DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT
: 13
54üncü Birleşim
24 Ocak 2008 Perşembe
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- İstanbul
Milletvekili Necla Aratın, gazeteci yazar Uğur Mumcunun 15inci
ölüm yıl dönümü münasebetiyle suikastin nedenlerine ve faillerinin hâlâ
bulunamadığına ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Hakkâri
Milletvekili Abdulmuttalip Özbekin, Hakkâride yapılan ve
yapılması gereken yatırımlara ilişkin gündem
dışı konuşması
3.- Kars
Milletvekili Zeki Karabayırın, Sarıkamış
Harekâtının 93üncü yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması
IV.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesinin
Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/291) (S.
Sayısı: 77)
2.- Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl ve Adana Milletvekili Necdet Ünüvarın,
Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/65) (S.
Sayısı: 72)
3.- Beşinci
Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşma ile Beşinci
Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri
Komisyonu Raporu (1/396) (S. Sayısı: 74)
4.-
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Komisyonu
Raporu (1/490) (S. Sayısı: 97)
V.-
OYLAMALAR
1.- Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesinin
Ayrıcalık ve Bağışıklıklarına Dair
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının oylaması
2.- Beşinci
Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşma ile Beşinci
Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının oylaması
VI.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A) Yazılı Sorular ve Cevapları
1.- Konya
Milletvekili Atilla Kartın, Tekelin makine ithalatındaki iddialara
yönelik girişimlere ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahinin cevabı (7/877)
2.- Samsun
Milletvekili Osman Çakırın, bazı milletvekilleri hakkında
adli işlem yürütülüp yürütülmediğine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahinin
cevabı (7/982)
3.- Bursa
Milletvekili Onur Öymenin, Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum
Kesiminin Mısırla imzaladığı Akdenizde Bitişik
Bölge Anlaşmalarına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı
Ali Babacanın cevabı (7/1190)
4.- Sinop
Milletvekili Engin Altayın, izinsiz il dışına çıkan
personele ve yönetmeliğe aykırı kıyafetli öğrencilere
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelikin
cevabı (7/1211)
5.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkayanın, Kocaeli İl Millî Eğitim
Müdürlüğünün uyguladığı seviye tespit sınavına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelikin cevabı (7/1232)
6.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özerin, Karamürsel Kaymakamının bayram
kutlamasıyla ilgili yazısına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalayın cevabı (7/1264)
7.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuzun, Türk vatandaşlarının yabancı
ülke askeri olmasının sonuçlarına ilişkin sorusu ve
Dışişleri Bakanı Ali Babacanın cevabı (7/1282)
8.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkinin, büyüme oranı hesaplamalarına
ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekrenin
cevabı (7/1286)
9.- Ordu
Milletvekili Rahmi Günerin, Çamaş İlçe Millî Eğitim
Müdürlüğü idari kadrosunda yapılan değişikliklere
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelikin
cevabı (7/1318)
10.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, Mesleki Eğitim ve Öğretim
Sisteminin Güçlendirilmesi Projesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelikin cevabı (7/1320)
11.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlunun, okullardaki resim ve müzik
eğitimine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelikin cevabı (7/1322)
12.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulutun, öğretmenlerin ek ders
ücretlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelikin cevabı (7/1393)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.03te açılarak üç oturum yaptı.
Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün, Teşvik Kanunu uygulamalarından
kaynaklanan olumsuzluklar ile Bilecik ilinde seramik ve mermercilik sektöründe
yaşanan sorunlara,
Van Milletvekili
Kayhan Türkmenoğlu, Van Gölündeki kirliliğe,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, işçi emeklilerinin durumuna,
İlişkin
gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Gaziantep Milletvekili
Hasan Özdemir ve 26 milletvekilinin, uyuşturucuyla mücadelede (10/103),
Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan ve 26 milletvekilinin, üzüm ve bağcılık
sektöründe (10/104),
Yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin
sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.
Gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler
kısmının:
1inci
sırasında bulunan ve İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kararlaştırılmış olan Temel Ceza Kanunlarına Uyum
Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı)
(1/335) (S. Sayısı: 56) görüşmeleri tamamlanarak,
2nci
sırasında bulunan, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında
Kanun Tasarısı (1/437) (S. Sayısı: 54) yapılan
görüşmelerden sonra,
3üncü
sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan ve
Karadağ Bakanlar Konseyi Arasında Askeri-Bilimsel ve Askeri-Teknik
İşbirliği Konusunda Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/294) (S.
Sayısı: 68) görüşmelerini müteakiben yapılan açık
oylamadan sonra,
Kabul edildi.
4üncü
sırasında bulunan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Parlamenterler Asamblesinin Ayrıcalık ve
Bağışıklıklarına Dair Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının (1/291) (S. Sayısı: 77) tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlandı; 1inci maddesi üzerinde bir süre
görüşüldü.
24 Ocak 2008
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00te toplanmak
üzere, birleşime 19.58de son verildi.
Nevzat PAKDİL
Başkan
Vekili
Harun TÜFEKCİ Murat
ÖZKAN
Konya Giresun
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Canan
CANDEMİR ÇELİK
Bursa
Kâtip
Üye
No.: 76
II.- GELEN KÂĞITLAR
24 Ocak 2008 Perşembe
Tasarı
1.- Coğrafi İşaretlerin
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/497) (Sanayi, Ticaret,
Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 11.1.2008)
Teklifler
1.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 18 Milletvekilinin; Milletvekili Seçimi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/123)
(Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.1.2008)
2.- İzmir
Milletvekili Canan Arıtmanın; 5237 Sayılı Türk Ceza
Kanununun 105. Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi (2/124) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 11.1.2008)
3.- Bursa
Milletvekili Mehmet Tunçakın; Avukatlık Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/125)
(Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.1.2008)
4.- Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulutun; Yolsuzlukla Mücadele Günü
Hakkında Kanun Teklifi (2/126) (İçişleri Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.1.2008)
5.- Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulutun; Ateşli Silahlar ve Bıçaklar
ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi (2/127) (Adalet ve
İçişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14.1.2008)
6.- Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulutun; Balıkesir İline
Bağlı Marmara İlçesinin Tekirdağ İline
Bağlanması Hakkında Kanun Teklifi (2/128) (İçişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.1.2008)
7.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarızın; 657 Sayılı Devlet
Memurları Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/129) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.1.2008)
8.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve Tokat Milletvekili Reşat
Doğrunun; Türk Dil Bayramı Hakkında Kanun Teklifi (2/130)
(Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile İçişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.1.2008)
Süresi İçinde Cevaplandırılmayan
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İzmir Milletvekili Bülent
Baratalının, sorun yaşayan bazı öğrencilere
yaklaşımına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/1174)
2.- Adana Milletvekili Tacidar Seyhanın,
Cumhurbaşkanının Türkmenistan ziyaretine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1175)
3.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersinin,
TMSFnin bir yayın grubunu satışına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1178)
4.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürkün,
YÖK Başkanının bir şirkete ortak olup
olmadığına ve bu şirketin aldığı ihalelere
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1182)
5.- Sivas Milletvekili Muhsin
Yazıcıoğlunun, Heybeliadada orman arazisine kilise
inşaatı iddiasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1185)
6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk
Urasın, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında Trabzon Jandarma
Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü görevlileri
hakkındaki tespitlere ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1191)
7.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale
Ağırbaşın, Pendik Belediyesinin belli bir okula yönelik
servis hizmetine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1192)
8.- Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycının, bir milletvekilinin yurtdışına
çıkışına, İmralıdaki görevlilerin seçimine ve
teröristlerin aileleriyle yapılan görüşmelere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1194)
9.- Sivas Milletvekili Muhsin
Yazıcıoğlunun, Heybeliadada orman arazisine kilise
inşaatı iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1195)
10.- Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycının özel harekat polislerine terörle mücadelede aktif görev
verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1196)
11.- Konya Milletvekili Mustafa
Kalaycının, bölücü terör örgütü mensuplarının Türkiyeye
iadesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1197)
12.- Antalya Milletvekili Tayfur Sünerin, Antalya
Büyükşehir Belediye Başkanı ve ailesi hakkındaki bazı
iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1198)
13.- Muğla Milletvekili Metin Ergunun, konut
sahibi yabancıların gelir getirici turistik faaliyetlerine
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1202)
14.- İstanbul Milletvekili Feyzullah
Kıyıklıkın, bir milletvekilinin bilimsel
çalışmalarında intihal yaptığı iddialarına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1208)
15.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllünün, özürlü
çocukların eğitimine ve eğitim giderlerine ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1212)
16.- Edirne Milletvekili Rasim Çakırın,
bir yükseköğretim bölümünün ikinci öğretim harç miktarına
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1213)
17.- Kırklareli Milletvekili Tansel
Barışın, bulaşıcı sarılık
hastalıklarına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1214)
18.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrakın,
Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesine bir hastane
binasının tahsisine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1215)
19.- Bursa Milletvekili Onur Öymenin,
havalimanlarına ILS sistemi yerleştirilmesine ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1219)
20.- İzmir Milletvekili Bülent
Baratalının, İzmir-Kordondan otoyol geçişine ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1220)
21.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllünün,
İstanbul-Ankara hızlı tren projesiyle ilgili bazı iddialara
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1221)
24 Ocak 2008 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Murat ÖZKAN
(Giresun)
BAŞKAN
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 54üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem dışı
ilk söz, Uğur Mumcunun ölüm yıldönümü münasebetiyle söz isteyen
İstanbul Milletvekili Necla Arata aittir.
Sayın Arat,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem
Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul Milletvekili Necla Aratın, gazeteci
yazar Uğur Mumcunun 15inci ölüm yıl dönümü münasebetiyle suikastin
nedenlerine ve faillerinin hâlâ bulunamadığına ilişkin
gündem dışı konuşması
NECLA ARAT
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk basınının
en başarılı kalemlerinden gazeteci, araştırmacı
yazar, yurtsever aydın Uğur Mumcuyu, tam on beş yıl önce
bugün hain bir suikast sonucunda yitirmiştik. Bu siyasal cinayeti işleyen
katiller ne yazık ki hâlâ bulunamadı ve karşımızda
yanıtlanmamış bir sürü soru var. Bu soruları yanıtlama
sorumluluğunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin de
paylaştığını düşünerek tek tek dile
getireceğim.
Uğur Mumcu
arabesk liberalizmimizi hicvettiği, devlet bankalarının
yağmalanma öykülerini, Türkiyedeki mali oligarşinin karanlık
ilişkilerini güçlü kalemiyle halka anlattığı için mi
öldürüldü? Yeraltı dünyası ile ihale mafyaları arasındaki
bağlantıları ortaya çıkaracak, uluslararası silah
ticaretinin ve beyaz zehir kaçakçılarının Türkiyedeki
uzantılarını bir bir sergileyecek belgeleri
hazırladığı için mi öldürüldü? Kafalarında seçim
sandığı taşıyan siyasetçilerin aydınlara,
sanatçılara en acımasız cezaları verenlerin, devlet
başkanlarıyla kırmızı plakalı arabalara
tırmanmış başbakanların unutulacağını,
ama öyküleri, karikatürleri, yazıları ile sanatçıların hep
yaşayacaklarını dile getirdiği, devletliler yarına
ilkellikleri dışında hiçbir şey bırakmayacakları
hâlde, iz bırakmadan unutulup gidecekleri hâlde, yazarların,
ressamların, karikatüristlerin, şairlerin adları okul kitaplarından
çıkarılsa bile hep anılacaklarını söylediği için
mi öldürüldü?
Zorunlu din
derslerinde siyasal amaçlı propagandalar yapıldığı,
Tevhidi Tedrisat Kanununun çiğnendiği, imam hatip lisesi
mezunlarının din adamı olacak yerde devlet bürokrasisine yerleştirildikleri,
laik devletin yavaş yavaş İslamcı kadroların eline
geçtiği, bu kadrolaşma eyleminin ortaöğretimde
MURAT YILDIRIM
(Çorum) Niye sizi rahatsız ediyor?
AHMET YENİ
(Samsun) Geçtik onları Hocam, geçtik
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, lütfen
AHMET YENİ
(Samsun) Hoca, bunları geçtik. Hâlâ orada
takılmışsınız.
NECLA ARAT
(Devamla)
üniversitelerde, ticaret odalarında, bakanlıklarda
yaygınlaştığı ve harp okullarına kadar
sızmaya çalıştığı uyarısını
sürekli olarak yaptığı için mi öldürüldü?
AHMET YENİ
(Samsun) Bant takıldı Hoca, bant
Bant
BAŞKAN
Sayın Yeni
NECLA ARAT
(Devamla) Türbanlı genç kızları kalkan yaparak eylem
alanına sürükleyen dinci çevrelere karanlıkta göz kırparak seçim
yatırımı yapan siyasetçileri kıyasıya eleştirdiği,
türbanın aslında yalnızca genç kızların
başlarını örtmekle kalmadığını
LÜTFİ
ÇIRAKOĞLU (Rize) Berlin Duvarındasınız.
NECLA ARAT
(Devamla)
çok uluslu İslamcı ideolojinin apaçık görülmesini,
ülkedeki yoksulluk
LÜTFİ
ÇIRAKOĞLU (Rize) Berlin Duvarını aşalım artık.
NECLA ARAT
(Devamla)
yolsuzluk ve değerler yitiminin algılanmasını
engellemek için kimilerinin gözlerini örtmeye yaradığını
din sömürüsünün, çok uluslu güçlü ticari ve siyasal ilişkilerin
tehlikelerini gözler önüne serdiği için mi öldürüldü?
LÜTFİ
ÇIRAKOĞLU (Rize) Üniversiteleri Nazi toplama kampları gibi
çalıştırdınız.
NECLA ARAT
(Devamla) Siyasal amaçlı dinsel akımların mali
kaynaklarını, dinsel amaçlı vakıfları ve bu vakıf
kurucularının siyasal kimlikleri ile ticari ilişkilerini
derinlemesine sorguladığı, İslamcı toplumu kurma
düşüncesinin tarikatlar eliyle yayıldığını
(AK
Parti sıralarından gürültüler)
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) Yaranız yoksa niye gocunuyorsunuz?
AHMET YENİ
(Samsun) Kimin yarası var be!
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) Yaran yoksa sus!
ABDÜLHADİ
KAHYA (Hatay) Sayın Başkanım
BAŞKAN
Sayın Kahya, lütfen.
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) Yaran yoksa sus!
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, lütfen
NECLA ARAT
(Devamla)
Suudi sermayesinin Türkiyede dinsel eğitime para
yatırdığını, buna ek olarak mollalar yönetimindeki
İranlı iş adamları aracılığıyla
aynı alana destek sağlanmaya
çalışıldığını, dinsel amaçlı
vakıfların açtıkları Kuran kursları
(AK Parti
sıralarından gürültüler)
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) Yaran yoksa sus!
BAŞKAN
Sayın Korkmaz, Sayın Yeni, lütfen
NECLA ARAT
(Devamla) -
mescitler, düzenlenen törenler, verilen burslarla laik devletin
yavaş yavaş İslamcı kadroların eline geçtiğini
bıkmadan, usanmadan yinelediği için mi öldürüldü? Türkiyede
yıllardır örgütlenen ve devleti her gün adım adım ele
geçiren şeriat özlemcilerinin örgütlü, sinsi ve sistemli
çalışmalarını açığa
çıkardığı, Atatürkün kişiliğinin ve ilkelerinin
cumhuriyet kurulduğundan bu yana hiç bu kadar ağır yara
almadığını, Mustafa Kemalin 1920lerde
yaptıklarını bizim bugün yapamamamıza kahrolduğunu
dile getirdiği için mi öldürüldü?
AHMET YENİ
(Samsun) Bittiniz, bittiniz
NECLA ARAT
(Devamla) - Uğur Mumcu, devrimcilik onuru, güçlü kalemi ve hukuka olan
saygısıyla tüm karanlık işlerin üzerine gittiği, sis
perdelerini araladığı, düzenin açmazlarını, terörün
çıkmazlarını açıkladığı, geleceği
gördüğü için mi teröre kurban oldu?
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Kim öldürdüyse Allah kahretsin.
NECLA ARAT
(Devamla) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu
sorular ve daha niceleri on beş yıldır yanıt bekliyor. Ama,
hiçbir yanıt yok. Bulunacağına söz verilen katiller, gerçek
katiller, teröristler hâlâ bulunamadılar.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Arat, bir dakikalık ek süre veriyorum.
Konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
NECLA ARAT
(Devamla) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Oysa, toplum,
devletten yalnız Uğur Mumcunun değil, tüm karanlıkta
kalmış siyasal cinayetlerin, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner
Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve diğerlerinin çözümünü,
yanıtsız kalmış soruların
yanıtlanmasını bekliyor.
SIRRI SAKIK
(Muş) Diğerleri kim, onları da söyle.
NECLA ARAT
(Devamla) Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir türlü
aydınlatılamayan karanlık cinayetlerde yitirdiğimiz
değerli aydınlarımızı saygı ve rahmetle
anıyor, ülkemizin bu acıları bir daha yaşamaması için
gerekli önlemlerin alınmasını dileyerek yüce Meclise
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) Ger Meclisi, ger!
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) İstismar yapıyorsun. Tamamen istismar
yapıyorsun.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Gündem
dışı ikinci söz, Hakkâri ilindeki yatırımlar ve
yapılması gerekenler ile ilgili söz isteyen Hakkâri Milletvekili
Abdulmuttalip Özbeke aittir.
Sayın Özbek,
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
2.- Hakkâri Milletvekili Abdulmuttalip Özbekin, Hakkâride
yapılan ve yapılması gereken yatırımlara ilişkin
gündem dışı konuşması
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Hakkâride yapılan yatırımlar ve yapılması gerekenler
hakkında gündem dışı söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken Uğur Mumcuyu kaybedişimizin on beşinci
yılında saygıyla anıyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Hakkâri, yüksek ve görkemli dağları, meşhur
yaylaları, krater gölleri ve Türkiyenin 80 kilometrelik Zap Vadisiyle,
onlarca barajın üzerinde kurulabileceği Zap Nehriyle olağanüstü
güzelliklere sahip bir turizm cenneti ilimizdir. Aynı zamanda, yayla ve
dağ turizmiyle, özellikle kış turizmiyle bulunmaz bir nimettir.
Küresel ısınmayla beraber Avrupa kayak sektöründe kar sorunu
yaşanırken, Hakkâri dağlarından hiç kar eksik olmaz. Onun
için, kayak turizmi yatırımcılarımızı Hakkâride
ağırlamaktan mutluluk duyacağımı belirtmek istiyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Hakkâri Cilo, Sat Dağlarında yirmi bin
yıllık buzulların olduğunu biliyor muydunuz? Aynı
zamanda, dünyada az yerde yetişen ağlayan gelin dediğimiz ters
lalenin de Hakkâride yetiştiğini biliyor muydunuz? Hakkârinin
misafirperver insanları olarak, herkesi bu doğal güzellikleri görmeye
davet ediyorum ve ağırlamaktan mutluluk duyacağım.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; partimiz iktidara geldiği 2002
yılından bugüne kadar Hakkârinin sorunlarına daha önce hiçbir
iktidarın göstermediği duyarlılığı
göstermiş, bu amaçla ciddi yatırımlar ve projelere imza
atılmıştır. KÖYDES ve BELDES projeleri kapsamında
toplam 614 proje hayata geçirilmiş ve bu amaçla 57 milyon YTL ödenek kullanılmıştır.
Ayrıca, Hakkâri merkez ve Yüksekova ilçelerinde 150 adet yatak kapasiteli
tam teşekküllü devlet hastanesi 2008 yılında faaliyete
geçecektir.
Yine
İktidarımız tarafından yapımına başlanan
Hakkâri-Van alternatif kara yolu, üç dört saatlik mesafeden bir buçuk saate
düşecek ve böylece, Hakkâri tek giriş ve çıkışlı
il olmaktan nihayet kurtulmuş olacaktır.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Hakkârinin Türkiyenin diğer bölgeleriyle
arasındaki gelişmişlik farkının bir an önce
kapatılması, kapsamlı ve ısrarlı bir kalkınma
hamlesinin başlatılması büyük önem arz etmektedir. Özellikle
belediyelerin sıkıntılarını yakından bilen biri
olarak, yoğun göçten dolayı altyapı hizmeti veremeyen belediyelerimizin
merkezî hükûmet tarafından desteklenmesi
vatandaşlarımızı ayrıca mutlu edecektir.
Tarım ve
hayvancılık alanında, Hakkârinin özellikle
arıcılık ve cevizcilik potansiyelinin iyi değerlendirilmesi
gerekiyor. Hakkâri, zengin bitki örtüsüyle yayla çiçek balı için son
derece uygun bir alandır. Bölge halkının
arıcılığa yönlendirilmesi ve bu amaçla gerekli eğitim
ve teşviklerin verilmesi durumunda hem ülke ekonomisine katkı
sağlanacak hem de vatandaşlarımız için önemli bir istihdam
alanı yaratılacaktır.
Yine, Hakkâride
bir başka ekonomik değer ve istihdam alanı olabilecek
tarımsal uğraş da cevizciliktir. Ceviz, Hakkârinin iklim
yapısı ve toprak özelliklerine üst düzeyde uyum sağlayan bir
üründür. Nasıl ki Ordu fındık üretimiyle, Antep fıstık
üretimiyle ve Rize çay üretimiyle bir marka ise, Hakkâri de ceviz ve bal üretimiyle
bir marka hâline getirilebilir.
Özellikle
Hakkârinin birinci derece deprem bölgesi olması sebebiyle, köye geri
dönüşlerin sağlıklı yapılabilmesi ve yukarıda arz
ettiğim projelerin uygulanabilmesi için Başbakanlık Toplu Konut
İdaresi tarafından geleceğe yönelik modern köylerin
oluşturulması büyük önem arz etmektedir. Bu şekilde
köylülerimize yaşanılabilir huzurlu bir ortam sağlanacak,
aynı zamanda kent merkezlerindeki nüfus yoğunluğu ve
altyapı yükü de hafifletilmiş olacaktır. Ayrıca, ödenmekte
olan köy tazminatlarının da hızlandırılması bütün
köylülerimizin beklentisidir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi Hakkâri iki
komşu ülkemiz olan İran ve Iraka sınır bir ilimizdir.
Ancak, bu önemli avantaja rağmen sınır ticaretinden nasibini
yeterince alamamıştır. Bu önemli avantajın
kullanılması ve sınır ticaret kapılarının
bir an önce hayata geçirilmesi sadece Hakkâriye değil, bütün bölgeye
katkı sağlayacaktır.
Son olarak bizim
için çok önemli olan bir başka hususa değinmek istiyorum. İlimizle
ilgili çıkan bazı haberlerde bahsedilen olumsuzluklar
insanlarımızı son derece rahatsız etmektedir. Çünkü,
Hakkâriye yatırım yapmak isteyen iş adamlarından kamu
görevlilerine kadar her kesimin Hakkâriye bakış açısı
değişmekte ve bu da özellikle eğitim ve sosyal alanda bölgemizin
gelişmesini ciddi şekilde etkilemektedir.
Örneğin,
Üçüncü Lig amatör basketbol müsabakalarının güvenlik gerekçesiyle
federasyon tarafından başka illere alınmak istenmesi Hakkârili
sporseverleri derinden üzmüştür. Bu tür uygulamalar sporun
barış, kardeşlik ve bütünleştirici ruhuna gölge
düşürmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Özbek, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Devamla) Hâlbuki Hakkâri son derece güvenli bir ilimizdir hatta
İstanbuldan bile çok daha güvenlidir. (AK parti sıralarından
alkışlar) Nitekim, Konyalı iş adamlarımızın
Kurban Bayramlarını Hakkâride huzur ve kardeşlik duyguları
içinde geçirmeleri bunun gerçek bir örneğidir.
SIRRI SAKIK
(Muş) Ama onlar da Allah için gelmediler oraya!
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Devamla) - Bu vesileyle, başta siz sayın milletvekilleri olmak
üzere, bütün iş adamlarımızı, turizmcilerimizi Hakkâride
görmekten mutluluk duyar, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Özbek.
Gündem
dışı üçüncü söz, Sarıkamış şehitleriyle
ilgili olarak söz isteyen Kars Milletvekili Zeki Karabayıra aittir.
Sayın
Karabayır, buyurun efendim.
3.- Kars Milletvekili Zeki Karabayırın,
Sarıkamış Harekâtının 93üncü yıl dönümüne
ilişkin gündem dışı konuşması
ZEKİ
KARABAYIR (Kars) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
beş dakikalık kısa bir zaman dilimi içerisinde, tarihimizde
önemli bir yeri olan acı ve hüzünle dolu Sarıkamış
Harekâtının 93üncü yıl dönümü münasebetiyle söz aldım,
yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli
arkadaşlar, her yıl 22 Aralık5 Ocak tarihleri arasında
Kars Valiliğimiz, şehitlerimizi anma programları
düzenlemektedir. Bu programlara seksen bir vilâyetimizi temsilen şehit
aileleri, yöre halkı, yurdun her yöresinden vatandaşlar
katılmaktadır. AK Parti iktidarları döneminde konuya daha da
önem verilmiş, her düzeyde devlet erkânının
katılımları sağlanmıştır. 2007
yılı törenlerine Başbakanımızın
katılımlarıyla ilgili programlar iki ay öncesinden
yapılmasına rağmen, törenden bir gün önce Diyarbakırdaki
üzücü olayın meydana gelmesi üzerine Sayın
Başbakanımız bu programını iptal ederek
Diyarbakıra gitmiştir. Sarıkamıştaki törenlerde
Millî Eğitim, Kültür ve Turizm Bakanlarımız ile çok sayıda
ilgili bürokrat görevlendirilmiştir.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizin bildiği gibi
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Kars, Ardahan ve Batum
Ayastefanos; Sarıkamış, Berlin Antlaşması ile Ruslara
verildi. Bölge kırk yıl boyunca Rusların hâkimiyeti altında
kaldı.
Türkiyenin 1914
yılında Birinci Dünya Savaşına girmesinin hemen
başında 1 Kasım 1914ten itibaren Rus Kafkas ordusunun Türk
hudutlarına taarruzu neticesinde bölgede savaş fiilen
başlamıştır.
Osmanlı
İmparatorluğu, kırk yıllık Rus esaretine son vermek
üzere 22 Aralık 1914 tarihinde Enver Paşa komutasında Üçüncü
Orduyla Sarıkamış Harekâtına başladı. On yedi
gün boyunca devam eden harekât, 5 Ocak 1915te Sarıkamış
önlerinde son buldu. 2.500-3.000 metre yüksekliğinde yer yer 1 metreyi
aşan karla kaplı geçit vermeyen dağlık bir arazi, eksi
35-40 derecede soğuk ve dondurucu bir hava, sırtında yazlık
elbise, ayağında çarık, ulaşım, beslenme ve
barınma imkânlarından mahrumiyet, buna bir de yetersiz
sağlık koşulları eklenince, harekâtın ne kadar zor
şartlarda cereyan ettiği görülmektedir. Çeşitli kaynaklarda Türk
ordusunun bu savaşlarda 60-90 bin arası şehit verdiği
belirtilmektedir.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlar; Sarıkamış,
Mehmetçiğin her şart altında irade, cesaret ve disiplinden
oluşan karakterini nasıl muhafaza ettiğini, tarihe altın
harflerle yazdığı bir semboldür. Sarıkamış,
askerî açıdan var olma azminin, direncin, mücadelenin, inancın,
fedakârlığın en önemlisi de Türk halkı ve askerinin en zor
şartlarda dahi vatanı için neleri göze alabileceğinin
abideleşmiş bir misalidir. Sarıkamış, aynı
zamanda, bu meziyetlerin kötü yönetim altında bir facia ve bozgunda
nasıl heder olacağını da gösteren bir semboldür.
Değerli
arkadaşlar, tarihimiz zaferlerle dolu olduğu gibi, Yemende,
Çanakkalede, Sarıkamışta yitip giden Anadolu
çocuklarının acı hikâyelerini de barındırır. Bu
acıların en önemli iki tanesi Sarıkamış
dağları ve Sina çölleridir. Sina şehitleri bir su
damlasının, Sarıkamış şehitleri ise bir
güneş aksinin hasretiyle öldüler. Birinin karı, bir madde gibi
dondurdu; diğerinin güneşi de bir kar gibi eritti.
Değerli
milletvekilleri, Osmanlı İmparatorluğunun son çocukları
hayatta kalarak değil, ölerek zafer kazanmayı tercih ettiler. Biz, o
büyük çınarın acımasızca kesilen kökünden çıkan
cumhuriyet nesilleriyiz. Hatasıyla, günahıyla sevabıyla
Osmanlı mirasının sahipleriyiz. Ne yenilgimizi reddederiz ne de
zaferlerimizi gölgeleriz.
Değerli
milletvekilleri, sözlerimin sonunda bu kürsüde, Sarıkamış
şehitlerimizin de, Çanakkalede olduğu gibi, devlet töreniyle
anılması hususunda başlatılan çalışmaların
bir an önce bitirilmesini Millî Savunma, Kültür ve Turizm
Bakanlarımız ve Genelkurmay Başkanımızdan talep
ediyorum.
Bu yılki
anma törenlerimize katılan Millî Eğitim, Kültür ve Turizm
Bakanlarımıza ve diğer tüm katılımcılara
teşekkür ediyorum, şehitlerimizi rahmetle anıyorum.
Yüce heyetinizi
yeniden saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Karabayır.
Sayın
milletvekilleri, gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler kısmına geçiyoruz.
1inci
sırada yer alan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler
Asamblesinin Ayrıcalık ve
Bağışıklıklarına Dair Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Parlamenterler Asamblesinin Ayrıcalık ve
Bağışıklıklarına Dair Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/291) (S. Sayısı: 77)
(x)
BAŞKAN
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Geçen
birleşimde tasarının 1inci maddesi üzerinde siyasi parti
grupları adına yapılan konuşmalar
tamamlanmıştı. Şimdi, şahısları adına
söz talep eden üyeleri okuyorum:
Sayın
Gülşen Orhan? Yok.
Sayın Mehmet
Emin Tutan? Yok.
Söz talebi yok.
(x) 77 S.
Sayılı Basmayazı 23/01/2008 tarihli 53üncü Birleşim
tutanağına eklidir.
1inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
2nci maddeyi
okutuyorum:
MADDE 2- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN
Madde üzerinde söz talebi yok.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Var efendim, ben söz istiyorum.
BAŞKAN
Madde üzerinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç; buyurun.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir
milletvekili olarak, kendimi çok büyük bir baskı altında hissediyorum.
Bunu Türk kamuoyuna açıklamak istiyorum.
Dün, burada, bu
kanunun üzerinde ben söz istedim. Bakın, Meclis Başkan Vekili kanunu
müzakereye açarken, gruplar adına şey ettikten sonra, 3 tane
milletvekilinden bahsediyor, kişisel söz istemişler. Sonra, AKP Grubu
adına söz alan kişi, sözünü bitirdikten sonra Söz isteyen yok.
dedi. Ben de Ben istiyorum. dedim. Bana vermedi söz!
Şimdi,
değerli milletvekilleri, burası bir çiftlik yönetimi değil.
Burası, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimidir. Bütün kamuoyu bizi
görüyor, gözetliyor. Şimdi, bu Başkan Vekilinin bir huyu var. Ben,
eğer Genel Kurul salonundaysam, muhakkak AKPli üyelere söz veriyor, ama
ben yoksam Söz isteyen yok. diyor. Böyle Meclis yönetilmez değerli
milletvekilleri.
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Şu an konuşuyorsun ya!
KAMER GENÇ
(Devamla) Efendim, işte burada yazılı Beyefendi! Burada
yazılı! Bana laf atacağınıza, bu Meclisin hak ve
adalet duygularıyla yönetilmesi konusunda, biraz siz vicdanlı
davranın. Sonra, değerli milletvekilleri, söz istiyorum, bir
bakıyorum şuradan bir AKPli milletvekili çıkıyor, geliyor
buralara. Bu, birinci defa değil, birkaç defa
Bakın, ben
size şunu söyleyeyim: Ben Dersim milletvekiliyim beyler. Hepsi
aklını başına alsın. Ben Dersim Dağlarında
siyaset yapıyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler)
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Biz de Türkiye milletvekilleriyiz.
KAMER GENÇ
(Devamla) Ben de Türkiye milletvekiliyim
Ben de Türkiye milletvekiliyim ve
benim de
LÜTFİ
ÇIRAKOĞLU (Rize) Ne demek o?
KAMER GENÇ
(Devamla) Ne demek olduğunu sen bilirsin. Dersim Milletvekili Diyap
Ağa...
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Niye Dersim milletvekiliyim dedin?
KAMER GENÇ
(Devamla) - Bak bir dakika
Size bir laf söyleyeyim: Dersim Milletvekili Diyap
Ağa, Yunanlılar Polatlıya geldiği zaman, birtakım
milletvekilleri burayı boşalttığı zaman, Dersim
Milletvekili Diyap Ağa bu kürsüye çıktı Biz buraya kaçmak için
gelmedik. Biz karılarımızın yanına kaçmak için
gelmedik, savaşmak için geldik. dedi. Biz böyle bir yörenin
insanlarıyız.
Ayrıca da, bakın,
ben bir milletvekiliyim. Yani bir Japon, bir Güney Kore milletvekilleri gibi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde yumruk yumruğa kavga etmek istemiyorum.
Böyle bir saldırı olursa bunun baş sorumlusu Tayyip
Erdoğandır. Bunu da size söyleyeyim. Tamam mı? Onu da
söyleyeyim size.
ABDÜLHADİ
KAHYA (Hatay) Ne alakası var!
LÜTFİ
ÇIRAKOĞLU (Rize) Sayın denir Başbakana, bu denmez!
KAMER GENÇ
(Devamla) Benim de arkamda halk vardır halk! Halk var beyler! Ondan
sonra çıkacağız
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Milletin işi gücü yok, seninle
uğraşacak!
KAMER GENÇ
(Devamla) Bakın, ben, burada konuları dile getiriyorum.
Şimdi, bu
KEİPA da, esas, tabii, Bülent Arınçın başında
bulunduğu bir kurum. Ben Bülent Arınçı tasvip etmiyorum.
Şimdi, soruyorum size: Bülent Arınçın yanında kaç tane
koruma polisi var? Evinde kaç tane polis var?
Şimdi,
kendisi Meclis Başkanı iken, kendi ilinde devlete, KİTe ait bir
mülk 3 milyon dolara satıldı ve ondan sonra, bunun çok cüzi bir
miktarı altı ay sonra 14 milyon dolara satıldı. Yani,
şimdi, kendisi Meclis Başkanı iken Türkiye Cumhuriyeti
menfaatini niye kollamadı? Niye kollamadı? Soruyorum size. Bu
KEİPAda da, ben, bunun, yeterli, bu Türkiye Cumhuriyeti menfaatini
koruyacağı konusunda ciddi endişelerim var, onun için bu kanun
üzerinde konuşmak istiyordum.
Soruyorum
şimdi: Yanında, evinde
Meclis kadrosundan 6 tane koruma polisi
evinde var mı? 2 tane de yanında var mı? Böyle bir şey olur
mu! Yani, evvela, insanlar, kendi icraatlarında hak ve adalet
duygularıyla hareket etmek zorundalar. Siz Bir güç var arkamızda
-340 milletvekili var- biz istediğimiz keyfîlikleri yaparız.
diyemezsiniz değerli milletvekilleri.
ABDÜLHADİ
KAHYA (Hatay) Milletin iradesi var.
KAMER GENÇ
(Devamla) Efendim, milletin iradesi olabilir. Kıbrısta da referanduma
gittiniz, yüzde 65, yüzde 70 irade beyan etti. Ne oldu?
Kıbrısın lehine mi bir irade beyan oldu? Şimdi, olabilir,
seçimde yanılmış olabilir bu halk. Yanılmaz mı?
MEHMET NİL
HIDIR (Muğla) Demokrasiyi hazmet
KAMER GENÇ
(Devamla) Daha, o seçimde neden dolayı böyle olduğunu, onu da zaman
içinde şey ederiz.
MEHMET NİL
HIDIR (Muğla) Demokrasiyi biraz hazmet
KAMER GENÇ
(Devamla) - Bakın, geçen gün, soru önergeleri konusunda
Sayın
milletvekilleri, biz, buraya Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve halkının
menfaatini korumak için geldik. Bunda hemfikir misiniz? Ee nasıl
koruyacağız?
Ben, size,
Kütahya Şeker Fabrikasının satılmasıyla ilgili ve
orada yapılan bir hileyle ilgili geçenlerde buraya bir soru önergesini
getirdim. Sizin bir milletvekiliniz, birisiyle, Kütahya Şeker
Fabrikasını 2004 yılında, onuncu ayında, tutuyor
satın alıyor 23 milyon dolara. O zamanki, yani 2004
yılındaki kârı da 11 trilyon lira. Bir sene sonra, tapuda
-Kütahyadaki tapu kayıtlarında belli- gidiyorlar, bir tahribat
yapıyorlar, tahribat.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
KAMER GENÇ
(Devamla) O 112 dönümlük yerin tapudaki maliki, Türkiye Şeker
Fabrikaları Genel Müdürlüğü. Onun ismini çiziyor, altına Kütahya
Şeker Fabrikaları yazıyor.
Şimdi,
değerli milletvekilleri, bu, devlet malı. Bu, sahtekârlık
değil mi? Biz burada dile getirdiğimiz zaman bu Meclis Başkan
Vekilinin görevi midir ki bunu bu kamuoyuna yansıtmamam için hemen benim
sözümü kesiyor? Böyle, bir Meclis Başkan Vekilliği yapılmaz.
Yani sizin göreviniz eğer, soygunculara, hırsızlara kol kanat
germekse o sizin bileceğiniz şey.
RECEP KORAL
(İstanbul) Saçmalıyorsun.
KAMER GENÇ
(Devamla) Ama bizim görevimiz, burada, halkın menfaatine olan, bu
halkı soyanları bu kamuoyuna teşhir edeceğiz ki bu halk
bilsin. Yani siz, majestelerinin muhalefetini mi istiyorsunuz? Bende
majestelerinin muhalefeti olmaz, onu bilesiniz. Ben, burada, bu halkın
menfaatlerini korumak için şerefim ve haysiyetim üzerine yemin ettim, bu
yeminimin gereğini yerine getiriyorum. Lütfen, sizler de bir milletvekili
olarak buna karşı görevinizi yapacaksanız yapın,
yapmazsanız beni susturmaya hakkınız yok sayın
milletvekilleri.
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) Senden çok konuşan yok ki zaten!
KAMER GENÇ
(Devamla) - Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Saygıdeğer
arkadaşlarım, yönetimimiz sırasında bütün
arkadaşlarımızın hiçbirisinin söz hakkını
kısıtlamak diye bir görevimiz yoktur, böyle bir iş de
yapmamışızdır. Maddelerin veya tümünün oylamasına
geçildikten sonra söz talepleri dikkate alınmıyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Geçmedin, tutanak burada, tutanak burada işte!
Çağırın, gelir biraz sonra konuşurum.
BAŞKAN
Efendim, Sayın Genç, ben... Efendim, bakınız, siz burada
altı dakika süreyle, sürekli olarak Başbakandan başlayarak
herkesi itham eder şekilde konuştunuz, biz sizi tahammülle dinledik.
Burası tahammüldür
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ne tahammülü ya! Ne demek tahammül? Sen neye tahammül etmiyorsun?
Tahammül etmiyorsan oturma orada!
BAŞKAN
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Birinci Mecliste, Dersim Milletvekili Diyap
Ağayı rahmetle anıyoruz. O, Meclisin başka bir yere
taşınmamasını teklif etmişti ama Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, Birinci Meclisin bütün iradesi, orada görev yapan bütün milletvekilleri
de Meclisin, Polatlıdan top sesleri duyulurken Ankarada
kalmasını temin etmiştir. O Meclisteki bütün milletvekillerine,
başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere
şükranlarımızı sunuyoruz. Bütün Meclisin, Büyük Millet
Meclisinin, Birinci Meclisin hepsi Gazi Meclistir ve hepsine saygımız
ve hürmetimiz vardır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bunu da
bilgilerinize sunuyorum.
