TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
24üncü
Birleşim
14
Kasım 2012 Çarşamba
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu
Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş
bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler
aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN
KÂĞITLAR
III.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplanın,
Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddialarına
ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğanın, Iğdırın kurtuluşunun 92nci yıl
dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
3.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyanın,
belediyelerin kurumlar vergisi kapsamındaki durumuna ilişkin gündem
dışı konuşması
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemirin, bu topraklarda
yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü
bir yasal düzenlemeyi tüm partilerin oy birliğiyle gerçekleştirmesini
dilediğine ilişkin açıklaması
2.- Giresun Milletvekili Selahattin
Karaahmetoğlunun, kaçakçılığı ortaya çıkaran
gümrük başmüfettişlerinin hakkında soruşturma
başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek
istediğine ve Başbakanın ölüm orucu tutan insanlara
karşı takındığı alaycı tavrını
kınadığına ilişkin açıklaması
3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlının,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Ekerin
çizdiği pembe tabloya karşı çiftçilerin kendisine ilettikleri
ifadelere ilişkin açıklaması
4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaşın,
14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin açıklaması
5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın,
Sarp Sınır Kapısında çok ciddi yığılmalar
meydana geldiğine, bu konuda gerekli tedbir ve önlemlerin
alınmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması
6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçerinin, Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Ekerin tarım
alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya
çalıştığına ilişkin açıklaması
7.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağolunun,
14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin açıklaması
8.- Kocaeli
Milletvekili İlyas Şekerin, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal
Kaplanın gündem dışı konuşmasına ilişkin
açıklaması
9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlunun, Kahramanmaraşta yanan orman bölgelerine şu ana
kadar bir şey yapılmadığına ve önümüzdeki dönemde
planlamaya alınıp eski hâline getirilmesi noktasında
çalışmaların yapılıp
yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
10.- İzmir Milletvekili Oktay Vuralın,
Suriyede meydana gelen karışıklıkların
Şanlıurfa ilinin Ceylânpınar ilçesine sıçramış
olması nedeniyle halkın sıkıntılı ve endişeli
olduğuna ve Hükûmetin Ceylânpınardaki vatandaşların
sorunlarıyla ilgilenmesini rica ettiğine ilişkin
açıklaması
11.- Adana Milletvekili Ali
Halamanın, Adananın Kozan ilçesinde tarımsal amaçlı
sulama için kullanılan barajın önüne HES kurulmasının
nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay
Vuralın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bilim, Sanayi
ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Taner Yıldız hakkında verdikleri (11/18, 11/21, 11/22) esas
numaralı gensoru önergelerini, Genel Kurul
çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını
sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri
çektiklerine ilişkin önergesi (4/73)
B) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken
ve 21 milletvekilinin, Türkiyede iş kazaları ve meslek
hastalıklarının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)
2.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/410)
3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim
Özkan ve 32 milletvekilinin, tarımsal üretimde kullanılan elektrikle
ilgili üreticilerin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)
VI.- GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını
devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/15)
2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar
yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/20)
VII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Manisa Milletvekili Muzaffer
Yurttaşın, Manisa Milletvekili Hasan Örenin şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmazın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
3.- Mersin Milletvekili Ali Özün, Tokat
Milletvekili Zeyid Aslanın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
4.- Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmakın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın MHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul
Kürkcünün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın BDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
6.- Tokat Milletvekili Zeyid
Aslanın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmakın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
7.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay
Ekşinin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebinin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın CHP Grup
Başkan Vekiline sataşması nedeniyle konuşması
9.- Ankara Milletvekili Zühal Topcunun,
Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın MHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
10.- Kocaeli Milletvekili Fikri
Işıkın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebinin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
11.- İstanbul Milletvekili Osman
Oktay Ekşinin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçerin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
12.- Ankara Milletvekili Zühal Topcunun,
Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçerin şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
13.- Millî Eğitim Bakanı Ömer
Dinçerin, İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşinin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
VIII.- OYLAMALAR
1.- Uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını
devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına dair
önergenin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin
oylaması
2.- Bakanlığı
yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin
yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik
mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına dair
önergenin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin
oylaması
IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın, Artvin
Borçka Barajının tam kapasite ile
çalışmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın
cevabı (7/11074)
2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın,
Artvinin Arhavi ilçesindeki HES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın cevabı
(7/11075)
3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldızın,
son bir yılda doğal gaza yapılan zamlara ilişkin sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın
cevabı (7/11078)
4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın,
Artvinin Borçka ilçesine sınır kapısı açılmasına
ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati
Yazıcının cevabı (7/11100)
5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın,
Gürcistan sınırında yeni bir sınır kapısı
ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati
Yazıcının cevabı (7/11102)
6.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşinin,
Cumhurbaşkanının yurt dışı gezilerinin maliyetine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bekir Bozdağın cevabı (7/11207)
7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçerinin, Bakanlık
merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde
yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Mehmet Şimşekin cevabı (7/11324)
14 Kasım 2012 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet
SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT
(Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
-----0-----
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24üncü
Birleşimini açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu
konuşmalara cevap verebilir, Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.
Gündem
dışı ilk söz, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik
yolsuzluk iddiaları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet
Hilal Kaplana aittir.
Buyurun Sayın
Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)
III.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplanın,
Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddialarına
ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET HİLAL
KAPLAN (Kocaeli) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm
milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.
Bir haftadan beri
yoğun ve uygunsuz çalışma şartlarında Meclisten geçen
Büyükşehir Belediye Kanununda sıkça rol model olarak söz edilen,
gösterilen Türkiye'nin en borçlu belediyesi Kocaeli Büyükşehir
Belediyesinde yaşanan yolsuzluğu sizinle paylaşmak istiyorum.
MERTUR Otomotiv ve
Taşımacılık Limitet Şirketi, 2008 yılında
Kocaelinin Çayırova ilçesinde ruhsatsız kaçak inşaat yapmaya
başlıyor. Dönemin belediyesi, Şekerpınar Belediyesi, önce
uyarıyor, süre veriyor, yasal işlemin düzenlenmesi için kendisine
verilen sürede işlem yapılmayınca hakkında yıkım
kararı alıyor 2008 Aralık ayında. Yıkım
kararı kesinleşen bu yapının yetkilileri, üç ay sonra,
İnternet ve basın aracılığıyla, 17 milyon liraya
kabası bitmiş otel inşaatı olarak satışa sunuyor.
Aradan bir-bir buçuk yıl geçiyor, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine
müracaat ediyor bu yetkililer. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kişisel
talep üzerine, kişiye özel bir uygulamayla önce yıkım
kararını ortadan kaldırıyor, sonra imar durumunu
değiştiriyor; imarını, emsali 1,5tan 2ye çıkararak
inşaat alanını yarısı kadar arttırıyor;
yüksekliğini 4ten 10a kadar çıkarıyor. İmar
açısından konut dışı kentsel alan olan bu bölgeyi bölgesel
iş merkezi hâlinde çıkarıyor. Üstelik bunları yaparken
sadece bu şirketin arazisi üzerinde bu imar düzenlemesini ya da
-tırnak içerisinde- affını gerçekleştiriyor.
Şimdi
soruyorum size: Kim bu insanlar? Bu insanlara 17 milyon lira para
kazandırmak, rant sağlamak için imar düzenlemesini yaparken bu
insanların iktidar yanlılarıyla bir ilişkileri, bir
akrabalıkları var mı diye soruyorum.
Merak ettiğim
başka bir konu var burada, Büyükşehir Belediyesi meclis
kararını alırken
Özellikle içinizde inşaat mühendisi olan
arkadaşlar bilir bunu. Biliyorsunuz 17 Ağustosta biz bir deprem
yaşadık, depremde 20 bin civarında insanımız
yaşamını yitirdi. Depremin, Kocaeli için, hâlâ yaraları
sarılmış değil. Yaklaşık 3.700 civarında
orta hasarlı ölçekte binada hâlâ insanların oturduğunu anımsatmak
istiyorum. Bu ruhsatı verirken Zemin ve Deprem İnceleme Şube
Müdürlüğü şöyle bir yazı yazıyor, diyor ki: 4 kattan küçük
9 kattan büyük yapıların yapılması düşünülüyorsa,
bunun yer uyumunda herhangi bir zarar yoktur. Eğer 4 ile 9 arasında
bir inşaat yapılacaksa, bunun lütfen deprem risklerini analiz edin.
Değerli
milletvekilleri, vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. Şimdi, bu
belediye Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olmuş olsaydı ne
yapardınız? Ben söyleyeyim size. Sabahın köründe kolluk kuvvetlerini
gönderirdiniz, önce belediye başkanı olmak üzere tüm belediye
çalışanlarını gözaltına alırdınız; yetmez,
bilgisayarlara, belgelere el koyardınız. Bunu yapmanız için
müfettiş raporlarına ya da belgelere gerek yok. Cumhuriyet Halk
Partili bir belediye olduğu zaman söylenti ve dedikodu olması bile
yeter ama iş iktidar partisinin belediyesine gelince ses yok.
Hatırlayın,
geçen yıl burada Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle bir basın
toplantısı yaptık. Yine Kocaelide müfettiş belgeleriyle,
idari mahkeme kararlarıyla tespit edilen, yasal olmayan düzenlemeler var
Kartepe ve Kandıra Belediyeleri için. Ne oldu? Size sorarım, ne oldu?
Bir yetkilinin bu konuda açıklama yapmasını istiyorum. Ama
bunlar Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olmuş olsalardı şimdi
yapılanları -İzmirde yapılanları göz önüne
getirirseniz- hatırlamanızı istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, sevgili iktidar partisi; parmak demokrasisine
sığınıp ne böyle yasa dışı işlem
yapın ne de bunlara izin verin. Eğer siz burada parmak demokrasisine
güvenerek kişiye özgü kanun çıkarırsanız Kocaeli
Büyükşehir Belediyesi de parmak hesabıyla kişiye özgü imar
affı yapar.
Sosyal adalet ve
özellikle hukukun üstünlüğü, adaletin eşit
dağılımı açısından önemli bir faktör. Toplumsal
barışı yakalamak istiyorsak, toplumsal barışı
sağlamak istiyorsak adaleti herkes için eşit uygulamaya lütfen özen
gösterin.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Kaplan.
Gündem
dışı ikinci söz Iğdırın kurtuluş yıl
dönümü münasebetiyle söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğana
aittir.
Buyurun Sayın
Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)
2.- Iğdır Milletvekili Sinan
Oğanın, Iğdırın kurtuluşunun 92nci yıl
dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
SİNAN
OĞAN (Iğdır) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Saygıdeğer
Başkan, değerli milletvekilleri; memleketimin tarlalarını
suladığım, sokaklarında büyüdüğüm, seçim bölgemin,
Iğdırımızın kahramanlık destanının yazıldığı,
gurur tarihinin noktalandığı, gurur tarihinin altının
çizildiği Iğdırımızın düşman
işgalinden kurtuluşunun 92nci yıl dönümü münasebetiyle söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum.
Bugün başka
bir önemli tarih var, bu vesileyle o tarihi de hatırlatmak isterim. Bugün,
hem de Ahıska Türklerinin Stalin baskıcı rejimi tarafından
kendi yurtlarından Sibiryaya, Orta Asyaya sürüldüğü tarihin de
yıl dönümüdür. Ahıska Türkleri de hâlâ vatanlarına
kavuşabilmiş değildir, Ahıska Türklerinin çilesi de hâlâ
devam etmektedir. Gazi Meclisimizin ve onun değerli milletvekillerinin de
bu vesileyle dikkatini bir kez daha Ahıska Türklerine çekmek istiyorum.
Gazi Mustafa Kemal
Paşa önderliğinde, Kıymetli Komutan Kâzım Karabekirin cesur kumandanlığında ve
Iğdır halkının dayanışmasıyla bugün
Iğdırın düşman işgalinden kurtuluşunun 92nci
yıl dönümünü kutlamaktayız.
Iğdır,
ülkemizin doğu sınırına çekilmiş bir settir. Ne
işgalci Rus kuvvetleri ne Ermenilerin zalim süvarilerinin bu konuda
Iğdır halkının çekmiş olduğu seti geçecek
imkânı kalmamıştır; dün kalmamıştı, bugün
kalmamıştır, yarın da kalmayacaktır. Iğdır,
düşmanın zulmüne direnişin, düşmana karşı
gözdağının adıdır. Iğdır, yılmaz bir
mücadelenin kalesidir. Iğdır, 3 ülkeye olan
sınırlarıyla Türkiyenin doğudaki can damarıdır.
Iğdır, nice seksen altı yıllar sürecek bir geleneğin
adıdır. Iğdır, Türkiyeyi hem içeriden hem de
dışarıdan kuşatmak isteyenlere rağmen
alınmış bir tapudur. Bu tapuyu sinsice üzerine almak isteyenler,
Iğdırın yıllar boyu sergilediği birliği ve
amansız mücadelesini hesaba katmak durumundadırlar. Iğdır
halkı kanlarıyla, cefayla ve binbir zorlukla tapuladıkları
yeşil Iğdırı kimseye vermeyecektir. Bu birlik önümüzdeki
süreçte de devam edecek, bazılarının bozulduğunu
sandığı gelenek inadına devam edecektir.
Kimin
Iğdırda gözü varsa, kim Iğdır üzerine oyun oynamak
niyetindeyse, kim Iğdırın birliğine kastediyorsa ilimin
vekili olarak onlara sesleniyorum; Iğdırı hayalî haritalar
içerisine sokup kendisini, aç tavuk misali, darı ambarında görenlere
sesleniyorum: Iğdır 14 Kasım 1920de düşman işgalinden
kurtarılmıştır ama en ufak bir kuşkumuz yoktur ki
Iğdırlılar gerekirse bu mücadeleyi bin kez daha verecektir.
Iğdırın yapısını değiştirmek
isteyenlere hatırlatırız ki, onurunu da, vatanını da
her şeyin üzerinde tutan kahraman Iğdırlılar size de en
güzel cevabı vereceklerdir. Dolayısıyla da kimse bazı
kesimlere şirin gözükmek için sakın ha sakın
Iğdırı harcamaya çalışmasın. Bizim, ne Ermeni
açılımına ne de önce demokratik açılım
dediğiniz, sonra kılıfını
değiştirdiğiniz yıkım projesine kurban edecek bir
Iğdırımız yoktur. Bizim, Iğdırdan verecek bir
karış toprağımız da yoktur.
Bu
düşüncelerimle, tam doksan iki sene önce Aras Nehrinin
kıyısında, Ağrı Dağının yamacında
her şeyini Iğdır uğruna ortaya koyan, Iğdır için
şehit olan, Iğdırı bize bahşeden Gazi Mustafa Kemal
Paşa ve silah arkadaşlarıyla beraber tüm şehitlerimize
Tanrıdan rahmet diliyorum.
Bugün Hükûmet
adına burada Sayın Bakanımız bulunmaktadır. Sayın
Bakanımıza da Iğdırlılar adına bir kez daha
seslenmek istiyorum: Iğdır susuzluktan kurumaktadır Sayın
Bakanım. HES projeleri Iğdırı kurutmaktadır.
Iğdır, fazla bir şey istemiyor, tarlasını sulayacak su
istiyor. Iğdır, baraj istiyor. Iğdır, 4 bekçiyi emekli
etmiş Tuzlucadaki barajın bir an önce yapılmasını
istiyor.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Oğan.
Biz de
Iğdırın kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle
Iğdırlıları kutluyoruz.
Gündem
dışı üçüncü söz, İzmir Büyükşehir Belediyesinin
kurumlar vergisi kapsamındaki durumu hakkında söz isteyen İzmir
Milletvekili Sayın Oğuz Oyana aittir.
Buyurun Sayın
Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)
3.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyanın,
belediyelerin kurumlar vergisi kapsamındaki durumuna ilişkin gündem
dışı konuşması
OĞUZ OYAN
(İzmir) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi
size AKP Hükûmetinin ve Maliye Bakanının İzmir Büyükşehir
Belediyesi üzerinde nasıl bir vergi baskısı kurduğunu
anlatacağım.
İzmir
Büyükşehir Belediyesi üzerinde yargıyı bir silah olarak
kullanmak yeterli olmamış olacak ki şimdi vergi
müfettişleri İzmir Büyükşehirden çıkmıyor.
Aslında şu konuşmam bir suçüstü durumudur, kötü niyet konusunda
iktidarın bir suçüstü durumu olacaktır.
Bakın, ilk
önce, geçen yılın aralık ayında İzmir Büyükşehir
Belediyesinden kira gelirleri için bir kurumlar vergisi tahakkuku
yapılmıştır ve 11 milyonluk gelir için 4,7 milyon
liralık kurumlar vergisi tahakkuku yapılmıştır. Keza,
katı atık imal tesisleri için de 550 bin liralık bir kurumlar
vergisi, cezalarıyla birlikte tahakkuk yapılmıştır.
Şimdi, bu haksız, hukuksuz ve ayrımcı vergi
baskısına karşı hukuki mücadeleyi belediye sürdürüyor ama
şimdi, ben de bir maliye öğretim üyesi olarak ve bir İzmir
Milletvekili olarak bunu iş edindim ve bu konuda birkaç teşebbüsüm
oldu. Bunlardan birincisi, Maliye Bakanlığına sordum: Ey
Bakanlık, sen böyle bir uygulamayı başka belediyeler için
yapıyor musun? Kaldı ki, belediyeler kurumlar vergisine tabi
midirler, değiller midir? Yani Kurumlar Vergisi Kanunu bu açıdan
oldukça açık. Bana şöyle bir yanıt geldi: İşte,
Kanunun 1 ve 2nci maddelerine göre iktisadi kamu kuruluşları varsa
belediyenin, tabidir. Peki, kira geliri iktisadi kamu kuruluşuna
mı giriyor? Burada göremiyorum Maliye Bakanını,
kaçmış, cevap vermiyor. Öyle bir şey yok. Peki, nedir? Başka
belediyeler vergi veriyor mu? O vergi mahrumiyetine girer Vergi Usul
Kanununun. Yani tam bir bahane arkasına sığınma. Hiç
olmazsa Veriyor, vermiyor. cevap ver, yok.
İkinci
adım olarak şunu yaptım: Ankara ve İstanbul Belediyelerine
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca soru sordum
Ne kadar kira geliriniz var? diye. Önce vergiyi sormadım, hani olur,
kaçarlar diye. Gelirlerin bir güzel ayrıntılı dökümünü verdiler;
İstanbul Büyükşehirin 166 milyon İzmirin 11di- kira ve
benzeri gelirleri var, Ankaranın da 33 milyon lira civarında benzer
gelirleri var. Peki, bunlarla ilgili vergi veriyorlar mı, bu defa o soruyu
sordum: Ne kadar vergi veriyorsunuz? Vermiyorsanız neden,
veriyorsanız neden? Vergi vermiyorlar. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi de bana cevap verdiler, vergi
vermediklerini söylediler. Ankara Büyükşehir Belediyesi, iki
satırlık yazısında şunu söylüyor ayrıca, daha
kapsamlı bir cevap veriyor, iki satır ama kapsamlı, Belediye
kira gelirleri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 4üncü
maddesinin (I) bendi gereğince kurumlar vergisinden muaftır. diyor.
Gerçi o ilgili maddeye baktığınız zaman burada
belediyelerin, su, yolcu taşıma, mezbaha işletmeleri söz
konusudur yani o kapsamda o tanımlanamaz ama belediyelerin kira
gelirlerinin kurumlar vergisine tabi olduğuna dair herhangi bir madde yok Kurumlar
Vergisi Kanununda. Dolayısıyla eğer bir boşluk varsa bütün
belediyeler için uygulanması gerekir. Türkiyede İzmir
Büyükşehir dışında böyle bir uygulamanın olmadığını
görüyoruz.
Tam ben bunlarla
uğraşırken bir başka şey daha yaşadık.
İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak Vergi Dairesinden bir yazı
aldı 14/9/2012 tarihinde yani 14 Eylülde ve buna göre, Doğal
Yaşam Parkının hizmete girdiği 2008 yılından
itibaren kurumlar vergisi mükellefi yapıldığını
yazıyor. Hayvanat bahçesi kurumlar vergisi mükellefi, düşünebiliyor
musunuz? Soruyorum: Yani Türkiyede hangi belediyenin hangi hayvanat bahçesi
kurumlar vergisi mükellefidir? Böyle bir şey yok, uygulaması yok.
Şunları söyleyeyim:
Birincisi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa göre hayvanat
bahçeleri, doğal yaşam parkları iktisadi kamu kuruluşu
değillerdir. İki: Kaldı ki yine aynı Kurumlar Vergisi
Kanununun 4üncü maddesinin (a) ve (b) fıkralarına göre de bu tür
yerler muafiyet kapsamındadır. Üç: 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanununun Büyükşehirin görevlerini sayan
maddesinde hayvanat bahçeleri görevleri arasında sayılmaktadır.
Bir diğer
şeyi söyleyeyim: 5199 sayılı bir Kanun var, Hayvanları
Koruma Kanunu; bunun ilgili yönetmeliği de belediyelere görev veriyor,
hayvanat bahçesine ilişkin görev ve yükümlülükler getiriyor.
Şimdi, bir
şey daha söyleyeyim: Kurumlar vergisi safi kazanca göre alınır.
İzmir Doğal Yaşam Parkının 2013 yılı gelir
beklentisi 1,4 milyon lira iken gider öngörüsü 5,5 milyon liradır yani 3
kattan fazla bir zarar söz konusudur ve siz bunu vergilendireceksiniz.
Dolayısıyla, burada bir suiniyet vardır, burada bir kötü niyet
vardır, burada çifte standart vardır. Eşit kurumlar
arasındaki vergide genellik prensibi çiğnenmektedir. Böyle durumda,
bir siyasi ahlak sorunuyla karşı karşıyayız.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ OYAN
(Devamla) Bu, olsa olsa bir İdi Amin yasası olur. İdi Amin
yasasını da size söyleyeyim: Madde 1: Ben her zaman
haklıyım. Madde 2: Haksız olduğum durumlarda 1inci maddeye
bakınız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Oyan.
Değerli
arkadaşlarım, şimdi, sisteme girmiş olan
arkadaşlarımıza, giriş sırasına göre söz
vereceğim.
Sayın Erdemir
IV.- AÇIKLAMALAR
1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemirin, bu topraklarda yaşayan tüm insanları
eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm
partilerin oy birliğiyle gerçekleştirmesini dilediğine
ilişkin açıklaması
AYKAN ERDEMİR
(Bursa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hamburg
Senatosu, geçtiğimiz günlerde, 3ü Sünni, 1i Alevi 4 inanç
topluluğuyla bir anlaşma imzalayarak bu inançları resmen
tanıdı. Hamburgun sosyal demokrat Belediye Başkanıyla
birlikte, DİTİB, Şura, İslam Kültür Merkezleri Birliği
ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu temsilcilerinin
imzaladığı bu anlaşmayla toplulukların cami ve cemevi
inşası, din görevlisi yetiştirme, cenaze defni, medya konseyinde
temsil, hastane ve cezaevlerinde din hizmeti verme hakları garanti
altına alındı. Hamburg Meclisindeki tüm partiler bu
anlaşmaya destek verdi.
Değerli
milletvekilleri, gelin, muharrem ayı öncesinde, Alevi, Sünni, Şii,
Hristiyan, Musevi, Bahai, ateist, deist, agnostik ayırmadan, bu
topraklarda yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak
özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm partilerimizin oy birliğiyle
gerçekleştirelim.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Erdemir.
Sayın
Karaahmetoğlu
2.- Giresun Milletvekili Selahattin
Karaahmetoğlunun, kaçakçılığı
ortaya çıkaran gümrük başmüfettişlerinin hakkında
soruşturma başlatılıp
başlatılmadığını öğrenmek istediğine ve
Başbakanın ölüm orucu tutan insanlara karşı
takındığı alaycı tavrını
kınadığına ilişkin açıklaması
SELAHATTİN
KARAAHMETOĞLU (Giresun) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sahte fatura
düzenlemek ve hayalî ihracat yapmak amacıyla suç örgütü kurmak, örgüte
yardım etmek suçlarından 400 milyon doları bulan
kaçakçılığı ortaya çıkaran gümrük
başmüfettişlerinin hakkında soruşturma
başlatılmış mıdır? Başlatılmış
ise nedenini öğrenmek istiyorum.
Ayrıca,
cezaevlerinde ölüm orucu tutan insanlara Rejim yapmaya ihtiyaçları
vardır. söylemiyle alaycı bir tavır takınan Sayın
Başbakanın üslubunu da kınıyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.
Sayın
Varlı
3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlının,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Ekerin
çizdiği pembe tabloya karşı çiftçilerin kendisine ilettikleri
ifadelere ilişkin açıklaması
MUHARREM VARLI
(Adana) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aracılığınızla,
Sayın Tarım Bakanına birkaç cümle sözümüz olacak.
Dün burada yine
çok tozpembe bir tablo çizdi fakat arayan çiftçilerimiz şunu söylüyorlar:
Tarım Bakanına biz teşekkür ediyoruz; daha önce Limuzini,Chevroleti
biz araba markası olarak biliyorduk, Sayın Tarım Bakanı
bunların bir hayvan cinsi, bir sığır cinsi olduğunu
bize öğretti. diyorlar.
Yine Ona
teşekkür ediyoruz, ilk defa kurbanlık ithal hayvanı, Türkiyeye
böyle bir şansı tanıdı. diyorlar.
Yine Çok
teşekkür ediyoruz, eskiden sapı samanı yakardık, şimdi
sapı samanı bize aratır oldu. Biz sap saman ithal eder ülke
olduk, ülke hâline geldik. diyorlar. Onun için, Tarım Bakanına çok
teşekkür ediyorlar.
Ayrıca, pamuk
üreticileri de şunu söylüyor: Bizim pamuğumuz dünyanın en
kaliteli pamuklarından bir tanesi ve iklim şartlarımız da
pamuk üretmeye, pamuk ekmeye çok müsaitken biz ne yazık ki pamuk
ekemiyoruz. Sayın Tarım Bakanı
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Varlı.
Sayın Yurttaş
4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaşın,
14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin açıklaması
MUZAFFER
YURTTAŞ (Manisa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Ülkemizde 2,6 milyon diyabetli, 2,4 milyon
diyabet adayı olmak üzere 5 milyon kişi diyabet
kıskacındadır.
Sağlık
Bakanlığımız, hastalığın erken tanı ve
tedavisinin sağlanması, ve risk faktörleri konusunda halkın
bilinçlendirilmesi amacıyla Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol
Programını uygulama koymuştur.
Toplum ve
kişilerin bilinçlendirilmesi önemlidir. Diyabet, tek bir hastalık
değil, bir hastalıklar bütünüdür. Sağlıklı beslenme ve
spor, diyabet açısından çok önemli bir konudur.
Tüm
halkımıza ve diyabet hastalarımıza sağlıklı
ve huzurlu bir yaşam diliyorum.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Yurttaş.
Sayın
Bayraktutan
5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutanın,
Sarp Sınır Kapısında çok ciddi yığılmalar
meydana geldiğine, bu konuda gerekli tedbir ve önlemlerin
alınmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması
UĞUR BAYRAKTUTAN
(Artvin) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Türk Hükûmeti ile
Gürcistan Hükûmeti arasında 31 Mayıs 2011 tarihinde Batum
Sınır Kapısının modernizasyonu sonrasında
yapılan açılışta imzalanan protokolle, 10 Aralık 2011
tarihinde uygulamaya geçen 2 ülke arasında pasaportsuz geçiş yani
kimlikle geçişler sayesinde Türk ve Gürcü vatandaşlar rahatlıkla
karşılıklı olarak geçişe
başlamışlardır.
Burada 1 TLlik
bir uygulama vardı. 1 TLlik uygulama olduğu için, pasaportla da
geçiş olmadığı için Sarp Sınır Kapısında
çok ciddi yığılmalar meydana gelmektedir. Sarp Sınır
Kapısındaki gümrük yetkilileri, polis ve güvenlik güçlerimizin
yetersiz olması nedeniyle uzun araç kuyrukları
oluşmaktadır. Bu durumun giderilmesi, ülkemizin Sarp Sınır
Kapısındaki bu mağduriyetin giderilmesi için ilgililerin,
ilgili bakanlığın Sarp Sınır Kapısında
gerekli tedbir ve önlemleri almasını hassaten rica ediyorum.
Teşekkür
ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Bayraktutan.
Sayın
Yeniçeri
6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçerinin, Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Ekerin tarım
alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya
çalıştığına ilişkin açıklaması
ÖZCAN
YENİÇERİ (Ankara) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dün, Tarım ve
Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker, mugalata ve demagoji
yaparak tarım alanında yaşanan sorunları halkın
gözünden kaçırmaya çalışmıştır.
Mehdi Eker
döneminde hayvancılık ülkesi Türkiye, hayvan ithal eder; tarım
ülkesi Türkiye, tarım ürünü ithal eder; meyvecilik ülkesi Türkiye, meyve
ithal eder hâle gelmiştir, bunun üzerine bir de saman ithalatı
eklenmiştir. Türk halkının üretebileceğini
dışarıdan ithal etmek, halkın refahına kastetmektir.
Sayın Bakan,
iddialara hiçbir cevap vermediği konuşmasında Türk köylüsünün
tarımının sırtında kendisinin bizzat yük olduğunu
ortaya koymuştur.
Bir
yurttaşın hayvancılıkla ilgili şu mesajı
gelmiştir, kendisi dinleme lüzumu duymadığı için burada
okuyorum. Vatandaş diyor ki: İki yıl önce 20 bin lira kredi
verip 4 tane inek aldım, şu an bu borcu ödemek için 10 tane inek
satmam gerekiyor. O zaman neden ve kimin için hayvan fiyatlarının
yükseltildiği, hangi kooperatiflerin hayvan dağıtımı
yaptığı, şimdi neden bu kadar hayvan fiyatlarının
aşağıya düşürüldüğünün hesabını versinler.
Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Türk köylüsünün
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZCAN
YENİÇERİ (Ankara)
hayvan ve tarımla ilgili bu soru ve
sorunlarına cevap vermek yerine kendi övgüsünü yapmıştır.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Yeniçeri.
Sayın
Dağoğlu
7.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağolunun,
14 Kasım Dünya Diyabet Gününe ilişkin açıklaması
TÜRKAN
DAĞOĞLU (İstanbul) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün Dünya Diyabet Günü. Diyabet, kalp
hastalıkları, böbrek hastalıkları, göz
hastalığı, hatta ampütasyona giden çok ciddi bir hastalık.
Türkiyedeki oran yüzde 14 civarında. Bu çok yüksek bir değer yani
6-7 kişiden birini diyabet olarak görebiliriz. Oysaki en güzel yaşam
sağlıklı olanıdır. Bunda en önemli etkenlerden biri
obezite, sadece Sağlık Bakanlığının bu konudaki
birtakım dikkati çekme veya buna karşı hassasiyeti göz önüne
alındığı takdirde bizlerin de bireysel olarak bu konunun
üzerine gidip obeziteyle gerçek anlamda mücadele etmemiz gerektiğine
inanıyorum. Herkese sağlıklı bir yaşam diliyorum.
BAŞKAN
Teşekkürler Dağoğlu.
Sayın
Şeker
8.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şekerin,
Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplanın gündem dışı
konuşmasına ilişkin açıklaması
İLYAS
ŞEKER (Kocaeli) Sayın Başkanım, az önce Kocaeli Milletvekilimiz
Mehmet Hilal Kaplan Bey, Kocaeli Büyükşehir Belediyesiyle ilgili maalesef
yanlış ve eksik bilgilerle donatıldığından
dolayı bir ithamda bulundu. Bu konuda kısaca bir açıklık
getirmek istiyorum.
Kocaeli, tabii,
eskisi gibi değil, Kocaeli, son on yılda gerçekten büyük bir
gelişmeye tabi oldu. Yapılan belediye hizmetleriyle birlikte Körfez
artık kullanılır hâle geldi. Çok özür diliyorum, eskiden Körfez,
bir lağım çukuruyken, bugün Körfez, 40ın üzerinde balık
çeşidinin yaşadığı bir hâle geldi ve Körfezin
etrafında artık Mavi Bayrak alınarak denizlere girilmeye
başlandı. Hafta sonları Karamürsel ilçemize 3 binin üzerinde
insan gelmekte, Kocaeliyi ziyaret etmekte. İşte, bu zorluklardan
dolayı Kocaelide beş yıldızlı otel eksikliği
vardı, bu ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı gidermek için imar
planlarında tercihli imar kullanım hakkı getirildi ve mevcut
imar planlarındaki fonksiyonunun dışında
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
İLYAS
ŞEKER (Kocaeli)
eğer bu bölgede beş yıldızlı
otel yapmak istiyorlarsa bu tercihli imar durumu getirildi.
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Şeker.
Sayın
Dedeoğlu
9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut
Dedeoğlunun, Kahramanmaraşta yanan orman bölgelerine şu ana
kadar bir şey yapılmadığına ve önümüzdeki dönemde
planlamaya alınıp eski hâline getirilmesi noktasında
çalışmaların yapılıp
yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin
açıklaması
MESUT
DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Geçtiğimiz
yaz Kahramanmaraşımızın Andırın ilçesi Elmadağ
mevkisinde on sekiz gün ormanlarımız maalesef yandı. Yine,
geçtiğimiz yaz Kahramanmaraşımızın Kazma
yaylalarındaki belli bir bölge, tarihî bir orman bölgemiz yine orman
yangınına maruz kaldı. Buradan Sayın Bakana da
teşekkür etmek istiyorum. Kazma bağlarının
yandığı dönemlerde iki defa telefonla beni aradı ve
yangının söndürülmesi konusuyla ilgili bilgi verdi. Kendisine
teşekkür ediyorum buradan.
Sorum şu: Bu
yanan orman bölgelerimize şu ana kadar bir şey yapılmadı.
Önümüzdeki dönemde planlamaya alınıp tekrar eski hâline getirilmesi
noktasında çalışmalar yapılacak mı?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Dedeoğlu.
Sayın Vural
10.- İzmir Milletvekili Oktay Vuralın,
Suriyede meydana gelen karışıklıkların
Şanlıurfa ilinin Ceylânpınar ilçesine sıçramış
olması nedeniyle halkın sıkıntılı ve
endişeli olduğuna ve Hükûmetin Ceylânpınardaki
vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmesini rica ettiğine
ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL
(İzmir) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Özellikle birkaç
günden bu yana Urfanın Ceylânpınar ilçesinden
vatandaşlarımız arıyor, ailelerimiz arıyor -gerçekten
büyük sıkıntı içerisindeler, uçaklar, bombalar- çok büyük bir
karmaşa ve endişe içerisinde olduklarını ifade ediyorlar.
Bu huzursuzluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmemi
istediler. Dolayısıyla gerçekten Suriyede meydana gelen
karışıklıkların Ceylânpınara
sıçramış olması, orayı rahatsız etmesi,
Ceylânpınarlılar açısından da gerçekten yaşanmaz bir
durumun ortaya çıkması kendilerini endişeye sevk etti. Hükûmetin,
özellikle Ceylânpınarda vatandaşlarımızın bu
sorunlarıyla yakinen ilgilenmek suretiyle onların yanında
olduklarını göstermelerini rica ediyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Vural.
Değerli
arkadaşlarım, bazı arkadaşlarımız da sisteme
girmiş ama onlardan özür diliyorum, 10 kişiye söz veriyoruz
biliyorsunuz.
Gündem
dışı konuşmalardan sonra gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır.
Gensoru
önergelerinin geri alındığına dair bir önerge vardır,
okutuyorum:
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vuralın, Kalkınma
Bakanı Cevdet
Yılmaz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında verdikleri (11/18,
11/21, 11/22) esas numaralı gensoru önergelerini, Genel Kurul
çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını
sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri
çektiklerine ilişkin önergesi (4/73)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Sayın Cevdet
Yılmaz, Sayın Nihat Ergün ve Sayın Taner Yıldız
hakkında verdiğimiz (11/18), (11/21) ve (11/22) Esas Numaralı
Gensoru Önergelerimizi Genel Kurul çalışmalarının TRT
üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha
sonra yenilemek kaydıyla geri çekiyoruz.
Bilgilerinize ve
gereğini arz ederiz.
Mehmet Şandır Oktay
Vural
Mersin İzmir
MHP Grup Başkanvekili MHP Grup
Başkanvekili
BAŞKAN Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis araştırması açılmasına
dair 3 önerge vardır, okutuyorum:
B) Meclis Araştırması
Önergeleri
1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken
ve 21 milletvekilinin, Türkiyede iş kazaları ve meslek
hastalıklarının nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye iş
kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin
araştırılması, alınacak önlemlerin neler
olduğunun belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç
Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif
ederim.
1) İdris
Baluken (Bingöl)
2) Pervin
Buldan (Iğdır)
3) Hasip
Kaplan (Şırnak)
4) Sırrı
Sakık (Muş)
5) Murat
Bozlak (Adana)
6) Halil Aksoy (Ağrı)
7) Ayla Akat (Batman)
8) Hüsamettin
Zenderlioğlu (Bitlis)
9) Emine Ayna (Diyarbakır)
10) Nursel
Aydoğan (Diyarbakır)
11) Esat Canan (Hakkâri)
12) Sırrı
Süreyya Önder (İstanbul)
13) Adil Kurt (Hakkâri)
14) Altan Tan (Diyarbakır)
15) Sebahat
Tuncel (İstanbul)
16) Mülkiye
Birtane (Kars)
17) Erol Dora (Mardin)
18) Ertuğrul
Kürkcü (Mersin)
19) Demir Çelik (Muş)
20) İbrahim
Binici (Şanlıurfa)
21) Nazmi Gür (Van)
22) Özdal Üçer (Van)
Gerekçe:
Uluslararası
Çalışma Örgütü (ILO)'nun yaptığı tahminlere göre;
dünyada her yıl 337 milyon iş kazası meydana gelmektedir. Bu
iş kazaları sonucu 2 milyon 310 bin kişi hayatını
kaybetmekte ve 160 milyon kişi ya yaralanmakta ya da meslek
hastalığına maruz kalmaktadır.
Türkiye'deki
çalışma yaşamında da insan hayatının hiçe
sayıldığı ve tablonun çok daha vahim olduğu
istatistiklerden anlaşılmaktadır. Türkiye'de 1946-2005
yılları arasında 142.469 kişi iş kazası ve meslek
hastalığı sonucu hayatını kaybetmiştir. Makine
Mühendisleri Odasının iş sağlığı ve iş
güvenliği raporuna göre Türkiye'de her yedi dakikada bir iş
kazası olmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu istatistiklerine göre ise,
2009 yılında ülkemizde 64.316 iş kazası, 429 meslek
hastalığı vakası tespit edilmiştir. Bunların
1.171'i ölümle sonuçlanırken, 1.885 kişi sürekli iş göremez hâle
gelmiştir. 2009 yılında iş kazaları ve meslek
hastalıkları sonucu kaybedilen iş günü sayısı ise 1
milyon 533 bin 749'dur. Türkiye'de ILO kriterlerine göre iş kazaları
ve meslek hastalıklarının 2009 yılı için maliyeti;
yaklaşık 38 milyar TL olarak tahmin edilmektedir. Türkiye ölümlü kaza
sıklığı açısından, 15 Avrupa Birliği ülke
ortalamasının 7 katından daha fazla bir kaza
sıklığına sahiptir.
Türkiye'de en
yüksek iş kazası oranı ise toplam işyeri
sayısının %98'ini oluşturan ve elliden daha az işçi
çalıştırılması nedeniyle KOBİ'lerde; İş
Sağlığı ve Güvenliği Kurulu oluşturma,
İş yeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı, İşyeri
Hemşiresi veya Sağlık Memuru bulundurma gibi
zorunlulukların bulunmadığı görülmektedir. Küçük ölçekli
işletmeler için bu muafiyetin kaldırılması,
işletmelere katlanılması çok da kolay olmayacağı için,
her ilde ortak iş sağlığı ve güvenliği birimleri kurularak,
küçük ölçekli işletmelerin risk durumu ve büyüklüğüne göre
değişen sürelerde bu birimlerden yararlanmalarının zorunlu
tutulması; hem ülkemizdeki iş kazası sayısının
azalmasında hem de kazaların resmi kayıtlara geçmesinde önemli
bir etken olacaktır.
Bu rakamlardan da
anlaşılacağı üzere, iş kazaları ve meslek
hastalıkları sonucu oluşan maddi ve manevi kayıplar ülke
ekonomisi açısından çok önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu
sebeple; iş sağlığı ve güvenliği alanında
kalıcı ve etkin önlemlerin alınması zorunluluk arz
etmektedir.
Türkiye'nin
iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili
uluslararası çalışma standartlarına ulaşması,
çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve
geliştirilmesi, çalışanların iş yeteneklerinin ve
motivasyonunun geliştirilmesi, istihdamın artırılması
ile mümkün olabilir. İş güvenliği ile çalışanları
korumak, üretimin güvenliğini korumak, işletmenin güvenliğini
sağlamak, ekolojik çevreye verilen zararı en alt düzeye indirmek
mümkün olabilir.
Sadece ekim ve
kasım ayı iş kazaları raporları dikkate
alındığında bile durumun vehameti bütün
çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır.
Ekim ayında
meydana gelen iş kazalarında 53 emekçi hayatını kaybetti,
142 emekçi de yaralandı. En çok ölüm inşaatlarda yaşanırken
sanayi bölgelerinde çalışan işçiler, işçi servislerinin
karıştığı trafik kazalarında can verdi. Madenler
can almaya devam etti, silikozis 48'inci canını aldı.
2011
yılı Ocak- eylül ayı rakamlarını da ekleyecek olursak
büyüyen ekonomi söyleminin içinin ne kadar boş olduğu ortaya
çıkacaktır. İşçi ve emekçinin kanı ve canı
pahasına gerçekleşen ve getirimci niteliği tartışma
götürmez "tüccar" anlayışına dayalı bir ekonomide
hayatını kaybedenlerin "üretim zayiatı" gibi görülmesi
durumun vahametine çarpan etkisi katmaktadır. Her konuda olduğu gibi
"iş güvenliği ve meslek hastalığı" konusunda
da Türkiye kötü bir sicile sahiptir.
Türkiye iş
kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin
araştırılması, alınacak önlemlerin neler
olduğunun belirlenmesi sadece iş güvenliğinin
sağlanması açısından değil aynı zamanda insan
hakları açısından da büyük önem taşımaktadır.
Konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından
araştırılması zorunlu hale gelmiştir.
2.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/410)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
"Muhtarların
Sorunları"nın araştırılması, bu konuda
yürütülecek çözüm odaklı çalışmaların belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılması hususunda gereğini
saygılarımla arz ederim. 20.12.2011
1) Mahmut Tanal (İstanbul)
2) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Ali Haydar Öner (Isparta)
4) Recep Gürkan (Edirne)
5) Celal Dinçer (İstanbul)
6) İsa Gök (Mersin)
7) İlhan Demiröz (Bursa)
8) Engin Altay (Sinop)
9) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
10) Emre Köprülü (Tekirdağ)
11) Bülent Tezcan (Aydın)
12) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
13) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
14) Ali Özgündüz (İstanbul)
15) Aylin Nazlıaka (Ankara)
16) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
17) Doğan Şafak (Niğde)
18) Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)
19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
20) Aykan Erdemir (Bursa)
21) Mehmet Siyam Kesimoğlu (Kırklareli)
22) Mustafa Moroğlu (İzmir)
23) Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
24) Hurşit Güneş (Kocaeli)
25) Ali Serindağ (Gaziantep)
26) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
27) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
Gerekçe:
Türkiye'de muhtarlık olabildiğince zor bir kamu
görevidir. Türkiye'de toplamda 54.000 muhtar vardır. Muhtarlara verilen
ödenek 384 TL'dir. Tahsis edilen bu ödenek ile muhtarlık
binasının elektrik, su, telefon ve ısınma, gelen
vatandaşa çay, su ikramı gibi harcamaların yanı sıra
sekreter ve kırtasiye, kira ücretleri de bu tahsis edilen paradan
karşılamak zorunda kalmaktadır. Çok rahatlıkla
anlayabileceğiniz gibi, verilen ödenek ile bu kamu görevini yerine
getirmek imkânsızdır. Böyle koşullar altında
çalışmak öncelikle Anayasa'mızın 18. Maddesinde yer alan
angarya yasağı kapsamında yer almakta ve Anayasamıza
aykırıdır.
