TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
31’inci
Birleşim
29
Kasım 2012 Perşembe
(TBMM Tutanak
Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve
kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar
tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına
uygun olarak yazılmıştır.)
İÇİNDEKİLER
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.- YOKLAMALAR
IV.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Adıyaman
Milletvekili Mehmet Metiner’in, yeni anayasada vatandaşlık tanımına ilişkin
gündem dışı konuşması
2.- Balıkesir
Milletvekili Namık Havutça’nın, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması
3.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken’in, Bingöl ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Osmaniye
Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının bir
genelgesiyle norm fazlası öğretmenlerin rızaları dışında yer değişikliğine tabi
tutulduklarına ilişkin açıklaması
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık
Bakanlığında hizmet içi eğitim programı adıyla hangi beş yıldızlı otellerde
organizasyonlar yapıldığını ve Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere iş
verilip verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
3.- Adana Milletvekili
Ali Halaman’ın, sanayide Amerikan pamuğu kullanıldığına ve Hükûmetin hasat
döneminde ithalatı durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması
4.- Ankara Milletvekili
Levent Gök’ün, ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin Ankara yerine
İstanbul’da ağırlandığına ve bu anlayışın altında Ankara’yı başkent olmaktan
çıkartacak bir düşüncenin mi yattığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
5.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı
gelişmeleri getirilmek istenen sistemin bir parçası olarak gördüğüne ve bunun
tedirgin edici olduğuna ilişkin açıklaması
6.- İstanbul
Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 1416 sayılı Kanun kapsamında yüksek lisans ve
doktora çalışması için yurt dışına gönderilen öğrencilerin sorunlarına ilişkin
açıklaması
7.- İzmir Milletvekili
Rıfat Sait’in, 28 Kasım 2012 Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü
yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması
8.- Çanakkale
Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki aşırı yağışlar nedeniyle
çiftçilerin uğradıkları zararlarının tespit edilip edilmediğini ve yardım eli
uzatılıp uzatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
9.- Isparta
Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan
Dereboğazı yolunu duble yol hâline getirme çalışmalarına 2013’te mutlaka
başlanması gerektiğine ilişkin açıklaması
10.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Şubat 2013’te yapılacak atamalar için Başbakandan
randevu almak isteyen öğretmenlerin dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda
beklediklerine ilişkin açıklaması
11.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Türkiye
Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğuna ve
Anayasa’dan “Türklük” tanımını çıkarmaya Türk milletinin müsaade etmeyeceğine
ilişkin açıklaması
12.- İstanbul
Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, FİSKOBİRLİK çalışanlarına uygulanan baskıcı
tutumlara ilişkin açıklaması
13.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Of ilçesine bağlı
Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde Taşan Lisesi yolunun çamur içerisinde
olduğuna ve bu yolun bir an önce iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
14.- Çorum Milletvekili
Tufan Köse’nin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tarımsal sulama için açılan
su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getiren uygulamasından vazgeçmesi ya
da revize etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
15.- Bingöl
Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de İnönü Mahallesi’nden başlayan kentsel
dönüşüm projesinin Afet Yasası kapsamında ele alınmadığına ilişkin açıklaması
16.- Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar’ın, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası
Müdürlüğünde yaşanan dolandırıcılık olayına ilişkin açıklaması
17.- Bingöl
Milletvekili Eşref Taş’ın, Bingöl iline yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Ağrı Milletvekili Halil
Aksoy ve 21 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kış
aylarında meydana gelen yoğun hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/430)
2.- Burdur Milletvekili
Ramazan Kerim Özkan ve 26 milletvekilinin, ülkemizdeki çiftçilerin ürettikleri
ürünleri pazarlama sorunlarının ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/431)
3.- Hatay Milletvekili Mevlüt
Dudu ve 28 milletvekilinin, Suriye’de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile
ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya
çıkan olumsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/432)
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
verilmiş olan (10/279) esas numaralı
Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012
Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
2.- MHP Grubunun, narenciye üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan
(10/308) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel
Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
(Devam)
3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi
tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön
görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına
ilişkin önerisi (Devam)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
1.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın
Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
2.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Milliyetçi
Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması
3.- Zonguldak Milletvekili
Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Zonguldak Milletvekili
Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
IX.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş,
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı:
156)
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum
Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)
4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle
Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S.
Sayısı: 342)
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin
Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülüp görüşülemeyeceği hakkında
XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan
Köktürk’ün, Zonguldak’taki Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtların
kapasitelerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı
(7/11458)
2.- Diyarbakır Milletvekili Emine
Ayna’nın, üniversite öğrencilerinin yurt sorununa ilişkin sorusu ve Gençlik ve
Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11459)
3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan
Canalioğlu’nun, Bakanlık bünyesindeki spor yöneticiliği ve antrenörlük
kadrolarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11460)
4.- İstanbul Milletvekili Ali
Özgündüz’ün, Ağrı’daki yurt tadilatının bitirilmemesi nedeniyle yaşanan
mağduriyete ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11461)
5.- Muğla Milletvekili Ömer Süha
Aldan’ın, YURTKUR’a bağlı yurtlara ve öğrencilerin barınma sorununa ilişkin
sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11462)
6.- Kastamonu Milletvekili Emin
Çınar’ın, Kastamonu’da faaliyet gösteren yurtlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve
Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11574)
7.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın,
Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine spor salonu yapılması talebine ilişkin sorusu ve
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/11575)
8.- Tekirdağ Milletvekili Bülent
Belen’in, Tekirdağ’da bir alışveriş merkezinde çıkan yangından zarar gören
esnafın mağduriyetine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı
(7/11600)
9.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna ilişkin sorusu ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11892)
10.- Denizli Milletvekili Adnan
Keskin’in, Türk Tarih Kurumuna bağlı basımevinin inşaatı ile faaliyetlerine ve
Kurumun eski başkanı hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/11893)
11.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in,
Türk Dil Kurumunun çalışmalarına ve Kurum ile ilgili bazı iddialara ilişkin
sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/11894)
12.- Bursa Milletvekili İsmet
Büyükataman’ın, üniversite öğrencilerinin yurt ihtiyaçlarına ve yurtlarda
yapılan tadilatlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın
cevabı (7/12087)
13.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün,
borçlu vatandaşların mağduriyetinin giderilmesine ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/12184)
14.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün,
TBMM B Blok personel yemekhanesi ve A Blok üyeler kafeteryasındaki bir
uygulamaya ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet
Sağlam’ın cevabı (7/12356)
15.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün,
gündem dışı söz istemlerine ilişkin
sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın
cevabı (7/12357)
16.- İstanbul Milletvekili Mahmut
Tanal’ın, TBMM’de kullanılan bazı makam araçlarında araç takip sistemi
bulunmamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili
Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/12358)
29 Kasım 2012 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA
(Bartın)
-----0-----
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşimini
açıyorum.
III.- YOKLAMA
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Üç dakika
süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, yeni anayasada
vatandaşlık tanımı hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e
aittir.
Buyurunuz Sayın Metiner. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Adıyaman
Milletvekili Mehmet Metiner’in, yeni anayasada vatandaşlık tanımına ilişkin
gündem dışı konuşması
MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bir anayasayı demokratik kılan özelliklerin başında
hiç kuşkusuz vatandaşlık tanımı gelir. Demokratik vatandaşlık, ırk ve etnisite
üzerinden yapılan bir vatandaşlık tanımı değildir. Demokratik vatandaşlık, din
ve mezhep ekseninde yapılan bir vatandaşlık tanımı da değildir. Demokratik
vatandaşlık, ülkeye ve devlete aidiyet temelinde yapılan bir vatandaşlık
tanımıdır. Şayet bir devlet kendini mevcut ırklardan,
dinlerden ve mezheplerden biriyle tanımlamaya kalkışırsa o devlet, tanımı
gereği demokratik olamaz. Demokratik vatandaşlık tanımı, özü itibarıyla nötr
bir tanımı ihtiva eder. Bu yüzden herkesi kapsayıcı ve kuşatıcıdır. Demokrasinin,
hür ve eşit vatandaşlar rejimi olduğunun önemle vurgulanmasının sebebi de
budur. Eğer bir ülkede vatandaşların bir kısmı ırklarından, dinlerinden veya
mezheplerinden dolayı daha imtiyazlı bir konuma sahip iseler orada demokratik
devletten de dolayısıyla demokratik vatandaşlıktan da bahsetmek mümkün
değildir.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye hepimizin ülkesidir, bu devlet hepimizin devletidir, bu vatan hepimizin
vatanıdır, bu bayrak hepimizin bayrağıdır. Devletin resmî dili olan Türkçe
hepimizi ortaklaştıran bir dildir. Peki farklılıklarımız nerede? Bizler farklı
dillere, ırklara, mezheplere mensup vatandaşlar topluluğuyuz. Mademki devlet
hepimizindir, o zaman hepimizi sözde değil özde eşit gören bir anlayışa sahip
olmak zorundadır. Bu yüzden hepimizi kuşatıcı bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç
vardır. Bu tanım sadece ülkeye ve devlete aidiyet temelinde yapıldığında
kuşatıcı olabilir.
Değerli
milletvekilleri, bilinmelidir ki üniter devlet, ırk devleti demek değildir.
Devlet eliyle ulus inşa etmeye kalkışmak beyhude bir çabadır. Türkiye’de
ulusçuluk ne yazık ki ırkçılık biçiminde resmî ideolojiye dönüştürülmüştür. Bu
yüzden farklı ırkların, halkların varlığı inkâr edilmiş, farklı olan herkes
cebrî asimilasyon politikalarıyla hizaya çekilmek istenmiştir. Bütün bunların
Türklük adına yapılmış olması “Türk” ve “Türklük” kavramının herkesi kapsayan
bir anayasal vatandaşlık kavramı olduğu iddiasını da ne yazık ki inandırıcı
olmaktan çıkartmıştır. Çünkü anayasal bir mecburiyet tahtında, “Türk” olarak
kabul ettiğimiz farklı etnik aidiyete sahip vatandaşlarımızı hem kendimizden
bilmişiz hem de gayri muamelesine tabi tutmuşuz; hem “Bizdensiniz.” demişiz hem
de bizimle aynı haklara sahip olma taleplerini “bölücülük” diye yaftalayarak
bugünkü sorunun temellerini atmışız.
Değerli
milletvekilleri, Türklük, Kürtlük, Araplık vesaire bizim “vatandaşlık”
tanımımıza esas teşkil edemez, etmemelidir. Bu devlet sadece Türklerin devleti
değildir ve bu ülkede yaşayan herkes de Türk değildir. Devlete vatandaşlık
bağıyla bağlı olan herkesi “Türk” olarak değil “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı”
olarak kabul etmek gerekir.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – AKP bu!
MEHMET
METİNER (Devamla) – Bu cümleden olarak, Lozan’daki “azınlık” tanımını da
“demokratik vatandaşlık” anlayışına aykırı olduğu için elimizin tersiyle
itmemiz gerekiyor.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tayyip Erdoğan’a göre.
MEHMET
METİNER (Devamla) – Farklı dinlere mensup Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudi
vatandaşlarımız da bu ülkenin eşit vatandaşlarıdırlar. Herkesi ırkına, dinine
ve mezhebine bakmadan, temel hak ve özgürlüklerde eşitleyen demokratik bir
vatandaşlık anlayışına bu ülkenin ihtiyacı vardır.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Anayasa'ya nasıl yemin ettin?
MEHMET
METİNER (Devamla) – Ülkenin bütünlüğü ancak bu anlayış temelinde sağlanır.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Nasıl yapacağız bu Anayasa'yı? Sen hangi
Anayasa'ya yemin ettin? Yoksa bazı bakanlar gibi İngiliz Anayasası’na mı yemin
ettin?
MEHMET
METİNER (Devamla) – Mevcut ırki aidiyetlerden birini diğerlerinin üstüne
çıkarmak veya herkesi bir tek ırki tanım içine sıkıştırmaya çalışmak, devletin
bekasına da ülkenin birliğine de zarar verir.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Kraliçeye mi bağlısın, Türk milletine mi,
Amerikan Başkanına mı bağlısın yoksa?
MEHMET
METİNER (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, hepimiz Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla,
Çerkez’iyle, Arap’ıyla, Boşnak’ıyla, Zaza’sıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin
vatandaşlarıyız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, birilerinin iddia ettiği
gibi Türk’ü inkâr etmiyor. Türkiye'nin en başında zaten “Türk” var, hepimiz
Türkiyeliyiz. “Türkiyelilik” kavramının en başında da “Türk” var ama Türk’le
beraber herkes de var. O yüzden, hepimiz Türkiyeli olmak noktasında gururla
ortaklaşabiliyoruz.
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Niye “İngiliz” diyorsun, “Fransız” diyorsun da
“Fransalı”, “İngiltereli” demiyorsun? Sosyolojiden haberin yok, ettiğin
yeminden haberin yok. Yemini bir oku, yemini!
MEHMET
METİNER (Devamla) – Gazi Mustafa Kemal’in, Birinci Meclisin açılışında
“Efendiler, bu Meclis sadece Türklerin değil, Kürtlerin ve bilumum anasırı
İslamın Meclisidir.” biçimindeki sözleri, sonraki dönemlerde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET
METİNER (Devamla) – …herkesi Türk varsayan anlayış ve uygulamalarla apaçık bir
karşıtlık ifade etmektedir.
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Lazları oku, Lazları…
MEHMET
METİNER (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Pomaklar kaldı Pomaklar, Lazlarla Pomaklar…
HASAN
HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Alkışlayın, alkışlayın!
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Metiner.
Gündem dışı
ikinci söz, öğretmenlerin sorunları hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili
Namık Havutça’ya aittir.
Buyurunuz
Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Balıkesir Milletvekili
Namık Havutça’nın, öğretmenlerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
NAMIK
HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; “Gelecek gençlerin, gençler ise
öğretmenlerin eseridir.” diyen büyük devlet adamı Atatürk’ün devrimlerinin
yolunda, onun yolunda toplumumuza ışık saçan değerli öğretmenlerimizi, aynı
zamanda bu görevi yerine getirirken büyük bir mücadele veren öğretmenlerimizi
burada saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bir 24 Kasımı geride bıraktık ama öğretmenlerimize, o cafcaflı
sözlerin arkasında onlara kalan, yoksulluk ve yoksulluk sınırının altında maaş
almaktır. Bakın, 24 Kasım 2012 tarihinde Sayın Başbakan öğretmenlere şöyle
sesleniyor: “Öğretmenlerini ihmal eden toplumların ayakta kalma şansı yoktur.
Öğretmenlerine gerekli hürmeti, itibarı göstermeyen, hak ettikleri değeri
vermeyen, o önlenemez fedakârlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen hiçbir
toplumun geleceği, istikbali yoktur. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa,
çaresizliğe sevk eden bir milletin medeniyet tasavvuru da yoktur.” diyor Sayın
Başbakan. Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan öğretmenlere bunu söylüyor ama
Millî Eğitim Bakanı ne söylüyor bakın? Atanamayan öğretmenleri bir cami
önündeki güvercine benzetiyor ve onların az çalıştığını iddia ediyor yani
öğretmenlerimizi itibarsızlaştıran bir siyaset izliyor.
Bakın,
öğretmen arkadaşlarımızın bugün aldığı para ile ilgili, size -en önemli-
yoksullukla ilgili çarpıcı tabloyu sunmak istiyorum. 2002 yılında öğretmenimiz
470 lira alıyordu, 2012 yılında 1.769 lira maaş alıyor değerli arkadaşlarım. Az
önce görüştüğüm sendikalı arkadaşlarımız, 9/1’inci sıradaki maaş alan bir
öğretmenimiz 1.770 lira alıyor, 1/4’ündeki öğretmenimiz 2.237 Türk lirası
alıyor.
Değerli arkadaşlarım,
Türk-İş’in yaptırdığı araştırmaya göre şu anda açlık sınırı 958 lira, yoksulluk
sınırı 3.100 lira. Yani bu durumda, öğretmenlerimizin tamamı yoksulluk
sınırının altında maaş alıyor. İşte, öğretmene verdiğiniz değer budur Değerli
AKP Hükûmeti yetkilileri.
Bugün ise:
Bakın, alım gücüne bakıyorum; 2002’de simit 20 kuruş, çay 20 kuruş. 4 kişilik
bir ailenin o zamanki -2002’deki- sadece simit ve çayla beslendiğinde ödediği
para 144 lira, bugün ise 720 lira yani 5 kat artmış. Öğretmenlerin maaşındaki
artış ise sadece 3,5 katta kalmış.
Değerli
arkadaşlarım, bakın bugün, atanamayan öğretmenler Güven Park’ta eylem yapıyor.
Türkiye’de şu anda Millî Eğitim Bakanlığında 68 bin öğretmen, sözleşmeli ya da
ücretli olarak çalıştırılıyor. Bu atanamayan öğretmenler, 250 binin üzerinde
öğretmenimiz şu anda atanmayı bekliyor asli kadrolarına ama Sayın Başbakan
onlara randevu vermiyor ve o arkadaşlarımız şu anda Güven Park’ta, Başbakandan
randevu almak istiyor.
İşte,
AKP’nin şu anda da sendikaları yok sayan anlayışı, onları birer terör örgütü
gibi gören anlayışı, ileri demokrasimizde uygulanan bir yöntem hâline
gelmiştir.
Bakın,
sendikal hak ve özgürlükleri düzenlemek istediniz ama şu anda Millî Eğitim
Bakanlığı hiçbir karar sürecine, hiçbir sendikamızı maalesef davet etmiyor.
Bakın,
EĞİTİM SEN, TÜRK EĞİTİM-SEN, Eğitim-Bir-Sen, hepsinin şu anda Millî Eğitim
Bakanlığıyla ilgili ortak tespiti: “Millî Eğitim Bakanlığı bizi yok sayıyor.”
Değerli
arkadaşlarım, ileri demokrasilerde, hani, karar süreçlerine, Millî Eğitimde, öğretmenlerin
biricik, yegâne örgütleri sendikaların katılması esastı? Ama bugün, ne 4+4+4
planlanırken ne şu anda geldiğiniz Kılık Kıyafet Yönetmeliği düzenlenirken bir
tek sendikal örgüte sorulmamıştır. Öğretmenlerimizin bütün sendikaları açıkça
ifade ediyor: “Şu gelen Kıyafet Yönetmeliği toplumu ayrıştırır, toplumda ikili
bir gençlik yaratır, toplumda ayrışmayı derinleştirir.” diyor ama ne yazık ki
bu da sorulmadan Türkiye’nin başına yeniden bir çuval geçirilmiştir.
Değerli
öğretmenlere buradan seslenmek istiyorum: Değerli öğretmen arkadaşlarım, sizi
yok sayan bu zihniyeti, sizi güvercin gören bu zihniyeti yere vurmadıkça,
sizleri emek sömürüsü anlamında, AKP Hükûmeti, sömürmeye devam edecektir.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Havutça.
Gündem dışı
üçüncü söz, Bingöl’ün sorunları hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris
Baluken’e aittir.
Buyurunuz
Sayın Baluken.
3.- Bingöl Milletvekili
İdris Baluken’in, Bingöl ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tabii,
Bingöl’ün sorunlarından bahsederken, beş dakikalık bir konuşma yerine herhâlde
beş günlük bir konuşma yapsak yine burada hepsini ifade edemeyeceğiz ama biz
mümkün olduğunca ana başlıklar hâlinde, Genel Kurulda daha önce belirttiğimiz
şeyleri ifade etmeye çalışalım.
Bizim,
Zazacada bir deyimimiz var; “…”(*) derler. Gerçekten bu bu beş
dakikalık süre, bizim, Bingöl’ün sorunlarını iletmemiz için son derece
yetersiz.
Şimdi,
Bingöl’de ana başlıklar hâlinde yolsuzluklardan başlayalım. AKP’li Grup Başkan
Vekili arkadaşımdan ricam, bir not alsın bunları, defalarca dile getirmemize
rağmen hiç ilgilenmiyorsunuz.
Bakın,
Hacılar termal suyu; milyon dolarlık bir yatırım, milyon dolarlık bir proje, 470
bin dolara bir firmaya verildi. O firma şu anda Bingöl’deki bütün termal
suların tekelini eline almış durumda. Bu kişinin, bu firmanın sahibinin
siyasilerle olan ilişkisini şöyle bir araştırın, çünkü Bingöl halkına karşı bir
sorumluluğunuz var.
Şehirlerarası
yollar: Bütün ülkede en ağır giden, karınca hızıyla giden şehirlerarası yollar,
en kötü durumda olan yollar Bingöl’e aittir. Sadece bir yolsuzluk örneğini
vereyim; Bingöl-Karakoçan arasında Kuruca dediğimiz bir köyümüz var,
Bingöl-Kuruca arası tenzilat oranı yüzde 7, Kuruca-Karakoçan arası tenzilat
oranı yüzde 52. Bunu araştırmanız için Bingöl Belediye Başkanını aramanız
yeterli, size hangi yolsuzluğun yapıldığını açıkça anlatacak.
Kiğı-Yedisu
yolu; 65 kilometrelik yol tam 300 milyona, eski parayla 300 trilyona ihale
edilmiş. Bu yolun Bingöl-Kiğı arasındaki bölümü zaten berbat durumda.
Bingöllüler şöyle diyorlar: “Bir de bize bir helikopter tahsisi yapsa da AKP
Hükûmeti, Kiğı’ya kadar helikopterle gitsek, ondan sonra bu yoldan
yararlansak.” Bakın, Bingöl’de, Bingöl’ün iki yakasını birleştiren Çapakçur
Viyadüğü için 25 milyonluk bir ödenek ayrılmadığı için onlarca insanımız trafik
kazalarında yaşamını yitiriyor. “Buraya ödenek yok.” deniyor. Ne olduğu belli
olmayan, üzerinde yerleşim yeri olmayan bir hata 300 milyonluk bir ihale bedeli
ayrılmış. Bu önergelerimize Ulaştırma Bakanı, sürekli soruyoruz, cevap
vermiyor. Sayın Başkan, sizi de burada göreve davet ediyoruz. Bir yıldır
verdiğimiz önergeler var, Ulaştırma Bakanı zahmet edip cevap vermiyor. Bu, Meclisin
iradesine saygısızlıktır, Bingöl halkının beklentisine saygısızlıktır. Bir an
önce Ulaştırma Bakanı bu konuda vermiş olduğumuz soru önergelerine cevap
vermelidir.
Bingöl’ün
bir bakanı var, Kalkınma Bakanı; sağ olsun 5 müteahhidi iyi kalkındırdı, o konuda
bir şey demiyoruz ama Bingöl yoksullukta, işsizlikte, mağduriyette son beş
sıradaki yerini koruyor. Bir tarafta bu kadar yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik;
diğer tarafta Bakan Bey kendi makamının konforu için, kendi müsteşarının konutu
için, konforu için trilyonlar harcıyor. Yine, Zazaca bir atasözümüz var, deriz
ki “…” (*)
Bingöl’e bu yaklaşımınızı bir an önce değiştirmeniz lazım.
Bakın,
yoksullukla ilgili birkaç, çok net rakam vereceğim. Bingöl’deki seçmen sayısı
153 bin -yeşil kartı iyi biliyorsunuz- gelir testinden önce yeşil kartlı sayısı
128 bin. Bingöl’de halkı ekmeğe muhtaç hâle getirdiniz. Belediyenin dağıttığı
bedava ekmek kuyruklarında Bingöl halkı onuru rencide edilecek şekilde, teşhir
edilecek şekilde ekmek kuyruklarında bekletiliyor ve bunu oy uğruna
yapıyorsunuz. Seçim döneminde 30 bin bedava ekmek dağıtılırken, şu anda 3 bin
ekmek dağıtılıyor.
Sağlık
sorunları: Beş yıldır Bingöl Devlet Hastanesi, Genç Devlet Hastanesi
bitirilemedi. Kiğı, Yedisu, Yayladere, Adaklı ilçelerimizde sağlık problemi
zaten Allah’a emanet, ne bir teşekküllü hastane ne de bir uzman doktor şeyi
var.
Hayvancılık ve tarım bitme noktasında.
Onunla ilgili detaylara girmeyeceğim, soru önergemize Tarım Bakanının verdiği
cevabı Bingöl basınına göndereceğim, basından takip etsinler.
Bakın, Bingöl Belediyesiyle ilgili
söyleyeceklerimiz var. Beş aylık işçi maaşlarını, asgari ücretle çalışan
işçilerin maaşlarını, artık şu Belediye Başkanını bir uyarın, onları bir
versin. Başbakan Yardımcısıyla da görüştük, her dile getirdiğimizde bir maaş
ödeniyor, biz tekrar kürsüye çıkıncaya kadar iki maaş birikiyor. Önümüz kış,
insanlar perişan, bir an önce bu asgari ücretli maaşların ödenmesi işine bir el
atın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan,
Bingöl Belediyesinde içme suyu, altyapı, kadrolaşmayla ilgili süreçleri AKP
Grubunun incelemesini istiyoruz. Halk çok ciddi mağduriyet yaşıyor.
Daha geniş zamanlarda Bingöl’ün sorunlarını
buraya tekrar getireceğiz. Siz çözmedikçe biz buraya getirip Türkiye kamuoyuna
şikâyet etmeye devam edeceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden
önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize İç Tüzük 60’a göre kısaca söz
vereceğim.
Buyurunuz Sayın Türkoğlu.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Osmaniye
Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Millî Eğitim Bakanlığının bir
genelgesiyle norm fazlası öğretmenlerin rızaları dışında yer değişikliğine tabi
tutulduklarına ilişkin açıklaması
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öğretmenler Günü’nü ve haftasını
geçirdiğimiz şu günlerde Millî Eğitimde yaşanan bazı sıkıntılardan bahsetmek
istiyorum. 4+4’ün sıkıntıları devam ederken, seçmeli derslerle ilgili kaos
ortadayken, branş değişikliğiyle ilgili karmaşa yaşanırken şimdi de Millî
Eğitim Bakanlığının bir genelgesi üzerine norm fazlası öğretmenler rızaları
dışında yer değişikliğine tabi tutulmaktadırlar.
Bu çerçevede, Osmaniye ilinde maalesef norm
kadro fazlası öğretmenlerle ilgili çok ciddi sıkıntılar vardır. Bu konuda
Hükûmet yetkililerinin dikkatini çekmek istiyorum. Puanı fazla olduğu hâlde
uzak yerlere gönderilen öğretmenler var, puanı düşük olan yakın yerlere
gidiyor. Bazı okullarda norm fazlası olmadığı hâlde, kapatılması gereken
okullara norm ilan ediliyor. Branş değişikliğiyle ilgili sıkıntılar var. Millî
Eğitim Bakanlığının bu yanlışlardan bir an evvel dönmesini özellikle rica
ediyorum, aracılığınızla duyurmak istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.
Sayın Tanal…
2.- İstanbul
Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık
Bakanlığında hizmet içi eğitim programı adıyla hangi beş yıldızlı otellerde
organizasyonlar yapıldığını ve Ahmet Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere iş
verilip verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
MAHMUT TANAL
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Nöbetçi bakanın
vasıtasıyla Sayın Başbakana iletilmesini talep ettiğimiz konu şu: Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığında bugüne kadar devlet Harcırah
Kanunu ile, ihalesiz teklif almak usulü ile hangi turizm ve organizasyon
şirketlerine hizmet içi eğitim programları adı altında, hangi beş yıldızlı
otellerde organizasyonlar yapılmıştır?
İki: Eski
Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde, dönemin Bakanı Osman Pepe’nin kardeşi Ahmet
Pepe’nin sahibi olduğu şirketlere, organizasyonlar ve reklam tanıtımı ile
ilgili iş verilmiş midir? Verilmişse ne kadar iş verilmiştir? Şu anda da, Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ismi anılan kişiye ve
onun şirketlerine organizasyon, reklam, tanıtım adı altında iş vermiş midir?
Vermiş ise bugüne kadar bu bakanlıklarda bu kişiye, hangi şirketlere ne kadar
iş verilmiştir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Tanal.
Sayın Halaman…
3.- Adana Milletvekili
Ali Halaman’ın, sanayide Amerikan pamuğu kullanıldığına ve Hükûmetin hasat
döneminde ithalatı durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması
ALİ HALAMAN
(Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.
Dün,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verilen önergenin aleyhinde iktidar
partisinin hatibi söz aldı, pamuk üreticileriyle ilgili. Şimdi, bu pamuğun kaça
satıldığını yani Adana’da, Hatay’da, Antalya’da, Aydın’da, hiç sormadan pamuğun
iyi olduğunu söyledi. Pamuk piyasası, kütlü pamuk piyasası bugün 1.100 lira.
Geçen yıl kütlü pamuğun kilosu, 1.900-2.000 liraydı. Bugün hasat mevsimi
olmasına rağmen, sanayide, iplikte altı ay ödemeli Amerikan pamuğu kullanılıyor
yani çekilmiş pamuk 7-8 bin liraya ithal ediliyor. Hükûmet hiç olmazsa bunları
fark etsin, hasat dönemindeki ithalatı durdursun.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Halaman.
Sayın Gök…
4.- Ankara Milletvekili
Levent Gök’ün, ülkemizi ziyaret eden yabancı heyetlerin Ankara yerine
İstanbul’da ağırlandığına ve bu anlayışın altında Ankara’yı başkent olmaktan
çıkartacak bir düşüncenin mi yattığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
LEVENT GÖK
(Ankara) – Sayın Başkan, uzunca bir süredir ülkemizi ziyaret eden yabancı
heyetlerin başkanlarının başkent Ankara yerine İstanbul’da ağırlanması
neredeyse moda oldu.
Son olarak,
ülkemizi 3 Aralık tarihinde ziyaret edecek olan Rus Devlet Başkanı Putin’in,
ziyareti başkent Ankara’da yapmak istediği ancak bu öneriye Ankara’nın hayır
yanıtı vermesi üzerine hazırlıkların İstanbul’a göre programlandığı, haberlerin
içeriğinden anlaşılmıştır. Bu açıdan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in ülkemizin
başkenti Ankara’da ağırlanmama gerekçesini merak ediyoruz ve doğal olarak
başkent Ankara’yı geri plana iten bu anlayışın altında Ankara’nın başkent kimliğinden
uzaklaştırılıp sonuçta Ankara’yı başkent olmaktan çıkartacak bir düşünce
yatmakta mıdır diye merak ediyoruz. Bunların açıklanmasını kamuoyu ve
Ankaralılar beklemektedir.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Gök.
Sayın Öğüt…
5.- İstanbul
Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son dönemde eğitim camiasında yaşanan bazı
gelişmeleri getirilmek istenen sistemin bir parçası olarak gördüğüne ve bunun
tedirgin edici olduğuna ilişkin açıklaması
KADİR GÖKMEN
ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Son dönemde
eğitim camiasında yaşanan bazı gelişmeleri getirilmek istenen sistemin birer
parçası olarak görüyor ve son derece tedirgin edici olduğunu düşünüyorum.
Dert+dert+dert sisteminin sakıncalarını sayısız kez dile getirdik. Sistemin
aksaklıkları, gerek halkevlerinin gerekse sendikaların aylık raporlarında bir
bir ortaya çıkıyor. Kaldı ki AKP Muğla Milletvekili Ali Boğa’nın “Bütün
okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız.” açıklamaları,
yapılmak isteneni açıkça ortaya koydu. Şimdi ise sistemin bir başka ayağı olan
eğitimcilerin üzerinde planlı bir çalışma yürütülüyor. Antalya’da aile
pikniğinde içki içtikleri gerekçesiyle haklarında inceleme başlatılan
öğretmenlerin ardından, İstanbul Ataşehir’deki bir lisede, felsefe öğretmeni
hakkında, öğrencilere tevhit inancına aykırı bilgiler vermek ve onların
kafasını bulandırmak suçlamasıyla inceleme başlatılması son derece vahim ve
tehlikelidir. Yine, küçücük kız çocuklarımızın kısa kollu gömleğinden,
taytından rahatsız olmak aynı karanlık zihniyetin tezahürüdür.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.
Sayın
Eyidoğan…
6.- İstanbul
Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 1416 sayılı Kanun kapsamında yüksek lisans ve
doktora çalışması için yurt dışına gönderilen öğrencilerin sorunlarına ilişkin açıklaması
HALUK
EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.
1416 sayılı
Kanun kapsamında yurt dışına yüksek lisans ve doktora çalışması için
gönderilenlerin önemli sorunları olduğunu duyuyoruz. 1416 sayılı Kanun
kapsamında yurt dışına gönderilenlere burs dışında herhangi bir ödeme yapılmaz,
kendilerine maaş bağlanmaz ve özlük, emeklilik hakları da başlamaz. 2547 sayılı
Yükseköğretim Kanunu kapsamında atanan araştırma görevlisi yurt dışına
gittiğinde, hem maaşını hem de bursunu almaya devam eder. Bursunu alamayanlar
ve neden alamadıklarını öğrenemeyenler var. Çok sıkıntılı günler geçirdiklerini
söyleyenler var. New York Eğitim Ataşeliğinde yetersiz eleman çalıştığı ifade
ediliyor. Resmî işlemlerin çok olup en ufacık işlemlerin dahi Ankara’nın onayı
üzerine yapılması nedeniyle işlemlerin çok uzamasına yol açıyor. Sağlık için
yapılan harcamaların tahsili altı ayı buluyor.
Hiçbir dönem
burslarını düzenli olarak alamadığını söyleyen öğrencilerin ekstra harcamaları
da ayrı bir maddi külfet anlamına geliyor.
Teşekkürler.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.
Sayın Sait…
7.- İzmir Milletvekili
Rıfat Sait’in, 28 Kasım 2012 Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü
yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması
RIFAT SAİT
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Dün, 28
Kasım 2012, dost ve kardeş ülke Arnavutluk Cumhuriyeti’nin 100’üncü millî
günüydü, Bayrak Günü olarak kutladılar. Arnavutluk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun
100’üncü yılını bizler de kutladık.
Bu
vesileyle, buralardan Anadolu’ya gelen ve ilk Türkçe sözlüğü yazan Şemsettin
Sami’yi ve Mehmed Âkif Ersoy’u rahmet ve minnetle anıyorum.
Dün,
Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ ile bu kutlamalara katılmak üzere
-Arnavutluk Dostluk Grubu Başkanı olmam hasebiyle- bu ülkeye gittik. Burada,
TİKA ve Yunus Emre Enstitülerinin bürolarını ziyaret ettik. TİKA ve Yunus
Emre’nin yapmış olduğu hizmetlerle ilgili bizlere burada bir brifing verildi.
Gerçekten, TİKA ve Yunus Emre’nin önemli hizmetleri var, kendilerini tebrik
ediyorum.
Bu
vesileyle, dost ve kardeş Arnavutluk Cumhuriyeti’nin 100’üncü millî gününü
kutluyor, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki dostluğun ebediyete kadar sürmesini
diliyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Sait.
Sayın
Sarıbaş….
8.- Çanakkale
Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’deki aşırı yağışlar nedeniyle
çiftçilerin uğradıkları zararlarının tespit edilip edilmediğini ve yardım eli
uzatılıp uzatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Bakanımız aracılığıyla Tarım ve Hayvancılık Bakanının cevaplaması için bir
sorum var.
Geçtiğimiz
günlerde, seçim bölgem Çanakkale’de meydana gelen aşırı yağış nedeniyle ülkemiz
domates ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayan Kumkale Ovası’nda 20 bin dönümlük
ekili domates tarlaları sular altında kalmıştır. Yazın da aşırı sıcak nedeniyle
polenlerin yanmasıyla mısır üretiminde de ciddi verim düşüklüğü yaşayan
çiftçilerimiz perişandır.
Aşırı yağış
nedeniyle yaklaşık 80 bin ton domatesin sular altında kalarak heba olduğu doğru
mudur?
Çiftçilerimizin
mısırla başlayıp domatesle devam eden zarar ve ziyanları tespit edilmiş midir?
Devlet
olarak yardım eli uzatılmış mıdır?
Uzatıldıysa
ne yapılmıştır?
Çiftçilerimizin
vergi ve tarım kredi borçları ertelenmiş midir?
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Sarıbaş.
Sayın Öner…
9.- Isparta
Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Isparta-Antalya bağlantısını sağlayan
Dereboğazı yolunu duble yol hâline getirme çalışmalarına 2013’te mutlaka
başlanması gerektiğine ilişkin açıklaması
ALİ HAYDAR
ÖNER (Isparta) – Teşekkürler Sayın Başkanım.
Isparta-Antalya
bağlantısını sağlayan Dereboğazı yolu ekonomik ve turistik açıdan büyük önem
taşımaktadır. 2011 yılı yatırım programına alınacağı Sayın Başbakan tarafından
ifade edilen yolun duble yol hâline getirme çalışmalarına niçin başlanmamıştır?
Geciken hizmet, hizmet sayılamaz. Tarımsal lojistik yükü ağırlaşan ve trafik
güvenliğini tehlikeye düşüren maddi hasarlı, yaralamalı, ölümlü kazalara neden
olan duble yol çalışmalarına 2013 yılında mutlaka başlanmalıdır.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Öner.
Sayın
Özgündüz…
10.- İstanbul
Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Şubat 2013’te yapılacak atamalar için Başbakandan
randevu almak isteyen öğretmenlerin dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda
beklediklerine ilişkin açıklaması
ALİ ÖZGÜNDÜZ
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın
Bakanım, dört gündür Abdi İpekçi Parkı’nda, beş dakikalık mesafede,
öğretmenlerimiz bekliyor. Niye bekliyorlar? 2013 Şubat ataması için Sayın
Başbakandan sadece beş dakika randevu istiyorlar. Bu soğukta büzüşerek orada
beklemektedirler. Siz fark etmeyebilirsiniz tabii arkanızda, önünüzde
eskortlarla geçtiğiniz için. Bir rica etsem, bir ilgilenseniz. Sayın Başbakanla
görüşemiyorlarsa siz en azından bir sorunlarını dinleseniz. Beş dakikalık
mesafede. İsterseniz biz de eşlik ederiz Sayın Bakanım.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Özgündüz.
Sayın
Özensoy…
11.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Türkiye
Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğuna ve
Anayasa’dan “Türklük” tanımını çıkarmaya Türk milletinin müsaade etmeyeceğine
ilişkin açıklaması
NECATİ
ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
İngiltere
vatandaşına İngiliz denir, Fransa vatandaşına Fransız denir, Amerika Birleşik
Devletleri vatandaşına da Amerikan denir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti
devleti vatandaşına da Türk denir. Türklük bir etnisite kavramı değildir,
Türklük bir kültür kavramıdır. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran halka Türk
milleti denir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla
bağlı olan herkes de Türk’tür. Bu vesileyle Anayasa’dan Türklük tanımını
çıkarmak için çalışanlar beyhude çalışmaktadırlar. Buna Türkiye Cumhuriyeti
devletini kuran halk yani Türk milleti müsaade etmeyecektir.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Özensoy.
Sayın Ekşi…
12.- İstanbul
Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, FİSKOBİRLİK çalışanlarına uygulanan baskıcı tutumlara
ilişkin açıklaması
OSMAN OKTAY
EKŞİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Özellikle,
Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanının duymasını isterdim ama izninizle bir
seçmenimden gelen bir mesajı Türkiye Büyük Millet Meclisinin dikkatine sunmak
istiyorum. Şöyle söylüyor: “FİSKOBİRLİK’teki gelişmeler çok vahim. Yakın
zamanda, bir ay süreyle bir yere -atlıyorum o yeri- sürüldüm. Geri dönünce,
aldığım duyumlara göre tekrar göndereceklermiş.
Kısaca,
başka yerlere sürerek, tazminat ödemeden istifa etmemizi istiyorlar. Nitekim
sayımız 22 idi, 7’ye indi. Amaç 2’ye indirmekmiş. Bize “Kendi rızamla bütün
haklarımdan vazgeçiyorum, istediğiniz yerde çalışmaya razıyım.” anlamında bir
taahhütname dayatıyorlar, ayrılınca tazminat hakkı olanlara da on iki ay sonra tahsil
edilecek şekilde çek veriyorlar.
Sonuç
itibarıyla ancak yılbaşına kadar dayanabileceğimi sanıyorum.
Saygılarımla.”
diyor.
Sayın Bakan,
umarım…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Ekşi.
Sayın
Canalioğlu…
13.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon ilinin Of ilçesine bağlı
Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde Taşan Lisesi yolunun çamur içerisinde
olduğuna ve bu yolun bir an önce iyileştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
MEHMET VOLKAN
CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Trabzon
ilimizin Of ilçesine bağlı Gürpınar beldesi Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan
Taşan Lisesinde öğrenim gören yaklaşık 150 öğrencimiz, okullarına gidebilmek
için çamurla mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar. Bölgedeki HES inşaatı, hem
Taşan Lisesi hem de Kurtuluş Mahallesi’nin yolunu çamur deryası hâline
getirmiştir.
Öğrenci
velilerimiz ve vatandaşlarımız bu durumu yetkililere iletmişler fakat geçen
süre içerisinde olumlu yönde hiçbir çalışma yapılmamıştır.
Öğrencilerimizin
ve vatandaşlarımızın bu mağduriyetini giderebilmek için -basında da geniş yer
alan ve burada da görüldüğü gibi yol çamur içerisindedir ve “çok yazık”
ifadesiyle basında yer almıştır- bu yolun bir an önce iyileştirilmesine
başlanması gerekmektedir.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.
Sayın Köse…
14.- Çorum Milletvekili
Tufan Köse’nin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün tarımsal sulama için açılan
su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu getiren uygulamasından vazgeçmesi ya
da revize etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
TUFAN KÖSE
(Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğü, 12 Kasım 2012 tarihinde başlattığı bir uygulamayla,
tarımsal sulama için açılan su kuyularına sayaç takılması zorunluluğu
getirmiştir. 13 Şubat 2013’e kadar da bu zorunluluğa uymayan, yani sayaç
takmayan su kuyularının ruhsatları iptal edilecektir. Kuyuların mevcut elektrik
borçlarını dahi ödemekte zorlanan, birçok yerde de bu borçlarını ödeyemediği
için elektriği kesilen çiftçilerden, üreticilerden, kuyu başına yaklaşık 5 bin
lirayı bulan bu sayaçların takılmasını istemek “Sen artık üretme, üretimden
vazgeç, gelecek yardımı bekle ve yardımla geçin.” anlamını taşımaktadır.
Biz, en kısa
zamanda bu uygulamadan vazgeçilmesini yakut da revize edilmesini istiyoruz.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Köse.
Sayın
Baluken…
15.- Bingöl
Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de İnönü Mahallesi’nden başlayan kentsel
dönüşüm projesinin Afet Yasası kapsamında ele alınmadığına ilişkin açıklaması
İDRİS
BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bingöl’de
İnönü Mahallesinden başlamak üzere kentsel dönüşüm projesinin startı
verilmiştir. Bu süreçte, bu proje halkla ortaklaştırılmamıştır. İnönü Mahallesi
sakinlerinden korkutarak “Hak kaybına uğrarsınız.” şantajıyla imzalar
toplanmıştır. Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımız konuya hâkimdir. Bilindiği
gibi Bingöl deprem açısından ülkemizin en riskli bölgelerinden biridir. Böyle
olmasına rağmen kentsel dönüşüm projesi Afet Yasası kapsamında ele
alınmamıştır. Bu nedenle, halkımıza kira yardımı, enkaz yardımı ve bu proje
boyunca kalacakları ev, barınma sorunu problemi çözülmemiştir. Sayın Çevre ve
Şehircilik Bakanından bu konuda duyarlılık bekliyoruz. Kendisini Bingöl’e ve
İnönü Mahallesine halkımızı dinlemeye davet ediyoruz.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Baluken.
Sayın Akar…
16.- Kocaeli
Milletvekili Haydar Akar’ın, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası
Müdürlüğünde yaşanan dolandırıcılık olayına ilişkin açıklaması
HAYDAR AKAR
(Kocaeli) – Sayın Başkan, Diyarbakır Et ve Balık Kurumu Et Kombinası
Müdürlüğünde yaklaşık 85 vatandaş, üç senelik periyotta dolandırılarak 10
trilyon lirası, eski parayla, bugünkü parayla 10 milyon lirası birtakım kişiler
tarafından saadet zinciri kurularak alınmıştır. Üç yıl devam eden bu süreçte
kurum müdürü bunlara göz yummuştur ancak kurum müdür yardımcısının ihbarı
üzerine bu olay ortaya çıkartılmış, aslında kurum müdür yardımcısı
ödüllendirileceğine önce Van’a daha sonra da Erzurum’a sürülmüştür. Bugün de
Hayati Altıntaş, Kurum Müdür Yardımcısı, memuriyetten ihraç istemiyle kurum
yüksek disiplin kurulu tarafından sorgulanmakta, bugün sorgulanmakta. Aynen
Deniz Feneri savcılarında olduğu gibi, yine Kartepe Belediyesini soruşturan
Müfettişte olduğu gibi, yine bir hırsızlığı ortaya çıkartan, yolsuzluğu ortaya
çıkartan kurum müdür yardımcısı bugün cezalandırılmak istenmektedir. Bu ülkede
ne zamandan beri hırsızlar suçsuz, hırsızları ortaya çıkaran dürüst
vatandaşlarımız suçlu sayılmaktadır? Bunu öğrenmek istiyorum. Diyarbakır’da
olay…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Akar.
Sayın Taş…
17.- Bingöl
Milletvekili Eşref Taş’ın, Bingöl iline yapılan hizmetlere ilişkin açıklaması
EŞREF TAŞ
(Bingöl) – Teşekkür ederim.
Bir ilde
yaşam varsa orada tabii ki sorunlar olur ancak sorunları azaltmak için biz
elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. Bingöl için birçok okul ve pansiyon
yapıldı. Sağlık alanında şu anda devlet hastanesi, ağız diş hastanesi devam
etmekte. Genç Devlet Hastanesi ve Adaklı Devlet Hastanesi bitme aşamasına
gelmiştir.
Yine,
Genç-Diyarbakır, Bingöl ve Erzurum duble yolu devam etmekte, havaalanımız bitme
aşamasına gelmekte.
Yine, Bingöl
Belediyesi tarafından kırk yıldır yapılmayan altyapı sorunu ihalesi yapılmış,
şu anda devam ediyor, içme suyu, kanalizasyon ve yağmur suyu şeklinde.
Yine,
Bingöl’ün en büyük sorunlarından biri kentsel dönüşümdü. Bu kentsel dönüşüm
projesi yüzde 98 oranında, Bingöl’de hak sahibi olanlar tarafından imza altına
alınmıştır.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Taş.
Gündeme
geçiyoruz sayın milletvekilleri.
Başkanlığın
Genel Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.
Okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL
KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Ağrı Milletvekili Halil
Aksoy ve 21 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kış
aylarında meydana gelen yoğun hava kirliliğinin nedenlerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/430)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde bulunan illerde kış aylarında meydana gelen ve
insan sağlığını ciddi anlamda tehdit eden yoğun hava kirliliğinin araştırılması
amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir
aştırma Komisyonunun kurulmasını saygılarımla arz ederim.
1) Halil Aksoy (Ağrı)
2) Pervin Buldan (Iğdır)
3) Hasip Kaplan (Şırnak)
4) Sırrı Sakık (Muş)
5) Murat Bozlak (Adana)
6) Ayla Akat (Batman)
7) İdris Baluken (Bingöl)
8) Hüsamettin
Zenderlioğlu (Bitlis)
9) Emine Ayna (Diyarbakır)
10) Nursel Aydoğan (Diyarbakır)
11) Altan Tan (Diyarbakır)
12) Adil Kurt (Hakkâri)
13) Esat Canan (Hakkâri)
14) Sırrı Süreyya Önder (İstanbul)
15) Sebahat Tuncel (İstanbul)
16) Mülkiye Birtane (Kars)
17) Erol Dora (Mardin)
18) Ertuğrul Kürkcü (Mersin)
19) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
20) Demir Çelik (Muş)
21) Nazmi Gür (Van)
22) Özdal Üçer (Van)
Gerekçe:
Ağrı, Kars,
Erzurum, Van, Hakkâri başta olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu'da bulunan iller,
coğrafik konum ve iklim koşulları nedeniyle, kışın en çetin geçtiği yerleşim
alanlarıdır. Bu coğrafyada kış, hem çok sert hem de çok uzun sürmektedir.
Köylerin de zorunlu boşaltılmasıyla, şehir merkezlerine yapılan göçün de
etkisiyle yurttaş; kent merkezlerinde yoğun bir nüfus artış meydana getirmiş,
bununla beraber, kış aylarında da yoksulluk nedeniyle ısınmak amacıyla ucuz ve
kalitesiz kömür yakmaktadır.
Özellikle,
valiliklere bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu (SYDV) tarafından halka
dağıtılan kömür, yöre halkının sağlığını ciddi bir şekilde olumsuz
etkilemektedir. Denetimlere tabi tutulmadan dağıtılan bu ucuz ve kalitesiz
kömür, hava kirliliğine neden olmaktadır.
Özelikle
akşam saatlerinde kentlerin üzerinde toz bulutları oluşarak, başta yaşlı ve
çocuklar olmak üzere yurttaşlar evinden çıkamamaktadır. Yetkilileri, oluşan
hava kirliliğinin en büyük etkisinin kalitesiz kömürden kaynaklandığının altını
çizerken, belediye yetkilileri ise, kirliğin önlenmesi için kentlere giren
kömürün kalite açısından denetlenmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat
çekmektedirler.
Türkiye
istatistiklerine göre nüfus yoğunluğuna bakıldığında hava kirliğinin en yoğun
olduğu yerler Hakkâri, Ağrı, Van, Erzurum gibi doğu illeridir. Özellikle son
yıllarda bölgede meydana gelen başta kanser olmak üzere diğer hastalıklarda
yaşanan artışın, yaşanan hava kirliliği ile bağlantısı olduğu düşünülmektedir.
Bölgede kış
aylarında meydana gelen hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla mutlaka alternatif çözümler bulunmalıdır. Doğalgaz
gibi çevreyi ve insan sağlığını fazla olumsuz etkilemeyen yakıtların bir an
önce halkın hizmetine sokulması bir zorunluluk olmuştur.
Bu nedenle,
Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde meydana gelen hava kirliliğinin nedenleri ve
çözümleri mutlaka araştırılması gerekmekte, ayrıca yaşanan yoğun hava kirliğinin halkın sağlığı üzerindeki olumsuz
etkilerinin araştırılması gerekmektedir. Bu amaçla bir an önce bir meclis
araştırma komisyonunun kurulmasını saygılarımla arz ederim.
2.- Burdur Milletvekili
Ramazan Kerim Özkan ve 26 milletvekilinin, ülkemizdeki çiftçilerin ürettikleri
ürünleri pazarlama sorunlarının ve yapılması gereken yasal düzenlemelerin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/431)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizdeki
Çiftçilerin Ürettikleri Ürünlerdeki Pazarlama Sorunlarının ve Çözüm Yollarının
Belirlenmesi, Destekleme Yollarının Araştırılması, İdari ve Kurumsal Yasal
düzenlemelerin yapılması amacıyla İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince
ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve
teklif ederiz.
1) Ramazan
Kerim Özkan (Burdur)
2) Atilla
Kart (Konya)
3) Mustafa
Sezgin Tanrıkulu (İstanbul)
4) Mehmet
Şeker (Gaziantep)
5) Mehmet
Ali Ediboğlu (Hatay)
6) Celal
Dinçer (İstanbul)
7) Muharrem
Işık (Erzincan)
8) Gürkut
Acar (Antalya)
9) Erdal
Aksünger (İzmir)
10) İlhan
Demiröz (Bursa)
11) İhsan
Özkes (İstanbul)
12) Ali Rıza
Öztürk (Mersin)
13) Ali
Serindağ (Gaziantep)
14) Yıldıray
Sapan (Antalya)
15) Mustafa
Serdar Soydan (Çanakkale)
16) Haluk
Eyidoğan (İstanbul)
17) Mehmet
Ali Susam (İzmir)
18) Fatma
Nur Serter (İstanbul)
19) Metin
Lütfi Baydar (Aydın)
20) Tolga
Çandar (Muğla)
21) Turgut
Dibek (Kırklareli)
22) Uğur
Bayraktutan (Artvin)
23) Rıza
Türmen (İzmir)
24) Ali
Özgündüz (İstanbul)
25) Hülya
Güven (İzmir)
26) Mahmut
Tanal (İstanbul)
27) Malik
Ecder Özdemir (Sivas)
Gerekçe:
Ülkemizdeki
çiftçiler, genellikle ürettiği ürünlerin satışı ve pazarlanması konusunda
önceden bir plan yapmayıp, çiftçiliği sadece tarımsal ürünleri üretmek olarak
yorumlar. Oysa üretilen tarımsal ve hayvansal ürünlerin satılması, pazarlanma
planlamasının önceden yapılması çiftçiliğin bir parçasıdır. Bu nedenle
üreticilerin ürettikleri ürünler için pazar bağlantılarını önceden kurmaları
gereklidir. Özellikle küçük aile işletmeciliğinin yaygın olarak yapıldığı
ülkemizde tarımsal ürünlerin pazarlanması, birlikte hareket etmeyi gerektirir.
Bunun için de çiftçilerin örgütlenerek, veya bir kooperatif çatısı altında
bütünleşerek hem toplam ürün miktarını, hem de serbest piyasa ekonomisi ile
rekabet edebilme güçlerini artırmaları gerekmektedir. Özel sektörün tarımsal ürün
pazarlamasında zayıf olduğu yerlerde ve zamanlarda tarımsal kooperatifler
özellikle çok önem arz etmektedir.
Ülkemizde
meyve sebze pazarlaması genellikle dev şirketlerce değil küçük komisyoncular
tarafından yapılmakta ve bu komisyoncular organize kuruluşlar değildir.
Ülkemizde çiftçinin, köylünün ürününün pazarlanmasında sorun vardır. Bu nedenle
hem serbest piyasada çiftçinin tüccara karşı haklarını koruyacak hem de
çiftçinin tarımsal ürününü üzerine almadan pazarlanmasını kayıt altında, banka
garanti belgeleri gibi belgelerle satış organizasyonu yapacak güçlü tarımsal
üretici birliklerine ve birlikler
yanında çiftçinin ürettiği malı üzerine alıp işleyip, satış ve pazarlama
yapacak tarımsal pazarlama kooperatiflerine de gereksinim duyulmaktadır. Tarımsal
üretici birlikleri serbest piyasa koşullarını ve hal yasasını yakından takip
ederek yurt içi ve yurt dışı pazar oyuncuları ile bağlar kurup ürünün sağlam
ticari koşullarda en iyi fiyat şartlarında satılmasını organize eder. Kısaca
üretici birlikleri üyelerinin ürününü tanıtır, komisyoncu ve tüccarlarla bağlar
kurar, büyük zincir market şirketleriyle görüşür, yurt içi, yurt dışı ihracatçı
firmaları bulur, güvenli ticaret kuralları ile satışı gerçekleştirip çiftçinin
malının karşılığında parasının almasını sağlar.
Kooperatiflerden
beklentiler tarım ürünlerinin sınıflandırılması, ambalajlanması, soğuk
depolanması, işlenmesi şeklinde planlanmalıdır. Ürünün hiç işlenmeden
pazarlanmasını zaten üretici birlikleri yapacaktır. Yani üretici birlikleri
çiftçilerimizin ürünlerinin en iyi şartlarda satışı ve pazarlanması için
çiftçinin yararına çalışan önemli kuruluşlardır ve mutlaka devlet tarafından
gerçek anlamda desteklenmeli, teşvik edilmeli, önlerindeki bürokratik engeller
kaldırılarak, çiftçilere eğitim ve yayım yoluyla bilgi verilmelidir.
Çiftçinin
eline geçen fiyatlar, onun elde edeceği gelire ve üretim kararlarına önemli
düzeyde etki eder. Ülkemizde tarım ürünlerine tüketicilerce ödenen paraların
çoğunluğu üreticilerin eline geçmemektedir. Hem tüketici ürüne yüksek fiyat
ödemekte hem de üretici alın terinin karşılığını alamamaktadır. Kazancın çoğu
aracılara gitmektedir.
Yörelerde
tarıma dayalı sanayi işletmelerinin yetersiz oluşu, tarım ürünlerinin yeterince
pazarlanmasını engellemektedir. Ürünler ancak yakın pazarlardaki tüketicilere
ulaştırabilmektedir. Bu da ürünlerin daha düşük fiyatlardan satılmasına ve
çiftçi gelirlerinin düşük olmasına sebep olmaktadır. Çiftçilerin pazar sorunu
çözülürse çiftçi ürettiği ürünün gerçek değerini elde etmeye başlayacaktır.
Üreticiler birlik oluşturup ürünlerini fiyatların daha yüksek olduğu bölge dışı
pazarlara götürebilmeli hatta dış ülkelere satış yapabilmelidir.
Çiftçi
ürettiği malı pazarda zarar etmeden satabilmelidir. Çiftçinin elverişsiz piyasa
şartlarından olumsuz etkilenmemesi için devlet bazı ürünlerde destekleme
alımları yapmalıdır.
Üreticilerin,
potansiyel satın alıcılarda veya tüketicilerde hangi mallara karşı daha yoğun
bir ilgisinin bulunduğu, ürüne karşı olan talep miktarlarının ve ödeme
kapasitelerinin ne olduğu ve ürünlerin tüketiciye nasıl ulaştırılacağı
konularında bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.
3.- Hatay Milletvekili Mevlüt
Dudu ve 28 milletvekilinin, Suriye’de yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile
ilişkilerinde meydana gelen değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya
çıkan olumsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/432)
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin
gündemini son aylarda çok meşgul eden konulardan biri de, Suriye ile
ilişkilerimiz ve ülkemizde yarattığı durumlardır.
Hükümetin
son dönemlerdeki yanlış politikaları nedeniyle; özelde, Hatay, Mardin, Kilis,
Adana, Mersin, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde, genelde de tüm ülkemizde,
maddi ve manevi büyük kayıplar yaşanmaktadır.
Türkiye'nin,
özellikle Hatay'ın Suriye ile kopmaz bağları vardır. Bilindiği gibi Hatay,
etnik ve inanç olarak dünyada başka bir örneği olmayan hoşgörü mozaiğidir.
Buradaki insanların büyük bir çoğunluğunun Suriye'de birinci dereceden
akrabaları vardır.
Bir başka
konu da Türkiye-Suriye ilişkilerinin ekonomik boyutudur. Ülkemiz ile Suriye
arasındaki ticaretin resmî boyutu yaklaşık 2,5 milyar dolar civarındadır.
Ayrıca, günübirlik ve bavul ticareti de var ki, bu resmî ticaret hacminin iki
katıdır.
Hatay
esnafının, Suriyeli müşterileri çok fazladır. Suriye'ye uygulanacak yaptırımlar
sonucu bu ticaret duracaktır. Bu durumda tüm bölge halkı zarardan, önce
ekonomik, ardından da sosyal olarak etkilenecektir.
Suriye'nin
diğer bir önemi de, Orta Doğu ülkeleri için transit geçit sağlamasıdır. Her yıl
yaklaşık 50.000 TIR Suriye üzerinden diğer ülkelere yük taşımaktadır. Şu anda
Akçakale ve Cilvegözü sınır kapılarında olumsuz sonuçlar açıkça görülmeye
başlanmıştır.
Hatay ve
çevre illerden çeşitli firma, müteahhit ve kişiler, Suriye ve diğer Orta Doğu
ülkelerini içine alan yatırımlar yapmıştır. Son yaşanan olaylarla birlikte, bir
kısmı iflas etmiş, bir kısmı da ne yapacağını bilemez hâlde devletten yardım,
destek ve çözüm yolları beklemektedir.
Yüzlerce TIR
ve kamyon sınır kapılarında beklemekte, sahipleri taksitlerini bile
ödeyememektedir.
Uluslararası
ilişkilerde, birinin tarafında, diğerinin karşısında olmanın getirdiği
sorumlulukların bilinciyle, düşünerek ve ülkemizin geleceğiyle ilgili
kararlarda, gelecek nesillerin kaderiyle oynamamak gerekir. Sahip olduğumuz
coğrafi ve siyasi ayrıcalığımızı ve önemimizi, hem ülkemizin çıkarına hem de
bölgesel barışa hizmet edecek yönde kullanmamız gerekmektedir.
Buradan
hareketle;
Suriye'de
vatandaşlarımıza yönelik saldırılarda Münir Dural öldürülmüş, pek çok
vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu saldırılar için ne gibi önlemler alınacaktır?
Hatay,
Mardin, Kilis, Adana, Mersin, Gaziantep, Şanlıurfa illerinde bir süredir
yaşanan ve her geçen gün kendini daha zorlu bir şekilde gösteren ekonomik
kayıplar hangi düzeydedir?
Bölge
halkının ekonomik kayıpları nasıl ve kimler tarafından, ne şekilde tazmin
edilecektir?
Suriye ve
Suriye'den geçişli ülkelerle, çeşitli şekillerde iş anlaşması yapmış ya da
önceki dönemlerden devam eden anlaşmaları bulunan yatırımcıların zararları ile
ilgili ne gibi önlemler alınacaktır?
Bu süreçte
iflasların önüne hangi önlemlerle geçilecektir?
Suriye'ye
uygulanacak yaptırımlar sonucu işini kaybedenlerin akıbeti ne olacaktır?
Körfez
Savaşı nedeniyle yaşanan durumlarda edinilen tecrübelere göre zor durumda kalan
esnaf ve işadamlarımıza yönelik neler yapılacaktır?
Suriye'de
akrabaları olanların görüşmelerinin sağlanması için nasıl bir çalışma
yapılmaktadır?
Suriyeli
muhaliflerin Hatay mülteci kamplarında silahlı eğitim gördükleri yönünde
ülkemiz ve dünya basınında haberler yer almaktadır. Bu haberler doğru mudur?
