TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
3üncü
Birleşim
3 Ekim 2012 Çarşamba
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu
Tutanak Dergisinde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş
bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler
aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II.- GELEN
KÂĞITLAR
III.- YOKLAMA
IV.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Malatya
Milletvekili Öznur Çalıkın, 3 Ekim Dünya Çocuk Gününe ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- Malatya
Milletvekili Veli Ağbabanın, kayısı ve kayısı
üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işıkın, 2012 yılı Kamu Personeli
Seçme Sınavı sonucuna göre yapılan öğretmen
atamalarına ilişkin gündem dışı konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Bursa Milletvekili
Aykan Erdemirin, yeni yasama yılına ilişkin
açıklaması
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, destek kredisi uygulamaları nedeniyle
çiftçilerin mağdur olduklarına ve bu mağduriyetlerinin
giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
3.- Gaziantep
Milletvekili Ali Serindağın, yeni yasama yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Gaziantep
esnafının ve üreticisinin zor durumda olduğuna ve bu
mağduriyetlerini giderecek önlemlerin alınması gerektiğine
ilişkin açıklaması
4.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğrunun, yeni yasama yılının hayırlı
olmasını dilediğine, 1 Ekim Dünya Çocuklar Gününe ve
çocukları sigara, alkol, uyuşturucu ve İnternet
bağımlılığından korumak gerektiğine
ilişkin açıklaması
5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcanın, Boluda
gübreden elektrik üretme amaçlı tesis kurmak isteyen firmaya ilişkin
açıklaması
6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçerinin, yeni yasama
yılına ilişkin açıklaması
7.- Bursa Milletvekili İlhan Demirözün, 2012
yılında yapılan ahududu ithaliyle ilgili bilgi almak
istediğine ilişkin açıklaması
8.- İstanbul Milletvekili Türkan
Dağoğlunun, çocuklara aydınlık bir gelecek bırakmak
için tüm ulusların dayanışma içinde olması ve sivil toplum
kuruluşlarının uzmanlığından
yararlanılması gerektiğine ilişkin açıklaması
9.- Erzincan Milletvekili Muharrem
Işıkın, yeni deprem riski haritasına göre en riskli bölge
olarak görülen Erzincanda kamu binalarının, özellikle hastane
binasının güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
10.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandırın, Mersindeki kayısı üreticilerinin de
zor durumda olduğuna ve kayısı üreticilerine destek verilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
11.- İzmir Milletvekili
Oktay Vuralın, Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde Suriyeye
ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen ve yaralanan
vatandaşlara ilişkin açıklaması
12.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
13.- Giresun
Milletvekili Nurettin Caniklinin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
14.- Bingöl
Milletvekili İdris Balukenin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
15.- Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelikin, Şanlıurfa'nın
Akçakale ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun
sonucu ölen ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Tekirdağ Milletvekili
Emre Köprülü ve 19 milletvekilinin, Ergene Nehrindeki kirliliğin
boyutlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/355)
2.- Kars Milletvekili Mülkiye
Birtane ve 21 milletvekilinin, 2000 yılındaki Hayata Dönüş
olarak adlandırılan operasyonların gerçek boyutlarının
ve sorumlularının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
3.- Antalya Milletvekili
Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, elektrik enerjisi alanında
yanlış uygulanan politikalar nedeniyle yaşanan
sıkıntıların, hidroelektrik santrali projeleri ve
Oymapınar Hidroelektrik Santralinin durumunun ve özelleştirme
uygulamalarının yol açtığı sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/357)
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili
Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir
Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydının; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına
Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Gençin; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80)
(S. Sayısı: 156)
2.- Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu
ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/567)
(S. Sayısı: 197)
VIII.- OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum
Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlamın,
Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde Suriyeye ait bir top
mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen ve yaralanan vatandaşlara
ilişkin konuşması
IX.- ÖNERİLER
A) Danışma
Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun 4
Ekim 2012 Perşembe günü saat 10.00da toplanmasına ilişkin
Danışma Kurulu önerisi
X.- YAZILI SORULAR VE
CEVAPLARI
1.- Hatay Milletvekili
Mevlüt Dudunun, sınır illerinde yaşanan terör olaylarına
ve sınır nöbetinin kaldırıldığı
iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından sorusu ve
Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmazın cevabı (7/8901)
3 Ekim 2012 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN
(Ankara)
------ 0 ------
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 3üncü Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A
M A
BAŞKAN Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme
giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden
yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise
yoklama pusulalarını görevli personel
aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem
dışı söz vereceğim.
Konuşma süreleri beşer
dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap
süresi yirmi dakikadır.
Gündem dışı ilk söz, 3 Ekim
Dünya Çocuk Günü münasebetiyle söz isteyen Malatya Milletvekili Öznur
Çalıka aittir.
Buyurun Sayın Çalık. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Malatya Milletvekili Öznur Çalıkın, 3 Ekim
Dünya Çocuk Gününe ilişkin gündem
dışı konuşması
ÖZNUR ÇALIK (Malatya) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl ekim ayının
ilk pazartesi günü kutlanan Dünya Çocuk Günü dolayısıyla şahsım
adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce
heyeti saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, 24üncü Dönem İkinci Yasama
Yılının tüm milletvekillerimize, personelimize, milletimize
hayır ve uğurlar getirmesini temenni ediyor ve tüm dünya
çocuklarının Dünya Çocuklar Gününü kutluyorum; en çok da
çalışan çocukların, kimsesiz çocukların, gelin edilmiş
çocukların gününü kutluyorum ve yoksulluğu sırtlayan,
acıkan, aç kalan, Suriyede, Somalide Filistinde, Afganistanda,
Myanmarda ağlayan, annesiz kalan, umutsuz kalan savaş
çocuklarının gününü kutluyorum.
Değerli milletvekillerim, çocuklar
gelecektir, çocuk toplumdur, çocuk annedir, çocuk babadır. Müreffeh
toplumun betonunda esenlik içinde geçirilmiş bir
çocukluğun izi vardır.
Bizler biliyoruz ki dünyada birçok çocuk, haklarından haberdar
değil ve yaşamsal olarak güç koşullarda bulunuyor,
gerektiği ve hak ettiği bir eğitimi maalesef alamıyor; bir
kısmı ise ayrımcılığa ve maalesef istismara maruz
kalıyor oysa her çocuğun diğer bütün çocuklarla eşit haklar
içinde büyüme hakkı her zaman saklıdır. Bizler, milletvekilleri,
yetişkinlerden çok çocuklar, çocuklarımız için buradayız;
yetişkinlerin, devletin ve toplumun çocuktan yana taraf olmasını
temin edebilmek için buradayız çünkü çocuğun sevindiği,
çocuğun sağlıkla koşabildiği bir dünya herkes için
ideal dünyadır. Çocuk dostu bir dünya ve ülke bizim ulaşmak
istediğimiz asgari standart olmalıdır.
Değerli milletvekillerim, bizler Türkiye olarak Birleşmiş
Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine, Avrupa Çocuk Haklarının
Kullanılması Sözleşmesine, CEDAWa
Ülkemiz Uluslararası
Çocuk İşçiliğini Önleme Programı
aracılığıyla çocuk işçiliğiyle mücadele etmek
için eyleme geçen ilk altı ülkeden biridir ve ne mutlu ki bu temelin
üzerine iyi şeyler koymaya, olumlu adımlar atmaya devam ediyoruz.
Kalkınmanın merkezi ve ana sermayenin temelinin çocuklar
olduğunu bilerek çalışıyoruz.
Çocuk kaçırmaya, çocuk pornografisine, her türlü çocuk
mağduriyetine karşı duruşu belli olan
başımızda bir Hükûmetimiz var. Çocuğun zengini fakiri
olmaz. diyerek 14 milyon öğrencinin ücretsiz kitap sahibi
olmasını sağlayan bir Başbakanımız şu an
görevinin başında. Çocuklarla ilgili her türlü politikaların
temelinde çocuk haklarının içselleştirilmesinin
yattığını bilen bir Bakan şu anda görevde.
Gelişmiş ülkelerde çocuklar hangi imkânlara sahipse bizim
çocuklarımız da aynı haklara sahip olsun, onlar nasıl
eğitim görüyorsa bizim çocuklarımız da aynı kalitede
eğitimi alsın diyen ve eğitime en çok payı ayıran
milletvekillerimiz şu an görevinin başında.
2010 yılında hayata geçen anayasal değişiklikle
çocuklara pozitif ayrımcılık getirilmesine izin veren
duyarlı bir millet şu an bizi izliyor ve bu değişiklikle
anayasal hakları güvence altına alınmış olan
geleceğimizin teminatı çocuklarımız bizleri izliyor. Helalühoş
olsun, onlar için yaptığımız her şey hep eksik, hep
yarım, hep az kalır.
Bizler neler yaptık? Çocuk ceza ve adalet sistemini
geliştirdik. Çocuk evleri, sevgi evleri
projelerimizde 14 bin çocuğumuzu devlet koruması altına
aldık. Bunlar yeter mi? Tabii ki yetmez. 181 bin yeni derslik açtık.
Okullara değil, sınıflara kadar bilgisayar gönderdik, kademe
kademe tüm sınıflarlardaki kara tahtaları akıllı
tahtalarla değiştirdik. 41 bin engelli öğrenciyi okullara
ücretsiz taşıdık. Tabii ki yetmez. Haydi Kızlar Okula
kampanyasıyla 100 binlerce çocuğumuzu okullu yaptık. Yeni sosyal
güvenlik ve genel sağlık sigortasıyla, her doğan bebeği sigorta kapsamına
aldık. Bebek ölüm oranlarını binde 9a düşürdük. Yeter mi?
Tabii ki yetmez, bizce yetmez, hâlâ eksiğiz; birbirimizi
tamamlayacağız, yol göstereceğiz; değerleri daha da gelişmiş bir toplum,
çocukları da daha müreffeh bir ülke olacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan ömrünün ve
dünya nüfusunun üçte 1i çocuktur. İnsanlığın masumiyeti,
insanlığın vicdanı çocuktur. İnsanlık hiçbir ön koşul
ileri sürmeden, çocuktan yana taraf olmadıkça dünyanın çocuk sorunlarını ortadan
kaldıramayız. Çocukların baktıkları yerden dünyaya
bakmak bir eksiklik değil, bir zenginliktir. Allah hepimize
çocukların nazarıyla sevebilmeyi ve yaşama sarılabilmeyi
nasip etsin.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Çalık.
Gündem dışı ikinci söz, kayısı ve
kayısı üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Malatya
Milletvekili Veli Ağbabaya aittir.
Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz beş dakika.
2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın,
kayısı ve kayısı üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
VELİ AĞBABA (Malatya) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kayısı ve kayısı üreticilerinin
sorunlarıyla ilgili söz almış bulunuyorum. Sizi ve izleyenleri
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, pek çoğunuz için kayısı
sıradan bir meyvedir ancak bir Malatyalı için
kayısının bir meyve olmaktan öte anlamları vardır.
Çoğu Malatyalının kayısıdan başka geçim
kaynağı yoktur. Bu insanlar için kayısı her gün tüketilen
ekmektir, her gün gidilen yoldur, okul parasıdır, hastane
masrafıdır; gelecek yılın umudunu bir kez daha
yeşertecek mazottur, gübredir, ilaçtır. Bu insanlar için
kayısı hayattır. Onların yürekleri kayısıyla
atar, umutları kayısıyla çiçek açar. Üreticiler
ağaçlarına bir yıl boyunca kendi çocuğuna bakar gibi
bakarlar. Alın terlerini toprağa dökerler ve şansları yaver
giderse bir yılın sonunda Malatya köylüsünün çoğu, ancak
bizlerin bir aylık maaşı kadar gelir elde ederler.
Değerli arkadaşlar, kayısı, Türkiye'nin ve
dünyanın her köşesinde talep edilen ve severek tüketilen mucizevi bir
üründür ama üreticisi mağdurdur. Ne yazık ki tarlada yaş
kayısının fiyatı 20 kuruşa kadar düşüyor ama
marketlerde 5-6 liradan satılıyor. Kuru kayısı üreticiden 1
liraya alınıyor, marketlerde 15-20 liradan satılıyor. Yani
kayısı, Malatyadan yok pahasına alınıyor, Türkiyeye
ateş pahasına satılıyor. İhraç ediliyor, devlet
milyonlarca dolar kazanç sağlıyor ama çiftçi, bu rant
çıkarını kırıp kendi hakkını alamıyor.
İşte bu, kayısının felaketi, çiftçinin sefaleti oluyor.
Kayısı üreticisi günden güne yoksullaşıyor; onlarca cefa
çekiyor, birileri sefa sürüyor.
Değerli milletvekilleri, kayısıyı felaketten,
çiftçiyi sefaletten kurtarmak için çok basit önlemler yeterli olacaktır
aslında. Devlet kayısıya destek vermelidir. Bir yıldan beri
Kayısıya destek diye diye dilimizde tüy bitti ama Hükûmetin
kılı bile kıpırdamadı. Sadece, Başbakan
desteğini açıkladı, o da Malatya halkıyla alay edercesine
kayısıyı yiyerek destekleyeceğini söyledi.
Kayısı üreticisine faizsiz kredi verilmelidir. Üretici sizden
sadaka, bağış veya bahşiş beklemiyor. Vergisini
verdiği, askerliğini yaptığı, millî ekonomisine
katkıda bulunduğu devletten borç istiyor. Peki, siz ne
yapıyorsunuz? Çiftçinin zor durumundan yararlanıp yüksek faizli kredi
veriyorsunuz. Aslında, bir nevi tefecilik yapıyorsunuz.
Taban fiyat uygulaması başlatılmalıdır. Daldaki
altının pazarda pula dönmemesi için taban fiyatı
belirlenmelidir. Üreticinin zararı karşılanmalıdır.
Sulama sorunu çözülmelidir. Verimin ve kalitenin artması için sulama
şarttır. Bunun için Hükûmet gerekli çalışmayı
yapmalı ve bazı bölgelerdeki kanalizasyon suyuna olan mahkûmiyete bir
an evvel son vermelidir. Kaysının endüstriyel üretim süreci
desteklenmeli, bu amaçla tesis kurulmalıdır.
Değerli arkadaşlar, üreticiye vergisiz mazot verilmelidir.
Dünyanın en pahalı mazotunu tüketmenin bedelini iliklerinde hisseden
üreticinin sırtındaki devlet yükü, vergi kamburu
kaldırılmalıdır. Kayısının üretim ve
pazarlama sürecini takip eden, düzenleyen özerk bir kurum
oluşturulmalıdır. Böylelikle kayısı piyasanın,
tefecinin insafından kurtulmuş olacaktır.
Bu basit önlemler ve desteklerle Malatyada kayısı sorunu diye
bir şey kalmayacaktır. Üretici alnının terinin
karşılığını alacaktır. Ama bu basit
önlemler, sizin için çok basit olduğu için bunları
yapmayacaksınız. Sizin daha büyük projeleriniz var. IMFye 5 milyar
dolar borç verirsiniz ama Malatya üreticisine 5 bin lira veremezsiniz.
Suriyedeki savaşı ölümüne desteklersiniz ama kayısıyı
desteklemezsiniz. Pırlantadan vergiyi kaldırırsınız
ama mazota vergi üstüne vergi vurursunuz. Almadığınız
doğal gazın parasını ödersiniz ama kayısı
alımı yapmazsınız. Ankaradan Lazkiyeye silah yolu
yaparsınız ama Karakaya Barajından Battalgaziye su yolu
yapmazsınız. Kürecikte emperyalizme hizmet tesisi
kurarsınız ama Malatyaya kayısı işletme tesisi
kuramazsınız. Seçim gelince canım cicim kayısı
dersiniz ama seçimden sonra kayısıyı sadece ve sadece yiyerek
desteklersiniz.
Sizin büyük projeleriniz, büyük hedefleriniz var. O projeler, o hedefler
o kadar büyük ki içinde Malatya, Türkiye bile kayboluyor. Kayısı
üreticisi mikroskopla bile gözükmüyor.
Bu dileklerimle kayısıya destek verilmesini diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.
Gündem dışı üçüncü söz, 2012 yılı Kamu
Personeli Seçme Sınavı sonucuna göre yapılan öğretmen
atamaları hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Alim
Işıka aittir.
Buyurun Sayın Işık.
Süreniz beş dakika.
3.- Kütahya Milletvekili Alim Işıkın, 2012
yılı Kamu Personeli Seçme Sınavı sonucuna göre yapılan
öğretmen atamalarına ilişkin gündem
dışı konuşması
ALİM IŞIK (Kütahya) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle 24üncü Dönem Üçüncü Yasama Yılının
ülkemize ve aziz milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi 7-8 Temmuz 2012
tarihlerinde lisans mezunları için yapılan KPSS 2012 hakkında
medya organları aracılığıyla kamuoyuna yansıyan,
genel kültür ve eğitim bilimleri alanlarındaki soruların sızdırıldığı
iddiaları, bu sınava giren milyonlarca gencimiz ve aileleri
başta olmak üzere, tüm milletimizi ciddi anlamda endişeye sevk
etmiştir ve ÖSYMyi bir kez daha tartışmaların
odağına yerleştirmiştir.
Anılan sınavın ilk günü Dicle Haber Ajansı ve Beyaz
Kalem Yayıncılık tarafından İnternet sitelerinden
deneme sınavı formatında yayınlanan bazı
soruların sınav öncesinde çalındığı
iddialarına karşılık, ÖSYM Başkanı
tarafından aynı gün ve hiçbir inceleme ya da soruşturmaya gerek
duyulmadan kamuoyuna yapılan Soruların sınava giren aday veya
adayların hafızasında tutarak bazı yayın
organlarına servis edildiği, sonradan zihinde tamamlanmış
sorulardan oluştuğu görülmüştür. şeklindeki iddiaları
örtbas etmeye yönelik açıklamaları da ne yazık ki endişeleri
derinleştirmiştir. Tam aksine, aynı gün saat 21.48de
anılan haber ajansı tarafından yayınlanan genel kültür
yetenek testi ile eğitim bilimleri testine ait tüm sorularla, 11 Temmuz
tarihinde ÖSYM tarafından yayınlanan master kitapçığındaki
soruların dizilişinin ve cevap şıklarının bire
bir aynı olması, bu sınavdaki bazı soruların önceden
sızdırıldığının kanıtı
olmuştur.
Nitekim, daha sonra ÖSYM tarafından açıklanan sınav
sonuçları ve bu sınavda en başarılı iller
sıralamasına giren iller, sınavla ilgili iddiaları
doğrular şekilde olmuştur. Anılan sınava ilişkin
soruların sızdırıldığı ve bazı illerde
satıldığı yönündeki ciddi iddialar soruşturulup
açıklığa kavuşturulmadan Millî Eğitim
Bakanlığı tarafından 10 Eylül 2012 günü yapılan
öğretmen atamaları yeni birçok sorunu ve mağduriyeti de
beraberinde getirmiştir. İlan edilen 40 bin kontenjanın
yaklaşık 4 bin adedi boş kalmış, daha sonra boş
kalan bu kontenjanlara ek atamalar gerçekleştirilmiştir.
Şimdi, Sayın Milli Eğitim Bakanına buradan sormak
istiyorum: Bu şaibeli sınava göre yaptığınız
öğretmen atamaları içinize sinmiş
midir? Gerekli ayıklamalar yapılmadan gerçekleştirilen
atamalarla mağdur edilen ve hakkıyla yüksek puanlar
aldıkları hâlde hiç atanamayan ya da daha iyi yerlere atanacakken
mağdur edilen adayların haklarını nasıl korumayı
düşünüyorsunuz? Bu tür soruları çoğaltmak mümkündür ancak bu
atamalarda hakkıyla görev almış binlerce öğretmen de
şaibe altında kalmış ve yeterince sevinememiştir.
Diğer yandan, bazı branşlarda kontenjanlar
boş kalırken ihtiyaç olduğu gerekçesiyle mezun edilen
sınıf öğretmenlerinin birçoğu bu atamalarda açıkta
kalmış, 2000 yılından beri neredeyse hiç kontenjan
ayrılmayan teknik öğretmenler yine atanamamıştır. Bir
yandan mesleki eğitime özendirmeye çalışan Bakanlık, diğer
yandan bu öğrencileri eğitecek meslek öğretmenlerini
unutmuştur.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de hiçbir
hazırlık yapılmadan alelacele uygulamaya konulan 4+4+4
eğitim sistemiyle bazı alanlarda ortaya çıkan öğretmen
fazlalığının eritilmesi amacıyla yapılan alan
değişimi uygulamasıyla birçok branş öğretmeninin
hakkı yenmiş, okullar ve öğretmenler âdeta bir kaosun içine
itilmiştir. Öğretmenler arasında ortaya çıkan statü ve
maaş farklılıkları giderek büyümüş ve ciddi bir sorun
hâline gelmiştir. Bu nasıl bir planlamadır ve nasıl
uygulamadır? Gerçekten bunu iyi irdelemek gerekir.
Bir yandan, ilgili soru önergemize cevaben Millî Eğitim
Bakanlığı tarafından eylül ayında verilen resmî
cevapta, toplam 144.272 öğretmen ihtiyacının bulunduğu
söylenecek, diğer yandan fen ve teknoloji, matematik, sosyal bilgiler ve
Türkçe branşları dışında hiçbir alanda ihtiyacın
olmadığı belirtilecek, diğer taraftan geçen yıl ikinci
dönemde yaklaşık 55 bin öğretmenin ücretli öğretmen olarak
görev yaptığı ifade edilecek, diğer taraftan
sınıflar birleştirilerek eğitim verilmeye
çalışılacak, öbür taraftan da öğretmenler kadro
yetersizliği nedeniyle atanamayacaklar.
Bunlar yetmiyormuş gibi, son günlerde, Sayın
Bakanın atama isteyen öğretmenleri Eminönü Camisinin önünde yem
bekleyen güvercinlere benzetmesiyse ayrı bir talihsizliktir. Kendisini
özür dilemeye davet ediyorum. Derhâl ek öğretmen ataması
yapılmalı ve bu mağduriyetler sona erdirilmelidir.
Son olarak da fen-edebiyat fakültesi mezunlarının
formasyon çilesi sona erdirilmeli ve bir çözüm bulunmalıdır diyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Işık.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır
NURETTİN
CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, söz talepleri var.
REŞAT
DOĞRU (Tokat) Sayın Başkanım, kısa söz taleplerimiz
var.
BAŞKAN
Evet, sisteme girmiş arkadaşlarımıza sırasıyla
söz vereceğim.
Sayın
Erdemir
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemirin, yeni yasama
yılına ilişkin açıklaması
AYKAN
ERDEMİR (Bursa) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerimi yeni yasama yılında toplumsal uzlaşma ve çözümün
adresi olmasını yürekten dilediğimiz yüce Meclisin değerli
üyelerini başarılı ve üretken bir dönem geçirmeleri temennisiyle
selamlıyorum.
Gelin, yeni
yasama yılında yüce Meclisimizi çatışmanın değil
uzlaşmanın, savaşın değil barışın,
kibrin değil tevazunun, nefretin değil anlayışın, kaba
kuvvetin değil nezaketin, ayrışmanın değil
bütünleşmenin, dayatmanın değil müzakerenin, umutsuzluğun
değil umudun, geçmişin değil geleceğin Meclisi
yapalım.
Saygılarımla.
(CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Erdemir.
Sayın Tanal
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanalın, destek kredisi uygulamaları nedeniyle
çiftçilerin mağdur olduklarına ve bu mağduriyetlerinin
giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL (İstanbul) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Çiftçilerimizin sesini Hükûmet yetkililerine duyuruncaya kadar aynı
soruyu her gün tekrar edeceğim.
Şanlıurfa, Aksaray ve Diyarbakır illerimizde 2011
yılı hububat desteklemelerine bloke konulmuştur. Bu sebeple
çiftçilerimiz mağdur olmuştur. Bu mağduriyete Sayın
Bakanın son vermesini talep ediyoruz.
İki: Geçtiğimiz yıllarda desteklerini alan
çiftçilerimizin incelemeler neticesinde almış oldukları
miktarın faiziyle birlikte iade edilmesi de istenmektedir. Bu, iade edilse
bile 5488 sayılı Tarım Kanununun 23üncü maddesi uyarınca
beş yıl süreyle destekleme programından
yararlandırılmamaktadır. Bu mağduriyete son verilmesini
talep ediyorum. Son iki yıldır ürünlerinde zarar eden çiftçilerimiz
son yaşanan müstahsil makbuzlarıyla birlikte darbe almış ve
borcunu ödeyebilmek için bankaların yolunu tutmuştur. Bu nedenle, son
günlerde bankalardan kredi alan çiftçilerimiz borcunu ödeyememektedir.
Hükûmet yetkililerinin bunu dikkate
almasını arz ediyorum, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın Serindağ
3.- Gaziantep
Milletvekili Ali Serindağın, yeni yasama yılının
hayırlı olmasını dilediğine, Gaziantep
esnafının ve üreticisinin zor durumda olduğuna ve bu
mağduriyetlerini giderecek önlemlerin alınması gerektiğine
ilişkin açıklaması
ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Ben de yeni yasama yılının hayırlı
olmasını diliyorum.
Sayın Başkan, Antep fıstığı Gaziantep için
çok önemli bir üründür. Geçen sene 12 liraya satılan
kırmızı kuru kabuklu fıstık bu sene 7-8 liraya
satılamamaktadır. Pamuk geçen seneye göre yüzde 20 daha az fiyatla
satılmaktadır, üstelik alıcısı da yoktur. Üzüm geçen
sene 120 kuruşa satılıyorken, üretici 120 kuruşa üzüm
satarken bu sene 40-45 kuruşa satmaktadır çünkü geçen sene üzüm ihraç
edilebiliyordu, şimdi üzüm ihracatı yoktur.
Gaziantepte küçük esnaf perişandır. Suriye olayları
esnafı perişan etmiştir. Bu nedenle, yüce Meclisin mutlaka
Gaziantep esnafının ve üreticisinin mağduriyetini giderecek
önlemler almasını Hükûmete tavsiye etmesini diliyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın Doğru
4.- Tokat Milletvekili
Reşat Doğrunun, yeni yasama yılının hayırlı
olmasını dilediğine, 1 Ekim Dünya Çocuklar Gününe ve
çocukları sigara, alkol, uyuşturucu ve İnternet
bağımlılığından korumak gerektiğine
ilişkin açıklaması
REŞAT DOĞRU (Tokat) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Yeni yasama yılının ülkemize, milletimize
hayırlı olmasını temenni ederim.
1 Ekim Dünya Çocuklar Gününü kutluyorum. Çocuklarımız
geleceğimiz, her şeyimizdir. Onların daha iyi şartlarda
yetişmesi, güvenli bir ülkede yaşamaları bizim görevimizdir.
Çocuklarımıza, geleceğimize umutla bakan bir Türkiye bırakmalıyız.
Önümüzdeki yıllarda bütün ailelerin önüne gelecek olan
bağımlılık konusuna dikkat çekmek istiyorum. Ülkemizde
sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı gün
geçtikçe artıyor. Çocuklarımızı bunlardan korumak için
gerekli tedbiri almak mecburiyetindeyiz.
Bir ikinci konu da, çocuklardaki İnternet
bağımlılığı konusudur. İnternet
bağımlılığı da gün geçtikçe artmaktadır.
Çocukların başarısızlıklarının en büyük
sebeplerinin başında İnternet oyunları ve İnternet
bağımlılığı gelmektedir.
Meclisimizin bu yönde olarak çalışmalar yapmasını
bekliyor, saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Doğru.
Sayın Özcan
5.- Bolu Milletvekili Tanju Özcanın, Boluda
gübreden elektrik üretme amaçlı tesis kurmak isteyen firmaya ilişkin
açıklaması
TANJU ÖZCAN (Bolu) Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan, benim seçim bölgem olan Boluda, bir firma
EPDKdan yetki belgesi alarak Çin ortaklı bir firma- bir süredir gübreden
elektrik üretme amaçlı bir tesis kurma arayışında.
Yalnız, buna ilişkin Boluda çok ciddi bir direniş var. Sebebi
de şu: Yapılmak istenen tesis yerleşim bölgeleri içine
yapılmak isteniyor. Dolayısıyla, böyle bir tesisin koku, çevreye
vereceği zarar ve yer altı sularına vereceği zarar
konusunda kimse kimseyi aydınlatamaz durumda. Bu tesisin henüz Türkiyede
örneği de yok, yurt dışında birkaç yerde yapılmış;
incelediğimizde, hepsi yerleşim yerlerinin oldukça
dışına yapılmış ve çok ciddi kurallarla ruhsat
kendilerine verilmiş. Ancak Bolu Valiliği böyle bir tesisle ilgili
ÇED raporuna gerek yoktur. şeklinde bir cevap vermiş firmaya. Bir
ÇED raporu dahi istenemiyor bu firmadan. Bu firmanın AKPnin üst düzey
yöneticilerinden birisinin yakınının, yeğenlerinin
firması olduğu yönünde yaygın bir rivayet var. Sayın Bakana
sormak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Özcan.
Sayın Yeniçeri
6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçerinin, yeni yasama
yılına ilişkin açıklaması
ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Yeni yasama yılının yüce Türk milletine, Türk İslam
dünyasına ve bütün insanlığa barış getirecek
çalışmalar yapmasını diliyorum.
Umuyorum ki yüce Meclis barışı sağlayan, terörü
kahrederek yok eden, insanlığı yücelten, milletimizin
refahını artıran yasalar çıkarır ve kararları
alır.
Yine umuyor ve diliyorum ki yapılan çalışmalar, fitnenin
olduğu yere kardeşliği, hukuksuzluğun olduğu yere
adaleti, yoksulluğun olduğu yere zenginliği, zulmün olduğu
yere merhameti, acımasızlığın olduğu yere
insafı götürür.
Yeni yasama yılında herkese sağlık ve
başarılar diliyorum.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Yeniçeri.
Sayın Demiröz
7.- Bursa Milletvekili İlhan Demirözün, 2012
yılında yapılan ahududu ithaliyle ilgili bilgi almak
istediğine ilişkin açıklaması
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) Sayın Başkan, çok
teşekkür ediyorum.
Bir gün Bakanlar Kurulu sıralarında Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanını görmek dileğiyle sormak
istiyorum.
Bursa merkez köylerimizde -Gözede, Alaçam, Kızık köylerinde-
Türkiye üretiminin yüzde 80i olan, ahududu üretimi yapılmaktadır.
2011 yılında 4-4,5 TL/kilogram olarak satışa sunulan
ahududu bu yıl, 2012 yılında dalında kaldığı
gibi 1-1,5 TL/kilogramdan alıcı buldu.
Sorum şudur: 2012 yılında hangi ülkelerden, ne kadar,
hangi aylarda, kaç TLye ahududu ithal edildi?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Demiröz.
Sayın Dağoğlu
8.- İstanbul Milletvekili Türkan
Dağoğlunun, çocuklara aydınlık bir gelecek bırakmak
için tüm ulusların dayanışma içinde olması ve sivil toplum
kuruluşlarının uzmanlığından
yararlanılması gerektiğine ilişkin açıklaması
TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkelerin geleceklerinin inşasında
çocukların rolü yadsınamaz. Özgür ve evrensel değerleri
benimsemiş olan çocukların, yarının karar alıcı
pozisyonlarına geldiklerinde ülkeler ve hatta kıtalar arasındaki
sınırları aşacaklarına inanıyorum.
Günümüzde çocuk işçiliği, bebek ölümleri, yoksulluk, aile içi
şiddet, okullaşma oranları ve savaşlar gibi birçok sorun
dünya çocuklarının refahını doğrudan etkilemekte,
dünyaya çocuk masumiyetiyle bakmalarını önlemektedir. Bir çiçek gibi
bakım ve ilgi bekleyen ve insan neslinin devamını
sağlayacak olan çocuklarımızın önünde pespembe bir tablo
yok. Türk Neonatoloji Derneğinin Başkanı olarak onlara
aydınlık yarınlar bırakmanın, tüm ulusların dayanışma
içinde ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının da
uzmanlığıyla gerçekleştireceği bir hedef
olmasını canıgönülden temenni ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Işık
9.- Erzincan Milletvekili Muharrem
Işıkın, yeni deprem riski haritasına göre en riskli bölge
olarak görülen Erzincanda kamu binalarının, özellikle hastane
binasının güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin
açıklaması
MUHARREM IŞIK (Erzincan) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Başkanım, biliyorsunuz yeni bir deprem risk
haritası açıklandı. Burada, açıklanan haritada Erzincan
yine en riskli bölge olarak göründü. Erzincanda özellikle bir hastanemiz,
araştırma hastanesi ve devlet hastanemiz var. Devlet hastanemizin
kapanması gündemde, bir yatırım yapılmadığı
için.
Ayrıca, yeni yapılan üniversite alanının yeniden
gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Köylerimize 92 depreminden sonra hiçbir araştırma,
çalışma yapılmadı. Bununla ilgili ciddi çalışma
yapılması gerektiği konusunda fikirlerimizi söylüyoruz. Bu
konuda, Erzincanın deprem risk haritasının yeniden gözden
geçirilerek, kamu binalarının da yeniden gözden geçirilerek ve en
önemlisi de 92de yaşanan hastane yokluğundan dolayı çekilen
zorlukların yaşanmaması için hastanemizin güçlendirilerek devam
etmesini istiyoruz.
Saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Şandır
10.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandırın, Mersindeki kayısı üreticilerinin de
zor durumda olduğuna ve kayısı üreticilerine destek verilmesi
gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET ŞANDIR (Mersin)- Çok teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Veli Ağbabanın ifade ettiği gibi
kayısı üreticileri gerçekten zorda ama yalnız Malatyada
değil, Mersinde de zorda.
Kayısı bize ait bir ürün yani ülkemizin -bir anlamda- millî
bir ürünü; korunması gerekir, desteklenmesi gerekir. Kayısı
üreticileri, şeftali üreticileri, narenciye üreticileri maalesef her sene
bir sebepten dolayı zarar etmektedir ve bahçelerini kesmek durumunda
kalmaktadırlar.
Mersinin Mut ilçesinde kayısı üreticileri gerçekten
toprağı altına dönüştürmekteler. Bu insanları
desteklemek gerekiyor. Hükûmetten, kayısı üreticilerine destek
vermesini, özellikle de pazarlama desteği vermesini talep ediyorum.
Söz verdiğiniz için size de teşekkür ederim Sayın
Başkan, saygılar sunarım.
BAŞKAN Teşekkür ederim, Sayın Şandır.
Başka söz isteyen arkadaşlarımız da var, onlardan
özür diliyoruz, 10 kişiye söz veriyoruz.
Dolayısıyla, şimdi gündeme geçiyorum ve Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge
vardır, okutuyorum.
VI.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Tekirdağ
Milletvekili Emre Köprülü ve 19 milletvekilinin, Ergene Nehrindeki
kirliliğin boyutlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/355)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Yıldız dağlarından doğup Meriç nehrine kadar
yaklaşık
Dolayısıyla, sorun sadece su kirliliği değildir.
Toprak ve o toprakta yaşayan canlılar su kirliliğinden
payını almaktadır. Kirlilik nedeniyle çevrede kanser
vakalarının arttığı ve ölümler
yaşandığı bilimsel araştırmalarla ortaya
çıkmıştır. Bölgede tarım çok önemli olup yörede en
fazla ekilen ürünler buğday, ayçiçeği, pirinç,
şekerpancarı, mısır, çeltik, kabak çekirdeği ve
sebzedir. Tarım da bu kirlilikten yoğun olarak etkilenmektedir. Tüm
Türkiye'nin ayçiçeği üretiminin yüzde 63'ü, pirinç üretiminin yüzde 44'ü,
buğdayın yüzde 10'unun bu bölgede gerçekleştiği
düşünüldüğünde sorunun sadece Trakya'nın sorunu
olmadığı da anlaşılacaktır.
Ergene nehri kirliliği üzerinde, siyasiler, bilim adamları,
uzmanlar, sivil toplum kuruluşları aynı uyarıları
yapmakta ve acilen önlem alınmasını sürekli dile getirmektedir.
Konu siyasetin ve siyasi bakışın dışında bir
konudur. Bölgede yaşayan ve kirlilikten etkilenen
insanlarımızın ve çocuklarımızın hangi siyasi
partili oldukları hiç önemli değildir. Yöneticilik ve devlet
adamlığı budur. Ancak başta Başbakan Erdoğan
olmak üzere Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Ergene
konusunda yaptıkları açıklamalarda kamuoyunu yanıltarak
Ergene nehri üzerindeki tüm belediyelerin CHPli olduğunu iddia ederek
kirlilikten dolayı CHPli belediyeleri suçlamaktadırlar. Fakat
bölgede yer alan belediyeler farklı partilerden olmakla birlikte, sorun
çok su kullanımına dayalı hızlı ve kontrolsüz
sanayidir. Bunun kirlilikten başka bir sonucu da Trakya'nın
yeraltı sularını da tüketmesidir. (
Konunun daha etkin, bilimsel ve çağdaş çalışmalarla
ele alınması gerekmektedir. Bu sebeple başta Trakya olmak üzere
Türkiye için de önemi büyük olan Ergene nehrindeki kirlilik siyasi malzeme
yapılmayacak kadar ciddi bir yaradır.
Bu nedenlerden ötürü, Ergene nehrindeki kirliliğin
boyutlarını tüm yönleriyle ortaya koymak ve alınabilecek
önlemleri belirlemek amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104.
ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulmasını saygıyla arz ederiz.
