DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
CİLT
: 55
31inci Birleşim
14 Aralık 2009 Pazartesi
(Bu
Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş
bulunan her tür belge ile
konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde
belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N
D E K İ L E R
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)- Tezkereler
1.- Anayasa
Mahkemesi, 11/12/2009 günlü Esas: 2007/1 ve Karar 2009/4 sayılı
Kararıyla Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasına ve kapatma
kararının verildiği tarihte parti tüzel kişiliğinin
sona ermesine karar verdiğinden, bu karar gereğince, Demokratik
Toplum Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bütün faaliyetlerinin sona
erdiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1027)
IV.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 442)
2.- 2008
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008
Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk
Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/728, 3/934) (S. Sayısı: 443)
3.- Çek Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/710) (S.Sayısı: 445)
V.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadolun, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
2.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlunun, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın grubuna sataşması nedeniyle konuşması
VI.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun
14/12/2009 Pazartesi günkü birleşiminde, 442 sıra sayılı
2010 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının tümü üzerindeki
görüşmelerin tamamlanmasından sonra 445 sıra sayılı
Çek Kanunu Tasarısının tümümün oylanmasının
tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VII.-
OYLAMALAR
1.- Çek Kanunu
Tasarısının tümünün oylaması
VIII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, sanayi strateji belgesi
hazırlık çalışmalarına ilişkin sorusu ve Sanayi
ve Ticaret Bakanı Nihat Ergünün cevabı (7/10396)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, sanayi sicil
kayıtlarının güncellenmesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Nihat Ergünün cevabı (7/10397)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, teknoloji geliştirme bölgelerine
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergünün cevabı
(7/10399)
4.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçayın, Salihli Organize Sanayi Bölgesi
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Nihat Ergünün cevabı (7/10400)
5.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçayın, Akhisar Organize Sanayi Bölgesi
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Nihat Ergünün cevabı (7/10401)
6.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçayın, Turgutlu 1. Organize Sanayi Bölgesi
çalışmalarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Nihat Ergünün cevabı (7/10402)
7.- Antalya
Milletvekili Osman Kaptanın, Refik Saydam Hıfzıssıhha
Merkezi Başkanına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı
Recep Akdağın cevabı (7/10799)
8.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğütün, Göle TİGEM işletmesinin
kiralanmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet
Şimşekin cevabı (7/10967)
9.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbaturun, dış denetim raporlarındaki
bazı hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkan Vekili Nevzat Pakdilin cevabı (7/10968)
10.- İzmir
Milletvekili Recai Birgünün, resmi üniformalı kişilerin TBMMye
girişlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkan Vekili Nevzat Pakdilin cevabı (7/10971)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 14.10da açılarak yedi oturum yaptı.
Birinci Oturum
Oturum
Başkanı TBMM Başkanı Vekili Sadık Yakut,
Bursanın Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarındaki kömür
ocağında metan gazı sıkışması nedeniyle
meydana gelen grizu patlaması sonucunda toprak altında kalarak
hayatını kaybeden 19 işçiye Allahtan rahmet, ailelerine
sabır ve metanet, milletimize başsağlığı dileyen
bir konuşma yaptı.
Gümüşhane
Milletvekili Yahya Doğan, Tutum, Yatırım ve Yerli Malları
Haftasına,
Iğdır
Milletvekili Ali Güner, Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Başkanı merhum
Haydar Aliyevin ölüm yıl dönümüne,
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesi
Devecikonağı köyündeki maden ocağında meydana gelen grizu
patlamasına,
İlişkin
gündem dışı birer konuşma yaptılar.
Oturum
Başkanı TBMM Başkanı Vekili Sadık Yakutun
Cumhurbaşkanlığına vekâlet etmesi nedeniyle Genel Kurulu
yönetemeyeceği itirazlarını değerlendirmek üzere
birleşime saat 14.36da ara verildi.
Sadık YAKUT
TBMM
Başkanı Vekili
Gülşen ORHAN Fatih
METİN
Van Bolu
Kâtip Üye Kâtip
Üye
İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci,
Altıncı, Yedinci Oturum
Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Şükran Güldal Mumcu, Bursa
Mustafakemalpaşa ilçesinde yaşanan grizu patlamasında
hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yakınlarına
başsağlığı dileyen bir konuşma yaptı.
Samsun
Milletvekili Suat Kılıç,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır,
Bursa
Mustafakemalpaşa ilçesinde yaşanan grizu patlamasına
ilişkin birer açıklamada bulundular.
Oturum
Başkanı TBMM Başkanı Vekili Sadık Yakutun
Cumhurbaşkanlığına vekâlet etmesi nedeniyle Genel Kurulu
yönetip yönetemeyeceği hususunda yapılan usul
tartışması sonucunda, Başkanlıkça Bundan sonra Yasama
Meclisinin kendi kişiliğine ve onuruna uygun davranacağı
herkesin malumu olmalıdır. açıklaması yapıldı.
Giresun
Milletvekili Murat Özkan, Ankara Milletvekili Ahmet İyimayanın,
vekâlet konusundaki yorumlarının yanlış olduğuna
Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha önce aldığı bir karar
gerekçe gösterilerek evrensel hukuk normlarının ortadan
kaldırılmasının kabul edilemeyeceğine ilişkin bir
açıklamada bulundu.
İstanbul
Milletvekili Esfender Korkmaz ve 25 milletvekilinin, KEY ödemelerinde
yaşanan sorunların (10/492),
Yalova
Milletvekili Muharrem İnce ve 31 milletvekilinin, yükseköğrenim
öğrencilerinin barınma sorununun (10/493),
Aksaray
Milletvekili Osman Ertuğrul ve 20 milletvekilinin, belediyelerin
sorunlarının (10/494),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel
Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı
ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı.
Kenya Millet
Meclisi Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi ile Çek
Cumhuriyeti Senatosu Dışişleri Savunma ve Güvenlik Komisyonu
heyetlerinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin
Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Gündemin Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler
kısmının:
1inci sırasında
bulunan ve İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporunun (1/324) (S. Sayısı: 96),
2nci
sırasında bulunan ve İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kabul edilen, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu
Raporunun (1/499) (S. Sayısı: 321),
Görüşmeleri,
komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından
ertelendi.
3üncü
sırasında bulunan ve görüşmelerine devam olunan, Çek Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun (1/710) (S. Sayısı:
445) görüşmeleri tamamlandı; tümü üzerinde elektronik cihazla
yapılan her iki açık oylamada da toplantı yeter sayısı
bulunamadı.
Samsun
Milletvekili Suat Kılıç:
Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmakın,
Tunceli
Milletvekili Kamer Gençin;
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, Samsun Milletvekili Suat
Kılıçın;
Gruplarına
sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.
445 S.
Sayılı Kanun Tasarısının tümü üzerinde elektronik
cihazla yapılan her iki açık oylamada da toplantı yeter
sayısı bulunamadığından, alınan karar
gereğince, 14 Aralık 2009 Pazartesi günü saat 13.00te toplanmak
üzere birleşime 00.50de son verildi.
Şükran Güldal MUMCU
Başkan
Vekili
Fatih METİN Gülşen
ORHAN
Bolu Van
Kâtip Üye Kâtip
Üye
Bayram ÖZÇELİK
Burdur
Kâtip
Üye
No.: 42
II.- GELEN KÂĞITLAR
14 Aralık 2009 Pazartesi
Rapor
1.- Avusturya
Cumhuriyeti, Bulgaristan Cumhuriyeti, Macaristan Cumhuriyeti, Romanya ve
Türkiye Cumhuriyeti Arasında Nabucco Projesi Hakkında
Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/783) (S.
Sayısı: 447) (Dağıtma tarihi: 14.12.2009) (GÜNDEME)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, GDOlu ürünlerle ilgili yönetmelikte
yapılan değişikliklere ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1649) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2009)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, öğretmen atamalarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1650)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, kamyonet grubu araçlara ilişkin
Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1651) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2009)
4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, bazı araştırma
görevlilerinin sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1652) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2009)
5.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, personelin özlük haklarının
iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü
soru önergesi (6/1653) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2009)
6.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Açık Öğretim Fakültesi
öğrencilerine tek ders sınav hakkı tanınmasına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1654)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
7.- Bitlis
Milletvekili Mehmet Nezir Karabaşın, Bitlis valisinin seçimlere
yönelik bazı beyanlarına ilişkin İçişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1655) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2009)
8.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Kuran kurslarındaki
sözleşmeli personele ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik)
sözlü soru önergesi (6/1656) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/11/2009)
9.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, muayene ücreti uygulamalarına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1657)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
10.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, sözleşmeli öğretmenlerin
durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1658) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
11.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, AÖF öğrencilerine öğrenim
harcı kredisi verilip verilmeyeceğine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1659) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/11/2009)
12.- İstanbul
Milletvekili Fatma Nur Serterin, anadil eğitimi veren üniversitelere
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1660)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, EÜAŞ özelleştirmelerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11174)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, bir ihaleyle ilgili operasyona
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11175)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
3.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin, kamu görevlileri için
düşünülen farklı statülere ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11176) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
4.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhanın, işsizliğe ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11177)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
5.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, şeker fabrikalarının
özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11178) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
6.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, işçi ücretlerindeki
vergilendirmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11179) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
7.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, yolsuzluk iddialarına ve
yolsuzlukla mücadeleye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11180) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
8.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, şeker fabrikalarının
özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11181) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
9.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaşın, TEKEL
işçilerinin durumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/11182) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
10.-
İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaşın,
kadın kooperatiflerinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11183) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/11/2009)
11.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, resmi turizm portalı sitesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/11184)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
12.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhanın, Eximbankdan kullanılan kredilerle
ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/11185) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
13.-
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigenin, bazı gençlerin
gözaltına alınmasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11186) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/11/2009)
14.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhanın, verilen petrol arama ruhsatlarına ve
bir şirketle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/11187) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/11/2009)
15.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürkün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bazı
eski başkanları hakkındaki soruşturmalara ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11188)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
16.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin, personelin özlük haklarına
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11189)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
17.-
Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanakın, kimlik tespiti
için gönderilen kemiklerin akıbetine ve bazı kayıp kişilere
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/11190)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
18.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingölün, eczanelerin bazı sorunlarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11191) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
19.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, kamu çalışanlarına
toplu sözleşme ve grev hakkı verilmesine ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11192) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
20.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin, kamudaki özürlü istihdamına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11193) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/11/2009)
21.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, bir baraj projesinin
tamamlanmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11194) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
22.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, bir baraj projesinin
tamamlanmasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11195) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
23.- İzmir
Milletvekili Recai Birgünün, TRT 1de yayınlanan bir programa
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/11196)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
24.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, bir açıklamasına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent
Arınç) yazılı soru önergesi (7/11197) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2009)
25.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, cep telefonu satışında
TRT katkı payı alımına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/11198) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
26.-
İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlakın, iadesi istenebilecek
vakıf taşınmazlarına ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/11199) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
27.-
İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürekin, RTÜK Başkanının
bir açıklamasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru
önergesi (7/11200) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
28.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldızın, RTÜK
Başkanının bir açıklamasına ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/11201) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/11/2009)
29.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, Türkiye Kalkınma Bankası
Yönetim Kurulu üyelerinin ve personelinin ücretlerine ilişkin Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/11202) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
30.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, Türkiye Kalkınma Bankası Genel
Müdürlük katındaki düzenlemelere ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru
önergesi (7/11203) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
31.-
İstanbul Milletvekili Çetin Soysalın, İstanbuldaki
surların aydınlatılması projesine ilişkin Devlet
Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi
(7/11204) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
32.-
İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlakın, 2010 İstanbul
Avrupa Kültür Başkenti projelerine ve yolsuzluk iddialarına
ilişkin Devlet Bakanından (Hayati Yazıcı) yazılı
soru önergesi (7/11205) (Başkanlığa geliş tarihi:
25/11/2009)
33.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, BOTAŞın yönetimine ve
doğalgaz zammına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11206)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
34.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, nükleer santral ihalesine
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11207) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
35.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Tavşanlı Garp Linyit
İşletmesinde yargı kararının ve teftiş raporunun
uygulanmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11208) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
36.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Tunçbilek Termik Santraline kömür
teminine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11209) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
37.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, sulama birliklerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11210)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
38.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin,
Mardin-Mazıdağı-Bilge köyünden nakledilecek kişilerin
Kırklarelide barındırılmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11211)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
39.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlunun, Ardeşen ilçesinin nüfusuna
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11212) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
40.-
Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanın, Deniz Feneri
Davasında adı geçen bir kişinin ilişikli olduğu
şirketlere verilen ihalelere ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11213)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
41.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, medya şirketlerine yönelik vergi
incelemelerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11214) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
42.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmazın, ücretlilerin vergilendirilmesine
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/11215)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
43.- Aksaray
Milletvekili Osman Ertuğrulun, bazı kamu ihalelerinde işletilen
sürece ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11216) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
44.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, özel öğretim kurumlarında
çalışan öğretmenlerin sorunlarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11217)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
45.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Şırnak İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11218) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
46.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Mardin İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11219) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
47.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Siirt İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11220) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
48.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Batman İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11221) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
49.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Diyarbakır İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11222) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
50.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Adıyaman İl Milli
Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11223) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
51.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarızın, özel eğitim kurumlarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11224) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
52.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Kösenin, Şanlıurfa İl
Milli Eğitim Müdürlüğünde çalıştırılan bazı
personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11225) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
53.-
Kırklareli Milletvekili Turgut Dibekin, okullara gönderilen aşı
formlarının sonuçlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11226)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
54.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandırın, ilköğretim
müfettişlerinin özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11227)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2009)
55.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulutun, Milli Eğitim
Şuralarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11228) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
56.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulutun, öğretmenlerin hizmet içi
eğitimlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11229) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
57.-
Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulutun, Eğitim Teknolojileri
Genel Müdürlüğü personeline ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11230) (Başkanlığa geliş
tarihi: 25/11/2009)
58.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, eğitim kurumu müdür
yardımcılığı sınavına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/11231)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
59.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüzün, öğretmenlerin özlük
haklarının iyileştirilmesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11232)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
60.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, domuz gribi aşısına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11233) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
61.-
İstanbul Milletvekili Sacid Yıldızın, Başbakanın
grip aşısıyla ilgili açıklamasına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11234)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
62.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, domuz gribine karşı dezenfektan
olarak kullanılan bir ilaca ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11235) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
63.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, eczacıların bazı
sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/11236) (Başkanlığa geliş tarihi:
25/11/2009)
64.-
Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanın, grip
hastalıklarına ve aşılarına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/11237)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
65.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürkün, GDOlu ürünlerle ilgili düzenlemelere
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11238) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
66.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemürün, pamuk üreticilerinin desteklenmesine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11239) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
67.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcanın, aşı üretimini
etkileyen bazı kararlara ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11240) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/11/2009)
68.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcanın, arı
kovanlarının etiketlendirilmesine ilişkin Tarım ve
Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/11241)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
69.-
Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğanın, GDOlu ürünlere
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/11242) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/11/2009)
70.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Zafer Havalimanı projesine
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11243) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
71.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Antalya-İstanbul hızlı
tren ve Ankara-İzmir otoyol projelerine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/11244)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
72.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, Simav Organize Sanayi Bölgesine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/11245) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
73.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersinin, yurt dışındaki bazı tarihi
eserlerin geri istenmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/11246) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/11/2009)
74.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulanın, Vanda deprem ve diğer afetlere
yönelik çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve
İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/11247)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2009)
14 Aralık 2009 Pazartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.03
BAŞKAN: Mehmet Ali
ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN
(Giresun), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 31inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığının bir tezkeresi var, okutup bilgilerinize
sunacağım:
III.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A)-
Tezkereler
1.- Anayasa Mahkemesi, 11/12/2009
günlü Esas: 2007/1 ve Karar 2009/4 sayılı Kararıyla Demokratik
Toplum Partisinin kapatılmasına ve kapatma kararının
verildiği tarihte parti tüzel kişiliğinin sona ermesine karar
verdiğinden, bu karar gereğince, Demokratik Toplum Partisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisindeki bütün faaliyetlerinin sona erdiğine ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/1027)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Anayasa Mahkemesi, 11.12.2009 günlü Esas: 2007/1 ve Karar 2009/4
sayılı kararıyla Demokratik Toplum Partisinin
kapatılmasına ve kapatma kararının verildiği tarihte
parti tüzelkişiliğinin sona ermesine karar vermiştir.
Bu karar gereğince, Demokratik Toplum Partisinin Türkiye
Büyük Millet Meclisindeki bütün faaliyetleri sona ermiş
bulunmaktadır.
Genel Kurulun bilgilerine sunulur.
Saygılarımla.
Mehmet
Ali Şahin
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının görüşmelerine
başlayacağız.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/759) (S. Sayısı: 442) (x)
2.- 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S.
Sayısı: 443) (x)
(x) 442 ve 443 S. Sayılı
Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri tutanağa eklidir.
BAŞKAN Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Değerli milletvekilleri, komisyon raporları 442 ve 443
sıra sayılarıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Şimdi, Hükûmetin sunuş konuşmasını yapmak
üzere Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşeke söz
vereceğim.
Buyurun Sayın Şimşek. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama
başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
17 Ekim 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008
Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısının Plan ve Bütçe
Komisyonundaki görüşmeleri yoğun bir çalışma sonucunda
tamamlanmıştır.
Öncelikle, yaptıkları katkılar için Plan ve Bütçe
Komisyonunun değerli Başkan ve üyelerine, bu sürece önemli
katkılarda bulunan bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin
temsilcilerine teşekkür ediyorum.
Dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümü ile ilgili bir
değerlendirme yaptıktan sonra 2008 yılı merkezî yönetim
kesin hesabı ve 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi konusunda
sizleri bilgilendirmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi
dünya ekonomisinin genel görünümüne değinmek istiyorum. Temmuz 2007de
başlayan küresel finans krizi Eylül 2008de derinleşerek bütün
ülkeleri etkileyen bir küresel buhrana dönüşmüştür. 2007
yılında yüzde 5,2 olan küresel büyümenin yerini 2009
yılında yüzde 1,1lik daralmaya bırakması beklenmektedir.
Bu da dünya ekonomisinde İkinci Dünya Savaşından beri en büyük
küresel resesyonu ifade ediyor.
2009 yılında Türkiyenin turizm ve dış
ticareti açısından önemli bir yere sahip olan euro bölgesinin yüzde
4,2 ve yine Türkiyenin en büyük ticaret ortağı olan Rusyanın
yüzde 7,5 civarında daralması beklenmektedir.
2009 yılında Avrupadaki gelişmekte olan ülkelerin
bazılarının yüzde 18 gibi yüksek oranda bir daralmayla
karşı karşıya olduklarını da belirtmek isterim.
Dünya ticaret hacminin 2009 yılında, 2008
yılına göre yüzde 11,9 daralması beklenmektedir. Bu, son seksen
yılda yaşanan en büyük küçülmedir. Bazı ülkelerin dış
ticaret hacmindeki daralma çok çok daha derin olmuştur. Önde gelen
bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin dış
ticaret hacmindeki daralma yüzde 20 ile 45 gibi önemli boyutlara
ulaşmıştır.
Yine, dünya ticaretindeki canlılığı gösteren
ve sanayi üretiminde kullanılan temel hammaddelerin taşıma
maliyetlerini yansıtan Baltık Kuru Yük Endeksi, kriz öncesindeki
11.793 seviyesine ulaşmış iken kriz döneminde 663e kadar
gerilemiştir.
Büyüme ve dış ticaret hacmindeki daralma, hemen hemen
bütün ülkelerde işsizliği artırmıştır.
İşsizlik, gelişmiş ülkelerde son yirmi yılın en
yüksek oranına ulaşmıştır. Amerika Birleşik
Devletlerinde işsizlik oranının 2007 yılında yüzde
4,6dan 2009 yılında yüzde 9,2ye, İspanyada yüzde 8,3ten
yüzde 18,1e, Letonyada yüzde 6dan yüzde 16,6ya, Litvanyada yüzde 4,3ten
yüz-de 14,3e, İrlandada yüzde 4,6dan yüzde 11,9a, İzlandada
yüzde 2,3ten yüzde 7,1e, İngilterede yüzde 5,4ten yüzde 8e ve
Macaristanda yüzde 7,4ten yüzde 9,9a yükseleceği beklenmektedir. Yine,
Güney Afrikada ise işsizlik oranının bu yıl yüzde 24
civarında olacağı tahmin edilmektedir.
Küresel kriz nedeniyle daralan ekonomik faaliyetler ve krize
karşı alınan tedbirler sonucunda bütün dünyada bütçe
açıkları ve kamu borç yüklerinde çok ciddi artışlar
yaşanmıştır. Bazı ülkelerde bütçe açıkları
çift haneye ulaşmıştır. Örneğin, 2009
yılında bütçe açıklarının gayri safi yurt içi
hasılaya oranı olarak İzlandada yüzde 13,9, Yunanistanda yüzde
12,7, Amerika Birleşik Devletlerinde
yüzde 12,5, İspanyada yüzde 12,3, İrlandada yüzde 12,1,
İngilterede yüzde 11,6 olması beklenmektedir.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin genel yönetim
borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı kriz sonrası
dönemde kriz öncesine göre çok önemli artışlar kaydetmiştir.
2007 yılında Japonyada yüzde 187,7 olan bu oranın 2009
yılında yüzde 218,6ya ulaşması beklenmektedir. Aynı
şekilde, İtalyada yüzde 103,5tan yüzde 115,8e, Yunanistanda yüzde
95,6dan yüzde 112,6ya, Hindistanda yüzde 80,5tan yüzde 84,7ye, Fransada
yüzde 63,8den yüzde 78e, Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 61,9dan
yüzde 84,8e, İngilterede yüzde 44,2den yüzde 68,7ye, Meksikada ise
yüzde 38,2den yüzde 47,8e yükselmesi beklenmektedir.
Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye girişleri bu
krizden olumsuz etkilenmiş ve yirmi dört yıl sonra ilk defa net
sermaye girişleri negatife dönüşmüştür. Gelişmekte olan
ülkelere yönelik net sermaye girişi 2007 yılında 697 milyar
dolar iken 2008 yılında 130 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir,
2009 yılında ise 52 milyar dolarlık net sermaye
çıkışı beklenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün
itibarıyla küresel krizde en kötü dönem geride kalmıştır.
Küresel ekonomi, son aylarda olumlu bir görünüm göstermeye
başlamıştır. Piyasalarda stres seviyesini yansıtan
göstergeler kriz öncesi döneme dönmüştür.
Bununla birlikte küresel
mali sistemdeki sıkıntıların tam anlamıyla
geçmediği de açıktır. Son dönemlerde bazı ülkelerde
yaşanan artçı şoklar da bunu göstermektedir. Bu nedenle,
dünyanın kriz öncesi potansiyel büyüme oranlarına dönmesi muhtemelen
zaman alacaktır.
İstihdam piyasasının ekonomik toparlanmayı geç
takip etmesi nedeniyle işsizlik oranları yüksek seyrini bir süre daha
devam ettirecektir.
Krizle birlikte emtia fiyatlarında büyük bir gerileme
yaşanmıştır ancak küresel ekonomideki görünümün tekrar
yükselişe geçmesiyle birlikte emtia fiyatlarında bir artış
beklenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz
Türkiyeyi konjonktürel olarak etkilemiştir ancak ciddi bir yapısal
tahribata yol açmamıştır. Reel ekonomideki daralma, bütçe
açıklarındaki artış geçici niteliktedir. Kriz nedeniyle
bazı makroekonomik hedef ve tahminlerimizi revize etmek durumunda
kaldık ancak bu sadece bize özgü bir durum değildir. Neredeyse bütün
ülkeler, bütün uluslararası kuruluşlar hedeflerini hem de birkaç kez
revize etmek zorunda kaldılar.
IMFnin Ekim 2008de 2009 yılı için
yaptığı büyüme tahminleri ile en son 2009 için 2009da
yaptığı büyüme tahminlerini
karşılaştırdığımızda, çok ciddi
sapmalar görüyoruz. Mesela, 2009 yılı büyüme tahminlerindeki sapma
Litvanya için 19,2, Ukrayna için 16,5, Letonya için 15,8, Estonya için 14,5,
Romanya için 13,3, Rusya için 13, Bulgaristan için 10,8, Slovakya için 10,3,
Sırbistan için 10, Türkiye için 9,5, Meksika için 9,1, Hırvatistan ve
Macaristan için 9, Malezya ve Slovenya için 8,4, Tayland için 8, Arjantin için
6,1 puan civarındadır.
2008, 2009 yılları büyüme oranlarına
baktığımız zaman benzer bir değişimi,
kötüleşmeyi görüyoruz. Mesela, Litvanya için bu kötüleşme 21,5 puan,
Ukrayna için 16,1 puan, Romanya için 15,6, Letonya için 13,4, Rusya için 13,1,
Bulgaristan için 12,5, Slovakya için 11,1, Estonya için 10,4, İzlanda için
9,8, Sırbistan için 9,4, Arjantin için 9,3, Meksika için 8,7, Malezya için
8,3, Hırvatistan için 7,6, Türkiye ve Finlandiya için 7,4, Macaristan için
7,3, Almanya için 6,5, Hollanda için 6,2, Brezilya için 5,7, İngiltere
için 5,1 ve Japonya için 4,7 puandır.
2009 yılı bütçesinin hazırlandığı
dönemde, yani 2008 Mayıs-Eylül döneminde, birçok uluslararası, yerli
ve yabancı kuruluşun büyüme tahminleri bizim bütçede
öngördüğümüz tahminlerimizden çok da farklı değildi. Yani, biz
yüzde 4lük bir büyüme öngörmüştük, birçok uluslararası kuruluş
yüzde 3 ile 4 arasında bir büyüme öngörüyordu.
Daha önemlisi, bu dönemde, aslında bütün bu sapmalara
rağmen Türkiye'nin uzun dönem büyüme potansiyeline ilişkin
beklentilerde herhangi bir değişiklik olmamıştır.
OECD, son yayınladığı Ekonomik Görünüm Raporunda, Türkiye
için büyüme oranını 2011-2017 döneminde ortalama yüzde 6,7 olarak
öngörmektedir. Bu oranın, Çin ve Hindistandan sonra en yüksek büyüme
oranı olduğunun altını çizmek istiyorum.
Yine, Goldman Sachsın yakın dönemde
yayınladığı bir raporda, Türkiyenin 2050 yılında
Avrupanın 3üncü, dünyanın 9uncu büyük ekonomisi olacağı
öngörülmektedir.
Kriz sonrası ilk yıl olan 2010 için yüzde 3,5luk büyüme
hedefimizi düşük görebilirsiniz. Ancak, bu büyüme oranının,
Avrupa Birliği üyesi ülkeler için, 2010 için, görülen büyüme hedefinin,
tahmininin 5 katı olduğunu sizlere hatırlatmak isterim. Dolayısıyla,
2010 yılında da Avrupayla arayı kapatmaya devam edeceğiz.
Türkiyenin satın alma gücü paritesine göre kişi
başına gayrisafi yurt içi hasılasının Avrupa
Birliği ortalamasına oranı, 2002 yılında yüzde 36,2
iken 2008 yılında yüzde 45,7ye yükselmiştir. Yani,
hükûmetlerimiz döneminde Avrupayla arayı
kapatmışızdır.
Piyasa ekonomisine geçişimizin başladığı
1980 yılından 2002 yılına kadar ortalama büyümemiz yüzde
3,7 olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin iktidarda bulunduğu
2003-2008 döneminde, Türkiyenin ortalama büyüme oranı yüzde 5,9
olmuştur. 2009 yılına ilişkin küçülme tahminini dâhil etsek
bile büyümemiz yüzde 4,1dir.
Hükûmetlerimiz döneminde güçlü performansıyla dünyanın
17nci büyük ekonomisi olan Türkiye, 2009 yılındaki krize rağmen
bu konumunu korumuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetlerinin hazırlamış
olduğu sekizinci bütçedir. 2003-2008 döneminde olduğu gibi bu bütçe
de mali disiplini ve ekonomik istikrarı temel almaktadır.
Hükûmetlerimiz döneminde, kriz yılı olan 2009
yılı hariç, bütçe hedeflerimizi sürekli olarak tutturduk. Birçok
dönemde aslında hedeflerimizi de aştık. Bu başarıda,
hükûmetlerimizin kararlı, tutarlı, şeffaf ve istikrarlı
politikaları belirleyici olmuştur.
2009 yılında ekonomideki daralmayı ve krizin
etkisini sınırlandırmaya yönelik aldığımız
tedbirlerden dolayı bütçe açığı öngörümüzün üzerinde
gerçekleşmiştir. Ancak bütçe hedeflerindeki sapma Türkiyeye özgü değildir.
Hemen hemen bütün ülkelerde bütçe açıkları öngörülenin çok ötesinde
artmıştır. Mesela 2009 yılında Letonya için -gayrisafi
yurt içi hasılaya oran olarak- bu sapma 11 puandır, İzlanda için
10,6 puandır, Rusya için 10,4 puandır, İspanya için 9,8
puandır, Litvanya için 9,6, Amerika için 7,9, İrlanda için 7,4,
İngiltere için 7,2, Finlandiya için 6,6, Slovenya için 5,6, Hollanda için
5,5, Belçika ve Portekiz için 4,6 puandır.
Yine, 2008 ve 2009 yılları için bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranında da
kötüleşme sadece Türkiyeye özgü değildir. Birçok ülkede yüzde
9lara, yüzde 10lara varan sapmalar olmuştur.
Türkiyede ise 2009
yılında bütçe açığının gayrisafi yurt içi
hasılaya oranındaki sapma 5,7 puandır. 2009 yılında
bir önceki yıla göre bütçe açığının gayrisafi yurt içi
hasılaya oranındaki kötüleşme ise 4,8 puandır ve
aslında birçok ülkenin de altındadır.
Bütçe hedeflerimizdeki sapma, esas itibarıyla gelirlerdeki
sapmalardan
kaynaklanmıştır. Tekrar ediyorum, bu gelişmeler
Türkiyeye özgü değildir. Mesela Amerika Birleşik Devletlerinde 2009
yılı bütçe gelirleri 2008 yılına göre 419 milyar dolar daha
düşük gerçekleşmiştir.
Hükûmetlerimiz döneminde, bu yıl hariç, hep bütçe
hedeflerimizi tutturduk. Bakın, 2003 yılında yüzde 9,9
oranında bir açık hedefledik, gerçekleşme yüzde 8,8. 2004
yılında yüzde 8,2lik bir bütçe açığı hedefi öngördük,
gerçekleşme ise yüzde 5,4tür. 2005 yılında yüzde 4,5luk
açık öngördük, gerçekleşme sadece yüzde 1,3tür. 2006
yılında yüzde 1,8 oranında bir açık hedefine karşılık
gerçekleşme sadece binde 6dır. Yine 2007 yılında yüzde 2lik
bir açık öngörüsüne karşılık gerçekleşme yüzde
1,6dır. Yine 2008 yılında hedeflenen bütçe açığı
yüzde 1,9 iken gerçekleşen bütçe açığı yüzde 1,8dir.
Gördüğünüz gibi, hükûmetlerimiz döneminde, kriz yılı olan 2009
hariç, bütün yıllarda hedeflerimizi tutturduk, hatta hedeflerimizden çok
daha iyi bir başarı gösterdik.
Evet, biz çıtayı yükselttik bu dönemde. Avrupa
Birliği ülkelerinin bile tutturamadığı bir performansı
yakaladık bütçede. Bütçe açığında dört yıl üst üste
Maastricht Kriterlerini yakaladık. Çok uzağa gitmeye gerek yok,
komşumuz Yunanistanda bile 2009 yılı bütçe açığı
Türkiye'nin tam 2 katıdır. 2010 yılında bu oranı yüzde
10un altına düşürmek için çabalıyor. İşte bunun için
Türkiye'nin notu artıyor, işte bunun için Türkiyeye güven devam ediyor. Bu, AK PARTİ hükûmetlerinin bir başarısıdır.
Önceki yıllarla
karşılaştırıldığında da AK PARTİ
hükûmetlerinin ortaya koyduğu güçlü performans açık bir şekilde
görülecektir. 1990-2002 döneminde, birkaç yıl hariç, bütçe açıklarında
sapma çok ciddi boyutlardadır. 1998, 1999 ve 2000 yıllarında
bütçe açık hedefleri tutturulmuştur. Ama dikkatinizi çekerim ki bu
yıllarda bütçe açıkları gayrisafi yurt içi hasılanın
yüzde 5,4ü ile yüzde 8,7si gibi çok yüksek düzeylerde seyretmiştir. Yani
bu yıl yaşanan ve altmış yılın en kötü küresel
krizinde bile gösterdiğimiz performanstan daha kötü performanslar ortaya
çıkmıştır. Bizden önce, 2002 yılında bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde
7,7 öngörülmüşken gerçekleşme yüzde 11,4tür. 2001 yılında
yüzde 2,2 bütçe açığı öngörülmüşken gerçekleşme yüzde
12,1dir.
Birçok diğer rakamları da vererek sizi detaya
boğmak istemiyorum ama özet bir rakam vermem gerekirse 1990 ile 2002
döneminde bütçe açıklarının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranı yüzde 6,8 iken 2003-2009 döneminde -bunun neredeyse yarısı
kadar- yüzde 3,7 olarak gerçekleşmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye
ekonomisi bu dönemde birçok anlamda, küresel krize karşı büyük bir
dayanıklılık göstermiştir. Bugün eğer faiz
oranları tek haneye düşmüşse, enflasyon son kırk
yılın en düşük düzeyindeyse, ülkemizin kredi notu
artıyorsa, Türkiyede bir tek banka batmadıysa, Türkiye bu anlamda
krizden en az etkilenen ülkelerden bir tanesidir.
Türkiyenin yaşadığı önceki krizlerle bir
karşılaştırma yapalım. 1993-1994 dönemini gözümüzde
bir canlandıralım. İkili koalisyon iktidarda. Dünyada bugünküne
benzer bir küresel kriz yok. Ülkemiz kendisini büyük bir finansal ve ekonomik
krizin içerisinde buluyor. 1993 yılında gecelik faizler yüzde 57ye
kadar düşmüşken krizle birlikte yüzde 700leri aştı. 1993
yılında yine yüzde 70 civarında olan bono faizleri 1994
yılında yüzde 406ya kadar çıkmıştır. Kredi
notumuz kötü yönetimden dolayı birkaç kez düşürülmüş, enflasyon
1993 yılında yüzde 71 düzeyinden yüzde 125lere kadar
yükselmiştir.
Yine, 2000-2001 dönemine baktığımız zaman bugünkü gibi dünyada bir küresel kriz yok.
Üçlü koalisyon iktidarda. Türkiye kendini yine kendi iç dinamiklerinden
kaynaklanan büyük bir finansal ve ekonomik krizin içinde buluyor. 2000 yılında
yüzde 23e kadar düşmüş olan gecelik faizler, krizin
derinleşmesiyle birlikte 2001 yılının Şubat
ayında yüzde 6 binleri aşmış. 2000 yılında yüzde
33 seviyesine kadar inmiş olan bono faizleri 2001 yılında yüzde
237lere kadar çıkmış. 2000 yılında yüzde 39a
düşen enflasyon krizle
birlikte 2001 yılında
yüzde 70lere kadar dayanmıştır.
Gelelim 2009 yılına: Dünya son altmış
yılın en büyük krizini yaşıyor ama faizler tek hanede. TL
cinsinden iskontolu devlet iç borçlanma senetlerinin faiz oranı yüzde 9
civarında, gecelik faizler yüzde 6,5 seviyesine kadar gerilemiş.
Enflasyon yakın dönemin en düşük seviyesinde. Kredi notumuz
artıyor. Bütün bunlar şunu açık bir şekilde gösteriyor ki
Türkiye bu krize karşı büyük bir dayanıklılık
göstermiştir. Bu başarı tesadüf değildir.
Hükûmetlerimiz döneminde kamu maliyesi ve borç dinamiklerinde çok
önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 2000 yılında merkezî
yönetim bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranı yüzde 7,9 iken, 2001 yılında krizle birlikte yüzde 11,9a
yükselmiş ve 2008 yılında ise yüzde 1,8e
düşmüştür. Türkiye, 20052008
döneminde ortalama yüzde 1,3 açık ile Maastricht Kriterilerini
tutturmuştur.
Türkiyenin en büyük kamburu olan faiz giderlerinin gayrisafi yurt
içi hasılaya oranı 2000 yılında yüzde 12,3 iken, 2001
yılında yüzde 17,1e kadar çıkmış, 2008
yılında yüzde 5,3 seviyesine düşmüştür.
Türkiye 2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde
86sını sadece faiz giderlerini ödemek için kullanıyordu. Bu
oranı 2008 yılında yüzde 30 seviyesine kadar indirdik. 2010
yılında inşallah bunu yüzde 30un altına düşürmeyi
hedefliyoruz. Faiz giderlerinde sağlanan bu tasarrufla Türkiye
altyapıya, eğitime, sağlığa,
araştırma-geliştirmeye daha fazla kaynak ayırabilmiştir.
AK Parti hükûmetleri döneminde kamu kesimi borçlanma
gereğinde önemli iyileşmeler sağlanmıştır. 2000
yılında yüzde 8,9 olan kamu kesimi borçlanma gereğinin gayrisafi
yurt içi hasılaya oranı 2001 yılında yüzde 12,1 ile zirve
yapmış, 2002 yılında yüzde 10 civarında
gerçekleşmiştir. Bu oran son yıllarda yüzde 1in altına indirilmiştir.
Kriz yılı olan 2009 yılını dâhil etsek bile
hükûmetlerimiz döneminde kamu kesimi borçlanma gereğinin gayrisafi yurt
içi hasılaya oranı ortalama yüzde 2,4 olmuştur. Bu oran,
1990-2002 dönemi ortalamasıyla
karşılaştırıldığı zaman son derece düşüktür,
2,4; 8,9.
Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt
içi hasılaya oranı itibarıyla da 2004 yılından bu yana
-Türkiye- Maastricht Kriterlerini karşılıyoruz ve krize
rağmen 2009 yılında da karşılamaya devam ediyoruz.
2001 yılında yüzde 77,6 ile zirveyi bulan borç stokunun gayrisafi
yurt içi hasılaya oranı 2008 yılında yüzde 39,5 düzeyine
gerilemiştir. Bu, gelişmekte olan ülkelerin ortalamasına
yakın bir rakamdır, Avrupa Birliği ortalamasının da
çok altındadır.
Öte yandan, toplam kamu net borç stokunun gayrisafi yurt içi
hasılaya oranı 2000 yılında yüzde 42,9 iken krizle birlikte
2001 yılında yüzde 66,3 ile zirve yapmış, 2008
yılındaysa 28,2ye inmiştir.
2002 yılında yüzde 35,4 olan döviz cinsinden kamu net
borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2009
yılı sonu itibarıyla yüzde 3 civarına gerilemesi
beklenmektedir. Yani hükûmetlerimiz döneminde kamu borç stokuna ilişkin
kur riskini önemli ölçüde azalttık.
Kamu maliyesinde, borç dinamiklerinde
sağladığımız iyileştirmelerin yanında birçok
yapısal reform gerçekleştirdik. Terör gibi kronik bir sorun olan
enflasyon sorununu çözdük. 19932002 döneminde ortalama yüzde 70lerde seyreden
enflasyon, hükûmetlerimiz döneminde tek haneye düşürülmüştür. Elde
ettiğimiz başarıyla Türkiyenin temellerini
sağlamlaştırdık.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel
krizin Türkiye ekonomisine yansıması önemli ölçüde dış
talepteki düşüşle ilişkilidir.
Kriz öncesinde ihracatta yüzde 30ların üzerinde
artışlar yaşanırken, krizle birlikte ihracatta yüzde 30lar
civarında düşüşler yaşanmıştır. Bu, 60
puanlık bir sapma demektir. Mal ve hizmet ihracatının millî
gelir içerisindeki payını dikkate alırsak ihracattaki bu
sapmanın büyüme üzerindeki olumsuz etkisi son derece açıktır.
İhracattaki, tabii ki, bu düşüş sadece bize özgü
değildir. Daha birçok ülkede ihracatın yüzde 20 ile yüzde 45
arasında düştüğünü tekrar ifade etmek isterim.
İhracattaki bu düşüş, başta imalat sanayisi
olmak üzere ihracat ağırlıklı çalışan sektörlerin
daralmasına neden olmuştur. Bu da imalat sanayisi üretimini, stok
seviyelerini olumsuz etkilemiştir. Bu yönüyle küresel krizden etkilenmemiz
son derece doğaldır.
Stoklardaki küçülme, 2008 yılının son
çeyreğinden itibaren ekonominin daralmasında etkili olan en önemli
faktörlerden biri olmuştur. Geçen yılın dördüncü
çeyreğindeki daralmanın yüzde 57si stoklardaki erimeden
kaynaklanmaktadır. Bu yılın birinci çeyreğindeki
stoklardaki erime, ekonomideki daralmanın yüzde 53ünü, ikinci çeyrekte
ise yüzde 54ünü oluşturmaktadır. Üçüncü çeyrekte ise stoklardaki
erime yavaşlamıştır. Ancak baz etkisi nedeniyle üçüncü
çeyrekteki daralmanın yüzde 41i yine stoklardan
kaynaklanmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ürün ve
pazar çeşitliliğinde sağladığımız
başarıyla ihracat performansımız bu yılın ekim
ayından itibaren yeniden artış eğilimine girmiştir.
Aralık ayında ihracattaki artışın tekrar çift haneli
olmasını bekliyoruz.
İhracatımızdaki ülke
bağımlılığının azaldığı bir
dönemden geçiyoruz. İhracatımızda ilk beş ülkenin ve Avrupa
Birliğinin payı son dönemde azalmıştır.
İhracatımızdaki ilk beş ülkenin payı 2002
yılında yüzde 46,5 iken 2009 Ocak-Ekim döneminde yüzde 32ye
düşmüştür. Yine benzer bir şekilde Avrupa Birliğinin
payı yüzde 56,6dan yüzde 45,7ye gerilemiştir. Bu dönemde Türkiyenin
aldığı, hükûmetlerimizin aldığı inisiyatifler
sayesinde 2002 yılında komşu ve çevre ülkelere
yaptığımız ihracatın toplam ihracatımızdaki
payı yüzde 25,7 iken bu oran 2009 yılının ilk on
ayında yüzde 42,1 seviyesine yükselmiştir.
2002 yılında 1 milyar doların üzerinde ihracat
yaptığımız ülke sayısı sadece 8 iken, 2008
yılında bu sayı 30a ulaşmıştır. Pazar
çeşitliliğinin yanında ürün çeşitliliği de artmıştır.
Yıllık 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ürün
sayısı 2002 yılında 9 iken 2008 yılında bu
sayı tam 28e yükselmiştir.
2009 yılında cari açık ise bir önceki yıla
göre önemli bir düşüş göstermiştir. Bunda emtia
fiyatlarının düşmesi ve ekonomideki daralma etkili
olmuştur. 2008 yılında 41,8 milyar dolar olan cari açık,
2009 yılında muhtemelen 11 milyar dolar düzeyine düşecektir.
2008 yılında 48,3 milyar dolar olan enerji faturasının 2009
yılının ilk on ayındaki seviyesi 24 milyar dolar dikkate
alındığında, aslında Türkiyenin enerji hariç
tutulduğunda son yıllarda cari fazla verdiği de ortaya çıkacaktır.
Hükûmetlerimiz cari açık sorununu kalıcı bir
şekilde çözmek için önemli adımlar atmaktadır. Bu amaçla
yatırım ve istihdamı artırmak için yeni bir teşvik
sistemini uygulamaya koyduk.
Birinci olarak, büyük yatırımlar çerçevesinde
dış ticaret açığı yüksek olan on bir tane sektörü özel
olarak teşvik ediyoruz.
İkinci olarak, Türkiyede katma değeri yüksek ürünlere
geçişi sağlayacak araştırma ve geliştirme
faaliyetlerinin artırılması için çok önemli bir ARGE reformunu
hayata geçirdik. Birçok firma ARGE merkezini artık Türkiyeye
taşımaya başlamıştır. Bugüne kadar
altmışın üzerinde firmaya ARGE merkezi kurması için izin
verdik.
Üçüncü olarak, millî ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının enerji arzı içindeki payının
artırılması için hükûmetlerimiz yoğun bir çaba
göstermiştir.
Son olarak, iş ortamının iyileştirilmesine
yönelik çok önemli adımlar attık. Bu sayede Türkiye, en çok
yatırım çeken ülkeler sıralamasında 20nci sıraya
yükselmiştir. 2007 yılında gelişmekte olan ülkelere giren
net özel sermaye tutarı 697 milyar dolar iken Türkiyeye doğrudan
yatırımların tutarı ise yaklaşık 22 milyar
dolardır.
2008 yılında kriz nedeniyle gelişmekte olan
ülkelere sermaye miktarı, yani doğrudan yatırımlar yüzde 80
civarında azalmış ama Türkiyede azalma çok
sınırlı olmuştur. Türkiyede doğrudan
yatırım miktarı 18,3 milyar dolar olmuştur 2008
yılında. Yani Türkiye dünya ortalamasına göre çok daha iyi bir
performans göstermektedir.
2009 yılında gelişmekte olan ülkelerden net 52
milyar dolarlık bir sermaye çıkışı tahmin ediliyor
iken Türkiyeye 8 milyar dolar doğrudan yatırım gelmesi
beklenmektedir. AK PARTİ hükûmetlerinden önceki dönemlerde
yıllık ortalama doğrudan yatırım tutarı 1 milyar
doları dahi bulmuyordu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; krizle
birlikte, bütün dünyada olduğu gibi Türkiyede de işsizlik
artmıştır. 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik
oranının bu yıl yüzde 14,8e ulaşması beklenmektedir
ama daha önce de ifade ettiğim gibi, işsizlikteki artış
sadece bize özgü değildir. Birçok ülkedeki işsizlik oranındaki
puan olarak artış Türkiye'nin çok ötesindedir. Birçok ülkede
işsizlik oranı ikiye katlanmıştır.
Türkiye OECD ülkeleri arasında tarım dışı
istihdam yaratmada en yüksek performansı gösteren ülkelerin
başında gelmektedir. Evet, istihdam yarattık bu dönemde. 2002
yılında tarım dışı istihdam 13 milyon 896 bin
kişi iken 2009 yılı Ağustos itibarıyla 16 milyon 254
bin kişi olmuştur. Yani hükûmetlerimiz döneminde tarım
dışı istihdam 2 milyon 358 bin kişi
artmıştır.
Bu dönemde istihdamın kalitesi de artmıştır.
Tarım sektörü istihdamındaki daralma neticesinde, bu sektör
istihdamında önemli bir yer tutan ücretsiz aile işçiliği
azalmış, tarım dışı sektörlerde ücretli ve
yevmiyeli istihdamı artmıştır. 2002 yılında
ücretsiz aile işçisinin toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 20,9
iken 2009 yılı Ağustos
ayı itibarıyla yüzde 15,4e gerilemiştir. Ücretli
çalışan sayısındaki artış, gelir
dağılımına olumlu yönde yansıyan ve iş gücü
piyasasında kayıt dışılığı azaltan
önemli bir gelişmedir.
Ancak diğer gelişmiş ülkelerin
yaşadığına benzer bir süreci de Türkiyede
yaşamaktayız. Tarımsal istihdamda hükûmetlerimiz döneminde bir
düşüş yaşanmaktadır. 2002 yılında tarım
sektörünün toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 34,9 iken, bu oran 2009
yılı Ağustos ayı itibarıyla yüzde 26,5a kadar
gerilemiştir. Buna karşılık aynı dönemde sanayi
sektörünün payı 18,5tan yüzde 18,8e, hizmetler sektörünün payı ise
yüzde 42,1den yüzde 48,5a yükselmiştir.
Türkiyede ortalama her yıl yaklaşık 500 bin
kişi iş gücüne katılmaktadır. Böylece, hem tarım
kesiminden ayrılan nüfusa hem de iş gücüne yeni katılan
insanlarımıza iş yaratılması gerekiyor. Bunu kriz
öncesine kadar başardık ama kriz döneminde tabii ki bu
gerçekleşmediği için işsizlik oranında bir artış
var.
