DÖNEM: 23 CİLT: 13 YASAMA YILI: 2
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
56ncı
Birleşim
30 Ocak 2008 Çarşamba
İ Ç İ N
D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
YOKLAMALAR
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgünün, Kâzım Karabekir Paşanın,
60ıncı ölüm yıl dönümü nedeniyle, asker ve eğitimci
kişiliğine ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Niğde
Milletvekili Mümin İnanın, Niğdedeki çiftçilerin tarımsal
sulamada kullandıkları elektrik borçlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
3.-
Kırklareli Milletvekili Tansel Barışın, ülkemizdeki organ
bağışı ve nakline ilişkin gündem dışı
konuşması
V.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR
1.- Aydın
Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlunun, Kâzım Karabekir
Paşanın 60ıncı ölüm yıl dönümü nedeniyle
açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi ve 20 milletvekilinin, sendikal örgütlenme ve
faaliyetlerde yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/108)
2.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 30 milletvekilinin, Alevi vatandaşların
inanç ve kültürlerini yaşamalarında
karşılaştıkları sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/109)
3.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner ve 21 milletvekilinin, iç göçün nedenlerinin ve
sonuçlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/110)
B)
TEZKERELER
1.- Portekize
resmî ziyarette bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğana refakat eden
heyete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/273)
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.-
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Komisyonu Raporu (1/490) (S. Sayısı: 97)
2.- 9.11.2006
Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve
Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme
Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98)
VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR
A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.-
Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanın, işçi emeklilerinin
özlük haklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk Çelikin cevabı (7/1333)
2.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolatın, bir Alman televizyon
kanalında yayınlanan bir diziye ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlunun cevabı (7/1371)
3.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlunun, Başbakanın
açtığı ve Başbakana karşı açılan tazminat
davalarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahinin cevabı (7/1460)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.07de açılarak üç oturum yaptı.
Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan, 25 Ocak 2001 tarihinde kaybolan, dönemin HADEP
İlçe Başkanı Serdar Tanış ile ilçe sekreteri Ebubekir
Denizin akıbetlerinin hâlâ bilinemediğine ilişkin gündem
dışı bir konuşma yaptı.
Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoyun, Kahramanmaraş ilinde tekstil
sektörünün içinde bulunduğu sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin
gündem dışı konuşmasına, Devlet Bakanı Mehmet
Şimşek,
Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlunun, Artvin ilinin ulaşım
sorunları ile kar nedeniyle kapalı bulunan köy yollarına
ilişkin gündem dışı konuşmasına,
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
Cevap verdi.
Muş
Milletvekili Sırrı Sakık,
Yalova
Milletvekili Muharrem İnce,
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
Yoğun kar
yağışından dolayı yurdun çeşitli yerlerinde
kapalı bulunan yollar nedeniyle birer konuşma yaptılar.
Çek Cumhuriyeti
Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu,
Estonya
Parlamentosu Dışişleri Komisyonu,
İtalya
Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu,
Başkanları
ve beraberlerindeki Parlamento heyetlerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
konuğu olarak, resmî temaslarda bulunmak üzere, ülkemizi ziyaret etmelerinin
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkereleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
Ordu Milletvekili
Rıdvan Yalçının (6/343) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun geri
verildiği bildirildi.
Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncünün Dilekçe Komisyonu üyeliğinden
çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Niğde
Milletvekili Mümin İnan ve 23 milletvekilinin, patates üretimi ve
pazarlamasında yaşanan sorunların (10/105),
Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve 33 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların
sorunlarının (10/106),
Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 23 milletvekilinin, şeker
pancarı tarımındaki sorunların (10/107),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı
ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı.
Gelen
kâğıtlar listesinde yayımlanan ve bastırılarak
dağıtılan 98 sıra sayılı Vakıflar Kanunu ve
Anayasanın 89 ve 104üncü maddeleri gereğince
Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme
tezkeresinin kırk sekiz saat geçmeden bu kısmın 2nci
sırasına alınmasına; gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler"
kısmının 49, 50 ve 46ncı sıralarında yer alan
93, 94 ve 90 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu
kısmın 5, 6 ve 7nci sıralarına alınmasına ve
diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna
göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 29/1/2008 Salı günkü
birleşiminde bir saat sözlü sorulardan sonra diğer denetim
konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesine; 30/1/2008 Çarşamba günkü birleşiminde ise sözlü
soruların görüşülmemesine; 29/1/2008 Salı günkü
birleşiminde 15.00 20.00, 30/1/2008 Çarşamba ve 31/1/2008
Perşembe günkü birleşimlerinde ise 14.00 20.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesine;
90 sıra
sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu
Tasarısının (1/458);
1 ila 22nci
maddelerinin (22 madde) birinci bölüm,
23 ila 49uncu
maddeleri (27 madde) ile geçici 1 ile 2nci maddelerinin (2 madde) ikinci bölüm
(toplam 51 madde),
İç Tüzükün
91inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin AK
Parti Grubu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandırın
konuşmasında şahsına sataştığı
iddiasıyla bir konuşma yaptı.
Ardahan
Milletvekili Ensar Öğütün, 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar
Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifinin (2/3) İç Tüzükün 37nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden
sonra kabul edilmedi.
Gündemin Sözlü
Sorular kısmının:
1inci
sırasında bulunan Ardahan Milletvekili Ensar Öğütün (6/176),
5inci
sırasında bulunan Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemirin (6/184),
7, 8 ve 107nci
sıralarında bulunan Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçının
(6/191), (6/192), (6/340),
9 ve 121inci
sıralarında bulunan Tokat Milletvekili Reşat Doğrunun
(6/193), (6/355),
19uncu
sırasında bulunan İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Urasın
(6/240),
29uncu
sırasında bulunan Bursa Milletvekili İsmet Büyükatamanın
(6/253),
32nci
sırasında bulunan Tunceli Milletvekili Kamer Gençin (6/261),
38inci
sırasında bulunan Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrulun
(6/267),
57, 58 ve 62nci
sıralarında bulunan Antalya Milletvekili Tayfur Sünerin (6/288),
(6/289), (6/293),
71inci
sırasında bulunan Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllünün (6/304),
72 ve 86ncı
sıralarında bulunan Karaman Milletvekili Hasan
Çalışın (6/305), (6/319),
74üncü
sırasında bulunan Çankırı Milletvekili Ahmet Bukanın
(6/307),
Esas
numaralı sorularına İçişleri Bakanı Beşir Atalay
cevap verdi; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Ordu Milletvekili
Rıdvan Yalçın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Antalya Milletvekili
Tayfur Süner ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru da cevaplara
karşı görüşlerini açıkladılar.
Gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler
kısmının:
1inci
sırasında bulunan, Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının (1/490) (S. Sayısı: 97)
görüşmelerine devam edilerek tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlandı, 1inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.
30 Ocak 2008
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00te toplanmak
üzere, birleşime 20.03te son verildi.
|
|
|
Meral
AKŞENER |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Canan
CANDEMİR ÇELİK |
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
|
Bursa |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 80
II.- GELEN KÂĞITLAR
30 Ocak 2008 Çarşamba
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankutun, Adana-Karataş yoluna ilişkin
Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/396)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
2.- Adana
Milletvekili Muharrem Varlının, artan gübre fiyatlarına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/397) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
3.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankutun, Adana-Ankara otoyol projesinin
Pozantı-Ulukışla ve Pozantı- Kemerhisar
kısımlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından
sözlü soru önergesi (6/398) (Başkanlığa geliş tarihi:
16/1/2008)
4.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulutun, Güneydoğu Anadolu
Bölgesindeki petrol rezervlerine ve bazı iddialara ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/399) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
5.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüzün, Gaziantepteki bir hastaneye
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/400)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
6.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemirin, Gaziantepe kültür ve kongre merkezi
yapılıp yapılmayacağına ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından sözlü soru önergesi (6/401) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21/1/2008)
7.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemirin, diğer illerden Gaziantepe yapılan
göçe ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından
sözlü soru önergesi (6/402) (Başkanlığa geliş tarihi:
21/1/2008)
8.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlunun, karkas et fiyatlarına
ilişkin Tarım ve Köyiş-leri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/403) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
9.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlunun, bir ansiklopedide Türkiye
haritasının yanlış gösterilmesine ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/404) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21/1/2008)
10.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalışın, iş güvenliğine ve
kazalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
sözlü soru önergesi (6/405) (Başkanlığa geliş tarihi:
21/1/2008)
11.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalışın, koyunculuk projelerine ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/406)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
12.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalışın, orman yangınlarına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/407)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
13.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalışın, kale direği kazalarına
ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) sözlü soru
önergesi (6/408) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
14.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüzün, ATV-Sabah grubunun satım ihalesine
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Nazım Ekren) sözlü soru önergesi (6/409) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21/1/2008)
15.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüzün, TRTde bir siyasi partinin kadın
kolları kongresinin naklen yayınlanmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Aydın) sözlü soru önergesi (6/410)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
16.- Tunceli
Milletvekili Kamer Gençin, TBMM eski başkanları için Koruma
Müdürlüğü memurlarının görevlendirilip
görevlendirilmediğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından sözlü soru önergesi (6/411) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/1/2008)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulunun, SSK primlerindeki işveren
payına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/1640) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
2.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürekin, Dünya Bankasındaki bir yetkilinin
öğretmen maaşlarına yönelik açıklamasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1641)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersinin, Dışişleri konutuna
yaptırılan tadilat ve değiştirilen mobilyalara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1642)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
4.- Adana
Milletvekili Tacidar Seyhanın, Adalet ve Kalkınma Partisi aylık
yayın organında bazı kamu kurumlarının reklam ve
tanıtım metinlerinin yer almasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1643) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18/1/2008)
5.-
Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcının, Fransa ve Almanya
ile yapılacak zirve toplantısına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1644) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/1/2008)
6.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirelin, hastanelerde yatan hastaların ilaç ve
tıbbi malzemelerinin hastane tarafından karşılanmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1645)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
7.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, Yüreğir Aksantaş toplu
konutlarının teslimatına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1646) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
8.- İstanbul
Milletvekili Bayram Ali Meralin, kamuda geçici personel statüsünde çalıştırılan
işçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/1647) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
9.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhanın, duble yol çalışmalarına
ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1648) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/1/2008)
10.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuzun, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı Müsteşarına ilişkin
Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1649) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
11.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersinin, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı Müsteşarının siyasi parti
propagandası yaptığı iddiasına ilişkin
Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1650) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
12.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycının, Sosyal Güvenlik Kurumu
Başkanlığı hizmet binasına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1651) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
13.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslunun, Bulgaristan göçmenlerinin emeklilik
haklarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1652)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
14.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldızın, işitme
cihazları verilmesinin durdurulmasına ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1653)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
15.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldızın, tersanelerdeki
çalışma koşullarına ilişkin Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/1654)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
16.-
Iğdır Milletvekili Pervin Buldanın, Ermenistandaki Metsamor I
ve II nükleer santrallerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1655) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
17.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Başkomutan Tarihi Milli
Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Projesine ilişkin Çevre ve
Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1656)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
18.- Giresun
Milletvekili Murat Özkanın, deniz kirliliğini önleyici ve koruyucu
olarak alınan tedbirlere ve kıyı yönetim planına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1657) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
19.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Çamlı Barajından içme suyu getirme
projesine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1658) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
20.- Muğla
Milletvekili Ali Arslanın, Yeşil Üzümlü ve İncirköy Beldelerine
çimento fabrikası kurulmasına ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1659)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
21.- Muğla
Milletvekili Metin Ergunun, Muğla-Milas-Güllük Körfezinde meydana gelen
balık ölümlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1660) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
22.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Erasmus Değişim Programına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım
Ekren) yazılı soru önergesi (7/1661) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16/1/2008)
23.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, BDDKnın internet
bankacılığı ile ilgili sorumluluğuna ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım
Ekren) yazılı soru önergesi (7/1662) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17/1/2008)
24.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemirin, Gaziantepteki işsizlik sorununa
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/1663)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
25.- Sivas
Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlunun, 2008 yılında
KPSS-Bye yönelik genel bir sınav açılıp
açılmayacağına ilişkin Devlet Bakanından (Murat
Başesgioğlu) yazılı soru önergesi (7/1664)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
26.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekicinin, Türkiye Boks Federasyonu Başkanına
ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu)
yazılı soru önergesi (7/1665) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18/1/2008)
27.-
Kırklareli Milletvekili Tansel Barışın, RTÜK yasa
tasarısına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın)
yazılı soru önergesi (7/1666) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
28.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, siyasi partilere yönelik yayınlarda
fırsat eşitliği ilkesinin uygulanmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1667)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
29.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Türkçe dışında yapılan
yayınlara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın)
yazılı soru önergesi (7/1668) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/1/2008)
30.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, TRTdeki siyasi partilere yönelik
yayınlara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın)
yazılı soru önergesi (7/1669) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/1/2008)
31.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, radyo ve televizyon yayınlarında
cevap ve düzeltme hakkının uygulanmasına ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1670)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
32.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekicinin, doğalgaz sorununa ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1671)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
33.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuzun, Yatağandaki Lagina Antik Kenti bölgesinde
yeni bir termik santral kurulacağı iddiasına ilişkin Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/1672)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
34.- Muğla
Milletvekili Metin Ergunun, bomba imha uzmanlarına ek ödeme yapılıp
yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1673) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
35.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirelin, Bursa-Kütahya arasındaki bir köy yolunun
yapımına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1674) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18/1/2008)
36.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytokun, 115 yaş üzerindeki kişilerin nüfus
kayıtlarının kapatılmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1675)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
37.- Antalya
Milletvekili Atila Emekin, Antalyada toplu taşıma araçlarında
kullanılan Antkart uygulamasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1676)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
38.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhanın, İzmirde yaşanan elektrik
kesintilerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1677) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
39.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, Hazine Taşınmazlarının
İdaresi Hakkında Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/1678)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
40.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, yeni yönetici atama yönetmeliğine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1679) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
41.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, Adana İlindeki özürlü çocuklara yönelik
ilköğretim okullarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1680) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
42.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, Şubat ayı öğretmen
atamaları ve istihdamına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1681)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
43.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, ilköğretim ve liselerde mevzuata
aykırı mescit bulunup bulunmadığına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1682)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
44.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürkün, yurtdışında burslu
eğitim alan ve alacak olan öğrencilere ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1683)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
45.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, Adanadaki ilköğretim kurumlarında
görevli öğretmenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1684) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
46.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, öğretmenlerin yer
değiştirme isteklerine yönelik düzenlemeye ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1685)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
47.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susamın, İzmirde bir lisedeki
öğrencilerle ilgili bir iddiaya ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1686)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
48.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, öğretmen atamalarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1687) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
49.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemirin, Gaziantepteki okulların başarı
durumuna ve İl sanayisinin ara eleman ihtiyacına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1688)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
50.- Giresun
Milletvekili Murat Özkanın, kullanılan kredi ve fonlara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1689)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
51.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin, bazı ilköğretim ve
liselerde ibadethanelerin bulunduğu iddialarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1690)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
52.-
İstanbul Milletvekili Bayram Ali Meralin, sözleşmeli
öğretmenlerin özre bağlı yer değiştirme hakkından
yararlandırılmamasına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1691)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
53.- Giresun
Milletvekili Murat Özkanın, yatan hastaların ilaç ve tıbbi
malzemelerinin hastanelerce karşılanmasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1692)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
54.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlunun, müsteşarlık makam aracı
ile yapılan bir kazaya ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1693) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
55.- Muğla
Milletvekili Ali Arslanın, özel hastanelere ve personellerine
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1694) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
56.-
Kırklareli Milletvekili Tansel Barışın, Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1695)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
57.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, bazı ilaçların satış
fiyatlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1696) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
58.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldızın, eğitim hastanelerindeki
doktorların ücretsiz izinlerini kullanamadığı
iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1697) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
59.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, mısır üretimine ve teşvik
primlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1698) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
60.- Muğla
Milletvekili Ali Arslanın, çam balı üreticilerinin kuraklık
destek projesine dahil edilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1699)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
61.- Muğla
Milletvekili Metin Ergunun, Muğla-Milas-Güllük Körfezinde meydana gelen
balık ölümlerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1700) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
62.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özerin, fosforik asit ithalatı ve gübre
fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1701) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
63.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemürün, Denizlideki yem bitkileri
desteklemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1702) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/1/2008)
64.- Ordu
Milletvekili Rahmi Günerin, Ordu Yağ Sanayi A.Ş.den işçi
çıkarılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1703)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
65.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğütün, yem bitkileri destekleme ödemelerine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1704) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
66.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, kırmızı palmiye böceği
zararlısına ve hurma ağacı ithalatına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1705) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
67.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçükün, gübre ve mazot fiyatlarına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1706) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
68.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin,
Çelikhan-Adıyaman-Yeşilyurt-Malatya karayolu projesine ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1707)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
69.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlunun, uçaklardaki teknik arızalara
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1708) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
70.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekicinin, uçak kazalarına ve alınan önlemlere
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1709) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
71.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirelin, Rize-Erzurum arasındaki yola ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1710)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/1/2008)
72.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirelin, Bilecik-Osmaneli-Bursa-Bandırma demiryolu
yapımına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1711) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/1/2008)
73.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesinin
tüzel kişilik kazanmasına ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1712)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/1/2008)
74.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadolun, Cumhurbaşkanının ABD gezisinde
gidilen bir yemeğe ilişkin Dışişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1713) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
75.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersinin, Diyanet İşleri
Başkanlığının personel atamadığı camilere
ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Said Yazıcıoğlu)
yazılı soru önergesi (7/1714) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/1/2008)
76.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuzun, Yatağandaki Lagina Antik Kenti bölgesinde
yeni bir termik santral kurulacağı iddiasına ilişkin Kültür
ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/1715)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/1/2008)
77.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvelin, Diyanet İşleri
Başkanlığı personeline ilişkin Devlet Bakanından
(Mustafa Said Yazıcıoğlu) yazılı soru önergesi (7/1716)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/1/2008)
78.-
İstanbul Milletvekili Süleyman Yağızın, soru önergelerine
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/1717) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.1.2008)
79.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Yasama Dokunulmazlığı
Tezkerelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından
yazılı soru önergesi (7/1718) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25.1.2008)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi ve 20 Milletvekilinin, sendikal örgütlenme ve
faaliyetlerde yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/108) (Başkanlığa geliş tarihi:
25/1/2008)
2.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 30 Milletvekilinin, Alevi vatandaşların
inanç ve kültürlerini yaşamalarında
karşılaştıkları sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/109) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/1/2008)
3.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner ve 21 Milletvekilinin, iç göçün nedenlerinin ve
sonuçlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/110)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/1/2008)
30 Ocak 2008 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa),
Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı)
BAŞKAN
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 56ıncı Birleşimini
açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için üç
dakika süre vereceğim.
Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama
pusulalarını, görevli personel aracılığıyla, üç
dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN
Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere
başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem
dışı ilk söz, Kâzım Karabekir Paşanın ölüm
yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Karaman Milletvekili Sayın
Mevlüt Akgüne aittir.
Buyurun Sayın
Akgün. (AK Parti sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgünün, Kâzım
Karabekir Paşanın, 60ıncı ölüm yıl dönümü nedeniyle,
asker ve eğitimci kişiliğine ilişkin gündem
dışı konuşması
MEVLÜT AKGÜN
(Karaman) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kurtuluş
Savaşımızın önemli kahramanlarından, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Değerli Başkanlarından Kâzım Karabekir Paşanın
60ıncı ölüm yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, 1882 yılında İstanbulda dünyaya gelen
Kâzım Karabekir Paşanın ailesi, Karaman ilimizin şirin bir
ilçesi olan Kâzımkarabekirlidir. Paşa, başarılı bir
asker olmasının yanında, başarılı bir
eğitimci ve aynı zamanda kültür ve sanat adamıdır.
İstanbul
Hükûmeti tarafından bütün yetkileri alınan Mustafa Kemal Paşa,
millî mücadelenin ateşini yakmak üzere, sivil olarak Anadoluya
geçtiği zaman Şark Cephesi komutanı olarak, Paşam, eskisi
gibi, harfiyen bütün kolordumla emrinizdeyim diyerek büyük bir
bağlılık gösteren Kâzım Karabekir Paşa, aynı
zamanda Erzurum Kongresinin hazırlıkları ve toplanmasında
önemli rol oynayarak, Kurtuluş Savaşımızın köşe
taşlarından birisi olmuştur. Kâzım Karabekir Paşa,
aynı zamanda Erzincan ve Erzurumu Ermeni ve Ruslardan geri
aldığı gibi, Sarıkamış, Kars ve Gümrü Kalesini
ve Karaköseyi kurtarmıştır. Doğuda Ermeni
komitacılarını bozguna uğratarak Kars, Ardahan ve Artvini
yeniden vatan topraklarına katmıştır. Ermenilere
karşı elde edilen bu başarıdan sonra doğu cephesinin
imkânları batı cephesine kaydırılmıştır.
Gümrü ve Kars Anlaşmaları onun başkanlığında
imzalanmış ve bu başarılarından dolayı Kâzım
Karabekir Paşa Şark Fatihi olarak
adlandırılmıştır.
Değerli
arkadaşlarım, Kâzım Karabekir Paşa, Erzurum, Kars ve
havalisinde savaş ve Ermeni katliamları sonucu yetim ve bakıma
muhtaç kalmış 6 bin civarında Türk çocuğunun yetimler
babası olmuş, onlar için okullar ve kurslar açmış,
onları hayata ve ülkeye kazandıran etkinlikler düzenlemiştir.
Fikir
icraatlarıyla Türk eğitim tarihinde önemli bir yeri olan Kâzım
Karabekir Paşanın, Türk çocukları için açtığı ve
buralarda uygulanan eğitim programı ve felsefesi günümüz eğitim
problemlerine bile ışık tutacak düzeydedir.
Kâzım
Karabekire göre, okulların niteliği ve programı ne olursa
olsun, eğitim ve öğretimin başta gelen amacı, millî ve
ahlaki değerler başta olmak üzere, insanı, hayatta en lazım
ve en gerekli prensip ve bilgilerle donatmak olmalıdır.
Savaş
ortamı içinde bile, yalnızca okullarla değil, tiyatro, kurslar,
bayramlar gibi, Doğu Anadoluda bir eğitim ve kültür
seferberliği başlatmıştır. Bu seferberlikte sanat
faaliyetlerini de ihmal etmemiştir. Bu çalışmaları ile
yetim çocuklar iş ve aş sahibi olurken, diğer yandan
doğunun kültür ve sanat yönünden kalkınmasını
hedeflemiştir.
Kâzım
Karabekir Paşa, bütün bu faaliyetlerinin yanı sıra, günümüzde
pek çoğu yayınlanmış olan ellinin üzerinde esere imza
atarak Türk fikir ve kültür hayatına da önemli hizmetlerde
bulunmuştur. Öğütlerim adlı eseri yurt dışında
da yayınlanmış olan Kâzım Karabekir Paşa için Atatürk
bir konuşmasında Kâzım Karabekir Paşa, maarif, dil ve
tarih konularıyla uğraşmış değerli bir
arkadaşımızdır. diyerek, Paşanın eğitimci
kişiliğini ve sanat ve kültür alanında yaptığı
hizmetleri ifade etmiştir.
İşte,
bir komutan olarak elinde kılıç doğuda askerî harekâtı
yönetirken, bir elinde kalem ile yetimlerin babası olan Kâzım
Karabekirin bu davranışı, kılıcın yanında
kalemi ihmal etmeyen örnek bir Türk geleneğidir.
Kâzım
Karabekir Paşa, çok partili siyasi hayata geçiş için kurulan ve
sonradan kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının
başkanlığını yaptığı gibi, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde Edirne ve İstanbul milletvekilliği
görevlerinde de bulunmuştur. 1946 yılında Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına seçilen Paşa, iki yıl sonra
yani 1948 yılında Meclis çalışmaları
sırasında vefat eden örnek bir milletvekili olmuştur.
Paşanın ismi ailesinin yetiştiği Karaman ilimize
bağlı Kâzımkarabekir ilçesine verilmiştir.
Bu vesileyle
başta Mustafa Kemal Paşa ve Kâzım Karabekir Paşa olmak
üzere, millî mücadelede emeği geçen bütün kahramanlarımızı
rahmetle anıyor, ruhları şad olsun diyorum.
Sözlerime,
Paşanın;
Ya istiklal, ya
ölüm!
Vatanım,
milletim, sancağım, evim,
İstiklalsiz
yoktur yerim.
Zincir vurdurur
mu Türkler boynuna?
Varlığı
fedadır vatan yoluna.
Biz tarihin Türk
dediği yılmaz milletiz,
Hür yaşar,
hür ölür, nurlu ümmetiz.
Dizeleri ile son
veriyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Akgün.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) Sayın Başkan, ben, iki dakika bu
konuşmayla ilgili bir beyanda bulunmak istiyorum.
Bir dakika
BAŞKAN
Yerinizden, pek kısa söz
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) Sayın Başkan, böyle bir
alışkanlık olmaması lazım.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) Niye olmaması lazım, şimdi
görürsünüz.
BAŞKAN
Sisteme girebilir misiniz Sayın Kumcuoğlu.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Konuşmaya cevap değil efendim, sakin olun.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) Efendim, konuşmaya cevap olmaması
lazım.
BAŞKAN
Sisteme girebilir misiniz.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) Konuşmaya cevap değil sakin olun, Kâzım
Karabekirle ilgili.
BAŞKAN Bu
arada siz girerken, ben
Gündem
dışı ikinci söz, Niğdedeki çiftçilerimizin tarımsal
sulama elektrik borçları hakkında söz isteyen, Niğde
Milletvekili Sayın Mümin İnana aittir.
Buyurun
Sayın İnan. (MHP sıralarından alkışlar)
2.- Niğde Milletvekili Mümin İnanın,
Niğdedeki çiftçilerin tarımsal sulamada kullandıkları
elektrik borçlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
MÜMİN İNAN
(Niğde) Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Niğde ilimizin çiftçilerinin tarımsal sulama
elektrik borçlarıyla alakalı gündem dışı söz
almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve
sevgiyle selamlıyorum.
Dünya üzerinde,
toplumların giderek artan ve çeşitlenen gıda maddeleri
taleplerinin karşılanması, tarıma dayalı sanayiler
aracılığıyla millî gelir, ihracat ve istihdama olan
katkısı, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengeye olan
faydaları nedeniyle tarım, tüm ülkeler için çok önemli ve stratejik
bir sektör niteliğindedir. Son yıllarda yaşanan küresel
kuraklık, birçok ülkeye tarımın stratejik bir sektör
olduğunu yeniden hatırlatıyor ve ülkeler, tarım
politikalarını liberal söylemlerin ve piyasa
şartlarının aksine, artık bu gerçekliğe göre
değiştiriyorlar.
Ülkemizdeyse, son
dönemde uygulanan politikalar sonucu vatandaşlarımız,
tarımsal üretimden kaçırılmaya çalışılmakta,
ancak bu insanlara alternatif iş gücü yaratılmadığı
için, bu olgu, istihdam sorunları yaratmakta, işsizliği büyütmekte,
özellikle batı bölgelerine olan iç göçü hızlandırarak sosyal
sorunların yoğunluğunu artırmaktadır.
Ülke ekonomisinin
yıllardır büyüdüğü söylense de, ne garip çelişkidir ki,
işsizlik de büyümekte ve bugün ülkemizin en önemli sorunu olarak çözüm beklemektedir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tarım
kesiminin en önemli özelliği üretimin büyük ölçüde üreticinin kontrolü
altında olmayan doğa koşullarının etkisi altında
olmasıdır. Bu da tarımsal üreticilerimiz açısından
risk ve belirsizlik faktörlerini güçlendirmektedir. Çok sayıda ve
dağınık olan tarımsal işletmeler ürettikleri ürünleri
genellikle tam rekabete çok yakın piyasalarda sattıkları hâlde,
ihtiyaçlarının çoğunu bazı hâllerde tekel piyasalardan
sağlamaktadırlar.
Devlet müdahalesi
olmadığı takdirde, tarımsal üreciler, bu piyasa
koşullarına göre, gerek girdi satın alırlarken gerekse
ürünlerini arz ederlerken iki yönlü sömürüye açık durumdadırlar.
Bütün bu nedenlerin etkisiyle tarım sektörünün desteklenmeye muhtaç
olması gerçeği pek çok ülke tarafından kabul edilerek
çeşitli destekleme ve koruma tedbirleri uygulanmaktadır.
Türkiye
tarımında en önemli sorun sulama sorunudur. Bu suların
tarımda kullanılabilmesinin maliyeti her geçen gün daha da
yükselmektedir.
Azalan su
kaynaklarının daha verimli kullanılması, hem su tasarrufu
hem de tarımsal üretimin olumsuz etkilenmemesi açısından,
çiftçilerimizin geleneksel sulama yöntemlerinden vazgeçerek yeni teknik
sulamalara yönelebilmesi için desteklenmeleri şarttır.
Son
yıllarda, ülkemizin birçok bölgesinde olduğu gibi, Niğde,
Nevşehir, Aksaray illerimizde de üreticilerimiz tarımsal sulamada
kendi imkânlarıyla yağmurlama ve damla sulama metotlarına
geçmişler, yer altı sularını çıkarmada petrolle
çalışan traktör gücü yerine daha ekonomik olduğunu
düşündükleri elektrik enerjisi kullanmaya
başlamışlardır. Ancak bu dönüşümleri yapabilmek için
bir hayli yatırım yapmışlar ve
borçlanmışlardır. Ürettikleri ürünleri de uygun fiyatlara
satamayınca geçmiş yıllardan itibaren borçlarını
ödemede sıkıntıya düşmüşler ve özellikle Niğde,
Nevşehir, Aksaray ve birçok illerimizde MEDAŞa olan borçlar
uygulanan yüksek gecikme faizlerinin de etkisiyle içinden çıkılamaz
bir hâl almıştır. Yıllık enflasyonun yüzde 10
düzeyinde olmasına rağmen bu borçlara uygulanan gecikme zammı
oranı aylık yüzde 2 arttı KDVdir. Bu da yıllık
ortalama yüzde 30lara, yani enflasyonun 3 katına denk gelmektedir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Niğdede tarımsal
sulamasını elektrik enerjisiyle yapan bütün çiftçilerimizin borcu
bulunmaktadır. Çiftçilerimiz, elektrik borçları nedeniyle icraya
verilmiş ve takipler başlamıştır.
Niğde
çiftçisinin 172 milyon YTLye varan borçlarının neredeyse üçte 2si
gecikme faizinden kaynaklanmaktadır. Çiftçilerimizin, bu borcu ödeme
güçleri yoktur. Niğdede binlerce, ülke genelinde yüz binleri bulan
vatandaşımızın sıkıntılarını
çözebilmek ve devletin, bu hâliyle batık durumda görünen bu
alacaklarının tahsil edilebilmesi için, bu borçların, gecikme
faizlerinin kaldırılarak veya makul bir ölçüde faiz yürütülerek,
yeniden yapılandırılması şarttır. Bu
yapılandırmada yeterli vadenin sağlanması ve taksit
ödemelerinde de çiftçilerimizin ürün elde etme dönemlerinin göz önünde
bulundurulması gerekir. Vatandaşlarımızın devletten ve
hükûmetten beklentisi budur. Yoksa hiçbir vatandaşımız, bu
borcun üstüne yatma düşüncesinde değildir.
Ne yazık ki,
coğrafi, hastalık ve diğer nedenlerle birim başına
beklediği ürünü alamayan ve geçmiş yıllardaki piyasa
koşulları nedeniyle ürününü maliyetinin altında satmak zorunda
kalan üreticilerimiz çok zor durumda kalmışlardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın İnan, tamamlayın, bir dakika ekledim.
MÜMİN
İNAN (Devamla) Teşekkür ediyorum efendim.
Geçtiğimiz
dönemlerde, hükûmetler, yeniden yapılandırma adı altında
birtakım çalışmalar yapmışlardır. Bu
yapılandırmalar çiftçilerimizin borç ödeme kapasitelerinin üstünde
olduğu için, çiftçilerimizin hiçbiri bu konudan fayda
sağlayamamıştır. Bugün yapılan icra takipleri
neticesinde, çiftçilerimiz, ellerindeki bütün mallar satılsa dahi, bu
borçları asla kapatamayacaktır.
Patates
fiyatlarının şu anda dibe vurması, ürünün ambarlarda
çürümeye terk edilmesi neticesinde sadece çiftçilerimiz açlığa ve
yokluğa mahkûm edilmeyecek, siftah etmeden dükkân kapatan Niğde küçük
sanayi ve çarşı esnafının yanında, ülke ekonomisine de
büyük zarar verecektir.
Türkiye patates
üretiminin yüzde 25ini karşılayan Niğde çiftçisine uygulanan
icra takiplerinin bir an önce durdurulup, üreticilerimizin bu
sıkıntılarının çözülmesi için hükûmetimizin gerekli
çalışmaları yapması dileğiyle, yüce heyetinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın İnan.
Buyurun
Sayın Kumcuoğlu.
V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR
1.- Aydın Milletvekili Ertuğrul
Kumcuoğlunun, Kâzım Karabekir Paşanın 60ıncı
ölüm yıl dönümü nedeniyle açıklaması
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) Sayın Başkan, çok teşekkür
ediyorum ve aynı zamanda, üstün bir vefa duygusuyla rahmetli büyük asker
ve devlet adamı Kâzım Karabekir Paşanın ölüm yıl
dönümü dolayısıyla güzel bir konuşma yapan Mevlüt Akgün
Beyefendiye teşekkür ediyorum.
Rahmetli
Kâzım Karabekir Paşa Aydından evliydi ve bizim
eniştemizdi. O vesileyle söz aldım. Aydınlılar, kendilerine
olan vefa borcunu, Aydının en mutena meydanına onun bir büstünü
dikmek suretiyle göstermişlerdir.
Sayın Akgün,
Karabekir Paşanın belli meziyetlerinden bahsetti, ama o aynı
zamanda Birinci İktisat Kongresinde Genel Kurul Başkanıdır
ve orada özellikle Türk kadının Türk ekonomisinde ve sosyal
hayatında katkıları konusunda yaptığı çok ilginç
ve değerli konuşmayla da hatırlanmasında yarar görüyorum.
Türk kadınının arkasında durmasını bilmiş
mümtaz devlet adamlarımızdan biriydi. Kendisini rahmetle
anıyorum.
Sağ olun, teşekkür
ediyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Gündem
dışı üçüncü söz, ülkemizdeki organ
bağışıyla, organ nakli hakkında söz isteyen
Kırklareli Milletvekili Tansel Barışa aittir.
Buyurun
Sayın Barış. (CHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
(Devam)
3.- Kırklareli Milletvekili Tansel
Barışın, ülkemizdeki organ bağışı ve
nakline ilişkin gündem dışı konuşması
TANSEL BARIŞ
(Kırklareli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin
kanayan bir yarası ve binlerce insanımızın umudu olan organ
bağışıyla ilgili düşüncelerimi aktarmak için,
vatandaşlarımın ve yetkililerin bu konuya dikkatlerini çekmek
için söz almış bulunuyorum. Bu nedenle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Organ bağışı
nedir? Kişi hayattayken, serbest, özgür iradesiyle, tıbben
yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka
bir hastanın tedavisi için kullanılmasına izin vermektir. 2238
sayılı Yasamız On sekiz yaşını geçmiş,
akli dengesi yerinde olan herkes organlarını
bağışlayabilir. demektedir.
Değerli
milletvekilleri, tıpta en temel ilke, her bireyin kendi yaşam
hakkı olduğu ve milyonda bir yaşama şansı olsa bile,
bu şansın sonuna kadar kullanılmasıdır. Hiç kimse için
Nasıl olsa ölecek. tabiri kullanılamaz. Hastane yoğun
bakım ortamlarında doktorlardan oluşan bir ekip tarafından
tıbbi ölüm kararı verilmeden organ nakli düşüncesi asla gündeme
gelemez. Evde ya da yolda vefat eden bir kimsenin, bağış kartı
olsa bile ve ailesinin rızası olsa bile organları alınamaz.
Yalnızca hastane yoğun bakım ortamında tıbben ölümü
kurul tarafından tespit edildikten sonra -ki, bu kurul da nörologdan,
nöroşirürjiyenden, kardiyologdan, anesteziologdan veya reanimasyon
uzmanından oluşmaktadır- bu karar verildikten sonra organ nakli
gerçekleşebilir arkadaşlar.
Ülkemizde şu
anda organ bekleyen 44 bin arkadaşımız mevcuttur, hastamız
mevcuttur. Bunları düşünmek gerekiyor. Bu nedenle organ
bağışının, bir kampanya hâlinde, Millî Eğitim
Bakanlığı tarafından, Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafından ve Sağlık
Bakanlığımız tarafından yürütülmesi gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, bugün bir diyaliz hastasının devletimize
maliyeti yıllık 50 bin dolar. Düşünün ki Sağlık
Bakanlığı bütçemiz 2006 yılında 7,4 milyar YTLden 6,6
milyar YTLye inmiştir ve diyaliz hastalarımızın maliyeti
Sağlık Bakanlığımızın bütçesinin
yarısı kadar.
Değerli
arkadaşlarım, yani organ bağışı
arttığı müddetçe hem hastalarımız
sağlığına kavuşacaktır -diyaliz
hastalarımız- hem de Sağlık Bakanlığımız
bütçesinin daha fazlasını yatırımlara ayırabilecektir.
Bu nedenle organ bağışının artık ülkemizde bir
kampanya olarak yürütülmesi gerekmektedir diyorum. Gerçi son zamanlarda bu
kampanya hem Sağlık Bakanlığı hem de il
sağlık müdürlüklerimiz tarafından gittikçe artarak yürütülmektedir
ancak gördüğümüz kadarıyla bu yeterli bir kampanya olmamaktadır.
Özellikle dinî
açıdan vatandaşlarımızda bu organ
bağışıyla ilgili bir tereddüt vardır. Demek ki Diyanet
İşleri Başkanlığımız bu konuya yeterli önemi
vermemiştir. Bu konuda Diyanet İşleri
Başkanlığımızın gerekli yerlerde bu konu üzerinde
hassasiyetle durması gerektiğine inanıyorum.
Bu arada,
Sağlık Bakanlığının bu işte iyi organize
olması gerekiyor ve Millî Eğitim Bakanlığımız da
ilköğretim okullarında bu konuya hassasiyet göstermeli ve insanlarımızı
organ bağışı yapmaya yönlendirmelidir.
Değerli
arkadaşlarım, bugün hepimiz sağlıklı olabiliriz ama
yarın kimin ne olacağı hiç belli değil. Bugün bana
yarın sizlere. Bu nedenle konuya hassasiyetinizi rica ediyorum ve
sayın vekillerimin de bu konuya, bu işe öncülük etmesi
gerektiğine inanıyorum ve bu konu gerçekten
vatandaşlarımız tarafından bizlerden beklenmektedir. Buna
bir öncülük etmek durumundayız. Hepiniz konuya hassasiyet gösterin ve ben
diyorum ki: Hayattayken bırakabileceğimiz en güzel miras, en büyük
miras organ bağışıdır.
Ben bu konuyla
ilgili sözlerimi tamamlıyorum, konuya hassasiyetlerinizi rica ediyorum ve
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Barış.
Gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge
vardır.
Önergeleri
okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi ve 20
milletvekilinin, sendikal örgütlenme ve faaliyetlerde yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/108)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Günümüzde
gelişmiş ülkelerin demokrasilerinin de gelişmiş olduğu
ve bunu sağlamada çağdaş ve demokratik anlamda örgütlü toplum
olmanın önemli rol oynadığı görülmektedir.
Demokrasileri
gelişmiş ülkelerde, yurttaşın devlet
karşısında edilgenlikten çıktığını,
sivil kurumlar aracılığıyla ülkede etkin olduğunu
görmekteyiz. Diğer bir ifadeyle, o ülkelerde sadece seçimden seçime oy
kullanan/kullanmayan sessiz çoğunluğun yerini örgütleri
kanalıyla yönetime katılan, müdahale eden, eleştiren ve
seslerini duyurabilen kitlelere bıraktığını
görmekteyiz.
Bu nedenle
demokrasileri kesintisiz yaşayabilmekte, sağlıklı bir
şekilde işleyebilmekte ve gelişmektedir.
