DÖNEM: 22 CİLT: 129 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
130 uncu Birleşim (Olağanüstü)
27 Eylül 2006 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Atina’da yapılacak olan “Güneydoğu Avrupa’da Ortak Ekonomik Alana Doğru” başlıklı konferansa, Dünya Bankası Parlamenterler Ağı Başkanı Hollanda Parlamentosu üyesi Bert Koenders tarafından ismen davet edilen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1111)
2.- Strasburg’da düzenlenecek olan II. Avrupa Akdeniz Tarım Konferansına, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Vahit Kirişci’nin katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1112)
IV.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2006 Pazar günü başlayacak olan yeni yasama yılının ilk birleşiminde, Cumhurbaşkanının açılış konuşmasından sonra başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
1.- Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/967) (S. Sayısı: 976)
2.- (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/968) (S. Sayısı: 977 ve 977´ye 1 inci Ek)
VI.- SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul Milletvekili Emin ŞİRİN’in, Güney Kıbrıs Rum Kesiminde Telsim aleyhine açılan davaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK’in cevabı (7/14349)
2.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU’nun, Irak’ta hasar gören ve yağmalanan tarihî Türk eserlerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah GÜL’ün cevabı (7/14744)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te toplanarak altı oturum yaptı.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili K. Kemal Anadol’un, olağanüstü toplantı çağrısının düştüğüne ilişkin TBMM Başkanlığına yapmış oldukları taleplerine karşılık, TBMM Başkanlığının “toplantı çağrısının devam ettiğine; olağanüstü toplantı çağrısının düştüğüne dair olan görüşe katılmadığına ve olağanüstü toplantı çağrısının devam ettiği” cevabı nedeniyle, TBMM İçtüzüğünün 63 üncü maddesi uyarınca usul tartışması açılmasına ilişkin önergesi üzerine yapılan usul müzakeresi sonunda, Oturum Başkanı, TBMM Başkanının tutumunun doğru ve uygulamasının bu yönde olacağını açıkladı.
İstanbul Milletvekili Tayyar Altıkulaç, Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle, bir açıklamada bulundu.
Genel Kurulun 26.9.2006 Salı, 27.9.2006 Çarşamba, 28.9.2006 Perşembe günleri 15.00-20.00 saatleri arasında çalışmasına ilişkin CHP Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmediği;
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 3, 4 ve 5 inci sıralarında yer alan 976, 977 ve 977’ye 1 inci ek ve 1236 sıra sayılı kanun tasarılarının, bu kısmın 2, 3 ve 4 üncü sıralarına alınmasına, diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun çalışma saatlerinin 26.9.2006 Salı günü 15.00-24.00 saatleri arasında, 27.9.2006 Çarşamba ve 28.9.2006 Perşembe günleri 14.00-24.00 saatleri arasında olmasına; 1151 sıra sayılı kanun tasarısının 2 nci maddesinin, Hükümetin talebi doğrultusunda İçtüzüğün 89 uncu maddesine göre TBMM Genel Kurulunda yeniden görüşülmesine; Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere iade edilen 1236 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun tümünün İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak, 1 ilâ 23 üncü maddelerinin (23 madde) birinci bölüm, 24 ilâ 41 inci maddeleri (18 madde) ile geçici 1 ilâ 4 üncü maddelerinin (4 madde) ikinci bölüm (toplam 22 madde) olarak görüşülmesine ilişkin AK Parti Grubu önerisinin, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildiği;
Açıklandı.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1 inci sırasında bulunan ve İçtüzüğün 91 inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler halinde görüşülmesi kararlaştırılan Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısı ve Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir’in, Özel Öğretim Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin (1/1183, 2/743) (S. Sayısı: 1151), müzakereleri tamamlanarak, elektronik cihazla yapılan açıkoylama sonucunda, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı.
2 nci sırasına alınan, Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının (1/967) (S. Sayısı: 976), tümü üzerinde bir süre görüşüldü.
27 Eylül 2006 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 23.51’de son verildi.
Nevzat Pakdil
Başkanvekili
Harun Tüfekci Türkân Miçooğulları
Konya İzmir
Kâtip Üye Kâtip Üye
No.: 177
II.- GELEN KÂĞITLAR
27 Eylül 2006 Çarşamba (Olağanüstü)
Teklifler
1.- Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez ve 3 Milletvekilinin; Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin Ödenek, Yolluk ve Emekliliklerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/858) (Plan ve Bütçe ile Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.9.2006)
2.- Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Vedat Melik ve 21 Milletvekilinin; 2510 Sayılı İskân Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/859) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.9.2006)
3.- Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu ve 19 Milletvekilinin; Fındığın Millî Ürün ve Devlet İkramı Olması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) (Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.9.2006)
4.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 21 Milletvekilinin; 26.9.2004 Tarihli ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/861) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.9.2006)
5.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün; Nakdî Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/862) (Millî Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.9.2006)
6.- Trabzon Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin; Vergi Usul Kanununa Bir Geçici Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/863) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.9.2006)
Tezkere
1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1110) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.9.2006)
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.03
27 Eylül 2006 Çarşamba
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır; ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Atina’da yapılacak olan “Güneydoğu Avrupa’da Ortak Ekonomik Alana Doğru” başlıklı konferansa, Dünya Bankası Parlamenterler Ağı Başkanı Hollanda Parlamentosu üyesi Bert Koenders tarafından ismen davet edilen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1111)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Dünya Bankası Parlamenterler Ağı Başkanı Hollanda Parlamentosu üyesi Bert Koenders tarafından gönderilen davet mektubunda, 29-30 Eylül 2006 tarihinde Atina’da yapılacak olan “Güneydoğu Avrupa’da Ortak Ekonomik Alana Doğru” başlıklı Konferansa Kütahya Milletvekili ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy ismen davet edilmektedir.
Söz konusu davete icabet edilmesi hususu “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi” uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Diğer tezkereyi okutuyorum:
2.- Strasburg’da düzenlenecek olan II. Avrupa Akdeniz Tarım Konferansına, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Vahit Kirişci’nin katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1112)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Adana Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Vahit Kirişci’nin, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi tarafından 28-29 Eylül 2006 tarihlerinde Strasburg’da düzenlenecek “II. Avrupa Akdeniz Tarım Konferansı”na katılması öngörülmektedir.
Söz konusu davete icabet edilebilmesi hususu “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi” uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir öneresi vardır; okutup, oylarınıza sunacağım.
IV.- ÖNERİLER
A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ
1.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2006 Pazar günü başlayacak olan yeni yasama yılının ilk birleşiminde, Cumhurbaşkanının açılış konuşmasından sonra başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Ekim 2006 Pazar günü başlayacak olan yeni yasama yılının ilk birleşiminde, Cumhurbaşkanının açılış konuşmasından sonra başka konuların görüşülmemesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.
Bülent Arınç
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Salih Kapusuz Ali Topuz
AK Parti Grubu Başkanvekili CHP Grubu Başkanvekili
Ömer Abuşoğlu
Anavatan Partisi Grubu Başkanvekili
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, olağanüstü toplantı çağrı önergesine konu kanun tasarı ve tekliflerini görüşmek için, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1 inci sırada yer alan, Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonları raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/967) (S. Sayısı: 976) (x)
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükümet?.. Burada.
Geçen birleşimde, tasarının tümü üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.
Şimdi, tasarının tümü üzerinde şahıslar adına görüşmeler yapılacaktır.
Şahsı adına ilk konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
(x) 976 S. Sayılı Basmayazı 26.9.2006 tarihli 129 uncu Birleşim tutanağına eklidir.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, 976 sıra sayılı Avrupa Sosyal Şartında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Protokolün Onaylanmasına Dair Tasarı üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım.
Öncelikle şunu söyleyeyim: Meclisimizin Avrupa Sosyal Şartını ele alması, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişmesinde çok olumlu ve çok önemli bir adımdır. Bu nedenle, bu adımın atılmasında katkısı olan tüm insanları, herkesi, çaba gösterenleri içtenlikle kutluyorum. Eksikliklerine ve yetersizliklerine biraz sonra değineceğim; ama, gecikmeli de olsa, Avrupa Sosyal Şartının bu aşamaya gelmesi, onaylanır aşamaya gelmesi, Türkiye’nin çalışan kesiminin, emekçi kesiminin, ücretiyle, maaşıyla geçinenlerin haklarının güçlenmesine az veya çok katkı yapacağı için önemlidir diye düşünüyorum ve bildiğiniz gibi, 1961’de Türkiye’nin de kurucusu olduğu Avrupa Konseyi tarafından imzalanan Sosyal Şart, üzülerek belirtmek gerekir ki, Türkiye tarafından ancak 1989’da ele alınabilmiştir ve bizim onaylayacağımız gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı da 1 Temmuz 1999’da yürürlüğe girmiştir, 1996’da ele alındığı halde.
Sosyal Şartın iki yıl önce Ekim 2004’te imzalanmış olması, ancak, o günden bu yana geçen iki yıl boyunca herhangi bir biçimde ele almamış olmamız ya da gecikmeli ele alınması, kuşkusuz önemli bir eksiklik sayılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, ben, Sosyal Şartın gözden geçirilmiş biçimi üzerinde de kişisel görüşlerimi açıklayacağım; ancak, bu konuyu, Sosyal Şartı ayrıntılı olarak ele almadan önce, kanımca Sosyal Şartın önemi ve sosyal haklar konusuna özetle değinmekte yarar var. Ayrıca, üzerinde konuştuğumuz kitlenin; yani, çalışan kesimin durumuna da, ülkemizdeki durumuna da bakmamızda yarar var diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, ekonomik ve sosyal haklar ülkemizde 1961 Anayasasıyla yasal bir çerçeveye oturtuldu ve temel hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesi için, çalışabilir olması için, işlemesi için gerekli görülen haklardır ekonomik ve sosyal haklar.
Çok bilinen iki örnek vereyim: Konut dokunulmazlığı temel insan hakkıdır; ama, konutu olmayan için konut dokunulmazlığının hiçbir anlamı yoktur. Bunun gibi, eğer, siz, işsiz ve yoksul iseniz, düşünecek zamanınız yoksa, düşünce ve anlatım özgürlüğünün sizin için çok fazla anlamı ve yararı yoktur. O nedenle, ekonomik ve sosyal şartlar, haklar, bu Şartta düzenlenen haklar demokrasinin, insanın özgürleşmesinin, kişilik kazanmasının, özgür bireyin ve -burada ihmal edildiğini biraz sonra konuşacağız- örgütlü toplumun en temel, en esaslı öğesidir, dayanağıdır.
Değerli arkadaşlar, Sosyal Şartın Meclisin onayına gelmesinden önceki macerasına, geçtiği aşamalara da değinmekte yarar var. Önce şunu söyleyeyim, işin biçimsel yönüne değineyim: Komisyonda belli bir metin hazırlanıyor, hükümetin çekincelerinin bir bölümü kaldırılıyor ve onaylanıyor. Ancak, başka bir şey yapılıyor; dün bunu burada yaşadık: Komisyonun onayladığı metin daha sonra yeniden ele alınıyor ve 4 üncü maddenin birinci fıkrası değiştirilerek yeniden yazılıyor.
Şimdi, bu durum, aslında, biçim yönünden Sosyal Şartı ele almamızdaki eksikliğimizin en önemli öğelerinden biridir. Oraya, bu noktalara gelirken neyin üzerinde konuştuğumuzu da bilmemizde yarar var.
Değerli arkadaşlar, bizim ekonomimizde, bizim ülkemizde ekonomide çalışanların durumu öyle çok iç açıcı değildir. Hangi bakımlardan iç açıcı değildir; şu yönleriyle iç açıcı değildir: Önce, çalışanların en son verilere göre, İstatistik Enstitüsünün en son verilerine göre yüzde 50’si kayıtdışıdır ve kayıtşılık, gerçekten çok yaygındır. Şimdi, ücretlilerin yüzde 23’ü -Türkiye ortalaması olarak- yevmiyelilerin, gündelikçilerin yüzde 91’i, işverenlerin yüzde 27,6’sı, kendi hesabına çalışanların yüzde 65’i ve sıkı durun, sayıları 3 000 000’un üzerinde olan ücretsiz aile işçilerinin de yüzde 95’i kayıtdışı çalışmaktadır. Kolayca tahmin edeceğiniz gibi, kayıtdışılık tarım kesiminde çok daha fazladır, çok daha yoğundur; ama -ortalamaları verdim biraz evvel- tarımdışı kesimlerde de hiç az değildir. Tarım dışında yüzde 88’e çıkan kayıtdışılık kentsel kesimde de yüzde 34,6 dolayındadır; yani, Türkiye’de çalışan kesim kayıtdışıdır. Kayıt dışında olmasının anlamı şudur: Bu kesim sosyal güvenlik haklarından yararlanamamaktadır; en temel sosyal güvenlik haklarından yoksundur; bu bir.
İkincisi ve çok daha önemlisi, kayıt dışındaki kesim, yalnız sosyal güvenlik haklarından yoksun olmakla kalmıyor, örgütlenme olanaklarından da yoksun; yani, bunların örgütlü olarak hak arama yolları, doğal olarak, işin yapısı gereği, kapalıdır, tıkalıdır. O nedenle, ele aldığımız Sosyal Şart iki noktada; bir, örgütlenme özgürlüğüne vereceği omuzla, destekle; iki, eğer ekonomide, ücret, diğer sosyal haklar, işyerindeki çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi konularda, ülkemizde çalışanlara yardımcı olursa, kuşkusuz bundan ekonomimizin yalnız çalışan kesimi değil, bütünüyle yararlanacağı da çok açık bir gerçektir. Sosyal hakların gelişmesinde, ekonomik ve sosyal hakların güçlenmesinde en önemli dayanak, demokratikleşmenin, hak arama yollarının açılmasının aynı zamanda işverenlerin de yararına olduğunun bilimsel olarak kanıtlanmış olmasıdır; yani, ekonomik ve sosyal haklar, bir hayırseverlik, bir lütuf, bir iyilik yapma anlamında verilmiş haklar değildir. Tam tersine, ekonomik ve sosyal haklar ne kadar sağlam olursa, ne kadar doğru sağlanırsa ve bireyin özgürleşmesi, temel bir gelir düzeyine kavuşması, toplumun örgütlü bir yapıya kavuşması ve demokrasinin güçlenmesi ne kadar iyi sağlanırsa, sağlam kurallara oturtulursa, ülkelerin ekonomik gelişmesi de, sermaye birikiminin artışı da o çerçevede olumlu ve büyük oranda olmaktadır, iyi olmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Sayın Başkan, 1 dakika izin verirseniz cümlemi tamamlayacağım, sonra devam edeceğim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kepenek, 1 dakikalık sürenizi başlattım.
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Şimdi, bütün bu verilere baktığımız zaman, gelişmelere baktığımız zaman, Türkiye’nin, tarihsel süreç içinde şöyle bir durumu gündeme geliyor: Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olmasına rağmen, Avrupa Konseyinin 12 kurucu üyesinden biri olarak, ekonomik ve sosyal hakları, demokratikleşmeyi özümsemeyi kendisine iş edinmiş bir ülkedir. Daha sonra, 12 Marttan başlayarak, 12 Eylülde gelen askerî darbenin ekonomik ve sosyal haklara çok büyük zarar verdiği bilinen bir gerçektir.
Şimdi, bu önümüzdeki Sosyal Şart ile Türkiye, eğer, bu açığını, sosyal hak açığını kapatmayı başarırsa, vereceğimiz önergelerle güçlendirirse, kuşkusuz, bu, hem ülkemizin çalışanları, emekçileri açısından bir atılım olacaktır hem de demokrasi için bir kazanım olacaktır.
Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kepenek.
Şahsı adına ikinci konuşmacı, Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin.
Sayın Çetin, buyurun.
Süreniz 10 dakika.
İZZET ÇETİN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce, dünkü konuşmamda yanlış anlaşılabilecek bir konuyu düzeltmek istiyorum öncelikle. Dünkü konuşmamda, bu, şu anda görüşmekte olduğumuz Ek Protokolün, yani, Torino Protokolünün, denetim sistemini, Avrupa Sosyal Şartındaki denetim sistemini hızlandırmak, süratlendirmek adına yapılan bir protokol olduğunu ifade etmeye çalıştım. Sözlerimden, tutanaklara baktığımda, sanki, Ortak Şikâyet Protokolünü Türkiye onaylamış gibi bir anlam çıkıyor. Türkiye’nin, bir an önce, Ortak Şikâyet Protokolünü onaylaması gerekir; ama, onaylamış değil. (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının bir anlamda işleyebilmesinin mekanizması, Ortak Şikâyet Protokolünün de Yüce Meclisimizce onaylanmasından geçiyor.
Değerli arkadaşlar, dün, yine, bu protokolün tümü üzerinde yapılan görüşmeler sırasında, AKP Grup Sözcüsü arkadaşımız Sayın Kafkas, burada yapmış olduğu konuşmada, gerçekten hem bana ait olmayan birtakım sözcüklerle bir nevi iftira düzeyinde bir konuşmaya yöneldi, diğer yandan da konuları çarpıttı. Ben, çok fazla ayrıntıya girmeden, evvel Agâh Kafkas arkadaşımızın tutanaklardaki konuşmalarına yanıt vermek istiyorum.
Sayın Kafkas, dünkü konuşmasında “İçimizde, tabiî ki, her bakımdan takdir ettiğimiz rejimle problemi olmayan çok sayıda arkadaşımız var. Biz, bunu biliyoruz; ama, biliyoruz ki, takıntılı arkadaşlarımız da var, bunları da biliyoruz. Rejimle sorunu olan arkadaşlarımız da var, bunları da biliyoruz ve bunun üzerine biz arkadaşımıza şunu söylüyoruz” diyor; yani, Kafkas’ı tebrik ediyorum konuşması nedeniyle.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Konuyla ne alakası var?!
İZZET ÇETİN (Devamla) – Zaman zaman bu Mecliste bizim konuşmalarımıza gösterdiğiniz tepkilerin, Sayın Kafkas haksız olduğunu tepkilerin, bizim buradaki konuşmalarımızın doğru olduğunu çok açıkça ifade ediyor ve diyor ki Sayın Kafkas: “Burada Yüce Mecliste bütün parlamenterler yemin etmiştir ve rejimle problemi olan insanlar bu Parlamentonun,Yüce Parlamentonun çatısı altında olamaz. Rejimi korumak, kollamak kimsenin tekeli altında olamaz ve bir başkalarını rejim muhalifi gibi göstermeye de bu ülkede kimsenin hakkı ve haddi olamaz diye düşünüyorum; çünkü, bu Parlamento iktidarıyla muhalefetiyle cumhuriyetin temel ilkelerini ortaya koymuş bir Parlamentodur.” Tebrik ediyorum arkadaşımızı. Devam ediyor: “Şimdi, ben, burada üzüntüyle seyrediyorum. Ben inanıyorum ki, bu Meclis, bu Yüce Çatı, Kurucu Mecliste ruh, heyecan, iman, azim, ülkenin birliği, bütünlüğü adına ne kararlılık varsa, 22 nci Dönem Parlamentosunda da aynı kararlılık vardır, 102 nci parlamento döneminde de aynı kararlılık ebediyen sürecektir. (AKP Grubundan alkışlar)”
Şimdi, ben, Sayın Kafkas’a hatırlatmak istiyorum. Sayın Kafkas, bu alkışların arasında, acaba, Kürt Soruşturması kitabını yazan milletvekili arkadaşınızın da alkışları var mı?! Bu Meclis konuşmanızın CD’sini alıp bir izleyin. Arkadaşımız orada diyor ki… Biraz evvelki konuşmalarınızda, demek ki kuşkulanmışsınız, demek ki AKP Grubundan, AKP Partisinden rahatsızlık duymuşsunuz, bize doğru yönelmek istiyorsunuz; ama, kapımız size kapalı Sayın Kafkas.
Bakın, burada ne diyor arkadaşınız, ne diyor arkadaşınız… Bir daha bizim arkadaşlarımıza, Cumhuriyet Halk Partililerin ya da diğer muhalefet partisi sözcülerinin, burada, cumhuriyetle, rejimle sorunu olmakla ilgili konuşma yaptığında sakın tepki göstermeyin.
Bakınız, bu satırların sahibi aranızda. Diyor ki bu satırların sahibi, okuyacağım satırların sahibi: “Kemalist, laik ve demokratik ilkeler Türkiye’de yaşayan herkese zorla dayatılmaktadır. Türklük adına yönetimi ellerinde bulunduranlar, halkları için, Kemalizm adında bir din tercih etmişlerdir.”
BAŞKAN – Sayın Çetin… Sayın Çetin…
İZZET ÇETİN (Devamla) – “Biz Müslümanların tezi, kesinlikle ulus devlet olmamalıdır.”
BAŞKAN – Sayın Çetin...
İZZET ÇETİN (Devamla) – “Bizler için devlet, ana unsurlarını ideolojimizden, İslamdan alan devlet olmalıdır.” Bu satırların sahibi aranızda Sayın Kafkas. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bütün kürsüye çıkan arkadaşlarım için genelde hitap ediyorum. Lütfen, Genel Kurulda konuyla ilgili olarak konuşmalar yapınız.
Buyurun.
MUHARREM CANDAN (Konya) – Sayın Başkan, konuya gelecek mi? (CHP sıralarından gürültüler)
ATİLA EMEK (Antalya) – Otur!... Doğru, değil mi?
MUHARREM CANDAN (Konya) – Kesin sesinizi!
ATİLA EMEK (Antalya) – Lafa bak!.. Tavra bak!..
İZZET ÇETİN (Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun, buyurun devam edin efendim
İZZET ÇETİN (Devamla) – …ben, dün, Kafkas’ı ikaz etmeniz konusunda uyardım sizi.
MUHARREM CANDAN (Konya) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi! (CHP sıralarından gürültüler)
ATİLA EMEK (Antalya) – Açığa çıkıyor değil mi?!
BAŞKAN – Devam edin… Ben genel konuştum, devam edin…
İZZET ÇETİN (Devamla) – Ve devam ediyor arkadaşlarımızın satırları. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Devam edin…
İZZET ÇETİN (Devamla) – Meclis Kütüphanesinde bu kitap duruyor, isteyen bakabilir. Git, Meclis Kütüphanesinden bak, alabilirsin. Diyor ki: “Rejimin, yani cumhuriyet rejiminin yüz yıllık zulmü, halifeliği kaldırması ve İslam düşmanlığı halen bütün şiddetiyle devam ediyorken, kimi Müslümanın Apo’nun sosyalistliğinden bahsetmesi” diye devam ediyor arkadaşınız. Aranızda, aranızda!.. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Sayın Kafkas da konuşmasında “elbette” diyor “takıntılı arkadaşlarımız vardır, bunları biliyoruz.” Biliyorsun mademki Sayın Kafkas, o zaman, konuşmalarına dikkat et.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bir dakika!.. Onu ben demiyorum, sizin, arkadaşınızın söylediğine cevap veriyorum. Çarpıtma.
İZZET ÇETİN (Devamla) – Şimdi, diyor ki, yine Sayın Kafkas…
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Çarpıtma!.. Çarpıtma!..
İZZET ÇETİN (Devamla) – Yine, Sayın Kafkas, senin konuşmandan okuyorum, aynen, Meclis tutanağından…
BAŞKAN – Sayın Çetin…
İZZET ÇETİN (Devamla) – Meclis tutanağı, Sayın Başkan.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, burada…
İZZET ÇETİN (Devamla) – Bu, Meclis tutanağı…
BAŞKAN - …geçmişte, yani, aynı sivil toplum örgütlerinde görev yapmış olan arkadaşlar bu şekilde birbirlerinize konuşursanız…
İZZET ÇETİN (Devamla) – Sayın Başkan, sizi ben uyardım. Sayın Kafkas diyor ki…
BAŞKAN – Olmaz…Lütfen…
ATİLA EMEK (Antalya) – Burada konuşulmayacak da nerede konuşulacak Sayın Başkan?!
İZZET ÇETİN (Devamla) – “…hemen sözlerinin başında “hastanelerin devri, birleşmesi” dedi. Ya, Allah aşkına vatandaşın arasına girin, lütfen, vatandaşın arasına girin ve lütfen, vatandaşın arasına girin...”
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Kolay mı?!
İZZET ÇETİN (Devamla) – Sen, iktidar olunca, cam fanusta yaşıyorsun Sayın Kafkas. Siz, vatandaşın ilaç parasını, kanserli hastanın ilaç parasını kestiniz, burada “devrim” diye sunuyorsunuz. Meclis çatısı altında, 1 000’den fazla insan, 1 000’den fazla çalışan, 657 sayılı Yasanın 4/C maddesine mahkûm edildi. Özelleştirme adı altında kapatılan, yandaşlara peşkeş çekilen kurumlardan çıkardığınız işçiler, 500 lira, 2-2,5 milyar lira maaş alanlar, şimdi, 500 000 000’a zapturapt altına alındı.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Söylediğin her şeyin cevabını veririm; onun için ölçülü ol!.. Ölçülü ol!..
İZZET ÇETİN (Devamla) – Mecliste, her gün, her hafta, yandaşlarınızı alırken, on yıldan bu yana çalışanları hâlâ kadroya almadınız. Sayın Kafkas yine “Türkiye’de, iş güvencesini yasal uygulamaya AK Parti döneminde koyuyoruz” diyor. Sayın Kafkas konuları çarptırmakta pek mahir maşallah. Oysa iş güvencesi, 1992 yılında, zamanın DYP-SHP Koalisyonunun döneminde ilk defa tartışmaya açıldı; daha sonra, bu uluslararası sözleşme kabul edildi. Ecevit Hükümeti, 57 nci Hükümet Döneminde, Yaşar Okuyan’ın Çalışma Bakanlığında İş Güvencesi Yasası çıkarıldı. Siz, çıkarılan yasayı budadınız. Dalını budağını kopardınız Sayın Kafkas.
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, ikisi çıksınlar, dışarıda konuşsunlar; böyle olmaz ki!..
ATİLA EMEK (Antalya) – Sakin ol! Dinle!..
İZZET ÇETİN (Devamla) – Yine, Kafkas diyor ki…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya burası Kafkas kürsüsü mü?!
İZZET ÇETİN (Devamla) - Dün dinlemedin mi sen!..
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Ya, ikiniz dışarı çıkın…
İZZET ÇETİN (Devamla) - Yine Kafkas diyor ki: “Bitmiş, artık bitmiş, iflas etmiş, norm ve standart birliğini kaybetmiş üç ayrı kuruluşu birleştirdik, çocuklara, sosyal güvenlik hakkını, sağlık hakkını verdik.” Çocuklar, zaten sosyal güvence altındaydı; siz, o övdüğün yasayla, 18 yaşını aşmış, evlenmemiş, bekâr kız çocuklarının sağlık sigortasını ortadan kaldırdınız. O, muhtaç konumda olan 18 yaşın üzerindeki kız çocukları ne yapacak?
Sayın Kafkas’ın devrim diye sunduğu SSK ve sosyal güvenlik konusunda, yine, bakınız diyor ki Kafkas: “Hak grevini çıkardık.” Ben burada dün de söyledim, önceki günlerde de söyledim, uluslararası toplantılarda, Türkiye, Avrupa Birliği nezdinde sürekli eleştiriliyor. Toplusözleşmelerin çıkmaza girmesi halinde bile grev yapabilmenin prosedürü çok zor. Oysa, dayanışma grevi, hak grevi bütün ülkelerde var, bizde de olması gerekir. Şart da bunu öngörüyor. Sen, Şartın o bölümlerini onaylamıyorsun ki… 6 ncı maddeye çekinceyi niye koydun, 5 inci maddeye çekinceyi niye koydurdun?
Değerli arkadaşlar, yine burada görüyoruz ki, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinin birleştirilmesinden sonra açıklar öylesine artmış ki, iktidar olduğunuzda, açık -2002 yılında- 1,6 milyon dolarken, bugün 6,8 milyar dolara çıkmış. Bu, ne biçim iflastan kurtarma Kurumu?!
Diğer taraftan, üç sosyal güvenlik kuruluşunun açıklarına baktığınız zaman, süratle artmış. Tıpkı, Türkiye’yi dört yılda seksen yıllık borçlara eşdeğer borçlandırdığınız gibi, kurumları da borç batağına düşürdünüz. Tabiî, ne oldu, kimler ne yaptı; Ali Dibo’lar türedi, ilkönce de Ali Dibo, sayenizde Çorum’da çıktı orta yere, sonra Hatay’da, sonra başka yerlerde türedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
Bakın, bu mektup bugün geldi, 22.9.2006. O cam fanustan bir çık, vatandaşın içine bir git Sayın Kafkas, ne diyor, emekli ne diyor... Tam da, senin dünkü konuşmana cevap veriyor, 22.9.2006, diyor ki: “Bizim, Sayın Maliye Bakanı, emekliye verilen birçok ilacı tasarruf diye vermiyor. Sayın Bakan, ilacı kesmekle değil, yolsuzluğu önlemekle tasarruf yapılır.“ Ders veriyor emekli, Maliye Bakanına. Tabiî, bunların durumu bu. Diğer taraftan, köylünün durumunu bundan da perişan ettiniz. 1 bardak çay içebilebilmek için 1,5 kilogram buğday satıyor benim köylüm, 2 kilogram arpa satıyor…
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Hilton’da mı içiyor çayı?!
İZZET ÇETİN (Devamla) - … ya da 1 bardak çay içtiğinde, kahvehanede, yanına 1 litre süt koymak zorunda kalıyor veya 1 litre mazot alabilmek için 9 kilogram buğday, 12 kilogram arpa, 8 kilogram mısır satmak zorunda bıraktınız köylüyü…
Ondan sonra, çıkıp, burada ahkâm kesiyorsun Sayın Kafkas.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Çayı Sheraton Otelinde mi içiyor?!
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) - Sen nerede içiyorsun çayı?!
İZZET ÇETİN (Devamla) – Bir daha, öyle hamasi nutuk atarak, burada konuşma yaparsan cevabını alırsın; bunu bil de konuş.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1 inci maddeyi okutuyorum:
AVRUPA SOSYAL ŞARTINA DEĞİŞİKLİK GETİREN PROTOKOLÜN
ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1.- 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının denetim sistemi ile ilgili hükümlerini değiştiren ve ülkemiz tarafından 6.10.2004 tarihinde imzalanan 21 Ekim 1991 tarihli “Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bayram Meral, Anavatan Grubu adına Mersin Milletvekili Hüseyin Güler; şahısları adına Bayram Meral, Ümmet Kandoğan, Cemal Uysal ve İrfan Rıza Yazıcıoğlu.
Sayın Meral, buyurun…
Sayın Meral, konuşacak mısınız efendim?
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Sayın Başkan, telefonda konuşuyor şu anda…
FARUK ÇELİK (Bursa) – Konuşmayacak efendim.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Meral; buyurun efendim.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tamam.
Anavatan Grubu adına, Sayın Hüseyin Güler…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkan, bir yanlışlık olacak orada. Grup adına…
BAŞKAN – Benim elimdeki kâğıtta Sayın Meral’in ismi var; olabilir.
Efendim, grup adına konuşmaları, grup başkanvekilleriniz imzalayarak gönderiyor bize.
Evet, Sayın Güler, buyurun efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokol üzerinde Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, bu yasanın içeriğine baktığımızda, Anavatan olarak, her zamanki gibi yapıcı anlayışımızla buna destek verdiğimizi tüm kamuoyunun bilmesi gerekmekte. Biz, Türkiye'nin uyum süreci dahil olmak üzere, Türkiye'deki sosyal ve ekonomik anlamdaki her türlü gelişime katkıda bulunan her türlü yasaya katkı vermeye hazır olduğumuzu da her defasında söylemiştik, bugün de söylemeye devam ediyoruz. Bugün, bu yasaya, aslında eksikleriyle beraber diyebileceğimiz ya da daha olumlu olur düşüncesiyle katkıda bulunmak istiyoruz.
Avrupa’nın dayatması değil de, Avrupa’nın isteği değil de, tam tersine, kendi sivil toplum örgütlerimiz, kendi demokratik taleplerimiz ve kendi birikimimizle bu yasaların olgunlaşmasını beklemek en doğal hakkımız. Gördüğümüz kadar, buradaki süreç içerisinde, son zamanlarda da kamuoyuna yansıyan, aslında düne göre daha fazla siyasallaşmamız gereken bir dönemde, toplumun siyaset yapma önündeki engellere baktığımızda, engellerin hâlâ durduğunu görüyoruz.
Bunu biraz daha irdelediğimizde, Türkiye'deki siyasî yapının nasıl geliştiğini, bu Parlamento listelerinin nasıl seçildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Liderlerin iki dudağı arasında siyaset yapma şansının olduğu ülkemizde, insan kaynağımızın bu kadar zengin olduğu bir yerde, siyasetin önündeki engelleri kaldırmak hepimizin görevi. Her şeyden önemlisi birbirimize güvenmek zorundayız. Bu ülke bizim, bu ülkeye sahip çıkmak da hepimizin görevi, başta da Parlamentonun aslî görevi.
Bu yüzden, siyasetteki insan kaynağını zenginleştirebilmenin yolu, özellikle devlet memurları dahil olmak üzere, sendikaların kısmen önünde siyaset yapma hakkı olmasına karşın, devlet memurlarımızın önünde siyaset yapma şansı maalesef yok; sadece seçim döneminde istifa edip gelme gibi bir süreç var. Bu aşamada siyaset yapmaya kalktığı zaman ise, yapacağı en büyük şey soruşturma.
Bugün de yaşanılan sıkıntı ortada. Bugünkü toplusözleşme görüşmelerinde önümüze sergilenen, Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in de ifade ettiği gibi, bugün, sivil toplum örgütleri, toplusözleşme görüşmeleri aşamasında “siz siyaset yapıyorsunuz” diye de eleştirilmekte. Buna hak vermek mümkün değil. Siyaset, yaşamın ta kendisi. Sen, toplusözleşme görüşmeleri için gereken zemini yaratacaksın; ama, sonunda yine bildiğini sen okuyacaksın. Hem davul senin elinde hem zurna senin elinde; yani düdük de sizin elinizde. Bunun adına da toplusözleşme görüşmesi diyoruz ve tabiî ki, kamu görevlisi, örgütlü kamu personelinin yapacağı tek şey vardır; siyasallaşmak. Bugün, siyasallaşmayı duyarlılık olarak algılamak gerekir. Tabiî, içinde bazı kurumların hassas olan noktasında onu ayırt ederek; ama, tüm kamu görevlilerinin de bir kısmını gözardı etmeden de, siyaset önündeki engellerin açılması için gerekli yasal zeminleri hazırlamak zorundayız.
Yine, dün gördük; polis, memurumuza cop ve biber gazı kullanmakta. Hani, AKP olarak, sizler, hep sivil katılımcı, demokrasiden yanaydınız?! AKP’ye siyah çelenk koyarken niye zorlanıyorsunuz?!. Kamu görevlisi, bugün, açlığa, sefalete mahkûm olduğu bir dönemde sizi protesto etmek istiyor; bu da en doğal hakkı. Demokratik bir talep. Yapılan tek şey var; memuru memura karşı kullandınız. Yani, yine emniyet tedbirleri… Bu baskı, bu dayatma sizi bir yerlere götürmez. Bu kamu görevlileri içerisinden büyük oranda da oy aldınız. Başta da, mazlum bu toplumun değerleri üzerine siyaset yaptınız; ama, bugün geldiğiniz nokta, makro ekonomi deyip duruyorsunuz. Bir yandan, makro ekonomik dengelerle övünürken, memurun alacağı konusuna geldiğinizde, ekonomik dengeler sarsılır…Samimiyetinize inanmıyoruz. Ekonomik göstergeler içerisinde gözardı edilmemesi gereken en önemli gidere baktığımızda faizdir. Niye, makro ekonomik konular gelince, faize verdiğiniz paraları, yıllardır bu ülkenin nasıl sömürüldüğünü çok iyi biliyorsunuz.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Sizin paranızı veriyoruz:
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Bizim paralarımızı değil, hiçbir zaman bizim paralarımızı vermiyorsunuz.
ASIM AYKAN (Trabzon) - Evet, evet, dersine iyi çalış!..
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Herkes alın terinin karşılığını alabilmenin kavgasını veriyor. Bu süreçte vurgulanması gereken şey üretimde rekabet, verimlilikte rekabet. Tam tersine, günü kotaran, günübirlik yaşayan, sadece üretmekten çok, kaygı ve korkularla memuriyetini idame etmeye çalışan büyük bir kitle ve güvensizlik, soru işaretiyle bakan bir anlayışınız var. Niye devlet memuruna güvenmiyorsunuz arkadaşlar?! Siyaset, sadece bizlerin değil, aynı zamanda, bu ülkede yaşayan her vatandaşın, her yurttaşın doğal hakkı. Siyaset yapma konusundaki engellerin kaldırılması konusunda, Avrupa’da birçok örnekleri var. Bu konuda, yasal mevzuat konusunda da, Sayın Başbakanın bu konuda da özellikle çizmek istediği bir nokta var, altını çizdiği “vereceğiz” dediği ve vaatten öteye gitmediğini düşündüğümüz ve bu konuda da samimi olmadığını düşündüğümüz, grevli toplusözleşme hakkı.
Evet, kamu personelinin yüzde 20’sini geçmeyen bir örgütlenme süreci var. Böyle bir ortam içerisinde, sendikalar arasında dahi ayırt ederek, bir başka sendikada olan kamu personelini, sürgün, tehdit gibi korkularla sindirmeye çalışıp, kendi istediğiniz doğrultusunda örgütlenmeye izin vermenize rağmen, bugünkü örgütlenme oranı çok düşük. Örgütsüz toplumların geleceği karanlıktır, gerek kamu çalışanı gerekse sivil toplum anlayışında. Bu doğrultuda, eğer Avrupa standardını yakalamak istiyorsak, yapılması gereken tek şey var; bu sürece, örgütlenmekteki zeminin altyapısını yaratmak.
Görünen o ki, bugün, yüzde 4, artı 4 diye önerdiğiniz, kamu çalışanına, devlet memuruna önerdiğiniz, düne kadar daha, devalüasyonla beraber yapılan zamları da göz önünde bulundurduğumuzda, alım gücüne de bir bakın, devlet memuru her geçen gün alım gücünden yoksunlaşıyor. Evet, bazen kıyasladığınız bir örnek var; 1 maaşla 1 buzdolabı alabiliyorsunuz. Artık, buzdolabı âtıl bir teknoloji. Yani, dünkü gelişmesine baktığımızda, belki bir alım gücü olarak bir kriterdi; ama, bugün değil, tek bir faktör değil. Bugün, eğitim de dahil olmak üzere, bir ailenin açlık ve sefalet oranlarını lütfen göz- ardı etmeyin. Yoksulluk sınırı belli bu ülkede. Çeşitli, gerek TÜİK ve gerekse sivil toplum örgütlerinin yapmış olduğu standart belli. Yaklaşık 1 700 YTL olan bir yoksulluk sınırı, 700 YTL açlık sınırının olduğu bir ülkede yaşıyoruz; bunları gözardı etmeyin. İşinize geldiği zaman Avrupa, işinize gelmediği zaman tehdide varan bir süreç ve anlayış. Bugün Avrupa Birliğinde yaşayan bir devlet memurunun özlük haklarına bakın, çalışma koşullarına bakın, ondan sonra Türkiye’dekiyle kıyaslayın.
Tabiî ki, AKP olarak, milyonlarca insanlarımızın hayal kırıklığı yaşadığı bir siyasî oluşum. Bu atmosferde, Türkiye’nin yaşadığı onca sıkıntıların bir parçası, Avrupa Sosyal Şartındaki bir derece olumlu düşündüğümüz, ama, eksiklik olarak da sizinle paylaştığımız noktada Türkiye’nin en önemli sorunlarından bir tanesi -biraz önce de altını çizmeye çalıştık- bu ülkenin kaosa, huzursuzluğa, polemiğe ihtiyacı yok. Her geçen gün sevgiye, inanca, kardeşliğe ihtiyaç olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bugün, her geçen gün insanlarımızın duyarsızlaştığı bir dönem yaşıyoruz; bu da kötü bir şey. Yüzde 40’a varan bir aymazlığa varan bir kitle, toplum kitlesi; hepimiz için en büyük tehlike bu. İktidarlar değişir, diktatörler değişir, AKP de değiştirilebilir; ama, toplumun aymazlığını kırmak kolay değil. Asıl, duyarsız toplumlardan korkun. Yüzde 40 bu oran; bunu iyi düşünün arkadaşlar; yüzde 40. Yüzde 40’ı da şaşkın ördek gibi, bu toplumun yarınlarının hayalinin karamsarlığını yaşamakta. Sabah işe gelip, akşam eve gidebilmenin sıkıntısını ve huzursuzluğunu yaşıyor.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Böyle bir şey var mı ya?! Milleti şaşkın ördeğe nasıl benzetiyorsun?! Böyle bir şey olur mu ya?!
AHMET YENİ (Samsun) - Halka nasıl “şaşkın ördek” dersin, Sayın Vekilim?!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Fikir olarak şaşkın ördek, arkadaşlar. Siz bunun anlamını, içeriğini düşünmüyorsanız, algılamakta zorlanıyorsanız, lütfen, gelip aydınlatın.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hayret bir şey ya, halkı rencide ediyorsun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Hiçbir zaman rencide etmiyoruz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yani, siz ne dediğinizi bile bilmiyorsunuz. Ağzından çıkanı kulağın duymuyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Bu topluma sevgimiz, saygımız farklı. Ama, şunu kimse gözardı etmesin: Toplumun şaşkınlığı -mecazî anlamda; altını çiziyoruz- aymazlığa varan bir duyarsızlığı var.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hayret bir şey ya!
AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp! Ayıp!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Yaşıyorsunuz hepiniz, görmüyor musunuz Sayın Vekilim?
AHMET YENİ (Samsun) – Halka “aymaz” denilmez! Ayıp!
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Ee gelin; gelin burada anlatın lütfen, gelin burada anlatın.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Senin gibi hangi partiye gideceğini şaşıranlara denir “şaşkın”.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Söyleyeceğiniz unsur belli; gelirsiniz, söylenecek bir sözünüz varsa, burada…
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Halkı rencide etmeye hakkın yok.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ha, halkın içerisine çıkacak bir yüzünüz varsa, halk zaten gereken tepkisini her alanda göstermeye başladı.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Halkı rencide etmeye hakkın yok. Biz, o halkın vekilleriyiz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Bu halkın tepkisini, içinizde aslında sizler de yaşıyorsunuz. Sokağın içerisine girerken bu kavgayı, alacağınız tepkileri gözardı etmeyin lütfen. Göreceğimiz şeyler var…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizin dediğiniz ancak hangi partiye gideceğini bilemeyen vekiller için söylenebilir.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Güler, konuşmanızı tamamlayınız.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu kanun, eksikliğine rağmen, daha doğrusu bizim düşüncemiz Anavatan olarak, daha geniş katılımcı demokrasi anlayışına uygun olarak, gördüğümüz eksikliği de gözardı etmeden, ama bunun hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz; çünkü, önemli olan süreç, Avrupa uyum sürecinde aksayan yönleri Avrupa’nın değil, kendi iç dinamiklerimizle öne çıkmasını istiyoruz.
Hayırlı uğurlu olmasını diliyorum; saygılar sunuyorum.
BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Güler.
Saygıdeğer arkadaşlarım, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma talebi olan, Grubun önerdiği Sayın Meral’in bir yakınının aniden trafik kazası geçirmesi nedeniyle Genel Kuruldan ayrıldı.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, şu anda, Eskişehir Milletvekili Sayın Cevdet Selvi konuşacaktır.
Sayın Selvi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ilkönce hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.
Şahsım ve Grup adına, Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonları raporları üzerinde söz almış bulunuyorum.
Uluslararası ilişkiler, gelişen,değişen dünyamızda her konuyla ilgili anlaşmaları, sözleşmeleri getirir. Bu, bugünün olayı değildir; 1930’lardan, taa 1800’lü yılların sonundan beri devam eder. İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa Sosyal Şartı ve benzeri bütün sözleşmeleri, uygarlaşmak isteyen, çağdaş bir yaşamı benimseyen, temel hak ve özgürlükleri kabul eden devletler bunları inceler, araştırır ve kendi ülkelerinde de geçerli olması için bu kuralların, bu sözleşmeleri imzalarlar. Dış ilişkilerde ve değişik yönlerde bunlar olur, çeşitli alanlarda da olur; ancak, Türkiye’de dikkati çeken bir olay vardır. Dış politikada, dış ilişkilerimizde ulusal bir sorumluluk ikinci dereceye atılarak, dışpolitika, içpolitika malzemesi olarak yapılır ve bu son derece sakıncalı, iktidarları, halkı çelişki içinde, diğer devletleri ve ülkeleri de güvenilmez bir ülke durumuna getiren önemli koşullardan biridir.