Muhtarlarımızın
pek çok sorunu vardır. Muhtarların sigortaları Bağ-Kur
kapsamındadır ve muhtarların primleri kendileri tarafından
ödenmesi gerekmektedir. Günümüzde bu sigorta primi 136 TL'den başlayarak
basamağa göre değişiklik göstermektedir. Bir muhtar ortalama 360
TL sigorta primi ödemektedir. Bir muhtara ayrılan ödenek Maliye
Bakanlığının 2012 bütçe sunuş konuşmalarına
bakıldığında zaten 384 TL'dir. Muhtarların çoğu,
bugüne kadar sigorta primlerini ödeyemedikleri için sağlık
yardımı alamamışlardır. İkinci bir husus ise,
yargı önündeki statüleridir. Muhtarlar, 657'ye tabi oldukları için,
kamu görevlisi sayılarak yargı önüne bu şekilde çıkmakta,
ancak 657'ye tabi memurun özlük haklarından yararlanamamakta ve
suçlarından dolayı ağır ceza mahkemelerinde
yargılanmaktadır. Kaymakamlarla, Emniyet müdürlüğüyle, vergi
dairesiyle ve adli olaylarla ilgili tüm yazışmalar ve çalışmalar
yine muhtarlık yoluyla yapılmaktadır. Böyle bir iş yükünün
olduğu çalışma ortamında muhtarlar kendilerine
yardımcı olmaları için sekreter bulundurmak ve ona da kendi
cebinden maaş vermek zorundadır. Bu konuda yapılmış
detaylı bir kanun düzenlemesi olmadığı için mağdur
olan muhtar daha fazla mağdur olmaktadır.
Kimi
muhtarlarımız 5000 veya 6000 oyla halk tarafından seçilmekte
ancak aldıkları ödenek 384 TL'dir. Aynı şekilde bazı
belde ve ilçelerde belediye başkanları 2000 ve 3000 oyla belediye
başkanı olmuşken aldıkları maaş 4000 ila 5000 TL
arasında değişmektedir.
Kimi belediye
başkanları ile muhtarlar arasında oylar arasında fark
olmasa da maaşları ve tabi oldukları statü ne kadar
farklıdır. Sosyal Hakları ve güvenceleri arasında uçurumlar
vardır. Bu dengesizliğin çözülmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle,
muhtarların sorunlarının tam olarak tespit edilmesi ve
sorunların çözüme kavuşması için Anayasanın 98inci,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri
uyarınca bir Meclis Araştırması açılması
hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.
3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim
Özkan ve 32 milletvekilinin, tarımsal üretimde kullanılan elektrikle
ilgili üreticilerin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Ülkemizde
Tarımda kullanılan Elektrikle ilgili sorunların
araştırılması, üreticinin sorunlarının ve çözüm
yollarının belirlenmesi, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin
yapılması, amacıyla İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri
gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Ramazan Kerim
Özkan (Burdur)
2) Mustafa
Moroğlu (İzmir)
3) Sena Kaleli (Bursa)
4) Mustafa Sezgin
Tanrıkulu (İstanbul)
5) Ferit Mevlüt
Aslanoğlu (İstanbul)
6) Mehmet Ali
Susam (İzmir)
7) İlhan
Demiröz (Bursa)
8) Gürkut Acar (Antalya)
9) Recep Gürkan (Edirne)
10) Erdal Aksünger (İzmir)
11) Bülent Tezcan (Aydın)
12) Ali Haydar
Öner (Isparta)
13) Celal Dinçer (İstanbul)
14) İsa Gök (Mersin)
15) Emre Köprülü (Tekirdağ)
16) Mehmet Ali
Ediboğlu (Hatay)
17) Ali
Sarıbaş (Çanakkale)
18) Ahmet
İhsan Kalkavan (Samsun)
19) Mahmut Tanal (İstanbul)
20) Haluk
Eyidoğan (İstanbul)
21) Ali Özgündüz (İstanbul)
22) Şafak
Pavey (İstanbul)
23) Aylin
Nazlıaka (Ankara)
24) Doğan
Şafak (Niğde)
25) Mehmet Volkan
Canalioğlu (Trabzon)
26) Aykan Erdemir (Bursa)
27) Mehmet Siyam
Kesimoğlu (Kırklareli)
28) Kadir Gökmen
Öğüt (İstanbul)
29) Hurşit
Güneş (Kocaeli)
30) Engin Altay (Sinop)
31) Ali
Serindağ (Gaziantep)
32) Ali Rıza
Öztürk (Mersin)
33) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
Gerekçe:
Bitkisel ve
hayvansal üretimde kullanılan, maliyet içinde önemli bir girdi kalemini
teşkil eden elektrikte, üreticilerin ödeme güçlüğüne düşmesi ile
birlikte muhtelif tarihlerde elektrik borçları
yapılandırılmasına karşın beklenen fayda
sağlanamamıştır.
Elektrik
borçlarının ödenebilir hale gelmesi bakımından, ciddi
oranda bir faiz affının yapılması gereklidir.
Maliyet bazlı
fiyatlandırma mekanizmasına geçiş ile birlikte tarımsal
sulamada kullanılan elektriğin birim fiyatı 2007
yılına göre % 50 artmıştır. Artış oranı
tarımsal amaçlı soğuk hava depolarında, kültür
balıkçılığı ve kümes hayvanları tesislerinde,
seralarda ve hayvancılık işletmelerinde ise %58'lere
ulaşmıştır. Bu zammın üzerine, tarımsal sulama
abone grubuna 2009 yılının Ocak ayında %1,5, Ekim
ayında ise %9,6 oranında zam yapılmıştır. 2007
yılında 13,5 kuruş olan elektriğin birim fiyatı 2010
Aralık ayında 22,53 kuruş olmuştur. Bu yapılan zamlar
çiftçilerimizi üretemez hale getirmiştir.
Birim fiyatın
düşürülmesi açısından üreticilerimize puant sisteminden
faydalanma imkanı tanımış olmasına karşın,
bitkinin ihtiyacı olan suyun en kısa sürede verilmesi
gerektiğinden bu sistem üreticilerimiz tarafından
kullanılamamaktadır.
Yapılan
zamların yanı sıra elektrikten alınan %1 enerji fonu, %2
TRT payı ve %18 KDV birim fiyatı daha da yukarı çekmektedir.
Türk çiftçisi vergilerini peşin KDV ve ÖTV olarak ödemektedir. Tüccar gibi
sattığı maldan KDV'sini mahsup edememektedir. Zarar etmesine
rağmen sattığı maldan stopaj vergisini ödemektedir.
Elektrik
Piyasası Kanununda tüketicilerin desteklenmesine yönelik olarak fiyatlara
müdahale edilmeksizin, miktarı ile esas ve usulleri Bakanlığın
teklifi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmek üzere söz konusu
tüketicilere geri ödeme şeklinde yapılır" hükmü
getirilmesine karşın elektrikte uygulanan bir destek yoktur.
Görüldüğü
üzere elektrikte uygulanmakta olan KDV yüksek olduğu gibi, elektriğin
desteklenmemesi ile birlikte de çiftçinin ödediği KDV'nin geri dönüşü
de yoktur.
Tarımsal
üretim yapıldığı yerler olan seralar ile
hayvancılık işletmelerinde kullanılan elektrik enerjisine,
ticarethane ve yazıhane tarifesi uygulanmaktadır. Seracılık
ve hayvancılık işletmeleri tarımsal sulama abone grubuna
göre % 36 daha pahalıya elektrik almaktadırlar.
TEDAŞ'ın
verilerine göre Türkiye'nin toplam elektrik tüketiminin % 3,4'ü, toplam abone
sayısının ise % 1,4'ü tarımsal sulama abone grubuna yani üreticilerimize
aittir. Verilerden de görüldüğü üzere üreticilerimiz, gerek abone
sayısı gerek tüketim miktarı bakımından büyük bir
yekûn tutmamasına karşın, elektrikte yaşanan sorunlar
güncelliğini korumaktadır.
Özelleştirme
sonrasında üreticilerimiz elektrik faturalarının aylık
olarak tahsil edilmesi ile karşı karşıya
kalmıştır. Özelleştirilen şirketler üreticiye
aylık fatura düzenlemekte, bu uygulamadan da geri adım
atmamaktadırlar. Ödemelerde en ufak bir aksama olması hâlinde de
üreticilerin elektrikleri anında kesilmektedir.
Üreticilerimizin
verimli bir şekilde üretime devam edebilmeleri bakımından;
Elektrikte
uygulanmakta olan % 18 KDV tarımda kullanılan elektrikte % 1'e
indirilmeli, % 2 TRT payı kaldırılmalıdır.
Tarımda
kullanılan elektrik, daha önceki yıllarda olduğu gibi mutlaka
desteklenmelidir.
Seralar ve
hayvancılık işletmelerinin de daha düşük fiyatla elektrik
temin edecekleri bir abone grubu oluşturularak indirimli tarifeden
elektrik almaları sağlanmalıdır.
Başta
özelleştirilen elektrik dağıtım şirketleri olmak
üzere, faturaların hasat zamanına denk gelecek şekilde, en fazla
yılda iki kez tahsil edilmesi sağlanmalıdır. Kesik
elektrikler açılmalıdır.
Elektrik
borçlarında bugüne kadar yapılan yapılandırmalar beklenen
faydayı sağlamadığından, elektrik
borçlarının faizleri silinerek, en az 5 yıldan başlayacak
şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Şimdi,
Sayın Halamanın yerinden bir söz talebi oldu.
Buyursunlar
Sayın Halaman.
IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)
11.- Adana Milletvekili Ali Halamanın, Adananın
Kozan ilçesinde tarımsal amaçlı sulama için kullanılan
barajın önüne HES kurulmasının nedenini öğrenmek
istediğine ilişkin açıklaması
ALİ HALAMAN
(Adana) Sayın Başkanım, ben teşekkür ediyorum.
Sayın Orman
Bakanımız burada. Adananın Kozan ilçesinde 1974-1975ten bu
tarafa tarımsal sulama amaçlı yani narenciye sulayan, pamuk sulayan,
soya sulayan bir barajı var. Son iki senedir bu barajın önüne mevcut
Hükûmetin yandaşları tarafından bir HES kuruldu. Bu HES sürekli
su istediği için ikinci ürün ekmek için Kozan Belediyesi sürekli anons
yapıyor: İkinci ürünü ekmeyin, barajda su yok. deniyor. Şimdi,
elektrik önemli ama bu tarımsal amaçlı narenciye önemli değil
mi, pamuk önemli değil mi, soya önemli değil mi? Baraj tarımsal
amaçlı kurulmuş, bunun önüne niye HES kuruluyor.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Halaman.
Şimdi,
gündemin Özel Gündemde Yer Alacak İşler kısmına
geçiyoruz.
Bu
kısmın 1inci sırasında yer alan Adana Milletvekili
Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin uygulamalarında siyasi
nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü
arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat
alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve
görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su
İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında bir gensoru
açılmasına ilişkin (11/15) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelere başlıyoruz.
VI.- GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını
devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/15)
BAŞKAN -
Hükûmet? Yerinde.
Önerge daha önce
bastırılıp dağıtıldığı ve Genel
Kurulun 6/11/2012 tarihli 16ncı Birleşiminde okunduğu için
tekrar okutmuyorum.
Sayın
milletvekilleri, Anayasanın 99uncu maddesine göre bu görüşmede
önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer
milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz
verilecektir.
Konuşma
süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer
dakikadır.
Şimdi, söz
alan sayın üyelere sırasıyla söz vereceğim.
Önerge sahibi,
Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz.
Buyurun Sayın
Öz. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
ALİ ÖZ
(Mersin) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi nüfuzunu kullanarak kamuyu
zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin verdiğimiz önerge üzerinde söz almış
bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Ormanlarımız
dünyanın en değerli doğal kaynaklarındandır. Dünya
ormanlarının her yıl ortalama 13 milyon hektarı yok
olmaktadır. Dolayısıyla, ormansızlaşma, erozyon, arazi
bozulmaları, küresel ısınma, çölleşme gibi çevre
felaketleri dünyamızı ciddi derecede tehdit etmektedir.
Bu tehditlerin en
önemli panzehiri ve canlılar için yaşamsal öneme sahip
ormanlarımızın korunması, geliştirilmesi, yenilerinin
tesisiyle görevli yüz yetmiş iki yıllık geleneğe sahip
ormancılık kuruluşları hiç bu kadar tahrip
edilmemiştir. Ormancılarımız bu ülke için hayati önemi haiz
birçok projeye imza atmıştır. İstanbulun su
ihtiyacının yüzde 50sini karşılayan Terkos, Adana Akyatan,
Antalya Belek kumul ağaçlandırmaları, Adana Çakıt, Aydın
Menderes Havzası erozyon kontrol projeleri, Trakya Korudağ ağaçlandırmaları
bunlardan sadece birkaçıdır.
Sayın Bakan
bu geleneği, birikimi ve emeği görmezden gelip neredeyse
ormancılık tarihini kendisiyle başlatmaktadır. Orman ve Su
İşleri Bakanlığının
hazırladığı 2008-2012 Ağaçlandırma ve Erozyon
Kontrolü Seferberliği Eylem Planı Projesi, 1995 yılında
çıkarılan 4122 sayılı Millî Ağaçlandırma ve
Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu'na dayanmaktadır ve doğru bir
projedir. Ancak yeterli kaynak ve iş gücü ayırmadan, sadece reklam
amaçlı, rakamlarla oynama merakınız, projeyi
gerçekleştirecek olanlar da dâhil olmak üzere,
inandırıcılığınızı yitirmenize neden
olmuştur.
Orman ve Su
İşleri Bakanlığıyla Orman Genel Müdürlüğünün
İnternet sayfalarında "Son üç yılda 1 milyon 500 bin hektar
alan ağaçlandırıldı ve 820 milyon fidan toprakla
buluşturuldu." spot sözü kamuoyunun dikkatini çekecek biçimde
günlerdir yer almaktadır. Milletin gözünün içine baka baka yalan
söylenmektedir. Bakanlığın 122 fidanlığının
üretim kapasitesinin tam kullanılması hâlinde 598 milyon fidan
yetiştirileceği ve bu miktar fidanla ancak 300 bin hektar alanın
ağaçlandırılabileceği belirtilmektedir.
Bakanlığın yıllık fidan üretimi ise ortalama 250
milyon adettir. Bakanlığınızca son üç yılda toplam
Yine benzer
şekilde Orman Genel Müdürlüğü verimli orman alanlarının
yaklaşık yarısını oluşturan 5 milyon 500 bin
hektar genç ormanların bakımlarının 2012-2016
yılları arasında bu iktidar zamanında çok kullanılan
seferberlik modasıyla yapılacağı Orman Genel Müdürlüğünün
26 Eylül 2011 tarihli genelgesinden anlaşılmıştır. Bu
genelgeye göre yaklaşık yılda 1 milyon 200 bin hektar genç
ormanın bakımının yapılacağı
anlaşılmaktadır. Bakanlık rehabilitasyon ve
ağaçlandırma çalışmalarında olduğu gibi hayalî rakamları yakalamak hedefiyle bu konuya yeterli
mühendis ayırmadan veya teknik hizmet satın alınmadan
yaklaşması hâlinde Türkiye ormanlarının geleceğini çok
büyük bir tehlike beklemektedir.
Program
hedeflerine ulaşmak için onlarca yılda binbir emekle meydana
getirilen genç ormanların teknik bakımları muhtemelen kesimcinin
inisiyatifine bırakılacak. Bu durumdan hem ülke hem de
ormancılığımız çok büyük bir yara alacaktır.
Genç ormanın
bakımları mutlaka yapılmalıdır ancak yılda 1
milyon 200 bin hektar genç ormanın tekniğine uygun
bakımlarının yapılabilmesi için 4 bin orman mühendisine
ihtiyaç olduğunu da belirtmek isteriz. Her ne kadar bir miktar orman
mühendisi alındıysa da bu sayı yetersizdir.
Ustalık
dönemi olarak ifade edilen 3üncü dönemde 636 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu.
Ustalığın hikmetlerinden olsa gerek aradan bir ay dahi geçmeden
645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Orman ve Su İşleri
Bakanlığı kuruldu. Kurarken de geçmiş deneyimler göz
ardı edilerek katılımcılıktan uzak kuruldu. Orman ve
su konularının aynı bakanlık çatısı altında
yer alması, ormanın kaliteli suyun üretilmesinde, toprağın
korumasında çok önemli fonksiyonlar üstlendiği hususları dikkate
alındığında olumlu bir yapılanmadır. Bu olumlu
yapı Bakanlıktaki atamalar ve görevlendirmelerde maalesef
gözetilmemiştir. Bakanlığın görev konularının
yaklaşık üçte 2sinin ormancılık konuları
olmasına, ormanların yüzde 16sının münhasıran su
üretimi yani hidrolojik fonksiyonlu ormanlar olarak ayrılmasına
rağmen ne yazık ki üst düzey atamalarda ormancılık konusu
hiç dikkate alınmamış, müsteşar ve 3 müsteşar
yardımcısı ile 3 müstakil daire başkanlığına
çevre ve su kökenli bürokratlar atanmıştır. Bakanın da su
ve çevre kökenli olduğu dikkate alındığında
bakanlık su işleri bakanlığı hâline
getirilmiştir.
Bakanlığın
ana hizmet biriminde Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü
kuruldu. Büyük çoğunluğu ormanlık alanlarda yer alan millî
parklar, tabiat parkları, tabiat alanları, tabiatı koruma
alanları, sulak alanlar gibi korunacak alanların planlama, tescil ve
onay yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilerek
Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün âdeta içi
boşaltıldı. Tabiri caizse davul Orman ve Su İşleri
Bakanlığında, tokmak ise Çevre ve Şehircilik
Bakanlığında kaldı. Bu da yetmedi, kurumun başına
da Hacettepe Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Bilimler mezunu
bir bürokrat atandı. Bize göre Sayın Orman Bakanı yakın bir
zamanda Orman Genel Müdürlüğünün başına da orman mühendisi olan,
kendi siyasi görüşünden veya sendikaların talep ettiği bir
başka bürokratı atarsa buna hiç şaşırmayacağımızı
ifade etmek istiyoruz.
Yine, Bakanlar Kurulu
kararıyla orman alanı yoğun olan birçok yerde, Çanakkale ve
Sinop gibi yerlerde orman bölge müdürlükleri kapatıldı. Oysaki orman
alanı kısıtlı olan, tamamen konjonktürel ve siyasi
yaklaşım içerikli alanlara yeni orman bölge müdürlükleri
açıldı. Ayrıca yeni açılan 28 adet orman işletme
müdürlüğünü hangi kriterlere göre açtınız, gerekçeniz neydi
Sayın Bakan?
Bundan beş
yıl önce tasarruf ve işletme açılış
puanlarının tutmadığı gerekçesiyle yine
iktidarınız tarafından kapatılan illerdeki orman
işletme müdürlükleri tekrar açılırken, aynı kararnameyle
tarihinde hiç işletme müdürlüğü olmamış ve orman
işletme şefliği dahi zor olan, Sayın Bakanın seçim
bölgesi olan Dinar'a orman işletme müdürlüğü açılmış;
neredeyse 2 orman bölge müdürlüğüne yakın puanları olan Çanakkale
ve Sinop orman bölge müdürlükleri ise kapatılmıştır.
Yetmedi,
10/10/2011 tarihinde 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kuruluşta
birçok değişiklik yapıldı. Birimler o kadar rahat
açılıp kapatıldı ki 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenerek
kurulan ilgisiz alakasız Orman Harita ve Uzaktan Algılama Dairesi
Başkanlığı yaklaşık altı hafta sonra
kapatılarak bir başka daire açıldı.
Sayın Bakan,
aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlen
kuruluşlarla meşgul olunması, sürekli zigzag yapılması,
motivasyonun sağlanamaması sizi rahatsız etmiyor mu? Öyle
görülüyor ki ektiğinizi biçiyorsunuz. Birikimli ve liyakatli
memurlarınız pasivize edildi. Atamaların genel müdürler yerine
size yakın sendika tarafından yapıldığı, personel
dairesi başkanlığınca ilgili sendikaya kayıt
yaptırmadan atamanın yapılmadığı herkesçe bilinen
bir gerçektir. Meslek örgütlerinin seçimlerinin dahi atamalar, tayinlerde
baskı aracı olarak kullanıldığı bir
ortamdayız. Bundan bilginiz varsa gerçekten durum vahimdir eğer yoksa
daha da vahimdir.
Keyfî
atamaların önünü açmak, ehliyet ve liyakate dayalı mevzuat engeline
takılmamak için Orman Genel Müdürlüğü teknik personelinin Atama ve
Yer Değiştirme Yönetmeliği kaldırıldı. Meslek
örgütlerinin açtığı dava sonucu yüksek mahkeme iptal kararı
verdi. Yeniden hiçbir objektif kritere dayanmayan Orman Genel Müdürlüğü
Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği çıkarıldı. Yine
dava açıldı, Danıştay 2. Dairesi yürütmeyi durdurma
kararı aldı. Bu arada siz keyfî atamalarınıza devam
ettiniz. Allah aşkına Sayın Bakan,
çalışmalarınızdan verim alacağınız,
çalışan-iş yeri barışını sağlayacak,
ehliyet ve liyakata dayalı bir personel mevzuatı çıkarmak ve
uygulamak bu kadar mı zor?
Orman Genel
Müdürlüğü, umarım bu Danıştay kararlarından sonra
teknik personel atama yönetmeliğini oda, sendika,
sivil toplum örgütlerini de dikkate alarak çıkartır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; yenilenebilir enerji konusunda rüzgâr,
akarsu, güneş, biyokütle gibi kaynaklardan yararlanmayı elbette
destekliyoruz ancak HESler konusundaki hoyratlık derelerin,
ormanların ve canlıların yaşam ortamlarının
ağır tahribine ve yok olmasına neden olmaktadır. Öyle ki
birkaç megavat enerji için tabiat harikası alanlar gözden
çıkartılmıştır. Birçok yerde yerel halkın
düşüncesi hiç dikkate alınmamıştır. Nitekim,
başta Doğu Karadeniz olmak üzere özellikle ilgili dernekler vasıtasıyla açılan
davaların yüzde 47sinde mahkemelerce iptal kararı verişmiştir. HES'lerle
ilgili olarak elektrik mühendisleri odasının 60 kişilik inceleme
gezisinin ardından hazırladığı raporda, birçok
olumsuzluğun yanı sıra, özellikle projelerin sanal
değerlerle yapıldığı, ölçümlerin
yapılmadığı, fizibilitenin gerçekçi olmadığı
ve denetimsizliğe vurgu yapılmaktadır. Ayrıca,
katılımcı bir anlayışla merkezî bir planlanma
yapılması önerilmektedir. Birçok yörede karşı
çıkılmasına rağmen Orman ve Su İşleri
Bakanlığınca 1.576 HES'e kolaylıkla izin verilmesi de bu
tespitleri doğrular niteliktedir.
Sayın Bakan,
meslek ve sivil toplum örgütlerine randevu vermeme, sindirme, baskı
altına alma gayretleri, seçimlerine dahi müdahale etmeniz, haksız ve
hukuksuz işlerinizin üzerine gitmelerinden duyduğunuz
rahatsızlıktan olsa gerektir diyor, yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Öz.
Gruplar adına
ilk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa
Milletvekili Sayın Hasan Ören.
Sayın Ören,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi
dakika.
CHP GRUBU ADINA
HASAN ÖREN (Manisa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 Milletvekili tarafından,
uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman
Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki
hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara
uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı
iddiasıyla Orman Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru
önergesi verilmiştir. Önergenin lehinde söz aldım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Sayın
Bakanımızın vukuatı bu kadar değil. Sayın
Bakanımızın gerçekten bu gensoru önergesi verilmeden önce istifa
etmesi gerekliydi. Biliyorsunuz, Manisa, 3 konu üzerinde anılır ve
bilinir: Birincisi, lalenin ana vatanıdır lale dendiğinde
Manisa akla gelir. 2ncisi, Osmanlı döneminin şehrazatları,
Manisada yetişmiştir, şehzadeler şehridir. 3üncüsü ise
önemlidir, Tarzanıyla anılır. Tarzan ise Spil
Dağındaki ormanlık alanda o fidanları diken; bugün
kırk, elli, altmış yaşında olan ağaçları yeşerten
kişidir. Hatta filmler de çekilmiş Tarzanla ilgili; çok fazla
yağmur yağan gecede, topraktan kökleri sökülen bir ağaca
sırtını veren o ağacın köklerinin o topraktan
ayrılmaması için sabahlara kadar ağaçlara sırtını
veren bir isim olarak, bir simge olarak Manisanın simgesidir Tarzan.
Değerli
arkadaşlarım, geçen haftalarda Manisa Spil Dağında 50
hektarlık bir alanda yangın çıktı. Manisa
Tarzanının yetiştirdiği otuz, kırk, elli 40, 50
yaşlarındaki ağaçlar yandı. Gerçekten bizim Manisa milletvekilleri
olarak yüreğimiz sızladı, ciğerimizden bir parça
alındı.
Benim
anlatacağım Çal Dağı ile Manisa arası 20 kilometredir
kuş uçuşu. Ağlamaktan öteye götürdüğümüz
Sayın Manisa
milletvekillerinin, AK PARTİnin milletvekillerinin, Spil
Dağındaki yanan ağaçlara ağlar iken, Çal Dağında
Sayın Bakanın emriyle yüz binlerce ağaç kesilir iken Çal Dağına
dönüp hiçbir şey söylememeleri maalesef üzüntü yaratmıştır.
Şimdi, Çal Dağı
nedir? Çal Dağı, bir nikel madenidir. Çal Dağı nerededir?
Çal Dağı Turgutluya
Şimdi, ben
uydudan çekilmiş, Çal Dağıyla ilgili bir fotoğrafı
göstermek istiyorum. Çal Dağı dediğimiz yer şurası.
Şu, 2011 yılında çekilmiş ve bugün Cehennem Çukuru diye
adlandırdığımız bu çukur, 2 katına
çıkmış vaziyette.
Şu
gördüğünüz alanlarda yüz binlerce ağaç kesilmekte.
SADİR
DURMAZ (Yozgat) Katliam yapılmış, katliam.
HASAN ÖREN
(Devamla) - Bunun hemen altında bu da uydudan çekilmiş bir
fotoğraf- Sayın Bakanım, köylerin bulunduğu yer, Gediz
Nehri, Turgutlu. Bunun Turgutludan yüksekliği, deniz seviyesinden
yüksekliği
Şimdi,
şurada kesimler başladı. Bu Çal Dağında,
şirketin söylediğine göre 160 bin, Bakanlığın
söylediğine göre ise 150 bin ağaç kesilecektir. Bu ağaç
kesimiyle ilgili, sayın milletvekillerimize o kadar söylememize
rağmen, Manisa Milletvekilleri, sanki burası yasaklı
bölgeymiş gibi buraya gitmekten çekiniyor. Hatta içlerinde -ismini de
söyleyeyim ki buraya gelsin, söz hakkı olsun- Sayın Muzaffer
Yurttaş -3 kişi, 5 kişi dışarıda
kaldığımızda- diyor ki: Sayın Vekilim, ben de
karşıyım bu projeye. Turgutlunun topraklarında, Manisa
Ovasında altın var iken nikele gerek mi var? Altın nedir?
Altın, Turgutlu Ovasında yetişen üzümdür yani 500 milyon TLlik
üzüm ihraç eden o ovayla ilgili. Ama buraya geldiğimizde, ne hikmetse, burada
sayın vekiller fikirlerini değiştiriyorlar, bu madenin
yanındaymış gibi bir tavır takınıyorlar.
MUSTAFA
SERDAR SOYDAN (Çanakkale) Korku var, korku.
HASAN ÖREN
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu sadece otuz
beş kırk yıllık 150 bin ağacın kesilmesidir.
Burada bu ağaçlar kesilecek, ne yapacağız? Burada ağaçlar
kesilecek, bu ağaçlar kesildikten sonra, biz bu ağaçların yerine
madenin işletmesini kuracağız; peki kuralım. Yani maden, Türkiyeyle ilgili
gerçekten Türkiye'nin sorunlarına ve Türkiye'nin bütçesine katkı
koyacak ise madenle ilgili karşı çıkmamız mümkün müdür? Ama
bunların hesaplarının yapılması gerekli. Bunların
hesapları nedir? Getirisi götürüsüdür. Siz Gediz Ovasından -yani
Akhisar, Manisa, Salihli, Turgutlu, Alaşehir borsalarında tescil
edilmiş ürünü söylüyorum- yılda 4,2 milyar liralık ürün
kaldırıyor iseniz
Bunlar sadece borsada tescil edilenler;
borsanın dışında kirazıyla, eriğiyle,
şeftalisiyle, meyvesiyle, halde satılanla -bir bu kadar daha
yılda ürün kaldırdığınız- koruma altına
alınmış, dünyaca ünlü bu topraklarda, nasıl bir maden
çıkarsa çıksın milyonlarca yılda oluşan bu topraklarda
hiçbir şey yapamazsınız, deyip -dünya örgütünün, Ramsarın
sözleşmesine imza atmış bir Türkiye- on beş yıl sonunda
3 milyar dolar getirisi olan bir madene izin veriyorsunuz. Bu izni neye göre
veriyorsunuz? Eğer bu kadar topraklar verimli ise, bu topraklar üzerinde
bu kadar getirisi var ise, Manisada tarımla ilgili
Manisa tarım
kentidir. İhracatta ve Türkiye içerisinde tarımla ilgili en üst
düzeyde üretim yapan bir bölgede yaşıyoruz. Bu toprakları niye
feda ediyorsunuz? On beş yıl sonunda 60 milyar dolarlık bir
getiri, on beş yıl sonunda 3 milyar dolarlık bir ciro; 3 milyar
dolar şirket ciro yapacak, bu cironun ancak 160 milyon doları Türkiyede
kalacak. Peki, burada bir kuşku, burada bir akıl tutulması
mı var Sayın Bakanım? Burada, 45 derece eğimli arazide, on
beş yıl içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit kullanılacak.
Bir daha
tekrarlıyorum arkadaşlar: Birinci sınıf topraklar
-Türkiyedeki toprakları kalibreye vurduğumuzda- yüzde 8. Yani
Türkiye kendi kendini besleyen, kendi kendini beslediğinden dolayı
-ilkokulda bize öğretilen- o verimli topraklarımız yüzde 8,
bunun da en az yüzde 4ü Manisa Gediz Havzasında. Siz şimdi, bu
Gediz Havzasından on beş yıl içerisinde 50-60 milyar ürün kaldıracaksınız,
diğer tarafta, on beş yıl içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit
45 derece eğimli bu arazide cevher çıkarmak için kullanılacak ve
siz bu ovanın riskini düşünmeden bu ruhsatı vereceksiniz.
Değerli
arkadaşlarım, tabii ki
Bu ruhsat niye verildi? Önemli olan
burası.
MUHARREM İNCE
(Yalova) - Bir de kime verildi?
HASAN ÖREN
(Devamla) Bu tercih, acaba, Sayın Bakanın kendi tercihi midir? Bu
tercihte dışarının bir baskısı var
mıdır? Bu baskılara dayanamadığından bu
ruhsatı mı vermiştir? Kendisinden önceki Orman Bakanı niye
vermemiştir? Bunların hepsini araştırmadan, belgelemeden
bunları konuşmayı da doğru bulmuyorum.
Mesela, Turgutlu
Belediye Başkanı 2 dönemdir başkanlık yapan AK
PARTİli bir arkadaşımız.
SADİR DURMAZ
(Yozgat) - Bakanın arabasını sattıran adam mı?
MUSTAFA SERDAR
SOYDAN (Çanakkale) - Sabıkası var.
HASAN ÖREN
(Devamla) Evet, sabıkası çok olan. Burada da sabıkası
var.
Şimdi,
bakınız, bununla ilgili sivil toplum örgütleri, MHPsi, CHPsi,
BDPsi, bütün sivil toplum örgütleriyle Turgutluda, bu Çal Dağında,
bu arazilerin yok olma tehlikesine karşı bir birliktelik var. Bununla
ilgili, Belediye Başkanını
sıkıştırıyoruz, diyoruz ki: Sen izin vermediğin
süre içerisinde burada bu işlerin olması mümkün değil. Belediye
Başkanı da sıkışınca kameraların
karşısında döktürmeye başladı. Ticaret Odasında
onlarca, yüzlerce insanın ve kameraların olduğu yerde,
Sayın Bakanımızla ilgili aynen tutanaktan okuyorum,
Bakanımıza da bunları verdim- AKP Turgutlu Belediye
Başkanının 2009 yılı Mayıs ayında, Ticaret
ve Sanayi Odası Meclis toplantısında, kameraların
karşısında yaptığı ve tutanakla kayıt
altına alınan konuşmasında söyledikleri,
ormanlarımızın katledilmesine kimlerin karar verdiğini
açıkça ortaya koymaktadır. Belediye Başkanı diyor ki,
tutanaklardan okuyorum: Ben önceden beri maden konusunda Hükûmetin
aldığı kararın yanında olmak mecburiyetinde
olduğumu arkadaşlarımızın hepsine söyledim. Çünkü bu
konuda sorumluluk tarafı olan ve muhatabı olan Çevre ve Orman
Bakanı, Sayın Profesör Doktor Veysel Eroğlu benim
inandığım, güvendiğim dürüst bir devlet adamı ve
hükûmet adamı. Bu mücadele konusunda kendisinden randevu aldım,
kendisiyle görüştüm ve bu konuda da bizimle görüştü. Bu konudaki
tereddütlerimizi, sıkıntılarımızı kendisine zaman
içerisinde anlattık. Çok açık ve net söylüyorum, Hükûmetimiz ve
Bakanlık ilgili firmaya karşı bir sindirme politikası
yapmıştır, yani bunları bezdirerek, bıraktırarak
bu işten vazgeçirme konusunda bir politika yaptı. Yani Bakanlık
buradaki işletmenin araziye zarar vereceğini biliyor, zarar
vereceğini bildiğinden dolayı da şirkete baskı
yapıyor.
İkinci
bölümde devam ediyor, konuşmalarının devamında Sayın
Bakan beni çağırdı... Ben bu anlatılanları Sayın
Bakanın ağzıyla anlatıyorum, Başkan dedi ki: Biz
sıkıştık, maalesef kendi kazdığımız
kuyuya kendimiz düştük. Hem şirket hem İngiliz
Büyükelçiliği hem de İngiltere Hükûmeti tarafından
sıkıştırılmaya başlandık, maalesef
kazdığımız kuyuya kendimiz düştük, ruhsatı vermek
durumundayız. (CHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) Vaay! Ne duruyorsunuz Sayın Bakanım o koltukta ya!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Hiç
alakası yok.
HASAN ÖREN
(Devamla) Sayın Bakanım, bununla da kalmamışım, bir
belediye başkanının sözüne inanıp da Sayın Bakanı
suçlamak olur mu? O zaman ne yapmak lazım? Soru önergesiyle sormak
lazım. Soru önergesini 2011in sonunda yazmışım,
demişim ki: Bir belediye başkanınız böyle böyle söylüyor.
Bunun karşısında sizin tutumunuz,
davranışınız nedir? Siz Veysel Eroğlu değilsiniz,
siz bir bakansınız, Mustafa Kemalin kurduğu Meclisin
bakanlarından birisiniz. Bana önergenin cevabı: Ben böyle bir
şey söylemedim. Doğrudur, Bakana inanmak zorundayım ama benim
şehir meclisi üyelerim var Turgutluda. Bu, Bakanın
yazısını Belediye Başkanına sunduğumuzda Belediye
Başkanının yine kameraların karşısında
söylediği: Bakanın söylediği Bakanı bağlar, benim
söylediğim beni bağlar. Ben ne söylediysem doğru. diyor. Tekrar
dönüyorum, Sayın Bakana diyorum ki soru önergesinde, -Kayıtlara
bakınız- Sizin Ben söylemedim. dediğiniz, İngiliz
Hükûmetinin emriyle bu ruhsatı vermediğini söylemedim. dediğiniz
Belediye Başkanı ısrar ediyor söylediğinde. Sizin bu
konuda doğru söylemediğinizi söylüyor. dediğimde, yine cevap
veriyor Başkan: Ben kendisini aradım, böyle bir şey
söylemediğini söyledi.
Değerli
arkadaşlar, şimdi böyle bir gayriciddi soru önergesi cevabı olur
mu? Ben sizin bunu söylediğinize inanıyorum. Niye? der iseniz
inandığımın da altyapısının olması
gerekli. Sizden önce Sayın Bakan Osman Pepe değil miydi? Bu Osman
Pepe döneminden beri buradaki İngiliz Büyükelçisi, Türkiye İngiliz
Büyükelçisi David Logan bu konuda Osman Pepeye de, daha üst noktalarda da
herkese baskı yaparak Osman Pepeden bu ruhsatı istediler. Niye
vermedi Osman Pepe? Çıktı, NTVde yayında ne söyledi? Ben Çal
Dağına gittim. Çal Dağında bu ruhsatı vermek bir
caniliktir. Çal Dağında bu ruhsatı verdiğinizde
Türkiye'nin 1inci sınıf topraklarını yok edersiniz. Onun
için, benim bileğimi bükemediler, başkasının bileğini
büktü. dediler. NTVde hâlâ kasedi duruyor, CDsi duruyor.
OKTAY VURAL
(İzmir) Pepe de onun için mi görevden alındı?
HASAN ÖREN
(Devamla) Yani Osman Pepenin bileğini bükemediler Sayın
Bakanım; sizin mi bileğinizi büktüler? Bununla ilgili verdiğiniz
cevapların
MUHARREM İNCE
(Yalova) Ruhsatı verene cani dedi mi?
HASAN ÖREN (Devam)
Aynen söylediğini söylüyorum: NTVyi açıp bakacaklar. Osman Pepe
diyor ki: Bununla ilgili benden ruhsat almak istediler. Ben gittim, gördüm.
Yapılacak olan maden işletmesi oraya zarar verecektir. Bu
topraklardan bu kadar para alır iken, bu kadar üretimle
dışarıya ihracat yapar iken -ithalata dayalı bir ihracat
değil- Allahın verdiği topraklara ektiklerimizden,
kirazından üzümüne kadar çıkarıyoruz, her yıl 4,2
milyarlık ürün kaldırıyoruz, şirketin bana getireceği
on beş yılda 3 milyar dolar, bunun da 160 milyonu Türkiyede
kalacak.
Şimdi,
Sayın Bakanım, bunlar kesilir iken, bu ağaçlar kesilir iken, yüz
binlerce ağaçla ilgili şurada; Bakanlık, yok edilen orman
alanı için ağaçlandırma bedeli olarak 2 milyon 259 bin 982,
artı KDV bedel belirlemiştir. diyorsunuz. Hemen arkasından da
benim soru önergeme cevap veriyorsunuz, Sayın Bakana bir soru önergeme
verdiği cevapta şunu söylüyor: İzin verilen sahanın, 30 kat
alanda ağaçlandırma yapılarak, kesilen ağacın 100
katı, 15 milyon adet fidan dikilecektir. 15 milyon adet fidan
dikeceksiniz, yüz binlerce ağaç karşılığında 2
trilyon para eski parayla, yeni parayla 2 milyon para- alıyorsunuz. 15
milyon ağaç dikmek için, dağda dikeceğiniz karaçam fidanı
en az 50 santimin üzerinde olması gerekli, 15 milyonluk ağaca 400
milyon para ödemeniz lazım, birbirini tutmuyor ki, çelişki
içerisindesiniz
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Irlamaz
Vadisini gördünüz mü?
HASAN ÖREN
(Devamla) Irlamaz Vadisi, çok güzel, bazen böyle bir tuzak kurulur ya,
oltanın ucuna yem takılır, oraya geldin Sayın Bakanım.
Şimdi, Irlamaz Vadisinde ne yaptı, neden maden işletmesi 303
milyar para verdi sizin belediye başkanınıza? Doğru iş
yapan bir maden işletmesi, doğru yapan bir iş adamı, gidip
de belediyeye 303 milyar para verir mi? 303 milyara 11.300 tane ağaç
fidanı aldı, belediyeye hibe etti, belediye, Irlamaz Vadisine dikti.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Tezgâh çok sağlam ya, büyük tezgâh.
OKTAY VURAL
(İzmir) Yazıklar olsun! Vicdansızlık ya!
HASAN ÖREN
(Devamla) 11.350 tane fidan, 303 milyon yapıyor ise, 303 milyar
yapıyorsa -eski parayla- yeni parayla ise 300 milyon yapıyor ise
E, siz
15 milyon fidandan bahsediyorsunuz.
Değerli
arkadaşlar, şuradaki söylediklerimin hepsi bilgiye, belgeye
dayalı. Sayın Bakan, bu oturduğu koltukta eğer gerçekten bu
koltuğun hakkını vermek istiyor ise
Benim partimde bir
arkadaşımız Genel Başkan yardımcılarıyla,
Genel Başkanımla ilgili bir iftira atacak olsa partinin disiplini
hemen çalışır, çalışmak durumundadır. Ya parti
disiplinini çalıştırın ya da gerçekten bu Belediye Başkanının
size bu söylediği veya bu makama söylediği sözleri lütfen
yutmayın. Yutmayın, gereğini yapın.
OKTAY
VURAL (İzmir) Yutmuşlar zaten.
HASAN
ÖREN (Devamla) - Gereğini yapmıyorsunuz çünkü bunları siz o
şahsın yanında söylediniz.
OKTAY
VURAL (İzmir) Görevde değil mi bu?
HASAN
ÖREN (Devamla) Görevde, şu anda görevde.
OKTAY
VURAL (İzmir) Rezalet!
HASAN
ÖREN (Devamla) Bununla ilgili siz Çal Dağında bu madene izin
vererek 1inci sınıf toprakların kaybolmasına müsaade
etmeye göz mü yumacaksınız? Memleketinizde ne oldu? Bentler
patladı. Peki, burada da yarın eğer çok büyük, on yıl,
yirmi yıl, otuz yılda bir yağan yağmurlar
yağdığında sülfürik asitle
Şurada hemen göstermek
istiyorum: Bakın, arkadaşlar, açılan yerler böyle, burası...
Bakın, bunun gibi 5 tane daha açılacak, bütün Çal Dağı
böyle çukurlarla dolacak, aşağıya malzemeler indirilecek, sözde,
bu malzemeler yukarıya çıkacak.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASAN
ÖREN (Devamla) Peki, sülfürik asidi nasıl yok edeceksiniz?
MUHARREM
İNCE (Yalova) Sayın Başkanım, ilave süreyi hak ediyor.
HASAN
ÖREN (Devamla) Yığın liçleriyle ilgili
OKTAY
VURAL (İzmir) Zannederim Sayın Bakan da hakkındaki
iddiaları
MUHARREM
İNCE (Yalova) Hak ediyor, yani bir dakika ilave süreyi hak ediyor.
BAŞKAN
Lütfen bitirir misiniz?