Bireyler
kişisel çıkarlarının savunucusu konumundan üyesi
oldukları örgüt aracılığı ile çıkarları
açısından ortaklaştığı kitlelerin, sektörün ve
ulusal çıkarların savunucusu konumuna yükselmekte, ülkenin siyasal,
sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamını şekillendiren,
denetleyen bir özelliğe sahip olmaktadırlar.
Demokrasinin
vazgeçilmezi olarak görülen örgütlü toplum;
- Laik, sosyal,
hukuk devletin korunması ve güçlendirilmesinde,
-
Kayıtlı, verimli ve kaliteli üretimin sağlanmasında,
- Yönetimlerin
hatalarının en aza indirilmesinde,
- Yolsuzluk ve
israfın önlenmesinde,
- Gelir
dağılımındaki bozulmanın önlenmesinde,
- Toplumsal huzur
ve barışın sağlanmasında,
- Refah toplumuna
ulaşmada en önemli unsurlardan biridir.
Örgütlü toplum
olmanın yararlarının en geniş ve somut olarak
görüldüğü alanların başında ise çalışma
yaşamı gelmektedir.
Çalışma
yaşamı- Endüstriyel ilişkiler; bir ülkenin ekonomik, sosyal ve
siyasal durumunun belirleyicisidir.
Endüstriyel
ilişkiler ülkedeki; Demokrasi düzeyinin, insan hak ve özgürlüklerinin,
hukuk ve adalet anlayışının somut göstergesidir.
İş
ilişkileri, dünyadaki değişme ve gelişmelere, uluslar
arası standartlara uyumun ölçüsüdür.
Üretimi, verimi,
kaliteyi-iş huzurunu, toplumsal huzuru yakından ilgilendiren
endüstriyel ilişkiler hassas dinamik bir alandır.
Çalışma
yaşamının çok yönlü sorunları çalışanıyla,
çalıştıranıyla bir bütünlük içinde değerlendirilerek,
araştırılarak, incelenerek, geniş uzlaşmalar sağlanarak
çözümlenebilir.
Çalışma
yaşamının doğal olarak tarafları vardır.
Çalışanları, çalıştıranları, sendikaları,
örgütleri vardır. Bu demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin
gereğidir. AB standartlarının, üyesi olduğumuz uluslar
arası kurum ve kuruluşların onayladığımız
sözleşmelerinin gereğidir. Bu haklar Anayasamızla ve yasalarla
da güvence altına alınmıştır.
Ancak son
yıllarda, sendikal hakların kullanımında yaşanan
sorunlarda ve sendikalı olduğu için işten atılanların
sayısında bariz artışlar yaşanmaktadır.
Bu sorun, üyesi
olmaya çalıştığımız AB'nin 2007 ilerleme
raporunda da açıkça dile getirilmekte, özetle:
- Sendikal
hakların tam olarak kullanımı üzerindeki
kısıtlamaların devam ettiği, özellikle sendikalaşma,
toplu pazarlık ve grev hakkına ilişkin ILO sözleşmelerinin
tam olarak uygulanması konusunda yetersiz kalındığı ve
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın sendikalaşma
ve toplu pazarlık haklarıyla ilgili 5 ve 6. Maddelerine konan
çekincelerin sürdürdüğü,
- AB
standartları ve ILO sözleşmelerine paralel olarak sendikal
hakları tam olarak güvence altına alan bir mevzuatın kabul
edilmesi gerektiği,
- Toplu iş
sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısının düşük
olduğu ve düşmeye devam ettiği belirtilmektedir.
Sendikal
örgütlenmenin önündeki engellerin devam ettiği bir ortamda,
sendikasızlaştırmaya yönelik uygulamaların her geçen gün
artması, çalışma başarısın da tehdit eder hale
gelmiştir.
Oysa, ülkemiz
ekonomisinin ve toplumsal yaşamımızın
sağlıklı bir biçimde geliştirilmesi için:
- Üretimin,
verimliliğin ve kalitenin artırılmasına,
- Önemli bir
sorun haline gelen, kayıt dışının
yarattığı haksız rekabetin, vergi ve sosyal güvenlik
sistemindeki zaafiyetin önlenmesine,
- Gelir
dağılımının düzeltilerek, yoksulluğun
azaltılmasına ihtiyaç olduğu herkes tarafından kabul
edilmektedir.
Bunu
sağlamanın en önemli unsurlarından biri de, sendikal
örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması ve
sendikasızlaştırmaya yönelik çabalar karşısında
gerekli tedbirlerin alınmasıdır.
Bu nedenle,
sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin, son yıllarda artmaya
başlayan "sendika üyesi işçilere baskıların
artması ve işten atılması" olaylarının ve
toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi
sayısının düşük olması ve düşmeye devam etmesinin
nedenlerinin araştırılarak gerçek boyutunun ortaya konması
ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'nci
ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis
araştırması açılmasını dileriz.
1) Cevdet Selvi (Kocaeli)
2) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
3) Ahmet Ersin (İzmir)
4) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
5) Şevket Köse (Adıyaman)
6) Hulusi Güvel (Adana)
7) Şahin Mengü (Manisa)
8) Tayfur Süner (Antalya)
9) Hüsnü Çöllü (Antalya)
10) Akif Ekici (Gaziantep)
11) Rahmi Güner (Ordu)
12) Metin Arifağaoğlu (Artvin)
13) Turgut Dibek (Kırklareli)
14) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)
15) Atilla Kart (Konya)
16) Mehmet Ali Susam (İzmir)
17) İsa Gök (Mersin)
18) Tansel Barış (Kırklareli)
19) Esfender Korkmaz (İstanbul)
20) Hüseyin Ünsal (Amasya)
21) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
2.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 30
milletvekilinin, Alevi vatandaşların inanç ve kültürlerini
yaşamalarında karşılaştıkları
sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/109)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı'na
Sayıları
20 milyondan fazla olduğu tahmin edilen Alevi İslam inancına
sahip vatandaşlarımızın, inanç ve kültürlerini yaşamak
ve yaşatmakta önemli ve ciddi sorunları vardır.
Aleviler, tarihte
çeşitli kıyımlar ve iftiralara uğramış, inanç ve
kültürleri aşağılanmış,
dışlanmıştır. Bugün dahi bazıları
kasıtlı, bazıları bilgisizlikten kaynaklanan haksız
söz, davranış ve yakıştırmalara muhatap
olmaktadırlar. Toplumu doğru bilgilendirmesi gereken kişi ve
kurumların bile, zaman zaman bu haksız söz ve yakıştırmalara
katılması üzücüdür.
Ulusun aslî
unsuru olan ve Laik Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve Devletin
üniter yapısına son derecede bağlı olan Alevi
vatandaşlarımızın, inanç ve kültürleri ile ilgili,
kırıp dökmeden ve yasal sınırlar içinde, yıllardan
beri dile getirdikleri talepleri görmezden gelinmektedir. Devletin ilgili
kurumları inkarcı anlayışla, İslamın farklı
yorumu olan Aleviliği kabul etmeyerek, Alevi
vatandaşlarımızı Sünni İslam inancının
kurallarını ve geleneklerini kabul etmeye zorlamaktadır. Bu
durum hem Anayasa ve hem de insan haklarına aykırıdır.
Alevilerin,
eşit yurttaşlık hakkına dayanarak talep ettikleri
eşitlik ve hak talepleri; 10 yıldır AB ilerleme raporlarına
yansımasına ve AİHM'nin kararlarına rağmen
gerçekleştirilmemiştir. Ve sorun giderek uluslararası boyut
kazanmaktadır.
Cemevlerinin ibadethane
sayılması, Sünni İslam inancını ifade eden zorunlu din
dersinin kaldırılması veya seçimli olması, Diyanet
İşleri Başkanlığı'nın yeniden
yapılandırılması, Alevi köylerine cami
yapılmasına son verilmesi ve Alevi toplumunun kendilerini ifade
etmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin
başlıca talepler, yıllardan beri bir türlü olumlu
karşılanmamış, hak ettiği ilgiyi görmemiştir.
Yani, Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın,
en temel hakları olan inanç ve kültürleri ile ilgili, karşılaştıkları
engeller ve sorunlar giderilmediği gibi, tersine gayretler olduğu
görülmektedir.
Son olarak,
AKP'nin Alevi açılımı adı altında düzenlediği,
Sünni geleneğindeki iftar yemeği kamuoyunda
tartışılmaktadır. Alevi önderleri ve derneklerinin % 98'nin
tepki ile katılmadığı bu iftar toplantısı, oy
hesabı ile Alevi toplumunu bölme ve partiye arka bahçe yaratma çabası
olarak değerlendirilmektedir. Ki gerçek durum budur. Aslolan, sorunlardan
siyaseten yararlanma değil, hakların ve taleplerin
karşılanmasıdır. Alevi
vatandaşlarımızın beklentisi budur.
Konu ile ilgili
22.3.2006 tarihinde verdiğim Araştırma Önergesi, 22. dönem
sonuna kadar Yüce Meclis'te ele alınmamıştır. Meclisimizin
bu önemli soruna uzak durması kabul edilemez.
Sonuç olarak,
Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın,
inanç ve kültürlerini yaşamak, yaşatmak ve kendilerini ifade etmeleri
ile ilgili yakınmalarına neden olan sorunların ve bu
sorunların giderilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti
için, Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri
gereği, bir Meclis Araştırması açılmasını
arz ederim.
1) Ahmet Ersin (İzmir)
2) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
3) Şevket Köse (Adıyaman)
4) Ensar Öğüt (Ardahan)
5) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
6) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
7) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
8) Bayram Ali Meral (İstanbul)
9) Yılmaz Ateş (Ankara)
10) Tekin Bingöl (Ankara)
11) Mehmet Sevigen (İstanbul)
12) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
13) Yaşar Tüzün (Bilecik)
14) Nesrin Baytok (Ankara)
15) İsa Gök (Mersin)
16) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
17) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
18) Atila Emek (Antalya)
19) Gökhan Durgun (Hatay)
20) Abdülaziz Yazar (Hatay)
21) Şahin Mengü (Manisa)
22) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
23) Ali Oksal (Mersin)
24) Fuat Çay (Hatay)
25) Ahmet Küçük (Çanakkale)
26) Atilla Kart (Konya)
27) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
28) Tayfur Süner (Antalya)
29) Hüsnü Çöllü (Antalya)
30) Akif Ekici (Gaziantep)
31) Hüseyin Ünsal (Amasya)
3.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner ve 21
milletvekilinin, iç göçün nedenlerinin ve sonuçlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/110)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizde
kırsal alanlardan şehirlere doğru yaşanan iç göç
hareketinin nedenlerinin ve sonuçlarının
araştırılması amacıyla, Anayasanın 98'inci,
T.B.M.M. içtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca "Meclis
Araştırması" açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
1) Tayfur Süner (Antalya)
2) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
3) Atila Emek (Antalya)
4) Ahmet Ersin (İzmir)
5) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
6) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
7) Şahin Mengü (Manisa)
8) Şevket Köse (Adıyaman)
9) Hüsnü Çöllü (Antalya)
10) Akif Ekici (Gaziantep)
11) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)
12) Metin Arifağaoğlu (Artvin)
13) Rahmi Güner (Ordu)
14) İsa Gök (Mersin)
15) Atilla Kart (Konya)
16) Turgut Dibek (Kırklareli)
17) Necla Arat (İstanbul)
18) Mehmet Ali Susam (İzmir)
19) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
20) Tansel Barış (Kırklareli)
21) Esfender Korkmaz (İstanbul)
22) Hüseyin Ünsal (Amasya)
Gerekçe:
Göç olgusu,
temelinde sosyal bir hareket olmasına karşın, ekonomik
yaşamdan kültüre kadar hayatın her yönünü etkileyen temel bir
değişim aracıdır. Ülkemizde 1950'Ii yıllardan sonra
belli sosyo-ekonomik şartlar neticesinde kırsal alanlardan
şehirlere doğru gerçekleşen iç göç hareketi, bugün kentlerimizin
içinde bulunduğu sorunlar yumağının en büyük sebebidir.
İstanbul,
Ankara, İzmir, Antalya ve diğer birçok büyük kentimiz,
hızlı ve düzensiz göç hareketi ve yoğun nüfus
artışı sebebiyle bugün sayıları milyonları
aşan bir nüfus kütlesini barındırmak zorunda kalmaktadır.
Her gün nüfusu daha da artan bu şehirler, sınırlı
kaynakları ile vatandaşlara modern bir kente yaraşır kamu
hizmeti sunamamaktadırlar.
Göçler toplumdaki
pek çok değer gibi aile yapılarını da etkilemektedir. Göç
gerçeği ile yüz yüze gelen aileler, gidilen bölgelerde farklı bir
kültürel ortam içine girmektedir. Girilen bu yeni ortama adaptasyon süreci
aileler üzerinde değişik şekillerde etkilere yol
açmaktadır. Geleneksel geniş ailemiz gittikçe çekirdek aileye
doğru dönüşmektedir. İç göçte son 50 yılda "rekor
kırmış" bir ülkeyiz. İçerde ve dışarıda
"göç rekorları" kırmış olan Türkiye'de maalesef
bir "göç araştırmaları merkezi" yoktur. Bununla
birlikte hiçbir üniversitemizde "göç kürsüsü" de
bulunmamaktadır.
Türkiye'de
gerçekleşen göç hareketi, Avrupa Birliği'nin ülkemize dikte
ettirdiği, tarım nüfusunun yüzde 15'e düşmesi ile doğrudan
ilgilidir. Bu dikteler sonucunda köylerde arıcılık,
hayvancılık ve tarımsal faaliyetler yok olma noktasına
gelmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2007'nin ilk 9
aylık döneminde ekonomi yüzde 4 büyürken, aynı dönemde tarım
sektörü yüzde 5.6 oranında küçülmüştür. Yılın üçüncü
çeyreğinde yani Temmuz-Ağustos-Eylül döneminde ise tarımdaki
küçülme yüzde 7.8'e ulaşmıştır.
AKP Hükümeti de
AB'nin diktelerini harfiyen yerine getirmiştir ve getirmektedir. Bu dikte
sonucunda köydeki nüfus gittikçe azalmaktadır. Demek ki Avrupa
Birliği, bu isteğinde muvaffak olmuştur. Köylerde yaşayan
nüfusun yaptığı işlerle ilgili destekler de zaman içinde
kaldırılmıştır. Onun neticesinde de köylerdeki genç
nüfus AB'nin dikte ettirdiği yüzde 15'ten nasibini almış,
ilçelere ve özellikle de büyük şehirlere göç etmiştir. Bunun
sonucunda büyük şehirlerdeki sorunlar da kendini göstermeye
başlamıştır. Köyde kalan nüfus, bugün 80'li
yaşların üzerine kaymıştır, 5-6 sene sonra köy nüfusu
tamamen kaybolmak tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Şayet tarımsal nüfusu ve köy nüfusunu azaltmak istemiyorsak,
teşviklere arıcılıkta, narenciyede, kesme çiçekte, pamukta,
üzümcülükte ve ev şarapçılığında köy merkezli olarak
tekrar başlamamız gereklidir. Hayvancılıkta da desteklerin
bir an önce köy bazlı sağlanması gereklidir. 3-4 hayvan besleyen
köylüye de mutlaka destek olunması lazımdır.
Tarımı
ve hayvancılığı köylerimizde geliştirip
destekleyebilirsek, iç göçü durdurmuş oluruz. Türkiye'de ekonomik sistemin
halkaları köylerden başlamaktadır. Zamanında Mustafa Kemal
Atatürk "Köylü Milletin Efendisidir" derken, orada bir ekonomik
topluluğun olduğundan bahsetmiştir. Şu anda bu halkalar
koptuğu için ilçedeki esnaf çökmüştür. işte bunun temelinde
AB'nin dikte ettirdiği yüzde 15 olayı yatmaktadır. Göçü durdurmak
istiyorsak, şu anda yüzde 30 civarlarında olan tarımdaki nüfusu
yüzde 15'e çekmek yerine, aksine yüzde 31-32'lere yükseltmemiz gerekmektedir. O
zaman ülkedeki iç göç tersine dönecektir. Tarımı öldürmek, Türkiye
ekonomisini öldürmek demektir. Zaten "küresel ısınma"
nedeniyle şehirlerden köylere doğru geçişler yakın zamanda
yaşanmaya başlayacaktır. Bunu süratlendirmenin yolu da oradaki
ekonomiyi canlandırmaktan geçmektedir.
Yukarıda
belirtilen gerekçelerle, ülkemizde kırsal alanlardan şehirlere
doğru yaşanan iç göç hareketinin nedenlerinin ve
sonuçlarının araştırılması ve alınacak
tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis
Araştırması açılması yerinde olacaktır.
BAŞKAN
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Başbakanlığın
Anayasanın 82nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır,
okutup oylarınıza sunacağım:
B) TEZKERELER
1.- Portekize resmî ziyarette bulunan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğana refakat eden heyete katılması uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/273)
29/01/2008
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Lizbonda
düzenlenen Avrupa Birliği-Afrika Zirvesine katılmak ve görüşmelerde
bulunmak üzere bir heyetle birlikte 7-9 Aralık 2007 tarihlerinde
Portekize yaptığım resmi ziyarete ekli listede adları
yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş
ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın
82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
Liste
Yaşar Yakış Düzce
Milletvekili
Egemen Bağış İstanbul
Milletvekili
BAŞKAN
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Alınan karar
gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler
kısmına geçiyoruz.
1inci
sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Komisyonu Raporu (1/490) (S. Sayısı:
97) (x)
BAŞKAN
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Geçen
birleşimde tasarının 1inci maddesi üzerinde siyasi parti
grupları adına yapılan konuşmalar
tamamlanmıştı.
Şimdi, söz
sırası, şahsı adına İbrahim Mete Doğruer,
Osmaniye Milletvekili.
Buyurun
Sayın Doğruer. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İBRAHİM
METE DOĞRUER (Osmaniye) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
(x)
97 S. Sayılı Basmayazı 24/1/2008 tarihli 54üncü Birleşim
Tutanağına eklidir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 97 sıra sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 1inci maddesiyle ilgili olarak şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
2809
sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununun 3üncü maddesi gereğince her üniversitede fen-edebiyat
fakültesi kurulması gerekliliği vardır.
Malumunuz
olduğu üzere, temel bilimler önemli bir konudur. Her fakültede, her
üniversitede temel bilimlerin olması lazımdır. Ancak ihtisas
üniversitelerinde bu temel bilimlerin olması gerekli olduğu takdirde
üniversitenin kurulmasında, takdir edeceğiniz gibi, problem ortaya çıkmaktadır.
Yani üniversitenin kurulması zorlaşmaktadır.
İlaveten,
ülkemizdeki fen-edebiyat fakülteleri yeterli sayıdadır.
Bunların, özellikle fizik, kimya, matematik, biyoloji dallarında
fazla miktarda öğrenci vardır, fazla miktarda mezun vardır.
Başka bir ifadeyle, ülkedeki arz ve talep arasında bir dengesizlik
mevcuttur ve bu dengesizlik neticesinde de mezunların büyük bir
kısmı işsiz kalmaktadır ve başka sahalarda
çalışmak mecburiyetinde olmaktadırlar. İşte, bu
maddedeki değişiklikle, komisyonun öngördüğü
değişiklikle bu olumsuz durumun önüne geçilecektir.
Bu olumsuz
durumun önüne geçilmesindeki başka önemli bir faktör de bu konuyla ilgili
olarak bir makro planın ileriki dönemlerde de yapılmasıdır.
Konu ihtisas üniversiteleri olunca, bu makro planın ve bölge
planının yapılması daha fazla önem arz etmektedir. Bu
arz-talep dengesini temin edici plan yapıldığı takdirde, bu
mezunlarla iş alanları arasındaki dengesizlik büyük ölçüde
ortadan kalkacak ve mezunların istihdamındaki problemler büyük ölçüde
azaltılabilecektir.
Bu sebeple, yeni
kurulacak üniversitelerde fen-edebiyat fakültelerinin yahut fen veya edebiyat
fakültelerinin bulunmasının kanuni bir zorunluluk olmaktan
çıkarılması uygun bir yaklaşımdır, doğru bir
yaklaşımdır. Böylelikle, özellikle ihtisas üniversitelerine daha
geniş bir çalışma alanı sağlanmaktadır.
İlaveten her üniversitede üç fakülte bulunması zorunluluğu ile
de kurulacak üniversite ile bölgenin ihtiyacı ve aynı zamanda ülkenin
ihtiyacı nazarı dikkate alınmış olacaktır.
Böylelikle, asgari üç fakülte kurma zorunluluğu olduğu takdirde, o
bölgedeki ilk kurulacak üniversitenin
Üniversitede olması gereken en
önemli fakülteler burada kurulmuş olacaktır. Dolayısıyla,
bir taraftan bölgenin ihtiyacı sağlanırken, daha doğrusu
gözetilirken, diğer taraftan ülkenin ihtiyacı da nazarı dikkate
alınmış olacaktır.
Bu durum sadece
fen-edebiyat fakülteleriyle ileriki dönemlerde sınırlı kalmasa,
daha uygun bir yaklaşım olacaktır. Aynı zamanda teknik
eğitim fakültelerinde, bir dizi mühendislik fakültelerinde de bu problemle
ülkemiz yıllardan beri karşı karşıya
kalmıştır.
Dolayısıyla
bu yaklaşımı olumlu bir yaklaşım olarak
değerlendiriyorum ve Türk Deniz Vakfı tarafından kurulan Piri
Reis Üniversitesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Doğruer.
Şahıslar
adına ikinci söz, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoyda.
Buyurun
Sayın Aksoy
Sayın Aksoy yok.
Denizli
Milletvekili Sayın Hasan Erçelebi.
Buyurun
Sayın Erçelebi. (DSP sıralarından alkışlar)
HASAN
ERÇELEBİ (Denizli) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Demokratik Sol Parti ve şahsım adına hepinize
saygılarımı sunarak sözlerime başlamak istiyorum.
Bu kanun,
yıllardır devam eden bir yanlışlığı ortadan
kaldırdı 1inci maddede. Bu bizim meşhur YÖK Kanunu çok acayip
bir kanundur. Çünkü önce 2547 sayılı Yasa çıkmış,
sonra da, bir sene sonra da Anayasa çıkmış.
Dolayısıyla, Anayasa maddeleri bu 2547ye
uyarlanmıştır. Böylece garip bir hukuk garabeti çıkmıştır.
Bu hukuk garabetinde de bir üniversite kurulurken fen-edebiyat fakültelerinin
kurulması da zorunlu hâle getirilmiştir. Yıllar sonra bu
zorunluluğun kaldırılması, gerçekten güzel bir
gelişmedir. Plan ve Bütçe Komisyonundaki değerli milletvekillerini
buradan kutluyorum. Gerçekten güzel bir değişiklik olmuştur.
Yalnız, bu
yasanın gerekçesine baktığımız zaman pek çok teknik ve
bilimsel hatalarla doludur. Tasarının gerekçesinde eğitimin ve
özellikle yükseköğretimin yarı kamusal olduğu söylenmektedir.
Bu, gerçekten yanlış bir terimdir. Eğitim bütünüyle kamusal bir
faaliyettir; aynı, adalet gibi; aynı, güvenlik gibi; aynı,
sağlık gibi. O nedenle bu gerekçeler yazılırken çok
dikkatli olunması gerekir. Bütçe Plan Komisyonunda da değerli
arkadaşımız Sayın Harun Öztürk bu konuya dikkat çekmiş
ama demek ki bu dikkat çok yeterli gelmemiş kaleme alınırken.
Değerli
milletvekilleri, bu tasarının gerekçesinde, yavaş yavaş,
Türkiyede yükseköğretimin paralı olması yolunda bir
ısıtma hareketinin de olduğunu görüyoruz. Nitekim yeni YÖK
Başkanımız yükseköğretimin paralı olması konusunda
demeçler verdi. Eğer Türkiyede yükseköğretim paralı olursa,
işte o zaman gerçekten ne hukuk devletinden ne sosyal hukuk devletinden ne
de sosyal adaletten bahsedebiliriz.
Şu anda
Genel Kurulda bulunan sayın milletvekillerimiz içerisinde paralı
yükseköğretimde okuyan kaç kişi var, elini bir kaldırabilir mi
bir tespit yapsak? Buradan bakalım, AKPden bakalım, görünmüyor.
Cumhuriyet Halk Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisinden, DTPden yok.
Demokratik Sol Partiden de yok. Ee, o zaman, arkadaşlar, acaba bir süre
sonra sizler gibi sizlerin çocukları da paralı yükseköğretimde
okuyamazsa Meclisimiz nasıl oluşacak, bunu düşünebiliyor
musunuz? O nedenle, yükseköğretim üzerinde oynamalar yapılırken
çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.
Bunun yanında,
yükseköğretimde bir akademik altyapıdan söz ediliyor.
Yükseköğretimde akademik altyapı dendiği zaman
araştırma görevlileri akla gelir. Yine, yeni YÖK
Başkanımız araştırma görevlilerinin burslu
öğrenci düzeyine çıkarılacağını söyledi. Bu,
aslında bir aldatmacadır. Bu araştırma görevlileri
eğer burslu öğrenci olursa, aslında statüsü yükseltilmez; tam
tersi, millî eğitimde olduğu gibi, sözleşmeli öğretmen gibi
olurlar ve sosyal haklardan mahrum olurlar. Aman bu fidanlığı
kurutmayın, diyorum! Çünkü yükseköğretimin temelinde
araştırma görevlileri çok önemlidir. Eğer siz
yükseköğretimin altyapısına bir hizmet yapmak istiyorsanız,
o zaman gelin, profesörlerden araştırma görevlilerine kadar bütün
öğretim elemanlarının maaşlarını yeniden
düzenleyelim.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Buyurun Sayın Erçelebi.
HASAN
ERÇELEBİ (Devamla) Gelin, yükseköğretimdeki bütün
hocalarımıza, aynı, millî eğitimde öğretmenlerimize
verdiğimiz gibi, yılda iki kez, iki sömestir başında bir
maaş tutarında akademik yayın ve akademik sempozyumlara
katılım ücreti verelim. Onları destekleyelim. Yeri geldiği
zaman burada üniversitelerimizin araştırma klasmanında altta
olduğunu söylüyorsunuz. O zaman gelin, destek verelim. Üniversitelere
destek demek Türkiyeye destek demektir, ülkeye destek demektir. Gelin, bununla
ilgili hep beraber güzel bir düzenleme yapalım diyorum.
Değerli
milletvekilleri, biraz sonra bir değişiklik önergesi var, orada da
söz alacağım, sözlerimin kalanını orada
tamamlayacağım.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Erçelebi.
Madde üzerinde üç
önerge vardır. Önergeleri, önce geliş sırasına göre
okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre
işleme alacağım.
İlk önergeyi
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun
tasarısının 1. maddesindeki son cümlenin Ancak bir üniversitede
en az beş fakültenin bulunması zorunludur şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Hasan Erçelebi |
Hasan Macit |
Mustafa Vural |
|
|
Denizli |
İstanbul |
Adana |
|
|
Recai Birgün |
Harun Öztürk |
Hüseyin Mert |
|
|
İzmir |
İzmir |
İstanbul |
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı yasa
tasarısının 1. maddesinin son cümlesinde geçen (üç) ibaresinin
(dört) olarak değiştirilmesini saygılarımla arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı Kanun
Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|
|
Mustafa
Elitaş |
Yüksel Özden |
Öznur
Çalık |
|
|
Kayseri |
Muğla |
Malatya |
|
|
Cevdet
Yılmaz |
A. Sibel Gönül |
Hamza Yerlikaya |
|
|
Bingöl |
Kocaeli |
Sivas |
MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun 3 üncü
maddesinin birinci fıkrasının;
- (a) bendi yürürlükten kaldırılmış,
- (b) bendinin başında bulunan İhtiyaca göre
kurulacak; ibaresi çıkarılarak yerine Fen, edebiyat, ve sonunda
yer alan fakülteler ibaresinden sonra gelmek üzere ile ihtiyaca göre
kurulacak diğer fakülteler ibaresi eklenmiş,
- sonunda yer alan Bulunur. ibaresi bulunabilir. şeklinde
değiştirilmiş ve bu ibareden sonra gelmek üzere Ancak bir
üniversitede en az üç fakültenin bulunması zorunludur. cümlesi
eklenmiştir.
BAŞKAN Şimdi okuttuğum önerge, maddeye en
aykırı önergedir. Şimdi, işleme alıyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, hayır, en
aykırı o değil, orada üç var, biz dörte çıkarmak
istiyoruz. Zaten, önerge iktidar grubunun, bu önergeyi okuttuktan sonra burada
kabul edilecek, bizim önergemizi işleme koymayacaksınız. En
aykırı bizim önerge Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Genç, bütün maddeyi
KAMER GENÇ (Tunceli) En aykırı bizim önerge Sayın
Başkan. Burada zaten metinde üç fakülte var, biz dörte çıkarmak
istiyoruz.
BAŞKAN Bütün maddeyi değiştiren
aykırılıkta önerge olduğu için onu işleme
alıyorum Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, yani bizim
önergemiz neden
Bizimki kabul edilmezse onlarınki kabul edilecek.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Hep aykırı
olmak zorunda mısın? Otur yahu! Hep sen mi aykırı
olacaksın?
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, eğer siz
konuşturmak istemiyorsanız biz milletvekilliğinden istifa
edelim.
BAŞKAN Şimdi, Sayın Genç, sizi konuşturmak
veya konuşturmamak isteğinin
KAMER GENÇ (Tunceli) En aykırı önerge bizim önergemiz.
BAŞKAN Lütfen dinler misiniz.
bana ait, kendi ihtiyarıma, benim kendi fikrime
bırakılan bir konu olmadığını, bire bir uygulayan
bir insan olarak siz biliyorsunuz. Ha, bunları böyle söylemek sizin için
doğru ve iyi bir şeyse ona da bir şey söylemiyorum. Ama
yıllar boyu şu sandalyede oturmuş bir kişisiniz siz.
KAMER GENÇ (Tunceli) En aykırı önerge bizim önerge.
BAŞKAN Yani sonuçta bunları uygulayarak geldiniz. Ne
yapmak istediğinizi gerçekten anlamakta zorlanıyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) Onu anlatırım ben size.
BAŞKAN Yani, benim şahsımla alakalı, burada
oturan kişinin kendi ihtiyarında olan bir hadise
olmadığını bizatihi bilen, uygulamadan gelen bir
insansınız.
Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya)- Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet önergeye katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Gerekçeyi mi okutayım önerge sahibi?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Üniversitelerin kurulabilmesi için fen, edebiyat veya
fen-edebiyat fakültelerinin ve diğer birimlerin bulunması
zorunluluğu kaldırılarak asgari üç fakülte
bulunmasının zorunlu hâle getirilmesinin yanı sıra, 2809
sayılı Kanunda yer alan üniversitelerde kurulabilecek fakültelerin
isimlerine ilişkin sınırlamanın kaldırılması
amaçlanmaktadır. Zira bilim ve teknoloji alanında yaşanan
gelişmeler ile birlikte, günün ihtiyaçlarına hitap eden fakültelerin
kurulması da bir zorunluluk hâline gelmiştir. Özellikle nanoteknoloji
ve genetik bilimler başta olmak üzere birçok alanda yaşanan
hızlı gelişmeler söz konusu değişikliği gerekli kılmıştır.
BAŞKAN Komisyon ve Hükûmetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, kabul edilen bu önergeyle
tasarının 1inci maddesi tamamen değiştirilmiş
olduğundan diğer iki önergeyi işleme alamıyorum.
Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
2nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2 - 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek
madde eklenmiştir.
Piri Reis Üniversitesi
EK MADDE 94- İstanbulda Türk Deniz Eğitim Vakfı
tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf
yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere,
kamu tüzel kişiliğine sahip Piri Reis Üniversitesi adıyla bir
vakıf üniversitesi kurulmuştur.
Bu üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;
a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,
b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,
c) Mühendislik Fakültesinden,
d) Denizcilik Yüksekokulundan,
e) Fen Bilimleri Enstitüsünden,
f) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN 2nci madde üzerinde gruplar adına söz talebi
vardır. İlk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına,
İstanbul Milletvekili Sayın Ali Torlaka aittir.
Buyurun Sayın Torlak. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim
Bakanlığınca hazırlanan Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin
görüşlerini bildirmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, ülkemiz
istihdamına katkı sağlayacak ve uluslararası standartlarda
iyi eğitimli zabitan ve gemi adamı yetiştirilmesi amacıyla,
Türk Deniz Eğitim Vakfı tarafından Piri Reis Üniversitesinin
kurulmasını içermektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denizcilik
sektörümüz, tüm dinamikleriyle ülkemizin en önemli sektörlerinden biri
konumundadır. Özellikle ülkemizin ekonomik açıdan ciddi kaynaklara
ihtiyacı olduğu bir dönemde, denizcilik sektörümüzü daha ileri
götürmek milletimizin refahını artıracaktır. Günümüzde
yılda 10 milyar tondan fazla yükün deniz ticaret filosu tarafından
taşındığı bilinmektedir. Sadece
taşımacılığın dünyadaki cirosu 350 milyar
doları aşmaktadır. Deniz ticaret sektörünün dünya ticareti
hacmindeki payı, 1 trilyon doların çok üzerindedir.
Bulunduğumuz coğrafi konum itibarıyla dünya
ticaretinin önemli noktalarından birinde yaşıyoruz. Her yıl
elli binden fazla gemi boğazlarımızdan geçmektedir.
Limanlarımıza binlerce gemi geliyor, yükleme ve boşaltma yapıyor.
Bu nedenle, deniz ticaretinin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu,
ekonomimize ne kadar katma değer kazandıracağını
takdirlerinize bırakıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hâlâ
yıllık ithalat ve ihracat yüklerimizin sadece yüzde 25ini taşıma
kapasitesine sahip olan Türk deniz ticaret filosunun kapasitesini mutlak
surette artırmalıyız. Öncelikle, yüklerimizin yüzde 50sini
kendi millî bayraklı gemilerimizde taşınır hâle getirecek
Türk Bayraklı filomuzu tesis etmeliyiz. Bu maksatla, armatörümüzün
gemisine Türk Bayrağı çekmekten kaçınmasını önleyecek
tedbirler almalıyız. Gemisinde çalıştıracak Türk
zabitan bulamayan armatör, doğal olarak yabancı bayrağı
tercih etmektedir.
Bugün, üzerinde görüştüğümüz Piri Reis Üniversitesi
kurulmasıyla ilgili kanun teklifinin bu konudaki adımlardan biri
olduğunu memnuniyetle görmekteyim. Bunu, deniz ticaret filomuzun
gelişmesine yardımcı olacağı düşüncesiyle
destekliyorum. Açılması öngörülen Piri Reis Üniversitesinin
diğer özel ihtisas üniversiteleri gibi başarılı
olacağını düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hâlen Türk
ticaret filosunda güverte ve makine zabitanı sıkıntısı
had safhalara çıkmış ve bu ihtiyaç mevcut üniversitelerimizdeki
öğrenci sayısı ile on yılda karşılanamaz duruma
gelmiştir. Denizcilik fakültelerinden mezun olan öğrencilerin
istihdam edileceği karadaki kadrolar günümüzde fazlalaşmaktadır.
Elbette bu kadrolara da ihtiyaç vardır, ancak denizcilik fakültelerinin
esas amaçlarının gemilerde çalışacak zabitan
yetiştirmek olduğu unutulmamalıdır. Aldıkları
denizcilik eğitimine karşın karada çalışmayı
tercih eden denizcilik üniversitelerimiz mezunlarının artması da
zabitan açığını büyütmüş ve armatörümüzü personel
temininde sıkıntıya sokmuştur. Bununla beraber, Gemi
Adamlarının Eğitimi, Belgelendirilmesi ve Vardiya Tutma
Esasları Hakkında Uluslararası Sözleşme olan STCW
Sözleşmesi kurallarına uygun eğitim vererek zabitan
yetiştirilen özel kurumlar da kapatılınca, zaten sınırlı
olan zabitan sayısının ihtiyacı karşılaması
imkânsız hâle gelmiştir.
Bu özel kurumlardan biri olan Türk Deniz Eğitim Vakfı,
denizciliğimizin önündeki bu çok önemli sorunun çözümüne
yardımcı olmak maksadıyla, mevcut okulu ve tesislerine ilave
yatırımlarla üniversite açmaya karar vermiştir.
Türk Deniz Eğitim Vakfının desteğiyle kurulan
Piri Reis Üniversitesinin özellikle bünyesindeki Denizcilik Fakültesiyle
sektörümüzün bu konudaki eksikliğinin kısmen de olsa
giderileceğini ve Türk Bayraklı filomuzun tonajının
artmasına yardımcı olacağını düşünüyorum.
Açılacak üniversitenin İstanbul Tuzlada bulunan
İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesine yakın konumda
olması, Tuzlayı, tersanelerden sonra, eğitim üssü hâline
getireceğini memnuniyetle ifade etmek istedim.
Bu vesileyle, yasa tasarısında emeği geçen herkesi
kutluyorum. Bu kanun tasarısı kapsamında kurulması
planlanan Piri Reis Denizcilik Üniversitesinin büyük Türk milletine, Türk
denizciliğine ve yeni denizcilere hayırlı, uğurlu
olması dileğiyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Torlak.
2nci madde üzerinde şahısları adına söz
talepleri vardır.
İlk söz, İzmir Milletvekili Sayın İbrahim
Hasgürde.
Buyurun Sayın Hasgür. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
İBRAHİM HASGÜR (İzmir) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 97 sıra sayılı Yükseköğretim
Kurumları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 2nci maddesi hakkında şahsım
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlarım.
Ayrıca, sözlerime başlarken, değerli bir
akademisyen ve doktor olan, bir bilim insanı olan Sayın Meclis
Başkan Vekilimizin önünde bu kanun tasarısının
görüşülmesinin Meclisimiz adına bir şans olduğunu da ifade
etmeliyim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, tarihi
Hazreti Peygambere kadar uzanan vakıf müessesesi, Selçuklular ve
Osmanlılarla gelişerek mektep, medrese, cami, hamam, sebil, su yolu,
kervansaray, han, darüşşifa gibi toplumun çeşitli
ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli bir rol
oynamıştır. Çeşitli gayeler için kurulan bu vakıflar
hemen her türlü sosyal faaliyet ve hizmetleri devlet bütçesine ihtiyaç duymadan
yerine getiriyordu. Eğitim için gerekli binaların yapılması,
hocaların temini, maaşları, öğrencilerin barınma, yeme
ve gıda ihtiyaçları bu müesseseler tarafından
karşılanıyordu. Bugün de ülkemizde ilk, orta, lise ve üniversite
kademelerinde eğitim ve öğretim imkânı bulamayanlara
yardımcı olmayı, barınma ve burs ihtiyaçlarını
karşılamayı, onların sosyal ve kültürel gelişimini
sağlamayı gaye edinmiş çok sayıda vakıflar bulunmakta
ve bu vakıflar bugün de büyük hizmetler vermektedirler. Ancak, eğitim
ve bilime toplum katılımının sadece maddi destekle
sınırlı kalması, bunun yanında yasal olarak
üniversitelerin sadece devlet eliyle kurulabileceği hükmü, vakıf
üniversitelerinin kurulması ve ülke sathına
yayılmasını 1980li yıllara kadar geciktirmiştir.
Nihayet, 1983 yılında Üniversite Kanununa eklenen bir madde ile
vakıf üniversitelerine açıklık getirilmiş Vakıflar,
kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari
işler dışında, akademik çalışmalar, öğretim
elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda
gösterilen usul ve esaslara uymak kaydıyla, yükseköğretim
kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini ve birden
fazlasını kurabilirler. hükmü ile vakıf üniversitelerinin önü
açılmıştır.
Vakıf üniversiteleri konusunda yapılan değişik
kanuni düzenlemelerin getirdiği imkânlarla, Türkiye, ümit ediyorum ki çok
kısa zamanda vakıf üniversitelerinin hızla
çoğaldığı ve bunların birbirleriyle
yarıştığı bir ülke hâline gelecektir. Zira, diğer
ülkelerdeki özel üniversite uygulamaları örnek alınabilecek derecede
başarılı sonuçları vermiştir. Özellikle Amerika
Birleşik Devletleri, Japonya ve Kanada gibi ülkelerin yükseköğretim
sistemleri içinde özel yükseköğretim kurumları önemli bir yer tutar.
Buralardaki yükseköğretim kurumları, öğrenim görenlere
verdiği hizmet dışında, topluma da büyük yararlar sağlamaktadır.