Başka talep
yok.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
3üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN
Madde üzerinde, bize intikal etmiş olan bir söz talebi yoktur.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, tasarının tümü açık
oylamaya tabidir.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Oylama için dört
dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik
personelden yardım istemelerini, buna rağmen de sisteme giremeyen
milletvekili arkadaşlarımızın oy pusulalarını
oylama için öngörülen dört dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca,
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlarımız var ise hangi bakana
vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile imzasını da taşıyan oy
pusulasını, yine oylama için öngörülen dört dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını
tekraren rica ediyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği
Parlamenterler Asamblesinin Ayrıcalık ve
Bağışıklıklarına Dair Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının açık oylama sonucunu arz ediyorum:
Kullanılan oy sayısı : 224
Kabul : 217
Ret : 3
Çekimser : 4 (x)
Böylece,
tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Ülkemiz
için ve ilgili ülkeler için hayır getirmesini Cenabıhaktan niyaz
ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, 2nci sırada yer alan, Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl ve Adana Milletvekili Necdet Ünüvarın;
Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlayacağız.
2.- Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl ve Adana Milletvekili
Necdet Ünüvarın, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu
Raporu (2/65) (S. Sayısı: 72)
BAŞKAN
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3üncü
sırada yer alan, Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin
Çerçeve Anlaşma İle Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma
Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun
görüşmelerine başlayacağız.
3.- Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin
Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/396) (S. Sayısı: 74)
(xx)
BAŞKAN
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon raporu,
74 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Tasarının
üzerinde söz alan milletvekili arkadaşlarımız: Tümü üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oktay
Vural, AK Parti Grubu adına Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan;
şahısları adına, Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül,
Samsun Milletvekili Suat Kılıç ve İzmir Milletvekili Recai
Birgünün söz talepleri vardır.
(x)
Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın
sonuna eklidir.
(xx)
74 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
İlk söz,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllüye
aittir.
Sayın Çöllü,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
74 sıra sayılı Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonuyla
ilgili Kanun Tasarısı üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, kuşkusuz su yaşamın kaynağı ve
devamlılığının en önemli unsurudur. Kısaca, su
hayattır. Böyle baktığımızda, suyun temel bir insan
hakkı olduğu gerçeğini dikkatlerden
kaçırmamalıyız. Dünya geneline baktığımızda,
Dünya, her ne kadar mavi gezegen olarak adlandırılsa da su
varlığının yaklaşık yüzde 97,5 okyanus ve
denizlerdeki tuzlu sudur. Kalan yüzde 2,5a yakın bölümü de tatlı
suyun büyük bir bölümü buzullarda bulunmaktadır. Toplam suyun ancak binde
3 civarı içilebilir niteliktedir. Yani mavi gezegende yaşıyoruz,
ancak su çok ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gereken kıt bir
kaynak durumundadır.
Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programınca Kıtlığın
Ötesinde: Güç Dengesizliği, Yoksulluk ve Küresel Su Krizi
başlığıyla hazırlatılan 2006 Küresel İnsani
Gelişme Raporuna göre, dünya genelinde 1,1 milyar kişi temiz suya,
2,6 milyar kişi ise sağlık ve temizlik koşullarına
hâlâ ulaşamamaktadır. Gerekli önlemler alınmazsa 2025 yılına
kadar 3 milyardan fazla insan su sıkıntısı çeken ülkelerde
yaşıyor olacaktır. Bugün ise kirli suların
açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan ölüyor,
her 8 saniyede maalesef 1 bebek can veriyor. Dünya nüfusunun üçte 1nin, 2,4
milyar insanın su arıtma tesisi yok. Dünya nüfusunun yüzde 40ı
ise su sıkıntısı çekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye açısından baktığımızda
da durumun hiç iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değildir.
Türkiye, UNESCOnun hazırladığı Dünya Su Gelişme
Raporunda su potansiyeli açısından kırk beşinci
sırada bulunmaktadır. DSİnin belirlemelerine göre, Türkiyede
tüketilebilir nitelikte yer üstü ve yer altı su potansiyeli ortalama
110-112 milyar metreküp düzeyinde bulunmaktadır. Kişi
başına düşen kullanılabilir su miktarı dünya ortalaması
7.500 metreküp olarak hesaplanırken, Türkiyede ise bu miktar
yaklaşık 1.500 metreküp düzeyindedir yani Türkiye, su
azlığı yaşayan ülkeler arasındadır. Gerekli
önlemlerin alınmaması durumunda önümüzdeki yıllarda su fakiri
olma durumuna düşme ihtimalimiz de yüksektir.
Türkiye, su
potansiyelinin, DSİnin verilerine göre, yüzde 36sını
geliştirebilmiş durumda bulunuyor yani 40 milyar metreküp düzeyinde
bir suyu kullanıyoruz. Bunun da büyük bir bölümü tarımda vahşi
sulama yöntemleriyle tüketilmektedir.
Değerli
milletvekilleri, peki, su kaynaklarını koruma ve atık su
kontrolünde hangi aşamadayız? Burada da tablo hiç parlak
değildir. Türkiye İstatistik Kurumunun 2004 yılı verilerine
göre, her yıl oluşan yaklaşık 3 milyar metreküp düzeyindeki
atık suyun 1 milyar metreküplük bölümü, hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan,
göllere, akarsulara ve denizlere deşarj edilmektedir. 1 litre kirli suyun
8 litre temiz suyu kirlettiği dikkate alındığında, 1
milyar metreküplük atık suyun yaratacağı kirliliği
dikkatlerinize sunuyorum.
Sanayide
oluşan atık su konusunda durum ise çok daha çarpıcı
boyutlardadır. Sanayide üretilen atık suyun yüzde 63,16lık,
bölümü, hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan, şehir kanalizasyonuna,
denize, göllere, akarsuya, arazi ve foseptik çukurlarına deşarj edilmektedir.
Peki, son
beş yıllık süreçte bu olumsuzlukların önüne geçmek için ne
yapıldı, buna bir göz atalım: Çevre Yasası
çıkarıldı. Belediyelere ve sanayi kuruluşlarına
atık sularını arıtma zorunluluğu getirildi, Türk Ceza
Yasasına da hüküm kondu. Ama ne oldu? Bu maddelerin yürürlüğe
girmesi, önce iki yıl ertelendi, sonra da atık su arıtma
tesisleri için iki ile on yıl arasında ek süre daha verildi. Böyle
bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Şimdi de
maden arama adı altında taş ocağı adı
altında ormanlar, su kaynakları tahrip ediliyor.
Eski Çevre ve
Orman Bakanı Sayın Pepenin bir söylemini paylaşmak istiyorum
sizlerle: Bu yasalarla doğayı korumak mümkün değil. Ben, bu
konuyu Sayın Başbakana ilettim. demişti. Demek ki sorumluluk bu
noktadan sonra Sayın Başbakana ait. O zaman Sayın Başbakana
sormak gerekir: Bu anlayışla su kaynaklarımızı,
doğamızı korumak ve geliştirmek mümkün müdür? Ama AKP
İktidarının sonuçta böyle bir amacı da yoktur. Görünen o ki
İktidarın amacı ve becerisi satmak ve aktif pazarlama
yapmaktır. Şimdi, önümüzdeki tasarının da bu aktif
pazarlamanın bir ürünü olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, bu tasarı ne diyor? Dünya Su Forumunun beşincisi
İstanbulda yapılacak. Peki, bu Dünya Su Konseyi nedir?
Tasarının gerekçesinde deniyor ki:
kâr maksadı gütmeyen,
hükümetler ve siyaset dışı, ayrımcılık gözetmeyen
bir sivil toplum kuruluşudur. Yani deniyor ki, su çok önemli bir kaynak.
Su kaynaklarının daha iyi yönetilmesi için çalışmalar yapılıyor,
her üç yılda bir de dünya su forumu düzenleniyor. Peki, süreç gerçekten de
böyle yüce değerler için mi işliyor? Bu konuda birçok kesimin ciddi
kaygıları ve tepkileri var. Ben de bu kaygıları ve
tepkileri paylaşıyorum.
Değerli
milletvekilleri, su konusunda temel iki yaklaşım var:
Birincisi ve
benim de paylaştığım yaklaşım şudur: Su,
temel bir insan hakkıdır ve kamusal bir anlayışla
planlanmalıdır.
İkinci
yaklaşım: Su, bir metadır, alınıp satılabilir ve
fiyatını da piyasa belirler. Bu anlayışı kabul etmek
mümkün değildir. Su ve halkın geleceği serbest piyasa ekonomisinin
insafına ve uluslararası tekellerin kâr hırsına terk
edilemez.
Bu saflaşma
içinde arkadaşlar, Dünya Su Konseyi ikinci kategoride yer alıyor ve
suyun bir meta olduğundan hareketle de çok uluslu şirketlerin ve
Dünya Bankasının politikalarına zemin hazırlama
işlevini görüyor.
Size şimdi,
Ankara Üniversitesi eski öğretim üyesi Profesör Doktor Korkut Boratavdan
bir alıntı yapmak istiyorum. Sayın Boratav diyor ki: Peki,
Dünya Su Konseyi su sorununu nasıl algılıyor? Neler öneriyor?
Tüm neoliberal reçetelerde olduğu gibi işin fikriyatı Dünya
Bankasına devredilmiş. Basitleştirerek özetleyelim: Güney
coğrafyasındaki kentlerde yüksek nüfus artışı, su
kaynakları üzerine aşırı baskı getirmekte, su
sunumunda kıtlık yaratmaktadır. Maliyetin altında, yapay olarak
düşük fiyatlandırıldığı için de su tüketiminde
israf da olmaktadır. Devlet ve yerel yönetimler, düşük
yatırım, popülizm ve yolsuzluk nedenleriyle bu işi
becerememektedirler. Güvenli su üretimi, dağıtımı için özel
sektörü bu işe ortak yapmak, daha da açıkçası bu işlevleri
özelleştirmek gerek, diyor Dünya Su Konseyi.
Su, ucuz
olduğu için israf ediliyor; bunun fiyatını artırırsak
kullanım azalır, o zaman da kaynaklar verimli
kullanılmış olur. Anlayış bu! Bunu kamu yapamaz, çünkü
popülist uygulamalar olabilir. Nasıl olacak? Bunu da ancak şirketler
yapar. Yani mucize reçete: Özelleştirme. Suyu da kapsamına almak
istiyor. Çünkü su kıt bir kaynak ve küresel ısınmayla birlikte
petrolden daha değerli hâle geliyor, bu da uluslararası tekellerin
kâr hırsını tetikliyor. Şimdi, biz de aktif pazarlama
kapsamında su kaynaklarımızı yabancıların
ilgisine açacağız bu forumla.
Değerli
arkadaşlar, günümüzde ülkelerin büyük çoğunluğunda su, kamu
yönetiminde ve kamu tarafından işletilmektedir. Suyun yönetimi arz
yönlü yapılmakta, sübvanse edilerek, ödeme gücüne
bakılmaksınız hizmet sunulmaktadır. Ancak uluslararası
su tekelleri her türlü su işletmeciliğinin özelleştirmesini
istemektedirler. Şimdi, Türkiyede yapılacak forumla bu sürecin bir
halkası daha örülmüş olacaktır. Bu noktada, su pazarıyla
ilgili size ipucu verecek bazı bilgiler aktarmak istiyorum: Bugün, dünya
nüfusunun yalnızca yüzde 5i suyu lütfen burada dikkatlerinizi çekiyorum-
ulus ötesi şirketlerden satın aldığı hâlde bu
şirketlerin yıllık gelirlerinin dünya petrol ticaretinin
yıllık gelirinin yarısına ulaştığı
belirtilmektedir. Bu muazzam kârlılık potansiyeli ulus ötesi
şirketlerin GATS Anlaşması ve Dünya Su Konseyi gibi örgütler
üzerinden ticarileştirme çabalarını da daha da
hızlandırmaktadır.
2000
yılında Fortune dergisinde su endüstrisiyle ilgili 20nci
yüzyılda petrol, devletler ve şirketler için ne ifade ettiyse 21inci
yüzyılda da ulusların varlık düzeyini belirleyecek değerli
bir meta olan su aynı değerde olacaktır. değerlendirmesi
yer almıştı. Aynı tarihte uzmanların su endüstrisi
için yaptıkları yıllık gelir tahminleri ise 400 milyar
dolar civarındadır. Bugün ise bu rakamın 1 trilyon dolar
düzeyine çıkarıldığı belirtiliyor. Yani devasa bir
pazar. Bu pazarın müşterileri de bizler olacağız. Bir
bardak su bulamadığı için yaşamını yitiren
çocuklar olacak. Bunu kabul etmek mümkün değildir.
Değerli
arkadaşlar, peki, Türkiyede su pazarı nasıl gelişiyor, bir
de ona bakalım: Şimdi, belediyelerimiz her eve
sağlıklı içme suyunu ulaştırmak zorunda, ama kötü
yönetimler, kaynakların yanlış kullanımı nedeniyle, bu
yapılamadığı için insanlarımız içme suyunu
dışarıdan alıyor. Neredeyse, şimdi, her evde
musluğun yanında bir de damacana var.
Bu sektörün
raporuna baktım. 2005 yılı sonu rakamları itibarıyla
Türkiyede yıllık toplam ambalajlı su tüketimi 7 milyar/litreye
ulaşmış, su pazarının büyüklüğünün ise 1 milyar
dolar olduğu belirtiliyor. Şimdi, bu, işin bir boyutu.
Diğer boyutu
ise: Su ve kanalizasyon şebekelerinin özelleştirilmesi var
Türkiyede. Bu süreç de işletiliyor. Birkaç ilimizde su ve kanalizasyon
şebekelerini yabancı firmalar işletiyor. Onlara da bazı
garantiler verilmiş. Kamu, kaynak aktarmaya devam ediyor. Bunlara bir de
iktidarın satış ve pazarlama becerisinin sonucu olarak
nehirlerimiz ekleniyor. Geçenlerde basına da yansıdı. DSİ,
Fırat ve Diclenin sularını da pazarlamak için
hazırlık yapılıyormuş. Hatta hesap da
yapılmış, yirmi dokuz yıllığına bu
suların kullanım hakkı devredilecek ve 3,1 milyar dolar gelir
elde edilecekmiş.
Bu gidiş iyi
bir gidiş değil değerli arkadaşlar. Sata sata bir
şeyimiz kalmadı, şimdi nehirlerimizi ve suyumuzu uluslararası
tekellere satacağız. Buna izin vermemeliyiz.
Değerli
arkadaşlar, bir de Dünya Su Forumu için yapılan çalışmalara
değinmek istiyorum. Bu konuda bir organizasyona gidilmiş, atamalar,
görevlendirmeler yapılmış, bir de İnternet sitesi
kurulmuş. Biraz baktım bu siteye. Onursal Başkanı Kadir
Topbaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı; Forum
Genel Sekreteri Prof. Dr. Oktay Tabasaran. Ben kendisini tanımıyorum,
hakkında bir yorum da yapamam, ama bir konuya da değinmeden
geçemiyorum: İsmi İnternetten taradım. Malum, İnternette
her şeyi bulmak mümkün ve hiçbir şey unutulmuyor, bir şeylerin
izlerini saklıyor devamlı. Ne çıktı bu taramanın
sonucunda? İstanbul Büyükşehir Belediyesi var, İSKİ
ihaleleri var, Sayın Başbakanın ismi var, bugünkü Çevre ve Orman
Bakanının ismi var ve Beşinci Dünya Genel Sekreterinin ismi var.
Başka şeyler de var ama ben bu üç ismin geçtiği bir köşe
yazısı ile bir haberin başlığını sizinle
paylaşmak istiyorum.
Biri, Milliyet;
tarih: 16 Mayıs 2002; Serpil Yılmaz yazıyor;
başlığı, Tayyip Erdoğan Beni Tutuklattı
yazısında; konu: İstanbul Belediyesi ve İSKİyle
ilgili yolsuzluk iddiası.
İkincisi,
Radikal; tarih: 23 Ağustos 1998; haberin başlığı:
Suudili İSKİ yolsuzluğu Neymiş? İSKİ bir ihale
yapmış, boru ihalesi açmış, en düşük teklifi veren
firma yerine başka bir firma ihaleyi almış. Yukarıda
saydığım üç isim, -burada tekrarlamak istemiyorum- yani bu üç
isim bu başlık altındaki haberde de geçiyor. Nereden nereye?
Şimdi, benim kalkıp 97 yılında İSKİnin
yaptığı ihaleleri inceleme şansım yok. Kim kiminle
bağlantılı, ne yapılmış, nasıl
yapmışlar, bunu bilemem. Yalnızca dikkatlerinize sunmak istedim.
Bu arada, bir de Genel Sekreterlik içinde aynı soy ismi taşıyan
kaç kişi var, onu da merak ettim. Janie Tabasaran, Assistant of secretary
general. Bunun da yanıtının verilmesini istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, bir de bu organizasyonun bütçesiyle ilgili dikkatimi çeken bir
noktayı da sizlerle paylaşmak istiyorum: Tasarının
gerekçesinde, forumun toplam bütçesi, sonradan revize edilmek üzere, 17,5
milyon avro olarak öngörülmüş. Dünya Su Konseyinin yapacağı 3
milyon avro harcamanın yüzde 50si, yani 1,5 milyon avrosu Türkiye
tarafından altı taksitle ödenecek, bunu da DSİ Vakfı
yapacak deniyor. Hatta Mart 2007de 300 bin avro, Eylül 2007de 150 bin avro
ödenmiş olması gerekiyor, diğerleri de ödenecek.
Ben, şimdi,
Sayın Bakana sormak istiyorum: Bu vakfın 2005, 2006, 2007 gelir gider
durumu nedir? Yani, 1,5 milyon avroyu ödemeye bu vakfın gücü var
mıdır? Yoksa bu kaynak nereden gelecek ve aktarılacaktır?
Peki, bu harcamaların denetimi nasıl yapılacak? Bir de bunu
sormak istiyorum. Şimdi bir yapılanmaya gidilmiş,
çalışmalar başlatılmış. Bugüne kadar da ne kadar
harcandı, bundan sonra da ne kadar harcanacak? Bunun hesabının
da şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması
gerektiğini düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlar, Dünya Su Konseyinin söylemlerini de biraz
değerlendirmekte fayda görüyorum. UNICEF ve Birleşmiş
Milletlerin yaptığı çalışmalardan da yararlanarak
diyorlar ki: Milyonlarca insan susuzluk çekiyor, çocuklar susuzluktan ölüyor.
Bunun için kaynakların iyi yönetilmesi gerekir. Evet, kaynakların
iyi yönetilmesi gerekir, buna katılmamak mümkün değil. Peki, bu
noktada neden tek çıkış yolu olarak özelleştirme
gösteriliyor? Yani özelleştirme olunca kaynakların daha iyi
yönetildiğinin kanıtı nedir? Türkiyede ne oldu? En büyük
KİTler, Türkiye'nin en çok değer yaratan KİTleri birer birer
özelleştirildi. Şimdi ne oluyor? Sanayi devleri arasına giren bu
şirketler vergi listelerine giriyor mu? Tabii ki hayır. Birçok kamu
şirketi iki üç yıllık kârlarına satıldı bu
ülkede. IMF ve Dünya Bankası dayatmasıyla her alanda
özelleştirme politikaları geçerli kılınmak isteniyor,
değişik uluslararası organizasyonlarla da bunun kamuoyu
oluşturma süreci yürütülüyor.
Birleşmiş
Milletler Raporunda deniyor ki: Herkes günde en az 20 litre suya sahip
olmalıdır ve yoksullara bu bedava
dağıtılmalıdır. UNICEF diyor ki: 25 litre su
insanlara ücretsiz olarak sağlanmalıdır.
Dünya Su
Konseyinin belgelerinde böyle ifadeler var mı? Su, temel insan
hakkıdır, kamusal anlayışla planlanmalıdır.
deniliyor mu? Hayır.
Peki, forumlara
katılan ve düşüncelerini dile getiren insanların
görüşlerini belgelerine alıyorlar mı? Bunun yanıtı da
hayırdır.
Onlar diyor ki:
Kaynak iyi yönetilmeli, bu alanda yatırım yapılmalı. Ama
finansman sorunu var. Bunu nasıl aşacağız? Nasıl
aşacaksınız? Suyu özel sektöre açacaksınız. Sihirli
formül özelleştirme.
Şimdi, bunun
PİARı yapılacak, Türkiye'nin, küresel sermayenin su
pazarına eklenmesinin altyapısı hazırlanacak. Bu süreci de
iyi görmek gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, peki, AKP İktidarı farklı mı
düşünüyor? Hayır. Aktif pazarlama içindeyiz, tam gaz satmaya devam
edeceğiz. diyorlar.
Türkiye'nin son
beş yılda faize ödediği para 184 milyar dolardır. 2008
yılı bütçesi içinde faizin payı yüzde 25tir. Yaklaşık
56 milyar YTL. Yatırıma ayrılan kaynak ne? 12 milyar YTL. Yani
faize ayrılan kaynağın neredeyse beşte 1i. Yani yatırıma
para yok, faize var.
Borç ödemeyi
önceleyen politika değiştirilmediği için, suya yatırım
da yapılamıyor. Tabii, aynı anlayışla, onlar da, her
şey özel sektöre açılsın, yani özelleştirelim diyorlar.
Nehirleri, akarsuları, gölleri; hepsi özelleştirilecek.
Türkiyenin
şu anda içinde bulunduğu ekonomik durum nedeniyle yoksul halkın
aleyhine olabilecek bu konudaki özelleştirme politikalarına geçit
verilmemelidir. TÜİKin yoksulluk çalışmasına göre,
Türkiyede 539 bin kişi 205 YTLlik açlık
sınırının, 13 milyona yakın insan da 549 YTLlik
yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır.
Böyle bir ortamda özelleştirilecek ve üzerine kâr eklenecek bir su
ücretinin, halkın bu temel hakkına ulaşmasını
engelleyeceği açıktır.
Türkiyenin su
geleceği, Dünya Bankası ve uluslararası tekellerin değil,
halkın temel talepleri doğrultusunda kamusal bir anlayışla
planlanmalı, yoksul halkın suya erişmesini engelleyecek
özelleştirme politikalarına geçit verilmemelidir. Tercih, şirket
çıkarları yerine, kamunun hakkını korumak olmalıdır.
Küresel ısınma var, kuraklık var, suyumuz azalıyor. Toz duman
içerisinde acil değil, akılcı çözümler geliştirilmelidir.
Bir dönem de Enerji krizi var, karanlıkta kalacağız. diye
Türkiyenin doğal gaza nasıl bağımlı hâle
getirildiği unutulmamalıdır.
Benim
Hükûmetimize tavsiyem: Eğer Türk halkının ve diğer yoksul
halkların su hakkını korumak istiyorlar ise Beşinci Dünya
Su Forumunda farklı seslerin duyulmasına da zemin
hazırlaması, farklı görüşlerin de bu forumun belgelerine
geçmesine olanak tanımak için tavır göstermesidir.
Bu
düşüncelerle saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Çöllü.
Tasarının
tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir
Milletvekili Oktay Vural.
Buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
OKTAY VURAL (İzmir) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Beşinci Dünya Su Forumunun Türkiyede düzenlenmesini
ihtiva eden bir anlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun
tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun
görüşlerini paylaşmak üzere sizlerle birlikteyim.
Tabii, bu Dünya
Su Forumu aslında sivil bir girişimdir. Bu Forumun amacı,
bununla ilgili paydaşları, hükûmetleri, yerel yönetimleri, sivil
toplum örgütlerini, gençleri, kadınları hep beraber bir araya
getirmek suretiyle bu su konusunda farkındalık oluşturmak ve
böylelikle eylem içerisinde bulunmayı sağlayan bir sivil toplum
girişimidir, beşincisi düzenlenecektir. Dolayısıyla böyle
bir Su Forumunun aslında Türkiyede düzenlenmiş olmasının,
hem Türkiye'nin kendi su sorununa bakış açısını hem de
küresel dünyada bu su sorununa bakış açısının
kendisine getirebileceği maliyetleri dikkate alması
bakımından önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Maalesef, Türkiyede su konusu bugüne kadar ciddi bir devlet politikası hâlinde
uygulanmış değildir. Bu bakımdan, bu Su Forumunun
düzenlenmesini ve özellikle bu Su Forumu düzenlenirken de işte,
Erzurumdan Afyonkarahisara, Ankaraya, Adanaya kadar çeşitli yerlerde
bunlarla ilgili bölgesel toplantıların yapılması,
aslında, Türkiye'nin bu konudaki potansiyelini ve yapması gereken
işleri, atması gereken adımları ortaya koyması
bakımından da bence çok önemli bir bilgi birikimi ve bundan sonra da
önemli bir eylem oluşturmak için büyük bir fırsat
oluşturduğunu düşünüyorum. Bunu kendi lehimize kullanmak bence
son derece önemli.
Tabii, suyun,
tarih boyunca aslında hayati önemi haiz olduğu, ama günümüzde de
önemli bir sorun hâline geldiği ifade edilmektedir. Su
kaynaklarının yetersiz hâle gelmesinin sebepleri, dünyada doğal
su kaynaklarının ülkelere göre dağılımında
dengesizlik olması önemli bir sorun olarak ifade edilmektedir. Kaliteler
arasında farklılık vardır. Hızlı nüfus
artışı, fiziksel ve kimyasal kirlenmelerden dolayı su
sorunu ortaya çıkmaktadır. Çevresel bozulmalar, kontrolsüz ve yanlış
kullanım ve tüketimin son yıllarda yüzde 400 artması, özellikle
bir su sorununu dünya gündemine getirmiştir. Daha dün Davosta
başlayan Dünya Ekonomik Forumunun da tartışılacak
konulardan biri bu su meselesidir. O bakımdan, bu su konusuna dünya
nasıl bakıyor ve bu manada su piyasasına yönelik emelleri
nelerdir, Türkiye bundan nasıl etkilenecektir ve nasıl tedbirler
almalıdır? Bizim buna çok önem vermemiz gerektiğini şahsen
düşünüyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak da bu çerçevede meseleye
bakılması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Şimdi, bu
toplantıya göre, su kıtlığı yakın gelecekte ciddi
bir güvenlik tehdidi hâline gelecektir. Değerli arkadaşlarım,
eğer su konusu ciddi bir güvenlik tehdidi hâline gelecekse küresel makro
politika oluşturanların hedefi hâlindedir, demektir. Demek ki, su
sorunu küresel açıdan bir tehditse aynen petroldeki, enerjideki gibi bu
konunun, açıkçası düzenlenmesi konusunda, global ve küresel bir
strateji oluşturma hedefi vardır. Bir kere bunu çok dikkatlice takip
etmemiz gerekmektedir.
2025
yılında otuz devlet su kıtlığından etkilenecektir
ve bu durum çatışmalara sebebiyet verecektir. Sudandaki Darfur
olayının da ana sebebinin su konusu olduğu ifade edilmekte.
Temiz su talebini
etkileyen iki temel sebepten birisi, nüfus artışı ve ikinci
sebep de iklim değişikliğidir.
Dünyadaki 1,5
milyar insanın günde 50 litre temiz suya ihtiyacı vardır, bunu
karşılayamamaktadır. Bu, önemli bir sorun olarak ortaya
konmaktadır. 1995 yılında gelişmiş olan ülkelerin su
tüketimi 48 litre iken gelişmekte olan ülkelerin 27 litredir.
Dolayısıyla gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin su
tüketimi arasındaki farklılıklara baktığımız
zaman, bu oranların 2025 yılında gelişmiş ülkelerde
55e, gelişmekte olan ülkelerde 45 litreye çıkacağı ifade
edilmektedir.
Su, tabii,
doğrudan doğruya tarım açısından çok önemli, çünkü
suyun yüzde 70i tarımda kullanılmaktadır. Önümüzdeki
yüzyılda, suyun azalmasından dolayı, tarım kesimi de çok
önemli bir şekilde stratejik açıdan bu konudan etkilenecektir.
Su
kıtlığına bağlı hastalıklar, dünyada
yılda 1-2 milyon kişinin ölümüne sebebiyet vermektedir. Bu
bakımdan, orada vurgulanan hedef gelişmekte olan ülkelerde, özellikle
sulama tekniklerinin büyük bir israfa yol açtığı ve bu yönüyle
yaptıkları hazırlık toplantılarına göre de
özellikle gelişmiş olan ülkelerle gelişmekte olan ülkelerin su
tarifeleri dikkate alındığı zaman, gelişmiş
ülkelerin su tarifelerinde bakım ve onarım giderlerinin yüzde 94ünü
karşılamasına karşılık, gelişmekte olan ülkelerde
sadece yüzde 10unu karşıladığı ifade edilmektedir. Bu
ne demektir? Bu yönüyle bakıldığı zaman, bakım ve
onarım hizmetlerini karşılayabilecek derecede bir tarife
oluşturulursa ve ayrıca kısmen sermaye ihtiyacı da
karşılanacak şekilde bir tarife oluşturulursa burası
önemli bir piyasadır. Dolayısıyla bu piyasaya hâkim olmak gerekmektedir.
Soruna ekonomik açıdan bakıldığı zaman, bugün dünya su
piyasasında özellikle bu tür eğilimlerin hâkim olmamasının
sebebi, petrol ve enerji şirketleri gibi, su tarifesindeki bakım ve
onarım masraflarının ve sermaye payının
yansıtılmamış olmasıdır. O zaman, gelişmekte
olan ülkelerin bizler gibi ülkelere, tüketicinin, sermayesini ve bakım
onarımı dâhil olmak kaydıyla karşılayabileceği
bir tarife oluşturup, bu tarifeyle birlikte satılabilir, pazarlanabilir
şekilde suyun özelleştirilmesi gündeme gelmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, bu ifadeler şunu ortaya koyuyor: Özellikle
enerjide, petrolde ve doğal gazda önemli olan piyasaya hâkimiyettir.
Dolayısıyla bugün nerede olursa olsun bu petrol piyasasına hâkim
olan güçleri ve şirketleri biliyoruz. Önümüzdeki dönemde eğer suyla
ilgili bir piyasa oluşacaksa ve bu piyasa kârlı bir piyasa olarak
oluşturulacaksa bu piyasaya hâkim olmanın altyapıları
hazırlanmaktadır. O bakımdan, özellikle yap-işlet-devretle ilgili
bizim gündemimize gelecek olan kanunda, katkı payı adı
altında öngörülmeyen birtakım giderlerin de verilmesiyle -ki bunlara
biliyorsunuz sulama ve diğerleri dâhil olmak kaydıyla- Hükûmetimizin
bu konuda su kaynaklarımızın özelleştirilmesi ve böyle bir piyasanın
oluşturulması yönündeki politikalarını yeniden gözden
geçirmesini tavsiye ediyoruz. Böyle bir politikayla, Türkiyenin içinde
bulunduğu su piyasasına, bölgemizi de dikkate alırsak,
başkaları hâkim olabilecek, böylelikle ülkeler arasında ciddi
tehditler ve tartışma konusu olabilecek hususlar konusunda egemenlik
hakkımız olamayabilecektir. O bakımdan, Petrol Kanunu
vesilesiyle ortaya koyduğumuz eleştirileri de dikkate alarak, bu
konuda, su konusunda millî bir politika takip edilmesi gerekmektedir.
Uluslararası kartellerin, uluslararası hedeflerin doğrultusunda
bir su politikası uygulamak
Yolun başındayız henüz, bu
bakımdan, bu konuda çok dikkatli olmamız gerektiğini
düşünüyorum.
Eğer siz,
kendi sahip olduğunuz kaynakları kendiniz üretip, kendiniz
pazarlayamıyorsanız, buna dayalı bir piyasada etkili olamıyorsanız,
su konusunda, Türkiyenin bu bölge içerisinde avantajlı bir konuma
geçmesini de engellemiş olursunuz. O bakımdan, Davosta, dünyayı
yönetmeye talip büyük şirketlerin patronlarının olduğu yerde
su konusunda, deniyor ki: Hükûmetler, gerçek maliyeti gizleyen tarifelere son
vermelidir. Dolayısıyla böyle bakıldığı zaman,
buradaki amaç ve hedef -bu raporlara çok uluslu birtakım şirketlerin
damgasını vurduğunu da görürsek- aslında, dünya su
pazarı üzerinde bir egemenlik kavgası ve bir piyasa oluşturulması
mücadelesi başlamıştır. O zaman yapmamız gereken
husus, bu pazarda kendi millî şirketlerimiz, kaynaklarımızla
birlikte hâkim olmayı sağlayabilecek millî bir politikayı
oluşturmak olmalıdır.
Bu çerçevede
bakıldığı zaman ülkemizin de, özellikle su kaynakları
açısından Orta Doğu bölgesinde su stresinin yüksek olduğu
bir ülke olarak bütün literatürde vardır. Bakınız, ülkemizin
içerisinde de orta Anadolu ve bir kısım bölgeler de su stresi
altında olan bölgelerden sayılmaktadır. Türkiyenin su zengini bir
ülke olduğuna dair kanaat doğru değildir değerli
arkadaşlarım. Su zengini bir ülkede kişi başına
yıllık su tüketimi 10 bin metreküp olarak kabul edilirken ülkemizde
1.830 metreküptür. Bazı hesaplamalara göre 2 bine çıkabiliyor. Su
fakiri olduğunu iddia eden Suriyede 2.362 metreküp, Irakta 5.192
metreküptür. Eğer gerekli tedbirleri almazsak 2010 yılından
itibaren su bakımından yoksulluk sınırının
altına düşeceğiz. Bir de kıt olacak bir konu. Böyle bir
konunun, açıkçası yönetimi açısından, bu piyasa açısından
da son derece dikkatli olmamız gerekmektedir.
Bu bakımdan,
yapılan bütün tartışmalara göre, Türkiyenin su konusunun da
dâhil edildiği savaş senaryolarında temel dayanak, biraz önce
ifade edildiği gibi, su meselesidir. Onun için de, Türkiye,
sınırı aşan sular konusunda da millî politikasını
takip etmelidir; son derece önemlidir. Sınırı aşan sular
konusunda da Türkiye millî bir politika takip etmelidir. Şu ülkeye,
istediğiniz kadar veririz, size istediğiniz kadar satarız
anlayışı içerisinde hareket etmek yerine, Türkiye kendi millî
menfaatlerine uygun olarak bugüne kadar ortaya koyduğu bakış
açısını devam ettirmelidir. Türkiye, özellikle Dicle ve
Fırat Nehirlerini uluslararası su olarak ortaya koyan tasarıya
da ret oyu vermiştir. O bakımdan, kabul edilmiş olmasına
rağmen, Birleşmiş Milletlerin bu Sözleşmesine, bu
Anlaşmasına Türkiyenin, özellikle kendi millî menfaatleri
açısından koyduğu bu ihtirazi kayıtlara göre bir millî
politika takip edilmesi gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, sınırı aşan sularla ilgili dünyada
iki yüz tane akarsu var. Ülkemizde de, biliyorsunuz, Meriç Nehri, Çoruh Nehri,
Aras Nehri, Kotur Çayı, Asi Nehri Afrin kolu, Fırat Nehri ve Dicle
Nehridir. Bu bakımdan, bunlar ya sınır oluşturuyor ya sınırı
aşıyor. Şimdi, bölgemizde Orta Doğuda ciddi bir su sorunu
problemi oluşacağına göre ve bir tehdit, gerilim
kaynağı oluşacağına göre, Türkiyenin, buradaki millî
politikasını kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemesi gerektiğini
düşünüyorum. O bakımdan, bu bölgede iki ülkenin suyu var; Türkiye ve
İranın, suyu bulunmayanlar da diğer ülkelerdir. Bu
bakımdan, Birleşmiş Milletlerin hazırladığı
su raporuna göre, 2025 yılında Türkiye su
sıkıntısı çekecek, 2040 yılında da elindeki su
rezervleri yüzünden Türkiyeye karşı tehdit oluşturulacak
girişimlerde bulunulabilecektir. Onun için, Türkiyenin, elindeki bu
imkânı, hem piyasa olarak hem kaynak olarak çok iyi değerlendirmesi
gerektiğini düşünüyorum.
Fransa eski
başkanlarından Mitterandın eşi Danielle Mitterand, 27 Ekim
2005 günü Fransada düzenlediği bir basın toplantısında,
Türkiyenin, Dicle ve Fırat sularını, kurmuş olduğu
barajlarla kelepçeleyip Suriye ve Irak halkını susuzluğa mahkûm
ettiğini dahi ileri sürmüştür. Görüyoruz ki, Irak ve Suriye,
aslında, bizden su bakımından daha zengin bir ülkedir.
Bugün bölgemizde,
özellikle İsrail ve Filistin arasındaki mesele ve
tartışmanın en önemli konuları da, bildiğiniz gibi, su
havzalarının paylaşımı konusudur. Çok önemli
anlaşma maddelerinde önemli bir sorun olarak ortaya koymaktadır. O
bakımdan, Orta Doğu bölgesi, Türkiyenin de içinde bulunduğu
Orta Doğu bölgesinin de su sorunu içerisinde olduğunu dikkate alarak,
bu su kaynaklarımızı, kendi millî menfaatlerimiz içerisinde
değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Değerli
arkadaşlarım, var olan kaynaklarımız, su
kaynaklarımızı verimli olarak değerlendiriyor muyuz? Böyle
bakıldığı zaman, bugün, teknik yönden, açıkçası,
110 milyar metreküplük kapasitenin 40 milyar metreküpünü kullanabiliyoruz, 70
milyar metreküplük kısmı kullanamıyoruz. Bu, bizim ihtiyacımız
olmadığından değil, ihtiyacımız var ama
ihtiyacımızı karşılayabilecek projelere
yönlendirmemiş olmamızdan dolayıdır. Dolayısıyla
Türkiyenin suya ihtiyacı vardır, fazla suyumuz yoktur, gelecekte de
suya ihtiyacımız olacaktır. O zaman, bu su kaynaklarımızı,
fazladır demeden kullanmamız gerekiyor.
Şimdi,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yaptığı
çalışmalara göre, 2030 yılına kadar, tarım sektöründe
27,5 milyar dolar, enerji sektöründe 21 milyar dolar, hizmetler sektöründe 20
milyar dolar, çevre sektöründe 3 milyar dolar yatırım
yapılması gerekir su kaynaklarının kullanılması
için; yaklaşık 71,5 milyar dolar.
Değerli
arkadaşlarım, mevcut bütçe tahminlerine göre -ki 2005
yılını vermişti Devlet Su İşleri, şimdiki
Sayın Bakan- su kaynaklarımızın geliştirilmesi için
geçmesi gereken süre kırk dört yıldır, kırk dört yıl.
Bu kaynaklarla su kaynaklarımızı milletimizin emrine vererek
sağlıklı bir şekilde kullanmak için kırk dört
yıla ihtiyacımız var. O zaman -yapmamız gereken husus-
muhakkak bu su kaynaklarımızın daha çabuk bir şekilde
geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlamamız
gerekmektedir.
Bugün
hidroelektrik santrali bakımından da gerekli
yatırımları yapmadığımızdan dolayı 86
milyar kilovat saat elektrik denize akmaktadır, bundan
yararlanamıyoruz.
Amerika
Birleşik Devletlerinin hidroelektrik potansiyeli yıllık 376
milyar kilovat saat iken bunun yüzde 86sını
gerçekleştirebiliyor. Petrol zengini ülkelerde, Norveçte yüzde 68,
Kanadada yüzde 52 iken Türkiyede hidrolik potansiyelin, teknik potansiyelin sadece
yüzde 20sini hayata geçirebilmişiz. Dolayısıyla daha hayata
geçirebilecek bir hidroelektrik potansiyelimiz var. Elektrikte böyle.
İllerimizde,
ilçelerimizde şebeke kayıplarının olduğunu dikkate
alırsak, yüzde 61inde sağlıklı suyun
olmadığını dikkate alırsak, ondan sonra da
belediyelerimizin yüzde 92sinde arıtma tesislerinin
olmadığını düşünerek su kaynaklarımızın
kirletildiğini düşünürsek, Türkiyede ciddi bir su yönetimi problemi
olduğu açıktır.
Bir taraftan su
üzerinde hâkimiyet kurmak isteyenlerin oluşturmak istediği piyasa ve
uluslararası anlaşmalar, diğer taraftan da kendi suyuna sahip
çıkamayan bir Türkiye. Bunu teslim edemeyiz, yapmamız gerekiyor.
