hastanelerine
Hakikaten onları dışlamış, hiç ilgilenmedi
üçbuçuk yıldır bu Hükümet; ama, yanlış yapıyoruz arkadaşlar;
bu Yüce Meclis, hakikaten buna eğilmeli; bu, hepimizin görevi. Bugün
budur, yarın, yarın demeyin. Lütfen, rica ediyorum, bir kez daha dikkatinize
sunuyorum.
Sayın Bakanım, demin arz ettim,
Malatya Beydağı Devlet
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Süren bitti.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Süre bitmedi arkadaşım, devam ediyor Ramazan Bey. 2,5
dakika daha sürem var. Siz, gelir konuşursunuz
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Alkışlayacağım;
onun için.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Alkışlamayın efendim, ben, alkış istemiyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Alkışlanacak bir şey yok ki! Ben, arkadaşa
söylüyorum; yanlış anlama! (AK Parti sıralarından
gülüşmeler)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun sana! Eğer,
bir gün Elazığ'la ilgili bir konuyu buraya getirirsen, aynı
şekilde
Çünkü, getiremiyorsun!.. Getiremiyorsun çünkü, getiremiyorsun!
Getirmezsin bir gün
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ
(Elazığ) - Gecenin bu saatinde!.. Hangi üniversite hastanesinde
500 kişi var?!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Gecenin bu vakti!..Hastanın gecesi mi var be?! Hastanın
gecesi mi var?! Sen, gel
BAŞKAN - Lütfen, karşılıklı
konuşmayalım efendim, lütfen.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Benim çektiğimi sen çeker misin orada; çünkü, sen duygusuzsun,
ilgilenmiyorsun!
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu,
siz Genel Kurula hitap edin.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - İlgilenmiyorsun; hasta senin neyine, öğrenci senin
neyine; ilgilenmiyorsun!
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Sakin
ol!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ne sakin olacağım, görüyorsunuz; ama ya!
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Kayısı
yemedin mi, biraz sakin ol!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Ramazan Bey, ben sakinim.
Sayın Bakanım, demin de arz
ettim, Malatya Beydağı Devlet Hastanesine, sigorta hastanesiyken
başhekim atadınız. Bu insan
Hasta memnuniyeti her şeyin
en üstündedir. Bir hasta, hastaneye gittiği zaman orada mutluysa,
en iyi hakem hastadır arkadaşlar. Malatya'daki tüm bu hastalar,
Malatya Devlet Hastanesine gittiği zaman çok mutlu idiler; çünkü, o
Başhekim o hastaneyi hastane yaptı; ama, ne hikmettir,
adamı görevden aldılar. Yahu, bu adam ne yaptı?! Ne yaptı
bu adam?! Siz atadınız bu adamı. Siz atadınız bu
adamı yahu!
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) -
İyi çalışmamıştır!..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Yahu "iyi çalışmamıştır"ın
takdirini Sayın Bakanım yapsın, oradaki hastalar yapsın.
Burada oturup ezbere öyle söylemeyin. Malatya halkı şunu istiyor;
neden?..
Yine, Yeşilyurt Devlet Hastanesi
TEMEL YILMAZ (Gümüşhane) - Ama,
hep Malatya'yı konuşma, bir de Türkiye geneline geç arkadaş!
Yani, hep Malatya'yı konuşuyorsun; maddeye gel maddeye.
(AK Parti sıralarından
"Hep hastalar üzerinden siyaset yapıyorsun" sesleri)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Beyefendi, ben siyaset yapmıyorum. Ben, benim insanımın
ihtiyacını söylüyorum.
Yaptığınız her
şeyi yapıyorsunuz, yanınıza kâr kalıyor. Yapmayın
be! Başhekimi görevden aldılar, yeni başhekim getirdiler,
idarî yargıyla döndü, çağırıyorlar, baskı
yapıyorlar: Sen istifa et!.. Ya, neden istifa edeyim kardeşim,
ben ne yaptım?.. O hastaneyle ilgili, bilemiyorum size geldi mi, bende
var; ben hiç kimseye
Belgesiz, bilgisiz
Size takdim edeceğim neler
olduğunu, neler olduğunu takdim edeceğim şimdi.
Yine, bir başka devlet hastanemizde
Ben şunu soruyorum, acaba davetiye usulüyle Türkiye'de kaç tane hastane
yaptınız? Davetiye, hiç ihalesiz... Tamam, yapın, teşekkür
ederim
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Ha,
biraz da teşekkür et.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
ama, Türkiye'de bunu herkese
duyurun. Çağır falanca müteahhidi, ver ihaleyi! Olmaz arkadaş
öyle şey!
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya)
- İhale Kanunu var ya!..
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Davetiye usulüyle ve doğrudan teminle acaba Türkiye'de
kaç hastaneyi bir şekilde belli insanlara verdiniz? Bunu eğer
REMZİYE ÖZTOPRAK (Ankara) -
Vermedi, vermedi
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Devamla) - Sayın Bakanıma soruyorum, bir şekilde herkesi aydınlatırsa
çok mutlu olurum. Benim tahmin ettiğim 35 hastane.