Araştırma faaliyetlerinin hemen hemen tamamı toplum ve kamu
yararına yöneliktir. Bundan dolayı, özel üniversiteler oralarda da
devlet desteği görür. Söz gelimi, Amerika Birleşik Devletlerinde,
2000 yılında, 20 milyon civarında öğrenciye hitap eden, sayıları
4 bin civarında olan yükseköğrenim kurumlarının yüzde 55i
özel, yüzde 45i kamu kuruluşudur. Bu yükseköğretim
kurumlarının yaklaşık 1.500ü iki yıllık, geri
kalan 2.500ü de dört yıl ve daha üst seviyede eğitim vermektedir.
Amerika Birleşik Devletlerinin önde gelen 500 üniversitesinde
çeşitli kriterlere göre yapılan sıralamalarda ilk 25e giren
üniversitelerden 23ünü özel üniversiteler oluşturur. Bu kurumlarda
üniversitenin sahibi, artık sadece belli bir vakıf değil bizzat
toplumdur. Toplum da üniversiteleri mütevelli heyet
aracılığıyla yönetir. Bu özel üniversitelerde
öğrencilerden alınan ortalama ücret de hiçbir zaman yıllık
harcamaların yüzde 40ını geçmez. Yıllık bütçe içinde
devletin katkı payı ise yüzde 33 nispetinde olup, bazı özel
üniversitelerde bu katkı devlete yapılan projeler sayesinde yüzde
56ya kadar çıkabilmektedir.
Bizdeki vakıf üniversitelerine
baktığımızda, bu üniversiteler, en son verilere göre,
yükseköğrenim öğrencilerimizin yaklaşık yüzde
6sını içine almaktadır. Açık öğretimle birlikte düşünüldüğünde
bu oran yüzde 4lere düşmektedir. Burada dikkat etmemiz gereken önemli bir
konu ise 30 vakıf üniversitesinden, 1984 doğumlu Bilkenti göz
ardı edersek, diğerlerinin yaşının henüz on
civarında olduğudur. Buna karşılık bu üniversiteler
hâlen 96 bin öğrenciyi ve 8 bin öğretim üyesini içine
almaktadır. Ayrıca bu üniversiteler, 8 bin civarında idari
personel çalıştırarak istihdama da önemli katkı
sağlamaktadır.
Devlet üniversitelerinde hâlen 75 bin civarında öğretim
elemanı, vakıf üniversitelerinde ise 8 bin civarında
öğretim elemanı çalışmaktadır. Vakıf
üniversitelerindeki bu öğretim elemanlarının çoğunun,
başlangıçta devlet üniversitelerinden geldiği söylenebilir, ama
bunların çoğunun da yaş haddinden emekli olmuş yani zaten
devletin çalıştıramayacağı öğretim
elemanları, bir kısmının da yirmi beş yılı
doldurmuş kişiler olduğu dikkate alınırsa vakıf
üniversitelerinin devlet kadrolarını sürekli eksilttikleri
görüşü havada kalmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İBRAHİM HASGÜR (Devamla) Buna karşılık,
maddi imkânları bulunmasına rağmen, vakıf üniversitelerinin
asistan alımlarında çok cimri davranmalarının, çok az
sayıda yabancı öğretim elemanı istihdam etmelerinin, kendi
öğretim elemanlarını yetiştirmede çok pasif ve isteksiz
davranmalarının, vakıf üniversitesi olmalarına rağmen,
okuttukları burslu öğrenci oranının ortalama yüzde 15leri
geçmemesinin, ayrıca, aldıkları ücretlerin de Türkiye
standartlarına göre hayli yüksek olmasının, bu üniversitelerin
halk nezdindeki itibarını azalttığını da ifade
etmek gerekir.
Bu duygular içerisinde, İstanbulda kurulacak olan Piri Reis
Üniversitesinin, vakıf üniversiteleri üzerindeki bu hassasiyetleri de
dikkate alarak gerekli çalışmalarda bulunacağına
inanıyor, bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Hasgür.
İkinci söz, Mersin Milletvekili Sayın Ömer İnanda.
Buyurun Sayın İnan. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ÖMER İNAN (Mersin) Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 97 sıra sayılı
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
ilgili görüşlerimi paylaşmak üzere aranızdayım.
Bu tasarı ile Piri Reis Üniversitesi adıyla bir
üniversite kurulmak isteniyor. Türk Deniz Eğitim Vakfı tarafından
kurulacak olan bu üniversitede Fen-Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve
İdari Bilimler Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Denizcilik Yüksekokulu,
Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sosyal Bilimler Enstitüsü yer alacaktır.
Temennim, Türk denizcilik sektöründe önemli bir boşluğun bu
şekilde doldurulmuş olmasıdır. Bu üniversite, adına
yakışır bir şekilde Türk denizciliğine hizmet
edecektir. İhtiyaç olan diğer bölümler de bu üniversitede kurulmak suretiyle
bir ihtisas üniversitesi hâline gelecektir diye temenni ediyorum.
Değerli milletvekilleri, 1933 yılında Türkiyede
sadece 1 üniversite vardı. Bu, 1992ye kadar 28e yükseldi. 1992 senesinde
24 yeni üniversitenin kurulmasıyla sayı 52ye çıktı.
1992den bugüne kadar kurulan üniversitelerle şu anda 115 üniversitemiz
var. Bunun 30u vakıf üniversitesi, 85i de devlet üniversitesi. Piri Reis
Üniversitesiyle bu 116ya çıkacak.
Sayı itibarıyla önemli bir gelişme, üniversitelerin
sayısı önemli ölçüde arttı. Birçok il, ilçe, hatta belde, belki
de köy üniversiteyle tanışmış oldu.
İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) Biraz fazla oldu.
ÖMER İNAN (Devamla) Köyde de var, evet, atmadım. Düzce
Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu yer köy statüsündedir.
Fakat, kalitede, nitelikte de aynı gelişmenin
olduğunu söylememiz oldukça zor. Kalite itibarıyla, nitelik
itibarıyla üniversitelerimiz arzu edilen seviyede değil. Herhangi
birimizin çocuğu Harvardda, Oxfordda, Sorbonda okuduğu zaman, bunu
ifade ederken göğsümüz kabara kabara söyleriz Oğlum Harvardda okuyor.
diye, ama herhangi bir Türk üniversitesinde okuyan çocuklarımız için
aynı derecede bir memnuniyet söz konusu değil.
Bunun sorumlusu kim diye aramak yerine, ne yapmamız
lazım diye hep birlikte düşünmemiz gerekiyor. Acaba mesele özerklikte
midir, üniversitelerin özerkliğinde midir, kabahat burada mıdır?
Acaba idari mekanizmada bir sıkıntı mı var, YÖKle
diyalogda bir sıkıntı mı var? Bunları düşünmemiz
lazım.
Özerklik meselesinde Türkiye, OECDnin bir raporuna göre, maalesef
iyi bir konumda değil. OECDnin 2003 senesine ait raporunda, Türkiye
özerklik açısından 1,5 puan almış. Tam puan 8. 7 puan alan
Kanada, Meksika gibi ülkeler var. Avustralya, İngiltere onun altında
geliyor, ama Türkiyenin puanı 1,5; özerklik açısından oldukça
geri.
Üniversitelerdeki sıkıntının kaynağı
bu mu? Ben, özerklik deyince üçe ayırıyorum: Bunlardan birisi mali
özerklik, ikincisi idari özerklik, üçüncüsü de akademik özerkliktir. Akademik
özerklik ile idari özerkliğin gerçekleşmesi benim kanaatime göre mali
özerklikten geçer. Bir üniversite mali açıdan göbeğiyle bir yere
bağlıysa maalesef akademik açıdan da, idari açıdan da özerk
olduğunu iddia etmek zordur.
Bir başka maddede bu kavramları biraz açarak
görüşlerimi ifade etmeye devam edeceğim. Şu anda -galiba
Başkan bir dakika müsaade edecek bana- rektör seçimiyle ilgili
görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Biliyorsunuz rektör seçimleri
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun Sayın İnan.
ÖMER İNAN (Devamla)
üniversitelerdeki öğretim üyeleri
tarafından yapılmakta. Bir seçim yapılmakta orada; 6 rektör aday
adayı belirlenmekte ve YÖKe gönderilmekte. 6 öğretim üyesi
üniversitelerde belirlenmekte, seçim yapılmakta. Buna, seçim mi diyoruz
bilemiyorum yani!
Şöyle düşünün: 155 tane üyesi olan bir üniversitede 50
tane bir üye, 40 tane bir başka üye, 30 tane diğer üye, en son üye de
5 tane rey almış olsun. Bu 6 kişi YÖKe gider, YÖK, bu 5 oy alan
kişiyi birinci sırada pekâlâ Cumhurbaşkanına gönderebilir.
Cumhurbaşkanı da 5 oy alan kişiyi rektör olarak atayabilir.
Yani, 155 kişiden, 5 kişinin oyunu alan rektör. Buna seçim dememiz
mümkün mü? Bu garabeti hep birlikte devam ettirmeye devam edecek miyiz? Bunu
iyi düşünmemiz lazım.
Bundan sonraki konuşmamda devam edeceğim. Teşekkür
ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın İnan.
Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:
T.B.M Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 97 sıra sayılı yasa
tasarısının 2. maddesinin (a) bendinde geçen (Fen-edebiyat)
ibaresinin (Fen) olarak değiştirilmesini saygılarımla arz
ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
BAŞKAN Komisyon katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK
(Van) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Buyurun Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanunundaki değişiklikle ilgili verdiğim bir önerge. Burada,
fen-edebiyat fakültesinde edebiyatın kaldırılmasını
istiyorum, çünkü o kadar çok edebiyat fakültesi mezunu gençlerimiz var ki,
maalesef, öğretmenliğe de alınmayınca bu
insanlarımız açıkta kalıyor, işsiz kalıyor.
Üniversiteleri kurarken mümkün olduğu kadar ülke için ihtiyaç
duyulan dallara öğrenci alalım, o konularda fakülte kuralım. Hiç
olmazsa, devlet o konularda masraf etmiş olur. Biliyorsunuz, her gün
kapımıza birçok, üniversiteyi bitirmiş, öğretmen olma
niteliğini kazanmış insanlar geliyor, maalesef
öğretmenliğe atanmıyor.
Değerli milletvekilleri, tabii, üniversitelerle ilgili bir
kanun müzakere ediyoruz. Bugün en güncel olan konu, türban mı, baş
örtüsü mü? Bir Anayasa değişikliği yapıldı. Bu,
Türkiyeyi, rejimi çok yakından ilgilendiren bir konu. Geçen gün bir
köşe yazarı diyor ki: Canavarlaşan şeriat, laik
cumhuriyeti yutuyor.
Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye çok ciddi
sıkıntılar içine sokuluyor. Yani, şimdi, bu iş zaten
basit bir şey olsaydı, üniversitedeki türban meselesi iki
satırlık bir kanunla müzakere edilseydi, biz sizlerden daha fazla
istiyorduk. Sizden de daha fazla istiyoruz ki, bu memlekette huzur olsun, güven
olsun. Ben sizlere bir şey tavsiye ediyorum: Evvela gidin, hani diyorsunuz
ya
Din adamlarına ne diyorlar? (CHP sıralarından ulema
sesleri) Evvela ulemayı bir toplayın. Bu ulema bir karar versin:
Hakikaten bu türban takma dinî bir gereklilik midir, dinî bir gereklilik
değil midir? Eğer, Dinî bir gereklilik. derse ve biz de
inanırsak, o zaman deriz ki: Tamam, Müslüman bir ülkede dinî bir
gerekliliktir. Bunu da çok fazla şey etmeden, bunun o zaman belki bir
şeyi olabilir. Ama, o sizin dediğiniz ulema arasında da bunun
Kuranda yazılı dinî bir gereklilik olduğu konusunda bir
hemfikirlik yok. Dolayısıyla dinî gereklilik olmadığı
anlaşıldığı takdirde, o zaman siz de bir
fedakârlıkta bulunun, deyin ki: Ey gençler, bakın, evet
Müslümanız ama bu bir dinî gereklilik değildir.
Bu mesele ülkeyi çok karıştıracaktır.
İleride türban takan öğrenciler arasında
Yarın her tarikat
ayrı bir türban rengini takacaktır, her ırktan gelen ayrı
bir türban takacaktır. Dolayısıyla üniversitelerde insanlar
birbirlerine karşı, belli bir renklerle birbirleri arasına
ayrım girecektir, üniversitede barış kalkacaktır.
Bakın, biz hepimiz Parlamentodayız. Yalnız bu
getirdiğiniz teklifin Türkiyeye fayda getireceğine kesinlikle
inanmıyorum. Yani, efendim bir türbanın bilmem boğazın
altında bağlamakla, üstünde bağlamak arasında
Bunlar çocuk
oyuncağı arkadaşlar.
İSMAİL BİLEN (Manisa) Bunun ne ilgisi var?
KAMER GENÇ (Devamla) Bakın, Parlamentonun görevi doğru
olan şeyleri söylemek ve çözmektir. Türkiyede çok ciddi
sıkıntılar yaratıyorsunuz.
Siz iktidarsınız, 340 milletvekiliniz var. Neden böyle,
bu ülkeyi hep vahim olaylara götürecek olaylarla uğraşıyorsunuz?
Bakın, iktidara geldiğiniz zaman Türkiyede öyle çok silahlı bir
eylem de yoktu, işte, bir nevi, silahlı eylemlerin sonu gelmişti
ama Tayyip Erdoğan gitti, Diyarbakırda Kürt sorunu var, ben bunu
çözeceğim. dedi. Ondan sonra
E peki, çöz bakalım!
Şimdi, türban meselesi halledilmişti zaten. Sizin
Bakanınız Yahu, bu, Türkiyede yüzde 1,5 insanın meselesi
diyor, ama siz şimdi Türkiye'nin meselesini getirdiniz ve bu meseleden
dolayı öğrenciler okumayacak. Bakın, işte sizin
anayasanızı hazırlayan Özbudun da diyor ki: Küçük yerlerde artık
öğrenciler başı açık üniversitelere gitmeyecek. Bunun
sonu, devlet memuriyetinde adam diyecek ki Kardeşim, ben üniversiteyi
başı örtülü okudum, dinî inancım gereği. Peki. Dinî
inancım gereği niye hâkimlik, savcılık yapmayayım?
diyecek. Biz, bunları yıllarca önce söyledik. Bakın, işin
doğrusu
Yani, eğer, bir şey yapacaksanız doğrusunu
yapın. Türkiyeyi kara çarşaflılar ülkesi yapın.
Yapın, işte, deyin: Kardeşim, madem Müslümanız
Müslümanlığın da dini budur, görüşü budur. Türkiyeyi kara
çarşaflılar ülkesi yapalım. İşin içinden
çıkın. Yani, şimdi üniversitedeki takacak da lisedeki niye
takmayacak, meslek liselerindekiler takmayacak.
Geçen hafta bana Samsundan bir arkadaş telefon ediyor, diyor
ki
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) Kapkaranlık, kara
sizsiniz. Kara sizin zihniyetiniz.
KAMER GENÇ (Devamla) Efendim, kapkaranlık
Siz
insanları kapkaranlığa götürüyorsunuz.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen.
KAMER GENÇ (Devamla) Türkiye aydınlık bir ülke. (AK
Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Milletvekili... Sayın Milletvekili
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) Karanlık, kapkaranlık
sizsiniz.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
Buyurun Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) Şimdi, geçen hafta Samsundan bana bir
vatandaş telefon ediyor, diyor ki: Bundan önce imam hatip lisesindeki
öğrenciler güvenlik dersine hepsi başı açık
giriyorlardı, birdenbire geçen hafta bütün öğrenciler
başlarını örtmüş, imam lisesinin güvenlik dersinde. Bu,
arkadaşlar, siz böyle şey ederseniz, Türkiyeyi buraya getirirsiniz.
(AK Parti sıralarından Yok öyle bir şey. sesleri) Sorabilirsiniz,
eğer inanmıyorsanız sorabilirsiniz.
Demek ki sizin işiniz memleketi yönetmek değil. Sizin
işiniz, bu memleketi nasıl parçalayacağız.
ÖMER İNAN (Mersin) Geri al sözünü.
KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, bu Vakıflar Kanununu
getireceksiniz. Bu Vakıflar Kanununu Karamanlis gelmeden önce niye
getirmediniz? (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
KAMER GENÇ (Devamla) Yani, şimdi siz Türkiye'nin lehine bir
kanun getirmiyorsunuz. Türkiye'nin geleceğini karanlıklara götüren
her olayın içinde oluyorsunuz, çünkü geçmişinizde,
yaptığınız bu beş senelik, altı senelik iktidarda
çok ciddi suiistimaller var, soygunlar var, bunları örtmek için diyorsunuz
ki memlekette bir kargaşa çıksın insanlar birbirini öldürsün.
Biz de böyle iktidar yapacağız. Bunu size yedirmezler. Bu memleketin,
Cumhuriyetin bekçileri vardır. Bu Cumhuriyetin bekçileri bu Cumhuriyete
sahip çıkacaklar, bunu bilmenizi istiyorum.
Önergemin kabulünü istiyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Genç.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Kabul edilmemiştir.
2nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
3üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN Madde üzerinde gruplar adına söz talebi yoktur.
Şahıslar adına söz talebi var: Osmaniye
Milletvekili Sayın İbrahim Mete Doğruer.
Buyurun Sayın Doğruer. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
İBRAHİM METE DOĞRUER (Osmaniye) Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Deniz
Eğitim Vakfı tarafından kurulan Piri Reis Üniversitesinin
bölgeye ve ülkemize hayırlı olmasını diler, hepinize
saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Şahıslar adına ikinci söz,
İstanbul Milletvekili Sayın Necat Birinciye aittir.
Sayın Birinci
Yok.
Madde üzerinde soru-cevap faslına geçiyoruz.
Buyurun Sayın Doğru.
REŞAT DOĞRU (Tokat) Sayın Başkanım,
Sayın Bakana bilgilenme amaçlı olarak sormak istiyorum.
Tokat ilinde kurulu bulunan Gaziosmanpaşa Üniversitesi,
kurulduğu günden itibaren büyük bir gelişme içerisindedir. Halk
şu anda o gelişmenin bir eseri olarak Güzel Sanatlar Fakültesi ve
Mimarlık-Mühendislik Fakültesinin yanında, teknik eğitim
fakültesinin de üniversite bünyesinde kurulmasını istiyor. Bununla
ilgili, Sayın Bakanın bazı çalışmalar yapmış
olduğunu biliyorum. Bunun da Meclis kürsüsünden dile getirilmesi
noktasında, tekrar etmesi amacıyla sorumu sormak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.
İkinci sorum: Nüfusu 50 bini aşmış olan
yerlerde üniversite kurulması ve öğrenci seçme sınavı
merkezinin kurulabilmesiyle ilgili olarak -vatandaş bunu istiyor- herhangi
bir çalışma var mıdır?
Üçüncü soru olarak da: Son yıllarda, aşağı
yukarı her vilayete bir üniversite açılmış durumdadır.
Ancak birçok yerde öğretim üyesi ve elemanlarına da ihtiyaç
vardır. Bu mealde, acaba üniversitelerimiz bünyesinde master ve doktora
programlarına yaklaşık olarak 3 kişi veya 5 kişi
alınıyor her bölüm için. Bunun artırılması
noktasında, yani hocaların bulunduğu yerlerde, mesela,
farzımuhal 10 tane hocası bulunan bir yerde 15 kişi veya 20
kişi civarında alınmasıyla ilgili bir çalışma YÖK
tarafından yapılamaz mı? Bu yapıldığı
takdirde, birçok yerdeki öğretim elemanı açığını
da bir vesileyle gidermiş oluruz diye düşünüyorum. Bu sorularıma
cevap verilmesini bekliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın Bakan,
Şırnakta bir yeni üniversite çalışması olduğunu
biliyoruz. Ne aşamadadır? Ne zaman kurmayı düşünüyorsunuz?
Bunu sormak istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK
(Van) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Doğrunun Tokatta teknik eğitim fakültesi
kurulmasıyla ilgili sorusuna cevap veriyorum: Şu anda Türkiyede
ihtiyacın üzerinde teknik eğitim fakültesi vardır, teknik
eğitim fakültesi de, eğitim fakültesi de. Yeni teknik eğitim
fakültesi veya eğitim fakültesi kurdurmuyoruz Sayın Doğru, çünkü
buralardan mezun olan arkadaşlarımız, gençlerimiz mesleki ve
teknik eğitime çok fazla rağbet olmadığı için maalesef
öğretmenliğe atanamıyorlar, boş kalıyorlar. Ancak
teknik eğitim fakültelerinin özellikle yeniden
yapılandırılması, gözden geçirilmesi gerekiyor. Bununla
ilgili olarak YÖKle çalışıyoruz. Çünkü buradan mezun olan
insanlar teknisyen değil, mühendis değil. Onların piyasada da
istihdam edilebilmesi için teknik eğitim fakültelerini yeniden
yapılandıracağız. Güzel sanatlar fakültesi de, Tokatta,
kuruyoruz, ama teknik eğitim fakültesi için size müjdeli bir haberim yok.
Öğretim üyesi yetiştirilmesiyle ilgili,
üniversitelerimizin enstitüleri bünyesinde daha fazla program
açılması ve bu programlara daha fazla öğrenci
alınmasıyla ilgili bir teklifiniz var. Dün, bir değerli
öğretim üyesi milletvekilimiz ifade etti. Sadece Konyada 7 bine
yakın lisansüstü eğitim yapan öğrenci var, master ve doktora
yapan. Türkiyede aslında bu anlamda 60-70 binin üzerinde lisansüstü
eğitim yapan insan var. Biz öğretim üyesi yokluğundan
şikâyet ediyoruz, Öğretim üyesi yetişmiyor. diyoruz ama, bir
taraftan da bu insanlar yetişiyorlar. Yani, bunların hepsi
şüphesiz ki araştırma görevlisi değil, ama kendi
imkânlarıyla yapanlar var, burslu yapanlar var vesair.
Sayın Kaplanın Şırnakta bir üniversite
kurulmasıyla ilgili sorusuyla ilgili olarak da şunu söylerim: Bu
yasama yılı bitmeden önce, Sayın Kaplan, bu dokuz ilimizde de
üniversite kurulmasıyla ilgili tasarıyı Türkiye Büyük Millet
Meclisinin önüne getireceğiz. Böylelikle, yani 2008 yılı
içerisinde bu üniversiteler kurulmuş olacak.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
4üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN Madde üzerinde söz talebi yok.
Soru talebi yok.
Önerge yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Kabul edilmiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, oyumun rengini
belirtmek üzere söz istiyorum.
BAŞKAN Lehte mi, aleyhte mi?
KAMER GENÇ (Tunceli) Aleyhte.
BAŞKAN Buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; milletvekilleri; 97 sıra sayılı yasanın
tümü oylanmadan önce aleyhte oyumun rengini belirtmek üzere söz aldım.
Benim, tabii, aleyhteki oyumun rengi, bu iktidara olan
güvensizliğimden kaynaklanıyor, çünkü, bu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) Aleyhte olmaz.
KAMER GENÇ (Devamla) Canım, bu benim takdirim, siz
bırakın!
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) Böyle bir üniversite,
aleyhte olmaz.
KAMER GENÇ (Devamla) Bu iktidar, üniversitelere
şaşı gözle bakıyor. Bakın, 1998de üniversitedeki
araştırma görevlisi 5 bin, 2003te 1.410, 2007de 2 bin.
Şimdi, YÖK Başkanlığına bir kişiyi
getirdiler. Diyor ki: Ey rektörler, üniversitelerinizde Anayasa Mahkemesi ve
Danıştay kararlarını uygulamayın.
Şimdi, Bakana soruyoruz, diyoruz ki: Suç işliyor bu,
niye hakkında soruşturma açmıyorsunuz? Tıss, ses yok.
Şimdi, benim ilimde, Tuncelide bir tane yüksekokul var, bir
de iktisadi ve idari bilimler fakültesi kurulması için 1992de
çıkmış bir kanun var. Defalarca söyledik, daha hâlâ bu fakülte
kurulmadı. Yüksekokulumuzda -siz benden daha fazla biliyorsunuz, çok
söyledim- 510 tane öğrenci var, bir tek öğrenci yurdu yok.
Şimdi, böyle, bir yandan kanunlarla kurulmuş, öngörülmüş, on
yedi, on sekiz sene önceki fakülteleri kurmuyorsunuz, var olan yüksekokullarda
okuyan gençlerimize yurt vermiyorsunuz, yeni yeni de yerler kuruyorsunuz. Yani,
evvela, mevcut olan kanunları uygulayın bir defa. Onun için, kendi
ilim, yani Tuncelide -ben öğrenmek istiyorum- bu yurt ne zaman
yapılacak? Ne zaman orada okuyan öğrenciler
İkincisi, fakülte ne zaman açılacak? Gerçi Dokuz ilde
üniversite yok, bunları da açacağız. denildi. Bu, laflarda
kalmasın. Bir an önce de bu faaliyete geçirilsin.
Şimdi, yüksekokul mezunu insanlarımızın büyük
bir kesimi işsiz. Bunlara bir çare bulmamız lazım değerli milletvekilleri.
Yani, üniversiteler açmak tabii güzel, eğitim çok güzel bir şey de,
bunlara evvela iş sahası açmak lazım. Bunları
düşünelim. Yani, türbanı düşüneceğimize, gelin, evvela, bu
boş gezen öğrencilerimize, gençlerimize nasıl bir iş temin
edeceğiz, neler yapmamız gerekir, onu bir şey edelim.
Ekonomiyi iflasa götürmüşsünüz. Normal olarak
M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) Destek verin YÖKü
kaldıralım.
KAMER GENÇ (Devamla) Verelim işte
Getirin, hangi
Vergi
kanununu getirin, ben size destek vereyim. Ben maliyeciyim. Bakın, size
iyi şeyleri de, vergi yasalarını düzenlemeyi getiriyorum.
Bakın, dünyanın hiçbir yerinde cari açık yüzde 7,5
seviyesinde değildir; yani, bu yüzde 1,5-2dir, sizde 7,5. Bu artık
patlatmış, yani, ekonomi kurallarını patlatmış.
Siz hâlâ hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Ekonomi bir yandan
böyle, ciddi sıkıntılar içindeyken, vergide ciddi, doğru
dürüst bir vergi toplanmazken
Hâlbuki, doğru dürüst vergi
toplasanız, eğer kamu maliyesindeki harcamaları usulüne göre
yapsanız, dengeli harcama yapsanız, Türkiyede üniversiteyi bitiren
gençlerimizin hepsine iş bulunabilir. Yeni yeni iş sahaları
açılabilir. Bence, yine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşu
aşamasındaki KİT rejimine dönmek lazım. Özellikle doğu
ve güneydoğuda ve batının küçük ilçelerinde, burada devlet
destekli KİTler, yeni yeni KİTler oluşturmakta yarar var.
KİTler geçmişte işsizliğin en önemli giderici
unsurlarıydı. Ama, şimdi, olabilir, geçmişte bazı
yerlere siyasetçiler tuttular sorumsuzca, hakikaten adamlarını
yetiştirdiler. Ama, o yetişen insanlar da orada nihayet bir ücret
aldılar, aç kalmadılar. Orada aldıkları parayı da yine
piyasada harcadılar. Ama, şimdi, öyle bir şey var ki, milyon,
milyar dolarlık iş adamları türettiniz. Sayenizde,
özelleştirme sayesinde, devletin mallarının, işte, tarumar
edilmesinde, har vurup harman savrulmasında milyar dolarlık insanlar
yarattınız ve bu milyar dolarlık insanların
paralarının çoğu da yurtdışındadır.
Dolayısıyla, bu memleketin en önemli sorunu
işsizlik iken, bu üniversitelerimizi bitiren insanlara iş
sahaları konusunda bu Meclisin ciddi araştırmalar yapması,
ciddi düzenlemeler getirmesi gerekirken, bunları bir yere
bırakıp da çeşitli güç odaklarının istekleri doğrultusunda
yasalar getirmek, bence, bu Meclisi Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde
halledilmesi gereken görevi yapmama durumuyla karşı karşıya
bırakmak demektir.
Onun için, maalesef, sizin bakanlarınızın
çoğuna da bakan demeye içim varmıyor ya, dilim varmıyor.
Varmıyor. Çünkü, görüyorum, burada konuşmaların seviyesini
görüyorum. Sorduğumuz soruların yüzde 90ına yanlış
bilgi veriyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti,
gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti devletinin şanına uygun nitelikte, bilgide,
başarıda, dürüstlükte insanlarla temsil edilmesi lazım.
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) Hakaret ediyorsun, hakaret
KAMER GENÇ (Devamla) - Ee, çıkılıyor, gidiliyor,
diyor ki: Efendim, biz Avrupadan ahlaksızlık aldık. Ya, böyle
bir şey olur mu?.. Biz Avrupadan, Fransadan laiklik
almışız. Laiklik ahlaksızlık mıdır? Ya,
böyle bir şey olur mu?.. Ondan sonra, çağdaş eğitimi
almışız. Latin alfabesini almışız. Bu, ahlaksızlık
mıdır? Yok. Bunlar, efendim
Yani, siz, zaten laiklikte,
laikliği yok etmek için bir uğraş içindesiniz, ama ona gücünüz
yeter mi? Yettiği zaman da sonunda nasıl bir felaketle
karşılaşılacağını herhâlde tahmin edersiniz.
(AK Parti sıralarından gürültüler)
Ben, bu Hükûmete güven duymadığım için kanunun
aslında özüne karşı olmamakla beraber, sırf bu Hükûmetten
dolayı bu kanuna ret veriyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Genç.
Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Tasarı kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.40
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.00
BAŞKAN: Başkan Vekili
Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Canan
CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 56ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2nci sırada yer alan 09/11/2006 Tarihli, 5555
Sayılı Vakıflar Kanunu ve Anayasanın 89uncu ve 104üncü
Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek
Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşmelerine
başlıyoruz.
2.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555
Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24)
(S. Sayısı: 98) (x)
BAŞKAN - Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Komisyon raporu 98 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, 09/11/2006 tarihli ve 5555
sayılı Vakıflar Kanununun 5, 11, 12, 14, 16, 25, 26, 41 ve
68inci maddeleri Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayarak bir daha görüşülmek
üzere, bu hususta gösterilen gerekçeyle birlikte
Başkanlığımıza geri gönderilmiştir.
Anayasanın 89uncu maddesinin ikinci fıkrasında
Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye
Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir.,
İç Tüzükün 81inci maddesinin son fıkrasında ise
Cumhurbaşkanınca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan
ve bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri
gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin
görüşülmesine kanunun görüşmelerine başlamadan önce Genel
Kurulca görüşmesiz karar verilebilir. Bu durumda, sadece uygun bulunmayan
maddelerle ilgili görüşme açılır. Kanunun tümünün oylaması
her halde yapılır. hükümleri yer almaktadır. Bu hükümlere göre,
geri gönderilen Kanunun tümünün veya sadece Cumhurbaşkanınca uygun
bulunmayan maddelerinin görüşülmesi Genel Kurulun kararına
bağlıdır.
Bu nedenlerle, söz konusu Kanunun sadece
Cumhurbaşkanınca uygun bulunmayan 5, 11, 12, 14, 16, 25, 26, 41 ve
68inci maddelerinin görüşülmesini Genel Kurulun onayına sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
5inci maddeyi okutuyorum:
Yeni vakıfların kuruluşu, mal
varlığı, şube ve temsilcilikleri
MADDE 5- Yeni vakıflar; Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre
kurulur ve faaliyet gösterirler.
Yeni vakıfların kuruluşunda gayesini
gerçekleştirecek asgarî mal varlığı miktarı,
mahkemesince belirlenir.
Yeni vakıflar, vakıf senetlerinde yazılı
amaçlarını gerçekleştirmek üzere Genel Müdürlüğe beyanda
bulunmak şartıyla şube ve temsilcilik açabilirler. Beyannamenin
düzenlenmesine ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
Yabancılar, Türkiye'de, hukukî ve fiilî mütekabiliyet
esasına göre yeni vakıf kurabilirler.
(x) 98 S. Sayılı Basmayazı tutanağa
eklidir.
Kanunun ilk görüşmeleri
1/11/2006-9/11/2006 tarihleri arasında 13-17nci birleşimlerde
yapılmıştır.
BAŞKAN Madde hakkında gruplar adına söz talebi
vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ordu Milletvekili
Sayın Rahmi Güner.
Buyurun Sayın Güner. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA RAHMİ GÜNER (Ordu) Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; 09/11/2006 tarihli 5555 sayılı
Vakıflar Kanununun Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek
üzere geri gönderilen maddelerden 5inci madde konusundaki görüşlerimi
grubum adına sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, önümüzde bir Vakıflar Yasası
var. Bu Yasanın ne amaçla, niçin gündemimize geldiği, neden bu
Kanunun bu kadar ivedilikle görüşülmesi için Hükûmet tarafından
yasama organına baskı yapıldığını bir türlü
anlamış değilim.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin sorunları
büyük. Anadolunun birçok yerinde halk açlık seviyesine düşmüş,
yoksullaşmış. Bu sorunlara çözüm aramadan, maalesef, Amerika
Birleşik Devletlerinin ve Avrupa Birliğinin, bilhassa Avrupa
Birliği üyesi Yunanistanın Türkiyeye telkinleri ve
baskısıyla böyle bir kanun tasarısı gündemimize
gelmiştir. Bu kanun tasarısı gelmeden önce vakıflar
üzerinde hiçbir sorun yokken, işlemelerinde sorun yokken ne amaçla
getirildiği, niçin getirildiği de
açıklanmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, Lozan
Anlaşmasının 37 ve 44üncü maddeleri arasında
azınlık ve cemaat vakıflarının düzenlenmesi
kararlaştırılmıştır ve bu düzenlemede,
azınlıklar -Türk vatandaşları gibi onlar da bizim
vatandaşımız- vakıf faaliyetlerinde hiçbir zaman ne
haksızlığa uğramış ne de baskı
uygulanmıştır, böyle bir baskı durumu da hiçbir zaman
olmamıştır. Kanun maddesini incelediğimiz zaman bir hususu
görmekteyiz: Bu Kanun, Avrupa Birliğindeki üyeler ve diğer devlet
arasında bir mütekabiliyet sistemi şeklinde
çıkarılacağını göstermektedir.
Değerli arkadaşlarım, Yunanistanın
dışında bizimle vakıf konusunda ilişkisi olan hiçbir
ülke yok, bir tek Yunanistanla var, o da Lozan Anlaşmasıyla
belirlenmiş. Türkiye'nin anayasal güvencesi, kanun güvencesi altında
bulunan bu cemaat vakıfları hiçbir zaman baskı görmemiştir.
Fakat, Yunanistanda nasıl baskı gördüğü, hatta cemaat vakıflarının
kimler tarafından idare edildiği, kimler tarafından baskı
kurulduğu, birçoklarına nasıl devletçe el konulduğu
açıkça ortadadır. Fakat, Hükûmetimizin bu konuda Yunanistana karşı
hiçbir girişimi de şimdiye kadar olmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, geçen, Yunanistan
Başbakanı geldi. Dışişleri Bakanına ve
Başbakana soru sordu, Bizim ekümenlik sistemimiz ne olacak? diye soru
sordu ve cevap: O sizin iç meseleniz.
Değerli arkadaşlarım, bu ekümenlik sistemi basit
bir olay değil. Dünya Ortodokslarının Türkiye'de örgütlenmesidir
ve Türkiye'de bulunan Rum vakıf mallarının bu vakıflara,
cemaat vakıflarına iadesidir. Benim ilimde sekiz-on tane bu
şekilde vakıf var. Bu vakıfları biz iade mi edeceğiz?
Bunlara teslim mi edeceğiz değerli arkadaşlarım? Bu kanun
çıkarsa bunların hepsi tehlikeye giriyor değerli
arkadaşlarım.
Bakın, ekümenlik sistemi kurulursa Anadolunun birçok
yerlerinde misyonerlik faaliyetleri başlayacaktır. Şunu çok iyi
düşünmek lazım: Misyonerlerin hiçbirisi -din adamı kisvesinde
siyasi niteliği olan kişilerdir- hiçbir zaman din adamı
konumunda da değillerdir. Bu konuda çok dikkatli olmamız gerekirken
biz onlara taviz vermekteyiz Avrupa Birliğinin ve Amerika Birleşik
Devletlerinin dayatmasıyla. Bu Kanun hem Türkiye'nin egemenliğini
hem Türkiye'nin bağımsızlığını hem de Lozan
Anlaşmasıyla elde ettiğimiz kazanımları tehlikeye
düşürmektedir.
Değerli arkadaşlarım, biz, bu ekümenlik sisteminin
başlangıcı olan, taviz veren bu kanun tasarısını
geçirmekle Anadolumuzda bunların örgütlenmesine taviz veriyoruz,
onların örgütlenmesine yol açıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, şunu söylemek istiyorum:
Ben, ilimde ezan sesiyle doğdum, büyüdüm, kilise, çan sesiyle değil.
Onun tekrar örgütlenmesini istemiyorum. Bu, siyasi bir niteliktedir.
Değerli arkadaşlarım, şunu da belirtmek
istiyorum: Bugün, siyasi iktidar İslam dinini, Müslümanlığı
siyasete alet etme çalışmaları içinde. Buna şiddetle
karşıyım. Her yerde bununla karşılaşıyoruz.
Ama Türkiyede, bir yanda bu şekilde örgütlenme yapılırken, bir
yandan da Büyük Orta Doğu Projesinin parçası olan
ılımlı İslam teziyle bu şekilde hem ekümenlik
örgütlenmesi hem içimizde belli siyasete alet edilmesi inancımızın
ve dinimizin
Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz değerli
arkadaşlarım, buna şiddetle karşıyız.
Bizim siyasi yapımızda, bünyemizde, kesinlikle
yabancı cemaat vakıflarının şube açmasına,
yabancı cemaat vakıflarının girişimde
bulunmasına, teşebbüste bulunmasına, ticari işletmeler
açmasına da şiddetle karşıyız, yurt içi ve yurt
dışı örgütlenmelerine de karşıyız. Bu Kanun
çıkarsa, Türkiyede çok daha değişik durumlar çıkacak.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyetinin bir
kuruluş felsefesi vardır: Demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir.
Eğer bu Vakıflar Kanunu çıkarsa Türkiyede şimdiye kadar
daha geniş faaliyette bulunmayan tarikatların, Türkiyede
kapatılmış olan tekke ve zaviyelerin, Türkiyede hâlen üzerinde
ısrarla durulan, terör yaratan bazı görüşlerin, dinimizi
istismar eden görüşlerin Türkiyede büyük bir örgütlenmesi olacaktır,
ticari işletmeler şubeler açma durumuna gelecektir.
Değerli arkadaşlarım, bu Kanun Türkiyenin üniter
yapısını, bu Kanun Türkiyenin Misakımillî
hudutlarını, Türkiyenin
bağımsızlığını ve özgürlüğünü tehlikeye
düşürecektir, bu Kanun -açıkça söylüyorum- Türkiyenin bir yüz
karası olacaktır, bu Kanun Türkiyeye hiçbir şey
getirmeyecektir, bu Kanun Türkiyenin bütün kazanımlarını yok
edecektir. Biz, bu Meclise geldiğimiz zaman yemin ettik. Bu yeminimiz
doğrultusunda, Türkiyenin menfaatlerini, Türkiyenin
çıkarlarını en iyi şekilde korumak durumundayız.
Eğer koruyamıyorsak bunun hesabını bize sorarlar
değerli arkadaşlarım.
Bu bakımdan, bu Kanunun yüce Meclisimiz tarafından geri
çekilmesini ve reddedilmesini talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Güner.
Gruplar adına ikinci söz, Demokratik Toplum Partisi Grubu
adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplanda.
Buyurun Sayın Kaplan. (DTP sıralarından
alkışlar)
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın 10uncu maddesi
kanun önünde eşitlik diyor. Yüce Meclisin değerli üyelerine bir
daha okuyup hatırlatmak gereğini duyuyorum: Dil, ırk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde herkes eşittir.
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan devraldığı
mirasla, tarihinden gelen zenginliğiyle, Anadolunun bin bir çiçek
kültürüyle, zenginliğiyle bugün elliye yakın etnik kimlik ve bütün
semavi dinlerin olduğu bir ülkedir. Öncelikle bunu ifade ediyorum ve ve
şu kürsüden, Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Boşnak, Pomak, Arnavut, Abaza
ve Adige, elliye yakın insan, elliye yakın etnik kimlik sayabilirim.