1) Emre Köprülü (Tekirdağ)
2) Recep Gürkan (Edirne)
3) Kemal Değirmendereli (Edirne)
4) Osman Aydın (Aydın)
5) Faik Öztrak (Tekirdağ)
6) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
7) Turgut Dibek (Kırklareli)
8) Mahmut Tanal (İstanbul)
9) Candan Yüceer (Tekirdağ)
10) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
11) Gürkut Acar (Antalya)
12) Veli Ağbaba (Malatya)
13) Erdal Aksünger (İzmir)
14) Muharrem Işık (Erzincan)
15) Namık Havutça (Balıkesir)
16) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
17) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
18) Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
19) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
20) Rahmi Aşkın Türeli (İzmir)
2.- Kars Milletvekili Mülkiye
Birtane ve 21 milletvekilinin, 2000 yılındaki Hayata Dönüş
olarak adlandırılan operasyonların gerçek boyutlarının
ve sorumlularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
19 Aralık 2000 tarihinde "Hayata Dönüş" olarak
adlandırılan ve onlarca tutuklunun ölümü ile sonuçlanan cezaevleri
operasyonlarının asıl sorumlularının bulunması;
planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında
soruşturma açılarak bu kişilerin yargı önüne
çıkarılması ve operasyonların gerçek boyutlarının
bütün açıklığıyla kamuoyu ile paylaşılması
için Anayasa'nın 98. ve TBMM İç Tüzüğü'nün 104. ve 105.
maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması
için gereğini arz ve teklif ederiz
1) Mülkiye Birtane (Kars)
2) Pervin Buldan (Iğdır)
3) Hasip Kaplan (Şırnak)
4) Sırrı Sakık (Muş)
5) Murat Bozlak (Adana)
6) Halil Aksoy (Ağrı)
7) Ayla Akat (Batman)
8) İdris Baluken (Bingöl)
9) Hüsamettin Zenderlioğlu (Bitlis)
10) Emine Ayna (Diyarbakır)
11) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)
12) Altan Tan (Diyarbakır)
13) Adil Kurt (Hakkâri)
14) Esat Canan (Hakkâri)
15) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)
16) Sebahat Tuncel (İstanbul)
17) Erol Dora (Mardin)
18) Ertuğrul Kürkcü (Mersin)
19) Demir Çelik (Muş)
20) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
21) Nazmi Gür (Van)
22) Özdal Üçer (Van)
Gerekçe:
"Hayata Dönüş" olarak adlandırılan cezaevleri
operasyonları ile ilgili adil bir yargılama süreci
işlemediği gibi, asıl sorumlular hakkında tek bir dava bile
açılmamıştır. Üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen,
aydınlatılmamış olan bu olaylarla ilgili son olarak,
Bayrampaşa Cezaevine yönelik olan kısmında, olay yeri
tutanağındaki imzaların sahte olduğu ortaya çıkmış,
bu durum dikkatleri yeniden bu operasyonlara çekmiştir. 12 mahkûmun
öldüğü, 77 mahkûmun yaralandığı Bayrampaşa
Cezaevindeki olaylarda, mahkûmların birbirlerine ateş ederek,
birbirlerini yakarak öldürdükleri öne sürülüyordu. Üstelik mahkûmlar,
imzaların sahte olduğu bu tutanak doğrultusunda
yargılanmış, olayların gerçek boyutlarını ortaya
koyan belgeler bulunmasına rağmen bunlar önemsenmemiştir. Son
gelişmelere bakıldığında, başından beri
yargı süreci geciken ve adaletin yerini bulmadığı ilgili
davaların, gerçek olmayan belgeler ve ifadeler üzerinden yürütülmüş
olduğu anlaşılmaktadır.
F tipi cezaevlerini hayata geçirmek için 19-22 Aralık 2000
tarihinde cezaevlerinde gerçekleştirilen "Hayata Dönüş"
operasyonu, katliam derecesine varacak bir boyutta neticelenmişti. 20
cezaevine yapılan operasyonlar sonucunda 30 kişi, sonrasında ise
açlık grevlerinde 120 tutuklu daha hayatını kaybetmişti.
Operasyon sırasında meydana gelen olaylardan daha çok tutuklu ve
hükümlüler sorumlu tutulmuş, haklarında açılan davalar kısa
sürede neticelendirilmiş ve cezalar verilmişti. Oysa operasyon talimatının
kimler tarafından verildiği, nasıl planlandığı ve
müdahaleyi yapan kolluk kuvvetlerinin kimlerin komutasında hareket
ettiği açıktı. Ancak davalarda bu sorumluların isimleri
gizlenmiş, müdahalenin kimler tarafından
yapıldığı olay yeri tutanaklarında ya
yazılmamış ya da yanlış sicil numaraları
yazılmıştır. Olaylar sırasında hayatını
kaybeden Uzman Çavuş Nurettin Kurt'un da tutuklular tarafından
vurulduğu açıklanmış, otopside ise ölüme yol açan
yaralanmaya "yüksek kinetik enerjili bir silahın" sebep olduğu
belirlenmişti. Aynı şekilde raporda, ölüme yol açan
silahın, sadece Kalaşnikof ya da G-3 piyade tüfeği
olabileceği belirtilmişti.
Yine olaylarda, tutukluların koğuşlarda bulunan piknik
tüplerini, kolluk kuvvetlerine karşı patlayıcı olarak
kullandığı ileri sürülmüştü. Yapılan incelemede
koğuştaki bütün tüplerin boş, çizilmemiş ve issiz olduğu
saptanmıştı. Üstelik bu asılsız olduğu tespit
edilen iddialar neticesinde, cezaevlerinde merkezi mutfak sistemine
geçilmiş, bu da cezaevlerinde yeni bir hak ihlalleri zinciri
oluşturmuştur. Dönemin Adalet Bakanı tarafından,
hayatını kaybeden tutukluların, askerlerle çatışmaya
girdiği ve bazı ölümlerin ise tutuklular arasındaki
çatışmadan çıktığı ileri sürülmüş olunsa da,
adli tıp uzmanlarının raporları bu iddialarının
asılsız olduğunu ortaya koymuştu. Raporlara göre,
koğuşlardan ateş edilmemiş, öldürücü dozun üzerinde gaz
bombası kullanıldığı belirtilmişti.
Kadın tutukluların ise güvenlik görevlilerinin
kullandığı göz yaşartıcı ve gaz
bombalarının çıkardığı yangında öldükleri
belirlenmişti. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak
ölen kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı
olan solvent maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği öne
sürülmüştü. Kömüre dönmüş koğuşlarda yapılan
aramalarda silah bulunmadığı da açıklanmıştı.
Bilirkişi raporunda ayrıca tutukluların bulunduğu taraftan
güvenlik görevlilerinin bulunduğu yöne doğru ateş
açılmadığı, atışların dışarıdan
içeriye doğru yapıldığı belirtilmişti.
Müdahil avukatlar, işkence ve zalimane davranış
suçlarında, suçun insanlığın ortak değerlerine
karşı işlenmiş olması açısından,
zamanaşımının işlemeyeceğini belirtmişlerse
de davanın sonucu değişmemiştir. Ayrıca Operasyonu
planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında
soruşturma dahi açılmamıştır. Kamuoyu baskısını
gidermek amacı ile ancak operasyon sırasında ihtiyat görevinde
bulunan bir kısım asker ve görevli hakkında göstermelik davalar
açılmıştır. Katliamın üstü örtülerek unutturulmaya
çalışılsa da, operasyonun açığa çıkmış
ve çıkmakta olan boyutları, yaşananların bir hukuk
skandalı olduğunu göstermektedir. Son olarak ortaya Bayrampaşa
Cezaevi ile ilgili ortaya çıkan gelişmeler de göz önünde
bulundurularak, sorumlulardan tek bir kişinin dahi ceza
almadığı; mağdurların ve kamu vicdanını
kanatmaya devan eden "Hayata Dönüş Operasyonu"nun üzerine
cesaretle ve kararlılıkla gidilmesi için meclis
araştırması açılması gerekli görülmektedir.
3.- Antalya Milletvekili
Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, elektrik enerjisi alanında
yanlış uygulanan politikalar nedeniyle yaşanan
sıkıntıların, hidroelektrik santrali projeleri ve
Oymapınar Hidroelektrik Santralinin durumunun ve özelleştirme
uygulamalarının yol açtığı sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/357)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Türkiye'nin elektrik enerjisi alanında yanlış uygulanan
politikalar nedeniyle yaşadığı sıkıntılar,
hidroelektrik santrali projeleri ve Eti Alüminyum A.Ş. özelleştirmesi
kapsamında bedelsiz verilen Oymapınar Hidroelektrik
Santralı'nın durumunun araştırılması, verimli ve
ulusal bir enerji politikasının oluşturulmasını
sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM
İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri kapsamında Meclis
Araştırması açılması konusunda gereğini arz
ederiz.
1) Gürkut Acar (Antalya)
2) Ali Sarıbaş (Çanakkale)
3) Veli Ağbaba (Malatya)
4) Aytun Çıray (İzmir)
5) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
6) Erdal Aksünger (İzmir)
7) Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
8) Muharrem Işık (Erzincan)
9) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
10) Namık Havutça (Balıkesir)
11) Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)
12) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
13) Mehmet Ali Susam (İzmir)
14) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
15) Rahmi Aşkın Türeli (İzmir)
16) Osman Kaptan (Antalya)
17) İhsan Özkes (İstanbul)
18) Doğan Şafak (Niğde)
19) Mahmut Tanal (İstanbul)
20) Dilek Akagün Yılmaz (Uşak)
21) Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar)
22) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
23) Turgut Dibek (Kırklareli)
24) Hurşit Güneş (Kocaeli)
25) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
Gerekçe:
Türkiye ekonomisinin sağlıklı büyümesi ve istihdam
yaratabilmesi için enerji girdi maliyetlerini düşürmesi önemli bir
zorunluluktur. Ancak, girdilerin düşürülmesi bir yana, enerji ithalatı
nedeniyle Türkiye'nin dış ticaret açığı ekonomiyi
krize sokacak boyutlara çıkmaktadır.
Enerji alanının başta elektrik olmak üzere serbest piyasaya
açılması, kamunun bu alana yatırım yapmasının
yasaklanması, 10 yıllık dönemde Türkiye'nin lehine sonuçlar
doğurmamıştır. Fiyat istikrarı ve arz güvenliği
sağlanamamış, gerekli yatırımlar
gerçekleştirilememiş, Türkiye'nin elektrikte yabancı kaynaklara
bağımlılık oranı azaltılamamıştır.
Türkiye doğalgaza bağımlı elektrik üretimini
sürdürmektedir. Doğalgaz anlaşmaları da "gizlilik"
gerekçesiyle kamuoyundan ve TBMM'den gizlenmekte, başka ülkelerde
yöneticiler bu anlaşmalar nedeniyle yargılanırken, Türk
halkı anlaşmalarda kendi aleyhine bir hüküm bulunup bulunmadığını
öğrenememektedir.
Bu temel yanlışların yanı sıra
özelleştirme uygulamaları nedeniyle de Türkiye'nin kaynakları
verimli ve halkın yararına kullanılamamaktadır. Türkiye'nin
en büyük barajlarından biri olan ve Manavgat Irmağı üzerinde
kurulu Oymapınar Barajı, 305 milyon dolarlık Seydişehir Eti
Alüminyum Özelleştirmesi kapsamında bedelsiz verilmiştir.
Danıştay, bu durum nedeniyle özelleştirme işlemini iptal
etmesine karşın, Hükûmet, Danıştay kararını
uygulamak yerine, fabrika ve barajı geri alabilmek için asliye ticaret
mahkemesine başvurmuştur.
Bu arada, Özelleştirme İdaresi, Elektrik Üretim A.Ş.'ye
ait bazı hidroelektrik santrallerinin işletme haklarının 49
yıllığına devrini öngören ihaleler yapmaktadır. Bu
ihalelerde 1 megavatlık kurulu güç için 4-5 milyon dolar verilirken, 540
megavat kurulu güce sahip ve bu ihalelerde ortaya çıkan fiyatlarla 49
yıllık işletme bedeli 2 milyar doları aşan
Oymapınar HES'in bedelsiz devri, kamu çıkarına
aykırıdır. Ayrıca, bedelsiz olarak verilen Oymapınar
HES üzerinden sisteme özelleştirme bedeli kadar elektrik
satışı gerçekleşmiştir. Devlet bir anlamda,
değeri 2 milyar doları aşmasına karşın bedava
verdiği santralden parayla elektrik satın almıştır.
AKP'nin işbaşında olduğu 10 yıllık dönemde
ithal kaynaklı elektrik üretiminin toplam elektrik üretimi içindeki
payı azaltılamamıştır. Türkiye'nin kömür potansiyeli
atıl bekletilip, ithal kömürle elektrik üretimi teşvik
edilmiştir. Güneşten birçok ülke ciddi elektrik üretimi yaparken,
Türkiye bu konuda hiçbir gelişme sağlayamamıştır.
Türkiye, su dışındaki yenilenebilir kaynaklarını
yeterli ve istenilen düzeyde değerlendirememiştir. Fiyat
istikrarı sağlanamaması nedeniyle sürekli zamlar gündeme
gelmiş, üreticimize, sanayicimize rekabet avantajı sağlayacak
fiyatla elektrik sunulamamıştır. Kayıp kaçak
oranlarının düşürülememesi nedeniyle faturasını
düzenli ödeyen vatandaşa bir de kayıp kaçak bedeli yüklenmeye devam
edilmiştir. Arz güvenliği konusunda ciddi riskler bulunmakta,
özellikle yaz aylarında bazı bölgelerde kesintiler yaşanmaktadır.
Bu nedenlerle,
elektrik üretimi konusunda yaşanan sorunlar ile özeleştirme
uygulamalarının yol açtığı sorunların
belirlenmesi, üreticilerimize, sanayicimize ve vatandaşımıza
ucuz ve kesintisiz elektrik sağlamanın yolunu açacak önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılması gerekli görülmektedir.
BAŞKAN
Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması
açılmasına ilişkin üç önerge bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler,
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması
açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler
sırası geldiğinde yapılacaktır.
Alınan
karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin
Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler kısmına geçiyoruz.
1inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydının; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Gençin; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydının; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile
Tunceli Milletvekili Kamer Gençin; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında
İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S.
Sayısı: 156)
BAŞKAN Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
2.- Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu
ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
BAŞKAN Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3üncü sırada yer alan, Toplu İş İlişkileri
Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporlarının
görüşmelerine başlayacağız.
3.- Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları
(1/567) (S. Sayısı: 197) (*)
BAŞKAN Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu 197 sıra sayı ile bastırılıp
dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu
tasarı İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde
görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı
oylanacaktır.
Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi
Grubu adına Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.
Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından
alkışlar)
Süreniz yirmi dakika.
BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 197 sıra sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanunu Tasarısı hakkında
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, yeni yasama döneminin tüm ülkemize, memleketimize
hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Mecliste
kavga eden, tartışan, kıran, döken ve çözüm üretmeyen bir
çalışma zemini yerine, yeni dönemde ülkenin gerçek sorunlarına
cesurca yaklaşan, bu konuda kararlı irade ortaya koyan bir
çalışma beklentimizi buradan ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, çalışma
hayatı, mevcut hâliyle 1980 askerî darbe döneminden kalan, darbenin
yasakçı ve otoriter zihniyetini taşıyan 2821 ve 2822
sayılı yasalarla düzenlenmektedir. Bu yasalar, özellikle
çalışma hayatına ilişkin olarak çalışanlar
nezdinde olması gereken pek çok hak gasbını içeren,
örgütlenmenin önüne engeller koyan, grev hakkında genel kamu yararı
gibi kapsamı belirsiz ve grevi engellemek için yoruma açık olan
maddeleri barındırarak, çalışma hayatının
dizaynını da 80 askerî darbesinin genel ruhu içerisinde ele
almıştır.
Değişen ekonomik yapılar, gelişen örgütlenmeler,
bilgiye erişimin kolaylaşması, darbe zihniyetini
taşıyan söz konusu yasaların çalışma hayatı için
artık engel teşkil ettiği konusunda toplumumuzda genel bir
kanı uyandırmıştır.
Bununla birlikte, özellikle 2010 yılındaki referandumda ve
yeni anayasa süreçlerinde toplu sözleşme, sendikal örgütlenme ve grev
hakkının yeniden, daha özgürlükçü, daha fazla emekçiden yana bir
şekilde yasalaştırılacağı sözlerini veren ve
ileri demokrasi havariliği yapan AKP, önümüzdeki Toplu İş
İlişkileri Yasa Tasarısını mevcut hâliyle Genel
Kurula getirerek sendikal örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkına
ilişkin 80 askerî darbe döneminden kalan yasakçı zihniyetin devamı
olan bir yaklaşımın da sahibi olduğunu tekrar tüm
halkımıza göstermiştir. Gerek toplu sözleşme yapabilme
şartlarındaki değişiklikle gerekse sendikal özgürlüklerin
kısıtlanmasıyla grev hakkının yok edilmeye
çalışılmasıyla, Toplu İş İlişkileri
Yasa Tasarısı, hak ve özgürlük arayışlarına nefes
aldırmak bir yana, 80 darbe ruhunun çalışma hayatı
üzerindeki etkisinin devam etmesine de yol açacaktır. Oysaki hem
referandum döneminde hem de yeni anayasa ile vadedilen sözleşme, grev ve
örgütlenme özgürlüğü talepleri, toplumun büyük kesimi ve
çalışanlar tarafından herkese sendika kurma ve sendikaya üye
olma hakkı verilmesi, sendikaların kendi iç işleyişlerini,
faaliyetlerini serbestçe düzenleyebilme yetkisi, kendi yöneticilerini serbestçe
seçebilme hakkına sahip olması, çok düzeyli toplu pazarlık ve
toplu sözleşme düzeninin kurulması, iş kolu barajı ve
işletme barajının kaldırılması, iş yeri
barajının düşürülmesi, toplu iş sözleşmesi önündeki
engellerin kaldırılması, sendikaların çalışanların
tümünü temsil eden örgütler olarak tanımlanması, grev yasakları
ve bunun önündeki engellerin kaldırılması gibi örgütlenme
özgürlüğünü içeren, toplu sözleşme yapmayı
kolaylaştıran ve etkisini genişleten, grev hakkını
işçinin yaptırım gücü ve doğal hakkı olarak gören
temel bazı değerler üzerinden şekillenmekteydi.
Değerli milletvekilleri, tüm bu süreçler içerisinde yeni
anayasadaki talepler, referandumda verilen sözlere rağmen AKPnin, genel
olarak iş gücünü esnekleştirici yaklaşımlarla işsizler
ordusu içerisinde az bir kısım dâhilinde nitelikli ucuz iş gücü
yaratarak, özelleştirmelere tavan yaptırarak, zamlarla toplumdaki
orta ve alt gelir seviyesine sahip toplumsal kesimleri -deyim yerindeyse- yok
etmeye çalışarak Türkiye toplumunun siyasi ve ekonomik sürdürülebilir
yaşamsallığına bir dinamit döşediğini
rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu noktadan hareketle, AKP, emeğin
sömürülmesi plan ve programları dâhilinde olan bir yasa tasarısı
ile önümüzde durmaktadır.
Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısını
adıyla bile burada özgürce tartışmak gerekir çünkü özellikle,
19uncu yüzyıldan itibaren işçilerin ve emekçilerin mücadelesiyle
şekillenen çalışma hayatına giren sendika, grev ve toplu
sözleşme tanımlamalarının bu yasanın adı
belirlenirken bile özenle kullanılmadığı gibi bir gerçeklik
var ortada. Oysaki, bizler, AKPnin yeni bu tanımlamalarının
salt tanımlama olmadığı, bunun yanı sıra ekonomik
birtakım amaçları da içerdiğini biliyoruz.
AKP, özellikle Toplu İş İlişkileri Yasa
Tasarısıyla beraber sendikal özgürlüklerin
kısıtlanması ve sendikal örgütlenmenin devlet denetimine
alınması, grev hakkının aşındırılması
yoluyla belli bir evreden sonra kullanılamamasını,
sendikaların toplu sözleşme yapma yetkilerini elinden alarak
sendikasız, örgütlenmemiş ve işveren karşısında
güçsüz iş gücünü yaratmayı amaçlamaktadır.
AKPnin demokrasiden anladığının bir tek Başbakanın
kullandığı ileri demokrasi kavramı olduğunu ve bunun
altının da yeterince doldurulmadığını bütün
Türkiye halkı çok iyi biliyor. Özellikle endüstriyel hayatı
ilgilendiren çalışma yaşamı endüstriyel demokrasi
kavramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, AKPnin ileri
demokrasisinin Genel Kurula getirdiği bu yasa tasarısı
kapsamında da demokrasiye uğramadığını
açıkça ifade edebiliriz.
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, çalışma
hayatında demokratik birtakım temelleri net olarak ortaya koymak
gerekiyor. Burada üç sacayağından bahsetmek gerekir:
Çalışma hayatında grev, toplu sözleşme ve örgütlenme
özgürlüğü, çalışma hayatının hak ve özgürlük talepleri
için olmazsa olmazlardır. Önümüze getirilen yasa tasarısı
incelendiğinde, toplu sözleşme yapma yetkisinin barajlarla, yetki
alma şartları ile binbir zorluğa tabi tutulduğu
görülecektir. Aynı şekilde, örgütlenme özgürlüğü devlete
bağımlı olma mecburiyeti olarak vücut bulmaktadır.
Son olarak ise grev hakkıyla ilgili ara buluculuk ve daha birçok
engellemeyle imkânsız hâle getirilmektedir. Dolayısıyla, burada,
genel olarak toplumsal sorunlara ileri demokrasi söylemiyle yaklaşan
ancak bunun altını doldurmayan bir AKP pratiğinin, aynı
şekilde çalışma hayatında da karşımıza
çıktığını söyleyebiliriz.
Değerli milletvekilleri, önümüzde bulunan bu yasa
tasarısının ilgili maddeleriyle sendikal örgütlenmenin aksamaya
sebep olması kaçınılmazdır. Sendikaların yönetim
kurullarının sayılarını bile belirleme amacında
olan bir yasa tasarısının, sendikal örgütlenme ve sendikal
özgürlükle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Halbuki gerek
uluslararası normlar gerekse de sosyal devlet olmanın gereği,
sendikal özgürlükler ve örgütlenmenin önünün açılmasına
çalışma hayatı açısından vazgeçilmez olarak
yaklaşmaktır.
Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısının
bir başka düzenleme alanı ise, sendika kurma ve üye olma üzerine
kuruludur. Bu alana ilişkin maddeler incelendiğinde amaçlanan,
çalışanların geniş yelpazede örgütlenmelerine yönelik daraltıcı
bir düzenlemeyi ortaya koymaktır. Birden fazla sendikaya üye olmama
ibaresi, çalışanların daha güçlü bir şekilde toplu
sözleşme masasına oturma şanslarının elinden
alınmak istenmesidir.
Ayrıca, sendikaların iç işleyişleri ile
belirlemeleri gereken teamüller kamu otoritesinin yetkisine
bırakılarak sendikal özgürlüğün yerinde deyim yerindeyse-
yellerin esmesini sağlamayı getiren bir düzenlemeyle karşı
karşıya olduğumuzu belirtmek gerekiyor. Sendikaya üye olma
durumunun dar bir kapsamda ele alınması da çalışma
hayatından, özellikle evde çalışanlar, stajyerler, çıraklar
ve emekliler gibi pek çok çalışma alanını bu mücadeleden
uzak tutmayı amaçladığını buradan söyleyebiliriz. Bu
hâliyle bile, özellikle Uluslararası Çalışma Örgütünün 87 sayılı,
sendika özgürlüğünü düzenleyen Sözleşmesine aykırı bir
durumun varlığını belirtmek gerekiyor.
Toplu İş İlişkileri Yasa Tasarısında yer
alan ve sendika kavramını tanımlayan maddeyi
incelediğimizde, sendika üyeleri ile sendika arasındaki
ilişkinin emek süreçleri dışına taşamayacağı
gibi bir kısıtlamayı görüyoruz. Çalışanı
sırf emeğinden ibaret görmek ve böylesi bir anlayışı
devam ettirmek, bunu getiren bir kısıtlama talebini kabul etmek,
çalışanın bir insan ve bir sosyal varlık olduğunu
gözden kaçırmakla eş değerdir. Sendikalaşmanın bir
sosyal ağın getirisi olduğu gerçekliğini dışlayan
bu yaklaşımın sendika tanımıyla beraber burada
kendini dışa vurduğunu görüyoruz.
Yine, söz konusu yasa tasarısı federasyon
tanımını yasa dışına iterek tek konfederasyon
mecburiyetini dayatmaktadır. Modern demokrasiler, sendikal örgütlenme
noktasında özendirici yaklaşımlarda bulunurken Toplu
İş İlişkileri Yasa Tasarısı ile Türkiyedeki
işçilerin dar ve kısıtlı bir alanda örgütlenme
yapmaları için bir tasarının ortaya konduğunu
söyleyebiliriz. Sendikaları emek sürecinden, çalışanları ise
emeğinden ibaret görmek, yine sendikaları tek iş kolu
mecburiyetine tabi kılıp federasyon örgütlenmesini yok sayan bir
anlayışla çalışma hayatına ilişkin modern bir
yasa yapmanın mümkün olmadığını belirtmek gerekiyor.
Değerli milletvekilleri, sendikalar, kamusal hizmet vermekle
beraber hedef kitlesi ve mücadelesi itibarıyla sivil, içsel bir
yapılanmayı da beraberinde getirir. Yani tüm kamuoyunu ilgilendiren
ve etkileyen çalışmalarda bulunmakla beraber içinde bulundurduğu
ve üyesi olan kişiler için mücadeleyi esas alır. Sendikaların
işlevsel yapısı, sendikalara yönelik içsel denetim
ağlarının geliştirilmesi yoluyla sağlıklı
bir yapının ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bu
noktadan hareketle, Toplu İş İlişkileri Yasa
Tasarısı, üstü örtük yollarla, siyasi otorite denetiminin yanı
sıra, yeminli mali müşavir denetimini de getirerek söz konusu etkin
denetim kanallarının yollarını kapatmayı
öngörmüş, daha çok, merkezî ve verimsiz denetim yollarının önünü
açmayı öngörmüştür. Ayrıca, sendika şubelerinde de yeminli
mali müşavir denetiminin öngörülmesi sakıncalı bir duruma
tekabül etmektedir. Çünkü sendikal hareketlerin en küçük biriminden genel
merkezine kadar kendi içsel denetimlerini sağlayabilmeleri demokrasi
kültürünün gereği ve ön koşuludur.
Özellikle, Barış ve Demokrasi Partisi olarak komisyon ve
şerh aşamalarında da belirttiğimiz üzere, sendikaya üyelik
ve üyelikten çıkma aşamalarında noter şartının
kaldırılmasını olumlu bir adım olarak görmekteyiz.
Fakat noter zorunluluğu yerine getirilen e-devlet sisteminin
sakıncalarına da vurgu yapmak gerekiyor. Özellikle, insanlara hayata
bakış açıları farklı sosyal varlıklar olarak
yaklaşan e-devlet sisteminin ortaya çıkaracağı
sakıncaları herhâlde hepimiz tahmin edebiliriz. Örneğin, belli
bir zaman diliminde çalışır durumda iken, dünya görüşü
belli bir tarafta olan sendikaya üye olan bir çalışan, söz konusu
iş yerinden ayrıldıktan sonra sendikadan da
ayrılmış olsa bile yeni bir iş yerine başvuruda e-devlet
bilgileri yoluyla yeni iş başvurusu yaptığı iş
yerinin sahibi tarafından önceki tarihlerde hangi sendikaya üye
olduğu şeklinde bir incelemeye tabi tutulabilecektir. Bunun sosyal
hayata yansıması da bazı durumlarda iş gücü
piyasasında ayrımcılık olarak vücut bulacaktır.
Belirttiğim üzere, insanların dünya görüşü sahibi ve
sosyal varlıklar olduğu göz önüne alındığında
e-devlet uygulamasının bu hâliyle beraberinde birçok sorunu
getireceği açıktır. Bu durum, aynı zamanda işçi ve
işveren arasındaki eşitsiz ilişki sebebiyle de birçok defa
hayatın gizliliğinin ihlali olarak ortaya çıkabilme
potansiyeline sahiptir.
Değerli milletvekilleri, söz konusu yasa tasarısı iş
kolu ve işletme barajlarını yüksek oranlarda mecburi
kılarak bazı iş kollarında hizmet veren sendikaların
toplu sözleşme hakkını elinden alıp bazı iş
kollarında da toplu sözleşme yapma yetkisini topyekûn kaldırmak
istemektedir. Yasa tasarısı çalışma hayatını
sosyal devlet olma gereğine ve uluslararası kurallar ile uygulamalara
uyumlu bir şekilde düzenlemek amacı ile Genel Kurula indirilme
amacını taşıyorsa, ya Uluslararası Çalışma
Örgütünün önerdiği barajı komple kaldırma ya da
gelişmiş endüstriyel demokrasiye sahip ülkelerde olduğu gibi
binde 1lik gibi sembolik temsilî bir oranla çıkmalıdır.
Burada önemle belirtilmesi gereken başka bir nokta ise 1 milyona yakın
taşeron işçilerin durumudur. Taşeron işçilerin sendikal
örgütlenme ve toplu sözleşme hakları bulunmamaktadır. Modern
çalışma yaşamının tüm dünyada en büyük bileşeni
olan taşeron işçilerin söz konusu sendikal haklardan mahrum
olması, çalışma yaşamı açısından, en hafif
deyimiyle, facia bir durumdur. Söz konusu yasa tasarısı da öncekiler
gibi taşeron işçilerin sendikal güvence haklarına ilişkin
herhangi bir düzenleme getirmemektedir. Güncelde taşeron işçiler -TOGO
direnişinin de gösterdiği gibi- iş güvencesi
olmaksızın sendikalaşmanın sonucunu işten
atılarak görmektedirler.
Yine, Toplu İş
İlişkileri Yasa Tasarısı ile sendikaların toplu
sözleşme yapabilmeleri için yetki ve yetki itirazı konularında
tespitin yapılması noktasında da birtakım düzenlemeler öngörülmektedir.
Olumlu ve olumsuz tespit için aynı işlemlerin yürütülmesini
Bakanlığın gerçeğe en yakın işçi
sayısının belirlendiği iddiası ile beraber
düşündüğümüzde birçok sorunun da ardı sıra geldiğini
belirtmek gerekiyor. Eğer gerçeğe en yakın sayı tespit
ediliyorsa -olumlu tespit iddiasına- başvurunun sadece bir zaman
kazanma aracı olacağını öngörmek yanlış
olmayacaktır.
Yine, söz konusu yasa tasarısı
ile iş kollarının sayısı düşürülüp, işler
ortak bir potada eritilerek işverenlerin çeyrek yüzyıldır istediği
bir talep gerçekleştirilmek istenmektedir.
Yasa tasarısı ile ilgili sosyal
taraflarla yapılan görüşmelerde, toplu sözleşmelere toplu
iş sözleşmesinden yararlanmayı engelleyen ifadeler
konulamayacağını öngören hüküm Toplu iş sözleşmesinden
yararlanma başlıklı maddeden
çıkarılmıştır. Bu yöndeki düzenleme uzun dönemde toplu
sözleşme hakkının yaygınlaşması, sendikal
örgütlenmenin gelişmesi ve temel hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilmesi
açısından yerinde ve gereklidir. Ancak, böyle bir uygulamanın
yapılamaması hâlinde, toplu sözleşme
bağıtlanmış iş yerlerinde önemli hak
kayıplarının gerçekleşmesini önlemek için, kapsam
dışı tutulanların çoğunluk tespitinde dikkate alınmaması
önerisi gündeme gelmiştir. Bu önerinin sözleşmeden yararlanmayı
değil, yalnızca iş yerinde toplu sözleşme düzeninin sürekli
biçimde var olmasını sağlamayı amaçladığı
göz önüne alınmalıdır. Asıl olarak, tüm
çalışanların sözleşmeden yararlanması ilkesi
benimsenmelidir. Tüm bunlardan hareketle gerek tasarının kendi iç
tutarlılığının sağlanması gerekse toplu
iş sözleşmesi düzeninden beklenen toplumsal yararın elde
edilebilmesi açısından tasarıda toplu iş sözleşmesini
düzenleyen maddelerin değiştirilmesi zorunludur.
Değerli
milletvekilleri, önümüzdeki yasa tasarısının grev
hakkını düzenleyen maddelerine dikkat etmek gerekiyor. Yasa
tasarısının grev ile ilgili maddelerine
bakıldığında anlaşılmaktadır ki yasa
maddeleri hazırlanırken sanki grev yapılmaması istemi göz
önünde bulundurulmuştur çünkü çalışma hayatında grev
hakkının kullanımının önceki evrelerde sendikal
mücadelenin önüne oldukça fazla sayıda engel konulmuş, grev
hakkının kullanımının önüne geçilmesi için de
ayrı bir önemle düzenlemeler hazırlanmıştır. Öncelikle
siyasi yasaklara dokunulmaması ve sendikalar çevresinde pankart açma, çadır
açma gibi yasakların konulması büyük ihtimalle 2010 yılında
Tekel direnişinden kalma Hükûmet korkusu olsa gerek.
Grev ile ilgili
düzenlemelere bakıldığında ise zorunlu resmî ara buluculuk
evresinin getirilmesi, grev ertelenmesi, ceza öngörüleri, grev hakkının
kısıtlanması, Yüksek Hakem Kurulu ve basın yoluyla
çalışmaya getirilen kısıtlamalar grev hakkının
engellenmesi için ortaya konan düzenlemelerdir. Her biri 12 Eylül zihniyetini
üreten bu anlayışlar maalesef Toplu İş İlişkileri
Yasa Tasarısında da ilgili maddelerde yer almaktadır.
Sendikaların kusurlu hareketi sonucunda grevin ortaya çıkması
durumunda oluşan maddi zarardan sendikanın sorumlu olduğu
yönündeki ibare yine 12 Eylül zihniyetinin bir yansıması olarak
değerlendirilebilir.
Bu maddenin
yanı sıra, özellikle Bakanlar Kurulu kararı ile grev
hakkının ertelenebilmesinin öngörülmesi de yine aynı
yasakçı zihniyetin devamını belirtmektedir. Grev
hakkının, modern çalışma hayatı, sosyal devlet ilkesi
ve uluslararası normlar gereği ön koşulsuz, ara bir süreç
olmadan düzenlenmesi gerekmektedir. Grev hakkı, işçinin toplu
sözleşmede ortaya koyduğu taleplerinin kabul edilmesi
açısından yegâne güç olarak tanımlanmaktadır. Biz
Barış ve Demokrasi Partisi olarak grev önündeki tüm engellerin
kaldırılmasını, grev yasağı çerçevesinin
daraltılmasını ve zorunlu ara buluculuk, Yüksek Hakem Kurulu
gibi aşamalarla kamunun grev hakkına karışmaktan
vazgeçmesini, modern çalışma hayatı ve endüstriyel demokrasi adına
talep ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Toplu
İş İlişkileri Yasa Tasarısının bu hâliyle
Genel Kuruldan geçmesi, sosyal taraflarla yeniden bir ortaklaşmanın
esas alınmaması ve darbe zihniyetini yansıtan maddelerde yeterli
düzenlemelerin yapılmaması gibi önemli birtakım riskleri
barındırmaktadır. Bu nedenle tasarının Genel Kuruldan
çekilmesi ve tekrar bir ortaklaşma zemininin aranması gerekmektedir
diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Baluken.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili
Sayın Cemalettin Şimşek.
Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz yirmi dakika.
MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz 197 sıra sayılı ülkemizde çalışma
hayatını düzenleyen endüstriyel ilişkiler yasa
tasarısı konusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
görüşlerimizi arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu
vesileyle değerli heyetinizi saygılarımla selamlarım.
Değerli milletvekilleri, öncelikle hepimizin bildiği gibi bu
yasa tasarısı mart ayında Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülmüş,
sosyal taraflar dinlenerek karara bağlanmış ve zaruretine binaen
hemen Meclis gündemine getirileceği söylenmiştir. Aradan bunca zaman
geçtikten sonra ancak Meclis gündemine getirilebilmiştir. O zaman
Komisyonda görüşülürken bu yasa geçmeden toplu iş
sözleşmelerinin yapılamayacağı, dolayısıyla
sendikalı işçilerin çok mağdur olacağı, bu
yasanın hemen çıkarılması konusunda bütün gruplar
mutabıkken doğrusu ne oldu da hangi el ve ne sebeple bugüne
ertelendi, sanıyorum, bu, siz değerli milletvekilleri tarafından
da merak konusudur. Benim buradan anladığım şudur: Israrla
söylüyoruz, bu yasaları, değerli milletvekilleri, bizler
yapamıyoruz, bir noterlik göreviyle görevimizi yerine getiriyoruz, sadece
o kadar.
Ülkelerde,
bugün demokrasinin ve insan haklarının önemli göstergelerinden biri
de emek ve sermaye ilişkisidir. Sosyal tarafların hak ve
menfaatlerini koruyan ve gözeten düzenlemelerin, uluslararası normlara
uygunluğu ülkemizdeki demokrasinin işleyişini göstermesi
bakımından önemlidir. Bu konudaki görüşleri siyasi olarak
değerlendirecek olursak, sadece emekten ve çalışandan yana
tavır koyan, öbür tarafları dışlayan görüşler
olduğu gibi, işverenden ve sermayeden tarafa tutum sergileyen
görüşler de vardır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu iş
ilişkilerinin, temel hak ve özgürlükler bağlamında, ILO
sözleşmeleri ve Türkiyenin imza koyduğu bütün anlaşmalar çerçevesinde
insan odaklı, ülke şartlarını gözeten, sosyal
tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini koruyup
kollayan düzenlemeler olması gerektiğini düşünüyoruz.
Kanaatimize göre, ayrıca, bu düzenlemeler sadece işçi ve
işvereni ilgilendiren düzenlemeler de değildir çünkü bu
düzenlemelerden etkilenecek toplumun üçüncü tarafları da vardır.
Yukarıdaki söylediklerimiz bağlamında, işte biz
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yapılan bir toplu sözleşmede tüm
bunların değerlendirilerek göz önüne alınması gerektiğini
düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri Peki, bu düzenlemeleri, bu İktidarla,
gerçekten yukarıda izah ettiğimiz gibi yapmak mümkün mü? diye
soracak olursak, esasen bunun cevabının bu yasanın
çıkarılma sürecinde saklı olduğunu görmekteyiz. Bu yasa,
tam Meclise inme sürecinde neden müdahale edilerek bugüne yani 6-7 ay sonraya
bırakıldı? İşte buradan işin üzüm yemek mi yoksa
bağcıyı dövmek mi, ne olduğu açıkça
anlaşılmaktadır. Bizim de bu konuda işte bir yasamız
var. mantığı ile yasa yaparsanız, taşları yerine maalesef
oturtamazsınız.