Ve yine söylüyorum, Sağlık
Bakanlığı ve yerel yöneticiler emek veren insanlara
teşekkür etmesini bilmelidir.
Saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz
Sayın Aslanoğlu.
Madde üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
5 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5- 14/7/1965 tarihli ve 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun;
a) 88 inci maddesinin ikinci
fıkrasının (a) bendine "sağlık müdür yardımcılığı"
ibaresinden sonra gelmek üzere "sağlık grup başkanlığı",
b) 175 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının son cümlesine "Ancak," ibaresinden sonra
gelmek üzere "sağlık grup başkanlığı",
ibareleri eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç;
buyurun.
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı düşüncelerimi,
bazı tespitlerimi, müsaade ederseniz, çok kısa bir süre için paylaşmak
amacıyla söz aldım.
Değerli arkadaşlarım,
ucu açık bir mesaiyi eğer bu Mecliste gündeme getirdiysek,
sayın milletvekillerinin, hangi partiden olursa olsun, kendilerinin
İçtüzükten doğan hem yasama görevlerini hem o konuyla ilgili tespit
ettikleri bazı durumları bu kürsüden dile getirmesini saygıyla
karşılamak zorundayız. Üzüldüğümü ifade ediyorum. Zaman
zaman espriler olur. O esprilere hep beraber de güleriz; ama, bir milletvekilinin,
kendi bölgesine olan duyarlılığını, kendi bölgesindeki
sorunları, fırsat kollayarak, her fırsatta, her aşamada
buraya getirmesinden, kendi Partime mensup bir milletvekiliyse, ben bundan
gurur duyarım.
Değerli arkadaşlarım,
şuradan bir gözlemleme fırsatım oldu ve üzülerek söylüyorum;
yani, gülerek, bir arkadaşımızın, espri boyutunu
aşan ifadesine diğer bir arkadaşımızın
"hadi hadi, sen ne söylersen söyle, hadi çabuk bitir de gidelim"
tarzında yaklaşımı, inanın, bu yüce çatı için
hiç uygun bir manzara değil.
Yine, dört yılı tamamlayacağım
Grup Başkanvekili olarak görev yaptığım dönemde,
Sayın Atilla Kart'ın, böylesine çalışkan bir milletvekilinin
Grubumda bulunmasından da ayrıca mutluluk duyuyorum. Bazı
sorunları dile getiriyor arkadaşımız; yani, hepimizin
görevi olan uyarılarda bulunuyor, düşünmeye davet ediyor, soru
soruyor konuyla ilgili. Bunları küçümsememek gerekiyor. Bunları
mütebessim bir İfadeyle karşılamamak gerekiyor. Bu konuda bu
tespitlerimi anlayışla karşılayın. Eğer,
yasama süreci bu şekilde uzatılırsa -uzatılmasına
karşı olduğum için değil- çıkan milletvekillerinin
görüşlerine de saygıyla yaklaşmayı hepimizin öğrenmesi
gerekiyor.
Vaktinizi fazla almayacağım.
Saygılarımı sunuyorum.
(CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Koç.
Madde üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır.
5 inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
6 ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6- 4/1/1961 tarihli ve 209
sayılı Kanunun 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasına
"yüzde 800'ünü" ibaresinden sonra gelmek üzere "eczacılara
yüzde 300'ünü" ibaresi eklenmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde söz isteği?..
Yok.
1 adet önerge var, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1199 sıra
sayılı Kanun Teklifinin 6 ncı maddesi ile 4/1/1961 tarih ve
209 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin 4 üncü fıkrasına
eklenmesi öngörülen ibarenin "hastane müdürü ile eczacılara yüzde
250'sini ve başhemşirelere yüzde 200'ünü" şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Eyüp
Fatsa M. Emin
Tutan Mehmet
Kılıç
Ordu Bursa Konya
Alim
Tunç Nevzat
Doğan
Uşak Kocaeli
BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon)
- Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Hükümet önergeye
katılıyor mu?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) - Katılıyoruz Değerli Başkanım.
BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Hizmette verim ve etkinliğin
sağlanması ve ücrette adaletin temini amaçlanmıştır.
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Şimdi, 6 ncı maddeyi kabul
edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
7 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
8 inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar
Kurulu yürütür.
BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Şimdi, sayın milletvekilleri,
teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır;
hayırlı olmasını diliyorum.
Gündemin 7 nci sırasında
yer alan, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.
7.-
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporları (1/572) (S. Sayısı: 817)
BAŞKAN - Sayın Komisyon?..
Yok.
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
8 inci sırada yer alan, Askeri
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu
raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
8.-
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/1210) (S. Sayısı: 1212)
BAŞKAN - Komisyon?.. Yok.
Hükümet?.. Yok.
Ertelenmiştir.
Sayın milletvekilleri,
alınan karar gereğince Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma
Planı ile kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için, 28 Haziran 2006 çarşamba günü saat 14.00'te toplanmak
üzere, birleşimi kapatıyorum.
Hayırlı geceler diliyorum.
Kapanma Saati: 02.36