Biraz sonra kabul edilecek protokol ve bu anlaşma da, şimdiye kadar yapılan anlaşmalar gibi, uluslararası sözleşmeler, kurallar, ülkemiz tarafından, elbette, o gelişmiş ülkelerin, demokrasisi oturmuş ülkelerin insan haklarına ve özgürlüklerine saygılı olan ülkelerin ailesi içinde bulunup, onlardan da ülkemizin yararlandırılması için bu sözleşmeler imzalanır; ama, ne yazık ki, Türkiye’de, yıllardan beri, bu sözleşmeler, ILO sözleşmesi dahil olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurallar gereği uygulanır; ama, açıp baktığımızda, ülke yararına, halkın gelişimini sağlayacak, halkın özgürlüklerini gerçekleştirecek maddeler göz göre göre çekinceli ve Türkiye’de geçerli olmayacak şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilir. İşte, bu önümüzdeki rapor da aynısıdır. 1961 yılında 46 devlet Avrupa Konseyini hayata geçirmiştir ve bu, o tarihten bu yana değişikliği gerektirdiği için Torino’da yapılan bir anlaşmanın protokolü imzalanacaktır; ancak, bu sözleşmenin, bu protokolün Türkiye’de emeğiyle geçinenlere, örgütlenme hak ve özgürlüğünden yararlanmak isteyenlere, alınteriyle çalışıp da demokratik bir biçimde yasal kurallara uygun hakkını almak isteyenlere kesinlikle açık değildir. İlginç olan, bu protokolün en önemli, anlam ifade edecek olan maddeleridir.
1- Örgütlenme özgürlüğü, tamamen, sendikalaşma hakkı tamamen çekince konmuştur. Bu protokolün, bu anlaşmanın ne işe yarayacağını bir iki maddesini daha söyledikten sonra siz de kavrayacaksınız. Anlamsız ve Türkiye’nin çok ihtiyacı olan 1 inci madde, örgütlenme, sendikalaşma hakkı Türkiye’de geçerli olmayacaktır biraz sonra kabul edeceğimiz sözleşme ve protokol.
2- Toplu iş sözleşmesiyle, yani, tarafların uzlaşarak, pazarlık ederek günün koşullarına uygun haklarını, ekonomik haklarını alma hakkı çekince altına alınmıştır.
3- 18 yaşından küçük çocukların bir aylık tatil yapmasını çekince altına koymuştur ve en önemlilerinden ve ilginç olanlarından bir tanesi de, 4 üncü maddenin adil bir ücret hakkı, yani, birinci fıkrası şunu söylemektedir: Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı gerektiren fıkra, ne hikmetse Meclise daha önce gelmiş; ama, bazı kişilerin ilgisiyle komisyona gitmiş, buna da çekince konulmuştur.
Şimdi, bu sözleşme ve anlaşmanın Türkiye’de yoğun bir ihtiyaç olduğu bu dönemde mana ifade eden, anlam ifade eden konularını siz geçerli saymadan burada imzaladıktan sonra, halkı oyalamaya, buraya bazı çıkan, bu işten de anladığını zannettiğimiz arkadaşlarım, işte biz bu sözleşmeleri, uluslararası sözleşmeleri imzaladık diye övünerek toplumu oyalamak; ama, uluslararası alanda o insanları da kandırmaya yönelik imzalardır, sözleşmelerdir, Türkiye’nin itibarını sarsan, Hükümetin ise, halk nezdinde güvenilirliğini ortadan kaldıran bir olay olarak ortaya çıkmaktadır.
Şimdi, dört yıllık bir hükümetin, acaba, sadece uluslararası ilişkilerle sınırlı bir sözü mü vardır halka; yoksa, Türkiye’de, Anayasa, yasalar ve benzeri yaptırım gücü olan tüzükler ve yönetmeliklerde halka verdiği sözler mi vardır? Uluslararası sözleşmenin bu anlam ifade eden maddelerini tamamen yok sayalım; ama, şöyle bir durum var, size bazı şeyleri hatırlatma ihtiyacı hissediyorum, belki yararı olur; çünkü, dört yıldır sabırla bekleyen insanlar umutlarını yitirdi. Çiftçisinden işçisine, memurundan esnafına, işsizinden kadınına, kadınından çocuğuna kadar herkes büyük bir tepki içinde. Gittiğiniz yerlerde karşılaştığınız tepki, o fındıkçının, artık, bıçak kemiğe dayandığı için sokağa çıktığında, terörist, provokatör gibi laflarla kamufle edilmeyecek noktaya geldi. Siz de onu yaşadınız, gördünüz. Emeklilerin kongrelerinde AKP’nin sözcülerinin çok ciddî tepkilerle karşılaştığı ortaya çıktı.
İşte, bunu daha fazla yoğunlaştırmamak için, halkın sabrını tüketmemek için bir düşünmenizi gerektiren; çünkü, olumsuz gelişmenin hızla devam edeceği ve Türkiye’nin her yerinde ısrarla ivme kazanacağı bir ortamda size faydası olur, siyasetimize faydası olur; ama, şu… Bakınız, 59 uncu Hükümet Programında ve 9 uncu sayfasında… Seçim Bildirgeniz hariç, Acil Eylemler Planınız hariç, halka söz verdiğiniz ve burada anlattığınız 59 uncu Hükümetin Programındaki şöyle, halka verdiğiniz sözleri; yani, halkla AKP’nin anlaşmasını, verdiğiniz sözleri, yazılı olarak kabul edilen programınızı şöyle bir gözden geçirelim:
59 uncu Hükümet Programının 9 uncu sayfasında eksiksiz temel hak ve hürriyetler vaat edilmiş, “tüm politikalar bu doğrultuda şekillendirilecektir” demişsiniz. Nedir; “temel hak ve özgürlükler eksiksiz şekilde uygulanacak” demişsiniz.
11 inci sayfasında… Bu konuştuklarım çok daha fazla; ama, ben bu konunun kapsamı içinde olanları hatırlatmak istiyorum. Hükümet Programının 11 inci sayfasında, “bireysel veya örgütlü olarak hak ve özgürlüklerin kullanılması temel değerlerdir; AKP’nin hükümet etme mantığının da olmazsa olmazıdır.” Demek ki, temel hak ve özgürlükler, hükümet yeni kurulduğunda iyi niyetle uygulanmazsa, geçerli hale getirilmezse, olmazsa olmaz denmiş, halka söz verilmiş.
12 nci sayfasında, temel hak ve özgürlükler rejimini evrensel standartlara çıkarmak sözü verilmiş.
18 inci sayfasında “ulusal düzeyde Ekonomik ve Sosyal Konsey etkin olarak çalıştırılacak”
22 nci sayfasında “fakirlik ve işsizliği azaltmak” diye söz verilmiş.
23 üncü sayfasında “vatandaşların hayat standardını artırmayı sağlayan ekonomik politikalara ağırlık verilecek” denilmiş.
31 inci sayfası çok ilginç “tarım sektöründe verim ve üretimin artırılması, üretici gelirinin istikrara kavuşturulması, hayvancılık potansiyelinin canlandırılması ve en üst düzeye çıkarılması…”
34 üncü sayfasında ise “işsizlik, sadece önemli bir üretim faktörünün israfı değil, aynı zamanda bir insanlık problemi olarak ele alınacaktır.” 11 inci sayfaya bir kere daha dönüp baktığımızda “yoksulluk ve yolsuzlukla en etkin şekilde mücadele edilen, yargılamanın önündeki -dokunulmazlıklar dahil- tüm engeller kaldırılacak” demişsiniz bu Türkiye’ye, dört yıl önce, yeni iktidar olunca, bu partide. Diğer, verilen sözleri dikkate bile almak istemiyorum, yeterli bu.
2004 yılı, Hükümetiniz tarafından “işsizlik ve kayıtdışıyla mücadele yılı” ilan edilmiş. Yani, her yaptığınız reform, her yaptığınız devrim olduğu gibi, 59 uncu Hükümetçe, olağanüstü, halkın bunalım içinde bulunduğu bu dönem de “işsizlik ve yoksullukla mücadele yılı” denilmiş, ilan edilmiş! Arkasından ne olmuş; işsizlikle mücadele komisyonları kurulmuş, raporlar hazırlanmış. Hazırlanan raporlara baktığınızda, olayların tespitinden ibarettir. İşsizlikle mücadele, somut olarak, nasıl çıkmıştır; işsizliğin hesabında değişik oyunlar yapılarak, gerçek işsizlik kenara bırakılmış, halkın işsizliğinin yüzüne baka baka “işsizlik aşağıya düştü” denilecek rakam oyunlarıyla ortaya çıkılmıştır.
Değerli arkadaşlarım…
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) – Cevdet Bey “işsizlik yükseldi” diye haber olunca inanıyorsunuz, “düştü” diye haber olunca inanmıyorsunuz.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ya bırak şimdi, bırak!
SEDAT KIZILCIKLI (Bursa) – Onu kabul ediyorsunuz, bunu kabul etmiyorsunuz.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Yahu konuşma!
BAŞKAN – Sayın Kızılcıklı, lütfen…
Sayın Selvi, Genel Kurula hitap edin.
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Şimdi, uluslararası sözleşme, yasalar, verilen sözler ve Program ortadayken, şimdi Türkiye’nin haline bakın!.. Anayasanın 90 ıncı maddesi “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” maddesi “bu andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasıyla anlam ifade eder” der. “Yürürlüğe konulmuş bu uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir” der Anayasanın 90 ıncı maddesi. “Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” Bu, Anayasanın 90 ıncı maddesi.
Anayasanın “Sendikalaşma hakkı” başlıklı 51 inci maddesi: “Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da sendika üyeliğinden ayrılmaya zorlanamaz.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen konuşmanızı tamamlayınız efendim. Ek süreyi başlattım.
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - 2821 sayılı Sendikalar Yasasına dönüp baktığımızda, aynı düzenleme yapılmıştır. Nedir; sendikaya üye olmak serbesttir. “Hiç kimse sendikaya üye olmaya veya olmamaya zorlanamaz.” Bu uluslararası sözleşmeyi bıraktım, alışkanlık haline getirilmiş. Dışa karşı “Efendim, biz her şeyi yapıyoruz”, ama, içeride de halkı bununla oyalarız, “devrim yaptık” deriz, “özgürlükler gelişti” deriz diye, hiç de halkın ihtiyacı olanların, özellikle emekçilerin ihtiyacına cevap vermeyecek olaylar geçiyor. Onu bıraktık; ama, Anayasa bu. Siz daha seçime gelmeden önce bu maddeler vardı, bile bile söz verdiniz. Yasalar bu; ama, uygulamaya…
BAŞKAN- Sayın Selvi, son cümlelerinizi alayım efendim. Lütfen…
M.CEVDET SELVİ (Devamla) – Biraz sonra konuşacağım, merak etmeyin, tamamlarım.
Sağol Başkan.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Güler.
Buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Avrupa Sosyal Şartının Uygulanmasına Dair Kanun üzerine, Anavatan Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.
Aslında, bir önceki konuşmamda da altını çizdiğim noktalar var. Bu konuyu gözardı etmeye devam ediyorsunuz. Özellikle, sivil toplum örgütlerinin önemle altını çizdiği, sizin de, bu Avrupa Sosyal Şartının imzalanırken altına çekince koyduğunuz ve bu toplumun asıl ihtiyacı olan, detayı olan unsuru gözardı etmeye devam ediyorsunuz.
Sizden tek ricamız var: Bugün, Avrupa Sosyal Şartını bir bütün olarak alın, işinize geleni almayın. Yapılması gereken tek şey var: Bugün, kamu görevlilerinin örgütlenme ve toplupazarlık haklarını içeren 5 inci ve 6 ncı maddeleri lütfen gözardı etmeyin. Sayın Başbakan da bu konuda kamuoyuna vaatte bulundu. Siz Sayın Başbakanı dinlemiyor musunuz?! Size verilen her yetkiye çok rahatlıkla evet diyordunuz. Sayın Başbakan kamuoyunda sadece vaatte bulundu herhalde. Bunun gereği bellidir. Gelin, grevli toplusözleşme altyapısını hep beraber yaratalım; yoksa, bunun, Avrupa Sosyal Şartının ayakları kesik olacak; yani, içeriği boş olacak, şekilden öteye gitmeyecek.
Bu toplumun örgütlenmeye ve karşılıklı güvene ihtiyacı var. Tabiî ki, sistem kendi kontrol mekanizmalarını kuracak, bunu hiçbir zaman gözardı edemeyeceğiz. Eğer, güvensizlik üzerine ülkenin yapılandırılması adımı atılırsa, sadece tökezleriz.
Örgütlü toplum, yarınlarına umutla bakan bir toplum yapısıdır; aksi takdirde, örgütsüz toplumların geleceği karanlıktır. Eğer, biz, Avrupa süreciyle ilgili entegrasyonu sağlamak istiyorsak, bu önemli olan çekincelere… Sizin için daha doğrusu, bizim için kaygı ve korku değil; sizin için herhalde korkulan bir süreç yaşanmakta, toplumun örgütlülüğünden rahatsız olmaya devam ediyorsunuz; çünkü, her gittiğiniz yerde toplu örgütler, sizleri protesto etmeye başladı bile. Bunlardan en önemli unsurlar, geçtiğimiz süreç içerisinde yaşadığımız, işte fındık üreticilerinin sorunları. Dünya fındık rekoltesinin yüzde 80’nini Türkiye üretmesine rağmen, maalesef, fiyatları Türkiye belirlemiyor, maalesef. Bu konuda birkaç ihracatçı veya çokuluslu firmaların, bana göre, biraz daha, çıkarları gözardı edilmedi; yani, onların çıkarları ilk plana çıkarıldı, 80 000 üretici gözardı edildi. Bugün, Karadeniz yöresinde, yaklaşık 3,5 milyonu ilgilendiren fındık üreticisinin sorunlarını çığ gibi görüyoruz.
Örgütlü olmaktan bu toplum korkmasın, sizler de korkmayın. Tabiî ki, toplumun aydınlığı, geleceği, üretkenliği, rekabeti, ancak aklın, bilimin, sağduyunun olduğu bir anlayışla kurgulanabilir. Ama, bugün bakıyoruz, sizlerin en çok övündüğü örgütlü toplumlar, aslında örgütsüz toplum. Bunlardan en güzellerinden bir tanesi, açlık ve sefaletin göstergesi yeşilkart. Sayın Başbakan, bundan sonra ifade etmiş –sayın bakan da bunun altına teyit veriyor- bundan sonra, yeşilkartlıların, eğer, üzerinde, yeteri kadar geliri olmayan, mal, araba gibi unsurlar gözardı edilecek. Yani, bu toplumu asalaklaştırmaya devam edeceksiniz; ürettirmeyeceksiniz…
Bugün hiçbir toplum kendi yeşilkartıyla övünmez. Bu oran yüzde 20’yi geçti arkadaşlar, yüzde 20. Bu, her toplumun… 5 kişiden birini toplumda sadece iaşeye bağımlı hale getirdiniz. Dört yılda yeşilkartlı sayısını arttırdınız. Tabiî ki, mağdur, zor durumda olan vatandaşlarımıza yardım etmek hepimizin görevi. Hele sosyal devlet yapısı içerisinde bu temel bir görev; ama, bu, bir iki defa olur; sürekli olmaz. Sürekli olursa, sadece, o toplumu asalaklaştırırsınız. Verdiğiniz ücret belli, yeşilkartın artı değerleri belli; sosyal güvenlik ve sağlık konusundaki artı değerler belli; ama, siz bu şemsiyeye… Türkiye toplumunun zaten yüzde 40’ı herhalde bu şemsiye altına girecek bu gidişle. Burada en önemli gösterge seçim yatırımı olarak görünüyor.
Eğer bu toplumun rekabetini, verimliliğini arttırmanın yolu, başta, Avrupa Birliğiyle entegrasyonuyla birlikte, üretim araçlarının bu toplumun içine harmanlanması gerekir; ama, ekonomik göstergelere bakıyoruz, ithalata bağımlı ihracat… Yani, Türkiye toplumu, maalesef, katmadeğer üretmiyor. Birkaç tane ithalatçı ve ihracatçı firmanın kazancından öteye gitmiyor. Eskiden de en büyük artı değerimiz genç işgücümüzdü; bugün ise, o genç işgücümüzün, maalesef, Türkiye’den iş bulma umutlarını da her geçen gün yitirdiğini görüyoruz ve bu umutsuzluk, bu toplumu karanlığa doğru götürmeye devam edecek.
Avrupa Sosyal Şartının standartları… Biraz önce de altını çizmeye çalıştık. Asgarî ücrete bakın, lütfen; sefalet ücreti ve milyonlarca üniversiteli gençlerimiz dahi bu ücreti bulabilecek iş arayışında. Çünkü, bu iş talebi onurlu bir talep. Ne merdine ne namerdine muhtaç olmamak için üretmek isteyen kitlelerin talebi. Tabiî ki, siyasîler olarak sizin, İktidar Grubunuzun Hükümeti de bu konuda somut adımlar atmalı; ama, üretimden çok üretimsizliği, kayıt altındaki ekonomiyi kayıt dışına itmeyi, maalesef, marifet zannediyorsunuz. Bu doğrultuda, Avrupa Sosyal Şartındaki bu ciddî detayları gözardı etmeyin. Bu kanun geçerken, eğer, grevli toplusözleşmenin altını bir önergeyle değiştirin. Bizim vereceğimiz önergeleri en ufak kale aldığınız yok. Çok masum bu tür önergelerimize dahi sıcak şekilde bakmadınız, destek de vermediniz. O zaman, bunu siz yapın ve siyasetteki karşılığını da görün. Hiçbir zaman, bu, bir çıkar ilişkisi değildir; ama, sizler sadece oy olarak görüyorsanız bu toplumun değerlerini, bilemem artık, toplumun da sizi nasıl algılayacağını.
İfade ettiğimiz bu ciddî noktaların, kamu sendikalarını…
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – Sayın Hatip, toplumla bir problemimiz yok bizim.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Doğru, öyle bir kaygınız da yok aslında; yani, toplumla sorununuz da yok; toplumun sorunu olmuş olmamış hiç önemli değil sizin için; niye kavganız olsun; kavganın altında inanç yatar, kavganın altında iddia yatar.
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – İddiamız da var, inancımız da.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Tabiî ki, haklısınız. Fındık üreticisinin sorunu varmış; doğru, niye kavga edesiniz, içine girerseniz kavga edersiniz. Sayın Başbakanın her vesileyle toplum fertleriyle iç içe girdiğindeki yaşanan sıkıntıyı hep beraber görüyoruz, kamuoyuna yansıyor. Bir çiftçiye verdiği tepkiyi gördük “al ananı da, al götür” demesi. Bunlar, iç dünyasının, bana göre, dışa vurumu. Onun yanında, memurlara yapılan tepkiler… Siz, biber gazını, AKP’yi ziyaret ettiğinde, hoş mu görüyorsunuz? Hiç sorununuz yok, doğru, haklısınız; lütfen, o toplumun arasına girin de nasıl sorunlar yaşadığınızı görelim.
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – Toplumla iç içeyiz.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Her gün beraberiz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Bilemem her gün beraber olduğunu. Herhalde bu kamuoyu bizi yanıltıyor, bize karşı yapılan tepkileri gözardı ediyoruz herhalde. Biz de bu ülkede yaşıyoruz, sadece siz mi yaşadığınızı iddia ediyorsunuz!
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Bir kısmı da farklı düşünecek.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Doğru, bir kısmı değil, o büyük bir çoğunluk. Bu toplumun yüzde 40’ı, yoksulluk, açlık sefaletinin altında. Bu, Türkiye İstatistik Kurumunun açıklamaları, lütfen, gözardı mı ediyorsunuz?! Bu veriler, bu rakamlar sizin denetiminiz altındaki kamu kurumunun göstergeleri. Bunları gözardı edeceksiniz…
Sağlıkta yaşanan rezaletleri görüyoruz. Bugün, tabiî ki, balayı bitti. Bugün, iş dünyası, iyi adım atarsan “Allah razı olsun” der; ama, yapılan sıkıntının ödenecek faturalarını da gözardı etmeyin. Bu topluma vereceğiniz her türlü katkıya, biz, sonuna kadar Anavatan olarak destek vermeye hazırız; ama, bu Avrupa Sosyal Şartının ciddî detayları var, bu detayları gözardı etmeyin diyoruz. Bu şans sizin elinizde şu anda, kamuoyu, bu halk size bu fırsatı verdi iktidar olarak; çünkü, Meclisin iradesi tamamıyla AKP Grubunun altında. Olağanüstü çağırdınız, işte katılıma bakıyoruz, 100’e yakın milletvekilimiz yok, hiçbir katkı yok. Sadece, gelen her türlü önergeler sizin oylarınızla kabul ediliyor veya reddediliyor. Bu kadar Hükümetin ipoteği altında olan bir Meclis iradesi... Katkınıza bakıyoruz, kendi içinizdeki çelişkilerle karşı karşıyasınız. Geçen cuma günü yaşanan olayı gördük; Sayın Turizm Bakanı burada, Meclis Başkanvekili “Bakan, Komisyon Başkanı yok” diyor. Sayın Bakan, siz orada ne geziyorsunuz, sizi yok sayıyorlar. “Otur dediler, oturdum” diyor. Yani, bu kadar net bir olay. Yani, Hükümet birilerinin, o da, elinde gibi görülüyor.
O zaman vurgulanması gereken şey, bu detayları gözardı etmeyin. Çalışanların çalışma hayatına, barışına, üretkenliğine, rekabet koşullarına katkıda bulunun. Avrupa uyum süreci içerisinde iki gün sonra karşınıza tekrar bu yasalar geri gelecek şu eksikliklerden dolayı. Siz, sadece, Sayın Kretschmer veya Avrupa Birliği sözcülerinin direktifleriyle bu görevi yapmayın. Kamunun ihtiyacı olan bu, barış, huzur ve üretkenlik. Bu halk da buna layık. Bu yüzden, bu kanun geçerken bunu gözardı etmeyin diyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Ordu Milletvekili İdris Sami Tandoğdu.
Buyurun Sayın Tandoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ve dış ilişkilerden oluşan tasarıyı daha konuşmama başlamadan evvel desteklediğimi belirtmek istiyorum.
17 Aralık 2004 tarihinde yapılan Avrupa Konseyi toplantısındaki, müzakerelerin başlaması için tarih alınmış bir ülke olarak Avrupa Sosyal Şartında yer alan çalışma hayatına ilişkin düzenlemelere daha fazla önem verdiğimiz bir dönemde Sosyal Şartın ek protokolünü gerçekleştirmişiz. Bu çalışma hayatı yalnız işçi-işveren ilişkilerini değil, emeğiyle geçinen insanları insan onuruna yaraşır bir yaşam için korunmalarını zorunlu görür; bu bağlamda işçilerle birlikte memurları, emeklileri, çocukları, dul ve yetimleri, işsizleri ve yoksulları da kapsar. Yoksullaşan fındık üreticisinin, köylülerinin sorunları ve aynı zamanda İspanya’daki fındık üreticisinin bu sözleşmeye dayanarak uluslararası kuruluşlara, Avrupa Birliği Konseyine, ILO’ya şikâyetleri üzerinde durmak istiyorum.
İspanya’daki fındık üreticileri sendikalaşmış, kooperatifleşmiş bir oluşum içindedirler. Ürettikleri fındığı Avrupa’da iyi fiyatla değerlendirirler. İspanya’daki üreticiler satışlarını alivre ve düz şekilde yaparlar. Fiyatlar da ona göre değişir. 7 euro, 5,5 euro ve 3,5 euroya kadar fiyatlar yükselir ve düşer. Bu düşüşlerin sebebi olarak da son zamanlarda İspanya Hükümeti, İspanya üreticileriyle, İspanya’daki fındık üreticileriyle sıkıntılar içerisindedir. İspanya’daki fındık üreticileri Türkiye’nin bu fındık düşüşlerine sebep olduğunu ileri sürerek Türkiye Hükümetine karşı girişimlerde bulunmuş ve şikâyetlerini sıralamaya başlamıştır.
Şimdi, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, burada Karadeniz’in dışında olan çok milletvekili arkadaşlarımız var, Karadeniz milletvekili değil ama Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yerleşmiş, ama, Karadeniz kimliğinde olan milletvekili arkadaşlarımız da var. Bugün ben gündemi, 2006 yılındaki gündemi beş altı aydan beri meşgul eden fındığı size anlatmak, fındıkta dönen dolapları, fındıkta dönen yanlışlıkları ve doğruları, lütfen, bu Mecliste anlatma sorumluluğunu ve görevini kendimde gördüğüm için bugün söz almış bulunmaktayım. Bu konu üzerinde hassasiyetle bütün gerçekleri size anlatmak istiyorum.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Sayın Başkan, bunlar Sosyal Şartla mı alakalı?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Türkiye’de, hemen hemen en önemli, Türkiye’nin sosyal şartlarında, bilhassa Karadeniz’deki ve Bolu-Düzce yöresindeki sosyal bunalıma girmiş olan fındık üreticilerinin bu sıkıntısından kurtulabilecek çareyi bu Meclis bulacaktır. O nedenle, pürdikkat, bana, bu konuşmalarıma dikkat etmenizi ve bana da yardımcı olmanızı sizden isteyeceğim.
Şimdi, Türkiye’de, fındık fiyatları, fındık daldayken, mayıs ayında açıklanır. Fındık, bugüne kadar, bu duruma nasıl geldi, nasıl bu haldedir; bunları bilmek için 2004 yılına kadar geriye gitmek zorundayım. Bildiğiniz gibi, 2004 yılında, Türkiye genelinde bir don felaketi yaşandı. Yalnız fındık değil, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde, kuruyemiş ve yaş yiyecekler…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kayısı, kayısı…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Bilhassa Kayseri’de, Malatya’da kayısının sıkıntısı, üzümün sıkıntısı ve en çok da fındığın sıkıntısı çok sonsuz boyutlara ermişti. O zaman Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda, bölge milletvekillerine bir komisyon kurdurarak, bizi Karadeniz’de araştırmaya gönderdi. Bu arada, AKP milletvekillerine ve diğer milletvekili arkadaşlarımıza da biz çağrıda bulunduk; fakat, maalesef, kendileri bu işe teşrif buyurmadılar. Biz, Samsun’dan başlayarak, Trabzon’un en ücra köşesindeki ilçelere ve beldelere kadar, köy köy gezerek, don felaketini tespit ettik. Donun yüzde 80 olduğunu tespit ettiğimizde, bu insanların mağduriyetini ortadan kaldıracak tek faktörün, afet bölgesi olarak bölgenin açıklanmasını istedik. Fakat, bu imkânsızlıkları, zamanın bakanı ve yetkililer bize anlattıklarından sonra tatmin olduk; ama, biz, hiç olmazsa, bu bölgeye bir yardım fonunun verilmesi üzerinde durduk. Sağ olsunlar, o zamanın Tarım Bakanı Sami Beyin de büyük yardımlarıyla, 292 trilyon lira kadar parayı don felaketindeki bu insanların mağduriyeti için harcadılar. Fakat, vere vere, o zamanki gelen parayla, 40 trilyon liraya yakın bir para geldi. O para da gene bir harçlık olmuştu bizim köylüler için. Ama, o bölgenin 252 trilyon lira kadar bir para alacağı kalmıştı ve bu, hâlâ, bellektedir. Neden bunun üzerinde duruyorum; kaynak bulamadığımız, kaynak olmadığını söyleyen yetkililere bunun bir kaynak olduğunu, bir kaynak olarak kenarda durduğunu göstermek için anlatıyorum burada.
Sene 2005. Hakikaten borçlu harçlı, hakikaten zor durumda olan Karadeniz köylüsü, fındık köylüsü 2005 yılına borçla girdi; fakat, bu don felaketinden kaynaklanan sıkıntının 2005 yılında biteceği umudu yüksekti. Rekolte de iyiydi; 550 000-600 000’e yakın bir rekolte vardı. Fındık tabanfiyatının yüksek olması için büyük çabalar gösteriliyordu; çünkü, arz-talep meselesinden kaynaklanarak, fındık az olduğu için, 2004 yılındaki fındık fiyatı 7 000 000 liraya kadar vurmuştu. Gerçekten de, 2001 yılı fındığının yüksek fiyatla -yağlığa ayrılmış olan, fındık yağı yapılacak olan fındığın da yüksek fiyatla- satılması hem Hükümet için hem Fiskobirlik için, o zamanki kurumun çalışmalarının içerisinde çok iyi randımanlar ve devlete de, hiç hesapta olmayan 250-300 trilyon liraya yakın bir para kazandırmıştır bu; donun, arz-talebin meydana getirdiği bir kârla.
Ama, 2005 yılında fındık tabanfiyatının 7 000 000 liradan 5 000 000 liraya düşmesi tabiî mümkün değil, 6 000 000 liraya düşmesi de mümkün değil. Vatandaş ve Fiskobirlik, yapmış oldukları hesaplar neticesinde 7 000 000 lira tabanfiyatı açıkladılar. 7 000 000 lira tabanfiyatı açıklandığı zaman, hakikaten, ülkede, bölgede çok büyük şenlikler, çok büyük mutluluk ifadeleri, cümleler, kelimeler kullanıldı. İktidar Partisi ve biz muhalefet milletvekilleri olarak da bölge için çok sevindik; ama, ne olduysa, aradan birbuçuk iki ay sonra, Fiskobirlik’in elindeki stokun, yani, paranın bitmesine yakın ve de seçimlerin yaklaşacağı bir zamanda işler ters dönmeye başladı. Fiskobirlik diyor ki: “Bu 7 000 000 lira fındık tabanfiyatını ben verdim.” Hükümet diyor ki: “Ben verdim.” Hükümetin verdiği ile Fiskobirlik’in verdiği arasındaki çelişkide en çok mağdur olan da o bölgenin milletvekili olarak, ben; tabiî, çok büyük sıkıntılar çekiyordum. Diyorum ki: 7 000 000 lirayı Hükümet mi verdi, Fiskobirlik mi verdi? Vatandaş diyor ki:“Hükümet verdi, Allah razı olsun” ve hakikaten, TESK Oteldeki bir toplantıda, o zaman yeni Bakan olan Mehdi Bey, kalkarak “bizim bu 7 000 000 lira tabanfiyatımızı nasıl buluyorsunuz, bu bizim ekonomik politikalarımızın ürünüdür” dedi. Bölge milletvekillerinden bazı arkadaşlarımız, kalkarak, o toplantıda “at sahibine göre kişner”, “bu fiyat bizim ürünümüzdür ve bununla da gurur duyuyoruz” dediler.
Ben de o toplantıdayım tesadüfen. Bana da konuşma hakkı verilmeden, toplantı biterken -Ziraat Odaları Başkanlığının organize etmiş olduğu bir toplantıydı bu- dedim ki: “Ben de bir konuşmak istiyorum, bana da bir konuşma verir misiniz?” “Aa, Sayın Vekilim özür dileriz, buyurun kürsüye” dediler. “Kürsüye gerek yok, olduğum yerden konuşurum” dedim. Oradaki fındık üreticisine, köylüye ve muhtarlara şunu söyledim, dedim ki: “Arkadaşlar, bugünkü 7 000 000 liradan dolayı Hükümeti tebrik ediyorum. Aslında, ben, şunu isterdim: Geçen sene çok büyük sıkıntı yaşadık. Don felaketinde şurada oturan milletvekillerinden, bakanlardan hiç kimse yoktu. Yeni evlenen çiftlere nikâh memurunun söylediği gibi ‘iyi günde de kötü günde de yanınızdayız’ dediği gibi, ben, onların, kötü gününüzde de yanlarınızda olmasını isterdim; ama, maalesef, hep iyi günlerinizde yanınızdalar; ama, inşallah, bu 7 000 000 lirayı da iyi değerlendirirsiniz, Hükümete teşekkür ediyorum” dedim ve ayrıldım.
Bütün samimiyetimle, bütün içtenliğimle… Olaylar bu şekilde geçmiştir, bunun tanıkları da vardır; ama, gel gelelim, birbuçuk ay sonra Fiskorbirlik’in stoku bitince başladı Hükümetten çatlak sesler çıkmaya: “Bu yönetim iyi yönetim değil, bu yönetim bakkal dükkânı çalıştırıyor, bu yönetim Fiskomarları çalıştırıyor, bunlar güvenilir adamlar değil” demeye başladılar.
Yahu, nereden çıktı bunlar?! Fiskobirlik bir seneden beri Fiskomar veyahut da bakkal dükkânı çalıştırmıyor ki, onbeş yıldan beri Fiskobirlik bir ticarethane çalıştırıyor. Kendisinin bildiği, yönetiminin bildiği bir olaydır.
Beni de zaten o ilgilendirmiyor, 254 000 tane, 255 000 tane üyesi olan Fiskobirlik kurumu beni ilgilendiriyor. Kurumun mağduriyeti çok önemliydi. Kurum tek başına, yalnız başına bir kenara bırakıldı ve seçim arifesinde başladılar konuşmaya -AK Parti milletvekilleri ve bakanlar da dahil- Giresun televizyonlarında, Ordu televizyonlarında: “Biz, bir liste çıkartıyoruz, bu listeye oy verecekseniz. Eğer bu listeye oy vermezseniz Fiskobirlik’te şu ana kadar alamadığınız paraları hayat boyu alamazsınız” dediler.
Bunu, bütün içtenliğimle, samimiyetimle söylüyorum. Eğer bu sözlerimde bir yanlışlık varsa, bölge milletvekilleri, kalkar burada, erkekçe, Karadenizce, Kasımpaşaca, Fatsaca da konuşabilirler; gerçek budur. Peki, ne oldu seçimlerde; 254 000 delegenin iradesi eski yönetime destek verdi ve eski yönetim tekrar seçimi aldı ve Fiskobirlik o günden bu yana dek bu bunalımlar içerisinde bugünlere kadar geldi.
Sonra, Sayın Başbakana ve diğer yetkili kişilere, Fiskobirlik’e kredi verilmesi için ricalarda bulunuldu, aralara girildi. Hakikaten, bölge milletvekilleri bu kredi verilmesiyle ilgili çalışmalarda bulundular. Kendilerine teşekkür ediyorum. Kendilerini ben sıkıştırıyorum, diyorum ki: “Ne zaman kredi alınacak, ne zaman bitecek?” “Ağabey, on gün sonra, beş gün sonra, üç gün sonra” diyorlar ve taa bu mayıs ayına kadar, Fiskobirlik… Fındığını veren, 64 000 ton fındık vermiş olan müstahsil parasını almadan o güne kadar geldiler. Ondan sonra ne oldu; ondan sonra, fiyat tespitiyle ilgili, tabiî, 2006 fındığı da dalda görülmeye başlayınca, bu fındıktan mağdur olmayan halk da, daha evvelden, ilk önceden fındığını satan vatandaşlar da mağduriyetlerin geleceğini görünce başladılar isyana. Beni sıkıştırmaya başladılar, AKP milletvekili arkadaşlarımı sıkıştırmaya başladılar: “Tabanfiyat açıklansın, tabanfiyat açıklansın…” Fakat, maalesef, tabanfiyatla ilgili hiçbir açıklama yapılmaz oldu ve verilen cevaplar şu oldu: Hepinizin de bildiği gibi, meşhur Başdanışman Cüneyt Zapsu’nun da büyük önerileri, büyük fikirleriyle, bankalardan kredi alınması ısrarlarına karşın Fiskobirlik’e bütün bankalar kapılarını kapattılar, genel müdürler kaçtılar ve hatta, Sayın Zapsu, basın toplantısında “hiçbir banka Fiskobirlik’e kredi veremez, eğer Fiskobirlik’in krediye ihtiyacı varsa tefecinden para alabilir” diye… İşte burada. Sayın Başbakanımıza ben Ordu’da bunu anlattığım zaman kendileri de bana dediler ki: “Veremez dememiştir de vermez demiştir.” “Sayın Başbakanım, bende basın bildirisi var Sayın Zapsu’nun; lütfen, olayı araştırın ve bu vatandaşın mağduriyetini ortadan kaldırın” dediğim zaman, kendisine de şunu söylediğimde “bu denli mağdur olmuş bu köylünün, millî ürünümüz olan fındığı kullanarak politika yapmak, bana ve Cumhuriyet Halk Partisinin etik yapısına uymaz efendim” dediğimde, kendileri bana teşekkür ettiler; ama, gel gelelim, kendisine, ben, şunu söyledim: “Şu anda buradan” dedim, “il kongresine gideceksiniz. Giresun’da fındığın aleyhinde konuştunuz, sahip çıkamayacağınızı söylediniz, fındık 3 500 liraya düştü. Eğer, burada da fındığa sahip çıkarsanız, çıkacağınızı söylerseniz, fındık 5 000 000 liradır Sayın Başbakanım” dedim ve inanır mısınız, bütün içtenliğimle, samimiyetimle söylüyorum; Başbakan, il kongresinde “fındığa ben karışmıyorum, Fiskobirlikten gidin paranızı alın...” Hatta, bana, orada, isyan ettiğimde, protokolde otururken, bağırırken, vatandaşların protestolarına karşı, aynı, Almanya’daki yeşil sermayeye parasını kaptıran insanlara söylediği gibi “bana mı sordunuz, paranızı verdiniz” gibi, dediği sözler gibi, oradaki, Fiskobirlik’e malını veren, fındığını veren, o mağdur köylüye karşı, Sayın Başbakanımız “gidin Fiskobirlik’ten alın...” Ben yerimden fırlayıp müdahale ettiğimde, “beyefendi, İş Bankası sizin, verin parayı, Fiskobirlik de ödesin” dedi.
Arkadaşlar, bütün içtenliğimle, samimiyetimle size sesleniyorum: İş Bankası bizim mi?
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Yönetim...
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Yönetim 11 kişiden oluşuyor. Bu 11 kişinin 4 tanesi... Atatürk’ün o zamanki koşullarda, Dil Kurumuna bağışlanması için verilen bir bağış niteliğinde bir hissedir bu. Cumhuriyet Halk Partisinin kasasına 5 kuruş girmez ki oradan. Bunu sizler de biliyorsunuz.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – O zaman çekilin oradan, çekilin!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Çekilin.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye çekilelim?! Orada biz mirası bekliyoruz beyefendi! Biz orada miras bekliyoruz, miras!.. Bekçilik yapıyoruz Atatürk’ün emanetlerine!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Çekilmeye de hazırız. Size verelim isterseniz. Eğer, vasiyeti devredersek, siz alabilirsiniz.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Size bıraksak, siz Atatürk’ün hisselerine bekçilik yapabilir misiniz; yapamazsınız. Atatürk’ün hangi mirasına bekçilik yaptınız da, İş Bankasındaki hisselerine bekçilik yapacaksınız?!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Peki, Sayın Başbakanım, oradaki binlerce insanın karşısında, İş Bankasının bizim olmadığını, benim oraya kredi verme imkânımın olmadığını...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, 15 dakika konuştunuz, size sadece 1 dakikalık eksüre vereceğim. Fındığın sorunu 1 dakikada çözülür mü çözülmez mi bilmiyorum, ama, sadece 1 dakika içinde konuşmanızı tamamlıyorsunuz.
Buyurun efendim.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkanım, çok kapalı olan şeylerin açığa çıkması için, lütfen, süre vermenizi rica ediyorum.
BAŞKAN – Hayır, olmaz. Sadece 1 dakika sonra konuşmanız tamam.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Fiskobirlik parasını nereye koymuş?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, Başbakanımızın bu konuşmalara karşı, Karadenizdeki...
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Fiskobirlik parasını nereye koymuş?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Bir dakika efendim.
...sonraki yapılan mitinglerde, insanların hakkı olan, demokratik hakkı olan miting hakkını bu denli istismar etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Oradaki iki kişinin ölümünün Sayın Başbakana yanlış bildirilmesi…
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Hiçbir ilgisi yok.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – …sokaklar arasında olan olayları “illegal örgütlere mahsustur, PKK’ya aittir” denmesi çok yanlıştır.
Bakın, burada çok milletvekili arkadaşlarım var, çok sevdiğim de arkadaşlarım. Onları gündeme getirmek istemiyorum.
EYÜP FATSA (Ordu) – Getir, getir…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Bakın Eyüp Bey, yine laf atıyorsunuz.
EYÜP FATSA (Ordu) – Getir kardeşim…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Ben burada fındık sorununu konuştuğum müddetçe siz “halkın hiçbir şikâyeti yok” diyordunuz. İşte, gördünüz şikâyetinin ne olduğunu. Çok şükür ki, bugün seni sağ olarak karşımda görebiliyorum. Bu insanların…
EYÜP FATSA (Ordu) – İftihar edebilirsiniz Sayın Tandoğdu.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Bakın, size bir şey söyleyeyim mi, biz hepimiz yarın eski milletvekili olacağız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, teşekkür ediyorum…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – …ve bulunmuş olduğumuz memlekette, caddenin ortasında horoz gibi gezmek de var. Yoksa, çatıların altında, damların dibinde gizlenerek gezmekle hiçbir şey elde edemeyiz.
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, teşekkür ediyorum…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Bu memlekette bir şey yapacaksak doğru yapmak zorundayız.
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Hiçbir ilgisi yok.
BAŞKAN – Sayın Soydan, lütfen…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Bu sorumluluktan kaçamayız. Benim ne fındık fabrikam var ne herhangi bir kurumun kooperatif binalarını almışım ne de herhangi bir orman arazisini üzerime geçirmişim.
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, eksüreniz de tamamlanmıştır; lütfen efendim… Buyurun…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Eğer siz hâlâ akıllanmamışsanız, bunun cezasını halk size verecektir! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, buyurun efendim…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Ayıptır! Ayıptır! Sana yakışmaz bu!
EYÜP FATSA (Ordu) – Sana yakışmıyor!.. Bak, milletvekili sorumluluğuyla konuşuyorsun. Ayıp ya!
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, buyurun… Teşekkür ederim.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Şimdi…
BAŞKAN – Sayın Tandoğdu, lütfen efendim... Süreniz doldu; lütfen, yerinize oturur musunuz. Lütfen... İstirham ediyorum... Eksürenizi verdim, sürenizi birleştirdim. Lütfen efendim… Buyurunuz…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkanım, bir önemli konu daha vardı.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, bu konuyu 2 saat de konuşsanız -biliyorsunuz, dört beş aydır konuşuluyor- çözülmez. Onun için, basın toplantısı var, diğer yollar var, onu orada konuşunuz.
Buyurunuz efendim...
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) – Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
Madde 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde, AK Parti Grubu adına, Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş.
Sayın Göktaş, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; AK Parti Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Burada, Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün onaylanmasıyla ilgili konuşuyoruz; ama, az önce burada konuşan arkadaşımızı dinledikten sonra, acaba başka bir madde mi var, başka bir kanun mu var diye de tereddüt ettim içimden ve ister istemez konuyu fındığa getirdi. Fındığı konuşunca da, bir Karadenizli olarak, bir Trabzonlu olarak da fındığın konuşulmayan yönlerini de burada size açıklamayı kendime bir görev addettim.
Değerli arkadaşlar, fındık, hepinizin bildiği gibi, ülkemize ekonomik yönden büyük bir değeri olan mahsulümüzdür ve Karadeniz üreticisinin önemli geçim kaynaklarından biridir. Aynı zamanda, sağlık yönünden de insanımızın beslenmesi, gelişmekte olan çocuklarımızın zihinsel yönden de, beyinsel yönden de gelişmesine fevkalâde katkısı olan bir ürünümüz.
Yıllardan beri yapılan yanlış politikalar yüzünden, son üç dört seneye kadar fındık üreticimiz, son beş seneye kadar fındık üreticimiz fevkalâde mağdur durumdaydı. Son zamanlarda, ondan sonraki, 1997’den sonraki politikalar yüzünden, uygulanan politikalardan fındık üreticisinin durumu biraz daha düzelmiştir; fakat, son, özellikle, don olayına değinmek istiyorum. Hakikaten beklenmeyen bir don olayı bölgemizde vuku buldu ve orada ziraat odalarımızın yaptıkları, tarım il müdürlüklerimizin yaptıkları tespitlere göre, 50 trilyonun üzerinde destek verilmiştir fındık üreticimize ve fındığı dondan dolayı zarar gören müstahsilimizin, fındık üreticimizin bir nebze olsun zararı giderilmiştir.
Yine, Fiskobirlik’in, özellikle yanlış politikaları fındığı bugüne taşımıştır. Bugün bu krizin ortaya çıktığı sürekli söyleniyor; fakat, birileri farklı şekilde bunu burada ortaya koyuyor. Bir başka yönden de konuşanlar, bir başka şekilde olayı ortaya koyuyorlar. Biz de, bizim açımızdan olayı değerlendirmek istiyoruz değerli arkadaşlar.