Bugün, ülkemizin birtakım vesayetlerden kurtulduğunu
söyleyenler, bu yasanın çıkarılma sürecinde
yaşananların bir dayatma ve vesayet olmadığını
söylemeleri mümkün değildir. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki,
bugün Parlamentoda yapılan birçok yasa vesayetle yapılmaktadır
maalesef. Diyebiliyor muyuz gerçekten bu yasalar hür Meclisin iradesiyle
yapılıyor? Vesayet vesayettir arkadaşlar, bunun askerî ya da
sivil olanı olmaz. Bugün, Sayın Başbakan Meclise vesayet
uygulamakta ve o da maalesef vesayeti bir başka yerlerden almaktadır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin bugün
sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda geldiği noktaya
baktığımızda, Sayın Başbakana şunu sormak
istiyorum. Sayın Başbakan, siz 2002de Değiştik ve
geliştik. diyerek milletin emanetini aldınız ve on
yıldır iktidarsınız. Hakikaten siz nasıl
değiştiniz ve geliştiniz? Bu on yıllık sürede bunu bir
türlü anlayamadık. Önceden neydiniz, şimdi ne oldunuz? Niçin
değişmek ihtiyacı hissettiniz? Böyle Değiştik ve
geliştik. demekle değişebiliniyor mu?
Sayın Başbakanın ne kadar değişip
geliştiğini ve demokrasiye bakışını sizinle bir
örnekle paylaşmak istiyoru. Sayın Başbakan birçok
konuşmasında milletin oyuyla iktidara geldiklerini söylüyor -ki
elbette bu doğrudur- dolayısıyla, çok da doğru şeyler
yaptıklarını, onun için, muhalefetin, icraatlarını
eleştirmeye hakkının bulunmadığını,
doğru işler yapmayı alınan oylarla ilişkilendirerek
muhalefeti maalesef yok sayıyor.
Zaman zaman ileri demokrasi vurgusu yapan Başbakana,
yaptığı işlerde hiç de demokratik
davranmadığını hatırlatmak istiyorum. Fakat bunu
söyleyen Başbakan, aynı zamanda, kendilerinden önce kurulmuş
bütün cumhuriyet hükûmetlerinin yanlış yaptıklarını,
hata ettiklerini ve ülkeyi maalesef iyi idare edemediklerini, yönetemediklerini
iddia ederek, onlara acımasızca ve beceriksizlikle, zaman ve zemine
bakmaksızın eleştirerek kendine göre saptamalarda
bulunmaktadır.
Sayın Başbakana buradan şunu hatırlatmak istiyorum:
Sayın Başbakan, unutmayınız ki sizin hükûmetlerinizden önce
kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin tamamı, hepsi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde millet iradesine ve çoğunluğuna
dayanarak kurulmuşlardır. Eğer, millet çoğunluğuna
dayanarak kurulan hükûmetlerin -Sayın Başbakanın mantığı
ile ifade etmek istiyorum- hata yapmaları söz konusu değilse, o zaman
niçin onları hata yaptıkları gerekçesiyle çok sert bir
şekilde zaman zaman eleştiriyorsunuz? Onlar hata yapmışlar
mıdır? Elbette yapmışlardır. İşte,
Sayın Başbakan, sizin de hata yapabileceğinizi, ister, bir kere
daha düşünün diyorum. Demokrasilerde iktidar olabilmek için elbette sistem
içerisinde oyların çoğunluğunu almak gerekir ama hata yapıp
yapmamak iktidar olmakla maalesef doğru orantılı değildir.
Katılımcı demokrasiye tam da işte burada ihtiyaç
vardır. Unutmayınız ki tarihte Hitler, Mussolini ve birçok
diktatör oy çokluğu ile iktidar olmuşlardır ama sonunda
milletlerini maceraya sürüklemişlerdir.
Değerli milletvekilleri, çok güncel olan bazı konulara da
değinmeden geçemeyeceğim. Biliyorsunuz, on yıla yakın bir
zamandır ülkemizi AKP hükûmetleri yönetmektedir. Bu on yıl sonunda
karşımıza çıkan tablo şudur: İç politikada
memleket bölünme noktasına gelmiştir. Artık memleketin
bölüneceğini, kesin de, nasıl olacağını
konuşmaktayız. Konfederasyon mu yoksa federasyon mu olduğu süreç
Osloda, şurada burada, gerekli zeminlerde, gerekli olmayan zeminlerde
tartışılmaktadır.
Ayrıca, sıfır sorun diye çıkılan dış
politikada ise çok şükür, sorunumuz olmayan komşu ülke
kalmamıştır. Bu zaman sürecinde karşımıza
çıkan ekonomik durum ise bir mirasyedi mantığı içerisinde
ülkemizin önemli değerleri haraç mezat satılmış, şimdi
özelleştirilecek yer kalmayınca 2/B ve hazine arazilerine göz
dikilerek gerekli yasalar çıkarılmıştır.
Tüm bunlara rağmen ülkemizin iç ve dış borçları
anormal derecede artmış, dış ticaret dengesi ithalat
yönünde bozulmuş, cari açık tehlikeli boyutlara
ulaşmıştır. Vatandaş geçim derdine düşmüş,
Hükûmet ise devleti yönetmenin kolayını bulmuş,
sıkıştığında ÖTV ve diğer vergilerde artış
yaparak kendi sıkıntısını gidermek yolunu
seçmiştir. Hâlbuki bunun için ne ABDden Sayın Ali Babacanı ne
de İngiltereden Sayın Mehmet Şimşeki getirmenize hiç de
gerek yoktu. Ne kadar açık var, o kadar zam, nasılsa bu iş
böylece halledilmektedir. Bu basit bir matematik hesabı için adam
devşirmeye hiç de ihtiyaç olmadığını düşünüyorum.
Düşünün ki bir ülkede vergilendirilmiş kazançlardan tekrar
vergi alınmakta, hatta ÖTVnin de tekrar KDVsi alınarak âdeta
vatandaş bir eşkıya mantığıyla
soyulmaktadır. Bunun adı vergi olamaz. Vergi vermek elbette ki
kutsaldır ama kazanılan paranın bir kere vergisi
alınır. Netice itibarıyla, ülkemiz dünyanın en pahalı
akaryakıtını kullanır hâle gelmiş, girdi maliyetleri
sebebiyle tarım ve hayvancılık maalesef bitirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, son tartışmalar ise geçen pazar
günkü AKP Kongresinde yapılan bir alkışlama üzerinden gündeme
oturmuştur. Yok efendim, biz onu değil, Sayın
Başbakanı alkışladık. diyerek suçüstü
yakalanmanın paniği ile çeşitli açıklamalarda bulunma
gayreti içerisine maalesef girilmiştir. Değerli
arkadaşlarım, siz o peşmergebaşını oraya davet
ettikten sonra alkışlasanız ne olur,
alkışlamasanız ne olur? Önemli olan, peşmergebaşı
oraya ne sıfatla, niçin çağrılmıştır?
Alkışlamaktan utanç duyduğunuz ve Yok, biz onu
alkışlamadık, Sayın Başbakanı
alkışladık. diyerek izah etme gereği duyduğunuz bir
kişinin orada işi ne? Niye panik hâlindesiniz? Şeref konuğu
olarak davet ettiğiniz bir kişiyi alkışlamaktan niye imtina
ediyorsunuz?
Bu millet, bütün bu yanlışlarınıza rağmen size
oy veriyor diye, artık Türk milletini bu kadar da enayi yerine koymaya
maalesef hakkınız yok.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine indirilen
Toplu İş İlişkileri Tasarısında da Hükûmetin
bakış açısı maalesef yine bazı eksikliklerle
karşımıza çıkmaktadır. Gerek kamuda
çalışanlar gerekse özel sektörde çalışanlar
açısından yeni kazanımlar getirmediği
anlaşılmaktadır. Daha önce Meclisten geçen Kamu Sendikaları
Kanununda yapılan değişikliklerle toplu görüşme yerine
toplu sözleşme şeklinde düzenleme yapılmıştır.
Değerli milletvekilleri, adı ister toplu sözleşme ister
toplu görüşme olsun, içeriği itibarıyla kamu
çalışanları açısından bir kazanım getirmiyorsa -ki
getirmiyor- çünkü içinde grev hakkı bulunmayan bir metnin sadece
adının değiştirilmesiyle hiçbir ifade etmeyeceği,
bunun ancak bir göz boyamadan ibaret olduğu da maalesef bilinmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Türkiyede çalışma hayatı, endüstriyel
ilişkiler bakımından bir değerlendirme yapmak için önce,
Türkiyede çalışanların hangi şartlarda, nasıl
çalıştıklarına, bunların, Türkiyenin taraf
olduğu sözleşmelerle belirlenen şartların ne kadar
karşılandığına bir bakmamız gerekir diye
düşünüyorum.
Bugün Türkiyede çalışanların bu bakımdan bir
profilini çıkaracak olursak;
1)
Devlet istihdamı,
2)
Özel sektör istihdamı olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Devlet istihdamında,
1) Devlet Memurları: 657 sayılı Kanununa tabidir ve
bunların sayısı 1 milyon 800 bindir.
2) 4/Bli diye nitelendirilen sözleşmeli personel: 200 bin
kişi.
3) 4/Cli
diye söylenen geçici personel: 40 bin kişi. Bunun
dışındakiler ise 4/Dlilerden oluşan işçilerdir.
Bunların
dışında devlette alt işveren diye söyleyebileceğimiz
taşeron firmalarda çalışanlar 500 bin kişi
civarındadır ve özel sektörde yine alt işveren grubunda 2 milyon
insan çalışmaktadır. Türkiyede 10 milyon emekli ve 2 milyon 600
bin civarında işsiz bulunmaktadır. Toplam sigortalı
sayısının ise ifadelere göre 11 milyon civarında
olduğu söylenmektedir. Türkiyede tüm bu çalışanların
profili içerisinde kamu ve özel sektörde çalışan sendikalı
işçi sayısı bugün maalesef 600 bin civarındadır. 2000
yılında sendikalı işçi sayısı 800 bin kişi
civarındaydı. Esasen şimdi tartıştığımız
ve bize göre eksikleriyle beraber önümüze konan bu yasa, 11 milyon
sigortalı işçiden sadece 600 bin sendikalı işçiyi
kapsamaktadır. Bu yasanın birtakım demokratik normları
ihtiva etmemesinin yanında, sadece 600 bin sendikalı işçiyi
ilgilendirmesi ve diğer işçi gruplarının sendikalı
olmaması elbette ki düşündürücüdür.
Ülkemizdeki
sendikalı işçi sayısının yıllara bağlı
olarak azalmasını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Hâlen kamuda
çalışan 200 bin sözleşmeli, 40 bin geçici personel, alt
işveren marifetiyle kamuda çalıştırılan 500 bin
kişi ve özel sektördeki milyonlarca çalışan, iş
güvencesinden yoksun ve hiçbir hakkı olmadan, kaderi sadece işverenin
iki dudağı arasında şartlarda çalıştırılmaktadır.
Türkiyede bu Hükûmet döneminde sendikalı işçi sayısı maalesef
azalma göstermiştir. 2000 yılında -daha önce de ifade
edildiği gibi- sendikalı işçi sayısı 800 bin
civarındayken, bugün 600 bin sendikalıdan bahsedilmektedir.
İşte, AKPnin ileri demokrasi dediği bu olsa gerek.
Kanaatimce, bu Toplu İş İlişkileri Kanun
Tasarısından önce bunları konuşmamız gerektiğine
inanıyorum. Ülkemizde sendikalı işçi sayısı giderek
azalırken, milyonlarca insan iş güvencesinden yoksun
çalışırken, getirilen bu yasanın içeriğini
tartışmamızı da çok anlamlı
bulmadığımı ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, getirilen bu iş ilişkileri
yasasıyla ilgili olarak da baktığımızda, kendi
içerisinde de birçok eksiklikler ve çelişkiler vardır.
Örneğin madde 2de Tanımlar bölümünde işletmelerin
yönetiminde işveren adına görev alacak kişileri kanun yoluyla
sınırlamak işletmelerin fiilî işleyişleriyle uyumlu
değildir.
Madde 6da Kuruculuk şartları başlığı
altında fiil ehliyetine sahip gerçek veya tüzel kişilerin sendika
kurma hakkına sahip oldukları ifade edilirken, hiçbir iş yerinde
çalışmayan, sendikacılıkla hiç ilişkisi olmayan ve
hatta Türkçe okuryazar olmayan kişilere de sendika kurma hakkı
doğurmaktadır ki, bunun sendikacılık açısından özellikle
ülkemiz için önemli sorunlar çıkarabileceği kanaatini
taşıyoruz. Ayrıca, dünyanın hiçbir ülkesinde ülke dilini
bilmeyenlere sendika kurma hakkı maalesef tanınmamaktadır.
Dünyanın birçok ülkesinde iş-iş ilişkileri yasası
farklı farklıdır, kendine özgüdür, bu hiçbir zaman iş
ilişkileri yasası bakımından Avrupa normlarıyla
çelişmez.
Madde 17deki Sendika üyeliği ve üyeliğin
kazanılması başlığı altındaki aynı
iş kolunda ve aynı zamanda farklı işlerde çalışan
işçilerin çalıştıkları ikinci iş yerlerinin
farklı işverene ait olması koşuluyla birden çok sendikaya
üye olabileceği şartı getirilmektedir. Hâlbuki sendikal
özgürlükler açısından işçinin çalıştığı
ikinci iş yerinin de aynı işverene ait olması hâlinde de
birden çok sendikaya üye olması gerekir.
Madde 18
Üstelik Üyelik aidatı başlığı
altında aidatların kuruluşların tüzüklerine
bırakılması ve üye aidatlarının tahsiline ilişkin
usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle
düzenleniyor olması Bakanlığın otoritesinin, sendikalar
üzerindeki siyasi baskıyı sürdürmesinin aracı olacaktır. Bu
da sendikaları zayıflatmaya ve yok etmeye yönelik bir
çalışmadır diye düşünüyoruz. Üyelik aidatlarının
tahsiline ilişkin işçi ve işveren tarafları görüş
birliği sağlamalarına rağmen bu görüş birliğinin
tasarıya yansımamış olması Hükûmetin niyetini ortaya
koyması bakımından önemlidir. Bundan da
anlaşılacağı gibi, sendikaların faaliyetlerini
yürütebilmeleri ve ayakta kalabilmeleri için önem arz eden parasal bir konuda
onları zapturapt altına almaya çalışmak sendikalar
üzerindeki siyasi baskıyı maalesef artırmaktır.
Madde 19
sendika üyeliğinin sona ermesi
başlığı altında yer alan sendika üyeliğinden
çekilmeye en az iki yıl süreyle ve noter koşulu getirilmesi
gerektiğine inanıyoruz çünkü yalnızca e-devlet kapısı
üzerinden çekilmelerde birtakım hatalar yapılabileceği
kaygısını taşıyoruz.
Madde 29
Kuruluşların denetimi ve
şeffaflığı başlığı altında
kuruluşların gelirleri ve giderlerine ilişkin mali denetimlerin
iki yılda bir yapılmasının kuruluşa ek bir masraf
çıkarmak dışında bir şeye yaramayacağına,
bunun yönetimlerin genel kurullarında hesap verdiği dönemler
itibarıyla yapılması denetimin gerçek amacına
ulaşması bakımından önemlidir diye düşünüyoruz. Böyle
gereksiz ve maksadına uygun olmayan denetimler sadece külfet
oluşturması ötesinde bir işe yaramayacaktır. Kuruluş
sadece denetimini yaptırıp ücretini ödeyecek, hiçbir yere hesap
vermeyeceği için bir kenara kaldırıp bırakacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) Diğer maddeler
üzerinde de değerli milletvekilleri, önergelerimiz var. Burada
zamanımız dolduğu için bunları okuyamıyorum. Ancak,
yine de ben bu Toplu İş İlişkileri Yasasının
milletimize hayırlara vesile olmasını diliyorum ve bu vesileyle
hepinizi bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Şimşek.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Sayın Başkanım, bir
konuda bir şey belirtmek istiyorum: Şimdi, burada, özellikle Türkiye
Büyük Millet Meclisinde komşu devlet başkanları veya komşu
parlamento başkanlarıyla ilgili üslup kullanılırken belli
bir diplomatik nezaketin olması gerekir ve bunun korunmasıyla ilgili
de sizin bir görev ve sorumluluğunuzun olması gerekir. İki
gündür ülkemize iktidar partisinin kongresine katılmak üzere gelmiş
olan komşu Federal Kürdistan Bölgesel Yönetiminin Başkanı
üzerine uygun olmayan bir üslup ve tartışma yürütülüyor. Bu konuda
sizden müdahil olmanızı bekliyoruz çünkü Meclisimizin genel olarak
her konuda tüm devlet adamlarına karşı böylesi bir hassasiyeti
göstermesi gerekir.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sözleriniz zabta geçmiştir efendim.
OKTAY VURAL (İzmir) Sayın Başkanım
BAŞKAN Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (İzmir) - Türkiye Cumhuriyeti devletinin muhatabı
ve eş değeri bir bölgesel yönetimin olamayacağı gayet
açık ve nettir. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi
adına konuşan, grup adına konuşan Değerli
Arkadaşımız da bu konuda Türkiye Cumhuriyeti devletinin
takınması gereken tavrı takınmıştır. Yani
gidip PKK terör örgütünü besleyen birilerinin burada birtakım yerlerde
şeref konuğu olması ve ağırlanmasının,
alkışlanmasının her şeyden önce Türkiye Büyük Millet
Meclisinin iradesiyle Irakın kuzeyine PKK terör örgütünü bertaraf etmek
amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesine ilişkin millî
iradeye de aykırı olduğunu ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Vural.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Sayın Süleyman Çelebi.
Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yeni
çalışma dönemimizin ülkemize, ulusumuza barış ve esenlikler
getirmesini diliyor ve bu duygularla yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, önemli bir yasayı nihayet
Meclisin gündemine getirmiş bulunuyor AKP İktidarı. Gönül arzu
ederdi ki, bu yasanın bütün sürecini daha önce ifade edilen, AKP
tarafından dile getirilen ileri demokrasi söylemiyle eş tutabilseydi.
Bugün konuştuğumuz yasa 12 Eylül hukukunun ürettiği bir yasa.
Gönül arzu ederdi ki, 12 Eylülle hesaplaşacağını iddia eden
veya bu söylemi tutturan AKP İktidarı, gerçekten bu yasanın
değişiminde de 12 Eylülün izlerini ortadan kaldıran, 12 Eylülün
o kalıntılarının bu yasa içerisinde iz düşümünü
sağlamayan bir duyarlılıkta olsaydı.
Şimdi, yıllarca bu ülkenin emekçi sınıfının,
işçilerin, sendikal hareketin, 12 Eylül generallerince uygulamaya konulan
bu yasanın bedelini ödeye ödeye şu anda neredeyse sıfır
noktasına kadar gidecek bir yolun açılımını bu yasayla
AKP İktidarı devam ettirmek istiyor.
Değerli arkadaşlarım, esas uygulama nedir? 24 Ocak
kararlarının uygulamaya konulabilmesi için, sendikal hareketin
dizginlenmesi için generaller o gün o kararların, o ekonomik kararların
uygulanması için bir ceberut yasa çıkarttılar ve sendikal
hareketin önünü budadılar, örgütlenme özgürlüğünü yok ettiler, talan
ettiler.
Ve şimdi, işte ortaya konulan bu tablodan sonra sözüm ona
yeni reform adı altında ismi de değiştirilerek gündemimize
getirilen bu yasa keşke, gerçekten ve içtenlikle söylüyorum, bu reformun
sözüne veya işçilerin lehine dönüşebilecek bir yasa olsaydı biz
buna muhalefet partisi olarak sonuna kadar destek verirdik.
Şunu çok net söyleyeyim: Bu yasaya ihtiyaç var mı Türkiyede?
Var. Böyle bir değişikliğe ihtiyaç var mı? Var. Çünkü bu,
bugünün sorunu değil, 30 yıldır işçiler, emekçiler bu
yasanın cenderesi altında kaldılar, ezildiler,
yoksullaştılar.
Şimdi, bir umut olabilir mi, buradan yeniden bir umut
fışkırıp gerçekten sendikal özgürlükler kullanılabilir
mi diye bir noktaya gelmişken, bir umut taşırken, bakıyoruz
ki bu yasa bazı düzenlemeleriyle, bazı uygulamalarıyla, bazen
generallerin bile cesaret edemediği düzenlemelerle önümüze geliyor.
Keşke böyle olmasaydı. Gerçekten bir taraftan Hükûmet şöyle bir
uzlaşıyı hep arıyor, sosyal taraflarla görüşüyor,
TİSKle, Türk-İşle, TOBBla, Hak-İşle
görüşüyor, diğer örgütleri de çağırıyor, ama esas
Mecliste bir mutabakat arama, Mecliste varılan mutabakatı en
azından ortaya koyma konusunda bir yaklaşım, bir yol izlemiyor.
Burası yok sayılıyor aslında. Burada bir mutabakat
aranmıyor.
Bu yasayla ilgili komisyonda görüştüğümüz ve komisyonda belki
biraz umut olacak küçük kıvılcımlar bile şimdi getirilmek
istenen bazı önergelerle altüst ediliyor değerli
arkadaşlarım. Şimdi, bu yasanın özü itibarıyla önemli
kısmında biraz ışık tutacak, biraz olsun
çalışanların lehine dönüşüm yapabilecek küçük
kıvılcımlar bile şimdi getirilecek olan önergelerle yok
edilme noktasıyla karşı karşıya. Bu kadar umut
bağlanan bir yasa birden bir karamsarlığa, bir umut
kırıklığına, gerçekten özgürlüklerin yeniden
tartışıldığı bir alana dönüştürülme
noktasına gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, yasayı on yıldır
görüşüyoruz. On yıldır, sürecinin bir bölümünde benim de
olduğum, DİSK Başkanlığı yaptığım
dönemde, diğer konfederasyon başkanlarıyla, işveren
örgütleriyle beraberce görüştüğümüz, bir aşamasında
mutabakata doğru geldiğimiz konular sonra yeniden altüst ediliyor,
yeniden sil baştan yapılarak
bazı işveren örgütlerinin dayatmasıyla, bazı
işverenlerin talebiyle Bakanlar Kurulunda uzun süre bekletiliyor. Bakanlar
Kurulunda bazı isimler bu yasaya imza atmıyor, revize ediliyor ve
sonra Meclise geliyor. Meclise geldikten sonra Komisyonda görüşüyoruz.
Komisyon kararı, Meclis iradesi hepsi bir tarafa, çöpe atılıyor,
yeniden dört konfederasyon ve Başbakan, ilgili Çalışma
Bakanımız bir araya geliyorlar, diyorlar ki: Komisyondan geçen bu
şekli iyi değil. Ne yapmak lazım? Bunu biraz daha işçilerin
aleyhine dönüştürmek lazım!
Bununla ilgili
bir sitemim de bu sürece katkı veren sendikalaradır.
İşveren örgütlerini anlıyorum, işveren örgütlerinin bu
konudaki iradesini anlıyorum ve onlar tabii kendi
çıkarlarını koruyacaklar ama adı sendika olan sendikalar,
sendikal örgütler, oldubittiye getirilmek istenen bu düzenlemeye
karşı bir dik durma iradesini koysalardı, en azından
kendilerinin ve işçi sınıfının geleceğine
kurşun sıkmazlardı, ayaklarına kurşun
sıkmazlardı. Çünkü getirilen bu düzenlemeyle
en azından kısmi
iyileştirmeler dediğimiz, 30 kişinin
çalıştığı iş yerlerinde örgütlenme
özgürlüğünü de tanımlayan bir düzenlemeyi Komisyonda
kararlaştırdık, Komisyondan geçti ama Komisyondan sonra
şimdi gelecek bir önergeyle o düzenleme geri alınıyor. Neden
yapılıyor? Çünkü orada 30 kişinin altında
çalışanı olan iş yerleri için sendikal güvence ortadan
kaldırılmak isteniyor. Örgütlü toplumun bu ülkede olmaması
konusunda bütün gayretler, bütün iradeler ortaya konuluyor.
Değerli arkadaşlar, yıllarca toplu iş
sözleşmesi konusunda, daha önceki ismi 2821 sayılı Sendikalar
Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve
Lokavt Kanunu olan yasalar konusunda Türkiye Uluslararası
Çalışma Örgütünün on yıllarca önüne gitmiştir ve burada
ciddi engeller olduğu tespit edilmiştir. ILO, her kongresinde, her
toplantısında -Aplikasyon
Komitesi diye tanımladığımız- hak ihlallerinin
olduğu ilk yirmi beş ülke arasına, bu listeye Türkiyeyi sürekli
almıştır ve Türkiye, sendikal hak ihlalleriyle ilgili
sorgulanmıştır.
Nedir temel konu? Baraj. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu
getirilen yasayla ilgili
İşin en önemli kısımlarından
bir tanesi olduğu için bunları ifade ediyorum, daha sonra maddeler
bazında diğer arkadaşlarımız bu konuyu tabii ki dile
getirecekler.
Şimdi, toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için bir
sendikanın, iş kolunda çalışan işçilerin yüzde 10unu
daha önceki yasaya göre geçmesi gerekiyordu. Yani örneğin 850 bin
işçinin çalıştığı bir iş kolunda 85 bin
üyeyi noterden üye yapmak zorundaydı. Şimdi bu yeni
değişiklikle bu oran yüzde 1e indiriliyor. Yüzde 1e indirilince
Nasrettin Hocanın hikâyesi aklıma geldi. Nasrettin Hocanın
birisine borcu varmış, Hocam şu borcunu ödesene. demiş.
Ne kadar borcum? 50 para. Haftaya 5 para verirsem ne kalır? 45
para. Bir dahaki hafta 5 para verirsem ne kalır? 40 para. Sonra 5
paraya kadar inmiş, demiş ki: Bir dahaki hafta 5 para verirsem ne
kalır? 5 para kalır Hocam. demiş.
Sen utanmıyor musun 5 para
için benimle konuşmaya? demiş. Şimdi de şöyle bir
algı yaratılıyor: Yüzde 10, yüzde 1e düşer; yüzde 1e
düşünce, bak, 9 puan siliniyor, 9 puan ortadan kaldırılıyor
ve sendikal hareketin önü açılıyor.
Değerli arkadaşlar, tam bir
illüzyon var burada, burada ciddi anlamda tam bir
Şu anda söylüyorum,
bunun yüzde 1e inmesi -Bakanın elinde kayıtlar var- şu andaki
sistemin yüzde 1le uygulanması hâlinde en az on tane sendika -daha önce
toplu sözleşme yapan, Türk-İşe bağlı,
Hak-İşe bağlı, DİSKe bağlı on sendika-
barajı aşamaz. Sonra barajı yeni getirilen önergeyle
Bizim
komisyonda sonra onu da beğenmediler, Bu yüzde 1 çok. dediler.
Şimdi bu yüzde 1i kademeli olarak yüzde 2ye, yüzde 3e
çıkaralım
Şimdi o önergeler gelecek.
Şimdi, buna
bakıldığı zaman, yani bir ülkede barajın, değerli
arkadaşlar, tam tersine aşağı düşmesi lazımken
baraj tırmandırılıyor. Gerçekten gelecekte tam yirmi dokuz
tane sendika eğer yüzde 2ye çıkarsa
Yüzde 2den yüzde 3e
çıkması hâlinde tam yirmi dokuz tane sendikamız barajı
aşamayacak, toplu sözleşme yapma yetkisine sahip olmayacak.
Dolayısıyla bu getirilen sistemin, değerli arkadaşlar, en
önemli sıkıntısı barajla ilgili uygulamalarıdır.
Şimdi onunla ilgili geçici çözümler üretiliyor, Onunla ilgili mevcutlara
dokunmayalım
Ama bu yasanın özü şudur: Örgütlenme
özgürlüğü. Burada illa konfederasyon üyesi olan, olmayan noktasından
bakılmadan, bugün örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin
kaldırılıp kaldırılmadığı olaydır.
Bakın, daha geçende AKP
İktidarı referandumda ileri demokrasi işte Türkiye
özgürleşecek. diye billboardlara yazı yazdı, bolca yazılar
yazıldı. Dediler ki -Sayın Başbakan meydan meydan
dolaşarak- Grev önündeki engelleri kaldıracağız, birden
fazla sendikaya üye olma hakkı vereceğiz., işte Memurlara
toplu sözleşme hakkı vereceğiz. Memurlara nasıl toplu
sözleşme hakkı verildiği, nasıl bir Tahkim Kurulu Kararı
gibi kararlar olacağını biz bu kürsüden konuştuğumuzda
AKPli milletvekilleri bizimle alay ediyordu. Görüşmeden
sözleşmeye döndü. İşte sözleşme o. Görülen, memurlarla
ilgili uygulanmaya konulan sözleşme o. Şimdi, grev önündeki
engellerin kaldırılacağını vadeden İktidar bunu
başardı, bunu hayata geçirdi şimdi. Nasıl geçirdi onu
anlatayım: Bir korsan taksi yasasıyla hava iş kolunda bir
düzenleme yapıldı ve o iş kolunda daha önce generallerin bile
cesaret edemediği, 12 Eylülcülerin cesaret edemediği grev
yasağını hava iş kolunda getirdi.
Şimdi, hava iş kolunda grev yasağı getirince
şöyle bir uygulama oldu: Grev yasağı getirince zaten engeller
kalkıyor. Grevleri tamamen kaldırınca önünde engel filan
evvelallah kalkmıyor. Dolayısıyla, AKP İktidarı, bütün
uygulamalarına bakıldığı zaman aslında iyi bir
illüzyon yaparak, bu süreci başka bir formülle geliştirerek gerçekten
süreci daha tıkayan, özgürlükleri daha yok eden, sendikal alanı daha
daraltan bir süreci önümüze dayatıyor.
Değerli arkadaşlar, şu anda, ben de biliyorum, 1.700
iş yeri sözleşme bekliyor, ben de biliyorum, 350 bin işçi
sözleşme bekliyor. Tabii ki bu yasayı görüşmek bizim boynumuzun
borcu, buraya her türlü katkıyı vermek bizim boynumuzun borcu, yapıcı
bir muhalefet anlayışı içinde.
Demin güzel bir jest yaptılar, bu hakkı da teslim edelim. Daha
maddelerin görüşülmesine gelmedik ama dedik ki Toplu İş
İlişkileri Kanunu" deyince zaten sendikaları unutturmak
istiyorsunuz, sendikal deyimini kaldırmak istiyorsunuz. Gelin, bu
kanunun adını toplu iş ilişkileri yerine sendikalar ve
toplu iş sözleşmesi kanunu yapalım.
Burada bir adım atıldı, diğer grup başkan
vekillerimiz tarafından da altına imza atıldı. Bunun
adının böyle değiştirilmesi güzel bir şey, bizi
okşayan, sendikal hareketi okşayan güzel bir adım ama içini
dolduramazsak, içini yine boş bırakır bu engelleri burada devam
ettirirsek adı sendikalar kanunu olmaz, adı yine denilen
ilişkiler kanunu olur ki o ilişkiler başka ilişkilere
dönüştürülen bir noktaya doğru taşınır; bunu öncelikle
söylüyorum.
Burada, tabii, yıllarca bu prosedürden başlayan sorunlar var.
Bakın yargı süreçlerine, şu anda birçok yeni iş yerinde
örgütlenen işçiler de sözleşmenin bir an önce
yapılmasını bizden bekliyor. Sendikalı oldukları için
işten atılan on binlerce işçi hâlen sokaklarda; hâlen,
birçoğu sırf sendikalı oldukları için, anayasal
haklarını kullandıkları için, on binlerce işçi
örgütlenme özgürlüğünü kullandıkları için sokaklarda.
Gelin,
gerçekten derli toplu bir şey yapmak istiyorsak, buradaki muhalefet
partilerini de dikkate alarak, uzlaşarak, diğer, bu süreci
yalnız yandaşlığı noktasına soyunan sendikal
hareketlerle, işveren örgütleriyle değil, farklı sendikal
anlayışlarla da, farklı kimliklerdeki meslek örgütleriyle de
uzlaşı içerisinde bir toplu sözleşme düzenine burayı götürelim
çünkü bu getirilen yeni sistemde -değerli arkadaşlar, maddeler
bölümüne geçince tek tek tartışacağız ama- ILOnun kabul
etmediği üçlü baraj sistemi devam ediyor. Birinci baraj
Biraz önce anlattım, yani yüzde 10'dan yüzde 1'e düşünce baraj
azalmıyor. Bazı iş kollarında yüzde 16'ya, bazı
iş kollarında yüzde 22'ye çıkıyor. Bir kere baraj devam
ediyor.
İkinci baraj ne? İş yerinde
çalışan işçilerin yüzde 50 artı 1'ini üye yapmak
zorundasınız. O yüzde 51'i bulana kadar özellikle beyaz yakalı,
memur statüsünde çalışan işçilerin birçoğu bu nedenle sendikaya
üye olma hakkını zaten elde edemiyor. Yüzde 50 çoğunluğu
elde etmek için sendikal hareket zaten akla karayı seçiyor.
Üçüncü bir baraj, işletme barajı.
Şimdi diyorlar ki: "Yani yüzde 50'ydi, bunu da yüzde 40'a indirdik. Değerli
arkadaşlar, Türkiye'de kurulu bu anlamdaki önemli birçok işletmenin
yüzde 40'ını almak, devletteki o işletmeler haricinde özel
sektördeki işletmelerin yüzde 50 veya yüzde 40 artı 1 'ini aşmak
Ve aşan sendikalar bir mucize yarattı derim, onlara da madalya
veririz. Dolayısıyla, bu engellerle dolu, bu sendikal hareketi yok
eden bu düzenlemeye karşı biz uzlaşıya varız, diyaloga
varız. Diyaloğun yalnız dışarıda değil
Meclis'te de bir kez aranmasını bir kez...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN ÇELEBİ
(Devamla) - ...daha
öneriyor, yüce Meclisi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. ( CHP sıralarından
alkışlar
BAŞKAN- Teşekkür ederim, Sayın
Çelebi.
Gruplar
adına son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına Sayın Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili.
Sayın Domaç buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul)-
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 197 sıra
sayılı Toplu İş ilişkileri Kanunu Tasarısı üzerine AK
PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Bu
vesile ile yeni yasama yılı döneminin ülkemize, milletimize
hayırlı, uğurlu olmasını diliyor sizleri saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, sendika tarihi mücadele tarihidir; çalışanların
insan yerine konulması için verilen mücadelenin, demokrasinin ve insan
haklarının tarihidir. Dünyada sendikal hareket, sanayi devriminin
ardından gittikçe ağırlaşan çalışma
şartlarının insancıl seviyeye çekilmesi, emeğin
sömürülmesine karşı çalışanların dayanışması
sonucu doğmuştur. Demokrasinin vazgeçilmez unsurudur sendikal
hareket.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, kapitalizm 17nci
yüzyılda ortaya çıktı. Buhar gücünün üretimde
kullanımının yaygınlaşması, dokuma
tezgâhlarının, teknik makinelerin yapılması üretimin
verimliliğini artırdı, büyük fabrikaların kurulması
sağlandı. Sanayide artan iş gücü ihtiyacı insanların
tarımdan koparak fabrikalarda çalışmaya başlamasına
yol açtı. Kapital sahipleri, sermaye birikimlerini artırmak, daha da
büyümek için işçileri çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda
bıraktılar. 1800lü yıllarda, yaşam koşulları
bugünkünden hayal edilemeyecek derecede ağırdı. Yıllar
içinde işçilerin hastalıklarının, kaza sonucu
sigortasının olmaması, emeklilik haklarının
olmaması, yıllık, haftalık izinlerinin olmaması,
iş güvenliği ve iş güvencesi yoksunluğu, günde on altı
saatten daha ağır zaman sürecinde çalışmaları
işçilerin bir dayanışma içerisine girmesine, hak taleplerini
yükseltmesine neden oldu. İşçilerin bu hak talepleri o yıllarda
daha çok şiddetle bastırılıyordu. Her şeye
karşın işçiler yaşadıkları sefalete
karşı tepkilerini gösterdiler ve zaman zaman bu mücadeleyi
artırdılar. Kapitalizmin, sanayinin gelişmesi işçi
sayısını artırdı. Aynı kaderi paylaşan işçiler
yavaş yavaş ortak çıkarlarını savunma eğilimi
içerisine girdiler. İşçiler arasında birlik ve
dayanışma duygusu gelişti. Önceleri dayanışma
dernekleri, yardımlaşma sandıkları şeklinde kuruluşlar
ortaya çıkardılar. Bu örgütlerde amaç, kaza, hastalık, ölüm hâlinde
işçinin kendisine ve ailesine yardım etmekti. Başlangıçta
bu amaçla kurulan örgütlenmeler zamanla ücretlerle, çalışma
koşullarıyla ilgilenmeye başladı. Yardımlaşma
sandıklarıyla, dernekler zamanla sendikaya dönüştüler. Kolay
olmadı, çıkarılan yasalarla sendikalar yasaklanmaya
çalışıldı.
Saygıdeğer milletvekilleri, sendikalar ilk olarak sanayi
devriminin beşiği olarak İngilterede ortaya çıktılar.
İngilterede, 18inci yüzyılda sendikalar devlet tarafından
tanındı. Fransada, 1871 yılında Pariste işçiler
yönetime el koydular. Hepiniz bilirsiniz bir Paris Komünü oluşturdular ama
çok sürmedi.1884 yılında sendikalar örgütlenme hakkı elde
ettiler Fransada, Almanyada 19uncu yüzyılın ortasında.
Sendikalar 20nci yüzyılda etkin örgütlenmeler hâline geldiler ancak
dünya tekelleri oluşmaya başladı, işçi sayısı
hızla arttı, rekabet sertleşti, kıran kırana bir
mücadele ortaya çıktı. Dünya pazarlarının
paylaşımı kavgasında ise Birinci Dünya Savaşı
ortaya çıktı. 1910 yılında 3 milyon örgütlü işçi,
savaşa karşı çıktılar ve barış istediler.
18de biten savaştan sonda 1939 yılında İkinci Dünya
Savaşıyla, dünya pazarı paylaşımı yeniden
değerlendirilmek için ortaya çıkan bu savaş, bu defa sendikalar,
işçi sınıfları, işçi sınıfı, Almanyada
bulunan faşist iktidara, İtalyada ve İspanyada bulunan
rejimlere direndiler.