Son olarak, şunu da belirtmemde büyük yarar var: Ülkemizde
vasıfsız işçilerin toplam işsiz sayısı
içerisindeki payı oldukça yüksektir. TÜİK verilerine göre ülkemizde
işsizlerin yüzde 57,5u lise altı eğitime sahiptir. İşsizlik
Türkiyede çok önemli bir yapısal sorundur. Hükûmet olarak bu
sorumluluğumuzun farkındayız.
Krizle birlikte Hükûmetimiz nitelikli insan gücünü artırmak,
istihdamı korumak ve istihdamı artırmak için birkaç tedbir
paketi açıklamıştır.
Bu kapsamda, kriz döneminde işsiz sayısındaki
artışı sınırlamak için:
Kısa çalışma ödeneğinin miktarını ve
süresini artırdık.
Bazı sektörlerde geçici vergi indirimlerine gittik.
Kriz nedeniyle işini kaybedenler için işsizlik
ödeneğini artırdık.
İstihdam yoğun GAP, DAP, KOP gibi bölgesel kalkınma
projelerine krize rağmen daha fazla kaynak aktardık.
Özel sektörde istihdam edilen sigortalılar için işveren
hissesinin 5 puanlık kısmını hazine
karşılıyor.
Kadınların ve 1829 yaş arası gençlerin
istihdamını teşvik için prim indirimini getirdik.
Özürlü çalışanlarımızın işveren primlerinin
tamamının devlet tarafından karşılanmasını
sağladık.
İŞKURun mesleki eğitim faaliyetlerini
genişlettik.
Girişimcilik ve eğitim
danışmanlığı verilerek
vatandaşlarımızın kendi işlerini kurmalarına
imkân tanıdık.
İşsiz gençlerimizin stajyer olarak istihdam edilmesine
imkân sağladık.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye,
dediğim gibi, bazı alanlarda aslında bu krizden en az etkilenen
ülkelerden bir tanesidir. Bakın, risk priminin ölçülmesinde
kullanılan CDS endeksi bunu teyit etmektedir. CDS endeksi, bir ülkenin
bono ve tahvillerinin ödenmeme riskine karşı yapılan sigorta
sözleşmesinin primlerini gösterir.
Bu endekse göre Türkiyenin risk primi kriz döneminde
azalmıştır. Krizin derinleştiği 2008 Eylül-2009
Aralık döneminde CDS risk primi Türkiye için tam 89 puan
azalmıştır. Aynı dönemde CDS primleri Brezilya için 30 baz
puan azalırken, Yunanistan için 160 baz puan artmış, Macaristan
için 86, Rusya için 26 baz puan artmıştır.
Bugün Türkiyenin bankacılık sektörü dünyadaki birçok
ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar güçlüdür.
Bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı, Türkiyede bu
yılın Ekim ayı itibarıyla yüzde 20,4 düzeyindedir. Aktif
kalitesi yüksektir. Bankacılık sektörümüz kredi verme potansiyeli
bakımından büyük bir kapasiteye sahiptir. Bankalar bilanço
büyüklüklerini ikiye katlasalar bile sermaye yeterlilik oranı bu bilanço
yapısıyla hâlâ yasal standartların üzerinde kalacaktır.
2002 yılında takipteki alacakların toplam kredilere oranı yüzde
21,3 iken bizim Hükûmetimiz döneminde yüzde 3,8e kadar gerilemiş,
bankacılık sektörünün aktif kalitesi yükselmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve
Bütçe Komisyonundaki bütçe görüşmelerinde muhalefet sözcüleri
bankacılık sektörünün güçlü yapısını 2001 krizinden
sonra kendileri tarafından yapılan düzenlemelere
bağlamışlardır. Biz, kendilerine IMF gözetiminde
attıkları bu olumlu adımlar için teşekkür ediyoruz. Ancak,
bankacılık sektörünün bugünkü performansını sadece o günkü
adımlarla açıklamak mümkün değildir. Zaten önemli olan uygulamadır.
AK PARTİ hükûmetleri döneminde bankacılık
sektörünün daha iyi düzenlenmesi ve denetlenmesi için
yaptıklarımız aslında iyi bilinmektedir ama tekrarlamam
gerekirse, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun düzenleme,
denetim ve uygulama kapasitesini bu dönemde ciddi bir şekilde
artırdık. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu BDDK bünyesinden
ayrılmıştır. Bankaların sermaye
yapısını güçlü tutmak için yüzde 12lik hedef sermaye yeterlilik
rasyosu uygulamasına bizim dönemimizde geçilmiştir. Aktif kalitesini
artırmak için genel karşılık ayrılması
uygulamasını biz getirdik. Likidite düzenlemesini uygulamaya koyduk.
Bütün bunların yanında, krizden çok önce bankacılık
sistemindeki bütün finansal kurumlar için stres testleri yaptık ve
zayıf olan bankaları yapılarını güçlendirmeye
zorladık. Aslında bu bile krize karşı
hazırlıksız yakalandığımızı ve krizi
öngörmediğimizi iddia edenlere güzel bir cevaptır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz
bu krizi iyi yönetmiştir. Her şeyden önce, bu krizi biz yönettik.
Bizden önceki dönemlerde olduğu gibi, IMF gibi uluslararası
kuruluşlara el açmadık. 1993-1994 ve 2000-2001 krizleri Türkiyenin
kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan, kötü yönetiminden kaynaklanan krizlerdir.
Bu krizlerde IMFden yardım talep edildi. IMFnin verdiği
kaynaklarla, IMFnin empoze ettiği programlarla bu kriz
yönetilmiştir.
2008 yılında küresel krizin derinleşmesiyle
birlikte birçok ülke, aslında IMFden yine yardım talep etti. IMFnin
koşullarını hemen kabul ettiler. İzlanda, Macaristan,
Ukrayna, Romanya, Polonya gibi 22 tane ülke şu geçtiğimiz bir
yıl içerisinde IMF ile anlaşmak zorunda kaldı. IMFnin
şartlarını kabul etti. Biz ise kendi yağımızla
kavrulduk. Kendi ayaklarımızın üzerinde dimdik durduk ve
Kaynak, Türkiyedir. dedik.
Krize karşı kendi tedbirlerimizi açıkladık.
Likidite ve fon akışının sorunsuz bir şekilde
işlemesini sağladık. Reel sektöre destek olmak, istihdamı
teşvik etmek ve finansal kaynakları çeşitlendirmek amacıyla
çok sayıda önlem aldık.
Tabii, ben bu tedbirleri teker teker sıralayıp
zamanınızı almak istemiyorum. Çünkü daha önce bunları
açıkladık.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, evet, biz
kendi tedbirlerimizi açıkladık. Krizi yönettik. Bunda da
başarılı olduğumuz kanısındayız.
Yakın dönemde basından izlediğimiz gibi
İspanya, Macaristan, İrlanda, Tayland, Meksika, Yunanistanın
içinde bulunduğu 52 ülkenin kredi notu düşürülmüştür.
Komşumuz Yunanistanın kredi notu 2 kez indirilmiştir.
Yunanistanın şimdi 2 yıllık tahvil faizleri, ilk kez
tarihte Türk eurobond faizlerinin üzerine çıkmıştır.
Türkiyenin içinde yer aldığı sadece 13 ülkenin
kredi notu artmıştır. Dünyada son altmış
yılın en büyük krizinin yaşandığı bir dönemde
Türkiye, kredi notu 2 kademe artan tek ülkedir! Eğer iddia edildiği
gibi krizden en fazla etkilenen ülke olsaydık, Türkiyenin kredi notu 2 kademe artar mıydı?
Bugün Türkiye, kriz ortamında pozitif görünüme sahip nadir
ülkelerden bir tanesidir. Türkiye, bir iki yıl içerisinde kredi notu
Yatırım yapılabilir düzeyine çıkartılması beklenen
10 ülke arasında yer almaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu senenin
dördüncü çeyreğinden itibaren, ekonomide toparlanma
başlamıştır. IMFnin son raporuna göre, 2009 yılı
son çeyreğinde, G-20 ülkeleri arasında büyüyecek 8 ülkeden bir tanesi
Türkiyedir.
Türkiye ekonomisinde üç aşamalı güçlü bir toparlanma
bekliyoruz. Krizde daralmanın en önemli unsuru, daha önce
açıkladığım gibi, stoklardaki erimeydi. İç ve
dış talepteki toparlanma ile birlikte bu yılın dördüncü
çeyreğinden itibaren stoklarda bir iyileşme bekliyoruz.
Ekonomide güçlü toparlanmanın ikinci safhasını özel
tüketimdeki toparlanma oluşturacaktır. Sağlam
bankacılık sistemi ve düşük faiz oranları önümüzdeki
dönemde özel tüketimi destekleyici niteliktedir.
Ekonomideki güçlü toparlanmanın üçüncü safhasını
ise yatırımlardaki artışla göreceğiz. Hükûmetimizin
yeni uygulamaya koyduğu teşvik sistemi bu bakımdan çok büyük bir
katkı sağlayacaktır.
Büyümenin önemli bir göstergesi olan sanayi üretim endeksi krizde
ilk kez artmaya başlamıştır. Ekim ayı sanayi üretim
endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,5, bir önceki
aya göre yüzde 13,7 oranında artarak 117,9a yükselmiştir.
Ekim ayında artan kapasite kullanım oranı
Kasım ayında azalmış gibi görünse de mevsimsellik ve
takvimsel etkilerden arındırılmış kapasite
kullanım oranı Kasım ayında da bir önceki aya göre artmaya
devam etmiştir.
Bunların hepsi tesadüf olabilir mi? Bunlar bilinçli,
kararlı, kapsamlı, proaktif politikalarımızın
sonucudur. Şunu herkes bilmelidir ki: Türkiyede cazip yatırım
fırsatları vardır, Türkiye güvenli bir limandır, Türkiyeye
olan güven devam ediyor. Biz buna inanıyoruz, siz de buna inanın,
güvenin.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi
de konuşmamın bu bölümünde 2009 yılı bütçesi yıl sonu
gerçekleşme tahminlerimize kısaca değinmek istiyorum.
2009 yılı sonu itibarıyla merkezî yönetim bütçe
giderlerinin 266 milyar 752 milyon lira,
merkezî yönetim bütçe gelirlerinin 203 milyar 928 milyon lira, bütçe
açığının 62 milyar
824 milyon lira, faiz dışı açığın 7 milyar 324
milyon lira olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Bu tahminlerimiz
doğrultusunda 2009 yılı başlangıç bütçesine göre bütçe
giderleri yüzde 2,9 artmakta, bütçe gelirleri ise yüzde 18 oranında
azalmaktadır. Bütçe açığı ise 10,4 milyar liradan 62,8
milyar liraya çıkmaktadır. Bütçe açığının millî
gelire oranı ise yaklaşık yüzde 6,6ya tekabül etmektedir.
2009 yılında bütçe açığında ortaya
çıkan 52,4 milyar liralık artışın 44,8 milyar
lirası yani yüzde 86sı gelirlerdeki azalmadan, 7,6 milyar
lirası yani yüzde 14ü ise giderlerdeki artıştan
kaynaklanmaktadır.
Gelirlerdeki 44,8 milyar lira azalmanın 4,7 milyar
lirası vergi indirimleri nedeniyle ortaya çıkan gelir kaybından,
40,1 milyar lirası ise ekonomik daralma nedeniyle gelirlerde meydana gelen
düşüşlerden kaynaklanmaktadır.
Giderlerdeki 7,6 milyar liralık artışın temel
sebepleri, sosyal güvenlik sistemine yapılan transferlerdeki
artış ile ekonomiyi canlandırma paketleri kapsamında
öngörülen altyapı yatırım harcamaları ve diğer gider
artışlarından kaynaklanmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi,
geçtiğimiz eylül ayında açıkladığımız Orta
Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan üzerinde durmak istiyorum: Bu program
ve mali plan ile küresel krizden çıkışımızın
temel politikalarını ve hedeflerini ortaya koymuş
bulunmaktayız. Bu politika ve hedefler doğrultusunda maliye
politikamızı yürütüyoruz. 2010 yılı bütçesi de bu çerçevede
hazırlanmış bir bütçedir.
Programda temel hedeflerimiz, büyümeyi kademeli olarak potansiyel
seviyesine yükseltmek, istihdamda nispi bir artış sağlamak,
enflasyondaki düşüş trendini devam ettirmek ve kriz nedeniyle bozulan
kamu dengelerini yeniden tesis etmektir.
Özel tüketim ve özel yatırım harcamaları ise,
Türkiye ekonomisinin temel büyüme dinamiğini oluşturacaktır bu
dönemde. Türkiye ekonomisinin yeniden özel sektör öncülüğünde büyümesi
için program döneminde gerekli tedbirlerin alınması hedeflenmektedir.
Bu amaçla, ülkemizin üretken kapasitesini geliştirecek ve verimlilik
artışı sağlayacak yenilikçi ve teknoloji yoğun
projelere öncelik veriyoruz.
Programla hedeflenen büyüme modeli doğrultusunda kamu
kesiminin borçlanma gereğini azaltarak özel sektörün kullanabileceği
kaynakların artırılması hedeflenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu
programın yapısal reform ayağı da güçlüdür. Orta Vadeli
Program, sosyal güvenlik, sağlık, yerel yönetimler, enerji gibi pek
çok alanda atılması gereken önemli adımları içermektedir.
Orta Vadeli Planda, 2010 yılı merkezî yönetim bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranının yüzde 4,9 olarak gerçekleşeceğini, 2011 ve 2012
yıllarında ise sırasıyla yüzde 4e ve yüzde 3,2ye
düşeceğini öngördük.
Bizim bütçe hedeflerimizi iddialı bulmayabilirsiniz ama
şunu söyleyeyim: Avrupa Birliği üyeleri, yakın dönemde Avrupa Komisyonuna
kendi bütçe öngörülerini, bütçe açık öngörülerini sundular. 2013
yılında bile bunların bütçe açıklarını yüzde
13ün altına çekmelerinde zorlanacaklarını görüyoruz.
Mali plan da maliye politikası hedeflerimiz de oldukça
iddialıdır.
Kamu kesiminin kaynak kullanımındaki payını
azaltmak amacıyla, ekonomik krizin de etkisiyle yükselen kamu
açıkları tedricî olarak makul seviyelere indirilecektir.
Kamu maliyesinde mali saydamlığı güçlendirmeye
yönelik çalışmalara devam edilecektir.
Ben bu hususların bir kısmını atlıyorum,
zamanım kısaldığı için.
Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2010 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalara geçmeden önce bütçenin
hazırlanmasında temel aldığımız bazı
makroekonomik büyüklükleri, varsayımları sizlerle paylaşmak istiyorum.
2010 yılı için gayrisafi yurt içi hasıla 1 trilyon 28 milyar 802 milyon lira, büyüme oranı
yüzde 3,5, gayrisafi yurt içi hasıla deflatörü yüzde 5, yıl sonu TÜFE
yüzde 5,3, ithalat 153 milyar dolar, ihracat 107,5 milyar dolar olarak
öngörülmektedir.
Bu noktada, 2010 yılı bütçesine temel oluşturan
makroekonomik varsayımlarımızın gerçekçi olduğunu
tekrar vurgulamak isterim.
2010 yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Tasarısının büyüklüklerine geçmeden önce, sizlerle bu bütçenin
bazı temel özelliklerini de paylaşmak istiyorum.
2010 yılı merkezî yönetim bütçesi, ekonomik krizden
çıkışa katkı sağlayacak bir bütçedir.
2010 yılı bütçesi, faizdeki düşüşü
kalıcı kılmayı amaçlayan bir bütçedir. Enflasyon ile
mücadelede sağladığımız başarı, kamu
maliyesinde ve borç dinamiklerinde yaptığımız
iyileştirmeler ve uygulamaya koyduğumuz reformlar sayesinde
Türkiyede faiz oranları ilk defa tek haneye düşmüştür. Faizleri
eğer biz birkaç yıl tek hanede tutabilirsek hem kamunun faiz yükü
düşecek hem de tüketicilerimiz, yatırımcılarımız
daha düşük maliyetli finansmana erişecektir. Bu da güçlü büyümeye
zemin hazırlayacaktır.
Bu bütçeyle, esnaf kredileri, tarımsal kredilerde faiz
desteğine, ihracat desteklerine, küçük ve orta ölçekli işletmelere
sağlanan desteklere, hazine teşvik ödemelerine devam ediyoruz. 2002
yılında yüzde 47 olan esnaf kredisi faiz oranları, şimdi
yüzde 8lere kadar düşmüştür. İstihdamın maliyetini
azaltmak amacıyla yürürlüğe koyduğumuz 5 puanlık işveren
prim indiriminin uygulamasını da bu dönemde sürdürüyoruz.
Yeniden yapılandırdığımız Kredi
Garanti Fonu ile KOBİlere desteğimizi sürdüreceğiz. Böylece,
teminat sıkıntısı çeken KOBİlerimizin finansman
sorununu çözmüş olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı merkezî yönetim bütçesi sosyal yönü güçlü olan bir bütçedir.
Bütçemizi, ekonomik olarak dezavantajlı kesimleri destekleyecek
şekilde hazırladık. Bu kapsamda Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonuna aktarılan kaynağı
yüzde 26,7 oranında artırdık.
2010 yılı merkezî bütçesi öğrencilerimiz için daha
fazla kaynak ayıran bir bütçedir. 2010 yılında öğrencilere
sağlanan burs ve harç desteği ödeneklerini yüzde 13,8 gibi
enflasyonun çok üzerinde artırdık. Yine, öğrenim ve harç kredisi ödeneklerini
yüzde 12,8 artırdık. İlköğretim öğrencilerine ücretsiz
ders kitabı desteği ödeneklerini de yüzde 6,4 oranında
artırdık. Önümüzdeki yıl toplam 1 milyon 634 bin öğrenciye
burs, öğrenim ve katkı kredisi ödemeyi hedefliyoruz. 2010
yılı sonunda öğrencilerimize ücretsiz olarak
dağıttığımız ders kitabı sayısı da
1 milyar 108 milyona ulaşmış olacaktır.
2010 yılı bütçesi özürlü vatandaşlarımıza
desteği artıran bir bütçedir. Özürlü, evde bakım destek
ödeneklerini tam yüzde 49,5, özürlülere eğitim desteği ödeneklerini
de yüzde 7,3 oranında artırdık. Bu kapsamda, 2010 yılı
sonunda yaklaşık 297 bin aileye özürlü evde bakım ücretinden
faydalanma imkânı getiriyoruz. Eğitim masrafları
karşılanan özürlü öğrenci sayısı da önümüzdeki
yıl 220 bin kişiye ulaşmış olacaktır.
Hükûmetimiz, özürlü vatandaşlarımızın sosyal
hayata katılmasının en önemli şartlarından birisi
olarak özürlü istihdamının artırılmasını
görmektedir. Bu amaçla, 2008 yılında, özürlü istihdam eden
işverenler için işveren sigorta priminde indirime gidilmişti.
Şimdi de merkezî yönetim bütçe kanunu tasarısıyla
getirdiğimiz bir istisna ile 2010 yılında kamu kurum ve
kuruluşlarımızın açık bulunan özürlü memur
kontenjanlarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan atama
yapmalarına imkân tanıyoruz. Şu an itibarıyla kamu kurum ve
kuruluşlarımızın yaklaşık 38 bin özürlü memur
açığı bulunmaktadır. Böylece, yaklaşık 38 bin
özürlü vatandaşımızın, 2010 yılı ve
sonrasında kamu kurum ve kuruluşlarında memur statüsünde
istihdam edilmelerinin önü açılmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı bütçesi, kamu görevlilerini de gözeten bir bütçedir. 2010
yılında memurlarımızın aylıklarında
yapılacak artışlar, devletin mali imkânları, ülkenin
ekonomik gelişmesi ve enflasyon hedefi göz önüne alınarak
belirlenmiştir. Buna göre, kamu görevlilerinin maaşlarında ocak
ayında yüzde 2,5, temmuz ayında yüzde 2,5 oranında
artış sağlanacaktır.
Gerçekleşen enflasyonun belirlenen zam oranlarını
aşması halinde, aradaki fark, her zaman olduğu gibi telafi
edilecektir.
Yapılacak artışlar sonucunda, aile
yardımı ödeneği dahil olarak ortalama devlet memuru
maaşı 2009 yılı Aralık ayında 1.480 TL iken, 2010
yılı Ocak ayında 1.518 TLye yükselecektir.
Ayrıca, memur sendikalarıyla
yaptığımız toplu görüşmelerde sağlanan
anlaşma çerçevesinde, Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısında yaptığımız
düzenleme ile halen 1 milyon 690 bin çocuk için ödenmekte olan aile
yardımı ödeneğinde çocuk sayısı
sınırlamasını kaldırıyoruz. Böylece 740 bin
çocuğumuz için daha aile yardımı ödeneğine imkân
sağlıyoruz.
Ayrıca, emekli olan personele 500 TL olarak ödenmekte olan
tazminat tutarını 750 liraya yükseltiyoruz.
2009 yılında kamu görevlilerinin maaşlarında
ocak ayında yüzde 4, temmuz ayında yüzde 4,5 olmak üzere
yıllık kümülatif 8,7 oranında artış
sağlanmış olup, kasım ayı itibarıyla tüketici
fiyatlarındaki kümülatif artış ise yüzde 5,96dır. Yani,
2009 yılında biz memurlarımızı enflasyona ezdirmedik,
enflasyonun da üstünde, kriz yılında bile artış verdik.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003
Ocak2009 Kasım döneminde TÜFEdeki kümülatif değişme yüzde 93,2
olmuştur. Buna karşılık söz konusu dönemde aynı bazlı:
En düşük memur maaşı 2002 Aralık ayında
392 lira iken, 2009 Aralık ayında 1.218 liraya çıkmış
ve artış yüzde 188 olmuştur. Yani, enflasyon yüzde 93,2, en
düşük memur maaşı yüzde 188 artmıştır.
Benzer şekilde, net asgari ücretteki artış yüzde
168,5tur. En düşük SSK emekli aylığındaki artış
yüzde 146,1dir. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli
aylığındaki artış yüzde 232,4 olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşma
metnimde yer alan tablolarda görüleceği gibi 2009 yılının
Kasım ayı itibarıyla en düşük devlet memuru maaşı
ve net asgari ücret ile 2002 yılının Aralık ayına göre
daha fazla mal ve hizmet alabildiğini de göreceksiniz. Ben burada
detaylara girmek istemiyorum ama en fazla konuşulan ürünlere bile
baksanız
Bakın, en düşük devlet memuru maaşıyla
satın alınabilecek ürünler arasında örneğin doğal gaza
çok zam yapıldı deniliyor, 2002 yılı Aralık
ayında en düşük devlet memuru maaşıyla
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı merkezî yönetim bütçesi eğitime, sağlığa
ayrılan kaynağın artırıldığı bir bütçedir.
2002 yılında 7,5 milyar TL olan Millî Eğitim
Bakanlığı bütçesini 2010 yılında 28,2 milyar TLye
çıkardık. Bu bütçeyle Bakanlık, en büyük bütçeye sahip
icracı bakanlık olma özelliğini sürdürmektedir.
Yine Sağlık Bakanlığımıza
ayırdığımız bütçeyi de yüzde 12 oranında
artırdık. 2002 yılında kamu kesimi tarafından
yapılan toplam sağlık harcaması 9,9 milyar TL iken bu rakam
2009 yılında 36,4 milyar TLye ulaşmıştır. 2010 yılında
kamu kesimi tarafından yapılacak toplam sağlık
harcamasının 37,5 milyar TL civarında olmasını tahmin
ediyoruz.
Yine 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi üniversitelere
personel ve kaynak desteği sağlayan bir bütçedir.
Değerli arkadaşlar, burası da önemlidir.
Özellikle yeni kurulan üniversitelerin öğretim elemanı
ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılayabilmek
için, ilave tam 7 bin adet atama izni veriyoruz üniversitelere. Üniversitelere
ayırdığımız kaynağı da reel olarak
artırıyoruz.
Ayrıca üniversitelerimize 500 milyon lira normal bütçelerine
ilave kaynak ayırdık. Bu kaynağın yarısı yeni
kurulan üniversitelerimizin yatırım projelerinde ve diğer
yarısı ise yükseköğretim kurumlarının bilimsel
araştırma projeleri ile yurt içi, yurt dışı
öğretim elemanı ve öğrenci değişim
programlarının desteklenmesi ve yurt içinde, yurt
dışında öğretim üyesi ve araştırmacı
yetiştirilmesi amacıyla kullanılacaktır.
2010 yılı merkezî bütçesinin yine sağlığa
daha fazla kaynak ayırdığımız bütçe olduğunu
söylemiştim.
2010 yılında, biz, aile hekimliği
uygulamasını ülke geneline yaygınlaştırıyoruz.
Kamu personeline sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından sunulacak ve bunun için anılan Sağlık Kurumuna
prim desteği ödenmesine de başlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı bütçesi, sosyal güvenlik sistemini de destekleyen bir bütçedir.
Bütçede cari transferler altında yer alan sosyal güvenlik
kurumlarına yapılan transferlerin 2010 yılında yüzde 7,3
oranında artırılarak 57,7 milyar lira olacağı tahmin
edilmektedir.
Bu kapsamda, Sosyal Güvenlik Kurumuna 2010 yılında
açık finansmanı için yapılacak transfer tutarı ise 31,8
milyar lira olarak öngörülmüştür.
Bu bütçeyle yine çiftçimizin alan ve ürün bazında üretiminin
desteklemesine devam ediyoruz. Bu kapsamda, 5,6 milyar lira destekleme ödemesi
yapmayı hedefliyoruz.
2010 yılı bütçesinde tarım kesimine yapılacak
transferlerin toplamı 8,4 milyar lira düzeyindedir.
Bu bütçeyle mahallî idarelere de destek vermeye devam ediyoruz
önemli ölçüde.
Bu kapsamda, 2010 yılı bütçesinde mahallî idarelerin
gelir paylarının yüzde 17,6 oranında artışla 19,1
milyar liraya çıkmasını öngörüyoruz.
2010 yılında toplam olarak mahallî idarelere 22,1 milyar
lira transfer yapılmasını öngörüyoruz. Bu çerçevede, kırsal
kesimin altyapısını desteklemek üzere KÖYDES projesine 525
milyon lira ayırdık.
2010 yılı merkezî yönetim bütçesi, bilime,
araştırmaya önem veren ve bu yöndeki çalışmaları
destekleyen bir bütçedir.
2010 yılı bütçesi, başta TÜBİTAK ARGE
projeleri olmak üzere, üniversite ve sanayi kesimi ARGE projelerini
desteklemeye devam eden bir bütçedir.
Bu çerçevede, TÜBİTAKın 2009 yılında 500
milyon lira olan ödeneklerini 2010 yılında 625 milyon liraya
çıkarttık.
2010 yılı merkezî bütçesi, Güneydoğu Anadolu
Projesi başta olmak üzere, bölgesel gelişme projelerinin
tamamını desteklemeye devam edildiği bir bütçedir.
Dünyanın en büyük krizi yaşanmasına rağmen
bölgesel kalkınma projelerini biz önemsiyoruz ve bunlar için ilave kaynak
ayırıyoruz. Bu çerçevede GAP kapsamındaki yatırımlara
öncelik vermek kaydıyla münhasıran ekonomik kalkınma ve sosyal
gelişmeye yönelik yapılacak yatırımlar için 2009
yılında 3,3 milyar lira kaynak ayırmıştık. 2010
yılı bütçesinde bu proje kapsamında
ayırdığımız kaynak tutarı yaklaşık 4
milyar liradır. Diğer bölgesel projeler için de 2 milyar lira ek
kaynak daha ayırdık.
Özetle 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi; ülkemizin dört
bir tarafına ihtiyaç duyduğu yatırımı götüren, reel
kesimi destekleyen, ekonomik kalkınmaya odaklanmış bireysel ve
toplumsal refahı gözeten bir bütçedir.
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri; şimdi
de sizlere 2010 yılı bütçe büyüklüklerini açıklamak istiyorum:
2010 yılı merkezî yönetim bütçesinde;
Bütçe Giderleri 286
milyar 981 milyon TL
Faiz Hariç Giderler 230
milyar 231 milyon TL
Bütçe Gelirleri 236
milyar 794 milyon TL
Vergi Gelirleri 193
milyar 324 milyon TL
Bütçe Açığı 50
milyar 187 milyon TL
Faiz Dışı Fazla 6
milyar 563 milyon TL
2010 yılında bütçe giderlerinde artışı
kontrol altına alırken, bütçe gelirlerinin giderlerden daha fazla
artışını öngördük. Gelir artışlarımız
gerçekçi tahminlere dayanmaktadır. Artış oranının
yüksek olmasının temel nedeni 2009 yılında yapmış
olduğumuz vergi indirimlerinin bazdan çıkacak olması ve 2009
yılının ikinci yarısında almış
olduğumuz gelir artırıcı tedbirlerin tam yıl
etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu da yaklaşık olarak gelir
artışının yarısına tekabül etmektedir. Bütçe
ayrıca bazı maktu vergilerin enflasyon oranında güncellenmesini
de öngörmektedir.
Bütçe açıklarını azaltma amacımızın
bir gereği olarak, bütçe giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya
oranını 2009 yılında yüzde 28,2den 2010 yılında
yüzde 27,9a düşürüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı merkezî yönetim bütçesi için belirlediğimiz hedeflere
ulaşmada ve uygulamakta olduğumuz maliye politikasının
başarısını kalıcı hâle getirmede yapısal
reformlar önemli bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde
Hükûmetimiz tarafından gerçekleştirilecek bazı önemli
yapısal reformları da paylaşmak istiyorum:
2010 yılında mali kural uygulaması yasal olarak
hayata geçirilecektir ve 2011den itibaren uygulamaya konulacaktır.
Makroekonomik istikrarın devamı, sürdürülebilir bir finansman
yapısının korunmasını amaçlayan mali kuralları,
kamu mali yönetim sistemimize entegre ediyoruz. Mali kurallara ilişkin
yasal altyapı, dediğim gibi, gelecek sene tamamlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi
de vergi politikası ve uygulamalarımız hakkında kısa
bir bilgi vermek istiyorum.
Vergi politikalarımızın temel amacı,
yatırımları ve istihdamı destekleyerek sürdürülebilir
ekonomik büyümeye katkı sağlayan, etkin, basit, kolay uygulanabilir
bir vergi sisteminin oluşturulmasıdır. Bu amaca ulaşabilmek
için, bir taraftan yatırım ortamının iyileştirilmesi,
diğer taraftan da kayıtlı ekonomiye geçiş sürecinin
hızlandırılmasını amaçlıyoruz. Bunu da
anlaşılabilir ve saydam bir vergi mevzuatı, öngörülebilir bir
vergi yükü, düşük oranlı-geniş tabanlı bir vergi sistemi ve
etkin bir vergi idaresi ile sağlayabileceğimizin bilincindeyiz. 2010 yılında bütün
bunlara yönelik çok önemli adımları atmayı hedefliyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
İktidarımız döneminde kurumlar vergisi oranını yüzde
30dan yüzde 20ye indirdik. Böylece, kurum kazançları üzerindeki vergi
yükünü yüzde 44ten yüzde 34e düşürdük. Bu sayede Türkiye, kurum kazançları
üzerindeki vergi yükü bakımından OECD ülkeleri arasında 2002
yılında 2nci sırada yer alırken yani en yüksek ülkeler
arasında iken, 2009 yılında 25inci sıraya
düşmüştür. Aynı şekilde, hükûmetlerimiz döneminde 6
dilimden oluşan gelir vergisi tarifesini önce 5e, sonra 4e indirdik. En
yüksek vergi oranını ise yüzde 45ten yüzde 35e düşürdük. Bu
sayede, OECD ülkeleri içinde Türkiye, en üst dilimin vergi oranı
bakımından 2002 yılında en yüksek 9uncu ülke konumundayken
bugün yüzde 35 oranı ile 19uncu sıraya gerilemiş
bulunmaktadır. En üst dilimin vergi oranı Fransa ve Yunanistanda
yüzde 40, Almanya, Belçika, Avusturya gibi ülkelerde yüzde 45 ile yüzde 50
arasında değişmektedir.
Yine, biz, 2010 yılında, daha doğrusu 2009
yılında ve 2010 yılında devam edecek Avrupa Birliğinin
yatırımları teşvik sistemiyle uyumlu bir bölgesel ve
sektörel yatırım teşvik sistemini oluşturduk. Bu çerçevede
yeni teşvik sisteminde kurumlar vergisi oranını yüzde 2ye kadar
indirerek, yatırımlara yüzde 70e kadar devlet desteği
sağlıyoruz. Yatırım yapılan bölgenin durumuna göre
sigorta primi işveren hissesinin yarısının iki yıldan
yedi yıla kadar Hazine tarafından karşılanması
uygulamasını da getirdik. Ayrıca, 1 puan ile 5 puana kadar faiz
desteği ile yatırım yeri tahsisini öngördük.
KOBİlerin birleşmelerini teşvik ediyoruz. Bu
yıl sonuna kadar KOBİlerin birleşmeleri hâlinde ortaya
çıkan kârları kurumlar vergisinden muaf kıldık.
Ayrıca, birleşme sonrası üç hesap dönemi boyunca birleşilen
kuruma indirimli kurumlar vergisi uygulamasını getirdik.
Aslında birçok daha uygulama, birçok daha vergi konusunda
uygulamayı bu dönemde hayata geçirdik.
Yine, tarım ürünlerinde standardizasyon sağlayarak
oluşturulacak ürün sertifikalarının elektronik ticaretinin
yapılmasını sağlayacak tarım ürünleri lisanslı depoculuk
sisteminin hayata geçirilmesini desteklemek üzere gelir vergisi, kurumlar
vergisi ve KDV istisnalarını getirdik.
Teknolojik gelişmelerin ekonomik hayata daha fazla
yansıtılmasını kolaylaştırmak üzere
İnternet üzerinden özel
iletişim vergisini yüzde 15ten yüzde 5e indirdik.
İstihdamın artırılmasına yönelik ücretler
üzerindeki vergi ve benzeri yükleri önemli ölçüde azalttık. Eskiden OECD
ülkeleri arasında Türkiye istihdam üzerindeki vergi yükü itibarıyla
yine en üst sırada yer alırken, bu yaptığımız son
düzenlemeler çerçevesinde 9uncu sıraya düşmüştür.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben
konuşmamın bir kısmını atlıyorum
zamanımın kısaldığının farkında olarak.
Şimdi de size 2008 yılı kesin hesabına
ilişkin bilgiler vermek istiyorum.
Kesinhesap Kanunu Tasarısı görüşülecek olan 2008
yılı bütçesinde bütçe giderleri 227 milyar lira, bütçe gelirleri
209,6 milyar lira, bütçe açığı ise 17,4 milyar lira olarak
gerçekleşmiştir.
Faiz ödemeleri bir önceki yıla göre yüzde 3,9 oranında
50,7 milyar Türk lirası olmuş, faiz dışı fazla ise
33,2 milyar olarak gerçekleşmiştir.
2008 yılında bütçe açığının
gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1,8 düzeyinde
gerçekleşirken, faiz dışı fazlanın gayrisafi yurt içi
hasıla içerisindeki payı yüzde 3,5 olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı bütçesi, Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarını en iyi
şekilde gözeten bir bütçedir. Mevcut şartların üzerine inşa
edilmiştir. Gerçekçi ve istikrarı sağlamaya yöneliktir.
Bu bütçe, sürdürülebilir büyüme ve kalkınmayı
sağlayacak istikrarın ve refahın
artırılmasını dikkate alan orta vadeli bir perspektifle
hazırlanmış bir bütçedir.
Biz bütün kararlarımızı geleceğin güçlü
Türkiyesi için alıyoruz. Siyasi kaygılarla alınan kısa
vadeli kararların sonucunu geçmiş dönemlerde hep birlikte gördük.
Siyasi sorumluluk ve riskleri de üstlenerek hükûmetlerimiz Türkiye
için gerekenleri kararlılıkla yapmıştır, yapmaya da
devam edecektir.
Yapısal reformları temel
politikalarımızın birisi hâline getirdik. Beklemeye tahammülü olmayan
birçok konuda kararlı adımlar attık, Türkiyenin
sorunlarını çözdük.
Sizlerin ve toplumun her kesiminin bu bütçeye destek vermesi,
hedeflerimize ulaşmayı daha da kolaylaştıracaktır. En
büyük desteğimiz, tabii ki milletimizin bize olan güvenidir.
Bu milletin azmi, bu ülkenin kararlılığı ve
Türkiyenin zenginliği her türlü hedefi yakalamak noktasında bizlere
güç vermektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010
yılı bütçemiz ülkemize ve milletimize hayırlı olsun.
Yapacağınız yoğun ve yorucu çalışmalar için
Hükûmetim ve şahsım adına şimdiden sizlere teşekkür
ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi tekrar saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Şimşek, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 3 Aralık
2009 tarihli 26ncı Birleşimde alınan karara uygun olarak
bastırılıp dağıtılan programa göre
yapılacaktır.
Başlangıçta bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde
siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak
konuşmalarda süre, Hükûmetin sunuş konuşması hariç, 1er
saat -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir- kişisel konuşmalarda 10ar dakikadır.
Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde şahsı
adına 2 milletvekiline söz verilecektir.
Şimdi, bütçenin tümü üzerinde grupları ve
şahısları adına söz alan sayın üyelerin
adlarını sırasıyla okuyorum:
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri
Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Genel Başkan ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Osmaniye
Milletvekili Sayın Devlet Bahçeli; şahısları adına,
lehinde Karaman Milletvekili Sayın Lutfi Elvan, aleyhinde İzmir
Milletvekili Sayın Harun Öztürk.
Tabii, Hükûmetin de söz talebi olduğu takdirde Hükûmete de
söz verilecektir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi söz
sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri
Milletvekili Sayın Mustafa Elitaşa aittir.
Sayın Elitaş, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2010 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ
Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyor, 2010 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize
hayırlı olmasını diliyorum.
Öncelikle, 2010 yılı mali bütçesinin
hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye
Bakanımıza, bakanlarımıza, bürokratlarına, Plan ve
Bütçe Komisyonunun Değerli Başkanı ve üyelerine, tüm kamu
bürokrasisine huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşeceğimiz 2010
yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetlerinin sekizinci bütçesi, yeni
kamu mali yönetimi sistemine uygun bir şekilde hazırlanan
beşinci bütçe olacaktır. Bu bütçe de evvelkiler gibi ülkemizin
ekonomik ve mali istikrarını sürdürmeyi esas alan bir bütçedir.
Bildiğiniz gibi bütçe, belli bir dönem içerisinde toplanacak
gelir ve yapılacak harcamaların tahminî ve
karşılaştırmalı cetveli olup yetkili organlar
tarafından bu giderlerin yapılması ve gelirlerin toplanması
için verilen izindir. Hükûmetler bunun için bütçe hakkının bir
gereği olarak Parlamentodan yetki alırlar. Her şeyden önce, her
yıl toplumda üretilen millî gelirin yaklaşık yüzde 30u bütçe
yoluyla yeniden harmanlanır, toplanır ve
dağıtılır. Böylece tekrar topluma verilir. İşte
bu dağıtım aşamasında hükûmetler, yatırım
politikalarını, sosyal politikalarını, büyüme
politikalarını, istihdam ve gelir dağıtım
politikalarını ortaya koyarlar. Bu açıdan
bakıldığında, söz konusu politikaların yürütülmesi
için de yıllık araçlar olarak karşımıza bütçeler
çıkar.
Değerli milletvekillerim, küresel finansal piyasalar, son iki
yıldır, dünyayı hem mali hem de sosyoekonomik açıdan
ağır şekilde sarsan ciddi bir krizle karşı
karşıya bırakmıştır. Hatırlarsanız, bu
kriz, IMF tarafından 1929 bunalımından sonraki,
Birleşmiş Milletler tarafından ise yüzyılın en büyük
ekonomik krizi olarak görülmüştür. Küresel ekonomide likidite
şartları olumsuz bir çizgiye girmiş ve risk algılamaları
bozulmuştur. Risk algısında meydana gelen bu bozulma, doğal
olarak kredi piyasalarında ciddi bir daralma yaşanmasına sebep
olmuştur. Bu gelişmelerle ivme kazanan kriz büyüme
oranlarını sert bir biçimde düşürmüş ve üretim
planlamalarında ciddi bir revizyon ihtiyacı ortaya
çıkarmıştır. Nitekim, 2007 yılında yüzde 5,2 olan
küresel büyüme, krizin derinleşmesiyle birlikte 2009 yılında
yerini İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en büyük
daralmaya bırakmıştır. Küresel ekonomideki daralmanın
bu sene yüzde 1,1 oranında olması beklenmektedir. Başta küresel
ekonominin aktör ülkeleri olmak üzere birçok ülkenin iştirak hâlinde
ittifak ettiği önlemlere rağmen, daralan toplam talep ve
beklentilerdeki bozulma sonucu dünya ticaret hacminde bu yıl yüzde 12ye
yakın bir küçülme beklenmektedir. Bunun sonucu olarak da son
altmış yılın en büyük daralması beklenmektedir.
Küresel krizde en kötünün geride kaldığına dair
algılamaların güçlenmesi emtia fiyatlarındaki hareketlenmeyi de
beraberinde getirmiş bulunmaktadır. 2010 yılından itibaren
enerji fiyatlarındaki muhtemel yükseliş bizim gibi net enerji
ithalatçısı ülkeler için bir risk unsuru oluşturmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel
krizin ülke ekonomilerine verdiği en büyük tahribat alanlarından
birisi de şüphesiz işsizlik oranlarıdır. Bütün dünyada
işsizlikte bir artış yaşanmakta olup kısa vadede
işsizliğin özellikle gelişmiş ülkelerde yükselmeye devam
etmesi beklenmektedir.
İşsizlik oranlarıyla ilgili, bazı ülkelerdeki
oranları sizlerle paylaşmak istiyorum. Küresel kriz, bildiğiniz
gibi, önce gelişmiş ülkelerde, Amerika Birleşik Devletlerinde
başladı, 2008 yılından itibaren de gelişmekte olan
ülkelere sirayet etmeye başladı. Ne zaman ki 2008 yılında
Amerika Birleşik Devletlerindeki finans sektöründeki olağanüstü bir
pimi çekilmiş bomba hâlinde bekleyen ve mortgage diye ifade ettiğimiz
uzun vadeli konut kredilerinin verdiği problemlerle birlikte 2008
yılında banka sisteminde çöküş başlamış ve
gelişmekte olan ülkelere bu da sirayet etmiştir. Bakınız,
2007 yılında İspanyada işsizlik oranı yüzde 8,3; 2008
yılında 11,3; 2009 yılında 18,9 yani 2008 yılı
ile 2009 yılı arasındaki değişim yüzde 67,3 seviyesine
ulaşmış. Macaristanda 2008 yılında 7,8den 9,9a
çıkmış; işsizlik oranındaki değişim
artışı yüzde 26,9 oranına çıkmış. Fransada
da 7,8den 9,9a, yine aynı şekilde orada da yüzde 20 civarında
işsizlik oranındaki bir önceki yıla göre artış
gözlenmiş. Yunanistanda 19,5; Almanyada 12,3; Belçika 12,9; Türkiyede
ise 21,8 civarında bir önceki yıla göre işsizlik oranındaki
artış ortaya çıkmış. Amerika Birleşik Devletlerinde
krizin başladığı yıl olan 2007 yılında
işsizlik oranı 4,6 iken 2009 yılında 9,8e yükselmiş
yani yüzde yüzden fazla işsizlik oranındaki işsiz
sayısında bir artışın olduğunu görüyoruz. 2008
yılına oranla baktığımızda Amerika Birleşik
Devletlerindeki işsiz sayısındaki artış bir önceki
yıla göre yüzde 69 seviyesinde, İngilterede yüzde 41, Çek
Cumhuriyetinde yüzde 95,5; Japonyada yüzde 37,5 seviyesinde işsizlik
miktarındaki artış ortaya çıkmıştır.
Değerli milletvekilleri, küresel krizin diğer sonuçlarından
birisi de yoksulluğun
artmasıdır. Dünyada 1,2 milyar kişinin günlük geliri 1,25
doların altındadır. Bu rakam dünya nüfusunun yüzde 21,3üne
tekabül etmektedir. Sahra altı Afrikada bu oran yüzde 46,7, Güney Asyada
ise yüzde 34,8dir.
Türkiye son yıllarda yoksulluğun
azaltılmasında önemli bir aşama kaydetmiştir. 2002
yılında günlük geliri 2,15 doların altında olanların
oranı yüzde 3 iken 2007 yılında binde 6ya düşmüştür.
Yine, günlük geliri 4,3 doların altında olanların oranı ise
2002 yılında yüzde 30,3ten 2007 yılında yüzde 9,5e
gerilemiştir. Aşırı yoksulluğun göstergesi olan günlük
geliri 1 doların altında olanların oranı 2002
yılında binde 2 iken 2007 yılında bu oran hemen hemen
sıfırlanmıştır.
Türkiye İstatistik Kurumunun 1 Aralık 2009 tarihinde
yayınladığı yoksulluk çalışması
sonuçlarına göre yoksul fert oranı 2007 yılında 17,79dan,
2008 yılında 17,1e gerilemiş, bu oran 2002 yılında
yüzde 27 civarındaydı. Yani yoksulluk sınırının
altındaki 2002 yılındaki Türkiyenin nüfusunda oranı 17,5 milyon
kişiyken, 2008 yılı sonu itibarıyla
baktığımızda, bu yoksulluk sınırı
altındaki insanların sayısı 13,5 milyon kişiye
ulaşmış, hemen hemen 3 milyon kişi geçmişten
devraldığımız yoksulluk sınırı
altındaki insanların yoksulluk sınırı üstüne
çıkmasına, refah seviyelerinin bir nebze de olsa artmasına
fırsat sağlamıştır.
Krizin iktisadi faaliyet üzerindeki daraltıcı etkisini
sınırlandırmak amacıyla uygulanan dengeleyici mali
tedbirler bütçe açıklarındaki artışı da hâliyle
hızlandırmıştır ve bütçe artışlarındaki
bu artış borç dinamiklerinin sürdürülebilirliği sorununu da
beraberinde getirmiştir ancak diğer ülkelerle
karşılaştırıldığında ülkemizde kamu
kesimi borçlanma oranları krize karşı maliye
politikalarının daha etkin bir şekilde uygulanmasına imkân
sağlamıştır.
Kötüleşen likidite şartlarına bağlı
olarak, gelişmekte olan ülkelere yönelik net sermaye akımlarında
2008 yılında başlayan bozulma 2009da da devam etmiştir.
IMF tahminlerine göre bu ülkelere net özel sermaye girişi 2007
yılında yaklaşık 700 milyar dolar iken 2008
yılında 130 milyar dolara düşmüştür. 2009 yılında
ise gelişmekte olan ülkelerden 50 milyar dolar civarında net sermaye
çıkışı beklenmektedir. Önümüzdeki yıldan itibaren dünya
ekonomisindeki toparlanmayla birlikte gelişmekte olan ülkelere sermaye
akımlarının tekrar güçlenmesi beklenmektedir. Küresel finans
piyasalarında krizin tepe noktasına kıyasla dikkate değer
bir toparlanma görünmektedir. Belirsizlikler azalmış, güven ve risk
iştahı yeniden artmaya başlamıştır. Finans
piyasalarında yaşanan bu olumlu hava reel kesime ilişkin
göstergelere de yansımıştır. 2008 yılının
ikinci yarısındaki öncü göstergelerde dünya ticaretinde güven ve
güven endekslerindeki olumsuz görünüm son dönemde yeniden toparlanmaya kendini
bırakmıştır.