HASAN
ÖREN (Devamla) Yığın liçleriyle ilgili Suyla
yıkayacağız, kireçle söndüreceğiz, ondan sonra temiz
toprağı yukarıya çıkaracağız. Peki, yığın
liçlerini, yani sülfürik asidin içinde olan toprağı neyle
yıkayacaksınız? Suyla. Yıkadığınız suyu
nereye deşarj edeceksiniz? Milyonlarca ton su, 18 milyon ton sülfürik
asit. Bunu nereye dercedeceksiniz?
Sayın
Bakanım, sizden ricam, 2005 yılında bir önerge verdim,
araştırma önergesi, 2011 yılında bir araştırma
önergesi verdim. Siz, Sayın Milletvekilim, Manisa Milletvekili olarak siz
de Hayır. dediniz. Niye Hayır. dediğinizi gelin, buradan
anlatın. Manisa milletvekillerinin bu madenle ne ilişkisi
vardır? Manisa milletvekilinin biri çıkıyor Ben bu madene
kefilim. Neyine kefilsin? Trilyonlarca, katrilyonlarca zarar görecek olan bir
madende senin kefaletin ne işe yarar?
BAŞKAN
Sayın Ören
HASAN ÖREN
(Devamla) Değerli arkadaşlarım, bu benim
anlattıklarımın hepsi belgeye dayalıdır.
Sayın
Bakanım, eğer Belediye Başkanı söylediyse Belediye
Başkanına gerekli işlemi yapın ama Belediye
Başkanının söyledikleri doğru ise, siz gerçekten
İngiliz Hükûmetinin baskısı altında bu ruhsatı
vermişseniz, bu da Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanına
yakışmaz. Gensoruyu beklemeden istifa edin.
Hepinize
teşekkür ediyorum.(CHP ve MHP sıralarından Bravo sesleri,
alkışlar)
MUZAFFER
YURTTAŞ (Manisa) Sayın Başkanım, konuşmacı
konuşmasında adımı vererek sataşmada bulunmuştur.
BAŞKAN
Buyurun.
İki dakika,
lütfen.
VII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Manisa Milletvekili Muzaffer
Yurttaşın, Manisa Milletvekili Hasan Örenin şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
MUZAFFER
YURTTAŞ (Manisa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
konuşmacı, Manisa Milletvekilimiz, Manisanın lalesinden,
şehzadelerinden ve tarzanından bahsetmiştir. Kendisine bu
tanıtımından dolayı teşekkür ediyorum.
Çal Dağında
yapılan işlemler bir maden çıkarma işlemidir. Burada bizim
söylediğimiz şey, dünyanın neresinde güvenli yöntemlerle,
gelişmiş ülkelerde hangi yöntemlerle maden
çıkartılıyor ise bu yöntemlerle madenin çıkartılmasının
yanındayız. Biz madenlerin, jeotermalin, enerjinin yeryüzüne
çıkartılıp halkımızın hizmetine sunulması
için çalışıyoruz.
HASAN ÖREN
(Manisa) Bu madenin karşısında mısın, yanında
mısın? Tek soru
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) Alaşehir ile Salihli arasında
BAŞKAN
Lütfen, Sayın Ören, lütfen.
HASAN ÖREN (Manisa)
Tek soru soruyorum sana
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla)
jeotermal suyu yeryüzüne çıkardık, 52
milyon dolara ihale ettik. Bunun 26 milyon doları da Manisadaki
köylerimizin hizmetlerinde kullanılacaktır. Çaldağında
çıkacak olan maden nikel madenidir. Hakikaten bu söz bana aittir, orada
çıkacak maden nikel ise Manisanın Gediz Ovası bizim için
altın değerindedir.
HASAN ÖREN
(Manisa) Teşekkür ederim, bravo.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) Buna katılıyorum, evet. Bu amaçla da
Bakanlığımızın Gediz Havzası koruma eylem
planı çalışmaları devam etmektedir.
Bahsedilen madende
2004 yılından beri deneme üretimleri yapılmaktadır. Çevre
Müdürlüğünün
Bu konuyu Sayın Milletvekilimiz gündeme
getirdiğinde, ben hem Çevre Müdürlüğümüze hem Tarım İl
Müdürlüğümüze buralardaki havadan, sudan, arazilerden, topraktan bir ölçüm
yapıp yapmadıklarını sordum ve hakikaten
yaptıklarını, şehir içerisinde sülfürik asit ya da kükürt
oranının
HASAN ÖREN
(Manisa) 200de 1 ölçeğiyle uygulanıyor şu an, bunu da bilmen
lazım.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla)
çok yüksek olmasına rağmen buralardaki
tarım alanlarında, bahsedilen, gerçekten negatif ve olumsuz bir
raporun olmadığını
HASAN ÖREN
(Manisa) Daha faaliyete yeni geçecek, Sayın Bakan biliyor.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Manisa) Evet
BAŞKAN
Sayın Ören
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) Biz sadece tabii ki güvenli sudan ölçü
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL
(İzmir) Ama 160 bin ağaç kesildi.
HASAN ÖREN
(Manisa) Yanında mısın, karşısında
mısın?
BAŞKAN
Evet, teşekkür ederim.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) İki dakika daha Sayın Başkan.
HASAN ÖREN
(Manisa) Ver iki dakika daha.
Yanında
mısın, karşısında mısın?
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) Yanındayım canım.
BAŞKAN
Teşekkür ederim, sağ olun.
MUZAFFER
YURTTAŞ (Devamla) Güvenli tarım alanları, güvenli maden
çıkartılmasının yanındayız ve
Manisalının mutlaka yanındayız.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Çok yuvarlak bir cevap oldu. Olmadı, olmadı.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ya
Allah Allah
Üzümcüler bekliyor fazla üzümü size vermek
için.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bu Manisanın menfaatlerine uygun bir cevap değil.
BAŞKAN
Teşekkürler.
VI.- GENSORU (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
1.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını
devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/15) (Devam)
BAŞKAN
Gruplar adına ikinci konuşmacı Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.
Sayın Kürkcü
buyurun.
BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin)
Sayın Bakan hakkında verilen gensoru önergesinin lehindeyiz.
Şüphesiz, sadece bu gensoruda ifade edilen hafriyat
toprağının yeniden değerlendirilmesi konusunda özel
şirketlere çıkar sağlamak maksadıyla hareket ettiği
suçlaması dolayısıyla değil, Bakanlığın
bütün faaliyetini göz önünde tuttuğumuz zaman aslında dünyada
kapitalizmin genel gidişine bağlı olarak Türkiyede yaşanan
bir sürece en etkin bir biçimde katılan bir Bakanlık olduğunu
söyleyebiliriz. Bu da sermayenin doğayı istilasının,
canlı yaşamı istilasının en önemli
kaldıraçlarından biridir bu Bakanlık. Dolayısıyla, bu
bakımdan, aslında kendisi şeklen işçi
sınıfıyla hiçbir şekilde karşı karşıya
gelmiyormuş gibi görünmekle birlikte, işçi
sınıfının kendisini yeniden ürettiği bütün
koşullar üzerinde insanlığın kendini yeniden üretiminin
koşulları üzerinde son derece tahripkâr bir sermaye yönlü siyaseti
uygulayan bir bakanlık olması dolayısıyla
tartışmayı hak eder.
Sayın
Bakanın aslında taşıyıcısı olduğu yeni
sermaye birikim eğilimine biz genel olarak biyopolitik diyoruz. Yani,
bu, canlı yaşamın bütün alanlarını kuşatarak
bunları sermaye için bir yatırım alanı hâline çevirmesi,
işçinin yaşam koşulları, işçinin kendi bedeni,
doğası, bilinci üzerine hakimiyet kurma ve bunların her bir
anını yeniden ve yeniden ve yeniden üretme ve bütün bunları
sermaye akışının bir imkânı haline getirme.
Nitekim,
Bakanın kendi ifadelerinden bunu görüyoruz. Örneğin, -sudan söz
ettiği zaman, kendi Bakanlığının denetlediği en
önemli kaynaklardan- doğal, vazgeçilmez, yerine konulamaz, asla ikame
edilemez bir kaynak olan sudan, meta olarak söz ettiğini görüyoruz. Su,
günümüzün en önemli metasıdır, metaıdır.diyor. Doğru,
eğer sermayenin baktığı yerden bakarsanız su
metadır, dolayısıyla bütün metalar gibi parası olan
tarafından satın alınabilir ve kullanılabilir. Açın,
yoksulun suyu da olmayacaktır bu anlayışa göre. Nitekim, bunu
her gün yeniden uygulamaları içerisinde yaşıyoruz.
Sayaçların ön ödemeli hâle getirilmesi, ödeyecek parası olmadığı
zaman insanların evde susuzluktan ölme riskini bile kendisiyle beraber
getirmektedir. Bu zihniyet genel olarak sadece Bakana değil, aynı
zamanda AKPnin sürdürdüğü iktisadi siyasetin tamamına
damgasını vurmaktadır.
Aynı
şekilde hidroelektrik santraller istilasına
baktığımız zaman Bakan, bunu Türkiyenin muhtaç olduğu
enerji kapasitesini tamamlamak için bir imkân olarak ortaya koymaktadır
ama bu sadece ve sadece belli bir kalkınma anlayışı, belli
bir uygarlık anlayışı açısından öyle görülebilir.
Bu, sermaye ihtiyaçlarının merkezli olduğu bir uygarlık
anlayışı açısından böyledir. O nedenle, siz, her yerde
gördüğünüz her dereyi bir santrale bağlayacak bir sistem kurarak
aslında insanların, sadece insanların değil, aynı zamanda
hayvanların diğer canlıların bir arada
yaşadıkları ekosistemleri ortadan
kaldırdığınızı fark etmezsiniz. Ben, bir
Karadenizli köylünün bu HESlerle ilgili söylediği sözü hatırlıyorum,
şunları söylüyordu: Benim payım ne olacak? Köylünün payı
ne olacak? Karıncanın payı ne olacak? Ayının payı
ne olacak? Bence çok yerinde, hiçbir şekilde kitaptan okumadan,
doğadan öğrenen bir ekolojistin tavrıydı bu. Şimdi, Bakan ve onun gibi
düşününler bu HESlere karşı çıkanlara diyorlar ki: Sizi,
çok büyük ölçüde, öyle düşünüyoruz ki bizim hasmımız olan
devletler kışkırtıyor çünkü kalkınmamızı
istemiyorlar. Aslında kalkınma denilen şeyi canlı
yaşamı sermaye boyunduruğu altına alarak bizzat bu tutumun
kendisinin ortadan kaldırdığını görmezden geliyorlar.
O nedenle ben
Bakanlığın gerek HESlere verdiği onay gerek suyun
ticarileştirilmesi, öte yandan tarihsel çevrenin suyun
ticarileştirilmesi süreci içerisinde istila altına girmesi,
örneğin Hasankeyfin, örneğin Allianoinin, bütün bu tarihsel
mirasın da sermaye boyunduruğu altında yerle bir edilmesine
verdiği onaydan ötürü de eleştiriyi çoktan hak ettiğini
düşünüyorum. Ama bunların en çok ifrata varanı 2/B arazilerinin
yeniden satışıyla ortaya çıkan büyük yağma tablosudur.
Enteresan, bugün,
kendisi hakkındaki gensoru görüşüleceği sırada Bakan, Fatih
Ormanında bir büyük konut kompleksi inşasına girişen
çağımızın yeni tür kapitalistlerinden Ağaoğlunun
ruhsatını iptal etti. Kendisini bunun eleştiriden
koruyacağını düşünmüş olabilir ama Ağaoğlu
ve benzerleri aslında Fatih Ormanının içine sızamasalar
bile 2/B arazilerinin kendileri için muazzam bir yeni kent toprağı
kaynağı olduğunu şöyle söylemişlerdi: Rayiç
bedellerin belirlenmesi konusunda devletin taraflarla uzlaşma yoluna
gitmesi gerekir. Yasa çıkınca gidip devlete borcumu ödeyeceğim.
Ardından da bu araziler üzerinde yeni yatırım yapmayı
planlıyoruz. Demek ki Ağaoğlu gibi kapitalistler Bakandan
korkmuyorlar, tam tersine onu kendileri için bir özendirici, bir güçlendirici
örnek olarak değerlendiriyorlar.
Aynı şekilde
Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu üyesi Ali Dumankaya İstanbulda
yıllardan beri uygun arazi üretilemiyor. Fiyatları de etkileyen en
büyük faktör bu. 2/B yasasıyla beraber arazi noktasında piyasa için
olumlu gelişmeler olacak. Oysa Bakanlığın hedefi, 2/B
arazilerinin satışıyla beraber, yüksek miktarda taze
paranın, sıcak paranın devlet hazinesine gelir kaydedilmesi;
ayrıca, böylelikle küçük yatırımcıların, küçük toprak
sahiplerinin işgalci durumunda bulundukları arazilerin parasını
ödeyerek devletle arasındaki nizayı çözeceği
iddiasıydı. Ancak sonuç nedir? Bu arazilere talip olanlar sadece
büyük inşaat şirketleri olmuşlardır, küçük üreticiler,
küçük emlak sahipleri için bu arazilerin satışından hiçbir sonuç
elde edilememiştir. Aslında durum kendiliğinden ortadadır.
Orman vasfını kaybetmiş olan orman arazileri ormandan başka
bir şey olamayacakları için bu hâle gelmişlerdir ve onların
o hâle getirilmesinden sorumlu olan Bakanlık, onların satışı
yoluyla halkla arasında bir uzlaşma sağlamaya
çalışmıştır ama esasen müşterisi kapitalist
şirketler olduğu için halkla arada bir uzlaşma da
sağlanamamıştır. O yüzden onlardan birini
cezalandırmış gibi yapmak, bu aradaki uğursuz evliliği
ortadan kaldırmaz, tam tersine, büyük şirketlerle Hükûmet
arasındaki bağ, bu Hükûmet siyasetleri vasıtasıyla
kurulmaktadır. Oysa bizim ihtiyacımız nedir? Bizim
ihtiyacımız olan şey, birleşmiş üreticilerin, üretici
insanlığın, insan ve doğa arasındaki metabolik
ilişkiyi akli olarak düzenlemesidir. Bu akli düzenleme şöyledir ki,
en yüksek düzeyde bireysel ve kolektif tatmin ve kendini gerçekleştirmeyi
sağlayacak şekilde en düşük enerji ve maliyetle bu ilişkiyi
kurmaktır. Oysa bizim pratiğimiz, hem insanlık için hem
yaşadığımız ülke için hem bu toplum için en yüksek
bedelleri ödeyerek bu sürecin gerçekleşmesidir. Bunun sonucu şudur:
Kapitalist toplum, kapitalist üretimin bu şekli, bu metabolizmayı,
insanlık ve doğa arasındaki bu metabolizmayı geri dönülemez
bir biçimde yarıp kopartmaktadır.
Doğanın
bozulma hızı kapitalist üretimin insanlar için büyüme sağlama
hızından daha yüksektir ve bu yüzden kapitalizmin doğal
sınırlarına geldiğimizi söylüyoruz ve bu yüzden
aslında doğanın bu mantığa göre tasarruf edilmesinin
zorunluluk olduğunu söylüyoruz. Bakanlıkla aramızdaki en büyük
çatışma budur.
Hiçbir birey,
hiçbir toplum, hiçbir ülke dünyanın, gezegenin sahibi değildir.
Gezegenin sahibi insanlıktır ve insanlık ancak bugünkü
insanlık değil, gelecek kuşaklardır, onunla kurduğunuz
ilişkiye bağlıdır.
Siz,
doğanın bugününü bozarak, bugününü sermaye çıkarlarına mal
ederek ve bunun düzenlemesini yaparak uygulamalarınızda aslında
insanlığın geleceğini ortadan kaldıran bir
kalkınma, bir uygarlık yöntemini bize dayatıyorsunuz. Bu uygarlık
artık dizlerinin üzerindedir, çökmek üzeredir. Kendiyle birlikte bütün
insanlığı çökertmeden önce ona karşı bir devrim
yapılması bunun için zorunluluktur.
Şöyle diyor
doğacı filozoflardan Epikuros: Kafî olanın kendilerine pek az
geldiği insanlar için hiçbir şey yetmez.
Ağaoğullarına hiçbir şey yetmez, Rixos sahiplerine hiçbir
şey yetmez, Başbakanın koruduğu, kolladığı
iş adamlarına hiçbir şey yetmez. Onlar hep daha çoğunu, hep
daha fazlasını, daha çok ormanı, daha çok tarım arazisini,
daha çok doğal alanı, daha çok tarihsel çevreyi, daha çok kent
toprağını, insanlığın bugüne kadar
yarattığı ne varsa hepsini sermaye çıkarına tabi
kılmak isterler. Onlara hiçbir şey yetmez. Hele şimdi yeni
palazlanan, bugüne kadar kendilerinin bu yağmanın
dışında bırakıldığına inanan hacı
kapitalistler için hiçbir şey yetmez, onlar her şeyi isterler, onlar
doğayı isterler. Onlara bunu Bakanlığımız
sağlamaktadır. O yüzden, sevgili arkadaşlar, bu genel
politikanın sonucudur karşı karşıya
kaldığımız mesele.
Şimdi, bu
genel politikanın bir başka sonucu da canlı yaşamla olan bu
çatışma, açlık grevleri dolayısıyla da kendisini
açığa vuruyor. Evet, bundan söz edeceğim ama bundan önce
Sayın Başbakanın açlık grevcileriyle mücadele yöntemi
üzerinde dururken ikisinin nasıl birbirine bağlandığını
göstereceğim.
Bakınız,
Başbakan bu meseleler ortaya çıktığından beri ölüm
yanlısı bir tavırla konuşuyor. Bırakınız
ölsünler. diyor. Ölebilirler mi, bize göstersinler. diyor. Ardından
idam tartışmasını açıyor, diyor ki: Ben insanları
asarak öldüren bir devlet siyaseti istiyorum. Bunu eskiden başka türlü ifade
etmiştim ama artık etmiyorum. Böylelikle kendisini idam cezası
olan ülkeler kategorisine, bölgede Rusyanın, Çinin yanına
koyduğunu söylüyor, diğer karşıtlarına meydan okuyor,
ama bununla birlikte bir ölüm yanlısı siyaset tavrını
benimsemiş oluyor.
Ölüm
yanlısı siyaseti aslında bir fazla nüfus varsayımıyla
düşünüyor. Kendisine karşı gelenler, muhalefet edenler, grev
yapanlar, hapishanede uslu uslu yatmayanlar, verilen cezayı
benimsemeyenler, isyana kalkışanlar için bir fazla nüfus
yaklaşımı vardır. O nedenle, Başbakan, aslında,
bir başbakanı abat edecek olan, gelecek kuşaklara
adını taşıyacak olan şey, insanlığı
yaşatmak, halka iyi muamele etmek, halkın evlatlarına iyi muamele
etmek iken onların ölümünden medet umuyor.
Bir yana
bırakıyorum bizim için kullandığı boş
lafları, bir işe yaramaz ciğer tartışmalarını.
O ciğer olsaydı aslında bunları etmez idi. Çünkü sevgili
arkadaşlar, Başbakanı en çok ürküten, onu tedirgin eden, onu
aslında kendisinin bile tanıyamayacağı kadar çirkin bir
edebiyatın sahibi hâline getiren şey manevi üstünlüğün, bu
Türkiyede sürüp giden mücadeledeki manevi üstünlüğün kendi elinden
kaçıyor olduğunu görmesidir. Bütün kutsal kitaplara, bütün kutsal
referanslara, bütün inananların inançlarına ne kadar
sarılırsa sarılsın, bu dünya nimetlerine
bağlılığının herkes tarafından
görüldüğünü bildiği için, bunu test eden, bunun
karşısına çıkan, bunun karşısına bedeniyle
çıkan herkesten ölesiye nefret ediyor. Ağzını
bozmasının tek sebebi budur. Açlık grevleri Başbakanı
sınamıştır, onun dünya nimetleriyle olan
bağını sınamıştır. O yüzden, bu manevi
mücadelenin kendisini açığa düşürdüğünü gördükçe ne
yazık ki hırçınlaşmaktadır.
Sevgili
arkadaşlar, size seslenmek istiyorum: Bugün açlık grevlerinin 64üncü
günündeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü arkadaşımın bugün
yaptığı basın toplantısına, tesadüfen, odada
televizyon izlerken kulak misafiri oldum. Şüphe beyan etti,
Altmış dört gündür açlık grevi yapan insanlar nasıl hâlâ
ölmemiş olabilirler? diye. Ben Başbakana bu kadar
yaklaşmış olmasını üzüntüyle
karşılıyorum çünkü aramızda ne kadar birbirine zıt
dünya görüşleri mücadelesi olsa da onlarla biz benzer hapishane
deneyimlerini yaşadık, hapishane hayatını
yaşadık, hapishane kültürü ve hapishane tarihi bizim bir
parçamızdır. Onun içinden baktığı zaman bu sözü
etmemesi gerekirdi çünkü disiplinli bir biçimde yürütülen açlık grevi
mücadelesi aslında insanın kendini kendi bedeniyle test etmesidir;
canını bir an önce vermesi değil, o canı dünyaya bedel hâle
getirmesidir. Mesele budur. O açlık grevini anlayacak kültür MHPlilerin
arasında vardır, o arkadaşlarını düzeltmelerini isterim.
Siyasetimizi beğenirler beğenmezler ama meseleyi sahte grev/sahici
grev ekseninde tartışan herkes ölüme hizmet eder, ölüm siyasetine
hizmet eder.
Ben Hükûmet
sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarıma tekrar
seslenmek istiyorum: Gelin arkadaşlar, bu işe bir çare bulalım.
Buna çare bulmak için bana şunu demeyin: Git onları ikna et, grevi
bıraksınlar. Daha önce de söyledim, şimdi de tekrar ediyorum:
Onlar bu açlığa yatarken bize fikrimizi sormadılar,
sorsalardı söylerdik ama başladılar. Başladıktan sonra
da onun kendi mantığı var, o mantık içerisinde yürüyor. Ortaya
da 3 tane talep koydular. Şimdi bize deniyor ki: Bu talepler nereden
çıktı? Bir kere daha hepinize anlatmak istiyorum sevgili
arkadaşlar. Ana dilde savunma tartışması hapishanede yatan
bu insanların nasıl meselesi olmaz? Kendilerini kendi ana dillerinde
savunamadan mahkûm olmuş ya da tutuklanmış ve hâlâ duruşmaları
süren ve neredeyse 5-6 bini son üç yıl içerisinde ana dillerinde savunma
yapmak istedikleri için savunmaları engellenmiş ve bu savunma
haklarını geri kazanmak için mücadele eden insanlarken, onları
ilgilendiren bir şey yok denebilir mi?
2nci talep:
Sayın Abdullah Öcalanın tecrit koşullarının değiştirilmesi,
bütün öteki hükümlülerle eşit hak sahibi kılınması. Bunda
anlaşılmayacak ne var? Onların öncüsü olan insanın içinde
yaşadığı koşulların yarın kendilerine empoze
edilmeyeceğini
Hem buna güvenemezler hem de onun o koşullarda
yaşamasını istememeleri onların kendi asabiyelerinin
mantığıdır. Bunu anlamayacak ne var? Üstelik o tecridin
yasal olmadığını hepiniz biliyorsunuz arkadaşlar. Ne
yazık ki, Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınçın yaptığı açıklama meri hukukumuz
bakımından baştan sona yanlıştır, hükümlülerin
avukatlarıyla ve noterlerle görüşmelerini kısıtlayan hiçbir
yasal hüküm yoktur, idarenin keyfine bırakılmış hiçbir
hüküm yoktur. Ben kendim on dört yıl cezaevinde yattım, bunun sekiz
yılını hükümlü olarak yattım, son güne kadar
avukatımla görüştüm. O gün bugünkünden daha kötüydü infaz hukuku
koşulları. O zaman niçin bugünkü koşullarda böyle bir hüküm
varmış kabul edelim.
Ve nihayet ana
dilde eğitim
Elbette bunu talep edecekler ve onlar da sizin, benim kadar
boyunlarının üzerinde baş taşıyorlar ve bugünden
yarına çözülmeyeceğini biliyorlar ama buradan, Hükûmetten buna
yönelik bir yaklaşım bekliyorlar.
Şimdi, bütün
bunlar sahici taleplerken, yaşadığımız sahici bir
grevken, bu ölümler olmasın arkadaşlar. Bakın, ben içten
gelerek, bütün samimiyetimle söylüyorum: Bir tek insanın bu cezaevlerinden
cenazesinin çıkması hâlinde doğacak olan öforiyi, doğacak
olan içten taşma arzusunu, halkta kabarmış olan bütün bu
duyguları göz önünde tutun ve bütün bunlardan hayırlı sonuçlar doğmayacağını
benden önce siz akıl edebilirsiniz.
Başbakan
insanları açlıkla ve ölümle test etmek istiyor. Bu testi yüzlerce
kere kazanmış olan insanların son bir defa daha kazanmaya
kalkışmalarına ben şaşmam ama tavsiye etmiyorum ve
vekillerimizin başlattığı Açlık grevini bize devredin,
bu grevi biz sürdürelim. tavrını alkışlayacak, bunu
onaylayacak yerde, onları hakir görmeye çalışmasını,
Başbakanın, bu insanlara karşı, halkımıza
karşı, Kürt halkına karşı yapılmış en
büyük hakaret olarak görüyorum ve bu hakaretin cevabını Kürt halkından
alacağından, Türkiyenin demokratlarından alacağından
şüphesi olmasın.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Kürkcü.
Gruplar
adına, başka söz talebi
OKTAY VURAL
(İzmir) Siz konuşmuyor musunuz, AKP
AHMET AYDIN
(Adıyaman) Şimdi konuşmayacağız, bekleyeceğiz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Konuşmuyorsunuz. Efendim, AKP
konuşmayacağını söylüyor, biz konuşuruz efendim.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) Konuşmayacağımızı söylemedim,
bekliyoruz dedim.
OKTAY VURAL (İzmir)
Savunmayacağız dediniz, Bakan savunur. dediniz.
BAŞKAN
Sayın Yılmaz, buyurun.
Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Yılmaz. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
SEYFETTİN YILMAZ (Adana) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanı hakkında
verdiğimiz gensoru ile ilgili söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Orman ve Su İşleri Bakanının bu
Bakanlığı yönetme kabiliyetinin ortadan kalktığı
bir süreci yaşıyoruz. Söylediklerimi çok ciddiyetle dinlemenizi
istiyorum. Hani Sayın Başbakan Ciddi konular olmadan verilen
gensorular gensoru değildir. diyor ya, şimdi, ciddi konulara
değinip bu konudaki sizin samimiyetinize de bakacağız ve vicdanlarınıza
sesleneceğiz.
Şimdi
bakın, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan kendisini hoca,
çalışanlarını talebe görüyor. Öyle bir
Bakanlığı yönetiyor ki, öyle bir anlayışla, siz
değerli milletvekillerinin oğlunu açıktan atamayla
kadroya alıyor. Kendisi açıklar biraz sonra kimler olduğunu.
Bakın, Özel
Kalem Müdürü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı
görevinden maaş alıyor. Strateji Geliştirme
Başkanlığı görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Niye
Strateji Geliştirme Başkanlığı görevinden maaş
alıyor? Çünkü onun ek göstergesi 6400 yani genel müdürün
aldığı haklara ve maaşa sahip. Bu helal midir?
Yine
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahısar)- kırk
sekiz saat çalışıyor
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla)- Kaç saat çalışırsa çalışsın
Sayın Bakan.
Şimdi, Mustafa
Yaraşırı önce Personel Daire Başkanlığına
atıyor, hiçbir gün o görevi yapmıyor, bu kadroyu alıyor; sonra
başmüfettişliğe geçiriyor; daha sonra, bu son kararnameyle
müşavirlerin maaşı 1 milyar arttı ya, hemen müşavirlik
kadrosuna geçiriyor yani kendine yakın olanları,
yandaşları, akrabaları Özel Kalemden özel kadrolara alıyor
ağabeyinin oğlu dâhil olmak üzere; kendine yakınlara -efendime
söyleyeyim- özel kadrolarla özel maaş aldırıyor.
Peki, şimdi
sormak lazım Sayın Bakana, bizi izleyenlere de sormak lazım:
Milyonlarca gencimiz -KPSS sınavlarıyla- 2 dil bilmesine rağmen,
dirsek çürütmesine rağmen sınav sınav koşarken siz hangi
özelliklerden dolayı bunları özel kadrolara alıyorsunuz?
Orman
Bakanlığında, yangınlarda yirmi dört saat
çalışan
Biraz önce dedi ya: Bizim Özel Kalem Müdürü kırk sekiz
saat çalışıyor. Bakın, ormancılar yirmi dört saat
esasıyla çalışırlar. Yazın yangınlarda üç gün
uyumayan orman yangın işçisi vardır, kadro bekliyorlar. Orman
mühendisleri üç gün uyumazlar, orman işletme şefleri üç gün
uyumazlar; bölge müdürleri, genel müdürler, ormancılar böyle
çalışır. Sadece o sizin Özel Kalem Müdürünüze 6400 ek göstergeyi
veriyorsunuz, onların ne kabahati var?
Şimdi, bu
anlayışla yönettiğiniz bir Bakanlıktan verim almanız
mümkün mü? Çalışanları ötelediniz, kendinizi hoca,
çalışanları talebe gördünüz. Ormancılık tarihinin
kendinizle başladığını düşünen,
ormancıların o devasa hizmetlerini görmemezlikten gelen, onları liyakat
esasına göre değil, yandaşlığa göre
atadığınız bir sistem çökme noktasına gelmiştir
Sayın Bakan.
Şimdi,
buradan soruyorum: Orman Bakanlığının merkezini
biliyorsunuz değil mi değerli milletvekilleri? Orman
Bakanlığının merkezinde, Bakanın alt katında 10
trilyonluk yolsuzluk oluyor, 10 trilyonluk.
OKTAY VURAL
(İzmir) Yok canım!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Bu yolsuzluk üzerine -basına da yansıdı- bu
yolsuzluğun faturası kime kesiliyor? İnayet Kara diye bir
mutemet şu anda cezaevinde.
Şimdi,
buradan sizin vicdanlarınıza ve Bakana soruyorum: Harcama yetkilisi
olarak görev yapan genel müdürler görevinde mi Sayın Bakan? Cevap verin,
biraz sonra verin.
OKTAY VURAL
(İzmir) Görevde. Vay be!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Peki, çok daha enteresan bir şey söyleyeceğim;
bakın, çok daha enteresan bir şey söyleyeceğim: Harcama yetkilisi
olan ve bu 10 trilyonluk yolsuzlukta imzası olan genel müdür ne
yapılıyor biliyor musunuz? Şu anda Orman
Bakanlığının Müsteşarı, şu anda Orman
Bakanlığının Müsteşarlığını
yapıyor. (MHP sıralarından Ooo
sesleri)
Bu yolsuzlukta, bu
usulsüzlükte imzası olan diğer bir genel müdür ne yapılıyor
biliyor musunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) Şirketi Hayriye!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Sayıştay denetçisi yapılıyor yani
milletin hazinesini denetleyen bir birime
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kediyle ciğer misali
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Evet.
Şimdi,
sorgulanmadan, yargılanmadan hüküm vermek doğru değil ama
Sayın Bakana ve sayın milletvekillerine, özellikle AKP Grubuna
soruyorum: Bu 10 trilyon nerede? Şu anda 10 trilyon yok. Yani 10 trilyonu
bir tek bu İnayet Kara aldı
Peki, para nerede, 10 trilyon?
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Bakan biliyordur.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Bu kimin parası? Bu, hazinenin parası; bu, fakir
fukaranın, garip gurebanın, yetimlerin parası.
Değerli
milletvekilleri, bu paranın çıkması lazım. Bu parada dahli
olanların, üst düzey 30-40 kişinin imzası var. Hâlâ görevde
olmayı, Sayın Bakana soruyorum, vicdanınıza
sığdırabiliyor musunuz? Bunda imzası olan bir genel müdürü
Müsteşar olarak atamayı vicdanınıza
sığdırabiliyor musunuz?
OKTAY VURAL
(İzmir) Sığdırıyor demek ki.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sığdırmasa yapar mı?
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Yani bu para, değerli milletvekilleri, ortada yok, bu
para yok. Bu para hazinenin malıdır, milletin malıdır
ENVER YILMAZ
(İstanbul) Yargıya intikal etmiş.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Efendim?
ENVER YILMAZ
(İstanbul) Yargıya intikal etmiş.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Ayrı
ENVER YILMAZ
(İstanbul) Ayrı değil, mahkeme kararı
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Açıklar, Bakan açıklar.
Bakın, bir
şey söylüyorum; hâlâ buna, var ya, kılıf bulmak kadar şey
yok. Bir şeyde ihmal olabilir. Ben şimdi buradan bir şey
soracağım. Bakın, Ya, bunda imzaları var. diyorum,
imzası var. Sayın Milletvekili, ikna edersem vicdanınla oy ver.
Diyorum ki: Bunda imzası var. Bu bir ihmalse, bu ihmali yapan adamı
görevden alman lazım. Bu ihmali yapan kişiyi, bu ihmale yol açan
kişiyi ne yapman lazım? Müsteşar yapmaman lazım.
Ben bir şey
soracağım: Bakın, ormancı kökenliler bilir,
Dağın başında bir tane ağacın kesildiğini
görmedi. diye silsile yoluyla muhafaza memurundan başlayıp
şefe, işletme müdürüne kadar müfettişleri gönderip
soruşturma açabiliyorsunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Değildir.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Bu kadar net soruyorum.
SADİR DURMAZ
(Yozgat) Kayseride de bir mutemedin üzerinde kaldı.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Evet, şimdi başka bir şey...
OKTAY VURAL
(İzmir) Daha var değil mi?
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Bakın, başka bir şey söyleyeceğim:
Sana dar
gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim seni
tarihe desem, sığmazsın.
Tüllenen
mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey
yapabildim diyemem hatırana.
Evet, Sayın
Başbakanın kitapçıkta okuduğu ve Çanakkalede o millî
mücadelemizi veren Çanakkale ruhuna ithafen onların
hatırasını yaşatmak adına okuduğu bir şiir.
Hepimizin tüyleri diken diken oluyor bu şiiri okurken.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Altına da şey yazalım: Haram helal ver
Allahım, garip kulun yer Allahım.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Fakat bakın şimdi Çanakkale
hatırasını, Başbakanımızın bu şiirini
dahi kirleten bir olayı anlatacağım size. Sayın Bakan,
şu kitabı hatırlıyor musunuz, şu kitabı? Bu
kitabı hatırlıyor musunuz?
ALİM
IŞIK (Kütahya) Hatırlamaz mı ya!
OKTAY VURAL
(İzmir) Hatırlatalım.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Evet, fakat bu kitaplar toplatıldı
arkadaşlar. Bakın ama bana vatansever bir kişi tarafından
posta yoluyla gönderildi, ele geçmiş, o bundan dört
Niye
toplatıldı biliyor musunuz? Açın bunun sayfasını,
bakın, iş hızla devam ederken inşaat tabii zemin seviyesine
çıktığı çelik konstrüksiyon işlerinin
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kitabın adını da okur musunuz Seyfettin
Bey? Kayıtlara bir girsin.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) -
atölyede imalatların tamamlandığı,
elektronik malzemenin bir kısmının şantiyeye geldiği,
diğer kısmının da peyderpey sipariş programına
göre gelmekte olduğu, dekorasyon işlerinin de büyük
kısmının imalathanelerde yapıldığı, tesiste
gösterilecek filmlerin çekiminin yapıldığı bir dönemde
Gintaş İnşaat, Taahhüt ve Ticaret firması dava açıyor
ve davayı kazanıyor. Tamam mı, davayı kazanıyor.
Şimdi
içinizde hukukçular var, içinizde kamudan gelenler var. Ve bakın,
bakanlık ne yazıyor biliyor musunuz? İhaleyi alan firma, bu
davayı kazanan firmanın masraflarını
karşıladı ve kâr mahrumiyeti talebini karşılamak üzere
davadan vazgeçirdi diyor.
Değerli
milletvekilleri, bu tek başına Yüce Divanlık bir suçtur. Bu
ihaleye fesat karıştırmaktır, bu ihalede yolsuzluktur. Ne oluyor
bakın değerli arkadaşlar? Önce bu davayı kazanan firmanın
masraflarını karşılıyor şu cebine koyuyor mu?
Davayı kazanan firma bununla da yetinmiyor, Benim burada bir kâr
mahrumiyetim var diyor. Yani Ben bu işten 3-4 trilyon para
kazanacaktım diyor. Bu paraların tamamını
Burada, Bakanlığın
kitabı, Sayın Başbakanın ve Bakanın da resimlerinin
olduğu bir kitapta kendileri deklare ediyorlar ve bir Bakanlık
yetkilisi ayıkıyor, diyor ki; Biz kendi kendimizi ihbar
etmişiz. Biz kendi kendimizi suçlu pozisyonuna düşürmüşüz. Ve
bu kitap anında toplatılıyor değerli arkadaşlar.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) O kitabın ismini bir geçirelim kayıtlara.
ENVER YILMAZ
(İstanbul) Yani resmî olarak öyle bir kitap yok.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Evet
Evet
Evet
Buyurun,
Sayın Bakan biraz sonra çıkacak, bu kitaba cevap versin. (MHP ve AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
Bakın, siz
cevap verin. Bakın bir şey söylüyorum, Sayın Bakan
Yani, en
aşağı 15, 20 tane daha dosyam var, süremi almayın.
OKTAY VURAL
(İzmir) Daha çok var, heyecanlanmayın!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Daha 15, 20 tane, çok dosyam var yani, onun için müsaade
edin.
Bakan
çıkacak. Bakan çıktığında desin ki; Bu kitabı
biz bastırmadık ve dağıttık.
ENVER YILMAZ
(İstanbul) Öyle bir kitap yok diyorsunuz zaten resmî olarak.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kitabın adı neydi Seyfettin Bey, kayıtlara
geçsin.
OKTAY VURAL
(İzmir) Boş ver ya! Kitap işte görüyorsunuz, bu kitap
değil ne!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Bakın, Sayın Başbakanın
açıklaması
Bu kim? Sayın Veysel Eroğlu. Daha sonra, tamam
mı, bu kitap toplatılıyor değerli arkadaşlar.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kitabın adı neydi Seyfettin Bey?
OKTAY VURAL
(İzmir) Sakıncalı kitap.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
Kabatepe Simülasyon Merkezi
Yeniden piyasaya
bir şey sürülüyor, burada bu bilgi dışarıya
çıkarılıyor. Şimdi işin enteresan tarafı, bu
ihale ne kadarlık bir ihale? 58 trilyonluk bir ihale değerli
arkadaşlar. Şimdi, ne kadara mal oluyor? 79-80 trilyon liraya mal
oluyor. Bakın, burada komisyonlar değiştiriliyor, hak
edişleri imzalamayan komisyonlar değiştiriliyor. Bakan
odasında toplantı yapıyor, açıklasın, Mustafa Eldemir,
genel müdürler, şunlar, bunlar. Diyor ki: Bunlar imzalanacak.
ALİ ÖZ
(Mersin) Seni ayakta alkışlıyorum.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Bakın, değerli arkadaşlar, en sonunda
şartnamede, sözleşmede olmayan elektronik malzeme ve ses düzeniyle
ilgili bir hak edişin imzalanması için baskı
yapılıyor. Değiştirilmesine rağmen bunu imzalamayan,
bakın, bunu imzalamayan Bülent Karaoğlu, mimar, onurlu bir
davranış sergiliyor ve istifa ediyor. Yine Taner diye bir
inşaat mühendisi -kayıtlarında var, komisyonlarda var- onun da
Çanakkaleden Vana tayini çıkıyor.
Şimdi,
değerli arkadaşlar, duygu sömürüsü yapmak istemiyorum. Bu hizmeti çok
önemsiyoruz, alkışlarız da bu hizmeti ama o Çanakkale ruhunun
olduğu yerde bari bu tür şaibeli konuları gündem etmeyin, Allah
rızası için.
Bakın,
Çanakkalede, 1 mecid borcu olduğu için, şehit düştükten sonra
babasına mektup gidiyor, diyor ki: Falan bakkala 1 mecid borcum var.
Bakkal diyor ki: Ödendi. Yani Çanakkalede bir sürü bu şekilde
destansı olaylar anlatılır. Şimdi, burada bu kadar ulvi bir
iş yapıyorsunuz -girişinde okudum, iki kitapta da var,
Başbakanın şiirini, yani bunlar millî duyguları
kaldıran ve onların aziz hatırasına saygının
olduğu yerlerdir- aziz hatıraya saygının olduğu,
Çanakkale ruhunun olduğu yerde, bu tür şaibeli konuların gündeme
gelmesi doğru mudur, değil midir?
OKTAY VURAL
(İzmir) Geliboluyu satarken Anzaklara, yakaladık önergeyle burada.
ÜMİT
ÖZGÜMÜŞ (Adana) Bunlar Çanakkalenin ruhlarını satıyor,
kime söylüyorsun.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın,
İstanbul bölgesinde yapılan bir hafriyat yolsuzluğu var.
Şimdi, Sayın Bakan biraz sonra çıkacak Efendim, Orman Bölge
Müdürlüğü zamanından şu kadar oldu, biz şu kadar
yaptık. falan diye anlatacak ama gerçekleri bilmenizi istiyorum.
Bakın,
değerli milletvekilleri, Bakan göreve geliyor. Bakan göreve gelmeden önce,
bu Bakandan önce Osman Pepe zamanında, dönemin Orman Bölge Müdürlüğü
o kömür ocaklarının olduğu alanları doldurarak, rehabilite
ederek, yeniden ağaçlandırılmasıyla ilgili bir
çalışma başlatıyor -İstanbulda, hepiniz biliyorsunuz
ki, hafriyat işi çok önemlidir- ve burada ihaleye çıkıyor, ihale
açıyor; işte, 50 bin metreküplük, 75 bin metreküplük, 100 bin
metreküplük
Şirketler ihaleye giriyorlar.
ALİ HALAMAN
(Adana) Çukurambarda ev satan Bakan!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Parayı vuran, arttıran, kamuya, devlete en çok
parayı veren bu ihaleyi alıyor. Bu işler bu şekilde
başlıyor fakat ne zaman ki Bakan göreve geliyor ve bir gün
İstanbul Bölge Müdürlüğünü ziyaret ediyor, göreve geldikten birkaç
hafta sonra İstanbul Bölge Müdürlüğünü ziyaret ediyor
Yanında
kim var biliyor musunuz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma
ve Kontrol Daire Başkanı İbrahim Demir. İstanbul Bölge
Müdürlüğü heyet olarak toplanmış, diyor ki: Siz bu toprak döküm
işlerini yapmayın. Bunları belediyeye devredin. Sunumu yapan,
konuşmayı yapan kim? İbrahim Demir, Çevre Koruma Daire
Başkanı. Ve tabii, Orman Genel Müdürlüğünün yetkilileri, kamunun
menfaatini, kamunun yararını kollamak adına buna karşı
çıkıyorlar. Sonuçta, Orman Bölge Müdürlüğündeki bu hafriyat
işleri durduruluyor.
Bakın, bu
İbrahim Demir sonra ne oluyor biliyor musunuz? Kartal 1. Ağır
Ceza Mahkemesinde, ihalesiz hafriyat döküm yerlerinde bulunma
karşılığında yüklü miktarda rüşvet alan bir
çetenin içinde olduğu iddiasıyla davada ve görevden
uzaklaştırılıyor. Daha sonra ne oluyor?