Sendikalar, tarihi boyunca barıştan yana oldular. Sendikalar,
demokrasiden yana oldular. Sendikalar, anti-tekelci oldular. Sendikalar, insan
ve insanca yaşam için mücadele ettiler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde
endüstriyel ilişki gelişmesine paralel olarak sendikalaşma
konusunda gelişmeler yaşandı ancak cumhuriyet öncesi dönemde bu
gelişmeyi çok fazla değerlendiremeyiz. O yıllarda dernekler
vardı ve bu dernekler de işte işçilerin haklarını
savunmak için çaba harcıyorlardı. Türkiyede iş
yaşamına ilişkin ilk yasa, 1936 yılında 3008
sayılı Kanunla işçi yararına düzenlemeler getirilirken
grev ve toplu sözleşme hakkı bu yasada
sayılmamıştı. İkinci Dünya Savaşından sonra
1947 yılında 5018 sayılı Sendikalar Kanunu düzenlendi.
Burada da grevli, toplu sözleşmeli sendikal yasa hayata geçmemişti.
Dolayısıyla, cumhuriyet sonrasında 1947de çıkarılan
yasada da bir toplu sözleşme ve grev hakkı görmüyoruz. 1961 yılından
sonra 274 ve 275 sayılı yasalarla birlikte grev, toplu sözleşme,
lokavt gibi kavramlar yasaya girdi ve böylece ülkemizde ilk kez endüstri
ilişkileri sisteminin tüm unsurlarını değerlendiren bir
yasa ortaya çıktı. Ne yazık ki 12 Eylül 1980 Anayasasıyla
birlikte, 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı
Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunuyla, yapılan
değişikliklerle ülkemizde maalesef sendikal haklar bir kez daha
budanmış oldu.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle 2010
yılında Anayasada yapılan değişiklik kapsamında
toplu iş ilişkilerini düzenleyen yasaların özgürlükçü bir
tutumla ele alınması kaçınılmaz hâle geldi. Bu kapsamda
sosyal tarafların büyük oranda mutabakat sağladığı bir
metin ortaya çıkarılmaya çalışıldı. Kanun
tasarısıyla sendikal örgütlenmenin önünün açılması, endüstri
ilişkileri sisteminin çağdaş standartlara
ulaştırılması, üyesi olduğumuz ILOnun
eleştirilerinin karşılanması için gerekli düzenlemeler
yapıldı. Toplu İş İlişkileri Kanun
Tasarıyla sendikal hak ve özgürlüklerin özgürlükçü ve demokratik toplum
esasları temelinde yeninde düzenlenmesi hedeflendi. Bu
anlayışla, Sendikalar Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi,
Grev ve Lokavt Kanunu birleştirilerek kanunun metni kısa, sade,
anlaşılır hâle getirildi. Başta 2010 Anayasa
değişikliği olmak üzere İLO ve Avrupa Birliği normlarına
uygun bir yapıya kavuşturulması için çaba harcandı.
Değerli milletvekilleri,
tasarıyla sendika kurma, sendikaya üyelik, sendika yöneticisi olma,
sendikal güvenceler, sendikal faaliyetler, sendikaların
işleyişi, denetimleri, serbest toplu pazarlık, iş
uyuşmazlıklarının çözümü ve toplu iş
sözleşmelerinin düzeyi gibi konularda 87 ve 98 sayılı İLO
sözleşmeleri paralelinde özgürlükçü düzenlemeler yaparak,
çalışma hayatına olumlu etki yapılması amaçlandı.
Toplu iş ilişkileri kanun
tasarısı ile sendikaya kurucu olabilmek için Türk vatandaşı
olma, sendikaların kurulacağı iş kolunda fiilen
çalışır olma ve Türkçe okuryazar olma koşulları
kaldırıldı. 28 olan iş kolu sayısı dünya
uygulamaları da dikkate alınarak 21e indirildi. Sendika
özgürlüğüne aykırı olan sendikaya üyelik ve üyeliğin sona
ermesinde noter koşulu kaldırıldı. Tasarıya göre
sendikaya üyelik ve üyelikten çekilme Bakanlıkça sağlanacak elektronik
başvuru sistemiyle e-devlet kapısı üzerinden
gerçekleştirilecek.
Sendikaların kuruluş usulü
basitleştirildi. Yazılı beyan yeterli kabul edilmekte, gazete
ilanı yerine Bakanlık İnternet ortamında ilan yeterli
sayılmaktadır. Anayasada kaldırılan hükme paralel olarak
aynı iş kolunda ve aynı zaman da farklı iş yerlerinde çalışan
işçilere birden çok sendikaya üye olma hakkı
tanınmıştır. Böylece, özellikle istek çalışma
yöntemiyle birden fazla işverene bağlı olarak
çalışanlara birden çok sendikaya üye olma imkânı
getirilmektedir. Sendika yöneticisi seçilen iş sözleşmesinin
askıda kalması esas kabul edilmekte, sendikal nedenlerle ayrım
veya iş sözleşmesinin feshi hâlinde işçinin hukuki hakları
güçlendirilmektedir.
Değerli milletvekilleri, sendikal hak
ve özgürlükler işçi topluluğu adına toplu iş
sözleşmesine dönüşmediği sürece herhangi bir anlam ifade
etmemektedir. Toplu iş sözleşmeleri
yoluyla çalışma hayatını düzenlemek hem yasa koyucunun
çalışma ilişkilerine keyfî müdahalesini sınırlamakta
hem de işverenin çalışma koşullarını tek
taraflı belirleme yetkisini önlemektedir. Toplu iş sözleşmesi
düzeni tek başına işveren karşısında zayıf
olan işçilere birleşme şansı vererek pazarlık yapma
yoluyla işçi-işveren ilişkisinde karşılıklı
eşitlik ilkesinin kurulmasını sağlamaktadır. Bu sayede
kurulan güç dengesi çalışma barışı ve
çalışma düzenini sürekli kılmaktadır.
Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısı ile uygulamada yer alan grup toplu iş
sözleşmelerinin tanımı ilk kez kanunda düzenlenmiştir.
Sendikanın yetki işlemleri sırasında, diğer
sendikaların açtığı iş kolu tespit davası
nedeniyle toplu iş sözleşmeleri sürecinin uzamasını
engellemek amacıyla, sendikalara yıllarca süren davaların
sonucunu beklemeden iş sözleşmesi yapma imkânı getirilmektedir.
Sendikaların toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için
yüzde 10 olan iş kolu barajı yüzde 1e, işletme toplu iş
sözleşmesi yüzde 50+1 olan işletme barajı ise yüzde 40a
indirilmiştir. Düzenlemeyle aynı iş kolunda aynı
işverene ait iş yerlerinde sendikaların yetki alabilmesi
kolaylaştırılmaktadır. Toplu iş sözleşmesinden
yararlanmada uygulamada yaşanan sorunlar giderilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun
tasarısı ile sendika ve konfederasyonların idari ve mali
denetimleri, iç denetim organları dışında dış
denetim mekanizması olarak bağımsız, yeminli mali
müşavirlere bırakılmaktadır. Sendika yöneticilerinin
işledikleri suçlar nedeniyle sendika tüzel kişiliği sorumlu
tutulabilmekte ve sendikalar kapatılabilmektedir. Tasarıyla,
suçların şahsiliği ilkesine uygun olarak bireysel olarak
yöneticiler tarafından işlenen suçlarda sadece o yöneticilerin
görevlerine son verilmesi öngörülmektedir.
İş Kanunundaki çalışma yaşına
paralel olarak on beş yaşını doldurmuş olan
işçilerin sendikaya üye olabilmesine imkân tanınmaktadır. Sendikaların uluslararası işçi ve işveren
kuruluşlarının kurucusu olabileceği, üye ve temsilci
gönderebileceği, dış temsilcilik açabileceği
düzenlenmektedir.
Sendika ve
konfederasyonların, kanunda belirtilen sınırlamalara uymak ve
tüzüklerinde belirtmek kaydıyla, faaliyetlerini serbestçe yapmalarına
imkân tanınmaktadır.
Sendikaların
uluslararası kuruluşlardan izinsiz bağış alması
faaliyetlerinin durdurulma sebebi olmaktan
çıkarılmıştır.
Sendikaların
tutacakları dosya, defter ve kayıtlar kanundan
çıkarılmış, konu yönetmeliğe
bırakılmıştır.
Sendikalara,
tüzüklerinde yapacakları düzenlemeler ile çeşitli organlar
oluşturabilme ve bu organların görevlerini belirleme serbestisi
getirilmiştir. Anayasa değişikliğine uyum sağlamak
amacıyla çerçeve sözleşme imkânı tanınmaktadır.
Sendikaya
üyelik aidatında üst sınır kaldırılmış,
üyelik aidatının miktarının kuruluşların
tüzüklerinde belirtilen usul ve esaslara göre genel kurul tarafından
belirlenmesi esası getirilmiştir.
İş yerinin devrinde yaşanan
sorunlar çözümlenmiştir.
Anayasa değişikliğine uyum
sağlanarak genel grev, siyasi amaçlı grev ve dayanışma
grevi ile iş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi
düşürme ve diğer direnişler olarak sayılan grev ve grev
benzeri eylemler kanun metninden çıkarılmıştır.
Anayasa değişikliği ile Grev esnasında greve katılan
işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri
sonucu, grev uygulanan iş yerinde sebep oldukları maddi zararlardan
sendika sorumludur. hükmü kaldırılmıştır.
Tasarıyla değişikliğe uyum sağlanarak greve
katılan ancak kendi üyesi olmayan işçilerin neden olduğu
zararlardan sendikanın sorumlu tutulmayarak özel hukuk genel
esaslarına aykırılık giderilmiştir.
Yüksek Hakem Kurulunda en çok üyeye sahip
konfederasyona ait olan ikinci üyelik hakkı uyuşmazlık konusu
olan taraf sendikanın üyesi bulunduğu konfederasyona tanınarak
tüm konfederasyonun temsili sağlanmak istenmiştir.
Değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliğine
paralel olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun
tasarısının demokrasimizin gelişmesine, işçilerin
örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılarak ve çalışma
hayatının kalitesi artırılarak, ülkemizde çalışma
barışının sağlanmasına katkı
sağlayacağını düşünüyoruz, Türk endüstri
ilişkileri sisteminin uluslararası normlarda öngörülen standartlara
erişebilmesi umudunu taşıyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısının yasalaşmasıyla ülkemizdeki iş
yaşamının temel sorunlarından biri ortadan kalkacak,
işçilerin örgütlenmesinin önünde engeller kalmayacak, çalışma
hayatındaki demokrasi ortamı gelişecektir, Türk endüstri
ilişkileri sisteminin uluslararası normlarda öngörülen standartlara
erişmesinde önemli bir aşama ortaya çıkacaktır.
Kanunun işçilerimize, işverenlerimize,
sendikalarımıza, ülkemize hayırlı olmasını
diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Domaç.
Tasarı üzerinde gruplar adına konuşmalar
tamamlanmıştır.
Şimdi, şahıslar adına Konya Milletvekili Sayın
Mustafa Kalaycı.
Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz on dakika.
MUSTAFA KALAYCI (Konya) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 197 sıra sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanunu Tasarısının geneli
hakkında şahsım adına söz aldım. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Endüstri ilişkileri sistemimizde her şey Hükûmetin ve
birtakım yandaş basının gösterdiği gibi güllük
gülistanlık değildir. Türkiyede endüstri ilişkilerinden büyük
bir kaçış yaşanmaktadır. Endüstri ilişkilerinden
kaçış politikaları, endüstri ilişkileri yerine insan
kaynakları yönetimini ikame etme politikalarına kapı aralamıştır.
Bu politika değişimi, sendikaları devre dışı
bırakan bir harekettir. Küreselleşmenin ülkemize
taşıdığı bu politika hedefine ulaşma yoluna
girmiş görünmektedir. Böylece iş hukuku ferdî iş hukuku hâline
geliyor ki, bu, yeniden iki yüz yıl geriye yani endüstri devriminin
başı olan döneme dönüşü ifade etmektedir.
AKP döneminde sendikal örgütlülük iyice zayıflamış,
sendikalaşma oranı hızla düşmüştür. TÜİK
verilerine göre ücretli ve yevmiyeli çalışan sayısı 15
milyon 900 bin kişi; Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre
kayıtlı işçi sayısı 12 milyon kişi düzeyindedir.
Buna karşılık, sendikalarda örgütlü işçi sayısı
885 bin kişi, toplu sözleşme kapsamındaki işçi
sayısı da 580 bin kişi civarındadır. Kamuda örgütlü
işçi sayısı belediyeler de dâhil olmak üzere yaklaşık
360 bin kişidir, özel sektörde örgütlenme oranı ise yüzde 2lerdedir.
OECDnin son sendikalaşma verilerine göre, Türkiye yüzde 5,9luk
sendikalaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında sonuncu
durumdadır. Sendikalaşma oranları her yerde geriliyor, bizde de
geriliyor denebilir. Diğer ülkelere nazaran ülkemizde sendikalaşma
oranında yüksek oranda düşüş yaşanmaktadır. Türkiye
sendikalaşmanın gerilemesi konusunda başa güreşmektedir.
OECDde sendikalaşma oranı 2001-2009 arasında yüzde 20,4ten
yüzde 18,4e gerilemiş. OECDde yüzde 10luk bir düşüş var,
Türkiyede ise yüzde 40lık bir düşüş görülmektedir.
Toplumun örgütsüzleştirilmesi ve oluşturulan korku
imparatorluğu neticesinde AKP Hükûmetinin yanlış
politikalarına, adaletsiz ve ayrımcı uygulamalarına
karşı gerekli tepkinin verilmemesinin adı da ekonomide
istikrar olarak takdim edilebilmektedir. Ne yazık ki ülkemizde
insanların zulme isyan ruhu bastırılmış, hak arama
duygusu köreltilmiştir. Bugünlerde krizle anılan Yunanistanda
sendikalaşma oranı yüzde 24, İtalyada yüzde 35 olduğu
dikkate alındığında, Türkiye'nin sendikalaşmayı
önleyerek sözde istikrarlı bir ekonomi gerçekleştirdiği ortaya
çıkmaktadır. Yani ne kadar az sendika ne kadar örgütsüz toplum o
kadar çok istikrar.
Değerli milletvekilleri, sendikalar demokrasinin temel
taşlarıdır. Sendikacılığın kan kaybetmesi
demokrasimiz açısından bir zaaftır. AKP Hükûmetinin
işçilerin sendikasızlaştırılmasına niçin
karşı durmadığı elbette önemli bir soru olarak ortada
durmaktadır. Sendikasız ve toplu sözleşmesiz iş yerlerinde
iş barışının nasıl sağlanacağı ve
sürdürüleceği iyice düşünülmelidir. Çağdaş bir endüstri
ilişkileri talep ediliyor ise sendikalı işçilerin ve toplu
iş sözleşmeli iş yerlerinin artmasına destek
sağlanmalıdır. Çalışma hayatı, işçiyle
işveren haklarının dengeli bir şekilde korunması
yanında, işin korunmasını da dikkate alan politikalar
çerçevesinde tanzim edilmelidir. Çalışma hayatındaki
problemlerin çözümü ve çalışma barışının tesis
edilmesi için çalışma hayatındaki çoklu danışma
mekanizmaları güçlendirilmeli ve tarafların etkin
katılımları sağlanmalıdır. Endüstri
ilişkilerinde haklara saygı esas alınmalı, iş
uyuşmazlıklarının iyi niyetli yaklaşımlarla
çözümüne önem verilmeli, örgütlenme yönündeki engeller
kaldırılmalıdır. Sendikal haklar çağdaş normlara
uygun hâle getirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, hemen ifade edeyim ki sendikalı
işçi sayısının azalması, toplu iş sözleşmeli
iş yeri sayısının azalması, toplu iş hukukunu da
önemsizleştiren bir sürece yol açmıştır.
Anayasamızın 53üncü maddesine göre, işçiler ve işverenler
karşılıklı olarak toplu iş sözleşmesi yapma
hakkına sahiptirler ancak AKP Hükûmeti Ocak ayından bu yana, dokuz
aydır toplu iş sözleşmesi hakkını açıkça ihlal
ederek anayasal suç işlemektedir. Sendikaların bin altı yüz civarında
yetki talebine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı cevap
vermemektedir. Bu nedenle, 350 binden fazla işçinin toplu iş
sözleşmesi yapılamamıştır. İşçiler henüz
ücret zammını alamamış olup mağdur edilmiştir.
Bakanlığın gerekçesi, sendika üye istatistiklerinin
yayımlanmaması. Peki, yayımlayacak olan kim? Yine Bakanlık.
2009 Temmuz ayından bu yana bu istatistikler yayımlanmıyor.
Sendika üyeliğinde Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılan işçi
bildirimlerinin esas alınacağına dair düzenleme
yapılıyor ancak bu düzenlemeye de uyulmuyor, 3 defa erteleniyor.
Bunları yapan, çıkardığı kanuna bile uymayan kim? Yine
AKP Hükûmeti. Ondan sonra da on yıllık iktidarın
Çalışma Bakanı toplu iş ilişkileri yasası
çıkmadığı için yetki veremediklerini pişkince
söyleyebilmektedir. Aileleriyle birlikte milyonları ilgilendiren
sözleşme sürecinin tıkanmasının mazereti olamaz ama tam bir
acziyet, beceriksizlik, ciddiyetsizlik ve sorumsuzluk örneği sergileniyor.
Toplu sözleşme yapılmamış, işçiler ücret
zamlarını alamamış, AKP Hükûmetinin umurunda bile
değil. Yasa yok, toplu sözleşme yok, ücret zammı yok.
diyorlar. Grev zaten yok. Grev hakkını kullanmaya kalkan işçiler
yasayla engellenerek bir de işlerinden edilmektedir. AKPnin ileri
demokrasi anlayışı bu.
AKP Hükûmeti vergi zamlarına gelince hiç tereddüt etmemekte, hiç
eli titrememekte, insafsızca zamlar yapmaktadır. Elektrikten
doğal gaza, benzinden mazota, tüp gazdan oto gaza kadar zamlar milletimize
yağmur gibi yağmaktadır. AKP Hükûmeti yapılan zamları
bile gülerek geçiştiren ve bir şey olmamış gibi takdim eden
bir acımasızlığı göstermektedir. Sayın
Başbakan elektriğe ve doğal gaza gelen zam oranlarını
ifade ederken Öyle çok fazla değil, yüzde 10-15 düzeyinde.
diyebilmiştir. Diğer taraftan, asgari ücrete, memura, emekliye,
çalışana maaş zammı verirken kırk dereden su
getirilmektedir, ücretlerde sefalet düzeyi devam etmektedir. Bugünkü asgari
ücret ile çalışanların zorunlu ihtiyaçlarını asgari
düzeyde olsa bile karşılaması mümkün değildir. Asgari ücret
açlık sınırının altındadır.
Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti kendi iş gücünü, kendi
işçisini köle gibi görmekte ve bunu da resmen ifade etmekten hiç
kaçınmamaktadır.
Sayın
Başbakana bağlı Türkiye Yatırım Destek ve
Tanıtım Ajansı Başkanlığının resmî
İnternet sitesinde bakın ne diyor. Bir çıktısını
aldım değerli arkadaşlarım. İnternete ulaşabilen
arkadaşlarımız, Başbakanlık Yatırım Destek
ve Tanıtım Ajansı Başkanlığında aynı
ifadeleri görebilirler. Türkiyede yatırım yapmak için sayılan
on nedenden iş gücüyle ilgili kısma bakın, aynen okuyorum: 26
milyonu aşkın genç, eğitimli ve motive profesyonel, artan
çalışma verimliliği, haftada 52,9 çalışma saati ve
çalışan başına yıllık ortalama 4,6 günlük
hastalık izniyle Avrupadaki en uzun çalışma süreleri ve
çalışan başına ortalama hastalık izninde en düşük
oran Âdeta, AKP Hükûmeti, köle pazarlarında köle satar gibi işçimiz
çok çalışır, az hastalanır diye tanıtım
yapıyor. Bu nasıl zihniyettir, bu nasıl
anlayıştır? Haftalık çalışma süresinin 52,9 saat
olduğunu söylemek, yasa dışı bir uygulamayı devlet
olarak ifşa etmek ve övmektir. Sayın Bakan, bundan haberiniz var
mı? Bakanlık olarak siz mi verdiniz bu bilgileri, yoksa uyuyor
musunuz? Ülkemizde haftalık normal çalışma süresi 45 saat
değil mi? Fazla çalışma süresi yılda 270 saati aşamaz.
Fazla çalışmada işçinin onayı şarttır.
Tamamı gönüllü olarak fazla çalışma yapsa bile, ortalama
çalışma süresi 50 saati geçemez. Yani bir suç işleniyor, bu da
Başbakanlık tarafından aynen ikrar ediliyor.
Teşekkür
ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.
Sayın Bakan
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yeni
yasama yılının hayırlı olmasını temenni
ederek konuşmama başlamak istiyorum.
Bugün,
çalışma hayatımızın yıllardır beklediği
Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısının
nihayet gündeme geldiğini görmekten Çalışma Bakanı olarak
da büyük bir mutluluk, memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Hayırlı olmasını diliyorum ve bu vesileyle de yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Çalışma
hayatıyla ilgili son on yıllık dönem içerisinde AK PARTİ
İktidarı olarak çok önemli düzenlemelere imza attık. Bunlardan
bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
İş
Kanunu bu dönem içerisinde yasalaştı, sosyal güvenlik reformu bu
dönem içerisinde gerçekleştirildi, genel sağlık sigortasına
geçildi, İş Sağlığı ve Güvenliği
Yasasını çıkardık,
intibak düzenlemesini gerçekleştirdik, kamu görevlileriyle toplu
sözleşme yapma imkânını sağlayan yasal düzenlemeyi
-Anayasaya uyum yasasını- gerçekleştirdik, istihdam paketleri
gerçekleştirildi ve 2023 vizyonu çerçevesinde yüzde 5 işsizlik
hedefiyle istihdam stratejisi düzenlemesi Bakanlık bünyesinde
gerçekleştirildi. Bugün de sendikal mevzuatımızla ilgili önemli
bir düzenlemeyi huzurlarınıza getirmiş bulunuyoruz. Eğer
şartlar ve Meclis takvimi, çalışma düzeni mümkün
kılabilirse alt işveren dediğimiz taşeron
uygulamalarıyla ilgili düzenlemeyi de huzurlarınıza getirip oradaki
uygulamalardan kaynaklanan emeğin sömürüsüne dönük yanlışlar, eksiklikler
varsa onların da ortadan kaldırılmasını inşallah
hedeflemiş bulunuyoruz, Bakanlık mutfağında bu
çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, az önce konuşma yapan arkadaşlarımız
sendikacılık veya sendikal hareketlerin nereden doğduğunu,
hangi ihtiyaçtan dolayı bu noktaya geldiğini ve emeğin
hakkının, alın terinin korunmasıyla ilgili verilen
mücadeleleri tarihî seyir içerisinde sizlere takdim ettiler. O konuda tekrar
zamanınızı almamak adına bir tarihsel seyri
huzurlarınıza getirmek istemiyorum fakat cumhuriyet döneminde, gerek
1936 gerek 1947 gerekse sendikal hareketlerin kurumsallaşması
diyebileceğimiz 50 sonrasındaki çalışmalar, 61
Anayasasında sendikal hareketlerle ilgili, faaliyetlerle ilgili düzenlemeler,
63te çıkarılan 274, 275 sayılı Yasalar ve 1980 ihtilali sonrasında 2821, 2822
sayılı yasalar bu tarihî süreci ortaya koymaktadır. Yirmi dokuz
yıldır 2821, 2822 sayılı Yasa bünyesinde köklü bir
değişiklik ne yazık ki gerçekleştirilemedi.
Aslında geç kalınmış bir düzenleme. Burada
eleştiride bulunan arkadaşların eleştirilerine saygı
duyuyoruz fakat çok kolay bir alan olmadığını da bilmemiz
gerektiği inancı içerisindeyim yani işveren ve işçi
kesimlerini, işçi sendikaları ile işveren
sendikalarını bir araya getirip bu konuda ortak bir mutabakat, bir
diyalog çerçevesinde bu sorunun çözümü bugüne kadar bakanlık
yapmış olan bütün arkadaşlarımızı meşgul
ettiği gibi, o arkadaşlarımızın zamanlarının
en güzel bölümlerini bu hususa teksif etmelerine rağmen çözümün çok kolay olmadığını
belirtmek istiyorum. Fakat bu dönem içerisinde, yirmi dokuz yıldır
köklü bir değişikliğe uğramayan bu yasayla ilgili ilk kez
tarafların yoğun katılımıyla, defalarca bir araya
gelerek sendikal mevzuatın düzenlemesi gerçekleşiyor. Türkiye için ve
endüstriyel ilişkilerimiz açısından, ekonomimiz
açısından, kayıt dışılık
açısından, hangi açıdan ifade ederseniz edin son derece önemli
bir düzenlemedir bu düzenleme ve bu düzenleme bir başka ifadeyle de bir
zorunluluktur, mutlaka bir an önce gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ayrıca
350 bin işçimizin -yani 2012 Ocaktan bugüne toplu sözleşme
gerçekleştiremeyen işçilerimizin de sayısı 350 bine
ulaşmış bulunuyor- gözünün kulağının yüce
Mecliste olduğunu da belirtmek istiyorum.
Şimdi, bu yasa ile ilgili değerlendirme yapan arkadaşlarımız,
yasada işte bir vesayet var, Sayın Başbakanımıza
atıfta bulunarak bu yasal düzenlemenin işte şu şekilde,
şu şekilde geldiği şeklinde bir yol haritasını
ortaya koymaya çalıştılar. Son derece yanlış
olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Şundan dolayı: Bakanlar
Kuruluna biz bu düzenlemeyi sevk ederken -nasıl olduğunu bütün
milletvekili arkadaşlarımız biliyor- Bakanlar Kurulunda
yapılan değerlendirme neticesinde
Türkiye Büyük Millet Meclisine
sevk edilen yasayı da biliyorsunuz, alt komisyonda yapılan
düzenlemeleri de biliyorsunuz, ana komisyonda yapılan
değişiklikleri de biliyorsunuz.
İZZET ÇETİN (Ankara) - Bilmedikleriniz var Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -
Şimdi Genel Kurul safhasına geldi, burada da yapılan değişiklikler
önünüze önergelerle gelecek. Yani şunu anlatmaya
çalışıyorum: Bir vesayet, bu konuda bir dayatma söz konusu
olsaydı bu bahsettiğimiz yolculukta bu değişiklikler
olmazdı, nasıl geldiyse o şekilde bunlar gerekleştirilir
idi.
İZZET ÇETİN (Ankara) 7 tane bakan niye imza koymadı
Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -
Tam aksine, doğruyu, gerçeği, endüstriyel ilişkilerimiz
açısından yararlı olanı arama içerisindeyiz, bu
arayışın içerisindeyiz. Bu arayışın içerisinde
yalnız Bakanlık olmak yeterli değil, Bakanlık olarak bizim
istememiz
Efendim, AB Sosyal
şartı, ILO normları çerçevesinde bu düzenleme mükemmel olsun, bu
ifade edilebilir ama netice itibarıyla geliyorsunuz, işçi ve
işveren kesimleriyle karşı karşıyasınız,
bunların uzlaşısını sağlayacaksınız. Bu
çerçevede bu süreç içerisinde değişiklikler
gerçekleştirilmiştir, yoksa keyfî olarak, Bakanlık olarak,
siyasi irade olarak bizim bu olaylar üzerinde bir dayatmamız, bir olmazsa
olmazımız şeklinde bir yaklaşımımızın
olmadığının ifadesinde yarar var diye düşünüyorum.
Şimdi, AB 19uncu fasıl açısından olaya
baktığınız zaman -ki açılış kriteri olan bir
yasayı görüşüyoruz- şimdi burada İş yeri ve meslek
sendikacılığı serbest olmalı. diyor. Peki ülkemiz
şartları açısından baktığınız zaman
gerek işçi sendikaları gerek işveren sendikalarıyla
defalarca bu konuyu biz bir araya getirdik, hatta önerdiğimiz taslakta da
iş yeri ve meslek sendikacılığı da söz konusuyken,
öteden beri Türkiyede iş kolu sendikacılığı esas olduğu
için bu konuda sıcak bakılmadığını burada
belirtmek istiyorum. Federasyon, efendim bir ara kademe yani iş yerlerinin
üst kuruluşu iş kollarının oluşturduğu üst kurul
ise konfederasyon. Federasyon olabilir ama biz de taraflarla bir araya
geldiğimizde bu konuda bir talebin oluşmadığını
da burada belirtmek istiyorum; yoksa, Hükûmet olarak bu ve benzeri konularda
bir dayatma içerisinde olmadığımızı da tekrar tekrar
belirtmek istiyorum.
Şimdi, sendikalı işçi sayısıyla ilgili burada
bir beyanda bulunuldu. Sendikalı işçi sayısı 600 bin
değil, şu anda kayıtlarımıza göre 937.810
sendikalı işçimiz var ve toplam çalışanlar içerisindeki
oranı da yüzde 8,44e tekabül etmektedir.
Şimdi bu yasa ne getiriyor? Çok şey söylenebilir, çok şey
konuşulabilir. Nitekim burada ifade edildi ama en önemli getirdiği
şey şu: Bakınız bugün beyan esasına dayalı, bizim
Çalışma Bakanlığındaki verilere göre toplam işçi
sayısı 5 milyon 398 bin. Sendikalı işçi sayısı
ise 3 milyon 232 bin, sendikalaşma oranı ise yüzde 59,88, yüzde 60
şu anda sendikalaşma oranı var, şu andaki tablo bu.
Beş yıldır belki bunu söylüyoruz. Diyoruz ki: Bu sanal
tablodan, bu sanal âlemden gerçek tabloya geçelim. diye ifade ediyoruz. Nedir
peki, gerçeği nedir bunun? Gerçeği toplam işçi sayısı
yani sendikalı olabilecek olan işçi sayısı şu anda 11
milyon 110 bin 104, sendikalı olabilecek işçi sayısı.
Sendikalı işçi sayısı 937,810, sendikalaşma oranı
ise yüzde 8,44.
Bu yasa ne getiriyor? Bu yasa bu sanal rakamlardan bizi kurtarıyor,
bizi gerçek rakamlarla buluşturuyor. Hiçbir şey olmasa, bu sanal
âlemden endüstriyel ilişkilerimizi, çalışma
hayatımızı kurtarmanın yeterli -artarlı
bile-olacağı düşüncesi içerisindeyim çünkü Türkiye Cumhuriyetinin
bakanları ve bakanı olarak buraya çıkıp bu sanal
rakamları söylemek hiçbir bakanın içine sinmemiştir ama
yıllardır, onlarca yıldır bu rakamlar böyle ifade edilir,
olmayan sendikalı işçi burada ifade edilir, olmayan çalışma
hayatındaki rakamlar burada ifade edilir. İşte, bunun için bu
düzenlemeyi geldiğimiz ilk günden beri gerçekleştirme hususunda büyük
bir çaba içerisindeyiz ama zorluğunu da az önce ifade ettim, bu işin
tarafları var. Çalışma Bakanlığı layüsel
Hiçbir
bakanlık öyle değil mutlaka ama Çalışma
Bakanlığının bir farklı yönü vardır. Onun
ortakları var, işçisiyle işvereniyle ortakları var. Bu
yönüyle oturup bir diyalog çerçevesinde konuları çözüme
ulaştırma konusunda saatlerimizi günlerimizi verdiğimizi, burada
muhalefetiyle iktidarıyla her işin içinde olan çok değerli
arkadaşlarımız bilmektedirler.
Şimdi, bir diğer konu, 850 bin işçi
Süleyman Bey örnek
verdiler burada, yüzde 10 barajı var şu anda. Bir tarafta yüzde 10
barajı var, diğer tarafta ise Sosyal Güvenlik Kurumu verilerini esas
alacaksınız diyor, kanunumuzun şu andaki düzenlemesi bu. Sosyal
Güvenlik Kurumu verilerini esas aldığınız zaman 11 milyon
çalışanınız var, yüzde 10 barajına bunu
vurduğunuz zaman şu andaki sendikalı işçi sayımız
da yeterli bir düzeyde olmadığı için birçoğu bu yüzde 10
barajının altında kalıyor ve yetkisiz duruma düşüyor
sendikalar. İşte bu çelişkiyi ortadan kaldırmaya dönük bir
düzenleme getiriyoruz.
Şimdi, şöyle bir örnek çok doğru olmaz diye
düşünüyorum: 850 bin işçi var Türkiye genelinde iş kolunda,
bunun yüzde 10u 85 bin yapıyor. Doğru. Peki, bu düzenlemeyle şu
anda yüzde 1i kaç yapıyor? Yüzde 1i de 8.500 yapıyor. Herhâlde, 8.
500, 85 binden çok küçüktür. Yani Bu düzenleme yanlıştır.
demek
Sendikaların sendikalı üye sayısını
artırma olayları -sendikanın gayreti, çabası, üye
sayısını artırma olayı- başka bir şeydir -o
konuda başarısız olmuşsa o sendikaların kendilerini
sorgulaması gerekiyor- ama
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Kanunları değil,
yasaları değil...
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -
85 bin olan iş kolu barajını 8. 500e indiriyorsanız, bu farklı
bir şeydir, bu sağlıklı bir düzenlemedir, doğru bir
düzenlemedir. Onun için, bu kadar büyük bir farkı, 10 kat farkı
görmezlikten gelmek doğru olmaz inancı içerisindeyim.
Evet, barajla ilgili ters bir şey yok. Yani
Aşağıdan yukarıya artış var. diyorsunuz
değil mi? Ana baraj yüzde 3 ve geçici maddelerle eğer önergeler kabul
edilirse, sizlerle de istişare edeceğiz, yarın da
görüşeceğiz, diyalog diyorsunuz, sosyal taraflarla diyaloğu
gerçekleştirdik, o diyaloğun neticesi bu yasa buraya geldi. Parlamentoda
grupların ben tümünü ziyaret ettim, gruplara gittim, ziyaret ettim, bilgi
verdim, paylaştım yasanın ne getirip ne götürdüğünü; hatta,
bazı önergeleri de örnek olsun diye verdim ve benzer önergeleriniz var ise
bu önergeleri değerlendireceğimizi de ifade ettim. Yarın sabah
erken saatlerde, tekrar, Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin
temsilcileriyle, gerçekten önerileri varsa bu önerileri sendikaların
-gerek işçi ve işveren sendikalarının- teknik heyetiyle
yapacağımız toplantı öncesinde o bilgiyi de alır isek
Yani bu yasa milletin yasası, bu yasa Faruk Çelikin, bu yasa
Çalışma Bakanının, bu yasa Adalet ve Kalkınma
Partisinin veyahut da Cumhuriyet Halk Partisinin, MHPnin, BDPnin yasası
değil ki, bu yasa 75 milyonun yasası; dolayısıyla en
mükemmel olma konusunda gayret içerisindeyiz ve samimiyiz bu konuda. E, bunu
yaparken, tek zorluğumuz var, işçiyle işvereni bir yerde
buluşturmak gerekiyor. Nedir buradaki zorluk? 0-5 arasında. Sendikalarımızın
bazıları diyor ki: Baraj sıfır olsun. işverenimiz de
diyor ki: Baraj 5 olsun.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Sendika olmasın.
diyorlar.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla)
E, şimdi, burada sorumluluğu üstlenmişseniz, bu
sorumluluğun çerçevesinde söyleyeceğiniz başka şeylerdir
ama sorumluluğunuz yok ise tabii ki Çözün gitsin. diyebilirsiniz. Çözün
gitsini bir tarafı yıkmadan, hiçbir yeri yıkmadan halletmekten
geçiyor. İşte bugün yaptığımız bu. Endüstriyel
ilişkilerimizi tahrip etmeden, bozmadan, büyük bir uzlaşı
çerçevesinde işçimizin örgütlenmesi ve işçimizin örgütlenmesinin
önündeki engelleri kaldıracak, onu örgütlenmeye teşvik edecek bir
düzenlemeyi getirirken, işverenimizin de endişeleri,
uluslararası rekabette onu zor duruma düşürmeyecek, onu
sıkıntılı duruma düşürmeyecek bir düzenlemeyi
getirmeniz gerekiyor ki bütün bu çalışmaların, bu çabaların
amacı bir yerde buluşturmaktır ki büyük ölçüde de bunu
gerçekleştirdiğimiz için gerçekten büyük mutluluk duyuyorum.
Üyelik basitleşiyor, istifa basitleşiyor, noter
şartı kalkıyor, sendika kurma kolaylaşıyor, yani bir çok önemli değişiklikler
var, bunları maddeler görüşülürken veya bölümler hâlinde
yaptığımız görüşmelerde de ele alabiliriz, onun için
vaktinizi almak istemiyorum.
Burada işçi ücretleriyle ilgili temas edildi. Yine, emekçi
arkadaşlarımızla oturduk, asgari ücretin enflasyonun 2 katı
kadar artırılması konusunda mutabakata vardık.
İşverenimiz de imza attı buna, işçimiz de imza attı ve
birlikte, beklenen 3+3 iken, biz Hükûmet olarak 12+12,37 düzeyinde asgari
ücrette bir artış gerçekleştirdik. Toplu sözleşmelerde
hiçbir çalışanımız, hiçbir emekçimiz enflasyona
ezdirilmemiştir. Bu rakamlar açıktır, bütün kamuoyu
tarafından, bütün kesimler tarafından da net olarak bilinmektedir.
Az önce burada ifade edilen
İZZET ÇETİN (Ankara) Yüzde 28 zam mı yaptınız? Doğal gaza gelen
zammı verdiniz mi?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla)
Tabii, toplu sözleşme dönemleri geliyor
İZZET ÇETİN (Ankara) Ee, arkasından zam
yapıyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -
sizin bahsettiğiniz konuların hepsi görüşülecek; masa, özgür
bir masa orada.
Gerek kamu çalışanlarıyla konuşurken gerek işçi
sendikalarımızla bir araya geldiğimiz zaman, saatlerce, günlerce
bu tartışmaları yapıyoruz ve netice itibariyle bu konuda
hiçbir zaman emeğin aleyhine olacak, bir düzenlemeye imza
atmadığımızı da burada Hükûmet olarak ifade etmek
istiyorum.
Az önce bir
siteden değerli milletvekili arkadaşımız bahsettiler,
doğrusu ben yeni bilgi sahibi oldum, bilemiyorum. O bilgileri
kendilerinden alıp onun da takipçisi olacağımızı
buradan belirtiyorum.