Türkiye'nin
bu konudaki tutumu, ulusal ve uluslararası kurallara uygun mudur?
Suriye'ye
müdahale konusunda, ABD askerlerinin Türkiye'ye geleceği doğru mudur? Bu
konuyla ilgili hangi girişimler olmuş ve kimlerle hangi görüşmeler yapılmıştır?
Suriye'de
yaşanan olaylar ve ülkemizin Suriye ile ilişkilerinde meydana gelen
değişiklikler neticesinde bölge illerinde ortaya çıkan olumsuzlukların;
belirlenmesi, değerlendirilmesi, bu konularla ilgili gerekli ayrıntılı
araştırmaların yapılarak, çözüm önerilerinin belirlenmesi, alınabilecek
tedbirlerin alınması ve uygulanması konularında, yüce Meclisimizin ve
halkımızın bilgilendirilmesi amacıyla, Anayasanın 98'inci, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz.
1) Mevlüt Dudu (Hatay)
2) Atilla Kart (Konya)
3) Mustafa Sezgin
Tanrıkulu (İstanbul)
4) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
5) Gürkut Acar (Antalya)
6) Ali Demirçalı (Adana)
7) Engin Özkoç (Sakarya)
8) Celal Dinçer (İstanbul)
9) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)
10) Ali Serindağ (Gaziantep)
11) Hülya Güven (İzmir)
12) Faik Tunay (İstanbul)
13) Mehmet Şeker (Gaziantep)
14) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
15) Mehmet Ali Ediboğlu (Hatay)
16) Mahmut Tanal (İstanbul)
17) Yıldıray Sapan (Antalya)
18) Muharrem Işık (Erzincan)
19) İlhan Demiröz (Bursa)
20) Erdal Aksünger (İzmir)
21) Mustafa Serdar
Soydan (Çanakkale)
22) Haluk Eyidoğan (İstanbul)
23) Tolga Çandar (Muğla)
24) Turgut Dibek (Kırklareli)
25) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
26) Uğur Bayraktutan (Artvin)
27) Rıza Türmen (İzmir)
28) Ali Özgündüz (İstanbul)
29) İhsan Özkes (İstanbul)
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve
Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda görüşmeler sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun,
İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.
Okutup işleme alacağım ve daha sonra
oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
verilmiş olan (10/279) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
29.11.2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun 29.11.2012 Perşembe günü
(Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği
sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi
gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
İdris
Baluken
Bingöl
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin,
Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 251
inci sırasında yer alan (10/279) esas numaralı Kars İlinde hayvancılık
sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergenin, Genel Kurulun
29.11.2012 Perşembe günlü birleşiminde görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN –
Önerinin lehinde, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane. (BDP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz
Sayın Birtane.
MÜLKİYE
BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılık alanında yaşanan sorunlar hakkında
verdiğimiz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Önergemiz,
özelde Kars ilindeki hayvancılık üzerinedir. Ancak biliyoruz ki Ağrı, Ardahan,
Hakkâri, Iğdır, Van, Bingöl, Bitlis gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin
hayvancılıkla geçimini sağlayan illerinin durumu da aynı şekilde içler
acısıdır. Türkiye'nin onlarca ili geçimini tarım ve hayvancılıkla
sağlamaktadır. Burası da halkın Meclisidir. Ancak ne acıdır ki bu güne kadar
hayvancılıkla ilgili bir araştırma komisyonu kurulamamıştır. Muhalefet onlarca
araştırma önergesi vermektedir. Şu an görüşmekte olduğumuz önergenin tarihi 21
Kasım 2011'dir. Üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçmiş durumda. Nihayet
Genel Kurul'a indirildi. Şu an hayvanlarına bırakın diğer yem bitkilerini, kuru
saman ve ot bulamayan Karslılar ekran başına kilitlenmiş durumda. Hükümetin
dertlerine çözüm olmasını ümit ediyorlar. Ancak biliyoruz ki bu önerge de
önceki önergeler gibi iktidar milletvekillerinin oyları ile reddedilecektir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; önergede de belirttiğimiz üzere AKP Hükûmeti
adına konuşan yetkililer, rakamlarla halkta kafa karışıklığı yaratmayı âdeta
bir sanat hâline getirmiş ve bu durumu da hemen hemen her fırsatta
dillendirerek kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Veri ve rakamların
ileride yürütülecek politikalara, plan ve çalışmalara ışık tuttuğunu hepimiz
iyi biliyoruz ama bir de üretici ve besicinin yaşadığı sıkıntılar ve gerçekler
göz önünde.
Şimdi bu
sorunları tüm açıklığı ile ortaya koyması açısından Kars'taki duruma
dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Göreve geldiğim günden beri onlarca önerge
verdik. Önergelerimiz sürekli geçiştirildi, rakamlara boğularak sorunun üzeri
kapatıldı. Bir ara, “Kars ilinde organize hayvancılık bölgesi kurulacak.”
denildi, üzerinden aylar geçti ortada bir şey yok. “Doğu kapısı açılacak.”
dendi, unutuldu. Tam tersine, ithal hayvan uygulaması başlatılarak Türkiye'deki
hayvancılık yeniden zor toparlanacak bir şekilde darbe aldı.
Hayvancılık
bitti bitecek, küçükbaş hayvancılık neredeyse hiç yapılmıyor. Samanın tonu
1.000 lira oldu. Köylü bir hayvanını zar zor 500 liraya satabiliyor. Canlı
hayvanın kilosu 6 ila 10 lira arasında değişiyorken markette etin kilosu 25
lirayı geçiyor. Köylüye söylenen, âdeta "Seni öldürmeyeceğim ama
süründüreceğim." politikasıdır.
Yaz kurak
geçti. Bir taraftan 5 lirayı bulan mazot parası, bir taraftan 2’ye katlanan
gübre fiyatları derken, ot, saman yığmak mümkün olmadı tabii. Yaz boyunca
sütünü, peynirini sudan ucuz satan köylü, şimdi gerçekten çaresizlik içinde.
Köylü 1 kilo süt sattığında kahvede bir bardak çay içemiyor. Hükûmet ise sürekli
durumu istismar ediyor. Karslı köylünün, bölge köylüsünün saman fiyatları
karşısında, yaşadığı çaresizlik karşısında Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç,
Gürcistan'dan ot, saman ithalatı yapılacağını söylemiş, kış bastırdı, şu an
aldığımız bilgiye göre henüz bir gelişme yok. Bunun cevaplandırılmasını
istiyoruz.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten şaşkınlık içerisindeyiz. AKP
“Hayvancılık gelişti, sorun yok.” diyor, köylü ise ağlıyor. Sizlere mi
inanalım, halka, köylüye mi? Durum ortada. Kahveler işsizlerle dolu. İstihdam
alanı açılmıyor. Hayvancılık ithal et ve canlı hayvanla baltalandı. Mazot ve
gübre fiyatları karşısında köylü arazilerini bile ekip biçemiyor. Bunun adı
“köylünün üretimden koparılması”dır. Bu çok bilinçli bir politikadır. Şu an
kırsal kesimde yaşayan, daha önce hayvancılık yaparak rahat bir şekilde geçinen
vatandaş sütü, unu, eti, yağı, ekmeği şehirden marketlerden alır duruma gelmiş.
Köylü, elinde avucundakini bu marketlere veriyor. Yerli esnaf birer birer
dükkanlarını kapatıyor.
Yerli
üretici ve esnaf iş yapamaz duruma geldi. Cebinde 500 lira ile kent merkezine
giden köylü bir haftalık gıdasını bile alamıyor. Artık köylü çocuklarına bile
süt bulamaz hâle gelmiştir. AKP'nin köylüye yaptığı zulümdür. Bunları inkâr
etmek yerine, birlikte çare bulalım diyoruz. Bu insanlar Meclisten çözüm
bekliyor. Her gün yüzlerce telefon alıyoruz. Seçim bölgemize gittiğimizde
köylüler âdeta gözyaşı döküyor. Elektrik faturasını ödeyemeyen, yaz başı borç
ettiği mazot parasını veremeyen binlerce vatandaş var. Sütünü sonbahara kadar
bin liraya veren köylü, artık yakacak bile bulamaz hâle getirmiş durumda mevcut
iktidar. Önceden 20-30 baş hayvanı olan köylüyü, şimdi 4 hayvanı besleyemez
hâle gelmiştir. Ahırlar, ağıllar boş; kadınlar çaresiz, çocuklar yeterli
derecede beslenemiyor.
Sizlerden
bir ricamız var: Lütfen bir gün Kars'ın, Çerme, Subatan, Gülhayran, Çatak,
Ölçülü, Varlı köylerinden birinde bir vatandaşımızın kahvaltısına misafir olun.
Aynı şey bölgenin diğer illerinin tümü için geçerlidir.
Köylünün
elinden ekmeği alınmıştır. Köylü İstanbul'a küçük yaşta gönderdikleri
çocuklarının paraları ile geçiniyor. Sofrasından sütü, balı, peyniri AKP'nin
mevcut politikaları ile ellerinden alınmıştır. Elde avuçta hiçbir şey
kalmamıştır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunlar göz önüne alınarak hiç bir
manipülasyon yapmadan, durumu çarpıtmadan hep birlikte Türkiye genelinde
hayvancılığın içinde olduğu çıkmazı aşmak için Meclis olarak görev alalım
diyorum. Köylülerle görüşelim, illeri dolaşalım. Dertlerini, sorunlarını
dinleyip çözümü onlarla birlikte geliştirelim. Bu insanları çaresiz bırakmak
vicdanen kabul edilebilecek bir durum değildir. Hayvancılığın bitme noktasına
getirildiği Türkiye'de bir an önce önlem alınmaz ve halkın talepleri dinlenerek
kırsal kalkınmayı güçlendirecek projeler devreye konulmazsa zaten mevcut
durumda göç veren kırsal kesimler daha fazla göç vererek insansız kentler
oluşacaktır.
Bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, ivedilik arz eden bu
duruma bir an önce müdahale etmek için Meclis araştırması açılmasını uygun
görmekteyiz.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birtane.
Aleyhine Kars Milletvekili Yunus Kılıç.
Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii,
Kars Milletvekili Mülkiye Hanım’ın yaptığı konuşmayı ben de sizin gibi dinledim,
özellikle Karslı bir vatandaş duygusuyla dinledim. Evet, sıkıntıları belirlemek
lazım, söylemek lazım, anlatmak lazım, yapılanları ve yapılması gerekenleri de
sıralamak lazım. İşin doğrusu bu.
Şimdi, tabii, bunları konuşurken ben bir şeyi de tespit etmek isterim.
Özellikle 1980’li yıllardan bu tarafa, genellikle tarım ve hayvancılıktaki
gidişat 80’li yıllardan bu tarafa alınıyor ve bu şekilde rakamlar telaffuz
ediliyor, doğrudur. Aynı zamanda, 1980 yılından bu zamana kadar, seçime kadar
Mülkiye Hanım’ın da Kars’ı görmediğine ben eminim. 1980’li yıllardan bugüne
kadar Mülkiye Hanım sadece seçimlerde Kars’a gelmiştir ama, Selim ilçesi vardır
Kars’ın, Mülkiye Hanım da Başköy köyündendir, o köyün dağlarında bile daha
bugüne kadar tarım ve hayvancılığı benim ailem ve bize yakın insanlar
yapmaktadır. O yüzden tarım ve hayvancılığın her aşamasını, her kademesini her
yılını bilen bir insan olarak konuşuyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, AK PARTİ’nin iddiası şu değildir bakın. Tekrar ediyorum,
özellikle bunu vurgulamak istiyorum. Biz, bunu defaten, birçok defa anlattık
fakat ısrarla anlatmak istediğimizin anlaşılmadığını görüyoruz. AK PARTİ şunu
iddia etmiyor: “Tarım ve hayvancılık eski yıllarına göre çok daha iyi bir
durumdadır. Efendim, biz daha ne yapalım, köylü daha ne istiyor yani hâlinize
şükredin durun.” Böyle bir iddiası yok AK PARTİ’nin. AK “1980’den 2002 yılına
kadar Türkiye’de gerçekten tarım ve hayvancılıkta ciddi bir erozyon
yaşanmıştır. Hayvan sayılarında ciddi bir düşüş olmuştur, tarımsal üretimimiz
azalmıştır ve böyle bir bakiye devraldık.” diyor. AK PARTİ bunu iddia ediyor. Ve
tabiî ki bir şeyin seyrini anlayabilmek için bu aradaki süreçlerde rakamlar da
nereye geldi yani istatistiki bilgiler vermek lazım ki insanlar bunu daha net
anlayabilsin. 1980’de 55 milyon –bakın,
bunları, rakamları tekrar edip duruyoruz ama önemli olan bizim anlattıklarımız
değil, sizin anladıklarınız- koyun varlığımız var. AK PARTİ geldiğinde bu rakam
25 milyona düşüyor, şu anda 25 milyondan yukarılara doğru çıkmaya başladı.
Büyükbaş hayvan varlığımız 12,5 milyondan 9 milyona düşüyor, bugün çıkmaya
başladı.
Şimdi Kars
ölçeğine dönecek olursak saygıdeğer milletvekilleri; tabii Kars, tarım ve
hayvancılık denince ilk akla gelen şehirlerden bir tanesi olması hasebiyle ve
başka da çok çıkışı olmadığı bilindiğine göre demek ki bizim başlıca uğraşımız,
insanımızın gelir seviyesini artırabileceğimiz, kırsal kesimdekilerin yaşam
kalitesini yükseltebileceğimiz genel alan; tarım ve hayvancılık. Evet, bu yıla
ait, kuraklıktan kaynaklanan, ithalin et üzerindeki baskısından kaynaklanan
hayvan fiyatlarının yükselmemesi, saman ve kaba yem ot fiyatlarının
yükselmesinden kaynaklanan, köylünün ciddi bir sıkıntısı var. Bunu inkâr etmek
mümkün değil. Yani bunu bölgeye gittiğinizde herkes size ifade edecektir. Yani
bundan kaçmak, bunu yok saymak, bunu inkâr etmek mümkün mü? Böyle bir iddia
içerisinde değiliz ancak şimdi, tarım ve hayvancılıkta Kars’ta örneğin 2002
yılında –yani hep milat olarak burayı aldığımızdan şikâyet edersiniz ya,
bunlara bir dönüp bakmak lazım- sadece 26 milyon lira tarımsal destek
verilirken 2012 yılında bu rakam 2 katının üzerine çıkıp 55 milyon liraya
yükselmiş. Yine yılda 8 milyon lira, sadece Kars ölçeğinde, mazot desteği
veriyoruz. Kimyevi gübre desteği, yine yılda küçücük Kars’a –artık bölündü
biliyorsunuz Kars, yani Ardahan ve Iğdır ayrı iller olunca Kars 300 bin nüfuslu
küçük bir il kaldı- 10 milyon liralık kimyevi gübre desteği veriyoruz. Bakın,
Kars’ta ilk defa AK PARTİ’yle beraber prim desteği verilmeye başlandı. Yaklaşık
yılda 3 milyon liralık bir prim desteği veriyoruz.
Hayvancılık desteklerine gelince: Ana girdi bu Kars’ta. Bakın,
hayvancılık desteği… Çünkü Kars ciddi bir tarımsal üretim alanı değil ancak
tarımdan elde ettiklerinizi hayvancılığa dönüştürebilirseniz kârlı bir iş
yapmış oluyorsunuz. Bu alandaki destek 2002 yılına göre 2011 yılında, 2012
yılında tam 55 kat artmış saygıdeğer milletvekilleri, yani yüzde 5.500 artmış.
Bunları görmezlikten gelerek bir değerlendirme yapmak mümkün değil.
Tabii, Kars’ta işletmeler çok küçük, tarlaları çok küçük, hayvan
sayıları çok az, çiftçi meşakkatli bir uğraş içerisinde. Bizim amacımız bu
işletme büyüklüklerini artırmak. Özellikle bu manada kırsal kalkınma destekleri
çok önemli. Yani adamın 10 tane hayvanı var, sizin verdiğiniz desteklerle bunu
50’ye çıkarttırmaya çalışıyoruz. Bu zamanda ancak ekonomik ve maliyeti düşük
bir tarım ve hayvancılık yapmak mümkün. Bu konuyla alakalı 2006 yılından bu
yana aşağı yukarı 32 tane büyük işletme oluşturulmuş, bunlara yaklaşık 12,5
milyon lira hibe desteği verilmiş sadece Kars ölçeğinde.
Kooperatiflere gelince: Saygıdeğer milletvekilleri, Kars’ta 2002’ye
kadar toplam 7 tane kooperatif desteklenmiş. Oysa 2003’ten 2012 yılına kadar 35
tane kooperatif daha desteklenmiş. 2002 yılında sadece 1,7 milyon lira
kooperatiflere destek verilmişken, 2003’ten 2012’ye kadar 45 milyon lira destek
verilmiş.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göç niçin çoğaldı Sayın Hatip? Kars’tan göç
niye oluyor göç?
YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ekipman destekleri, bakın, makine ekipman
desteği… Yani tarımda mekanizasyonu sağlamak gerekiyor ki ürünlerinizi daha
fazla almanız mümkün olsun. Kars’ta…
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kars’ı büyükşehir yapın.
YUNUS KILIÇ (Devamla) – … ilk defa 2007 yılında başlatılan makine ekipman
desteğiyle 1.093 tane makine ekipmana destek verilmiş, aşağı yukarı 6 milyon
lira sadece hibe verilmiş bakın bu konuda.
MAHMUT TANAL – Göç niçin oluyor Sayın Hatip?
MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Kimlere verilmiş Sayın Hatip?
YUNUS KILIÇ (Devamla) – Şimdi, başka bir noktaya gelelim.
Saygıdeğer milletvekilleri, ilk defa Kars’ta yem bitkisi üretimi
başlamış. 2002’de sadece 4 bin hektar olan yem bitkisi ekim alanı 50 bin
hektara çıkmış. Silajlık mısır Kars’ta ilk defa ekilmeye başlanmış ve şimdi
yılda 20 bin ton mısır üretimimiz var, bunu artırmaya çalışıyoruz.
Kars’ta, biz seçim çalışmalarına başlayıncaya kadar Karslının daha adını
bile duymadığı arazi toplulaştırmasını başlattık bakın. Daha geçen hafta
köylerde kooperatif aracılığıyla binlerce hayvan dağıtırken bunu orada
vatandaşımıza duyurduk. 5 milyon lira bütçeli bir ihale yaptık ve Kars’taki
sulanabilir tarım arazilerinin toplulaştırılmasıyla alakalı ihaleyi yaptık.
Daha bunu Doğu Anadolu Bölgesi bilmiyordu; bunları seçimde biz anlattık, iddia
ettik, şükürler olsun bugün yaptık.
KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Geç o işi geç. Doğu Anadolu çoktan…
YUNUS KILIÇ (Devamla) – Barajlar… Bakın saygıdeğer milletvekilleri, şu
anda Kars ölçeğinde AK PARTİ İktidara gelinceye kadar sulama denen bir şey
yoktu.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Göç niçin oluyor Sayın Hatip? Göç, göç…
YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, yüzde 2 sulama vardı, şu anda Kars’ta
Kars Barajı’nın yapımıyla beraber, bittiğinde -ki, gelecek sene bitecek. Eskisi
gibi bir baraj yapılıp da kırk yıl sonra bitmesi söz konusu değil- 95 köyün
arazisi sulanacak.
MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Kars’ın nüfusu niye azalıyor?
YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, Kars ölçeğinde düşündüğünüz zaman bu
yaklaşık üçte 1’idir. 95 köyün arazisi sulanacak, Kars’ta sulu tarıma geçilecek,
yem bitkisi ekilecek, insanın… Şu anda ana girdiyi oluşturan yem bitkilerinin
fiyatları böylelikle düşecek, vatandaş kendi istihdamını en yüksek rakamdan
değerlendirecek, kendi hayvanını Kars’ta kendisi besleyecek, besicilik yapacak…
MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Mera hayvancılığı ne olacak?
YUNUS KILIÇ (D evamla) – …hayvanın
tamamen hamallığını yapmayacak, hayvanı sadece küçükken yetiştirip hamallığını
yapmayacak, en yüksek katma değer olan kısmını yani besiciliği Kars’ta
yaptıracağız. Bunun için de Kars, hayvancılıktan en önemli girdiyi…
HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sizin bu “cek cak”lar olana kadar Kars’ta
vatandaş kalmayacak!
YUNUS KILIÇ (Devamla) – “cek cak”
değil. Barajlar, bakın, yapıldı, arazi toplulaştırma ihaleleri yapıldı. Karslı,
gelecek seneden itibaren kendi toplu arazisinde hayvancılık ve tarım uğraşı
yapacak. Bunlar çok önemli.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kars göç ne kadar veriyor?
YUNUS KILIÇ (D evamla) – Kars’ta,
bakın, sizin dönemlerinizde, özellikle -BDP’nin belki burada suçu olmayabilir-
bağıran CHP ve MHP milletvekillerinin olduğu dönemlerde…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – İcra sayısı 1’den 3’e mi çıktı, 2’ye mi çıktı?
YUNUS KILIÇ (D evamla) – …bu ülkede
et-balık kurumlarını siz sattınız, Kars’ta bu yüzden şu anda et-balık kurumu
yok ve…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yahu Yunus, sen bize niye
söylüyorsun? Biz mi sattık?
YUNUS KILIÇ (D evamla) – Siz
sattınız, sizin de içinde bulunduğunuz dönemler sattı.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, biz satmadık. Asla, asla!
YUNUS KILIÇ (D evamla) – Şimdi,
biz, bakın, geldik, Kars’ta Et-Balık Kurumunu kesime başlattık. Şu anda haftada
üç gün kesim yapılıyor ve Allah izin verirse, Kars’ta yeni bir Et-Balık
Kurumunun yapımı da AK PARTİ Hükûmetine nasip olacak, bize nasip olacak
diyorum.
HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Koyunları da Güney Amerika’dan
getirirsiniz artık!
YUNUS KILIÇ (D evamla) –
Kars’ta şu anda sıkıntı nedir?
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Recep Bey, söyler misin, düzeltsin.
YUNUS KILIÇ (D evamla) – Yem
fiyatları yüksektir, hayvan fiyatları düşüktür. İthalattaki fonlar
artırılmıştır, hayvan fiyatları –inşallah- yükselmeye başladı.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kars göç ne kadar veriyor? Yılda göç oranı ne
kadar Kars’ta Sayın Hatip?
YUNUS KILIÇ (D evamla) –
Gürcistan’dan yem ithalatı yapılmaya başlamıştır, kaba yem ithalatı
Gürcistan’dan bugün yapılıyor. Bunu da Kars halkının bu arada duymasını
istiyorum.
Sıkıntılar vardır ama bu sıkıntıların aşılması için de gerek
Hükûmetimizin gerekse bizim ciddi katkılarımız vardır diyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yunus Bey, yanlış biliyorsunuz,
yanlış!
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı
konuşmasını yaparken Et-Balık Kurumunun özelleştirilmesine ilişkin olarak
Et-Balık Kurumunu Cumhuriyet Halk Partisinin özelleştirdiği yönünde bir iddia
ve eleştiri ortaya koydu. İzninizle, gerçek olmayan bu durumla ilgili açıklama
yapmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Hamzaçebi.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın
Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hükûmetin
tarımı, hayvancılığı ne kadar desteklediğini anlayabilmek için bütçeden
hayvancılığa ve tarım sektörüne ayrılan teşviklere bakmak gerekir.Eskiden ne
kadar ayrılıyordu, şimdi ne kadar ayrılıyor? Esas olan ölçü budur, diğer bütün
konuşmalar bu rakamlar karşısında değerlendirilmelidir. Eğer bu rakamlara uygun
bir açıklama varsa hayhay, biz bundan mutlu oluruz ama rakamlara uygun bir
açıklama yapılmıyor ise bu doğru değildir.
2002 yılında o zamanki hükûmetin tarım sektörüne ve hayvancılığa vermiş
olduğu desteklerin toplamının millî gelire oranı bugün Hükûmetin vermiş olduğu
desteğin millî gelire olan oranından daha yüksektir, tablo budur; bir kere
birincisi bunu tespit edelim.
İkincisi, Et-Balık Kurumunun özelleştirilmesi yanlış bir özelleştirme
olmuştur. Özelleştirme, elbette, devletin piyasa ekonomisi çerçevesinde
olmaması gereken alanlardaki varlıklarını işletmelerini özelleştirmesidir. Bu
yanlış bir kavram değildir ama Et-Balık Kurumu özelleştirmesi doğrudan
hayvancılık sektörünü ilgilendiren bir özelleştirmedir. Hayvancılığın teşvike,
desteğe ihtiyaç olduğu Türkiye’de bu
özelleştirme yanlış olmuştur. Bu özelleştirmeyi yapan hükûmetlerin hiçbirisinde
Cumhuriyet Halk Partisi olmamıştır. Bu özelleştirmeyi yapan hükûmetin
Başbakanının ben açıklamasını hatırlarım: “Et-Balık Kurumunu özelleştirmekle
yanlış yaptık.” demiştir. Dolayısıyla, gelin bu doğruyu tespit edelim ama siz
bugünü açıklarken de eskiyi karalamayı bir kenara bırakın, kendinizin ne
yaptığını anlatmaya çalışın.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın
Hamzaçebi.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
verilmiş olan (10/279) esas numaralı
Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012
Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN – Lehinde, Ardahan Milletvekili
Ensar Öğüt.
Buyurunuz Sayın Öğüt. (CHP
sıralarından alkışlar)
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve
Demokrasi Partisi Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane’nin vermiş olduğu
Kars’taki hayvancılıkla ilgili önergenin üzerinde söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, Kars, bir zamanlar kırmızı etin deposu,
hayvancılığın en önemli illerinden biriydi ve öyle bir konumdaydı ki bir ara
Türkiye'nin et olarak yüzde 11’ini karşılıyordu. Yani böyle bir potansiyeli
olan Kars bugün ne yazık ki ete de muhtaç kaldı, Kars’a da dışarıdan et gelmeye
başladı, eti de bırakın saman gelmeye başladı.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Mustafa Kemal Atatürk –ben bunu zaman zaman
diyorum- ve arkadaşları, 16 Temmuz 1937 tarihinde bir genelge çıkartmış Kars’a.
“Kars’ta canlı hayvancılık gelişsin.” diye Bakanlar Kuruluna imzasıyla tarihî
bir belge gösteriyorum, bu belgeyle Kars’a önem verdiğini gösteriyorum. Kars o
zaman o kadar gelişti ki herkes biliyor, Kars’ta hayvancılık gelişti, hem
Rusya’yı besliyorduk hem İran’ı besliyorduk hem Rusya’ya mal ihraç ediyorduk
hem İran’a ama bugünkü konumda hakikaten çok perişan bir durumda Kars, Karslı
ve Ardahanlı bütün hayvancılık yapan herkes, Türkiye’de Edirne’den Ardahan’a
kadar herkes.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Et-Balık Kurumunu, süt fabrikalarını biz
satmadık.
Yunus Bey, bunu siz de biliyorsunuz.
Kars’ta en büyük yıkım Et-Balık Kurumunu satmaktı, Süt Kurumunu satmak… Ve
Süt Kurumu yerine de bina yaptırdılar. Ve şimdi Kars ve Ardahan’ı besleyen o
bölgedeki Et-Balık Kurumu yok, Erzurum’da var, şimdi yavaş yavaş Kars’ta
kesilmeye başladı. Ben, huzurunuzda da teşekkür ediyorum. Ama çiftçimiz perişan
hakikaten.
Şimdi, bakın, ben size şöyle diyeyim: Yeni bütçe yaptık. Yeni bütçede
hayvancılığa ayrılan para 9 milyar civarında. Demin Yunus Bey’le de bunu
konuştuk, 9 milyar civarında. Peki, Sosyal Yardımlaşma Fonu’na kaç para ayrıldı
biliyor musunuz? Yani fakire fukaraya dağıtılacak para da 9 milyara yakın bir
para. Yani milleti dilenci konumuna düşürdük, millete şimdi kaymakamlar,
valiler 100 lira, 200 lira dilenci parası veriyor, kömür veriyor, battaniye
veriyor, işte soğan, sarımsak neyse, patates veriyor ama il seçim zamanı
geldiği zaman da “Bak, senin köyünde yüzde 50’nin üzerinde yeşil kartlı insan
var. Bu yeşil kartlı olduğu için bana, benim dediğim yere oy vereceksin aksi
takdirde yeşil kartlarını iptal ederim.” diyor. Bunu vali ve kaymakamlar, il
müdürleri, ilçe müdürleri söylüyorlar. Bunu hepiniz biliyorsunuz, bütün illerde
yaşıyorsunuz.
Şimdi, Tarım Bakanlığı… Hayvancılıkla ilgili para 9 milyar civarında,
sosyal yardımlaşmaya, fakire fukaraya dağıtılacak para da aynı para. Tamam,
fakire fukaraya dağıtsın ama kardeşim önce balık tutmayı öğretelim. Bu parayı
siz fakire fukaraya o şekilde dağıtacağınıza kredide imkân tanıyın, Ziraat
Bankasında imkân tanıyın hayvancılığı geliştirsin. Çoban hesabı yaptığın zaman,
süt para yaparsa dişi inek saklar adam, dişi inekten de buzağı doğurur, buzağı
doğurduğu zaman hayvancılık gelişir.
Değerli arkadaşlar, burada asıl önemli olan, Türkiye’de ithalatın
durmasıdır. İthal hayvan, ithal et durmazsa ne Kars’ta ne Trakya’da ne de
hiçbir yerde hayvancılık yapılmaz. Şu anda bütün insanlar göç etti, göçün sonu
perişan oldular, büyük şehirlerde aç, sefil, işsizlik had safhada. Yani
Kars’ta, Ardahan’da, Erzurum’da, Iğdır’da, o bölgede yani bütün Türkiye’de köylü
perişan durumda. Şimdi, bakın, getirilen ithal hayvan… Maalesef Kars’ta dahi
ithal et satılıyor arkadaşlar. Anguslar orada satılıyor. Ben Trakya’da çiftliğe
gittim, Çorlu’da Şahbaz köyündeki çiftliğe gittim, Ürdünlü Hicazi firmasının
200 bin başa yakın hayvanı var. Bunlar getirmişler, neyi, nasıl beslendiği de
belli değil. Bunlar ucuz olduğu için, bizim yerli üreticiye para vermedikleri
için, yerli üretici hayvan yetiştiremediği için yerli üreticinin malı perişan
durumda.
Bakın, yine rakam konuşacağım. Söyleyin bana şimdi, 2010 yılı Mayısında
başlayan hayvan ithalatına kaç para ödendi Adalet ve Kalkınma Partililer, siz
biliyor musunuz? 3 milyar dolara yakın para ödendi. Bu parayı da kime ödediler
biliyor musunuz arkadaşlar? Yüzde 80’ini Ürdünlü Hicazi firması aldı bu
paraların. Kim ortağı bunun? “Tarım Bakanı cevap versin.” dedim, vermedi. Hep
ihaleler buna gidiyor, diğerleri çekiliyor buna gidiyor. Ya, bu nasıl oluyor
arkadaş? Ürdünlü Hicazi firması 3 milyar dolara yakın paranın yüzde 80’ini
almış, benim köylüm de perişan bir durumda değerli arkadaşlar.
“Bütçeye para koyun.” ayırmıyorlar, milleti muhtaç kılabilmek için daha
çok para ayırıyorlar, aynı parayı ona ayırıyorlar. Kardeşim sen ona vereceğine
köylüdeki… Köylü şu anda gidiyor Ziraat Bankasına, 5 bin lira, 10 bin lira para
alamıyor arkadaşlar, perişan durumda. İnanın samimi söylüyorum. “Şehir
merkezinde ev verin bana ipotek.” diyor. Adam diyor ki: “Ya şehir merkezinde
benim binam evim, olsa niye ben köyde oturayım?” Doğru. Peki bu Ürdünlü
Hicazi’ye veya dışarıdaki efendim Brezilyalıya, Avustralyalıya, Arjantinliye, Uruguaylıya,
bu ülkelere verilen paranın yarısı bizim kendi köylümüze verilseydi yemin
ediyorum hayvancılık gelişmişti, süt de para etmişti, köylünün de yüzü
gülmüştü.
Değerli arkadaşlar, bakın şu anda en büyük sıkıntı ne biliyor musunuz?
Millet kara kara düşünüyor. Ben on beş gün önce Ardahan hayvan pazarındaydım. 1
ton saman 1 inek, 1 inek 1 ton saman idi. Şimdi arıyorlar beni, bugün gidip
görüştüm, Kuşuçmaz köyü muhtarıyla görüştüm buraya gelmeden önce -onu da söyleyeyim
yani yalan olmasın- “2 inek verirsek 1 ton saman alıyoruz.” diyor. Mal öyle
ucuzladı bakın beyefendi. Şimdi sizin sofranıza geliyor güzel et. Nereden
geliyor kardeşim? Köylü üretmese, köylü besicilik yapmasa, köylü hizmetçilik
yapmasa gelebilir mi size kaliteli et? Şimdi, 2 inek 1 ton saman.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – On beş günde.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, evet, on beş günde o kadar düştü. Bakın
şimdi şu anda millet pancar ekiyordu, bizim orada kar yağdı, sizi bilmiyorum.
Bizim orada dağlara kar yağdı. Herkeste hayvanını besleme ihtiyacı doğdu ve
panikledi, hayvanını satıyor, satılamıyor, kimse almıyor. Bakın Gürcistan’dan
ithal saman serbestliği getirildi. Kaba yem diyoruz. Arkadaşlar, kaba yemin
Gürcistan’da 300-350 TL’ye alınıyor tonu,
Türkiye’ye maliyeti 500 lira. 40 ton kaba yem getirse vatandaş, 500 liradan
20 milyar para yapıyor. Ama ne yapıyor? Vatandaş getiremiyor. Orada kendi
tüccarları, kendi yandaşları var, onlara ithalat izni veriyorlar. Arkadaşlar,
böyle bir zulüm olabilir mi, böyle bir adalet olabilir mi? Partinizin adı
“Adalet.” Ya böyle bir adaletsizlik olur mu? Kendi yandaşlarınıza ithalat için
imkân veriyorsunuz, köylü yapamaz…
AHMET ARSLAN (Kars) – Sana da veriyorlar.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın Ahmet Bey, köylü diyor ki: “Ben çiftçiyim,
tarıma bir kaydım var, çiftçi belgem var, bana da verin. Ben 350 liraya
alacağım, 500 liraya mal edeceğim ve 500 liraya mal ettiğim zaman 40 ton saman
15 tane ineğimi saklardım, ben 20 milyar ödeyeyim.” Ama ithalatı kendi
yandaşlarına verdikleri için kaça mal ediyorlar biliyor musunuz Sayın Başkanım?
1 milyon 100 bin liraya. Şu anda Ardahan’da saman satıyorlar, 2 misli fiyatı. 1
milyon desen, 20 ton karşılığında 40 milyar ödeyecek. Yazık günah değil mi ya?
Bu insanlar orada aç, susuz, sefil, perişan. Her şeye rağmen tüfek omuzda,
bayrak elinde vatanı bekliyor orada. Yazıktır. Bu insanlara devletin orada maaş
bağlaması lazımken yani bırakın onu
ithalatı bile adamlara serbest bırakmıyoruz ya.
Ben sizden istirham ediyorum, bakın, burada bu tutanaklara geçmesini
istirham ediyorum. Bakanlık acil olarak, derhâl… Vatandaşın kendisi 3-5 kişi birleşebilir, çiftçi belgesi olan,
ilçe tarıma, il tarıma kayıtlı olan vatandaşlar kendi aralarında, kardeşim,
gitsinler ot, saman neyse, sap saman neyse onu getirsinler. Zaten milleti sap
samana muhtaç ettiniz, bari kendisi getirsin. Bırakın yandaşınızı…
AHMET YENİ (Samsun) – Kim o yandaş ya, ismini söyle? Söyle ismini
yandaşın!
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ahmetçiğim, bir dakika, şu anda ben sana
söylüyorum: Git Ardahan’da Posof Türkgözü Kapısı’nda söyle.
AHMET YENİ (Samsun) – Kim o yandaş?
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ya, Posof Türkgözü Kapısı’nda biliyor herkes kim
getiriyor malı.
AHMET YENİ (Samsun) – Yandaşmış!
ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın bir şey söyleyeyim, “Yandaş” derken, sizin
partinin üyelerinden getiriyor çoğu da. Ben sana isim de vereyim.
Bakın, değerli arkadaşlar, ben burada şunu söylüyorum milletvekili
olarak -zamanımız bitti- sizden istirham ediyorum, bırakın onu bunu. Çiftçiye
kendi samanını getirmesi için müsaade verin. Başka bir şey demiyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.
Aleyhte, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Ercoşkun.
ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP tarafından verilen önerinin
aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabii bu öneride Kars ilindeki hayvancılıkla alakalı
sorunlar dile getirilmeye çalışılmış. Fakat bildiğiniz gibi Türkiye nüfusunun
2002 yılında yüzde 35’leri, şu anda yüzde 25 civarında bir nüfusu tarımla ve
hayvancılıkla ilgilenmekte. Dolayısıyla, bu sorunları bir il bazında Meclis
içerisindeki bir araştırmayla dile getirmeye çalışmak gerçekten çok doğru bir
çalışma şekli değil.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel çalışma yapalım, kabul edin siz, genel
çalışma yapalım.
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Bunlar il içerisinde ilgili kurumlarla
yapılabilecek çalışmalar. Yani bunu, bir ilin konusunu Meclis araştırmasıyla
hâlletmeye çalışmak diğer seksen vilayete de aynı hakkı vermek demektir.
MÜLKİYE
BİRTANE (Kars) - Tüm bölgeyi söyledik, eksik dinlemişsiniz.
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Yani dolayısıyla, böylesine -bence- kısır, dar
çerçevede bu meselenin tartışılması çok doğru bir şey değil.
Ama diğer taraftan, birçok soru önergesiyle bildiğimiz Ensar Öğüt’ün de
özellikle valileri ve kaymakamları oy avcılığına çıkmakla itham etmesi de
gerçekten kabul edilebilecek bir davranış da değil. Yani valiler, kaymakamlar,
yeşil kart mensuplarına “Şu partiye oy verin.” diyecekler ve bunu buradan,
Meclis kürsüsünden dile getireceksiniz. Bu hiç şık bir davranış değil.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ardahan’da oldu kardeşim. Ben şahit getirebilirim
buraya. Şahit getireyim, şahit şahit. Şahit getiririm.
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Bu doğru bir davranış değil. Bütün valileri,
kaymakamları itham altına alacak bu eylemi gerçekten tasvip etmek de mümkün
değil.
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – “Köyden de
oy çıkmazsa yeşil kartını iptal ederim…” Bunu Ardahan Valisi yaptı. Ben
bu konuda basına da açıklama yaptım.
ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Diğer taraftan, “yandaşlar” meselesini
defalarca dile getirmek, eğer bir isim vermiyorsanız bu da şık bir şey değil,
yani kalkıp da buradan sadece itham etmek ama çözüm noktasında ortaya bir fikir
koymamak, bir çalışma koymamak da doğru bir mesele değil.
Ben, Genel Kurulun daha fazla vaktini almak istemiyorum, değerli
arkadaşlar. Bu önerinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyorum. Genel Kurulu
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.
III.-
YOKLAMA
(CHP
sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ediboğlu, Sayın Öğüt, Sayın
Ayaydın, Sayın Acar, Sayın Öğüt, Sayın Moroğlu, Sayın Tanal, Sayın Çetin, Sayın
Işık, Sayın Güler, Sayın Ekinci, Sayın Şeker, Sayın Gürkan, Sayın Yüksel, Sayın
Özgündüz, Sayın Öz, Sayın Eyidoğan, Sayın Çandar.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- BDP Grubunun, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
verilmiş olan (10/279) esas numaralı
Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2012
Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre
verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
2.- MHP Grubunun, narenciye üretimindeki sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan
(10/308) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel
Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi
Tarih: 29/11/2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun 29/11/2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından
Grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel
Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Oktay Vural
İzmir
MHP Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (10/308) esas
numaralı, "Narenciye üretimindeki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma
önergemizin görüşmelerinin Genel Kurulun bugünkü Birleşiminde yapılması
önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin lehinde, Mersin Milletvekili Ali Öz.
Buyurunuz Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; narenciye üreticilerinin
sorunları hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz
önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başında
bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi ülkemiz, narenciye üretiminde, özellikle
ihracatta dünya piyasasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, yıllık 5
milyon tonluk narenciye üreten bir ülke. Özellikle Akdeniz Bölgesi ve Ege
Bölgesi başta olmak üzere, bu bölgelerde de Mersin ve Antalya, üretimde başta
olan illerimiz arasında yer almaktadır.
Muhalefet milletvekili olarak, daha önce de bu süreçte, özellikle gerek
tarım alanında gerekse narenciye üreticilerinin sorunlarıyla ilgili pek çok kez
bu kürsüden yüce milletimize seslenme imkânı bulduk. Narenciyenin bir kısmı
ülkemizde ihracatta, kısmı önemli bir kısmı ise iç piyasada kullanılmakla
beraber, maalesef iç piyasada tüketim istenilen düzeyde de değil. Narenciyenin
özellikle iç piyasada daha fazla tüketimini teşvik eden, faydalarını anlatan
spot tanıtımlar istenilen düzeyde henüz vatandaşla paylaşılmamış durumda.
Bugün için limon üreticileri geçen yıllara, geçen üç beş yıla
kıyasladığınız zaman durumu biraz iyi gibi görünmekle beraber ama bunun
aldatıcı bir iyilik olduğunu hepimiz farkında olmamız lazım. Özellikle geçen
yıl içerisinde, başta Mersin ve Antalya olmak üzere bölgemizin diğer
ilçelerinde narenciye üretiminin yoğun yapılmış olduğu bölgelerde ocak ayında
yaşanılan “don vurması” hadisesi ve akabinde yazın çok sıcak ve kurak geçmesi,
yüzde 40’lık, bizim bölgemizde ve dünyada özellikle narenciye üretiminde söz
sahibi olan ülkelerde de ciddi manada bir rekolte düşümüne vesile olmuştur. Bu
rekolte düşümüne bağlı olarak geçen yıl 30 kuruşa, dalından bile ihracatçıya satacak
bir ortam bulamayan üreticiler bu yıl limonu 80 kuruşa, 1 liraya
satabilmektedirler.
Değerli arkadaşlar, tabii ki tarımı modern hâle getirmemizin gerekliliği
hepimiz tarafından bilinen bir gerçektir. Dünyada özellikle ekolojik dengenin
değişmesi, tarımsal alanların daralması ülkemizi de dışarıya tarımda bağımlı
bir ülke hâle getireceği endişesini hepimiz yaşamak zorundayız. Tarım alanında
bu iyileştirmeleri, modernizasyonu yapmadığımız takdirde tarımsal üreticilerin,
çiftçilerin, narenciye üreticilerinin dertlerine merhem olmaya çalışmadığımız
süre içerisinde bu sıkıntıyı sadece onlar değil, toplum olarak hepimizin
çekeceği gerçeği de açıktır.
Bir milletvekili olarak sizlere açık bir şekilde önerimiz şudur:
Narenciye üreticilerine desteklerin gerçekten erken, zamanında, özellikle hasat
mevsimi başlamadan temmuz -ağustos ayları içerisinde- miktarı ne olacaksa
önceden açıklanmalı, fiyat birimleri tespit edilmeli ve nakit olarak, direkt
olarak verilmesi gerekmektedir.
Teşviklerle alakalı geçen yılki uygulamayla bu yılki uygulama arasında
bir değişiklik olmuştur. Teşvik uygulaması geçen yıl bir tonunu dünya
piyasasına ihracattaki satışın gerçek olmayan reel bedelinin 2 kat fiyatı
gösterilirken 125 dolar teşvik denilirken ihracatçı ancak 62,5 dolar teşvik alabilmekteydi.
Ama bu yıl yapılan kanuni bir düzenlemeyle ton başına sadece ihracatçıya 200 TL
gibi bir teşvik öngörülmekle beraber -fakat üzülerek ifade ediyoruz ki-
maalesef bu teşvik henüz ihracatçılara, listeleri belirlenmiş olmakla beraber,
ellerine geçmediğini de biliyoruz.
Rekoltenin yüzde 40 düşüş yaşadığını başta ifade etmiştim. Akdeniz
ülkelerinin birçoğunda da görülen iklim değişikliği maalesef Mersin’de de
yaşanmış ve bu durum üreticilerimizi mağdur etmiştir. Özellikle bölgemizde
narenciye üretiminin miktar olarak azalması yanında narenciye üreticisinin
çekmiş olduğu bu sıkıntının diğer bir nedeni de modern tesislerin kurulamaması.
Yerinde, lokal bölgelerde, sanayide ihracatın dışında limonun, portakalın,
greyfurtun, mandalinanın başka alanlarda kullanılacağı tesislerin yapılamamış
olması ve bunlar tarafından devletin öncü olarak teşvik vermemiş olması da
narenciye çiftçisinin önemli sorunlarının başında gelmektedir.
Özellikle dünyada narenciye ihracatında önemli yer tutan ülkemiz bu
alanda ciddi ve acil çözümler bulmak zorundadır. Yoksa gerçekten yaş sebze ve
meyve ihracatımızın önemli bir kısmını oluşturan narenciye üreticileri
kendiliğinden narenciye alanından çekilip başka alanlara doğru yelken açmak
zorunda kalacaklar. Tüm dünyanın özellikle marka olarak bildiği Mersin Erdemli
Limonlu’nun Lamas limonunun yerinde iktidarınız devrinde maalesef yeller
esmiştir. Oradaki insanlar limon bahçelerini lağvedip onun yerine seracılığa
doğru yönelmişlerdir.
Tarımsal girdi maliyetlerindeki artışlar üreticiyi sürekli olarak geriye
götürmüştür. Dolayısıyla gerçekten Akdeniz Bölgesi’nde ve Mersin Erdemli
bölgesinde üretimde rekolte olarak giderek düşme olmuş olmasına rağmen ama
maalesef ürünler yine de yeterli fiyata satılamamaktadır. Bugün tarımsal girdi
maliyetlerinin arttığı gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda gerçekten
narenciye üreticilerimizin ciddi mağduriyet içerisinde olduğu açık bir şekilde
görülmektedir.
Narenciyede tabii ki bölgede, özellikle yurt içi ve dış piyasaya
ihracatta sunum için ulaşım da önemli kademelerden, aşamalardan bir tanesidir.
Dolayısıyla bölgede bu sektörde soğuk zincirlerin kurulması, sera dönüşüm
projesinin uygulanması, küçük arazilerin 200-400 metre rakımdaki büyük
arazilerle birleştirilerek devlet tarafından desteklenerek büyük sera
arazilerinin oluşturulması, yayla meyve ve sebzeciliğinin geliştirilmesi,
entegre tesislerinin kurulmasında da devletin öncülük etmesini bölgede insanlar
beklemektedir.
Tabii ki narenciye üreticilerinin sorunları sadece bunlarla da kalmıyor.
Özellikle Erdemli’de -Mersin, Tarsus, Silifke, Erdemli arasına- daha önce
yapımı planlanan hava yolu henüz faaliyete geçmemiş. Ulaştırma Bakanlığından,
bu hava alanı yapımının bir hız verilerek bir an önce bitirilmesi de önemli
taleplerimizden bir tanesidir.
Narenciye üreticilerinin dertlerini hep gündeme getirdiğimizde Hükûmet
tarafından üreticilere olumlu sözler her defasında verilmiş ama maalesef, artan
ve geçen yıllar içerisinde baktığımız zaman ürün değerlerinde ciddi bir artışın
olmaması önemli sorun olarak karşımızda durmaktadır. Hükûmetin bu konuda
politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği görülmektedir. Borç
batağındaki mutsuz olan çiftçiler sadece teşvik masalıyla huzura eremeyeceklerdir.
Bölgesel olarak değerlendirdiğimizde, şu anda komşu ülkelerle yaşanan
sorunlar ihracatımızı olumsuz etkilemektedir. Özellikle Suriye ile yaşanan kriz
Suriye üzerinde yapılan ihracatımızı olumsuz etkilemiş; kısa yoldan ve maliyeti
az olan ulaşım uzun ve maliyetli yollarla yapıldığı için ihraç ürünün
maliyetini arttırmış, dolayısıyla iç piyasada ürünlerin fiyatları son derece
düşmüştür. 02/10/2012 tarihi itibarı ile Mersin toptancı halinde alınan
rakamlara göre -dikkatinizi çekmek istiyorum- salatalık 15-30 kuruş, domates
30-60 kuruş, kabak 15-30 kuruş, patlıcan 15-30 kuruş, mandarin, portakal 40-50
kuruşa işlem görmektedir ki bu rakamlar üretim maliyetlerinin oldukça
altındadır.
İlimize has şu anda narenciye üreticilerinin büyük sorunlarından bir tanesi
de Ziraat Bankasına olan borçlarıyla çiftçi ve narenciye üreticileri boğuşmak
durumundadır. 31 Temmuz 2012 tarihli ve 2012/3570 sayılı kararname ile sel, su
baskını, fırtına, aşırı yağış, dolu, don, kuraklık, yıldırım düşmesi ve hortum
gibi afetlere maruz kalarak en az yüzde 30 oranında zarar gören ve bu durumu
ilçe hasar tespit komisyonunca belirlenen gerçek ve tüzel kişilerin Ziraat
Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının yüzde 5 faizle bir yıl
süre ertelenmesine karar verilmiştir.
Ancak Mersin’de merkez ilçe olan Akdeniz, Mezitli, Yenişehir, Toroslar
ve Erdemli’de, maalesef, hasar tespiti aşamasında insanlar tarım sigortası
olması münasebetiyle, afet gören vatandaşlar listesine alınmamış ve bunlardan
faydalandırılmamışlardır. Bununla ilgili yeniden bir düzenlemenin yapılması,
çiftçilerin ve üreticilerin acilen beklediği önemli sorunlardan bir tanesidir.
Tarım il müdürlüklerince, ilçe hasar tespit komisyonlarının yeniden bir
çalışma yaparak, tarım sigortası bulunanlar da dâhil olmak üzere, ivedilikle yeni
bir hasar tespit çalışması -geçmişe dönerek- kabul görmezse, üreticilerin borç
batağı içerisinde, bankalara olan borçları münasebetiyle ellerinde olan
topraklarının haciz sorunuyla baş başa kalacaklarını bilmenizi istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde Akdeniz ilçesi Adanalıoğlu, Kazanlı, Yenitaşkent,
Karacailyas, Karaduvar gibi bölgelerimizde yaklaşık 100’den fazla örtü altı
üreticimize borçtan dolayı icra dairelerinde arazi satışı ile ilgili
tebligatlar ulaşmış olup, kasım ayı içerisinde Ziraat Bankası tarafından satış
gerçekleştirileceği kendilerine bildirilmiştir. Şayet müdahale edilmezse rakam
önümüzdeki aylarda binden fazla üreticimizi bu sorunla baş başa bırakacaktır.
O yüzden gerek planlamanın yapılması gerekse üreticilerin ve çiftçilerin
borçlarının ertelenmesi, bankalardan alınan krediler karşısında çiftçinin
mağdur duruma düşürülmemesi için yeni bir düzenleme yapılmasına gerek ve ihtiyaç
olduğunu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.
Aleyhinde Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu.
Buyurunuz efendim.
HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi adına önerge üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği gibi ülkemiz bir tarım ülkesi olmasına rağmen, hâlen belli
oranlarda ürünleri dışarıdan ithal ettiğimiz görülmektedir. Tabii ki bu tablo,
çok acıklı ve üzücü bir tablodur. Halkımızın, tarım ülkesinde yaşamasına rağmen
insanımızın yüzde 80’i köylü ama ne yazık ki bu ürünlerin istendiği düzeyde
ücretlendirmede, hatta ürünü pazarlamada yetersizlikler yaşanıyor. Bunun da AKP
Hükûmetinin politikalarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Örnek olarak Konya Ovası, Kayseri Ovası, Muş
Malazgirt, Van Özalp, bir zamanlar hububat ambarı idi ama bugün köylümüz,
çiftçimiz zor durumdadır.
Bu durum yalnız yaş sebze alanında da değil, aynı zamanda hayvancılık
alanında da böyledir. AKP Hükûmetinin yanlış politikalarından dolayı üretim
durma noktasına gelmiştir.
Hiç kimse yaşantısından memnun değil, ticaretten memnun değil, alan memnun
değil, satan memnun değil, halk memnun değil, köylü memnun değil, işçi-emekçi
memnun değil, öğrenci memnun değil. Evet, burada memnun olan bir grup var, o da
AKP Hükûmeti ve yandaşlarıdır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaş sebze ve meyve üreticileri her
yıl daha fazla sorunla karşı karşıya kalmaktadırlar. Özellikle geçtiğimiz yıl
Van depreminin ardından Bitlis, Bingöl, Muş ve çevre illeri hububatta büyük
zararlara uğramasına rağmen, patates üreticisinin tarlada ürününün donmasına
rağmen, hatta şeker pancarı üreticisinin şeker pancarını üretip tarlada
kalmasına neden olan don olayında, Hükûmetin bu konuda bir destek sağlamadığını
görüyoruz. Sadece onların borçlarının bir yıl ertelendiğini söyledi. Ama bugün
bir yıl doldu fakat köylü, işçi, çiftçi mağdur durumdadır.
Özellikle Ahlat ilçemizde 505 çiftçi şeker pancarı ekimi yapmakta idi.
Ahlat ilçesinde 14 bin dekar şeker pancarı toplanmamış, 496 çiftçi mağdur
duruma düşmüştür. Sözleşmeli olarak pancar ekimi yapan çiftçiler, ürünlerini
toplayamadıkları gibi, banka borçları ve şeker fabrikalarına olan borçları
nedeni ile birçok sıkıntı yaşamışlardır. Yapılan bazı çalışmalar neticesinde
bankalara ve Erciş Şeker Fabrikasına olan borçlarının ertelenmesi dışında
yapılan hiçbir yardım olmamıştır. Yani Bitlis ilindeki çiftçilerimiz bir
sonraki alacakları mahsulün tamamını satarak iki yıllık borçlarını ödemek
zorunda kalmışlardır.
Bitlis ve ilçelerinde yaş sebze ve meyve yetiştiren çiftçilerimiz birçok
alanda zorluk yaşamaktadırlar. Tabii ki mevsimin haşin olması, zorlu bir kış
mevsiminin yaşanması, erken kışın gelmesi tabii ki bu ekinciler üzerinde,
köylüler üzerinde, çiftçiler üzerinde büyük bir etki yaratmaktadır. Tabii ki
yakıt, gübre en başta gelen sorunlarından biridir. Bugün çiftçi aldığı
gübrenin, mazotun parasını sattığı üründen çıkaramamakta, hatta zarar
etmektedir. Tabii burada AKP Hükûmetinin, çiftçileri desteklemek, üretime katkı
sunmak, Türkiye ekonomisini ve tarımı daha üst seviyelere çıkarmak için birçok
projeleri olmasına rağmen biz bu alanlarda görmemekteyiz.
Önceki dönemde de Bitlis’te bulunan bir Tekel tütün fabrikası vardı.
Halk, üretici, ekininin de gelirini ektiği tütünden almaktaydı ama ne yazık ki
bu da şu anda yok. Halk perişan, köylü perişan, insanlar perişan bir
durumdadır. Birçoğu da metropol şehirlerine göç etmektedir. Tekel tarafından
tütün alımına son verilmesi ve tütün ekiminin yapılmamasından dolayı Bitlis
ilçelerine olumsuz etkilerini bugün en çıplak gözle gözlemek mümkündür.
Tütün ekimi yaptıkları tarlalarda başka bir ürün yetişmemektedir. Bundan
dolayı, insanlarımız, bölgemiz insanı yaş sebze ve meyve yetiştirmekte güçlük
çekmektedir çünkü her yörenin, her yerin, kendine özgü doğa koşullarına göre
meyve ve sebze yetiştirme olanağı vardır. Bugün, güneyde Mersin’de, Antalya’da,
Adana’da ve çevre illerindeki narenciye olayı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, bu
bölgemizde yoktur çünkü bu bölgenin koşulları ve iklim koşulları buna elverişli
değildir. Bu nedenle, yaş sebze ve meyvenin ekildiği mevsimde zaten hemen bir
ay içerisinde kışın bastırmasıyla bu yaş sebze ve meyve dona maruz kalmaktadır.
Dolayısıyla,
burada ekinin istenen düzeyde fiyat almaması da bunu etkilemektedir. Bu, şeker
pancarına konulan kota… Özellikle Norşin ilçemizde, Muş Ovası’nda, Malazgirt
Ovası’nda, hatta Erciş Ovası’nda, Van Erciş Ovası’nda, büyük düzeyde, çiftçiler
şeker pancarı ekmekteydiler. Bugün bu şeker pancarı tümden yok olmayla yüz
yüzedir. Bu nedenle, burada devletin -ve hatta- tarım politikasındaki
yetersizliğinden dolayı, bir destekleme fonu oluşturulmamaktadır, verilen
destekler de yeterli değildir ve zamanında köylüye tevdi edilmemektedir.
Tabii ki bu,
hububat alanında, yaş sebze alanında olduğu gibi, hayvancılık alanında da büyük
bir yetersizlik yaşanmaktadır. Görüldüğü gibi, bugün bölgemiz… Bingöl, Muş,
Ağrı, Van, Kars, bu bölge hayvancılıkla geçimini sağlamaktaydı ama ne yazık ki,
gün geçmesin ki dağlar bombalanmasın, gün geçmesin ki bir olay yaşanmasın.
Bundan dolayı artık insanlar, köylüler, çiftçiler hayvancılığı da terk etmek
zorunda kalmışlardır. Bu nedenle, eğer bir insan özgürce kendi tarlasında,
bağında, bostanında gezemiyorsa, özgürce üretim yapamıyorsa ve bu üretimin
pazarlamasında kuşku duyuyorsa -o insanın bir ikilem içerisinde kalması- tabii
ki ürününden de istenen verimliliği de sağlayamaz. Bunun nedeni de hepinizin
bildiği gibi, belirttiğim, özgür yaşamama, özgürlükten, hatta yarının ne
olacağından endişelendiğinden dolayı böyle bir üretimden de kaygı duymaktadır.
Buna en güzel örneği hayvancılık olarak gösterebiliriz ki bugün hayvancılığı en
yoğun olan bölge olmamıza rağmen dışarıdan ithal edilmektedir. Eğer bu destek
köylüye, çiftçiye sağlanmış olsaydı, bugün dışarıdan herhangi bir ürünü ithal
etme veya hayvanı ithal etme ihtiyacı duyulmayacaktı. Bu nedenle söylüyorum:
AKP Hükûmetinin bütün alanlarda bu politikaları çürümüştür. Bu politikaların
söylemleri boştur. Bu nedenle, bir an evvel, Tarım Bakanı -bölgenin insanı
olmasına rağmen bölgeye istenen ilgi ve alakayı göstermemektedir- inanıyorum ki
bundan böyle köylüyü, işçiyi, emekçiyi, dar gelirliyi destekleyecek bir proje
üzerinde yoğunlaşır ve bölgemizde de artık insan istediği ürünü üretme
zevkiyle, üretme heyecanı ve coşkusuyla, ürettiğini pazarlama endişesine
girmeden hayvanını, ürününü pazarlayabilme sevincini yaşasın.
Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.(BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zenderlioğlu.
Lehinde, Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan.(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Sapan.
YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi
lehine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz için çok önemli olan narenciye sektörünün
son yıllarda sorunları gittikçe artma eğilimi göstermektedir. Narenciye
sektörü, ülkemiz yaş sebze ve meyve ihracatının yarısını karşılamaktadır ve
dünyada üretilen 124 milyon ton narenciyenin 3,5 milyon tonu Türkiye tarafından
karşılanmaktadır. Bunun 1,5 milyon tonu iç pazarda tüketilmekte, 1 milyon tonu
ihraç, asıl en büyük sorun olan ise elde kalan yaklaşık 1 milyon tondur.
Değerli arkadaşlar, tabii elde kalmasının en önemli gerekçesi ise AKP
Hükûmetinin, narenciye sanayisini desteklememesinden kaynaklanmaktadır ve bir
de ürün çeşitlendirilmesi yapılamamasından.
Sektör, nereden bakarsanız bakın 1 milyon kişiye iş ve aş sağlamaktadır.
Ne yazık ki, bu stratejik önemde olan narenciye sektörü, üretim ve pazarlama
politikalarının belirleneceği aktif bir platformun hâlihazırda hayata
geçirilememiş olmasıdır. Bakınız, tarlada 30 kuruş olan limon marketlerde 10
kuruşa satılmaktadır. Türkiye’nin narenciye üretiminde lokomotif ili olan
Mersin’de durum, tüm yaş sebze ve meyvede olduğu gibi narenciyede de kötü
başladı. Mersin halinde durgunluk hâkim, millet tavla oynuyor. Aydın daha
farklı değil.
Geçen sene çok kaliteli bir narenciye üretimi yapılmasına rağmen
portakal, meyve suyu fabrikalarında ancak 4 kuruşa alıcı bulabildi. Yeni sezon
ise maalesef farklı görünmüyor.
Bir başka şanssızlığımız ise dünyanın en başarısız bir Dışişleri
Bakanına sahip olmamız. Dolayısıyla, 11 Orta Doğu ülkesine yapılan narenciye
ihracatımız durma noktasına geldi. Sırf Suriye’deki karışıklık yüzünden Hatay,
narenciye ihracatında yüzde 35 düşüş yaşıyor. Geçen yıl 280 bin ton üretimi
gerçekleştiren ve bunun yüzde 70’ini ihraç eden Dörtyol âdeta tükenmiş durumda.
