4 Aralık 2012 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.02
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)
-----0-----
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime yarım saat ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 15.03
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.30
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mine Lök Beyaz (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı
vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem
dışı ilk söz Engelliler Haftası münasebetiyle söz isteyen
Kayseri Milletvekili İsmail Tamere aittir.
Buyurun Sayın Tamer. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
İSMAİL TAMER (Kayseri)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık Dünya
Engelliler Günü nedeniyle şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya nüfusunun yüzde 15i,
yaklaşık 1 milyar insan engelli durumda. Ülkemizde bu sayı 8,5
milyon kişi. Tabii, bizler engellilere şefkat içinde
yaklaşmamız gerektiğinin her zaman bilincinde olduk ve bu vesile
ile de engelliler adına onların sözcüsü olarak da Mecliste size hitap
ediyorum. Şunu ifade etmek istiyorum ki: Türkiye'deki engelli
kardeşlerimizin her zaman yanında olmamız gerektiğini,
onlara bir saygı çerçevesi içerisinde, engelleri kaldırıp engelsiz
hâle getirmemiz gerektiğinin her zaman bilincinde olduk, bundan sonra da
devam edeceğiz.
Engelli dediğimiz zaman
aklımıza doğuştan ve sonradan herhangi bir nedenle
bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli
derecede kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük
gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan, korunmaya, bakıma,
rehabilitasyon ve danışmanlık ile destek ihtiyaçları duyan
kişi gelir. Engelliler alanında gerçekleştirilen
çalışmaları sosyal hizmet olmakla birlikte sağlık,
psikolojik, fizyoterapi, eğitim, kültür, mimari, hukuk, sanat gibi pek çok
bilim dalıyla da ifade etmek gereklidir. Bu nedenle engellileri tek bir
şekilde ifade etmekten ziyade multidisiplinel olarak görmekte fayda
vardır diye düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, dün
itibarıyla, seçim bölgem olan Kayseride çeşitli, engellilerle ilgili
çalışmalara katıldık. Eminim ki sizler de kendi seçim
bölgelerinizde engellilerle ilgili pek çok faaliyette bulunmuşsunuzdur,
hepinizi bu yönde tebrik etmek istiyorum. Çünkü orada gördüklerimiz, mesela
Kayseride yapılan zihinsel engellilerinin sema gösterilerini görmek her
şeyin üstündeydi. Onlara sevgiyle yaklaşmak
Onların
yapmış olduğu, zihinsel engellerine rağmen
öğretilebilir olduğunun da en güzel örneklerinden birisini verdiler.
Yine, Kayseride Melikşah
Üniversitesinin yapmış olduğu bir programda Goalball adı
altında müsabakalar düzenlendi. 6 tane takım katıldı.
Bunları izleme fırsatı bulduk. İnanın, o engelli
kardeşlerimizin yapmış olduğu sportif aktivitelerini
sportmence yaptıklarını görüp de engelsiz olanlara bir örnek
olduğunu gerçekten ifade etmek istiyorum.
Tüm bu güzellikler içerisinde, biz, AK
PARTİ olarak da engelliler adına çok şeyler yaptık.
Anayasada onlara pozitif ayrımcılığı getirdik. Bunun
yanında yapmış olduğumuz şeyler: Engelli bireylere
sosyal güvencesi olsun ya da olmasın özel eğitim desteği verdik.
Özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilere, okullara ve kurumlara
erişmesini sağlamak için ücretsiz taşımalarını
yaptık. Ortaöğretim ve üniversite sınavlarında çeşitli
kolaylıklar sağladık. Yine, üniversiteye giriş
sınavlarında engelliler için gereksiz fiziki düzenlemeler, ortopedik
ve görme engellileri için yardımcı personel verilmesi gibi
faaliyetlerini yaptık. Üniversite öğrencilerine sağlanan
kolaylıklar arasında, başarılı ve ihtiyaç sahibi
engelli öğrencilere Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
tarafından öncelikler verildi. Mesleki rehabilitasyonlar
yapıldı.
Tabii her şeyden önce şunu da
ifade etmek istiyorum: Pek çok şey yapıldı. Onu burada ifade
etmekten ziyade Hazreti Mevlânâ der ki: Eğer dünya gözüyle
bakarsanız sadece yüzü görürsünüz ama gönül gözüyle bakarsanız özü
görürsünüz. Biz, engelliler adına özü görerek onlara yardım etmek
maksadıyla her zaman onların yanında olduk ve onların
yanında olmaya devam edeceğim.
3 Aralık Engelliler Gününü
kutluyor, hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı ikinci söz,
4 Aralık Dünya Madenciler Günü sebebiyle söz isteyen Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürke aittir. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dün 3
Aralık Dünya Engelliler Günüydü. Engellilerin önündeki tüm engellerin
acilen kaldırılması en içten dileğimizdir. Bugün de 4
Aralık Dünya Madencilik Günü. Madencilik sektörünün önündeki engellerin
kaldırılması da dilediğimizdir.
Neden 4 Aralık Madenciler Günü?
Roma İmparatorluğu zamanında babasının gazabından
kaçan Santa Barbara isimli, sarışın, mavi gözlü bir
kızcağız bir mağaraya sığınıyor ve o
mağarada çalışan madencilerin koruduğu
inanıldığı için madencilerin koruyucu azizesi ilan ediliyor
ve bu kız o tarihte Roma İmparatorluğu döneminde İzmitte
yaşadığı nedenle, önce Anadoluda 4 Aralık Madenciler
Günü ilan ediliyor. Ondan sonra da tüm dünyada 4 Aralık Dünya Madenciler
Günü olarak kutlanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım,
enerji, yaşam demektir, canlılık demektir. Temel ihtiyaçlarımızın
karşılanabilmesi, yaşamın sürdürülebilmesi için olmazsa
olmaz temel ihtiyacımız enerji deyince akla öncelikle maden gelir,
petrol gelir, kömür gelir. Madencilik sektörü sanayileşmenin lokomotifidir,
uluslararası stratejik bir öneme sahiptir. Günümüzde madencilik ekonomik
bir olgu olmanın da ötesine geçerek askerî politikaların bir
bileşeni hâline gelmiştir. Kendi kaynaklarını yok sayan,
kendi kaynaklarını kendi ihtiyacını için kullanamayan ülkelerin
kalkınması mümkün değildir.
Gelişmekte olan Türkiye, bir
yandan nüfus artışını besleyecek yatırım ve
üretim yapmak durumundadır, bir yandan da fert başına düşen
gayrisafi millî hasılayı artırmak, refah düzeyini yükseltmek
zorundadır. Bu da yer altı kaynaklarını ekonomiye
kazandırmak ve gayrisafi millî hasıla içindeki yer altı
kaynaklarının payını artırmakla mümkündür.
Gerçek sahibi halkımız olan
ve tükenme, yenilemez özelliklerinden dolayı gelecek nesillerin de söz
sahibi olduğu madencilik sektöründe madenlerimiz işletilirken kamu
yararı gözetilerek planlanması ve üretilmesi gereği vardır.
Değerli arkadaşlarım,
madencilik sektörü dünyada en riskli sektörlerin başındadır ve
iş kazalarının en fazla olduğu sektördür. Türkiye iş
kazalarında 1inci sıradadır, ödüllüdür, 1inci sıraya
oturmuş vaziyettedir ve yılda yaklaşık 100 işçi
Türkiyede hayatını kaybetmektedir. Yine, Uluslararası
Çalışma Örgütü bu ölümlü iş kazalarında, maden
kazalarında Türkiyenin Çinden daha önde olduğunu vurgulamaktadır.
Değerli milletvekilleri,
madencilik sektörünün sorunları bu iktidar döneminde çözülememiştir,
daha da artırılmıştır. Üniversitede okuyan maden
fakültesi öğrencilerinin maden fakültesi öğretim üyesi
hocalarımızın sorunları vardır, çözülmemiştir.
Madencilik sektörüne yatırım yapan iş adamları hâlen
yeraltı örgütü üyesiymiş muamelesi görmektedirler, kaçakçı
muamelesi görmektedirler. Madencilik sektörüne yatırım yapan iş
adamlarının sorunları çözülmediği gibi her gün daha da
sorunlar artırılmaktadır. En son Başbakanlık
tarafından yayınlanan 16/6/2012 tarih ve 28325 sayılı Resmî
Gazetede yayınlanan 2012/15 sayılı genelge madencilik
sektöründe yaşanan sorunların daha da artmasına neden
olmuştur. Başbakanlıkta oluşan kurula
bağlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
bütün bu sorunlara çözüm üretmek ve uygulamak ülkeyi yönetenlerin ve siyasi
iktidarların asli görevidir. Dünya Madenciler Günümüzü
kutladığımız 4 Aralıka madencilik sektöründe hiçbir
sorunu çözmeden tekrar girmekteyiz. Madencilik sektöründe işçilerimiz,
bugünün Millî Eğitim Bakanı, eski Çalışma
Bakanımız Ömer Dinçerin deyimiyle Güzel güzel ölmektedirler.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen
Dünya Madenciler Günümüzü daha güzel ortamlarda neşeyle
kutlayacağımız günlerin geleceği inancıyla maden
kazalarında yaşamlarını yitiren maden mühendislerinin,
maden işçilerinin, maden emekçilerinin, maden işverenlerinin Dünya
Madenciler Gününü bir kez daha kutluyorum, onların anısı önünde
saygıyla eğiliyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı üçüncü söz,
yine, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle söz isteyen Manisa
Milletvekili Erkan Akçaya aittir. (MHP sıralarından
alkışlar)
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık Dünya Engelliler Günü
münasebetiyle söz aldım, muhterem heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Dün idrak ettiğimiz 3 Aralık
Dünya Engelliler Günü engellilik ve engelli üzerinde hepimize derinlemesine
düşünme fırsatı vermiştir. Engellilerin
sorunlarını tespit edip çözebilmek için öncelikle engelli kardeşlerimizin
sayılarını, engel gruplarını ve sorunlarını
bilmemiz gerekmektedir. Ancak engellilerle ilgili geniş kapsamlı en
son çalışma, Milliyetçi Hareket Partisinin hükûmet ortağı
olduğu 57nci Hükûmet döneminde yapılan Türkiye Özürlüler
Araştırması 2002dir. Aradan geçen on yıllık süre
içinde engellilerle ilgili geniş kapsamlı bir araştırma
yapılmamıştır.
Hükûmet açıklamalarında ve
soru önergelerinin cevaplarında, Türkiye Özürlüler
Araştırması 2002 verileri kullanılmaktadır.
Dolayısıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, sorumluluk
alanındaki engelli vatandaşlarımıza ve bu
vatandaşlarımızın engel gruplarına ve sorunlarına
yeterince vâkıf değildir. Türkiye engelliler
araştırması sonuçlarına göre, ülkemizdeki nüfusun yüzde
12,3ü, yaklaşık 8,5 milyonu engelli olarak yaşamını sürdürmektedir.
Oysa dünya ortalaması yüzde 7,5tur. Bu nedenle, Hükûmet öncelikle
Türkiyedeki engelli oranının düşürülmesini hedeflemeli, bu
yönde politikalar oluşturulmalıdır. Engellilerle ilgili tüm
hizmetlerin, ilgili bütün kurum ve kuruluşların ortak plan ve
programlarıyla iş birliği sağlanarak yapılması ve
millî politikaların belirlenmesi maalesef bugüne kadar mümkün
olamamıştır. Modern devletin görevlerinden biri de engelli
bireylerin haklarını geliştirmek, engellilerin yetenekleri ve
potansiyelleri doğrultusunda gelişmelerini, eşit fırsatlara
sahip olmalarını güvence altına almak, ekonomik ve sosyal
refahını sağlamak iken 8,5 milyon engelli
vatandaşımız, eğitimden sağlığa, istihdamdan
ulaşıma kadar her alanda çok sayıda sorun
yaşamaktadır.
Görme, işitme, dil ve
konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilerin yüzde 63ü, süreğen
hastalığa sahip olanların yüzde 73ü okuma yazma bilmemektedir.
Ulusal engelliler veri tabanında kayıtlı, hayatta olan ve adresi
bilinen beş ila on sekiz yaş arası eğitim çağı engelli
birey sayısı 225 bin iken Millî Eğitim Bakanlığı
verilerine göre ancak 29 bin engelli öğrenciye eğitim hizmeti
verilebilmektedir. Ülkemizde bakıma muhtaç engellilere yönelik sosyal
bakım hizmetleri son derece yetersizdir. Rehabilitasyon eğitimi alması
gereken engelli sayısı 2 milyondur. Oysa rehabilitasyon eğitimi
alan engelli sayısı ise 236 bin kişidir.
Yine, 2002 yılındaki
araştırma sonuçlarına göre, engelli
vatandaşlarımızın yüzde 78i iş gücüne dâhil
değildir.
AKP Hükûmeti 2010
yılının engelliler yılı olacağını ilan
ederek kamudaki açık kadroların tamamının
doldurulacağı sözünü vermişti. Ancak Devlet Personel
Başkanlığının en son verilerine göre, Aralık 2012
itibarıyla, kamuda çalıştırılması gereken engelli
memur sayısı 44 bin kişidir. Ancak şu anda kamuda 25 bin
engelli memur çalıştırılmaktadır, 19 bin açık
bulunmaktadır. Kamuda çalışan memur ve işçi
sayıları hesaplanırken 2011 yılındaki kanun hükmünde
kararnamelerle kurulan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile
birlikte 9 bakanlık, birçok kurum ve kuruluş ile yeni kurulan
üniversiteler bu hesaplamaya dâhil edilmemiştir. Bunlar da dâhil
edildiğinde kamuda çalıştırılması gereken engelli
sayısı da, biraz önce verdiğim rakamda olduğu gibi,
artmaktadır.
2011 Eylül ayı sonu
itibarıyla 50 veya daha fazla sigortalı çalışan iş
yerlerinde 136.708 engelli çalıştırılması gerekirken,
çalıştırılan engelli sayısı 87.519 kişidir
yani 49 bin engelli kadrosu boştur. Engelli çalıştırma
zorunluluğu olduğu hâlde çalıştırmayan iş
yerlerine her ay 1.671 lira ceza uygulanmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Devamla) - Bu ceza
miktarı caydırıcı olmadığı için işveren
engelli çalıştırmak yerine para cezası ödemeyi tercih
etmektedir.
Bu düşüncelerle, muhterem
heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
3 Aralık Dünya Engelliler Günü
münasebetiyle yapılan konuşmalar neticesinde bazı sayın
milletvekilleri söz talebinde bulunmuşlardır. Konunun önemi,
hassasiyeti ve duygusallığı, aynı zamanda bazı söz
talep eden sayın milletvekillerinin engelli yakını olmaları
nedeniyle birer dakika söz veriyorum.
Buyurun Sayın Aslanoğlu.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Başkanım, geçen hafta sonu Dünya
Engelliler Haftasıydı. Artık engelliler kendilerine
acınmasını, kendilerinin elinden tutulmasını
istemiyorlar. Engelliler kendi becerileriyle ekmeklerini kendileri kazanmak
istiyor. Bu nedenle, onlara aş vermek için, iş vermek için çaba
göstermeliyiz. Hepimiz bir gün engelli olabiliriz. Onların onurları
her şeyin üstündedir. Onlar onurlarıyla çalışmak,
onurlarıyla iş bulmak istiyorlar. Her türlü kapıdan
çevriliyorlar. Bu nedenle özellikle kamunun bu konuda öncelikli olması
lazım, kamunun engellilere yönelik daha fazla alım yapması
lazım. Onlar emekleriyle, alın terleriyle geçinmek istiyorlar. Bu
nedenle -hepimiz bir gün engelli olabiliriz- bu insanlara sahip çıkmak
bizim hepimizin görevi olmalı.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Dedeoğlu
MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım.
Kahramanmaraşımıza büyük umutlarla
yapılan 400 yataklı Yenişehir Hastanemizde, maalesef, yoğun
bakım ünitesinde solunum cihazları yüzünden çok büyük sorunlar
yaşanmaktadır. Acil durumda gelen hastalarımız
etrafımızda bulunan şehirlere havale edilmektedir ve bu solunum
cihazlarının problemlerinden dolayı da birçok sorun
yaşanmaktadır, dilim varmıyor buradan söylemeye. Temennim
şudur ki: Sağlık Bakanımız, Hükûmetimiz bu konuya derhâl
el atar, gereği yapılır.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Karaahmetoğlu
SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dünya üretiminin yüzde 75ini
gerçekleştirdiğimiz, ihracatından yıllık 1,5-2 milyar
dolar gelir sağladığımız fındık
tarımsal ihracat gelirlerimizin en önemli ihracat kalemlerinden biridir. 2
milyon üreticinin geçim kaynağı, gıda sanayisi ve ticarette
yarattığı katma değer ve istihdam katkısı ile
fındığımızın dahi ABDden ithaline ilişkin
açıklamalar oldu. Türkiye Ziraatçılar Derneğinin
açıklamalarına göre, her ülkeden her çeşit meyve ve sebzeyi
ithal ettiğimizi görmekteyiz. İklim ve ürün çeşitliliği
yönünden bahsi geçen ürünleri ithal etmeye ihtiyacı olmayan ülkemizin
fındığı dahi ithal etmiş olması trajikomik bir
durumdur. Dolayısıyla, ülkemizi yönetenlerin üreticilerimize destek
olması için bu tabloya bakarak gerekli dersleri
çıkarmalarını ümit ediyorum.
Engellilerimiz için engelsiz bir dünya diliyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Özkan
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Önce size başsağlığı dileklerimi
iletiyorum.
Hükûmete bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bugünlerde
besiye verilen desteklemenin son günleri yaklaştığından
henüz besisini almamış danalar kesilmektedir. Bunlar birer millî
servettir. Servet heba olmaktadır. Destekleme süresinin Hükûmet
tarafından uzatılması gerekmektedir. Ayrıca dişi
hayvanların kesilmemesi için de Hükûmetin bir yem desteklemesine ihtiyaç
duyulmaktadır. Gelecek günlerde et ve süt sıkıntısına
uğramamak için Hükûmeti duyarlılığa davet ediyorum.
Ayrıca Engelliler Haftasında bütün ulusumuza
engelsiz bir yıl temennisiyle saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Atıcı
AYTUĞ ATICI (Mersin) Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Öncelikle başsağlığı dileklerimi
iletiyorum, Tanrıdan rahmet diliyorum.
Sayın Başkan, Sağlık
Bakanlığı bünyesinde SABİM adında bir iletişim
merkezi kuruldu ve bu SABİM, maalesef, bir şikâyet merkezi hâline
geldi ve her başvuruyu ön inceleme yapmadan işleme koymakta ve
doktorlar ve diğer sağlık çalışanlarına âdeta
azap yaşatmaktadır.
Ben de bu konuyu 20 Kasım 2012 tarihinde bir soru
önergesiyle gündeme getirdim ve dedim ki: SABİMe gelen şikâyetleri
bir inceleyin, ondan sonra gereğini yapın. Bu soru önergeme cevap
verilmedi.
Bundan birkaç gün önce bir doktor
arkadaşımız hakkında başlatılan bir inceleme
neticesinde, bunu onuruna yediremeyen genç doktor arkadaşımız
Melike Erdem elinde SABİMin soruşturma kağıdıyla
altıncı kattan atlayarak intihar etmiştir, Hakkın
rahmetine kavuşmuştur. Acaba Sağlık Bakanı hiç mi
vicdan azabı çekmiyor şu anda? Bunun, bu SABİMin derhâl
derdest edilmesi gerekir. diyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Erdemir
AYKAN ERDEMİR (Bursa) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Radyo Televizyon Üst Kurulu dünyaca ünlü çizgi
film serisi The Simpsonsda Tanrı ve şeytanın
vücutlandırıldığı, Tanrının
şeytanın emrinde gösterilerek kahve ikram ettirildiği ve
alkolizmi özendirdiği için yayıncı kanal CNBC-eye 52 bin 951
lira para cezası verdi. Böylece Türkiye dünyada bir çizgi filme ceza veren ilk ülke
unvanını kazandı. Ben Türkiye'ye bu gururu
yaşattığı için Radyo Televizyon Üst Kurulu İzleme ve
Değerlendirme Dairesine teşekkür ediyorum ve kendilerine
Simpsonsın yalnızca bir çizgi film olduğunu hatırlatmak
istiyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ederim.
Sayın
Işık
MUHARREM
IŞIK (Erzincan) Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın
Başkanım, sağlıkta dönüşüm hekim öldürmeye devam ediyor.
Bugün 3üncü hekim arkadaşımızı da kaybettik. Doktor Ersin
Arslan katledilmişti, Doktor Mustafa Bilgiç yorgunluktan dolayı eline
iğne batması sonucu Kırım-Kongo bulaşıcı
hastalığı dolayısıyla ölmüştü. Birkaç gün önce de
Melike Erdem Arkadaşımız yoğun çalışma
şartları ve hekimi öldüren hattınız SABİMe yani 184e
gelen şikâyetler sonucu dayanamayarak intihar etti ve hiç utanmadan
yetkililer çıkıyor, televizyonlarda, medyada Psikolojik
sorunları var, ondan dolayı intihar etti. diye açıklama
yapıyorlar. Bir an önce SABİMin kaldırılmasını
istiyoruz ve gerekli çalışmaların yapılarak
Hekimin
onuruna yakışır şekilde, sağlık
çalışanlarının onuruna yakışır şekilde
yaşamaları için çalışma yapılmasını
diliyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın
Sarıbaş
ALİ
SARIBAŞ (Çanakkale) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Öncelikle
başsağlığı diliyor, Allahtan sabırlar diliyorum.
Çanakkalenin
ilçelerinde taşımalı eğitim hizmeti veren servislerin
okulların açıldığı günden bugüne, yaklaşık
üç aydır paralarının ödenmediği görülmektedir. Mazot
alımlarını peşin olarak gerçekleştiren bu
esnafımız böyle giderse mazot alamayacak ve kontaklarını
kapatacak duruma geleceklerdir. Bunun için, bu paraların niçin
ödenmediğini ve araç şoförlerinin bu paralarının ne zaman
ödeneceğini, ilgililerin bir an önce buna çözüm bulmaları
gerektiğini rica ediyorum.
İyi
günler.
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Sayın
Halaman
ALİ
HALAMAN (Adana) Başkanım teşekkür ediyorum.
3
Aralık 2012 Engelliler Gününün hayırlara vesile olmasını
Yüce Allahtan diliyorum.
Türkiye'de
engelli çok. Türkiye'de çok olduğu gibi, bizim Adanada da engellilerin,
özürlülerin kurmuş oldukları dernekler var. Kamu adına görev
yapan belediyelerin, valiliklerin, dolayısıyla diğer
kuruluşların bu engellilerin mağduriyetlerinin giderilmesi
açısından yardımcı olmalarını bekliyor,
engellilere saygılarımızı sunuyor, size de teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Havutça
NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım; Türkiye, asrın yolsuzluğundan sonra
asrın siyasi skandalıyla sarsılıyor. Cumhuriyet Halk
Partisine üye, yaklaşık 64 bin yurttaşımız, iradeleri
dışında, imzaları taklit edilerek, sahte belgelerle AKPye
üye yapılmış. Balıkesirde de yaklaşık 650
yurttaşımız, Cumhuriyet Halk Partisinin üyeleri ve
Balıkesir merkezli 158 partilimiz, sahte belgelerle, ne idiğü
belirsiz belgelerle üyelikleri silinmiş. Bildiğiniz gibi Siyasi
Partiler Kanununun 6ıncı maddesi gereğince aynı zamanda
iki partiye üye olarak gözüken yurttaşlarımızın her iki
partiden de üyelikleri siliniyor. Bu asrın siyasi skandalı üzerine
Adalet Bakanlığı ve Hükûmet giderek, gerçekten Türkiyede temiz
siyaset, temiz ahlak, temiz etik siyaset yapma haklarını koruyacak
mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Öğüt
KADİR GÖKMEN ÖĞÜT
(İstanbul) Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Tekrar
sizlere başsağlığı diliyorum.
Kültür ve Turizm
Bakanlığının girişimiyle, TÜRSAB-MTM İş
Ortaklığı ve özel sigorta şirketi arasında, Kasım
2012 tarihinde bir protokol imzalandı. Bu protokol uyarınca 1 Ekim
2012 tarihinden itibaren müzekart sahibi olanlar, 1 yıl boyunca ferdî kaza
sigortası sahibi olabiliyor.
Sayın Bakana şu soruları
yöneltmek istiyorum: Sahip olduğumuz tarihî ve kültürel mirasımızın,
ferdî kaza sigorta poliçeleriyle artacağına ilişkin
araştırma yapılmış mıdır? Protokolle,
sigorta şirketinin kazancıyla kamu yararı arasında denge de
hangisi daha ağır basmaktadır? Protokol öncesi başka
sigorta şirketleriyle görüşülüp fiyat teklifleri
alınmış mıdır? Toplam kaç adet müzekart
satışı hedeflenmektedir? Anlaşma yapılan sigorta
şirketine kaç adet müzekart satışı taahhüt edilmiştir?
Sigorta şirketiyle yapılan anlaşma uyarınca kart ücretinin
ne kadarı sigorta şirketine verilmektedir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Kaplan.
HASİP KAPLAN (Şırnak)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bugün, Madenciler Günü. Dünyada maden
kazalarında; Avrupada birinci, dünyada üçüncü durumda olan ülkemizde
maalesef yeterli önlemler alınamamaktadır. Ancak,
Afşin-Elbistandaki göçük altındaki maden işçilerinin hâlâ
cenazeleri çıkarılabilmiş değil. Bunu Hükûmet ne zaman
çıkarmayı düşünüyor?
Bir de bugün Enerji Bakanı Taner
Yıldızın uçağı Erbile inemedi; artık, kara
yolundan, Haburdan gitmeyi düşünüyor mu? Bu yeni bir kriz durumu. Bunu da
merak ediyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Ulupınar
ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) Sayın
Başkanım, teşekkür ediyorum.
Hem engellilerimizin hem de
madencilerimizin gününü tebrik ediyorum; onlara yönelik, bütün
milletvekillerinin, hepimizin sorumluluk bilinciyle hayırlı
çalışmalar yapacağımıza inanıyorum, yapmamız
gerektiğini düşünüyorum.
Ben, binlerce şehit vermiş,
maden şehidi vermiş Zonguldakın milletvekili olarak bütün
madencilerimize, engellilerimize sağlık, huzur, uzun ömürler temenni
ediyorum.
Orhan Velinin dediği gibi Siyah
akar Zonguldakın deresi/Yüz karası değil, kömür
karası/Böyle kazanılır ekmek parası. diyorum.
Benim de babam madenci. Ailemizde
birçok bireyimizi hem maden hastalıklarından hem de oradaki
kazalardan kaybettik; inşallah, bu kazalar, ölümler bir daha
yaşanmaz.
Hepsine sağlıklı,
huzurlu günler diliyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Öz
ALİ ÖZ (Mersin) Teşekkür
ederim Sayın Başkanım.
Öncelikle, şahsınıza ve
ailenize sabır ve Allahtan rahmet diliyorum.
Sayın Başkanım,
Engelliler Haftası münasebetiyle engellilerin önemli sorunları
olduğu defaten ifade edilmesine rağmen, onların ekonomik,
eğitim ve istihdam konularında yeterli gayreti göstermediğimiz
gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu konuda herkesi
duyarlı olmaya davet ediyorum; birincisi bu.
Bir diğer söyleyeceğim de;
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezinin -Alo
184 hattının- acilen kaldırılması gereği,
inşallah, son kaybetmiş olduğumuz meslektaşımız
Doktor Melike Erdem Hanımefendinin rahmetli olmasıyla iyice
anlaşılmıştır. Bu hattın, sağlık
çalışanları üzerinde bir şiddet unsuru olmanın
ötesinde sağladığı bir fayda yoktur.
Burada, tekrardan, merhuma Allahtan
rahmet, ailesine ve tüm sağlık çalışanlarına
başsağlığı diliyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Çelik
DEMİR ÇELİK (Muş)
Teşekkürler Sayın Başkanım.
Ben de sizlere
başsağlığı dileklerimi ileterek Engelliler
Haftası vesilesiyle tüm engelli vatandaşlarımızı
saygı ve sevgiyle selamladığımı belirtmek istiyorum.
10 milyon engelli
vatandaşımızın sosyal, kültürel, demokratik
haklarını karşılamaya dönük, savaşsız ve
barış dolu bir yasama yılı dileklerimle
teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Gök
LEVENT GÖK (Ankara) Sayın
Başkan, buraya gelirken, ben de Sincan ilçe örgütümüzle beraber Sincandaki
engelli derneklerini ziyaret ederek geldim. Aslında engellilerin tek bir
talebi var. Engelli olan arkadaşlarımız önlerindeki engellerin
engelsizler tarafından çıkarıldıklarını iddia
ediyorlar, bu çok doğru bir yaklaşım. Örneğin, yerel
yönetimlerde kaldırımların akülü araçların geçişine
olanak vermeyecek şekilde tanzim edilmesi ya da görme özürlü
arkadaşlarımızın yollarda daha çok sinyalizasyon sistemiyle
çalışan trafik ışıklarından geçmesi gibi pek çok
sorunun çözülebileceği kanısındalar ve çok önemli bir tespiti de
Kamuda ve özel sektörde engelli kontenjanları doldurulmamış.
denilirken, engelli arkadaşlarımız işsizlik sorunuyla
karşı karşıya. Bu sorunlara dikkat çekmemizi istediler. Ben
de Meclisimizin dikkatine sunuyorum ve Engelliler Haftasını
kutluyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Baluken
İDRİS BALUKEN (Bingöl)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bu hafta sonu yine sağlık
çalışanlarına ve hekimlere yönelik şiddet örnekleriyle ülke
gündemi sarsıldı. Özellikle bir hekim arkadaşımızın
SABİM hattından dolayı yaşamına son verecek
şekilde suicidete bulunması hepimizi üzdü. Bu SABİM
hattının bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu konuda
Sağlık Bakanının da duyarlı olması gerekiyor.
Ayrıca, yine
sağlıkçılara yönelik şiddetle ilgili devletin de
uyguladığı bazı yanlışlardan vazgeçmesi
gerekiyor. Şu anda Sincan Cezaevinde bulunan 13 tıp öğrencisi ve
tutuksuz olarak yargılanan 46 tıp öğrencisinin yarın
davaları var. Bu da sağlıkçılar üzerindeki psikolojik
şiddettir ve bu utancın mutlaka kaldırılması
gerekiyor. Bununla ilgili Sayın Başbakanın ve Sayın Millî
Eğitim Bakanının bu öğrencilere göndermiş olduğu
başarı mesajları var burada, elimde. Sayın Başbakan
gönderdiği mesajda
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Bingöl)
Okuyun, düşünün, uygulayın ve neticelendirin. diyor. Onlar da
okudular, düşündüler ve uyguladılar ama şu anda Sincan
Cezaevindeler. Bir an önce bu utancın kaldırılması
gerekiyor.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Öğüt
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) Sayın
Başkanım, biliyorsunuz, ithal hayvan gelmesiyle hayvancılık
perişan duruma geldi. Şu anda kış nedeniyle insanların
hayvanlarını besleyecek durumları kalmadı. Şimdi,
hayvancılığı bitirme durumuna getirdiler, bari şu anda
saman ithalatı yapabilmek için insanlara imkân versinler. Şirketler
saman ithal ediliyor, 1 milyon liraya satıyor. Şimdi adamın
ineği 500 lira yapıyor, 2 inek 1 ton saman yapıyor.
Bu anlamda Tarım Bakanına sesleniyorum, rica
ediyorum: Bu, özellikle Doğu Anadoluda hayvancılık yapan
insanlara birtakım imkânlar tanısınlar ve de bu saman
ithalatında şirketlere değil çiftçilere yetki versinler.
Bir de saman için ayrıca bu sene bir teşvik
verilsin; saman olarak, saman parası olarak insanlara para verilsin,
insanlar kış, bahara kadar hayvanlarını beslesin.
Ben bunu istirham ediyorum ve çok rica ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Erdemir
Sayın Erdemir
Sayın Topal, son söz.
Buyurun.
RAMİS TOPAL (Amasya)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
21inci Yüzyılda Amasyada
yolları asfalt olmayan, içme suyu bulunmayan köylerimiz
bulunmaktadır. Asfalt olan belde yollarımız, köy
yollarımız otuz yıl önce YSE döneminde
yapılmıştır. Her kış döneminde sanki mayın
patlamışçasına derinleşen çukurlardan köylülerimiz
gidiş gelişlerinde resmen büyük çileler çekmektedirler. Köylüler bu
çukurlara düşmemek için türlü cambazlıklar yapmaktadır. Hatta,
bu çukurlar kazalara sebebiyet vermektedir.
Önümüzde yerel seçimler var. Köy ve
beldeleri mahalleye çeviren Hükûmete sormak istiyorum: Hâlen yolu asfalt
olmayan köylerimizin ne zaman yolu asfaltlanacak? İçme suyu bulunmayan
köylerimize ne zaman içme suyu getirilecek? Bozuk olan yollarımız
yeniden ne zaman asfaltlanacak veya yama yapılacak? Köylümüzün çilesi ne
zaman bitecek?
Teşekkür ediyorum Başkan.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Dilekçe Komisyonu ile İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonun
bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.
29 Kasım 2012
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
6328 sayılı ve 14/6/2012
tarihli Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 3'üncü maddesi gereğince
Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu
Üyelerinden Kurulu Komisyonumuz, anılan Kanunun 11'inci maddesinin
altıncı fıkrası ile Geçici 1'inci maddesinin ikinci
fıkrası hükmü uyarınca 5 Kamu Denetçisi seçimini yapmak
amacıyla 28/11/2012 günü saat 15.15'de toplanmıştır.
Birinci oylama saat 15.30'da, ikinci oylama saat 15.50'de, üçüncü oylama saat
16.10da, üçüncü turun tamamlayıcı oylaması saat 18.00de ve
dördüncü oylama saat 18.25te yapılmıştır. Yapılan
gizli oylamada 1inci tur oylamasında 19, 2nci tur oylamasında 18,
3üncü turun ilk oylamasında 20 ve 3üncü turda eşit oyu alan 3 kamu
denetçisi adayı içerisinden, kamu denetçisi aday sayısını 2
kişiye düşürmek için yapılan tamamlayıcı oylamada 19
ve 4üncü tur oylamasında 19 oy kullanılmıştır.
Geçerli oyların tasnifi sonucu en çok oyu alan, aşağıda
adları ve soyadları yazılı bulunan 5 aday, kamu denetçisi
olarak seçilmişlerdir.
Bilgilerinize arz olunur.
Mehmet
Daniş
Çanakkale
Karma
Komisyon Başkanı
Aday İsimleri Aldıkları
Oy
1. Abdullah Cengiz Makas On
yedi (17) oy
2. Mehmet Elkatmış On
yedi (17) oy
3. Zekeriya Aslan On
yedi (17) oy
4. Muhittin Mıhçak On
beş (15) oy
5. Serpil Çakın On
beş (15) oy
BAŞKAN Bilgilerinize
sunulmuştur.
Meclis araştırması
açılmasına ilişkin 2 önerge vardır. Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Asgari ücret düzeyinin toplum
üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin saptanması,
ortaya çıkan emek gaspının önlenmesi, asgari ücretin toplumsal
faydasının azami düzeyde gözetilerek hak ve adalet kapsamında
yeniden düzenlenmesi için, Anayasanın 98. ve İç Tüzükün 104 ve 105.
maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ve talep ederiz.
Hasip
Kaplan
Grup
Başkan Vekili
Gerekçe:
Asgari ücret uygulaması
çalışanların insanca yaşayabilecekleri bir ücret düzeyini
hedef almalıdır. İşçinin ailesiyle birlikte gıda,
konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültürel faaliyetlerini
karşılamaya yetecek düzeyde olması gereken asgari ücret, bugün
âdeta toplumun büyük bir kesimini sefalete mahkûm etmiştir.
Modern hukuk devletinde her
yurttaşın belli bir gelir elde etme hakkı vardır. Modern üretim
ilişkilerinin başladığı dönemden günümüze,
çalışan kesimlerin vermiş olduğu sendikal hak arama
mücadelesi, emeğin üretim sürecinde bir özne olduğu gerçeğinden
hareketle üretimden alınan payın emek lehine
arttırılması amacı taşımıştır.
Yıllardır sendikal mücadelelerin temel hareket alanını
oluşturan asgari ücret mücadelesi, günümüz Türkiye'sinde emek sömürüsü ve
toplumsal adaletsizliğe karşı yürütülen en büyük mücadelelerden
biri olmuştur.
Bugün ülkemizde 3 milyondan fazla
asgari ücretli bulunmaktadır. Bu ücretlilerin bakmakla yükümlü olduğu
nüfusla beraber asgari ücretten etkilenen nüfusun yaklaşık 20 milyon
olduğu tahmin edilmektedir.
Asgari ücret düzeyi 2012 Ocak ayı
rakamına göre brüt 886,50 lira, net 701 liradır. Oysa işçi
sendikalarının, 4 kişilik bir ailenin temel
ihtiyaçlarını karşılayabileceği gelir seviyesini baz
alarak yaptıkları araştırmalara göre, Türkiye'de bugün
yoksulluk sınırı 3 bin 63 lira, açlık sınırı
ise 940 liradır. Bu rakamlara göre asgari ücret düzeyi açlık
sınırının dahi altında kalmaktadır. Toplumda 20
milyon yurttaşın asgari ücretten etkilendiği göz önüne
alındığında Türkiyedeki yoksulluğun oldukça trajik
bir düzeye vardığı da açık seçik görülecektir.
Asgari ücret bir ülkedeki emek sömürü
düzeyinin en açık göstergelerinden biridir. 1980 askeri darbesi
sonrasında asgari ücretlerde de reel olarak büyük gerilemeler meydana
gelmiştir. Askeri darbenin yolunu açtığı emek sömürüsü,
bugün AKP iktidarının toplumsal üretimi sadece belli sermaye kesimlerine
peşkeş çekme siyasetinin de zeminini oluşturmuştur.
İşçi sendikalarının araştırmalarına göre
2005-2010 yılları arasında çalışan kişi
başına verimlilik %14 dolayında artmışken, reel asgari
ücrette ise bir gelişme kaydedilmemiştir.
Yine 2005-2011 yılları
arasında asgari ücretlerdeki reel artış sadece %4 dolayında
kalmışken resmi verilere göre bu dönem içerisinde ekonomik büyüme %26
olarak gerçekleşmiştir. 2005 yılından bu yana ekonomik
büyüme asgari ücrete tam olarak yansıtılmış olsaydı
bugün asgari ücrette net 138 liralık bir artış daha meydana
gelmiş olacaktı.
Türkiyede asgari ücret 33 yıl
önceki seviyelerde seyretmektir. Ancak o günden bugüne Türkiye ekonomisi sabit
fiyatlarla 3 buçuk kat büyürken, asgari ücret reel olarak sadece %6
oranında artmıştır.
Bugün Türkiye'de net asgari ücret 265
Euro dolaylarında iken, Yunanistanda dahi bu rakam 876 Euro
civarındadır.
Asgari ücretli, bugün, öğün
başına sadece 2,58 liralık gıda harcaması
yapabilmektedir. Türkiye'yi Dünyanın 16'ncı büyük ekonomisi yapmakla
övünen AKP hükümeti, bugün sömürünün kaynaklarını olabildiğince
gizlemeye çalıştığı gibi, Birleşmiş
Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksine göre 187 ülke içinde
92'inci sırada oluşumuzu da açıklayamamaktadır
Türkiye'de yoksul ile zengin
arasındaki gelir uçurumu her geçen gün daha da artarken, bunun sonucunda
ortaya çıkan görece yoksulluk sosyal adaletsizliği daha da
derinleştirmektedir. Asgari ücretin ülkemizde bu kadar düşük düzeyde
olmasının yarattığı sosyal ve kültürel tahribatlar,
beraberinde onarılması güç toplumsal travmalara neden olmaktadır.
Asgari ücretle çalışan birinin çocuklarını gerektiği
nitelikte okutamaması, bugün kuşaklar arası yoksulluk zincirini
daha da beslerken, yoksulluk sarmalını daha da
yaygınlaştırıp, derinleştirmektedir. Meclisin bu
konuyu gündemine alarak yapılması gereken düzenlemeleri bir an önce
belirlemesi elzem hale gelmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
28 Aralık 2011 tarihinde meydana
gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını
yitirdiği "Uludere/Roboski katliamı" ile ilgili olarak; tüm
boyutlarıyla incelenmesi, araştırılması
sorumlularının tespiti için, Anayasanın 98-99 ve İçtüzük
104 üncü madde uyarınca meclis araştırması
açılması ve görüşülmesini arz ederiz.
Hasip
Kaplan
Şırnak
BDP
Grup Başkan Vekili
Gerekçe
28 Aralık 2011 günü Uludere
Gülyazı/Robesk Türkiye-lrak sınırında saat 21.30-22.27
arası Türk savaş uçaklarından 4 F-16 nın bombalaması
sonucu yaşları 13-25 arası 35 yurttaşımız
yaşamını yitirmiş bir kişide ağır
yaralanmıştır.
Görgü tanıkları askeri
bilgisi dahilinde gittiklerini, geri dönüp sınıra yakın bir yere
geldiklerinde askerin önlerini kestiğini iki grup hâlinde bir araya
geldikten sonra, askerin çekildiği ve savaş uçaklarının
bombalamaya başladığını katliamın bu şekilde
gerçekleştiğini beyan etmişlerdir.
Olay öncesi köylüler 1,5 saat boyunca
çocukları ve komutanla telefonla konuşmuşlardır. Grubun
silahsız ve sivil olduğu yetkililerce bilinmesine rağmen katliam
gerçekleşmiştir.
Bombalama sonrası 112ye telefon
edilmesine, yetkililer uyarılmasına rağmen uçak/helikopter
ambulans gönderilmemiştir. İHD, Mazlum-Der, TTB, KESK, TMMOB ve
diğer sivil toplum kuruluşlarının
hazırladığı ortak rapora göre olayda 13 yaralı,
yardım gelememesi sonucu yaşamını yitirmiştir.
Köylüler BDP il örgütü ve belediyelere
ait ambulanslarla anında olay yerine intikal etmiş, dehşet
verici tüyler ürpertici toplu bir öldürme olayı ile
karşılaşmıştır. Resmî yetkililer bir gün boyunca
olay yerine gelmemiştir.
Kullanılan bombalar hedef alma
tarzı, cesetlerin parçalanması, yanması, orada bulunan tüm
canlıların imha edilmesi operasyonun bilinçli, planlı, taammüden
yapıldığının açık göstergesidir.
Olay anında sosyal medya
aracılığı duyurulmuş, Roj Tv. anında olay
bölgesinden canlı yayın yapmış, tanıklar ve olay
yerinde olanların anında anlatımları olmuş, örtbas edilmesi
engellenmiştir.
Başbakanlığın
basın danışmanları medyayı arayarak haber
yapmalarını engellemiş, basın aradan 12 saat geçtikten
Genelkurmay Başkanlığının açıklamasından sonra
tek yanlı yayınlar başlamıştır.
29 Aralık günü BDP eş
başkanları ve milletvekili heyeti olay yerinde bulunmuş,
cenazelerin köye, oradan hastaneye götürülmesi
sağlanmıştır. Otopsi işlemi için Şırnak
Barosunun avukatları sabaha kadar görev yapmışlardır.
Şırnak Valiliği, emniyet
müdürleri, komutanlar, aileleri köylerin ileri gelenlerini birkaç kez
toplayarak cenazelerin kaldırılması, gömülmesi ve taziye
konusunda birlikte hareket etmemeleri için baskı yapmıştır.
Aileler çocuklarının birlikte öldürüldüğünü, birlikte
gömüleceklerini ve taziyelerinin birlikte yapılacağını
söyledikten sonra on binlerin katılımı ile cenazeler
defnedilmiştir.
Olayın olduğu andan itibaren
BDP Grup Başkan Vekili Başbakan, İçişleri Bakanı ve
Adalet Bakanlığını aramış, kendilerine
istirahatta oldukları söylenmiş ve bir daha dönmemişlerdir.
Başbakan aradan 27 saat geçtikten
sonra kamuoyunu yanıltıcı açıklamalarda bulunmuş,
yardımcısı Çelik, bakanlar olayı örtbas çabası içine
girmişlerdir. Olayı basit bir iş kazası düzeyine indirmek,
sorumluları aklamak için gayret göstermişlerdir.
Genelkurmay
Başkanlığı, MİT Başbakana bağlı olup,
İHA'ların 4 saatlik görüntülerini incelediğini söyleyen
Başbakan kamuoyunda bilgi kirliliği yaratarak sorumluluktan kaçmaya
çalışmıştır.
Demokratik bir hukuk devletinde böylesi
bir katliam karşısında, bakanlar, hükûmetler istifa ederken böyle
bir erdemliliği gösterme etiği gösteremeyenler, olayı örtbas
etmeye tazminatla/kan parasıyla geçiştirmeye failleri aklamaya
çalışmaktadırlar.
TCK 76-77 maddeler ve Anayasanın
90 ıncı maddesine göre iç hukukumuzda kanun hükmünde olan,
uluslararası sözleşmelere, BM belgelerine göre ortada planlı,
kararlaştırılmış taammüden işlenmiş toplu
bir katliam insanlığa karşı suç bulunmaktadır.
İstihbarat zaafı, hükûmetin
aldığı karar, kararı uygulayanlar, sorumlu yetkililer
konusunda bir meclis araştırması açılması zorunlu
olmuştur.
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması
konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde
yapılacaktır.