Hristiyanlık, Yahudilik, Musevilik ve onun dışında,
İslam diniyle bu ülkede birçok mezhep de sayabilirim. Bu ülkenin bu
topraklarda doğan her yurttaşı eşit ve özgür yurttaşlardır,
onurlu yurttaşlardır, onlar arasında ayrımcılık
yapan, ırkçılık yapan, mezhepçilik yapanların,
kafatasçılık yapanların, nasyonal sosyalizm veya Mussolininin
veya Hitlerin çağrışımını yapacak şekilde
hareket etmesi bu Mecliste kabul edilemez. Bu bir.
İkincisi: Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir,
aşiret devleti değildir. Bunu, özellikle altını çizerek
söylemek istiyorum. Yasama meclisi kanunlar çıkarır. Bu
çıkardığı kanunların içinde uluslararası
sözleşmeler de vardır. Bu uluslararası sözleşmeler,
aşiret devletlerinde değil, hukuk devletlerinde, meclislerinde
onaylanır, yasalaştırılır ve o ülke, ondan sonra
Uluslararası bir kuraldır non bis in idem, yani ahde vefa, yani
sözleşmeye saygı
Sözleşmeye saygı, ahde vefa, pacta sunt
servanda. Yani bu kavram, çok açıkça, hukuk devletinin, onurlu bir hukuk
devleti olmanın ölçütüdür. Şimdi, biz bunu tartışırken
Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Doğuda binlerce, Osmanlıdan kalan
vakfımızın olduğu gerçeğini unutup sadece ülkemizdeki
161 tane cemaat vakfı üzerinde konuştuğumuz zaman elimizi
vicdanımıza koyalım. Demin bir konuşmacı burada dedi
ki: Benim bulunduğum yerde kilise yoktur. Ben İdilliyim,
Şırnak İdil. Benim bulunduğum yerde, ben
doğduğumda yüzde 99u Süryaniydi, Hristiyandı. Otuz sekiz tane
de kilise vardı ama bugün dokuz tane ev kalmış durumda. Süryani
yurttaşlarımız
Mezopotamyanın o çiçeğini
kopartıp soldurduk. Deyrulzafaran, Deyrulumur
Bugün onların çok az
bir temsiliyeti kaldı ülkemizde. Bu gerçekliğimizi göremiyoruz. Benim
yaşadığım İdilde Yezidi cemaati de vardır ve ben
çocukluğumda 6 tane bayram gezerdim, 2 Yezidi bayramı, 2 Hristiyan
bayramı, 2 tane de Müslüman bayramı gezerdim, üstüne de hep beraber
Nevruz Bayramını kutlardık. Böylesine geniş, böylesine
güzel bir ülkenin mensuplarıyız. Ne olur bu kürsüde
konuştuğumuz zaman insan olduğumuzu, insan onurumuzu
Ayrımcılık yapmadan düşüncelerimizi burada
açıklayalım.
Bunu açıkladıktan sonra, bir noktada daha bir sitemimi
ifade etmek istiyorum, bu sefer de AKPye, iktidar partisine.
ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) AK Parti.
HASİP KAPLAN (Devamla) AK Parti mi, AKP mi? Bazen onu
kullanıyoruz, bazen onu. Artık alışın siz de.
Şimdi, biz seçilerek geldik bu Meclise. Sizin
oylarınız bizim oylarımızdan kıymetli değil.
Sizin oylarınız bizim oylarımızdan daha üstün de
değil. Biz 2 milyon seçmeni temsil ederek geldik ve bu Mecliste bir grup
kurduk. İsteseniz de istemeseniz de... Farklılık,
çoğulculuk, çok kültürlülük diye diye her gün bu kürsüden Sayın
Cumhurbaşkanı konuşacak, Başbakan konuşacak, ama söz
görüşmeye geldiği zaman, bir türban olayında, AK Parti Mecliste
grubu bulunan CHPye gidiyor, bu konudaki görüşünü biliyor, MHPye de
gidiyor, grubu olmayan DSPye de gidiyor, ama Demokratik Toplum Partisine
gelmiyor. Bu resmen ayrımcılıktır, bu resmen demokrasiyi
sindirememektir, bu resmen Meclisi yok saymaktır, bu resmen 2 milyon
seçmenin iradesine saygısızlıktır. 2 milyon seçmeni ben bu
kürsüde temsil ediyorum. Bu grup görüşmelerinde bu
ayrımcılığı yapanlar yarın bölgeye geldiği zaman,
halkı -teneke bağlarsa peşlerine- ben zapt edemem.
Uyarıyorum sizi: Bu ayrımcılığı bir daha
yapmayın. Başbakanı uyarıyorum, kabinesini uyarıyorum,
grup başkan vekillerini uyarıyorum.
Bu Mecliste ortaklaşa da yaptığımız
şeyler var. Gruplar olarak, temsilen, birlikte
yaptığımız işler var. Birlikte oturuyoruz, birlikte
kararlar veriyoruz, birlikte Meclise getiriyoruz. O zaman niye bizimle
görüşüyorsunuz? Soruyorum: Niye o zaman görüşüyorsunuz? Niye
Başkanlık Divanına çağırıyorsunuz? Niye gruplar
arası görüşme yapıyorsunuz? Niye komisyonlara bizi
çağırıyorsunuz? Niye komisyonlarda Birlikte önerge verelim.
diyorsunuz? Arkasından da bu çiğliği, bu
hazımsızlığı, bu yakışıksız
davranışı bu Meclise nasıl
yakıştırabilirsiniz? AKP olarak, Kürt halkından, 2 milyon
seçmenden özür borcunuz var. Özür borcunuz yerine gelmediği sürece ellerim
yakanızda olacaktır. Grubum adına söylüyorum, bunu
affetmeyeceğiz, gittiğim her yerde şikâyet edeceğiz.
Yarın Meclis bitiyor ve yarın Diyarbakıra gidiyorum. Mardine
gideceğim, Şırnaka gideceğim, ilçe ilçe, köy köy
dolaşacağım ve sizleri şikâyet edeceğim.
Bu Mecliste bu seçmenin iradesine saygıyı
sağlayamayanlar, bu ülkede birliği de sağlayamaz, bu ülkede
mutabakatı da sağlayamaz. Ben inanıyorum ki doğru dürüst
gelseniz, doğru dürüst konuşsanız, bu türban konusunu, CHP
dâhil, hep beraber çözeriz. CHP dâhil diyorum, diğer partiler dâhil, bir
mutabakat, bir yöntem buluruz. Bir çözüm bulunur. Bir konuşmak gerekir.
Bir konuşmadan, bir görüşmeden, evet
Baş örtüsüne özgürlük kahramanlarına sesleniyorum: Bu
ülkede baş örtüsü, örtü sonradan gelir. Bir de insanların
doğuştan hakları var. Doğarken haklarını
edinirler. Ana dili doğuştandır, ana dilini doğarken
kazanır. Bir Kürt ananın, 20 milyon Kürt
yurttaşımızın 10 milyonu kadındır. Kadın
olan Kürt yurttaşlarımızın ana diline özgürlüğü o
42nci maddede getirmeyeceksiniz, içinize sindirmeyeceksiniz ama
başörtüsünü de özgürlük diye kamuoyuna lanse edeceksiniz, kamuoyunu
aldatacaksınız, ayrımcılığa devam edeceksiniz.
Evet, gelseydiniz size doğruları söylerdik, bu
doğruların bunlar bunlar olduğunu anlatırdık. Biz,
programında Başörtüsü nedeniyle üniversitelerde yasak olmaz. diyen
tek partiyiz, programında bunu koyan tek partiyiz. Harbi, dobra dobra biz
bunu da koyarız, laik, sosyal hukuk devletini de, demokrasiyi de sonuna
kadar savunuruz. Bizim bu inancımız var, bizim bu yürekliliğimiz
var, bu kararlılığımız var. Ama
yakıştıramıyorum bu ülkenin Başbakanına, bir çay
içmeyi, gelip bizim grubumuza hayırlı olsun demeyi içine sindirememiş,
gelip bir nezaketen çay içmemiş Başbakanı ben de sindiremiyorum
bu ayrımcılığını. Bu Başbakan özür
dilemediği sürece şuna ant içiyorum ki grubum adına da, bunun
hak ettiği cevabı her yerde, her zaman bu kürsüde ve alanlarda
vermeye devam edeceğiz. Bu saygısızlığa bu sitemim bir
son uyarıdır. Lütfen gerdirmeyin Meclisi, lütfen bu konuda bizim
anlayışımıza saygılı olun,
farklılıklara tahammül edin, demokrasinin çoğulculuk
olduğunu öğrenin, kültürel çoğulculuğu da hazmedin ve
bunları bilerek burada görev yapalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) İstiyorsanız tercih sizin,
işte, gelecek ve yarın sizin. Siz istediğiniz gibi devam etme
özgürlüğüne sahipsiniz ama biz de istediğimiz gibi tepki koyma
özgürlüğüne sahibiz. Bunu da herkes böyle bilsin ve bu
ayrımcılığı asla hazmetmediğimizi burada grubumuz
adına ifade etmek istiyorum.
Evet, çok şey hazırlamıştım
vakıflarla ilgili. Daha çok madde var, konuşacağım. Bunu
konuşmak zorunda kaldım ama bir şey söyleyeceğim: Burada
tanıdığım hukukçular var, baro
başkanlığı yapmış, Barolar Birliğinde yöneticilik
Mütekabiliyet ilkesi devletler arasında mı uygulanır, yoksa?..
Bu ülkenin yurttaşı olan Ermeni, Rum, Yahudi, Yezidi, Süryani,
Keldani vatandaşımla Yunanistan arasında, vatandaşımla
Bulgaristan arasında mütekabiliyet ilkesi uygulanmaz. Bu ülkenin yurttaşları
eşit ve özgürdür. 66ncı maddede bunun tanımı vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu ülkenin
yurttaşlarının vakıflarıyla Yunanistandaki
uygulamaların mütekabiliyeti uygulanmaz.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Kaplan. Bir dakika
da ek süre vermiştim. Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Devamla) Teşekkür ederim, sağ olun.
(DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ordu
Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın.
Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 98 sıra
sayılı Vakıflar Kanununun Sayın Cumhurbaşkanınca
veto edilen 5inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, bugüne kadar zaman zaman nefsimize
ağır gelse de, haksız da olsa zaman zaman iktidarla aynı
paralelde olmakla itham edilmemize rağmen, ülkemizin menfaatleri öyle
olmasını gerektirdiği için gereken inisiyatifleri
kullandık. Cumhurbaşkanlığı seçiminden tutun da
baş örtüsü yasağına çözüm üretmede, Nükleer Enerji
Yasasından Tanık Korumaya, Temel Ceza Kanunlarına Uyumdan
Tütün Mamulleri Kanunu ve Hakimler ve Savcılar Kanununa kadar Biz
muhalefetiz, iktidar ne derse tersini söylemeliyiz. anlayışı
yerine, ülkemizin hayrına olan işlerde uzlaşmaya açık,
katkı sunan bir anlayış içerisinde davrandık. Onun için, bu
Yasaya karşı söylediklerimizi de lütfen ciddiye alınız.
Sayın milletvekilleri, bu tasarı, bu Meclisin yeterli
çabayı göstermeyen muhalefet milletvekillerini bile gelecekte sorumluluk
altına sokacak kadar önemli bir tasarıdır. Onun için, bu
tasarıya karşı çıkmayı, aleyhinde konuşmayı,
kamuoyunu bilgilendirmeyi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yalnızca bir
siyasi faaliyet, bir muhalefet vazifesi olarak değil, askere gitmek, vergi
vermek, vatan savunmasına katılmak gibi bir vatan borcu olarak kabul
ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, cemaat vakıflarını yeni
vakıflarla aynı statüye getirip ayrıcalık tanıyan,
yabancılara ülkemizde vakıf kurma, kurulu olanların yönetiminde
bulunma imkânı getiren, şube, temsilcilik açma, şirket kurma,
sınırsız mal edinme, yurt dışından bile
sınırsız ve izinsiz yardım, bağış alma
hakkı getiren, vakıf meclisinde cemaat vakıflarına da söz
hakkı tanıyan bu tasarının komisyon görüşmelerinde de
bulundum. Sayın Bakana Yıllarca terör örgütünü besleyen, hamilik
eden, uyduruk soykırım iftiralarını yasalaştıran
ülkelerden kimler acaba vakıf kurup da bize iyilik yapmak istiyor diye?
sordum, cevap yok. Sayın Vakıflar Genel Müdürüne Osmanlıdan
Türkiye dışında kalmış kaç vakıf var, kaç eser var?
diye sordum, cevabı insanı dehşete düşürüyor. Devletimizin
böyle bir envanteri yokmuş. Bazı eserlerin resimleri de ismini
söylemediği bir sponsor firma tarafından resimlenmiş.
Değerli arkadaşlarım, mütekabiliyete bakın!
Sayın milletvekilleri, komisyon üyeliğim boyunca, AKPli
arkadaşlar, özellikle geçen dönemden kalan tasarıları hararetle
savunmaktaydılar. Bu tasarı görüşülürken özellikle rica ettim ve
hatta, tahrik ettim. Ancak, bir tek AKPli komisyon üyesi bile söz almadı
ve hatta, özel sohbetlerimizde onlar da bu tasarının kabul edilemez
olduğunu ifade ettiler
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Ama kabul ettiler.
RIDVAN YALÇIN (Devamla) -
ancak, mahcubiyetle el
kaldırmaktan da geri kalmadılar.
Şimdi bu arkadaşlarımızı, partilerine
karşı isyana değil, inandıklarını grup
yönetimlerine söyleyecek cesaret ve vicdana davet ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, tasarıda geçen mütekabiliyet bir
kandırmacadan ibarettir. Öncelikle belirtmeliyim ki bize özellikle Avrupa
Birliği tarafından dayatılan bu tasarı bir Avrupa
Birliği uyumuyla açıklanamaz. Zira vakıf kavramı,
özellikle hayrî, dinî hizmet açısından bize özgüdür, ABnin
ortaklaşa bir vakıf mevzuatı yoktur, olmayan mevzuatın
mütekabiliyeti de elbette olmaz.
Cemaat vakıfları bakımından,
vatandaşlık bağı, mütekabiliyet uygulamasını
zaten imkânsız kılmaktadır. AB ülkeleri içerisinde cemaat
vakıfları kavramı yalnızca Yunanistan hukukunda
karşımıza çıkmaktadır. Yunanistanda bulunan
Türk-Müslüman azınlık vakıflarında, Türkiyedeki cemaat
vakıflarının neredeyse tamamında etnik ya da dinsel isimler
kullanılmaktayken, Türk kelimesi kullanılamıyor. Başka
neden bulunamıyorsa ya askerî bölge ilanı ya da
kamulaştırma gibi nedenlerle mülkleri ellerinden de
alınıyor, müftüleri bile Yunan Hükûmeti tarafından tayin
ediliyor. Seçilmiş vakıf yönetimleri keyfî olarak azledilip,
yerlerine hükûmetçe atama yapılıyor ve bütün bunlar bir Avrupa
Birliği ülkesi içerisinde yapılıyor. Soruyoruz: Mütekabiliyet
dediğiniz bu mu?
Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin bu
Yasaya itirazını, kimse şovenist bir söylem olarak
anlamamalıdır. Biz, yüzyıllardır
atalarımızın da yaptığı üzere, bu topraklar
üstünde bu vatana, bu millete bağlı her
yurttaşımızı, etnik ve dinî farklılığına
bakmaksızın, yüce Allahın kutsal bir emaneti olarak kabul eden
bir anlayışın temsilcileriyiz. Ancak, bu duygu, bizi tarihsel
gerçekleri, tecrübeleri ve ülkemizin geleceğini düşünmekten
alıkoymamalı. Medeni Kanunun 111inci maddesinde dinsel ve etnik
amaçlı vakıf kurulamayacağı düzenlenmiştir. Bu
şartlar içerisinde, Türkiyede, etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa
olsun herkes zaten vakıf kurabilmektedir. O hâlde bizim bu Yasaya
karşı çıkışımızı bir kısım
vatandaşımızın haklarına karşı çıkmak
gibi takdim etmek hem gerçeğe hem hukuka hem insafa
aykırıdır.
Devletimiz, Müslüman Türk eserlerini intikam duygusuyla tarumar
eden -sözüm ona- Batılı ülkeler gibi yapmak yerine, 1935
yılında çıkardığı Kanun ile azınlık
vakıflarına ait mülkleri adlarına tapuya tescil ettirip,
varlıklarını teminat altına almıştır.
Vakıf senetlerinde yer almıyorsa -doğal olarak- yeni mülk
edinmelerini de men etmiştir. Ancak, kimi vakıflar hukuka
aykırı olarak farklı yollarla mal edinmeyi sürdürmüş ve
nihayet yargı, hükmünü vererek, bu vakıfların yeni mal
edinemeyeceği içtihat edilmiştir.
Şimdi, biz, hukuku uygulayan ve yıllardır istikrar
kazanmış bu uygulamayı terk ediyor, bu vakıfları
haklar bakımından yeni vakıflarla aynı statüye getirirken,
diğer yandan etnik ve dinî faaliyet alanını genişleterek,
âdeta ayrıcalıklı hâle getiriyoruz. Bu yolla da, tek taraflı
olarak devletimizin kuruluş senedini kendi ellerimizle
yırtıyoruz.
Sayın milletvekilleri, vakıf senedine
bakılmazsızın, vakıf amacına uyumlu olup
olmadığına bakılmaksızın, vakıflara
şube ve temsilcilik açma hakkı, yabancılara vakıf kurma
hakkı getiriyoruz. Böylece, yabancı güç odaklarını
ülkemizde birer siyasi aktör hâline getiriyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde
bazı kutsal ve çağdaş değerlerin arkasına saklanarak
istikrarsızlık yaratan, pembe devrimlerle birçok ülkenin
karışmasına ve rejim değişikliğine yol açan
sürecin bu vakıflar olduğunu nasıl unutuyoruz?
Sayın Bakan Mütekabiliyet var. diyorsunuz. Hangi
vakfınız aracılığıyla, acaba, Alman
vakıflarıyla, AB vakıflarıyla, Soros vakıflarıyla
mücadele etmeyi düşünüyorsunuz?
Sayın milletvekilleri, Hükûmetçe, bu tasarı geçmezse
devasa tazminatlar ödeyeceğimiz iddiasıyla korkutuluyoruz. İnsan
Hakları Mahkemesi birçok kararında, Sözleşmenin imzasından
önce gerçekleşen olaylara bakamayacağını içtihat
etmiştir. O hâlde, bu iddia hukuk ve gerçekle
bağdaşmamaktadır.
Tarihsel gerçekler ve tecrübeler gösteriyor ki, değerli
arkadaşlarım, bu Yasayla verdiklerimizi geri almak için yalnız
kanun yapmak yetmeyecek, korkarım, savaşmamız gerekecek.
İşte bunun için ısrarla ve samimiyetle bir kez daha söylüyorum
ki bu düzenlemeden vazgeçin. Ülkemize sıcak para gelmeyecekmiş,
gelmesin, bizi ABye almayacaklarmış, almasınlar. Bedeli ne
olursa olsun birlikte ödeyelim, ancak gelecek nesillerin
karşısına bu utançla çıkmayalım diyor, hepinizi
vicdanlarınıza emanet ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Yalçın.
Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağa aittir.
Buyurun Sayın Bozdağ. (AK Parti sıralarında
alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin
başında sizleri saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan Vakıflar Kanunu
Tasarısının dokuz maddesi Sayın
Cumhurbaşkanımızca iade edilmişti. Bu çerçevede, Komisyon
değerlendirmelerde bulundu ve Genel Kurulda yeniden görüşmeyi devam ettiriyoruz.
Ben faydalı, hayırlı, yararlı bir Yasa olduğu
kanaatindeyim.
Türkiyede uzunca bir zamandır değil, belki
Osmanlıda, belki daha önce de bizim medeniyetimizde vakıf
esastır. Esasen, vakıf kültürünü belki de dünyaya yayan,
yerleştiren, kökleştiren en birinci ülkelerden bir tanesi
Türkiyedir.
Şimdi, buradan konuşurken, anlatırken, ben eminim,
her arkadaşımız olumlu ve iyi niyetli düşüncelerle,
ülkemize, milletimize, devletimize yararlı olsun düşüncesiyle
fikirlerini ifade ediyorlar. Ancak, hepimiz aynı iyiliklerle hareket
ettiğimizin bilincinde olmamız lazım. Benim bu tasarıyla
ilgili, geçen dönem Adalet Komisyonunda konuşulurken, bugün burada yine
tezekkür edilirken gördüğüm bir şey var. Bu konu doğru dürüst
incelenmemiştir. Konuşanlar, Lozan Anlaşmasının
ilgili maddelerinin bu konuda ne getirdiği ne götürdüğüyle veyahut da
bu Vakıflar Yasasının maddelerinde neler olduğuyla, neler
olmadığıyla fazla ilgilenmekten öte birtakım kelimelerden,
cümlelerden hareket suretiyle, Şunlar olacak, bunlar olacak
Peki, ne getiriyor? Ben, bizim vakıflar
mevzuatımızda bugüne kadar yurt dışında, Balkanlarda,
Avrupada yüzlerce demiyorum ama binlerce Türklere ait vakıflar var,
vakıf senetleri var. Bugüne kadar bunlarla ilgili bir iş
yapıldı mı? Kaç tane Balkanlarda vakıf var? Sorduk,
efendim, var mı yok mu? Peki, şurada ne kadar vakfımız var?
Sorduk, var mı yok mu? Cevap? Cevaplar yok. Neden? Bugüne kadar
bunların üzerinde ciddi anlamda bir envanter çalışması
yapılmadığı gibi, bunların durumlarını
tespit edip Türkiyenin ne yapması veya yapmaması gerektiği
noktasında da durulmamış. Neden? Bütçelerden kaynak
ayrılmamış, bu konuyla ilgili düzenlemeler
yapılmamış. İşte, bu tasarı bunu getiriyor. İlk
defa vakıflarda Dışişleriyle ilgili bir daire kuruyor ve
Türk milletinin yurt dışındaki vakıflarıyla ilgilenmek
üzere bütçe ayırıyor, görevli ve yetkili kişiler tayin ediyor.
Bugüne kadar var mıydı böyle bir şey? Yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Vardı efendim,
vardı. Nasıl olur da böyle konuşabilirsiniz?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Kötü mü arkadaşlar?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Nasıl olur ya?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Peki, kötü bir şey mi bu?
Yanlış bir şey mi bu?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) İnsaf denen bir
şey var.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Peki, bu getiriliyor.
Bir başka şey, mütekabiliyet konusu. Biz, her işte
mütekabiliyeti esas alıyoruz. Vakıflar konusunda da Türklerin
Almanyada, Fransada, değişik ülkelerde vakıf kurmasına
imkân var mı? Var. Almanyada Türklere ait vakıflar var mı?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Cemaat vakıfları
da mümkün mü? Yanıltmayın Meclisi.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Efendim, bakın, ben bir
soru soruyorum.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Cemaat vakıfları
mümkün mü?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Almanyada Türklerin
dernekleri, vakıfları var mı?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yanıltıyorsun.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Efendim, bakın, yüzlerce,
yüzlerce, yüzlerce
(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
Bir başka şey
Bir başka şey: Mütekabiliyetten
ne anlarsınız?
OKTAY VURAL (İzmir) - Sizin biraz daha
çalışmanız gerekiyor bu konuda galiba.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Fiilî ve hukuki mütekabiliyet,
hem de aranan şey bu.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Cemaat vakıfları
yok ki Avrupada.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yani, kanunlarınıza
sizin bizde de Türkler vakıf kurabilir yazmanıza gerek yok.
Yazmanız yetmez, affedersiniz, ama fiilen Türkler sizin ülkenizde
vakıf kurabiliyorsa, öyleyse yabancı da Türkiyede vakıf
kurabilir. Türklere kendi ülkesinde vakıf kurmaya hukuken ve fiilen imkân
vermeyen birinin Türkiyede vakıf kurması zaten mümkün değil.
Buraya getirmişiz, biz bunu koymuşuz, bu da burada var.
Öte yandan, efendim, yabancılar şirket kuracak,
vakıflar veyahut da bir şekilde paralar gelecek
dışarıdan içeri, şöyle olacak, böyle olacak
Buna kötü
niyetle
Affedersiniz, öyle demeyelim, yanlış
anlaşıldı. Yanlış pencereden
baktığınız zaman, yani olumsuz bir noktadan
baktığınız zaman, doğru, paralar gelecek, şöyle
olacak, şirket kuracak, böyle olacak
Peki, değerli arkadaşlar, bugün bu vakıflara
dışarıdan paralar geliyor mu gayriresmî yollardan, kayıt
kuyut altına alınmaksızın? Gelebiliyor. Değişik
kanallardan geliyor.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Niye yakalamadın?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi ne yapıyor?
Şimdi bakın
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) Niye yakalamadın?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi
AHMET BUKAN (Çankırı) Biliyorsun da niye
engellemiyorsun?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Beni bir dinler misiniz ama
beni bir dinleyin. (MHP sıralarından gürültüler)
Şimdi bakın, bu tasarıda kayıt ve kuyut
altına alınıyor, devletin gözetim ve denetimi altında bir
iyileştirme, bir düzenleme yapılıyor.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Kilise
vakıflarını savunuyorsun. Allahtan kork!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bir defa onu görmek lazım.
Nereye geldi? Kayıtları var, resmî kayıtlar.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Yalan söylüyorsun!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Gelen, giden, takip ve kontrolü
yapma imkânı getiriliyor. Bundan niye rahatsız olalım?
ÜMİT ŞAFAK (İstanbul) Altı yıldır
göz mü yumuyorsunuz?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Doğru bir şey
yapılıyor. Doğru bir şeyden rahatsız olmanın da
bir manası yok.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Yüz altmış
tane kiliseniz hayırlı olsun size, yüz altmış kiliseniz
hayırlı olsun!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Lozanı da iyi okumak
lazım. Lozanı da iyi okumak lazım. Ben buradan bir maddesini
okumak istiyorum, uygun görürseniz.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Bozdağ, mesele
paraysa Ayasofyayı satılığa çıkarın.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 42nci maddesinin,
görüşmekte olduğumuz konuyla ilgili üçüncü fıkrasını
okuyorum. Diyor ki: Türk Hükûmeti söz konusu azınlıklara ait
kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir
koruma sağlamayı yükümlenir. Bu azınlıkların
Türkiyedeki vakıflarına, din ve hayır işleri
kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacak ve Türk
Hükûmeti yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu
nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli
kolaylıklardan hiçbirini esirgemeyecektir. Şimdi mevcut düzenlemeye
bakın
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Helal olsun size!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -
buradakine bakın.
Hangisi, nerede, onun takdirini de ben, değerli Genel Kurulda bulunan ve
bizi izleyenlere bırakıyorum.
Bir başka şey, gayrimüslim Türk vatandaşları
bugün yeni vakıf kurmak isteseler, buna mâni bir hâl var mı? Yeni
vakıfları kim kurabilir? Türk vatandaşı olan herkes,
yasanın aradığı koşulları yerine getiren herkes
yeni vakıf kurabilir mi?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Mahkeme izin verirse.
Mahkemeden izin almadan olmaz.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Bakın, bakın. Rum
asıllı bir Türk vatandaşı veyahut da gayrimüslim başka
etnik kökenden gelen bir Türk vatandaşı, mevcut Anayasamıza
göre Türk vatandaşı hüviyetini taşıyan herkes, kökeni ne
olursa olsun, yeni vakıf kurabilir mi, kuramaz mı? (CHP ve MHP
sıralarından Cemaat vakfı kuramaz! sesleri)
OKTAY VURAL (İzmir) Cemaat vakfı kuramaz
kardeşim, kuramaz!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Ya, Türk vatandaşları
kurabilir mi kardeşim? Türk vatandaşı olan birisi, bir Rum
asıllı
OKTAY VURAL (İzmir) Şirket de kurabilir.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)
veya Yunan asıllı
bir gayrimüslim Türk vatandaşı kişi Türkiyede yeni vakıf
kurabilir mi, kuramaz mı? (CHP ve MHP sıralarında Kuramaz
sesleri)
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Demagoji
yapıyorsun.
OKTAY VURAL (İzmir) Din esaslı kuramaz.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Kurabilir kardeşim. Yeni
vakıf kurabilir değil mi?
OKTAY VURAL (İzmir) Cemaat vakfı kuramaz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bekir Bey,
arkadaşları yanıltıyorsun!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Peki, peki.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Kuramazsa burada gelir
söylersiniz. Dersiniz ki: Yeni vakıf kurmak
Türk
vatandaşlarının hepsi yeni vakıf kurabilirler. Ama ben
buradan anlamıyorum.
AKİF AKKUŞ (Mersin) Cemaat vakfı kuramaz.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Türk vatandaşı bir
Rum, yeni vakıf kurmasına herhangi bir şey denmiyor, bir
şey ifade edilmiyor.
ŞENOL BAL (İzmir) Demagoji yapıyorsun!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Başka yerlerden başka
şekil suretlerde farklı şeyler söyleniyor. Eğri
oturalım ama konuyu doğru takdim edelim diyorum.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Hem eğri
oturuyorsun hem eğri konuşuyorsun.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) Ben bir de bir konuya
değinmek istiyorum değerli arkadaşlar. Bu kürsüde biz
birbirimizle konuşurken
OKTAY VURAL (İzmir) Milletvekillerinizin vicdanına da
sığan bir tasarı değil, bunu da biliniz. Dayatma bu.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)
belli bir seviyede, belli bir
üslup içerisinde konuşmamız lazım. Milletvekili olsun
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) İzmirde 5 bin
kişiyi katleden vakfı niye ihya ediyorsunuz?
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)
bakan olsun, Sayın
Başbakanımız olsun, herhangi biriyle ilgili ifadelerde
bulunurken belli bir nezaketin, belli bir saygının içerisinde bulunmak
lazımdır. Burada biraz önce konuşan bir değerli
milletvekili burada ifadelerini kullanırken belli ölçülerin, belli nezaket
kurallarının ötesinde birtakım üslupla değerlendirmelerde
bulundu.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) İşgal
kuvvetlerinin yandaşı gibi davranma!
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bizim üslubumuz bu minval bir
değerlendirmeye elvermiyor. Ama, bu kürsü herkesin asgari birbirine
saygıyı göstermesi gerekli olan bir kürsüsüdür, milletin kürsüsüdür.
Bu kürsüde millete saygı ve milletin temsilcilerine saygı çerçevesinde
biz konuşursak daha yararlı bir iş yapmış oluruz.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Herkes öyle davransa çok
iyi olacak.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Eleştirmek serbest. Her
şeyi söyleyebilirsiniz, Şöyle oluyor, böyle oluyor
Bizim usul ve
üslubumuzu da beğenmeyebilirsiniz, Yanlış da diyebilirsiniz.
Eleştirinizi yaparsınız, ama, bunu belli bir saygı, belli
bir seviye içerisinde tutmak hepimizin vazifesidir diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL (İzmir) Burada millete ve devlete sevgi ve
saygı önce gelir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Burada kimse kimseye saygı
dersi vermek hakkına sahip değil.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bekir Bey, vakıflardan
sorumlu devlet bakanlığı hayırlı olsun.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bozdağ.
Şimdi, şahıslar adına
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Başkan,
Sayın Bekir Bozdağ yasa dışı yollardan cemaat
vakıflarına para geldiğini açıkladı.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Ben öyle demedim.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır efendim,
tutanaklara bakın. (AK Parti sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, biraz sessiz
olursanız
ASIM AYKAN (Trabzon) Sayın Başkanım, lütfen
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Bekir
Bozdağ Meclis kürsüsünde, yasa dışı yollardan cemaat vakıflarına
para geldiğini söyledi. Bunun lütfen kaynağını
açıklasın. Çok ağır bir ithamdır ve Meclis kürsüsünde
yapılmıştır bu itham.
Dikkatinize sunuyorum efendim.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Sayın Başkanım,
benim ifade etmek istediğim husus yanlış anlaşıldıysa
düzeltiyorum. Bugün Türkiyede bulunan vakıflara -herhangi bir vakıf,
ben bir misal olarak takdim ederken söyledim- gayriresmî yollardan bir para
geldiği takdirde bunu takip edip önlemenin bir güçlüğü var mı?
Var.
OKTAY VURAL (İzmir) Önleyeceksiniz, gelmemesini
sağlayacaksınız.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Bu işi resmiyete dökmek,
muvazaayı önlemek yanlış mı olur? Ben o anlamda söyledim.
Yoksa herhangi bir vakfın dışarıdan para
aldığını ifade etmek anlamında söylemedim. Tashih
ediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) Öyle bir şey olur mu canım?
Gayrimeşru ilişkileri meşru hâle getirmek çözüm mü?
AKİF EKİCİ (Gaziantep) Sana geliyor, belli
oluyor!
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) Gel paylaşalım!
AKİF EKİCİ (Gaziantep) Sizden artıyor mu ki,
paylaşalım!
BAŞKAN Şahıslar adına söz talepleri
vardır.
İlk söz, Kayseri Milletvekili Sayın Yaşar Karayele
aittir.
Buyurun Sayın Karayel. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
YAŞAR KARAYEL (Kayseri) Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; Cumhurbaşkanının
yayımlanmasını uygun bulmadığı 5555
sayılı Vakıflar Kanununun 5inci maddesi üzerinde
şahsım üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Vakıf kavramı ve vakıf kurumu, insanın
mutluluğunu ve huzurunu esas alan, insan merkezli medeniyetimizin temel
taşı, nirengi noktasıdır. Bu noktada, üç kıtada
adaletin temsilcisi olan milletimiz kadar hiçbir millet bu tecrübeye de sahip
değildir. Bu büyük mirasa sahip çıkmak, milletimizin ruhuna, maddi
mirasına, sosyal kurumlarına sahip çıkmakla aynı anlama
gelir. Tarihî mirasımızla sadece övünmek bize yakışmaz, o
mirası geliştirmek, korumak da bizim görevimizdir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Bu bizim mirasımız
değil Sayın Sözcü.
YAŞAR KARAYEL (Devamla) Bildiğiniz gibi
vakıflarla ilgili mevzuat 10 ayrı kanun, 6 tüzük ve 27 yönetmelikle
idare edilmektedir. Türkiyenin gelişen sosyal ihtiyaçları
doğrultusunda ise bu mevzuat bir tek kanun çatısı altında
toplanmaktadır. Asıl mesele, toplumsal dokumuzu korumada önemli
roller alan birer sosyal kurum olan vakıflarımıza sahip
çıkmamızdır çünkü bizler bir vakıf medeniyetinin
insanlarıyız.
Güçlü vakıf medeniyetimiz bizlere her zaman yol
göstermiştir, bundan sonra da yol göstermeye devam edecektir ama bu
medeniyetin mensupları olarak vakıflarımıza ne kadar sahip
çıktığımızı da sorgulamamız gerekir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Bu kanun, bizim medeniyetimizin
vakıflarına sahip çıkan bir kanun değil.
YAŞAR KARAYEL (Devamla) 41.550 mazbut, 300 adet mülhak, 161
adet de cemaat vakıfları şu anda kayıt
altındadır.
OKTAY VURAL (İzmir) Ecdadımızın kemikleri
sızlıyor.
YAŞAR KARAYEL (Devamla) Cumhuriyet dönemimizde ise 4.450
adet vakıf vardır. Yeni tasarı talebi, asıl bizim bu
vakıflarımız tarafından gündeme getirilmiştir.
Mevzuattaki karışıklıklar ve güçlükler yeni bir düzenlemeyi
zorunlu kılmıştır.
Bu Yasaya göre, yeni vakıf kurmak
kolaylaştırılırken yönetici olma şartları da
kolaylaştırılmaktadır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Yabancıları da yönetici
alacaksınız.
YAŞAR KARAYEL (Devamla) - Aynı zamanda yönetici
olamayacakların nitelikleri net olarak belirleniyor. Yükümlülüklerini
yerine getiremeyen yöneticiler için ise doğrudan görevden almak yerine,
uyarı, idari para cezası, daha sonra mahkemece görevden alma
şeklinde bir kademelendirmeye gidilmektedir. İstifa, ölüm, iş
görmezlik hâllerinde boş kalan organlara yeniden atama imkânı
getirilerek vakıfların dağılması, yok
olmasının önüne geçilmektedir.
Yeni kurulacak vakıflarda Türkiyede yerleşim
hakkına sahip olan yabancıların da görev alma imkânı
getirilmektedir. Bu düzenlemenin cemaat vakıflarıyla doğrudan
bir ilgisi de yoktur. Cemaat vakıflarında sadece cemaat
mensupları yönetici olarak görev almaktadır.
Yeni Yasayla vakıflar, İçişleri
Bakanlığından izin almaksızın uluslararası
faaliyet ve iş birliğinde de bulunabilecekledir. Yurt
dışında ayni ve nakdî bağış alabilecek veya
yapabileceklerdir. Ancak, nakdî bağışlar banka üzerinden olacak
ve sonuçları genel müdürlüklerce kontrol edilecektir.
Yeni yasa tasarısı ile vakıflar için yeni bir
denetim esası öngörülmüş. Bu düzenleme ile vakıfların kendi
iç denetimleri bağımsız denetçiler tarafından da
yapılabileceği gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü de ayrıca
denetimini devam ettirecektir. Bu düzenlemeler, iddiaların aksine
vakıflar üzerindeki denetimi azaltmıyor, aksine daha sıkı
ve rasyonel bir denetim imkânı da sağlamaktadır.
Özetle, vakıflar, daha katılımcı bir bünyeye,
daha demokratik bir işleyişe kavuşuyor. Hizmet
alanlarının önündeki engeller de kaldırılıyor. Yeni
yasa tasarısıyla, atanmış 5 kişiden oluşan
vakıf meclisi yerine 15 kişiden oluşan meclise dönüştürülüyor.
Bu tasarıyla vakıflar, her şeyden önce kendilerine
ait olan malların dışında kalan mallar üzerinde
vakıflar meclisinden izin almaksızın tasarruf hakkını
da kullanmış oluyorlar. Bunlar, yeni Yasayla getirilen
kolaylıklardır. Ancak, vakıfların edinmiş olduğu
mallar da bir ay içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne tescil
ettirilecektir.
Bu Kanunla, vakıflara ait hayrat taşınmazlar
haczedilemeyecek, rehin alınamayacak ve
kamulaştırılamayacaklardır. Bu Kanunla, tapu
kayıtları üzerinde vakıf şerhi bulunan
taşınmazların kullanıcıların mülkiyetlerine
geçirilebilmesi için ödenmesi gereken taviz bedelleri rayiç bedelin yüzde
20sinden emlak bedelinin yüzde 10una çekilmektedir. Kırsal alanda
yaşayan ekonomik gücü yetersiz vatandaşların düşük bir bedelle
kullandıkları taşınmaz mallara sahip olmaları da bu
vesileyle sağlanmış olacaktır. Özellikle Nevşehir,
Aydın, Balıkesir, Eskişehir, Kayseri ve Samsun gibi illerimizin
kırsal kesiminde bulunan köylülerimizin kullandığı araziler
böylece tapu değişikliği sırasında da kolayca mülkiyet
hâline dönüştürülecektir. Özellikle kendi ilçem olan Tomarzanın
tamamında, burada vakıf şerhi bulunmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAŞAR KARAYEL (Devamla) Kayıtlarının
üzerinde vakıf şerhi bulunmaktadır. Böyle olduğu zaman da
hiçbir tapu değişikliği söz konusu olmamaktadır. Genel
Müdürlüğün böyle bir kaide getirmesinden dolayı da kendilerine
teşekkür ediyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri, masa başında bu
Kanun yapılmıyor.
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) Brükselde
Brükselde
YAŞAR KARAYEL (Devamla) Yıllardır bu Kanun
üzerinde çalışılıyor. Hatta, devlet ve toplumun bütün
ilgili kurumlarıyla, uzmanlarıyla görüşerek, talepleri ve
ihtiyaçları alarak, muhtemel gelişmeleri görerek, Anayasayla
eşit haklara sahip olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları
arasındaki ahengi güçlendirmek ve ülkemizin geleceği için bir
adım daha atıyoruz.