Şimdi, özellikle, Fiskobirlik’in Hükümete yapmış olduğu müracaatta “beni, bizi Fiskobirlik olarak, birliklerin yapılandırılmasıyla ilgili, yeniden yapılandırılmasıyla ilgili kuruldan çıkarın” diye talebi var ve bu talepte “bizim borçlarımızı silin” deniliyor ve bu talep doğrultusunda, 1 katrilyon 700 trilyon civarında Fiskobirlik’in borcu siliniyor. Arkasından deniliyor ki: “Bizim kıdem tazminatlarımız var borç olarak, 19 trilyon; onu da silin” deniyor Hükümete. O da ödeniyor ve arkasından şöyle bir madde diyor: “Bunlar yapıldıktan sonra, bizim, Hükümete, bundan sonra hiçbir talebimiz olmayacaktır. Bizim borçlarımızı silin, kıdem tazminatımızı ödeyin; ama, bundan sonra Hükümetten bir talebimiz olmayacaktır.” Yani, Fiskobirlik, bütün kararları zaten kendi içinde alıyor ve alımını, satımını, ihracatını, ithalatını, neyse, hepsini kendisi yapıyor.
FİKRET BADAZLI (Antalya) – Doğru olan bu.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Hükümetle hiçbir ilişkisi yok ve biz de doğru olanı yaptık ve daha sonra, Fiskobirlik, 2005 yılı –bu 2006 yılında- fındığın ödenmesine sıra geldiğinde, fiyat olarak 7 200 000 lirayı açıkladı. Kimseye sormadı, Hükümete danışmadı, milletvekiline sormadı. Burada konuşan arkadaşıma soruyorum: Size sordu mu, haberiniz var mıydı?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Milletvekiline niye soracak ya…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Sormadı, sormak da zorunda değildir.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Hükümet sahip çıktı zaten buna.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Sormak da zorunda değildir.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Hükümet çıktı sahip.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Hükümet… Kimse sahip çıktığı yok. O sizin kendi uydurmanız.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Teessüf ederim yani beyefendi.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Sizin kendi uydurmanız… Hükümet sahip çıkmadı.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Neyi uydurmuşum ben!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Lütfen, yerinize oturun.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Gelsin, burada, Sayın Tarım Bakanı…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, ben sizi yerimde oturarak dinledim, siz de oturun dinleyin.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Ama, beni tahrik ediyorsunuz! Başka bir şey yaptığınız yok.
BAŞKAN – Sayın Göktaş…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Efendim...
BAŞKAN – Bir düzeltelim. Yani, bu, Sayın Sami Tandoğdu’nun görüşleri demek istiyorsunuz. O “uydurma” sözü öylece düzeltelim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Evet, olabilir.
Şimdi, arkadaşlar… (CHP sıralarından gürültüler)
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Başkan, düzelmedi o.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Tamam, Başkana katıldım; doğru, tamam, düzeldi.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – “Sami Tandoğdu’nun görüşü olarak” deyin o zaman; öyle deyin, daha doğru.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Benim ne diyeceğime ben karar vereyim, siz karışmayın lütfen.
Şimdi arkadaşlar, Fiskobirlik 7 200 000 lira fiyatını açıkladı ve büyük bir heyecanla, fındık üreticisine sahip çıktığını, fındık üreticinin yanında olduğunu söyledi. Biz de, tamam, buyurun, fındık parasının bu olduğunu, fiyatının bu olduğunu ve parasını da ödeyeceğinize göre sorun yok… Ne zaman paralar ödenmeye başladı… Paraları ödemeye sıra gelince, kasada para yok, milletin fındığı alınmış, emanete konmuş, para ödenmiyor. Bu sefer Hükümetin kapısına geldi; “efendim, biz paraları ödeyemiyoruz, para verin.” Biz de dedik ki: “Arkadaş, bakın, sizin imzalı kâğıdınız var. Dediniz ki, ‘şunları şunları yapın, biz, bundan sonra sizden para talebinde veya hiçbir şey talebinde bulunmayacağız.” “Bize kredi bulun” denildi bu sefer. Biz dedik ki: “Biz, kredi veren kurum değiliz, krediyi veren kurumlar bankalardır, oraya gideceksiniz; zaten, kredi verilebilir durumda olursanız, bankalar size kredi veriyor, verir de; çünkü, bir banka -her gün gazetelerde reklamları görüyoruz- işte, daire alana şu kadar kredi, işte, 0,90’la, yüzde 1,4’le; araba alana şu kadar kredi diye reklam veriyor. Kredi vermek için, bankalar, müşteri arıyor, reklam yapıyor, size haydi haydi verir. Buyurun, gidin, bankalardan alın.”
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Peki, buna niye vermiyor, 1,5 milyar dolar mal varlığı var?
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, geleceğim, bir dakika, sabırlı olun… Sabırlı olun…
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Ziraat Bankası ne işe yarar?! Tüketici kredisi vermeye mi?!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Sabırlı olun… Sabırlı olun… Lütfen... Biz, “buyurun, bankalara gidin…” Bankalara, bunlar, teminat verecek, yani, kendini garantiye alacak bir teminat veremediler. Biz hükümet olduktan sonra, bakın arkadaşlarım, Fiskobirlik, Ziraat Bankasındaki bütün paralarını çekiyor, İş Bankasına getiriyor, yatırıyor, -gayet normal, getirip, tercihini, yatırabilir- ve İş Bankasına gidiyor, oranın müşterisi olarak ve bütün o Fiskomarların, Fiskobirlik’in bütün paralarını oraya yatırmasına rağmen, İş Bankası, kendisine, Fiskobirlik’e kredi vermiyor.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Ali Coşkun’a sorun onu.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Ali Coşkun biliyor, Sayın Bakanımız biliyor!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burada, bir isimden bahsedilerek, “işte, o, krediyi engelledi...” Yok böyle bir şey.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Yok öyle bir şey! Tabiî, canım!..
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Kimsenin buna gücü yetmez arkadaşlar. Bankacılık Kanununa göre kredi verilebilir olan kişiye kredi verilir. Bakınız, zaten, Fiskobirlik’in eski yönetim kurulu başkanı, İş Bankasının Genel Müdürüne yazı yazıyor “hani siz reklam veriyordunuz, güvenilir bankaydınız” diyor. “Aslında kara gün dostuydunuz, aslında siz güvenilir banka, kara gün dostu değilsiniz, iyi gün dostusunuz” diye sitemkâr bir mektup yazıyor Fiskobirlik’in eski başkanı, yönetim kurulu başkanı ve bu şekilde, sadece İş Bankasına değil, tam 13 tane bankaya müracaat ediyor arkadaş, tam 13 tane; bildiğimiz büyük bankalar, yabancı bankalar, İş Bankası, Ziraat, Halk, Vakıf ve Oyak Bank da bunların içinde. Hadi diyebilirsiniz, yani, iddia ediyorsunuz ki, yok, tamamen hilafı hakikat… Bütün bankaları, HSBC Bank var, onu da biz mi durdurduk, Oyak Bankı biz mi durdurduk arkadaşlar; yani, böyle bir şey olabilir mi?! Bu kadar büyük kredi verilecek, bu kadar, bankanın büyük bir menfaatı olacak da, Hükümet dedi diye, buna kredi vermeyecek; böyle bir şey düşünülebilir mi arkadaşlar?! Bunlar ticarî kuruluşlardır. Bunlar, kendilerinin kazançlarını, kârlarını düşünmek zorundadır. Yıl sonunda bilanço yapıyorlar bunlar. O bilançolarına göre, onların yönetim kurulları hesap veriyor. O bakımdan, böyle, şahısların tembihleriyle, şahısların ikazlarıyla kredi vermemezlik yapamazlar. Bu, tamamen hilafı hakikattir. Fiskobirlik, güvenilmez, kredi verilemez durumda olduğu için kredi alamamıştır
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)- Canım, şahsa vermiyor ki. Kurum…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Durum, esasta bundan kaynaklanmaktadır, sıkıntı buradan kaynaklanmaktadır arkadaşlar; yanlış yönetimden.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Hâlâ anlamıyor ya da ben anlatamıyorum…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Bakınız, şimdi, bu kredi konusu… Fiskobirlik ne yapıyor; tamamen işletme dışı faaliyetler içinde bulunuyor. Keyfî… Bende denetim kurulları raporları var, elimde. Yurtdışı seyahatleri…
İ.SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Bizde de var.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Okumuşsanız zaten siz de görürsünüz. Yurtdışı seyahatleri… Şimdi, yurtdışına, diyelim ki yönetim kurulundan bir kişi gidecek. Olmaz, hep beraber… Üç kişi, dört kişi… Lüks seyahatler, avanta yemekler, neler böyle…
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Denetim gereğini yapın Sayın Vekilim…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Bunlar aslında rakamlar… Bunları, rakamları doldurup, çok şeyi tutmaz…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Çok yanlış şeyler…
KEMALLETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Bakın arkadaşlar… Bakın arkadaşlar…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Şimdi, diyelim ki, bir bakan bir yere gidiyor, Başbakan bir yere gidiyor; yani, onlar şimdi…
KEMALLETİN GÖKTAŞ (Devamla) - Bakın arkadaşlar… Ben, şurada, sizi oturdum dinledim, sabırla siz de dinleyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Sizinki dinlenecek bir şey değil ki canım!..
YAHYA BAŞ (İstanbul) – Seninki çok mu doğru!..
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Evet, çok doğru. Benim söylediğim her şey doğru. Bilmediğin konuda konuşmayacaksın.
BAŞKAN – Sayın Göktaş, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.
Bakın arkadaşlar, şimdi, bunun yanında, işletme dışı tam 36 000 000 dolar Başak Sigortadan hisse alıyor, 36 000 000 dolar. Yahu, Fiskobirlik’in Başak Sigortayla ne işi var arkadaşlar?! Arkadaşlar, bizim Trabzon’da özel üniversite yapıyor, bir başkasına kiraya veriyor 50 milyar liraya. Kira aldığı da yok. Birinci sınıf lüks inşaat yaptırıyor, takribi 30 trilyonun üzerinde para.
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Kaç katlı?!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Katı önemli değil; çok lüks.
İş merkezleri yaptırıyor, birsürü iş merkezleri. Hiç ilgisi yok; Fiskobirlik’in ilgi alanına girmez.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Sayın Vekilim, dört yıldır niye denetlemiyorsunuz o zaman?!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Arkadaşlar, denetlendi, mahkemede bunlar.
Fiskomarlar açılıyor. Fiskomarlar…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Ben köylüyü düşünüyorum, fındık köylüsü meselesi bu. Benim Fiskobirlik’in mallarıyla ilgim yok.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Bu Fiskomarları da delegelerin yakınları çalıştırıyor ve bu Fiskomarlar olduğu gibi zarar ediyor.
Bakın, başka bir şey daha söyleyeceğim size değerli arkadaşlarım.
Yine, arkadaşlar, ihaleler yapılıyor…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Ben şahsım adına da konuşmak istiyorum Sayın Başkanım. İsterseniz, bunu da ekleyin.
BAŞKAN – Sayın Göktaş, saygıdeğer arkadaşlarım, şimdi, bu “fındık kabuğunu doldurmaz” diye bir atasözü var; ama, bu fındık kabuğu çok büyük bir kabuk. Onun için, bu konuşmaların neticesini… Yani, Meclis kürsüsünde bu işleri tamamen halletmek mümkün değil. Ben, son olarak…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Burada hallolacak Sayın Başkan, burada!
BAŞKAN – Arkadaşlar, basın toplantıları yaparsınız, özel toplantılar yaparsınız, açıklamalar yaparsınız; bu işler hallolur.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Burada Sayın Başkanım, burada!..
BAŞKAN - Bu işi, sadece kürsüde halletmeye kalkmak mümkün değildir.
Şimdi, son defa olarak, Sayın Göktaş’ın 1 dakikalık süresini kullandıracağım; sonrasında, keseceğim sözünü.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Benim kişisel söz hakkım da var, onu da onunla beraber…
BAŞKAN - Bundan sonra da dışarıda kendi aranızda konuşunuz.
Buyurun efendim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, arkadaşlar, ihaleler yapıyorlar, bir hayli ihaleler. Her vilayetin bir müteahhidi var. Bir kişiye veriliyor bunlar her vilayette ve örneğin, diyelim ki, bir ihale, 5 trilyon lira ihale bedeli olarak tespit edilmiş, alınmış ve her ihale, arkadaşlar, bakın, her ihale en az yüzde 80, yüzde 90, yüzde 200, yüzde 300 farkla şey yapılıyor ve -ben müteahhitliği de bilmem- doğrudan alım metoduyla bu müteahhitlere bu ihaleler veriliyor, doğrudan alım metoduyla veriliyor.
Arkadaşlar, Fiskobirlik’in bugüne gelmesi, esasta Fiskobirlik yöneticilerinin yanlış politikaları sonucudur; hükümetle bunun kesinlikle ilgisi, alakası yoktur.
Bir diğer konuyu da şey yaparak…
BAŞKAN – Sayın Göktaş, süreniz doldu; lütfen.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Peki Sayın Başkanım.
Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Evet, saygıdeğer arkadaşlarım, inşallah, sayın milletvekilllerimiz ve bizleri izleyen arkadaşlarımız bu konuşmalardan aydınlanmışlardır. Konuşmacılara teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Adana Milletvekili Gaye Erbatur. (CHP sıralarından alkışlar)
Fındık konusu açıklığa kavuştu. Sayın Erbatur, tahmin ediyorum, konuyla ilgili görüşlerini beyan edecek.
Buyurun Sayın Erbatur.
CHP GRUBU ADINA N. GAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Avrupa Konseyinin 1961’de ortaya koyduğu, 1989 yılında kabul ettiği ve 1996’da revize ederek genişlettiği Avrupa Sosyal Şartı, sosyal politikaya özgü Avrupa’ya özel bir yaklaşım getirmektedir. Yaklaşımın temel özelliğini, hak vurgusunda ve sosyal dışlanma kavramında buluyoruz. Bu doğrultuda, hem çalışma hayatını düzenleyen önlemler hem de yoksullar veya özürlülerin durumunda olduğu gibi özel konumları nedeniyle topluma eşit vatandaşlar olarak katılmakta zorlananların sorunlarına yönelik uygulamalar, bir haklar manzumesi olarak gündeme gelmektedir.
Avrupa Konseyi, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve ilkelerin gerçekleştirilmesi ve korunması amacıyla, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Avrupa Sözleşmesini, sosyal haklar açısından tamamlayan bir protokol imzalamayı uygun görmüşlerdir. Bu amaçla hazırlanan şartın, insanların yaşam standardını ve sosyal refah düzeyini yükseltmek için, zaman içinde denetim mekanizması güçlendirilerek daha etkili hale getirilmiştir. Sosyal haklara sahip olma üzerinde, Avrupa Birliği, her zaman önemle durmuştur. Bu nedenle, Sosyal Şart, Avrupa Birliğinin kendini yeniden tanımlama süreciyle birlikte üzerinde daha çok tartışılır bir duruma gelmiş ve bu tartışmaların odak noktasında denetim mekanizması yer almıştır.
Sosyal Şart, yürürlüğe girdiği 1989 yılından itibaren, denetim mekanizmalarını bu nedenle geliştirme yolunda seyretmiştir. 90’lı yıllarda Sosyal Şartın yeniden kazandığı ilgi, denetim mekanizmasında değişikliği kaçınılmaz kılmıştır. Denetim sürecinin dört organının devreye girmesinden ileri gelen aşırı uzunluğu, Şarta yalnızca hükümetlerin değil, aynı zamanda ve özellikle sosyal tarafların ve öteki hükümet dışı örgütlerin çok az ilgi göstermesi, Şartın denetim mekanizmalarını zayıflatan etmenlerdi. Bugün üzerinde konuştuğumuz Torino Protokolü bu eksiklikleri ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Torino Protokolü, amaçladığı gibi, Sosyal Şart denetim mekanizmasında onu daha canlı ve etkili kılan denetim belgelerinin açıklanmasını ve isteyen ilgililerce görülmesini sağlayan, işleyişini iyileştirici kimi önlemler getirmektedir.
Türkiye’nin, sosyal haklara ulaşımı denetleme konusunda söz konusu protokolü uygun bulması önemli bir adımdır. Protokolle, hükümet dışı örgütler de denetim sistemine alınmıştır. Buna göre, genel sekreter, sözleşmeci tarafların raporlarının bir örneğini hükümet dışı örgütlere de gönderecek ve bu örgütler de olası gözlemlerini genel sekretere iletecektir. O nedenle, Türkiye, işçi ve işveren örgütlerinin rolleri üzerinde daha ciddî olarak düşünmeye başlamalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest dolaşım hakkı, çalışma ve ücret hakkı, daha iyi yaşama ve çalışma hakkı, kadın ve erkek arasında eşit muamele görme hakkı, işçilerin bilgilendirilmesi, danışılma ve yönetime katılma hakkı, çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için yasalarla korunma hakkı, sosyal ve meslekî entegrasyon hakkı gibi çok önemli konular Avrupa Sosyal Şartında yer almaktadır. Bu kapsamda ele alınması gereken konular içinde, öncelikle, sosyal haklara sahip olmayan işçi çalıştırma gelmektedir. Türkiye dışında, Şarta taraf diğer ülkelerin hiçbirinde, bu tür bir yapısal bozukluğa rastlanmamaktadır. Çocuk işçi çalıştırılması, emekli aylığı kuyrukları, bebek ve anne ölümleri, memur sendikacılığının reddi gibi olgular, bizde yaygın yapısal bozukluk örnekleridir.
Türkiye’nin Şarta taraf olması görüşülürken, yukarıdaki temel haklara erişim ve kullanılması gibi konular da düşünülmelidir. Bu kapsamda, Türkiye’nin uygulamasına bakıldığında, Türkiye’nin, örgütlenme hakkıyla, toplu pazarlık hakkıyla ilgili maddeleri onaylamaktan kaçındığını görüyoruz. Bu hakların, Avrupa Birliğiyle müzakere süreci yürüten bir ülke tarafından kabul edilmemesi büyük bir tezattır. Buradan, Hükümetin, Avrupa Birliği sürecindeki samimiyetsizliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal hukuk devleti, güçsüzleri, güçlüler karşısında koruyarak, gerçek eşitliği, yani, sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir. Sosyal devletin amacı, herkese, insan onuruna yaraşan asgarî bir yaşam düzeyi sağlamaktır. Bu bağlamda, her şeyden önce, herkese çalışma imkânının sağlanması ve çalışma yaşamı koşullarının iyileştirilmesi gerekir.
İş güvenliği, 1990 sonrasında Avrupa’da en çok dile getirilen konuların başında yer almaktadır. Sadece iş sahaları yaratmak değil, bu iş sahalarının insanî yaşama koşullarına sahip olması gerekir. Ayrıca, kadınların iş güvenliğinin sağlanması da önemlidir.
Sosyal Şart “Tüm çalışanların kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli, adil bir ücret alma hakkı vardır” derken, Türkiye, ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için düzenleme yapmamaktadır. Daha önce asgarî ücretle ilgili madde kabul edilmiştir; fakat, asgarî ücret alanlar sanki tek başlarına yaşıyorlarmış ve bir aileleri yokmuş gibi düşünülmektedir. Asgarî ücret belirlenirken, bu kişilerin o ücretle aile geçindirmek zorunda oldukları Hükümet tarafından göz ardı edilmektedir. Son dönemde gündemde olan memur zammı konusunda, Hükümetin, çalışanların adil ücret alma hakkını gözardı ettiği bir kez daha görülmüştür. Zaten, Şartın bu maddesinin Hükümet tarafından son anda onay metninden çıkarılmış olması, çalışanlara gösterilen ilgisizliğin bir kanıtıdır. Hükümetten, çalışanlarına insanca yaşayabilecekleri bir ücreti vermekte direnirken, ailelerin durumunu düşünmesini beklemek, sadece iyiniyet olmaktadır.
Yukarıdaki madde kabul edilmekten kaçınılırken, onaylanan maddelerde ise uygulama sıkıntısı göze çarpmaktadır. Şartta “Herkes özgürce edinebileceği bir işle yaşamını sağlama fırsatına sahiptir” denilmektedir. Türkiye’de kadının toplumsal konumu, ne yazık ki, özgürce iş edinmeye büyük oranda engel olmaktadır. “Kadın işi” ve “erkek işi” gibi söylemler toplumda sıkça dile getirilmekte ve uygulanmaktadır. Böyle bir gerçek ortadayken kadının toplumsal konumunun geliştirilmesine yönelik somut adımlar atılmadıkça Şart yerine getirilmemiş olacaktır. Kadınlar, gebelik gibi durumlarda işten çıkarılmakta ve kayıtsız işçi konumunda çalıştırılmaktadır.
Yaşamı sürdürmek için herkes iş bulma hakkına sahiptir. Resmî olarak açıklanan işsizlik oranının yüzde 11’e ulaştığı; istatistiklere yansımayan, doğal olarak, işsiz ordusu içine dahil edilmeyen işsizlerin sayısının 2,8 milyona ulaştığı, bu rakamla işsizlik oranının yüzde 18,8 olduğu düşünülürse, yapısal bozuklukların Şartın yerine getirilmesine engel teşkil ettiği görülmektedir. Ülkemizde kadınların istihdam oranı sadece yüzde 24’tür. Bu oran, Avrupa Birliğinde yüzde 60’lar civarındadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şartta, tüm çalışanların cinsiyete dayalı ayırım yapılmaksızın eşit muamele görme hakkından bahsetmektedir. Türkiye’deki uygulama bu maddeyle de çelişmektedir. İstihdam ve meslek edinmede çoğu zaman kadınlara karşı ayırımcılık yapılmaktadır. İş ilanlarında erkek eleman aranmakta, mühendislik gibi işlerde erkeklere öncelik verilmektedir. Şartta yer alan cinsiyete dayalı fırsat eşitliği konusunda Türkiye’nin çok kötü durumda olduğunu belirtmeliyim. Başbakana yönelttiğim soru önergesinin cevabında da bu ayırımcılık açıkça görülmektedir. Kamuda çalışan üst düzey kadın yönetici sayısı yok denecek kadar azdır. Şartta “Herkes toplumsal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahiptir” denmektedir. Öyleyse, kadınlara karşı pozitif ayırımcılık yapılması gerekmektedir.
Tüm bu maddeler yan yana getirildiğinde, aslında, Şartın kadın hakları açısından önemi ve Türkiye’nin kadın haklarını geliştirmesi açısından çok işi olduğu görülmektedir.
Şartta “Çocukların ve gençlerin korunması hakkı” başlığında bir bölüm bulunmaktadır. Ayrı bir başlık altında ele alınacak kadar önemli olan çocuk hakları konusunda, Türkiye, Şartı imzalayan ülkeler arasında en kötü olanlardandır. Özellikle çocuk işçi çalıştırılması çok yaygındır ve çoğunlukla kayıtdışı çalıştırılan bu çocukların sosyal haklara ulaşma şansı yoktur. Bu nedenle, öncelikle çocuk işçi çalıştırmaya yol açan koşullar düzeltilmelidir.
Çocuklar, maalesef, ülkemizde fuhuş sektöründe de çalıştırılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, ülkemizde bu durumun artmakta olduğu görülmektedir. Gerekli önlemler derhal alınmalıdır.
Çalışan kadınların analığının korunması konusu, Şartta ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Hamile, yeni doğum yapmış ve çocuğunu emzirme dönemindeki kadınları korumaya yönelik olan Şarta imza atan Türkiye’de işyerlerinde yeterli kreş yoktur; olanların da kapatılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Halbuki, sağlıklı bir nesil yetiştirilmesi için, hem bu kreşlere hem de kadınlar için emzirme odalarına çok büyük ihtiyaç vardır.
Ayrıca, Şartın bazı maddelerinin Türkiye’nin yapısal bozukluklarından dolayı uygulanması mümkün görünmemektedir. Örneğin, Şartta “Herkes ulaşabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanılmasını mümkün kılacak her türlü önlemden yararlanma hakkına sahiptir” denmektedir. Türkiye’de hiçbir sağlık kurumu olmayan bölgeler varken, var olan hastanelerde ekipman ve personel yetersizken, kırsal kesimde doktor ve hemşire bulunamazken, bu hak, insanlarımız için kullanılamaz hale gelmektedir.
“Sağlığın korunması hakkı” başlığını taşıyan Şartın ilgili bölümünde, sağlığın korunması hakkının etkili bir şekilde kullanılabilmesi için, sağlığın bozulmasına yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiği belirtilmektedir. Bu kapsama kadına karşı uygulanan şiddetin ortadan kaldırılması da girmektedir; çünkü, kadınların yaşadığı sağlık problemlerinin çoğu, aile içinde yaşadığı şiddetten kaynaklanmaktır. Bu nedenle, aile içi şiddetin önlenmesi için gereken tüm önlemler derhal alınmalıdır.
Bu vesileyle, hâlâ yeterli sığınma evi açılmadığını, Alo Şiddet hattının çalışmadığını belirtmek istiyorum. 4320 sayılı Ailenin Korunması Kanunu için verdiğim değişiklik önerisinin de hâlâ gündeme alınmamasından kaygı duyuyorum.
Avrupa Sosyal Şartını onaylarken, şartın en azından özüne uyum sağlamak için, sosyal devlet olmanın bilinciyle hareket edilmesi gerekmektedir. Sadece eğitim sistemimiz bile başlıbaşına sosyal devletten hızla uzaklaştığımızın kanıtıdır. Liselerde eğitimin kalitesizliği yıllardır tartışılmaktadır. Devlet, kendi hazırladığı sınava kendi okullarındaki öğrencileri hazırlayamamakta, bu sorumluluğu gayri resmî olarak dershanelere devrederek, sosyal devletin ilk basamağında sekteye uğramaktadır. Sosyal devletin sorumluluğu, eğitimi herkese ulaştırmaktır. Maalesef, eğitim, Türkiye’de giderek lüks olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin değişen Şartı onaylaması, elbette, olumlu bir adımdır; fakat, önemli olan, öncelikle uygulamada Şartın ilkelerini hayata geçirmektir. Türkiye, Anayasasında da yazdığı üzere, sosyal bir hukuk devleti ise, buradaki “sosyal” kelimesinin anlamının tam karşılığı, işte bu Şartın ilkeleridir. Türkiye, hem bu nedenle hem de Avrupa Birliğiyle uyum sürecindeki başarısı için Şartı özümsemelidir.
Bu doğrultuda, iktidara geldiği günden beri sosyal politikaları gözardı eden Hükümetin, Avrupa Birliğine girmek uğruna birçok taviz verirken, aslında, Avrupa Birliğinin ne olduğunu anlamadığı ortadadır. Avrupa Birliği, küreselleşme içinde sosyal haklara sahip çıkan ve bu hakları artıran bir güçtür. Ekonomik açıdan güçlenme, işçiler yok sayılarak yapılmamaktadır. Toplumun her kesimi düşünülerek sosyal haklar bütünü oluşturulmuştur. Bu haklar bütününün en önemli ayağı da Sosyal Şart olarak deklare edilmiştir.
Türkiye, gerçekten, Avrupa Birliği üyesi olmak istiyorsa, bugün üzerinde konuştuğum denetim mekanizmasına işlerlik kazandıran protokolü kabul ederken, Şartın gereklerini ivedilikle yerine getirmesi gerektiğinin bilincinde olmalıdır.
Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erbatur.
Madde üzerinde, şahsı adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
Süreniz 5 dakika.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanın müsamahasına sığınarak, ben de, fındıkla ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Şimdi, Sayın Göktaş’ı çok dikkatli bir şekilde dinledim. Şu anda kendisini göremiyorum, Meclis Genel Kurulunda yok. Şimdi, geçmiş dönemde Fiskobirlik hatalı olabilir, yanlış yapmış olabilir, yanlış politikalar uygulamış olabilir...
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Yok öyle bir şey!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - …ama, 2006 yılı eylül ayındaki durum nedir ve biz bu durumu nasıl çözeceğiz, mesele budur değerli milletvekilleri; yoksa, geçmişi suçlayarak, Fiskobirlik’i avanta yemekler yemekle suçlayarak bir yere varılamayacağını hepimizin çok iyi bilmesi lazım. Şu anda 8 000 000’a yakın Karadenizli vatandaşımız, fındıkla ilgili olarak ne yapılacağını dört gözle bekliyor.
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Fındıktan başka konuşulacak konu yok mu?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli Milletvekilim, bakınız, demin sizin Sayın Göktaş 13 dakika konuştu. Niçin sesiniz çıkmıyordu 13 dakikada?! Niçin dinlediniz de, şimdi müdahale ediyorsunuz?!
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Başka bir şey konuş!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakınız, ben onbeş gün önce Trabzon’daydım. Yarın Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize’ye gidiyorum gene. Oradaki, Karadeniz’deki vatandaşlarımız perişan, sefil bir hayat yaşıyorlar, yiyecek ekmekleri yok.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Ayıp ya!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Öğrencilerini nasıl okutacaklarını düşünüyorlar. Evlatlarını, çocuklarını nasıl evlendireceklerini düşünüyorlar.
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Öyle bir şey yok.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Depolarındaki fındıkların nasıl satılacağını, kaç paraya gideceğini düşünüyorlar.
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Afrika mı burası?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Önemli olan, değerli milletvekilleri, bunun çözümünü sağlamak, çözümünü bulmak. Yoksa, Fiskobirlik hatalı; tamam, hatalı, ben de kabul ediyorum; ama, hatalı demekle, sekiz milyon insanın meselesini nasıl çözeceğiz; niye gözardı ediyorsunuz bunları?!
Değerli milletvekilleri, bakınız, ben Toprak Mahsulleri Ofisinin alımıyla ilgili her gün bilgi almaya çalışıyorum; ama, ulaşamıyorum. Şimdi, Toprak Mahsulleri Ofisi piyasaya girdiği günden beri ne kadar fındık aldı; ne kadar fındık aldı soruyorum milletvekillerimize, ne kadar fındık aldı?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – 1 500… 1 500…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Almıyor… Almıyor… Kasıtlı olarak almıyor. Niye almıyor; şunun için almıyor: Eğer Toprak Mahsulleri Ofisi…
ASIM AYKAN (Trabzon) – 16 000 ton.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – 16 000 ton ise, Sayın Milletvekilim, 16 000 ton ise, ne kadar oldu piyasaya gireli? Şimdi, ben her gün oradan bilgi alıyorum.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Yok, yanlış, yanlış, 16 000 tonla alakası yok!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Her gün oradan bilgi alıyorum; depoları tam açmadılar, açmadılar; geriye gün veriyorlar.
MUSA UZUNKAYA (Samsun) – Yeni geldim oradan, yok öyle bir şey!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – “Fındığın nemi yüksektir” şeklinde, fındıkları almamak için ve fındık üreticisini tüccarın kucağına atmak için kasıtlı politikalar uyguluyorlar.
Değerli milletvekilleri, şimdi diyorsunuz ki, fındıkta arz fazlası var; diyelim ki var -olmadığı inancındayım- 50 000 ton fazla olduğunu kabul edelim; peki, bu devlet, bu yetmiş milyonluk ülke, 50 000 tonluk arz fazlasını alıp bir köşede tutabilecek durumda değil mi?!
A. MÜFİT YETKİN (Şanlıurfa) – Olur mu öyle şey?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Niye olmasın? Kim ona “olmaz” diyen, hangi milletvekili ona “olmaz” diyen; dinleyelim bakalım. Siz Şanlıurfa’dasınız, Karadeniz’i bilmezsiniz Sayın Milletvekilim, Karadeniz’i bilmezsiniz, fındığı bilmezsiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, elimde bir basın açıklaması var, Sayın Cüneyt Zapsu’nun açıklaması, bakın ne diyor, ne diyor Cüneyt Zapsu, ne diyor; bakın basın açıklaması: “Tefeciler dışında kimsenin kredi vermeyeceğinin herkes tarafından bilinmesi gerekir.” Siz bu açıklamaları yapacaksınız, Fiskobirlik’in itibarını yerle bir edeceksiniz, altına da AK Parti Genel Başkanı Veri Koordinatörü yazacaksınız, sonra da Fiskobirlik’i suçlayacaksınız.
Peki, sekiz milyon vatandaşın günahı nedir değerli milletvekilleri?!
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Suçsuz mu?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bu sekiz milyon vatandaşımız…
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Suçu var mı, yok mu?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bugün fındık kaça gidiyor biliyor musunuz…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Yetmiş milyonun hakkını gözetmek zorundayız.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – …bugün 2,5 YTL; Eskişehir Milletvekilim, sizin tuzunuz kuru. Yarın gel, Karadeniz’e beraber gidelim. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Bakınız, Sayın Başbakan geçen gün Karadeniz’deydi. Gizlice geldi. Gizlice geldi Ordu’ya, Fatsa’ya, gizlice…
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Ne alakası var!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Evet, çok alakası var; 4-5 vatandaş “fındık” deyince, basın mensuplarını uzaklaştırdılar yanından Sayın Başbakanın; 4-5 kişiyle orada gizlici konuştu Sayın Başbakan.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Ayıp oluyor Ümmet Bey!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Evet, evet… Gizlice konuştu.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Ayıp oluyor!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Gidemedi oralara, gizlice gitti. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli milletvekilleri, bakınız, bir Sayın Başbakan Karadeniz’e, fındık üreticilerinin olduğu bölgeye gizlice gidiyorsa, bunun hesabını siz vermek zorundasınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Sandıkta verecekler.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
Saygıdeğer arkadaşlarım…
ASIM AYKAN (Trabzon) – Sayın Başkanım, bu ne diyor ya?!
BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika…
ASIM AYKAN (Trabzon) – Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bir yere gizli gitmez; hakaret ediyorsun.
BAŞKAN – Sayın Aykan… Sayın Aykan…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Olanı söylüyorum. Basında, televizyonda yer aldı. Tekzip edin… Tekzip edin…
ASIM AYKAN (Trabzon) – Olur mu…
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Muhatap olmayın şu adamla!
BAŞKAN – Sayın Aykan, oturur musunuz!
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ayıp; eski arkadaşınız ya!
BAŞKAN – Arkadaşlarım, bu konuyla… Sayın Kandoğan ve diğer arkadaşlarıma da hitap ediyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, bu konu beş altı aydır Türkiye’nin gündeminde. Karadeniz’de konuşuluyor, her yerde konuşuluyor. Yani, sizler, konuyla ilgili…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yarın birlikte gidelim Karadenize…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Yetmiş milyonun…
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, sözleşmeyle ilgili de birkaç cümle söylerseniz memnun olurum.
Buyurun, mikrofonunuzu açtım, 1 dakikalık süre içinde tamamlayın.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekillerim, Sayın Başbakan öyle gitmediyse, Sayın Başbakan bir tekzip yayınlar; biz de televizyonlarda, basında, Fatsa’ya göğsünü gere gere, bütün millete haber vererek, basını ve televizyonu da peşine takarak gittiğini öğrenelim. Gidemediniz. Gidemedi Sayın Başbakan değerli milletvekilleri. Bu meselenin çözülmesi lazım.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Çözüm yeri burası.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bakınız, sekiz milyon vatandaşımız bundan mağdur. Nasıl çözülecekse buyurun çözelim, hep beraber çözelim.
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Çözüm ne?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Çözümü söylüyorum… Çözümü söylüyorum…
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Bir yere varamazsın!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bakınız, 50 000 ton fındığı alıp bir yere...
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Kim alacak, onu söyle…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, Toprak Mahsulleri Ofisini niye devreye soktunuz?
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Çözüm ne?
BAŞKAN – Sayın Çakır… Sayın Çakır…
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Çözümü söyle…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Toprak Mahsulleri Ofisi niye devreye girdi; fındık alımı için girdi, değil mi?!
Toprak Mahsulleri Ofisi 50 000 ton almaz 100 000 ton alır, 50 000 tonu da deposunda biriktirir, gelecek sene eğer arz fazlası olmazsa, biz fındığı 10 YTL’ye satarız. Bu kadar… Bu kadar… Bu kadar basit…
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Senin Fiskobirlik’in fındığı alıp sattı mı?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bu kadar kolay bu iş. Bu kadar kolay. Onun için, tedbir bulun, çare bulun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Mehdi Eker, fındık 7 YTL olunca “at sahibine göre kişner” dedi.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, teşekkür ediyorum.
Buyurun efendim.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Fındık 7 YTL olunca başarı sizin!..
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, teşekkür ederim.
Buyurun.
FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Çiftçinin üzerinden politika yapmaya kalkmayın burada.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Fiyatlar düşünce başarısızlık Fiskobirlik’in!.. (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, teşekkür ederim.
Buyurun.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sayın Başkan, sataşma var…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Sataşma var…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sataşma var…
FAHRİ KESKİN (Eskişehir) – Karadenizliler adına cevap versin…
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, dün, bugün, konuşmalar sırasında, arkadaşlarımız bir yerlere hitap edebilir, bir yerlere konuşabilir, seslerini duyurabilir. Burası milletin mikrofonu, doğrudur; ama, kürsüye çıkan arkadaşlarımız konuyla ilgili -bütün gruplar açısından söylüyorum- konuşurlarsa, daha mutlu, daha güzel neticeler elde edilmiş olur.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, sosyal konular değil mi bunlar?! Sosyal Şart değil mi?! Sosyal şart bunlar!..
NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) – Burası fındık arazisi değil!..
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, birkısım arkadaşlarımız -bunlar da, yine, bizim milletvekili arkadaşlarımız- konuyla ilgili olarak arkadaşlarımız konuşma yapmadığı için, konunun dışına taştığı için, Başkanlık Divanını ikaz ediyorlar, doğrudur yaptıkları; ama, buraya çıkan her arkadaşımız, bölgesinde sorunları halledememiş, diğer yerde halledememiş… Yani, konuşulmuş, tekrar gelip, 10 dakikada Meclis kürsüsünde bu işler halledilecek veya 5 dakikada!.. Böyle bir şey mümkün değil! Böyle bir şeyi takdirinize sunuyorum.
Sayın Kandoğan’a hitaben şunu söylüyorum: Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, hiçbir yere, hiçbir gizlilik altında değil, her yere, en güzel şekilde, göğsünü gere gere gider. Bundan sonra, bu tip konuşmalara lütfen dikkat edelim. Böyle bir olay yok. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Otur yerine!.. Otur yerine be!
BAŞKAN - Böyle bir üslup da yok. Yani, bu üslubun nerelere gideceğini, ne neticeler doğuracağını her birinizin bilmesi lazım. Böyle bir konuşmayı bundan sonra lütfen yapmayınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, bir bilgi verdim, tekzip etsinler.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Tekzip edecek bir şey yok. Söylediğiniz şey zaten hilafı hakikattir. Böyle bir şey olmaz. Olur mu?!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Basında ve televizyonlarda var.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Otur yerine hadi! Otur yerine! Terbiyesiz herif! Terbiyesizlik yapma!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sen ne diyorsun?!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, madde üzerinde 10 dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan…
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Otur yerine! Terbiyesizlik yapma, otur! Yeter artık! Yetti artık!
EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Hakkı Ülkü, buyurun efendim.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Yanlış yapıyorsunuz Sayın Başkan.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hadi gel! Gel hadi, gel!
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Gel bu tarafa! Göreceğim seni!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Geliyorum… Geliyorum… (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri)
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Meclis şampiyonu! Helal olsun sana!
BAŞKAN - Arkadaşlar, yerimize oturalım.
Sayın Ülkü, buyurun efendim. (Gürültüler)
Arkadaşlar, dinleyelim.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan, herkesi sükûnete davet etmek gibi bir göreviniz var tabiî. Öncelikle onu bir yapın, sonra sorayım.
BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Milletvekilimiz soru soruyor, lütfen dinleyelim.
Buyurun efendim.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan, bu taslağın komisyonlarda görüşülmesi esnasında çeşitli sosyal tarafları komisyona çağırdığınız ifade edilmişti. Acaba bunların içerisinde çağırmadıklarınız hangileridir? DİSK ile temasta bulundunuz mu? Zira, söz konusu belge, Avrupa sosyal müktesebatının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. (Gürültüler)
Ben de soruyu soramıyorum efendim.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen sükûneti sağlayalım.
Buyurun Sayın Ülkü.
HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – DİSK ile temasta bulunuldu mu? Zira, söz konusu belge, Avrupa sosyal müktesebatının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Şartın tamamlayıcı bir parçası olan Toplu Şikâyet Protokolü de bu bağlamda değerlendirilmesi gerekmez miydi? “Çocuk ve gençlerin korunması” başlıklı maddede 18 yaşından küçük çocuklar için dört haftalık ücretli yıllık izni niçin çok görüyorsunuz? Bu yaklaşımınızla, üyelik sürecini ucuz emek pazarı olarak özümlemek ve yurttaşlarını bu pazarda ikinci statüde bulundurmak gibi bir tavır içerisinde olduğunuzun farkında mısınız?
İnsanca yaşamı, çalışanlara, gençliğe ve yaşlılara çok gören yaklaşımınızı yeniden gözden geçirip, sosyal tarafların ve emek platformunun çağrılı olduğu yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ülkü.
Sayın Özdoğan, buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla Sayın Bakana 2 soru sormak istiyorum…
BAŞKAN – Arkadaşlar, sayın milletvekillerimizi dinleyelim!..
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Bakanım, bu Avrupa Sosyal Şartı, komisyonda yapılan görüşmelerde, komisyonun daha önce kabul etmiş olduğu maddeler aynen kabul edilmiştir. “Beyanlar” kısmında ek maddenin birinci fıkrası “ülkemizin şu anki ekonomik durumu itibariyle bu fıkranın gereklerini yerine getiremeyeceği” gerekçesiyle daha önce komisyonumuzca kabul edilen beyandan çıkarılmıştır. Bu bağlamda şu soruyu sormak istiyorum: Tabiî bu ek maddenin fıkrası, söz konusu madde, çalışanları ve ailelerini makul bir hayat düzeyi sürdürebilecek gelire kavuşma hedefini ortaya koymaktaydı. Şimdi Sayın Başbakan ve Sayın Hükümet yetkilileri, yeri geldiği zaman, kişi başına düşen gayrî safî millî hâsılada 5 000 - 6 000 dolardan bahsediliyor ve yakın bir gelecekte bunun 10 000 dolara çıkacağından bahsediliyor. Acaba bu ifadelerin doğru olmadığının, bu ek fıkra çıkarıldığına göre, bir itirafı değil midir diye soruyorum.
İkinci soru: Son olarak, 657’ye tabi üst düzey memurlara yüzde 3 ve alt düzeyde olan memurlara yüzde 4 oranında zam yapılmıştır. Memurlarımızın bir kısmı yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır, kahir ekseriyeti de açlık sınırı altında yaşamaktadırlar. Biraz sonra kabul edeceğimiz Avrupa Sosyal Şartına bu maddeler ve memura verilen zamlar ne kadar uygundur? Sayın Hükümete sormak istiyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdoğan.
Buyurun Sayın Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Türkiye, uluslararası yaptığı anlaşmalarda, kamu çalışanlarına birtakım haklar tanımıştır, ILO ve UNESCO’nun ortaklaşa ortaya koyduğu sözleşmeleri imzalamıştır. Memurların, Türkiye’de, birçok çağdaş ülkede olan toplusözleşme, grev hakkı, siyaset yapma hakkı yoktur. Bunların bir kısmı Anayasada engellenmiştir, bir kısmı da Anayasada engel olmadığı halde düzenleme yapılmamıştır. Zaman zaman, kamu çalışanlarına haklar verilmekten söz edilmektedir. Dört yıla yaklaşan iktidar döneminde, memurlarla ilgili, onların demokratik haklarını, sendikal haklarını geliştirecek bir adım atılmamıştır, bu konuda uluslararası anlaşmaların, sözleşmelerin gereği yerine getirilmemiştir. Acaba, kamu çalışanlarının demokratik haklarını, sendikal haklarını geliştirecek, Hükümetin, İktidarın, önümüzdeki günlerde bir hazırlığı var mıdır? Örneğin, onlara, toplusözleşmeli, grevli sendika hakkı için bir çalışma yapılmakta mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gazalcı.
Sayın Bakanım, buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) – Sayın Başkan, soruların hepsine yazılı olarak cevap vereceğiz.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının tamamının oylanmasından önce, oyunun rengini belirtmek üzere Trabzon Milletvekili Sayın Kemalettin Göktaş, lehte…(AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Göktaş.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tekrar hepinize saygılar sunuyorum.
Burada, Avrupa Sosyal Şartıyla ilgili kanun görüşülürken, hiç gündem olmadığı halde, fındık konusu gündeme gelince ki, Sayın Başkanım, siz, bu konuda serzenişte bulundunuz doğru; ama, bu konuyu gündem eden biz değiliz. Bizden önceki arkadaşlar yaptığı için, biz de cevap vermek, konuyu açıklığa kavuşturmak için bu konuya girdik.
Şimdi, bu konuyla ilgili, arkadaşlar, bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Ağzı olan konuşuyor.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Yani… O bir deyim tabiî.
…Bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Şimdi, kalkıyor adam, burada, fındıkla ilgili konuşuyor…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – “Adam” değil milletvekili…
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Düzeltiyoruz, milletvekili arkadaşımız diyelim. Düzelttim…
Şimdi, değerli arkadaşlar, şimdi, fındığın bölgemizde olan olumsuz etkilerini, burada, politika yaparak “Karadeniz insanı aç, Karadeniz insanı açıkta, Karadeniz insanı yanıyor” gibi polemiklere girmeye lüzum yok. Ben Karadeniz insanıyım, ben oranın çocuğuyum, oranın evladıyım.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sizi kastetmiyorlar.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Orayı biliyorum…
Arkadaşlar, ben oradan çıkıyorum; oradan çıktım, oranın insanıyım. Sen kaç gün Karadeniz’de kaldın ki, bunu konuşuyorsun? Şimdi, arkadaşlar, belki bu Fiskobirlik’in yanlış politikaları yüzünden fındık üreticimiz birtakım ekonomik sıkıntıya düşmüş olabilir; ama, bundan dolayı fındık üreticimiz, aç, açıkta değil, sefil değil, perişan değil, bunu bilesiniz ve fındık üreticimiz de Hükümetine, devletine küsmemiştir. AK Parti Hükümetini bağrına basmıştır, basacaktır. Bunu da böyle bilsin herkes. (CHP sıralarından alkışlar[!])
İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun) – Git gez bakalım Ordu’yu!..
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakıyorum arkadaşlar, Türkiye’de ne kadar adı sanı duyulmamış parti varsa Karadeniz’e hücum etti. Karadeniz’de sanki altın madeni varmış gibi, her aklına gelen oraya gidiyor.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Fındık altındır.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Şimdi, yarın bir tanesi daha gidecekmiş. Ne yapacaksın orada?!
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Boşluk var, boşluk; iktidar boşluğu var.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Ben, sadece size şunu söyleyeyim: Orada size prim yok, orada size oy yok…
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Doğru, bize prim yok, prim; size de oy yok, oy.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Orada Karadenizli sizi bağrına basar, o da Karadenizlinin misafirperverliği yüzündendir, sizi en iyi şekilde ağırlar, en iyi şekilde orada misafir eder ve uğurlar; ama, oy gelince, oy AK Partiyedir, onu bilesiniz. (CHP sıralarından gürültüler)
Biz anket yaptırıyoruz arkadaşlar, biz anket yaptırıyoruz, neyin ne olduğunu biliyoruz; hayalci politikalar yapmıyoruz, bilerek, bilimsel politika yapıyoruz. O bakımdan, siz oralara gidip de Karadeniz insanının kafasını karıştırmaya kalkmayın, karışmaz, aklı başında, ne yaptığını bilir benim insanım. O bakımdan, Başbakanına da bağlıdır, Başbakanına da saygılıdır, Başbakanı istediği yere -ülkenin- göğsünü gere gere gider, kimseden de çekinmez.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Vallahi gidemiyor, çiftçilerin yanına gitti mi; gidemedi.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Eğer, Sayın Başbakanıma birileri birtakım olumsuz davranışlara giriyorsa -ki, yapılıyor- bu densizler birtakım provokatörlerdir…
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Ne zamandan beri densiz oldu masum olan çiftçiler! Millet aç; öldürdünüz be!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – …bazı muhalif partilerin provokatörleridir. O bakımdan, Başbakan, geçmişteki mazisi, tertemiz mazisiyle bugünkü…
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Vekilim, sizi iyice seçim korkusu sarmış, iyice sarmış.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – …durumuyla halkıyla bütünleşmiş, halkıyla beraber siyaset yapmıştır, yapmaya da devam etmektedir ve halkın takdirini kazanmaktadır.
Değerli arkadaşlar, Toprak Mahsulleri ofisiyle ilgili…
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Çok fazla seçim korkusu sarmış, öyle anlaşılıyor.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - …evet, birtakım sıkıntıların var olduğunu biliyoruz; ama, takdir edersiniz ki, hiç böyle bir uygulama içine girmeyen bir kurumun başta yapmış olduğu birtakım yeni uygulamadan dolayı birtakım aksaklıkları var. Zaman içinde bunların düzeleceğini, düzeltileceğini buradan ben beyan ediyorum ve bu Fiskobirlik’in yanlış politikaları yüzünden Toprak Mahsulleri devreye girmek zorundadır, zorunda kaldı. Neden; fındık üreticisi sıkıntıya düşmesin diye.
NECATİ UZDİL (Osmaniye) – Fiskobirlik sizden değil onun için değil mi?!
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Seni birinci sıraya koymazlar bu konuşmanla, merak etme, çok talihsiz konuşuyorsun!
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım…
Arkadaşım, yerinden konuşacak yerde, sen, burada… Yerinden konuşursun, gelecek sene kasım ayında şu üstten konuşursun, onu da söyleyeyim ben sana.
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Biz Karadeniz’e de gider konuşuruz.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) - Senin gibilerini ben çok gördüm bu Mecliste, ben üç dönemdir bu Meclisteyim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Seni birinci sıraya koymazlar! (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Göktaş, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
Arkadaşlarım, lütfen… Saygıdeğer arkadaşlarım…
Sayın Göktaş, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
KEMALETTİN GÖKTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum.
Bu şekilde polemiklerle bir yere varılmaz. Biz, hükümet olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Karadeniz’de de, Akdenizinde de, Egesinde de, Doğusunda da, Güneydoğusunda, her yerde bütün vatandaşımızın dertleriyle dertlenmiş, derdini bünyesinde hisseden bir iktidarın mensuplarıyız. Onun için, alnımız ak, başımız dik olarak halkımızın içindeyiz, halkımızla beraberiz.
Ben hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Oylama için 4 dakika süre vereceğim ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Avrupa Sosyal Şartına Değişiklik Getiren Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 292
Kabul : 287
Ret : 5 (x)
Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime 10 dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.27
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.41
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2 nci sırada yer alan, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2.- (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/968) (S. Sayısı: 977 ve 977´ye 1 inci Ek) (x)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yerinde.
Hükümet?.. Yerinde.
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin, Anavatan Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Züheyir Amber; şahısları adına Yakup Kepenek, İzzet Çetin, Ümmet Kandoğan, Tevfik Akbak ve Hüseyin Tanrıverdi’nin söz talepleri vardır.
İlk konuşma, Anavatan Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Züheyir Amber’e aittir.
Buyurun Sayın Amber. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüşülmekte olan 977 sıra sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının geneli üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Avrupa Sosyal Şartı, sivil ve siyasal haklara yer veren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin ekonomik ve sosyal alandaki uzantısı durumundadır. 1961 yılında imzalanan ilk Avrupa Sosyal Şartı, 1965 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu Avrupa Sosyal Şartı, sendikalaşma, toplupazarlık, grev ve çalışma hakkı dahil, 19 sosyal hakkı güvence altına almaktadır. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının eksikliklerini gideren ve sosyal hakları kapsamlı bir biçimde güvence altına alan (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartıysa, 1996’da imzaya açılarak, 1999’da yürürlüğe girmiş. Halen her iki sosyal şart da yürürlüktedir.
(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı, çalışma hakkı, adil çalışma koşulları hakkı, adil ücret hakkı, örgütlenme, yani, sendikalaşma hakkı, toplupazarlık hakkı -grev dahil- çocuklar ve gençlerin korunması hakkı, çalışan kadınların analığının korunması hakkı, sağlığın korunması hakkı, sosyal güvenlik hakkı, çocukların ve gençlerin korunma hakkı, yaşlıların sosyal korunma hakkı, iş güvencesi hakkı ve konut hakkı gibi çok sayıda ekonomik, sosyal ve sendikal hakkı güvence altına alan bir uluslararası sözleşme. Tekrar ediyorum: Bu bir bildirge değil, sözleşme değerli arkadaşlarım.
Sosyal şartlar, birer bildirge değil, uluslararası sözleşme niteliği taşıyan ve onaylayan ülkeler açısından bağlayıcı belgelerdir. Sosyal şartların güvence altına alındığı sendikalaşma hakkı kamu görevlilerini de kapsamakta ve sendikalaşma hakkı, gördükleri iş ve hizmetler açısından bir ayırım yapmaksızın, bütün çalışanlara tanınmaktadır.
(x) 977 ve 977’ye 1 inci ek S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.
Bu çerçevede, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasasında yer alan ve kamu görevlilerinin önemli bir bölümünün sendikalaşmasını yasaklayan hükümler Avrupa Sosyal Şartına aykırıdır. Yine, ülkemizde yıllardır devam eden grev hakkının sistematik ihlali de Avrupa Sosyal Şartına aykırıdır. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin neredeyse tümü temel sendikal haklara çekince koymamıştır.
Avrupa Sosyal Şartının sendikalaşma hakkıyla ilgili 5 inci maddesi Avrupa Konseyi üyesi 34 ülke tarafından onaylanmış durumdadır. Bu 34 ülkenin 24’ü aynı zamanda Avrupa Birliği üyesidir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerden sadece Yunanistan 5 inci maddeye çekince koymuş olup, toplu pazarlık ve grev hakkıyla ilgili 6 ncı madde Avrupa Konseyi üyesi 33 ülke tarafından onaylanmıştır. Yine, bu ülkelerin 24’ü Avrupa Birliği ülkeleridir.
Avrupa Birliği üyelerinden sadece Yunanistan 6 ncı maddenin tümüne çekince koymuş, ardından, Avrupa Konseyi üyesi Andorra ve Türkiye, 25 Avrupa Birliği üyesi ülkeden 3’ü -bunlar Avusturya, Lüksemburg ve Polonya- ise sadece 6 ncı maddenin dördüncü paragrafına çekince koymuş durumdalar.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Avrupa Sosyal Şartını 1961 yılında imzalayan ilk 16 ülke arasında yer almıştır. Ancak, 1961 yılında imzalanan Avrupa Sosyal Şartı yirmisekiz yıl bekledikten sonra 1989’da onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Aradan onyedi yıl geçmesine rağmen AK Parti Hükümeti de, Avrupa Sosyal Şartına, maalesef, karşı direnç göstermekte ki, Hükümet, sendikal haklara ilişkin 5 ve 6 ncı maddelerin yanı sıra “madde 2: Adil çalışma koşulları hakkı. Bunun birinci fıkrası, çalışma sürelerinin azaltılması; üçüncü fıkra, en az dört haftalık yıllık izin hakkı. Madde 4: Adil ücret hakkı. İkinci fıkrası, kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkı. Madde 7: Çocukların ve gençlerin işte korunması hakkı. Bunun yedinci fıkrası, 18 yaş altında çalışanlara en az dört haftalık yıllık izin hakkı. Madde 23: Yaşlıların korunma hakkı” gibi maddelere de çekince koymuş durumdadır. Özellikle, yaşlıların ve gençlerin korunmasına ilişkin maddelere çekince konması akıllara durgunluk verecek durumdadır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki demokrasi ve insan hakları mücadelesinin önüne, ülkemizin şartları adı altında konulmak istenen engellere bir yenisi daha eklenmek istenmektedir. Aslında, bu çekincelerle yapılmak istenen, kamu çalışanlarına örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı tanımamak, Avrupa Birliğinin sosyal kazanımları arasında olan kimi konulara da çekince konularak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin eliyle düşük statülü yurttaşlık yaratılmak istenmektedir.
Eğer, Hükümet bu çekincelerini kaldırırsa, sanıyorum, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde değiştirdiği Anayasanın 90 ıncı maddesine göre ülkemizi ucuz emek pazarına dönüştüren ve yurttaş haklarını hak olmaktan çıkaran politikaları sürdürmek olanağını bulamayacaktır. Düşük sosyal haklar verilen halkımızın, Avrupa Birliği yolunda düşük statülü yurttaşlar haline getirilmesi söz konusudur.
Oysa, Hükümetiniz, her fırsatta, halkımızın refahını, Avrupa Birliği standartlarında demokratik, ekonomik ve sosyal şartları sağlayacağı sözü vermektedir. Bu sözleşmeye koyduğunuz sakıncalar, aslında, Hükümetinizin gerçek düşüncelerini ortaya koymaktadır. Tabiî, bu çekincelerinizi ilgili sivil toplum örgütlerimize nasıl açıklayacaksınız onu bilemem; ama, şu anda, tüm sivil toplum örgütlerimiz bugünkü görüşmeleri takip etmektedir ve tümünün talepleri bu çekincelerin kaldırılması yönündedir.
Sosyal Şartın maddelerine konan çekincelere göz attığımızda, bu, ülke çalışanları için çalışma sürelerinin azalabileceği, insanca yaşama ve çalışma koşullarının mümkün olabileceği konusundaki bir olasılığı bile ortadan kaldırmaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri çalışanları için hak olan dört haftalık ücretli yıllık izin hakkı, ülkemiz çalışanları için, çocuk bile olsalar, uygun görülmemektedir.
Çalışanlar için asgarî ücretin adil bir ücret olması söz konusu değildir. Türkiye’de asgarî ücret, çalışan kişinin kendisi ve ailesi için iyi bir yaşam düzeyi sağlayan ücret olmak yerine bir kişi için belirlenip tüm ailesinin geçimini sağlayan ücret almayı sürdürecektir. Örgütlenme, toplu iş sözleşmesi ve grev hakları, göstermelik haklar olarak kâğıt üzerinde kalmaya devam edecektir.
İşyerlerinde ve işletmelerde çalışanlar ve temsilcilerinin katılım ve denetimleriyle ilgili demokratik süreçler işletilmeyeceği için, çalışma ilişkilerinin toplumun demokratikleşmesine katkısı gerçekleşmeyecektir. Yaşlılar, toplumdan dışlanarak, yurttaş haklarından yararlanmayarak, düşük emekli gelirleriyle açlık sınırında yaşayarak, toplumun dışlanmış unsurları olmayı sürdüreceklerdir.
Tüm bunların yanı sıra, Hükümet, birçok konuda olduğu gibi (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının ele alınmasında da, tek yanlılığı ve dayatmayı esas almaktadır. Gerçekte, Avrupa Birliği Müktesebatının bir parçası olan Avrupa Sosyal Şartı, sosyal diyaloğa başvurulmadan, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmiştir. 2005 yılında görüşülmeye başlanan Şart, çalışanların ekonomik ve sosyal haklarıyla ilgili olmasına karşın, üyesi bulunduğum Dışişleri Komisyonu çalışmalarında, çalışanların temsilcilerinin görüşlerine başvurulmadan ve danışılmadan Genel Kurula getirilmiştir. Hükümet, bu yaklaşımıyla, ülke halkı ve çalışanları için, Avrupa Birliğinin sosyal ve ekonomik haklarını uygun görmemekte ve Avrupa Birliğine üyelik sürecini, ülkeyi bir ucuz emek pazarı olarak düzenleyerek, yurttaşlarını, ikincil statüde, ucuz emek olarak pazarlamayı sürdürmekte kararlı olduğunu göstermektedir.
Çekince konulan maddelerin gerekçelerinin tümüne baktığımızda görüyoruz ki, ülkemiz kalkınmışlık düzeyi ve sosyoekonomik şartları dikkate alınmış olarak görülmektedir. O zaman sormak istiyorum, Sayın Başbakan ve sayın bakanlarımıza: Her açılışta, neden “kalkındık” diye hamasi söylemlerde bulunuyorlar?.. Değerli milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar gerekçesiyle temel haklara çekince konması, AK Partisinin demokrasi ve özgürlükler perspektifinin ne kadar üstünkörü olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir.
Tüm kamu kesiminde, 2007 yılı için yapılan zam oranı bir fiyaskodur. Öylesine komik gerekçe ve rakamlar sunulmuştur ki, kamu çalışanımızın gururuyla oynanmıştır. Gerçi, bu sözleşmede koyduğunuz çekinceler, yukarıda ifade ettiğim gibi, aslında, gerçek düşüncenizi ortaya koymaktadır. Açıklanan zam oranları, ülkemiz çalışanlarının talepleri doğrultusunda değil, tamamen, Hükümet olduğunuz günden bu yana ekonomi politikalarınızı yönlendiren IMF’nin isteği doğrultusunda olmuştur. Türkiye ekonomisindeki kırılganlık, kamu kesimi açıklarından ya da siyasî, iktisadî birtakım yanlış uygulamalardan değil, bizzat özel sektörün kendi çıkarlarını gözeten rasyonel kararlarından ve finans piyasalarının kısa dönemci ve sürü içgüdüsüne dayalı karar alma biçimlerinden kaynaklanmaktadır. Uygulanmakta olan programı alternatifsiz kabul ederek, her türlü ekonomik ve siyasî gelişmeyi, yabancı yatırımcı ne düşünüyor ve enflasyon hedefi mantığına indiren mevcut anlayış, Türkiye’nin uzun dönemli stratejik kalkınma, istihdam artırıcı yatırımlar ve teknoloji seçimi gibi makro sorunlarını gözardı etmekte ve Türkiye’yi, uluslararası finans dünyasının spekülatif çıkar hesaplarına bağımlı hale getirmektedir. Bu bağımlılığın maliyetlerinin ve faturasının kimlere çıkarılmakta olduğunu, bu tasarıya konulan çekincelerle görmekteyiz. Türkiye ekonomisinin geleceği, ulusal dinamiklere ya da ulusal ekonomik kuruluşların yönlendirilmesine değil, uluslararası finans şebekesinin spekülatif kararlarına ve kaprislerine bağlıdır.
Türkiye’nin, mevcut program altında, bağımsız bir kalkınma stratejisi izleyerek, istihdam yaratıcı ve gelir dağılımını iyileştirici bir büyüme sürecini sürdürebilme olanağı yoktur. Mevcut program, derhal gözden geçirilerek, ülkemiz çalışanına ve işsizlerine derman olacak hale getirilmelidir. Bu ülke bizim, insanımız bizim. İktidar, yurt dışında, Avrupa Birliği ülkelerine kuzu, ülkemiz vatandaşlarına aslan kesilme hünerinden vazgeçerek, çağdaş yaşam standartlarını her vatandaşımıza sağlamalıdır.
Değerli arkadaşlar, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartına bu gerekçelerle çekince konması, Avrupa Birliği uyum süreciyle çelişkili ve çifte standartlı bir tutumdur. Her iki sosyal şart da Avrupa Birliği tarafından temel belgeler olarak kabul ediliyor. Topluluk Anlaşmasının 136 ncı maddesi Avrupa Sosyal Şartına açıkça atıfta bulunuyor. Avrupa Birliği Anlaşmasının girişinde ise üye ülkelerin Avrupa Sosyal Şartı tarafından belirlenen hakları teyit ettikleri vurgulanıyor. İlerleme raporlarında da Avrupa Sosyal Şartının çekincesiz onaylanması isteniyor. Avrupa Birliği, Avrupa Sosyal Şartının 5 inci ve 6 ncı maddelerine konan çekincenin kaldırılmasını ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının çekincesiz onaylanmasını uyum sürecinin bir gereği olarak görmektedir; ancak, Hükümet, Avrupa Birliğinin bu değerlendirmelerine rağmen, 5 inci ve 6 ncı maddeleri onaylamamakta ısrarlı durmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının onaylama girişiminin çekinceler yanında çok önemli bir başka eksiği daha var. Bunu da kesinlikle burada söyleme ihtiyacını duyuyorum. Hükümet, sendikalara ve sivil toplum örgütlerine toplu şikâyet hakkı tanıyan ve denetimi etkinleştiren 1995 tarihli Toplu Şikâyet Protokolünü de onaylamaktan kaçınıyor. Böylece, Sosyal Şartın etkin denetimine olanak, bu durumda, maalesef sağlanamıyor.
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının çekincesiz, şartsız onaylanması, bir yandan, çağdaş sosyal hakları güvence altına alan çok önemli bir sözleşme olması; öte yandan, Avrupa Birliği uyum sürecinin bir gereği olması nedeniyle büyük önem taşıyor; ancak, Gözden Geçirilmiş Sosyal Şartın çekinceli onayı, kozmetik bir düzenlemenin ötesinde bir anlam taşımayacaktır.
Anavatan Partisi olarak, tüm çalışanlar ve onların aileleri adına diyoruz ki: Türkiye Büyük Millet Meclisi, sosyal devlet ve insan hakları ilkesinin gereğini yapmalı ve (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartını kayıtsız şartsız onaylamalıdır. İnsanca yaşamı, çalışanlara, gençlere ve yaşlılara çok gören yaklaşımınızı, lütfen, tekrar gözden geçirin ve Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartına koyduğunuz çekinceleri, tekrar tekrar rica ederek söylüyorum, kaldırınız.
Hepinizi saygılarımla, tekrar tekrar, selamlıyorum. Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin.
Sayın Çetin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartına geçmeden önce, Avrupa Sosyal Şartına bir vurgu yapmak gerekiyor. Gerçekten konuşuyoruz; bu, biraz evvel konuştuğumuz ek protokolle ilgili konularda da zaman zaman birtakım yanlış anlaşılmalara meydan verebilecek konuşmalar yapıldı. O nedenle, ben, kısaca, bir kronolojik geçmişini hatırlatmak istiyorum.
Avrupa Sosyal Şartı, 18 Ekim 1961 tarihinde, Avrupa Konseyi üyesi 16 devlet tarafından Torino’da imzalandı. Türkiye adına, o dönemde, Çalışma Bakanı olarak Cahit Talas bulunuyordu. 26 Şubat 1965’te Avrupa Sosyal Şartı yürürlüğe girdi. 14 Ekim 1989’da, Türkiye, Avrupa Sosyal Şartını onayladı. 24 Aralık 1989’da, onay, Türkiye yönünden yürürlüğe girdi. 5 Mayıs 1988’de ek protokol imzalandı. Bu (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şarttan önce görüştüğümüz Avrupa Sosyal Şartında Değişiklik Protokolü, yani, Torino Protokolü olarak bildiğimiz protokol 21 Ekim 1991’de imzalandı. 22 Haziran 1995’te, Bakanlar Komitesince Ortak Şikâyet Protokolü kabul edildi. 2 Nisan 1996’da, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı kabul edildi. 3 Mayıs 1996’da imzaya açıldı, 1 Temmuz 1999’da yürürlüğe girdi.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı da geçtiğimiz ocak, şubat ayı içerisinde Meclisimizin gündemine geldi. Gerçekten, belki, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunun, geniş kapsamlı sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla, kamu çalışanları sendikalarıyla ve diğer ilgili işveren örgütlerinin temsilcileriyle ne yapılması gerektiğini tartışması gerekirdi; ama, uluslararası sözleşme olması nedeniyle, konu, doğrudan, Çalışma Komisyonunca, Dışişleri Komisyonuna gönderildi ve Komisyon orada birtakım çalışmalar yaptı.
Hükümet, Komisyona gönderirken, bu (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının 2 nci maddesinin 1 inci fıkrasına ve 3 üncü fıkrasına, 4 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına, 5 inci maddesinin tümüne, 6 ncı maddesinin tümüne, 7 nci maddesinin 7 nci fıkrasına, yani, 18 yaş altında çalışanlara en az dört hafta yıllık ücretli izin verilmesi hakkına, 22 nci maddenin (c) ve (d) bentlerine ve 23 üncü maddenin tümüne; yani, yaşlıların korunma hakkına ilişkin çekinceyle Büyük Millet Meclisine göndererek, esasında, çalışma yaşamına nasıl baktığını, bakış açısının ne olduğunu çok somut bir şekilde ortaya koydu.
Tabiî, bu arada, Dışişleri Komisyonu, Hükümetin gönderdiği bu çekincelerden büyük bir bölümünü -kabul etmek gerekir- biraz daha gözden geçirdi ve bazı hükümlerini kaldırdı. 2 maddenin tümüyle, 3 maddenin 4 fıkrası üzerinde çekince ifade ederek Meclise göndermişti. Bu olağanüstü toplantı sırasında, her ne olduysa -tabiî, ne olduğunu ben biliyorum, biraz sonra da kısmen anlatacağım sizlere- Dışişleri Komisyonu, birdenbire, bu (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şartı geri çekti. Geri çekme gerekçesini -Dışişleri Komisyonu toplantısına da katıldım- orada, çok açık bir şekilde, bu, (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şartın 4 üncü maddesini, yani, adil ücret hakkıyla ilgili, çalışanların, kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı önce kabul etmiş, tanımıştı Dışişleri Komisyonu; Hükümetten gelen baskıyla, bunu yeniden görüştü ve Hükümetin isteği doğrultusunda, 977 sıra sayılı bu kanun tasarısına 1 inci Ek yaparak, o çekincesini pekiştirmiş oldu.
Tabiî, değerli arkadaşlar, Dışişleri Komisyonunda ilginç tartışmalara tanık oldum ve üzüldüm. Hükümetin geri çekmesindeki gerekçelere bakıldığı zaman, asgarî ücretin Türkiye’de şu ana kadar bir tek kişi için, onun zaruri ihtiyaçları göz önüne alınarak hesaplandığını biliyoruz. “Eğer bu 4 üncü madde kabul edilirse, çekince konulmazsa, aile fertlerinin tümü dikkate alınarak hesap edilirse, Türkiye bu yükün altından kalkamaz” deniliyor. Buna yönelik olarak, Dışişleri Bakanlığı “10 çocuklu bir asgarî ücretli, geçinemiyorum diyerek AİHM’e başvurursa, tazminatların altından kalkamayız” diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanlığı bürokratları ya da Bakanlık ya da Bakan böyle bir şey söylemişse, gerçekten büyük bir gaf. Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde, bu tür hesaplamalar yapılırken, çocuk sayısı, her bir aile için kaç çocuk varsa o kadar sayı göz önüne alınarak yapılmaz. Çekirdek aile olarak 4 kişilik aile baz kabul edilir ve ona göre asgarî ücret kalıpları hesap edilir. Yani, diyorlar ki bürokratlar, Hükümete: “Eğer yaparsanız Türkiye batar; asgarî ücret, bir anda, yoksulluk sınırı olan, 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı olan 1 800 liranın ya da 1 800 000 000’un üzerine çıkar.” Değerli arkadaşlar, bir kere, bütün çocuklar dikkate alınmaz; bir. İkincisi, asgarî ücret kalıpları belli; burada, kira, tek başına büyük bir kalem; yani, birdenbire bütün aile fertlerini aynı binadan ayıracak haliniz yok. O halde, burada bir yanıltma var. Nedir bu telaş, nedir bu korku; tam olarak algılayabilmiş değilim.
Gerçekten, geçtiğimiz yıl, IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger Türkiye’de asgarî ücretin yüksek olduğunu söylemişti. İşverenler de zaman zaman bölgesel asgarî ücret isteklerini AB’nin, Avrupa Birliğinin istekleri doğrultusunda gündeme getiriyorlar; yani, Türkiye’nin içinde bulunduğu nazik dönemi bile dikkate almadan bölgesel asgarî ücret Türkiye’de gündeme getirilebiliyor. Asgarî ücretli, bugün, 5 000 000’dan fazla insanımız 380 lira asgarî ücretle çalışırken, kayıt dışında, kayda alınamamış, hiçbir sosyal güvencesi olmayan belki 5 000 000’dan daha fazla insanımız, ne yazık ki, asgarî ücrete bile muhtaç konumda; yani, bunu bir siyasî polemik konusu olarak söylemiyorum, bir gerçeklik olarak söylüyorum. Bugün, 100 000’den fazla -bunun 1 000 tanesi de Meclis çatısı altında- 4/C’ye zapturapt edilmiş çalışanımız var, 657 sayılı Yasaya göre.
Değerli arkadaşlar, yani, asgarî ücretin bugünkü değeri euro cinsinden 200 euro civarında; Yunanistan’da 570 euro. Bulgaristan’da, Romanya’da belki bizden daha düşük -Romanya’da 70 euro civarında- ama, asgarî ücretle kirada geçinebilmenin olanağı yok. Şimdi, ne olurmuş eğer Türkiye 4 üncü maddede bu çekinceyi koymazsa; Türkiye bunu karşılayamazmış! Değerli arkadaşlar, Sayın Maliye Bakanımız biraz evvel buradaydı… Faiz dışı fazlaya geldiği zaman, yabancıların alacaklarını garanti altına alma anlamına gelen faiz dışına sıra geldiğinde paramız var, Ali Dibolar için paramız var, yandaşları zengin etmek için paramız var; sıra yoksul kesime, asgarî ücretliye, düşük ücretli memura geldi mi onlara biber gazımız var, copumuz var, sopamız var. Böyle devlet anlayışıyla Avrupa Birliği istemlerine uygun çalışma yaşamını kurabilmenin olanağı yok.
Ha, ben, bu Avrupa Birliği konusunda, gerçekten demokratikleşme, temel insan hak ve özgürlükleri ve sendikal hak ve özgürlükler yönünden Türkiye’nin oraya taşınmasını yürekten isteyenlerdenim; ama, istediği her şeyin de kayıtsız şartsız yerine getirilmesi, ne yazık ki, hepimizi rahatsız etmesi gereken bir talep. Zaman zaman durmamız gerekir. Mesela, kiminin Bolkestein Yönergesi dediği Hizmet Yönergesi, Hizmetler Yönergesine baktığınız zaman, Avrupa Parlamentosu kabul etti. Fransa’da, Almanya’da, Hollanda’da o Bolkestein Yönergesine yönelik olarak bütün sendikalar eylemler yaptılar “kabul edilemez” dediler. Eylemler yapıyorlar; yani, Avrupa Birliğinin de kendi içinde sorunları var. Nedir Bolkestein Yönergesi; -baktığınız zaman hizmetler yönergesi- Türkiye’de, Polonya’da ya da Bulgaristan’da, Romanya’da kurulmuş bir şirket, gidip Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da, Hollanda’da, kendi ülkesindeki ücretle, kendi ülkesindeki çalışma yasalarıyla, kendi ülkesindeki hak ihlalleriyle o ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde faaliyet gösterebilecek; yani, biz, bazı konularda birtakım tedbirleri, Avrupa Birliği istiyor, diye alıyor gözükürken, Avrupa Birliğinde olup bitenleri de gözden kaçırmamamız gerekir. Avrupa Parlamentosu bunu kabul etti; ama, Birlik, henüz ne onayladı ne de bunu gözden geçirdi, yani değerlendirmeye aldı. Tabiî bu bir mücadele; sürecek.
Değerli arkadaşlarım, bizim, (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şartla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi olarak talebimiz, istemimiz şudur: Demin söyledim, yani, maddeleri bugün tek tek söyleyecek olursam, 2 nci maddenin 3 üncü fıkrasına, 4 üncü maddenin 1 inci fıkrasına, 5 ve 6 ncı maddelerin tümüne ve 7 nci maddenin 7 nci fıkrasına hüküm, çekince konulmasını kabul etmiyoruz.
Gerçekten, biraz evvel ANAP Grubu adına konuşan sayın milletvekili arkadaşımız da, bu çekincelerin Türkiye için artık bir taşınamaz yük olduğunu, Avrupa Birliğiyle ilişkili ilerleme raporlarında, ulusal programlarda bunların sürekli olarak tenkit edildiğini dile getirdi; ben de katılıyorum. Gerçekten, bugün, eğer, Türkiye, Avrupa Birliğine gerçekten girmek istiyorsa, hem 2002, 2004, 2005 ilerleme raporlarında belirtildiği gibi hem de her toplantıda gündeme getirildiği gibi, Sosyal Şartı çekincesiz olarak onaylamak zorundadır. Yani, bugün, çekinceli olarak geçirirsek, belki, tabiî, Avrupa Birliğinin ülkelere öngördüğü kurallardan daha geniş bir biçimde onaylamış olacağız, bunu kabul ediyorum, ileri bir adım; ama, Avrupa Birliğinin olmazsa olmaz kurallarından birisi olarak, birkaç ay sonra “ya, siz, daha çalışma yaşamına ilişkin sendikal hak ve özgürlüklerle ilgili, toplusözleşme hakkıyla ilgili önemli kısıtları taşıyorsunuz, 18 yaşından küçük çocuklara bile yılda dört haftalık ücretli izin hakkını çok görüyorsunuz, asgarî ücreti Avrupa Birliği kalıplarının dışında belirliyorsunuz, hele bunları da bir düzeltin” dediklerinde, Meclisi, eğer bu söylem yine bir yaz tatiline rastlarsa, o zaman da mı olağanüstü toplantıya çağırıp konuşacağız; buna gerek yok.
Diyorsunuz ki, bu kanun tasarısı üzerinde, sözleşme üzerinde Bakanlar Kurulu buna yetkili olsun. Doğrudur, bu da kabul edilebilir, ileri bir adımdır; ama, yani, bunu, bugün yarı topal, ağır aksak çıkarma yerine, tamamını Avrupa standartlarına uygun olarak “bizim çalışma yaşamımız artık bu yükü çok rahat kaldırır” diyerek kabul etmek bize hiçbir şey kaybettirmez.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Avrupa Sosyal Şartıyla ilgili olarak, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olduğumuzda, hiçbir çekinceye mahal kalmadan, (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şartı onaylayacağımızı, bu çekinceleri kaldıracağımızı buradan taahhüt ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, biraz evvel değindim, gerçekten, pek çok kesim Avrupa’nın sosyal politika yaklaşımının merkezine bu Avrupa Sosyal Şartını koyuyor. (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şart çekincesiz onaylanması halinde, dünden şu saate kadar konuştuğumuz ek protokolün onaylanmasına bile gerek kalmayacak idi; yani, (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şart bütünü olarak onaylar isek, Avrupa Sosyal Şartının da, ek protokolleri de -şu anda yürürlükte, ikisi bir arada gidiyor ama- bütün ülkeler onayladığında, artık, diğer şartlara gerek kalmayacak.
Değerli arkadaşlar, tabiî, biz, bu toplusözleşme ve grev hakkına ilişkin -Sayın Kafkas’a cevap olsun diye söylemiyorum- hak grevi, dayanışma grevi gibi, özellikle 6 ncı maddedeki kısıtları sürdürerek çalışma yaşamını geliştiremeyiz. Oradaki direncin Hükümetten çok işveren tarafından geldiğini görüyoruz.
Tabiî, bununla ilgili bir başka önemli nokta var arkadaşlarım, onu da belirtmek istiyorum. Avrupa sosyal politika yaklaşımının temel özelliği hak kavramına vurgu yapıyor. Avrupa Sosyal Şartına yansıyan biçimiyle hak vurgusu, sadece çalışanların sosyal güvenlik, örgütlenme ve çalışma hayatını etkileyen kararlara katılma hakkını değil, işçi haklarının ötesinde, daha genel anlamda vatandaşlık haklarını da kapsıyor. Bu bağlamda, 1996’da revize edilmiş olan Avrupa Sosyal Şartının bütün vatandaşların yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahip olduklarını belirten 30 uncu maddesi, bu hakkın hayata geçirilmesi için kullanılan önemli bir önlem olarak asgarî gelir desteği uygulamasını gündeme taşıyor. Nitekim, Avrupa Konseyi, 2000 yılında, Avrupa Sosyal Şartına ilişkin yayınladığı bir rehberde, asgarî gelir desteği uygulamasını sosyal yardımdan yararlanabilecek durumdaki herkes için yaygın bir uygulama olarak kabul ediyor. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hemen büyük bir bölümünde asgarî gelir desteği uygulamasının varlığı herhalde bilginiz dahilindedir.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, burada belirleyici olan yoksullukla mücadele sorumluluğunun Avrupa’da kilise, bizde de cemaat yardımı veya bireysel, hayırsever yurttaşlık yaklaşımının ötesinde siyasî bir sorumluluk olarak ele alınmasını bu Avrupa Sosyal Şartı bize zorunlu kılıyor. Bu durumun yoksullukla mücadele bağlamında hâlâ gündeme gelen vakıf geleneğimizle ilişkisinin bulunmadığı da bir gerçek ya da iktidarınızın ramazan çadırlarında yemek dağıtması, ramazan ayında, içinde bulunduğumuz ayda gıda dağıtma anlayışı olması gereken siyasî bir sorumluluk değil. Bu desteğin yurttaşların onuruna yaraşır şekilde yapılmasını da yine yarın, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği bize zorunlu kılacak; o nedenle, bu sosyal devlet ve sosyal yardım anlayışlarını da bir gözden geçirmekte yarar var.
Değerli arkadaşlar, tabiî bu arada -dün de söyledim- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bu (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı arasında denetim açısından önemli farklılıklar var. O nedenle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi insan hakları ihlallerine ilişkin olarak birtakım yargılama, mahkeme gibi çalışma görevini yürütürken, buradaki uygulamalardaki aksaklıklar ne yazık ki bir mahkeme olarak görülmüyor. Demin değindiğim, asgarî ücretin 4 kişilik bir aile baz alınarak hesaplanması halinde bürokrat arkadaşlarımız dediler ki: “Danıştayda açılan pek çok dava var; yarın AİHM’e giderler.” AİHM’in görevi bu değil. Burada da Hükümeti bir yanıltma var; ya bilerek bir yanıltma var ya da bir başka anlayışla bu bilinçlice gündeme getirildi. Buradaki denetim mekanizmasının nasıl olacağı son derece açık; yani, bunun denetim organları da iki şekilde, bir rapor üzerine, bir de uluslararası işçi ve işveren örgütlerinin, ulusal işçi ve işveren örgütlerinin, NGO’ların yapacağı şikâyetler üzerine 4 organın ayrı ayrı bir sistematik içerisinde yapmış olduğu denetimler var. Yani, bu denetimlerde elbette raporlar ilgili ülkeye gönderilerek inceleniyor, birtakım yaptırımlar, talepler gündeme getiriliyor; ama, ne yazık ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin görevi olmadığı için oraya gitme halinde bile herhangi bir riskle Türkiye karşılaşmayacak idi.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, dün de değindim, bugün de söylemeye çalıştım, gerçekten çalışma hayatına bakış açınız hem Avrupa Birliğinin organlarında çifte standarda tabi hem de sizde çok daha geri bir şekilde çifte standarda tabi.
Türkiye, çalışma yaşamı açısından, artık, çağdaş ülkeler seviyesine gelebilmiş bir ülke. Gerçekten işçi sendikalarından sonra kamu çalışanları sendikaları da epeyce tecrübelendiler. Bu ülke bizim ülkemiz. Geçmişte bu ülke 12 Martları yaşadı, 12 Eylülleri yaşadı. Konfederal örgütler, işçi örgütleri hiç hak etmedikleri biçimde kapatıldı, yöneticileri cezaevlerine mahkûm edildi; ama, zaman içinde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun, ek 1 dakikalık sürenizi başlatıyorum.
İZZET ÇETİN (Devamla) – Zaman içinde görüldü ki, ne ülkenin zaman zaman demokrasisinin kesintiye uğratılmasında ne de ülkemizin hem ekonomik hem de siyasal krizlere sürüklenmesinde ne çalışanların, işçilerin, memurların ne de onların örgütü sendikaların ve sendikacıların hiçbir kusurunun olmadığı, kusurun büyük oranda siyasal sorumluluk taşıyan bizlerde, sizlerde olduğu, bu ülkeyi yönetenlerde olduğu ve burada kazanıp, ülkemizde kazanıp başka ülkelerde yatırım yapan işverenlerde olduğu açıkça ortaya çıktı. O nedenle, sendikalar grev yapar, memurlar toplusözleşme ister, yaşlılar korunmak ister, gençler ücretli izin hakkı ister diyerek bu çekinceleri sürdürmek, Türkiye için taşınamaz bir yük, bir ayıp. Çekincesiz olarak bunun onaylanması için verdiğimiz önergeye destek olmanızı diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ederim.
Şahsı adına, birinci konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek…
Sayın Kepenek, bir dakikanızı istirham edeyim.
Sayın Fatsa, Grup adına…
EYÜP FATSA (Ordu) – İbrahim Özal, Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buraya notunuz iletilmemiş o zaman…
EYÜP FATSA (Ordu) – İletilmiş olması lazım.
BAŞKAN – Tamam, peki.
AK Parti Grubu adına, Sayın İbrahim Reyhan Özal…
Buyurun Sayın Özal. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM REYHAN ÖZAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 977 ve 977’ye 1 inci Ek sıra sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine, Grubum adına söz almış bulunuyorum; AK Parti Grubu adına hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle, milletimize ve İslam âlemine, mübarek ramazan ayının hayırlı olmasını dilerim.
Bilindiği üzere, Avrupa Sosyal Şartı, demokratik sistemlere tam işlerlik kazandırabilmek üzere, özellikle ekonomik ve sosyal alanlarda, insan haklarının güvence altına alınması amacıyla oluşturulmuş bir mekanizmadır. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Konseyinin, insan haklarıyla ilgili olarak, kabul ettiği en önemli iki temel belgeden birini oluşturmaktadır. Diğer belge, 1950 tarihli, insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesidir. Sözleşme, medenî ve siyasî hakları düzenlemekte; Şart ise, çalışma, sosyal güvenlik, sosyal refah, sağlık ve bunlarla ilgili diğer alanlardaki temel insan haklarına ilişkin hükümler içermektedir.
Avrupa Konseyi tarafından güvence altına alınmasına, korunmasına ve geliştirilmesine çalışılan ekonomik ve sosyal haklar belgesi olarak hazırlanan ve üye ülkelerin imza ve onayına açılan Avrupa Sosyal Şartı, içerdiği sosyal haklara standart getiren uluslararası hukuksal bir sözleşmedir. Bu nedenle, taraf ülkeler, ulusal mevzuat ve uygulamalarını Şart hükümlerine uygun hale getirmekle yükümlüdür. Ülkelerin bu yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri, düzenli aralıklarla hazırladıkları ulusal raporların, Şart denetim organlarınca incelenmesiyle belirlenmektedir.
Avrupa Konseyine üye 46 üyeden, aralarında ülkemizin de bulunduğu 38 ülke, Şartı onaylamıştır. Avrupa Sosyal Şartı, istihdam, konut, sağlık, sosyal koruma, eğitim ve ayırımcılığın önlenmesi gibi alanlarda toplam 19 madde ve 72 fıkrayı içermektedir. Toplam 19 maddeden 7’si Şartın temel maddelerini, bunların dışında kalan maddeler ise temel olmayan maddeleri oluşturmaktadır.
Ülkemiz, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartını 18 Ekim 1961 tarihinde imzalamış, 24 Kasım 1989 tarihinde de onaylamıştır. Türkiye, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının Başlangıç, Bölüm 1, 3, 4, 5 ve ekinin tümü ile İkinci Bölümünün aşağıdaki maddelerinden temel olan 5 maddeyi, 1, 12, 13, 16, 19 uncu maddeleri, temel olmayan 8 maddeyi, fıkra bazında ise toplam 46 fıkrayı kabul etmiş ve dolayısıyla, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartına taraf olmuş bulunmaktadır.
Ülkemiz, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartını onaylamış olduğu 1989 yılından bugüne kadar, Şartın temel ve temel olmayan maddelerinin uygulanmasına ilişkin 13 adet ulusal raporu hazırlamış ve Avrupa Konseyine sunmuştur.
Değerli arkadaşlar, bugün onaylanmak üzere Meclisin gündeminde bulunan 1996 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı ise, Avrupa’da kaydedilen gelişmeleri de dikkate alarak 1961 tarihli eski Şartın boşluklarını dolduran yeni bir metin niteliğindedir. 1996 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı, 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının yerine geçecek şekilde tek bir metin halinde, 1961 tarihindeki haklarla birlikte, 1988 tarihli Ek Protokolün içerdiği 4 hakkı ve bunlara ilaveten 8 yeni hakkı içermektedir.
1988 tarihli Ek Protokolün içinde yer alan ve (Gözden Geçirilmiş), Revize Sosyal Şartın içerisine konulan bu 4 hakkı sıralayacak olursak; bunlar, “istihdamda fırsat ve muamele eşitliği hakkı”, “bilgi ve danışma hakkı”, “çalışma koşulları ve çalışma ortamının tespit ve iyileştirilmesine katılma hakkı” ve “yaşlıların sosyal korunma hakkı”dır. Bunlara ek olarak konulan 8 yeni hak ise, “işe son verilmesinde korunma hakkı”, “işverenin iflas etmesi durumunda işçilerin taleplerinin korunma hakkı”, “onurlu çalışma hakkı”, “aile sorumluluğu taşıyan işçilerin fırsat eşitliğinden yararlanma ve eşit muamele görme hakkı”, “işletmede çalışan işçi temsilcilerinin korunma ve kendilerine tanınan kolaylıklardan faydalanma hakkı”,” toplu işten çıkarma yöntemlerine ilişkin bilgilendirilme ve danışılma hakkı”,” yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkı” ve “konut hakkı”dır.