Suriye’ye yapılan toplam yaş sebze ve meyve ihracatında yüzde 75 düşüş
yaşanıyor. Sadece bu mu? Hayır. AKP’nin bölgedeki yanlış politikaları yüzünden
Lübnan, Ürdün, Suriye, Mısır ve Cezayir gibi ülkelere kara yolunun kapanması,
durumun vahametini daha da net ortaya koyuyor.
Yine, Antalya’da Kumluca, Finike ve Demre ilçelerinde yetişen narda
oluşan fiyat da çok farklı değil ve bu beklentilerin altında kaldı. Geçen yıl
kilosu 1 TL olan nar 50 kuruşa bile alıcı bulamamaktadır.
Değerli arkadaşlar, nar, bakımı ve işçiliği çok zor olan bir üründür.
Nar üreticisi geçen yıla göre yüzde 50 zararda. Yeni mahsulde ise durum başlı
başına bir mizah konusu. Bazı üreticiler, yeni mahsulün 10-15 kuruşa kadar zor
alıcı bulduğunu ve 7 kilo narın ancak bir çayı karşılayabildiğini söylüyor.
Benim bu noktada bir önerim var: Geçtiğimiz aylarda, AKP Hükûmeti okullarda bir
süt kampanyası başlattı. Bu elde kalan, dalda kalan ürünleri de alsın, okul
çağındaki çocuklarımıza dağıtsın; bu sayede hem ürün değerlenmiş ve satılmış olur,
üreticiden alınmış olur hem de belki de hayatlarında o ürünleri hiç tatmamış
olan çocuklarımız bu ürünü tatmış olur.
Değerli arkadaşlar, 2 bin lira bakım maliyeti olan 1 dekar narenciyenin
getirisi, zorlasanız zorlasanız, yine 2 bin lira oluyor. Bunun yanında, ilaç,
gübre, mazot ve elektrik fiyatlarının da önlenemez yükselişi maliyeti gitgide
artırmaktadır. Bu saydığım ürünlerin son üç dört yıldaki artışı yani girdinin
artışı yüzde 40’ı bulmaktadır. Buna karşılık, AKP Hükûmetinin 2011’deki
narenciye ihracatı desteklemesi ton başına 125 dolardır ve bu, o zamanki kura
göre yaklaşık 215 TL’dir, bu sene ise 200 TL civarındadır.
Değerli arkadaşlar, zirai mücadelede yapılan yanlış uygulamalar
dolayısıyla narenciye üreticisi büyük sorunlar yaşamaktadır. Bildiğiniz gibi,
yine AKP Hükûmeti, zirai ilaç kalıntısına çare olarak birçok kimyasal maddenin
kullanımını yasakladı, hatta Avrupa ülkelerinde belli sınırlar içerisinde
kullanılan başka bazı kimyasalları da yasakladı. Fakat bu yasaklama, yeterli
altyapıdan yoksun üreticinin daha buna kendini hazırlayamadan uygulamaya
başlatıldı ve sonunda üretici unlu bitle karşı karşıya getirildi. Zira
üreticinin zararlara karşı kullanacağı ilaç sayısı sınırlı.
Yine geçtiğimiz günlerde, Finike’de 30 kadar üreticinin kimyasal
kullanımı ile ilgili bulunulan şikâyette, görülen davada ve verilen kararda…
Karar, AKP Hükûmetine âdeta bir tokattı. Zira mahkeme şikâyet konusu kimyasalın
Avrupa’da da kullanılmakta olduğunu ve belirlenen MRL değerlerinin Avrupa’da da
kullanılabildiğini, o seviyede olduğuna kanaat getirip beraat ettirdi. Bu olay,
AKP Hükûmetinin bu uygulamada yaptığı yanlışlığın âdeta bir kanıtı oldu.
Değerli arkadaşlar, narenciye üreticilerinin bir başka sorunu ise
akredite edilmiş laboratuvar sorunu. Her tır için ayrı analiz zorunluluğunun
bulunması ve her tır için 400 TL ödenmesi, üreticiye hem zaman hem emek hem de
ek maliyete sebep oluyor. Bir süreden beri kendi seçim bölgemden de, Antalyalı
tarım üreticilerinden de hiç hoş olmayan sesler yükseliyor arkadaşlar. Üretici
para kazanamadığından, zarardan bahsediyor. Ürününü toplayıp hallere
götürmediğini belirtiyor çünkü para etmediğini söylüyor. Alanya’dan, Serik’ten,
Aksu’dan, Doyuran’dan, Kumluca’dan benzer yakınmaları duyuyoruz. Daha sonra bu
yakınmalara ürünlerin çöpe, yola dökülme eylemleri de eklendi. Üretici bu
şekilde sesini duyurmaya çalıştı. Antalya’nın hemen her yerindeki tarım üreticisi
feryat figan ediyor. Komisyoncuların bazıları intihar etme eşiğinde, bazıları
etti. Ne yazık ki yetkililer bütün bunlara rağmen tarımın içinde bulunduğu
olumsuz durumu iyi analiz etmiyorlar. Antalya’nın dört bir yanından üretici
“Batıyoruz.” diye feryat ediyor. Üretici “Batıyoruz.” diye feryat ederken tam
tezat bir şey oluyor, geçtiğimiz günlerde
Mehdi Bey Antalya’da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 5. Tarım
Bakanları Toplantısı’na ev sahipliği yaptı ve orada çok pembe tablolar çizdi;
işte, on yılda uygulanan tedbirler sayesinde tarımsal üretim ve verimliliğin
arttığını, yaklaşık 62 milyar tutarındaki tarımsal üretim değerleriyle dünyanın
yedinci sırasında olduğumuzu filan söylerken tam da orada bazı köylüler
“Battık, batıyoruz.” diye feryat ediyorlardı. Bu durumun “Yükseliyoruz, beşinci
ülke oluyoruz, 62 milyar dolar.” diye bahseden Bakanla örtüşmesi çok ciddi,
yaman bir çelişkiydi arkadaşlar.
Tarımdaki sıkıntıyı dile getiren sadece üreticiler değil; Alanya,
Manavgat, Serik, Kumluca ve Antalya Toptancı Halinde faaliyet gösteren sebze
komisyoncuları da yaşanan krize dikkat çekmeye çalışıyor. Hükûmetin yürürlüğe
soktuğu toptancı halleriyle ilgili yönetmelik ile Çek Yasası’ndan da
komisyoncularımız çok yakınıyor.
Bir başka konu ise arkadaşlar, birlik olmak için çok fazla bürokratik
işlem ve büyük maliyet isteyen AKP Hükûmeti, bu sert bürokratik işlemleri bir
kenara bırakıp üreticimizin birlik olmasına yardımcı olmalıdır. Birlik
olunamadığı için pazarlamada denetim sağlanamıyor. Narenciye dışarıda imaj
kaybediyor. Örgütsüz kalan üretici tüccara çarpılıyor, yok olmaya,
dolandırılmaya mahkûm ediliyor.
Teşekkürler; saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sapan.
Aleyhinde, Antalya Milletvekili Hüseyin Samani; buyurunuz efendim. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Milliyetçi Hareket Partisinin narenciye üreticisinin sorunlarının
araştırılmasıyla ilgili vermiş olduğu önerge hakkında söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tarım sektörü aslında ülkedeki diğer sektörlerden
farklı bir sektör değil. O sektörlerle direkt veya endirekt, doğal olarak
ilişkisi olan bir sektör. Dolayısıyla, biz tarım sektörünü değerlendirirken, tarım
sektörünün sorunlarını değerlendirirken bir anlamda aslında ülkedeki diğer
gelişmeleri de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Bunu bizzat bu sektörün
içerisinde yaşayan, sadece yaşamakla kalmayıp üreticilik ve çiftçilik yapan bir
kardeşiniz olarak ifade etmek istiyorum; yıllarca bu sektör içerisinde
çalışmış, üreticilere danışmanlık yapmış, ülkedeki diğer sektörlerdeki
sıkıntılıların sıkıntısını bizzat hissetmiş, ekonomideki kötü gidişatın tarım
sektörüne olan olumsuz etkilerini hissetmiş olan bir kardeşiniz olarak ifade
etmek istiyorum.
Tarımı değerlendirirken, genelde, tarım sektörüne yapılan destekler
üzerinden bir değerlendirme yapılıyor. Bunun aslında çok da doğru olmadığını
şahsen düşünenlerdenim. Zira, üreticinin yanında olmak, üreticinin sorunlarını
tespit etmek, beklentilerini iyi analiz etmek gerekiyor. Tarım sektörünün
sorunlarına baktığımız zaman, genel olarak, birincisini üretimle ilgili
sorunlar, ikincisini ise pazarlama ile ilgili sorunlar olarak ele alabiliriz.
Üretimle ilgili sorunlara kısaca değinecek olursak, üretimle ilgili sorunlar,
çiftçinin, kısaca, sizin de bildiğiniz gibi, tohum veya fide döneminden pazara
getirene kadarki sorunları. Pazarlama ile ilgili sorunlar ise paketleme
aşamasından pazara arzı, pazarda takibi ve pazardaki sorunların giderilmesi,
takip edilmesiyle ilgili meseleleri içermekte, üretimle ilgili sorunlara
baktığımızda bunların en önemlilerinden bir tanesi de üreticilerin üretim
alanlarını genişletmek ve üretimi sürdürülebilir kılmakla ilgili sorunlar
olarak ele alabiliriz. İşte tam bu noktada da, diğer sektörle ve ülkenin diğer
ekonomik gidişatıyla ilgili olduğunu bizzat görebiliriz. Çünkü, üreticinin
işletme faaliyetini sürdürebilmesi için kredi desteğine ihtiyaç vardır ve bu
krediyi de ilgili bankalara müracaatla alabilirler.
Bundan çok önceki dönemde üreticiler kredi almak için müracaat ettikleri
zaman ancak yüzde 59-60’lık faizlerle kredi alabilmekteydi; bugün ise yüzde 5
ve yüzde sıfır aralığındaki faiz oranlarıyla kredi alabilmekteler. Dolayısıyla,
çok önceki dönemde… Yani üreticinin yanında olmak, sadece destekle, cebine para
vermekle değil, ona kredi vererek ve uygun şartta kredi vererek hayatını
sağlamakla mümkündür. Yüzde 59-60’lık bir kredi vermek şu demek: Üreticiye 100
bin TL kredi vereceksiniz, 60 bin TL’sini diğer cebinden alacaksınız anlamına
gelmekte bu. Yani üretici, 100 bin liralık kredide ancak 40 bin TL’siyle
hayatını devam ettirebilmek zorunda kalacak. Şimdi ise 100 bin liralık kredi
alan bir üretici, 5 bin lirasını faiz olarak ödeyecek, 95 bin lirayla
işletmesini sürdürmek noktasında adım atabilecektir.
Değerli arkadaşlar, tabii bugün, özellikle bu tarım sektörünün sorunları
içerisinde narenciye üretimiyle ilgili… Narenciye üretimini biz nereye
koyuyoruz? Meyve üretiminin içerisinde bir üretim alanı olarak
değerlendirebiliyoruz. Meyve üretimine baktığımız zaman, aslında ülkemiz yıllar
itibarıyla on ikinci sıradan bugün altıncı sıraya gelmiştir.
KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Mazota gel mazota, gübreye gel
gübreye!
HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) - Sıraya baktığımız zaman, dünyadaki yerine
baktığımız zaman on ikinci sıradan altıncı sıraya gelmiş. Peki, ürettiği ürünü
pazarlama noktasında neredeyiz, ihracat noktasında neredeyiz? Yaş sebze ve
meyve ihracatında 534 milyon dolardan bugün 2,5 milyar dolara gelmişiz, orada
da ciddi bir artış var.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dolar görmedik, TL’ye gel TL’ye!
HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) - Tarım sektörünü konuşurken rakamlarla
konuşmamız gerekiyor genel olarak.
KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun.
HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Narenciyeye geldiğimiz zaman, bugün dünyada
narenciye ihracatına baktığımız zaman, dünyada portakal ihraç eden ülkelerin
arasında 7’nci sıradayız Türkiye olarak. Mandalina ihraç eden ülkeler arasında
3’üncü sıradayız, greyfurt ihraç eden ülkeler arasında 3’üncü sıradayız ve
limon ihraç eden ülkeler arasında ise yine 2’nci sıradayız.
MAHMUT TANAL
(İstanbul) – Zenginlikte, fakirlikte kaçıncı sıradayız, onu söyle.
HÜSEYİN
SAMANİ (Devamla) – Dünyadaki yerimize baktığımız zaman, dünya ülkeleriyle
mücadelemize baktığımız zaman, belli bir yükselme görülmüş.
Değerli
arkadaşlar, size yeni bir gelişmeden bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz 18 Kasımla
24 Kasım arasında İspanya’nın Valencia kentinde uluslararası turunçgil kongresi
düzenlendi. Bu kongreye 1.500 civarında delegasyon katıldı 57 ülkeden ve biz
Türkiye olarak bu kongrenin bundan sonraki yılların herhangi birisinde
Türkiye’de yapılması noktasında aday olduk, talepte bulunduk ve nitekim bu
yılki yapılan kongrede 2020 yılında uluslararası turunçgil kongresinin
Türkiye’de yapılmasını kazandık.
KEMALETTİN
YILMAZ (Afyonkarahisar) – Aman ne başarı ya, ne büyük başarı. Narenciyeyi
bilmediğin buradan belli zaten.
HÜSEYİN
SAMANİ (Devamla) – Bu çok önemli bir konu. 1.500 tane bu konudaki bilim adamı
gelecek. Türkiye’nin narenciye üretiminde uluslararası bir aktör olduğunu
gösteren önemli bir göstergedir bu. Nitekim bu kongre aşamasında ülkemizdeki
narenciye üretimini bütün boyutlarıyla dünyanın bütün kesimlerine anlatma
imkânımız ve fırsatımız olacaktır.
Değerli
arkadaşlar, yine bu dönemde iki önemli kuruluş kuruldu narenciyeyle ilgili.
Bunlardan bir tanesi Ulusal Turunçgil Konseyi, bir tanesi de Narenciye Tanıtım
Grubu; bu dönemde ele alınan kurumlardır. Bu kurumlar da yine ülkemizde bu
alanda çok önemli gayretler ortaya koymaktadır. Nitekim Ulusal Turunçgil
Konseyi ülkemizde üretilen turunçgillerin envanterini çıkarmak üzere bir
çalışma yaptı şu anda, Tarım Bakanlığının da desteği ve koordinasyonuyla. Bu
çalışmayı Adana bölgesinde bitirdi, Mersin’in yüzde 50’sini bitirdi, önümüzdeki
yıllarda ise, gelecek yıl ise Antalya, Hatay ve Mersin’in kalan bölgesini
bitirecek. Yine, Narenciye Tanıtım Grubu önemli bir çalışma başlatıyor şu anda.
KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Hele bir şu mazota gel, gübreye
gel, ilaca gel, beyaz yağa gel!
HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bu çalışmayı da Antalya’daki Batı Akdeniz
Tarımsal Araştırma Kuruluşuyla ve Mersin’de bulunan Alata’yla, ilgili üniversitelerle
birlikte yapıyor. Peki, bu çalışma nedir? Bu çalışma da şu: Ülkemizde üretilen
narenciye çeşitlerinin adaptasyonuyla ilgili bir çalışma bu, yani hangi
çeşitle, hangi sezonda, hangi dönemde daha iyi üretim yapabiliriz ve kışa doğru
kayan dönemde hangi çeşitleri, yaza doğru kayan dönemde hangi çeşitleri bundan
sonra üretebiliriz. Zaten üreticilerin asıl beklediği mesele de budur. Bununla
birlikte narenciye üretimini daha geniş bir periyoda yayabilme imkânımız
olacaktır.
İşte, üreticilerin sorunlarını ele alırken onun üretimle ilgili
meselelerini ele almak durumundayız, üretimi geniş bir periyoda nasıl
yayabiliriz, bunun çalışmasını yapmak durumundayız. Nitekim, şu anda Tarım
Bakanlığı da tarımla ilgili bütün meselelerde buna dikkat çekmek üzere bu
çalışmaları başlatmıştır.
Biraz önceki Değerli Antalya Milletvekili Hatip Arkadaşım -ona bir cevap
olsun diye söylemiyorum, bilgilendirmek maksadıyla söylüyorum, sektörün
içerisindeki bir kardeşiniz olarak bilgilendirme maksadıyla söylüyorum- sebze
ve meyvedeki kalıntıyla ilgili meseleye değindi. Bu çok önemli aslında,
hepimizi ürküten bir mesele, yani biz yaş sebze, meyve yerken ne kadar
emniyetli, bunu bilmemiz gerekiyor. Çok eski dönemlerde bu kalıntı oranı yüzde
22’lerdeydi, bugün yüzde 1,5 seviyesine indi, yani dünyadaki gelişmiş
ülkelerden daha iyi bir seviyeye geldik. Elbette bu, bu noktaya gelirken Tarım
Bakanlığının almış olduğu birçok tedbirlerin faydası oldu, yani biyolojik
mücadeleye yapılan destekler, feromon tuzaklarına yapılan destekler, bombus
arısına yapılan destekler, yine doğru ilacı doğru zamanda kullanmayla ilgili
yapılacak olan destekler, üreticilere verilen danışman desteğiyle ilgili
devletin vermiş olduğu destekler bunda çok önemli bir mesafe almamızı sağladı
ve bugün dünyada çok iyi bir noktadayız diyorum ve Tarım Bakanlığının gerek
narenciyeyle gerek tarımın diğer kısımlarıyla ilgili gerekli çalışmaları yerine
getirdiğini belirtiyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Samani.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN –
Karar yeter sayısı arayacağım.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.
BAŞKAN –
Sayın Halaman, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre bir söz talebiniz vardı.
Buyurun,
yerinizden alalım.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Adana
Milletvekili Ali Halaman’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın Milliyetçi
Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması
ALİ HALAMAN
(Adana) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.
Şimdi,
önerge aleyhine konuşan iktidarın hatipleri, tarımın, hayvancılığın iyi
olduğunu, bu önergenin yanlış olduğunu söylediler. Bir de Et ve Balık Kurumunun
57’nci Hükûmet döneminde özelleştiğine atıfta bulundular. Et ve Balık Kurumu
57’nci Hükûmet döneminde, Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp döneminde
özelleşmedi, daha önce ve daha sonra özelleşti, bir bu.
İkincisi,
bir iki ay içerisinde sırf Adana’da ve çevresinde 70-80 bin tane hayvan öldü.
Buna üçgün hastalığı dediler; gerekçesi, yokluktan, besinsizlikten,
ilaçsızlıktan ölüm. Bunun için İktidar bir gün bir tedbir geliştirmedi, bir şey
de söylemedi.
Üçüncüsü,
yine, Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılık çok yapılmasına rağmen, şarkta, beş
altı senedir PKK hayvancılığı yasaklar gibi davrandı, yok etti, İktidar bir gün
çıkıp bu hayvancılığın önünü açma noktasında bir laf da söylemedi, geliştirdiği
tedbiri de anlatmadı. Yani, hatipler gerçekçi konuşsun, reel konuşsun.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Halaman.
Şimdi,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş
bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi
tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin
Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi
29.11.2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu'nun, 29.11.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Mehmet
Akif Hamzaçebi
İstanbul
Grup
Başkanvekili
Öneri
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Karadeniz Ereğlisi
Tersaneler Bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) 10/283 Esas Numaralı Meclis Araştırma
Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul'un 29.11.2012 Perşembe günlü (Bugün)
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin lehine, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk. (CHP
sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Köktürk.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Ereğli Alaplı
tersaneler bölgesinde yaşanan sorunlar ile bu sorunların bölgenin ekonomik ve
sosyal yaşamına yansımaları açısından alınacak tedbirlerin tespitine yönelik
araştırma önergemizin gündeme alınmasını içeren Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 2007 yılından 2008 yılı başına kadar Tuzla
tersaneler bölgesinde meydana gelen yoğun iş kazası ölümleri ve diğer sorunlar
nedeniyle geçtiğimiz yasama döneminde Meclis araştırma komisyonu kurulmuş ve bu
komisyon çalışmalarını tamamlayarak öneri ve çözüm yollarını içeren çalışma
raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuştur. Ancak,
tersanecilik sektöründe yaşanan sorunlar sadece Tuzla tersaneler bölgesine
münhasır değildir. Karadeniz Ereğli, Alaplı ve çevresinde faaliyet gösteren
tersanelerde de büyük sorunlar yaşanmaktadır. Yaşanan bu sorunlar bölgedeki
çalışma barışını, bölgenin iskân ve ekonomisini ağır bir şekilde
etkilemektedir. Ayrıca, kriz gerekçesiyle Erdemir’de çalışan işçi ücretlerinin
geriye çekilmesi ve çalışan işçi sayısının azaltılması nedeniyle sarsılan
Karadeniz Ereğli ekonomisi bundan birkaç yıl öncesinde büyük bir istihdam ve
umut kapısı olarak gösterilen tersanelerde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle de
daha büyük bir sarsıntı geçirmektedir.
Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ereğli Alaplı bölgesinde faaliyet
gösteren, üretim yapan 11 tersane bulunmaktaydı. Bu tersanelerde 2008 yılı
rakamları itibarıyla 7 bini fiilî sigortalı, geriye kalanı taşeron işçisi olmak
üzere 11 bin işçi çalıştırılmaktaydı. Ancak 2008-2009 yılında meydana gelen,
Sayın Başbakanca teğet geçtiği ifade olunan global kriz ve kriz sonrasında
ülkemizde AKP İktidarınca uygulanan ekonomik politikalar, Tuzla’dan sonra
ikinci sıra tersaneler bölgesi olan Karadeniz Ereğli’yi, Alaplı’yı teğet
geçmemiş, maalesef tam tersine, derinden etkilemiştir.
Önemli bir istihdam yaratan, döviz girdisi sağlayan, beraberinde yan
sanayiyi sürükleyen, ülke savunmasına hizmeti nedeniyle stratejik önem taşıyan,
deniz ticaret filosunu destekleyen bu tersanelerin büyük bir bölümü 2009 yılı
başlarından itibaren yoğun işten çıkarmalarla bölgenin ve ülkenin gündemine
taşınmıştır. Nitekim, bunun sonucu olarak bu tersanelerde 2008 yılında 7 bin
civarında olan fiilî sigortalı çalışan sayısı, İŞKUR rakamlarına göre, kademeli
olarak, önce, 2009 yılında 1.450’ye, 2010 yılında 481’e, 2011 yılında 300’e ve
2012 yılı Ekim ayı itibarıyla yani bugün itibarıyla da 150 gibi oldukça
sembolik rakamlara düşmüştür yani 7 bin fiilî sigortalı çalışandan 150’ye düşen
çok ağır bir süreç söz konusudur.
Değerli milletvekilleri, kalan işçi sayısı rakamlarından görüldüğü gibi,
milyonlarca taşla deniz doldurularak, büyük bir emek ve çaba sarf edilerek
kurulan bu tersanelerin neredeyse tamamı tüm faaliyetlerini durdurmuş ve
kapanmıştır, hatta bu tersanelerden bir bölümü icra müdürlüğü kanalıyla satışa
çıkarılmıştır.
Gelinen nokta itibarıyla, bugün Karadeniz Ereğli tersanelerinde toplam
29 bin 300 dead weight ton kapasiteli 4 adet gemi kızaktadır, sadece 5.300 dead
weight ton kapasiteli tek bir kimyasal tankerin inşası sürmektedir. Bu rakam ve
bilgiler Karadeniz Ereğli tersanelerinin içine düştüğü içler acısı durumu
gözler önüne sermektedir.
Değerli milletvekilleri, tersanecilik sektöründe içine düşülen duruma,
bölgeye yönelik yansımaları açısından bakıldığında ise yaşanan sorunlarda ilk
olarak emek kesiminin ağır bir şekilde mağdur olduğu görülmektedir. Sektörde,
öncelikle, çalışan işçilerin ücretlerini alamamaları, ardından binlerce işçinin
işten çıkarılmaları, işten çıkarılan işçilerin evlerine ekmek getirememeleri,
çocuklarının, ailelerinin en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma
düşmeleri emek kesiminde yoğun mağduriyetlere yol açmıştır. İş akitleri sona
erdirilerek işten çıkartılan işçilerin ihbar tazminatı, kıdem tazminatı gibi iş
hukukundan doğan alacaklarını alamamaları da Karadeniz Ereğli’de çalışma
barışını bozmuştur.
İkinci olarak, tersanelerdeki tüm işçilerin işten çıkartılması, 8-10 bin
kişinin birdenbire işsiz kalması sadece işten çıkartılan işçileri ve ailelerini
etkilemekle kalmamış aynı zamanda Karadeniz Ereğli’nin, Alaplı’nın ekonomik ve
sosyal yaşamına genel olarak büyük darbe vurmuştur. Bu durum, âdeta mütemadiyen
kanayan, acil müdahale edilmesi gereken büyük bir yaraya dönüşmüştür.
Değerli milletvekilleri, Karadeniz Ereğli, başta demir-çelik sektörü ve
taş kömürü olmak üzere gelişmiş sanayisi ve yetişmiş insan gücüyle çok uzun
yıllardan beri ülkemize büyük hizmetler vermektedir. Bu anlamda, Karadeniz
Ereğli, gerek yaptığı katkılar gerekse nüfusu, sosyal ve ekonomik yapısı
itibarıyla sadece Zonguldak’ın değil Karadeniz’in en önemli ilçelerinden
birisidir ancak uzun yıllardır ülkemize büyük katkılar sağlayan, tüm ülkemizi
çok ciddi bir şekilde etkileyen 2001 krizini bile neredeyse hiç hissetmeyen
Karadeniz Ereğli bölgesi maalesef bugün çok sıkıntılı bir süreçten geçmektedir.
Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odasının verilerine göre yaşanan kriz
nedeniyle 2011 yılından itibaren 300’e yakın ticari işletme faaliyetine son
vermiştir. Birçok ticari işletme de vergi dairesine, bankalara, Sosyal Güvenlik
Kurumuna olan borçlarından ötürü oda kayıtlarını kapatamaz duruma gelmiştir.
Karadeniz’in en büyük odalarından birisi olan Karadeniz Ereğli Ticaret
ve Sanayi Odasının bugün itibarıyla 3.487 üyesinden sadece 2.013’ü zorlukla
ayakta durabilmekte, zorlukla faaliyetlerini sürdürebilmektedir.
Yine, Deniz Ticaret Odasının en son hazırladığı rapora göre, ilçede 2002
yılında 5 bin esaslı tek bir icra dairesi varken, bugün 2 icra dairesi 35 bine
ulaşan derdest icra dosyası, 43 bine ulaşan icraya düşmüş insan sayısı ve 20
binleri aşan insan göçü yaşanan krizin boyutlarını çarpıcı bir şekilde ortaya
koymaktadır.
Çalışan sigortalı işçilerini ve teknik elemanlarını dünya standartlarına
uygun yetiştirebilmek için büyük uğraş ve mücadele veren Karadeniz Ereğlisi,
yakın zamana kadar göç alan önemli bir yerleşim birimiyken, bugün, maalesef
yetişmiş insan gücünü göç veren, dışarıya gönderen bir ilçe konumuna
dönüşmüştür.
Tüm bunların yanı sıra daha da acısı, işsiz kalan emek kesimindeki ve
krizden etkilenen iş çevrelerinde yaşanan yoğun intiharlardır. Bu intiharlar,
aslında dramın, vahametin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
Bu tabloya daha fazla dayanamayan Deniz Ticaret Odası da geçtiğimiz
günlerde tüm bu sorunları açıklayan, tespitlerini içeren ve çözüm yollarını
gösteren raporunu Sayın Başbakana da sunmuştur.
Değerli milletvekilleri, sonuç olarak teğet geçen değil delip geçen
global kriz ve bu global kriz sonrasında ülkemizde uygulanan AKP politikaları,
Karadeniz Ereğli tersaneleri ve bölge ekonomisi üzerinde yıkıcı etkiler
yaratmıştır.
Zonguldak’ın, Karadeniz’in iki önemli varlığı taş kömürünün ve çeliğin
devlet eliyle teşvik dışında bırakılması sonucu yan sanayi yatırımlarının
yapılamaz duruma gelmesi de bu yıkıcı etkileri daha da arttırmıştır. Kriz
döneminde aldıkları devlet destekleriyle rekabetçiliklerini koruyan rakip
ülkelerdeki firmalara karşın, ülkemizde yanlış uygulanan, sektörle, Karadeniz
Ereğli’yle, Zonguldak’la örtüşmeyen teşvik politikaları sonucu, içine girilen
bu darboğaz aşılamamıştır. Bu darboğazın aşılması için acil önlemler
zorunludur.
Tüm bu veriler ışığında, Karadeniz Ereğli tersaneler bölgesinde yaşanan
sorunların ve bu sorunların Karadeniz Ereğli bölgesine olan ekonomik ve sosyal
yansımalarının araştırılması için bir araştırma komisyonu kurulması önerimiz
vardır, grup önerimiz de buna yöneliktir. Grup önerimizin gündeme alınmasını
arz ve teklif ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.
Aleyhinde Zonguldak Milletvekili Ercan Candan.
Buyurunuz Sayın Candan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ERCAN CANDAN (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisince verilen Karadeniz Ereğli tersaneleriyle ilgili
Meclis araştırma önergesi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
2003 yılında 14 bin kişi tersanelerde, 42 bin kişi de yan sanayide
istihdam edilmekte iken bu sayı 2007 yılında tersanelerde 33.480, yan sanayide
ise 100.440’a ulaşmıştır. 2008 dünya global krizinin etkisiyle istihdam
oranları hızlı bir düşüşe girmiş, son iki yılda tekrar bir toparlanmayla
2012’nin ilk dokuz ayında tersanelerde 21.769, yan sanayide ise 65.307 kişi
istihdam edilmektedir. Seçim bölgem olan Karadeniz Ereğli’de 2003 yılında Sayın
Başbakanımızın temelini attığı tersanede toplam 770 dönümde faaliyet gösteren 9
tersane bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli, sanayisi, ticareti -biraz önce diğer
arkadaşımızın söylediği gibi- ekonomisi ve sosyal yapısıyla yaklaşık 110 binin
üzerinde nüfusu olan bir ilçemizdir burası. Bu özellikleriyle ülke ekonomisine
ve devlet bütçesine ilçemiz yıllardır ciddi katkılar sağlamaktadır.
Tersanelerin faaliyete geçmesiyle üst seviyeye çıkan ilçe ekonomimiz global
krizin etkisini en fazla yaşayan yerlerden biri hâline gelmiştir. Ülke
genelinde etkisini gösteren global kriz ve tersanelere yansıması, son yıllarda
düzelme eğilimi gösterirken maalesef bölgemizdeki etkisi artarak devam
etmiştir. 2006 yılında 1.585 kişi istihdam edilirken 2008 yılında bu sayı 7 bin kişiye çıkmıştır ama bugünkü sayı
sadece 150’dir. Bu tespit –arkadaşımızın dediği gibi- doğrudur.
Ben Karadeniz Ereğliliyim. İlçeme her gittiğimde oranın önünden geçerken
hayalet bir şeyden geçiyor gibi oluyorum. Bütün iş adamları bana bunu soruyor,
haklılar ama biz buraya problem çözmeye geldik arkadaşlar, biz buraya çözüm
üretmeye geldik. Öncelikle bunun nedenini bilmemiz gerekiyor, ondan sonra çözüm
üretmeye çalışmamız gerekiyor.
Bu vesileyle ben kısaca dünyaya bir bakmak istedim aslında. Şöyle
bakarsanız, dünyanın en büyük kalemini alan Çin. Yüzde 35’lik, yüzde 40’lık bir
dilimle şu anda dünyadaki gemi yapımını Çin yapıyor, Kore yapıyor. Diğerlerinin
hepsi düşüşte dikkat ederseniz, 2005’ten 2009 ve 2010’a doğru gelindiğinde.
“New players” dediğimiz yeni oyuncular yani dünyada yeni gemi yapmaya başlayan
ülkelerin arasında aslında bu “new players” dediklerimiz de Vietnam, Hindistan,
Brezilya, Rusya, Türkiye ve Filipinler arkadaşlar. Şuraya dikkatli bakarsanız
eğer, burada 2005 yılından itibaren bütün ülkelerin siparişleri azalıyor, düşüş
eğiliminde. Bir tek sipariş artıyor, o
da Filipinler’in siparişi. Filipinler nerede? Çin bölgesinde yani Çin’in
hinterlandında arkadaşlar. Dolayısıyla, Çin’in oraya bir etkisi var. Biz Çin’e
karşı rekabet etmek durumundayız. Dünya gittikçe okyanuslaşıyor ve burada küçük
balıkların seri olma şansı var. Diğer türlü, hayatta kalma ihtimali yok.
Bu bağlamda ne yaptık? Bu bağlamda değişik projeler ürettik arkadaşlar.
Biz 2008 yılında 2,6 milyar dolarlık bir ihracat yaparken 2012 yılında bu 1
milyar dolara düştü bu nedenden dolayı yani Uzak Doğu’daki ülkelerle rekabette
sıkıntımız olduğundan dolayı. 20 milyon euroya yapılan bir gemiyi Çin şu anda
12 milyon euroya yapıyor. Dolayısıyla, rekabette ciddi sıkıntılar çekiyoruz.
Peki, ne
yaptık? Biz projeler üretmeye başladık. Ben 1999 yılından beri Afrika’ya gidip
geliyorum, o bölgeleri az çok biliyorum, Senegal, Gambia, Gine Bissau, o
bölgelere. Orada balıkçılığın arttırılması hususunda biz Sayın Köksal
Toptan’la, eski Meclis Başkanımla bu konuyu görüştük, sonra Ekonomi Bakanımız
Zafer Çağlayan Bey’le görüştük, dedik ki: Buralarda balıkçılık yok aslında. O
ülkeler sadece balıkçılık lisansını büyük ülkelere vermişler. O ülkeler
-Afrika’daki ülkeler daha küçük nispeten- bir iki küçük sandalla balıkçılık
yapıyorlar. Bizdeki taka balıkçılığını burada geliştirelim ve bu takaları buraya
ihraç edelim istedik ve bu konuda Zafer Çağlayan, sağ olsun, danışmanını
görevlendirdi ve biz bu işi takip ediyoruz. Gambia Büyükelçisini Karadeniz
Ereğli’ye getirdik, takayla nasıl balık tutulduğunu gösterdik. Hemen öbür gün
yardımcısını Gambia’ya gönderdi, devlet başkanıyla ve bakanla görüştürdü ve şu
anda bunun hazırlığı içindeyiz. Bu konu aynı zamanda ulusal basına da yansıdı,
geçen haftaki gazeteleri okumuş olsaydınız. Bu tersanelerin alternatif üretim
metotlarıyla ilgili neler yaptığımızı az çok biliyordum. Bu, A planımız tabii
ki.
B planımız
nedir arkadaşlar? Bu yapılan gemilerin, dünyada yapılan gemilerin, evet,
siparişinde bir azalma var ama bu gemilerin arızası da var. Dolayısıyla, bu
bölgeleri belki gemi tamir alanına çevirme ihtimalimiz var veya gemi söküm… Bu,
Ereğli için en uygun seçeneklerden biri çünkü hemen yanı başında Karadeniz
Ereğli var ve Karadeniz Ereğli aynı zamanda hurdaya ihtiyacı olan bir kuruluş
ve biz dünyanın en çok hurda ithal eden ülkelerinden biriyiz. Dolayısıyla, burada
sökülen gemilerin Karadeniz Ereğli’de bulunan ERDEMİR’de kullanılma ihtimali de
var. Onlar satın alacaklardır. Dolayısıyla yine bir ekonomiye çevirme
ihtimalimiz vardır.
Bunun
haricinde, Alaplı’da -yine Ereğli ve Alaplı bölgesi diyoruz- yat endüstrisinin
gelişmesi için girişimlerimiz var. Yine bu tersaneleri belki o tarafa çevirme
ihtimalimiz var yani biz gün geçtikçe… Veya elimizde birkaç tane proje var
buraları kurtarmak için. Biz bunları hayata geçirmek için elimizden gelen
çabayı sarf ediyoruz zaten.
Şimdi,
burada bir şey daha var: Sadece Türkiye mi etkileniyor? Hayır, dünyanın en
büyük -biraz önceki gösterdiğim- üreticilerinden biri Güney Kore. Shipping
Herald gazetesi diyor ki: Güney Kore, haziran ayında 69 tane gemi siparişi
almışken, bu ay itibarıyla 1 tane bile gemi siparişi almamış. Yani, dünyada
gittikçe gemi üretiminde büyük bir sıkıntı var. Avrupa ülkeleri birlik kurdu
arkadaşlar, tek başına uğraşamadılar Uzak Doğu’yla, birlik kurdular ve bu
birlik, şu anda Avrupa ülkelerinin ihtiyacı olan daha çok nükleer enerjiyle
çalışan denizaltıları yapıyor veya nükleer enerjiyle çalışan uçak gemilerini
yapma eğilimine geçtiler, çünkü başka sipariş noktaları kalmadı ve bu
sektörleri canlandıracak başka alanları da kalmadı maalesef.
Bizim tabii, bir çıkış alanımız yine projelerimizden veya
alternatiflerimizden biri, kuzey ülkelerine barter metodu ile çalışmak. Yani bizim onlara gemi yaparak onların
ihtiyacı olan bizdeki diğer mamulleri aynı zamanda yapma gibi bir projemiz var.
Yani bizim yaklaşık 5-6 tane birbirini takip eden projelerimiz var. Bizim
burada görevimiz böyle bir kriz varsa buna çözüm bulmaktır. Bizim de bu çözüm
bağlamında bir değil, iki değil, üç değil, dört-beş tane peşi sıra çözüm
projelerimiz var ve bunları çözmek için de elimizden geldiğince gece gündüz
çalışıyoruz. Ben her Ereğli’ye gittiğimde bunları anlatıyorum.
Gene de söyledim, oradakilere de söylüyorum: Siz değerli milletvekili
arkadaşlarımıza da söylüyorum tersaneler, evet, bir KİT değildir, doğru ama
dünya gittikçe okyanuslaşıyor ve bu okyanuslarda balinalar, küçük balıkları
yiyor arkadaşlar. Onun için çevik olmak zorundayız, çok daha farklı alanlara
dönmek zorundayız. Biz de bunun çalışmalarını, Hükûmet olarak zaten
bakanlarımız nezdinde yapıyoruz. Sağ olsun Zafer Çağlayan Bakanımız bize çok
yakın ilgi gösterdi bu çözüm konusunda.
Ben bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Candan.
Lehinde, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Şimşek.
CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisinin, Zonguldak Karadeniz Ereğli’sinde tersaneler
bölgesinin sorunlarının araştırılarak Meclis araştırması istemi ile vermiş
olduğu önergenin lehinde söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum, burada
şöyle bir anlayış var, önce bunu ortaya koymakta fayda görüyorum: Muhalefet
milletvekilleri ya da muhalefetin getirdiği önergeler, burada her zaman İç
Tüzük’ten kaynaklanan haklarını kullanmak maksadıyla ve böylece Meclis
çalışmalarını kendi doğrultularında engellemek maksadıyla getirmiyorlar. Bakın,
burada, muhalefet milletvekilleri, muhalefet partileri, çok önemli ülke
sorunları, bölgesel sorunlar ve ülkenin genel sorunlarıyla alakalı birtakım
önergeler getiriyorlar, bunların kabul edilmesini istemektedirler. Hadi bunları
kabul etmeyeceksiniz ama iktidar milletvekilleri, bu önerge sahiplerinin
önergelerini dinlemiyor bile değerli arkadaşlarım yani dinlemek lütfunda… Belki
içerisinden sizin de faydalanacağınız, istifade edeceğiniz, ülke sorunlarıyla
alakalı problemler vardır, bunları yürütmeye götürerek belki ülke sorunlarının
çözümüne katkıda bulunabilirsiniz. Zaten kabul etmiyorsunuz ama hiç yoktan
dinleyin. Bakın, sadece, burada yoklamalarda çoğunluğu sağlıyorsunuz, bunun
dışında yoksunuz. Bu, ülke sorunlarının çözümü noktasında iktidar partisinin
bakış açısını ortaya koyması bakımından önemlidir. Ayrıca siz yüzde 50’yi
temsil ediyorsanız burada muhalefet de geride kalan yüzde 50’yi temsil
etmektedir. Bunun her zaman göz önünde bulundurulmasının, gerek demokratik
teamüller açısından gerekse ülkemizin işlerinin yürütülmesi bakımından önemli
olduğunu ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, elbette ki Karadeniz Ereğli’sindeki
tersanelerde yaşanan sorunlar, istihdam sorunları, iş ilişkileri, iş hayatıyla
ilgili sorunlar, ülke sorunlarından soyut sorunlar, ayrı sorunlar değildir;
ülke sorunlarının bir parçasıdır. Orayı anlayabilmek için, önce, ülkenin genel
sorunlarına, iş hayatıyla ilgili genel sorunlarına bir bakmamız gerekiyor.
Ülkemizde SGK verilerine göre 11 milyon sigortalı işçi bulunmakta,
bunlardan sadece 930 bini bugün sendikalıdır. Sendikalaşma, ülkemizde gün
geçtikçe geriye gitmektedir. Demokratik hak ve özgürlükler açısından,
sendikalaşmalar açısından ülke ileri demokrasiye giderken, demokratik hak ve
özgürlükler maalesef geriye gitmektedir.
Şimdi, geçen mart ayında Meclise gelmişti Toplu İş İlişkileri Yasası.
Altı aylık bir gecikmeyle kabul edildi, Meclisimizden geçti ve işlerlik
kazandı. Bir defa, o geçen Toplu İş İlişkileri Yasası bile, işçi hakları ve
demokratik temel hak ve özgürlükler açısından değerlendirildiğinde, ülkemizi
maalesef geriye götürmüştür. Toplu İş İlişkileri Yasası’nda 30 işçi ve
daha -en önemli şey budur- az işçi
çalıştıran iş yerlerinde sendikalaşma yasasının önüne geçilmiştir. Zaten,
Türkiye’deki işletmelerin birçoğunda 30 işçi ve daha az işçi çalıştıran
işletmeler mevcuttur. Bu böyle değerlendirildiğinde, alt işveren grubu da göz
önüne alındığında, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı yeni çıkardık ancak iş
yerlerinde bunların denetimi, bunların kontrol edilmesi bakımından, gerek
sendikal haklar açısından gerekse Hükûmetin merkezî denetlemeleri hemen hemen
hiç yoktur. İşçiler, orada, kendi kaderlerine terk edilmiş, güvenlikten yoksun
bir şekilde çalışmaktadırlar.
Hepinizin bildiği gibi değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta 5 işçi
Samsun’da hayatını kaybetti. Biz, oraya, ziyarete gittik ve iş yerini ziyaret
ettik. Daha önce de ben oraya gitmiştim ve altı ay öncesinde orada sendikal
faaliyet yapacakları gerekçesiyle işten atılmış işçilerin çadırları vardı ve bu
cenazeye gittiğimizde de hâlâ o çadırın orada olduğunu gördük. Değerli
milletvekilleri, bakınız, şimdi, belki de onlar işe dönebilselerdi
orada olacaklardı ve onlar da ölüme terk edilmiş olacak, belki de öleceklerdi.
Biz şunu bilemiyoruz şimdi: Yani içeridekilere mi üzülsek, bunlar dışarıda
kaldı diye mi üzülsek. Türkiye’yi bu açıdan varın değerlendirin diyorum.
Bunun dışında, geçen yıl 3 Şubatta Ankara Ostim Organize Sanayi
Bölgesi’nde 20 işçi iş kazasına kurban gitti. 11 Şubat 2011, Kahramanmaraş’ın
Afşin ilçesinde, kömür sahasında toprak kayması sonucu 10 işçi yaşamını
yitirmişti. 31 Ocak 2008, İstanbul Davutpaşa’da kaçak bir iş yerinde meydana
gelen patlama sonucu 23 işçinin ölümü ile Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan
ve sonu gelmeyen işçi ölümleri
hafızalardan silinmedi.
Çalışma yasaları bu ölümleri “iş kazası” olarak nitelese de bu
yaşananların doğru tanımı “iş cinayeti”dir. Bu ölümlere kaza demek mümkün değil
çünkü kaza bütün önlemlerin alındığı, işçilerin güvenceli, kurallı
çalıştırıldığı ancak buna rağmen yaşanabilecek istisnai durumlar için
kullanılabilir “iş kaza”ları. Oysa “iş kazası” adı verilen işçi ölümleri
istisna değil, kural hâline gelmiş durumdadır. Göz göre göre işçi sağlığı ve iş
güvenliği kuralları hiçe sayılarak ucuz, kuralsız ve güvencesiz işçi
çalıştırılmasının sonucu yaşanan iş kazaları söz konusudur. Bu kazalar, işçi
sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, bunların ihmal edilmesi ve
denetim eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, 1945 yılında çıkarılan İş Kazaları,
Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu’ndan bu yana, ülkemizde iş
kazası ve meslek hastalığı sonucunda ölen ve sakat kalan işçilerin kaydı
tutuluyor. 1946’dan 2010 yılına kadar iş kazaları sonucu ölen işçilerin sayısı
tam 59.300’e ulaşmış durumda. Son on yılda toplam 10.723 işçi, her yıl ortalama
1.072, günde ise ortalama 4 işçi, maalesef, iş kazası ve iş cinayeti sonucu
ölmektedir.
İşçi sayısı arttıkça, fabrika sayısı arttıkça “ölü işçiler
ordusu” büyümüş, son yıllarda işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı ve koruyucu
teknik imkânlar gelişmiş, ancak işçi ölümleri artmış, üstelik bu
veriler sadece kaydı tutulabilenler. İstihdamın yaklaşık yarısının kayıtsız
olduğu ülkemizde kayda geçemeyen vakaları tahmin etmek mümkün değil.
Bu tablonun en önemli nedeni iş sağlığı ve
güvenliği önlemlerinin iş yerlerinin ezici çoğunluğu tarafından bir maliyet
unsuru olarak ele alınması, kurallara uyulmaması ve iş yerlerine sendika
sokulmaması ve iş yerlerinin denetlenmemesidir. Giderek artan esnek ve kuralsız
çalışma biçimleri kayıtsız çalışma ve uzun çalışma süreleri iş kazalarının bir
başka önemli nedenidir.
Son yıllarda yoğunlaşan taşeronluk zinciri iş kazalarına âdeta davetiye
çıkarmaktadır. Ana iş verenden iş almak için fiyatları düşüren taşeron
şirketler, kâr etmenin yolunu işçilerin yaşamını tehlikeye atmakta buluyor. Bu
iş kazalarını engellemek veya en azından iyice azaltmak mümkün. Bunun iki önemli
yolu var: Birincisi, devletin; ikincisi, sendikaların denetim ve yaptırımı. Bu
iki yolun etkin biçimde kullanımıyla iş kazaları önemli ölçüde azaltılabilir.
Dünyada bunun örnekleri var. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)
verilerine göre ölümle sonuçlanan iş kazası oranları bazı ülkelerde önemli
ölçüde geriletildi. Türkiye'de ölümle sonuçlanan iş kazası oranları yüz binde
20,5 iken bu oran Norveç, İsveç, İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerde yüz binde
2 oranının altına geriledi. Ülkemizde işçiyi koruyucu sağlık ve güvenlik
mevzuatı, kâğıt üzerinde oldukça, bir işlerliği olmadıkça, gelişkin ancak
denetim ve yaptırım son derece zayıf.
İş Yasası’na göre iş yerlerinde sağlık ve güvenlik kurallarına
uyulmasını denetleme görevi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına aittir.
Ancak denetim kapsamında 800 bine yakın iş yeri varken, bakanlığın teftiş
örgütünde çalışanların sayısı büro çalışanları dâhil 600 civarında. Aslında
piyasayı denetlemeye yönelik siyasi bir irade yok anlamı çıkıyor buradan.
Öte yandan düşük sendikalaşma oranı, yüksek işçi ölümü anlamına geliyor.
Sendikalı iş yerlerinde ve sendikalaşma oranının yüksek olduğu ülkelerde ise
işçi cinayetleri azalıyor. Örneğin, Zonguldak havzasında sendikalı işletmelerde
çıkarılan 100 bin ton kömür başına işçi ölümü binde 3 iken, sendikasız taşeron
işletmelerde bu sayı yüz binde 8,3; aradaki fark tam 34 kat! Özel sektörde
sendikalaşma oranının yüzde 3’lerde seyrettiği bir ülkede, iş cinayetlerinin
giderek kitleselleşmesi maalesef bir rastlantı değildir diyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.
Aleyhinde,
Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar.
Buyurunuz
Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖZCAN
ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet
Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış
bulunuyorum. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Dün
Karadeniz Ereğli’de, Armutçuk’ta 3 tane maden işçimiz bir kaza sonucu
yaralandı, 1 işçimiz hayatını kaybetti. Ben dün buradaki konuşmamda da
bahsettim. Hayatını kaybeden kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum, kederli
yakınlarına sabır ve başsağlığı temenni ediyorum. Çok şükür, 3 tane
arkadaşımızın da hayati tehlikesi yok, 1 tanesinin parmakları kopmuş, diğerleri
de hafif yararlanmışlar; onlara da acil şifalar diliyorum. İnşallah, böyle
kazaları bir daha görmeyiz, yaşamayız.
Değerli
milletvekillerimiz, Zonguldak geçmişte 1992 yılına kadar göç alan bir ildi, 1992
yılından sonra da göç vermeye başladı. Geçmiş iktidarlar zamanında iki tane
ilçesi -biri Bartın, biri Karabük olmak üzere- il yapıldı. Eğer bugün Bartın ya
da Karabük bize bağlı olmuş olsaydı, Zonguldak da bugün büyükşehir olacak
illerden bir tanesi idi. Geçmiş dönemde yollarımız maalesef yapılamadı. Filyos
projesi hep raflarda bekletildi. Havaalanımız açılamadı. Hep göç veren, küçülen
bir il olduk, ama iktidarımızla beraber Zonguldak’a kalıcı, güzel hizmetler,
yatırımlar gelmeye başladı. AK PARTİ İktidarı olarak, bölge
milletvekillerimizle beraber, Zonguldak’ımızın topyekûn kalkınması,
vatandaşlarımızın huzur ve refahı için gece demeden, gündüz demeden
çalışıyoruz.
Geçtiğimiz günlerde, biliyorsunuz 2 tane beldemiz, Kilimli ve Kozlu ilçe
oldu. Bundan dolayı, destek veren bütün milletvekillerimize bir kez daha
teşekkür ediyorum.
Evet, bunun yanı sıra yollarımızı tamamladık. 2013 yılında inşallah bütün
yollar, sanat yapıları, altyapılar, tünellerle beraber bitmiş olacak.
Havaalanının iç hat seferleri başladı, dış hat seferleri başladı,
hizmete aldık.
Yine, Zonguldak coğrafyası ve iklimi zordur. Bu zor koşullarda -şu anda
Zonguldak âdeta bir şantiyeye dönmüş durumda- Sayın Başbakanımızın da ifade
ettiği gibi, Karadeniz’in çılgın projesi Filyos’ta 2013’ün ilk çeyreğinde
inşallah liman ihalesi gerçekleşecektir.
Değerli milletvekillerimiz, kıymetli arkadaşlar; Filyos’la beraber
milyonlarca dönüm arazi yatırımcılara tahsis edilecek. Büyük, uluslararası
ölçekli yatırımcılar gelecek ve 10 binlerce vatandaşımız orada iş sahibi
olacak. O havzada, Saltukova’da, Çaycuma’da çok yakın bir zamanda 150 bin
nüfuslu bir şehir kurulması planlanmaktadır.
Yine Filyos’tan Zonguldak’a 21 tünelle, yolları duble yol olmak
suretiyle bağlıyoruz. Zonguldak-Devrek-Yeniçağa, Zonguldak-Ereğli-Düzce
yollarını yapıyoruz. 9 tane tünel, Ereğli ile Akçakoca arasında hizmete
alınmıştır.
Dönemimizde TTK’ya 5 bine yakın işçi alınmıştır. İnşallah, önümüzdeki
günlerde 2.492 işçinin alınmasıyla ilgili de çalışmaları nihayetlendireceğiz,
sonuçlandıracağız.
Ben şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Zonguldak’ımız bugün,
enerji üssü oldu iktidarımız döneminde. Türkiye’de üretilen, tüketilen
enerjinin yüzde 5’i Zonguldak’tan temin edilmektedir.
Tersanelerle ilgili değerli hocam, değerli milletvekilimiz çok güzel
bilgiler verdiler. Onun üzerine benim birkaç konuda ifade edeceklerim olacak.
Öncelikle, bildiğim kadarıyla uluslararası sularda hizmet veren
gemilerin yaşı uluslararası krizden dolayı, global krizden dolayı 10’dan 20’ye
çıkarıldı ve dünyadaki üretim maliyetlerinde ciddi rekâbet olduğu için düşüşler
meydana geldi ve gemi yaptırmak isteyen dünya milletlerinin insanları bunu
başka ülkelere kaydırdılar. Evet, orada 7 bin çalışanımız işsiz kaldı. Bununla
ilgili yapılması gereken ne varsa Hükûmet olarak yapacağız.
Yine, Maden Müzesini Zonguldak’a biz açtık. KÖYDES’le, BELDES’le bütün
köylerimizde altyapı sorunları bırakmadık; kanalizasyon, yol. Bugün bizden
çocuk parkı ve İnternet bağlantı hattı istenmektedir. Çöpleri dahi Hükûmetimiz
zamanında köylerde topluyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bugün Ereğli’de, Zonguldak’ta, Devrek’te,
Çaycuma’da hastane inşaatları devam etmektedir. Bütün Zonguldak’ta kamu
binaları yenilenmiştir ya da yenisi yapılmıştır. Spor salonlarımız, gençlik
merkezlerimiz, eğitim kurumlarımız, okullarımız yenilenmiştir, yenisi
yapılmıştır ancak şunu ifade etmek istiyorum: Orada, Ereğli’de huzuru bozan,
ekonomik anlamda Ereğli’yi olumsuzluğa iten, yatırımcının oraya gelmesini
engelleyen çok kavgacı bir belediye başkanı var. Bu Belediye Başkanı bizim
Başbakanımızla ilgili, bakanlarımızla ilgili, bizlerle ilgili defalarca olumsuz
açıklamalar yapmıştır. Bununla da yetinmeyip zaman zaman kendi partisine de
meydan okumuştur, savaş açmıştır. Kendi Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk
dâhil olmak üzere 5 milletvekilini
-defalarca basında açıklamalar yapmış- “işe yaramaz” olarak, “sömsöm”
olarak -yerel tabirle- ifade etmiştir.
Bundan dolayı, bakın, bende bazı gazete kupürleri var, bunları okumak
istiyorum. “CHP Belediye Başkanının ifadesini aldı. Ereğli Belediyesinin
uygulamalarından tutun da Belediye Başkanının parti ile olan kavgasına kadar
her şeyi araştırmak üzere CHP Genel Başkan Yardımcısının da aralarında
bulunduğu müfettişler Ereğli’ye geldi.”
Bu Belediye Başkanı her sene “sevgi, dostluk, barış” adı altında
festival yapmaktadır. Büyük sanatçıları, ulusal anlamda isim yapmış sanatçıları
ilçesine getirmektedir. Bunun için de esnaflardan zorla para almaktadır.
“Sevgi, barış, dostluk” diyen bu Belediye Başkanı, herkesle, ERDEMİR’le, kendi
partisiyle, bizlerle, STK’larla kavga hâlindedir, vatandaşlarla kavga
hâlindedir. Ondan dolayı da yatırımcı oraya gelmemektedir. Eğer dört dönemdir
görev yapan bu Belediye Başkanı değil de orada aktif, çalışkan, herkese
sevgiyle yaklaşan bir belediye başkanı olsa idi bugün Ereğli’nin nüfusu 300 bin
olurdu.
Şu anda Ereğli OSB’sinde boş yerler bulunmaktadır değerli arkadaşlar.
Yine, bu Belediye Başkanı kendi Genel Başkanı için: “Bana söz verip de
oyaladıkları için Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkan Yardımcısı
Gürsel Tekin’e kırgınım. Kırgınlığımın altını çizerek itiraf ediyorum. Daha
önce bu olayları yaşadım. Bundan önce de CHP’den aday olacaktım ama birtakım
oyunlara gelmiştim. Bu ikinci oyun oynanıyor. Bu bağlamda kırgınım.” Bunlar hep
gazetelerde çıkan beyanatlarıdır.
Belediye Başkanının eşi milletvekili adayı olmuştur 2011 seçimlerinde.
Yine, Belediye Başkanı “Ereğli’ye 3’üncü sırayı teklif edenin ağzına biber
sürerim.” demiştir. Yine, STK’larla yaptığı toplantıda, hesap sorma
toplantısında onları tehdit etmiş, meydan okumuştur. Yine, “Karadeniz
Ereğli’nin kabadayısı” ilan etmiştir kendisini. Tüm sivil toplum kuruluşu,
meslek örgütlerini “işe yaramaz” olarak nitelendirmiştir ve maalesef, değerli
arkadaşımız Ali İhsan Bey için, “Ali İhsan Köktürk’ü başarılı buluyor musunuz?”
sorusuna ise şu çarpıcı yanıtı vermiştir değerli arkadaşlar: “Bizde başka
milletvekili var mı? Bir tane hapiste var, başka? Ha ha, şu gensoru veren
milletvekili, onu diyorsunuz. Evet, ben görmüyorum. Şahsen ben, Belediye
Başkanı olarak görmüyorsam Ereğli halkı da görmüyor. Bana ne soruyorsunuz,
görmüyorum ki. Görmediğim insan hakkında nasıl ‘başarılı’ veya ‘başarısız’ diye
bir şey söyleyebilirim?”
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Milletvekilim, konumuz belediye başkanı
değil; tersanelerin durumunu konuşuyoruz.
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – “İlçe teşkilatında adamın anasını
ağlatıyorlar. CHP’lileri delege yapmıyorlar. Milletvekili meydanda yok,
görmediğim adama ‘başarılı’ der miyim ben. Bunlar vaziyeti idare ediyorlar,
‘Amca…’ diyorlar, aha görünce ‘Amcacığım, nasılsın, iyi misin?’ diyorlar.
Tanımıyor hâlbuki, öpüyor falan. ” Devamını okumak istemiyorum değerli
arkadaşlar.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konu bu değil, tersaneler.
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Ereğli’yi bugün bu hâle düşüren, şu anda
görevde olan Belediye Başkanından başkası değildir.
Yine “Ereğli’nin sorunlarıyla uğraşmaz, tersane işiyle uğraşmaz.” diyen
kendi belediye başkanı. Bakın, kendi milletvekiline söylüyor: “ERDEMİR’de işçi
kırılıyor, uğraşmaz, bunun başarısı nerede Allah aşkına? Bu başarıyı sormak lazım
Genel Merkeze, siz, bu sıralamayı yaparken nasıl yaptınız, kime sordunuz diye
sormak lazım.”
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ayıp, dedikodu yapıyorsun!
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Değerli arkadaşlar sürem bitti, o belediye
başkanlığını ve Zonguldak’taki belediye başkanlığını, inşallah, önümüzdeki
yerel seçimlerde AK PARTİ adaylarının kazanacağına kesinlikle inanıyor, bu
duygu ve düşüncelerle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sen kendi sıralamana bak, atamana bak! Kendi AKP’den
sıralamana bak, başkasının sıralamasına ne karışıyorsun?
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – …yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kendi işine baksana sen!
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Efendim sataşma var, benim kısa bir söz
talebim var.
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Köktürk.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Zonguldak Milletvekili
Ali İhsan Köktürk’ün, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün,
Karedeniz Ereğli tersaneler bölgesinde yaşanan sorunlar ile bölgenin ekonomik
ve sosyal yaşamına yansımalarına yönelik araştırma önergemizin gündeme
alınmasına yönelik bir konuşma yaptık. Benden sonra değerli AKP Milletvekili
Ercan Candan çıkarak kendince partisinin çözüm önerilerini iletti. Ancak daha
sonra konuşan Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ise maalesef Karadeniz
Ereğli ve tersaneler sorunuyla ilgisi olmayan konuşmalar yaptı. Ben, bu
konuşmaları Özcan Ulupınar’a hiç yakıştıramadım, çok talihsiz konuşmalar olarak
nitelendiriyorum.
Aslında Özcan Bey’in, buraya çıktığında Zonguldak’ın “emeğin başkenti “iken
nasıl “emeklinin başkenti”ne dönüştüğünü anlatmasını ben arzu ederdim.
Zonguldak’ta ilk defa olarak Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde emekli sayısı
çalışan sayısının üzerine çıktı yani “emeğin başkenti” olan Zonguldak, ilk defa
AKP İktidarı döneminde “emeklinin başkenti” hâline geldi.
Ben, Sayın Özcan Ulupınar’ın gündelik siyasi konuşmaları burada gündeme
getirmesini değil de bölgenin sorunlarına yönelik çözüm önerilerini burada
gündeme getirmesini beklerdim ve arzu ederdim.
Sonra, Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan 16 bin işçi, Adalet ve
Kalkınma Partisi döneminde 10 bine düştü. Ben buradaki istihdam ve üretim
azalmasının nedenlerini ve çözüm yollarını anlatmasını isterdim Sayın Özcan
Ulupınar’dan, bunu da anlatmadı.
Yine Sayın Özcan Ulupınar’dan Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde
Zonguldak’taki on biri aşkın il müdürlüğünün ve genel müdürlüğünün neden
kapandığını, neden il dışına taşındığının gerekçelerini anlatmasını isterdim
ama son derece sığ, gerçekten kendisine yakıştıramadığım bir üslupla, tarzla bu
Meclis kürsüsünü işgal etti. Ben sadece şahsım adına değil, tüm Zonguldak ve
Karadeniz Ereğlilileri adına Sayın Ulupınar’ı kınıyorum ve kendisine hiç
yakıştıramadığımı buradan ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köktürk.