Tekrar bu Toplu
İş İlişkileri yasası.. Ki, biraz önce grupların
da mutabakatı oldu, 4 grup olarak bu tasarının
başlığının değişmesi konusunda güzel bir
mutabakat oldu. Ben bütün gruplara teşekkür ediyorum.
80 küsur
maddeden oluşan bu önemli düzenlemenin, 2 yasanın bir araya
getirilerek, 153 maddeden 83 maddeye düşürülen bu önemli düzenlemenin
-çalışma hayatımızı çok ilgilendiren bu düzenlemenin-
hayırlı olmasını dilerken, katkı sağlayacak olan
bütün arkadaşlarıma da öncelikli olarak teşekkürlerimi
sunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk
Çelike teşekkür ediyorum.
Şimdi,
tasarının tümü üzerinde son söz Ankara Milletvekili Sayın
İzzet Çetinin.
Buyurun
efendim.
Süreniz 10
dakika Sayın Çetin.
İZZET
ÇETİN (Ankara) Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, tam 10 yıl 3 ay sonra Meclis gündemine gelebilen bir
Kanun Tasarısı üzerine görüşmeler nihayet başladı.
Yani ülkemizin, milletvekillerimizin, AKPnin çalışma
yaşamına, işçiye, emekçiye bakış açısını
yansıtması açısından, Meclis tablosu da ortaya koyuyor ki,
emekçiler bu ülkede ne yazık ki görülmez oldu, duyulmaz oldu. Çok da
haksız değiller, emekçiler uyurken haklarının nasıl
gasp edildiğini biraz evvel Sayın Bakanımız zımmi olarak
aktardı. Gerçekten, ülkemizde eğer 11.5 milyon sigortalı
işçi -kayıt dışını dâhil etmiyorum-
çalışan işçi varken, sözleşmeden yararlanan işçi
sayısı bugün 570 bine kadar gerilemiş, diye düzeltiyorum.
Sendikalı işçi sayısı da 938 bine kadar gerilemiş ise
Bu gerilemeye neden olan uygulamaları kim yaptı? Hangi baskı
ortamı bu gerilemenin nedeni oldu? Ülkeyi kim yönetiyor?
sorularını sormak gerekir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten son derece önemli bir
yasa. Sayın Bakana ben uzlaşı girişimleri nedeniyle teşekkür
ediyorum. Tabii, bu yasanın çıkması için yoğun çaba sarf
ettiğini biliyorum ama bazı gerçekleri de ortaya koymaktan
çekinmemesini dilerdim. Örneğin yasa geldiği zaman baraj konusu binde
15 olarak gelmişti. Uluslararası norm, kabul edilebilir norm binde 5
iken binde 15 kabul gördü ama 7 tane bakan tasarıyı
imzalamadığı için Sayın Bakan geri çekmek zorunda
kaldı. Baraj yeniden yükseltildi yüzde 3e ve arkasından Meclis
gündemine getirildi, geçtiğimiz yıl mart ayında komisyonlarda
görüşüldü, değerli arkadaşlar, bugün de Meclis gündemine geldi.
Esasında 2002 yılının temmuz ayından bu yana bu
4üncü, belki de daha fazla, Meclis gündemine gelip giden ve görüşülemeyen
bir kanun.
Değerli arkadaşlar, burada önemli olan sendika
hakkının, sözleşme hakkının ve grev hakkının
ve özgürlüklerinin korunması, geliştirilmesi olmalı. Eğer
sendikal hak ve özgürlükler, bunların hepsi kolektif haklar olarak bilinen
haklardır, sendika hakkı ve özgürlüğü, grev hakkı ve
özgürlüğü, toplu iş sözleşmesi hakkından oluşan bu üç
hak hem birbirini tamamlayan, birbirini işlevlendiren, biri olmazsa
diğerinin bir anlamı kalmayan haklardır. O nedenle bunların
güçlendirilmesi gerekir eğer bir yasa yapılıyorsa.
Şimdi, önümüzde bir tasarı var. Tabii, kolektif haklara
geçmeden önce esas korunması gereken haklar bireysel haklardır.
Sendika özgürlüğü, sendika seçme özgürlüğü, sendika kurma hakkı,
sendikaya üye olma hakkı, üyelikten ayrılma hakkı, bu haklar
eğer korunmuyorsa, yeteri kadar güvenceleştirilmemiş ise orada
özgürlük ortamından söz edemezsiniz, sendikalı işçi
sayısı 500 binlere kadar geriledi diye de övünemezsiniz,
ağlayamazsınız.
Değerli arkadaşlar, bu haklar korunmalı dedik. Kime
karşı korunmalı bu haklar? Bu haklar, ceberut devlete
karşı korunmalı, Orta Çağın zalim
anlayışındaki işverenlere karşı korunmalı,
demokrasiyi içine sindiremeyenlere karşı korunmalı. Onun için bu
haklar güvencelendirilmeden sendikal hak ve özgürlükleri güçlendirmek mümkün
değildir, ülkede demokrasiyi güçlendirmenin olanağı yoktur.
Sayın Bakan biraz evvel söyledi. Toplam 153, 154 madde. Buna ek
maddeler ve geçici maddeler dâhil değil. 2821 sayılı Sendikalar
Yasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev,
Lokavt Yasası yerine bir tek yasa yapılıyor. Adı -biraz
evvel yeniden özüne uygun hâle getirildi- Sendikalar ve Toplu İş
Sözleşmesi Yasası olarak düzeltilecek önerge kabul edildiğinde.
Toplu İş İlişkileri Yasası olarak Meclis gündemine
geldi.
Bakan da söyledi, arkadaşlarım da değindi. Gerçekten
toplu sözleşme düzeninde tıkanıklık var, sendikal alanda
gerileme var. Toplu sözleşme düzenindeki büyük tıkanıklık
barajlar nedeniyle oldu. Yüzde 10 barajı, yetki aşılamadı,
SSK kayıtlarıyla normal kayıtlar tutmayınca, 2009dan bu
yana iş kolu istatistikleri yayınlanamadı ve 350 bin işçi
toplu sözleşme bekliyor. Yılbaşından itibaren de 250 bin
kamu işçisini de buna eklerseniz iyi bir kaos ortamına girecek. Şimdi,
bunu şunun için söyledim: Anlaşılıyor ki biz bu yasalarla
bir kaos ortamı yarattık ve işçileri, sendikaları toplu
sözleşmesiz bıraktık. Bir tek toplu iş sözleşmesinden
söz ediyoruz. Şimdi, bu yasanın içine
baktığınızda çerçeve sözleşmesi var, grup toplu
iş sözleşmesi var, işletme toplu iş sözleşmesi var.
Sevgili arkadaşlarım, bir toplu iş sözleşmesinin
hakkından gelemeyen, düzenlemesini yapamayan bir iktidardan çerçeve
sözleşmeyi düzenlemek, grup toplu iş sözleşmesinin
yaratacağı kaosu gidermek ya da işletme toplu iş
sözleşmesine ilişkin yetki sorunlarını nasıl
çözeceğini beklemek hayalciliktir. Bir kere, toplu sözleşme
alanı müdahale alanı değildir; çerçeve sözleşme
müdahaledir, grup toplu iş sözleşmesi müdahaledir. Daha ileriye
gideyim, yani buradaki kaos ortamı toplu sözleşme düzenini iyice yok
edecek noktaya taşıyacaktır.
Bir başka önemli nokta
Sayın Bakan, bir cümle
okuyacağım. Bakınız, yasanın 3üncü maddesi, sadece
okuyorum ilk cümleyi: Kuruluşlar, bu kanundaki kuruluş, usul ve
esaslarına uyarak önceden izin almaksızın kurulur. Ne kurulur,
arkadaşlar? Kuruluş. Kuruluş nedir arkadaşlar? Kanunun
içinde sendika demeye, konfederasyon demeye korkan bir mantık var.
Sendika kavramını sindiremeyen bir anlayıştan demokrasiyi
güçlendirmesini, geliştirmesini beklemek hayalcilik olur. Lütfen, bu
kanunda daha anlaşılır
olması açısından kuruluş yerine sendika ya da
konfederasyon demekten korkmayınız.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, pek çok konuda
söylenecek sözler var, eleştirilecek noktaları var yasanın. On
dakikalık bir konuşma süresine sığmasının
olanağı yok. İyi yönleri yok mu? Elbette var ama eğer bir
yasa yapıyorsak burada, geçmiş dönemlerden edinilen tecrübelerle
görülen aksaklıklar, eksiklikler giderilmeli ve çağın,
yaşadığımız günün koşullarına uygun bir
düzenleme yapılabilmeli.
Bu düzenlemeleri, bu Toplu İş Sözleşmesi, Grev, Lokavt
Kanunu ve Sendikalar Kanununu
Bu kanunla yeniden çalışma yaşamında
barış sağlayabilmenin olanağı yok. Açıkça ifade
edeyim, burada buram buram işverenlerin dayatması var, ona
karşı AKPnin teslim oluşu var.
Tabii, işçi sendikalarına da bir çift sözüm var: Onlar uyku
uyumaya devam etsinler, uyumaya çalışanlara söylüyorum. Ve
işçilere sözüm var: Oylarını vermeye devam etsinler,
yakında kıdem tazminatları da, diğer hakları da
gittiğinde çocukları da onlara beddua edecektir.
Sevgili arkadaşlarım, gerçekten çalışma
yaşamı zor bir alan. Ben onu biliyorum. Biraz evvel AKP Grubu
adına konuşan arkadaşım -Wikipediadan mı aldı, Googlea
mı sordu- sendikal hareketin tarihçesini okudu. Yani ben beklerdim ki,
şurada on yıl geçti, bunun geçmesinin nedeni bakın bu hâle
getirebilmek için, bu zamanı kötü kullandığımızı
zannedersiniz, bunları bunları getirdik denilse çok daha iyi olurdu,
güzel olurdu.
Değerli arkadaşlar, tabii, çok şey beklemek hayalcilik.
Bir hafta olmadı daha, üç gün önce Sayın Başbakan iki buçuk
saatlik bir konuşma yaptı genel kurullarında,
kurultaylarında. Kurultaylarında dinlemeye çalıştım,
kaçırmış olabilirim diye konuşma metnini aldım. 63
tane şey hazırladılar, onu çıkarttım. AKPnin
emeğe, emekçiye, emekliye, köylüye, işçiye bakış
açısını gözlemlemek açısından işçi kelimesi,
memur kelimesi, köylü kelimesi, emekli, emekçi ve sendika
kelimelerini aradım. İşçi kelimesi bir yerde geçiyor, o da tam
bir popülizm, Ey Bitlisteki işçi kardeşim. diyor. Memur iki
yerde geçiyor, o da benzer bir şekilde, memura nasıl bir yaklaşım
içinde olacağını söylemiyor. Köylü yok, emekli yok, emekçi yok,
sendika yok. AKPnin gündeminde bunlar yok.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) Barzani var, Barzani
İZZET ÇETİN (Devamla) - Dilinde, lügatinde, defterinde yok. Ne
var? Uyutma politikaları var. Ne var? Zamlar var. Ne var? Memura,
işçiye, emekliye yüzde 3-5 zam yaparken, bir gecede yüzde 28-30 zam yapmak
var.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Böylece, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, İç Tüzük gereği, yirmi dakika süreyle soru-cevap
kısmına geçiyoruz.
Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz
vereceğim.
Sayın Tanal
Yok.
Sayın Acar
GÜRKUT ACAR (Antalya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
AKP İktidarı döneminde sendikal örgütlenme üzerinde de ciddi
baskılar yaşanmış ve yaşanmaktadır.
Çalışanlar çeşitli yöntemlerle sendikalarından istifa
ettirilmekte, Hükûmete yakınlığıyla bilinen sendikalara üye
yaptırılmaktadırlar. 2002de üye sayısında 3üncü
sırada yer alan, Hükûmetle uyumlu, aynı gözlükle çalışma
yaşamına bakan sendika bugün 1inci sıradadır. Memur
sendikalarında böyle olduğu gibi işçi sendikalarında da
benzer bir durum yaşanıyor. Nedense Hükûmete yakın bir
konfederasyona bağlı sendikaların üye sayısı giderek
artıyor. Bunun gönüllülükle olmadığı açıktır.
Ben, memur ve işçi sendikalarının 2003ten sonraki, ayrı
ayrı, üye sayıları nasıl değişmiştir bunu
sormak istiyorum Sayın Bakandan.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Acar.
Sayın Ağbaba
VELİ AĞBABA (Malatya) Sayın Bakan, ben, geçtiğimiz
dönemde sendikacılık yaptıkları için tutuklanan KESKli
üyelerle ilgili Sayın Bakanlığın bir girişimi var
mı, bu konuyu nasıl değerlendiriyor onu sormak istiyorum. Çünkü
1990lı yıllarda -90lı yılın ikinci
yarısında kurulan- KESKli yöneticiler, birçok sendika yöneticisi
sadece sendikacılık faaliyetlerinden dolayı gözaltına
alındılar, haksızca gözaltına alındılar ve hâlâ
cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bir de, geçtiğimiz dönemlerde sizin
Bakanlığınızın vermiş olduğu kadrolarla il
özel idaresinde çalışan işçiler var, geçici işçiler.
Önümüzdeki günlerde bunların süresi doluyor. Kış geliyor,
bunlara, acaba bu çalışan geçici işçilere tekrar kadro
tanımayı düşünüyor musunuz, süre vermeyi düşünüyor musunuz?
Bu kış gününde özel idarede, çeşitli belediyelerde
çalışan işçilere kadro verirseniz işçileri sevindirirsiniz.
Bu dileğimi de size iletmek istedim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Ağbaba.
Sayın Çetin
İZZET ÇETİN (Ankara) Sayın Bakan, biraz evvel
konuşmamda değinmedim, şimdi sormak istiyorum süre
yetmediği için.
Geçtiğimiz aylarda taksicilerle ilgili bir düzenlemeye bir gece
yarısı bir ek yaparak hava iş kolunda, hem grev
haklarını ellerinden alıp grev yasağı kapsamına
aldınız hava iş kolunu hem de 305 çalışanı -ki
bunlardan 1 tane bayanı da Kanadada havaalanında bırakarak-
işten attınız ve bu işten atılmaya bugüne kadar ne
yazık ki olumlu bir sonlandırma yapılamadı. Yargıya
intikal etti denilebilir, şu denilebilir, bu denilebilir. Yani
Bakanlığınızın ya da bakanların, Hükûmetinizin
bir bürokrata gücü yetmiyor mu, yasa dışı uygulama
yapmasına seyirci kalıyorsunuz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Çetin.
Sayın Genç
KAMER GENÇ (Tunceli) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Efendim, AKPnin Hükûmet sırasında oturttuğu
kişilere güvenimiz yok, birçoğuna.
ÜNAL KACIR (İstanbul) Bizim de sana güvenimiz yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) Şimdi, Hükûmet sırasında oturan
kişinin daha önce bir kardeşi tutuklandı Bursada ve serbest
bırakıldı. Hangi suçtan tutuklandı -yolsuzluktan mı,
para aktarmaktan mı- anlaşılmadı.
Bugün, Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül hakkında kitap yazan
Ergün Poyrazın yedi yıldır hâlâ hakkında karar verilmedi.
Şimdi, kızı ile ilgili birkaç yerde söylenti var.
Efendim, Acıbademdeki tıp fakültesindeki kızını
usulsüz, Hacettepe İngilizce bölümüne naklettirmiş. Şimdi,
kendilerine ait konularda hukuk yok, kanun yok, her keyfîliği
yapıyorlar. Böyle bir siyasi iktidar kadrosu olur mu?
Alevi açılımı diye bir safsata attı ortaya,
aylarca insanları meşgul etti. Sıfır sonuç. Ayrıca da
Alevileri devlet kadrolarından yok ettiler. Bütün yeni kamu hizmetine
alınmalarda hiç Alevi bir vatandaşı işe almadılar. Bir
tane Alevi vatandaş Yüksek Hâkimler Kurulundaydı, Anayasayı
değiştirdiler, onu oradan attılar. Böyle bir Hükûmete ne soru
sorayım?
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın Işık
ALİM IŞIK (Kütahya) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Bakan, biraz önce 11 milyondan fazla işçinin sadece
yüzde 8,44ünün sendikalı olduğunu açıkladınız. Bu
oranın düşüklüğünü neye bağlıyorsunuz? On
yıldır bu konuda neden bugüne kadar bekleme ihtiyacı
hissettiniz?
İkincisi, taşeron uygulamasının her geçen gün
yaygınlaştığı ülkemizde taşeron işçilerinin
sendikalaşmasının önündeki engelleri kaldırabilecek
misiniz?
Bir diğeri, 4/Clilerin sorunlarıyla ilgili uzun süreden beri
bir çözüm getiremediniz. Bu dönem böyle bir programınız var mı?
Son olarak da, 5620 sayılı Kanun kapsamında mevsimlik
işçi olarak çalıştırılan işçilerin eylül ayı
başında işlerine son verildi. Okullar başladı, bu
insanlar perişan. Bu beş ay yirmi dokuz gün
çalıştırılan geçici işçiler için ne
düşünüyorsunuz? Bu yasada bunlara yarayacak bir şey var mı?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Belen
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Bakan, ben seçim bölgemle ilgili bir soru sormak istiyorum:
Tekirdağ ili Çorlu ilçesi Sosyal Güvenlik Kurumu görev alanında 8 bin
faal iş yeri var. Bu 8 bin iş yerinde 98 bin 4/Alı, 6.500 4/Bli,
2.200 4/Cli çalışan var ve bu kurumda, ilçedeki Sosyal Güvenlik
Kurumunda 22 personelle hizmet vermeye çalışıyorlar. İl
merkezindeki İl Müdürlüğünde 30 bin 4/Alı, 8.300 4/Bli, 3.600
4/Cli var; 112 personelle hizmet veriyorlar. Çorlu ilçesine personel vermeyi
düşünüyor musunuz? Bu konuyu daha önce size sözlü olarak söyledim; söz
verdiniz, yerine getirmediniz Sayın Bakanım. Arkadaşlar
sıkıntı içerisinde.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Belen.
Sayın
Türkoğlu
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın
Bakanım, bu tasarıyla işçi ve işveren arasındaki denge
işçi lehine mi, işveren lehine mi değişecektir?
Düşüncelerinizi almak istiyorum.
İkincisi:
Seçim bölgem Osmaniyede Tosçelik isimli bir demir-çelik firması var.
Çelik-İş Sendikasına üye olduğu için, bu firma Ramazan
Bayramı arifesinde, ramazan ayının içerisinde birçok işçiyi
işten çıkardı. Demir-çelik gibi riski yüksek bir sektörde
çalışan bu işçiler ramazan orucunu açmak için yardıma
muhtaç edildiler ve bayramı ağız tadıyla yapamadılar.
Bu tasarı ile bu tür keyfî uygulamalar sona erecek mi?
Diğer
taraftan, taşeron işçileri ve 4/Clilerle ilgili bir sorum vardı
ama Kütahya Milletvekilimiz Sayın Işık bu soruyu sordular, onu
sormayacağım.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN
Teşekkürler Sayın Türkoğlu.
Sayın
Yılmaz
DİLEK
AKAGÜN YILMAZ (Uşak) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Bakan, görüşmüş olduğumuz tasarının 23üncü maddesinde
sendika yöneticilerinin güvencesi adı altında bir düzenleme
yapılmış. Sendika yöneticisi olanların iş akitleri
askıya alınıyor. Ancak Sendika yöneticiliği, seçilememek
nedeniyle ya da bir başka nedenle sona erdiğinde bu kişilerin
bir ay içerisinde işverene başvurması durumunda iş yerine
alınması zorunludur. deniyor. Zorunludur. deniyor ama herhangi bir
yaptırım konulmamış, iş yeri temsilcilerinde
olduğu kadar bile bir yaptırım konulmamış. Bu durumda,
sendika yöneticilerinin güvenceleri ne olacak? Böylesi bir yasal düzenleme
gerçekleşirse, inanın, sendikalar yönetici olacak insanı
bulamayacaklar çünkü sendika yöneticilikleri biter bitmez
bu insanların iş akitleri de sona erdirilecektir işverenler
tarafından. Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?
Ayrıca, bir de yasanın isminin
değiştirilmesi söz konusu olduğuna göre, -burada hiç yakışmayan
konu başlıkları var- işçi kuruluşu gibi
başlıkların da sendika olarak değiştirilmesini
düşünüyor musunuz?
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Yılmaz.
Sayın Öz
ALİ ÖZ (Mersin) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Bakanım, benim yerel bir sorum olacak.
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesinin özellikle bir ay
boyunca tahakkuk eden ücretlerinin kuruma geriye iadesi için, her dönem
olduğu gibi bu ayın başında da, üniversite hastanesinde
çalışan 19-20 tane öğretim görevlisi Ankaraya kadar gelip bir
hafta ikamet etmek zorunda. Allah rızası için -oradaki insanlar bir
hafta boyunca belli bölümlerden istifade edemez durumdalar- bunların
ödemelerinin yapılması ve faturalarının incelenmesini
Adanaya almanız noktasında bir çalışmanız olmayacak
mı? İnanın, bu insanlar her ayın bir haftasını
Ankarada bir otelde geçiriyorlar. Halk da bundan şikâyetçi, oradaki
öğretim görevlileri ve doktor arkadaşlarımız da
şikâyetçi.
Konuya duyarlılık göstereceğinize inanıyor,
saygılar sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Öz.
Sayın Acar, tekrar
Bir dakikamız var.
GÜRKUT ACAR (Antalya) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Anadolu Ajansı, bildiğiniz gibi, aslında
Anadolunun yani tüm Türkiye'nin ajansıdır. Ama son dönemde,
diğer kamu kurumlarında olduğu gibi burada da AKPnin
ajansı olma tercihi yürümektedir. Basın iş kolunda sözleşme
yapabilen tek sendika olan Türk-İşe bağlı Türkiye
Gazeteciler Sendikası Anadolu Ajansından tasfiye edilmiştir.
Neredeyse on beş gün içinde Anadolu Ajansı çalışanları
Türk Gazeteciler Sendikasından istifa edip yine aynı günler içinde
kurulan Medya-İşe üye oldular. Bu sendika da Hak-İş
bünyesinde.
Ben Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: On beş
gün içinde, çalışanların, toplu sözleşme yetkisi olan bir
sendikadan, yeni kurulmuş ve yetki alıp almayacağı dahi
bilinmeyen bir sendikaya üye olmaları normal karşılanacak bir
durum mudur? Çalışma hayatında böyle olaylarla sıkça
karşılaşılıyor mu? Burada, işveren
baskısı açıktır. Sendikal örgütlenme özgürlüğüne
aykırı bu tür uygulamalara son verecek misiniz? Ajans çalışanlarının
haklarının korunmasını sağlayacak
mısınız Sayın Bakan?
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Acar.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
AK PARTİnin gündeminde memur, işçi, emekli, köylü
yok. dendi. Memur, işçi, köylü, emekli, bu saydıklarınız
yoksa, bir yanlış dünyada gözlem
yapıyorsunuz diye söyleyebilirim, bunların tümü var, tümü de çok
şükür arkamızdalar ve hakların ve imkânların
dağıtımı konusunda da çok hassas bir yönetim içerisinde
olduğumuzu görüyorsunuz, milletimiz de bunun farkında, gereğini
seçimlerde yapıyor.
Örgütlenmede
baskı yaşanıyor, Hükûmetle uyumlu sendika. diyorsunuz. Bunları
sendikacılara sormanız çok isabetli olur. Hükûmet olarak bütün
sendikalarla, işçi, işveren sendikalarıyla son derece uyumlu
çalışıyoruz; ne birine bir adım yakınız, ne
birine bir adım uzağız; bunu açıkça ifade ediyorum, bu
bilgiyi bizim söylememiz önemlidir ama sendikacılardan bunu dinlemeniz çok
daha doğru olur düşüncesindeyim.
Bazı
sendikaların üyelerinin tutuklandığı ifade ediliyor, konu
tabii yargı boyutunda. Bize spesifik olan, gelen bir şey yok ama
konfederasyon başkanları bizleri arıyorlar. Bu konuda gerek
İçişleri Bakanımızla gerek Adalet Bakanımızla
görüşüyor veya görüştürüyoruz, onu da belirtmek istiyorum.
MUHARREM
İNCE (Yalova) Yargıya gerekeni söylediniz mi peki?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Toplum
yararına çalışan TYÇP işçileriyle ilgili olarak sekiz
aylık süreyi dokuz aya çıkardık ve ağırlıklı
olarak sosyoekonomik gelişmişlik açısından sorun
yaşanan illere biraz daha ağırlık verdik. Şu anda
sistem Millî Eğitimle de endeksli yani okulların
açılmasıyla birlikte başlıyorlar, okulların tatil
olmasıyla birlikte de sona eriyor.
305
işçinin işten atılması
Özel bir şirket tabii Türk Hava
Yolları, bu konuyla ilgili düzenlemeyi bu çerçevede ele almak gerekiyor,
biz Bakanlık olarak ilgili yönetim kurulu
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) Sayın Bakanım, Türk Hava
Yollarıyla siz gurur duyuyorsunuz, her gün Türk Hava Yollarını
anlatıyorsunuz ama.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Müsaade
eder misiniz?
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) Özel şirketse niye gurur
Sabancıyla da gurur duyun.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)
başkanıyla
ben -birkaç kez davet ettim- görüştüm, işçilerle görüştük,
olayın üzerindeyiz yani Bakanlık olarak bu konuda yetkimiz neyse
onları gerçekleştiriyoruz.
Özelde bir soru
sordu Sayın Genç. Şimdi bir gazeteci
Bakınız açık
söylüyorum buradan, siyaset yüzleşme işidir yani birisiyle
yüzleşemiyorsanız, yüzleşemeyecek noktaya gelmişseniz
siyaseti bırakacaksınız. Ben burada ismini de söylemek
durumundayım, Sayın Çölaşan bir iftira atmıştır.
Bakınız iftira diyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Açıklasaydınız iftiraysa. Bugün de Yalçın
Bayerde var.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Müsaade
edin. Ben gönderdim yazdığı yazıyı, yargıda
hesaplaşacağız.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Yalçın Bayerde var.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Müsaade
eder misiniz? Esas beni üzen Çalışma Bakanına dönük
yazısı değil, idealist bir tıp öğrencisini -hepinizin
çocukları var- ismini zikrederek alçak bir şekilde karalamasıdır.
Bütün bilgiler ve belgeler, bir tane Çölaşanı haklı
çıkaracak bir şey varsa ben Bakanlığı da,
milletvekilliğini de bırakacağım.
KAMER GENÇ (Tunceli) Biz de açıklanmasını istiyoruz
canım.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)Bu
kadar açık konuşuyorum ama hiçbir
(AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) Nakil yapılmadı mı? Nakil
yapılmadı mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Bakınız, siz soru sorabilirsiniz ama müsaade
eder misiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) Evet.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa)- Hiç haklı çıkaracak bir belgesi yokken isim
teşhir ederek oluşturduğu atmosferin amacı bellidir, ne
yapmak istediği bellidir, partimize kini olabilir ama yirmi
yaşındaki bir öğrenciye bu şekilde bir iftira atarak toplum
içerisinde, arkadaşları arasında zor duruma düşürmeye
hakkı yoktur.
Kızım Acıbadem Üniversitesinde yabancı dil
eğitimi görmektedir. 3üncü sınıfa geçmiştir. Yatay
geçiş için Bursa Uludağ Üniversitesine ve Hacettepe Tıp
Fakültesine müracaat etmiştir. Ekrana bakabilirsiniz, hem Uludağ
Üniversitesine birinci olarak geçiş hem Hacettepeye geçiş
imkânlarını taşıdığı için iki ekrana da düşmüştür
ve ikisinde de aranan şartlarda genel akademik ortalaması
3,56dır. 3,50dir en alt düzey, onda bir sıkıntı yok.
Başvuruyu ise bizzat elle yapmıştır; Sayın
Çölaşan elle yapmadığını, postayla
yaptığını iddia ediyor; bizzat elle
yapmıştır. Bu iftiraları atarak, özellikle özelde
söylüyorum, bir baba olarak söylüyorum, son derece evde çocuğun
psikolojisinde dramatik şeyler oluşturmuştur ama bu
mesleğidir, kendi mesleğidir, icra ediyor, mahkemede bunun
hesabını soracağız. Ama sizler de milletvekilisiniz,
eğer bu geçişte en ufak bir hata varsa, en ufak bir
Bakanlığın imtiyazları kullanılarak, siyasi imtiyaz
kullanarak bir durum söz konusuysa bunları sorgulamanızı, bunun
hesabını sormanızı, bizim de hesap vermeye hazır
olduğumuzu söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) Biz de soruyoruz işte.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Sayın Genç, siyaseti ben böyle yaptım, bu
şekilde de bitirmeyi düşünüyorum, yoksa birilerinin
KAMER GENÇ (Tunceli) Kardeşinizi de açıklar
mısınız, kardeşinizi?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Efendim?
KAMER GENÇ (Tunceli) Kardeşiniz hemen iki günde nasıl
serbest kaldı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Kardeşimle ilgili de araştırabilirsiniz.
KAMER GENÇ (Tunceli) Mahkemeye hiç etki etmediniz mi?
ÇALIŞMA
VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Kardeşim müşteki olarak tutuklanmıştır.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Nasıl müşteki?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)
Müşteki. Bakınız, açınız dosyayı okuyunuz. Okumadan
uzaktan konuşmayınız.
Bursasporla
ilgili
KAMER GENÇ
(Tunceli) Olur mu? Adam yedi yıldır içeride, hâlâ yatıyor;
size gelince hemen ertesi gün çıkıyor. Böyle şey olur mu? Böyle
hukuk olur mu?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Siz
hukukçusunuz, araştırın bulun diyorum size.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ben hukukçuyum, araştıralım; ama her şeyi,
bilgileri kaçırıyorlar bizden.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Yani
iftira işleri bu kadar kolay olmamalı.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ne iftira ediyorum, gazeteler yazıyor. Bizim iftira
ettiğimiz yok, gazeteler yazıyor. Gazetelerde var bugün, Yalçın
Bayerin yazısında var bugün.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -
Şimdi, diğer konulara gelince.
Alevilikle
ilgili
Alevi vatandaşları bizim vatandaşlarımız.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ne yaptın ya? Bir sene oyaladın insanları. Ne
yaptın? Hangi açılımı yaptın?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Müsaade
edin. Bakın ne yaptım. Cevabını alın, bekleyin.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Cemevlerini niye ibadet yeri saymıyorsunuz? Diyanetten fetva
almadığınız için değil mi? Ya Diyanetten fetva
alacaksanız senin görevin ne orada?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Alevi
vatandaşları bizim vatandaşlarımız.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Evet çok güzel, lafa gelince öyle ama, lafa gelince öyle.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) 75 milyon
birinci sınıf vatandaş. Alevi vatandaşlarımızla
cumhuriyet tarihi boyunca yapılmayan son derece önemli
çalıştaylar gerçekleştirdik. Bütün kesimleri
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ya kamudan tasfiye ettiniz, kamu hizmetine alamıyorsunuz.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Müsaade
edin.
Öncelikle
diyalog ortamı kuruldu. Devletin hafızası, devletin ön
yargıları ortadan kaldıran bir yaklaşımı ortaya
çıktı. Türkiye Cumhuriyetinin
KAMER GENÇ
(Tunceli) Tayyip Erdoğanın söylemlerine bakmıyor musunuz?
Beni Aleviler mahkûm etti. demiyor mu?
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Müsaade
edin ya. Ben işin içindeydim, sizleri davet ettim, gelmediniz,
kaçtınız. Sizi davet ettim ben. Sizi çalıştaya davet ettim,
siz gelmediniz. Gelseydiniz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) Ya gelmedim çünkü sen öyle adamları davet ettin ki, Alevileri
yakan adamları davet ettin.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Siz
ayrımcılıktan yanasınız, biz birlikten yanayız.
Siz ayrımcılık peşindesiniz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) Hayır ben biliyorum, boş uğraş! Ben boş
uğraşların olduğu yere gitmem.
BAŞKAN Lütfen karşılıklı
konuşmayalım.
Tamam Sayın Bakanım, devam edin.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) İkincisi, Madımak Oteli
tartışıldı durdu. Gidiniz, Madımakı ziyaret
etmenizi tavsiye ederim size. Gidin bakın Madımak ne hâle geldi.
KAMER GENÇ (Tunceli) Madımakı yakanları himaye eden
siz değil misiniz? Ondan sonra hapishanelerde imkân sağlayan siz
değil misiniz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Üçüncüsü, din kültürü ahlak bilgisi kitaplarına
BAŞKAN Sayın Genç, dinler misiniz lütfen, lütfen.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) - Bu ne saygısızlık ya, böyle şey
olur mu ya! Soruyu sordunuz, dinleyin.
BAŞKAN Sayın Genç, soru sordunuz, lütfen dinleyiniz, lütfen
Sayın Genç.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) - Cevaplar sizi rahatsız ediyor anlıyorum.
Haklı olacaksınız ki susasınız, haksız
olduğunuz için konuşuyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından
Bravo sesleri, alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) Burada gerçek dışı
konuşuyorsunuz, gerçek dışı. Bundan sonra bu gerçek
dışı konuşanları bile
konuşturmayacağız.
FARUK ÇELİK ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI
(Şanlıurfa) - Haklı tarafınız yok ki! Bak, soru
soruyorsunuz, size cevap veriyorum ben. Diyorum ki: Din kültürü ve ahlak
bilgisi kitaplarına Alevi eğitimcilerin çalışmasıyla
-yüz üç sayfalık din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarına- gerek
Nusayrilikle ilgili gerek Alevilikle ilgili gerek Caferilikle ilgili ilaveler
yapıldı ve bunları Alevi eğitimciler yaptılar.
KAMER GENÇ (Tunceli) Ya, bunlar
övülecek şeyler değil. Özü nerede, özü, özü?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Cemevleriyle ilgili çalışmamızı da yaptık.
KAMER GENÇ (Tunceli) Ne yaptınız?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Cemevleriyle ilgili iki tane, iki açıdan
sıkıntıyı kamuoyuyla paylaştık: Biri hukuki
sıkıntıdır, biri
KAMER GENÇ (Tunceli) E hukuki sıkıntı bir maddelik bir
kanun.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) O zaman getirin kanunu.
KAMER GENÇ (Tunceli) E getirdik, Mecliste. Hadi
Gündemde bekliyor.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Getirin. Bakınız
KAMER GENÇ (Tunceli) Burada önerge verdim, önergeyi de reddettiniz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Bakınız, bu, bu kadar basit bir olay
değildir.
KAMER GENÇ (Tunceli) Ne basit değil ya? Diyanet İşleri
Başkanı fetva vermiyor diye
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Böyle yüzeysel bakamazsınız. Cemevlerine bir
statü verilmesi konusunda bizim bir irademiz vardır ama bu, AK PARTİ
olarak değil, Cumhuriyet Halk Partisi olarak değil, bu, toplumsal
sorunları, birlikte, ideolojiden, partizanlıktan
arınmış bir şekilde çözüme bağlıdır. Onun
için, sizin yaklaşımınızla bu mesele çözülmez, sizin
bakışınızla çözülmez. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) Tamamen hayali gerekçeler.
GÜRKUT ACAR (Antalya) Yargıdaki bütün hâkimleri sürdünüz, Alevi
kökenli bütün hâkimleri sürdünüz Sayın Bakan. Tarafsızlıktan
bahsediyorsunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Tasarıdaki değişiklik
çalışanların lehinedir, onu ifade edeyim. Tasarıdaki değişiklik
çalışanların lehinedir, ağırlıklı olarak da
işçilerin lehinedir, bunu da vurgulamak istiyorum.
Çorluyla ilgili, ikinci kez, arkadaşımız talebi
iletmiş, ben de takipçisi olacağım. Bu konudaki personel
eksikliği hizmetlerin de eksikliği anlamına gelir.
İnşallah, onu birlikte çözelim diyorum.
Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
KAMER GENÇ (Tunceli) Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN Tasarının maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Tasarının maddelerine geçeceğiz.
On beş dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.14
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.35
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN
(Ankara)
------ 0 ------
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 3üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
197 sıra sayılı Kanun Tasarısının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon yerinde.
Hükûmet yerinde.
Şimdi, birinci bölüm görüşmelerine başlıyoruz.
Birinci bölüm 1 ila 30uncu maddeleri kapsamaktadır.
Birinci bölüm üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Ali Öz, Mersin
Milletvekili.
Sayın Öz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 197 sıra
sayılı Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısının
birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunmaktayım.
Yeni yasama yılının da başlamasıyla beraber, bu
yasama yılının Parlamentomuza ve yüce Türk milletine
hayırlara vesile olmasını dilerken yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemizde çalışma yaşamını doğrudan
ilgilendiren Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı,
Avrupa Birliği normlarına uygun çağdaş çalışma
yaşamını tesis etmek gerekçesiyle gündeme getirilmiştir.
Ancak, genel gerekçesinde bahsedilen özgür ve demokratik bir örgütlenme ve toplu
pazarlık hakkını kurmayı hedefleyen bu yasa
tasarısı, hedeflerin oldukça uzağındadır. Söz konusu
bu yasa, ILO sözleşmelerinin çok gerisinde, çalışma
yaşamına yenilik getirmekten uzak, hatta bazı hak ve
özgürlükleri kısıtlayan düzenlemeler içermektedir.
Çalışma
Bakanlığının yayınladığı son
istatistiklere göre, 2009 Temmuz, Türkiyede sendikalı üye
sayısı 3 milyon 232 bin 679dur. Oysa Bakanlığın yine
son istatistiklerine göre, toplu iş sözleşmeleri iki yılda bir
yapıldığı için 2008 ve 2009 yılları
toplamında toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi
sayısı sadece 767 bin 582 kişidir ki bu, kayıtlardaki
sendika üye sayısının dörtte 1inden bile azdır.
Bakanlık kayıtlarına göre, Türkiyede sigortalı
çalışan emekçilerin yüzde 59,88i sendikalıdır.
Sigortalı emekçilerden de, toplu iş sözleşmesinden
yararlananların oranı ise, sadece yüzde 14,2dir.