1996 tarihli yeni Sosyal Şart, 31 maddeyi ve toplam 86 fıkrayı ihtiva etmektedir. (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şartın 31 maddesinden 9’u temel maddeleri oluşturmakta, kalan 22 maddesi ise temel olmayan maddeleri oluşturmaktadır. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının onaylanmasında olduğu gibi, (Gözden Geçirilmiş) Şartın onaylanmasında da birtakım asgarî şartlar gerekmektedir. 9 temel maddenin en az 6’sının, toplam 31 maddenin en az 16’sının, fıkra bazında ise toplam 86 fıkranın en az 63’ünün kabul edilmesi gerekmektedir. Avrupa Konseyine üye 46 ülkeden Almanya, İsviçre, Hırvatistan, Letonya, Lieschtenstein ve Makedonya Cumhuriyeti dışında aralarında ülkemizin de bulunduğu 40 ülke (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartını imzalamıştır. Bunlardan Fransa, Norveç, İsveç, Belçika, Portekiz, Hollanda, İtalya, Finlandiya gibi önde gelen AB üyesi ülkelerin de yer aldığı 22’si, anılan Şartı ayrıca onaylamıştır. İnşallah, bugün Yüce Meclisimizin onayıyla ülkemiz de bu gruba katılacaktır.
Değerli arkadaşlar, (Gözden Geçirilmiş) Sosyal Şart ülkemiz tarafından 6 Ekim 2004 tarihinde imzalanmıştır. Bugün üzerinde müzakere ettiğimiz Şartın kanun tasarısında ülkemiz tarafından kabul edilmesi öngörülen maddeler; 1 inci madde, 2 nci maddenin 1, 2, 4, 5, 6, ve 7 nci fıkraları, 3 üncü madde, 4 üncü maddenin 2, 3, 4, ve 5 inci fıkraları, 7 nci maddenin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 uncu fıkraları ve 8 ilâ 31 inci maddeleridir. Yani, bunların fıkralarının tamamı.
Ülkemiz, Şartın 2 nci maddesinin, en az 4 haftalık ücretli yıllık izin sağlamayı öngören üçüncü fıkrasını; 4 üncü maddesinin, çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı öngören birinci fıkrasını; örgütlenme hakkı olan 5 inci maddesini, toplupazarlık hakkını ihtiva eden 6 ncı maddesini ve 7 nci maddesinin, 18 yaşın altındaki çalışanlara yılda en az 4 haftalık ücretli izin hakkını tanımayı öngören 7 nci fıkrasını kapsam dışı bırakmıştır.
Bu noktada belirtmek isterim ki, ülkemiz sadece 7 fıkrayı onaylamamış veya onaylamayacaktır. Yani, toplam, (Gözden Geçirilmiş) Şartın içindeki 31 maddenin 29 maddesini onaylayacağız inşallah, 86 fıkranın da 79 fıkrasını onaylamayı öngörüyoruz.
Diğer ülkelerin durumlarına bakarsak, Avrupa Konseyine üye olan 46 ülkenin sadece ve sadece 2’si -bunlar da Fransa ve Portekiz- (Gözden Geçirilmiş) Şartı, tamamen çekincesiz bir şekilde onaylamıştır. Bunun dışında, bizim onaylayacağımız 79 fıkradan ve 29 maddeden daha fazla fıkra ve madde onaylamış olan ülke sayısı, bütün Avrupa Konseyinin 46 ülkesi içerisinde Fransa ve Portekiz dışında 4 ayrı ülkedir; yani, biz, şu an, bugün onaylayacağımız (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartıyla, Avrupa Konseyine üye 39 ülkeden daha fazla madde ve fıkra onaylamış olacağız. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu ülkelerin arasında, bizim, daha fazla fıkra ve madde onayladığımız ülkelerin arasında, özellikle Almanya’yı ve İsviçre’yi de zikretmek isterim; zira, Almanya Avrupa’nın en güçlü devleti, bu (Gözden Geçirilmiş) şarta, değil onay vermeyi, henüz imzalamamıştır bile. Kişi başına gelir bakımından Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri olan İsviçre, yine aynı şekilde onaylamayı bırakın, daha bu şartı imzalamamıştır bile.
Mevzuatımızda, yıllık ücretli izinle ilgili düzenlemeler, işçi, memur ve hizmet sürelerine göre farklılıklar arz etmektedir. Bu nedenle, şartın en az 4 haftalık ücretli yıllık izin sağlamayı öngören fıkrası ile, 18 yaşın altındaki çalışanlara yılda en az 4 haftalık ücretli izin hakkı tanımayı öngören fıkrasının onaylanması, başta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunumuzda yapılacak değişiklikler sonrası daha uygun olacaktır.
Yine, çekince konulan 4 üncü maddenin 1inci fıkrasında, ülkemizin ekonomik durumu ve ülke gerçekleri göz önünde bulundurulmuştur. Söz konusu çekincenin şu aşamada kaldırılmasının kayıtdışı istihdama sebep olacağı, artan emek maliyetiyle birlikte, girişimcilerimizin dünya genelindeki rekabet gücünü zayıflatacağı, öngörülen ücretin sağlanamaması durumunda toplumun huzurunu kaçıran birtakım sosyal sıkıntıların baş göstereceği kuvvetle muhtemeldir.
Şartın 5 inci maddesindeki örgütlenme hakkı ve 6 ncı maddesindeki toplupazarlık hakkına konulan çekincelerde, Silahlı Kuvvetler ile güvenlik güçlerimizin durumu gözönünde bulundurularak, -daha önceki 1961 tarihli Sosyal Şartta olduğu gibi, burada da- çekincenin sürdürülmesi öngörülmüştür. Öte yandan, ülkemiz mevzuatında, işçiler açısından grev ve lokavtın yasak olduğu işler ve işyerleri zaman içerisinde yapılan yasal değişikliklerle azaltılmakla beraber, bu konudaki yeni yasal çalışmalar sürmektedir.
Değerli arkadaşlar, Şarta koyduğumuz çekinceler, kendimizi diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, bu ülkelerin birçoğunun da kendi toplumlarına geniş kapsamlı sosyal haklar sağlamalarına rağmen, çoğu fıkraya çekince veya beyan yoluyla yorum getirdiği, hatta, bazı fıkraları sosyal yapısına aykırı bularak kabul etmediği görülmektedir. Ülkemiz tarafından 1989 yılında onaylanan eski şarta uygun olarak Avrupa Konseyine sunduğumuz ulusal raporlarda, mevzuat ve uygulamalarımızdaki uyumsuzluklardan kaynaklanan bir dizi sorunla karşılaştığımız da bir gerçektir. Ancak, bu sorunların giderilmesine yönelik, Hükümetimiz döneminde önemli mevzuat değişiklikleri gerçekleştirilmiş, uygulamada yine önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Hem eski Şartta yer alan hem de ilave haklarla birlikte, yeni, 1996 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartında garanti altına alınan hakların önemli bir kısmı, 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı yeni İş Kanunu ve takiben uygulamaya konmuş yönetmelikler içinde yer almaktadır. Bunlar 4, 7, 8, 21, 24, 25, 26, 27, 29 ve 30 uncu maddelerdir.
Avrupa Sosyal Şartı, denetim organlarınca ülkemizin sıkça eleştirildiği konular arasında yer alan, Şartın çalışan kadınların analığının korunması hakkına ilişkin 8 inci maddesinde, kadınlara doğumdan önce ve sonra ücretli izin veya sosyal güvenlik yardımı veya kamu yardımlarından yararlandırma konusunda öngörülen en az 14 haftalık izin süresiydi. 4857 sayılı İş Kanunumuzda, 2003 yılı içerisinde, arkadaşımız Zeynep Karahan Uslu’nun verdiği teklif ve yapılan değişiklikle, kadınlara doğumdan önce ve sonra 8’er haftalık geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi sağlanarak, Şartta öngörülen bu sürenin üzerine bir uygulama getirilmiştir.
Yine, anılan Şart maddeleri arasında yer alan diğer akit, tarafların ülkelerinde gelir getirici bir iş edinme hakkına ilişkin 18 inci maddesinde ve göçmen işçiler ve ailelerinin korunma ve yardım hakkına ilişkin 19 uncu maddesinde belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, çıkarılan 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelikler 2003 yılından bu yana uygulanmaktadır. Anılan şartın, göçmen işçiler ve ailelerinin korunma ve yardım hakkına ilişkin 19 uncu maddesi kapsamında, ülkemize yöneltilen eleştiriler arasında yer alan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun ilgili maddesi 2003 yılında çıkarılan 4958 sayılı Yasayla yürürlükten kaldırılarak, bir işveren emrinde çalışan yabancı uyruklu işçilerin istekleri olup olmadığına bakmaksızın, tüm sigorta kolları kapsamına girmesi sağlanmıştır. Söz konusu Şartın “sosyal güvenlik hakkına” ilişkin 12 nci maddesi ile, sosyal ve tıbbî yardım hakkına ilişkin 13 üncü maddesi kapsamında değerlendirilen hususları da içerecek bir dizi yasal değişiklik gerçekleştirilmiştir. “Sosyal güvenlik reformu” adıyla başlatılan bu düzenlemelerle, kurumsal anlamda tek çatıyı oluşturmak, tüm nüfusu norm ve standart birliği içerisinde tek bir sosyal güvenlik yasası kapsamına, yine, tüm nüfusu sağlık sigortası kapsamına almak, sosyal yardım ve hizmetler alanında mevcut dağınıklığı ortadan kaldırarak, sosyal yardımları bir hak olarak tanımlamak ve yeni bir sosyal yardım sistemi kurmak hedeflenmiştir.
Bu hedef bağlamında, sosyal güvenlikte kurumsal dönüşümü gerçekleştirmeyi amaçlayan 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu bu yıl içerisinde yasalaştırılarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Sosyal güvenlik alanında, tüm çalışanlar açısından norm ve standart birliği sağlamayı; ayrıca, 18 yaşına kadar tüm nüfusu genel sağlık sigortası sistemine almayı öngören 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde yasalaşmıştır.
Özürlülerin toplumsal yaşamda bağımsız olma, sosyal bütünleşme ve katılma hakkına ilişkin Şartın 15 inci maddesinde yer alan hükümler açısından 4857 sayılı yeni İş Kanunumuzda önemli açılımlar getirilmiştir. Normal çalışma ortamında özürlüleri istihdam etmek, çalışma koşullarını özürlülerin gereksinimlerine uyarlamak ya da özürlülük nedeniyle bunun mümkün olmadığı durumlarda çalışmayı buna göre düzenlemek ya da özrün düzeyine göre güvenli bir istihdam türü yaratmak amacıyla hem özel sektöre hem de kamu sektörüne yönelik 2004 yılı içerisinde tebliğler çıkarılmıştır. Özel sektör açısından, istihdam edilecek özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru sayısını artıran ilgili yönetmelikler, bu yıl haziran ayında yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.
Söz konusu Şartın, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayırım yapılmaksızın fırsat eşitliği ve eşit muamele görme hakkına ilişkin 20 nci maddesindeki eşitlik ilkesi, başta Anayasamız olmak üzere tüm yasalarımızda gözetilen bir ilkedir. Nisan 2006’da çıkarılan, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Daimî Kadrolarına İlk Defa İşçi Olarak Alınacaklar İçin Yapılacak Merkezî Sınava Girecekler İle Eğitim Düzeyleri İtibariyle Merkezî Sınav Dışında Kalanlar ve Bunların İşe Yerleştirilmelerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Tebliğde işgücü taleplerinde cinsiyet ayırımına yer verilmemesi öngörülmektedir.
Yine, anılan şartın 22 nci maddesinde yer alan çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkı kapsamında, çalışanların çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma haklarını etkin biçimde kullanmalarının özendirilmesi öngörülmektedir. Bu bağlamda, 4857 sayılı yeni İş Kanunumuz gereğince, 2003 yılından bu yana iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili 33 yönetmelik yayımlanmış olup, bunların 21 tanesi Avrupa Birliği direktiflerinin uyumlaştırılmasıyla hazırlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıntılı olarak belirtmeye çalıştığım gibi, ülkemizde kaydedilen bu gelişmeler çerçevesinde 96 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının ülkemiz tarafından onaylanmasının, ulusal hukukumuz açısından bir olumsuzluk yaratmayacağını ifade etmek isterim. Bilakis, ülkemizin özellikle son yıllarda ekonomik ve sosyal insan hakları alanında sarf etmekte olduğu çabaları ve bu hususlardaki iyi niyetini ortaya koyması bakımından, söz konusu Şartı onaylamasının büyük önem taşıdığını belirtir, Şartın ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Özal, teşekkür ediyorum.
Şahsı adına -kendi aralarında mutabakat sağladıkları için- ilk konuşmacı, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, Avrupa Sosyal Şartını onaylıyoruz. Tabiî, sosyal demek, sevmek demek, inanmak demek, insanı insanca görmek demek. Tabiî, sosyal olmak budur. Tabiî, bir Şart onaylıyoruz, acaba bu onayladığımız şartlar, acaba Avrupa koşulları ile Türkiye koşulları aynı mı? Şartlar, sosyal olay, insanlar her tarafta insandır; ama, koşullar eşit mi acaba? Koşulları eşit olmadan, eğer, biz bunu, kâğıt üzerinde, beynimizde eğer sosyal değilsek, yüreğimizde sosyal değilsek, bunu kâğıt üzerinde onaylamış, Avrupa Birliğinin bir şartını eğer yerine getiriyorsak, ben, buna, içim sinmiyor, içime sindiremiyorum. Önce, şartlar, koşullar, eşit olması lazım. Avrupa’daki insana, insana bakış koşullarıyla, insanların içinde olduğu koşullarla Türkiye’deki koşullar aynı mı? Biz bir şeyi onaylıyoruz; ama, Türk insanına ne verecek? Sadece bir yasak mı savıyoruz? Avrupa Birliği koşullarından biri olan bir şeyi bu Meclis onaylıyor; ama, bir şeyi onaylamanın yerinde, insanımıza, Türk insanına, kendi ulus devletimize, kendi insanımıza acaba biz bu koşulları hazırlayabiliyor muyuz; ben buna bakıyorum. Soruyorum size: Acaba Avrupa’daki sosyal koşullar ile Türkiye’deki sosyal koşullar, eğitimi, sağlığı, geçimi, ekmeği aynı mı? Ekmeği olmayan bir insanı hangi sosyal koşullara uyduracaksın? Ekmeği olmayan bir insanı ne yapacaksınız? Önce bunları, bir kere, bu ülkenin kendi değerleriyle, kendi kaynaklarıyla, kendi imkânlarıyla Türk insanını -eğitimiyle, sağlığıyla, ekonomik yapısıyla- Avrupa koşullarına hazırlamayı beynimizde sindirmeliyiz. Ben, onun için konuya buradan girdim.
Tabiî, sosyal olmak, insanı sevmek demektir, inanmaktır, toplumu sevmek demektir. Acaba, Türkiye’de, insanımıza yeteri kadar, Türkiye’deki bugünkü koşullarla sosyalliği yaşatabiliyor muyuz?
Hepinize soruyorum değerli arkadaşlarım: Önce Türkiye’deki kendi kaynaklarımızın, kendi üretimimizin, kendi ekonomimizin bu tür sorunlarını çözmeden, insanımızın aş ve ekmek sorununu çözmeden birtakım şeyleri konuşmak; hakikaten konuşamıyorum. Bu açıdan, ben, olayın ekonomik perdesine, ekonomik bacağına bakacağım.
Değerli milletvekilleri, bir ülkenin ekonomik bağımsızlığı yoksa, bunu her zaman söyleyeceğim, o ülkenin sosyal bağımsızlığı olmaz, o ülkenin diğer bağımsızlığı olmaz. Önce, ülke ekonomik olarak bağımsız olmalıdır; önce, ülke insanına yedirecek ekmeği kendi kaynaklarıyla üretmelidir.
Soruyorum, değerli milletvekilleri: Türkiye’deki kendi değerlerimizi, kendi kaynaklarımızı yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Deminden beri burada fındık konuşuldu, deminden beri burada hep bu sorun dile getirildi.
Değerli milletvekilleri, 2005 yılında 2 milyar dolar bu ülkeye kaynak girdiyse, kime gitti bu para; bizim insanımıza gitti. Bu, ülkenin bir değeridir. Bizim, hepimizin, herkesin bu değerleri daha yüksek fiyatla satıp, insanımıza ekonomik değer yaratmak hepimizin görevidir; ama, ben, söylüyorum fındık üreticilerine, siz daha şanslısınız. Aynı yıl Malatya’da don olayı oldu, bir kuruş para verilmedi.
Yine, bu yıl Malatya’nın Darende, Hekimhan, Kuluncak İlçelerinde –dondu- tek bir bitkimiz kalmadı, meyvemiz kalmadı. Altı ay geçti. Eğer insanı seviyorsak, insana değer veriyorsak, nisan, mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül… Eylül bitti sayın milletvekilleri… Ramazan geldi; acaba, bu insanlar evine bir iftarlık götürebiliyor mu? Bu, bizim, işte, sosyal devlet… Önce sosyal devlet olmalıyız. Olaylara bu pencereden bakmayacaksın, insana insanca bakmayacaksın; ondan sonra, Avrupa Sosyal Şartını gelip burada konuşacağız; ben bunu hazmedemiyorum… Önce, benim insanım, bunu çok açıkça söylüyorum, altı aydır ekmeğin var mı, suyun var mı diyen kimse olmadı, altı ay geçti sayın milletvekilleri. Tek bir yiyecek ekmekleri yok bu insanların. Yani, hak, adalet, sosyallik, insanı sevmek, önce beyinde olmalı. Beyninde yoksa, siz bunu imzalamışsınız, ne işe yarar. Onun için, değerli milletvekilleri, önce insana insanca, hakka hakça bakmalıyız. Türk insanının koşullarını Avrupa insanının koşullarıyla eğer eşdeğer tutamazsanız, bu anlaşmalar kâğıt üzerinde kalır.
Benim acizane tavsiyem, önce, bu ülkenin kendi değerlerini, kendi imkânlarını, ülkenin kendi kaynaklarını, ülke insanının mutluluğu için, ülke insanının ekmeği için, ülke insanının eğitimi için çok yüksek seviyeye çıkarıp, birtakım şeyleri ondan sonra beraber, eşit koşullarda konuşabiliriz.
Değerli milletvekilleri, Fransa’ya bakın, Hollanda’ya bakın, hâlâ, kendi köylüsünü, kendi üreticisini korumak ve kollamak amacıyla neler yapıyor; ama, biz, üreticiyi birilerinin eline teslim ediyoruz. Yılda 2 milyar dolar giren fındık, yılda 300 milyon dolar giren kayısı yerlerde sürünüyor. Eğer, biz kendi değerimizi bilmiyorsak, ülkemizin kaynaklarını hor kullanıyorsak, hep Avrupa’daki birtakım alıcıların cebine bu kalan parayı gönderiyorsak, eşit koşullar olmaz. Onun için, ben bu pencereden bakıyorum, ekonomik pencereden. Önce, ülkelerin ekonomik koşullarında, eşit koşullara doğru… Biz kendi insanımıza bunu sağlamalıyız. Eğer, bunu sağlayamıyorsak, birtakım anlaşmalar hep kağıt üzerinde kalır.
Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.
Şahsı adına ikinci konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek.
Sayın Kepenek, buyurun.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, bundan önceki 976 sıra sayılı Protokolle ilgili konuşmamda, bizdeki çalışan kesimin durumuyla ilgili olarak kimi sayılara değinmiştim; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlayarak, önce, o konuda bazı noktalara biraz daha açıklık getireceğim, sonra da, görüşmekte olduğumuz Sosyal Şartın çekince konan bölümleri üzerinde, yine, kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.
Değerli arkadaşlar, bizdeki çalışanların dağılımı, yapısı, gerçekten, gelişmekte olan bir ekonominin, sosyal ve ekonomik açılardan gelişmişlik düzeyi yeterli olmayan bir yapının yansımalarıdır, yansımasıdır.
Bakınız, toplam çalışanların -haziran verilerine göre- yalnızca yüzde 27’si kadındır. Bu çalışan kadın, çağ nüfusu içinde çalışan kadın oranı kentlerde yüzde 20’nin altındadır. Yani, kentlerde çalışabilecek her 5 kadından yalnızca 1’i çalışmaktadır. Bu bir toplumsal yaradır, bir toplumsal eksikliktir.
Hükümetlerin işe alma, istihdam politikalarında, üzülerek belirteyim ki, daha çok, kadınları bir tarafa bırakmak, işe almamak, erkekleri istihdam etmek gibi bir politika, kimi devlet dairelerinde mühendislere uzanan bir biçimde uygulanageldi. Ancak, bu durumun, bu tutumun kesinlikle değişmesi gerektiği kanısındayım; çünkü, yalnız ve ancak özgürleşen kadındır ki toplumda demokrasinin güçlenmesine, gelişmesine katkıda bulunur.
Son bir cümle daha söyleyeyim bu bağlamda: Türkiye’de çalışır görünen 6 000 000’u aşkın, 6 200 000 kadının 2 800 000’i ücretsiz aile işçisidir; hiçbir sosyal güvenliği olmayan, tümüyle bağımlı. Ücretli ne kadar; ücretli de 2 356 000, haziran verileriyle.
Değerli arkadaşlar, bu, şunu gösteriyor: Ücretsiz aile işçisi sayısı ücretli kadın sayısından daha fazladır. Bu toplumsal yapı, bu ekonomik yapı kadına yeterince hak tanımamaktadır.
Şimdi, gelelim örgütlenmenin öbür boyutuna: 12 Eylülün sendikalar üzerine getirdiği baskıyı hep birlikte yaşadık ve burada, benden önceki konuşmacı arkadaşlarım dile getirdiler. Gerçekten de, on yıl önce işçilerin sendikalaşma oranı toplam işçilerin yüzde 67,8’i idi; şimdilerde bu oran 10 puan azalmış, yüzde 58,7’ye düşmüştür.
Memurlarda ise durum biraz daha kötüdür. Memurların, 1,5 milyonu aşkın memurun yalnızca 749 000’i sendikalıdır. Bunun nedeni nedir diye baktığımızda değerli arkadaşlar, memur sendikalarının toplugörüşmelerde -geçtiğimiz günlerde acıyla yaşandığı gibi,- ellerinde grev silahının olmaması, grev yapma imkânlarının bulunmaması, onların masalardan yenik kalkmasına yol açmaktadır; yani, memur kesimi Türkiye’de hakkını alamamanın sıkıntısı içindedir. Bu nereden kaynaklanıyor; şundan kaynaklanıyor: Memura grevli toplu iş sözleşmesi hakkı tanınmamasından kaynaklanıyor. Daha evvel bir arkadaşımız da sordu. Çok ister ve beklerdim ki, Hükümet, hiç olmazsa, bu şartı da dikkate alarak, bunun ilgili maddesini, toplupazarlık hakkı maddesini; yani, 6 ncı maddeyi istisna koymadan kabul ederek, memurlara bu müjdeyi verebilsin, onların toplusözleşme haklarını tanısın.Grev hakkını tanımamak, memurları güç durumda bırakmaktadır.
Örgütlenmenin önündeki en önemli engellerden biri de şudur: Aynı iş kolunda çok sayıda sendika vardır ve maalesef, Türkiye’nin sendikal yapısı çok büyük bir dağınıklık içindedir. Belli iş kollarında çok sayıda sendika olması ve bunların üye elde etmek için yarışa girmeleri, az sayıda üyeyle çalışır durumda olmaları, kendileri arasındaki üye kazanma rekabeti sendikacılığı zayıflatmaktadır. O nedenle, örgütlenme hakkı gibi, toplumsal yaşamın en önemli öğelerinden biri olan hakkın tanınması konusunda Avrupa Sosyal Şartının 5 inci maddesine Hükümetin çekince koyması, hiç de doğru bir tutum değildir ve bunun düzeltilmesi, vereceğimiz önergelerle, bu çekincelerin kaldırılmasında yarar olduğu görüşündeyim.
Değerli arkadaşlar, burada iki çekince noktası daha var. Hükümet, nedense, ücretli izin meselesini savsaklamak peşindedir. 2 nci maddeyle getirilen 4 haftalık izni, ücretli izni, yıllık izni kabul etmemek bunu gösteriyor; ama, çok acıklı bir noktayı daha, izin verirseniz, belirteyim bu istisnalar bağlamında.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz, çocuk işçiliğinin, çocuğun sömürülmesinin çok yaygın olduğu bir ülkedir. Dünkü görüşmeler sırasında ve daha önce de, Millî Eğitim Bakanına “bu ders yılında kaç çocuğumuz temel eğitime gidemiyor, bunların illere göre ve cinsiyete göre dağılımı nasıldır” diye sordum, hiçbir yanıt alamadım. Yüzde 13-14 dolayında görünüyor bu miktar; yani, 1,5 milyon çocuğumuzun 150 000-200 000’inin okula gitmediği anlaşılıyor.
Şimdi, bu çocukların hiçbir hakkı yok. Üstelik, burada bir hüküm var; 18 yaşın altındaki çalışanlara yılda en az 4 haftalık ücretli izin veremiyoruz.
Değerli arkadaşlar, çocuklara ve gençlere; yani, oyun çağındaki insana bu kötülüğü yapmayın. Oyun çağındaki insanın, çalışmak zorunluluğunda olanların, mecburen çalışanların 4 haftalık yıllık ücretli izinden yararlanmasının yolunu açın. Hiç olmazsa -hiç olmazsa- çocukların ücretli izin haklarını tanıyan bir hakseverliği, bu kutsal günde, bu Meclis tanımak zorundadır diye düşünüyorum; çünkü, çocuklarına, 18 yaşın altında bulunanlara yılda 4 hafta ücretli izni çok gören bir toplum, ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin, gelişmiş olmaz. Çocuklarını önemsemeyen bir toplum gelişemez. O nedenle, özellikle 7 nci maddenin 7 nci fıkrasının “çekince” bölümünden çıkarılmasını ilgili Komisyon ve Hükümetten bütün kalbimle istediğimi bilgilerinize sunuyorum, sizinle paylaşıyorum.
Burada son bir nokta daha var. Yine, daha önce de konuşuldu. Çekince konulan, uygulanması istenmeyen maddelerden biri de adil bir ücret hakkıdır. Hükümetimiz, burada, yalnız çalışanların değil, ailenin de iyi bir yaşam düzeyine kavuşması için “yeterli ücret”, “en az ücret” kavramını, ücret hakkını tanımıyor.
Değerli arkadaşlar, daha evvel bu kürsüden söyledim. Eğer, belli bir gelir düzeyine sahip değilseniz, çalışmıyorsanız, çalışma hakkını kullanamıyorsanız, o zaman, hak ve özgürlükleri kullanmanız olanağı yoktur. Şunu demek istiyorum: Demokratikleşmenin, özgürleşmenin, hak almanın, düzgün, seçkin, bilinçli yurttaş olmanın yolu, belli bir gelir düzeyinden geçiyor; bu bir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakikanızı rica ediyorum.
BAŞKAN – Tabiî.
Buyurun Sayın Kepenek.
YAKUP KEPENEK (Devamla) – Bitiriyorum.
İkincisi ve çok daha önemlisi: Arkadaşlar, dünyanın her yerinde, genellikle muhafazakâr, tutucu, sağcı görüşler her zaman ailenin kutsallığını öne çıkarır. Bizim Hükümetimizin sözcüleri de, ikide bir ailenin kutsal olduğundan, toplumsal yapının temeli olduğundan söz ederler. Doğrudur. O zaman, onun gereğini yerine getireceksiniz. 4 üncü maddenin, 1 inci fıkrasında sözü edilen, ailenin en az ücrete sahip olması gerektiği hükmünü onaylayacaksınız. Bu, düşünce yapınızın da tutarlılığının bir gereğidir, bir zorunluluğudur. Bunu yapmadığınız zaman, bakın, üç noktada açık veriyorsunuz: Örgütlenme konusunda açık veriyorsunuz, çocuklara ücretli izin vermemekle açık veriyorsunuz ve daha da önemlisi aileye belli bir gelir düzeyi tanımakta açık veriyorsunuz, bunları kabul etmiyorsunuz. Bu büyük haksızlıktır, bunlardan kaçının diye öneriyorum.
Sosyal Şartın, emekçilerin bilinçlenmesine, ülkemizin güçlenmesine, emeğin sömürülmesinin önüne geçecek adımların, somut adımların atılmasına yardımcı olmasını diliyorum. Bu düşüncelerle hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kepenek.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saat 20.30’da toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.00
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.33
BAŞKAN: Başkanvekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130 uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
977 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
2.- (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/968) (S. Sayısı: 977 ve 977´ye 1 inci Ek) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon ve Hükümet yerinde.
1 inci maddeyi okutuyorum:
(GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ) AVRUPA SOSYAL ŞARTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1.- 16.6.1989 tarihli ve 3581 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartının yerini almak üzere, Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen ve ülkemiz tarafından 6.10.2004 tarihinde imzalanan “(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı”nın beyan ile onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Rıza Gülçiçek.
Sayın Gülçiçek, süreniz 10 dakika.
Arada grup konuşması olacağı için, şahsınızla ilgili olan kısmı birleştiremiyorum şu anda.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 977 sıra sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve komisyon raporu hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Konseyinin iki ana sözleşmesinden biri, Avrupa Konseyi Sosyal Şartı, ilk haliyle 1966’da ortaya çıkıyor. Yıllar sonra bu metin gözden geçirilerek ve yeni adıyla (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı olarak 1999’da yürürlüğe giriyor. Türkiye, bu Şartı 6 Ekim 2004’te imzalayarak diğer 46 ülke arasına katıldı; ancak, imzalamak, onaylamak ve taraf olmak anlamına gelmiyor. Avrupa Birliği, aday ülkelerin bu metne taraf olmasını istiyor. Her ilerleme raporunda da ülkelerin bu konuyla ilgili ne durumda olduğu belirtiliyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Şartın, Avrupa Konseyinin diğer temel sözleşmesi olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre bir farklılığı var. Taraf olmak için, Sözleşmenin içinde en az 16 maddeye ve 67 fıkraya onay vermek yeterli. Ayrıca, Sözleşmenin başında yer alan 9 temel maddeden en az 6’sının da onaylanması gerekiyor. Öte yandan, Sosyal Şart için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzeri bir yaptırım mekanizması da yoktur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, yıllardır, bu metîn, özellikle çalışanların haklarını düzenleyen maddelerine onay vermiyor. Avrupa Sosyal Şartının 4 üncü maddesi, çalışanların kendilerine ve ailelerine makul bir hayat düzeyi sürdürebilecek gelire kavuşma hedefini ortaya koymaktadır. Bu konuda, ülkeleri takvime bağlayacak hiçbir somut mükellefiyet getirmemektedir. Bu temel hedefe Türkiye’nin rezerv koyması, çalışanların temel haklarına ülkemizin saygı göstermediği izlenimini yaratacaktır. Yoksullukla mücadele edeceğini her vesileyle ilan eden AKP Hükümeti, gün geçtikçe insanları yoksullaştırmaktadır. Sosyal Şart “Tüm çalışanların, kendileri ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlamak için yeterli adil bir ücret alma hakkı vardır” derken, AKP Hükümeti “ailelerine iyi bir yaşam düzeyi” bölümünü görmezden geliyor ve asgarî ücreti kişisel bazda belirliyor. Son memur zammı da, bunun bir kanıtıdır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, özellikle, Sosyal Şartın “çalışanların örgütlenme hakkını” teslim eden 5 inci madde ve “toplu pazarlık hakkını” tanıyan 6 ncı maddelerine çekinceler koymuştur. 1989’da çekince konarak onaylanan bu maddeler gibi “adil ücret hakkı”, “çocukların ve gençlerin korunma hakkı” maddelerindeki çekinceler, AKP Hükümeti tarafından hâlâ kaldırılmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar gerekçesiyle temel haklara çekince konması, AKP’nin demokrasi ve özgürlükler perspektifinin ne kadar üstünkörü olduğunu göstermesi açısından düşündürücüdür. Öte yandan (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartına çeşitli gerekçelerle çekince konması, Avrupa Birliği uyum süreciyle çelişkili ve çifte standartlı bir tutumdur.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Sosyal Şartı, birçok Avrupa ülkesi için, güncellenmesi acil bir konu olarak görülmektedir. Bakınız, Avrupa Konseyi Sosyal İşler Komitesi, 9 ve 10 Kasım tarihlerinde, Avrupa Sosyal Şartını yeniden gözden geçirmek için, Federal Almanya eski Çalışma Bakanı Walter Riester’i görevlendirerek, bir rapor hazırlığına geçmiştir. Özellikle Avrupa Sosyal Şartının, Avrupa Birliği ülkelerinde tekrar gözden geçirilmesi önemlidir ve ülkemizin de, bunun neresinde olduğunu merak ediyorum ben.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa Sosyal Şartının, özellikle 19 uncu maddesine dikkat çekmek istiyorum. Bakın 19 uncu maddesi, “Çalışan göçmenlerin ve ailelerinin korunma ve yardım hakkı.” Özellikle bunun iki paragrafını dikkatinize sunmak istiyorum: Birincisi, “Ülkede yerleşmesine izin verilmiş bir yabancı çalışanın ailesinin yeniden birleşmesini olabildiğince kolaylaştırmayı” ve 12 nci paragrafta da “Göçmen olarak çalışan kişinin çocuklarına, elverişli olduğu ölçüde, göçmen olarak çalışan kişinin anadilinin öğretilmesini teşvik etmeyi ve bunu kolaylaştırmayı…”
Gerçekten, sırası gelmişken, yurt dışında çalışan 3 500 000 yurttaşımızın bu sorunlarını Avrupa Sosyal Şartı kapsamında, bugüne kadar, Hükümetin ele almaması gerçekten düşündürücüdür. Bakınız, biz, Parlamentoda bir komisyon kurmuştuk. Çok da emek verildi. Yurt dışına milletvekili gönderildi ve bu konuda A’dan Z’ye kadar, yurt dışında yaşayan yurttaşlarımızın aile birleşimini, serbest dolaşım hakkını, çifte vatandaşlık hakkını, seçme ve seçilme hakkını, emeklilik, anadilde eğitim ve buna benzer birçok sorununu burada ele almıştık; ama, üzülerek belirtmek istiyorum ki, bu komisyon raporu rafa kaldırılmıştır ve bugüne kadar, yurt dışında yaşayan 3 500 000 yurttaşımızın, gerçekten, sorunlarına ciddî bir şekilde ilgi gösterilmemiştir.
Bildiğiniz gibi, yurt dışında çalışan yurttaşlarımızla ilgili bir Devlet Bakanımız var; ama, merak ediyorum, bu Bakanımız ne işlev görüyor; hangi konularda yurt dışında çalışan yurttaşlarımızın sorunlarıyla meşgul olmuştur. Gerçekten, bunu anlamakta zorluk çekiyorum ve bunu da anlamak istiyorum.
Bu çerçevede, gerçekten, Avrupa Sosyal Şartının bu kapsamda ele alınması önemlidir; ancak, mesele yasalarla değil, anlaşmalarla değil değerli arkadaşlarım, önemli olan bu yasaları uygulamaktır; ama, görüyoruz ki, bugüne kadar, hiçbir anlaşmayla -içerik olarak- vatandaşlarımızın, yurttaşların, çalışanların hakları konusunda bir ilerleme kaydedilmemiştir.
Ben, bu raporun hayırlı olmasını diliyorum; ama, önemli olan rapor değil, ondan sonraki süreçtir. Bu raporun hayata geçirilmesini temenni ediyorum.
Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Gülçiçek, teşekkür ediyorum.
Anavatan Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Güler Bey; buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Avrupa Sosyal Sözleşme değişikliğinin 1 inci maddesi üzerine Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, hep uyumdan bahsediyoruz; ama, gördüğümüz kadarıyla, uyumadan öteye de gitmiyoruz. Bu konuyu biraz irdelemek lazım. Avrupa Birliği süreci içerisinde ki, biraz önce de Avrupa Parlamentosunda Türkiye raporu oylandı. Maalesef, sevinir hale geldik; Ermeni tasarısı çıkarıldı diye, önşart haline getirilmedi diye. Hep bu dayatmalara karşı ne kadar direneceğiz, bilemiyorum; hep itiraz eden, reddeden olmadı diyen konumda… Bu, bizim için büyük bir eksiklik; ama, AKP’nin buradaki siyasal duruşuna bakıyorum, Avrupa’dan sorumlu Devlet Bakanı Sayın Ali Babacan’ı bu süreç içerisinde biraz yetersiz görüyoruz. Sanki, AKP, bu Avrupa Birliği sürecini almış, rafa kaldırmış. Zaten, Avrupa Birliği de, bu süreçte, o da soğuk, buzdolabına kaldırmış. Karşılıklı bir memnuniyet var gibi. Bu doğrultuda, bize 10 uncu mu, 11 inci mi, artık, hangi bu koşullar içerisinde “uyum paketi” adı altında gelecek, yakında hep beraber göreceğiz.
Bu raporun içerisinde bir konuya değinmek istiyorum; 20 000 000’a yakın Alevî yurttaşlarımızın sorunlarıyla ilgili. Avrupa Parlamentosu, şu konunun altını net olarak çizmiştir: Aleviliğin tanınması, cemevlerinin ibadethane kabul edilmesi. Bu kadar net. Bu, insan hakları açısından da, din ve vicdan özgürlüğü açısından da son derece önemli bir konu.
Yıllardır siz de söz verdiniz, zorunlu din derslerinin kaldırılacağı konusu da dahil olmak üzere; ama, hayata geçirmekte, maalesef, samimi davranmadınız. Dördüncü yılınız gitti, beşinci yıl da geçecek; ama, bir sonraki süreç herhalde size de kısmet olmayacak; çünkü, Türkiye'nin temel dinamikleri olan Alevî yurttaşlarımızın son derece net ve samimi bir talebi, tanınmak, saygı duyulmak ve var olduğunun, değerinin karşılığını görmek.
Alevî yurttaşlarımız, -hepimiz biliyoruz ki- birinci sınıf vatandaşlarımız diyoruz –yakında- Vakıflar Kanunuyla azınlıklar konusunda gayrimüslim vatandaşlarımıza verdiğimiz hakların yarısını dahi vermiyoruz. Bu bir çelişkidir. Bize Avrupa Birliğinin dayatmasından çok, eğer kendi iç dinamiklerimizle barışık, dayanışmak ve sevgi içerisinde olmak istiyorsak, bunların gözardı edilmemesi gerekir.
Bugün, gerek cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi gerek zorunlu din dersinin kaldırılması ve gerekse Diyanet İşleri Başkanlığının yeniden yapılandırılması… Bunlar tabu değil. Bu toplumsal değerleri göz önünde bulundurmak zorundayız.
Bizim, yıllardır, Türk toplumunun temel unsurlarından biri, sadece baskılamak, yok saymak ya da birilerinin dayatmasına boyun eğmek. Evet, Alevî yurttaşlarımızın bu talepleri karşısında, bugün, Avrupa uyum süreci içerisindeki kanun teklifi içerisinde çok da önemli bir konu, altı çizilmesi gereken bir konu. Bu konunun düzeltilmesi konusunda AKP Grubunun veya Hükümetin, bu konuda ne kadar samimî olup olmadığını burada açıklamak zorunda.
İfade etmeye çalışıyorum. Sadece, Avrupa Birliğinin bize görev verip, sizlerin de bir emir eri olarak “emredersiniz” demenizi beklemiyoruz. Tam tersine, içimizdeki kardeşliği, sevgiyi, barışı ve toplumu kucaklayacak bu önemli bir süreci, bir an önce Türkiye’de sorunların çözümlenmesi konusunda ciddî bir adım olarak algılamak istiyoruz.
Bugün, kendini Türk vatandaşı ve birinci sınıf yurttaş olarak kabul eden Alevî kitlemizin, 20 000 000’a yakın -bu ciddî bir rakam, çeşitli istatistikî rakamlar değişebilir, 15 000 000 ile 20 000 000 arası- bir kitle, bir toplum, eğer kendini ifade etmek istiyorsa bu konuda, siyasal duruşumuz olarak, bunu bir an önce çözümlemek zorundayız. Tabiî ki, bu konuda, işte, özellikle, gerek Sayın Millî Eğitim Bakanının bu konuda, maalesef talihsiz bir açıklaması; zorunlu din dersi konusunda “kim kendini Müslüman kabul etmiyorsa, bir dilekçe versin ve bu iş de burada çözümlensin” gibi, maalesef, bir açıklama, talihsiz bir açıklama. Bunu, kimin Müslüman olup olmadığını, Sayın Millî Eğitim Bakanının vereceği bir karar değil, herkes kendini nasıl kabul ediyorsa… Hepimizin duyacağı tek şey var, saygıdır, sevgidir. Bu yüzden, Alevî camiamızın sorunlarını gözardı etmeyelim.
Evet, yaklaşık bir üç beş ay sonra da, bu ülke, en kötü ihtimalle, olağan bir seçim atmosferini yaşayacak. Sizin bu konuda yapacağınız, iki üç aylık bir Meclis çalışma aritmetiği kaldı. Ondan sonra, içe dönük, kimin seçilip seçilmeyeceğinin kaygısı önde, Parlamentonun daha atıl kaldığı, sadece günü kotarmak olarak algılayacağımız bir atmosfer yaşayacağız.
Bugün de görüyoruz. Meclisin “kayıtsız şartsız egemenlik milletindir” sözünün ne kadar yoksun olduğunu, bunun, Hükümetin yasama üzerindeki etkisini görüyoruz. Bugün, Parlamentoda hangi milletvekilimizin önergesi kabul edildi ki?! Bu konuda da ciddî somut adımlar atmanızı gerçekten beklemekte karamsar mıyız, inanmak mı istiyoruz, bunu zaman gösterecek; ama, Alevî kitlesinin, camiasının bu tür taleplerine, haklı taleplerine göz yummayın diyoruz; bunlar, çünkü, haklı sebepler.
Avrupa Parlamentosu, yakında, net, bir daha kamuoyunda açıklanacak. Dün biz ne dedik: Avrupa Parlamentosunun yaptırım gücü yok, önemli olan Konsey. Bu da geçer; çünkü, Avrupa Birliği, eğer, entegrasyon dönemini yaşayacaksak, bunun gözardı edilmemesi gerekir diye düşünüyoruz. Tabiî ki, burada, Avrupa Birliği raporuna baktığımızda daha birçok unsurlar var gözardı edilmemesi gereken; bugün, gerek 301 inci madde gerekse terörle mücadele konusu, seçim barajı gibi birçok unsur...
Aslında, Avrupa Parlamentosunun en önemli unsurlarından biri de seçimin ve daha doğrusu halkın iradesinin yansıması konusunda değerlendirmek lazım. Bugün, önümüzdeki süreçte, sanki kamuoyunda kaos beklentisi içerisindeymiş gibi görünen Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, burada size tek bir önerimiz var. Eğer liderinize güveniyorsanız, eğer bu halka da güveniyorsanız, bu Cumhurbaşkanını halk seçsin. Ha, kendinize güveniniz yoksa, bugünkü sadece Meclis aritmetiğiyle biz bu işi hallederiz, kotarırız diyorsanız, yanılırsınız. Ha, Meclisin seçme yetkisi vardır, hiç kimsenin de Meclisin iradesini tartışma gibi bir hakkı yok; bunda hemfikirim. Yoksa, kendimizi yok saymış oluruz.
MEHMET SOYDAN (Hatay) – Meclisi halk seçti.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Evet, halk seçti, dünkü halk. Bugün de, o zaman halka madem güveniyorsanız, buyurun, hodri meydan! Lideriniz ortada. Kamuoyu yoklamalarınız sizin ayaklarınızı yerden kesmiş; ama, gerçek kamuoyu yoklamaları halkın ta kendisi. Yüzde 18 ile yüzde 22 arasında gidip geliyorsunuz. Bunu, kamuoyu yoklamalarında bizler de elde ediyoruz. Halka güveniyorsanız, buyurun, Cumhurbaşkanını halk seçsin. Toplumun artık barışa ihtiyacı var, kavgaya değil. Beş yıl önce sizi seçen halk, bugünkü temsildeki bu yetkiyi geri alacak zamanı dört gözle bekliyor; yani, seçim sandıklarını bekliyor.
HASAN ANĞI (Konya) – Çok bekler…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Evet. Sizler…
HASAN ANĞI (Konya) – Halk karar verecek.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Göreceğiz… Bu halkın takdiri, bu halkın yaptıklarının unutulmayacağını hepimiz göreceğiz. Temennimiz, bu halkın kendine yaptıklarını unutmasın diyoruz.