Hangi yönetim modeliyle, nasıl olacaksa, bunu uluslararası
kartellerin emrine, bu piyasalara hâkim olacakların emrine vermeden ve
bununla ilgili, suyu, ticari bir meta olarak kullanarak su üzerinden kâr elde
etmek isteyenlerin emrine vermek yerine, kendi millî piyasamızı
oluşturacak ve buradan oluşturduğumuz kaynaklarla kendi ülkemize
yatırım yapabilecek bir noktaya getirmemiz gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, özellikle bütün bu gelişmeleri dikkate
aldığımız zaman, uluslararası seviyede
bakıldığı zaman, bakınız, 2004 Avrupa
Birliği İlerleme Raporunun ulus aşırı konular
başlıklı bölümünde şu ifade edilmektedir: Bölgede önemi
bulunan konulardan biri kalkınma ve sulama için gerekli suya
erişimdir. Ortadoğuda su konusunun stratejik önemi önümüzdeki
yıllarda artacaktır. Türkiyenin katılımıyla birlikte
su kaynaklarının ve altyapı projelerinin uluslararası
yönetimi (Fırat ve Dicle havzaları üzerindeki barajlar ve sulama
projeleri, İsrail ve komşuları arasında su alanında
sınır ötesi iş birliği) AB açısından önemli bir
konu hâline gelebilecektir.
Değerli
arkadaşlarım, bizim için millî olan bir mesele, AB için ulus
aşan bir konu olarak, bu konunun onların menfaatleri
doğrultusunda çözülmesi gerektiği ifade ediliyor. Dicle ve
Fıratın uluslararası su yönetimine terk edilmesi
Daha önce ne
demiştik? Dicle ve Fıratın uluslararası bir su
olmadığına dair, Hükûmetimizin bu konuda kaydı vardır.
İşte, Avrupa Birliği sürecinde, su kaynakları konusunda
getirilen uluslararası yönetimin de, millî bir politikayı
oluşturmamız önünde önemli bir engel olduğunu düşünüyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Vural, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
OKTAY VURAL
(Devamla) İşte, bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi
olarak, Dünya Su Forumunda, bu konularda farkındalık
oluşturmamız, millî bir politika takip edebilmemiz, su piyasamız
üzerinde başkalarının hâkimiyet kurması yerine kendimizin
hâkim olacağı bir su yönetimi politikasını
geliştirmemiz hayati derecede önem kazanmaktadır. Bu Su Forumunda
bunların dile getirilmesi, bu sorunların çözüme
kavuşturulması ve toplumun, karar vericilerin, bütün yerel
yönetimlerin bu konuyla ilgili bir eylem planı, bir stratejik plan
çerçevesinde meseleye bakması gerektiğini ifade ediyoruz. Onun için,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu Dünya Su Forumunun Düzenlenmesine İlişkin
Çerçeve Anlaşmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısını biz destekliyoruz. Türkiye, millî bir su
politikası ve millî bir su piyasası oluşturmak
durumundadır, kendi kaynaklarını kendi yönetmelidir. Bu
çerçevede hepinize saygılarımı arz ediyorum.
Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Vural.
AK Parti Grubu
adına Karabük Milletvekili Mehmet Ceylan.
Sayın
Ceylan, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ
GRUBU ADINA MEHMET CEYLAN (Karabük) Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin
Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bilindiği üzere, günümüz dünyasında, küresel
ısınma, iklim değişiklikleri, mevcut su
kaynaklarının verimli kullanılmaması gibi çeşitli
nedenlerle dünya ülkelerinin karşı karşıya kalmış
olduğu çeşitli su sorunları yoğun bir şekilde
konuşulmakta ve bundan sonra da, 21inci yüzyıl boyunca da
konuşulmaya devam edileceği gözükmektedir.
Bugün
görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının Genel
Kurulumuzda onaylanıp yürürlüğe girmesiyle birlikte, 2009
yılının Mart ayında Beşinci Dünya Su Forumunun
ülkemizde, İstanbulda toplanması mümkün olacaktır.
Dolayısıyla bu Forum münasebetiyle gerek ülkemizin karşı
karşıya kalmış olduğu su sorunları gerekse dünya
ülkelerinin karşı karşıya kalmış olduğu su
sorunları bu Forum boyunca tartışılacak,
değerlendirilecek ve kararlar alınacaktır. Bu vesileyle, tabii
ki 2009 yılı Mart ayında İstanbulda gerçekleşecek bu
Forum münasebetiyle dünyanın bu alandaki gözü bir kez daha Türkiye
üzerinde olacak ve Türkiye üzerinde odaklanacaktır. Bu açıdan,
ülkemiz açısından da bir fırsat olarak değerlendirmekteyim.
Değerli
arkadaşlarım, Beşinci Dünya Su Forumu ve Anlaşmasıyla
ilgili bilgiler vermeden önce, bu Forumda ev sahipliği yapacak olan
ülkemizle birlikte bu işi organize eden Dünya Su Konseyiyle ilgili çok
kısa olmak üzere bilgi aktarmak isterim.
Dünya Su Konseyi,
22 Mart 1996 tarihinde Fransanın Marsilya kentinde kurulmuş, kâr
maksadı gütmeyen, hükûmetler ve siyaset dışı,
ayrımcılık gözetmeyen bir sivil toplum kuruluşudur. Dünya
Su Konseyi, üyeleri aracılığı ile bütün dünyada su
konularına yönelik bağımsız ve tarafsız bir forum
olarak hizmet vermekte ve suyla ilgili her türlü konuyu gündemine almayı
hedeflemektedir.
Dünya Su
Konseyinin çeşitli ülkelerin kamu, özel sektör kuruluşlarından
üç yüze yakın üyesi olup, faaliyetleri, üyeler arasından seçilen 36
kişilik Yönetim Kurulu vasıtasıyla yürütülmektedir. Dünya Su
Konseyinin 36 kişilik Yönetim Kurulunda guvernör adı verilen 4 adet
Türk üye de yer almaktadır. Bu 4 Türk guvernörden birisi de,
seçildiği dönemde Devlet Su İşleri Genel Müdürü olarak hizmet
yürüten şimdiki Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Veysel
Eroğlu Beyefendidir.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiyede, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü başta olmak üzere, kamu ve özel sektörden kırka
yakın kuruluş Dünya Su Konseyinin üyesi bulunmaktadır. Dünya Su
Konseyinin önemli faaliyetlerinden birisi de, her üç yılda bir düzenlenen
Dünya Su Forumu ile bu çerçevede gerçekleştirilen Bakanlar Konferansı
ve Sergisini organize etmektir.
Ülkelerin sahip
oldukları bilgi ve deneyimlerin paylaşılmasına hizmet eden
Forum ve Sergi her dönem farklı bir ülkede gerçekleştirilmektedir.
16-22 Mart 2006 tarihleri arasında Meksikada düzenlenen Dördüncü Dünya Su
Forumu ve Bakanlar Konferansında, Türkiye, 2009 yılında
yapılacak olan Beşinci Dünya Su Forumu ve Bakanlar Konferansı
için ev sahibi ülke olarak seçilmiş bulunmaktadır.
Dünya Su Forumu
ve Bakanlar Konferansının, Birleşmiş Milletler Dünya Su
Günü olan 22 Mart esnasında, yani Mart 2009 tarihinde İstanbulda
düzenlenmesiyle su konusunda, biraz önce de ifade ettiğim gibi, ülkemizin
politikalarının etkin biçimde ortaya konulması
amaçlanmaktadır.
Beşinci
Dünya Su Forumunun 2009 yılında İstanbulda
yapılmasıyla ilgili olarak 24 Haziran 2006 tarihinde Fransanın
Marsilya kentinde bir çerçeve anlaşması imzalanmış
bulunmaktadır. Çerçeve anlaşma, Dünya Su Konseyi ile Türkiye
arasında ortak bir çabayla Beşinci Dünya Su Forumunun
planlanması, finansmanı ve uygulanmasını gösteren
ayrıntılı hedefleri ve prensipleri ortaya koymaktadır.
Forumla ilgili
olarak Dünya Su Konseyine karşı sorumlu ve ülke genelindeki
koordinasyonla görevli ana kuruluş olarak Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü belirtilmiştir.
Yine, bu Forumun
ve Bakanlar Konferansının gerçekleştirilmesindeki bu
organizasyonu Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yanı
sıra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve yine İstanbul Sular
İdaresi Genel Müdürlüğü, kısa adıyla İSKİ Genel
Müdürlüğü ortaklaşa düzenleyeceklerdir.
Forum, Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğünün önderliğinde Dünya Su Forumu ile
iş birliği içerisinde ülkemiz kamu, özel ve sivil toplum
kuruluşları desteğinde tertip edilecektir. Bu konuda 10
kişilik bir Forum Yönetim Kurulu ve bir Genel Sekreterya altında
faaliyet gösterecek üç adet de komite oluşturulmuş bulunmakta.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; Çerçeve Anlaşmanın
ek protokollerini kapsayan nihai anlaşma ise yaklaşık bir
yıl önce, 18 Ocak 2007 tarihinde Beşinci Dünya Su Forumu
Anlaşma Mektubu başlığı altında
imzalanmış bulunmaktadır. Yani, her iki anlaşma da
imzalandıktan sonra yaklaşık bir yıl, hatta daha fazla süre
geçmesine rağmen, maalesef tabii, geçen yıl, 2007 yılında
gerçekleştirilen seçimler ve benzeri münasebetle- şu ana kadar bu Anlaşma
Meclis Genel Kurulumuzda henüz onaylanmış değildir, işte,
bugün huzurunuza gelmiş bulunmaktadır. Bu Anlaşmanın bir
an önce Genel Kuruldan geçerek yürürlüğe girmesi, bu Forumun bundan
sonraki çalışmalarının hızlanması
açısından da önem arz etmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, Forumun toplam bütçesi 17,5 milyon avro olarak
öngörülmüş olup, bu bütçenin özellikle üç kuruluş arasında
-Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Vakfı, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ Genel Müdürlüğü
arasında- paylaşılması mutabakat altına
alınmış bulunmaktadır. Finansman açısından özellikle
üç kuruluşumuzun desteğiyle bu Uluslararası Forum ve Bakanlar
Konferansı gerçekleştirilecektir. Devlet Su İşleri
Vakfı, Forum bütçesinin muhasebesinden ve gerekli transferlerden sorumlu
kuruluş olacaktır.
Geniş
kapsamlı ve geniş katılımlı bir faaliyet olması
ve 2008-2009 yıllarında Forum çerçevesinde yapılacak bütün
çalışmaları ilgilendirmesinden dolayı, gerekli
hazırlıkların etkin ve donanımla yapılabilmesi
bakımından sözleşme belgelerinin bir an önce Meclis Genel
Kurulumuzda onaylanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Değerli
oylarınızla kabul edilecek Anlaşma ile Beşinci Dünya Su
Forumu çalışmaları hızlanacaktır. İnanıyorum
ki, bu organizasyonla, bu Forumla, ifade ettiğim gibi, dünyanın su
sorunları ülkemizde ve İstanbulumuzda Mart 2009 tarihinde bir kez
daha tartışılacak ve geleceğe yönelik politikalar
belirlenmiş olacaktır. İktidarıyla muhalefetiyle, kanun
tasarısına destek veren partilerimize teşekkür ediyorum. Kanunun
hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu vesileyle -her zaman söz alamıyoruz; tabii, bu
kanun tasarısı, Dışişleri Komisyonumuzun asıl
komisyon olarak görev yapmış olduğu bir komisyon olarak
gündemimize gelmiş bulunmaktadır-Sayın Başkanımın
izniyle ve sizlerin de müsamahasıyla, bizce önemli olan bir konuyu
gündeminize taşımak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bilindiği gibi, Dışişleri Komisyonu
yoğun olarak uluslararası sözleşmelerin onaylanmasıyla
ilgili kanun tasarılarını görüşen ve Genel Kurula sevk eden
bir komisyon olarak görev yapmaktadır ve Dışişleri
Komisyonunda her yıl yaklaşık 100-150 adet buna benzer
uluslararası anlaşma Komisyonumuzun gündemine gelmektedir. Her dönem
itibarıyla da yaklaşık 300 ile 500 arasında bir
uluslararası anlaşma Komisyonumuza gelmekte ve görüşülmektedir.
Ama, maalesef bir durum ortaya çıkıyor ki, bu Komisyonumuzda
görüşülen kanun tasarıları yeterince -Genel Kurulda zaman
bulunamadığı için- görüşülüp onaylanamamaktadır
maalesef. Bakın, geçen dönemde de -21inci Dönemden örnek vereyim- havale
edilen 316 anlaşma var Komisyonumuza. Bunların 148i, yani
yaklaşık yarısı kanunlaşmış, 157 adedi dönem
sonu kadük kalmış bulunmaktadır. 22nci Dönemde de 490 adet
uluslararası anlaşma, ülkemiz açısından önemli olan
anlaşma Komisyonumuza gelmiş, bunların 361 adedi Komisyonumuzdan
geçerek, Genel Kurulun onayından geçmiş ve yürürlüğe
girmiştir. Ama, dönem sonu itibarıyla 118 adedi kadük
kalmış bulunmaktadır. 22nci Dönemden bugüne, bizim dönemimize,
23üncü Döneme ise 118 adet, maalesef, kadük kalan uluslararası anlaşma
sarkmış bulunmaktadır. Bu dönemde ise 179 adet havale edilen
anlaşma bulunmaktadır. Şu ana kadar, bu anlaşmalardan
yaklaşık 62 tanesi Komisyonumuzda görüşülmüş ve bunlardan
24 adedi kanunlaşmış bulunmaktadır. 38 adedi Genel Kurul
gündeminde bulunmakta ve 117si de Komisyon gündeminde bulunmaktadır.
Tabii ki,
şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Geçen dönemden bu
döneme, yani 23üncü Döneme 118 adet anlaşma intikal etmiş durumda.
Her yıl da 100-150 tane yeni anlaşmanın geldiğini
düşünecek olursanız, bu anlaşmalar hızlı bir
şekilde artmaktadır. Tabii, burada ne oluyor değerli
arkadaşlar? Ülkemizi çok yakından ilgilendiren çok önemli
anlaşmalar, maalesef, Genel Kurulda görüşülemediği için
onaylanamamaktadır.
Bakın, daha
dün de gündeme geldi, Sırbistan-Karadağla ilgili bir
anlaşmayı iki yıl, üç yıl sonra, dün Genel Kurulda kabul
edebildik. O zaman Sırbistan-Karadağ Cumhuriyetiydi. Bu iki ülke
şimdi ayrılmasına rağmen, hâlâ daha
Sırbistan-Karadağ olarak geçti. Her ne kadar, Dışişleri
Bakanlığı yetkililerimizle bunu görüştük, bir sorun yok, Karadağ
da en kısa süre içinde o Anlaşmayı kabul edecek ve yeni bir
anlaşma yapılacak, o konuda sorun yok. Ancak, ülkemizi yakından
ilgilendiren bu tür anlaşmaların bir an önce Genel Kurulumuzun
onayından geçerek yürürlüğe girmesi önem arz etmektedir. Bunlar
arasında çeşitli serbest ticaret anlaşmaları bulunmakta,
ikili teknik işbirliği anlaşmaları bulunmakta, güvenlik
alanındaki anlaşmalar bulunmakta. Yani, çok çeşitli
anlaşmalar, maalesef, Genel Kurulumuzun gündeminde yer almaktadır.
Ama, bakıyoruz ki, işte, haftada iki gün kanunları
görüşebiliyoruz Genel Kurulumuzda. Bu gidişatla daha çok
uzayacağı gözükmektedir. O açıdan, grup başkan
vekillerimizden istirhamımız, Komisyon olarak, bu uluslararası anlaşmaların
daha süratle Genel Kurulumuzdan geçmesi hususunda desteğinizi ve
yardımınızı beklemekteyiz.
Bu vesileyle,
Beşinci Dünya Su Forumunun ve Çerçeve Anlaşmasının
ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum, destek
veren bütün partilerimize teşekkür ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -
Teşekkür ederim Sayın Ceylan.
Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Sayın
Kaplan, buyurun efendim.
DTP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce Uğur Mumcu,
İsmail Cem, Aydın Güven Gürkan ve ocak ayında yitirdiğimiz
birçok aydınımızın, yazarımızın anısı
önünde saygıyla eğilmek istiyorum. Umuyorum
Ocak ayı
karanlıklar ayıdır, katillerin ortaya
çıktığı bir aydır; ocak ayı, ocakların
söndüğü bir aydır. Daha nice siyasi cinayeti
araştırın, ocak ayında ortaya çıkar. Uluslararası
çetelerin, ajanların, nedeni ne olursa olsun, ülkemizde, bir hukuk
devletinde bu tezgâhların içine girmesi kabul edilemezdir. Bunu ifade
etmek istiyorum ve son günlerde özellikle Başbakanın da
açıkladığı, İçişleri Bakanının da
üzerinde durduğu son çete operasyonunda sonuna kadar gidilmesi
gerektiğini ve yüce Meclisin bu konuda tek yürek olması
gerektiğini, cinayet tezgâhlarının orduevlerinde artık
planlanmasının önüne geçilmesinin ve birilerinin kendini devletin ve
Meclisin üstünde görmesinin önüne geçilmesinin, hukuk devletinde yurttaş
güvencesinin sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Bu
karanlık cinayetler on beş yıl önce aydınlanmış
olsaydı, inanıyorum ki, bir çok cinayet sonradan işlenmeyecekti.
En son Diyarbakırda Gaffar Okkan cinayeti de ocak ayına denk
gelmiştir, onu da hatırlatmak istiyorum. Şu anda Antepte bir
çatışma sürüyor. Bütün bu konularda yüce Meclisin birlik olması
gerektiğini düşünüyorum.
Bugün önemli bir
konuyu görüşüyoruz aslında: Su. Su, bir ülkenin hayat
damarıdır. Tarihe baktığımız zaman, tüm
uygarlıklar su kaynaklarının olduğu yerlere kurulmuş.
Dünyanın en güzel şehirleri göllerin, denizlerin, nehirlerin
kıyılarında inşa edilmiş. Babilin, Ninovanın,
Sümerlerin, Medlerin, Urartuların, yüzlerce uygarlığın
tarihi gösteriyor ki, en güzel yerleşim yerlerinin odağında su
vardır. Cizreden Bircabelek Kalesinden kıyı kıyı
çıkarsanız, sizi kuşların hocası Fake Tayranın
evi karşılar. Dicle kıyısındaki aynı vadiden
yürürseniz, Asur kulelerini görürsünüz. Timurlenkin pençelerini kayalarda,
Asur kabartmalarını, Finike Kalesini, Alaaddin Kasrını ve
Kalesini, oradan, kaplıcalardan Hasankeyfe gelirsiniz. Ben her zaman,
bıkmadan usanmadan, bu vadiyi, bu tarihi hep sayacağım, çünkü
biliyorum ki, su, problemimizle direkt bağlantılıdır ve ne
yazık ki yakın zamanda Ilısu Barajının Hasankeyfi
yutacağı günler uluslararası finans şirketlerinin
iştahlarını kabartmaktadır. Elbette su hayattır;
tıpkı Nil, Mısır için nasıl hayatsa, Paris nasıl
ki Sen Nehrinin iki yakasında yerleşmişse, Romaya bakın,
Floransaya bakın, Kölne bakın Renin iki yakasında, dünya
şehirlerine bakın hep böyledir.
Türkiye
bulunduğu coğrafyada, tarihinde, ilkokul kitaplarında Orta
Asyadaki kuraklık nedeniyle yaşanan göçlerden gelinen Anadoluya
girişi ile başlar eğitim. Yakın zaman, Türkiye çok kurak
yıllar da geçirdi, belleklerimizdedir. 2007 yılı Ankara için
kara bir yıldır. Suyun sarnıcında bittiği
yıldır. Ankara hâlâ, başkent olarak, su sorununu çözememiş
bir şehrimiz olarak
Tabii ki, barajlar kuruyunca su duasına
çıkılırsa da yanlış politikalarla su duasından
yağacak yağmurları da sele döndürüp onları da faydasız
kılmak mümkündür. Sularımızı sadece içme, sadece sulama,
sadece bahçelerin yeşertildiği bir alan olarak görmek
yanılgısı körlüğünden de kurtulmak gerekiyor ve sormak
istiyoruz: Türkiyenin neden su ve deniz politikası yok? Su ve deniz
politikası olmayan Türkiyenin su ve deniz bakanlığı da
yok. Dikkat edin birbiriyle ne kadar bağlantılıdır. Su ve
deniz politikası olmayan Türkiyenin binlerce kilometre denizlerde
sınırı var. Asi Nehrinden Çoruha; Dicle, Fırattan, Mezopotamyadan,
Trakyaya kadar, Yeşilırmaktan Kızılırmaka kadar,
Karadenizden Ege, Gedize kadar bunca nehrin çağladığı bu
güzelim topraklarda son günlerde ilgi çekici doğa olaylarına
tanık oluyoruz.
Farkında
mısınız Beyşehir Gölü adım adım ölüyor.
Beyşehir Gölü ki, dünyanın en nadide göllerinden birisidir.
Farkında mısınız hemen yakınımızda Tuz Gölü
kuruyor. Farkında mısınız Hazar Gölü kuruyor, içindeki
batıklar çıkmaya başladı. Farkında
mısınız GAP projesiyle değişen denge, doğa
ilişkileri, Keban, Atatürk Barajıyla gelen, doğadaki bilimsel
olarak tespiti yapılan ekolojik kayma birçok yerde çeşmelerin,
kaynakların, ırmakların kuruduğunu gösteriyor.
Evet, İç
Anadolu çölleşirse Manavgat Şelalesi de kurur arkadaşlar.
Manavgat Şelalesi kaynağını, damarlarını nereden
alıyor ki? Denizden mi geliyor sular? Değil. Evet, biz bu konuda
ciddi bir su politikasına sahip miyiz? Su politikasını sadece
ülke ekonomisine, yaşamına, kültürüne katkısı olan, kendi
alanımız, kendi ulusal politikalarımız, kendi millî
politikalarımızı hapsedebileceğimiz bir sorun değil
ki. Siz, Dicleyi, Fıratı, Malatyadan, Erzincan
dağlarından doğduktan sonra Antepten
çıkışını durdurabilir misiniz veya Diclenin Haburdan
çıkışını durdurabilir misiniz? Evet, insanlık
Bazıları
diyor: Yönünü değiştirebilirsiniz, İskenderun Körfezine
akıtabilirsiniz. Tarihte bunun örneği yoktur. Tarihte
ulusların, devletlerin, halkların örf ve âdeti vardır.
Mezopotamya topraklarında hayat bulan Dicle ve Fırat, Suriyeden bir
baraj üzerinden geçip Basrada buluştuğunda, iki ülkenin hayat
damarını nasıl ilgilendiriyorsa veya Nil, doğduğu
Afrika topraklarından Akdenize ulaşana kadar kat ettiği
yolculuklarda kaç ülkeye hayat veriyorsa, o ülkelerin hepsinin bunda
hakkı, hukuku ve emeği ve de vereceği, yeşerteceği her
filizde hakkı vardır. O zaman, suları millî politikalara
hapsedemezsiniz. Suların, doğanın ne dini vardır ne etnik
kimliği vardır ne de öyle dar dar alanlara hapsedilecek, zapt
edilecek bir güç daha doğada yaratılmadı, hiç kimse bu gücü de
yaratamaz. Ama hayat verirken sular, hayat verirken nehirler, hayat verirken
göller denilir ki: Tarih bunlarla da vardı. O tarihe biz ne kadar sahip
çıkıyoruz?
O tarihin
kıyıcıklarında biraz dolaşırsak, Zeugma
harabelerine götürürüz kendimizi. Zeugmadan kıyı kıyı
Birecikten biraz giderseniz, sular altında kalmış köylerin,
minarelerin, hatta Malatyaya doğru gittiğinizde köprülerin ve yine
minarelerin, şehirlerin, hayatların, anıların, tarihin,
mezarların kaldığını görürsünüz.
Elbette ki,
ülkelerin kaderlerinde kader kararları vardır. Bazen kararlar verilir
ama hesaplamasını, planlamasını bilimsel olarak
yaparsanız, o ülkenin çıkarlarına uygun hâle getirirseniz,
iştahı kabaran yabancı finans şirketlerine ülkenin
toprağını teslim etmezseniz, ola ki kendi halkınız,
kendi yurttaşınız fazlasıyla bundan yararlanabilecek
politikalara erişirse o zaman doğru bir su politikasına
kavuşmuş olursunuz.
Doğrusunu
isterseniz, bugün üzerinde konuştuğumuz Beşinci Dünya Su Forumu
Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşmasını bu nedenle
anlamlı buluyoruz. Elbette ki, Türkiyeye biraz finansal olarak yükü
olacak. Organizasyonda da Sayın Bakanımız başta olmak
üzere, DSİ yetkilileri var. DSİ, finansman konusunda ve organizasyon
konusunda yer alacak.
Tabii, bir hafta
önce Plan ve Bütçe Komisyonuna bir yasa tasarısı geldi;
yap-işlet-devret, DSİ ile ilgili. Hani, bu yasa
tasarısını -Komisyondan geçti tabii- ben okuyunca bu suları
hep şekillendirdim; satılacak barajları, gölleri,
limanlarımızı
Çünkü, o yap-işlet-devret projesi, DSİ
kanunuyla -ki sıradadır, gelecek çok yakında, haftaya
muhtemelen- biliyor musunuz Harem, Kadıköy projesini, Karaköy projesini,
Istranca Dağlarını, bütün barajlarımızı, bütün
sularımızı, bütün göllerimizi, bütün
ırmaklarımızı AKP İktidarının insafına
ve vicdanına bırakacak.
AKP
İktidarı, eğer, bu korkunç güç ve yetkiyi aldığı
zaman yüce Meclisteki temsil oranını yok sayarsa yüzde 87lerde
deyip, oluşturduğu tüm komisyonlarda sayısal
çoğunluğuna güvenerek, özellikle 12 tane uluslararası komisyona
grubu olan bir partiden, Demokratik Toplum Partisinden tek üye almayarak,
dikkatinizi çekiyorum tek üye almayarak, birçok uluslararası dostluk
gruplarında 10 kişilik yönetimlerin çoğunu kendinden
oluşturarak, diğer partilerden bir tek -MHPden 1-2 kişi
komisyona aldılar, biliyorum, CHPden de bir o kadar- almayarak,
dışlayarak, dış gezilere tek başına giderek
Bakın, dikkat edin, hiçbir İç Tüzükte yok, grubu olan bir partiyi
her yerde, her alanda almak zorundasınız.
Katılımcılık, demokrasi, çoğulculuk budur. Hatta
sadece grubu olan partileri değil, burada grup oluşturmayan
Demokratik Sol Partiyi de, ÖDPyi de, Büyük Birlik Partisini de, genel
başkanlarını zaman zaman bu demokratik sürece katarsanız,
en azından bir fren vazifesi görür, bir denetim vazifesi görür, iki öneri
alırsınız, iki haklı eleştiri
alırsınız.
Şimdi,
buraya baktığım zaman, bu yasa tasarısında gerçekten,
yani bu su sorunu bize neye patlar? Şu andan, 2009u, 22 Martı,
Dünya Su Gününü düşünmek gerekiyor. Eğer Dünya Su Günü 22
Martı bugünden düşünmezsek, planlamasında yüce Meclisin bütün
seslerinin ve renklerinin katılımını sağlayamazsak ve
oradaki forumlarda, özellikle projelerde farklı partilerin
görüşlerini yansıtamazsak, korkuyorum ki, Meksikada yapılan son
Su Forumunun Latin Amerikada ve bu ülkelerdeki su kaynaklarının
finans, kullanım ve kredilendirmesi çerçevesine dönen ve hiç de sivil
olmayan, akçeli bir görünüm arz eden bir toplantıya dönüşür.
Şimdi,
bakıyoruz, üç yüze yakın sivil toplum örgütünün bu Forumda bir araya
geldiği söyleniyor. Şimdi, 1996 tarihinde Marsilya kentinde kurulu,
kâr maksadı gütmeyen -ki, bu bana inandırıcı gelmiyor- ve
hükûmetler ve siyaset dışı ayrımcılığı
gözetmeyen bir sivil toplum kuruluşudur. Demek ki, o zaman ya bu
doğrudur -ki, doğru olabilir- o zaman biz yanlış
taraftayız.
Bakın, bizim
sivil dediğimiz üyelerimize: Sayın Bakan, o zaman Devlet Su
İşleri Genel Müdürü, devletin kurumu, Sayın Bakan o zaman,
sivil, Hükûmetin emrinde bir bürokrat, çok sivil! Devam ediyorum: Su dedik
enerji ve güvenlik politikasıyla bire bir bağlıdır. Doğan
Altınbilek, Uluslararası Hidroenerji Birliği Başkanı.
Çünkü, suyumuza baraj kuracaklar ya, Hasankeyfi sular altında
bırakıp dört tane bankaya, Avusturya, İsviçre, Alman
bankasına otuz yıl para aktaracağız. Biliyoruz. Allah için
şu Hasankeyfin kotunu biraz düşürün de Hasankeyf sular altında
kalmasın, yine enerji, yine elektrik, yine alınabilir diyen bilim
adamlarını bile dinleme zahmetini
Hiç olmazsa, bu Forumda dinleme
imkânı olur.
Şimdi, yine
çok sivil bir forum bu! Bu sivil Forumda Türkiyenin sivillerine
bakıyoruz: Türkiye Müteahhitler Birliği Genel Sekreteri!
Arkadaşlar, müteahhitlerin sivil olduğunu biliyordum, ama bu kadar da
sivil Müteahhitler Birliğini de ilk defa burada gördüm. Yani müteahhit
var, yap-işlet-devret için hazır potansiyel, alacağız Dünya
Bankasından veya Avrupa Kalkınma Bankasından kredileri bilmem
yüzde kaç faizle, ondan sonra ülkeyi ipotekleyeceğiz, ülkeyi
satacağız, satacağız, vereceğiz,
imzalayacağız, ondan sonra sivil forum diyeceğiz, sular
üzerinde şarkılar söyleyeceğiz, kuğular gezdireceğiz,
Kuğu Balesini izleyeceğiz belki sosyal etkinliklerde. Hayır, bu
Forum para kaynaklıdır, ekonomi kaynaklıdır. Bu Forum Dünya
Bankası ve Avrupa Kalkınma Bankası başta olmak üzere diğer kaynaklara resmen su
kaynaklarını nasıl kullanabiliriz alanını açma
forumudur. Bu Forumu o kadar insani, o kadar sivil olarak görüyorsak, TEMA
Vakfı o vakfın kuruluşunda yer alırdı. Eğer
görüyorsak, çok daha -su konusunda Türkiyede en azından on tane dernek
biliyorum- su havzalarının korunmasıyla ilgili bir sivil dernek
buranın üyesi olurdu. Üstelik daha sonra Sayın Bakan, Rezve
Deresinden su alıp İstanbulun içme suyunu sağlarken,
Istrancaların Longoz ormanlarından geçip, bu doğa
harikasından, doğal park alanı ilan edilen ve Dünya Bankasıyla
beraber yapılan bu alandan suyu geçirerek götürmeyi düşünürken, bu
Foruma destek vereceğiz, bu Forumun takipçisi olacağız, bu
yasanın çıkmasına destek vereceğiz, bu Forumu da adım
adım izleyeceğiz.
Bu ülke ne bizim
ne sizin ne AKPlilerin ne bir başka partinindir. 70 milyon
çıktı son sayımda nüfusumuz. Çocuklarımızın ve
doğacak bebeklerin hepsinin geleceği bu su kaynaklarında ve
enerji politikalarındadır ve bunun uzun erimli stratejik
planlaması ve ülke güvenliği açısından da planlanması
konusunda duyarlılık göstereceğiz, bu
duyarlılığımızı oraya taşıyacağız.
Ama, bunu taşırken Hükûmetten buradan açık açık talepte
bulunuyoruz ve çok net söylüyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Buyurun Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.
HASİP KAPLAN
(Devamla) Yönetimin 4-5 kişisi de üstelik ülkemizden, yine ismini
saydıklarımız.
Ne olur,
Türkiyedeki gerçek sivil toplum derneklerini çağırın, doğa
derneklerini çağırın, su kaynaklarıyla ilgili dernekleri
çağırın. Ne olur, GAPta -GAP İdaresi ki, bunun
başını çekiyor- hâlâ o sular yüzde 15 oranında sulama
sınırındadır. Onun için Şanlıurfada,
Diyarbakırda bir toplantı düzenleyin. Beyşehir Gölü için
Beyşehirde toplantı düzenleyin. İlgi
sorunlarımızın olduğu kaynak alanlarda yapın ve
Diclenin olduğu yerde, sınır ötesi gerilim noktalarında da
bir toplantı düzenleyin. GAP İdaresi oraları da görsün. Biz de
katılalım. Ama, mutlaka bütün grupları katın. Bu size de
çok şey katacaktır.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Tasarının
tümü üzerinde, şahsı adına, Isparta Milletvekili Haydar Kemal
Kurt.
Buyurun
Sayın Kurt. (AK Parti sıralarından alkışlar)
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 74 sıra
sayılı Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin Çerçeve
Anlaşma İle Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
üzerinde şahsi fikirlerimi açıklamak için söz almış
bulunmaktayım.
Muhterem
arkadaşlar, 22 Mart 1996 tarihinde kurulan Dünya Su Konseyi,
sınırlı tabiat imkânlarından olan, kaynaklarından olan
ve insanlık için, hayat için gerekli olan, vazgeçilmez bir kaynak olan su
üzerine, tüm insanlığı ve yaşayan canlı tüm
hayatı ilgilendiren bu vazgeçilmez kaynakla ilgili olarak,
uluslararası anlamda yapılacaklarla ilgili çalışmalar için
kurulmuş bir yapı. Bu yapı, 300e yakın üyesi olan,
ülkemizden de ilgili kuruluşların üye olduğu bir yapı.
Dünya Su Konseyi, dünyadaki su problemlerine dikkat çekmek ve çözüm yollarını
bulmak, insanın ortak problemi üzerinde gelişen düşünceleri
paylaşmak maksadı ile birçok faaliyet içerisinde, bunlardan birisi de
Dünya Su Forumu. Mart 2009 tarihinde ülkemizde gerçekleştirilmesi
noktasında ülkemizin talip olduğu ve bir önceki toplantının
yapıldığı Meksikada, 2006 Mart ayında düzenlenen
dördüncü toplantısında Türkiyeyi ev sahibi olarak seçmiş ve
buna ilişkin olarak Dünya Su Konseyi ile Haziran 2006 tarihinde bir
çerçeve anlaşma yapılmış. Şimdi, bu çerçeve
anlaşma, uluslararası bir anlaşma olarak Meclisimize geldi.
Meclisimiz kabul ederse Dünya Su Forumunun beşinci ev sahipliğini
ülkemiz yapacak.
Son
yıllarda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de suya ilişkin
problemler gittikçe artmış, gerek kuraklık gerek küresel
ısınma gerekse suyun tüm insanlık için olan değeri fark
edilmeye başlanmış. Bu anlamda, ülkemizin böyle bir yapı
içerisinde olması ve böyle bir toplantıya, foruma ev sahipliği
yapıyor olması bizler için önemli.
Biraz önce,
milletvekili arkadaşlarımız konuya ilişkin olarak
görüşlerini belirttiler. Su bir ihtiyaç. İhtiyaç, aynı zamanda
stratejik bir değer. İşte, insanlığın bunu
konuşacağı ortamda bizlerin bulunması, bizlerin bu hususta
ev sahipliği yapması herhâlde ilgisiz kalmaktan daha iyi olsa gerek.
Tabii burada yapılan değerlendirmeler, bu forumda ülkemizi temsil
edecek olan insanların her kelimesini, her cümlesini dikkatle
izlediği, dikkatle değerlendireceği bir husus.
Bu çerçeve
içerisinde ben, bu anlaşmayla, ülkemizin su sorunları kadar
insanının su sorunlarının da tekrar dünya gündemine
geleceği ve ülkemizde, bireysel tüketimden toplu tüketime kadar,
tarım alanında, sanayide, birçok alanda kullanmış
olduğumuz bu değerin, özellikle geçen yıl yaşamış
olduğumuz kuraklık da dikkate alındığında ne
kadar önemli olduğunu tekrar hatırlamamıza ve bu anlamda
yapılacak olan çalışmalara daha fazla enerji, daha fazla önem
vermemiz gerektiğine faydalı olacağını
düşünüyorum. Bu anlamda, tasarının kabul edilmesi, Forumun
ülkemizde gerçekleştirilmesi faydalı olacaktır.
Ben, kanuna
ilişkin olarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz
almıştım. Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Kurt.
Hükûmet
adına Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu.
Sayın
Bakanım, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bendeniz, bu
Beşinci Dünya Su Forumu hakkında kısa bir bilgi arz
edeceğim. Daha sonra, saygıdeğer milletvekillerimizin
konuşmalarında ifade ettikleri bazı hususlar hakkında da
açıklamalarda bulunacağım.
Bir kere, Dünya
Su Konseyi, su konusunda dünyada en önemli sivil toplum
kuruluşlarından birisi, 300den fazla üyesi var, Türkiyede kamu
kurumları, sivil toplum kuruluşları da üyeleri arasında. Bu
Konsey gerçekten çok önemli faaliyetler yapıyor, araştırma
geliştirme faaliyetleri yanında, bilhassa birincisi Fasta olmak
üzere, ikincisi Hollandada, üçüncüsü Japonyada, dördüncüsü Meksikada ve
beşincisi de Türkiyede, İstanbulda olmak üzere çok önemli
toplantılar gerçekleşiyor. Bu toplantılar her üç yılda bir
gerçekleşiyor ve toplantılara katılım çok fazla. Özellikle
şunu ifade edeyim: Japonyadaki katılım takriben 23 bin
kişiydi. Meksikaya ben de katıldım. Meksikada çok önemli bir
toplantı yapıldı. Bu toplantıya 18 bin civarında,
dünyanın bütün ülkelerinden uzmanlar, her türlü bu konuda karar vericiler,
mahallî idare yöneticileri, parlamenterler katıldığı gibi,
ayrıca 135 ülkenin bakanları katıldı, bakanlar
toplantısı gerçekleşti. Bunun dışında, Foruma
paralel çok sayıda oturum gerçekleştiği gibi, aynı zamanda
büyük bir sergi de yapıldı.
İstanbulda
Mart 2009da yapılacak olan bu büyük toplantı gerçekten bizim için
çok önemli. Türkiyede şu anda çok büyük talep var. Takriben 20 bin
kişinin katılacağını tahmin ediyoruz ve sadece 20 bin
uzman, bu konuda özellikle profesyonel yönetici, kamu kurumu ve diğer
sivil toplum kuruluşları yöneticileri, karar vericiler,
parlamenterler, hepsi bu toplantıya katılacak. Hazırlık
yapıyoruz zaten, hazırlıklar devam ediyor.
Bunun
dışında, bir de ülkemizdeki sanayinin dışarıya
tanıtılması açısından -çünkü bakanlar gelecek, genel
müdürler, bütün yöneticiler, karar vericiler gelecek- orada gerçekten büyük
çapta bir sergi, fuar da açılacak. Bunun dışında, takriben
140 ülkeden bakanların hatta başbakanların geleceğini
bekliyoruz. Böylece, sadece Forum değil, aynı zamanda sergi, fuar ve
bir de bakanlar konferansı gerçekleşecek. Yalnız özellikle
şunu belirtmemde fayda var: 2009 yılında gerçekleşecek olan
bu Forum, sergi, bakanlar konferansı, sadece bir haftalık faaliyet
değil. Bu faaliyet, aslında, Meksikadan sonra hemen Türkiyede
başladı. Şu anda, Türkiyede pek çok yerde bölgesel
toplantılar yapılıyor, hatta yurt dışında da
yapılacak. Şu anda, misal olarak -az önce Sayın Milletvekilimiz
ifade etti bazı bölgesel toplantılar Türkiyede yapılsın
diye- ben hemen söyleyeyim: Ankara, Konya, Antalya, Edirne, Afyonkarahisar,
Isparta, Van, Erzurum, Şanlıurfa, İzmir gibi pek çok bölgemizde,
Devlet Su İşlerine ait bölgelerde bölgesel toplantılar
yapılacağı gibi, bunun dışında, özellikle bu
yıldan başlamak üzere yurt dışında, Balkanlarda,
Kafkaslarda, Orta Doğuda, hatta Amerikada, Avrupada, Rusyada,
yaklaşık sekiz dokuz tane büyük bölgesel toplantı
yapılacağı gibi, hazırlık olmak üzere, 2008
yılı Martında da İstanbulda, 2009 yılına
hazırlık olarak 2 bin kişilik bir hazırlık
konferansı, sergisi de gerçekleşecek. Bunu da haber vereyim.