OKTAY VURAL
(İzmir) Muhakkak taltif etmişlerdir.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, daha sonra ne
oluyor? Sayın Bakan, buraları, bir kanunda değişiklik
yaparak götürüyor belediyelere devrediyor. Şimdi, Bakan diyor ki: Sadece İstanbula
değil, İzmire de, Bursaya da, Adanaya da, Manisaya da,
şuraya da buraya da verdik. Peki, Bakana şu soruyu sorun yani özelde
sorun -mutlaka gene aklayacaksınız, parti grup kararı ama-
İstanbulda hafriyat dökümüyle ilgili ne kadarlık bir rant var?
Kimine göre 5 milyar dolarlık, 5 milyar liralık, kimine göre 50
milyar liralık. Şimdi, ihaleyle yapılan -size soruyorum- 5-10
kişinin girdiği ihaleyle yapılan bir işi alıyor,
İstanbul Belediyesi, şirketler marifetiyle
Ve oralara kimleri
atıyor? Bakanlıktan kendi bürokratı olan ve üniversiteden
öğrencisi olan Cevat Yamanı atıyor Daire
Başkanlığına.
OKTAY VURAL
(İzmir) Allah, Allah!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Peki, bu hafriyat işinin başındaki şube
müdürlüğüne kimi getiriyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar?
OKTAY VURAL
(İzmir) İbrahim Demir
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Hayır, hayır
Ağabeyinin oğlu.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Hadi canım!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Ağabeyinin oğlu, Türker Eroğlu. Önce, Özel Kalemden
memuriyete alıyor bu kişiyi, yeğenini, ağabeyinin
oğlunu. Özel Kalemden memuriyete başlıyor ve daha sonra buraya,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi hafriyat döküm işlerinin
başına getiriliyor.
Şimdi,
Sayın Bakan şunu diyebilir bunu diyebilir. 30 kuruşa
metreküpünün gittiği yerde 5 liraya kadar gidiyor 15-20 katın
olduğu ihalelerde.
Şimdi,
bakın değerli milletvekilleri, burada 3-5 milyardan 50 milyara kadar
ranttan bahsediliyor. Gelin, vicdan sahibi milletvekilleriyle, en uzmanlarla 3
kişiyle bir komisyon kuralım veya buna Evet deyin, bunları
araştıralım, gidelim bu hafriyat ihaleleri kimlere verilmiş
İhalesiz şekilde, bakın, ihalesiz şekilde kimlere
verilmiş, kim ne kadar para kazanmış ve ne kadar devletin
zararı oluşmuş, kamunun zararı oluşmuş?
Şimdi, ben
şunu söylüyorum, daha var devam edeceğim, sürem var herhâlde, çok,
çok daha devamı da gelecek.
Şimdi burada
parmak çoğunluğuyla aklayabilirsiniz bu
anlattıklarımı. Çünkü, parmak demokrasisi var! Ama Sayın
Bakan şundan emin olun, bu yaptığınız işlerin
mutlaka takipçisi olacağız, Yüce Divan yolu size gözüküyor ama hiçbir
şey olmasa bile mahkeme-i kübrâ var, Allahın adaletinden
kurtuluş yok değerli milletvekilleri.
Şimdi,
şu son, güncel Ağaoğlu konusuna gelmek istiyorum, Aliağa
konusuna.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nasıl gensorudan korkup hemen iptal ettiler! İşte
MHPnin gücü.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, ben burada bütçe
konuşmalarında... Bakın, ben bu Bakanlıkta
çalıştım, Bakanı uyardım. Dedim ki: Sayın Bakan,
liyakat sahibi elemanlarla çalışın, işi bilen kadrolarla
görevinizi götürün. Size yakın insanlarla görev yaparsanız ciddi
sıkıntıları beraberinde yaşarsınız. dedim.
Bu konuşmaları bütçe görüşmelerinde, Meclis Genel Kurulunda
Bir ormancı
çocuğuyum, babam orman muhafaza memuru. Ben, dağlarda büyüyen bir
çocuğum. Kendim de orman mühendisi olarak yıllarca bu teşkilata
hizmet etmiş bir kişiyim. Gelin şu doğru işleri
yapın. Yandaşlarınızı,
yoldaşlarınızı, akrabayı talukatlarınızı
bir kenara bırakın, hak sahibi, liyakat sahibi insanları
getirin. Ormancıları devre dışı bırakmayın
çünkü bu ormancılar yüz yetmiş üç yıllık bir geleneğe
sahip ve birikime sahip. dedim. Bir konuda daha uyardım, dedim ki:
Sayın Bakan, bu Bakanlıktaki düzenlemelerle beraber
Bakanlığı içinden çıkamaz bir duruma getirdiniz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ağaoğlu meselesi
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Oraya geleceğim.
Davul sizde
tokmak başkasının omzunda, gelirler sizin davulunuzu Dan, dan,
dan çalarlar. dedim. Bu konuşmaları yaptım. Bunu niye
anlatıyorum? Tabiat parklarını Çevre ve Şehircilik
Bakanlığına devretti. Millî Parklar Genel Müdürlüğüne hiç
bu teşkilatta bir gün bile deneyimi olmayan, işlerinin tamamı,
yüzde yüze yakını orman mühendisliği mesleğinin gereği
olması gerekirken sosyal bilgiler öğretmenini getirdi,
tanıdığı diye atadı oraya.
Şimdi,
bakın, değerli milletvekilleri, bu Ağaoğlu olayı
gerçekten kamuoyu baskısının, bizim gensorumuzun ve
vatandaşların baskısı sonucunda ortaya çıktı.
Şimdi, bunlar olmasaydı ne olacaktı? Dubaide lansmanı
yapılan, derenin çakılıyla derenin kuşunu vuran bir
anlayıştı.
Sürem kalmamış
da...
24 Aralık
Bakan, dün, açıklama yaptı, biliyorsunuz İptal ettik. diye. Şimdi,
burası ne yapıyor? TOKİnin yerini alıyor, ormanın
manzarasını pazarlıyor, Dubaide lansmanını
yapıyor, ne güzel para kazanacak.
Peki, ben
Sayın Bakana şunu soracağım: 24 Aralık 2010
yılında hisse devri olmuş, 24 Aralık 2010. Üç senedir
neredesiniz Sayın Bakan?
Bakın, bir
şey daha söyleyeyim de bitireyim
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bugünkü
sitesinde, burası imara açıldı. Ormancılık tarihinde
ilktir. Burası tabiat parkına dönüştürüldü, imara
açıldı. İnceleyin İstanbul- Çevre ve Şehircilik
Bakanlığının resmî Web sitesine girin
ÜMİT
ÖZGÜMÜŞ (Adana) Başkanım, mikrofonu aç, kayıtlara geçsin.
Bu çok önemli.
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Burası imara
açıldı ve buraya bungalov yapacaklar.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Başkan, mikrofonu açar
mısınız.
OKTAY VURAL
(İzmir) Allah, Allah! Yeter artık ya! Vallahi!
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) Sayın Bakan,
2010 yılından
Bugün açıklamanızı okudum
-gensoru geliyor, televizyonlar söylemiş, gazeteler yazıyor- bugün,
korku dağları sardı ve İptal ettik. diyorsunuz. (MHP sıralarından
alkışlar) 2010 yılında hisse devri olmuş. Üç senedir
neredeydiniz Sayın Bakan bunu iptal etmek için? (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Yılmaz, teşekkürler.
Gruplar adına
son konuşmacı Zeyid Aslan, Tokat Milletvekili, AK PARTİ Grubu
adına. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurun Zeyid Bey.
Süreniz yirmi dakika.
AK PARTİ
GRUBU ADINA ZEYİD ASLAN (Tokat) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının
uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak Gazi Yerleşkesinin
tarumar edilmesi, Orman Genel Müdürlüğü arazisinin peşkeş
çekilmesi ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat
alanlarının Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle kamuyu
zarara uğratan ve görevini kötüye kullanan Orman ve Su İşleri
Bakanı Sayın Veysel Eroğlu hakkındaki gensoru
görüşmelerinde grubum adına söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, yaklaşık yetmiş dakikadan beridir, biraz önce
içeriğini ifade ettiğim gensoru üzerinde arkadaşlarımı
dinlemeye çalıştım. Öyle ki, gensoru önergesi sahipleri
adına konuşan değerli milletvekili
arkadaşımızın on dakikalık konuşması
içerisinde gensoru önergesinin içeriğiyle ilgili bir cümle dahi geçmedi.
Acaba yanlış bir gensoru ya da yanlış bir konu üzerinde mi
konuşuyor? dedim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Allah Allah!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Sonrasında, CHP Grubu adına çıkan
arkadaşımız gensoruyla ilgili, sadece biraz önce benim
okuduğum ifadeleri okumanın ötesinde herhangi bir cümlesi yok.
Tamamıyla, Manisadaki bir orman alanıyla ilgili Manisanın
sıkıntısını burada yirmi dakikalık süre boyunca
ifade etmeye çalıştı. Daha sonra Barış ve Demokrasi
Partisi adına çıkan milletvekili arkadaşımız, Marksist
bir ideolojinin kapitalizme bakışını açıklamanın
ötesinde, son birkaç dakikasında da güncel konu olan açlık grevleri
dışında hiçbir konuya değinmedi gensoruyla ilgili.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Dur bakalım, siz neler söyleyeceksiniz şimdi!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) En son yine teşekkür ediyorum- gensoru önergesindeki ilk imza
sahibi olan Sayın Seyfettin Yılmaz yirmi dakikalık
konuşmasının -takip ettim- iki dakikalık kısmında
mevcut gensorunun içerisinde yer alan İstanbuldaki hafriyat
alanlarına değindi, bundan dolayı da teşekkür ediyorum,
çünkü kendimi
Acaba hangi görüşmeyi yapıyoruz; bugün, Sayın
Veysel Eroğluyla, ilgili MHPli arkadaşlar tarafından verilen o
içerik dışında başka bir konu mu görüşüyoruz, yoksa
ben yanlış mı anladım; kürsüye çıkınca
yanlışlıkla başka bir konuda konuşmak zorunda
kalmayayım diye dikkatle dinledim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Uyan, balığa gidelim!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Bu aslında bir şeyi gösteriyor. Her gensoru
görüşmesinde, burada, gensoru müessesesinin ciddiyetini her geçen gün
yitirmeye başladığını -hatta bundan yaklaşık
iki ay önceki Sayın Beşir Atalayla ilgili gensoru görüşmesinde
bir yalancı çoban hikâyesi anlatmaya çalışmıştım-
artık gensoru görüşmeleri ya da gensoru müessesesinin yalancı
çobana dönüşmeye başladığını, bunun siyaset
kurumunun ciddiyetini kaybetmesine neden olacağını, siyaset
kurumunu en fazla öncelemesi gereken buradaki milletvekilleri ve siyasetçiler
olarak buna dikkat etmemiz gerektiğini ifade etmeye
çalışmıştım ama görüyoruz ki, biz ne söylersek
söyleyelim, hangi anlamda siyaset kurumunu güçlendirme, siyaset kurumuna
ciddiyet kazandırma, siyaset kurumunun itibarını artırma
çabası gösterirsek gösterelim, muhalefet, kendinin de içinde
bulunduğu siyaset kurumunun dibe vurması için elinden gelen gayreti
ve çabayı göstermeye devam ediyor.
Bu dönem
-gensoruları hep CHP verirdi- birdenbire ne olduğunu biz de
anlayamadık.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Anlarsın, anlarsın!
ALİM
IŞIK (Kütahya) Anlarsınız, anlarsınız!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Büyük kurultay öncesi, kongresi öncesi MHP 7 tane gensoruyu ard arda
verdi.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bundan sonra her hafta 2şer tane geliyor!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Herhâlde dedim ki CHP yıllardan beridir gensorular veriyor,
çalışıyor, çabalıyor, anlatmaya çalışıyor
fakat bir türlü bu noktada sonuç alamıyor, galiba yoruldu, o zaman nöbetin
devralınması lazım.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ya, sen şu gensorunun içeriği hakkında ne zaman
konuşacaksın! El âlemi eleştiriyorsun, konuya ne zaman
gireceksin sen ya!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, CHP gensorularla ilgili nöbeti sanıyorum MHPye
devretti, hayırlı olsun size, ben o konuda bir şey demeyeceğim.
MUHARREM İNCE
(Yalova)- Sen vicdanına göre oy kullanmadığın sürece böyle
olur tabii. Vicdanına göre ol kullansan böyle olmaz.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bundan sonra her hafta 2şer tane geliyor.
S.NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Şu hikâye anlatmayı ne zaman bırakacaksın sen?
Bak, beş dakikadır hikâye anlatıyorsun, beş dakikadır.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Değerli arkadaşlar, ben tabii yetmiş dakikadır
gensoruya ilgili bir şey dinleyemediğim için
OKTAY VURAL
(İzmir) Daha gelecek arkadaşlar.
ZEYİD ASLAN
(Devamla)
burada o gensorunun içeriğinde yer alan iddialarla ilgili
somut herhangi bir şey duyamadığım için
OKTAY VURAL
(İzmir) Soracağız, cevap vereceksiniz.
ZEYİD ASLAN
(Devamla)
neyini konuşayım Allah aşkına, ne söyleyeyim
ben yani?
ALİM
IŞIK (Kütahya) Yazılanlara cevap ver, yazılanlara.
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Dakika tutuyoruz, dakika.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Önerge sahipleri adına konuşan arkadaşımız
çıktı , Sayın Bakanımızın başka
icraatları, kendince iddia ettiği başka
sıkıntılarını ifade etti. Varsa getirirsiniz o
konularla ilgili gensorularınız ya da elinizde birtakım
bilgileriniz varsa, belgeleriniz varsa o iddialarınızı ilgili
yargı mercilerine taşırsınız gereği yapılır
S.NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) O ciddi iddialara ne cevap vereceksiniz? Bak, o ciddi iddialara
nasıl bakıyorsunuz?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Ama bugün, eğer bugün burada siz çıkıp da
İstanbuldaki hafriyat alanları, Gazi Yerleşkesinin tarumar
edilmesi gibi konularla gensoru verip de bu konulara değinmiyorsanız
gensorunuza kendiniz inanmıyorsunuz.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bunlar yazılı zaten. Yazılı olanlara
cevap ver, okumanız yazmanız vardı ya!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) İnansanız burada olursunuz. 12 tane imza var, 12 tane
adam ancak burada o kadar var. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
ENVER ERDEM
(Elâzığ) - Boş konuşma, boş konuşma.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Yani gensorunuza inansanız, gerçekten haklı
olduğunuzu bilseniz, grubunuzu burada tutarsınız.
OKTAY VURAL
(İzmir) Savunduk sonuna kadar. Anlamadın sen galiba.
NECATİ
ÖZENSOY (Bursa) Sizde kaç kişi var be! Sizde kaç kişi var?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Biz inanmadığımız için,
arkadaşlarımız böylesi ciddiyetsiz bir gensoru
görüşmelerini dinlemeyi gereksiz buldular. Ben de mecburen dinlemek
zorunda kaldım.
S.NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sen iktidar olarak gensoruyu ciddiye almıyorsun. Senin
demokrasiyle problemin var. Muhalefeti ciddiye almıyorsun, gensoruyu
ciddiye almıyorsun, ciddiye alsan buralar dolu olurdu.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, gensorunun
içeriğinde yer alan 2 konuyla ilgili
OKTAY VURAL
(İzmir) Daha var, daha var
Daha var
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Getirdiğinizde konuşuruz onları.
2 konuyla ilgili
konulara değinmek istiyorum: Bir, Gazi Yerleşkesinin tarumar
edilmesi diyor. Aldım gensoruyu, okudum gerekçesini.
OKTAY VURAL
(İzmir) Anlamadın herhâlde!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Hani, gerekçesinin içerisinde Gazi Yerleşkesiyle ilgili ne
yapılmış ona bakayım dedim, bir sayfadan ibaret Seyfettin
Bey, yazdığınız metni okuyun
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Beş dakika ver de anlatayım sana Gazi
Yerleşkesini.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Bir cümle dahi, bir kelime dahi Gazi Yerleşkesi diye bir
şey geçmiyor. Şimdi, ben, Gazi Yerleşkesinin neresi tarumar
edildi, nasıl tarumar edildi acaba şifahi konuşmada bahsederler
mi dedim, o konuda da bir beyan göremedim.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Bak, bak, konuşma da şu resimlere bak!
OKTAY VURAL
(İzmir) Yazıyor, yazıyor!
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Bir beş dakika daha ver, neler anlatacağım
neler.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Bunu biraz önce anlatacaktınız. Bunu şimdi
değil, biraz önce anlatacaktınız varsa bir şey.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sadece hafriyat meselesi bile götürmeye yeter Bakanı ya!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, ben, tabii, Gazi Yerleşkesinin tarumar
edilmesiyle ilgili bir şeyler söyleyeceğim ama iddianın ne
olduğuyla ilgili ne şifahi beyanda ne yazılı metinde bir
şey göremediğim için bu konuya değinmeyeceğim.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Bak, bak, şunlara bir bak. Bak da cevap ver. Bak da ne
olduğunu anla. Tarumarı gör, tarumarı! Bak da tarumarı gör,
tarumarı!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bildiğin bir şeyler var mı?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Fakat acaba, Orman Genel Müdürlüğünün TOKİyle
yaptığı Orman Genel Müdürlüğü arazisi üzerinde Başbakanlık
binası yapılmasıyla ilgili olabilir mi diye düşündüm. Orman
Genel Müdürlüğündeki arkadaşlara, Sayın Bakanımıza
ifade ettim: Bu Gazi Yerleşkesinin tarumar edilmesi meselesi neyle
irtibatlı dedim. Bununla ilgili olabilir, bize de ulaşan somut bir bilgi
olmadığı için... dediler.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ya, bu arkadaş bir şey anlamamış!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, eğer Gazi Yerleşkesinin tarumar edilmesi
dediğiniz husus şayet buysa, Orman Genel Müdürlüğü arazisi
üzerine TOKİ tarafından yapılacak Başbakanlık
binasıysa, ben şimdi burada, Sayın Bakanın hangi siyasi
nüfuzu kullandığını, hangi yasaya aykırı hareket
ettiğini, hangi mevzuatı çiğnediğini, hangi yolsuzluğu
yaptığını şahsen merak ediyorum. Yani, kamunun
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bu hafriyatı da merak ettin mi, hafriyatı?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Geleceğim, bekle ya, sabırlı ol biraz ya!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Onu da merak ettin mi?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Ya biraz sabırlı ol. Gelir oraya da vakit,
canını sıkma sen!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ona gel. Bak on dakikadır konuşuyorsun, hikâye
anlatıyorsun!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Sen canını sıkma, oraya da gelirim. Oraya da
gelirim, merak etme.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) On dakikadır konuşuyorsun.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Ben sizin gibi boş şeylerle harcamayacağım.
ENVER ERDEM
(Elâzığ) Boş konuşuyorsun!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, eğer
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Belediyenin avukatlığını yaptın mı
sen kardeş!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Yapmadım.
ENVER ERDEM
(Elâzığ) Kiminkini yapıyorsun o zaman?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Kiminkini yapıyorsun şimdi?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Eğer belgelersen
Belgeler misin belediyenin
avukatlığını yaptığımı?
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Ne olacak belgelerse?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ne diyorsun sen şimdi? Bak, on dakika oldu, bir şey
anlatmıyorsun. On dakikadır bir şey anlatmıyorsun.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Ne konuşuyorsun oradan? E, ne konuşuyorsun oradan? (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, bilip bilmediğin
her konuda ne konuşuyorsun? İki de bir çıkıyorsun oradan.
Otur oturduğun yerde. Dinle adam gibi. Adam gibi dinle. Biz saygıyla
dinledik. Seyfettin Beyi saygıyla dinledik, diğer
arkadaşımızı saygıyla dinledik, hiç sesimizi
çıkarmadık. Otur dinle ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Saygılı konuşmuyorsun! Bak, konuşmacılara
saygılı cevap vermiyorsun!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Ya, konuşma! Benim nasıl konuşacağımı
sen belirleyecek değilsin.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ben sana mı soracağım nasıl
davranacağımı?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Senden de ders alacak değilim. Git işine bak ya! Yürü!
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OSMAN AŞKIN
BAK (İstanbul) Sen devam et, bize anlat.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, eğer Orman Genel Müdürlüğü arazisinin
Başbakanlığa devri ise biri çıksın, buradaki
yolsuzluğu, usulsüzlüğü, yasaya aykırılığı,
siyasi nüfuzu göstersin, ben göremedim.
Değerli
arkadaşlar -arkadaşlara ifade etmiyorum çünkü ben ne dersem diyeyim,
onlar zaten kendi bildiklerini okuyacaklar- bu Gazi Yerleşkesinin
tarumar edilmesi denilen olayla ilgili -ben hukukçuyum- baktım,
araştırdım, hiçbir şey bulamadım, gönlünüz rahat olsun
arkadaşlar, bu bir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Bakın, buna bakabilirsiniz, resme bakın, resme
bakın da alkışlayın.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) 2ncisi: Efendim, İstanbuldaki Orman Genel Müdürlüğüne
ait hafriyat alanlarıyla ilgili siyasi nüfuz kullanılmış,
usulsüzlük yapılmış, yolsuzluk yapılmış.
Şimdi, 1996
yılına kadar Orman Genel Müdürlüğünün bu alanlarında
hafriyat dökülmüyor; 96 da bir mevzuat değişikliği
yapılıyor, 1996dan itibaren, Orman Genel Müdürlüğüne ait bu
alanlara hafriyat döküm izni geliyor ve 2009 yılına kadar da Orman
Genel Müdürlüğü bu alanlara izin karşılığı, ücret
karşılığı hafriyat döktürüyor. Aynı zamanda da bu
hafriyat dökülen alanların tekrar ormana kazandırılması için
en az bir buçuk metre -sanıyorum, ben teknik tarafını çok
bilmem- boyunda fidanlar dikilmek suretiyle yeniden ormana
kazandırılması gerekiyor. 1996dan 2009a kadar Orman Genel
Müdürlüğünün İstanbuldaki hafriyat alanlarına döküm için
aldığı izin parası eski parayla 36 trilyon, yeni parayla 36
milyon yani on üç yılda Orman Genel Müdürlüğü 36 milyon para
kazanmış bu işten. Peki, orman alanlarının yeniden
geri dönüştürülmesi için ne harcama yapmış? 21 milyon.
Çıkarın 36dan 21i hesap yapmayı iyi bilenler var- 15 milyon. Yani
13 yılda Orman Genel Müdürlüğü bu alanlardan 15 milyon para
kazanmış.
Peki, 2009da
Orman Kanununda bir değişiklik yapılmış. Şimdi,
bir şeyi de ifade etmek istiyorum: Yani Sayın Bakanın Orman
Kanununda yaptığı değişiklik diye ifade ediliyor.
Arkadaşlar, hepimiz milletvekiliyiz, kanunlarda değişiklikleri
bakanlar yapmaz, Meclis yapar. Yani Meclisin kabul ettiği Orman Kanunundaki
değişiklikle bu hafriyat alanlarının Orman Genel
Müdürlüğü dışında da belediyelere hafriyat döküm olarak
verilebileceği hükme bağlanmış. Bunun üzerine, 2011
yılında yani yaklaşık bir buçuk - iki yıla yakın
bir zamandan beridir de İstanbuldaki Orman Bölge Müdürlüğüne ait
araziler İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hafriyat
alanı olarak kullanılmış. Peki, Orman Genel Müdürlüğü
2011in başında başlayan ve 2012nin bugün sonuna
geldiğimiz yaklaşık iki yıl boyunca, izin
karşılığı Büyükşehir Belediyesinden ne kadar
tahsilatta bulunmuş? 37 milyon, iki yılda. Peki, başka bir kâr
ne var? Biraz önce ifade ettim, bu alanların geri dönüşümünü
sağlamak gerekiyor. Hani Orman Genel Müdürlüğü 20 milyon
harcayıp geri dönüştürmüştü ya, beş yıl boyunca da bu
alanların geri dönüşümünün masrafı Büyükşehir Belediyesine
ait. 20yi de oradan kurtardık mı? Alın size 57 milyon, iki
yılda Orman Genel Müdürlüğünün kazancı. Allah aşkına
nerede burada yolsuzluk?
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) 1 milyar dolardan bahsediyoruz, 1 milyar dolar
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Nerede burada usulsüzlük? Nerede burada usulsüzlük?
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kaç para kazandınız bir de onu söyle!
OKTAY VURAL
(İzmir) Baştan sona usulsüz zaten.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Kamuyu zarara uğratmak nerede? Kamu, Orman Genel
Müdürlüğü
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Hodri meydan! Gelin, 3 kişi inceleyelim. Haydi, hodri meydan!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Soruyorum arkadaşlar, rakamları verdim.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Evet, gelin de bir inceleyelim yüreğiniz yetiyorsa.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Varsa farklı rakamlar, çıksınlar versinler.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Hayır, gelin hep beraber inceleyelim beraber, gelin.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Zaten rakamları söyleyemedi arkadaşlar çünkü
rakamları söyleseler açık ortaya çıkacak.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Hayır, gelin beraber inceleyelim Allah rızası
için.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) İki yılda 57 milyon Orman Genel Müdürlüğü
kazanmışken daha önceki mevzuatta on üç yılda 20 milyon
kazanmış. İşte nasıl 20 milyonu 57 milyona
çıkartırsınız diye kamuyu zarara uğratmaktan
Sayın Bakana da böyle bir gensoru vermişler. Şimdi, tabii
Sayın Bakanın gensoru içeriğinde olmayan diğer
konularıyla ilgili ben cevap verecek değilim, bilmediğim
konularla ilgili; ona kendisi eğer cevap vermek isterse mutlaka verir ama
gerek Gazi Yerleşkesinin tarumar edilmesi gerekse İstanbuldaki
hafriyat alanlarının usulsüz ve yasalara aykırı bir
şekilde Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle ilgili ne yasalara
aykırı bir durum vardır ne vicdana aykırı bir durum
vardır ne ahlaka aykırı bir durum vardır. Bu noktada,
Sayın Bakanımın görevi kötüye kullandığını
ve kamuyu zarara uğrattığını iddia edecek hiçbir
belgeyi, bilgiyi, delili şu ana kadar ortaya koymadıkları için
vicdanınız rahat, gönlünüz rahat olarak Sayın
Bakanımın gensoru görüşmeleriyle ilgili hayır
diyebilirsiniz.
Değerli
arkadaşlar, on güne yakın bir zamandan beridir yasama görüşmesi
yapıyoruz. Ben 3üncü dönem milletvekiliyim. On bir yıla yakın
bir zamandır da burada memleketimiz için, milletimiz için
doğruları yapma, güzellikleri ortaya koyma noktasında katkı
vermeye çalışıyoruz. Ama şu son on gün boyunca Mecliste
yaşananları gördükçe acaba biz bir yerde yanlış mı
yapıyoruz, bizim göremediğimiz bir şeyler var da muhalefet bunu
görüyor, biz bunu anlamakta zorlanıyor muyuz diye de zaman zaman kendimi
muhasebe etmeye çalıştığım, gece
yattığımda bunu sormaya çalıştığım
oluyor.
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Bravo!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Fakat ne hikmetse bunu yani yanlışı nerede
yaptığımızı, onların gördüğü ya da bizim
göremediğimiz yanlışı gerçekten ben göremiyorum. On günden
beridir şu grubu
İhanetle suçlandık, vatanı bölmekle
suçlandık
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Herkesin bir kusuru var tabii!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) ...bu ülkede halkların kardeşliğini bozmakla
suçlandık yani o kadar çok iftira, o kadar çok ihanet suçlaması
MEHMET HİLAL
KAPLAN (Kocaeli) Gensoruyla ilgili bunlar, değil mi?
ZEYİD ASLAN
(Devamla)
o kadar çok vatan bölünme paranoyasıyla bu gruba
saldırılar oldu ki
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ne güzel, gensoruyla ilgili konuşuyor
arkadaşımız.
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Ya, gensoruyla ilgili konuşacak bir şey
kalmadı!
ZEYİD ASLAN
(Devamla)
ya, dedim ki: Ben Tokatta doğmuş, vatanını
seven, milletini seven, 6 çocuklu fakir bir ailenin çocuğu olarak buraya
gelip de acaba bu vatanı satmak için mi uğraşıyorum? Acaba
ben bu konuda, kırk sekiz yaşına girmiş bir adam olarak
kırk sekiz yıllık vatan mücadelesini, bayrak mücadelesini,
birlik mücadelesini, kardeşlik mücadelesini terk ettim de bir
büyükşehir yasasıyla Türkiyeyi mi bölüyorum?
ERTUĞRUL KÜRKCÜ
(İstanbul) Aynısını bize söylüyorsunuz ya!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Şimdi, aslında geriye doğru dönüp muhalefetteyken bu
söylemleri söyleyenlerin iktidar dönemlerinde aslında ne
yaptıklarına bir bakmak lazım. Yani bugün, hani, Sayın
Başbakanımızın deyimiyle Sırtında yumurta küfesi
olmadan rahat yürüyen ve konuşanların, sırtlarına küçük bir
yumurta küfesi aldıklarında nasıl hareket ettiklerini, eylem ve
söylemlerini nasıl değiştirdiklerini görmek lazım.
ALİ HALAMAN
(Adana) Onu kendine sor, kendine.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Çok uzağa değil, çok kısa, on sene on iki sene
öncesine şöyle bir döndüğümüzde 2 söylemle Türkiyede milleti
aldatarak iktidara gelenlerin o 2 söylemin tam tersini
yaptığını görüyoruz. Ne? 99 seçimleri, meydanlarda 2 tane
söylem var: Apoyu asacağız, Erkekler gibi başörtüsünü
çözeceğiz. (MHP sıralarından gürültüler)
LÜTFÜ TÜRKKAN
(Kocaeli) Hadi asın şimdi, hadi asın! İp sizde, hadi
asın!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Şimdi, yıllarca vatan diyerek
OKTAY VURAL
(İzmir) Yol arkadaşınız Öcalan sizin, yol
arkadaşınız!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
bayrak diyerek mücadele etmiş milliyetçilerin
duygularıyla oynayıp
OKTAY VURAL
(İzmir) Görüşen şerefsizdir dediniz
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
bu vatan evlatlarının sandıkta oyunu aldıktan
sonra Meclise gelip başörtüsünü kuzu kuzu çözenlerin
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Geç onları, geç! Geç!
LÜTFÜ TÜRKKAN
(Kocaeli) Sen Bakanı anlat Bakanı, bırak bunları,
Bakanı anlat.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
Apoyu idam etmek yerine onun idam dosyasını Meclise
getirmeden Başbakanlıkta bekletenlerin
OKTAY VURAL
(İzmir) Getirdiğimiz zaman neredeydiniz? Karyolanın
altında saklandınız!
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bilmediğin konularda konuşma!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
muhalefetteki erkekliklerinin iktidarda nasıl ürkekliğe
dönüştüğünü hepimiz gördük, bu millet de gördü! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
OKTAY ÖZTÜRK
(Erzurum) Ayıp, ayıp!
OKTAY VURAL
(İzmir) İdamı kaldıran sizsiniz!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - O yüzden, iktidardayken Amerikan ekonomi
danışmanının çıkıp IMF olarak biz Türkiyeyi satın
aldık dediklerinde sesi çıkmayanlar hangi millî duyguyla hareket
ettiniz?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bu deliğe süpürmeyin
diye kime dedi? Sesin niye
çıkmadı o zaman?
OKTAY VURAL
(İzmir) Görüşen şerefsiz. dediniz. Şeref ve haysiyetini
bil önce sen! (MHP sıralarından gürültüler)
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Siz o dönemde Kanımız aksa da zafer İslamın
diye sokak sokak yürüyen milliyetçilerin, muhafazakârların
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sen kim, milliyetçilik kim! Geç onu, geç, geç!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
vatan sevdalıların oyunu alıp da gelip burada
onların çocuklarının polis olmasını engelleyen, on iki
yaşına kadar Kuran öğrenmesini engelleyenler, hangi
milliyetçilik duygularıyla hareket ettiniz?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Senin ne alakan var milliyetçilikle!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Allah aşkına, soruyorum: Sorosa laf söyleyemeyen,
Morrise laf söyleyemeyen
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Geç onları, geç!
OKTAY VURAL
(İzmir) Yürü hadi, geç! Yürü sen!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
Dervişin taşeronluğunu yapan, milliyetçilerin
Başbakanlık sevdasını bir gecede yok edenler, kendinize
bakın, kendinizi sorgulayın.
OKTAY VURAL
(İzmir) Osloda pazarlık yapan sensin. Osloya git, sen Osloya
git!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Millet sizi gördü zaten ama size teşekkür ediyorum -sürem
bitti- size teşekkür ediyorum
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)
Sizin sevdanız Sevda Tepesi. Sevda Tepesiyle vatan sevdasını
karıştırıyorsunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sen Osloya git, Osloya!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
Allah razı olsun sizden, o dönemde güzel bir iş
yaptınız, erken seçim kararını aldınız
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Oslo müzakerelerinde ne yaptınız?
ZEYİD ASLAN
(Devamla) -
bu milleti karanlıktan aydınlığa çıkaran
AK PARTİnin yolunu açtınız.
OKTAY VURAL
(İzmir) Osloya git! Osloya git!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar, MHP sıralarından
gürültüler)
OKTAY VURAL
(İzmir) Hadi yürü! Yürü!
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Aslan.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Benim Tokatlı kardeşim, Oslo müzakereleri niye
vicdanını sızlatmadı senin? Geç! Geç onları, geç!
OKTAY VURAL
(İzmir) PKKyla görüşen şerefsizdir!
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN
Buyurun Sayın Yılmaz.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) İsmini kullanarak sataştı.
BAŞKAN -
Buyurun, iki dakika lütfen, ayrı bir sataşmaya meydan vermeden.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Görev tamam, 3 dönem milletvekilliği tamam. Bana
milliyetçilikten bahsetme.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sizde millet yok ki milliyetçilik olsun.
VII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmazın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Değerli arkadaşlar, ben burada birtakım ciddi
iddialarda bulundum. Burada kul hakkı var, burada yetim hakkı var,
burada şehitlerin ruhlarıyla ilgili sıkıntı var,
bunlara cevap vereceksiniz. Bu Bakan, Bakan Bey gelecek, biraz sonra cevap
verir. Şimdi, bunların hepsini ben söyledim.
Bakın,
değerli arkadaşlar, burası Sayın Bakan buna da cevap
versin- iki üç yıldır Başbakanlığa
devredilecekmiş madem, niye buraya tesisat, tamirattan trilyonlarca
liralık masraf yaptınız Sayın Bakan? Bakın,
yangın hareket merkezi yaptınız, bilgi işlem merkezi
yaptınız Gazi Yerleşkesine ve şu anda devletin zararı
trilyonlarca.
Şimdi, bir
bakan yanlış bilgi verir mi?
Değerli
milletvekilleri, ben ormancıyım, Gazi Yerleşkesinde on bir
yıl görev yaptım. Ben bunları sorduğumda Sayın Bakan
dedi ki: Sayın Vekil tutanaklarda var, yanlış bilgi yok, yalan
da olmaz- bir tane bile ağaç kesilmeyecek. dedi Bir tane bile ağaç
kesilmeyecek. dedi. Buyurun, buyurun sayın milletvekilleri; bunlara cevap
versin, o Zeyid Bey de cevap versin, hani Talan, şu bu. diyordu ya. Hani
ağaç kesilmeyecekti? Yani yüce Mecliste Bir tane ağaç kesilmeyecek.
diyeceksiniz, komisyonda Bir tane ağaç kesilmeyecek. diyeceksiniz. Buyurun,
buyurun, dünkü hâline bakın, bugünkü hâline bakın. Buyurun, bunlar
nedir? Bunlar Gazi Yerleşkesidir bunlar.
Evet, şimdi,
biz bunları söylüyoruz ama eğer vicdanınızla hareket
etmezseniz neticeye gidemezsiniz.
Şimdi,
gensorudaki bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisinin
kullandığı otopark. Muhtemelen Zeyid Aslan da o otoparka
arabasını
Hemen Önünde var ya. Sizin, hani seçim otobüslerini
çektiğiniz otopark. Kimin biliyor musunuz o arazi değerli
arkadaşlar? Ya, bunu kabul edin. Bu arazi, Orman Genel Müdürlüğünün
arazisi.
MURAT YILDIRIM
(Çorum) Ne yapalım, yerini mi değiştirelim?
SEYFETTİN
YILMAZ (Devamla) - Yani, Orman Genel Müdürlüğünün arazisi, Adalet ve
Kalkınma Partisinin arazisini, binasını normal hâle getirmek
için büyükşehir belediyesinin imar düzenlemesi Orman Genel
Müdürlüğünden alınıyor, Adalet ve Kalkınma Partisi
burayı ne olarak kullanıyor? Otoparkı olarak kullanıyor.
Ya ben
bunları düzeltin dedim. Bakın, bu söylemelerimizin ne faydası
oldu. Şimdi duydum ki, bu söylemleri dile getirince bir yer seçmeye
çalışıyorlar. Bu bile kazançtır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Yılmaz teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Öz,
buyurun.
ALİ ÖZ
(Mersin) Sayın Başkanım, milletvekili
arkadaşımızın ifadeleri önerge adına konuşan milletvekilinin
önergeye ait herhangi bir görüşte bulunmadığı, farklı
bir konudan bahsettiğiyle alakalıdır. O yüzden söz istiyorum.
BAŞKAN
Buyurun siz de.
Lütfen, iki
dakika.
3.- Mersin Milletvekili Ali Özün, Tokat
Milletvekili Zeyid Aslanın şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
ALİ ÖZ
(Mersin) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli
milletvekilleri, yapmış olduğum konuşmada Milliyetçi
Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerindeki sözlerimi
tamamlamadan önce, şöyle bir ifadede bulundum: Sayın Bakanın,
Orman Bakanlığı içerisindeki teşkilat
yapılanmasındaki yaptığı değişikliklerin
daha sonraki yolsuzluklara, yandaşlıklara nasıl zemin
hazırladığı ifadelerini bana ayrılan on
dakikalık süre içerisinde izah etmeye çalıştım.
Bunların hiçbir tanesi önergeyle alakasız değildir. Sayın
Bakan nüfuzunu kullanarak kendine yakın, kendi teşkilatına
yakın, kendi sendikasına yakın insanları, orman
mühendisliğiyle hiç alakası olmayan insanları bile bakanlık
kadrolarına yerleştirerek, arkadan bazı şeylerin
yapılması için bir ön hazırlamıştır. Bunları
ifade ettim. Konuyla alakası vardır.
Genel Kurulu
saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Öz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun 1999
yılındaki durumuyla ilgili birtakım sözler sarf etti. Onunla
ilgili gruba sataşmadan dolayı söz istiyoruz efendim.
BAŞKAN
Sayın Vural, buyurun.
İki dakika
lütfen.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Ali Uzunırmak
BÜLENT TURAN
(İstanbul) Siyasi tespit yaptı.
BAŞKAN
Sayın Ali Uzunırmak Aydın Milletvekili.
Buyurun efendim.
4.- Aydın Milletvekili Ali
Uzunırmakın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın MHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
ALİ
UZUNIRMAK (Aydın) Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın
konuşmacının, Zeyid Aslanın avukat olduğunu
biliyorduk ama bir avukatın aynı anda sahte delil üreten bir
savcı, o sahte delillerle karar vermeye yönelen bir hâkim
kişiliğine bürünmüş olduğunda, topluma ne kadar tehlikeli
bir şahıs olarak takdim edilebileceğine burada şahit olduk.
MEHMET
ERDOĞAN (Adıyaman) Aynaya bak, aynaya
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) Aynayı sana gösteririm!
BAŞKAN
Lütfen
Lütfen
(AK PARTİ sıralarından gürültüler)
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) İstersen hem dış bükey hem iç bükey olarak
gösteririm, tamam mı?
MEHMET
ERDOĞAN (Adıyaman) Sana da o yakışır!
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) Sana aynayı gösteririm!
BAŞKAN
Lütfen
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) Değerli arkadaşlar, her şeyden önce,
Milliyetçi Hareket Partisi seçim meydanlarında Apoyu
asacağız. diye tüzel kişiliğinin ağzından hiçbir
beyanda bulunmamıştır. Ama bugünkü avukatı olduğu,
geçmişte de Sayın Başbakanın
Geçmişteki idamın
nasıl kaldırıldığını, Ertuğrul
Yalçınbayırın, Devlet Bakanının, kendi kabine
üyesinin beyanlarında gördük. Daha sonra, Sayın Başbakanın
meydanlardaki şerefsizlik ithamlarını görüşmeler ve idam
konusunuda gördük ve Sayın Başbakanın, bugün, idamın geri
dönmesiyle ilgili yaptığı tezat, 3 çelişkiyi bir anda
yaşayan bir toplum
Eğer aklıyla karar veremiyorsa, siz
vicdanlarınızla karar veremiyorsanız, aklınızla karar
veremiyorsanız, bu çelişkileri göremiyorsanız neyi size göstermek
lazım? Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarında, üçte 1 ortak
olduğu bir Hükûmette -muhalefet koyduğu her şeyi- sizin
milletvekillerinizle idamın kaldırıldığını -bu
Meclis tutanakları da şahit millet de şahit- kendi
Bakanınız açıklıyor. Daha hâlen neyi iddia ediyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, eğer iddialarınız doğru
değilse önermelerinizin doğru olması ve doğru politika
inşa etmeniz mümkün olmaz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) Her şeyden önce bunu kabullenin. Eğer bunu
kabullenemiyorsanız, Milliyetçi Hareket Partisinin döneminde seyyar
mahkemeler, Haburlar yaşanmadı değerli arkadaşlarım.
Sizin geldiğiniz bu sürece bakın, politikalarınızı bir
gözden geçirin ve aklıselimle gözden geçirin.
BAŞKAN
Sayın Uzunırmak, teşekkür ediyorum efendim.
ALİ
UZUNIRMAK (Devamla) Biz bu ülkenin milletvekilleriyiz ve hepimiz bu ülke adına
çalışıyorsak dürüstçe, samimice ve olgunca bu meseleleri
çözmenin yolunu bulmamız gerekiyor.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Uzunırmak.
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (Mersin) - Sayın Başkan, diğer konuşmacılar
gibi bizim de konuşmamızın gensoruyla ilgisi
olmadığını söyledi. Bir cevabı hak eder.
BAŞKAN
Buyurun efendim, iki dakika da size vereyim.
5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul
Kürkcünün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslanın BDP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
ERTUĞRUL
KÜRKCÜ (Mersin) Sevgili arkadaşlar, ben AKP Grubu adına söz alan
konuşmacının konuşmalarımızın gensoruyla
ilgisiz olduğu konusundaki düşüncesini, bir gensorunun son derece dar
yorumlanmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Birincisi, bizden
önceki konuşmalarda dile getirilmiş olan çeşitli usulsüzlük,
yolsuzluk eleştirilerini eleştirmediğimize göre bu
eleştirilere katılıyoruz demektir. Ancak, bunların daha
genel bir bağlamda, Hükûmetin genel siyaseti, iktisadi politikaları,
genel olarak kalkınma anlayışı bakımından ne
anlama geldiğini ifade etmenin aslında gensoruyla ilgisiz olduğu
değil, burada bir genel anlayış tartışması
bakımından Hükûmetle yapılacak bir tartışma çerçevesinde
değerlendirilmesi gerekir. Eğer gensoruları bütünüyle teknik bir
müfettiş incelemesi gibi mütalaa edecek olursanız bu Mecliste
aslında tamamen bir bürokratik tartışmayı getirirsiniz.
Oysa, Meclis her gün yeniden Türkiye'nin genel siyasetini tartışmak
için bu gensorulardan bir imkân ve fırsat buluyor. Çoğu kez
belirttiğimiz gibi, aslında, Meclisin gündemi genel olarak toplumun
gündeminden kopuk olduğu için, burası bir tür kanun fabrikası
olarak değerlendirildiği için başımızı
kaldırıp biz de bütün işçiler gibi memleketin havasını
soluyabilmek için, genel siyasete bir giriş yapabilmek için bu
gensorulardan medet umuyoruz. Aslında, Bakanlığın genel
siyaseti ve genel yaklaşımları eleştiri konusu olmuştur.