Genel görüşme açılmasına
ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Türkiye-Fransa ilişkilerinde
yaşanan gelişmeler konusunda bir genel görüşme
açılmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
1) Metin Lütfi Baydar (Aydın)
2) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul)
3) Recep Gürkan (Edirne)
4) Yıldıray Sapan (Antalya)
5) Fatma Nur Serter (İstanbul)
6) Hasan Ören (Manisa)
7) Sakine Öz (Manisa)
8) Tolga Çandar (Muğla)
9) Osman Aydın (Aydın)
10) Bülent Tezcan (Aydın)
11) İlhan Demiröz (Bursa)
12) Ali Haydar Öner (Isparta)
13) Turhan Tayan (Bursa)
14) Mahmut Tanal (İstanbul)
15) Bülent Kuşoğlu (Ankara)
16) Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)
17) Engin Özkoç (Sakarya)
18) Kemal Ekinci (Bursa)
19) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)
20) Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul)
Gerekçe
Temelleri Kanuni Sultan Süleyman zamanına
kadar götürülebilecek olan Türkiye-Fransa ilişkileri, son yıllarda
çeşitli sebeplerle sıkıntılı bir sürece girmiş
gözükmektedir. Büyük ölçüde Fransız ve Türk dış
politikasındaki vizyonsuzluk ve önyargılardan kaynaklanan bu
sorunların çözümü Fransa'da şimdilerde Ulusal Meclis'ten geçen ve
Senato'ya gönderilen sözde Ermeni soykırımını inkâr
edenlere 45.000 ve 1 yıl hapis cezası öngören yasa teklifi ile daha
da zorlaşacaktır. Bu nedenle Fransız siyasetçi ve devlet
adamlarının bir an önce bu tarihî yanlışlıktan geri
dönmeleri gerekmektedir. Türkiye-Fransa ilişkilerinin son yıllarda
yaşadığı sıkıntıların temelinde üç
önemli konu karşımıza çıkmaktadır.
Geçmişte ASALA terör
faaliyetlerinin yoğun yaşandığı ve ciddi oranda Ermeni
kökenli nüfusa sahip Fransa, ilk kez 2001 yılında 1915
yılındaki olaylara dayalı olarak sözde Ermeni
soykırımını tanıyan bir yasa
çıkarmıştır. Yasa dönemin devlet adamları
tarafından şiddetle kınanmış, bu yönde bazı
ekonomik tedbirler alınmaya çalışılmış ancak bu
tedbirler ciddi bir sonuç yaratmamıştır. 2006 yılında
bu defa sözde Ermeni soykırımını inkârı suç sayan yasa
teklifi Fransa'da Ulusal Meclis'e getirilmiş ancak Türkiye'den yükselen
tepkiler üzerine yasa teklifi Senato'da gündeme alınmayarak
yasalaşması engellenmiştir. Bu sürecin ardından
karşılıklı temaslarla yumuşayan ilişkiler, daha
sonra yaşanan çeşitli gelişmelerle yeniden gerilmiş ve
aynı yasa teklifinin şimdilerde gündeme gelmesiyle kopma
noktasına ulaşmıştır.
Fransız Cumhurbaşkanı
Nicolas Sarkozy'nin iktidara geldiği tarihten itibaren (16 Mayıs
2007) Fransa'nın iç ve dış politikasında daha milliyetçi
bir tavır içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum doğal
olarak Türkiye-Fransa ilişkilerine de olumsuz bir şekilde yansımaktadır.
Özellikle Sarkozy'nin Türkiye'yi "Avrupalı"
olmadığı gerekçesiyle AB içerisinde görmek istemediğini
dile getirmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğini
belirleyen olumsuz bir tutum olarak değerlendirilebilir. Nicolas Sarkozy
Testimony adlı kitabında Türkiye'nin AB üyeliğine neden
karşı olduğunun temel parametrelerini
açıklamıştır. Öncelikle Türkiye'nin topraklarının
%98'inin Avrupa kıtası dışında olduğunu savunan
Sarkozy, üyelik durumunda Türkiye'nin AB üyeleri arasında en yüksek nüfus
oranına sahip olacağını savunmaktadır. Nüfus
yoğunluğunun ötesinde ise AB bünyesine İslam kültürünün
girmesinin, AB'nin kurucu babalarının siyasi birlik kurma fikrine
zarar vereceği görüşündedir. Bu noktada Sarkozy, Türklere AB'ye üye
olamayacaklarını söylemekte geç kalındığı
takdirde bunun nezaket sınırlarını
aşacağını belirtmektedir. Sarkozy, AB'nin hacminin daha
fazla artmasına karşı çıkmaktadır, çünkü Türkiye gibi
geniş coğrafyaya yayılmış ve yoğun nüfuslu bir
ülkenin üyeliği sonrasında Fransa'nın gücünü
kaybedeceğinden endişe duymaktadır. Türkiye'nin AB üyeliği
Fransa kamuoyunda uzun süre tartışılmıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı bir tutum benimsemiştir. Bu çerçevede, Fransa, beş
faslın müzakerelere açılmasını engellemektedir.
Yaklaşık bir yıldır
Arap coğrafyasında etkili olan Arap Baharı süreci Tunus ve Libya
başta olmak üzere çeşitli ülkelerin geleceği konusunda Türkiye
ile Fransa'yı karşı karşıya getirmiştir. Tunus'ta
Zeynel Abidin Bin Ali rejimiyle sıkı ilişkileri olan ve tarihsel
olarak da bu ülkeyle yakın ilişkileri bulunan Fransa, Türkiye'nin Bin
Ali karşıtı devrimci hareketlere hamilik yapan ilk ülke
olması nedeniyle kendisini zor durumda hissetmiş, rövanşı
almak amacıyla Türkiye'nin yoğun yatırımları ve binlerce
işçi-iş adamı nüfusu bulunan Libya'da NATO bombalamalarının
öncü gücü olmuştur. Ortak bir dış politika belirlemekte son
derece zorlandığı ve Orta Doğu'da ciddi ölçüde etkili
olamadığı görülen Avrupa Birliği'nin tarihsel
bağları nedeniyle bu konuda en etkili ülkesi olmaya çalışan
Fransa, Türkiye'nin bu süreçte ön plana çıkması ve etkisini
arttırmasından son derece rahatsızdır. Bu da
ilişkilerin bozulmasında önemli bir etken olarak görülmelidir.
BAŞKAN Bilgilerinize
sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak
ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Genel görüşme açılıp
açılmaması konusundaki öngörüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır.
Sayın Köktürk, buyurun.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Öncelikle, size ve ailenize
başsağlığı diliyorum.
Hepimizin bildiği gibi, 4
Aralık Dünya Madenciler Günü. Zonguldak da çok küçük bir yerleşim
birimiyken taş kömürünün bulunmasından sonra, hızla büyüyüp
serpilmiş ve 1923 yılında kurulan cumhuriyetimizin 1924
yılında ilk ili olmuştur. Bu süreçte, maden emekçilerimiz, maden
işçilerimiz hem Zonguldaka hem de ülke ekonomimize büyük katkılar
sağlamışlardır. Ancak yerin yüzlerce metre altında
iş kazalarında, grizularda 5 bine yakın madenci şehit
verilmiştir.
Ben, bu nedenle, 4 Aralık Dünya
Madenciler Gününde, öncelikle tüm maden şehitlerimizi bir kez daha
yürekten, şükran, saygı ve minnetle anıyorum. Ayrıca,
çalışan maden emekçilerimize de sağlıklı, başarılı
çalışmalar diliyorum.
Yine, Engelliler Haftasını
da yürekten kutluyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sağlık
Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının
Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi
Amacıyla Kurulan (10/49, 113, 118, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258) esas
numaralı Meclis Araştırması Komisyonu
Başkanlığının Komisyonun görev süresinin
uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:
29/11/2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
19.06.2012 tarihinde
çalışmalarına başlayan Komisyonumuzun, 29.11.2012 tarihli
toplantısında aldığı karar gereğince görev
süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 105inci
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 14.12.2012 tarihinden
itibaren bir ay uzatılması hususunda gereğini
saygılarımla arz ederim.
Necdet
Ünüvar
(Adana)
Komisyon
Başkanı
BAŞKAN İç Tüzükün 105inci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir
aylık kesin süre verilir. hükmü gereğince Komisyona bir aylık
ek süre verilmiştir.
Barış ve Demokrasi Partisi
Grubunun İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulunun 4.12.2012
Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında,
toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin, İçtüzüğün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Pervin BULDAN
(Iğdır)
Grup Başkan Vekili
Öneri:
09 Mayıs 2012 tarihinde,
İstanbul Milletvekili Sebahat TUNCEL ve arkadaşları
tarafından verilen (1016 sıra nolu), "Türkiye'de
sayıları 8,5 milyonu bulan çeşitli seviyelerde ve türlerde
engelleri bulunan bireylerin sorunlarının"
araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine
verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun
bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,
04.12.2012 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve
görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN - Barış ve
Demokrasi Partisi Grup Önerisi lehinde söz isteyen Sebahat Tuncel,
İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sözlerime başlamadan önce size ve
ailenize başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, 03
Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle aslında, engellilerin
sorunlarını konuşmaya başladık. Bu, ciddi bir problem.
Aslında, yaşamımızın her alanında, sadece bir
günde değil yaşamımızda engellilerin olduğunu ve
engellilerin yaşamını da düşünerek onların
yaşamını kolaylaştıracak bir politikadan bakmamız
gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isteriz ama ne yazık ki bu
Parlamentoda, ne yazık ki toplumda her zaman için sadece gününde, 8 Martta
kadınları konuşuyoruz, 3 Aralıkta engellileri
konuşuyoruz, işte 4 Aralıkta maden işçilerini
konuşuyoruz bu gelenekten vazgeçilmeli. Toplum bir bütün, yaşam
düzenini buna göre kurmak durumunda.
Bugün günümüzde, dünyada engellilerin oranı yüzde 15. Bu, Dünya
Sağlık Örgütünün verilerine göre yüzde 15 oranında. 1970lerde
bu oran yüzde 10du. Türkiyede ise nüfusun yüzde 12,29u yani
yaklaşık 8,5 milyonuna yakını engelli. Erkeklerin
oranı burada yüzde 11,10; kadınların oranı ise yüzde 13,45.
Türkiyede engellilerin devlet imkânlarından yararlanması için
sağlık kurumlarının yüzde 40 engelli olduğuna dair
kendisini belgelemesi gerekiyor aksi takdirde devlet olanaklarından
faydalanmıyor. Oysa ILO Sözleşmesine göre bu oran yüzde 11
noktasında.
Değerli milletvekilleri,
aslında engellilere ilişkin yaklaşımın temeli, biraz
bizim zihniyetimizden, bakış açımızdan kaynaklanıyor,
çünkü biz engellileri genelde zavallı, zayıf olarak görüyoruz ve
yaşamımızda da, ailede olsun, toplumsal yaşamda olsun, her
yerde onların yaşamı daha kolay sahiplenmesi, yaşamda
iş sahibi olması ya da birey olarak daha etkin olması yerine,
daha çok onlara, zavallı olan, yardıma muhtaç olan gibi bir
yaklaşım üzerinden bakıyoruz. O yüzden
kullandığımız dil de buna göre oluyor, çoğu zaman
engelli demiyoruz, özürlü diyoruz, yani bu dilin kendisi bile nasıl
yaklaştığımızla alakalı bir durum.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde
yapılan yasalar da böyle. Mesela diyelim ki yine İŞKURa göre ya
da yapılan düzenlemelere göre, biz özürlülere yönelik bir engelleme
yapıyoruz ve özürlüler nasıl daha etkin yaşama katılır
üzerinden değil, onları, işte, bu dezavantajlı olma
durumuyla ilgili bir yaklaşım üzerinden geliştiriyoruz, bir defa
bu zihniyetin değişmesi gerekiyor.
İkincisi, engellilerin istihdam
meselesi ciddi bir problem ve Türkiye'de iş yerlerinde yüzde 3lük bir
kota uygulanıyor, ama bu kota şimdiye kadar hiç
uygulanmamış. İŞKUR verilerine göre bile kamu kurumunda 12
bin 326, özel sektörde ise 73 bin 719 uygulanıyor, buna
karşılık 4857 sayılı İş Kanununun 30uncu
maddesine istinaden, kamuda 1.232, özel sektörde 23 bin 526 olmak üzere, toplam
24 bin 758 boş engelli kotası var, yani buraya kota
alınmıyor.
Bu konuda bazı
yaptırımlar var. Burada denilebilir bazı yaptırımlar
var, bu konuda nasıl şey yapılabilir diye, ama bu
yaptırımlar engelleyici olmuyor, o yüzden tersi bir politika izlemek önemli,
belki de teşvik eden, yani engellilerin çalışması
konusunda, hem özel sektörü hem kamu sektörünü teşvik eden bir politika
izlemek daha doğru olacaktır, çünkü ceza, ne yazık ki
şimdiye kadar bu meselenin giderilmesini gerektirmiyor.
Yine engellilerin aldığı
maaş ciddi anlamda sorun bu ülkede, üç ayda bir alıyorlar, 243 ile
365 TL arasında değişiyor, asgari ücret bile değil. Bu
Meclisin yapması gereken şey, eğer engellilere dair bir iş
yapmak istiyorsa, bunun en azından asgari ücret üzerinden değerlendirilmesi.
Diğer bir konu, değerli
milletvekilleri, aslında, bu rehabilitasyon merkezleri, engellilerin
eğitimi meselesi. Burada da çok ciddi bir sorun var. Rehabilitasyon
merkezleri daha çok rant alanına dönüşmüş durumda. Türkiyede o
kadar çok rehabilitasyon merkezi var ki bu rehabilitasyon merkezleri
denetlenmiyor; gerçekten amacına uygun mu, orada ne yaşanıyor,
engellilerin gerçekten yaşamını kolaylaştırıyor
mu, hiçbir şey yok. Oysa burada çok ciddi hak ihlalleri var, ciddi anlamda
sorunlar var. Mesela, Batmanda bir sorun yaşanmıştı, bu
kurumda çalışanların engellilere yönelik tacizi kamuoyuna
yansıdı. Bu nasıl denetleniyor, bu denetimde ortaya çıkan
sonuç ne, hiçbir zaman yapılmış durumda değil. Biz,
Barış ve Demokrasi Partisi blok vekilleri olarak, özellikle
engellilerin daha yaşanabilir bir toplumda yaşayabilmesinin
koşullarının araştırılması gerektiğini
düşünüyoruz,.Yine, bu rehabilitasyon merkezlerinin mutlaka
araştırılması, denetlenmesi ve burada yeni bir düzenleme,
ranta dayalı değil, gerçekten engellilerin önündeki engelleri
kaldıracak bir yaklaşım içerisinde olmasını
önemsiyoruz. Aksi takdirde, sadece engellileri burada anmış
olacağız, ona yönelik yaklaşımlar içerisinde
olacağız. Bu, değişmez ve bunun için de öncelikle
zihniyetten başlayacağız; bu zihniyette engelleri
kaldıracağız çünkü bu ülkede sorun olan engelliler değil,
engellilere yaklaşım. Bu, değişmediği sürece
Türkiyede ciddi anlamda bir sorun.
Yine, değerli milletvekilleri,
savaş veya çatışma dönemlerinde özellikle engelli olanlar var.
Türkiyede de bu ciddi bir sorun. Özellikle mayın patlaması sonucu
ciddi anlamda yaralananlar var, bunların sakat kalması durumu var.
Mesela, bu konuda hiçbir adım atılmış durumda değil,
Türkiyede bunun ciddi anlamda değiştirilmesi gerekiyor.
Sonuç itibarıyla, bu konuya
ilişkin Türkiye de özellikle engellilerin, hem çalışma
yaşamında iş kazası nedeniyle engelli olanlar, savaş,
çatışma nedeniyle engele maruz kalanlar
Bir de bu engelleri
gidermesi konusunda rehabilitasyon merkezlerinin gerçekten doğru çalışıp
çalışmadığı konusunda bir araştırmanın
yapılması önemli. Umuyorum, siyasi parti grupları engellilerin
yaşamını kolaylaştıracak bir yerden bakarlar.
Değerli milletvekilleri, 3
Aralığın başka bir önemi de var. Bugün BDP Grubunda da
ifade edildi, 3 Aralık aynı zamanda Özgür Ülke gazetesinin
bombalanmasının yıl dönümü -1994te- ve burada Ersin
Yıldız adlı bir basın emekçisi yaşamını
yitirdi. Biz, bir kez daha, bu arkadaşımızın şahsında
tüm basın emekçilerini selamlıyoruz, bunu ifade etmek istiyorum. Bu
ciddi anlamda bir problem. Hâlâ Türkiyede Kürt sorunu yaşanıyor,
belki gazete binaları bombalanmıyor ama hâlâ gazeteciler tutuklanmaya
devam ediliyor, basın hâlâ özgür değil, basının üzerinde
ciddi bir ambargo var, siyasi ambargo var. 1990lı yıllarda da benzer
bir durum vardı. 1990lı yıllarda da siyasi iktidar,
aslında Kürt sorunu konusunda söz söyleyeni, Kürt sorununun çözümü
konusunda söz söyleyeni, Kürtler vardır, dili, kimliği, kültürü
vardır. diyeni ya işte böyle bombalayarak susturmaya
çalışıyordu ya da işte o zaman da Terörle Mücadele
Yasasından, yardım, yataklık yapmaktan tutukluyordu. Bugün
2012de ne yazık ki aynı zihniyet devam ediyor, belki gazete
binaları bombalanmıyor ama gazeteciler tutuklanmaya devam ediliyor.
Bunun temel nedeni Kürt sorunu, bu ülkede çözülmeyen Kürt sorunu. Bu konuda
AKP, CHP, MHP ne yazık ki aynı noktada duruyor ve ciddi anlamda bir
devlet refleksi üzerinden... Bugün Kürt sorunu konusu, özellikle ana dilde
eğitim, ana dilde savunma ve Kürtlerin kimlik haklarının
tanınması meselesi hâlâ burada yasaklı bir konu, bunları
biz konuşamıyoruz.
Özellikle ben burada ana muhalefet
partisine bir şey ifade etmek istiyorum. Eğer gerçekten 90lı
yılların bir daha yaşanmasını istemiyorsak, bu ülkede
Kürt sorununun çözülmesini istiyorsak, o zaman Kürt sorununa ilişkin
yaklaşımımızı ifade edeceğiz. Ana dilde
savunmaya hayır. diyen bir sosyal demokrasinin, aslında, bu
savaşı, çatışmayı da devam ettirdiği anlamına
gelecektir.
İktidarın bu konudaki
yaklaşımı çok net zaten. Yani bu konuda özellikle muhalif
kesimleri, KCK adı altında yürütülen siyasi operasyonlarla herkesi
tutuklayıp sesini kısma yaklaşımının
olduğunu düşünüyoruz. İşte KCKnin basın davası
var, KCKnin öğrenci davası var, KCKnin bilmem neyi var.
Mesela bugün CHPden bir milletvekili
arkadaşımız, yarın tıp öğrencilerinin davası
için bir basın açıklaması yaptı ama CHPli
arkadaşlarımız acaba şunu düşüyor mu? Tıp
öğrencileri niye yargılanıyorlar? KCK davasından. Niye
bunlar? Kürt. Ne savunuyorlar bu Kürtler? Diyorlar ki: Ana dilde eğitim
istiyoruz. Ana dilde savunma istiyoruz. Demokratik özerklik istiyoruz. Peki,
buna dair Cumhuriyet Halk Partisinin bir tane sözü var mı? Yok. Ana dilde
savunma meselesine gelince Üniter yapısı bozulur. diye bunun
üzerinden yaklaşım
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sebahat Hanım, onlara yardım etmek suç mu?
Öğrenciye yardım etmek suç mu? Yapmayın Allah aşkına
ya?
SEBAHAT TUNCEL (Devamla)
Öğrenciye yardım etmek suç değil ama o öğrencilerin neden
yargılandığını ifade etmek gerekir.
Dolayısıyla, gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi eğer
öğrencilerin yanındaysa, basın davasında
yargılananların yanındaysa yapması gereken şey
şu: Evet, bu ülkede Kürt halkı vardır, Kürt halkının
hakları vardır. Dolayısıyla, bu halkın ana dilde
eğitim hakkı, ana dilde savunma hakkı temel haktır. AKP
Hükûmeti buna gelmelidir. diye bir yaklaşım üzerinde
olmalıdır. Ama ne yazık ki AKPnin tek dil, tek millet, tek
din, tek inanç yaklaşımına yönelik değerlendirmelerini CHP
de soldan destekleyerek, aslında ciddi anlamda AKPnin bu
politikasını devam ettiren, savaşta ısrar eden
politikasını soldan destekleyerek yaklaşım ifade
etmektedir.
Biz buradan bu Parlamentoya bir kez
daha çağrıda bulunuyoruz: Bu ülkenin bir sorunu var, Kürt sorunu. Bu
sorunun çözümü konusunda herkes kendi yaklaşımını bir kez
daha gözden geçirmek durumundadır. Aksi takdirde, sadece iktidarı
eleştirerek bu iş olmaz. Bunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
Eğer bir daha gerçekten basın özgürlüğü ortadan kalkmasın
istiyorsak
Eğer 3 Aralıkta Özgür Ülke gazetesini bombalama emrini
kimin verdiği açığa çıkmıyorsa
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
SEBAHAT TUNCEL (Devamla) -
Roboski
katliamında da kimin emir verdiği ortaya çıkmayacaktır.
Ben bir kez daha bu önergemizin dikkate
alınması gerektiğini düşünüyorum.
Teşekkür ediyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Başkan
MAHMUT TANAL (İstanbul) Efendim,
Sayın Hatip, Cumhuriyet Halk Partisine, sataşmaya yönelik cümleler
sarf etmiştir. İzin verirseniz,
bu konuda
BAŞKAN Ne söyledi de
sataştı, tekrar eder misiniz.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Efendim,
Cumhuriyet Halk Partisi öğrencilerin yanında değildir
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Değildir. demedim.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Cumhuriyet Halk Partisinin, ana dilde eğitimle ilgili, en azından,
öneriyi desteklemesi lazımdı. Bu şekilde, partimizi
yaralayıcı
BAŞKAN Sayın Tanal, bunlar
sataşma değil.
İki dakika söz veriyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Efendim,
partimizi
BAŞKAN Lütfen ama
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Partimizi yaralayıcı şekilde açıklamalarda bulunmuştur
efendim.
BAŞKAN Sayın Tanal,
buyurun, buyurun.
İki dakika söz veriyorum.
Sataşma değil Sayın Tanal ama sataşma nedeniyle iki dakika
Buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin bugüne kadar
savunmayla ilgili olarak referansı Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesidir, Cumhuriyet Halk Partisinin referansı Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıdır. Ben de Türk
vatandaşı, Kürt asıllı olan birisiyim. Türkiyede Kürtler
hiç kimsenin tekelinde değildir. Bu anlamda, savunma hakkı, AKP ve
BDPnin yaptığı, mevcut olan İnsan Hakları
Sözleşmesine göre daha geriye doğru gidiyor. Neden geriye doğru
gidiyor? Soruşturma aşamasını kapsamıyor,
kovuşturma aşamasından sonra yani iddianame düzenlendikten sonra
düzenleme yapılıyor.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) Ana
dilde eğitim hakkında ne düşünüyorsunuz?
MAHMUT TANAL (Devamla) Peki,
savunmasını yapamayan vatandaşımız poliste,
savcılıkta nasıl ifadesini verecek?
ADİL KURT (Hakkâri) Doğru
söylüyorsun, gel düzeltelim.
MAHMUT TANAL (Devamla) Cumhuriyet
Halk Partisinin önerisi şudur: Savunmayı yapamıyor ise
savunmayı soruşturmadan itibaren sonuna kadar
Bu, hem mağdur
için hem tanık için getirilen bir öneridir ancak AKP ve BDPnin iş
birliğiyle getirilen düzenleme sadece sanık içindir. Sanık için
ise iddianame kabul edildikten sonraki aşamayı kabul ediyor. Peki,
iddianame kabul edilmeden önceki aşama mağdur, tanık,
sanık, şüpheli için neden getirilmiyor?
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) Ana
dilde eğitime ne diyorsunuz Sayın Tanal?
MAHMUT TANAL (Devamla) Bu anlamda,
AKP ve BDP, halkı savunma üzerinde kandırmaktadır, halka
doğruları söylememektedir. Bu iş ve eylem birliği
içerisinde olması gereken; bir, mağdur ve şüpheli için, polise
düştüğü ilk andan itibaren derdini, meramını anlatamıyor
ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ıncı
maddesinin 3üncü fıkrasının (e) bendi temel
kılavuzumuzdur. Bir hak ihlali olduğu zaman ne diyoruz biz? Temel
hedefimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyoruz, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi diyoruz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararları diyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (İstanbul)
Tamam, gel düzeltelim.
ADİL KURT (Hakkâri) Önerge
verin, düzeltelim.
MAHMUT TANAL (Devamla) Bizim
referansımız budur ancak AKP ve BDPnin teklifi mevcut olan
yasanın içeriğinden daha geridedir.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Tanal.
Barış ve Demokrasi Partisi
grup önerisi aleyhinde söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili.
(CHP sıralarından alkışlar)
CANDAN YÜCEER (Tekirdağ)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli
yurttaşlarımızın sorunlarının
araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırma
komisyonu kurulmasına ilişkin söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım.
Asıl sorumluluğun Hükûmet ve
Mecliste olmasına rağmen ülkemizde engelli
yurttaşlarımızın sorunlarının giderilmesinde,
çözümünde, engellerin aşılmasında başarılı,
özverili çalışmalar yürüten, emeğini, yüreğini bu
engellerin aşılmasına koyan herkese, derneklere, sivil toplum
kuruluşlarına teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Engelli olmak, bütün zamanların ve
toplumların değişmez bir gerçeği. Bu gerçeğin yükünü
çoğunlukla engellinin kendisiyle birlikte ailesi çekiyor. Bir ülkenin
gelişmişlik düzeyinin ölçütleri arasında engellisine
verdiği önem de vardır. Hiçbir ayrım gözetmeksizin, dil, din,
ırk, cinsiyet, engelli olmasına bakılmaksızın tüm
yurttaşlarımızın sosyal, siyasal ve çalışma
hayatında eşit bir şekilde faydalanması ve var olması
sağlanmalıdır. Sosyal hayata ve çalışma hayatına
adapte olmak, insan onuruna yaraşır bir şekilde yaşamak,
fiziksel ve zihinsel engellere bakılmaksızın tüm
yurttaşlarımızın hakkıdır. Bu en temel insani
hak, engeli, engelli oranı ne olursa olsun her koşulda, her alanda
göz önünde bulundurulmalıdır. Engellilerin yaşamlarını
kolaylaştırıp onların ihtiyaçlarına yönelik
yatırımların yapılmasına dikkat edilmelidir. Engelli
yurttaşlarımızın yaşam kalitesinin yükseltilmesi için
toplumsal sorumluluğun, sosyal devlet olmanın, her şeyden önce
insan olmanın gereği yerine getirilmelidir.
Birleşmiş Milletler Engelli
Hakları Sözleşmesinin kabul edilmesine ve Anayasamızın
engellilere yönelik pozitif ayrımcılık içeren düzenlemelerine
rağmen engelli yurttaşlarımıza hak temelli değil
yardım temelli bir anlayışla yaklaşılmasından
dolayı engelli sorunu bir türlü aşılamamıştır.
Bugün de engellilerimiz sadece belirli günlerde ve zamanlarda
hatırlanmaktadır. Ne yazık ki ülkemizde engellilerin eşit
birer vatandaş olarak ekonomik, sosyal ve siyasal hayata
katılmasının sağlanabilmesi için yapılması
gereken hâlâ çok fazla şey var. Artık, ülkemizin göz ardı
edilmemesi gereken engelli sorunu olduğu gerçeğini kabul etmemiz
gerek ve bizler bu gerçekle yüzleşmek zorundayız, hatta bu gerçekle
yüzleşmekte çok geç bile kaldık. Engellilerimizden hep görünmez
olmalarını istedik, evlerinden dışarı
çıkmasınlar istedik; sorunlarıyla, engelleriyle bir
başına bıraktık. Hâlâ günümüzde manzara iç açıcı
değil. Bugün de sokakta, parkta, caddede, iş yerlerinde, sosyal
yaşam alanlarında engelli yurttaşlarımız yok.
Nüfusumuzun yüzde 12,29u engelli, yani
ülkemizde 8,5 milyon engelli yurttaşımız yaşamaktadır.
Türkiyenin en sessiz ve en görünmez çoğunluğunu oluşturan
engelli vatandaşlarımızın sayısının,
aileleriyle birlikte, yaklaşık 30 milyon civarında olduğu
tahmin edilmektedir. Tahmin edilmektedir diyorum çünkü, engellilerin
sayısı hakkında maalesef güvenilir bir veri tabanı yok.
Ülkemizin de içinde yer aldığı birçok ülke engellilere
ilişkin istatistiki bilgilere sahip olmadığı için, Dünya Sağlık
Örgütü tahminlerini kullanmaktadır. Dünya ortalamasının 7,5
olduğuna baktığımızda, bu rakam çok yüksektir.
Maalesef bu sayı, önlenebilir hastalık ve kazalar nedeniyle her gün,
her saat artmaktadır. Engelli olmanın nedenleri
araştırıldığında büyük çoğunluğunun
genetik etken, akraba evliliği ve gebelik sırasında yaşanan
sorunlar gibi önlenebilir süreçler olduğu görülmektedir. Sayısı
10 milyona yaklaşan engelli insanlarımızın eşit
muamele, yaşamlarını başkalarına ihtiyaç duymadan
idame ettirme ve toplumun bir parçası olma gibi haklara sahip
olması, anayasal zorunluluktur. Bu rakamlar, konunun aciliyetiyle ilgili
kesin sonuçlar alınacak çalışmalar yapılması konusunda
ne kadar hızlı davranmamız gerektiğini açıkça
göstermektedir. Oysa ki engelliler merhamet değil, bu ülkenin eşit
bireyleri olarak haklarını istiyorlar. Engel, bu sorunu çözemeyen
politikalardır.
Değerli milletvekilleri, Özürlüler
Yasasıyla ilgili engelliler 2005 yılında
umutlanmışlardı. 2005 yılında çıkarılan 5378
sıra sayılı Özürlüler Yasası doğrultusunda belediyeler
başta olmak üzere, tüm kamu kurum kuruluşlarına, tüm yol,
kaldırım, yaya geçitleri, resmî yapılar, açık alanlar,
yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyokültürel altyapı ve
alanların engellilerin de yararlanabileceği şekilde düzenlenmesi
için 7 yıllık süre verilmişti. 7 Temmuz 2012 tarihinde bu süre 7 Temmuz
2015e uzatıldı. Bu engelleri aşmamızda engelimiz nedir
Allah aşkına yoksa öncelimiz mi değildir? Bu engelleri
aşmak gerçekten ülkemiz için bu kadar zor mudur? Tabii ki zor değil.
Aslında tek engel, insanın yüreğinde ve aklında adaletin,
eşitliğin, demokrasinin, insan haklarının, sevginin
olmamasıdır. Sanırım, biz bu engeli aşamıyoruz.
Çağdaş,
modern devlet olmanın en önemli özelliklerinden biri de engelli bireylerin
haklarını geliştirmek, onların yeteneklerinin ve
potansiyellerinin gelişmesini sağlamak, eşit fırsatlara
sahip olmalarını güvence altına almak, ekonomik ve sosyal
refahın hedeflenerek eğitimden sağlığa, istihdamdan
ulaşıma kadar her alanda yaşadıkları sorunlara çözüm
bulmayı gerektirir.
Engelli
vatandaşlarımızın eğitim hakkı, istihdam
hakkı, sosyal hayata katılma hakkı, fiziki çevreye uyum
hakkı ve rehabilitasyon hakkı vardır. Önümüzde seçimler var
ancak engelli vatandaşlarımızın iradelerini
sandığa yansıtmaları için gerekli tedbirleri aldık
mı acaba, almadık.
Bugün
gazetelerde bir haber vardı, sanırım birçoğunuz okudu. Elli
bir yaşında, Süleyman Eryiğit. Son genel seçimde kendisini
seçmen kütüğüne engelli olarak kayıt yaptırmasına
rağmen, sandık 3üncü katta olduğu için oyunu
kullanamadığı gerekçesiyle açtığı davada Yüksek
Seçim Kurulunu 5 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkûm ettirdi. Siyasal
yaşama katılım hakkının önündeki engeli yurttaşımız
kendisi aştı.
Engellilerin
en temel sorunlarından biri eğitim, istihdam, erişebilirlik.
Engellilerin yüzde 80ine yakını iş gücüne dâhil değil.
Ülkemizdeki engelli istihdamı büyük ölçüde kotalarla sağlanmaya
çalışılıyor ama kotalara baktığınızda,
kamu kurum kuruluşları, özel sektörde bu kotalara
uyulmadığı görülüyor. Bu kadrolar boş tutulurken de bir
sürü engelli vatandaşımız -100 binleri aşan-
İŞKURun yolunu tutuyor. Kendi koyduğu kotalara bile uymayan bir
devlete vatandaşı nasıl güvenebilir? Bu kadroları engelli
iş gücüne neden açmıyorsunuz? Bu kadroların bir an önce engelli
iş gücüne, yurttaşlarımıza açılması lazım.
İstihdam,
engelli yurttaşlarımıza sadece bir maddi kaynak olarak
düşünülmemeli. İstihdam, engelli yurttaşlarımızın
toplumsal hayata katılmasının en önemli aracı. Engellilere yönelik yapılan
harcamaların engellilerin toplumsal hayata
katılımlarını destekler nitelikte olmadığı,
maalesef yüzde 70inden fazlasının sosyal yardım ve
maaşlara gittiğini görmekteyiz. Oysaki engelliliği önleme,
istihdam, rehabilitasyon, engellilerin toplumsal hayata katılmaları
bu anlamda desteklenmiyor.
Bakın, 2004te Hükûmet engelli
sayısını 8,5 milyon açıkladı, 2008de
Başbakanlığın raporunda sayı 1 milyon 673 bin 550
olarak açıklandı. Yani 6 milyon 758 bin 387 kişi bir anda yok
oldu. Temmuz 2006da Özürlü Raporları Yönetmeliği
değiştirilince milyonlarca engelli bir gecede engelsiz oluverdi. Daha
sonra KPSSye girdi yurttaşlarımız, memur olmak istediler bu
sefer sağlam raporu alamadılar. İnsanlar,
yurttaşlarımız engelli mi, sağlam mı karar
veremediler. Daha sonra bunlar tekrar değiştirildi.
Değerli milletvekilleri,
açlık sınırı 958 TL, yoksulluk sınırı 3.120
TL. Türkiye'de verilen rakamlar, engelli aylıklarımız maalesef
asgari ücretin yarısından daha az. Bu şekilde engellilerin
sosyal hayata, toplumsal hayata adapte olması nasıl sağlanacak?
Sağlık sorunu engellilerin
diğer bir sorunu. Engellilerin en önemli sorunlarından biri,
bildiğiniz gibi, sağlık raporlarında yüzde 40ın
altında engelli oranı belirten yurttaşlarımız tüm
hakların dışında kalıyor. Bu, engelli
yurttaşlarımız arasında eşitsizlik yaratıyor. Bu
eşitsizliğin giderilmesi için, bu kesimi de kapsayacak şekilde,
kurum bütçelerine ek ödemeler konulmalıdır.
Hayatın tüm alanlarında
olduğu gibi eşit ve özgür bir yaşam istiyorsak kamu
kurumlarında, özel sektörde, tüm fiziksel alanlarda engelli
yurttaşlarımızın hayatını
kolaylaştırmak birinci önceliğimiz olmalıdır. Engelsiz
ve eşit bir Türkiye'nin inşası için, engellilere yönelik
politikaların esas amacının, engelli
yurttaşlarımızın yardıma muhtaç olmayacak duruma
getirilmesi için çalışmak olduğunun bilincinde
olmalıyız. Engellilik bir kader değildir, alınacak basit
tedbirlerle engelli yurttaşlarımızın yaşamı
normale, insan onuruna yaraşır bir şekle döndürülebilir.
Dolayısıyla aile içi şiddeti, kadına yönelik cinayetleri
önlemeden; ifade özgürlüğünü, insan haklarını sağlamadan;
engellini, kadınını, yaşlını, çocuğunu
insanca yaşam kalitesine ulaştırmadan ne ileri demokrasiden
bahsedebilirsiniz ne de yaptıklarınızla buraya çıkıp
övünebilirsiniz.
Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP ve MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde
söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; engellilerin sorunlarının
gündeme alınıp alınmamasıyla ilgili Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, ülkemizde son açıklanan verilere göre ülke nüfusumuzun
yüzde 12si yani 8,5 milyonu engelli olarak yaşamlarını
sürdürmeye çalışmaktadırlar. Ülkemizde 8,5 milyon engelli
nüfusunun 3 milyon 783 bin kişisi erkek, 4 milyon 648 bin kişisi de
kadın engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır.
Erkek engellilerin toplam nüfusa oranı 11,1 ve kadın engellilerin
oranı da 13,4tür. Ayrıca, engelli nüfusunun yüzde 12,69u kentlerde,
yüzde 11,67si de kırsal kesimde yaşamaktadır. Dünyadaki engelli
sayısı 500 milyonu aşmıştır. Bu konudaki veriler,
dünyada birçok ülkede her 10 kişiden 1inin fiziksel veya zihinsel
bozukluklar nedeniyle engelli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu
nedenle, engellilerle ilgili düzenlemeler, bütün ülkeler tarafından
çeşitli uluslararası anlaşmalarla ortak yürütülmektedir. Tüm
dünyada engelliler konusundaki düzenlemeler seyahat ve turizm gibi hareketlilik
göz önünde bulundurularak yapılmalıdır.
Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; zaten konu engellilerin
haklarına ilişkin milletlerarası sözleşmelerde de açık
bir şekilde belirtilmektedir. Türkiye'nin de aralarında taraf
olduğu sözleşmelerde, engellilerin tüm insan haklarından ve
özgürlüklerinden tam, eşit bir şekilde yararlanması teşvik
ve temin edilerek insanlık onuruna saygın güçlendirilmesi
istenilmektedir. Bu doğrultuda, engellilerin fiziksel, sosyal, ekonomik ve
kültürel çevreye, eğitim ve sağlık hizmetlerine, bilgiye
erişmesinin engelleri ortadan kaldırılmalıdır.
Engellilerin tüm insan hakları ve temel özgürlüklerden tam
yararlanması konusunda da ülkemizde her türlü çalışma
yapılmaktadır; buna da hakları vardır. Unutmayalım,
hepimiz bir engelli potansiyeliyiz.
Ülkemizde bütün bunlar şu ana kadar
yapılmış değildir maalesef. Engellilerimizin
yaşamını sürdürebilmesi için toplumla bütünleşmesi, temel
hak ve özgürlüklerden yararlanması sadece engelliler ve engelli aileleri
tarafından sağlanabilecek bir konu değildir. Bu bütünleşme
konusunda başta devlet olmak üzere tüm toplumun bütün kesimlerine görev
düşmektedir. Bütünleşme tüm kesimlerin katılımıyla
ancak sağlanabilir. Ülkemizde bu bütünleşme bu zamana kadar maalesef
tam anlamıyla sağlanamamıştır. Bu konuda Hükûmetin
gayretleri maalesef yetersiz kalmaktadır.
Sayın milletvekilleri, engellilere yönelik
gerçekleştirilen eğitim, istihdam ve rehabilitasyon gibi hizmetler
ülkemizde çok yetersiz yatırımlar olarak kalmaktadır. 2005
yılında çıkarılan 5378 sayılı Engelliler Kanunu
ile engelliler konusunda çeşitli düzenlemelere gidilmesi
öngörülmüştür. Ancak bu düzenlemeler kapsamında kamu kurum ve
kuruluşlarına ait resmî yapılar, tüm yollar,
kaldırımlar, yaya geçitleri, açık ve yeşil alanlar, spor
alanları, sosyal ve kültürel altyapı alanlarıyla, umuma
açık her türlü özel yapıların engellilerin erişebilecekleri
uygun duruma getirilmesi planlanmıştı. Bu konudaki düzenleme ve
yatırımlar için Hükûmet kamu kurumlarına yedi yıllık
bir süre tanımıştı. Bu süre 7 Temmuz 2012de sona erdi.
Hükûmet kendisine düzenleme ve yatırımlar için vermiş
olduğu yedi yıllık süreyi az bularak yeniden üç yıllık
bir süre uzatımı daha istemiştir. Yedi yıllık süreyi
engellilerle ilgili neredeyse hiç yatırım ve düzenleme yapmadan ve
belediyelere bu konuda destek sağlamadan geçirmiştir. Hükûmet bu
süreyi üç yıl daha uzatarak, düzenlemeler konusunda son tarih olarak
şimdilik 7 Temmuz 2015 tarihini öngörmektedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükûmet, bu süre uzatımıyla, engellilerimizi yeniden
evlerine kapatmış ve hapsetmiştir. Açıkçası,
engellilerimize Üç yıl daha dışarı çıkmayın.
denilmiştir. Cadde ve sokaklarda yürüyemeyen, toplu taşım
araçlarını kullanamayan, kamu kurum ve kuruluşlarına
gidemeyen engelliler yolda yürürken engellere takılmaya devam etmektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından 2010 yılında yapılan bir araştırma da
engellilerle ilgili ülkemizde yaşanan eksiklikleri net bir şekilde
ortaya koymaktadır. Yapılan araştırmalara
katılanların yüzde 63,9u oturduğu binalarda, katlarda
ulaşım ve bina içinde hareket konusunda sıkıntı
yaşandığını belirtmiştir. Yine,
araştırmaya katılanların yüzde 66,9u kaldırım,
yaya yolu, yaya geçidi düzenlemelerinin uygun olmadığını
ifade etmişlerdir. Kamu binalarındaki engellilerle ilgili düzenlemeye
yönelik bir başka soruya da katılımcıların yüzde
54,8i Uygun değildir. cevabını vermişlerdir. Bu
araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı gibi
-pek çok konuda olduğu gibi- engellilere yönelik düzenlemeler konusunda da
Hükûmet yetersiz kalmıştır. On yıllık tek
başına iktidar döneminde engelli vatandaşlarına bir türlü
sahip çıkamamıştır. Söylenenler ve engellilere verilen
sözler boşa çıkmıştır.
Dört engelli grubunun da
yapmış oldukları sporlara daha çok imkân
sağlamalıyız. Onların Avrupa, Dünya ve Paralimpik
Oyunlarındaki almış oldukları derecelerin takdirini
vermeliyiz.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bugün ülkemizde engellilerimiz tekerlekli sandalyeye ve beyaz
bastona ulaşma konusunda bile büyük sıkıntı
yaşamaktadırlar. Engellilerimiz tekerlekli sandalye ve akülü sandalye
almak için mavi kapak peşine düşmüşlerdir maalesef. Umudu
olmayan Hükûmet yerine, mavi kapaklar âdeta engellilerimizin umudu olmuş durumdadır.
Hükûmet, tekerlekli sandalyeye ve akülü arabalara engelli
vatandaşlarımızın ulaşımını
kolaylaştırarak engellilerimizi mavi kapak toplamaktan
kurtarmalıdır. İlk olarak, bu konuda bir ortak düşünce
ortaya koyarak çalışma yapmak mecburiyetimiz var.
Hükûmet tarafından yapılan süre
uzatımı engellilerimizi çok üzmüştür. Aslında, Hükûmet bu
konuların üzerine düşmüş olsaydı, bugüne kadar engellilerle
ilgili çok sayıda düzenleme yerine getirilmiş olacaktı.
Hükûmetin çalışma yapmak istemediği anlaşılıyor.
Bu gidişle bu 3 yıllık sürenin de yeterli
olacağını zannetmiyoruz. Engellilerle ilgili düzenlemeler
konusunda süre uzatımına giden Hükûmet, böylece çok büyük
tazminatlardan da kendisini kurtarmıştır çünkü 7 Temmuz 2012
tarihinden sonra engellilere yüksek kaldırımlardan dolayı
tazminat hakkı verilmişti. Böylece, Hükûmet, süre uzatımına
giderek tazminattan da kurtulmuş oluyor.
Ülkemizde engelliler, eğitim, sağlık,
istihdam, spor ve rehabilitasyon gibi pek çok konuda büyük
sıkıntı yaşamaktadırlar. Yapılan bütün düzenleme
ve yatırımlar, nüfusumuzun yüzde 12sinin engellilerden
oluştuğu gerçeği göz önünde bulundurularak
yapılmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
engelli vatandaşlarımızın toplum içerisinde
yaşamlarını kolaylaştıracak imkânların
sağlanması ve bunların acilen hayata geçirilmesi çok büyük önem
arz etmektedir. Engelli vatandaşlarımız sokakta ve günlük
hayatta her gün çok büyük engellerle karşılaşmaktadırlar.
Ülkemizde gerçekleştirilen ve ortaya konan yetersiz düzenlemeler, engelli
vatandaşlarımızın kaldırımlarda bile tek
başına hareket etmelerini zorlaştırmaktadır.
Toplu taşıma araçları, havalimanları,
alt geçit ve üst geçitler başta olmak üzere, park ve bahçeler yapılan
düzenlemelerle iyileştirilmelidir. Resmî ve özel kurumlardaki düzenlemelere
de hız verilmelidir. Böylece engelli vatandaşlarımızın
yaşam çevrelerinde rahat hareket etmeleri sağlanmalıdır.
Engelli vatandaşlarımız, eğitim, rehabilitasyon ve
yaşam çerçevesi düzeyinin yanı sıra en büyük problemi her alanda
da istihdam konusunda yaşamaktadırlar. Engelli
vatandaşlarımızın büyük bir bölümü de bugün maalesef
işsiz durumdadır.
Engelsiz bir dünya temennisiyle yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Barış ve Demokrasi Partisi grup
önerisi aleyhinde söz isteyen Muhammed Murtaza Yetiş, Adıyaman
Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUHAMMED MURTAZA YETİŞ
(Adıyaman) Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 3
Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle öncelikle bütün ülkemizde
yaşayan engelli kardeşlerimizin bu gününü kutluyoruz ve umarım,
AK PARTİyle birlikte giderek sosyal hayata katılan, siyasi hayata
katılan, toplumsal hayata katılan engellilerimizin hayat kalitesinde
de artışı hepimiz birlikte göreceğiz,
yaşayacağız.