Yani,
aslında, bu Forumun Türkiyede gerçekleşmesi gerçekten çok
önemlidir, bunu sağlamamız bizim için büyük başarıdır,
çünkü çok büyük talep vardı. Zira, bu Forumun sadece ülkeler
arasındaki, özellikle ilim adamlarının, uzmanların bilgi
alışverişi yanında, birtakım ortak çalışmalar,
turizmin gelişmesi, ülkemizin tanıtılması, İstanbulun
tanıtılması açısından da çok önemli olduğunu
biliyorum. Aynı zamanda, Türkiyede kongre turizminin gelişmesi
açısından da önemli bir adımdır çünkü dünyadaki en büyük su
toplantısı forumudur. Onu özellikle belirtmek istiyorum.
Şimdi, bu
arada bazı sualler oldu. Müsaadenizle bunlara da cevap vermek istiyorum.
Bir kere, Türkiyede, suyun, zaten şu anda, Sayın
Başbakanımızın talimatıyla, tek elden yönetilmesi
yönünde bir çalışma yapıldı. Bildiğiniz gibi, Devlet Su
İşleri de Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmak
suretiyle, suyun yönetiminde ciddi bir birliktelik sağlandı. Bu bana
göre çok önemlidir. Sanıldığı gibi değil, şu anda
Devlet Su İşlerinin kısa, orta ve uzun vadeli planlamaları
vardır. Tabii bunu anlatmak saatler alır, ancak ben birkaç tane misal
vermek istiyorum. Misal olarak, Beyşehir Gölünün öldüğünden
bahsettiler. Efendim, şu anda Beyşehir Gölü ölmüyor, Beyşehir
Gölü yaşıyor. Zira orada şu anda her yıl Beyşehir
Gölüne boşa akan -Sayın Milletvekilimizin de ifade ettiği gibi-
suların değerlendirilmesi maksadıyla Derebucakta Profesör
Doktor Yılmaz Muslu Barajı inşa edildi. Gembos derivasyonuyla
yılda 135 milyon metreküp Beyşehir Gölüne su akıyor. Şu
anda Beyşehir Gölünde su seviyesi yükseliyor. Herhangi bir problem olmayacak.
Gerek Bafa Gölü, Beyşehir Gölü, diğer göllerin hepsi ele
alınıyor teker teker. Şu anda biz sadece gölleri değil,
sulak alanları da kurtarmak için gerçekten ciddi adımlar attık.
Misal olarak, özellikle Develideki Sultan Sazlığı yakında inşallah
-Zamantı Tüneli açıldı- Zamantı Tünelinden buraya su
takviyesi suretiyle mutlaka kurtarılacak. Yani planlamalar
yapılıyor, ancak zamanımız sınırlı
olduğu için bu konuya fazla temas etmek istemiyorum.
GAPtaki
yatırımlar yapılıyor. Hükûmetimiz GAPı öncelikli
proje olarak ele aldı. Yani GAPta
Özellikle şunu söyleyeyim:
Derelerin satılması diye bir şey söz konusu değildir. Bu
yanlış anlaşılıyor. Bizim
yaptığımız sadece şudur: Boşa akan, hidroelektrik
potansiyeli değerlendirilmeyen bu dereler üzerinde özel sektörün de
yap-işlet benzeri, yani Su Kullanım Hakkı Yönetmeliği
çerçevesinde bunları yapıp enerji üretip satması, devletin
hiçbir mali yükümlülüğü olmadan, hatta bazılarında, çok fazla
talep olanlarda ne kadar fazla katkı payı verecekse bu seçimi onların
yönünde tercih etmek suretiyle gerçekten çok önemli adım
atılmıştır ve kısa zamanda, dört beş yıl
içinde en az 15 bin megavat, yani 40 milyar kilovat saatlik bir enerjinin de
özel sektör tarafından devreye alınacağını,
ayrıca Devlet Su İşlerinin de zaten hâlihazırda yürümekte
olan enerji yatırımlarının devam ettiğini özellikle
vurgulamak istiyorum.
Bunun
dışında, şehirlerle ilgili
Biliyorsunuz şehirlerle
ilgili problemler büyük ölçüde çözüldü, herhangi bir problem yok.
İnşallah
Kısa vadeli değil, biz sadece günübirlik
değil, 2023, hatta 2040 yılı planlamalarını
yapıyoruz şu anda. Yani şehirlerin içme suyu temininde, kullanma
suyu temininde, sanayi suyu temininde bir problem olmayacak.
Yatırımları zamanında yapıyoruz, planlıyoruz.
Sulamalarda
yap-işlet-devretten bahsedildi. Efendim, sulamalarda yap-işlet-devret
firmalara yapılan herhangi bir menfaat temini değildir.
Yıllardır merkezî yönetim bütçesiyle yapılamayan -Devlet Su
İşleri yanında- işleri bir an önce hızlandırmak
açısından -ben Bütçe Plan Komisyonunda da izah ettim- bunları
yap-işlet-devret esasına göre yapsın -baraj bitmiş- sulama
tesisini yapsın, işletsin. Bunu çiftçi ödeyebildiği kadar
ödeyecek, ödeyemediği kısmını
Zaten Yap-İşlet
Kanunu var, 3996 işliyor. Bizim yaptığımız, çiftçinin
ödeyemediği kısmını merkezî yönetim bütçesinden ödeyelim
şeklinde, böyle bir imkân sağlandı. Katkı payı,
merkezî hükûmet katkı payı. Yani çiftçiye bir nevi destek, projelerin
bir an önce gerçekleşmesi açısından. Bu, bana göre, şu ana
kadar yapılan en büyük adımdır. Birinci büyük adım
hidroelektrik santrallerde attığımız adımdır,
ikinci adım budur. İnşallah, yüce Meclise yakında gelecek
-Bütçe Plan Komisyonundan geçti- geçtikten sonra hemen uygulamaya
başlayacağız.
Şimdi, bir
de Antalya Milletvekilimiz Sayın Hüsnü Çöllü özellikle Beşinci Dünya
Su Forumunun organizasyonundan bahsederken İSKİye temas etti.
Değerli
dostlar, İSKİnin, İstanbulun 1994 öncesi ne hâlde olduğu
herkesin malumu, bütün İstanbulun malumu. Allah aşkına bunu
-benim eski hatıralarımı depreştirdiniz- izah edeyim: Ben 5
Mayıs 1994te üniversitede ana bilim dalı başkanı iken,
kürsü başkanı iken İSKİ Genel Müdürlüğünü ilave olarak
yüklendiğim zaman bazı bölgelere on beş günde bir su
veriliyordu. İSKİ skandalı yüzünden İSKİ
çalışanları Ben İSKİde çalışıyorum.
demekten utanıyordu
ATİLLA KART
(Konya) Sayın Bakan, İGDAŞtan da söz eder misiniz?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)
ve 1 milyar dolar -burada
İstanbullu milletvekillerimiz var, İstanbulda yaşayanlar var-
borcu vardı.
ATİLLA KART
(Konya) İGDAŞtan söz eder misin Sayın Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Her gün haciz memuru geliyordu.
Şimdi, böyle bir İSKİyi devraldım ben. Peki ne
yaptık?
ATİLLA KART
(Konya) İGDAŞtaki yolsuzluktan söz eder misin Sayın Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bakın, beyler
(AK Parti
sıralarından alkışlar)
ATİLLA KART
(Konya) İGDAŞtan söz edin, İGDAŞtan.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şunu da özellikle söylüyorum, bunun
kayıtlara geçmemesi için ben bahsetmiyordum şimdiye kadar, ama demek
ki bunları bahsetmek gerekiyor. Ben kayıtlara geçmesi için bunu da
Meclis Başkanlığına vereceğim.
Bakın biz ne
yaptık: Biz
ATİLLA KART
(Konya) Sayın Bakan,
İGDAŞ ne oldu, İGDAŞ?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) İGDAŞı da
anlatacağım, İGDAŞı da anlatacağım.
Bakın, su
yoktu. 160 bin metreküplük hazne kapasitesi vardı, biz bunu 5 misli
artırdık. Bakın sizin bahsettiğiniz düktil font borular
Benden önce düktil font borular alınıyormuş, fakat inanır
mısınız yüzde 100 zamlı alınıyormuş,
pahalı. Nasıl alındığına dair ileride izah
edeceğim, hatıralarımı yazacağım. Suyun yüzde
65i boşa akıyordu, kayıptı beyler! Su yok ortada. On
beş günde
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyunu ne yaptınız Sayın Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)
yirmi günde su verdiğimiz alanlar
vardı, boşa akıyordu.
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyundan haber versene!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Ben hepsini haber vereceğim merak
etme, hepsini haber vereceğim.
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyunu anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Netice itibarıyla bakın
ATİLLA KART
(Konya) On beş yıl önceyi bırakın da Ankarayı
anlatın, Ankarayı!
ÇEVRE VE
ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU
(Devamla)
yüzde 65i boşa akıyordu, biz
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyunu anlat!
ÇEVRE VE
ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU
(Devamla) Bakın, bu düktil font
boruları
ATİLLA KART
(Konya) Günümüzü anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)
5.900 kilometre, yüz yılda bu
kadar yapılmış, biz bunu 11 bin
ATİLLA KART
(Konya) Ankarayı anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Müsaade eder misiniz
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Bakanı dinleyelim efendim.
ATİLLA KART
(Konya) Ankarayı anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Müsaade eder misiniz konuşayım.
Rahatsız mı oluyorsunuz?
ATİLLA KART
(Konya) Ankarayı anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Niye rahatsız oluyorsunuz?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) Sayın Bakan, ciddiye almayın!
ATİLLA KART
(Konya) Ankarayı anlat!
BAŞKAN
Sayın Kart, lütfen
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.
BAŞKAN
Arkadaşlar, Sayın Bakanı dinleyelim.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Neticede, 11.785 kilometre boru
ulaştırdık ve yüzde 98ini tamamen yeniledik. Peki, ne oldu?
Geçmişte alınıyordu, fakat çok zamlı alınıyordu.
Biz ne yaptık? Biz, düktil font boruyla ilgili tröst vardı, al gülüm
ver gülüm, bizden önce. Yönetmelik falan yoktu. İlk defa İSKİde
İhale Yönetmeliğini biz çıkardık. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Tamamen Kamu İhale
Yönetmeliğine uygundur. Lütfen baksınlar.
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) Devlet sizinle mi başladı?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bunun dışında,
değerli milletvekilleri, özellikle şunu belirteyim: Bu tröstü
yıktık. Çok daha iyi, kaliteli, son teknolojiye göre
yapılmış, imal edilmiş boruları yüzde 40 ucuz
aldık. Geçmişte 1.000 kilometre boru yerine, biz aynı parayla
1.750 kilometre aldık (AK Parti sıralarından alkışlar)
ve bununla ilgili gazeteden bahsediyorsunuz ve onların hepsine de tazminat
davası açıldı
YAŞAR
AĞYÜZ (Gaziantep) Kâğıt üzerinde öyle Sayın Bakan!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)
ve büyük tazminat paraları da
kazandım. Burada Değerli Bakanımız onu biliyor zaten,
kendisi de şahittir.
ATİLLA KART
(Konya) Kim kimin şahidi?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Tazminat paralarını da
kazandık. Ayrıca, müfettişler geliyordu sürekli, her hafta bir
müfettiş gelirdi. Allaha şükür, yüzümüz ak, alnımız ak.
ATİLLA KART
(Konya) Kim kimin şahidi?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - 1 milyar dolar borç ödediğimiz gibi,
600 tane tesis bitirdik. İstanbul geçmişte bataklıktı
Haliçiyle, dereler pislik akıyordu, su akmıyordu. Yirmi dört saat
kaliteli, Dünya Sağlık Teşkilatının tariflediği
standartlardan çok daha kaliteli su her daim akıyor. 7 milyon nüfus 14
milyon oldu, yine akıyor. Haliç tamamen lağım çukuruydu, dikkat
edin. Haliç ne hâle geldi? Şu anda 33 tür balık var. Denizlerde
şu anda yaz aylarında yüzülebiliyor. Onunla ilgili detaya girmeyeceğim.
Demek ki hatıralarımı bir an önce yazmam gerekiyor.
BAŞKAN
Sayın Bakanım, su forumuyla ilgili görüşlerinizi
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyunu anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Ankaranın suyundan da bahsedeyim.
ATİLLA KART
(Konya) Ankaranın suyunu anlat!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, Ankaranın suyu, şu
anda Ankaranın suyu akıyor. Siz ona bakın. Ankaranın suyu
akıyor mu akmıyor mu? Şu anda akıyor. Bütün Türkiye
Bakın
sadece Ankara değil.
ATİLLA KART
(Konya) Ankarada su sorunu yok mu şu anda?
NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) Su sorunu her yerde var.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şu anda Ankarada bir problem yok,
şu anda akıyor, akmaya devam edecek. Gerekli çalışmalar
yapılıyor. Bakın, daha önce
ATİLLA KART
(Konya) İGDAŞta dokunulmazlığınızı
kaldıracak mısınız?
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) Ciddiye almayın Sayın Bakan.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi, efendim, onlara cevap
veririz. Lütfen, yerinizden konuşmayın.
BAŞKAN
Sayın Bakanım, şu su forumuyla ilgili görüşlerinizi izah
ederseniz
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Değerli arkadaşlar,
İGDAŞta
İflas etmiş bir İGDAŞ vardı. Abone
sayısı 165 bindi.
ATİLLA KART
(Konya) Dokunulmazlığınızı kaldırmaya
cesaretiniz var mı Sayın Bakan? O cesaretiniz var mı
İGDAŞta?
SONER AKSOY
(Kütahya) Dinle kardeşim ya!
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Doğal gaz İstanbulun hiçbir
yerinde yoktu, birkaç yerinde vardı. Kısa zamanda bu abone
sayısını -Sayın Başbakanımız büyükşehir
belediye başkanı olduğu zaman- 165 binden biz 1 milyon 650 bine
çıkardık. İstanbulun her tarafında doğal gaz
yaygınlaştı.
ATİLLA KART
(Konya) İGDAŞ yolsuzluğundan söz eder misiniz Sayın
Bakan?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Hava kirliliğinden geçilemiyordu
daha önce. Lütfen, gazetelerin promosyon olarak gaz maskesi
dağıtımı yaptığını
hatırlamıyor musunuz? Kaldı ki bunu söyleyen Antalya
Milletvekili, bildiğim kadarıyla.
Peki, aynı
zihniyet daha önce Antalyada belediye başkanlığı
yaptı. Şimdiki Antalyanın hâline bakın. Ben Antalyaya
devamlı gidiyorum. Bakıyorum, bir kavşak açılmış,
yeni, modern bir kavşak. Ya bu ne zaman yapıldı? diyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Helal olsun. Fark bu
işte, fark bu.
SONER AKSOY (Kütahya)
Baykal da şaşırıyor bu işe.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Gerçekten herkes
şaşırıyor. Herhâlde sayın milletvekilleri Antalyaya
değil de başka yere mi gittik diye sanıyorlardır, o kadar
hızlı yürüyor ki.
SONER AKSOY
(Kütahya) Aynen öyle.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Ben hatırlıyorum, Antalyada
her zaman taşkınlar olurdu şehir içinde. Şimdi
taşkın var mı? Kısa zamanda bütün kanallar
yapıldı.
Bakın,
değerli arkadaşlar, lütfen yapılan çalışmaları
takdir edin. Bir hata varsa hep birlikte üzerine gidelim, ama lütfen insanlarda
bu takdiri
Taltif kelimelerinin lügatten silinmesine göz yummayın. Yeter
ki takdir edin çalışanları, hata varsa hep beraber üzerine
gideriz.
Ben şu ana
kadar aşağı yukarı bin iki yüz tane tesis açtım.
Hiçbir kişiye nasip değildir. Sayın
Başbakanımızla beraber, Allaha şükür, hepsini temel
attığımız gün açılış tarihini söyledik ve
zamanında bitirdik. Bu ancak yürek ister -böyle bir şey söylemek-
şevk ister, millet sevgisi ister, bayrak sevgisi ister, vatan sevgisi
ister, bilgi ister, tecrübe ister. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Dolayısıyla Allaha şükür o da bizde var.
MEHMET ALİ
SUSAM (İzmir) Bu Mecliste herkeste var vatan sevgisi, millet sevgisi.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Özellikle şunu ben ifade edeyim: Bu
herhâlde bu kadar yeter. Bunu da ben teslim ediyorum. Lütfen
Milletvekilimize
de göndereceğim. Lütfen, bakarlarsa memnun olurum.
Şimdi,
gelelim Dünya Su Forumuna. Elbette, bu Dünya Su Forumunda parlamenterlerimize
özellikle ihtiyacımız var, çünkü parlamenterlerin desteğine de
ihtiyacımız var. Sizlerin, uygun gördüğünüz bütün sivil toplum
kuruluşlarının buraya katılması, fikirlerini
çarpıştırmaları, tenkit ve tavsiyelerini yapmalarından
biz büyük mutluluk duyarız gerçekten. Dolayısıyla herkesi davet
ediyorum, gerek bölgesel toplantılara gerek Foruma.
Biz fikirlerin
tahdit edilmesinden, sınırlandırılmasından yana
değiliz. Herkes fikrini açık bir şekilde söylesin.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) Sayın Bakan, forumlara daveti kabul ettik.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Çünkü, özellikle şunu belirteyim,
Ziya Paşanın meşhur sözü var: Barikai hakikat müsademei
efkârdan neşet eder. Manası, biraz günümüzün Türkçesine çevirirsek:
Hakikat kıvılcımı fikirlerin çatışmasından
ortaya çıkar. Dolayısıyla, lütfen, hep birlikte fikirleri
çatıştıralım. En güzel şekilde, dünyada hakikaten
herkese örnek olacak şekilde bu forumu yapalım.
Herkesten
yardım istiyorum, destek istiyorum. Özellikle Beşinci Dünya Su
Forumunun, İstanbuldan önce ve İstanbuldan sonra diye
anılması lazım. Herkesten, bütün milletvekillerimizden grup
farkı, parti farkı gözetmeksizin yardım istiyorum,
desteklerinizi istiyorum ve vereceğiniz desteklerden dolayı da
şimdiden teşekkür ediyorum.
En derin
saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
ATİLLA KART
(Konya) Sayın Bakan, İGDAŞtan söz etmediniz!
BAŞKAN
Şahsı adına, tasarının tümü üzerinde, Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün.
MEVLÜT AKGÜN
(Karaman) Konuşmayacağım.
BAŞKAN
Sayın Akgün, konuşmuyorsunuz. Peki.
Tasarının
tümü üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın
Ağyüz, buyurun efendim.
YAŞAR
AĞYÜZ (Gaziantep) Teşekkür ederim.
Sayın
Bakanım, vatan sevgisi, bayrak sevgisi herkeste vardır. Sadece size
ve Başbakana ait olan bir duygu değildir. Ayrıca Beşinci Su
Forumunun ana teması, su konusundaki farkı görüşleri bir araya
getirmeyi amaçlıyor. Siz hangi görüşü sunacaksınız?
Ankarada
ASKİ DSİyi suçluyor, DSİ ASKİyi suçluyor. İSKİ
Genel Müdürünüz Önümüzdeki yaza hazırlıklı olun. diyor. Bir su
politikanız yok. Göller kuruyor. Politikasız bir bakanlık bu
Forumu düzenlemiş, ne anlam ifade edecek? Belki siz İstanbulu
tanıtmaktan öteye geçemeyeceksiniz.
2023 diyorsunuz,
2040 diyorsunuz. 2023 ile 2040 arasında on yedi sene var Sayın
Bakanım, on yedi sene! Hangi vizyonu getiriyorsunuz önümüze?
İSKİden
bahsederken neden İGDAŞtan bahsetmiyorsunuz? Niye
dokunulmazlığının kaldırılması önerisine
yandaş çıkmıyorsunuz? Çekmecede, Bağcılarda, sel
suları altında insanlar can verirken nerelerdesiniz Sayın
Bakanım? Bunları bir bir önümüze koymanın zamanı, ama
bunları, siz çıkıyorsunuz yirmi dakika konuşuyorsunuz
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum Sayın Ağyüz.
Sayın
Işık, buyurun.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın
Bakanım, söz konusu Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
5inci maddesinde Şubat 2007 sonuna kadar ortak olarak detaylı bir
sözleşmenin hazırlanacağı belirtilmektedir. Acaba bu
sözleşme hazırlanmış mıdır?
Hazırlandıysa daha önce 17,5 milyon avro olarak tahmin edilen toplam
forum bütçesi hakkında sözleşmede revize edilmiş yeni bir rakam
yer almakta mıdır? Bu rakam, sizin tahmininiz nedir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Işık.
Sayın Enöz.
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
Bakanıma iki sorum var.
Bir: Küresel
ısınma ve kuraklık sebebiyle önemini 1 kat daha artıran su
ihtiyacının karşılanması bakımından
boşa akıp giden suların değerlendirilmesi için baraj ve
gölet anlamında neler yapılıyor?
İkinci
sorum: Nehirlerimiz ve ırmaklarımız fabrikaların kimyasal
atıkları sebebiyle son derece kirli akmaktadırlar. Bu da çevre
kirliliği, ekolojik dengenin bozulması, sudaki canlı
hayatın yok olması gibi çevre felaketlerine yol açmaktadırlar.
Bu konuda neler yapılmaktadır?
Ayrıca,
Gediz Nehrinin kirlilikten kurtarılması Ege Bölgesi için son derece
önemlidir. Gediz havzasının temizlenmesi için neler
planlıyorsunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Enöz.
Sayın
İnan.
MÜMİN
İNAN (Niğde) Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakanım, böyle bir toplantının Türkiyede
yapılmasının son derece önemli avantajları olduğunu belirtmek
istiyorum. Türkiye'nin küresel anlamdaki su kaynaklarının
kullanılması konusunda, bu konuda ev sahipliği yapması
Türkiyeye birtakım avantajlar sağlayabilir, millî bir politikayla,
bütün siyasi partilerin de desteğiyle önemli bir avantaj elde edilebilir
diye düşünüyorum.
Su Forumunun ana
gayesinin suların verimli bir şekilde kullanılması
olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, bugün dünyada ve Türkiye'mizde
boşa giden suların son derece ülkemizi ve dünyayı
sıkıntıya soktuğunu biliyoruz. Türkiyedeki boşa giden
suların, özellikle yer altı sularının bilinçsiz
kullanımından dolayı, içme suyu ve sulama suyu olarak
kullanılmasından dolayı birtakım sıkıntılar
yaşanıyor. Kısa vadede bunlara bir tedbir düşünüyor
musunuz?
İkincisi de
Niğde özelinde. Niğde Yeşilburç Barajının ne zaman
bitirileceği ve hangi safhada olduğunu öğrenmek istiyorum.
Üçüncüsü
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın İnan.
Sayın Orhan
AHMET ORHAN
(Manisa) Teşekkürler.
Sayın
Bakanım, ben birtakım yerel sorunlar üzerinde durmak istiyorum.
Gediz
Ovasında tarımsal sulama faaliyetleri mevcut açık sulama kanal
ve kanaletleri vasıtasıyla yapılmaktadır. 1970li
yıllardan kalmış olan bu tesisler ciddi hasarlı durumda
olup önemli miktarda bakıma ihtiyaç duymakta, ancak bu yerine
getirilmemektedir. Bunun sonucu olarak, onca su kıtlığına
rağmen, sulamada kullanılamadan suyun önemli bir kısmı zayi
olmaktadır. Gerek açık sulama sisteminin mahzurlarının
ortadan kaldırılması gerekse su zayiatının önlenmesi
için herhangi bir tedbir düşünülmekte midir?
Ayrıca,
mevcut sulama sistemleri, yapılan uygulamayla, sulama birliklerine
devredilmiş durumdadır. Sulama birlikleri, sulama suyu birim
fiyatlarını her sezon başında, genellikle de genel
enflasyonun 2 katı zam oranında artışlarla belirlemektedir.
Bu zam oranları çiftçimizde ciddi
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum Sayın Orhan.
Sayın
Öztürk
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Öncelikle,
Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda yap-işlet-devret modelini
anlattığını öyle bir sundu ki, sanki Plan ve Bütçe
Komisyonu üyelerinin tamamı ikna olmuş bu sunuşundan. Böyle bir
şey yok. 94 seri numaralı dağıtılan kanun
tasarısındaki Demokratik Sol Parti muhalefet şerhini
okumalarını tavsiye ederim.
Şimdi, Dünya
Su Forumu Organizasyonu içinde AB üyesi müstakbel ortaklarımız da
elbette vardır. ABnin Türkiyeyle ilgili ilerleme raporlarında
Türkiyeye dayattığı sınır aşan suların
yönetiminin uluslararası bir yönetime bırakılması talebini
bütün milletimiz bilmektedir. Bu Forumun AB ülkelerinin bizden talepleriyle
bağlantısı nedir? Öncelikle onu sormak istiyorum. Zira,
görüşmekte olduğumuz tasarının, çerçeve anlaşmanın
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
Sayın
Özdemir
HASAN
ÖZDEMİR (Gaziantep) Sayın Bakanım, malumlarınız
olduğu gibi, son nüfus sayımına göre Gaziantep 1,5 milyon nüfusu
aşmış, şehir içi nüfusu ise 1 milyon 50 bin
civarındadır. İleride Ankara gibi su
sıkıntısı çekmemesi için şu anda bu su konusuyla
ilgili ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
İkincisi,
ikinci sorum: Fıratın bir kolu olan, Gaziantepten çıkıp
Oğuzeli arazisini sulayan Sacır Nehrinin arıtması son
derece kötüdür ve buradaki sulu tarım yapan çiftçilerimizin arazileri
verim vermemektedir. Bu arıtmayla ilgili, yeni arıtmayla ilgili neler
düşünüyorsunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Özdemir.
Sayın
Cengiz
MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) Sayın Bakanım, bildiğiniz gibi,
küresel ısınma ve küresel kuraklıktan dolayı 2040
yılından sonra da ülkemizde bir çölleşme beklenmektedir. Bu göz
önüne alınırsa, ülkemizin sularının daha tasarruflu ve en
üst düzeyde rantabl bir şekilde kullanılması amacıyla,
sınırlarımızı terk eden veya denizlere dökülen
nehirlerimizin ve akarsularımızın, acaba kapalı devre
sistemi şeklinde denizlere dökülmesi ve
sınırlarımızı aşması engellenerek,
kapalı sistem şeklinde ülkemiz içinde değerlendirilmesi
düşünülüyor mu? Böyle bir proje var mı? Hem su kaynakları hem de
tarım açısından önemli bir düşünce ve proje
olacağını tahmin ediyorum. Bu konuda bir düşüncemiz var
mıdır?
İkinci
olarak da Çanakkale Gelibolu ilçemizdeki Çokal Barajı, yoğun
yağış ve sel felaketi dolayısıyla 4 kez
yıkılmıştır. Bununla ilgili kısa zamanda bir
düşüncemiz, projemiz var mıdır? Uzun
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın
Paksoy
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın
Bakanım, 2007 yılında sormuştum burada, Kahramanmaraş
Kılavuzlu sulamasını 2010 yılında bitireceğinizi
söylemiştiniz, ama bu sene ayırdığınız ödenek 5
trilyon lira, eski parayla. Yalnız, bunun bitmesi için 27 trilyona ihtiyaç
vardı. 2010 yılında bitirilmesi için bu iki yıla yayacak
mısınız kalan ödeneği?
İkinci
sorum: Adatepe Barajı için 2008 yılında ne kadar ödenek
ayırdınız? Söz konusu barajı ne zaman bitirmeyi
düşünüyorsunuz?
Üçüncü sorum:
Kahramanmaraş Andırın Geben Barajı için yatırım
programına ne zaman ödenek ayıracaksınız?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Tankut
YILMAZ TANKUT
(Adana) Sayın Başkana teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakanımıza sormak istiyorum. Türkiye'nin pek çok bölgesinde
olduğu gibi Çukurovada da sulanabilir arazilerin ancak yüzde 40ı
sulanabilmektedir. Bu çerçevede, ovanın can damarı olan ve
yıllardan beri bitirilemeyen İmamoğlu, Yumurtalık ve
Karataş Sulama Projelerini bitirmeyi düşünüyor musunuz?
Düşünüyor iseniz, ne kadarlık bir zaman dilimi içerisinde bu
projeleri tamamlayacaksınız?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Bakanım, buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Çok teşekkür ediyorum.
Şimdi,
özellikle şunu ifade edeyim: Anlaşma metninde Şubat 2007
tarihine kadar yeni bir sözleşme hazırlanması öngörülmekle
birlikte, Dünya Su Konseyinden bu konuda bir talep gelmemiş. Yapılan
anlaşmalar yeterli görüldüğü için 17,5 milyon euroluk maliyette herhangi
bir değişiklik söz konusu değildir, onu özellikle belirteyim.
Tabii ki, küresel
ısınma ve kuraklığa karşı baraj ve göletler
yapılıyor. Şu anda, planlanmış çok sayıda
barajımız ve göletimiz mevcut. Ben Sayın Vekilimize, Sayın
Enöze bunların listesini, hangi barajlar yapılıyor,
planlandı, onların listesini göndereyim; burada çok
zamanımız yeterli olmayabilir.
Bir de Gediz ile
ilgili sualiniz vardı. Gediz, hakikaten ele alınması gereken çok
önemli bir havza. Bu konuda şu anda, benim özellikle Manisa ve
İzmire gidişimden sonra, Gedizle alakalı bütün birimlere
talimat verildi. Valilikler, Çevre ve Orman Bakanlığına ait
bütün birimler şu anda çalışma yapıyor ve inşallah
önümüzdeki ay, şubat veya mart ayında İzmirde büyük bir
toplantı yapılarak Gediz bütünüyle masaya yatırılacak. Onu
özellikle belirtmek istiyorum.
Sayın
Cengizin belirttiği, 2040 yılında çölleşmeden bahsetti.
Tabii, bu bir tahmin. Ancak, tabii ki, mutlak surette suda tasarruf gerekiyor.
Yani, suyu israf etmeye hakkımız yok. Bu bakımdan, bir kere
suyun en büyük kısmı, yüzde 75i sulamada kullanılıyor.
Geri kalan yüzde 25i ise içme, kullanma ve sanayi suyu ihtiyacında
kullanılıyor. Yani, yaklaşık olarak yılda şu anda
40 milyar metreküp su kullanılıyor; bunun 30 milyar metreküpü
-yuvarlak olarak söylüyorum hatırda kalması için- sulama suyu olarak,
geri kalan 10 milyar metreküpü ise içme, kullanma, sanayi suyu olarak
kullanılıyor. Yaklaşık 6 milyar metreküpü -yılda- içme
ve kullanma suyu, 4 milyar metreküpü de sanayide. Dolayısıyla,
yaklaşık 112 milyar metreküp suyumuz var. Bunun 40 milyar metreküpü
kullanılıyor. Ancak, biz geri kalan suyumuzu, nasıl olsa suyumuz
var diye, böyle bir anlayışta değiliz.
Vatandaşlarımızın suyu tasarruflu kullanması
lazım. Ayrıca, bilhassa esas tasarruf edilecek husus sulamadır.
Biz son zamanlarda karar aldık. Artık, sulama sistemlerinde
açık, iptidai sulama sistemlerinden vazgeçtik. 2003 yılından
itibaren, mevcut projeler dahi, kapalı sistem dediğimiz
basınçlı sulama sistemlerine dönüştürülüyor. Ayrıca Hükûmetimiz,
bilhassa damlamalı sulamada, hem Ziraat Bankası hem de Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı, biliyorsunuz damlamalı sulama
için teşvik veriyor. Dolayısıyla, bunları mutlaka
geliştirmemiz gerektiği kanaatindeyim.
Gelibolu Çokal
Barajını bizzat inceledik. Maalesef büyük bir feyezan oldu, orada
kısmi bir hasar var; ama müteahhitle görüşüldü, bizzat ben kendim de
müteahhidi çağırarak, bunun bir an önce tamir edilip, Çokal
Barajının inşaatının hızla tamamlanması
talimatını verdik diye düşünüyorum.
Bazı
boşa akan suları acaba yurt içinde kullanabilir miyiz? şeklinde
bir sual vardı Sayın Vekilimizden. Zaten bunu bazı yerlerde
yapıyoruz. Misal olarak Akdenize akan Zamantı Deresi üzerinde bir
regülatör yaparak, tünelle bunu Kayseri, yani Develi Ovasına
aktarıyoruz. Şu anda tünel inşaatı bitti, regülatör
inşaatı başladı. Ayrıca, az önce belirttiğim
gibi, bir misal olarak, beş yere su verilen Derebucak Gembos derivasyonu,
ayrıca Mavi Tünel Konyada, bu gibi pek çok proje var. Denize akan
suları, boşa akan suları, öncelikli olarak ihtiyacı olan
yerden başlayarak, en çok ihtiyacı olan yerlerden başlayarak
Bunlar zaten yapılıyor, yeni planlamalar da var.
Sayın
Paksoyun da ifade ettiği Kahramanmaraş Kılavuzlu sulaması
için şu anda ödenek ayrıldı, ancak
Bunu hakikaten biz de
kısa zamanda bitirmeyi planlıyoruz. Ben 2010 yılı sonuna
kadar bitirmek için gayret edilecek. diye söylemiştim; o sözümüz hâlâ
bakidir, onu belirteyim.
Adatepe
Barajıyla ilgili: Maalesef, şu anda iz bedel. Bunu, belki 2009
yılında açarak
Ben bizzat kendim de bu barajı gördüm, hakikaten
önemli bir baraj, ancak maddi imkânlar, şu anda bütçeden ayrılacak
para yeterli değil. Bir de bu baraj iz bedel olduğu için, YPK (Yüksek
Planlama Kurulu) tarafından çıkarılması gerekiyor izden.
Herhâlde 2009da çıkaracağımızı düşünüyorum.
Andırınla
ilgili projelere bakacağım.
Ayrıca,
özellikle Çukurovadaki İmamoğlu sulamasından Sayın Tankut
da herhâlde bahsetmişti. İmamoğlu sulaması, 75 bin
hektarlık alanı sulayacak çok önemli bir proje, birinci öncelikli.
Bunun için, Yedigöze Barajı bekleniyordu biliyorsunuz. Yedigöze
Barajını bir özel sektör yapacak. Sulaması için de proje
yapımı başladı. İnşallah, İmamoğlunun
-75 bin hektarlık bu mümbit ovayı sulayacak- yakın bir zamanda
projesi bitirilip ihalesi yapılacak. Ya yap-işlet-devret veyahut da
öz kaynakla yapılacak, onu özellikle belirteyim.
Bunun
dışında, Sayın Özdemirin bahsettiği hususlar
vardı. Onu zaten ele aldık, onunla ilgili
çalışmalarımız devam ediyor. Bunu bizzat daha önce de
Sayın Vekilimizle görüşmüştük. Ancak, Gaziantepin içme suyuyla
ilgili olarak da masaya yatırdık bunu Gaziantep Büyükşehir
Belediyemizle birlikte. Hatırlayacağınız üzere, özellikle
Kahramanmaraş tarafındaki Mizmilli kaynaklarından çok acil
olarak biz Gaziantepe su temin ettik. Ama, şu anda yeni bir baraj
projemiz var, onun planlamasını yapıyoruz. Yani, Gaziantepi
asla susuz bırakmayacağız, onu özellikle vurgulamak istiyorum.
Diğer
hususları da Sayın Vekilim, takip ediyoruz. Yeni arıtma,
Sacır Nehriyle ilgili konuyu ele alacağım ben.
Gedizden
bahsettim.
Sulama
birlikleriyle ilgili, onlarla ilgili durum nedir? Onu, teferruatlı
olduğu için -vaktimiz sınırlı- Sayın Vekilim,
detaylı şekilde ben size o konuda bilgi sunacağım.
Bir de Sayın
Öztürkün belirttiği bir husus vardı. Yap-işlet-devret
konusunda yeteri kadar bilgi verilmedi. dendi. Efendim,
yap-işlet-devreti, 3996 sayılı Kanunda değişiklik
yapılmasına dair yeni bir kanun teklifinde, sadece ben üç saat orada
bilgi verdim, ayrıca Ulaştırma Bakanımız Binali
Yıldırım Beyefendi de orada yeteri kadar bilgi verdi, tahmin
ediyorum açıklığa kavuşturduk, ama tenkitler de olabilir.
Ama, Plan Bütçe Komisyonumuzdan geçerek yüce Meclisimize, Genel Kurulumuza
intikal etti. Onu, ben özellikle arz etmek istiyorum.
Tabii, bu su
yönetiminde, Türkiye, bilhassa sınırları aşan sularda
gerekli hakkını, hukukunu koruyacaktır; bu hakkını,
hukukunu başka bir ülkeye veya Avrupa Birliğine devretmesi diye bir
şey asla söz konusu değildir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Tahmin ediyorum
suallerin çoğuna cevap verdim, ama uzun olanlara yazılı olarak
cevap vereceğiz.
Hepinize
teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum efendim, sağ
olun.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Sayın
milletvekilleri, tasarının maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
1inci maddeyi
okutuyorum:
BEŞİNCİ DÜNYA SU FORUMU ORGANİZASYONU
İÇİN ÇERÇEVE ANLAŞMA İLE BEŞİNCİ DÜNYA SU
FORUMU ANLAŞMA MEKTUBUNUN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR
KANUN TASARISI
MADDE 1- 24
Haziran 2006 tarihinde Marsilyada imzalanan Beşinci Dünya Su Forumu
Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşma ile 18 Ocak 2007 tarihinde
Ankarada imzalanan Be-şinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
onaylanması uygun bulunmuştur.
BAŞKAN
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Kendisi komisyonda Sayın Başkan.
BAŞKAN
Gruplar adına başka söz talebi yok.
Şahsı
adına, Kahramanmaraş
OKTAY VURAL
(İzmir) MHP Grubu adına Akif Akkuş konuşacaklar efendim,
bildirmiştik.
BAŞKAN
Madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Akif
Akkuş, Mersin Milletvekilimiz. (MHP sıralarından
alkışlar)
Buyurun
Sayın Akkuş.
MHP GRUBU ADINA
AKİF AKKUŞ (Mersin) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 74 sıra sayılı Beşinci Dünya Su Forumu
Organizasyonu İçin Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu
Anlaşma Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporunun
1inci maddesine bağlı olarak MHP Grubu adına söz
almış bulunuyorum.
Şimdi,
benden önce konuşan arkadaşlarımızın hemen hemen
hepsi, Beşinci Dünya Su Forumunun bugüne kadar nasıl bir geçmiş
izlediğini ve 2009da Türkiyede yapılacağına dair bilgiler
verdiler. Elbette ki bu Su Forumunun İstanbulda ve Türkiyede
düzenleniyor olması bizi mutlu etmektedir ve ülkemize önemli katkılar
sağlayacağı kanaatindeyim. Çünkü ülkemiz, bilindiği gibi,
Orta Doğuda, yani özellikle yazların çok kurak geçtiği bir
bölgede bulunmakta. İnsana yahut tarım alanlarına su ne zaman
lazım oluyor? Yaz aylarında lazım oluyor. Ama, o kurak devre
dediğimiz yaz aylarında su yok, oldukça da azalmış bir
durumda bulunuyor.
Tabii, su, hemen
hemen her yerde bulunmakta. Yani elimize aldığımızda,
baktığımızda su yokmuş gibi gördüğümüz maddeler
içerisinde bile, eser miktarda da olsa, su bulunmaktadır. Bu su,
genellikle su döngüsü dediğimiz birtakım olayların birlikte
hareketiyle meydana gelmektedir. Atmosferden yeryüzüne düşen suyun tamamı
kullanabileceğimiz bir su değildir. Bunun bir kısmı yer
altına sızar, bir kısmı bitkiler tarafından tutulur,
bir kısmı da buharlaşır, geri kalanı denizleri ve
gölleri doldurmak üzere yüzeysel akışa geçer. Elbette bu su döngüsü
dediğimiz döngüde eğer bir aksaklık olursa göl ve denizlere
dökülen su miktarında da birtakım değişiklikler söz konusu
olacaktır.