Bununla birlikte küresel mali sistemdeki
sıkıntıların tam anlamıyla geçmediği de
açıktır. Özellikle gelişmiş ülkelerin bankacılık
sektörünün bilançolarında yaşanan tahribat ve hane halkının
servet erimesi nedeniyle küresel ekonomide kriz öncesine dönüş muhtemelen
zaman alacaktır. Yine de küresel ekonomideki mevcut durum birkaç ay
öncesiyle karşılaştırıldığında olumlu
bir görünüm arz etmektedir. Para ve maliye politikalarındaki gevşeme
ve diğer politika tedbirleri olumlu sonuçlar vermeye
başlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; tabii ki
musibet arzulanmaz ancak başa gelen musibetten nasihat fikri çıkarmak
akıl ve basiret ehlinin işidir. Yaşadığımız
kriz ve uzun vadede semeresi alınacak hayırlı ilhamlar
vermiş ve küresel ekonominin yeniden yapılanması
gerekliliğinin altını çizerek son derece anlamlı mesajlar
ortaya koymuştur. Nisan ayında Londrada yapılan G-20 zirvesinde
ülkelerin ortak hareket etmeleri kararlaştırılmış ve
uluslararası kuruluşlara ek finansman imkânları
sağlanmıştır. Geçtiğimiz Eylül ayında yapılan
zirvede alınan kararlar ise gelişmekte olan ülkelerin küresel
ekonomideki önemini artırmıştır. Bu zirveyle G-20 dünya
ekonomisinin sorunlarının tartışıldığı
ve çözüldüğü en önemli istişare platformu hâline gelmiştir.
Böylece gelişmiş ülkelerin yanı sıra gelişmekte olan
ülkelerin de dünya ekonomisinde söz sahibi olabileceği bir döneme
girilmiştir. Bu durum, gelişmiş ülkelerin dünya ölçeğindeki
iktisadi ve ticari bağımlılık
farklılığının arttığını da
göstermektedir. Bu durum, yakın bir gelecekte az veya çok dünyanın
tamamını ilgilendiren ekonomik kararların çok kutuplu ve
çoğulcu bir zeminde alınacağının işaretidir.
Nitekim, yükselen piyasalar içinde son yıllardaki dinamizmi ve güçlü
performansıyla ön plana çıkan Türkiye de bu ortamda önemli bir rol
üstlenmiştir.
Dünya konjonktüründen Türkiye ekonomisine geçiş yapacak
olursak evvela bir tespiti ortaya koymaya mecburuz. Kriz şartları,
bir hükûmet için arkasına sığınılacak bir mazeret
duvarı olmadığı gibi muhalefet kanadı için de bir tür
akbaba siyaseti anlamına gelecek fırsatçılık bahanesi
değildir. Böylesine güçlü ve yırtıcı bir kriz sürecinde
hükûmetler alınabilecek bütün tedbirleri almalı ve muhalif
siyasetçiler de sorumluluk şuuruyla hareket etmelidirler. Bu tespit ve
hatırlatmaları yaptıktan sonra öncelikle kriz öncesinde
iktidarlarımız döneminde ortaya konulan performanstan bahsetmek, daha
sonra da küresel krizle birlikte ortaya çıkan resmi sizlerle
paylaşmak istiyorum.
AK PARTİ iktidarları döneminde sağlanan siyasi
istikrar ve sağlam maliye politikalarıyla yapısal reformlar
sayesinde makroekonomik performansta büyük bir iyileşme gerçekleşti.
Bu sayede Türkiyeye olan güven, hem içeride hem de dışarıda
artmıştır. Türkiye ekonomisinin 2002-2008 döneminde ortalama
yüzde 5,8 oranında büyüdüğüne dikkatinizi çekiyorum. Bu
performansıyla Türkiye dünyanın en büyük 17nci ekonomisi hâline
geldi. 2009 yılı beklentilerine göre inşallah dünyanın en
büyük 16ncı ülkesi sıralamasında olacak, Avrupa Birliği
ülkeleri içerisinde baktığımız zaman Avrupanın en
büyük 6ncı ekonomisi konumuna gelecektir.
Dünya gayrisafi yurt içi hasılası içinde Türkiyenin
payı 1980de yüzde 0,9 iken 1990da yüzde 1,1e, 2000de yüzde 1,2ye,
2008 yılında yüzde 1,3 seviyesine yükselmiştir. Kişi
başına millî gelir bakımından da önemli iyileşme sağlanmış,
2002 yılından bu yana kişi başına millî gelirimiz 3
kat artarak 10 bin doları aşmıştır. Bu, daha önceki
hükûmetlere nasip olmayan bir başarıdır. Küresel krizle birlikte
2009 yılında yaşanacak geçici düşüşe rağmen millî
gelirimizde muazzam bir artış olduğu ortadadır. Millî
gelirimizin 2010 yılından itibaren yeniden bir artış
trendine girmesini bekliyoruz.
Yine, kamu maliyesi ve borçlanmada önemli gelişmeler
kaydedilmiştir. 2000 yılında merkezî yönetim bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde
7,9 iken 2001 yılında yüzde 11,9 ile zirveye ulaşmış
fakat AK PARTİ iktidarlarının gösterdiği performans sonucu
2008 yılında bu oran yüzde 1,8 seviyesine indirilmiştir.
Türkiye 2005-2008 döneminde bütçe açığı
bakımından Maastricht Kriterlerini karşılamıştır.
Türkiyenin en büyük kamburu olan faiz giderlerinin gayrisafi yurt içi
hasıla içinde payı 2000 yılında yüzde 12,3 iken 2001
yılında yüzde 17,1le zirveyi bulmuş, 2008 yılında bu
oran yüzde 5,3 seviyesine gerilemiştir. Bu dönemde Türkiyenin borç
dinamiklerinde de çok önemli iyileşme sağlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, kamunun faiz giderlerini
karşılayabilmesi için, toplam giderlerini karşılayabilmesi
için en önemli kaynakları vergi gelirleridir. 2001 yılında
Türkiye topladığı verginin faiz giderlerini karşılama
yönündeki ihtiyacını karşılayamamış, 100
liralık vergi gelirine rağmen üstüne -borçlarını
ödeyebilmek için- 3 lira daha ilave ederek, 3 lira borçlanma gereği
hissederek faiz gelirlerini ödeme durumuyla karşı karşıya
kalmıştır yani 2001 yılındaki kriz o süreç içerisinde,
milletin alın teriyle biriktirdiği ve devletin bundan paylaşmak
üzere topladığı vergi gelirleri sadece 100 liralık
kısmını karşılayabilmiş, 3 liralık
kısmı da yeniden borçlanma ihtiyacıyla ortaya
çıkmıştır.
2002 yılında kamu kesimi borçlanma gereğinin
gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 10 iken bu oran son
yıllarda ortalama yüzde 1in altında kalmıştır. AB
tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı
itibarıyla da Türkiye 2004 yılından beri Maastricht Kriterlerini
karşılamaktadır. 2001 yılında yüzde 77,6yla zirveyi
bulan borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2008
yılında yüzde 39,5 seviyesine gerilemiştir.
Değerli arkadaşlar, kamunun toplam borç stokunun
gayrisafi millî hasılaya oranı veya kamunun borç stokunun sürekli
arttığı şeklinde muhalefet partilerinden eleştiri
ortaya çıkıyor. Bakınız, sizi 2001-2002
yıllarıyla bugünkü borç stokunun ne anlama geldiğini ifade etmek
istiyorum. 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın
değeri 231 milyar dolar. 2002 yılında toplam borç stokunun, brüt
borç stokunun toplamı 229 milyar dolar. 2002 yılındaki nüfusa
gayrisafi yurt içi hasılayı -kişi başına millî geliri-
böldüğümüz zaman 3.519 dolarlık kişi başına millî
geliri buluyoruz. Yine 2002 yılındaki toplam kamu borç stokunu o
zamanki nüfusa böldüğümüz zaman 3.475 dolarlık kişi
başına bir borçla karşı karşıya kalıyoruz.
Kişi başına ülkenin yarattığı katma değer
3.519 dolar ama kişi başına bu katma değeri yaratırken
3.475 dolarlık bir borçla karşı karşıya kalıyoruz.
Yani 44 dolarlık artı değer ortaya çıkarmış
oluyoruz.
2008 yılına geldiğimizde kişi başına
millî gelirin 10.285 dolara ulaştığını görüyoruz. Yine
2008 yılı sonuna geldiğimizde toplam kamu borç stokuna
baktığımızda, kişi başına böldüğümüzde,
o günkü, 2008 yılındaki nüfusu kişi başına
böldüğümüzde 6.885 dolarlık kişi başına bir borçla
karşı karşıyayız. Net gelişme, 3.400
dolarlık artı değerin üretildiğini ortaya çıkarmakta.
Şimdi soruyorum: Bir aile bütçesi yapıldığında sizin
yıllık geliriniz 3.519 dolar ama bu geliri elde etmek için
dış kaynaklardan elde ettiğiniz kaynak 3.475 dolar. Artı
değer 44 dolarlık kısmı, ailenizin, çoluğunuzun
çocuğunuzun geçimine sağlama imkânını buluyorsunuz ama 2008
yılına geldiğinizde sizin gelirinizde 10.285 dolarlık bir
artış, hemen hemen 3 misline yakın bir artış ortaya
çıkarken borçlarda 2 misli bir artış sağlanmış ve
3.400 dolarlık kaynağı, aile bütçesi olarak
baktığımızda çoluğunun çocuğunun
rızkına, ihtiyacına harcama imkânını bulmuş
olacaktır.
Türkiyede ilk defa yüksek büyümeyle eş zamanlı olarak
enflasyonda da tarihî düşüşlerin yaşandığını
görüyoruz. 1993-2002 döneminde ortalama yüzde 70lerde seyreden enflasyon AK
PARTİ iktidarları döneminde tek haneye düşürülmüştür. 2002
yılı öncesinde siyasetçiler seçim meydanlarına
çıktıklarında, vatandaşlarıyla sohbet hâlinde, ilk
yapacakları işin, sorulan soru veyahut yapılan anketlerde de ilk
cevap Enflasyon canavarını yenin. diye herkese bunu ifade ederlerdi
ama şimdi programlara baktığımızda, 2002
yılı programında, 2001 yılı programında ve daha
önceki geçmiş dönem programlarında ilk makroekonomik hedefler
çerçevesinde en önemli unsurun enflasyon canavarıyla mücadele etmek
olduğunu görürken, 2003 yılından itibaren Türkiye'nin enflasyon
canavarı diye bir sorununun kalmadığını, hatta
muhalefet sözcülerinin de eleştirilerine baktığımızda
enflasyon canavarıyla yapılan mücadelenin olumlu bir sonuç
verdiğini hep birlikte mutlulukla görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz
bütün ülkeleri, şirketleri ve bireyleri şu veya bu şekilde
etkilemiştir. Kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmamasına rağmen
Türkiye ekonomisi de bu krizden etkilenmiştir. Son yıllarda dünya
ekonomisiyle artan oranlarda entegre olan Türkiye ekonomisinin de böyle bir
krizden etkilenmesi çok doğaldır.
Tam bu noktada bütün mantık ve insaf ölçülerini ayağa
kaldırarak nazarlarınızı bir noktaya çekmek istiyorum.
Şu anda bütün dünyayı boyunduruğuna almış olan krizin
esas rengi finansman bozgunudur. Krizin tetikleyicisi olan konut ipotek
senetleri ve türev ürünlerinden krizin ilk savurduğu sektör
elemanlarına kadar sürecin bütün unsurları bu esas renge delalet
etmektedir. Sürecin ilk ve orta kademe seyri esnasında başta Amerika
Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde olmak üzere birçok
finans kuruluşu tarihe karışmış, bir kısmı
kamulaştırılmış veya konsolide edilmiş ve
yatırım bankacılığı sona ermiştir. Ancak
Türkiyede krizin temel karakteristiğine direnç gösteren güçlü bir
duruş ortaya çıkmıştır.
2000 Kasım ve 2001 Şubat dönemlerinde ortaya çıkan
krizler sırasında finans sektörünün yaşadığı
büyük depremler ve bu depremlerin tam yirmi bir bankayı
batırışı da göz önünde bulundurulduğunda bugünkü
duruşumuzun önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Bu neyi anlatıyor? Bugün menzilinde bulunduğumuz
şiddetli kriz tamamen dışsaldır ve bizim iç
dinamiklerimizden kaynaklanmamıştır. Türkiyede tek bir banka
dahi batmamış, bütün medyatik ve siyasi manipülasyonlara rağmen
reel sektörde birilerinin iştahla beklediği yıkım meydana
gelmemiştir. Şu hâlde, geldiğimiz noktada ülkemizin ortaya
koyduğu ekonomik dayanıklılığı takdir etmek
yerine yangından mal kaçırma edası ve sevdası içinde
Hükûmeti sürekli topa tutmak üzücü ve milletimizin affetmeyeceği bir
vefasızlıktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut
krizin finansman imkânlarını, dış talebi ve tüketici
beklentilerini olumsuz bir şekilde etkileyerek ülkemizdeki ekonomik
faaliyetlerde belirgin bir daralmaya yol açtığı ortadadır.
Bu daralmanın ana kaynağı özellikle dış talepteki
şok düşüşlerdir. Böylece, Türkiyenin 2002 yılından bu
yana devam ettirmeyi başardığı sürekli büyüme trendi krizin
etkisiyle yirmi yedinci basamakta kalmıştır.
İçinde bulunduğumuz süreçte 2008 yılının
son çeyreğinde başlayan daralma azalarak devam etmektedir. Kredi
şartlarındaki tıkanmanın yanında şirketlerin
dış âleme olan borçlarını azaltma çabaları
yatırımlardaki daralmada önemli bir rol oynamıştır.
2009 yılında risk algısının bozulması dolayısıyla
iç talepte de sert düşüşler yaşanmıştır.
Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 70ini oluşturan özel
tüketimde beklentilerin bozulmasıyla birlikte yine ciddi bir daralma
yaşanmıştır ancak en kötü dönemin geride
kaldığı konusunda aklıselim ve iyi niyet sahibi herkes ve
her kesim müttefiktir.
Krizden çıkış emareleri güçlenmektedir. TÜİK
ve Merkez Bankası Tüketici Güven Endeksi ve Merkez Bankasının
Reel Kesim Güven Endeksinde önemli bir toparlanma yaşanmaktadır.
Yeri gelmişken endeksler hakkında çok ilginç bir noktaya
dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Küresel krizin ne zaman sona ereceğini ya
da ekonomideki yükseliş eğiliminin ne zaman
başlayacağını anlayabilmenin en iyi yolu öncü göstergeler
olarak adlandırılan parametreleri takip etmektir. Bu parametreler
kriz dışı dönemlerde de ekonominin seyrine ilişkin fikir
edinmek, gerekirse önlem almak ve bu konuda başvurulan formüllere çok
önemli ölçüde gösterge olmaktadır. Tüketici ve üretici güven endeksleri,
imalat sanayisi kapasite kullanım oranları, işsizlik
ödeneği başvuruları ve işsizlik ödeneği alanların
sayısı gibi değerler, en çok rağbet edilen öncü ekonomik
göstergeler arasında sayılabilir.
Tüketicilerin harcama davranış ve beklentilerini
değerlendiren Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası işbirliğiyle yürütülen Aylık Tüketici Eğilim
Anketi neticesinde oluşturulan Tüketici Güven Endeksi, krizin
başlangıcı sayılın 2008 yılı Eylül
ayında 80,7 iken sert bir düşüşle Kasım ayında yüzde
68,9luk dip noktasını görmüştür. Aralık ayından bu
yana istikrarlı bir yükseliş eğilimi gösteren ve 2009
Nisanından itibaren yükseliş hızını artıran
endeks, 2009 Eylül ayında yüzde 81,92 değerine yükselmiştir.
Endekste 2009 yılında gözlenen artış,
tüketicilerin mevcut ve gelecek dönem satın alma gücü, gelecek dönem genel
ekonomik durum ve gelecek dönem iş bulma imkânlarına dair
değerlendirmelerinin nispeten iyileştiğini göstermektedir.
Dikkat ediniz, tüketici güveni kriz öncesi dönemle başa baş gitmekte,
hatta geçtiğimiz Eylül ayı itibarıyla daha bir yüksek seviyede
bulunmak-tadır.
Reel Kesim Güven Endeksi de, Merkez Bankası tarafından,
imalat sanayisinde özel sektör üst düzey yöneticilerinin bugünkü iş
durumlarını nasıl değerlendirdiklerine ve geleceğe
ilişkin beklentilerine yönelik bazı sorulara verdikleri cevaplardan
hareketle hesaplanmaktadır.
Reel Kesim Güven Endeksi, 2008 yılı Haziran ayında
100ün altına inmiş, Eylül ayından itibaren düşüşünü
hızlandırarak Aralık ayında 52,3 dip noktasını
görmüş, ancak o tarihten bu yana sürekli bir artış göstererek
2009 Temmuz ayı itibarıyla 100ün üzerine tekrar yükselmeyi
başarabilmiştir. Mevcut değer, hem kriz öncesi döneme oranla
daha yüksek bir noktaya işaret et-mekte hem de 100ün üzerinde bir
değer alarak reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin
güveninin arttığını göstermektedir.
Yine, İŞKUR tarafından her ay ilan edilen
işsizlik ödeneği başvuruları, krizin
başladığı Eylül ayında 25.375 iken, izleyen aylarda
sürekli artarak Ocak ayında 78.575e kadar çıkmıştır.
Ancak, bu tarihten itibaren işsizlik ödeneğine başvuran
kişi sayısı azalarak temmuz ayı itibarıyla 44.904e
kadar gerilemiştir. Mevcut rakam kriz öncesi döneme oranla daha yüksek
olsa da, temmuz ayındaki hafif yükseliş hariç tutulduğunda, son
aylarda işsizlik ödeneği için başvuran kişi
sayısının sürekli düşüş eğiliminde olması
dikkat çekicidir.
İŞKUR tarafından her ay ilan edilen işsizlik
maaşı alan kişi sayısı 2008 yılının
Ekim ayından itibaren sürekli artmaktayken artış hızı
2009 Nisan ayında yavaşlamış, izleyen aylarda ise
gerilemeye başlamıştır; temmuz ayında işsizlik
ödeneği alan kişi sayısı 292.947 olmuştur.
İşsizlik ödeneği uygulamasına aslen 2009 yılı
başında işlerlik kazandırıldığı
düşünülürse karşılaştırmanın bir önceki yıl
verileriyle değil geçmiş ay verileriyle yapılması daha
olumlu bir sonuç ortaya çıkaracaktır; bu durumda, mayıs
ayından bu yana açık bir düşüş eğilimi vardır.
Diğer öncü göstergelerden biri de kapasite kullanım
oranıdır. Bu oranlardaki iyileşme sanayi üretimindeki
artış eğilimini de göstermektedir. İmalat sanayisi kapasite
kullanım oranı 2009 yılı Temmuz ayında yüzde 72,3
olmuştur. 2008 Eylül ayında yüzde 79,8 olan kapasite kullanım
oranı sürekli düşüş göstererek 2009 Ocak ayında yüzde 63,8
ile en düşük seviyesine gelmiş, mart ayından itibaren ise
istikrarlı bir yükseliş göstererek toplamda 8,9 puan artmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; krizle
birlikte bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de işsizlikte bir
artış yaşanmıştır. Dış talepte
yaşanan çöküş imalat sanayisi üretimini daraltmıştır,
bu daraltma da tabiatıyla işsizliğe
yansımıştır. 2007 yılında yüzde 10,3 olan
işsizlik oranı 2008 yılında yüzde 11e yükselmiş, 2009
yılı Temmuz ayı itibarıyla bu oran yüzde 12,8 düzeyinde
seyretmektedir. Ancak kısa dönemli bu artışı bir kenara
bırakırsak Türkiyede işsizliğin yapısal bir nitelik
taşıdığının tespitini yapmak mümkündür.
Türkiyede tarımsal istihdamın toplam istihdam içindeki
payı hâlâ yüksektir. 2002 yılında toplam istihdam içerisindeki
tarım istihdamının payı yüzde 40 seviyesindedir. Yine, 2002
yılı programına baktığımızda, o dönemde,
programını yazan iktidara mensup bürokratların, iktidara mensup
bakanlıkların sunduğu programda, tarım kesimindeki 7,5
milyon civarında iş gücünün çoğunluğunun ücretsiz aile
işçisi olduğu ve bunların aslında gizli işsizlik
diye ifade edebileceğimiz atıl kapasite oldukları ifade
edilmektedir. 2008 yılı itibarıyla
baktığımızda, 2002 tarihinde tarım sektöründeki 7,5
milyonluk istihdam miktarının 2008 yılında 5 milyona
düşmesi yani tarım sektöründeki atıl kapasite diye ifade
edebileceğimiz ücretsiz aile işçilerinin, aslında bir manada,
baktığımızda, işsizlik oranına
katılması gereken miktarın 2,5 milyonluk kısmının
sanayi ve hizmetler sektöründe
çalıştırıldığını görüyoruz. 2002
yılında, sanayi sektörünün istihdam içerisindeki payı yüzde 17
iken, 2001 yılında sanayinin payı yüzde 21e
çıkmış. Yine 2001-2002 yılında, hizmetler sektöründeki
payda da olağanüstü artışlar sağlanarak daha verimli,
istihdamın daha iyi kaynaklarda değerlendirilmesi ortaya
çıkmış.
Bakınız, değerli milletvekilleri, 2002
yılında, tarım sektöründe çalışan insan
sayısını tarım sektörünün verimliliğine
vurduğumuz takdirde, tarımda kişi başına çok
düşük bir gelir elde edersiniz. O günden bu tarafa tarım sektöründeki
üretimin sabit kaldığını varsaydığınız
takdirde, 2 milyon 500 bin kişinin azalması, tarım sektöründe
kişi başına verimliliğin önemli bir ölçüde
arttığını gösteriyor. Bunun anlamı nedir? Tarım
kesimindeki makineleşmeyle birlikte, tarım kesimindeki üretimin
modernleşmesiyle birlikte, orada toplam hasılanın artırılarak,
üretimde kullanılan atıl kişilerin sanayi ve hizmetler sektörüne
kaydırılmasıyla birlikte, tarım kesimindeki insanların
göreceli olarak, geçmiş dönemlere baktığımızda, önemli
bir şekilde refah seviyelerinin arttığını görüyoruz.
Ücretli çalışan sayısındaki artış,
gelir dağılımında olumlu yönde yansıyan ve iş
gücü piyasasında kayıt dışılığı azaltan
önemli bir gelişmedir. Ayrıca, ülkemizdeki gençlerin toplam nüfus
içerisindeki payı yüksektir. Türkiyede, her yıl, ortalama 500 bin
kişi iş gücüne katılmaktadır fakat bu sahada en mühim
handikabımız, ülkemizde vasıfsız işsizlerin toplam
işsizlik içindeki payının yüksekliğidir. TÜİKin
verilerine göre ülkemizdeki işsizlerin yüzde 60ı lise altı
eğitime sahiptir. İş gücü piyasasında kötüleşmenin
durması ile birlikte işsizlik sigortasından faydalananların
sayısındaki artış durmuş, hatta son aylarda azalmaya
başlamıştır. AK PARTİ hükûmetleri işsizliğe
karşı üç aşamalı bir çözüm ortaya koymuştur: Nitelikli
iş gücü ihtiyacını artırmak için uzun vadede çözüm
eğitimdir ve eğitimin kalitesinin yükseltilmesidir. AK PARTİ hükûmetleri
eğitime büyük kaynak aktarmaya devam etmektedir. Orta vadede bölgesel
kalkınma projelerinin işsizliği azaltmada önemli
katkısının olacağına inanıyoruz. Bu sebeple GAP,
DAP ve KOP gibi bölgesel projelere krize rağmen, kaynak aktarmaya devam
ediyor. Son olarak kısa vadede meslek edindirme kursları gibi aktif
iş gücü piyasası politikalarına kaynak ayrılmış
ve uygulamaya konulmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; talepteki
daralma ve emtia fiyatlarındaki düşüş Türkiyede enflasyonun
gerilemesine yol açtı. 2009 yılı eylül ayı itibarıyla
enflasyon son kırk yılın en düşük düzeyi olan yüzde 5,3e
geriledi. Türkiye'nin daha önce yaşadığı krizlerden
farklı olarak bu dönemde enflasyon artmadı.
2000 yılında 27,8 milyar dolar olan ihracat 2008
yılında 132 milyar dolara kadar yükselmiştir. 2009
yılında dış talepteki daralma nedeniyle azalan
ihracatın küresel ekonomideki toparlanmayla birlikte kademeli olarak
tekrar artması beklenmektedir. 2003-2008 döneminde dünyada ihracatı
hızla artan ülkelere bakıldığında Türkiye'nin birçok
ülkeyi geride bıraktığı görülmektedir. Bu dönemde
Brezilyanın yıllık ortalama ihracat artışı yüzde
22,1, Güney Korenin yüzde 16,8, Almanyanın yüzde 14,3, Meksikanın
yüzde 12 olduğu dikkatte alındığında Türkiye'nin
ihracatı ise bu süre içerisinde yıllık yüzde 22,8
artmıştır. Türkiye son yıllarda uyguladığı
yapısal reformlar ve teşviklerle dünya ticaretinden giderek daha
fazla pay almaktadır. Dünya ihracatından Türkiye'nin
aldığı pay 2000 yılında on binde 43ken 2008 yılında on binde 82ye
yükselmiştir. Yani, 2000 yılından 2008 yılına kadar
dünya ticaret hacmindeki aldığı pay yüzde 100 miktarında
artırılmıştır.
Uygulamaya koyduğumuz yapısal reformlar sayesinde,
uluslararası rekabet gücü sıralamasında da Türkiye ekonomisi
rekabet gücü artan ülkeler arasındadır. Krizin etkisiyle ihracat
bütün dünyada azalmaya başlamıştır. Türkiyede,
ihracatın, 2009 yılının ilk sekiz ayında, geçen
yılın aynı dönemine göre yüzde 30,1 azaldığı
görülmektedir. Benzer düşüş, Rusyada yüzde 45,7, Şilide yüzde
34,5, Macaristanda yüzde 33,1 oranında gerçekleşmiştir. Ancak,
ihracatımız hakkında ifade edilmesi gereken sevindirici bir
husus vardır: Bu da ihracatın kompozisyonunda yaşanan önemli
değişim ve dönüşüm çizgisidir. Geleneksel sektörlerin ihracat içindeki
payı azalırken daha yüksek katma değer yaratan sektörlerin
payı artmaktadır.
2002 yılında tekstil ve giyim eşyasının
toplam ihracat içindeki payı yüzde 34 civarında iken bu oran 2008
yılında yüzde 17lere düşmüştür. Aynı dönemde, motorlu
taşıtlar ve ulaşım araçlarının payı yüzde
11,5tan yüzde 17,2ye, metal sanayisinin payı yüzde 11,6dan yüzde
21,3e, makine ve teçhizatın payı ise yüzde 5,8den yüzde 7,4e
yükselmiştir. Avrupa Birliği, ihracatımızda temel pazar
olmaya devam etmektedir. İhracatımızla ilgili olarak dikkat
çeken diğer önemli bir husussa AK PARTİ hükûmetlerimizin ihraç
pazarlarının çeşitlendirilmesine yönelik
çalışmalarında alınan önemli mesafelerdir.
2002 yılında 1 milyar dolar üzerinde ihracat
yaptığımız ülke sayısı sadece 8 iken, 2008
yılında bu sayı 30a yükselmiştir. Yine, turizm sektöründe
önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. Turist,
istikrarın, güvenin, huzurun bulunduğu ülkeye gider, tatilini yapmak
ister. Türkiyeye, 2008 yılında 26,3 milyon turist gelmiş ve 22
milyar dolar turizm geliri elde edilmiştir. Diğer ülkelere göre
turizm sektöründe yüksek bir performans sergiliyoruz. AK PARTİ hükûmetleri
Türkiyeyi turist sayısında dünyada 7nci sıraya
çıkartmıştır. Krize rağmen 2009 yılında
ülkemize gelen turist sayısında azalma beklenmemektedir. Emtia
fiyatlarındaki düşüş ve ekonomik faaliyetlerdeki daralma ile
birlikte cari açık belirgin bir şekilde azalmaya devam etmektedir.
Küresel krize rağmen, Merkez Bankası rezervlerindeki
azalma çok sınırlı olmuştur. Bu da finans
piyasalarında istikrarın sağlanmasında ve güvenin
oluşturulmasında önemli bir rol oynamıştır.
Geçmiş dönemlere oranla Türkiye'nin dış
şoklara karşı direnci artmıştır. Türkiye önceki
dönemlere oranla daha az kırılgandır. 2001 yılında
yüzde 138,5 olan kısa vadeli borçların Merkez Bankası
rezervlerine oranı, 2009 yılı Haziran ayı itibarıyla
yaklaşık yüzde 70 seviyelerine gerilemiştir.
İş ortamının iyileştirilmesine yönelik
atılan adımlar ve ortaya konulan ekonomik performans sayesinde
Türkiye'nin en çok yatırım çeken ülkeler sıralamasında
20nci sıraya yükseldiğini müşahede ediyoruz.
Bu krizde Türkiye'nin risk primi, gelişmiş ve
gelişmekte olan birçok ülkeye oranla çok daha az artmıştır.
Bu da Türkiyeye olan güveni yansıtmaktadır.
Önceki krizlerin aksine, Türkiyede faizler ciddi bir şekilde
düşmüştür. Bu durum Türkiye'nin gelecekteki borç yükü üzerinde olumlu
etkide bulunacaktır. İMKB tahvil piyasasında en çok işlem
gören gösterge tahvil için bileşik faiz oranı yılbaşında
yüzde 16,1 iken, 23 Ekim itibarıyla yüzde 8,2 seviyesine
gerilemiştir. Bunda enflasyonda sağlanan kalıcı
düşüş ve Hükûmet politikalarının kredibilitesi önemli bir
rol oynamıştır.
Küresel kriz sebebiyle dünyanın birçok ülkesinde
bankacılık sektöründe ciddi çöküntüler yaşanmasına
rağmen Türkiyede bankacılık sektörü güçlü
kalmıştır. Bu dönemde bankacılık sektörüne kaynak
aktarmayan nadir ülkelerden birisi Türkiyedir. Bu cihetten
vatandaşlarımızın sırtına yeni bir yük
konulmaması da ayrıca bir başarı konusudur.
Kamu borç dinamiklerinde sağladığımız
iyileşme, finansman sistemimizin sağlıklı yapısı,
para politikasının uygulanmasında daha geniş bir hareket
alanı sağlamıştır. Merkez Bankamız bu dönemde
yüksek oranda faiz indirimine gitmiştir.
Türkiye, dünyada en çok faiz indirimine giden ülkelerden birisi
olmuştur. Türkiyede bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik
oranının gelişmiş ülkelerle
kıyaslandığı zaman son derece iyi bir durumda olduğu
görülebilir.
Bu dönemde sorunlu kredilerdeki artış minimal düzeyde
kalmıştır. Güçlü bankacılık sistemimiz küçük ve orta
ölçekli işletmeleri destekleyebilecek durumdadır. Ayrıca
sektörün kârlılık oranı yüksek seyretmeye devam
etmiştir.
Güçlü bankacılık sektörümüz küresel krizin Türkiyeye
yansımasını başlangıçta bertaraf edememiştir
ancak unutulmamalıdır ki krizden çıkışta
bankacılık sektörü Türkiye'nin en büyük avantajıdır.
Türkiyede bankacılık sektörünün önümüzdeki dönemde büyümeyi güçlü
bir şekilde destekleyeceği tahmin edilmektedir.
Türkiyeyi farklı kılan diğer faktörlerden bir
tanesi de hane halkının bankalara ve finans kuruluşlarına
olan borçlarının millî gelire oranının başka ülkelere
kıyasla düşük olmasıdır. Faizlerdeki düşüş
dikkate alındığında, büyümenin özel tüketim ayağı
da önümüzdeki dönemde güçlenecektir. Özel tüketim ekonomiyi destekleyecek bir
unsur olacak. Sonuç itibarıyla, Türkiye'nin krizden güçlü bir şekilde
çıkacağına inancımız tamdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eylül
ayında Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan Orta
Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan ile küresel krizden
çıkışımızın temel politikaları ve hedefleri
ortaya konmuş bulunmaktadır. Bu politika ve hedefler
doğrultusunda maliye politikası yürütülmektedir. 2010 yılı
bütçesi de bu çerçevede hazırlanmış bir bütçedir.
Özel tüketim ve özel yatırım harcamaları ise
Türkiye ekonomisinin temel büyüme dinamiğini oluşturmaktadır.
Türkiye ekonomisinin yeniden özel sektör öncülüğünde büyümesi için program
döneminde gerekli tedbirlerin alınması hedeflenmektedir. Bu amaçla
ülkemizin üretken kapasitesini geliştirecek ve verimlilik
artışı sağlayacak yenilikçi ve teknoloji yoğun
projelere öncelik verilecektir.
Programla hedeflenen büyüme
modeli doğrultusunda kamu kesiminin borçlanma gereği azaltılarak
özel sektörün kullanabileceği kaynakların artırılması
hedeflenmektedir. Bu programın yapısal reform ayağı da
güçlüdür.
2010 yılı için gayrisafi yurt içi hasıla 1 trilyon
28 milyar 810 milyon TL, büyüme oranı yüzde 3,5; gayrisafi yurt içi
hasıla deflatörü yüzde 5, yıl sonu TÜFE yüzde 5,3; ithalat 153 milyar
dolar ve ihracat 107,5 milyar dolar olarak hedeflenmiştir.
Dikkat ve takdir edileceği üzere bu rakamlar hayalî olmayan gerçekçi
rakamlardır.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Tasarısının temel özellikleri şunlardır:
2010 yılı merkezî yönetim bütçesi, ekonomik krizden
çıkışa katkı sağlayan bir bütçedir. Sosyal yönü güçlü
bir bütçedir. Dünya büyük bir krizden geçmekte ve her yerde işsizlik
artmaktadır. Bu süreçte sosyal
kesimlerin desteklenmesi daha da önemli bir hâle gelmektedir.
Dolayısıyla 2010 yılı merkezî yönetim bütçesi ekonomik
olarak dezavantajlı kesimleri destekleyecek şekilde
hazırlanmıştır. Bu kapsamda Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonuna aktarılan kaynak yüzde 26,7
oranında artırılmış, yeşil kartlılara
sağlanmış sağlık yardımı ödenekleri 4,6
milyar Türk lirasına çıkarılmıştır. Kamu
görevlilerini gözeten bir bütçedir. 2010 yılında
memurlarımızın aylıklarına yapılacak
artışlar, devletin mali imkânları, ülkenin ekonomik
gelişmesi ve enflasyon hedefi göz önünde
bulundurulmak suretiyle belirlenmiştir.
2009 yılında ise kamu görevlilerinin
maaşlarında temmuz ayında yüzde 4,5 civarında
artış sağlanarak kümülatif yüzde 8,7 civarında
artış hedeflenmektedir. Bilindiği üzere gelirler üzerindeki reel
iyileşmenin tespiti için enflasyondan
arındırılmış rakamlara ulaşılması
gerekmektedir.
Kısaca, 2003 yılı Ocak-2009 yılı Eylül
dönemlerindeki TÜFEnin kümülatif değişmesinin yüzde 86,3
olduğunu ifade ederek bu konuda maaşların
kıyaslamasını yapmak istiyorum: 2002 yılı Aralık
sonunda 392 TL olan en düşük memur maaşı 2009 yılı
Ekim ayında 1.218 TLye çıktı yani artış yüzde 188;
aradaki reel fark yüzde 101,7 yani 2002 yılından 2009
yılına geldiğimiz sürece reel olarak en düşük memur
maaşında yüzde 101 civarında bir artış
sağlanmış. Net asgari ücret 2002 yılının
Aralık ayında 184 Türk lirası iken 2009 Ekim ayında 546
liraya çıktı, artış yüzde 168,5; aradaki fark reel olarak
yüzde 82,2. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı 2002
Aralık ayında 149 TL iken 2009 yılında 494 Türk
lirasına çıktı, artış yüzde 232,4, reel
artış yüzde 146. En düşük BAĞ-KUR çiftçi emekli
aylığı 2002 Aralık ayında 66 Türk lirası iken
2009 Ekim ayında 330 Türk lirası, artış yüzde 405, aradaki
fark reel olarak yüzde 319. Altmış beş yaş aylığı
2002 Aralık ayında 24 Türk lirası iken 2009 Ekim ayında 95
liraya çıkmış, artış yüzde 287, reel artış
yüzde 200. Muhtar aylıkları 2002 Aralık ayında 97 Türk
lirası iken 2009 Ekim ayında 334 Türk lirasına
çıkmış, artış 242,5, aradaki reel fark yüzde 156. Bu
oranlar ve maaş tutarları, çalışan, emekli ve dar gelirli
vatandaşlarımızın mali durumlarının 2002
yılına göre iyileştiğini, gelirlerdeki reel
artışların olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe öğrencilerimiz için
daha fazla kaynak ayıran bir bütçedir. Önümüzdeki yıl toplam 1 milyon
634 bin öğrenciye burs, öğrenim hakkı kredisi ödemesi
hedeflenmektedir. 2010 yılı sonunda öğrencilere ücretsiz olarak
dağıtılan ders kitabı sayısı da toplam 1 milyar
188 milyona ulaşmış olacaktır. Eğitim ve
sağlık için ayrılan kaynağın
artırıldığı bir bütçedir. 2002 yılında 7,5 milyar
Türk lirası olan Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi, 2010
yılında 28,2 milyar Türk lirasına
çıkarılmıştır. Bu hâliyle Millî Eğitim
Bakanlığı en büyük bütçeye sahip icracı bakanlık olma
özelliğini sürdürmektedir.
Diğer yandan Sağlık Bakanlığına
ayrılan bütçede yüzde 12 oranında artış
sağlanmıştır. 2002 yılında devletin toplam
sağlık harcaması 9,9 milyar Türk lirası iken bu rakam 2009
yılında 36,4 milyar Türk lirasına ulaşmış
olacaktır. 2010 yılında ise kamu kesimi tarafından
yapılacak toplam sağlık harcamasının 37,5 milyar Türk
lirasına ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Özürlü vatandaşlarımıza yönelik desteği de
artıran bir bütçedir. Özürlülere evde bakım desteği ödenekleri
yüzde 49,5, özürlülere eğitim desteği ödenekleri ise yüzde 7,3
oranında artırılmıştır. Bu kapsamda 2010
yılında yaklaşık 297 bin aileye, özürlüye evde bakım
ücretinden faydalanma imkânı sağlanacaktır. Bu arada,
eğitim masrafları karşılanan özürlü öğrenci
sayısı da önümüzdeki yıl 220 bine ulaşmış
olacaktır.
Bu bütçe vesilesiyle 2010 yılında aile hekimliği
uygulaması ülke genelinde yaygınlaştırılacaktır.
Kamu kesimine sağlık hizmetleri Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından sunulacak ve bunun için anılan kuruma sağlık
primi ödemesine başlanacaktır. Sağlığa erişimi
kolaylaştıran politikalar sonucunda birinci basamakta muayene edilen
kişi sayısı 2002 yılında 74 milyon iken yüzde 170lik
bir artışla bu rakam 2009 yılında 200 milyona
ulaşmış olacaktır. 2010 yılında aile hekimliği
sisteminin ülkemizin tamamında uygulanacak olması ile birlikte
birinci basamak sağlık hizmetlerinden yararlanan kişi
sayısında önemli bir artış beklenmektedir.
Bu bütçe sosyal güvenlik sistemini destekleyen bir bütçedir.
Bütçede cari transferler altında yer alan sosyal güvenlik kurumlarına
yapılan transferlerin 2010 yılında yüzde 7,3 artarak 57,7 milyar
TL olacağı tahmin edilmektedir.
2010 yılında da çiftçimizin alan ve ürün bazında
üretiminin desteklenmesine de devam edilecektir. Bu kapsamda 5,6 milyar TL
destekleme ödemeleri planlanmaktadır. 2010 yılı bütçesinde
tarım kesimine yapılacak transferlerin toplamının ise 8,4
milyar TL düzeyine ulaşacağı öngörülmektedir.
2010 yılı bütçesi yerel idareleri destekleyen bir
bütçedir. Bu kapsamda 2010 yılı bütçesinde mahallî idarelerin gelir
payları yüzde 17,6 oranında artışla 19,1 milyar Türk
lirası olarak öngörülmüştür. Yine, 2010 yılında toplam
olarak mahallî idarelere 22,1 milyar transfer yapılması
öngörülmüştür. Bu çerçevede kırsal kesimin altyapısını
desteklemek amacıyla KÖYDES projesine 525 milyon TL kaynak
ayrılmıştır.
Yine, 2010 yılı bütçesi
araştırma-geliştirmeyi önemli bir şekilde destekleyen bir
bütçe konumundadır. 2010 yılı bütçesinde başta TÜBİTAK
ARGE projeleri olmak üzere, üniversite ve sanayi kesimi ARGE projeleri desteklenmeye
devam edilecektir. Bu çerçevede, TÜBİTAKın 2009 yılında
500 milyon TL olan ödenekleri 2010 yılında 625 milyon TLye
çıkarılmıştır.
Güneydoğu Anadolu
Projesi başta olmak üzere bölgesel gelişme projelerinin tamamı
desteklenmeye devam edilecektir.
2010 yılı bütçesi, küresel krizin etkisiyle bozulan kamu
dengelerini düzeltmeyi amaçlamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin
dış politikada aldığı mesafe ve oluşturduğu
sinerji hem içeride ve hem de dışarıda büyük takdir
toplamış ve bu sahada bozulmaz sanılan ezberler bozulmuş,
çözülmez denen sorunların çözümü adına emsalsiz adımlar
atılmış ve insanımızın da devletimizin de
hariçteki saygınlığı belirli bir şekilde
yükselmiştir. İçe kapanan değil dışa açılan,
küçülen değil büyüyen, uluslar arasında sözü dinlenen, güçlü,
saygın bir Türkiye hedefimizdir. Türkiyeyi dünyaya açtık, yerel
kısır tartışmalarla enerjimizi tüketmedik. Bir yanda dünya
barışına güç katarken bir yanda ülkemizin itibarını,
saygınlığını yükselttik.
Bakınız, Türkiye dünyanın neresinde? sorusunun
cevabını veriyorum: AK PARTİ İktidarı döneminde,
2003ten bu yana yaklaşık 750 -son rakam 743- uluslararası
anlaşma imzaladık. Cumhuriyet tarihimiz boyunca bir iktidar döneminde
en çok anlaşmanın imzalandığı dönemdir. Bu
anlaşmaların ekonomiden iletişime, güvenlikten turizme, adaletten
sağlığa, çevreden ulaştırmaya, tarımdan sanayiye
çok geniş bir yelpaze içerdiği aşikârdır.
Değerli milletvekilleri, şu ana kadar ortaya koymaya
çalıştığım süreç, 2007 yılında Amerika
Birleşik Devletlerinde başlayan küresel mali krizin ülkemize etkileriydi.
Türkiye, 1990lı yıllardan itibaren çeşitli krizleri de
beraberinde yaşadı. İlk büyük krizi 1993 yılında ve
etkisi olarak da baktığımızda 1994, 5 Nisan
kararları diye tarihte kara bir gün olarak ifade edeceğimiz süreci
beraberinde getirdi. 1993 yılında, o zaman, o dönemin ekonomi idaresi
Hazine Müsteşarına der ki: Bir sor bakalım, özel bankalarla kamu
bankalarına bir sor bakalım Sizin, bir devalüasyon
yaptığımızda döviz pozisyonlarınız hangi
şekilde olacak? diye.
1993 yılında 14.485 Türk lirası olan dolar, 1994
yılı Ocak ayı itibarıyla sürekli bir yükselişi
beraberinde getirmiş ve 5 Nisan kararlarıyla birlikte 42 bin lira
seviyesine çıkmıştır.
Yine, döviz fiyatlarının olağanüstü şekilde, 3
misline yakın bir şekilde artması, 3 misli civarında devalüe
edilmesine rağmen piyasadaki harareti, piyasadaki ateşi
söndürememesinden dolayı tarihte ilk defa üç ay vadeli, üç aylık net
yüzde 50 faizli, yıllık yüzde 406ya ulaşan faiz
oranlarıyla ekonominin ateşi söndürülmeye
çalışılmıştır.
1994 krizinin en büyük özelliği, içsel dinamikler iyi idare
edilmediğinden dolayı, ekonomi aktörlerinin piyasayı tam olarak
okuyamadıklarından dolayı, siyasi istikrar ve güven ortamı
oluşmadığından piyasadaki aktörlerin bu sürece olumsuz
bakmalarından dolayı, maalesef 1994 yılı kayıp
yıllar olarak geçmiştir. Dünyada ne bir kriz var; uluslararası
piyasalarda, mali piyasalarda önemli bir olumsuz değişme
olmamasına rağmen 1994 yılı maalesef bize bu bedeli ödetmek
mecburiyetinde kalmıştır.
Yine, 1998 yılında iç dinamiklerin iyi yönetilmemesinden
dolayı ortaya çıkan bir krizi yaşadık. Türkiye 3,8
civarında bir küçülmeyle karşı karşıya geldi. O dönem
içerisinde yapılan politikalarla, güçlü ekonomiye geçiş
programıyla birlikte IMFyle stand-by anlaşması
yapıldı. 1999 yılı Mayıs ayında kurulan iktidar,
1998 yılındaki güçlü ekonomiye geçiş programını aynen
kabul etmek üzere anlaşma yaptı.
1999 yılından 2000 yılına geldiğimizde,
Eylül ayında krizin göstergeleri, işaretleri kendini hissettirmeye
başlamıştı ama 2000 yılı Eylül ayında, o zaman
IMF Türkiye Masası Şefinin yaptığı uyarılar,
kemer sıkma ile yaptığı uyarılar maalesef o dönemki
ekonomi yönetimince dikkate alınmamış ve IMFnin bir
bürokratı Türkiye Hükûmetine politikalar hakkında akıl veremez.
diye ifade edilmiş ve 2000 yılının Kasım ayından
itibaren başlayan reel piyasalardaki, faizlerdeki olumsuz gelişmeler
maalesef 6 Aralık 2000 tarihinde bankacılık krizini
tetiklemiş, 6 tane banka batmakla karşı karşıya
kalmış, TMSFye devredilmek zorunda
bırakılmıştır.
2000 yılının Kasım ayındaki bu kriz, o
dönem, ekonomi idarecileri, siyasi idarecileri tarafından
görülmediğinden dolayı, Şubat ayının 21inde kara
çarşamba diye tarihe geçen, bir Anayasa kitapçığının
Millî Güvenlik Kurulu toplantısında birbirlerine
fırlatılması sonucu tarihimizde kara bir günü beraberinde
başlatmış.
2001 yılında çoklu koalisyon önce üçlü, arkasından
Merkez Bankası TMSF Başkanı olarak getirilmesi düşünülen
birisinin dördüncü ortak olarak koalisyona girdirilmesiyle birlikte ve
koalisyon ortaklarının on beş günde on beş yasa IMF
diretmesini geçirmelerini taahhüt etmelerine rağmen, koalisyonun hem kendi
içerisindeki hem de ortakların kendi unsurları içerisindeki
olumsuzlukla beraber, Tekel Yasasındaki değişikliklerin bir bakan
tarafından itiraz edilmesi önce piyasalardaki olumlu gidişi olumsuz
noktaya doğru çevirmiş ve bir bakanın istifa etmesi
mecburiyetinde kalınmış.
Arkasından Türk Telekomun özelleştirilmesiyle ilgili
basına da yansıyan tartışmalarla birlikte Ben bu
özelleştirmenin şöyle şöyle olmasına kaşıyım.
ifadesiyle birlikte, 1 milyon 350 bin lira civarına düşen dolar
fiyatları Temmuz 2001 tarihinde 1
milyon 700 bin lira seviyesine tekrar çıkmıştır ve bir bakanın
daha görevden alınması ya da istifa etme sürecini ortaya
çıkarmıştır.