Öncelikle, grup önerisini burada sunan
Sayın Tuncele bir hakkı teslim etmem gerekiyor, dedi ki: Şu
anda Türkiyede asıl sorun bir zihniyet sorunu. Evet, doğru
söylüyor, aslında AK PARTİ hükûmetleri, 2005 yılından
itibaren özellikle Özürlüler Kanunu çıkarmak suretiyle zaten mevzuat
anlamında bu ülkedeki engellilerimizin önündeki bütün engelleri
kaldırmıştır ama asıl sorun bu mevzuatın sahaya
uygulanması noktasında yaşanıyor. Hiçbir siyasi görüş,
hiçbir parti farklılığı gözetmeksizin hepimizin birlikte bu
süreci götürmesi gerekiyor.
Nitekim, bir de teşekkürüm olacak,
bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok örnek anlamında. Demin kendisi
burada kendi grup önerisiyle ilgili konuşurken bile on dakikalık
sürenin yedi dakikasını ilgili önergenin konusuna ayırdı
ama üç dakikasında da başka bir konuya götürdü.
Şimdi, ben şöyle bir anket
yaparsam eğer, muhtemelen Arkadaşlarımızın zihninde
acaba grup önerisiyle ilgili içerik mi aklımızda kaldı, yoksa
ana dilde savunma, KCK meselesi, CHP ile
ilgili sürtüşmeler mi akılda kaldı, bunu, buradan çok rahat
görebiliriz. Yani, aslında çoğumuz ya da bir kısım
insanlar, bu meseleyi sadece mış gibi yapıyor,
ilgileniyormuş gibi yapıyor, konuyla çok alakalıymış
gibi davranıyor; oysa sahaya gittiğimizde olayın uzaktan
yakından ilgisinin olmadığını görebiliyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, biz
aslında AK PARTİ Hükûmetiyle birlikte devletimizi çok daha iyi
tanımaya başladık. Biliyorsunuz, Anayasada
Başlangıç kısmında cumhuriyetin nitelikleri anlatılırken
cumhuriyetimizin laiklik, sosyal hukuk devletiyle ilgili niteliklerinden
bahsedilir. Şimdi, laikliği zaten hepimiz biliyoruz, bu çokça
konuşulan bir konu ve ezberledik ama bu devletin, bu cumhuriyetin bir de
sosyal devlet olduğunu işte biz, AK PARTİ hükûmetlerinin ortaya
koyduğu icraatlarla anlamaya başladık. Yani halkımız,
vatandaşımız her alanda olduğu gibi engellilik
alanında da sosyal bir devletin neler yapması gerektiğini
hissetmeye ve yaşamında da görmeye başlamıştır.
Şimdi -bu hususla ilgili demin Candan Hanımın da yine yerinde
bir tespitiyle- referandum sürecinde, biliyorsunuz anayasa
değişikliği paketinde pozitif ayrımcılığa
ilişkin bir madde konuldu. Ne güzel, bakın, burada da
bahsediyorsunuz. Yani, bu pozitif ayrımcılığı kim
getirdi ve bunun karşısında kim durdu, bunu da şöyle bir
konuşmak lazım. Yine en son konuşmacımızın da
ifade ettiği üzere, Paralimpik Olimpiyatlarında geldiğimiz
noktayı konuşmaya bile gerek yok çünkü buna benzer birçok örneği
yaşıyoruz hepimiz birlikte. Daha düne kadar paralimpiğin ne
olduğunu bile bilmeyen bir pozisyondayken bugün, dünya çapında hem
Paralimpik Olimpiyatlarında hem basketbol takımlarımız
noktasında da gerek Dünya gerekse Avrupa Şampiyonasında
birincilikler elde ediyoruz. Bunların hepsi tabii tesadüfen olmuyor
nihayetinde.
Şimdi, değerli arkadaşlar, biz 2005
yılında Engelliler Kanununu çıkararak bu sahaya ilişkin
çok önemli bir kazanım, bir aşama elde ettik ve o günden bu güne de
sahaya yeterince uygulanması noktasında da birlikte çaba gösteriyoruz.
Buna ilişkin olarak özellikle engellilerimizin bakımıyla ilgili,
rehabilitasyonuyla ilgili, eğitimiyle ilgili, mesleki eğitimiyle
ilgili, istihdamıyla ilgili çok ciddi mesafeler katedildi.
Yine biliyorsunuz ki istihdama yönelik
olarak da burada çokça bahsedildi ama kimse şunu söylemiyor: Kamudaki bu
45 bin kota nasıl oldu da 20 bine kadar düşürüldü? Niye 45 binle bunu
aldık? Bundan kimse bahsetmiyor. Daha birkaç ay önce ÖMSS
sınavıyla, yani engelli vatandaşlarımıza özgü,
onların engel durumuna özgü, bunları dikkate alan bir sınav
yöntemiyle birlikte de engelli arkadaşlarımızın,
kardeşlerimizin objektif bir sınavdan geçirilmesi ve onların
kamuda istihdamının sağlanması yerine getirildi. Burada
-bence çok önemli- 4.500 gibi ciddi bir rakam şu anda istihdam edildi ve
önümüzdeki günlerde de, 2013 yılı içerisinde de en az bu rakam kadar
bir miktarın daha yine kamuda istihdamı planlanıyor.
Yine kamu ya da özel sektörde işçi
statüsünde, kontenjanında da istihdam yapılması için
biliyorsunuz kotalar artırıldı. Şimdi, buna dönük
yaptığımız bir uygulama var.
Arkadaşlarımızdan birisi, özellikle bir müeyyidesinin
olmadığından ötürü bu kotaların
doldurulmadığından bahsetmişti. Herhâlde şunu
bilmiyoruz: Şu anda, kotayı karşılamayan özel sektördeki
bütün firmalara cezai müeyyide veriliyor ve alınan bu paranın da, bu
miktarın da karşılığı olarak bunların
tamamı bir fonda biriktiriliyor ve engellilerin mesleki eğitimine
dönük olarak harcanıyor. Şu anda, Türkiyenin her yerinde, sivil
toplum kuruluşlarıyla birlikte bu alanda birtakım mesleki
eğitim çalışmaları, kursları yürütülüyor. Hem kursu
veren kuruma ve kuruluşa hem de bu kursa katılan kursiyerlere de
günlük belli bir harcırah verilmesi suretiyle de bunlar teşvik
ediliyor, özendiriliyor. Dolayısıyla, engellilerimizin bugününün
dünden daha kötü olduğunu vicdan sahibi hiç kimse iddia edemez.
Belki konuşulacak çok şey var
ama Meclisimizin de konuşacağı, yapacağı bir sürü
kanun, çalışma olduğu için uzatmayacağım.
Dünün, bugünden elbette farkı
olacaktır ve o farkı AK PARTİ Hükûmeti koymuştur.
Yarının da bugünden çok daha güzel olacağına
inanıyoruz.
Bu vesileyle bütün Meclisi
selamlayarak, grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımı ifade
ediyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
PERVİN BULDAN (Iğdır)
Sayın Başkan
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.
BAŞKAN Ne söyledi de
sataştı, Sayın Tuncel?
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Sayın hatip, benim söylediğim şeyi yanlış bilgi verdim
diye ifade etti.
BAŞKAN- Buyurun.
Sataşma nedeniyle iki dakika söz
veriyorum.
SEBAHAT TUNCEL (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Engellilerin özellikle istihdam
alanında yerleşmesine ilişkin verdiğimiz öneride
Evet,
kanunlar çıkartıldı yüzde 3 kotasının uygulanması
konusunda. Büyük cezalar da var. Benim söylediğim şey ceza
uygulanmıyor meselesi değil ama buna rağmen, özel sektör ve kamu
sektöründe ciddi anlamda bir boşluk var. 25 bine yakın engelli
kotası şu an boş durumda. Yani demek ki sadece ceza vererek bu
işi çözemiyoruz. O zaman tersten bir noktadan bakalım diye ifade
ettim. Nedir? Biz, mesela kadın istihdamının gelişmesi
konusunda pozitif ayrımcılık ya da teşvikler
yapıyoruz, pozitif teşvikler. Engelliler konusunda da teşvik yapılabilir.
Ne olabilir bu konuda? Örneğin iş yerlerinin diyelim ki vergilerini
devlet üstlenebilir, diyelim ki engelli çalıştırılan
yerlere özel önlemler alınabilir çünkü Türkiyede ne yazık ki böyle
çalışıyor. Yani siz ceza verseniz de cezalar yüksek olsa da bir
sorun var. Özel sektör hâlâ kotasını doldurmamış,
almıyor engelli ya da işte iş yerinde 50 çalışanı
olan yerlerde yüzde 3ü uyguluyorsunuz. Oysa mesela İstanbulu söyleyeyim.
Birçok yerde, merdiven altı denilen yerlerde 20-30 kişi
çalışıyor, dolayısıyla burada sorun var. Yani
buralarda engelli çalıştırılamıyor. O yüzden bu kota
meselesinde yüzde 3ün, sadece 50 işçisi bulunan yerde değil, 50
sayısını çıkartıp her yerde uygulanması
konusunda, yine bu küçük iş yerlerine, işletmelere teşvik
edilerek verilebilir, bunun tedbiri alınabilir. Yoksa Böyle bir
cezalandırma yoktur falan değil.
İkincisi, denetim yok. Bu
denetimin mutlaka sağlanması gerekiyor. Niye uygulanmıyor, niye
kamuda ve özel sektörde yüzde 3 kotası uygulanmıyor diye bunu
geliştirmek gerekiyor.
Engelli bir yaşamın
olmaması, zihniyetimizde engelleri kaldırmakla mümkün, engellilere
bakış açışımızı değiştirmekle
mümkün olur diyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
İDRİS BALUKEN (Bingöl)
Sayın Başkan, ben de grubumuza bir sataşma vardı. Bu engellilerle
ilgili Sebahat Hanımın yaptığı konuşmadan sonra
üç dakikayı başka konuya ayırmasını BDP Grubunun
mış gibi yapıyor suçlamasına maruz kaldı.
BAŞKAN Sayın Tuncel zaten
cevap verdi.
PERVİN BULDAN (Iğdır)
Hayır, buna ilişkin söylemedi ama Sayın Tuncel.
İDRİS BALUKEN (Bingöl) Ben
de grup adına
BAŞKAN Buyurun Sayın
Baluken.
İki dakika söz veriyorum
sataşma nedeniyle, yalnız yeni sataşmaya mahal vermeyelim
lütfen.
İDRİS BALUKEN (Bingöl)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın hatip burada konuşurken
Sebahat Hanımın yedi dakika boyunca araştırma önergesiyle
ilgili konuştuğunu, son üç dakikanın da başka bir önemsiz
konuymuş gibi burada dile getirildiğini ifade etti ve buradan BDP
Grubunun aslında sorunlarla, engellilerin sorunlarıyla ilgilenmediğini
mış gibi yapıyor bir faaliyet içerisinde olduğunu
belirtti. Bir kere bu tanımlama baştan sona yanlıştır.
Son üç dakikaya
baktığınız zaman Sayın Hatip
arkadaşımız -milletvekili arkadaşımız- tıp
öğrencilerinin yargılanmasıyla ilgili bir konu üzerine
görüşlerini belirtmiştir. Burada AKP adına konuşan
milletvekili arkadaşımız da bir hekimdir. Biz isterdik ki,
yarın, 46 tıp öğrencisinin bu ülkenin hukuk tarihinde utanç
davası olarak görülecek davasıyla ilgili söyleyecek bir tek cümlesi
olsun.
Bu öğrenci
arkadaşlarımız ana dilde sağlık, ana dilde
eğitim, parasız sağlık, telefonda
(x)
dedikleri için,
(x) marşını
okudukları için yargılanıyorlar. Bununla ilgili herhâlde bir
hekim meslektaşımızın söyleyeceği birkaç cümle
olması gerekirdi diye düşünüyoruz. Dolayısıyla, bu
engellilerin sorunlarına vermiş olduğumuz önemsizlikten
değil, tıp öğrencilerin yargılanmasıyla ilgili sürecin
de son derece önemli ve hayati olduğundan kaynaklanıyor.
Aslında bizim Meclis
çalışmalarımızın geneli bu şekilde topluma yanlış
ifade ediliyor, yanlış empoze ediliyor. Biz, Meclis
çalışmalarımızın yüzde 70ini toplumsal, sosyal,
farklı siyasal ve ekonomik sorunlar üzerinden oluşturuyoruz. Bunlarla
ilgili yapmış olduğumuz bütün çalışmalar görmezlikten
gelinerek sanki BDP sadece Kürt sorunuyla ilgili ve ana dille ilgili sorun
üzerine Mecliste çalışma yapıyormuş gibi bir algı
yaratılmak isteniyor. Dolayısıyla, sayın hatibin buradaki
konuşmasından biz son derece üzüntü duyduk.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
İDRİS BALUKEN (Devamla) -
Bizim için önemli olan, engelli vatandaşlarımızın
sorunlarını bu kürsüde ifade etmek ve kamuoyunda bu konuda
duyarlılık yaratmaktır. (BDP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Kürkcü, bir söz talebiniz
var.
Buyurun.
ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin)
Sayın Başkan, Sevgili Mahmut Tanal Arkadaşımız BDPnin
ana dil konusundaki tutumuna değinirken bazı yanlışlar
yaptı -zaten yarın bu konuları konuşacağız-
kısaca düzelteyim.
Onların önerisi, evet, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ncı maddesine dayanıyor
ama bu 6ncı madde asgari standardı belirliyor. Zaten mevcut CMK
202nin 1inci maddesi bu standardı uyguluyor. Tartışma,
Türkçeyi bildiği hâlde kendini başka dilde daha iyi ifade edip
edememek tartışması. Getirilen yenilik de bununla ilgiliydi.
Biz, bu konuda da AKPnin
getirdiği önergeyle müttefik değiliz. Bu önerge çünkü: 1)
Kısıtlıyor.
2) Paralı hâle getiriyor.
3üncüsü bir dizi başka
eşitsizliğe yol açıyor.
Sadece kendini daha iyi ifade
edeceği bir dile avantaj sağlayan bir yaklaşım, evet, ama
hem AİHSin 6ncı maddesi konusunda tabii ki hemfikiriz
arkadaşlarla, bu bakımdan itişme hâlinde olmamız gerekmez
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sayın Başkan
BAŞKAN Efendim, Sayın
Tanal, buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sayın Başkan, Sayın Hatip benim konuşmama istinaden
söyledi. Yani bu bir sataşma mahiyetindedir. Onun için izin verirseniz
BAŞKAN Hayır, ne söyledi de
sataşma mahiyetinde olsun ki? Açıklama getirdi sadece Sayın
Tanal.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Ben de o
açıklamaya getirmek istiyorum.
BAŞKAN Yerinizden, bir dakika
süre veriyorum Sayın Tanal.
Buyurun.
MAHMUT TANAL (İstanbul) Efendim,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6ncı maddesinin 3üncü
fıkrasının (e) bendi açık ve net, Kişi mahkemede
kendisini savunabilecek dili bilmiyor ise ücretsiz olarak tercüman verilir.
diyor. AKP ve BDPnin getirdiği, birbirlerini fiilen destekledikleri
tasarıda ücreti sanık tarafından ödenmek kaydıyla,
Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği, bizim getirmiş olduğumuz,
devletin getirdiği, ayrıca taa polise düştüğü aşamadan
itibaren kişi bilmiyor ise bundan yararlanması lazım. Bu
anlamda, gerek AKP gerek BDPnin bu iş ve eylem birliği, şu anda
tutuklu bulunanları bir nevi kandırmaya yönelik, mahkemenin üzerinde
bir işlem söz konusudur. Sizin ve kamuoyunun bilgilerine arz olunur.
Saygılarımla.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
BAŞKAN Barış ve
Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Öneri kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 17.16
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 17.29
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun,
İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:
04.12.2012
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 04.12.2012 Salı günü
(bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin İç Tüzükün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun
onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Oktay
Vural
İzmir
MHP
Grup Başkan Vekili
Öneri:
3 Kasım 2011 tarih ve 695 sayı ile Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş
olduğumuz Doğalgaz anlaşmaları ve fiyatlaması ile
doğalgaz politikaları konusunda gerekli araştırmaların
yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi
amacıyla verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin
04.12.2012 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin
bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi
lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya) Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bugün
gündem dışı görüşmelerde ve grup önerisi olarak
tartışılan Engelliler Günü münasebetiyle bütün engelli
vatandaşlarımızın gününü kutluyor ve engelsiz günler
diliyorum.
İkinci olarak, yine bugün kutlanan Dünya Madenciler
Gününü kutluyor, kazalarda hayatını kaybeden madencilere yani,
Sayın Başbakanın tabiriyle, kader kurbanlarına Allahtan
rahmet diliyorum.
Bir de yeni krizimiz bu arada enerjiyle ilgili
olmuş. Sayın Bakan Bağdata vize alamadığı için
uçak Erbil yerine Kayseriye inmiş, yeni gündeme düşen haberler.
Oysa, giderken Bizim Irak yönetimiyle herhangi bir sorunumuz yok.
demişti ama Sayın Genel Başkanımızın orada bayram
namazı kılmak üzere talebinin geri çevrilmesinden sonra Enerji
Bakanımız da vize verilmeyerek geri döndürülmüş durumda.
Kendisine de geçmiş olsun diyoruz. İnşallah, Hükûmetimiz gerekli
tepkiyi ve açıklamayı Türk milleti adına yapar.
Değerli arkadaşlarım, vermiş
olduğumuz araştırma önergesi doğal gaz
fiyatları ve anlaşmalarıyla ilgili
yaşanan sıkıntıların araştırılması
ve bu çerçevede uygulanacak doğal gaz politikalarının millî bir
enerji stratejisi çerçevesinde belirlenmesine ilişkindir. Burada, tabii ki
bu önergeyi verdiğimiz zaman geçen yılın zamları
yapılmıştı. Üzerinden yaklaşık bir
yıllık bir süre geçti. Bu arada doğal gaza toplamda yapılan
zam miktarı yüzde 49u bir yılda buldu yani tam yüzde 50 zam
gelmiş oldu.
Değerli arkadaşlar, burada öncelikle doğal
gazdaki durumumuzu bilmemiz lazım ki yani gerçekten içler acısı
bir sonuçla karşı karşıyayız. Umuyorum ki bunu bir
iktidar taassubu içerisinde, parmak çoğunluğuyla Kabul etmiyoruz.
demezsiniz çünkü bugün dahi yaşadığımız
sorunların içerisinde doğal gazın fiyatlaması ve alım
anlaşmaları yer alıyor.
Esas itibarıyla, dışa
bağımlılığımızın temel nedenlerinden
bir tanesi doğal gaz ihtiyacımızdan kaynaklanıyor.
Değerli arkadaşlar, temel bir strateji
oluşturamadığımız için de, gündelik politikalarla
geçiştirdiğimiz için de sorun kalıcı olmaya, maalesef,
devam ediyor. Tabii, burada, doğal gaz talebi ve arzı üzerindeki
tahminlerimizin ve çalışmalarımızın yetersiz
olması da diğer bir hususu teşkil ediyor.
Değerli arkadaşlar, şimdi, bir taraftan
doğal gaza bağımlılığımız artarken uzun
vadeli sözleşmelerle birçok miktarda doğal gazı tüketmek
durumunda ya da tüketemediğimiz zaman ödemek durumunda kalıyoruz. Ama
bunu önlemenin yollarını aramak yerine ne yapıyoruz, doğal
gaz tüketimini artırmaya yönelik yeni santrallere, doğal gazla
çalışacak santrallere izin veriyoruz. Bütün çalışmalarda ve
Plan ve Bütçe Komisyonunda yıllardır Enerji bakanlarımıza
söylediğimiz bir eksiklik, maalesef, tam olarak giderilmiş
değil. Türkiyenin millî bir enerji stratejisi izlemediğini, geçici
politikalarla uğraştığını düşünüyoruz. Strateji deyince daha
önce de belirtmiştim- sekiz on sayfalık küçük niyet belgeleri
değil, ciddi anlamda millî enerji politikaları uygulamayı
anlıyoruz. Bunun için de şu andaki toplam arz miktarını,
arz tahminlerini, toplam talebimizin hangi alanlarda olması
gerektiğini ayrıntılı olarak araştırmamız
gerekiyor; aksi takdirde dışa
bağımlılığımız devam ediyor.
Değerli
arkadaşlar, baktığımız zaman, dün de Rusyanın
Devlet Başkanı geldi, değişik anlaşmalara imza
attık ve doğrudan enerjide dışa bağımlı hâle
geldik; üçte 2sini aldığımız bir ülkeye, öbür tarafta
İrana da baktığımız zaman çok aşırı
derecede iki ülkeye bu anlamda bağımlı hâle gelmişiz.
Tabii,
bir taraftan bunlar yapılırken Dışa
bağımlılığı azaltalım. diyoruz ama yeni
doğal gaz sözleşmelerini de yapmaya devam ediyoruz. Şimdi,
hatırlarsanız, geçtiğimiz yıl sonunda sona eren doğal
gaz anlaşmaları vardı. Sayın Bakan hem de böyle
çıkıp biraz da popülist bir tavırla Efendim, fiyatı
düşürmüyorlar, biz de iptal ediyoruz. demişti. Meğer
arkasından özel sektöre devri düşünülmüş ve özel sektör
şirketleri zaten Rusya devletiyle anlaşmışlar. Tabii, ilginç
olan, bu şirketlerin içerisinde bize gazı satacak olan Gazpromun da
ortak olması veya stratejik ilişki içerisinde bulunması.
Şimdi, bunlara baktığımız zaman, özel sektör üzerinden
de alsak, devlet aracılığıyla da alsak stratejik bir
şekilde dışa bağımlılığımızı
maalesef azaltma yolunda önlemler alamadığımız ve bu
anlayışla da alamayacağımız görünüyor değerli
arkadaşlar.
Peki,
yanlış politikaların sonucu ne oluyor? Efendim, biz
birazcık geciktirdik. Ne yaptık? İşte, vatandaşa
hemen zam yansımasın diye otomatik zammı yapmadık. Peki,
ne yaptınız sonra? Toplu olarak zam yapmak zorunda kaldık. E,
peki, siz kamu olarak Bu zamları yapmayalım." derken şimdi
özel sektöre yaptığımız devirlerden sonra özel sektör acaba
otomatik artış yapacak mı, yapmayacak mı? Devlet bunun
vatandaşa yansımasını nasıl önleyecek? Bu konuda
EPDKnın veya Bakanlığın herhangi bir önlemi var mı?
Maalesef şu ana kadar atılmış bir adım bulunmuyor.
Yani bir yıl geçmeden yüzde 50ye yakın zam gelmiş. Efendim,
biz bunu, vatandaşa yansımasın diye Peki sonraki zamlar, hadi öncekiler
yansımadı, altı ay yansımadı, bir yıl sonra
yansıdığı zaman nasıl olacak? Maliyetleri bahane
ediyoruz, yok kurları bahane ediyoruz, anlaşmaları bahane
ediyoruz. Sonuç itibarıyla olan vatandaşımıza oluyor.
Değerli arkadaşlar, yine buna
ilişkin olarak petroldeki ÖTVnin de diğer ürünlerdeki KDVnin
artışı da ve doğal gaz ve elektrikteki zammın
artışı da maalesef en fazla dar gelirli vatandaşımızı
etkiliyor, bizim kaygımız bundan. Yani bu politikalar
yanlış uygulandığı zaman vatandaşın
bütçesinde doğal gaz, elektrik kısmı çok önemli yer teşkil
ediyor. Ha, büyük şirketlerde veya orta gelirin üzerindeki
vatandaşların bütçesinde, belki gelir düzeyi itibarıyla biraz
daha az yer teşkil ediyor olabilir ama yüzde 10, yüzde 15 zam
yaptığınız zaman, aldığı maaş
zammı belli, memura verdiğimiz belli, işçinin
aldığı ücret belli, emeklinin aldığı ücret belli.
Dolayısıyla, bunları eğer doğru planlamaz,
dışa bağımlılığımız devam ederse o
zaman bunun faturasını vatandaşımız ödemeye devam
edecek, bizim kaygımız bundandır. Bu
bağımlılığın azaltılması için de
bazı çalışmaların yapılması gerekir.
Şimdi, önceki gün, Amerikada
kongre karar almış, işte İrana yaptırımlarla
ilgili. Bizim aldığımız oradan,
ithalatımızın karşılığında
Geçen
Sayın Babacana sorduk işte: Altın ihracatı niye bu kadar
arttı? diye. Şimdi, Sayın Başbakan da demiş ki: Bizi
ilgilendirmez, bizim İranla ilişkimiz var, dolayısıyla biz
oradan gazımızı alırız, onlarla da
karşılığında altın takasını yapmaya
devam ederiz. Ben, şimdi hem sizlere hem Sayın Başbakana buradan
hatırlatmak istiyorum. Daha önce de böyle çıkışları
olmuştu Sayın Başbakanın ama hatırlarsanız
Koreye gidip Sayın Obamayla görüştü, daha yolda, kendisi inmeden
İrandan ham petrol alımını çok önemli oranda
azaltmıştı, yüzde 20 oranında. O, Türkiyenin
toplamının yaklaşık yüzde 10una tekabül ediyordu -uzman
arkadaşlarımız var burada yanlış
hatırlıyorsam düzeltsinler- anında o alımı durdurduk.
Niye? Çünkü birileri bize Oradan almayın, ambargoyu uygulayın. dedi
diye. İnşallah bu, petroldekine benzemez. Sayın Başbakan
sözünün arkasında durur yani daha henüz uçaktan inmeden, petrolde
olduğu gibi olmasın. Türk milletinin çıkarı onu
gerektiriyorsa, biz petrol alıyorsak, o zaman
karşılığında da oraya bunu veriyorsak bunun
arkasında durmak lazım.
Ha, bizim söylediğimiz şuydu:
Biz Sayın Bakana altın ihracatını sorduk ama Hakikaten
ihracat yapılıyor mu yoksa hayalî ihracatla mı oluyor? diye
onun peşindeyiz. Bizim aldığımız malın bedeli
ödeniyorsa onun da bir çıkışı olması lazım ama
bunu yaparken de Efendim, ihracatımız artmış gibi de
göstermeyelim, onu ayrı tutalım. diye sormuştuk. Bu vesileyle
Sayın Başbakana, bu sefer bu sözünün arkasında
durmasını, bizim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletin
çıkarına olan kararlarda uygulanacak politikaların,
alınacak kararların her zaman arkasında olduğumuzu
belirtiyorum.
AHMET AYDIN (Adıyaman) Durur,
durur; sözünün arkasında durur.
MEHMET GÜNAL (Devamla) Bu kadar
önemli olan doğal gaz fiyatlaması ve politikalarının da
araştırılmasının çok önemli olduğunu
düşünüyorum Türkiye'nin geleceği açısından. Bu çerçevede,
bu araştırma önergemize hep birlikte destek olmanızı ve bu
hususun millî bir politika olarak ortaya konulmasına vesile
olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Afif Demirkıran, Siirt Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AFİF DEMİRKIRAN (Siirt)
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Milliyetçi Hareket Partisinin,
Türkiye'deki doğal gaz uygulamalarıyla ilgili vermiş olduğu
Meclis araştırma önergesi hakkında -aleyhinde- söz
almış bulunuyorum.
Sayın Başkanım,
öncelikle size başsağlığı dilemek istiyorum. Merhuma
Allahtan rahmet, siz kederli ailesine sabrı cemil ve uzun ömür diliyorum.
Ayrıca, Dünya Engelliler Günü ve
Dünya Madenciler Gününü kutluyorum ve Hükûmetimizi de tebrik ediyorum. Hem
engellilerimize hem madencilerimize göstermiş olduğu kolaylıklar
nedeniyle, oluşturduğu mevzuatlar nedeniyle engellilerin önünü açmak,
engellilere engelsiz bir yaşam sunmak, madencilerimizin de daha fazla
faaliyet yapabilmelerini sağlamak üzere çıkarmış
olduğu mevzuat nedeniyle Hükûmetimize de teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
doğal gaz ve petrol; bunlar, tabii, hayatımızın olmazsa
olmazları, ekonominin olmazsa olmazları, ülkelerin olmazsa
olmazları. Ancak, maalesef, bu ikisi de ülkemizde çok az miktarda bulunmaktadır
gerek petrol gerek doğal gaz.
Önergede de ifade edildiği gibi,
maalesef, biz, doğal gazımızın yüzde 97sini ithal
ediyoruz, enerjimizin yüzde 70den fazlasını ithal ediyoruz. 2011
yılındaki 240 milyar dolarlık ithalatın 54 milyar
doları enerji ithalatı içindi. Tabii ki biz de enerji, petrol ve
doğal gaz yok diye oturup ağlayacak değiliz, gerekli
tedbirlerimizi alacağız. En ucuz nasıl temin edebiliriz, dünyaya
nasıl açılabiliriz ve en önemlisi de Türkiyede yok. dediğimiz
petrol ve doğal gazın varlığını ve yokluğunu
netleştirmek için çalışmalar yapacağız.
İşte, Hükûmetimiz de bunu yapıyor.
Bakın, 2002 yılında, biz
iktidara geldiğimizde Türkiye Petrollerinin yapmış olduğu
sondaj miktarı sadece ve sadece yılda 47 bin metre idi, bu sene ekim
ayına kadar 150 bin metre
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) O zaman
kaç varil petrol çıkıyordu, şimdi kaç varil petrol
çıkıyor?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
sondaj yapmışız.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Bir de
onu söyle.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Bunu hem petrol için hem doğal gaz için yapıyoruz
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Artı
mı petrol?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
ve ülkemizin birçok noktasında doğal gaz ve petrol
aramalarımız devam ediyor. Petrol ve doğal gaza
ayırdığımız bütçe 2002 yılına nazaran 2012
yılında 22 kat artmıştır.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Petrol
arttı mı, ürettiğiniz petrol arttı mı onu söyle.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Acaba topraklarımıza daha fazla petrol alabilir miyiz, acaba petrol
ithalatını azaltabilir miyiz, acaba cari
açığımızı azaltabilir miyiz diye.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Azaldı
mı peki?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Yetmedi, Karadeniz ve Akdenizde petrol çalışmalarımız,
doğal gaz çalışmalarımız devam ediyor çeşitli
ülkelerle ortak bir şekilde, genelde de maliyeti o yabancı firmalara
yükleyerek.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) 96da 55
bin ton varil petrol çıkıyordu, şimdi 34 bine düştü.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Yetmedi, Türkiye Petrolleri yurt dışında birçok ülkede
hidrokarbon araması yapmaktadır; Irakta, Kazakistanda,
Azerbaycanda, Kolombiyada, Afganistanda, Libyada, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyetinde ve daha birçok yerde gerek kendi başına gerek
ortaklıklar hâlinde aramalar, çalışmalar yapmaktadır. Amaç,
Türkiye'nin kendi, millî üretebileceği petrol ve doğal gaz payını
artırmak ve daha az, ithalata bütçe ayırmak. Bunun çalışmalarını
yapıyoruz.
Şimdi
arkadaşlarımız diyor ki: Efendim, al ya da ödeyle birçok
ülkeye, işte Rusyaya, diğer tarafa, İrana ödemeler
yapılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, hepiniz
çok iyi biliyorsunuz ki petrol ve doğal gazda, özellikle doğal gazda
çok büyük yatırımları söz konusudur üretici firmaların,
üretici ülkelerin. Bunun maliyetinin garanti altına alınması
lazım. Sadece Türkiye değil, dünyanın neresine giderseniz gidin,
kim yaparsa yapsın sözleşmeler al ya da öde bazlıdır
ancak şu var: Bu sene eğer öngördüğünüz miktarı
alamazsanız ödeme yaparsınız ama bir sonraki yıl
yaptığınız ithalatın
karşılığını vermezsiniz. Mesela, 2012
yılında BOTAŞ 5,6 milyar metreküp doğal gazı bilabedel
ithal etmiştir. Niçin? Daha önce al ya da öde kapsamında, çerçevesinde
yapmış olduğu ödemeye karşılık.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Niye zam
yapıyor o zaman BOTAŞ 2012de?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Zamma gelince, bakın, 2009 ile 2011 yılları arasında dolar
yüzde 18 civarında bir artış göstermiştir.
MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay)
Bedava almışız(!)
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Öte yandan, petrol fiyatları yüzde 89-90 civarında bir
artış göstermiştir ama buna mukabil biz
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Yapma,
yapma! 100 dolara düştü 160 dolardan
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
2011de ve 2012de 3 kez, işte, yüzde 11; 10,5; 12 civarında bir zam
yapmışız. Üst üste koyduğunuz zaman, hâlen petrolde
yapılan zammın altında bir zamdır.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Bu sene
yüzde kaç oldu?
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Elektrik için de böyledir, doğal gaz için de böyledir. Alım gücüyle
mukayese ettiğiniz zaman yine alım gücünden daha az bir zam
yapılmıştır. Kaldı ki doğal gaz
fiyatlarının petrole doğrudan doğruya bağlantılı
olduğu hepimizin malumudur.
Değerli arkadaşlar, tabii ki
Türkiye coğrafi konumu itibarıyla -bir iki cümleyle de buna
değinerek sözlerimi toparlamak, bitirmek istiyorum- öyle bir
yerleşkesi var ki tüketici Avrupa ülkeleriyle gerçi şu anda
ekonomileri yerlerde sürünüyor; geçmişteki kadar tüketim yok ama sonuç
itibarıyla tüketici ülkedir ağırlıklı- petrol ve
doğal gaz zengini ülkeler arasında bulunmaktadır. Petrolün yüzde
65i, doğal gazın yüzde 71i Hazar bölgesi, Orta Doğu ve
Rusyada bulunmaktadır. Dolayısıyla, biz bu konumumuzdan çok
ciddi şekilde istifade ile Türkiyenin dünya enerji piyasasında çok
önemli bir yere oturması için ciddi çalışmalar yapmaktayız,
yapıyoruz; yapılmıştır geçmişten bugüne, sadece
bugünün bir projesi değil bu. Ulusal bir proje olarak, Türkiye bu
şekilde bir çalışma içindedir ve çok ciddi projeler geliştirilmiştir
hem doğal gazda hem petrolde. Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi bunlardan bir
tanesidir, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Projesi bunlardan bir tanesidir,
efendim, Türkiye-Yunanistan-İtalya Projesi bunlardan bir tanesidir,
Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya, kısaca Nabucco diye
bahsettiğimiz proje bunlardan bir tanesidir, ayrıca Trans Anadolu
Doğal Gaz Boru Hattı, TANAP diye
adlandırdığımız- yine Azerbaycan doğal
gazının Türkiye üzerinden hem Türkiyede kullanılacak hem
Avrupaya iletilecek olan doğal gaz boru hattı bunlardan bir
tanesidir ve biz Ceyhanı gerçekten bir enerji terminali hâline getirmek
için çok ciddi bir çaba içindeyiz; işte, efendim, Samsun-Ceyhan boru
hattı bunun bir kanıtıdır ve Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru
hattı bunun bir kanıtıdır. Ayrıca Irak-Türkiye petrol
boru hattında -ki çok eskilere dayanır geçmişi ama- biz 2010
yılında -hatırlayacağınız gibi- 15+5 veya o
civarda 15 yıllık bir süre uzatımı yaptık, hâlen
faaliyetine devam etmektedir.
Değerli arkadaşlar,
BOTAŞ olsun, Türkiye Petrolleri olsun, genelde Enerji
Bakanlığı gerçekten Türkiyedeki enerji politikaları için
çok ciddi bir mesai sarf etmektedir. Amaç Türkiyenin enerji
ithalatını artırmak, amaç Türk insanının geleceğini
daha aydınlık hâle getirmek. Bakın elektrikte biz öyle bir
noktadayız ki, bugün dahi, hatta 2023 hedefinde dahi biz hâlen OECD
ülkelerinin altında bir öngörü yapıyoruz. Kaldı ki, biz, 2023e
geldiğimiz zaman 500 milyar kilovatsaat bir elektrik tüketimi olacak bu
ülkede, bunun karşılığı da 100.000 megavat demektir.
Bugün 50 küsur bin megavat olan elektrik kurulu kapasitemizi bir o kadar daha
artıracağız. Bunun için her sene 5-6 milyar dolarlık bir
yatırım gerekiyor.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Özel
sektör yapıyor onu hiç merak etmeyin.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
İşte bunun için diyoruz özel sektöre. Onun için kontratları,
doğal gaz kontratlarını, evet, biz zaman içinde özel sektöre
devredeceğiz.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) 4046ya
dua edin.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Bakın, bu sadece bizim Hükûmetimiz zamanında başlayan bir olay
değil, bizden önce başlayan bir husus.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) 2001de
çıkan yasalara dua edin, teşekkür edin.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
4046 Sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunuyla
BOTAŞın tekeli kırılmıştır ve fakat sadece
bugüne kadar 4 milyar metreküplük bir miktar ancak dört tane istekliye
devredilmiştir, ama şu vardır 4046 Sayılı
Doğalgaz Piyasası Kanununda: Hiçbir şirket yüzde 20den
fazlasına sahip olamayacaktır
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) Yüzde
20ye düşürmeniz lazım. 2009da o işi bitirmeniz
lazımdı, hâlâ bitirmediniz.
AFİF DEMİRKIRAN (Devamla)
Dolayısıyla fiyat yine rekabet ortamında
halkımızın lehine oluşacaktır.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi
lehinde söz isteyen Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisinin doğal gaz sektörüyle ilgili araştırma önergesinin
lehinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; doğal gaz ve enerji sektörüyle ilgili bizlere
anlatılmayan gerçekleri hep birlikte paylaşmak üzere kürsüye geldim.
Şunun bilinmesini isterim ki doğal gaz ve elektriğe son dönemde
uluslararası piyasalardaki gelişmelerin tersine yapılan
fahiş zamların iki temel sebebi vardır. Bunun birinci sebebi
yolsuzluklar, diğer sebebi de kötü yönetimdir.
Değerli arkadaşlar, enerji
üreten KİTlerimiz yani BOTAŞ, TKİ, TTK, EÜAŞ,
TEİAŞ, TETAŞ ve elektrik dağıtım şirketleri
olmak üzere bir zincir üzerinde dikey bütünleşik bir yapıda ham
maddeden yani madenlerden enerji üretip vatandaşa
dağıttığımız bir sistem içerisinde enerji
üretilmekte ve kullanılmaktadır. Bu KİTlerin tamamı, mali
tablolarında da görüleceği üzere, batık durumda olan
KİTlerdir. Ne yazık ki bu acı gerçeği Türkiyede birçok
insan Adalet ve Kalkınma Partisinin saklaması dolayısıyla
öğrenememektedir. Bu batık KİTleri kurtarmak amacıyla da
6111 sayılı bir yasa çıkarılmıştır. Bu 6111
sayılı yasa ne yapmaktadır? Bu KİTlerin birbirlerine
borçlarını ve alacaklarını mahsup ederek ve
özelleştirme gelirlerinde bir kısım enerji şirketlerini,
dağıtım şirketlerini de satarak bu zararı
buharlaştırmaya çalışmaktadır. Bundan başka ne
yapılmaktadır? Elektrik dağıtım şirketleri apar
topar özelleştirilmiştir. Şimdi üretim şirketleriyle
madenler özelleştirilmektedir ve insafsız zamlarla ne yazık ki bu
zararın vatandaş tarafından kapatılması
sağlanmaya çalışılmaktadır.
Değerli milletvekilleri,
biliyorsunuz, son dönemde yüzde 37 kamu elektrik santrallerine bir zam
yapıldı, bunun da çok kısaca sebebini açıklayayım
kayıtlara girmesi açısından. Bu 6111le temizlenen enerji
KİTleri tekrar bir batağa girdi. Özellikle BOTAŞ ciddi bir
batak içerisindedir. Elektrik Üretim Anonim Şirketinin son mali
tablosundaki yaklaşık 1,3 katrilyon kârı alıp BOTAŞa
aktarmak amacıyla bu zam yapıldı. Bizim
hesaplamalarımıza göre bu zammın
normalde elektrik fiyatlarında yüzde 7,5 ile 8,5 arasında bir
elektrik fiyat artışı getirmesi gerekmektedir. Umuyorum ki
Hükûmet bu zammı yaparak vatandaşa bunu yansıtmaz ama Enerji
Bakanlığındaki asıl sorun yolsuzluklar değerli
arkadaşlar çünkü bu bakanlık bir yolsuzluk sarmalında. Ben bugün
size bir örnek üzerinden nasıl bir sarmalın Enerji
Bakanlığını yönettiğini anlatmaya
çalışacağım.
Değerli arkadaşlar, Siemens
diye uluslararası bir şirket var. Bu Siemensin yetkilileri
Avrupada, Amerikada kendilerini ihbar ediyorlar, ihbar konusu şu: Biz
Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelere yaptığımız 13
milyar avro satış karşılığında bu ülkelere
57 milyon avro rüşvet verdik. diyorlar. 13 milyar avro satış
yaptık ve bu ülkelerde 57 milyon avro rüşvet verdik. diyorlar ve bu
rüşvet açıklamasını yapan Siemens yetkilisinin Türkiye
hakkında kullandığı sözler şu: Rüşvet,
Türkiyede iş yapma alışkanlığının bir
parçasıdır ve biz Türkiyede tekerlekleri yağlamak
zorundayız. diyor, verdiği rüşveti aynen bu kelimelerle
anlatıyor değerli arkadaşlar. Bunun üzerine Cumhuriyet Halk
Partisi bir gensoru veriyor ve bu gensoru iktidar partisi milletvekillerinin
oylarıyla kabul edilmiyor.
Şimdi sürece tekrar geri dönelim:
Bu Siemens şirketi Avrupa ülkelerinden Almanyada rüşvet
verdiğini kabul ettiği için 395 milyon avro cezayı kabul ediyor
ve ödüyor, Amerika Birleşik Devletlerinde Rüşvet verdim, özür
dilerim. diyor ve üzerine 800 milyon dolar ceza ödüyor değerli arkadaşlar
ve bunun üzerine battı dediğimiz, karşısında çok
övündüğümüz Yunanistanda bir soruşturma başlatılıyor
ve o zaman Başbakan Kostas Simitis'in sağkolu olarak gösterilen
Theodoros Tsoukatos ve Tasos Mandelis isimli 2 önemli siyasetçi Papandreu
tarafından partisinden ihraç ediliyor ve yargılanmaya
başlanıyor.
Peki, bizde bu yolsuzluk
karşısında neler yapılıyor değerli
arkadaşlar? Dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler değerli
arkadaşlar. Hilmi Gülerle ilgili olarak bu bürokratlarının
rüşvet aldığı iddiasıyla Siemensle ilgili bir
soruşturma açılması talep ediliyor. Konu mahkemeye gidiyor ama
Hilmi Güler bu soruşturmaya izin vermediği için Siemens
yolsuzluğunun bürokrat boyutunda bir soruşturma yapılamıyor
değerli arkadaşlar. Ancak, olay bununla kapanmıyor çünkü
Hükûmetin bu konunun kapanması üzerine çok ciddi
çalışmaları var. Bizim yaptığımız
araştırmalar sonucunda Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında bir dava açılıyor, bu dava
diğer ihalelerle birlikte, işte, bu gördüğünüz elimdeki
iddianemesidir, Çorum kompresör ihalesinin iddianamesi değerli
arkadaşlar. Bu iddianameye konu ihale bedeli yaklaşık 160
trilyon, yeni parayla 160 milyon lira. Bu ihale içerisinde, Siemens yetkilisi,
satış yetkilisi Ertuğrul Cambazoğlu ile Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükûmeti zamanında bürokratlarla yapılan ilgili
görüşmelerin tamamı burada. Ben, çok kısa bir şeyi
okuyayım size burada, diyor ki: İhale şartnamesinin
değiştirilmesi için hazırlanan zeyilnameyle ilgili, suç örgütü
kurucuları Seydi Çevik, Ethem Tozlu, Hasan Turgay Günay tarafından
suç örgütü kurucusu Mehmet Sezgine talimat verildiği, Mehmet Sezginin
Siemens firması yetkilisi Ertuğrul Cambazoğluna:
Aldınız mı değişiklikleri? diye sorduğunda
Ertuğrul Cambazoğlunun: Aldım ama onlar hikâye, çok güzel bir
tezgâh söz konusu. Anladığım kadarıyla herkes solara
oynuyor. diye bütün görüşmeler, bütün rüşvet kayıtları,
bütün suistimaller yine telefon görüşmeleriyle, yine zabıtlarla, yine
ihale belgeleriyle ve şurada görmüş olduğunuz fotoğraflarla
tespit edilmiş durumda değerli arkadaşlar. Yani, Siemensin:
Ben Türkiyede rüşvet verdim, bunun cezasını çekmek istiyorum.
diye kendi ülkesinde pişmanlık duyduğu konu bu iddianamede net
değerli arkadaşlar. Ve sizin bakanlık görevine getirdiğiniz
Hilmi Gülerin kapattığı iddianamenin sadece bir kısmı
burada.
Bununla bitmiyor deliller. Şu elimde görmüş
olduğunuz Sayıştay raporu değerli arkadaşlar.
Sayıştay kurumu tarafından BOTAŞ hakkında
düzenlenmiş bir rapor. 2009 yılı raporunun 137nci
sayfasında -BOTAŞın yüz milyonlarca dolar değerindeki bu
kompresör istasyonlarında- bakınız ne diyor: 4734
sayılı Kamu İhale Kanununun 22/a maddesine göre Siemens
firmasından alındığını, -22/a maddesi- ihalesiz,
doğrudan Siemens firmasından almak zorunda
kalındığını ve bütün bu paraların Siemens
şirketine ödendiğini söylüyor değerli arkadaşlar.