TÜİKin
Ocak 2012de açıkladığı ücretli ve yevmiyeli
çalışan emekçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlanma
oranı ise yüzde 5 olarak hesaplanmaktadır. Yani, yaklaşık
otuz yıldır oynanan oyun, yüzde 5ler civarındaki sendikal örgütlenme
oranını yüzde 60lar civarında gösterecek kadar büyüktür.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükûmeti, daha önce birçok kez olduğu gibi,
yanlış işleyen bir yapıyı düzeltme iddiasıyla
Sendikalar Yasasına da el atmıştır. 12 Eylül darbe ürünü
olan sendika yasaları, her yönüyle antidemokratik bir içeriğe
sahiptir. Bu nedenle, sendika yasalarının antidemokratik olduğu
gerekçesiyle değiştirmeye niyetlenilmesi karşı
çıkılacak bir girişim değildir, her türlü takdire
şayandır. İşte bu durumu son derece iyi değerlendiren
AKP, fazlaca bir tepkiyle karşılaşmadan Toplu İş
İlişkileri adını verdiği yasayı Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine getirmiştir.
Toplu
İş İlişkileri Yasa Tasarısında yer alan birçok
düzenleme, 2008 yılından bu yana çeşitli adlar altında
hazırlanan tasarı veya taslaklarla gündeme gelmiştir. Birçok
sendikayı toplu iş sözleşmesinin tarafı olmaktan mahrum
bırakan bu düzenleme, sendikal hak ve özgürlüklerle, toplu sözleşme
ve toplu pazarlık hakkına bütünüyle aykırıdır.
Sendikal örgütlenme hakkının kısıtlanması, sendika
kavramının değiştirilmesi, tek iş kolunda örgütlenme
kısıtı ve iş kolları sorunu yanında sendikalara
dış denetim getirilmesi, yeminli mali müşavir denetimi, iş
kolu barajı ve grev yasaklarının genişletilmesi önemli
sorunlardır.
Yeni yasa ile,
sendikaların yaratılması engellenecek ve sendikal özgürlük
hakkı kısıtlanmış olacaktır. ESKya üye olmayan
sendikalara ciddi haksızlık yapılmıştır. Baraj
konusunda da net rakam olmayıp Bakanlar Kurulunun yetkili
kılınması, Bakanlığı da sıkıntıya
sokmaktadır. Bu durum, siyasi otoritenin, Demoklesin
kılıcını sendikaların üzerinde tepesinde tutması
demektir. Sendikalar otuz yıldır bu uygulamalarla ve yeni
değişikliklerle maalesef özgürlüğe kavuşamayacaktır.
Sendikaların daha da güçlenmesi amaçlanmış olmakla beraber, bu
uygulamalarla Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi, bağımsız
sendikaların uğradığı bir haksızlıktır.
Değerli milletvekilleri, bu yasada çerçeve sözleşme
kavramı net değildir. İlk soru, çerçeve sözleşmenin toplu
iş sözleşmesi olup olmadığıdır.
İkinci soru, çerçeve sözleşme
yapılırken grev yapılıp
yapılmayacağıdır.
Kuruluş, sendika ve konfederasyonu kapsamakta, ayrıca
konfederasyonlara üst kuruluş denilmektedir. Yani, konfederasyon, hem
kuruluş hem de üst kuruluştur. Kavramın yetersizliği
nedeniyle tasarının birçok maddesinde sendika, konfederasyon ve
sendika şubesi ifadeleri kaçınılmaz bir şekilde kullanılmıştır.
İşveren vekili tanımı yetersiz
kalmıştır.
Yönetici olarak, kuruluşun ve şubenin yönetim kurulu
başkan ve üyelerinin tanımlanması, denetleme ve disiplin kurulu
başkan ve üyelerinin yönetici kapsamı dışında
bırakılması yanlış olmuştur.
Bu yasayla, toplu görüşmeden bile daha geride bir düzenleme
getirilmek istenmektedir. On hizmet kolunda yetkisiz olsanız dahi,
matematiksel olarak en çok üyeye sahip konfederasyon olabiliyorsunuz. Bu
durumda tasarı, toplu sözleşme masasında söz hakkı vermemektedir.
Bununla birlikte, hizmet kolunda yetkili bir tek sendikası olmayan bir
konfederasyon da en çok üyeye sahip konfederasyon olabilmekte ve hizmet
kolları, emekliler, sendika üyeleri ve sendikaya üye olmayan kamu
görevlilerinin tamamı hakkında karar alabilmektedir. Hâl böyleyken,
toplu sözleşmelerde alınan kararlara itiraz hakkı, Kamu
Görevlileri Hakem Kuruluna başvurma durumu dahi olmayacaktır.
Dünyanın hiçbir yerinde, yetkili olduğu hâlde karar alma sürecinde
söz hakkı olmayan bir sendika anlayışı yoktur, varsa da
bunun toplu sözleşme olarak adlandırılması mümkün
değildir.
ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, sendikaların kendi üyeleri
adına toplu sözleşme yapabilmesinin gerekliliği üzerinde
durmaktadır. Ayrıca, ILOnun 98 Sayılı Sözleşmesi,
hiçbir sendika işçilerin salt çoğunluğunu temsil
etmediğinde, Hükûmetin tüm sendikaların üyeleri adına müzakere
edebileceği bir toplu sözleşme sistemini kurması
gerektiğini belirtmiştir. Şu anda Türkiyede hiçbir memur
konfederasyonu, kamu görevlilerinin salt çoğunluğunu temsil
etmemektedir. Dolayısıyla, yetkili konfederasyonların ortak
pazarlık yapabilecekleri bir sistem kurulmak zorundadır ancak yasayla,
bir konfederasyon dışındaki konfederasyonlara, alınan
kararlara itiraz yetkisi dahi verilmemiştir.
Bununla birlikte, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller
kaldırılmamış, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun
yapısı tek taraflı olarak belirlenmiştir. Kurulun
başkanlığı için ise Yargıtay, Danıştay ve
Sayıştay Başkanları ve daire başkanları
arasından Hükûmetin keyfine göre atayacağı bir kişi
düşünülmüştür. Böyle bir Kuruldan sağlıklı karar
çıkmasının imkânı yoktur. Bu tasarının özü de
ruhu da yasakçı ve yandaşçı anlayışın ürünüdür.
Bu hâliyle tasarı, yüzlerce mahkeme kararına, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin yargılama sonuçlarına, Avrupa Sosyal
Şartına aykırıdır. Böyle bir kanun
tasarısının ILOnun hiçbir sözleşmesine ve
sendikacılığın hiçbir temel ilkesine uygun
olmadığı da açıkça görülmektedir.
Değerli
milletvekilleri, iş kolları sayısında yapılan
oynamalar, iş kolu sayısının, iddia edildiği gibi, ILO
ve Avrupa Birliği normlarına uymadığını
açıkça göstermektedir. Kurucuların, sendikaların kurulduğu
iş kolunda çalışıyor olması koşulu ile Türkçe
okuryazar olması koşullarının kaldırılması
yerinde olmamıştır. Zira, sendikanın, organlarında
görev alacaklarda da aynı koşullar aranmaktadır.
Çalışmadığı iş kolunda sendika kuranların, o
iş kolunun özellikleri ve sorunları hakkında yeterli bilgi ve
deneyim sahibi olamayacakları açıktır. Ayrıca, Türkçe
okuryazar olmayan bir sendikacının nasıl bir iletişim
kuracağı da bir başka sorudur. Bu uygulama, ülkemizin dil
birliğine yönelen bir saldırı olacaktır.
Birçok konu,
sendikaların tüzük ve genel kurul kararlarına
bırakılırken; sendika yönetim, denetim ve disiplin
kurullarının belirlenmesi demokratik bir yaklaşım olmaktan
uzaktır. Sendika yöneticilerinin aynı zamanda milletvekili ve
belediye başkanı olmalarının niçin
yasaklandığı anlaşılır değildir. Avrupa
Birliği ülkelerinin bir çoğunda iki görev birlikte
yapılabilmektedir.
Üyeliğin,
e-devlet kapısı üzerinden yapılması ve üyelikten çekilmenin
bu şekilde uygulanması ve olası sorunları, görülmemiş
bir hazırlık olup işleyişin bir tüzüğe
bırakılmış olması, her şeyin bakanlık
kontrolünde tutulmak istendiğine işarettir. Üyelik aidatının
tahsiline ilişkin usul ve esasların bakanlıkça
çıkarılacak bir yönetmeliğe bırakılması, Bakanlığın
otoritesini ve sendikalar üzerindeki siyasi baskıyı sürdürmesinin
aracı olacaktır.
İşçi kuruluşu yöneticisinin, iş yeri sendika
temsilcisinin ve sendikal özgürlüğün güvencesiyle ilgili yapılan
düzenlemeler, üzerinde çalışılan taslağın gerisine
götürülmüş, sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı konusunda ne
yazık ki ülkemizin önü, bir kez daha, açılamamıştır.
Sendika ve konfederasyonların faaliyetleri kural olarak tüzüklere
ve genel kurul kararlarına bırakılırken, bu maddenin
yedinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle bu faaliyetlerde
kısıtlama getirilmiş, sendikaların kuracakları
eğitim, sağlık, kültür, sanat ve spor tesislerini ilgili
bakanlıklara devretme zorunluluğu düzenlenmiştir.
Sendikaların kendilerini denetlemeleri dışındaki
denetlemeler ILO normlarına aykırıdır. Yeminli mali
müşavir denetiminin iki yılda bir zorunlu hâle getirilmesi açık
bir ihlaldir.
Bu tasarı bir tek ilkeyle örtüşmektedir, o da Adalet ve
Kalkınma Partisinin sendikacılık ve yandaşlık
ilkeleridir.
Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımını
sınırlayan üçlü baraj sistemini, özellikle de iş kolu
barajını koruyan, sendikal güvenceleri sağlamayan, grev
yasaklarını Avrupa Birliği uygulamalarının çok
ötesinde geniş bir biçimde sürdüren,
toplu sözleşme hakkını tüm işçilerin
kullanabileceği bir hak olarak tanımayan, yetki
uyuşmazlıklarına çözüm getirmeyen bu tasarının bir
reform olarak sunulması gerçeklerle asla bağdaşmamaktadır.
Bu tasarıyla iş barışı sağlanamayacak,
işverenlerin ve siyasi otoritenin lehine yapılan bir düzenleme
olacağı inancıyla, yeni yasakçı bir anlayış hâkim
olacaktır. Sendikalar üzerinde özgürlükçü ve katılımcı
anlayıştan uzak olacağı düşüncesiyle doğru
bulmadığımızı ifade ediyor, yüce Meclisi
saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Öz.
OKTAY VURAL (İzmir) Sayın Başkan, müsaadenizle bir
konuyu hem Genel Kurulun hem Sayın Bakanın bilgisine arz etmek
istiyorum.
BAŞKAN Buyurun efendim.
V.-
AÇIKLAMALAR (Devam)
11.- İzmir
Milletvekili Oktay Vuralın, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL (İzmir) Şanlıurfa ilimizin Akçakale
ilçesinde Suriyeden atılan bir bombanın bir evde patlaması
üzerine 5 vatandaşımız ölmüş. Suriyedeki ateş
maalesef Türkiyeye sıçrıyor.
Biraz önce Akçakaleden arayan vatandaşlarımız
Akçakalenin içinde silahlı, kalaşnikoflu kimselerin dolaştığını
ifade ettiler ve bu konuda büyük endişe içerisindeler, büyük bir
endişe içerisinde Hükûmeti uyarmayı, devleti uyarmayı,
Akçakaleye sahip çıkmalarını ve Akçakalenin huzurunu bozan bu
silahlı kişilerle ilgili, devletin gücünün kullanılması
gerektiğini ifade ediyorlar. Bana gelen bir telefon üzerine bunu
paylaşma ihtiyacı isteğinde bulundum, Sayın Bakan da
Şanlıurfa Milletvekili bu bakımdan Akçakale üzerinde oynanan bu
oyunlar konusunda Hükûmeti uyarmayı bir görev addettim.
Ölen vatandaşlarımıza da Allahtan rahmet diliyorum
efendim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum Sayın Vural.
Sayın İnce
12.- Yalova
Milletvekili Muharrem İncenin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
MUHARREM İNCE (Yalova) Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
olarak, ölen vatandaşlarımıza Allahtan rahmet diliyoruz.
Şu anda, 5 milletvekili arkadaşımızı -yola
çıktılar- oraya gönderiyoruz ayrıntılı bilgi almak
için. Sayın Bakan tabii, bölgenin milletvekili olduğu için
yakından ilgilenecektir diye düşünüyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Canikli
13.- Giresun
Milletvekili Nurettin Caniklinin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) Biz de AK PARTİ Gurubu
olarak Sayın Başkanım, bu top mermisinin isabet ettiği evde
hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet
diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Biz de birkaç görüşme yaptık. Elbette, devlet gereken her
türlü çalışmayı yapıyor orada, şu anda yeteri kadar da
bilgiye sahip değiliz. Temenni ediyoruz önümüzdeki saatlerde çok daha
ayrıntılı bilgi gelecek ama Hükûmetimiz bu konuda ne gerekiyorsa
yapacaktır, ondan, en ufak kimsenin bir kuşkusu olmasın.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Canikli.
Buyurun Sayın Baluken.
14.- Bingöl
Milletvekili İdris Balukenin, Şanlıurfa'nın Akçakale
ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen
ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
İDRİS BALUKEN (Bingöl) Akçakaleden bize gelen gayriresmî
bilgiler biraz medyaya yansıyandan daha ciddi bir durum olduğu
şeklinde. Temennimiz odur ki, özellikle, zikredilen ölü ve yaralı
rakamları gerçek olmasın.
Biz de BDP Grubu olarak yaşamını yitirenlere Allahtan
rahmet ve tüm yaralılara acil şifalar diliyoruz. Meclisin de bir an
önce
Aslında bir aydır orada ciddi, acil bir durum var, kısmen
medyaya yansıyor, bir an önce oraya müdahil olacak hükmünde bir süreç
işletmesini tavsiye ediyoruz.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım
15.- Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelikin, Şanlıurfa'nın
Akçakale ilçesinde Suriyeye ait bir top mermisinin patlaması ve bunun
sonucu ölen ve yaralanan vatandaşlara ilişkin açıklaması
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Suriyede yaşanan hadiseleri millet olarak da Parlamento olarak da,
hep birlikte, Hükûmet olarak da takip ediyoruz. Bildiğiniz gibi son 20-25
gündür Telabyadda yani Akçakaleye çok yakın, sınır
yerleşim biriminde çok ciddi çatışmalar var. Bu
çatışmaların bazı yansımalarını da bu süreç
içerisinde Akçakalede bizler hissettik. Bugün saat 17.00 sularında yine
bir top mermisinin -tabii, teknik olarak onu bilemiyorum- düşmesi
neticesinde, atılması neticesinde, ilk belirlemelere göre 5
kişinin hayatını kaybettiği, 8 yaralının
olduğu, 2 kişinin ağır olduğu şeklinde
Bir
taraftan buradan bu çalışmaları sürdürürken bir taraftan da Vali
Beyden bilgi alıyoruz.
Vatandaşlarımızın güvenliği tabii ki
esastır. Bütün güvenlik güçlerimizin, gerek sınır bölgesinde
gerek Akçakalede şu anda görevlerinin başında olduğunu
burada ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle de bir paniğe, bir telaşa
gerek yok, gerçekten devletimiz bütün güçleriyle, şu anda bütün
sınır bölgelerinde üzerine düşen görevi yapma gayreti
içerisindeler. Dışişleri Bakanımız, İçişleri
Bakanımız ve ilgili tüm kurumlar konu üzerindedirler, biz de
olayı takip ediyoruz, gerektiğinde Hükûmet üyeleri
Az önce muhalefet
partilerinin milletvekillerinin Akçakaleye gitmesi, Şanlıurfaya
gitmesi tabii, takdire şayan, ama Hükûmet olarak da yapılması
gereken neyse takipte olduğumuzu ifade ediyorum.
Ben de vefat eden kardeşlerimize Allahtan rahmet diliyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) Ama şu anda, Sayın Bakan,
vatandaşlar Hükûmet Konağına yığılmış
vaziyette, devletin otoritesini lütfen orada temin ediniz, birtakım
silahlı güçlerin vatandaşlarımızı tehdit etmesine
imkân tanımayınız.
BAŞKAN Teşekkürler.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Bu boyutta böyle bir sorun söz konusu değil,
devletimiz ülkemizin her noktasında, aynı zamanda da Akçakalede
Az
önce ifade ettim, bir siyasi polemik konusu da yapılmasını tabii
ki ne sizler ne bizler arzu ederiz, ama netice itibarıyla Suriyede
cereyan eden hadiseler ve onun bu boyuttaki yansımaları bir yönüyle
de kaçınılmaz, maalesef.
VIII.- OTURUM
BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlamın,
Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde Suriyeye ait bir top
mermisinin patlaması ve bunun sonucu ölen ve yaralanan vatandaşlara
ilişkin konuşması
BAŞKAN Ben de bütün arkadaşlarım adına, bütün
milletvekilleri adına, hayatını kaybeden
vatandaşlarımıza Allahtan rahmet diliyorum ve orada sık
sık tekerrür eden bu tip olayların müsebbibi olarak da Suriye
Hükûmetini kınıyorum Meclis adına.
VII.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
3.- Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık,
Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları
(1/567) (S. Sayısı: 197) (Devam)
BAŞKAN Değerli arkadaşlar,
şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi adına Adil Kurt, Hakkâri
Milletvekili.
Buyurun
Sayın Kurt.
BDP GRUBU ADINA
ADİL KURT (Hakkari) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım; ben de tasarının birinci bölümü
üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum, hepinizi
selamlıyorum.
Öncelikle
Akçakaledeki üzüntülü olaydan dolayı bu vahim olayın bir daha
tekrarlanmamasını arzu ediyor, ölen vatandaşlarımıza
Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı
diliyorum. Yaralılara acil şifalar diliyoruz. Tabii ki umarım bu
tür ölüm vakaları karşısında biz Meclis olarak sadece
olayları duyduğumuzda bir başsağlığı
dileyerek süreci geçiştirmiş olmayalım, takipçisi olalım
çünkü bu tarz olaylar, ölüm vakaları her gün maalesef gündemimizde.
Artık medyayı takip etmeme gibi bir noktaya geldik çünkü
izlediğimiz her haber çatışma haberi, izlediğimiz her haber
ölüm haberi, kaos haberi ve maalesef bu konuda Meclis olarak da
sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirmediğimiz, bu
sorunların önüne geçmek, bu ölüm olaylarının önüne geçmek için
bir yol haritası önümüze koymadığımız için bunlar
oluyor. Tabii ki üzüntümüzü ifade edeceğiz ama sadece üzüntümüzü ifade
etmiş olmakla yetinmememiz gerekir diye düşünüyorum.
Tabii,
önümüzdeki bu tasarıya ilişkin, bu tasarının birinci
bölümüne ilişkin görüşlerimizi ifade ederken öncelikle sendika
kavramına bizim nasıl yaklaştığımız çok
önemlidir. Şimdi, Türkiyede alışılagelmiş bir sendika
kavramı, yaklaşımı var. Sendika, sadece ücret
pazarlığı yapan bir kurum ya da kuruluş olarak
algılandı. Zaten böyle algılandığı için de buraya
kuruluş olarak da çok rahatlıkla geçmiş yani sendika
işverenle sadece ücret pazarlığı yapan kurum olarak
algılanıyor.Şimdi, oturtulmuş bu anlayışı
siz bertaraf etmeden, ortadan kaldırmadan sendikaya doğru dürüst
yaklaşım geliştiremezsiniz. Eğer gerçekten
Ki şimdiye
kadar konuşan bütün hatipler, bir şekilde demokratik
yaşamın geliştirilmesi için sendikaların
varlığının önemi üzerinde durdular, ama sendikayı biz
esasında, sadece ücret pazarlığı yapan kurum olarak algılıyoruz.
Böyle algılandığı için de maalesef, Bakan da kendini
işveren gözüyle görüp yaklaşımını bu şekilde
geliştiriyor. Önümüze gelen bu. Yani eğer on ay boyunca toplu iş
sözleşmesi yapılmamışsa, sözleşmeler
imzalanmamışsa biraz da bu nedenledir. Sadece bu konunun ücret
artışlarına yansıması olarak görülüyor ve esas
sıkıntı burada. Çünkü işveren açısından, yani
Hükûmetin bakış açısından, esasında, bütün olarak
yüzde 80 işvereni kollayan ki ağırlıklı olarak, bu
kanun tasarısı geçtiği zaman en fazla Hükûmet etkilenecek
buradan. Çünkü zaten çalışan işçilerin, yani kayıt
altına alınan işçilerin sadece yüzde 8ine, bu yüzde 8in
içerisinde de kamu kurumlarında çalışan işçilerin
yaklaşık yüzde 80iyle doğrudan Hükûmet muhatap. Bunun
dışındaki işçiler zaten bu kapsam dışında
tutulmuş.
Sendikal
örgütlülük bugüne kadar kadükleştirilmiş, örgütlülük olmasın
diye ellerinden gelen ne varsa yapılmış. Artı değerin
çoğaltılması üzerine inşa edilmiş bir fikir maalesef
burada da karşımıza çıkıyor, yani zengini daha çok zengin
eden, çalışanı daha çok haklarından mahrum eden bir
anlayış.
Şimdi
Hükûmet üyelerine de hatırlatmak gerekiyor burada. Çok değil, daha
dört gün önce, beş gün önce siz bir yol haritası
açıkladınız ve o yol haritası içerisinde dediniz ki: Gelir
dağılımındaki adaletsizliği ortadan
kaldıracağız. 2023 Vizyon Programı içerisindeki temel
argümanlarınızdan bir tanesi. Nasıl
kaldıracaksınız burada? Yani bu yaklaşımla
kaldırmanız mümkün mü? Hele hele Sayın Başbakanın
Çinleşiyoruz. argümanını da bunun yanına koyduğumuz
zaman.
Çinleşiyoruzdan kasıt neydi? Karın tokluğuna
işçi çalıştırıp üretimi artırmak! Türkiyede,
hakikaten o veriyi bilmek istiyorum, Sayın Bakan da bize bunu
açıklarsa çok
Bu kastedilen 12
milyon işçinin ne kadarı asgari ücretle çalışıyor,
yüzde kaçı asgari ücretlidir? Sayın Bakan bu veriyi bize açıklarsa
çok memnun olacağım. Ki tahmin edilen, yüzde 70in üzerindeki bir
rakamdır. Yüzde 70in üzerinde insanların asgari ücretle
geçindiği bir ortamda siz onların toplu iş sözleşmelerini
de bu şekilde kadükleştirirseniz adaletli bir yaklaşım
geliştirmiş olmazsınız.
Unutuyoruz, demokratik haklarını dile getiren işçilerin
cezaevine tıkıldığını unutuyoruz maalesef.
Şu anda cezaevlerinde birçok işçi, sadece demokratik
haklarını ifade ettikleri için, demokratik yaşama katılmak
istedikleri için. Grev hakkını kullanan işçilerin işten
atıldığını unutmamamız gerekir. Sayın
Bakanın İlgileniyoruz. demesi yeterli değildir. Kaç aydır
o işçiler işten atılmış? Yani ilgilendiniz de ne oldu?
İlgilenilen şu: İşten atılan işten
atıldığıyla kaldı, yerine mülayim işçi
alındı. İlgilenilen nokta burası. Yerine başka
işçiler alındı, istihdam edildi. TÜİKin verileriyle ya da
SGK kurumunun verileriyle siz sendikalar üzerinden şantaj uygulamaya
kalkışırsanız olumlu bir sonuç elde edemezsiniz ki bunun
içerisinde bu şantaj var.
Tasarının kendisini de yani madde madde de incelediğiniz
zaman karşınıza çok sıkıntı çıkıyor.
Mesela kuruluş kavramı. Bir örnek vereyim: Herhangi bir iş
yerindeki işçiler dernek olarak örgütlenseler ve o dernek tüzüğüne
İş yerinde çalışan işçilerin özlük
haklarını gözetir. maddesini koysalar, önümüze getirdiğiniz bu
tasarıya göre siz o dernekle toplu iş sözleşmesi yapmak
durumundasınız. Kastınız buysa bunu da açık koymak
lazım. Ya da bu amaçla bir cemiyet, bu amaçla bir işçi konseyi, bu
amaçla bir işçi vakfı kurulsa siz kuruluş kavramını
ifade ettikten sonra bunların hepsiyle toplu iş sözleşmesi
yapmak durumundasınız. Bu kargaşanın önüne geçilmesi için
sendika kavramını ya da konfederasyon kavramını bu
metinde ifade etmeniz gerekir, geçirmeniz gerekir, bu maddeyi öncelikle
değiştirmeniz gerekir. Bakanın ya da Hükûmet üyelerinin
sendikalar üzerindeki tahakkümü, direkt ya da dolaylı olarak bu tahakkümü
çağrıştıracak, bu tahakküme zemin hazırlayacak
maddelerin burada olmaması gerekir. Bir bütün olarak incelediğiniz
zaman bu tahakkümün varlığını görüyorsunuz. Bu tahakkümü
niçin yapıyorsunuz? Elbette ki işçiyi açlığa mahkûm etmek
için yapıyorsunuz. Bunun başka bir anlamı yok. Demokratik hak ve
özgürlükleri kısıtlamak için yapıyorsunuz.
Sendika demek, sadece işverenle ücret pazarlığı
yapan kurum anlamına gelmiyor, sendika bu değildir. Eğer
gerçekten sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, yarı resmî
demokratik örgütlerin toplumsal yaşama, demokratik yaşama
katılımını arzuluyorsanız, yaklaşımın
bu olmaması gerekir. Bu, hâlâ 12 Eylül darbe hukukunun izlerinin
zihnimizde mührünü
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
ADİL KURT (Devamla) -
taşıdığını
gösteren bir metindir, dolayısıyla bu şekilde geçirilmesi de
sakıncalıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Kurt, teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Sayın Musa Çam.
Sayın Çam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakika.
CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) Sayın Başkan, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum.
Tabii ki biraz önce Akçakaleden gelen üzüntülü haberden dolayı da
büyük endişe duyduğumu belirtiyor, hayatlarını kaybeden
yurttaşlarımıza Tanrıdan rahmet diliyorum, ailelerine
başsağlığı diliyorum. Ama bizim sürekli buralarda
taziye dileklerimizi dile getirmememiz gerekiyor veyahut da Sayın
Bakanın, devletin bütün kolluk kuvvetlerinin, güçlerinin bölgede
olduğunu ve her türlü güven ve önlemin alındığını
söylemesi sorunları çözmüyor. Açık ve nettir ki Hükûmetin
uygulamış olduğu Suriye politikası yanlıştır
ve bizi her geçen gün orada bir bataklığa götürmektedir ve önümüzdeki
günlerde Suriyeyle ilgili çok daha ciddi endişeleri ve
sıkıntıları yaşayacağımızı
düşünüyorum ve buradan bir kez daha Hükûmeti uyarıyoruz: Atatürkün
söylemiş olduğu gibi Yurtta sulh, cihanda sulh. ilkesini hayata
geçirecek ve bunu ayakta tutacak olan bu şiarın arkasından bizim
gitmemiz gerekiyor, bizim komşularımızla kardeşçe
yaşamamız gerekiyor.
Bugün 197 sıra sayılı İş Kanunu veyahut da
Toplu İş İlişkileri, bir başka ismiyle Sendikalar
Kanununu, Toplu Sözleşme Kanununu görüşmek için burada
toplanmış bulunuyoruz ve bu nedenle ben birinci bölüm üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Şu anda yüz yirmi yedi gündür haksız ve adaletsiz bir şekilde
işten atılan Türk Hava Yolları çalışanlarını
ve İstanbulda havaalanında direnen 305 işçi
arkadaşımızı saygıyla selamlıyorum. Ayrıca,
ülkemizin değişik kentlerinde sendikal hak mücadelesini yapan ve bu
nedenle direnen arkadaşlarımızı da saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum.
Değerli parlamenterler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığınca hazırlanan ve 24/10/2011 tarihinde Bakanlar
Kurulunda kabul edilen, 31/1/2012 tarihinde de Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunulan, 7/2/2012 tarihinde ise Komisyona
havale edilen bu tasarı, 1/3/2012 tarihinde Çalışma,
Sağlık, Aile Komisyonunda, Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda ve
alt komisyonlarında görüşüldü.
Bakanlar Kurulunda görüşülmesinin üzerinden tam bir yıl,
komisyonlarda görüşülmesinin üzerinden de tam yedi ay geçmiş
olmasına rağmen nihayet Toplu İş Görüşmeleri veyahut
da Sendikalar Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmiş bulunuyor.
Peki, bir yıl veyahut da yedi ay neden geciktirilerek geldi
arkadaşlar? Niçin? Bunun nedeni, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliğinin, MÜSİADın, TUSKONnun, ticaret odalarının,
sanayi odalarının, kısacası işveren örgütlerinin Hükûmet
üzerinde kurmuş olduğu baskılar sonucunda ne yazık ki
Sendikalar Kanunu bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde
görüşülememiştir.
Bunun önemli nedenlerinden bir tanesinin, sermaye çevrelerinin, iş
çevrelerinin 2012 yılının bir kriz yılı olduğunu,
ekonomik anlamda ciddi bir daralmanın olacağını, bir
küçülmenin olacağını ve bu küçülmenin yaratacağı
endişe ve kaygılarla bunun mutlaka bastırılması
gerektiğini ve Sendikalar Kanununun Toplu Sözleşme Kanununda
sürekli uzatılarak bir zaman kazanılması olduğunu açık
ve net bir şekilde görmek mümkündür.
Değerli arkadaşlar, 12 Eylül 1982 Anayasasının
üzerinden tam otuz iki yıl geçti. Anayasa bugüne kadar tam 17 kez
değiştirildi. Buna bağlı olarak otuz iki yıl
içerisinde yüzlerce kanun, kanun hükmünde kararname, torba yasa
çıkarıldı ama dokunulmayan bir tek kanun vardır, o da
Sendikalar Kanunu, Grev ve Toplu Sözleşme Kanunu oldu.
Bugüne kadar, otuz iki yıl içerisinde gelmemesinin en önemli
nedeni, bu ülkeyi yöneten iktidarların ve özellikle son on yıldır
ülkeyi yöneten AKP Hükûmetinin işçiye, emekçiye, çalışana ve
sendikaya bakış açısıdır.
Hükûmetin, on yıldır, işçiye, emekçiye ve sendikalara
bakış açısı ne yazık ki şaşı
durumdadır. Başbakan, çeşitli kongrelerde, sendika kongrelerinde
veyahut da çeşitli toplantılarda kürsüde konuşurken, âdeta bir
mürebbiye edasıyla, parmağını işçilere ve
sendikacılara göstererek hadlerini bilmesini, hadlerini bilmediği
takdirde haddini bildireceğini açık ve net bir şekilde
söylemektedir.
Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz yıl Türkiye Büyük
Millet Meclisi seçiminden sonra açıldığında, Sayın
Bakan buraya getirmiş olduğu bir tezkereyle her yıl ocak ve
temmuz aylarında yayınlanan istatistiklerin yıl sonuna kadar bir
daha ertelenmesiyle ilgili karar aldırdı bize ve Bu sondu. 2012
yılına kadar, 2012 yılının Ocak ayında yeni
Sendikalar Kanunu yürürlüğü girecek ve yeni toplu sözleşme düzenine
kavuşacağız. dedi ama ne yazık ki Sayın Bakanın
vermiş olduğu sözü üzerine yapılan baskılar sonucunda
uygulanamadı ve hayata geçirilemedi. Ocak ve temmuz ayında
yayınlanacak olan istatistikler yayınlanmadığı gibi,
1.700 iş yerinde toplu sözleşme görüşmeleri ne yazık ki
bağıtlanamadı, bundan da 400 bin işçi faydalanamadı;
ocak ayından beri her türlü zam yapılmasına rağmen,
elektriğe, doğal gaza, petrole, tüpe, ekmeğe, şekere,
benzine zam yapılmasına rağmen ne yazık ki işçilerin,
emekçilerin, çalışanların ücretlerine yeteri kadar zam
yapılmadı.
Biraz önce Sayın Bakan diyor ki: Sendikalar sıfır baraj
istiyor, işverenler de yüzde 5 olsun diyor.
Sayın Bakan, işçi sendikalarının yasasının
görüşüldüğü ve bunları, işçileri ilgilendiren bir konuda,
iş verenlerin bu konuda bir görüş belirtmelerini anlayabilmiş
değilim. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti devleti ille işverenlerin
dediklerini dinleyecek veyahut da onu uygulayacak diye bir kayıt da
yoktur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin altına imza atmış
olduğu uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler var.
Bunlardan bir tanesi de ILO sözleşmeleri. 87 ve 98 numaralı
sözleşmeler açık ve nettir ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin
açık ve net bir şekilde buna uyması gerekirken ne yazık ki
Hükûmet sadece işverenlerin söylediklerine kulak veriyor ve onların
dediklerini yapmaya çalışıyor ve attığı
imzayı da yok sayıyor.
Değerli arkadaşlar, eğer bu yasa bu şekliyle Türkiye
Büyük Millet Meclisinden geçer ise bakınız şöyle tabloyla
karşı karşıya kalacağız: Mevcut sigortalı
işçilerin yüzde 57si toplu sözleşme yapacak sendika bulamayacak
arkadaşlar. Yedi sektör baraj altında kalacak, sayıları 6
milyon 298 bin kişiyi bulacak; inşaat, turizm, sağlık,
taşımacılık, ticaret, büro, eğitim, basın ve
liman işçileri için toplu sözleşme bir hayal olacak arkadaşlar.
Yasaya göre, iş kolu barajı yüzde 1, yüzde 2 ve yüzde 3 şeklinde
uygulanacak. Özel sektörde gerçek sendikalaşma oranının yüzde 3
civarında olduğu düşünülecek olursa önümüzdeki yıllarda
sendikal hareketin bütününde ciddi bir tehlike söz konusudur.
Değerli arkadaşlar, şu anda Türkiyede 52 sendika toplu
sözleşme yapıyor. Eğer bu yasa bu şekilde kabul
edildiği takdirde toplam 29 sendika barajın altında kalacak ve
sadece ve sadece 23 sendika toplu sözleşme yapacak noktada
kalacaktır. Bu mu ileri demokrasi? 12 Eylülün yasaklarını ve
kanunlarını ortadan kaldırmak bu mudur arkadaşlar?
Değil. Mademki şu anda Türkiyede 52 tane toplu sözleşme yapacak
sendika var, bizim bunları artırmamız gerekirken şimdi oy
vereceğiniz ve çıkaracağınız bu yasayla Türkiyedeki
sendika sayısı 23e düşecek ve 29 sendika bunun dışında
kalacak ve yüzlerce, binlerce işçi ve emekçi de toplu sözleşme
kapsamının dışında kalacak. 8 sektörde tek sendika
egemenliğini kuracak arkadaşlar. Artık, bu sektörde bir şey
olacak, sendika alanında da tamamen bir kartel oluşacak ve o 8
sendikanın dışında kimse Türkiyede toplu sözleşme
yapacak noktaya gelemeyecek. 2 milyon 868 bin sigortalı işçi tek
sendikaya üye olmak zorunda kalacaktır. AKP Hükûmetinin ILO
normlarına ve Avrupa Sosyal Şartına rağmen bu yasayı
çıkarmak istemesinin en önemli nedeni, Türkiyede mücadele edecek, kavga
edecek, militan, mücadele edecek sendikal hareketi tasfiye etmek, sadece
Hükûmetin arka bahçesi olacak sarı sendikaları inşa etmektir
arkadaşlar.
Bu nedenle herkese özgürce sendika kurma ve sendikaya üye olma
hakkı verilmesini, sendikaların kendi iç işleyişlerinin
denetimlerini ve faaliyetlerini serbestçe düzenleyebilme, kendi yöneticilerini
serbestçe seçebilme hakkına sahip olmasını, çok düzeyli toplu
pazarlık ve toplu sözleşme düzeninin kurulmasını, toplu
sözleşme hakkı için yüzde 10 iş kolu barajı dâhil bütün
barajların kaldırılmasını, toplu iş sözleşmesi
prosedürünün sadeleştirilmesini, sendikaların
çalışanlarının tümünü temsil eden örgütler olarak
tanınmasını, yetki uyuşmazlıklarında referandum
uygulanmasını -sendikalar arasında çıkacak muhtemel anlaşmazlıkların
bir tek çözümü var, o da sandığı koymak ve referanduma gitmek,
işçilerin kendi özgür iradeleriyle sendikalarını seçebilmesidir
arkadaşlar- grev yasakları ve engellerin
kaldırılmasını talep ediyoruz. Yasaksız,
barajsız, ILO sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartıyla
uyumlu, sendikal hak ve özgürlükleri gerçek anlamda güvence altına alan,
12 Eylülün yarattığı tahribatı silmeye olanak
sağlayacak bir sendikal mevzuatı bu ülke emekçilerinin hak
ettiğine inanıyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisini barajsız,
yasaksız, sendikal hakların güvence altına
alındığı bir yasa için davet ediyoruz. En önemlisi, her
zaman kürsüye çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: 12 Eylül yasalarına
karşı biz mücadele veriyoruz, biz değiştiriyoruz. Biz de
iddia ediyoruz, bu getirdiğiniz yasa 12 Eylül yasalarının bir
devamıdır ve sizler de maalesef 12 Eylülün devamısınız
arkadaşlar.
Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Sayın Çam, teşekkür ederim.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mahmut
Kaçar, Şanlıurfa Milletvekili.
Sayın Kaçar, şahsınız adına da söz
istemiştiniz, süreniz on beş dakika dolayısıyla.
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa)
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime
başlamadan önce yüce heyetinizi ve tüm milletvekili
arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Şanlıurfa Milletvekili olarak Akçakalede meydana gelen bu
olayda vefat eden vatandaşlarımıza Allahtan rahmet diliyorum.