Demin bahsedildi,
su sanki bitmez tükenmez bir kaynak gibi görülüyor. Yahut nehirlerin
yataklarının değiştirilemeyeceği belirtildi. Burada
Orta Asyadaki Ceyhun Nehrini örnek vermek istiyorum. Ceyhun Nehri
Hindikuş Dağlarından kaynağını alan ve
dünyanın en hızlı akışlı kollarına sahip
olan nehirlerden birisidir. Yakın bir geçmişe kadar Aral Gölünü
besleyen önemli bir akarsu idi. Ancak, bugün Aral Gölü çevresinde çok dramatik
çevre olayları yaşanmaktadır. Aral Gölünün suları süratle
sığlaşmakta ve çekilmekte. Böylece Karukum Çölü gibi,
Kızılkum Çölü gibi çöl alanlarının sahası
genişlemektedir.
Biz genellikle
suyu yer üstü ve yer altı suları diye ayırmaktayız. Yer
altı suları da bir şekilde atmosferden yeryüzüne düşen
suların yer altına sızmasıyla meydana gelmektedir.
Genellikle bugün gürül gürül akan nehirlerimizin suları önemli oranda bu
kaynaklardan beslenmektedir. Tabii, günümüz dünyasında tabii su
dolaşımı insanın etki alanı içerisine girmiştir.
İnsan,
doğal bitki örtüsünü tahrip ederek yüzey sularının hızla
akmasına, taşkınlara meydan vermektedir. Yine,
şehirleşme, sızma kayıplarını
azaltacağından, bu da yine şehir içerisinde taşkınlara
sebep olmaktadır.
Büyük barajlar
yapıyoruz, bu barajlar, buharlaşmayı artıracak, neticede,
akarsuyun rejimi üzerinde son derece etkili olacaktır.
Bir başka
dramatik olaysa, bu akarsularımızın, çevresindeki birtakım
yerleşim alanlarında yaşayan insanlar tarafından
kirletilmesidir.
Tabii, burada,
hemen şuna girmek, şunu belirtmek istiyorum: Tabii, suyun önemi
hakkında tekrar bilgi vereceğim ama, aklıma gelmişken, biz
şimdi diyoruz ki, ülkemiz sanayileşsin, ülkemiz kalkınsın,
ülkemiz üretimde büyük boyutlara ulaşsın istiyoruz, bu bizim
hakkımız. Dolayısıyla, sanayide ilerledikçe, sanayi
geliştikçe su kullanımı artacaktır, bu da bir gerçektir.
Mesela, bir otomobil üretmek için 300 ila 400 ton suya ihtiyaç vardır, bir
otomobilin üretilmesi için; bir ton çelik için 240 ton suya
ihtiyacımız bulunmaktadır, bir kilogram kumaş üretmek için
ise 200 litre su kullanılmaktadır. Yani, biz, suyu, genellikle,
sadece, herhâlde, geçtiğimiz yaz Ankaranın büyük bir su sorunuyla
karşılaşmasından dolayı sadece içme suyu gibi
düşünüyoruz ama, su, bunun yanında, tarım alanlarının
sulanması, hidroelektrik elde edilmesi, temizliklerin yapılması
gibi özelliklerinin yanında, sanayinin de son derece önemli bir ham
maddesidir, bu bakımdan da ele alınması, değerlendirilmesi
gerekir. Kısaca su, insanın çeşitli ihtiyaçları için
kullanabileceği bir madde olarak karşımıza
çıkıyor.
Bugün dünyada bir
su sorunu konusu var. Bunu bazen Birleşmiş Milletler Su Konseyi,
Su Hukuku gibi kuruluşlar kurarak gündeme taşıyor, gündeme
getiriyor; bazen de sınır aşan sular olarak bunları
gündeme getiriyor.
Önümüzdeki
yıllarda dünya nüfusu hızla artacak, suya olan ihtiyaç artacak. Bunun
sonucunda, bugün, gerek Türkiyede gerek Orta Doğunun birçok yerinde
kırsal kesimdeki insanlar arasında yaşanan arbedenin büyük bir
kısmı su yüzünden olduğu gibi, Orta Asya, Afrika ve Orta
Doğudaki devletler arasındaki savaşların bir
kısmının da sebebi yine su sorunudur.
Tabii burada
üzerinde durmak istediğim konulardan bir tanesi, kısaca,
sınır aşan sular. Ülkemizdeki bir kısım sular
sınır aşan sular kapsamı içerisine girmektedir. Mesela
Meriç Nehri, Çoruh Nehri, Dicle Nehri, Fırat Nehri, Aras Nehri, Asi Nehri
gibi nehirlerimiz bu sınır aşan sular kapsamı içerisine
girmektedir.
Birleşmiş
Milletler bu konuda, sınır aşan suların nasıl
kullanılacağı konusunda birtakım kararlar, kurallar ortaya
atmakta, bunları ileri sürmekte ama bu karar ve kurallar da öyle pek
uygulanacak gibi gelmiyor. Bu yüzden de biz elimizdeki imkânları
kullanarak kendi ülkemizdeki suyu dikkatli kullanmak, sudan azami ölçüde
istifadeyi sağlayıp ama en az miktarda kullanarak bu yolu seçmemiz
gerekir diyorum.
Değerli
milletvekilleri, bizim yapacağımız basit işler var, yani
evlerde kullandığımız suyu biraz azaltabilmek için. Diyorum
ki: Musluklarınızı, sifonlarınızı daima
bakımlı tutun, bozuk olanları hemen onarın, çünkü saniyede
bir damla akan su yılda 3 metreküplük, yani 3 tonluk bir tüketime tekabül
etmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Akkuş, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
AKİF
AKKUŞ (Devamla) Teşekkür ederim.
Banyo yerine
duşu tercih edin. Duşta 50 litre, banyoda 150 litre su
kullanıyoruz.
İçme suyu
dışındaki suları bir kez kullanmaya çalışın.
Sebze ve meyve yıkadığınız suyla çiçekleri ve
bahçeleri sulayabilir, temizlik yapabilirsiniz. Bahçenizi sulamak için
buharlaşmanın az olduğu sabah ya da akşamüstü saatlerini
tercih edin diyor, şunları da belirtmek istiyorum:
Dünya Su Konseyi,
bilindiği gibi, işte kuruluşu belli. Ülkemiz genelindeki bu
Forumun sorumlusu Devlet Su İşleri olacak. 1 milyon euro, Türkiye
tarafından, altı taksit hâlinde, Dünya Su Konseyi Merkez Ofisi
hesabına aktarılacak, ancak Devlet Su İşleri Vakfı,
Forum bütçesinin muhasebesinden ve gerekli transferlerden sorumlu olacaktır.
diyor. Burada şöyle bir soru aklıma geliverdi, tabii vaktim yok: Bu
Devlet Su İşleri bir devlet kuruluşu
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Akkuş, artık, Sayın Bakana iletirsiniz taleplerinizi.
AKİF
AKKUŞ (Devamla) Teşekkür ederim. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Şahsı
adına, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak
Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün.
Sayın Akgün,
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEVLÜT AKGÜN
(Karaman) Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin
Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, hayatın kaynağı olan su üzerinde
konuşuyoruz. Son yıllarda özellikle küresel ısınmanın
etkilerinin iyice hissedilmesi, hızla su kaynaklarının
tükenmesine yol açmaktadır. Aslında, Türkiye, zannedildiği gibi
su zengini bir ülke değildir, su fakiri bir ülkedir ve dünya
ortalamasının neredeyse üçte 1i oranında su
varlığına sahiptir.
Son yıllarda
ülkemizin bütün bölgelerinde olduğu gibi Orta Anadoluda da
kuraklığın etkileri hızla hissediliyor. Bir
çoraklaşma, bir çölleşme ve kuraklığın her alana
yayılan etkileri söz konusu. Hatta hatta, köylerimizi ziyaret
ettiğimiz zaman, eskiden göllerin bulunduğu alanlarda şimdi
çökmelerin olduğu, obrukların oluştuğu ve birçok çevre
felaketinin de bununla birlikte yaşandığı bir vakıa.
Özellikle Konya
Kapalı Havzası, eskiden, çok önemli sulak alanları besleyen bir
havzaydı. Yakın zamana kadar, Hotamış Su Gölü gibi,
Süleymanhacı Gölü gibi, Ak Göl gibi dünyanın nadide
sazlıklarının bulunduğu bir alandı. Ama kuraklıkla
birlikte ve bilinçsiz su tüketimine bağlı olarak bu alanlar hızla
kuruyor. Hatta, bırakın bu alanları, Beyşehir,
Akşehir, Meke Gölü gibi dünyanın güzel gölleri de -nazar boncuğu
olan bir Meke Gölü de- hızla tükeniyor ve yok oluyor. İşte,
özellikle bu anlamda yer altı suyu, yer altı sulaması,
tarımsal sulama önem kazanıyor.
Yıllardan
beri bilinçsiz açılan kuyular, açık sulama kanalları, suyun
hoyratça kullanılması, mevcut su varlığını ve su
potansiyelini yok olacak seviyeye getirdi. Devlet Su İşlerinin
yaptığı ölçümlere göre, son yirmi yılda bu bölgede, Konya
Kapalı Havzasında su varlığı 25 metre civarında
çekilmiş durumda ve Devlet Su İşlerinin yine
yaptığı ölçümlere göre, bu kapalı havzadaki su
varlığı, neredeyse Tuz Gölünün su seviyesine yaklaşmış
durumda. İşte, yer altı suları ve buradaki su
varlığı şu anda çok önemli bir kurumayla karşı
karşıya. Neredeyse, eskiden hububat alanı olan, Türkiyenin
hububat ambarı olan Konya, Karaman Ovaları kuraklıkla,
çölleşmeyle karşı karşıya. Bu anlamda, özellikle son
yıllarda bölge için önemli birtakım projelere Hükûmetimiz destek veriyor.
Bunlardan birisi Mavi Tünel (KOP) Projesi, yani boşa akıp giden Göksu
Nehrinin verimli Karaman ve Konya Ovasıyla buluşturulması
projesi. Belki otuz beş yıldır dillendirilen, hemen hemen her
iktidarın bu anlamda söz verdiği projelerden olan bu Mavi Tünel
Projesinin, geçtiğimiz yıllarda, Hükûmetimiz döneminde,
yatırım programına alınmak suretiyle temel atma töreni
gerçekleşmiş ve hızla yapımına
başlanmış durumda. Bu proje bittiği zaman özellikle Konya
bölgesinde ve Karaman bölgesinde çok önemli bir alan sulama imkânına
kavuşmuş bulunacak. Bu, bölgeye hayat verecek bir proje. Bu projeye
emek veren Bakanımız ve diğer yetkililere teşekkür
ediyorum. Ancak, mevcudu az olan su kaynaklarının kullanımı
açısından mutlaka kapalı şebekeleri özendirmemiz lazım.
Yani yağmurlama ve damlama su sistemlerini bu bölgede
yaygınlaştıracak projelere daha fazla destek vermemiz
lazım.
Son dönemlerde
Ziraat Bankasının uyguladığı damlama sulamaya
teşvik sisteminde bazı aksaklıklara rağmen önemli mesafeler
alındı. Bu arada, Çevre Bakanımızın
katkısıyla, bizim özellikle Karaman ve Konya bölgesinde kapalı
şebekeleri artıracak önemli bir projeye imza atıldı ve bu
bölge bir pilot bölge seçildi. Bakanlığımız, bu bölgede
kapalı şebekeyi gerçekleştirmek isteyen kooperatifler, birlikler
ve çiftçilere önemli destekler vermek suretiyle önümüzdeki dönemde bu su
varlığının ekonomik olarak kullanılması için bir
destek ve bir teşvik mekanizması peşinde. Bu
çalışmalarından dolayı Bakanlığa teşekkür
ediyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Akgün, konuşmanızı tamamlayınız.
MEVLÜT AKGÜN
(Devamla) Değerli arkadaşlar, özellikle yer altı suları
noktasında mutlaka bir yasal düzenleme yapılmalı, kaçak
kuyuların önüne geçilmeli, mevcut sular çok ekonomik kullanılacak
modellerle kullanılmalı ve özellikle çiftçimizi,
insanımızı su tasarrufu noktasında bilinçlendirecek,
ilkokuldan başlayan bir eğitim seferberliğine, bir kültür
seferberliğine topluca geçmeliyiz. Bunun için de bir su politikası
aslında oluşmalı diye düşünüyorum.
Bu
görüştüğümüz kanun tasarısının hayırlar
getirmesini diliyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Akgün.
Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın
Varlı
MUHARREM VARLI
(Adana) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
topraklarımızın çoraklaşmaması için en önemli unsur
drenaj kanallarıdır. Çok uzun yıllar önce drenaj kanalları
açıldı, Allah devletimizden razı olsun, fakat şu anda
drenaj kanalları aşırı derecede tıkanmış
durumda. Sulama birliklerine söylüyoruz, onlar, güçlerinin yetmeyeceğini
söylüyorlar, DSİye söylüyoruz, efendim, yakıt
olmadığını, o işin sulama birliğine ait
olduğunu söylüyorlar, birbirlerinin üzerine atıyorlar, ama arada
çiftçi ve topraklarımız kaynıyor. Bu işe mutlaka bir çözüm
bulunmalı, bir.
İkincisi,
sulama birlikleri enflasyon oranını filan göz önünde bulundurmadan
her yıl sulama ücretlerine zam yapıyorlar. Zaten
sıkıntıda olan çiftçimize ayrıca bir yük getiriyor. Bunun
da çözülmesi gerekiyor.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Varlı.
Sayın Özkan
RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Bakan,
küresel ısınma ve kuraklık sonucu, Burdur, Salda, Karataş,
Söğüt, Kırlı, Kestel ve Yarışlı Göllerinde su rezervlerinde
azalma ve kuruma söz konusudur. Bölgemizde kuraklığa çare olacak
Karaçal Barajına, kedinin fareyle oynadığı gibi, yaraya
merhem olmayan küçük çaplı ödenekler ayrılmaktadır. Güçlü bir
ödenek ayırıp bir iki yıl içinde barajı bitirmeyi
düşünüyor musunuz? Aksi hâlde su bitecek, baraj da bitmiş olacak.
Taban suyu her yıl 4-5 metre uzaklaşarak şu anda Burdur
bölgesinde 150-200 metrelerden vatandaşlarımız su çıkararak
üretim yapmaktadır. Bu konuya, acilen para katkısıyla
yardımcı olmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Özkan.
Sayın Enöz
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın
Bakanıma bir sorum var.
Zaten az olan
suyumuzun, her yerde olduğu gibi özellikle de tarımsal sulamada
verimli olarak kullanılmasını teminen damlama sulama sistemine
acilen geçilmesi mecburiyeti vardır. Çiftçilerimiz bu konuda
desteklenmektedir. Bu destekler, Ziraat Bankası ve tarım kredi
kooperatifleri tarafından yapılmaktadır. Ancak, Ziraat
Bankası bu desteği yıllık yüzde 7 faizle yaparken,
aynı destek tarım kredi kooperatifleri tarafından yüzde 13,13
faizle yapılmaktadır. Aradaki fark, neredeyse yüzde 100e
yaklaşmaktadır. Bu da hem çiftçilerimizin hem de tarım kredi
kooperatiflerinin şikâyetlerine yol açmaktadır. Bu konuda tarım
kredi kooperatiflerinin desteğini Ziraat Bankasının düzeyine
getirmeyi düşünüyor musunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Enöz.
Sayın
Öztürk
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın
Bakanın, sınır aşan sularla ilgili olarak Türkiyenin
hakkını, hukukunu koruyacaklarını söylemiş
olmasından ve bu beyanının tutanaklara geçmiş
olmasından duyduğum memnuniyeti ifade etmek isterim. Ancak,
görüşmekte olduğumuz Çerçeve Anlaşmanın üçüncü bölümündeki
Dünya Su Forumu Su Dünyası için tartışmalı su
konularında paylaşılan fikirlerin geliştirilmesi, yeni
ortaklıklar oluşturulması ve işbirliği ile eylem
yolunu açmak için fırsatlar sunar. şeklindeki ibarenin hafife
alınmaması, söz konusu Forumun, aleyhimize uluslararası kamuoyu
oluşturmasına fırsat ve izin verilmemesi gerektiğini ifade
ediyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Sayın Genç
KAMER GENÇ
(Tunceli) Sayın Bakandan şunu öğrenmek istiyorum: Tuncelinin
hudutları içinde, özellikle Munzur Vadisinde ve Bingölle arasında
o, Karasu galiba, ismini bilmiyorum- kaç tane baraj yapmayı
planlamışsınız? Bu barajların şu andaki durumu
nedir? Ne safhadadır? Onu öğrenmek istiyorum.
Bir de geçen gün Urfadan bana telefon eden
bir ziraat odası başkanı dedi ki: Efendim, bizim 6-7 bin tane
kuyumuz var. Biz buradan elektrikle su çıkarıyoruz. 2000 tarihinden
bugüne kadar bize elektrik faturaları gönderilmedi. Şimdi her aileye,
gecikme zamlarıyla birlikte 600 milyar, 700 milyar fatura gönderildi.
Siz bu kuyu
sahiplerinin elektriğini kesecek misiniz? Elektrik paralarını
nasıl tahsil edeceksiniz? Onu öğrenmek istiyorum efendim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Genç.
Sayın Vural
OKTAY VURAL
(İzmir) Teşekkür ederim.
Sayın Bakana
iki sualim var.
Biricisi, İzmirin
su ihtiyacı var. İZSU Genel Müdürlüğünün -İzmir
Büyükşehir Belediyesi- bu konuda, Çamlı Barajının
yapılması konusunda talebi var. Ancak, maalesef, bunun
yatırım programına alınması mümkün değil. Acaba
-İstanbulda, belediyeyle, su projesini, su ihtiyacını gidermek
için iş birliği yapılıyor, Ankarada yapılıyor-
İzmir Büyükşehir Belediyesinin bu konudaki talebinin uygun
görülmemesinin sebebi nedir? Bu, özellikle Çamlı Barajı ve oradaki altın
aramayla alakalı mıdır değil midir? Bunu öğrenmek
istiyorum.
Geçen bir sual
soruldu Sayın Enerji Bakanına. Bununla ilgili, İzmir
Büyükşehir Belediyesine, yapımından vazgeçtiğini 99
yılında bildirmiş, ama 3 Ekim 2007de proje tanıtım
dokümanını tekrar göndermişti. Dolayısıyla, bu konuda,
İzmir Çamlı Barajının yapılması konusunda olumlu
bir cevabınızı bekliyorum.
İstanbulla
ilgili, özellikle Alibeyköy Deresi için yatırım yaptınız,
49 trilyon. Başbakan dedi: Bir sorun tarihe gömüldü. Tarih 2006 Eylül
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın
Vural, teşekkür ediyorum, otomatik kesildi
Evet, Sayın
Bakan bunlara bir cevap versin.
Buyurun
Sayın Bakanım.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Hakikaten, Sayın
Varlının bahsettiği drenaj kanalları çok önemli. Esasen,
tabii ki, Devlet Su İşleri işletmeci bir kurum değil
aslında. Sulama şebekelerini yapmak suretiyle, sulama birliklerine,
kooperatiflere devrediyor. İşletmesinin onlar tarafından
yapılması lazım. Ancak, bazen onların -ben de
katılıyorum- güçleri yetmiyor sulama birliklerinin. Biz
bakacağız, önemli, büyük sulama drenaj kanallarına DSİnin
yardımcı olması konusunda talimat vereceğim, büyükler için,
ama küçükleri kendileri yapsın.
Ayrıca,
sulama birlikleri zammı konusu
Tabii bu işletmeyle alakalı.
Yani, burada devletin bir şeyi yok. Yani,
Bakanlığımızın bir dahli yok. Ancak, biliyorsunuz
sulama birlikleriyle alakalı yeni bir kanun teklifi hazırlandı.
İnşallah, yakın bir zamanda Meclisimize gelecek, bu mesele
kökünden herhalde çözülecek güzel bir şekilde diye düşünüyorum.
Sayın
Özkanın, özellikle Burdur ve civarındaki göllerle ilgili konusunu
biliyorum. Karaçal Barajı zaten geçmişte, bizden önceki Hükûmet
döneminde, ben DSİ Genel Müdürü olmadan önceki dönemde, biliyorsunuz, iz
bedelle durdurulmuştu 2001 yılında. Ancak, bunun çok önemli
olduğunu görmek suretiyle, yerine giderek, bunu iz bedelden kurtardık
ve son dört beş yılda ciddi para ayırdık, asla
azımsanmayacak bir para. Esasen, şubat başında bendeniz de
Burdura gideceğim, bu Karaçal Barajıyla ilgili son durumu yerinde
göreceğim. Bunu hızla bitirmek istiyoruz.
Sayın
Enözün bahsettiği husus, damlamalı sulamanın hakikaten
teşvik edilmesi lazım. Ziraat Bankasının yüzde 7 faizle
kredi verdiğinden bahsetti, tarım kredi kooperatiflerinin faiz
nispetinin daha yüksek olduğunu belirtti. Bunu, tabii, ben ilgili
bakanlıklara intikal ettireceğim, benim Bakanlığımla
alakalı bir konu değil.
Sayın
Öztürkün sınır aşan sularla alakalı, gerçekten,
tavsiyesine ben de iştirak ediyorum. Bunun çok hassas bir şekilde
üzerinde durduğumuzu belirtmek isterim. Zaten, özellikle bu konuda
Türkiyedeki parlamenterlerimizin de Dünya Su Konseyinin bu Forumuna
katılarak, Beşinci Dünya Su Forumuna, katkıda
bulunmasını bekliyorum ben. Özellikle, biz de bu konuda hassas bir
şekilde duracağız.
Sayın Genç,
özellikle Munzur üzerindeki barajlar hakkında bilgi talep etmişti.
Munzur üzerinde şu anda kati projesi yapılan iki tane baraj var:
Konaktepe 1 ve 2 şeklinde. Bunların şu an projeleri
yapıldı, yakın bir zamanda herhâlde bunlar hayata geçecek. Ancak,
burada şunu ifade edeyim: Bunlar geçmişte büyük barajlardı, biz
bunları, o Munzur Vadisine zarar vermeyecek şekilde, o bazı
hatları tünele almak suretiyle onu revize ettik. Onu özellikle, Sayın
Genç, ifade edeyim.
Tabii ki, bu
elektrik faturaları konusu da -zaten geçenlerde siz tekrar bunu
sormuştunuz- Bakanlığımla alakalı değil, ben o
konuyu ileteceğim. Şanlıurfadaki altı yedi bin tane
kuyunun elektrik faturalarının daha önce gönderilmeyip yeni
gönderilmesiyle alakalı konu araştırılıp, size bilgi
ulaştırılacak.
Sayın
Vuralın bahsettiği İzmir Çamlı Barajı
Efendim,
şimdi şöyle: İzmirle ilgili biz ciddi bir planlama yaptık.
Biliyorsunuz, İzmirle ilgili Devlet Su İşleri tarafından
Tahtalı Barajı yapıldı. Ama, bu Tahtalı
Barajından sonra İzmirin gelecekte uzun vadede
ihtiyacının karşılanması için şu anda Gördes
Barajı yapılıyor, oradan tahsisat yapıldı. Ben
özellikle ilgili arkadaşlara şunu söyledim, dedim ki: Bakın,
yapılacaksa, Gördes Barajını DSİ yapıyor, arıtma
tesisi isale hattını yaparsa kolayca buradan yeteri kadar su
alması mümkün ve 2040 yılına kadar da herhangi bir mesele yok.
Çamlı Barajıyla ilgili daha önce böyle bir talepleri olmuştu.
Fakat, sonradan, ben hatırladığım kadarıyla bundan
vazgeçtiklerine dair, ileride DSİnin planlamasına uygun şekilde
yapılmasına dair bir yazı yazdılar. Tahmin ediyorum,
şu anda zaten yeteri kadar su tahsisi yapıldı. Çamlı
Barajına Devlet Su İşlerindeki arkadaşlara sordum-
şu anda ihtiyaç yok, çünkü Gördesten yeteri kadar su takviye ediyoruz. Bu
konuda tabii ki birkaç dakikada izah etmem zor. Çok detaylı bir malumat
size iletelim. Şu anda bende bilgi var yeteri kadar, fakat, izah etmem çok
zaman alır, bunu izah edeyim. Özeti bu, yani, şu anda Gördes
Barajı çok hızlandı, hatta, 2008 yılında su
tutulması talimatı verdim. Şu anda zaten İzmirin su
ihtiyacı yok, kısa vadede. Uzun vadedeki su ihtiyacı da
Gördesten karşılanacak. Hakikaten İZSU yapacaksa kendi
mükellefiyetinde olan isale hattı arıtma tesisini yapsın.
Böylece boşa bir yatırım yapmamış olur.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
2nci maddeyi
okutuyorum:
Madde 2- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN
Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı.
Sayın
Nalcı, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin Çevre Anlaşması
ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşması Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının 2nci maddesi üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Meksikanın
başkenti Mexico Cityde yapılan Dördüncü Dünya Su Forumunda 19 Mart
tarihinde yapılan oylama neticesinde Türkiye, Beşinci Dünya Su
Forumunu 2009da İstanbulda yapma hakkını
kazanmıştır. Bu Forumda -ki, daha önceden de 1996
yılında Fransanın Marsilya kentinde 22 Mart günü, Dünya Su
Gününde de, Dünya Su Konseyinin kuruluşu ilan edilmiştir- Türkiye 41
üyeyle, Japonya ve Fransadan sonra en çok üyesi bulunan üçüncü ülke
konumundadır.
Değerli
milletvekilleri, ülkemiz ve dünya ciddi bir küresel ısınma tehdidi
altındadır. Meclisimizin ilk günlerinde, burada bulunan değerli
milletvekillerinin de vermiş olduğu küresel ısınma ve
yenilenebilir su kaynaklarıyla ilgili önergeler sonucunda, bilindiği
gibi, su komisyonu, yani küresel ısınma ve yenilenebilir su
kaynakları üzerine bir araştırma komisyonu kuruldu ve bu
komisyon çalışmalarına bundan yaklaşık olarak iki ay
öncesinde başladı. Biz, gerekli görülen kurum, kuruluşları
çağırarak bilgi ve bunlardan, yapılması gereken çözümleri,
bilgileri, burada, yüce Meclisimizde bu bilgileri temin ettik ve bunun
akabinde, problemli olan bölgelere geziler düzenledik.
Geçen hafta biz
Konya, oradan Uşaka, oradan Kütahyaya bir gezi düzenledik. Önümüzdeki
haftalarda da Trakya bölgesine, oradan daha sonra da Urfa bölgesine geziler
yapacağız.
Değerli
milletvekilleri, konunun, su konusunun en önemli problemi, tarımda gelen
vahşi sulama. Burada Bakanımızın da belli ettiği gibi,
diğer arkadaşların da konuştuğu gibi, su rezervimizin,
yani 110 milyar metreküp su rezervimiz var, biz bunun 40 milyar metreküpünü
kullanabiliyoruz. Bu 40 milyar metreküpün de yüzde 75i vahşi sulama
dediğimiz sulama sistemine gitmektedir. Ben, burada, çok güzel,
Bakanımız, kapalı sistemlere geçmemizi, damlatma sulamaya
geçmemizi ve bunun için Ziraat Bankasının kredi verdiğinden
bahsetti. Fakat, çiftçi soruyor: Ben bunu yaptım. Bunu bağlayacak
basınçlı boru hattı nerede? diye. Bakın, Türkiyenin her
tarafında
Yani yüzde 75i tarımda kullanıyoruz, fakat
diğer kalan yüzde 25in kullanım alanı olan evsel tüketim ve
sanayinin kullanmış olduğu su da diğer yüzde 50yi
kirletiyor. Biz bunları
Arıtma sistemlerimiz mevcut
olmadığı için; ki, özellikle bulunduğum bölgede -ki
önümüzdeki hafta komisyonla birlikte Trakyaya bir gezi yapacağız-
Ergene Havzası kullanılamaz durumda. Bunun nedeni, buradaki
yerleşim bölgelerinin ve sanayinin mevcut; ki, organize sanayi
bölgelerinin arıtma tesisleri var, lakin, sanayi bölgeleri dediğimiz,
ayrıyeten sadece belediyelere bağlı olan kurumların
kesinlikle arıtma tesisleri yok. Tabii ki, bu yerleşim yerlerinde de
arıtma tesisleri bulunmadığı için mevcut derelerimizi,
mevcut göllerimizi ve su kaynaklarımızı,
barajlarımızı, toplamış olduğumuz barajları
kirletiyoruz.
Değerli
milletvekilleri, ben Bütçe Komisyonunda, burada, DSİ bütçesinde,
Çevre-Orman Bakanlığı bütçesinde konuştuğum zaman
Sayın Bakanıma bir soru sordum: Mevcut, bu seneki, 2008de verilen
bütçeyle bu yatırımların yapılması mümkün mü? diye;
ki, ben burada yine tekrarlıyorum: 2005 yılında İstanbulda
yapılan Dünyada Kalkınma İçin Su Sempozyumuna şimdiki
bakanımız da katıldı ve o zamanın Enerji Bakanı
Hilmi Gülerin de katılmış olduğu bir su sempozyumu
yapılmış bulunmaktadır. Bu su sempozyumunda, inanın
ki, bugün konuştuğumuz konuların hepsi 2005 senesinde tek tek
konuşulmuş durumda. Fakat, bunun için kaynak, yeterli ödenek
verilmediği için hiçbir şey yapılmamıştır. Tabii
hiçbir şey demek de yeterli seviyede bir girişimde
bulunulmamıştır.
Şimdi, biz
geçen hafta Konyaya gittiğimiz zaman Konya Belediye Başkanı bir
şey söyledi, sadece mücavir alanlar içinde 10 bin kaçak kuyudan bahsetti.
DSİ Bölge Müdürü de toplam Konya Havzasında 40 bin ile 45 bin kaçak
kuyudan bahsetti. Bunların bilgileri vardır şey olarak. Peki,
şu soruyu soruyoruz biz
Bunlar biliniyor. Yani, buraya çıkan herkes
problemleri çok iyi biliyor, çözümleri de biliyor. Fakat, yapılan, fiilî
uygulamaya geçildiği zaman yetki karmaşası gündeme geliyor. Biz,
DSİ Bölge Müdürüne sorduğumuz zaman: Ne yapıyorsunuz bunlarla
ilgili? Yani, 50 bin, 45 bin kaçak kuyuyla ilgili bir işlem yapıyor
musunuz? Hiçbir işlem yapılamadığı bilgisi
Bugün
aynı durum Ergenede var. Biz, orada, gittiğimiz zaman, göletleri de
gezdiğimiz zaman bakın, en önemli problem çevre. Biz, suyu
kullanıyoruz, suyu dereye verdiğimiz zaman nereye gittiğine
bakmıyoruz. Mevcut su kaynaklarımızı kirletiyor.
Ve ben buradan
şunu söylemek istiyorum: Ben yine Bakanıma soruyorum: Bu bütçeden, bu
ayrılan bütçelerle bu imalatların yapılması mümkün mü?
Sayın
milletvekilleri, ben bir konuşmamda burada, Bayındırlık
Bakanlığına, İller Bankası hibe fonundan
Çünkü,
biliyorsunuz, 2006 yılında 59uncu Hükûmet zamanında bir
kararname çıkartıldı, belediyelere belirli süreçler kondu. Bu
süreçler çerçevesinde mevcut arıtmalarını ve katı
atıklarını yapmaları istendi, fakat 2006 yılında
bu hibe fon 180 trilyon iken eski parayla, yeni parayla 180 milyon YTL, 2007de
120 milyon YTL, 2008e konulan para ise 40 milyon YTL. Ben bu soruyu sordum: Bu
40 milyon YTLyle bu yapılabilir mi? Burada resmî cevap var
Bakanımızın. 40 milyon YTLyle bunların
yapılmasının imkânı yok.
Bakın, 2007
yılında 218 belediyeden sadece 77 belediyenin kredi teklifi kabul
edilmiş. Biz, Dünya Su Forumunda ev sahipliği
yaptığımız zaman insanlar bize bu soruyu sorabilir.
İlk önce kendi evimizin önünü süpüreceğiz. Biz bunun için ne
yapacağız, ne önlemler aldık? Bakın, hiçbir önlem
Daha yeni, iki ay
öncesinde Meriçte, Tunada bir sel baskını oldu. Ben soruyorum: O
gün bugündür burada yapılan herhangi bir çalışma var mı?
Yok. Ergene bir önceki dönemde, yine, Çevre Komisyonunun, Su
Araştırma Komisyonunun ki, bugün ben baktım, buraya
getirecektim- yaklaşık olarak altı yüz sayfalık bir
çalışması var -Rasim Bey de burada- ve bunlarla ilgili hiçbir
işlem yapılmamış.
Çok güzel, biz ev
sahipliği yapalım, lider konumuna gelelim ama bunların çözümü
için kaynak aktarılması lazım değerli milletvekilleri.
Türkiyedeki çevre probleminin, su probleminin halledilebilmesi için millî bir
politika hâline getirilmesi lazım. Mevcut bu politikayla, mevcut bu
bütçelerle bu su probleminin çözülmesi imkânsızdır. Bizim burada
birbirimizi kandırmamıza gerek yok.
Bunu Sayın
Bakanım da çok rahatlıkla eğer buraya çıkıp
söyleyebilirse, biz bu konunun üzerine daha iyi gidebiliriz. Tamam, güzel,
evlerde biz tasarruf yapalım ama yüzde 75i tarımda gidiyor. Bunun
yanında, çıkmış olan suyun arıtılmamasından,
geri dönüşümünün sağlanmamasından dolayı, tüm, neredeyse
yüzde 60-65 su kaynaklarımız kirletiliyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Nalcı, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
KEMALETTİN
NALCI (Devamla) Mevcut belediyelerin -ki, şu anda 3.225 tane
belediyenin- mevcut kaynaklarla -ki, yüzde 92- ülkemizde belediyelerin
atık su arıtması yok. Yüzde 61in daha üstünde, mevcut
kaçaklardan kaynaklanan, kirlenen sularımız var.
Değerli
milletvekilleri, ben sözlerimi bitirmeden önce şu konunun kesinlikle
altını çizmek istiyorum: Su, yaşam için gerçekten gerekli ve
bizim geleceğimiz. Otuz sene, kırk sene sonra -burada değerli
konuşmacıların da söylediği gibi- su savaşları
gündeme gelecektir. Biz kendi suyumuza sahip çıkalım ve bunun için,
millî bir politika çerçevesinde bu konunun çözülmesi için, gerekli
kaynakların gerekli bakanlığa aktarılması için
çalışmalar yapmak zorundayız.
Ben hepinize
teşekkür ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sağ
olun. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Nalcı.
Şahsı
adına Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) Vazgeçtim.
BAŞKAN
Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt
Yok.
Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Orhan
AHMET ORHAN
(Manisa) Teşekkür ederim.
Sayın
Bakanıma son günlerde Türk kamuoyunu meşgul eden bir konuda sorumu
yöneltmek istiyorum. Tarımsal sulama faaliyetleri için çiftçilere hizmet
vermek üzere yap-işlet-devret formülü ile sulama tesislerinin özel sektöre
de açılmak istendiği bilinmekte. Hâlihazırdaki mevcut sulama
tesisleri, Devlet Su İşlerinden yapılarak sulama birliklerine
devredilmiş, bunun sonucunda da hâlen işletilmektedir. Ancak, sulama
bedelleri yüzünden çiftçilerle bu birlikler arasında ihtilaflar devam
etmektedir. Esasen kâr amaçlı olan özel sektör kurumları eliyle
tarımsal sulama ihtiyaçlarının
karşılanacağına dair bir kanaatiniz var mıdır? Bu
uygulamanın sulama ihtiyacı konusunda yardımcı
olacağını düşünüyor musunuz?
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Barış
TANSEL BARIŞ
(Kırklareli) Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın
Bakanım, Trakyanın can damarı Ergene Nehri. Sizler Ergeneyi
çok iyi biliyorsunuz, onun için fazla söze gerek yok. Sorum şu Sayın
Bakanım ve şu anda bizi binlerce Trakyalı izliyor: Ergene eski
günlerine ne zaman dönecek?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Barış.
Sayın
Paksoy
MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın
Bakanım, Bakanlığınızda, örneğin DSİ
teşkilatınızda bir bölge müdürü 1.750 YTL, bir mühendis 1.250
YTL maaş alıyor. Ama, havuzdan DSİye gelen bir mühendis 3.000
YTL, yine havuzdan gelen bir güvenlik görevlisi 2.500 YTL maaş
alıyor. Bu şartlar altında teknik personelin çalışma
azmi, morali ve motivasyonu olur mu?
Buradan
hareketle, teknik personelin durumunu iyileştirmeyi düşünüyor
musunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Paksoy.
Sayın Günal
MEHMET GÜNAL
(Antalya) Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Bakan
Antalyayla ilgili konuşunca aklıma bir soru geldi. Kendisine
sormuş idim Plan Bütçe Komisyonunda Manavgat suyu ne oldu Sayın
Bakanım? diye. Kendisi de müjde olarak Sözleşmenin ASATla
imzalandığını. söylemişti.
Şimdi, hem
Antalyada çok güzel şeyler yapıldığını
söyleyince aklıma ondan geldi, acaba Antalya Belediyesi ödüllendiriliyor
mu diye. Biz bir taraftan bütün kurumları özelleştirirken,
belediyenin bir iştirakine, BİT dediğimiz bir iştirakine
-adı Manavgat suyu olan- Manavgat suyunun işletilmesinin hangi
gerekçelerle verildiğini, ASATın bu konuda daha önce nitelikli
çalışmaları olup olmadığını sormak
istiyorum. Aydınlatırlarsa sevinirim.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Günal.
Sayın
Cengiz
MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) Sayın Bakanım, birinci sorum: Gelecek
küresel çoraklık ve çölleşme düşünülürse, Türkiyemizin nehir,
ırmak, çay, dere, göller gibi tabii su kaynakları, şelaleler ve
bunun gibi yaşam kaynağı olan bu değerlerin envanter
çalışması yapılmakta mıdır?
Bakanlığımızın böyle bir çalışması var
mıdır?
İkinci
sorum: Çanakkale Bigada görülen, özellikle pirinç tarlalarının
kuruduğu bir ortamda, Taşoluk Barajının ne zaman
bitirilmesi düşünülüyor? Bu konuda bir zaman var mıdır?
Üçüncü sorum:
Çanakkalede 2008 yılında sulama göletleriyle ilgili bir
çalışmanız var mıdır? Yatırıma alınan
gölet ne kadardır ve bunlarla ilgili bir tespitiniz varsa,
öğrenebilir miyiz?
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Cengiz.
Sayın
Ağyüz
Yok.
Sayın
Öztürk
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Görüştüğümüz
tasarının Dışişleri Komisyonu Raporunda, bu
tasarının tali komisyon olarak Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna da havale edildiği
görülmektedir. Bu konu daha önce de Genel Kurulda gündeme getirildi, ancak bu
tali komisyonun raporunun alındığına ilişkin ve bu
tasarının görüşüldüğüne ilişkin herhangi bir kayda
rastlanmamaktadır. Daha önce olduğu gibi, tali komisyon
başkanlarının kendilerine havale edilen tasarılarla ilgili
olarak Efendim, bizim ifade edecek bir hususumuz olmadığı için
buna görüş bildirmedik. deme hakları yok. Eğer, Komisyonda
görüşülüp, Komisyon bu kanaate ulaşmışsa, bu kanaatini
Genel Kurula iletmesi lazım.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Sayın
Bakanım, buyurun efendim:
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Efendim, bu yap-işlet-devlet
ile alakalı soruları vardı sayın vekillerin.
Yap-işlet-devretlerin, bana göre, sulamalarda çok önemli olduğu
kanaatindeyim. Bu, yap-işlet-devret sistemi mevcut projeler için
değil, şu anda yapımı planlanan, inşaatı
planlanan projeler için geçerli.
Özellikle,
şunu ifade etmek istiyorum, burada yapılan şu: Merkezî yönetim
bütçesiyle belki ihale edince, on-on beş yılda bitecek bir projeyi
yap-işlet-devretle verdiğiniz zaman iki üç yılda bitiyor ve
firma böylece on beş-yirmi yıl süreyle bunu işleterek suyu temin
ediyor. Bu şekilde nemasını vatandaş, çiftçi bir an önce
almış oluyor. Yani, hizmet belki on-on beş yıl önceden
vatandaşın ayağına getirilmiş oluyor. Maksat bundan
ibarettir.