Marksizme gelince,
bunun hakikaten bir Marksist pozisyon deklarasyonu olup
olmadığını müşahede edecek güçte
olmadığını gördüm konuşmacının. O yüzden bu
konuya girmiyorum.
İyi günler.
(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Kürkcü.
ZEYİD ASLAN
(Tokat) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyursunlar Sayın Aslan. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
İki dakika da
siz lütfen
6.- Tokat Milletvekili Zeyid
Aslanın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmakın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
ZEYİD ASLAN
(Tokat) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmam üzerine
söz alan Sayın Uzunırmak, avukatlık kimliğimden bahsederek
hem hâkim hem savcı, sahte delil üretme, sahte belge üretme,
sahtekârlık gibi ithamlarda bulundu.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) Sahtekârlık demedim!
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Tabii, ben Meclisi germek istemiyorum, Meclisi germek istemiyorum.
Tabii, yani gerek
idamdan alalım gerek biraz önce söylediğiniz konulardan,
söylenebilecek çok şey var ama amacımız burada birbirimizi
germek, senin kötü tarafını, benim kötü tarafımı
açığa çıkarmak değil, doğru bir şey yapmaya
çalışmak. Ben o yüzden sadece şunu ifade etmek istiyorum: On
dört yıl şerefli bir şekilde avukatlık yaptım.
Avukatlık hayatım boyunca da ağırlıklı olarak
insan hakları ihlalleri ve özellikle devlet tarafından zulme
uğrayan insanların savunmalarını üstlendim.
Avukatlıkta para falan da kazanmadım, kendi geçimimin
dışında. Ama avukatlık hayatım boyunca hiçbir zaman
sahtekârlık yapmadım, sahte belge düzenlemedim. Bunun olduğunu
iddia eden varsa mutlaka ortaya bir delil koyması lazım, eğer
delil konulamazsa esas zaten sahtekârlık orada olur.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Onu demedi ama. Onu demedi, başka türlü söyledi.
ZEYİD ASLAN
(Devamla) Bu nedenle, ben, biraz önce Sayın Uzunırmakın
ortaya koyduğu sahtekârlık iddiasını ciddiye
almadığımı ifade etmek istiyorum.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) Sayın Başkan, ben Sayın Konuşmacıya
sahtekâr falan demedim. Bir avukatın hem hâkim hem savcı rolüne
soyunduğunda sahte delille savcıya ve sahte delile kanarak hâkim
olarak karar verdiğinde toplum için ne kadar tehlikeli olabileceğini
anlatmaya çalıştım. Yani Sayın Konuşmacının
beyanları, konuşma anındaki geçmişteki beyanları
saptırılmış, budanmış, anlamı
değiştirilmiş Milliyetçi Hareket Partisine ithamlardır.
Dolayısıyla gerçekle alakası olmayan beyanlardır ve
gerçekle alakası olmayan beyanlarını kendisine anlatmaya ben
yeterli olurum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Zapta geçti söyledikleriniz.
VI.- GENSORU (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
1.- Adana Milletvekili Seyfettin
Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu
kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve
İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını
devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye
kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri
Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/15) (Devam)
BAŞKAN -
Şimdi, sıra Orman ve Su İşleri Bakanımız
Sayın Veysel Eroğlunda.
Sayın
Bakanım, buyurun.
Süreniz yirmi
dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar)
Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Özellikle,
hakkımda verilen gensoru hakkında konuşmak üzere söz aldım
efendim.
Özellikle,
şunu belirteyim: Hakikaten gensorular epeyce sulandı. Özellikle,
şunu vurgulamak istiyorum: Ben Türkiyede yıllardan beri gerçekten
büyük hizmetler yapan bir kişiyim.
OKTAY VURAL
(İzmir) Masallar, masallar!
ORMAN VE SU İŞLERİ
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - İSKİde sekiz buçuk yıl
hizmet yaptım; DSİde dört buçuk yıl, Çevre Orman
Bakanıyken dört yıl. Şimdi de Orman Su İşleri
Bakanı olarak çalışıyorum. Allaha şükür, şu ana
kadar yüzümüzün akıyla her yerde, Türkiyenin her yerinde, Karstan
Edirneye kadar, Sinoptan Mersine kadar her yerde yüzümüzün akıyla
dolaşıyoruz. Bunu gururla ifade ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Bakınız,
sadece İSKİde -biz bunlardan ne aldığımızı
biliyoruz- tam 1,5 milyar dolarlık borcu temizledik, 600 tane tesisi
İstanbulun hizmetine sunduk.
Ben
sanıyordum ki merkezî hükûmet diye bir şey yok. DSİye
geldiğim zaman 2003 yılında tam 82 katrilyonluk, bizden önceki
Hükûmet ihale yapmış, 1.600 tane tesis. Verdiği sadece 2
katrilyonluk ödenek var, kırk bir yıllık proje paketini önümüze
koymuşlar. Ama biz bunların altında ezilmedik Allaha
şükür, Devlet Su İşlerinde de tam 3,2 katrilyon TLlik bir
tasarrufla fazla ödenenleri geri alarak milletimizin hizmetine sunduk.
Şimdi, ben
bunlardan bahsetmek istemiyorum. Milletimiz biliyor. Esasen, Twitterdan da çok
güzel mesajlar geliyor. Milletimize, verdiği destekten dolayı, beni
dinleyenlere de ayrıca saygılarımı sunuyorum.
Bakın,
Twitterdan gelen birkaç tanesini okuyayım: Herhâlde içeriği
şudur: Niçin bu kadar kısa zamanda bu kadar fazla tesis
açtınız. Biraz daha yavaş olmalıydınız, teessüf
ederiz. diye bu şekilde Twitterda mesajlar var.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Milletvekillerinizin Twitterına gelenleri de bir
okuyun, oraya gelenleri.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Değerli
kardeşlerim, ben şunu ifade edeyim: Gensorudakileri, dikkatle,
arkadaşlarımızı dinledik. Ben kendilerine teşekkür
ediyorum; bize, yapılan hizmetleri ve hakkımızdaki
iddiaları açıklama imkânı verdikleri için; bu bir.
İkincisi:
Şimdi, misal olarak, hafriyat toprağıyla ilgili kamuyu, devleti
zarara uğrattığımdan bahsetti. Esasen, değerli
vekilimiz sorsaydı, daha önce de, 2010 yılında
bazıları tarafından cumhuriyet savcılığına
suç duyurusunda bulunuldu. Ayrıca, tabii, bu cumhuriyet savcısı
alınan gelirin geçmişe göre çok daha fazla olduğunu gördü,
takipsizlik kararı verdi. Daha sonra itiraz edildi, Danıştay 1.
Daireye gitti, Danıştay 1. Daire hiçbir şekilde usulsüzlük
olmadığına dair oy birliğiyle karar verdi. Bakın,
zaten yargının kararı var. Kaldı ki, ben gene izah edeyim
ALİM
IŞIK (Kütahya) Referandumdan sonra mı oldu?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Referandumdan önce,
merak etme. İsimlere bakabilirsin.
OKTAY VURAL
(İzmir) Başka şey o Sayın Bakanım, onlarla ilgili
değil. Konuya gelin siz, boş verin.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Özellikle, konuya
geleyim.
Şimdi,
hafriyat topraklarıyla ilgili, 1996 yılından itibaren orman
teşkilatı ihale ederek, bunları, toprak dökülmesine izin
vermiş ama toprak rastgele dökülüyor ve -bunların- ne döküldüğü
belli değil, kontrol edilemiyor, orman teşkilatı işi gücü
bırakmış ve bu hafriyat kamyonlarının peşinde,
bunların takibiyle meşgul oluyor. Dolayısıyla, 2009
yılında idi hatırladığım kadarıyla, bu
konuda çok büyük itirazlar geldi, denildi ki: Büyükşehir Kanununda
hafriyat topraklarının sevk ve idaresi tamamen Büyükşehir
Kanununa göre büyükşehirlere aittir. Dolayısıyla,
büyükşehir belediyeleri bu konuda ruhsat vermeyince, netice, ihale
edilenler arasında, ihale edilen firmalar, müstecirlerle
Bakanlığımız arasında büyük ihtilaflar meydana geldi,
bu konu ta Meclise kadar intikal etti. Hatta o tarihte ben Çevre Orman
Bakanıydım, Plan Bütçe Komisyonunun odasında bütün
grupların grup başkan veya vekillerinin
yardımcılarının katılımıyla konunun
çözülmesi konusunda bir mutabakata varıldı ve bir kanun teklifi
verildi. Bakın, bunu o zamanki Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı
Sayın Mustafa Açıkalın bilir. Yani neticede, bakın, biz
Değerli kardeşler, kanunu ben çıkarmıyorum, Bakan kanun
çıkarmaz, daha arkadaşlar bunu fark edememişler; kanunu Türkiye
Büyük Millet Meclisi çıkarır. Dolayısıyla biz de yürütme
olarak çıkarılan kanunları hem bürokratlar hem de bakanlar aynen
uygulamak mecburiyetindedir.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan, tasarı nereden gelir, tasarı?
Bakanın imzası var mıdır altında?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Özelikle şunu
ifade edeyim: Bakın, 10/6/2010 tarihinde kabul edilen 5995
sayılı Kanunun 19uncu maddesi ile 6831 sayılı Orman
Kanununun 16ncı maddesine eklenen dördüncü fıkra ile madencilik
faaliyetlerinin sona ermesi neticesinde tabii yapısı bozulmuş
ormanların rehabilite maksadıyla toprak ve dolgu izinlerine ait bir
düzenleme getirilmiş. Bu düzenlemeye göre, bakın, Büyükşehir
mücavir alanlarında büyükşehir belediyelerine, diğer yerlerde
ise il ve ilçe belediyelerine bedeli karşılığında izin
verilebilir. şeklinde bir kanuni düzenleme getirilmiş. Biz bundan
sonra, 2011 yılından itibaren büyükşehirlerden talep edenlere
vermeye başladık ve şunu da özetle vurgulamak istiyorum, az önce
sayın vekilimiz de ifade etti Hükûmet adına, ben de rakamları
tam olarak vermek istiyorum: 1996yla 2009 yılları arasında -ki
ben o zaman da Çevre ve Orman Bakanıyım, benim zamanımda da
ihale olmuş, bunu, tabii, bölge müdürlüğü yapmış; 48 adede
denk, bakın, rakamlara lütfen dikkat edin- 3 milyon 919 bin 681
metrekarelik alanda -yani yaklaşık 4 milyon metrekare diyelim- 72
milyon 788 bin
Tabii, bunlarla
ilgili masrafları da hesap ettirdim İstanbulda. İstanbulda bu
maksatla hafriyat dökümünden sonra 20 milyon 239 bin 956 TLlik bir masraf
yapılmış. Neticede elimize geçen net miktar: 14 milyon 885 bin
44 TL yani yaklaşık on üç-on dört yılda sadece ve sadece burada
-eski Genel Müdürümüz, özellikle Karabük Milletvekilimiz de çok iyi biliyor- 14
milyon küsur bin lira yani yaklaşık 15 milyon TLlik bir gelir elde
edilmiş. Attığımız taş ürküttüğümüze
değmediği gibi, bir de benim teşkilatım kalkmış
bütün ağaçlandırma, erozyon kontrolü çalışmaları
varken bu işleri takipte kalmış; bir de onlara da
ayırdığı personel, araç gereç, zaman kaybı da bu
işin cabası. Dolayısıyla, burada kâr mı etmişiz,
zarar mı etmişiz? Kesinlikle zarar etmişiz. İşte
neden? Bakın, şu anda kanuni düzenleme yapıldıktan sonra,
kanuna uygun olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, 13 adet izinle
3 milyon 582 bin
Ayrıca,
değerli dostlar, bakın, şunu belirteyim: Sanki
sanılıyor ki bakın, en çok ormana hafriyat dökümü
yapıldığı tarihlerde 127 milyon TLlik İstanbulda bir
gelir, orman geliri elde edilirken bakın, şu anda biz, hafriyat
dökümü yok, ihale edilmemiş daha doğrusu ve 180 milyona
çıkardık. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.
Yani
ormanlarda, özellikle şunu belirteyim, varlıklar artıyor. Destan
yazıyoruz. Bakın, dünyada orman alanları azalırken bizlerde
ormanların alanları hem alan olarak hem de odun serveti olarak
artıyor. Ben teşkilatımla gurur duyuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Orman teşkilatının
her bir ferdi çalışkandır, cefakârdır, vefakârdır,
hepsini seviyorum. Samimiyetle söylüyorum, her gün de teşkilatıma yatarken
mutlaka dua ederim, hepsine.
OKTAY
VURAL (İzmir) İyi bir noktaya gelmişsiniz Sayın Bakan.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bunun
dışında, bakın, şurada
Nereden nereye.
OKTAY
VURAL (İzmir) Nereden nereye!
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bakın, odun servetimiz, nereden nereye
gitmiş: 1976 yılında 936 milyon metreküp odun serveti varken
bugün
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan, yandaşların
kazançlarını da gösterin yandaşlar nereden nereye geldi.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Devamla) Ya, bir dakika sabret. Hepsine cevap veririm.
OKTAY
VURAL (İzmir) Ya, gensoruya gel Sayın Bakan, gensoruya.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Onların grafiklerini de gösterin; hangi ihaleden kim, ne kadar zengin oldu.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Devamla) Yüzümüz ak, her şeye cevap veririm, her
zaman cevap veririm, yeter ki Başkanım bana bir iki saat müsaade
etsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY
VURAL (İzmir) Hikâye anlatma!
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bakın, şu anda 1,480 milyon metreküp
RECEP
ÖZEL (Isparta) Onlar görmüyor.
ORMAN
VE SU İŞLERİ BAKANI
VEYSEL EROĞLU (Devamla) Onlar da bir baksın, iyi olur.
Bu kadar, yani
yüzde 50 orman varlığımız artmış. Bunun
dışında bakın -neye bakarsanız- fidan üretimi:
Efendim, geçmişte, yılda 75 milyon fidan üretilirken, bugün biz bunu
470 milyona çıkardık, farkımız bu. Farkımız bu, 7
kat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakın, daha
var, daha, merak etmeyin.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ya, yolsuzluklara cevap ver Sayın Bakan, hikâye anlatma ya.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bakın,
ağaçlandırma
Değerli kardeşler, ağaçlandırmada
ormanın geçmişteki uyguladığı ölçümlere aynen
uyuyoruz, geçmişteki genel müdürler de bunu itiraf ettiler. Aynı
ölçümlerde, geçmişte ağaçlandırma, orman rehabilitasyonu toplam
olarak, yıl ortalama, uzun yıllar ortalaması sadece 75 bin
hektar iken, bakın, bu geçen yıl 481 bin hektara çıktı ve
dünyada 3üncülüğe yükseldik Allaha şükürler olsun.
Bunun dahası
var, müsaade ederseniz onları da vereyim. Orman köylülerine aktarılan
gelir 3 kat arttı.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nereden nereye?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Nereden nereye
geldi, biliyorsunuz, biliyorsunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Rakamları göremedik de Sayın Bakan.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Buyurun: En son
odun üretimi
OKTAY VURAL
(İzmir) Bakalım hemen. Ne, kaçtan kaça artmış?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla)
bakın,
nereden nereye.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nereden nereye, kaç, rakamlar ne?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Görüyorsunuz.
Bakın işte, bak, oku.
OKTAY VURAL
(İzmir) Okuyun, okuyun.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Herhâlde okuma biliyorsun.
Evet, işte
buyurun: 7,3 milyon metreküpten 13,5 milyon metreküpe çıktı. Bunlar
raporlarla sabit.
OKTAY VURAL
(İzmir) Anladım. Diğeri
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Odun
dışı ürünler
Bakın, şu anda bal ormanları
kuruyoruz. Ceviz eylem planı, badem alanlarını bütün Türkiyeye
yayıyoruz çünkü cevizimizin yüzde 65ini ithal ediyoruz, bu bizim için
ayıp. Dolayısıyla, her yerde inşallah bunu
yapacağız.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Yolsuzlukları açıkla bize, yolsuzlukları.
Önerge konularına gel, önerge konularına gel.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bir dakika, bir
dakika, bekle, daha var, var, daha bitmedi.
Orman köylülerine
aktarılan kaynaklar kaç misli artmış lütfen bir bakın.
Orman köylüsü bizim köylümüz, o bakımdan onu da belirteyim.
OKTAY VURAL
(İzmir) Diğerini unuttunuz Sayın Bakan, diğeri
Orada
kapalı bıraktınız.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Peki
Bakın orman
alanlarını
Bir de, değerli vekillerim şunu belirteyim:
Allah aşkına, 2/B nereden çıkmış, bu ormanların
işgali nereden kaynaklanmış? Çünkü ormanların tapusu yoktu,
orman kadastrosu tamamlanmamıştı. Şimdi, ben, daha
geçenlerde Orman Genel Müdürümüze Tapu Kadastrodan aldığımız
ormanların tapusunu, yani 16,3 milyon hektar, neredeyse yüzde 80inin
tapusunu teslim ettim. Bundan sonra ihtilaf olmaz.
Ayrıca
şunu da ifade edeyim: Şu kararı da verdik, dedik ki:
OKTAY VURAL
(İzmir) Aman bir dakika, şeyi de grafik diye göstereceksiniz,
kavası da neredeyse
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bundan sonra
ormanda hiçbir şekilde 2/B gibi problem olmaması için 31/12/2014,
saat 16;59a kadar bütün ormanların tapusunu istiyorum. diye talimat
verdim. 2/Byi çözmüşsek biz çözdük. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Bunun
dışında, arkadaşlarımız yangından bahsetti,
Spil Dağında. Arkadaşlarımız fedakârlıkla
çalışıyor. Bakın, değerli vekillerim, burada, 2003 ile
2011 yılı arasındaki, Akdeniz ülkelerinde ortalama yanan orman
alanları var. Bizden daha çok küçük olan o ülkelerde bile bizim 8
katımız, 10 katımız kadar yanan alan olmuş ama Allaha
şükürler olsun
HASAN ÖREN
(Manisa) Sayın Bakan, şimdi diyeceksiniz ki: Zaman daraldı,
Çal Dağına cevap vermedim. Çal Dağına cevap ver.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Çal Dağına
da cevap veririm. Bir dakika müsaade et de onu belgeyle vereceğim. Bir
dakika müsaade et.
OKTAY VURAL
(İzmir) Diğer grafik de kaldı efendim.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bunlardan
rahatsız oldunuz değil mi? Bakın, orman köylüsüne aktarılan
miktarı anlattım.
OKTAY VURAL
(İzmir) O diğeri, bir tane daha var.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi,
efendim, 2nci husus
HASAN ÖREN
(Manisa) Çal Dağına cevap ver.
OKTAY VURAL
(İzmir) Orada 1 tane daha var.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Çal
Dağına geleceğim merak etme. Ben size kaç defa cevap verdim.
HASAN ÖREN
(Manisa) Verdiğiniz cevaplar gayriciddi, ciddi değil.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bir dakika
Bir
dakika
Gayriciddi olduğunu sen takdir edemezsin, millet takdir ediyor ki
biz de
Her 2 kişiden birisi AK PARTİye rey vermiş.
HASAN ÖREN
(Manisa) Soru önergelerinin cevabı burada.
OKTAY VURAL
(İzmir) Hesap verin millete, hesap verin!
HASAN ÖREN
(Manisa) Siz, İngiliz Hükûmetinden baskı gördünüz mü, görmediniz
mi?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Sen takdir
edemezsin. Zaten millet sizi sandığa gömecek. Sizi sandığa
gömecek, göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASAN ÖREN
(Manisa) Soru önergelerinin cevabı burada.
OKTAY VURAL
(İzmir) Hesap verin, millet sizi izliyor!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Peki, şimdi,
bir de Gazi Yerleşkesi dediğiniz Orman Genel Müdürlüğünün eski
yeriyle ilgili kısa bir bilgi vereyim: Efendim, Gazi Yerleşkesini
peşkeş falan çekmiş değiliz. Bu alanın sadece yüzde
21ini, bedeli karşılığında, 250 milyon TL almak
suretiyle Başbakanlığa devrettik.
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Ağaç kestiniz mi?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Yani özel sektöre
falan devretsek, tamam. Ama Başbakanlık makamına, kamudan kamuya
devrettik. Orman Genel Müdürümüz burada, eski Orman Genel Müdürümüz,
Milletvekilimiz, biliyor.
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Sayın Bakan, kesilen ağaçlarla ilgili bir
grafik var mı, grafiğe baksak?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şu anda
oradaki binaların tamamı depreme dayanıksız.
HASAN ÖREN
(Manisa) Sayın Bakanım, buraya gel buraya! Buraya gel bir!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) 1972
yıllarında yapılmış inşaatlar. Hatta en büyük
bina, 11 no.lu bina şu anda üç yıldan beri, depreme
dayanıksız diye terk edilmiş, metruk durumda. Biz orada hem
Başbakanlık kendine layık bir hizmet binası kazanacak hem
de hakikaten Orman Genel Müdürlüğümüze çok yakışır bir bina
inşa edeceğiz.
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Kaç tane ağaç kesildi?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi, Çal
Dağına gelince;
Madde bir; Türkiye
Cumhuriyetinin Bakanı veya Başbakanı, hiçbir
Bakanımız hiçbir ülkenin tesiri altında kalmaz. Biz hiçbir
ülkenin değil büyükelçilerine, hiçbir kimseye boyun eğemeyiz.
HASAN ÖREN
(Manisa) Belediye Başkanına söyle, bana niye söylüyorsun?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bir dakika
Sen
söylüyorsun, belediye başkanı
HASAN ÖREN
(Manisa) Cevabını da ver, soru önergelerinin cevabını da
ver.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Dinle, dinle
Dinlemesini öğren, ben sizi dinledim, dinlemesini öğren.
OKTAY VURAL
(İzmir) Belediye Başkanı görevde mi?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Ve neticede diyoruz
ki bu konuda bir yanlışlık var, bu ruhsatı veren biz
değiliz, bu ruhsatı Maden İşleri Genel Müdürlüğü ta
2004 yılında vermiş. Bakanlığa intikal etmiş.
Bakanlık
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Hatalar bürokrasinin, zaferler senin, doğru! Böyle devlet
adamlığı mı olur ya!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Bir dakika, bir
dakika
Bir dakika dinle beni. Az önce ne dediniz siz?
MUHARREM İNCE
(Yalova) İngilizlerden niye korkuyorsunuz? İngilizlerden niye
korkuyorsunuz?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Biz hiç kimseden
korkmayız. Allaha şükür başımız dik,
alnımız açık. Neden bahsediyorsun! (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Vay be, vay be!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Sizin gibi IMF
heyetinin önünde el pençe divan duranlardan değiliz biz. Bizim
başımız dik Allaha şükür, bizim başımız
dik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHARREM İNCE
(Yalova) Ya geç onları, geç!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi,
bakın, bu konuda
MUHARREM İNCE
(Yalova) İngiliz viski şirketlerinin 500 milyon dolar borcunu kim
affetti?
OKTAY VURAL (İzmir)
Citibankın borcunu kim affetti ha? Paşa paşa,
tıpış tıpış
MUHARREM İNCE
(Yalova) Sizi gidi viskiciler sizi!
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi,
bakın, ben Bakan olmadan önce 3 Mayıs 2006 tarihinde ruhsat
verilmiş, ancak
OKTAY VURAL
(İzmir) Sizi gidi rantiyeciler!
MUHARREM İNCE
(Yalova) Biz içtik, siz çaldınız.
SEYFETTİN
YILMAZ (Adana) Sayın Bakanım, bu kitapları niye
toplattınız ona cevap verin.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Sayın
Başkanım, ben de, sataşma var, konuşma hakkımı
istiyorum.
BAŞKAN
Lütfen
Lütfen
OKTAY VURAL
(İzmir) Bak bak, daha cevap vermedi, gensoruya gelmedi.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Şimdi,
bakın şunu söyleyeyim: Ben izin vermedim, durdurdum. Dedim ki onlara,
firmayı çağırdım
İzin verilmiş, bakın size
buyurun imza. İki bin kaç yılı? Bak, buradan göremiyorsan
göndereyim size.
HASAN ÖREN
(Manisa) Kimin imzası var izinde?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Benim değil.
HASAN ÖREN (Manisa)
Sizin imzanız var, son verilen izinde sizin imzanız var.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Efendim, bir
dakika, son verilen imza nasıl oldu? Benden önce verilmiş olan bir
izin, yani siz onu yanlış söylediniz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sizin imzanız yok mu izinde? İzin vermediniz mi?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) İmzam var ama
nasıl verdim? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bir dakika
müsaade edin.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ha zorla yani...
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir, dedim ki
MUHARREM İNCE
(Yalova) - Osman Pepe imzalamadığı için mi görevden
alındı?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yok efendim, öyle
bir şey yok, işte imzası burada.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Nasıl verdiniz efendim, zorla mı?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - İmzası
burada hatta ben size şunu söyleyeyim daha önce
MUHARREM İNCE
(Yalova) Osman Pepe Ben vermedim, beni onlar harcadılar, imza
vermediğim için harcadılar beni. diyor Osman Pepe.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir dakika dinle.
Anlamak istemiyorsunuz, herhâlde işinize gelmiyor.
ALİM
IŞIK (Kütahya) - Siz anlatamıyorsunuz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) - Osman Pepeyle ilgili ne yaptınız Sayın Bakan?
OKTAY VURAL
(İzmir) - Şu yeğenle ilgili şeyi söyleyin, yeğeniniz.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Firmaya şu
mükellef..
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Bakanım, rica ediyorum, hiç vermedim. Siz de buyurun.
Teşekkür ederim.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) - Efendim izin verin, izin verin.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Ağabeyinin oğluna gel sen, yeğene gel sen.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ağabeyinin oğlunu anlatacak efendim.
HASAN ÖREN
(Manisa) ÇED raporunda atık suyla ilgili yok.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) ÇED raporunda var.
ÇED raporunu gösteririm, elimde.
HASAN ÖREN
(Manisa) Sonradan ilave ettiler. Sen de biliyorsun.
RECEP ÖZEL
(Isparta) Sayın Başkan, Sayın Bakana süre verin.
HASAN ÖREN
(Manisa) Nerede şimdi rapor? Danıştayda. Daha
sonuçlanmadı.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Muğla İdare
Mahkemesine itirazla gitmişler orada reddedilmiştir, mahkeme
kararı burada.
OKTAY VURAL
(İzmir) Gensoruya gelemedi daha.
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) Diğer konulara
zamanı gelince cevap vereceğim.
Teşekkür
ederim. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP ve CHP
sıralarından alkışlar (!)]
BAŞKAN
Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Başkan, hem gensoru önergemiz hem gensoru
önergesi üzerinde konuşma yapan milletvekillerimiz çok ciddi
iddiaları dile getirdi ama Sayın Bakanın konuşma süresi
bitti, iddialara cevap veremedi. Bu gensoru önergesinin altında
kalmıştır. Umarım parmaklarda vicdan olur da bunun
hesabı sorulur.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
milletvekilleri, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu
hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi,
gensoru önergesinin oylamasının açık oylama şeklinde
yapılmasına dair bir istem vardır. Şimdi, istem sahibi
sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Orman ve Su
İşleri Bakanı hakkında verilen gensoru önergesinin
açık oylamayla yapılmasını arz ederiz.
BAŞKAN Alim
Işık? Burada.
Oktay Vural?
Burada.
Ali Halaman?
Burada.
Ali Öz? Burada.
Oktay Öztürk?
Burada.
Hasan Hüseyin
Türkoğlu? Burada.
Mehmet Erdoğan?
Burada.
Ali
Uzunırmak? Burada.
Reşat
Doğru? Burada.
Ahmet Duran Bulut?
Burada.
Kemalettin
Yılmaz? Burada.
Necati Özensoy?
Burada.
S. Nevzat Korkmaz?
Burada.
Zühal Topcu?
Burada.
Sadir Durmaz?
Burada.
Seyfettin
Yılmaz? Burada.
Emin Haluk Ayhan?
Burada.
Sayın
milletvekilleri, açık oylamanın şekli konusunda Genel Kurulun
kararını alacağım.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Bakan yok orada, hâlâ oturması lazım Bakanın.
OKTAY VURAL
(İzmir) İstifa dilekçesini hazırlamaya gitmiş.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Sayın Başkan, henüz görüşme sona ermedi. Bakanın
orada oturması gerekmez mi?
BAŞKAN
Sayın Bakan, yerinize geçer misiniz?
ORMAN VE SU
İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) Oylama
yapıldığı için etkilenmeyesiniz diye geçtim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Kurala uyalım ama istifa ediyorsan bir şey yok.
OKTAY VURAL
(İzmir) Efendim, gensoru önergesi düşmüş, Sayın Bakan
istifa etmiş!
BAŞKAN
Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun
kararını alacağım.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Şimdi,
alınan karar gereğince elektronik oylama cihazıyla oylama
yapacağız.
Açık oylama
için üç dakika süre veriyorum ve bu dakika içerisinde sisteme giremeyen
üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma
rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için
öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy
kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını
yine oylama için öngörülen üç dakika süre içinde Başkanlığa ulaştırmasını
rica ediyorum.
Oylama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla
oylamaya başlandı)
BAŞKAN
Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu
hakkında verilen (11/15) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmamasına dair yapılacak oylamada,
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın
Binali Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın
Kılıça; Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen
Bağış, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayana;
Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, Kültür ve Turizm
Bakanı Sayın Ertuğrul Günaya vekâleten oy
kullanacaklardır.
MUHARREM İNCE
(Yalova) 276 bulunmazsa Bakan düşer.
(Elektronik
cihazla oylamaya devam edildi)
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Başkan, pusulaları okutalım.
Güven kalmadı. Pusulayla yoklama verenlerin burada olup
olmadığını bir kontrol edelim.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Sahtekârlık oluyor da bazen.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sizinle ilgili değil Sayın Başkan,
yanlış anlamayın.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sizin yerinize de pusula verebilirler de o bakımdan! Belli
olmaz yani.
MUHARREM İNCE
(Yalova) Hacdayken burada oy kullanan evliyalar var!
(Elektronik
cihazla oylamaya devam edildi)
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, (11/15) esas numaralı gensoru önergesinin
açık oylama sonucunu arz ediyorum:
|
Kullanılan oy sayısı |
: |
307 |
|
|
Kabul |
: |
50 |
|
|
Ret |
: |
257 |
|
Kâtip Üye Özlem Yemişçi Tekirdağ |
Kâtip Üye Muhammet Bilal Macit İstanbul |
OKTAY VURAL
(İzmir) Bakanlara güven kalmamış
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakana güven kalmamış.
MUHARREM İNCE
(Yalova) O zaman, güvenoyu alamaz, 276nın altında.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ama Bülent Arınç Beyden iyisiniz 1 oy.
BAŞKAN Bu
duruma göre gensoru önergesinin gündeme alınması kabul
edilmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.06
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.18
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet
SAĞLAM
KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT
(Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
-----0-----
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24üncü
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
2nci sırada
yer alan (11/18) esas numaralı gensoru önergesi geri alındığından,
3üncü sırada yer alan, Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
Milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar
yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında bir gensoru açılmasına
ilişkin (11/20) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere
başlıyoruz.
2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar
yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/20)
BAŞKAN
Hükûmet? Yerinde.
Önerge daha önce
bastırılıp dağıtıldığı ve Genel
Kurulun 6/11/2012 tarihli 16ncı Birleşiminde okunduğu için
tekrar okutmuyorum.
Sayın
milletvekilleri, Anayasanın 99uncu maddesine göre, bu görüşmede
önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline
ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.
Konuşma
süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer
dakikadır.
Şimdi, söz
sırası, önerge sahibi Sayın Ahmet Duran Bulutta, Balıkesir
Milletvekili.
Sayın Bulut,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî
Eğitim Bakanı hakkında verilmiş olan gensoru üzerinde söz
almış bulunuyorum. Şahsınızı ve şahsınızda
yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 880 bin öğretmeninin, 25 milyon öğrencisinin, çok
sayıda çalışanının bulunduğu devasa bir kurumun
başına Sayın Dinçer, 6 Temmuz 2011 tarihinde bakan olarak
atanmıştır. Henüz daha bir buçuk yıl olmadı göreve
geleli, Bakanlıkta inanılmaz değişiklikler olmakta,
çalışanlar bile bu değişiklikleri takip etmekte zorluk
çekmekteler. Yapısal değişiklik, okullarda, kurumlarda,
mevzuatlardaki değişiklik, atama, görevlendirme, görevde yükselme,
yer değiştirme, özür grupları, okul öncesi eğitimden
ilköğretime, ortaokul, meslek liseleri, teknik liseler, çıraklık
eğitimleri, özel okullar, meslek okulları, üniversiteler
Bu devasa kurumun
başında bulunan Sayın Bakan, adında millî olan 2
bakanlıktan 1i olan Millî Eğitim Bakanlığına
geldiği günden bu yana eğitimin eksikliklerini,
ihtiyaçlarını gidermek adına bir çalışma yapmak,
program geliştirmek dururken, önceki çalıştığı
bakanlıktaki alışkanlıklarını bu devasa
Bakanlığa taşıdı. Millî Eğitim
Bakanlığı, on yıldır iktidarda bulunan Adalet ve
Kalkınma Partisinin, büyük çoğunluğunu o dönemde göreve
getirmiş olduğu bürokratlarla
Üç yıl, beş yıl, on
yıl çok ciddi tecrübeleri olan bu Bakanlığın personeline
güvenmeyip Sayın Bakan, Müsteşarlığına bile yakın
akrabası olduğu söylenen Çalışma
Bakanlığındaki müsteşarı yanında getirdi.
Eğitimcilikten
uzak, kıstası, ölçüsü nedir?... Sonra çünkü getirdiklerini kendisi de
değiştiriyor ikide bir, Millî Eğitim Bakanlığı
merkez teşkilatında 700e yakın kişiyi Beşevlerde bir
birimde bankamatik memuru yaptı. Bunların şimdiye kadarki bütün
birikimlerini, bütün tecrübelerini hiçe sayarak, yeni getirdiği kadrolarla
millî eğitimi yürütmeye çalıştı. Kılavuzları
tecrübeli değil, kılavuzları bilgili değil, eğer
kendisinin başka düşüncesi yok ise, bu Bakanlıkta
teşkilattan yetişen, oradaki mutfakta pişen düşünceleri,
fikirleri, tasarıları getiriyor ise bunlarda büyük eksiklik var. Yok
eğer Oslo görüşmelerinde, şu anki MİT Müsteşarı
Hakan Fidanın, oradaki teröristlerin temsilcisine Millî Eğitim
Bakanlığını dağıtacağız, illerde
valilere bırakacağız, belirli bir süre sonra da belediyelere bu
işi yaptıracağız. Ben, buraya Başbakanın özel
temsilcisi olarak geliyorum, bu sözler onun. diye ifade ettiği
-tutanakları yanımda- bu amaca hizmet etmek adına,
Bakanlığı içinden çıkılmaz, problemleri çözülmez bir
konuma getirmek için mi acaba bunları yapıyor diye düşünmeden
edemiyorum.
Türkiyede
sınavların yapıldığı ve şimdiye kadar
saygınlığıyla çok göz dolduran ÖSYMde, KPSS
sınavlarında, yaptığı hemen hemen her sınavda
Sorular çalınıyor, sorular veriliyor, şu dershaneden
şunlara gidiyor. şeklinde şaibelerle, insanların
Bakanlığa olan güveni artık maalesef sarsıldı.
Her ne hikmetse
Bakan, yine oradaki görevlilere sahip çıkmakta, yanlışı
düzeltmek, hatalıyı görevden almak, daha iyisini, doğrusunu
oraya getirmek gibi bir seçeneği maalesef kullanmamaktadır.
Sayın Başbakanın, Hakan
Fidanı ben yedirtmem. dediği gibi, bu görevlileri, göreve
getirdiği kişileri de yedirtmemek için bir gayret içerisinde.
Türkiye'de
okullaşma okul öncesinde çok gerilere düştü. Avrupanın birçok
ülkesinde yüzde 100lerdeyken, Sayın Dinçerden önceki Nimet Baş
döneminde 71 ilde okul öncesi eğitim başlatılmış, 81
ile hedeflenmiş iken, şu an, mecburiyetten
çıktığı için bu okullara öğrenciler gitmemekte çünkü
zorunlu değil.
4+4+
Derslikler
yetersiz, 3 çocuk aynı sırada oturuyor. Siz, zorunlu eğitim
olduğu için altı yaşındaki, beş yaşındaki
çocuğun kırk dakika bir sırada oturabileceğini
düşünüyor musunuz? Anaokulu gibi, çişi gelen çocuğun,
sınıf öğretmenliği eğitimi almış olan bir
insanın nasıl bunun eksikliğini gidereceğini
düşünebiliyor musunuz?
Eğitimden
bihaber zihniyetin, Türkiyede eğitimi getirdiği nokta budur.
Öğretmenler
moralsiz, öğretmenler çaresiz. Demin bir öğretmen mesaj
göndermiş, diyor ki mesajında, sayın milletvekilleri:
Sayın Hocam, paradan geçtik. Lütfen, öğretmenlerin
saygınlığını geri getirin, bunun için önlemler
alın. Dilimiz, yüreğimiz olun. Öğretmenlik bu kadar acizlik ve
ucuzluk kategorisinde olmasın. Kırılıyoruz, inciniyoruz.
Bir bayan öğretmenin feryadı bu.
İnsanların
eğitime tabii ki güvenleri kalmamış, sınavlara güveni
kalmamış. Bir genç diyor ki: Hocam, polislik sınavına
girdim. 60 puan alan açık öğretim mezununa 100 puan vermişler,
polis yapmışlar. Benim hem spor hem de mülakatım iyi geçmesine
rağmen 59 puan vermişler. Kısacası, torpilin
daniskasını yapmışlar. Sizler, bizlerin hakkını
bugün savunmayacaksanız ne zaman savunacaksınız? KPSSde sorular
çalınır, atanamayız; polislikte torpil olur, kazanamayız;
askeriyeye gideriz, Müslümansın diye elerler. Şimdi,
sormayalım mı, biz bu ülkede neyiz, kimiz? Hocam, bunalıma sokup
insanları öldürtmek mi istiyorlar? Her şeyi korkmadan söylemeyecek
kadar yüreksiz mi olacağız? Bizler nasıl hayat kuracağız?
Kendimize soralım. Çalışıp KPSSye sorular çalınsın,
tüm hayaller yıkılsın . Gir sınavlara, bütün sınavlara
ümitle, torpil yapılsın. Böyle Müslümanlık olur mu?
Soralım. Rabbimiz kul hakkının en büyük günah olduğunu
söylememiş miydi? Artık çıldıracağım,
yazıklar olsun. Eğer sizler de hakkımızı savunamayacaksanız
kim savunacak haklarımızı? Soruyorum. diye Eren Çapraz isimli
bir genç mektup yazmış bana.
Eğer bir
vatandaşın devlete olan güveni sarsılırsa, sınav gibi,
üniversite sınavı gibi, KPSS gibi sınavlara güveni kalmazsa o
eğitim sistemine inanılmaz. Sistem, her yönüyle
çarpıklıklarla dolu ama Bakanlığın kendi
kadrolarına dahi, bilim adamlarına dahi danışmıyor.
Sayın Bakan
çok yorgun. Ben, Sayın Bakana dinlenme tavsiye ediyorum. Kendilerine
bağlı Yalova Öğretmenevinde yılbaşı
programında bakın ne varmış?
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET DURAN BULUT
(Devamla) Oryantal Özlem, Doğan ve Şahan ile birlikte Aylinin
sahne alacağı bir yılbaşı programı
varmış.
Öğretmenevlerini
getirdikleri nokta da budur; oynasınlar, eğlensinler çünkü...
OKTAY VURAL
(İzmir) Cuma günleri de var galiba.
AHMET DURAN BULUT
(Devamla) Bu Bakanlıkta sağlıklı bir yönetime ihtiyaç
olduğunu belirtiyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Bulut.
Gruplar adına
1inci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Sayın Zühal Topcu, Ankara Milletvekili.
Sayın Topcu,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
ZÜHAL TOPCU (Ankara) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisinin Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer
Dinçer hakkında verdiği gensoru önergesi hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Evet, demin,
Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Ahmet Duran Beyin konuşmasına
ek olarak, özellikle yöneticileri değiştirme konusunda hemen bir
ekleme yapıp ondan sonra yaptığımız tasniflerle,
Neden bu gensoruyu verdik?, detaylarıyla paylaşmak istiyorum
sizlerle.
Millî Eğitim
Bakanı, grup başkanı olarak görevlendirdiği -bir yıl
önce veya bir yıl içerisinde görevlendirdiği- 60a yakın
kişiden 22sini asaleten, 10un üzerindeki grup başkanını
da tekrar görevlendirip 25ini de grup başkanlığından
almıştır.
Şimdi, bir
yıl içerisinde görevlendirdiği kişileri tekrar görevden
alıyor ve daha yeni görevlendiriyor, birtakım şeyleri
paylaşıyor ama gerekçe göstermeden de bunları tekrar görevden
alıyor.
Biz biliyoruz ki
eğitim olayı uzun soluklu bir olay, hemen sonucunu
alamazsınız. Demin, Bakanlığın bütçesi
görüşülürken, özellikle paralardan, işte, yapılan yolsuzluklardan
bahsedildi. Millî eğitimde -bundan çok daha önemli- insana
yatırım yapıyorsunuz ve insana yaptığınız bu
yatırımın karşılığını
alamıyorsunuz.
Şimdi,
işte burada karşılığını
alamadığınız bir sistemi irdelemek istiyoruz. O kadar çok
başlık var ki biz bunları birkaç başlık altında
topladık. Özellikle son günlerde, gündemimizi yoğunluklu olarak
meşgul eden dershaneler konusu var. Bir bakıyorsunuz, Sayın
Başbakan, dershanelerin kapatılacağına yönelik olarak bir
açıklama yapıyor; Millî Eğitim Bakanının haberi yok
veya Millî Eğitim Komisyonunun haberi yok, yöneticilerin haberi yok. Daha
sonra Millî Eğitimden açıklama geliyor ama neden
kapatıldığı bilinmiyor ve üç dört ay sonra açıklama
geliyor. Dün, Sayın Bakan, İstanbulda yine açıklama yaptı
Dershaneler kapatılacak. diye.
Şimdi,
dershaneler konusunda şu anda ülkemizde büyük bir pasta var. Resmî
rakamlara göre 70 bine yakın personel var burada ama gayriresmî rakamlara
göre 150 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna bir de 1 milyon
200 bin öğrenciyi dâhil ettiğinizde bu pastanın ne kadar büyük
olduğunu görebiliyorsunuz.
Ama Dershaneler
kapatılacak. demeden önce, acaba bu dershaneler nasıl ortaya
çıktı, neden çıktı, nasıl bir ihtiyaçtan ortaya
çıktı, bunun irdelenmesi lazımdı. Eğer bunlar
irdelenmez ise, yarın kapattığınızda, özel dersler ve
merdiven altı dershaneler uygulamaya geçecektir. Çünkü demokrasilerde
hiçbir zaman çare tükenmez. Eğer siz sorunun kaynağına inmez
iseniz sorunu çözemezsiniz ve karşıdaki insanlar da sürekli olarak
alternatifler üretirler. Aynı zamanda fırsat eşitliğini de
düşündüğünüzde dershanelerin önemli sorumluluklar üstlendiğini
de ifade etmemiz lazım.