1999-2002 yılları arasında 7 bakan istifa
etmiş veya istifa ettirilmek zorunda bırakılarak kendi iç
dinamiklerinin, tam bir şekilde çarkların yerine oturmamasından
dolayı 2001 yılı krizi maalesef Türkiyeye kara günleri
yaşatmak mecburiyetinde kalmıştır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin bu krizden en az
etkilenmesinin sebeplerinden birisi ihracat yapımızın çok
farklı bir şekilde geliştirilmesi. Bakınız, 2003
Yılı Programında Türk cumhuriyetleriyle yapılan
faaliyetler var. Bu 2003 yılı Türk cumhuriyetleriyle yapılan
ticaret
1998 yılında Azerbaycana ihracat 327 milyon dolar, 1999
yılında 248 milyon dolar, 2000 yılında 230 milyon dolar,
2001 yılında 225 milyon dolar ve 2002 yılında 223 milyon
dolar.
Kazakistanla 1998 yılında 214 milyon dolarken 2002
yılında 157 milyon dolara düşmüş.
Özbekistanla 156 milyon dolarlık ihracat varken 93 milyon
dolara düşmüş.
Türkmenistanla 96 milyon dolarken 118 milyon dolara
çıkmış.
Türk cumhuriyetleri toplam ihracatı 1998 yılında
835 milyon dolarken, 2002 yılında 615 milyon dolara, Türkiye genel
toplamına baktığımızda, ihracatımız 1998
yılında 27 milyar dolarken 2002 yılında 35 milyar dolara
çıktığını görüyoruz.
Bu dönemde, Türkiye'nin, 2002-2009 döneminde -biraz önce ifade
etmiştim- 2002 yılında Azerbaycana 231, Kazakistana 160,
Türkmenistana 110, Özbekistana 94, Kırgızistana 24, yani 1998-2002
yılında Türk dünyasıyla yapılan ticarette
aşağı doğru hızlı bir ivme varken, 2008
yılı sonuna geldiğimizde, Azerbaycanda 231den 1 milyar 400 bin
dolara, Kazakistanda 160dan 771e, Türkmenistanda 110dan 538e,
Özbekistanda 94ten 287ye, Kırgızistanda 24ten 159 milyon dolara
çıkarak, Türk dünyasıyla yapılan ticaretin ve çevre komşu
ülkelerle yapılan ticaretin, son dönemlerde artan ve ihracat müşteri
potansiyelinin ve ihracat malları çeşitlendirilmesinin Türkiye'deki
krizin en az şekilde, olumlu şekilde atlatılmasına önemli
katkı sağlamıştır.
Değerli milletvekilleri, yine, 2001 yılındaki
krizin Türkiye'deki ağır faturasının sebeplerinden birisi,
sermayenin sadece İstanbul sermayesiyle sınırlı
olması, İstanbul dükalığı diye ifade edeceğimiz,
o bölgede olan olumsuzlukların Türkiye ekonomisine
yansımasını azaltma babında ortaya çıkan süreç ve
çözüm önerileri şeklinde geçmiştir. Hatırlarsanız, o zaman
İstanbul Yaklaşımı diye ortaya çıkan bir süreç
vardı. Bundan toplam faydalanabilecek firma sayısı 348 idi.
2008 yılına geldiğimizde, küresel krizin ortaya
çıktığı dönemde, yedi yıllık süre içerisinde
sermayenin Anadoluya yaygınlaşması, sermayenin daha ziyade
Anadoluda ve yaygın bir sektör hâlinde çıkması, Anadoludaki
sermayelerinde 500 büyük sanayi içerisinde çeşitli miktarlarda ve önemli
miktarlarda sanayi kuruluşlarının ortaya çıkması ve
bunların faaliyet kârlarının faaliyet dışı
kârlarından daha yüksek olması; ki, ondan önceki süreçte sadece
kamuya sattıkları, finansla birlikte aldıkları gelirin
Anadolu sermayesinin önemli bir biçimde faaliyet kârı hâline
dönüşmesinde büyük etken sağlamıştır.
Değerli milletvekilleri
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Elitaş, süreniz doldu. Size üç
dakika ilave süre vereceğim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) Buradan, bir de sizinle bir
konuyu paylaşmak istiyorum:
Değerli milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonu raporunu
Türkiye Büyük Millet Meclisi güzel bir kitap hâlinde yayımlamış.
Muhalefet partilerinin bu süreç içerisinde yaptıkları
değerlendirmeler de gerçekten uzunca bir değerlendirme olmuş.
Özellikle ana muhalefet partisi de bunu kitap hâlinde
yayımlamış. Açıkçası, bu rakamları incelerken,
yani, biraz dikkat ve ihtimamı gerektirmesi gerektiğini ifade etmek
istiyorum. Belki, rakamları yanıltarak, bunlar gözden geçirilmez
diye, belki gözden kaçar, biz bunları vurgularız diye
düşünmüşler diye ifade etmek istemiyorum, sadece gerekli özen ve
ihtimamı göstermediklerini ifade etmeye çalışıyorum.
Bakınız, bu kitabın 162nci sayfasından aynen
okuyorum: Örneğin 2002 yılında bir ton buğdayın
fiyatı 274 TL iken, aynı miktarda buğdayın ortalama dolar
kurundan (1 USD=1,5 TL) fiyatı 182 dolardır. 2007 yılında,
buğdayın TL cinsinden fiyatının 2002 seviyesinde
kaldığını kabul etsek bile, 1 ton buğdayın dolar
cinsinden fiyatı (ortalama kur 1 USD=1,30 olduğu için) 211 dolara
çıkmıştır. Her şey sabitken yerli buğdayın
dolar cinsinden fiyatı, sadece TLnin değer kazanması nedeniyle,
beş yıl içinde yüzde 16, yani 29 dolar artmıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlarımız
açıkçası bu 2003 Yılı Programının 75inci
sayfasına baksalardı o dönemdeki buğday fiyatının kaç
lira olduğunu göreceklerdi.
Mesela, 2003 Yılı Programında buğday
fiyatı 229 lira 322 kuruş, yani yuvarlak 230 lira olarak gözüküyor.
Yine, 2008 Yılı Programına değerli
milletvekilleri bakma ihtiyacını hissetmiş olsalardı
Fiyatlar aynı şekilde kalmış olmasına rağmen...
deme ihtiyacını göstermek yerine -2007 yılıyla
karşılaştırıldığı için 2007
yılını söylüyorum- 2007 yılında buğday
fiyatının, ortalama fiyatının 401 Türk lirası
olduğunu göreceklerdi. 2002 ile 2007 yılı arasındaki
buğday fiyatında yaklaşık yüzde 100e yakın, Türk
lirası cinsinden bir artış olduğunun, döviz cinsinden de
yüzde 101 civarında artış olduğunun dikkatlerinden
kaçmaması gerekir diye düşünüyorum.
Aslında, bu eleştirileri dikkate alıp, bu
eleştiriler çerçevesinde değerlendirmek gerekirdi, ama bu, bariz bir
hatanın açıkçası yazıldığı ve tüm
milletvekili arkadaşlarımıza bir kitap olarak
değerlendirdikleri görüşlerin pek de dikkate alınabilecek bir
şekilde olmadığını düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, 2010 yılı bütçesi
istikrarın, refahın ve krize karşı ekonomik direncin
artırılmasına yönelik olarak hazırlanmış, sosyal
devletin gereklerinin
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Elitaş, ilave süreniz de doldu.
Sözlerinizi tamamlayabilmeniz için size ikinci bir ilave süre veriyorum.
Lütfen tamamlayınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)
yerine getirilmesini
amaçlayan bir bütçedir.
Ülkemizin, genç nüfusu ile önümüzdeki yıllarda üretimi,
verimliliği ve refahı daha da güçlendiren, hızlı büyüyen ve
ihracatı daha da artıran bölgesel ekonomik güç olacağından
hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Ülkemiz, AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde
yaşadığımız makroekonomik ve siyasi istikrar, iyi
yönetişim, beşeri sermaye gelişimi ve teknoloji
kullanımı dâhil birçok ekonomik gösterge bakımından hem
eski yıllara ve hem de birçok ülkeye göre daha iyi bir konuma gelmiş
olup, aynı kararlılık ve hizmet anlayışıyla
yolumuza devam edeceğimizi ifade ediyor, bu duygu ve düşüncelerle
2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin hayırlı
olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Elitaş, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 15.18
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.32
BAŞKAN: Mehmet Ali
ŞAHİN
KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN
(Giresun), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 31inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Bütçe kanunu tasarılarının görüşmelerine devam
edeceğiz.
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Genel
Başkanı ve Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykalda.
Sayın Baykal, buyurun. (CHP sıralarından ayakta
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına saygıyla selamlıyorum. 2010 Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısının tümü hakkındaki görüşmelerde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun değerlendirmelerini sizlere ileteceğim. Bu
vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisini, Sayın Başkanım sizleri
ve milletvekillerimizi içten saygılarla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, sözlerime başlarken önce
Bursadaki grizu patlamasında kaybetmiş olduğumuz 19
kardeşimizin üzüntüsü içinde onların ailelerini saygıyla
selamlıyorum. Bu, maden kazası. demeye dilim varmıyor. Göz
göre göre gelen maden faciasında hayatını yitirmiş olan bu
sevgili kardeşlerime Allahtan rahmet diliyorum. Türkiye Büyük Millet
Meclisi olarak böylesine ilkel kazalarla, olaylarla can kaybına son
verecek bir anlayışı bir an önce yaşama geçirme konusundaki
sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmemiz zorunludur diye
düşünüyorum.
Yine aynı şekilde, Tokattaki terör
saldırısı sonucunda şehit olmuş olan sevgili 7
kardeşimizi rahmetle anıyorum, milletimize
başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir bütçe kanun
tasarısını görüşüyoruz. Ama bence bu kanun
tasarısının ötesinde, bunu nasıl bir Türkiye ortamında
yapıyoruz? Türkiye bugün nasıl bir tabloyla karşı
karşıya? Konuşmakta olduğumuz ekonominin bir yönüyle ilgili
bu düzenleme, aslında nasıl bir çerçeveyi bize düşündürtüyor?
Türkiye ne hâldedir, ne durumdadır, nasıl bir ortamda bu
konuları konuşuyoruz? Bunu öncelikle değerlendirmek zorunda
olduğumuza inanıyorum. Bugün nasıl bir Türkiye manzarasıyla
karşı karşıyayız, ekonomi nasıl bir Türkiye
manzarasının içinde şekilleniyor?
Değerli arkadaşlarım, çok açıkça görülüyor ki:
Şiddetin, saldırganlığın dağ
başlarından kentlere, şehirlere indiği, günlük
yaşamın bir parçası hâline dönüşmeye başladığı
bir Türkiyedeyiz. Belediye otobüslerinin yakılmasının
sıradan olaylar hâline dönüştüğü bir Türkiye'deyiz. Önümüzde,
molotofkokteylileriyle, yanıcı ve yakıcı fişeklerle
evlere, iş yerlerine her gün saldırılan bir Türkiye
manzarası var. Polis araçlarına taşlarla, yanıcı maddelerle
saldırmanın sıradanlaştığı bir
Türkiye'deyiz. Güvenlik güçlerinin vatandaşlarını değil,
kendilerini bile savunmakta yetersiz kaldığı bir Türkiye.
Öğretmenevinde kız öğrencilerin, öğretmenlerin saatlerce
kuşatma altında kaldığı, kendilerini savunmak zorunda
bırakıldığı bir Türkiye. Karakollara, polis
lojmanlarına, askerî lojmanlara taşlarla, yanıcı maddelerle
saldırılan bir Türkiye. Daha dün İstanbulda evlerin, iş
yerlerinin saldırıya uğradığı, vitrinlerin
kırılıp döküldüğü, vatandaşın
arabalarının yakıldığı, Türk
Bayrağının yırtıldığı bir Türkiye.
Vatandaşın, mahallelinin bu saldırıya
karşılık taşla, sopayla harekete geçirilmek zorunda
bırakıldığı bir Türkiye. Polisin, iki tarafın
arasına girerek asayişi sağlamaya çalıştığı
bir Türkiye. Devleti âciz bıraktırılmış bir Türkiye.
Vatandaşların can ve mal güvenliği giderek kaybolan bir Türkiye.
Vatandaşı sahipsiz, sokağı sahipsiz, bayrağı
sahipsiz bir Türkiye.
Bu tabloyu, hiç kimse, dünyanın hiçbir yerinde,
Demokratikleşmenin gereği, İnsan haklarının sonucu
diye kabul ettiremez. Bu, iktidarın demokratlığını
değil acizliğini gösteren bir tablodur. Bu tablo bize Türkiyenin
etnik temelde ayrıştırılma,
kamplaştırılıp çatıştırılma, bölünüp
parçalanma stratejisinin içine yerleştirilmekte olduğunu göstermektedir.
Hiç şüphe yoktur ki, Türkiyeyi buraya AKP İktidarının yedi
yıldır izlemekte olduğu etnik ayrıştırma
politikası taşımıştır. Bu politikanın Kürt
açılımı olarak son dört buçuk aydaki uygulamaları,
Türkiyeyi daha şimdiden tehlikeli bir kardeş
çatışması ortamına sürüklemiştir. Eğer iktidar bu
yolda yürümeye devam ederse, yani virajı alamazsa, çok daha vahim
gelişmelerin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu tablo hangi
yanlışlıkların sonucunda ortaya
çıkmıştır? Çok açıktır, dört buçuk ay önce,
iktidar, Bir Kürt açılımı başlatacağız. dedi
iddialı bir biçimde; taa Sayın Cumhurbaşkanından
başlayarak, tarihî bir fırsatın elimize geçtiği,
Türkiyede, kan dökmeden, para harcamadan, sadece siyaset yoluyla terörün
bertaraf edilmesinin mümkün olduğu, Türkiyede bu kapasitenin ortaya
çıktığı ve bunun değerlendirileceği ifade edildi
ve bize, böyle bir projeyi uygulamak üzere toplumun kendilerine destek vermesi
talebi yapıldı.
Değerli arkadaşlarım, ortaya atılan
açılım, Kürt açılım projesinin içeriği nedir diye
merak ettik. Kimse, şu ana kadar içeriğiyle ilgili en küçük bir somut
bilgi vermedi. Bilmiyor da mı vermedi, verirsem tepki çekerim, hazmettire
hazmettire bunu söyleyeyim planlamasıyla mı vermedi; vermedi.
Türkiye, açılımın ne anlama geldiğini bir türlü
anlayamadı. İçeriği belli değil, ucu açık. Bu Ucu açık.
sözü netameli bir söz. Yani sınırı yok; Ne isterseniz müzakere
edebiliriz, her şey mümkündür. mesajını vererek yola
çıkıldı. Bir sınır konulmadı. Her şeyi
konuşabiliriz. Yasak yok, engel yok, ucu açık! Bu kadar cömert
davranmanın çoğu kere atılacak adımları
engellediğinin de hesabı yapılmadı.
Bakınız, bizim, Avrupa Birliğiyle
ilişkilerimizde de ucu açık bir müzakere süreci
başlamıştır. Sadece Türkiyeye ucu açık bir müzakere
süreci tatbik edilmiştir. Yirmi sekiz tane Avrupa Birliği üyesi o
müzakere sürecini tamamlamıştır ama ucu acı müzakere süreci
içinde Türkiye, ne yazık ki, bir adım ilerleyememektedir.
Bu açılımın da ucunun açık olduğu bize
söylendi. Şeffaf değil; yani, ne murat ediliyor, ne düşünülüyor,
kimin ne söylediği belli değil. Samimi değil. Niye?
Hazmettirme kavramı var. Hazmettirmek, muhatabınıza
güvenmediğinizi, onu hazır hâle getirmek için zamana
ihtiyacınız olduğunu düşünen, tepeden inme bir
yaklaşım. Bu yaklaşım içinde ele alındı ve bu
uygulanmaya başlandı.
Tarafları kim bu açılımın? Kim kimle el ele
açılıyor? Parlamentodaki muhalefet partileri olarak Cumhuriyet Halk
Partisi yok, MHP yok. Nasıl bir açılım bu? Kim kimle
açılım yapıyor? Tarafları belli değil. Gerçekten mi
belli değil, yoksa ilan mı edilmiyor, itiraf mı edilmiyor? Bir
süre sonra bu gizlilikleri ortadan kaldıran bir tablo Türkiyede
yaşandı Silopide ve Silopide görüldü ki bu PKK
açılımı gizemli bir şekilde, topluma bilgi vermeden
planlanıp götürülen bu proje, öyle anlaşıldı ki, PKK ile
iktidarın iş birliği sonucunda ortaya
çıkmıştır.
Haksızlık yapıyorsun, nereden
çıkarıyorsun, PKKyla böyle bir müzakere yok. Peki, böyle bir
müzakere yok da, Allahınızı severseniz, nasıl oluyor da;
İmralının gönderdiği 34 kişi, aynı gün,
aynı saatte Hükûmetin gönderdiği İçişleri Müsteşarı
ile MİT Müsteşarıyla, emniyet yetkilileriyle, valisiyle,
savcısıyla, hâkimiyle aynı anda, aynı saatte, aynı
mekânda buluşabiliyor? Kim organize ediyor bunu? Kimin kararıyla
oluyor bu? Kimin katkısıyla oluyor? Kimin iş birliğiyle
oluyor bu beraberlik? Kendiliğinden birilerine malum oluyor, içinden
geliyor, ilham geliyor da oraya gitme kararını alıyor da bir
rastlantısal buluşma mı ortaya çıkıyor?
Değerli
arkadaşlarım, çok açık, ortada bir plan var, bir tezgâh var, bir
birlikte çalışma var. Geliyorlar, gelenler silahı
bırakmış mı? Hayır. Niye geldin? diye soruluyor,
PKKdan vaz mı geçtin, terörü bırakma kararını mı
aldın, bıktın mı, terörle bir yere varılmayacağını
anladın da mı geldin? Hayır. diyor. Hayır, ben
İmralının bana verdiği talimatla geldim; ben
İmralının emrindeyim, İmralı istedi öyle geldim,
senin muhatabın İmralı. diyor. İmralı beni
gönderdi. diyor. Bak, sen de buraya gelmişsin, beni de buraya
İmralı gönderdi; seni kim gönderdiyse, beni de İmralı
gönderdi. diyor ve orada öyle bir buluşma ortaya çıkıyor. Bu,
çok temel bir olay, çok büyük bir olay.
Efendim, terörü bıraktı mı PKK, İmralı
bırakma kararını aldı mı? Hayır. Terörden
vazgeçme kararını aldı mı? Terörden vazgeçmeye yönelik bir
arayışın içine girdiğini söyledi mi? Hayır, hiçbirisi
yok. Elinde silah, adamına talimat veriyor, gönderiyor; biz de o
adamı resmî bir muameleyle, bütün devlet erkânıyla
karşılıyoruz ve onu kurduğumuz çadır mahkemelerinde,
sınırda yargılıyoruz, ayağına gönderdiğimiz
hâkimlerle, savcılarla yargılıyoruz ve 221inci maddenin içine
yerleştiriyoruz. Muhteşem bir olay! Hangi hukukçu, hangi hukuk
bilincine sahip olan insan, Allah aşkına, Ben, terör örgütünün
üyesiyim, terör örgütünün liderinin talimatıyla buraya geldim. diyen birisini
221inci maddenin içine sokar da Buyurun. der, elini kolunu sallayarak
geçmesine izin verir! Bunlar yapılmıştır. Barış
elçisi olarak gelmişlerdir ve bir hukuk faciası, bir skandal orada
yaşanmıştır.
Şimdi, sorulması gereken soru şu: Bu kadar zorlama
niçin yapılıyor? Ne bekliyoruz biz? Niçin bunu yapıyoruz? Bunun
arkasında hangi bekleyiş var?
Değerli arkadaşlarım, Anaların
gözyaşı dinsin, şehit cenazeleri gelmesin. Bu
anlayışla bunu yapıyoruz! Yani bu temasın içinde, sizin
PKKyla yaptığınız müzakerede artık bunlar gelirse bir
daha saldırıların olmayacağı konusunda bir taahhüt mü
yapıldı size? PKK adına yapılan bütün açıklamalar
böyle bir taahhüdün söz konusu olmadığını gösteriyor. Hangi
mecburiyettir sizi, bütün bu şartlar olmadan, elinde silah tutan bir terör
örgütüyle müzakere etme noktasına getiren? Dünyada bir örneği yok;
İngilterede yok, İspanyada yok. Hiçbir yerde terör örgütüyle hiçbir
devlet müzakere masasına oturmamıştır. Bizde elinde silah
ve silahı bırakmayacağını da bas bas
bağırıyor, ilan ediyor ve biz şimdi onlarla el ele verip
birlikte onları Türkiyede kucaklıyoruz.
İçişleri Bakanı Bir hafta sonra 100 kişi-150
kişi gelecek. diyordu, Avrupadan gelecek. diyordu. Ne oldu onlara, ne
oldu o 100 kişiye, 150 kişiye? Ne oldu Avrupadan gelenlere? Niye
önce geldiler, niye şimdi gelmiyorlar?
Değerli arkadaşlarım, bu zorlama Şehit
cenazeleri sona ersin. diye yapılmıştır, ee ne
olmuştur? Açılımdan bu yana, yani bu temmuzun sonunda
Başbakanın Suriyeye giderken yaptığı açılım
açıklamasından bu yana geçen dört buçuk aylık süre içinde 26
tane şehit verdik; sadece açılım döneminde, öncekini koymuyorum.
2002de, yani bu iktidara Türkiye teslim edildiği zaman şehit
sayısı 6 idi, 26 oldu açılım döneminde! Bir günde Tokatta
7 şehit verdik değerli arkadaşlar. 2002nin, bütün
yılın üzerinde bir rakamı sadece Tokat
saldırısında, açılımın en zirve noktalarında
yaşadık.
Değerli arkadaşlarım, Tokat bir facia. Ama bence
asıl facia, Tokat olayından sonra AKP yöneticilerinin, devlet
yetkililerinin bu olay karşısında takındığı tavır.
İşte acı olan budur. Ne yazık ki, bakıyoruz, en
sorumlu, en dikkatli olması gereken insanlar yaşanan olayın
adını koymakta sıkıntı hissediyorlar. Bu olayı
PKKnın yapmış olabileceğini bir türlü içlerine
sindiremiyorlar. Bin bir dereden hukuki, siyasi atraksiyon yaparak, bilgiçlik
taslayarak, olayın perde arkasına dikkati çekerek, bu olayın PKK
dışında bir yerlerden yapılmış olabileceğini
bize anlatmaya çalışıyorlar. Acelen ne, telaşın ne?
Bekle! Eğer ortada somut bir veri varsa çık söyle. Sen spekülasyon
yapma, komplo teorisi üretme makamında olan birisi değilsin. Sen,
gerçeği ortaya koymak durumundasın; delille, mesnetle çıkıp
konuşacaksın, var mı? Yok. Ne var? Spekülasyon var, komplo
teorisi var. Niye var Allah aşkına? Niye PKKyı korumak
istiyorsunuz? Niye PKKnın bunu yapmamış olabileceğini,
kamuoyunun hemen PKKyı suçlamaması gerektiğini anlatacak kadar
PKKyı sahiplenme psikolojisine kendinizi teslim etmiş
durumdasınız? Ne kadar acı bir manzara, ne kadar acı bir
manzara. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bakınız bu, bir
zihnî hususiyet, ilk kez de ortaya çıkmıyor, Danıştay
cinayetinde de buna tanık olduk. Danıştay cinayeti
yaşandı, o zaman yetkililer çıktılar Durun bir dakika, bu
işin perde arkası var. dediler. Sen nereden biliyorsun? Devletin
emniyeti var, teşkilatı var, istihbaratı var. (AK PARTİ
sıralarından Ne oldu? sesleri, gürültüler)
Şimdi değerli arkadaşlarım
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen hatibe müdahale
etmeyin.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Şimdi Ne oldu? diyorsunuz.
Doğrudur. Önce, ne olduğunu kısaca size hatırlatayım.
Önce, mahkeme bir karar verdi. Karar verdi, mahkeme dedi ki Ankarada: Bu,
falan kişinin yaptığı şu nitelikte bir suçtur. Ondan
sonra ve ondan önce, o dava giderken, Sayın Başbakanın, o
zamanki Sayın Dışişleri Bakanının
Bildiğiniz gibi değil, bu işin arkasında ne var? diye
ortaya attığı düşünceleri, tezleri hepimiz çok iyi
biliyoruz. Uzun süre savcı arandı, bir süre sonra bir dava
açıldı ve o davaya, Ankaradaki yargılamada mahkûm olan, müebbede
mahkûm olan bir sanık Ben gizli tanık olarak ifşa
edeceğim, gerçekleri anlatacağım, bildiğiniz gibi
değil. diye ortaya çıktı. Gizli tanığa çeşitli
taahhütler yapılıyor, avantajlar sağlanıyor. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
CEMAL KAYA (Ağrı) Yargıtay
DENİZ BAYKAL (Devamla) -
Evet, Yargıtay bunun irdelenmesinin kapısını
açtı. Evet, açtı, dedi ki: Böyle bir iddia varsa gerçek ortaya
çıksın. Yargıtayın anlayışı o.
Şimdi, size, bakın, bu davanın, Danıştay
davasının yeniden İstanbulda Ergenekonla
buluşturulmasını sağlayan kişi hakkında biraz
bilgi vereyim.
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) Yargılama
devam ediyor.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Ediyor. Evet, ediyor; yargı
hükmünü verecek.
Şimdi, tanık hakkında ben mahkeme
kararlarını söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
DEVLET BAKANI HAYATİ YAZICI (İstanbul) Hayır,
devam ediyor.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Korkmayınız
BAŞKAN Sayın milletvekilleri
DENİZ BAYKAL (Devamla) Hayati Bey, korkmayınız,
gerçeklerden kaçınmayınız.
BAŞKAN Sayın Baykal, lütfen siz Genel Kurula hitap
edin efendim.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Bakınız, şimdi bu
gizli tanığın dosyası şu: Kasten adam öldürmeye
teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımaktan dokuz yıl, Eyüp
1. Ağır Ceza 1995/78; ablasını öldürmekten yirmi yıl hapis
AHMET YENİ (Samsun) Avukatı olarak mı
söylüyorsun?
DENİZ BAYKAL (Devamla)
Akhisar Ağır Ceza
1989/32; nüfus kâğıdında sahtecilik yapmaktan mahkûmiyet,
Kırklareli Asliye Ceza 1998/215; öz yeğenini satarak fuhşa
aracılık etmekten iki yıl altı ay hapis, Erzurum 1. Asliye
Ceza 1998/391 ve Danıştay suikastından müebbet hapis. Atatürke
İngiliz piçi diyen Osman Yıldırımın suç
dosyası bunlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, şimdi buradaki mesele
şu: Bakınız, Türkiyede siyaset, Tokatta işlenen
cinayetin, saldırının PKK saldırısı
olmadığına yönelik açıklamalar yapmaya başlarsa,
mahkemesi yürütülmüş ve sonuçlandırılmış olan bir
davanın aslında iç yüzünün başka olduğu
talimatını siyasi olarak çok daha önceden vermeye başlayarak ona
göre tertipler, düzenler alıp o olaya müdahale ederse, Türkiyede hukuk
da, siyaset de çığırından çıkar.
Yaşanmış olan olay, ne yazık ki budur değerli
arkadaşlarım.
Şimdi, Türkiye, bu manzarayı, bu terör tablosunu bu
noktaya kadar getirdi ve bugün geldiğimiz noktada artık sadece
dağdaki terör kente, kasabaya, sınırdaki terör Anadolunun içine
girmeye yönelmekle kalmadı, aynı zamanda insanlarımız,
terörle hiç ilgisi olmayan insanlarımız, bu memleketin
evlatları, yıllarca bir arada barış içinde, kardeşlik
içinde, huzur içinde yaşamış olan insanlar, birbirilerine
yönelik husumet duygularının etkisi altına girmeye
başladılar. Birbirlerinin kimliğini sorgulamaya
başladılar. Birbirlerinin etnik kimliğini tahkik eder hâle
gelmeye başladılar ve Türkiyedeki kardeşliğin,
barışın özünü, temelini bizzat bu Kürt açılımı
süreci yurdun dört bir köşesinde tahrip etmeye başladı.
MEHMET HALİT DEMİR(Mardin) Ne zaman başladı,
ne zaman?
DENİZ BAYKAL (Devamla) Ve değerli
arkadaşlarım, bakınız, bu geldiğimiz noktada açık
söylüyorum, bu açılım politikasının Türkiyeyi bir
kardeş kavgasına sürüklemekte olduğunu görmemek için bir
insanın, bir iktidar militanı olması yetmez, aklını,
mantığını, sağduyusunu da kaybetmiş olması,
vatanseverliğini askıya almış olması gerekir. (CHP
sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, etnik husumet giderek
yaygınlaşıyor. Etnik husumet giderek
yaygınlaşıyor, işler giderek çığırından
çıkıyor. (AK PARTİ sıralarından Mutlu olun, mutlu!
sesi) Bakınız, Apoya af arayışları bu iktidar
döneminde zaman zaman nükseder, birtakım projeler ortaya atılır.
2007 yılında ilk proje ortaya atılmıştı. Terörle
Mücadele Yasasının 6ncı maddesine yerleştirilmişti
affı öngören bir düzenleme. Müdahale edildi, önlendi. Şimdi, tekrar,
taş atan çocuklarla ilgili yasal düzenlemenin içine yerleştirildi, bu
da teşhis edildi, teşhir edildi ve gene bu da tıpkı öbür
yasa gibi çekildi ama ortada bir arayış var, ortada bir talep var.
Talebi biliyoruz. Talep, Öcalanın gönderdiği mektupla biliniyor,
Silopiye gelenlerin teslim ettikleri talepnameyle biliniyor, dün
Diyarbakırda yapılan toplantıda ortaya çıkan taleple
biliniyor. Şimdi bu talebe ayak uydurma doğrultusunda bir
arayışın, bir çabanın ısrarla sürdürülmekte olduğunu
görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu manzara
böyle giderken bir yandan da Türkiyede etnisiteyi millî eğitimin içine
yerleştirmeye yönelik çabaların giderek yaygınlaşmakta
olduğuna tanık oluyoruz. Türkiyede ilk kez bu iktidar döneminde,
millî olması gereken eğitime etnik eğitim yapma imkânı
sağlayacak bir zihniyet, bir anlayış devreye sokulmuştur.
Bu, Türkiyeyi zaman içinde ayrıştıracak, insanları etnik
kimliğine göre karşı karşıya getirebilecek bir sürecin
düğmesine bilinçli olarak basmak anlamına geliyor. Bu düğmeye
basılmıştır. Şimdi üniversite düzeyinde seçmelik ders
olarak eğitimi başlatalım, bir süre sonra hoca yetişsin
orada, o hocalara dayalı olarak da orta eğitimde, ilk eğitimde
bunun gereğini yaparız. anlayışı talep doğrultusunda,
terör örgütünün talebi doğrultusunda devreye sokulmuştur.
AVNİ ERDEMİR (Amasya) O, sizin raporda var.
DENİZ BAYKAL (Devamla) - Şimdi, değerli
arkadaşlarım, gene aynı şekilde, bakınız, bir
süredir PKKyla bağlantılı çevrelerin ağzında
dolaşan ama AKPye resmen yansımadığını
izlediğimiz bir talebin kısa bir süre önce AKPnin Grup Başkan
Vekilinin ağzından dile getirildiğine tanık olduk. Nedir
talep? Efendim, Anayasamız Türk milleti anlayışına
dayanıyormuş. Bu Türk milleti sözü ırkçı bir zihniyeti
yansıtıyormuş. O nedenle, Anayasamızda, demokrasinin
gereği olarak, bu milleti Türk milleti olarak değil, herkesin kendi
etnik kimliğini ifade edebileceği biçimde, çoğulcu bir
anlayışla millet tarifini değiştirmemiz
gerekiyormuş.
Değerli arkadaşlarım, yani insanlar ne
konuştuğunun bilmem farkındalar mı? Bu, fevkalade önemli ve
Türkiyeyi bu noktaya getiren yanlışlıkların nasıl,
hangi sorumsuzluklardan kaynaklandığını bize gösteren sade
bir örnektir.
Değerli arkadaşlarım, Türk milleti sözünü
Anayasadan çıkarmak, efendim, 82 Anayasasının
mantığı, 61 Anayasasının mantığı
laflarının ötesinde bir olay. Bu, Türkiye Cumhuriyetinin, Türkiyenin
millî bağımsızlık mücadelesinin, bağımsız
bir Türkiye Cumhuriyeti kurma mücadelesinin özünü, kökünü ortaya koyan ana
kavrama tepki duymak, o kavramı ortadan kaldırmak demek. Bu
Türkiyenin dokusunu, bizim siyasetimizin, devletimizin, ulusal
beraberliğimizin, barışımızın,
kardeşliğimizin temel dayanağıyla sorumsuzca oynamak
anlamına geliyor. Şimdi, böyle arayışların bu kadar
rahat telaffuz edilmeye başlandığını üzüntüyle
görüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiyede
Türk milleti lafından birilerinin mahcup olduğu, bundan
rahatsız olduğu, bunu ortadan kaldırmak istediğini
görüyorum ve bunu çok yadırgıyorum.
Değerli arkadaşlarım, o söz, oraya böyle bir
parlamento müzakeresi sonucunda, koyalım mı koymayalım mı
diye bir tartışma yaşandıktan sonra girmiş
değildir. O söz oraya tarihin akışının, Anadoluda
bağımsız bir devlet kurma mücadelesinin gereği olarak
tarihin içinde, tarihin dinamikleriyle şekillenerek ortaya
çıkmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bununla oynama çabası vahim bir zihniyeti, bir büyük
sorumsuzluğu ortaya koymaktadır.
Değerli arkadaşlarım, baktım, mesela
Fransada, acaba Fransız Anayasasında Fransız lafı var
mı, yok mu? Çünkü Fransada Cezayirlisi de var, Faslısı da var,
her kesimden insan var hem de ciddi oranlarda. Fransada on altı yerde
Fransa ve Fransız vatandaşı sözü geçiyor. Demek ki Fransada
kimse Fransız olmaktan, ülkenin Fransa olmasından rahatsızlık
duymuyorlar ama bizde duyuyor birileri ve duyanlar da ne kadar acı,
iktidarda. İktidar da marjinal bir parti değil, Türkiyeyi yöneten
bir parti.
Değerli arkadaşlarım, Almanyada, gene on ayrı
yerde geçiyor Alman sözü Alman Anayasasında, Alman ve Alman
vatandaşı olarak (8+2) on yerde geçiyor. İtalyada İtalyan
vatandaşı sözü altı ayrı yerde geçiyor. Onların
hiçbirisinin derdi yok.
Türkiyede temel hata şu değerli arkadaşlarım:
Biz demokrasiyi ülkenin dokusuyla oynamak zannediyoruz, toplumun temel dokusunu
değiştirmeyi demokrasinin icabı zannediyoruz. Demokrasi insan
hak ve özgürlükleriyle ilgilidir. Demokrasinin süjesi cemaat değildir,
demokrasinin süjesi etnik ya da mezhebî ya da dinî alt kimlikler değildir.
Demokrasi bunlarla meşgul olmaz; demokrasi insanla meşgul olur,
insanı özgürleştirir, insan haklarını geliştirir,
demokrasi bununla meşgul olur. Şimdi, bizde demokrasi
anlayışı yavaş yavaş toplumumuzun etnik
yapısını, dokusunu tadil etme, değiştirme konusundaki
arayışlara destek verme anlamına geliyor. Fevkalade
sakıncalı, kabul edilemez bir anlayış olduğu çok
açıktır.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, böyle bir
manzarayla karşı karşıyayız ve Türkiye gerçekten bu
geldiğimiz noktada çok tarihî tercihlerle karşı
karşıyadır. Eğer iktidar içine girdiği bu istikameti
aynen sürdürmeye devam edecek olur ise ve bu yaşanan ayrışma
manzarası daha da geliştirilecek olursa bunun Türkiyeyi çok
tehlikeli bir noktaya taşıyacağı çok açıktır.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, biz
bunlarla uğraşıyoruz ama ne yazık ki bir süreden beri
iktidar terör örgütüyle mücadele iradesini, azmini kaybetmiş gibi
gözüküyor. Sayın Başbakan Amerikaya giderken uçakta gazetecilere
Görüşmemizde Kandili ve Haburu gündeme getireceğim. dedi. Elbette
getirilmesi gerekir çünkü Kandilde yapılması gereken çok şey
var. Orası Türkiyeye yönelik terör harekâtının dayanak
noktası, onu etkisiz kılmak zorundayız. Onu etkisiz kılmak
için Amerikanın yapması gerekenler var, Irakın yapması
gerekenler var. Yani İlla silahla Kandile bir saldırı
yapın, bunu etkisiz kılın. demiyoruz ama Kandile giden
yolları denetim altına alınız, lojistik desteğini
kesiniz, cephane gidişini, silah girişini önleyiniz ve onlara belli
bir süre içinde orayı terk etmek zorunda olduklarını
kararlılıkla anlatınız.
Bakınız, Amerika bir süre önce 3 tane önemli PKK
yöneticisinin uyuşturucu bağlantısında sorumluluk
taşıdığını ilan etti. Bunun gereği
yapıldı mı? Bu 3 kişi niye gelmedi? Niye gelmedi? PKK
nasıl hâlâ İmralıdan yönetilebiliyor? PKK hâlâ nasıl
Kandilde bütün ihtiyaçlarını serbestçe karşılayarak
orayı Türkiyeye karşı bir düşman üssü olarak idame
ettirebiliyor? Bunun Amerikayla müzakere edilmesi gerekmez mi? Başbakan
yolda Müzakere edeceğim. dedi. Dönerken merakla baktık, bütün dünya
meselelerini konuşmuşuz ama Kandilden tek kelime yok. Niye yok? Niye
yok değerli arkadaşlar? Bu, PKKyla mücadele konusunda bu Hükûmetin
maalesef gereken kararlılığı sergileyemiyor olduğunu
bize çok açık bir biçimde gösteriyor.
Başbakan, İsraile Deprem gibi cevap veririm. diyor.
Güzel, ama biz deprem gibi cevabı PKKya ve Kandile de vermesini
bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Oraya deprem gibi
cevap yok. Oraya karşı uzlaşmacı bir anlayış. O
uzlaşmacı anlayışın sonucu ne? Tokat! Şimdilik,
sadece Tokat! Daha gerisi var. Orada bitmedi o iş. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
Değerli arkadaşlarım, izlemiyor musunuz
yapılan açıklamaları, toplantıları? Sizin bilginiz
dâhilinde, onayınız dâhilinde yapılan toplantılarda
alınan kararları izlemiyor musunuz? Alın bir okuyun.
Değerli arkadaşlarım, bu tablo acı bir
tablodur. İktidar maalesef Türkiyede sokağın egemenliğine
seyirci kalan bir noktadadır. İktidarın gücü yürüyüş yapan
memurlara ya da harç artışını şikâyet eden
öğrencilere yetmektedir. Ama sokak anarşisi bu İktidar döneminde
maalesef ortaya tekrar çıkmıştır. Tabii,
tutarsızlıklar ve en etkili noktalara getirilen insanların
sorumsuzlukları Türkiyeyi böyle bir zihnî kargaşanın içine
sokmuştur.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda
konuşacağımız çok şey var, önümüzdeki dönemlerde
bunları ele almanız gerekecek ama bu bütçe görüşmesi vesilesiyle
bir alarm çekmek istiyorum: İktidar, derhâl, içine girdiği bu
tehlikeli istikameti değerlendirmeli ve kendisini
toparlamalıdır. Bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Bunun
sonu, hepimiz için, bütün Türkiye için çok ciddi sorunları,
sıkıntıları ortaya koyacaktır ve bu konuda sorumluluk
doğrudan doğruya iktidarındır. İktidarın bir an
önce kendisine gelmesini, sorumluluğunun gereğini yerine getirmesini
diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bütçeyle ilgili olarak da
söylememiz gereken çok şey var. Önce, bir defa geçen yıl burada
nasıl bir bütçe müzakeresi yaptığımızı
hatırlayacaksınız. O sırada, biz, Türkiyenin nasıl
bir ekonomik tablo sergilediğini ve bütçenin bu tablo karşısında
ne kadar duyarsız, ilgisiz, gerçeklerden kopuk bir anlayışla
hazırlanmış olduğunu ortaya koymuştuk. Şimdi,
bütçe sonuçlandı. Sadece üç noktadaki gerçeklere dikkatinizi çekmek
istiyorum:
Buraya bütçe geldiği zaman bu bütçe, Türkiyenin 2009
yılında yüzde 4 büyüyeceğini, yüzde 4 bir kalkınmanın
gerçekleşeceğini öngörüyordu, Kalkınma yüzde
İkinci rakam: 2009 yılı bütçe açığı,
yani o bütçe metninde 10,4 milyar lira olarak öngörülmüştü, yıl sonu
gerçekleşme tahmini 62,8 milyardır. 10,4 milyar tahmin, 62,8 milyar
gerçekleşme yani 6 kat sapan bir bütçe.
Ve 2009 yılı bütçe açığı, gayrisafi yurt
içi hasılaya eksi yüzde 6,7 düzeyine ulaşacaktır. Bu, 2005
yılında tutturulan Maastricht Kriterlerinin artık gerisinde
kalmış olduğumuzu bize göstermektedir.
Yine 2009 bütçesinin akıbetiyle ilgili bir gözlem
yapayım ki 2010u da onlara göre değerlendirelim. Yıllarca Faiz
dışı fazla verdik. diyen Hükûmet 2009 yılında faiz
dışı fazla değil faiz dışı açık
vermiştir yani faizler olmasa da açık vermiştir. 2009
yılı faiz dışı fazla hedefi bütçenin 47,1 milyar lira
idi, şimdi, yıl sonunda -7,3 milyar olmuştur yani orada da 54,4
milyarlık bir şaşma söz konusundur. Şimdi, 2009un tablosu
bu.
Değerli arkadaşlarım, Hükûmet bu bütçeyi sadece
2010 yılıyla ilgili olarak değil, bugüne kadarki AKP
İktidarının genel performansıyla değerlendirme
eğiliminde gözüküyor. Bu doğru bir yaklaşımdır, biz de
ona olumlu bakıyoruz. Bu açıdan baktığımız zaman
tablo nedir? Yani yedi yılı aşan bir AKP İktidarında
ekonomi nereden nereye gelmiştir? Yedi yılın bilançosu
çıkarıldığı zaman tablo nedir; bunun güvenilir,
doğru, objektif şekilde ortaya çıkmasına ihtiyaç var.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bakınız, bir ekonominin ölçülmesinde bir sürü kriter
kullanılır, bunların çoğu kafa
karıştırır. Ana, temel kriter büyüme kriteridir. Ekonomi
büyüyorsa işler olumlu demektir çünkü büyüyen ekonomide hem refah artar
hem istihdam artar hem gelir artar, yatırımlar artar, ekonomi
gelişir, güçlenir ve gelişen bir ekonominin içinde adaletsizlikleri
ortadan kaldırmak, bölgesel kalkınmayı sağlamak da daha
mümkün hâle gelir. Şimdi, acaba AKP İktidarının yedi
yılı nasıl bir büyüme tablosu ortaya koymuştur? Neye göre
nasıl? Türkiye'nin kendi geçmiş büyüme gerçeğine göre ya da
şu sırada dünyadaki başka ülkelere göre nasıl bir büyüme
tablosu sergilemiştir; buna bakarak daha doğru bir fotoğraf
çekme imkânımız olur diye düşünüyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bakınız, bu yedi yılın içinde iki dönem var. Dönemlerden
birisi dünyanın hızlı büyüme dönemi, imkânların çok
olduğu, kaynakların bol olduğu hızlı büyümeye
elverişli bir dönem. 2008 yılından itibaren de dünyanın
içine girdiği kriz dönemi.
Şimdi, bu büyümeyi, Türkiyede AKP döneminin büyümesini
mukayese ederken neyi esas alacağız?
Şimdi, zaman içinde, ben, size, gelişmekte olan 149 ülke
içinde, dünyadaki 149 ülke içinde 2002 yılında yani AKPnin iktidara
geldiği yıl Türkiyenin büyüme performansı neymiş, bunu
göstermek istiyorum. Türkiye 2002 yılında 149 ülke içinde dünyada
29uncu hızlı büyüyen ülke, 29uncu hızlı büyüyen ülke
2002de.
2002-2007 dünyada hızlı büyüme dönemi. Bu büyüme
döneminin sonunda, 2007de acaba Türkiye 29uncu sıradan nereye
çıkmış diye bakacak olursak göreceğimiz manzara bu: Türkiye
149 gelişmekte olan ülke içinde 100üncü ülke hâline gelmiştir
2007de. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MEHMET HALİT DEMİR (Mardin) Onu matematik bilmeyenler
yapmıştır!
DENİZ BAYKAL (Devamla) 149 ülkenin kalkınma
hızı bakımından 2007 yılında, AKP
İktidarında Türkiye 100üncü ülke olmuştur, 29uncu ülke
olduğu hâlde.
Peki, o kriz döneminde, 2007den sonra 2008, 2009 ne oldu? Krizi
iyi yönettiysek ne olmamız gerekir? Herhâlde 100den biraz daha iyiye
gelmiş olmamız gerekir, 136ncı ülke! 2009 yılında
Türkiye 149 dünya ülkesi içinde kalkınma hızı
bakımından 136ncı ülke hâline gelmiştir. Küçülen ülke,
eksi 6; bunlar hep büyüyenler. Bunlar gerçek, değerli
arkadaşlarım.
Bakınız, size başka bir ölçüyü
hatırlatayım: G-20lerin üyesiyiz, AKP ik-tidara gelmeden de
G-20lerin üyesiydi Türkiye. G-20lerin içinde acaba 2002-2007 ve 2009da
Türkiyenin kalkınması ne durumdaydı, sorusunu sorarsak, 2002de
G-20lerin içinde 3üncü Türkiye, kalkınma hızı bakımından.
Türkiyeden daha hızlı kalkınan Çin, Güney Kore var,
onların arkasından Türkiye 3üncü. Ne zaman? 2002 yılında.
2007 yılında Türkiye 9uncu! Yani dünyanın kalkınma
coşkusunu yaşadığı dönemin sonucunda Türkiye 3üncüden
9uncuya geldi. 2009 yılında 17nci! Yirmi ülkenin içinde 17nci hızlı
kalkınan ülke!
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bölgesel
büyüme oranları: Türkiye 2003-2009 döneminde yüzde 4 ile Afrikanın,
Orta Doğunun, gelişmekte olan ülkelerin ve Asyanın
arkasındadır. Bu da büyümeyle ilgili net gerçek.
Değerli arkadaşlarım, denilebilir ki, Dünyayı
bırak da sen Türkiyenin kendi içine bak. Türkiye kendi içinde acaba
geçmişte ne kadar büyüyordu, AKP İktidarı döneminde ne kadar
büyüdü? Değerli arkadaşlarım, 1923te cumhuriyetin kurulduğu
günden, 2002, AKPye Türkiyenin teslim edildiği zamana kadar geçen dönem
içinde -içinde İkinci Dünya Savaşı var, içinde savaşlar
var, Kıbrıs Harekâtı var, askerî müdahaleler var, 1929 Ekonomik
Bunalımı var, pek çok olay var- bu dönemde gerçekleştirilen
büyüme ortalama hızı, 4,6dır; 4,6dır. 1950, çok partili
rejime geçişle bugün arasındaki süreci inceleyecek olursak, o elli
iki yıllık dönemde gerçekleşen büyüme hızı 4,8dir.
2003-2010 arası, ki bu dönem dünyada, Brezilyanın,
Hindistanın, Çinin büyük atılımlar yaptığı,
ülkelerin çok hızlı geliştiği bir dönemdir; bu dönemin
içinde AKPnin gerçekleştirdiği büyüme oranı, Türkiyenin
cumhuriyet dönemi dâhil gerçekleştirdiğinin altıdır, yüzde
4tür.
Değerli arkadaşlarım, bunlar gerçek, bunları
kabul edersiniz
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) Gayri safi millî hasılayı bir
söyle bakalım.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) 1935-1945
arasını gösteriniz.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen
DENİZ BAYKAL (Devamla) Değerli arkadaşlarım,
tabii, kalkınma hızının düşmesi, gereken düzeyde
kalkınmanın gerçekleştirilememesi Türkiye'de
işsizliğin artmasının temel nedeni olmuştur ve
rakamlar bunu çok açık bir şekilde göstermiştir, hem Türkiye
içinde hem de dünyayla mukayesede Türkiyenin durumu çok açık bir biçimde
görülmüştür.