Şimdi,
dönüp baktığınızda değerli arkadaşlar, bu
Siemense, bu şirkete aktarılan veya bu şirkete haksız
olarak aktarılmak durumunda bırakılan bu paralar sayesinde ne
oluyor? Türkiyedeki
doğal gazın ne yazık ki maliyeti yükseliyor. İktidar
partisinin anlattığı gibi, uluslararası gelişmeler
dolayısıyla doğal gazın fiyatı artmıyor
değerli arkadaşlar. Daha bu doğal gazın altında, al ya
da öde anlaşmalarında, uluslararası anlaşmaların fiyat
bölümünde, uluslararası statü anlaşmalarının strateji
bölümünde, eğer ki şüphelerimizde haklıysak, ne yazık ki
vatana ihanet suçuna kadar gidecek suçlar işlenmiştir. Umuyoruz ki
-siyaseten haklı çıkmak uğruna değil ama- bu
şüphelerin hiçbiri doğru olmaz.
Şimdi, Siemens olayına tekrar
geri dönelim değerli arkadaşlar. Siemens ne demişti: Ben 13
milyar avro satış yaptım ve bunun
karşılığında 57 milyon avro Türkiyede ve Suudi
Arabistanda rüşvet verdim. Diğer birkaç ülkenin de ismi geçiyor. Bu
durum karşısında Siemens ne yapıyor? Kendi ülkesinde
Çünkü
başka ülkelerde rüşvet ve yolsuzlukla mücadele kanunu gereğince
-bizim tip ülkelerde, ne yazık ki yolsuzluğa bulaşmış
ülkelerde- rüşvet vermek de o ülkelerde bir suçtur değerli
arkadaşlar. 800 milyon dolar Amerikada, 395 milyon avro da Almanyada
ceza ödüyor. Bunun karşılığında Yunanistan hemen bir
soruşturma yapıyor. 3 önemli siyasetçisini siyasetten siliyor ve
yargılıyor.
Peki, Türkiyede ne yapılıyor
değerli arkadaşlar? CHPnin verdiği gensoruya İftira,
yalan
ve bu tip suçlamalarla bu gensoru kabul edilmiyor, işlemler yapılmaya
devam ediyor; üzerine, kamu görevlileri hakkında dava açılması
gerekirken atadığınız bakan bu soruşturmayı
onaylamadığı için -mevzuat gereği- dava
açılamıyor ve sonuçta Türkiye, bir yolsuzluk ve çürüme
kısır döngüsü içerisinde yürüyüp gidiyor değerli
arkadaşlar. Peki, bu yolsuzluk ve çürümenin sonuçları nasıl
ortaya çıkıyor? İşte, doğal gazın fiyat
zammıyla, elektriğin fiyat zammıyla, evinde doğal gaz
olmasına rağmen bedava kömürü yaktığı için ölen
insanlarla, zehirlenip ölen insanlarla karşımıza çıkıyor.
Keşke bütün bunlar olmasa,
keşke bu ülkede yolsuzluklar olmasa, keşke bu ülkede Adalet ve
Kalkınma Partisi olmasa diyorum, saygılarımı sunuyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) Sayın
Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin
vermiş olduğu araştırma önergesi aleyhinde söz almış
bulunmaktayım, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Biraz önce konuşmacı, son bölümünde Keşke
bu ülkede yolsuzluk olmasa, keşke bu ülkede rüşvet olmasa, keşke
bu ülkede Adalet ve Kalkınma Partisi olmasa. diye bir duada bulundu.
Yüzde 51 burada, yüzde 25 oradasınız, 26 oradasınız. Millet
kimi istiyor, kimi var edip etmeyeceğini
Milletin iradesi üzerine ipotek
koymaya da kimsenin hakkı da haddi de yok efendim.
Şimdi, CHP sözcüleri burada
çıktığı zaman hep yolsuzluktan, rüşvetten, başka
bir cümleden bahsetmiyor
Geçen hafta, Taner Yıldız Bey hakkında
verilmiş olan gensoruda da aynı konuları burada
paylaştınız, Sayın Bakanımız burada cevap verdi
ve Elinizde bir belge varsa gidin mahkemeye. dendi, siz mahkemeye gitmek
yerine gelip burada karalayıp üzerine yatmaktan başka bir şey
Bizim kitabımızda yolsuzluk yoktur, rüşvet
yoktur.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Nasıl yok?
İşte burada.
RECEP ÖZEL (Devamla) Siz geçmiş siyasi tarihinize
bakın, yolsuzluk kimde, rüşvet kimde? İSKİyi bir
hatırlayın, geçmişte, daha önceki Genel
Başkanınızın Enerji Bakanlığı dönemindeki
devlet dairelerinde paltoyla oturulduğu dönemleri hatırlayın,
bir de şimdiyi hatırlayın diyorum.
Bir diğer konu da Hilmi Güler zamanındaki,
Siemensle ilgili birtakım soruşturmalara izin vermedi, bürokratlara
gitmedi. diyorsunuz. İdari bir işlemdi, yargı denetimine
tabidir. Büyük bir ihtimalle -safahatını bilmiyorum ama-
Danıştaya da gerekli itirazlar yapılmıştır,
Danıştay da o iddiayı reddetmiştir. Sadece Bakanın
onay vermemesiyle o iş de orada kalmamıştır. Bakanın
yapmış olduğu her işlem de idari bir yargısal denetime
tabidir. Konuşmuş olduğunuz bu konuları burada kabul
etmemiz mümkün değildir.
VELİ AĞBABA (Malatya) - En zor işi sana
veriyorlar, zor işleri
RECEP ÖZEL (Devamla) Evet, bugünkü gündemimiz efendim
Sermaye Piyasası Kanununu görüşeceğiz, önemli bir kanun. Onun
için, verilmiş olan bu araştırma önergesine, gündemi
değiştirmeye matuf olan araştırma önergesine
katılmadığımızı beyan ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Recep, kırk sene önceyi iyi hatırlıyorsun be!
Sen daha doğmamıştın be! Daha
doğmamıştın Recep ya! Daha doğmamıştın
sen ya! 1973te sen yoktun daha be! Böyle bir şey var mı?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
MEHMET GÜNAL (Antalya) Karar yeter
sayısı
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket
Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter
sayısı arayacağım: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) Atma
Recep! Atma Recep!
BAŞKAN - Karar yeter
sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.
MEHMET GÜNAL (Antalya) Nerede var?
Kaç kişi var? 60-70 kişi var.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa)
Şurada karar yeter sayısı var mı? 139 kişi var mı
burada?
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun İç Tüzükün 19uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Recep Özel, daha doğmamıştın.
BAŞKAN Sayın
Aslanoğlu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Başkan, 1973te daha
doğmamıştı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Danışma Kurulu 04/12/2012
Salı günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19uncu maddesi
gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla
arz ederim.
Muharrem
İnce
(Yalova)
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan
(Patates üreticilerinin yaşadığı sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş
olan) 10/331 esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin
görüşmesinin, Genel Kurulun 04/12/2012 Salı günlü (Bugün)
birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN Cumhuriyet Halk Partisi
grup önerisi lehinde söz isteyen Doğan Şafak, Niğde
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
DOĞAN ŞAFAK (Niğde)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım 2011
tarihinde (10/331) Esas Numaralı, patates üreticilerinin
yaşadığı sorunlar hakkında Meclis araştırması
komisyonu kurulmasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş
olduğumuz Meclis araştırması önergesi hakkında söz
almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, bir
yıl önce verdiğimiz araştırma önergemiz nihayet gündeme
alınmıştır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanı bir yıldır patates üreticilerimizin sorunlarıyla ilgili
verdiğimiz yazılı ve sözlü soru önergelerine olumlu herhangi bir
cevap vermemiştir.
Patates üreticilerimizin sorunları
iki noktada ortaya çıkmaktadır. Birincisi, tarımsal sulamadaki
yüksek maliyetler ve çiftçimizin MEDAŞa olan borçları; ikincisi, ürünlerinin
maliyetinin altında bile satılamamasıdır.
Geçtiğimiz yaz aylarında,
enerji borcundan dolayı MEDAŞ tarafından sezon ortasında
enerjinin kesilmesi sebebiyle çiftçimiz Niğde-Kayseri yolunu keserek
sesini duyurmaya çalışmış ve olaylar çıkmıştır.
Hükûmetten ve Bakandan ses çıkmamıştır. Birkaç gün öncesi
ise, patates üreticimiz isyan ederek ürünlerini yollara dökmüştür, Anadolu
tarihinde ilk kez çiftçilerimiz ürünlerini yakmaya
başlamışlardır. Bu resmi de buradan gösteriyorum.
Değerli arkadaşlar, memleketin
tarımında yangın var. Patates yangınları orman
yangınlarını geçmiştir. Bunu görmezden gelemeyiz.
Geçtiğimiz mayıs ayında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz,
patates araştırma komisyonu kurduk. Yerinde, patates üreticilerimizin
sorunlarını dinledik, depolarda incelemelerde bulunduk ve
yapılan incelemeler sonucunda kapsamlı bir rapor
hazırladık. Raporu Sayın Genel Başkanımıza takdim
ettik. Sayın Genel Başkanımız, grup toplantımızın
büyük bir bölümünü patates üreticimizin yaşamış olduğu
sıkıntılara ayırarak ülke gündemine taşıdı.
Her konuda Sayın Genel Başkanımıza cevap verme
yarışına giren Sayın Başbakan patates üreticimizin
sorunları konusunda hiç ses çıkarmadı.
Sayın milletvekilleri, size patates üreticimizin son
yıllarda yaşamış olduğu sorunlar hakkında gerçek
bilgileri aktarıyorum. Yani patates üreticisinin neden isyan
ettiğinin hazin tablosunu rakamlarla sunuyorum. Ülkemizde
yaklaşık 4,5 milyon ton patates üretimi gerçekleşmektedir.
Türkiyenin patates üretiminde Niğde ilimiz yüzde 20 ile 1inci sırada
yer almaktadır. Yüzde 17 ile Nevşehir ilimiz 2nci
sıradadır. Arkasından İzmir, Afyonkarahisar, Bolu, Aksaray,
Adana, Kırşehir, Burdur, Konya illerimizde de çeşitli oranlarda
tarım üretiminde ve tarım gelirlerinde önemli bir üründür. Daha
geçtiğimiz yıl Niğde, Aksaray, Afyon, Nevşehir illerimizde
patates üreticilerinin mevsim koşullarından kaynaklanan nedenlerden
dolayı patates ürünleri donmuştur. Bu konuda Hükûmet sadece Çiftçi
Kayıt Sistemine kayıtlı olan bir grup çiftçiye kısmen
ödeme yapmıştır. ÇKSya kayıtlı olmayan çiftçilerin
mağduriyetleri giderilememiştir. Aynı sezonun sonunda ürünlerin
büyük bir bölümü depolarda çürümüştür. Çiftçimiz 2012 yılında
ise patates ürününü 60 kuruşa mal ederken, 12 kuruştan
alıcı bulamamaktadır, ürünleri ise depolarda çürümeye terk
edilmiştir. Şu anda tüm illerimizde yaklaşık 4,5 milyon ton
ürün alıcı beklemektedir. Sadece Niğde ilini örnek verecek
olursak, ilimizde toplam 4,5 milyon tonda 900 bin ton patates üretilmektedir.
Maliyetine satıldığında 900 bini 60 kuruşla çarparsak
540 milyondur, yani eski hesapla 540 trilyon gelir olacaktır, şimdiki
fiyatla 12 kuruştan hesaplarsak 900 bin tonu 108 milyon, yani 108 trilyon
lira edecektir. Bu demek oluyor ki maliyetine satıldığında
sadece Niğde iline girecek olan para 540 trilyon iken, şimdiki
fiyatlardan satıldığında kente girecek olan para sadece 108
trilyondur. Bu rakamlarla sadece Niğde ilinin kaybı 402 trilyondur.
Bu üründeki büyük rakamsal para kayıpları, aynı üretim oranlarında
bütün illere yansımaktadır.
Türkiye genelindeki toplam üretimi
konuşacak olursak, 4 milyon 500 bin tonun ekonomik değeri, normal
fiyatlara satıldığında 2 milyar 700 milyondur, bugünkü
fiyatlardan satıldığında ise 540 milyondur. Bu durumda Türkiye'deki
tüm patates üreticileri 2 milyar 160 milyon lira daha az gelir elde edecektir
ki bu vahim bir tablodur.
Kaldı ki çiftçimiz ürününü satacak
tüccar bile bulamamaktadır. Hâl böyle olunca, çiftçilerimiz
çocuklarını okutamamakta ve traktörlerini, araçlarını,
hayvanlarını, halılarını, kilimlerini satmaktadırlar.
Bu nedenle patates ürününe ihracat kapısı bulunması
şarttır. Ton başına en az 65 dolar ihracat teşvik
primi verilmelidir. Bahsedilen 30-35 dolar ton başı teşvik primi
bu cenazeyi ortadan kaldırmaz.
Bir başka sorun da bütün
komşularımızla ilişkilerimizin bozuk olmasıdır.
Suriye, İran, Irak, Libya, Rusya, kavga etmediğimiz ülke
kalmadı. Dış politikadaki hatalar yüzünden bugün bu ürünleri
satacak ülke bulamamaktayız.
Diğer bir yol ise, bu ürünün iç
pazarda, gıda sanayisinde kullanılması şarttır. Bununla
ilgili acilen bir araştırma yapılması gerekmektedir. Biz,
kendi ürettiğimiz ürün yerine McDonalds, Burger King ve marketlerde
yabancıların ürettiği patatesleri tüketmekteyiz.
Ürününü yetiştirmek için kullandığı
elektrik, mazot, gübre, ilaç ve tohum paralarını ödeyemediği
için Niğdede, Nevşehirde, Aksarayda, Afyonda, Burdurda,
İzmirde ve Boluda evine icra gelmeyen çiftçi kalmamıştır,
hatta çocuklarının bisikletlerine bile el konulmuştur. Patates
üretiminde kullanılan mazot, elektrik, gübre, zirai ilaçların
maliyetlerinin ve diğer girdi maliyetlerinin çok yüksek olmasına
rağmen patates fiyatının düşük olmasının
nedeninin araştırılması gerekmektedir.
Çiftçinin TEDAŞa ve TEDAŞtan ayrılarak
özelleşen elektrik dağıtım kurumlarına olan
borçları yıllardır sürüncemededir. Çiftçinin tarımda
kullandığı elektrik nedeniyle TEDAŞa 2 milyar 200 milyon
lira, özel sektöre 500 milyon civarında borcu bulunmaktadır. 161 bin
tarımsal sulama abonesinin borcu vardır. Her iki aboneden birinin
elektriği kesik durumdadır.Yine, MEDAŞ, elektrik
dağıtım sisteminde meydana gelen kayıp ve kaçak
kullanım sebebiyle faturalara trafo kayıp ücreti ve açma-kapama
ücreti olarak ek ödeme bedeli yansıtmaktadır. Faturalarda ne olduğu
belirsiz 10 çeşit tahsil ibaresi bulunmaktadır. Yerin 150-180 metre
altından enerji kullanarak üretim yapan çiftçinin bu maliyetleri
kaldırması mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, şimdi size Gıda,
Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının
yayınlamış olduğu bir genelgeden bahsedeceğim. Bu
genelgeye göre, çiftçinin ürününde ilaç kalıntısı tahlili
yaptırma zorunluluğu bulunmaktadır. Çiftçi, ekim yapmadan önce
il ve ilçe müdürlüklerine gidip gün almakta, daha sonra ziraatçılar gelip
örnekleme usulüne göre toprak örneği alarak bu örnekleri laboratuara
göndermektedirler. Buradaki asıl sıkıntı, tahlil için her
bir dekar başına çiftçiden 150 TL alınmasıdır.
Hükûmet, aylardır halkın sorunlarına kulak
tıkamıştır. Üreticimiz çıkmazdadır, çiftçimiz
ekonomik ve sosyal travmalar yaşamaktadır. Bundan sonra
yaşanacak sorunlardan ve çiftçimizin yapacağı eylemlerden siz
sorumlu olacaksınız. Muhalefet olarak sizi uyarıyoruz.
Önerimiz: Ülkemizdeki patates
üreticilerin içinde bulunduğu sorunların üreticilere ve ülkemize
verdiği ekonomik zararların araştırılıp
alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi ve buna ilişkin yapılacak
düzenlemelerin ele alınabilmesi için araştırma komisyonu
kurulmasını istiyoruz. En azından bu komisyona karşı
çıkmayarak çiftçimize vermiş olduğunuz önemin samimiyetini
görmek istiyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, bizi
takip eden çiftçilerimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili. (BDP
sıralarından alkışlar)
HALİL AKSOY (Ağrı)
Başkan, partimin ismini de söyleyebilirdiniz!
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin patates üreticilerinin
sorunlarıyla ilgili verdiği araştırma önergesi üzerinde söz
aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün
patates üreticilerinin içinde bulunduğu sıkıntılar
tarım politikalarından bağımsız düşünülemez.
Türkiye'nin tarım politikası uluslararası neoliberal
politikalara uygun bir zeminde yürütülmektedir. Hangi ürünün ne kadar
ekileceği, ne kadar teşvik edileceği, nasıl ihraç
edileceği Dünya Bankası ve IMF tarafından belirlenmektedir.
1998 yılında, Dünya
Bankası Başkanı John Nash tarafından Türkiye tarım
politikasına ilişkin hazırlanan raporda Türkiyeye sözde reform
önerileri sunulmuştur. Buna göre, tarım ürünleri fiyatları dünya
fiyatları düzeyine çekilecek, fiyat destekleri ya da sübvansiyonlar
kaldırılacak, yerine, doğrudan gelir desteği sistemine
geçilecek, gübre ve kredi sübvansiyonlarına son verilecek, tarım
satış ve kredi kooperatiflerinin imtiyazları
kaldırılacak, keza doğrudan gelir desteği sistemi
getirildiğine göre, varlıkları sone eren KİTler
özelleştirilecek. Dünya Bankası raporunda yer alan bu sözde reform
önerileri 9 Aralık 1999da IMFye verilen niyet mektubunda da, 10 Mart
2000 yılında Dünya Bankasına verilen kalkınma
politikası raporlarında da aynen yer aldı. Tarım ve
hayvancılığı çökerterek Türkiyeyi küresel tarım
gıda şirketlerine peşkeş çeken ve onların pazarı
hâline getirmeyi amaçlayan bu program adım adım uygulamaya geçirildi.
Değerli milletvekilleri, AKP
iktidara geldikten sonra da bu politikalara devam etti. Aldığı
yüzde 34 oyla AKPnin tek başına iktidara gelmesiyle tarımsal
dönüşüm ivme kazanmıştır. Programın en önemli
bileşenini oluşturan ve tavizsiz bir şekilde uygulanan doğrudan
gelir desteği projesi tarımda üretim-istihdam dengesini altüst
etmiş, edilgen bir köylü kesimi yaratarak sistemden
çıkarmış, bu program
çerçevesinde tarımı destekleyen girdi ve teknolojileri sağlayan
kurumlar tasfiye edilmiş, tarım birlikleri zayıflatılmış,
işlevsizleştirilmiş ve
tasfiye koşulları yaratılmıştır.
Kısacası, çiftçi örgütsüz, desteksiz ve çaresiz
kalmıştır.
Tarımın ekonomi içindeki
önemi sürekli olarak azalmış ve uluslararası iş bölümünün
gereklerine uygun olarak yeniden yapılanması süreci devam
etmiştir. Bu çerçevede, tarımsal katma değerin gayrisafi yurtiçi
hasıla içindeki payı yüzde 11,9dan yüzde 9,9a düşmüştür.
Tarımın istihdamdaki payı ise sürekli azalarak yüzde 34,9tan
yüzde 24,6ya kadar gerilemiştir.
AKP döneminde tarımla
uğraşan çiftçi sayısı hızla azaldı. 2002
yılında tarımdan geçimini sağlayan çiftçi sayısı
7,5 milyon iken 2009 yılında bu sayı 5,2 milyona geriledi.
Başka bir deyişle, AKP uyguladığı üretim
karşıtı politikalarla 2 milyonu aşkın çiftçinin
tarımdan kopmasına neden oldu.
Tarım, Türkiye için o kadar
belirleyicidir ki ekonomiye, sanayi ve ticaret sisteminin yüksek
binalarından değil, üreticilerin köylerinden, tarlalarından,
bahçelerinden, yaşadıkları kırsaldan, orman
alanlarından ve ürün satmak için bekledikleri hallerden, ofis
kuyruklarından ve kasabalardaki küçük esnaf sokaklarından takip
edilmelidir ve bakılmalıdır.
Değerli milletvekilleri,
tarıma girdi sağlayan tarımsal ürünleri üreticiden satın
alıp bir ölçüde pazar garantisi sağlayan kurum ve kuruluşlar can
çekişmektedir. Tarımsal kooperatifçilik gelişmemiştir.
Üreticiler ürettikleri ürünü tek başına pazarlamak durumunda kalmakta
ve bundan dolayı da piyasayı etkileyecek bir güçten mahrum
kalabilmektedirler.
Tarımsal ürün fiyatları ve
üretim maliyetleri dünya piyasalarında ağırlık
taşıyan ülkelerle
karşılaştırıldığında yüksek kalmaktadır.
Bunun en önemli nedenleri Türkiyedeki tarımsal girdi
fiyatlarının ve özellikle akaryakıt, hibrit tohum ve
tarımsal ilaç gibi girdilerin fiyatlarının çok yüksek
olmasından kaynaklanmaktadır.
Türkiyede cumhuriyetten bugüne kadar
uygulanan tüm tarım politikaları bu bağlamda
genelleşmiştir. Başka bir deyişle; ülkedeki tüm çiftçilere
aynı yöntemlerle destek verilmektedir. Örneğin, buğday
fiyatı tüm bölgeler için eşit şekilde belirlenmektedir. Hâlbuki
bölgesel verim ve üreticilerin yaşam kalitesi farklılıkları
bulunduğundan, yapılan destek bölgeler arası gelir
farklılıklarına neden olmaktadır. Bu da bazı
bölgelerin diğer bölgelere göre daha az gelişmesine ve neticede
doğudan batıya ve özellikle büyük kentlere plansız göçlere neden
olmaktadır.
Reform adı altında
başlatılan doğrudan gelir desteği ödemelerinde de her bölge
için dekar başına ödemeler yapılmaktadır. Hâlbuki her
bölgede, hatta aynı bölgede farklı verim düzeyine sahip ürünler yetiştirilmektedir.
Bu nedenle, Türkiye tarım politikasında bölgeler arasındaki
gelişmişlik farkının ortadan kaldırılabilmesi
için bölgesel politikaların uygulanması gerekmektedir. Bu sistem en
çok Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanmaktadır. Örneğin, Kuzey İtalya
Güney İtalyaya göre daha gelişmiştir ancak Güney İtalyada
tarımsal destekler daha fazla olduğu için bölgeler arası gelir
farklılığı ve gelişmiş bölgelere göçler pek
görülmemektedir.
Tarım, desteklenmesi ve özellikle
düşük gelirli üreticilere sosyal ve bölgesel yardımların
yapılması gereken bir sektör olarak düşünülmelidir.
Türkiye tarımının pek
dile getirilmeyen bir sorunu da çevre sorunlarıdır. Doğal
kaynakların ve çevrelerinin korunması, geliştirilmesi ve bu
kapsamdaki faaliyetlere çiftçilerin örgütlü katılmasının
sağlanması, çevreyle uyumlu tarımsal üretim ve sürdürülebilir
bir kalkınma gerçekleştirilebilmesi, gen kaynaklarının
korunması, ekolojik tarımın verimde bir azalma
yaratılmayacak önlemler alınarak
yaygınlaştırılması, Türkiye tarımının
bir başka önemli sorunudur.
Çevre sorumluluğu yüksek bir
tarım politikası izlenmelidir. Türkiyede, bazı bölgelerde
yoğun kimyasal gübreler ve ilaç kullanılmaktadır. Üreticiler
tarımsal üretimde kullandıkları girdileri kendi bilgi ve
becerilerine göre ayarlamaktadırlar. Bu konuda uzmanlardan bilgi alan
üreticilerin oranı oldukça düşük düzeydedir. Çiftçi
danışmanlığı sistemi ise sağlıklı
işlememektedir. Çevre ve toplum sağlığı
açısından çok önemli olan bu konuda daha duyarlı politikalar izlenmelidir.
Tarımsal araziyi kontrol
altına alacak yol gösterici bir üretim planlaması
yapılmamasından dolayı birçok üründe üretim
açığı, bazı ürünlerde de gereksiz stoklar
oluşmuştur. Gereksiz stokta kalan, toprakta bırakılan
ürünlerden en çok patates üreticileri etkilenmiştir.
Değerli milletvekilleri, bugün
patates üreticilerinin yaşadığı sorunların
kaynağı, bu neoliberal politikaların çiftçiye
yansımasıdır. Türkiyede, özellikle doğuda patates tüketimi
çok yoğundur. Tüketimin bu kadar fazla olmasının nedeni, hem besin
değerinin yüksek hem de depolama süresinin uzun olmasıdır.
Zengin-fakir ayrımı gözetmeksizin herkes kış mevsiminde
patates tüketmektedir.
Değerli milletvekilleri,
Türkiyeden en büyük patates alıcıları arasında Rusya, Irak
ve Suriye yer almaktaydı ancak Irak ve Suriye alımı kesti, Rusya
da son yıllarda kendi üretmeye başladı. Kriz Ben geliyorum.
demesine, uzmanların uyarmasına rağmen bu konuda bugüne kadar
çözüm çabasına girmeyen Hükûmet, bugün patates üreticilerinin
yaşadıkları sorunların en büyük sorumlusudur. AKP, kriz baş
gösterdikten, yüzlerce üretici mağdur olduktan sonra girişimlere
başlıyor ve ihracatta teşvik pirimi verilmesini
sağlıyor. Bu uygulamanın da yine çiftçiye değil, tüccara
kazandırdığı ortadadır. Hükûmet, her şeyden önce,
tüccara prim vermektense üreticinin zararına karşı destek
vermelidir. İki yıldır üst üste kriz yaşayan patates
üreticilerinin uğradığı zararı karşılamak
gerekiyor. Hükûmetin özelleştirdiği elektrik dağıtım
şirketlerinin keyfî uygulamalarından şikâyetçi olan özellikle Anadolunun
çeşitli yerleri, bu keyfî uygulamalardan etkilenmekte ve bunların
desteklenmesi gerekmektedir. Sertifikalı tohumluk üretiminin teşviki
ve tohumluk kontrol mekanizmasının tekniğine uygun şekilde
çalıştırılarak fazla üretimin ve tohumların ihraç
imkânının geliştirilmesi de keza gerekmektedir. Bu açıdan,
yemeklik ve tohumluk patates üretimi arasındaki farkın iyi
anlaşılması
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
HALİL AKSOY (Devamla) -
ve kaliteli
tohumluk üretimi, kontrol ve dağıtım zincirinin sağlam bir
şekilde yapılması gerektiği gibi tohumluk üretim alanlarının
da belirlenmesi gerekir.
Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
lehinde söz isteyen Sadir Durmaz, Yozgat Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
SADİR DURMAZ (Yozgat) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunca
patates üreticilerinin sorunlarının araştırılması
maksadıyla verilen grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce,
dün idrak ettiğimiz Dünya Engelliler Günü vesilesiyle ülkemizin her
köşesindeki engelli kardeşlerimizi ve aynı şekilde, Dünya
Madenciler Günü nedeniyle tüm madencileri en içten duygularımla
selamlıyor, hepsine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri,
tarım sektörü, gıda güvenliği, kırsal kalkınma, istihdam, millî gelire
katkı, ihracat ve çevre koruma gibi özellikleri nedeniyle dünyanın
her ülkesinde stratejik bir öneme sahiptir. Ülkemiz nüfusunun hâlâ önemli bir
kısmı tarımla iştigal etmekte ve aktif iş gücümüzün
önemli bir kısmı da tarımda istihdam edilmektedir.
Değerli
milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde, tarımsal desteklemeler
konusunda cari rakamlarda bir artış gözlenmekle birlikte reel olarak
destekleme oranları düşmüştür. Hâlbuki, AKP, 2006
yılında çıkardığı Tarım Kanununda, bu destek
oranının gayrisafi millî hasılanın yüzde 1inden
aşağı olamayacağı hükmü getirilmiş olmasına
rağmen hiçbir yıl bu oranı tutturamamıştır.
Türkiye,
dünyada mazotun en pahalı satıldığı ülkelerden
biridir. Sadece mazotun üzerindeki ağır vergi yüküyle, aslında
AKP tarıma vermek üzere beyan ettiği desteği geri almaktadır.
Gübreye gelen zamlar, üreticiyi gübre kullanamaz hâle getirmiştir.
Gübrenin sürekli zamlanması dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanan bir
durum değildir.
Yine,
AKP döneminde, tarımda kullanılan enerji maliyetleri dayanılmaz
boyutlara ulaşmıştır. Ödenemeyen borçlar nedeniyle
üreticilerimizin elektrik trafoları sökülüp götürülmüştür,
araçlarında yakalamalı haciz, banka hesaplarında bloke,
tapularında tedbir devam etmektedir. Çiftçinin elektriği kesik, borcu
her geçen gün katlanıyor. Çiftçi, haciz ve hapis kıskacında
çırpınıyor.
Değerli
milletvekilleri, AKP Hükûmeti tarafından desteklenmeyen, ürünü para
etmeyen çiftçi kredi, borç ve icra kıskacındadır. Bugün
üreticimiz tamamen serbest piyasanın acımasız kollarına
itilmiş, çaresizdir. AKPnin her türlü destek ve yönlendirmeden uzak
tarım politikaları sonucunda, artık üreticimiz hangi ürünü ne
zaman, ne kadar ekip bunu kime satacağını bilememektedir;
geleceğe umutla bakamamakta, aracı, tefeci ve tüccarların insafına
terk edilmişliğin çaresizliğini yaşamaktadır.
Dünyanın
en pahalı mazotunu, gübresini, elektriğini çiftçiye reva gören AKP, Türkiye'yi
tarımda dışa bağımlı hâle getirmiştir. AKP
döneminde işlenen tarım arazileri hızla daralmaktadır.
Girdilerin sürekli pahalılaşması hayvancılığımızı
can çekişir hâle getirmiştir. Sonuçta hayvansal üretimimizi çökerten
AKP, çözümü hayvan ithal etmekte bulmuştur. AKP'nin hayvancılık
politikaları Amerikanın ve Avrupa Birliğinin hayvan
üreticilerini desteklemekten öteye gidememiştir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin
başlıca patates üretim bölgeleri, Orta Anadolu, Karadeniz, Ege ve
Kuzeydoğu Anadolu bölgeleridir. İller itibarıyla
baktığımızda, yoğun olarak üretimin
yapıldığı iller sırasıyla Niğde,
Nevşehir, İzmir, Afyon ve Boludur. Ucuzluğu, birim alandan
fazla verim sağlanması, besin değerinin yüksek oluşu,
sindirim kolaylığı, çeşitli şekillerde
kullanılması ve her çeşit iklimde yetişmesine rağmen,
son yıllarda ülkemizde patates ekim alanları ve patates üretimi
sürekli azalmaktadır.
Patates verimini etkileyen en önemli faktörlerden
birisi ıslah edilmiş tohum kullanımıdır. Maalesef bu
konuda devlet ve özel sektör tarafından gerekli yatırım ve
çalışmalar yapılmadığından kendisi de patates
olan bu tohum başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinden çok yüksek
fiyatlara ithal edilmektedir. Bu da üretici için önemli bir maliyet unsurudur.
Üretilen patateslerin depolanabileceği standartlara uygun büyük
depoların az sayıda olması ve depolamayı üreticinin kendi
imkânlarıyla gerçekleştirmesi ürünün depolama süresinin kısa ve
yaklaşık yüzde 10unun zayi olmasına neden olmaktadır.
Patates tüketimi her geçen gün artmasına
rağmen üretici son beş yıldır ürettiği malı hemen
hemen aynı fiyata satmaktadır. Patates üretiminde en önemli girdi
maliyetini oluşturan gübre ve mazot fiyatlarındaki artış
yüzde 300ü geçmiştir. Tarımsal sulamada kullanılan elektrik
enerjisi ve tohum maliyetleri de bu dönemde önemli oranda artış
göstermiştir. Patates üreticileri, girdi maliyetlerinin çok yükselmesi ve
üretilen ürünün uygun fiyata satılamaması sonucu borçlarını
zamanında ödeyememiş, bu borçlara bankalar ve TEDAŞ
tarafından enflasyon oranlarına göre çok yüksek uygulanan gecikme
faizi de eklenince borçlar içinden çıkılmaz bir hâl
almıştır. 2011 yılında üretilen patateslerin don
almasından ve bir kısmının da depolarda çürümesinden
dolayı 2012 yılında aynı durumla
karşılaşılmaması için bazı tedbirlerin
alınmasına ihtiyaç vardı. Ancak AKP Hükûmeti patates üreticisini
koruyacak hiçbir tedbiri almamış, 2012 üretim yılı da
patates üreticileri için maalesef hüsran yılı olmuştur. 2012
yılı hasat döneminde hasat edilen patatesler alıcısı
olmadığından çiftçinin elinde kalmıştır. 1
kilogram patates, yetiştiricisine 55-60 kuruşa mal olmakta, pazarda
ise 1 kilogram patates 20-25 kuruşa dahi alıcı
bulamamaktadır, hatta bazı patates üreticileri patateslerinin
hasadını yapmamakta ve tarlada bırakmaktadırlar. Bu
üreticiler, değil emeğinin karşılığını,
girdilerinin karşılığını bile alamamaktadır.
Dolayısıyla patates yetiştiricisi son derece zor
durumdadır. Patates yetiştiricileri pazarlayamadığı
patatesleri depolayabilecekleri yeterli depo bulamadığından
tarlada olduğu gibi bırakmakta veya hayvanlarına yem olarak
vermektedir, hatta tarlalarını satıp batı illerine göç eden
patates üreticisi sayısında da ciddi oranda artış vardır.
Değerli milletvekilleri, patates üreticilerinin bu
sıkıntılardan kurtarılması için acilen
alınması gereken bazı tedbirleri de sizlerle paylaşmak
istiyorum. Hasat edilen patateslerin bir an evvel yetiştiricinin elinden
çıkması gerekmektedir. Bu nedenle, patates yetiştirilmeyen veya
az patates yetiştirilen illerdeki ve o illerin ilçelerindeki Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu gibi kuruluşlara ücret
karşılığı bu patatesler satılmalıdır.
Yine, patates tüketimini artırmak için Millî Savunma
Bakanlığı, büyükşehir belediyeleri, Kızılay,
Adalet Bakanlığı gibi kurum ve kuruluşlarla irtibat
sağlanmalıdır. Daha önceden Orta Doğu ülkelerine önemli
ölçüde patates ihraç edilmekteydi. Hükûmetin yanlış politikaları
yüzünden Suriyeye ihracat yapılamamakta, Irak pazarına
girilememekte, Gürcistan ve Azerbaycan pazarlarına ise İran
üreticisiyle rekabet edebilme şansı olmadığından
maalesef ürün ihraç edilememektedir. Patates üreticisinin İran
üreticisiyle rekabet edebilmesi için devlet desteği şarttır.
İranda ucuz enerji ve mazot nedeniyle patatesin kilogram maliyeti
Türkiyedekine oranla yarı yarıya düşüktür. Dünyanın en
pahalı mazotuyla, en pahalı elektriğiyle patates üreten
çiftçilerimiz için devlet herhangi bir destek maalesef vermemektedir.
Fındık, çay ve tahılda
olduğu gibi patates için de taban ve tavan fiyatı
politikalarının uygulanması gerekmektedir. Çiftçi kayıt
sistemine ve ayrıca Patates Üreticileri Birliğine üye olmayan
çiftçilerin patates dikimine müsaade edilmemesi de bu tedbirlerden bir
tanesidir. Tarımsal sulamada kullanılan elektrik fiyatları çok
pahalı olduğundan sübvanse edilmeli; KDVnin düşürülmesi, eski
elektrik borçlarının faizlerinin tamamen silinmesi ve ana
paranın taksite bağlanması da yine acil olarak
alınması gereken tedbirlerden birisi olarak önerilebilir. Patates
üreticilerinin tarım kredi kooperatiflerine ve Ziraat Bankasına olan
borçları bir yıl süreyle faizsiz olarak mutlaka ertelenmelidir.
Bu duygu ve düşüncelerle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi
aleyhinde söz isteyen Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisinin Niğde,
Aksaray ve Nevşehir illerimizde yaşanan don felaketiyle ülkemizdeki
patates üreticilerinin içinde bulunduğu sorunlar ve patates ürünlerinin
donması sonucu üreticilere ve ülkemize verdiği ekonomik zararın
araştırılıp alınması gereken önlemlerin tespit
edilmesi hakkında vermiş oldukları Meclis
araştırmasıyla ilgili söz almış bulunuyorum.
Ülkemizde hem patates üretiminde hem de
dikim alanlarında ilk sırada Niğde ili yer almaktadır. 2010
yılı verilerine göre Türkiyenin yıllık patates
ihtiyacının yüzde 16sını Niğde tek başına
karşılamaktadır. İlimizde patates, başta merkez ilçe
olmak üzere; Çiftlik, Çamardı, Bor, Altunhisar ilçelerinde, 70e
yakın köy ve beldede, 5.000in üzerinde aile tarafından
yetiştirilmektedir.
Geçtiğimiz yılki söküm
döneminde hava sıcaklığının toprak altında
çeşitli zamanlarda sıfırın altındaki derecelere
düşmesi nedeniyle tarlada sökümü gerçekleşmeyen patateslerde don
zararı oluşmuştu. Bu bölgelerde 1453 patates üreticisine ait
toplam 48 bin 485 dekar alanda patates hasat işlemlerinin
bitirilemediği ve bu alandaki zarar oranının yüzde 40 ila 70
arasında olduğu tespit edilmiştir.
Değerli milletvekilleri, patates
üreticilerinin maruz kaldığı don afetinden sonra hükûmetimiz
üreticilerimizi yalnız bırakmamıştır. Borç ertelemesi
ve destekleme ödemesi yoluyla çiftçilerimize destek olunmuştur. 2011
yılında Niğde ilinde meydana gelen don afetinde yapılan
destekleme ve borç ertelemeleri hakkında kısaca bilgi vermek
istiyorum. 2011/2488 sayılı Kararname ile çiftçilerimizin Ziraat
Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinden almış
oldukları kredilerde bir yıl süreyle erteleme
sağlanmıştır. Yine, 2012/3176 sayılı Kararname
ile Niğde ilinde 944 çiftçimiz dekar başına 200 TL olmak üzere,
toplam 4,5 milyon TLnin üzerinde destekleme ödemesi almıştır.
Bu destek, çiftçilerimizin bir nebze olsun rahat bir nefes almasını
sağlamıştır.
Değerli milletvekilleri, patatesle
ilgili sorunlarımızın başında üretim
fazlalığı gelmektedir çünkü ülkemiz iç piyasasının
ihtiyacının üzerinde üretim yapıldığını
görüyoruz. Ayrıca, aşırı üretim nedeniyle
toprağın bozulması gibi bir sorun da karşımızda
durmaktadır. Elektrik borcu birikerek ödenmesi güç bir noktaya gelmiş,
bu sebeple çiftçilerimiz elektrikle ilgili borçlarını ödemekte
zorluklar çekmektedir. Üreticilerimizin ihracatta yaşanan sorunları
da mevcuttur. Avrupa pazarına Niğde ve Nevşehir patatesi
girememektedir. Bunun sebebi, Avrupa Birliği yönetmeliğinin
siğilden ari olan alandan gelecek ve çürükçül olmayacak ürünlere izin verdiğinden,
bu yüzden Avrupa Birliği pazarlarına giremiyoruz.
Patates çiftçimizin sorunları her
zaman gündemimizde bulunmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığımızda müsteşar
başkanlığında, genel müdürler ve uzmanlardan oluşan
bir heyetle Niğde ve Nevşehirde saha incelemeleri
gerçekleştirilmiştir. Üreticiler ve ilgili kuruluşlarla bir
araya gelerek kısa, orta ve uzun vadede patates konusunda ne
yapılabileceğine dair bir eylem planı hazırlanmaktadır.
Hâlihazırda en büyük sorun, üretim fazlalığı sebebiyle
patates fiyatlarının maliyetlerinin altında olmasıdır.
Niğde ve Nevşehir milletvekillerimizin girişimiyle Tarım
Bakanlığımız ihracatın artırılması için
çalışmalara başladı. Sayın
Başbakanımızın desteğiyle Para-Kredi Kurulu, konuyu
ele almış, gerekli kararları almıştır. Önümüzdeki
günlerden başlayarak patates ihracatında önemli hareketlilik
yaşanacağına ve fiyatların artacağına
şimdiden inanıyoruz.
Bizim için çiftçimizin alın teri
her şeyin üzerinde; tüm geçimini patates tarlalarından sağlayan,
topraktan aldığı ürüne değer katarak bizlere
ulaştıran çiftçilerimizin emeği kutsaldır. Bizler de bunun
sorumluluğunda hareket etmeye ve üreticilerin mağduriyetleri
giderilinceye kadar çalışmalarda bulunmaya devam edeceğiz.
İyi günde, kötü günde, her zaman çiftçilerimizin yanında
olacağız.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
vermiş olduğu patatesle ilgili araştırma önergesine
katılmadığımı belirtiyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ederim.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ
(İstanbul) Karar yeter sayısı
BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi
grup önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı
arayacağım.
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 18.42
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.49
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzükün 19uncu
maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasında karar yeter
sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi yeniden
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Karar yeter
sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.
İç Tüzükün 37nci maddesine göre
verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
2/208 Esas Numaralı Kanun
Teklifimin, İç Tüzüğün 37. maddesine göre doğrudan gündeme
alınması hususunu saygılarımla arz ederim.
Mustafa
Kalaycı
Konya
BAŞKAN Teklif sahibi Mustafa
Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından
alkışlar)
Buyurun.
MUSTAFA KALAYCI (Konya) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlerin özlük
haklarının iyileştirilmesini içeren kanun teklifimiz
hakkında açıklamalarda bulunmak üzere söz aldım. Bu vesileyle
hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Öğretmenlerimizin aylık ve ek
ders ücretleri insanca bir hayat sürmeleri için yeterli değildir.
Öğretmenlerimiz emeklilikte de geçimini sağlamakta çok büyük
sıkıntı çekmektedir. Öğretmenler, AKPnin on yıllık
iktidarı döneminde yoksullaşmış, kamu
çalışanları arasında en düşük ücreti alan kesim
olmuştur. Eşit işe eşit ücret verileceği gerekçesiyle
2 Kasım 2011 tarihili ve 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
memur maaşlarında yapılan iyileştirmelerden
öğretmenlerimiz maalesef yararlandırılmamıştır.
Çocuklarımıza bir harf
öğretebilmek için heyecanla görev yapan, milletimizin aydınlık
geleceğine katkı vermek için fedakârca hizmet veren
öğretmenlerimizin ekonomik problemler karşısında çaresiz
kalmaları kabul edilemez bir durumdur. Her şeyin en iyisine
layık öğretmenlerin en temel ihtiyaçlarını gidermekte
zorluk çekmeleri iktidar partisinin bir ayıbıdır.
Öğretmenlerimizin elinden tutulmasının ve layık
oldukları ekonomik ve sosyal seviyeye taşınmalarının
vakti gelmiştir, hatta geçmektedir. Bu kutlu mesleğin
mensuplarının, hangi gerekçeyle olursa olsun, çözemediğimiz
sorunlarının milletimizin geleceğinde ağır bir
bedelinin olacağını bilmek ve öngörmek durumundayız.
Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak
verdiğimiz bu kanun teklifinde, birinci derecede görev yapan
öğretmenlere 3600 ek gösterge verilmek suretiyle ek göstergelerinin
yükseltilmesi, eğitim-öğretim tazminat oranlarının da
derecelerine göre 45 ila 50 puan artırılması öngörülmektedir.
Bu kanun teklifinin kabulü hâlinde öğretmenlerimizin
maaşı bulundukları derecelere göre yaklaşık 300-350
lira arasında, emekli öğretmenlerimizin aylığı da 330
lira civarında artacaktır. Öğretmenlerimizi biraz olsun
rahatlatabilmek için bu kanun teklifinin siz değerli milletvekillerince
destekleneceğini ümit ediyorum. Bizleri yetiştiren ve hepimizin
üzerinde eşsiz hakları olan öğretmenlerin katlanan ve
derinleşen sorunlarına çözüm ve çare bulunmazsa, geleceğin mutlu
ve müreffeh ülke idealine ulaşmamız imkânsız olacaktır.
Değerli milletvekilleri, meselenin yalnızca
parasal boyutunun olmadığı, eğitim sisteminin çok yönlü bir
reforma ve iyileştirmeye tabi tutulmasının gerektiği de
ortadadır. Millî Eğitim Bakanlığının özür grubu tayinlerini
yılda bir defaya çekmesi, bununla birlikte il ve ilçe emrini kaldırması
büyük sıkıntılara neden olmaktadır. Derslik ve
öğretmen eksikliğinden kaynaklanan açmazlar, fiziki ve çevre
şartlarındaki uygunsuzluklar, sayıları 300 bini aşan
atama bekleyen öğretmenler eğitim sistemini âdeta trajediye
çevirmiştir.
Atama bekleyen öğretmenler, Başbakandan
beş dakika randevu alıp dertlerini anlatmak ve Şubat
atamasının gereklerini bildirmek için günlerce Ankaranın
soğuk ayazında Abdi İpekçi Parkında beklemişlerdir. Okullarımızdaki
öğretmen açığının bir nebze de olsa
kapatılması için Şubat ayında 30 bin atama
yapılmasını istemişlerdir. Maalesef, 350 bini aşan
atamayı bekleyen öğretmenler, Sayın Başbakan ve AKP
Hükûmeti tarafından görmezden gelinmiştir.
Evet, kim ne derse desin, şu anda ciddi bir
öğretmen açığı vardır. Hem Şubat ayında hem
Ağustos ayında her branştan öğretmen atamaları mutlaka
yapılmalıdır. Eğer ülkemizi yeniden ayağa
kaldırmak, sözü dinlenen ve kudretli bir konuma getirmek istiyorsak
mutlaka eğitim ve öğretimin sorunlarını ve
öğretmenlerimizin sıkıntılarını bitirmek durumundayız.