Yine dershanelerle
paralel olarak bir konu daha var, açık liseler konusu. Açık liseler
şu anda öğretime başlamış durumdalar. Şimdi,
Sayın Bakana soruyoruz: Anadolu ve fen liselerinden şu ana kadar
açık liselere kaç tane öğrenci geçti? Bu sizi rahatsız etmiyor
mu? Son sınıfta olan öğrencilerin rapor almamaları ve
derslere devam etmeleri konusunda hafiye gibi çalışıp cezai müeyyideleri
gündeme getirmiştiniz ama bu çocukların açık liselere
geçişlerinde herhangi bir tedbir almayı düşünmediniz. Şu
anda artık çocukların rapor almaya da ihtiyaçları yok, açık
liselere geçtikleri için dershanelere rahatlıkla gidiyorlar.
Dün yine
yaptığınız açıklamada Dershaneler kesin olarak
kapatılacak, buna karşılık yeni bir sistem
geliştiriyoruz... AKP İktidarı on yıldan beri sistem
geliştire geliştire eğitimi mahvetti. Bu Bakan da aynı
şekilde, bu sistemi geliştirme yönünde katalizör rolü
oynamaktadır. Şimdi soruyoruz: Acaba bu çocukların açık
liselere geçme sebebi, orada daha iyi eğitim
yapıldığından mı, bunu öğrenmek istiyoruz.
Sorun o kadar çok
ki, bir baktığımızda, yine söylüyoruz, norm kadro ve alan
değiştirme konusu şu anda büyük problem olarak
karşımızda duruyor. Bütün milletvekili
arkadaşlarımıza da geliyordur, sosyal medya üzerinden,
telefonlarla o kadar çok mesaj veya telefon alıyoruz ki, insanların,
özellikle öğretmenlerimizin, eğitim
çalışanlarının sorunları çok büyük, talepleri çok
fazla. Şimdi, bu taleplerin mutlaka karşılanması
lazım. Eğer bir sorun var ise, bu sorun da yüksek sesle dile
getiriliyorsa mutlaka bunun çözülmesi gerekmektedir.
Şimdi
bakıyoruz, diyoruz ki: Bu Bakanlığın yaptığı
değişikliğin hızına asla yetişmemiz mümkün
değil. Hiç mi kural olmaz bir bakanlığın
uyguladığı sistemde? Ne zaman öğretmen atanır?
Dönemleri yok mudur? Kaç tane öğretmen atanır? Hangi branştan
atanır? Sistemin ihtiyaç analizi nedir? Eş durumu atamaları veya
özür durumu atamaları ne zaman yapılır? Bakıyoruz, bir
demeç veriliyor, atama yapılmayacak veya şöyle olacak, ama ertesi gün
sabah kalkıyoruz bir bakıyoruz ki, bu karar değişmiş
ve atama kararı alınmış. Millî Eğitim gibi, insana
hizmet veren, insanı yetiştiren bir Bakanlığın her gün
politikası değişir mi? Özellikle sınıf
öğretmenlerinin içine düşürüldüğü durum içler acısı.
Joker olarak kullanıldılar; on beş, yirmi yıllık
sınıf öğretmenleri, yeri geldi, edebiyat öğretmeni oldular,
matematik öğretmeni, İngilizce, zihin engelliler
öğretmenliğine atandılar. Niye? Tayin için. Bu mu sizin kariyer
planlamanız? Bu ne adaletsizlik? Onu bildirmek istiyoruz.
Özellikle,
Sayın Bakan, Bakanlıkta oturarak, pratikte gerçekleşmesi mümkün
olmayan kararlarla yapılacak iş değildir eğitim işi;
eğitimcilerle yapılır, dikkatinizi çekmek istiyoruz.
Şiddet
konusuna gelince, özellikle son günlerde öğretmenlere yapılan
şiddetin gittikçe arttığını görebiliyoruz ve burada
Bakanlığın sessiz kalması eğitimcileri çok büyük üzüntüye
sokmuştur. Öğretmenler sınıfta, sokakta, öğrencilerin
gözü önünde bıçaklanıyor ve darp ediliyor. Gün geçmiyor ki bir
eğitimciye saldırı olmasın. Bu gibi saldırılara
karşı herhangi bir tedbirin alınmaması veya tepkinin ortaya
konulmaması bu mesleğin itibarsızlaştırılmasını
gündeme getirmiştir. Emin olun ki eğitimcilere verdiğiniz bu
paye, AKP İktidarı ve Bakan olarak şahsınızda sürekli
hatırlanacaktır.
Sorun o kadar çok
ki, ben, bütün konulara kısaca değinip geçmek istiyorum. Özellikle
mesleki eğitimde bütün karizmanız, bu eğitime katılan
öğrenci sayısını artırmakla ilgilidir. Fakat, 2012
yılında YGSde yani Yükseköğretime Geçiş
Sınavında, birinci basamak sınavında meslek
okullarından barajı geçen öğrencilerin yüzdesi, yüzde 33tür. Bu
gerçekten çok vahim bir tablodur. Bu öğrencilere
yakıştırdığınız seviye de yalnızca iki
yıllık ön lisans eğitim seviyesidir, dikkatinizi çekmek
istiyoruz. Mesleki eğitime, lütfen, gereken önemi verip bu alanda mezun
olmuş teknik öğretmenlerin çığ gibi büyümüş
sorunlarını görmeniz gerekmektedir.
Anadolu liselerine
öğretmen atamalarına geldiğinizde, sürekli olarak yönetmelik
değiştiriyorsunuz ve en son da bir hafta önce bir karar
aldınız. Yaptığınız her atamayı mahkemeler
bozmaktadır. Daha sonra, yetmezmiş gibi, bir sınav daha
açtınız ve öğretmenlerin 80 lirasını alıp
sınava soktunuz. Sınav sonunda başarılı olanları
tekrar atamadınız, beklettiniz. Bir hafta önce de yeni bir atama
kılavuzu çıkardınız. Emin olun ki, yanlış olarak
çıkan bu atama kılavuzunu yine mahkemeler bozacaktır ve Anadolu
liselerinde görevlendirmeyle eğitimlere devam edeceksiniz ve 2012-2013
yılı sonunda da bütün liseleri öğretmen lisesi yaparak sorunu
çözmüş oluyorsunuz ve öğretmenlerin çektiği çileler de yanlarına
kâr olarak kalıyor.
Şimdi, kalite
konusuna geldiğimizde -neresinden tutsak bilmiyorum- özellikle on
yıllık iktidar döneminde, 4 bakan tarafından, ilk geldiklerinde
hep gündeme getirilen konu kalite konusu olmuştur. Hepsi, mutlaka,
PISAyı ve OECD değerlerini, rakamlarını gündemlerine
almışlar ama ondan sonra bu rakamlardan hiç bahsetmemişlerdir.
Ömer Dinçer de aynısını yaptı fakat bunu işletmeci
mantığıyla
Sayın Ömer Dinçerin işletmeci
mantığıyla uygulamaya çalıştığı bu
politikalar, bumerang misali, kendisini vurmuştur çünkü
uyguladığı politikalarda ne sürdürülebilir kalite
bulunmaktadır ne de geliştirdikleri bir vizyon bulunmaktadır.
Sizden artık kalite beklemekten vazgeçtik, on yılda bir
kuşağı mahvettiniz, lütfen, çekidüzen veriniz.
Demin
dediğimiz gibi, eğitimin değeri, hiçbir zaman, parayla satın
alınacak bir olgu değildir, onu söyleyelim ve sonuçlar da hiç iç
açıcı değil. Sınav sonuçlarını, öğrencilerin
aldıkları branşlara göre başarıları
değerlendirdiğimizde vahim tabloyla karşı
karşıyayız.
Seçmeli dersler
konusunda geldiğimizde -ki özellikle 4+4+4ün ana noktası, can
alıcı noktası olarak seçmeli dersleri verdiniz- burada,
özellikle Ömer Dinçer, hem dünkü yaptığı konuşmada hem de
önceki yaptığı konuşmada, seçmeli derslerde uluslararası
alanda öğrencilerin rekabet gücüne sahip olmasına zemin
hazırlayacak bir yapı vadediyordu ve her öğrencinin kendi
yetenek ve becerilerine göre seçmeli derslerle yönlendirileceğini
bildirdi. Şimdi bunları sormak istiyoruz ve diyoruz ki: Yaklaşık
olarak 21 tane başlık altında seçmeli ders öngördünüz ve bunun
15 tanesi öğrenciler tarafından seçildi. Bu, öğrenciler
tarafından seçilmeye -tırnak içinde veriyorum- dikkatinizi çekiyorum.
Gerekli altyapıyı oluşturmadan seçmeli derslerin konulması,
sadece, dostlar alışverişte görsün uygulamasının bir
yapılandırması olmuştur. Projenizin en önemli
kaynağı olarak verilen bu ayak, içinden
çıkamadığınız bir problem hâlini
almıştır ve buradan birtakım örnekler vermek istiyoruz.
Şimdi, bu
derslere kimler giriyor? Alan dışından, konuyla alakası
olmayan, pedagojik formasyonu olmayan, hatta lisans mezunu bile olmayan
kişiler bu derslere giriyor mu, soruyoruz. Bu uygulamanız, sizin
seçmeli dersler konusundaki mantığınızı daha net
gösteriyor. Bu yıl ve önümüzdeki yıllarda, bu konuyla ilgili
öğretmen problemleri ciddi şekilde başınızı ağrıtacaktır
çünkü gelecek yıldan itibaren bunlar geometrik artışla, seçmeli
ders ihtiyacı geometrik artışla gündeme gelecektir.
Halk kültürü
dersine hâlâ fen bilgisi hocası giriyor, onu veriyoruz. Spor ve fiziki etkinlikler
dersine sınıf öğretmeni ve zekâ oyunlarına matematik
öğretmenleri girmekte. Bu derslerin konmasındaki amaç,
öğrencilerin öğrenebilme becerisini yeteneklere göre
değiştirmek ve esneklik kazandırmaydı ama yine aynı
şekilde, hâlâ, bu dersleri doldurmak için, yine, klasik, her yılki
yaptığınız uygulamayı yapıyorsunuz.
En önemli
seçmelilerden gördüğümüz ve öğrencilerin, çocuğun vicdani ve
manevi gelişiminde etkili olacak ve bizim de bu derslerin konmasında
önemli katkımızın olduğu biyer ve Kuran-ı Kerim
derslerine olan talebi nasıl ve kimlerle
karşıladığınızı merak ediyoruz. Bu kadar
önemli dersleri ehliyetli olmayan kişilerin vermesi
vicdanınızı rahatsız etmiyor mu? Bu derslere kimler
giriyor, lütfen bir check edin.
Yöneticilere
geliyoruz, ayrı bir kanayan yara olarak görüyoruz. Yine, on beş
yıl önceki gibi, ilkokul, ortaokul ve lise kademelerine ayrıldı.
Biz destekledik, kademeli eğitimin olması gerekiyor, on iki yıl
olması gerekiyor ama dönemler arasında mutlaka farklılık
olması gerektiğine biz inanıyoruz, onu da söyleyelim. 4-4-4ü bunun için bazı yönlerden
destekledik ama bazı yönlerden de desteklemedik.
Bu yılın
haziran ve temmuz döneminde ayırdınız okulları ve
dönüşüm ve norm güncellemeleri yapılmaya
çalışıldı. Önceden normal öğretimi olan okulların
bile ikili öğretime geçtiğini görüyoruz, hatta müstakil
ortaokulların, ilkokul ve ortaokulların dışındaki
bazı okullarda öğlenci, ortaokullar sabahçı oldu. Sabahçı
gruplar, demin arkadaşımızın da bahsettiği gibi,
yedide başladılar, akşam yedi buçuğa kadar devam ettiler.
Bu çocukların bu derslere yetişebilmeleri için kaçta uyanmaları
gerektiğini size
bırakıyoruz.
Mevcut müdürler ve
müdür yardımcıları ise yeni sisteme göre
ayrıştırılan iki kurumu da birlikte yönetmeye
başladılar yani bir müdür hem ilkokulun hem ortaokulun müdürü oldu aynı
zamanda, bu sorumluluğu üstlendi. Bu iş o kadar trajikomik hâl
aldı ki, eğitimciler kendi aralarında
yaratıcılıklarını kullanarak yeni deyimler ürettiler.
Ben, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdürler diyor ki
artık: Bir müdür iki mühür, bir bina iki tabela, bir koltuk iki karpuz.
Bir müdüre hem ilkokul müdürlüğünü veriyorsunuz hem de ortaokul
müdürlüğünü veriyorsunuz.
Aynı zamanda,
Yönetici Atama ve Değiştirme Yönetmeliği yeni sisteme uyum
sağlamıyor. Bunun daha adil ve liyakati baz alan şekilde
değiştirilmesi gerekir.
Sayın Bakan,
okulların yönetilmesi konusunda yöneticilere yüklediğiniz
sorumluluktan haberiniz var mı? Sürekli suçlayacağınız bir
günah keçisi aradınız, bunları da buldunuz; onu söyleyeyim.
İşi daha da ilerletip Okulların kaynak sorunu yok,
kaynağı idare edemeyen yönetici sorunu var. dediniz. Böyle bir
talihsiz beyanatta bulundunuz.
Sayın Bakan,
okullara ayırdığınız bütçeyi biliyor musunuz?
Haberiniz yok galiba. Okulların ne tür giderleri var, bunun farkında
mısınız? Suçladığınız, hatta ceza
verdiğiniz yöneticileriniz okulların ihtiyaçlarını
giderebilmek için ellerinden gelen bütün hizmeti yapmakta ve öğrencilerine
en iyi hizmeti sunmaktadırlar. Bunun için kermesler organize ediyorlar,
tiyatro getiriyorlar, konserler organize ediyorlar. Bunu niçin yapıyorlar,
biliyor musunuz? Okula gelir sağlamak için. Çünkü Millî
Eğitimin sağladığı katkı veya devletin
sağladığı katkı çok az. Ve yine, onlardan bütçelerini
istediniz, gelen rakamların nereden ve nasıl elde edildiğinden
haberiniz olmadığı için çok büyük rakamlar geldi, sonra da
dediniz ki: Kaynak sorunu yok, yönetici sorunu var. Acaba kırık
camlar, temizlik hizmetleri, muhtelif malzemeler, güvenlik hizmetleri veya
işte, güvenlik sorumlusu, temizlik sorumlusu nasıl
sağlanıyor, haberiniz var mı?
Sınavlar
konusu ayrı hatalar veriyor. Eksik soru basmalar, soruların
çalınması hem devlet kurumlarının itibarını
düşürmüştür hem de Türkiyenin geleceği gençlerin
umutlarını söndürmüştür.
Yine,
öğretmen sorunlarına geldiğimizde, öğretmenleri
yalnızca tayinleri ve maaşlarını düşünen kişiler
olarak nitelediniz ve kendi alanlarıyla ilgili önerge getirmediği
yönünde suçladınız. Ve sizin AR-GE biriminiz var. O, genel olarak 300
tane sorun alanı tespit etti, bu sorun alanları size gelene kadar o kadar
geniş ağızlı bir elekte getirildi ki herhâlde 5, 6 tane
sorun getirildi, siz de olayı güllük gülistanlık olarak görmeye
başladınız.
FATİH
Projesi dediniz; davulla, zurnayla getirdiniz ama hâlâ bir ihale
yapamadınız ve bu şeyde başrol oynaması gereken bilgisayar
ve öğretim teknolojileri öğretmenlerini de küstürdünüz.
En önemli konuya
geliyoruz. Millî değerleri tartışmaya açtınız,
önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz millî şahsiyetleri,
millî günleri. Bayramlar üzerinde oynadınız. Millî ve manevi değerler
ruhu besleyen değerlerdir, bunların mutlaka eğitim sistemi
içerisinde verilmesi gerekiyordu. Kültürün temel dinamikleridir ve
bunların yine pedagojik formasyonlu öğretmenler tarafından
verilmesi lazım ama siz bunları anlamsızlaştırma ve
önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz.
Bugün görüyoruz
ki, polise taş atan çocuklar ve gençler var. Teröristlere destek
amaçlı yapılan gösteri eylemleri ve kamu malına zarar vermeyi
hedefleyen okul yakma eylemlerinin çoğunda okul çağındaki
çocukların sıklıkla kullanıldığını
görüyoruz. Devletin valisi, PKKnın elinde bin tane çocuktan bahsediyor.
Çocuk suçluluğunda bir yıldan az süre dilimi içerisinde suç
oranı neredeyse yüzde 100e varıyor. Cinsel suçlarda yargıya
intikal eden vaka sayısının özellikle son bir yılda yüzde
300 oranında arttığını görüyoruz.
Sayın Bakana
soruyoruz: Yarın bu ülkeyi kime emanet edeceğiz? Bu millete, bu
değerlere, bu ülkeye sahip çıkacak kimseyi bulamayacağız,
vicdanınız rahat mı? Bu çocuklara kim sahip çıkmalı?
Özellikle 4+4+4ün
uygulamasında Altmış altı ve yetmiş iki
aylıkların kaydını yaptırmayan velilere cezai
müeyyide. dediniz ve mantığınız sorunları cezayla
çözmeye yönelik işledi, ama sistem de bu mantıkla ne derecede
işliyor?
Bu çocuklar bu
ülkenin çocukları. Bu nasıl sorumsuzluktur? Bu çocukları
nasıl sahipsiz bırakıp teröre emanet edersiniz?
Çözüm üretmeye
çalışırken, ortaya koyduğunuz çözümler yeni sorunlar
üretiyor. Atama bekleyen öğretmenleri cami avlusunda yem bekleyen
güvercinlere benzettiniz, okul yöneticilerini beceriksizlikle itham ettiniz
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ZÜHAL TOPCU
(Devamla)
ve daha birçok sorun var ama gördüğünüz gibi, vakit yetmiyor.
Onun için,
sayın milletvekilleri, bütün burada olan milletvekillerine çağrı
yapıyoruz, lütfen, gelin, evet deyin, hem siz kurtulun hem bu toplum
kurtulsun. Lütfen, Sayın Bakan, siz de evet deyin, çekinmeyin!
Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) Geri kalanı diğer gensoruda konuşuruz yine.
BAŞKAN
Sayın Topcu, teşekkür ediyorum.
Gruplar adına
ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova
Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sayın Muharrem İnce.
Buyurun Sayın
İnce. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
MUHARREM İNCE (Yalova) Teşekkür ederim.
Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Eğitim ciddi
bir iştir, ciddiyet ister, ama bu ciddiyetten asık
suratlılık anlaşılmamalıdır tabii ki.
Sayın
Bakanı bazı çevreler önceden beri tanıyabilir ama biz Sayın
Bakanı Başbakanlık Başdanışmanlığından
ve Başbakanlık Müsteşarlığından beri
tanıyoruz. Şimdi, bir kişinin, bir olayın çarşambası
neyse perşembesi de odur.
19-21 Mayıs
1995. Sayın Bakanın bir Sivas konuşması var, Laiklik
bitmiştir, cumhuriyet bitmiştir, ulus devlet bitmiştir,
cumhuriyet ilkesini ve işlevini kaybetmiştir; günümüz, mahallî
kültürlerin öne çıktığı dönemdir. diyor.
Şimdi,
bunları söyleyen bir kişi Türkiye Cumhuriyetinin bir numaralı
memuru oluyor, Başbakanlık Müsteşarı oluyor. Bu sözler
kendisine hatırlatıldığında ise Sözlerimin
arkasındayım. diyor. Şimdi de Millî Eğitim
Bakanlığını bu sözlerine uygun şekilde yönetiyor. Biz
şimdi, hâlâ çarşambadayız. Bakan 1995te bir kitap yazıyor,
kitabın adı: İşletme Yönetimi 21/10/2005 tarihinde YÖK
kendisinin profesörlük unvanını elinden alıyor. 7/11/2005te
Sayın Dinçer itiraz ediyor, itiraz kabul edilmeyince 2008de Bakan
yargıya başvuruyor. Yargı, YÖKün kararını
onaylıyor. Sonra, 2/5/2009da Sayın Bakan, Çalışma
Bakanı oluyor ve 27/7/2009da Sosyal Güvenlik Kurumunun başına
şu andaki Müsteşarı Emin Zararsızı atıyor. Üç ay
sonra ise Emin Zararsız YÖK üyesi oluyor. YÖK üyesi olduktan sonra Emin
Zararsızın ilk yaptığı iş, beş yıl
önce Sayın Dinçerin verdiği dilekçeyi gündeme almak oluyor.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Vay, vay, vay, vay!
MUHARREM İNCE
(Devamla) - 23/12/2010da YÖK tarafından Ömer Dinçerin hakları geri
veriliyor. Yani hangi YÖK? İsterse yapmasın! denilen YÖK, yani
emrindeki memuru amir olarak atadığı YÖK.
Değerli
arkadaşlarım, mahkeme kararı ancak bir mahkeme kararıyla
ortadan kaldırılır. Bir mahkeme kararı idari bir kararla
ortadan kaldırılabilir mi? Hukukçulara soruyorum.
Sonra, Sayın
Bakanı -yine çarşambadan devam ediyoruz- Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki
Yücel Aşkın olayında savcıya telefon etmesiyle
tanıyoruz. Sonra, aile bireylerini tanımaya başladık,
Sayın Bakanın kardeşini tanıdık. Sağlık
Bakanlığında sıradan bir doktor olan kardeşi,
Bakanlığın Dünya Bankasıyla destekli bir projesi için açtığı
saha koordinatörlüğüne 7 bin dolarlık maaşla atanıyor.
Kardeşini de böyle tanıdık.
Demek ki
Sayın Bakanın çarşambasında laiklik
karşıtlığı var, cumhuriyet
karşıtlığı var, Atatürk
karşıtlığı var, yargıya müdahale var,
makamının imkânlarını kendisi ve çevresi için kullanmak
var.
Şimdi gelelim
perşembeye. Sayın Bakanın ilk icraatı 652 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname. Bu kararnameyle teşkilat yapısını
topyekûn değiştiriyor Sayın Bakan ve bu kararnameyle Millî Eğitim
Bakanlığının yetkileri, görevleri değiştiriliyor.
Bakınız,
değiştirilenler neler:
Atatürk ilke ve
devrimlerine bağlılık.
Ailesini,
vatanını, milletini seven bireyler yetiştirmek.
Türkiye
Cumhuriyetinin temel ilkelerini bilen bireyler yetiştirmek.
Türkiye
Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve
bunları davranış hâline getiren bireyler yetiştirmek.
Bunları
değiştiriyor Bakan. Yani diyor ki: Millî Eğitim
Bakanlığının görevleri arasında artık bunlar
yoktur. Ailesine, vatanına, milletine bağlılık, böyle bir
görevimiz yoktur diyor. Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerini bilen bireyler
yetiştirmeyeceğim diyor. Bunların yerine, uluslararası ve
yerli iş dünyasına uygun insan yetiştirmek diyor Millî
Eğitimin görevleri arasında. Yani piyasa adamı yetiştirmek
istiyor. Yurttaş yetiştirmek istemiyor. Tarih bilinci olan, ulus
bilinci olan yurttaş yetiştirmek istemiyor, piyasa adamı
yetiştirmek istiyor.
Üniversitede bunu
yapabilirsiniz, ona itirazım yok. Temel eğitimde bunu yapmak ancak
sömürge ülkelerinde mümkündür. Bu anlayış ancak devşirilmiş
kafalar tarafından yapılabilir.
Değerli
arkadaşlarım Bunları neden çıkardın? diye
sorduklarında, Sayın Bakan İdeolojikti, ondan
çıkardık. diyor. Yani vatanını, milletini sevme
ideolojisinden korkan bir Bakan.
Bu kanun hükmünde
kararname ile üst düzey yöneticiler görevlerinden alındı,
maaşları artırılarak görevlerinden alındı yani
maaşa zam, işe son yapıldı. Kaç kişi bunlar? 620
kişi toplama kampına çekildi. Bu memurlar kimler? AKP döneminin
bürokratları. Kendi arkadaşlarıyla bile
çalışmayıp en samimi arkadaşlarını
getireceğim diye milletin parası çarçur edildi. Bankamatik memuruna
maaş bulundu ama ataması yapılmayan öğretmenlere
bulunmadı.
Sayın Bakan,
siz nasıl bir işletme profesörüsünüz? Özel sektörde bunu
yapsanız sizi kapının önüne koyarlardı. Kaynakları
verimli kullanmak işletme profesörünün ilk işi değil midir?
Bu kanun hükmünde
kararname ile görevden alınan millî eğitim müdürlerinin 16sı
tekrar atandı, 65 vekâleten atama yapıldı. 21/11/2011 tarihinde
Bakan bir genelge yayımladı. Genelgesine göre Yönetim görevlerinde
esas olan, yönetimin atanma şartlarını taşıyanlar ile
yönetilmesidir. diyor, yani diyor ki: Vekâleten birini
atadığınızda, o kişi asaleten gelenlerin
şartlarını taşımalıdır.
Sayın Bakan,
65 atamanızın 8i kendi genelgenize uygun değil. Celalettin
Ekinci, İsmail Çetin, Pervin Töre, Lütfiye Deneri, Yakup Sarı,
Mustafa Altınsoy, Coşkun Esen, bunlar il millî eğitim müdürleri,
hiçbirisi kendi genelgenize uygun değil.
Bir işletme profesörü
işe uygun olmayan bir kişiyi işe alır mı yani liyakati
esas almaz mı, sadakati niye esas alır? İş deneyimi olmayan
birisini, şartları tutmayan birisini, siz bir fabrikanın genel
müdürü olsaydınız Sayın Bakan, bunları o fabrikaya alabilir
miydiniz?
Sayın
milletvekilleri, eğitimin temeli öğretmendir. Öğretmeni
yüceltmeyen, öğretmenin sorunlarına duyarlı olmayan,
öğretmeni için empati yapmayan bir bakan başarılı olamaz.
Ömer Dinçerin
öğretmenlere yönelik sözlerine bir bakalım, onları
dışlayan, onları yaralayan, onları inciten sözlerine bir
bakalım: Üç ay tatil yapıyorlar. Allah aşkına, siz, bunu
size kim söylediyse, onu hemen görevden alın. Üç ay tatil yapan
öğretmenler değil Sayın Bakan, öğrencilerdir. Size bu
bilgiyi kim verdi?
ALİM
IŞIK (Kütahya) Onlar gelecekte öğretmen olacaklar.
MUHARREM İNCE
(Devamla) İki: Beş çayını Pariste içiyorlar.
Üç: Her gün
altın, don, pijama günü yapıyorlar.
Sayın
Bakanın gafları öğretmenlerle sınırlı değil,
madenciler için de Güzel öldüler. demişti. Atanamayan öğretmenlere
ise en kötüsünü söyledi. Bakınız, tekrarlıyorum bunu: Ben,
öğretmen olmak isteyenleri Eminönü Camisinin önünde bekleyen güvercinlere
benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. Allahtan
çocuklarım memur olmadılar. diyor. Sayın Bakan, çok doğru
söylüyorsunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ne olmuş çocuğu?
MUHARREM İNCE
(Devamla) Çocuklarınız memur olmamış ama Türk Hava
Yollarında güzel bir işe girmişler. (MHP sıralarından
Oo sesleri) KPSSyle mi girdiler? Hiç sanmıyorum.
MİLLÎ EĞİTİM
BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) İftiranın sonu yok,
istediğin kadar söyleyebilirsin.
MUHARREM İNCE
(Devamla) Şu oğlanın bordrosunu bir çıkarsan, ortaya
koysan da bir de öğretmenler görse o bordroyu, olur mu? Bir de onu bir
görseler. (CHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) Vay, vay, vay, vay!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Şimdi
koyacağım, göreceksiniz.
MUHARREM İNCE
(Devamla) Sayın Bakan, eş durumundan özür grubunu kanun hükmünde
kararnameyle ikiden bire düşürdünüz. Hiçbir şekilde taviz
vermeyeceğiz. dediniz. Önce 156 bin dediniz, sonra öğrendiniz ki
22 binmiş! Ben size mektup yazdım, mektubuma cevap bile vermediniz.
Orası kimsenin babasının çiftliği değildir. Hani millî
irade, hani demokrasi, hani hukuk, hani hesap sorma, hani muhalefetin
hakkı? O bürokratlarınıza söyleyin, o mektuplarıma, o
yazılarıma cevap versinler.
Sayın Bakan,
ailenin korunması anayasal hak olmasına rağmen, bunu
kullandırmayacağınızı söylediniz. Sonra, bu insanlar
Başbakana ulaştı, Başbakan Çözün. dedi. Kanunla
olması gerekirken bu çözümü genelgeyle yaptınız. Bu nasıl
bir yönetim anlayışıdır Sayın Bakan? Çelişkili
açıklamalar yapmaya devam ettiniz.
Millî Eğitim
Bakanlığından ancak şunlar istenebilir: Sorununuz varsa
sakın Bakana gitmeyin, çözemez; ya seçimi bekleyeceksiniz ya
Başbakana ulaşacaksınız. Eş durumu tayinini
Başbakan çözdü, yarım çözdü o da. Sözleşmeli öğretmenlerin
kadroya alınmasını seçim çözdü. SBSnin 3e
çıkarılmasının yanlışlığı
Batmanda bir öğrenci Başbakana söyleyince çözüldü. Okullarda
velilerden toplanan paralar Başbakanın talimatıyla çözüldü. İlk
çıkan öğrenci affı Başbakanın talimatıyla oldu.
Millî Eğitim Bakanlığından artık sorun çözmeyi kimse
beklemesin.
Değerli
arkadaşlarım, gelelim 4+4+4e yani dert+dert+derte. Bizim
eğitim tarihimiz ne yazık ki bir yapboz tarihidir. Gelen de reform
yapıyor, giden de reform yapıyor! Bir uygulamayı getirme
gerekçesi reform, uygulamayı ortadan kaldırma gerekçesi de reform.
Getirirken reform, kaldırırken reform. Örnek mi istiyorsunuz? Bakın,
söyleyeyim: Önümüzdeki yıl SBS kaldırılacak. Gazetelere bir
bakın
LGS, SBS oldu, adı reform oldu. SBS 3e
çıkarıldı, adı reform oldu. SBS 1e indirildi, reform oldu.
SBS kaldırılıyor, bu da reform.
1983te,
altmış aylık çocukları biz okula başlattık, bu
1986ya kadar devam etti. 442.722 öğrenciyi kaydettik biz. O günkü
gerekçeyle bugünkü gerekçe aynı. Çağdaş ülkeler böyle
yapıyor, çocuklar iyi besleniyor, çabuk öğreniyor, onun için bu
yapılmalı. denmiş 1983te, bugün de aynısı
söyleniyor. Peki, 1986da niye vazgeçtik, bunu kimse konuşmuyor.
Değerli
arkadaşlarım, 1986da, raporda şöyle yazılmış:
Sınıflar yetersiz, araç gereç ve yardımcı personel
yetersiz, öğretmenler hazır değil. Bugün de aynı
gerekçeler ortadadır.
Değerli
arkadaşlarım, 1983-1986 arasında çok ilginç bir
başarısızlık gerekçesi var, diyor ki: Yoksul
çocukları daha az başarı gösterdiler. Yoksul çocuklar daha az
başarı gösterdiler. Bu sistemde de yoksul çocuklar daha az başarı
gösterecek. O günlerde de, 83te de velilerin, öğretmenlerin yüzde 70i
buna karşıydı, bugün de karşı ama tek fark var, o
günlerde karşı olanlara Ergenekoncu, PKKlı denmiyordu, bugün
karşı olursanız Ergenekoncu, PKKlı damgasını
yiyorsunuz.
Öğretmenleri
mağdur etmeyeceğiz. dediniz, öğrenci mağdur, veli
mağdur, öğretmen mağdur, herkes mağdur, bir tek kazanan
sermaye oldu. Bakın, bu sermayenin kazanması çok ilginçtir.
İş yerlerinde stajyer sayısı yüzde 10u geçemezdi yani 300
kişi çalışıyorsa 30 stajyer olacak. Bunu
kaldırdınız yani ucuz iş gücünün yolunu açtınız
yani siz, sermayeden yana tavır koydunuz. Fakir fukara
çocuklarının o işletmelerde stajyer adıyla ucuz iş
gücü yaratmalarını sağladınız. Yine, onlara
dağıtacağınız tabletleri kamu ihale
kapsamının dışına çıkararak sermayenin önünü
açtınız.
Türkiye açlık
grevlerini konuşuyor ama atanamadığı için intihar eden 36
öğretmeni konuşmuyor.
Türkiye
Cumhuriyetinin en önemli kurumu olan Talim Terbiye Kurulunu yok ettiniz
Sayın Bakan.
Yine,
Osmanlıcayı yabancı dil yaparak tarihe geçen ilk
bakansınız Sayın Bakan.
Hakkında
tekerleme uydurulan ilk Millî Eğitim Bakanısınız.
Bakın, ne diyor öğretmenler biliyor musunuz: Bir öğretmen bir
öğretmene, gel beraber tayin isteyelim de Ömer Dinçer hangi gerekçeyle
engelleyecek demiş. Bir öğretmen bir öğretmene, gel beraber
tayin isteyelim, Ömer Dinçer bir genelgeyle nasıl engelleyecek görelim
demiş. Bu artık, öğretmenler arasındaki en çok
kullanılan tekerlemelerden birisi.
Sayın Bakan,
sizin bürokratlarınızı sizin önünüzde uyarıyorum: Soru
önergelerime verdiğiniz yanıtlar yalandır, palavradır,
komiktir, ayıptır. Yanlış ve yalan bilgi veriyorsunuz.
Benim elimde olan belgelere yok diyorsunuz. O belgeler benim elimde var, sizi
mahcup ederim. Bekletiyorum, tek tek, onları zamanı gelince bu
kürsüden anlatacağım. Örneğin -bürokratlarınıza
söyleyin araştırsınlar- İstanbul Lisesiyle ilgili belge
benim elimdedir, zamanı gelince ortaya koyacağım. Ben,
şimdi, sadece, size bunları devletin kayıtlarına geçmesini
istediğim için soruyorum. Devlet yönetmek ciddi bir iştir.
Yine, bugün,
burada, Sayın Hüseyin Çelik ve Sayın Nimet Baş yok galiba.
Sanırım size güvenoyu vermiyorlar.
OKTAY VURAL
(İzmir) Ya da birbirlerine girmişler.
MUHARREM İNCE
(Devamla) - Bir başka konu ise şu: Siz on yıllık İktidarınızda
eğitimin hangi konusunu çözdünüz? On yılda bir tek sorun çözülebildi
mi? Bakınız, eğitimin temel sorunları bellidir. Bunlardan
birisi nitelikli eğitimdir. Bilgisayar almak, tablet almak eğitimin
sorunu değildir, basarsın parayı bir günde halledersin. Önemli
olan eğitimin niteliğini yükseltmektir. Bu konuda bir arpa boyu yol
gittiniz mi? PISA sınavlarındaki durumumuz nedir?
İki: Kalabalık
sınıflarda neredeyiz? Atanamayan öğretmenler sizi bekliyor.
Okula erişim ne durumda? Fırsat eşitliği ne durumda?
Yapısal sorunların tümü duruyor.
Sayın milletvekilleri,
yine, öğretmenlerin öğrencilere şiddet
uyguladığını duyardık da, son yıllarda, AKP
İktidarıyla birlikte öğrencinin öğretmene şiddeti
korkunç boyutlara ulaştı. Servis şoförlerinin öğretmeni
dövmesi, öğrencinin kendisini derse almayan öğretmeni kalbinden
bıçaklaması, baba ve oğlunun öğretmenin kolunu
kırması, liseli öğrencilerin öğretmenini darbetmesi. Bunlar
artık o kadar çok olmaya başladı ki.
Yine bir
başka konu, mesleki haklarını korumaya çalışan
öğretmenlere karşı -öğrenciler şiddet uyguluyor ama-
devletin kendisi de şiddet uygulamaya başladı. Onlara biber
gazıyla, tazyikli suyla, copla saldırdınız.
Sayın Bakan,
Ana dilde eğitim
yapılmıyor. diye okulu yakan kafayla, Hasta tedavi edilmiyor. diye
hastaneyi yakan kafa da aynı kafadır. Bu, doğru bir kafa
değildir, 21inci Yüzyılın kafası değildir, 2012nin
mantığı değildir.
İktidarınızda
eğitimin temel sorunlarından hiçbirisi çözülmedi. Öğretmeni esas
almayan, eğitimin odağına öğretmeni oturtmayan,
öğretmeninin sorunlarını çözmeyen, iş
barışını engelleyen, çalışma
koşullarını yok eden, liyakatsiz insanları
öğretmenlerin başına müdür yapan, amir yapan, il millî
eğitim müdürü yapan yani bu tür yeteneksiz insanları, sırf
bizden diye, likayatlerini devre dışı bırakarak, sadece sadakatini
öne çıkartarak hiçbir yere varamazsınız.
Kadrolaşabilirsiniz, onları genel müdür yapabilirsiniz ama ülkenin
geleceğini satarsınız, geleceğini yok edersiniz. Millî
Eğitim Bakanlığında bir kişinin uzman olması,
müdür olması, yönetici olması sağcı solcu olmasıyla,
CHPli AKPli olmasıyla, din dersi öğretmeni, fizik öğretmeni
olmasıyla ölçülmemelidir, iyi yönetici olup olmamasıyla ölçülmelidir.
Ne yazık ki bunların hiçbirini yapmadınız. En çok değer
verdiğimiz çocuklarımızı ne yazık ki bu okullarda okutmak
zorunda kalıyoruz ve bir öğretmen olarak diyorum ki -sön söz olarak
diyorum ki- çocuklarınızı Millî Eğitim
Bakanlığından koruyunuz.
Hepinize teşekkür
ediyorum.
Saygılar sunuyorum.
(CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın İnce.
Gruplar adlına
üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.
Sayın
Zenderlioğlu, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUBU ADINA
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına gensoru hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi,
bugün 64üncü gün, gelinen aşama
çok kritik. Hükûmetin ölümlere karşı vurdumduymazlıktan gelmesi,
ölümlerle karşılaşma riski her saat artmaktadır. Destek
amaçlı kitlesel açlık grevi başlamaktadır; içeride 10 bin,
dışarıda 10 bin. Siz bu çığlıklara
sırtınızı çeviremezsiniz. Cezaevlerinde
yaptığımız incelemede gördük ki kanamalarla, kilo
kaybı, tansiyon düşmesi, sıvı alma güçlüğüyle
karşı karşıyadırlar. Bu
çığlığı, tüm insanlar, kendine Demokratım,
insanım. diyen
Çağrımız insani ve vicdanidir. Gelin, bu
sorunu hep birlikte çözelim. Yarın çok geç olabilir, şimdiden el ele
verelim, bu sorunu çözelim.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin eğitim karnesine
baktığımızda, kuşkusuz çok iç açıcı
olduğunu söyleyemeyiz. Zaten eğitim sistemi iyi işlemiyordu
4+4+4 ile tam bir kargaşa yaşandığı da gözler önündedir.
Okul öncesi eğitim dışında tutularak ilkokul, ortaokul,
lise eğitimi zorunlu hâle getirildi. Ancak, 3üncü kademede olan liselere
getirilen açık öğretim sistemi daha şimdiden 12 yıl
eğitim söylemini boşa çıkarmıştır.
Dünya genelinde
Türkiye halkı okuma becerisinde 32nci, eşitsizlikte 84üncü,
cinsiyet eşitsizliğinde ise 77nci sıradadır. Ülkemizde
yüzde 4,87 hâlâ okuma yazma bilmemektedir; bu çağda büyük bir ayıp
olarak değerlendiriyorum. Ayrıca, okullaşma sorunu hâlen tam
anlamıyla çözülmemiştir. AKPnin İktidar olduğu son on
yılda, eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay 4
kat azalarak, yoksul halk kesiminin çocuklarının eğitim
masraflarını üstlenmesi gerekirken daha çok aileye yükümlülük
getirmiştir Eğitim alanındaki kaynak kullanımı
düştükçe halkın cebinden yaptığı eğitim
harcamalarının miktarı yükselmiştir. Millî Eğitim
Bakanlığı, 4+4+4 düzenlemesinde her ne kadar Zorunlu
eğitimi 12 yıla çıkardık. dese de aslında, zorunlu
eğitim 4 yıla indirilmiştir Sayın Bakanım.
Bir taraftan örgün
eğitimin 12 yıl zorunlu olduğunu iddia ederken, diğer
taraftan ise lise eğitiminin örgün eğitim dışına
çıkarılması büyük bir çelişki değil mi? Burada
amaçlanan şey şudur: Mesleki ortaokulların açılmasıyla
birlikte çocuk emeğinin sömürüsü ortaya çıkacaktır. Bu, sömürüyü
artıran işaretlerden başka bir şey değildir.
Bu eğitim
sistemi, 4 yıldan sonra fakir ailelerin kız çocuklarının
gelin olmasının önünü açarak
yasalaştırılmıştır. İşte, buradaki
görünümü hepiniz görebilirsiniz.
2nci 4
yıllık dönemde ise yönlendirme, çıraklık ve staj gibi
uygulamalar sonucu doğrudan iş gücü piyasasının içine
çekilmesi söz konusudur. Seçmeli olan bazı dersler zorunlu olacak ve bu
dersleri seçmeyen öğrenciler şimdiden dışlanmaktadır.
Millî eğitim
bütçesinin önceki yıla oranla yüzde 20 arttığı
görülmektedir. Bu artışı önemsiyoruz. Bu önemsemeyle birlikte
yeterli olmadığını da açıkça söylüyoruz. Kaldı ki
bu artışın en büyük nedeni 4+4+4 olarak bilinen eğitimdeki
yapısal dönüşümün Millî Eğitim bütçesine getirdiği devasa
yüktür.
Ayrıca,
bütçenin yüzde 70inin personel giderlerine, yüzde 11inin sosyal güvenlik
devlet primi giderlerine harcandığı görülmektedir. Eğitim
bütçesi içinde asıl bakılması gereken mal ve hizmet
alımı giderlerinin oranı ise sadece yüzde 8dir. Eğitimde
ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, geçtiğimiz on
yıl içinde planlı bir şekilde adım adım hayata
geçirilmiştir.
Eğitim
hizmetleri veren kamusal olmayan şirketlerle yönetim anlaşmaları
yapılması, toplumun eğitimi parasal olarak desteklemesini
teşvik edici önlemler alınması gibi farklı uygulamalar da
hayata geçirilmektedir.
2003
yılından itibaren eğitimde kadrolu istihdam yerine
sözleşmeli, ücretli, taşeron ve 4/C uygulamalarının
aracılığıyla istihdam edilen parçalı ve
güvensizliğe dayanan bir yapı oluşturulmaktadır. Devletin
elinde yeterli sayıda kadrolu öğretmen atayacak, yeterli derslik ve
okul yapacak kaynaklar varken, bu kaynakların -kamu okullarına aktarılmak
yerine- her biri aynı zamanda birer ticari işletme olan özel
okulları destek amacıyla kullanılmaktadır.
AKP
İktidarının bir diğer önemli rant projesi kuşkusuz FATİH
Projesidir. FATİH Projesi kapsamındaki akıllı tahtalardan,
tabletlerden, içerikli yazılımlardan İnternete kadar pek çok
alanda Kamu İhale Kurumu (KİK) devre dışı
bırakılırken bunun üzerinden yaklaşık 100 milyar lira
rant sağlanacağı tahmin edilmektedir.
Hakkâride bir
öğrenci ile İstanbulda özel okuldaki öğrencinin sadece tablet
bilgisayarından izlediği bir ders ile eşit fırsatlara sahip
olamayacağı çok açıktır, Tıpkı burada
görüldüğü gibi.