AHMET ORHAN
(Manisa) Fiyatlar?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Fiyatlar da şöyle, bakın
şunu ifadeyim: Fiyatların çok uygun olacağı kanaatindeyim.
Çünkü, bunların tatbikat projeleri yapılıyor. Şeffaf bir şekilde
yeterlik verilecek, açık bir rekabet ortamında ilan edilecek, ihale
edilecek. Çok uygun fiyatlarla ben bunların yapılacağı
kanaatindeyim. Bakın, göreceksiniz. Zaten, her şey çok açık,
şeffaf olacağı için, katılmak isteyen müteahhitler varsa
buradan yeterli olan herkesi de davet ediyorum.
Ergene Nehriyle
alakalı, bilindiği üzere -Sayın Vekilimiz Rasim Bey de biliyor-
bütün Edirneliler -Ergene civarındaki, Uzunköprüdeki- geldiler
Bakanlıkta toplantı yaptık, bu konuda planlarımız var.
İnşallah, Ergene Nehri
Gedizle beraber Ergene Nehrinin de ele
alınacağına dair söz verdik. Gerçekten arkadaşlar,
vatandaşlarımız memnun olarak ayrıldı. Bununla ilgili
detaylı çalışmaların ne olduğunu zaten ben sizlere,
bütün o civar milletvekillerimize arz edeceğim.
Şimdi, tabii
ki, Sayın Paksoyun söylediği, DSİ mensuplarının,
bilhassa teknik personelin maaşlarının yetersiz olduğunu
ben de kabul ediyorum zaten. Bu konuda dışarıdan,
özelleştirmeden gelen elemanların, mevcut elemanlara göre çok daha
fazla maaş aldığı malum. Ancak, Sayın
Başbakanımız geçtiğimiz pazartesi günü Bakanlar Kurulunda
özellikle bu konudaki kanun tasarılarının bir an önce
hazırlanması, eşit işe eşit maaş şeklinde
bir anlayışla bunun hazırlığının
yapılması talimatını verdi. Ben, DSİnin eski Genel
Müdürü olduğum için zaten konuyu biliyorum. İnşallah düzelecek,
düzelmesi gerektiği kanaatindeyim.
Şimdi,
Manavgat ve ASATla ilgili kanaatime gelince
Şimdi, ASAT bir BİT
değil, yani belediye iştiraki değil, ASAT bir su, kanalizasyon
idaresi; İSKİ, ASKİ neyse ASAT da o. 2560 sayılı
Kanuna göre ASAT, Antalya Büyükşehir Belediyesi hudutları içinde ve
kendisine bağlanan yerlerde su, kanalizasyon, atık su arıtma,
uzaklaştırma, yağmur suyuyla ilgili bütün hizmetleri vermekle
mükellef bir kamu kurumu.
MEHMET GÜNAL (Antalya)
Manavgat 76 kilometre.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Dolayısıyla,
Manavgatı ASATa vermekle şunu yaptık: Manavgat yurt
dışına satılacağı yerde, özellikle ASATa vererek
Manavgatın 30 kilometre doğusunda veyahut da 30 kilometre
batısındaki bütün yerleşim alanlarının, özellikle
turistik alanlar, köyler, kasabalar, ne kadar ilçe varsa, bunların suyunun
temini Manavgattan yapılacak, hazır olduğu için çok kolay bir
şekilde yapılacak. ASATın bu işleri çok kolaylıkla
başaracağı kanaatindeyiz.
Zaten biz sadece
ASATa vermiyoruz. Yaptığımız tesisleri
Tahtalı
Barajını yaptık, İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve
Kanalizasyon İdaresi İZSUya verildi. Diyelim ki Bursada Nilüfer
Barajı yapıldı, işletmesi BUSKİye verilecek. Yani Devlet
Su İşleri zaten yapıyor, işletme
Manavgat da bu
şekilde.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) Manavgat Belediyesine niye verilmedi Sayın Bakan? Kestirmeden
cevap verin, Manavgat Belediyesine niye verilmedi?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Manavgat Belediyesine verilmiyor,
Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresine veriliyor.
Manavgat Belediyesi çok küçük bir belediye İZSUya göre, Antalyaya göre.
Bunu idare edecek bir kadrosu yoktur. Su ve kanalizasyon idareleri gerçekten bu
konuda yetişmiş elemanlara sahip güçlü idarelerdir. Sebebi budur.
Bunun
dışında, Sayın Cengiz tarafından Envanter, veri
tabanı vesaire, nehirlerle, derelerle yapılıyor mu? diye
Bu
konuda şu anda 2004 yılında
başlattığımız Su Veri Tabanı Projesi var,
TÜBİTAKla beraber yürütüyoruz, birkaç üniversitemiz de bu konuda destek
veriyor. Gerçekten bu yıl sonunda bitecek. Bununla şunu hedefliyoruz:
Aşağı yukarı, düğmeye bastığınız
zaman, isteyen kullanıcılar, yetki verilen herkes, su
kaynaklarıyla ilgili bütün bilgileri coğrafi bilgi sistem
altlığında, bilgisayar ortamında, bilgisayarından,
İnternetten görebilecek. Gerçekten, bu, Türkiyede yapılan çok önemli
bir baraj, bir adım.
Tabii,
Çanakkaledeki yatırımlar devam ediyor, Çanakkaleye çok şey
yaptığımızı, zaten sayın Çanakkale
milletvekillerimiz biliyor. Taşoluk Barajı da yakında bitecek,
onun da müjdesini vereyim.
Bunun
dışında, Sayın Ağyüzün belirttiği hususlar
vardı. Bir de Sayın Öztürkün tali komisyon konusu var.
Şimdi
efendim, şunu belirteyim: Bu zaten komisyonlardan geçti, zaten çok
gecikti. Esasen, bu, bir forumun yapılmasıyla ilgili basit bir
işlem -yani bu kadar uzaması da- doğrusu gerçekten çok
uzadı, bir an önce geçmesi gerekiyor, tali komisyonlara gidilecek bir
durum yok. Basit bir forumun düzenlenmesi, bir organizasyondan ibaret bir
husustur, onu özellikle belirteyim.
HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) Meclis Başkanlığı göndermiş gerek yok
denir mi?
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Kanunla ilgili maddeler az fakat
yapacağı hedefler açısından büyük fakat görüldüğü gibi
maliyeti küçük olan bir organizasyon işleminden başka bir şey
değil bu.
Teşekkür
ediyorum efendim.
BAŞKAN
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
3üncü maddeyi
okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili
Rasim Çakır.
Sayın
Çakır, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
RASİM ÇAKIR (Edirne) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yürürlük maddesi
üzerinde söz aldım, zamanınızı çok fazla almak
düşüncesinde değilim ama su ile ilgili, gerek 22nci Dönem
Parlamentosunda ve gerek bugüne kadar yapılan çalışmaları
ve yapılması gerekenleri sizlerle ve milletimle paylaşmayı
uygun gördüğüm için zamanınızı alıyorum.
Hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye, dünya ülkelerine göre mukayese
edildiğinde, su kaynakları, su potansiyeli bakımından dünya
ortalamalarının altında su rezervleri olan,
dolayısıyla su fakiri denilebilecek bir ülke konumunda. Maalesef,
tabii, konumumuz, bu anlamda dünya ortalamalarının altında ve
fakir noktada. Bunun yanında, Türkiye'nin şöyle bir yapısı
da var: Türkiye'nin su kaynakları, bölgeler arasında dengeli bir
biçimde dağılmamış. Yani, belirli bölgelerde su
kaynaklarımız fazla iken, bazı bölgelerde su
kaynaklarımız, su potansiyelimiz çok çok düşük.
Dolayısıyla, Türkiye'nin, kalkınmakta olan bir ülke olarak,
gelişmekte olan bir ülke olarak, sanayileşen bir ülke olarak su
kaynaklarını, su potansiyelini çok iyi bir biçimde koruyabilmesi,
kullanabilmesi, dengeli bir biçimde kullanabilmesi ve su kaynaklarını
kesinlikle ve kesinlikle kirletmemesi gerekiyor. Yani, sanayileşme
adına, fabrikalılaşma adına, Türkiye'nin, su
kaynaklarının kirletilmesinden ödün vermemesi gerekiyor. Bu süreç,
yeni başlayan bir süreç değil. Sanayileşme
başladığı günden itibaren, Türkiyede su
kaynaklarının kirlenmesi hep Türkiye'nin gündeminde. Ama, artık
öyle bir noktaya geldi ki, Ergene Nehrinin kirlenmesi, Gedizin kirlenmesi,
Van Gölünün kirlenmesi bir çevre problemi olmaktan çıktı. Bunlar,
artık bizim için bir çevre sorunu değil ve sadece çevrecilerin
savunduğu, seslerini yükselterek ifade ettiği bir sorun değil.
Bu sorunlar, artık bizim için ekmek sorunu hâline geldi. Yani, Gedizin
kirlenmesi, Gedizin ekmek verdiği, bereket verdiği insanların
ekmeğinin azalmasına sebep oluyor. Ergenenin kirlenmesi, Ergene
Nehrinin ekmek verdiği -sulayarak ekmek verdiği- 800 bin insanın
ekmeğinin küçülmesine sebep oluyor. Yani, artık, bu sorun,
yaşamsal bir sorun hâline geldi ve başta Türkiye Büyük Millet Meclisi
olarak, bizler ve bu ülkeyi yöneten herkes bu sorunu görmezliğe gelmek,
hafife almak, ertelemek gibi bir lükse sahip değiliz.
22nci Dönem
Parlamentosunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin 550 milletvekilinin
tamamının elini kaldırarak, oy vererek kurmuş olduğu
bir Ergene Nehri kirliliği araştırma komisyonu görev yaptı
ve gerçekten de, mükemmel bir görev yaptı, çok ciddi bir görev yaptı,
çok ciddi de bir rapor hazırladı; çözüme yönelik önerileri içeren,
Bakanlar Kuruluna ve yürütmeye teklifte bulunan, teklif sunan, mükemmel de bir
rapor hazırladı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Ama, o rapor şimdi nerede biliyor musunuz değerli
arkadaşlarım? O rapor, şimdi Meclisin tozlu raflarında. Bu
süreç içerisinde, o günün Türkiyede suyun en büyük patronu olan Devlet Su
İşleri Genel Müdürümüz şu an Çevre Bakanımız ve o
süreci, Ergene ile ilgili komisyonun çalışma sürecini yakinen takip
etmiş ve bürokrat olarak da ciddi katkılar yapmaya gayret etmiş
olan bir arkadaşımız ve o günlerde Sayın Başbakan
bana yetki versin, ben Devlet Su İşleri Genel Müdürü olarak üç
yılda bu sorunu çözerim. deme yürekliliğini göstermiş bir
arkadaşımız. Şimdi, Sayın Başbakan Sayın
Bakana yetki verdi, onu aldı, Bakan yaptı ve bizim de, çok fazla
beklemeye tahammülümüz yok, bu soruna daha fazla katlanmaya tahammülümüz yok.
Ağır metal saçan ve Trakyada kanser vakalarını
artıran devletin rakamlarında bellidir- bu soruna Trakyalılar
olarak daha fazla katlanmaya tahammülümüz yok.
Netice
itibarıyla, biz, şu an, Dünya Su Konseyiyle ilgili bir
anlaşmanın onaylanması noktasında bir irade beyan ediyoruz.
Ama maalesef, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bütün tipik
özelliklerini, şu ana kadar bu konuda göstermiş durumdayız. Hâlâ
ülkemizde su ile ilgili ne yapacağımıza, nasıl
yapacağımıza dair oluşmuş bir konsensüs yok. Bir yetki
karmaşası, bir denetleme karmaşası ve kirleten
kirlettiğiyle kalıyor.
Geçtiğimiz dönem,
22nci Dönem Parlamentosunda bir Çevre Yasası çıkardık. O
Yasanın hazırlanmasında, komisyonda ve alt komisyonda görev
yaptım ve bütün ülke bir heyecana boğuldu; bu Çevre Yasası
çıkarsa işte, nehirlerimiz temizlenecek. O günün Çevre Bakanı da
böyle bir imajı, böyle bir düşünceyi, hep Parlamentoya ve kamuoyuna
pompaladı ve o günlerde hatırlarsınız, bir varil meselesi
çıktı basında. Çevre Yasası çıktı, şimdi
soruyorum, hiç varil atılmıyor mu artık, Türkiyede? Sadece
İstanbulda 1.5 milyon ton zehirli atık üreten bir ekonomide variller
nereye gitti? Yeni yakma tesisleri mi yaptık? Yeni ilave
yatırımlar mı yaptık? Ama sorun gündemde değil, sorun
bitti mi? Hayır bitmedi, sorun büyüyerek devam ediyor. Sadece, biz sorunu
görmüyoruz ve göstermiyoruz.
Yasaya ceza
yasaları koyduk. Arıtma tesisini yapmayan belediye
başkanına, nüfusu şu kadarsa, şu kadar yıl içerisinde
yapmazsa, hapis cezası. Şimdi, ciddi bir savcı çıksa,
belediye başkanlarımızın hepsini teker teker
çağıracak, gelin bakalım diyecek ve hapse atacak. Şu an
savcıların hoşgörüsüyle gidiyor olay çünkü Yasada henüz daha bu
işe bir çözüm bulunmuş değil. 181; 182yi iki yıl
erteleyelim, bakın, başkanlar cezaevine girer. dedi Çevre
Bakanı bu kürsüde. Ertelemekle bu iş çözülmez, kalıcı çözüm
bulalım diye biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak itiraz ettik ve
nitekim de maalesef biz haklı çıktık.
Yine
geçtiğimiz dönem Parlamentosunda küresel ısınmayla ilgili bir
komisyon kurduk. Parlamento olarak bu konulara hassasiyetimiz hep oldu, olmaya
da devam ediyor, edecek. Ama dönem bitti, Küresel Isınma Komisyonu Raporu
Mecliste maalesef onaylanamadı. Şimdi, yine, böyle bir komisyon
kurduk ve bu komisyonun üyesi olarak çalışmalarımızı
yapıyoruz. Yapıyoruz da gittiğimiz her yerde,
sıkıntı aynı, sorun aynı yani mevcut yapısal
sistemimizle, mevcut yasalarımızla, mevcut bütçelerimizle bu sorunun
çözülmesi belki elli yıllar, yüz yıllar yani sorunun çözümüne yönelik
ortak aklı bulup doğru çözümler maalesef üretebilme noktasında
değil şu anki Bakanlar Kurulu. Meclis anlamında böyle bir
eksikliğimizin olduğunu düşünmüyorum.
O bakımdan,
artık, su sorunu, Türkiyede, ertelenemez, ötelenemez ve görmezliğe
gelinmeyen bir sorundur. Sularımızı süratle kirletiyoruz. Meriç
akıyor, biz bakıyoruz. Meriç Nehrinden akan su, ciddi bir potansiyel
olan su ama biz, hâlâ, Suakacağı Barajını, şu veya bu
nedenle yapabilme noktasına gelemedik. Altı yıldır
tartışıyoruz, benden önce bir otuz yıldır Edirneliler
hep tartıştılar veya aynı şekilde, Meriç Nehrinin
suyuyla rezervi dolacak olan Çakmak Barajı noktasında altı
yılda hâlâ gelebildiğimiz mesafe tatmin edici bir mesafe değil,
yani bir yol alındı ama tatmin edici bir mesafe değil.
NECDET BUDAK
(Edirne) Bir tek o kaldı.
RASİM ÇAKIR
(Devamla) Değerli arkadaşlarım, su
kaynaklarımızın dengeli kullanımı ve korunması,
kirli suyun arıtılması konusunda ne kadar çok emek verirsek, ne
kadar çok gayret sarf edersek azdır, yeterli değildir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Çakır, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
RASİM ÇAKIR
(Devamla) Hepimizin, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak gerek Bakanlar
Kurulu olarak gerek konuyla ilgili bürokratlar olarak bu konunun üzerine daha
büyük enerji, daha büyük, daha fazla akıl üreterek hep birlikte bu işi
sağlıklı bir çözüm noktasına ulaştırmak
zorundayız. Yani, sadece Dünya Su Forumuyla ilgili, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin neden muhatap alınmış
olduğunu da anlamak mümkün değil. Eğer hakikaten yerel yönetimler
de bu işin bir noktasında olmalıysa -ki olmalı- o zaman, o
yerel yönetimlerin oluşturmuş oldukları birlikler var. Niye o
belediye birlikleri muhatap alınmaz da İstanbul Büyükşehir
Belediyesi tek başına muhatap alınır, onu da
anlamış değilim.
Sorunun çözümü
yönünde katkı yapan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Madde üzerinde,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili Sayın Oktay Vural. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
OKTAY VURAL (İzmir) Efendim, çok teşekkür ediyorum.
Tabii, bu
anlaşmanın uygun bulunduğuna dair kanun
tasarısının görüşmesi vesilesiyle, aslında, su
meselesi konusunda da özellikle gruplarımız görüşlerini
paylaştı. Bu bakımdan
Aslında bu konuda Parlamentonun ve
Türkiyenin gerçekten sağlıklı bilgilendirmeye
ihtiyacının olduğu açık. Bu bakımdan, küresel
ısınmayla ilgili kurduğumuz, küresel ısınma ve su
kaynaklarının yönetimiyle ilgili kurduğumuz Meclis
araştırma komisyonu raporunun da görüşülmesi ve bu konuda
açıkçası Parlamentonun bu konuda görüşlerini beraber, birlikte
oluşturması son derece önemli. Zannederim, belki sadece
araştırma komisyonu değil ama, su konusunda bir genel
görüşme yapılması konusu da gerçekten bir ihtiyaç hâlindedir.
Değerli milletvekili arkadaşlarımızın bu, suyla ilgili
gelişmeler konusunda da sağlıklı bir bilgilendirmeye
ihtiyacı var.
Tabii, bu
vesileyle, bazen sorularla çeşitli konularda görüşlerimizi ifade
ettik. Sayın Bakanım Antalyadan bahsederken bir milletvekilimizin
suali vardı Manavgatla ilgili. Manavgatlı Belediye
Başkanının, Manavgat Belediyesinin bunu yönetme konusunda
yetersiz olduğu ifade edildi. Manavgat Belediyesi son derece
başarılı bir belediyedir. İki dönemden beri Milliyetçi
Hareket Partisinin yönetiminde de çok başarılı hizmetler
sunmuştur. Böyle bir projeyi de gerçekleştirebilecek güce de
sahiptir.
Tabii,
ASATın bu suyu Antalyanın ihtiyacı için kullanıp
kullanmayacağı da doğrusu merak konusudur. Yani bu su Antalya
için mi kullanılacaktır, yoksa başka yerlere pazarlamak için mi
kullanılacaktır? Bu sorunun cevabını arıyoruz. Ama
Manavgat Belediyesi gerçekten son derece başarılıdır.
Umarım bu konudaki tercih bir belediyenin bir farklı partiden
olmasından kaynaklanmamıştır. Hakkını verelim
Manavgat Belediyesinin. Antalyaya 76 kilometre olan bir belediyenin bir içme
suyunu yönetme konusunda
Kendi içme suyunu yönetiyor, dolayısıyla
bence bunu da yönetebilir diye düşünüyorum.
Sayın
Bakanım, özellikle -soruda ifade edecektim- 2006 yılında, Eylül
ayının 14ünde Sayın Başbakanın İstanbulla
ilgili ifadesi vardı ve Alibeyköy Deresinin ıslahıyla ilgili
-49 trilyon- Sayın Başbakan Bir sorun tarihe gömüldü. demişti.
Bir sorun tarihe gömüldü
Yıl 2007, Ekim ayının 14ü,
Alibeyköyü sel bastı! Yani, dolayısıyla, böyle bir
yatırım bir sorunu tarihe gömerken bir yıl sonra tekrar bir
sorunla karşı karşıya kaldığımıza göre,
gerçekten, acaba bu konuda yatırım mı yanlıştır,
yeterli mi değildir? Sorun sürekli İstanbulun gündeminde. Bu
vesileyle, aslında sel baskınlarının tarih
olmadığını da ortaya koydu bu projelerle. Zannederim bunun
da izaha ihtiyacı var.
Bir diğer
konu da, İzmir için Çamlı Barajının önemli olduğunu
ifade ediyor.
Değerli
arkadaşlarım, AKPdeki milletvekili arkadaşlarımıza
geldi İzmir Büyükşehir Belediyesinin su ihtiyacıyla ilgili
hususlar. Sayın Bakan başka türlü söylüyor. Zannederim bu konuda
Sayın Bakanın Devlet Su İşlerini de, İzmir
Büyükşehir Belediyesini de ve tarafları da bir araya getirerek
İzmir kamuoyunu İzmirin su ihtiyacı konusunda, bu projeyle
ilgili sağlıklı bir bilgilendirmeye ihtiyacı vardır.
Bu konuda kamuoyu ikna edilmelidir. İzmirin ihtiyacı var. diyor
Büyükşehir Belediyesi. Doğrusu -burada da yine tekrarlıyorum- bu
Büyükşehir Belediyesinin bir başka partiden olmasından dolayı
mı iş birliği gelişmiyor? Bu konuda kanaatleri de izale
etmek amacıyla muhakkak surette İzmir kamuoyunu da bu konu
hakkında bilgilendirecek ve İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu
ifadeleri, bu iradeyi ortaya koyduğuna göre onları da
sağlıklı bir şekilde ikna edecek bir ortak
anlayışa da ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. O
bakımdan, yakın bir gelecekte böyle bir toplantı
yapılırsa son derece iyi olacaktır.
Dünya su
forumuyla ilgili bu anlaşmanın uygun bulunduğuna dair bu kanun
tasarısını, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, su sorununu
gündeme getirmesi ve millî su politikaları konusunda uluslararası
çevreleri de bilgilendirme platformu teşkil edeceği
açısından olumlu gördüğümüzü ifade ediyorum, hepinize
saygılarımı arz ediyorum.
Teşekkür
ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Vural.
Şahsı
adına Ramazan Kerim Özkan, Burdur Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
RAMAZAN
KERİM ÖZKAN (Burdur) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; konumuz, Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu İçin
Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma Mektubunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu. Bunu aynen destekliyoruz.
Su, hayati bir
önem taşıyor ama hâlâ Türkiyenin doğusundan batısına,
güneyinden kuzeyine topraklarımızı suyla
buluşturabilmiş değiliz. Suyun birçok arkadaşı var.
Suyun, tarla arkadaşı, fidan arkadaşı, gübre
arkadaşı, mazot arkadaşı, elektrik arkadaşı,
insan arkadaşı, hayvan arkadaşı. Susuz hayat
düşünülmüyor. Bütün çabalarımız, katkılarımız
suya yön verme anlamında.
Kuraklığı
yaşıyoruz, küresel ısınma söz konusu, ama bu süreçte
vatandaşımız suyu -ülke genelinde bu kadar su
kaynağımız olmasına rağmen- 150 metreden, 200
metreden, hele hele bazı bölgelerde 250 metreden elektrikle
çıkarıyor.
Bunu,
çalışmalarımızı, Bakanlar Kurulu yürütür diyoruz ama
bakanlar arasında da bir koordinasyon olması gerekiyor. Tarımsal
amaçlı sulamada gerçekten fiyatlar çok yüksek. Kooperatiflerimiz,
biliyorsunuz, bu yıl, 2007 yılında teşviklerini
alamadılar, teşviklerini alamadılar, gübreyi şu anda
satın alamıyorlar. Paran olsa da gübre yok. 18-46 gübresi 61 milyon
lira olmuş. Vatandaş suyu bulmuş, tarlayı bulmuş,
traktörüyle sürmüş, mazotu bulmuş ama gübreyi bulamıyor.
Gübrede
Üretim diyoruz, üretimin ana materyali su. Bir üretimsizlik önümüzdeki
yıl baş gösterecek.
Teşvikleri
2007 yılı içinde Hükûmet veremedi 2008 yılında
ödeyeceğiz. dendi. Buzağı teşvikidir, yem bitkileri
desteği, süt desteği, kulak küpesi desteği, suni tohumlama
desteği ama hâlâ birinci ayımız bitiyor -çünkü günü
belirtilmedi, 2008in ocağı da bir ayı, aralığı
da bir ayı- şubatta mı vereceğiz, kasımda mı
vereceğiz, aralıkta mı vereceğiz, haziranda mı
vereceğiz, hangi ayda vereceğiz?
Sayın
Bakanım, bunun belirtilmesi gerekiyor. Köylümüz, bu teşvik
primlerinin hangi ayın hangi günü verilmesini istiyor? Çünkü tarımsal
amaçlı sulamadan dolayı enerjiden borcu var, gübreden borcu var,
fidandan borcu var, tohumdan borcu var. Bu borçlarını ödemek için
sizin de bir koordinasyon bulup bu tarımsal amaçlı kullanılan
suda bir enerji indirimine veya taksitlendirmeye, geçen dönemlerde
yaptığınız gibi, bir taksitlenmeye gitmeniz gerekiyor.
Vatandaş zor durumda, üretimsizlik had safhada. Şeker pancarında
üretimsizlik, haşhaşta üretimsizlik, anasonda üretimsizlik, tütünde
üretimsizlik. Bu vatandaş Ne üreteceğiz? diye soruyor bizlere.
Elektriği bulduk, suyu bulduk, traktörü bulduk ama ne ekeceğim ben,
önümüzdeki süreçte ne ekeceğim? Sertifikalı tohumu da buldum, kendi
tohumu olduğu hâlde -attığım tohuma çünkü teşvik
vermiyorsunuz- sertifikalı borçlandım, kendi tohumum olduğu
hâlde tohum buldum, tohumu tarlama attım ama çaresizim diyor. Bu
çaresizliğin giderilmesi için, ben, Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanıyla kısa zamanda görüşülüp bu tarımsal amaçlı
sulamada bir indirime gidilmesini üreticiler adına talep ediyorum.
Bu duygu ve
düşüncelerle, yasanın ülkemize hayırlı olmasını
diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Özkan.
Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.00
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 18.14
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Harun
TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54üncü
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
74 sıra
sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Tasarının
3üncü maddesi üzerinde, şimdi söz sırası Edirne Milletvekili
Necdet Budaka aittir.
Sayın Budak
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
NECDET BUDAK
(Edirne) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime
başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Aslında söz
almayı düşünmüyordum, ancak buradaki konuşmaları dikkate
aldığımda, özellikle bugüne kadar toplumda ve özellikle
muhalefetin dile getirdiği bir sözcüğü gerçekten içime sindirmekte
zorlanıyorum. O da şu: Su akar, Türk bakar. Bu kelimeyi, bir
milletvekili olarak, gerçekten, kabullenmekte zorlanıyorum ve bu
kabullenmemenin neticesinde de özellikle Meriçteki suyun akmasıyla ilgili
olarak geliştirmiş olduğumuz projeleri, Türkiyeye
yakışır, Türk çiftçisine yakışır bir şekilde
geliştirdiğimizi düşünüyorum. Şöyle ki: Hamzadere
Barajı 1964 yılında planlanmıştı, son iki
yılda 40 trilyon ödenekle yüzde 40 fiziki gerçekleşme
sağlandı. İşte, Türkün su akarken
bakmadığının kanıtı budur. Ben inanıyorum ki
bu anlamda söz söyleyenlerin bir komisyon kurup Trakyadaki sulama
projelerimizi ziyaret etmelerinde fayda var.
Bir başka
olay: Trakyanın GAPı olan Çakmak Barajının, yine bu
kelimeyi bir partili olarak, bir milletvekili olarak kabul etmemizin sonucunda,
Sayın Başbakanımızın da desteğiyle ihalesi
yapıldı.
Yine Su akar,
Türk bakar. kelimesini içimize sindirmemeliyiz ve bunu kabul etmemeliyiz ve
bunun için de proje ortaya koymamız gerekiyor. İşte bu anlamda
da Meriçten Ergeneye İletim Kanalı Projesi
14 trilyonluk bir
proje, 12 kilometrelik bir kanal. Bu projenin de planlama ve projeleri bitti,
10 Martta da ihalesi yapılıyor.
Sultanköyde,
Yenikarpuzluda, Telmatada çok daha büyük projelerimiz var, beş tane
büyük şantiye var. Meriç Nehri akar ve Türk bakar. sözünü kesinlikle
kabul etmiyorum ve bunu söyleyen arkadaşların
Bu barajların,
inşaatların olduğu bölgelerde Türk Bayrağı
dalgalanıyor.
Biz, AK Parti
Hükûmeti olarak gerçekten bu su projelerine önem veriyoruz ve cumhuriyet
tarihinde sulamaya açılan alanların dörtte 1i bu İktidar
döneminde, AK Parti İktidarı döneminde sulamaya
açılmıştır.
Bu kısa
bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Bu inşaatların olduğu
yerlerde de Türk Bayrağı direklerde dalgalanıyor. Lütfen ama
lütfen, kim olursa olsun, Türk bakar, su akar. bu sözü bu kürsüden
söylemeyelim.
Tamamen bu
barajlarla ilgili, bu projelerle ilgili, bu cümleye istinaden söz aldım.
Bir komisyonla da bu barajların olduğu yerleri inceleyebiliriz.
Hepinize
saygılar ve sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Emek, buyurun
efendim.
ATİLLA EMEK
(Antalya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
biraz önce su sorununu bir kenara bıraktı, biraz Antalyamızdan
bahsetti. Kendisine Antalyaya duyduğu ilgiden dolayı teşekkür
ediyorum, Göller yöresi milletvekili olarak tabii ki bir
yakınlığı var.
Sayın Bakan,
AKP İktidarı döneminde, dünya turizm başkenti olan
Antalyanın havasının kirlendiğini ve şu anda
hayatı tehdit eder noktaya geldiğini bir Çevre Bakanı olarak
biliyorsunuz. Bu konuda ne gibi önlem alıyorsunuz?
Diğer taraftan,
özellikle Antalyada tahsislerden alınan 200 trilyon para
karşılığı şu anda denizler kirlenme tehdidiyle
karşı karşıya. Arıtmalar konusunda ne
düşünüyorsunuz?
Daha önce ranta
feda etmeye çalıştığınız ve mahkeme
kararlarıyla kurtarılan Lara Park, Manavgat Sorgun Çamlık
konusunda hâlâ o eski fikrinizi sürdürmekte misiniz?
Diğer
taraftan
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın Uslu
Yok.
Sayın
Çalış
HASAN ÇALIŞ
(Karaman) Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakanım, Karaman Ovası için İbrala ve Yeşildere
Barajları gerçekten hayati önem taşımaktadır.
Hemşehrilerimiz sormaktadır, acaba ne zaman bitecek? Bunlar tabii
küçük çaplı barajlar, sizin yaptığınız barajların
içerisinde.
Bir diğer
sorum da: Ayrancı Barajından su kaçağı vardır,
Hışılayık Projesi de bunun bir sulama ekidir.
Ayrancılılar da yine, bu suyu ne zaman alacaklarını, ne
zaman kullanacaklarını soruyorlar.
Bir diğer
sorum: Sarıveliler Barajının ihalesi yapıldı, 1 lira
ödenek koyuldu, ne zaman başlanacak diye soruyorlar.
Son sorum: KOP
projesinin devamı olan Konyalının, Karamanın hayali olan
Mavi Tünel Projesinin Apa Barajını beslemekte
zorlanacağı, bugünün kuraklığının hesap
edilmediği yönünde iddialar var. Projeyi revize etmeyi düşünüyor
musunuz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Varlı
MUHARREM VARLI
(Adana) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Yine bu
topraklarımızın çoraklaşmasını önlemek
açısından yer altı drenajlarının önemi çok büyük.
Geçmiş dönemde on-on beş, yirmi yıl kadar önce Köy Hizmetleri
tarafından Çukurova bölgesinde bir kısmına yapıldı;
bir kısmı, sulanmakta olan bölüm hâlâ bekliyor. Bu konuda bir
çalışmanız olacak mı?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Varlı.
Sayın Susam
MEHMET ALİ
SUSAM (İzmir) Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, İzmirin iki
tane büyük ovası, Menderes ve Bakırçay Ovaları bu yıl
küresel ısınmanın getirdiği sıkıntılarla da
tarımda müthiş bir kuraklığı yaşadılar. Su
kuyularından su çekemez hâle gelen İzmir çiftçisi yeni artezyenler
açtırmak durumunda kaldı. Mendereste Ödemişin Beydağ
Barajıyla ilgili olarak sulama kanallarının
yapılamamış olması, sulamada ciddi
sıkıntılarla köylüyü baş başa bıraktı. Aynı
zamanda, Tire Ovasının gölet ve bentler yapılarak yer altı
sularının güçlendirilmesi doğrultusunda herhangi bir
çalışma yapılamamıştır. Bayındırda
Zeytinova Barajı beklemekte, Zeytinova susuz bir vaziyettedir. Gediz
Nehrinin kirliliği nedeniyle Menemen ve çevre ovalar ciddi şekilde
sıkıntıdadır. Aynı şekilde, Bergama Ovası
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ALİ
SUSAM (İzmir)
Yortanlı Barajındaki gecikme nedeniyle
sıkıntıdadır.
Bunlar için çözüm
ne düşünüyorsunuz Sayın Bakan?
BAŞKAN
Sayın Dibek
TURGUT DİBEK
(Kırklareli) Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ben de benim
seçim bölgem olan Kırklareliyle ilgili iki somut sulama projesiyle ilgili
soru yöneltmek istiyorum.
Birincisi:
Kırklareli merkezde Kırklareli Barajı var yaklaşık 120
milyon metreküp kapasiteli. Oradan sulama yapılıyor tarım
alanlarına ama öyle bir sorun var ki hemen barajın yanındaki çok
sayıda köy ve o köyler, istikametteki diğer köyler bu barajdan kot
farkı nedeniyle sulama yapamıyorlar. Bir projeden bahsediliyor. Bu
proje kapalı devre sulama projesi bu köyler için. Bu proje ne zaman hayata
geçecek? Birincisi bu.
İkincisi de:
Yine, Kırklareli ili, Pınarhisar ilçesinde, Çayırdere
Barajı ve Sulama Projesi var. Bu, Devlet Su İşlerinin 2005
yılı kesinleşmiş ihale programında yer alıyor,
fakat üç yıldan bu yana ihalesi yapılamamış. Bu Çayırdere
Barajının da ne zaman hayata geçeceğini Sayın Bakana
sormak istiyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Bakanım, buyurun.
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Teşekkür ediyorum.
Öncelikle,
Sayın Vuralın Manavgatla alakalı sorduğu suali biraz
açıklamak istiyorum. Şimdi, efendim, ben Manavgat suyunun ASATa
verilmesinin sebebini izah ettim ama biraz, herhâlde, tam izah edemedim zaman
darlığı sebebiyle. Bir kere, su, kanalizasyon idareleri 2560 sayılı
Kanunla kurulmuştur. Bunlar büyükşehir belediyesi hudutları
dâhilinde hizmet verebildiği gibi, vilayet dâhilinde, hatta başka
vilayette, o su, kanalizasyon idaresinin mesuliyeti altına alınan
yerde dahi hizmet verebilecek kapasitede güzel bir kanunla yönetilmektedir.
Hâlbuki, diğer ilçe belediyeleri sadece bulunduğu belediye
hudutları içinde hizmet verebildiği için
Manavgat suyu geniş
bir alana hizmet verecek, pek çok ilçeyi, beldeyi, köyü, yerleşim
alanını, turizm alanını ilgilendiriyor. O bakımdan
ASATa verildi. Yoksa Manavgat Belediyesi kifayetsiz diye bir şey
söylemedim ben. Tabii, her belediye güzel çalışıyor. 2560
sayılı Kanundan ve bu kanuna göre kurulan bir ASATtan bahsettim.
Kanun, yetkiler dolayısıyla
Onu özellikle vurgulamak istiyorum.
Çamlı
Barajıyla ilgili
Tabii ki İzmire gideceğiz zaten
yakında, Gedizle alakalı, orada gerekli izahatları veririz.
Esasen, bu konuda İzmirin 2040 yılına kadar arz talep
dengesiyle ilgili çalışmalar da çıkarıldı, onları
ilmî bir şekilde izah ederiz.
Şimdi,
özellikle, tabii, Karamanla alakalı, İbrala Barajı şu anda
yürüyor; iz bedeldi, çıkarıldı, çok hızlı bir
şekilde
Yani Karamana çok büyük destek verdiğimizi Sayın
Vekilim siz de biliyorsunuz. Katı atık konusunda destek verildi.
İbralı Barajı, ayrıca orada Deliçay Barajı, bunlar duruyordu.
Onlar, iki baraj da bitecek. Deliçay bu sene muhtemelen biter,
İbralanın da iki üç sene içinde biteceğini tahmin ediyorum.
Diğer,
Hışılayıkla ilgili, biliyorsunuz, daha önce, benim
DSİ Genel Müdürlüğü döneminde bu kanal devreye alındı.
Ancak Sarıvelilerle ilgili
Yatırım programına
alındı. Bununla ilgili, hakikaten bu göleti, barajı yapmak
istiyoruz, Sarıvelileri, o konuda, zaten yatırım
programımızda, herhangi bir problem yok.
Mavi Tünelle
ilgili, kuraklıktan dolayı herhangi bir proje revizyonu yapacak
mısınız? dediniz. Efendim, bu kuraklık, bu yılki,
yani 2007 yılındaki kuraklık, bu şekilde, periyodik, belli
sürelerde azalan, çoğalan bir kuraklık, onu özellikle belirteyim.
Dolayısıyla, bir yıllık kuraklık dönemine göre
projenin revizyonu yapılmaz. Zaten Mavi Tünelle ilgili
çalışmalar, çok uzun bir çalışma periyodu sonunda
hazırlandı, hatta son tatbikat projesini de bizzat ben kendim kontrol
ederek ihale kararını aldık. Bunun ihalesi, biliyorsunuz,
yapıldı, 6 Temmuz 2007 tarihinde de müteahhit firma işe
başladı, her şey hazır. Dolayısıyla, hiçbir proje
revizyonu yapılmadan bundan sonra yapılacak. 17 kilometre
uzunluğunda dev tünel ve Bağbaşı Tüneli gerçekleşecek,
onu özellikle vurgulamak istiyorum.
Bunun
dışında, Adanada drenaj kanallarının
inşaatı devam ediyor, ama hızlanması lazım
gerektiğini, Sayın Varlı, tahmin ediyorum, sordu. Onu
hızlandıracağız, o konuyu biliyorum, Adana
Ovasını kurtarmak açısından drenajları da yapmak
gerektiği kanaatindeyim.
Tabii, Küçük
Menderes Havzası, Bakırçay, Ödemiş Beydağ Barajı
vesaire, bu konularda da çalışmalarımızı biliyorsunuz.
Bakın,
Değerli Milletvekilim, Beydağ Barajı, 2004 yılında,
ben, bizzat giderek ele aldığım zaman, bu barajın
yapılan hesaplara göre yetmiş altı yıl sonra biteceği
hesap edilmişti, önüme konulan liste buydu o ödeneklere göre. Biz, bir
takvimle, bu barajın süratli bir şekilde, belki dünyada en
hızlı biten barajlardan birisi olarak bitirdik, biliyorsunuz. Ancak
baraj bitmeden tabii ki sulama kanallarına başlamak mümkün
değil, takdir edersiniz. Şu anda, sulama şebekesinin tatbikat
projeleri bitti, ihale hazırlıkları yapılıyor. Ama
bunu özkaynakla mı yapacağız, yoksa yap-işlet-devretle mi
yapacağız konusunda şu anda şartnameler
hazırlanıyor. Onu da belirtmek isterim.
Bergamada, zaten
biliyorsunuz, Gördes Barajı yapılıyor. Bu konuda gerekli
çalışmalar çok hızlı bir şekilde gidiyor. Hatta, 2008
yılında bu Gördes Barajı, Bergamaya hizmet edecek bu baraj,
İzmire su verecek olan bu baraj, inşallah, su tutmaya
başlayacak.