KADİR URAL (Mersin) Türkiyede
hazırlanmadığı belli zaten.
YAŞAR KARAYEL (Devamla) Medeniyet yolunda, refah ve huzur
yolunda attığımız diğer bütün adımlar gibi,
kimsenin endişesi olmasın, kılı kırk yarıyoruz,
geleceği hesap ediyoruz ve muhtemel riskleri görüyoruz. Ülkemizin zarar
göreceği en ufak bir ihtimali göz önünde tutarak,
adımlarımızı da buna göre atıyoruz.
Bu Kanunun memleketimiz, milletimiz ve Türk vakıf medeniyeti
için hayırlar getireceğini düşünüyor, sizleri saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
KADİR URAL (Mersin) Hayırlı, uğurlu olsun
size!
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Karayel.
Şahısları adına ikinci söz hakkı
İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Müezzinoğluna aittir.
Buyurun Sayın Müezzinoğlu. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
ŞENOL BAL (İzmir) Batı Trakyayı
unutmayınız.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (İstanbul) Emriniz olur!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Estağfurullah Sayın
Müezzinoğlu!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Cumhurbaşkanlığınca daha önceden yayınlanması
uygun bulunmayan 5555 sayılı Vakıflar Yasasının
5inci maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış
bulunuyorum.
Tabii, bu Yasaya bakarken, bir medeniyet
anlayışının, kendine öz güvenin bir bakışı
olarak mı bakacağız, yoksa bir korku refleksinin üretildiği
ve topluma korkuların pompalandığı bir bakış
açısı olarak mı bakacağız, onu iyi ayırt etmek
lazım.
Kendi medeniyet değerlerine güvenen, kendi medeniyet
değerlerinin özünde de vakfiye kültürü olan, bu anlamda da
İnsanı yücelt ki, devlet yücelsin. anlayışıyla
dünyaya farklı bir medeniyetin zenginliklerini sunmuş bir milletin
değerleriyle mi bakacağız, yoksa zaman zaman
sıkıntıya düştüğü dönemlerle ilgili korkuların
pompalandığı ve yeni yeni bedellerin ödenmesinden korktuğu
bir bakış açısıyla mı bakacağız? Her iki
bakış açısının da kendisine ait
(MHP
sıralarından Ne alakası var? sesleri)
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Ne alakası var? O
gün de işgal kuvvetleriyle beraberdiler.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Evet, her ikisinin de
kendine ait, kendini savunacak mekanizmaları vardır, ama ben
inanıyorum ki, yüce Türk milleti 70 milyon insanıyla ve 70 milyon
insanının, hangi dinin, hangi mezhebin, hangi inancın, hangi
hayat felsefesinin mensubu olursa olsun, insan hak ve özgürlüklerinden
yararlanması anlamında, ülkesine bir zenginlik katması
anlamındaki özgürlüklerinin ve yasal haklarının eşit olarak
kullanılmasından yana bir bakışının, bu milletin
tarihî geçmişine, medeniyet anlayışına, saygın
duruşuna daha uygun düşeceği kanaatindeyim.
Ben Batı Trakyada doğdum, orada büyüdüm. Oranın
vatandaşlık bedellerinin ne ağır olduğunu
yaşadım. Oranın vatandaşlığından ıskat
edilerek bu ülkede dünya vatandaşı statüsüyle dört yıl
nasıl kalındığını bilen ve yalnız kendisi
yaşayan değil
FARUK BAL (Konya) Ve buna Evet diyen
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) -
orada 60 bin
insanın da vatandaşlıktan hangi koşullarda
atıldığını, oranın vakfiyelerinin
OKTAY VURAL (İzmir) Nasıl Evet diyorsunuz peki?
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Ne çabuk unuttunuz.
ŞENOL BAL (İzmir) Onlarla ilgilenin, onlarla.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Ne demek istiyorsun!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Bakın, yaşayan
unutmaz, ama buralardan ahkâm kesenler, yarın farklı ahkâmları
keserler. Yaşayan unutmaz, bedel ödeyen unutmaz, bedel ödeyen! (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bizler bedel ödemişiz
OKTAY VURAL (İzmir) Biz ahkâm kesmeyiz, kesmeyiz
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Siz buralardan ahkâm
kestiniz. (MHP sıralarından Hayır sesleri, gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Hadi canım, siz makbuz
kesiyordunuz galiba!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Ne zaman?
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Ben 70li
yılları bilirim, ben 80li yılları bilirim, ben 90lı
yılları bilirim. Oradaki insanların ödediği bedelleri
bilirim.
OKTAY VURAL (İzmir) Geç onları, geç, geç, geç!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Lütfen, lütfen, lütfen
(MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Geçin onları, geçin!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
Sayın
milletvekilleri
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Onun ne olduğunu,
bir saç teli bile
OKTAY VURAL (İzmir) Geç onları, ahkâm kesme, geç!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Ne demek istiyorsun!
BAŞKAN Sayın Korkmaz
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) -
yıpranmamış olan bilemez. Tamam mı.
OKTAY VURAL (İzmir) Ahkâm kesme, geç!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Ahkâm kesmiyorum, ben
yaşadım. Yani, rol yapmanın âlemi yok.
Arkadaşlar
OKTAY VURAL (İzmir) Biz Türklük mücadelesini sürdürürken,
siz makbuz kesiyordunuz!
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Ne çabuk unuttunuz!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Evet, evet, öyledir,
öyledir, öyledir
(MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Cemaat vakıflarını
anlatın bakalım!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
Sayın Müezzinoğlu, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Onun için, bu ülke ve bu
millet, bugün dünya milletleri arasında hâlâ hak ettiği saygın
yeri ve hâlâ dünya ülkeleri arasındaki güçlü yerini alamadı. (MHP
sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Türk milleti saygın bir millettir!
Ne demek! Ne demek ya!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Yunanistan
yanlış yaptı. Yunanistan
Yunanistan
(MHP
sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Türk milleti ve devleti saygın bir
devlettir!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Yunanistan saygın
davranmamıştır. (MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Ülkemize, devletimize ve milletimize
saygınlık olmayan sıfatınızı aynen size iade
ediyorum! Bu millet saygıdeğerdir, bu devlet saygıdeğerdir!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Saygın yerini alma
mücadelesini
(MHP sıralarından gürültüler)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Hangi milleti saygın
buluyorsanız
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Evet, Sayın
Başkan
Sayın Başkan
Sayın Başkan
OKTAY VURAL (İzmir) Öyle bir şey olur mu! Sözünüzü
geri alın!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
Sayın
milletvekilleri
KADİR URAL (Mersin) Titre ve kendine dön! Titre!
BAŞKAN Sayın milletvekili
OKTAY VURAL (İzmir) Sözünüzü geri alın! Bu devletin
özelliği tarih sahnesinde hep saygınlıkla
anılmıştır!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Mikrofonu size
bırakayım. (MHP sıralarından gürültüler) Mikrofonu size
bırakayım.
BAŞKAN Sayın Müezzinoğlu
OKTAY VURAL (İzmir) Ne demek! Milletime ve devletime
nasıl böyle bir ifade kullanabilirsiniz!
BAŞKAN Sayın Vural
Sayın Vural
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Sizin konuşmamanız,
konuşmanızdan daha hayırlıdır!
BAŞKAN Sayın Korkmaz
Sayın Korkmaz
OKTAY VURAL (İzmir) Milletime ve devletime
saygınlık eksikliğini atfedemezsiniz!
BAŞKAN Sayın Vural
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Böyle bir hakkınız yok!
OKTAY VURAL (İzmir) Siz, Türkiye Cumhuriyetinin bir
milletvekili olarak bu konuda bir eksiklik atfedemezsiniz!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Türkiye Cumhuriyeti
devleti de milleti de saygındır. Saygındır.
OKTAY VURAL (İzmir) Atfedemezsiniz, sözünüzü geri
alın!
BAŞKAN Sayın Vural
OKTAY VURAL (İzmir) Milletimize, devletimize bühtan
yapmayın!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Bu milletin bir ferdi
olmaktan onur ve gurur duyarım
(MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Milletimiz saygındır,
devletimiz saygındır!
BAŞKAN Sayın Vural
OKTAY VURAL (İzmir) Ne demek canım! Saygın
değilmişiz! Siz, başkalarının yanında eğilip
büzülmekten vazgeçin! Saygın değilmişiz, vay anasına ya!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Hangi milleti saygın
buluyorsunuz?
BAŞKAN Sayın Şandır
Sayın
Şandır
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Bu milleti hak
ettiği daha saygın yerlere taşıma gibi bir görevimiz ve
sorumluluğumuz ve bunun mücadelesi
(MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Bu millet nereye zulmetmiş, bu
devlet kime zulmetmiş! Öyle bir hakkı yok!
BAŞKAN Sayın Vural
Sayın Vural
OKTAY VURAL (İzmir) Iraka gidip bomba atanlar, adalet mi
götürüyor!
BAŞKAN Sayın Vural
Sayın Müezzinoğlu, lütfen devam edin.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Sayın Başkan, hatibe
uygun süre söz verirseniz
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Şimdi, değerli
arkadaşlar, bugün, 5 milyon insanımız yurt dışına
yalnız karın tokluğuna gitmiştir. Bu 5 milyon insanın
üçüncü kuşaklarının
Bugün gerçekten milliyetçiliği ve
vatanperverliği konusunda tereddüdüm olmayan değerli muhalefet grubu
tarafından da zaman zaman dile getirilmektedir. Oradaki insanlarımız
geleneklerini göreneklerini, oradaki nesillerimiz kimliklerini kaybetme derdini
taşıma gibi bir duyarlılığı gösteriyor ve hep
birlikte gösteriyoruz. Oralarda bizim vakıf kurma gibi bir derdimiz olmayacak
mı? Dünyada bugün on binlerle ifade edilen dünya çapında iş
adamlarımız, sanayicilerimiz, eğitim kurumlarımız
olmasıyla ilgili bizim bir vakıf derdimiz olmayacak mı?
FARUK BAL (Konya) Yunan vakıf yasasını al getir
koy!
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Müezzinoğlu,
efendim, bu getirdiğiniz kanun onlar için mi?
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Selanikte, Dramada,
Kavalada, Priştinede, Sofyadaki bizim eserlerimizi yeniden ihya etme
gibi bir derdimiz olmayacak mı? (MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL (İzmir) Soros Vakfının şube
açmasına niye izin veriyorsun yahu?
BAŞKAN Sayın Vural
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Arkadaşlar
Arkadaşlar
Arkadaşlar
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Bu doğru değil, siz de
inanmıyorsunuz söylediğinize. Bu Vakıflar Kanunu cemaatler
vakıfları için. Yoksa yurt dışındaki Türklerin
vakıfları için değil. Bunu siz de biliyorsunuz.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Sayın Başkan, böyle
bir usul yok.
BAŞKAN Sayın Şandır
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Sayın
Şandır, sizinle çıkınca birlikte değerlendiririz.
BAŞKAN Sayın Müezzinoğlu
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Ama, sizin
duyarlılığınızı, kendinize
inandığınız gibi bize inanmazsanız, siz çok
haklı-biz çok suçlu derseniz
BAŞKAN Sayın Müezzinoğlu, lütfen siz de Genel
Kurula hitap edin ve toparlayın lütfen.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Müezzinoğlu, 2003
tarihinde bu Kanunu siz yaptınız, niye değiştiriyorsunuz?
Bu sorunun cevabını istiyorum.
BAŞKAN Sayın Şandır
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Batı Trakyada
yaşamış insan eğer hatıralarını unutup
burada farklı şeyler söylüyorsa size inanmıyoruz.
BAŞKAN Sayın Korkmaz
Sayın Korkmaz
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Arkadaşlar, benim orada
hâlâ annem-babam var, benim orada hâlâ dayım, teyzem var.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Nasıl yüzüne bakacaksın
dayının, teyzenin!
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) - Orada ne bedeller
ödendiğini sen burada fotoğrafla göremezsin, ben yaşayarak
görüyorum.
BAŞKAN Sayın Müezzinoğlu, lütfen toparlayın.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Onun için, kusura
bakmayın, orada yaşayıp da çözüm üretmeyenler, şunca çözüm
sürecine yeni yeni tıkanıklıklar koyarak oraya bedel ödetmeye ve
oradaki insanların yarınını karartmaya
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Kaç defa
değişti? En kötü değişiklik bu.
MEHMET ŞANDIR (Mersin)- Sayın Müezzinoğlu, bu
Kanun
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) İnanıyorum ki,
sizlerle bire bir de bunları paylaşacağız.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Anladım da, bu Kanun
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Siz neyi
değiştiriyorsunuz?
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Acı hepimizin
acısı, sıkıntı hepimizin
sıkıntısı. İnanıyorum ki, bu Vakıflar
Yasasıyla, Balkanlarda, Sofyada, Üsküpte, Priştinede, Selanikte,
Giritteki
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Bir faydası yok onlara
Sayın Müezzinoğlu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Hep bize
şunları söylediler
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Müezzinoğlu.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Oraya bir faydası yok.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Bu düzenlemelerin onun
önünü açacağına inanıyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Müezzinoğlu.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Efendim oraya bir faydası
varsa, çıksın anlatsın.
MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Devamla) Yüce Meclise
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Şimdi, maddeyle ilgili, on dakika süreyle
soru-cevap faslına geçiyoruz.
Sayın Akcan, buyurun.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) Sayın
Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana
şu soruyu yöneltmek istiyorum:
Güvenoyu aldıktan sonra, Hükûmetimiz, sadece Adalet ve
Kalkınma Partisinin hükûmeti olarak mı kalır, yoksa tüm Türk
milletinin ve onun temsilcisi olan milletvekillerinin tamamını da
temsil eder hâlde midir? Birinci sorum bu.
Eğer bu böyleyse, neden, bu kanun tasarısıyla
ilgili olarak, şahsınızın imzasını
taşıyan şu broşürü, şu bilgi notunu -değerli
milletvekilleri, bu- niye sadece Adalet ve Kalkınma Partisi
milletvekillerine gönderirsiniz? Burada basılı olan evrakın
tamamında benim de hakkım var, bana oy veren insanların
vergilerinin parası da var. Bu ayrımcılık değil mi?
Partizanlık kelimesini kullanmak istemiyorum. Yürümenin,
konuşmanın adabı olduğu gibi, devlet idare etmenin
adabı da vardır. Bu sizin adabınıza uymuyor kanaatindeyim.
Buna nasıl meydan verdiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Doğru
REŞAT DOĞRU (Tokat) Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum:
24/1/2004 tarihinde İçişleri Bakanlığı,
Dışişleri Bakanlığından gelen, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığına ait bir yazıyı
bütün belediyelere gönderdi. Bu yazı da, bölgesinde bulunan Yunan ve
Rumlara ait eski, tamir edilmesi gereken eserler varsa, bunlar kendimiz
tarafından parasız tamir edilecektir diye bir yazıydı. Bu
yazıya izafeten acaba ne kadar vakıf eseri veyahut da Yunanistana
ait eser bildirildi ve kaç tanesi tamir edildi?
BAŞKAN Sayın Asil
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bugün dünyanın nizamını
değiştirmeyi amaçlayan birçok güçlü vakıf olduğunu
biliyoruz ve bu vakıfların pek çoğunun amaçları ile
ülkemizin çıkar ve menfaatleri de uyuşmamaktadır. 5inci madde
aynen kabul edilirse, bu güçlü vakıflarla mütekabiliyet esasına göre
vakıf kurulabilirin dışında, ülkemizin menfaatlerini nasıl
korumayı düşünüyorsunuz? Çünkü, küresel sermayenin desteklediği
bu güçlü vakıfların zararlı etkilerinden mütekabiliyet
esası ile ülkemizi koruyamayacağımız malumumuzdur. Ne gibi
tedbir aldınız? Bunlarla ilgili bir açıklama yapar
mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Ural
KADİR URAL (Mersin) Teşekkür ediyorum
Başkanım.
5555 sayılı Vakıflar Kanununun veto edilen
maddeleri hakkında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
hazırlanarak sadece AKPli milletvekili arkadaşlarımıza
gönderilen bilgi kitapçığı niçin diğer milletvekillerimize
gönderilmiyor? Vakıflar Genel Müdürlüğü, sadece AKPnin Genel
Müdürlüğü müdür? Vakıflar Genel Müdürlüğü, AKP tarafından
AKPye özelleştirildi de haberimiz mi yok? Teşekkür ediyorum.
İkinci sorum: Yabancıların vakıf
kurmaları konusunda İçişleri, Dışişleri gibi
Türkiye Cumhuriyeti kurumlarından izin almaları gerekmiyor mu?
Gerekmiyor ise, hangi cumhuriyetten, hangi devletten bahsediyoruz? Türkiye
Cumhuriyeti devleti, egemen bir devlet değil midir? Yabancıların
Türkiye Cumhuriyetinde vakıf kurabilmeleri serbestisinin verilmesiyle
amaç nedir? Bu kurulacak vakıf, Türkiyede kime hizmet edecek, kime
hayır yapacaktır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Sayın Bal
ŞENOL BAL (İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Ben de Sayın Bakana sormak istiyorum: Kendi ülkemizde
vakıflarımızın, derneklerimizin denetiminde
sıkıntı çekerken yabancıların Türkiyedeki
faaliyetlerini nasıl denetleyeceğiz ve vakıfların bu
zararlı faaliyetleri -ki olacaktır- karşısında hukuk
düzeni içinde nasıl cevap vermeyi düşünüyorsunuz?
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Çalış
HASAN ÇALIŞ (Karaman) Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, gayrimüslim azınlık cemaat
vakıflarının kaç tane, mülkiyetle ilgili, tescille ilgili
Bakanlığınıza, Vakıflar Genel Müdürlüğüne talebi
var? Bunların ne kadarı talep edilmiştir? Bunların
karşılığının ödenmesi gerektiği zaman Türk
milletine maliyeti ne olacaktır?
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Enöz
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
25inci maddede diyor ki: Cemaat ve yabancı vakıflar
uluslararası faaliyet ve iş birliğinde bulunabilirler, yurt
dışında şube ve temsilcilik açabilirler, üst
kuruluşlar kurabilirler ve yurt dışında kurulmuş
kuruluşlara üye olabilirler. Yurt içi ve yurt dışındaki
kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdî bağış ve
yardım alabilirler, benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve
nakdî bağış ve yardımda bulunabilirler.
Ülkeyi örümcek ağı gibi saran, Lozana ve Anayasaya
aykırı bu kilise vakıflarının büyük ölçüde güç
kazanması, bizim egemenlik haklarımızı ihlal değil
midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Sayın Bakan, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Başkanım, birinci soruyu soran
arkadaşım, değerli milletvekili arkadaşımız,
elbette ki, 60ıncı Cumhuriyet Hükûmeti bu coğrafyada
yaşayan herkesin hükûmetidir. Sizin, elinize alıp gösterdiğiniz
-bir başka arkadaşım da aynı doğrultuda bir soru
yöneltti- kitapçık, benim parti grubumun istemi üzerine, grupta
verdiğim brifingin aynısıdır. Grubum benden brifing talep
etmiştir Vakıflar Kanunuyla ilgili ve ben grubumu
aydınlatmışım. Aynen, orada yaptığım sunumun
kendilerine dağıtılmasını talep etmişler,
göndermişim. Bilsem ki, böyle kabul görecek, elbette ki, size de
gönderirdim.
ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) Yapmayın Sayın
Bakanım!
KADİR URAL (Mersin) Gözünü seveyim, yapma Sayın
Bakanım!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) O bir eksiklikse, kabul ediyorum, özür diliyorum. Yani, bir
eksiklikse kabul ediyorum, özür diliyorum, doğrudur. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
KADİR URAL (Mersin) Üstünde Vakıflar Genel
Müdürlüğü diye yazıyor.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Yani, keşke, beni, şöyle birkaç gün önce uyarsaydınız,
size ayrıca bir teşekkür yazardım.
OKTAY VURAL (İzmir) Size görevinizi
hatırlatmamıza gerek yok ki!
KADİR URAL (Mersin) Söyleseydiniz, uyarırdık
Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Kitapçığı da ben size getirirdim.
OKTAY VURAL (İzmir) - Bilgilendirme ihtiyacı
duyarsanız, bilgilendirirsiniz.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Yani, biz anlaştık iyi niyetle. Bakın, hiç
burada tartışacak bir şey yok. Ben eksik
yapmışım, tamam.
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) Özür dile, bitsin.
BAŞKAN Sayın Bakan özür diledi.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Asilin sorusu: Bu madde aynen kabul edilirse,
efendim, ülkemizin menfaatleri nasıl korunacak?
Değerli arkadaşlar, biz, büyük bir devletiz, güçlü
hükûmetimiz var.
Ülkemizin menfaatlerini, kamu kurum ve kuruluşları,
bakanlarımızın sevk ve idaresinde en iyi şekilde korur,
gözetir. Bu konuda hiç kimsenin kaygısı olmasın.
FARUK BAL (Konya) Yetki yok, kanun yok. Yetkisiz ve kanunsuz mu
koruyacaksınız?
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) - Ondan hiç şüphemiz yok
Sayın Bakanım. Ne gibi tedbirler aldınız öğrenmek
istiyoruz, sadece bilgilenmek için sordum. Ondan hiçbir şüphem yok.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Bu menfaatlerimizi koruruz.. Zaten, bu Kanunda da bazı
konuların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmektedir, o detaylar
yönetmeliklerde açıklanacak.
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) Bize de bilgi verseniz,
tahmin yapsak yasalaşmadan, iyi olmaz mı?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Değerli arkadaşlar, Sayın Uralın sorusu,
yabancıların vakıf kurmaları. Kanunun 5inci maddesinin
son fıkrasında Yabancılar Türkiyede hukuki ve fiilî
mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. Burada, dikkat
ederseniz iki koşul aranmaktadır: Bir, hukuklarında olacak,
düzenlemelerinde olacak; o yetmiyor, hukuklarını uygulayacaklar, yani
fiilen hukuklarını hayata geçirme şartları
aranmaktadır. Bu şekilde, yabancılar, ülkemizde, çok
doğaldır ki, bu mütekabiliyet ölçüleri içerisinde bizim ülkemizde de
vakıf kurabileceklerdir.
AKİF AKKUŞ (Mersin) Sayın Bakanım, ne
maksatla kuracaklar?
KADİR URAL (Mersin) - Ne yapacaklar bunlar Sayın
Bakanım, ne iş yapacak bunlar? Yani hayır işi mi
yapacaklar?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Biz insanlara ön yargıyla bakmıyoruz. İnsanlar
birbirlerine hayır ederler, yardımda bulunurlar, o düşünceyle
bakıyoruz ama birisi kem gözle bakarsa, buraya transfer edeceği
vakıf sermayesini kötü amaçla kullanmaya yeltenirse, elbette ki
Vakıflar Genel Müdürlüğü ve kamu güvenliğinden sorumlu, ülke
çıkarlarını gözetmekle sorumlu diğer kurumlar da en zecrî
şekilde müdahale edeceklerdir. Zaten, denetimlerin bu yasada nasıl
yapılacağı da ayrıca ön görülmüştür.
Taşınmaz edinimleri, getirecekleri sermayeler bunların
tamamı da Vakıflar Genel Müdürlüğüne bildirilecektir. Vakıf
kurarken de zaten, Türk yargısının onayını almak
zorunda, yani tescile yetkili, Türkiyede görev yapan yetkili ve görevli
mahkemeye başvurup mahkemenin tescilini almaları gerekir. O tescil
davasında da Vakıflar Genel Müdürlüğü yasa gereği
hasım olarak yer alacaktır.
AKİF AKKUŞ (Mersin) Sayın Bakan, siz izin
verdikten sonra mahkeme ne yapsın!
FARUK BAL (Konya) Tespit davasıdır o, mahkemenin
inceleme yetkisi yok.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Çalışın sorusu: Kaç mülkiyet
var?
Değerli arkadaşlar, Kanunun geçici 7nci maddesinde
düzenlenmiş, nam-ı müstear, nam-ı mevhum niteliğinde 18
taşınmaz bu vakıfların malı olması gerekirken,
1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı çerçevesinde
ellerinden alınmış taşınmazların
sayısı, hazine nezdinde 114 tane, Vakıflar Genel Müdürlüğü
nezdinde ise 28 tane taşınmaz bulunmaktadır.
Diğer sorulara da yazılı cevap vereceğim.
Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde emsal olma durumu
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Bir sonraki soruda alayım ben onu.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Madde üzerinde on beş önerge vardır ancak her madde
üzerinde, milletvekillerince sadece yedi önerge verilebildiğinden, önce
geliş sırasına göre ilk yedi önergeyi okutacağım,
sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre
işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin birinci fıkrasında geçen kurulur ve ibaresinin
kurulurlar ve olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turan
Kıratlı
Kırıkkale
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin birinci fıkrasında geçen hükümlerine göre
ibaresinin hükümlerince olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Kerim
Özkul
Konya
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen mahkemesince ibaresinin
mahkemesi tarafından olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Mustafa
Ataş
İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen belirlenir ibaresinin
tespit edilir olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Faruk
Koca
Ankara
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
5555 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
|
|
Bekir Bozdağ |
M. Necati Çetinkaya |
Asım Aykan |
|
|
Yozgat |
Elâzığ |
Trabzon |
|
|
Hayrettin Çakmak |
|
Öznur Çalık |
|
|
Bursa |
|
Malatya |
Yeni vakıfların kuruluşunda amaçlarına göre
özgülenecek asgarî mal varlığı her yıl Meclisçe belirlenir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 5555 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 5. maddesinin son fıkrasının
başına Dışişleri Bakanlığının
teklifi, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü
ve Bakanlar Kurulunun izni ile ibaresinin eklenmesini saygı ile arz
ederiz.
|
|
Faruk Bal |
Emin Haluk Ayhan |
Kadir Ural |
|
|
Konya |
Denizli |
Mersin |
|
|
Metin Ergun |
Mustafa Enöz |
Ahmet Orhan |
|
|
Muğla |
Manisa |
Manisa |
BAŞKAN Şimdi en aykırı önergeyi okutup
işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 98 Sıra Sayılı 9.11.2006
Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Anayasanın 89
uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporunun
Yeni Vakıfların Kuruluşu, Malvarlığı, Şube
ve Temsilcilikleri başlıklı 5 inci maddesinin, Anayasaya
aykırılığı nedeniyle Tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
|
|
Halil Ünlütepe |
Rahmi Güner |
Ali İhsan Köktürk |
|
|
Afyonkarahisar |
Ordu |
Zonguldak |
|
|
Metin Arifağaoğlu |
M. Rıza Yalçınkaya |
Bilgin Paçarız |
|
|
Artvin |
Bartın |
Edirne |
|
|
|
F. Nur Serter |
|
|
|
|
İstanbul |
|
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Başkanım, katılmıyoruz.
BAŞKAN Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak
mısınız?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Rahmi Güner konuşacak.
BAŞKAN Buyurun Sayın Güner. (CHP
sıralarından alkışlar)
RAHMİ GÜNER (Ordu) Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 9.11.2006 Tarihli ve 5555
Sayılı Vakıflar Kanununun 5inci maddesinin Anayasaya
aykırılığı nedeniyle tasarı metninden
çıkarılmasını arz ediyoruz. Teklifimiz bu şekilde.
Değerli arkadaşlarım, Anayasanın
Yabancıların durumu başlıklı 16ncı maddesinde
Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka
uygun olarak kanunla sınırlanabilir. denilmekte ve
dolayısıyla, Anayasaya göre, yabancıların temel
hakları ancak kanunlarla sınırlandırılabilir.
Eğer kanunda bir kısıtlama yoksa, bu haklardan yabancılar
da yararlanabilir.
Maddenin bu hükmü kazuistik bir şekilde düzenlenmiştir.
Burada kanunla herhangi bir kısıtlama getirilmediği takdirde,
otomatik olarak, zaten var olan bir hak yeni bir hakmış gibi
gösterilmektedir. Bu maddenin Yasadan çıkarılması
yabancılara vakıf kurma hakkının
tanınmayacağı anlamına gelmemektedir. Madde, hukukun genel
ilkeleriyle, Anayasanın 2nci maddesinde yer verilen hukuk devleti
niteliğinin gereği olan hukuk güvenliği ilkesiyle,
Anayasanın örgütlenme özgürlüğü ve mülkiyet hakkına
ilişkin 33 ve 35inci maddelerindeki kurallarla
bağdaşmamaktadır. Bu sebepten dolayı, Yeni vakıfların
kuruluşu, mal varlığı, şube ve temsilcilikleri
başlıklı 5inci maddenin yasa metninden
çıkarılmasını istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, daha önceki
görüşmelerimde de belirttiğim gibi, böyle bir yasanın Meclise
gelmesinden gerçekten zül duymaktayım. Çünkü, bu devlet, bu cumhuriyet
kolay kurulmamıştır. Bizim hudutlarımızı, bizim
özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı
emperyalist devletler bize tanımamıştır; bizim bu
bağımsızlığımızı, bu özgürlüğümüzü,
büyüklerimiz, dedelerimiz, atalarımız kanlarını dökerek
çizmişlerdir.
Değerli arkadaşlarım, Ankarada
Kuvayımilliyeye Batumdan silahı dedelerimiz kayıklarla
taşımıştır. Çıkış yerinin birisi
İnebolu, birisi Ordudur. Şunu anlatmak istiyorum: Biz bu
emperyalistlerin isteklerine hiçbir zaman boyun eğmedik. Şu anda
görüyorum ki Amerika Birleşik Devletleri, şu anda görüyorum ki Avrupa
Birliği ve Avrupa Birliğinin üyesi Yunanistan, Türkiyeye büyük bir
dayatma yapmaktadır. Biz bu dayatmanın
ışığında Türkiyede birçok
varlıklarımızı, birçok kazançlarımızı,
birçok özgürlüklerimizi kısıtlama durumuna girmekteyiz.
Bu şekilde bir örgütlenmenin, bu şekilde bir
Vakıflar Yasasının çıkması, Türkiyenin gerçekten
birçok haklarının, birçok yeni yapılanmalarının önünü
alacaktır. Bu yönden
Avrupa zaten Türkiyeyi Avrupa Birliğine
almamaktadır. Bunu basında görüyoruz. Bugün gazetede okumuşsunuzdur,
Fransa Reisicumhurunun, Fransa hükûmetinin, Fransa devletinin bugünkü
demeçlerinde nasıl Türkiyeyi
aşağıladığını, nasıl Türkiyeyi küçük
gördüğünü de açıkça belirtmiştir. Onu da okumanızı
istiyorum ve Türkiyeye dayatmalarla, Türkiyeye yapılan bu baskılarla
ne Lozanın hükümleri yok edilebilir ne Türkiyenin
bağımsızlığı, özgürlüğü yok edilebilir.
Çok değerli arkadaşlarım, bu kürsü ulusal
Kurtuluş Savaşını başlatan, bu kürsü Türkiyenin
millî Kurtuluş Savaşını veren, bu kürsü dünyaya,
emperyalizme karşı en iyi şekilde mücadele veren Mustafa Kemal
Atatürkün kürsüsüdür. Bu kürsü, kimsenin egemenliğinde
olmadığı gibi, bu kürsü ancak Türk milletinin, Türk milletini
temsil eden kişilerin kürsüsüdür. O bakımdan ben açıkça
söylüyorum, bu şekilde bir kanunun bu Mecliste görüşülmesinden üzüntü
duyuyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Buyurun Sayın Güner.
RAHMİ GÜNER (Devamla) Değerli arkadaşlarım,
inşallah, çok değerli Meclis üyeleri, bu Kanunu çok iyi şekilde
irdeler ve Kanunun reddine oy verirler.
Ben hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP
ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Güner.
Önergeyi oylarınıza
III.- Y O K L A M A
(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
OKTAY VURAL (İzmir) Toplantı yeter sayısı
yoktur Sayın Başkanım, yoklama istiyoruz.
BAŞKAN Önce, yoklama talebinde bulunan sayın üyelerin
isimlerini tespit edeceğim. Yeterli sayıda sayın üye salonda
hazırsa, elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Sayın Şandır, Sayın Vural, Sayın Bal,
Sayın Akcan, Sayın Kumcuoğlu, Sayın Bal, Sayın Asil,
Sayın Tankut, Sayın Korkmaz, Sayın Uslu, Sayın Sipahi,
Sayın Ural, Sayın Enöz, Sayın Paksoy, Sayın Çelik, Sayın
Büyükataman, Sayın Bölükbaşı, Sayın Yalçın, Sayın
Kutluata, Sayın Şafak.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum.
Adlarını okuduğum sayın üyelerin yoklama için
elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555
Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24)
(S. Sayısı: 98) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmetin
katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 5555 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 5. maddesinin son fıkrasının
başına Dışişleri Bakanlığının
teklifi, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü
ve Bakanlar Kurulunun izni ile ibaresinin eklenmesini saygı ile arz
ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon, katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN Takdire bırakıyorsunuz.
Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Katılıyorsunuz
Katılmıyorsunuz
OKTAY VURAL (İzmir) Neye katılıyor efendim?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılıyoruz efendim bu önergeye.
OKTAY VURAL (İzmir) Hangi önergeye Katılıyoruz.
dediler?
BAŞKAN Faruk Bal ve arkadaşlarının
önergesine katılıyor musunuz?
OKTAY VURAL (İzmir) Evet, Katılıyoruz. dediler.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Bozdağ
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Bekir Bozdağ
BAŞKAN Yok.
OKTAY VURAL (İzmir) Efendim, on dakika ara verin,
Sayın Hükûmet
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Efendim, yeter sayımız olmadığı için
burada
BAŞKAN Takdire bırakıyorsunuz.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Değil, takdire bırakıyorum değil,
katılmıyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) Takdire bırakıyorum.
dediniz.
BAŞKAN Siz, Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Faruk Balın önergesi değil mi?
BAŞKAN - Evet.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Katılmıyorsunuz.
Gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız?
FARUK BAL (Konya) Konuşacağım.
OKTAY VURAL (İzmir) Efendim, katılıyor mu,
katılmıyor mu, anlamadık.
BAŞKAN Katılmıyorlar.
OKTAY VURAL (İzmir) Hangisine?
BAŞKAN Sayın Faruk Bal ve
arkadaşlarının önergesine Hükûmet ve Komisyon
katılmıyor Sayın Vural.
Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından
alkışlar)
FARUK BAL (Konya) Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bizim kültürümüzde beşer şaşar diye bir
laf vardır. Bugün burada iki defa tekerrür etti. İnşallah,
şaşırmadan, hakikati bulabileceğimiz bir iklime
kavuşuruz.
Diğer bir güzel sözümüz de: Hafızai beşer nisyan
ile maluldür.
Değerli arkadaşlarım, bu sözü açıklamam
lazım, özellikle bu yasayla ilgili olmak üzere, hafızamızın
bizi yanıltmaması gerektiğini sizlerle paylaşmam
lazım.
Arkadaşlar, Vakıflar Kanunu Türkiye Cumhuriyeti
devletinin önüne Avrupa Birliği uyum yasası olarak gelmiştir.
İlk geldiği tarih 3 Ağustos 2002dir. O tarihte, bunun Avrupa
Birliğiyle alakası olmadığını iddia eden, savunan
Milliyetçi Hareket Partisinin ret oylarına karşı, 3 Ağustos
2002 tarihinde Mecliste bulunan altı tane parti -ki bunun içerisine AKP de
dâhildi- Evet. demek suretiyle bu Kanunu çıkardılar ve
Vakıflar Yasası özellikle cemaat hukuku açısından birinci
gediğini almıştır.
İkinci gedik ise dördüncü uyum paketiyle
açılmıştır -dördüncü uyum paketi Ocak 2003 tarihinde
AKPnin iktidarıyla beraber olmuştur- üçüncü gedik altıncı
uyum paketiyle açılmıştır, dördüncü gedik yedinci uyum
paketiyle açılmıştır ve bu son gedik artık delik
hâline gelmiştir, bu cemaat hukuku ya da cemaat vakıflarıyla
ilgili mevzuat külliyen berhava edilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, beş defa
Avrupa Birliği uyum yasası adı altında bu Kanun üzerinde
değişiklik yapılması getirilirken her defasında Bunu
kabul ederseniz trene bineceksiniz, kabul etmezseniz Avrupa Birliği treni
kaçar. denilmiştir. Demek ki biz beş defa treni
kaçırmışız ve bu Yasa ile de kaçacak bir tren ortada
göremiyoruz.
Yani bugün burada konuşulurken hafızamızın
bizi yanıltmaması için beşer olarak bunları
hatırlamamıza gerek var diye bu bilgiyi verdim. Ama bugün burada
bunların hiçbirisi konuşulmuyor. İşte,
konuşulmamasının sebebi, AKP Grup Başkan Vekilinin ifade
ettiği bilgi kirliliğidir. Bu bilgi kirliliğinden
arındıramazsak bu Meclisi değerli arkadaşlarım, vicdanımızın
sesini dinleyemeyiz. Vicdanımızın sesini dinlemeye mecburuz ve
mahkûmuz, çünkü biz milletin sesiyiz. Parti ayırımı yapmadan
konuşuyorum.
Burada, çok değerli bir milletvekili
arkadaşımız Batı Trakyadan geldiğini ifade ederek
konuştu. Bu ülkede, Batı Trakya kökeninden gelmiş bir
milletvekili olmuş arkadaşımız -tabii ki, siyasi iradesine
saygımız vardır ama- o sıkıntıları
yaşamış bir kişi olarak, ben isterdim ki burada şunu
konuşsun: Benim oradaki mensup olduğum insanların, Yunan
Hükûmeti tarafından Osmanlı vakıfları, Türk
vakıfları, Müslüman vakıflar yasak bölge ilan edilmiştir.
Bu vakıflar kamulaştırılmıştır. Bu
vakıfların arazisine kamulaştırma olmadan Yunan Hükûmeti el
koymuştur. Bu vakıfların arazileri askerî bölge ilan
edilmiştir. Oradaki cemaatin seçtiği müftüyü Yunan Hükûmeti
tanımamaktadır. Oradaki Mehmet Aganın mahpuslarda çektiği
çileyi anlatmasını isterdim.
Değerli arkadaşlarım, ben orayı devlet
bakanı olarak ziyaret etmiş bir arkadaşınızım.
Ben gitmeden önce, iki defa Sayın Bakan orayı ziyaret etti. Ben oraya
rahmetli Sadık Ahmetin ruhuyla gittim, onun fikriyle gittim. Bunu,
açıkça da oradaki bölge sekreteriyle konuştum ve sizin
gidemediğiniz Türk Gençler Birliğinin içine girdim. Millî duruş
ve kararlılık bunu gerektiriyor.
Değerli arkadaşlarım, bunu siyasi bir
tartışma olduğu için anlatmıyorum. Bu, millî bir
davadır. Bu millî davada, şimdi, biz, bütün Lozanın
Bir tek
Lozan değil -Bekir Bey burada yanlış ifade de bulunuyor- bizim
cemaat vakıflarıyla ilgili mevzuatımız sadece Lozanın
42nci maddesi değil, bir de Atina Anlaşmamız var, bunların
ek protokolleri var, Yunan Sevri var. Bunlardan niçin bahsetmiyorsunuz?
İşte, bu bilgi kirliliğini bertaraf etmemiz lazım.
Kirlilikle ilgili olmak üzere mütekabiliyet iddiası ve ifadesi bir bilgi
kirliliğidir. Burada ne yazarsanız yazın, asla, kata bilgi
kirliliği çerçevesi içerisinde söylediğiniz sözler hakikat
olmayacaktır. Hiçbir zaman bu mütekabiliyet uygulanmayacaktır.
Uygulamak mı istiyorsunuz? Kararınız bu mu? Gelin, altına
imzamızı atalım. Yunan vakıflarıyla ilgili Yunan
Meclisinde bulunan, 15 Ocak 2008 günü Yunanistanın komisyondan geçen
Batı Trakyadaki vakıflarla ilgili mevzuatı aynen kabul edelim.
Eğer mütekabiliyetse, budur mütekabiliyet.
Bakın, orada ne yazıyor? Burada, Lozana tabi
azınlıklar, 1935 tarihinden itibaren kendi temsilcilerini kendileri
seçer, Türk Hükûmetinin hiçbir müdahalesi olmaz, ama Yunanistanda, Lozana
tabi olan Batı Trakya Türkleri
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bal.
Bir dakika eklemiştim demin.
FARUK BAL (Devamla) Peki, arkadaşlar, diğer önergede
bir araya geleceğiz.
Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Çok teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
5555 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Bekir
Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları
Yeni vakıfların kuruluşunda amaçlarına göre
özgülenecek asgarî mal varlığı her yıl Meclisçe
belirlenir.
BAŞKAN Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılıyoruz Sayın Başkan.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Gerekçe.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Vakfın kuruluşunda tahsis edilecek
malvarlığını belirleme ve tescile karar verme yetkisi, Türk
Medeni Kanununa göre mahkemelere ait olup, uygulama birliğini temin amacıyla
önerge ile kuruluş malvarlığının asgari
miktarının her yıl Vakıflar Meclisince belirlenmesine
ilişkin düzenleme yapılmıştır.
BAŞKAN - Komisyon takdire bıraktı, Hükûmet
katılıyor.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin birinci fıkrasında geçen hükümlerine göre
ibaresinin hükümlerince olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Kerim
Özkul
Konya
BAŞKAN Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Efendim, sayın
milletvekilinin bu engin bilgisini öğrenmek istiyoruz. Acaba hangi
gerekçeyle
Bu önergeyle ilgili olarak Sayın Milletvekilinin gerekçesini
kürsüde öğrenmek istiyoruz efendim.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum Sayın
Kılıçdaroğlu.
Gerekçe:
Kanun tekniği açısından uygun görülmüştür.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) Kendi
milletvekilinizin önergesini reddediyorsunuz!
OKTAY VURAL (İzmir) Ama, çok önemli bir önergeydi bu yani!
BAŞKAN Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
98 sıra sayılı kanun tasarısının 5
inci maddesinin birinci fıkrasında geçen kurulur ve ibaresinin
kurulurlar ve olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Turan
Kıratlı
Kırıkkale
OKTAY VURAL (İzmir) İktidar Meclis
çalışmalarını sabote ediyor. Yani, milletvekilinin önerge
verme hakkını elinden alıyor.
BAŞKAN Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
İbarenin değiştirilerek, anlamın
netleştirilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge reddedilmiştir.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Kendi
arkadaşınızın önergesini niye kabul etmiyorsunuz?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bir hakkın suistimali
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Geriye kalan iki önergeyi kabul edilen bir önerge
nedeniyle işleme koyamıyorum.
Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Yeni bir önerge daha işleme
almanız lazım efendim.
BAŞKAN - Maddeyi kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul
edilmiştir.
11inci maddeyi okutuyorum
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan müsaade eder misiniz.
BAŞKAN Buyurun Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli)
Sayın Başkan, İç Tüzükün 87nci maddesinde diyor ki,
milletvekilleri yedi önerge verir ve her halükârda grupların da birer
önerge hakları saklıdır.
Bir de temel kanunlarla ilgili 91inci maddede deniliyor ki, temel
kanun olarak kabul edilen şeylerde, her maddede milletvekilleri iki önerge
verebilir, her halükârda grupların önerge hakları saklıdır.
Geçen gün sizin yerinizde Sayın Mumcu oturuyordu. Bir temel
kanunun müzakeresi sırasında milletvekillerinin madde üzerinde
ikişer önergesi kabul edildi ve gruplara da ayrı bir önerge
hakkı uygulandı.
Şimdi, 87nci maddeye gelince: 87nci maddede sizin
uygulamanız, şimdi, siz diyorsunuz ki, dört önerge grup veriyor, üç
tane önergeyi de milletvekilleri veriyor.
Sayın Başkan, bu, daha önce, Anayasa Mahkemesine
gitmeden önceki şekli buydu. Yani, milletvekilleri üç önerge
verebiliyorlardı. Ancak, Anayasa Mahkemesi dedi ki Üç önerge azdır
ve bu İç Tüzükü iptal etti, yediye çıkardı. Yani,
uygulamanızı rica ediyorum
Bana göre, milletvekillerinin yedi
önergesini işleme koyun, ama grupların önergesini de ayrıca
işleme koyacaksınız.
İsterseniz bu konuda bir usul tartışması
açın. Çünkü, iki tane değişik uygulamanız var.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkan.
BAŞKAN Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Efendim, Sayın Gençin
söylediği husus gerçekten İç Tüzükümüzün 87nci maddesinde gayet
açık ve sarih. Burada diyor ki
Sayın Başkan, mikrofonu açarsanız
BAŞKAN Buyurun Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkan, çok
teşekkür ederim.
İç Tüzükümüzün 87nci maddesi bu konuda çok açık, net,
tereddüde mahal yok. Diyor ki: Bu esaslar dairesinde milletvekilleri
tarafından Anayasaya aykırılık önergeleri dahil her madde
için yedi önerge verilebilir. Her siyasî parti grubuna mensup
milletvekillerinin birer önerge verme hakkı saklıdır. Bu
demektir ki çok açık
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) Yedi önerge
artı
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Yedi önerge artı dört önerge,
yani burada her maddeyle ilgili on bir önergenin işleme alınması
gerekir.
Bu konuda bir teamül oluştuğu yönünde Sayın
Komisyon Başkanımızın beyanı da Sayın Gençin
söylemiyle boşluğa düşmüş oldu. Eğer bir başkan
vekili arkadaşımız bunu bu şekilde uyguladıysa bir
teamül de oluşmamış demektir.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Teamül de bir uygulamadır.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Dolayısıyla, bu kanun da
ihtilaflı bir kanundur, farkındaysanız Meclisimiz bu konuda
gruplar olarak muhalefet yapmaktadır. İç Tüzükün 87nci maddesinin
uygulanmasını istiyoruz, çünkü -gerekiyorsa usul
tartışması da açabilirsiniz- bir şey yaşıyoruz,
Meclise sunulan kanunlar komisyondan Genel Kurula indiği anda, bir
yerlerde, iktidar partisi
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) Her ne hikmetse!
MEHMET ŞANDIR (Mersin)
her ne hikmetse, hem
şahıslar adına konuşmayı hem de önerge
hakkını gidiyorlar peşinen kapatıyorlar.
BAŞKAN Sayın Şandır
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Bunu nasıl yapıyorlar
öğrenemedik. Çünkü biz de bu kanunun görüşülmesi sırasında
çok titiz davrandık, müdürümüzü gönderdik, önergelerimizi, taleplerimizi
hazırladık, ama dört dakikayla kaybettik. 14.29da AKP hem
şahıslar adına konuşmayı hem önergeleri
kapatmış bulunuyordu. Eğer bu kanunları bu Genel Kurulda
iktidarıyla muhalefetiyle görüşerek doğru olanı bulacaksak,
bu kapıyı aralamamız lazım. Şimdi bu yedi önerge
usulünün uygulanmasını talep ediyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Şimdi, ben birleşime on dakika ara
vereceğim. Grup başkan vekilleri lütfen gelirlerse beraberce bir
tartışalım konuyu.
On dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.45
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.07
BAŞKAN: Başkan Vekili
Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Canan
CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 56ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
98 sıra sayılı Kanun Tasarısının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
11inci maddeyi okutuyorum:
İdarî para cezası
MADDE 11- Genel Müdürlükçe yapılan tebligata rağmen, bu
Kanun uyarınca istenen beyanname, bilgi ve belgeleri zamanında
vermeyen, organların vakfiye veya vakıf senedine aykırı
olarak toplanmasına sebebiyet veren veya gerçeğe aykırı
beyanda bulunan vakıf yönetimine Genel Müdürlükçe her bir eylem için
beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. İdarî para
cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine
göre kanun yoluna başvurulabilir.
BAŞKAN 11inci madde üzerinde söz alan üyelerin isimlerini
okuyorum:
Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Mersin Milletvekili İsa Gök, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Şahısları adına: Manisa Milletvekili
İsmail Bilen, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz ve İzmir
Milletvekili Şenol Bal.
İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin
Milletvekili İsa Göke aittir.
Sayın Gök, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 11inci madde hakkında Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Saygılar
sunuyorum yüce Meclise.
Öncelikle, tüm arkadaşlarımız, cemaat
vakıfları üzerinde duruyorlar, doğrudur. Bu Kanun cemaat
vakıfları konusunda önemli değişiklikler içermektedir. Ama
bu Kanunun farklı bir yanı daha var arkadaşlar: Bu Kanun, aslında
-çok bilinçli bir şekilde- Kamu Reformu Yasa Tasarısı vardı
ya hani geçen dönem geçirilemeyen, iade olunan, bu reformun bir
ayağıdır. Çünkü bu Yasa ile merkezî otorite, devlet erki zaafa
uğratılmaktadır. AKPli milletvekillerine söylüyorum, bu Kanunu
doğru dürüst okudunuz mu? Bu Kanunu incelediniz mi? Yalnızca el
kaldırmaya gelmediniz umarım. Çünkü bu Kanunla üçüncü sektör
adı altında, belki de 77nci maddeye sığınarak, belki
de farklı gerekçelerle, ama Avrupa kaynaklı dayatma olduğu
muhakkak olan üçüncü bir sektör yaratılıyor. Bu, gözden
kaçırılıyor arkadaşlar, kaçırılıyor gözden.
Bu Kanunla devlet erki ciddi olarak azaltılmakta, yeni bir dev
yaratılmakta, ama hiç kimse bu devin nereye kadar gideceğini, bu
canavarın daha sonra kimleri yiyebileceğini düşünmüyor.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Korkular
İSA GÖK (Devamla) Korkular değil...
Bu Kanun, hassas bir kanun.
Vakıf nedir arkadaşlar? Vakfı bir okudunuz mu?
Bakın, vakıf konusunda, böyle Osmanlı geldi, çok iyi
işler, harika, kaşı gözü bu
gibi lafları
bırakın. Tanımı kanun koyar, kanun. Bunu okumayı
başarmak lazım. 743 sayılı Medeni Kanun çok güzel bir
tanım koymuştur. Ey milletvekilleri okuyunuz! Diyor ki 73üncü madde:
Vakıf, başlı başına mevcudiyeti haiz olmak üzere, bir
malın belli bir gayeye tahsisidir. Bir malın, bir gayeye tahsisi.
Daha sonra 4721 sayılı Kanun 101inci maddesinde yeni bir tanım
koydu, bu da güzel bir tanım: Vakıflar, gerçek veya tüzel
kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca
özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal
topluluklarıdır.
Kanuna bakıyorsunuz, bu Kanunda ne var arkadaşlar? Bu
Kanunda bunun dışında bambaşka bir güç yaratılma
çalışması var. Bunu aşıyor, Medeni Kanunu
aşıyor. Sayın AKP Grup Başkan Vekili, vakıflar
hakkında bazı şeyler söyledi konuşmasında,
Dışarı giden bizim dindaşlarımız orada da dinî
vakıf kuramazlar mı? falan. Kuramazlar, kuramazlar; çünkü İnsan
Hakları Mahkemesi buna engeldir. Neden? Tüm millî mevzuatlarda ırk
veya cemaat, mezhep kaynaklı vakıf kurulması
yasaklanmıştır, yasaktır. Aynı yasak, 2002de gelen
Medeni Kanunumuzun 101inci madde dördüncü fıkrasında var, aynen
Belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek
amacıyla vakıf kurulamaz. der. Avrupada da kuramazsınız.
Neden kuramazsınız? Bakın, bizde kuruluyor. Neden kuruluyor?
Mecburiyetten kuruluyor. Çünkü, Lozan, 37 ve 44 arası, 42nci maddede
Sayın Grup Başkan Vekili okudu, ama lafzi değil ruhuna bakmak
lazım. Lozanın dönemi Birinci Dünya Savaşı
sonrasıdır, kolektif hakların olduğu dönemdir, yani cemaat
haklarının olduğu dönemdir, yani Osmanlıdaki millet esasının
olduğu dönemdir. İkinci Dünya Savaşından sonra hiçbir
barış anlaşmasında bu türden maddeler geçmemiştir,
geçmez de. Niye geçmez? Dünya ilerledi, kolektif haklar kalktı, birey
hakları geldi. İnsan Hakları Mahkemesi -kimse dolanmasın-
mülkiyeti dahi Ek 1 Protokolü ile bireysel haklar anlamında
değerlendirir. Kolektif haklar, cemaat hakları, azınlık
hakları yoktur, birey hakları vardır. O dilinize
doladığınız mahkeme kararı var ya, o mahkeme
kararı da bireysel hak ve özgürlüklere ihlalden dolayı verilmiştir.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Lozan ne olacak?
İSA GÖK (Devamla) Lozanı mahveden sizsiniz
üstadım.
Sevr 140
Sevr Anlaşması bizim boynumuzdaki ilmektir,
bizim sonumuzdur, bizim bitirilmemizdir. Sevrin 140 ve sonrası maddeleri
vardır. Azınlıklar orada düzenlenmiştir.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Lozan
İSA GÖK (Devamla) Her lafı atın,
cevabınızı vereceğim. Bu konuşmamın bir
giriş-gelişmesi yok, doğaçlama konuşacağım, her
lafınıza cevap vereceğim arkadaşım. Sorunuzu siz sorun
oradan bana.
Sevr 140 ve sonrası Lozan 42ye geldi. Lozan 37
sonrasında Sevrin hiçbir hükmü kalmadı. O bile bir tavizdi. Niye?
Birinci Dünya Savaşı sonrası oluşan kolektif, yaygın
haklar cümlesindendi. Ama Lozan bile bir tavizdi. Niye? Bir ant, bir
sözleşme yapıyorsunuz, bir taviz vereceksiniz. Oradaki
azınlıklara verilen haklar dahi şu anda Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarına verilmemiştir.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) Yani şimdi, Lozanı
taviz yaptın. Yanlış yaptın!
İSA GÖK (Devamla) Müsaade eder misiniz? Bir dakika
Bir
saniye
Dinleyin.
Bakın arkadaşlar, orada şu anda cemaat vakfı
kurulamaz, Lozandaki haktan dolayı, bu hak, vakıflar devam edebilir.
Lozan 42 gereği devam edebilir. Yeni ırk ve cemaat esaslı
vakıf kuramazsınız. Medeni Kanun
Yasaktır. Devlet
sistemimiz bunu engeller. Siz şu anda bu Vakıflar Kanunuyla
arkadaşlar, Sevrdeki hükümleri getiriyorsunuz, Sevr hükümlerini.
Açın okuyun Sevri, açın okuyun. Bu Kanun, Türkiyenin tapusu olan,
anayasal statüsü olan Lozanı tartışma konusu yapıyor,
çünkü Lozanda verdiğimiz yetkileri de aşarak
Lozan yetkileri, büyük
önder Atatürkün, dokuz yıllık içinde bulunduğu
çalışma ekibiyle beraber
2762 sayılı Yasa, bu Yasa 1935te
yasalaşmıştır.
Arkadaşlar, bu Yasa, dokuz yıllık
çalışmayla -26- büyük bir devrim olan Medeni Kanun sonrası
vakıf olayını düzenlemiştir ve eski vakıf - yeni
vakıf ayrımını yapmıştır. Yapmak zorunda,
Lozan var, Lozanı nazara almak zorunda. Her kelimesi, her virgülü nazara
alınmıştır büyük hukukçularla.
Siz ne yaptınız? Geçen dönem getirdiniz. Kırk
beş önerge yedi bu Kanun, kırk beş önerge yedi. Bu Kanun, nereye
gittiğinizi
Bana bakıyorsunuz ya, aynen öyle, hiçbir şey
bilmiyorsunuz, bu Kanunun nereye gideceğini bilmiyorsunuz. Bu Kanunun
Türkiyeyi, devleti, sistemi nereye götüreceğini kestiremiyorsunuz. (CHP
sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, davaları göreceksiniz üç dört yıl
sonra. Türkiyenin başına nasıl bir çorap örüldüğünü
göreceksiniz. Mülhak vakıflar tekniğe girmeyeceğim, hukukçu
değil çoğunuz- mazbut vakıflar, yani eski vakıflar. Siz,
eski vakıfların, yani 2162 sayılı Yasanın
sistematiğindeki eski vakıfları kaldırıyorsunuz bu
Kanunla hangi aklıevvelin hikmeti, bilmiyorum bunu- yeni vakıf
statüsüne koyuyorsunuz, yeni vakıflarla aynı hâle getiriyorsunuz,
aynı yetkileri veriyorsunuz. Yapmayın! Lozan buna bir
sınırdır, Lozan buna bir sınırdır. Bu
sınırı aşıyorsunuz, sınırı
dağıtıyorsunuz, yepyeni bir sistem getiriyorsunuz. Yetmiyor.
Bakın, bu Vakıflar Kanunu, yalnızca cemaat
vakıfları yönünden tehlike arz etmiyor, arkadaşlar. Medeni
Kanuna göre kurulan yeni vakıflar var. Bu vakıfların denetimi
yok, hesabınızda da yok, düşüncenizde de yok. Bakın, hani
Avrupada vakıf yok. diyoruz ya, doğru. Sizin
anladığınız anlamda vakıf bir tek Yunanistanda var.
Ama vakıf anlamında vakıflar Almanyada var, her siyasi partinin
siyasi çalışmasının tabanını oluşturur
vakıflar. Türkiyede Hablemitoğlu öldürüldü. Vakıflar
çalışmasını düşünün! Nerede bir altın
araması var, bir vakıf var, devreye giriyor. Nerede bir santral var,
vakıflar devreye giriyor. Vakıfların parası geliyor,
vakıfların adamları geliyor Türkiyeye. Ne oluyor hiç
araştırdınız mı, hiç bunları düşündünüz mü?
Bu Vakıflar Kanunuyla sermaye hareketlerine izin veriyorsunuz, şube
açtırıyorsunuz, yurt dışına gönderiyorsunuz,
şirket kurduruyorsunuz, yeni ticari işletmeler
açtırıyorsunuz. Siz ne yapıyorsunuz ya? Siz ne
yapıyorsunuz? Siz Türkiyenin geleceğini dinamitliyorsunuz,
farkında değilsiniz! Dinamitliyorsunuz! (CHP, MHP ve DSP
sıralarından alkışlar)
Lütfen bu Kanunu okuyun, şu maddeleri bir gözden geçirin;
ama lafzına değil ruhuna inin, bu maddeleri şerh edin. Bu Kanun
başa bela olacak bir kanun arkadaşlar.
Tehlike bununla bitmiyor arkadaşlar. Soros
vakıflarını unutuyorsunuz. Unutuyorsunuz...
MEHMET ŞANDIR (Mersin) İhanet yasası!
İSA GÖK (Devamla) - Bu ülkedeki o önemli vakıfları
unutuyorsunuz. Denetim gelmiyor. Denetim diyen, kusura bakmayın,
gerçeğe aykırı beyanda bulunur. Denetim falan gelmiyor.
Denetimi vakıflar meclisi yapacak... Mecliste kendileri var. Yapmayın
ya! Bu nasıl denetim? Kuzuyu kurda emanet ediyorsunuz. Böyle denetim mi
olur? Bu oylamada vicdanınıza bakmak zorundasınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Gök, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
İSA GÖK (Devamla) Peki efendim.
Efendim, ben tekrar huzurunuza geleceğim, bu konuyu
konuşacağız zaten.
Şimdi, bakın arkadaşlar, vakıflar mevzuunda
atacağınız her adım önemlidir. Çünkü bunun zararı
bugün ortaya çıkmaz, üç yıl, beş yıl sonra
Sayın
Bakan demiş ki: 10 kanun, 6 tüzük, 20 yönetmelik var, bunları temizleyeceğiz.
Bu laf mı ya? Bu Kanunu sen bugün çıkar, normlar hiyerarşisinde
yarın yine tüzük çıkaracaksın, yarın yine yönetmelik
çıkaracaksın. Kanunun uygulanması tüzükle, yönetmelikle olur. Bu
gerekçe mi yani? Bu gerekçe mi? Taviz
Bu Kanunun özü tavizdir. Taviz,
başka bir şey değil.
OKTAY VURAL (İzmir) Teslimiyet!
İSA GÖK (Devamla) Mütekabiliyet maddesi
Mütekabiliyete ben
gülüyorum. 2762de mütekabiliyet lafı yoktur. Niye yoktur? Bu millî
hukuktur, millî hukuk. Yabancıya sen bunu uygulamıyorsun. Yabancılık
unsuru taşımayan bir kanunda sen mütekabiliyet kelimesi
koymuşsun, sizleri uyutmak için. Komik bir kelime. Bu Kanunda
mütekabiliyet kelimesi olmaz. Bunu çıkarın! Bunu çıkarın!
Olmaz! Yunanistan
Bir tek mütekabiliyet Yunanistan için geçerli
arkadaşlar. Lozanı uyguluyor mu Yunanistan? 42yi uyguluyor mu
Yunanistan? Siz ne diyorsunuz: En iyisini yapalım, dünyada örnek biz
olalım. Bunun zaten örneği yok ki.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSA GÖK (Devamla) - Tekrar huzurlarınıza
geleceğim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Gök, teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili
Erkan Akçay.
Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 98 sıra sayılı Vakıflar
Kanunu Tasarısının 11inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, biz, bir vakıf medeniyetinin
mensubu ve mirasçılarıyız. Vakıflarımızın
korunup geliştirilmesi kadar, milletimizin vakıf kurmaya da
teşvik edilmesi gerekmektedir. Ancak, görüşmekte olduğumuz
Vakıflar Kanunu, ülkemizin geleceğini ve Türkiyenin menfaatlerini
yakından ilgilendiren fevkalade önemli bir yasadır. Yüce Meclis, bu
yasayla vereceği kararlarda çok büyük bir sorumluluk ve vebal
altındadır. Vahim gerçeklere gözlerini kapatan ve Milliyetçi Hareket
Partisinin haklı ve yerinde uyarılarını dikkate almayan AKP
Hükûmetinin, Türkiyenin başına büyük belalar açacak bu düzenlemeyi
yapmakta inat ettiği anlaşılmaktadır. Vakıflar
Kanununun bu haliyle uygulamaya konulması, Türkiyemize,
vatanımıza telafisi olmayan büyük zararlar verecektir. Bu
Yasanın getireceği vahim endişelerimizi, öngörülerimizi ve
uyarılarımızı yüce heyetinizin ve büyük Türk milletinin
dikkatine ve takdirlerine sunuyoruz.
Eski ve yeni bütün vakıflara yurt içinde ve yurt
dışında sınırsız bir örgütlenme, faaliyet
gösterme, dışarıdan, yani yabancılardan para
yardımı alma serbestisi getirilmektedir. Bütün yabancı
vakıflara, devletin hiçbir müdahalesi olmadan, sınırsız
sayıda şube açma imkânı getirilmektedir. Yabancıların
Türkiyede istedikleri gibi, serbestçe vakıf kurmaları ve
bunların yönetiminde yer almaları imkânı verilmektedir. Bu
vakıflara siyasi amaçları doğrultusunda faaliyette bulunabilme
imkânı verilmektedir.
5inci maddesinde Yabancılar, Türkiye'de hukuki ve fiilî
mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler. denilmektedir.
Türklerin yabancı ülkelerde vakıf kurması,
uygulamada ya hiç olmayacak veya yok denecek kadar az olacaktır. Bir Türk
vakfının yabancı ülkede faaliyet sahasının az
olduğu aşikârdır. Olsa olsa Türkiyenin tanıtımı
hususunda faaliyet gösterebilirler. Ekonomik olarak oralarda faaliyet göstermeleri
mümkün değildir. Yabancılar Türkiye üzerindeki emellerini
gerçekleştirmek için tahminimizin üzerinde, çok sayıda vakıf
kuracak, şubelerini açacaklardır. Bu yabancı vakıflar,
büyük maddi güçleri ve faaliyet alanlarının çeşitliliğiyle
yurdumuzun her köşesinde karşımıza
çıktıklarında o zaman ne büyük bir hata
yapıldığı anlaşılacaktır, cumhuriyetimizin
kurucularının niçin Lozanda bu hakları vermedikleri daha iyi anlaşılacaktır.
12nci maddede Vakıflar mal edinebilir, malları
üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler. denilmektedir.
Cemaat vakıfları kendilerine Lozanda verilmeyen 1936
Beyannamesi ve 1974 mahkeme kararlarıyla edinemediği
taşınmaz mal alımını vakfı adına iktisap
etmeyi bu Kanun sayesinde elde edeceklerdir.
Fener Rum Patrikhanesi, çeşitli isimler altında
Patrikhane etrafında aldıkları taşınmazları kendi
üzerine geçirecekler, Vatikan misali toprak boyutunda ekümeniklik
hükümranlığını ilan etmeye kalkışacaklardır.
Bu maddeye göre cemaat vakıflarına yeni mal edinme ve bunları
vakıflarına tescil imkânı sağlandığında, önü
alınamaz ve önlemez bir kaosa yol açacaktır. Yeni mal edinme ve
tescil imkânı verilmemelidir.
Yabancı vakıflar, yabancı devlet ve yabancı
sermaye şirketlerinden aldıkları maddi güçle, ülkemizdeki
vakıfları sayesinde, her yerde, her faaliyet alanında
karşımıza çıkacaklardır. Dev marketler zincirleri
kuracaklar, taşınmaz mal alım satımı yapacaklar;
gıda işleri, inşaat sektörü, aklımıza gelebilecek,
kârlı her alanda faaliyet göstereceklerdir. Dev bütçeleriyle yerli Türk
rakiplerini kısa zamanda yok ederek, alanlarında tekel durumuna
geçeceklerdir. Ekonomide ve sosyal hayatta bir ahtapota, bir habis ura
dönüşeceklerdir.
25inci maddede Vakıflar; vakıf senetlerinde yer almak
kaydıyla, amaçları doğrultusunda uluslararası faaliyet ve
işbirliğinde bulunabilirler, yurt dışında şube ve
temsilcilik açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler ve yurt
dışında kurulmuş kuruluşlara üye olabilirler. denilmektedir.
Vakıf senetleri istedikleri faaliyetlere izin vermiyorsa, senette
yapılacak değişiklikle istedikleri faaliyetlere işlerlik
kazandırabileceklerdir.
Vakıfların amaçları doğrultusunda
uluslararası faaliyet göstermesi, uygulamada, ülkemiz aleyhine faaliyet ve
iş birliğine dönüşecektir. Ülkemizde gözü olan yabancı
güçler, vakıflar yoluyla amaçlarına ulaşmaya
çalışacaklardır ve çalışmaktadırlar. Özellikle
şirketler ve yabancı okullar sayesinde misyonerlik faaliyetlerini
rahatça yerine getireceklerdir.
Yabancıların Türkiyede kurduğu bir vakıf,
kuruluşun Türkiyede olması nedeniyle Orta Asya Türk cumhuriyetleri
ile İslam ülkelerine rahatlıkla girip istediği faaliyetleri
yerine getireceklerdir. Oralarda şube ve temsilcilik açarak, örtülü
gayelerini, üstelik Türkiyenin de adını kullanarak
gerçekleştirmeleri çok kolay olacaktır. Bu, vahim bir durumdur.
26ncı maddede Vakıflar; amacını
gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek
maksadıyla, iktisadî işletme ve şirket kurabilirler,
kurulmuş şirketlere ortak olabilirler. denilmektedir. Yabancı
vakıfların iktisadi işletme ve şirket
kurmalarını, kurulmuş şirketlere ortak olmalarını
tehlikeli buluyoruz. Yabancılar eğer ülkemizde iktisadi işletme
kurmak istiyorlarsa, zaten şirket kurarak gayelerine ulaşabilirler,
ayrıca vakıf kurmalarına gerek yoktur. Vakıf, ulvi gayelere
ulaşmak amacıyla kurulur. Kurulan vakfın gayesine
ulaşması için taşınır ve taşınmaz
malları olur. Yabancılar, vakıf adına iktisadi işletme
ve şirket kurduklarında, öncelikle, devletin vakıflara
tanıdığı ayrıcalıklardan faydalanacaklar ve denetim
mekanizmasından kurtulacaklardır. Aynı zamanda, işletme ve
şirket sayesinde kısa sürede gelişerek diğer vakıflar
yanında dev boyutlara geleceklerdir. Yabancı vakıfların, bu
maddi gücü, ülkemiz aleyhine kullanılmayacağını ve
kullanılmadığını kim garanti edebilir. Soros
Vakfının ve bazı diğer yabancı vakıfların
ülkemizdeki faaliyetlerini biliyoruz.
Vakıf meclisinin oluşumunda cemaat
vakıflarından ve yeni vakıflardan üye alınması
öngörülmektedir. Cemaat vakıflarından ve yeni vakıflardan
vakıf meclisine üye alınmaması gerekir. Uzman kurum olan
Vakıflar Genel Müdürlüğü dışındaki kuruluşlardan
meclis üyesi alınması yarar sağlamaz, siyasi polemik
yaratır ve -uzmanlık konusu işlerin- uzman olmayanların
amaçsız bir tasdik meclisi olur. Şu durumda bile bazı dosyaların
aylarca tartışıldığını, karar
verilemediğini düşünürsek böyle kalabalık mevzuatlar ve konudan
habersiz kişilerden oluşan meclisin hiçbir karar alamadan geçen
süreler vakıfların aleyhine bir durum oluşturacaktır.
Bu Yasanın yürürlüğe girmesi durumunda Türkiye
vakıf malları yüzünden büyük miktarda tazminat ödemek durumunda
kalabilecektir. Bütün azınlık vakıfları ve kiliseleri tüzel
kişiliğe kavuşacaktır. Vakıflar, istedikleri
şirketleri kurarak denetimsiz faaliyette bulunacaklardır. Batı
Trakyadaki Türk azınlığı için Lozanda öngörülen
karşılıklılık ilkesi çiğnenecektir. Türkiyede
misyoner örgütleri ve ideolojik dernekler, yabancıların para
yardımlarıyla vakıf adı altında örgütlenerek
denetimsiz faaliyette bulunacaklar, her türlü şer ittifakı içinde ve
her konuda Türkiyeye içten ve dıştan saldıracaklardır.
Bütün bu kötülükler karşısında Türkiye Cumhuriyeti, denetim
yetkisine sahip olamayacak ve bu vakıfların zararlı faaliyetleri
karşısında hukuk düzeni içinde cevap verilmesi ve önlenmesi
imkânı bu Yasayla hukuk sistemimizin elinden alınacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Akçay, konuşmanızı
tamamlayınız, buyurun.
ERKAN AKÇAY (Devamla) - Eğer bu Kanun bu yüce Meclisten
çıkarsa, bize bu aziz vatanı emanet eden atalarımızın,
aziz Türk milletinin ve gelecek nesillerin iki eli bu Kanuna evet deyip oy
verenlerin yakasında olacaktır.
Meclis çatısı altındaki milletvekillerine
sesleniyorum: Vakıf duasını ve vakıf bedduasını
unutmayınız. Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısına
hayır diyelim. Büyük bir hatadan, büyük bir günahtan, büyük bir vebalden
sakınalım.
Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine sesleniyorum: Bu
Yasayı aklınız, mantığınız ve
vicdanınız kabul ediyor mu? Niçin susuyorsunuz? Basiretiniz mi bağlandı?
İradeniz mi ipotek altında? Haksızlık
karşısında susan, kötülük karşısında susan dilsiz
şeytan değil mi bizim kültürümüzde? (MHP sıralarından
alkışlar)
Yüce Türk milletine sesleniyorum: Aziz milletim, senin
kalpgâhın, senin tecelligâhın olan bu yüce Meclisin çatısı
altında varlığımızı, birliğimizi,
dirliğimizi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Devamla) -
bozacak, geleceğimizi karartacak,
aziz vatanın her köşesinde ihanet çetelerinin cirit atmasına
meydan verecek bu kanun tasarısı için Hayırlı ve
uğurlu olsun. demiyoruz, çünkü bu Kanun ülkemiz için maalesef
hayırlı olmayacaktır.
Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Akçay.
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurun Sayın Kaplan. (DTP sıralarından
alkışlar)
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bugün üzerinde
çalıştığımız vakıflar yasa
tasarısı konusunda gerçekten şaşırtıcı
görüşlerle zaman zaman karşı karşıya kalıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti devletini, onun çok sesliliğini,
renkliliğini, onun tarihten gelen zenginliğini görmezden gelerek biz
birtakım sorunları çözemeyiz. Bu yasa tasarısına ihtiyaç
nereden doğdu? Özellikle cemaat vakıflarının sorunları
konusunda Türkiye, Anayasası ve uluslararası insan hakları
normları çerçevesinde, demokratik, eşitlikçi ve adilane yasal
çözümler bulmak için, yine cemaat vakıflarının el konulan
taşınmazlarının iadesi, tazmini ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde açılan davaları kaybederek tazminat ödemek
zorunda bırakılmak yerine, mağdurların
zararlarının ulusal mercilerde çözümünün sağlanması, Avrupa
Komisyonunun, yine, ilerleme raporunda özellikle vurgulanmış olan, cemaat
vakıflarının taşınmazları sorununa içeriden adil
bir çözüm ve Avrupa Birliği ile entegrasyon sürecinin
sağlanması. Bir de, bu vakıflarla ilgili geçmişte
yapılan haksızlıkların telafisi, bu vakıfların
gelecekte benzer uygulamalarla karşılaşmasının
engellenmesi, yine, cemaatlerin gelenek ve göreneklerinin, mevcut
uygulamalarının dikkate alınması.
Şimdi, biz böyle, bu gerekçeyle hazırlanmış,
değerli bürokratların, uzmanların üzerinde
çalıştığı, emek verdiği bu tasarıya da ne
siyah ne de beyaz gözlüklerle bakmıyoruz. Doğru olana doğru,
doğru bulmadığımızı da önergelerimizi vererek
değiştirilmesini istiyoruz. Ama bunu da, bu yasa
tasarısını da şöyle, bir yabancı
düşmanlığı havasına götürüp, vatan, millet, Sakarya
elden gidiyor gibi bir hava estirmeye de gerek yok bu Mecliste.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sana göre gerek yok.
HASİP KAPLAN (Devamla)
Yani, biraz gerçekçi olacağız. İşte, öyle değil
O
hamasi nutukları atarsak, o zaman gideriz, ne olmuş bakarız
yakın zamana: İstanbulda Ortodoks Kilisesini kullanan Ergenekon
çetesinin üs merkezine gideriz. Ergenekon çetesi, orada Ortodoks Kilisesini
kullanıyor, arkasından beş yılda 50 milyon dolar para
geliyor.
Şimdi, beş yılda 50 milyon dolar para gelirken,
para, Türk-Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü kanalıyla
bağış adı altında geliyor, ulusalcı bir örgüt
bu parayı Türk-Kürt çatışmasına ve darbe girişimine
-2009da darbe yapmak üzere- hazırlıklar yapıyor, Ümraniyede
bombaları paketliyor, başka bir yere silahları gömüyor ve
silahlar üzerine yemin törenleri düzenliyor. Yetmiyor, Kuvvai Milliye
Derneği Başkanı olarak tutuklananların CIAyla, MOSSADla,
ajanlarıyla telefon görüşmeleri tespit ediliyor. Arkasından,
Alman Gizli Servisi BND ile irtibatlar tespit ediliyor ve bunlara
baktığın zaman hepsi vatansever, hepsi kahraman. Kürtsün,
düşman
İslamsın, düşman
Yani, bu ülkede biraz daha
objektif, serinkanlı, olaylara bakarsak, gerçekten sorunların çözümü
konusunda biraz daha makul, olaylara bakarsak, hiç de gerçeklerin öyle
olmadığını görürüz.
Şimdi, arkadaşlarımız burada konuşuyor:
Yunanistan ben kendim tanık oldum- Strasbourgda, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde, kilise vakıfları nedeniyle Türkiyeden
daha fazla mahkûm oldu. Hatta, askerî birlikler Atinada bir kilise
vakfının malının üzerinde bina yaptığı için
mahkûm oldu Yunanistan.
Sidiropoulos kararına bakıyorsunuz, Makedon Evi
davasında; yine kültürlerini yaşatmak için kurdukları bir örgütü
Yunanistan kapattığı için mahkûm oluyor.
Yani, Türkiye, yalnız, Avrupa Mahkemesinde zorda kalan,
Yunanistan da korunan veya Bulgaristandaki Türklere baskı
yapıldığı için sıkıntı yaşanan bir
durum yok. Gerçekçi olalım. Avrupa Birliğine girmiş Yunanistan,
ama bal gibi oradaki azınlıklara -oradaki Türk
yurttaşlarımızın dinî ibadetlerinde- birçok konuda
baskılar yapıyor. Bu baskılar da, Avrupa Mahkemesinde,
Yunanistanın mahkûmiyetiyle sonuçlanıyor.
Şimdi, Yunanistanın mahkûm olduğu bu konuda,
Türkiyenin de birkaç davada -bu, özellikle gayrimenkulleri konusunda cemaat
vakıflarının- mahkûmiyet kararı oldu. Ama, daha önce oldu
Yunanistan.
Şimdi, bu gerçeği gördüğümüz zaman, şu noktada
-biraz, yani bu Yasa üzerinde tartışmalarımızı
yaparken- bizim çok ciddi bulduğumuz eksiklikler var. Yani, vatan elden
gitmiyor. Bu Yasayla da, öyle, vakıflar, uluslararası şirketler
kurmuyor, şubeler açmıyor, merkezler açmıyor. Açın nüfus
istatistiki bilgilerini, kaç tane azınlık kaldı? Kaç tane Ermeni
kaldı? Kaç tane Süryani kaldı burada? Kaç tane Rum kaldı?
Mübadeleden sonra zaten çok asgari düzeye inmiş. Zaten, burada
Vakıflar Genel Müdürlüğü açıklama yapıyor, diyor ki:
Toplam vakıf sayısı yüz altmış bir. Bu yüz
altmış bir vakfın da
Örneğin, Cizvit Katolik
papazlarının Boğazda
Cizvit rahip ve rahibeler
evlenmediği için miras yoluyla intikal yok. Onların ölümüyle o
vakıfların da bizim hazineye geçtiğini biliyoruz. Şimdi de
Sevda Tepesi, üzerinde konuşulan yer.
Şimdi, bu tür şeylerle ilgili birtakım
düzenlemelerde adil olmak, eşitlikçi olmak, vicdan sahibi olmak, vicdan
Bunlar bizim vatandaşlarımız, bu topraklarda doğdular, bu
topraklarda büyüdüler, bu topraklarda bizden önce vardılar. Bizden önce bu
medeniyetler vardı. Ben, kendim, yaşadığım topraklarda
bunu bizzat yaşamış bir insan olarak bu kültürü
özümsemişim.
Şimdi, kalkıyoruz medeniyetler buluşması,
dinler hoşgörüsü diyoruz; Bir araya geleceğiz, dünya
barışını kuracağız. diyoruz. Yüce Mecliste
ırkçılık şaha kalkıyor. Bunu böyle yapmak doğru
değil. Bunu böyle yaparsak kendi içimizde de dışarıda da
barışı ve güveni sağlayamayız.
Şanlıurfayı, Mardini, Antakyayı niye diyaloglar,
medeniyetler merkezi olarak seçip, bütün dinlerin temsilcilerini alıp
oraya götürdük?
Şimdi, bunları düşündüğümüz zaman, gerçekten
biz bu ülkede, bu topraklarda yaşayan kendi
azınlığımız, kendi yurttaşımız,
askerliğini yapan, vergisini ödeyen, bu topraklarda soluk alan insanlarımıza
karşı ayrımcı olursak
Bunu, insani ve vicdani açıdan
biraz teraziye vurmak gerekir. Biz kendi yurttaşlarımıza
eşit yurttaş, onurlu yurttaş, mutlu yurttaş muamelesini
yapmadığımız zaman bu ülkenin büyüklüğünü, bu ülkede
hukukun üstünlüğünü, bu ülkede insana ve onuruna olan
saygımızı nasıl kanıtlayacağız?
Yani, şu an, geçmişte, baktığımız
zaman, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı,
yaşanan mübadeleler oldu, bitti. Ama şu an Türkiyede çok az,
Süryanilerin sayısı 5 bin civarında, 40-50 bin civarında
Ermeni cemaati var, Yahudi cemaatini alıp diğerleriyle
topladığınız zaman 1 milyon etmiyor 70 milyon Türkiyede.
Şimdi, bu kadar etmeyen bir konuda kıyameti koparıyoruz.