Öğretmen, yarının
müjdecisi, güçlü Türkiyenin, birlikte yaşamaktan başka tercihi
olmayan Türk milletinin teminatıdır. Hem harf öğreten hem de
adap öğreten öğretmenlerimizdir. Öğretmen, millî ve manevi
kıymet hükümlerinin elçisi ve tebliğ edenidir. Körpe
dimağları uyandıran, hayatın engebelerine dikkat çeken,
zihnindeki birikimi, kalbindeki sevgiyle birleştirip aç ve istekli ruhlara
aktaran fedakâr kişilerdir.
Hâlen görev yapan ve emekli olmuş
tüm öğretmenlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Destekleyeceğinizi
tekrar ümit ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar).
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Bir milletvekili adına söz isteyen
Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından
alkışlar).
ERKAN AKÇAY (Manisa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlerimizle ilgili
olarak, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak verdiğimiz kanun
teklifi üzerine söz aldım.
Bu kanun teklifiyle,
öğretmenlerimizin maaşının 300le 350 lira arasında ve
emekli öğretmenlerimizin maaşlarının da 330 lira
civarında artırılması amaçlanmıştır. Ancak
bu kanun teklifimiz 1 yıldır gündeme
alınmamıştır.
Yine, öğretmen
atamalarının önündeki kadro engelinin kaldırılarak
sayıları 300 bini geçen öğretmenlerimizin atanmalarına
yönelik kanun teklifimiz de 1 yıldır bekletilmektedir.
Yine, öğretmenlerimizin ek ders
ücretlerinden vergi kesilmemesi ve öğretmenlere fiilî hizmet süresi
zammı yanı yıpranma zammı verilmesine yönelik kanun
teklifimiz komisyona havale edilmiştir. Umarım bu tekliflerimiz
gündeme alınır.
Değerli milletvekilleri,
öğretmenlerimizin yıllık çalışma saati
ortalaması, OECD ülkelerinden 141 saat daha fazla iken, satın alma
gücü paritesine göre OECD ortalamasının çok altında maaş
almaktadırlar. Öğretmen maaşları yoksulluk
sınırının çok altındadır. Türkiyede 120 bin öğretmene
ihtiyaç varken 320 bin civarında öğretmen adayı atama
beklemektedir. Öğretmenlerin önemli bir kesimi ek ders ücreti
alamamaktadır. Aldıkları ek ders ücretlerinden de vergi
kesilmektedir. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bazı
yöneticilerin ek ödemelerinde artış yapılırken,
öğretmenlerin ek ödemelerinde herhangi bir artış
yapılmamıştır.
Geleceğimizin güvenceleri olan
çocuklarımızı hayata hazırlayan, bilgiyle
tanıştıran, onlara irfan kazandıran, ülkemizin
gelişmesi ve aydınlanması amacıyla fedakârca
çalışan öğretmenlerimizin en temel ihtiyaçlarını
karşılamakta zorlanmaları, ekonomik problemler
karşısında çaresiz kalmaları AKPnin bu konudaki
duyarsızlığının
bir sonucudur.
2002 yılında İzmit
mitinginde Sayın Başbakan: Şu sisteme bakın hele, 72 bin
öğretmen açığı var. Sen sınavla öğretmen
seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsunuz? Biz hükûmetimizi kurduğumuzda
bütün öğretmenleri göreve başlatacağız ve öncelikli olarak
eğitim sorununu çözeceğim. şeklinde vaatte bulunmuş ve bu
vaadi, Samsun, Antep gibi mitinglerde ve çeşitli platformlarda defaatle
dile getirmiştir. Ancak aradan on
yıl geçtikten sonra Sayın Başbakan ve 2012 yılında
öğretmen açığı 72 binden 120 bine ulaşmış,
atanamayan öğretmen adayı 300 bini geçmişken Öğretmen
maaşları memura haksızlıktır. Zaten on beş saat
çalışıyorlar, bir de iki ay tatil yapıyorlar. diyebilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; AKP Hükûmetinin içinde sanki âdeta öğretmenleri
itibarsızlaştırma faaliyeti ve kampanyası
yürütülmüştür, bir komisyon gibi çalışmaktadır ve bu
komisyonun da başbakanı
Sayın Başbakan, yardımcısı Sayın Arınç,
Millî Eğitim Bakanı Ömer
Dinçer ve AKP Grup Başkan Vekili Sayın Elitaştır.
Sayın Başbakanın
söylediklerini dile getirdim. Millî Eğitim Bakanı da: Ben
öğretmen olmak isteyenleri Eminönündeki caminin önünde bekleyen
güvercinlere benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. ve
Atama bekleyen öğretmenler kendisine başka iş bulsun. diyerek
öğretmenlerimizi aşağılamıştır. Sayın
Arınç da Ömer Dinçer öğretmenlere şahsiyet kazandırmak
isteyen bir insandır. diyerek bu hakarete katkı vermiştir. Sayın
Elitaş da Öğretmen 1800 Türk Lira maaş alıyormuş. Ne
iş yapıyorlar? Git, git, gel. Beğenmeyen başka iş
yapsın. diyerek öğretmenlerimizi ve öğretmenlik mesleğini
küçümsemektedirler. Öğretmenlerin çalışma saati,
maaşları ve öğretmen atamalarına ilişkin bu
yanlış ve kamuoyunu yanıltan açıklamalar
öğretmenlerimizin psikolojik olarak yıpranmalarına yol açmakta,
öğretmenler ile diğer kamu görevlilerini ve toplumu karşı
karşıya getirmektedirler.
Öğretmenlerin ek ders ücretleri yükseltilmeli ve ek
ders ücretlerinden vergi kesilmemelidir. Öğretmenlere fiilî hizmet süresi
zammı yani yıpranma zammı verilmelidir. Öğretmenlerin
eğitim ve öğretim tazminatı yükseltilmeli, taban
aylığı ve özel hizmet tazminatı da
artırılmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AKÇAY (Devamla) Bu düşünce ve temennilerle
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından bir grup milletvekili
ayağa kalktı)
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul)
Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.
BAŞKAN Önergeyi oylarınıza
sunacağım. Ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.
Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu,
Sayın Ayaydın, Sayın Aygün, Sayın Özgümüş, Sayın
Demiröz, Sayın Çetin, Sayın Kuşoğlu, Sayın Kurt,
Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Topal, Sayın Güven, Sayın
Kaleli, Sayın Genç, Sayın Akar, Sayın Atıcı,
Sayın Öztürk, Sayın Ağbaba, Sayın Soydan, Sayın
Toprak.
İki dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama
yapıldı)
BAŞKAN Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
BAŞKAN Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul
edilmemiştir.
Sayın milletvekilleri,
birleşime bir saat ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.04
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.02
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu
açıyorum.
Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini
ve diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin kanun tasarı ve teklifleriyle
komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.
1inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve
Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydının; Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair
İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Gençin; Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydının; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik
Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer
Gençin; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin
Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa
Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S.
Sayısı: 156)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu
Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu
raporlarının görüşmelerine başlayacağız,
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Devlet
Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu
ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484)(S. Sayısı: 287)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği
Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
3.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim
İş Birliği Mutabakat Muhtırasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4üncü
sırada yer alan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra
Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet
Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
4.-Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme
Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra
Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile
Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S.
Sayısı: 342)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
5inci sırada yer alan, Sermaye Piyasası Kanunu
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine
başlıyoruz.
5.-Sermaye Piyasası Kanunu
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 337) (X)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu 337 sıra sayısıyla
bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, alınan karar
gereğince bu tasarı İç Tüzükün 91inci maddesi kapsamında
temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul
edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan
maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz isteyen, Emin Haluk Ayhan Denizli Milletvekili.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye
Piyasası Kanunu Tasarısının geneli üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu tasarı, gerçekten önemli bir
tasarı. Hükûmetin de önem verdiği bir tasarı olarak
düşünüyordum. Burada finans merkezinin kurulması hadisesi de var.
Dünyanın
Eğer izleyenler yarın bir gün bu zabıtlara da
baktığı zaman bu konuyla ilgili Bakanın buralarda
olmadığını ve bu işe hangi ciddiyetle
baktığını göstermesi açısından Hükûmetin bu
işe ne kadar önem verdiğini düşünecekler ve
değerlendireceklerdir. Daha sonra bununla ilgili hususlara tekrar
değineceğim.
Sayın milletvekilleri, Sermaye
Piyasası Kanunu Tasarısının genel gerekçesinde üç temel
noktadan hareket edildiği belirtiliyor. Birincisi: Ülkemizin
mevzuatının AB müktesebatıyla uyumunu teminen yapılan
çalışmalar. İkincisi: Geçen yıl yüce Mecliste kabul edilen
Türk Ticaret Kanunu ile uyumun temini. Üçüncüsü: 2499 sayılı mevcut
SPK Yasasının günün ihtiyaçlarını
karşılayamaması.
Tasarının incelenmesi sonucunda göze çarpan iki önemli husus yer
alıyor. Bunlardan birincisi: Tasarının bir çerçeve kanun olarak
hazırlanmaya çalışıldığı ve bu çerçevede
piyasalara gerekli olan esnekliğin sağlanmasını teminen
Sermaye Piyasası Kuruluna çok geniş ikincil düzenleme yapma
yetkisinin verilmesi.
İkincisi ise, piyasa düzenleyici
bir metin olarak piyasanın ihtiyaç ve gerçeklerini daimi surette göz
önünde bulunduracağı, diğer bir ifadeyle Piyasa odaklı bir
yaklaşımın bulunduğu ifadesi.
Sermaye Piyasası Kanun
Tasarısıyla getirilen yeniliklere ve yapılan
değişikliklere kısaca baktığımızda
tasarının öncelikli hedeflerinden birincisinin
yatırımcıların korunması, bir diğeri
tasarıyla sermaye piyasalarının temel aktörlerinden
ihraççılar ile ihraç edilen araçlar hususundaki değişiklikler,
sermaye piyasası kurumları açısından kurum bazlı
düzenleme yerine faaliyet bazlı düzenlemenin esas alınması,
tasarıyla kurumsal yatırımcılar sektörün daha rekabetçi bir
yapıya kavuşması ve ilişkili finansal kuruluşlardan
bağımsız hareket etmesine yönelik düzenlemeler olduğu
görülmektedir.
Tabii ki, bu
saydığımız hususlar tasarının yüce Meclise
sevkinde yer alan gerekçelerden çıkardığımız
sonuçlardır. Bu çerçevede bakıldığı zaman tasarı
üzerinde çok ciddi değişikliklerin 1999 yılında
yapıldığı, mevcut SPKnın günümüz şartlarına
uyumunu temin etmek amacına dayalı bir teknik çalışmanın
sonucu olduğudur.
Mutlaka, her hükûmet memleketi için iyi
şeyler yapmak isteyecektir, bu doğaldır, bundan doğal
başka bir şey de olmaz. Sayın Başbakan bu ülkedeki tüm
güzel, iyi işleri kendisiyle, partisiyle ilişkilendirirken kötü her
şeyin sorumluluğunu başkalarına yüklemektedir. Kamuya
açıklanan bilgilerden öğrenebildiğimiz kadarıyla bu on
yıllık dönemde sadece bir kez ABD doları cinsinden
baktığımızda halka arzların tutarı dolar
bazında 2000 yılına ancak ulaşabilmiştir. Diğer
taraftan son üç yılda yapılan toplam 61 halka arzda
yatırımcıların zarar etmediği, kaç şirket
olduğu da dikkat çekici bir husustur. Artık halka arzlar, küçük
yatırımcının parasının yok edildiği bir
finansman yöntemi hâline gelmiştir. Hükûmetin borsada 1.000 şirket
hedefine bu yolla nasıl ulaşacağı da gerçekten merak
konusudur.
Bir diğer husus ise, şu an
borsada işlem gören şirket sayısının
yaklaşık 400 civarında olmasıdır. Bu sayı 2000
yılında sanıyorum 330 civarındaydı.
Unutulmaması gereken bir önemli
husus, 2005-2010 yılları arasında, halka arz
tutarlarının yüksek olduğu yıllarda, rekor büyüklükteki
özelleştirmelerin yapılmış olduğunun da dikkate
alınması gerektiğidir.
Sermaye piyasalarının en
önemli fonksiyonunun yatırımları reel sektöre aktarmak ve
yatırımcıları korumak olduğu dikkate
alındığında, geçen on yıllık dönemde her iki
konuda ne kadar başarılı olunduğu rakamlarla
ortadadır.
Tasarıyla ilgili detaylara
geçmeden önce, AKP hükûmetlerinin gelenekselleşen ve artık gerek yüce
Mecliste gerekse de kamuoyunda yadırganmayan bir
alışkanlığına da değinmek istiyorum.
Hükûmet, yapmak istediği bir
konuda yasal düzenlemelerde bir engel var ise konuyla ilgili olmayan herhangi
bir kanun tasarısı veya teklifine alelacele bir şeyler
sıkıştırmakta -torba kanun geleneğiyle- ilgili,
ilgisiz, ne varsa her şey bir kanun ile halledilmeye
çalışılmaktadır. Bunun sonucunda, alelacele yapılan bu
değişikliklerdeki hatalar, yine benzer tarzda bir usulle çözülmeye
çalışılmaktadır. Bugün görüştüğümüz bu
tasarıda da AKP hükûmetinin bu geleneği
bırakmadığını açık ve seçik olarak görüyoruz.
Başta belirttiğim gibi,
tasarının ilk hâli genel ihtiyaçları karşılamaya
çalışan teknik bir çalışmanın ürünü iken, komisyonda
gündeme gelen gece yarısı önergeleriyle farklı bir nitelik
kazanmıştır. Şu an bu kanunun en önemli yenilikleri, hatta
Hükûmet tarafından bu kadar önem atfedilip Genel Kurulda ivedilikle
görüşülmesinin nedeni, Sermaye Piyasası Kanunu ile yani menkul
kıymetlerle ilgili bir kanuna ilave edilmek istenen gayrimenkul
odaklı konulardır. Bunun da sebebi, kutsal Manhattanlar
yaratmaktır.
Bunların birincisi: Biraz önce
dediğim gibi son dönemde kamuoyunda artan, reklam ve ilan
sayıları da dikkat çekici olan maketten konut satışı
denilen konudaki gözetim ve denetim yetkisinin SPKya verilmesi.
İkincisiyse: İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının
özelleştirilmesidir. İstanbul Finans Merkezi gibi parlak sözlerle
gündeme getirilen İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ait
arsaların TOKİ aracılığıyla
satılmasıdır.
Tasarının komisyon
görüşmeleri esnasında partimiz üyesi arkadaşların,
sayın milletvekillerimizin yapıcı önerileri hiç dikkate
alınmamış, özellikle bu iki konuda hükûmet kendi bildiğini
yapmakta ısrarcı olmaya devam etmiştir.
Bugün, konut sektöründe maketten
satış denilen uygulamanın yarattığı
sıkıntılar mevcuttur ve çözümü de gerekmektedir. Ancak bu
konunun, ilgili birçok kamu kurumu, bakanlık ile kanun ve diğer
düzenlemeler varken ısrarla SPKda yapılmak istenilmesi de ilginç
olan hususların en önemlilerinden bir tanesidir.
Hükûmet sözcüleri bu konuda mağdur
olan veya mağdur olması muhtemel çok sayıda vatandaş
olduğu savıyla, bu vatandaşların hakkını
SPKnın daha etkin savunacağı düşüncesiyle bu yetkiyi
SPKya vermek istemektedir. Bu olay bile hükûmetin, konut sektöründe ortaya
çıkan sorunları görmezden gelmek istemeyişinin neyidir? Bir
örneğidir. Böyle çözebilecek midir? Çözemeyecektir.
Diğer taraftan, AKP Grubunun
öncülüğünde, AKP İktidarının ilk döneminde Meclisimizde bir
araştırma komisyonu kurulmuş ve holdingzede
vatandaşların problemlerine çözüm önerileri üretilmeye
çalışılmıştır. Tabii geleneksel olarak bütün suç,
bu paraları toplayanların fikri yakınlığının
hangi parti olduğunu dikkate almadan eski iktidarlara yüklenmek
isteyişidir. Aradan geçen 8 yılda bu vatandaşların
sorununun çözümü için hiçbir şey yapılmamıştır veya
bugün bu görüştüğümüz tasarıda bu konuda bir çözüm de önerilmemiştir;
yoksa Sayın Başbakanın bir Avrupa gezisinde bu konuda kendisini
eleştiren vatandaşa söylediği gibi Para verirken bana mı
sordunuz? deyip, olayı örtbas etmesidir.
İstanbul Finans Merkezi gibi
gösterişli vizyon peşinde koşmadan, büyük reklam
kampanyalarıyla şirketleri ve halkı sermaye piyasalarına
davet etmeden önce, makul bir şekilde iyi niyetinin veya bilgi
eksikliğinin kurbanı olan yatırımcılar niye
düşünülmemektedir?
İkinci olarak; tasarının
Hükûmet açısından en önemli bir hususu ise İstanbul Menkul
Kıymetler Borsasının özelleştirilmesidir. Bir gece
yarısı getirilen bu öneriyle, Türkiyedeki tüm borsalar
birleştirilmekte ve her türlü devlet denetimi dışında
bırakılarak özelleştirme sürecine başlanmaktadır.
Bilindiği üzere SPK, 1982
yılında 2499 sayılı Kanunla kurulmuştur. 2000li
yıllara kadar gerek ülkemizde gerekse dünyada yaşanan krizler
arasında ülkemizde sermaye piyasalarının gelişimi,
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının kurulması ve
geliştirilmesiyle uğraşılmıştır. 1982-1999
yılları da ülkemiz sermaye piyasası için bir ön
hazırlık ve gelişme dönemi olmuştur. 1999
yılından sonra ise bir olgunlaşma dönemi
başlamıştır. Şimdi dünya çapında söz sahibi
olacak İstanbul Finans Merkezinin kurulması noktasına
geldiği Hükûmet tarafından ifade edilmektedir.
İstanbulun bir finans merkezi
olabilmesi için SPK tarafından gerekli yasal düzenlemeler
yapılmış ve oluşturulmuştur. Finans sektöründe 2000li
yıllarda yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler, kriz karşısında
AKP Hükûmetinin yaptığı tüm faaliyetlerin temelinin önceki hükûmetler tarafından bedeli siyaseten
ağır bir şekilde ödense de, yapılan radikal
değişikliklerin sonucudur.
Bu arada, yine 2002 yılında
çalışmalarına başlanmış, 2005 yılında
bizzat Sayın Başbakanın imzasıyla yüce Meclise sevk edilen
Türk Ticaret Kanunu, muhalefet partilerinin verdiği destekle 2011de kabul
edilmiştir. Buna rağmen,
Hükûmet tarafından yapılması zorunlu olan ikincil
düzenlemelerde herhangi bir ciddi iş yapılmaması ile Sermaye
Piyasası Kanununda on bir yıldır herhangi bir önemli
değişiklik yapılmamış olması, AKP Hükûmetlerinin önceki hükûmetlerin yaptığı
düzenlemelerden faydalanma konusundaki başarısını
gösterirken, finans alanında kendi başına herhangi bir düzenleme
şimdiye kadar yapmadığı da açık bir göstergedir.
Sayın Başbakanın finans
sektörüyle ilgili en önemli hedefi ve vizyonu İstanbul finans merkezini
kurmaktır. Bu nasıl olacaktır? Sayın Başbakan ve
diğer AKP sözcülerinin ifadeleriyle, kamu bankaları, Merkez
Bankası, BDDK ve SPKnın merkezlerinin İstanbula
taşınması ile Hükûmet,
2007 yılından beri koyduğu vizyonu gerçekleştirmek
amacıyla ilk adımı torba yasayla atmış; 2011 tarihinde
6111 sayılı Kanun ile BDDK ve SPKnın merkezlerinin
İstanbul olması konusunda değişiklik
yapılmıştır. Kanunda bir ek maddeyle, bu kurumların
taşınma işlemlerinin iki yıl içerisinde
tamamlanacağını, Bakanlar Kurulunun bu süreyi
uzatabileceğini hükme bağlamıştır. Bu kanun
değişikliğinden sonra ne olmuştur? İstanbul finans
merkezinin inşaat işlerinin tek elden yürütülmesi amacıyla
TOKİnin görevlendirildiği haberleri gazetelere
yansımış iken, Ağustos 2011de çıkarılan 648
sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı İstanbul finans merkezi inşaatının
yeni koordinatörü olmuştur. Bu durum,
Hükûmetin uluslararası finans merkezi vizyonunun sadece inşaat
ve rant ile sınırlı olduğunun bir göstergesidir.
Biraz önce ifade ettiğim gibi,
Hükûmet kutsal Manhattonlar yaratma peşindedir. Uluslararası Finans
Merkezinin ya da doğru ismiyle Ataşehir arsa ofisinin kuruluşu
tamamlanmış olacaktır. Sayın Başbakanın
İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının
taşınması söylemi, sonra diğer yetkililer de usta
manevralarla unutturulmaya çalışılsa da bu tasarının
sonunda geçici madde asıl niyetleri gün yüzüne çıkartmaktadır. Bu
an için İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının merkezi
İstinyede olacak gibi görünmekle birlikte yarın ne olacağı
da belli değildir. Tasarının komisyon görüşmesi
sonrasında gazetelere yansıyan haberlerde Menkul Kıymetler
Borsasının TOKİye devredilecek 160 dönümlük arsaları için
bugünkü şartlarda yani geçerli imar planlarına göre 2 milyar TL
civarında bir rakam telaffuz edilmektedir.
Şimdi, bütün bunları söylemek
mümkün ancak biraz sonra da vakit kalırsa ifade etmeye
çalışacağım. Sermaye piyasalarının işlem
görmesi için onların yaşatılacağı ekonomik
ortamın sağlam olması lazım. Hükûmet 2023 hedeflerini
koyuyor. 2023 hedeflerini zaten oradan buradan mahlas topluyorsunuz, ona da bir
şey değil ama şu anda farkına
vardığınız bir şey, dün, Hükûmetin bir Sayın
Bakanı 2023te Hükûmetin bugünkü şartlarla gittiği takdirde bile
nereye ulaşamayacağını, 2023te koydukları hedeflere
ulaşamayacağını çok net ve açık bir şekilde
söyledi. Bu samimi bir itiraftır, takdire de şayandır.
Şimdi, Sayın Babacanın
burada olduğunu düşünerek bir şey söylemek istemiştim ama
yine de söyleyeceğim. Bakın, Mali kural dedi, mali kuraldan
vazgeçti 2 Bakanın ona omuz atmasıyla, ne yaptı? Gerek yok, biz
tedbirleri aldık. dedi. Bakın, 21-22 milyar TL açık vermesini
programladığınız bütçe 10 milyar TLlik zamma rağmen
32 milyar TL açıkla bugün buraya geliyorsunuz. Bunun iler tutar
tarafı yok. Bu millete doğruları anlatmak lazım.
Şimdi, Sayın Babacan çıktı,
dün söyledi. Ne diyor? Toplum çok tüketiyor. diyor. Dikkatli olmamız
gerektiğini söylüyor. Doğru söylüyor olabilir, haklı da. 10
milyon emeklisinin, 10 milyon da yeşil kartlısının
olduğu bir ülkede çok tüketildiğini söylemek herhâlde mümkün
değil, büyümenin dengeli olduğunu söylemek mümkün değil.
Sürdürülebilir bir büyüme olmadığını da açık ve net
bir şekle söylüyoruz. AKP dönemindeki ortalama büyüme hızları,
geçmiş elli yılın büyüme hızlarının
ortalamasıyla beraber ama sürdürülebilir olmadığı, sizin 8
dediğiniz, 4 dediğiniz büyümenin, eksi 4 olduğu, bir yıl 8
olan büyümenin, 8,5-9 olan büyümenin ertesi yıl 3e, hatta
uluslararası kuruluşların söylemleriyle 3ün altına
düştüğünü dikkate aldığınızda sizin ekonomi
politikalarınızın doğru olduğunu söylediğinizde
gülünç duruma düştüğünüz ortaya çıkar. Tasarrufları, özel
kesimi yüzde 24lerden yüzde 12lere düşüren bir Hükûmetin, onun
yönetimindeki ekonomi idaresinin iyi idare edildiğini söylemek gerçekten
mümkün değildir.
Sayın Bakan, biz sizinle birlikte mesai
arkadaşlığı yaptık ama bu kadar sözü keşke size
söylemeseydik de Sayın Babacana söyleseydik. Gerçekten mali kural
konusunda biz ona Dut yemiş bülbüle döndü. dedik. Ulaştırma
Bakanı bir omuz attı Olmaz. dedi, Sanayi Bakanı bir omuz
attı Olmaz. dedi. Buradaki, bütün tutanaklardaki sözlerini yemiş
duruma düştü. Biz söyledik Dut yemiş bülbüle döndü Sayın
Bakan. diye. dut yemiş bülbül tabirini kötü anlamda da söylemedik.
Onlar biliyorlar ne hâle geldiğini. Böyle, kabinenin içinde Hükûmetle ters
düşmüş, kabinede birbiriyle analaşamayan Bakanların
olduğu bir ortamda ekonominin iyi gittiğini söylemek mümkün
değil ama biz her şeye rağmen
Şunu açık ve seçik bir
şeklide ifade etmek istiyorum: Bu kanunda, Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu olarak iyileştirilmesini, değiştirilmesini, düzeltilmesini
istediğimiz hususlarıyla bu kanuna katkı sağlamaya
çalışacağız. Kesinlikle tasarıda yer alması
gereken hususları da görüşmeler esnasında ne
yapacağız; dile getireceğiz.
Dolayısıyla, Hükûmet, bu
torba tasarısı durumundan da vazgeçmelidir.
Ben, yüce heyetinizi bu vesileyle
tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına söz isteyen Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul
Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AYDIN AĞAN AYAYDIN
(İstanbul) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye
Piyasası Kanunuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sermaye piyasası mevzuatımızın günün
koşullarına uygun olarak yenilenmesi, güncellenerek daha
çağdaş, daha güçlü ve her şeyden önce hukuka uygun bir
düzenlemenin hayata geçirilmesi amacıyla Hükûmet tarafından
hazırlanan bu yasa tasarısını prensipte desteklediğimizi
belirtmek isterim. Nitekim, görüşmekte olduğumuz tasarının
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki her aşamasında katkı
verdiğimiz gibi, bundan sonra da her türlü katkıyı
sağlamaya hazır olduğumuzu öncelikle belirtmek isterim. Ancak
her kanuni düzenlemede karşımıza çıktığı
üzere, tasarı ve tekliflerin gerek usul ve gerekse de esaslarında
ciddi sıkıntılar yaşanmakta. Maalesef, bu duruma şu an
görüştüğümüz tasarıda da rastlamaktayız. Tasarıda yer
almayan ve başlı başına birer ayrı kanun olması
gereken birçok konu hem alt komisyonda hem de üst komisyonda verilen
önergelerle bu tasarıya eklenerek kanun yapma tekniği, teamüller ve
hukuk devre dışı bırakılmıştır. Bu da,
AKP İktidarının Ben böyle istedim, oldu. zihniyetinin
süregelen uygulamalarından biridir. Oysa, bu yasama usulünde amaç iktidar
partisinin dediğinin olduğu gibi yasalaşması değil,
ülke için en ideal olanın kabul edilmesidir. Bu bağlamda, muhalefet
partilerine mensup milletvekillerinin tespit, görüş ve eleştirileri
en doğru olana ulaşmada önem arz etmektedir ancak AKP
İktidarında, adım adım
uzaklaştığımız bu yasama usulü yeni Mecliste sandalye
çoğunluğuna dayalı, tek taraflı, uzlaşma ve
katılımcılığa kapalı bir usule
bırakmıştır. Mali piyasalarda yıllarca üst düzey
yöneticilik yapmış ve bu düzenlemenin öneminin fazlasıyla
farkında olan biri olarak şahsım, partili arkadaşlarım
ve diğer muhalefet partileri mensubu milletvekilleri tasarının
gerek alt komisyon görüşmelerinde ve gerekse de Komisyon
aşamasında büyük bir hassasiyetle ayrıntılı bir çalışma
ve katılım sergilemiştir. Komisyon aşamasında
Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partilerine mensup üyelerin
yapıcı eleştiri ve katkıları takdir edilmiş ancak
nedense muhalefetin birçok önerisi madde metinlerine
yansımamıştır. Tasarıdaki düzenlemelere ilişkin
olarak tespit, gerekçeli öneri ve eleştirilerimiz dinlenmekte,
doğruluk payı verilmekte ancak hemen ardından oylamaya geçilerek
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
sorusuyla katkılar, emekler,
hassasiyetler bir kenara bırakılmıştır. Üstelik, bu da
yetmezmiş gibi Komisyon aşamasında tek başına bir
düzenlemenin konusu olabilecek düzeyde birbirinden önemli hususlar önergeler
vasıtasıyla kanun tasarısına eklenmektedir.
Bırakın ilgili kamu kurumlarının görüşünün
alınmasını, komisyon üyesi pek çok milletvekilinin de o an
haberdar olduğu konuları araştırma fırsatı bile
bulamadan üstünkörü, yüzeysel ve kısa süreli değerlendirme ve
tespitlerle geçiştirilmekte ve tasarıya monte edilmektedir. Bu, yüce
Meclis çatısı altında görev yapan bir milletvekili olarak
söylemesi ne kadar üzücü, ne kadar hazin olsa da, artık
anlaşılıyor ki AKP açısından kanuni düzenlemelerin
Mecliste görüşülmesinde hukuk ve teamüller bir tarafa
bırakılmakta, sadece bir şekil şartının yerine
getirilmesi şeklinde olmaktadır. Nasıl ki muhalefet
milletvekilleri olarak bizler, peşin hükümlü, toptancı bir
yaklaşım içinde AKPnin getirdiği her şey
yanlıştır, olmamalıdır. demiyorsak -ki doğrusu
da budur- AKP de yasama sürecinde muhalefet partilerinin görüş ve
eleştirilerinde kasıt aramamalı ve bundan
yararlanmalıdır.
Gelelim tasarının
esaslarına. Ülkemizde sermaye piyasalarının yönetim ve gözetimi
2499 sayılı Kanunla kurulan Sermaye Piyasası Kurumuna aittir.
Bağımsız, özerk bir regülasyon kurumu olan SPK, maalesef ki
küresel dinamiklerin ortaya çıkardığı fırsatları
değerlendirmede, yatırımcıları korumada ve sermaye
piyasasının derinliğini sağlamakta eksik kalmaktadır.
Bu durumun temel nedeni, ülke ekonomisinin bulunduğu durumla birlikte,
sermaye piyasasına ilişkin hukuki altyapımızın yetersizliğinden
kaynaklanmaktadır.
Bu çerçevede, Cumhuriyet Halk
Partisinin parti programında da yer verdiği gibi, sermaye
piyasasının derinleşmesini hedef alan bir hukuki çerçeve, yani
yeni bir sermaye piyasası kanunu gereklidir, ivedidir ve hatta geç bile
kalınmıştır, ancak tasarı bu hâliyle bazı
sakıncalar içermektedir. Bu bağlamda, SPKnın etkin ve güçlü
olması ancak bir o kadar da hukukun üstünlüğüne uygun bir yapıda
faaliyet göstermesi gerekmektedir. Ancak, maalesef tasarının
içerdiği pek çok hüküm bu anlayıştan uzak bir yapı
oluşturmaktadır. Yasanın bu kadar muğlak ifadelerle
çıkması hâlinde SPK bir imparatorluk, SPK Başkanı da
padişah yetkileriyle donatılmış olacaktır. Bugünkü SPK
Başkanı ve gerekse kurumun bağlı olduğu Sayın
Bakanın iyi niyetlerinden asla bir kuşkum yok ama yarın öbür gün
bu koltuklara oturan başkalarının aynı iyi niyeti
taşıyıp taşımayacaklarını bu günden
kestirmemiz mümkün değildir. Gelecekte o koltuklara oturacak ve bu
padişahlık yetkileriyle donatılmış, geçmişte az
da olsa kötü örnekleri olan kimi siyasi ve bürokratlara ne kadar güvenebiliriz?
Kanun tasarısı, sermaye
piyasası faaliyetlerinde sağlıklı işleyiş
sağlayabilmek için bazı tedbirler getirmektedir. Bu tedbirler,
temelde önemli ve yerinde olmakla birlikte, açık, net ve sınırları
belli bir çerçeve çizmemektedir. Bu durumda, SPKya muğlak ve
padişahlık yetkileri tanınması anlamına gelmektedir.
Amaç ne kadar iyi niyetli olursa olsun kanunlarda yer alan muğlak ifadeler
her kesimi olduğu gibi iş dünyasını da tedirgin edecektir.
Şimdiki Sayın Bakan ile Sayın Başkanı
dışarıda tutuyorum, ancak günün birinde bir yönetici gelir ve
yasanın kendisine verdiği bu muğlak padişahlık
yetkilerini kötüye kullanmak isteyebilir ki geçmişte maalesef benzer
olaylara rastlanmıştır. Böyle bir durumda halka açık
şirketler üzerinde terör estirebileceklerdir. Bu nedenle, yetkilerinin
sınırının açık ve net bir şekilde
tanımlanmasında fayda görülmektedir.
Yine, kurumsal yönetim ilkelerinin
hayata geçirilmesi sürecinde, SPKya resen işlem yapma, süre tanınmaksızın
yaptırım talebinde bulunma olanağı verilmesi
maksadını aşacak bir sonuca fazlasıyla açıktır.
Bu konuda bir örneği cezaları
düzenleyen kimi maddelerde vermek istiyorum. Hangi suçlar hangi cezayı
gerektiriyorsa o suçlar tek tek, açık ve net olarak madde metinlerinde yer
almalıdır. Madde metinlerinde açıkça suç sayılmayan
hâllerde, muğlak ifadelerle suç yüklenilmesi doğru olmayacaktır.
Nitekim, Türk Ceza Kanununun 2nci maddesi, kanunun açıkça suç
saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceğini ve
güvenlik tedbirinin uygulanmayacağını öngörmektedir. Yine
aynı maddede İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza
konulamaz. hükmü yer almakta, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin
uygulanmasında kıyas yapılamayacağını
öngörmektedir. Suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde
geniş yorumlanamayacağı maddenin gerekçesinde açıkça ifade
edilmektedir. Şöyle ki: Kanunun amacına ilişkin maddesinde ifade
edilen kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi
için, hangi fiillerin suç teşkil ettiğinin kanunda açıkça
belirtilmesi gerektiğinin altı çizilmektedir.
Anayasamızda da ifade edilen ve
evrensel nitelikteki Kanunsuz suç ve ceza olmaz. ilkesinin gereğin
olarak, suçların tanımlanması ve ceza hukuku
yaptırımları koyma yetkisine sadece ve sadece Türkiye Büyük
Millet Meclisi sahiptir. Anayasamıza göre, yasama yetkisinin devredilmesi
mümkün olmayan bir yetkidir. Sanırım, AKP İktidarı, kendisi
yetmiyormuş gibi bürokratlarını da padişah ilan etmek
istemektedir. Tasarıda, muğlak ifadelerle SPKya gereğinden
fazla yetkiler verilmektedir. AKPnin kendisi de, bürokrasisi de padişah
gibi davranacaktır. Yok, burada duralım! Bu ülkede kurallar
vardır, bu ülkede hukuk vardır, hukukun üstünlüğü vardır.
Tasarının 4üncü maddesi
görüşülürken iktidar partisi tarafından verilen ve kabul edilen bir
önerge ile bir teşebbüsün finansal kaynak sağlamak üzere her türlü
vasıtayla genel bir çağrıda bulunarak, yapılmak istenen
yatırıma para toplanması için izahname hazırlaması
zorunlu kılınmakta ve bu konuya ilişkin Sermaye Piyasası
Kuruluna yetki verilmektedir.
Açıktır ki bu düzenleme son
dönemde yaygın bir şekilde karşımıza çıkan konut
projesini tarif etmektedir. Böylelikle, halka açık olmayan
şirketlere, başta konut sektöründe yeni bir projeyi satışa
çıkaran şirketlere SPK denetimi getirilmektedir. Aslında, sözde,
konut firmaları kontrol altına alınacak diye halka açık
olmayan şirketlerin tamamı bu madde ile SPK denetimi altına
alınmaktadır.
Konut sektörü ülke ekonomisinin
lokomotiflerinden biri olmakla birlikte -Amerika Birleşik Devletleri,
İspanya krizleri örneklerinde de görüldüğü üzere- ciddi
sıkıntılar yaratmaya da aday bir sektördür. Nitekim ülkemizde
konut ihtiyacı ile konut talebi birbirine karıştırılmakta,
her geçen gün sayısı artan konut inşaatları, bittikten
sonra ise alıcı bulamamaktadır.
Bu açıdan, sektörün içinde
bulunduğu konum iyice analiz edilerek bu konudaki düzenleme daha
kapsamlı ve daha sağlıklı bir şekilde
yapılmalıdır. Ancak, bu kontrol ve tedbirlerin yeri Sermaye
Piyasası Kanunu değildir. Konut sektöründe risk yönetimi bu
şekilde yapılamayacaktır.
Bakınız, bu bağlamda bir
önlem almak gerekir ise ki bana göre gerekiyor- bunun yeri SPK Yasası
değil. Bunun yerine 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunda düzenlemeler yapılabilir ve
yapılmalıdır da.
Ayrıca, diyelim ki
yanlışta ısrar ediliyor ve bu kanuna da hüküm konularak görev
SPKya veriliyor. Peki, SPKnın kurumsal kapasite ve tecrübesi konut
sektöründe böylesine önemli bir işlevi görmek için yeterli midir? Bence hayır.
SPK, kendi görev alanına giren şirketlerle ilgili yeterince düzenleme
ve denetleme görevini yapamazken kendi görev alanına girmeyen
şirketler üzerinde söz sahibi olması tam anlamıyla
açgözlülüktür. Buradaki amaç, SPK bürokratlarının görev
alanının sınırlarını genişletme
girişimidir. Ne yazık ki siyasiler de bu tuzağa
düşmektedirler.
Böylesi önemli bir denetim için
SPKnın yeterli düzeyde yetkin ve hazır olduğu
tartışmalıyken, izahname alan kuruluşlar bunu
vatandaşın güvenini suistimal etmek için de kullanabilirler. Gazeteye
verecekleri büyük ilanlarla SPKdan onay almış konut projesi olarak
kendisini lanse edecek, hatta SPK onayla konut projesiyle ortaya çıkacak
ve konut sektöründe yeni bir dolandırıcılığa yelken açacaktır.
Bu son derece tehlikelidir. Nihayet tüm bu eleştiri ve tespitlerimiz
üzerine konut sektörüne yönelik olarak düşünülen bu düzenlemenin
esasında olmasa da şekline ilişkin bir değişiklik
yapılarak izahnameye ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kuruluna
bırakılmıştır.
Tasarının 126ncı maddesiyle
Sermaye Piyasası Kurulu yurt içinde gerekli görülen yerlerde kurul
kararıyla sermaye piyasaları açısından yoğun
ilişki içinde bulunan ülkelerde Bakanlar Kurulu kararıyla temsilcilik
açılabilir. Bu tamamen israfa yol açacak bir maddedir.
133üncü maddesinde kurul başkan
ve üyeleriyle personelinin hukuki ve cezai sorumluluğu düzenlenirken, alt
komisyonda üçüncü kişilere zarar verilmesi durumu tasarı metninden ve
dolayısıyla soruşturma kapsamından çıkarılmıştır.
Bu son derece yanlıştır.
Tasarıda yer almayan, alt komisyon
toplantısında da hiç bahsedilmeyen ancak üst komisyon
aşamasında verilen bir önergeyle son anda tasarıya eklenen
geçici 9uncu madde başlı başına bir tasarı hüviyetini
taşımaktadır. Bu maddeyle İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası Borsa İstanbul Anonim Şirketi adı altında
bir şirkete dönüştürülmektedir. Böylesine köklü bir düzenleme için
başta Maliye Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi,
Adalet Bakanlığı olmak üzere ilgili hiçbir kurumun görüşü
alınmamış, düzenleme tabiri caizse karambole getirilmiştir.
Borsa İstanbul Anonim Şirketi ve şirketin ortaklarıyla
iştirakleri hakkında Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Devlet
Memurları Kanunu, Sayıştay Kanunu, Kamu İhale Kanunu,
Taşıt Kanunu, Kamu Konutları Kanunu, Basın İlan Kanunu
gibi pek çok kanun, yani kısacası hiçbir kanun burada
uygulanmayacaktır.
İMKB, İstanbul Altın
Borsası ve İzmirdeki VOB Borsa İstanbul çatısı
altında birleşecektir. Bu birleşmeye İstanbul Altın
Borsası ve VOB istekli değil ancak ne çare, emir böyle gelmiş,
böyle olacak. Yani, Altın Borsası ve VOB tarihe
karışacaktır. Neden bu imtiyaz böylesine geniş alan, niçin?
Kâğıt üzerinde şirketin yüzde 49u hazineye ait olacak. Geri
kalan hisselerden yüzde 4ü İMKBnin mevcut üyelerine, binde 3ü
İstanbul Altın Borsasının mevcut üyelerine bedelsiz, geri
kalan paylarının bir kısmı gerektiğinde stratejik
ortaklıklar kurulması karşılığında
diğer borsalara ve sistem işleticilerine, Borsa İstanbul
Şirketinin elinde pay kalması hâlinde de bu paylar hazineye bedelsiz
intikal edecektir. Görüyorsunuz, Borsa İstanbulun tamamı kamuya ait
olacak ama şeklen yüzde 49u hazineye ait gözükecek. Diğer hisseler
de üç yıl içinde ona buna verilecek, buna rağmen şirketin elinde
hisse kalırsa bunu da hazineye bedelsiz devredecek. Bu resmen,
şirketi Sayıştay denetiminden kaçırma operasyonudur.
Şimdi, bu söylediklerime
karşı diyecekler ki: Efendim yurt dışındaki
yatırımcılara güven tesis edebilmemiz ve borsaya derinlik
kazandırabilmek için devlete ait bir borsa değil, özel sektör
görünümünde bir borsa izlenimini vermek istiyoruz. Yok böyle bir şey. Bu,
resmen İMKByi ele geçirme operasyonudur, gerisi hikâyedir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; burada yapılmak istenen düzenleme
yanlıştır. Aslında sermayesinin hemen hemen tamamına
yakını kamuya ait fakat kâğıt üzerinde yüzde 49u hazineye
ait görünüyor. Hem yönetiminin tamamı sizde olacak, yönetimi dâhil her
şeyi siz
belirleyeceksiniz, sermaye sizden olacak ama adı kamuya ait şirket
değil özel şirket olacak. Madem özel şirket, o zaman aynı
maddede kotasyon ücretinden neden muaf tutuyorsunuz? İşinize
geldiği zaman Kamu şirketi değildir, özel şirkettir,
Sayıştay denetlemesin. diyorsunuz. Peki, madem özel şirket,
neden kotasyon ücretinden muafı öngörüyorsunuz? Bu ne perhiz bu ne lahana
turşusu! Bunu anlamak mümkün değildir.
Ümit
ederim ki bu görüş ve tespitlerimiz dikkate alınır. Hukuka
uygun, çağdaş ve kapsamlı bir sermaye piyasası reformu
hayata geçirilecek. Tıpkı Türk Ticaret Kanununda olduğu gibi,
demokratik katılımcılık ve uzlaşmanın bir
göstergesi olarak, iktidar ve muhalefet olarak el birliğiyle bu
yasayı uzlaşı kültürü çerçevesinde çıkaralım.
Bu
duygu ve düşüncelerle yasanın hayırlı ve uğurlu
olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
Teşekkür ediyorum.
Barış
ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan,
Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)
BDP
GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Sermaye
Piyasası Kanunu Tasarısıyla ilgili Barış ve Demokrasi
Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biliyoruz,
sistemin üç partisinin Mecliste bu kanuna çok büyük itirazları yok. Bir
sayfalık muhalefetlerinde Bir iki rötuş yeter. diyorlar ama bizim
itirazımız var, Barış ve Demokrasi Partisinin, Emek,
Özgürlük Blokunun, partimizin çok net itirazı var. Çünkü, emeğe
karşı sermayeyi koruyan bu kanun öylesine bilinçli bir şekilde
hazırlanmış ki krizlerin ardından adım adım faşizme giden
yollar bir bakıma iyi niyet adımlarıyla örülmeye
çalışılıyor.
Bakın, sizi şöyle bir tarih
yolculuğuna çıkaracağım. Sermaye Piyasası Kurulunu kim
kurdu? 12 Eylül darbesinin, Kenan Evrenin yaptığı ilk
işlerden birisi budur; sene 82. Kim kurmuş? Darbeciler kurmuş.
Hayırlı olsun. Bir kere başı bu. Ne yapmış? Pay,
tahvil, finansman, bono, borçlanma araçları, yatırım
fonları, menkul kıymetler, vadeli işlemler vesaire
İyi
iş görmüş. Bu darbecilerin arkasında kim vardı? Başta
Amerika, uluslararası sermaye vardı ve bu kurulu kurduğu zaman
generaller de, darbeciler ve iş birlikçiler de buradan paylarını
aldılar ve ülkeyi sömürmeye başladılar ve emekçileri sömürmeye
başladılar. İşte bunun devamı 24 Ocak
kararlarından sonra 94 bunalımıdır. Bakın, dikkat
edin, 94 bunalımı. 94 bunalımında Türkiye'nin ekonomisi allak
bullak edilmiştir.
Bunun devamına gidelim. Halka açık
anonim şirketlerden, sermaye şirketlerinden offshorelara, banka
düdüklemeye, banka hortumlamaya, 2001 yılına götürmüştür, 2001
yılına. Milyarlarca lira -100 milyar lira- hazineden
vatandaşın vergisiyle bunlara ödenmiştir. Nereye gitti bu
paralar? Daha dün, çok uzak değil, bu soygun, bu talan, bu sömürü düzeni,
bu zulüm düzeni vatandaşa yoksulluğu dayatan, yolsuzluğu dayatan
bu yasak zihniyetinin ürünü değil mi? Şimdi döndük
dolaştık, geldik 2008e; dünyada finansal kriz, küresel kriz
yaşandı ya, bankalar batmaya başladı ya, Türkiyeyi
teğet geçmişti hani. 2011 yılında İMKBnin
kuralları belirlenmiş, daha yeni; Halka Arz Seferberliği Protokolü
arkasından. Kasım 2012de halka açılan şirket 25, halka arz
4.997 milyon TL değer üzerinden, halka arz geliri 4,5 milyar lira.