Aslında,
Yortanlı Barajı bitti. Fakat, maalesef, orada biliyorsunuz, Paşa
Ilıcası Kaplıcası adıyla anılan, fakat tamamen
harabe olan, ancak bazıları tarafından Allianoi Antik Kent adıyla
takdim edilen tarihî kalıntılardan dolayı, maalesef, bu barajda
su tutulamadı. Ama kazı çalışmaları için
yaklaşık 3,5 trilyon para harcadık. Neticede, Koruma Kurulu ile
ilgili mutabakata varıldı. Şubat ayında
Birtakım
tespitlerin, mevcut kalıntıların korunmasıyla alakalı
Koruma Kurulunun ve Kültür ve Turizm Bakanlığımızın
bazı teklifleri var, onları şubat ayına kadar yerine
getireceğiz ve herhâlde Yortanlı Barajıyla ilgili bütün
problemler şubat ayında biter. Aksi hâlde
Su tutmamamızın
sebebi bu yani. İnşallah, Yortanlı Barajı bittiği
için, kısa zamanda su tutacağımızı tahmin ediyorum.
BAŞKAN
Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlarsanız
ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Evet
Kırklareli
Barajıyla alakalı konuyu biliyorum. Tabii, sulama
Sayın
Vekilim, Sayın Dibek siz de biliyorsunuz, Kırklareli Barajında
özellikle terfi gerektiği için bu yapılamıyor. Ama, belki
Tekrar etüt edelim, damlama sulamayla az su kullanacağı için terfi
masrafı ekonomik olursa, bu şekilde
Onun etüdüne tekrar
bakalım.
Çayırdere
Barajıyla ilgili
İnceleyeceğim. Size, süre yetmediği için
detaylı bilgi verilecek.
Teşekkür
ediyorum.
Saygılar
sunuyorum efendim.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Tasarının
tümünün oylanmasından önce, oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte Edirne
Milletvekili Rasim Çakır.
Buyurun
Sayın Çakır. (CHP sıralarından alkışlar)
RASİM ÇAKIR
(Edirne) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; çok olumlu bir konuyu Türkiye
Büyük Millet Meclisi olarak irdeliyoruz, ama bunun yanındaki
olumsuzlukları da iktidar partisi milletvekilleri görmez, görmek istemez
ama bizim görüp, söylememiz lazım.
Küresel
ısınma ve iklim değişikliğinin en önemli etkisi,
hepinizin bildiği gibi atmosfere salınan sera gazları. Ama en
önemli etkilerden bir tanesi de büyük metropol kentler oluşturma, beton
yığınları oluşturma. Yani, İstanbul gibi, Ankara
gibi, İzmir gibi, Adana gibi büyük yerleşim birimleri oluşturmak,
beton yığınları oluşturmak küresel ısınma ve
iklim değişikliğini en fazla etkileyen nedenlerden bir tanesi.
Şimdi, biz
Hakkâriliyi İstanbula taşıdık, Trabzonluyu
taşıdık, Urfalıyı taşıdık; o yetmedi,
Merkez Bankasını taşıyacağız, bankaları
taşıyacağız. Elimizde neyimiz varsa İstanbula
taşıyoruz. İstanbul büyüdükçe büyüyor, daha fazla büyümesi için
de her türlü katkıyı yapıyoruz. Ama bunu yaparken, su konusunu
görüşürken, Trakyanın Istranca Dağlarında Longoz
Ormanları. Longoz Ormanları nedir bilir misiniz? Yağmur suyunu
alıp, yer altı sularına verme özelliği olan dünyada endemik
üç ormandan bir tanesi. Böyle özelliği olan ve koruma altında olan,
millî park ilan edilmiş olan, Dünya Bankası tarafından
desteklenen ormanlar ve Longoz gölleri.
Biz, böyle olumlu
bir şeyi konuşurken, öbür tarafta Hükûmetimiz Longoz Göllerini
alıyor, Longoz Ormanlarını kesiyor, taş ocağı
yapıyor. Bu Longoz Göllerini alıp, İstanbula içme suyu olarak
götürüyor. Değerli arkadaşlarım, soruyorum size: Doğru
bunun neresinde?
Bu
yapılırken, geçtiğimiz dönem Çevre Bakanımız
tarafından, Çevre Yasasının verdiği yetkiyle,
Trakyanın 1/25.000lik çevre düzen planlarının yapımı
yetkisi TRAKAB denilen, üç ilin valisinin oluşturduğu bir kurula
verildi. Bu Kurul da planları yapma yetkisini İstanbul
Büyükşehir Belediyesine bedelsiz olarak devretti. Büyükşehir
Belediyesi de ona bağlı olan Metropolitan AŞye verdi. Ve
Metropolitan AŞ sözcüleri televizyonlara çıkıyor. Trakyada
şu an 1 milyon 800 bin insan yaşıyor ve Trakyada 5 milyon insan
yaşayacakmış gibi bir planlama yapılmaya
çalışılıyor, yeni organize sanayi bölgeleri tesis edilmeye
çalışılıyor, yeni yerleşim birimleri tesis edilmeye
çalışılıyor. Değerli arkadaşlarım,
Sayın Bakanım, soruyorum size: Doğru bunun neresinde? Yani, bu
plan bu şekilde yaşama geçtiğinde, o 5 milyon insana Trakyadan
nereden su bulacağız? Tuna Nehrini mi çevireceğiz Trakyaya?
Avrupadan mı satın alacağız?
Yani,
değerli arkadaşlarım, önemli olan, sorunun ortaya
çıkmamasını sağlamak. Sorun ortaya çıktıktan
sonra, sorunun çözümü ile ilgili hem çok büyük paralar gerektiriyor hem de çok
büyük gayretler gerektiriyor.
Bir taraftan
Dünya Su Forumu ile ilgili, Meclis olarak onay vermeye
çalışıyoruz, öbür taraftan Türkiyede su dengelerini bozmak, su
dengelerini yerli yerinde kullanmamak adına Hükûmet tarafından ne
icap ediyorsa onlar yapılıyor.
TRAKABın
Bakanlık tarafından derhâl denetlenmesi ve Trakyanın,
hazırlanan 1/25.000lik çevre düzeni planlarının Trakya
insanının insanca yaşayabileceği bir kaliteye, bir formata
getirilmesi gerekiyor. Zannediyorum planlar 31 Aralıkta
açıklanacaktı, mayıs ayına kaldı, ama bilinmelidir ki
bu planlar açıklandıktan sonra, eğer Trakya insanı insanca
yaşayabileceği bir ortamı bulamıyorsa, bulamayacaksa,
sesini yükseltecektir, itirazlarını yükseltecektir. Ben
şimdiden, bu anlamda değerli Hükûmeti uyarmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, seçmende beklenti yaratmak, umut yaratmak, gelecekle
ilgili bir şeyler söylemek güzeldir, gerçekten güzeldir, siyasetçiler de
bunu yaparlar, severler ama, eğer seçmende gerçeğin üzerinde daha üst
seviyede bir umut ve beklenti yaratırsanız, yarın sandık
konduğunda da bu seçmenin yüksek seviyedeki beklentilerine yanıt
veremeyecek noktada olursanız, yaptığınız iş size
ve partinize faydadan çok zarar getirir. Ben, makul ölçülerde Trakyanın
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Çakır, konuşmanızı tamamlayın lütfen.
RASİM ÇAKIR
(Devamla) Ben, Trakyanın toprak ve su kullanımıyla ilgili,
Hükûmetimizin daha duyarlı olmasını ve şu an
yapılmakta olan yanlışın da bir an önce önüne geçilmesini bekliyorum.
TRAKAB, üç ilin valisi, karşısında Büyükşehir Belediyesi,
Metropolitan AŞ, Metropolitan AŞyi denetlemeye yetki verecek
İçişleri Bakanı, Başbakan, yani, muhalefetin ve
halkın, planı hazırlayan üniversitenin hiç
olmadığı, tek gözlükle bakılan bir Trakya planlama
çalışması. Ama bu, şimdi kapılar arkasında
yapılıyor, yarın asılacak ve o zaman da, gerek burada gerek
Trakyada meydanlarda, hep birlikte bu konuyu tartışacağız.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum, teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Çakır.
KEMALETTİN
GÖKTAŞ (Trabzon) Başkanım, oyunun rengini söylemedi.
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya
tabidir.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza su-nuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Sayın
milletvekilleri, oylama için dört dakika süre vereceğim ve oylama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Beşinci Dünya Su Forumu Organizasyonu
İçin Çerçeve Anlaşma ile Beşinci Dünya Su Forumu Anlaşma
Mektubunun Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısının açık oylama sonucunu arz ediyorum:
Kullanılan oy sayısı : 273
Kabul :
267
Ret : 4
Çekimser : 2 (x)
Anlaşmanın,
ülkemiz için hayırlar getirmesini diliyorum.
Sayın
milletvekilleri, 4üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun
görüşmelerine başlayacağız.
4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Komisyonu Raporu (1/490) (S. Sayısı:
97) (xx)
BAŞKAN
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu,
97 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Tasarının
tümü üzerinde, Demokratik Toplum Partisi adına Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz; şahısları
adına, Osmaniye Milletvekili İbrahim Mete Doğruer, Muğla
Milletvekili Yüksel Özden, Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi.
İlk
konuşmacı, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurun
Sayın Kaplan.
DTP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporuyla ilgili Demokratik
Toplum Partisinin görüşlerini sunacağım.
Ara sıra
yüce Mecliste gruplar arasında uyum, ahenk, akıl birliği
olabiliyor. Bu yasa tasarısı, özellikle Yükseköğretim
Yasasında bir maddenin değiştirilmesi
Fen-edebiyat bölümü gibi
iki ayrı konuyu birleştiren ve çokça kurulan fakültelerin
ayrılabilmesi ve özellikle İstanbulda Türk Deniz Eğitim
Vakfı tarafından, tüzel kişiliğine izafeten bir Piri Reis
Üniversitesinin kurulması konusu tasarıda yer alıyor.
Biz bütün parti
grupları olarak bu konuda Bütçe ve Plan Komisyonunda olumlu oy
kullandık. Neden? Çünkü, özellikle denizcilik yüksekokulu ve denizcilik
alanında mühendislik fakültesi ve benzeri birtakım
branşları içeren böylesi bir üniversitenin kurulması Türkiyede
ihtiyaç konusuydu. Daha önce Su Forumuyla ilgili yaptığım
konuşmada da belirttim, Türkiyenin, bulunduğu coğrafya
itibarıyla, Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi, Akdeniz ve büyük
gölleriyle -Van Gölü gibi- denizcilik konusunda, hem deniz endüstrisi hem
ulaşım hem balıkçılık hem deniz ürünlerinin
değerlendirilmesi konusunda, komşu ülkelerle
kıyaslandığı zaman veya kuzey ülkeleriyle
karşılaştırıldığı zaman hak
etmediği bir yerde olduğunu görürüz.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Başkan, Sayın Bakan
dışarıda görüşsünler, biz de Hatibi dinlemiş oluruz.
(x)
Açık Oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın
sonuna eklidir.
(xx)
97 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
BAŞKAN Saygıdeğer
arkadaşlarım, sükûneti sağlayalım. Genel Kurulda bulunan
milletvekili arkadaşlarımız konuşmaları takip
edemiyorlarmış.
Buyurun.
HASİP KAPLAN
(Devamla) Özellikle İstanbul gibi bir merkez ve onun
dışında İzmir, Mersin, Antalya, Adana Ceyhan ve Trabzon
gibi birçok liman merkezlerinin olduğu ülkemizde şu eksiklik hemen
dikkati çekiyor: Gemi ulaşımı konusunda son zamanlarda metropol
kentlerde bir kıpırdanma var, özellikle İstanbulda. Ancak büyük
gemi turizmine bakıldığı zaman bir eksiklik var. Yük
taşımacılığında ve özellikle Marmara Denizinde,
deprem araştırmaları konusunda, ihtisas gemileri konusunda
ülkemizin, ne yazık ki bu tür araştırmaları Fransadan veya
başka ülkelerden gemi kiralamak suretiyle, teknik uzman ve
akademisyenlerimizle birlikte bazı çalışmalar yapıp, büyük
paralar ödediğini biliyoruz.
Balıkçılık
konusunda şanssız bir ülkeyiz, çünkü balıkçılık
politikamız yok ve balıkçılık politikasında, son AB
süreciyle beraber, özellikle, Avrupa Birliği Müktesebatı çerçevesinde
oldukça fazla hüküm konusunda bir uyum zorunluluğu hissetmişiz, yani,
kendimizi mecburen denizciliğin kurallarına kendini uymak zorunda
hisseden bir ülke durumunda görmüşüz. Oysaki, denizcilik, deniz sektörü,
deniz endüstrisi, deniz yataklarının, petrol yataklarının
araştırılması, deniz altındaki zenginliklerin
çıkarılması, bunların tamamı ve
balıkçılık, başlı başına bir ülkenin gelir
kaynaklarını ciddi suretle artırabilecek kalemlerdir.
Bir İzlanda
ülkesi örneği verildiği zaman -Sadece ve sadece geçim
kaynağı denizcilik olan ve balıkçılıkla geçinen- bu
ülkenin, dünyada refah düzeyi, kişi başına millî gelir düzeyinin
en yüksek olduğu ülkelerden birisi olduğunu görürüz. Örneğin,
Norveçte Oslo kentine gittiğiniz zaman, Oslo kentinde deniz
kıyısında bir deniz müzesini hemen ziyaret etmeniz önerilir. O
deniz müzesine gittiğiniz zaman, huni şeklinde
çatılanmış bir büyük gemi görürsünüz. O büyük gemi kutuplara ilk
giden gemidir. O kutuplara giden ilk geminin gemi direğinin
yüksekliği ve kutuplara gidip gelmesi sonrası bir müzeye
dönüştürülmesiyle, denizcilik tarihinin tümünü orada sergileyen bu ülke,
Bergen kentindeki yatçılık ve gemi endüstrisindeki gelişmesini
sürdürürken, son yıllarda, Türkiyenin, Tuzladaki tersanelerinin yat
turizminin gelişmesinde, gemiciliğin gelişmesinde artık
dünyada hatırı sayılır ülkeler arasına girdiğini
ve nitekim bunun dördüncü sıraya kadar yükseldiğini iftiharla
öğrenebiliyoruz.
Ancak bu konuda,
bütün bu gelişmeleri, bu deniz sahamızı dikkate
aldığımız zaman, yeterince gemi adamı
yetiştirilebiliniyor mu? Yeterince istihdam edilen eleman var mı?
Eğitim düzeyi nedir? Ve en önemlisi, sigorta hukukları nedir?
Uluslararası dolaşan gemilerimizin, gemi adamlarının
uluslararası hukuktan doğan haklarının korunması
konusunda gerçekten önemli bir tedbir alınabiliniyor mu?
Örneğin,
Türkiye, Hamburgta kurulan, yakın zamanda, 90lı yılların
sonunda kurulan uluslararası tahkim deniz mahkemesine bağlı olan
bir ülke olarak, aynı zamanda uluslararası piyasada rekabet açısından
Boğaz trafiğinin olduğu bir ülke olarak şöylesi bir
hengâmeyle de karşı karşıyadır: Yani, ekonomi
mahkemelerinin, Lüksemburg Adalet Divanının rekabetten şirketler
arası kâr hesaplaşmasına kadar birçok alandaki hukuksal
düzenlemeleri konusunda denizciliğimizin bu konularda
sağlıklı ve iyi bir hukuksal güvenceye sahip
olmadığını, uluslararası alandaki deniz hukukundan
doğan ihtilaflarda da yeterince korunamadığını
görüyoruz.
Bir taraftan
ürünlerinizi değerlendiremeyeceksiniz, diğer taraftan
uluslararası hukuktan -çatmalardan, kayıplardan, batıklardan ve
sigorta hukukundan- doğan haklarınızı
koruyamayacaksınız, yurttaşlarınızın mal
varlığını koruyamayacaksınız
Böylesi bir durum,
ister istemez, gemi endüstrisinde, pahalı olma durumunu getirdiği
için, gemi sicilinden kaçma, gemi sicilinin, giderayak, az vergi ödenen
başka ülkelere dönüşmesi sonucunu doğurmuştur. Nasıl
doğurmuştur? Birçok gemimizin Türkiyeli sahiplerinin, ya
Maltanın ya da küçük Afrika ülkelerinin bandıralarını,
bayraklarını taşıdıklarını ve bununla
kendilerine koruma sağladıklarını veya en azından
uluslararası sularda rahat dolaşabildiklerini ifade ettiklerini
görebiliyoruz.
Şüphesiz, bu
alanda en önemli konu, eğitim konusudur. Eğitim konusunda
aslında şunu açıkça itiraf etmemizde yarar var: Vakıf
üniversiteleri, kolay kolay bilim insanı yetiştirmiyor, bilim
insanını devlet üniversitelerinden hazır alıyor ve kendi
üniversitelerinde istihdam ediyor.
Elbette ki, deniz
hukukundan, deniz ticaretinden, denizdeki petrolün
araştırılmasından deniz ürünlerinin
değerlendirilmesine kadar, kara suları hukukundan her alana kadar
devasa sorunları olan bir konuda, denizcilik alanında bir
üniversitenin kurulması hepimizi heyecanlandırdı,
duygulandırdı ve bütün gruplar olarak hepimiz, bu konuda olumlu oy kullandık
Bütçe Komisyonunda.
Şunu
açıkça ifade etmek istiyoruz ki, bir devlet, devlet olmanın
gereği, önce kendi servetini, yer altı ve yer üstü zenginliklerini
elbette ki değerlendirecek ve koruyacaktır. Vatan, tabii ki sadece
toprak değildir; vatan, kara sularımızdır, denizlerimizdir;
vatan, üzerinde teneffüs ettiğimiz gökyüzüdür. Vatanı bir bütün
olarak değerlendirdiğimiz zaman, denizcilik alanında gerçekten
de sınıfta kaldığımızı, devletin resmî bir
politikasının olmadığını ifade etmek istiyorum.
Biraz
umutlanmıştım; Başbakanımız Rizeli, Kasımpaşada
büyüdü, babası da denizci, denizde çok iyiydi balıkçılıkta.
Hükûmet yeniden reorganize edilirken, bakanlıklar kurulurken kurar dedim
bir denizcilik bakanlığını. Bu ülkenin ihtiyacı var,
mutlaka bir denizcilik bakanlığını kurar. Karadenizden de
epey milletvekili çıkarmış, mutlaka istemişlerdir, ama
hayal kırıklığına uğradım, açık
söyleyeyim, bu beklentimde hayal kırıklığına
uğradım.
Ben, gerçekten,
hâlâ eğitim konusunun, üniversite konusunun
Denizcilik alanında
mevcut üniversitelerimizde şüphesiz var, İTÜde var, birçok
yüksekokul var denizcilikle ilgili ama bu alanda, bu boşluğu
İstanbul Deniz Eğitim Vakfının ve Deniz Ticaret
Odasının, onları temsilen üstelik de, denizlerimizde haklı
bir ünü, namı olan, Turgutreiste heykeli olan Piri Reisin ismini
taşıması, elbette ki anlamlıdır. Niye
anlamlıdır diyeceksiniz? Çok anlamlıdır. Bodrumda daha dün
önce çipuralar öldü binlercesi, sonra arkasından levrekler öldü.
Kafayı karıştırdılar, dediler ki: Balık Halinde
ölü balıkları ziyafet vereceğiz. o ziyafet de iptal edildi.
Yani, doğru dürüst eğitim kurumlarımız olsa, bilim
insanlarımız olsa, bu, denizdeki soğuk sıcaktan mı
kaynaklanıyor, bir zehirlenmeden mi kaynaklanıyor, bir başka
faktörden mi kaynaklanıyor; bu tür şeyleri araştırabilecek
bir araştırmaya sahip olabilsek, bu konuda hassasiyeti kurabilsek,
gerçekten ülkenin çıkarlarını korumuş oluruz.
Denizcilik,
sadece, tabii ki gemi endüstrisi, gemilerin inşası değil, bunun
çalıştırılması da bunun ulaşımda veya
ticarette kullanılması da çok önemli. Görüyoruz,
Boğazımız deniz trafiği açısından ciddi bir
tehlikeyle karşı karşıyadır. Deniz trafiğimizde,
son teorilerde, 11 Eylül saldırıları sonrası ortaya
atılan senaryolardan bir tanesi, 100 bin grostonu aşan gemilerden
birisi Karadenizden Boğazı geçerken Boğazda infilak ederse
İstanbulun hâli ne olur? diyeydi. Bunun önlemini alabilecek kudreti olan
bir devlet olmalı. Bunun önlemiyle beraber tedbirini de
geliştirebilecek bir politika ve eğitiminin de olması gerekiyor.
Su konusunu
konuşurken, projelerin içinde yer alan, örneğin, Trakyada gemi
ulaşımının, bu tür tanker
taşımacılığının veya petrol
taşımacılığı için, en azından Çatalcaya
açılacak bir kanal olayının -tabii ki mutlaka forumlarda da
dikkate alınacak ama- deniz hukuku açısından
tartışılmasında yarar vardır. Tıpkı Panama
Kanalı gibi, tıpkı Atinadaki kanal gibi, tıpkı
Almanyadaki Elbe Kanalı gibi benzeri kanallar vardır. Türkiye de
Boğazlarını, tarihini, tarihsel ve kültürel varlıklarını,
hem doğasıyla hem tarihiyle koruma şansına sahiptir. Bu tür
alanlarda eğitim kurumlarının elbette artırılması
ülkemizin yararınadır. Bu alanlarda deniz ürünlerimizin, özellikle
trollerle yok edilen, daha yumurtalar bırakıldığı
zaman denizde bunları kazıyan balıkçılık
denetimsizliğinden tutun da mevsimlerde ve kontrollerde getirilenlerin
dışında teşviklerde de bir özen ve istihdamın
ayrıca olması gerekiyor diye düşünüyoruz.
Biz, bu
vakıf üniversitelerinin finansman kaynaklarını da
Aslında
dikkat çekicidir, kurucu vakfın biraz katkısı var, kurucu
vakfın katkısı dışında, öğrenci
harçları, yani öğrencinin harçlarının büyük
çoğunluğu, hatta yüzde 21 ila yüzde 95 arasında, yani
paralı üniversite, paralı eğitim, paralı
olmasının getirdiği, bir de devlet teşvikinin zamanla
getirdiği bazı muafiyetlerle ayakta duran bu vakıf
üniversitelerinin kurulması elbette ki olumludur, elbette ki
hayırlıdır, ama bunu devletin kendi stratejik menfaatleri ve
geleceği açısından bu eğitim alanında çok daha
gelişmiş bir çaba göstermesi gerektiği
kaçınılmazdır. Nitekim, denizcilik yüksekokulundan deniz
adamının yetiştirilmesi ayrı bir konudur. Tıpkı
meslek yüksekokulları gibi, gemilerin, herhangi değişik
alanlardaki uzmanların yetiştirilmesi gibi, ama fakültelerin daha
ziyade teorik olan eğitim sistemlerinin biraz pratikle geliştirilmesi
ve denizlerimizin gerçekten yararlanabileceğimiz bir düzeye getirilmesi
konusunda bir yoğunlaşmaya ihtiyaç ve politikaya gereksinim
duyulduğu ortadadır.
Bazı
yüksekokulları fakülteye dönüştürmek mümkün elbette, ama teorik
eğitimle beraber pratik eğitimin, stajın ve staj
sonrasının, uluslararası alanda da bu konudaki
çalışmaların ülkeye katkısı şüphesizdir.
Denizcilik sadece
hukuk da değil, sadece ticaret hukuku da değil, denizciliğin
ayrı bir özelliği, sağlık konusu, deniz
sağlığı, sağlıkla beraber sigorta alanı çok
çok önemlidir. Bu konulardaki eğitimin ülkenin kalkınma hedefleriyle
direkt bağlantılı olması gerekiyor. Devlet Planlama
Teşkilatının 2013 yılı planlamasına
baktığımız zaman denizcilik alanında, özellikle
denizlerimizle ilgili ve kaynaklarımızla ilgili bir planlamanın
yeterince yer almamış olması, doğrusu, bir taraftan bizi
üzerken diğer taraftan böylesi çabalarla da bu alanın
değerlendirilmiş olmasının büyük katkılar
getireceğini düşünüyoruz.
Elbette ki yeni
kurulacak üniversitelerde fen-edebiyat fakültesi bulunma zorunluluğu bir
vakıa ve her tarafta, her kurulan üniversitede bir fen-edebiyat olayı
olduğu için, şu an fen-edebiyat mezunlarının büyük
çoğunluğunun açıkta kaldığını görüyoruz.
Matematik gibi bir fakülteyi bitirenlerin, öğretmenlerin öğretmen
olamadığı bir kadro fazlası durumla karşı
karşıya kalınan bir durumda, fen-edebiyat fakültesi
ayrımının yapılması, bazı şeklî
zorunluluklardan vazgeçilmesi ve bunun da bu yasayla düzeltilmiş
olması, özellikle Plan ve Bütçe Komisyonumuzda yer alan birçok
akademisyenin de katkısıyla bu şekilde düzenlenmiştir.
Biz,
şüphesiz, Piri Reis Üniversitesinin kurulmasının, Türkiyede
denizcilik alanında Türkiyeye katkı sunacağını
düşünüyoruz ve inanıyoruz ki bu alanda daha fazla bir çabanın
gösterilmesiyle beraber
Üniversitesiz kalan kaç ilimiz vardı? Dokuz
ilimiz sanıyorum
Sayın Bakan duyuyordur sesimi. İnşallah,
o dokuz ilimizi de üniversitelendirerek, üniversitelere kavuşturarak ülke
sathına yayılacak bir eğitim sistemiyle yüksekokul ve
üniversiteler konusunda ileri bir adım atılabilir.
Tabii ki
beklentilerimiz -YÖKle ilgili, yükseköğrenimle ilgili- çok farklı ve
çok gelişik, çok daha derindir. Ama buradan son bir söz olarak bir
temennide bulunmak istiyorum; bu bir temennim, kişisel bir temennim, bir
önerim: Metro inşaatı yapılırken İstanbul
metropolünde, Yenikapıya gelindiğinde batık gemilerin
iskeletleri ortaya çıkınca, Kumkapının, Aksarayda
Yenikapının aslında bir liman olduğu ortaya
çıktı. Mademki batık gemilerin iskeletleriyle Yenikapı bir
limandır, tıpkı Oslodaki gemi müzesinde olduğu gibi
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
HASİP KAPLAN
(Devamla)
orayı da -tam da denizin kenarında,
kıyısında- İstanbul için, sembolik de olsa, ama önemli bir
deniz müzesi hâline dönüştürmek ve o batıklarıyla, tarihiyle
buluşturmak ve diğer bölük bölük olan denizcilikle ilgili
kısımları da burada buluşturmakta büyük yarar görüyoruz.
Bazı özel kişi ve kuruluşların bu konularda müze
girişimleri olduğunu biliyoruz. Sayın Koçun müzesi -Haliçte-
bunlardan birisi. Ancak, bu batıklara sahip çıkmak ve bir müzeye
dönüştürmek Türkiyeye çok şey kazandıracaktır.
Bu duygularla,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Madde üzerinde,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Esfender
Korkmaz.
Sayın
Korkmaz, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına, İstanbulda Türk
Deniz Eğitim Vakfı tarafından kurulması planlanan Piri Reis
Üniversitesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, konuşmamı, Piri Reis Üniversitesinin
kurulmasına olan ihtiyaçtan başlayarak, vakıf üniversitelerinin
-Türkiyede otuz kadar olan vakıf üniversitelerinin- aksayan
taraflarının nasıl düzeltilmesi gerektiği noktasında
ve Türkiyede yükseköğrenimle ilgili son önlemlerin neler olması
gerektiği üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, Piri Reis Üniversitesini kuran Türk Denizcilik Vakfı,
adından da anlaşılacağı üzere, kurumsal bir
vakıf. Anayasamız, aslında, üniversitelerin kurumsal
vakıflar tarafından kurulmasını öngörmekte.
Dolayısıyla, eskiden beri devam eden bir vakıf olması ve
kurumsal niteliği, bu üniversiteyi kurmaya ve bu üniversitenin
kurulmasının yararlı olacağına bir göstergedir.
Türkiyede denizcilik sektörüne katkı açısından da, yine, bu
üniversitenin kurulması olumludur. Bu açıdan, biz parti olarak, bu
üniversitenin kurulmasını destekliyoruz.
Değerli
arkadaşlar, huzurlarınızda bu üniversitenin kurulup
kurulmaması tartışılıyor ve bu sizin
oylarınızla ortaya çıkacaktır. Bu üniversitenin mutlaka
kurulması, diye oy kullanmak söz konusu olmayabilir, kurulmaması da
gündeme gelebilir yahut kurulmaması yönünde de bir karar alabilir yüce
Meclis. Şimdi, yani, bu yüce Meclisin kararı.
Değerli
arkadaşlar, yüce Meclisin bu kararına bağlı olmakla
beraber, yurt dışına gönderilen öğrencilere yapılan
tören sırasında Sayın Millî Eğitim Bakanı Çelik aynen
şöyle diyor: Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmeleri
yapılacak olan bir vakıf üniversitesi daha kuruyoruz. Yani,
Sayın Bakan Böyle bir üniversiteyi kuruyoruz. diyerek, aslında yüce
Meclisin iradesine zımni anlamda bir ipotek koymuş olmaktadır.
Burada bir bakanın, bir başbakanın konuşması Meclisin
iradesi açısından çok önem arz ediyor.
Değerli
arkadaşlar, önem arz ediyor diyorum. Konumuz üniversiteler, vakıf
üniversiteleri. Yine, Sayın Başbakan yurt dışına
gönderilen öğrencilere tören sırasında aynen şöyle diyor.
Bu, bugün Anadolu Ajansının haberi olduğu için sizlere arz
ediyorum, takdim ediyorum. Diyor ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Biz,
Batının ilmini, sanatını almadık.,
ilmini,
sanatını almadık. diyor, alamadık değil. Maalesef,
değerlerimize ters düşen ahlaksızlıklarını
aldık. Şimdi, değerli milletvekilleri, sizin hepinizi
düşünmeye davet ediyorum. Değerli milletvekilleri, Biz
Avrupanın ahlaksızlığını aldık. derken
Avrupadaki ülkelere hakaret etmiyor muyuz? Yani,
ahlaksızlığın bir kaynağı olarak görmüş
olmuyor muyuz Avrupayı? Bir taraftan Avrupa Birliğine girelim.
derken bir taraftan kültürler arası uyum derken, öbür taraftan tekrar
ediyorum- Biz, Batının ilmini, sanatını almadık.
Maalesef, değerlerimize ters düşen
ahlaksızlıklarını aldık. diyor. Şimdi, lütfen
düşünün. Batının ahlaksızlıklarını
aldık. derken -elbette ki Batı kimdir? Avrupa Birliği- o zaman,
Avrupa Birliğinin insanına bir hakaret etmiş olmuyor muyuz?
Şimdi, bu söz aynı zamanda, zımni olarak Batıda
ahlaksızlıkların yaygın olduğunu göstermez mi?
Değerli
arkadaşlar, bu ahlaksızlıkları kim aldı? Yani,
Avrupaya gönderdiğimiz öğrenciler mi aldı? Bunun
açıklığa kavuşturulması lazım. Avrupada görenler
mi aldı? Peki, bu ahlaksızlıkların Türkiyeye gelmesine,
ithaline kimler izin verdi? Örneğin, geçmiş hükûmetler mi,
geçmiş hükûmetlerin yaptığı politikalar mı? Böyle
söylemekle, Sayın Başbakan geçmiş hükûmetleri suçlamış
olmuyor mu? Böyle söylemekle, yükseköğrenimi yönetenleri, eski YÖK
Başkanlarını, eski rektörleri, eski dekanları
suçlamış olmuyor mu?
BAYRAM
ÖZÇELİK (Burdur) Çorba yaptın iyice ya.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) Peki arkadaşlar
NECAT
BİRİNCİ (İstanbul) Siz bile inanmıyorsunuz
söylediklerinize.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) - Bir şey sorayım size değerli arkadaşlar:
Avrupada, Batıda hangi başbakan bu şekilde ahlaksız,
şerefsiz sözünü kullanıyor, Otur oturduğun yerde diyor,
Ananı al git diyor? Var mı Avrupada böyle bir Başbakan?
Söyler misiniz arkadaşlar, var mı? (AK Parti sıralarından
gürültüler) Biz Avrupanın hangi ahlaksızlığını
almışız? Hangi, Avrupadaki, başbakan böyle bir söz
söylüyor? Hangi başbakan insanları itham ediyor? Hangi başbakan
insanlara küfrediyor?
MUZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) Piri Reis, Piri Reis
Piri Reisle ne ilgisi var
Hocam?
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan
bunları, Avrupaya gönderilen, yükseköğrenim için gönderilen 1.000
öğrencinin töreni sırasında konuşuyor. Konumuzla ilgili
doğrudan doğruya. (AK Parti sıralarından gürültüler)
Değerli
arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bakın, ben Sayın
Başbakana hakaret etmiyorum, yalnızca söylediklerinin
yanlış olduğunu ifade ediyorum.
AGÂH KAFKAS
(Çorum) Sana ne!
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) Bana Sana ne! diyorsun değil mi? E, o zaman Meclisi terk
edelim, Başbakan gelsin otursun. Bize bir şey yok. Zaten uygulama
öyle. Zaten uygulama öyle. O da öyle diyor, Sayın Başbakan da diyor
ki: Yürütme de benim, yasama da benim. Şimdi yargı da kendisi olur,
olur biter o zaman. Bize gerek yok.
Şimdi,
değerli milletvekilleri, bakın, hiç birimiz sinirlenmeden
konuşalım, hiç birimiz mantık silsilesi dışına
çıkmayalım. Ben çıkmamaya çalışıyorum.
HASAN ANGI
(Konya) Konuyla ne alakası var?
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, lütfen.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) Şimdi, dünyada her şey denge üzerine kuruludur,
değerli milletvekilleri. Siz eğer bu dengeyi geçerseniz
Yani ekonomi
de denge üzerine kuruludur, insan vücudu da denge üzerine kuruludur, siyaset de
denge üzerine kuruludur. Sizin söyledikleriniz eğer siyasette bu dengeyi
bozuyorsa, yani bu dengelere uyulmuyorsa, bu, yönetim zafiyeti demektir. Bu,
yönetim zafiyeti demektir. Yönetim erki hiçbir şekilde
başkalarını suçlamaya, başkalarını töhmet
altında bırakmaya, başka ülkelere, Batıya ahlaksız
demeye icazet vermez, vermemesi gerekiyor.
Şimdi,
değerli milletvekilleri, Piri Reis Üniversitesi gerçekten Türkiye için
yararlıdır. Şimdi, neden acaba Anayasaya yalnızca
vakıf üniversiteleri, Vakıflar üniversite kurabilir. hükmü
konulmuştur? Biliyorsunuz, 1970lerde özel üniversiteler sorunu
yaşadı Türkiye. Bu şirket üniversiteleri, işte, katlarda
üniversiteler, bunlar önemli ölçüde sıkıntı yarattı. Burada
kâr amacına yönelik şirketler üniversiteler kurdu. Kâr amacını
ortadan kaldırmak için, vakıflar kâr amacı gütmediği için
vakıfların üniversite kurması Anayasaya konuldu. Bunun önemli
bir nedeni yükseköğretim hizmetinin, yükseköğrenim hizmetinin önemli
ölçüde sosyal fayda yaratmasından kaynaklanıyor. Yükseköğretim
hizmeti eğitim yapana kişisel fayda sağlar, ama aynı
zamanda toplumda bir sosyal fayda sağlar. Yani, verimlilik artar.
Aynı zamanda, yükseköğrenimde araştırma geliştirme
hizmetleri, teknoloji geliştirme hizmetleri yapılır.
Dolayısıyla, kâr amacı gütmek bütün bu sosyal faydalara
aykırıdır, sosyal faydanın maksimize edilmesini
sağlayamaz. Onun için, Anayasada bu Yalnızca kâr amacı
gütmeyen vakıflar tarafından yapılır. hükmü yer
almıştır.
Ayrıca,
yükseköğrenim sosyal mobilite sağlar, toplumda kastlaşmayı
önler. Yani, parası olan-olmayan okursa statü değiştirir,
toplumsal kastlaşma önlenir. Bunun için, yükseköğrenim Türkiyede
hassas bir konudur. Türkiyenin iktisadi gelişmesinde önemli baz
teşkil eder. Bunun için, vakıf üniversitelerini gözden geçirmemiz
gerekiyor.
Türkiyede otuz
vakıf üniversitesi var. Bunlar toplam öğrencilerin yüzde
6sını okutmaktadır.
Bu yararları
yanında düzeltilmesi gereken hususlar var vakıf üniversitelerinde.
Bir defa birçok vakıf üniversitesi şirket görünümündedir. Bu neden?
Çünkü, kurumlaşma yok. Bunun sebebi ne? Bütün vakıf üniversiteleri
böyle değil, tabii, bazıları. Bunun sebebi ne? Bunun sebebi,
birisi, örneğin bir dershane üniversite kurma kararı
aldığı zaman önce vakıf kuruyor, sonra gidiyor onun iznini
alıyor, üniversite kurma iznini alıyor. Oysaki Anayasanın ruhu
onu söylemiyor, diyor ki: Topluma mal olmuş, öteden beri var olan ve
patronu olmayan vakıflar
Yani, dolayısıyla, burada, bu
yanının düzeltilmesi lazım, aile şirketi görünümünde
olmaması lazım.
Bakın, aile
şirketi görünümünde nasıl oluyor? Vakfın mütevelli heyeti,
mütevelli heyet başkanı, eğer oğlunu rektör yaparsa, bu
aile şirketi demektir. Eğer mütevelli heyet başkanı,
kendinden sonra oğlunu başkan yaparsa, bu da aile şirketi
demektir. Onun için, bu taraflarını düzeltmemiz ve
dolayısıyla, bu vakıfları aile şirketi hüviyetinden
kurtarmamız lazım. Bunun için ne yapmamız lazım? Bunun için
mütevelli heyet yetkilerini yeniden tadat edip, yeniden düşünmemiz
gerekiyor. Örneğin, vakıf üniversitelerinde rektör tayininden,
-rektörü öneriyor tabii- dekan, enstitü müdürlerine kadar hepsini mütevelli
heyet tayin ediyor.
Şimdi,
düşünebiliyor musunuz, yani, mütevelli heyet başkanı bir
profesör olmayabilir, çoğunda da profesör değil, çoğunda da
vakfı kuran. Şimdi, burada, akademik birimleri tayin eden bir kurum
hâlinde olursa, o zaman, demek ki, bunun kurumsal niteliği olmaz. Onun
için, vakıf üniversitelerinde yetkilerin rektörlere verilmesi lazım.
Vakıf
üniversitelerini apartmanlardaki üniversiteler hüviyetinden kurtarmak
lazım, aksi takdirde, şirket görünümü devam eder. Eğer,
vakfın gayrimenkulü, özel mülkü, eğer vakfın okulu, binası
yoksa, ona izin vermemek lazım.
Şimdi,
öğretim üyesi yetişmiyor. Bakın, neden yetişmiyor? Çünkü
vakıf üniversiteleri ya hazır öğretim üyesini transfer ediyor
O
nedenle devlet üniversitelerinde öğretim üyesi sayısı, profesör
sayısı azaldı. Örnek vereyim: İstanbul İktisat
Fakültesinde 60 profesör vardı, 40a düştü, İstanbul Hukuk
Fakültesinde yine 66 tane profesör vardı -hatırladığım
kadarıyla- 24e düştü. Yani, dolayısıyla vakıf
üniversiteleri, araştırma görevlisi alarak kendisi öğretim üyesi
yetiştirmelidir. Oysaki YÖKün raporuna göre, vakıf üniversitelerinde
görevli okutman, yani dışarıdan ders verenler ve okutmanlar, tüm
öğretim elemanlarının yüzde 50sini oluşturuyor,
öğretim üyesi yüzde 33ünü oluşturuyor, araştırma görevlisi
yüzde 17sini oluşturuyor. Araştırma görevlisi, öğretim
üyesi yetiştirmenin kaynağıdır. Dolayısıyla
burada yapılması gereken, vakıf üniversitelerinde de bu
piramidin sağlanması, araştırma görevlisi olmayan
vakıf üniversitelerine profesör tayini için imkân verilmemeli. Yani, bir
vakıf üniversitesinde bir ana bilim dalında üç tane
araştırma görevlisi yoksa o ana bilim dalına profesör kadrosu
yahut profesör alınmasına izin verilmemesi lazım.
Şimdi,
üniversiteler, vakıf üniversiteleri performans açısından çok
farklılık gösteriyor değerli milletvekilleri. Bakın, öğrenci
başına harcama, yine YÖK raporunda: Bir üniversitede 19.430 YTL
öğrenci başına -yatırım hariç- harcama, bir başka
üniversitede 2.611 YTL, yani 7,5 kat fark var. Bu kadar, öğrenci
başına harcamada fark olmaması lazım. Bu, üniversitelerin
performansının çok farklı olmasına neden olacaktır.