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ulupınar.
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Ama hangi ifadeden sataşma? Sizin söylediklerinizi söyledi. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
Sayın milletvekilleri, lütfen…
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sığ ifadeler kullanıp kamuoyunu
yanılttığımı ve bana yakıştıramadığını ifade etmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olup takip eder misiniz.
Buyurunuz Sayın Ulupınar.
Yeniden sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.
4.- Zonguldak Milletvekili
Özcan Ulupınar’ın, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Vekilim, siz bu Belediye Başkanından
memnun musunuz?
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sana ne, bizim işimizden sana ne! Allah Allah!
Kendi işine bak sen!
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bu Belediye Başkanının ilçeye, Zonguldak’a
zarar verdiğini siz de biliyorsunuz.
Bizim iktidarımız zamanında 16 bin işçi 10 bine düştü.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ya, senin tarzına yakışmıyor.
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bizim iktidarımız zamanında 5 bin işçi
alındı, 2.492 işçi alınacak ama bizden önceki zamanda işçi sayısı 60 binden 16
bine düştü. Bunu da lütfen, burada söylemek lazım.
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kendine bak, kendine!
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Ben size şunu söylüyorum: Bakın, siz de
milletvekilisiniz, ben de milletvekiliyim.
ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ya, sana sormadık milletvekili misin, değil
misin?
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – Bir belediye başkanının sizinle ilgili -bizimle ilgili yaptıklarını bir kenara
koyuyorum- yaptığı açıklamaları ben kınıyorum. Ben bunu ifade etmek istiyorum,
ben bir şey söylemiyorum.
Yedi sene ben belediye başkanlığı yaptım. Bir yerde belediye başkanı
halkın huzur ve refahı için çalışır…
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Özcan Bey, biz burada belediye başkanını
konuşmuyoruz.
ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) – …yatırımcıları çeker, onlara her türlü
altyapıda, üstyapıda, sanat yapılarında yardımcı olur ama burada herkesle kavga
eden, bakanlarla, Başbakanla, bizimle, kendi partisinin Genel Başkanıyla kavga
eden birisi var. Karadeniz Ereğli’ye zarar veren sadece tersaneler değil, bu
belediye başkanının kendisi.
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Belediye başkanlığına adaysın herhalde.
ÖZCAN
ULUPINAR (Devamla) – Bakın, Hükûmet olarak bir sürü yatırım yapıyoruz. Değerli
arkadaşlar, bu Belediye Başkanı hastane için yer verdi.
MEHMET
ŞANDIR (Mersin) – Tersaneye gel, tersaneye.
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Belediye başkanlığına adaysın demek, öyle anlaşılıyor.
ÖZCAN
ULUPINAR (Devamla) – 5 trilyon para aldı.
ALİ İHSAN
KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ya, Özcan Bey!
ÖZCAN
ULUPINAR (Devamla) – Almadı mı? Sağlık Bakanlığından para aldı.
ALİ İHSAN
KÖKTÜRK (Zonguldak) – Belediye Başkanını konuşmuyoruz, Zonguldak’ı konuşuyoruz.
ÖZCAN
ULUPINAR (Devamla) – Ben Belediye Başkanlığı yaptım. Hastane için hepimiz,
bütün belediyeler yer verdik, bu arkadaşımız parayla yer verdi.
ALİ SARIBAŞ
(Çanakkale) – Gel CHP’ye kaydol da ben sana anlatayım…
ÖZCAN
ULUPINAR (Devamla) – Ben bunu ifade etmek istiyorum. Elbette ki dünyadaki kriz
son bulacak, Türkiye’deki tersaneler de eski canlı günlerine kavuşacaktır. Biz
de bunun için gereken çalışmaları yapıyoruz diyorum.
Tekrar,
meşgul ettiğim için, zamanınızı israf ettiğim için özür diliyorum.
Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.
ALİ İHSAN
KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkanım, ben bir tek cümle söylemek istiyorum.
BAŞKAN –
Sayın Köktürk, duyamadım.
ALİ İHSAN
KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ben bir tek cümle söyleyeceğim ve oturacağım. Sataşması
için tek cümle söyleyeceğim.
Ben
Zonguldak sorunlarının, Ereğli’nin sorunlarının Belediye Başkanına takılan
kafasıyla böyle bir zihniyetle çözüleceğine inanmıyorum ve gerçekten büyük üzüntü
duyuyorum. Bunu görmekten bugün çok üzüntülüyüm. Sayın Ulupınar, burada
Zonguldak’ın sorunlarını ve çözüm yollarını tartışması gerekirken, gündelik
siyaset ağzıyla ve gündelik siyaset söylemiyle çok çirkin bir konuşma yaptı.
Ben kendisine yakıştıramadım ve bu zihniyetle gerçekten Ereğli’nin ve
Zonguldak’ın geleceğinin bundan sonra çok daha kötü olacağını görmekten de
üzüntü duyuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- CHP Grubunun, Karadeniz Ereğlisi
tersaneler bölgesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önemlerin
belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/283) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin
Genel Kurulun 29/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
önerisi (Devam)
Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
On beş
dakika ara veriyorum.
Kapanma
saati: 17.02
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 17.23
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)
-----0-----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci
Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa
Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir
Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği
Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum
Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti
Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer alan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle
Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine başlayacağız.
4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle
Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S.
Sayısı: 342) (X)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.
Komisyon raporu 342 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin
konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Genel Kurul gündemine gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
Yapılmış Olan Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun
Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
1949 yılında Avrupa Konseyinin kurucu üyeleri arasında yerini alan
ülkemiz, Konsey tarafından oluşturulan etkin bir koruma sisteminin uzunca bir
süredir içerisindedir. Temel hak ve özgürlüklere dayalı, saygı temelinde
Avrupa’da ortak ve sürdürülebilir bir demokratik düzen oluşturma hedefiyle
kurulan Konsey, bilindiği üzere kurumsal
temelini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1950 yılında Roma’da
imzaya açtı. Sözleşmeye aynı yıl imza
koyan Türkiye, 1954 yılında onayladığı
sözleşmeyi, böylece iç hukukunun bir parçası
hâline getirmiş ve 1987’de ise bireysel başvuru hakkını tanıyarak bu
önemli belgeyle oluşturulan denetim şemsiyesinin altına girmiştir.
Ülkemizin bireysel başvuru yolunu çoğu taraf ülkeden daha erken bir
tarihte açarak Konseyin oluşturduğu bölgesel koruma sistemi içinde yer alma
cesaretine karşın, insan hakları pratiğinde ağırlıklı olarak yapısal
sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar yaşadığımız bilinen bir gerçektir. Türkiye,
bireysel başvuru hakkını kabul ettiği tarihten bugüne, maalesef, hakkında en
çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sıradadır. 1959-2011 yılları
arasında ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararları sayısı 2.404 olup, bizi
İtalya ve Rusya takip etmektedir. Hakkında en çok başvuru yapılan ülkeler
arasında da Rusya’dan sonra ikinci sıradayız. Bu tablonun oluşumunda makul
süreyi aşan yargılamalardan kaynaklı başvurular önemli rol oynamaktadır.
Ülkemiz aleyhine bu sebeple verilen ihlal kararı sayısı 493’tür. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Sekreteryasının vermiş olduğu 31 Aralık 2011 tarihi
itibarıyla bilgiye göre, Türkiye aleyhine yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılamadığı iddiasına ilişkin 2.500’den fazla başvuru daire gündemine
kaydedilmiş, bunlardan 330’u da Türkiye’ye tebliğ edilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı sisteminin adil, etkin ve
hızlı işleyişinin hayati önemi üzerine bu kürsüde değişik vesilelerle
düşüncelerimizi daha önce de ifade etmiştik. Çatışmalı çıkar alanlarını
düzenleyerek toplumdaki ihtilafları çözmek gibi kritik bir rolü bulunan
yargının, adalet beklentilerine zamanında ve hızla yanıt vermesi sosyal barışın
sağlanması için çok önemlidir.
Sorunlarımızın
teşhis ve ifade edilmesindeki cesaretimiz kadar çözüm noktasındaki
kararlılığımızın da büyük olduğunu ifade etmek isterim. Gündemimizde bulunan
makul sürede yargılama sorununu da içerecek biçimde sistemin sorunlarına
bütüncül bir perspektifle çözüm üreten yargı reformu stratejimiz ve buna bağlı
oluşturduğumuz eylem planımız geride bıraktığımız zaman zarfında büyük ölçüde
amacına ulaşmıştır. Ölçüsüz eleştirileriyle tepki çeken Avrupa Komisyonunun son
ilerleme raporu bile bu gerçeği teyit ve teslim etmek durumunda kalmıştır. Bu
temel belgelerle çerçevesi çizilen önceliklere uygun olarak, uluslararası
standartların gerisinde kalan, güncelliğini yitirerek ihtiyaçlara cevap
vermekte zorlanan mevzuatımız gözden geçilirmiş ve pek çok temel yasamız
yenilenmiştir.
İş yükü
baskısı altında ezilen ve gerek nicelik gerekse nitelik olarak yetersiz kalan
adli teşkilat insan kaynakları yönünden güçlendirilmiş, hizmet gereklerini
karşılamayan fiziki ve teknolojik altyapı tahkim edilmiş, böylece yargının
sorunlarının önemli bir kısmı giderilmiştir.
Adliyelerimizin
kapalı alanları son on yılda 4 kat arttırılmış, 157 yeni adliye sarayı hizmete
girmiş, mahkeme sayımızda yüzde 30, ihtisas mahkemelerinde yüzde 100’ü aşan
artış sağlanmıştır.
Yine bu
dönem içinde hâkim ve savcı sayımız yüzde 30, mahkeme personeli sayımız yüzde
130 oranında artırılmıştır.
Yargıtay ve
Danıştaya yeni daireler kurulmuş, üye sayıları arttırılmış, tetkik hâkimi ve
personel ihtiyaçlarının karşılanması yanında dairelerin çalışma usulleri de
revize edilerek yüksek yargı organlarının ağır iş yüküyle baş edebilecekleri
kurumsal önlemler hayata geçirilmiştir.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; son iki yıl içinde üç ayrı mevzuat paketiyle
yüksek yargı organlarının kapasitesi arttırılmış, mahkemelerin iş yükünü
azaltacak, adalet hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlayacak
pek çok önemli değişiklik yapılmıştır.
Bazı
çekişmesiz yargı işlerinin noterlere devri, bir kısım basit suçların kabahate
dönüştürülmesi ve idari para cezası verme yetkisinin idari mercilere
bırakılması, mahkemelerde karar alma süreçlerinin hızlandırılması, icra
dairelerinin teşkilat yapılarının gözden geçirilmesi gibi pek çok tedbir bu
paketler sayesinde hayata geçirilmiştir.
Diğer taraftan, toplumdaki uyuşmazlıkları en kısa sürede, en az
masrafla, en etkili ve en tatminkâr biçimde sonuçlandırmak için dünya genelinde
teşvik gören alternatif kurum ve işleyişler ülkemize de taşınmıştır. Hukuk
Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’yla uyuşmazlıkların alternatif çözümünde
önemli bir yasal altyapı oluşturduk. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’yla da
idarenin demokratik denetiminin önünü açtık.
Başlıklar hâlinde sıraladığım bu adımlar, ülkemizdeki adalet
hizmetlerinin etkinliğini artıracak önlemler, uzun yargılama sorununa kalıcı ve
yapısal çözümler sunacaktır. Bu çalışmalar sayesinde makul sürede yargılama
hakkı ihlallerinin hızla gündemimizden çıkacağını, bu anlamda olumlu ve umut
veren işaretleri bir süredir almaya başladığımızı ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dört yılda Yargıtaya yıllık
ortalama 650 bin dosya gelmiş, bunlardan her yıl 550 bin dosya incelenerek
karara bağlanmış, yine her yıl 100 bin dosya arşivde bekleyen stokların üzerine
ilave yük olarak eklemlenmiştir. 2007 yılı başında arşivde bekleyen dosya
sayısı 650 bin iken bu sayı 2011 yılı sonunda maalesef 1 milyon 150 bine kadar
çıkmıştır. Ancak yüksek yargının kurumsal kapasitesinin artırılmasının sonucu
olarak incelenmeyi bekleyen dosya sayısı 1 milyon 150 binden bugün itibarıyla
850 binlere inmiş ve 2011 yılı rakamlarına göre bu yıl iş yükü üçte 1 oranında
azaltılmıştır.
Yargılama sürelerini makul düzeye çekme amacına dönük mevzuat
çalışmalarımız, ülkemizi, bugün ortalama iki yıl gibi uluslararası standartlara
yakın bir yargılama sürecine taşımıştır. Yargının hızlandırılması amacıyla
devam eden çalışmaların nihayetinde, temyiz aşaması da dâhil olmak üzere, bu
süreyi, ortalama on iki aya indirmekte kararlı olduğumuzu vurgulamak isterim.
Bu noktada, yargısal tasarrufların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına
uygunluğunun Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından hâkim ve cumhuriyet
savcıları için bir terfi kriteri hâline getirilmiş olmasının önem ve değerine
de ayrıca dikkat çekmek istiyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
ağır iş yükünün azaltılması için birtakım tedbirler geliştirilmektedir. Bu
kapsamda, 14 no.lu Ek Protokol ile getirilen düzenleme gereğince, İnsan Hakları
Mahkemesi, uzun yargılama iddialarıyla yapılan başvurularda yerleşik içtihat
konusunu teşkil ettiğinden hükûmetlerin görüşünü almaksızın kararlar vermeye
başlamıştır. AİHM önünde bekleyen dava yükünü hafifletmek amacıyla Interlaken
ve İzmir deklarasyonlarında yapılan çağrılar da göz önünde bulundurularak
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne gönderilen 14 Kasım 2011 tarihli
mektubumuzla, sözü edilen bu iç hukuk mekanizmasının kurulması yönündeki
niyetimiz ve teklifimiz mahkemeye iletilmiştir. Bildiğiniz gibi, 2010 yılında
gerçekleştirilen referandum ile anayasa reformu kapsamında Anayasa Mahkemesine
vatandaşlarımızın bireysel başvuru imkânını getirmiştik. Böylece, ülkemizde
insan hakları standartlarının yükseltilmesi ve korunması adına tarihi bir adım
atılmış, temel hak ve hürriyetlere ilişkin yeni ve etkin bir iç hukuk yolu
geliştirilmiştir. Bu iç hukuk yolu, 24 Eylül 2012 tarihi itibarıyla fiilen
işlemeye de başlamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, benzer
nitelikteki çok sayıda davada aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları
ihlaline yol açan sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde
pilot karar uygulaması yapmaktadır. Bu yöntemde, mahkeme, bir başvurucuyu pilot
dava olarak seçmekte ve bu başvuru çerçevesinde ilgili ülkedeki yapısal ve
sistematik sorunu tespit ettikten sonra kendisine yapılmış olan benzer
nitelikteki diğer başvuruları beklemeye almaktadır. Pilot karara konu yapısal
sorunu çözmek için ilgili devlete belli bir süre veren mahkeme bu süre zarfında
beklemeye aldığı başvuruları incelememekte ve ilgili devletin konuyu iç
hukukunda çözüme kavuşturacak bir düzenleme yapmasını beklemektedir. İlgili
devlet tarafından gerekli düzenleme yapıldıktan sonra iç hukukta ihdas edilen
çözüm yolunun etkin bir yol olup olmadığını inceleyen AİHM yeni oluşturulan
yolun etkin olduğuna karar verirse daha önce beklemeye aldığı başvuruları söz
konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri için kabul edilmez bulup iade
etmektedir. Dolayısıyla pilot karar benzer nitelikteki başvurularda tespit
edilen sistematik veya yapısal sorunun ortadan kaldırılması konusunda ulusal
makamlara bir anlamda yardım etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 Mart 2012 tarihinde AİHM
tarafından ülkemizle ilgili verilen pilot kararda, yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılamadığına ilişkin ihlallerin Türkiye’de uzun yıllardır devam
ettiği ve konunun iç hukuk düzeninde yapısal ve sistematik bir problem
oluşturduğu belirtilmiş, henüz Hükûmetimize bildirilmemiş ve 23 Eylül 2012
tarihinden evvel işleme konacak tüm başvuruların incelenmesinin bir yıl süreyle
ertelenmesine karar vermiştir yani Türkiye’den yapılmış bu yöndeki şikâyetleri
bir yıl süreyle askıya almış ve bunları incelememe kararı vermiştir. 20 Haziran
2012 tarihinde kesinleşen bu karardan itibaren Türkiye, bir yıl içinde söz
konusu iç hukuk yolunu oluşturmak zorundadır. Huzurlarınıza getirdiğimiz
çalışma, bu çalışmadır. Sözünü ettiğim bu kararda İnsan Hakları Mahkemesi,
ülkemizde insan hakları alanındaki olumlu seyir ile yargı hizmetlerinin
hızlandırılması ve etkinleştirilmesi sürecindeki gelişmelere dikkat çekmiş ve
yargılama süresinin uzunluğundan kaynaklı tazminat taleplerinin incelemesi için
kurulacak yolun etkinliğine ilişkin kriterleri belirlemiştir. Buna göre,
mahkeme tazminat taleplerinin makul sürede bitirilmesini, tazminat bedelinin en
geç altı ay içerisinde ödenmesini, kurulacak mekanizmanın adil bir yargılama
ilkesinin asgari standartlarını taşımasını, inceleme sürecindeki giderlerin
ilgilisi için ağır bir yük oluşturmamasını aramaktadır. Belirtilen kriterler
sağlandığı takdirde mahkemenin iç hukuk yolunun etkin bir yol olduğuna karar
vereceği beklentimiz vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tasarıyla kurulması
öngörülen komisyon idari kurul şeklinde çalışmalarını yürütecektir. İnceleme
süreci ve uygulayacağı usul idari nitelikte olup kararları yargı denetimine
tabi olacaktır. Bu kapsamda, komisyonun görevinin adli bir görev olmadığının
altını özellikle çizerek vurgulamak istiyorum. Komisyonun idari bir kurul
olarak yapılandırılmasının sebebi, diğer ülkelerde yaşanan tecrübelerden
kaynaklanmaktadır. Örneğin İtalya’da aynı soruna ilişkin AİHM tarafından
verilen kararlar sonrasında “Pinto Yasası” olarak bilinen uygulama yapılmıştır.
Bu düzenlemeye göre uzun yargılamadan kaynaklanan şikâyetler, İtalya’da,
yargısal bir mekanizmaya denetlettirilmiştir. Ancak getirilen sistem sorunu
çözememiş, orada da uzun inceleme sürelerinden dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi bu yöntemi etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul etmemiştir İtalya
açısından. Biz bu örneklere bakarak Türkiye'de oluşturduğumuz kurulun idari bir
kurul olarak çalışmasını ve kararlarının da yargı denetimine tabi olması
ilkesini getirdik.
Tasarıyla getirilen bir diğer önemli düzenleme ise kurulacak komisyonun,
Bakanlar Kurulu kararı ile yetkilendirilmesi hâlinde, ilerleyen yıllarda
AİHM’in yerleşik içtihadına konu yapısal ve sistematik sorunlara dayalı başka
konularda yapılan başvuruları da inceleyebilecek olmasıdır. Bunun için,
öncelikle, komisyonun belirlenen alanlardaki başvuruları etkin şekilde ele alıp
incelemesi, daha sonra ise ihtiyaç duyulacak alanlarda, gerekli görüldüğünde
görevlendirme yapılması öngörülmüştür.
Buna ek olarak, bu kanunla kurulacak komisyonun faaliyete başlamasından
önce, komisyonda görev yapacak kişiler ile komisyon kararlarının yargısal
denetimini yapacak olan bölge idare mahkemesi hâkimlerinin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi nezdinde çalışma ziyaretleri yapması da planlanmıştır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, tasarının kanunlaşması hâlinde
kurulacak olan komisyon, Adalet Bakanı tarafından atanacak 4 üye ve Maliye
Bakanı tarafından atanacak 1 üye olmak üzere toplam 5 üyeden oluşacaktır. Sekretarya
hizmetleri Bakanlığımızca karşılanacaktır. Kamu kurum ve kuruluşları ile yargı
mercileri, görevleri kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi
gecikmeksizin komisyona tevdi edecektir. Komisyonun görev alanı, tasarının
Adalet Komisyonunca kabul edilen hâliyle, 23 Eylül 2012 tarih itibarıyla İnsan
Hakları Mahkemesine yapılmış ve hâlen AİHM önünde derdest başvurularla sınırlı
tutulmuştur. Komisyon, kendisine yapılacak müracaatların öncelikle tasarının
6’ncı maddesindeki ön koşulları taşıyıp taşımadığını inceleyecek buna göre bir
karar verecektir. Yine, komisyon, müracaatın esası hakkındaki kararını ise
AİHM’in emsal kararlarını da gözetmek suretiyle gerekçeli olarak verecektir.
Komisyon için bu değerlendirmelerinde esas alınacak kriterler, AİHM’in bu
konuda oluşmuş kriterleri olacaktır. Komisyon, müracaat hakkında dokuz ay içinde
karar vermek zorunda olup bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş
gün içinde, komisyon aracılığıyla, Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz
yapılabilecektir. Mahkemenin vereceği karar kesindir.
Yine, tasarıya göre, ödenmesine karar verilen tazminat, kararın
kesinleşmesinden itibaren Adalet Bakanlığı tarafından her türlü harçtan ve
masraftan muaf tutularak üç ay içerisinde ödenmek zorundadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz modern hukuk anlayışında,
ulusal ve uluslararası hukukun bir bütün olduğu fikri pekişmiştir. Ulusal
hukukun esas, uluslararası hukukun tamamlayıcı olduğu bu anlayışa göre,
uluslararası standartlar iç hukuk bakımından asgari ölçüleri vermektedir. Bir
başka anlatımla, altına inilemeyecek ancak ülke gerçekleri ışığında yorumlanıp
geliştirilebilecek bir standarttır uluslararası hukuk. Bugün dünyada bir çok
devlet, artan ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçları karşılama noktasında yargı
sistemlerini gözden geçirme, özellikle artan iş yükü sorunu karşısında daha
etkin ve kaliteli bir sisteme ulaşmak için reform çalışmaları yürütme
noktasındadır. Bu çaba, hiç kuşkusuz, hukukun kadim ve evrensel ilkelerine, bu
ilkelerin çağdaş yorumuna, temel hak ve özgürlüklere, odağına insanı alan
adalet politikalarının giderek artan önemine dayanmaktadır.
Takdirlerinize sunulan bu tasarı, geçmişte adalet kapısına müracaat
etmiş ama o kapı önünde bekletilmiş, mağduriyet yaşamış ve bu nedenle
devletiyle nizalı duruma düşmüş vatandaşlarımızla bir kucaklaşma, haklarını
temin ve teslim etme aracıdır. Bu yönüyle, mahkeme önündeki tek taraflı
deklarasyon ve dostane çözüm süreçlerinden nitelik olarak bir farkı
bulunmamakla beraber, bu çözümün kendi iç hukukumuz içinde üretilebilmiş olması
elbette anlamlıdır.
Uzun yargılamaya ilişkin haklı yakınmaları bulunan vatandaşlarımıza,
kurulacak komisyonun yapacağı inceleme sonucunda tazminat ödenerek manevi
zararlarının bir an önce ödenmesi amaçlanmıştır. Benzer mağduriyetlerin
gelecekte yaşanmaması, yargı sistemimizin güven veren adalet vizyonumuza uygun
olarak önüne gelen ihtilaflara süratle yanıt verebilmesi için büyük mesafeler
katettiğimiz adli reform çabalarımız da hız kesmeden, paralel olarak devam
edecektir.
Bu vesileyle, değerli heyetinizi saygıyla selamlıyor, yasalaşması için katkı,
takdir ve desteklerinizi talep ettiğimiz tasarımızın milletimiz, ülkemiz için
hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ergin.
Buyurunuz Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakanı da dinledik. Bu tasarıyla, Avrupa
mahkemesinde derdest olan binlerce davayla ilgili bir mevzuat değişikliği
yapılıyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık. Orada deniliyor ki: Uluslararası
sözleşmeler, ulusal hukukla çeliştiği zaman uluslararası sözleşmeler uygulanır.
Bu kanunu çıkaran Hükûmet; 2004 yılında çıkardılar. Kendileri bu Anayasa
değişikliğini yaptı ve o zaman CHP de destek vermişti.
Şimdi, Türkiye, Avrupa mahkemesinde adil yargılanma ve uzun tutukluluk
gibi, tarafsız olmayan mahkemelerde olan davalarda birinci derecede mahkûm olan
bir ülke. Bunu gidermek için getirilen bu taslakta, sadece tazmin komisyonları
öngörülüyor. Tazmin komisyonları mülkiyet hakkına ilişkindir. Kamulaştırma
davasıdır olur ama insan özgürlüğünün ihlal edildiği bir ulusal yargılamada ve
bu, Avrupa mahkemesinde devam ediyorsa bu sözleşmeye Türkiye imza atmıştır.
Avrupa mahkemesinin kararlarının iki sonucu var. Bu sonuçlar, sadece
tazminat değildir, mevzuatın bu karara göre yerine getirilmesidir. Bu taslakta,
mevzuatın yerine getirilmesi hükmü kaldırılıyor, yok. Mevzuatın yerine
getirilmesi, yani Avrupa sözleşmesine uygun hükümlerin getirilmesi hükûmetin
görevidir, sözleşmeci Hükûmetin. Burada, bu tasarıyla, bir kanunla Avrupa
sözleşmesinin amir hükümleri ihlal ediliyor. Yani burada bu kanun tasarısı,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.
Bakın, Anayasa’ya aykırıdır demiyorum Sayın Başkanım, Anayasa’nın 90’ncı
maddesine göre tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır.
Yani, burada özel yetkili mahkemelerin hâkimleri, vatandaşı uzun süre tutuklu
bırakacak cezaevinde, bu Meclisin 8 milletvekilini ve bunun bedelini, yine
tazminat olarak, vatandaş, kendi yatırdığı vergiyle hazineden ödeyecek. Avrupa
mahkemesinin amacı bu değil, değerleri bu değil; insan haklarına saygı bunun temelidir.
Yani bu tasarı görüşülemez Sayın Başkanım. Bu tasarı, bu şekliyle idari bir
komisyon oluşturduğu için yasama, yargı alanını düzenleyemez, idareye teslim
edemez. Bu, muvazaalı bir iştir. Eğer Türkiye adalette hak ettiği yerine
ulaşmak istiyorsa vatandaşına sahip çıkacak. Bunun yolu çok basittir. Özel
yetkili mahkeme…
BAŞKAN – Şimdi sizin talebiniz…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben usul tartışması açılmasını talep ediyorum ve
bu görüşülemez diyorum.
BAŞKAN – Bu tasarının görüşülemeyeceği konusunda usul tartışması mı
açıyorsunuz?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hangi gerekçeyle?
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Görüşülemez bu tasarı. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne, bir de Türkiye’nin taraf olduğu ikiz sözleşmeler Birleşmiş
Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne göre, ulusal üstü yargıya
buradaki ulusal Meclis kararlarıyla müdahale edilmesi durumu söz konusu ve
sadece tazminata indirgeme… Bu, tazminata indirilmeyecek bir konumdur. Ceza
hukukunda özgürlüklerde geriye dönüş yoktur. Siz özgürlüklerini yitirmiş
insanlara hangi tazminatla özgürlüklerini iade edersiniz? 8 tane milletvekili
cezaevindedir, haksızlığa uğramış gidiyor.
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu sözleşmelere aykırı olan bu taslak Mecliste
görüşülemez, görüşülemez. Burada yasama, yargıyı…
BAŞKAN – Usul tartışması açıyorsanız buyurun geliniz.
Lehte, aleyhte?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lehte…
FARUK BAL (Konya) – Lehte…
MAHMUT TANAL (İstanbul – Aleyhte…
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Lehte…
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Aleyhte…
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.
X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin
Sözleşme’ye aykırı olduğu gerekçesiyle görüşülüp görüşülemeyeceği hakkında
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adalet ve adil yargı bu ülkenin
kanayan yarasıdır. Adalet herkese lazım. Başbakan da bir şiirden dolayı devlet
güvenlik mahkemesinde mahkûm oldu. Onun dışında aydınlar, yazarlar, çizerler, düşünenler,
ressamlar, hukukçular, gazeteciler; hepsi de olağanüstü mahkemelerde
yargılanıyor. İstiklal mahkemelerden bahsetmiyorum, 12 Eylülden sonra
sıkıyönetim mahkemelerinden bahsediyorum, geçtik, devlet güvenlik
mahkemelerinden bahsediyorum. Sendikaları kapattılar, dernekleri kapattılar,
düşüncesine bakmadan insanları fişlediler, 2 milyon kişiyi içeri attılar ve bu
mahkemelerde adil bir yargılanma yapılamadı. Onun acısını yaşarken özel yetkili
mahkemeler kuruldu. Özel yetkili mahkemeler, bugün, Türkiye’de muhalefet olan
herkesi yargılıyor. Milletvekilleri, bu Meclisin hâlen 8 milletvekili bu özel
yetkili olağanüstü mahkemelerin kararları nedeniyle tutuklu.
Burada, Türkiye, bir taraftan Avrupa Birliğinin müzakere sürecini
yaşıyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık olarak uluslararası sözleşmelerin
iç hukukta kanunların üzerinde olduğunu söylüyor. Ulusal üstü hukuk, evrensel
hukuk, uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstündedir, yani Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi özel yetkili mahkemelerin üstündedir yani Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi 12 Eylül darbe Anayasası’nın üstündedir, yani evrensel hukuk
ulusal hukukun üstündedir.
Şimdi, bu ülkede bu Meclisin vicdanı ve insanca düşünerek vereceği bir
karar var. Birileri işkence yapacak kollukta. O işkencecilere avukat tutuluyor.
Bu ülkede avukatın parasını, o işkencecilerin, devlet ödüyor. O işkenceciler
Türkiye’yi mahkûm ediyor Avrupa mahkemesinde. Avrupa mahkemesinin tazminatını
vatandaş vergisiyle hazine ödüyor, hazineden bu işkencecilerin parası ödeniyor.
Aynı şeyi hâkimler yapıyor, özel yetkili mahkemelerin hâkimleri yapıyor; aynı
şeyi savcılar yapıyor, aynı şeyi özel yetkili polisler… Özel soruşturmalarla
özel yetkili mahkemelerin muhalefeti sindirerek yaptığı bir uygulama var.
Şimdi, siz kalkmışsınız… Türkiye on yıllık AKP iktidarında -dünyada
değil Avrupa Konseyinden bahsediyoruz- 47 ülkede 1’inci. Adil yargılama
hakkından, tarafsız olmayan mahkemelerden, bağımsız olmayan mahkemelerden,
makul sürede bitmeyen davalardan muzdarip, başvurmuş, bireysel başvurularda
bulunmuş 10 binin üstünde insan Avrupa Mahkemesinde adalet bekliyor. Buradaki
adaleti gidip Avrupa Mahkemesinin iş yükü çoktur diye, Avrupa mahkemesinin iş
yükünü hafifletmek için, burada bir tazmin komisyonu kurmaya çalışıyorsunuz. Bu
tazmin komisyonunu kamulaştırmada anlayabiliriz, mülkiyet hakkı anlamında
anlayabiliriz ama insan özgürlüğü, insanın yargılanması, insanın adil bir
şekilde yargılanması söz konusu olduğunda bir yol var doğru olarak yapacağınız:
Özel yetkili mahkemeleri kapatacaksınız, olağanüstü yargıya son vereceksiniz.
Bu ülkeye adalet istiyorsanız bunu yapacaksınız. Doğru olan budur. Yoksa tazmin
komisyonları kurup vatandaşın cebinden hazineye yatırdığı parayı… Vatandaşı
mağdur edeceksiniz ama o uzun tutukluluğu yapan, ama o uzun yargılamayı yapan,
o yargı işkencesini yapan hâkim, savcıya rücu etmeyeceksiniz; o polisin
yakasına yapışmayacaksınız, o kolluktan hesap sormayacaksınız.
Üstelik Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni imzalayacaksınız, Medeni
ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ndeki adil yargılanmanın gereklerini yerine getirmeyeceksiniz;
sonra geleceksiniz, Mecliste, burada, bu yasama organı yargının alanını
düzenleyecek. O kadar ki sadece Türkiye mahkemelerinin alanını değil, maşallah,
Avrupa Konseyinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı alanını düzenleyecek
bir tasarıyı hükûmet getirecek. Buna hiçbir hukukçu, hiçbir insan, hiçbir
siyasetçi “evet” diyemez. Yanlıştır bu. Böyle bir yasa çıkmaz, çıkarsa da
kadüktür. Kadük olan bu yasa uygulanamaz. Bu yasaya karşı burada Meclisin
onurlu bir duruş göstererek geri göndermesinin tavrını koyması gerektiğini
düşünüyorum. Adalet bu ülkede bu kadar ucuz olmamalı. Adalet için ne
gerekiyorsa onu yapalım ama böyle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) – …muvazaa, böyle şeylerle uğraşmayalım diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.
SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakanım, Hasip Bey doğru diyor değil mi?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Hiç alakası yok uzun tutukluluk
yok burada.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi billahi bu konuşmalarınız kıyameti
koparacak, görürsünüz.
BAŞKAN – Lehte, Konya Milletvekili Faruk Bal. (MHP sıralarından
alkışlar)
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşülmesi sırasında, bu tasarının Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Birleşmiş Milletler
kişisel ve siyasi haklara ilişkin sözleşmeye atıfta bulunularak Mecliste
görüşülemeyeceği iddiasıyla tutumunuz hakkında usul tartışması açılmıştır. Ben
de tutumuzun doğru olduğu yönünde lehte görüşlerimi ifade etmek için
huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Arkamızda bir yazı var. Bu yazıda “Hâkimiyet, kayıtsız şartsız
milletindir.” diyor. Bu Mecliste bu tasarı görüşülmeyecek de nerede
görüşülecek? Millî ve üniter bir devletin temel hakkı, bağımsızlığını
hükümranlığıyla pekiştirerek önünde bulunan sorunları görüşmektir. Bu nedenle
tutumuz lehinde söz aldım.
Bunun anlamı şu değildir: Buraya getirilen tasarı doğrudur, buraya
getirilen tasarı adaletin siyasallaşma ve hantallaşma neticesinde ortaya çıkan
devasa sorunlarından birisine çare arıyor. Bizim ifade ettiğimiz bu değildir.
Aksine, getirilmiş olan tasarı, siyasallaştırılmış ve hantallaşmış yargının
sebeplerini ortadan kaldıracak bir çözüm aramak yerine bunun sonuçlarıyla
uğraşmak gibi garip bir mantıkla buraya gelmiştir.
Yargı makul sürede davayı bitirememiştir, uzun süren davalar tarafları
mağdur etmiştir. Uzun tutukluluk hâlleri insanları evinden, yuvasından,
çoluğundan çocuğundan, ailesinden etmiştir. Burada bir mağduriyet doğmuştur. Bu
mağduriyet nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine insanlar şikâyette
bulunuyor ve Türkiye, bu şikâyet sıralamasında 47 ülke arasında 2’nci sırayı
teşkil ediyor. İşte, bu, millî ve üniter devlet vasfı ile bağımsız bir devlet
olan ve millet hâkimiyetini de bu Meclise bırakmış olan milletimizin iradesinin
yegâne tecelligâhı olan bu Mecliste görüşülecek konudur.
Bu konuyu burada görüşeceğiz ancak tasarının geldiği hâliyle değil,
olabildiği kadarıyla sonuçlarıyla değil, sebeplerini ortadan kaldırabilecek
çözümleri üreterek, fikirlerimizi burada tartışarak ve buna bir sonuç bulabilme
amacıyla burada tartışacağız.
Bu düşüncelerle, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.
Aleyhte, İstanbul Milletvekili Bülent Turan.
Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Az önce Sayın Kaplan’ın dile getirdiği usule itirazla ilgili aleyhte söz
aldım ancak lehte birkaç husus ifade etmek istiyorum.
Şu an görüşülmekte olan kanun tasarısı, AİHM’in sözleşmesinin 6’ncı
maddesindeki adil yargılama hakkının ihlalinin söz konusu olması bir tarafa,
zaten Mart 2012’de “Ümmühan Kaplan ve Türkiye” davasında zikredilen, temelini
de ondan birkaç sene önce “Daneshpayeh Türkiye” davasında dile getirilen, yani
Türkiye’nin belli konularda çok fazla ihlalin iddia edildiği konuların iç
hukukla düzenlenmesini öngören kararından sonra gündeme gelmiştir.
AİHM uygulamasında, zaman içerisinde bir ülkeyle ilgili birden fazla
iddia söz konusu olursa onunla ilgili mahkeme bütün davaları bir tarafa ayırıp,
pilot uygulama yapıp, yani içerisinden bir tanesini seçip onunla ilgili iç
hukukta bir düzenlemen var mı, yok mu diye bakmakta, eğer o konuyla ilgili çok
dava olmasına rağmen iç hukukta bir düzenleme yoksa o ülkeye bir süre verip
“Bunu bir an önce çözün, sonra bunlara bakalım.” demekte.
Dolayısıyla, biz, bırakın AİHM’in karşı olmasını, aleyhinde olmasını,
tam aksine Ümmühan Kaplan davasında Türkiye’ye süre vermesini, “İç hukukta bu
sorunları çözün, bize gelmeyin.” anlamındaki kararından sonra hükûmet tasarısı
olarak gündemimize gelmiştir. Dolayısıyla, AİHM sözleşmesine aykırı olması söz
konusu değildir.
Kaldı ki İç Tüzük’ümüzün 84’üncü maddesi bununla ilgili, Anayasa’ya
aykırılıkla ilgili iddiaların hangi usulle yapılacağını bize ifade etmektedir.
Yine, aynı şekilde, İç Tüzük 73’üncü madde, bizlere hükûmet tasarısının hangi
usulle Genel Kurula geleceğini ifade etmektedir. Ne Genel Kurula gelişte ne
Anayasa iddiasında ne AİHM iddiasında bir geçerlilik bulunmamaktadır.
Türkiye şimdiye kadar olduğu gibi, uluslararası anlaşmalara olan
anayasal bağlılığını tekrar gündeme getirmiştir. Bir gereklilik olan bu
düzenlemeyi Genel Kurula getirmiştir. Kaldı ki burada bir hususu daha zikretmek
isterim. Hepinizin bildiği gibi, çok büyük -sürüncemede- sıkıntılarla,
milletimizin “evet” oylarıyla geçen, “evet” oylarından sonra gündeme gelen
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının verilmesinden sonraki süreçte -ki
iki ay kadar önce başlamıştır bu süreç- o zamana kadar olan süreci bu kanun
düzenlemektedir. Zaten bu saatten sonraki başvurular, Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru bağlamında iç hukuk yolu olmuştur. Dolayısıyla, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin bizden istediği, şu an elinde biriken dosyaların, Anayasa
Mahkemesindeki yeni düzenlemeye kadarki süreçteki davaların tekrar Türkiye’deki
bir iç hukuk müessesesiyle çözülmesidir; yapılan bundan ibarettir Sayın Başkan.
Ben bu konunun Anayasa’ya aykırı olmadığını, AİHM sözleşmesine aykırı
olmak bir tarafa, onların talebiyle olduğunu tekrar hatırlatmak istiyor, tüm
Genel Kurula saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.
Lehte, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu.
Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şunu ifade edeyim öncelikle: Türkiye’de yargı birçok insanı
perişan etti. Ondan dolayı yüzlerce, binlerce başvuru yapıldı Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine ve bu başvurular ile de biz Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesini perişan ettik, şimdi ona çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ancak,
öngörülen mekanizma, gerçekten makul bir mekanizma değil Sayın Bakan. Şöyle: Şimdi,
daha önce, terörle mücadeleden kaynaklanan zararların giderilmesi için bir iç
hukuk yolu oluşturuldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bunu kabul etti ve elindeki dosyaları geri
gönderdi ama orada sorun şuydu: Mahkemeye giden bir başvuru yoktu. Mahkemeye
başvurmamış, idari makamlara başvurmamış yurttaşlar vardı, mağdur olmuş
yurttaşlar vardı ve ondan sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giden dosyalar
vardı yani Türkiye’de bir yargı süreci yoktu. Ama şimdi getirdiğiniz yasada ise
başlayan bir yargı süreci var, sonuçlanmış bir yargı süreci var veya devam eden
bir yargı süreci var. Bununla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
başvurular yapılmış. Ama siz, şimdi, bir yargı süreciyle ilgili olarak -belki
de Türkiye’de devam eden dosyalar da var bu 2.100 tane dosyayla ilgili olarak-
yargı süreci Türkiye’de devam eden
vakalarla ilgili olarak bir idari kurul oluşturuyorsunuz. Nasıl olacak bu? Nasıl
bir karar verecek? Anayasa’nın 138’inci maddesine aykırı olmayacak mı bu? Devam
eden bir yargılama var Türkiye’de, bunların içerisinde mutlaka vardır ama
mutlaka vardır ve o idari kurul devam
eden bir yargılamayla ilgili olarak bir karar verecek ve onu da bölge idare
mahkemesi test edecek. Bir yargılama süreciyle ilgili olarak bir idari
mekanizma oluşturulamaz.
Dolayısıyla yani Anayasa’daki sisteme aykırı bir şey getiriyorsunuz yani
mahkemeyi denetleyecek, mahkemelerin de uygulamayı denetleyecek 4 veya 5
kişiden oluşan, bir memurdan oluşan bir idari kurul oluşturuyorsunuz.
Dolayısıyla mahkeme değil, idari kurul değil… Böyle bir mekanizmanın
oluşturulması etkin bir iç hukuk yolu olmayacak, hiçbir biçimde olmayacak ve
yargı süreçlerine müdahale anlamını taşıyacak. Dolayısıyla, esas itibarıyla bu
yönlü bir tartışmanın komisyonlarda yapılmamış olması da bir eksiklik bana
göre.
Ayrıca, “Anayasa Mahkemesi.” diyorsunuz. Değerli arkadaşlar, Anayasa
Mahkemesine ilişkin -sizler de biliyorsunuz- başvurunun iç hukukta tüketilmesi
lazım. E,e, makul sürede yargılama için –“Devam eden ihlal.” diyoruz biz- iç
hukukun tüketilmemesi lazım. Tüketilmeden başvuru yapılabiliyor Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine ama burada Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmayacak,
yapılamayacak, yasadaki engel nedeniyle yapılamayacak.
Dolayısıyla yani hâlen devam eden başvurularla ilgili olarak nereye
başvuracak mağdurlar? Böyle temel aksaklıkları var bu yasanın. Dolayısıyla bu
şekilde görüşülmesi yani madde ihdası biçiminde değişiklik de yapılması mümkün
değil; bu şekilde görüşülmesi, yapılması ve yasalaşması hem Anayasa’ya aykırı
olacak hem de, bana göre, yeni bir yargı mekanizması oluşturulmadan yargı
mekanizmasına etki edecek başka bir mekanizma oluşturulacak. Dolayısıyla,
tümüyle Anayasa’ya aykırı, tümüyle Anayasa’ya aykırı. Böyle bir mekanizma,
devam eden yargılamalar bakımından oluşturulamaz.
Ayrıca, yine
şu var: 2’nci maddesiyle Bakanlar Kuruluna geniş yetki alıyorsunuz. O belki
burada değişebilir, eğer görüşülürse. Şimdi, işkence yapacaksınız, yaşam
hakkını ihlal edeceksiniz, yarın öbür gün Bakanlar Kuruluna yetki vereceksiniz.
“Efendim, 2’nci maddedeki değişiklikler de buna girebilir, 3’üncü madde de
girebilir; o zaman hem işkence yaparım hem de tazminat öderim, bu işten
kurtulurum.” 2’nci maddedeki yetki bunu da kapsamakta. Yarın öbür gün 2’nci
maddeyi de, 3’üncü maddeyi de bu madde kapsamına alırsanız mağdurlar ne
yapacak?
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yerleşik içtihat olmayan bir konu gelemez,
yerleşik içtihat değil o.
MUSTAFA
SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelir, Bakanlar Kurulu kararıyla çok rahatlıkla o
maddeyi içine alabilirsiniz. Dolayısıyla, bu yönüyle de sakat. Benim de kişisel
görüşüm bu yasanın görüşülmemesi yönündedir. Oluşturulan idari mekanizma yargı
mekanizmasına, devam eden yargılamalara etki edecek bir karar süreci
başlatabilir, bu da Anayasa’ya aykırıdır, görüşülmemesi gerekir görüşündeyim.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.
MAHMUT TANAL
(İstanbul) – Sayın Başkan…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Sayın Kaplan, buyurun.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, kısa bir düzeltme yapayım, net anlaşılsın. Ümmühan
Kaplan davası, kırk beş sene sürmüş bir kadastro, mülkiyet davasıdır. İstimlak
davası olabilir, mülkiyet davası olur, onu tazmin edersiniz komisyonda ama
işkencede, uzun tutuklulukta, insan haysiyetinin yaralandığı durumlarda
bunların tazmini ve idari komisyonlara atfetmek gibi bir hak yok; bu yanlış.
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yok öyle bir şey, öyle bir kapsam yok.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Yanlış olan bu, bunlar giremez. Burada bütün uzun tutuklama ve uzun
yargılama davaları bu tasarı içine alınmış, yanlış burada.
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tutuklama yok.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – İsteyen baksın, istimlak davasıyla, kadastro davasıyla, arazi
davasıyla insan özgürlüğünü aynı yapıyor. Bu kadar fark var arada, onu söylemek
istiyorum.
BAŞKAN –
Anlaşıldı Sayın Kaplan.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL
(İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim, şöyle
bir sorun var burada, gözden kaçan husus: Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine müracaat edenler bu kanundan yararlanıyor. Ancak yani ülkesini
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikâyet etmeyenler bu yasadan
yararlanamayacak. Bu, Anayasa’mızın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine
aykırılık teşkil ediyor yani devletin bir hak ihlalinden dolayı ülkesini,
devletini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nedeniyle şikâyet etmemişse biz bu vatandaşı cezalandırmış oluyoruz yani bu,
bir çifte standarttır. Bu açıdan Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik
ilkesine aykırıdır. Bunun görüşülmemesinde fayda var diye düşünüyorum.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Tanal.
Sayın
milletvekilleri, şimdi, bizim çalışma usullerimizi İç Tüzük’ümüz belirler
biliyorsunuz. İç Tüzük’ümüzün 38’inci maddesi şöyle buyuruyor: “Anayasaya
uygunluğun incelenmesi: Komisyonlar, kendilerine havale edilen tasarı veya
tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik
etmekle yükümlüdürler.
Bir
komisyon, bir tasarı veya teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde
gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder.”
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Komisyon değil ki, Genel Kurul.
BAŞKAN -
Şimdi, bizim, şu anda Divan olarak, bunun görüşülüp görüşülmeme yetkisini haiz
olmadığımızı belirtiyorum. Bunun için Sayın Komisyon Başkanına söz vereceğim ve
Sayın Komisyon Başkanının bu konuya açıklık getirmesini rica edeceğim. Sizin bu
önerilerinize ve sizin bu görüşlerinize karşı neden Sayın Komisyon Başkanı
böyle bir karar almış –siz açıklıkla “Anayasa’ya aykırı.” diyorsunuz- onun
neden bunu Anayasa’ya aykırı görmediğini izah etmesini rica edeceğim.
Buyurunuz
efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Canım, zaten Anayasa Komisyonu Anayasa’ya aykırı görmediği için
gelmiş buraya. Bu, 87’inci maddeye göre önerge verilmesi lazımdı, o önergeyi
vermemiş. Tasarının tümünün Komisyona iadesi konusunda müzakere açılması lazım.
BAŞKAN –
Şimdi, o zaman Anayasa’ya aykırılık önergesini belki Komisyon şimdi verecektir.
Buyurunuz.
ADALET
KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Evet, arz edeyim Değerli Başkanım.
Değerli
arkadaşlar, tasarının Anayasa’ya aykırılığı Komisyonumda itiraz olarak ileri
sürülmüştür. Komisyonumuz uzunca değerlendirmiş, tartışmış ve
oylamayla -ki bu siyasal bir denetimdir, yargısal denetim değil- Anayasa’ya
aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Sorun…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Parmaklar sağlayamıyor ki Anayasa’ya
uygunluğu.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Efendim, bir
dakika… Sevgili Kardeşim, siz konuşurken ben ne vücut dilimle…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Parmaklar Anayasa’ya uygunluğu
sağlayamıyor, onu söylemek istedim.
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan, dileyelim.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Zaten
parmaklar şöyle veya böyle olsa bile sonuç siyasaldır, anayasal denetim yine
devam edecektir.
Genel Kurulda şu anda Değerli Başkanım, usul tartışması
içerisinde yani 63’üncü madde yoluyla Anayasa’ya aykırılık tartışması
yapılıyor. Genel Kurulda Anayasa’ya aykırılık tartışmasını İç Tüzük’ümüzün
84’üncü maddesi -Kamer Bey kısmen “
KAMER GENÇ (Tunceli) – 87… 87…
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Anayasa’ya
aykırılık tartışmalarını Büyük Meclis Genel Kurulda önergeyle yapabilir, böyle
herhangi bir önerge de yok.
Teşekkür ediyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – 84’üncü madde ayrı bir madde.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, daha vaktimiz var.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Öbürü de
esasla ilgili. Komisyon esasla ilgili müzakerelerde Anayasa’ya aykırılık tezini
ortaya koyabilir ama Genel Kurulda Anayasa’ya aykırılığın, bu itirazın dinleme
usulü de, sonuçlandırılma usulü de önergeyle olur ve önerge oylamasıyla olur.
63’üncü maddede böyle bir tartışmaya yer yok efendim.
Arz ediyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Komisyon Başkanının
nitelendirmesi maddeler üzerindeki Anayasa’ya aykırılıktan bahseder. Yani tek
tek madde anlamında der, tümü anlamında söylemez Sayın Başkanım, o konu, o
düşünceniz doğru değil.
BAŞKAN – Sayın Tanal, sayın milletvekilleri; demin size izah
ettim. Ben sadece, burada usul tartışması olarak bunu dile getirdiğiniz için,
Komisyonun bu konuda neden böyle düşünmüş olduğunu Genel Kurulun bilgisine
sunmasını rica ettim. Bizim bu konuda yasayı geri çekme gibi bir yetkimiz
yoktur, görüşmelere devam edilmesini uygun görmekteyim.
Tabii, aykırılık varsa önergeler verilecektir ve daha sonra da,
Anayasa’ya aykırılık iddialarınız yasanın devamında sizin ileri sürmelerinizle
devam edecektir.
IX.- KANUN TASARI VE
TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
(Devam)
4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle
Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S.
Sayısı: 342) (Devam)
BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.
Buyurun
Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP GRUP
ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra
sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen
İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde yargılamaların uzun sürdüğü herkes
tarafından kabul edilmektedir. Ayrıca, tutuklama da bir tedbir olmaktan çıkmış,
âdeta infaza dönüşmüştür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109’uncu maddesi gereğince
adli kontrol tedbirleri uygulanıp tahliye etme imkânı varken maalesef
mahkemelerimiz adli kontrol sistemini uygulamayarak uzun tutukluluk
durumlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.
Tutuklananlar
için uzun bir yargılama sürecinin başladığı, bu açıdan tutuklamanın bir
tedbirden çok ceza hâlini aldığı, tutuklanmayanların ise kurtulduklarını
düşündükleri bir gerçektir. Toplumun algısı da bu yöndedir.
Ülkemizdeki
yargılamalar, yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sonucunda en kısa sürede
gerçeğe ve adalete ulaşılmasını amaçlayan şekilde değil, tahliye talepleri ve
tutukluluğun ortadan kaldırılmasına yönelik olarak devam etmektedir.
Günümüzde
tutuklama tedbirinin, yargısız infaz, şüpheliyi toplumdan uzaklaştırma veya
kamuoyu oluşturmak amacıyla uygulandığı izlenimi doğmaktadır ki tüm bunların
tutuklama tedbirinin uygulanma amacıyla ilgisi bulunmamaktadır. Uzun süren ve
makul sürede tamamlanmayan yargılamalar, Türk hukukunun en önemli sorunudur. Bu
sorunu çözme noktasında gerekli çaba harcanmamaktadır. Böylece, tutuklama
tedbiri yönünden de makul süreye uyulmadığı görülmektedir. Bunun üzerine her ne
kadar hukuka aykırılığı tespit edip tazminata hükmetse de Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan başvuruların uzun yıllar sonuçlandırılamaması
olumsuzluğu da eklendiğinde, hukukun
evrensel ilke ve esaslarına aykırı şekilde verilen yargı kararlarının devam
ettiği görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geç verilen kararları ciddiye
alınmamakta, sadece tazminat olarak değerlendirilmekte, devlet tarafından
ödenen bu tazminatların sorumlusuna rücu mekanizması işletilemediğinden, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile varılmak istenen hedefe
ulaşılamamaktadır.
Ülkemizdeki özellikle özel yetkili mahkemelerdeki uzun süreli tutuklama
kararları münferit olmaktan çıkmış, basmakalıp gerekçelerle verilen kararlarla sistematik
bir hâle dönüştürülmüştür. Sistematik hâle dönüşen, makul süreyi aşan tutuklama
kararları nedeniyle, başta milletvekillerimiz olmak üzere, belediye başkanı, il
encümeni, siyasetçi, aydın, gazeteci, sivil binlerce yurttaşımız cezaevlerinde
çürütülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009 yılından bu yana, uzun süreli ve
haksız tutukluluklar nedeniyle ülkemiz hakkında 440’ı aşan kez karar vermiş ve
ülkemizi mahkûm etmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların
peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça
vurgulanmıştır. Tasarı, makul süreyi aşan haksız tutuklulukları
kapsamamaktadır.
Avrupa Komisyonunun Türkiye'nin Avrupa Birliği 2012 İlerleme Raporu’nda
ülkemizdeki uzun yargılamalarla ilgili endişelerin devam ettiği belirlenmiş ve
savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ve fazlasıyla
uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam etmiş olup, bu
durum, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda
değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır.
Türkiye'de demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun
üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından bir fırsat teşkil eden
bu davalar, yargı süreçlerinin geniş kapsamlı ve söz konusu süreçlerle ilgili
eksikliklerine yönelik ciddi endişeler yüzünden gölgede kalmıştır. Ayrıca, söz
konusu davalar, Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açma eğilimindedirler. Bu
davalarda “Savunma hakkının güvence altına alınması ve şeffaflığın sağlanması
amacıyla yargı süreçlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Soruşturmalar hızla
genişleme eğilimindedir. Yargı yalnızca polis tarafından toplanan veya gizli
tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul etmektedir.” ifadeleri kullanılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yargı sistemindeki -az
önce bahsettiğim- yapısal sorunlarından dolayı gerek uzun tutukluluk süreleri
gerekse de makul sürelerde sonuçlanamayan davalardan zarar gören
yurttaşlarımızın uğradıkları haksızlıkları gidermek için Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde dava açtıkları, bu davaların çok ciddi bir sayıya ulaştığı bilinen
bir gerçektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verilerine göre, geçen yıl
sonu itibarıyla, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde
toplam başvuru sayısı 15.940 olup bunlardan yaklaşık 2.500’ü uzun yargılama
iddiasını içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davaların birçoğunu
kabul etmiş ve davalar büyük ölçüde Türkiye aleyhine sonuçlanmış, mağdurlara
tazminat ödenmiştir. Devlet, yüklü miktarda mahkeme masrafı ve avukatlık ücret
ödemesiyle karşı karşıya kalmış. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu
davalardan dolayı yoğun bir iş yükü altında kalmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, önümüzde duran yasa
tasarısıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde bu davaların oluşturduğu
olumsuz sicilden tazminat ve yargılama giderlerinden kurtulmak, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi de bu yolla kendi iş yükünü hafifletmek istemektedir.
Dolayısıyla, bu tasarı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti arasında bir paslaşma tasarısıdır.
Tasarının 2’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında “Adalet Bakanlığınca
teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da bu kanun hükümleri
uygulanabilir.” şeklinde düzenleme, Bakanlar Kuruluna, yargıyı ilgilendiren bir
alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi mahiyetindedir.
Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına taşılmaktadır.
Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi hukuk
devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar
Kuruluna verilen yetki, hukuk devletinin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Tasarının 4’üncü maddesinde, kanun kapsamında yapılacak müracaatlar
hakkında karar vermek üzere, Adalet Bakanlığının bağlı ve ilgili kuruluşlarında
çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından 4 kişi ile, Maliye
Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak 1 kişiden
oluşan toplam 5 kişilik bir komisyon kurulacağı, komisyon başkanının üyeler
arasından Adalet Bakanı tarafından seçileceği ifade edilmiştir.
Ancak bu düzenleme ilke olarak doğru bir düzenleme değildir. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, getirilecek düzenlemenin etkin ve adil bir düzenleme
olması gerektiğini ilke olarak belirlemiştir. Bu anlamda karar verecek makamın
adil yargılamaya uygun karar verecek bağımsız bir organ olması zorunludur.
Ancak tasarıda öngörülen kurul, bağımsız bir kurul olmadığı gibi adil
yargılanmayı sağlayacak nitelikte yetkin bir kurul da değildir, direkt
yürütmeye bağlı Adalet Bakanı ve Maliye Bakanı tarafından atanacak kişilerden
oluşmaktadır.
Tasarının 7’nci maddesinde, komisyon kararlarına karşı Ankara bölge
idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilerek, itiraz mercisi olarak
Ankara bölge idare mahkemesi öngörülmüştür. İtiraz üzerine verilen kararların
kesin olacağı ifade edilmiştir. Ancak, bölge idare mahkemesi, itiraz mercisi
niteliği itibarıyla uygun değildir çünkü tazminata hükmedebilmek için bazı
şartlar söz konusudur. Bu nedenle süreç, kapsamlı bir bilgi ihtiyacı
doğurmaktadır. Uygun olan, itiraz mercisi olan Yargıtay ve Danıştayda özel
olarak oluşturulacak kurullara görev verilmesidir.
Tasarı, yargı sistemindeki yapısal sorunları temelden çözme, mağdur olan
insanların mağduriyetlerinin önüne geçip bir an önce haklarına kavuşmalarını
sağlayacak adaleti tesis ettirme amacından uzaktır.
“KCK davası” adı altında düşünceleri ve siyasi eylemlerinden dolayı
binlerce kişiyi haksız şekilde tutuklayan, adil yargılanma koşullarını
sağlamayan Hükûmetin bu tür palyatif çözümlerle soruna yaklaşması,
mağduriyetleri önlemek bir yana, yeni mağduriyetlerin de yolunu açacaktır.
Sorunun çözümü için, öncelikle düşünceyi ifade etme ve örgütlenme
hakkının suç olmaktan çıkarılması; bunun için de, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk
Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu gibi birçok yasada kapsamlı değişikliklere
ihtiyaç vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar Türk hukuk sistemi açısından yol
gösterici mahiyettedir. Yargımızı yönlendirici, rehberlik edici bir işleve
sahiptir. Tasarının kanunlaşması hâlinde, Türkiye’deki uzun tutukluluk
sürelerine karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra son çareyi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine başvurmakta bulan vatandaşların bu imkânı ellerinden
alınmış olacaktır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yeni başvuru
hakkının engellenmesi, adaletin tesisi açısından ciddi bir eksikliğe yol
açacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların önemini görmezden
gelmek, sorunu bir tazminat meselesiymiş gibi ele alarak kurulacak
komisyonlarla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruların önünü kesmek,
geçmişte yapılan benzer uygulamaları hatırlatmaktadır. Zira, bildiğiniz gibi
5233 sayılı Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun
öncesi süreç de bu şekilde gelişmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Türkiye’ye bir imkân tanıyarak zararları kendisi karşılayıp mağduriyetleri
önlemesi için bir süre vermişti. İşte, sorun da tam bu noktada başlamış, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin devreden çıkmasıyla hukuksuzluklar, yeni
mağduriyetler ortaya çıkmıştır. Kurulan komisyonlar, aradan geçen sekiz yıllık
süreye rağmen, güvenlik görevlilerince evi yakılan, hayvanları telef edilen,
başka yerlere göç etmek zorunda bırakılan mağdurların uğradıkları haksızlıkları
giderememiştir. Mağdurlardan bir kısmına zararlarını karşılamaktan uzak, komik
miktarlarda tazminatlar ödendiği gibi, geçen uzun süreye rağmen hâla tazminat
alamayanlar vardır.
Türkiye Sosyal Etüdler Vakfının Van ilimizi esas alarak yaptığı
araştırmaya göre, 16 Temmuz 2010 yılı itibarıyla 33. 795 başvurunun 30.090’İ sonuçlandırılmış;
karara bağlanan başvurulardan 13.524’ü reddedilmiş, 16.566’sına da tazminat
ödenmesi kararlaştırılmıştır. Yani neredeyse her 2 başvurudan 1’i reddedilmiş,
kabul edilenlerin büyük çoğunluğu için ödenen tazminat da doğan zararı
karşılayacak düzeyde olmamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlaşılacağı gibi bu geçici bir
çözümdür ve sorunları ötelemektir. Oysa yapılması gereken geçici çözümlerle
önümüzdeki yıllarda sorunu daha da büyütecek, ülkemiz aleyhinde başvuru ve
ihlal kararlarınıN çoğaltılmasına yol açacak yöntemleri benimsemek değildir.
Büyük bir sorumlulukla hukuk devletine ulaşma konusundaki eksikliklerimizi
görmek ve gidermek zorundayız. İç hukukumuzdaki yargı süreçlerini, ceza, adalet
mekanizmalarındaki sorunları içtenlikle ortaya koymalıyız; masumiyet
karinesini, cezalandırmaya dönüşen uzun tutukluluk hâlini vicdani, hukuki ve
evrensel hukuk standartları çerçevesinde tartışmasız hâle getirmeliyiz.
Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Uşak Milletvekili Dilek Akagün
Yılmaz.
Buyurunuz Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı konusunda
söz almış bulunuyorum grubum adına.
Genel Kurulda görüşmekte olduğumuz bu tasarının genel gerekçesinde,
tasarının insan haklarına saygı, insan hakları konusunda ortaya çıkan
aksaklıkları kendi iç hukukumuzda çözüme bağlama ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi tarafından pilot dava olarak belirlenen Ümmühan Kaplan kararının
gereğinin yerine getirilebilmesi için hazırlandığı ifade edilmektedir. Aynı
zamanda, tasarının amacının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış
başvuruların tazminat ödenmesi suretiyle çözüme kavuşturularak bir taraftan
insan haklarına saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilmesi, diğer taraftan da
ülkemizin uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu
şeklindeki bir algının önüne geçilmesi olduğu vurgulanmıştır. Ancak, insan haklarına
saygı ilkesinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için, ihlalden sonra
tazminatın ödenmesinin yeterli olmadığını ve aslen, insan haklarına saygılı bir
ülkede bu ihlallerin gerçekleşmesinin önlenmesi gerektiğini belirtmek gerekir.
Ne yazık ki tasarı bu anlayışla hazırlanmamıştır.
Tarafı
olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
içtihatları, geçici çözümler değil hak ihlallerine neden olan sorunların özüne
yönelik kalıcı çözümler üretilmesini ve hak ihlallerine karşı ise
başvurulabilecek etkin iç hukuk yollarının düzenlenmesi sorumluluğunu ülkemize
yüklemektedir.
Tasarı gerekçesinde sözü edilen ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pilot dava olarak seçilen, ülkemize bazı
yükümlülükler getiren Ümmühan Kaplan davasının karar içeriğine baktığımızda,
adil yargılama hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek
olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya
açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
Yani, davanın koşulları bu olmadığı için, Ümmühan Kaplan davasında bu hakkın
ihlal edildiği belirtilmektedir. Yine, aynı kararda, iç hukuk alanında hak
ihlallerine karşı etkili başvuru yolunun bulunmadığı belirtilmektedir.
Hükûmet tarafından getirilen tasarıda ise
uzun yargılamaların asıl kendisinin bir hak ihlali olduğu göz ardı edilmekte ve
sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
hakkının uygulamaya geçtiği güne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan
başvuruların tazminat ödenerek üstü örtülmeye çalışılmakta, bataklık
kurutulmamakta, sivrisineklerle uğraşılmaktadır. Oysa ki Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi madde 6, adil yargılama ilkesi çerçevesinde yer alan makul yargılama
süresi düzenlemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları asıl olarak
uzun yargılamalara neden olan mevzuatın düzenlenmesini, bu konuda yaptırımlar
getirilmesini öngörmektedir.
Hükûmetin bu konuda ciddiye alınabilecek
bir çalışması olmadığı gibi tasarıda da uzun yargılamaların önlenmesine dair
bir yaptırım yoktur. Uzun yargılamaların varlığı ve âdeta kaçınılmazlığı kabul
edilerek sadece tazminat ödenmesi yoluyla geçici bir çözüm yaratılmaya
çalışılmaktadır.
Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından pilot dava
olarak seçilen Ümmühan Kaplan davasında Türkiye’de 23 Eylül 2012 tarihinden
itibaren Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanındığı, uzun
yargılamalar ve diğer hak ihlalleri konusunda bu yöntemin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin kararları da göz önünde tutularak etkili bir iç hukuk yolu olarak
uygulanması beklentisinin olduğu görülmektedir.
Oysaki Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa
madde 148/3 “Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş
olması şarttır.” hükmünü içermektedir. Bu maddenin yoruma dahi izin vermeyen
açıklığı ve emredici nitelikte olması nedeniyle olağan kanun yolları
tüketilmemiş hiçbir konuda bireysel başvuru hakkının kullanılamayacağı
görülmektedir yani hak ihlali niteliğindeki tüm mahkeme kararları Yargıtay
safhasından geçip kesinleştiği takdirde ancak bireysel başvuruya konu olabilir.
Bu durumda ise uzun yargılamalar nedeniyle dava devam ederken bireysel başvuru
hakkının kullanılamayacağı aşikârdır.
Uzun tutukluluk hâlleriyle ilgili olarak 23 Eylül 2012 tarihinden sonra
yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının başlamasından sonra,
mahkemeye tutukluluğun kaldırılmasıyla ilgili talepte bulunduğunda, mahkeme
bunu reddettiğinde diğer bir mahkemeye başvurup bu mahkeme de reddederse bunu
kesinleşmiş gibi kabul edebileceğini söylüyor Anayasa Mahkemesinin bazı
raportörleri ve bu çerçevede, uzun tutukluluklarla ilgili, 23 Eylül 2012’den
sonraki başvuruların belki kabul edilebileceğine dair bir yorum var ama henüz
nasıl bir karar verildiği, nasıl bir karar verileceği belli değil. Bu konuda
başvurular var ama Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceği belli değil.
Uzun tutukluluk hâlleriyle ilgili böylesi bir yol geliştirilebilse bile yani
mahkemece verilen, ikinci mahkemece verilen, itirazen verilen kararın kesin
karar gibi olduğu düşünülerek belki uzun tutukluluklarla ilgili konuda Anayasa
Mahkemesi karar verebilecek olsa dahi ancak uzun yargılamalarla ilgili kanun
yollarının tüketilmesini emredici hüküm olarak koyduğu için Anayasa
Mahkemesinin uzun yargılamalarla ilgili bireysel başvuruları kabul etmesi
olanaksız görünmektedir.
Yukarıda belirtilen tüm nedenlerden de anlaşıldığı gibi, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olan
bireysel başvuru hakkına gereğinden fazla bir önem atfetmekte, çok büyük bir
beklenti içine girmektedir. Oysaki, Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül 2010 tarihinde
yapılan anayasa değişikliği sonucunda, üyelerinin seçilme şekli itibarıyla
siyasallaştırılmış, AKP’nin etkisi ve baskısı altına girmiş, bağımsız ve
tarafsız bir şekilde içtihat geliştirme yeteneğini kaybetmiştir. Hem Mahkemenin
bu yapısı hem de bireysel başvuru hakkına olağan kanun yolları tüketildikten
sonra başvurulabilecek olmasından dolayı kısa bir süreç içinde Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin beklentisinin gerçekleşmediği ne yazık ki görülecektir.
Sonuç olarak, uzun yargılama süreçleriyle ilgili olarak olağan kanun
yolları tüketilmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruları kabul
edilemez bulacağından, bu süreç, sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
başvuruyu geciktirme sonucunu getirecek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde
bir süre sonra uzun yargılamalara yönelik başvurular yine yığılmaya
başlayacaktır.
Yukarıda açıklanan tüm bu nedenlerle, tasarının “Süre” başlığıyla
düzenlenen 9’uncu maddesinde -çıkarılacak kanunun- “23 Eylül 2012 tarihi itibarıyla
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kaydedilmiş başvurular hakkında
uygulanır.” hükmünü getirmesi, bu tasarının geçici nitelikte olduğunu, günü
kurtarmak amacıyla çıkarıldığını, sorunu çözümlemeyi amaçlamadığını
göstermektedir.
En önemlisi de hem bu tasarıyla yapılacak düzenleme hem de Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuru hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 13’te
belirtilen hak ihlallerine karşı iç hukukta etkili bir yol oluşturma
yükümlülüğünü karşılamadığından, uluslararası kuruluşlar nezdinde ülkemizin
daha da prestij kaybı söz konusu olabilecektir. Ülkemizde, bir taraftan ileri
demokrasi söylemi AKP İktidarı tarafından sıkça
Kullanılırken, diğer taraftan insan hakkı
ihlallerinin oldukça arttığı görülmektedir.
Biraz önce, Sayın Bakanın da açıkladığı gibi, 31 Ağustos 2012 tarihi
itibarıyla ülkemiz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru açısından 16.650
başvuru ile 47 ülke arasında Rusya’dan sonra 2’nci sıradadır. Ayrıca, verilen
ihlal kararları açısından ise 47 ülke arasında 1’inci sıradadır. Ayrıca,
ülkemiz geçen yıl itibarıyla hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkelerin
arasındadır ve bu ihlal kararlarının çoğunluğu da ne yazık ki AKP İktidarının
son on yıllık döneminde meydana gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında
uzun ve haksız tutuklulukların peşin cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan
hakkı ihlali oluşturduğu açıkça vurgulanmaktadır yani bu tasarı da makul süreyi
aşan haksız tutukluluklarla ilgili herhangi bir başvuruyu ne yazık ki
kapsamamaktadır.
Yine, The Economist dergisinin her yıl yayınladığı demokrasi endeksine göre
Türkiye 88’inci sıradadır, Filipinler, Endonezya ve Tayvan gibi ülkelerin de
gerisindedir.
Yine, Freedom House’un 2012 Dünyada Özgürlükler Raporu’na göre Türkiye
“kısmen özgür” ülkeler arasında yer almakta ve Tanzanya, Zambiya ve Filipinler
gibi ülkeler, ülkemizle aynı kategoride yer alan ülkeler konumundadır.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün araştırmalarına göre, ülkemiz,
2011-2012 Basın Özgürlüğü Endeksi baz alındığında en kötü durumda olan ülkeler
içerisinde yer almaktadır. Türkiye, bir önceki rapora göre 10 sıra gerileyerek,
179 ülke arasından 148’inci sırada yer alarak, Fas, Uganda, Gambiya gibi
ülkelerin de gerisine düşmüştür. İşte, bu düşüşümüz AKP İktidarının neden
olduğu hak ihlalleri nedeniyledir.
Yine, Avrupa Birliği Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu’nda göre ‘“Ergenekon’,
‘Balyoz’ gibi davalar da başta olmak üzere savunma hakkı, yargılama öncesi
tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı
iddianameler bakımından endişeler devam etmekte olup bu durum söz konusu
yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde
sorgulanmasına yol açmıştır.” sözleri ile yargımızın, yargılamamızın ne kadar
kötü bir durumda olduğu açıkça belirtilmektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kurulunun yapısı, Deniz Feneri davasındaki savcıların görevden alınması, yargı
üzerindeki yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler doğurduğu İlerleme
Raporu’na giren saptamalar arasında yer almaktadır.
Hâkimlerin genel yükümlülüğü olan kararlarını gerekçelendirmelerine
ilişkin hükümlerin, Ergenekon, Balyoz, Kafes, Oda TV ve diğer siyasallaşmış
davalarda uygulanmasına yönelik sorunların bulunduğu, yine 2012 yılı AB
İlerleme Raporu’nda açıkça belirtilmiştir. Hele bu davalar sonuçlandırıldıktan
sonra, bu konuda gidecek başvuruların daha ne kadar hak ihlallerine neden
olduğunu gösterecektir AKP’nin var olan durumu açısından.
Evet, sevgili arkadaşlar, şimdi, tasarıya genel olarak böyle bir
bakışımız var, ama bunun dışında tasarının içeriği açısından maddelere
baktığımızda ise maddelerde Anayasa’ya aykırılık da dâhil olmak üzere pek çok
sakınca var. Bunları Komisyonda tartıştık, ama ne yazık ki biz size
önerilerimizi getirmemize rağmen bu önerilerimizi kabul ettiremedik.
Tasarının “Amaç” başlığını taşıyan 1’inci maddesinde, sadece Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle
çözümüne dair bir düzenleme olduğu belirtilmektedir. Bu durumda, uzun
yargılamalardan, uzun tutukluluklardan ya da mahkemelerin kararlarının yerine
getirilmemesi, eksik yerine getirilmesi gibi konularda mağdur olmuş, ancak
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunmamış kişilere başvuru hakkı
tanınmamaktadır. Biraz önce Sayın Mahmut Tanal da söyledi, işte, o zaman
Anayasa’nın eşitlik ilkesine gerçekten aykırı davranılmaktadır. Mağdur olmuş,
ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yolunu bilmediği için ya da bu
sorunu uluslararası bir makama taşımak istemediğinden ya da parası olmadığından
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapamamış mağdurlar için tasarıda
başvuru yolunun kapatılması, aslında yine bir hak ihlalidir, Anayasa’ya
aykırılık teşkil etmektedir.
Yine, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu madde ,madde 9’la
birlikte değerlendirildiğinde, tasarı sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurular hakkında uygulanacak, bu
tarihten sonra kanunun kapsamına giren konulardaki hak ihlalleri ile ilgili
başvurular kabul edilmeyecektir. 23 Eylül 2012 tarihinden sonra uzun
yargılamalarla ilgili hak ihlallerine ilişkin Anayasa Mahkemesi de olağan kanun
yolları tüketilmediği için, kararlar kesinleşmediği için başvuruları kabul
etmeyecektir. Peki, bu durumda ne olacak sevgili arkadaşlar? Uzun yargılamalarla
ilgili insanların başvurabilecekleri etkin bir başvuru yolu olmadığı takdirde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden yine hak ihlaline dönük kararlar çıkmayacak
mıdır? Yani, bu tasarı, bugün, günü kurtarmaya yöneliktir ama gerçek anlamda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
ülkemizden istediği yükümlülükleri yerine getirmemektedir.
Tasarının 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, “Adalet Bakanlığınca teklif
edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun
hükümleri uygulanabilir.” şeklinde düzenleme, Bakanlar Kuruluna yargıyı
ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi
mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına
taşınmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla
belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz
koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki hukuk devletinin temel ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır.
Tasarının madde 2/3 fıkrası açısından konuya baktığımızda, “İdari
nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu kanun hükümleri
uygulanmaz.” ibaresinin pratikte hangi hâlleri kapsayacağı da belirsizdir. Bu
durum, mağdur kişi aleyhine tesis edilen ve kaynağında bir idari soruşturma
bulunan her kararın ya da eylemin ya da işlemin başvuru kapsamının dışında
tutulmasına neden olabilir. Bu nedenle, bu maddeyle ilgili değişiklik
önergemizin kabul edilmesini sizlerden talep ediyoruz.
Tasarının 4’üncü maddesinde, kanun kapsamında yapılacak müracaatlar
hakkında karar vermek üzere, Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili
kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından
atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli
arasından atanacak 1 kişiden oluşan 5 kişilik bir komisyon kurulacağı, komisyon
başkanının üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçileceği ifade
edilmiştir. İşte, biraz önce arkadaşlarımızın da bahsetmiş olduğu Anayasa’ya
aykırılık burada söz konusudur sevgili arkadaşlar.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargılama hakkına ilişkin böylesi bir
konuda bizden etkin bir iç hukuk yolu düzenlememizi istemiştir. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi de adil yargılanmayı gerektiren bir şekilde bu kurulun
oluşturulmasını istemiştir. Pek çok ülkede olduğu gibi, İtalya’da Pinto Yasası’nda
belli olduğu gibi, Moldova örneğinde olduğu gibi oralarda bu türden tazminat
talepleriyle ilgili mahkemeler karar vermektedir ama ne yazık ki bizim ülkemizde
yargılama hakkına ilişkin yani neredeyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
yetkilerini de içinde barındıran bu mahkeme değil, bir kurul oluşturma
konusunda tasarıda bir madde vardır ki bu gerçekten Anayasa’ya aykırıdır. Bu
konudan geri dönülmelidir. Yargıtayda ya da Danıştayda -idari davalar için
Danıştayda, adli ve cezai davalar için Yargıtayda- olmak üzere belirlenecek,
yetkilendirilecek bir dairenin bu davalara bakması gereklidir. İşte, o zaman
söz konusu Anayasa’ya aykırılık ortadan kaldırılabilir. (CHP sıralarından
alkışlar)
Bunun dışında, sevgili arkadaşlar, “Komisyon, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda
gerekçeli olarak karar verir.” demektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi bu
kurul mahkeme yetkisini taşıyacaktır. O zaman yani bizim, mahkeme yetkisini
taşıyacak böylesi bir kurulun kesinlikle oluşturulmaması konusunda
önerilerimize dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Onun dışında, bu kurulun vereceği kararlara karşı Ankara Bölge İdare
Mahkemesinin itiraz mercisi olacağı belirtilmiştir. Şimdi, Yargıtaydan geçmiş,
Danıştaydan geçmiş bir kararın nasıl, bu şekilde bölge idare mahkemesi
tarafından verilebileceğini, kontrol edilebileceğini, itirazen kontrol
edilebileceğini düşünebiliriz? Bu konuda, Yargıtaydan gelen arkadaşlarımız da
Komisyonda görüşlerini belirtmişlerdi. Yargıtayda ya da Danıştayda
oluşturulacak bir özel birim ya da dairelerden oluşturulacak bir birimin bu
konuda temyiz mercisi olması konusundaki görüşlerine biz de katılıyoruz ve bu
konuda uygulayıcıların görüşlerine dikkat edilmesi gerektiğini, onlara bu
konuda saygı gösterilmesi gerektiğini, önergelerimizin dikkate alınması
gerektiğini sizlere belirtiyoruz.
Arkadaşlar, en önemli konulardan bir tanesi de, bu konuda örnek yasa olabilecek
Pinto Yasası ve Moldova yasasında uzun yargılamalara neden olabilecek nitelikte
kararlar veren yargıçların sorumlulukları söz konusu olduğunda, onlarla ilgili,
sorumluluklarıyla ilgili soruşturma açılabilmesi ya da haklarında tazminatların
rücu edilebilmesi için, belli konularda onlara yaptırım uygulayabilecek,
soruşturma açabilecek birimlere bu konuda ihbarda bulunma hakkı verilmektedir
ama bizde ne yazık ki verilen kararı o birimlere bildireceğimiz belirtilmekte,
başkaca bir yaptırım söz konusu olmamaktadır. Ama bir yaptırım olmadan, uzun
yargılamalara neden olan yargıçlar buna devam etmeyecekler midir? O zaman, bu
yasa tasarısının bir anlamı kalacak mıdır? Öncelikle…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Çok teşekkür ederim.
Saygılar sunuyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Faruk Bal.
Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Bu tasarı, makul sürede bitirilemeyen davaların mağdurlarının tazminine
ilişkin bir tasarıdır. Yine bu tasarı, uzun süre tutuklu kalanların uğramış
olduğu mağduriyeti giderme adına getirilmiş bir tasarıdır. Bu nedenle Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine açılmış çok sayıda dava bulunmaktadır. Türkiye, 47 ülke
içerisinde, maşallah, 2’nci sıraya kadar yükselmiştir. Buna bir çare olsun diye
yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, çare bu değildir, çünkü yüce Meclisin huzuruna
getirilen sonuçtur. Yargının siyasallaşması, yargının hantallaşması, yargının
günü geldiğinde güvenli bir liman olarak bütün vatandaşlarımızın huzûri kalb
ile müracaat edebileceği bir yer olarak tanzim edilmesi gerekirken, yargının
işleri uzatan, işleri zamanında göremeyen, insanları evinden, çoluğundan
çocuğundan uzaklaştıran, haksız yere tutuklu kılan bir yer olduğunun ikrarıdır
bu tasarı. Dolayısıyla, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri,
yargının temel sorunlarının sebeplerini halledememiştir, Yargının temel
sorunlarına çare aramamıştır, ortaya çıkan vahim duruma ve o durumun üstünü
örtecek bir tasarıyla karşımızdadır.
Değerli arkadaşlarım, on yıl boyunca yargının teknoloji ihtiyacı vardır,
teknolojiyle bütünleşmesi ve yargının emrine teknoloji girmesi gerekmektedir.
Bu, artık manuel ya da elle iş görme devrinin aşıldığı dijital ve elektronik
ortamda hizmetlerin sunulduğu 21’inci yüzyılın bir zaruretidir. Bu, gizli
kapaklı bir şey değildir, en azından bu Mecliste Milliyetçi Hareket Partisinin
millî yargı sistemini ben defalarca anlattım, oradan örnek alınabilirdi.
Milliyetçi Hareket Partisinin yapay zekâ ile yargının hızlandırılması, yargı
mensuplarının -hâkiminden kâtibine kadar- usul hatası yapması hâlinde yapay
zekâ modellemesiyle geliştirilmiş programlarla hızlı, etkin ve adil bir sonuca
ulaştırılmasına ilişkin çözümlerine Adalet ve Kalkınma Partisi kulak
tıkamıştır. Yine, yargının delilleri
derleme, toplama, bunları bir bütün hâlinde elinde teraziyle bekleyen
hâkimin vicdanına sunma anlamında kullandığımız ve Türkçeye çok güzel bir söz
olarak kazandırdığımız verisayar sisteminin yargının içine girmesi ve
dosyaların arasında tozlarla, gözlüklerle boğuşan hâkimler yerine bilgisayarın
verisayar metodolojisinden yararlanarak, modellemesinden yararlanarak süratle
delilleri görebilme, değerlendirebilme ve vicdanında tartabilme yeteneğine
ulaştırılması gerekirdi. Bunlar, on yıl boyunca heder edilmiş bir zaman
içerisinde kaybolmuş değerlerdir.
Değerli arkadaşlarım, yargının on yıl boyunca personel sorunu
halledilememiştir. On yıl boyunca yargının personel sorunu halledilemediği
gibi, motivasyonu bozulmuştur. Yüksek yargı mensupları korkutulmuştur, şu anda
korkmaktadırlar; hâkim korkmaktadır, savcı korkmaktadır, kâtip korkmaktadır,
mübaşir korkmaktadır. Şu anda yargı… Yargıya güvenli bir liman olarak müracaat
eden sanıklar korkmaktadır, mağdurlar korkmaktadır, şikâyetçiler korkmaktadır.
Neden korkmaktadır? Yargının üzerindeki siyasal güçten korkmaktadır. Bunun
anlamı, siyasallaşmış yargıdan korkmaktadır, Allah’ın insanlığa bahsetmiş
olduğu adalet duygusunun gerçekleştirilememesinden korkmaktadır. İşte bu,
yargının temel sorunudur, bu temel sorun içerisinde yargı, sadece siyasal bir
hâli ile hem yargılayan kişiler hem yargılanan kişiler açısından korkunun hâkim
olduğu bir motivasyon bozukluğuna uğramıştır. Yargının araç gereç sorunu
vardır. Yargının, statüsüne uygun yani türünü yargılayan kişi olarak hayat
standardına ulaşamaması nedeniyle ezikliği vardır.
Bütün bunlar, yargının kısaca özetlediğim temel sorunlarıdır, temel
sebepleridir; davaların uzaması ve uzun tutukluluk sürelerinin önümüze gelen
tasarıda ortaya koyduğu ve ikrar edildiği gibi sebepleridir ama on yıl boyunca
AKP bu sebepleri ortadan kaldıran bir icraat yapamadığı gibi, tam aksine,
davaların uzaması için, uzun tutukluluk hâllerine sebep oluştururcasına
birtakım davranışlarda, birtakım kanun tekliflerinde, tasarılarında ve
uygulamalarında bulunmuştur. On yıl boyunca toplumda bir yozlaşma
görülmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi, uyguladığı ekonomik ve sosyal
politikalarla fakirleştirilen, işsizleştirilen, mülksüzleştirilen bir kitle
yaratmıştır. Bu yozlaşmanın getirdiği nokta Türkiye’de iki temel yargı sorununu
doğurmuştur. Bunlardan birisi, suç ortamının genişlemesi ve derinleşmesi;
diğeri ise, hukuki ve idari davaların genişlemesi ve derinleşmesi.
Bunun yanı sıra, Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiğinde,
mevzuat değişiklikleriyle yargının üzerine yük üzerine yük bindirmiştir. 2004
yılında çıkarılan Ceza Kanunu 10’dan fazla değiştirilmiştir. Ceza Muhakemesi
Kanunu değiştirilmiştir, Kabahatler Kanunu değiştirilmiştir ve benzeri mevzuat
değişiklikleriyle, yargının görüp bitirdiği davalar dâhil olmak üzere,
kesinleşmiş davalar dâhil olmak üzere, lehe olan hüküm uygulaması nedeniyle bir
dava en az 4 defa tekrar yargının önüne gelmiştir. Bütün bunları topladığımız
zaman, elbette ki yargının iş yükü artacaktır, elbette ki bunun doğal sonucu
olarak davalar zamanında bitirilemeyecektir. Bu, sabahleyin güneşin doğması
kadar tabii bir gerçektir ve bu gerçeğin gereğini Adalet ve Kalkınma Partisi on
yıl boyunca yerine getirmemiştir. Şimdi, karşımıza bir ikrar ile “Ben bu işi
yapamadım, ben bu işi beceremedim. Benim yargımın ortaya koymuş olduğu davalar
neticesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ben perişanım. Ne yapalım? Bu
perişanlığın üstünü bir tül perdesiyle örtelim, yargının verdiği kararları bir
kenara bırakalım onun yerine idarenin verdiği bir kararla vatandaşı mutlu
edelim…”
Değerli arkadaşlarım, bakın, size birkaç tane örnek vereceğim işin
vahametini anlayabilmek için: Hep 2002’den başlatırsınız ya, sanki İsa 2002’de
doğdu, milat o. 2002’de cumhuriyet savcılıklarına gelen soruşturma dosyası
adedi 2 milyon 935 bin 300. 2012’de bu yüzde 105 oranında artmış, 6 milyon 15
bin. Elbette ki yargının iş yükü artmış, işte bu devri iktidarınızın
ikrarı.
Ceza
mahkemelerinde yargılama süresi 2002 yılında 232 gün. 2012 yılında, on yıldır
yargıya hizmet etmek, yargının önünü açmakla mükellef olan Adalet ve Kalkınma
Partisinin devri iktidarında 232 günlük süre -ceza yargılamasında- 291 bir güne
çıkmıştır yani yargılama süresi bu kadar uzamıştır.
Hukuk
mahkemelerinde yargılama süresi 174 gündür 2002 yılında. Bu, on yıllık AKP
İktidarında 214 güne çıkmıştır.
İcra
davalarında artık her şey bitmiş, vatandaş hakkını alacaktır. 2002 yılında 544
günde hakkına ulaşabiliyor icra dairesinde, on yıllık AKP İktidarının
neticesinde bu süre 793 güne çıkıyor.
Bunu
uzatmak mümkün, Yargıtayın hukuk dairesinde, ceza dairesinde vesaire. Bütün
bunlar, değerli arkadaşlarım, yargıdaki motivasyon bozukluğu, yargıdaki korku
ortamı, yargının siyasallaşması ve toplamında da yargının hantallaşmasıdır.
Oysa bizim ceddimizden, itikadımızdan, inançlarımızdan, geleneklerimizden,
manevi değerlerimizden aldığımız öz, adalet mübarektir, mukaddestir, kul
hakkının teslim edileceği yerdir. Adalet, Peygamber postunda oturan kişinin,
insanların diline, dinine, cinsine bakmaksızın herkese eşit olarak hakkını
dağıttığı yerdir, ama bugünkü Türkiye’de bunu göremiyoruz. Bugün ilçelerde,
illerde işi düşen, mahkemelik olan insanlar Adalet ve Kalkınma Partisinin il
başkanlarını, ilçe başkanlarını arıyor. Yargı bu kadar siyasallaşmış, yargı bu
kadar hantallaşmış durumdadır.
Değerli
arkadaşlarım, böyle bir fotoğraftan ortaya çıkacak sonuç, elbette ki Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde, 47 ülke arasında 2’nci sırada özürlü bir hâli de
ortaya koymaktadır. Ama bir tek orada görmüyoruz. Yargı
dediğimiz olay sadece biraz önce anlattığım kültürel değerler, manevi değerler
itibarıyla mübarek ve mukaddes değildir, aynı zamanda demokratik değerler
itibarıyla da eş değerde, eş değer bir konumdadır. Hukuk devleti dediğimiz,
demokrasi dediğimiz mekanizmayı çalıştıran, kontrol eden, çek eden, balans eden
kurum yargıdır. “Hukuk devleti” dediğimiz kavram, yasama organı eğer Anayasa’ya
aykırı bir iş yapıyorsa, yargı ile denetlendiği bir sistemin adıdır. “Hukuk
devleti” denilen sistem, eğer idare hukuka aykırı bir iş yapıyorsa idare
mahkemeleri ve Danıştay tarafından denetlenen ve değerlendirilen bir sistemdir.
“Hukuk devleti” dediğimiz sistem, vatandaşın günü geldiğinde “Ben hakkımı
mahkemede ararım.” diye güvenle gidebileceği bir yerdir. Budur hukuk devleti.
İşte hukuk devleti ve demokrasi açısından Türkiye'nin içinde bulunduğu
durum.
Sayın Bakanım, yabancı bir kaynaktan size bir rakam vereceğim. The
Economist dergisinin yaptığı bir incelemeye göre, 167 ülke sıralanıyor, Türkiye
bu 167 ülkeden 4 ayrı gruba ayrılan ülkelerden 3’üncüsünde. 1’inci grup full
demokratik ülkeler yani tam demokrasisi olan ülkeler. 2’nci grup kusurlu
demokrasisi olan ülkeler. 4’üncü grup –3’ü söylemeyeyim- otoriter ülkeler.
3’üncü grup ise hibrit yani karma, otoriter veya demokrasi arasında karışık
ülkeler; tam da bize uyuyor. Biraz önce korkutulmuş, siyasallaştırılmış, hantal
hâle getirilmiş dediğimiz yargı, kuvvetlerin yetkilerini kontrol edemiyor,
denetleyemiyor -yasamayı denetleyemiyor- yürütmeyi denetleyemiyor ama
vatandaşın hakkını hukukunu da verebileceği güvenli bir liman görevini yerine
getiremiyor ve işte bu hâli itibarıyla da Türkiye, 167 ülkeden otoriter olan 57
tane ülkeyi çıkardığımız zaman –ki otoriter değildir Türkiye- bu takdirde 112
ülke içerisinde 88’inci sıradadır.
Sayın
Bakanım, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisinin yargı ile ilgili uygulamış
olduğu politikalar, işte bu fotoğrafta olduğu gibi kendini ortaya koymaktadır.
Şimdi, bütün
bunlar sebep, yargının içine düştüğü sebep, yargının siyasallaşmasının,
hantallaşmasının, güvensiz bir hâlde bulunmasının sebepleridir; önümüzdeki
tasarı ise sonuçtur. Siz sonuca göre hareket ediyorsunuz. Sonuca göre hareket
edildiği zaman doğru bir söz ile karşı karşıyasınız. Yanlış yerden bakarsanız
doğruyu göremezsiniz, yanlış yerden başlarsanız doğru sonuca ulaşamazsınız.
İşte bunun içerisindeki yanlışları da sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Sayın
Bakanım, ilk olarak uzun yargılamanın varlığı nedeniyle Türkiye'nin mahkûmiyete
müstahak, özürlü bir yargısının olduğunu ikrar ediyorsunuz bu tasarıyla.
İki: Devri
iktidarınızda çok vahşi bir şekilde görülen uzun tutukluluk hâlleriyle
insanların hürriyetlerinden edilmiş olmalarının da ikrarıdır bu tasarı. Ama bir
başka ikrar daha geliyor ki o bizi korkuya ve endişeye sevk ediyor. O da “Yargı
bu işleri pek beceremiyor, ben bunu yürütme olarak yapayım.” mantığıyla bu
tasarıyı getiriyorsunuz. Bu, parlamenter demokratik sistemin özüne, sözüne
aykırıdır. Bu, hukuk devletine aykırıdır. Bu, yargının bağımsızlığına
aykırıdır. Bu, yargının tarafsızlığına aykırıdır. Bu, tabii hâkimlik ilkesine
aykırıdır. Daha ne sayayım? Hukuk ve demokrasiyle ilgili ne kadar ilke varsa
hepsine aykırıdır bu.
Çözüm mü
istiyorsunuz? İşte, MHP söylüyor: “Bunu Hükûmetin yetkisinde bir organla değil,
bunu idari davalarda Danıştaya verin; hukuk davalarında, ceza davalarında
Yargıtayın ilgili dairesine verin veya ikisini de beğenmiyorsanız, bunca 387
üyeli obez bir mahkeme yaratılmasına rağmen, buraları beğenmiyorsanız Anayasa
Mahkemesine verin. “Bu iş yargının işidir, bu iş Hükûmetin işi değildir, bu bir
rejim sorunudur. Bu sadece bir anayasa ihlali, demokrasi ihlali değildir, bu
bir rejim sorunudur.
Bununla
yetinmiyorsunuz, Bakanlar Kuruluna Meclisten çıkacak bu kanunu genişletme
yetkisi veriyorsunuz. Bunun anlamı nedir? Bunun anlamı “Bakanlar Kurulu yargı
aleyhine yetkimi genişletiyorum.” ile yetinmiyor, “Yasamanın yani kanun
çıkaracak olan Meclisin yetkilerine de ben müdahil olacağım.” demektir. Böyle
bir hukuk, böyle bir demokrasi olabilir mi? Bunun neresi Anayasa’ya uygun?
Değerli arkadaşlarım, “İşte, böyle yanlış yerden başlayarak yanlış
sonuçlara ulaşacağız.” şeklindeki düşüncenin çok güzel bir örneğini burada
veriyorsunuz. Vereceğimiz önergelerle inşallah bunları düzeltebilme ferasetini,
hakkaniyetini ve siyasi olgunluğunu da gösterirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, yürütme organının oluşturacağı kurulun vereceği
karar… Bu karar garip bir şekilde… Ben şaşırıyorum, anlayamıyorum, okudum,
anlamadım; acaba yanlış mı anladım diye tekrar okudum, yine anlayamadım ama bir
de size anlatayım, belki siz anlarsınız, bana anlatırsınız.
Şimdi, yargı bir karar veriyor. Makul bir sürede bitiremedi davayı veya
uzun tutukluluk hâliyle insanı mahkûm etti. Vatandaş Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gitmiş, orada bir yargı yoluna müracaat etmiş Anayasa’mıza göre. Bu
tasarıyla diyoruz ki: Gel buraya, vazgeç oradan. Ben bir idari organ kurdum.
Burada senin hakkını vereceğim.” Geldi vatandaş, bir karar verdiniz. Vatandaş
beğenmedi. Ne yapacak? “Tekrar yargıya git.” Yani uzatmanın uzatması. Ya,
futbolda bile maç doksan dakika, arkasından dört-beş dakika uzatma verilir, siz
dört-beş dakikadan sonra 2 devre daha uzatıyorsunuz Sayın Bakanım. Yargının,
idare mahkemesinin verdiği kararı beğenmedi, oradan da Danıştaya gidecek
temyize. Böyle şey mi olur? Böyle mantıksız bir düzenleme yapılabilir mi? Bu
kadar çaresiz değildir Adalet Bakanlığının bürokratları, bu kadar çaresiz
değildir. Bu işte kimden akıl aldıysanız, hukukçular… Siz yeter ki bunların
üzerindeki siyasi baskınızı kaldırın. Bu baskıyı kaldırırsanız çare var. Çare,
eğer biraz önce önerdiğimiz gibi tazminat mercisini Yargıtay, Danıştay veya
Anayasa Mahkemesi yaparsanız, o takdirde, böyle bir düzenlemeye ihtiyacınız
kalmayacaktır. Anayasa Mahkemesi olması doğaldır çünkü bireysel başvuru hakkını
zaten Anayasa Mahkemesine verdik. Anayasa Mahkemesi aynı konuda işlev
göreceğine göre bu işlevini yerine getirsin. Bu defa, Anayasa Mahkemesinin işi
uzar, bir de oradan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gider diye korkuyorsanız,
gelin, Anayasa Mahkemesinin siyasallaşmış hâlinden, gerçekten Anayasa Mahkemesi
hâline dönüştürebilecek kuruluşunu, üye seçimini, işleyişini ve dairelerini
tekrar tanzim edelim.
Sözün özü: Sayın Bakanım, siz sivrisinekleri avlamakla meşgulsünüz bu
kanun tasarısıyla. Asıl olan, bataklığı kurutmaktır. Asıl olan, yargıyı olması
gereken yere iade etmektir. Bağımsız, tarafsız, peygamber postunda oturan; hiç
kimsenin diline, dinine, cinsine, fakirliğine, zenginliğine, partisine bakmadan
hakkı teslim edecek olan bir yargıyı oluşturmaktır.
Size önerimiz ve son sözümüz: Sivrisinekler avlamakla bitmez ama
bataklık kurutulur.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.
Sayın milletvekilleri, saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.07
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.01
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
-----0-----
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin
Üçüncü Oturumunu açıyorum.
342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
Şimdi sıra,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk’te.
Buyurunuz
Sayın Göktürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ
GRUBU ADINA MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç
veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine
Dair Kanun Tasarısıyla ilgili grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce
Meclisi ve değerli milletimizi saygılarımla selamlıyorum.
Son yıllarda çok hızlı bir şekilde sürdürülen yargı reformu
çalışmalarına rağmen çeşitli sebeplerle yargılama süreleri uzayabilmekte ve
uluslararası normlara göre makul sayılan sürelerden daha uzun sürmektedir.
Davanın makul süreden daha uzun sürdüğünü düşündüğü kimseler Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılamaya ilişkin 6’ncı maddesinin ihlal
edildiğini iddia ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmaktadırlar. Bu
konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine verilmiş çok
sayıda ihlal kararı bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu ihlal kararları
ülkemizi bir yandan her yıl önemli miktarda tazminat ödemek zorunda bırakırken,
diğer yandan da ülkemizin insan hakları alanında uluslararası toplumdaki
görünümünü olumsuz yönde etkilemektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine göre, 2011 yılı sonu
itibarıyla ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde toplam
derdest başvuru sayısı 15.940 olup bunun yaklaşık 2.500 adedi uzun yargılama
süresi iddialarını içermektedir. Bu sayının 2012 yılı sonu itibarıyla 3.500
adet olabileceği tahmin edilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, esas olan, insan
haklarının ilgili devletin iç hukuk kurallarınca korunmasıdır. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine başvuru, iç hukuk yollarının tamamı tüketildikten sonra
müracaat edilecek bir yoldur. Bu nedenle, 12 Eylül 2010 tarihinde halk
oylamasıyla yapılan Anayasa değişikliği ve bu paralelde düzenlenen 30 Mart 2011
tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanunla, iç hukuk yolu olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı
tanınmıştır. Bu Kanun’un bireysel başvuruyu düzenleyen maddesi 23 Eylül 2012
tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuru imkânı doğmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kendisine yapılan benzer nitelikteki çok
sayıda davada aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları ihlaline yol açan
sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde, pilot karar
uygulaması yapabilmektedir. Mahkeme, ihlale yol açan sistematik ve yapısal bir
sorunun giderilmesi için iç hukukta bir çözüm üretilmesini beklemekte, ihdas
edilen çözüm yolunun etkin ve adil bir yol olup olmadığını inceledikten sonra,
yeni oluşturulan yolun etkin olduğuna karar verirse, daha önce beklemeye aldığı
başvuruları, söz konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri için “kabul
edilemezlik” kararıyla reddetmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği
“Daneshpayeh/Türkiye” kararında, başvuruya konu davanın makul sürede
sonuçlandırılmadığını belirttikten sonra, ülkemizde uzun yargılama iddiaları
konusunda başvurulabilecek etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını vurgulamış ve
böyle bir iç hukuk yolunun ihdas edilmesini önermiştir. Daha sonra Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, uzun yargılama iddiasıyla yapılan Ümmühan Kaplan başvurusunu
pilot dava seçerek, 20 Mart 2012 tarihinde karara bağlamış ve ülkemizi
tazminata mahkûm etmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararında
iç hukuk düzeninde yapısal ve sistematik bir problem oluşturduğunu, bu konuya
ilişkin önünde bulunan çok sayıda davanın askıda olduğunu ve bu sebeple pilot
karar prosedürü uygulayacağını belirtmiştir. Bu kararda 16 Temmuz 2009
tarihinde verdiği Daneshpayeh/Türkiye kararına atıf yapan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, adı geçen kararda tespit edilen yapısal sorunların çözümü için iç
hukuk yoluyla alakalı ilkeleri belirlemiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belirttiğimiz gibi, insan
haklarına saygı ve insan hakları konusunda ortaya çıkan aksaklıkların öncelikle
çözüm yeri iç hukuk sistemimizdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru
ikincil bir yöntemdir. Tasarının amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılmış başvuruların tazminat ödemek suretiyle çözüme kavuşturulmasıdır.
Böylelikle, ülkemizde insan haklarına saygı ilkesi uluslararası kriterlere göre
uygun olarak tesis edilmiş olacak ve aynı zamanda ülkemizin uluslararası alanda
insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki algının önüne
geçilmesi sağlanacaktır.
Kanun başlığı, daha sade, anlaşılır ve kapsayıcı olması bakımından
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Başvuruların Tazminat Ödenmek
Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı” olarak Komisyonda değiştirilmiştir.
Kanun tasarısı, 23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılmış başvurularla ilgili olarak, tasarıyla oluşturulacak Komisyona yetki
vermektedir. Bundan sonra Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuru hakkı düzenlendiği için Komisyonun bu tarihten
sonraki hadiselerle ilgili görevi bulunmamaktadır. Tasarıda Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin pilot kararında benimsenen usuller dikkate alınarak
ihtilafların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulması öngörülmektedir.
Eski hâle iade veya yargılamanın yenilenmesine ilişkin ihlallerde, 23 Eylül
2012 tarihi öncesi bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu tarihten
sonrası için de Anayasa Mahkemesinin görevi devam etmektedir. Tasarı ile Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi önünde bulunan yaklaşık 3.500 davanın dostane çözüm
yöntemi ile, devletin milletiyle uzlaştığı, barıştığı bir yol seçilmiştir.
Tasarı ile öngörülen model Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu
maddesinin iç hukuktaki iz düşümüdür yani tavsiye edilen dostane çözüm yöntemi
benimsenmiştir. Kanun tasarısı, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve
kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul
sürede sonuçlandırılmadığı, mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edildiği
ya da icra edilmediği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış
başvuruları kapsamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek
protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının
yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle kapsamı Bakanlar Kurulu tarafından
genişletilebilecektir. Ancak kapsamı genişletme yetkisi sınırsız değildir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerleşik içtihatları Komite yani 3 hâkimle verdiği
kararlardır ve ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınacaktır.
Soruşturmalardan kaynaklanan idari nitelikteki başvurular bakımından bu kanun
hükümleri uygulanmayacaktır.
Komisyon, Adalet Bakanlığının merkeze bağlı ve ilgili kuruluşlarında
çalışan hâkim ve savcılardan atanacak 4 kişi ile Maliye Bakanı tarafından
atanacak 1 kişi ve toplam 5 kişiden oluşmaktadır. Komisyonun görevi, kendisine
yapılan başvuruları sonuçlandırınca sona ermektedir yani bir nevi geçici bir
komisyondur. Tasarıya göre Komisyona müracaat yazılı olarak yapılacak ve
Komisyon dokuz ay içerisinde karar vermek zorundadır. Komisyon kararına karar
tebliğinden itibaren Ankara Bölge İdare Mahkemesine on beş gün içerisinde
itiraz edilebilir. Ödenmesine karar verilen tazminatın kararın kesinleşmesi
tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödenmesi öngörülmektedir.
Söz konusu tasarıyla işkence ve uzun tutukluluk sürelerine ilişkin
ihlaller kapsam dışındadır. Bunlarla ilgili olarak 23 Eylül 2012 tarihinden
önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, bu tarihten sonra da Anayasa Mahkemesine
müracaat hakkı bulunmaktadır. Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesine bireysel
müracaat hakkı 23 Eylül 2012 tarihinde AK PARTİ’nin, partimizin yapmış olduğu
girişimler sonucunda insanlarımıza kazandırılmıştır.
Oluşturulan Komisyon, adil ve etkin bir kurul olarak düşünülmüş,
Komisyon üyelerinin 4’ü hâkim ve savcılar arasından, 1’i Maliye Bakanı
tarafından Bakanlık personeli içerisinden atanacaktır. Bu Komisyon yargıya
ilişkin bir karar vermeyecektir ve bu Komisyon kararına, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine ve bireysel başvuru açısından Anayasa Mahkemesine müracaat hakkı
bulunmaktadır.
İç hukuk
yollarının tüketilmesinin istisnaları bulunmaktadır bilindiği gibi. Bunlardan
birincisi, makul süre içerisinde yargılamanın tamamlanamamasıdır. Yani Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine müracaat etmek ya da Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuruda bulunmak için iç hukuk yollarının tüketilmesi öngörülmüştür. Ancak,
bunun istisnası olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde
belirtilen “makul süre” istisna tutulmuştur. Dolayısıyla, bu süre yani iç hukuk
yolları tüketilmeden de, o sürecin tamamlanması beklenmeden de müracaat etme
hakkı vardır, istisna teşkil etmektedir. Komisyonun yaptığı iş, idari bir
faaliyettir; yargılama işi yapmamaktadır.
“Bu görevin
mahkemelere verilmesi çözüm olabilir mi?” hususu burada daha önce tartışıldı
daha önceki hatipler tarafından fakat burada İtalya örneği olumsuz bir örnek
olarak uygulandı ve olumsuz sonuçlandı. Dolayısıyla, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi bu yolu etkin ve adil yöntem olarak kabul etmemiştir.
Yargılamanın
hızlandırılmasına ilişkin olarak partimiz, AK PARTİ, teknolojinin gerektirdiği
bütün imkânlardan faydalanmış, bilindiği gibi “UYAP sistemi” dediğimiz,
yargılamanın elektronik ortamda yapılması, dava açılması, müzekkerelerin
yazılması, gönderilmesi vesaire gibi, yargılamada gerçekten süreleri uzatan,
işte, replik düplik gibi, yani dava dilekçesi ve cevap verilmesi gibi
hususların elektronik ortamda yapılmasına imkân sağlamak suretiyle yargılamayı
hızlandırmıştır. Yine, adliye binaları yenilenerek insanımızın hak ettiği
fiziki ortamlar oluşturulmuş ve insanlarımız daha iyi ortamlarda çalışma ve iş
yapma imkânına sahip olmuşlardır.
Esas olan,
insan haklarına saygı ve insan haklarının korunduğu bir iç hukuk sistemi
oluşturulmasıdır. Bu hususta partimiz, AK PARTİ gerekli adımları atmış ve
atmaya devam etmektedir. Tasarıyla yapılan düzenleme bu anlamda çok önemlidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesinde belirtilen dostane çözüm
yolunun iç hukuktaki tezahürüdür.
Adalet ve
Kalkınma Partisinin girişimleriyle yani partimizin girişimleriyle 12 Eylül 2010
tarihinde yapılan anayasa değişikliği, yargı reformu paketleri ve yapılan
düzenlemeler, söz konusu kanun tasarısıyla getirilen düzenleme partimizin insan
haklarına saygı ve insan haklarının korunmasına ilişkin bakış açısını
göstermektedir. Yapılan düzenlemeler ülkemizin iyi yolda ilerlediğini
göstermektedir.
Bu duygu ve
düşüncelerle tasarıyı desteklediğimizi grubum adına bildirir, tasarının
vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi ve aziz
milletimizi saygılarımla selamlarım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Göktürk.
Şahsı adına,
İstanbul Milletvekili Bülent Turan.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz
Sayın Turan.
BÜLENT TURAN
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair
kanun tasarısının tümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce Genel Kurulu
saygıyla selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi milletimizin teveccühüyle 2002
Kasımından bugüne kadar isminin hakkını verebilmek için Hz. Ömer’in “…”(x) yani “Adalet mülkün temelidir, esasıdır.”
anlayışıyla hareket etmekte, adalet hizmetleri hususunda birçok önemli yapısal
sorunların çözümü için adımlar atmaktadır.
En başta,
2002 yılında 1 milyar civarı olan Adalet Bakanlığı bütçesini 2012 yılına
geldiğimizde 5 milyarın üzerine çıkarmıştır. 2002 yılında birçok yerde bodrum
katında hizmet eden adalet binalarımız yüz ellinin üzerinde yeni binayla
beraber âdeta sarayı andıran adalet saraylarına dönüşmüştür. Bunları çoğaltmak
mümkün, bunlar fiziki yapılanmalar.
Bir de tüm
engellemelere rağmen bu Meclis çatısı altında sabahlara kadar hep beraber çalışarak
yasalaştırdığımız önemli düzenlemeler var. Bunlardan birkaçını hatırlayacak
olursak: Adli Sicil Kanunu adalet binaları önündeki uzun kuyrukların
bitirilmesinde önemli bir etkendir. Diğeri, yargının hızlandırılması amacıyla
hazırlanan 6217 sayılı Kanun’dur. Bir diğer yasa, hem toplumsal barışa katkı
sağlayacak hem de mahkemelerin iş yükünü azaltacak olan Arabuluculuk
Kanunu’dur. Bir diğer yasal düzenleme, 2010’daki referandum sonucuna bağlı
olarak kabul edilen kamu denetçiliği yani birkaç gün önce seçimini yaptığımız
kamu denetçiliği müessesesidir.
Değerli milletvekilleri, yargı kurumundaki iş yükü yargılama
sürecinin uzunluğundaki baş etken. Gerek arabuluculuk gerek kamu denetçiliği
gibi uluslararası hukukun bize öğretmiş olduğu bu çözümler bizim ülkemizde de
artık çalışmaya başlamıştır ve zaman içerisinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karnesindeki
düzelmeleri hep beraber göreceğiz. Son yıllarda hâkim ve savcı sayısındaki
oranın on yıla nazaran yüzde 34 oranında artması, adalet personelinin yüzde 78
oranında artması yine aynı hedefi amaçlamaktadır. Tüm bunların yanında, yüksek
yargıda iş yükünün azaltılması için de istinaf mahkemelerinin kurulması,
Yargıtay ve Danıştay bünyesinde yeni dairelerin oluşturulması, saydığım birçok
yeni düzenleme hep aynı amaca yani adliyenin yükünü azaltma amacına hizmet
etmektedir çünkü bizler biliyoruz ki gecikmiş adalet sorunlu adalettir. Yeterli
mi? Hayır, ancak biz yine biliyoruz ki bundan sonraki eksiklikleri de yine
milletimizle beraber omuz omuza yapacağız. Her şeyden önce, bu ülkede son on
yılda adalet paradigması değişmiştir. “Adalet, hukuk, insan hakları, demokrasi”
kavramlarının kimsenin tekelinde olmadığının, bir diğer ifadeyle kimsenin paşa
gönlüne bırakılmadığının en güzel örneklerini son on yılda gördük.
Değerli milletvekilleri, gündemdeki tasarıya bakacak olursak,
1959 yılında kurulan, ilk kararını da 1960 yılında veren Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan başvurular içinde Türkiye aleyhine toplam başvuru diğer
ülkelere oranla yüzde 11’in üzerindedir. Elli yıllık süre zarfında Türkiye
aleyhine verilen tazminat miktarı ise 31 milyon euroyu geçmiştir.
Değerli milletvekilleri, yargılama süreçlerinin uzunluğu
alanında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Türkiye'nin karnesinin iyi
olmadığı hepinizce malum. Elli yıllık AİHM sürecinde, yargılama sürelerinin
uzunluğu konu edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinin
1’inci fıkrası temelinde Türkiye 493 davayla başvuru
yapılan 2’nci ülke konumundadır.
Değerli milletvekilleri, bu karnenin düzeltilmesi için şimdiye kadar
önemli adımlar attık. Sınırlandırmacı değil özgürlükçü bir anlayışla bireysel
özgürlüklerde önemli iyileştirmeler yapıldı. Devlet güvenlik mahkemeleri
kaldırıldı, alternatif hak arama yolları açıldı, Anayasa Mahkemesine bireysel
başvurunun önündeki engeller kaldırıldı. 12 Eylül referandumunda milletimizin
desteğiyle tesis edilen Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının, iki ay
önce yürürlüğe girmesine rağmen 1.050 kadar başvuru olması, bu adımın ne kadar
isabetli olduğunun en büyük göstergesidir. Bu düzenlemeler, AİHM’deki karnemizi
zamanla daha da düzeltecektir.
Değerli milletvekilleri, hukuk alanında yapılan iyileştirmeler takdir
edersiniz ki çok kısa sürede sonuç vermemekte fakat 2002 yılından bu yana
gerçekleştirilen fiziksel ve yasal tüm düzenlemelerin sonuçları hakkında birkaç
örnek vermek istiyorum. Türkiye’de 2000 yılında ağır ceza davalarının
ortalaması 406 günde nihayete eriyordu. Bugün ise bu davalar 325 günde nihayete
ermekte. Yine çocuk davalarına baktığımızda, 2000 yılında çocuk davaları 755
günde sonuca varırken, bugün bu davalar 350 günde sonuca varmakta. Yine icra
dosyalarındaki icra davalarına baktığımızda 2000 yılında 140 günde sonuca eren
bu davaların ortalaması 2011 yılının sonunda 99 güne kadar inmiştir.
Değerli milletvekilleri, zaten görüştüğümüz kanunu incelediğimizde,
önyargısız baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “pilot dava” adıyla
uygulamaya başladığı aynı konuda çok fazla sayıda bir ülkeye şikâyet varsa
içlerinden bir tane davayı örnek dava seçip yani pilot dava seçip bu davayı
daha özel inceleyip verdiği kararı o ülkede tartışarak yeni bir müessese
talebinden ibarettir görüştüğümüz dava. 2009 yılında Danishpayeh ve Türkiye
davasıyla özetlenen davada Mahkeme, Türkiye’deki iç hukukun uzun yargılama
iddialarının incelenmesinin sonucunda vardığı kararda konuyla ilgili Türkiye’de
iç hukukun nihayete erdirildiği bir düzenleme olmadığını kabul etmiştir ve
nitekim 2012 yılının Martında yani bu yılın başında Ümmühan Kaplan ve Türkiye
davasıyla özetlenen davanın çok uzun süreler boyunca Türkiye’de
sonuçlanamamasından yola çıkarak bu dava pilot seçilmiş ve konuyla ilgili de
Türkiye'ye bu kararda -bir anlamda- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir öneride
bulunmuştur ve şu an görüştüğümüz yasanın tasarı olarak Meclise gelmesini talep
etmiştir.
Yapılan düzenleme, çok fazla tartışmayı gerektiren, çok fazla ideolojik
yanları olan çok büyük bir problem değildir. Zaten uygulamada olan yeni süreç
de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının dolmasıyla biten bir süreçtir
ancak Anayasa Mahkemesine verilen bu yetkinin öncesindeki davalarda yani şu an
AİHM’deki derdest davalardaki sorunu çözecek yani Türkiye'nin kendi iç
hukukunda bu çözümü ortaya koymasını sağlayacak yeni bir kurumu oluşturuyoruz
hep beraber. O yüzden, bu davaya tarafsız baktığımızda çok fazla da rahatsız
olunmayacağı kanaatindeyim.
Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, bugüne kadar hep milletimizin yanında
yer aldı; hiçbir zaman, Türkiye'nin önünü tıkayan, daha iyi bir geleceğe
ulaşmasına mâni olacak adımları atmadı fakat biz, daha iyi bir Türkiye tasavvur
ettikçe daha demokratik, daha adaletli bir yaşam vadettikçe yasama
çalışmalarında bulunsak da hep engellerle karşılaştık. Bazen darbecilerle,
bazen Anayasa Mahkemesi tehditleriyle, bazen Yassıada göndermeleriyle, bazen
kürsü işgalleriyle hep karşılaştık fakat adalette reform iddiamızı hiç
kaybetmedik. On yıldan beri, bütün bu zorlamalara rağmen, insanımızı merkeze
alarak, devletin insanı büyütmek merkezli bakış açısını ortaya koyarak
elimizden geldiğince bu reformları yapmaya çalışıyoruz. Zaten hepinizin bildiği
gibi, 4’üncü yargı paketi reformunun da şu an hazırlıkları devam etmekte, şu an
görüştüğümüz tasarı da yine insan merkezli bakış açımızın ufak bir örneğini
teşkil etmekte.
Bu ülkede yıllar içerisinde dejenere olan adalete güven anlayışının
yeniden tesis edilmesi, yeniden restore edilmesi hepimizin görevi. Tüm
engellemelere rağmen, adalete yönelik reformlarımıza hızla devam edeceğiz.
Milletimizin ne talebi varsa, hangi alanda yasal düzenlemelere ihtiyaç varsa o
yönde teklif ve tasarılarımızı Genel Kurul gündemine getirmeye çalışacağız.
Değerli milletvekilleri, bu önemli kanunun da görüşülmesinde muhalefet
partilerimizin de olumlu katkı sağlayacağına inanıyor, bu yeni kanunun
hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.
Şahsı adına, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Tunç.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın tümü
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek
suretiyle çözüme kavuşturulmasını amaçlayan önemli bir tasarıyı görüşüyoruz.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Ülkemizde yargılama sürelerinin uzunluğu
sadece bugünün sorunu değildir. Bu sorun, uzun yıllardan bu yana süregelerek davaların
bugünlere kalmasına neden olmuştur. AK PARTİ hükûmetleri döneminde
mevzuatımızın yenilenmesinin yanı sıra hâkim ve savcı sayısının artırılması,
Yargıtay ve Danıştaydaki daire ve üye sayılarının artırılması sayesinde bu
sorun çözülmeye başlamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde uzun yargılama iddiasını içeren 2.500
dosya bulunmaktadır. Bu sayının 2012 yılı sonuna kadar 3.500’ü bulabileceği
tahmin edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında kendisinin
bir temyiz makamı olmadığını, asıl olanın bireyin uğradığı hak kaybını kayba
uğradığı ülkede ve bu ülkenin iç hukukuna göre çözmesi gerektiğini
belirtmektedir. Sözleşmeye taraf birçok ülke bu etkileşim sayesinde iç
hukuklarını sözleşmeye uyarlamışlardır. Ülkemiz aleyhine yapılmış olan başvuruların
azaltılması ve iç hukukumuzun sözleşme ve mahkeme içtihatlarına uygun hâle
getirilmesi için son dönemde birçok yasal değişiklik yapılmış olup, ceza adalet
sistemimizin baştan sona yenilenmesi de bu amacın gerçekleştirilmesini önemli
ölçüde kolaylaştırmıştır. Asıl olan, insan haklarının iç hukukta korunmasını
sağlayabilmektir. Vatandaşlarımızın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmeden
hakkını kendi ülkesinde arayabilmesini öncelikle temin etmek gerekir. Bu
anlamda, 2010 halk oylaması ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun
geliştirilmiş olması ülkemiz açısından önemli bir gelişme olmuştur.
Vatandaşlarımız 23 Eylül tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
hakkından yararlanmaya başlamışlardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendisine yapılan benzer nitelikteki çok
sayıda davada, aleyhine başvuru yapılan devlette insan hakları ihlaline yol
açan sistematik ve yapısal bir sorunun varlığını tespit ettiğinde, pilot karar
uygulaması yapabilmektedir. Pilot karara konu yapısal sorunu çözmek için ilgili
devlete belli bir süre veren Mahkeme, bu süre zarfında beklemeye aldığı
başvuruları incelememekte ve ilgili devletin, konuyu iç hukukunda çözüme
kavuşturacak bir düzenleme yapmasını beklemektedir.
İlgili devlet tarafından gerekli düzenleme yapıldıktan sonra iç hukukta
ihdas edilen çözüm yolunun etkin bir yol olup olmadığını inceleyen Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, yeni oluşturulan yolun etkin olduğuna karar verirse daha
önce beklemeye aldığı başvuruları, söz konusu iç hukuk yoluna müracaat etmeleri
için “kabul edilemezlik” kararıyla reddetmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 16 Temmuz 2009 tarihinde verdiği bir
kararda, başvuruya konu davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirttikten
sonra, ülkemizde uzun yargılama iddiaları konusunda başvurulabilecek etkin bir
iç hukuk yolu bulunmadığını vurgulamış ve böyle bir iç hukuk yolunun
kurulmasını ülkemize önermiştir.
Uzun yargılama iddiasıyla yapılan Ümmühan Kaplan başvurusunu pilot dava
seçerek 20 Mart 2012 tarihinde karara bağlamış ve bu sorunun çözümü için
oluşturulacak iç hukuk yoluyla alakalı ilkeleri belirlemiştir.
Bu ilkeler çerçevesinde hazırlanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılmış başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözüme kavuşturulmasını
amaçlayan bu tasarıyla, vatandaşlarımız kendi iç hukukundaki bir mekanizma
sayesinde haklarını arayabileceklerdir.
Biraz önce konuşan muhalefete mensup milletvekillerimizin tasarıyla
öngörülen modelin bağımsız ve tarafsız bir komisyon oluşturulmasına engel
teşkil ettiği, bu nedenle de bu görevin yargı organlarına verilmesinin daha
uygun olacağı itirazları yerinde değildir.
Tasarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde devam eden bu müracaatlar
hakkında karar vermek üzere, hâkim ve savcılar ile üniversite öğretim
görevlileri ve kamu görevlileri arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak 4
kişi ile Maliye Bakanı tarafından atanacak 1 kişiden oluşan toplam 5 kişilik
komisyon kurulması öngörülmektedir. Tazminata neden olan olgu, yargılamanın
makul sürelerde sonuçlandırılamamasıdır. Hâl böyle olunca, anılan görevin
tekrar bir yargılama makamına verilmesi, aynı gerekçeye dayalı ayrı bir sorunun
ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Tasarıyla yalnızca tazminat ödenmesi
suretiyle başvuruların neticelendirilmesi modeli kabul edilmekte ancak eski
hâle iade veya yargılamanın yenilenmesi şeklinde farklı çözüm yolları
öngörülmediği yönündeki eleştirilere de katılmak mümkün değildir. Çünkü
tazminat ödenmesi ancak ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar
ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede
sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya gereği gibi icra
edilmediği hususlarıyla sınırlı olduğundan bu durumlardan kaynaklanan
zararların giderilmesi ancak hakkaniyete uygun bir tazminatın ilgililere ödenmesi
suretiyle gerçekleştirilebilecektir.