Yakınlarına başsağlığı diliyorum ve
yaralı olanlara da Allahtan acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, burada, çalışma
hayatı açısından son derece önemli, 1980 darbe ürünü olan bir
yasayı değiştiriyoruz. Özellikle 1980 darbesi ülkemizde yalnız
demokratik haklarda değil, çalışma hayatında da, sendikal
harekete de, sendikaların özgürlük mücadelesinde de ciddi anlamda sekteye
uğratan bir süreç olmuştur. Bu süreçte kimi sendikaların
faaliyeti men edilirken, kimi sendikalar baskı altına
alınmış ve maalesef bu süreçte sendikaların önemli bir
kısmı çok ciddi bedeller ödemiştir. İşte bu süreçte
çalışma hayatına dayatılan yasa ise 2821 sayılı
ve 2822 sayılı yasalar olmuştur. Ülkemizde vesayet rejimiyle
hesaplaşan Hükûmetimizin, bugüne kadar hiç kimsenin
dokunmadığı bu alana da dokunarak sendikal haklar önündeki
engelleri kaldırmaya yönelik olarak ciddi anlamda bir mücadelesi
olmuştur ve bu mücadelede gerek ülkemizin demokratikleşmesi,
ülkemizde bireysel özgürlük alanının genişletilmesi ve gerekse
de çalışma hayatının demokratikleşmesi noktasında
hiç şüphesiz en önemli süreç, hepimizin bildiği gibi, 12 Eylül 2010
tarihinde yapılan referandum olmuştur. Bu referandumda milletimizin
iradesinin saygın olması noktasında darbe ürünü olarak
yerleştirilen birçok düzenleme milletimiz tarafından bertaraf
edilirken aynı zamanda bütün çalışanlarımız açısından,
gerek memurlarımız açısından ve gerekse de işçilerimiz
açısından, darbe ürünü olan düzenlemelere son verilme noktasında
çok önemli bir adım atılmıştır.
Bilindiği gibi, referandumla birlikte Meclis olarak
yapmış olduğumuz en önemli yasal düzenlemelerden biri, memurlara
yapılan hepimizin bildiği Toplu Sözleşme Yasasının
Meclis tarafından yasalaştırılmasıdır.
Bilindiği gibi, kamu çalışanları bu ülkede yıllardan
beri kendileriyle ilgili alınan hiçbir konuda söz sahibi olmayan, toplu
görüşme yapan, nihai kararın Hükûmet tarafından verildiği
bir süreçten, bu referandumla birlikte elde ettikleri toplu sözleşme
hakkıyla birlikte artık genel konularla ilgili genel toplu
sözleşmenin, yerelde belediyelerde ve özel idarelerde imzalanan yerel
toplu sözleşmelerin ve hizmet kollarında da yetkili sendikanın
söz sahibi olduğu bu yerel hizmet toplu sözleşmesinin yanında
aynı zamanda hizmet toplu sözleşmenin haklarına
kavuştukları bir yasal düzenlemeye sahip oldular.
Yine bu süreçte, çalışanların en temel insan
haklarından biri olan sağlıklı ve güvenli bir ortamda
çalışma haklarını bir bakıma garanti altına alan
ve bu alandaki kuralları belirleyen hepinizin bildiği İş
Sağlığı ve Güvenliği Yasası da yine bu geçen
yıl Mecliste yasalaşan önemli yasa düzenlemelerinden biri
olmuştur.
Bugün
inşallah bu yasayla ilgili süreç tamamlandığında, bu Toplu
İş İlişkileri Kanunu olarak gelen ama zannediyorum
önergeyle birlikte Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi olarak
değiştirilecek olan bu yasayla birlikte, en azından, işçi
sendikacılığı hareketinde darbenin ürünlerini bertaraf etme
adına önemli bir sonuç elde etmiş olacağız.
Değerli
arkadaşlar, bu yasal düzenleme hazırlanırken birçok yeni
düzenleme yer almakta. Yapılan düzenleme sadece Anayasa
değişikliğine bağlı bir düzenleme değil,
aynı zamanda Türkiyenin Avrupa Birliği müktesebatı ve ILOnun
sendikal özgürlüklerle ilgili yapmış olduğu eleştirileri de
dikkate alarak hazırlanan bir yasa tasarısı.
Bilindiği
gibi her yıl ILOda yapılan toplantılarda Türkiyedeki
çalışma hayatındaki mevzuatta olan aksaklıklar
eleştiri konusu hâline getirilmekte ve bunların bir an önce
düzeltilmesiyle ilgili, ilgili organlara, Hükûmete bildirimlerde
bulunmaktadır. Birazdan ayrıntısına gireceğim teknik
düzenlemelerin birçoğunda, az önce ifade edildiği gibi, ILO normlarının
dışında değil, tamamen ILOnun Türkiyeye yapmış
olduğu eleştiriler ve değiştirilmesini istediği
hususların dikkate alındığını hep birlikte
müşahede edeceğiz.
Burada
çalışma hayatımızda yer alan sorunlarla ilgili bu
yapılan düzenlemede iş kolu sayısının 21e
düşürüldüğünü görüyoruz. Bu iş kolu sayısındaki
düşüş, azaltma tamamen Avrupa Birliği ve ILO normlarına
uygun olarak yapılmış olup böylece daha güçlü
sendikacılığın önü açılmıştır.
Yine burada,
özellikle işçi sendikacılığından gelen
arkadaşlarımızın sendikal mücadele boyunca en önemli sorun
olarak önlerine çıkan yetki itirazlarıyla ilgili sorun da bu yasayla
çözülmüştür. Sendikalar arası rekabet nedeniyle yetki itirazları
mahkemelerde uzun yıllar sürdüğü için maalesef toplu iş
sözleşmeleri yapılamamaktadır ve toplu iş
sözleşmelerinin yapılamamasından dolayı da en büyük
mağduriyeti, çalışanlar, emekçiler ve işçilerin
ödediğini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Yıllardan beri maalesef
işverenler açısından da toplu
iş sözleşmesi yapmama adına ellerindeki en önemli gerekçe, bu
yetki itirazlarına itiraz yapılması ve yetki itirazı
sonuçlanmadan toplu sözleşme masasına oturulmamasıdır. Bu
yapmış olduğumuz düzenlemeyle, bu anlamda artık yetki
itirazlarında mahkeme sonucu bekletilmeden direkt olarak toplu
sözleşme masasına oturmanın önünün açıldığını,
yetki itirazlarında iş kolu tespiti taleplerinin bekletici mesele
olmaktan çıkarıldığını da özellikle ifade etmek
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasal düzenlemede, yine ILOnun
her yıl bütün toplantılarında kesintisiz olarak Türkiyeyi
eleştiri konusu hâline getirdiği ve değiştirilmesini
istediği bir diğer konu -mevcut olan 2821 ve 2822 sayılı
yasalarda- sendikaların iç işleyişleriyle ilgili bütün
düzenlemelerin yasalarda ifade ediliyor olmasıdır. Bu yapılan
düzenlemeyle birlikte, yine Avrupa Birliği ve ILO normlarına uygun
olarak sendikaların iç işleyişlerine ilişkin olarak önemli
hükümlerin tümü yasa metninden çıkarılmış, bunlar
sendikaların tüzüklerine bırakılmıştır.
Sendikaların işleyişleriyle ilgili bu hususların
sendikaların tüzüklerine bırakılmış olmasındaki
en önemli kazanım, burada çalışma hayatının olmazsa
olmazı olan, sendika üyelerinin kendileriyle ilgili alınacak olan
kararlarda daha fazla söz sahibi olmalarını sağlamış
olmamızdır.
Değerli arkadaşlar, bir diğer önemli düzenleme,
Türkiyede merkezî uluslararası kuruluş kurma hakkının bu
yasayla düzenlenmiş olmasıdır. Bilindiği gibi mevcut olan
2821 sayılı Yasada Türkiyedeki sendikaların, işçi
sendikalarının Avrupada ve dünyadaki uluslararası
kuruluşlara nasıl üye olacağıyla ilgili bir düzenleme yer
alırken, şu andaki bu toplu iş ilişkileri kanunuyla
birlikte yalnız Türkiyenin uluslararası kuruluşlara, sendikalar
birliğine üye olması değil, aynı zamanda Türkiyedeki
sendikalarımıza uluslararası kuruluş kurma hakkı
tanınmaktadır. Özellikle dünyada küresel güç olma mücadelesi veren,
her alanda gündem belirleyen, vizyonu ve gelecek tasavvuru olan bir Türkiye
anlayışının bu çalışma
hayatına yansıması açısından son derece önemli bir
düzenlemedir ve ümit ediyorum ki, artık Türkiyedeki
sendikalarımız, dünyanın değişik bölgelerinde kurulan
sendikalara üye olmanın yanında, Türkiye merkezli bir sendikalar
birliği kurmak suretiyle Türkiye'nin gelecek vizyonuna çok önemli bir
katkı sağlayacaklardır.
Yine, bu yasada
işçi sendikası üyesinin kesintisiz bir yılı geçmemek üzere
işsiz kalmasının sendika üyeliğini etkilemeyeceği
düzenlemesi ile işçi ve sendika arasındaki bağ ciddi anlamda
güçlendirilmiştir.
Yine, aynı
iş kolunda, aynı zamanda, farklı iş yerlerinde
çalışan işçilerin birden çok sendikaya üye olabilmelerine imkân
sağlayan düzenleme de bu yasa içerisinde yer almaktadır. Bunun,
özellikle 12 Eylül referandumunda, bizim çalışanlara söz
verdiğimiz, Anayasa değişikliğinde yer alan ve şu anda
da Anayasa değişikliğine paralel olarak ikincil mevzuatta yerini
bulan bir düzenleme olduğunu da hatırlatmak istiyorum.
Yine, ILOnun
Türkiyeye getirmiş olduğu en önemli eleştirilerden biri grup
toplu sözleşmelerinin ve çerçeve toplu sözleşmelerin
olmayışıdır. Modern endüstri ilişkileri sisteminde var
olan grup toplu sözleşmeleri ve çerçeve sözleşmeleri de ilk defa bu
yasada yer almaktadır. Yapılan düzenlemeyle, Ekonomik ve Sosyal
Konseyde temsil edilen işçi ve işveren konfederasyonlarına, üye
işçi ve işveren sendikaları arasında iş kolu düzeyinde
sadece kendi üyelerini kapsayan çerçeve sözleşmeler yapma imkânı
tanınmaktadır.
Değerli
arkadaşlar, bu yasanın en fazla tartışılan maddelerinden
biri hiç şüphesiz iş kolu barajlarıdır. Yıllardır
sendikal istatistiklerin yanlış olduğunu bütün sosyal taraflar
bilmektedir ama maalesef buna rağmen bugüne kadar hiçbir adım
atılmamıştır, ancak artık gerçek veriler üzerinden
sendikacılık yapmanın zamanı gelmiştir. Bilindiği
gibi Çalışma Bakanlığı yasa gereği yılda 2
defa, ocak ve temmuzda çalışma hayatı istatistiklerini
yayınlar. Bu istatistiklerde hangi iş kolunda ne kadar işçi
çalıştığını ve bu işçilerin hangi sendikaya
üye olduklarını belirler, yayınlar. Bu yayınlamayı
yaparken Çalışma Bakanlığının bugüne kadar
kullanmış olduğu ve hepimizin yanlış olduğunu
bildiğimiz ama maalesef, bunun üzerine amel ettiğimiz rakamlar sendikalar tarafından bildirilen
sayılardır. Sendikalar da bu bildirimleri yaparken sendikaların
kurulduğu günden itibaren üye olan ama gerek istifa gerek işten
ayrılma gerek ölüm nedeniyle sendika üyeliğinden
ayrılanları düşmediğinden dolayı, maalesef, verilen
sayılar hiçbir zaman gerçeği yansıtan sayılar
olmamıştır.
Bilindiği gibi, 2009 yılında yapılan bir yasal
düzenlemeyle birlikte, artık çalışma hayatıyla ilgili
istatistiklerin sendikaların bildirimleri yerine Sosyal Güvenlik Kurumunun
verilerinin esas alınarak yayımlanması esasıyla ilgili bir
yasal düzenleme yapılmıştır. Bu, Türkiyenin
çalışma hayatıyla ilgili atacağımız her
adımda daha sağlıklı bir zemin üzerinden adım
atmamızı sağlayacak önemli bir düzenlemedir. Ama bu barajlarla
ilgili düzenleme yayımlanmadığı için
Biliyorsunuz Meclise
2 sefer gelen erteleme yasasıyla birlikte bu sayılar
yayımlanmadı. Bu ertelemenin de yapılmasının en önemli
sebebi bu sayıların yayımlanması hâlinde birçok
sendikamız mevcut olan yüzde 5 barajının altına
düşeceğinden dolayı işçilerimizi temsil edecek hiçbir
sendikanın olmayışı ve böylece toplu sözleşmeden
faydalanamayacak olmalarıdır. Yani bizim AK PARTİ Hükûmeti
olarak, AK PARTİ olarak 2009 yılından itibaren bu SGK verileri
esas alınarak yayımlanacak olan istatistikleri ertelememizin en
önemli sebebi, bu konuda çalışanların mağdur edilmemesidir.
Burada yeni düzenlemeyle birlikte barajın yüzde 1e
düşürülmesi esas alınmıştır. Şimdi yüzde 10 olan
barajın yüzde 1e düşürülmesiyle ilgili ben burada Yüzde 10 olan
barajı yüzde 1e düşürdük. İşte böyle bir düşme var.
anlamında bir söylem içerisinde olmayacağım ama şunu ifade
edeyim: Daha önce çalışanlarla ilgili olan veriler de
sağlıklı değildi, bu konuda sendikaların
belirlemiş olduğu üye sayıları da sağlıklı
değildi ama biz artık ilk defa sağlıklı belirlenecek
olan çalışan sayısı üzerinden sağlıklı bir
şekilde, yüzde 1 barajını merkeze alarak verileri yayımlama
imkânına sahip olacağız. Bu yüzde 1i esas
aldığınız zaman, yüzde 10la mukayese ettiğiniz zaman
yine çalışanların lehine olan bir durum olduğunu, mevcut
olan durumun muhafaza edildiğini ve mevcut olan
çalışanların toplu sözleşme masasına
oturmalarını sağlayacak olan bir baraj yüzdesi olduğunu da
özellikle ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, yine bu düzenlemedeki en önemli
unsurlardan biri de grevle ilgili yapılan düzenlemelerdir. Biliyorsunuz,
yeni düzenlemeyle, siyasi amaçlı grev, genel grev, dayanışma
grevi, iş yeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme
türü bazı grev ve grev benzeri eylemleri yasaklayan bütün hükümler yasa
metninden çıkarılmıştır.
Yine ayrıca, sendikaların en fazla mağdur olduğu ve
bu konuda da eleştiri getirdiği, grev yapması
sırasında bireylerin eylemleri nedeniyle ortaya çıkan zararlar
sendikalardan alınmakta iken yeni düzenlemeyle grevde bireysel eylemlerden
kaynaklanan iş yeri zararlarının sorumluluğunu bireyin
kendisine veren düzenleme yer almaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu görüştüğümüz yasa,
çalışma hayatı açısından son derece önemli bir yasa.
Bu yasa, darbe ürünü yasalardan tek tek kurtulma adına atılan önemli
bir yasa; darbelerin üzerinden silindir gibi geçtiği sendikaların hak
ve özgürlüklerini yeniden kendilerine iade eden önemli bir yasa. Ondan
dolayı, böyle bir yasal düzenlemede emeği geçen herkese teşekkür
ediyor, hepinizi saygı, sevgi, muhabbetle selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Kaçar.
Birinci bölüm üzerindeki şahısları adına son
konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan.
Sayın Oyan, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
Süreniz beş dakika.
OĞUZ OYAN (İzmir) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi, Toplu İş İlişkileri Kanunu
Tasarısı önemli bir gecikmeyle karşımıza geliyor.
Aslında gecikme önemli. Türkiyede bir buçuk yıldır toplu
iş görüşmeleri yapılamıyor, toplu sözleşmeler
yapılamıyor daha doğrusu. Bu biraz da şuna benziyor: Bu
yılın ilk beş ayını memur maaşına zam
yapmadan geçirdik, bir buçuk yılı da böylece idare ettik. Hani,
bütçede şimdi açıklar artıyor ama bütün bunlara rağmen
artıyor. Bunu da bir buçuk yıl idare ettik, şimdi yıl
sonuna kadar da bunu idare etmeye devam ederiz. Böylece bu yıl da bütçeyi
kurtarır mıyız? Kimin sırtından? Emekçinin
sırtından, çalışanın sırtından.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiyede
çalışma ilişkileri hâlâ 12 Eylül döneminin yasalarıyla
götürülüyor. On yıldır iktidarsınız, on yıllık
bir süre içinde bunları değiştirme imkânınız
vardı, bunu yapmadınız. Otuz yıl önce çıkmış
yasaların, son on yıl, yani üçte biri sizin sorumluluğunuz
altında değişmeden kalmıştır. Bu çok önemli bir
sorumluluktur. Bu sorumluluk, siyasi sorumluluk sizin üzerinizdedir.
1980lerin anlayışı şuydu: 24 Ocak kararları
askerî zor kullanılarak 12 Eylül marifetiyle işçinin, emekçinin
aleyhine çok ciddi gelir dağılımı bozulmalarına yol
açtı, köylünün aleyhine çok ciddi gelir dağılımı
bozulmalarına yol açtı ve bunlar çok bilinçli politikalarla 1980-89
arası yürütüldü. 1989 bahar eylemleriyle işçi sınıfı
tekrar haklarını almaya yöneldi ama kâğıt üzerinde bütün bu
baskıcı yasalar yürürlükte kaldı. İşçi sınıfı
bunu 90, 89, 91, 93 sözleşmelerinde götürebildi ama 94te 5 Nisan
kararlarıyla yeniden IMF politikaları gündeme geldi. Arkasından
98de IMFyle yakın izleme anlaşması ve nihayet 9 Aralık
99da IMFyle stand-by anlaşmasıyla: Bu sizden önce oldu ama
arkasından bu IMF anlaşmasını 2008e kadar yöneten iktidar
oldunuz ve burada sürekli olarak emeğe, emekçiye, onun haklarına
baskı yapılarak yol alındı.
Şimdi, ne beklenirdi bütün bunlardan sonra? Bütün bu otuz
yıllık baskının bir rahatlamayla sonuçlanması, en
azından bu toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan
çalışanların, emekçilerin, işçilerin haklarını
vermek. Oysa ne görüyoruz? Bir kere, 28 Nisan 2008 tarihinden 19 Ekim 2011
tarihine kadar Üçlü Danışma Kurulu sayısız kere
toplanıyor. Bu toplantılarda söz veriliyor işçi
konfederasyonlarına. Deniyor ki: Sizin onayınız olmadan hiçbir
tasarıyı getirmeyeceğiz Meclise. Peki, böyle bir onay var
mı? Böyle bir onay var mı? Yani şu an sendikalar ayakta. Böyle
bir tasarının kendilerini temsil etmediğini söylüyorlar. Orada
varılan mutabakatların da çok gerisine düşüldüğü çok
açık. Yani orada mutabakata varılıyor. Örneğin, iş
kolu barajı için binde 5te anlaşılıyor, hadi ondan sonra
binde 15 falan, bakıyorsunuz binde 30la geliyor karşımıza.
Sonra, geçiş dönemiyle işte biraz gaz alma operasyonları.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey, Ekonomik ve
Sosyal Konseyin toplanmadığı, yani aslında
çalışan kesimlerin seslerini duyurmasının ya da Üçlü
Danışma Kurulunda duyurdukları seslerin yasaya
yansımasının kanallarının açık
tutulmadığı bir toplumda acaba siz nasıl bu ülkeyi
gerçekten bütün sosyal tarafların rızasıyla yönetebilir duruma
geleceksiniz? Nasıl olacak da ILO Sözleşmesinin 87 ve 98inci
sözleşmelerine uygun düzenlemeler yapacaksınız ve bu
düzenlemelere uymadığınız için her yıl Aplikasyon
Komitesince Türkiye'nin kara listeye alınmasını
engelleyeceksiniz? Nasıl Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
uyum sağlayacaksınız, İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesine uyum sağlayacaksınız? Dolayısıyla,
hatta Anayasanın 90ıncı maddesi
Anayasanın
90ıncı maddesi ne diyor? Uluslararası sözleşmelere öncelik
veriyor yerel mevzuata göre. Buna bile uymuyorsunuz; Avrupa Sosyal
Şartına taraf oluyorsunuz, ona da uymuyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenleme
çalışanlar için kesinlikle bir hak kaybı anlamına
gelmektedir, beklentileri açısından büyük bir hayal
kırıklığıdır. Bunun adını reform
olarak adlandırmak mümkün değildir. Baraj sistemlerinin, üçlü baraj
sisteminin yürürlükte kaldığı hiçbir düzenleme böyle bir
sıfatı hak edemez. O nedenle, bu tasarının gerçekten
hayırlı bir tasarı olduğunu söyleyemiyoruz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Oyan, teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi
yapacağız.
Sisteme giren arkadaşlarımız var, sırasıyla söz
vereceğim.
Sayın Yılmaz
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) Teşekkür ederim, Sayın
Başkan.
Sayın Bakan, biraz önce ben bir soru sormuştum, bu çok önemli
bir konuydu aslında ama süreniz yetmediği için
cevaplayamamıştınız. 23üncü maddede sendika
yöneticilerinin teminatı adı altında bir düzenleme
yapıldığını ama gerçek anlamda sendika yöneticilerinin
güvence altında olmadığını, herhangi bir şekilde
iş akitleri askıya alındıktan sonra seçilemedikleri
durumda, yeniden işe dönmek istediklerinde işverene herhangi bir
zorunluluk getirilmediğini söylemiştim. Bu konu çok ciddi bir
konudur, sendikaların güvence altında olabilmesi, yöneticilerin
güvence altında olabilmesi çok önemlidir; aksi takdirde, sendikalar
yönetici bulamayacaklardır. Ben aynı zamanda 2821 sayılı
Sendikalar Yasasının 29uncu maddesine de baktım. Orada,
sendika yöneticileriyle ilgili Yöneticilik süreleri bittiğinde
işverenin o kişileri, talep ettiği takdirde, işe
alması zorunludur. deniyor, daha geriye götürülmüş bir durum var bu
düzenlemede. Bu konuyla ilgili bir çalışma yapmayı, bir önerge
vermeyi düşünüyor musunuz?
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.
Sayın Ağbaba
Yok.
Sayın Aslanoğlu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) Sayın
Başkan, biraz önce Sayın Yılmaz söyledi, yönetici
bulamayacaksınız, ben de söylüyorum.
Türkiyede, Dernekler Kanunuyla yönetilen bir spor kulüplerinde devlet,
yöneticileri zorla haczediyor. Siz parayı veriyorsunuz, Futbol Federasyonu
veriyor fakat sosyal güvenlik primlerini vergi bacağına gelmiyorum-
başta kesmediğiniz için bir sürü insanın onuruyla oynuyorsunuz.
Tabii, yöneticiler primleri ödemek zorundadır ama kulüple ilgisi olmayan,
bir kere gelmeyen, şehrin ileri gelen insanlarından yönetici
arıyorsunuz, hiçbir şeyden haberi yok, haberi olmayan insanları
haczediyorsunuz, beş yıl sonra çoluk çocuğunun
rızkını alıyorsunuz. Böyle bir şey olmaz! Bu nedenle,
futbol, özellikle Türkiyede üç ligde de oynayan kulüplerin
Baştan kesin,
önlemini başta alın, insanları mağdur etmeyin, sosyal
güvenlik primi ödesinler ama verdiğiniz paradan her ay başta kesin;
kesmeyip insanları mahcup ediyorsunuz, yok ediyorsunuz.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.
Sayın Alim Işık
ALİM IŞIK (Kütahya) Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Bakan, biraz önce cevaplayamadınız ama tekrarlamak
istiyorum: Özellikle hükûmetleriniz döneminde her geçen gün giderek
yaygınlaşan taşeron sistemi adı altında kölelik
düzeni maalesef, işçilerin en büyük sıkıntılarından
birisidir. Bu uygulamalarla nereye varmayı düşünüyorsunuz? Bu
taşeron sistemine ilişkin bir çözüm öneriniz var mı? Bu
çalışmalar ne düzeyde?
İkincisi: 5620 sayılı Yasa kapsamında mevsimlik
olarak çalıştırılan ve beş ay yirmi dokuz gün
çalıştırıldıktan sonra işten çıkartılan
işçilerin ızdırabını nasıl çözeceksiniz? Bunlara
bir çözüm düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Işık.
Sayın Çetin
İZZET ÇETİN (Ankara) Sayın Bakanım, biraz evvel
Gürkut Bey sordu, yanıtlamadınız.
Anadolu Ajansında çalışanlar üzerinde oynanan oyunlara
müdahaleniz zorunluluk taşıyor çünkü Anadolu Ajansında
çalışanlar şu anda işten istifaen ayrılma,
emekliliği dolanlar emekli olarak ayrılma baskısını
yaşıyor. Sözleşmelerindeki hükme göre, her bir yıl için
kıdem tazminatları basın iş kolunda elli günü içeriyor.
Yarın, işveren tarafından kurdurulan sendikaya üye olurlarsa o
elli günlük haklarını kaybedecekler, Dayanışma aidatı
ödemek suretiyle yararlanmak istiyoruz. derlerse yine hak kaybı olacak.
Yani öyle kafa sallamayın, biz biliyoruz bu işin nasıl
baskıyla gerçekleştiğini.
Onun için, bir Hükûmet üyesinin, Sayın Arınçın
gözetiminde gibi gözüken Anadolu Ajansında çalışanların
haklarını korumak Çalışma Bakanlığının
görevidir diyorum ve sizi göreve davet ediyorum Sayın Bakan.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Çetin.
Sayın Halaman
ALİ HALAMAN (Adana) Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, 4/C olarak kabul edilen işçiler var. Bu
yasada, bu toplu sözleşme veya sendikal hak bu 4/Cliler için var mı?
Ben yasada göremedim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Halaman.
Sayın Acar
GÜRKUT ACAR (Antalya) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Anadolu Ajansıyla ilgili sorduğum soruya
cevap vermedi ama ben başka bir soru sormak istiyorum: Sayın Bakan,
bugün itibarıyla belediyelerin sosyal güvenlik kurumlarına olan borç
durumu nedir? En fazla borcu olan on belediye hangisidir? Borçlar nedeniyle
2003-2012 döneminde kaç belediyeye haciz işlemi
yapılmıştır? Haciz uygulanan belediyelerin kaçında iktidar
partisinden seçilen başkanlar var, kaçında muhalefet partisinden
seçilenler var?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Acar.
Sayın Özcan
TANJU ÖZCAN (Bolu) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, malumunuz, İş Kanununda bizim,
işe iadeye ilişkin hükümler var. Bizim, mesela Boluda partinize
mensup bir Belediye Başkanı var, çok sayıda işçi
çıkarttı özellikle 2004 yılında. Bu işçiler işe
iade davalarını kazandılar ancak hiçbirini işe iade
almadı Belediye Başkanı. Bu işe iade sisteminin özellikle
kamuda hiç işlemediğini hepimiz biliyoruz. Bu konuda daha
caydırıcı önlemler almayı önümüzdeki süreçte düşünüyor
muyuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın Havutça
NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Sayın Bakan, geçtiğimiz yasama döneminde bir emekli intibak
yasası çıkardınız. Biz bunun intibak yasası
olmadığını, bunun bir aldatmaca olduğunu söyledik ve
nitekim, şu anda gelinen nokta bizi doğruluyor. Emeklilerimiz
bırakın zam almayı, yapılan hesaplamalarda borçlu çıkarıldı.
Emeklilerimizin hepsine tebligatlar yapılıyor, 5er bin lira para
geri isteniyor emeklilerden hatalı hesaplama yapıldığı
gerekçesiyle. Hükûmetiniz tarafından bunun düzeltilmesiyle ilgili ben bir yasa
teklifi verdim. Emeklilerimizin hatası olmayan bu durumla ilgili,
emeklilerimizden 5 bin lira para kesilmesini hangi vicdana
sığdırıyorsunuz? Bu hesaplamaları hangi memurlar
yapıyor? Bu hesap uzmanları emeklilerin hep aleyhine mi hesap
yapıyor? Sayın Bakan, bunun düzeltilmesini talep ediyor emeklilerimiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkürler.
Sayın Demiröz
İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, ülkemizde tarım işçileri var,
Bursamızda da mevsimlik tarım işçileri var, dört aylık bir
süre için geliyorlar, örneğin, Yenişehirde çalışma
yapıyorlar.
Sormak istediğim konu şu Sayın Bakanım: Bu
tasarıyla, bu yasayla, mevsimlik tarım işçileriyle ilgili bir
düzenleme yapıyor musunuz? Veya bu konudaki düşüncelerinizi
öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkürler.
Sayın Yılmaz, süre doldu özür diliyorum.
Sayın Bakanım buyurun.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Şimdi, bu taşeron işçileriyle ilgili sorunların
olduğu doğru. Bununla ilgili, sosyal taraflarla ve taşeron işçileri
derneklerini kurmuşlar, bunlarla bir araya geldik ve bazı tespitlerde
bulunduk, 14 maddeden oluşan tespitler. Bunları, teknik heyet olarak
gerek bakanlıklar arasında gerekse Çalışma
Bakanlığı bünyesinde bir taslağa dönüştürdük. Bu
konuda, belki siyasi parti gruplarından katkı sunmak isteyenler varsa
bunlara da konuyu açacağız, birlikte değerlendireceğiz ve
bir taslak tasarı hâlinde yüce Meclise sevk edilecek.
Ağırlıklı olarak, çalışma süreleriyle ilgili,
izinlerle ilgili, örgütlenme ile ilgili ve çalışma süreleriyle ilgili
ciddi sorunlar yaşıyorlar ve talepleri var. Hükûmet olarak da bu
konuda kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu sorunun çözümü
konusunda az önce de kürsüden konuşmamda ifade ettim, gerekli
çalışmaları huzurlarınıza getireceğiz.
Mevsimlik işçilerle ilgili, bildiğiniz gibi Hükûmetimiz
döneminde 226 bin işçi, altı aylık süreyle çalışanlar
kadroya alındılar ama bunun altında çalışanlarla
ilgili bir düzenleme söz konusu değil. Onlar yine ifade ettiğimiz
gibi- mevsimlik işçi olarak çalışmalarını
sürdürüyorlar.
Anadolu Ajansının çalışanlarıyla ilgili, ben
arkadaşlara bir kez daha sordum, bize intikal eden bir şikâyet söz
konusu değil. Eğer intikal ederse, tabii ki Bakanlık olarak
yetkilerimiz çerçevesinde yapılması gereken girişimi
yapacağımızı ifade etmek istiyorum.
4/Clilerin sendikalaşma, sendikalı olma durumu ise kamuda söz
konusu. Dolayısıyla işçi sendikalarıyla ilgili bir konu
olmadığını ifade etmek istiyorum. Toplu sözleşme
görüşmelerinde bu yıl bu konu masaya yatırıldı ve on
bir ay yirmi sekiz gün çalışma imkânını elde ettiler. Daha
önce de bildiğiniz gibi ücretlerinde de düzenleme yapılmış
idi, bu yönüyle yılda on iki ay çalışıyorlar diyebiliriz.
Belediyelerin SSKya borçları tabii ayrıntılı bir
soru. Bu konuyu yazılı olarak sizlere takdim edelim. Yalnız,
belediyeler arasında bir ayrım yapmadığımızı
yani ödemelerde bir ayrım yapmadığımız gibi alacak
konusunda da, tahsilat konusunda da bir ayrımın kesinlikle söz konusu
olmadığını ifade etmek istiyorum. Daha önceleri
belediyelere yapılan yardımlar da İller Bankası
paylarında maalesef siyasi erk devreye giriyor ve politik bazı
mülahazalar çerçevesinde belediyelere de
yardımlar yapılıyor idi. Geldiğimiz günden itibaren
-Sayın Başbakanımızın bir belediyeci olması,
belediyeden gelmesi avantajını da dikkate alarak- halka, topluma, 75
milyona hizmet eden yereldeki bu kamu kurumlarımızın,
belediyelerimizin eşit bir şekilde hizmet sunabilmeleri açısından bunlara yapılan
tahsisatlarda bir eksilme, bir artış söz konusu kesinlikle değil;
eşit ve adil bir uygulama var, tahsilatlar da aynı. Biz Sosyal
Güvenlik Kurumu olarak
tahsilatlarımızla ilgili geçtiğimiz dönem bir yasal düzenleme de
yaptık; bazı belediyelerimizle takas yani gayrimenkullerinin,
haczedilmiş gayrimenkulleriyle alacaklarımızın takası
gibi çalışmaları da sürdürüyoruz. Tüm belediyelerimize
yaklaşımımızın eşit olduğunu bir kez daha
ifade ediyorum.
İşten çıkarmalarla ilgili, bildiğiniz gibi
yargı dört ile sekiz ay tazminat kararları veriyor. Tercih eğer
bu tazminatları ödemek veya işe başlatmak şeklinde oluyor
ise o işçiyle işveren arasındaki bir durum olarak cereyan ediyor
yani karar yargının kararı.
İntibakla ilgili düzenlemelerde 2 milyon 700 bin 2000 öncesi
emekliyle ilgili dosyalar tek tek inceleniyor. Yaklaşık 2 milyon
emeklimize intibak dolayısıyla farklar 1.1.2013 yılında
yansıtılacak. Yıllardır konuşulan ve çözülmesi mümkün
olmayan bir sorun, bu şekilde, 1.1.2013 tarihinde çözülmüş olacak. Bu
hesaplar geçmiş dönemde, 2000 öncesinde bildiğiniz gibi teknik
düzeyde, manuel sistem içerisinde yapıldığı için bazı
yanlışları da aylık bağlama noktasında ele
aldığımız zaman, dosyaları tek tek
incelediğimizde oradaki yanlışlıkları da tespit etme
imkânımız oldu. O yalnız intibak olayında değil
diğer zamanlardaki aylık bağlamalarda da ve dosya
incelemelerinde de bu durumlar çıkmaktadır ama toplam bir inceleme yaptığımız
için, 2000 öncesi incelemeyi yaptığımız için, 2 milyon 700
bin dosya incelendiği için burada 2.500 eksik ödenen 3.500 fazla ödenen
şeklinde, bugün itibarıyla olan rakamlarla ilgili
uygulamalarımızı şu anda devreye koymuş bulunuyoruz.
Bu sendika
yöneticileriyle ilgili durum ise: Yöneticilerin yönetici oldukları sürede
iş sözleşmeleri askıya alınıyor. Burada bir sorun yok.
Bu konuda yani neyi kast ediyorsunuz bilmiyorum ama yargıyla ilgili
DİLEK
AKAGÜN YILMAZ Yöneticilikleri bittiği anda, işyerine
başvurduklarında alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmışsınız
Sayın Bakanım, alınma zorunluluğu yok iş akdi
işverence feshedilmiş sayılır deniyor. Bu olmaz
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)
Kalkmadığını biz söylüyoruz ama bir ihtilafsa yargı
yolu açık zaten.
DİLEK
AKAGÜN YILMAZ (Uşak) Ama olur mu? Yani sendika yöneticisi daha fazla
güvenceye sahip olmalı, işyeri temsilcisi gibi olmalı Sayın
Bakan.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Yani 23ün
ikinci fıkrasını bir tekrar okursanız orada
DİLEK
AKAGÜN YILMAZ (Uşak) Okuyorum. Ben 2821/29da bile ondan daha ileride
bir durumda Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE
SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Evet,
şimdi, Osmaniye
Az önce Tosyalı Demir Çelik fabrikasından
çıkartılan işçinin durumu sorulmuş idi. 23 işçinin
başvurusu üzerine konu incelenmiş, sendikal nedenle işçilerin
işten çıkarıldıklarına yönelik iddiaları
doğrulayan bir tespit yapılmamıştır. İş
yerinde çalışan işçilerin belirli süreli hizmet akdiyle
çalışan işçiler olduğu müfettişlerce tespit
edilmiştir. Bunu da belirtiyorum.
Derneklerle ilgili bir soru soruldu ve tahmin ediyorum
İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir konuydu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) Hayır efendim, prim
tahsilatını siz yapıyorsunuz, o insanları siz
haczediyorsunuz. Niye üstünüzden atıyorsunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK
(Şanlıurfa) Yani neyse
Bu konuyu da özel değerlendirelim, bir
haksızlık söz konusuysa telafi edelim efendim.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Bakan.
Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerinde önerge
işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza
sunacağım.
1inci madde üzerinde üç önerge vardır, geliş
sırasına göre okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş
İlişkileri Kanunu Tasarısının adının
"Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu" olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nurettin Canikli Muharrem İnce Oktay Vural
Giresun Yalova İzmir
Pervin Buldan Recep Özel
Iğdır Isparta
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş
İlişkileri Kanun Tasarısının 1. maddesinin;
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Süleyman
Çelebi Candan
Yüceer Kadir Gökmen
Ögüt
İstanbul
Tekirdağ İstanbul
Özgür
Özel Nurettin
Demir Aytun
Çıray
Manisa
Muğla
İzmir
İzzet
Çetin Musa
Çam
Ankara
İzmir
Madde 1: Bu kanunun amacı, işçi ve işveren
sendikaları ile diğer hak öznelerinin kuracağı sendikalar ve Konfederasyonların
kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve
örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve işverenlerin
karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumları ile
çalışma şartlarını belirlemek üzere toplu iş
sözleşmesi yapmalarına, uyuşmazlıkları
barışçı yollarla çözümlemelerine, grev ve lokavta ilişkin
usul ve esasları düzenlemektedir.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanun Tasarısının
amacına ilişkin 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 1- Bu Kanunun amacı, işçi sendikaları ile
konfederasyonların kuruluşu, yönetimi, işleyişi,
denetlenmesi, çalışma ve örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar
ile işçilerin ekonomik ve sosyal hakları ile çalışma
şartlarını belirlemek üzere işverenlerle toplu iş
sözleşmesi yapmalarına, uyuşmazlıkları
barışçı yollarla çözümlemelerine, greve başvurmalarına
ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
İdris
Baluken Pervin Buldan Abdullah Levent Tüzel
Bingöl Iğdır İstanbul
Hasip
Kaplan Halil
Aksoy Hüsamettin
Zenderlioğlu
Şırnak Ağrı Bitlis
BAŞKAN
Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER
KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)
Katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN - Kim konuşacak?
PERVİN BULDAN (Iğdır) Levent Tüzel konuşacak.
BAŞKAN Buyurun Sayın Tüzel.