Bundan ar-ge için de, araştırma için de yeterli kaynak
ayrılmıyor. Bunun çözümü de bu üniversitelere gelirlerinin bir
kısmını mutlaka araştırmaya ayırmaları
konusunda bir zorunluluk getirmek gerekiyor.
Geldik devlet
yardımlarına. Şimdi, 2005-2006 yılında on üniversiteye
bütçeden yardım yapılmış. Biliyorsunuz, bu arsa, arazi
konusu basında çok tartışıldı. Bu, toplum
vicdanını rahatsız edecek boyutlara ulaştı. Yani siz
topluma ait kaynakları bir vakıf üniversitesine verirseniz, o
vakıf üniversitesinde paralı eğitim olduğu için fakirden
zengine kaynak transfer etmiş olursunuz. Dolayısıyla yeterli
imkânı olmayan vakıf üniversitelerine izin vermemek lazım. Aksi
takdirde devlet yardımları vakıf üniversitelerinin
iştahını kabartıyor. Bunun çözümü devlet desteğini
kesmektir.
Nihayet -1 dakika
29 saniyem var- temel çözüm değerli milletvekilleri, yükseköğrenimi
bir bütün olarak alıp, bir defa, insan gücü planlaması yapmak
lazım. Yani ne kadar ihtiyacımız var insan gücüne? Bugün doktor
eksiği var, mühendis fazlası var. Eğer bir insan gücü
planlaması olsaydı yükseköğrenimde bunun olması mümkün
olmazdı. Öte yandan formül hazır, Cumhuriyet Halk Partisinin seçim
bildirgesinde var.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Korkmaz, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız
efendim.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) Lise düzeyinde ara eleman yetiştirmek lazım. Mesleğe
yönelik eleman yetiştirmek lazım. Bugün hemşire eksiği var.
Hemşire eksiğinden dolayı birçok hastane bölümü, departmanı
çalışmıyor. Ben buna şahit oldum. Dolayısıyla ara
elaman yetiştirmek lazım, teknisyen yetiştirmek lazım,
mesleğe yöneltmek lazım. Bu yolla üniversite önündeki bu birikimleri
de azaltmış olacağız.
Bu vesileyle,
Piri Reis Üniversitesinin kurulmasını parti olarak biz destekliyoruz.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.
Tasarının
tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili
Osman Çakır. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
OSMAN ÇAKIR (Samsun) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün
itibarıyla, 85i devlet, 30u vakıf üniversitesi olmak üzere
üniversite sayısı 115tir. Üzerinde görüştüğümüz öneri
kanunlaştığı takdirde, vakıf üniversitelerinin
sayısı 31e, toplam üniversite sayısı da 116ya
çıkacaktır. Üniversitelerin Anadoluya yayılmasına ve
sayılarının önemli ölçüde artmasına rağmen
yükseköğretime girişteki talebi henüz karşılayabilmiş
değiliz. Bunun yol açtığı olumsuzluklar hemem hemen her
ailede yaşanan sorunlar arasında yer almaktadır. Ancak, bu
sorunun çözümü sadece çok sayıda üniversite açmak değil, öncelikle
çok sayıda öğretim üyesi yetiştirmektir. Maalesef, Hükûmet
geçmiş beş yılda bu konuda etkili ve yeterli bir proje ortaya
koyamamıştır.
Geçen dönem
açılan 32 üniversitedeki profesör sayısı sadece 128dir.
Diğer unvanlardaki öğretim üyesi sayısı da son derece
yetersizdir. Hükûmetin öğretim üyesi yetiştirmeye önemli oranda
kaynak ayırması acil bir konudur. Eğitimin, özellikle
yükseköğretimin önemi herkes tarafından iyi bilinmektedir.
Yükseköğretim sisteminin kalitesi, ülke ekonomisinin en önemli girdileri
arasındadır. Ülkenin rekabet gücünün asli unsurlarından biridir.
Ülkenin sosyoekonomik politikalarının da en önemli yapı
taşıdır.
Refaha
ulaşmak için gereken temel stratejik kaynağın bilgi, iyi
eğitim görmüş insan ve beşeri sermaye olduğu herkesçe
bilinen gerçeklerdir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda ekonominin
motoru da, refah toplumu oluşturmada da en etkili unsur yine bilgidir. Bu
kadar geçer akçe olan bilgi, kullanıldıkça,
dağıtıldıkça ve satıldıkça
arttığından sahipleri açısından gerçek anlamda bir
güçtür. Dolayısıyla bilim, bilimsel zihniyet ve bilgi üretimi olmadan
teknolojide ve uygulama alanlarında ilerleme olamaz. Bilgiyi üretmeden
sadece teknoloji ithali yoluyla milletler arasında sürdürülen baş
döndürücü siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel rekabette mesafe almak ve
medeniyetler yarışını da kazanmak mümkün olamaz.
Bu nedenle,
üniversiteler son derece stratejik öneme sahip kuruluşlardır.
Milletler ve medeniyetler arasında devam eden yarışta elde
edilecek başarı, geniş ölçüde üniversitelerin
başarısına bağlıdır. Bunun için,
gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkeler, birinci
sınıf üniversitelere sahip olmak ve bunların sayılarını
artırmak için sürekli gayret içerisindedir. Yüksek öğretim
sistemimizin küresel yarışa uyum sağlayabilmesi, Türk milletine
ve insanlığa daha çok hizmet edebilmesi için yüksek öğretime
ayrılan kamu kaynaklarının artırılması,
üniversitelerin kaynak çeşitlendirme ve kaynak yaratmasının
önündeki engellerin, yasal ve bürokratik engellerin kaldırılması
gerekir.
Bilim, artık
Türk insanının günlük yaşamına, sağlık, mutluluk
ve refahına katkı yapmalıdır. Bilimin
yapıldığı yerlerden olan üniversitelerimiz de bunu dikkate
almak zorundadır. Artık evimizde bir bilgisayar vasıtasıyla
her türlü hizmete ulaşmanın mümkün olduğu, binlerce dersi okuyup
sertifika ve hatta üniversite diploması alma imkânının
bulunduğu bir süreçte üniversitelerimiz de kendilerini süratle bu
çağa uydurmak zorundadır.
Günümüzde
artık bilim adamlarımız, sporcularımız,
sanatçılarımız, sanayicilerimiz, iş adamlarımız,
çiftçilerimizle her alanda dünyanın saygın ve seçkin bir üyesi olmak
zorundayız. Bu, Türk insanının hem hakkı hem en önemli
görevi hem de tarihî sorumluğu ve tarihinden gelen kaçınılmaz
bir kaderidir. Teknolojinin, finansın, bilginin ve bilgiye
ulaşımın, yani enformasyonun demokratikleşmesi, küresel
dünyada uluslararası ve devletler üstü kuruluşların yanında
ülkeler üzerinde yepyeni denetim ve yaptırım mekanizmaları
ortaya çıkarmıştır. Türk üniversiteleri maalesef
bunları yakından izleyememiştir. Onun için, üniversitelerimizin
bunları çok iyi takip ederek ülkemizin bu şartlara uygun tedbirleri
geliştirmesi için gereken uyarıları yapması ve yol
gösterici olmaları lazımdır.
Türkiye
Cumhuriyeti, Türk milletinin kendi azmi, kendi gayreti ve kendi iradesiyle
kurduğu bir devlettir. Bu büyük mücadeleyi kazanmayı başaran ve
bu uğurda büyük fedakârlık gösteren büyük Türk milletine Türkiye
Cumhuriyeti üniversitelerinin de büyük bir hizmet borcu vardır. Bu
nedenle, Türk üniversiteleri 21inci yüzyılın gerektirdiği her
türlü görevi milletine olan sorumluluğunun gereği olarak yerine
getirmekle görevli olduğunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıdır.
Bilim ve
teknoloji yarışında maalesef durumumuz iyi değildir. Türk
ekonomisi dünyada ilk 20nin içine girebilecek büyüklükte olmasına
rağmen, dünyanın 100 zengini arasına giren iş
adamlarımız bulunmasına rağmen, ne acıdır ki
dünyada en iyi 100 üniversite arasına giren, 100 özel araştırma
merkezi arasına giren veya bilime destek veren 100 vakıf arasına
giren ne bir üniversitemiz ne bir vakfımız ne de bir özel
şirketimiz vardır. En iyi 100 içine girebilecek üniversitelerimiz
olması gerekirken maalesef ilk 500e razı olmaktayız ve bunu da
başarı saymaktayız. Tıp, fizik ve kimya gibi temel
alanlarda Nobel ödülü almak şimdilik bir hayal gibidir.
Birleşmiş
Milletler 2007 İnsani Kalkınma Endeksine göre Türkiye 177 ülke
arasından Bulgaristan, Romanya, Malezya ve Çinin ardından 84üncü
sırada yer almaktadır. Toplumun on beş yaş üstündeki
kesiminde okuma yazma oranı yüzde 87,4 olarak ifade edilmektedir. 2005
rakamlarına göre, Kars, Diyarbakır gibi doğu illerinde 20 ila 24
yaş grubunun yalnızca yüzde 30u ortaöğretim diplomasına
sahiptir. Bu yaş grubunda kızların ise sadece yüzde 20si bu
diplomaya sahiptir. Bu rakamlar Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 80ler
civarındadır.
Değerli
milletvekilleri, araştırmalara dayalı orijinal yayın
sayısında hızlı bir artışa rağmen,
üniversitelerimizde atıf ve özellikle patent sayısında, yani
ileri teknolojiye aktarabilecek buluş sayısında oldukça geriyiz.
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISAnın
2006 raporu da yayımlandı. Bu raporda, 57 ülkenin on beş
yaş gurubunda, 20 milyon öğrenciyi temsil eden 400 bin öğrenci
üzerinde bir değerlendirme yapılmış, Türkiyeden 4.942
öğrenci teste tabi tutulmuş, sonuç bir önceki seneden daha da
kötüdür. Fen bilimlerinde OECD ortalaması 500 puan iken, Türkiye 424 puanla
44üncü olmuştur. Önceki raporda 33üncü sıradaydık. Matematikte
ise 423 puanla 38inci sırada bulunmaktayız. Rapor,
araştırma, matematik ve fen bilimlerinin yanında, metin anlama
ve değerlendirmeyi de kapsamaktadır. Türkiye, her üç alanda da OECD
ortalamasının altında bulunmaktadır. Metin anlamada,
Türkiye 447 ortalama puanla Yunanistanın ardından 37nci sırada
yer almıştır.
Mevcut durum
gösteriyor ki Türk eğitim sistemi, yükseköğretim sistemiyle birlikte
en kısa zamanda çağdaş bir yapıya kavuşturulmak
zorundadır. Üniversite kapısında bekleyen yüz binler de bunu
beklemektedir. Günlük politikanın bilimsel yapımızı ve
üniversiteyi etkilememesine özen gösterilmelidir. Üniversite, bilgiyi üretip
yayan, ekonominin motoru olan, çevreye ve çevrenin sorunlarına
duyarlı, topluma hizmet eden ve milletimizin kültür mirasını
gelecek nesillere aktaran kurumlar olmak zorundadır.
Bilgiye
dayalı toplumun ve ekonomisinin birbirini tamamlayan dört ana temeli
vardır: Bunlardan birisi, bilginin bilimsel araştırma yoluyla
üretilmesi, üretilen bilginin eğitim ve öğretim yoluyla
öğrencilere aktarılması, iletişim teknolojisi ile
yaygınlaştırılması ve teknolojik yenilenmede
kullanılmasıdır. Bu dört temeli elde etmede dünya çapında
başarılı olan üniversite artık çağdaş
üniversitedir.
Devlet
parasıyla üçüncü sınıf üniversitelere eleman gönderilmemelidir.
Ülke kaynakları bu ülkelerin desteklenmesine harcanmamalıdır.
Araştırma amacıyla yurt dışına çıkacak
doktoralı bilim adamları, ikinci, üçüncü sınıf
araştırma kurumlarını değil, piramidin en tepesindeki
üniversiteleri tercih etmelidir. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel
kalkınmayı gerçekleştirebilmek, iç ve dış
sorunları çözebilmek, millî güvenliği sağlamak, hatta
cumhuriyetimizi ve bağımsızlığımızı
koruyabilmek ve nihayet geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük,
güçlü, huzurlu, dosta güven veren, düşmanı caydıran bir millet
ve devlet olabilmek için öncelikle üniversitelerimizi güçlendirmeliyiz.
Son
yıllarda, yükseköğretimin yapı, organizasyon ve görevlerinde çok
önemli değişiklikler oluşmaktadır. Üniversite
dışından cereyan eden sosyal, kültürel, ekonomik ve politik
gelişmeler ve nüfus hareketliliği, genç nüfus yapımız,
yükseköğretim sistemini önemli ölçüde zorlamaktadır ve
etkilemektedir. Bütün bu olup bitenlere seyirci kalmadan gerekli önlemleri
almak, Yükseköğretim Kurumunun, Hükûmetin ve Millî Eğitim
Bakanlığının birinci görevi olmalıdır. Akademik
hürriyet, akademik özerklik ve hesap verebilirlik ilkeleri yasalarda çok
açık olarak tanımlanmalı, dengelenmeli ve güvence altına
alınmalıdır.
Yükseköğretim
Kurumunun temel görevi, yükseköğretimde çıktı kalitesiyle ilgili
standartları belirlemek ve çağdaş bir finans sistemi
geliştirmek olmalıdır. Gerisi, üniversitenin özerk fakat mutlaka
hesap verebilir bir yönetimine bırakılmalıdır.
Cepheleşmeye, kutuplaşmaya, kadrolaşmaya, huzursuzluğa,
verim ve motivasyon kaybına yol açan mevcut rektör seçim sistemi devam
ettiği sürece, yükseköğretimde bir arpa boyu yol almak hayal bile
değildir. Liyakat, çalışkanlık, başarı
kriterleri, artık yerini yandaşlık kriterine terk etmektedir. Bu
durum üniversitelere önemli ölçüde darbe vurmuştur. Seçmenlerin seçilenler
tarafından atandığı bu sistemde, üniversitenin reel ve
gerçek kadro ihtiyaçları, verimlilik, bilimsel yeterlilik, akademik
başarı, yerini siyasi veya kişisel çıkar
yandaşlığı veya menfaat beklentilerine
bırakmaktadır.
Yükseköğretimde
okullaşma oranını artırmak gerekir. Bunun için yeni
üniversitelere, mevcutlarda da kapasite artışına ve gerekli
insan gücü ile altyapıya mutlaka ihtiyaç vardır.
Yükseköğretime
istekli her insana Türkiye bu fırsatı sağlayabilmelidir.
Yükseköğretim çağındaki nüfusa oranla üniversiteye
girebilenlerin sayısını kısa zamanda 2 katına
çıkarabilmek için gerekli hazırlıklar ve yatırımlar
mutlaka yapılmalıdır.
Programların
ve her programa ait müfredatın daha esnek olması
sağlanmalı, programlar arası dikey ve yatay geçişlerde
geniş imkân tanınmalı ve çeşitlilik mutlaka
artırılmalıdır.
Yükseköğretimde
başarı oranlarını artırıcı önlemlere de özel
önem verilmelidir.
Bundan sonra
büyük şehirlerin dışındaki küçük illerde büyük
üniversiteler açılması son derece hatalıdır. Yeni kurulan,
altyapısı olmayan ve henüz hiçbir gelişme göstermemiş olan
üniversitelerde hele tıp fakülteleri açmak fevkalade
yanlıştır. Bu üniversiteler, uzun süre, ne bilgi
açığının kapatılmasında işe
yarayacaktır ne de bölgenin ekonomik ve teknolojik kalkınma üssü
olabilecektir. Bunların çoğunluğu, doktora eğitimi
gerektirmeyen meslek üniversitelerine dönüştürülmelidir. İleri
ülkelerdeki büyük üniversiteler bile belli konularda özelleşmiştir.
Bir üniversite
teknik, sağlık, sosyal, eğitim ve mesleki konulardan birini
hedef almalı ve ağırlığını o alana
vermelidir, kaynakları heba edilmemelidir. Bizde ise daha yeni kurulan,
hiçbir altyapısı olmayan bir üniversite, günlük politikaların
etkisiyle bir de bakıyorsunuz, her konuda fakülte açma
yarışına girişebilmektedir ve biz de burada bu talepleri
yerine getirebilmekteyiz.
İstanbul
Üniversitesindeki öğretim üyesi, taşrada yeni kurulan 40 üniversitede
bulunan öğretim üyesinden daha fazladır. Yani bir İstanbul
Üniversitesi, taşrada yeni kurulan 40 üniversitenin öğretim üyesi
sayısından daha fazla öğretim üyesine sahiptir. İşte
asıl çözüm taşraya yeni üniversiteler açmak değil, bu büyük
kentlerdeki fazlalığı verimli olarak kullanmanın yolunu
bulmaktır. Akademik eleman açığını kapatmanın en
kestirme yolu, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük illerde,
sosyal, sağlık, fen ve mühendislik gibi belli konularda
ihtisaslaşacak yeni üniversiteleri oralarda açmaktır. Bu yeni illerde
kurulan 10 üniversitenin on yılda başaramadığını,
bu yeni, büyük illerde açılan üniversiteler bir yılda
başarabilir ve yükseköğretimde açığın
kapatılmasında da fevkalade önemli rol oynayabilir. Diğer
taraftan bu uygulamayla mevcut büyük üniversitelerdeki öğretim üyesi
birikimi de eritilecek, daha verimli ve daha sağlıklı bir
yapıya bu kurumların da kavuşturulma imkânı ortaya
çıkacaktır.
Az sayıda
olsa da sadece araştırma yapılan ve lisansüstü eğitim
öğretim verilen araştırma üniversiteleri
açılmalıdır. Bilim üretiminde sıçrama yapabilmek için özel
yasaları olan bu tip kurumlar fevkalade yararlı olabilir. Haftada
otuz kırk saat derse giren, evinin geçimini nasıl
sağlayacağını, aylık aile bütçesini nasıl
denkleştireceğini düşünen öğretim üyelerinden bilgi
üretmeyi ve bilgi üretecek bilginleri yetiştirmeyi beklersek, bilim ve
teknoloji üretiminde mevcut durumumuzu bile koruyamayız.
Şimdiye
kadar kurulan ve kurulacak yeni üniversitelerin araç gereç, altyapı
problemi zamanında çözülmelidir. Üniversitedeki sınıflar,
laboratuvarlar, konferans salonları, hizmet binaları, ekonomi,
ekoloji ve estetik özellikleri bakımından çağdaş mimarinin
en iyi örnekleri olmalı ve gelecekte de ihtiyaca cevap verecek
şekilde planlanmalıdır.
Üniversiteler,
okul eğitimiyle ve özellikle ortaöğretimdeki eğitim
öğretimle de yakından ilgilenmelidir, çünkü işleyecekleri ham
madde oradan gelmektedir. Giriş ne kadar kaliteli olursa üniversiteden
çıkış da o kadar kaliteli olur. Ortaöğretim
öğrencilerinin erken dönemde üniversiteyi ve üniversitedeki
programları yakından tanımaları, yeteneklerine göre seçim
yapma imkânları artırılmalıdır. Yükseköğretim ile
ilgili politikalar, ilk ve ortaöğretim politikasından
bağımsız olamaz, hem ortaöğretimde hem de yükseköğretimde
etkili bir yönlendirme dönemine ihtiyaç vardır. Ancak uygun bir
yönlendirme döneminden geçen öğrenciler gerçek yeteneklerine en uygun
programları seçme imkânına kavuşabilir. Fen bilgisi, matematik,
Türkçe, sosyal bilgiler öğretiminde daha iyiyi yakalayabilmenin yolu,
üniversite ile ortaöğretim arasında yakın ve planlı bir
iş birliğini gerçekleştirmektir. Köklü bir eğitim reformu
içinde bu konu ihmal edilmemeli ve söz konusu iş birliği için millî
bir seferberlik başlatılmalı ve her kesim de üzerine düşeni
yapmalıdır.
Yükseköğretimde
kalite konusu son derece önemlidir. Öğrenci sayısının
artışı kalite düşüşüne sebep olmamalıdır.
Sayı artışı kalitede iyileşmeye paralel seyretmelidir.
Tüm ölçme ve değerlendirme sistemleri açık ve şeffaf
olmalıdır. Kalite güvencesi, kalite kontrolü ve değerlendirme
konusunda bürokratik işlemler olabildiğince ortadan
kaldırılmalıdır. Yükseköğretim
çıktısının artışına paralel olarak istihdam
olanaklarının artırılması şarttır.
Programlar ve müfredatlar istihdamı kolaylaştırıcı bir
yapıda olmalıdır. Müşterisi olmayan, pazara çıkamayan
kalitesiz ürünler ne üreticisi ne de toplum için bir başarıdır.
Yükseköğretimde bir taraftan kişisel yetenekler geliştirilirken
diğer taraftan da araştırma, sorgulama temelli öğretim
sürdürülmelidir. Yeteneklerinin iş çevrelerinin isteği
doğrultusunda geliştirilmesi için, yükseköğretim ile sanayi,
pazar ve tüm toplum kesimi arasındaki sıkı
bağlantıların ve iş birliğinin kurulması gerekir.
İleri ülkelerde üniversite-sanayi iş birliği çok ileri boyutlara
ulaşmasına rağmen, maalesef, ülkemizde bu noktada yeterli mesafe
alınamamıştır. Özel kesim, bu yolla araştırma
geliştirme faaliyetlerine daha fazla kaynak ayırmalıdır.
Sonuç, sosyal ve ekonomik kalkınmadır. Ayrıca, piyasanın
ihtiyaç duyduğu yetenekleri yetişmiş iş gücü, bu iş
birliğinin bir ürünü olarak da artmaktadır. Sanayi-üniversite iş
birliği açısından bazı yüz güldürücü örnekler vardır,
ancak bunlar yeterli değildir.
Öğretim
elemanlarının özlük hakları, çok önemli ölçüde
iyileştirilmeyi beklemektedir. Son yıllarda öğretim
elemanlarının maaşlarında diğer bazı meslek
mensuplarına oranla büyük azalmalar olmuştur. Her alanda en
yeteneklilerin bilim yoluna yönlendirilmeleri gerekirken
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Çakır, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
OSMAN ÇAKIR
(Devamla) Tamam efendim.
akademisyenlik
çekiciliğini yitirmiş ve daha iyi bir iş bulamayanların
tercih ettiği bir alan hâline gelmiştir. Suyu getiren ile testiyi
kıranın aynı maaşı aldığı, hatta ikinci
tiplerin bir şekilde yöneticiler tarafından ödüllendirildiği bir
kurumda maalesef iyiler barınamamaktadır.
Bilgi üretiminde
birinci sınıf lokomotif bilim adamlarının yeri ve önemi
bunlara ayrılan maddi kaynaklarla orantılıdır. Dünya bilgi
üretimine tarihî misyonumuza uygun oranda katkı yapabilmek ve ileri
ülkelerle yarışabilmek için daha fazla birinci sınıf bilim
insanı ve araştırıcıya ihtiyacımız
vardır, bunları mutlaka yetiştirmek zorundayız.
Zabitan ve gemi
adamları yetiştirmek amacıyla Türk Deniz Eğitim Vakfı
tarafından kurulacak olan Piri Reis vakıf üniversitesinin vurgulamaya
çalıştığım düşüncelerime duyarlı bir örnek
teşkil etmesi dileğiyle hayırlı olmasını diler,
saygılar sunarım. Grubumuz adına da bu teklife olumlu destek
vereceğimizi bildirmek isterim.
Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür
ediyorum Sayın Çakır.
AK Parti Grubu
adına İstanbul Milletvekili Necat Birinci.
Buyurun
Sayın Birinci. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ
GRUBU ADINA NECAT BİRİNCİ (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; mesai saatimizin son noktasında
97 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Türk Deniz Eğitim Vakfının Piri Reis Üniversitesi
adıyla bir ihtisas üniversitesi kurma kararının
yasalaşması üzerinde yaptığımız görüşmelerin
alanına, ülkemize, dünya denizciliğine hayırlar getirmesini
temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
Değerli
arkadaşlar, yasa, daha ismiyle bizi heyecanlandıracak derece güzel.
Piri Reis, Türk denizciliğinin 11inci yüzyılda Çaka Beyle denize
ulaşan, Alâiyeyi yine aynı asırlarda gerçekleştiren Türk
denizciliğinin dört asır sonra dünya denizciliğine
açılmasının, Atlas Okyanusunu kuzeye doğru geçmesinin ve
bir görüşe göre de Amerikanın keşfinin adını
bilmeyerek gerçekleştirilmesinin
Bu, tarihî olarak
gerçekleştirilmiş değil ama millet olarak -benim hoşuma
gidiyor- gerçekleştirilirse mutlaka büyük bir bayramdır. Böyle bir
ismin verilmesi son derece önemlidir.
Önemli olan bir
başka taraf, bir ihtisas üniversitesinin kurulmuş
olmasıdır. AK Parti Hükûmetinin 2008 Eylem Planına da
aldığı, Programına yerleştirdiği üniversiteleri
kendi gelişmişlik alanlarındaki uzmanlaşmasıyla birer
ihtisas üniversitesi haline getirme çalışmasının da bir
örneği bu yasa gerçekleştirirse bir vakıf tarafından
uygulanmış olacaktır.
Fakat, asıl
konuya değinmeden önce, bizden önceki hatiplerin
Sayın Hocam
gittiler. Ona zaten cevap vermek istemiyordum. Bence söylediklerine kendileri
de inanmıyordu, gülerek söylüyordu ama Üniversiteler için bir şey
yapılmadı. denmesine bir iki noktada cevap vererek veya
doğruları söyleyerek karşılık vermek istiyorum.
Değerli
dostlar, 2002 yılında 74.134 öğretim elemanı vardır
üniversitelerimizde, bugün 86.522 eleman çalışıyor. Arada bütün
emeklilikleri de -sayılarını çıkarmadım-
çıktıktan sonra, 16 bin elemanın da başka kurumlara
geçtiğini düşünürsek, artış 12.683. Bu önemli bir
rakamdır.
İkincisi:
Değerli dostlar, TÜBİTAK 5.200 burslu öğrenciyi bilim adamı
yetiştirmek üzere burs veriyor yüksek lisans öğrencilerine 1.250,
doktora öğrencilerine 1.500. Bu, araştırma görevlisi
maaşlarından daha yüksek bir maaştır. Bu bir teşviktir
ve son derece önemlidir.
Üçüncüsü:
Üniversitelerimizde bugün 30 bin araştırma görevlisi vardır.
Bugün, 2008de üniversitelerimize 5 bin araştırma görevlisi
alınma kararı bütçe yasasıyla çıktı, burada sizlerin
oylarıyla bu kabul edildi ve sayı
OSMAN ÇAKIR
(Samsun) Beş yıl
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) 5 bin.
OSMAN ÇAKIR
(Samsun) Beş yıl geçti.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Efendim?
OSMAN ÇAKIR
(Samsun) Beş yıl geçti.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) 5 bin diyorum bu yıl için.
OSMAN ÇAKIR
(Samsun) Beş yıl geçtikten sonra.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Ondan öncekileri saydım, dinlemediniz
mi? Tekrar başa mı alayım? Zaten on iki dakika veriyor bana
Sayın Başkanım. Yapmayın, harcamayın
zamanımı böyle! Bunları kabul edelim, yani bunlar siyaset
yapılacak alanlar değil. Biz üniversiteden geldik.
OKTAY VURAL
(İzmir) Anlatın, anlatın.
BAŞKAN
Sayın Birinci, Genel Kurula hitap ediniz efendim.
Buyurun.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Peki efendim.
Millî Eğitim
Bakanlığının bizim anlayışımıza göre
cumhuriyetin en büyük yükseköğretim projesi, 2006da uygulamaya
koyduğu, 2005te raporlarını, çalışmalarını
yaptığı her yıl 5 bin öğrenciyi, beş yılda 5
bin öğrenci olarak gerek akademisyen gerekse Türkiyenin bütün
kurumlarının ilmî alanda yetişmiş elemana sahip olması
için on dokuz dünya ülkesine göndermesidir. Bunun için sanırım 349
bilim dalında, öğrenciler, ki bugün hocam ajanstan şey
yaptı
AKİF
AKKUŞ (Mersin) Hocam, onlar Türkiyede de yetişir.
NECAT BİRİNCİ (Devamla)
keşke gelmiş olsaydı ve o bugün 671 öğrenciyi teşyi
etmekte beraber olsaydık. Bu da çok güzel bir mutluluk. Türkiyenin
pırıl pırıl 671 öğrencisi bugün dünyanın on dokuz
üniversitesine yelken açtılar Türkiyenin ilmini yükseltecek
çalışmaları yapmak üzere.
OKTAY VURAL
(İzmir) Darısı 38e.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Kendi imkânlarıyla ilmî
araştırmalar yapanlar bunun dışında değildir.
Ayrıca,
ar-ge -ki, üniversitede olanlar bunu çok iyi bilirler-
çalışmaları eskiyle kıyas kabul edilmeyecek kadar, hatta
sevgili dostum diyeceğim Sayın YÖK Başkanımızın,
eski YÖK Başkanımızın bütün zorlamalarına rağmen,
engellemelerine rağmen ar-ge
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Sağlam mı?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Hayır efendim, Sağlam değil.
Bundan önceki, Sayın Erdoğan Teziç.
OKTAY VURAL
(İzmir) Burada Sadece Sayın Sağlam var da.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Hayır, hayır. Biz edebimizi
biliriz ve yapanı da biliriz.
Böylece,
Sayın Teziç, bütün engellemelerine ve tehditlere rağmen üniversiteler
TÜBİTAKın ar-ge çalışmalarına
katılmıştır ve son derece fazla sayıda genç eleman, bu
projelerin çalışmaları aralığından ilmî
kariyerlerini yapıp üniversiteye eleman olacaklardır. Yani arazi
mümbittir.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Başkan, acaba
açıklayabilir misiniz, Teziç nasıl tehdit etti?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Lütfen
Lütfen laf atmayın.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) Hayır, hayır. Sayın Teziç nasıl tehdit
etti, onu lütfedip açıklarsanız
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Basından takip ediniz, eski
arşivleri açın.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır efendim, sizin
ağzınızdan duymak isterim.
BAŞKAN Sayın
Kılıçdaroğlu, lütfen
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Ben o dönemin muhasebesini
BAŞKAN
Sayın Birinci
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Onu ayrıca yapalım. Siz
biliyorsunuz nasıl ettiğini.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır efendim, ben bilmiyorum, ama açıklarsanız
sevinirim.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Nasıl bilmiyorsunuz?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır bilmiyorum, sizin
ağzınızdan öğrenmek istiyorum.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Peki, ben size kupürleri gönderirim.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hay hay, gönderin efendim.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Ben buradan diyaloğu hiç sevmem de
sonra konuşalım bunu.
YÖK ve
üniversitenin ortak bütçesi 2002de 2 katrilyon 495 trilyon iken 2008de 7
katrilyon 318 trilyondur, artış yüzde 200ün üzerindedir.
OKTAY VURAL
(İzmir) 2002 fiyatlarıyla...
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Buna özel üniversitelerin bütçelerini de
eklediğimiz takdirde 13 katrilyon, yani 12 milyar dolar. Bugün, Türkiye,
üniversitelerinin iş görebilmesi, Türkiyenin kalkınması için
hizmettedir. Bu oldukça büyük bir rakamdır.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) OECDye göre en düşük rakam.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Değerli dostlar, Türkiye için
gelişmeyi takip edersek
Tabii ki düşük olabilir, en düşük
değil, ama millî hasılaya vurursanız oldukça yüksektir.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) O millî hasılanın
yarısı da kayıt dışı zaten.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Rakam olarak şeydir, ama millî
hasılaya vurunuz
Siz hesapçısınız, ben anlatmayayım.
60ıncı
Hükûmetin eylem planında üniversitelerin, daha doğrusu
yükseköğretim kurumlarının yeniden
yapılandırılması üzerinde önemle duruluyor. Bu
çalışmalara bağlı olarak üniversiteler tek merkezli
öğretim anlayışından çıkarılarak küresel rekabete
katılabilen, dünyaya açık ve Türk toplumunun beklentilerini
karşılayabilecek dinamik kurumlara dönüştürülecektir.
Üniversitelere uluslararası standartlarda hizmet verebilmeleri ve bilimsel
olarak özgür, idari olarak özerk ve finansal olarak mali kaynak üretebilen
yapılara kavuşturulması için çalışmalar
yapılacaktır. Bunlar için biraz önce de söylediğim asıl
önemlisi olan ve bizim konumuz da olan ihtisas üniversitelerini kurmak konusu
olacaktır ve ilki önümüzdedir.
Ülkemiz, Avrupa,
Orta Asya ve Orta Doğu arasında doğal bir köprü olma konusuyla
taşımacılık açısından hem kara hem deniz
taşımacılığı açısından son derece
önemlidir. Fakat, biz artık Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili bir
kara parçasıdır. demeyeceğiz. Bizim denizcilikteki idealimiz
sadece ülkemizin etrafındaki üç deniz değildir. Hedef dünya denizidir
ve dünya denizleridir. İnsanlar ufuklarını geniş
tutarlarsa, yelkenlerini ona göre hazırlarlar ve o yelkenleri
şişirecek olan malzemeyi, teçhizatı, enerjiyi ona göre
kullanırlar. İşte, AK Parti Hükûmetinin ve bizim Grubun
çalışması
Ben Hükûmeti anlatmıyorum ama yapılan
budur, görülen budur, bunu görmek gerekir; birlikte görelim, birlikte takdir
edelim.
OKTAY VURAL
(İzmir) Hangi denize açılacaksınız, hangisi? Atlas
Okyanusu mu, Pasifik mi?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) İşte bunun için gemi inşa
konusunda artış yüzde 360
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hocam, niye Panama bandıralı
bayrak asıyor bizim gemiler?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Onu bir arkadaşım izah etti,
olabilir. O ekonomik bir durumdur.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır, niye asıyor?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Türk Bayrağı pahalı da onun için.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Artış yüzde 360 gemi inşada
Şimdi, bu
CHPyi ben anlamıyorum ve dostumdur Kılıçdaroğlu. Niye laf
atarsınız yahu? Gelin anlaşalım.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Sayın Birinci, anlaşalım da, şu
araştırma fonlarının kesildiğini de söyleyin,
anlaşalım.
BAŞKAN
Sayın Birinci
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Gelin buraya bir gün
Teklifim olacak,
müzakere konularının nasıl olacağını beraber
tezekkür edelim ve ona uyalım.
OKTAY VURAL
(İzmir) Niye kestiniz ya?
BAŞKAN
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Sayın Birinci de
birkaç dakika içinde konuşmasını tamamlayacak, vakit de
yaklaştı.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Yani, üniversite araştırma
fonlarını niye kestiğinizi söyleyin.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Efendim, süre doldu.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Yani, laf atma, polemiğe girerseniz ben
polemik ustasıyım.
BAŞKAN
Sayın Birinci
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Ben polemiğe girmek istemem.
BAŞKAN
Sayın Birinci
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Efendim, bitiriyorum.
BAŞKAN Bir
iki dakika içinde tamamlayacaksınız, fakat, benim bu bir iki dakika
için onay almam lazım, süre doldu şu anda.
Sayın
Birincinin konuşması tamamlanana kadar çalışma süremizin
uzatılmasını istirham ediyorum. Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Bak, kabul ediyoruz.
BAŞKAN -
Sayın Hocam, siz de toparlarsanız, hızlıca, buyurun.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Benim böyle bir talebim yoktu, Sayın
Başkana teşekkür ederim.
OKTAY VURAL
(İzmir) Süreniz doldu, onun için. Başkanın görevi, mecburen.
BAŞKAN
Hayır, bir iki dakika içinde toparlayacaksınız zaten.
Buyurun.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Tamam, toparlıyorum Sayın
Başkanım.
OKTAY VURAL
(İzmir) Önce hangi okyanusa açılacaksınız? Onu bir
söylerseniz.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Arkadaşlar, dünya o kadar küçük ki,
sizin gönlünüz okyanusları ölçemeyecek kadar küçükse, söyleyecek sözüm yok
zaten. Siz o zaman Marmarada kâğıt yüzdürün. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Marmarada kâğıttan gemi
yüzdürün. Başka bir şey diyemem ki.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Devamı bizim olmadıktan sonra.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Değerli dostlar
OKTAY VURAL
(İzmir) Ege Denizini kurtaralım da
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Bakınız Ege Denizi derseniz, ben
size bir anekdot
OKTAY VURAL
(İzmir) Ege Denizindeki uzlaşmayı Başbakana
anlatırsanız
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Lütfen Sayın Başkan Vekilim... Ben
size bir şey söyleyeceğim: Atatürk, Dumlupınarda düşman
kuvvetleri bozulduğu zaman ne dedi
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Başbakan Hamaset yapmayın. dedi.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Hayır, ben size bilgi veriyorum.
Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. dedi. Nereye gitti?
OKTAY VURAL
(İzmir) Egeye gitti.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - İzmire gitti.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) O limanı siz sattınız.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Arkadaşlar, o denizin ismi Ege
değil, Ege değil, Ege değil.
OKTAY VURAL
(İzmir) Akdeniz, Akdeniz. Sahip çıkalım.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Akdenizdir. Evet çıkalım.
OKTAY VURAL
(İzmir) Casus belliden vazgeçmeyin. Daha önce Meclis Başkanı
bundan vazgeçilmesi gerektiğini söylemişti.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Olur mu öyle şey! Hamaset
yapmıyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Bu Meclisin aldığı kararlara karşı
ifadelerde bulunmuştu. Bu doğru değildir.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) - Hamaset yapmıyorum, hamaset
yapmıyorum. Lütfen, söylediğinizin neye geldiğini
OKTAY VURAL
(İzmir) Ege Denizi, Akdenizi bir Yunan denizi hâline getirecek
kararlara imza atmayın.
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Arkadaşlar, bazı insanlar
vardır ki dünyaları kendi beyinlerinin vardığı nokta
kadardır ve bilgileri kadardır. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ama biz bir milletin enerjisini taşıyoruz burada
ve bir milletin ufkunu da şekillendiriyoruz ve biz
OKTAY VURAL
(İzmir) Yabancı vakıflara her tarafı veriyoruz
artık!
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Sayın Birinci, Karamanlise ne söz verdiniz?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Karamanoğlu Mehmet Bey ne dediyse
kuliste anlatırım size.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Karamanlise ne söz verdiniz?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Siz zaten biliyorsunuz.
Değerli
dostlar, bu, Türkiyenin vakıf üniversitelerinde bir ihtisas
üniversitesinin kurulması bakımından son derece
hayırlı, son derece Türkiyenin ihtiyaçlarına cevap verecek ve
Türkiyenin istikbalinin lojistik alanında gelişmesini
sağlayacak önemli bir projedir.
Sayın
Başkanım, bir dakika verin bana.
Millî Eğitim
Bakanlığının yaptığı çok önemli
çalışmalar vardı. Biz lojistik meslek liselerini kurduk. Hiç
kimse duymadı. Bugün Türkiyede lojistik alanında 400 bin insan
çalışıyor. Hiçbiri eğitimli değil. Bugün gemicilik
alanında çalışanların hiçbiri eğitimli değil.
Avrupa Birliğine geçiyoruz.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) Sayın Hocam, Mersinde bir yüksekokul var.
NECAT BİRİNCİ
(Devamla) Biz onları sertifikasyona sahip kılmazsak, ne olacak?
Bunlar dünya piyasasında iş bulamayacaktır.
OKTAY VURAL
(İzmir) Kaç tane kuruldu?
NECAT
BİRİNCİ (Devamla) Onun için bu üniversitenin Türkiye
Cumhuriyetine, milletimize ve dünya denizciliğine hayırlara vesile
olmasını temenni eder, hepinize hayırlı akşamlar
diler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) Daha beş dakikanız var.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Birinci.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, çalışma süremiz dolmuştur.
Sözlü soru
önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla
görüşmek için 29 Ocak 2008 salı günü saat 15.00te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Sizlere ve
bizleri izleyen vatandaşlarımıza hayırlı akşamlar
diliyorum.
Kapanma Saati: 20.04