Bakınız, OECDnin 30 ülkesi içinde Türkiye en çok
işsizliğe sahip 2nci ülke; 1inci İspanya, 2nci Türkiye,
İrlanda onların arkasında yani 2009 yılında
işsizlikte Türkiye OECD içinde 2nci ülke konumundadır. 2007-2009
döneminde OECDde işsizlik oranı en hızla artan ülkeler
sırasında Türkiye 5inci sıradadır.
İşsizliği hızla artan ülkeler, 30 ülkenin içinde en yüksek
artan 5inci ülke biziz.
Değerli arkadaşlarım, gene, aynı şekilde,
AKP İktidarı döneminde sürekli artan işsizlik önümüzdeki dönemde
yüzde 14 bandına oturacaktır, daha da yükselecektir.
Türkiyede kalkınma hızı düştü, E canım,
Türkiye'nin kaynağı mı var, kaynak mı kullandı
Türkiye? Düşmesi doğaldır. diye düşünenler için
söyleyeyim: Geride bıraktığımız dönemde, Türkiye
tarihinin en yüksek kaynak kullanan Hükûmeti olmuştur ve Türkiye'nin brüt
dış borç stoku 2009 yılı itibarıyla 2002
yılının 2 katının üzerine
çıkmıştır. Türkiye'nin brüt dış borç stoku
1923-2002 arası 129,5 milyar dolar, 2009 ikinci yarısında 268
milyar dolar yani Türkiye, cumhuriyet döneminin tümünün
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) Oran ne, gayrisafi millî
hasılaya oranı?
DENİZ BAYKAL (Devamla) -
gelmiş geçmiş bütün
hükûmetlerin, Atatürk hükûmetlerinin, İnönü hükûmetlerinin, Menderes-Bayar
hükûmetlerinin, Özal hükûmetlerinin, diğer hükûmetlerin tümünün 2002
yılına kadar, tarih boyunca, seksen küsur yılda
kullandığı borçtan daha fazla borcu yedi yıl içinde
kullanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, iç borçlar da AKP
İktidarında ikiye katlanmış ve ayrıca 30,6 milyar
dolar düzeyinde özelleştirme yapılmıştır. Tarihin en
büyük borçlanmasını yapmış AKP İktidarı. Gene bu
İktidar, Türkiye'nin en büyük varlık satışını
gerçekleştirmiş, özelleştirmesini yapmış ve bütün bu
kaynakların sonucunda ortaya çıkan büyüme hızı, tarihî
ortalama büyüme hızının altında kalmış, 1950
sonrası gerçekleştirilmiş büyüme hızının
altında kalmış.
Değerli arkadaşlarım, bu gerçekten ibret
alınması gereken ve hiçbir rakam cambazlığıyla örtbas
edilemeyecek bir temel gerçektir.
Değerli arkadaşlarım, bu geride
bıraktığımız dönemde, yanlış bir büyüme
stratejisi izlenmiştir ve üretimi ve üreteni gözeten değil, tam
tersine katı neoliberal anlayışlarla ekonominin küresel risk
iştahına teslim edilmesi sonucunu doğuran bir politika
izlenmiştir ve bunun sonucu olarak da sanal bir büyüme
yaşanmış ama istihdamı artıran, üretimi kalıcı
biçimde artıran bir büyüme sağlanamamıştır ve
spekülatif sermaye girişlerine Türkiye teslim olmuştur; Türk
lirasının aşırı değerlendirilmesine göz
yumulmuştur, Türk lirasının aşırı
değerlendirilmesi ihracatı olumsuz etkilemiştir, ithalatı
tahrik etmiştir, teşvik etmiştir ve bütün bunların
sonucunda Türkiye, ara malı üreten sanayinin tahrip olduğu bir
dönemi, izlenen bu kur politikası sonucunda yaşamıştır
ve kendi eliyle kendi sanayisinin tahrip edilmesine seyirci
kalmıştır ve Türkiyedeki artan işsizliğin
altında yatan ana gerçeklerden birisi de ne yazık ki bu
olmuştur. İstihdam yaratmayan bir büyüme kavramı ortaya
çıkmıştır. Hormonlu bir büyüme dönemi
gerçekleştirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, dışarıdan
sağlanan kredilerle ya da yabancı paralarla Türkiyede nasıl bir
zenginleşme mekanizması işletilmiştir, bilginize sunmak
istiyorum. 2003 yılının ilk üç aylık döneminde Türkiyeye
bin dolar getiren bir yatırımcı, elde edeceği faizler hariç,
sadece Türk lirasındaki değerlendirme nedeniyle 2007 sonunda 390
dolar kazanmıştır, faizler de bunun üstüne eklenmiştir.
On dört yılda yurt dışına ödenen kâr, kazanç
ve faiz transferi 68 milyar dolardı ama 2003 ile 2009 yılı
arasında dokuz aylık dönemde, yani yedi yılda ödenen kâr, faiz
ve kazanç transferi 75,1 milyar dolar olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bunun
sonucu Türkiye, bu kur tuzağının sonucu çok ağır
tahribatı yaşamıştır. Bunun en tipik örneklerinden
biri de Türkiye'nin otobüs üretiminde Avrupada büyük bir merkez olduğu
hâlde Türkiyede otobüs sanayisinin izlediğimiz politika sonucu nasıl
sıkıntıya girmiş olduğudur. Yani Türkiye, Almanyadan
ve Hollandadan otobüsler ithal ederek Almanyanın ve Hollandanın
işsizlik krizine çare olmuştur ama kendi işçilerimizi de, 22 bin
metal işçisini de Türkiye kapının önüne koymuştur. Bu
politikanın sonucu olarak bu ortaya çıkmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye genç nüfusunu
değerlendiren yeni bir sanayileşme politikasına,
uluslararası rekabeti temel alan bir yeni sanayileşme
politikasına hızla geçme ihtiyacı içindedir.
Değerli arkadaşlarım, kriz teğet geçecek
anlayışı içinde izlenen politikalar çok ağır bir
tahribatı yaratmıştır. Bakınız, 2009
yılının ilk yarısında ekonomi geçen yılın
aynı dönemine göre yüzde 11,2 oranında daralma gösterdi. 2009
yılının ilk dokuz ayında ise daralma yüzde 8,4 oldu ve üç
aylık dönemde daralmadan büyümeye geçilemezse yıllık daralma
hızının yüzde 6nın üzerinde olacağı
anlaşılıyor. Bu, Türkiye bakımından yüzde 6
civarında bir daralma işsizlik olarak, şirketlerin çökmesi,
iflas etmesi olarak, vatandaşların borçlarını ödeyemez hâle
düşmesi olarak, gelir kaybı olarak çok ağır bir
tahribatı yaşamış olduğunu bize göstermiştir ve
Türkiye, tarihî işsizlik rekorları kırmıştır.
Türkiyede ekonomi dört çeyrek üst üste daralmıştır. Sanayi
üretimi, üst üste on dört ay gerileme göstermiştir ve diğer benzer
ekonomilerin çoğu, bizden daha erken toparlanma süreci içine
girmişlerdir. Türkiye, krizden bu anlamda en ağır etkilenen
ülkelerin arasında yer almıştır.
Değerli arkadaşlarım, 2009 yılının
ilk dokuz ayında tasfiye olunacak kredi kartı ve tüketici kredisi
borcu bulunan kişi sayısı, yıl sonuna göre yüzde 52
oranında artarak 1 milyon 664 bin olmuştur ve 2007 sonuna göre
borcunu ödeyemeyen kişi sayısındaki artış 1 milyonu
geçmiştir. Diğer taraftan, temerrüde düşen şirketlerin
toplam şirketler içindeki payı, ilk dokuz ayda yüzde 8,1den yüzde
11,2ye çıkmıştır. Bankaların varlık
kalitelerinde de bozulma dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur. İstihdam
korunmasında ve büyüme sürecine dönüşte büyük önem taşıyan
KOBİlerimizin kredi piyasalarına dönüşünü sağlayacak Kredi
Garanti Fonu partimizce bu yılın başında önerilmesine
karşın konuyla ilgili mevzuat haziran ayında
çıkartılabilmiş, uygulamasına ise hâlâ geçilememiştir.
Hükûmetin bu yaklaşımı, krizi ihmal etmesi, anlayamaması,
gelişmeleri okuyamaması, tedbir almakta gecikiyor olmasının
en tipik örneklerinden biridir.
Değerli arkadaşlarım, Orta Vadeli Program ilan
edildi, 2012ye kadar makro büyüklüklerin nasıl gelişeceğiyle
ilgili resmî tahmin yapıldı. Burada gözüken manzara şudur:
Türkiye, 2012 yılı sonunda 2008 düzeyini yakalayamayacaktır yani
2008deki gayrisafi millî hasıla düzeyini 2012de yakalayamayacaktır
resmî kabule göre. Bu demektir ki o dönemin tümü Türkiye için israf
edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, vergi sisteminde, AKPnin
iktidar döneminde hiçbir iyileşme yapılamamıştır ve
kısa dönemde gelir yaratma arzusu ile ÖTV sürekli
artırılmıştır. Bu, vergi yükünü dar ve orta gelirlilerin
omzuna bindirmek sonucunu doğurmuştur.
Acil Eylem Planında kayıt
dışılığı altı ay içinde önleme sözü
vermiş olmasına rağmen AKP bunu unutmuştur ve bugün Orta
Vadeli Programda hâlâ kayıt dışılığı
önlemek için hiçbir inandırıcı önlem yoktur ve kazançtan
alınan vergilerin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı
itibarıyla en düşük oran -OECDde-
Türkiyededir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, benzini ve motorini
AB üyesi ülkelerin tümünden daha pahalı satan bir ülkedir ve ÖTV
oranı da gene bütün dünyada olduğundan çok daha yüksektir.
Değerli arkadaşlarım, vergi denetimi konusu, bir
siyasi baskı konusu hâline dönüştürülmüştür. Kendisine muhalif
kesimleri susturmak için, iktidar, çok açık, çok net, saklanamaz,
gizlenemez, hunharca vergi uygulamasına girmiştir; 3 milyar
doların üzerinde vergi cezası tatbik ederek muhalif medya
kuruluşlarını esir almaya yönelmiştir. Bunlar, sadece vergi
politikası bakımından değil, demokrasi bakımından
da utanç verici uygulamalardır. (CHP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, tarımda -Sayın AKP
Sözcüsü birtakım değerlendirmeler yaptı nazari, teorik rakamlara
dayalı olarak- bakın, çok yalın, gerçeği ortaya koyan bir
manzara. AKP İktidarı döneminde tarım girdilerinin
fiyatları tarımsal ürün fiyatlarından daha hızlı
artmıştır. 2002 yılında, AKP iktidara geldiği sırada,
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Baykal, süreniz doldu efendim, size de
ilave süre vereceğim.
Buyurun.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Yani 2002 yılında
Ayçiceği: 2002 yılında
AKP İktidarı döneminde, 2002den itibaren tarıma
verilen destekler fevkalade düşmüş; 0,45 düzeyine inmiştir.
Bakınız, 2009 yılında tarıma gayrisafi
yurt içi hasılanın 0,46sı; 0,47si düzeyinde bir destek
verilmektedir, 2008de 0,60ın üzerindedir, 2007de 0,65tir.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) 2002den 2003e kaç?
DENİZ BAYKAL (Devamla) 2002den itibaren, bugün 2003
düzeyinin altına inmiştir.
VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) Yok, grafik öyle
söylemiyor.
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) Orada öyle gözükmüyor.
AHMET YENİ (Samsun) Yanlış tablo vermişler
eline.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Çok açık bir biçimde,
Türkiyedeki tarımın içine girdiği sıkıntı net
bir şekilde görülmektedir.
Bakınız, Orta Vadeli Programın 2012 için
öngördüğü gayrisafi yurt içi hasıla düzeyi 2008
yılının altındadır. Bu, 2008 ile 2012nin nasıl
israf edildiğini bize göstermektedir.
Değerli arkadaşlarım, tarımın durumu çok
açık. Memur, işçi ve emeklilerin durumu ne yazık ki tam bir
facia.
SELAMİ UZUN (Sivas) Yollardan, hastanelerden bahset!
DENİZ BAYKAL (Devamla)
Emeklilerin tümüyle AKP İktidarında gözden
çıkarıldığı artık açık bir gerçektir. Bugün
9 milyonu aşkın emekli var. Emeklilerin hemen hemen tümü yoksulluk
sınırının altında aylık alıyor. Çıkarılan
bir yasayla emeklilere millî gelir artışından pay verilmemesi
yasal kural hâline getirildi ve AKPnin gözünde emekliler bu ülkenin ikinci
sınıf vatandaşı olarak değerlendirilmiştir.
2002-2009 dönemindeki millî gelir artışının altında
emeklilerin gelir artışları yaşadıkları çok
açık bir gerçektir.
Değerli arkadaşlarım, bakın,
yapılması gereken işler çok açık: Bir intibak yasası
derhâl çıkarılmalıdır ve emekliler arasındaki
farklılıklar en kısa zamanda ortadan
kaldırılmalıdır ve gene işçi, memur ve emeklilerin
maaş ve ücretleri sembolik ölçülerde
artırılmıştır. Anlamlı bir artışa bu
içinde bulunduğumuz dönemde özellikle ihtiyaç vardır.
İktidarınız döneminde 2010 yılının
ilk yarısı için memur ve hizmetli maaşı 32 lira,
öğretmen maaşı 43 lira, hemşire maaşı 36 lira,
teknisyen maaşı ise 37 lira artırılmıştır.
Emeklilerin durumu ise daha da vahimdir. 2009
yılının ikinci yarısında bir SSK emeklisinin
aylık maaşı 11 lira, BAĞ-KUR emeklisinin maaşı
ise sadece 6 lira artırılmıştır.
Temel girdilerdeki artışlar dikkate
alındığı zaman bu tablonun ne anlama geldiği daha iyi
değerlendirilebilir. 2002 ile 2009 Şubat döneminde doğal gaz
fiyatları yüzde 151 oranında artırılmıştır.
2002 ile 2009 yılları arasında, aralık ayı döneminde
kurşunsuz benzinin litre fiyatı yüzde 103 oranında
artmıştır.
AKP döneminde su fiyatları, İstanbul aylık
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Baykal, size beş dakika ek süre
vermiştim, o da doldu. Mikrofonunuzu son kez açacağım, lütfen
tamamlar mısınız.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Evet, elektrik faturası yüzde
20 artışla, 36 liradan, 26 lira artışla 62 liraya
yükselmiştir. Yani buna karşılık Sosyal Güvenlik Kurumuna
bağlı huzurevlerindeki konaklama fiyatları yaklaşık
250 lira, yüzde 35 artırılmıştır.
İstanbulda İETT, özel halk otobüsü ve metrobüs
fiyatları yüzde 33 oranında artırılmıştır.
Böylece bir SSK emeklisi, İktidarınızda almış
olduğu aylık artış ile 5, BAĞ-KUR emeklisi ise 3
metrobüs bileti alma olanağını elde etmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu tablo çok açık.
Türkiyede tabii, kamu yatırımları bir kenara itildi. GAP
başta olmak üzere Türkiye'nin çok önemli projeleri ne yazık bu
İktidar döneminde gereken ilgiyi görememişlerdir. Buna
karşılık Türkiyede kaynakların çok daha özensiz bir
şekilde kullanılmış olduğunu hepimiz gayet iyi
bilmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, ilke ve tedbirlerle ilgili
olarak bazı önerilerimi de dikkatinize sunarak konuşmamı
tamamlamak istiyorum.
Türkiye'nin bugün içine girdiği kısır döngüden
çıkabilmek için ülkenin üretimi ve üreteni öne çıkaran yeni bir
büyüme stratejisine ihtiyacı vardır.
Mal üreten sektörlerde rekabet gücünü artıracak mikro
reformlara ağırlık vermeliyiz. Makro politikaların bu
reformlarla kazanılan rekabet gücünü spekülatif sermaye hareketlerine
peşkeş çekmesini ve sürdürülebilirliğini kaybetmesini
önlemeliyiz.
Hâlihazırda AKP İktidarının yanlış
ekonomi politikaları, son dört beş yıllık dönemi,
Türkiyede kaybolmuş dönem hâline getirmiştir. Türkiye'nin kaybedecek
ne zamana ne de enerjiye tahammülü vardır. Bu çerçevede Merkez
Bankası doğru rezerv politikası uygulamalıdır.
Türkiyede dış borçlarına oran olarak, başka ekonomilerle
mukayese edildiği zaman gerideki o bolluk dönemi israf edilmiştir ve
Türkiye borçlarının ancak yüzde 25i düzeyinde bir rezerv
yakalamıştır. Gelişme hâlindeki ülkelerin önemli bir
kısmı yüzde 100ün üzerinde rezerv biriktirmişlerdir.
Küresel sermaye hareketlerinin şişirdiği
balonları kontrol etmek ve bunların ekonomide yol
açtığı olumsuz etkileri azaltmak için makro riskleri gözeten ve
önleyen, piyasa karşıtı olarak algılanmayacak bir dinamik,
karşılık veya devrevi hareketleri yumuşatıcı bir
sermaye yeterlilik oranı sistemi uygulanması finans sektöründe
başlatılmalıdır ve beş yıllık süre içinde
istihdam üzerindeki vergi yükü OECD ortalamalarının altına
çekilmelidir.
Belirlenen vergi politikasının uygulanması
konusunda Gelir İdaresinin özerkliği mutlaka
sağlanmalıdır.
Teşvik Kanununun süresi krizin etkileri dikkate
alınarak
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Baykal, ilave sekiz dakikanız da
doldu.
Genel Kurulu selamlamanız için mikrofonu açıyorum
efendim.
DENİZ BAYKAL (Devamla) Bu, kredi garanti sistemi ve
teşvik süresi mutlaka uzatılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, ekonomide çok objektif,
uluslararası gerçekleri dikkate alan bir değerlendirme yaparak içinde
bulunduğumuz durumu yeniden değerlendirmeliyiz ve buradan gerekli
sonuçları çıkarmalıyız. Türkiye'nin şu ana kadar
izlediği politikayla ekonomide devam etmesi hâlinde beklenen
atılımı gerçekleştirme şansı maalesef gözükmüyor.
O bakımdan, Türkiye yeni bir ekonomi ve sanayileşme politikasına
ihtiyaç duyuyor. Tabii bunlardan, hepsinden daha önemli olarak Türkiyenin
barışa ihtiyacı vardır; Türkiyede hukukun üstünlüğünü
tesis etmeye ihtiyaç vardır; Türkiyede şiddeti, terörü siyasi
hayattan tasfiye etmeye şiddetle ihtiyaç vardır. Ama ne yazık ki
bu konularda gereken duyarlılığı sergileyecek bir iktidar
manzarası gözükmüyor. Bu tablo karşısında Türkiyede çözümü
millet sağlayacaktır, halkımız sağlayacaktır.
Önümüzdeki ilk seçimlerde, inanıyorum, Türkiyenin bu olumsuz
gidişine milletçe bir son vereceğiz ve Türkiyeyi hak ettiği
yeni bir açılıma hep beraber taşıyacağız.
Hepinize teşekkür ediyorum; sevgiler, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞKAN Sayın Baykal, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, şimdi de söz sırası
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Osmaniye
Milletvekili Sayın Devlet Bahçeliye ait.
Sayın Bahçeli, buyurun.(MHP sıralarından ayakta
alkışlar)
MHP GRUBU ADINA DEVLET BAHÇELİ (Osmaniye) Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin
görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzda bulunuyorum. Bu vesileyle Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına yüce Meclisin değerli
üyelerini saygılarımla selamlıyorum.
Bütçe hakkında değerlendirmelerime geçmeden önce,
geçtiğimiz hafta meydana gelen iki üzücü olayla ilgili düşüncelerimi
açıklamak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, 7 Aralık Pazartesi günü Tokatın
Reşadiye ilçesi kırsalında asayiş görevi yaparken
uğradıkları hunhar bir saldırı sonucu 7 askerimiz
şehit olmuş ve 3 askerimiz de yaralanmıştır. Henüz bu
olayın acısı içindeyken yeni bir acı haberle milletçe
sarsıldık. 10 Aralık Perşembe günü Bursanın
Mustafakemalpaşa ilçesinde bir maden ocağında meydana gelen
grizu patlaması sonucu göçük altında kalan 19 işçimiz maalesef
hayatını kaybetmiştir. Çoluk çocuğunun
rızkını yerin altında, zor şartlarda temin etmeye
çalışırken ve vatandaşlarımızın
güvenliği için asayiş görevini yaparken hayatını kaybeden
işçilerimize ve aziz şehitlerimize bir kez daha Cenabı Allahtan
rahmet diliyorum. Yakınlarına, milletimize, çalışma ve
silah arkadaşlarına sabır ve
başsağlığı, yaralılarımıza ise acil
şifalar temenni ediyorum. Bu gibi felaketlerin bir daha
yaşanmaması için yeterli tedbirlerin zamanında
alınmasını, sorumluların tespit edilmesini ve gereğini
bekliyorum.
Değerli milletvekilleri, Aralığın 17sinde
İslam dünyası için mukaddes bir dönem olan muharrem ayına
giriyoruz. Peygamberimizin torunlarının şehit edildiği bu
ay, nifakın, fitnenin ve tefrikanın nasıl büyük acılara
neden olduğunun en talihsiz ve en üzüntü verici örneğinin yaşandığı
tarihî bir ibretin başlangıcıdır. Mazlumların ve
masumların acılarını paylaşıyorum. Bu aydan
alacağımız derslerin ve derinden duyacağımız
acı anıların, başta Türk ve İslam dünyası olmak
üzere, bütün insanlığın hayırlarına vesile
olmasını Cenabı Allahtan diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe
görüşmeleri, Hükûmet icraatının değerlendirildiği,
muhalefetin Hükûmetin politikaları hakkında uyarı, tenkit ve tavsiyelerini dile getirdiği
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına önemli bir denetim vesilesidir.
Devletin hangi alanlara ne kadar kaynak ayıracağını, hangi
alanlardan ne kadar kaynak toplayacağını gösteren bütçenin
kuşkusuz en önemli özelliği nimet ve külfetin
vatandaşlarımız arasında dağıtılırken
hangi kıstaslara ve hakkaniyete riayet edildiğinin ortaya
çıktığı bir gösterge olmasıdır. Zira,
vatandaşlarımızı yoksulluklarından ziyade uygulanan
politikalar sonucu ortaya çıkan haksızlıklar, eşitsizlikler
ve adaletsizlikler daha fazla yaralamakta, daha derin izler
bırakmaktadır.
Takdir edersiniz ki, ekonomiyi siyasetten, ekonomik faaliyetleri
sosyal konulardan, ekonomik yorumları, güvenlik, asayiş, kültür,
dış politika gibi alanlardan ayırmak ve ayrı düşünmek
mümkün değildir. Birbirini doğrudan etkileyen bu girift yapıda
iyi giden bir ekonomide diğer alanlarda ciddi zafiyet olmayacağı
gibi, bu alanlarda işler iyi gidiyorsa ekonominin de iyi gidiyor
olması beklenmelidir.
Ne yazık ki, yedi yıldır iktidarda olan Adalet ve
Kalkınma Partisinin milletimize reva gördüğü ekonomik ve sosyal
tablo, yatırım ve üretimin artmadığı,
işsizliğin çığ gibi büyüdüğü, yoksulluğun
derinleştiği, millî ve manevi değerlerimizin istismar
edildiği, aile bağlarımızın, toplumsal ahlaki
değerlerimizin yerle bir edildiği, gerilim ve kutuplaşmanın
yönetim tercihi olduğu, huzurumuzun kalmadığı,
dirliğin hasar gördüğü, kardeşliğimizin
yaralandığı vahim bir tablodur. Bu sosyoekonomik
dağınıklık ve zayıflık, doğal olarak
diğer alanlara da sirayet etmiştir.
2009 yılı bütçe yılı milletimiz
açısından üzüntü verici olayların, hayal
kırıklığı ve talihsizliklerin
yaşandığı bir yıl olmuştur. Bizi biz yapan, bir
arada tutan ortak değerlerin
kaynaştırıcılığı yerine, tarihî ve kültürel
derinliği olmayan yapay farklılıkların
ayrıştırıcılığı üzerinden siyaset
yapıldığı bu dönemde, iktidar gücü, kronikleşen
sorunlara çözüm üretmek için kullanılmak yerine istismar, gerilim ve
kutuplaşma yönünde kullanılmıştır. Sorunlar
karşısında başarısızlığa
uğranılan her durumda geçmişi suçlama geleneği
sürdürülmüştür. Vatandaşın ekonomik ve sosyal hayatına
ilişkin beklentilerinin boşa çıktığının
farkına varıldığı her durumda mutlaka bir istismar
vesilesi bulunmuştur. Sistemli gayretlerle yıpratılan devlet ve
toplum hayatımızın hemen her alanında yaşanan
kutuplaşma ve cepheleşmeler giderek derinleşmiştir.
Ekonomik gelişmeler de yaşadığımız
genel bunalımdan farklı bir seyir izlememiştir.
Yatırımlar azalmış, üretim daralmış, borçlanma
artmış, yoksulluk derinleşmiş, çığ gibi büyüyen
işsizlik sosyal hayatı tehdit eder hâle gelmiştir. Gelir
dağılımındaki adaletsizlik, ekonomik kararlardaki
ahenksizlik ve sosyal ahlaktaki çöküşün hızlanmasıyla,
körüklenmek istenen kardeş kavgası geleceğe umutla
bakılmasına mâni olmuştur. İşçi, memur, esnaf, köylü
ve emeklilerden oluşan mağdurlar kendi kaderine terk edilmiş,
işsizlik önlenememiş, yoksulluk azaltılamamış, gelir
dağılımı adaletli hâle getirilememiştir.
Siyasi yönetim şekli ve üslubu, siyasette etik
anlayışa duyulan ihtiyacı göstermesi bakımından ibret
verici olmuştur. Yolsuzluk ve yozlaşma artmış, merkezî ve
yerel idarelerde kamu kaynakları yandaşlara
dağıtılmaya devam edilmiştir. Yargıya intikal eden
yolsuzluklar, hayırsever vatandaşlarımızın
inançlarının istismar edilişlerinin sınır tanımaz
bir seviyeye çıktığını göstermiştir. Siyasi ve
ahlaki çürüme devlet ve toplum hayatını kaplamıştır.
Bunun sonucunda da devlete ve adalete olan güven duygusu zedelenmiştir.
Yürütülen dış politika da millî menfaatlerimiz bakımından
kaygı verici olmuştur. Herkesin huzur içinde olacağı bir
güvenlik sistemi ve herkesin adaletine güvendiği bir yargı sistemi
tesis edilememiştir. Vatandaşın gerçekten önceliğini alan
hakkaniyetli bir yönetim anlayışı
uygulanamamıştır.
Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör, siyasi
ayrılıkçılık hevesleri ve etnik tahrikler artmış,
Türkiye tehlikeli bir cepheleşme sürecine sürüklenmiştir.
İnsanlar, daha önce komşu, bakkal, manav, işçi, memur, dost ve
arkadaş olarak gördükleri kişilerde etnik köken ve mezhebe
dayalı kimlik sorgulamaya başlamışlardır ve bu
gidişatın iddia edildiği gibi, barış ve huzurla,
demokrasi ve hürriyetle, kalkınma ve refahla, kaynaşma ve kardeşlikle
hiçbir ilgisinin olmadığı milletimiz tarafından
anlaşılmıştır. Yüzleşme adı altında
millî tarihimizi karalama kampanyaları millî sorunları sözde çözme
iddialarıyla hız kazanmıştır.
Bugün geldiğimiz noktada,
vatandaşlarımızın geleceğe daha umutlu bakmasını
sağlayacak bir ekonomik ve sosyal yapı söz konusu değildir ve
bütün bunların milletin gözünden kaçırılması için,
aklın, izanın, gerçeklerin karartılması için maddi
çıkar ilişkileri tesis edilen yandaş medya
oluşturulmuştur. Bütün çabalara rağmen Hükûmetin sipariş
verdiği haber ve yorumları yayınlamakta direnen medya
unsurlarına ise baskı ve dayatma
başlatılmıştır.
Maalesef, umutlarla başlanıp acı ve talihsiz
olaylarla son bulan önceki yıllar gibi 2009 yılı da ekonomik
sorunların hiçbir dönemde olmadığı kadar milletimizi
zayıf ve yorgun düşürdüğü, uluslararası ilişkilerin
ağır bir zafiyet göstermeye başladığı ve bölücü
saldırıların, devlete ve millete yönelik meydan okumaların
toplumda tehlikeli bir gerilim ortamını karşımıza
çıkardığı, kaydedilmiş bir yıl olarak
hatırlanacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2010
yılı merkezî yönetim bütçesi, Adalet ve Kalkınma Partisi
hükûmetleri tarafından hazırlanan 8inci, yeni kamu mali yönetim
anlayışına uygun olarak tekemmül ettirilmiş 5inci bütçe
olma özelliği taşımaktadır.
Modern bütçe sistemi, temsili demokrasinin ve kamusal
faaliyetlerin öneminin artmasıyla birlikte gelişmiş ve
yaygınlaşmıştır.
Elbette, çağdaş bütçeleme sistemlerinin gelişiminin
demokrasi mücadeleleriyle birlikte ve yan yana yürüdüğünü gözden uzak
tutmamamız gerekmektedir.
Öte yandan, temsili demokrasilerde, devletin yapacağı
harcamaların büyüklüğü ve kapsamı ile bu harcamaların
yapılabilmesi için millete getirilecek yükümlülüklere millet adına
seçilmiş temsilciler karar vermektedir.
Merkezî yönetim bütçe
kanunu, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve gider
tahminlerini göstermekle birlikte, bunların uygulanmasına ve
yürütülmesine dair yetki ve izni de içermektedir.
Bütçe, devletin bir yıl içinde yapacağı harcamaları
ve elde edeceği gelirleri gösteren ve Meclisimiz tarafından onaylanan
ekonomik, siyasi ve hukuki bir belgedir ve bütçe, tayin ve tespit edilen devlet
politikalarına ulaşmada en önemli mekanizma olarak
karşımızdadır.
Devletin amaçlarına ulaşmada en önemli araç olan bütçe,
bir tarafta, kamu kesimince üstlenilmiş hizmetlerin üretimini
gerçekleştirmektedir. Diğer yanda ise, üretimi özel sektöre
bırakılmış alanlarda millet hayatımızda uygun
etkiler doğurabilmek için kullanılmaktadır.
Bu kapsamda, bütçeyle
milletimize kamusal ve yarı kamusal hizmetler sunulurken gelir
dağılımının etkilenmesi, fiyat istikrarının
sağlanması, büyümenin hızlandırılması, ekonominin
işleyişindeki aksaklıkların düzeltilmesi de gözetilecektir.
Yürütme organının meşruiyetini kazanabilmesi için
en başta bütçenin Meclisimizde kabul ve onayı gerekecektir. Bu,
aynı zamanda bütçenin ekonomik işlevinin yanında çok önemli ve
belirleyici bir siyasi fonksiyonunun da olduğunu göstermektedir. Ancak
Adalet ve Kalkınma Partisinin hükûmet etme dönemlerinde,
sıradanlaşan, hazırlık aşamalarında gerekli ilgi
ve özenin gösterilmediği bütçenin, artık yasal bir zorunluluğun
yerine getirilmesinden başka bir anlam ifade etmediğini özellikle
vurgulamak istiyorum.
Başta maliye politikası olmak üzere, bütün ekonomi
politikalarında öncü ve etkileyici bir rolü olması gereken bütçenin
bu hâlinden şu an itibarıyla çok uzak düştüğünü bu
vesileyle ifade etmek isterim. Ulaşılamayan mali hedefler,
yanlış tespit edilen ekonomik parametreler, geleceği okuyamayan
analiz noksanlığı sürekli olarak gedikler veren bütçenin ortaya
çıkmasına neden olmuştur. Bu durum ise yıl içinde birçok
defa bütçenin bir anlamının kalmadığına dair
yorumları beraberinde getirmiştir. Yapboz tahtasına çevrilen
bütçenin bir yılı tamamlanmadan gücünü ve
inandırıcılığını tamamen kaybettiğine
bu dönemler içinde şahit olunmuştur. Bunun en son örneği olarak
2009 yılı bütçesini göstermek mümkündür.
2010 yılı bütçesinin, içte ve dışta
yaşadığımız çok kritik ve olağanüstü, hassas bir
dönemde görüşmek durumunda olduğumuz hepimizin malumudur. Gelecek
yıl bütçesini ayrıntılarıyla değerlendirmeye geçmeden
önce genel anlamda içinde bulunduğumuz, başta ekonomideki sorunlarla
ilgili olmak üzere bazı temel problem alanlarına dönük
düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, başarısız bir
yönetim altında, varlığı ve bütünlüğü
tartışmalı bir hâle gelmiş, ardı ardına
yaşadığı buhranlarla köşeye sıkışmıştır.
Hareketsiz ve kontrolsüz olarak uçurumun kenarına gelen devlet ve toplum
hayatı, hiçbir dönemde olmadığı kadar ciddi beka sorunuyla
muhatap olmuştur. Siyasetteki dengenin ve istikrarın kaybı
toplumda cepheleşmeyi teşvik etmiş, hayatın her
alanında yozlaşma, ahlaki çöküntü, değer ve norm zedelenmesi
yaşanmaya başlanmıştır. Kültürel gerçeklerimizden ve
toplumsal temellerimizden kopan ekonomik sistemle birlikte milletimiz çok büyük
bir açmazın ortasına düşmüştür.
Bu eleştirileri yaparken elbette ki şu gerçeği de
göz ardı etmemiz mümkün değildir: Ülkemizin ekonomik yapısı
ve gelişmesi, bu zamana kadar çoğunlukla dinamik merkezler
tarafından biçimlendirilmiş, yönlendirilmiş,
şartlandırılmış ve
sınırlandırılmıştır. Nitekim ekonomik
bağımlılık ilişkisinin, belirleyen değil ama
belirlenen tarafı olmayı içine sindiren, hatta ayakta kalabilmek için
bu süreci hızlandıran AKP kadroları, esasen ekonomik meseleleri
samimiyetle çözmeyi hiçbir zaman aklına dahi getirmemiştir.
Diğer taraftan, ekonomik sistemin küresel alana aşırı
bağımlı yapısı ve insanı dışlayan
mekanik kurgusu, zaten birikmiş sorunların kalıcı olarak
çözülmesini zorlaştıran başlıca faktörler arasında yer
almıştır.
Piyasanın düzen ve istikrarını insan
mutluluğunun üzerinde gören böylesi anlayışın elbette ki
krizlerden zarar gören milyonlarca vatandaşımızla ilgili bir
kaygısı olmayacaktır. Görünmez bir elin dengeleyici ve
yönlendirici misyonuna duyulan derin hayranlık ve beraberindeki
teslimiyet, tecrübeyle sabittir ki, görünen ve sahip olunan değerlerin
tahrip olmasının da gerekçesi ve bahanesi olmuştur. Bırakınız
yapsınlar, bırakınız geçsinler. felsefesiyle alınan
mesafeler, gelinen aşamalar sürekli olarak milletimizde büyük
kayıplar oluşturmuştur ve bu yaklaşımın ortaya
çıkardığı, en azından tetiklediği ve hızlandırdığı
ekonomik yıkım, başta ülkemiz olmak üzere
yaşadığımız yerküre üzerinde büyük tahribatlara da
davetiye çıkarmıştır. Hatırı sayılır
süredir serbestleşme ve küreselleşmeyle birlikte yürüyen krizler,
finansal işlemlerdeki kontrol ve gözetim eksiklikleriyle birleşince
doğal olarak etki alanını daha da genişletmiştir.
Nitekim dünya genelinde aşırı ve anormal kâr istekleriyle etik
değerlerin üzeri örtülmüş, çığırından çıkan
bir ekonomik düzenin ahlaki değerlerden uzak altyapısı
oluşturulmuştur. Bu ekonomik düzenin mağdurları ve
kaybedenleri bellidir. Bunlar, dünyanın her yanında yaşayan ve
aralarında milyonlarca vatandaşımızın da
bulunduğu milyarlarca yoksul, çaresiz, umutsuz ve sağlıksız
kitlelerden başkaları değildir.
Sayın milletvekilleri, küreselleşme, teknolojik
gelişmenin belirleyiciliğinde iletişim ve ulaştırma
faaliyetlerindeki gelişmeyle gündemdeki yerini her geçen gün
sağlamlaştırmaktadır. Ulus devletlerin
dayandığı politik topluluğun hem sosyolojik maliyetini hem
de egemenlik haklarını dönüştüren küreselleşme sürecinin
dayatmaları krizlerin ortaya çıkmasının da bir nedenidir. Milyarlarca
insan, bu dengesiz ve adaletsiz sistem yüzünden beslenme ve barınma
sorunları yaşamakta, yeterli eğitim ve sağlık
hizmetleri alamamaktadır. Nitekim günde 2 doların altında gelir
elde eden 1 milyar 300 bin insanın yanı sıra, 500 milyona
yakın kişi de günde 1 doların altındaki bir gelirle ayakta
kalmaya çalışmaktadır. Bugün yaklaşık 900 milyon insan
içilebilir temiz su imkânından mahrum bir hâlde yaşamaktadır.
Gelecek yıl, günlük geliri 1,25 dolardan az olan 90 milyon insanın
daha sefalet şartlarına mahkûm olacağı tespit edilmiş
durumdadır. 2009 yılında 1 milyar 20 milyon kişi yeterli
gıdadan uzak kalmış, bir önceki yıla göre
yaklaşık 100 milyon insan açlığa terk edilmiştir. Bu
rakamlar son kırk yılın en yüksek verileri olarak son derece
dikkat çekicidir. Dünyada 600 milyon yoksul çocuk yaşamakta, bunların
yaklaşık 40 milyonu açlık tehlikesiyle karşı
karşıya bulunmaktadır. Her gece 800 milyon insanın aç
uyuduğu ve her gün 50 bin kişinin ise açlık ve yoksulluktan
öldüğü, dünya genelinde 1 milyarı aşkın insanın aç
olduğu bir manzara insanlığın
karşısındadır. Gelir dağılımındaki
adaletsizlik, yoksulluk, işsizlik, terör, iklim değişiklikleri,
çevre kirliliği gibi konular insanlığın temel problem
alanları olarak göze çarpmaktadır. AKP İktidarının
iştahla eklemlenmeye çalıştığı küresel ekonomik
düzenin kısa özeti bu şekildedir.
Sayın Başbakanın eş
başkanlığını yaptığı Büyük Orta
Doğu Projesi de ifade etmeye çalıştığım bu
karanlık tablonun maskelenmiş stratejik ayağını
oluşturmaktadır.
AKP kadrolarının ağzından
düşürmediği Osmanlının hakkaniyetli cihan nizamı
anlayışı sömürgecilikten, kölecilikten ve yoksulluktan beslenen
bu küresel ekonomik sistem ile ve bu insanlık dışı
manzarayla nerede benzerlik göstermektedir?
Küreselleşmenin bilançosunda, eşitsizlik, yoksulluk,
etnik çatışma, coğrafyaların değişmesi,
devletlerin parçalanması, ülkelerin bölünmesi, kutuplaşma ve
silahlanma mutluluk, refah ve yardımlaşmadan daha ağır
basar hâle gelmiştir. Bunun yanı sıra küreselleşmenin
adalet, refah ve iş birliği vadettiğini de söylemek şu
hâliyle çok mümkün değildir. Ekonomik
bağımlılığını artıran bu süreç, daha
çok son yıllarda iyice şekillenen bölgesel ittifaklar
aracılığıyla, önümüzdeki yıllarda çetin geçeceği
aşikâr olan ekonomik ve kültürel rekabeti de öngörmektedir.
Bu küresel dayatmalar karşısında, millî devletin
temelini oluşturan anahtar kavramlar olan millet, milliyet ve millî
kültürün küreselleşme karşısında ayakta durma mücadelesi
alabildiğine artmıştır. Bunların hemen arkasında
da, millî egemenlik, demokrasi, dayanışma,
bağımsızlık ve onurlu yaşamanın önemi de daha da
belirginlik kazanmıştır ancak, tehlikelerle dolu olan Avrupa
Birliğiyle müzakere sürecinde söz konusu kavramların hepsi tartışılır
hâle gelmiştir.
Türk milletinin kendisine olan inancı zayıflatılarak,
millet olma bilincinin köreltilmesine dönük çabalar hız
kazanmıştır. Yeni ekonomi adıyla propagandası
yapılan bu adaletsiz küresel düzenin, ulus devlet
yapılarını çözmek ve ayrıştırmak istediği de
ortadadır.
Uzunca bir süredir, küresel güçlerin, gelişmekte olan ya da
az gelişmiş ülkelere, demokrasi ve insan hakları
kılıfıyla, böl, parçala ve yönet politikalarını
dayattıkları anlaşılmıştır.
İstikrarsız bir ekonomi, sürdürülebilir ve kontrollü
siyasi istikrarsızlığın bir sonucu ve
hızlandırıcısı olarak milletimize büyük acılar,
zulümler ve sıkıntılar yaşatmaktadır.
Türk milleti, böyle bir mağduriyeti hak etmemektedir.
Fakirlik bir kader, işsizlik mutlak bir son değildir,
olmamalıdır. Hakkaniyetten uzak bu ekonomik süreç, önce bu sürecin
mağduru olan milletimiz tarafından mutlaka
değiştirilmelidir; inancımız odur ki,
değiştirilecek ve tersine de çevrilecektir.
Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, üretimden kopuk,
tamamen kâğıt üstü soyut kıymetlerin ekonomik sistemi felç
etmesiyle geçtiğimiz yıl dünyayı etkisi altına alan
ekonomik kriz ortaya çıkmıştır. 2008 yılında
başlayan küresel krizin finansal piyasalardan reel ekonomilere
sıçraması ise 2009 yılında gerçekleşmiştir.
Kriz her ne kadar ABD kaynaklı olarak ortaya
çıkmışsa da uluslararası ticaret ve kredi piyasaları
yoluyla diğer ülkeleri de önemli oranda hâkimiyeti altına
almıştır ancak küresel krizin çıktığı
ülkeler gerekli tedbirleri alarak krizin ateşini az da olsa
söndürebilmişken en başta kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan
düzensizlik ve dengesizliklerle krize yakalanan Türkiye ekonomisi yoğun
bakım ünitesinden hâlâ çıkabilmiş değildir.
Ne üzücüdür ki uzun yıllardan beri, değişik
dönemlerde ülkemizde ortaya çıkan ekonomik sorunlar gündemi haklı
olarak sürekli işgal etmiştir ve AKP İktidarının
Türkiye ekonomisini âdeta sürükleyerek tuzağına düşürdüğü
kriz hâli bunun en son örneğini teşkil etmiştir. Cumhuriyetin
kuruluşundan bu zamana kadar geçen seksen altı yıllık zaman
zarfında artan ve tekrarlayan sıklıkla ve şiddetle
ekonomide müzmin krizler yaşandığını inkâr etmek
mümkün değildir. Geçtiğimiz yıl başlayan kriz de dâhil
olmak üzere bunlardan yedisi ekonomik sistemi derinden sarsan ve toplumsal
dengeyi altüst eden özellikler taşımışlardır: 1929-31,
1958-61, 1978-81, 1988-89, 1994, 1998-2001, 2008-2009. İlave olarak etki
alanı daha dar ve kısa menzilli dört ekonomik kriz daha
yaşanmış ve milletimiz için ortaya çıkardığı
sonuçları ağır olmuştur; 1947, 1969, 1982, 1991deki gibi.
Türkiye, her on yıllık sürenin sonuna doğru ya
şiddetli ya da hafif bir krizi mutlaka yaşamıştır.
Yirmi yılda bir görülen ve bu yirmi yıllık dönemlerinin
sekizinci yılında başlayan krizler, söz gelimi, 1958, 1978, 1998
olağanüstü şiddet ve uzunlukta olmuş, özellikle 1978 ve 2008
yılı krizleri her açıdan milletimize çok pahalıya mal
olmuştur.
Kabul ve itiraf etmek lazımdır ki, ekonomiyi
uluslararası alana eklemlemede fazlasıyla hevesli olmak, ekonominin
girdiği kriz çarkına içeriden müdahaleyi etkisizleştirmektedir.
Bu durum, aynı zamanda, krize müdahalede yararlanılacak politik
araçları da tesirsiz hâle getirmektedir.
Bu çerçevede, ülkemizde dışa açılmanın hem
siyasal tercihler hem de dayatmalar ve hem kurumsal bağlantılarla
doğru çıktığı 1990lı yılların dünyadan
bize yansıyan istikrarsızlaştırıcı tesirlerle
çakışması çok normal ve çok doğaldır. Bahsetmeye
çalıştığım bu anormal manzaranın iç siyasetimizin
yarattığı gelgitler sonucunda oluşan kaosla birlikte daha
da arttığı ortadadır.
Biliyoruz ki hükûmetlerin her zaman için ekonomiyi denetleyici ve
yönlendirici politika aletleri vardır ve olmalıdır. Etkinlikle
kullanılması hâlinde, bunlar, ekonomik krizleri sınırlarken
krizden çıkışı da kolaylaştırabilecektir.
Nitekim, bütçe politikası bunun en belirginlerindendir. Ne var ki AKP
Hükûmetinin izlediği yanlış ve hatalı politikalar
neticesinde bu işaret etmeye çalıştığım
hususların hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Küresel alanda cereyan
eden kriz içteki olumsuzluklar ve beceriksizlikler sayesinde ve aynı
zamanda ekonomik sistemimizin tabiatında yer alan krize
yatkınlıkla birleşince ortaya çok büyük maliyetler
çıkmıştır. Ekonomideki alaborayı bir teknenin
alaborasıyla karıştıran iktidar zihniyeti tedbir almakta
inat edince, bugün yaşadığımız ve her alana bulaşan
kapsamlı problemlere kapı aralamıştır.
Birbirinden kopuk tedbirlerle krize karşı mücadele
edildiğini iddia eden siyasi iktidar, her şeyden önce, ekonomideki
açmazları tahlil ve izah edecek bir görüş genişliğine bile
sahip olmadığını her fırsatta göstermiştir.
Sadece bir şey yapmış olmak için bazı
adımlar attığı anlaşılan AKP Hükûmetinin, krizi
ortadan kaldıracak fikrinin, inancının, gücünün ve
kararlılığının olmadığı bugün çok daha
net olarak görülmektedir.
Üreten sektörlerin ihmal edilmesi, insanımızın
dertlerinin ciddiye alınmaması ve güvenden yoksun, sanal makro
verilerle ekonominin tasvir ve tahlil çabaları bugüne kadar hiçbir fayda
sağlamamıştır.
Bununla birlikte, geride kalan yıllarda, kendi
dışımızdaki gelişmelerden dolayı
yakaladığımız ekonomideki avantajlı pozisyonun,
vatandaşlarımızın hayat standardında kalıcı
ve etkili sonuçlar doğurmaması, iyileşme ve gelir
artışının iktidara yakın küçük bir azınlıkta
ortaya çıkması, işlerin iyiye gittiğinin işareti
sayılmamalıdır.
Bu çelişkilerle dolu özürlü manzarayı ülkemiz genelinde
bir başarı olarak takdimde ısrar eden Sayın Başbakan
Erdoğan, yoksullaşan, işsiz kalan, çaresizliğin
acımazlığında kıvranan milyonları hamasetle
avutmaya çalışmıştır.
Türkiyeyi baştan başa saran ve sosyal yapıyı
sarsan krizi hâlâ teğet edebiyatıyla tevil etmeye çalışan
iktidar, tedbirde çok geç kalmıştır ve olumlu etkileri konusunda
ciddi şüphelerin çok fazla olduğu paketlerle krizi
savuşturacağını zannetmiştir.