Değerli milletvekilleri, komisyona müracaatların ücretsiz olması,
komisyonun dokuz ay içerisinde karar vermesi gerektiği, komisyon kararlarına
karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz ve itirazın da öncelikli işlerden
sayılıp üç ay içerisinde sonuçlandırılmasına ve hükmedilen tazminatın kararın
kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde ödeneceğine yönelik düzenlemeler
başvuran vatandaşlarımız açısından olumlu düzenlemelerdir.
Muhalefete mensup arkadaşlarımızın ülkemizdeki yargı alanındaki
eleştirilerine de katılmak mümkün değildir. On yıllık AK PARTİ iktidarında,
yargının fiziki sorunları büyük ölçüde çözülmüş, teknolojinin bütün imkânları
yargının hizmetine sunulmuştur. Temel kanunlarımızın tamamı bu iktidar döneminde
çağımızın ihtiyaçlarına uygun hâle getirilmiş; ceza kanunlarımızın tamamı,
Borçlar Kanunu’muz, Ticaret Kanunu’muz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz bu
dönemde yenilenmiştir. Yargının siyasallaştığı yönündeki eleştirilere de
katılmamız mümkün değildir. Geçmişte yargının siyasallaştığını söyleyebiliriz
ancak 2010 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliği ile yargı bağımsızlığı
ve tarafsızlığını sağlayacak önemli düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Yargı
Reformu Strateji Belgesi’nde ifade edilen hususlarda gerçekleştirilen reformlar,
Anayasa Mahkemesinin yapısında ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun
yapısında gerçekleştirilen değişiklikler, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı
ilkesini, hukuk devleti ilkesini güçlendiren değişiklikler olmuştur. Avrupa Birliği
ilerleme raporlarında da bu iyileştirmelerden hep olumlu yönde
bahsedilmektedir.
İnsan haklarına saygı ilkesinin bir gereği olarak, uzun yargılamalar
nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran vatandaşlarımızın, buradaki
yargılamayı beklemeden, ülkemizde kurulacak olan komisyonun kararıyla hakkına
kısa zamanda kavuşmasını sağlayacak olan bu tasarının ülkemize hayırlı uğurlu
olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre
verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İçtüzüğün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 342 sıra sayılı
Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra
Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısının tümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep
ederiz.
Mehmet
Akif Hamzaçebi Ali
İhsan Köktürk Salih
Fırat
İstanbul Zonguldak Adıyaman
Bülent
Tezcan Haluk
Eyidoğan
Aydın İstanbul
BAŞKAN – Gerekçeyi okuyunuz.
Gerekçe:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarının daha net bir şekilde
ortaya konulmasını sağlamak açısından, söz konusu öneri getirilmiştir.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Rakamlarda tereddüt vardır, elektronik cihazla oylama yapacağım.
İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.
Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri.
Soru-cevap yirmi dakikadır. On dakikasını sorulara, on dakikasını da
cevap işlemine ayıracağım.
Buyurunuz Sayın Dibek.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, yukarıda, Komisyonda da konuştuk ama bence biraz kapalı
kaldı, bu konuyu biraz daha açarsanız… Şimdi, kanunun kapsamını biliyoruz,
yazıyor zaten, yargılamaların uzunluğu, mahkeme kararlarının icra edilememesi,
geç icra edilmesi ama 2’nci maddenin 2’nci fıkrasında bir yetki veriyoruz
Bakanlar Kuruluna. Tasarıda o yetkiyi getiriyorsunuz, diğer ihlal alanlarında
-sizin önerinizle- Bakanlar Kuruluna bir yetki veriliyor. Bunu biraz açar
mısınız, yani bunu niye getiriyorsunuz, bu “diğer ihlal alanları”ndan neyi
kastediyorsunuz? Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bizden istediği şey
belli Ümmühan Kaplan davasında, “Bu kapsamda bir iç mekanizma kurun.” diyor.
Bununla neyi kastediyorsunuz? Bu yetki yarın kötüye kullanılamaz mı? 17 bin
dosya var, bunlar içerisinde birçok ihlal alanı var, bunu getirme amacınızı
biraz daha açarsanız sevineceğim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.
Sayın Şandır…
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.
Sayın Bakan, getirdiğiniz yasa tasarısıyla yargılama süresinin
uzamasının oluşturduğu mağduriyetleri tazmin etmeyi düzenliyorsunuz ama bu,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzlemindeki bir hadise. Ancak, bizim yargımızın
birçok sebeplerden dolayı uzaması, yanlış karar vermesi, ihmaller, bazen
kasıtlar sonucunda tarafların mağduriyeti oluşmaktadır. Mesela, bir temyiz
talebi, mahkemesi tarafından Yargıtaya bir yılda gönderilmemektedir. Makul
sürenin tanımı yok. Bu türlü mağduriyetleri de tazmin etmeyi düşünüyor musunuz?
İç hukukumuzda böyle bir düzenlemeyi düşünüyor musunuz? Bu kanunda bir
önergeyle bunu yapar mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.
Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakan, uzun yargılama, makul olmayan yargılama, tarafsız ve
bağımsız olmayan yargılamalar nedeniyle, bugüne kadar ihlal nedeniyle hâkim,
savcı veya kolluk kuvvetleri hakkında hiç rücu mekanizması işletildi mi?
Sorumlularına gidildi mi? Ne tür bir sorumluluğa gidiliyor?
İkincisi, bu
tasarı kapsamında çok net olarak ceza yargılaması, hukuk, idare, hepsi yer
alıyor. Özgürlükler konusundaki hususu tazminle nasıl gidereceksiniz? Çünkü
uzun tutukluluk, uzun yargılama, özgürlükleri ihlal eden bir durum yaratıyor.
Burada, bununla ilgili yeni bir düzenleme düşünülüyor mu yoksa bununla
yetinecek misiniz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.
Sayın
Yılmaz…
DİLEK AKAGÜN
YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
uzun yargılamalarla ilgili, uzun yargılamalara neden olan yargıçların
sorumluluğu söz konusu olabilir. Ancak, tasarının 8’inci maddesinde bu konuda
komisyon tarafından verilen kararın sadece adli veya idari merciye
gönderileceği söyleniyor. Ama örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
yine eleştirileri sonucunda İtalya’da kurulan yani İtalya’da var olan Pinto Yasası’na
göre, bu türden uzun yargılamalara neden olan kişilerin hakkında soruşturma
açılması ya da verilen kararlarla ilgili tazminat yükümlülüğü getiriliyor. Bu
konuda bizim yasamızda neden bir boşluk yaratıldı? Neden sorumlular hakkında,
hem tazminat hem de gereken soruşturmanın yürütülmesiyle ilgili bir düzenleme
konulmadı?
Onun
dışında, Sayın Bakanım, yine ben Komisyonda da söylemiştim, 23 Eylül 2012
tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.
Sayın
Öztürk…
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana soruyorum: Komisyon
kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine başvurulabilecek. Ya
mahkemenin kesinleşen kararına karşı hangi organa başvurulacak, AİHM’e mi yoksa
Anayasa Mahkemesine mi? Şimdi, bu dosyalar AİHM’deki mevcut dosyalar olduğuna
göre, bu komisyonun izleyeceği dosyalar, bu dosyalar söz konusu olduğundan
dolayı, başvurunun AİHM’e karşı, AİHM’de yapılması daha doğru değil midir?
Çünkü itiraza karşı, öyle anlaşılıyor ki, Danıştay yolu kapalı.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.
Sayın Gök…
LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir konunun düzeltilmesi amacıyla
söz aldım. Genellikle, Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru
sırasında Rusya’dan sonra 2’nci olduğu söyleniliyor. Şöyle bir durumu göz önüne
aldığımızda Türkiye'nin 1’inciliği tescillenmiş durumdadır çünkü Rusya adına
yapılan başvuruların çoğu kabul edilebilir başvuru olmadığından dolayı geri
çevrilmektedir ama Türkiye’den yapılan başvuruların hemen hemen tamamı kabul
edilebilir bulunup gündeme alınmıştır. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan başvurularda kabul edilebilirlik açısından Türkiye 1’inci
sıradadır. Sayın Bakanın da bu konuyu bu şekilde bilmesi ve buna göre Adalet
Bakanlığı yapması gerekir.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.
Sayın Baluken…
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, bundan yaklaşık altı ay önce yapılan siyasi operasyonlar
kapsamında 40’a yakın tıp öğrencisi gözaltına alınmıştı ve beş aydır bu tıp
öğrencilerinden 13’ü Sincan Cezaevinde yatıyor. İddianamede, sınav komitesiyle
ilgili telefon görüşmeleri “KCK komitesi” olarak geçmiş, halk sağlığı araştırma
topluluğu olarak yaptıkları toplantılar “KCK sağlık komitesi çalışması” diye
geçmiş, ana dilde sağlık, ana dilde eğitim, parasız sağlık, telefonda, arkadaş
anlamına gelen “…”(x) sözcüğü ve Kültür Bakanlığının
bandrol verdiği …”(×x) marşını söylemeleri suç olarak lanse
edilmiş. Siz, bu kadar ön yargılı davranan savcı ve hâkimlerin adalet
dağıttığına inanıyor musunuz? Beş aydır mağdur olan tıp öğrencileri iki dönem
kaybettiler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden olası bir mahkûmiyet kararında
bu hâkim ve savcıların sorumlu olmamasını, bu yanlış kararın faturasının 74
milyona çıkarılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.
Sayın Yılmaz, buyurunuz.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Biraz önce sorum yarım kalmıştı. Sayın Bakan, 23 Eylül 2012 tarihi
itibarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmış durumda ancak
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyla ilgili değişiklikte, hepimizin bildiği
gibi, kanun yolları tüketildiği takdirde bireysel başvuru yapılabiliyor. Bu
durumda, uzun yargılamalarda kanun yollarının tüketilmesi söz konusu
olamayacağı için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı kullanılamayacak.
Bu tasarıda da 23 Eylül 2012 tarihine kadar AİHM’e yapılan başvurularla ilgili
müracaatları dikkate alıyoruz. Peki, ondan sonra uzun yargılamalardan dolayı
mağdur olan insanlar nereye başvuracaklar, ne yapacaklar?
Yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin şikâyet ettiği o uzun
yargılamalarla ilgili başvurular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek durumunda
kalmayacak mı? Ama bir fark olacak: Anayasa Mahkemesine başvurmaları istenecek…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - …insanların başvuruları biraz daha gecikmiş
olacaktır.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.
Sayın Öztürk…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakana sormak istiyorum.
Şimdi, burada, komisyonla ilgili olarak öğretim üyesi-öğretim görevlisi
ayrımı yapılmadan, öğretim görevlisinin komisyonlara alınabileceği hüküm altına
alınmış. Öğretim görevlisi-öğretim üyesi ayrımının yapılmamasının nedeni nedir?
Öğretim üyesi ile öğretim görevlisi aynı mıdır? Eğer bu ayrımın farkında ise
öğretim görevlisi olarak komisyonda yer alınmasının nedeni nedir?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, Sayın Dibek’in sorusuyla başlıyorum. Tasarının 2’nci
maddesinde alınan yetki, Bakanlar Kururu kararıyla uzun yargılama dışındaki
ihtilafların da süreç içerisinde bu komisyonun görev alanına dâhil
edilebileceğini düzenleyen madde. Burada “Hangi kriterlere göre uygulanacak?
Bunun kötüye kullanımı olursa bunu nasıl denetleyeceğiz?” diye haklı bir soru
sordu Sayın Dibek.
Değerli milletvekilleri, tasarı iyice incelenirse, orada Bakanlığın
teklifi, Bakanlar Kurulunun alacağı karar ile bu komisyonun görev alanına dâhil
edilebilecek olan uyuşmazlıklar aslında tanımlanmıştır, sınırları çizilmiştir
yani hem Adalet Bakanlığı hem Bakanlar Kurulu aklına esen ihtilafları bu
komisyonun gündemine taşıyamayacaklardır. Nedir bu taşınabilecek olan
ihtilaflar? Bir kere, teklif edilen ihlal alanının Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına konu olması gerekiyor. Tabii, yerleşik içtihadın
da bir tanımı var, o da, AİHM o kadar çok aynı konuda karar veriyor ki o
kararlar için artık ilgili ülke savunmasını bile almadan gelen dosya üzerinden
uygulama başlatıyor ve artık bu kararları daire şeklinde değil teknik bir
heyetle 3 hâkimli komiteler aracılığıyla yapabiliyor. Bu şekilde istikrar
bulmuş, âdeta “fiks” diyebileceğimiz kararlar, oluşan konularla ilgili ancak
Bakanlık bunu teklif edebilecek ve Bakanlar Kurulu bu yönde bir yetki
kullanabilecek.
İkincisi, bu alanda AİHM’in verdiği ihlal kararlarının yoğun olması, çok
sayıda olması kriteri getiriliyor. O açıdan, ne Adalet Bakanlığı bu kriterlerin
dışına çıkabilir ne de Bakanlar Kurulu böyle bir tasarrufta bulunabilir.
Varsayın ki bulundu, Bakanlık keyfî bir teklifte bulundu, Bakanlar Kurulu da keyfî
bir yetki vererek bu komisyona böyle bir imkân sağladı. Evvelemirde bu Bakanlar
Kurulu kararı yargı denetimine tabi, bir. İki, zaten bu komisyonun kararları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince uygun bulunmadığı takdirde, böyle bir yanlış
yaparsa mekanizma, zaten mahkeme bunu etkin bir iç hukuk yolu olarak
görmeyeceği için kabul etmeyecektir ve AİHM’e başvuru yolu açık kalacaktır. Dolayısıyla,
iç hukukta Bakanlık ya da Bakanlar Kurulunun olası bir keyfî uygulaması
karşısında İnsan Hakları Mahkemesine erişimin yolu tıkanamaz, bu noktada rahat
olmanızı, endişeye gerek olmadığını ifade ediyorum.
Değerli Milletvekilimiz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Şandır’ın sorusu: “Bu
yasayla uzun yargılamalardan kaynaklı yargılamalarda oluşan mağduriyetlerin
tazminini öngörüyorsunuz ama bizim yargımızın oluşturduğu başka mağduriyetler
de var, bunların tazmini nasıl sağlanacak? İç hukukumuzda oluşacak bu tip
sıkıntıları gidermek noktasında ve AİHM’e gitmeyenler noktasında böyle bir şey
yapılamaz mı?”
Sayın Şandır, 23 Eylül tarihinden sonraki mağduriyetler bireysel olarak
Anayasa Mahkemesine götürülebilecek. Dolayısıyla, burada bir iç hukuk yolu
aslında tesis ediliyor ama Sayın Dilek Akagün Yılmaz’ın sorusunda da var: “İç
komisyona, bizim oluşturduğumuz bu yasayla komisyona başvurabilecek olanlar, 23
Eylül tarihine kadar AİHM’e yapılmış başvurular bu komisyondan istifade
edebilecek. Bu tarihten sonra başvurmak isteyenler, iç hukuk yolları
tükenmedikçe de Anayasa Mahkemesine gidemeyecekler, bir mağduriyet oluşmayacak
mı?” diye teknik bir soru sordu Sayın Yılmaz.
Aslında, burada Anayasa Mahkemesinin nasıl bir karar vereceğini şu anda
bilemiyoruz. Hatırlarsanız, yargılamalar devam etmesine karşın, uzun tutuklu
kaldığından bahisle, tutukluluğa itiraz eden ilgili sanıkların itirazları
reddedildikten sonra iç hukuk yolu tükeniyor düşüncesiyle, AİHM’e yapılan
müracaatları AİHM kabul edilebilir buldu ve inceledi.
Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi de bu uygulamalara paralel bir yaklaşım
gösterecek midir, onu beraberce göreceğiz. Ancak, uzun yargılamalardan dolayı
iç hukukta bir itiraz yolu olmadığından bahsetti Sayın Yılmaz, doğrudur ama
böyle bir yol yoksa iç hukuk yolu tükenmiştir deyip itirazlar açısından, uzun
yargılamalardan, Anayasa Mahkemesi bunu gündemine alacak mıdır almayacak mıdır?
Bence bunun süreç içerisinde görülmesi lazım. Bu konuda, Anayasa Mahkemesinin,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine insanların gitmesini önleyecek bir içtihat
uygulayabileceği kanım var ama takdir mahkemenindir. Bu noktada mahkeme nasıl
bir uygulama yapacaktır beraberce göreceğiz.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Mahkemeyi o kadar zorlamasak da burada düzenleme
yapsak Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – O uygulamadan sonra buna ilişkin
bir değerlendirme yapılabilir.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Peki, burada bir düzenleme yapabilir miyiz?
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mahkemeyi o kadar zorlamayalım, burada bir
düzenleme yapalım.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani hiç ihtimale bırakmasak.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, şimdi bu…
Anlıyorum söyleneni, “Burada bir önergeyle bunu da katalım.” deniyor.
Türkiye’de 81 vilayette ve şu kadar yargı merkezinin olduğu bir yerde,
Ankara’da kurulmuş 5 kişilik bir komisyon Türkiye içerisinden gelen bütün bu
müracaatları değerlendirecek ve bunları dokuz ay içerisinde karara bağlayacak,
Ankara Bölge İdare Mahkemesi de bu konuda karar verecek. Böyle bir talebi
karşılayacak bir yapı kurmuyoruz burada. Bu kurmuş olduğumuz komisyon Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde şu anda kayda girmiş 3 bin civarında, yıl sonuna
kadar da 3.500 civarında olmasını beklediğimiz uzun yargılamalardan yapılan şikâyetleri
karşılamak için kurulan bir komisyondur. Dolayısıyla komisyonun yapısı da
lokal, 5 kişilik bir ekip ve bunların önünde biz, 3.500 civarında bir dosya
olacağını öngörerek dokuz aylık süreleri ve Ankara Bölge İdare Mahkemesinin üç
aylık karara bağlama sürelerini öngördük. Türkiye’deki bütün bu yöndeki
şikâyetleri getirip bu komisyona bağlayacaksak bunu farklı bir mekanizmaya
oturtmamız lazım. Dolayısıyla bu komisyona bu yetkinin verilmesi komisyonu
işlevsiz hâle getirir, bunu arz etmek istiyorum.
Sayın Kaplan’ın bir sorusu var: “Bugüne kadar hâkim ve savcılara,
yargılamalardan kaynaklı ödenmiş tazminatlardan dolayı rücu kullanılmış mıdır?
Tazminatlar onlara rücu ettirilmiş midir?” diye. Değerli arkadaşlar, bunun
mekanizması kurulmuştur mevzuatımızda. Ancak sorumluluğun oluşabilmesi için
hâkim, savcıların görevi kötüye kullanma noktasındaki suçun oluştuğuna dair bir
karardan sonra ancak bu rücu söz konusu olabilecektir. Mevzuatımızda bunun
mekanizması vardır ama bu mekanizma yeni oluşturulmuş bir mekanizmadır,
uygulamasına dair benim benim bildiğim bir karar yoktur.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yargıçların tazminat ödeme yükümlülüğünü
kaldırdınız Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Bir başka soru, Sayın Kaplan’ın: “Özgürlükler konusundaki
mağduriyetleri nasıl tazmin edeceksiniz?”
Değerli arkadaşlar, bu tasarı ile kurulan komisyonun yapabileceği iş
tazminat ödemek suretiyle giderilebilecek olan hak ihlallerine bakmaktır.
Tazminat ödeyerek gideremeyeceğimiz ihlallere bu komisyon bakamaz. O açıdan,
“Efendim, komisyonda parasını ödeyip haksızlıkları kapatacaklar.” Yok öyle bir
şey.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yoktur tabii, uygulanmıyor. Uygulanmazsa karar
olmaz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu
komisyonun tasarruflarını denetliyor, layüsel bir komisyon değil. Bu komisyonun
yanlış uygulamaları oranın denetimine tabi.
Şimdi, iç hukukta bir soru daha gelmişti, Sayın Öztürk’ün sorusu, Ali
Rıza Bey’in sorusuydu. Bölge idare mahkemesine olmazsa, Anayasa Mahkemesine
gidecek. Bölge idare mahkemesinin kararına karşı Anayasa Mahkemesine bireysel
başvuruya gidilebileceğini düşünüyorum şahsen ve en nihayetinde, bütün bunlar
etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmez ise vatandaşlarımızın AİHS’ten
kaynaklı ve Anayasa’mızda da kabul edilmiş hakların ihlalini karşılamadığına
dair bir kanaati oluşursa her zaman için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
gidişin yolu açık olacaktır.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kaç yıl alacak Sayın Bakanım bu
düzenlemeler, kaç yıl?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, Sayın
Yılmaz’ın -yine Dilek Hanım’ın- “Pinto Yasası’nda uzun yargılamaya sebep
olanlar için tazminatın rücusuna dair, sorumlulara…”
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –Soruşturma açılması…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay)
– “…dair bir husus vardı.” dediler. Evet, İtalyan uygulamasında bu olmuş
olabilir. Bizde genel düzenleme var; hâkim, savcıların sorumluluğunu düzenlemiş
mevzuatımız var.
Pinto Yasası burada çok sık örnek veriliyor, komisyonda da verildi.
Değerli milletvekilleri, Pinto Yasası başarılı olamadı ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi o uygulamaları etkin iç hukuk yolu olarak kabul etmedi.
Dolayısıyla, İtalya’dan doğrudan müracaatları aldı gene.
Onun için, biz yargı eksenli bir komisyon oluşturmadık, idari yapıda bir
komisyon oluşturduk; daha kısa sürede karar verebilsin ve uygulamalar idari
yargının denetimine tabi olsun. İtalya örneği önümüzde; işlememiş, sonuç
almamış kötü bir örnektir.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Neden Sayın Bakan? Nedenini öğrenebilir
miyiz?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Oradan da esinlenerek biz bu
idari yapılanmayı öngördük, onu arz ediyorum.
Sayın Gök’ün bir değerlendirmesi oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
en fazla müracaat Rusya’dan yapılmıştır, ikincisi Türkiye’dir, bizim
istatistiklerimizde böyledir. Ama Sayın Gök “Adalet Bakanı olan birisinin şunu
bilmesi lazım.” dedi ve şunu ifade etti: “Rusya’dan giden başvurular kabul
edilmezlikle karşılanarak çok büyük bir kısmı elendiği için en fazla müracaat
Türkiye’den yapılmış sayılır.” Sonuç itibarıyla bu böyledir ama biz rakam
verirken bunu çok net ifade ediyoruz: En çok Rusya’dan müracaat yapılmıştır,
ikinci Türkiye’den yapılmaktadır ancak en fazla ilam Türkiye aleyhine
çıkmaktadır, gerekçesi de Sayın Gök’ün ifade ettiği gerekçedir. Rusya’dan çok
müracaat yapılmasına karşın orada kabul edilebilirlik düşük olduğu için Türkiye
en çok ihlal alan ülke olmaktadır. Bu bizim bilgimiz dışında bir şey değildir.
İstatistiklerimizde de, verdiğimiz cevaplarda da bunu çok net ifade ediyoruz.
Sayın Baluken’in…
BAŞKAN – Sayın Bakan…
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bir soru kaldı, Sayın Baluken’in…
BAŞKAN – Onu cevaplayınız lütfen son olarak. Ek iki dakika da süre
verdim size.
Buyurunuz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tıp öğrencilerinin göz altına
alınmasına ilişkin birtakım itirazları oldu Sayın Baluken’in.
Değerli milletvekilleri, bu tip uygulamalardan kaynaklı farklı
şikâyetler gelebilmektedir. Burada, zaman içerisinde, bu şikâyetler kendi
içerisinde… Aslında bununla mücadele mekanizmaları var, yasalarımızda bir
eksiklik söz konusu değil ancak burada biraz da zaman zaman ben tamamen şu
noktada değilim, “Savcılarımız, hâkimlerimiz yanlış yapmaz, hata yapmaz.”
noktasında değilim ama bu şikâyetler var ise, bu eleştiriler var ise bunların
başvurulacağı yöntemler de yasada belirlenmiştir. Buralara müracaat edilmesi
hâlinde açıkça kanuna, yasaya aykırı uygulamalar var ise bunlarla ilgili
mekanizmalar da açıktır.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1’inci maddeyi okutuyorum:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat
Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun Tasarısı.
Amaç:
MADDE 1 - (1) Bu Kanunun amacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair esas ve
usullerin belirlenmesidir.
BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurunuz Sayın Kaplan.
BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu konuda biraz doğru konuşmamız gerekiyor,
vicdanlı konuşmamız gerekiyor. Konu adalet olduğu zaman öyle “vaziyeti
kurtaralım” deme lüksümüz yok.
Şimdi, bakın, Türkiye -rakamları Sayın Bakan açıkladı- 16.500 başvuruyla
Rusya’dan sonra 2’nci; en fazla mahkûmiyeti Türkiye almış, vaka, bu gerçek bu.
Şimdi, ne yapılmak isteniyor bu tasarıyla? Ümmühan Kaplan, AİHM Türkiye
davası esas alınıyor, bir kadastro arazi davası üzerinden yola çıkılıyor ve bu
kadastro arazi davası nedeniyle mülk ihlali olduğu için diyorlar ki “Bunu
komisyonda çözelim.” Gelin, bunun adını tam açık koyalım bu yasada o zaman.
Mülk ihlali, bu tür arazi ihlali, kadastro, kamulaştırma bu komisyonun görevi
olsun. Ama, ama diyorum bakın, haksız birisi yargılanıyorsa, haksız bir ithamla
karşı karşıyaysa ve uzun süre tutuklu kalıyorsa ve olağanüstü mahkemede gizli
tanıklarla senelerce
süründürülüyorsa, bunu bu kapsama alan maddelerin ne işi var bunun içinde?
Bakın, çocuk oyuncağı değil bu, söylenen sözlerin arkasında durmak lazım. Sayın
Bakan diyor ki: “3 bin” takriben görüşülecek komisyonda. 3 binse evet, gelin
çözelim. Çözeriz ama öyle değil, öyle değil gerçek; 3 bin değil, 3 bin arazi
davası değil, 3 bin kamulaştırma davası değil bu olay. Savunma hakkının ihlali
var burada. Silahların eşitliği iddia ve savunmanın ihlali var burada.
Dün, daha bir ay önce, Silivri’de robokoplarla avukatlara saldırı oldu
bu ülkede. 12 Eylül sıkıyönetim mahkemelerinde, robokoplarla jandarma
avukatlara saldırmamıştır. Şimdi, o avukat hakkını aramak için ulusal mercide
gider, sonuç almazsa AİHM’e gider. Şimdi, siz, bunu, tazminle mi, parayla mı
gidereceksiniz?
Bakın, adil yargılanma hakkı demek tarafsız mahkeme demek, bağımsız
mahkeme demek. Özel yetkili mahkemelerin yerine kurulan özel ağır ceza
mahkemeleri, bunların DGM’den, sıkıyönetimden, istiklal mahkemelerinden farkı
yok. Bizim anlatmak istediğimiz şu: Bireysel şeylerle, basit çözümlerle bu
davaları nasıl aza indiririz?” yaklaşımı Türkiye’de adaleti yok etmiştir.
Adalet bitmiştir arkadaşlar, nasıl bitmiştir. Nir: 12 Eylül referandumda
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu koydunuz. Bununla beş sene davalar
AİHM’e gitmeyecek, buradan beş sene kazandınız. 16.500 davayı da nasıl eritiriz
taktiği var burada. Bu taktikte, çok açık söylüyorum, belki ağır gelebilir,
burada, sözleşmeci Hükûmetin, Türkiye’deki Hükûmetin AHİM’le -çok açık
söylüyorum- kirli bir ittifak yapılıyor, kirli bir ittifak. Bu ittifak etik
değil. “Siyaseten uzlaşmayla, bir pilot dava üzerinden bu davaları eritelim.”
pazarlığıdır bu. Bu pazarlıkta, AİHM “Ben 16.500 davadan nasıl kurtulurum?”,
Hükûmet de “Ben bu davaların ihlalinden, mahkûmiyetinden nasıl yırtarım?” diye
pazarlık yapıyor.
Bakın, size -çok açık- sözleşmenin üç tane maddesini okuyacağım.
17’nci madde, hakların kötüye kullanılamayacağı. Sözleşmenin
17’nci maddesi diyor ki: “Hiçbir hükûmet bu hakları kötüye kullanamaz.”
Sözleşme, 36’ncı madde: Üçüncü devletlerin müdahale hakkı var
yani Türkiye aleyhinde dava açmış yabancı bir ülkenin vatandaşı müdahale etmek
istiyor davaya. Sizin bu komisyonlarınız karşısında o müdahale hakkını orada
sürdürebilecektir, nasıl engelleyeceksiniz? Burada yok.
53’üncü madde: “Tanınan insan haklarının korunması.” diyor.
“Bunlarda çekince koyamazsınız.” diyor. Şimdi, siz, bu sözleşmeyi ya
bilmiyorsunuz ya da böyle çözeceğinizi zannediyorsunuz. Böyle çözülmez
arkadaşlar.
Şimdi, Sayın Bakanın iyi niyetle… Üçüncü yargı paketiyle, bilmem
neyle; cezaevleri doldu, aman işte açık cezaevindekileri çıkaralım, yok tedbire
çevirelim, yok erteleyelim. Ondan sonra, üçüncü yargı paketinde yine
iyileştirme yapalım; davalar çoğaldı, davalar Yargıtayda 1 milyonu buldu,
bunlardan kurtulmak için bir kanun teklifi verin. Dördüncü yargı paketinde
tekrar gelecek önümüze, niye? Rum Kesimi’nin başkanlığı bitiyor, Ocak 2013’te
İrlanda’nın dönem başkanlığı başlıyor. 23 ve 24’üncü fasıllar adalet, hukuk,
yargı, özgürlükler ve güvenliklerle ilgilidir. Bunların hepsi de Adalet
Bakanlığını ilgilendiren konular.
Şimdi soruyorum: Ocak ayında buna başlayacaksınız. Bu fasıl en
önemli faslı Türkiye’nin ve ilerleme raporunda da eleştiri konusu yapılmış.
Şimdi, burada, bu yöntemle siz neyi değiştireceksiniz? Yargılamanın
yenilenmesini kanuna koymuşsunuz, daha önceden var, şimdi onun uygulamasını
kaldırıyorsunuz.
Eski hâle iade… Bir kişiye sabıka kazandırıyorsunuz özel yetkili
mahkemede, sonra AİHM’de haklı çıkıyor, geliyor, yeniden
yargılandığı zaman beraat ediyor, eski hâline iade edilemiyor. Böyle bir
yaklaşım olabilir mi? Siz buna insan hakları hukuku diyebilir misiniz?
Şimdi 3 bin civarında dava… Hazineyle vatandaş arasındaki davayı
çözebilirsiniz. Peki, vatandaşla vatandaş arasındaki kadastro davasını nasıl
çözeceksiniz? 10 bin dönüm ihtilaf konusu. 10 bin dönümün tazminatını nasıl
yapacaksınız, davalıya mı vereceksiniz, davacıya mı vereceksiniz?
Şimdi, bakın, önünüze öyle şeyler çıkacak ki bu İtalya’nın Po Ovası’nda
aynı Türkiye'nin benzeri kadastro davaları vardı, tapu davaları vardı,
gayrimenkul davaları vardı. İtalya mahkûm ola ola bir yasa çıkardı, bunu çözdü.
Dikkat edin, köy yakmaları olaylarında da benzeri bir olay yapıldı. Kıbrıs’taki
mülk davalarında da orada bir komisyon kuruldu. Bunların hepsi, bu alınan
siyasi kararlar Avrupa Mahkemesinin iş yükünden kurtulmak için yapmış olduğu,
siyasi olarak karar aldığı, kendi değerlerine, sözleşme hükümlerine, evrensel
beyannameye ihanet ettiği kararlardır. Bu siyasi kararların altında ihanet
vardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini bu yaklaşımdan dolayı bu şekilde
eleştiriyoruz, açıkça eleştiriyoruz. Bu kadar ahlak dışı tekliflerle… Bu
tasarılar ahlak dışı tekliftir, insanlık dışıdır, hukuk dışıdır. Bu tekliflerle
bunu yapıyorsunuz, ondan sonra Avrupa Mahkemesinde pazarlık yapıyorsunuz, bu
pazarlıklara gelip Meclisi de, bizi de alet ediyorsunuz. İşin gerçeği budur.
Bizi alet etmeyin.
Yapacağınız çok basit şeyler var, çok açık söylüyorum. Adaleti
düzenlemek çok kolay. Güvenliğe, silaha, silahlanmaya, Suriye’deki muhalefete,
bilmem kime, örgütlere, şuna buna, Libya’ya gönderdiğiniz paraları adaletinize
veriniz. Adaletin bütçesini 2 katına çıkarın. Hâkim, savcı açığınız 6 bin, 6
bin tane hâkim, savcı atayın. 5 binin üzerinde personel açığı var, onları
tamamlayın. Binalarınızı yenilediniz, içini de adaletle doldurun. Bakın bakayım
o adalet mekanizması böyle işliyor mu, işlemiyor mu? Eğer adalet mekanizmasının
işlemesini istiyorsanız bir şey daha yapacaksınız. İşkence yapana devletin
hazinesinden tazminat ödettirip onu terfi ettirmeyeceksiniz. İstanbul’da
emniyet müdürlerini AİHM kararlarına rağmen terfi ettirdiniz. İstanbul’daki
örneğin benzerini… Ordunun içinde AİHM kararlarıyla faili meçhul cinayetlere
imza atanları, köy yakanları bu mahkûmiyet kararlarına rağmen terfi ettirdiniz.
Bu Hükûmet anlayışıyla insan hakları ihlallerinin önüne geçebilir misiniz?
Peki, soruyorum size, Sayın Bakana sordum: Hangi hâkime, savcıya, polise
verdikleri kararlardan dolayı, yanlış kararlardan dolayı Türkiye mahkûm
olduktan sonra rücu davası açtınız, tazminat ödettiniz? Eğer rücu mekanizması
işlese bu hâkimlerin hiçbirisi bu kadar keyfî karar veremez, bu ülkede adaletli
kararlar çıkar. Özel yetkili mahkemelerin yargıçları, savcıları “Ali kıran baş
kesen” gibi davranamazlar. Bu ülkede hukuku çiğneyemezler bu kadar. Bu ülkede
bu meclisin milletvekillerini dört sene, üç buçuk sene cezaevinde tutamazlar.
Bu ülkede yakalarına yapışılsa ama yapışılmıyor ama vatandaşa yapışıyorsunuz.
Sizlere rücu dosyalarını çıkaracağım, vatandaşa yapılan rücu davalarını.
Vatandaşın babasına, anasına rücu davaları açıyorsunuz ama kendi hâkimine,
savcısına, polisine açmıyorsunuz, hukuksuzlukları teşvik ediyorsunuz. Böyle bir
yaklaşımı biz kabul edemeyiz arkadaşlar. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk.
Buyurun Sayın
Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU
ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte
olduğumuz tasarı, ülkemizde yargı faaliyetlerinin insanımıza âdeta işkence gibi
sunulmasının açık bir ifadesidir. Adalet dağıtmakla görevli yargı erkinin
adaletsizliğin simgesi hâline geldiğinin göstergesidir. Tabiidir ki on yıldan
beri tek başına iktidar olan beceriksizliklerinin de göstergesidir.
Bilindiği
gibi adalet herkese lazımdır ve bir devlet hayatının olmazsa olmazlarındandır.
Gerek Anayasa’mızda gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifade edilmiş
olan adil yargılama hakkı insanlığın temel kazanımlarındadır. Bu nedenle de
millî ve milletlerarası metinlerde düzenlenmiştir.
Adil yargılanma
hakkının en önemli veçhelerinden biri olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı
da gerek hukuk gerekse ceza muhakemesinde silahların eşitliği, duruşmada hazır
bulunma, susma ve kendini suçlamama, avukat ile temsil hakkı ve gerekçeli karar
prensiplerini ifade etmektedir.
Aleniyet ilkesi ise taraf devletler için iki yükümlülüğü beraberinde
getirmektedir. Bunlardan birincisi davanın aleni duruşma ile görülmesi,
ikincisi ise duruşma kararlarının aleni olmasıdır. Taraf devletlere söz konusu
yükümlülüklerin getirilmesinin amacı ise halkın yargı sistemine güven duymasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en çok önüne giden davalardan birisi
ise konusu makul sürede yargılanma hakkı olan davalardır. Bu konuda Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde gerek Türkiye gerekse de diğer ülkelerin taraf
olduğu çok sayıda davanın neticesinde geniş bir içtihat oluşmuştur. Sözleşmenin
6’ncı maddesinde yer alan “makul süre” kavramı bütün yargılama hukukunu
ilgilendirir. Bu bakımdan bu maddedeki “makul süre” Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi, madde 5/3’te öngörülen tutukluluk süresinin makul olmasından farklı
bir anlam ifade eder. Bu bakımdan, madde 5/3’ün amacı hiç kimsenin bir
tutukluluk süresi geçirmemesi iken ceza davalarında makul sürede yargılanma
hakkının amacı hiç kimsenin akıbetinin ne olacağına ilişkin belirsiz bir
durumda kalmamasıdır.
Görüşülmekte olan tasarının genel gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla Türkiye aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi önünde toplam derdest başvuru sayısının 15.940 olduğuna
işaret edilmektedir. Bunlardan yaklaşık 2.500 adedi uzun yargılama iddiasını
içermektedir. Bu sayının 2012 yılı sonuna kadar 3.500’ü bulabileceği tahmin
edilmektedir.
Yine, genel gerekçede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 16 Temmuz 2009
tarihinde verdiği kararında Türkiye’de uzun yargılama iddiaları konusunda
başvurulabilecek etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını vurguladığı ve böyle bir
iç hukuk yolunun kurulmasını önerdiği belirtilmiştir. Nihayet, tasarının amacı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödenmek
suretiyle çözüme kavuşturulması olarak ifade edilmiştir.
Her şeyden önce, kurulacak komisyonun seçim usulünün sadece hükûmet
temsilcilerine bırakılmış olması, burada komisyonun bağımsız ve tarafsız
olamayacağı endişesini getirmektedir. Komisyonda belirli sayıda da olsa
muhalefet temsilcilerine yer verilmeliydi diye düşünüyoruz.
Yine, komisyonun başvuruları dokuz ayda sonuçlandıracağı ve bu
kararların da ayrıca yargı denetimine tabi olacağı belirtilmektedir. Yani uzun
yargılamalar nedeniyle doğan çözümsüzlüklere tasarıda da yer verilmektedir.
Açıkçası, çözüm üretirken yeniden çözümsüzlük teklif edilmektedir. Türkçesi “Bu
ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” misali bir tasarı ile karşı karşıyayız.
Yine, ceza yargılamasıyla ilgili dosyaların kapsam dışında tutulması da
önemli eksikliktir. Kaldı ki adil yargılanma hakkının sözleşmede yer alan
hakların korunması açısından kilit bir noktada yer alması bu hakkı Türkiye için
de oldukça önemli kılmaktadır. Nitekim, 2001 yılından itibaren anayasal bir hak
hâline gelen adil yargılanma hakkının tam olarak gerçekleşmesi, yasa koyucu
kadar yargıçların ve yasayı uygulayanların da söz konusu hakkın kapsamını
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları çerçevesinde yorumlaması ile
mümkündür.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudan ilk bahsedildiğinde gerçekten
çok sevinmiş, heyecanla beklemiştik. Sonra görüldü ki bu dahi, yasalara karşı
Anayasa Mahkemesine bir başvurudan ziyade maalesef Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine müracaat edenlere bir yeni engel maksadı taşıyor. Artık kesinleşmiş
bir mahkeme kararına ilaveten bir de Anayasa Mahkemesine başvuru
zorunluluğunuzun ardından ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
gidebileceksiniz, yani zevahiri kurtarma telaşı.
Burada dahi görüldü ki yürütmenin adil olma telaşı yok, adil olma gayesi
yok, böyle bir problemi de yok. “Adil yargılama” denilince insanlığın aklına
gelen kriterler size uymadı, size göre adil yargılanma hakkı büyüklerinizin
buyruklarının uygulanması hakkıdır. İşin
en acı yanı bu hakkı doğal bir hak olarak gördüğünüzdür.
Döneminiz, yargı adına pek de iyi hatıralar bırakmamaktadır. Hâkimleri,
mahkemeleri kadrolaşma alanı gördünüz; işlemlerinize karşı başvuruları kesmek
için yetkili mahkemeye eş, dost, akraba çocuklarını doldurdunuz. Kadrolaşma
yetmedi, kadrolaşmada özel geçiş yaptınız.
Adil yargılama hakkı için HSYK’ya başvurular tamamen sonuçsuz bir
çırpınma. Dosya numarası ve savcılığa ait bilgileri bende bir davada, avukat
HSYK’ya başvurarak “Tüm deliller dosyada ama hâlâ tahkikat bekliyor.” diye
sızlanıyor. Cevap mı? Elbette cevap verilmiş. “Cevap: Savcı haklı çünkü iş yükü
fazla.” İyi de iş yükü fazla diye ek kadrolar çıkarılmadı mı? Yargıtayı yeniden
yapılandırıp ek heyetler kurulmadı mı? Ama kazın ayağı böyle değil. Siz,
muhalifleri yargılamak için ek kadrolar açıp yeni cezaevleri yaptınız,
yapmaktasınız. Siz, muhalif sesleri, muhalif renkleri toplayıp iddianamesini
iki yılda hazırladınız. “Hazırladınız” diyorum çünkü AKP’nin Sayın Genel
Başkanı ve birçok parti yetkilisi, savcı makamında olduğunuzu iddia ettiniz.
Toplumların olmazsa olmazı adil yargılamayı bıraktınız, isteğinize karşı
gelenler için mahkemelere ekranlardan talimat yağdırdınız; hâlâ da
yağdırmaktasınız.
Yürütmenin yetki alanını, ülkenin tamamı, milletin tamamı, hayatın
tamamı hâline getirdiniz, getirmeye de devam etmektesiniz.
Yetki alanınızda olmayan şey adalet. Adaletiniz de yok, hiçbir alanda
yok; KPSS sınavlarında yok, ÖSYM sınavlarında yok, işe alımda adalet yok,
emaneti ehline teslim etmede adalet yok ancak kendinizden olanlara teslim
ediyorsunuz. Bana göre adalette yeni kavram yarattınız. Bu ülke çok iktidarlar
gördü, çok hizmetler verdiler, barajlarda, köprülerde, yollarda mühürleri var,
bir tek şeye karışmadılar: Adalet. Adalete dokunmadılar ama siz “AKP adaleti”
diye kavram yarattınız. Adaletin yargısını yargı olmaktan çıkardınız.
Geciken mahkeme kararlarına karşı ha bire Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinden, milletlerarası adalet ailesinden eleştiri almaktasınız. Ülkeye,
devlet kasasına tazminat ödetmektesiniz. Avrupa Birliği sürecini adalete
sıkıştırdınız ve ha bire patinajdasınız. Milletler ailesinden eleştiri gelince
cevabı kabadayılıkta buldunuz, “one minute”lere itibar ettiniz.
Kuvvetler ayrılığını hiç ama hiç unutmayın diyoruz. Bizler, hep beraber
yasama erkiyiz. Sizler, iktidar olarak yürütme erkisiniz. Gelin, yargı erkinden
elinizi ayağınızı çekin diyoruz. Gelin, bırakın adaletsizlikte adalet aramayı,
dokunmayın adalete diyoruz. El uzatmayın adalet sistemine. Kadro açın,
okullardaki eğitim seviyesini geliştirmek için eğitimcilere yol açın, maddi
imkânları, bütçeleri geliştirin ama adalete dokunmayın.
Adalet diye Türkçe bilenleri bir gecede dil bilmez sanık yapmaktasınız.
Ülkeyi, milleti, devleti yıkıma ha bire kazma, kürek saldırmaktasınız. Bırakın
kazma, küreği, bırakın yıkımı, bırakın ayrıştırmayı, bırakın kuvvetler ayrılığını
tek kaynaktan kuvvetler birliği hâkimiyeti yapmayı.
Sözlerimi şair Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun dizeleriyle bitirmek
istiyorum: “Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir./ Temele taş bulmak gecikebilir./
Devlete baş bulmak gecikebilir./ Adalet gecikmez tez verilmeli.”
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Turgut
Dibek.
Buyurunuz Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli arkadaşlar, kanunun 1’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere kürsüdeyim. Öncelikle, sizleri
saygılarımla selamlıyorum.
Kanunun 1’inci maddesindeyiz. Ben de yerimden şunu takip ediyorum
-buradan da belki kameralar göstermiyor ama görüyorum- şimdi, kanun teknik bir
kanun anlamakta sanıyorum zorluk çekiliyor. Komisyonda bizler, kanunun mutfak
kısmında yer almıştık. O yüzden, kanunun ne için geldiğini, amacının ne
olduğunu, bu kanunla neyin Türkiye’de değişeceğini, hangi alanlarda uygulanacağını
biliyoruz ama zannediyorum sizler ve vatandaşlarımız biraz kanunu anlamakta,
algılamakta zorluk çekiyorsunuz. Bunu buradan, yerimden ben de gördüm. Biraz
daha anlaşılabilir bir anlatımla aslında sizlerle düşüncelerimi paylaşmak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, rakamları tekrar söylemeye gerek yok ama bu
rakamların bir anlamı olması gerekir diye düşünüyorum. Her çıkan sözcü
arkadaşımız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki tabloyu, Türkiye’nin tablosunu
burada açıkladılar. Sayın Bakan zaten sunuş konuşmasında Türkiye’nin tablosunu
açıkladı. Yani orada kaçacak, yapacak fazla bir şey yok. Rakamlara takla
attırmayı çok beceriyorsunuz diğer alanlarda. Yani ekonomik konular, işte cari
açık, efendim bütçe açığı, ticaret, dış ticaret, Türkiye’nin işte dünyanın
kaçıncı ekonomisi olduğu, uluslararası kuruluşların notları, bambaşka
rakamlarla gelebiliyorsunuz karşımıza. Ama burada bu rakamlar gerçek
arkadaşlar, burada yapabilecek bir şey yok. Yani hani bir laf var ya “kral çıplak”
diye, öyle bir şey.
Şimdi, Türkiye’nin bir durumu var. Rusya… Doğru, Rusya tabii büyük bir
ülke. Yaklaşık 31 bin civarı dosya var, başvuru var Rusya’dan Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine. Sayın Bakan –ben not almıştım, hatırlıyorum- Komisyonda
oranları da söylemişti, yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dosyaların
ülkeleriyle oranlarını. Rusya yüzde 22 civarı, bizim de -yaklaşık 17 bin civarı
Türkiye’yi ilgilendiren dosya var- yüzde 12 gibi bir oranımız var. Yani tüm
dosyaların yüzde 12’si Türkiye’den yapılan başvurulara ait demişti.
Tabii, Türkiye’nin ayrı bir özelliği var. Biz, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde sanıyorum en sabıkalı ülkeyiz. Yani bir birinciliğimiz var. Yani
Sayın Bakan bunu hiçbir şekilde o da inkâr edemiyor. O birinciliğimiz ihlal
kararlarıyla ilgili. Aslında buradan bence bir çıkarım yapmak lazım. Yani
durumdan vazife çıkarmak diye bir terim var ya, Adalet Bakanlığı vatandaşların
başvuruları karşısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kadar… Yani Rusyaya
göre, 30 bini 17 bin olarak oranladığımızda, biz birinciyiz arkadaşlar, Türkiye
birinci. Şu anda, yine, bildiğim kadarıyla 1.700’ü aşkın dosya infaz için
bekliyor Bakanlar Komitesinin önünde yani icra edilmeyi bekliyor.
Yani Türkiye’de yargı, vatandaşımızın haklarının ne kadar ihlal edildiği
konusunda aslında bir aynayı önümüze çıkarıyor. Buradan da bir görev yapılması
lazım yani görev çıkması lazım. İşte, 1’inci yargı paketi, 2’nci yargı paketi,
3, 4 de gelecek ama değişen bir şey var mı arkadaşlar? Bakıyorsunuz,
Türkiye’nin tablosu hep kötüye gidiyor, biz birinci ülkeyiz. Yani birincilik
güzel anlamda, işte, şöyle övünebileceğimiz bir birincilik değil. Ya, bu adalet,
Sayın Bakan, sizin sorumluluğunuz niye bu hâlde, hiç düşünüyor musunuz? Yani
adalet saraylarından bahsediyorsunuz, bilgisayara geçtik, iyi, geçtik… Ben
geçenlerde yine söyledim; ben Trakya Kırklareli Milletvekiliyim, benim ilimin
adliyesinde sorun var yani küçük bir adliye binamız var ama Edirne’ye yeni bir
adliye binası yapıldı. Ya, arkadaşlar, adliye binasında temizlikçiler var
-yerleri siliyorlar çünkü çok büyük, böyle güzel bir bina- bir de çalışan
memurlar, hâkim ve savcılar var; halk, vatandaş yok demiştim. Yani böyle bir
tablo… Sayın Kaplan da az önce bir şeyler söylemişti burada. Yani buradan bir
görev size düşüyor. On yıldır bu kadar çok ihlal varsa çıkıp burada, aslında,
şöyle göğsünüzü gere gere konuşamamanız gerekir. Tablo bu değerli arkadaşlar.
Peki, bu kanun niye geldi yani bu kanunla biz neyi amaçladık? Bu kanunu
niçin Bakanlar Kurulu hazırladı? Hazırlanan kanun Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin talebiyle geldi yani bu anlatıldı. Bakın, 17 bin dosya var.
Bunlar, değişik -grup grup sayabiliriz bunları- alanlarda ihlal içeren dosyalar
yani başvurular öyle. Bunların içerisinde, işte, bu yılın sonu itibarıyla 3.500
dosya var aynı amaca yönelik “Türkiye’de davalar çok uzun sürüyor. Biten
davalarda insanlar kararları infaz edemiyorlar, elde edemiyorlar alacaklarını,
haklarını.” İşte, kırk beş yıldır devam eden bir Ümmühan Kaplan dosyasından
bahsediliyor. Şimdi, böyle bir başvuru dosyası içerisinde 3.500 dosyaya bakmış
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki -bunu Polonya ve İtalya için de yapmış.
2002’de yapmış bunu Polonya için- “Ya, sizin bir iç hukuk mekanizması kurmanız
lazım, ben böyle bu dosyalarla uğraşamam.” Ki Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 13’üncü maddesinde bu var zaten yani bu sözleşmeye taraf kırk
yedi ülkeden biriyiz, biz de imza atmışız.
Bu 13’üncü maddede: İç hukukta, ülkeler, bu sorunları çözecek
mekanizmaları, işte, kurumları -neyse, burada bir komisyon var, o komisyonu da
birazdan konuşacağız- bunları oluşturması gerekir.” Ve diyor ki bize Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi: “Böyle bir iç mekanizma kurun.” O talep üzerine Bakanlar
Kurulu bu kanunu hazırlıyor. Şimdi, hazırlıyor da, Komisyonda biz birçok şeyi
iyi niyetle, gerçekten… İşte –haftaya gelecek sanıyorum- bu insanların
mahkemelerde tercüman vasıtasıyla yani kendilerini ifade etmek üzere o
haklarını düzenleyen maddeyi de yukarıda belli bir noktaya getirelim. İşte,
bakın, Türkiye’de bu konu farklı değerlendiriliyor. Aslında, “Gelin, hep
beraber, iyi niyetle bu konuyu çözelim.” dedik ama yok yani arkadaşlarımız
bildiklerini okuyorlar. Onu da önümüzdeki hafta burada konuşacağız. İnşallah,
vatandaşımızın izleyebileceği bir ortamda konuşuruz çünkü Türkiye’nin o konuyu
da izlemesi lazım değerli arkadaşlar.
Bakın, değerli arkadaşlar, şimdi, bizim itirazlarımız şuydu: Bu Komisyon
kurulacak yani esas kanunun içerisinde bir Komisyon var, o Komisyonun bir
görevi var, o Komisyonun bir kuruluşu var. Orada dedi ki: “Bir, bu Komisyonun
yapacağı görevin süresiyle ilgili bir yanlış anlama içerisindesiniz.” Yani
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bize diyor ki: “Böyle geçici, palyatif çözümler
üretecek bir komisyon kurun.” demiyor, “Bu konuyu alın, bu konuyu çözün.”
diyor. İşte, biz, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru tarihini baz alarak
-daha doğrusu Bakanlar Kurulu- sadece 23 Eylül 2012 tarihine kadar Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine yapılan başvuruları kapsayan bir geçici… Yani az önce de
söylendi, sivrisineklerden kurtulacak bir çözüm üretiyoruz. “Hayır, gelin, bunu
böyle yapmayalım, kalıcı olsun.” dedik. Anayasa Mahkemesinin ne diyeceğini
Sayın Bakan söylüyor: “Durun bakalım…” Belki de konuşmuş da olabilir kendisi,
bilmiyorum ama Anayasa Mahkemesi henüz daha ne karar verdi, bilmiyoruz. Bu,
sürekli bir komisyon olmalı.
Arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şunu diyor: “İç hukukta bir
mekanizma kurun.” diyor ama “Kafanıza göre de kurun.” demiyor. Yine, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin bir 6’ncı maddesi var, o da bilinen en önemli
maddesi, adil yargılanma hakkını düzenleyen madde. Yani insanlar yargılanırken
tarafsız, bağımsız bir komisyon olması lazım burada. Bu yargı için de geçerli,
her türlü haklarını kullanarak yargılanmalılar.
Şimdi, Komisyona bakıyoruz,
Adalet Bakanı kendi bünyesindeki -yani merkez teşkilatı olabilir ya da
taşradan- 4 tane hâkim ve savcıyı atayacak, alacak bu Komisyona; 1 tane de
Maliye Bakanlığı… Çünkü işin içinde para var, tazminat olduğu için, bu işin
para kısmını konuşacak Maliye Bakanlığından bir uzman gelecek.
Peki, Sayın
Bakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde davalı kim? Yani insanlar mahkemeye
başvururken o dava dilekçesinde kimi davalı gösteriyorlar? Adalet Bakanlığı
değil mi? Yani davalı sizsiniz. Yargılamalar bitmiyor, kırk yıl sürüyor,
insanlar aldığı mahkeme kararlarını infaz ettiremiyorlar, yani davalı sizsiniz.
Sonra siz kalkıyorsunuz davalı olarak, bir Komisyonu kuran kişi veya işte,
makam olarak bu işin içindesiniz. Yani nerede burada Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin 6’ncı maddesindeki adil yargılanmanın gereği olan tarafsızlık ve
bağımsızlık? Var mı? Yani davalıya davalıyı teslim ediyoruz. Böyle bir şey var
mı değerli arkadaşlar!
Buradan da
şu çıkacak… Dedik ki: “Bakın, bu Komisyon bir görev yapar ama aldığı kararların
çok bir önemi yok. Bu sefer insanlar başvuracaklar, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi diyecek ki: ‘Ya, bu Komisyondan adil karar çıkmaz.’ Oradan mahkûm
edecek bu sefer yine Türkiye’yi. Gelin bu Komisyonu daha farklı kuralım.”
Şimdi süreme
bakıyorum, yetmedi. Sanıyorum diğer bir maddede de söz alırsam aslında bu
konuda söyleyecek, biraz daha sizlerin anlamasını sağlayacak düşüncelerim vardı
ama sürem yetmiyor.
Yani bu
Komisyon, değerli arkadaşlar, yanlıştır; bunu düzeltmemiz lazım, bir. Artı,
burada yine bizim itiraz ettiğimiz -az önce yerimden bir soru sordum, bir soru
daha soracağım birazdan- 2’nci maddede Bakanlar Kuruluna verilen bir yetki var.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi böyle bir şey de söylemiyor bize. Orada da bir
tilkilik var, var bir şeyler, onu da, ne olduğunu uygulamayla göreceğiz. O da aslında
yanlış bir düzenlemedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK
(Devamla) – Diğer maddede düşüncelerimi anlatmaya devam edeceğim arkadaşlar.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Dibek.
Şahsı adına,
Denizli Milletvekili Bilal Uçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz
Sayın Uçar.
BİLAL UÇAR
(Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Hukuk devleti dediğimiz kavram toplum içinde yaşayan herkesin insan
olmaktan kaynaklanan haklarının, özellikle özgürlüklerinin teminat altına
alınması ve kişinin hak ve özgürlüklerini kullanmada hiçbir ayrımcılığa tabi
tutulmaması hâlinde bir anlam kazanır.
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bugüne kadar demokratik devlet
düzeninin gereklerini yerine getirme noktasında azımsanmayacak bir mesafe
almıştır. Her ne kadar demokrasiye her on yılda bir yapılan müdahaleler,
darbeler, yol kazası olarak demokrasimizin tüm kurum ve kurallarıyla işleyen
bir sistem kurmasını engellese de son on yılda hukuk devleti olma yolunda
ülkemiz çok ciddi kazanımlar elde etmiştir.
Son yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çabalarına rağmen çeşitli
sebeplerle yargılama süreleri uzayabilmekte ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
önünde itibarımız zedelenebilmektedir. AİHM verilerine göre 2011 yılının sonu
itibarıyla ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde toplam
derdest başvuru sayısı 15.940 olup, bunlardan yaklaşık 2.500 adeti uzun
yargılama iddiasını içermektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında benimsenen ikincillik
ilkesine göre asıl olan insan haklarının iç hukukta korunmasıdır. Mevcut insan
hakları ihlallerinden kaynaklanan sorunları uluslararası yargı organlarına
intikal etmeden önce çözmeye yönelik olarak 6216 sayılı Yasa ile Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuru imkânı getirilmiştir. Bu kanunun yürürlüğe
girmesiyle birlikte insan hakları ihlali iddiaları Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gitmeden önce Anayasa Mahkemesine gidecektir. Bu husus bile ciddi
bir adım ve aşamadır ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bekleyen
dosyaların da bu tasarı kanunlaştıktan sonra
kurulacak bir mekanizma ile iç hukukta çözülmesi imkânı
gelecektir. Kendisine muasır medeniyet hedefini ilke edinmiş Türkiye
Cumhuriyeti’nin, dünyanın bugün geldiği noktada, iletişim çağında bir an önce
hukuk sistemini tüm kurum ve kurallarıyla evrensel hukuk standardına
ulaştırması zaruridir. Büyük bir medeniyet birikimi olan Türk milleti için bunu
başarmak hiç de zor değildir. Adaletin tecellisi, insanların devletine
güvenebilmesi için evrensel hukuk standardını tüm insanımız için talep etmek
zorundayız. İşimize geldiğinde hukuktan, adaletten, hak ve özgürlüklerden
bahsedip işimize gelmediği zaman demokrasiye müdahale girişimlerini ve
insanımızın değer yargılarından kaynaklanan en tabii haklarını kullanma
taleplerini görmezden gelmekle bu olmaz. 74 milyon vatandaşımızın bu ülkede
kardeşçe yaşayabilmesi ve yeni bir medeniyet tasavvuru ile büyük hedeflere
koşabilmesi için adaleti dışarılarda arama gibi bir garabeti ortadan
kaldırmamız gerekir. Görüşmekte olduğumuz tasarı bu yolda yeni bir adımdır.
Tasarının yasalaşarak demokrasi ve hukuk sistemimizin
gelişmesine vesile olmasını diler, yüce heyeti yeniden saygıyla selamlarım. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uçar.
Şahsı adına Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün.
Buyurunuz Sayın Akgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruların tazminat ödemek
suretiyle çözümüne dair kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısının amacı, müteaddit
defalar ifade edildiği gibi, insan haklarına saygı ve insan hakları konusunda
ortaya çıkan aksaklıkları kendi iç hukukumuzla çözüme kavuşturmaktır. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği gibi, asıl olan, insan
haklarının iç hukukta korunması ve çözüme kavuşturulmasıdır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 39’uncu maddesi, “Dostane
Çözümler” başlığı altında, insan haklarına saygı esasından hareketle, davanın
dostane çözüm ile sonuçlandırılması için ilgili taraflara ve ülkelere hizmet
sunmayı düzenlemekte ve bunu teşvik etmektedir.
Türkiye,
özellikle son yıllarda insan haklarına dayalı bir hukuk devleti oluşturabilmek
için önemli adımlar atmaktadır. Mevcut insan hakları ihlallerinden kaynaklanan
sorunları uluslararası yargı organlarına intikal etmeden önce çözmeye yönelik
olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması bu anlamda
iktidarımızın attığı önemli adımlardan birisidir. Amacımız, ülkemizin
demokratik bir hukuk devleti olması yolundaki engelleri bir bir ortadan
kaldırmaktır.
Hükûmetimiz
döneminde Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yaşanan gelişmelere
paralel olarak yargı alanında da köklü değişiklikler yaşanmaktadır. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de yargının sorunları yeni değildir. Davaların uzaması
bugünün hadisesi değildir. Türkiye’de gerçekten mevzuat eksikliğine dayalı,
personel yokluğuna dayalı, hatta hatta apartman köşelerinde adalet dağıtmaya
dayalı, köhnemiş bir yargı sistemi vardı.
AK PARTİ’nin
iktidara geldiği günden bugüne kadar ele aldığı, yargıyı komple çağdaş bir
yapıya kavuşturmak için uyguladığı çok önemli stratejiler var. Bir taraftan
yeni adliye binalarının yapılması, bir taraftan temel kanunların bir bir
günümüze uyarlanması ve çağdaş kanunlar hâline getirilmesi, personel
eksikliğinin giderilmesi, yargıya teknolojinin, teknolojik altyapının kavuşturulması
gibi çok önemli adımlar bugün gerçekten yargıyı önemli bir aşamaya getirmiş ve
mahkemelerdeki işler, özellikle yüksek yargıda ve yerel yargıda, hızlanmaya
başlamıştır.