Eğer kıyameti koparmak gerekiyorsa, eğer vatanseverlikse,
insanları dillerinden, dinlerinden, mezheplerinden, renklerinden
aşağılayarak, dışlayarak, düşman görerek,
potansiyel suçlu görerek değil; potansiyel hayır kurumları olan
cemaat vakıflarını potansiyel suçlu görerek değil
İşte, potansiyel suçluyu gördük, Ortodoks Kilisesine
yuvalanmış illegal çeteler, örgütler, hukuk tanımayan, nizam
tanımayan, bu Meclisi tanımayan, insan haklarını
tanımayan, demokrasiyi tanımayan, darbe yapmaya kalkan, bu ülkede
karışıklık yapmaya kalkanlardadır potansiyel. Bunu çok
iyi görmek lazım. Bu duygularla bakarsak, o zaman doğru bir
şeyler yapmış oluruz.
Bizim, yüz on tane cemaat vakfının bir tane okulu var;
geçmişte cemaati vardı, öğrencisi vardı. Şimdi,
gitmiş, cemaati de yok, öğrencisi de yok, o okul da harabe.
Şimdi, bu harabeyle ilgili bir yasa çıkıyor, diyor ki: Bu
gayrimenkulünü değerlendir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Kaplan, konuşmanızı
tamamlayınız.
HASİP KAPLAN (Devamla) İstiyorsan, okul olarak
değerlendiremiyorsan -kendi cemaatinin malı mülküdür- vasiyetine
uygun, vakıfnamesine uygun bunu değerlendir. diyor. Bu tür
düzenlemeler üzerinde bugün tartışıyoruz. Bugün Türkiyede biz
Avrupa Birliğine de kendi kimliğimizle, kültürümüzle girersek, orada
korku, 70 milyon Türkiyenin Strasbourgda 90 tane Avrupa Parlamentosunda
milletvekiliyle buradaki milletvekillerinin Strasbourgda olması
zamanında duyacakları gerçekler ve korkulardır. Biz Strasbourga
80 milletvekiliyle gittiğimiz zaman kendimizi anlatabiliriz, bu ülkeyi
savunabiliriz. Yoksa, uluslararası şirketler gelmiş, Türkiyenin
ekonomisini hallaç pamuğuna çevirmiş, bankalarınızın
yarısından fazlasını satın almış,
fabrikalarınızın yarısından fazlasını
satın almış, ondan sonra burada hamaset, vatan nutukları
atmakla
Bu ülke bu Vakıf Yasasıyla batmaz. Ben çok açık
söylüyorum. Biz bu konuda kendimize yeni bir sanal hobi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Kaplan, teşekkür ederim.
HASİP KAPLAN (Devamla) Teşekkür ederim, sağ olun.
(DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Evet, gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şahsı adına, Manisa Milletvekili İsmail Bilen.
Sayın Bilen, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
İSMAİL BİLEN (Manisa) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şahsım adına, Vakıflar Kanunu
üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Öncelikle, değerli arkadaşlar, bir fikrimi sizinle
paylaşmak istiyorum. Biz öyle bir medeniyetin
mirasçılarıyız ki, 70 milyonluk Türkiyede bir tek kişiye
yapılacak hukuksuzluğu men eden bir inancın, bir medeniyetin
mensuplarıyız. Biz birbirimize böyle bakmak durumundayız.
Dolayısıyla da, medeniyetimizin bir ürünü olan
vakıflarımızı çağdaş bir kanuna kavuşturmak
ve günümüz ihtiyaçlarına uygun bir kanun yapmak gayesiyle bu tasarı
hazırlanmış ve ilk defa da bu tasarıyla, yabancı
ülkelerdeki, ecdadımızdan yadigâr kalan vakıflarla ilgili
sorumlu bir birim de bu Kanunumuza vazedilmiş, dercedilmiştir.
Arkadaşlarımızın bir kısmını
hayretle izliyorum. Bizi, Kanunu okumamakla itham ettiler, ben Kanunu gayet
iyi okudum; geçen dönemde de okudum, bu dönemde de. Denetim yok deniyor;
bakın, üç türlü denetim getiriliyor bu Kanunla. İç denetimle
birlikte
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Niye değiştiriyorsunuz
Kanunu?
İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bakın, gaye ve amaca
uygunluk, mevzuatımızın bir parçası. Türk Ceza Kanunumuz
ortada. Genel Müdürlüğün de bu yetkisi kaldırılmamış,
Genel Müdürlüğün bu yetkisi güçlendirilmiş durumda Sayın
Başkanım. Dolayısıyla gayeye, amaca
aykırılık söz konusu ise gerek Ceza Kanunumuz gerek
savcılarımız gerekse silahlı kuvvetlerimiz,
zabıtamız, polisimiz bununla ilgili mücadelesini yapma yetkisi ve
salahiyetine sahiptir. (MHP sıralarından gürültüler)
FARUK BAL (Konya) Silahlı kuvvetlerle ne alakası var?
İSMAİL BİLEN (Devamla) - Yani, Kanunda tamamen
denetim kaldırılmış
FARUK BAL (Konya) Silahlı kuvvetlerle ne alakası var?
Silahlı kuvvetler mi denetleyecek bunu?
İSMAİL BİLEN (Devamla) - Denetim
kaldırıldı deniyor; deminden beri hangi konuşmacı
çıkarsa
FARUK BAL (Konya) Yani, silahlı kuvvetler mi denetleyecek
bunu?
İSMAİL BİLEN (Devamla) - Bakın, aslında
11inci maddeyle getirilmek istenen çok teknik bir konu. Kesilecek idari para
cezasıyla ilgili, Kabahatler Kanununa atıfta bulunuluyor, Kabahatler
Kanununa göre yapılacak itirazlar düzenleniyor. Ama hayretle izliyorum,
Kanunun maddesiyle, 11inci maddeyle ilgili hiçbir, evet hiçbir konuşma
yapılmadı.
Şimdi, yurt dışındaki, kendi
ecdadımızdan yadigâr kalan vakıflarla ilgili bir birim var
mıydı? Yetmiş yıldır, seksen yıldır,
cumhuriyet kurulalı var mı? Yok. Bunun sorumlusu AK Parti mi?
İlk defa böyle bir müessese getiriliyor. Bunun için, bence AK Partiyi, AK
Parti Hükûmetini tebrik etmek gerekir. Endişelerinize belki
haklılık verilebilir veya haklı görülebilir, makul de
karşılanabilir. Ancak medeniyetimiz, sadece, haksızlık
karşısında susanı dilsiz şeytan addetmiyor, bir tek
kişiye yapılacak yanlışı da yasaklıyor,
menediyor. Biz o kültürün de, o medeniyetin de bir parçası değil
miyiz? Niye böyle bakmıyoruz? Mütekabiliyet kendi vatandaşlarımıza
uygulanabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi
azınlıklar? (MHP sıralarından gürültüler)
Nasıl? Azınlıklar Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşıdır. Anayasamızın 10uncu maddesi de bunlara
yapılacak muameleyi eşitlik kuralına bağlıyor. Peki bu
eşitlik kuralını nasıl menedebilirsiniz?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Yurt
dışında bunlar için ne yapılıyor?
İSMAİL BİLEN (Devamla) Bakınız
mütekabiliyet esası bunlar için getirilmiyor. Mütekabiliyet esası
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bunlar uygulanmaz, bunlar
uygulanmaz.
FARUK BAL (Konya) Yapacağı hiçbir iş yok,
maaşa bağlıyorsunuz,
İSMAİL BİLEN (Devamla) Aynı zamanda
vakıflar amacını ne ile gerçekleştirir? Sayın
Bakanım, vakıflar amacını, kendilerine bahşedilen,
kendilerine verilen sermayeyle
Bu sermayeyi güçlendirmek adına
şirketlere ortak olması, ticari faaliyette bulunmasını
nasıl engelleyebiliriz? Bu faaliyetleri sadece baştan
bağışlanmış bir gelirle nasıl
sınırlandırabiliriz? Bunu güçlendirmek istiyorsak, hem
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Türkiyedeki
vakıflar için de sınırlama var, yani, cemaat vakıfları
değil.
İSMAİL BİLEN (Devamla) Bu
sınırlandırma yanlıştır, kanaatimiz budur. Sizin
kanaatiniz farklı olabilir Sayın Kılıçdaroğlu.
Sayın Başkanım
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) İsmail Bey, Genel Kurula
hitap edin.
BAŞKAN - Sayın Bilen, Genel Kurula hitap ediniz efendim.
İSMAİL BİLEN (Devamla) Dolayısıyla bu
tasarı ile yabancı ülkelerde kurulacak, Türk vatandaşları
tarafından kurulacak vakıflarla ilgili, Türkiyede de kurulacak
yabancı tüzel kişiler veya yabancı şahıslar
tarafından kurulacak vakıflarla ilgili mütekabiliyet esası
getirilmiştir. Dolayısıyla da inanıyorum ki mevzuattaki
dağınıklığı da giderecek bu hüküm 10 tane kanunu,
6 tane tüzüğü, zannediyorum 20nin üzerinde yönetmeliği de tek bir
metinde zapturapt altına alacak ve dağınıklık da
giderilmiş olacak, şüpheler de. Daha doğrusu, müphem kalan
konular da vuzuha kavuşmuş olacaktır. Dolayısıyla bu
Kanunun bir
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Bilen, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
İSMAİL BİLEN (Devamla)
iyi tarafını
görmek gerekirse, mevzuattaki dağınıklığı da
giderecektir. Aynı zamanda da, Türkiyenin dışında bulunan
ecdat yadigârı vakıflara da sahip çıkılabilecek bir
müesseseyi, bir kurumu kurmuş olması nedeniyle de inanıyorum ki
çok hayırlı hizmetlere de vesile olacaktır.
Dolayısıyla Kanunun vakıflarımıza ve ülkemize
hayırlı uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Şahsı adına, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz.
Sayın Öz, buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 5555 sayılı Vakıflar Yasa
Tasarısının 11inci maddesi üzerinde söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 11inci
maddede şöyle belirtilmektedir: Genel Müdürlükçe yapılan tebligat
sonucuna rağmen görevini yerine getirmeyen vakıf yöneticileri vakfiye
esasları doğrultusunda kurulunu toplamayan vakıf yöneticilerine
her bir eylem karşılığında beş yüz YTL idari para
cezası verilir. diye belirtilmektedir.
KADİR URAL (Mersin) Beş yüz YTL değil, beş
yüz Türk lirası. Yanlış okuyorsunuz herhâlde.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen Hatibe müdahale
etmeyiniz.
Sayın Öz, buyurun.
KADİR URAL (Mersin) Yanlış okuyorsunuz.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Evet, siz düzelttiniz.
KADİR URAL (Mersin) Düzeltin o zaman.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Siz düzeltiyorsunuz ya
KADİR URAL (Mersin) Teşekkür ederim.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Siz yanlış yapın, biz
düzeltelim.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Evet, burada Verilen bu idari para
cezalarına ilgililer Kabahatler Kanununa atıfta bulunarak itirazda
bulunabilir. diye bir madde vardı. Bu yasa tasarısı veto
edildikten hemen sonra çıkan 5560 sayılı Kanunla bu Anayasaya
aykırılık hükmü ortadan kalkmıştır.
Dolayısıyla bu maddenin aynı şekilde geçmesini talep ve arz
ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada üç
saattir dinliyoruz. Hep her şeyin en olumsuz yönlerine bakıyoruz. Niye
bu vakıfların olumlu yönlerine bakmıyoruz? (MHP
sıralarından Yok ki sesleri) Şöyle bir bakıyorum, 2002de
44 milyon YTL olan vakıflar bütçesi 2007 yılında 410 milyon
YTLye çıkmış. Bu, hazineden bir kuruş para almadan kendi
öz kaynaklarıyla oluşturulan bir bütçedir. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Beş yıl önce neredeydiniz, bu paralar neredeydi? Bunu
soran yok. 44 milyon YTLden 410 milyon YTLye çıkan bütçe ve bunun
karşılığında neler mi yapılmadı? Sayın
vekillerim
(MHP sıralarından gürültüler)
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Akdamar Kilisesi onarımı
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) O da yapıldı
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Kızılay
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Onu da söyleyeceğim
1999la 2002 yılları arasında onarılan eski
eser sayısı 46 adet iken, 2002 ile 2007 yılları
arasında binin üzerinde eski eser onarılmıştır. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Ecdat yadigârı o
eserlerimiz geçmişten bugünümüze geldiği gibi, bizden sonraki nesillere
de layıkı veçhile ile intikal ettirmek üzere
onarılmıştır.
Değerli arkadaşlar
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) Vakfın
parasını hep kiliseye harcıyorsunuz.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Değerli arkadaşlar, kilise de
bu ülkenin gerçeğidir. Yani, o şekilde, kusura bakmayın
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Sizin gerçeğiniz.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) İşi o boyuta getirirseniz,
yani, en az sizin kadar milliyetçiyiz
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Camilerin elektrik
parasını ödemiyorsunuz, suyunu ödemiyorsunuz, kilise
onarıyorsunuz.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Arkadaşlar
BAŞKAN Sayın Öz, Genel Kurula hitap ediniz siz
efendim.
Buyurun.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Neyse artık
Yani, bu nereye gitti?
Şimdi, ben bu konuları açmak istemiyorum. 2002den
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Açalım, açalım
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Açalım tabii
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Her şeyi konuşalım.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Konuşalım tabii
Eskiden 50 milyon dolar giden bankalara, nereye gitti bu paralar?
Yüzde 58i Vakıflar Bankası Vakıflar Genel Müdürlüğünün.
Ya
Hortumlar nereye gitti?
Lütfen, arkadaşlar, bu şekilde demagoji yaparak bir yere
gidemeyiz. Bu ülkenin gerçeklerine göre hareket etmek zorundayız ve
şu Kanunda şunu da anlamıyorum: Cemaat vakıflarıyla
ilgili birçok şeyler konuşuldu. Hiçbir vakıf bir cemaati
desteklemek üzere kurulamaz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Amaç ve işlev
değişikliği
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Cemaat vakıfları
uluslararası faaliyetlerde bulunamaz.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Nasıl bulunamaz?
Baksana Yasaya!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Bakarsanız
Siz de bakın!
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yasayı oku!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Sayın Vekil, üslubuna dikkat et.
Burası dağbaşı değil.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yasayı oku,
yanlış bilgilendiriyorsun!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Üslubuna dikkat et!
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yasayı oku,
yanlış bilgilendiriyorsun!
BAŞKAN Sayın Öz, Sayın Ünlütepe, sayın
milletvekilleri, Sayın Hatip, karşılıklı
konuşmayalım.
Buyurun.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Zaten yeni vakıflar şu anda da
uluslararası faaliyetlerde bulunuyorlar.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yasayı oku! Ezbere
konuşuyorsun!
BAŞKAN Arkadaşlar, lütfen Hatibi dinleyelim.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Biraz saygılı olursanız
var ya
BAŞKAN Sayın Öz
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Yalan konuşuyorsun!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Babam yaşımdaki adamsın,
biraz saygılı olsan, üslubuna dikkat etsen ne olur yani! Hiç
yakışıyor mu sana?
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Toplumu yanıltıyorsun!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Hiç yakışıyor mu?
BAŞKAN Sayın Öz, lütfen
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Ben ne olduğunu çok iyi biliyorum.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Toplumu
yanıltıyorsun!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Dinlerseniz
Dinlerseniz
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bunu oku!
BAŞKAN - Sayın Ünlütepe
Sayın Öz
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Evet.
BAŞKAN Genel Kurula hitap edin siz, buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) Bunu lütfen oku!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Bugün
KADİR URAL (Mersin) Malatya sizi dinliyor!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Dinliyor, dinliyor. Evet, onu da
söyleyeyim. Cumhuriyet kurulduğu günden bugüne Malatyadaki hiçbir tarihî
eser onarılmazken
KADİR URAL (Mersin) Malatyaya sevgiler, saygılar de!
Malatya seni dinliyor!
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla)
Malatyada bu beş yıllık
iktidar döneminde 25 trilyon liralık yatırım yapıldı.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Malatya dinliyor tabii,
dinliyor Malatya. Kimin ne yaptığını
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KADİR URAL (Mersin) Malatya sizi dinliyor!
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, saygıdeğer
grup başkanı arkadaşlarım; lütfen, böyle bir üslup yok.
Bakınız, bütün konuşan hatipleri dinleme diye bir görevimiz var.
Lütfen, böyle olduğumuz yerden
KADİR URAL (Mersin) Hatipler de doğru konuşsun
ama ya!
BAŞKAN Lütfen sayın milletvekilim, lütfen
KADİR URAL (Mersin) Hatip de doğru konuşsun!
BAŞKAN Buyurun konuşmanızı
tamamlayınız Sayın Öz.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Bu şekilde
Bu hazırlanan yasa
tasarısı Medeni Kanuna ters düşmemektedir.
BAŞKAN Sayın Öz, konuşmanızı
tamamlayınız.
ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) Tamam Sayın Başkan.
Bunun için değerli arkadaşlar, lütfen dinlemesini
bilelim. Konuşma sırası gelmişse gelip konuşursunuz.
Ben, bu vesileyle, bu Kanunun hayırlı olması
temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz.
Sayın Ağyüz, buyurun.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, Sayın Bakanıma şunu sormak
istiyorum: Büyük hukukçu, saygın Cumhurbaşkanı Sayın
Sezerin iade ettiği Vakıflar Kanununda iade gerekçesi 8 sayfa.
Maalesef Adalet Komisyonunun 4 sayfa ve büyük hukuksal temeli olmasına
rağmen hiçbiri incelenmemiş. Şimdi diyorsunuz ki: Yeni bir
statü kazandırıyoruz. Hayır, yeni bir hukuki statü
kazandırmıyorsunuz. Kurulmuş vakıflarınız var, bu
vakıflarınıza ticari yaşamda kolaylık sağlamaya
çalışıyorsunuz. Bugüne kadar göz yumduğunuz vakıflar
var. Bunlar Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı, Hizmet Vakfı,
Demokrasi Vakfı, Deniz Feneri Derneği. Şimdi, bunlara
şirket kurma ve üçüncü sektör olma kolaylığı
sağlıyorsunuz. Bunu göz ardı etmek için de cemaat
vakıflarını kullanıyorsunuz. Yimpaşzede
yarattınız, Kombassanzede yarattınız, İhlaszede
yarattınız. Bugün de vakıf sektörü, vakıfzede
yaratacaksınız. Niye Vakıflar Genel Müdürlüğünde
cumhuriyet başlığı adı altında demokrasi başlığı
adı altında vakıf kurulmasına izin vermiyorsunuz. Bunlara
her türlü engel çıkarılıyor, ama herhangi bir cemaate
bağlı olan vakıf
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Ağyüz.
Sayın Pazarcı, buyurun.
HÜSEYİN PAZARCI (Balıkesir) Sayın Başkan,
aracılığınızla Sayın Bakana sorum şudur:
Kanunda yer alan milletlerarası mütekabiliyet ilkesinin devletlerin
kendi vatandaşları olan azınlıklara
tanıdığı hakları kıyaslamak yoluyla
uygulanmasının hukuken ve fiilen olanaklı olduğunu düşünüyor
musunuz? Örneğin, Yunanistanın Batı Trakya Türklerine
yaptığı olumsuz uygulamalar karşısında
mütekabiliyete dayanarak Rum vatandaşlarımızın
vakıflarının haklarının kısıtlanmasına
kalkıldığında, birçok örneğini gördüğümüz gibi,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aracılığıyla bunun
önlenebileceğini hiç düşündünüz mü?
Öte yandan, Musevi ve Ermeni cemaat vakıfları
bakımından mütekabiliyeti hangi devleti değerlendirerek
uygulayacaksınız? İsrail ve Ermenistanı mı,
örneğin Musevi vatandaşlarımız için daha çok bulundukları
Amerika Birleşik Devletlerini mi?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Pazarcı.
Sayın Öztürk.
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Adalet Komisyonu Raporunda Mülkiyet hakkı ile egemenlik,
farklı iki kategoriyi anlatmaktadır. Egemenlik anlamında
vatanımız içinde yer alan bir çakıl taşı bile feda
edilemez. denilmektedir. Ancak düzenlemeyle azınlık
vakıflarına yeni mal edinme, yurt içinden ve dışından
bağış kabul etme gibi imkânlar getiriliyor, ayrıca iktisadi
işletme ve şirket kurma hakkı tanınıyor.
Vakıfların zamanla oluşacak ekonomik gücünün
siyaseti de belirleyeceği gerçeği karşısında Adalet
Komisyonunun hamaset niteliğindeki Vatanın bir çakıl
taşını bile feda etmeyiz. görüşüne siz inanıyor
musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Sayın Çalış.
HASAN ÇALIŞ (Karaman) Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, gayrimüslimlerin
vakıflarının, bu Yasanın uygulamaya geçmesinden sonra,
doğruluğu tartışılacak belgelerle Vakıflar Genel
Müdürlüğü ve yargıda mal varlığını tescil
ettiremeyince uluslararası mahkemelerde tescil imkânı yolu açık
mıdır? Böyle bir durum olursa ülkemizin ödeyeceği tazminat
hakkında bir öngörünüz var mıdır?
İkinci sorum: Patrik Bartholomeos 18 Kasım 2002de
Kastamonu gezisinde, bir kitapçık çıkararak Şu caminin yeri
kiliseydi. Şurası falancanın evi. gibi âdeta tespit
yapmaktadır. Bu iddiaları ülkemizin her yerinde yapmak mümkündür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoluyla hak sahipliği yolu
açılırsa, şahıslara ödenecek tazminatlar hakkında bir
öngörünüz var mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Çalış.
Sayın Kalaycı.
MUSTAFA KALAYCI (Konya) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Fatih Sultan Mehmet vasiyetinde diyor ki: Nefis kilise Ayasofya,
kıyamete kadar cami olarak vakfedilmiştir. Bunu Allaha, ahirete,
onun heybetine inanan hiçbir mahluk sultan olsun, hâkim olsun, bir mütegallibe
olsun- değiştiremez. Vakıf şartlarını kim
değiştirirse, Allahın, meleklerin, bütün insanların laneti
onların üzerine olsun. Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir
kimse bulunmasın.
Bu Kanunda Ayasofyanın dahi azınlık
vakıflarına devrinin söz konusu olduğunun farkında
mısınız?
Yıllardır Ayasofya ibadete açılsın. dediniz.
Yoksa Ayasofyanın kilise olarak mı açılmasını
istiyordunuz?
Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.
Sayın Akkuş, buyurun.
AKİF AKKUŞ (Mersin) Sayın Bakan, Türk Medeni
Kanununun -4721 sayılı Kanun- Üçüncü Bölümü, 101inci maddesine
göre, Belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek
amacıyla vakıf kurulamaz. denilmektedir.
Hâl böyle iken, yeni kurulan bir vakfın mal ve nakdi
yardım yapma ve almasıyla ilgili serbestî sonucu Vakıf
Yasası ve Medeni Kanunun delinmesine müsaade edilmiş olmuyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Akkuş.
Sayın Bakanım, buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Teşekkür ediyorum.
Sayın Ağyüzün sorularında amacını
aşan birtakım ifadeleri oldu. Bugün Türkiyede faaliyette bulunan
vakıflar, türü ne olursa olsun, ticari işletme açabilmektedir. Bunu
hepiniz biliyorsunuz. Şayet vakıflarla, vakıf müessesesiyle
azıcık ilişkiniz varsa bilmelisiniz ki, şu anda, bu Kanun
çıkmadan önce, şu anda meri Kanuna göre bütün vakıflar ticari
işletme kurabilmektedirler.
Demin sözünü ettiğiniz birtakım sivil toplum
kuruluşları, yok, Gönüllü Teşekküller Vakfı, işte,
Deniz Feneri vesair
Bunlar benim bildiğim kadarıyla -özellikle Deniz
Feneri- Türk milletinin gönlünde önemli bir yer işgal etmiş, çok
önemli faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Her Türk
vatandaşının o faaliyetlerden bana göre gurur duyması
gerekir. Sorgulamadan, kim yapıyor, kim ediyor demeden, sorgulamadan gurur
duyması gerekir.
Diyorsunuz ki: Cumhuriyet, demokrasi ismiyle niye vakıf
kurulmuyor? Kurulabilir. Türk Demokrasi Vakfı var. Var
Yani,
dolayısıyla, bunları iyi irdelersek, bu
sorularımızın çok da fazla bir tabanı bulunmadığını
göreceğiz.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) Bunlar sorularımın
cevabı değil.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Efendim, siz sorunuzu sordunuz, ben de cevaplıyorum.
Sayın Pazarcının, mütekabiliyet ilkesi
Batı
Trakyada Müslüman azınlıkla, Türkiyedeki gayrimüslim cemaat
arasındaki uygulamalar itibarıyla mütekabiliyet söz konusu mu?
diyor.
Kesinlikle böyle bir şey söz konusu olamaz. Mütekabiliyet
kavramı uluslararası hukukun önemli bir kavramıdır.
Yabancı ülke vatandaşları arasında söz konusu olur.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) Batı Trakyadaki Müslüman
Türk azınlık. diyor.
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Batı Trakyayla ilgili Yunan
terminolojisini kullanıyorsunuz Sayın Bakanım. Yunan
ağzıyla konuşuyorsunuz.
BAŞKAN Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım
lütfen
Sayın Bakanım, Genel Kurula hitap ediniz.
Sayın Korkmaz, lütfen
Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Şimdi, efendim, Lozan Anlaşmasında Türkiyede
gayrimüslim azınlıklar olarak ifade edilen cemaatler var. Bunlar Türk
vatandaşıdır. Yine, aynı şartların paralel bir
biçimde, mütekabiliyet esasına dayanmaksızın -yanlış
hatırlamıyorsam 45inci maddesinde öngörülüyor- paralel bir biçimde
Batı Trakyada yaşayan Müslüman Türkler için de uygulanması
yükümlülüğü Yunanistana getirilmiş bulunmaktadır.
Dolayısıyla, burada mütekabiliyet söz konusu değil. Bir paralel
uygulama öngörülmüştür.
Efendim, Sayın Öztürkün egemenlik, mülkiyet kavramı
çerçevesinde ifade ettikleri hususlara katılmamız mümkün
değildir. Türkiye egemen bir ülkedir. Toprağın ne anlama
geldiğini de hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla, bu Kanunla ne
Türkiye'nin egemenliğine bir nakisa ne de toprak bütünlüğüne bir
eksiklik söz konusu olması mümkün değildir.
Efendim, Sayın Çalış Patrik Bartholomeosun bir gezisinde
-işte, bir yerden bahisle- burada bir kilise vardır şeklindeki
tespiti yaygınlaşacak mı? diyor. Bir kere, bu Kanunun Fener
Rum Patrikhanesiyle, kiliselerle alakalı bir tarafı yok. Kiliselerin
tüzel kişiliği yoktur, kiliseler ibadethanedir. Biz, burada cemaat
vakıflarına ilişkin yaptığımız düzenleme
çerçevesinde Türkiye'nin neresinde olursa olsun kiliselerin bu Yasaya
dayalı olarak ihya edileceği anlamına gelecek bir yoruma
katılmamız mümkün değil. Böyle bir durum da kesinlikle söz
konusu değil. Ama, elbette ki vatandaşların ihtiyaçları
varsa ibadetlerini yapacak, her neye inanıyorlarsa, onu da ihya etmeleri,
diriltmeleri hakkıdır.
HASAN ÇALIŞ (Karaman) Sorumun cevabı bu değil
Sayın Bakanım, cevabını alamadım.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Kalaycı, maalesef konuyu fazla irdelemeden
bir soru yöneltti.
MUSTAFA KALAYCI (Konya) Geçici maddeye bakın Sayın
Bakan.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Şimdi, efendim, Fatih Sultan Mehmetin Ayasofya Camii
ile ilgili beyanlarına atıfta bulundu ve sonunda da dedi ki: Kilise
olarak mı açılacak? Şimdi, arkadaşlar, ben size
Ayasofyanın tapusunu okuyorum, biraz sonra da ekrana getireceğim.
Tapusunda, Vakıflar Bölge Müdürlüğü İstanbul, Tapu Sicil
Müdürlüğü İstanbul, Tapu Sicil Müdürlüğü, yine İstanbul
Eminönü ilçesi. Taşınmazın niteliği
yazılmış. Vakıf adı: Ebul-Feth Sultan Mehmed
Vakfına ait. Yani Fatih Sultan Mehmetin kurduğu vakfa ait. Orijinal
tapusu da bu. Bak. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) Kıbrıs
Maraş
Kıbrıs ile Maraşı nasıl verdiniz? (MHP
sıralarından gürültüler).
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Hayır, Fatih Sultan Mehmet Vakfına ait
Ayasofyanın tapusu. Nasıl böyle bir şey düşünebilirsiniz?
Hayretle, taaccüple karşılıyorum.
KADİR URAL (Mersin) Geçici 7nci madde!
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, 7nci
maddeyi çok iyi okumak lazım. 7nci maddede
Uygulanabilmesi için 1936
Beyannamesinde yer almış olması lazım, bir; hâlen
tasarruflarında olması lazım, iki; başkasının
adına tapulu olmaması lazım, üç; namı müstear, namı
mevhumu olarak kayıtlı olması lazım, dört. Bu Fatih Sultan
Mehmet namı müstear mı size göre, namı mevhum mu? Olur mu böyle
bir şey? Yani dolayısıyla burada bir bilgi eksikliği var.
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) Maraş
Maraş
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) Sayın Bakanım, bakın,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkı
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Efendim, Sayın Akkuşun
S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)
iç hukuk yolları tüketilmeden
kabul edilmeye başlandı.
BAŞKAN Sayın Korkmaz, lütfen
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Son bir soru, cevap veriyorum.
BAŞKAN Buyurun.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Sayın Akkuşun, Medeni Kanunun 101inci
maddesinden bahisle
Irk ve cemaat esasına dayalı vakıf
kurulamaz deniliyor, kurulabilecek mi?
AKİF AKKUŞ (Mersin) Yabancılar kuracak ya
Sayın Bakan, yabancıların kurduğu vakfa satış
yapılacak.
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Değerli arkadaşlar, Türkiyede
Yani bakın, bu
Parlamento çok önemli bir kurul, milletin temsil edildiği bir yer. Burada
konuşurken biraz daha bilgili olarak konuşmak gerekir diye
düşünüyorum. Başından bu yana şu vurguyu yapıyoruz:
Arkadaşlar, Türkiyede 161 tane cemaat vakfı var. Bu da Lozan
Anlaşmasıyla bu statüyü kazanmış ve 1936 Beyannamesiyle,
cumhuriyetin kurucusu Atatürk tarafından çıkarılmış
2762 sayılı Kanuna dayalı olarak 1936 Beyannamesiyle bu
hayır kurumları olan cemaatlere ait bu kurumlar Atatürk döneminde
vakıf statüsüne kavuşturulmuştur. Bunların sayısı
161dir. Bunların artırılması, yeniden ırk ve cemaat
esasına dayalı vakıf kurulması mümkün değildir. Bu
Kanunun öyle bir amacı yok ve bu Kanunda da yeni bir cemaat vakfı
kurulmasına dönük bir düzenleme kesinlikle söz konusu değildir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, madde
üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş
sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
durumlarına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 5555 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 11. maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini ve fıkra numaralarının teselsül
ettirilmesini saygı ile arz ederiz.
(2) Lozan Antlaşmasına tabi cemaat vakıfları
hakkındaki düzenleme statülerine uygun olarak ayrıca düzenlenir.
|
|
Faruk Bal |
Emin Haluk
Ayhan |
Mustafa Enöz |
|
|
Konya |
Denizli |
Manisa |
|
|
Metin Ergun |
|
Ahmet Orhan |
|
|
Muğla |
|
Manisa |
T.B.M.Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 98 sıra sayılı yasa
tasarısının 11. maddesinin son cümlesinin madde metninden
çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
T.B.M.Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 98 Sıra Sayılı Yasanın
11. maddesinin yasa metninden çıkarılmasını arz ederiz.
|
|
Ferit Mevlüt
Aslanoğlu |
Halil Ünlütepe |
Şahin
Mengü |
|
|
Malatya |
Afyonkarahisar |
Manisa |
|
|
Şevket
Köse |
|
İsa Gök |
|
|
Adıyaman |
|
Mersin |
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Aslanoğlu, konuşacak
mısınız?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) İsa Bey
konuşacak efendim.
BAŞKAN Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından
alkışlar)
İSA GÖK (Mersin) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, Mehmet Müezzinoğlunun -AKPden bir
arkadaşımız- cümlesini tutanaktan okuyorum arkadaşlar: Bu
ülke ve bu millet bugün dünya milletleri arasında hâlâ hak ettiği
saygın yeri ve hâlâ dünya ülkeleri arasında güçlü yerini
alamadı.
ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) Daha ileride
İSA GÖK (Devamla) Arkadaşlar, Türk milletinin
saygınlığını hiçbir milletvekili, bu Mecliste, bu
kürsüde, bu şekilde ayaklar altına alamaz. (CHP ve MHP
sıralarından alkışlar)
ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) Çarpıtmayalım!
İSA GÖK (Devamla) Herkes kendine gelecek. Herkes kendine
gelecek, kimi temsil ettiğini, hangi Mecliste olduğunu, gazi Mecliste
olduğunu, Ulusal Kurtuluş Savaşı yürüten Mecliste
oturduğunu bilecek ve titreyecek. (CHP ve MHP sıralarından
alkışlar) Bu laf düzeltilmeli. Bu laf, özür dilenmeli. Taviz vererek,
saygın olmak, müstemleke insanlarının
mantığıdır. Kıbrısı ver! Limanları
ver! Limanları ver! Ormanları ver! Maden Kanunu çıkar, madenleri
ver! Saygın mı olduk? Saygın mı olduk? Müstemlekeyle
saygın olunmaz. Önce mantığı düzeltmeniz lazım. Bu
konuşmada bu kelimelerin düzelmesi lazım. Türk milleti adına
konuşuyorum burada. Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı herkes bu millete dâhildir, asla ayrım
yapmıyorum, herkes adına konuşuyorum.
Teşekkür ediyorum.
ASIM AYKAN (Trabzon) Siz de müstemlekeyi düzeltin.
İSA GÖK (Devamla) Arkadaşlar, deniyor ki,
mevzuatı toplayalım diye bu Kanunu getirdik. İşte, ne
deniyordu? On kanun, altı tüzük, altı tebliğ, yirmi yedi
yönetmelik var. Yine yapacaksınız aynısını. Atama
yönetmeliği, disiplin yönetmeliği, tüzüğü,
yapacaksınız. Normal hiyerarşide bu zorunluluktur. Bunu,
sakın ha sakın, buraya birisi gelip de bu Kanunun getiriliş,
ihdas amacı olarak açıklamasın, güldürmeyin bizi. Her kanunda,
tüzük, yönetmelik, tebliğ olacak. Az önce bilgisayarımda
taradım, hepsini taradım, hepsi yine zorunlu tüzükler, çıkartmak
zorundasınız. Böyle bir gerekçe olamaz.
İkinci bir gerekçe, ABye uyum sağlamalıyız
diye. Bakanın konuşmasını okudum az önce.
Arkadaşlar, ABde böyle bir mevzuat yok. Olmayanın uyumu
mu olur? Yok böyle bir mevzuat. Avrupa Birliğinde yok. Bir tek Almanyada
parti vakıfları var. İşte, o Sovyetler Birliğinin
yıkılmasından sonra, bir anda emperyalist ülkelerin
coştuğu, azınlıklar, cemaatler, coşup da
saldırdığı, Kadife Devrim, Pembe Devrim dedikleri, yaratan,
o devrimleri yaratan, o hükûmetleri düşüren, rejimleri
değiştiren vakıflar var. Özlediğiniz bu mu? Buyurun,
geçirin Kanunu. Buyurun, geçirin.
Cemaat vakıfları, arkadaşlar. Bakın, deniyor
ki: Gayrimenkul alımı konusunda, taşınmaz alımı
konusunda engel vardı. Yapmayın ya! Bu Kanunda böyle bir gerekçe
konuşulamaz. Hiçbir bakan bu lafı diyemez. Niye diyemez?
Arkadaşlar 36 Beyannamesi diyor Sayın Bakan; doğru. 1936
yılında bütün vakıflara, cemaat vakıflarına, -Medeni
Kanun bunlara vakıf statüsü vermişti 26da- dendi ki: Emvalinizi
ortaya dökün bakalım, bunların hepsini senet yerine kabul edelim,
bunların hepsi senet olsun. Geldi hepsi. 36dan 74e kadar bu
vakıflar taşınmaz edindiler. 74 yılında, beş
yıllık bir davanın sonucu
Buraya birisi çıktı dedi ki
geçen konuşmada: İşte, Kıbrıs Barış
Harekâtının maneviyatı içerisinde Yargıtay böyle bir karar
verdi. Yalan. Yargıya laf atmayın. Yargıya laf atmayın.
Yargıya saygı duymak lazım. Beş yıllık bir dava
sonucunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Lozan Anlaşmasında
cemaatlerin 36 Beyannamesi sonrası, yani, Lozan sırasında
edindiği mallara ilaveten yeni mal edinemeyeceklerine hükmetti. 74ten
sonra mal edinemediler. Gelinen noktada nereye gelindi? Ama, mal edinme
engellenmedi.
Arkadaşlar, 2762 sayılı Yasa iyi bir yasa,
harikulade bir yasa. Bu Yasada on beş tane değişiklik
gerçekleştirildi; 38, 39, 49, 50, 52, 64, 81. Ama, en önemli
değişiklik, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin Mecliste
olmadığı tarihte, arkadaşlar, 3 Ağustos 2002, 4771
Sayılı Kanun, bu Kanunla azınlık
vakıflarının, cemaat vakıflarının
taşınmaz mal edinmesi önündeki engel kaldırıldı, 74
tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı bitirildi.
Taşınmaz mal edinemiyorlar, bu Kanunu yeniden onun için getiriyoruz
demeyin. Zaten, bizim olmadığımız Mecliste bu Kanun geçti.
HASİP KAPLAN (Şırnak) Barajın
altındaydınız o zaman.
İSA GÖK (Devamla) - Bunu uyguladınız,
yönetmeliği yayımladınız. Bu Kanun
Mal edinebiliyorlar.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) Anayasa Mahkemesine
İSA GÖK (Devamla) Lütfen
Lütfen
Devam edeceğim arkadaşlar, çünkü, sürem de doldu. Önerge
hakkında
Diğerinde konuşacağım.
Fakat, bakın Restorasyon yapamıyoruz. diyorlar. Hangi
engel var restorasyon konusunda ya? Yapın restorasyonu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Gök, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
İSA GÖK (Devamla) Bakın arkadaşlar, şunu
hassaten belirtmek istiyorum: Biz, grup olarak hiçbir cemaate, hiçbir
azınlığa asla ve asla farklı gözle bakmıyoruz. Biz,
hümanist felsefenin partisiyiz.
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) Türk milletine karşı
da keşke hümanist olsaydınız!
İSA GÖK (Devamla) - Biz, insanlara insan olması
sebebiyle bakıyoruz. Mersindeki Lina
Lina benim dostumdur, iyilik
meleğidir. Diş Hekimi Şahin, ortodoks kilisesi yönetim
kurulunda, Ortodoks kilisesinde. Şahin benim kırk yıllık
dostumdur. Bunlar bizim dostlarımız. Bizim tavrımız onlara
değil. Onlar bu ülkenin vatandaşları. Bizim kardeşimiz,
hiçbir ayrımımız yok. Hepsi bizim en yakın dostlarımız.
Ama, bu Kanunla amaçlanan şeyler farklı. O yüzden diyorum Kanunu
okuyun. Bu Kanunla çok farklı şeyler, dayatmalar geliyor. Lozanda
yer almayan yeni ödünler veriliyor. Lozan ne dedi? Dört konuda vakıf hakkı
verdi Lozan: dinî, hayrî, sosyal, eğitimsel. Siz, yeni vakıf
yaptınız bu vakıfları, bütün önünü açtınız. Ne
yapıyorsunuz siz? Okuyun, bakın, anlamaya çalışın ve
lütfen kendinize gelin.
Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
III.- Y O K L A M A
(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa
kalktı)
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkan, yoklama
yapılmasını istiyoruz.
BAŞKAN Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, önergenin oylanmasından önce bir yoklama talebi
vardır.
Şimdi, bu talebi yerine getireceğim. Önce, yoklama
talebinde bulunan sayın üyelerin salonda bulunup
bulunmadıklarını tespit edeceğim.
Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Kutluata,
Sayın Akcan, Sayın Ertugay, Sayın Tankut, Sayın Bulut,
Sayın Vural, Sayın Akkuş, Sayın Çalış, Sayın
Enöz, Sayın Paksoy, Sayın Özdemir, Sayın Bal
Arkadaşlar, ayakta duran arkadaşları
okuyacaktım, şu anda 20yi bulamadım.