Büyüme, kalkınma ve zenginleşmeyi yalnızca
rakamlarda arayan iktidar zihniyetinin, vatandaşımızın içine
düştüğü ekonomik zorlukları çözmesi bir tarafa,
anlamasının dâhi ihtimal dâhilinde olmadığı
gelişmelerle ortaya çıkmıştır.
Takdir edersiniz ki, ekonomide sayılar ve rakamlar önemlidir.
Ancak her rakamın arkasında insanımızın
acıları, gözyaşları ve dertlerinin bulunduğunu
unutmamak lazımdır. Küçük bir rakam ve yüzde, çok sayıda insan
için iş veya işsizlik, açlık veya tokluk, çare veya
sıkıntıdır.
Sayın milletvekilleri, 1929 ekonomik krizi
dışında yaşadığımız ekonomik krizlerin
hemen hepsinin ağır bir siyasi faturası olmuştur.
Soğuk savaş yıllarında yaşanan 1958 ve 1978
krizlerini, askerî darbe, demokrasinin askıya alınması ve siyasi
parti kapatma süreçleri izlemiştir. Milletimiz uzunca bir süre bu müdahalelerin
neden olduğu siyasi çalkantılarla sarsılmıştır.
Her ekonomik kriz peşi sıra demokratik sistemin
tartışılmasını beraberinde getirmiş, bundan en
fazla zararı elbette büyük milletimiz yaşamıştır.
Çalkantı, kriz, askerî müdahale ve dışa
bağımlılık, birbirini izleyen ve iç içe geçmiş
süreçler olarak ülkemizin talihsiz ve demokratik olmayan bir
alışkanlığı hâline gelmiştir. Hem ekonominin hem
demokrasinin kısır döngüsü olarak tanımlanabilecek bu fasit
daire geride kalan yıllarda büyük kayıplarımıza neden
olmuştur. Bununla birlikte, ülke çıkarımıza uygun düşmeyen,
millî gerçeklerimizle bağdaşmayan, hatta kimi zaman mantık
dışı ekonomi politikalarıyla da yüz yüze gelinmiştir.
Bugün de dışarıya hevesle bağlanan ve
geleceğini dış bağlantılarda arayan AKP
İktidarı, bu anlayışın doğal sonucu olarak
insanımızın refahını, uluslararası
kuruluşların raporlarında, borsa endekslerinde, küresel finans
kurumlarının himmetinde aramaktadır. Olumlu olduğuna
inandığı en küçük veriyi bile başarı gibi takdim
etmekten başka seçeneği kalmamış Sayın Başbakan
Erdoğana, sadece sokaklara, caddelere, pazarlara,
çarşılara, tarlalara,
bostanlara, fabrikalara bakarak insanımızın ne hâle
geldiğini görmesini tavsiye ediyorum. Buna ilave olarak, uluslararası
yalancı şahitlere sığınarak ortada duran gerçekleri
değiştirmeye çalışanları içinden çıkmakta bir
türlü başarılı olunmayan krizlerin sosyal sonuçlarına da
bakmaya davet ediyorum. Nitekim her krizin kaybedenleri bellidir ve onlar da
milyonlarca dar ve az gelirli insanımızdan başkası olmamıştır.
Krizlerin yanlış politika ve öngörü hatalarından
çıktığı, savruk ve sorumsuz uygulamalarla daha da
derinleştiği aşikârdır. Ayrıca, ekonomik
dengesizliğin siyasal ve toplumsal bunalımlara anında
dönüştüğü, bu zamana kadarki tecrübelerle sabittir.
Yedi uzun yıldır iktidar sorumluluğunu
taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi kendisine tanınan
fırsatları birer birer heba etmiş, en müsait şartlarda dahi
ekonomik problemleri çözememiştir. Ekonominin dış etkenlerdeki
gelişmelerden dolayı oransal büyümesini ve sanal gelişmesini de
yanlış yorumlamıştır. Nitekim dünya büyüme
oranlarının yüzde 4 ile 5 arasında seyrettiği bir dönemde
Türkiye ekonomisi de bundan kendine düşen hisseyi almıştır.
AKP Hükûmetince iftiharla her ortamda propagandası yapılan bir ekonomik
büyüme, esasen 2005 yılından itibaren gerilemeye başlamış,
2006 yılından sonra da bu düşme daha da belirginlik
kazanmıştır. 2003-2007 döneminde ortalama yüzde 6,9 olan
gayrisafi yurt içi hasıla artış oranı 2008
yılında yüzde 0,9 olarak gerçekleşmiştir. 2008in ilk
yarısında yüzde 4,9 büyüme olarak hesaplanan gayrisafi yurt içi
hasıladaki değişim, küresel krizin etkilerini gösterdiği
2008in ikinci yarısında yüzde 2,7 oranında düşüş
olarak gerçekleşmiştir.
2009 yılına gelindiğinde, yılın ilk
çeyreğinde gayrisafi yurt içi hasıladaki daralma yüzde 14,3 olarak
gerçekleşerek son yılların en yüksek seviyesine
çıkmıştır. Gayrisafi yurt içi hasıladaki daralma 2009
yılının ilk altı aylık döneminde 2008in aynı
dönemine göre yüzde 10,6 oranında gerçekleşmiştir.
İşsizlik sözde büyümeye rağmen artmaya devam etmiş, Türkiye,
Güney Afrika ve İspanyayla birlikte işsizliğin en yüksek
olduğu üç ülkeden birisi hâline gelmiştir. Dış talepte
yaşanan düşüş neticesinde imalat sanayisinin daralması ve
ülke içi ekonomik faaliyetlerin azalmasıyla işsizlik oranlarında
2008 ve 2009 yıllarında büyük artış
yaşanmıştır. 2007 yılında 10,3 olan işsizlik
oranı 2008de yüzde 11e çıkmış, 2009 yılı
Şubat ayında yüzde 16,1 olarak yıl içindeki en yüksek seviyeye
ulaşmıştır. Kriz teğet geçti, en az etkilendik, bize
bir şey olmaz. denildikçe yüz binlerce vatandaşımız
işsiz kalmış, fabrikalar kapanmış, her ocaktan
feryatlar yükselmiştir. Krize fırsat gözüyle bakıldıkça
kriz acı ve katlanılmaz yüzünü daha çok yoksulluk, sefalet ve
şikâyet olarak göstermiştir. Bugün evler, sokak araları,
kahvehaneler küçümsenen kriz nedeniyle çaresizliğe mahkûm olmuş
insanlarımızla doludur. Nereden nereye geldik. diyerek dönem dönem
kendi iktidarıyla önceki dönemleri
karşılaştıranların gerçekten de Türkiyeyi nasıl
içinden çıkılmaz duruma
soktuğu ortadadır. Ekonomiyi borsa endekslerinde, faiz
oranlarında, döviz kurunda arayan ve bu alanlardaki gelişmelerle izah
etmeye çalışan ekonomi algısından başka bir şey
beklemek de mümkün değildir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; takdir
edersiniz ki hayatımızın her alanına nüfuz eden bütçeyi
buradan bütün yönleriyle ve ayrıntılı olarak analiz edecek
zamana sahip değiliz. Bu konuları bütçeyle ilgili müzakereler
esnasında grubumuzu temsilen söz alacak olan arkadaşlarım yüce Meclise -görüşlerimizi-
detayıyla ifade edeceklerdir. Buna rağmen, 2010 yılı
bütçesiyle ilgili olarak genel bir değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak
istiyorum.
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda
başlangıçta merkezî yönetim bütçe giderleri 259 milyar 156 milyon TL,
bütçe giderleri de 248 milyar 758 milyon TL olarak öngörülmüştür. Bu
çerçevede 2009 yılında 10 milyar 398 milyon TL bütçe
açığı hesaplanmış ve bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranının ise yüzde 0,9 olarak gerçekleşeceği tahmin
edilmişti. Ne var ki baştan itibaren temelsiz ve ekonominin
gerçeklerinden kopuk olarak hazırlandığını dile
getirdiğimiz 2009 yılı bütçesiyle ilgili görüşlerimizde ne
kadar haklı olduğumuz bir kez daha ortaya
çıkmıştır.
2009 yılı Ocak-Ekim döneminde bütçe giderleri 218 milyar
600 milyon TL, bütçe gelirleri ise 175 milyar 368 milyon TL olarak
gerçekleşmiştir. Bu dönemde bütçe açığı da geçen
yılın aynı dönemine göre yüzde 784,7 artmış ve 43
milyar 232 milyon TL düzeyine ulaşmıştır. Hükûmetin
öngörüsüzlüğü ve önlem almada son derece isteksiz olduğu kriz
nedeniyle kamu giderlerindeki artış ve gelirlerindeki azalma
sebebiyle bütçe açığının
2009 yılı sonunda 62 milyar 824 milyon TL, bütçe
açığının gayrisafi yurt içi hasılaya
oranının ise yüzde 6,6 olarak gerçekleşmesi gündeme
gelmiştir.
Bu hâliyle, AKP İktidarı bütçeyi hiçbir anlamı ve
önemi kalmayan bir kâğıt tomarı hâline dönüştürmüştür.
Özellikle bütçe büyüklüklerinin dayandığı içinde
bulunduğumuz yıl için söz konusu olan yüzde 4lük büyüme tahmininin
abartılı olduğunu, 2009 yılı bütçesinin görüşülmesi
esnasında ve sonrasında yaptığımız ikazlarla
sürekli gündeme getirmiş ancak Hükûmeti aymazlığından bir
türlü döndürememiştik. Oysaki geride bıraktığımız
aylardaki gelişmeler bu uyarılarımızda da ne kadar
haklı olduğumuzu göstermiş, nitekim, 2009 yılında
Türkiye ekonomisinin yüzde 6 küçüleceği ortaya
çıkmıştır. Ne var ki, Türkiye ekonomisinin 2009
yılındaki acı derslerinden kendi hissesine düşen sonuçlar
almakta direnen iktidar partisinin hazırladığı 2010
yılı bütçesi, yine umut verici olmaktan uzaktır. Bu defa da 2010
yılı ekonomik büyümesinin yüzde 3,5 civarında gerçekleşmesi
ve izlenen yıllarda kademeli bir şekilde yükseleceği tahmin
edilmektedir. Orta vadeli programda ve bütçede yüzde 6 düzeyinde bir küçülme
hedefinden sonra, Türkiye ekonomisinin 2010 yılında nasıl olur
da yüzde 3,5 oranında büyüyeceği hususu izaha muhtaçtır.
Finansman kaynaklarının açıklanamadığı, yükselen
kamu açıkları ve kamu borçlanma gereğinin ve bunun tetikleyeceği
enflasyonist etkilerin bütçede göz ardı edildiği ortadayken, bu büyüme
seviyesine ulaşılmasının mümkün olmadığı
şimdiden belirginlik kazanmıştır.
Ekonominin uzun yıllardır, 2009da olduğu kadar
daralmadığı ortadadır. Bu kusurun ise başlı
başına Hükûmetin krizi önemsememesinden ve lazım gelen
tedbirleri almamasından kaynaklanmış olduğu kuşku
götürmez bir gerçektir. İlave olarak, yedi yıldır tek
başına hükûmet olmasına rağmen, AKPnin ekonominin
yapısal sorunlarını çözmekte başarısız olması,
ortaya çok kötü bir tablonun çıkmasına da neden olmuştur.
Ekonomik krizin temelde ve öncelikle reel sektörü baskı altına
almasına rağmen, gelecek yıl bütçesinde reel sektörü
rahatlatacak hiçbir tedbire yer verilmemesi tam bir AKP klasiğidir.
2010 yılı merkezi yönetim bütçesinin ülkenin dört bir
tarafında ihtiyaç duyulan yatırımı götüren, reel kesimi
destekleyen, ekonomik gelişmeye odaklanmış, refahı dikkate
alan bir bütçe olmaktan tamamen uzak olduğu bütün yönleriyle ortaya
çıkmıştır. Krizin etkisiyle bozulan kamu mali dengelerinin
düzelmesi yönündeki önümüzdeki yılda da ümitvar olmamızı
sağlayacak bir gelişme söz konusu değildir. 2010 yılı
merkezî yönetim bütçesinin giderleri 286 milyar 928 milyon TL, gelirleri 236
milyar 794 milyon TL, bütçe açığı ise 50 milyar 134 milyon TL ve
faiz dışı fazlanın da 6 milyar 616 milyon TL olarak gerçekleşeceği
öngörülmüştür. Bu kapsamda 2010 yılı bütçesi krizden
çıkışı sağlayamayacak, krizi toplumsal yapıya
daha çok yayacak bir nitelik gösterecektir. Bütçe açığındaki
tehlikeli artış başkaca bir yorum yapmamıza gerçekten de
mani olmaktadır. 2010 merkezî yönetim bütçesinde faiz hariç bütün
giderlerinin 2009 yılı sonu tahmininden yüzde 9 oranında fazla
belirlenmiş olmasına karşın yüzde 3,5lik temelsiz büyüme
öngörüsüyle bütçe gelirlerindeki yüzde 16,1; vergi gelirlerinde ise yüzde 18,2
oranındaki artış beklentisi gerçekçi ve tutarlı
olmayacaktır.
Vergi gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki
payının 2010 yılında yüzde 18,8e
çıkarılması hedefinin temelden sakat ve yanlış
olduğunu belirtmek isterim. Ekonominin içinde çırpındığı
olumsuz şartlarda toplam vergi gelirlerinin geçen yıla nazaran
gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1,5i nispetinde
artırılması da şu hâliyle çok uzak görülmektedir. 2010
yılı merkezî yönetim bütçesinde giderlerin yüzde 7,6; faiz
dışı giderlerin ise yüzde 9 oranında artacağı öngörülmektedir.
2010 yılında gayrisafi yurt içi hasıla deflatörünün yüzde 5,
TÜFEnin ise yüzde 5,3 artacağı düşünüldüğünde 2010
yılında bütçe giderlerinde oldukça önemli reel artışlar
olacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca, daralan iç
talep, harcama eğiliminin zayıflaması, gelir yetersizliği
2010 yılında 2009 yılına göre gelir vergisi tahsilat
artışı hedefinin yüzde 10,2 oranında tahmin edilmesinin çok
hatalı ve basiretli bir davranış olmadığını
ortaya koymaktadır.
Toplam KDV tahsilatında 2010 yılı hedefi ise yüzde
21,6lık bir artışla 52 milyar 744 milyon lira düzeyindedir.
Hükûmetin gelir vergisinde yüzde 10,2lik bir artış öngörmesi,
toplumun gelirlerinin yüzde 21,6 artmayacağını göstermektedir.
Enflasyon beklentisinin yüzde 5,3, büyüme hedefinin yüzde 3,5 olmasına,
tüketimin ve fiyatların artmayacağının öngörülmesine
rağmen yüzde 21,6 KDV tahsilat artış hedefi tam anlamıyla
bir tutarsızlık örneğidir.
Kamu çalışanlarına yönelik, 2010 yılında
da altışar aylık dönemler itibarıyla yüzde 2,5 artı
2,5 zam yapılacak olması kamu görevlileri için daha zorlu günlerin
habercisi niteliğindedir.
2010 yılı da toplumsal destekleme ve
dolayısıyla çiftçi kardeşlerimiz açısından iyi bir
yıl olmayacaktır. 2010 yılında tarımsal destekleme
ödeneği nominal olarak 2008 yılındaki seviyenin
altındadır.
Nitekim 2010 yılı bütçesi bu hâliyle sosyal yönü
olmayan, kamu görevlilerini gözetmeyen, milletimizin sorunlarının
altında ezileceğini tescil eden bir özelliğe sahiptir.
Hükûmetin 2010 yılı için getirdiği merkezî yönetim
bütçe parametreleri ve orta vadeli çerçeve ekonomiye ivme kazandıracak,
Türkiyenin ilerleyen yıllarda büyümesine ve rekabet gücüne katkı
sağlayacak bir kamu yatırım programı
uygulanmayacağına işaret etmektedir. Nitekim 1998-2000 döneminde
kamu yatırımlarının millî gelir içindeki payı ortalama
yüzde 4,8 olmuşken, 2003-2010 döneminde bu oran yüzde 3,8 olarak
gerçekleşmiştir. 2010 yılında toplam kamu
yatırımlarında 2009 gerçekleşme tahminine göre yüzde 8,2
oranında bir artış öngörülmektedir. Bütçe açısından
bakıldığında yatırım ödeneklerindeki
artış yüzde 1,4 oranında olduğu görülecektir. Aynı
kategoride yer alan ekonomiler arasında büyümedeki düşüşün en
fazla Türkiyede olduğu, işsizliğin en çok Türkiyede
yükseldiği ancak bu olumsuzlukların sağlıklı analizi
yapılmadan bütçe hazırlandığı net olarak
anlaşılmaktadır.
Son olarak şu hususların altını çizmeyi
yararlı görüyorum: 2010 yılı bütçesi bu hâliyle
inandırıcı olmaktan uzaktır ve aynı zamanda
yetersizdir. Bundan dolayı Türkiye ekonomisi önümüzdeki yılı
daha büyük zorluklar içinde geçirecek, milletimiz adına umut verici
gelişmeler yaşanmayacaktır. Kendisi gibi
inandırıcılıktan ve samimiyetten mahrum bir bütçe
hazırlayan AKP İktidarı ile gelecek yıl da şimdiden
kaybedilmiş gözükmektedir. Büyük bir ekonomik krizin içinden çıkış
arayan ülkemiz önümüzdeki yılın bütçesiyle hiçbir sorunu
aşamayacak Ne yapalım, dünyada da kriz var. diyen bakış
açısıyla Hükûmet teslimiyetçi tutumunu ekonomide de sürdürecektir.
Bu bütçede Hükûmet işsizlik sorununun çözümünde devleti devre
dışı bırakmış, istihdamı özel sektörün
inisiyatifine terk etmiştir. Ne var ki daha şimdiden 50,1 milyar TL
olarak öngörülen bütçe açığıyla özel sektörün
kullanacağı finans imkânlarını kendine kullanacağını
da ilan ederek özel sektörün yatırım konusunda da önünü
kesmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kısaca
Türkiyemiz için siyasi ve ekonomik krizler, belirsizlikler, çalkantılar
ve gerginliklerle geçen, gelecek için kaygılarımızın
derinleştiği kayıp bir yıl olan 2009dan sonra 2010
yılının da heba edilen bir yıl olacağı
anlaşılmaktadır ve bütün veriler 2010 yılının
içinde bulunduğumuz 2009 yılından daha zor
olacağını göstermektedir. Öngörülen gelirler toplanamayacak,
giderler ise hedeflerin üzerine çıkacaktır. Bu bütçe hesap
bilmezliğin değilse milleti aldatma anlayışının
bir ürünüdür. Gerçeklerden uzak, sanal beklentilerle hazırlanan 2010
bütçesinde işçiye, memura, çiftçiye, emekliye, esnafa, işsize,
yoksula, dar ve sabit gelirlilere bir umut yoktur. Müteşebbise, sanayiciye
umut yoktur. Yatırıma, üretime ve istihdama bir umut yoktur.
Eğitime, sağlığa, huzura ve kardeşliğe umut
yoktur. Bütçenin ülkemizin ve milletimizin geleceğini şekillendirecek
tercihleri ve öncelikleri dikkate alan ve ortaya koyan bir vizyonu da yoktur.
Daha mutlu, daha müreffeh, daha huzurlu bir Türkiyenin müjdesi de yoktur.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak samimi beklentimiz,
insanlarımızın mutlu, huzurlu ve gelecekten daha umutlu
olduğu, devleti, ülkesi ve milletiyle bir ve bütün olarak daha güçlü bir
Türkiyenin birlikte inşasıdır. Millet yararına olmayan
hiçbir işin içerisinde olmadık, olmayacağız. Biz, daima,
millet yararına çabaların içinde olacağız. Hükûmetin bu
yöndeki çabalarına da katkıda bulunmaya hazırız.
Bu duygu ve düşüncelerle, 2010 yılı merkezî yönetim
bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı sonuçlar getirmesini
diliyorum. Televizyonları başında bizleri izleyen
vatandaşlarıma saygı ve sevgiler sunuyorum. Konuşmama son
verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞKAN Sayın Bahçeli, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar
tamamlandı. Şimdi, bütçe kanunu tasarıları üzerindeki
görüşmelere şahıslar adına söz isteyen
arkadaşlarımıza söz vererek devam edeceğiz.
İlk söz, bütçenin lehinde olmak üzere, Karaman Milletvekili
arkadaşımız Sayın Lutfi Elvana ait.
Sayın Elvan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
LUTFİ ELVAN (Karaman) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2010 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı
hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1929 yılında yaşanan büyük buhrandan sonra dünyada
yaşanan en büyük küresel krizden ülkelerin büyük çoğunluğu
önemli ölçüde tahribat görmüştür değerli arkadaşlar. Ancak
ülkemiz almış olduğu önlemler sayesinde yapısal bir
tahribat görmemiştir ancak konjonktürel etkilenmeler olmuştur. 2001
yılına baktığımızda dünyanın hiçbir yerinde
kriz yaşanmamış iken ülkemiz bir krizle karşı
karşıya kalmış ve önemli ölçüde yapısal bir tahribat
görmüştür. Krizin oluşturduğu tahribatın bedelini
vatandaşımız ödemiştir ancak bugünkü global krizin
konjonktürel etkisini vatandaşımıza ödetmedik ve
ödetmeyeceğiz.
2010 yılı bütçesi sağlam ve gerçekçi bir makro
ekonomik çerçeveye sahiptir değerli arkadaşlar. 2010
yılında öngörülen yüzde 3,5 büyümenin rahatlıkla gerçekleştirilebileceğine
inanıyoruz. Bakın bu iyimser tabloyu sadece biz görmüyoruz,
uluslararası kuruluşlar, Türkiyeyi krizden en hızlı
çıkacak olan ülkeler arasında saymaktadır. OECD, ülkemizin 2010
yılında yüzde 3,7 oranında, 2011 yılında ise yüzde 4,6
oranında büyümesini öngörmektedir.
Bunun anlamı şudur değerli arkadaşlar: 2010
yılında Türkiye OECD ülkeleri arasında ikinci en hızlı
büyüyen ülke olacak demektir. 2011 yılında ise yine OECD ülkeleri
arasında birinci en hızlı büyüyen ülke olacak demektir.
Burada büyümeden bahsedilmişken, Sayın Baykalın
değindiği hususa bir nebze ben de değinmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, elimde Uluslararası Ekonomik
Göstergeler kitabı var. Bu kitapta elli yedi ülkenin büyüme rakamları
var ve bu elli yedi ülke toplam dünya gayrisafi yurt içi
hasılasının yüzde 99,9unu alıyor değerli
arkadaşlar. Sayın Baykal, sadece bir yılı aldı, 2007
yılını aldı ve dedi ki
Zannedersem 130 küsur düzeyinde bir
sıralama söyledi. Bu 57 ülke arasında değerli arkadaşlar,
Türkiye 30uncu sırada. 2007 yılı için söylüyorum. 2005
yılına baktığımızda Türkiye 6ncı
sırada. 2004 yılına baktığımızda Çinden
sonra Türkiye en hızlı büyüyen bir ülke değerli arkadaşlar.
Biz farklı bir kulvarda koşuyoruz. Lütfen bizi
rakiplerimizle kıyaslayın değerli arkadaşlar. Bizi,
Gineyle, Fasla, Burkina Fasoyla, Maliyle kıyaslamayın lütfen. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Arjantin ve Brezilyadan
bahset!
ABDULLAH ÖZER (Bursa) G-20lerle kıyasla.
LUTFİ ELVAN (Devamla) Değerli arkadaşlar,
diğer bir husus: Yine bizim işçimizin, memurumuzun,
sigortalımızın gelir durumunun oldukça kötü olduğu
söylendi.
Ben, Sayın Bakanımız Şimşek veya
Yılmazdan, şu tablonun tüm milletvekillerine
dağıtılmasını istiyorum değerli arkadaşlar.
Bu tablo neyi gösteriyor? 2002 yılından 2009 yılına kadar
devlet memurlarında, BAĞ-KURlularda, SSKlılarda ne kadar
artış sağlandığını gösteriyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hepsi refah içinde!
LUTFİ ELVAN (Devamla) Değerli arkadaşlar, burada
sadece ve sadece reel anlamda bir tek alanda düşüş var. O de nedir
biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Yüksek düzeyli memurların
maaşında. Bizim sosyal adalet anlayışımız budur
değerli arkadaşlar, budur. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Bu tablonun tüm özellikle muhalefet partisi
milletvekillerine dağıtılmasını istiyorum değerli
arkadaşlar.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Tabii, tabii.
LUTFİ ELVAN (Devamla) 2002-2009 döneminde ne kadarlık
bir reel artış sağladığımızı hepiniz
göreceksiniz. Özürlülerde yüzde 450,
BAĞ-KURlularda yüzde 155. Bunlara lütfen bakınız,
lütfen.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Kaç lira?
LUTFİ ELVAN (Devamla) İşsizliğe yönelik
olarak değerli arkadaşlar, şunu belirteyim, şunu belirteyim
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) BAĞ-KUR emeklisinin
maaşı kaç lira oldu? Onu söyle!
LUTFİ ELVAN (Devamla) Avrupa ülkeleri arasında
istihdam yaratmada en iyi ülke konumundayız. Elbette işsizlik
rakamlarımızda yükseklik var. Bunu biz kabul ediyoruz ama istihdam
yaratmada en başarılı ülke biziz. Rakamlara bakınız
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) İşsizlik filan yok
memlekette!
LUTFİ ELVAN (Devamla) Rakamlara bakınız. Size
şunu söyleyeyim: 2004-2008 döneminde AB ülkeleri arasında tarım
dışı alanda istihdam sağlamada yüzde 16,2lik bir
artış sağlamış iken bizi takip eden ikinci ülke ise
İrlandadır, yüzde 15,2. Birinci sıradayız değerli
arkadaşlar. Bunları görmezden gelmeyelim lütfen.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada
yaşanan
Bir hususa daha değinmek istiyorum yine Sayın Baykalla
ilgili olarak. Yine, hormonlu büyümeden bahsetti değerli arkadaşlar.
Ben size şunu söyleyeyim: Avrupada şu anda tüketilen her 2
televizyondan 1 tanesi hormonludur arkadaşlar, bunu biliniz. Avrupada
tüketilen otomobiller, kullanılan otomobiller hormonludur, bunu da biliniz
çünkü bunlar Türkiyede üretiliyor arkadaşlar, Türkiyede üretiliyor. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK
PARTİ son yedi yılda yapmış olduğu reformlarla
değişimin ve dönüşümün simgesi hâline gelmiştir. AK
PARTİnin diğer partilerden en büyük farkı yenilikçi
olmasıdır, dünyaya açık olmasıdır, yapısal
sorunlardan kaçmayan, aksine bu sorunların üzerine giden ve çözüm üreten
bir parti olmasıdır. Tüm planlarını ve programlarını
finansmanıyla birlikte ortaya koyan ve bunları bir eylem planına
dönüştürerek bizatihi uygulayan bir partidir değerli arkadaşlar.
AK PARTİ, bir taraftan dünyaya açık, piyasa ekonomisine dayalı,
rekabetçi politikalar uygularken diğer taraftan sosyal devlet ilkesini
hayata geçiren bir partidir. Gerçekleştirilmesi güç olduğu bilinen bu
politikayı AK PARTİ uygulamış ve
başarmıştır. AK PARTİ dünyaya rekabetçi bir
anlayışın sosyal devlet anlayışıyla paralel
götürülebileceğini göstermiştir değerli arkadaşlar.
CANAN ARITMAN (İzmir) Sosyal devlet mi kaldı?
LUTFİ ELVAN (Devamla) Peki, bu nasıl
başarılmıştır? Değerli arkadaşlar, biz
hiçbir zaman popülist davranmadık, halkın sesine kulak verdik,
çağdaş dünyayı yakinen takip ettik, rasyonel olan neyse onu yaptık.
AK PARTİ olaylara bütüncül yaklaşımıyla güven ve
istikrarın teminatı olmuştur değerli arkadaşlar.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sokaklar kan gölü!
LUTFİ ELVAN (Devamla) Biz, birilerinin
yaptığı gibi, geleceğimizi karartma pahasına otuz
sekiz-kırk yaşındaki insanımızı emekli etmedik
değerli arkadaşlar. Biz çocuklarımızı
düşünüyoruz, biz partimizden çok geleceğimizi düşünüyoruz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Mezarda emekli
edeceksiniz!
LUTFİ ELVAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, AK
PARTİ sorunlardan şikâyet eden bir parti değil, sorunlara çözüm
üreten bir partidir. AK PARTİ yıllardan beri iktidara gelen
hükûmetlerin üzerine gidemediği kronik sorunların üstesinden
gelmiştir. Tam yirmi beş yıl, tam yirmi beş yıl bu
ülkenin siyasetçileri, ekonomi profesörleri, köşe yazarları
enflasyonun nasıl düşürüleceğini
tartışmışlardır arkadaşlar, tam yirmi beş
yıl ve buna çare bulamamışlardır, sonuç nafile
olmuştur, imdada AK PARTİ yetişmiştir.
Değerli arkadaşlar, yıl 1961, Türkiye ilk
kalkınma planını hazırlıyor ve planda sosyal güvenlik
reformundan bahsediliyor. Bu husus daha sonraki kalkınma
planlarının değişmez bir maddesi hâline geliyor ancak
hiçbir iktidar bu sorunun üzerine gitme cesaretini bile gösteremiyor. Sonunda
imdada yine AK PARTİ yetişiyor değerli arkadaşlar.
AK PARTİ öncesi iktidarlar, Güneydoğu Anadolu Bölgesine
yönelik hiçbir finansal ayağı olmayan paketler üstüne paketler
açıyorlar, çok güzel raporlar hazırlıyorlar ancak bunlar hiçbir
zaman uygulamaya dönüştürülemiyor, sadece ve sadece rafları süslüyor.
AK PARTİ İktidarı ise bölgeye yönelik programını
hazırlıyor, bunu eylem planına dönüştürüyor, bütçeye
gerekli ödenekleri koyuyor ve uygulamaya geçiriyor değerli
arkadaşlar, GAP Projesini hızlandırıyor.
GAP Projesinden bahsedildi. Değerli arkadaşlar, beş
yıl için aşağı yukarı 22 milyar TLlik ödenek
ayrılmıştır. Bunlar lafta değil, raflarda olan
dokümanlarda değil, bizatihi gerçekleştirdiğimiz ve
gerçekleştireceğimiz şeylerdedir.
SODES adını verdiğimiz Sosyal Destek
Programını başlatıyor. Yine tüm ülke çapında yerel
kalkınmayı harekete geçirmek için kalkınma ajansları
kuruyor, cazibe merkezleri oluşturuyor. Ne için? İllerimizin,
bölgelerimizin potansiyelini harekete geçirmek için, yerel düzeyde insan kaynağımızı
güçlendirmek için; kısacası Anadoluyu ayağa kaldırmak
için, Erzurum, Van, Şanlıurfa, Mardin gibi illerimizi cazibe
merkezleri yapmak için
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Elvan, size de ilave süre vereceğim.
İki dakikada ta-mamlayabilir misiniz.
LUTFİ ELVAN (Devamla) Lütfen
BAŞKAN Buyurun.
LUTFİ ELVAN (Devamla) Acaba AK PARTİ öncesi iktidarlar
KOBİlere, gençlere, kadınlara yönelik ne tür programlar
uyguladı? Bunları çok merak ediyorum ve burada dinlemek istiyorum.
KOSGEB, Kredi Garanti Fonu, Türkiye İş Kurumu gibi kuruluşlar AK
PARTİ öncesi, adının olup varlığının
tartışıldığı kuruluşlardı değerli
arkadaşlar.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Şimdi, hortumlama yeri
oldular!
LUTFİ ELVAN (Devamla) İktidarımız döneminde
bu kuruluşlar aktive edilmiş, binlerce KOBİye destek
sağlanmış, on binlerce insanın meslek edindirme
kurslarına katılımı sağlanmıştır.
Sadece örnek olması açısından söylüyorum: Bizden önceki
iktidarlar döneminde yılda 10 milyon lira bile çok görüldü aktif iş
gücü programlarına değerli arkadaşlar, 10 milyon lira bile
tahsis edemediler aktif iş gücü programlarına. Biz 2009
yılında 511 milyon lira, 2010 yılında 495 milyon lira
ödenek tahsis ettik. Sadece ve sadece bu yıl 200 binin üzerinde
insanımız aktif iş gücü programlarından faydalandı.
Bana şunu söyleyebilir misiniz: Bizden önceki iktidarlar döneminde
yılda birkaç bin kişi aktif
iş gücü programlarından faydalandı. Kimse bunu
söyleyemez değerli arkadaşlar.
Kısacası, değerli arkadaşlar, biz üretken bir
toplum oluşturmaya çalışıyoruz. Geri kalmış
ülkelerin her şeyi devletten bekleyen anlayışı yerine,
çalışmak isteyene, üretmek isteyene, girişimci olmak isteyene
destek verme anlayışını yerleştirmeye
çalışıyoruz. Diğer taraftan, bu yaklaşıma paralel
olarak altyapı yatırımlarına öncelik veriyor, sosyal devlet
anlayışını yerine getiriyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye,
artık sadece nicelik olarak büyümüyor, nitelik olarak da büyüyor.
Türkiyenin artık ölçeği değişmiştir. Türkiye,
artık millî gelir açısından, kişi başı gelir
açısından, dış ilişkiler açısından
farklı bir düzleme girmiştir. Türkiyenin sadece bölgesel bir güç
olmadığı, aynı zamanda dünyada nüfuz alanının
önemli ölçüde genişlediği zikredilmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Elvan, ilave süreniz de doldu. Lütfen,
Genel Kurulu se-lamlayın, tekrar açıyorum.
LUTFİ ELVAN (Devamla) Bitiriyorum Sayın Başkan.
Bunlar sadece benim değil dış dünyanın da
tespitleridir değerli arkadaşlar.
Konuşmama son verirken şunu belirtmek istiyorum: Her
ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de elbette sorunlar var ancak AK
PARTİ İktidarı bu sorunları çözecek güç ve inanca sahiptir.
2010 yılı bütçesi önümüzü daha da açacak, gücümüze güç katacak bir
bütçedir değerli arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyor,
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Elvan, teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Hükûmetin söz talebi vardır.
Şimdi Hükûmet adına Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanı kürsüye davet ediyorum.
Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ
sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyor, 2010 mali yılı bütçe kanunu
görüşmelerinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını
diliyorum.
60ıncı Hükûmet olarak 3üncü bütçemizi, 58, 59 ve
60ıncı Hükûmetler olarak da 8inci bütçemizi bugün Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşmeye başlıyoruz.
Konuşmama başlarken Bursa Kemalpaşada
hayatını yitiren 19 madenci kardeşimize Allahtan rahmet
diliyorum.
Yine, Tokat Reşadiyede terörist saldırı sonucu
şehit olan 7 Mehmetçiğimizi de rahmetle anıyor, Allahtan rahmet
dilerken tüm yakınlarına ve milletimize
başsağlığı temennisinde bulunuyorum.
İstanbulda terör örgütünün istismar ettiği çocukların
gerçekleştirdiği terör eyleminde molotoflu saldırıya maruz
kalarak yaşamını yitiren Serap kızımıza da bir
kez daha Allahtan rahmet, ailesine sabırlar,
başsağlığı diliyorum.
Özellikle konuşmamın hemen başında bir
gerçeği vurgulayarak bazı tespitleri yapmak istiyorum. Tabii burada
bu değerlendirmeleri yaparken de herhâlde hiç rahatsız olmamak
gerekir. Zira, bu bir bütçe müzakeresi. Gönlümüz arzu eder ki tamamen bütçeyi
konuşalım ama bütçenin dışında da çok açık, net,
burada çok farklı konulara da girilebiliyor.
Sayın Baykal, Reşadiye saldırısını
PKKnın gerçekleştirdiğini söyleyemediğimizi, spekülasyon
ürettiğimizi ifade etti.
Devlet yönetimi bir ciddiyet gerektirir.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Çok ciddisiniz, çok!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Devlet ve
hükûmet aklına estiğini konuşmaz, tespitlerini yapmadan,
delillerini bulmadan konuşmaz. Zira, ülkede bir tane terör örgütü yok,
terör örgütünün farklı isimlerdeki terör örgütleriyle de iş
birliği hâlinde uygulamış olduğu, dayanışma
hâlinde uygulamış olduğu terör de var.
RASİM ÇAKIR (Edirne) Mesela?
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bunları tespit ederek açıklamaktır asıl olan.
CANAN ARITMAN (İzmir) Olmaz böyle bir şey ya.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bakın arkadaşlar, bizler sizleri hep dinledik, ne söylediyseniz
dinledik. Lütfen dinlemesini bir öğrenin.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Sen dinlemedin.
CANAN ARITMAN (İzmir) Ama insanın kanına
dokunuyor.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Saldırıyı terör örgütü üstlenmiştir. Ve burada
spekülasyonlara fırsat vermeden, terör örgütünün üstlendiği gibi,
bizler de aynı şekilde terör örgütünün reklamını, propagandasını
yapar gibi sürekli ismini zikretmeyi de doğrusu hiçbir zaman kendi devlet
ciddiyetimizle uyumlu bulmuyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Üç maymunu
oynayacağız, görmeyeceğiz, duymayacağız,
konuşmayacağız!
CANAN ARITMAN (İzmir) Sayenizde
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen, yerinizden söz
atmayın. Böyle bir usulümüz yok, böyle bir usulümüz yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Daha önce
söylediğim gibi, Reşadiye saldırısı bir
provokasyondur. Evet, açılıma yönelik bir PKK provokasyonudur, millî
birlik ve kardeşlik sürecine yönelik terör örgütünün bir
sabotajıdır. Bunu bile saptıran bir anlayış,
yanlış muhalefet tarzının somut bir örneğidir.
Değerli milletvekilleri, daha önceki yedi bütçemizde
olduğu gibi, 2010 yılı bütçesi de Türkiye'nin
imkânlarını, fırsatlarını, potansiyellerini azami
derecede milletimizin istifadesine sunan, sosyal yönü güçlü, ülke ve dünya
gerçekleriyle örtüşen bir bütçe olarak hazırlanmıştır.
Hiçbir zaman, ben, muhalefetin iktidar başarılı
olmuştur demesini zaten beklemiyorum. Böyle bir şeyi kim bekler?
Böyle bir şey olduğu zaman, zaten bu koltukların boş
kalması lazım. Ona ihtiyacımız yok. Biz, bu noktada, iktidarın
ne denli doğru yapıp yapmadığını sandıkta,
milletimizin huzurunda görüyoruz. Onun için de dört seçimde, milletimiz zaten
iktidara, doğru mu yaptı, yanlış mı yaptı,
gereken değerlendirmesini yaptı. Evvel Allah, bundan sonra da
yapacak. Bundan hiç endişemiz yok. Biz bu konularda rahatız. Bütçe
görüşmeleri sadece bütçe rakamlarının analiz edildiği,
değerlendirildiği değil, aynı zamanda ülke gündeminin ele
alındığı, partilerin vizyon ve ufuklarının ortaya
konulduğu, yapılanların, yapılacakların teklif
edildiği ve önerilerin değerlendirildiği görüşmelerdir.
Aziz milletimizin, yapılan her değerlendirmeyi, söylenen her sözü,
ortaya konan üslup ve tarzı, düzeyi en iyi şekilde
değerlendireceğine, adalet terazisinde herkesin notunu
vereceğine doğrusu ben ve grubum inanıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle,
şu hususu bir kez daha altını çizerek ifade etmekte fayda
görüyorum: Türkiye'nin meseleleri iç içe geçmiş meselelerdir. On
yıllar boyunca çözümsüz bırakılan, çözümsüzlüğe terk edilen
ve üst üste biriken meseleler zaman içinde birbirini besler hâle gelmiş ve
girift bir yapı arz etmeye başlamıştır. 3 Kasım
2002 seçimleri sonrasında iktidarı
devraldığımızda ülkenin tüm meselelerine biz böyle bir
bütünlük içinde baktık. Ekonomik kalkınmanın, refahın,
demokratikleşmeden ayrı olmadığını düşündük.
Dış politikayı ekonomik kalkınmadan, demokratikleşmeyi
hiçbir zaman ekonomik kalkınmadan ayrı düşünmedik.
Demokratikleşme alanında yaptığımız reformlar bir
yandan ekonomiyi güçlendirirken bir yandan da dış politikada elimizi
güçlendirdi. Özetle, bütün meselelere eşit yoğunlukta, eşit
ağırlıkta eğildik ve Türkiyeyi her alanda
sağlıklı ve istikrarlı şekilde büyütmenin mücadelesini
verdik. Eğer, demokratikleşmeyi erteleyip bütün mesaimizi ekonomiye
sarf etseydik bugün elde ettiğimiz başarılara
ulaşmamız mümkün olamazdı ya da dış politikaya
odaklanıp ekonomiyi, demokratikleşmeyi ihmal etseydik, erteleseydik
Türkiyeye bugün sahip olduğu uluslararası
ağırlığı ve itibarı kazandıramazdık.
Biz, Türkiyeyi topyekûn ayağı kaldırmanın, her alanda bir
bütünlük içinde geliştirme ve kalkındırmanın gayreti içinde
olduk.
İlk günden itibaren üzerinde durduğumuz iki kavram var:
İstikrar ve güven. İşte bu iktidar istikrarı
sağlamıştır, güveni sağlamıştır. Bunu
sağladığı içindir ki küresel sermaye Türkiyeye hiçbir
dönemde görülmediği kadarıyla gelmiştir. Bu,
yatırımlarla ortadadır, rakamlarla ortadadır. Eğer,
Türkiyeyi dolaşıyorsanız, geziyorsanız zaten bunları
görürsünüz ama burada söyleyemezsiniz çünkü işinize gelmez.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Sayın Başbakan, siz
gezmiyorsunuz, ülkenin hâlini görmüyorsunuz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Benim
bütün hayatım oralarda geçiyor.
Güven ve istikrar sağlanmadan, hiçbir gelişmenin,
kalkınmanın, ilerlemenin olmayacağını çok iyi
biliyorduk. Bu yüzden, güven ve istikrarı tesis etmeyi öncelikli mesele
olarak gördük. Memnuniyetle ifade etmeliyim ki güven ve istikrarı
sağladığımız oranda Türkiye gelişti, büyüdü,
kalkındı, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine
çıkma yolunda emin adımlarla ilerledi, ilerliyor.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Yoksulluk rakamlarını
söyle!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Demokratik ve ekonomik istikrarı sağladığımız
oranda, ekonomik ve siyasi reformları hayata geçirdiğimiz oranda,
Türkiye'nin çıtasını daha yükseklere yükselttik. Türkiye'nin
nereden nereye geldiğini halkımızla birlikte bütün dünya da çok
iyi görüyor. Tabii, şimdi burada, Türkiye'nin nereden nereye geldiği
konusunu söylemeyi yanlış telakki edenler de var. Ee, bunu
yapacağız ki ortaya çıksın, bir muhasebe
yapacağız. Yani, millet sizi muhasebeye çekmeden siz kendinizi
muhasebeye çekeceksiniz: Neredeydik, nereye geldik?
CANAN ARITMAN (İzmir) Terörden başlayalım!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bakınız, sene 99, Türkiye'nin büyüme oranı eksi 4,7; sene 2000,
büyüme oranı 6,8; 2001, eksi 5,7; 2002, 6,2; 99-2002 ortalaması binde
5. İktidarda kim var? MHP, DSP, ANAP var. Ortalama bu. Biraz sonra bizim
ortalamayı tekrar göreceğiz.
Değerli arkadaşlar, 94te, SHP koalisyon
ortağı, büyüme öngörüsü artı 4,5. Peki, gerçekleşen ne?
Eksi 6,1.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Ama sizin de aynı,
eksilerde.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bakın, ben size rakamlar veriyorum, hayalî konuşmuyorum.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Biz de rakamlar veriyoruz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Türkiye'nin ülkelerden bir ülke olmadığı, içine kapanan, kendi
sorunlarıyla bile baş edemeyen bir konumdan kurtularak
yıldızı parlayan bir bölgesel güç olduğu daha iyi
görülüyor. Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza
atıyor, rekorlar kırıyor, küresel ve bölgesel roller üstleniyor,
takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna geliyor.
Değerli arkadaşlar, biz burada bütün
değerlendirmeleri yaparken ebediyete intikal etmiş büyüklerimizin
gerçekleştirdiği rakamlardan öte, onları hedef olarak
alalım ama biz kendimiz yaşıyoruz, bu hayatı
yaşayanlar olarak bu hesabı biz vereceğiz, biz! Biz ne
yaptık?
Siz ne yaptınız Sayın Baykal? Siz ne
yaptınız Sayın Bahçeli? Bunu söyleyin, bunu söyleyin! (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Şu noktaya özellikle dikkatlerinizi çekmek istiyorum:
Türkiye, biz geldiğimizde, 2002 yılının sonunda, TL cinsi
iskontolu borçlanma senedi için -lütfen dikkat ediniz, yaklaşık
veriyorum rakamı- tam 62,7dir, yaklaşık olarak 63 oranında
faiz ödüyordu. Reel olarak Türkiye'nin ödediği faiz, 2002
yılında yüzde 28 düzeyindeydi.
Bu ülkenin varlıkları, bu ülkenin gelirlerinin,
kaynaklarının, enerjisinin, kazançlarının yüzde 62,7si,
evet, ürettiğimiz her 100 liralık değerin 62,7 lirası faiz
olarak dağıtılıyordu. İktidarda kim var? MHP, DSP, ANAP
var. İşverenlerin, sanayicilerin, esnafın, çiftçi
kardeşimin, işçi, memur kardeşimin kazancı, alın teri,
emeği, ekmeği, sofrasındaki yemeği, faiz olarak borç
verenlere aktarılıyordu.
Yedi yılda bu oranı kademe kademe düşürdük. En alt
noktada geldiğimiz yüzde 7 gibi rekor bir orandı, yüzde 7. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) En son cuma gününün
rakamını vereyim sizlere: 9,1. En son cuma gününün rakamı, taze
rakam.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Enflasyon kaç?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Enflasyonu
da veririm, ne merak ediyorsunuz? Yüzde 30la devraldık, şu anda
enflasyon 5,5. Aradaki fark ortada, fark ortada
(AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Uzaydan birileri bunu
kulağıma söylemiyor, işte resmî rakam: Yüzde 30la aldık,
şu anda 5,5.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hedefiniz nedir
Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ama -bir
başka duruma daha geleyim- sizlerin de içinde bulunduğu koalisyon
dönemlerine bakın, üç haneli rakamı bile bu ülke enflasyonda gördü,
üç haneli
Değerli arkadaşlarım, reel faiz ne oldu? Yüzde
2,5a kadar geriledi. Bakınız, geldiğimiz nokta bu.
Şimdi bu aradaki fark kimin cebinde duruyor?
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) AKPnin cebinde duruyor.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Benim
milletimin cebinde duruyor; benim köylümün, işçimin, memurumun cebinde
duruyor.
CANAN ARITMAN (İzmir) Hepsi ağlıyor.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Şimdi bu para, kurda kuşa değil, benim milletimin sofrasına
gidiyor.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Hangi sofra?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bu
aradaki fark benim ülkemin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine
harcanıyor. Yaklaşık 54 puanlık fark, Türkiye için, aziz
milletimiz için okula dönüşüyor, hastaneye dönüşüyor, yola
dönüşüyor, baraja dönüşüyor, adalet saraylarına dönüşüyor;
emniyete, ücret artışlarına dönüşüyor, işe, aşa
dönüşüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) İş nerede? Olmayan iş.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım, acaba niçin bu kadar faiz oranları
yüksekti? Değerli arkadaşlarım, Türkiye, enerjisini,
kaynaklarını, milletimizin alın terini neden bu yüksek faiz
oranlarına harcamak zorunda kaldı? Bu faizi bu kadar yüksek
kılan nedir?
Değerli milletvekilleri, her ülkenin bir risk primi
vardır, her ülkenin riskine göre piyasada bir faiz oranı oluşur.
İşte, bu prim yüksek olduğu için faiz oranı da neydi?
Yüksekti. Olay bu kadar basittir. Ülkeyi bu duruma götüren o günün
yönetimleriydi.