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle Suriye Akçakalede 5 yurttaşın ölümü nedeniyle ben
de başsağlığı diliyorum. Tabii, Meclis
Başkanı Suriye Hükûmetini kınamaktan söz etti, Suriyeyi
kınayalım ama sonuç itibarıyla Suriyeyi bu kaosa,
karmaşaya yol açan emperyalist planlar ve bu planlara
bağlanmış bir AKP politikası var. Aslında bundan ders
çıkartmak ve bu hatadan dönmek gerekiyor.
Sözlerime başlarken doğrudan işçi
sınıfımızı ilgilendiren bir yasayı görüştüğümüz
için Türkiye işçi sınıfını selamlamak istiyorum ve on
yıldır beklenen bir yasadan bahsediliyor ve bu yasanın özellikle
yetkileri bekleten bir bakanlık düzenlemesi olarak aslında Türkiye
işçi sınıfına ve emekçilerine âdeta bir şantaj
yasası sendikal güçlere bir dayatma olarak da
çıkartıldığı bugün görülüyor.
Şimdi Toplu İş İlişkileri Kanunu diye
tasarı önümüze geldi ama tepkiler üzerine adı
değiştirilmesi düşünülüyor. Diğer şimdiye kadar
çıkmış yasalarda olduğu gibi bu da neoliberal piyasa kavramlarının
kullanıldığı, ihtiyaç duyulduğu bir düzenleme.
Adı sendikalar ve toplu sözleşme yasası olarak düzenlenmiş
olsa bile sadece adı değişmiş olacak, içeriği
değişmiş olmayacak. Sosyal diyalog, esnek çalışma,
güvenceli esneklik, bir sürü benzeri kavramlar aslında işçi
sınıfımıza benimsetilmek isteniyor. Aslında AKP
İktidarı ve bugünün kapitalist sermaye düzeni, adı olan ama
faaliyeti olmayan, bir hak mücadelesi olmayan sendikalar istiyor çünkü sermaye
sınıfının aslında işçi sınıfından
alacağı da, işçi sınıfından korkuları da
bitmemiştir ve bu yasa aslında bunun eseridir. Toplumlar
mücadelesinin iki gücün emek adına işçi sınıfı,
sermaye adına burjuvazi- aslında kapışmaları ve
mücadelesi devam ediyor. 12 Eylülle hesaplaşma üzerine çokça duruldu,
duruluyor. Darbecilerin kapattığı ve sonradan da
kısıtladığı sendikaları aslında AKP Hükûmeti
kendisine bağlamak ve bugünün neoliberal ihtiyaçları
açısından kontrol altına almak istiyor. Nedir bu neoliberal
ihtiyaçlar? Kamunun tasfiyesi, özelleştirme, esnek çalışma.
Bütün bunlara boyun eğecek, biat edecek bürokratik bir
sendikacılığı da bu yasayla düzenlemek ve getirmek istiyor.
Aslında 12 Eylülün asıl hedefi işçi sınıfı
ve onun örgütlü gücü sendikalardı, şimdi de AKP Hükûmeti bunu hedef
hâline getirmiş durumda. İşte bunun en yakın örneğini
biliyoruz ki bugün 127nci gününü yaşayan hava-iş kolunda örgütlü
işçilerin işten atılması. Neydi? Bir gecede korsan taksiyle
mücadele adına çok açık bir şekilde grev yasağı
getirildi yani birçok sermaye gücünün cesaret edemediğini AKP bu
ustalık döneminde cesaretle yaptı.
O nedenle bizim sözümüz ve uyarımız aslında ekmek
davasına, her gün hayatını riske sokarak işe giden
işçilere ve işçi olmaya mahkûm edilmişlere yani
alışveriş merkezlerinde kor olan madenlerde, maden cinayetlerinde
toz olan, gölde buz olan işçilere, onların bu yasayı, kendileri
için çıkartılmak istenen bu yasayı izlemeleri ve takip etmeleri
gerekiyor. Ortada olan nedir? Parlak laflar ve vaatlerin ardında kopkoyu
vahşi bir sömürü çarkıdır. Taşeron uygulamaları, esneklik,
uluslararası istihdam sözleşmesi ve güvenceli çalışma,
istihdam dostu büyüme lafları arkasında işte böylesi bir
saldırı peş peşe gelmektedir.
Aslında Hükûmet yine, bir kez daha bu yasada da fırsat
siyasetini göstermiştir. Çokça şikayet konusu olan bu mevcut
Sendikalar Kanunu değişsin talebini fırsata dönüştürmekte
gecikmemiştir. Aslında sendikaları yaşatma ve yenileme
değil, tam anlamıyla sendikaları gömmenin yasasıdır ve
ne yazık ki bu sendikaların arkasından da iyi bilirdik
diyebilecek bir durum söz konusu değildir ama bu yasa vesilesiyle de
sendikalar kendi eksiklerini gözden geçirecektir. Evet, sendikalar
gömülmektedir, devam etmekte olan barajlar nedeniyle, burada da ifade edildi,
birçok sendika yetki kaybıyla tarihe karışacaktır.
Aslında burada Sayın Bakan rakamlardan ama bu rakamların sanal
yönünden söz etti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) Evet, sanal ama
sendikalaştıkları için işten atılan işçiler de bu
ülkenin gerçeğidir. Bunları bizler de hatırlatmak ve
değinmek istiyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Tüzel.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Bir sonraki önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş
İlişkileri Kanun Tasarısının 1. maddesinin;
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Süleyman Çelebi
(İstanbul) ve arkadaşları
Madde 1: Bu kanunun
amacı, işçi ve işveren sendikaları ile diğer hak
öznelerinin kuracağı sendikalar ve Konfederasyonların
kuruluşu, yönetimi, işleyişi, denetlenmesi, çalışma ve
örgütlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile işçilerin ve
işverenlerin karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal
durumları ile çalışma şartlarını belirlemek üzere
toplu iş sözleşmesi yapmalarına, uyuşmazlıkları
barışçı yollarla çözümlemelerine, grev ve lokavta ilişkin
usul ve esasları düzenlemektir.
İzzet Çetin (Ankara) ve
arkadaşları
BAŞKAN Son okunan önergeye katılıyor musunuz Sayın
Komisyon?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER
KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU
(Afyonkarahisar) Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Sayın Çetin,
buyurun.
Süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)
İZZET ÇETİN (Ankara) -
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
1inci madde hakkında verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım.
Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın
Bakanımız -burada yok, Çalışma Bakanımız- Sanal âlemden
gerçek âleme geçiyoruz. dedi birinci bölümdeki konuşmasında.
Şimdi, sendikaların amacı zaman zaman tanımlarla
belirlendi ve 274 sayılı Sendikalar Yasası, 1963
yılında çıkarılan Sendikalar Yasasında
çalışanlar önceden izin almaksızın sendika kurabilirler
idi. Daha sonra, oradaki bir düzenlemeyle de çalışanların hak
ve menfaatlerini korumak amacıyla kurulmuş örgütler olarak
tanımlanırdı sendikalar. Daha sonra 2821 ve 2822
sayılı yasalarda, 12 Eylülün ürünü olan yasalarda
çalışanlar kavramı işçiler ve işverenler olarak
değiştirildi ve orada da, çalışma ilişkilerinde
ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerin korunması ve geliştirilmesi
için işçiler ve işverenler tarafından yani ekonomik ve sosyal
hak veya menfaatleri koruyup ve geliştirme görevi toplu sözleşme
yapmaktan öte sendikalara yüklenen bir görev idi. Şimdi, ileri
dediğimiz, on yıl beklediğimiz, on yıl sonra gelen yasada
sendikaların amacına baktığımızda 2821 ve 22
sayılı yasaların 1inci maddelerinin birleştirilmiş
şekli gibi gözüküyor ama esas unsur, sendikalara yüklenen, toplum
tarafından çalışanlar, emekçiler tarafından sendikalardan
beklenen görevleri yerine getirmekten uzak bir görev üstlendirilmiş.
Sadece, bu kanun, sendikaların toplu sözleşme yapan kuruluşlar
olarak faaliyetlerini sürdürebilmeleri için onların kuruluş,
işleyiş, usul ve esaslarını belirliyor.
Bir de, eski yasalarda da eleştirdiğimiz
Barışçıl yollarla çözümlemek. Değerli arkadaşlar,
emek-sermaye, işçi-işveren var olduğu sürece çatışma
hâlindedir. İşveren, hep daha çok kâr elde etmek ister, işçi de
daha insanca yaşamak ve daha iyi ücret elde etmek ister. O nedenle, burada
bir menfaat çatışması vardır. Barışçı yolla
çözümleyeceksin bunu. demek Gücümü, ben güçlüden yana kullanacağım
devlet olarak. demektir. Onun için, Barışçı yolla yerine
orada, hiç olmazsa Mevzuat çerçevesinde çözümlemek. kavramı daha uygun
olur.
Diğer taraftan, grev ve lokavta başvurmaları
Değerli
arkadaşlarım, çağdaş ülkelerde grev bir haktır ama
lokavt bir hak değildir. Lokavt, işçileri, çalışanları
işinden, ekmeğinden eden, sadece çalışanları,
işçileri değil, onların aile efradını,
çocuklarını da olumsuz etkileyen, onların da beslenmesini, giyinmesini,
eğitim, sağlık gibi hakları kullanabilmelerini engelleyen
bir insanlık ayıbıdır. O nedenle, Bir çağdaş
yasa yapıyoruz. deyip, grevin yanına lokavtı da koymak ancak 12
Eylül mantığının ve hükmedici zorba bir
anlayışın ürünü olabilir. O nedenle biz
Bir de burada
dikkat edilmesi gereken husus, dikkat ederseniz 12 Eylülden önce yürürlükte
olan 274 sayılı Yasa gerçekten özgürlük ortamında
hazırlanmış bir yasa idi ve çalışanlara bu hakkı
veriyor idi. Şimdi, uluslararası sözleşmelere imza koyduk. Orada,
Diğer hak özneleri diye tabir ettiğimiz, örneğin, emeklilerin de
sendikalaşmasına imkân verecek düzenlemenin bu yasanın içerisinde yer alması gerekir. Hatta Sayın
Başbakan bir konuşmasında söyledi, bu alanla ilgili Sayın
Başbakana katıldığım tek noktadır. Gelin
çalışanlar diyelim, işçi ve memurları bir amaç
etrafında birleştirelim. Yapılması gereken düzenleme böyle
bir düzenlemedir; çalışanlar kavramı etrafında tüm
emekçileri birleştirmektir.
Bu şekilde verdiğimiz önergenin kabulünü, hatta konuşmamda
ifade ettiğim, eski 2821 sayılı Yasada ve 274 sayılı
Yasada var olan toplu sözleşme yapma dışında sendikalara
yüklenilen çalışanların hak ve menfaatlerini korumak ve
geliştirmek kavramını da ilave ederek önergemizin kabulünü rica
ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Çetin.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş
İlişkileri Kanunu Tasarısının adının
Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nurettin Canikli (Giresun) ve
arkadaşları
BAŞKAN Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER
KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) Sayın
Başkanım, tüm grupların imzası olan bu önergeye gönülden
katılıyorum ama çoğunluğumuz yoktur, takdire
bırakıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU
(Afyonkarahisar) Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe: Kanunun ikinci ve yedinci bölümleri arası hükümler
sendikal kuruluşlar ile ilgili hükümler olduğundan kanunun isminin
Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu olarak
değiştirilmesi amaçlanmıştır.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda 1inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
1inci madde
kabul edilmiştir.
2nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanun Tasarısının 2.
Maddesinde 1 inci bendinin (ğ) fıkrasındaki sendika
tanımının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
(ğ) Sendika: İşçi ve emekçilerin temel hak ve
özgürlükleri gözetilerek, üyelerin ortak ekonomik, sosyal hak ve
çıkarlarını korumak, çalışma
koşullarını iyileştirmek için tüzüklerinde belirledikleri
sayıda kişinin bir araya gelerek işkolunda faaliyette bulunmak
üzere kurdukları kitle örgütleridir.
İdris
Baluken Pervin
Buldan Levent
Tüzel
Bingöl
Iğdır
İstanbul
Hasip
Kaplan Halil
Aksoy Hüsamettin
Zenderlioğlu
Şırnak Ağrı Bitlis
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekten
olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş İlişkileri
Kanun Tasarısının 2 inci maddesinin ğ)
fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini (g) ve (ı) fıkralarının
çıkarılmasını ve diğer maddelerdeki
tanımların bu değişikliğe göre yeniden düzenlenmesini
arz ve teklif ederiz.
ğ) Sendika
Üyelerinin temel hak ve özgürlükleri gözetilerek çalışma
ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını
korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir
araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere
oluşturdukları tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar.
Süleyman
Çelebi Dr. Candan
Yüceer Kadir Gökmen
Öğüt
İstanbul
Tekirdağ
İstanbul
Nurettin
Demir Aytun
Çıray Özgür
Özel
Muğla
İzmir
Manisa
İzzet Çetin Musa Çam
Ankara İzmir
BAŞKAN
Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER
KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) Katılmıyoruz,
Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar)
Katılamıyoruz, Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Çelebi, buyurun.
Süreniz beş dakika.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Teşekkürler Sayın
Başkan.
Değerli arkadaşlar, demek ki konuşmamda tabii, yirmi
dakikada -çok kapsamlı bir yasayı konuşuyoruz- enine boyuna
bütün ayrıntıları değerlendiremiyoruz. Sayın Bakan
keşke şimdi burada olsaydı. Bana öncelikle bir 85 bin
rakamı mı büyük, 8.500 rakamı mı? diye bir
yaklaşımda bulundu. Yani yüzde 10dan yüzde 1e indiğinde
8.500ü matematiksel olarak koyduğunda tabii ki küçük ama buradan
söylediğim, daha önce o 85 bin üyeyi kâğıt üzerinde de olsa,
yanlış istatistikler de olsa -ki bu sendikaların hatası
değildi- o sendikalar yüzde 10 barajını geçmişti. Şimdi ise yüzde 1e düştüğü
zaman, yüzde 1de bile o sendikaların büyük bir bölümü yüzde 1
barajını yani o 8.500 kişiyi aşamıyor. O bir tane
sendika değil, her konfederasyona bağlı en az birer sendika,
diğer alanda kurulan sendikaları da dikkate
aldığımızda bir tane 8.500den bahsetmiyorum, en az üç
konfederasyona bağlı 850 bini dikkate aldığımızda
8.500 kişiyi aşan ve bu yeni iş kolu birleştirmeleri
nedeniyle sayısal olarak da artan bir tablodan bahsettim.
Dolayısıyla öncelikle şunun çok net bilinmesi gerekiyor:
Yani bir oldubittiye getirilmemeli, burada hak kaybı doğuracak bir
düzenlemeye doğru gidilmemeli. Bu 8.500 rakamını şu anda
geçemeyen sendikaların olduğunun, bu yeni yaklaşımla
olduğunun bir tespitini en azından bu Mecliste yapalım.
Sayın Bakan da desin ki çıksın, evet, yüzde 1 uygulanması
hâlinde, geçici bir düzenleme yapılmaması hâlinde on tane sendika
daha önce toplu sözleşme yapma hakkına sahip, toplu iş
sözleşmesi çağırısı yapan, şu anda 350 bin
kişilik sözleşmeyi bekleyenlerin içinde yer alan sendikaların onunun
barajı aşamayacağını bir tespit edelim. Dolayısıyla
bunu pansuman tedavisi yapmayalım. Buralarda geçici maddelerle,
idareimaslahatla bunları çözüm gibi görerek bu yasayı şimdiden
katletmeyelim. Bu yasa önemli bir yasa. Otuz yıldır bununla ilgili
işçi sınıfının beklentileri var. On yıldır
bu yasayı konuşuyoruz. Haksızlık yapılmasın.
Önerimize gelince de: Şimdi mutabakata
vardığımız, son birleştirdiğimiz önergeyle Toplu
İş İlişkileri Kanunu yerine Sendikalar Kanunu ve Toplu
İş Sözleşmesi Kanunu hâline dönüştü. Bu konuda atılan
adımı doğru buluyorum. Şimdi, bunun altını
doldururken hâlen kuruluşlar diye 2nci maddede onun kalması teknik
olarak da doğru değildir. O nedenle konfederasyon isimlerinin oraya
konulması, sendikal literatüre de uyan bir düzenlemenin şimdi
yapılması daha da anlam kazanıyor. Önerdiğimiz cümlelere
takılarak, Bunu muhalefet veriyor, reddedelim diye retçi bir mantık
yerine, bu işi teknik olarak bu Meclise yakışan bir düzeyde
tamamlayalım. Yarın, O kuruluş neydi, nereden çıktı
bu kuruluş? tartışmaları yargı önüne gittiğinde
başka bir kuruluş hâline dönüştürmeden kapsamını,
adını, sanını, kurgusunu doğru yapalım diye
önerdiğimiz bir düzenlemedir. Bu anlamda, milletvekili
arkadaşlarımızın, bir kez daha, bu yeni -biraz önce oy
birliğiyle kabul ettiğimiz- başlığa uygun 2nci
maddede de düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, teknik olarak da bunun gerekli
olduğunu bir kez daha ifade ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle
bir kez daha selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim Sayın Çelebi.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanun Tasarısının 2.maddesinde
1 inci bendinin (ğ) fıkrasındaki sendika
tanımının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
ğ) Sendika: İşçi ve emekçilerin temel hak ve özgürlükleri
gözetilerek, üyelerin ortak ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını
korumak, çalışma koşullarını iyileştirmek için
tüzüklerinde belirledikleri sayıda kişinin bir araya gelerek
işkolunda faaliyette bulunmak üzere kurdukları kitle örgütleridir.
İdris
Baluken (Bingöl) ve arkadaşları
BAŞKAN Komisyon, katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL
İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara)
Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL
EROĞLU (Afyonkarahisar) Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
PERVİN BULDAN (Iğdır) Abdullah Levent
Tüzel
BAŞKAN Sayın Tüzel buyurun, süreniz beş
dakika.
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) Teşekkür
ederim.
Katılsalardı şaşardık zaten.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet,
sendika tanımında sendikaların adına uygun bir
tanımlama getirmek gerekiyor ve ülkemizin gerçekliğine
bakıldığında sendikalar, gelir adaletsizliğine, emek
sömürüsüne, yoksullaşmaya, iş cinayetlerine, işten atmalara
bunlar gibi birçok sermaye saldırısına karşı örgütlü
yanıtın adıdır elbette ki.
Özellikle ekonomi dediğimizde, peş peşe
gelen zamlar ve tabii ki sermayenin artan kârları, bunun
karşısında yoksullaşan emekçi tablosunu
değiştirmenin adıdır tabii ki sendika ama bizim ülkemize
baktığımızda sendikaları kurması, üye olması,
büyütmesi gereken işçiler âdeta sendikadan korkar hâle getirilmiştir.
Kimdir bunun sorumlusu? Elbette patron ve sendika bürokratları el
birliğiyle bunu başarmıştır.
Kocaelide
tanıştığım, bir toplantıda
tanıştığım işçi, 4 milyonuncu Ford ürününü
tezgâhtan indiren işçi ne diyor? İşten atılma ve
sendikalaşınca sahip çıkılmama korkusunu
yaşıyor, öncelikle bu. İkincisi de bu işçi, metal
işçisi en az rapor alan, en uzun ve verimli çalışan
işçidir. Türkiye işçisinin sicili ve karakteri budur.
İşte, Başbakanın yetiştirmek istediği,
bütün bu vahşiliğe ses çıkarmayacak, itaat edecek, ecdat
bilincine sahip, dindar bir gençlik ve işçi kuşağıdır.
Bu yasada, işte, bütün bu sinsi hesapların örtüsü yapılmak
istenmektedir. Aslında sermaye sınıfı da ve onun Adalet ve
Kalkınma Partisi gibi politikacıları da bilirler ki emek gücü
olmadan, emekçi olmadan üretim olmaz. Ama şunun da bilinmesi gerekir ki,
bu şekilde sınıfı ve sendikalarını yasalara da
hapsedeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Tabii ki işçi sınıfı da önüne getirilen bu yasadan
bilmelidir ki, kendisinin bu saldırılara karşı mücadelede
birleşeceği, örgütleneceği güçlü sendikalar da bu tarzda
yasalarla olmayacaktır. Sendikalar, işçi
sınıfımızın mücadelesinin eseri olacaktır. Güçlü
sendikayı işçiler yaratacaktır, bu tarzda düzenlenmiş
yasalar değil.
Demin sözlerimi tamamlarken işaret etmiştim, Sayın Bakan
sanal olan rakamlardan, sanallaşmış rakamlardan söz ediyor ama
ülkemizde sendikalaştığı için, sendikal mücadele içerisinde
olduğu için, hak aradığı için işten atılanlar
bizim gerçekliğimizdir. Ankarada Togo işçileri, İzmirde Billur
Tuz işçileri, İstanbulda tekstil, Teksim işçileri, bütün bunlar
-sayıları on binlerce olan işçiler- aslında Bakana
yanıt vermektedir. Şimdi, Bu yasa 75 milyonun yasasıdır,
Faruk Çelikin yasası değildir . denmekte ama değil 75 milyon,
işçinin dahi, bu hayatı var eden, bu halkı geleceğe
taşıyan işçilerin yasası falan değildir. Aslında
tipik, bugüne kadar çıkmış, geçen yasama döneminden bugüne
çıkmış bütün yasalar gibi AKP Hükûmetinin, çalan çırpan,
ranttan ve yolsuzluklardan kazanan, halkın emeğini sömürme üzerinde
bir düzen kurmuş, bu düzeni sürdürenlerin aslında geleceğini
koruyan bir yasadır.
Şimdi, Sayın Bakan diyor ki: Emeğe, emeğin aleyhine
olacak hiçbir düzenlemeye imza atmayız. Peki, o zaman sormak gerekir
-işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasının
adı olan lokavt- lokavtı grevle birlikte düzenleyen bir yasa
nasıl emeğin, emekçinin yanında olur? Bugün çok açık bir
şekilde şunu söylemeliyiz, Meclis kabul etmeli ki, lokavt bir suçtur
ve yasaklanmalıdır. Ama şimdi bu düzenleme, lokavt, işte,
tarafsızlık adına, bütün toplumsal kesimleri korumak adına
burada gözetilmektedir.
Sendikaların grev hakkını bir arada, kopmaz bir
şekilde, ilkesel bir yaklaşımla koruması önemli ama burada
bu yasayla birlikte yetki prosedürleri, toplu iş sözleşmesi
prosedürleri, grev prosedürleri, buraya devletin, kamunun müdahalesi, buradaki
yasaklar, buradaki ertelemeciler ve getirilen binbir türlü prosedür âdeta bu
hakkı kullanamaz, bu özgürlüğü, bu örgütlenme hakkını
kullanamaz hâle getirmiştir. Dolayısıyla, biz, geçen dönemden
bildiğimiz genel sağlık, millî güvenlik benzeri gerekçelerle
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) -
lastik işçilerinin, belediye
işçilerinin grevlerinin yasaklandığını unutmadan
haklarını koruma doğrultusunda işçi
sınıfımız bir mücadele verecektir bu çıkartılacak
yasalara rağmen. Bu yasaları da çiğneyip geçecek ve buradan da
AKP Hükûmetine karşı hakkını koruyacaktır.
Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Sayın Tüzel, teşekkür ederim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
2nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
2nci madde kabul edilmiştir.
3üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1/197 Sıra Sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanun Tasarısının 3 üncü
maddesinin (2) Nolu fıkrasının madde metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Süleyman
Çelebi Dr. Candan
Yüceer Kadir Gökmen
Öğüt
İstanbul
Tekirdağ
İstanbul
Nurettin
Demir Aytun
Çıray Özgür
Özel
Muğla İzmir Manisa
İzzet
Çetin Musa
Çam Ferit Mevlüt
Aslanoğlu
Ankara İzmir İstanbul
BAŞKAN Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER
KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) - Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU
(Afyonkarahisar) Katılmıyoruz Başkanım.
BAŞKAN Sayın Çetin, buyurun.
İZZET ÇETİN (Ankara) Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tasarının bütünü üzerinde
şahsım adına söz aldığımda okuduğum madde bu
maddeydi, bir kez daha okuyorum: Kuruluşlar, bu Kanundaki kuruluş
usûl ve esaslarına uyarak önceden izin almaksızın kurulur. Yani
sendikacılığı, sendikal haklar ve toplu sözleşme
özgürlüğü konusunda ileri adımlar attığını
söyleyen bir tasarı ve bunun sahipleri sendika ve konfederasyon
kelimesini kullanmaktan bile çekinecek kadar sendikal alana soğuk baktıklarının
somut resmidir bu. Gerçekten, eğer 2nci maddedeki Tanımlar
başlığı olmasa, tanımların içerisinde
kuruluş kavramının -(g) bendinde- sendika ve
konfederasyonları kapsadığını görmeseniz bunu
anlamanızın olanağı yok.
O nedenle, kanun yapma tekniği açısından bile olsa bir
redaksiyon niteliğindeki kuruluş kavramının sendikalar
ve konfederasyonlar olarak düzeltilmesinde büyük yarar olduğunu
açıkça belirttikten sonra konunun özüne girmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bu madde,
bakıldığında, daha evvelki 2821 sayılı Sendikalar
Yasasının 3 ve 6ncı maddelerinin
kısaltılmış şeklinden ibaret gibi gözüküyor. Madde çok
masumane gibi gözüküyor ama eğer sendikacılığı, özgür
sendikacılık ve sendikal haklarda özgürlük ortamını yaratmayı
vadediyorsanız bu maddeye çok dikkatle bakmanız gerekir. (1)inci
fıkrada okudum, tekrar okumayacağım- Sendikalar
kuruldukları işkolunda faaliyette bulunur. dedikten sonra (2)nci
fıkrasında Kamu işveren sendikalarının, aynı
işkolundaki kamu işverenleri tarafından kurulması ve
faaliyette bulunması şartı aranmaz. Yani tıpkı bizim
Avrupa Birliğine girişimizde diğer Avrupa Birliği
ülkelerinin, hem emekleri hem sermayeleri özgürce dolaşırken Biz
girdiğimizde sermaye dolaşacak, emek kösteklenecek. dediğimiz
bir tablo. Bizde de Sendikalar Yasasında işçi sendikalarına
köstek vuracaksınız, işveren sendikalarını serbest
bırakacaksınız, hem de kamu işveren
sendikalarını.
Arkadaşlar,
buradaki düzenleme ile kamu işveren sendikaları gerçekten
tartışılmalıdır. Devlet, işçisinin, asgari
ücretli işçisinin ödediği vergiden oluşan bütçesinden kamu
işveren sendikalarına aidat adı altında kaynak
aktarıyor, bir.
İkincisi:
Devlet -biraz evvel de söyledim- işverenlerin yanında, özellikle
TOBBun -biraz evvel arkadaşlar saydı, ben de değişik
biçimde telaffuz ediyorum- güç kullanmaktan çekinmeyen işverenlerin
karşısında -tabirimi bilerek söylüyorum- diz çöküyor. Yani
Odalar Borsalar Birliği böyle istedi, yasayı geçirmeyin dedi, şöyle
yapın dedi diye de Bakan imzalayamıyor.
Kamu
işveren sendikaları bu ülke için lüzumsuzdur, gereksizdir çünkü
devlet, işçisinin karşısında işverenin yanında
saf tutmaz, en azından tarafsız olmak zorundadır, taraflara
eşit mesafede bulunmak zorundadır. O nedenle, kamu işveren
sendikaları adı altında devletin farklı bir örgütlenmenin
içinde emekçinin karşısına dikilmesi Sopayı eline
almış, çalışanların tepesinde bekliyor. anlamı
taşır. O nedenle, 2nci fıkranın komple
çıkarılmasını içtenlikle teklif ettik. Yani burada bu
teklif laf olsun diye yapılan bir teklif değildir.
Hükûmetin
bakanları, herhangi bir şekilde -Maliye Bakanı,
Çalışma Bakanı- sözleşmeler bir ihtilafa doğru
gittiğinde, görevleri gereği zaten taraf oluyorlar. Kamu işveren
sendikaları kendi güçlerini kullandıkları gibi bir de
işverenlerin yanında, onların gerekli personeli vesairesinden de
yararlanarak işçi sendikalarının karşısında güç
gösterisine kalkıyorlar. Yani sendikaları yeteri kadar bitirdiniz,
bir de işverenlerin yanında kamu işveren sendikaları
adı altında yer alarak, onların safında yer tutmanız sizin
-biraz evvel söylediğim gibi- emekçilere karşı olduğunuzu
ortaya koyar. Ben de o zaman çok rahatlıkla ve
göğsümü gere gere AKPnin anlayışında emek yoktur, emekçi
yoktur, emekli yoktur, sendika yoktur, çiftçi, köylü yoktur. diye içtenlikle
söylerim, inanarak söylerim.
Onun için, bu 2nci fıkranın madde metninden
çıkartılması bir demokratik anlayışın
gereğidir, bir zorunluluktur. Bir kez daha dikkatlice okuyarak önergeye
katılmanızı rica ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
3üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... 3üncü madde kabul edilmiştir.
4üncü madde üzerinde üç önerge vardır, geliş
sırasına göre okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 197 Sıra Sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanunu tasarısının 4üncü
maddesinde belirtilen ekli (1) Sayılı Cetvelde yer alan 16 Nolu
işkolunun Gemi yapımı ve deniz taşımacılığı,
ardiye ve antrepoculuk olarak değiştirilmesini, 17 Nolu
işkolunun metinden çıkartılarak takip eden işkolu
numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Nurettin
Canikli Recep
Özel İsrafil
Kışla
Giresun
Isparta Artvin
Ahmet
Yeni Bülent
Turan Adnan
Yılmaz
Samsun
İstanbul
Erzurum
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan (1/567) esas sayılı Toplu
İş İlişkileri Kanunu Tasarısının 4.
maddesiyle düzenlenen Ekli 1 Sayılı Cetvelde bulunan
İşkollarının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
1 SAYILI
CETVEL
|
No |
|
|
1
|
Gıda, avcılık ve
balıkçılık, tarım ve ormancılık |
|
2
|
Madencilik ve taşocakları |
|
3
|
Petrol, kimya, lastik, plastik ve
ilaç |
|
4
|
Dokuma, hazır giyim ve deri |
|
5
|
Ağaç ve kağıt |
|
6
|
İletişim |
|
7
|
Basın-yayın ve
gazetecilik |
|
8
|
Banka, finans ve sigorta |
|
9
|
Ticaret, büro, eğitim |
|
10
|
Güzel sanatlar |
|
11
|
Çimento, toprak ve cam |
|
12
|
Metal |
|
13
|
İnşaat |
|
14
|
Enerji |
|
15
|
Ulaştırma, ardiye ve
antrepoculuk |
|
16
|
Sağlık, sosyal hizmetler |
|
17
|
Konaklama ve eğlence
işleri |
|
18
|
Savunma ve güvenlik |
|
19
|
Genel işler |
Ruhsar Demirel Ali Öz Ali Halaman
Eskişehir Mersin Adana
Nevzat Korkmaz D. Ali Torlak Mehmet Günal
Isparta İstanbul Antalya
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 197 Sıra Sayılı Toplu İş İlişkileri
Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin (1) nolu
fıkrasının eki niteliğindeki (1) Sayılı Cetvelin
ve (3) nolu fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Süleyman Çelebi Candan Yüceer Kadir Gökmen Öğüt
İstanbul Tekirdağ İstanbul
Nurettin Demir Aytun Çıray Özgür Özel
Muğla İzmir Manisa
İzzet Çetin Musa Çam Ankara İzmir
(1)
Sayılı Cetvel
|
No |
İşkolları |
|
01 |
Avcılık ve
balıkçılık, tarım |
|
02 |
Gıda |
|
03 |
Madencilik ve taş
ocakları |
|
04 |
Petrol, kimya, lastik, plastik ve
ilaç |
|
05 |
Dokuma, hazır giyim ve deri |
|
06 |
Ormancılık ve Ağaç |
|
07 |
İletişim |
|
08 |
Basın-yayın ve
kağıt |
|
09 |
Gazetecilik |
|
10 |
Banka, finans ve sigorta |
|
11 |
Ticaret, büro, eğitim ve güzel
sanatlar |
|
12 |
Çimento, toprak ve cam |
|
13 |
Metal ve Gemi Yapımı |
|
14 |
İnşaat |
|
15 |
Enerji |
|
16 |
Ulaştırma, ardiye ve
antrepoculuk |
|
17 |
Deniz
Taşımacılığı |
|
18 |
Sağlık, sosyal hizmetler |
|
19 |
Konaklama ve eğlence
işleri |
|
20 |
Savunma Sanayi ve güvenlik |
|
21 |
Genel işler |
(3) Bir işkoluna giren
işlerin neler olacağı, işçi ve işveren
konfederasyonlarının görüşü alınarak ve uluslararası
normlar göz önünde bulundurularak Bakanlıkça çıkarılacak bir
Tüzükle düzenlenir.
BAŞKAN Komisyon, son önergeye
katılıyor musunuz?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA
VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Ankara) -
Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN Sayın Hükûmet?
ORMAN VE SU İŞLERİ
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN Sayın Çelebi, buyurun.
SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; şimdi, en önemli iş
kollarının nasıl olacağıyla ilgili bir düzenlemeye
tabi bu konuştuğumuz düzenleme. Bizim daha önceki yasada iş
kolları belirlenirken sendikalara göre belirlenmiş, kurulan
sendikalara göre iş kolları tanzim edilmiş ve uluslararası
standartlara aykırı bir düzenleme yapılmıştı.
Bugün yine görüyorum ki ve getirilen diğer önerge de biraz sonra
oylanacak, sendikaların durumlarına göre ve olacakları iş
kolları dikkate alınarak, Nerede olursa daha iyi olur.
mantığıyla geliştirilen bir önergeyi AKP vermiş. Biz
ise başından itibaren bunun belirli bir standarda oturtulması,
uluslararası bir standardı var, uluslararası standartlara uygun
bir düzenleme yapılması talebimizi ifade ettik. Buradaki temel amaç
Hangi iş kolunda hangi sendika olursa ve hangi konfederasyona
bağlı olursa. ilişkisi kurularak yapılmış bir
anlayışla buraya bu önerge getiriliyor.
Bakın, gemi yapımı, altını çiziyorum -buradaki
bütün mühendis, bu konuda uzman, teknisyen ne kadar arkadaş ve
milletvekili varsa- bu bir ulaşım ilişkisi midir yoksa
yapımı itibarıyla bir metal sektörüne dâhil edilmesi gereken bir
iş kolu mudur? Yapımı tamamen metal sektörü ama uygulama olarak
bakıldığında o iş kollarındaki sendikaların
özelliği ve konfederasyonlara dağılımı dikkate alarak iş
kolları taşımacılık iş kollarına
aktarılan bir yaklaşımla önümüze geliyor.
Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu şuna
benziyor: Gıda sektörüyle ilgili daha önceki düzenlemede şeker
iş kolunda sendika vardı yani tanımı tamamen şekerle
ilgili olduğu için, gıdayla ilgili olduğu için, hani çikolata
üretimi yapan fabrika da gıda iş koluna giriyor, şeker üreten
bir başka fabrika ise şeker iş kolu diye bir ayrıma
tutuluyor. Şimdi, bunların bazılarında düzenleme
yapılmasını önemli bir adım olarak görüyoruz. Burada temel
ayrışma noktası şudur: Artık, sendikaların
dengelerini gözeterek değil, bilimsel, uluslararası normlara uygun
bir düzenlemenin burada yaşama geçirilmesi talebimizdir verdiğimiz
önerge.
İkinci
önemli konu: Demin, Sayın Bakan, 11 milyon çalışan olduğunu
ifade etti sigortalı olarak ve bunun 930 bininin sendikalı
olduğunu söyledi. Yine Sayın Bakan, bu kürsüden, daha önce, toplam
toplu iş sözleşme sürecinde olan sendikalı işçi
sayısının da 587 bin kişi olduğunu açıkladı.
Şimdi, Nedir aradaki fark? derseniz, kâğıt üzerinde 930 bin
tane sendikalı üye vardır, yazılmıştır ama toplu
sözleşme düzeninden yararlanamayan sendika.
Şimdi,
yine, 11 milyon -burada, biraz önce Sayın Bakanın
açıkladığı- sayısal bir rakam var, sigortalı var
ama bunun içinde 2 milyon kişi, biliniz ki, aslında
çalışmamaktadır, aslında içlerinde çocuklar vardır,
aslında iş yeriyle sigorta dışında hiçbir
bağı yoktur. Sendikalı olma hakları da yoktur, içlerinde
çıraklar da vardır ama iş kolu istatistiklerine dâhil edildiğinde,
dağıldığında bu 2 milyon kişi de o istatistiklere
dâhil ediliyor ve dolayısıyla iş kolu istatistikleri daha
büyüyor. O iş kolunda çalışmadığı hâlde, o
iş kolunda fiilî bir çalışma yapmadığı hâlde,
sırf sigortalı olduğu için, sırf sigortalı göründüğü
için, sanki de onlar sendikalaşma hakkına sahip
olacaklarmış gibi bir yaklaşımı burada ortaya
koyuyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) Gelin, bunu gerçekten uluslararası
normlara uygun yapalım. Bir defa yapacağız, ne olursunuz
doğru yapalım diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkürler Sayın Çelebi.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Önerge kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.38
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.48
BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN
(Ankara)
----- 0 -----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 3üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım:
IX.- ÖNERİLER
A) Danışma
Kurulu Önerileri
1.- Genel Kurulun 4
Ekim 2012 Perşembe günü saat 10.00da toplanmasına ilişkin
Danışma Kurulu önerisi
Danışma
Kurulu Önerisi
No:33 Tarih:
03/10/2012
Danışma Kurulunun 03/10/2012 Çarşamba günü
yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin
Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
Cemil
Çiçek
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
Nurettin
Canikli Muharrem İnce
Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu Başkan Vekili Grubu
Başkan Vekili
Oktay Vural Pervin
Buldan
Milliyetçi Hareket Partisi Barış ve Demokrasi
Partisi
Grubu Başkan Vekili Grubu
Başkan Vekili
Öneri
Genel Kurulun 4 Ekim 2012 Perşembe günü saat 10.00'da
toplanması önerilmiştir.
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulu
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
İttifakla kabul edilmiştir.
Çalışma süremiz tamamlanmak üzeredir. Bu nedenle, kanun
tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri
görüşmek için 4 Ekim 2012 Perşembe günü, alınan karar
gereğince saat 10.00da toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati
: 19.50