Size söyleyeceğimiz çok fazla bir sözümüz yok; çünkü, kendi bütünlüğünüz içerisinde, yarınların bireysel kaygıları peşinde koşan arkadaşlarsınız. Biz ise, halkın yarınlarına umut verebilecek, yarınların hayalini kurabilecek bir Türkiye özlemi içerisindeyiz. Biz, her yerde net olarak söyledik; bu toplumun uzlaşıya ihtiyacı var; sevgiye, barışa, kardeşliğe; ama, AKP olarak bu şansı dört yılda kullanamadınız. Gerek Avrupa Birliğinin size önerdiği ve dayattığı –altını net olarak çiziyorum- demokrasi adı altında daha çok ekonomik koşullar, bir taraftan IMF’nin dayattığı koşullar, ekonomik koşullar, bir taraftan da Amerika. O zaman, tabiî ki, Türkiye’yi yönetmek kolay dersiniz. Her şey hazır; elinizin altında… Verilen görevi de en iyi şekilde yaptığınıza göre, bir sorun yok; çünkü, bu ülkede, herkesin hayalini kurabileceği bir ülke özlemine baktığımızda, günübirlik yaşar hale geldi. İstanbul’da yaşanan gasp olaylarını görüyorsunuz; güpegündüz, artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış!.. Bu konuda, gerek adlî suç oranı gerekse adlî vakalar açısından baktığımızda Türk toplumu, maalesef, suç üretmeye başladı ve dört yılda yaşanılan süreçte -her seferinde tekrar etmeye çalışıyorum- maalesef, bugün cezaevleri 2 kat dolu. Ha, bunun zeminini sizler yarattınız. Toplum, bu zeminler içerisinde suç işlemeye devam ediyor.
Evet, AKP’li yıllar kayıp yılları. Bu halk unutmayacak; bundan hiçbir şüphem yok. Seçim sandığına… Sorun, süreç içerisinde bu ülkede…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Tabiî ki, hepimizin özlemi, bu ülkede onurlu, ilkeli ve refah içerisinde yaşayan bireyler olabilmek; ama, yüzde 40 gibi bir yoksulluk sınırı içerisinde yaşayan bir kitlenin ne hayali ne yarınları olacak ve bugünleri de bu halk, inanıyorum ki, unutmayacaktır, o seçim sandığını dört gözle beklemekte ve gerekli mesajı da verecektir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Gülçiçek, buyurun.
Şahsınız adına, süreniz 5 dakika.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biraz önceki arkadaşım, Alevî yurttaşlarımızın sorununu ifade eden bir cümle kullandı. Tabiî, konumuz, Avrupa Sosyal Şartı; ancak, bu konunun yanlış anlaşılmaması konusunda bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Elbette, ülkemizde vergisini ödeyen, askerliğini yapan ve laik demokratik cumhuriyetimizin temel güvencesi olan Alevî yurttaşlarımızın birtakım temel sıkıntıları olduğunu biliyoruz. Bunların, gerçekten, cemevlerinin halen ibadet yeri sayılmaması üzüntü verici bir tablodur.
Bakınız, 3 Ekimde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda bir karar alınacak ve belki de Türkiye bu konuda mahkûm edilecektir.
Sonuç itibariyle, özellikle Avrupa Birliği İlerleme Raporunda bahsedilen Alevî yurttaşlarımızın cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda… Özellikle de azınlık olarak tanınmasını şiddetle reddediyorum burada. Alevî yurttaşlarımız, bu ülkenin asıl unsurudur, laik demokratik cumhuriyetimizin temel unsurlarıdır ve bu sorunlarımızı bu çatının altında çözmek istiyoruz, Avrupa Birliğinin dayatmasının sonucunda değil değerli arkadaşlarım. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)Burada, herkesin buna dikkat çekmesini bekliyorum ve özellikle AKP Grubunun bundan sonraki süreçte kanun tekliflerimizi bu denli düşünmesinde yarar var.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Gülçiçek, teşekkür ediyorum duyarlılığınız için.
Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan Uslu.
Sayın Uslu, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ZEYNEP KARAHAN USLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Konseyinin 57 yıldan beri üyesi olan ve tüm bellibaşlı sözleşmelerini onaylayan bir ülke olarak, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının onaylanmasıyla insan hakları ve demokrasi alanında yeni ilerlemeler sağlayacağımız açıktır ve bu noktada, sosyal devlet ilkesine sözde değil, özde sahip çıkan ve bunu her uygulamasıyla gösteren Hükümetimizin, bugün onaylanacağına inandığım Şartın gerekleriyle örtüşen pek çok düzenlemeyi halihazırda da gerçekleştirdiğinin altı çizilmelidir.
(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı, 46 üye ülkenin ülkemizin de dahil olduğu 40’ı tarafından imzalanmış ve 22’si tarafından da onaylanmış olup, paralel bir onay sürecinin gereği de açıktır. Keza, Türkiye için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini güçlendiren Şartın çağın gereklerine uygun olarak geliştirilmiş halinin onaylanmasıyla temel sosyal ve ekonomik hakların sağlanması açısından, hem Avrupa Birliğine üyelik gerçekleşecek hem de toplumsal beklentilere karşılık gelen uygulamaların ortaya konmasına yeni bir katkı sağlanacaktır.
Bu bağlamda, revize Avrupa Sosyal Şartını onaylayan 22 ülkeden 20’sinin çeşitli gerekçelerle pek çok çekince koydurduğuna da dikkat çekerek, ülkemizin de kendi öngörüleri doğrultusunda birçok ülkeye göre de son derece sınırlı bir biçimde ve nedenleri detaylarıyla açıklanan bazı çekinceler koymasının eleştirilmesini de, salt Hükümetimizi yıpratmaya yönelik haksız bir yaklaşım olarak nitelendirdiğimi de belirtmek isterim. Diğer taraftan, Şartın hükümlerinden, ancak karşılıklılık ilkesiyle yararlanılabilinmekte olup, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartında mevcut olan sosyal ve ekonomik haklardan Avrupa Konseyine üye ülkelerde yaşayan çok sayıda vatandaşımızın da yararlanabilmesi, bu kanunun kabulüyle mümkün olacaktır. Bir başka ifadeyle, bu Şartın kabulüyle yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız da daha gelişmiş sosyal haklar elde edeceklerdir.
Avrupa Konseyinin 1961 yılından beri, sosyal, ekonomik, medenî ve politik hakların koruma altına alınmasında önemli rol oynayan en temel belgelerinden biri olan revize Avrupa Sosyal Şartında hem mevcut hükümler geliştirilmiş hem de ilk kez yer verilen yeni haklarla belgenin kapsayıcılığı artırılmıştır.
Bu yeni haklar, kısaca, çalışma yaşamının çalışanlar lehine geliştirilmesinden konut hakkına, toplumsal dışlanmaya karşı korunmadan yaşlıların sosyal korunma hakkına, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayırım yapılmaksızın fırsat eşitliğini sağlamaya kadar çeşitli alanlara yöneliktir.
Bilindiği gibi Hükümetimiz, kadın hakları konusunda bugüne değin aktif tutum almış ve bunun neticesi olan pek çok yasal düzenleme ve çalışma gerçekleştirilmiştir. Revize Avrupa Sosyal Şartının kabulü de aynı anlayışın bir yansımasıdır. Şartın, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına katkı verecek pek çok ifadenin içerisinde yer aldığı tüm maddeleri kabul edilmiştir. Bu arada, Şartın gerekleri içerisinde de yer alan ve konuya yönelik samimî, sorun çözücü yaklaşımımızın göstergesi olan ücretli doğum izinlerinin ondört haftaya çıkarılması, işyerinde cinsel tacize yönelik cezaî müeyyidelerin kanunlarımızda tanımlanmış olması gibi düzenlemelerin, Hükümetimizin inisiyatifiyle zaten gerçekleştirilmiş olması da memnuniyet vericidir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde olan bir ülke olarak insan hakları ve demokratikleşme açısından elde ettiğimiz kazanımlara sosyal normlarımızın daha gelişmiş bir hale gelmesini sağlayarak katkı verecek olan (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının onaylanacağına duyduğum inancı ifade ediyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Uslu, zamanınızı çok dikkatli kullandığınız için ben de size teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde 2 adet önerge vardır; önergeleri, önce geliş sıralarına göre okutup, sonra aykırılık derecelerine göre işleme alacağım.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 977 sıra sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesine bağlı beyanda yer alan “7 nci maddenin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 uncu fıkraları” ibaresinin sonra “7 nci madde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk Çelik Ünal Kacır Ahmet Yeni
Bursa İstanbul Samsun
Zeynep Karahan Uslu Niyazi Pakyürek Agâh Kafkas
İstanbul Bursa Çorum
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 977’ye 1 inci Ek sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesine bağlı beyanı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Haluk Koç Yakup Kepenek İzzet Çetin
Samsun Ankara Kocaeli
M. Cevdet Selvi Bayram Ali Meral
Eskişehir Ankara
“Türkiye Cumhuriyeti, 1996 tarihli (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartı’nın III. Bölümünün A maddesi gereğince, anılan Şart’ın II. Bölümünün aşağıdaki madde, fıkra ve bentlerini kabul ettiğini beyan eder.
1 inci madde
2 nci madde
3 üncü madde
4 üncü madde
5 inci madde
6 ncı madde
7 nci madde
8 ila 31 inci maddeler”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ EYYÜP SANAY (Ankara) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükümet?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Selvi, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız?
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Konuşacağım.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Selvi.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Meclis Başkanlığına verilen önerge hakkında, daha doğrusu önergemiz hakkında görüşlerimi belirtmek üzere huzurunuzdayım.
Uluslararası bir sözleşmenin, anlaşmanın, elbette, bizim ülkemizde, komisyonlarda, Meclislerde, içeriği hakkında ve maddeleri üzerinde bir değişiklik yapmamız söz konusu değildir; çünkü, üyesi bulunan ülkelerin hazırladığı, imzaladığı ve diğer ülkelere de gönderdiği bir anlaşma ve sözleşmedir. Onun içerisinde yeni, olumlu bir şeyler, maddeler ilave etmek istense dahi doğru değildir; ancak, bu sözleşmede, Türkiye’ye, ülkemizde ihtiyacı olan hizmetleri ve gasp edilmiş özgürlük ve hakları ortadan kaldırabilmek için çekince koyduğumuz maddeleri kaldırma imkânına sahibiz. İşte, daha önce çıkan genç milletvekili arkadaşlarım “efendim, bu sözleşmede pek çok madde ve fıkra var; biz, hepsini imzaladık, yalnız arasından 7 tanesini, 7 maddeyi imzalamadık, onun için, çok mükemmel bir gelişme Türkiye için” dedi.
Değerli arkadaşlarım, bu ve benzeri antlaşmalar, hassas konuları içeren anlaşmalardır, anlam ifade eden anlaşmalardır. Eğer, siz, o sayılara bakarak, o sayıları dikkate alarak çok başarılı olduğunu söylerseniz, bunu kabul etmek mümkün değildir. İçi boşaltılmış bir protokol imzalanacak… Bu, şuna benzer: Şimdi, bir tren yapıyorsunuz, hızlı tren, rayların üstüne de koyuyorsunuz, çok mükemmel; ama, onun motorunu koymak aklınıza gelmiyor veyahut motoru yok. İşte bu sözleşme ve anlaşma, dışarıdan bakıldığında, “uluslararası anlaşmayı kabul ettik” demeye yarar; ama, bizim ülkemizde ihtiyaç olan ve sizin her zaman tekrarladığınız temel hak ve özgürlükleri katiyetle kabul etmeyen, gasp edilmiş insanların, özellikle emekçilerin haklarını ortadan kaldırır veya onlara hiçbir anlam ifade etmez. O nedenle, biraz önce bu sözleşmenin nimetlerinden bahsedenlerin haklı çıkabilmesi için, bu sözleşmenin, ülkemizde ciddî eksiklikleri giderecek demokratik bir ülke, temel hak ve özgürlüklere saygı duyan bir ülke, bugüne kadar yapamadığından vazgeçen bir ülke olarak kabul edilmesi için, eğer uygun görürseniz, bu 8 maddenin, çekince konulmuş 8 maddenin ortadan kalkması, kabulü, anlam ifade edecektir.
İkincisi; bu çekinceleri de anlamada güçlük çekiyoruz. 4 üncü maddenin birinci fıkrası, sizin Hükümet Programında halka verdiğiniz sözü aynen tekrarlıyor; yoksulluğu ortadan kaldırmak, geçimini sağlayacak… Hani “garip gureba, saçı bitmedik yetim” sözleriniz var ya, onu, 4 üncü maddenin birinci fıkrası aynen yazıyor, sizin Hükümet Programınızda var ve ilkönce bunu kabul etmişsiniz, çekince koymadan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirmişsiniz. Sonra ne olduysa, tekrar komisyona gidip orada değiştirmişsiniz; bunu anlamak mümkün değildir. Ne yaptığınızı, neden yaptığınızı kavramak mümkün değildir. Ve birtakım arkadaşlarım da burada, her zaman olduğu gibi, “son derece mükemmel bir gelişme, demokratikleşme” adı altında gibi bir sürü sözler söylüyor. Belirli arkadaşlarımdan bir tanesi de, “efendim, çeşitli ülkeler kabul etmedi, özellikle Almanya, İsviçre kabul etmedi” diyor. Değerli arkadaşlarım, bu uluslararası sözleşmeler belirli ülkeler için çok fazla önem taşır, belirli ülkeler için kısmen önem taşır. Almanya’da, İsviçre’de bunların imzalanması, onaylanması çok önemli olay değildir. Yıllardan beri örgütlenme özgürlüğü olan, yıllardan beri temel hak ve özgürlüklerde belirli noktaya gelen ülkelerin imzalaması önemli değil, bizim ülkemizin imzalaması önemlidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Ben, bu nedenle, anlam ifade eden, dört yıl önce halka söz verdiğiniz konunun da gerçekleşmesi için bu önergemizi kabul etmenizi istirham ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ediyorum Sayın Selvi.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 977 sıra sayılı (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesine bağlı beyanda yer alan “7 nci maddenin 1, 2, 3, 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 uncu fıkraları” ibaresinin “7 nci madde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk Çelik (Bursa) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ EYYÜP SANAY (Ankara) – Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN – Hükümet?..
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Teklif ile 18 yaşın altındaki çalışanlara yılda en az dört haftalık ücretli izin hakkını tanımayı taahhüt eden 7/7 nci maddesinin de onaylanması amaçlanmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun) – Karar yetersayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir; karar yetersayısı vardır.
Kabul edilen önerge doğrultusunda 1 inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2 nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş, Grup Başkanvekili; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 977 sıra sayılı Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, sosyal barışı sağlayan şey, bir toplumdaki sosyal sınıflara, hak ettikleri insanca yaşama hakkını tanımaktan geçer. Bakın, Hükümetiniz her zaman meydanlarda “benzin fiyatı” dendiği zaman “Avrupa ile aynı fiyata getirdik” deniyor veyahut da “kira fiyatı” deniyor, “Avrupa’da da böyle...” Peki, “emekçinin, emek sahibinin hakkı” dendiği zaman, Avrupa şartlarını maalesef kabul etmiyorsunuz. Niye?.. Gerekçe gösteriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Türkiye’nin ekonomik şartları buna yeterli değil.” Siz değil misiniz ki, meydan meydan gezip “Türkiye çağ atlıyor, elli yılda yapılamayanları yapıyoruz, makroekonomik dengelerimiz şöyle iyi böyle iyi…” Ee, verin insanların hakkını. 380 000 000 liraya, asgarî ücrete insan çalıştırtmayın. Asgarî ücret üzerindeki vergileri indirin. 18 yaşından küçük çocuklara biraz önce tatil ücreti verme lütfunda bulundunuz. Teşekkür ediyorum, bu bir lütuf; yani, haklının hakkını, haklının hakkını vermek için dahi komisyonda reddettiniz, arada reddettiniz, artık bu safhaya gelince bir önergeyle vermek zorunda…Ee, diğerlerini de yapalım. Diğerlerini yapmak çok mu zor? İşçi sendikalarımız, memur sendikalarımız hepimize geldi, grup grup gezdiler. Bu şartların yerine getirilmesini istediler.
Emeklilerimiz; 8 000 000 emeklimiz var; yani, Türkiye’de emeklilerin ne durumda olduğu… Avrupa ülkesindeki emekli ile Türkiye’deki emeklinin kıyaslanmayacak kadar arada uçurumlar olduğunu bilmiyor muyuz?! Niye, övünmeye geldiği zaman, “dünyanın onaltıncı ekonomisi olduk” diyorsunuz veya “onsekizinci ekonomisi olduk, şöyle yaptık, böyle yaptık…” O zaman, verin arkadaşlar, verin insanların hakkını… Türkiye’de 8 000 000 emekli… Bir araştırın bakalım, gayri safî millî hâsıla… Hani diyorsunuz ya “6 000 dolara çıkardık.” Şimdi, buradan söylüyorum; 6 000 dolar diye telaffuz ettiniz, geçen hafta. Buradan söylüyorum; 8 000 000 emekli ellerini cebine atsın, cebine atsın, kim cebinde 500 dolar bulursa, ben bütün sözlerimi geri alıyorum. Şu an, 8 000 000 emekli, beni dinleyen bütün emekliler, ellerini atsınlar ceplerine, 500 dolar bulurlarsa ceplerinde, ben bütün sözlerimi alıyorum.Yok öyle bir şey, yok öyle bir şey arkadaşlar. Türkiye’de, benim bu sözlerimi dinleyip, elini attığı zaman 50 000 doları olanlar var. Onlar belli, onların sayıları da belli. Onlar sizin İktidarınız yanında, ihale takipçisi, yandaşınız… Etrafınızda gezenler var, onların cebinde belki 50 000 değil 500 000 dolar da var; ama, 8 000 000 emeklinin cebinde, bu sahurda ne yiyeceğini, boşalan mutfağına ne koyacağını dahi düşündüren bir geçim kaynağı yok, parası yok. Kaç lira alıyor?..
FARUK ÇELİK (Bursa) – Bir yanlış eser varsa, ANAP’ın eseridir.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Bağ-Kur emeklisi ne alıyor Sayın Çelik; 400 000 lira alıyor.
Bakın, Anavatan Partisi -içinizde memur olanlar var- 1989’da yüzde 90 verdi, 1989’da memura yüzde 90 zam verdi. Yiğitseniz, verin bir yüzde 90. 2,5’larda geziyorsunuz. Buçuk, buçuk!... Buçuk neyin işaretidir biliyor musun? Buçuk kime derler? Buçuğun kime dendiğini bu millet biliyor? Siz buçukçusunuz çünkü. (AK Parti sıralarından gürültüler)
HASAN ANĞI (Konya) – Çok ayıp!.. Çok ayıp!..
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Anavatan Partisi yüzde 90 verdi 1989’da. İçinizde, hepiniz Anavatan’da bürokratlık yaptınız, memurluk yaptınız. Doğru mu, doğru değil mi?! 1989’da memura yüzde 90 verdi. Buyurun, verin hadi! (AK Parti sıralarından gürültüler)
FARUK ÇELİK (Bursa) – Enflasyon ne oldu?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Enflasyon yüzde 70’ti Sayın Çelik; yüzde 70’ti, yüzde 90 verdik.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Enflasyon yüzde 12; yüzde 18 verin memura.
FARUK ÇELİK (Bursa) – Yüzde 110’du!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Verin yüzde 18 memura. Nerede geziyorsunuz; yüzde 3’te geziyorsunuz.
Bırakınız vermeyi, bırakınız, sosyal haklarını veriniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bıraktığınız borçları ödüyoruz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Bakın, şu sözleşmedeki, çekinceleri kaldırınız, sosyal haklarını veriniz.
Bakın, Anavatan Partisi bundan on sene evvel memura sendika kurma hakkını verdi mi; verdi. Hadi, siz de toplu pazarlık hakkını verin, grev hakkını verin, lokavt hakkını verin, atın bir adım daha ileri, atın bir adım daha ileri yüreğiniz varsa, cesaretiniz varsa… Anavatanın verdikleriyle iktifa ediyorsunuz. Anavatanın verdiğinin üstüne bir şey verme şansınız da yok, beceriniz de yok, yüreğiniz de yok, niyetiniz de yok. (AK Parti sıralarından gürültüler) Neyiniz var biliyor musunuz; sadece milleti kandırmaya yönelik sözünüz var, lafınız var.
BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – O konuda mahirsiniz; o konuda mahirsiniz! Ramazan çadırlarında millete vaat etmekte, söz vermekte mahirsiniz, maşallah! Ama, Anavatan Partisinin öyle bir yönü yok.
ORHAN SEYFİ TERZİBAŞIOĞLU (Muğla) – O ANAP bu ANAP mı?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Anavatan Partisi, milletin dinini imanını çadırlarda istismar ederek gezmez. Akşam Sayın Başbakan diyor ki: “Karım bir taraftan ben bir taraftan geziyorum” diyor. Gezmeyin Sayın Başbakan, milletin dertlerini çözün, milletin sorunlarını çözün. (AK Parti sıralarından gürültüler) İşte, önünüzde milletin sorunu bakın. Kaldırın çekinceleri, elinizi öpeyim; kaldırın çekinceleri, bu milletin, çalışanların, emekçinin, emeklinin önündeki engelleri kaldırın, çekinceleri kaldırın, şu memura da şu Ramazanda…
Şu çadırlara, iftar çadırlarına bağış yapanları bir araştırın bakalım, o bağışlar kadar vergi veriyor mu bu ülkeye?! Cennete gitmek için 100 milyar lira Ramazan çadırına parayı veriyor; ama, vergi levhasına bakın, 1 000 000 lira göremezsiniz; vergi levhasında yok, vergi levhasında gözükmüyor; çünkü, vergi levhasında bu milletin devletine verir ise, bu devlet ne yapacak; işçisine, köylüsüne sosyal güvenlik verecek, refah verecek; ona yok; ama, ramazan ayında vereyim, ee, cennetten de yerimi alayım… Yok öyle! Öyle yağma yok, öyle yağma yok! Bakın, veriyorsanız, işte burada kanun. Kanun burada; çekin çekinceleri, kaldırın çekinceleri, Avrupa standartlarında bir çalışma hayatı kuralım, Avrupa standartlarında emeklilerimizin hak ve hukukunu yerine getirelim, haa, diyeyim ki, partinizin “adalet” kısmını yerine getirmiş olasınız. Adalet, yani partinizin bir ismi. İşte, adalet burada belli oluyor. Adaletli misiniz adaletsiz misiniz, haklı mısınız haksız mısınız, hak mı yiyorsunuz hak mı veriyorsunuz; işte çekinceler ortada. Yüreğiniz varsa; yüreğiniz varsa, millete verdiğiniz sözlerin arkasındaysanız, 8 000 000 emekliden yanaysanız, 4 000 000, 5 000 000 işçiden yanaysınız, 3 000 000 memurdan yanaysanız; işte çekinceler. Kimden yanasınız? Yüzde 20 var ya, hani o millî gelirin yüzde 51’ini yiyen yüzde 20 var ya, hiç vergi vermeyen, devlete borç veren, vergi vermesi gerekirken borç veren, faiz alan… O faizlerin bir kısmını iftar çadırlarına gönderiyorlar size, hepsi yanınızdalar şimdi.
HASAN ANĞI (Konya) – Onlar sayenizde, sayenizde...
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – Vazgeçin bunlardan; bunlardan vazgeçin. Devletin vergisini toplayın, iftar çadırlarına para toplayacağınıza, devletin vergisini toplayın, o iftar çadırlarına gelen insanlara aş verin, iş verin, sosyal güvenlik verin ve insanca yaşama hakkı verin, kaliteli birey yaratmanın ve herkese fırsat eşitliği yaratmanın hukukunu yaratın. Yaratmıyorsunuz işte; o çekinceleri koyarak, yaratmıyorsunuz. “Efendim, birçok madde var da, 7 madde ne olacak?...” Birçok madde yazarsınız da, son maddeye “bunları istediğimiz zaman uygularız” diye bir madde koyarsınız, hiçbir anlamı olmaz. İstediğiniz zaman uygulayacağınız maddeleri koymuşsunuz zaten. Geri kalanı onaylasanız ne olur, onaylamasanız ne olur?! Yani, Avrupa Sosyal Şartını onayladık diye, Avrupa Birliğine, gidip, Brüksel’de hava mı atacaksınız?! Görmeyecekler mi bunları?!
Anlamsız… Meclisin de, bu saatlerde mesaisini boş yere harcayan, milleti avutan, iş yapıyormuş gibi yapıp aslında iş yapmayan, sadece milletin hak ve hukukunu yemekten ibaret dört seneyi doldurdunuz, beş sene de geçer; hiç merak etmeyin, bu millet, çok senelere alıştı, bu sene de geçer, sizden de kurtulur…
YAHYA BAŞ (İstanbul) – Biterse, yine geliriz.
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) – … sizden de kurtulur, partinizden de kurtulur, iktidarınızdan da kurtulur; ama, millet, kendine layık olanı inşallah seçecektir diyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu seçimde hangi partiden aday olacaksınız?!
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu seçimde hangi partiden aday olacaksınız?! Kendinize bir parti bulun Meclise gelebilmek için.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Saygıdeğer arkadaşlarım, yani, burada hatipler konuşurken, kendinizi hatibin yerine koyup, bir sataşma olduğu zaman nasıl davranıyorsanız öyle davranmanızı istirham ediyorum. Uzaktan yakından…
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Doğru konuşsun!..
BAŞKAN - Efendim, çıkıp… Arkadaşlar, çıkıp doğruyu… Gruplar adına konuşmalar var, şahıslar adına konuşmalar var; çıkıp doğru söylenir.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Başka partiden seçilip burada konuşmuyor ki… Anavatan Partisine bu millet rey vermedi, sandıkta bıraktı; konuşuyor. AK Partiden ANAP’a geçiyor, konuşuyor işte!..
BAŞKAN - Sayın Selvi, buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, oradaki arkadaş konuşuyor; salonun sükûnetini sağlayın.
BAŞKAN - Grup adına konuşma olduğu için konuşmanızı birleştiremeyeceğim. Ayrıca, şahsınız adına söz vereceğim.
HALUK KOÇ (Samsun) – Birleştirin…
BAŞKAN – Efendim, AK Parti Grubu adına konuşma talebi var. Eğer, AK Parti Grubu konuşmasını öne alacaksa…
HALUK KOÇ (Samsun) – Alsın…
BAŞKAN - Olur efendim. Alacaksa, orada, Grup Başkanvekilimiz orada.
Sayın Çelik…
FARUK ÇELİK (Bursa) – Evet…
BAŞKAN - Sayın Kafkas, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA AGÂH KAFKAS (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK Parti Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, sözlerime başlarken, son konuşmacının tespitleri üzerinden yürümek istiyorum.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, cevap hakkı doğar şimdi...
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Yani, söylenen söz, ortaya söylenmiş sözdür.
BAŞKAN – Sayın Kafkas, müspet olanları, doğru olanları sorarsak, bu çalışmamızı bugün tamamlayalım.
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Sayın Başkanım, ben…
BAŞKAN - Yani, siz söyleyeceğiniz fikirleri eleştirin; ama, yani, şahıs isimleri vermezseniz iyi olur.
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Sayın Başkanım, bir defa, benim süremden kullanıyorsunuz. Bu 1 dakikalık süreyi ilave edeceğinizi umarım.
Çünkü, yani, buradaki söylenmiş sözler, kimsenin cevap veremeyeceği, vermemesi gereken sözlerse, o zaman, söylenmemesi gereken sözlerdir diye düşünüyorum.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Hayır, cevap hakkı doğar.
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Burada söylenmiş sözler, muhakkak, muhatapları varsa cevabını da bulacak sözlerdir. Yani, biz, açıkça hiç kimseye cevap vermek niteliğinde değil ama, açıkça şunu söylüyorum: Biz, iktidarımızın dördüncü yılındayız; Yüce Parlamento, ilk defa Beşinci Yasama Yılına üç gün sonra başlayacak. (AK Parti sıralarından alkışlar) Uzun yıllar aradan sonra ilk defa başlayacak.
VAHDET SİNAN YERLİKAYA (Tunceli) – 91’de de başladı.
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Dört yıllık iktidarımız boyunca, herkesin gözünün içine bakarak şunu söylüyorum ki; yaşama dair, ekonomik kurallar dahil, sosyal kurallar dahil, hukuksal düzenlemeler dahil, demokratikleşme dahil, makro dengeler dahil, mikro dengeler dahil, hayatın bütün alanlarında ama bütün alanlarında dört yıl öncesiyle bugünü, dört yıl öncesiyle bugünü karşılaştırmanın ötesinde, bütün iktidarların dört yıllarıyla bu son dört yılı karşılaştırmaya, herkesle hesaplaşmaya varız; bütün alanlarda varız. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hem de bütün alanlarda varız; ücretlerde varız, yoksulluk dediğiniz Türkiye’nin yoksulluk haritasının dününde varız, bugününde varız; yoksullarla ilgili dün yapılanlarda varız, bugün yapılanlarda varız. (CHP sıralarından gürültüler)
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Eve dönüş yasasında varız!..
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Yolsuzlukta varsınız!..
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) – Ali Dibo’larda varsınız!..
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Bütün alanlarda; ama, iddialı söylüyorum, yaşamın bütün alanlarında varız.
ALİ ARSLAN (Muğla) – Köylülerle hesaplaş, köylülerle!..
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Bakın, burada, 22 nci Dönem Parlamentosu olarak, iktidarıyla muhalefetiyle, bir onuru paylaşıyoruz; farkında değilsiniz, muhteşem bir iş yapıyoruz; lütfen, gelin, şu muhalefet olma ve illa karşı çıkma reflekslerinizden kurtularak ne yaptığımızın biraz farkında olalım. 31 maddelik Avrupa’nın yeni Sosyal Şartını, bugün, bu Yüce Meclis kabul edecek.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Çekinceleriyle beraber!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Bir dakika… Bir dakika… Çekincelerine geliyorum, çekincelerine geliyorum.
Avrupa’daki birçok devletten, Avrupa’da önderlik yapan ve ekonomik olarak bizden çok daha güçlü olan devletlerden daha ileri koşullarda kabul ediyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Yapma, sendikacı kimliğini unutma, geçmişini unutma; sendikacıydın!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Zaten Avrupa Sosyal Şartında, Sosyal Şartını koyarken bütün ülkeler kayıtsız şartsız bunu kabul edecek diye bir kural koymamış; diyor ki, 9 temel maddeden 6’sını, 31 maddeden de 16’sını kabul etmek durumundasınız. Biz, 31 maddeden 2 maddeyi kabul etmiyoruz, erteliyoruz; 2 maddenin de 2 tane fıkrasını erteliyoruz; yani, biz, Avrupa’daki… Yani, hâlâ bu Sosyal Şartı imzalamayan Avrupa ülkeleri var, başta Almanya olmak üzere, Avrupa ülkeleri var. Biz, bunların içerisinde 4 tane maddeyi kabul etmiyoruz, öteliyoruz.
ALİ ARSLAN (Muğla) – Aferin!..
AGÂH KAFKAS (Devamla) – O da nedir, biliyor musunuz? Onu da, açık açık, hiç saklamadan, gizlemeden, açık açık da onu söylüyorum. Bir tanesi ne; örgütlenme ve toplusözleşmeyle ilgili çekincelerimiz var. Açıkçası şudur: Türkiye, ciddî anlamda bir kamu personel rejimi çalışmasını yapmak zorundadır. Türkiye, bu maddeleri kabul etmek durumundadır ve inşallah, bu maddeleri kabul etmek de, AK Partiye nasip olacaktır, AK Parti hayata geçirecektir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Şiir gibi ezberlemişsin!..
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Ancak, grev ve toplusözleşme hakkını ve örgütlenmedeki sınırsız hakkı tanırken, şunu yapmak durumundasınız:
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Geçin bunu geçin…
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Dünyada grev ve toplusözleşme hakkı tanınan insanların hukukî zemini ile Türkiye’deki 657’nin hukukî zeminini örtüştürmek durumundasınız.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Kim yapacak bunu?!
ALİM TUNÇ (Uşak) – AK Parti… AK Parti yapacak…
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Hem 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun bu çerçevesi devam edecek hem de bunun üzerine toplusözleşmeli grev hakkı vereceksiniz. Bunun, bir sendikal kültürden gelmiş ve emek mücadelesini vermiş, grev ve toplusözleşmenin ne olduğunun destanını bu ülkede yazmış ve bu işin uzmanı biri olarak söylüyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, Anavatan Partisi sıralarından alkışlar [!]) Bu işin uzmanı olarak söylüyorum.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) – Nasıl rahat söylüyorsun!..
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Niye söylüyorum; çünkü, biz… Öncelikle, kamu personeli rejimini yapmak da bize nasip olacak. İşçi-memur ayırımını yapacağız ve Türkiye’deki emekçilerin tamamı toplusözleşmeli grev hakkına sahip olacak ve bunu da inşallah biz gerçekleştireceğiz.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – Verin memura grev hakkını, toplusözleşme hakkını…
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Şimdi, üçüncüsü “asgarî ücret niye aile baz alınılmadan tespit edildi” diyor. Ya insaf edersiniz, bizim en yumuşak yerimiz, yumuşak karnımız diye baktığınız yeri söyleyeyim size. Biz geldiğimiz gün asgarî ücret 250 000 liraydı. (AK Parti sıralarından “180” sesleri) Bugün 531 000 lira, artış yüzde 150 civarında. Dün biz geldiğimizde asgarî ücret 158 dolardı, hem de 1 580’ken dolar.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Mazot kaç para?!.
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Geleceğim ya…
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Gel… Gel…
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Geleceğim ya… Sakin olun.
Söylediklerinizin hepsinin cevabı var.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Buğday kaç para?
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Bugün asgarî ücret 394 dolar.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Pancar kaç para?
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Onun için, sevgili kardeşlerim, biz, dün…
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Fındık kaç lira Karadeniz’de; onu söylesenize…
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Hâlâ fındığın kabuğunun içinden çıkamadınız be!.. Türkiye’ye gelin ya. Fındığın kabuğundan çıkın, Türkiye’ye gelin. Türkiye’ye gelin.
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Onu söyle… Onu söyle…
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz önce AK Parti Grubunun verdiği önergeyle 7 nci maddenin yedinci fıkrasındaki 18 yaşından küçüklerin bir yıllık, dört haftalık ücretli tatil izinlerini de kabul ederek, madde sayısını düşürdük.
Bakın, kabul etmediklerimizin bir tanesi de nedir “yıllık ücretli izinler 30 gün olsun” diyor. Türkiye’nin fotoğrafını, Türkiye’nin gerçeklerini, hayatın gerçeklerini yok sayarak, ütopik davranamazsınız. Kayıtdışının, istihdam sorununun birinci önceliğimiz olduğu bir yerde, işsizlik sorununun hep yakıcı bir noktada olduğu ve bütün çabamızın istihdam sorununu çözmek olduğu bir yerde, insanlara 30 gün izin talebinde bulunuyor olmak Türkiye gerçekleriyle örtüşmüyor; ancak, bu konuda da cumhuriyet tarihinde, yıllardır yapılamayanları biz yapmaya başladık, İş Kanununu düzenlerken, izin sürelerini artırdık ve bu süreci, istihdam problemini de çözerek izin sürelerinin de bu standarda gelmesi konusunda çalışmalarımız devam edecektir.
O nedenle, Avrupa Sosyal Şartını, Almanya’dan daha ileri şartlarda Türkiye onaylıyorsa, bunun onurunu, lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki herkes takdir etmeli ve onurunu yaşamalı ve bunun keyfini, bu Türkiye Cumhuriyetinin milletvekili olmanın erdemini ve keyfini yaşamalı; bütün dünyaya da bunu göstermeliyiz. Oysaki, biz kabul ettiklerimizi ve başarılarımızı Türkiye’den dünyaya, buradan hep beraber haykıracakken, bunları geri çekiyor olmanın anlamını anlamakta zorluk çekiyorum.
Bir de Sayın Başkanım, kimseye cevap vermek niteliğinde değil, ama, tutanaklara geçmesi anlamında bir küçük düzeltme daha yapmak istiyorum.
Ben, dün akşam yaptığım buradaki konuşmada, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili arkadaşımızın “burada rejimle ilgili takıntısı olan milletvekilleri var” beyanına cevap niteliğindeki bir konuşmamı, benim konuşma metnimden bir CHP’li arkadaşımız alarak, oradaki yaptığım alıntıyı sanki benim konuşmammış gibi aksettirdi. Oysaki, ben, şunun altını dün de çizdim, bugün de çiziyorum, bundan sonra da her parlamenterin yapması gerektiği gibi bir kez daha söylüyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti ve Parlamentosunda görev alan her milletvekili, seçilmiş her milletvekilinin rejimle problemi olamaz, olmamalıdır; varsa, bunun açık ve net bir şekilde ortaya konulması lazım.
Yine, arkadaşımız diyor ki, dün, cebinden belge çıkarıp koyanlar nihayet bugün ortaya çıktılar…
MUHARREM DOĞAN (Mardin) – Mazota gel mazota!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – …bir milletvekili arkadaşımızın, onbeş yıl önce, Kürt sorununun PKK’ya ihale edilmesi yerine, entelektüellerle oturup bu sorunun çözülmesi konusundaki yaptığı bir çalışmadaki söylediği sözleri, sanki bugün söylemiş gibi çarpıtarak ortaya getirmenin hiç kimseye yararı yok.
Diyarbakır Milletvekilimiz İhsan Arslan, onbeş yıl önceki söylediği noktada değildir; bugün, kendisi yaptığı basın toplantısıyla açıkça ortaya koymuştur. (CHP sıralarından gürültüler) Açıkça ortaya koymuştur. Yüce Meclisteki basın toplantısıyla açıkça ortaya koymuştur.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) – O da mı değişmiş?!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Siz, Allah aşkına niye değişimden korkuyorsunuz? Niye bizim değiştiğimizden endişe ediyorsunuz? Niye değişimi anlamakta güçlük çekiyorsunuz?
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) – Bölünerek mi değişeceksin!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Siz, halkın beklentileri, halkın idealleri çerçevesinde değişimi gerçekleştiremediğiniz sürece…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Satmanın adı ne zaman değişim oldu arkadaş?!
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Kendisi savunsun, sen niye savunuyorsun?!
BAŞKAN – Sayın Kafkas, lütfen konuşmanızı tamamlayınız. Ek 1 dakikalık süre veriyorum size.
Buyurun.
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Halkın beklentileriyle örtüşmediğiniz sürece, halkın idealleriyle örtüşmediğiniz sürece, böyle fanusun içerisinde kalmaya, halktan kopuk olmaya ve barajların altında debelenmeye devam edeceksiniz. Her seçim yaklaştıkça, yeniden hangi partinin tabelası altına sığınırım arayışları içerisine girmeye devam edeceksiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NAİL KAMACI (Antalya) – Onu siz yapıyorsunuz!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – Onun için, gelin, hep beraber, bu millet dediğinizin içinden geliyoruz. Gelin, bu millet dediğinizin biz içinden geliyoruz, köyden geliyoruz, araziden geliyoruz.
NAİL KAMACI (Antalya) – Arkadaşlarına bak; Anavatan var, DYP var, Refah var, MHP var! Bakanlara bak; Anavatan var, MHP var, Refah var!
AGÂH KAFKAS (Devamla) – AK Parti Grubundaki her milletvekili en az 50 tane, 100 tane köy gezdi, geldi. Gelin, hanginiz varsanız, hangi partinin hangi milletvekili varsa, ben, Anadolu’nun her köşesine onlarla gitmeye ve milletin önünde hesaplaşmaya varım diyorum.
Herkese saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET IŞIK (Giresun) – Giresun’a gel! Var mısın Giresun’a!
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli) – Giderken de bürokrasiyi yanınızda götürüyorsunuz.
NAİL KAMACI (Antalya) – Anavatan Partili arkadaşların var aranızda, Doğru Yol’lu var, MHP’liler var…Bak, başka partilerden geldiler hepsi (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım…
NAİL KAMACI (Antalya) - Saygısızlık yapıyorsunuz, ayıp!..
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… (CHP sıralarından gürültüler) Sayın milletvekilleri… Sayın Kılıç, lütfen… Sayın Kamacı, Sayın Kılıç… Arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım; bakınız, her partinin adına…
OSMAN ÖZCAN (Antalya) – Tahrik etmesin.
BAŞKAN - …gruplar adına, şahıslar adına konuşmalar oluyor. Şimdi, sıra, yine, sendika kökenli bir milletvekili arkadaşımıza sözü vereceğim…
OSMAN ÖZCAN (Antalya) – Sendikayla hiç ilgisi yok.
BAŞKAN - Şu anda Cevdet Selvi Bey konuşacak; müsaade edin, fikirlerini orada açıkça beyan edecek, siz niye heyecanlanıyorsunuz, sakin olun efendim.
OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sakiniz biz.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına, Sayın Cevdet Selvi; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk önce, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.
(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Oylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporu üzerinde şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, iftardan önceki konuşmamda, yanlış bir şey söyleyip mübarek ramazan günü kimseyi kırmamak için, özellikle uluslararası sözleşmenin maddelerine bağlı kalarak ve AKP’nin seçim bildirgesini, Hükümet Programını, Acil Eylem Programının dışına çıkmamak için madde madde ve sayfalarını bildirerek sizlere anlatmaya çalıştım. Bu uluslararası anlaşmanın ötesinde, Anayasamızın ve 2821 sayılı Sendikalar Yasasının örgütlenme hakkında, sendikalaşma hakkında, toplu iş sözleşmesi hakkında ne gibi düzenlemeler yaptığını da maddelerden okudum; ancak, sonuca baktığımızda şaşırdık. Şimdi, size, o, güneşe karşı, Avrupa Birliğine girme mücadelesini verdiğiniz, daha kararları, raporları okumadan Kızılay’da güneşe karşı havai fişekler attığınız ve Avrupa Birliği kahramanı olduğunuz dönemdeki bir belgeyi de söyleyeceğim.
Burada arkadaşım çok güzel konuştu; ama, girmek istediğiniz Avrupa Birliği İlerleme Raporunda 10 Kasım 2005’te şunları söylüyor: “Sendikal haklara, özellikle sendikalaşma, grev ve toplusözleşme hakkına riayet etmediğiniz; ILO, Birleşmiş Milletler Çalışma Teşkilatı ILO’nun onaylanmış olmasına rağmen itibar etmediğiniz ve uygulamadığınız, sendikalara baskı yaptığınız ve yasaları dikkate almadığınız gibi, daha çok fazla, hâlâ, daha gazeteciler, sendikalaşma çabalarında hâlâ zorluklarla karşılaştığını, yıllar önce ILO Sözleşmesinin 87 ve 98 sayılı kararlarına uymadığınızı söylüyor. Bu, Avrupa Birliğinin o kahramanca yaptığınız işler; bunlar bizim değil. Daha önceki konuştuklarım da sizin, kendi, halka söz verdiğiniz, halka hilafıhakikat olduğu sonradan çıkan vaatlerinizdir.
Şimdi, şöyle bir bakalım, bu seçim bildirgesinden, eylemlerden sonra Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullara. Belirli konular vardır ki, grafiklerle, raporlarla, birtakım sözlerle o konudaki gelişmeyi anlatabilirsiniz. Ekonomide pek çok grafik anlatılabilir, borsanın inip çıktığı anlatılabilir; ama, sosyal politikalarda bu raporlar, bu grafikler yeterli değildir. Bu, dinamik bir hayattır; bu, dosyalar içerisinde makro politikalar, mikro politikalar laflarıyla halkın tatmin olmayacağı bir olaydır; ölçüsü de, dönüp muhataplarına bakmaktır. Gerçek ölçü sosyal politikalarda budur. Şöyle bir dönüp bakalım; neler yapmışsınız meğersem de, haberimiz yok.
Değerli arkadaşlarım, hele, burada, grevin, sözleşmenin, eylemlerin -ne zaman bilmiyorum ama- kitabını yazan arkadaşımı, vallahi, hayretle, takdirle dinledim. Bir insanın, olmayan bir şeyi, bir insanın, anlam ifade etmeyen bir belgeyi bu kadar heyecanla anlatabilir.
Bakın, size… Daha önceki konuşmasında da ne dedi: “Biz işçilerin hak grevine müsaade ettik. Hak grevi, sempati grevi, destekleme grevi, menfaat grevi…” Bunu, bir sendikacının söylemesini kabul etmem, söylemezde; ancak… Ama, bu meslekten gelen de biraz doğruyu, bilmeyen arkadaşlara anlatması lazım.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Tutanaklara bak!..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - İkincisi “biz, toplu iş sözleşmelerinde veya örgütlenmede eğer Anayasanın ve yasaların; yani, kimseye sendikalı olma veya sendikadan çıkma baskısı yapılamaz; eğer yapılırsa, hapis cezası verilir” diyen sizdiniz. “Biz getirdik” dediniz.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Evet, Türk Ceza Kanununda açarsanız, görürsünüz…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Çok mutlu oldum, doğru.