Şimdi, KOBİleri geçiyorum.
Bir portföy yöneticiliği var. İstanbul Finans Merkezi kapsamında
vergisel avantaj sağlayarak yabancı kuruluşlara İstanbula
gel, avantajın var, vergin düşük, stopajın yok, beleş, faiz
bol, rant bol, kâr çok, gel. diyorsunuz. E, gel de kimden gidecek bu para? Bu
ülkenin değerlerini, servetlerini, bu halkın servetlerini bunlara
mı açacağız?
Bakın arkadaşlar, vergi
teşvikleri sonucu Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı
da artmış, maşallah! Sonra, İMKB borsalarla ilgili,
Kasım 2012 Vadeli İşlem Yönetmeliği
çıkarmış, yine maşallah! Bakın, bu koca kütük gibi
kanundan önce yapılanları sayıyorum. Sonra, hani KDVsi
sıfır olan değerli madenler vardı -elmas gibi- onları
biliyorsunuz. Forex -döviz, mal, kıymetli madenlere dayalı
kaldıraçlı alım satım işlemleri- 2011de
canlanıyor. 18 aracı kurum faaliyette; Yatırımcı
Eğitim Seferberliği İş Birliği Protokolü, Finans
Eğitim Ulusal Stratejisi ve Eylem Planı taslağı
hazırlanıyor. Avrupa Birliği demiş ya, ona getireceğim
sizi... Sonra ESMA hayatımıza giriyor arkadaşlar, bu ESMA
farklı bir ESMA, bunu iyi bilin. 2012 Avrupa Birliği Sermaye
Piyasası Otoritesidir ESMA. Bize dedi ki: Sermaye piyasası kanunu
çıkarın. Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, temel kanunlar, bu
arada değişti ya geçen sene.
Şimdi, arkasından
bakıyoruz, küresel adımları atıyoruz. Bakın, OECDnin
MENA, SEDAKın kuruluş forumu, ABDnin Sermaye Piyasası
Otoritesi SEC, IMF, EBRD, Dünya Bankası, IFSB
Onlardan ulusal akıl
alıyoruz, uluslararası ilişkiler sürüyor.
Şimdi, biz İstanbulu finans
merkezi yapacağız; akıl vereceğiz, akıl
satacağız. Akıl satacağımız ülkelerin size
sayayım birkaçını: Kosova, Umman, Kırgızistan, Tanzanya,
Moğolistan, Cezayire programlar yapıp biz de onlara akıl
vereceğiz. Bu aklı verseniz ne olur, vermeseniz ne olur, Allah
aşkına söyler misiniz, bu ülkelere. Bu ülkelerin tümünü
toplasanız ne eder bu sermaye piyasasında? Bunun bir hesabını
yaptınız mı? Bir dişteki çekirdeği doldurmaz biliyor
musunuz? Ayıptır bunları saymak.
Bakın, tabii ki bu SPK kanununa
kolay gelmedik. Piyasa odaklı yatırımcıyı koruyan,
vatandaşı sömüren, soyan soğana çeviren küresel iş
birliğinin adıdır bu kanun arkadaş, küresel iş
birliğinin bal gibi adıdır.
Şimdi geçiyorum.
Bağımsız Denetim
Merkezi, TAKAS kurumları borsada anonim şirket, hepsi sermaye için.
Hani, milyarlarla oynanacak, dizayn edilecek, üstelik bu kurumumuz, bu Sermaye
Piyasası Kurulumuzun bütçesi 95 milyon 510 bin lira, yani milyarlarla
oynayacak olan bu Sermaye Piyasası Kurulumuzun bütçesi bu sene bu kadar.
Şimdi, SPKya muğlak
yetkiler, geniş yetkiler veriliyor. Gibi işlemler böyle bir kanun
var mı arkadaşlar? Gibi işlemler, gibi ne demek söyler
misiniz bana? Ekonomi kafası olanlar, ekonomi uzmanlarına söylüyorum;
gibi işlemler nerede var, hangi sermaye piyasasında var?
Şimdi,
dolandırıcılık Türk Ceza Kanunundan, Türk Ticaret
Kanunundan alınıyor bu kanuna monte ediliyor.
Sonra, TOKİ buraya da
dalıyor. Maşallah, bu TOKİnin girmediği bir yer yok
arkadaş. TOKİ bu; sermaye piyasasına giriyor, araziye giriyor,
millî eğitime giriyor, okullara giriyor, afete giriyor, ranta giriyor,
şehirleşmeye giriyor. Zaten Sayın Bakan da burada maşallah!
Yani niye burada Babacan yok? Allah aşkına, niye Maliye Bakanı
yok? Burada Kalkınma Bakanı niye yok? Niye bakanlar yok burada, bana
söyler misiniz?
AHMET AYDIN (Adıyaman) Geliyor,
geliyor.
HASİP KAPLAN (Devamla) Geliyor
mu? Hoş gelsin, beş gelsin de geç geliyor, yani geç geliyor.
Bakın, bilgi suistimali ve piyasa
dolandırıcılığında makul şüphe nedir? Bana
makul şüpheyi anlatabilecek bir babayiğit var mı burada?
Çıksın ikna etsin, biz de size evet diyelim. Makul şüpheyi biz
gibi hukukçulara anlatmanız için 10 ton fırın ekmeği
yemeniz lazım, açık söylüyorum.
Şimdi, Borsa İstanbul
AŞ, çok güzel bir şirket. Ben sizi biraz öteye getirmek istiyordum
ama zaman sınırlı. Avrupa Birliği istemiş,
eşleşme programı gereğince bu kanunu çıkarmamız
gerekiyormuş. Arkadaşlar, Avrupa Birliği istemezse yemek
yemeyecek misiniz, su içmeyecek misiniz, nefes almayacak
mısınız? Ya, Avrupa Birliğinin her istediği doğru
mudur? Doğruysa usulüne göre yapın, o da yok.
Bakın, size ilginç bir iki
şey söyleyeyim: Takas kesinliği, sözleşme özgürlüğü,
yatırımcının korunması, çerçeve sözleşmeler,
yanlış ve yanıltıcı bilgiden doğan zararda
illiyet bağı, halka arzlar öne çıkacak.
Arkadaşlar, şeffaflık,
mesuliyet, orantılılık, tutarlık gibi konularda müdahalede
bulunma gerçek anlamda öne çıkıyor. Faizler artacak, önemli
değil; döviz kurlarında oynama olacak, önemli değil; enflasyon
artacak, önemli değil; önemli olan, finansal sektörün sermaye
piyasasındaki şirketlerle bankaların yapacağı
nikâhtır. Katolik nikâhı yapacaksınız, bankaları da bu
piyasanın içine sonuna kadar koyacaksınız, bu özel şirketlerin
hepsinin üstüne de Borsa İstanbul AŞ özel şirketini
kuracaksınız, aha bu Meclis denetlemesin. Yiyen yesin, götüren
götürsün. Öyle değil mi? Öyle.
Şimdi, sadece bu değil. Bakın, bu
kanunda ilginç bir tane madde var, incelediniz. Gizli tanık var bu
kanunda, biliyor musunuz? Bu serbest piyasada işlenen suçlarda gizli
tanık var. Arkadaşlar, gizli tanık varsa
korkacaksınız. Artık, gizli tanık, yani etkin
pişmanlık da var, etkin pişmanlık olan yerde gizli
tanık var. Şimdi, gizli tanık karşınızda, kod adı
gizli tanık dolar, kod adı gizli dolar yerine euro, kod
adı sterlin, kod adı lira. Haydi buyurun, çıkın
bakayım işin içinden. Kim kiminle kafa buluyor arkadaşlar ya?
Kim kiminle dalga geçiyor? Yani burada yolsuzluk olacak, piyasada Merkez Bankasını
sınırlayacaksınız, Sayıştayın denetimini
kaldıracaksınız, stopajından tutun vergisine kadar avantaj
sağlayacaksınız, kurumlar vergisini zaten yüzde 35ten 20ye
indirmişsiniz, bir de teşvik babında İstanbulu finans
merkezi yapmak için ha bire teşvik vereceksiniz.
Ya, Allahtan
korkun. İşçiye de grev yasağı getiriyorsunuz, grev
yasağı. Yani işçiye öyle bir grev yasağı
getiriyorsunuz ki, bu sektörde bugüne kadar bankacılık sektöründe,
serbest piyasada, her alanda çalışan işçilerin
tamamının bağlı olduğu bir sendikanın bütün
haklarını ortadan kaldırıyorsunuz. Allah size akıl
izan versin ya. ILO milo sözleşmeler, attığınız,
konuştuğunuz hepsi hikâye, yalandı. 12 Eylül referandumunda
toplu sözleşmeli haklar getireceğiz diye meydanlarda
dolaşıp oy topladınız, o da hepsi haramdır size. Aha,
işte havacılık iş kolundan sonra serbest piyasa, finans
sektörüne, banka sektörüne de grev yasağını getiriyorsunuz. Aha,
bunun için kalsa bizden bir tek oy alamazsınız. Biz, emekten
yanayız, işçinin hakkının, hukukunun, örgütlenmesinden,
sendikadan geçtiğinin savunan bir partinin mensuplarıyız. Öyle,
Başbakanınıza bakmayın, çıkıyor, televizyonda
vır zır konuşuyor. Bakın, biz, bu politikayı bu
Mecliste en iyi yapan partiyiz. En dinamik, en etkili politika yapan, hatta bu
Meclisin tek demokratik kalan muhalefet partisiyiz. Rahatsız eden bu,
Allaha şükür bizim dokunulmazlıklarımızın içinde
finans merkezinden, serbest piyasadan, bankacılık sektöründen,
ihaleden, sahtecilikten, hokkabazlıktan, hırsızlıktan,
yemeden, yalandan, talandan bir tek fezlekemiz yok. Bunun için çok rahat
konuşuruz. Konuşma hukukunu kendimizde buluruz arkadaşlar.
Şimdi, size ilginç bir şey
daha anlatmak istiyorum. Burada, bir iki şey, işin uluslararası
kredi derecelendirme kuruluşunun notu var, ya kurum bankası. Türkiye,
yatırım yapılabilir ülke notunu aldı. İyi, kabul.
Şimdi, Türkiye iyi bir liman. Güvenilir mi arkadaşlar? Güvenilir.
Hukuk var mı? Var. Adalet var mı? Var. Özgürlükler var mı? Var.
Refah? Maşallah. Trafik İstanbulda, maşallah, akıyor trafik.
Sonra? Sonrasını en güzel National Geographic
Bu hafta, okuyun,
herkese tavsiye ediyorum. Herkes bir tane dergi alsın ve Türkiyeye gelen
birisinin gizli kamerayla tarihî yerleri, Sultanahmeti, Karaköyü,
İstiklal Caddesini gezerken başına gelenleri bir anlatın-
dinleyin. Ne kadar güvenli! Hani finans merkezi ya, hani çekecek ya
paraları, oraya gelenler şirketlerini kuracaklar, o şirketlerde
çalışanlar İstiklal Caddesinde dolaşacaklar, rahat rahat
Eminönüne gidecekler, Sultanahmete gidecekler, şiş kebap
yiyecekler, başlarına da bir iş gelmeyecek. Hiçbir şey
gelmese 100 metrede bir kafalarına bir gaz bombası düşer.
Maşallah, İdris Naim Şahin bu ülkede olduktan sonra kazara
İstiklal Caddesine, Taksim Meydanına gitse çukura düşer,
tünelden çıkarsa kafasına gaz bombası düşer, trafiğe
de düşerse trafikten üç saatten önce çıkamaz.
Şimdi, buradaki çıkan haberi
ciddiye alacaksınız. Bu ülkede, eğer Rasmussen Partriotlar
benim kontrolümde. diyorsa, eğer bu uluslararası sermaye
piyasasına bir başka üst kuruluşlar, holdingler Bizim
emrimizde. diyorsa siz de IMFnin, Dünya Bankasının kontrolüne
girdiniz demektir. Bunun başka izahı yok çünkü sermaye piyasası
kontrolü AKPde değildir, olamaz. İstanbul Finans Merkezi yapacaksınız,
size fırsatlar doğar. Ne fırsatı doğar? İmar,
talan, arsa. Maşallah, bildik isimler ihaleyi hemen kapmışlar.
İsim vermem reklam olur ama herkes biliyor. Şimdi, Buradaki finans
ve banka piyasasını tekelleştireceğim. diyorsunuz, Orta
Doğuda bahar var. Bu bahardan diktatörler düşecek. Diktatörlerin
paraları var. Bu paralar İstanbul finans merkezine akacak; bu
sıcak para, bu likidite, bu güvenli limanda duracak. Durmaz
arkadaşlar. 10 Patriot değil 100 tane Patriot alsanız,
Suriyeyle bu hâlde yaşarsanız, Enerji Bakanınızı
uçakta, -havada- Erbile inmeden Kayseriye
memleketine- pastırma yemeye indiriyorsa El Maliki, sizin güvenli liman
olma şansınız yoktur. Bunu kafanıza koyun. Eğer 3 tane
füze patlarsa Türkiyenin İstanbulu da güvenli değildir,
Ankarası da güvenli değil, İzmiri de güvenli değil. Bunu
kafanıza koyun. Bu Patriotlar, bu Kürecikte kurulan kalkanlar,
bunların hiçbirisi Türkiyenin, bizim kara kaş kara gözümüz için
gelmiyor ve 3 tane ajan, 3 tane bomba, 3 tane uçak sizin bütün hayallerinizi yerle
bir eder ama bir vicdan sahibi olarak şunu söylerim: Sizin bunlara
aldığınız verginin aynısını işçiden de
alın. Bakın, asgari ücret yapacaksınız. İşçiden
iki katını almayın, dolaylı vergilerin yüzde 80ini emekçi
halka yüklemeyin. Buralara gelecek bu para yerinde sayacak, yatırım
olmayacak, istihdam olmayacak. Bu parayı, vergisini almazsanız bu
para gidecek, bir füze patlamasında gidecek. Putin ne dedi? Sizin
Patriotlar eski.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HASİP KAPLAN (Devamla) Rus ruleti oynamaya benzemez
bu iş.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(BDP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz
isteyen Süreyya Sadi Bilgiç, Isparta Milletvekili.(AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA SÜREYYA SADİ
BİLGİÇ (Isparta) Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Sermaye Piyasası
Kanunu hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum.
21inci yüzyıl, dünya finans sisteminde hem
büyüklükler hem de sermaye piyasası aracı çeşitliliği
açısından çok önemli değişim ve gelişmelere sahne
olmaktadır. Özellikle sermaye piyasası büyüklüklerini
kıyaslamada kullanılan en önemli ölçütlerden biri olan borsa
kapitilizasyonu, borsa işlem hacmi büyüklüğü gibi çeşitli
kriterler dikkate alınarak bir değerlendirme
yapıldığında, ülkemizin gelişmekte olan piyasalar
arasında yer aldığı ve önemli bir gelişme
potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. 2008 yılından bu yana
sürmekte olan küresel kriz ise küresel düzeyde gelişmiş sermaye
piyasalarında önemli bir güven kaybına yol açarken gözlerin ülkemiz
gibi gelişmekte olan piyasalara çevrilmesi sonucunu doğurmuştur.
Türk ekonomisine, son 10 yılda oluşan ekonomik istikrar ve
yaşanan olumlu görüşmeler ile bu gelişmelerin devam
edeceğine dair beklentiler hiç şüphesiz sermaye
piyasalarımızın gelişme potansiyelini ortaya
çıkarması için gerekli ekonomik ortamı sunmaktadır.
Önümüzdeki dönemde, sermaye
piyasalarımızın hızla gelişme göstermesi ve dünya ile
rekabet edebilir ve gerekince öncülük yapabilir boyuta gelmesi
amaçlanmaktadır. Küresel kriz sonrasında, finans kurumların ve
finansal piyasaların, düzenleyici kuruluşlar tarafından daha
sıkı düzenlenmesi gerektiğine yönelik görüşlerin
güçlendiği ve tüm dünyada bu yönde, reform niteliğinde düzenlemeler
yapıldığı malumunuzdur. Temel olarak
şeffaflığın teşvik edilmesi ve finansal sistem
üzerinde risk oluşturan kurumların gözetimini arttıracak yeni
düzenlemeler hedeflenmekte, ayrıca, kredi derecelendirme şirketleri,
serbest fonlar ve karmaşık türev ürünlerin denetim ve gözetiminin
nasıl olması gerektiği ve finansal kurumlarda risk yönetiminin
nasıl ele alınması gerektiği hususları dikkate
alınmaktadır.
Yeni bir sermaye piyasası kanununa
başlıca 2 nedenden dolayı ihtiyaç duyulmaktadır: Öncelikle,
80 tarihli Sermaye Piyasası Kanunu, finansal piyasalar açısından
sınırları belirli olan bir ortamda yürürlüğe
konulmuştur. 92 ve 2000 yıllarında yapılan
değişiklikler de genel olarak bu sınırlar çerçevesinde
çizilmiştir. Dolayısıyla, sermaye piyasalarımızı
küresel bir platformda ele almak, rekabetçi bir yapıya kavuşturmak ve
çekim merkezi yapmak temel amaç olmamıştır. Bu yasa
tasarısı ile bu eksikliğin giderilmesi hedeflenmektedir.
Ayrıca 2008 yılından bu
yana yaşanmakta olan finansal kriz, bir yandan finansal piyasaların düzenlenmesine
ilişkin olarak yeni standartlar ortaya koymaktayken, diğer yandan da
bizim gibi ciddi gelişme potansiyeli bulunan ülkeler açısından
tarihî fırsatlar sunmaktadır. Yaşanan olumlu ekonomik
gelişmeleri küresel rekabet şartlarını istikrarlı hâle
getirebilmek, hukuki altyapının da bu yönde geliştirilmesini
gerektirmektedir. Dünyada sermaye piyasasıyla ilgili düzenlemelerde bu
hızla değişiklikler yaşanırken ülkemiz sermaye
piyasası mevzuatı da bu gelişmelere ayak uydurmak
zorundadır. Bu yasa tasarısıyla, sermaye piyasalarımız
global bir platformda ele alınarak bir yandan yeni standartlara uyum
sağlanmakta, diğer taraftan da gelişmiş hukuki normlar
sayesinde uluslararası bir çekim merkezi olma konusunda önemli adımlar
atılmaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; günümüz dünyasında ticari hayatı ve finansal
piyasaları düzenleyen kanunlara saf hukuki metinler olarak bakmak
yanlıştır. Kanunlar, piyasalar ve düzenlenen sektörlere
ilişkin bilinçli tercihleri gerçekleştirme, hayata geçirme
amacına hizmet etmektedirler. Bu özellik, tasarının çeşitli
yerlerinde de kendisini göstermektedir. Örnek olursa, nominal değerin
altında pay ihracının mümkün kılınması,
paylarının nominal değeri olmayan yatırım
ortaklıklarının kuruluşunun düzenlenmesi, yatırım
fonlarının sadece portföy yönetim şirketleri tarafından
kurulabilecek olması bunlardan sadece bir kaçıdır. Buralarda
piyasa gerçekleri ve ihtiyaçları ön planda tutulmuştur.
Tasarı hazırlanırken
esas alınan temel yaklaşımların başında, sermaye
piyasası kanununun piyasa düzenleyici bir metin olduğu ve bu
çerçevede her zaman ihraççıyı, menkul kıymet
yatırımcısını ve piyasa işleyişini bir arada
ele alma gereği gelmektedir. Bu anlayışla hazırlanan
tasarı genelinde muhafaza edilmek istenen iki husus bulunmaktadır:
Bunlardan birincisi, yeni kanunun zaman zaman detaya girse de aslında bir
çerçeve kanun olarak kalması gerekliliğidir. İkincisi ise,
piyasalara gerekli olan esnekliğin sağlanmasını teminen
ikincil düzenleme yapma yetkisinin düzenleyici otoriteye verilmesidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; taslak, özellikle kurumsal yönetim anlamında dikkate
değer açılımlar getirmektedir. Kurula, piyasa büyüklüğü,
halka açıklık oranı, içinde bulunduğu sektörün finansal
istikrar ve stratejik bakımdan önemi gibi çeşitli niteliklerine göre
kurumsal yönetim ilkelerini tamamen veya bir kısmen uygulanmayı
zorunlu tutma yetkisi getirmesidir. Ayrıca Kurula, zorunlu ilkelere
uyulmaması durumunda işlemlerin hukuka
aykırılığının tespiti veya iptali için ihtiyati
tedbir isteme, dava açma, açılan davada uyum zorunluluğunun yerine
getirilmesi sonucunu doğuracak şekilde karar
alınmasını isteme yetkileri vermiştir. Bu kapsamda kâr
payı ve bağışlara, pay geri alımlarına, önemli
nitelikteki işlemlere, genel kurul toplantılarına
çağırılma usullerine, Genel Kurula ilişkin nisaplara,
önemli nitelikteki işlemlere ilişkin kararların
alındığı genel kurullara katılarak olumsuz oy veren
veya Genel Kurula katılım veya davet yönünden usulsüzlük
yapıldığını ileri süren pay sahiplerine
paylarını belirli şartlar dâhilinde ve adil bir fiyat üzerinden
şirkete satma hakkı veren ortaklıktan ayrılma hakkına,
halka açık ortaklıklarda gönüllü ya da önemli nitelikteki
işlemler nedeniyle pay alımları teklifine, ortaklıktan
çıkarma ve satma hakkına ilişkin önemli düzenlemeler
getirilmiştir.
Yeni Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı
hazırlanırken her ne kadar farklı perspektiflere sahip olsalar
da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile uyum içerisinde
olunmasının önem arz ettiği göz önünde bulundurulmuştur. Bu
çerçevede, yeni Türk Ticaret Kanunu ile ticaret hukukumuza getirilen köklü
değişiklikler her iki kanunun düzenledikleri alanların
kendilerine has özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar saklı
kalmak kaydıyla dikkate alınmıştır.
Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısında halka
açık şirketlerin ve sermaye piyasası kurumlarının
kendilerine has özelliklerinin gerektirdiği noktalarda yeni Türk Ticaret
Kanunu hükümlerini tamamlayıcı nitelikte hükümler getirilmiştir.
Yapılan değişikliklere genel
hatlarıyla bakıldığında, yapılan
değişikliklerin temel olarak; yatırımcıların
korunması, sermaye piyasası araçları ile ihraççılar,
finansal raporlama, bağımsız denetim, derecelendirme ve derleme,
sermaye piyasası fiyatları, aracılar ve öz düzenleyici
kuruluşlar, kurumsal yatırımcılar, denetim ve piyasa
suçları ile yaptırımları başlıkları
altında sıralandığı söylenebilir.
Tasarıyla yatırımcıların
korunması konusunda, mevcut kanunda yer alan hassasiyet
geliştirilmiş, piyasanın işleyişi ve gereklilikleriyle
yatırımcıların korunması arasındaki denge
gözetilerek özellikle imtiyazlı paylar ve yatırımcı tazmini
hususlarında bazı yeni düzenlemelere gidilmiştir.
Yine tasarı ile sermaye piyasalarının
temel aktörlerinden olan ihraççılar ile ihraç edilen araçlar hususunda
köklü değişikler gerçekleştirilmektedir. Sermaye piyasası
alanında meydana gelen ciddi gelişmeler ile sermaye piyasası
araçlarında yaşanan çeşitlilik tasarının
yaklaşımına da yansımıştır. Sermaye piyasası
araçlarının tanımı, mevcut durumda muhtemel yetki
karmaşasının önüne geçilmesi amacıyla uluslararası
düzenleme yaklaşımlarına da paralel olarak türev
araçlarını da içerecek şekilde genişletilmiştir.
İhraççılara ilişkin en
önemli değişikliklerden bir tanesi de kurul kaydına alınma
sisteminin kaldırılması, yerine izahnamenin kurulca onaylanması
uygulamasına geçilmesidir. İzahnamenin geçerlilik süresi kavramı
da ilk kez ülkemiz mevzuatına kazandırılarak ek ve
değişikliklerin onaylanması ve ilanı koşuluyla
aynı izahnameye dayanarak on iki ay boyunca ihraç yapılabileceği
hususu da düzenlenmiştir.
Yatırım kararı
açısından son derece önemli bir doküman olan izahnamede yer alan
yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan
sorumluluk esası da belgenin önemi çerçevesinde genişletilerek belirginleştirilmiştir.
Bu amaca paralel olarak kamuyu aydınlatma belgeleri ayrı bir kavram
olarak mevzuatta ilk kez düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, genel olarak
yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerin yer
aldığı kamuyu aydınlatma belgelerine dayanarak işlem
yapan yatırımcıların tazminat hakları ile sorumluların
kurtuluş karineleri belirlenmiştir. Tüm bunlar yapılırken
yatırımcı güveninin oluşturulması ile bilgiden
doğan sorumlulukların belirlenmesi açısından dengeli bir
yaklaşım benimsenmeye çalışılmıştır.
Diğer bir önemli düzenleme de
ortaklıklara, halka açık ortaklık statüsüne kavuştuktan
sonra en geç iki yıl içinde işlem görmek için borsaya başvurma
zorunluluğu getirilmesidir.
Yine tasarıyla kamuya
açıklama yapma yükümlülüğünün kapsamı genişletilmiş ve
bu suretle kamunun daha etkin bir şekilde aydınlatılması da
amaçlanmıştır.
Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; finansal raporlama ve bağımsız denetime
ilişkin mevcut kanundaki hükümler, yeni Türk Ticaret Kanunu ve Kamu
Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan hükümler
çerçevesinde de yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda finansal tablo ve
raporların Türkiye Muhasebe Standartları çerçevesinde kurulca
belirlenen standartlara uygun olarak hazırlanması ve sunulması
düzenlenmektedir. Yine bu tablo ve raporların gerçeğe uygunluğu
ile doğruluğundan ihraççı ile kusurları ve durumunun
gereklerine göre yönetim kurulu üyelerinin sorumlu olacağı ve
finansal tablo ve raporların kabulüne ve ilanına ilişkin
prensipler kanunda açıkça düzenlenmiştir.
Sermaye piyasası
alanının önemli aktörleri olan aracılar açısından
tasarıyla yapılan değişiklikler, temel olarak mevcut
kanunda yer alan kurum bazlı düzenleme yerine faaliyet bazlı
düzenlemeyi getirmektedir. Menkul kıymetlerin teminata konu olması
hususu da uluslararası özel hukuka ilişkin UNIDROIT düzenlemeleri
kapsamında tasarıda yer almakta olup yapılan düzenleme ile teminat
verenin ve teminat alanın hakları korunmuştur.
Merkezî takas kurumlarının
düzenleme, denetim ve gözetimine ilişkin hukuki altyapı
oluşturulmuş, merkezî takas uygulamasında olduğu üzere
merkezî karşı taraf hizmeti sunacak kuruluşların da öncelikle
merkezî karşı taraf rolünü üstlenecekleri sermaye piyasası
araçlarının belirlenmesi, kuruluşları, faaliyet
esasları ve tabi olacakları kurallar düzenleme, gözetim ve denetim
altına alınmıştır.
Sermaye piyasasında
gerçekleşen işlemlere ilişkin bilgilerin depolanması
amacıyla mevzuatta ilk kez veri depolama kuruluşlarına yönelik
olarak düzenleme yapılmış, ayrıca yeni Türk Ticaret Kanunu
ve piyasanın ihtiyaçları çerçevesinde sermaye piyasasının
bileşenlerinden biri hâline gelen Merkezi Kayıt Kuruluşu
AŞnin kaydileştirme faaliyetine ek olarak yapacağı
faaliyetler de düzenlenmiştir.
Merkezî takas, merkezî karşı
taraf, veri depoları ve merkezî kayıt gibi yeni ve iyileştirilen
kurumsal yapılarıyla sistematik risklerin daha yakından
gözetilmesi, millî ekonomi için tehlike oluşturmalarının
engellenmesi hedeflenmektedir. Ayrıca tasarıyla uluslararası
uygulamalara paralel olarak ilk kez finansal piyasalarda gerçekleştirilen
işlemlerin takasının sonlandırılması garanti
altına alınarak, bu hususa ilişkin altyapı oluşturulmuştur.
Bu kapsamda takasın sonlandırılmasında özellikle takas
kurumlarına bırakılan teminatların
kullanılacağı hususu da dikkate alındığında
söz konusu teminatlar haciz, rehin ve benzeri hukuki uygulamalara
karşı koruma altına alınmıştır.
Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; bilindiği üzere borsalar sermaye piyasasının
işleyişinde vazgeçilemez birer aktör konumundadırlar.
Baştan başa yenilenen ve gelişmekte olan bir ülkeyi
gelişmiş piyasalar arasına taşıma amacını
taşıyan bu tasarıda ilk kez borsaların anonim şirket
olarak kurulmalarına ilişkin altyapı oluşturulmuştur.
Bu düzenleme ülkemiz borsalarının bu rekabet ortamında daha
etkin şekilde çalışmalarını sağlayacaktır.
Diğer yandan piyasa
işleticisi kavramı tasarı kapsamında ilk kez düzenlenerek
kimi yurt dışı uygulamalarda görülen şekilde
borsaların bir holding çatısı altında faaliyet göstermeleri
durumunda sadece borsaların değil aynı zamanda holdingin de kamu
tarafından yetkilendirilmesi amacıyla madde ihdas edilmiştir.
Bilindiği üzere, ülkemizin ekonomik
büyümesi için büyük önem arz eden tasarrufların teşvik edilmesini
sağlayacak önemli unsurlardan bir tanesi kurumsal
yatırımcılardır. Nitekim yurt dışı
örneklerde de görüldüğü gibi etkin ve bağımsız
çalışan kurumsal yatırımcılar piyasada nitelikli ve
farklı ürünlerin yer almasına katkıda bulunmakta ve kısa
vadeli yatırım anlayışını değiştirerek
sermaye piyasalarının fiyat istikrarına kavuşmasına
yardım etmektedir.
Bireysel emeklilik sisteminde son
yaptığımız düzenlemelerde amaçladığımız
gibi sermaye piyasalarında kurumsal yatırımcılar
aracılığıyla güven ortamının tesis edilmesi ve
yeni yatırımcıların sermaye piyasalarına
katılımının sağlanması tasarruf
oranının artmasına pozitif yönde katkı
sağlayacaktır.
Bu anlayışla tasarıyla
kurumsal yatırımcılar sektörünün daha rekabetçi bir yapıya
kavuşması ve ilişkili finansal kuruluşlardan
bağımsız hareket etmesine yönelik düzenlemeler getirilmektedir.
Bu kapsamda yapılan en önemli değişiklik yatırım
fonlarının sadece portföy yönetim şirketleri tarafından
kurulmasına yönelik düzenlemedir. Bu değişiklikle fon
yönetiminde uzmanlaşmış kurumlar bu sektörün gelişmesine
katkıda bulunacaklardır. Öte yandan sektör şartlarının
değerlendirilmesi neticesinde portföy yönetim şirketlerinin fon
yönetimi dışında bireysel ve tüzel kişilere
yatırım yönetimi hizmeti vermesine devam etmesi önünde de herhangi
bir engel yoktur. Bu sayede uzmanlaşmış kurumların
piyasadaki etkinliğinin artacağı ve yatırım
yönetiminde iyi ve kötünün ayırt edilebileceği daha etkin bir portföy
yönetimi sektörünün oluşacağı kanaatindeyiz. Portföy yönetim
şirketlerinin bir yandan fon kurucusu olabilmeleri diğer taraftan ise
yatırım fonu katılma paylarının alım
satımına aracılık edebilecek olmaları
dağıtım kanallarına erişimi sınırlı
fakat iyi yönetilen fonların da pazarlanmasını
sağlayacaktır. Bu suretle portföy yöneticiliği sektöründe
rekabet ortamının da önü açılmış olacaktır.
Yatırımcı güvenini temin
etmek amacıyla yatırım fon ve ortaklıklarının
portföylerindeki varlıkların muhafaza edilmesine yönelik tedbirler de
alınmaktadır. Bu amaçla tasarıda kurumsal
yatırımcıların varlıkları için saklama hizmeti
tanımlanmakta, bunun yanında portföy saklama hizmetini yürütecek
kuruluşların sorumlulukları da detaylı bir şekilde
belirlenmektedir. Türk hukuku için yeni olan bir şirket türü olarak
değişken sermayeli hisse yatırım
ortaklığının düzenlenmesi yine kurumsal
yatırımcılara ilişkin mevzuatta yapılan önemli bir
değişikliktir.
Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; tasarıda piyasa denetimine ilişkin olarak da kapsamlı
düzenlemeler yapılmıştır. denetimin kapsamı
genişletilerek Kurumun denetim yetkisini daha etkin olarak kullanması
amaçlanmıştır. Ülkemiz bakımından önem arz eden
izinsiz halka arz yoluyla halktan toplanan paraların iade edilme
imkânı mevcut düzenlemelerde bulunmadığından sorumlular
hakkında suç duyurusunda bulunulsa da para veren vatandaşların
mağduriyetlerinin giderilmesi mümkün olamamaktaydı. Tasarıda ilk
kez kanuna aykırı ihraçlar ile toplanan paraların iadesi için
usul ve esaslar öngörülmüştür. Ayrıca örtülü kazanç
aktarımı yaptıkları tespit edilen şahısların
aktardıkları tutarı şirkete iade etmeleri gereği
açık olarak düzenlenmiştir.
İzinsiz sermaye piyasası
faaliyetleriyle daha etkin mücadele etmek amacıyla da elektronik ortam
üzerinden gerçekleştirilen izinsiz faaliyetlere ilişkin düzenlemeler
yapılması kanuna aykırı faaliyetlerle mücadele
anlamında atılan önemli bir adım olarak
değerlendirilmelidir. Bu şekilde İnternet aracılığıyla
işlenen suçlarla daha etkin mücadele etmek ve
yatırımcıların kötü, hüsnüniyetli şahıslarca
istismar edilmesinin önüne geçmek mümkün olacaktır.
Düzenlemelerin etkinliği, etkili
ve caydırıcı yaptırım düzeninin sağlanması
amacıyla tasarıda piyasa suçları ve yaptırımıyla
ilgili değişiklikler yapılmıştır. Manipülasyon
olarak bilinen suç tipi Piyasa dolandırıcılığı;
İçeriden öğrenenlerin ticareti olarak bilinen suç tipi ise Bilgi
suiistimali adı altında kapsamlı olarak düzenlenmiştir.
Tasarıyla, ayrıca İşleme dayalı piyasa
dolandırıcılığında etkin pişmanlık
hükmü öngörülerek bu suçla elde edilen menfaatin yeniden ekonomiye
kazandırılması da temin edilmiştir.
Tasarıda örtülü kazanç
aktarımı, güveni kötüye kullanma suçu nitelikli hâl olarak
belirlenmiş ve cezasının üç yıldan az olamayacağı
hükme bağlanmıştır. Ayrıca örtülü kazanç
aktarımı suçu bakımından aktif pişmanlık
hükümlerine yer verilerek bu suçla elde edilen menfaatin yeniden ekonomiye
kazandırılması da temin edilmiştir.
Tasarıda piyasa suçlarıyla
ilgili olarak getirilen en önemli yeniliklerden biri Türk hukukunda ilk defa
piyasa bozucu eylem şeklinde bir tanımlamanın
yapılması ve bu konuda yeni bir maddenin de taslağa
eklenmesidir.
Değerli Başkan, değerli
milletvekilleri; yeni kanun ile son ekonomik kriz sonrasında yaşanan
gelişmeler de dikkate alınarak, mevcut sorunların
aşılması, sermaye piyasalarına güvenin sağlanması
ve piyasalarımızın uluslararası platformda hak ettiği
konuma ulaşması amacıyla, yukarıda kısaca özetlemiş
olduğum köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu
düzenlemeler, ülkemiz adına da önemli kazanımlar
sağlayacaktır. Öncelikle, finansal piyasaların mevzuat
açısından altyapısı artırılacak ve
İstanbulun finans merkezi olması yönündeki vizyona da önemli
katkılarda bulunacaktır. Bunun yanında, yeni Sermaye
Piyasası Kanunu, ülkemizi, başta yatırımcılar olmak
üzere, tüm finansal aktörler açısından güvenli bir liman hâline
getirilmesine katkı verecektir. Kanuni düzenlemelerin teknik
altyapıyla desteklenmesiyle birlikte, ülkemizin bir çekim merkezi hâline
gelmesi de desteklenmiş olacaktır.
Sözlerime burada son verirken,
tasarının ülkemiz için hayırlı olmasını temenni
ediyor, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, sizleri saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Şahsı adına söz isteyen
Alaattin Yüksel, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından
alkışlar)
ALAATTİN YÜKSEL (İzmir)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zorbalık, sadece,
aydınları, gazetecileri, belediye başkanlarını,
generalleri hapishanelere doldurmakla yapılmaz. Zorbalık, parasız
eğitim isteyen öğrencileri coplayarak, tekmeleyerek ya da onlara
sekiz yıl cezalar vererek de yapılmaz. Zorbalık,
milletvekillerini zindanlarda yatırarak da olmaz. Zorbalık, Ergenekon
davalarıyla, Balyoz davalarıyla, KCK davalarıyla da olmaz.
Baskı ve zorbalık, ileri demokrasi adı altında,
çağdaş yöntemlerle de yapılabilir, AKP yasalarıyla da yani
yapılabilir. Tüm bağımsız kurumların -Rekabet Kurumu, İMKB, BDDK, maliye-
hepsi de çok güçlü silahları
bunların. Yürütmenin kontrolüne alırsınız, sonra da
istediğinizin üstüne salarsınız.
Hükûmet, baskıcı, zorba
anlayışını hayatın her alanına yaymaya
çalışıyor. Meclis gündemine getirdiği her yasa
tasarısı öylesine esnek, nereye çeksen oraya giden, öylesine
ağır, antidemokratik, güçlü yetkilerle donatılmış ki
tüm kanunlar -kentsel dönüşüm gibi, 4+4+4 gibi, 2B gibi, şimdi
görüşmekte olduğumuz Sermaye Piyasası Kanunu gibi- bu hükûmet
elinde tehlikeli bir silaha dönüşebiliyor. Hükûmet, hatta tek tek
bakanlıklar, toplumun değişik kesimlerini, taraf
olmayanları bu silahlarla, bu yasalarla bertaraf edebilir.
Hükümete bağlı Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı en etkili kurumlardan birisidir.
Özelleştirmediği, özelleştirmeyi hedeflediği birimleri daha
yüksek fiyatlarla okutabilmek için akla mantığa sığmayan,
zücaciye dükkanındaki fil misali düzenlemeler yapılabiliyor.
Örneğin, İzmirde, kentin göbeğinde Alsancak Limanını
daha yüksek fiyatlardan özelleştirmek, yandaşlara yeni işler,
yeni rantlar yaratmak amacıyla kentin göbeğinde 98 bin metrekare
Türkiyenin en büyük alışveriş merkezini planlayabiliyor, 38 bin
metrekare otel inşaatını düşünebiliyor, dükkanlar
düşünebiliyor. İzmirin trafiği felç olmuş, kentin
trafiği felç olmuş, İstanbula dönüşmüş, umurunda
değil hükûmetin. İzmirdeki 400 bin esnafın işi zora
girmiş, sıkıntıya girmiş hiç umurunda değil.
Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı
hazırlanırken de aynı anlayışla
davranılmıştır. İstanbulu finans merkezi
yapacağız. teraneleriyle tek başına para etmeyecek olan
İMKByi Altın Borsasıyla birleştirerek, İzmirin
gözbebeği VOBa zorla el koyarak yeni bir değer yaratma
peşindeler. Bu değerin adı İstanbul Borsası Anonim
Şirketi olacak. Bu tasarı, özelleştirme amaçlı
hazırlanmış bir tasarıdır.
Değerli milletvekilleri, VOB, yani
Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası İzmirlilerin
yarattığı, İzmire ait bir değerdir. İzmir
Ticaret Borsasının 2005 yılında yoğun çabaları
sonucu kurulmuş, İzmir Ticaret Borsasının yüzde 17
ortaklığı, TOBBun yüzde 25 ortaklığı,
İMKBnin yüzde 18 ortaklığı ve 8 önemli
bankamızın küçük hisselerinden oluşmaktadır. Türkiyenin
ilk ve tek türev ürünler borsasıdır.
VOB, kısa sürede çok
hızlı büyüyerek, bütün dünyada çok önemli bir kurum hâline
gelmiş, önemli prestij kazanmış, güvenilir bir kurum hâline
gelmiş, İzmiri ve Türkiyeyi uluslararası sermaye Piyasası
alanında başarıyla temsil etmiştir.
VOB, ilk yıl 3 milyar TL olan
işlem hacmini 2011 yılı sonunda 440 milyar TLye
çıkarmış, VOBun kısa süredeki bu başarısı
bazılarının iştahını kabartmış olacak
ki, Hükûmet, 2010 yılında İstanbul Finans Merkezi Projesiyle
İMKB, VOB ve İstanbul Altın Borsasını tek çatı
altında toplamak üzere bir plan yapmıştır. Önce,
İMKBnin yönetimine egemen olmuştur Hükûmet, yönetim
kurullarında daha fazla sayıda üye atayarak bir ölçüde bu
kurumları devletleştirmiştir. İMKByi de
devletleştirdikten sonra, başına da bir İzmirli
getirmiştir ve İzmirin değerini, VOBu bir İzmirli eliyle
yok etme planını yapmıştır. Bu değerli İMKB
Başkanımız İzmir Ticaret Borsasının 120nci
Yılı Yıl Dönümü kutlamalarında İzmirde beraber
olduğumuzda, bu Hükûmetin aslında bu konuda ne kadar kararlı
olduğunu orada yaptığı açıklamalarla bütün İzmirin
itirazlarına rağmen, bütün İzmirin karşı çıkmasına
rağmen, bütün odalarının, iş dünyasının ve sivil
toplum dünyasının, entelektüel dünyanın hepsinin karşı
çıkmasına rağmen, bu işin mutlaka olacağını
bu yetiştirdiğiniz kızı -kendi çocuklarından örnek
vererek- Yetiştirdiğiniz kızınızı evinizde
saklayamazsınız, gelin bunu verin demiştir. Gönülsüz isek ne
olacak? dediğimizde de, kullandığı ifadelerle bu işin
zorla yapılacağını daha o günden bütün İzmirlilere
hissetmiştir.
Değerli arkadaşlar, burada, bu tasarıda
sonuna
Tasarıda aslında yokken, alt komisyonda yokken, komisyondaki
görüşmeler sırasında verilen bir önergeyle tasarıya bir
çağrı maddesi eklenmiştir. 9uncu maddede, geçici maddeyle
çağrı maddesi eklenmiştir. Ve VOBa, Borsa İstanbul
A.Şye yüzde 5 hisse karşılığında teslim
olması önerilmektedir. Bu yüzde 5i nereden buldunuz? diye
baktığımızda İMKB Başkanı,
yaptığı açıklamalarda 4 ayrı değerleme
şirketine VOB, Altın Borsası ve İMKByi aynı
çatı altında birleştirdiğimizde Borsa İstanbulun
değeri ne kadar olur? diye sormuş.
Karşılığında 4 milyar TL olur yanıtını
almıştır. Yani İstinyedeki arazi hariç, yani yüzde 5ini
VOBa verdiğiniz zaman 200 milyon TL yapar.
VOB, tüm İzmir karşı çıkınca bu
konuda zorlamalar başlamış, baktılar ki gönüllü olmayacak
Türkiyenin ilk ve tek türev borsası VOB varken, vadeli işlemler ve
opsiyonlar SPK tarafından İMKBye verilmiştir,
anlaşılır gibi değildir, bu bir zorlamadır, VOBu
teslim olmaya zorlamaktır. VOBun değerini düşünerek ucuza
kapatma anlayışını İzmirliler olarak reddediyoruz.
İMKB Başkanı, 21 Mayısta bir televizyon programında VOB
ile İMBK birleşirse işlem hacminin dört katı
artacağını belirtmiştir. Yani bu VOB eşittir 3
İMKB demenin bir itirafıdır aynı zamanda. VOB yönetimiyle
hiçbir şekilde görüşme yapılmamıştır. Bu bir zor
alımdır, bu bir gönülsüz teslim almadır, bu bir tecavüzdür
değerli arkadaşlar.
Ve bizim bu geçici maddelere
geldiğinde grup olarak vereceğimiz 2 önerge olacaktır. Yani
teslim olmaktan başka çaresi yok çünkü VOBun, İzmirin, hiç olmazsa
yüzde 5 yerine bu oranın yüzde 8e çıkartılmasını ve
VOBda çalışan 76 değerli personelin de bir şekilde yeni
Borsa İstanbul AŞde değerlendirilmesini talep edeceğiz.
Bu yaklaşımlar girişim
özgürlüğüne ağır bir darbedir, bu yaklaşımlar
İzmir düşmanlığıdır. Hükûmetin İzmire
değer katma, İzmire hizmet etme palavralarını bir kenara
bırakmasını istiyoruz. İzmire engel olmayın yeter,
bizim değerlerimize el koymayın, gölge etmeyin yeter. Bu
anlayışınızın yanıtını ilk seçimlerde
İzmirlilerden de tüm Türkiyeden de alacaksınız, tüm zorbalar
gibi tarihin çöplüğünde yerinizi alacaksınız diyorum.
Saygılarımla. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Şahsı adına söz isteyen
Recai Berber, Manisa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Berber, Tecavüz var. diyor. Tecavüzcüyü bul,
tecavüzcüyü! Sayın Berber, Tecavüz var. diyor, bak, bas bas
bağırıyor, sataşma var.