Değerli arkadaşlarım, çatışmalarla,
terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el
atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle,
kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu
gibi, ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya, ülkelerden bir ülke olmaya
mahkûm olur.
2002 yılında milletimizin ödemiş olduğu yüzde
63 oranındaki faizin, onun öncesinde ödenen yüzde 5 bin, yüzde 7 bin faiz
oranlarının anlamı budur. Bu yüksek oranların
anlattığı işte budur. Kim vardı iktidarda? MHP, DSP,
ANAP vardı.
2002 yılında Türkiye'nin risk primi 7 iken bugün risk
primimiz yüzde 2ye indi. Tek başına şu faiz oranındaki
risk primindeki düşüş bile Türkiye'nin sadece ekonomide değil,
diplomaside, demokratikleşmede ulaştığı noktanın
elde ettiği saygınlığın, itibarın,
ağırlığın en somut, en bariz göstergesidir. Ne
yazık ki bu ülke, yıllar boyu ağır bedeller ödemeye mahkûm
bırakıldı. Bu ülke, faiz yoluyla ağır bedeller ödedi.
Bu ülke, enflasyonla ağır bedeller ödedi. Bu ülke, çözümden çok sorun
üreten siyasetçi eliyle ağır bedeller ödedi.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Aynen sizin gibi!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bu bedeli
bu millet ödedi, 72 milyon vatandaş ödedi; işçi ödedi, memur ödedi;
çiftçi ödedi, köylü, esnaf ödedi; ev hanımları ödedi, emekli ödedi.
Bakın şu acı hatırlatmayı burada bir kez
daha yapmak durumundayım. Arkadaşlar bu çok önemli. Tarih 20
Şubat 2001, iktidarda MHP, DSP, ANAP var. Burada isimlerini
veremeyeceğim bazı bankalar ulusal ya da uluslararası bankalar
-altını çiziyorum- mesai saati dışında Merkez
Bankasından çok yüklü miktarlarda döviz alımı yaptılar. O
günün şöyle gazetelerini bir hatırlayın. Bir banka 1 milyar 63
milyon dolar, bir başkası 764 milyon dolar, bir başkası 426
milyon dolar -liste uzayıp gidiyor- mesai saatleri dışında
Merkez Bankasından bu alım yapılıyor. Dolar kuru ne biliyor
musunuz? 685 bin lira. Bu alımların hemen ardından kriz
patlıyor.
Değerli arkadaşlarım, dolar hızla yükseliyor.
Ne oluyor? 1 milyon 80 bin liraya çıkıyor. Bu bankaların birkaç
saat sonraki kârları ne oluyor biliyor musunuz? O birinci var ya 296
trilyon kazanıyor -birkaç saat sonra, aylar değil- bir diğeri
211 trilyon, bir diğeri 116 trilyon. Bu bankaların bir gün sonraki
kârı ne oluyor biliyor musunuz? İlkininki 419 trilyon, ikincisininki
300 trilyon, sonrakininki 166 trilyon. O da bu şekilde uzayıp
gidiyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sonuç ne oldu Sayın
Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) O gece en
fazla alım yapan dokuz bankanın satın aldığı
döviz miktarı 4 milyar 163 milyon dolar.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sonuç ne oldu?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bu dokuz
bankanın bir saat sonraki kârı 1 katrilyon 153 trilyon, bir gün
sonraki kârları 1 katrilyon 635 trilyon. Bunu benim milletime
yaşattılar. Kim yaşattı? MHP, DSP, ANAP yaşattı.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sonuç ne oldu Sayın
Başbakan, sonuç?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlar, sonuç, bir, o zamanın banka
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Başındaki
Rahşan affına girdi
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Başındaki, Rahşan affına girdi. Teftiş kurulları
da yine aynı dönemde bununla ilgili ne yazık ki Uygulamalar yasalara
uygundur. dendi, o şekilde bir raporla geçiştirildi.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Kazanca el koyabilirdiniz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Bakın, ben bir şey söylüyorum size, ben o günün sizlere neticesini
veriyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Kazanca el koyabilirdiniz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kazanca
el konulabilirdi ifadesini
Buyurun, her şey ortada, belgeleriyle vesaire
ortada. Türkiyeye bu reva mıydı? Bu aziz millete bu reva
mıydı? Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara
buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir? (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Milliyetçiyim diyerek ortalıkta dolaşanlara
sesleniyorum: Milliyetçiydiniz de bu ülkenin böyle göz göre göre
soyulmasına neden seyirci kaldınız? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Neden sesinizi
çıkarmadınız? Akşam karanlığında Merkez
Bankası soyulurken, millî bankamız soyulurken, milletimin bütün
imkânları soyulurken milliyetçiliğinizi o gün neden hatırlamadınız?
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milliyetçiyim diye
diye bu millete bu ağır bedeli ne hakla, hangi vicdanla, hangi
insafla ödettiniz? 2001 krizi işte Türkiyenin böyle kötü yönetilmesinin
bir sonucuydu. 2009da yaşadığımız mali kriz ise
dünyanın kötü yönetilmesinin bir sonucudur (MHP sıralarından
gülüşmeler) ve 2001 krizindeki yönetim ithal projelerle ülkeyi kurtarmaya
çalıştı, biz ise kendimiz yönetiyoruz ve yine söylüyorum:
Teğet geçiyor, teğet
Bunu böyle bilin. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) 2001de IMFin politikalarıyla
Türkiyeyi krizden çıkarmaya çalıştınız, kendi millî
politikanızı uygulayamadınız çünkü yoktu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Ama siz
uyguladınız IMFyle
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Milletimizin hassasiyetlerini koruyamadınız. İki
yıldır biz IMFle bu noktada Evet. demedik.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) İki yıla kadar beş
yıl uyguladınız.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Evet
demedik.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Beş yıl
Beş
yıl
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - 23,5
milyar dolar borçla devraldık IMFden; ödedik, ödedik, şu anda 8
milyar dolar borcumuz var. Biz masaya adam gibi otururuz, adam! Böyle
konuşuruz
Böyle konuşuruz
(AK PARTİ sıralarından
Bravo sesleri, alkışlar)
Muhalefet borçlandı biz ödedik. Yirmi bir banka o dönemin
iktidarında maalesef fona devredildi ve batırıldı.
Şu kriz döneminde, iki yılda, sadece Amerika
Birleşik Devletlerinde, değerli arkadaşlarım, 158 banka
battı. Türkiyede bir tek banka bile sıkıntı
yaşamadı.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Bravo, bravo! Helal
olsun sana helal!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bilerek
mi konuşuyorsunuz, bağırıyorsunuz bilmeden mi?
Kılavuzlarınızı iyi seçin.
Kılavuzlarınızı iyi seçmediğiniz sürece
batarsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakınız, biz, bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendine
özgün millî politikasını uyguluyoruz ve millî menfaatlerimizi her
konunun üzerinde tutuyoruz. Uluslararası rasyo dünyada yüzde 8dir. Biz
bunu yüzde 12 olarak tuttuk.
GÜROL ERGİN (Muğla) - Türkiyeyi birbirine
düşürdünüz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubai
Anlaşmasını bir anlatır mısınız Sayın
Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Sen
kendine sakla bilgilerini!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubaide, Dubaide
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Şu
anda Türkiye yüzde 20de, o döneme geldik. Bu, güçlü bir
bankacılığı oluşturmadır. Bunu, bu iktidar
oluşturdu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Şu Dubai
Anlaşmasını bir anlatır mısınız Sayın
Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli milletvekilleri, bakın, biraz önce de ifade ettim, cuma günü
faiz oranı yüzde 9,1 olarak gerçekleşti. Reel faiz ne? Yüzde 2,5.
Evet, bu oran Türkiye Cumhuriyeti
tarihinde görülen en düşük orandır ancak açık açık ifade
ediyorum, hâlâ yeterli değildir.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Tarihin en büyük travması
BAŞKAN Sayın Milletvekilleri, lütfen
Sayın Soysal, sürekli laf atıyorsunuz.
CANAN ARITMAN (İzmir) Siz de Oferler nasıl zengin
edildi bir de ondan bahsedin Başbakan. Oferler nasıl zengin edildi
azıcık da onu anlatın.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen
Sayın Başbakan, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Millî
birlik ve kardeşlik sürecinin birçok hedefi var ama en önemli
hedeflerinden biri işte budur.
GÜROL ERGİN (Muğla) Kardeşi kardeşe
düşürdünüz!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Aziz
milletimin şunu çok iyi bilmesini istiyorum: Dün ödenen yüksek faizlerin
içinde terör belası önemli bir risk olarak yer alıyordu. Bugün de
aynı şekilde terör, Türkiye'nin riskleri hanesinde yazılıyor.
Türkiye, terör belasından kurtulduğu anda, Güneydoğu, Doğu
Anadolu, bu bölgelerde de çok ciddi bir sıçramanın olacağı
açık ve net ortadadır.
Muhalefetin millî birlik ve kardeşlik sürecini desteklememesi
hatta karşısında durması, işte bu açıdan son derece
önemlidir.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ne istediğini söylemiyorsun
ki!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Düşünün, millî birlik ve kardeşlik süreci.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) İçi ne, içi? Ne önerdin, ne?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
İnsan bu kavrama bile saygı duyar, saygı!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Proje ne? Önerdiğin ne?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bak, bu
kavramı duyduğunuzda bile hopluyorsunuz. Kitabınızda
kardeşlik yok, ne yapayım? Birlik yok, beraberlik yok, ne
yapayım? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Söyleyemiyorsun, içeriğini
söyle!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) 2000 ve
2001 krizlerinde bu millete çok ağır bedeller ödetenler, milletin
kaynaklarını çarçur edenler elbette bu boyutu düşünemezler,
elbette bu kavramlarla bütünleşemezler.
O gün Merkez Bankasının içini boşaltanlar, bugün
elbette Türkiye'nin risk birimini, Türkiye'nin kardeşliğini, huzurunu
dert edinemezler.
O gün Türkiye'nin işçisini, memurunu hatta esnafını
mağdur edenler
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) Memur aç, emekli aç, işçi
aç!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
bugün
elbette Türkiye'nin geleceğine ilişkin plan, proje ve umut
taşımazlar.
O gün IMF kapısında borç almak için sıra bekleyip
Türkiye'nin borcunu daha da artıranlar, bugün geldiğimiz noktayı
anlayamazlar ama biz bunları dert ediniyoruz. Biz Türkiye'nin
geleceğini düşünüyoruz. Biz Türkiye'ye ilişkin, geleceğe
ilişkin büyük umutlar taşıyoruz. İşte, onun için
inadına kardeşlik diyoruz, inadına demokrasi diyoruz,
inadına millî birlik ve beraberlik diyoruz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Staline atfedilen bir sözü burada söylemekte fayda var: Bir
kişinin ölümü trajik, 1 milyon kişinin ölümü istatistiktir. diyor
Stalin.
Şaşırdın değil mi? Hakikaten ben de
şaşırdım. Evet, 40 bin kişi hayatını
kaybetti. denildiği zaman belki yeterince vurucu olmuyor. Ama, ben
haftalardır, aylardır, yıllardır, ta partimizi
kurduğumuz andan beri diyorum ki: Sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü
mü? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin hiç
babanız, kardeşiniz, öldü mü? Siz kendinizi
(CHP
sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Evvela askere gidecek oğlun.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinler
misiniz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
hiçbir
şehit annesinin, bir şehit babasının, evladını
yitirmiş bir ananın yerine koydunuz mu?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Önce askere gidecek oğlun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Dersimi
bir istatistik gösterge olarak görenler, kronolojide bir cümle olarak görenler,
gündelik ifadelerle aşağılayanlar kendinizi hiç Dersimli bir
ananın, babanın evladının yerine koydunuz mu? (AK
PARTİ sıralarından Bravo sesleri, alkışlar)
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Önce oğlunu askere
gönder.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Her ölüm
erken ölümdür. Hele gençlerin ölümü tahammül edilemeyecek, kendi hâline
bırakılamayacak, görmezden gelinemeyecek kadar acıdır,
trajiktir. Bunun bu şekilde böyle sürüp gitmesine bizim tahammülümüz yok.
Biz, ne ekonomiye salt bir istatistik olarak bakıyoruz ne güvenlik
meselesini sadece bir istatistik olarak görüyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Habur olarak görüyorsunuz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz,
sofranın diliyle konuşuyoruz. Biz, anaların diliyle
konuşuyoruz.
CANAN ARITMAN (İzmir) Yakında analar cevap verecek.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Biz,
hesabi değil, biz hasbiyiz, samimiyiz.(AK PARTİ
sıralarından alkışlar) İşte onun için Demokratik
açılım süreci. dedik. İşte onun için Millî birlik ve
kardeşlik süreci. dedik. Böyle büyük bir projede, böyle anlamlı bir
süreçte istedik ki muhalefet de bizimle olsun.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Proje ne?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Yanımızda olsun, yanımızda olmasa bile desteğini
versin, katkısını versin, yapıcı eleştiride
bulunsun ama bakıyoruz
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Projeyi gördük Haburda.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Sayın Anadol, biz senin geçmişini biliriz. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ne var geçmişimde?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Senin
oradakilerden pek farkın yok, iyi biliriz seni, iyi. İyi biliriz
seni, iyi. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Bir şey bilip de söylemiyorsan
müfterisin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Başbakan, lütfen siz Genel Kurula
hitap edin.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Söyle! Söyle!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Heyecanlanma! Sakin ol!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ben senin geçmişini biliyorum.
Ben senin gibi Hikmetyarın önünde resim çektirmedim, Hikmetyarın
önünde diz çökmedim.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Süreci
sabote etmek, provoke etmek, tahrik etmek kime ne sağlar? Diyorlar ki
Ülkeyi geriyorsunuz. Ülkeyi bölüyorsunuz.
Peki, üç aydır
attığımız bu adımlar neticesinde hangi adım,
açılım sürecinin hangi başlığı ülkeyi geriyor,
ülkeyi bölüyor?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Haburdaki adım!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Şu
ifadeleri söyleyin. Attığımız hangi adıma alternatif
ürettiniz?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Haburdaki adım!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Gerilim üreten sizin hayalî
senaryolarınız, kara kampanyalarınız, iftira ve tahriklerinizdir.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Millet gözleriyle gördü
Sayın Başbakan, gözleriyle!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Geldiğimiz noktada, Sayın Baykal ve grubundan rica ediyorum,
kameraysa işte burada kamera, mikrofonsa işte mikrofon. Geldiniz,
konuştunuz. Milletin izlemesini istiyorsanız, millet zaten izliyor ve
lütfen sonuna kadar dinleme tahammülünü gösterin. Umarım, yine buradan
bırakıp gitmezsiniz. (AK PARTİ sıralarından Bravo
sesleri, alkışlar) Burası çok önemli.
1990, değerli arkadaşlarım, SHP raporu, 96 CHP
Tunceli Raporu, 99 CHP Güneydoğu ve Doğu Raporu. Bunları
hazırladınız, hatta 2008de de bir tane
hazırlattınız. Fakat enteresan, tabii, gelişmeler oluyor.
Öyle ki baskılar... Mesela, son hazırlatılan bir rapor var. Bu
hazırlatılan raporda raporu hazırlayan arkadaşlardan 1 tane
milletvekiliniz, 1 tane de parti meclisi üyeniz ve o raporu daha sonradan
Kabul etmedik. diye açıklamalar yaptınız ve bütün bunları
yaparken kimin eli kimin cebinde belli değil ve bunu yapan partinizin
yetkili kurullarında olanlar.
GÜROL ERGİN (Muğla) Konuşmana dikkat et!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siz
konuşurken burada herhangi bir arkadaşımızın herhangi
bir yerde yaptığı ve daha sonra farklı bir açıklama
yapmak suretiyle Ben böyle söyledim, böyle anlatıldı. dediği
bir konuyu bile sizler farklı şekle hep tahmil ettiniz.
Değerli arkadaşlar, bakın, Sayın
Baykalın tereddüt etmeden bizi gafletle, dalaletle, hıyanetle
suçlayacağını biliyoruz.
GÜROL ERGİN (Muğla) Doğru, siz osunuz!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ama kim
söylüyor bunu? Sosyal Demokrat Halkçı Partinin Doğu ve Güneydoğu
Raporu, yıl 1990.
Bir başka ifade: İster güvenlik güçlerimiz ve
askerlerimiz olsun ister ona silah doğrultan
kandırılmış gençler olsun hepsi bizim
çocuklarımızdır, akmakta olan kan kardeş
kanıdır.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Ne var bunda?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Sizin
değil mi?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ne var bunda yahu?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) E, hani
askerle genç karşı karşıya geliyor, asker şehit
ediliyor, hâlâ diyorsun ki
DENİZ BAYKAL (Antalya) İşine bak sen yahu,
aklının ermediği konulara girme!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ben
işime bakıyorum zaten, işimi de gayet iyi biliyorum, sana da
görevini hatırlatıyorum, görevini! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) İşine bak sen, işine!
İçinden geçirdiklerini söyle. Zavallı! Zavallı! Zavallı
hadi! Sen Avrupanın verdiği konuları çalış.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Görevini
hatırlatıyorum! (CHP sıralarından gürültüler)
Ayağa kalkma; rahat ol, rahat!
CANAN ARITMAN (İzmir) Saygılı olun,
saygılı!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Terörle
Mücadele Yasasının 8inci maddesi ve Türk Ceza Yasasının
312nci maddeleri kapsamında olup doğrudan teröre
karışmamış tüm tutuklu ve hükümlüler için kısmi genel
af çıkartılarak ülkede hoşgörü ve iç barış ortamına
geçişin zemini yaratılmalıdır.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Evet.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bu anlayışla Kürt kökenli
yurttaşlarımız da dil, kültür, folklor ve kimliklerini koruma,
geliştirme ve açıklayabilme; kendi ana dillerinde yazılı
basın, radyo ve televizyon dâhil her türlü medya
aracılığıyla yayın yapabilme; özel okullarda kendi ana
dilleri ile eğitim yapabilme
DENİZ BAYKAL (Antalya) Bizimkinde o yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) E, nerede
yok? Burada, burada, belge burada yanımda. (CHP sıralarından
gürültüler)
DENİZ BAYKAL (Antalya) O senin fikrin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Yanımda, yanımda. Sonradan çıkartarak tekrar bunu yenilediniz.
Beyler, burada.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hiç alakası yok!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) O senin fikrin!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Kürt dil
ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri
kurumların kurulabilmesi haklarına kavuşmalıdırlar.
Aç Tunceli Raporunu orada da gör.
MUSTAFA ÖZYÜRK (İstanbul) Enstitü tamam.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bunları biz dile getirmiyoruz, bu ifadelerin tamamı -açıyorum-
1996 yılında hazırlanan CHP Tunceli Raporunda var.
DENİZ BAYKAL (Antalya) CHPnin böyle bir raporu yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Tunceli
Raporunda var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Rapor partinin resmî kararıyla
olur!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bunları bana siz gönderdiniz.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Öyle bir şey yok!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bu da
CHPnin Tunceli Raporu, CHPnin Tunceli Raporu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Rapor, partinin yetkili
organlarının kararıyla oluşur.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bak, bu
da aynı şekilde
DENİZ BAYKAL (Antalya) Bu, hangi parti organının
kararıyla oluşmuş?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Herhangi
bir arkadaşın yapmış olduğu açıklamayı
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Önüne gelen rapor yazar. Her
yazılan, partinin raporu olmaz!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
o zaman niçin partinin bir yetkili kurumunun
yapmış olduğu açıklamaymış gibi geliyorsun da
burada konuşuyorsun? Hangi hakla?
DENİZ BAYKAL (Antalya) Partinin yetkili organının
yaptığı araştırmaya göre
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bak, ben
sana kitapçığı gösteriyorum, bunları sen gönderdin bana,
sen!
DENİZ BAYKAL (Antalya) O resmî
O resmî
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Öbürleri
de aynı şekilde
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hayır
Hayır, hiç
alakası yok! Hiç alakası yok!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) O zaman o
kadar herhâlde teknolojiniz gelişmemişti!
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen, yanlış fikirlerini
kamuoyuna sunmak için CHPnin düşüncesinden imdat istiyorsun ama
başka kapıya!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) 1999 CHP
Doğu-Güneydoğu Raporu
DENİZ BAYKAL (Antalya) Cumhuriyet Halk Partisinin, senin
yanlış projelerine destek verecek hiçbir dayanağı yok.
AHMET YENİ (Samsun) Dinleyin! Dinleyin!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Etnik
duyarlılıklara demokratik çözüm, çok kültürlü toplumların,
çoğulcu demokrasinin vazgeçilemez koşuludur. Ulus devlet
yapısı, çoğulcu demokrasi ekseninde geliştirilmelidir.
Devam ediyor, CHP demokratikleşme raporu: Devletin ırkı olmaz.
Devlet, tüm alt kimliklere, farklı etnik kesimlere eşit mesafede
durmalıdır.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Evet, doğru
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Kürt
kökenli yurttaşlarımız da dâhil, her etnik kökenden, her alt
kimlik ve kültürlerden yurttaşımıza, isterlerse, ortak resmî
cumhuriyet dilimiz olan Türkçenin ekinde, kendi ana dil, kültür ve folklorunu
daha iyi öğrenme, koruma ve geliştirme olanakları. Kendi alt
kimlik, kültür, dil ve folklorunu koruma, geliştirebilme ve
açıklayabilmede özgür olmaları. İsteyenlerin, kendi ana
dillerinde, Millî Eğitim Bakanlığı kuralları içinde
özel eğitim görebilmeleri
DENİZ BAYKAL (Antalya) Yok, yok
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Üniversitelerde
DENİZ BAYKAL (Antalya) -
Öyle bir şey yok! Bizde yok!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
İşine geldiğinde evet, işine gelmediğinde Biz de bu
yok.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen mi bileceksin!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siz
busunuz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen mi bileceksin? Partinin kararları,
organları ortada, yetkili organlarının aldığı
kararlar ortada. Bizim böyle bir kararımız yok. O senin kafanda!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım, Sayın Baykalı artık iyi
tanıdım; akşam başka, sabah başka! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hadi canım sen de!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) İyi
tanıdım!
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sabahleyin Oferi
tanımıyorum. diyorsun, öğlen iki defa buluştum. diye sen
itiraf ediyorsun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Şimdi, ben, DTPnin uç eleştirilerini, benzerini de aynı
şekilde
.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Oferle
karşılaşıp
karşılaşmadığını, bir gün de 3 defa
çelişkiye düşerek söylüyorsun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Aynı
şekilde bu süreç içerisinde maalesef bakıyorum MHP de yapıyor.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Oferi tanıdın mı? Ne
zaman tanıdın?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) DTP,
PKKnın muhatap alınmamasını, PKKyla müzakere
yapılmamasını eleştiriyor. MHP, PKKnın muhatap
alındığını, PKKyla müzakere edildiğini söylüyor.
(MHP sıralarından Evet, doğru sesleri) DTP, PKKnın
tasfiye edilmeye çalışıldığını; MHP,
PKKnın meşrulaştırılmaya
çalışıldığını söylüyor. O başka, bu
başka.
DENİZ BAYKAL (Antalya) E, aynı mı onlar?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Hangisi
doğru? Bizim yaptığımız doğru. Olay bu. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü biz ne onu
yapıyoruz, ne onu yapıyoruz; biz doğru olanı
yapıyoruz. DTP, PKK ve DTPnin taleplerine sırt dönüldüğünü, ciddiye
alınmadığını, devre dışı
bırakıldığını; MHP, PKK ve DTPye taviz
verildiğini söylüyor. (MHP sıralarından Evet, doğru
sesleri) Hangisi doğru?
DENİZ BAYKAL (Antalya) İkincisi, ikincisi doğru!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İki
tarafın söylemleri bile Hükûmetin gerçekten ne
yaptığını ve ne yapmadığını ortaya
koyduğu gibi, Hükûmetin ne kadar isabetli bir kararla doğru yolda
olduğunu gösteriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AHMET BUKAN (Çankırı) Yazıklar olsun!
Yazıklar olsun!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Çok
ilginçtir, DTP de dağa çıkmaktan bahsediyor, MHP de dağa
çıkmaktan bahsediyor. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Biz ise her zaman olduğu gibi sağduyunun sesiyiz,
birliğin sesiyiz, beraberliğin sesiyiz, kardeşliğin sesiyiz;
hepinizi buraya, Parlamentoya siyaset yapmaya çağırıyoruz,
farkımız bu. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Her türlü sorunun konuşulma,
tartışılma, çözülme yeri Meclistir, demokrasidir, siyasettir.
CANAN ARITMAN (İzmir) Öcalanı da
çağırıyor musunuz!
ABDULLAH ÖZER (Bursa) Öcalan da gelecek mi buraya siyaset
yapmaya!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Şimdi, Sayın Bahçeli dün Ankarada partilileri topladı ve dört
aydır yaptığı gibi dün de bir kez daha bana,
şahsıma, partime, Hükûmetime en ağır ifadelerle, en
ağır kavramlarla, kelimelerle hakaretler yağdırdı.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) Hak ediyorsun!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Bunların hiçbirini üzerime almadığımı, ciddiye de
almadığımı, burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.
AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) Belli
almadığın, belli!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ancak,
ezkaza televizyonlarda bu konuşmaları gören, dinleyen
çocuklarımızın ruh sağlığı noktasında
endişe taşıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Aziz milletimizden, anne ve babalardan,
çocuklarını, Sayın Bahçeli konuşurken televizyondan uzak
tutmalarını hassasiyetle rica ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN (İzmir) Anneler sizi dinletmiyor Sayın
Başbakan!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Biraz
önce söyledim, 20 Şubat 2001de dokuz banka, mesai saatleri
dışında Merkez Bankasından 4 milyar doları
hortumladılar ve sadece bir günde 1 katrilyon 635 milyar lira para
kazandılar. Âdeta, Merkez Bankasına bir enjektör dayandı ve bu
milletin kaynakları, kazançları, alın teri, o enjektörle,
maalesef, çekildi.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya)
Stand-upçılığı bırak, Başbakanlığa
gel!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Evet, o
zaman, tabii, Sayın Bahçeli Başbakan
Yardımcısıydı
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) Stand-upçılık
yapacaksan git sahnede yap!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
ve
Hükûmeti oluşturan koalisyonun ortağıydı. Hesap sordunuz
mu, gereğini yaptınız mı? Allah aşkına,
birilerini bölücülükle, ihanetle suçlamak sizlerin haddine mi? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Bizim dönemimizde terör durdu.
diyorsunuz. Amerika terörist başını sizlere teslim etti ve
teslim etmenin
ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) - Obama mı söyledi?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Gayet iyi
biliyoruz, teslim etti. Peki, o zaman hangi yasa uygulamadaydı? Peki,
İmralıya kim yerleştirdi?
METİN ÇOBANOĞLU (Kırşehir) İdamı
kim kaldırdı?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Çıkarın, yedi
yıldır iktidardasınız, çıkarın.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli kardeşlerim, bütün gerçekler milletimin gözü önünde devam
ediyor ve Terörle mücadele edilmiyor. diyerek, bu ülkenin askerine
OKTAY VURAL (İzmir) Bilmiyorsan konuşma!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Muhalefetin tamamına sesleniyorum: Terörle mücadele edilmiyor. diyerek,
bu ülkenin askerine, polisine, jandarmasına, korucularına
haksızlık, insafsızlık ediyorsunuz, terörle mücadelede
onların şevkini siz kırıyorsunuz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Siz engel oluyorsunuz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Defalarca, ben, her zaman askerime de, emniyet teşkilatıma da, Ne
ihtiyacınız var?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Yan gelip yattı diyen kim
Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Ne
ihtiyacınız var? Ne ihtiyacınız varsa bunu bize söyleyin.
Ne gereği varsa, ihtiyacınız da, Adan Zye bunları yapmaya
hazırız demişizdir. Her zaman bize söylenen şudur: Ne
istediysek aldık. Bu olmuştur
(AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ve şu anda da eğer bugün Kandile operasyon
yapılabiliyorsa, bu, İktidarımızın siyasi
başarısıdır
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Ne zaman yaptınız?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
diplomatik başarısıdır, 5 Kasım 2007nin
başarısıdır. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Peki, hemen niye döndünüz?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Acaba,
bizden önceki yönetimler içerisinde özellikle bir önceki yönetimimiz
Ankaranın dışına çıkabildi mi? Ankaranın
dışında acaba kaç ülkeyle oturup da bu tür konuları
görüşebildiler? Ve defalarca sınır ötesi harekât
yapıldı, hâlâ yapılıyor, hâlâ devam ediyor ve bu konuda
kararlılığımız devam edecektir. Ülkemiz de aynı
şekilde.
GÜROL ERGİN (Muğla) Ölene kadar devam edin!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Yani,
terör cephesi silahını bırakmadığı sürece
askerimiz de, polisimiz de operasyonlarına son vermeyecektir, vermez. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın
Başbakan, Dubai ne oldu, Dubai anlaşması?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Biz 81
vilayetin tamamında varız, siyasetçi olarak da varız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubai
anlaşmasını niye imzaladınız?
AHMET YENİ (Samsun) Dinle! Dinle!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siyasetçi
olarak da varız, ama siz 81 vilayetin kaçında varsınız?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubai
anlaşmasını niye imzaladınız Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bir hesap
yapın hesap, Sivastan öteye gidebiliyor musunuz ya!
CANAN ARITMAN (İzmir) Siz önce Diyarbakıra gidin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Sivastan
öteye gidebiliyor musunuz?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Gideriz, her tarafa
gideriz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Sizin
gittiğiniz yerler belli.
CANAN ARITMAN (İzmir) Bir gidin bakalım
Diyarbakıra da görelim!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Sizin
gittiğiniz yerler belli, biz 81 vilayetin 81inde varız. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Askerimiz nerede,
polisimiz nerede, AK PARTİ de orada. Biz varız ama siz yoksunuz. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Siz yoksunuz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Askerin, polisin himayesinde
gidebiliyorsunuz!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım, bakınız, siz, Kürt
kardeşimiz bile diyemiyorsunuz,
Kürtçe konuşan kardeşimiz diyemiyorsunuz.
GÜROL ERGİN (Muğla) Sen Türküm diyemiyorsun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Allahın Kürt olarak yarattığı bir insana Kürt
olduğunu söylemek bir lütuf mudur, bir bölücülük müdür? İnsanlar
etnik yapı olarak doğuştan öyle doğarlar, sonradan etnik
ismi kazanmazlar. Eğer bunu bilirseniz, ha o zaman Türkiyedeki
farklı etnik yapılara saygının da ne olduğunu
öğrenirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Herkes kimliğiyle iftihar
eder diyoruz biz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Aferin,
öğreniyorsun bir şeyleri.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubaiyi bir anlat
Sayın Başbakan. Dubai, Dubai... Sayın Ali Babacan arkada
oturuyor
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Türkiyeli olmak
Bu kavramı bölücülük olarak nitelendiriyorsunuz
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Siz Dubaiyi
anlatın.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
ihanet
olarak niteliyorsunuz. Türkiyeliyim demek, Türkiyeli olduğunu söylemek
niçin ihanet olsun?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Türk milletinin
parçasıyım diyecek
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Dubai
Anlaşmasını imzalayanlar ihanet ediyor.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Türkiye
halkı ifadesini kullanan Atatürk de mi bölücüydü?
GÜROL ERGİN (Muğla)- Bir kere Türküm de!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Türk
milleti demek, Türkiye halkı demektir. Türk milleti demek, Türkiyeli
olmak demektir; daha önce de ifade ettim
DENİZ BAYKAL (Antalya) Niye çıkarıyorsun o zaman?
Niye çıkarıyorsun?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Gazi
Mustafa Kemal bu konuyu en güzel şekilde ortaya koymuş.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Niye çıkarıyorsun
Anayasadan, niye?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Öğreneceksin, öğreneceksin.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Niye çıkarıyorsun o zaman?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bak
burada, bu kürsüde bir zamanlar siz alt kimlik-üst kimlik
beyanlarımı yaptığımda
çıldırdınız, alt kimlik-üst kimlik olmaz dediniz. Daha
sonra bu ifadeleri kullanmaya başladınız.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hiç öyle bir şey yok, hiç öyle
bir şey yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bunları da öğreneceksin!
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hiç öyle bir şey yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Tutanaklarda bunların hepsi var.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Hayır, sen farkında
değilsin!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Efendiler
Bakınız
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen ne olduğunu bildiğin
yok, konuşuyorsun!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Efendiler, burada maksut olan ve Meclisi alinizi teşkil eden
(CHP
sıralarından gürültüler)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Boş konuşuyorsun,
boş!
İSA GÖK (Mersin) Ayıptır ya, ayıptır!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Sayın Başkan, siz mi susturacaksınız, ben mi
susturayım? (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Gel sustur bakalım!
BAŞKAN Sayın Erdoğan, siz Genel Kurula hitap
etmeye devam edin. Lütfen Genel Kurula hitap edin.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Gel sustur!
DENİZ BAYKAL (Antalya) Gel sen sustur! Hadi gel!
BAŞKAN Lütfen oturur musunuz
Lütfen
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Efendiler, burada maksut olan ve Meclisi alinizi teşkil eden zevat
(CHP
sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Beni nasıl susturacaksın?
Nasıl susturacaksın?
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, lütfen oturur musunuz
Sayın Anadol, lütfen oturun. (CHP sıralarından gürültüler)
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Otur
yerine, otur! Otur yerine! Sayın Başkan, grubuna hâkim ol! Hâkim
olamıyorsan biz hâkim olalım.
BAŞKAN Sayın Erdoğan
Sayın Erdoğan
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen kimi susturacaksın! Neyle
susturacaksın! Sen kimsin de susturacaksın! Kimi susturacaksın
sen!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Grubuna
hâkim ol! Grubuna hâkim ol! Acziyet içerisinde olma.
BAŞKAN Sayın Erdoğan, siz konuşmanıza
devam edin, Genel Kurula hitap edin lütfen.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım
Burada maksut olan
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Senin haddine mi beni susturmak!
DENİZ BAYKAL (Antalya) Haddini bil, haddini!
BAŞKAN Değerli milletvekilleri
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
ve
Meclisi alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir
İSA GÖK (Mersin) Haddini bil, haddini!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir
DENİZ BAYKAL (Antalya) Ülkeyi böldüğünüz yetmedi
İSA GÖK (Mersin) Sayın Başkan, müdahale etsenize!
BAŞKAN Sayın Gök, susar mısınız lütfen,
susar mısınız lütfen. Burayı ben yönetiyorum. Lütfen
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
yalnız Türk değildir.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Ali kıran baş kesen misin
sen?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Fakat
hepsinden mürekkep anasırı İslamiyedir, samimi bir
mecmuadır.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) Demokrasi
anlayışına bak: Sen mi susturacaksın, ben mi
susturacağım. Kimsin sen beni susturacaksın!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım, bakınız, ben bunu daha önce de
burada sizlere takdim etmiştim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Daha sonra bir ulus devlet
kuruldu, onun farkında değilsin.
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) Meclisi mi
susturacaksın? Demokrasi anlayışınız bu mu?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bunu
takdim etmiştim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) O 1920den sonra bir ulus devlet
kuruldu, onun farkında değilsin sen.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ne oldu?
Ret mi ediyorsunuz? Yoksa kabul etmiyor musunuz?
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Ulus devlet kuruldu, onun
farkında değilsin sen.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Devlet
kurulabilir ama bakın bu ifadelerin sahibi kim? Bu konuşma nerede
yapıldı? Mecliste yapıldı. Mecliste yapıldı.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Ne zaman yaptı?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) O devleti
bu Meclis kurdu.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Ne zaman? Ne zaman?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) 1920.
Evet.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sonra ne oldu?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Nasıl
ne oldu? Bunlar iptal mi? Bunlar iptal mi oldu? Bu ifadeler iptal mi oldu?
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen kafanda 1920yi
takmışsın hedef diye, anasırı İslamiye
peşinde koşuyorsun. Sen Türk milletinin ortaya
çıktığının farkında değilsin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Yani
sizin geçmişinizi sorgulamayalım mı?
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) Sen kendi geçmişine
bak, kendi geçmişine.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Geçmişini sorgulamayalım mı? (CHP sıralarından
sıra kapaklarına vurmalar ve gürültüler)
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) İhaleye fesat
karıştırmak, senin geçmişinde var.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Bak,
ifade burada.
DENİZ BAYKAL (Antalya) - Sen tarih öncesine gitmeye
kalkışıyorsun.
BAŞKAN Sayın Baykal
Sayın Baykal, sataşma
nedeniyle söz istersiniz, kürsüde cevap verirsiniz, lütfen sükûnetle dinleyin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Atatürkün Söylev ve Demeçleri.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen gerçek
anlayışını itiraf ediyorsun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Atatürkün Söylev ve Demeçleri. buyur. (CHP sıralarından
gürültüler)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Sonra ulus devlet kuruldu,
farkında değilsin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siz var
ya
Sizin bu mantığınız neye benziyor biliyor musunuz?
Atatürk ölene kadar Türk paralarının üzerinde Atatürkün resmi,
öldükten sonra İnönünün resmi. Siz busunuz! Siz busunuz! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen oralardasın, oralarda!
Senin Atatürkçülüğün bu!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siz
busunuz!
MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) İhaleye fesat
karıştırmak senin geçmişinde var.
DENİZ BAYKAL (Antalya) Sen Atatürkü bırak,
Hikmetyarı konuş, Hikmetyarı!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesi DTP ile ilgili bir karar
verdi. Bu kapatma kararı üzerinde birkaç kelam etmem lazım. AK
PARTİnin duruşu nettir. Bizim temel iki hassasiyetimiz var.
Birincisi, biz, parti kapatmaya karşıyız. Biz, parti kapatmaya
karşıyız.
CANAN ARITMAN (İzmir) Sen, Hikmetyarın dibine
düştün! Atatürkün adını ağzına alma!
BAŞKAN Sayın Arıtman, lütfen
AHMET YENİ (Samsun) Dinle be! Dinle ya!
ALİ KOÇAL (Zonguldak) Neye lütfen Sayın Başkan,
neye lütfen?
BAŞKAN Susar mısınız!
ALİ KOÇAL (Zonguldak) Hatibe müdahale etsene!
BAŞKAN - Lütfen, böyle bir usul yok.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Cezanın tüzel kişiliklere değil, kişilere verilmesi
gerektiğini düşünüyoruz.
İkincisi
RAHMİ GÜNER (Ordu) Böyle Başbakan mı olur!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Edebini
takın! Edebini takın! (CHP sıralarından gürültüler) Edebini
takın! Sandıkta gerekli cevabı zaten millet size devamlı
veriyor, bundan sonra da verecek. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Erdoğan, lütfen Genel Kurula hitap
eder misiniz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Siz bu
ülkede, bu milletten hiçbir zaman vekâlet alamayacaksınız, iktidar
vekâleti alamayacaksınız. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından gürültüler.)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Bırak da ona millet karar
versin Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Çünkü bu
ülkede milletin Başbakanına, farklılara, kalkıp da, her
zaman Göbek kaşıyanlar. diyenler sizsiniz, siz! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Ona millet karar versin, siz
işinize bakın. Millet ne yapacağını bilir, siz
işinize bakın.
BAŞKAN Sayın Erdoğan, lütfen Genel Kurula hitap
eder misiniz.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
İkincisi, halkın getirdiğini ancak halkın
götürebileceğini vurguluyoruz. Ancak, şunu da görmemiz gerekiyor:
Dünyanın en gelişmiş ülkesinde bile, şiddete, teröre destek
veren, övgüde bulunan, organik ilişkide bulunan siyasal yapılara izin
verilmez. Çünkü terör demokrasinin düşmanıdır. Terörün
yedeğinde siyaset yapmak demokratik bir mücadele değildir, olamaz. AK
PARTİ olarak, her türlü aykırı fikrin, her türlü
farklılığın siyaset ve demokrasi içinde tutulması
gerektiğine, kendisini özgürce dile getirmesi gerektiğine
inanıyoruz. Ancak, şiddet ve terörü açıkça reddedemeyen, hukuk
düzenine uyum sağlayamayan, siyasetin ve demokrasinin hassasiyetlerini
gözetemeyen siyasetçilerin sorumsuzlukları sebebiyle bir ülkenin zarar
görmesini, bir ülkenin imajının zedelenmesini de doğru
bulmayız.
Biz, siyasi hayatımız boyunca sadece milletimizden
direktif aldık, sadece milletimizin çizdiği rotada yürümeye, sadece
halkımızın talep ve beklentilerini yerine getirmeye
çalıştık. Tüm siyasi partilere de önerimiz, yüzlerini millete
çevirmeleri, milletin sesine kulak vermeleri, milletin hassasiyetlerine dikkat
etmeleridir.
Değerli milletvekilleri, asla umutsuz değiliz, asla ve
asla karamsar değiliz.
CANAN ARITMAN (İzmir) Şehit anasının
bayrağını alma.
BAŞKAN Sayın Arıtman, lütfen
ALİ KOÇAL (Zonguldak) Sayın Başkan, bunları
kürsüye de söyleyin!
BAŞKAN Kürsüye de söylüyorum, size de söylüyorum. İç
Tüzüke uygun hareket edeceğiz, hepimizin uyması gereken İç
Tüzük kurallarıdır.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Biz bu
yola çıkarken nelerle
karşılaşacağımızı, nasıl engeller
çıkacağını, nasıl provokasyonlar, nasıl tahrikler
yapılacağını göze alarak çıktık. Terör piyasasından
nemalananların bu süreci akamete uğratmak için ellerinden geleni
yapacağını bilerek ama bunlara boyun eğmemek üzere yola
çıktık.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) Tabii, tabii!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Burada
bir kez daha tekrar ediyorum: Statüko devam edemez. Gençler göz göre göre ölüme
gönderilemez; daha fazla ocağın sönmesine, daha fazla bedelin
ödenmesine tahammülümüz olamaz. Biz bu meydanı teröre, terör
yandaşlarına, terörün akıttığı kandan
beslenenlere, vampirlere teslim etmeyeceğiz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) İşte, onun için
İnadına demokrasi diyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İşte, onun için Açılım diyoruz, Birlik diyoruz,
Kardeşlik diyoruz ve gür bir sada ile bunu haykırıyoruz.
Değerli kardeşlerim, gençlerin kanı üzerinden,
şehitlerimizin kanı üzerinden maddi ya da manevi rant
devşirenler de var. Biz, bu mücadeleye başlarken tüm bu
rantçıları, tüm bu çıkar çevrelerini karşımıza
alarak yola çıktık. Elbette kolay olmayacak, hortumları
kesilenler elbette duvar gibi bu sürecin karşısında duracaklar. Rantlarını
yitirenler elbette her türlü tahrike, her türlü provokasyona
başvuracaklar
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayalî ihracatçılar
partinizde Sayın Başbakan!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
ama biz
bunları kararlılıkla yok edip yolumuza devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, Türk ekonomisini 26ncı
sırada devraldık, şu anda 17nci sıradayız ve
değerli arkadaşlarım, biz, milletimize hizmet yolunda
kararlı bir şekilde devam ettik. Rakamlar üzerinde
durmayacağım, ağırlıklı rakamları zaten
Maliye Bakanım burada açıkladı ve kitapçıklar sizlere
dağıtıldı. Fakat Türkiye, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyinin üyesi olacak. denildiğinde kimse buna inanmazken,
Türkiye şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin üyesi.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Ne yaptın!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Türkiye
Medeniyetler İttifakı adında bir proje başlatacak.
denseydi buna kimse inanmazdı. Ama şimdi 100 ülkeyi aşkın
üyenin olduğu, İspanyayla birlikte şu anda Medeniyetler
İttifakına eş başkanlık yapıyoruz, bu
noktadayız.
Avrupa Birliğiyle müzakerelere başlanacak. denilse
idi
Az önce Sayın Baykal Ucu uçuk. veya Ucu açık. gibi ifadeler
kullandı. Önce Sayın Baykal, Avrupa Birliğinin şu andaki
üye sayısı 28 değil 27, onu da iyi takip edin. Onu da iyi takip
edin, 27.
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) Çok biliyorsun, çok!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir
diğeri, biliyorsunuz, 63te rahmetli İnönüyle resmî süreç
başlamıştır, 59da Menderesle. O günden bugüne yine
MHP-DSP-ANAP İktidarında 99 Helsinkide, biliyorsunuz, biz üyelikle
ilgili kabul edildik. Ardından bizler de, biliyorsunuz, kendi dönemimizde
müzakerelere başlamayla ilgili süreci aldık. Ve şu anda 11
fasıl açılmıştır, 1 fasıl hem
açılmış hem kapanmıştır ve bu süreç devam ediyor.
CANAN ARITMAN (İzmir) Tek bir tane!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Sürecin
ucu açık-kapalı, bunlar önemli değil, bizim Avrupa
Birliğiyle bu süreçteki çalışmamız önemli. Bakın
şu anda Hırvatistan için de aynı durum söz konusudur, aynı
durumdayız. Fakat biz Türkiye olarak burada Avrupa Birliği üyesi
ülkelerle münasebetlerimizin ne noktada olduğunu pekiştirmek
istiyoruz. Avrupa Birliği bu noktada bizi oyalar veya farklı bir
karar verebilir, biz ne durumdayız, bu önemli. Türkiye olarak -her zaman
söylüyorum- Kopenhag Siyasi Kriterleri noktasında bizim Ankara siyasi kriterlerimiz
var, Maastricht Kriterleri
noktasında bizim İstanbul ekonomik kriterlerimiz var ve bunlarla biz
yapılanmalarımızı hep yaptık, yolumuza devam ediyoruz.
Devamlı anlatacağız, devamlı bunları
vurgulayacağız, çünkü anlattığımız hâlde
anlamamakta direnenler var.
Bakınız
Suriyeyle, Ürdünle, Libyayla vize kalkacak, Kıbrısta somut
adımlar atılıyor, atılacak. dediğimizde buna kimse
inanmazdı. Buyurun, Suriyeyle, Ürdünle, Libyayla
karşılıklı olarak vizeleri kaldırdık ve şu
anda aramızdaki ekonomik dış ticaret hacmi süratle yükseliyor.
Değerli arkadaşlarım, aynı şekilde
Türkiye bölgesel meselelerde çok önemli bir yere geldi. Kıbrıs da
Biliyorsunuz, İslam Konferansı Örgütünde iki kez genel
sekreterliği aldık ve Türkiye, İslam Konferansı Örgütünün
daha önce bir topluluk olarak orada üye iken şimdi
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Erdoğan, süreniz doldu, size de
ilave süre vereceğim. 5 dakika ilave süre veriyorum efendim daha önceki
uygulamalarım gibi.
Buyurun.
YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Yarım saat verin.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
İsabetli olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
gözlemci üye sıfatıyla şu anda Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti artık İslam Konferansı
Örgütünün üyesi olmuş vaziyette.
MUSTAFA ÖZYÜREK(İstanbul)
İzolasyonlar kaldırılmadı ama
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Bakınız Orhun Anıtlarını yaptık. diyoruz,
kızıyor, sinirleniyorlar Tabii ki yapacaksın. diyorlar. E peki
Sayın Bahçeli, sizin göreviniz değil miydi? Üç buçuk yıl
iktidarda kaldınız, Başbakan
Yardımcısıydınız, niye yapmadınız?
Bakın, kırk altı kilometre, Karakurumdan ta oraya kadar âdeta
çöldü, asfalt yolunu yaptık. Niçin? Tarihimizi hatırlayalım. Buralardan oralara gidenler, gittiklerinde
Hah, bizim büyüklerimiz de bir şeyler yapmış. desinler, bu
adımları bunun için attık. Ve üç buçuk senelik iktidar döneminde
vakıf eserlerine sahip çıkamadınız.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) Yapma ya
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ne
Osmanlının ne Selçuklunun ne cumhuriyetin eserlerine sahip
çıkmadınız, çıkamadınız. Sizin göreviniz
değil miydi? Aynı şekilde onlar da şu anda bu ülkenin bir
değeri durumundadır. Şu anda benim de
Taa, bakıyorsunuz,
Avrupanın Balkanlarında, Avrupanın diğer bölgelerinde
birçok camilerimiz var, mescitlerimiz var. Onları oraların
ülkeleriyle, yönetimleriyle; zaman geliyor onlar yaptırıyorlar, zaman
geliyor biz yapıyoruz. Sizin devlet anlayışınız yok,
uluslararası mantığınız yok, siyasetiniz yok.