Adalet
Bakanlığımızın Yargı Reformu Stratejisi Belgesi incelendiği zaman, yargı
bağımsızlığının güçlendirilmesi, yargının tarafsızlığının geliştirilmesi,
yargının verimliliği ve etkinliğinin artırılması için yargı paketlerinin bir
bir hayata geçirilmekte olduğunu görmekteyiz.
Ülkemizde çok sayıda kişi, maalesef, uygulanan bu reformlara rağmen,
yargılamanın makul sürede bitirilmemesi sebebiyle Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine davalar açmaktadır.
Ben, muhalefet partilerimizin bu tasarıya niye karşı çıktığını çok iyi
anlamış değilim. Gerçekten, bir taraftan bu tasarıyla amaçlanan hedef,
ülkemizin insan hakları noktasında karşılaştığı birtakım sorunları kendi iç
hukukumuzda çözmek suretiyle insanımıza bu anlamda kolaylık göstermek;
ikincisi, insanımızın Avrupa mahkemesi kapılarında gezmesinin, bu anlamda zaman
kaybetmesinin önüne geçmek ve bir uzlaşı ortamı ortaya koymak ve bu noktada
devletin tazminat yükümlülüğünü bir an önce gerçekleştirmek suretiyle çözümü
kolaylaştırmak. Dolayısıyla, tasarıda eksiklikler olabilir, bu noktadaki
eleştirilere katılırım ama tasarının tamamına yönelik itirazların ben yerinde
olmadığını düşünüyorum. Tasarının tamamına baktığımız zaman, bu anlamda,
dostane çözümü hızlandıran, adalet mekanizmasını devreye koyan ve barışçıl bir
çözüm için çaba gösteren bir tasarı olduğunu görüyoruz.
Ben, yargı reformuna baktığım zaman, bu tasarının da önemli bir adım
olduğuna inanıyorum. İnanıyorum ki önümüzdeki günlerde yeni yargı paketleriyle
yargıdaki sorunlar bir bir çözülmeye devam edecektir.
Ben, bu duygularla tasarının hayırlı olmasını diliyor, yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akgün.
Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz. Bu bölümde on dakika süremiz var,
beş dakika sorulara zaman ayıracağım.
Buyurunuz Sayın Dibek.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, konuşurken de söyledim yani bunu belki siz farklı
düşünüyorsunuz ama benim aklımda böyle bir soru var. Bu 2’nci maddenin 2’nci
bendinde Bakanlar Kurulundaki yetki genişletilmesi -sizin talebinizle-
yapılacak olan diğer ihlaller için… Bu kapsamda az önce açıkladınız yani
“Bunların da kriterleri var.” dediniz yani bu da her bir başvuru için olmaz.
Aklımda şu var: Biliyorsunuz, bu terör suçundan mahkûm olan ama Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine de zamanında başvurmuş olan, oradan da adil
yargılanmadıkları gerekçesiyle Türkiye’de yeniden yargılanması yönünde karar
verilen 211 -ya da daha fazla olabilir- suçlu var. Bu daha önce de, 2009
yılında, hatırlıyorum, hani taş atan çocuklar yasası içerisinde de gelmişti,
gelecekti, sonra çekildi hatırladığım kadarıyla. Bu 200 kişiyle ilgili olarak
bir öneri getirmeyi düşünüyor musunuz? Bunları da bu kapsamda… Bu Komisyona
başvurmaları ve tazminatla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – …bu konunun çözülmesi yönünde bir
girişiminiz olacak mı?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.
Sayın Köktürk…
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türk yargıcı Işıl Karakaş
bir televizyon kanalında dile getirdiği görüşlerinde “2011 yılında Türkiye’den
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen başvurularda inanılmaz bir artış var. Bu
başvuruların katlanarak artması demek, kişilerin iç hukukta yeterli düzeyde hak
ve özgürlüklerin garanti olmadığını düşündüklerini, hatta haklarını elde
edemedikleri için uluslararası yargı organı olan AİHM’e başvurduklarını
gösteriyor.” şeklinde ifadelerde bulunmuştur. Ayrıca “Türkiye’de herkes
tutuklu. Yetersiz cümlelerle kişilerin tutukluluğuna karar verilip altını
imzalıyorlar.” diye de eklemiştir. Bu ifadeler karşısında Adalet Bakanı olarak
değerlendirmeleriniz nedir?
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köktürk.
Sayın Acar…
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndan okuyorum size: “Ancak
Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarına verilen roller dâhil olmak üzere,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na yönelik eleştiriler
karşılanmamıştır. Deniz Feneri davasındaki savcıların görevden alınması
kararının yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler bulunmaktadır.”
diyor. Sayın Bakan, bu Türkiye’de, yurt dışındaki milyonlarca yurttaşımızı
dolandıran bu şebekenin hakkında verilmiş olan bir karar var Alman mahkemesi
tarafından. Bu karar diyor ki: “Esas failler Türkiye’de. Ve burada bu iş örtbas
ediliyor. Bunun hesabını vermek lazım. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Yani bunu
ortaya çıkaracak mısınız çıkartmayacak mısınız, bu Deniz Feneri davasını? Merak
ediyorum gerçekten bir hukukçu olarak.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.
Sayın Ulupınar…
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, bugün akşam saatlerinde Zonguldak Beycuma M Tipi
Cezaevinde büyük bir yangın çıktı. İlk bilgilere göre, yangın bacadan sızan
alev sonucu çıktı. 425 mahkûm, personel ve güvenlik güçlerinin herhangi bir
zarar görmediğini öğrendik. Bundan dolayı mutluyuz.
Mahkûmlar civar illere sevk ediliyor. Siz de yanan kısımların hemen
yapılacağını biraz önce yaptığımız görüşmede ifade ettiniz. Bundan dolayı
teşekkür ediyorum ve Zonguldak’ımıza geçmiş olsun diyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.
Sayın Yılmaz…
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, biraz önce söylediniz ben Pinto Yasası’nı örnek verince;
Pinto Yasası’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından… Yani daha doğrusu,
İtalya’nın getirdiği Pinto Yasası nedeniyle, düzenlemelerinin yeterli olmaması
nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yeniden başvuruların gitmeye
başladığını söylediniz.
Pinto Kanunu neden yetersiz? Bu konuda neden Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine İtalyanlar başvurmak durumunda kalıyorlar? Bunu bir açıklamanızı
istiyorum, bunun gerekçesi ne?
İkinci olarak da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir mahkeme ve o
çerçevede bizim ülkemizde de bir iç hukuk yolu oluşturulması isteniyor ama
burada Adalet Bakanı olarak sizin seçeceğiniz 4 yargıç veya savcıdan, bir de
Maliye Bakanlığından 1 kişiden bir komisyon oluşturuyorsunuz. Şimdi, kendi
oluşturduğunuz komisyona bir de yargılama yetkisini veriyoruz. Çok açık seçik
bu. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istediği şey de bu doğrultuda zaten.
Bütün uygulamalarda da mahkemeler bu konuda karar veriyor. Siz şimdi kendi
elinizle, bir yargı sıfatına sahip olacak bir mahkeme mi yaratıyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Dibek’in sorusunu hemen cevaplayayım: 2’nci maddenin 2’nci
bendindeki düzenlemeyle komisyonun yetkilerini genişletmek suretiyle… Avrupa
Konseyi Delegeler Komitesinin önünde bekleyen -“
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Apo olacak mı o 221’in içinde? Sayın Bakan,
Apo olacak mı?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Kesinlikle yok, ismen sayıyoruz.
221 kişinin diyoruz. 311’inci maddenin ikinci fıkrasındaki istisnaya
takılmayacağına dair geçici bir madde getiriyoruz.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gelsin bakalım.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Asla ve kata böyle bir şey
olmayacak ama orada desteğinizi de bekliyorum Sayın Dibek.
DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Genişletebilir mi?
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Yasa bir gelsin bakalım Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Onun dışında, Sayın Köktürk ”Işıl
Karakaş’ın beyanlarına dayalı olarak siz ne düşünüyorsunuz Adalet Bakanı
olarak?” diye sordu. Değerli milletvekilleri, hemen şunu ifade edeyim: Başka
arkadaşlarımız da dile getirdiler, AİHM’de 2011 yılı sonu itibarıyla
Türkiye’nin almış olduğu 2.404 ihlal… Ben şu ana kadar şu dönem bu dönem
ayrımına girmedim. Bunlar Türkiye aleyhine verilmiş ihlaller, Türkiye davalı
gösterilerek açılmış davalar. Bakınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir
davanın sonuçlanması 5 ila 6 yıl sürüyor. Hatta, 8-10 yıl süren spesifik
davalar var. Bunlar, iç hukukta yollar tükendikten sonra oraya gittikleri için,
iç hukuktaki geçen süreyi de koyarsanız önemli bir kısmı 2002 öncesine ait
vakalardır bunların.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakanım, ben 2011 yılındaki
başvuruları söylüyorum, kararları söylemiyorum. Başvurularda artış var diyorum.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Ümmühan Kaplan pilot dosya.
1960’lı yıllarda başlamış bir yargılama sürecinin davasıdır.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakanım, 2011 yılında başvurularda
anormal artış var diyorum.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) - Ben şu ana kadar hükûmetler
dönemini katmadım, bu sorun müşterek sorunumuz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar,
bu 2.404 ihlalin ben analizini yapar ortaya koyarsam, AK PARTİ dönemine ait
ihlallerin oranının çok düşük olduğunu görürsünüz. Ama ben burada olayı
partiler bazına, hükûmetler bazına indirmek niyetinde değilim. Bu dert
Türkiye’nin derdi ve bu dertten bu ülkeyi kurtarmak için çalışmalar yapıyoruz.
Bu tazminat komisyonu bu dertten bizi kurtarmaz -Sayın Bal burada yok
ama ifade ettiler- bu, sonucu ortadan kaldırmaya dönük bir çalışmadır, sebebi
değil. Sebebi ortadan kaldıracak olan çalışmalar 4’üncü pakette geliyor, AİHM’in
ihlal verdiği dosyaların ihlal gerekçelerini ortadan kaldırmaya dönük
çalışmalardır. Onun farkındayız, ama çok kapsamlı bir çalışma yapıyoruz ve
inşallah Türkiye’nin AİHM’e giden dosyalarını hem ihtiyaç olarak azaltacağız
hem sonuçta Türkiye’nin aldığı ihlallerin Avrupa’daki ortalamalar, makul
düzeyler noktasına gelmesini sağlayacak tedbirleri hayata geçiriyoruz.
Sayın Acar’ın sorusuna geliyorum: AB Komisyonunun İlerleme Raporu’ndaki
eleştiriler. Sayın Acar, doğrudur, Türkiye’ye eleştiri babında tespitler
vardır. O eleştirilerden de gerçekten istifade etmeye çalışıyoruz, ama
Türkiye’nin 2012 İlerleme Raporu’nda özellikle yargı alanında katettiği
mesafelere dönük övgüleri de ben buradan tek tek sayarım isterseniz. Avrupa
Birliği Komisyonunun 2012 Türkiye İlerleme Raporunda, Türkiye’de yapılan AB
kapsamındaki faaliyetler noktasında en canlı çalışmaların adalet alanında -23’üncü,
24’üncü fasıllarda- yapıldığı teslim ediliyor. Hatta, raporun açıklandığı gün
Sayın Füle bir açıklama yapmak zorunda hissetti kendini. Nedir o? Adalet
Bakanlığının yaptığı çalışmalar ile Meclis İnsan Hakları Komisyonunun yaptığı
çalışmalara özel bir başlık açarak teşekkür etme ihtiyacı duydu. Evet,
Türkiye’nin problemleridir bunlar, ama bu problemlerin aşılması noktasında
inanınız o kadar gayret var ki, bu gayret Türkiye içinden daha çok yurt
dışından daha net görülebiliyor. Onlar yıllar itibariyle mukayeseleri takip
etme imkânına daha net sahipler.
GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakanım, bu benim sorumun cevabı değil ama
bir şey söylemeyeceğim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bir de, iç siyasi endişelerden de
uzak yapılıyor.
Sorunuzun ikinci bölümüne geliyorum. Şunu söyleyeyim…
BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sekiz saniyem var.
BAŞKAN – Evet, bir ek süre verdim.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Acar, Deniz Feneri
davasıyla ilgili sordunuz. “Almanya’da bitti, Türkiye’de bunu ortaya çıkaracak
mısınız?” Bununla ilgili iddianame tanzim edilmiştir, davası açılmıştır, dava
kabul edilmiştir, İstanbul mahkemelerinde devam ediyor. Sonucu hep beraber
göreceğiz.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.
Şimdi, madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:
“Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı
kanun tasarısının 1.maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Gürkut
Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa Moroğlu Birgül
Ayman Güler Ali
Özgündüz
İzmir İzmir İstanbul
Mevlüt Dudu
Hatay
“Madde 1 - (1) Bu kanunun amacı Avrupa insan hakları mahkemesine
yapılmış bazı başvurular ile makul sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama
süreçlerine karşı yapılan başvuruların maddi ve manevi tazminat ödenmek
suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesidir.”
“Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 1 nci maddesine aşağıdaki 2
nci fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Hüsamettin Zenderlioğlu Erol Dora
Bitlis Mardin
“(2) adil yargılama hakkını ihlal eden tutukluluk ve dava sürelerinin
uzamasına neden olan kolluk mensupları, savcı ve hakimlere uygulanacak
müeyyideler ile AİHM kararları sonucu mevzuat değişikliği yapılması,
yargılamanın yenilenmesi, ödenecek tazminatların sorumlulara rücu edilmesine
dair esas ve usulleri kapsamaktadır"
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?
Buyurunuz Sayın Baluken.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, aslında ben bir sağlıkçıyım, on bir yıl tıp eğitimi gördüm, yedi
yıl da uzman hekim olarak çalıştım, yani hukukla ilgili bir konuda belki bize
çok fazla söz düşmez ama şöyle bir genel uygulamaları taradığımız zaman on
sekiz yıl hekimlik mesleği yapan birisi olarak mevcut hâkim ve savcılardan çok
daha fazla bir hukuk bilgisine sahip olduğum kanaatine ulaştım.
Bakın, bu hâkim ve savcıların uygulamalarıyla ülkeye getirdikleri durumu
şu tabloda biraz hep birlikte irdeleyelim:
Tutuklu öğrenci sayısı 2.824, 31 Ocak 2012 itibarıyla Adalet Bakanımızın
soru önergesine verdiği cevap. Bunlardan 1.778’i tutuklu, 1.046’sı ise hükümlü.
Bu hükümlü öğrencilerden 178’i de aynı maddeden hüküm giymiş. Bu gerekçeleri
biraz sonra sayacağım.
Tutuklu gazeteci sayısı 91. Daha önce Adalet Bakanlığı bu rakamların
gazetecilik mesleğinden dolayı olmadığını söylüyordu, ona katılan Uluslararası
Gazetecileri Koruma Komitesi de aynı şeyleri söylüyordu ama en son bu
Gazetecileri Koruma Komitesi 76 gazetecinin cezaevinde olduğunu, 15 gazetecinin
durumunun da incelendiğini, Türkiye'nin mevcut hâliyle Çin ve Rusya’yı bile
geçtiğini belirtiyordu. Bu gazetecilerin, ilginçtir, yüzde 70’inin de Kürt
olması ve özgür basın geleneğinde çalışmış olması olayın ayrı bir boyutunu
gösteriyor, savcı ve hâkimlerin hangi karar mekanizmalarını çalıştırdığını
gösteriyor.
Tutuklu çocuk sayısı 2 bine yakın, 1.943 gibi bir rakam var burada. İlk
defa dünya hukuk tarihinde “politik suçlu tutuklu çocuk” kavramını, maalesef,
bizler bu literatüre sokmuş durumdayız.
Tutuklu avukat sayısı 36. Yaptıkları iş avukatlık mesleğinin
gerektirdikleri ve bundan dolayı farklı birtakım iddianamelerle, devletin
bilgisi dâhilinde olan birtakım bilgilerle mahkûm edilmeye çalışılıyorlar.
Sendikacılar için yine aynı şey geçerli. Yani hemen hemen toplumsal
bütün katmanlara, bütün mesleklere uyarlayabiliriz.
Bakın, ben,
skandal iddianamelerden birkaçına örnek vermek istiyorum. Malatya’nın
Doğanşehir ilçesinin Sürgü beldesinde linç edilmeye çalışılan Alevi aile hakkında
hazırlanan iddianamede 10 korucunun ifadesine yer veriliyor ve bu iddianamede
bu ifadeler “kes yapıştır” yöntemiyle savcılık tarafından düzenleniyor. Çünkü,
mevcut iddianamedeki 10 korucunun ifadesindeki imla hataları bile “kes yapıştır”
yöntemiyle yer aldığı için aynı şekilde yer alıyor.
Bakın, DİHA
Muhabiri Ankara Temsilcisi Kenan Kırkkaya hakkında hazırlanmış iddianame.
İddianamede geçen suçlardan biri, üç yıl önce doğan kızı Hevi Jiyan’ın babası
olmak. Üç yıl önce Hevi Jiyan açılım bebeği olarak ilan edilmişti,
kamuoyuna o şekilde lanse edilmişti, üç yıl sonra bebeğin isminden dolayı bir
gazeteciye suçlama getiriliyor. Gazeteciye Irak’ta yapılan bir ulusal kongreye
katıldığı söyleniyor ama gazetecinin pasaportu bile yok. Bu şekilde özensiz,
tamamen asılsız hazırlanan iddialar var.
Öğrencilerin
davasıyla ilgili… Yumurta atmanın örgütsel suç olduğu, şemsiyenin bir örgütsel
yaralama aracı olduğu, poşu takmanın, saç kestirmenin örgütsel faaliyet
olduğunu herhâlde belirtmeye gerek yok. Demin tıp öğrencileriyle ilgili bazı
şeyleri paylaşmıştım. Yani, poşu takmak, kitap okumak, Mekap ayakkabı giymek bu
ülkedeki hâkim ve savcılar tarafından, eğer, sıkılmadan, utanılmadan
iddianamelere konuluyorsa bunun bir yaptırımının mutlaka olması gerekir. Eğer,
bu mekanizma AİHM tarafından sağlanıyorsa da bunun faturasının mutlaka bu savcı
ve hâkimlere ödetilmesi gerekir.
Bakın,
iddianamelerden birisi de Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Yaşar Kaya için
hazırlanmış. İddianamenin tamamı isim benzerliği olan, daha önce DTP’de yöneticilik
yapmış olan Yaşar Kaya’nın yapmış olduğu siyasal faaliyetlerden oluşuyor. Bu
kadar ciddiyetsizlik olur mu? Bu insanların tamamının ailesi var, çocukları
var, bir yaşamları var ve böyle özensiz iddianamelerle bu insanlar yıllarca
cezaevlerinde tutuluyorlar. Bu örnekleri çoğaltmak
mümkün. Burada herhâlde yirmi dört saat de konuşsak bunları bitiremeyiz ama
artık, burada, bu hâkim ve savcıların…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Devamla) – …verecekleri kararla ilgili hukuki
bilgilerinin ve vicdanlarının gözden geçirmesini sağlayacak bir mekanizmayı
oturtmamız gerekiyor. Aksi takdirde, her gün, bu ülkede adaleti kendi elimizle
toprağa gömmüş olacağız. Ben bu düzenlemenin özellikle hâkim ve savcılara
müeyyide getirilmesi şeklinde ele alınmasını temenni ediyorum.
Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 1. maddesinin
aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
“Madde 1- (1) Bu kanunun amacı Avrupa insan hakları mahkemesine yapılmış
bazı başvurular ile makul sürede sonuçlandırılmayan uzun yargılama süreçlerine
karşı yapılan başvuruların maddi ve manevi tazminat ödenmek suretiyle çözümüne
dair esas ve usullerin belirlenmesidir.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Dudu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargılama
Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya
da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci
maddesinin değiştirilmesi hakkında verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle insan hakları konusunda ülkemizin içinde bulunduğu tabloyu
özetlemek istiyorum. Gerçi Sayın Bakan da biraz bahsetti, bahsetti ama o
konuşurken şunu düşündüm: Peki, siz orada ne yapıyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, tablo şu biçimdedir: Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan 16.650 başvuru ile Türkiye, 47 ülke arasında Rusya’dan
sonra 2’nci sırada, verilen ihlal kararları açısından ise 47 ülke arasında
1’inci sırada; üstelik, bu birincilik açık arayla.
Makul süreyi
aşan uzun tutukluluklar nedeniyle milletvekilleri, öğrenciler, gazeteciler,
asker-sivil binlerce yurttaşımız cezaevlerinde.
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, 2009 yılından bu yana, uzun süreli ve haksız tutuklamalar
nedeniyle ülkemiz aleyhinde 440’ı aşan kararla ülkemizi mahkûm etmiştir. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında uzun ve haksız tutuklulukların peşin
cezaya dönüştüğü ve bu durumun ağır insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça
vurgulanmıştır. Tasarı, makul süreyi aşan haksız tutuklulukları
kapsamamaktadır.
Yine, çok
detayına girmek istemiyorum ama son derece saygın uluslararası kuruluşlar ve
medya organlarının değerlendirmelerine göre de Türkiye, demokrasi ve insan
hakları konusunda Filipinler, Endonezya, Tayvan, Fas, Uganda, Gambiya gibi
ülkelerin bile gerisindedir.
Avrupa Birliği
Türkiye 2012 İlerleme Raporu’na göre, Ergenekon, Balyoz gibi davalar başta
olmak üzere “Savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu
ile fazlasıyla uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişeler devam
etmekte olup, bu durum, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu
tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açmıştır.” denilmektedir.
Ayrıca, söz
konusu davalar, Avrupa Birliği raporuna göre, Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol
açma eğilimindedir.
İlerleme
Raporu’nda soruşturmaların hızla genişleme eğiliminde olması, yargının yalnızca
polis tarafından toplanan ve gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul
etmesi ağır biçimde eleştirilmiştir.
İlerleme
Raporu’na göre HSYK’nın yapısı, Deniz Feneri savcılarının görevden alınmaları
yargı üzerindeki baskıyı yansıtan somut olgulardır.
İlerleme Raporu’ndakine benzer saptamalar
Avrupa Yargıçlar Birliğinin Washington toplantısının sonuç bildirgesine de
yansımıştır. Bildirgede HSYK’nın Hükûmetin temsilcisi gibi hareket ettiği,
yargının siyasallaştığı açık bir dille ifade edilmiştir. Çok özetle, içinde
bulunduğumuz tablo budur.
Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti AB hedefinden, Avrupa Birliği
hedefinden vazgeçmiştir. Yüzünü Batı’ya değil Doğu’ya dönmüştür. Hayal âleminde
yaşayan Dışişleri Bakanı bugün Cezayir’de “Osmanlı milletler topluluğu”ndan
bahsediyor. Türkiye çağdaş uygarlık hedefinden uzaklaştırılarak çoktan tarihe
karışmış ütopyalar yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. İnsan hakları,
demokrasi ve özgürlük konusunda köklü çözümler aranmak yerine bu kanunda olduğu
gibi günlük çözümler üretilmeye çalışılıyor.
Değerli milletvekilleri, Hükûmetin bu tasarıyla yapmak istediği sadece,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Ümmühan Kaplan davasında verdiği pilot
kararın gereğini yerine getirmektir ama bu köklü ve kesin çözüm değildir,
sadece yasak savmaktır, sadece günü kurtarmaktır, bundan öteye gidemez. Bu
tasarıyla amaçlanan sadece, bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış
olan mevcut başvurularla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yükünü
azaltmaktır. Oysa yapılması gereken, uzun tutukluluk sürelerini ve uzun
yargılama sürelerini…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEVLÜT DUDU (Devamla) - …ortadan kaldıracak düzenlemeler getirmektir.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Dudu.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Arayacağım efendim.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
On dakika ara veriyorum.
Kapanma
saati:22.07
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 22.26
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
----- 0 -----
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin
Dördüncü Oturumunu açıyorum.
342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.
Komisyon ve
Hükûmet yerinde.
1’inci madde üzerinde Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşlarının
önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter
sayısı vardır.
1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
1’inci madde kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
Kapsam
MADDE 2 -
(1) Bu Kanun;
a) Ceza
hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku
kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,
b) Mahkeme
kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği,
iddiasıyla
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvuruları kapsar.
(2) Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında
korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları
doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate
alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları
bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun hükümleri uygulanabilir.
(3) İdari
nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan başvurular hakkında bu Kanun hükümleri
uygulanmaz.
BAŞKAN -
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk…
(CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Köktürk.
CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum, öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesinin içeriğine geçmeden
önce, söz konusu kanun tasarısının genel gerekçesine baktığımızda tasarının
amacının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların tazminat
ödenmesi suretiyle çözüme kavuşturularak, bir taraftan “insan haklarına saygı
ilkesi”nin tam anlamıyla tesis edilmesi, diğer taraftan da ülkemizin
uluslararası alanda insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğu şeklindeki
bir algının önüne geçilmesi olarak vurgulandığını görüyoruz. Ancak, “insan
haklarına saygı ilkesi”nin tam anlamıyla tesis edilebilmesi ve Türkiye’nin bir
hukuk devleti olduğunun uluslararası alanda kabul ettirilebilmesi için öncelikle
temel hukuk normlarının yaşama geçirilerek hak ihlallerinin önlenmesi gerekir.
Bu anlamda, bırakın yürütme tarafından gerçekleştirilen hak ihlallerini,
evrensel ilke ve değerlerin bizzat yargı eliyle ortadan kaldırıldığı bir
süreçte bunun sağlandığından söz edebilmek olanaklı değildir.
Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde, yurttaşlarımızın en temel hak
ve özgürlükleri özel yetkili mahkeme süreçlerinde ortadan kaldırılmaktadır.
Başta değerli milletvekillerimiz Sayın Mehmet Haberal ve Sayın Mustafa Balbay
olmak üzere Parlamentoda olması gereken, bizlerle birlikte yasama görevlerini
yapmaları gereken 8 milletvekili, 70’i aşkın gazeteci, 300’ü aşkın subay,
astsubay, binlerce öğrencinin de aralarında bulunduğu on binlerce yurttaşımız
tutukludur. Ülkemizdeki tutuklama kararları ise maalesef -Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin tespitleriyle- basmakalıp gerekçelerle verilmektedir ve bu durum
münferit olmaktan çıkmış, sistematik bir hâle dönüşmüştür.
Evrensel hukukta tutuksuz yargılamanın esas, tutukluluğun bir istisna
olmasına karşın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına, Anayasa’mızın
masumiyet karinesine yönelik 38’inci maddesine ve Anayasa’mızın 90’ıncı
maddesinin açık hükümlerine rağmen bugün milletvekillerimiz, binlerce insan,
haklarında suçun sübutuna yönelik bir mahkeme kararı olmaksızın, somut
delillere dayanmayan, soyut iddialarla, uzun ve haksız tutukluluklarla
cezaevinde çürütülmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısıyla gözünü boyamaya
çalıştığımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi telafisi mümkün olmayan sonuçlar
doğuran bu uzun tutukluluklar nedeniyle 2009 yılından bu yana ülkemizi yüzlerce
kez mahkûm etmiştir. Bu mahkûmiyet kararlarına baktığımızda da hep aynı
gerekçeler karşımıza çıkmaktadır.
Birinci olarak, tutukluluklar şeklî, matbu gerekçelerle verilmektedir.
İkinci olarak, yargılamada makul süre aşılmaktadır. Üçüncü olarak, uzun süren
tutukluluklar ceza yerine geçmektedir ve dördüncü olarak, uzun süren
tutuklamalar ağır bir insan hakkı ihlali oluşturmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu saptamalarının yanı sıra özel
yetkili yargılamalarda yaşanan bilirkişi ve gizli tanık skandalları ise bugün
Türk yargısının içine düştüğü durumun boyutunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Tecavüz, fuhuşa teşvik gibi yüz kızartıcı, cinayet gibi ağır suçlardan hüküm
giyenlerin beyanlarıyla, tahrif edilmiş dijital verilerle hazırlanmış
iddianameler, verilen kararlar ve sürdürülen tutukluluklar temel hak ve
özgürlüklerin bizzat yargı eliyle katledildiğinin ve yargıdaki rezaletin açık
örneklerini oluşturmaktadır.
33 askerin şehit edildiği Bingöl katliamının emrini veren Şemdin Sakık
ve benzerlerinin tanık olarak beyanına itibar edilmesi, yargının adaleti
gerçekleştirme, maddi gerçeğe ulaşma ilkelerinden uzaklaşarak başka hedeflere
yelken açtığının açık göstergesidir. Nitekim yargının geldiği nokta sadece
bizim tarafımızdan değil, daha düne kadar AKP’yi reformist bir parti olarak
gören uluslararası kuruluşlar tarafından da gözlemlenmektedir.
Değerli milletvekilleri, az önce AKP Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’un
farklı bir anlam kazandırarak atıfta bulunduğu Avrupa Birliği 2012 yılı
İlerleme Raporu’nda Ergenekon, Balyoz gibi davalarda savunma hakkı, yargılama
öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile iddianameler bakımından endişelerin
devam ettiği, söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından
kayda değer ölçüde sorgulandığı ifadeleri açıkça yer almış, bu davaların Türk
siyasetinde kutuplaşmaya yol açtığı vurgulanmış, yargının yalnızca polis
tarafından toplanan ve gizli tanıklar tarafından sağlanan kanıtları kabul
ettiği ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Şimdi, bu eleştirilerden Sayın Yılmaz
Tunç’un nasıl olumlu bir sonuca ulaştığını merak ediyorum çünkü Avrupa
Birliğinin 2012 İlerleme Raporu bugüne kadar ülkemiz hakkında düzenlenen en
ağır ilerleme raporudur.
Yine daha önce, daha geçtiğimiz günlerde basında yer alan, Avrupa
Yargıçlar Birliğinin deklarasyonunda ise yargıç ve savcıların rotasyonunun
kötüye kullanılarak yargıç ve savcılar üzerinde bir baskı aracına
dönüştürülmesi, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılandırılması
sürecinde kurula Türk yargısını temsil eden kişilerin değil, Hükûmetin görüşünü
ifade eden kişilerin dâhil edilmesinin sağlanması, savcıların yürüttüğü gizli
soruşturmaların Hükûmet üyeleriyle paylaşılması, Adalet Bakanının gerekli
gördüğünde savcılardan bilgi istemesi, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu
üyelerinin süregelen soruşturmalara ve süreçlere müdahil olmaya çalışmasının
kabul edilemeyeceği vurgulanarak Sayın Başbakanın “Biz yargıya neyin gerekli
olduğunu söyledik, yargı da gereğini yapacaktır.” sözlerine atıf yapılmıştır.
Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığının ayaklar altına alındığı,
kanuni hâkim güvencesinin ve kanun önünde eşitlik ilkesinin ortadan
kaldırıldığı, masumiyet karinesinin ve şüphenin sanık lehine yorumlanması
ilkelerinin yerlerde süründüğü, devlet içerisinde devlet oldukları açıkça ifade
edilen özel yetkili mahkemelerde sanıkların ve avukatların tanıklara soru
sormasının engellendiği, savunma hakkının kısıtlandığı, insanların keyfî
kararlarla özgürlüklerden mahrum edildiği bir ülke yönetimi, bu olumsuzlukları
ortadan kaldırmadığı sürece, görüştüğümüz şeklî, yüzeysel yasa tasarılarıyla
ulusal ve uluslararası alanda saygınlık kazanamaz. Bu anlamda görüştüğümüz
tasarı, olumsuzluklarının yanı sıra, ülkemizdeki var olan sorunları ortadan
kaldıracak veya azaltacak bir tasarı işlevine sahip değildir. Kaldı ki tasarıyla
oluşturulacak tazmin komisyonunun tamamen yürütmenin yani siyasal iktidarın
tercihleriyle belirlenmesi, bağımsız ve yetkin bir kurul olarak
oluşturulmaması, sorunların temelinde yatan anlayışın bu tasarıya da hâkim
olduğunu göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesinde ise "Adalet
Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu
kararıyla bu kanun hükümleri uygulanabilir" şeklindeki düzenleme, Bakanlar Kuruluna,
yasamayı ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki
verilmesi mahiyetindedir. Bu, yasama yetkisinin devri anlamındadır; bu yönüyle
de tasarı Anayasa’mızın 70’inci maddesine açıkça aykırıdır. Verilen yetkilerin
kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki
güvenlik ilkesinin de olmazsa olmaz koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki,
hukuk devletinin temel ilkeleriyle asla bağdaşmamaktadır. Yine bu yetkinin
hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin Türkiye’den beklentilerinin oldukça dışına taşınmaktadır. Ayrıca,
tasarının sadece 23/9/2012 tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılan başvurulara dönük geçici nitelikte bir düzenleme olarak düşünülmesi,
sorunu kalıcı olarak çözme iradesi olmadığını da göstermektedir.
Değerli milletvekilleri, temel hak ve özgürlüklerin ihlalinden sonra
para ödeyerek sorunu maskeleme anlayışından öte, bizzat temel hak ve özgürlük
ihlallerini ortadan kaldıracak tasarı ve tekliflerin Genel Kurul gündemine
getirilmesi dileğiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.
Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Mardin Milletvekili Erol Dora.
Buyurunuz, Sayın Dora.
BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
342 sıra sayılı Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç
veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun
Tasarısının 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının genel gerekçesinde son
yıllarda hızla sürdürülen yargı reformu çalışmalarına rağmen, çeşitli
sebeplerle yargılama sürelerinin bazen uzayabildiği ve makul sürelerin dışına
taşabildiği belirtilerek “Yargı sistemimize ilişkin bu sorunlardan dolayı,
tarafı oldukları davalar makul sürede tamamlanmayan kişiler Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine başvurarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil
yargılanmaya ilişkin 6’ncı maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu
başvurulardan dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından ülkemiz aleyhine
verilmiş bulunan çok sayıda ihlal kararı bulunmaktadır. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi tarafından verilen bu ihlal kararları ülkemizi bir yandan her yıl
önemli miktarlarda tazminat ödemek zorunda bırakırken diğer yandan da ülkemizin
insan hakları alanında uluslararası toplumdaki görünümünü olumsuz
etkilemektedir.” şeklinde ifadeler yer almaktadır.
Yargılamaların aşırı uzun olması, Türkiye’de uzun süredir devam eden bir
problemdir. Uzun süren yargılamalar, sanıkların uzun süre tutuklu kalması ve
adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi manasına gelmektedir. Ama uzun süren
yargılamaların, tanıklar ve tanıkların korunmaları üzerinde de ciddi etkileri
olmaktadır.
Dönemin Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komitesi Komiseri Ocak 2012
tarihli raporunda, bu durumu “kronik bir işlevsizlik” olarak tanımlamıştır.
Raporda, Türkiye mahkemelerindeki yargılamaların aşırı uzun sürmesi sebebiyle,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin defalarca Avrupa sözleşmesinin ihlal edildiği
hükmüne vardığına ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin önünde bekleyen bu
konuyla ilgili 233 kararın olduğuna da dikkat çekilmektedir.
Dava duruşmalarının birbirini izleyen günlerde yapılması yerine,
kimi zaman 2 duruşma arasına aylarca zaman girebilmekte, bu da yargılamada
odaklanmanın ve devamlılığın sağlanamaması anlamına gelmektedir.
Kimi durumlarda sorunu ağırlaştıran diğer bir unsur da uzun
süren yargılama süreci zarfında, olağan görev rotasyonu çerçevesinde hâkim ve
savcıların başka illere ya da mahkemelere atanmasına bağlı olarak, davaya bakan
3 hâkimli mahkeme heyetinin ve savcının defalarca değişmesidir.
Örneğin, Temizöz davasının görülmeye başlandığı Eylül 2009’dan
22 Haziran 2012 tarihine kadar 36 duruşma yapılmıştır. Davanın ilk aylarında
duruşmaların arasında bir aydan az bir süre geçerken ilerleyen dönemde duruşma
aralıkları genellikle bir ay veya daha uzun süreli olmaya başlamıştır.
Uzun süren yargılama süreci, aynı zamanda mağdurların yakınları
bakımından travmatik hâle gelerek dava sonucuyla ilgili giderek artan
belirsizlik duygusuna ve adalet sisteminin eninde sonunda adaleti sağlayacağına
dair güvensizliğe yol açabilmektedir.
Tüm davanın süratle ilerlemesi için Adalet Bakanlığının yeterli
kaynak ayırması son derece önemlidir. Yetkililer, duruşma öncesi hazırlıkların
tüm boyutlarıyla tamamlanabilmesini sağlamak ve tanıkların, sanıkların adil
yargılanma hakkını da gözetecek şekilde bildirdiklerini de dile getirmekteki
kararlılıklarını artırmak için azami çaba sarf etmelidir.
Ayrıca mahkeme tanıkların arzu ettikleri dilde ifade verebilmesi
için gerekli düzenlemeleri yapmalıdır.
Dava süreci uzadıkça tanıkların, üçüncü tarafların baskısına
maruz kalma olasılığı da o kadar artacak ve mağdur yakınlarının sürece olan güveni kaybolacaktır. Hükûmet ve yargı sistemi açısından bu
tip olağanüstü davalarda yargı sürecini sanığın adil yargılanma hakkını da
gözeterek hızlandırmak öncelikli olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı, Türkiye'deki uzun
tutukluluk sürelerine karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra son umudu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmakta bulan vatandaşların bu imkânını
engelleyerek açıkça adaletin tesis edilmesi imkânını ortadan kaldırmaktadır.
Açıktır ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu ana kadar verdiği kararlarla
Türkiye hukukuna âdeta rehberlik etmiş, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve
mağduriyetlerin önlenmesi konusunda yol gösterici olmuştur. Tüm bu hususlar
Avrupa Birliği üyelik süreciyle birlikte değerlendirildiğinde daha da önemli
hâle gelmektedir. Tasarının 2’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Adalet
Bakanlığınca teklif edilecek diğer ihlal alanları bakımından da bu kanun
hükümleri uygulanabilir.” şeklindeki düzenleme, Bakanlar Kuruluna, yargıyı
ilgilendiren bir alanda kapsamı ve sınırları belli olmayan bir yetki verilmesi
mahiyetindedir. Bu yetkinin hangi amaçlarla kullanılacağı açık olmadığı gibi,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'den beklentilerinin oldukça dışına
taşınmaktadır. Verilen yetkilerin kapsam ve sınırlarının açıkça kanunla
belirlenmesi, hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin olmazsa olmaz
koşuludur. Bakanlar Kuruluna verilen yetki hukuk devletinin temel ilkeleriyle
bağdaşmamaktadır.
Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır.
Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından çıkışlar)
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, gecenin bu saatinde sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tabii, bugün, gerçekten gecenin bu saatinde Türkiye'mizin bir sonucunu tartışıyoruz. Tabii, Türkiye'yi on
yıldan bu yana yöneten, tek başına yöneten AKP iktidarının bir sonucunu
tartışıyoruz. Sayın Bakanın ifadesiyle, sayın iktidar partisi grubu
sözcülerinin ifadesiyle söylüyorum: Birikmiş bir sonucu, artık dayanılmaz hâle
gelen ve ağır bir suçlamaya dönüşen bir sonucu tazminat ödeyerek aklamaya
çalışıyoruz. Bir anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçlamalarını bir
bedel ödeyerek yani sabıka kaydımızı bedel ödeyerek ortadan kaldırmaya
çalışıyoruz. Bu sonuç kabul edilebilir, Türkiye’ye yakışır bir sonuç değil
arkadaşlar. Yaptığınız açıklamalarda, kanunun gerekçesinde belirttiğiniz gibi
2012’nin 31 Ağustos tarihine kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16.650 adet
başvuru olmuş, 2009’dan bu yana da bunun 440 tanesi mahkûmiyetle sonuçlanmış.
Mahkûmiyet çok ağır. Diyor ki: “Artık insan hakkı ihlali oluşturduğu, ağır bir
insan hakkı ihlali oluşturduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Uzun yargılama süreci,
haksız ve uzun yargılama süreci artık bir ağır insan hakkı ihlali ve bir cezalandırmaya
dönüşmüştür.”
Kaldı ki
değerli milletvekilleri, sizi ve bu Genel Kurulu çok yakından ilgilendirdiği
için söylüyorum. Bu nitelemeye muhatap olan, bizim aramızda bulunması gereken
milletvekillerimiz var. Henüz daha yargılamasının ne zaman biteceği belli
olmayan, bizim gibi milletin oyuyla seçilmiş milletvekillerimiz var. Sayın
Mehmet Haberal, Sayın Mustafa Balbay, Sayın Engin Alan Paşa yani bu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yle ilgili ortaya koyduğu hüküm cümlesinin
en ağır, bize göre kabul edilemez bir sonucunu yaşayan bizim içimizden
arkadaşlar var. Dolayısıyla, Hükûmet, bir çözüm -artık içinden çıkılmaz bir
sıkıntı- bunun bir çözümü olarak bir komisyon marifetiyle bu durumda olanlara
tazminat ödeyerek bu kusuru, bize göre, bana göre bu ayıbı ortadan kaldırmaya
çalışıyor.
Değerli arkadaşlar, kendimizi gözden geçirmemiz açısından bir fırsat
olduğu için söylüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi, adı adalet, hedefi kalkınma
ama eğer samimiyetle sorgularsak her iki konuda da sınıfta kaldığı ortaya
çıkacaktır. İşte bunun biri olan “adalet” dediğimiz hadise. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin delilleriyle ortaya koyduğu ve maalesef kabul etmek
durumunda kaldığımız bir sonucu var, diyor ki: “Siz demokratik ülkeler
sınıflamasında -artık demokratik olduğunuzu söyleyebilmek mümkün değil.- işleyen
demokrasi grubunda değilsiniz, kusurlu demokrasi grubunda da değilsiniz, siz
ancak –yani sayfaları çevirmekle bitmiyor- karma rejim… Yani demokrasi grubunun içinde bile
değilsiniz.” diyor. Hâlbuki, demokrasi dediğimiz hadise milletin iradesiyle
oluşan iktidarın, kanun koyucu olarak yasamanın, denetim görevi olarak yargının
yürütmeden bağımsız çalışabilmesiyle mümkün. Demokrasi bu ama bizim ülkemizde
maalesef kuvvetler ayrımı, özellikle AKP iktidarı dönemindeki uygulamalarla
kuvvetler ayrımı o kadar ortadan kalktı ki, bunlar o kadar birbirinin içine
geçti ki artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki: “Siz…” veya bu konuda
The Economist dergisinin bir demokrasi endeksi var, Freedom House’un Dünya Özgürlükler
Raporu var, yine Associated Press Ajansının yayımladığı bir başka skala var,
bir başka, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün sınırlaması var. Bütün
bunlarda ülkemiz maalesef Türkiye’ye yakışmaz sonuçlarla muhatap. Yani
düşünebiliyor musunuz, 112 ülke arasında 88’inci sıraya düşüyoruz ve biz işte,
kalkındığımızı ifade ediyoruz, demokrasimizin ileri demokrasi aşamasına
ulaştığını söylüyoruz ama bugün buraya getirdiğiniz bu kanun tasarısıyla siz de
kabul ediyorsunuz ki bizim adalet sistemimiz, yargı sistemimiz arızalıdır;
adaleti geliştirmiyor.
Değerli milletvekilleri, daha önce de bir vesileyle ifade etmiştim.
Devlet milletin en üst örgütüdür. Millet adına egemenlik kurarak, egemenlik
kullanarak bir güç oluşturuyor ama bu gücün kullanımında eğer adalet yoksa o
devlete “hukuk devleti” değil “zulüm devleti” denir. Türkiye’nin sonuçları da
maalesef bu. Bu sonuçlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle tescil ediliyor ve
biz bu ayıbımızı ortadan kaldırmak için burada, gecenin bu saatinde kanun
çıkarıyoruz. İşin özü budur. Bu sonuç Türkiye’mizin sonucu, doğrudan iktidarı
suçlamak anlamında söylemiyorum ama şunu kabul etmelisiniz: Bu ülkeyi tek
başına on yıldan bu yana siz yönetiyorsunuz. Bu sonuca tedbir geliştirmek, bu
sonucun bu noktaya gelmesini önceden öngörerek tedbir geliştirmek sizin
sorumluluğunuz. Şimdi, getirdiğiniz bu kanunla ortaya koyduğunuz çözüm, yine
Sayın Bakanın ifade ettiği gibi, bataklığı kurutmuyor, sivrisinekle
meşgulsünüz. Hâlbuki daha o kadar çok sorun var ki Sayın Bakan. Bakın, şu Meclisin
şu saatte çalışması da bir hukuk sorunu, bir yargı sorunu, yani sizi mahkemeye
versek -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi- şu çalışma usulünden dolayı mahkûm
olursunuz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Komisyona gelebilirsiniz
şikâyete.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Aynen öyle.
AHMET AYDIN (Adıyaman) – Komisyona müracaat edersin Ağabey.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yarın, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli
milletvekilleri sayın grup başkan vekillerinden şikâyetçi olsalar bu komisyonda
haklı bulunurlar ve tazminata mahkûm olursunuz. Dolayısıyla, sorunu göz göre
göre oluşturup o sorunu çözmek için de sonra bir gayret göstermek ne akla
uygundur ne bize yakışır bu kadar tecrübeden sonra. Bu sebeple söylüyorum,
değerli arkadaşlar, bir musibetten bin nasihat çıkartmak akıllı insanların
işidir. Sayın Bakan, birçok güzel işler yapmış olabilirsiniz ama bir sonucunuz
var. Şimdi, mahkemeler tıkanmış, dosya sayısından geçilmiyor, yargılama süresi
bizi mahkûm ediyor, haddinden fazla uzamış; hapishaneler dolmuş. Çeşitli
kanunlar çıkartarak hapishanelerin yaklaşık yarısını boşalttınız ama hâlâ
hapishaneler dolu.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yargıtay çalıştığı için geliyor.
MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, tüm bu sonuçların sebebi olarak biraz
kendinize, kendi uygulamalarınıza bakmanız gerekmiyor mu? İyi sonuçlarınız
olabilir ama bu sonuçları da sorgulamak size düşmez mi değerli milletvekilleri?
Ben, bu kanunun, ümit ederim ki… Sayın Faruk Bal’ın da ifade ettiği gibi
birtakım endişelerimiz var, yani kurduğunuz komisyon bağımsız değil. Kurduğunuz
komisyon doğrudan Bakanlığın bünyesinde bir idari makam. Nasıl adaletli olacak,
nasıl bağımsız olacak, nasıl işte idarenin oluşturduğu kusurları çözmek için
dirayetli olacak? “Vesayet rejimini kaldırdık.” derken yeni vesayetler
kurduğunuzu unutmamanız gerekir. Bir yanlışı ortadan kaldırırken yeniden bir
yanlışı bina etmek de asla akıllıca bir davranış değil. Bu endişelerle bu
yasanın sadra şifa olmayacağı gibi bir endişemiz var. Ama inşallah,
beklediğiniz sonucu alır, bu sorunun çözümüne katkı verir diye ümit ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.
Şahsı adına söz yok.
Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.
Sayın Güler, buyurunuz.
BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Bakan, bu hazırlık, uzun yargılama
iddiasıyla sınırlı olan 3.500 başvuruyla ilgili. Bunları uzun tutukluluk,
işkence, kötü muamele, yaşam hakkı ihlali gibi doğrudan bireyin canına dönük ve
mülkiyet hakkıyla ilgili biçiminde sınıflandırdığımda 3.500 başvurunun dağılımı
nasıldır?
Mülkiyet hakkı ihlali ile ilgili uzun yargılama, uzun tutukluluk
sorunuyla ilgili uzun yargılama ve işkence, kötü muamele, yaşam hakkı ihlali
gibi konularla ilgili yargılama. Bunun sayısal dağılımını öğrenebilir miyim?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güler.
Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tasarıda “Komisyona müracaat tarihinden itibaren dokuz aylık bir süre
içerisinde karar verilir.” şeklinde bir hüküm var. Moldovya’da bu üç aydır,
İtalya’da bu dört aydır. Bir yandan uzun süreli tutuklulukla ilgili biz bu
mağduriyetten bahsediyoruz. Bu çok uzun bir süre sayılmıyor mu acaba?
Türkiye’de kaç tane hukuk fakültesi var? Her yıl hukuk fakültesinden kaç
tane mezun verilmekte? Türkiye’de kaç yargıç ve savcı açığı vardır? Kaç zabıt
kâtibi veya memur ihtiyacı vardır? Yargıdaki savcı, yargıç, zabıt kâtibi ve
memur ihtiyacı var ise bu ihtiyaç neden giderilmemektedir? Tüm yargı
birimlerinde kaç tane engelli çalışmaktadır? Tüm yargı birimlerinde yasal
olarak kaç engellinin çalışması gerekir? Bu anlamda fiil durumla hukuki durum
örtüşmekte midir?
Son yıllarda Türkiye aleyhine verilen ihlal kararlarında ciddi artışlar
var mıdır? Varsa 2001 tarihinden bugüne kadar yıllara göre Türkiye’nin mahkûm
olduğu tazminat miktarı ne kadardır?
BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Tanal.
Sayın Öztürk.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, daha öncede sormuştum, bu
Komisyonda öğretim üyesi, öğretim görevlisi ayrımı bilinçli bir tercih midir?
Çünkü Komisyonda öğretim görevlisinin alınacağı belirtilmektedir. Eğer bu
bilinçli bir tercih değilse öğretim görevlisi tanımı öğretim üyesini kapsamakta
mıdır? Çünkü öğretim üyesiyle öğretim görevlisi farklıdır, ikisinin farkı
vardır. Bu konunun aydınlatılması gerekmektedir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Öztürk’ün sorusuyla başlayayım çünkü geçen ona sıra gelmedi.
Sayın Öztürk, o, hükûmet tasarısında o şekilde ama Komisyonda
değiştirildi. Öğretim üyesi, öğretim görevlisi, hiçbirisi kalmadı onların.
Tamamen Bakanlığın atayacağı hâkim kökenli 4 üye, 1 de Maliye Bakanlığından
gelecek, toplam 5 üye olacak. Dolayısıyla o, hükûmet tasarısında olan ifadedir,
Komisyonda değişti o.
Değerli arkadaşlar, bir önceki turdan Sayın Dilek Yılmaz’ın bir sorusu
vardı “Pinto Yasası hangi eksiklerinden dolayı başarısız oldu İtalya’da?” diye.
Bizde iki neden gözüküyor: Bunlardan bir tanesi, kurulan sistemde tazminatı
inceleyen mahkemeler süresinde neticelendiremedikleri için, uzun sürede bunu
karara bağladıkları için etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilmedi
Strasbourg tarafından. İkincisi de, hükmedilen tazminat miktarları AİHM’in
hükmettiği miktarların çok altında kaldığı gerekçesiyle. İki gerekçe var: Biri
çok uzun sürdü, ikincisi çok düşük tazminatlara hükmetti. Bundan dolayı AİHM
Pinto Yasası’yla oluşturulan mekanizmayı etkin bulmadı.
Onun dışında, bu turda Sayın Ayman Güler’in sorusu: “3.500 civarında
olmasını beklediğimiz toplam dosya sayısının dökümünü…” Değerli arkadaşlar, bu
dosya miktarı tahminimiz orayı bulacak, ama bunların tamamı yargılama süresinin
uzadığından bahisle yapılan şikâyetlere ait dosyalar. İçerisindeki döküm
kadastrodan mıdır, şundan, öyle bir ayrım bizde yok, ama mahkemeye yapılan
müracaatta hangi nedenden dolayı Türkiye şikâyet edilmiş, o nedenler elimizde
istatistik olarak var. O neden de, uzun yargılamadan doğan mağduriyet
karşısında hak talebi arayışıdır.
Sayın Tanal… “Çözüm süreci olarak tasarıda dokuz ay gibi bir süre
koymuşsunuz. Bu uzun değil mi?” Evet, uzun gibi görünüyor ama, 3.500 dosyanın
aynı anda gelmesi ve bunların bu komisyonun elinde yüklenmesiyle oluşacak
yoğunluk da düşünülerek aslında önlem olarak bu getirilmiştir.
Ayrıca, şunu ifade edeyim: Bu tasarı hazırlanır iken Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin uzmanlarıyla temas edilerek belli hususlar aslında
hazırlandı. Bu açıdan önemli olan, bu sürede bitirilip uygun bir tazminata
bağlanabilir ise ve AİHM’in belirlemiş olduğu kriterlere uygun olarak
bağlanabilir ise bunun etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edileceği
kanaatindeyiz.
Onun dışında, zabıt kâtibi ve idari personel, mübaşir gibi personel
konusunda açıklarımızı kapattık. Şu anda ciddi bir açığımız gözükmüyor ama
hâkim, savcı açığımız hâlâ devam ediyor. Onu tamamlamakta zorluğumuz var. Onun
dışında, engelli vesair soruları, size yazılı olarak cevap vereceğim. Önümde
rakamlar var ama süre çok dar olduğu için size, onu yazılı cevap verelim.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Soru çerçevesinde söz aldım ama aslında 60’ıncı maddeye göre söz alarak
Genel Kurulun zamanını almamak için burada bir hususu dile getirmek istiyorum.
Tasarının 2, 4, 5 ve 7’nci maddelerinde, teknik olarak geniş zaman
kullanılması gerekirken gelecek zaman fiili kullanılmıştır. Bu, kanunun
anlamını bozmaktadır. Bir örnekle açıklamak istersek 4’üncü maddeyi örnek
vereceğim. 4’üncü maddedeki komisyonun kuruluşuna ilişkin olarak, “Bu Kanun
kapsamında yapılacak müracaatlar…” dedikten sonra “…Adalet Bakanı tarafından
atanacak dört kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli
arasından atanacak bir kişi…” diyerek devam ediyor. “atanan” demek gerekir.
Ayrıca, “yapılacak müracaat” cümlesi de burada yanlış. “Müracaatın” tanımı
zaten 3’üncü maddede yapıldığına göre “yapılacak” diye bir şey eklemek doğru
değil. Sonraki maddeler vergi istisnası maddeleri. “Düzenlenecek kâğıtlar”
değil, “düzenlenen kâğıtlar” damga vergisinden istisnadır. Damga Vergisi Kanunu
da o şekildedir.
Bunları bir redaksiyon yetkisiyle düzeltmenin doğru olacağını
düşünüyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.
Diyeceğiniz bir şey var mı?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurunuz.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Hamzaçebi’ye de teşekkür ediyorum.
Bu konuda bir dahaki oturuma kadar, burada oturum bitiminde arkadaşlarımız
çalışsınlar ve gerekirse Komisyona bu redaksiyon yetkisi verilebilir. Tabii ki
bunu ifade etmek, Komisyonun takdirinde
bir şeydir ama ben kendi kanaatimi paylaştım.
Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.
2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı
kanun tasarısının 2. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini 2 ve 3. fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz Gürkut
Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak Antalya Sivas
Mustafa
Moroğlu Ali
Özgündüz
İzmir İstanbul
“b) Mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra edildiği ya da icra
edilmediği,
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları mahkemesine yapılmış olan başvuruları ve
a) bendindeki hakların ihlal edildiğine dair başvuruları kapsar.”
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 2 nci maddesinin 2 ve 3 üncü
fıkrasının tasarıdan çıkarılması, yerine aşağıdaki 2 nci fıkranın eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan İdris
Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Erol
Dora Hüsamettin
Zenderlioğlu
Mardin Bitlis
"(2) AİHS ve eki protokoller uyarınca, AİHM önünde bekleyen
davalar, ulusal hukukta yeniden görülür ve bir yıl içinde sonuçlandırılır.
Yargılama sonucunda hakları ihlal edilenlere tazminat ödenir, mevzuat
değişikliğine gidilir ve sorumlulara rücu edilir. Sorumlular hakkında uzun
tutuklama ve yargılama nedeniyle ayrıca disiplin ve cezai müeyyideler
uygulanır.”
BAŞKAN –
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN –
Hükûmet?
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Sayın Kaplan, buyurunuz.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu öylesine bir madde ki, bu
madde öylesine yetkiler içeriyor ki inanın Muhteşem Süleyman’da bile bu
yetkiler yok, inanın.
Bakın, 2’nci
fıkranın kaldırılmasını istiyoruz. 2’nci fıkrada diyor ki: “AİHM’in o kadar
yoğun ihlal kararları var ki başka alanlarda da Adalet Bakanının teklifiyle Bakanlar Kurulu bu kanun
hükümlerini uygulayabilir.” Yani “başka alanlar”, sınırlanmamış; sınırsız,
sorumsuz her alanda Hükûmet isterse… E, zaten siz sözleşmeci tarafsınız, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nde sözleşmeci taraf hükûmeti temsil eder. E, hükûmeti
temsil eden bir konuda bu yetkiyi niye istersiniz? Gereksiz, bunun kaldırılması
lazım. Zaten Hükûmet olarak siz bütün yetkilere sahipsiniz, orada uzlaşmaya da,
davanın reddine de, kabulüne de, hepsine de yetkilisiniz.
Bir de
3’üncü fıkrada diyor ki: “İdari tasarruflar kapsam dışıdır.” E, vallahi,
İçişleri Bakanı muhalif belediye başkanlarını alacak görevden, il
encümenlerini, belediye encümenlerini, yüzlerce seçilmişi alacak, “Ee, bu,
kapsam dışındadır.” Böyle bir yaklaşım olabilir mi! Böyle bir yaklaşım içinde,
bir de bu kararı verenler, işkence yapanlar, yanlış mahkeme kararı
uygulayanlar, ideolojik ön yargılı siyasal yargıyla özel yetkili mahkemelerde,
olağanüstü mahkemelerde istediği gibi karar verip insanları mağdur eden
hâkimler, savcılar ve kolluk hakkında hiçbir müeyyide olmayacak. Siz bu ülkede
adalet bekleyebilir misiniz, adil karar çıkabilir mi? İşte, bunun için bizim
verdiğimiz önerge çok nettir. Biz diyoruz ki: “hâkimlerin, savcıların ve
kolluğun da sorumluluğu olsun. Disiplin cezası gerekiyorsa disiplin cezası,
görevi kötüye kullanmada kasıt varsa hapis cezası, görevden atılma. Onun
ötesinde, kararından dolayı yanlış mahkûmiyet varsa ihlal kararı, o tazminatı
da ona rücu edin.” Bakın bakayım o zaman bir hâkim, bir savcı, bir polis yanlış
yapar mı? Biraz dikkat edecek, kendine gelecek. Yirmi beş senedir Avrupa
mahkemesinde Türkiye mahkûm olur, dünyada Guinness Rekorlar Kitabı’na girer,
birinci derecede mahkûmiyet kararı alır. Hâkimi, savcısı, kolluğu elini sallaya
sallaya bu ülkede geziyor. “Oh, bana ne? Nasıl olsa hazineden karşılıyor
hükûmet.” Yol geçen hanı mı bu ülke yani? Bazıları vatandaşların…
Hazinenin
açtığı davalara bakın, ibretliktir. Çocukları çatışmada ölen anne, babalara hazine
rücu davası açmıştır. Açtığı rücu, tazminat davalarıyla hazinenin, bu
çatışmalarda, sırf anne ve baba oldukları için, çocukların neden olduğu bir
zarar nedeniyle çocuklarının fiilinden sorumlu tutmuştur. Hazine bunun için
yüzlerce dava açmıştır ama bu ülkede binlerce köy yakıldı, binlerce faili
meçhul cinayet işlendi, hâlâ işkence yapılıyor. Bunların sorumluları hakkında
bir işlem yapılmayacak. Bunların yaptıkları yanlarına kâr kalacak. Bunun adı
hukuk devleti değil arkadaşlar. Hiçbir hukuk devletinde hiç kimse bu kadar sorumsuz,
bu kadar patavatsız, görevini bu kadar hesapsız yapamaz. Bunun mutlaka bir
hesabı olur, bunun hesabı sorulur.
Bizim burada
getirdiğimiz önerge bu. Eğer adaletin gerçekleşmesini istiyorsanız bu yanlış
kararların önünü kesersiniz. Bu yanlış kararlar nedeniyle Türkiye daha fazla
mahkûm olmaz. Türkiye daha fazla mahkûm olmadan zaten otomatikman hizaya çekmiş
olursunuz. Mahkûmiyet ihlal kararlarını durdurmuş olursunuz. Bu kadar açık ama
anlaşılan o ki -Muhteşem Süleyman’ın kadıya bir heyet huzurunda kanunları
tanzim ettirirken bile dikkat ettiği bazı hususlar var- bunun zerresine kadar dikkat
etmeyenlerin, Hazreti Ömer’in adaletinden azıcık olsun feyzalmayanların
caydırıcı hükümler koymaması suretiyle bu ihlaller devam edecek ve Türkiye'de
bu ihlaller artacaktır, bu, yol kesmeyecektir. Ben size açık söylüyorum:
Yakında da Anayasa Mahkemesinin etkili yol olmadığı kararı çıkar, yine de devam
eder davalar, gider yani sorun çözücü değildir.
Önergemizi takdirinize ve insafınıza sunuyoruz, kabulünü
diliyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.
Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 2.
maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini 2 ve 3.
fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
“b) Mahkeme kararlarının geç veya
kısmen icra edildiği ya da icra edilmediği,
iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları
mahkemesine yapılmış olan başvuruları ve a) bendindeki hakların ihlal
edildiğine dair başvuruları kapsar.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Yasa tasarısının uzun yargılamalar ve Mahkeme kararlarının geç veya kısmen icra
edilmesi ya da icra edilmemesine ilişkin sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılmış başvurulara münhasır bir düzenleme olarak düşünülmesi yasanın
çıkartılma amacıyla örtüşmemektedir.