BAŞKAN Sayın
Aslanoğlu, lütfen
Genel Kurula hiç yakışmıyor, lütfen
sözlerinize dikkat edin, lütfen
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Ama öyle söyledi efendim, Sayın Yüksel söyledi efendim.
RECAİ BERBER (Manisa) Bu konuda
Sayın Bakanımız gereken şeyi verecektir.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Recai Bey, buna cevap ver.
BAŞKAN Söz sahibine aittir
efendim, söz sahibine aittir.
ALAATTİN YÜKSEL (İzmir)
Sayın Başkan, genişletin lügatinizi. Tecavüz illa başka
bir anlamda kullanılmaz.
BAŞKAN Buyurun Sayın
Berber.
RECAİ BERBER (Manisa) Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının geneli üzerinde
şahsım üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Dünyada yaşanmakta olan ve 1929
büyük ekonomik buhranından beri yaşanan en büyük finansal kriz olarak
nitelenen bu yaşadığımız kriz süreci kısa zamanda
reel sektörü de dünyada etkisi altına almıştır. Ülkemiz
finans kesimi 2008 krizinden önemli ölçüde etkilenmeden
çıkmıştır. Bunda da 2001 krizinden sonra o günkü hükûmetler
ve hükûmetlerimiz döneminde finans sektörüne yönelik gerçekleştirilen
reformlar sonucunda finans kuruluşlarımızın
sağlıklı yapıda olmaları ve sıkı denetim ve
gözetim altında bulunmaları etkili olmuştur.
Ülkemiz, gelişmekte olan ülkeler grubunda yer
almakla birlikte, önümüzdeki dönemde gelişmiş ülkeler düzeyini
yakalayabilmek açısından ekonomik istikrarın uzun yıllar
devam ettirilmesi gerekecektir. Uzun vadede bu istikrarın devam
ettirilmesi de hukuki altyapının günün şartlarına göre
yenilenmesiyle mümkün olacaktır. Bu çerçevede, gerek 2008 krizi
sonrasında dünya finans sistemindeki gelişmeler, gerekse ülkemiz
koşullarında meydana gelen değişimler de Sermaye
Piyasası Kanununda kapsamlı bir değişiklik
yapılması ihtiyacını ortaya
çıkarmıştır.
Bu tasarı ile ülkemiz yepyeni bir Sermaye
Piyasası Kanununa kavuşmaktadır. Bu yasa ile hem ülkemizde
tasarrufların arttırılması hem de bu kaynakların ülke
ekonomisi için en etkin şekilde kullanılmasında sermaye
piyasalarımızın daha aktif bir rol üstlenmesini
amaçlanmaktadır. Aynı zamanda, sermaye piyasalarının gelişimi
için ihtiyaç duyulan güven ortamını sağlayacak ve arttıracak
kapsamlı bir yasa oluşturulmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yeni Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı neler getiriyor?
Şimdi, getirilen yenilikler ve yapılan değişikliklerden
bazılarına değinmek istiyorum. Tasarı ile
yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi açısından
sermaye piyasası alanında oldukça önemli bir fonksiyon üstlenen
Yatırımcıları Koruma Fonu yerine bu fonksiyonu yürütmek
üzere Yatırımcıları Tazmin Merkezi oluşturulmuş
ve bu merkezce yapılacak tazminin kapsamı mevcut duruma nazaran
genişletilmiştir. Öngörülen sistemde tedrici tasfiye öncesinde
yatırımcıların tazminine ilişkin olarak bir ön ödeme
aşaması getirilmekte olup yatırım
kuruluşlarının mali yapılarının
zayıfladığının tespiti hâlinde üç ay içerisinde Kurul
tarafından alınacak karar ile tazmin sürecinin
başlatılacağı düzenlenmektedir.
Yine, mevcut kanunda iki yüz elli ortak olan halka arz
olunmuş sayılma kriteri, tasarıyla beş yüze
çıkarılmış ve ortaklıkların halka açık
ortaklık statüsüne kavuştuktan sonra en geç iki yıl içinde
işlem görmek için borsaya başvurmak zorunda olduğu
düzenlenmiştir. Diğer bir deyişle, artık, halka açık
şirketlere borsaya kote olma zorunluluğu getirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; kurulun temettü oranı belirlemesi yerine halka açık
ortaklıkların genel kurulları tarafından belirlenecek kâr
dağıtım politikaları çerçevesinde kârlarını
dağıtmaları uygulamasına geçilmiş ve böylelikle
şirketlere finansal yapıları ve yatırım
planlarına uygun hareket edebilme esnekliği
sağlanmıştır. Söz konusu serbestinin kötüye
kullanımını engellemek ve piyasanın ihtiyaçları
doğrultusunda karar alınabilmesini sağlamak amacıyla kurula
sektör ve şirket bazında farklı esaslar belirleme yetkisi
verilmiştir.
Halka açık ortaklıkların
bağış ve yardım yapabilmesi için ise esas sözleşmede
hüküm bulunması şartı getirilmiş olup, şirketlerin
yatırımcıların bilgisi dâhilinde bağış ve
yardım politikalarını belirlemeleri
amaçlanmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret
Kanunuyla getirilen anonim ortakların kendi paylarını
iktisabına ilişkin düzenlemenin halka açık şirketler için
uygulanmasında ortaya çıkabilecek olası sorunları bertaraf
amacıyla tüm halka açık ortaklar için kurula pay geri
alımlarına ilişkin düzenleme yapma yetkisi verilmiştir.
Halka açık ortaklıklar için
birleşme, bölünme, borsa kotundan çıkma, önemli varlık devirleri
gibi önemli nitelikteki işlemler sayılarak, bu işlemlerde
uyulacak usul ve esasları belirleme yetkisi kurula verilmiştir. Bu
işlemler gerçekleştirilirken kurulca belirlenen esaslara
uyulmaması durumunda ise kurula idari para cezasının yanı
sıra, işlemin iptali ve telafi edici tedbirler alma yetkileri
verilmiştir.
Öte yandan, önemli nitelikteki
işlemlere ilişkin kararların alındığı genel
kurullara katılarak olumsuz oy veren veya genel kurula katılım
veya davet yönünden usulsüz yapıldığını ileri süren
pay sahiplerine paylarını belirli şartlar dâhilinde ve adil bir
fiyat üzerinden şirkete satma hakkı veren Ayrılma hakkı
kavramı düzenlenmiştir.
Daha önce tebliğ ile düzenlenen
pay alım teklifine ilişkin esaslar kanuna taşınırken
kurulun bu zorunluluğa uyulmaması durumunda uygulayabileceği
yaptırımlar güçlendirilmiştir.
Yine, ilk kez, pay alım teklifi
sonrası belirli bir pay oranına ulaşan ortaklara kalan
azınlığı ortaklıktan çıkarma hakkı ile
teklif sonrasında azınlık hâline gelen pay sahiplerine
paylarını ortaklığa satma hakları getirilmiştir.
Ayrıca, halka açık şirketlerde yine, üst üste beş yıl
zarar eden ortaklıklarda yapılacak ilk genel kurul toplantısında
imtiyazlarının kaldırılacağı hükmü hüküm
altına alınmış, böylece imtiyaza sahip grupların
diğer ortakların da menfaatine uygun davranmasının ve
verimsiz yönetimlerin değiştirilerek şirketi daha iyi yönetecek
kişilerin göreve gelmesinin sağlanması
amaçlanmıştır. Mevcut durumda yalnızca idari para
cezası şeklinde olan cezai müeyyideye ek olarak ihtiyati tedbir
niteliğinde olmak üzere oy haklarının dondurulması hükmü
getirilmiştir. Diğer taraftan, imtiyazları iptal edilen veya
faaliyet izni kaldırılan ortaklık hakları ile yönetim ve
denetimi TMSFye geçen halka açık ortaklıklarda oluşan
yatırımcı mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla
kurula düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Genel kurulun toplantıya
çağırılma usulleri, ilgili süreler ve toplantı nisaplarının
uygulanması esasları yeniden düzenlenmiş olup genel kurul
toplantısına ilişkin ilan süresi üç haftaya
çıkarılmıştır. Böylelikle,
yatırımcıların genel kurul gündeminden daha önce haberdar
olmaları ve genel kurula katılımlarının artması
amaçlanmıştır.
Genel kurullara ilişkin
yapılan en önemli değişiklik ise rüçhan haklarının
kısıtlanması, sermaye azaltımı ve bu kanunda
sayılan önemli nitelikteki işlemlere ilişkin genel kurul kararlarında
aranacak karar nisabına ilişkin düzenlemelerdir. Ana sözleşmede
bu konulardaki karar nisabına ilişkin bir hüküm bulunmaması
hâlinde karar alınmasının nisabı
ağırlaştırılmıştır. Yönetim kurulu
üyelerinin sermaye piyasası mevzuatına aykırı
işlemleri sebebiyle ortaklığın katlanmak zorunda
kaldığı idari para cezalarının
ortaklığın sorumlu yönetim kurulu üyelerine rücu edilmesinin
zorunlu olduğu düzenlenerek ortaklığın ve
yatırımcıların mal varlıksal haklarının
korunması ve kârın azaltılmasının engellenmesi
amaçlanmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ayrıca, tasarı ile mevcut Türkiye Sermaye
Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğinin
yapısının revize edilmesi ve birliğin sadece aracı
kurumların değil birçok sermaye piyasası kurumlarının
temsiline imkân sağlayan bir yapıya dönüşümü bu alanda önem arz
eden bir diğer yeniliktir.
Getirilen diğer bir yenilik de
kurumsal yatırımcıların farklı finansal ürünlere
yatırımını teşvik etmek ve hızlı
değişen finansal piyasalarda esneklik sağlamak adına yatırım
fonu ve ortaklıkların portföylerinde yer alabilecek
varlıkların sınırlayıcı bir şekilde kanunda
belirlenmesi uygulamasına son verilerek, yatırım yapılacak
varlıkları belirleme konusunda Sermaye Piyasası Kurulumuza yetki
verilmiştir.
Değerli milletvekilleri,
tasarıyla denetimin etkinliği de
artırılmıştır ve bilgi ve belgelere ilişkin
gizlilik şartlarını taşımayan personele veya
yetkililere hapis cezası öngörülmüştür.
Tasarıyla, daha önce tebliğle
düzenlenen kira sertifikası ve varlık kiralama şirketleri
kavramlarıyla, bunlara ilişkin temel esaslar kanunda
düzenlenmiştir.
Değerli arkadaşlar,
İMKByle ilgili konulara değinmek istemiyorum, çünkü çok polemik
konusu oldu. Türkiye'nin sermaye piyasalarının tek çatı
altında toplanması, buna ürün borsası da dâhil olmak üzere
borsaların tek çatı altında toplanması ve uluslararası
çapta bir borsamızın olması kadar önemli bir konunun İzmir
veya İstanbul polemiğine kurban edilmesi yanlıştır
diye düşünüyoruz, çünkü İzmirin de, Ankaranın da, Türkiye'nin
neresinde olursa olsun bütün değerlerin Türkiye'ye ait olduğuna ve
bunun daha önemli, daha büyük değerler yaratmada katkı
sağlayacağına biz de yürekten inanıyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu
kanunla birlikte, aynı zamanda yapılan düzenlemelerle, ülkemizin
sermaye piyasaları ve ekonomisini daha da güçlendirecek ve
insanımızın daha yüksek bir yaşam standardına
kavuşmasına önemli katkı sağlayacağına ben
yürekten inanıyorum.
Yeni Sermaye Piyasası Kanunumuzun
ülkemize ve insanımıza hayırlı olmasını
diliyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın milletvekilleri, şimdi
yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bilindiği gibi
izinsiz halka arz yöntemiyle birçok vatandaşımızın
paraları bazı şirketler tarafından çarçur edildi ve ciddi
mağduriyetler yaşandı. Bu izinsiz halka arz yöntemiyle
vatandaşların paralarını toplayarak kaybolan ya da
haklarında soruşturma açılmış şirketlerle ilgili
mücadele ne aşamada? Bu mücadeleyle ilgili kaç
vatandaşımıza parası iade edilebildi? Bu düzenlemede söz
konusu vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin
giderilmesine yönelik herhangi bir hüküm yer almakta mıdır veya
alacak mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Aslanoğlu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Bakan, bir icat çıktı: Yüzde 49 kamu
payı. Bu şirketler halka açık, doğrudur. Bunların
yönetim ve denetimini kamu atıyor. Özelleştirme atıyor, kamu
atıyor, çoğu yani yüzde yüzünün
Halka açık
Kişilerin
gelip yönetim seçmesine olanak yok, yüzde 49 buna koyuyor ama bunları kamu
denetimden kaçırıyoruz. Sayın Bakan, kamu,
atadığı insanların hesabını onurluca vermeli.
Eğer kamu, yönetim ve denetimini atıyorsa atadığı
kişilerin yaptığını, halka açık şirket dahi
olsa yaptığı işlemlerin hesabını kamu denetimiyle
halka vermeli. Sadece bir SPK denetimi, sadece bununla yetinmemeli. Bu nedenle,
yüzde 49da olsa yönetim ve denetimini kamu atıyorsa bunların
hesabını verecek misiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Aksi hâlde, kamu onurluca hesaptan kaçıyor demek, onurlu
şekilde hesap vermiyor.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Aslanoğlu.
Sayın Kuşoğlu
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, İMKBdeki
yabancı yatırımcı sayısı ve tutar olarak yüzdesi nedir? Onu öğrenmek
istemiştim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Tanal.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Tasarı madde 58de Bu madde de
sayılan fonlara fon adına taraf olunan benzer nitelikteki
işlemlerde bulunmak haricinde teminat gösterilemez ve rehnedilemez.
kamu
alacaklarının tahsili amacı da dâhil olmak üzere -yani özel
şahıs alacakları da dâhil olmak üzere- haczedilemez, ihtiyati
tedbir konulamaz ve iflas masasına dâhil edilemez. şeklindedir.
Bu hükümler karşısında,
Türkiyede Devlet malı haczedilemez. hükmü gereğince, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinde Bu bir hak ihlalidir. şeklinde
Türkiye tazminata mahkûm oldu ve bu karar hâlâ yeni iken, Sayın
Bakanlık bu kararı görmemezlikten mi geldi, haberi yok mudur? Burada
da aynı zamanda bir mülkiyet hakkı ihlali yok mudur? Anayasanın
eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmez mi? Borsayı neden böyle
bir zırha bürüme ihtiyacı duyulmaktadır? Halka tanınmayan
bu imtiyaz borsaya neden tanınıyor?
Teşekkür ediyorum.
Saygılar.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Köse
TUFAN KÖSE (Çorum) Teşekkür
ediyorum Başkanım.
İstanbul Menkul Kıymetler
Borsasında tahtası kapatılan halka açık kaç tane
şirket var? Bunlarla ilgili Bakanlığınızca
yapılan herhangi bir çalışma var mı?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Özgündüz
ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, önümüzdeki
yıllarda İranla ticaret hacmini 30 milyar dolara çıkarmak
isterken, ABDnin son baskısıyla İrandan petrol
alımını azaltıyorsunuz ve Rusyayla 100 milyar
dolarlık bir ticaret hacmi öngörüyorsunuz. Yine aynı zamanda Kuzey
Irak Kürt Yönetimiyle, Barzaniyle de sıkı iş birliği
içindesiniz. Hükûmetinizin yeni stratejisi Rusya ve Barzani eksenli midir? Patriotların
gelmesiyle birlikte İranla ticaret hacmini artırmayı
bırakın, sıfırlamayı mı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ederim.
Sayın Baluken
İDRİS BALUKEN (Bingöl)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, bu kanun
tasarısında özellikle bankacılık ve finans sektöründe
çalışan emekçiler için bir grev yasağı getirildiğini
görüyoruz. Bunun ILOya ve Avrupa Sosyal Şartına uygunluğu
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir de yabancı sermayeye bu kadar
kıyak geçilen bir yasa tasarısında, emekçiler aleyhine olan
böylesi bir düzenleme hakkındaki kişisel düşüncenizi merak
ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Acar
GÜRKUT ACAR (Antalya) Teşekkür
ederim.
Sayın Bakan, Hükûmetin bir üyesi
olarak soruyorum: Bu, ilkokullardaki Kılık Kıyafet
Yönetmeliğiyle Anayasanın bu zengin-fakir ayrımını
ortadan kaldıran eşitlik ilkesini ortadan
kaldırdığınız gibi, laiklik ilkesini de ortadan kaldırdınız.
Yönetmelikle karşı devrim mi yaptınız? Anayasaya
aykırılığı görmüyor musunuz? Nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Bayraktutan.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin)
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, kamuoyunda 5084
sayılı Yasa olarak bilinen Teşvik Yasası, 2004
yılında 36 ilde uygulanırken daha sonra yapılan
çalışmalar ile 13 il de buna eklenerek Teşvik Yasasında
yer alan il sayısı 49a ulaşmıştır.
Bugün 5084 sayılı
Yasanın uygulandığı illerde yatırıma ve
istihdama sağlanan teşviklere rağmen işletmeler vergi, SSK
ve diğer maliyet giderini karşılamakta zorlanmaktadırlar.
Teşvik Yasasının
süresi, bilindiği üzere, 31.12.2012 tarihinde sona ermektedir. Bu süreyi
uzatmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Aslanoğlu
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Bakan, bir zamanlar krallardı,
tahtaların en önemli şirketiydi, en yüksek değerli
şirketleriydi, devlet el koydu. İnsanları devlet kandırmaz.
Örneğin, Çukurova, Kepez, bunun gibi çok sayabilirim. Bu vatandaşlar
ne yapsın? Eğer insanlara siz Her gün prim yapıyor, her gün
şöyle yapıyor
Bir şekilde insanlar devlete güvenmiş,
borsaya girmiş, borsadan hisse almış ama ertesi gün devlet el
koyuyor, bu insanların kağıtları -bunun gibi birkaç
şirket daha var- sadece kağıt oluyor, hiçbir şey
kalmıyor. Acaba bunlar mağdur değil mi? Bu insanları devlet
mağdur etmedi mi? Bu şirketlerin bir değeri yok muydu?
Değeri devlete kaldı. Kişilerin borcu, kişilerdense
alın ama maalesef devlet insanları mağdur etti. Borsa
mağdurları
Bunlara karşı mutlaka bir önlem almamız
lazım. O mağdur insanların mağduriyetini giderecek misiniz
Sayın Bakan?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Köse
TUFAN KÖSE (Çorum) Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bakan, bu borsa
başkanının hükûmetçe atanması serbest piyasa ekonomisinin
ruhuna ne kadar uygundur? Hükûmete sermayeye, serbest piyasada oluşan
dengelere müdahale etme hakkı verdiği için çok sakıncası
olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, buyurun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN
(Ankara) Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle Sermaye Piyasası Kanun Tasarısı ile
ilgili şimdiye kadarki hazırlık aşamasında tüm
gruplarımızın vermiş oldukları katkı için
özellikle teşekkür etmek istiyorum. Hem alt komisyon
çalışmalarında hem komisyon çalışmalarında
gerçekten yoğun bir ilgi oldu ve pek çok komisyon üyesinin de
katkısıyla bu tasarı Genel Kurulun gündemine gelmiş oldu.
Bu, bir bakıma, 1980lerden bu yana yürürlükte olan bir kanun hükmünde
kararname ile yürüyen sermaye piyasamızı artık sağlam ve
modern bir hukuki zemine kavuşturmuş olacak.
Şimdi, burada, öncelikle yönetim
yapısı üzerinde durmak istiyorum. Yönetimde, biliyorsunuz, biz yüzde
49unun hazine tarafından ama yine önemli bir yüzdesinin İMKBnin
kendisi tarafından hisselerinin sahibi olunması konusunda bir
görüş oluşturduk kendi aramızda ve eğer isterlerse
VOBAŞ hissedarları yüzde 5 oranında İMKBye, yeni
adıyla Borsa İstanbula ortak olabilecekler. Aracı
kuruluşlara ve Aracı Kuruluşları Birliğine de yine
toplam yüzde 5lik bir hisse vermiş oluyoruz. Altın borsası da
yine yüzde 0,3 gibi küçük bir hissesiyle Borsa İstanbul hissedarlık
yapısı içerisine girmiş oluyor. Ama bunun yanında, yönetim
kurulunda hem özel sektör temsilcileri olacak hem kamu temsilcileri olacak. Biz
ilk başlangıçta -tam rakamları şimdi arkadaşlar
hazırlıyor ama- 11 kişilik yönetim kurulunun 6sı kamu 5i
özel gibi düşünüyoruz ama ileride bu Borsa İstanbulun özel sektör
payı arttıkça, halka açılışı
yapıldıkça, bu yönetimin yapısı da kuşkusuz buna
paralel olarak değişecek.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Efendim ben borsadan bahsetmedim, başka
şirketlerden bahsettim.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) İlk sorunuzda
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Evet, başka şirketlerden
Sadece borsa değil.
Örneğin Türk Hava Yolları.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Ha, ben onu Borsa İstanbul diye söylediğinizi
düşünüyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Hayır, hayır sadece
Hepsi.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN
(Ankara) Evet.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Ben Borsa İstanbul demedim. Örneğin Türk Hava
Yolları. Hesap vermiyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Şimdi, şöyle, halka açık şirketlerin en
önemli özelliği ki Türk Hava Yolları örneğinden hareket edecek
olursak
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Hayır, sadece Türk Hava Yolları değil.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara)
aslında bunun alternatifi nedir? Yüzde 50den
fazlasının kamunun sahibi olmasıdır. Fakat, yüzde 51inin
halka açık olduğu şirketlerde çok ciddi bir piyasa denetimi ve
piyasa gözetimi başlıyor.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Bakanım siz atıyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Şimdi, yüzde 51lik hisseye sahip olan belki binlerce
yatırımcı, bunların içerisinde yerliler var,
uluslararası yatırımcılar var. Bunlar aslında çok
önemli bir oto denetim, otokontrol mekanizmasını da içinde
barındıran bir sistem. Niye derseniz? E, milyarlarca dolar para
bağlamışlar bu şirket rantabl yönetiliyor mu, bir israf var
mı, doğru kararlar alıyor mu, almıyor mu? Piyasa
denetiminin biz çok güçlü bir denetim olduğuna inanıyoruz. Eğer
bu konularda bir sıkıntı, bir problem varsa, zaten bu hisse
senedi fiyatına anında yansıyor. Yani, ortaklar tarafından,
özel sektör ortakları tarafından yapılan bir denetimin,
aslında kamunun payını korumak açısından da etkin bir
mekanizma olduğuna inanıyoruz.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Bakanım, hisse sahiplerinin bir denetim
yetkisi yok Sayın Bakanım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Şimdi, aynı durum aslında Borsa İstanbul
için de geçerli.
Bir başka soru: Borsanın,
İMKBde işlem gören hisse senetlerinin ne kadarının
yabancı yatırımcılar tarafından
alındığı sorusuydu. Şu anda yüzde 65,46sı uluslararası
yatırımcıların portföyünde görünüyor ama tabii bunun
üzerinde bizim herhangi bir sınırımız, herhangi bir
limitimiz ya da bir yönlendirmemiz söz konusu değil. Bu tamamen yine
serbest piyasada alanlarla satanlar arasında oluşan bir rakam. Bu,
zaman zaman bakıyoruz yüzde 60ın altına geriliyor, zaman zaman
daha yüksek rakamlara da gelebiliyor. Artık, işlemlerin ve
alışverişin sonunda ortaya çıkan bir rakam.
Yabancı yatırımcı
sayısına bakacak olursak da 7.300 kişi görüyoruz ve yabancı
yatırımın piyasa değerini de 131 milyar TL olduğunu
görüyoruz.
Bu
Çukurova, Kepezle ilgili yine bir soru vardı. Değerli
milletvekilleri, burada bizim bakış açımız şu: Devlet
bugün mevduata güvence vermiş durumda. Nasıl bir güvence? Banka
başı, kişi başı 50 bin liraya kadar tasarruf
mevduatı devlet güvencesi altında. Bununla ilgili de biz TMSF
kanalıyla prim topluyoruz, sigorta primi topluyoruz; ileride, hani Allah
korusun, olur da bir banka sıkıntıya girerse o bankaya tasarruf
mevduatı yatıran kişilerin mevduatının 50 bin liraya
kadar korunması için ama borsa yatırımlarıyla ilgili
devletin böyle bir güvencesi yok. Yani borsada yatırım yapanlar için,
şu olmaz, bu olmaz, en az şu kadarı devletin garantisi
altındadır, devlet borsaya yatırım yapanın
yatırdığı parayı korur gibi böyle bir devlet güvencesi
söz konusu değil; bankalar için 50 bin liraya kadar söz konusu ama borsada
böyle bir şey söz konusu değil. Dolayısıyla, bir
bakıma, hisse senedi alanlar yani o şirkete ortak olanlar, artısıyla
eksisiyle, riskleriyle geliriyle, her şeyiyle ortak oluyorlar. Uzan
Grubunun sahip olduğu o kuruluşlara ortak olmak için girenler, o
kuruluşun hissesini alanlar da Uzanların, bir bakıma, her türlü
iş yapma riskini de üstlenmiş oluyorlar; aynı grup, İmar
Bankasıyla ilgili yapmış oldukları ortada.
Dolayısıyla, borsaya yatırım yapanların en önemli
dikkat edeceği husus, kime ortak oluyorlar, hangi şirkete ortak
oluyorlar, yatırım yapıyorlar, buna dikkat etmek.
Tabii
ki Sermaye Piyasası Kurulumuzun yetkileri var, düzenleme yetkileri var,
denetleme yetkileri var, bu yetkileri de etkin bir şekilde kuşkusuz
kullanmalı, özellikle küçük yatırımcı açısından
ama bu küçük yatırımcıyı her türlü zarardan koruma
anlamına da gelmiyor. Halka açık şirket düzgün
çalışıyor mu, kurallara uyuyor mu, Sermaye Piyasası
Kurulunun ilkelerine, prensiplerine, mevzuatına uygun hareket ediyor mu,
bu açıdan denetleniyor. Ama, Sermaye Piyasası Kurulunun
düzenlemelerine uygun hareket ettiği hâlde, tamamen ticari kaynaklı
ya da uygulama kaynaklı risklerin gerçekleşmesi durumunda da
kuşkusuz, ortaklar, bunu hisseleri oranında -bu riskleri-
paylaşmış oluyorlar.
Ayrıca,
yine bu ÇEAŞla alakalı, yargı organlarımız ve AİHM (Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi) bu konuda yapılan uygulamaların
hukuka uygun olduğuna dair kararı da vermiş durumda.
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Daha
kurulmadı ki bizde uygun olsun. Öyle bir şey yok, şu anki
düzenlemede böyle bir hüküm yok. Nasıl olur?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) - Ayrıca, bu tahtası kapanan şirket
sayısıyla ilgili eğer rakamlar hazırsa hemen söyleyelim,
yoksa daha sonra yazılı olarak cevap verelim.
Şu ana kadar işlem
sırası kapanmış 44 tane şirket var. Bunların bir
kısmının faaliyetleri iflasları sebebiyle imkânsız
hâle gelmiş durumda. TMSFnin el koyduğu bankalar nedeniyle ortaklık
hakları TMSFye geçen şirketlerin de işlem sırası
kapanmış durumda. Lisansları iptal edilen Aktaş, Çukurova
ve Kepez ise faaliyetleri durduğu için işlem sırası
kapanmış durumda.
İzinsiz halka arzla ilgili,
şu ana kadar 66 şirketle ilgili suç duyurusu var. Mal
varlıklarına tedbir isteme ve bilgilendirme toplantıları
yapılmış durumda ama para iadesine ilişkin kanunda
öngörülen herhangi bir husus yok. Yani bu yine ticari bir risk; izinsiz halka
arzla parasını yatıranlar, artık, hem kârıyla hem de
bir bakıma zararıyla, her türlü artısına eksisine,
kârına zararına ortak olmuş oluyorlar.
Yine son zamanda, biliyorsunuz, bu
kuruluşlardan bazıları -sizler de takip ettiniz- 2 tane holding
İMKBde artık kote oldu. Bu hisselere de likidite
kazandırıldı. Mağdurların tazminat taleplerine
ilişkin mahkeme süreçleri de devam ediyor. Dolayısıyla, bir
tazminat söz konusu olacaksa mahkemelerin kararı hâlinde bu
şirketlerin kendileri tarafından bunlar
karşılanmış olacak.
Borsada işlem yapan toplam
şirket sayısı şu anda 404.
Mesela, bu deminki yönetim kurulu
yapısında, bizim tasarımız şöyle: Aracı
kuruluşlardan 1, Sermaye Piyasaları Birliğinden 1, Odalar
Birliğinden 1 ve nihayetinde halka açık paylardan da 6 yönetim kurulu
üyesi olmuş olacak.
Enerjiyle ilgili bir konu vardı.
Değerli milletvekilleri, bizim enerji
politikamız şu: Enerjide öncelikle arz güvenliği son derece
önemli çünkü, biliyorsunuz, en pahalı enerji olmayan enerji.
Dolayısıyla, biz, arz güvenliğini temin edebilmek için mümkün
olduğunca kaynakları çeşitlendirmek istiyoruz, bu hem petrol
için geçerli hem doğal gaz için geçerli. Doğal gazı şu an
biz Rusyadan alıyoruz, İrandan alıyoruz, Cezayirden LNG
şeklinde alıyoruz. Ama, Kuzey Irakta da, biliyorsunuz, çok zengin
doğal gaz kaynaklarının olduğu tespit edilmiş durumda,
hem petrol konusunda hem de doğal gaz konusunda Kuzey Irakla
görüşmeler devam ediyor.
Grev yasağından bahsedildi. Bu, dünyada da olan
bir uygulama. Bazı çok kritik sektörlerde grev yasağı, sadece
bize özel değil, dünyada da, Avrupa Birliğinde de olan bir konu.
Yani, Türkiye olarak biz bunu Avrupa Birliği müktesebatının
dışında yapmıyoruz. Çünkü, eğer 1 tane borsanız
varsa, düşünün ki bu borsanın grev sebebiyle
kapatıldığını, bunun toplam ekonomiye maliyeti çok çok
yüksek olacaktır. Dolayısıyla, borsada çalışmak
isteyenlerin, bankalarda çalışmak isteyenlerin, Türk Hava
Yollarında çalışmak isteyenlerin bir bakıma baştan bu
şirketlere girerken burada bir grev uygulamasının olmadığını
bilerek girmeleri lazım. Eğer grev uygulaması konusuna çok önem
veriyorlarsa, o zaman grev uygulamasının olabildiği bir yerde
çalışmayı da kuşkusuz tercih edebilirler.
UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) Sayın Bakan,
teşvikte süreyi uzatacak mısınız?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara)
5084e geliyorum ben şimdi. 5084, biliyorsunuz, 2004 yılında
uygulanmaya başlayan bir teşvik sistemi ve yatırımdan öte,
aslında bir işletme teşviki formatı var 5084ün. 49 ilde
uyguluyoruz. Ancak, bu 49 ilin tespiti, biliyorsunuz, bizim ta 2003
sosyoekonomik gelişmişlik endeksine göre tespit edilmiş bir 49
il. Bugün biz artık yepyeni bir teşvik sistemine geçmiş
durumdayız. Sosyoekonomik gelişmişlik endeksleri bütün illerin
yeniden hesapladı, 6 bölgeye uygulandı. Şimdi, bizim ta
2003teki endekse göre kurgulanmış bir teşvik sistemini -49 ili-
bugün aynen devam ettirmemiz, yeni kurduğumuz teşvik sitemiyle ciddi
bir çelişki oluşturacak. Bunun devam edip etmemesi konusunda bir
çalışma var şu anda. Ama, burada, ben beklentileri fazla
yükseltmek istemiyorum. 5084ün belki kısmen, belki şekil
değiştirerek devamı söz konusu olabilir ya da tamamen, 5084, 31
Aralık 2012de sona erdi de, diyebiliriz. Bununla ilgili, şu anda,
Ekonomi Bakanlığımız başta olmak üzere, ilgili
kurumlarımız çalışmakta.
Sanırım cevap vermediğim soru
kalmadı. Eğer atladığım bir şey varsa
hatırlatabilirsiniz bana.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
ALİM IŞIK (Kütahya)
İzinsiz halka arz
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Onu söyledim.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sayın Başkan
BAŞKAN - Bitti soru-cevap
işlemi, oturunuz yerinize.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Sayın Başkan, ben özür dilerim
BAŞKAN Sayın Tanal, yok
böyle bir usul ama söz vereceğim, buyurun. Lütfen yani!
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Bakın, Sayın Bakan bilgiyi
BAŞKAN Soru-cevap işlemi
tamamlandı, süre tamam.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Soru-cevap anlamında değil.
BAŞKAN Oturun yerinize de
vereyim, tamam, anladım.
MAHMUT TANAL (İstanbul)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli Bakan, bu cümleyi size
söylemek istemezdim ama herhâlde size verilen bilgi yanlış bir bilgi.
Siz o yanlış bilgi nedeniyle dediniz ki: Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde mülkiyet hakkının ihlaliyle ilgili bu
şekildeki düzenlememiz ona uygundur, başvurulmuştur,
reddedilmiştir. Türkiyede, bakın, böyle bir yasal düzenleme yok.
Siz, ilk olarak böyle bir düzenlemeyle alacaklarına haciz
konulamayacağını
Ayrı bir muafiyet tanıyorsunuz; bu,
mülkiyet hakkının ihlalidir. Diyorum ki: Devlet malı
haczedilemez. ibaresinden dolayı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gitti, 2011de devlet buna tazminata mahkûm oldu. Bu anlamda -daha
bu yeni bir kanun ama- size yanlış bilgi verdiler. Lütfen, bunu
düzeltmenizi istirham ederim.
Saygılar.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul
edilmiştir.
Şimdi, 1inci bölümün
görüşmelerine başlıyoruz.
1inci bölüm 1 ila 30uncu maddeleri
kapsamaktadır.
1inci bölüm üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya
Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu
Tasarısının 1inci bölümü üzerinde görüşlerimizi
açıklamak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Her ülke için ekonomik büyümenin
sürdürülebilirliği finansal büyüme ve istikrarın
devamlılığını gerektirmekte, bu da finansal sistemin
kurumsal yapısının yeterince güçlü ve dinamik, sermaye
piyasalarının ise yeterince derin ve likit olmasıyla mümkün
olabilmektedir. Bu sağlanamadığı takdirde,
uluslararası dalgalanmalar sonucu ortaya çıkan krizler
karşısında sorunlar yaşanabilmektedir.
Dolayısıyla, finansal sistemin bankacılık
ağırlıklı işlemesinden kaynaklanan
kırılganlık ve riskler, ancak sermaye piyasasının
gelişmesiyle azaltılabilir. Bu açıdan, Türk sermaye
piyasasının güçlü bir kurumsal organizasyon yapısı içinde,
piyasaların daha derin ve likit hâle geldiği,
yatırımcı sayısı ve kompozisyonu ile finansal araç
çeşitliliğinin arttığı bir noktaya ulaşarak
gelişmiş ülke sermaye piyasaları içindeki yerini alması
ekonomimiz açısından büyük önem arz etmektedir.
Bugün, Türk sermaye
piyasasının bazı temel sorunları bulunmaktadır.
Sermaye piyasamızın en başta gelen yapısal sorunu,
yatırımcı sayısı yetersizliğidir. Ülkemizde,
sermaye piyasasında en önemli yatırım aracı kuşkusuz
hisse senetleridir. Merkezî Kayıt Kuruluşu verilerine göre ülkemizde
hisse senedi sahibi olan yerli gerçek kişi sayısı sadece 1
milyon 86 bin kişidir. Bunun da 872.535ini hisse senedi portföyü 10 bin
liranın altında olan ve toplam portföy değerinin ancak yüzde
3üne sahip olan yatırımcılar oluşturmaktadır. 10 bin
lira ve daha üzerinde portföy sahibi olan yatırımcı
sayısı ise sadece 213.866 kişidir. Yatırımcı
sayısındaki yetersizliğin nedenlerinden biri
yatırımcı haklarının yetersizliği ve bunun
zedelediği güven sorunudur. Geçmişte yaşanan sorunların da
etkisiyle hâlen, sermaye piyasasına olan güvensizlik konusu
giderilebilmiş değildir.
Sermaye piyasamızın bir
başka sorunu da finansal okuryazarlık oranımızın
oldukça düşük olmasıdır. Finansal okuryazar
düşüklüğünün kamu ve özel sektör uzmanlarında hatta akademi
dünyasında da mevcut olduğunu araştırmalar göstermektedir.
O sebeple, sermaye piyasalarını geliştirmek ve
derinleştirmek sadece teknik çalışmalarla, yasal düzenlemelerle
başarılabilecek bir hedef olarak görülmemeli; aynı zamanda,
sermaye piyasasının halk ve piyasa aktörleri arasında hak
ettiği itibara ulaşabilmesi amacıyla mümkün olan tüm
platformlarda bir tanıtım ve imaj yenilemesi çalışması
da yapılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Türk
sermaye piyasasını olumsuz etkileyen asıl belirleyici unsur
ülkemizde yurt içi tasarrufların yetersizliği ve giderek daha da
yetersiz hâle gelmiş olmasıdır. On yıl önce Türkiyede,
yüzde 20ler seviyesindeyken dahi yetersiz dediğimiz yurt içi
tasarruflar şimdi 13lere kadar gerilemiş durumdadır. Bu
nedenle, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi
politikaları sonucu tüketim toplumu hâline getirilmiş ülkemizde
tasarrufları artırmak sadece sermaye piyasasının meselesi
değil, Türk ekonomisinin çözümlenmesi gereken en önemli sorunu
konumundadır. AKP iktidarının bugüne kadar
uyguladığı ekonomi politikasının üretim perspektifi
olmamış, üretim yerine tüketim, tasarruf yerine borçlanma teşvik
edilmiştir. Tasarrufların düzeyi AKP iktidarı döneminde sürekli
olarak düşmüş olup 2011 yılında cumhuriyet tarihimizin en
düşük tasarruf oranı ile
karşılaşılmıştır. Hane halkı tasarruf
oranı da 2007 yılında yüzde 12,2 iken 2011 yılı
itibarıyla yüzde 7,5 düzeyine inmiştir ancak yüzde 20lik gelir
dilimlerine göre alt üç gelir grubunun yani hane halkının yüzde
60ının tasarrufunun negatif konumlu olduğu, en yüksek gelire
sahip iki gruptaki, özellikle de en yüksek gelire sahip yüzde 20lik gruptaki
hane halkının tasarruf edebildiği Merkez Bankası finansal
istikrar raporlarından görülmektedir.
Vatandaşın geliri geçimini
sağlamaya yetmiyorsa nasıl tasarruf edecek? AKP Hükûmeti
vatandaşta tasarruf edecek hâl bırakmamıştır. Devletin
resmî rakamları ve raporlar da bu durumu net bir şekilde ortaya
koymaktadır. Türkiye İstatistik Kurumunun 28 Eylül 2012 tarihinde
açıklanan sürdürülebilir kalkınma göstergeleriyle ilgili verilere
göre, ülkemizde 2011 yılı itibarıyla yoksulluk ya da maddi
yoksunluk riski altındaki nüfusun oranı yüzde 62,5 olup bu durumda
nüfusumuzun yaklaşık olarak üçte 2si yoksulluk riski
altındadır. Çok daha vahimi, TÜİK tarafından yapılan
hesaplamaya göre şiddetli maddi yoksunluk içinde bulunan kişi
sayısı 43 milyon 286 bin kişidir. Bu sayı nüfusumuzun yüzde
60,4üne karşılık gelmekte olup bugün her 5 kişiden 3
kişinin şiddetli maddi yoksunluk içinde bulunduğunu göstermektedir.
Aylık geliri yetmeyen vatandaşımız, geçimini borçla sağlamaya
çalışmaktadır. Vatandaşlarımız banka tüketici
kredilerine veya kredi kartlarına yüklenmiş ve toplam borçları
249 milyar lirayı aşmıştır. Tüketici kredisi ve kredi
kartı borçları toplamı 2002 yılına göre tam 39 kat
artmıştır. Gelecek yıllardaki gelirlerini şimdiden
tüketen vatandaşlarımızın geleceği ipotek altına
alınmıştır.
Merkez Bankasının finansal
istikrar raporlarına göre, 2002 yılında 144 milyar lira olan
hane halkı harcanabilir geliri 2012 yılı Eylül ayı
itibarıyla 591 milyar liraya yükselmiştir. Buna
karşılık, 2002 yılında 6,7 milyar olan hane halkı
yükümlülüğü 2012 yılı Eylül ayı itibarıyla 284,4
milyar liraya ulaşmıştır. Dolayısıyla, AKP
iktidarı boyunca hane halkı harcanabilir geliri 4,1 kat artarken,
hane halkı yükümlülüğü tam 42,5 kat artmıştır.
Vatandaşın faiz ödemeleri de 12 kat artmıştır. 2002
yılında yüzde 4,7 olan hane halkı yükümlülüğünün hane
halkı harcanabilir gelirine oranı 2012 Eylül ayı itibarıyla
yüzde 48,1 oranına ulaşmıştır yani
vatandaşın 100 liralık gelirinin yarıya yakını,
48 lira 10 kuruşu borca gider hâle gelmiştir. AKPnin on
yıllık icraatının özeti bu; vatandaş
gırtlağına kadar borçlu hâle getirilmiştir.
Dolayısıyla, günlük gıda tüketimlerini bile kredi kartıyla
8 taksitle alabilen vatandaş nasıl hisse senedi alabilecek? Ekmek
bulamıyorlarsa hisse senedi alsınlar mı diyorsunuz?
Yurt içi tasarrufların bugünkü
düzeyiyle, vatandaşımızın bugünkü borçluluk hâliyle sermaye
piyasamızda yatırımcı sayısını
artırabilmek, sermaye piyasasına yeterli derinlik kazandırabilmek
mümkün değildir. Tasarrufu artıracak, bunun için de öncelikle üretimi
artıracak, vatandaşın gelirini artıracak önlemlerin
alınması gerekmektedir. AKP iktidarı döneminde büyüme
hızı yıllık ortalama yüzde 5,3 olmasına rağmen,
nüfusun eğitim düzeyi ve yaşam standartları çok düşük
durumdadır. Eğer bu ekonomik büyümeye rağmen, TÜİK
verilerine göre hâlâ nüfusun yüzde 65inin lise düzeyinde bile eğitimi
yoksa, yüzde 40ının çatısı akıyor ve ısınma
sorunu varsa, yüzde 60ı iyi beslenemiyorsa, yüzde 80i eskiyen mobilyalarını
yenilemiyorsa bu durum, ekonomi politikalarının gözden geçirilmesi
gerektiğini, hatta geç bile kalındığını ifade
etmektedir. Kişi başına düşen millî gelirimiz 10 bin
doların üzerinde olduğu hâlde neden herkesin bu gelirden
faydalanamadığı iyice analiz edilmeli ve gerekli tedbirler
mutlaka alınmalıdır. Herhâlde ekonomik büyümeyi Sadece
sıcak para sahipleri para kazansın, borsaya yatırım
yapanlar para kaybetmesinler. diye istemiyorsunuzdur.
Ben tasarının
hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum, sağ
olun. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA BÜLENT
KUŞOĞLU (Ankara) Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; sıra sayısı 337 olan Sermaye
Piyasası Kanunu Tasarısıyla ilgili olarak söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım,
biliyorsunuz, ekonomi çok karmaşık milyonlarca olaydan oluşuyor,
karmaşık bir süreçtir. Ekonomiyi tahlil etmek zordur,
sıkıntılıdır. Ekonomi içerisinde de sermaye
piyasası, finans dünyası çok önemli bir yer tutar. Sermaye sektörü
âdeta ekonominin kanıdır, canıdır, ona hayatiyet
kazandıran sektördür. Böyle bir benzetme yapabiliriz. Bizde de tabii ki
finans sektörü, sermaye piyasaları çok önemli. Bizim ekonomimiz,
biliyorsunuz, geri kalmış bir ekonomi, sıkıntılı
bir ekonomi. Bu çarpık ekonomi içerisinde, sermaye piyasalarına,
finansa sektörüne çok önemli görevler düşüyor. Özellikle son 10 yıl
içerisinde dünyada sermaye piyasalarında çok önemli gelişmeler oldu.
Finans piyasalarında hem enstrüman yönünden, çeşitlilik yönünden hem
miktar yönünden çok büyük gelişmeler oldu. Bunun sonucu olarak ve bunun
iyi düzenlenmemesi sonucu olarak da 2008de olduğu gibi, en yapısal,
en derin ekonomik krizle karşı karşıya kaldık.
2000 yılında -bazı
rakamlar vereceğim, bu rakamlar gerekçede de var- dünyada 4,7 trilyon
dolar olan yabancı sermaye akımları 2007de 10,9; 11 trilyon
dolara ulaşıyor. Bu, dünya için oldukça büyük bir gelişme, çok
hızlı bir gelişme. Yine, yabancı
yatırımcıların başka ülkelerdeki varlıkları
toplamı 1990da 9,6 trilyon dolarken, 10 kat artarak bu 2007de 96 trilyon
dolara ulaşıyor. Müthiş bir rakam, dünya tarihinde
görülmemiş bir rakam. Türkiye bu nakit bolluğundan maalesef yeterince
yararlanamadı. Tabii ki bize de bunun çok olumlu etkileri oldu, Türkiye de
bu nakit bolluğundan yararlandı ama yeterince yararlanamadı ve
Türkiye bu nakit bolluğundan çok büyük maliyetler
karşılığında ancak yararlanabildi, çok büyük bedeller
ödedi. Biliyorsunuz, bizde faizler de yüksek olduğu için, bize son 10
yıl içerisinde çok büyük maliyetleri olan bir noktada kaldı ve bizim
sermaye piyasamız 2010 rakamları ile 197 milyon dolarlık borsa
kapitalizasyonuyla Malezya ve Endonezya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.
Yine, faaliyet hacmi açısından da oldukça geride kalındı, çünkü
Türkiyenin maalesef tasarrufları yetersizdi,
sıkıntılıydı. Birçok açıdan yetersiz kaldı,
geri kaldı.