Bakınız,
Sayın Bakanımız her söz aldığında, eğitime
ilişkin kavramlardan çok piyasaya ilişkin kavramlar
kullanmaktadır. Daha çok piyasaya ilişkin olan bu kavramlar ile
eğitimde nitelik piyasanın acımasız rekabet
koşullarına indirgenmiş durumdadır.
2012 bütçesi
görüşmelerinde, Millî Eğitim Bakanının en büyük
amacını öğrencileri uluslararası rekabete hazırlamak
olarak açıklaması resmin ne kadar piyasaya ilişkin
olduğunun en açık göstergesidir.
Öğretmenlik
aydın kimliğiyle ön planda olan, özel ihtisas gerektiren saygın
bir meslektir. Köy enstitülerinden günümüze değin, değişik
kurumlarda bu öğretmenler eğitiliyordu ama maalesef, bugün, tüm
fakültelerde eğitilen insanların birçoğu iş
bulamadığından dolayı öğretmen olmak istiyor veya
birini bulup araya koyduktan sonra bir atamayla bu işi halletmeye
çalışıyor. Fakat 1980lerden günümüze, neoliberal ekonomik
politikalar temelinde öğretmenler yoksullaştırılmakta, mali
ve özlük hakları bir bir ellerinden alınmaktadır. Aydın
kimlikleri aşındırılarak öğretmenlik mesleği
hızla itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.
AKP döneminde bu çabaların daha da
yoğunlaştığını, öğretmenlik mesleğinin
ne kadar niteliksizleştirildiğini görmekteyiz. Öğretmen
maaşları açlık sınırının altına
düşürülmüş, ek ders ücretleri gasbedilmiştir. İl içi, il
dışı ve özür durumu, yer değişikliği hakları
sınırlandırılarak on binlerce öğretmen mağdur
edilmiştir, binlerce öğretmenin aile bütünlüğü bozulmuştur.
Burada, acaba ailenin ne kadar kutsal olduğunu Sayın
Bakanımız görebiliyor mu diye sormak istiyorum.
Yüz binlerce
öğretmenin ataması yapılmamış, düşük ücret,
iş güvensizliği, esnek istihdam koşullarında
çalıştırılan ücretli öğretmen uygulaması
genişletilmiştir. Öğretmenlerin örgütlenme hakkı
engellenmiştir. Yandaş sendikalı olmaları konusunda
baskı uygulanmıştır. Bütün bunlara rağmen örgütlenen
öğretmenler ise polis copu, gazı ve operasyonlarla
yıldırılmaya çalışılmıştır. Bugün
Eğitim-Senin 30 öğretmeni tutukludur. Biz, BDP olarak,
öğretmenlik mesleğinin AKP politikaları ve Millî Eğitim
Bakanının söylemleriyle itibarsızlaştırılmasına,
öğretmenlerin haklarının birer birer gasbedilmesine, neoliberal
politikalar ile öğretmenlik mesleğinin dönüştürülmesine dur
demeye, öğretmenlerin yükselttikleri mücadeleyi desteklemeye devam
edeceğiz. Bilimsel, demokratik nitelikli bir eğitim yaratmak ve tüm
eğitim emekçilerinin insanca yaşayabilecekleri ve meslekleri ile
bütünleşebilecekleri bir yaşam için mücadelelerini her zaman
desteklemeye de gayret göstereceğiz.
Devletin -ihmal ya
da kasıt- tutumu sonucu yaşamını yitiren çocuklar: Bir
ülkede eğitimin niteliğinden bahsederken ilk bakılması
gereken gösterge o ülkede insan yaşamına ne kadar önem
verildiğidir. Yaşam hakkı kutsaldır ve hiçbir gerekçe ile
-devlet dâhil- hiçbir güç tarafından müdahale edilemez. 27 Aralık
2011 tarihinde, Şırnak Uluderede, Roboski köyünün
yakınlarında, İsrail yapımı Heronlardan edinilen
istihbarat sonucu, F-16larla aralarında çocukların bulunduğu 35
sivil yurttaşımız bombalanarak katledildi. 35 sivil
yurttaşın 19u çocuktu. Devletin -ihmal ya da kasıt- tutumu
sonucu yaşamını yitiren, yalnızca Uludere katliamında
yaşamını yitiren çocuklar değildir; son altı yıl
içinde Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz dâhil 59 çocuk bu nedenle
yaşamını yitirmiştir, bunlardan 25i ilköğretim
çağında olan çocuklardır.
Ulus devlet
sınırları içinde tek devlet, tek bayrak, tarih, dil adına,
ne kadar yerel zenginlik varsa neredeyse hepsi ortadan
kaldırılmış ya da
itibarsızlaştırılmıştır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ana dil aslında doğal
olarak her insanın hakkıdır. Dil aslında bir iletişim
aracıdır da. Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin, kültürünün
taşıyıcısıdır. Bir diden fazla dil bilmenin
kişiye katacağı zenginlik önemlidir. Her birey için, her insan
için ana dil çok önemlidir. Ana dil, kişinin dünya ile iletişim kurma
sürecinde öğrenmeye başladığı, dolayısıyla
kişinin kimliğinin, duygusunun, zihinsel gelişiminin ayrılmaz
bir parçasıdır. İkinci dil öğrenmediğimizde bir
eksiklik yaşamayabiliriz ama ana dilimizi yitirdiğimizde
benliğimizin ve kimliğimizin duygusal ve zihinsel bütünlüğü
eksik kalır. Dil zenginliği, o toplulukları güçlendirir. Dil bir
halkı birleştiren, ortak hedeflere yönelten, sosyal olarak kendini
yeniden üreten bir kültür mirası ve o halkın, o topluluğun
zenginlik kaynağıdır.
Bir toplumun
kimliğini, kültürünü belirleyen özünde dildir. Kim, hangi dille
konuşursa konuşsun, halk için bir kültür anıtıdır.
Dilin kullanılması, korunması o toplumun, o halkın kendi
has özelliklerini oluşturur. Ne yazık ki günümüzde binlerce dil yok
olmuş, birçok dil de yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Ana dil
yasaklanması, en ağır
Hiç kuşkusuz, ana dildeki
eğitimin yasaklanmasıdır çünkü burada amaç şudur: Siz
dünyayla konuşmayın, ilişki geliştirmeyin. Hâlbuki, insan
olmanın en doğal hakkı, kendi ana diliyle kendini özgürce ifade
etmesidir.
Bugüne kadar,
dünyada 6 bine yakın dil konuşuluyor. Bu dillerin tümü 200 ülkede
konuşuluyor. Bu da gösteriyor ki tek dillilik değil, daha çok dilli
olmalıdır. Bazı ülkelerde yüzlerce dil konuşuluyor. Yeni
Ginede 850, Nijeryada 427, Kamerunda 270, Hindistanda 380, daha dün
Başbakanımızın ziyaret ettiği ülkede, Endonezyada 670
farklı dil konuşulmaktadır. Bu politikalar
Eskiden şu
söyleniyordu: İşte, dil bölünmeyi getirir. Öyle bir şey yok.
Bu politikalar
İnsan iki dilinden birini kimlik dili, diğerini ise
ortak anlaşma dili olarak kullanmalıdır. Çift dilli olmanın
zihinsel ve dilsel gelişime olumlu etkileri vardır. Farklı
dillerin varlığını inkâr eden, tek dil, tek millet
ideolojisi artık terk edilmelidir. Dillerin önündeki engeller
kaldırılmalı, toplumsal bütünleşme
sağlanmalıdır, çok dilde eğitim politikaları
oluşturulmalıdır. Bazı ülkelerde egemen dilin yanı
sıra ikinci dil ile eğitim görülmesi hukuki ve doğal bir
haktır. Ana dil meselesi iktidar için o kadar önemli bir alan
oluşturmuştur ki Türkçenin dışında kullanılan ana
dillere ilişkin sergilenen katı tutum, eğitimde ana dile yer
verilmesi gerektiği konusundaki en ufak talepler karşısında
dahi cezalandırma yoluna gidilmesine yol açmıştır.
Eğitim-Senin
Tüzüğünde yer alan Eğitim-Sen, toplumun bütün bireylerinin
demokratik, laik, bilimsel ve tarafsız bir eğitim, kendi ana dilinde
eşitlik içinde özgürce yararlanabilmesini savunur. ifadesi nedeniyle
kapatılma tehlikesiyle yüz yüzedir.
Türkiye,
egemenleri tarafından ana dili öğrenme ve ana dilde eğitim
talepleri güvenlik sorunu, bölünme sorunu olarak algılanıp buna uygun
nasıl düzenlemeler yapılabilirin arayışı içindedir. Bu
yaklaşım sonucu, Türkiyede başta Kürtçe olmak üzere, Süryanice
gibi diğer diller inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz
kalmıştır. Türkiyede konuşulan yaklaşık 36 dilin
yarısından fazlası yavaş yavaş yok olmaya
başlamış durumdadır ancak bu dillerden 15 tanesi hâlen
yaşamaktadır. Bu dilleri destekleyen akademik araştırma merkezleri,
eğitim ve kullanım alanları yaratılmamış, hatta
bildiğimiz gibi, bu dillerin ezici çoğunluğu yok
sayılmıştır.
Türkiyede
Kürt sorununun temel dinamiklerinden
birini oluşturan ana dilde eğitime ilişkin taleplerin ne
olduğu, Kürt dilinin ne kadar, nerede, nasıl öğretileceği,
çalışılacağı ve
araştırılacağı üzerine araştırma
yapılmalıdır.
Günümüzde
dünya ülkelerini incelediğimizde, Birleşmiş Milletler üyesi 194
ülkenin 113 devletinde birden çok resmî dil olduğu, İsveç, Almanya,
Hindistan gibi birçok ülkede de ana dilde eğitim ve öğretim
yapıldığı görülmektedir. Halkların ana dilini
sahiplenmek için verdiği mücadele sonucu kazanılan haklar ile bugün
birçok sözleşme ile uluslararası metinde ana dilde eğitimin
önemi vurgulanmaktadır ve hiç kimsenin ana dili öğrenmekten
alıkonamayacağı bir gerçektir.
Eğitim
sistemi, ilköğretimden başlamak üzere üniversite sırasına
kadar sınav merkezi hâline gelmiş durumdadır. Bir öğrenci,
ilköğretimden başlayarak yükseköğretim sonuna kadar on altı
yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750
sınava giriyor. Bu -arkadaşlarımız ifade ettiler- KPSS
sorunu olsun üniversite sorunları olsun bu yıl çok şaibeli bir
biçimde topluma arz edildi. Ne kadar doğru ne kadar yanlış
olduğuna dair henüz resmî ağızlar tarafından tatmin edici
bir beyan da yoktur.
Çocuk gelişim
uzmanları, eğitimciler, 0-6, 3-5, 5-6 gibi yaş kategorilerini
genellikle oyun çağı çocuğu ve okulöncesi çocuğu olarak
sınıflandırmaktadır. Bu yaş grubu çocukları
dikkat süreleri, bir konuya motive olma durumları, kişisel ihtiyaçları
karşılamada başkasının yardımına gereksinme
duyan grup olarak ifade edilmektedir. Zaten bu okulların
açılışında hepiniz gördünüz, böyle bir okullaşma,
böyle bir sınıflaşma hazır olmadığı hâlde,
çocukların boyunda lavaboların olması, hatta çocukların
doğal ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda bir
başkasının ne kadar yardımına ihtiyaç duydukları
ortadadır. Birçok çocuğun ebeveynleri onları terk ettiğinde
ağlamaklı olduklarını tümümüz televizyonlarda zaman zaman
izledik.
2011
yılı verilerine göre, büyük çoğunluğu Kürt illerinde olmak
üzere, toplam 539 yatılı ilköğretim okulu bulunmaktadır. Bu
okullarda, 115.689u kız, 131.874ü erkek çocuk olmak üzere toplam 247.563
öğrenci eğitim görmektedir
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSAMETTİN
ZENDERLİOĞLU (Devamla) 12.990 öğretmen bu okullarda
çalışmaktadır. Kısaca kamuoyumuzda YİBO olarak bilinen
yatılı ilköğretim bölge okulları, Kürt çocukları
arasında âdeta asimilasyon merkezi olarak işlev görmüştür. Bu
okullar birer kışla eğitimine yöneldi, hatta bunlara ölüm
okulları deniliyordu. Özel yetkili valiler, Abdullah Doğanın
1938lerdeki söylemiyle, Kürt çocuklarına Türkçeyi öğreterek iyi
birer Türk vatandaşı olarak yetiştirmelerinde
YİBOların önemine sıkı sıkı vurgu
yapmıştır. Hâlen
BAŞKAN
Sayın Zenderlioğlu, süreniz tamam efendim.
HÜSAMETTİN
ZENDERLİOĞLU (Devamla) Bu temelde çocukların iyi birer dünya
vatandaşı olmaları için, çevre bilinci, cinsiyet
eşitliği, insan hakları, çok kültürlü, çok dilli
yurttaşlık hakları, demokratikleşme sürecinin iyi
eğitimli, çoğulcu, özgürlükçü bir kişiliği kazandırmak
gerektiğine inanıyorum.
Hepinize sevgi ve
saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu.
Gruplar adına
son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın
Işık.
AK PARTİ
GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisine mensup 22
milletvekilinin, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer
hakkında vermiş olduğu gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru, Anayasamıza göre en
ciddi denetim aracı. Muhalefetin, bu denetim aracını
kullanması da en tabii hakkıdır. Ancak bu hakkın
kullanılması sadece ve sadece denetim için olmalıdır; bir
kanun tasarısının görüşülmesinin engellenmesi, Meclis
çalışmalarının yavaşlatılması, Genel Kurul
çalışmalarının sekteye uğratılması
amacına yönelik olmamalıdır.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bu denetim değil mi?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sözlerine böyle başlamasan iyiydi.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - Ama yine de biz bu arkadaşlarımıza
ALİM
IŞIK (Kütahya) Kimin ne malı götürdüğünü herkes öğreniyor
işte, kamuoyu da öğreniyor; bu gensoru değil mi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) -
bu vesileyle AK PARTİnin eğitime
yaklaşımını, AK PARTİnin eğitim
politikalarını ve AK PARTİnin eğitimde
yaptığı icraatları anlatmamız noktasında bize bir
fırsat verdiği için kendilerine teşekkür ediyoruz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Hangi bakanlığın dönemini anlatacaksın?
Öbürlerini inkâr ediyor da Sayın Bakan.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - Evet, şimdi, biz Hükûmeti anlatırız, bizim
bakanlıklarımız...
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Hangi bakanın; Hüseyin Beyin mi, Nimet Hanımın
mı, Ömer Beyin mi, hangi dönemi anlatacaksın?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Değerli arkadaşlarım, gensoru
gerekçelerini çok büyük bir dikkatle okudum yani gerçekten, bir bakanla ilgili,
ciddi, tutarlı, ele avuca gelir, gerçeklere dayanan, birtakım mesnedi
olan iddialar olsa gam yemeyiz
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Zaten o duyarlılık sizde olmadığı için
onun içeriğini anlamanız mümkün değil.
FİKRİ
IŞIK (Devamla)
ama hiçbir gerekçeye, somut gerekçeye, hiçbir
gerçeğe dayanmayan iddiaların arka arkaya sıralanarak
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bak, biz millî hassasiyetlerden bahsediyoruz. Onu
anlamanızı beklemiyoruz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla)
Sayın Bakan hakkında gensoru önergesi
verilmesini doğrusu hayretle karşılıyoruz. Ve burada, bu
konuşmayı yapmadan önce, konuşan bütün arkadaşları
dinledim.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan babasının çiftliği gibi
kullanmaya devam etsin!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Arkadaşlar, iki tespitimi sizlerle paylaşmak
isterim. Bunlardan bir tanesi: Eğer bir insan, gözlerini kapatır Ya,
burası ne kadar da karanlık, galiba gece. der de bütün
insanların da gözlerini kapatıp onun gece olduğuna
inanmasını beklerse sadece
kendini kandırır.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sizin adınıza Sayın Başbakan düşünüyor.
Böyle bir düşünceden sizin bahsetmenizin ne anlamı var?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Değerli arkadaşlar, burada
konuşulanların tamamına yakını bu kürsüden neredeyse
on yıldır konuşuluyor, Sayın Bakanın şahsiyetiyle
ilgili konuları kenarda tutarsak on yıldır konuşuluyor ve
on yılda şu Meclis 7 defa halka gitti; 2002, 2004, 2007, 2007
referandumu, 2009, 2010 referandumu, 2011 seçimleri. Bu söyledikleriniz ve
burada söylemediğiniz çok daha ileri iddialar halkın görüşüne
soruldu. Halk dedi ki: Yani muhalefetin gözü kapalı olabilir ama benim
gözüm kapalı değil. Ve muhalefete gereken dersi verdi
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Siz öyle zannedin!
FİKRİ
IŞIK (Devamla)
ama anlaşılan, bu derslerden, bu sonuçlardan
yeterince ders çıkarılmamış.
Bir başka
konu daha aklıma geldi ve bir özdeyiş aklıma geldi, diyor ki:
Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler
insanları konuşur, kişileri konuşur. Yani ben, burada,
hayretler içerisinde
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan babasının çiftliği gibi
her yeri kullansın, sonra küçük beyinli olalım ha!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Tabii, Sayın Bakan kendi şahsıyla ilgili,
kişiliğine yönelik veya şahsına yönelik konularda mutlaka
cevap verecektir ama Sayın Bakan adına da gerçekten çok
üzüldüğüm birkaç konu var.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ya, gensoruyu bakanlar üzerine vereceğiz, siyasal fikirler
üzerine verilmez ki.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bunlardan bir tanesi, herhâlde Sayın Bakan
Geleceğim
gensoruya, söyleyeceğim onları, rahat ol.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) İç Tüzükü bilmiyor musun sen? Gensoru ne için verilir?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Rahat ol.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sizin hakkınızda verilmedi gensoru, Sayın
Bakan hakkında verildi.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Sayın Bakan, herhâlde akademisyen
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Gensoru ne için verilir? Bakanlar için verilmez mi? Siyasal
fikirler için mi verilir?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakanların uygulamaları için verilir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Siyasal fikirler için mi verilir gensoru?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakanların uygulamaları için verilir. Bakanlara
hakaret etmek için
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ne alakası var, ne alakası var?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bak, burada şunu özellikle Sayın Zühal Topcunun
ve Ahmet
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Bakana hakaret eden kim?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bir saniye
Ahmet Beyin
gerçekten kişiliklerine çok saygı duyuyorum, üsluplarını da
burada son derece seviyeli buldum ama konuşmaların içeriğine de
hiç katılmadığımı ifade etmek durumundayım ama
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Olabilir.
FİKRİ
IŞIK (Devamla)
son günlerde bu Meclisin, o kaba ve yaralayıcı
cümle kullanma noktasından seviyeli bir eleştiri noktasına gelmiş
olmasından dolayı da memnunum ve bu arkadaşlarıma bu yüzden
de teşekkür ediyorum. Şimdi, yalnız, içeriğe girmek
durumundayız, bizim görevimiz içeriği konuşmak.
Değerli
arkadaşlarım, herhâlde Sayın Ömer Dinçer dünya tarihinde kendi
kitabından yaptığı alıntı dolayısıyla
intihalle suçlanan tek akademisyendir.
LEVENT GÖK
(Ankara) Nereden biliyorsun?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Daha
fazlası da var ama söylemeyeyim.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Nereden bildiğimi söyleyeyim mi? Hemen, kendi
grubunuzun şu anda üyesi olan Oktay Ekşi Beye sorun. Ömer Dinçerin
kendi kitabından yaptığı alıntı
dolayısıyla intihalle suçlandığına dair Oktay
Ekşinin yazısına lütfen bakın. Ya, daha ötesine ne
denebilir? Yani bir insan, daha önce kendi yazdığı bir kitaptaki
bir cümleyi daha sonra tekrar edince, bu arada bu kitaptan başka bir
kişi alıntı yapınca Vay sen bu kitaptan değil de
şuradan alıntı yaptın. diye intihalle suçlanabilir mi? Ve
maalesef o günkü YÖK Genel Kurulu bunu intihal saymış.
LEVENT GÖK
(Ankara) Öyle değil ama, öyle değil.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Şimdi bunu insafın neresine
sığdıracağız?
UĞUR
BAYRAKTUTAN (Artvin) Bu kadar basit mi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada
bir arkadaşımız çıktı, Sayın Ömer Dinçerin
oğluyla ilgili bir şeyler söyledi. Biraz
rahatsızlanmış herhâlde arkadaşımız, şifalar
versin Cenabıallah arkadaşımıza. Sadece şunu
sorayım: Yani Sayın Dinçerin oğlunun pozisyonunu ben
bilmiyorum, Allah biliyor ilk defa duydum ama Sayın İncenin 2
sekreterini Meclise aldırırken hangi KPSS sınavına
soktuğunu ben çok merak ediyorum. Bunu mutlaka bize açıklamalı.
Hangi KPSS sınavıyla, hangi başarısıyla Meclise
alınmıştır, bunu açıklasın.
SIRRI SAKIK
(Muş) Alan da sizsiniz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - İnsanlara çamur atmak kolay ama değerli arkadaşlarım,
bu Meclisin en önemli özelliği, kişilere hakaret etmeden temiz bir
dille konuşma yapmaktır. Bizim burada görevimiz, fikirleri ve
olayları değerlendirmektir, kişilerin şahsiyetiyle
uğraşmak değildir.
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, tabii bu gensoru önergesi vesilesiyle, biz
AK PARTİ İktidarında eğitim alanında
gerçekleştirilen gerçekten pek çok başarının, aslında
altını çizmemiz gerekiyor ama bu, şu anlama gelmiyor: Gensoru
önergesinin gerekçelerini atlayacağımız anlamına gelmiyor.
Birkaç dakikada, AK PARTİ İktidarında eğitimde neler
başarıldı, onu ifade edeyim; ondan sonra da gensorunun
gerekçelerine tek tek gireceğim.
Şimdi
bakın, değerli arkadaşlar, biz öncelikle, AK PARTİ olarak,
eğitimi, her alandaki kalkınmanın en önemli unsuru olarak
görüyoruz. Refah toplumuna ulaşmanın ve güçlü bir geleceği
yakalamanın olmazsa olmazı görüyoruz eğitimi. Güçlü bir toplum
hedefini gerçekleştirmek için de en temel hizmet alanı olarak
görüyoruz eğitimi. AK PARTİ olarak biz, eğitimi,
insanımızın yaşam kalitesini yükselten, ülkemizin insan
kaynağını çağdaş dünyayla rekabet edebilir
donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir etkinlik olarak
görüyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, bir iktidarın bir konuya
yaklaşımındaki en önemli göstergelerden birisi bütçedir;
bütçeden o kuruma, o konuya ayırdığı paydır.
Bakın, AK PARTİ İktidarı dönemlerince eğitime
ayrılan bütçe en büyük bütçe olmuştur. Biz, bütçeden on
yıldır kesintisiz olarak en fazla parayı eğitime
aktarıyoruz. Bir iktidarın eğitime bakışını
bundan daha güzel anlatacak ne vardır?
Biz iktidarı
devraldığımız 2002 yılının bütçesinde
eğitim 7,5 milyar lira; gayrisafi hasılanın yüzde 2,13ü.
Bakın, 2012 yılında bu rakam, değerli
arkadaşlarım, tam 39,1 milyar liraya çıkıyor yani
yaklaşık 6 kattan fazla artıyor. Şimdi 2013 bütçesinde
inşallah, sizlerin de desteğiyle geçeceğine inanıyorum- bu
rakam 47,5 milyar liraya yükseliyor. Yani 7,5a 40 milyar -40 katrilyon eski
parayla- ilave etmişiz. Bu eğitime
Arkadaşlar,
ben şunu çok merak ettim: Ya biz 181 bin dersliği Türkiyede değil
de acaba Yunanistanda mı yaptık? Yani biraz önce muhalefet
partisine mensup arkadaşlarımız öyle konuştu ki sanki bu
derslikler Türkiyede yapılmamış; 181 bin derslik, 880
öğrenci pansiyonu, bin spor salonu, 14 bin yeni laboratuvar bu ülkede
yapılmamış. Hayır, bunların tamamı bu ülkede
yapıldı ve bu ülkenin evlatları için yapıldı.
Bunları siz görmeyebilirsiniz, görmemezlikten gelebilirsiniz,
vatandaşın görmesini engellemek isteyebilirsiniz ama milletimiz
gerçeği görüyor.
Değerli
arkadaşlarım, mevcut 76 üniversiteye 92 yeni üniversite AK PARTİ
İktidarında ilave oldu. Bugün, yükseköğretim yurt kapasitesini
185 binden 350 bine AK PARTİ İktidarı çıkardı. O
koğuş tipi yurtlardan artık otel tipi yurtlara AK PARTİ
İktidarında geçtik. Bunları bu ülkede yaptık. 1 milyon yeni
bilgisayar, tüm okullara İnternet erişimi, 8 derslikli okulların
üzerindeki tüm okullarda bilgi teknolojisi sınıfını AK
PARTİ İktidarı gerçekleştirdi. Bu ülkede FATİH
Projesini AK PARTİ başlattı. FATİH Projesini önemsizleştirme
çalışmaları, göreceksiniz, tarihe karşı büyük bir
saygısızlık olarak geçecek, neden biliyor musunuz? O FATİH
Projesini geçen yıl burada 4+4+4ü tartışırken söyledik,
burada arkadaşlarımız: Yok efendim, Türkiyenin
altyapısı yetmiyor, Türkiye bu işi yapamaz. Hayır, Türkiye
bu işi yapıyor. Şu anda ihaleler peş peşe
yapılıyor ve tamamına yerli firmalar gidiyor, çok ciddi rekabet
ortamı oluşuyor ve FATİH Projesi, Allahın izniyle
Türkiyenin geleceğini aydınlatmaya başladı ve
aydınlatacak. Bu noktada hiçbir tereddüdümüz yok. FATİH Projesiyle
bütün sınıflara tüm donanımlarıyla birlikte
akıllı tahta, her öğrenciye tablet bilgisayar, her
öğrenciye elektronik içerik
Ya insanın öğrenci olası
geliyor. Öyle güzel içerikler hazırlanmış ki, İnternette
tıklıyorsunuz, artık o klasik öğrenme yöntemlerinin çok
dışına çıkılmış
HÜSAMETTİN
ZENDERLİOĞLU (Bitlis) Hakkâride var mı, Bitliste var
mı, Muşta var mı?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) -
görsel, eğlenceli, fevkalade güzel öğretim
metotlarının kullanıldığı elektronik içerikler
var. Arkadaşlar, bunları görmeyebilirsiniz, ama halkın
görmediğini zannetmeyin.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Sayın Vekilim, siz görüyorsunuz, öğrenciler
görmüyor.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakın, Türkiyede AK PARTİ İktidarı
döneminde eğitimde fırsat eşitliği noktasında çok
büyük adımlar atıldı. Ücretsiz kitap
dağıtımı, tüm öğrencilerimize; şartlı nakit
transferi, fakir çocuğa
Yeter ki evladım sen oku, ben senin
eğitim masraflarını karşılıyorum diye, devlet,
çocuğa, her öğrenci başına ailesine, annesine para
yardımı yapıyor. İlköğretim bursları, 95 bin
öğrenciye 12 lira verilirken bugün 234 bin öğrenciye 121 bin lira
verilir hâle geldi.
Taşımalı
eğitim sistemi yaygınlaştırıldı, ortaöğretim
kapsama alındı.
Haydı
Kızlar Okula gibi bir sürü kampanyayla Türkiyedeki eğitim seviyesi
ve kız öğrencilerimizin dezavantajlı durumları telafi
edildi.
Engellilere
engelsiz eğitim noktasında çok ciddi adımlar atıldı.
Bakın
değerli arkadaşlar, burs, kredi ve yurt imkânı AK PARTİ
döneminde rekor kırdı. 45 lira olan burs 260 liraya çıktı,
daha da inşallah yılbaşında artacak.
Beslenme
yardımı 180 lira oldu.
Değerli
arkadaşlar, en önemlisi, bu ülkede taa YÖKün kurulduğundan beri
Kaldırılsın. denilen harçlar kaldırıldı
değil mi? Şimdi bunları görmezlikten gelmek mümkün mü?
Ama değerli
arkadaşlar, bunları genelde dünyada sosyal demokrat iktidarlar
yapmayı hedefler. Sosyal demokratlar bu işin gerçekten kendileri
açısından önemli olduğunu düşünür, ama Türkiyede bütün bu
icraatları, başarıları AK PARTİ hayata geçirdi. E,
biraz kıskançlık dolayısıyla bütün bunların üstünü
örtmek amacıyla O onu dedi, bu bunu dedi, şu şuraya gitti, bu
buraya geldi, bu bunu aldı, bu bunu verdi
Yok, bunların üzeri
örtülmez. Bunlar, Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde yazılacak çok önemli
başarılardır, bunların üzeri örtülmez.
Değerli
arkadaşlarım, öğretmenlerle ilgili konuşuluyor. On
yılda 357 bin öğretmen almış bir iktidarız.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Yılda 35 bin; 2002de de 35 bin atandı.
Neredesiniz, on yılda aynı yerde sayıyorsunuz!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Evet, on yılda ve 2012 yılında
ALİM
IŞIK (Kütahya) 2001e bak, kaç kişi atanmış? Aynı
sayı. On yıldır niye bunları artırmadınız?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Baktım, bütün rakamlarına baktım. 15 bin,
17 bin. Bir bak.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bak, bak, hepsine bak. 34 bini unutma.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Hangi yıl? 15 bin, 17 bin.
ALİM
IŞIK (Kütahya) 2002de 35 bin. Bakan burada, yanlış
bilgilendiriyorsun. 34 bin 500 küsur.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakın, 2012 yılında 57 bin öğretmen
almışız. Eğitim kadromuza 357 bin yeni öğretmen
koymuşuz arkadaşlar.
ALİM
IŞIK (Kütahya) İşine geleni söylüyorsun, işine gelmeyeni
yanlış söylüyorsun; olmuyor. 34 bin 500 atama yapıldı.
Aynı yerde duruyorsunuz on yıldır.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Öğretmenlik itibarını düşürdünüz.
diyorsunuz. Ya, öğretmenlik itibarı düşse öğretmenliğe
yönelik okulların giriş
puanı düşer mi, yükselir mi? Eğer itibar düşse puanlar
düşer. Bugün, şu anda en yüksek puanla alınan yükseköğretim
kurumları neredeyse eğitim kurumları hâline geldi.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ya, güvercine benzetti Sayın Bakan, evin önündeki güvercine
benzetti. Bunun neresinde itibar var ya?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakın, maaşlardan bahsedildi sevgili
arkadaşlar, burada maaşlardan bahsedildi. Size bir tek rakam vereyim,
gerisini insafınıza bırakayım: 2002 yılında 9/1
bir öğretmen ek ders dâhil 635 lira alıyor. Bugün, 2012
yılında aynı öğretmen ek ders dâhil 2.276 lira alıyor.
Türkiyedeki enflasyonun yüzde 130 olduğunu düşünürseniz,
öğretmenlerin enflasyonun altında ezdirilmediği, aksine
durumlarının gerçekten güçlendirildiği açık görülüyor.
ALİM
IŞIK (Kütahya) O zaman
öğretmenler niye sokakta?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Ha, bunu da yeterli görmüyoruz. Şimdi, yeni
öğretmen strateji çalışmaları devam ediyor. Bu yeni
stratejide öğretmenlerimizin konumlarının ve özlük
haklarının geliştirilmesine yönelik yeni
çalışmaların olduğunu gayet iyi biliyorum. Eğitime
hazırlık ödeneğinin 2002de 175 liradan bugün 700 liraya
çıkarıldığını söylemek durumundayım.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Bak mesajla saygılarını gönderiyorlar
sana, Bu konuşan arkadaş Türkiyede mi yaşıyor? diye
soruyor.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Değerli
arkadaşlarım, bugün derslik başına Yunanistanda
değil, Türkiyede 36dan 30a düşen öğrenci sayımız
var. Bugün öğretmen başına 28den 21e düşen öğrenci
sayımız var.
Biraz sonra,
değerli arkadaşlarım, özellikle vakit
sıkıntısından tam giremiyorum ama şu gerekçeleri tek
tek görüşlerinize arz etmek istiyorum.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Gensoruya gel bakalım, gensoruya.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bakınız, değerli arkadaşlar, bu
gensoru önerisindeki gerekçeler; bir, öncelikli şunu ifade edeyim:
Sayın Bakana, Bakanın hiç sorumluluğunda olmayan bir konudan dolayı
suçlama yöneltilmesi en hafif kelimeyle insafsızlıktır.
Efendim, 4+4+4ten
dolayı, sınıf öğretmenleri büyük mağduriyet
yaşamış. Arkadaşlar, 4+4+4, 6287 sayılı Kanun.
Bu Meclis iradesiyle gerçekleştirilmiş, ilkokul beş yıldan
dört yıla, ortaokul da üç yıldan dört yıla
çıkarılmıştır. Burada, Sayın Bakan,
öğretmenlerin atıl hâle gelmemesi, atıl kapasite
oluşmaması, öğretmenlerin kendilerini derse girmemenin sonucunda
rahatsız hissetmemesi açısından, bir mağduriyet
oluşmaması açısından öğretmenlere branşa geçme
hakkı vermiştir.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Öğretmenler İçişleri
Bakanlığına bağlı mı çalışıyor?
OKTAY VURAL
(İzmir) Yahu, milletle dalga geçmeyin, Allahını seversen.
Demek Meclisin hatası, yani Meclise mi gensoruyu verseydik?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Alkışlanması gereken bir iş
yapmışken Sayın Bakanı Niye böyle yaptınız?
diye eleştirmek insafa sığmaz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) Bir de alkışlıyor orada,
alkışlıyorsunuz yahu!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bunu özellikle söylemek durumundayım.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Öğretmenler Tarım Bakanlığında
mı çalışıyor Sayın Işık?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) İkinci konu değerli arkadaşlarım:
Bakanlık yeniden yapılandırılmış. Elbette,
Bakanlık yeniden yapılandırıldı, çok da doğru bir
iş yapıldı. Türkiyede AK PARTİ İktidara geldiği
zaman, Türkiyede altyapıda ve fiziki şartlarda ciddi yetersizlikler
vardı.
OKTAY VURAL
(İzmir) Tasarıyı hazırlayan Bakan değil mi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) AK PARTİ İktidarının önceliği,
bu yetersizlikleri gidermek, buradaki ihtiyaçları karşılamak,
ondan sonra da bu altyapıdaki yetersizlikler en azından bir nebze
giderildikten sonra da eğitimde kaliteyi yakalamak.
Şimdi, sekiz
buçuk yıllık iktidarın sonunda, Bakanlığın gayet
tabii ki kalite eksenli yeniden yapılandırılması zarureti
vardı ve bu Sayın Ömer Dinçere nasip oldu.
ALİM
IŞIK (Kütahya) İktidarınız on bir yıl oldu.
Sayın Işık, size üç yıl önceki notu vermişler.
OKTAY VURAL
(İzmir) Eskide kaldınız, yani biraz eskide kaldınız.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Eğer, Sayın Bakandan önceki Bakana da bu
noktada bir fırsat gelseydi, eminim, Sayın Nimet Baş da
yapacaktı, Sayın Hüseyin Çelik de yapacaktı.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sekiz buçuk yıl diyor, on bir oldu, on bir. Üç
yıl öncesinin notu o, onu güncellettir.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nimet Baş cevap verdi zaten, gerekeni söyledi.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Şimdi, burada, bürokrasinin azaltılması,
kalite odaklı yeni birimlerim kurulması, vatandaşa yönelik
hizmetlerde kolaylık sağlama; bunun gibi pek çok yenilik,
Bakanlığın kurumsal hâle getirilmesi eleştirilecek -neyse-
Yok efendim şu grup müdürü vekâletenmiş, şu
asaletenmiş... Arkadaşlar, kurumlar kişilerle kaim
değildir. Kurumlar ilkelerle kaimdir. Eğer Sayın Bakan
performansını düşük görürse gayet tabii ki görevlendirmez,
yüksek görürse görevlendirir. Bu Sayın Bakanın takdir
hakkıdır. Sayın Bakanın takdir hakkını gensoru
önergesi sebebi yapmak da doğru bir yaklaşım değildir.
OKTAY VURAL
(İzmir) Vay!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Evet, değerli arkadaşlarım, ataması
yapılmayan öğretmenlerle ilgili konu...
OKTAY VURAL
(İzmir) Bir gensoru da sen hazırla bakalım!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Değerli arkadaşlar, bakın, ataması
yapılmayan öğretmen değil, devletin ihtiyacı olan
öğretmen. Şu anda, 100 bin civarında öğretmene
ihtiyacımız var.
OKTAY VURAL
(İzmir) Alın
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - Bütçe imkânları elverdiği
ölçüde, inşallah, en kısa sürede bu uygulamalar, bu alımlar
yapılacak.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan 150 bin olduğunu söylüyor, hangisi
doğru?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Bir başka şey daha söyleyeyim: Şimdi,
diyor ki: İşte, efendim, okul öncesi zorunlu hâle getirilmedi.
OKTAY VURAL
(İzmir) Eski notları getirmiş, eski!
ALİM
IŞIK (Kütahya) Eski notları getirmiş Sayın Bakan.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz bunu 4+4te çok
konuştuk.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nimet Hanımın dönemindeki notlar galiba.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) - Okul öncesini siz hukuki zorunluluk yaparsanız
vatandaşınızı mağdur edersiniz.
OKTAY VURAL
(İzmir) Yanlış konuşma bu!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Yani, vatandaşa zorunlu olmayacak ama idareciye
zorunlu olacak. Hukuki zorunluluk yok, idari zorunluluk var. Bir valinin
başarısı ilini okul öncesinde hangi noktadan hangi noktaya
getirdiğiyle ölçülüyor. Bir kaymakamın başarısı, bir
millî eğitim müdürünün başarısı okul öncesindeki
başarısıyla ölçülüyor. Bunları görmemezlikten gelmek mümkün
değil.
Tabii,
konuşulacak çok fazla şey var ancak şunu ifade edeyim
OKTAY VURAL
(İzmir) Yetmedi, gensoruya sıra gelmedi maalesef.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) -
bu gensorunun hiçbir gerekçesi gerçekliğe
dayanmıyor, subjektif değerlendirmelere dayanıyor.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ALİM
IŞIK (Kütahya) Gensorudaki sondan ikinci cümlenin gerekçesini de bir
açıkla.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) AK PARTİ olarak gensorunun aleyhinde olduğumuzu
ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Sayın Başkan, arkadaş gensoruya
gelemedi. Bir yirmi dakika daha ver de gensoruyu anlatsın.
OKTAY VURAL
(İzmir) Gensoruya gelemedi bir türlü ya!
BAŞKAN
Buyurun Sayın Ekşi.
OSMAN OKTAY EKŞİ
(İstanbul) Sayın Başkan, Hatip benim adımdan söz ederek
benimle ilgili, gerçeğe de bence uygun olmayan beyanlarda bulundu. Söz
istiyorum.
BAŞKAN
Buyurun efendim.
İki dakika
içinde lütfen
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Bu konu iki dakikaya sığar mı
efendim?
BAŞKAN Hep
öyle veriyorum.
VII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
7.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay
Ekşinin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Saygıdeğer arkadaşlarım,
az önce konuşan Hatip, bendenizin ismini, ismimi de zikrederek maalesef
gerçeğe aykırı beyanda bulundu. Sayın Hatibin
beyanını ben şöyle algıladım: Benim yazımın
kendim tarafından tekrarlanması hâlinde bunda bir intihal olur mu?
Böyle bir şey olduysa olmaz ama yapılan o değil. Sayın Ömer
Dinçerin, profesörlüğü döneminde, yaptığı şey
şu: Profesör Tamer Koçelin kitabından yaptığı
alıntılar bire birdir. Daha sonra, bu konu kamuoyuna
yansıdıktan sonra, intihal olduğu da YÖKte karara
bağlandıktan sonra, Sivasta görev yapan Yahya Fidan isimli
yardımcı doçent, kendisiyle birlikte iki imzalı bir kitap
yayınlamıştır. Orada da Sayın Tamer Koçelin
kitabından -ve beyanına göre daha sonra- kendisinin de kitabından aktarmalar
vardır fakat mesele kendi kitabından yaptığı aktarma
değil, Tamer Koçelin kitabından yaptığı
aktarmalardır. Eğer, ayrıntısını isterseniz
bilginize sunarım. Yargının kararına bağlanmıştır,
kesinlenmiş karardır. Hatta, Sayın Ömer Dinçer bu vesileyle
bendeniz hakkında hakaret davası da açmaya teşebbüs etmiş;
yargı, meseleyi bilirkişiye havale etmiş ve davası
reddedilmiştir. Kendisi buradadır, dediklerimde gerçeğe
aykırı bir husus varsa kendisini dinlemekten ben de mutluluk
duyarım.
Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür
ederim.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan.
BAŞKAN
Buyurun efendim.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Biraz önceki Hatip, Grup Başkan Vekilimiz
Sayın Muharrem İnceye sataşmada bulunmuştur. Vermiş
olduğu bilgiler, Sayın İnceyle ilgili verdiği bilgiler
gerçeğe aykırıdır.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Gerçeğe aykırı ne var ki?
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Söz istiyorum efendim.
BAŞKAN
Evet, buyurun iki dakika içinde.
8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif
Hamzaçebinin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın CHP Grup
Başkan Vekiline sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ben arzu ederdim ki, İktidar Partisi Grubu adına konuşan
arkadaşımız, Sayın Millî Eğitim Bakanıyla ilgili
olarak ortaya konulan, iddia edilen hususları daha gerçekçi delillerle
cevaplandırabilsin. Anlaşılan, böyle deliller, gerekçeler elinde
yok ki, bir başka yönteme başvurarak rakiplerini, Sayın Bakan
hakkında konuşanları karalamaya çalışıyor.
Şimdi, Sayın
Hatip, Sayın Muharrem İncenin 2 sekreterini Meclise alırken
hangi KPSS sınavıyla aldığı şeklinde bir imada
bulunuyor.
Hemen söyleyeyim
Sayın İnce adına. Birincisi: Hiçbir grup başkan vekili,
hiçbir milletvekili, kendi başına personel almaz, personel alma
önerisinde bulunur, atamayı Meclis Başkanlığı yapar;
bu bir.
İki
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Yanlış bilgi veriyorsunuz. İsim veririm.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) Geliyorum, dinleyin. Merak etme arkadaşım.
İki:
Sayın İncenin bir danışmanı 2002 yılından
bu yana devlet memurudur. 2002 yılında KPSS sınavında
90ın üzerinde puan almıştır, on yıldır Türkiye
Büyük Millet Meclisinde görev yapmaktadır. Sayın İncenin
yanında çalışan bir diğer arkadaş, 97
yılında Sayıştayda göreve başlamıştır,
99 yılından bu yana da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev
yapmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi,
soruyorum: Bunun neresi, hangi yasalara aykırıdır?
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Yanlış bilgi veriyorsunuz Genel Kurula.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) - Elinizde
hiçbir şey yok, Sayın Bakanı savunacak olan hiçbir deliliniz
yok. Bakın, intihalle ilgili bile Sayın Oktay Ekşiyi referans
gösteriyorsunuz. Ben sizin yerinizde olsam Mahkeme kararları
yanlış. vesaire; böyle bir şey söylerdim. Onu bile
söyleyemediniz çünkü hepsi doğru.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın Vural,
buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir) AKP adına konuşan Sayın Milletvekili, mesnetsiz
iddialarla gensorumuzun yetersiz
olduğuna ilişkin bir sataşmada bulunmuştur.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Sataşma değil ki. Sataşmadım, kendi
görüşlerimi söyledim.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Dolayısıyla, bu Mesnetsiz, delilsiz.
iddialarına yönelik cevap vermek
istiyoruz.