Değerli arkadaşlarım, yapılan düzenlemelere göre, bu madde Türkiye’de hiç kullanılmamıştır. İşçileri, doğal, uluslararası sözleşmelerden doğan haklar, Anayasadan, yasadan doğan haklar nedeniyle sendikalı olmaya kalkan işçiyi atan işveren, belgelerle dahi, hiçbir ceza görmemiştir ve maalesef, burada övünen arkadaşıma şunun bir parçasını göstereceğim. İşte, sendikalaşma hak ve özgürlüğünü getirdiğini söyleyenler, her ağzını açtığında özgürlükten, örgütlenme özgürlüğünden bahsedenler, 2003 yılından bu yana, sadece bu hakkını kullanmak, sendikalı olmak isteyen 15 531 işçi ekmeğinden edilmiştir; 15 531, 2003’ten 2005’e kadar. Bu sadece Türk-İş’in araştırmasıdır. İşyerlerinin adresi buradadır.
İki, DİSK’kinkini de alırsanız, diğer konfederasyonlarınkini alırsanız, 20 000 işçiyi, sizin döneminizde, özgürlük ve demokrasi adına nutuk çektiğiniz ortamda, sadece bir yasal hakkını, anayasal hakkını, doğal hakkını kullandı diye ailesiyle aç bıraktınız.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Kaç tanesi işe döndü, ne kadar tazminat aldılar; haberiniz var mı ondan?!..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Efendim?..
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Kaç tanesinin işe iade kararı aldığından haberiniz var mı?!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Hayır canım, öyle bir şey yok. Geleceğim… Özelleştirmeden attıklarınızı söylüyorsun sen. Sen olayın farkında değilsin; onu da anlatacağım.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sadece Türk-İş’in, adres belli… Sayın Bakan burada; hangisini işe aldırmış, bana söylesin.
NAİL KAMACI (Antalya) – 10 kere konuştu açıklayamadı; yerinden açıklamaya çalışıyor.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Şimdi, Başkan, benim meslektaşım, kırmak istemiyorum.
BAŞKAN – Karşılıklı konuşmamanız için ikaz ettim. Lütfen, hatibi sükûnetle dinleyelim.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bak, ben, İzzet gibi değilim, çırparım.
Bu sadece Türk-İş’in 2005, 2006’yı buna ilave ederseniz ve diğer konfederasyonların bu insanların, özgürlüklerini gasp ettiğiniz insanların sayısı 20 000 olur. 20 000 aile sadece bir hakkını kullandığı için aç bırakmışsınız. Cumhuriyet Halk Partisinin araştırmasına göre 25 000 ailedir. Özelleştirmeden doğan, hani böyle yapmak yerine sattığınız, olaylar nedeniyle de özelleştirme mağdurları perişan olmuştur, geldiğinizde belirli bir…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Özelleştirme mağdurlarına…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Söyle ya…
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ne dedin, affedersin?.. Sen de bilirsin bu işi.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Özelleştirme mağdurları…
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Ben söyleyeyim: Özelleştirmeye karşı mısınız?
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ee, karşıyım; ne oldu?!
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Böylesine karşıyız.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Millet aç kalacaksa, Türkiye perişan olacaksa, siz herkese peşkeş çekecekseniz, karşıyım. Neden karşı olduğumu da söyleyeceğim.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Şartlı değil. Karşı mısınız, değil misiniz?
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Karşıyız böylesine.
BAŞKAN – Sayın Aydoğan, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Karşıyım kardeşim; karşıyım…
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Türkiye’nin varlığının satılmasına, peşkeş çekilmesine karşıyım. Ne var?! (Gürültüler)
ASIM AYKAN (Trabzon) – Kaç kişi işten atıldı; söyle…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Şimdi, bir dakika… Sen ne diyorsun? (Gürültüler)
YAVUZ ALTINORAK (Kırklareli)- Sattın da hangi birini…
BAŞKAN – Sayın Altınorak, lütfen…
ASIM AYKAN (Trabzon) – Kaç kişi?!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ne diyorsun sen?!
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. İstirham ediyorum…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Git ya!.. Git kardeşim! Sen söyle…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, Sayın Aykan, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Sırayla söyleyin ama; sırayla… Ben cevap veririm, işime de gelir.
Ne diyorsun? Söyle sen.
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, kürsüdeki hatibe müdahale etmeyelim… Lütfen…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Özelleştirme mağdurlarını koruyan bizim iktidarımız.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Söyleyim mi? Sordun, söyleyeceğim… Ya, sordun söyleyeceğim…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Mağdur olanlara…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen…
Saygıdeğer arkadaşlarım… Sayın Selvi, istirham edeyim…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Arkadaşlarım oturduğu yerden söylüyorlar…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Karıştırmayın!..
BAŞKAN – Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ya, cevap istiyor…
BAŞKAN – Efendim, bir dakika… Tamam, size eksüreyi vereceğim…
Sayın Tanrıverdi, saygıdeğer arkadaşlarım, hatibin konuşması bittikten sonra, lütfen, dışarıda bu konuyu hallediniz aranızda. İstirham ediyorum…
Lütfen buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Siz o yollara giderken ben geliyordum. Ben bu kürsüye çıktığım zaman söylediğim her cümlenin altında, ispat edemezsem bir daha karşınıza çıkmam.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Biz o yola devam ediyoruz, siz dönmüşsünüz; biz devam ediyoruz.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Belli…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen, istirham ediyorum efendim! Lütfen!..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Allah, allah… Kibar olayım dedikçe…
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, grup adına çıkın konuşun. Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bir daha rahat vermem. Allah Allah…
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, istirham ediyorum…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Arkadaşlarım, anlatmak istediği ne biliyor musunuz…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Tercümeye gerek yok, bu Meclis çıkardı bunu.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Allah Allah… (Gülüşmeler) Yahu sen hiç mi?.. Sendikacılar böyle olmaz ya, biraz disiplinli olur, biraz nezaketli olur, biraz bildiğini konuşur.
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen Genel Kurula hitap edin.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa)– Ama, bir doğruyu söylerseniz…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, istirham ediyorum… Arkadaşlar, böyle bir üslup yok ya.
FAHRETTİN ÜSTÜN (Muğla) – Yedi aylık, yedi aylık!..
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Kürsüye çıkıp konuşsana sen!
BAŞKAN – Sayın Selvi, Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Tövbe ya Rabbi ya!
BAŞKAN – Buyurun.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – İnsicamını bozuyorlar ya, mahsus yapıyorlar
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Yok, yok, bozulmam ben. Saniyesine kadar buradan beni indiremez kimse.
Soru sordu ve arkadaşım övünecek bir yer çıkarmaya çalıştı. Gelirken, o senin daha kavrayamadığın…
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen, Genel Kurula hitap ediniz.
Buyurun efendim.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Tabiî canım, sorusuna cevap vereceğim.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Ben soru sormadım…Yaptığımız işi…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, istirham ediyorum arkadaşım, lütfen… Sayın Çelik…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Yaptığınız işi söyleyeceğim be…
Allah’ım ya Rabbim, ben böyle milletvekili görmedim yahu. (Gülüşmeler)
BAŞKAN – Buyurun. Sayın Selvi, buyurun efendim.
ALİ TOPUZ (İSTANBUL)- Sen sinirlenme.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Sayın Selvi, ya sabır çek, sabır.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Vakit alırım, siz saate bakın. Yok öyle avanta.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) – Ben saati tutuyorum.
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) – Sakin sakin anlatın.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Arkadaşlar… Sakin sakin anlatacağım, fırsat verseler. Devam edeyim. Arkadaş, ben 20 000 aileyi yasal hakları nedeniyle sokaklarda bıraktınız, aç bıraktınız diye tek tek adresleri var… Orada tutturamadı alındı falan diye. Şimdi, özelleştirme mağdurları dediğim için orada köşeye sıkıştıracak. Tabiî yaptılar; çünkü, peşkeş çekilen müesseselerde var olanları satarak istihdam imkânı kalmadı, var olanları satarak, orada üç beş kuruş, çalışanları da sokağa attılar. Ancak…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) –Hayır çarpıtıyorsunuz Sayın Selvi.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ondan sonra bir karar aldılar.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Manisa’da… Manisa’da…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Seydişehir’de Kastamonu’da...
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bu yıllarca emek vermiş, kıdemi gelmiş, sosyal ve ekonomik hakları belirli düzeye gelmiş insanları hiç suçu yokken işten attılar, geçici işçi olarak sağda solda süründürüyorlar asgarî ücretle; bunu da övünmeye kalkıyor! (CHP sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Çarpıtma!..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ben…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Hayır efendim, çarpıtıyorsun!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ya, kavga ettirecekler beni, ben sevmem öyle şeyi.
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen…
Sayın Selvi, buyurun efendim; Genel Kurula hitap ediniz.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Kayseri’de, yüzlerce işçi bu mağduriyetini anlattı.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Trabzon Belediyesinin attığı işçileri mi söylüyorsun; sokakta geziyorlar, çarpıtma boşuna!
BAŞKAN – Sayın Selvi, Genel Kurula hitap ediniz.
Sayın Tanrıverdi… Lütfen arkadaşlar…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – İşte, övünmeye kalktığı işçileri, o kadar yaşlı, yılların birikimiyle hak etmiş işçileri süründürüyorlar adliyelerde; adliyelerde çöpçü yapıyorlar ve iş verdik diye de burada milleti kandırmaya kalkıyorlar; işin biri bu.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Öyle bir şey yok.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Hayret bir şey! (Gülüşmeler)
İkinci olaya gelelim. Biraz önce, sosyal politikalar ve sosyal yaşamda ölçü, dönüp bakmaya gerekir dendi. Daha dün, siyah çelenkle ziyarete geldiler övündüğünüz kamu çalışanları. Türkiye’de, 2 240 000 civarında kamu çalışanı vardır, memur vardır. Özgürlükleri çok iyi kullandığınız ve verdiğiniz için, 4680 sayılı Yasayla, 1 584 490 memurun sendikalı olma hakkı vardır; ama, bunlardan sadece, doğru olmayan abartılmış rakamlarla, 747 617 memur sendikalıdır; ancak, grev hakkı yoktur; ancak, toplusözleşme hakkı yoktur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından “süre verin” sesleri)
BAŞKAN – Eksüre verdim efendim, buyurun.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – 5 dakika vereceksin, 5 dakika…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Tabiî ya.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Selvi.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Uzlaştırma Kurulunun en ufak bir etkisi yoktur ve dolayısıyla, sendika sendika değil, kamu çalışanları haklarını alamayacak noktada sokaklara çıkmıştır, üç konfederasyon birden.
İşte, bu konuda şu söylenmektedir: “Biz, cebimizden mi veriyoruz.” Ee kimse cebinden vermez. Görevin var; bu milletin hazinesinden veriyorsunuz. “Ekonomik koşullar ve bütçe şartlarına göre veriyoruz.” Sizin ekonomik koşullarınızı bozan, namusuyla çalışıp insan gibi yaşamak isteyen insanlar mı?! Bütçenizi onlar mı yapıyor?!
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Enflasyona ezdirdik mi?!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Siz, işinize geldiği zaman, özelleştirme diye, kaşla gözün arasında, TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’lık bölümünü ucuza teslim ettiniz. Aradan altı ay geçtikten sonra, 554 000 000 lirayı hibe ettiniz mahkemede.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Nereden nereye geçiyorsun!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – İki: “Kaynaklar yok” diyorsunuz. 1 milyar dolar, fındıktaki başarısızlığınız nedeniyle, Türk ekonomisine zarar verdiniz.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Fındık hakkında konuşma, o bizim işimiz…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Üç: Tekelin içki fabrikasını 200 küsur milyon dolara sattınız, iki sene sonra, Amerika’ya 900 milyonun üzerinde dolara sattınız, 700 milyar da orada zarar verdiniz. Bunları arka arkaya koyarsak, o işçiye “cebimizden kaynak yok” deme hakkını kendinizde göremezsiniz. Bu, sadece bir bölümü.
İşçilere gelince, Türkiye’de üç konfederasyona bağlı, bu sözleşmeler imzalanmış, hakları var…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız. İstirham ediyorum…
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Sadece 12 000 000 işçinin -azdır, abartmıyorum- çalışanın sendikalaşma hakkı olmasına rağmen, sadece üç konfederasyona bağlı 600 000 işçi sözleşme yapmaktadır. 600 000 üye vardır Türkiye’de 12 000 000’a karşılık, sizin baskılarınız sonucu. Siz, her yere el attınız. Siz, TESK’in kongresinde kendinizden yana bir sonuç almaya kalktınız. Siz, Türkiye Sakatlar Konfederasyonunda, bakan dahil, bürokratlar, bunların özgür hakkını sınırladı. Siz, Orman Bakanlığındaki işçileri, İktidar olmanın avantajıyla, acımadan baskı altında tuttunuz. Siz, memurları, o doğal ve sendikal hakkını kullandıkları için sürdünüz, emekliliğe mecbur ettiniz. Hangi sendika?! Hangi özgürlük?!.Hangi Avrupa Birliği?!.
NAİL KAMACI (Antalya) – Fiskobirlik değil mi?!
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Hayatınızı mı anlatıyorsunuz Sayın Selvi? Hayatınızı mı?!.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Sisst la oradan…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Biz dostuz!..
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum size.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ben teşekkür edeceğim biraz sonra.
BAŞKAN – Yok, süreniz tamamlandı; ben ek sürelerinizi verdim…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Hilafı hakikat söylüyorsunuz, tarımda üretimi geri götürdünüz, pamukta geri gitti.
BAŞKAN – Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bütün tarım üretimi geri gitti. (CHP sıralarından “ses, ses” sesleri)
BAŞKAN – Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Tarım üreticileri aç.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Süre verin!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Onun için, gidemiyorsunuz.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Beraber gidelim Sayın Selvi!
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Tütünde geriye gidildi. Onun için gittiğiniz yerde, size umut bağlayan insanlar tepki gösteriyor; çünkü, yalan söylüyorsunuz, gözüne baka baka yalan söylüyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon) – Trabzon ‘u anlat!.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum… Emeklilerin içine gidemiyorsunuz, giderken de, size bir iyilik yapayım
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Beraber gidelim beraber!
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum efendim zatıâlinize.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Verdiğiniz sözleri tutmuyorsunuz. (CHP sıralarından “mikrofonu aç” sesleri)
BAŞKAN – Efendim, tamam, süre tamamlandı; istirham ediyorum.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Söz verdiğiniz halde…
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Sayın Bakan burada, yıllardan beri TÜFE farkını alamayan, yargı kararıyla kesinleşen…
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bitiriyorum.
BAŞKAN – Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Yargıya giden, o emeklilerin, geçim sıkıntısı çeken emeklilerin TÜFE’den doğan farkını vermediniz, yarım milyona yakın hak sahibi emekli öldü. Siz, bunu bir an önce vereceksiniz.
BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum; lütfen… Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Geldiğinizden beri intibak yasasını çıkarmadınız…
ASIM AYKAN (Trabzon) – Trabzon’dan bahset!..
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Bu emekliye, bayramdan önce, hiç olmazsa…
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - …bu gasp ettiğiniz hakları, en azından 100 000 000 lira olarak bayramdan önce bir avans verin ki, o insanların duasını alın, mağdur etmeyin.
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen… Teşekkür ederim efendim. Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – İşte sizin anlayışınız bu. Macaristan’da bir defa yalan söylediği için -o da belgeli değil- ne oldu?! Türkiye’de tepkiler daha da gelişecek.
SUAT KILIÇ (Samsun) – İdare amirleri göreve.
HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Trabzon Belediye Başkanlığından bahset!
BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Ama, kolluk kuvvetleri ile halkı karşı karşıya getiriyorsunuz.
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen… İstirham ediyorum efendim. Teşekkür ediyorum sizlere. Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Orada namusuyla kurala uyan emniyet görevlilerini sürüyorsunuz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Selvi, istirham ediyorum efendim. Lütfen… Saygıdeğer arkadaşlarım…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) - Siz, tahrik ediyorsunuz; ama, bu insanları, bu halkı sandıkta göreceksiniz.
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen efendim.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Onun için, oy kaybediyorsunuz.Hırçınlığınız ondan. (CHP sıralarından alkışlar)
SUAT KILIÇ (Samsun) – İdare amirleri göreve çağrılsın.
BAŞKAN – Sayın Selvi, lütfen… İstirham ediyorum. Sayın Selvi, lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi işte sizi onun için rahatsız ediyor. Siz çok uyanıksınız, sendikacısınız… (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Selvi, istirham ediyorum. Lütfen efendim… Kürsüyü terk ediniz efendim. Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Onun için hakaret ediyorsunuz insanlara…
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, idare amirlerini göreve çağırın.
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Onun için…
BAŞKAN – Sayın Selvi, istirham ediyorum efendim. Arkadaşlar, Lütfen…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – O bakımdan, Allah hiç kimsenin ar damarını çatlatmasın. O korkunç bir şey. İnin aşağıya, bakın ne oluyor!
BAŞKAN – Sayın Selvi, istirham ediyorum… Bakınız Sayın Selvi, 6 dakikadır kürsüyü işgal ediyorsunuz. Lütfen Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Devamla) – Kızmaya lüzum yok. Onlara kızacaksınız! (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, buradaki konuşmalarınızın hepsinin bir İçtüzük gereği olarak uygulanması gerekir. Arkadaşlarımız birbirine zaman zaman laf atıyor, sataşıyor. Bunlar doğrudur. Sivil toplum kuruluşlarından gelen sendikacıların burada karşılıklı olarak konuşmalarını dinledik. Demek ki sendikacılık zor ve zevkli bir iş. Bunu da böyle huzurunuzda tespit ettik. Fakat, buraya çıkan arkadaşlarımızın süreleri dolduğunda kürsüyü terk etmeleri de bir İçtüzük gereğidir. Oturan arkadaşlarımızın hatibin hakkına hukukuna riayet etmeleri de aynı şekildedir. Yine, aynı cümlemi tekrar ediyorum: Burada konuşan arkadaşımızın yerine her arkadaş yerine koyar ve ona göre davranırsa çok memnun oluruz ve özellikle, grupların kendi adlarına konuşma hakları, şahısların kendi adlarına konuşma hakları vardır. Bir kısım konuşmalar çok hoş gibi gözükebilir veya bir kısım arkadaşlarımız da bunları alkışlarlar, teşvik edebilirler; ama, bütün bunlar kamuoyunun huzurunda yapılıyor. Lütfen, istirham ediyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, bakınız, bu saatten itibaren şunu istirham ediyorum: Konu dışına çıkan arkadaşlarımızın, ilgisi olmayan arkadaşlarımızın bu saatten sonra sözlerini keseceğim. Açık seçik söylüyorum. Lütfen… Burada herkes konuyla ilgili olarak konuşsun. Bak, tahammül sınırlarını zorlamayalım, belirli bir şeyi aşmayalım ve ona göre herkes hazırlığını yapsın, söz bulamayınca seçmene mesaj yok.
Şahsı adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Konuşmamın başında, yarın ben bir Karadeniz gezisine çıkıyorum, Sayın Kafkas’ı da beraberimde götürmek istiyorum. Aracımız hazır.
BAŞKAN – Sayın Kandoğan…
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) – Başkan ne dedi şimdi?
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, lütfen, bu teklifi dışarıda Sayın Kafkas’a yapabilirsiniz. Kürsüde yapmanıza gerek yok.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, biraz önce o teklifi Sayın Kafkas kürsüden yaptı. Ben de kürsüden cevap veriyorum.
Sizi yarın beraberimde Karadeniz gezisine davet ediyorum. Araç var, orada misafir edeceğim seni.
Değerli milletvekilleri, Sayın Kafkas çıktı, makroekonominin iyiliklerinden, güzelliklerinden, bu dönemde yapılanlardan bahsetti. Şimdi, elimde Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının, Dışişleri Komisyonunun vermiş olduğu rapor… Okuyorum: Sosyal Şartın 4 üncü maddesinin birinci fıkrası: “Ülkemizin şu anki ekonomik durumu itibariyle, bu fıkranın gereklerini yerine getiremeyeceği gerekçesiyle, daha önce komisyonumuzca kabul edilen beyandan çıkarılmıştır.”
İşte vesika. AK Parti İktidarı döneminde ekonominin hem makro hem de mikro çok iyiye gittiğini söylediğiniz bir dönemde, Dışişleri Komisyon Başkanı ve üyelerinin de altında imzası olan belge, ülkenin şu anki, içinde bulunduğu ekonomik şartların gereği nedeniyle 7 nci maddenin 1 inci fıkrasının onaylanmasını uygun bulmuyoruz. Ne diyor, 7 nci maddenin 1 inci fıkrası: “Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı” kimler için; çalışanların kendilerine ve yakınlarına iyi bir yaşam düzeyi. Şimdi, siz, bunu onaylamıyorsunuz; yani, çalışanlar ve aileleri iyi bir yaşam düzeyi içerisinde olmasınlar diyorsunuz. Niye diyorsunuz bunu; Türkiye’nin şu andaki ekonomik durumları iyi değil, ondan dolayı biz bunun onaylanmasını istemiyoruz; Dışişleri Komisyonu Raporu. Daha önce bu onaylanmıştı, daha önce Komisyon bunu onaylamıştı. Hükümetin baskısıyla tekrar, yeniden görüşüldü ve bu maddenin onaylanmamasıyla ilgili yeni Komisyon kararı geldi. Siz ondan sonra nasıl bahsedeceksiniz, Türkiye’nin ekonomisinin makro ve mikro dengelerinin çok iyi olduğu… Şimdi, makro dengeler neler, bir bakalım, makro dengeler neymiş: Makro dengeler, işsizlik, işsizlik bir makro denge. Devraldığınızda 10,3. Dört yıl sonunda, 10,5… (AK Parti sıralarından “8.8” sesleri) Hayır efendim, yanlış biliyorsunuz. İlk altı ayın ortalaması 10,5. Hem de niye biliyor musunuz; bakın, nüfus 1 000 000 artmış bu dönemde. 15 yaş üstü çalışabilecek nüfus 866 000. Ancak, bunlardan 60 000’i işgücüne girmeyi istiyor. 866 000’in 60 000’i işgücüne girmek istiyor. 800 000 kişi bu dönemde iş bulma ümidini kaybettiği için, iş bulamayacağı endişesi taşıdığı için herhangi bir müracaatta dahi bulunmuyor. Buna rağmen, işsizlik, ilk altı ayın rakamı 10,5. Devraldığınızdan daha kötü. Dördüncü yılın sonundaki makro denge bu.
Cari açık; 1,5 milyar dolarda aldınız, 8 aylık 20,7 milyar dolar, yıl sonunda 30 milyar doları geçecek makro denge.
Dışticaret açığı; 10 milyar dolarda aldınız, 45 milyar dolar oluyor.
İhracatın ithalatı karşılama oranı; devraldığınızda yüzde 70, devraldığınız o kriz ortamından sonraki Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70, şimdi yüzde 60,8; yani, 10 puan daha kötüye gitmişsiniz.
SONER AKSOY (Kütahya) – Bardağın boş tarafını söylüyorsun, dolu tarafını söyle.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Reel faiz; yüzde 12, devraldığınızda yüzde 13, dördüncü yılın sonunda yüzde 12 reel faiz.
Enflasyon; devraldığınız yıl enflasyon yüzde 70’den yüzde 29’a düşmüş, yani, o dönem, o yıl, bir yılda 40 puan düşmüş. Sizin düşürdüğünüz dört yılda 29’dan 11, o da, olup olmayacağı belli değil.
İçborç, dışborç, dört yıllık dönem içerisinde 150 milyar dolar artmış.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik bozulmuş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, konuşmanızı lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, bunların hepsi makro denge. Mikro dengede zaten hiçbir şey yok. Yani, vatandaşın cebine giren hiçbir şey yok. Övündüğünüz makro dengeler bunlar.
Şimdi, Türkiye İstatistik Kurumu yeni bir anket yaptı, yeni yayınladılar. Şimdi soruyorlar vatandaşlara “gelecek altı ay satın alma gücünüz bugünkünden iyi mi olacak, kötü mü olacak?” “İyi olacak” diyenlerin oranı yüzde 13,3, “kötü olacak” diyenlerin oranı 36,8. Türkiye İstatistik Kurumu yeni, geçen hafta yayınladı. Kararsızlar da var.
İyi olacak:13,3; kötü olacak: 36,8. Önündeki altı ay için söylüyor.
SONER AKSOY (Kütahya) – İnanma!.. İnanma!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Geçen üç aya göre şu anki durumunuz, 16,6 iyi, 48 kötü.
SONER AKSOY (Kütahya) – Tam tersi!..
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bir arkadaşınız diyor ki: “İnanmayın.” Bu, Türkiye İstatistik Kurumunun yayınladığı yeni rapor. Sayın Soner Aksoy, siz bir Komisyon Başkanısınız. Devletin resmî kurumu, eğer inanmıyorsanız, yarın resmî olarak sorarsınız…
SONER AKSOY (Kütahya) – Sorarım.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – …yarın da gelin, bu kürsüden -ben de burada olacağım- sizi dinlemek istiyorum; dinlemek istiyorum. Böyle, hayalî sözlerle, afakî, rakamlarla…
SONER AKSOY (Kütahya) – Hayali değil…
BAŞKAN –Sayın Kandoğan, teşekkür ediyorum.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben de, teşekkür ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.
SONER AKSOY (Kütahya) – Hayali konuştun, evet…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Hepsi burada, gerçek rakamlar. Türkiye İstatistik Kurumunun rakamları.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru sormak için talepte bulunan arkadaşlar var.
SONER AKSOY (Kütahya) – Bardağın üstündeki az bir boşluk var ya, onu görüyorsun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Hayır efendim, Türkiye İstatistik Kurumu, daha yeni yayınladılar, vereyim size. Vereyim istiyorsanız, alın…
BAŞKAN – Soru-cevap işlemi yapacağız 10 dakika süreyle.
Sayın Kepenek, buyurun efendim.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanımızdan, bu Avrupa Sosyal Şartının gözden geçirilmiş biçiminin görüşülmesine katıldığı için, ben, Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Bu konuda 3 sorum olacak: Birincisi, Sayın Bakanım, sizin kayıtlarınıza göre, bugün, asgarî ücretin altında bir ücretle çalışanların, toplam çalışanlara oranı ne kadardır? Böyle bir kayıt elinizde var mı?
İkincisi, haftalık çalışma süresi, işçi kesiminde, yevmiyeli kesimde, haftalık çalışma süresi, sizin kayıtlarınıza göre ne kadardır?
Üç, Sosyal Şartta çekince konulan maddelerin kaldırılması yönünde, hükümetin yetkisi var, hükümete yetki veriliyor. Bir bakan olarak, bir bakan olarak siz, bir hükümet üyesi olarak, önümüzdeki yıllarda, örneğin 18 yaşından küçüklere tatil hakkı verilmesi veya diğer konularda -örgütlenme hakkı, toplupazarlık hakkı, aile geliri, ücretli izin gibi konularda- bu çekinceler konusunda, önümüzdeki yıllarda, Hükümetin, hangi takvimle bu çekinceleri kaldıracağını bekliyorsunuz? Geleceğe yönelik bir kestirimde bulunmak gerekirse, ne söylersiniz?
Çok teşekkür ederim Sayın Bakan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Benim de, Sayın Bakanıma iki kısa sorum olacak.
Sayın Bakanım, birinci sorum: Revize Sosyal Şartın onaylanmasının Avrupa Birliği müzakere süreciyle ilgisi nedir, mutlak şart mıdır?
İkinci sorum, Revize Sosyal Şartın çekince konulan maddelerinin ileride kaldırılması imkân dahilinde midir? Bununla ilgili zaman kıstası var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Bakanım; buyurun efendim.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Soru soran arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.
Ortak bir soru var; izninizle ondan başlayayım. Şu anda çekince konulan maddeler üzerindeki çekinceler ileride kaldırılabilir mi; elbette kaldırılabilir.
Prensip itibariyle, 5 ve 6 ncı madde örgütlenme özgürlüğü ve grev konusunu, toplupazarlığı içermektedir. Bunu, özü itibariyle reddetmek mümkün değil. Yani, ülkemizde sendikal hareketin gelişmesini, herkes gibi Çalışma Bakanı olarak ben de daha çok arzu ediyorum ve bu konuda yasal zemini, kurumsal yapıyı oluşturmanın gayreti içerisindeyiz; ancak, buradaki konuşmacılar da ifade ettiler, bu konu, daha çok kamu çalışanları açısındandır. Yoksa, hizmet akdiyle çalışanların gerek 87 gerekse 98 sayılı sözleşmeler tahtında herhangi bir sorunu yoktur, yasal açıdan.
YAKUP KEPENEK (Ankara) – Örgütlenme yönünden de yok mu efendim?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Pratikte, uygulamada bazı sorun olur; ama, burada kastedilen, kamu çalışanlarının, yani, kamu sendikacılığının işçi sendikacılığına eş enstrümanlara sahip olması meselesidir.
Öncelikle, bu konuda önümüzü net görebilmek için, personel rejiminin yerli yerine oturması gerekir Türkiye’de. Bu konuda, Hükümetimizde bildiğiniz gibi bir çalışma var, belki, bu yasama dönemine yetişmeyebilir; ama, ileride, mutlaka, sadece sendikal haklar açısından değil, memurlarımızın hak, hürriyet ve malî açıdan avantajları açısından, mutlaka, personel rejiminin Türkiye’de yerli yerine oturtulması gerekiyor; bu, sendikal açıdan da önem arz etmektedir. Hatta, daha ileri giderek şunu söyleyeyim: Ben, en nihaî hedef olarak, Türkiye’de memur ve işçi sendikacılığının değil, tek sendikacılığın, yani çalışanların tek çatı altında toplandığı güçlü bir sendikacılığın ülkemizde gerçekleşmesini arzu ediyorum; yani, bizim, Bakanlık olarak, en nihaî hedefimiz budur. Memurlar da aynı konfederasyona üye olabilsinler, hizmet akdiyle çalışanlar da olabilsinler ve dünyada yaşanmakta olan sendikal yoğunluktaki sıkıntıyı, çalışanlarımızı bu şekilde cem ederek hayata geçirelim; amacımız budur.
Asgarî ücret altında çalışanlar konusunda, tabiî, yasal bir kayıt zaten mümkün değil; tersinden cevap vereyim izin verirseniz: Ülkemizde SSK’ya bildirimlerin büyük bölümü asgarî ücret üzerindendir; yanlış hatırlamıyorsam, 3 200 000 civarındaki çalışanımızın bildirimi asgarî ücret üzerinden yapılmaktadır.
Evet, çalışma süreleri İş Kanunumuzda bellidir; ama, en son çıkardığımız kanunla denkleştirme süreleri, telafi çalışma gibi yeni esnek çalışma modelleri de gelmiştir. Yine, toplamda, haftalık çalışma süresini geçmemek kaydıyla, iki ay içerisinde bir denkleştirme süresini, işveren, bu yasanın vermiş olduğu çerçeve içerisinde yerine getirebilmektedir.
Avrupa Birliğiyle ilişkisi var mı? Avrupa Birliğiyle ilişkisi olabilir; ama, bizim amacımız, daha çok ülkemizdeki sosyal standartların yükseltilmesi meselesidir. Yani, bu konuda da çok mütevazı olmayalım; kendilerini sosyal devletin kalesi olarak addeden ülkeler, sosyal korumayı nesillerine bırakabilecekleri en önemli miras gören ülkelerden bazıları bile, bizim, şu anda Yüce Meclisimizin akdetmekte olduğu Revize Sosyal Şartı onaylamamışlardır. Biz, çoğu Avrupa ülkesinden, yani bu anlamda övünen ülkelerden daha ileri bir konumdayız; ama, dediğim gibi, bazı maddelere bugünün şartları itibariyle çekince koymak durumundayız.
Asgarî ücreti çok telaffuz ettiler. Biz de isteriz; yani, ben de isterim Çalışma Bakanı olarak asgarî ücret en yüksek seviyeye çıksın. Kaldı ki, biz, Hükümet olarak, asgarî ücret konusunda en yüksek artışı yapan hükümetlerden biriyiz. Enflasyonun çok çok üzerinde, asgarî ücreti artırdık; ama, değerli arkadaşlarım, asgarî ücreti sadece kamu vermiyor. Hepiniz iş âleminden geldiniz, yanınızda işçi çalıştırıyorsunuz; yani, bu, neticede, Türkiye’de işsizliği körükleyen, tersine işleyen bir durum olabilir. Yani, şu anda, asgarî ücretin işverene maliyeti, brüt 640 000 000 liradır; bunu 2 milyara çıkarırsanız, işletmede eğer 2 kişi çalışıyorsa 1’ini çıkartmak zorunda kalır veyahut da kayıtdışına kaçar; yoksa, bizim, yani, bu, elimizde olan bir şeyi verip, çalışanımızdan esirgediğimiz bir husus değil.
Kaldı ki, dünyanın çoğu yerinde, asgarî ücret, yasalarla belirlenmemiştir. Sözleşme özgürlüğüne uygun olarak, taraflar bunu, toplusözleşmelerle aralarında belli ederler ve bu, daha çok da kişi olarak uygulanır; yani, aile fertleri yoktur çoğu asgarî ücret uygulayan ülkelerde. Örneğin İngiltere’de yoktur, Hollanda’da yoktur; hep, bunlar, tek çalışan üzerinden yapılmıştır. Kaldı ki, hiç kimsenin elini kolunu da bağlamıyoruz; yani, bu asgarî ücret, kamunun ilan ettiği, Komisyonun ilan ettiği en düşük ücrettir. İmkânı olan işletmenin, bunun kat kat üzerinde, işçisine, çalışanına, hak ettiği ücreti vermesine hiçbir engel yok; zaten, verenler de var. Bu konunun, bu çerçeveden değerlendirilmesi, meselenin yerli yerinde tartışılması açısından daha doğru olur diye düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Evet, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – 1,5 dakika vardı; soru sorabilirdik efendim.
BAŞKAN – Bir sonraki maddede sorun Sayın Özcan, geçtik. Belki, ben görmedim sizin girdiğinizi; çünkü, daha önceden yoktu. Evet, şu anda, Hüseyin Özcan Bey, girdiğiniz gözüküyor orada. Bir sonraki maddede sorunuzu alayım.
3 üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3.- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili ve Grup Başkanvekili Sayın Haluk Koç; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, Sözleşmenin onaylanmasına dair tasarının son maddesinde Grubum adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sürenin tamamını kullanma niyetinde değilim. Öncelikle, daha önceki maddelerde yaşanan tartışmalar çerçevesinde, bazı görüşlerimi ifade etmek istiyorum.
Sayın Bakana öncelikle teşekkür ediyorum, kendi konusuyla ilgili bir tasarının görüşülmesi sırasında, başından sonuna kadar, Hükümet sıralarında görev yapıp, soruları cevaplayıp, çok olgun bir şekilde bu oturumu sürdürdüğü için.
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) – Kastamonulu…
HALUK KOÇ (Devamla) – Çünkü, çok farklı örneklere tanık olduk. Son derece önemli kanun tasarılarında, hem İktidar Grubu içerisinde hem muhalefet içinde ciddî tartışmalar yaşanan konularda, sorumlu, muhatap bakanların bu sıralarda yer almadığını gördüğüm için, Bakana bu teşekkürümü iletmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, tarihçesini söylemeyeceğim bu Sosyal Şart Protokolünün. Bunu konuşmacı arkadaşlarımız dile getirdi; fakat, benim söylemek istedim bir olay var. Şimdi, müzakere sürecinde olan bir ülke olarak, çeşitli dayatmalarla, haksız dayatmalarla karşı karşıya kalmış bir ülke olarak, ek siyasî koşul kabul etmeme kararını yüksek sesle ifade eden bir ülke olarak, eşit şartlarda üyelik sürecinin tam üyelik perspektifiyle, yani, yolun sonunun net görüldüğü bir noktada sürdüren bir ülke olarak, bu süreçte nelerle karşı karşıyayız, kısaca değinmek istiyorum.
Bugünkü Avrupa Parlamentosu kararında, bazı kesimler çok sevindi; yani, Ermeni soykırımının, asılsız soykırım iddialarının Avrupa Parlamentosunun kararından çıkarılması, sanki bir zafer gibi sunulmaya çalışıldı. Ben, müsaadenizle, bu hususta şunları söylemek istiyorum:
Değerli arkadaşlarım, bu, yüz yıllık bir iddiadır, Türkiye’yi kuşatan bir iddiadır, organize bir iddiadır. Bir Parlamento kararında, bir anlık bir periyotta, bu iddianın gündemden düşürülmüş olması gibi bir olay, hiçbir zaman Türkiye’nin bu konudaki kararlı tutumunu, iddialı tutumunu geri çevirmemelidir. Bu kandırmacaya hiç kimsenin inanmaması gerekir. Bu iddia, organize bir iddiadır ve geçen hafta içerisinde ve dün de –tamamlanan- Özel Öğretim Kurumları Kanununun çekincelerini söylemiştik ve Türkiye’yi çeviren büyük bir Rum diasporası ve Ermeni diasporası vardır. Bunlar, Türkiye’nin çağdaş dünyaya, çağdaş Avrupa’ya entegre olması karşısında inatla direneceklerdir. Bunları görmemiz lazım. Onun için, mütekabiliyet diyoruz.
Bakın, kayıtsız şartsız Avrupa Birliği diyenler, hiçbir direnç göstermeme eğilimini topluma enjekte etmeye çalışanlar, dikkat edin, çok ilginç bir süreç yaşatıyorlar Türkiye’de. İktidardan çok muhalefet partisini kurşuna diziyorlar, köşe yazılarında, gazetelerinde. Biz Türkiye’ye iyilik ediyoruz. Türkiye’ye doğruyu göstermeye çalışıyoruz. Size de yanlış yapmamanız için, doğrular konusunda ısrarcı olmanız için bu tavrımızı sürdürüyoruz. Ne yazarlarsa yazsınlar, ne derlerse desinler, ne yorum yaparlarsa yapsınlar. Belki de dünya demokrasilerinde görülmeyen bir çelişkiyi yaşıyoruz; iktidar yerine muhalefet eleştiriliyor Türkiye’de. Bu, doğru olduğunu gösteriyor, bazı dik duruşun ve bazı iddiaların dile getirilmesinin. Bu, size en büyük destektir; bunu unutmayın.
Değerli arkadaşlarım, konuya gelecek olursak; kamu sendikacılığı alanında, maalesef -Sayın Bakan da kusura bakmasınlar- bir komedi yaşıyoruz. ILO standartları ortada, Anayasanın 90 ıncı maddesi ortada, Türkiye’nin bağlı olduğu hükümler ortada ve buna uygun… Biz istediğimiz kadar soyut sözleşmelere onayımızı Parlamento kararıyla gerçekleştirelim; ama, bunların yaşama geçmesi konusunda adım atmadıktan sonra kendi kendimizi kandırmış oluruz. “Komedi” dedim; neden komedi; son süreci hatırlayalım, üç büyük memur konfederasyonu, biliyorsunuz, görüşmelere katıldı ve bu süreç sonunda Uzlaştırma Kuruluna gitti, Uzlaştırma Kurulu kararını açıkladı; ama, sonuçta, bu sürecin yaşanmasına hiç gerek yokmuş tarzında bir yorum yaptıracak, yine, Hükümet toplanarak, pazartesi günü kendisi bu kararı verdi, maaş artışlarıyla ilgili. O zaman, biz bu komediyi niye yaşıyoruz?! Niye var bu memur konfederasyonları?! Hangi hakkı savunuyorlar ve sonuçta, bu savundukları hak konusunda, eğer talep ettikleri noktada bir uzlaşma sağlayamadıkları anda da ne gibi bir hakka sahipler; hiçbir hakka sahip değiller.
Şimdi, çekinceler konusunda üzüldüğüm bir nokta var. Daha önce Dışişleri Komisyonundan geçen, bu protokolle ilgili metin tekrar geri çekilerek -geçen hafta içerisinde biliyorsunuz- bir ek çekince daha konulmuştur. Yani, Dışişleri Komisyonundan geçerken Türkiye'nin koşulları, çalışma yaşamıyla ilgili koşulları, değerlendirmeleri farklıydı da, geçen hafta daha farklı bir noktaya mı geldi?! Demek ki, biz de tam hazır değiliz, biz de tam oturtmamışız. Çelişkiler buradan çıkıyor.
Deminki diyaloglar çerçevesinde tartışmaya girmek istemiyorum; ama, sizden bir istirhamım var, bunu, Sayın Kafkas’a da söyledim.
Değerli arkadaşlarım, bizler, bu kürsüde, Türkiye'nin bütünlüğüne, Türkiye'nin dirliğine, Türkiye'nin Anayasasına yemin ederek yasama görevi yapan milletvekilleriyiz. Hiç kimseyi ayırt etmeden söylüyorum. Çeşitli ifadelerin -bizler biliyoruz bunları- zaman zaman Sayın Başbakanın yakın çevresindeki danışmanların sıkıntısını dile getirdiğimiz zaman, türlü hakaretlere de uğradık. Ben şahsen uğradım, ağır hakaretlere uğradım. Bunları ben taşırım. Doğru olduğu sürece, savunduklarım doğru olduğu sürece, bunları taşırım; bu, bir ulusal görevdir, bir millî duruştur; ama, sizden şunu istirham ediyorum: Gereksiz yere kimseyi savunmayın değerli arkadaşlar. Adı geçen milletvekilini, ben, bu kürsüye tekrar davet etmek istiyorum ve gelsin, Türkiye'nin bütünlüğü üzerine, Türkiye'deki Misakımillînin tartışılmaması üzerine çıkan beyanlar, açıklamalar, eski kayıtlarla ilgili, bugünkü duruşunu bu kürsüden ifade etsin, gereksiz tartışmalara girmeyelim. Siz, gereksiz yere kimseyi savunmayın, o arkadaş da gereksiz yere suçlamalara muhatap olmasın. Bunu, sizden özellikle istiyorum. Türk toplumu bizden netlik istiyor değerli arkadaşlarım; Türk toplumu, bizden, dik duruş istiyor; Türk toplumu, bizden, ettiğimiz yemine bağlı kalmamızı, sadık olmamızı istiyor. Onun için, bunun en net çaresi: Kardeşim, sen, Misakımillîyi tanıyor musun; kardeşim, sen, Türkiye’nin, bütün cumhuriyetin kuruluşunda Büyük Atatürk’ün tarif ettiği gibi “Türkiye Cumhuriyetini kuran ahaliye Türk Milleti denir” tanımını, bütün grupların kardeş olması temelinde kabul ediyor musun ve bunun tartışmaya açılması, senin nezdinde, sadece senin partine değil, Türkiye’ye zarar verir ve kime koz verir biliyor musunuz, değerli arkadaşlarım, muhalefete koz vermez, biz bunun üzerinden siyaset yapmayız. Kime koz verir; Türkiye üzerinde -dün de söyledim, altını çizerek o kelimeyi tekrar ediyorum- Türkiye coğrafyası üzerinde, orta ve uzun vadede emperyalist hedefleri olan ve bunu acımasızca uygulamaya koyan, bazı siyasî hedefleri, projeleri, hesapları kendisine düstur edinen ve burada, Avrupa Birliğinin içindeki bazı unsurlar da var, bunlara koz verir ve kolay kullandıttırılan bir noktaya getirir.
Ben, bu düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Her ne kadar çekincelerle birlikte de olsa, bu protokolün onaylanmasına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, burada bulunan milletvekillerimizle beraber olumlu oy vereceğimizi bildiriyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Anavatan Grubu adına, Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 977 ve 977’ye 1 inci Ek sıra sayılı Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu Sosyal Şartın onaylanması, tabiî ki, ülkemiz için çok önemli hususiyetlerden birisidir. Anavatan Partisi olarak biz bunu çok önemsiyoruz; ama, bu Sosyal Şartın uygulanması açısından Türkiye’de demokrasinin ve sivil inisiyatifin geliştirilmesi gerekmektedir. AK Parti İktidarı döneminde, baktığımız zaman, demokrasinin, sivil inisiyatifin veya bunların içeriğinde olan sivil itaatsizliğin geliştirilmesi hususunda hiçbir adım atılmadığı gibi, bunların kösteklenmesi hususunda çok menfi icraatları olmuştur.
Bunlardan bir örnek vermek istiyorum değerli arkadaşlar. Geçtiğimiz haziran ayı sonunda, Karadeniz’deki Hükümetin fındık politikasını beğenmeyen Karadeniz halkı Ordu’da bir miting yapmak istedi ve Ordu-Giresun arasındaki karayolunu kapattı. Ne oldu; Karadenizli sayın milletvekillerimizden birisi, o mitingi çok olumlu bir şekilde idare etmek isteyen Emniyet Müdür Yardımcısını arayarak çok sert bir şekilde bu protestocuların dağıtılmasını istedi. Sayın Emniyet Müdür Muavini Rıdvan Güler Bey de, bunun mümkün olamayacağını, protestocularla iyi bir diyalog kurarak bunu idare etmek istediğini belirtti. Tatmin olamayan bu sayın milletvekilimiz, başka bir sayın milletvekilimizi, Ordu milletvekilimizi arayarak ondan yardım istedi ve bu sayın milletvekili de İçişleri Bakanını aradı, bu durumu aktardı ve İçişleri Bakanlığı tarafından bu Emniyet Müdür Yardımcısı görevden alındı. Değerli arkadaşlar, bu nedir, bu durum; bu, İktidar Partisinin demokrasiye, sivil inisiyatife ve bunun içeriği olan sivil itaatsizliğe vurduğu önemli darbelerden birisidir. Bir defa, AK Partinin içerisinde demokrasi tam anlamıyla yok. Bu eğer olsaydı, iki sayın milletvekili, eleştirilerden dolayı, yolsuzluğu meydana çıkaran beyanatlarından dolayı bu partiden atılmazdı. Yani, maalesef, AK Partinin genlerinde demokrasi yok, tam anlamıyla bulunmamaktadır. Bunu, mutlak surette önlememiz lazım.