Sayın Çelik, Sayın Ural
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Geliyorlar, biraz daha
bekleyin Sayın Başkan, acele etmeyin!
BAŞKAN
Sayın Homriş, Sayın Bukan,
Sayın Ekici, Sayın Kalaycı, Sayın Durmuş.
Evet, tespitini yapmış olduğumuz
arkadaşlarımız lütfen yoklamaya girmesinler.
Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, toplantı yeter
sayısı vardır.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ (Devam)
2.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555
Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24)
(S. Sayısı: 98) (Devam)
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
T.B.M.Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 98 sıra sayılı yasa
tasarısının 11. maddesinin son cümlesinin madde metninden
çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılmıyoruz Değerli Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Genç, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) Sayın Başkan, değerli
üyeler; Vakıflar Kanununun 11inci maddesinin son cümlesinin madde
metninden çıkarılmasını önerdim. Gerekçem de şu
Diyor
ki: İdari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden
itibaren on beş gün içinde 5326 sayılı Kabahatler Kanununa göre
itiraz edilir.
Şimdi, değerli milletvekilleri, burada kesilen para,
idari para cezasıdır. İdari para cezalarının bence
idari yargının görev alanına girmesi lazım ve İdari
Yargılama Usulü Kanununda da bu tür işlemlere karşı kaç
gün içinde dava açılacağı bellidir. Şimdi, bir
kısım idari işlemlere karşı Kabahatler Kanununa göre,
bir kısmına İdari Yargılama Kanununa göre dava
açarsanız bu çok karışıklığa neden olur ve
aynı zamanda da hak kaybına da sebebiyet verebilir. İdari
Yargılama Usulü Kanununda -2577 sayılı Kanun zannedersem-
burada, tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde dava
açıyorsunuz. Bence bu dava açma konusunda bir yeknesaklık getirmek
lazım. Yani her fiile, her cezaya karşı ayrı ayrı
süre, ayrı ayrı yerlere dava açma hakkını
tanırsanız, vatandaşlar bilmemezlikten dolayı acaba şu
kadar sürede mi açacaktım, bu kadar sürede mi açacaktım konusunda
tereddütlere düşerler ve süresinde dava açmazlar, kayıplara da
karışabilirler. Bu Kanun hakikaten çok önemli bir kanun. Yani bunu
verirken tabii ki şeyi de işin esasıyla ilgili söyleyeyim.
Şimdi, sevgili milletvekilleri, tabii ki hepimiz
insanız, demokratız, herkes insandır. Türkiye Cumhuriyeti
devleti tabiiyetinde olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının
getirdiği masuniyetten, himayeden yararlanması lazım. Ama,
karşımızdaki insanları bir düşünelim.
Ben Batı Trakyaya gittim. Batı Trakyada bir otele
gittim, bir kahve içtim, dediler ki: Bu otel arsası daha önce bir Türke
aitti ve buna 2 milyon drahmi verdiler. Yani, evvela almak istemişler
burayı, 2 milyon drahmi vermişler, ama vermemiş adam. Fakat,
sonra 22 milyon drahmi vermişler, adam vermiş. Tabii, oradan
aldığı parayla gelmiş İstanbulda büyük arsalar
almış.
Şimdi, değerli milletvekilleri, eğer bizim
karşımızda olan
Tabii, bu Kanun, daha ziyade Yunanlı
dostlarımızı ilgilendiriyor. İşte, zaten Karamanlis
geldi, âdeta talimat verdi, Şunları, şunları,
şunları yapacaksın, yoksa Avrupa Birliği yolu yok. dedi.
Şimdi, bu Kanunla, özellikle patriğe çok büyük imkânlar getiriliyor.
Yani, İstanbul surları içinde on bir bin beş yüz tane vakıf
arazisinin tekrar bunlara verilmesi meselesi önemli. Tabii, bunların
incelenmesi lazım. Şimdi, on bir bin beş yüz civarında
söyleniyor -belki ben rakamda yanılabilirim- oraları siz patrik ve
patriğe bağlı vakıflara verdiğiniz zaman,
İstanbulda yaşayacak yer kalmıyor. Şimdi, bakın,
Yunanistan geldi Türkiyede Finansbankı aldı, bayağı çok
güzel faaliyette bulunuyor; ama, Ziraat Bankasının Yunanistanda bir
şubesini açtıramadık, şubesini açtıramadık
değerli milletvekilleri. Şimdi, karşımızdaki insanlar
hakikaten insan haklarına saygılı olsa, Türkiye Cumhuriyeti
devletine saygılı olsa, biz onlar hakkında nasıl iyi niyet
taşıyorsak onlar da taşısa burada söylenenlerin çoğu
doğru, ama bu kişilerin Türkiye Cumhuriyeti devletinin
toprakları üzerinde gözleri var. Yarın, siz, bu kanunlarla bu
avantajları tanıdığınız takdirde, o büyük sermaye
grupları, bankalar kanalıyla Türkiyeye büyük sermaye transfer
edecekler, fark edemediğiniz büyük gayrimenkulleri alacaklar ve
Türkiyede, inanınız ki, siz, özellikle İstanbulda, Bozcaadada
ve Adalarda yer de alamazsınız. Büyük sermaye grupları var.
Bakın, ben Batı Trakyaya gittiğim zaman
Yunan bankaları
oradaki Türk azınlığa ait malların satın alınması
için bedava, faizsiz kredi veriyor ve üstelik de bedava da veriyor, faizsiz de
kredi veriyor. Yani, hangi Türkiye Cumhuriyeti devleti hükûmeti Türkiyedeki
Yunan mallarının alınması için vatandaşlara bedava,
faizsiz kredi verdi? Vermiyor. Çünkü bizim onlar hakkında böyle bir art
niyetimiz yok. Ama adamların Türkiye Cumhuriyeti devletini silme
hesapları var ve maalesef, burada, dün bir bakanın bir
konuşması, diyor ki: Efendim, işte Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Genç, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) Efendim, Yargıtay Genel Kurulu
haksız karar verdi. diyor.
Arkadaşlar, bakın, tabii, bu iş
Orada
Yargıtay diyor ki: Efendim, bir vakıf kurulmuş, ama bu
vakfın sahipleri belli değil. Yani, artık malı
ortalığa kalmış. Türkiye Cumhuriyeti devletinin
vatandaşı da olsanız, eğer bir malın sahipleri belli
değilse bu mal devlete intikal eder, hazineye intikal eder. Bu
vakıflar da
İşte, tabii, çok eskiden birtakım heyetleri
var, bu heyetlerin çoğu ortada yok. Şimdi bu kanunla, o
vakıfların mallarını birtakım insanlara veriyorsunuz.
Esas sıkıntı burada doğuyor.
Burada şimdi birbirimize karşı incitici laf
söylemeye de gerek yok. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin
devleti. Burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini korumak hepimizin
görevi. Burada doğruların peşinde koşalım. Yoksa ki
birbirimizi suçlamanın da bir anlamı yok.
Bence, bu ikilemi de ortadan kaldırmak için bu önergemin
kabulünü diliyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Genç.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 5555 Sıra Sayılı Kanun
Tasarısının 11. maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini ve fıkra numaralarının teselsül
ettirilmesini saygı ile arz ederiz.
(2) Lozan Antlaşmasına tabi cemaat vakıfları
hakkındaki düzenleme statülerine uygun olarak ayrıca düzenlenir.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA
(Ankara) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI HAYATİ YAZICI
(İstanbul) Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Bal, buyurun efendim. (MHP
sıralarından alkışlar)
FARUK BAL (Konya) Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; tekrar huzurunuzdayım, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Tabii, birkaç defa ifade edildi Burada bilinerek
konuşulması lazım diye. Doğrudur, bilinerek
konuşulması lazım. Ben buna bir şey daha ekliyorum: Bilgi
kirliliğini de arındırarak konuşmamız lazım.
Değerli arkadaşlarım, vakıflarla ilgili
müthiş bir bilgi kirliliğinin Meclisimizde de etkisini
gösterdiğini hissediyorum. Vakıflarla ilgili konunun, daha önceki
konuşmamda da Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesi
içerisinde gündeme geldiğini ifade etmiştim. Avrupa Birliği
hayal trenine bir teslimiyet bileti alınmıştı. 3
Ağustos 2002 tarihinde bu Meclisten geçen ilk vakıflarla ilgili
düzenlemeyle birlikte, vakıflarla ilgili Lozan
Anlaşmasının getirdiği statü delinmişti.
Arkasından, dördüncü uyum paketi, altıncı uyum paketi, yedinci
uyum paketi
Bu dokuzuncu uyum paketidir. Bugün burada hiç kimse, Avrupa
Birliği istiyor diye bu kanunun gerekçesini ifade etmiyor. O zaman bu
bilgi kirliliğinden arındırılmış olduğunu
Sayın Bakanın ifade etmesini istirham ediyorum. Bunun gerçekten
Avrupa Birliği ile bir ilgisi yoktur, çünkü Avrupa Birliğinin
Osmanlı hukukuyla ilgili bir vakıf mevzuatı yoktur. Olmayan
hâllerde Avrupa Birliği, bu konuyla ilgili birlik üyesi en yakın, en
makul uygulama yapan ülkenin hukukunu benimser. Bu ülke de Avrupa Birliği
içerisinde Yunanistandır. Şimdi görüştüğümüz 11inci
maddeyle ilgili biz bir ceza hükmü getiriyoruz. Şu şu işlere
uymayan vakıflara verilecek ceza 500 liradır. Ben, şimdi size 15
Ocak 2008 tarihinde Yunan Parlamentosunun İçişleri Komisyonundan
geçen benzer konuya Yunan hükûmetinin önermiş olduğu kanun
tasarısını okuyorum: Burada, sadece Trakya Bölge
Sekreterliğinin bulunduğu alanda ve Doğu Makedonyada kurulu
bulunan Osmanlı-Türk vakıflarının yapmış
olduğu işlemlere karşı uygulanacak en önemli müeyyide azil
hükmü olarak getirilmektedir. Azil hükmü 1inci maddesinde bir düzenlemeye tabi
tutulduktan sonra, ikinci fıkrayı aynen size okuyorum, lütfen
dinleyin. İçinizde Batı Trakyadan gelme
arkadaşlarımız da var. Bunu size okuyorum: İdare kurulu ve
vakıf heyeti üyeleri ayrıca bu Kanun hükümlerine ve bu Kanunla ilgili
bakanlık kararlarına ve diğer idari kararlara itaat etmemeleri
halinde görevlerinden azledilir.
Değerli arkadaşlarım, diğer kararlar nedir?
Ben size diğer kararlardan bir örnek vereyim. Oradaki Osmanlı
vakıfları ağır vergi yükü altındadır. Evladı
fatihanın yönetimindeki bu vakıflar ağır vergi yükü
altında bulup buluşturup vergisini ödemek için gittiklerinde Yunan
vergi mercileri bahane uydurup bu vergileri almamaktadır ya da haber gönderiyorlar:
Bu vergileri ödemeyin. Şimdi, bu direktife, bu talimata uymazsa
azledilecek oradaki vakıf yöneticisi. Uyduğu takdirde ne olacak?
Uyduğu takdirde bugün 7 ila 8 milyon euro arasında vergi borcu
vardır bu vakıfların. 7 ve 8 milyon euroluk vergiyi
ödeyebilecek hâlde değillerdir. Adalet Komisyonunda gösterdim. Batı
Trakya Türkü bir milletvekili bas bas bağırıyor Bizim vergi
borçlarımızı silecektiniz, niçin silmiyorsunuz, ne zaman
sileceksiniz? diye. Şimdi, burada vakıflar ile ilgili mevzu
konuşulurken içimizde o kökenden gelme insanların bunu dile
getirmesini beklerdim. Böyle bir görüşmede bu konuşulmayacak da ne
konuşulacaktır?
Değerli arkadaşlarım, tabii ki bunlar dile
getirilemez. Niçin dile getirilemez? Çünkü, vatansız hükmü zulmüne
uğramış olan bir arkadaşımız çıkıp
Yunanistandaki vakıf ile evladı fatihana uygulayacak zulmü burada
konuşup Türk milletini bu konuda aydınlatması gerekirken, her
yönü ile kazanılmış bir Kurtuluş Savaşı
neticesinde kurulmuş bir hukuki statüyü ortadan
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Bal, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
FARUK BAL (Devamla) -
kaldıran ve tek taraflı olarak
kazanılmış hakları ortadan kaldıran bu Kanunu
savunmaya kalkışmak, sanıyorum, o vatansızlık hissini
bir zulüm olarak yüreğinin içinde yaşayamamış olmanın
ürünüdür.
Değerli arkadaşlarım, vatansızlıkla
ilgili bir cümle daha ifade edeceğim: 69.004 tane evladı fatihan
Türkiyeye gidiyorum. diye çıkış yapıyor -veya Yurt
dışına çıkıyorum. diye- bir gün, iki gün
geciktiği için Yunan vatandaşlığından
atılıyor ve bunlara, bütün Avrupa Birliği, Avrupa Komisyonu
kurumları bir çare bulamıyor.
ECRI diye bilinen ayrımcılık ve
ırkçılıkla mücadele komisyonu bizzat Yunanistanda tespit
yapıyor, 48.700 tane insanın hukuksuz olarak insan
haklarının ihlal edildiğini ve vatansız hale
getirildiğini tespit ediyor, Yunan hükûmeti buna uymuyor. Bunun dile
getirilmesi lazım burada.
Değerli arkadaşlarım, tabii, bunun dile
getirilebilmesi için Sadık Ahmet ruhunu hissetmek gerekir, Mehmet Emin
Aganın yaşadığı zulmü hissetmek gerekir.
Tekrar teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bal.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Kabul edilmiştir.
12nci maddeyi okutuyorum:
İKİNCİ BÖLÜM
Vakıf Malları ve Faaliyetleri
Vakıfların mal edinmesi, akar cinsinden olan
malların değiştirilmesi
MADDE 12- Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerinde
her türlü tasarrufta bulunabilirler.
Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait akar mallar ile
hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesine,
paraya çevrilmesine veya değerlendirilmesine Meclis yetkilidir.
Mülhak, cemaat, esnaf vakıfları ile yeni vakıflara,
başlangıçta özgülenen mal ve haklar, vakıf yönetiminin
başvurusu üzerine, haklı kılan sebepler varsa, Denetim
Makamının görüşü alınarak mahkeme kararı ile sonradan
iktisap ettikleri mal ve hakları ise bağımsız ekspertiz
kuruluşlarınca düzenlenecek rapora dayalı olarak vakıf
yetkili organının kararı ile daha yararlı olanları ile
değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir.
Vakıf yöneticileri, iktisap ettikleri veya
değiştirdikleri taşınmaz malları tapuya tescil
tarihinden itibaren bir ay içerisinde Genel Müdürlüğe bildirirler.
Kurucularının çoğunluğu yabancı uyruklu
olan vakıfların, taşınmaz mal edinmeleri hakkında,
22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesi
uygulanır.
BAŞKAN Madde üzerinde, Cumhuriyeti Halk Partisi Grubu
adına İstanbul Milletvekili Birgen Keleş.
Sayın Keleş, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12nci
maddeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Bugün burada tartışmalı bir yasayı, 5555
sayılı Vakıflar Yasasını ikinci kez görüşmekteyiz.
Bu Yasayı Sayın Sezer 5, 11, 12, 14, 16, 25, 26, 41 ve 68inci
maddelerini Anayasaya aykırı bulduğu için bir kez daha
görüşmek üzere geri göndermişti.
Aslında bu maddelerin hepsi birbirleriyle
bağlantılıdır ve bunların her biri ayrı ayrı
sakıncalıdır. Ancak içlerinde iki madde var ki -12 ve 25inci
maddeler- sadece sakıncalı değil, aynı zamanda Türkiyenin
birlik ve bütünlüğünü, toprağını, Türkiye Cumhuriyetini
kuran Lozan Anlaşmasını hedef alan niteliktedir. Lozan
Anlaşmasına, Anayasanın Başlangıç bölümüne ve
çeşitli maddelerine aykırıdır bu incelediğimiz
maddeler, kamu düzeni ile ülkenin birlik ve bütünlüğünü de bozacak
hükümler içermektedir.
Aslında cumhuriyeti kuranlar vakıflar konusunun ne kadar
önemli olduğunu daha o tarihlerde fark etmişler ve onun için de daha
sonra 2762 sayılı Kanunu çıkarmışlardır.
Çağdaş hukuk düşüncesine uygun olarak bu Kanun, aynı
durumda olan vakıfların aynı statü altında
toplanmasını öngörmüştür. Buna karşılık eski
vakıflarla yeni vakıflar arasında farklı statüler
oluşturmuştur ve uzun vadede hak sahiplerinin
haklılığını korumak koşuluyla mülhak vakıf
statüsünün, yani yönetimi sadece vakfedenlerin soyundan gelenlere
bırakılan vakıfların tasfiyesini öngörmüştür.
Bu Yasa, vakıfların hukuki statüleri, özellikleri,
istisnai olma niteliklerini hiç dikkate almadan, hepsini Türk Medeni Kanunuyla
kurulan vakıflarla birlikte aynı potaya koymuştur. Bu, çok
tehlikelidir, ülkenin bölünmez bütünlüğü açısından ve başta
laiklik olmak üzere cumhuriyetin temel nitelikleri açısından sorunlar
yaratacak bir düzenlemedir.
Gerek günümüzde kabul gören anlayış gerek Avrupa
Konseyinde azınlıklarla ilgili olarak kabul edilen bazı
sözleşmelerde azınlık hakları, insan hakları gibi
bireysel haklar olarak düzenlenmekte ve talep edilmektedir. Bu nedenle,
azınlıklara tüzel kişilik tanınması yolundaki Avrupa
Birliği raporlarında yer alan önerilerin hiçbir yasal
dayanağı yoktur. O nedenle, bu Yasayı Avrupa Birliğine
uyum argümanı altında savunmak mümkün değildir.
Sayın milletvekilleri, 12nci ve 25inci maddeler, Yasada
yer alan birçok sakıncalı maddeden en önemlileridir. Bu iki madde,
hem diğer sakıncalı maddelerden olumsuz yönde etkilenmektedir
hem de birbirlerini Türkiye açısından daha olumsuz şekle
getirmektedir.
Yasada yabancıların Türkiyede vakıf
kurmaları ve vakıf yönetmelerine yasal dayanak
hazırlandığı gibi, vakıflarının şube
açmalarının devlet tarafından sınırlandırılamayacağı
yasal hükme bağlanmıştır. Böylece, tarikatlara, misyoner
örgütlerine ve yurt dışı bağlantılı siyasi
partilere geniş olanaklar tanınmıştır.
Böyle bir ortamda, 12nci maddeyle Kurucularının
çoğu yabancı uyruklu olan vakıfların, taşınmaz
mal edinmeleri için, 2644 sayılı Tapu Kanununun 35inci maddesi
uygulanır. denilmektedir. Böylece 35inci maddenin hem kapsamı
genişletilmekte hem de içeriği değiştirilmektedir. Çünkü
35inci madde, gerçek kişiler ile başka bir ülkede o ülke
kanunlarına göre kurulan şirketler açısından
hazırlanmış olan bir maddedir. Şimdi, vakıflar bundan
yararlanacaktır, yani kapsamı genişleyecektir, hem yararlanacak
hem de binde 5 sınırlamasına da tabi olmayacaktır.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, en azından
İçişleri Bakanlığında bazı illerde binde 5
kısıtlamanın yeterli olmadığını ve ilçe
bazında en azından bu sınırlamanın
kullanılması gerektiğini öngören çalışmalar
olduğunu ben biliyorum, eminim iktidar partisi bunu rahatlıkla
öğrenebilir.
Sayın milletvekilleri, vakıflara tanınan
sınırsız toprak edinme Türkiyede çok olumsuz gelişmelere
yol açabilir. Örneğin, Fener Rum Patrikhanesi tarafından tamamen
yerli statüde kurulacak olan bir vakıf, yurt dışından
gelecek büyük bağışlarla İstanbul Balatta,
İstanbulun göbeğinde ne kadar arazi satın alabilir, hiç
düşünüyor musunuz? Gene Avrupa Birliğinin bazı
fonlarının daha şimdiden neden Balattaki binaların
-başka bir yer değil- restorasyonunda
kullanıldığını hiç düşündünüz mü? Bu iktidarın
geçen dönemde ve bu dönemde çıkardığı birçok yasa ne
yazık ki tam bir aymazlık örneğidir.
Yabancıların Türkiyede vakıf
kurmalarının, vakıfları yönlendirmelerinin zaten anayasal
bir engeli yoktur. Ancak bunun Türk Medeni Kanununun 101inci maddesindeki
kısıtlamalarla birlikte düşünülmesi gerekir. Bu ise denetimi
gerektirir. Ama ne yazık ki getirilen düzende bu mümkün değildir,
çünkü denetim sayenizde çökertilmiştir.
Yeni vakıf organlarında yabancıların yer
alması bu Kanunda mümkün hâle getirilmektedir ama getirilen
sınırlamalar göstermeliktir. Cemaat, azınlık
vakıfları ise tamamen kayırılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, yabancılardan
bahsederken biz azınlık vakıflarını kastetmiyoruz,
çünkü getirdiğiniz düzende yabancılar da vakıf kurabiliyor gelip
Türkiyede. Azınlık vakıfları ama
kayırılmıştır burada, Lozandan farklı bir
statüye getirilmiştir. Bu durum yurt içi ve uluslararası yardım
ile onu öngören 25inci madde ve söz konusu vakıfların iktisadi
işletme kurabilmeleri, ticaret yapabilmelerini öngören 26ncı
maddeyle birlikte düşünüldüğünde millî güvenliğin ne kadar büyük
tehlikelerle karşılaşabileceği ve Lozanın
kısıtlayıcı hükümlerinin nasıl kâğıt
üzerinde kalacağı, isterseniz eğer, rahatlıkla görülebilir.
Yabancıların kurduğu ve yönetiminde bulunduğu
vakıfların yahut da yabancıların içinde bulunduğu
diğer vakıfların siyasi nitelikte bir amaç güdememesi için de
herhangi bir sınırlama yoktur. Bu durum sadece yabancıların
bulunduğu vakıfları daha tehlikeli hâle getirmemektedir
değerli arkadaşlarım, aynı zamanda partilerin dış
yardım alamamaları konusundaki Anayasanın 89uncu maddesini de
kâğıt üstünde bırakmaktadır. Çünkü partiler vakıflar
kanalıyla pekâlâ dışardan yardım alabilir hâle gelmektedir.
Bunu takdirlerinize sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, Türkiye devleti Lozan
Anlaşmasıyla cemaat vakıflarını tanımayı,
söz konusu vakıfların o günkü hâliyle üstlenmiştir. Orada da
vakıfların mevcut arazilerini kullanmak, mal
varlığını, taşınmazlarını kullanmak ve
değerlendirmek dışında mal edinmek hakkı yoktur. Oysa,
bu Yasa ile getirilen düzenlemede hiçbir sınırlama
olmadığı gibi kamu kuruluşlarından izin almak da
gerekmemektedir ve cemaatler lehine ayrımcılık
yapılmış olmaktadır.
2762 sayılı Yasa ile getirilen yasal düzeni eskiden
çiğneyen cemaat vakıflarının mal edinemeyeceğini hükme
bağlayan yargı kararı da çiğnenmiştir bu Yasayla. Bu
da Anayasanın Başlangıç bölümüne ve 138inci maddesine
aykırıdır.
Sayın milletvekilleri, 12nci madde hem bir çelişki
yaratmakta hem de Türkiyenin büyük baskılarla
karşılaşmasının ortamını
hazırlamaktadır. Çelişki yaratmaktadır, çünkü bir yandan
mülhak vakıfların yeniden kurulması mümkün değildir, ama
burada sınırsız taşınmaz edinme olanağı
sağlanmaktadır ve eğer şirket kurma ve yurt içinden, yurt
dışından bağış almayla birlikte
düşünüldüğünde cemaat vakıflarının ne kadar
genişleyebileceği ve Türkiye aleyhine karar almaya hazır olan
yurt dışı yargı organlarının da ne kadar önemli
kararlar alabileceğini rahatlıkla görmek mümkündür. Türkiye aleyhine
yargı kararları bu Yasadan sonra azalacak zannediyorsanız tam
bir yanılgı içindesiniz, çok daha artacaktır.
5inci maddede yurt içinde şube açmanın yeni
vakıflarla ilişkilendirilmesi, 25inci maddede ise yurt
dışında şube açmanın serbest
bırakılması tam bir çelişkidir aslında.
Vakıfların mallarının haczedilemeyeceği,
kamulaştırılamayacağı ve yöneticilerinin sadece
mahkemelerce görevden alınacağı düşünüldüğünde,
Türkiyenin karşılaşacağı sorunları şimdiden
tahayyül etmek mümkündür.
Sayın milletvekilleri, bu Yasanın yabancı
ülkelerin ve uluslararası kuruluşların etkisiyle
hazırlandığı, hatta bırakınız yasal
dayanağı, haklı bir dayanağının bile
olmadığı açıktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Keleş, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) Sayın Başkan, siz
eskiden pozitif ayrımcılık yapan bir Başkanımızdınız.
Sanıyorum bu huyunuzdan bu dönem de vazgeçmemişsinizdir.
BAŞKAN Buyurun.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) Bu Yasanın yabancı
ülkelerin etkisiyle hazırlandığı açıktır. Oysa
değerli arkadaşlarım, Türkiyenin başına büyük
sorunlar açacağı yadsınamayacak bir gerçektir. Hiçbir
yabancı ülkenin, kendi hukuk sisteminde olmayan bir şeyi veyahut da
kendisine verdiği tavizden daha fazlasını Türkiyeden isteme
hakkı yoktur. Buna Avrupa Birliği de dâhildir.
Adalet ve Kalkınma Partisi, ne yazık ki gerek geçen
dönemde gerek bu dönemde dışarıdan gelen taleplere
karşı hep olumlu yaklaşmakta ve kabul etmektedir. Bunu gören
yabancılar da taleplerinde ısrar etmeyi, hem hedeflerine
ulaşmanın hem de Türkiyeyi adım adım çökertmenin bir yolu
olarak görmektedir.
İktidarı bir kez daha uyarıyoruz. Tıpkı
2003 ve 2005 tarihleri arasında çıkartılan ve yabancıya
toprak satışını düzenleyen yasalarda olduğu gibi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Keleş
BİRGEN KELEŞ (Devamla) Çok az
BAŞKAN Buyurun, ricanızı kırmış
olmayayım ben.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) Kırmayın, bir dakika
daha
BAŞKAN Buyurun efendim, tamamlayın.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) Evet, teşekkür ederim.
tıpkı Petrol Yasasında olduğu gibi bu
Yasanın da savunulabilir tarafı yoktur, açıklanabilir
tarafı da yoktur.
Görevimiz, Türkiyenin yararına olan yasaları
çıkarmaktır. Ama anlaşılıyor ki Hükûmet, vatan
topraklarının satışı konusunda çok
kararlıdır. Üç yasa yetmediği gibi, özelleştirmeyle
satılan dönümlerle arazi yetmediği gibi, hepsi satışa çıkarılan
hazine arazileri yetmediği gibi, şimdi de vakıflar
kanalıyla toprakları satmak, bunu hızlandırmak
istemektedir.
Yasa çıktığında -AKPli milletvekillerine
sesleniyorum- Bozcaada ve Gökçeadayı vermeyi ve başta Ayasofya olmak
üzere, Anadoludaki tarihi eserleri yabancıların üstüne tapulamaya
hazırsanız size söyleyecek hiçbir sözüm yoktur.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Sayın Bakan bu konuyu
biraz önce izah etti.
BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Ama bilin ki Avrupa Konseyi
ülkeleri başta olmak üzere yabancılar Yasanın
çıkmasını heyecanla beklemektedir, sizi ayakta
alkışlayacaktır ve bunun vebali büyüktür.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Sizden daha olgun bir
konuşma beklerdik.
BAŞKAN Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal.
Buyurun.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Sayın Başkan, süre
tamamlandı.
BAŞKAN Efendim, Sayın Balın konuşması
tamamlanıncaya kadar Genel Kurulun onayını alacağım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Yarın devam etsek, çok yoruldu
heyet. Lütfen efendim
BAŞKAN Sayın Şandır, yedi dakikamız
var.
Sayın Bal, buyurun efendim. (MHP sıralarından
alkışlar)
Evet, Sayın Balın konuşma süresi
tamamlanıncaya kadar Genel Kurulun çalışma süresinin
uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Sayın Bal, buyurun efendim.
MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; 98 sıra sayılı
Vakıflar Kanunu Tasarısının 12nci maddesi hakkında
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüştüğümüz tasarının ele alınan
maddeleri, hatta görüşmeye açılmayan bilhassa Geçici 7nci madde de
dâhil olmak üzere hepsi bir bütün olarak değerlendirildiğinde ortaya
çıkan manzara gerçekten endişe vericidir.
Mehmet Âkifin şu mısralarını hatırlatmak
istiyorum sizlere sayın milletvekilleri: Tarih tekerrürden ibarettir
derler. Hiç ders alınsaydı, tekerrür eder miydi tarih? Biz milletçe
çok yakın tarihten de maalesef ders alamadık. Görüşülen
Vakıflar Yasası, cemaat vakıfları için kılıf
olmuş bir yasadır ve geçmişte yapılan hatalar artarak devam
etmektedir.
Sayın Bakanıma da sormak istiyorum: Bu düzenlenen Kanun,
ortaya konan vakıflar anlayışı, bizim medeniyet
anlayışımızda, felsefemizde, hatta Medeni Kanunumuzda
tanımlanan vakıfa uymakta mıdır?
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) Aynen.
ŞENOL BAL (Devamla) Vakıf kişiye aittir,
vakfedeni vardır. Çünkü vakıf, vakfeden kişinin amacına
yeterli olacak menkul ve gayrimenkul üzerine kurulur. Bu anlayış da
sadece biz Türk milletine aittir. Vakıf dışarıdan
beslenmeden, yardım almadan, şirket kurmadan, şube açmadan
olmalıdır. Şimdi siz, çıkaracağınız kanunla
bir örgüt kuruyorsunuz, ticarethaneler açıyorsunuz, Lozanla belirlenen
azınlıklara yeni bir örgütlenme hukuku getiriyorsunuz. Buna
hakkınız var mı Sayın Bakanım? Sizi milletimize
şikâyet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Siz
inanarak bu Kanunu onaylıyor musunuz? Buna da inanmak istemiyorum.
Evrensel kurallara göre vakıflar kurulmuş olsa, üzerinde
kuruldukları coğrafyanın bağlı bulunduğu devletin
menfaatlerine aykırı olmamak kaydıyla kurulabilir. Ancak, gerek
Osmanlı Devletinin bilhassa son zamanlarında gerekse cumhuriyet
döneminde azınlık vakıfları sürekli olarak ve belli amaçlar
hedefleyen Batı ülkelerinin müdahalelerine konu olmuş ve devletin
sistemini işlemez hâle getirerek olağanüstü imtiyazlar
kazanmıştır.
Sayın milletvekilleri, 1926 yılında Medeni Kanunla
vakıflar eski ve yeni olarak ikiye ayrılmıştır.
Medeni Kanun yeni kurulacak vakıfların eski hukukla
bağlantısını kesmiştir. Bu yasal düzenlemeler 1936
yılında yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu ile 1926
yılından önce kurulmuş vakıflar -ki bunlar içinde cemaat,
yani azınlık ve esnaf vakıfları da dâhil- mülhak vakıf
statüsünde kabul edilmiş ve bu mülhak vakıfların idare
organları, yönetim merkezleri, görevleri, vakıfların hukuki
durumu, gayrimenkulleri ve bütün bunlarla ilgili kurallar ve esaslar yeniden
düzenlenmiştir. 1936da vakıf mütevellileri ile birlikte
azınlıklardan da beyanname istenmesi üzerine, cemaat
vakıfları önce beyanname vermek istememişler, daha sonra vakıf
olmadıklarına dair şerh koymak suretiyle beyannameyi
imzalamışlardır. 36 beyannamesinde tüm vakıflar kendilerine
ait olan taşınmazları mal varlığı olarak
kayıt altına almak zorundaydı. Bununla amaçlanan, Türkiyede
bulunan tüzel kişiliklerin mevcut mal varlıklarının tapuya
tescil ettirilmesiydi.
Osmanlı döneminde bir vakfın kurulabilmesi için
vakfiyesinin de bulunması zorunluluktu. Vakfiye, bu vakıfların
tüzüğü niteliğindeydi. 1936 beyannamesiyle verilecek beyannameler
vakfiye yerine geçecekti. Bugün, azınlık vakıfları
vakfiyeleri olsun olmasın, vakfiyelere göre değil, verilen 1936
beyannamelerine göre işlem görmektedir ve mülhak vakıf statüsündedir.
Yani, vakfiyesi olsa dahi beyanname vermeyen vakıfların
tanınması söz konusu değildir.
O yıllarda azınlık vakıflarına iki
yıl süre tanındı, mülkleri hangileriyse bunların
beyannamede belirtilmesi istendi. Verilen süre sonunda yapılan müracaatlar
istenilip gerçekten adı geçen vakıflara ait olan mülkler
adlarına tapuya tescil edildi. İncelemeler sonunda bazı mülklerin
Hazreti İsa, Hazreti Meryem, Aziz Paul gibi isimlerin
kullanıldığı görüldü. Bunlar ve hukuken
mirasçıları bulunmayan mülkler hazineye devredildi. Ayrıca
senetlerinde yazılı olmadığı takdirde
vakıfların yeni mal ve mülk edinmeleri yasaklandı. Buna
rağmen, azınlık vakıfları 1950den sonra bağış
ve vasiyet gibi yollarla yeni mallar elde ettiler. Bu durum mahkemelere intikal
etti ve nihayetinde, Yargıtay, sonradan edinilen bu mülkleri geçersiz
sayınca hepsinin hazineye devri kararlaştırıldı.
İşte, daha sonraki sürece
baktığımızda, 2002de 4471 sayılı Yasa ile
Bakanlar Kurulunun iznine tabi olarak cemaat vakıflarına mal-mülk
edinme imkânı tanındı. Milliyetçi Hareket Partisi bunu Anayasa
Mahkemesine götürdü ve neticede altıya beş oy çokluğuyla Kanunun
Anayasaya aykırı olmadığı ve iptalinin reddine karar
verildi. Ama, gerekçeleri de tam olarak bilinmemekte ve kamuoyunu da tatmin
etmeyen bir açıklama yapıldı. Bu da yetmedi çünkü ABden gelen
baskılar devam etmeye başladı ve 2003 tarihinde 4778
sayılı Kanunla, Bakanlar Kurulu yerine Vakıflar Genel
Müdürlüğü yetkili kılındı.
Ben tutanaklara baktığımda, 22nci Dönem Genel
Kurulda söz alan Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Burhan Kuzu,
cemaat vakıflarıyla ilgili açıklamalar yapılırken
şöyle bir ifade kullandı: Burada mütekabiliyet esası
aranmıyor çünkü bunlar yabancı konumunda değiller ama elbette ki
görüşmelerle bunlar sağlanabilir. O ayrı bir konu. gibi
yuvarlak cümleler kullandı. Tabii, Burhan Kuzunun bu konuşması
talihsiz bir beyandı. Şunu hatırlatmak isteriz ki, cemaat
vakfı mensupları, Osmanlı döneminde Lozan
Anlaşmasının imzalandığı ve mütekabiliyet
esasının uluslararası anlaşmalara
bağlandığı cumhuriyet döneminde de bizim
vatandaşlarımızdı. Bugün Türkiyede yaşayan
gayrimüslimler Türk vatandaşı, Batı Trakyada yaşayan
Türkler de Yunan vatandaşıdır. Her iki kesimin azınlık
statüsünde gösterilmesi, mütekabiliyet esasına göre muamele görmesi hem
soyca hem de din konusunda ayrı bir millete mensup olmasından
kaynaklanmaktadır. Mütekabiliyete önem verilseydi zaten, Hükûmet nezdinde
4771 ve 4778 sayılı Yasaların karşılığı
Yunanistandan istenirdi.
Kurtuluş Savaşı yapılarak kurulan millî
devletin surlarında dayatmacı ve teslimiyetçi anlayış,
açılan sayısız gedik kâfi gelmemiş olsa ki, surun daha çok
yıkılması için Vakıflar Kanunu'nu tamamen yok etmeye çalışıyoruz.
Bugün tartıştığımız yasa tasarısında
çok daha ileriye gidilmiştir. Cemaat vakıflarının mülhak
vakıflar statüsünden çıkarılıp yeni vakıflara tanınan
haklar verilmiş, hatta geçmişte hak etmedikleri haklar da ilave
edilince çok ayrıcalıklı bir hal ortaya
çıkmıştır. Vakıflar Kanunu Tasarısının
12nci maddesinin birinci fıkrasıyla Vakıflar mal
edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunurlar.
şeklinde yapılan değişiklikle, cemaat
vakıflarındaki mal edinme rejimindeki sınırlamalar kaldırılmakta
ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflarla eş
değer statüye kavuşturulmaktadır. Ayrıca
tasarının geçici 7nci maddesinde de şimdiye kadar yasal
sınırlamalar nedeniyle tapuda namı müstear, namı mevhum
olarak kayıtlı olan taşınmazlar ile evveliyatı
vakıf olmakla birlikte yasalara uygun şekilde hâlen Vakıflar
Genel Müdürlüğü yahut hazineye intikal eden, hâlen vasiyet eden veya
bağışlayan adına kayıtlı taşınmazların
da cemaat vakıfları adına herhangi bir şart
aranmaksızın tescili öngörülmektedir. Üyesi giderek azalan cemaat
vakıflarının Lozandaki sınırlamaya rağmen bu
kadar çok taşınmaz edinme hevesinin nedenlerini acaba siz kendinize
soruyor musunuz? Sizleri acaba rahatsız etmiyor mu diye de sormak
istiyorum.
Sayın milletvekilleri, bu değişiklik, bir sonraki
adımda doğrudan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş
sözleşmesinin ve temel hukuk sisteminin yeniden tartışmaya
açılmasını sağlayacak gelişmelere kapı aralayan
bir nitelik içermektedir. Düzenlemeye salt ihtiyaç ve bir hakkın kullanımı
olarak bakmak da safdilliliktir. Bu konu Türkiye Cumhuriyetinin bugün ve
gelecekteki güvenliğini de ilgilendirmektedir. Bu nedenle, cemaat
vakıflarıyla ilgili yasal düzenlemenin Lozan Anlaşmasına
ve hâlen yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunundaki
hükümlere sadık kalınarak yapılması gerekmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Buyurunuz Sayın Bal, konuşmanızı
tamamlayınız efendim.
ŞENOL BAL (Devamla) Bu çerçevede denilebilir ki, bu
vakıfların mal edinme hakkı mevcut Yasa ve Lozan
Anlaşmasındaki amaçlarla
sınırlandırıldığı takdirde cemaat
mensuplarının diğer yasal amaç ve ihtiyaçları nasıl
karşılanacak diye sorabilirsiniz. Bilindiği gibi Türkiye
Cumhuriyetinin azınlık statüsünde olmayan vatandaşlarına
tanınan tüm anayasal haklardan azınlık statüsünde bulunan
vatandaşlar da yararlanmaktadır. Burada cemaat mensupları ile
cemaat vakıflarının ayrı birer hukuki varlık
olduğunu kabul etmek gerekir, Sayın Başkan Vekiline de
duyuruyorum. Bu nedenle cemaat vakıflarının mal edinme
hakkının Lozandaki kısıtlamalara bağlanması,
cemaat mensuplarının da bireysel haklarının
kısıtlanması anlamına gelmemektedir.
Ben sözlerimi vaktim dolduğu için bitirirken, elinizi
vicdanınıza koymanızı ve yol yakınken,
geleceğimizi ipotek altına alacak bu tasarının geçmemesi
için ret oyu kullanmaya davet ediyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Bal.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Genel
Kurulumuzun almış olduğu karar gereğince çalışma
süremiz dolmuştur.
Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için 31 Ocak 2008 Perşembe günü saat 14.00te toplanmak
üzere birleşimi kapatıyorum.
Sizlere ve bizleri izleyen vatandaşlarımıza
hayırlı akşamlar diliyorum.
Kapanma Saati: 20.06