Önerge sahibi
olarak Sayın Zühal Topcu efendim.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) - Sayın
Başkan, bunlar sataşma değil ki, kendi görüşlerimi
söyledim.
OKTAY VURAL
(İzmir) Evet, öyle dediniz yahu! Mesnetsiz atıyorsa
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Küçük adamlar şahıslarla uğraşır.
dediniz. Herhâlde bir özür dilemeniz gerekiyor Fikri Bey.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Niye özür dileyelim?
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Şahıslarla uğraştınız da olmadı
yani.
OKTAY VURAL
(İzmir) İşiniz gücünüz şahsiyet.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Olmadı yani.
BAŞKAN
Sayın Topcu, iki dakika içinde lütfen
9.- Ankara Milletvekili Zühal Topcunun,
Kocaeli Milletvekili Fikri Işıkın MHP Grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
ZÜHAL TOPCU
(Ankara) Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Öncelikle
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Kişisel görüşlerimi söyledim.
ZÜHAL TOPCU
(Devamla) Evet, Fikri Hocam.
Öncelikle
şunu belirtmek istiyorum: Hani bu gensoru verme olayı küçük beyinli
insanların bir çabası olarak verilince
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Asla
Asla
ZÜHAL TOPCU
(Devamla) - Eğer yanlış anlamadıysam, İç Tüzüke
koyanlar o zaman küçük beyinli diye düşünüyorum; ki, böyle bir uygulama
oldu.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Kastım o değildi.
OKTAY VURAL
(İzmir) Bunu söyleyen küçük beyinlidir zaten.
ZÜHAL TOPCU
(Devamla) - Evet
Yani, onu lütfen geri alır iseniz memnun olurum. Onu
söyleyeyim.
Şimdi
Eğitimde delil. deyince acaba nicel ve nitel özellikleri birbirine mi
karıştırıyoruz diye böyle bir soru sormak geldi.
Şimdi, burada delil dediğimiz
Aslında bina sayıları
tabii ki önemlidir, sınıf sayıları, imkânlar önemlidir ama
bunların içinin nasıl doldurulduğu önemli; bunlara çok dikkat
etmemiz lazım. Bunun için de ulusal ve uluslararası kriterler
vardır. Özellikle, bu çocuklarımızın nasıl
beslendiğine yönelik... Beslenme derken, fikriyat olarak, öğretim
olarak, ben bunları vermek istiyorum. Çok güzel sınıfları,
teknolojik sınıfları koyabilirsiniz, hazırlayabilirsiniz
ama bunları nasıl doldurduğunuz önemli. Eğer kalite
yükseldiyse PISA sonuçlarına bakmanızı öneriyorum. Kalite
yükseldiyse OECD standartlarında nasıl bir başarı
sağladığınıza bakmanızı öneriyorum ve
çocukların kendini ifade etme becerileri, esnetme becerileri, bilgileri
kullanma, kavramları kullanma becerilerine bakmanızı öneriyorum.
Onun için, yani bina yapmak önemli ama bunların içinin doldurulması
onlardan da önemli. Bunu söylemek istiyorum özellikle. Onun için,
verdiğimiz önergenin mesnetsiz, asılsız olarak, böyle bir
iddiayla çürütülmeye çalışılması mesnetsiz diye
düşünüyorum.
Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Topçu.
Buyurun Sayın
Işık.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
ÖZGÜR ÖZEL
(Manisa) Ne dedi?
BAŞKAN
Nasıl bir sataşma?
EMRULLAH
İŞLER (Ankara) Biraz önce niye sormadınız? Kaç kişi
kalkıyor her seferinde ya. Sizde bir hatipten sonra en az 3 kişi
kalkıyor, konuşuyor ya.
ÖZGÜR ÖZEL
(Manisa) Hayır, ne dedi?
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) CHP Grup Başkan Vekilinin ifadelerini sataşma
olarak kabul ediyorum, söz istiyorum.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Hayır efendim, sataşma yok
Sayın Başkan.
ÖZGÜR ÖZEL
(Manisa) Açıkça ifade etmek zorunda...
OKTAY VURAL
(İzmir) Hayır, öyle olmadığını herhâlde
Özür
dileyecektir belki.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğumu
ifade etti, bunu açıklayayım, bir.
İkincisi de
BAŞKAN
Peki, iki dakika içinde, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden.
Buyurun.
10.- Kocaeli Milletvekili Fikri
Işıkın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebinin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Teşekkür ediyorum.
Şimdi,
değerli arkadaşlar, hiçbir şeyi delilsiz konuşmuyoruz.
Sayın İnceyle ilgili, soyadını şu anda hatırlamadığım
Esra diye bir Hanımefendinin Meclise alınışını
lütfen Grup Başkan Vekili incelesin. Benim, özellikle, saygı
duyduğum Zuhal Hanıma ve işte, efendim, diğer Ahmet Duran
Bulut Beyefendiye asla küçük beyin gibi bir kastım olmamıştır,
böyle bir şeyin anlaşılması dahi beni çok üzer. Ben sadece
Bakanın şahsına yönelik Şöyle oldu, böyle oldu. ifadeleri
kastettim, bir.
İkincisi de,
değerli arkadaşlar, eğitimde kaliteyi yakalamak bir süreç
işidir. Bakın, eskilerin çok güzel bir sözü var, der ki: Bir
yılda ürün almak isterseniz toprağı ekin, on yılda ürün
almak isterseniz ağaç dikin, yüz yılda ürün almak isterseniz insan
yetiştirin.
HASAN ÖREN
(Manisa) Sen ağaç kesiyorsun, ne ağaç dikmesi!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) Şu anda, AK PARTİ İktidarı olarak,
biz, kalite noktasında başarıları yakalamaya
başladık. Son üç PISA sınavında, az da olsa, yeterli olmasa
da iyileşmeleri görüyoruz ve inanıyoruz ki 2012 PISA sonuçları
2009dan daha iyi çıkacak, 2015 PISA sonuçları çok daha iyi
çıkacak. Neden?
Bakın,
2005-2006 yılında yapılan müfredat reformu bugün yavaş
yavaş meyveye dönmeye başladı. Siz de bir eğitimci olarak
çok iyi biliyorsunuz ki eğitimde sonuçlar bugünden yarına
alınmaz. Dolayısıyla, sabretmek durumundayız,
politikaları doğru ve kararlı bir şekilde uygulamaya devam
etmek zorundayız.
Son bir cümle
söyleyeyim, dershanelerle ilgili konuştunuz, ama MHPnin Parti
Programının 133üncü sayfasının son satırına
bakın, Dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi teşvik
edilecektir. diyor. Lütfen, bunu da dikkatinize sunuyorum.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler.
OKTAY VURAL
(İzmir) İntihal yapmışlar herhâlde bizden!
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Sayın Başkan, şimdi, biraz önce
sayın konuşmacı kürsüye çıktı, bundan önceki
konuşmasında, Sayın Muharrem İncenin yanında
çalışan elemanlarla ilgili bir iddiada bulundu. Elinde herhangi bir
iddia yok, bir şey yok, çıktım, açıklama yaptım.
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Hayır, KPSSyle mi alındı? dedim, niye
cevap vermiyorsunuz?
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Şimdi tekrar çıkıyor, diyor ki:
Soyadını bilmiyorum ama ismi Esra. diye bir şey söylüyor. Yani
böyle bir şey yok, Sayın İnceye sordum, Benim Esra diye
yanımda çalışan herhangi birisi yok. dedi.
Şimdi, böyle
bir Parlamento görüşmesi olabilir mi Sayın Başkan?
SIRRI SAKIK
(Muş) Sayın Hamzaçebi, bakın, Divanda yüzlercesi
alınmıştır, AK PARTİnin bu konuda söyleyecek sözü
yok!
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) Bu kadar düzeyi düşürmeyin, soyadı yok!
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Yani insan alır eline, şu isim,
şu soyadı, şu kişi, şu yasaya aykırı olarak
Türkiye Büyük Millet Meclisinde göreve başlatılmıştır
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) Yarın onu da söylerim!
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) Böyle bir iddia yok, sürekli çamur atmakla
meşgul.
Sayın Bakanla
ilgili olarak Sayın Oktay Ekşinin makalesine
sığındı, Sayın Ekşi açıkladı, makale
burada, konunun gerçekle hiçbir ilgisi yok. Yani Sayın Bakanı
savunabilmek için bu kadar zor duruma düşen bir konuşmacıyı
ben hiç görmedim. Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Hamzaçebi, sözleriniz zapta geçti.
OKTAY VURAL
(İzmir) Herhâlde gensoruya Evet. diyecek galiba!
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) Biz belge bekliyoruz. Ne yaptığını
bilmiyor.
VI.- GENSORU (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar
yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/20) (Devam)
BAŞKAN
Değerli milletvekilleri, gruplar adına görüşmeler
bitmiştir.
Şimdi,
Hükûmet adına Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer
Buyurun Sayın
Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz yirmi
dakika.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken
hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Çok değerli
arkadaşlar, benden önceki konuşmacıları dinlediniz. Ben de
çok dikkatle dinledim. Gerek şahsımla ilgili gerekse Millî
Eğitim Bakanlığı ve eğitim sistemi ile ilgili
yapılan eleştirilerden hareketle şunu düşünebilirsiniz:
2003 yılına kadar Türkiyede eğitim çok iyiydi,
çocuklarımız küresel düzeyde rekabet edebilecek bilgi ve yeteneklere
sahipti, öğretmenlerimiz bu ülkenin en prestijli konumunda
bulunuyorlardı, dolayısıyla bizler onları daha
aşağılara çektik. Öyle varsayabilirsiniz.
Şimdi ben,
bütün bunların ne kadar gerçekçi bir zemine oturduğunu ve hakikaten
söylenenlerin neye tekabül ettiğini sizlerle kısa kısa
paylaşacağım.
Öncelikle
şunu söyleyeyim: 2002 yılında ilköğretimde okullaşma
oranı yüzde 50,6 civarında, yüzde 51 bile değil.
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Anlamadım ki, ilköğretim mi?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Yine 2002
yılında
Affedersiniz, ortaöğretimde yüzde 51,6,
ilköğretimde ise yüzde 91 civarında.
MEHMET
ERDOĞAN (Muğla) Hangi ülkede Sayın Bakan?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Hangi ülkeyi
konuşuyoruz şu anda biz?
OKTAY VURAL
(İzmir) Fransa mı?
S.NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) 1992 ile 2002yi kıyaslarsak yine rakamlar farklı
çıkacak, çok doğal.
MİLLÎ EĞİTİM
BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) 2002 yılında Türkiyede yüzde 91
ilköğretimde okullaşma,
OKTAY VURAL
(İzmir) Siz eleştirilere cevap verin Sayın Bakan.
S.NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) On sene geçmiş, e tabii değişecek!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla)
yüzde 51,6
ortaöğretimde. Yine aynı tarihte derslik başına düşen
öğrenci sayısı 36. Aynı tarihte 350 bin civarında
öğretmen
OKTAY VURAL
(İzmir) Siz eleştirilere cevap verin.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla)
ve gelirleri,
yıllık gelirleri -OECD ölçeğine göre söylüyorum-
yıllık fert başına gayrisafi millî hasılaya tekabül
ediyor, bir.
Dünyanın
geldiği noktayı ben şimdi size kısaca
tanımlayayım. Bu yapı içerisinde, 2009 yılında, tüm
dünya -Afrika ülkeleri dâhil, Güney Asya ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri dâhil
olmak üzere- ortaöğretimde yüzde 88 okullaşma oranına
gelmiş, ilköğretimde bütün ülkeler kendi sorunlarını
çözmüşler. Amerika Birleşik Devletleri, toplam nüfusunun yüzde
40ını üniversite mezunu yapmaya çalışıyor, Japonya
çağ nüfusunun yüzde 100ünü üniversite mezunu yapmaya
çalışıyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Sen ne yapıyorsun? Molla eğitimi!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Güney Kore çağ
nüfusunun yüzde 100ünü üniversite mezunu yapmaya çalışıyor ve
Türkiyede biz lise eğitimini on iki yıllık zorunlu hâle
getirdiğimiz için suçlanıyoruz.
FATMA NUR SERTER
(İstanbul) Hiç kimse suçlamıyor!
OKTAY VURAL
(İzmir) Suçlayan yok ya!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Aslında, aradaki
mesafenin nasıl kapatılacağına dair hiçbir fikri de
duymadık şu ana kadar.
FATMA NUR SERTER
(İstanbul) Çarpıtma bu, tam bir çarpıtma!
OKTAY VURAL
(İzmir) Çarpıtıyorsunuz ya!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Şunu söyleyeyim:
2002 yılında değil şu anda bile, bütün çabalarımıza
rağmen, Türkiye'nin eğitim yaşı 6,1, dünyanınsa 12.
Öyleyse, bunun nasıl kapatılacağına dair bizim önerimizin
dışında başka bir önerisi olan varsa lütfen bunu söylesin.
Biz, evet, yeni
biz vizyonla eğitim sistemini yeniden yapılandırdık.
Eğitim sistemini değil, aynı zamanda Millî Eğitim
Bakanlığını da yeniden yapılandırdık. Çünkü,
yeni bir vizyon ancak yeni kaynaklarla, yeni bir yapıyla, yeni beşerî
kaynaklarla ulaşabileceğiniz bir noktadır.
Dolayısıyla
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Ama başarısızsınız!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Bunun tespitini de
kamuoyu yapacak, hiç merak etmeyin, telaşa düşmeyin. Kamuoyu kimin
başarılı olduğunu, kimin olmadığını
tespit edecek. Sadece ulusal kamuoyu değil, aynı zamanda
uluslararası kamuoyu da bunu tespit edecek.
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) Rakamlar ortada Sayın Bakan!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Bu açıdan
bakıldığında, bakınız, ben size, yeniden
yapılanmayla neler yaptık kısaca anlatayım. Muhtemelen,
üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçti, hatırlamakta yarar
var.
Çok değerli
arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığını yeniden
yapılandırdık. Yeniden yapılandırmadan önce, 35ten
fazla yönetim birimimiz vardı bizim, genel müdürlük,
bağımsız yönetim birimleri dâhil olmak üzere.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Millî eğitim diye bir şey bırakmadın, hangi
yüzle çıkıp burada konuşuyorsun?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Yeniden
yapılandırma sürecinden önce sadece mesleki eğitimle ilgilenen 5
tane genel müdürlük vardı. Tüm dünyanın dile getirdiği ve
artık toplumum eğitim sisteminin yeni bir alanı olarak
açılan hayat boyu öğrenmeyle ilgili hiçbir çalışma yoktu.
Meslek liseleri giderek zayıflayan bir konuma inmeye
başlamıştı.
Şimdi, bu
yapı içerisinde biz yeniden yapılanmayı kurduktan hemen sonra
bir kere teşkilatı çok küçük ve etkin hâle getirdik çünkü ancak daha
kısa, daha çabuk karar verebilen, daha düşük maliyetle karar
verebilen, daha esnek bir yapıyla ancak dünyaya uyum
sağlayabileceğimizin farkındayız. Bu açıdan, şu
anda bizim yaklaşık 20 civarında yönetim birimimiz var, genel
müdürlük ve idari birim olarak bakacak olursanız, Özel Kalemi, Basın
Danışmanlığını, Hukuk Müşavirliğini
çıkarırsanız 15-16 civarında. Biz bunu yaparken mesleki
eğitimi tek çatı altında topladık ve mesleki eğitimle
ilgili ciddi bir uyumsuzluk problemini ortadan kaldırdık. Artık,
mesleki eğitimde kız meslek lisesi, endüstri meslek lisesi, Anadolu
endüstri meslek lisesi, teknik ve endüstri meslek lisesi gibi birden çok
yapı içerisindeki uyumsuzluk, çekişme ve çatışmalar,
program farklılıkları ortadan kaldırıldı ve
süratle de yeni yaptığımız yapılanmayla birlikte, biz,
artık, ders yerine çağdaş, modern dünyanın eğitim
tekniklerine uygun, eğitim metodolojierine uygun bir yapıyla da ünite
esaslı eğitim sistemini uygulamaya koyacak noktaya geldik.
Hayat Boyu
Öğrenme Genel Müdürlüğü kurarak aslında öğrenimin ve
eğitimin sadece on sekiz yaşına kadar veya -üniversite
eğitimini dâhil ederseniz- yirmi iki yaşına kadar değil,
artık içinde bulunduğumuz dünyada, insanın ömrü boyunca
öğrenmeye ve eğitime ihtiyaç olduğu varsayımından
hareketle yirmi beş yaşından sonraki insanlarımız için
de eğitim yapabilecek sağlam ve güçlü bir altyapı kurduk.
Okul öncesi
eğitim, ilkokul ve ortaokul ayrı ayrı değil, artık tek
Temel Eğitim Genel Müdürlüğü çatısı altında
birleştirildi ve bütün eleştirilere rağmen okul öncesi
eğitimde de tıpkı ilköğretimde olduğu gibi
eğitimin yüzde 100e ulaşması için bütün gücümüzle
çalışıyoruz.
Hep öğretmene
önem verilmesi gerektiğinden
KAMER GENÇ
(Tunceli) Başka adam yok muydu, bacanağını müsteşar
yapmışsın!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla)
öğretmenin
itibarsızlığından bahsedenlere hatırlatmak
istediğim küçük bir sürprizim daha var: Bu zamana kadar Millî Eğitim
Bakanlığında münhasıran adı olmakla birlikte
münhasıran öğretmenle ilgilenen bir genel müdürlük yokken bugün
öğretmenin itibarını artıracak, mesleki gelişimini
sağlayacak, kariyer planı üzerinde çalışacak özel bir
fonksiyonla görevlendirilmiş bir başka genel müdürlük kurduk. Daha
önceden adı vardı ama öğretmenlerin mesleki eğitimini bile
yapamayan bu birime yeni bir misyonla özel öğretmenlik için ve
öğretmenlik mesleği için bir tanımlama yaptık.
Bütün bunların
dışında hiyerarşik basamakları azalttık. Sekiz
basamaklı bir hiyerarşiyi, müsteşar, müsteşar
yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı,
daire başkanı, şube müdürü, şef, memur diyene kadar
aşağı yukarı sekiz-dokuz basamaklı bir hiyerarşiyi
dörde düşürdük. Aynı zamanda ille ilişkilerimizi, il düzeyindeki
ilişkilerimizi tanzim ettik.
Bakınız,
nasıl tasarruf sağlandığına ve de etkin
çalışıldığına dair küçük bir örnek vereceğim
size: 2011 yılında -kendi dönemimize dair bir rakamdır bu- Millî
Eğitim Bakanlığı eski teşkilat yapısı, eski
süreçleri, eski karar mekanizmaları ile birlikte o tarihte yürürlüğe
konulan ve projelere dâhil edilen yatırım programındaki bütün
yatırımların ancak yüzde 10unu ihaleye çıkabiliyorken,
2012 yılında, alınan bütün tedbirlerden sonra bu yıl 2012
yılı programına alınmış bütün yatırım
projelerinin tam yüzde 58ini biz eylül ayı sonu itibarıyla ihale
ettik. Dolayısıyla tabii ki Millî Eğitim Bakanlığının
esnek, hızlı çalışan bu yapısı birilerini
rahatsız etmiş olabilir ama bunun üzerine çok fazla bir şey
söylemek istemiyorum.
Bütün bunları
yaptıktan sonra bu yapıyı kaldırabilecek ciddi bir kadro
çalışması da yaptık. Hani, yine eleştirenler daha çok
ehliyet ve liyakat üzerinden eleştirdiler ama aslında ehliyet ve
liyakatle birisinin nasıl görevlendirileceğine dair hiçbir
fikirlerinin olmadığını da bu vesileyle gördük çünkü
özellikle il müdürlerinin atamasıyla ilgili yapılan eleştiride
aslında yöneticilik kıdemi yetersiz olanların aynı zamanda
liyakatsiz olduğu gibi bir sonuçla değerlendirme yapıldı.
Evet, ben o arkadaşlarımı görevlendirdim. Onların
yöneticilik kıdemleri de zayıf, yetersiz ama yetişme
tarzları, tecrübeleri ve eğitimleri itibarıyla belki de
kıdeme sahip çok yöneticiden daha iyi konumda olduklarını
biliyor ve onların başarılarıyla buradan da övünüyorum.
Başka bir
şey daha söylemek istiyorum: Hakikaten göreve getirdiğimiz
arkadaşlarla ilgili küçük bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Görevden aldıklarımla ilgili bilgiyi paylaşmaksızın,
sadece bilmenizi istediğim şey şu: Yeni göreve gelenlerin
tersini siz varsayabilirsiniz.
Şu anda, daha
önceki dönemde 393 şube müdürü görev yapıyor ve yaklaşık da
140 daire başkanı, genel müdür, genel müdür yardımcısı
görev yapıyorken Bakanlığımızda, bugün o 140ın
karşılığı olarak 114 genel müdür ve grup
başkanı görev yapıyor. 393 şube müdürü yerine ise 17 tane
şube müdürüyle çalışıyoruz. Aktif kadroda görev
yapanları kastediyorum. İşte, bu 114 yöneticinin tam 54 tanesi
yüksek lisansını tamamlamış, 4 tanesi yüksek lisansına
devam ediyor, 23 tanesi doktorasını tamamlamış, 9 tanesi
doktorasına devam ediyor. Sadece, yüksek lisans ve doktorası olmayan
13 tane arkadaşım var, onlar da eski tecrübelerine istinaden
görevdeler ama daha önemlisi, bu arkadaşların tamamı en az
beş ila on yıl süreyle sahada öğretmenlik yapmış, alan
bilgisine ve tecrübesine de sahip insanlardan oluşuyor.
Yine
bu arkadaşlarımın şu anda, eğer biz KPDSde yani
yabancı dil sınavında 70 puanı yabancı dil biliyor
kabul edersek -ki bürokrasi bunu kabul ediyor- bizim yaklaşık olarak
39-43 tane arkadaşımız bu puana sahip yabancı dil bilgisine
sahip. Ama KPDSsi olmadığı hâlde bir yabancı dili iyi
bilen ve konuşan, üzerine ikinci, üçüncü yabancı dili bilen arkadaşlarımızın
toplam sayısının 54
olduğunu size söylersem nasıl nitelikli bir kadronun Millî
Eğitim Bakanlığında
çalıştığını size ifade edebilirim. Evet, bu
arkadaşları ben göreve getirdim ve bunların her birisi de göreve
gelirken ehliyeti, liyakati hesap edilerek getirildiler ve bunların her
birisinin başarı şartlarını ve kurallarını
ortaya koyduk ve ben bu arkadaşlarımla yaklaşık bir
yıl çalıştım. Oyunun kuralı, başarılı
olmanın bedeli belliydi ve hepsini geçici görevlendirmeyle göreve getirmiştim.
Görevde başarılı olan arkadaşlarım bugün görevlerine
devam ediyorlar, başarılı olmadıklarını
düşündüğüm yahut da takıma ayak uyduramadıklarını
düşündüğüm, yine kendi göreve getirdiğim
arkadaşlarımı değiştirdim, yerlerine yenilerini koydum,
onlarda da aynı ehliyet ve liyakat şartlarını aradım.
Ne mahzuru var? Kendi göreve getirdiğim arkadaşlarımı
görevden alacak kadar dirayet sahibi olduğumu gösteren bir belge
değil midir bu? Daha da önemlisi, Millî Eğitim
Bakanlığının aslında başarı esaslı bir
çalışma yaptığına dair en büyük göstergelerden birisi
değil midir bu? Daha da önemlisi, aslında bizim liyakati esas
aldığımıza dair bir ifade değil midir bu
yaklaşım tarzı?
Bunun üzerine
başka bir şey koyayım: Eğer bu
arkadaşlarımızın performansını ölçtüysek onun
sonucunu hep beraber gördük. Mayıs ayında çıkmış 4+4+4
sisteminin haziran ayından sonra hemen çalışmaya
başlanmış olmasını göz önüne alırsanız Eylül
17sine Türkiye yepyeni bir sisteme sorunsuz girdi. O, bu
arkadaşlarımın başarısıydı. Ben, görevden aldığım
veya almadığım, bugün görevde olan veya olmayan bütün
arkadaşlarıma sizin huzurunuzda teşekkür ediyor, onların
destek ve yardımlarının ne noktaya bizi getirdiğini
anlatmak istiyorum.
Çok değerli
arkadaşlar
LEVENT GÖK
(Ankara) Bir de Talim Terbiye Kurulundan bahset bakalım, Talim
Terbiyeden.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Çok güzel,
unutmuştum. Talim Terbiye Kuruluna da aynı şeyi yaptım. 15
tane üyesi varken üye sayısını 10a düşürdüm ve oraya
atanacak üyeler daha önceden öğretmenlik yapmış, torpili olan,
Bakana yakın olan birilerinin kolayca gidebildiği bir mekânken, bir
makamken
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Ya oraya 9 tane üyeyi siz aldınız.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla)
şimdi oraya
nitelik tanımlaması yaptım.
OKTAY VURAL
(İzmir) Torpillileri niye getirdiniz oraya?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Oraya, yurt
dışında ve yurt içinde eğitim konusunda
uzmanlaşmış insanları göreve getirdik.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Hüseyin Beyle Nimet Hanımı bu kadar böyle töhmet
altında bırakmayın.
OKTAY VURAL
(İzmir) Eski bakanları bu kadar suçluyorsunuz
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) 10 üyeyle
çalışıyor ve bundan sonra da yeni ve tüm dünyanın takip
ettiği panel sistemiyle kitap yazma ve kitap denetleme yöntemini
Türkiyeye getirdik, hayırlı olsun.
LEVENT GÖK
(Ankara) 130 tane öğretmeni sürdünüz ama.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Evet, aynen. Çünkü,
bu yaptığımız uygulama ve panel sistemi, artık bizim, Bakanlıkta
kitap denetleyecek otuz yıllık, kırk yıllık
öğretmenlere ihtiyaç duymamızı engelliyor. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
LEVENT GÖK
(Ankara) Aynen. diyor, duydunuz değil mi?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Çok değerli
arkadaşlar, bu konuyla ilgili
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Sürme tabiri yakışık almadı Sayın Bakan.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Ben kullanmadım
o tabiri.
OKTAY VURAL
(İzmir) Evet. dediniz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) Evet. dediniz.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) O sorana söyleyin onu
siz.
Şimdi, çok
değerli arkadaşlar, öğretmenle alakalı olarak, hakikaten,
öğretmenin itibarsızlaştığıyla ilgili, bunun da
benim söylemlerime dayandığına dair bir dedikodu almış
ortalığı gidiyor. Dedikodu diyorum, çünkü bunların
hiçbirisi, o söylenen sözlerin, nerdeyse bana yakışmaz ve ben de
böyle şeyler söylemedim zaten. Ama zannediyorum arkadaşlar, herhangi
bir alanla ilgili sorun tespitini yapmanın, içinde bulunduğumuz
sorunu anlayıp, fark edip onu kabullenerek, onun üzerinden çözüm geliştirmenin
yaklaşım tarzıyla hamaset yapmayı birbirine
karıştırıyorlar. Bugün, şimdiye kadar
öğretmenlerimiz için sizlerin söylediği hamaset dolu İşte,
öğretmenler çok değerlidir, öğretmenler şu kadar önemlidir
bu kadar önemlidir. türünden değerlendirmelerle hakikaten
öğretmenlik mesleğine bir değer katılıyorsa ben onu anlayabilmiş
değilim ve asla benim tarzım da değil. Evet, öğretmenler
bizim eğitim sistemimizin merkezindedirler. Biz öyle görüyoruz.
Öğretmenlik mesleğini, Türk eğitim sisteminin ve dünyadaki tüm
eğitim sistemlerinin aslında belki de en kritik faktörü, stratejik
önemi haiz, önemli bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Ama bunu hamasetle
değil, bunu birkaç güzel sözle değil, yaptığımız
uygulamalarla ortaya koyuyoruz.
Bir kere her
şeyden önce, bu zamana kadar alınan öğretmenlerin
sayısı mukayese edildiğinde, 2003 yılına kadar
alınan öğretmenlerle o zamandan bu zamana kadar alınan
öğretmenlerin sayılarını lütfen
karşılaştırın. Arkadaşlarım
sayıları size verdiler. Dolayısıyla, ona
bakıldığında aslında biz öğretmen kadrosunu
doldurarak
ALİM
IŞIK (Kütahya) Sayın Bakan, 2002 yılındaki kadroyu bir
söyleyin, alının öğretmen sayısını bir söyleyin,
arkadaş bir öğrensin.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla)
öğretmenin eğitim sistemi
içerisindeki yerini daha belirgin hâle getirmiş olduk. Bugün, Türkiyede, Güneydoğu
Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesinde norm kadroya göre
öğretmenlerin doluluk oranı yüzde 90a
ulaşmıştır, hatta yüzde 92ye
ulaşmıştır. Yine, bugün, Türkiyenin geri kalan
bölgelerinde öğretmenlerin norm kadroya göre doluluk oranı yüzde 85tir.
Çok
değerli arkadaşlar, öğretmenlerin maaşlarıyla ilgili
olarak, 2002den bu zamana kadar, çok net ve kesin bir ifadeyle söylüyorum,
reel olarak yüzde 135lik, kümülatif enflasyon çıktıktan sonra, biz
yüzde 122lik reel artış sağladık maaşlarında ve
bugün yine aynı ölçeği veriyorum. Fert başına gayrisafi
millî hasılaya göre öğretmenlerimizin aldıkları maaş
yani toplam gayrisafi millî hasıladan aldıkları pay 1den
1,12ye çıkmış ve reel olarak ciddi bir artış
sağlanmıştır. Tabii, bunlarla ilgili söylenecek o kadar çok
söz var ki maalesef vaktim bitiyor.
Burada dile
getirilen birkaç husus var, üzerinde konuşmak istemediğim ama sizleri
bilgilendirmek istediğim. Onlardan bir tanesi, maalesef, kardeşim ve
çocuğumla ilgili dedikodu burada dile getirildi. Çok şükür, açık
ve net yine söylüyorum: Ekşi ayran içmedim, karnım
ağrımıyor. Benim kardeşim, ben Ankaraya gelip
Başbakanlık Müsteşarı olmadan önce Türkiyedeki herhangi
bir hastanede başhekim yardımcısıydı, hâlâ öyle, aktif
değil belki ama o kadroda öyle. Dünya Bankası projesinde
çalıştığı doğrudur. Ama Dünya Bankası
projesinde çalışan insanları buradaki insanlar, Sağlık
Bakanlığının personeli seçmez, Dünya Bankasının o
projeyi destekleyen birimi seçer ve onlar onaylar. Çünkü benim kardeşim
sadece doktor değil, aynı zamanda Türkiyede hastane yönetimi
konusunda uzmanlaşmış çok az sayıdaki insanlardan birisidir
ve Sağlık Bakanımız da buradadır, kendisi.
OKTAY VURAL
(İzmir) Nerede? Yok burada.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Bir kere olsun, kendisine,
konuyla ilgili kardeşimden bahsetmişsem -sekiz on yıllık
süre içerisinde- yüzüme hep beraber tükürebilirsiniz.
S. NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) Kardeşiniz bahsetmiş olabilir mi?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Çünkü bu konuda bu
kadar açık ve net bir şey söylüyorum.
Kendi
oğlumla ilgili verilen bilgi doğru değil, dedikodudur. Benim
çocuğum Türk Hava Yollarında çalışmıyor, Türk Hava
Yollarının da ortak olduğu bir Amerikan firmasında
çalışıyor. Buraya gelmeden önce, Amerika Birleşik Devletlerinde
bir sigorta şirketinde; tekrarlıyorum buraya gelmeden önce Amerika Birleşik Devletlerinde
bir sigorta şirketinde yöneticiydi. Buraya transfer ettiler, ahla vahla,
isteyerek ve şimdi de benim çocuğum oradan zaten belki yıl sonu
itibarıyla ayrılacak ve hiç birinizin çocuğunun bu kadar hassas
bir şekilde istihdam edilebileceği başka bir fırsat
bilmiyorum, özellikle beni suçlayanların. Açık ve net şunu
söylemek istiyorum: Bugün benim kardeşim ve çocuğum ben Bakan
olmasaydım çok daha iyi yerlerde olacaklardı. O yüzden
alnınızın akıyla, tıpkı sizin
karşınızda nasıl izah ediyorsam herkese bunu izah
edebilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İntihalle
ilgili başka bir şey söyleyeyim.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Sürem bitti ama
birkaç cümleyle...
Oktay Ekşi
doğru söylemiyor. Oktay Ekşi verdiği bilgi itibarıyla, benim
işletme yönetimi konusunda Tamer Koçelden bir intihalim olmadı.
ZÜHAL TOPCU
(Ankara) İki dakika daha verseniz Sayın Başkan.
BÜLENT TURAN
(İstanbul) Oktay Ekşiyi de biliyoruz, sizi de biliyoruz Sayın
Bakan.
SIRRI SAKIK
(Muş) Sayın Başkan, açın duyalım, zaten bir şey
yok!
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Neyi doğru söylemiyormuşum?
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Ben işletme
yönetimi ve oradaki intihal üzerine suçlanmadım ve ceza almadım. Önce
onun üzerinden suçlamaya geçenleri
ZÜHAL TOPCU
(Ankara) Duyulmuyor Sayın Başkan.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Sayın
Başkan, mikrofonu
BAŞKAN
Sayın Bakanım, özür diliyorum, kimseye vermedim, size de
vermeyeceğim. Kusura bakmayın.
SIRRI SAKIK
(Muş) Yayın yok, bir şey yok ya!
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Dinçer.
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Sayın Başkan
BAŞKAN -
Buyurun Sayın Ekşi
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Gayet açık olarak sataştı
efendim, yanlış bir beyanda bulundu.
BAŞKAN Ne
dedi efendim? Sizinle ilgili bir şey mi söyledi?
RECEP ÖZEL
(Isparta) Bir şey demedi ki.
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Açıkça yalancı olarak itham etti.
BAŞKAN
Lütfen bir dakika içinde ve bir şeye meydan vermeden.
VII.- SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
11.- İstanbul Milletvekili Osman
Oktay Ekşinin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçerin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) Saygıdeğer arkadaşlarım,
Millî Eğitim Bakanı bendenizin gerçeğe aykırı beyanda
bulunduğumu ifade ettiler. Bir Millî Eğitim Bakanı, kendisi
eğer gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiyse, o zaman,
ona teslim ettiğimiz çocukların geleceği açısından
hepimizin çok ciddi bir meselesi var demektir. Size arz edeyim efendim: Millî
Eğitim Bakanı, kendisinin Profesör Doktor Tamer Koçelin
İşletme Yöneticiliği kitabından intihal
yaptığı gerçeği tarafımdan gazeteci olarak ortaya
çıkarıldıktan sonra tekrar ediyorum- hakkımda dava açmaya
teşebbüs etti, reddedildi. Aradan zaman geçti, Sivas Üniversitesinde Yardımcı
Doçent olan Yahya Fidan isimli genç kendisiyle birlikte iki imzalı bir
kitap yayınladı. Sivastaki Cumhuriyet Üniversitesi, bunun üzerine,
çok muhtemelen bir ihbarı esas alarak kitapta inceleme başlattı.
Yahya Fidana
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN
Sayın Ekşi, teşekkür ederim efendim.
Bunu demin de
anlattınız, aynı şey.
Rica ediyorum,
lütfen, lütfen efendim
MEHMET
METİNER (Adıyaman) Mahkeme kararı var. dediniz, onu
gösterin.
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) - Sayın
Başkan, sataşmadan ve yanlış bilgiden dolayı
düzelteceğim bilgiler var, söz istiyorum.
BAŞKAN Bir
dakika size de söz vereceğim.
OSMAN OKTAY
EKŞİ (Devamla) Sayın Başkan
BAŞKAN
Sayın Ekşi, söyledim bir dakika diye, lütfen
Yani söylediniz,
açıklığa kavuştu.
ALİM
IŞIK (Kütahya) Tam bitiremedi Sayın Başkan, devamı var
daha.
OKTAY VURAL
(İzmir) Sayın Başkan
BAŞKAN
Sayın Topcu mu konuşacak?
OKTAY VURAL
(İzmir) Efendim, grubumuz adına konuşan Sayın Zühal
Topcuyla ilgili hamaset demek sureti ile bununla ilgili gerçeğe
aykırı ifadelerde bulundu, bunun samimiyetle ilgili olduğuna
ilişkin lütfen söz veriniz. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
OSMAN OKTAY
EKŞİ (Devamla) Değerli arkadaşlar, söylediğim her
şey mahkeme kararıyla kesinleşmiştir, Sayın Bakana
sorabilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Sayın Ekşi, özür diliyorum, birer dakika dedim, tamam sizinki.
Sayın Topcu,
buyurun efendim
AHMET AYDIN
(Adımayan) Böyle bir sataşma olur mu ama Sayın Başkan,
Allah aşkına!
BAŞKAN
Sayın Topcu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Siz de bir dakika
içinde lütfen, neyi açıklayacaksanız
OKTAY VURAL
(İzmir) Usul tartışması aç.
BAŞKAN
Sakin olun!
12.- Ankara Milletvekili Zühal Topcunun,
Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçerin şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
ZÜHAL TOPCU (Ankara)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, her zaman
söylediğimiz gibi, bizim amacımız üzüm yemek,
bağcıyı dövmek değil. Bu çocuklar bizim. Bu eğitim
sisteminde şekillendirmeye çalıştığımız veya
çalışacağımız çocuklar bizim. Onun için, Sayın Bakan
diyor ki: Hamaset yapıyorsunuz. Biz hamaset filan yapmıyoruz.
Sayın Bakan,
biz bu işin içinde bu saçları ağarttık; onu söyleyelim
önce, onu diyelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Sayın Bakana
bir soru sorulduğunda hemen şu cevabı veriyor: Bilmiyorsunuz.
Aslında bilmeyen kendisi. Yirmi sekiz yıldır bu camia içinde
çalıştık. Kendisi güya, küçük düşürmeye yönelik şu
ifadelerle, demin söylediğim ifadeyle, Bilmiyorsunuz. şeklinde
gibi
Sayın Bakan,
biz her şeyi biliyoruz ve sizi yakinen takip ediyoruz. Yeni vizyon
oluşturduk. diyorsunuz, vizyon yok ortada; Mesleki teknik eğitimi
yeniden yapılandırdık. diyorsunuz, yeni bir yapı yok
ortada ve sürekli söylediğiniz şeylerin hiçbirini
gerçekleştiremiyorsunuz.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Topçu.
OKTAY VURAL
(İzmir) Hocam, Sayın Bakanı sınava alalım,
bakalım, geçer mi geçmez mi?
ZÜHAL TOPCU
(Ankara) Efendim?
OKTAY VURAL
(İzmir) Sınava alsak Sayın Bakanı Alim Hocayla birlikte
BAŞKAN
Sayın Bakanım, bir dakika içinde siz de bir açıklama yapar mısınız
lütfen.
SIRRI SAKIK
(Muş) İki dakika verin Sayın Başkanım.
BAŞKAN
Hayır, hayır, bir dakika lütfen.
Sayın Bakan,
buyurun.
13.- Millî Eğitim Bakanı Ömer
Dinçerin, İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşinin
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MİLLÎ
EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) Çok
değerli arkadaşlar, ben tekrar söylüyorum, ben İşletme
Yönetimi kitabında Tamer Koçelden alıntı yaptım diye
suçlanmadım ve ceza almadım. Hatta o dönemde bu söz konusu olunca
Tamer Koçel -o dönemin Milliyet gazeteleri takip edilebilir- çıktı,
basına demeç verdi, Bizim bu konuda herhangi bir sorunumuz yok. Ömer
Beyin intihal ettiğine dair bizim elimizde hiçbir bilgi yok. dedi. YÖK,
buradan bir şey çıkaramayacağını düşündüğü
için daha sonra uydurma bir mektupla İşletme Yönetimi kitabı
üzerinden ceza verdi bana.
Şimdi, ben
sadece şunu söylemek istiyorum, üzerinde çok fazla durmayacağım:
Vesayet rejiminin zulmüne sahip çıkanların ağzında
kokuşmuş ve çürük bir sakız var, eğer onu çiğnemeye
devam etmek istiyorlarsa edebilirler. O konuda alnım açık, gönlüm
geniş ve çok rahat bir şekilde konuşuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkürler.
VI.- GENSORU (Devam)
A) Ön Görüşmeler (Devam)
2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21
milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni
oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar
yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin
itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/20) (Devam)
BAŞKAN -
Sayın milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer
Dinçer hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi,
gensoru önergesinin oylamasının açık oylamayla
yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza
sahiplerini arayacağım.
Buyurun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Millî Eğitim
Bakanı hakkında verilen gensoru önergesinin açık oylamayla
oylamasını arz ederiz.
Oktay Vural,
İzmir? Burada.
Alim
Işık, Kütahya? Burada.
Zühal Topcu,
Ankara? Burada.
Ali
Uzunırmak, Aydın? Burada.
Ali Halaman,
Adana? Burada.
Reşat
Doğru, Tokat? Burada.
Nevzat Korkmaz,
Isparta? Burada.
Koray Aydın,
Trabzon? Yok.
HASAN HÜSEYİN
TÜRKOĞLU (Osmaniye) Tekabül ediyorum.
BAŞKAN
Sayın Türkoğlu üstleniyor.
Lütfü Türkkan,
Kocaeli? Yok.
YUSUF
HALAÇOĞLU (Kayseri) Tekabül ediyorum.
BAŞKAN
Sayın Halaçoğlu üstleniyor.
Ali Öz, Mersin?
Burada.
Emin Çınar,
Kastamonu? Burada.
Seyfettin
Yılmaz, Adana? Burada.
Ahmet Kenan
Tanrıkulu, İzmir? Burada.
Mehmet Erdoğan,
Muğla? Burada.
Emin Haluk Ayhan,
Denizli? Burada.
Ahmet Duran Bulut,
Balıkesir? Burada.
Açık
oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını
alacağım.
Açık
oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Elektronik oylama
cihazıyla oylama yapacağız.
Alınan karar
gereğince açık oylamanın elektronik cihazla yapılması
için üç dakikalık süre veriyorum. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen
üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma
rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için
öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Ayrıca,
vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy
kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve
soyadı ile ilk imzasını da taşıyan oy
pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre
içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica
ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, bu arada, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında
verilen (11/20) esas numaralı Gensoru Önergesinin gündeme alınıp
alınmasına dair yapılacak oylamada Ulaştırma,
Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali
Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanı Suat
Kılıçın yerine; Avrupa Birliği Bakanı Sayın
Egemen Bağış, Başbakan Yardımcısı Sayın
Beşir Atalayın yerine; Millî Savunma Bakanı Sayın
İsmet Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul
Günayın yerine; Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahinin yerine;
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçın yerine de
Sayın Ali Babacan oy kullanacaklardır efendim.
Oylama
işlemini başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri (11/20) esas numaralı Gensoru Önergesinin açık oylama
sonucunu arz ediyorum:
|
Kullanılan
oy sayısı |
: |
327 |
|
Kabul |
: |
54 |
|
Ret |
: |
273 |
|
Çekimser |
: |
- |
|
Boş |
: |
- |
|
Geçersiz |
: |
- |
|
Kâtip Üye Mustafa Hamarat Ordu |
Kâtip Üye Muhammet Bilal Macit İstanbul |
Bu şekilde, Millî Eğitim
Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında verilen gensoru önergesinin
gündeme alınması kabul edilmemiştir.
OKTAY VURAL
(İzmir) Yine düştü ya, yine olmadı, yine 276dan
aşağı. AKP Grubu güvenmiyor bakanlara!
BAŞKAN Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve
teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla
görüşmek üzere, 15 Kasım 2012 Perşembe günü saat 14.00te toplanmak
üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 19.39