Değerli arkadaşlar, Karadeniz halkı, gerçekten, vatanına, milletine, bayrağına, muhafazakâr, millî değerlerine bağlı bir halktır. Devletine hiçbir noktada itirazı olmamıştır, isyan etmemiştir. Eğer 80 000 insan fındık fiyat politikasını protesto etmek için toplanmışsa, demek ki, burada çok önemli bir yanlışlık bulunmaktadır.
Değerli arkadaşlar, şimdi buradaki fındık fiyatı hususundaki en önemli hususiyetlerden birisini burada halkımla paylaşmak istiyorum. Bunu, Karadeniz halkı çok iyi bilmektedir. Sayın Başbakanın veri tabanı koordinatörü Cüneyd Zapsu Uluslararası Ağaç Yemişi Konseyinin iki sene önce Las Vegas’ta gerçekleşen zirvesinde, uluslararası fındık lobicileriyle birlikte sözleşmeye uymayan, Türk fındıkçı ihracatçılarını cezalandırmak için onlara destek olanlardan birisidir. Şimdi aklımıza şöyle bir şey geliyor: Acaba, Sayın Başbakanın Karadeniz halkına olan bu olumsuz tavrı Sayın Cüneyd Zapsu’nun bu tavrından dolayı mıdır? Soru soruyorum; halkımla da bunu paylaşmak istiyorum. Orada milyonlarca insanın geçim kaynağı fındıktır değerli arkadaşlar.
Şimdi, burada AK Parti milletvekillerinden istirham ediyorum; nedir bu fındığa takılıp kaldınız… Fındık, değerli arkadaşlar, çok önemlidir. Hakikaten, stratejik ürünlerimizden bir tanesidir. Değerli milletvekili arkadaşlarımızdan birkaçı da bunu söyledi, ben de söylüyorum. Karadeniz insanının her şeyi fındığa bağlıdır. Oğlunu, kızını evlendirmesi, hastane parası, ilaç parası, geçimi, şuyu buyu; bundan dolayı önemlidir. Karadeniz insanının bunu unutacağını hiç zannetmiyorum. Burada gündüzün konuşan bir Karadenizli sayın milletvekili arkadaşımız, hakikaten, oyları cebinde zannediyor, Karadeniz insanının tekrar kendilerine oy vereceğini söylüyor.
ALİ İBİŞ (İstanbul) – Hiç şüpheniz olmasın...
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Durum öyle değil arkadaşlar, durum öyle değil; çünkü, orada, daha birkaç gün evvel, her türlü fiziksel saldırıyı her medenî insanın kınadığı gibi ben de kınamakla birlikte -hiç kabul edilebilir bir yanı yoktur- orada bir sayın İktidar Partisi milletvekiline, bir grup başkanvekiline saldırı olmuştur. Bu neyin ifadesidir; Karadeniz insanının bir infial içerisinde olduğunun ifadesidir ve orada oyların kahir bir ekseriyetle kaybedildiğinin ifadesidir değerli arkadaşlar.
Hiç kimsenin oyları bir siyasî partinin cebinde değildir. Sahte anketler hiç kimseyi aldatmasın. Sahte anketler, büyüyen birkısım partiler gibi -bu Anavatan Partisi tabiî en önde- onun önünü asla ve katiyetle kesemez, masa başında hazırlanan anketler kesemez. Bir gün, biz de, inşallah seçimler olsun, değerli arkadaşım, dostum, Konya Milletvekili Sayın Ahmet Işık gibi, ben de katıla katıla inşallah güleceğim. Ahmet Işık’ı burada tekrar görmek istiyorum ben tabiî ki.
AHMET YENİ (Samsun) – Siz de o anketlerle seçildiniz AK Partiden...
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Ben emeğimle geldim…
AHMET YENİ (Samsun) – AK Partinin emeğiyle geldiniz!..
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Ben emeğimle geldim, bedava gelmedim. Bunu bir gün anlatırım.
AHMET YENİ (Samsun) – AK Partinin emeğiyle geldiniz...
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi, başka bir konuya geçmek istiyorum. Bu Hükümet döneminde, maalesef, sivil inisiyatif başka alanlarda da, millî ve ulusal davalarda da körleştirilmiştir, üstüne üstüne gidilmiştir.
Başka bir örnek vermek istiyorum, bu konuda değerli arkadaşlar. Şimdi, Avrupa Birliğinin değiştirmek istediği 301 inci maddeden yargılanan sözde yazar Elif Şafak “Baba ve bilmem ne” adlı bir kitap yazıyor. Onu buradan, milletin kürsüsünden, edebime aykırı olduğu için, söylemek istemiyorum ve ve burada Ermenileri mazlum gösteriyor, Türkleri katil olarak gösteriyor değerli arkadaşlar.
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – Okudunuz mu kitabı İbrahim bey?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Okuyacağım inşallah; okuyacağım.
Siz gazete okumuyor musunuz?! Gazete okumuyor musunuz?!
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – Okumadığınız kitap hakkında nasıl…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Gazete medenî insanların okuyacağı bir şey. İlkçağ insanı gibi dumanla mı haberleşeceksiniz?!
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Gazeteden faydalanacağız tabiî…
MEHMET ALİ BULUT (Kahramanmaraş) – Ya, okumadığınız kitap üzerinde nasıl konuşuyorsunuz?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Dumanla mı haberleşiyorsunuz?!
Değerli arkadaşlar, bakın, bu Elif Şafak, Türklere hakaret eden, Ermenileri mazlum gösteren Elif Şafak, yargılanmadan bir gün önce Sayın Başbakan tarafından aranıyor ve kendisine “geçmiş olsun” deniyor, “geçmiş olsun” diyor.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Neden diyor?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Avrupa Birliğinin hatırı için, iktidarın devamı için diyor.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hayır…
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Halk bunu kabul etmiyor ve inşallah, beraat edeceğini söylüyor ve ertesi gün Elif Şafak mahkemeye gitmiyor -belki Türk yargı tarihinde ilktir bu- rapor alıyor tabiî, gitmediği halde beraat ediyor; Sayın Başbakan tekrar arıyor, geçmiş olsun duygularını bildiriyor.
Ayrıca, başka bir konu da var değerli arkadaşlar; o, mahkeme olduğu zaman, AB’ye mensup birisi gidip mahkeme salonunu teftiş ediyor ve bu arada Sayın Başbakan, İstanbul Emniyet Müdürünü arıyor; diyor ki “Protestocuları sokakta görmek istemiyorum.”
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sen Başbakanlıkta mı çalışıyorsun?!
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Türklüğe hakaret eden, Türke hakaret eden Elif Şafak korunuyor, onları protesto etmek isteyen Türk Milletinin yegâne temsilcileri sokaklarda görülmek istenmiyor. İşte, bu da, Sosyal Şarta uygun olarak, sivil inisiyatifin, demokrasinin bastırılmasından başka bir şey değildir. Ben, bunları milletimle paylaşmak istiyorum.
O kitabı, elbette ki, okuyacağım. Değerli arkadaşlar, birazcık gazete okuyun, medyayı takip edin. Gazete okumuyor musunuz?! Okumuyorsunuz… Ama gazete okumak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özdoğan, lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurunuz efendim.
1 dakikalık sürenizi başlattım.
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Hangi gazeteyi okuyorsun?
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Söyleyeyim; bütün gazeteleri okuyorum. Her medenî insan gibi gazete ayırımı yapmıyorum. Milliyeti de okuyorum, Hürriyeti de okuyorum, Yeniçağı da okuyorum, Ortadoğuyu da okuyorum, Millî Gazeteyi de okuyorum; hepsini okuyorum.
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Bravo!.. Bravo!..
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Okumuyor musunuz Millî Gazeteyi?
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Bravo!..
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Tasvip etmiyor musunuz Millî Gazeteyi; siz oradan gelmediniz mi?!
Değerli arkadaşlar, işte, bu, Türkiye’de bu İktidar yüzünden, bu Sosyal Şartın uygulanamayacağını gösteriyor. İnşallah, bu Sosyal Şartın, genlerinde ve DNA’sında demokrasi bulunan Anavatan Partisi iktidarında uygulanacağını çok iyi biliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –Teşekkür ederim.
Saygıdeğer arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarımıza tabiî ki saygı göstermek bizim görevimizdir; ama, yine konudışı konuşmalar devam ediyor ve üstelik yargının vermiş olduğu birkısım kararlar noktasında dışarıda yazılı olarak, sözlü olarak eleştirilebilir; ama, buradaki bu tip ifadeler bu defa dışarıya başka şekilde yansıyor; çünkü, burada bir yargı kararı vardır; yargı kararını eleştirmek daha farklı bir zeminde olmalı diye düşünüyorum.
Şahsı adına Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan.
Sayın Kandoğan, buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın başında, Sayın Meclis Başkanvekilinin biraz önceki görüşlerine katılmadığımı ifade ediyorum. Burası milletin hür kürsüsüdür. Burada milletvekilleri, her konuda görüşlerini rahatlıkla açık bir şekilde dile getirme imkânına sahiptir. Sayın Meclis Başkanvekilim, bu tutumunuzun, bu düşüncenizin yanlış olduğu inancındayım.
Değerli milletvekilleri, keşke, bu getirilmiş olan kanun tasarısında mevcut çekinceler olmasaydı, mevcut çekinceler bulunmasaydı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da, Avrupa Birliği ülkelerinde kendilerine getirilen sosyal, ekonomik, malî, kültürel, sendikal haklar, ne varsa hepsine bizim vatandaşlarımız da sahip olsalardı. Ancak, Meclis kürsüsünden, bu ülkenin Başbakanının çay ve simit hesabı yaptığı bir ülkenin Meclisinin böyle çekinceler koymuş olmasını da ben fazla yadırgamıyorum; çünkü, bir ülkenin başbakanı, vatandaşlarının geçimiyle ilgili olarak burada çay-simit hesabı yaptı. Asgarî ücretle, 5 kişilik bir ailenin nasıl sadece çay ve simitle geçinebileceğini bu kürsülerden ifade etti. Biz de, sonra, kalkıyoruz, 4 üncü maddenin 1 inci bendini onaylamıyoruz. Elbette onaylamayız. Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayla ilgili maddeyi, elbette, Komisyonumuz da, AK Parti İktidarı da onaylanmaması için Meclisin huzuruna böyle getirirler. Biz, bu İktidardan, bu Sayın Başbakandan çok fazla bir şey beklemiyoruz bu noktada.
Değerli milletvekilleri, şimdi, dün akşam, Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin çıktı, televizyon ekranlarından “ben bu sendikaları ciddîye almıyorum...” Sayın Kafkas nerede bilmiyorum; ama, bir sendikacı olarak dün de kendisini ikaz ettim burada. “Sayın Mehmet Ali Şahin’in bu konuşmasını dinledin mi” dedim “bir sendikacı olarak...” “Dinlemedim.” Ama, “benden duy” dedim; bu kürsüden de bir dile getirmesini bekledim, getirmedi.
Şimdi, bu ülkenin Başbakan Yardımcısı “sendikaları ciddîye almıyorum” diye televizyon ekranlarında konuşursa…
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Dinlediğini anlamıyorsun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – …biz, şu Şarttaki onaylanması gereken şeyleri elbette onaylayamayız.
İSMAİL BİLEN (Manisa) – Dinlediğini anlamamışsın.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, Sayın Milletvekili, siz o görüşteyseniz, buyurun; burası biraz sonra boşalacak, bu kürsü…
İSMAİL BİLEN (Manisa) – “Bazıları” diyor.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) –“ Bazıları” da olsa “sendikacıları” da olsa “bazıları” da olsa, “kabul etmiyorum, ciddîye almıyorum” ifadesi bir Başbakan Yardımcısının ağzından çıkan ifadeler olarak Türkiye’nin hangi noktada olduğunun açık bir işareti ve göstergesidir. Biz, böyle bir Türkiye’yi Avrupa Birliğinin içerisine dahil etmeye çalışıyoruz.
Şimdi, bugün Avrupa Parlamentosunun bir kararı çıktı. Şimdi, Türkiye’den giden heyet, Sayın Şaban Dişli’nin başkanlığındaki heyet açıklama yapıyor, diyorlar ki, 2004 ve 2005 yılında kabul edilen raporlardan daha geri olmadıklarını savunuyor.
Yani, şimdi, şu mantığa bakın değerli milletvekilleri: 2004’ten ve 2005’ten daha geri değilmiş; bununla avunuyor, bununla teselli bulmaya çalışıyorlar. Biz de isterdik ki, Sayın Başbakan, Hükümet yetkilileri, Avrupa’da büyük bir lobi ve kulis faaliyetinde bulunsunlar, Avrupa Parlamentosundaki bu karar, en azından, ilerleme raporlarından daha iyi bir durumda çıksaydı. Şimdi orada hâlâ diyor ki, limanlarınızı açın; Güney Kıbrıs Rum Kesimini tanıyın; Ermenistan sınırını açın; Alevîlerle ilgili olan bölümler aynen orada yerli yerinde duruyor.
Şimdi, hal böyle iken, oradan gelen eleştiriler, Hükümetin Avrupa Birliğiyle ilgili çalışmalarda büyük bir rehavet içerisine girdiğini söylüyor. Şimdi…
SONER AKSOY (Kütahya) – Ne yapalım o zaman?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Yapacaksın bir şey, iktidarsın.
SONER AKSOY (Kütahya) – Ermenistan sınırını mı açalım?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Bakın, biz, Meclis olarak, Avrupa Birliğine girilme noktasında, bizden ne istiyorsanız, muhalefetten ne istiyorsanız biz hazırız; ama, sizin kafanızın arkasında, Avrupa Birliğiyle ilgili müzakereleri sadece içpolitika malzemesi olarak kullanmak yatıyor.
SONER AKSOY (Kütahya) – Limanları mı açalım?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Evet, Sayın Dışişleri Bakanı, Mecliste daha önce konuşması var, ben tutanaklardan okudum, diyor ki Abdullah Gül: “Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübüdür, bizi içine almazlar.” Evet, bunu söylüyor.
SONER AKSOY (Kütahya) – Nerede söylüyor?!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Tutanaklarda var; ben, bunu kaç sefer buraya getirdim. Bakınız, bugün, buradan büyük bir ses çıkmalı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Elimizde kalacak...
BAŞKAN – Sayın Kandoğan, 1 dakikalık süre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız; buyurun.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Şimdi, ben, geçenlerde, onbeş gün önce, Cem Vakfının, Atatürk Kapalı Spor Salonundaki toplantısına gittim; yaklaşık 10 000 kişi oradaydı, toplantıda ve orada, Avrupa Birliğinin Alevîlerle ilgili olarak, onları azınlık olarak tanımlamalarına karşı, oradan, 10 000 kişiden gür bir ses, gür bir seda çıktı; diyorlar ki: “biz, Türkiye Cumhuriyetinin aslî unsuruyuz” ve 10 000 kişi ayakta alkışladı.
Şimdi, bizim yapmamız gereken, Hükümet olarak, Mecliste -isterseniz, biz muhalefet olarak hazırız- Avrupa Birliğiyle ilgili, Avrupa Parlamentosuyla ilgili çalışma yapalım.
Geçen hafta, ben, bunu burada dile getirdim, gür bir ses çıksın bu Meclisten dedim, Sayın Salih Kapusuz “Avrupa Parlamentosu kararları bağlayıcı değildir” dedi. Bakınız, böyle bir anlayış olabilir mi?! Bağlayıcı değil diyerek, onlar bize ne söyleyecekse kabul mü edeceğiz arkadaşlar?!
FİKRET BADAZLI (Antalya) – Hayır, yok öyle bir şey.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ee, o zaman, bize düşen, Meclis olarak, Hükümet olarak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) – Ben teşekkür ederim.
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, Başkanlık Divanının uyguladığı husus, İçtüzük hükümleridir. İçtüzüğe göre, söyleyecek sözü olan, gereken şekilde çalışmış olan arkadaş, konuyla ilgili olarak her türlü görüşünü beyan eder; ama, konunun dışında, birkısım arkadaşlara, birkısım yerlere davet metodunun İçtüzükte yeri olmadığını bilgilerinize arz ederim.
ALİM TUNÇ (Uşak) – Konuşmalar konuyla ilgili olmuyor ki Sayın Başkanım!..
BAŞKAN - Hükümet adına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Murat Başesgioğlu.
Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Hükümetimiz adına saygıyla selamlıyorum. Şu ana kadar bu konuda görüş serdeden bütün milletvekili arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.
Evet, saat ilerledi, uzun konuşmayacağım. 1996 yılında imzaya açılmış bulunan bu Sosyal Şart, Hükümetimiz tarafından 2004 yılında imzalanmış ve şu anda da Yüce Meclisin onayına -uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı- getirilmiş bulunmaktadır. Umuyorum, bu görüşmeler ışığında, bu önemli uluslararası belgeyi Yüce Meclisimiz onaylayacaktır ve daha önce uygun gördüğümüz sosyal standartlara yeni sosyal standartlar ilave ederek, hem vatandaşlarımızın Türkiye’de refahının, mutluluklarının artırılmasına imkân vereceğiz hem de uluslararası bağlamda önemli bir belgeyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tamamlayıcısı olan bir belgeyi de kabul etmenin yararlarını ve avantajlarını inşallah önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Değerli arkadaşlarım, burada çekinceler çok konuşuldu; doğrudur, her ülke gibi biz de bu sözleşmenin bazı hükümlerine çekince koyduk. Bu çekince, tamamen iyi niyetle, ülkemizin içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanmaktadır. Bazı hususların yerine getirilmesi gerekiyor, bazı değişikliklerin yapılması gerekiyor. Bunlar yapıldığı zaman, inşallah önümüzdeki süreçte bu Yüce Meclis, bu konmuş olan çekinceleri de ortadan kaldıracaktır. Prensip olarak hiçbirine aslında karşı değiliz; ne örgütlenme özgürlüğüne karşıyız ne toplupazarlığa karşıyız ne de asgarî ücretin daha fazla olması noktasındaki iyi niyet temennilerine karşıyız; ama, sorumluluk duyan insanlar olarak, bugün ülkemizin durumu budur, ancak bu şartlar dahilinde bu sözleşmeyi onaylayabiliyoruz. Kaldı ki, birçok Avrupa ülkesi bu anlamda bizden daha geridir; bunun da bilinmesinde fayda mülahaza ediyorum. Bu revize Sosyal Şartın onaylanmasının, ülkemiz ulusal hukuku açısından bir mahzur teşkil etmediğini tekrar ifade etmek istiyorum.
Birçok konu söylendi burada; işsizlikten, sendikal hak ve hürriyetlerden, birçok konuya, hatta fındığa kadar uzanan birçok konu dile getirildi. Bunları belki başka ortamda cevaplayacağım; ama, şunu söyleyebilirim: Türkiye’de sosyal haklar konusunda, sendikal haklar konusunda her gün daha ileriye gitme noktasında hem yasal hem de kurumsal anlamda önemli adımlar atıyoruz; İş Kanununun çıkması, İş-Kur Kanununun çıkması, Sosyal Güvenlik Yasası bunların en önemli işaretlerindendir. Elimizde 2821 ve 2822 sayılı Yasalar hazırdır, konfederasyonların görüşlerini bekliyoruz. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikasında da yine ileri adımlar atmak önemli hedeflerimiz arasındadır. İnşallah bunları Yüce Meclisin onayıyla birlikte hayata geçirip, Türkiye’de sosyal politika alanında, sendikal hak ve hürriyetler alanında daha ileri adımlar atacağımız inancındayım.
Bu konuda, tabiî, kendimizi sorgularken, kendimize haksızlık etmememiz lazım; Türkiye, sendikal haklar açısından birikimi olan bir ülkedir. Bugün Avrupa Birliğinin kapısında olan birçok ülkede olmayan yasal ve kurumsal yapı Türkiye’de mevcuttur. Bu konuda Türkiye’nin çoğu ülkeden ileri olduğunu da bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; izninizle birkaç cümleyle de bu Avrupa Parlamentosunun tavsiye kararına ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Evet, buradaki görüşleri bizim paylaşmamız mümkün değildir. Özellikle Lozan’da tanımlanmış azınlık kavramı dışına çıkan, bu ülkenin aslî unsurlarını azınlık kategorisinde gören kararları hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değildir. Buna şiddetle “hayır” diyoruz ve umuyorum, bu Parlamentodan bu anlamda bütün grupların iştirakiyle daha gür bir ses çıkacaktır.
Yine, Hollanda’da Türk kökenli milletvekili adaylarına yapılmış olan ayırımcılığı da bizim kesinlikle kabul etmemiz mümkün değil. Onların parti yönetimleri tarafından veto edilmesinin nedeni, o ülkenin dilini bilmemesi, o ülkenin geleneklerine, o ülkenin değerlerine uymamasından değil, tarihte yarım kalmış sözde bir Ermeni iddiasının, diasporanın etkin gayretleri neticesinde, o ülkenin yönetimleri tarafından, maalesef çok yanlış bir şekilde kabul edilmesinden kaynaklanan bir durum bu aday arkadaşlarımızın başına gelmiştir. Umuyorum, Yüce Parlamento, iktidarıyla-muhalefetiyle Türk kökenli bu üç aday arkadaşımıza sahip çıkacak. Elbette onlar kendi bireysel hak ve hukuklarını koruyacaklar; ama, Türkiye’den de çok güçlü bir şekilde bir sesin bu arkadaşlarımızın yanında olmasında fayda mülahaza ettiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yine Avrupa Parlamentosunun bu tavsiye kararında paylaşmadığımız birçok husus var. Bütün bunları düşünerek, Türkiye’nin özellikle dış politikada çok yoğun bir gündem yaşadığını hepimizin bilmesi lazım. Bunun için, kendi aramızdaki ufak tefek meseleleri büyütmeden, Türkiye’nin ulusal çıkarları etrafında iktidarıyla-muhalefetiyle, devletin bütün kurumlarıyla birleşerek artık güçlü bir şekilde ayağa kalkmak ve milletimizin haklı sesini bütün dünyaya duyurmak gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. İnşallah bunu yapacağız, başaracağız.
Bu duygularla Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Şahsı adına son konuşmacı, Manisa Milletvekili Sayın Hüseyin Tanrıverdi.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde, sanıyorum, yeterince konuşmalar yapıldı ve Sayın Bakanımız da açıklamalarda bulundu.
Tabiî ki bu yasa üzerinde oldukça yoğun konuşmamız gerekiyor, detay çalışmamız gerekiyor; çünkü, bu Avrupa Sosyal Şartı, temel sosyal ve ekonomik hakların hemen hemen bütününü, bütün yönlerini garanti eden bir Avrupa Sosyal Şartıdır; tek sözleşmedir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği sürecine girmiş ülkemizin sosyal ve ekonomik haklarının, toplumumuzun bu yöndeki haklarının belirlenmesi konusunda ciddî çalışma yapmamız gerekiyordu ki, gerçekten detay çalışma yapıldı.
Bu Sosyal Şarta ilişkin tarihî geçmiş verildi. 1961’de Torino’da imzaya açılan, 1965’te yürürlüğe konulan ve ondan sonra da ülkemizin 1989 yılında kabul etmiş olduğu ifade edildi ve böyle tarihî bir süreç seyretti.
Ülkemiz 1989 yılında bunu kabul etti, ondan sonra değişik hükümetler işbaşına geldi. Bu değişik hükümetler zamanında, bu çekinceler daha yoğun bir şekilde varken, şimdi, bizim Hükümetimiz zamanında bu çekinceler en aza indirilmiş oldu. İfade edildiği gibi, 4 madde üzerinde çekince var; ama, 2 maddesinin fıkraları üzerinde var; dolayısıyla, 2 ana madde üzerinde çekince söz konusu. Bu çekince de, karşı olmamızdan kaynaklanan bir çekince değil, zaman içerisinde yapılacak düzenlemelere bağlı olduğu için, bir çekincedir ki, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu çalışmaları da başlatılmış, sosyal taraflara tasarı halinde gönderilmiş, onların cevapları beklenilmektedir. Bu çerçevede bunlar da düzeltilmiş ve çekinceler otomatikman ortadan kalkmış olacaktır.
Aynı şekilde, diğer maddelerde de böylesi bir beklentiden kaynaklanan çekincedir, yoksa bu maddelere karşı olmaktan değil. İfade edildiği gibi, yine, çoğu Avrupa ülkesinden daha ileri düzeyde, ülkemiz, bu sosyal şarta onay vermiştir, kabul vermiştir.
Tabiî…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Doğru mu söylüyorsun?!
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Doğru söylüyorum…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Söylediğinle yapılanın alakası yok. Bir de “sendikacıyım” diye geçiniyorsun.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – 31 madde var Sayın Selvi…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Geç bunları… Hadi canım sende!..
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Burada konuştunuz, 31 madde var, 4 madde üzerinde çekince var. 2 tanesi örgütlenme ve sözleşme hakkıdır.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Senin dediklerinle hiç alakası yok. Bu işi bildiğini oradan iddia etme.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Şimdi, tabiî, Sayın Selvi oradan konuşuyor. Sayın Selvi kürsüden de konuştu…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Sen de oturduğun yerden konuştun.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Ama, doğrusu, Sayın Selvi bugün Meclisimize çok renk katan, Meclisimizin alışkın olmadığı, kürsüye hangi şartlarda, hangi kafayla çıkılması gerektiği noktasında, bugüne kadar sanıyorum Sayın Selvi’nin öğrenmediği bir konu var.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Ne demek bu söylediğin?! Ne demek “hangi kafa”?!
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Ne demek “hangi kafa”?
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Şimdi “hangi kafa” dediğimiz, doğruları ifade etmiyorsunuz, çarpıtıyorsunuz, burada yanlış beyanlarda bulunuyorsunuz.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Senin belgelerinden okudum, hiçbiri yanlış belge değil. Hilafı hakikat konuştuğunuzu defalarca söyledim.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Evet, bu kürsü milletin kürsüsüdür. Millete ters düşecek, milletin davranışlarına ters düşecek, millet ekranda izlerken “nedir bu Meclisin hali” dedirtmeyecek bir tavır ve kafayla burada olmanız lazım, bunu söylüyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) İnşallah, bundan sonra o düşünceyle buraya çıkarsınız, o davranış biçiminizle, o durumunuzla çıkarsınız. Şimdi…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – İşçi sınıfına ihanet eden bir adam ancak böyle konuşur. İşçi sınıfına ihanet eden bir adamın konuşması ibretle incelenecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – İşçi sınıfına…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, buyurun; lütfen, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Tabiî, ihanet ettiği için söyleyecek lafı yok.
BAŞKAN – Sayın Selvi…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Kesinlikle, burada işçi sınıfına ihanet söz konusu değildir.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Doğru konuşmuyorsun. Konuşmanın hepsi yanlış, yalan!
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - …yaptıklarınızı burada ifade ediyorsunuz, düşündüklerinizi, kafanızın içindekini burada ifade ediyorsunuz. Bu İktidardan başka emeği, işçiyi, çalışanı, dar ve sabit gelirliyi -köylüsüyle, çiftçisiyle- düşünen başka bir iktidar olmadı Sayın Selvi, olmadı. (AK Parti sıralarından alkışlar)
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Çekince koydunuz!
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - İşçi, emeği en yüce değer kabul eden, alnının teri kurumadan ücretini veren anlayış bu anlayış, bu İktidarın anlayışı. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Bunun için mi çekince koydunuz? İhanet ediyorsun kendi sınıfına, sana yakışmaz! İşçileri aç bırakmak mı?..
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bakınız, zorunlu tasarruflar için kapı kapı beraber dolaştığımız arkadaşlarımız var burada, Sayın Meral yok.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Ne diye dolaşmışız?
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Kasada yok; ama, kayıtta var, “veremeyiz” diyordu bakanlar. Şimdi, biz veriverdik; bu, emeğin hakkını teslim etmek değil mi Sayın Selvi?! (CHP sıralarından gürültüler)
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Neyi verdiniz? Ne demek emeğin hakkı?!
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Alacaklı Adamın alacağını verdiniz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Ne demek “veriverdik”? (CHP sıralarından gürültüler)
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Gel burada bunları konuş, gel burada… Zorunlu tasarrufları verdik, zorunlu tasarrufları verdik. Kim veriyordu? Kasada yok… Kasada yok diyenlere sorun, kasada yok diyenlere sorun.
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi… Sayın Tanrıverdi, lütfen, teşekkür eder misiniz Genel Kurula.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bakınız, şimdi…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi… Sayın Tanrıverdi…
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – İşsizlik sigortası diye milletin parasını topladınız, işsizler sokakta…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bakınız, şimdi, hak grevini burada konuşuyorsunuz.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Anlamazsın bunu sen. Sen daha dün geldin.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Adı hak grevi değil ama…
KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) – Süresi bitti, Başkan, niye kapatmıyorsun?!
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Oturduğu yerden konuşurken… Terbiyesizce konuştu…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) - Bakın…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, dinler misiniz…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) -… biz, burada…
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, süreler doldu, lütfen, teşekkür eder misiniz; istirham ediyorum.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Süre doldu, lütfen.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sayın Başkanım, ben sözümü tamamlıyorum; yalnız…
BAŞKAN – Lütfen, teşekkür eder misiniz.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) -… bu milletin kürsüsü, bu millete uygun şekilde konuşma kürsüsüdür; yalan konuşulacak bir kürsü değildir. Herkes, pervasızca, aklına geleni söyleyemez… CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi…
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) -…gerçekleri ifade eder.
Teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Pervasızca, terbiyesizce konuştuğu için…
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıverdi.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, sataşma var bir defa, söz istiyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir)- Sataşma var canım; olmaz mı?! Bal gibi sataşma ya! İsmen hem…
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, madde üzerinde… (CHP sıralarından gürültüler)
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım…
Sayın Hüseyin Özcan, soru soracak mısınız?
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Evet.
BAŞKAN – Buyurun efendim.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Başkanım, 63 üncü maddeye göre söz talebim var.
ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) – Başkan…
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Sizlerin vasıtasıyla, Sayın Bakanıma 5 tane soru soracağım.
M. CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Son derece kaba ve bu Meclise yakışmayacak laflar söyledi. Son derece yalan, yanlış konuştu.
HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Avrupa Sosyal Şartları Kabul edilirken, Avrupa Birliğine giderken, Avrupa Birliği ülkelerinden hangilerinde 13 000 000 -14 000 000 yeşilkart sahipleri vardır; bunu öğrenmek istiyorum.
İkincisi, işçilerin ve memurların sendikalaşmasının önünü kesmek, bunları coplandırarak, bunların önünü keserek, sendikalaşmayı engellemek, Avrupa Birliğine giderken, doğru mudur?
Üçüncü… Avrupa Birliğine, hangi ülkelerinde, kutsal günlerde iftar çadırlarında gösteriş yapan bir devlet yöneticisi var mıdır?
Diğer bir sorum ise, Türkiye Avrupa Birliğiyle ilgili. Avrupa Parlamentosunda kabul edilen kararla ilgili bazı sorular var; örneğin, Hükümetin 301, 216, 277, 288, 301, 305 ve 318 inci maddelerin değiştirilmesi konusundaki düşüncelerini öğrenmek istiyoruz.
Yine, aynı raporda, Aleviliğin tanınması, cemevlerinin de dinî merkez olarak tescil edilmesi, din eğitimi gönüllü esasına göre düzenlemesi gibi bir çalışmanız var mı; ne düşünüyorsunuz?
Son sorum ise, Türkiye’nin limanlarının Rum gemilerine açılması talep edilen raporda, Kıbrıs Rum kesimi dahil, tüm Avrupa Birliği ülkelerine tanınması müzakeresi sürecinde, böyle bir konuda AKP Hükümeti olarak ne düşünüyorlar? Bunları öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Hüseyin Özcan, teşekkür ediyorum.
Sayın Haluk Koç, buyurun.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Yani, önemli bir sözleşmenin onayının görüşülmesinin son noktasına geldik. Ben, bazı üslupları yadırgadığımı belirterek Sayın Bakana soru sormak istiyorum. Tabiî, Sayın Bakanı kapsamıyor sözlerim.
Demin, Grup adına yaptığım konuşmada, daha önceki konuşmalarda olan gergin ortamı ben yumuşatmaya çalıştım; fakat, bundan hiç kimse bir ders çıkartmamış gibi gözüküyor ve tekrar, yalancılıkla suçlamalar, birtakım ifadeler burada yer alıyor. Bunlar şık değil. Eğer, o üslupla cevap verilecek olursa, ben, Grup adına konuşur, burada herkesi yere serebilirim (AK Parti sıralarından “Aa” sesleri) ama, ondan, farklı bir üslupla konuşuyorum.(AK Parti sıralarından “Aa” sesleri, gürültüler)
Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun, sorunuzu sorun Sayın Koç.
HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, şimdi, burada, muhalefet adına konuşan hiç kimse yalan bir ifadede bulunmamıştır, belgeler üzerine konuşmuştur ve buna verilecek cevap İktidar Partisi Grubundan, bu üslupla olmamalıdır. Ben, Sayın Bakanın, bu konuda, herhalde, Sayın Grup Başkanvekilleriyle temas ederek, daha olgun bir görüşme ortamı sağlanması konusunda yardımını rica etmek için soru hakkımı kullandım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım…
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Daha önce, bu Avrupa Parlamentosuna ilişkin görüşlerimi kürsüden paylaştım. Bunların bir bölümü, belki benim şahsî görüşüm olabilir; ama, hepimizin hissiyatını yansıttığına da inanıyorum, yine aynı şeyleri tekrarlıyorum.
Onun dışında kalanlara yazılı cevap vereceğim; ama, en son şöyle bir temennide bulunayım; belki buna hakkım var diye de düşünüyorum, bu Parlamentoda uzun dönem görev yapan bir arkadaşınız olarak: Parlamentoda iktidar-muhalefet gerginliğinin siyaset kurumuna faydası olmadığını yaşadık, gördük. Sinirli olabiliriz, gergin olabiliriz; ama, her zaman belli hudutlar içerisinde kalmakta fayda var. Onun için, görüşmelerin, asıl mecraında, Parlamento geleneğimize uygun bir şekilde yapılması hepimizin arzusudur. Gecenin ilerleyen saatinde, bu toplantıyı, bu şekilde, bu duygularla bitirmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Neyle ilgili Sayın Çelik?
FARUK ÇELİK (Bursa) – Konuyla ilgili; Sayın Grup Başkanvekilinin açıklaması üzerine.
BAŞKAN – Mikrofonunuzu açarsanız, soru-cevap işlemi devam ediyor, oradan, yerinizden konuşabilirsiniz.
Buyurun.
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Az önce, muhalefete mensup Grup Başkanvekili arkadaşımız, Grubumuza mensup hatiplerin konuşmalarındaki üslupla ilgili değerlendirmede bulundular ve herkesin aklıselim içerisinde, bir gerginliğe mahal bırakmadan meramını kürsüden açıklaması konusunda beyanda bulunurlarken çok da veciz bir değerlendirme yaptılar. Eğer, sağlıklı üslup herkesi yere sermekse, burada nasıl gerginliklerin yaşanacağını herkesin takdirine bırakıyorum. Böyle bir temenni ile böyle bir teklifi bir arada tutmak çok doğru olmasa gerek. İçeride, bir bünyede, bireyin bünyesinde bir sıkıntının ifadesini ortaya koyuyor bu ifadeler; bir.
İkincisi, bu gerilime vesile olan konuşmaları da dikkatle takip etmek gerekiyor. Az önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına burada konuşan arkadaşımızın haleti ruhiyesini, duruşunu, ibretle hepimiz izledik ve sabırla izledik. Başkan, on kere, yirmi kez, kürsüden ayrılması gerektiğini söylemesine rağmen, arkadaşımız, mikrofonun kapalı olup olmadığının da bilincinde değildi. Biz, Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dışarıya yansıması konusunda, milletvekili ve Meclis itibarı konusunda bir yanlış anlaşılma olmasın diye, o anda müdahale etmedik ve sabırla dinledik; ama, bu açıklamadan sonra, az önce, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan arkadaşın tavrını Cumhuriyet Halk Partisi yetkililerinin dikkate almaları ve gerekli önlemleri almalarını, Mecliste gerilimi çok alt seviyeye indireceği düşüncesiyle… Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Yanındakine söyleyeceksin onu.
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saat 14.00’ten bu saate kadar geçen -yaklaşık şu anda saat 23.00- 9 saatlik bir zaman dilimi içerisinde, ara da vererek çalıştık ve bir Sosyal Şartın oylanmasının sonuna geldik. Grup Başkanvekili arkadaşlarımızın konuşmaları, uzun dönemdir, beş dönemdir Parlamentoda bulunan bir Sayın Bakanımızın geçmişe dayalı olarak tecrübeleri ışığında, buradaki konuşmaların, yapılan hitapların, tabiî ki, sadece burada kalmadığı, dışarıdaki insanlarımızı da, en ücra köşede, etkilediğini düşünürsek, bundan sonraki konuşmalarda, grup başkanvekili arkadaşlarımın dediği şekilde, daha olgun, daha yumuşatıcı, daha sakin, ama, gerekli görüşleri de ifade edeceğini belirtmek istiyorum.
M.CEVDET SELVİ (Eskişehir) – Oturduğu yerden müdahale edip… Susturamadınız gevezeleri!..
BAŞKAN – …bu düşüncelere katılıyorum. Umuyorum ki, bundan sonraki görüşmelerde, bu özene hep beraber dikkat edeceğiz, buna özen göstereceğiz.
Tekrar teşekkür ediyorum.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Tasarının tamamının oylamasından önce, bir milletvekili arkadaşımızın aleyhte söz talebi vardır.
Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Eraslan; buyurun.
Süreniz 5 dakika.
MEHMET ERASLAN (Hatay) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Avrupa Birliği müktesebatı olan Avrupa Sosyal Şartıyla ilgili kanun tasarısının görüşmelerinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Kısaca Avrupa Sosyal Şartı kanunuyla ilgili duygularımı sizlere aktararak, fazla zamanınızı almamaya çalışacağım.
Değerli arkadaşlar, tabiî ki, bu bir anlaşma, bu bir sözleşme. Avrupa Birliği ülkelerinden ve aday ülkelerinden ve diğer ülkelerden, bunun onaylanmasını, kendi parlamentolarından geçmesini, onaylanmasını talep ederler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, milleti adına, kurumsal gücü adına ve varlığı adına bu kanun tasarısını Parlamentosundan geçirmek suretiyle, üzerine düşen yükümlülükleri, sorumlulukları yerine getirmiş olacaktır; fakat, Avrupa Sosyal Şartının onaylanması sadece kâğıt üstünde kalmamalıdır. Biz, Avrupa Sosyal Şartını Parlamentomuzdan geçireceğiz; ama, ondan sonraki ikinci adımda, bunların gereklerinin yerine getirilmesi aslolandır ve mutlak olandır. 73 milyon ülke insanı, birlik beraberlik içerisinde, huzur içerisinde, refah içerisinde, mutluluk içerisinde, güven içerisinde olsun istiyor isek, siyasî iktidar olarak ve Parlamento olarak, milletin bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak ve bizlerin de milletimize vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmek usulüyle, toplumumuza sosyal şartları tevdi etmenin gayreti içerisinde olacağız ki, daha demokratik bir ülke, daha güçlü bir ülke… Çünkü, milleti güçlü olmayan, milleti, vatandaşı, köylüsüyle, çiftçisiyle, kamu personeliyle, kamu ve özel sektörde çalışanıyla halkıyla güçlü olmayan, özgür olmayan… Bir millet olmanın başka bir çaresi yoktur. Yasaklarla mücadele eden, hiçbir sosyal hakka ve hiçbir ekonomik iyileştirme haklarına sahip olmayan bir milletin devleti de güçlü olmayacaktır. Oysaki, biz, güçlü bir devletin ancak güçlü bir milletle var olacağını… Az önce, Sayın Bakanımız, çok güzel ifade ettiler, buradaki çalışmaların amacının ne olduğunu, yasama faaliyetinin amacının ne olduğunu ifade ettiler. Ben, canı yürekten katılıyorum.
Biz şunu istiyoruz: Bir an önce bu çalışmalar, sosyal şartların iyileştirilmesi noktasındaki çalışmalar, artı, vatandaşımızın iktisadî, ekonomik noktadaki iyileştirilmesine ilişkin çalışmalar hız kazansın. Yoksulluk sınırı ve açlık sınırının altında yaşayan vatandaşlarımız, artık fakru zaruret içerisinde, yokluk ve yoksulluk içerisinde, sefalet içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi bir devlette, varlık, zenginlik içerisinde yoksul, aç, sefil ve işsiz bir şekilde yaşamasın istiyoruz. Bütün talebimiz bu.
Devlet İstatistik Kurumunun resmî verileri belli. 1 000 000 insanımız, bugün Türkiye’de aç. Sivil toplum kuruluşlarının yapmış oldukları çalışmalar da 3 000 000 insanımızın aç olduğunu söylüyor ve 18 500 000 insanımızın yoksulluk sınırının altında olduğunu söyleyen yine bu devletin resmî kurumudur ve Emniyet Genel Müdürlüğünün verileri, her geçen gün suç işleme oranının arttığını, hatta, daha önceki yıllara istinaden suç işleme oranının yüzde 20 ile yüzde 25 oranında arttığını ifade ediyorlar. Devletin resmî kurumları bunu ifade ediyor. Hırsızlık, kapkaç, intihar, adam öldürme, yankesicilik gibi suçlar almış başını gidiyor. Toplumsal bir yozlaşma ve toplumsal bir bozulma ve toplumsal bir güvensizlik ortamı hakim olmaya başladı. Evet, sosyal şartları yerine getirelim, ekonomik şartları da yerine getirelim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Eraslan, lütfen konuşmanızı tamamlayınız, 1 dakikalık süre veriyorum.
Buyurun.
MEHMET ERASLAN (Devamla) – Öğleden beri, saat 2’den beri, ben, Genel Kurul çalışmalarını dinliyorum ve bugün ilk konuşmamı yapıyorum. İktidardan şunu talep ediyorum, şunu istiyorum ve her türlü desteğe de hazırım: Biz, güçlü bir Türkiye istiyoruz, güçlü bir devlet istiyoruz; bunun yolu da güçlü bir millet olmaktan geçer. Güçlü bir millet olmak da, millete sosyal hakların ve ekonomik hakların tevdi edilmesinden geçer. Devlet ile milleti barıştırmanın, siyaset kurumu ile milleti barıştırmanın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığının artırılmasının yegâne yolu, tek yolu budur. Bunu yapacak olan kimdir; yine Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleridir, özellikle İktidar Partisidir. Bu noktada, daha ciddî gayretler sarf etmemiz gerekir.
Toplumun sorunlarını görmezden… İktidar diyor ki, toplumun sorunu yok, her şey… Efendim, fındık… Var işte, yani, var, dinliyorum, öğleden beri dinliyorum; ama, Türkiye'de sorun var, Türkiye'de sorun yok demekle, Türkiye'deki sorunları ortadan kaldırmış olmayız. Getirelim bu sorunları masaya yatıralım ve bu sorunların çözümü cihetinde, iyi niyetle, içten gelerek bir gayret içerisinde olalım diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, 1 inci maddeye bağlı beyan üzerinde verilen ve kabul edilen önergeyle, 7 nci maddenin tamamı kabul edilmiş olduğundan, yazılış tekniği bakımından beyandaki ifadenin “7 ilâ 31 inci maddeler” şeklinde olması gerekmektedir.
İçtüzüğün 85 inci maddesine göre, Hükümet ve Komisyon bu düzeltmeye katılıyor mu?
DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ EYYÜP SANAY (Ankara) – Katılıyoruz efendim.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN – Bu şekildeki düzeltmeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü açıkoylamaya tabidir.
Açıkoylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Oylama için 4 dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, (Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının açıkoylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı : 294
Kabul : 286
Ret : 8 (x)
Böylece tasarı kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, çalışma süremizin tamamlanmasına çok az bir zaman kalmıştır. Gruplar arasında da mutabakat vardır.
Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 28 Eylül 2006 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum. Sizlere ve bizi izleyen saygıdeğer milletimize hayırlı geceler diliyorum.
Kapanma Saati: 23.21
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.