Tasarı
23.9.2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının başladığı
gerekçesiyle 23.9.2012 tarihine kadar Avrupa insan Hakları mahkemesine
başvurulara dönük geçici nitelikte bir düzenleme olarak düşünülmektedir. Ancak
bireysel başvuru hakkını düzenleyen Anayasa m. 148/3 bireysel başvuru hakkı
için olağan kanun yollarının tüketilmesini öngörmektedir. Uzun yargılamalara
yönelik başvuru için ise kanun yollarının tüketilmiş olmasını aramak olayın
özüne aykırıdır. Bu nedenle tasarı uzun yargılamalarla ilgili olarak her zaman başvurulabilecek bir yöntemi de kapsamalıdır. Bu nedenle
tasarının kapsamını anlatan ikinci maddesinin yukarıdaki şekilde değiştirilmesi
tasarının amacına daha uygun olacaktır.
Yine
tasarının 2. maddesinin 2. fıkrası Bakanlar Kuruluna çok geniş yetkiler
tanımakta yasamanın yetkisi yürütmeye devredilmektedir. 3. fıkrasında ise idari
nitelikteki soruşturmalar kapsam dışı bırakıldığından bu fıkraların metinden
çıkarılması önerilmiştir.
BAŞKAN –
Gerekçesini okuttuğum bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
2’nci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde
kabul edilmiştir.
3’üncü
maddeyi okutuyorum:
Tanımlar
MADDE 3 - (1) Bu
Kanunun uygulanmasında;
a)
Bakanlık: Adalet Bakanlığını,
b)
Başvuran: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olanları,
c)
Başvuru: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış olan başvuruyu,
ç)
Komisyon: Tazminat talebi hakkında karar vermek amacıyla kurulan Komisyonu,
d)
Müracaat: Komisyona iletilen talebi,
e)
Müracaat eden: Komisyondan tazminat talebinde bulunanları,
ifade
eder.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yok.
Gruplar adına, şahıslar adına yok.
Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesinin 1.
fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz Levent
Gök Gürkut Acar
Uşak Ankara Antalya
Malik Ecder Özdemir Mustafa
Moroğlu Birgül Ayman Güler
Sivas İzmir İzmir
Ali Özgündüz Mahmut
Tanal Kamer Genç
İstanbul İstanbul Tunceli
“b)Başvuran: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek veya
tüzel kişiyi”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 3’üncü maddesine aşağıdaki
“f” fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip Kaplan İdris
Baluken Mülkiye Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Erol Dora Hüsamettin
Zenderlioğlu
Mardin Bitlis
“f) komisyon sadece mülkiyet hakkı ihlali başvurularını inceler”
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1) Görüşülmekte olan Kanun tasarısının 3. Maddesinin (1) fıkrasının d)
ve e) bentlerinde bulunan komisyon kelimesinin Anayasa Mahkemesi olarak
değiştirilmesini,
2) ç) Bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk Bal Ali
Halaman Mehmet
Şandır
Konya Adana Mersin
Mesut Dedeoğlu Cemalettin Şimşek
Kahramanmaraş Samsun
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz
efendim.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz efendim.
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan kanun tasarısı, belli belli besbelli, temel sorunları
halledilememiş, bu nedenle, süresinde ya da makul bir sürede bitirilememiş
yargılama faaliyeti nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ortaya çıkan
birikimin ortadan kaldırılmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla, bu tasarı, yargının
sorun hâline gelmiş sebepleriyle ilgili değil, sonuçlarıyla ilgilidir; nitekim,
Sayın Bakan da bunun böyle olduğunu ifade etti.
Tabii ki bu yasanın düzgün, doğru ve hukuka uygun bir şekilde
çıkabilmesi için önergelerimizi tanzim ettik, bu önerge de onlardan bir
tanesidir.
Önergede “komisyon” deniliyor ve tazminata komisyon karar verecek.
Komisyonu kim kuracak? Komisyonu Adalet Bakanı kuracak. Bu komisyonun niteliği
ne olacak? İdari nitelikte olacak. Peki, bu komisyon ne iş yapacak? Adalet
Bakanlığının siyaseten sorumlu olduğu ve yargının iyi işlemeyişinden
kaynaklanan mağduriyete tazminat olarak cevap verecek. Dolayısıyla, bu,
yargının taraf olduğu ve siyasi sorumluluğunu üstlenen Adalet Bakanlığının,
şikâyetçi olunan bir taraf olarak konu hakkında karar vermesi sonucunu
doğuracaktır. Bu kadar hukuk ilkesine aykırı bir tasarruf düşünülemez.
Bunun böyle olmadığını… Adalet Bakanlığı daha önce getirdiği ve Anayasa
değişikliğiyle bireysel başvuru hakkının Anayasa Mahkemesinde, görüşüleceği
Anayasa hükmü hâline getirildi. Fakat orada bir eksiklik yapıldı, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine yapılmış eski başvuruların ne olacağı hususu meşkuktu.
Şimdi ne olacağına ilişkin kanun da bu kanun.
Dolayısıyla, mevcut, kurulmuş, bu işe bakacak Anayasa Mahkemesi var iken
bir komisyona gerek yoktur. Bir Anayasa değişikliği gerekiyorsa biz bu Anayasa
değişikliğine hukuk adına destek vermeye hazırız. Anayasa Mahkemesinin asli
görevi budur, asli görevi çerçevesi içerisinde mevcut Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesindeki davalara da bakabilecek bir hâle, bir şekle getirilmesi
gerekmektedir. Doğru olanı budur Sayın Bakanım.
Eğer bu böyle olmaz, işi idari nitelikteki bir komisyona havale
ederseniz, o zaman yargının kusurunu yürütmede değerlendirmiş olursunuz. Bu ne
anlama gelir? Bu, yargının yürütmenin etkisi altına girmiş olması anlamına
gelir. Yürütmenin yetkisini daha fazla ve yargı aleyhine genişletmiş olması
anlamına gelir. Bunun devamı, hukuk ilkesini, hukukun üstünlüğü ilkesini,
hâkimlerin bağımsızlığını ve tarafsızlığı ilkesini de ihlali anlamına gelir.
Diğer taraftan, diğerini bir parantezle söyleyeyim: Belli ki bu, “parmakmatik
demokrasi”yle reddedilecektir. Dolayısıyla, diğer önergelerde söz almayacağım,
gerekçe okutacağım.
Bu vesileyle kısa sürede iki şeyi daha ifade etmek istiyorum. Bu kanunda
ilerleyen maddelerde diyorsunuz ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları
gözetilerek tazminata karar verilir.” Bu, yanlış Sayın Bakanım, zaten o kararı
verecek olanlar buraya bakacak. Siz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadını
nasıl kanun hükmü hâline getirip idareye bir talimat olarak verebilirsiniz?
Böyle bir şey olur mu? Lütfen bunu düzeltin. Siz oraya yazmasanız da bunu
inceleyecek makamlar, elbette ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına
bakacaktır.
Onun için, o önergede eğer akıl, mantık, “parmakmatik demokrasi”den öne
çıkacak ise lütfen onu o şekilde düzeltin.
Diğer taraftan, Bakanlar Kuruluna bu tasarıyı genişletme yetkisi veren
bir sonraki madde de 3’üncü fıkra olarak vardır. Bakanlar Kurulu da yürütme
yetkisini, Sayın Bakan, yasama yetkisini daraltarak genişletmektedir. Yani buna
karar vermeye Meclis yetkilidir, kanun yapmaya Meclis yetkilidir. Meclis,
yetkisini niye Bakanlar Kuruluna devretsin? Hangi konuda olacağı bilinmeyen
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ortaya çıkacak ihtilaflarda yasama yetkisini
niçin idareye, Bakanlar Kuruluna terk etsin?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL (Devamla) – Dolayısıyla, burada, kuvvetler arasındaki denge
ilkesine aykırıdır. Düzeltilmesinde yarar vardır. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bal.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 3 üncü maddesine aşağıdaki
“f” fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
“f) komisyon sadece mülkiyet hakkı ihlali başvurularını inceler.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasanın 90 ncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak
üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta
uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların
cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığa
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
b) Başvuran:
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek veya tüzel kişiyi”
BAŞKAN –
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Hükûmet?
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe...
BAŞKAN –
Gerekçe.
Gerekçe:
Tasarının hükûmet metninde başvuranın gerçek ve tüzel kişileri kapsamasına
rağmen Adalet Komisyonu metninde bu ibareler çıkartılmıştır. Oysaki başvuranın
durumunun belirlenmesi açısından gerçek ve tüzel kişilerin metne yazılması daha
uygun olacağından önerge verilmiştir.
BAŞKAN –
Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
3’üncü
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde
kabul edilmiştir.
4’üncü
maddeyi okutuyorum:
Komisyon ve çalışma esasları
MADDE 4 - (1) Bu
Kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek üzere Bakanlığın
merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından
Adalet Bakanı tarafından atanacak dört kişi ile Maliye Bakanı tarafından Maliye
Bakanlığı personeli arasından atanacak bir kişiden oluşan toplam beş kişilik
bir Komisyon kurulur. Komisyon Başkanı bu üyeler arasından Adalet Bakanı
tarafından seçilir.
(2)
9 uncu madde hükmü saklı kalmak üzere, Komisyon üyelerine müracaatlar
sonuçlandırılıncaya kadar başka bir görev verilmez.
(3)
Komisyon üye sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve toplantıya katılanların
salt çoğunluğuyla karar verir.
(4)
Komisyonun sekretarya hizmetleri Bakanlık tarafından yürütülür.
(5)
Kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyonun görevi kapsamında
ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin Komisyona göndermek
zorundadır.
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU
ADINA LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz aldım.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu görüştüğümüz kanun, daha önce
insan haklarıyla ilişkili olan İnsan Hakları Kurumu Kanunu, Kamu Denetçiliği ve
buna ilişkin kanun tasarılarında olduğu gibi yine Hükûmetin Avrupa’ya, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine, uluslararası insan hakları kuruluşlarına şirin
gözükmek için çıkardığı son derece yetersiz, son derece kalitesiz, insanlarını
bu kadar aşağılayabilecek düzeyde maddeleri içeren hükümleri barındıran bir
yasa olarak ne yazık ki karşımızda duruyor.
Az önce -3’üncü maddeyle ilgili bir görüşümü söyleyeyim, 4’üncü maddeye
geçeceğim- bir önerge verdik değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın bile haberi
yok. Verdiğimiz önergede, bu konuda “başvuran” kısmında bir değişiklik
yapıyoruz, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş olan gerçek ve tüzel
kişi”yi buraya ekleyelim diyoruz.
Sayın Bakan, bu tasarıyı Adalet Bakanlığı hazırladı, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan imzasıyla Meclise geldi. Biz -kanun metnini açın- Hükûmetin,
Adalet Bakanlığının hazırladığı öneriyi burada önerge olarak sizlere sunuyoruz
ve Sayın Bakan, siz, hazırladığınız tasarıya, bizim verdiğimiz önergeye karşı
çıkıyorsunuz. Bu nasıl aymazlıktır! Yani, kendi hazırladığınız, kendi
sunduğunuz bir maddeye… Okuyoruz bakın 3’üncü maddeyi, aynen Hükûmetin
gerekçesini, bizim verdiğimiz öneriyi söylüyorlar, sizlere getirmişler, Sayın
Bakan karşı çıktığını söylüyor.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Adalet Komisyonunun iradesinde.
LEVENT GÖK (Devamla) - Şimdi değerli arkadaşlar, biz 3’üncü maddede
Hükûmetin getirdiği gerekçeyi sizin önünüze getirdik ama hepiniz gecenin bu
saatinde uyudunuz, Sayın Bakan da başta olmak üzere. Çünkü hep uyuyorsunuz,
gecenin bu saatinde uyumak da pek iyi bir şey değil.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Gayet bilerek onu söyledim.
LEVENT GÖK (Devamla) - Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye’de insan
hakları ihlallerinin en ağır olduğu bölüm adil yargılanma hakkı. Bu konuda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en ağır kararları verdiği artık tartışmasız.
Ama Hükûmet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan başvuruları bertaraf
etmek amacıyla çıkarttığı bu yasada, yargılamaların uzun olmasından kaynaklanan
sorunu idari bir yöntemle çözmeye çalışıyor yani hükûmetin bir yargısal
tasarrufla, insanların başvurdukları yargılama alanındaki bir gecikmeyi, yine
Adalet Bakanlığının atayacağı bir Komisyon eliyle bertaraf etmeye çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu bir kere doğal yargıç ilkesine aykırı bir
konumdur. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eğer böyle bir oluşum olacaksa bu
konuda gerek idare hukukunda olacaksa idare mahkemelerinden ya da Yargıtayca
görevlendirilecek ceza ve hukuk dairelerinin olmasını öneriyoruz. Doğrusu
budur. Bu, doğal yargıç ilkesine aykırıdır. Bir yargısal tasarruftaki
aymazlıklar ve hukuk ihlalleri bir komisyon marifetiyle düzeltilemez. Bir kere
bunu böyle anlamamız gerekiyor. Eğer, bunu böyle yapmadığımız takdirde Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesini ve Avrupa’daki bu işle ilgili hiçbir kuruluşu
inandırmanız mümkün değildir. Birazdan size örneğini vereceğim.
Bu yasa tasarısıyla kamu yararı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
kapsamında sayılan hak ihlallerinden birine uğrayarak mağdur edilmiş kişilerin
mağduriyetinin giderilmesi değildir. Bu yasa, siyasi iktidarın emir ve
direktifleri altında vatandaşların adalete ulaşma hakkını elinden almış,
demokratik hukuk devletinin sağladığı güvencelerden yoksun bir biçimde savunma
hak ve özgürlüklerini kısıtlayarak, hukuka aykırı kararları yıllarca süren
duruşmalardan sonra vermiş ve verecek olan yargının ayıbını örtmek, Türkiye’ye
siyasi iktidar eliyle sürülmüş bu lekenin uluslararası mahkemelerde gündeme
gelmesini önlemek içindir.
Şimdi, Sayın Bakan, sizin oluşturduğunuz mahkemeler ve Hakimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun atadığı hâkimlerin eliyle yıllarca sürüncemeye
uğramış davalarda, yıllarca tutuklu kalmış kişilerin hayatlarını, siz,
mahkemelerin bu konuda verdiği ve vereceği basiretsiz kararları devletin
bütçesinden ödeyerek kapatma gayreti içerisindesiniz. Adalet Bakanı olarak eğer
siz bunu kişisel bütçenizden yaparsanız bunu anlayışla karşılayabilirim ama siz,
hak ihlallerinin kendi eliniz ve talimatlarınız doğrultusunda yargının tamamen
kontrolünüz altında bulunduğu bir ülkede, yargının bu kadar siyasallaştığı ve
tamamen iktidarın emrine girdiği bir dönemde hak ihlallerine uğratanlar sanki
mahkemeler ve bu mahkemeleri yaratanlar sanki siz değilmiş gibi bu işin içinde
sıyrılmaya çalışıyorsunuz? Verin o zaman siz bu konudaki hak ihlallerine
uğrayanların parasını kendi cebinizden. Siz niçin benim vergimden kaynaklanan
parayı bu hak ihlallerine uğrayanlara vererek işin içinden sıyrılmaya
çalışıyorsunuz? Var mı bu kadar ucuz kahramanlık? Çıkın ortaya, bunu bu şekilde
savunun ama yapamazsınız, cesaret edemezsiniz.
Değerli arkadaşlarım, bunlar tamamen aldatmacaya dönük yasalardır,
bunlara Avrupa kanmaz, kanmaz. Bakın, neden kanmaz: İnsan Hakları Kurumu
Kanunu’nu görüştüğümüz zaman değerli arkadaşlarım, burada bas bas bağırdım
sizlere, çırpındık “Bu yasayla Avrupa’yı ve Birleşmiş Milletleri, herkesi
inandırmanız mümkün değildir.” diye. Aynen şunları söylemişim -tutanaklardan;
Sayın Bakan, ibret vericidir, dinlemenizi istiyorum- demişim ki İnsan Hakları
Kurumu Kanunu Tasarısı’nda: “Türkiye'nin en önde gelen aydınlarını, barolarını,
Barolar Birliğini, insan hakları temsilcilerini dinlemediniz. Bunları
dinlemeniz gerekirdi.” Tekrar devam etmişim: “Bu kurumu -çünkü İnsan Hakları
Kurumu Kanunu’nda da Başbakanın atadığı 7 kişi ve Cumhurbaşkanının atadığı 2
kişi ve Barolar Birliğinin atadığı 1 kişiden oluşan bir kurul kuruluyordu- bu
şekilde oluşturursanız Avrupa bunu yemez ve aynen şöyle der… Bu hâliyle
geçerse, değerli milletvekilleri, bu kanunun Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu
olmadığını Avrupa Birliği sizlere açıklar. Lütfen, biraz sert konuşuyoruz ama
önergelerimizi dikkate alın ve Paris İlkeleri’yle uyumlu bir yasayı birlikte
çıkartalım.” demişiz İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nda. Ne oldu? Bütün bu
söylediklerimizi dinlemediniz, yasayı aynen dediğiniz gibi çıkardınız tüm
ısrarlarımıza rağmen.
Değerli arkadaşlarım, bizler ülkemizi seviyoruz, ülkemizin uluslararası
kuruluşlar tarafından eleştirilmesi sizler kadar bizi de incitiyor, biz de
Türkiye'nin dünyada itibarlı ve saygın bir ülke olmasını istiyoruz. Bu bakımdan
eleştirilerimizi yapıyoruz, tıpkı burada yaptığımız gibi ama bunu dinlemiyorsunuz,
tıpkı İnsan Hakları Kurumu Kanunu’nda olduğu gibi. Söylemişiz, yapmamışsınız.
Peki, biz bunları söyledik, daha sonra kanun çıktı, Avrupa Birliği İlerleme
Raporu’nda nasıl geçti İnsan Hakları Kurumu Kanunu? Avrupa Birliğinin 2012
İlerleme Raporu’ndaki cümleleri aynen sizlerle paylaşıyorum, aynen şöyle diyor
bu rapor’da: “Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı, özellikle kurumun
bağımsızlığı bakımından, insan hakları kurumlarına ilişkin Birleşmiş Milletler
Paris İlkeleri’yle tam uyumlu değildir. Bu kanun ile ilgili olarak paydaşların,
sivil toplumun görüşü alınmamıştır ve kanun, ulusal ve uluslararası uzmanların
endişe ve önerilerini hiçbir şekilde yansıtmamaktadır.” Şimdi, siz, beni, bir
Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak, Avrupa Birliğinin bu İlerleme raporunda
nasıl bu sözlerle karşı karşıya getirebilirsiniz? Hükûmet olarak, iktidar
olarak sorumluluğunuz, beni cumhuriyet vatandaşı olarak bu tip cümlelerden
korumaktır.
Ben muhalefet milletvekili olarak söylemişim, yapmamışsınız; uyarmışım,
yapmamışsınız; Avrupa Birliği bu konuda dikkatinizi çeker, raporlarına bunları
yazar demişiz, yapmamışsınız; tıpkı bizim burada, şu anda söylediğimiz
önerilerde olduğu gibi. Az önce 3’üncü maddede, Sayın Bakan, kendi getirdiği
tasarısına, ne dediğinin farkında değil, “Katılmıyoruz gerekçeye” diyor.
Biz burada önerilerimizi söylüyoruz. 4’üncü madde doğal yargıç ilkesine
aykırıdır. Bir hâkimin, bir mahkemenin vereceği kararın bir komisyon
marifetiyle düzeltilmesi söz konusu bile değildir. Bu kararı elbette birazdan
oylayacaksınız, çıkartacaksınız ama Avrupa’yı ve insanlarımızı yanıltamazsınız.
Bunları haykırıyoruz buradan, bir kez daha haykırıyoruz. Yanlışın neresinden
dönerseniz kârdır değerli arkadaşlarım. İşte, muhalefet de bunun için vardır.
Gecenin bu saatinde parmakların indirilip kaldırılacağı bir ortamda,
Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürebilecek hiçbir yasama faaliyetinin
içerisinde bulunmayın.
Bakın, 2011 yılında, -27 Eylül 2011- Dışişleri Bakanı Birleşmiş
Milletlere gitti, işkenceye karşı ek protokolü tevdi etti. Tam bir yıl bir
aylık bir süremiz vardı ve 27 Ekim 2012 tarihinde Türkiye’nin Birleşmiş
Milletlere olan bir taahhüdü yerine getirilemedi, o süre doldu. Nedir o süre?
İşkenceye karşı ulusal önleme mekanizması kuramadı Türkiye’de.
Ayıplar devam ediyor. Adil yargılama hakkıyla ilgili 2011 yılında tam
yüzde 28 oranında ihlal kararı çıkmıştır, işkenceye ilgili de yüzde 25 kararlar
çıkmıştır. Şimdi, bu ayıplardan temizlemek işte hep beraber yapacağımız ortak
çalışmalarla mümkündür. Lütfen söylediklerimizi dikkate alın ve önergemizi
kabul edin diyoruz ve bu maddenin reddi yönünde oy kullanacağımızı beyan
ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamladığımızı ifade ediyoruz. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.
Sayın Bakanın bir kısa açıklama talebi vardır.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Kürsüdeki Hatip Sayın Gök “Adalet Bakanının 3’üncü maddedeki
değişiklikten haberi yok. Hükûmet tasarısındaki metni değişiklik önergesi
olarak verdik, katılmadığını söyledi.” gibi bir ifadede bulundu. Orada ne
teklif edildiğinin farkındayız Sayın Gök. Hükûmet tasarısı değişmez, tabu falan
değildir. Hükûmet tasarısı Parlamentoya geldiğinde Adalet alt komisyonunda
yapılan çalışmalar esnasında şöyle bir değerlendirme yapılmıştır. O
değerlendirme de alt komisyon raporunda var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
sadece gerçek kişilerle tüzel kişilere başvuru imkânı sağlamıyor. Kendi
sözleşmesinin 34’üncü maddesinde, gerçek ve tüzel kişiler dışında, “kişi
grupları” diye tanımlanan, menfaatinin haleldar olduğunu ifade eden gruplara
da, farklı gruplara da müracaat hakkı tanıdığından, teknik olarak bu
değişikliğin yapılması alt komisyonda kararlaştırılmıştır. Adalet Komisyonu alt
komisyonun bu iradesine uymuştur. Biz de bu değişikliği makul bulmuşuzdur. O
açıdan burada CHP’nin, tekrar, Hükûmet tasarısındaki kelimeleri teklif eden
önergesine “Hayır.” demişizdir.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
LEVENT GÖK (Ankara) – Ama doğrusu oydu Sayın Bakan, doğrusu oydu.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Soru yok.
Şahısları adına söz yok.
Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 4 üncü maddesi 1 inci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan İdris
Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak
Bingöl
Kars
Hüsamettin
Zenderlioğlu Erol
Dora
Bitlis
Mardin
“(1) AİHM önünde bekleyen başvuruların yeniden yargılaması sürecinde,
ulusal yargı tazmin hesabında beş kişiden oluşacak uzman bilirkişilerden
yararlanır.”
TBMM
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.
Madde 4 - (1) Bu Kanun uyarınca yapılacak Tazminat talepleri Anayasa
Mahkemesinde görülür.
Faruk
Bal Ali
Halaman Mehmet
Şandır
Konya Adana Mersin
Cemalettin
Şimşek Oktay
Öztürk
Samsun Erzurum
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesi TC
Anayasasının 9. maddesinde ifade edilen "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına
bağımsız mahkemelerce kullanılır." hükmüne aykırıdır. Bu aykırılığın
ortadan kaldırılması için 4. maddenin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
Turgut
Dibek Dilek
Akagün Yılmaz Ali
Rıza Öztürk
Kırklareli Uşak Mersin
Mevlüt
Dudu Haydar
Akar Ali
İhsan Köktürk
Hatay Kocaeli Zonguldak
Madde 4 - (1) Bu kanun kapsamında yapılacak müracaatlar hakkında karar vermek
üzere İdari davalara ilişkin başvurularda Danıştay tarafından bir daire, hukuk
ve ceza davalarına ilişkin başvurularda Yargıtay tarafından ceza ve hukuk
daireleri görevlendirilir. Bu daireler sadece bu yasa kapsamında yapılan
müracaatlara bakarlar.
BAŞKAN – Komisyon bu son önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bu tasarı kapsamında Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulacak komisyon
yargı yetkisini kullanan bir komisyon olacaktır. Bu durum ise Anayasa'nın 9.
maddesine açıkça aykırıdır. Bu nedenle kanun kapsamındaki müracaatlara bakmak
üzere Danıştay ve Yargıtay tarafından görevlendirilecek dairelerin müracaatları
değerlendirmesi, dolayısıyla da bu şekilde anayasaya aykırılığın giderilmesinin
sağlanması için iş bu önerge verilmiştir.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.
Madde 4 - (1) Bu Kanun uyarınca yapılacak Tazminat talepleri Anayasa
Mahkemesinde görülür.
Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Hukuk Devleti ilkesinin gereği olarak tazminat talebi yargı makamının iş
ve işleminden kaynaklandığından rüyet yeri yüksek yargı merci olarak Anayasa
Mahkemesi olmalıdır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 4 üncü maddesi 1’inci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları
“(1) AİHM önünde bekleyen başvuruların yeniden yargılaması sürecinde,
ulusal yargı tazmin hesabında beş kişiden oluşacak uzman bilirkişilerden
yararlanır.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasanın 90 ıncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak
üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta
uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların
cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
4’üncü madde kabul edilmiştir.
5’inci maddeyi okutuyorum:
Müracaatın şekli ve süresi
MADDE 5 - (1)
Komisyona müracaat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru tarihini ve
numarasını gösteren resmi kayıt kabul mektubu, başvuru formu ve diğer ilgili
bilgi ve belgelerle birlikte, müracaat edenin kimlik bilgilerini içeren imzalı
bir dilekçeyle yapılır.
(2)
Başvuran, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde
Komisyona müracaat edebilir. Bu süre içinde müracaatta bulunmayanlar Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin münhasıran iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması
gerekçesine dayanan kabul edilemezlik kararının kendilerine tebliğinden
itibaren bir ay içinde de Komisyona müracaat edebilirler.
(3)
Bakanlar Kurulu kararıyla;
a) 2 nci
maddenin ikinci fıkrası uyarınca Kanunun kapsamının genişletilmesi,
b) 9 uncu
maddenin ikinci fıkrası uyarınca sürenin uzatılması durumunda müracaat hakkı
kazananlar, bu haklarını Bakanlar Kurulu kararının Resmî Gazetede yayımı tarihinden
itibaren altı ay içinde kullanabilirler.
(4)
Müracaatın Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla da yapılması mümkündür.
Cumhuriyet başsavcılığı, müracaat evrakını derhal Komisyona gönderir. Bu
durumda Cumhuriyet başsavcılığına yapılan müracaat tarihi esas alınır.
(5)
Müracaatlara ilişkin düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak
işlemler harçlardan müstesnadır.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali
Rıza Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Öztürk.
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 5’inci maddesinde
Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız, bu
kürsüde her seferinde insan hakları konusunda Hükûmetin sürekli iyileştirme
yaptığını söylüyorlar, o kadar güzel şey yaptığını söylüyorlar, ben de
kendilerine soruyorum: Gerçekten bu Hükûmet bu kadar güzel şeyler yapmışsa, insan
hakları alanında sürekli iyileştirme yapmışsa, Sayın Bakanın söylediği sözlere
dayanarak, 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla Türkiye insan hakları ihlali
bakımından, yapılan başvuru sayısı bakımından dünyada neden 2’nci sıradadır?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aleyhine ihlal kararları bakımından Türkiye
neden 1’inci sıradadır? Gerçekten bu arkadaşlarımızın çizdiği tozpembe tablolar
çok güzelse, bu ödenen tazminatlar bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde
Türkiye neden 1’inci sıradadır? Yine, çok iyiyse bu Hükûmet, insan hakları
konusunda on yıldır, Avrupa İlerleme 2012 Raporu’nu Sayın Burhan Kuzun neden
yırtıp atmıştır? Bu kanun tasarısı öyle övünülecek bir kanun tasarısı değil.
Aslında bu kanun tasarısını neden çıkartmak zorunda kaldığımızı düşünürsek
utanılması gereken bir sonuçtur.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, bu kürsüde AKP’li
arkadaşlarımızın söylediklerini tekzip eden bir yasa tasarısıdır. Bu yasa
tasarısı AKP Hükûmetinin resmî itirafnamesidir. Yapısal ve sisteme ilişkin
sorunlardan kaynaklanan insan hakları ihlallerinin ne kadar çok olduğunun
itirafıdır. Bu kanun tasarısı, şu ana kadar çıkarılan “Yargı Reformu
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, hak ihlallerinin gerçekleşmesine neden
olan olayları ortadan kaldırmak lazım. Hak ihlallerinin gerçekleşmesi
önlenmeli, hak ihlallerini önleyecek mekanizmalar kurulmalı. Bu durum AİHM’nin
pilot karar yoluyla vurguladığı gibi yapısal sorunların çözümüne ilişkin
beklentisine de uygun düşmektedir. Tasarının 2’nci maddesinin 2’nci fıkrasında
açıkça söylenildiği gibi “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf
olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen ihlal
kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle” ifadelerinden de açıkça
anlaşılacağı üzere bu tasarı hak ihlallerine eksik bir çözümdür.
Aslında, bugüne kadar yapılanlar, Avrupa yoluyla itiraf edilen gerçeğe
ters düşmektedir. On yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi anayasal
denge ve denetim sistemlerini aşamalı olarak
ya kaldırmıştır ya da kendi siyasi uygulamalarını onaylayacak makam hâline
getirmiştir. Bu uygulamalar, AKP’li arkadaşlarımızın söylediği gibi övünülecek
uygulamalar değildir. Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesindeki yapısal
değişiklikler, yargının üzerinde söz sahibi olan HSYK’nın yeniden
yapılandırılması… Bu HSYK ile ilgili çok söyledik ama anlatamadık. Ama herhâlde
Avrupa Yargıçlar Birliğinin en son söylediği sözler bu HSYK’nın Hükûmet sözcüsü
olduğu yönündeki kuşkuları artık ispatlamıştır.
Böylelikle, karar alıcı konumda olan AKP, siyasal iktidar için denge
işlevi görebilecek kurumları çökertmiştir. Bağımsız ve özerk birimler ise teker
teker güdüm altına alınmıştır. Yeniden yapılandırılan TÜBİTAK, TÜBA ve Türkiye
İnsan Hakları Kurumu bunun tipik örnekleridir. Bunlarla, bilimsel çalışmaların
ve insan hakları etkinliklerinin siyasal parti penceresinden yürütülmesi
amacıyla yetinilmemiştir, bunların karar alıcı konumunda bulunan kurumlara
lojistik desteği de sağlamıştır. Oda TV davasıyla ilgili TÜBİTAK’ın skandal
raporu, ismiyle tam bir tezat oluşturmaktadır ve her hâlde üstünde önemle ve
ciddiyetle durulması gereken bir konudur.
Böyle bir süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hükûmetin belirleyici
konumda olduğu siyasal iktidar için başlıca denetim ve fren sistemi hâline
gelmiş oluyor. Aslında adil yargılanma hakkı ihlallerinin yapısal ve sistematik
olduğu AİHM kararlarıyla da tescil edilmiş oluyor.
Burada Sayın Bakan söyledi,, “Bu hâkimlerin görevi kötüye kullandığı
konusunda herhangi bir mahkeme kararı yoktur.” dedi. Oysa, Sayın Bakan, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi, bu yasanın çıkarılmasına neden olan olayda da çok açık
bir şekilde belirttiği gibi ve çeşitli kararlarında belirttiği gibi, Türkiye’de
aslında yargılama sisteminden kaynaklanan sistematik sorunların bulunduğunu ve
bu sorunların çoğu kez uygulamadaki yargılamalardan kaynaklandığını çok açık
bir şekilde belirtmiştir ve Türkiye’yi yargılama bakımından tazminata mahkûm
etmiş, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle tazminata mahkûm
etmiştir. Her seferinde Türkiye bu mahkûmiyeti kabul etmiş ve bunu tazminat
olarak ödemiştir. Türkiye “Hayır, senin verdiğin kararlar yanlış.” dememiştir.
Türkiye’de insan hakları ihlalinin artık olduğu ve bu Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin çok açık bir şekilde ihlal edildiği… Hatta son olarak Ergenekon
davasında ve Balyoz davasında Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen yasa
hükmünün açıkça ihlal edilerek, yasama yok sayılarak mahkûmiyet kararı verilmiş
olması insan haklarının ne boyuta ulaştığının ve bu konudaki keyfî uygulamanın
nerelere geldiğinin somut göstergesidir. Bunların hepsi, aslında, yargılama
sürecini yöneten ve kendileri hukuk kurallarıyla bağlı olması gereken hâkim ve
savcıların nasıl keyfî davrandığının somut örnekleridir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesindeki tazminatların büyük bir kısmı bu kişilerin tümüyle hukuk
kurallarına bağlı hareket etmemelerinden ve keyfî uygulamalarından
kaynaklanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, ben 1 Mayıs 2008 tarihinde “Adalet ve Kalkınma
Partisinin ve Başbakanın ve AKP ve Başbakanın demokrat olduğunu ileri süren
sözüm ona aydınların demokrasilerinin bugün İstanbul Şişli’de DİSK binasına ve
diğer binalara atılan kimyasal gazlarla akıtılan gözyaşlarıyla bu demokrasi
barutlarının ıslandığı bugün tescil edilmiştir.” demişim bu kürsüde, 1 Mayıs
2008’de.
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önceki gün bir karar
verdi, Sayın Bakanın sanıyorum haberi vardır. 2008’deki 1 Mayıs gösterilerinin
şiddet kullanılarak bastırılması nedeniyle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yönünde karar verdi. DİSK ve KESK davası Türkiye,
Sayın Bakan. Burada mahkûm edilen doğrudan doğruya Hükûmetinizin iradesidir,
burada mahkûm edilen Beşir Atalay’ın uygulamaları ve iradesidir; kazanan ise emekçilerin
özgürlük mücadelesidir, işçilerin bağımsızlık mücadelesidir, hak mücadelesidir.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye, insan hakları ihlalleriyle dolu bir ülke hâline
gelmiştir. Sayın Bakan deminde söyledi, “Bunların hepsi bizim dönemimizde
yapılmamıştır.” dedi. Oysa, Işıl Karakaş’ın söylediği gibi, 2011 yılında insan haklarını ihlal bakımından
şikâyetlerin sayısının çok kabardığını söylüyor ve on yıldır iktidardasınız.
Tabii ki sizden önce güllük gülistanlık olduğunu iddia eden yok. İşte size en
son 2008’de verilen, yaptığınız uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
tarafından mahkûm edilmesidir. Siz insan hakları yönünden sınıfta kaldınız
Sayın Bakan. Paket çıkartmakla olmuyor. Bu üçüncü paket, üç buçuğuncu paket
herhâlde.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ RIZA
ÖZTÜRK (Devamla) - Önemli olan, insan hakları ihlallerine neden olan olayları
ortadan kaldıracak, sorunu çözecek bir
paketi çıkarmanızdır. Sizin çıkardığınız paketlere de zaten hâkimler
uymuyor, meydan okuyorlar, efeleniyorlar; Parlamentoya gerçekten meydan
okuyorlar.
Hepinize
teşekkür ederim.
Saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.
Madde
üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının
5. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz Ali
Rıza Öztürk Gürkut
Acar
Uşak Mersin
Antalya
Malik
Ecder Özdemir Mustafa
Moroğlu Birgül
Ayman Güler
Sivas İzmir İzmir
Mahmut
Tanal Kamer
Genç Ali
Özgündüz
İstanbul
Tunceli İstanbul
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5’inci maddesinin;
1-(1), (2), (4) fıkralarında bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa
Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,
2- (3) fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal Ali
Halaman Mehmet
Şandır
Konya Adana Mersin
Cemalettin
Şimşek Oktay
Öztürk
Samsun Erzurum
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan İdris
Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak
Bingöl Kars
Erol
Dora Hüsamettin
Zenderlioğlu
Mardin Bitlis
“MADDE 5- (1) AİHM’de bekleyen davalar, resen yeniden ulusal
mahkemelerde görülür.”
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçeyi okutun.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasa’nın 90 ıncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak
üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta
uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların
cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin;
1- (1), (2), (4). fıkralarında bulunan “Komisyon” kelimesinin “Anayasa
Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,
2- (3). fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT
GÖKTÜRK (Nevşehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Tasarıyla öngörülen Komisyon Yürütme organıyla kurulan idari bir
mercidir.
Yargı ile ilgili tazminat talebinin Anayasa Mahkemesine rüyet edilmesi
gerekir.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı kanun tasarısının
5. maddesinin 3. fıkrasının a) bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz (Uşak) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ali Rıza Öztürk.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurunuz.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Arkadaşlar, demin de söyledim, bu Hükûmet tarafından Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine atanmış ve Türkiye’yi temsil eden Sayın Işıl
Karakaş’ın yaptığı röportajdan bir alıntıyı size okumak istiyorum: “Türkiye’den
gelen başvurularda genel trende baktığımız zaman, bunların başında tutukluluk
ve yargılama sürelerinin uzunluğu meselesi var. Bu iki konu birbiriyle bağlı.
Tutukluluk süresinin uzunluğu yargılama süresinin uzunluğunu da çoğu davada
bazen beraberinde getiriyor.” diyor. Devam ediyor: “Her şeyden önce, tutukluluk
müessesesinin uygulanmasına yönelik bir uyumsuzluk var Türkiye’deki uygulamayla
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin oluşturduğu içtihat arasında.”
Şimdi, değerli arkadaşlarım -burada da söyledim- bir kere
uygulamada bir hata olduğunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Yargıcı
söylüyor. O zaman, uygulamadan kaynaklanan bu hata neden giderilmiyor? Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin yargılama yetkisiyle ilgili olmayan bu
olayla ilgili hâkim ve savcıların tamamen keyfî davranışını önleyici
mekanizmaları ve tedbirleri neden almıyor? “Tutukluluk her zaman, her an, her
durumda başvurulacak bir müessese değildir.” diyor Işıl Karakaş ve bundan sonra
bildiğimiz gibi “Tutukluluk istisnai bir müessesedir.” falan diyor.
Değerli arkadaşlarım, aslında sorun belli. Sorun gerçekten
zihniyet meselesi. Burada bir, iki, üçüncü paketleri çıkardık. Her paketten
sonra gerçekten toplumda büyük beklentiler oluştu, yani tutukluluk sorununun
çözüleceği konusunda beklentiler oluştu. Hatta bunları da aşan tutuklu
milletvekillerinin ve tutuklu gazetecilerin çıkacağı konusunda Adalet ve
Kalkınma Partili arkadaşlarımız tarafından da sözler söylendi ama sonunda
anlaşıldı ki böyle bir şey yok. Şimdi dördüncü paketle böyle bir beklenti
oluşturulmaya çalışılıyor, onu da göreceğiz.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısında önemli olan konulardan
en önemli konu şu: Komisyonun olası kararlarına
karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi son kanun yolu mercisi olarak
yetkilendirilmiştir. Böyle olmakla, aslında -komisyonda da söyledim- “ad hoc”
bir mahkeme tesis edilmiş bulunmaktadır. Bu, çok önemlidir değerli
arkadaşlarım. Bu olaydan sonra verilecek kararların bile Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde yine dava konusu olacağının somut işaretidir bu durum. Doğal yargı
ve doğal yargıç ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir bu tasarruf; Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine, sırf bu nedenle, mevcut davaların intikaline sebep
olacaktır. Bir başka anlatımla, konuyu uluslararası yargıdan kaçırmak amacıyla
yapılmak istenilen bu yasa, konunun uluslararası yargı önüne, ayıbı katlanmış
bir biçimde gitmesini önleyemeyecektir.
Demin de Sayın Bakana sordum. Aslında bu tasarının konusu, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde birikmiş 3 bin civarındaki dosyadır yani Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde kaydolmuş dosyalardır. Şimdi, bu dosyalarla ilgili “Ankara
Bölge İdare Mahkemesinin kararından sonra bu karar, itiraz kesindir.” diyor.
Demek ki Danıştaya başvuru yolu yok. Anayasa Mahkemesine mi, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine mi gidilecek dedim. Sayın Bakan dedi ki: “Bence Anayasa
Mahkemesine gidilecektir.” E,e bence de Anayasa Mahkemesine gidilmeyecektir
çünkü bu dosyalar zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kaydedilmiş dosyalar.
Dolayısıyla, bu dosyalarla ilgili olarak Türkiye bir pilot uygulama yaptırıyor,
pilot uygulamadan sonra karar verecektir. Şimdi, bu Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde kaydedilmiş, onun dosya numarasını almış dosyalarla ilgili Ankara
Bölge İdare Mahkemesinin vereceği karardan sonra, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi yerine, sonradan tesis edilmiş Anayasa Mahkemesi yoluna başvurmak
aslında yanlıştır değerli arkadaşlarım. O nedenle de Sayın Bakanım, o “Ankara
Bölge İdare Mahkemesinin kararı kesindir.”den sonra ne olacak? Bunun açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir. Yoksa uygulamada çok ciddi tartışmalara yol
açacağını düşünmekteyim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.
Sayın Bakanın kısa bir açıklaması var.
Buyurunuz Sayın Bakan.
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum.
Sayın
Öztürk’ün son cümlesinde tespit ettiği husus, aslında açıklığa kavuşturulması
gereken bir konu. Ama benim “Anayasa Mahkemesine gitmesi gerekir.” sözüm şu
anlamdadır: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Anayasa Mahkemesinin bireysel
başvuru uygulamalarını etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul ederse bu mahkemenin
uygulamalarıyla ortaya çıkacak bir şeydir, bu takdirde Anayasa Mahkemesine
gidişinde bir engel olmaz. Ama Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru
müracaatlarında ortaya koyduğu performansı yeterli bulmaz da Türkiye'nin
oluşturduğu bu iç hukuk yolunun etkin olmadığına karar verir ise bu tür
kararlara da doğrudan kendisi bakabilir diye değerlendiriyoruz Sayın Öztürk.
BAŞKAN –
Teşekkür ederiz Sayın Bakan.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir.
5’inci
maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde
kabul edilmiştir.
6’ncı
maddeyi okutuyorum:
Müracaatın reddi
MADDE 6 - (1) Komisyon;
a) Müracaat konusu başvurunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince
öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu dışındaki diğer kabul
edilebilirlik şartlarını taşımadığını,
b) Komisyona süresinde müracaat edilmediğini,
c) Müracaat edenin hukuki menfaati olmadığını,
ç) Müracaatın 2 nci madde
kapsamına girmediğini,
tespit ederse müracaatı
reddeder.
BAŞKAN –
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Gürkut
Acar.
Buyurunuz
Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU
ADINI GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 342 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile ilgili
görüşlerimizi paylaşmak üzere söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Başbakanın Kanunî Sultan Süleyman’la ilgili hassasiyeti
nedeniyle ben de burada bir padişahla başlamak istiyorum sözlerime. Osmanlı
devletinin 32’nci Padişahı Abdülaziz 1868’de Şûrayı Devlet –Danıştay- açılış
konuşmasında bazı şeylere açıklık getirerek şunları söylemiş: “Yeni örgütlenme
biçimi, yürütme gücünün adliye, diniye ve yasama güçlerinden ayrıldığı temeline
dayanır.”
Değerli arkadaşlarım, gerek bu tasarıyla gerekse bugünkü uygulamalarla
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1868’in öncesine götürdük diye düşünüyorum.
Bakınız, Türkiye’de hukuk adına inanılmaz insan hakları ihlalleri
uygulanıyor. Özel yetkili mahkemeler tarafından verilen tutuklama kararlarıyla
iktidar karşıtı olan televizyon kanallarının, gazetelerin yönetici ve sahipleri
zindana atıldı, tek kişilik odalarda tecrit edildiler. Yüksek Seçim Kurulunca
adaylıkları onaylanmış ve seçilerek milletvekili olmuş 8 kişi, 8 milletvekili
hâlen tutukludur. İktidara muhalif Cumhuriyet gazetesinden -hatırlarsınız
belki, biraz uzakta kaldı bunlar- İlhan Selçuk darbeci olduğu savıyla gözaltına
alındı. 82 yaşında olup ömrü demokrasi mücadelesiyle geçmiş böyle bir aydına
getirilen bu saçma suçlama nedeniyle, halk gösterilerle ayağa kalkınca
salıverildi, yerine aynı gazeteden Mustafa Balbay tutuklandı ve hâlen tutuklu.
Kanal B… Mehmet Haberal’ın kurduğu Başkent TV’nin iktidar karşıtı yayını
nedeniyle, Türkiye’de ilk organ nakil merkezini kuran, bir üniversiteyi büyük
çabalarla Türkiye’nin en önemli eğitim kurumlarından biri hâline getiren
profesör doktor unvanlı bu büyük bilim adamı, sağlık durumu bozuk olduğu hâlde,
yıllardır hapiste tutulmaya devam ediliyor. Kendisini tutuklayan yargıçlar
hakkında en yüksek mahkeme olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda ilk derece
mahkemesi sıfatıyla açmış olduğu davada, haksız olarak tutukluğunu devam
ettiren yargıçlar tazminat ödemeye mahkûm edildiler. Ancak, buna rağmen aynı
yargıçlar aynı davaya bakmaya devam ediyorlar.
Değerli arkadaşlarım, dünyada hiç böyle bir hukuk garabeti olmamıştır,
böyle bir şey dünyada hiçbir yerde yaşanmamıştır, Hitler Almanyası’nda bile
yaşanmamıştır.
HAMZA DAĞ (İzmir) – Nereden biliyorsun olmadığını?
GÜRKUT ACAR (Devamla) – Evet. Bakınız, bir kin ve intikam hâline dönüştürülmüş
olan davada sağlık durumu bozulduğu hâlde tutukluluk durumu sürdürülüyor.
Kaldırılmasına karar verilmiş mahkemeler de kaldırılan hükümlere dayanarak
yargılamaya devam ediyorlar.
Bugün, Türkiye’de 500’den fazla öğrenci normal demokratik bir talep olan
parasız eğitim talebinde bulunduğu için, iktidar partisinin bakanlarına yumurta atmaya
teşebbüs ettiği için terör örgütü üyesi sayıldılar, suçlandılar, tutuklandılar,
bazıları 8 yıla mahkûm edildiler. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
yaptığı savunmadan dolayı toplam 22 yıl hapse mahkûm edildi. Daha yargılandığı
ana dava sonuçlanmadan böyle bir karar verilmesi hangi hukuksal temele
dayanıyor? Savunma yaptığı davadan beraat ederse verilen ceza nasıl geri
alınacaktır?
Değerli arkadaşlarım, bakınız, vicdanınıza bakın, bana bakmayın.
Türkiye’de uzun yıllar kasten adam öldürme suçunun cezası 24 yıl ağır hapis cezasıydı,
şimdi sadece “Niye böyle savunma yaptın?” diye 22 yıl ceza veriyoruz. Balyoz
davasındaki hak ihlalleri, hukuk ihlalleri ve cezalar kamu vicdanını
sızlatıyor, bunu dikkatinize sunuyorum yüce Meclis.
Türkiye’de “Ergenekon terör örgütü” diye bir suç örgütü icat edildi; bu,
AKP iktidar olduktan sonra icat edildi.
BÜLENT TURAN (İstanbul) – El insaf! Dünya duydu, dünya!
GÜRKUT ACAR (Devamla) – 1980 öncesinde Türkiye’yi Amerikan yanlısı bir
askerî darbeye sürüklemek için kurulmuş, büyük terör olayları yaratmış Gladio
örgütünün işlemiş olduğu cinayetleri ve terör olaylarını gerekçe göstererek
“Ergenekon terör örgütü” adı altında AKP iktidarına karşı olan tüm aydın,
demokrat, gazeteci, bilim adamı, bilim kadını, öğrenci, iş adamı, askerler
tutuklanmıştır. İşin gerçeği, Ergenekon terör örgütü Reichstag yangınından bu
yana tarihteki en büyük ikinci yalandır.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu çerçevede baktığımızda Türkiye’de
hukuk işlemiyor, Türkiye’de yargı işlemiyor, Türkiye’de adalet yok; bu tasarı
da bunun özetidir aslında. Vatandaşlarımız kendi ülkelerinde hak aramak için,
adalet aramak için mahkemelere gitmişler ama adalet bulamayınca bir umut Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine gitmişler ama adaleti orada da bulamamışlar çünkü
adaletsizlik öyle bir boyuttaki orası da tıkanmış. Şimdi, adaleti bulamadıkları
için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuranlara “Gidin, adaleti
kaybettiğiniz yerde arayın.” deniyor. Bunun mümkün olmadığı ortadadır.
Değerli arkadaşlar, önce Türkiye bir hukuk devleti midir, değil midir;
ona bakmak lazım. Hukuk devleti tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde, anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Türkiye bu tanıma uyuyor mu?
Kesinlikle uymuyor. Anayasa 138 “İdare, mahkeme kararlarına uymak zorunda.”
diyor. Türkiye’de Başbakan “Özelleştirmeyle ilgili yargı kararları uygulanamaz.”
diye kararlar çıkartıyor. Yani Başbakanın kararı, mahkeme kararını eziyor, yok
ediyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, siz yaptınız, 2/B arazilerinin satışıyla
ilgili kanun. Ne deniyor? “İdarenin takdirini kabul etmeyenler hak talep
edemez, dava açamaz.” diyor. Hangi idarenin? Her türlü işlem ve eylemi yargı
denetimine açık idarenin. Hani idarenin her türlü işlem ve eylemi yargı
denetimine açık olacaktı? Anayasa’nın maddesi bu. Açıkça çiğnediniz.
Değerli arkadaşlarım, alınmayın, dinleyin. Yalnızca bu iki örnek bile
Türkiye’nin hukuk devleti olmadığının kanıtıdır. AKP, Türkiye’de Anayasa’yı,
hukuk devleti ilkesini, kuvvetler ayrılığı ilkesini rafa kaldırmıştır. Maalesef
Türkiye’de hukuk AKP’nin oyuncağı hâline getirilmiştir ama unutulmamalıdır ki
hukukun, adaletin olmadığı bir ortamda hiçbir şey ayakta kalamaz, kalmamıştır
değerli arkadaşlarım.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu düzenleme gündeme geldiği dönemde, 28
Mart 2012’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanına bir mektup yazdım,
gönderdim. Henüz bir yanıt da alabilmiş değilim. Ama o zaman yazdığım itirazlar
bu tasarıyla doğrulanmış durumdadır. Türkiye’de yargı bağımsız değil, hukuk
devleti işlemiyor, baskıcı iktidarın gölgesinde adil kararlar beklemek boşa
vakit kaybetmek olacaktır dedim. Bakınız, bu tasarı bu savımı doğrulamıştır.
Türkiye’de insanlar bir suç iddiasıyla yargılanıyor, bu yargılama sırasındaki savunması
nedeniyle ayrıca hapis cezasına çarptırılıyor ama asıl davalar hâlâ sürüyor.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine en fazla şikâyet edildiği konular, uzun tutukluluk ve mülkiyet
haklarının ihlali. Arkadaşlarım söyledi. Bununla ilgili bir önleyici çözüm
anlayışı var mı, bir çözüm getiriyor musunuz? Hayır. Sonuçta bu tür haksız
tutuklananlara tazminat verelim, paralarını verelim gitsinler. Sonra ne olacak?
Yenileri gelecek, yeni ihlaller olacak.
Değerli arkadaşlarım, bakın, bir elinizi vicdanınıza koyun. Sadece
Ergenekon davaları nedeniyle, gazetecilerin yargılandığı davalardaki işlemler nedeniyle savcılar hakkında,
hâkimler hakkında 372 şikâyet dilekçesi verilmiş. Adalet Bakanı nisanda yanıt
verdi, tek bir soruşturma açılmamış; bir tane şikâyet haklı değil, 372 şikâyet
var ama hiçbir soruşturma açılmıyor.
Değerli arkadaşlarım, insaf edin, insaf edin bu insanların hepsi
içerideki insanlar, tek şeyleri adalet. Gazetecilerin özel konuşmaları, suçlamayla
ilgili olmayan konuşmaları ortalığa, yandaş basına servis ediliyor ama
soruşturma yok. Allah aşkına, bu kadar şey ortaya döküldü, gazeteler bangır
bangır yazdı. Bazı sanıklar kamuoyunda daha mahkeme önüne çıkmadan mahkûm
edildi, yargısız infaz edildi. Ama onlar hakkında hiçbir soruşturma yok. Sehven
işlemler yapılıyor ama soruşturma yok, gazetecilerin bilgisayarları, dijital
verilerinin kopyası Ceza Muhakemesi Kanun’undaki açık hükme rağmen, sanıklara,
milletvekilimiz gazeteci Balbay’a verilmiyor, yine soruşturma yok.
Değerli arkadaşlarım, tam bir koruma kalkanı oluşturulmuş, tam bir keyfîyet
içinde hareket ediliyor, böyle bir sisteme nasıl güveneceksiniz?
Tasarının 6’ncı maddesine gelelim. Bu da, tasarının 6’ncı maddesi de adil
ve doğru değil.
Değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran insanlar
için bu yasayı getiriyoruz. Ne diyoruz? Oraya başvurdun. Ee, o yetmedi, bir de
gel bizim Türkiye’de bize başvur. Kimse başvurmazsa ne olacak bu kanun? Sayın
Bakan, kimsenin başvurmadığını kabul edin, ne olacak? Ya da oradaki 4 bin
dosyadan 300 tanesi başvurdu, 2.700 tanesi başvurmadı. Bunu öngören herhangi
bir şey bu tasarıda yok.
Değerli arkadaşlarım, süremiz bitti. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.
Madde üzerinde 2 önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarının 6. maddesinin 1.
fıkrasının son cümlesinin “tesbit ettiği takdirde müracaatı reddeder” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz Gürkut
Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak
Antalya
Sivas
Mustafa
Moroğlu Birgül
Ayman Güler Ali
Özgündüz
İzmir
İzmir
İstanbul
Kamer
Genç
Tunceli
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 6 ncı maddesinin tasarıdan
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan İdris
Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak
Bingöl
Kars
Hüsamettin
Zenderlioğlu Erol
Dora
Bitlis
Mardin
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçe…
Gerekçe: Anayasanın 90 ncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS
olmak üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç
hukukta uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi,
sorumluların cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı kanun tasarının 6. maddesinin 1.
fıkrasının son cümlesinin “tesbit ettiği takdirde müracaatı reddeder” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Gürkut
Acar (Antalya) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçe…
Gerekçe: Tasarı maddesinin daha anlaşılır hale gelmesi için
önerilmiştir.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
6’ncı madde kabul edilmiştir.
7’nci maddeyi okutuyorum:
Müracaat
hakkında karar ve karara itiraz
MADDE 7 -
(1) Komisyon, müracaat hakkında dokuz ay içinde karar vermek zorundadır.
(2) Komisyon,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal kararlarını da gözetmek suretiyle
müracaat konusunda gerekçeli olarak karar verir.
(3) Komisyon
kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Komisyon
aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz dilekçesi
müracaata ilişkin diğer tüm belgelerle birlikte derhal itiraz merciine
gönderilir. Bu itiraz öncelikli işlerden sayılarak üç ay içinde karara
bağlanır. Mahkeme tarafından Komisyon kararı yerinde görülmezse işin esası hakkında
karar verilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.
(4)
Ödenmesine karar verilen tazminat, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay
içinde Bakanlık tarafından ödenir. Ödemeye ilişkin düzenlenecek kâğıtlar damga
vergisinden, yapılacak işlemler harçlardan müstesnadır.
BAŞKAN – Söz talebi yok.
Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı 7. maddesinin 1, 3, ve 4. Fıkralarının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Dilek
Akagün Yılmaz Gürkut
Acar Malik
Ecder Özdemir
Uşak
Antalya Sivas
Mustafa
Moroğlu Birgül
Ayman Güler Mahmut
Tanal
İzmir İzmir İstanbul
Kamer
Genç
Tunceli
“(1) Komisyon müracaat hakkında 4 ay içinde karar vermek zorundadır.
(3) Komisyon kararlarına karşı
tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde komisyon aracılığıyla Yargıtay ve
Danıştay'da görevlendirilecek ilgili daireye itiraz edilebilir. İtiraz
dilekçesi müracaata ilişkin diğer tüm belgelerle birlikte derhal itiraz merciine
gönderilir. Bu itiraz öncelikli işlerden sayılarak iki ay içinde karara
bağlanır. İtiraz mercii tarafından komisyon kararı yerinde görülmezse işin
esası hakkında karar verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
(4) Ödenmesine karar verilen tazminat kararın kesinleşmesinden itibaren
üç ay İçinde Maliye Bakanlığı tarafından karar tarihinden itibaren işletilecek
yasal faiziyle birlikte ödenir. Ödemeye ilişkin düzenlenecek belge ilam
niteliğinde belge sayılır. Bu belge damga vergisinden ve yapılacak işlemler
harçlardan müstesnadır.”
TBMM
Başkanlığına
1)
Görüşülmekte olan tasarının 7. maddesinde bulunan “Komisyon” kelimesinin
“Anayasa Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,
2) (2). fıkrasında bulunan “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
içtihatlarını da gözetmek suretiyle”
ibaresinin metinden çıkarılmasını,
3) (3). fıkrasının madde metninden çıkarılmasını,
Arz ve teklif ederiz.
Faruk
Bal Ali
Halaman Mehmet
Şandır
Konya Adana Mersin
Cemalettin
Şimşek Oktay
Öztürk
Samsun Erzurum
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 342 sıra sayılı tasarının 7 nci maddesinin tasarıdan
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Hasip
Kaplan İdris
Baluken Mülkiye
Birtane
Şırnak Bingöl Kars
Hüsamettin
Zenderlioğlu Erol
Dora
Bitlis Mardin
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Anayasanın 90 ncı maddesi uyarınca tarafı olduğumuz başta AİHS olmak
üzere, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerin iç hukukta
uygulanması, uygulamadan doğan mağduriyetlerin giderilmesi, sorumluların
cezalandırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
TBMM
Başkanlığına
1)
Görüşülmekte olan tasarının 7. maddesinde bulunan “Komisyon” kelimesinin
“Anayasa Mahkemesi” olarak değiştirilmesini,
2) (2). fıkrasında bulunan “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
içtihatlarını da gözetmek suretiyle”
ibaresinin metinden çıkarılmasını,
3) (3). fıkrasının madde metninden çıkarılmasını,
Arz ve teklif ederiz.
Mehmet Şandır
(Mersin) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
1- Tazminat talebinin yargı ile ilgili ilişkili olması sebebiyle yüksek
yargı mercii olan Anayasa Mahkemesinde görüşülmesi gerekir.
2- Kanun ile AİHM içtihatlarına atıf yapılması yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığı ilkesini zedeleyen zarif ve nazik olmayan bir talimat
niteliğindedir.
3-. Komisyon kararının idari yargı denetimine tabi tutulması
mağduriyet sebebini genişletmektedir.
BAŞKAN –
Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer
önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan 342 sıra sayılı 7. maddesinin 1, 3, ve 4. Fıkralarının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Gürkut
Acar (Antalya) ve arkadaşları
“(1) Komisyon müracaat hakkında 4 ay içinde
karar vermek zorundadır.
(3) Komisyon kararlarına karşı tebliğ
tarihinden itibaren on beş gün içinde komisyon aracılığıyla Yargıtay ve
Danıştay'da görevlendirilecek ilgili daireye itiraz edilebilir. İtiraz
dilekçesi müracaata ilişkin diğer tüm belgelerle birlikte derhal itiraz
merciine gönderilir. Bu itiraz öncelikli işlerden sayılarak iki ay içinde
karara bağlanır. İtiraz mercii tarafından komisyon kararı yerinde görülmezse
işin esası hakkında karar verilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.
(4) Ödenmesine karar verilen tazminat
kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay İçinde Maliye Bakanlığı tarafından
karar tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenir. Ödemeye
ilişkin düzenlenecek belge ilam niteliğinde belge sayılır. Bu belge damga
vergisinden ve yapılacak işlemler harçlardan müstesnadır.”
BAŞKAN –
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Hükûmet?
ADALET
BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Komisyon kararlarına karşı itirazen Ankara
Bölge İdare Mahkemesine başvuru düzenlemesi yerinde değildir. Pek çok karar
Yargıtay ve Danıştay safhasından geçerek kesinleştiği hâlde daha alt bir birim
olan bölge idare mahkemesinin itiraz mercii olarak kabul edilmesi doğru bir
yaklaşım biçimi olamaz. Ayrıca Yargıtay ve Danıştay dairelerinin itiraz mercii
olarak benimsenmesi yüksek yargı organlarının komisyon öncesi kendi verdikleri
kararlarında bir tutarlılık olması ve yapılan hataların düzeltilmesi açısından
da önemlidir.
Diğer yandan komisyon kararlarının kısa
süre içinde verilmesi ve itirazen başvuru durumunda da daha kısa sürede karar
verilmesi için sürelerde değişiklik önerilmektedir. Örnek alınabilecek Pinto
Yasası ve Moldava yasal düzenlemesi de daha kısa süreleri kapsamaktadır.
Ayrıca yapılacak ödemeye kararın
kesinleşmesinden itibaren faiz işletilmesi ve ödeme olmadığı takdirde icra
işlemi yapılabilmesi için kararın ilam niteliğinde sayılması da önerilmektedir.
BAŞKAN –
Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
7’nci madde kabul edilmiştir.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati:00.25
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 00.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP
ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
----- 0 -----
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum.
342 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Böylece, alınan karar gereğince, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında verilen gensoru önergesinin
gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmeleri yapmak için, 30 Kasım 2012
Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma
Saati: 00.29
(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
(X) 342 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.
(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.
(xx) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.