Farkımız burada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Kazakistanda, Türkmenistanda, Moğolistanda, Bosna-Hersek,
Arnavutluk, Kosova, Yunanistan, Filistin, Lübnan, bütün buralarda eserlerimizi
ele aldık, bunları yaptık.
Değerli arkadaşlarım, cesaretle,
kararlılıkla, sağduyuyla sorunların üzerine gitmeye devam
edeceğiz. Vazgeçtiğimiz anda kaybeden Türkiye olur.
Vazgeçmeyeceğiz. Türkiye'nin kaybetmesine asla müsaade etmeyeceğiz.
Son derece kararlıyız, başladığımız andaki
kadar heyecan dolu, coşku doluyuz.
Değerli arkadaşlarım, bugün tüm dünya, tarihinin en
büyük ekonomik krizlerinden birini, İkinci Dünya Savaşının
ardından da en büyük küresel ekonomik krizini yaşadı,
yaşıyor. İşte, bütün bunlara rağmen Türkiye
İşte görüyorsunuz, dünya ticaret hacminin bu yıl yüzde 11,9
oranında küçüleceği tahmin ediliyor ki bu oran son altmış
yılın en büyük daralması anlamına geliyor. Krizle birlikte
2009 yılında büyümeyi, küresel ekonominin yüzde 1,1 oranında
daralmasıyla dünyada görüyoruz.
Krizle birlikte Türkiye değil bütün dünyada işsizlikte
bir artış var ama lütfen, Amerikayı da görün, Japonyayı
da görün, İspanyayı da görün, İtalyasını,
Almanyasını, hepsini görün. Doğru, bizde de bir artış
var. Biz geldiğimizde 10,7ydi işsizlik.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Şimdi kaç?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şu
anda da maalesef 13,7;13,8; buradayız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Amerikada kaç?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Onların anlattığı gibi çok büyük bir konumda değil.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Amerikada kaç?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -
Açarsanız kitapçığı, orada çok teferruatlı olarak o
rakamlar var. Büyüme oranına baktığınız zaman
işsizlikteki artışa, Amerikada bu oranın çok daha fazla
olarak arttığını göreceksiniz,
katladığını görecekseniz. Bir İspanyada
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Tam tersi
Tam tersi
Sayın Başbakan.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Hayır, aç bak; hemen önünde kitapçık, aç bak! Bizim
dağıttığımıza bak, senin
dağıttıkların filan veya okudukların pek de doğru
değil. Onlara bak.
Ve OECD ülkelerinde işsizlik oranlarındaki
artış ortalama yüzde 39, bizdeki artış yüzde 36. Ahh Kemal
Bey ah, bunlara bir bak. Ve şu anda dünyada 1,2 milyar kişinin günlük
harcaması 1,25 doların altında seyrediyor. Bu rakam, dikkat
ediniz, dünya nüfusunun yüzde 21,3ü. Türkiyede ise, yoksullukla mücadelede de
başarılı bir grafik izliyoruz. 2002 yılında günlük
harcaması 2,15 doların altında olanların oranı yüzde 3
iken 2008 yılında bu oran binde 5e kadar düşmüştür.
Bütün bunlarla beraber, değerli arkadaşlarım,
küresel krizin başladığı andan itibaren, biz, hassasiyetle
işin üzerine gittik ve bundan sonraki süreçte de aynı şekilde bu
küresel krize direnen en önemli ülkelerden bir tanesiyiz ve güçlü ekonomisiyle
bölgesinin ve dünyasının ilgisini üzerinde toplayan bir Türkiye var
ve bizler buradan asla taviz
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Erdoğan, ek süreniz de doldu. Size,
konuşmanızı tamamlayabilmeniz için daha önceki hatiplere
verdiğim süre kadar süre veriyorum.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Yarım saat istemişti
Sayın Başbakan, yarım saat verelim.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Lütuf
buyurdunuz.
BAŞKAN Son kez açtım mikrofonu, buyurun.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ben de
toparlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, faizleri
söyledim, diğer konuları söyledim ve bütün gerekli teknik bilgiler
zaten mevcut.
Ancak bir şeyi ifade etmekte fayda görüyorum, o da
şudur: Bakınız, bir ülkenin borçluluğu, gayrisafi yurt içi
hasılası içindeki oranla belirlenir. Bu orana
baktığınız zaman
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Peki, miktarın hiç önemi
yok yani.
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Mustafa
Bey, sen bunları bilirsin aslında.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Miktarın hiç önemi yok mu
Sayın Başbakan?
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)
Biliyorsun da bunları söylemiyorsun. Bunlara şöyle bir bak, biz
göreve geldiğimiz zaman gayrisafi yurt içi hasılaya borç oranı
neydi, şimdi ne? Buna bir bakarsak, o zaman gerçeği görürüz ve
şu anda da gayet iyi bir konumdayız. Tabii ki, bu krizde biraz
yükselme oldu, ama devraldığımız noktaya göre makas gayet
açık ve lehimizde ve bundan dolayıdır ki eğitimde
başarı devam ediyor, ulaşımda devam ediyor, sağlıkta
başarı devam ediyor; eğitimde bu başarıyı
artırarak üniversitelere yansıttık, devam ediyor; bütün
bunların yanında enerjide Türkiye artık bir üs hâline geldi.
Bakın, göreve geldiğimizde 9 ilimiz doğal gaza sahipti, şu
anda 65 ilimiz doğal gaza sahip hâle geldi. Modernleşme budur. Bunlar
başarılıyor. Tarımla ilgili konularda da yine gerekli
bilgiler var.
Sürem doldu ve bundan dolayı -aslında
anlatacağım çok şey var ama- bunları herhâlde yine
meydanlarda anlatmaya devam edeceğiz.
GÜROL ERGİN (Muğla) Anlatmak yürek ister, yürek!
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) Ben, 2010
yılı bütçe görüşmelerinin Parlamentomuz için, ülkemiz için,
milletimiz için hayırlı olmasını özellikle temenni ediyor;
emeği geçen arkadaşlarımı, başta ekonomiden sorumlu
Bakanım olmak üzere Maliye Bakanım ve tüm teknokrat, bürokrat
arkadaşlarımı huzurlarınızda tebrik ediyor, onlara da
teşekkür ediyor, sizlere de en kalbî sevgi ve saygılarımı
sunuyorum. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Anadol, buyurun, sizi dinliyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Sayın Başbakan
konuşmasında Sayın Anadol, senin geçmişini biliyoruz.
diyerek açık
Sataşma maddesini ihlal etmiştir. Sataşma
olduğu için söz istiyorum.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Sayın
Başkan, esas sataşmayı Sayın Anadol yaptı. Sayın
Konuşmacı kürsüde konuşurken sataşan, sebebiyet veren
Sayın Anadoldur.
BAŞKAN Sayın Anadol, siz İç Tüzükün hangi
maddesine göre söz istiyorsunuz?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) 69a göre, açıklama, sataşma
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) Çok açık.
BAŞKAN Sayın Başbakanın hangi sözünü...
Duyamadım, çok gürültü var.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Tutanaklara
bakalım Sayın Başkan, tutanaklara bakalım.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Tutanaklara bakalım!..
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) Sayın Başkan,
tutanaklara bakmanız lazım.
BAŞKAN Sayın Anadol, çok gürültü var. Sayın
Başbakanın hangi sözü sizin açınızdan sataşma olarak
değerlendirildi, onu anlayamadım.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Senin geçmişini biliyoruz.
diyerek açıkça sataştı.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Tutanaklara
bakalım Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Anadol, Senin geçmişini biliyoruz.
demeyi sataşma olarak mı değerlendiriyorsunuz? (CHP
sıralarından gürültüler, AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ne olacak? Ne olacak yani?
BAŞKAN Sayın Anadol, ben orada bir sataşma
görmüyorum çünkü bir hakaret, sizi tahkir eden bir cümle yok orada.
CANAN ARITMAN (İzmir) Adil yönetmiyorsunuz Meclisi!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) O zaman, Sayın Başkan, ben
ısrar ediyorum, oylayın, sizin
tarafsızlığınızın ne olduğu tescil edilsin.
Oylayın, ısrar ediyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Sayın Başbakan
konuşurken Cumhuriyet Halk Partisi sıralarına dönüp Sizin
devlet anlayışınız yok. diye bir cümle kullandı.
Dolayısıyla grubumuza açıkça sataşmada bulundu. Grup
Başkan Vekili olarak söz istiyorum.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Efendim, böyle bir
cümle yok. Sayın Başkan, öyle bir cümle yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Hayır efendim, var.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Sayın
Başkan, öyle bir cümle yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Aynen not aldım
Sayın Başkan. Sizin devlet anlayışınız yok.
diye açık ve net bir cümle kullandı.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Efendim, notlara
güvenemeyiz.
BAŞKAN Sayın Kılıçdaroğlu,
zabıtları getirteceğim, bakacağım
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Evet efendim,
zabıtlara bakalım.
BAŞKAN
eğer bir sataşma olduğu kanaatine
varırsam söz vereceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Benimki öyle değil. Ben
ısrar ediyorum.
BAŞKAN Sayın Anadol,
sizinle ilgili o bölümü de getirteceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Hayır efendim
BAŞKAN Lütfen oturun
Lütfen sakin olun
Sakin olun, sakin
olun efendim
Getirteceğim, bakacağım, sataşma olduğu
kanaatine varırsam size söz vereceğim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Duymadınız mı
söylediğini?
BAŞKAN Şimdi biz görüşmelere devam ediyoruz.
Lütfen
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Duymadınız mı
söylediğini?
BAŞKAN Nasıl efendim?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Duymadınız değil mi
söylediğini?
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Canım, kayıt
sistemi var.
BAŞKAN Konuşmayı herkes gibi ben de dinledim ama
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Başbakanı dinlemediniz
demek ki!
BAŞKAN
yetmiş dakikaya yakın bir konuşma
yaptı Sayın Başbakan. Tabii, hepsini hatırlamam mümkün
değil ki, zabıtlara bakacağım Sayın Anadol, takdir
edersiniz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Ben ısrar ediyorum,
oylayın.
BAŞKAN Getirteceğim.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) Hep beraber duyduk Sayın
Başkan, niye ısrar ediyorsunuz?
BAŞKAN Sayın Kılıçdaroğlu, sizin
beyanınızla ilgili de zabıtları hemen getirtiyorum.
Görüşmelerimiz daha devam ediyor.
Sayın milletvekilleri, şimdi, bütçe kanun
tasarıları üzerinde kişisel olarak görüşlerini belirtmek
üzere, bütçenin aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk söz
istediler.
Sayın Öztürk, buyurun efendim. (DSP sıralarından
alkışlar)
HARUN ÖZTÜRK (İzmir) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
2010 yılı bütçesiyle ilgili görüş ve önerilerimizi
Komisyonda anlatmaya çalıştık ancak iktidar, her zaman
olduğu gibi, muhalefetten gelen ve milletin lehine olan değişiklik
önerilerini reddetmeyi tercih etmiştir. Altı ciltten ve binlerce
sayfadan oluşan bütçe dokümanları içinde muhalefet şerhimizin
sayın milletvekillerinin dikkatlerinden kaçabileceği
düşüncesiyle, içinde söz konusu şerhin yer aldığı ve
AKPyle Kayıp Yıllar adını verdiğimiz
kitapçığın milletvekillerine dağıtımı
sırasında ortaya konulan engelleme çalışmalarını
kınadığımı ifade ediyorum. Demokratik
açılımdan söz eden iktidarın muhalif seslere karşı
tahammülsüzlüğü kabul edilemez.
Kitaba söz konusu başlığı veren biz
değil, bizzat AKP İktidarının kendisidir. Hükûmetin orta
vadeli programına açılıp bakılırsa ne demek
istediğim daha iyi anlaşılacaktır. 2012 yılına
gelindiğinde dahi millî gelir rakamlarının 2008 yılı
rakamlarına ulaşamayacağını söyleyen Hükûmetin
kendisidir.
Değerli milletvekilleri, AKP
yaşadığımız krizi tek başına dünya ekonomik
krizine bağlayamaz. Dünyada bir ekonomik kriz başlamamış
olsaydı dahi Türkiye AKPyle kendi krizini yaşayacaktı, nitekim
yaşıyor. Hükûmetin 2010 yılı programının
başında yer alan temel ekonomik göstergelere lütfen
bakınız, 2004 yılından sonra göstergelerde hissedilir
bozulma olduğunu göreceksiniz. AKP yarattığı yapay
gündemlerle bu bozulmanın kamuoyunda tartışılmasını
sürekli engellemiştir.
İktidar krizden en az etkilenen ülke
olacağımızı söylemesine rağmen ne yazık ki en çok
etkilenen ülkelerden biri olduk. Kriz nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerin
6,1 olarak tahmin edilen 2009 yılı büyümesi 1,7ye gerilerken,
Hükûmetin artı 5 ve 7 olarak tahmin ettiği büyüme rakamı eksi
6ya düşmüştür.
BAŞKAN Sayın Öztürk, bir saniye.
Değerli arkadaşlarım, bakın, hatibi
duyamıyoruz. Genel Kurulda gerçekten büyük bir uğultu var, bazı
arkadaşlarımız da ayaktalar. Lütfen, görüşmelerimiz devam
ediyor, hatibi büyük bir dikkatle takip edelim, izleyelim, dinleyelim
arkadaşlar. Lütfen, ayaktaki arkadaşlarımız, yerlerinize
oturur musunuz.
Sayın Öztürk, buyurun.
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) Sayın Başkanım, bu bir
dakikaya da ilave etmenizi istirham ediyorum.
BAŞKAN Tabii, buyurun.
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) 2009 yılında dünya ticaret
hacmiyle ilgili tahminlerde 16 puanlık bir yanılma olurken bizim
ticaret hacmiyle ilgili tahminlerimizde 45,3 puanlık yanılma
olmuştur. Krizle birlikte, gelişmiş ülkelerde işsizlik
rakamları 1,7 puan kötüleşirken bizde 5 puan kötüleşmiştir.
Bu rakamlar size krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğumuzu
göstermiyor mu?
Değerli milletvekilleri, iyi bir ekonomi yönetimi,
tahminlerde isabet kaydeden ekonomi yönetimidir. İktidarın ekonomi yönetiminin
bu konuda sicili oldukça bozuktur. Size birkaç örnek vermek istiyorum:
Orta vadeli programlarda 2009 yılı büyümesinin önce 7,1
olacağını söylediler, ardından bu oranı önce 5,7ye,
daha sonra 4e çektiler; olmadı, eksi 3,6 olarak revize ettiler, en son
ihale eksi 6da kaldı. Artı 7den eksi 6ya bir tahmin sapması!
Bir başka örnek: 150 milyar dolar olarak tahmin ettikleri
ihracatın 100 milyar dolar, 234 milyar dolar olarak tahmin ettikleri
ithalatın da 134 milyar dolar olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
İhracatta 50, ithalatta 100 milyar dolarlık tahmin sapması!
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Değerli milletvekilleri, şimdi de iktidarın
milletin kafasını karıştırmak üzere rakamlarla
nasıl oynadığına bakalım:
Birinci örneğimiz, AKP döneminde sağlanan ortalama
büyümenin Hükûmet tarafından hesaplanma biçimine ilişkindir.
İktidar, 2002 ve 2007 yılları arasını alarak kendi
dönemindeki ortalama büyümeyi hesap etmektedir. Şimdi, soruyorum:
İlki 28 Kasım 2002de güvenoyu alan AKP hükûmetlerinin, 2002
yılına ait yüksek büyüme oranını kendi dönemine dâhil
etmesi doğru mudur, etik midir? Peki, büyümesi 0,9 olarak kesinleşen
2008 yılı ile büyümesi bugünden en az eksi 6 olacağı ifade
edilen 2009 yılının AKP döneminin ortalama büyüme hesabına
dâhil edilmemesi doğru mudur, etik midir? Komisyonda
yaptığımız eleştiri üzerine, Sayın Bakanın
bugünkü konuşmasında hatadan kısmen dönmüş olduğunu
görmekten sevindiğimi ifade etmek isterim.
Bir başka örnek: Hükûmet, büyüme konusunda ilk
açıklamaları yaparken rakamları olduğundan iyi
göstermektedir, daha sonraki dönemlerde aynı rakamları kötüleşme
yönünde revize etmektedir. İnsanlar, revize rakamların öncesine dönüp
bakmadıkları için Hükûmetin bu rakam oyununun farkına
varamamaktadır. Örneğin, 2009 yılı birinci çeyrek büyümesi önce
eksi 13,8 olarak açıklandı, ardından bu oran sırasıyla
eksi 14,3 ve eksi 14,7ye yükseltildi; ikinci çeyrek büyüme rakamı önce
eksi 7 olarak açıklandı, ardından eksi 7,9a yükseltildi; son
üçüncü çeyrek büyümesi eksi 3,3 olarak açıklandı. Üçüncü çeyrekteki
düşük açıklama ile Hükûmet Bakın, ekonomide düzelme sinyalleri
alıyoruz. diyerek bütçe tartışmalarını atlatmayı
düşünmektedir.
Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde neredeyse
bütün göstergeler bozulmuştur, üretim on dört aydır gerilemektedir.
Ekim 2009daki 6,5 oranındaki artış, 2008 Ekim ayındaki
eksi 6,8 küçülmenin üzerine bir artıştır. Kasım ayında
üretimde eksi 1,9 azalma olacağı şeklindeki açıklamalar, bu
konuda erken sevinmememiz gerektiğini ortaya koymaktadır.
2009 yılının on bir ayında, imalat sanayisi
kapasite kullanım oranı 2008 yılının aynı
dönemine göre 10,5 puan düşmüştür. Kasım ayındaki 70,7lik
kapasite kullanım oranı, 2000 yılından bu yana, kasım
aylarındaki en düşük orandır. Sayın Bakan kasım
ayıyla ilgili 70,7 oranını konuşmasına 71,1
şeklinde almıştır. İnşallah, bu hata bilinçli
olarak yapılmış bir hata değildir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri
yetmiş beş yılda 250 milyar dolarlık dış ticaret
açığı verirken, AKP hükûmetleri yedi yılda 316 milyar
dolarlık açık vermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri yirmi yedi yılda toplam 40
milyar dolar cari işlemler açığı verirken, AKP hükûmetleri
yedi yılda 164 milyar dolar açık vermiştir.
Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri yetmiş beş yılda
221 milyar dolar borç yapmışken, AKP hükûmetleri Ekim 2009a kadar
geçen yedi yılda 268 milyar dolarlık ilave borç
yapmıştır. Sayın Başbakan, borçlar indi de bu rakamlar
nereden çıkıyor?
Sayın Başbakanın iyiye gittiğini
söylediği tabloda, 2009 yılında, bankalarda on ayda 27 milyar
liralık mevduat artışı oluyor, bu artışın
sadece 1 milyar lirası ticari kredilere gidiyor, niye acaba? Evet, niye
acaba olduğunu söyleyelim: Çünkü 2009 yılının on
ayında 44,5 milyar dolarlık borç artışını siz
yaptınız ve bankalar size çalışıyor.
Hükûmet, 2010 yılı finansman programında toplam 200
milyar liralık borç anapara ve faiz ödeyeceğini söylemektedir. Bu
tutarın 195 milyar lirası yeniden borçlanmaya gidilerek ödenecektir.
Yani borçlar borçla ödenecektir. Ayrıca, bu tutarın 150 milyar lirası
anapara ödemesi olup görüştüğümüz bütçe içinde yer almamaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe samimi değildir.
Zorunlu kamu hizmetleri için yeterli ödenekler ayrılmaması, tahsil
edilemeyeceği biline biline gelirlerin yüksek tahmin edilmesi nedeniyle,
bütçe açığı öngörülen 50 milyar TLde tutulamayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Sayın Öztürk, size de ilave süre veriyorum,
konuşmanızı tamamlayın lütfen.
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) Üç dakika içinde tamamlayacağım
Sayın Başkanım.
BAŞKAN Tamam, üç dakika süre veriyorum size.
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) Bu bütçe, memur, emekli, dul ve
yetimlerle gazileri ve dar gelirlileri ezen bir bütçedir. En düşük emekli
aylıklarında, BAĞ-KURluya 7 lira 90 kuruş, işçi
emeklisine 15 lira, memur emeklisine 20 lira 30 kuruşluk
artışları reva gören bir bütçedir. Altmış beş
yaş üstü muhtaç aylığında 2 lira 40 kuruş, özürlü
aylığında 4 lira 74 kuruş ve gazi aylıklarında 8
lira 20 kuruşluk artış yapan bir bütçedir. Fazla
çalışma ücretlerine saat başına 5 kuruş zam yapan bir
bütçedir.
Bu bütçe, sosyal güvenlikte hak kayıplarına yol açan bir
bütçedir. Hükûmet, emeklilere verdiği emekli maaşlarını
eşitleme sözünü tutmamıştır. Özel hastanelere gidenlerin
yüzde 70 oranında fark ödeyeceği bir sistemde Herkes istediği
hastaneye gidebiliyor. demek doğru değildir. Katılım
paylarını eczanelere tahsil ettirerek Hükûmetin sorumluluğu
üstünden atmaya çalışması ahlaki değildir. Sosyal
güvenlikte kötü yönetimin yükü vatandaşlara yüklenmemelidir.
Bu bütçe, yoksulluğun artmasına seyirci kalan bir bütçedir.
2008 yılında açlık ve yoksulluk sınırı
altında yaşayanların sayısı 12 milyonu
aşmıştır, tarım kesiminde yoksulluk
artmıştır, çok çocuklu ailelerde yoksulluk
artmıştır. Hükûmetin en az 3 çocuk sahibi olunması
yolundaki politikası ile artan yoksulluktan yararlanmak istediği
açıkça ortaya çıkmıştır.
Hükûmetin iddiasının aksine, bu bütçeden krizin önünü
açacak kamu yatırımları için yeterli ödenek
ayrılmamıştır. Bu bütçenin işsizliği azaltma ve
işsizlerin sorunlarına çare olmak gibi bir derdi yoktur. Bu bütçe,
işsizlikte bir neslin gözden çıkarılmasına
kayıtsız kalan bir bütçedir. Ağustos itibarıyla son bir
yılda 927 bin kişi işini kaybetmiştir. Yedi yılda
kadınların işsizlik oranındaki artış erkeklerin 2
katına yakın olmuştur. Bu durum, AKP Hükûmetinin kadınları
evde oturmaya zorlayan politikalarının bilinçli bir sonucudur.
İşsizlik Sigortası Fonu, Hükûmetin faiz gelirlerine el atmaya
başlamasıyla birlikte, geçmişteki tasarruf bonosu, MEYAK
kesintileri, zorunlu tasarruf ve KEY kesintileri akıbetine doğru hızlı
yol almaktadır.
AKP hükûmetleri, her zaman olduğu gibi bu bütçede de çiftçiyi
ve tarımı unutmuştur. 2009 yılının ilk on
ayında, 2008 yılına göre tarımsal destekler yüzde 28,9
oranında azalarak 5,1 milyar liradan 3,9 milyar liraya gerilemiştir.
Değerli milletvekilleri, Hükûmetin muhalefetin sesine daha
çok kulak vermesi ve 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinin
hayırlı olması dileğiyle
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HARUN ÖZTÜRK (Devamla) -
yüce heyetinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (CHP, MHP ve Bağımsızlar
sıralarından alkışlar)
Selamımı da kapattığınız için
teşekkür ediyorum Sayın Başkan!
BAŞKAN Sayın Öztürk, çok teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesap Kanunu Tasarısının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Biraz sonra oylamaya geçeceğiz.
HASAN MACİT (İstanbul) Sayın Başkanım,
sataşma var, söz istiyorum.
BAŞKAN İzin verin, bir saniye
Önce, Sayın Hamzaçebinin yazılı bir müracaatı
oldu Başkanlığımıza. Kendileri Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu Başkan Vekili Sayın Elitaş,
konuşması sırasında, Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu içinde
yer alan, komisyonun CHPli üyelerinin karşı oy yazısındaki
bir bölümü anlamından farklı bir anlam yükleyerek değerlendirdi.
O nedenle, sataşma nedeniyle söz istiyorum. dedi, 69a göre.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Yalnız Sayın
Başkanım, oturum değişti. Ara verildi, oturum
değişti; önceki oturumda Sayın Başkanım.
BAŞKAN İzin verin, izin verin
Şimdi, Sayın Hamzaçebi, 31inci Birleşimin Birinci
Oturumunda Sayın Elitaş konuşmuştu. Siz bu talebi daha
sonraki oturumda dile getirdiniz. Şimdi, 69uncu maddenin ikinci
fıkrası diyor ki: Açıklama ve cevaplar için Başkan,
aynı oturum içinde olmak üzere söz verme zamanını takdir eder.
Dolayısıyla bu talep aynı oturum içerisinde bize
iletilmediği için, böyle bir talebi bize iletmediğiniz için, İç
Tüzük 69/2ye göre size söz vermem mümkün değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Sayın
Başkan, Birinci Oturumun son cümleleri olarak kullandı Sayın
Elitaş bu konuşmasını ve hemen akabinde oturum
kapandı. Yani talepte bulunmak için yeterli zaman yoktu.
BAŞKAN Sayın Hamzaçebi, bize sizin
müracaatınız 31inci Birleşimin İkinci Oturumunda geldi,
Sayın Elitaş Birinci Oturumunda konuştu. Dolayısıyla
69/2ye göre grup başkan vekili arkadaşlarınız bu konuyu
çok iyi bilirler- size söz vermem -üzülerek ifade ediyorum ki- mümkün
değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Sayın
Başkan, Birinci Oturumun kapanış cümleleri olarak Sayın
Grup Başkan Vekili bu açıklamayı yaptı.
Dolayısıyla, onun akabinde de hemen oturumu kapattınız,
ancak söz talebinde bulunabildim.
BAŞKAN Nasıl?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) O cümlelerin akabinde
siz oturumu kapattığınız için Birinci Oturumda size dilekçeyi
yetiştirme imkânı olmadı efendim.
BAŞKAN Ama ne yapalım? İç Tüzük böyle
düzenlenmiş. Yani bir oturum önceki bir konuşma nedeniyle daha
sonraki oturumda size söz vermem, 69/2ye göre mümkün değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Sayın
Başkan, fiilî durumu anlatıyorum size.
BAŞKAN Mümkün değil Sayın Hamzaçebi, mümkün
değil. Zorlamayın lütfen.
Şimdi, Sayın Anadolun ve Sayın
Kılıçdaroğlunun
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Yerimden bir
açıklama için verin efendim.
AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) Yerinden açıklama yapsın
Başkanım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Yerimden bir
açıklama izni rica ediyorum Sayın Başkanım.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) Yerinden açıklama yapsın
Sayın Başkanım, iki dakika süre verin.
BAŞKAN Ama siz 69a göre söz istediniz. Yerinden
açıklama 60ın dördüncü fıkrasına göre olur. Böyle bir
talebiniz yok. Şimdi lütfen oturun.
Şimdi başka talepleri olanları
değerlendireceğim.
Sayın Anadolun, kendisine sataşma nedeniyle bir söz
talebi olmuştu. Sayın Erdoğan konuşması esnasında,
Sayın Anadol, biz senin geçmişini biliriz. ifadesini
kullanmış. Siz de Ne var geçmişimde? demişsiniz.
Sayın Erdoğan Senin oradakilerden pek farkın yok, iyi biliriz
seni, iyi biliriz seni. ifadesini kullanmış.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Evet. Buradakilerden farkın
yok. dedi.
BAŞKAN Şimdi, bütün bunları birlikte
değerlendirdiğimizde, Biz senin geçmişini biliriz. derken
İyi biliriz. anlamında kullandığı
anlaşılıyor. Burada bir sataşma var mı Sayın
Anadol? (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Öyle bir şey olmadı.
BAŞKAN Bakın
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Hakaret kastıyla söyledi.
BAŞKAN - İzin verin
İzin verin
Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın
Erdoğanın Sizin devlet anlayışınız yok,
uluslararası mantığınız yok, siyasetiniz yok. Farkımız
burada. ifadesini kullandığını ifade ettiniz. Evet,
zabıtlarda böyle ifadeler var. Bunu partinize bir sataşma, grubunuza
bir sataşma olarak değerlendiriyorsunuz.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Evet.
BAŞKAN Aynı partiden iki tane grup başkan vekili
söz istediler.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Hayır, şahsıma
sataşıldı.
BAŞKAN Bir grup başkan vekili
arkadaşımıza her iki hususla ilgili de açıklama yapmak
üzere söz vereceğim. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Grup Başkan Vekili olarak
değil, şahsıma sataşıldı.
BAŞKAN Sayın
Anadol, her iki hususla ilgili de görüşlerinizi ifade etmek üzere
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Hayır efendim, Grup
Başkan Vekili olarak değil
GÜROL ERGİN (Muğla) Geçmişini biliriz. hakaret
değil mi?
BAŞKAN Lütfen
GÜROL ERGİN (Muğla) Geçmişini biliriz. hakaret
değil mi?
BAŞKAN Lütfen oturur musunuz yerinize
GÜROL ERGİN (Muğla) Ben de hepinizin geçmişini
bilirim o zaman!
BAŞKAN Bir dakika
Bir dakika
Bir dakika
Bir dakika
Bir
dakika
GÜROL ERGİN (Muğla) Hepinizin geçmişini bilirim!
(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Ergin, şu hareketiniz, İç
Tüzüke göre, disiplin cezasını gerektirir.
GÜROL ERGİN (Muğla) Dün milletin anasına hakaret
ettiniz, bugün de burada milletvekiline ediyorsunuz!
BAŞKAN Sayın Ergin, kürsüye doğru böyle
yürüyemezsin! Bunun İç Tüzükte karşılığı var.
Lütfen yerinize oturun! Bana İç Tüzük hükümlerini uygulatmayın,
disiplin hükümlerini uygulatmayın. Lütfen yerinize oturun!
Sayın Anadol, lütfen, yeni bir sataşmaya mahal
vermeyecek şekilde, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
V.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili K.
Kemal Anadolun, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
K. KEMAL ANADOL (İzmir) Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Yeni bir sataşmaya da meydan vermeyeceğimden emin olun.
Ben, geçmişimle değil, yaşamımla kıvanç
duyuyorum, iftihar ediyorum, gurur duyuyorum çünkü kursağımdan bir
haram lokma geçmedi. (CHP sıralarından Bravo sesleri,
alkışlar) İki: Oğlumun sünnetinde gelen altınlarla
zengin olmadım. (CHP sıralarından Bravo sesleri,
alkışlar)
Anayasa, Adalet Komisyonu orada. Hakkımda
dolandırıcılıktan, kalpazanlıktan, evrakta
sahtekârlıktan ceza istenmiyor. (CHP sıralarından Bravo
sesleri, alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AGÂH KAFKAS (Çorum) Ne alakası var?
K. KEMAL ANADOL (Devamla) Ben değilim diyorum, ben
değilim. Ben değilim, niye alınıyorsunuz? (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Anadol, hani
K. KEMAL ANADOL (Devamla) Kendimi tarif ediyorum.
BAŞKAN
yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek
şekilde konuşacaktınız?
K. KEMAL ANADOL (Devamla) Vermiyorum.
Şimdi, bir cümle okuyacağım: Türkiye Cumhuriyeti
1923ten bu yana sürekli gerileyiş içindedir. Türkiye'nin yetmiş
yıllık tarihi boşa harcanmış bir zamandır.
İmza, Recep Tayyip Erdoğan, 1993.
Ben, geçmişimi iyi
bildiğini söyleyen Recep Tayyip Erdoğanı, o
Hikmetyarlı geçmişiyle,
karanlık geçmişiyle baş başa bırakıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) Biraz saygılı olun,
saygılı!
ABDÜLHADİ KAHYA
(Hatay) Ayıp!
Ayıp!
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) Hiç
yakışmıyor sana!
BAŞKAN Peki.
Sayın Kılıçdaroğlu, üç dakika da size söz
veriyorum. Deminki ifadeler bağlamında görüşlerinizi ifade etmek
üzere, üç dakika içerisinde, lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyecek
şekilde düşüncelerinizi Genel Kurulla paylaşın.
2.- İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlunun, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın grubuna sataşması nedeniyle konuşması
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) Tabii Sayın
Başkan. Çok teşekkür ederim.
Sayın Başbakan, burada yaptığı
konuşmada grubumuza dönerek Sizin devlet anlayışınız
yoktur. diye bir cümle kullandı. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili gidip
Hikmetyarın önünde diz çökmemiştir çünkü onların devlet
anlayışında böyle bir kural yoktur! (CHP sıralarından
alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili Dubaiye gidip 1 milyar lira bana
para verin, ben orduyu Kuzey Iraka sokmayacağım. diye anlaşma
imzalamamıştır! (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) Dersimi anlat, Dersimi!
CEMAL KAYA (Ağrı) Dersime gel, Dersime!
BAŞKAN Lütfen
Lütfen
Sakin olun arkadaşlar, sakin
olun.
Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili
şu kürsüye gelip Sayın Başkan, milletvekillerini siz mi
susturacaksınız yoksa ben mi susturacağım deme
anlayışına sahip değildir! (CHP sıralarından
alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN Sayın Kılıçdaroğlu, siz, lütfen
konuşmanıza devam edin.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) Sayın Başbakan,
devlet adamlığından söz ediyorsa, devlet
adamlığının ne olduğunu önce kendisinin okuyup
öğrenmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Devlet adamları doğruyu söyler, devlet adamları ülkenin
çıkarlarını savunur, devlet adamları 1 milyar dolar para
alacağım diye ülkesini satmaz
AHMET AYDOĞMUŞ (Çorum)
Senin gibi davasını satmaz!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)
ülkesini pazarlamaz! (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
AHMET AYDOĞMUŞ (Çorum)
Sen de davanı satıyorsun!
BAŞKAN Evet,
sayın milletvekilleri, şimdi 2010 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesap Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunacağım
HASAN MACİT (İstanbul) Sayın Başkan
Sayın Başkan
BAŞKAN Sayın Macit, buyurun.
HASAN MACİT (İstanbul) Sayın Başkan,
sataşmadan dolayı söz talebim var.
BAŞKAN Hangi sebeple efendim, hangi maddeye göre ve hangi
sebeple sataşmadan söz istiyorsunuz?
HASAN MACİT (İstanbul) Efendim, partimizin ismini üç
dört defa kullanarak sataştı Sayın Başbakan
BAŞKAN Kim sataştı efendim?
HASAN MACİT (İstanbul) Sayın Başbakan
BAŞKAN Size mi sataştı?
HASAN MACİT (İstanbul) Demokratik Sol Partiye
sataştı, yanıt vermek istiyorum.
BAŞKAN Efendim, olur mu, Demokratik Sol Partiyi siz mi
temsil ediyorsunuz, Genel Başkanı siz misiniz?
HASAN MACİT (İstanbul) Genel Başkan
Yardımcısıyım.
BAŞKAN Hayır efendim
Lütfen yerinize oturun.
HASAN MACİT (İstanbul) Efendim, sataşma var,
yanıt vermek istiyorum.
BAŞKAN Talebiniz 69uncu maddenin
koşullarını taşımamaktadır Sayın Macit, lütfen yerinize oturun.
HASAN MACİT (İstanbul) Vermeyecek misiniz Sayın
Başkan?
BAŞKAN - Baktım, baktım efendim, yazılı
bildirmişsiniz, inceledim, 69uncu maddenin kapsamına girmemektedir
talebiniz. O nedenle size söz veremiyorum. Lütfen oturunuz.
HASAN MACİT (İstanbul) Sayın Başkan, iki
dakika yanıt
BAŞKAN Hayır efendim, lütfen
HASAN MACİT (İstanbul) Böyle mi adaletiniz var
Sayın Başkan?
BAŞKAN Lütfen yerinize oturur musunuz
HASAN MACİT (İstanbul) Ben yerine otururum ama burada
Sayın Başbakan konuşurken size yakışmayan tarzda
bulunuyor, bize yakışmayan tarzda bulunuyor, ona yanıt
veremiyorum!
BAŞKAN Lütfen yerinize oturun, lütfen yerinize oturun. Size
söz hakkı vermedim ki, ben size söz imkânı vermedim ki
konuşuyorsunuz.
HASAN MACİT (İstanbul) Türkiye Büyük Millet Meclisinde
demokrasi uygulanmadığı zaman dışarıda demokrasi
uygulanamaz.
BAŞKAN - Lütfen oturun
Lütfen oturun...
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Sayın
Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN Sayın Hamzaçebi, yani İç Tüzük o kadar
açık ki size söz vermem mümkün değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) Sayın
Başkan
BAŞKAN - Lütfen
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
1.- 2010 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/759) (S. Sayısı: 442) (Devam)
2.- 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2008 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların
Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/728, 3/934) (S.
Sayısı: 443) (Devam)
BAŞKAN Değerli arkadaşlarım, 2010
Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının
maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Etmeyenler
Kabul edilmiştir.
OKTAY VURAL (İzmir) Bakmadınız efendim!
Bakın Kabul etmeyenler diye
BAŞKAN Anlayamadım
OKTAY VURAL (İzmir) Bir bakın
BAŞKAN Baktım efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) Nereye baktınız?
BAŞKAN Baktım
Baktım
OKTAY VURAL (İzmir) Önünüze bakıyorsunuz!
BAŞKAN İtirazınız mı var efendim?
OKTAY VURAL (İzmir) Bu kadar saygısızlık
olmaz!
BAŞKAN Baktım efendim, gördüm ben çoğunluğu,
gördüm.
OKTAY VURAL (İzmir) Saygısızca
davranıyorsunuz! Başbakana karşı bu Meclisin huzurunu
koruyamıyorsunuz.
BAŞKAN Böylece, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
Evet, bir oylamamız daha var.
2008 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısının maddelerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, böylece 2010 yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının maddelerine geçilmesi
kabul edilmiştir.
Şimdi, sırasıyla her iki tasarının da
1inci maddelerini okutuyorum:
2010 YILI MERKEZİ
YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Gider, Gelir, Finansman ve Denge
Gider
MADDE 1 (1) Bu Kanuna
bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere,
10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol
Kanununa ekli;
a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe
kapsamındaki kamu idarelerine 281.907.405.110 Türk Lirası,
b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere
17.799.895.100 Türk Lirası,
c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve
denetleyici kurumlara 1.949.287.082 Türk Lirası,
ödenek verilmiştir.
2008 YILI MERKEZİ
YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI
Gider bütçesi
MADDE1- (1) 5724 sayılı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde
gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe
kapsamındaki kamu idarelerine 218.284.732.372 Yeni Türk Lirası, (II)
sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 13.941.949.650 Yeni
Türk Lirası ve (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve
denetleyici kurumlara ise 1.729.688.441 Yeni Türk Lirası ödenek
verilmiştir. 2008 yılı merkezi yönetim konsolide ödenek
toplamı 222.553.216.800 Yeni Türk Lirasıdır.
(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl
içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin
hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna
ekli;
a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe
kapsamındaki kamu idarelerinin 2008 yılı bütçe giderleri
toplamı 222.055.561.266,14 Yeni Türk Lirası,
b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin
2008 yılı bütçe giderleri toplamı 14.526.959.077,42 Yeni Türk
Lirası,
c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve
denetleyici kurumların 2008 yılı bütçe giderleri toplamı
1.692.598.319,52 Yeni Türk Lirası,
olarak gerçekleşmiştir.
(3) 2008 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri
toplamı 227.030.562.569,40 Yeni Türk Lirasıdır.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Anayasanın
164üncü maddesi uyarınca Bütçe Kanun Tasarısıyla Kesin Hesap
Kanunu Tasarısının görüşmeleri birlikte
yapılacağından okunmuş bulunan 1inci maddeler
kapsamına giren kuruluşların 2010 yılı merkezî yönetim
bütçeleriyle 2008 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının
görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun 14/12/2009
Pazartesi günkü birleşiminde, 442 sıra sayılı 2010 Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının tümü üzerindeki
görüşmelerin tamamlanmasından sonra 445 sıra sayılı
Çek Kanunu Tasarısının tümümün oylanmasının
tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına
ilişkin Danışma Kurulu önerisi
Danışma Kurulu Önerisi
14.12.2009
Danışma Kurulunun yaptığı
toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına
sunulması uygun görülmüştür.
Mehmet
Ali Şahin
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Bekir Bozdağ Kemal Anadol Oktay Vural
Adalet ve Kalkınma
Partisi Cumhuriyet Halk Partisi Milliyetçi Hareket Partisi
Grup Başkan
Vekili Grup Başkan
Vekili Grup Başkan
Vekili
Öneriler
Genel Kurulun 14.12.2009 Pazartesi günü; Gündemin Özel Gündemde
Yer Alacak İşler kısmında yer alan 442 sıra
sayılı 2010 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının
tümü üzerinde görüşmelerin tamamlanmasından sonra Gündemin
Oylaması Yapılacak İşler Kısmında yer alan 445
sıra sayılı Çek Kanunu Tasarısının tümünün oylamasının
tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması
Önerilmiştir.
BAŞKAN Evet, Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde
söz isteyen Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli.
Buyurun Sayın İçli.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) Sayın
Başkanım, çok saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım; 14/12/2009 tarihli Danışma Kurulu önerisinin
aleyhinde söz aldım.
Değerli arkadaşlarım, elimde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Sayın Başkanının bastırdığı
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısıyla ilgili
bir broşür var, sanıyorum size, hepinize
dağıtılmıştır.
Bu program, yine Danışma Kurulunun 3/12/2009 tarihli
kararıyla planlanmış. Bugün bütçenin geneli hakkında
görüşülecek, birinci tur oylama ile ikinci tur oylamalar yarın
görüşülecek; yani, özetle, bütçe görüşmeleri bugün başlayıp
ayın 26sına kadar devam edecek.
Şimdi yeni bir öneri geliyor: Gerekçe, geçtiğimiz hafta
görüşülmekte olan, ancak oylamada AKPli milletvekillerinin Türkiye Büyük
Millet Meclisinde olmaması nedeniyle, toplantı yeter sayısı
bulunmaması nedeniyle kanunlaşamayan tasarıyı, bu araya,
Danışma Kurulu önerisiyle araya sokmaya çalışıyor. Var
mıydınız?..
MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) Siz var
mıydınız?
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) - Evet, buradaydım. Ama,
ben muhalefet milletvekiliyim. 338 AKP milletvekili Türkiye Büyük Millet
Meclisinde çalışması gerekirken burada değildiniz, önem
verdiğiniz kanun görüşmelerinde bulunmadınız. Toplantı
yeter sayısı bulunmadığı için bu tasarı yasalaşamadı.
Şimdi, İç Tüzükün hangi maddesine göre bir
birleşim başladıktan sonra, birleşimin bitiminde 3/12/2009
tarihinde alınan Danışma Kurulu önerisini değiştirmeye
kalkıyorsunuz?
Sayın Başkan, son dönemlerde gerçekten Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yönetiminde bir keyfîlik egemen oldu. Geçtiğimiz gün,
Sayın Sadık Yakut bulunmaması gereken bir yerde bulundu. Bir
usul tartışması açtık. Hem Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı olarak size vekâlet ediyordu hem de Cumhurbaşkanı
olarak Cumhurbaşkanına vekâlet ediyordu hem de Meclis Başkan
Vekili olarak o makamda oturmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisini
yönetmeye kalktı. İtiraz ettik Bir usul hatası. dedik.
Sayın Sadık Yakut makamdan kalkmak suretiyle Türkiye Büyük Millet
Meclisini Sayın Güldal Mumcu yönetti.
Yine, bir keyfîlik söz konusuydu. Meclis Başkanı olarak
duymanızı istiyorum. Saat 14.00te başlaması gereken Genel
Kurulu
İlkokullarda bile ders zamanında açılır, saat dokuzda
açılacaksa dokuzda okulu açarlar, ama Türkiye Büyük Millet Meclisini
14.15te açtılar! Yine Sayın Sadık Yakut, Meclis Başkan
Vekili Beş dakika ara veriyorum. dedikten sonra, oturum bir saat sonra
açıldı.
Bu sizin imzanız değil mi Sayın Başkanım?
Mehmet Ali Şahin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı.
Sayın Milletvekilleri, 2010 yılı bütçesi 14ünde
başlayıp 26sına kadar devam edecektir. Ve orada da kararlar
var. Birinci gün nelerin konuşulacağı, turlar hâlinde
milletvekillerine kaç dakika süre verileceği bu Danışma
Kurulunun, bütün grup başkan vekillerinin imzasını
taşımıyor mu?
Şimdi, bugünkü birleşim başlamış. Bugün
bütçenin geneli hakkında görüşmüşüz, AKPli milletvekilleri
perşembe günü burada bulunmadığı için onaylanmayan kanunu
bir Danışma Kurulu önerisi olarak önümüze getiriyorsunuz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) İmkân yok mu?
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) Neden öne getiriyorsunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel
görüşmeler olduktan sonra, neden onu getiriyorsunuz?
Bakın, değerli arkadaşlarım, biraz evvel
Sayın Başbakanı dinlediniz. Kendisine laf
atıldığı zaman hiç hoşnut olmuyor. Sizler burada her
sayın genel başkanın, her hatibin konuşmasına laf
atıyorsunuz. Hatibin dikkatini dağıtmaya
çalışıyorsunuz. Ama sizin Sayın Başbakanınız
burayı terk ettikten sonra, siz buradaki hatiplere laf atma konusunda da
örnek oluyorsunuz.
Bakın, bir de yadırgadığım başka bir
olay daha var: Ana Muhalefet Partisi Sayın Genel Başkanı
bütçenin geneli hakkında burada konuşuyor. Sayın AKP Genel
Başkanı, Başbakan arkada çay, kahve içiyor.
Başka bir arkadaşımız, bütçenin aleyhinde söz
alan, Demokratik Sol Partiden Harun Öztürk arkadaşımız söz talep
ediyor, Sayın Başbakan dosyalarını, çantalarını,
arkadaşlarıyla birlikte derleyip toplayıp arkaya gidiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu son günlerde Türkiye Büyük
Millet Meclisine yakışmayan şeyler oluyor. Türkiye Büyük Millet
Meclisi keyfîliği kaldırmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Anayasanın ve İç Tüzükün amir hükümlerine, bu hükümlere göre
yönetilir. Siz öyle istediniz diye bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalışma usulleri değişmez. Ve Sayın
Başkanım, bu görüşlerimi iletmek için söz aldım.
Aslında İç Tüzüke aykırıdır Danışma Kurulu
önerisi. Bütçe görüşmelerinin devam etmesi gerekir ve her şeyden
önce, sizin imzanızı taşıyan ve milletvekillerine
gönderdiğiniz bu Danışma Kurulu önerisine sadık
kalmanızı özellikle Meclis Başkanı olarak diliyorum ve
milletvekili arkadaşlarıma da beni dinledikleri için, sabırları
için teşekkür ediyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Evet, ben de teşekkür ederim Sayın
İçli.
Değerli arkadaşlarım, Danışma Kurulu
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Alınan karar gereğince, gündemin Oylaması
Yapılacak İşler Kısmında yer alan Çek Kanunu Tasarısının
açık oylamasına başlıyoruz.
IV.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Çek Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/710) (S.Sayısı: 445) (x)
BAŞKAN - Daha önce, açık oylamanın elektronik
oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.
Şimdi, elektronik cihazla oylama yapacağız.
Oylama için üç dakika süre vereceğim.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Çek Kanunu
Tasarısının açık oylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı: 318
Kabul : 313
Ret : 4
Çekimser : 1(xx)
Tasarı, kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır.
Sayın milletvekilleri, programa göre kuruluşların
bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için alınan karar
gereğince 15 Aralık 2009 Salı günü saat 11de toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati:19.48
(x) 445 Sıra Sayılı
Basmayazı 10/12/2009 tarihli 29uncu Birleşim Tutanağına
eklidir.
(xx) Açık oylama kesin
sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.