Biraz önce söylediğim gibi,
sermaye piyasalarımızın eksik kalmasının en önemli
sebebi, ekonomimizin durumu, ekonomimizin geri kalmış olması,
çarpık yapısı ve gelişme düzeyinin düşüklüğü. Bu
böyle olmakla beraber, mevzuatımızda da sermaye ve finans
piyasası alanında önemli eksiklikler vardı. Dünyadaki yeni
finansal enstrümanları yeterince kavrayamayan bir finansal yapımız,
sermaye piyasamız vardı, fakat dünyaya açık olan insan
kaynaklarımızla, insan yapımızla mümkün olduğunca da
bunları kavramaya çalışıyorduk. Şimdi, Sermaye
Piyasası Kanunu Tasarısıyla bütün bu eksiklikleri gidermeye
çalışan bir hedefimiz var. Önemli ölçüde ilgili bürokratlar,
teknisyenler tarafından hazırlanan bu kanun tasarısıyla bu
eksiklikler, mevzuattaki bu eksiklikler önemli ölçüde giderilmiş olacak.
Komisyonda da biz Cumhuriyet Halk
Partisi olarak bu konuda önemli ölçüde destek vermeye çalıştık, mümkün
olduğunca bu konuda gördüğümüz eksiklikleri gidermeye
çalıştık. Güzel bir çalışma olduğunu
düşünüyorum, belli bir yere kadar. Fakat tüm bu desteğimize
rağmen bazı konularda yine de eksiklikler var, onları özellikle
sizlere belirtmek istiyorum. Mesela, şu konuyu çok önemli görüyorum,
Komisyonda da görüşmedik: Sermaye piyasalarında fon yönetimi çok
önemli bir konudur değerli arkadaşlarım, sermaye
piyasalarında fon yönetimi çok önemli bir konudur. Sermaye piyasaları
konusunda da yeni bir döneme giriyoruz dünyada. Biliyorsunuz, Bireysel
Emeklilik Kanunu geçen dönem burada Meclisimizden geçti, kabul edildi. Bireysel
Emeklilik Kanunuyla ilgili olarak da aşağı yukarı on küsur
yıllık bir uygulama döneminin sonunda ilk emeklileri önümüzdeki
yıllarda vermeye başlayacağız.
Bireysel Emeklilik Kanunu da fon
yönetimi gerektiren bir Kanun. Bireysel emeklilik fonlarının iyi bir
şekilde değerlendirilmeleri gerekiyor. Bireysel emeklilik
fonları şimdiye kadar hazine kâğıtlarına ve
İMKBye oldukça önemli tutarda yatırımlar yaptılar ama bu
dönemde, bireysel emeklilik fonlarının hazine
kâğıtlarına yaptığı yatırımlar enflasyonu
da hesaba katarsak oldukça düşük kaldı. İMKB
yatırımları daha iyi idi bireysel emeklilik
fonlarının. Onun için bu dönemde özellikle bireysel emeklilik
fonlarının İMKBye yönelmesi kaçınılmaz, yani böyle
bir durum söz konusu olabilir, dolayısıyla bireysel emeklilik
fonları hazine kâğıtlarından daha fazla olarak -bu bireysel
emeklilik fonuna yatırım yapan kişilerin de tercihine
bağlı önemli ölçüde- İMKBye kayabilir, sermaye piyasasına
kayabilir. Biliyorsunuz, bizim İMKBmiz de önemli ölçüde
yabancıların elinde.
Demin sordum, Sayın Bakan da
herhâlde yazılı olarak cevap vereceğini söyledi.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) Yüzde
BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla)
Yüzde
Şimdi, bu dönemde yabancılar
ellerindeki fonları boşaltabilirler, buna dikkat etmemiz lazım,
yani ellerindeki portföyleri boşaltabilir, bizim bireysel emeklilikten bu
tarafa geçmek isteyen, hazine kâğıdından İMKBye geçmek
isteyenlere satabilirler. Bu konunun Türkiye için çok önemli bir konu olduğunu,
hassas bir konu olduğunu düşünüyorum. Bu konuyla ilgili olan
tarafların bu konuda hassasiyet göstermesini özellikle rica ediyorum,
gerektiğini düşünüyorum.
Bir diğer konu da Komisyonda tasarı olarak
gelmediği hâlde daha sonradan bir ek maddeyle, geçici madde 9la getirilen
Borsa İstanbul Anonim Şirketi. Şimdi, bu konu yeterince
tartışılmadı, Komisyonda yeterince bu konuyu
tartışmadık. Borsa İstanbulun anonim şirket
şeklinde kurulması bence tartışılması gereken bir
konu. Anonim şirket şeklinde kurulmasının ötesinde bu
anonim şirketin yüzde 51inin özel sektörde bulunması, bu özel sektör
kuruluşlarının kimler olacağının, nasıl
olacağının belirlenmesi de ayrı bir tartışma
konusu. Bunları yeterince tartışmadan Genel Kurula getirdik,
burada çok önemli bir eksiğimiz var. Bu konuları bence çok daha fazla
tartışmalıydık, alt komisyonda daha fazla
değerlendirmeliydik, ondan sonra buraya gelmeliydi. Bu konuların
özellikle düzelmesi gerekiyor.
Yine, bu konuyla ilgili, Komisyona sonradan gelen bu
geçici 9uncu madde aslında ayrı bir kanun olarak düzenlenmesi
gereken, başlı başına bir kanun olarak düzenlenmesi gereken
hükümler ihtiva ediyor. Detaylarının yeterince
tartışılması lazım.
Mesela TOKİye 1.600 dönüme yakın
İstinyede arazi devri söz konusu, İMKBye ait arazilerin
TOKİye devri söz konusu. Bu konunun da yeterince
tartışılmadığına inanıyorum, bunun da
düzeltilmesi gerekiyor.
Yine, geçici 9 içerisinde 8inci fıkra Borsa
İstanbul Anonim Şirketi yönetim kurulu başkanı en yüksek
icra amiri sıfatıyla şirketi sevke, idareye ve tek
başına temsile ve ilzama yetkilidir. diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) Bu konunun da
düzeltilmesi gerekenler arasında olduğuna inanıyorum.
Diğer konuları da söz aldığımda
dile getireceğim.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu
adına söz isteyen Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.
BDP GRUBU ADINA ADİL KURT
(Hakkâri) Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Tasarının birinci bölümü
üzerine partimiz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
selamlıyorum.
Tabii, bu tasarının
ayrıntılarına girmek, teferruatları üzerinde durmak, bizce
çok mantıklı değildir. Bir bütün olarak bu sistemin
algısına karşı durduğumuz için, içindeki
düzenlemesinin yani Şurası düzgün, şurası
yanlış, şurası şöyle olmuş, burası bu
şekilde olsa. demenin bir anlamı yok bizim açımızdan çünkü
her hâlükârda reel ekonominin önüne set koyan, insanların sermayesini
üretime dönük yatırıma teşvik yerine paranın parayla
değişimini ve paranın parayla değişimi sonucunda elde
edilen kârı konuşmanın, bu kârı piyasa düzenlemesi üzerinde
fazla değerlendirme yapmanın bu açıdan bakıldığı zaman bizce bir
anlamı yok.
Dolayısıyla da
ağırlıklı olarak benim üzerinde duracağım konu
şu: Şimdi, bir devlet aygıtı kumar oynatır mı
oynatmaz mı, kumar oynamanın argümanlarını kanunla düzenler
mi düzenlemez mi; buna bakmak gerekiyor. Siz adına ne koyarsanız
koyun bu kumar sistemidir. Mevcutta getirdiğiniz bu düzenleme, bütün dünya
açısından da bu böyledir, kapitalist ekonominin bir
hastalığıdır. Bu şekilde sermayeyi üretimden
uzaklaştırıp paranın parayla değişimi sonucunda
elde edilen kâr. Masa başında oynanan kumarla borsada bilgisayar
başında oynanan bu kumar arasında hiçbir fark göremezsiniz.
Şöyle bir havuz düşünün, o
havuzu bir yerden besleyeceksiniz ki bir aktarım yapabilesiniz.
Şimdi, özellikle halka açık arz şirketleri, vesaire pek çok
argüman geliştiriliyor ama tamamı, işin özcesi bir havuzu
belirli musluklarla dolduruyorsunuz, belirli aktarım borularıyla da
boşaltıyorsunuz ama bu sistemin sürekli belli bir döngü içerisinde
kalabilmesi için gelen suyla tahliye olan suyun eşit olması gerekir.
Sadece eşitlik burada, diğeri birikmiş, az birikmişi olan
dar gelirli grupları bir şekilde bu kumara, bu havuza dâhil edip
birilerini de bu sistem aracılığıyla daha fazla zengin
etmek. Sormak istiyorum, hakikaten bugüne kadar bu sistemde zengin olan orta
gelirli bir yatırımcı var mıdır? Türkiyede
yaklaşık otuz yıldır uygulanan bu sistem kimi zengin
edebilmiştir, hangi dar gelirli vatandaşı bu halka açık arz
şirketleri aracılığıyla zengin edebilmiştir,
sermayesini beş kuruş artırabilmiştir? Bir tek örnek
gösteremezsiniz ama öbür tarafta milyarder sayısı, dolar
milyarderleri sayısı her gün biraz daha artıyor.
Bu düzenlemenin bugün
açısından, bu dönem açısından hemen gündeme getirilmiş
olmasının bir başka esprisi daha var: Şimdi, biliyorsunuz,
dünyada esasında bu büyük kumarın oynandığı 2-3 önemli
merkez vardır. Bu merkezlerin bir tanesi Amerika, bir tanesi
İngiltere, bir tanesi Uzak Asya sermayesi üçüncüsü. Sadece Amerika ve
İngilterede dönen bu sermaye, dünyada piyasada dönen sermayenin yüzde
50sinden fazlasına tekabül ediyor ama biz bu yasa
aracılığıyla, hedef koyduğumuz dünyadaki bu sermaye
piyasası içerisinde ki sadece yüzde 3lük bölümüne hitap etme gayreti
içerisindeyiz. Esasında da Rusyaya, Rus borsasına, Rus sermaye
piyasasına rakip olabilir miyiz, olamaz mıyız gayreti var
burada. Sadece bu yıl içerisinde Rusya piyasasına giren sıcak
para 74 milyar dolar civarındadır. Pastanın bu diliminden biz
biraz daha fazla pay alır mıyız gayreti var burada. Bu gayreti
geliştirirken de bazı temel riskleri göze alıyoruz. Temel
risklerden bir tanesi
Şimdi değerli
arkadaşlar, uluslararası sermaye piyasasında dolaşan ve
büyük masada ağırlıklı olarak kendine yer bulamayan
spekülatör sermayeden söz ediyoruz, spekülatörlerden söz ediyoruz. Büyük
masada
Hangi masada koltuk boşalırsa oraya oturan ve oradan ne
koparsa kaçan sermaye diliminden söz ediyoruz. Rusyanın bu şekilde
tercih nedeni olması da anlaşılırdır. Şimdi bu
spekülatörleri Türkiyeye çekmeye çalışıyorsunuz. Bakın,
Kafkaslarda kadife devrimleri size anımsatmak isterim, bu spekülatörlerin
ülke yönetimlerine ne şekilde müdahale edebildiklerini sizlere
anımsatmak isterim. Önümüzdeki tasarıda alabildiğine kapı
açılıyor. Ayrıntılı incelediğinizde de
Şimdi başlangıçta kapıyı çok
açtığınızı görüyorsunuz, farkındasınız.
Devamında da yavaş yavaş bu kapıları nasıl biraz
daha kapatır duruma gelir, biraz daha emniyet supapları
oluşturur gayretini görürsünüz bu tasarının içerisinde ve
nihayetinde getirmişsiniz bir tekel oluşturmuşsunuz.
Doğrudan doğruya Hükûmetin tahakkümüne terk edilmiş bir tekel
yani bir çok alanda benzer düzenlemeler yapılıyor ama burada biraz
daha çıplak görünüyor. Hükûmet, demir perde ülkelerindeki uygulama
sistemini burada baz alıyor. Daha fazla yetkileri kendinde toplama ve esasında,
en büyük sermayedar olma gayreti içerisindedir. Birçok açıdan
değerlendirdiğiniz zaman, handikapları olan bir şeydir.
Gerçekten de ülke yönetimini riske sokuyorsunuz, bu spekülatörler yarın
öbür gün başınızı ağrıtır. İsim
anımsatmak istemiyorum ama uluslararası spekülatörleri düşündüğünüz
zaman belli başlıları hemen akla geliyor. Yarın öbür gün,
Türkiye piyasasında da bu insanlar cirit atmaya başlayacaklar ve
doğrudan doğruya sizleri etkilemek durumunda kalacaklar. Gelip burada
Öyle bir şey mümkün değil, hiç olmaz. dersiniz, diyebilirsiniz de
ama gerçekten bu tehlikeyi hissetmeniz gerekir ve bu sıkıntı
önünde sonunda kapınızı çalacaktır. Kapınızı
çalmakla kalsa amenna, biz Bize bir şey olmuyor. deriz ama sonuçta,
burada hepimizin geleceğini ilgilendiren bir konudur bu. Uluslararası
spekülatörlerin yönlendirmesiyle bir ülke yönetimi olmasını arzu
etmeyiz. Bu tasarı ona kapı aralıyor. Dünyadaki bu küresel kriz
genellikle değerlendirilir. Bakınız, dünyadaki küresel krizin
kaynağında bu var. Buraya, bu sakıncalı durumu kendi elinizle
getiriyorsunuz, kendiniz uygulamaya kalkışıyorsunuz.
Uluslararası spekülatörlerin ülkenin ekonomik gelişimine katkı
sağlamaları mümkün değildir, göremezsiniz. Bu piyasadan daha
fazla pay alırlar, sizin sıcak paraya endeksli bütçeleme
zafiyetinizden yararlanırlar ama sonuçta, hepimiz, bu sistemden
kaynaklı olarak kaybederiz. Dolayısıyla, bizim bu
tasarıyı hiçbir şekilde onaylamamız mümkün değildir,
temeline karşıyız, teferruata hiç girmeye gerek yok.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Bölüm üzerinde şahsı
adına söz isteyen, Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP
sıralarından alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya)
Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu kanun
gerekli bir kanun ve gecikmiş bir tasarı, uzun yıllardır bu
konuda çok köklü bir değişiklik yapılamamıştı.
Dünyada krizler yaşandı, Türkiyede birtakım değişiklikler,
başka kanunlarda düzenlemeler yapıldı ama sermaye
piyasasında köklü bir düzenleme yapılamamıştı.
Dolayısıyla, kanunun genel gerekçesine biz de katılıyoruz,
bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyordu, hatta da
gecikmiş durumdaydı. Onun için de, alt komisyon
çalışmalarında da, Plan ve Bütçe Komisyonu
çalışmaları sırasında da birçok maddeyi
değiştirdik, ekledik, düzenledik
bazı çalışmaları arkadaşlarımızla
beraber, bürokrat arkadaşlarımızla beraber uzunca bir çalışma
yaptık. Birtakım eleştirilerimizi dikkate aldılar,
bazıları kaldı ama genel olarak, bizim MHP olarak kanunun
geneline bir karşı görüşümüz yok, ama birtakım spesifik
düzenlemeler var, oralarda da hem muhalefet şerhimizi hem de alt komisyon
ve komisyondaki görüşmelerimiz sırasında kendilerine ilettik.
Şimdi, bazı maddelerle ilgili de önerge hazırlıkları
var. Bazılarında yine uzlaşıyoruz bazılarında
yetmez ama evetçiyiz, bazılarının da hâlen daha eksiklikleri,
maalesef, duruyor.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, burada, işin, kanun yapma tekniğine aykırı
bir kısım var. Ben, baştan onu söylemek için söz aldım
şahsım adına.
Şimdi, normal şartlarda,
önemli bir kanunun buradan çıkması gerekiyorsa teklif ya da
tasarı olarak hazırlanıp komisyonlara havale ediliyor.
Komisyonlarda da teknik bir şeyse alt komisyona havale ediliyor, güzel. Biz
de alt komisyon kurduk, üzerinde çalıştık. Şimdi, alt
komisyonda olmayan, sonrasında üst komisyona geldiğimizde de oturup
konuşurken son anda gelen bir önerge. Tamam, küçük bir
değişiklik olur son anda eklenir, eksiklik fark edilir, bürokrasinin
talebi olur, hepsi olabilir. Ama şimdi, değerli arkadaşlar, bu
önerge 5-6 sayfa olursa, içinde 20ye yakın ayrı ayrı hüküm
olursa o zaman bizim yaptığımız alt komisyon raporunun ne
anlamı kalır?
Yani şimdi,
arkadaşlarımız iyi niyetli olabilir -genel gerekçe dedim ya-
bunun genel gerekçesi de haklı olabilir ama bir kanun yapma tekniği
var ve sizin de içinde olduğunuz hükûmetin çıkarmış
olduğu mevzuat hazırlama yönetmeliği var. Burada Birtakım
şeyler şu şu süreçlerden geçer. diyor. Şimdi,
içeriğine bakıyoruz, usulün şeyini geçtik, yani bir kere geçici
maddeyle bu hükümler düzenlenmez, bunlar temel hüküm kuran maddeler ve alt
düzenlemeler de aynı şekilde, belli konularda hüküm ihdas ediyoruz.
Bunun normal madde olarak düzenlenmiş olması lazım ama oraya
kadar geldiğimiz için ancak son maddeye ekleniyor. Ancak İşte,
şunu şuna devrettim, bunu aldım. derseniz olur.
Şimdi, borsayı
özelleştirir gibi yeni bir şirket kuracaksınız, bunun
payları belirlenecek, bunun mülkleri devrolacak ve bunu geçici maddeyle
düzenleyeceğiz. Şimdi burada, Kanunlar Kararlar
Ben bazen anlamakta
zorlanıyorum, daha önce Büyükşehir Kanununda da
aynısını yaşadık, komisyonda da tartışma
yaşadık, Acele çıkaralım. demek başka bir
şeydir ama bunun usulüne uygun çıkarılması başka bir
şeydir. Muhalefet buna itiraz ettiği zaman da fazla öyle
kızıp alınmaya da gerek yok, usulüne uygun getirmek gerekir.
Yine biz muhalefetimizi yaparız, düzeltirseniz düzeltirsiniz,
düzeltmezseniz yine eleştirimizi yaparız, parmak
çoğunluğunuzla geçirirsiniz ama usulüne uygun yapmış
oluruz. O eleştirileri hem sizler görürsünüz, belki düzeltirsiniz,
beğenmiyorsanız biz kamuoyuna söyleriz, onlar görür, ilgililer görür.
Buradaki sıkıntı bundan kaynaklanıyor arkadaşlar.
Yani burada, içerisinde şimdi
yüzde 51i gidiyor, yüzde 49u devlete kalmış Arkadaşlar bunun
içerisinde imtiyaz isteği yok mu? diyoruz, Ee yönetmeliğe
koyacağım. Şimdi, onu benim nasıl kabul etmemi
bekliyorsunuz? Anayasada var; stratejik kuruluşlarla ilgili altın
hisse uygulaması Anayasada dahi var, kanunu bırakın. Ee,
şimdi biz kanuna koymuyoruz, yönetmelikle imtiyazlı hisse diyoruz;
işte, bütün bunların tartışılarak, süzülerek gelmesi
lazım. Sizin vicdanınıza sığıyorsa bir şey
demiyorum. Yani ha bunun niyeti doğrudur yanlıştır, o
başta bir şey ama özü itibarıyla bunların bir süzgeçten
geçmesi ve Meclisin önüne öyle gelmesi lazım, sizin de onları
inceleyebiliyor olmanız lazım. Onun için bu konuda baştayken bu
işleri söyleyelim; çünkü son bölümde arkadaşlarımız
bazı düzenlemeler getirmiş, inşallah bu
uyarılarımızı dikkate alırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
MEHMET GÜNAL (Devamla) - Diğer
kesimlerde de önergelerimiz olacak. Onlarla beraber daha düzgün bir
şekilde eksikleri tamamlamış olur diyor, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Bölüm üzerinde şahsı
adına söz isteyen Vedat Demiröz, Bitlis Milletvekili.
Buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis)
Teşekkür ederim değerli Başkanım.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, son on yılda ülkemizde oluşan istikrar ve
güven ortamı, aynı zamanda sermaye piyasalarımızın
gelişmesi açısından elverişli bir ortam sunmuştur. Bu
durum, sermaye piyasalarımızın dünyayla rekabet edebileceği
niteliğe kavuşması için hukuki altyapının
değiştirilmesi ve geliştirilmesini zorunlu
kılmıştır.
Bu çerçevede, küresel ekonomik
krizlerin sermaye piyasaları üzerindeki sistemik ve yapısal riskleri
dikkate alınarak yeni bir hukuki ve teknik altyapının
kurulması amacıyla görüşülmekte olan Sermaye Piyasası
Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır.
Değerli milletvekilleri,
tasarının genelinde muhafaza edilmek istenen iki ana husus
bulunmaktadır: Bunlardan birincisi, tasarının bir çerçeve kanun
olarak kalması ve piyasalara gerekli olan esnekliğin
sağlanmasını teminen ikincil düzenleme yapma yetkisinin
düzenleyici otoriteye verilmesidir.
İkincisi ise piyasa düzenleyici bir metin
olarak piyasanın ihtiyaç ve gerçeklerinin daimî surette göz önünde
bulundurulması, diğer bir ifadeyle, piyasa odaklı bir
yaklaşımdır. Tasarının öncelikli hedeflerinden birisi
yatırımcıların korunmasıdır. Bu çerçevede
tasarıyla yatırımcıların korunması konusunda
mevcut Kanunda da yer alan hassasiyetler geliştirilmiş,
piyasanın işleyişi ve gereklilikleriyle
yatırımcıların korunması arasındaki denge
gözetilerek bazı yeni düzenlemelere yer verilmiştir. Tasarıda
sermaye piyasası araçların ihraç veya halka arzı için öngörülen
kurul kaydına alınma sistemi kaldırılmaktadır, bunun
yerine izah namenin kurulca onaylanması sistemine geçilmektedir.
Değerli milletvekilleri,
kanunun 4üncü maddesinin
altıncı bendinde Bir teşebbüse finansal kaynak sağlamak üzere
her türlü vasıta ile genel bir çağrıda bulunarak, yapılmak
istenen yatırım sözleşmesi ve bu yatırım
sözleşmesi yoluyla para toplanması için hazırlanması
zorunlu izah nameye ilişkin usul ve esaslar ile bunlara ilişkin
istisnalar, kurulun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından
belirlenir. denilmiştir. Bu maddeyle günümüzdeki, özellikle konut
sektöründe şirketler tarafından tasarlanan projelerin çeşitli
vasıtalar kanalıyla halka tanıtımı ve maketten
satış olarak da nitelendirilen yatırım sözleşmesi yoluyla
halktan para toplanmasına denetim getirmeyi amaçlanmaktadır. Bu
maddeyle ilgili getirilmek istenen, daha ziyade Gümrük ve Ticaret
Bakanlığının bünyesine giren Türk Ticaret Kanunu ve
Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun çerçevesinde düzenlenmesi kanaatimizce
daha uygun olacaktır. Ama burada birkaç söz etmem gerekirse bu maddenin
aynı yasalarla beraber görüşülürken, en azından kamu sektörü,
TOKİ ve iştirakleri, belediyeler ve iştirakleri, İller
Bankası ve iştirakleri gibi bir tarafı kamuya dayanan bu tür
projelerde mutlaka istisna uygulanması ve paraların bankada
toplanarak monitör veya izleyici şirketler
aracılığıyla bu projelerin halk tarafından maketten
satış olarak dediğimiz konulara girilmesinin uygun
olacağı görüşündeyim. Ayrıca, Plan ve Bütçe Komisyonunda
daha ziyade 17nci madde üzerinde bir çekinceleri olmuş ki bu da, halka
açık ortaklıkların ilişkili taraflarla kurulca belirlenen
işlemleri yaptıkları sırada yönetim kurulu kararı
almaları öngörülmekte, yönetim kurulu kararında
bağımsız yönetim kurulu üyelerinin onayı aranmakta.
Eğer bağımsız yönetim kurulu üyelerinin onayı yoksa bu
genel kurul onayına gidiliyor ve ilişkili kişilerden oy
kullanmamaları isteniyor. Genel kurul toplantısında
toplantı nisabı aranmayacak, basit çoğunlukla karar alınacak.
Bu maddenin halka açık bankalar hakkında uygulanmasına
ilişkin usul ve esasları, BDDKnın uygun görüşü ayrıca
alınacak. Şu andaki gayrimenkul alım satımları,
şirketlerde de eğer kendi yönetim kurulu üyelerinden bir gayrimenkul
alımı veya satımı varsa bunda da aynı konu, genel
kurul kararına başvuruluyor ve genel kurulun onayından sonra
ancak bu işlem yapılabiliyordu, ona benzer bir düzenleme.
Ben kanunun bütün milletimize ve
ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Şimdi, on beş dakika süreyle
soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya)
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, biraz daha
1inci soruyu açarak tekrarlamak istiyorum.
Özellikle, bilindiği gibi, yurt
dışında tasarruf sahibi olmuş birçok
vatandaşımızın âdeta inançları sömürülerek kamuoyunda
İslami holdingler olarak bilinen holdingler tarafından ciddi
mağduriyetler yaşatıldı. Şimdi, bu holdinglerden
bazıları SPKya kayıtlıydı, bazıları da
kayıtsızdı. En azından sekiz on yıllık bir
süreçte bu işin başındasınız. Şimdiye kadar bu
mağduriyetlerin önlenmesi konusunda Hükûmetinizce nasıl bir
işlem yaptınız? Kaç şirkete takip başlatıp kaç
vatandaşın mağduriyetini kurtarabildiniz? Acaba bu düzenlemede
bir yeni önergeyle bu mağdur olan vatandaşlarımızın
mağduriyetini gidermeyi düşünüyor musunuz? Bu konuda görüşünüzü
alabilir miyim?
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Sayın Kurt
KAZIM KURT (Eskişehir)
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, biraz önce bir
arkadaşımız sordu ama yanıt alamadı, ben de tekraren
sormak istiyorum: Başkan ve kurul üyelerinin Bakanlar Kurulu
tarafından atanması gerçekten bağımsız kurul mantığıyla
bağdaşıyor mu yoksa ileri demokrasinin bir unsuru olarak
ısrarla bu iş üzerinde mi duruyorsunuz, bunu merak ediyorum efendim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Kurt.
Sayın Bakan buyurun.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle, kurul başkan ve üyelerinin Bakanlar Kurulu tarafından
atanması sadece SPKya ait bir düzenleme değil. Şu anda BDDK,
TMSF pek çok kurulda ve pek çok bağımsız yapıda benzer
düzenlemeler söz konusu. Dolayısıyla, aslında bu da BDDK, TMSF
gibi diğer kuruluşlarımıza paralel bir şekle
gelmiş oluyor.
Burada önemli olan, kurum üyelerinin
seçimi ve atandıktan sonraki davranış biçimleri. Zaten
bağımsızlık, çok miktarda, yani önemli ölçüde
kişilerle alakalı bir konu, o kişilerin duruşuyla alakalı
bir konu. Eğer doğru kişiler seçerseniz o kurul iyi
çalışıyor, yanlış kişiler olduğu zamanda da
sıkıntılar maalesef bazen görebiliyoruz.
Holdinglerle ilgili soruya gelince, bu
yeni düzenlemede, yani bu tasarıyla beraber aslında etkin bazı
yeni önlemler geliyor. İdari tedbirler arttırılıyor, bundan
sonra daha etkin tedbirler alınabilecek. Borsa şirketi olmaları
zorunlu tutuldu. Aynı zamanda, biliyorsunuz, Yeni Türk Ticaret Kanununda
da halktan izinsiz para toplamayla ilgili ciddi bir yasak ve yaptırım
da beraberinde getirilmiş oldu. Bundan önceki problemli konularla ilgili
ne oluyor derseniz, bunların çoğu mahkemeler tarafından ele
alınıyor, yani mahkemelerimiz bu mağduriyetleri gidermek için
nasıl karar alacaklarsa o şekilde kararlar alıyor, o
şekilde düzenliyor. Tabii, gönül isterdi ki, bu iş olmadan önce, yani
testi kırılmadan önce tedbirler alınsın. Maalesef bu
özellikle 1990lı yıllar bu holdinglerin çok yaygın bir
şekilde ülke genelinde faaliyet gösterdiği, olmadık miktarda yüksek
kâr sözleri, taahhütleri vermeleri; ki, biliyorsunuz, kâr ancak iş
bittikten sonra meydana çıkar, hâlbuki, bunların bazıları
baştan kâr taahhüdü verdiler. Edeceği kârın,
dağıtacağı paranın çekini baştan verenler oldu.
Böyle garip garip uygulamalar oldu. Bu işler, testi kırılmadan
önce, zamanında tedbir alınarak aslında önceden önlenmesi
gereken işler. Testi kırıldıktan sonra, iş işten
geçtikten sonra mağduriyetlerin giderilmesi gerçekten çok kolay olmuyor.
İşte, mahkemeler kendi erişebildikleri, ulaşabildikleri ve
bilgi toplayabildikleri ölçüde karar alarak,
vatandaşlarımızın bir bakıma
uğradığı haksızlığı gidermeye
çalışıyorlar.
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Bakan.
Başka soru yok.
Birinci bölüm üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi, birinci bölümde yer alan
maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan
sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
1inci maddede bir önerge vardır,
okutup işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 337 sıra
sayılı Sermaye Piyasası Kanun Tasarısının 1.
maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Mehmet Günal Erkan Akçay Mustafa
Kalaycı
Antalya Manisa Konya
Emin Haluk Ayhan Sümer Oral
Denizli Manisa
BAŞKAN Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta)
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Hükûmet
katılıyor mu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Katılmıyoruz.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz
isteyen?
MEHMET GÜNAL (Antalya) Gerekçe
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Sermaye piyasasına ilişkin
olarak, tasarı gerekçesinde de ayrıntılı olarak belirtilen
gelişmelere paralel olarak bazı düzenlemeler getirilmekle birlikte,
bazı konularda SPK'nın aşırı yetki talebinde
bulunduğu ve istenen yetkilerin sınırlarının,
suistimal edilmesi durumunda sistemik krize yol açabilecek kadar geniş
olduğu görülmüştür. Ayrıca, son anda eklenen Geçici 9. madde ile
de çok köklü düzenlemeler getirilmesine rağmen bu maddeler diğer
kurumlardan resmî görüş alınmadan ve aceleyle komisyona
getirilmiş olup, içeriğinde sakıncalar doğurabilecek
tartışmalı hükümler yer almaktadır.
Tasarıda yer almayan, alt komisyon
toplantısında da gündeme gelmeyen ancak komisyon
toplantısında verilen bir önergeyle son anda metne eklenen Geçici 9.
madde ile de çok köklü düzenlemeler getirilmesine rağmen bu maddeler
diğer kurumlardan resmî görüş alınmadan ve aceleyle komisyona
getirilmiştir. Aslında bu madde başlı başına
ayrı bir kanun tasarısı olarak sunulması gereken bir
içeriğe sahiptir. Ancak, bir AKP klasiği hâline gelen "son anda
torba kanunlara madde ekleme alışkanlığı" burada
da kendini göstermiş ve bu kadar geniş madde
tartışılmadan metne eklenmiştir.
Bu maddeyle İMKB "Borsa
İstanbul Anonim Şirketi" adıyla
şirketleştirilmektedir. Yani özelleştirme işlemlerine tabi
olmadan dolaylı özelleştirme yapılmaktadır. Bu konuda
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve ilgili Bakan
olan Maliye Bakanının görüşü alınmamıştır.
Diğer ilgili kurumlarla toplantı yapıldığı
şifahi olarak tarafımıza iletilmiş ancak yazılı
bir görüş alınmamıştır. Özellikle sermaye ve
ortaklık yapısı ile Hazine hisselerine ilişkin hususlar
kafa karıştırmaktadır.
Maddede imtiyazların da esas
sözleşmeyle belirlenmesi hüküm altına alınmıştır.
Ancak, "paylarının yüzde kırk dokuzunun Hazine
adına" kaydolunacağı belirtildiğinden bu şirket
Hazinenin bir iştiraki konumunda olacaktır. Burada Hazine
payının yüzde 51 yerine yüzde 49 olması bu şirketin bir
özel hukuk tüzel kişisi olması ve kontrolün Hazinede olmaması
demektir. Bu durumda Borsanın yönetiminin istenmeyen kişilere
geçmesini engelleyecek bir mekanizma kalmamaktadır. Bu durum finansal
sistemin sağlıklı işlemesi açısından
sakıncalar taşımaktadır. Borsalar sadece kâr etmek
amacıyla kurulmazlar. Asıl amaç, sermayenin tabana
yayılması ve tasarruf sahiplerinin tasarruflarının
yatırıma yönlendirilmesinde Borsanın aracılık
etmesidir. Borsalar finansal istikrarın sağlanmasında ve
tasarruf ve yatırımların artırılmasında da önemli
rol oynarlar. Bu nedenlerle ortaklık yapısının gözden
geçirilmesi, bu yapılmıyorsa mutlaka imtiyazlı hisse konusunun
kanun metnine eklenmesi gereklidir.
Tasarıya eklenen "Sermaye
piyasaları açısından yoğun ilişki içinde bulunulan
ülkelerde temsilcilik" açma yetkisi tanınmıştır.
Tasarının orijinal metninde yer almayan bu talep makul gibi görünmekle
birlikte, ekonomi yönetiminde yurt içinde yaşanan
tartışmaların yurt dışı temsilcilikler
vasıtasıyla yurtdışına da
taşınabileceğinin bir göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin
büyükelçiliklerinin olduğu ülkelerde, kurumlar bazında ayrı
temsilciliklerin açılması kaynak israfına yol açacak, hem de
ekonomide zaten eksik olan koordinasyonu daha da azaltacak ve çok
başlılığa neden olacaktır.
Yine tasarıya son anda önergeyle
eklenen ve tartışılmadan getirilen ve ilginç olan diğer bir
husus ise İMKB'nin gayrimenkulleridir. İMKB'ye ait arsalar Toplu
Konut İdaresine bedelsiz olarak devredilmektedir. Eğitim ve
öğretim kurumlarına kaynak yaratılacağı söylenerek
mesele basite indirgenmektedir. Ancak, asıl olan amaç değil,
uygulamanın nasıl olacağıdır. Ulvi amaçlarla
başlanan birçok işte suiistimaller olmuştur. Bu arsaların
bulunduğu alan rantı çok yüksek bir alandır. Aceleyle bu
maddenin eklenmesi soru işaretlerini artırmaktadır. Hele hele,
arsaların yüzölçümlerinin bile ek tabloda yer almaması ve bizim
sorularımızdan sonra yaklaşık
Bu nedenlerden dolayı maddenin
tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN Evet, önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
2nci madde üzerinde 1 adet önerge
vardır, okutup işleme alıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 337 sıra
sayılı Sermaye Piyasaları Kanun Tasarısının 2nci
maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Mehmet Günal Erkan Akçay Mustafa
Kalaycı
Antalya Manisa Konya
Emin Haluk Ayhan Sümer Oral
Denizli Manisa
BAŞKAN Komisyon önergeye
katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN Hükûmet
katılıyor mu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Katılmıyoruz.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz
isteyen?
MEHMET GÜNAL (Antalya) Gerekçe.
BAŞKAN Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Sermaye piyasasına ilişkin
olarak, tasarı gerekçesinde de ayrıntılı olarak belirtilen
gelişmelere paralel olarak bazı düzenlemeler getirilmekle birlikte,
bazı konularda SPK'nın aşırı yetki talebinde
bulunduğu ve istenen yetkilerin sınırlarının
suiistimal edilmesi durumunda sistemik krize yol açabilecek kadar geniş
olduğu görülmüştür. Ayrıca, son anda eklenen geçici 9uncu madde
ile de çok köklü düzenlemeler getirilmesine rağmen bu maddeler diğer kurumlardan
resmî görüş alınmadan ve aceleyle komisyona getirilmiş olup,
içeriğinde sakıncalar doğurabilecek tartışmalı
hükümler yer almaktadır.
Tasarıda yer almayan, Alt Komisyon
toplantısında da gündeme gelmeyen ancak komisyon
toplantısında verilen bir önergeyle son anda metne eklenen geçici
9uncu madde ile de çok köklü düzenlemeler getirilmesine rağmen bu
maddeler diğer kurumlardan resmi görüş alınmadan ve aceleyle
komisyona getirilmiştir. Aslında bu madde başlı
başına ayrı bir kanun tasarısı olarak sunulması
gereken bir içeriğe sahiptir. Ancak, bir AKP klasiği hâline gelen
"son anda torba kanunlara madde ekleme
alışkanlığı" burada da kendini göstermiş ve
bu kadar geniş madde tartışılmadan metne eklenmiştir.
Bu maddeyle İMKB "Borsa
İstanbul Anonim Şirketi" adıyla
şirketleştirilmektedir. Yani özelleştirme işlemlerine tabi
olmadan dolaylı özelleştirme yapılmaktadır. Bu konuda
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve ilgili Bakan
olan Maliye Bakanının görüşü alınmamıştır.
Diğer ilgili kurumlarla toplantı yapıldığı
şifahi olarak tarafımıza iletilmiş ancak yazılı
bir görüş alınmamıştır. Özellikle sermaye ve
ortaklık yapısı ile Hazine hisselerine ilişkin hususlar
kafa karıştırmaktadır.
Maddede imtiyazların da esas
sözleşmeyle belirlenmesi hüküm altına alınmıştır.
Ancak, "paylarının yüzde kırk dokuzunun Hazine
adına" kaydolunacağı belirtildiğinden bu şirket
Hazinenin bir iştiraki konumunda olacaktır. Burada Hazine
payının yüzde 51 yerine yüzde 49 olması bu şirketin bir
özel hukuk tüzel kişisi olması ve kontrolün Hazine'de olmaması
demektir. Bu durumda Borsanın yönetiminin istenmeyen kişilere
geçmesini engelleyecek bir mekanizma kalmamaktadır. Bu durum finansal
sistemin sağlıklı işlemesi açısından
sakıncalar taşımaktadır. Borsalar sadece kâr etmek
amacıyla kurulmazlar. Asıl amaç, sermayenin tabana
yayılması ve tasarruf sahiplerinin tasarruflarının
yatırıma yönlendirilmesinde Borsanın aracılık
etmesidir. Borsalar finansal istikrarın sağlanmasında ve tasarruf
ve yatırımların artırılmasında da önemli rol
oynarlar. Bu nedenlerle ortaklık yapısının gözden
geçirilmesi, bu yapılmıyorsa mutlaka imtiyazlı hisse konusunun
kanun metnine eklenmesi gereklidir.
Tasarıya eklenen "Sermaye
piyasaları açısından yoğun ilişki içinde bulunulan
ülkelerde temsilcilik" açma yetkisi tanınmıştır.
Tasarının orijinal metninde yer almayan bu talep makul gibi
görünmekle birlikte, ekonomi yönetiminde yurt içinde yaşanan
tartışmaların yurt dışı temsilcilikler
vasıtasıyla yurt dışına da
taşınabileceğinin bir göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti
devletinin büyükelçiliklerinin olduğu ülkelerde, kurumlar bazında
ayrı temsilciliklerin açılması kaynak israfına yol açacak,
hem de ekonomide zaten eksik olan koordinasyonu daha da azaltacak ve çok
başlılığa neden olacaktır.
Yine tasarıya son anda önergeyle
eklenen ve tartışılmadan getirilen ve ilginç olan diğer bir
husus ise İMKB'nin gayrimenkulleridir. İMKB'ye ait arsalar Toplu
Konut İdaresine bedelsiz olarak devredilmektedir. Eğitim ve
öğretim kurumlarına kaynak yaratılacağı söylenerek
mesele basite indirgenmektedir. Ancak, asıl olan amaç değil,
uygulamanın nasıl olacağıdır. Ulvi amaçlarla
başlanan birçok işte suiistimaller olmuştur. Bu arsaların
bulunduğu alan rantı çok yüksek bir alandır. Aceleyle bu
maddenin eklenmesi soru işaretlerini artırmaktadır. Hele hele, arsaların
yüzölçümlerinin bile ek tabloda yer almaması ve bizim
sorularımızdan sonra yaklaşık
Bu nedenlerden dolayı maddenin
tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.
BAŞKAN Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Önerge kabul
edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
3üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Madde kabul edilmiştir.
4üncü madde üzerinde 3 adet aynı
mahiyette önerge vardır, okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan 337 sıra
sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının
4üncü maddesinin 6ncı fıkrasının tasarı metninden
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Nurettin Canikli Ahmet
Aydın Ayşe
Nur Bahçekapılı
Giresun Adıyaman İstanbul
Osman Aşkın Bak İdris
Şahin Mehmet
Doğan Kubat
İstanbul Çankırı İstanbul
Aynı mahiyetteki diğer önergelerin
imza sahipleri:
Mehmet Günal Erkan Akçay Mustafa
Kalaycı
Antalya Manisa Konya
Emin Haluk Ayhan Sümer Oral
Denizli Manisa
Ferit Mevlüt Aslanoğlu Bülent
Kuşoğlu Alaattin
Yüksel
İstanbul Ankara İzmir
Kazım Kurt Kamer
Genç Gürkut
Acar
Eskişehir Tunceli Antalya
BAŞKAN Komisyon aynı
mahiyetteki önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ
AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) Takdire bırakıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN Hükûmet
katılıyor mu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ
BABACAN (Ankara) Katılıyoruz.
BAŞKAN Önerge üzerinde söz
isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP
sıralarından alkışlar)
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(İstanbul) Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu
önergeyi, biz Komisyonda bu maddeyi geçirirken defalarca rica ettik, etmeyin,
tutmayın. Neydi biliyor musunuz? Bu maddenin 6ncı fıkrası.
Türkiyede gayrimenkul piyasası farklı bir piyasadır. Kat
karşılığı bir bina yapıyorsun veya gittin, bir yerde bir müteahhitsin, bina
yapıyorsun. Daha inşaat hâlindeyken, satmak için gelip çoğu
kişi alıyor. Gelip SPKdan izin alacaksın.
Ben bu maddenin
vahametini sizlere sunuyorum. Eğer böyle bir şey olsaydı
Türkiyede gayrimenkul piyasası ölürdü. Her kat
karşılığı daire satan veya müteahhitler
Yani bina
yapıp arsadan satan var, kabadan satan var, bittikten sonra satan var. Ne
olursa olsun, bu, finansal kaynak temin ediyor, benden izin alacaksın.
diyor. Bu madde buydu ve bu maddeyi de SPK, artı, bir de Bakanlar
Kurulunun yetkisine veriyordu.
Değerli
arkadaşlarım, gayrimenkul piyasasının kendi değerleri
vardır. Burada gayrimenkul satın alan bir tüketicidir, bir yerde bir
tüketicidir. Eğer bunu bir şekilde zapturapt altına almak
istiyorsa -burada değil- uzun uzun izahnameyi yapacak, izahname
hazırlayacak, getirecek SPKya, aylar geçecek. Böyle bir piyasa yok
Türkiyede. Bir piyasa gerçeği vardı. Bu nedenle, bu maddenin
aslı budur. Bunu Komisyonda her hâlde biz izah edemedik. Sonradan birileri
gördü, Her hâlde doğru. Bunun yeri Tüketici Kanunudur. Eğer, bir
şekilde piyasayı düzenleyecek herhangi bir olgu varsa yeri Tüketici
Kanunudur, orada hazırlansın. dediler.
Ama maalesef
şuna üzülüyoruz, söylüyoruz, piyasa gerçeğini söylüyoruz. Sonra
burada bir şekilde kabul etmesine de üzülüyoruz. Eğer bu önerge ortak
önerge olmasaydı, eğer bir şekilde iktidar partisinden
gelmeseydi bu gerçek yine kabul edilmezdi, buna üzülüyoruz. Piyasa gerçeği
budur. Tamamen gayrimenkul piyasasını SPKnın denetimi
altına alma maddesidir. Bunu herkes böyle bilsin.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum
Sayın Aslanoğlu.
Önerge üzerinde diğer söz sahibi
Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından
alkışlar)
MEHMET GÜNAL (Antalya)
Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Aslanoğlunun da
belirttiği gibi, bu uyardığımız bir maddeydi.
Dolayısıyla, üç grubun da aynı mahiyetteki önergelerinin kabul
görmesi önemli bir aşama. Ben, tabii, gerekçeleri de aynı ama kısaca
orada bir cümle vardı, onu size söylemek istedim.
Tabii, burada Bakanlar Kurulu
tarafından belirlensin. diye yukarıda uyarımızda biraz
yumuşamıştı ama yine de farklı bir düzenlemeyle bunun
ele alınması gerekiyor. Düzenleme ihtiyacına hepimiz katılıyoruz
ama Burada, SPK düzenlemesinde olmaması gerekir. demiştik. Bu
sağduyulu yaklaşımı diğer tartışmalı
maddelerde de bekliyoruz.
Ben, bu çerçevede, kanunun
hayırlı olmasını ve uzlaşmazlık olan diğer
maddelerde de bir an önce uzlaşma sağlanarak
çıkarılmasını temenni ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN Teşekkür ediyorum.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bu fıkra ile düzenlenen
hususların Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında
yapılacak çalışmalarda dikkate alınması ve Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanun kapsamında düzenlenmesi
amaçlanmaktadır.
BAŞKAN Aynı mahiyetteki
önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önergeler
doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler
Kabul
etmeyenler
Kabul edilmiştir.
Birleşime beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 23.12
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 23.15
BAŞKAN: Başkan Vekili
Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu),
Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)
-----0-----
BAŞKAN Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 33üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu
açıyorum.
337 sıra sayılı Kanun
Tasarısının görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
6ncı sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti
Hükûmeti ve Mısır Arap Cumhuriyeti Hükûmeti Arasındaki
Eğitim İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısıyla Dışişleri Komisyon raporunun
görüşmelerine başlıyoruz.
6.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ve Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında
Eğitim İşbirliği Alanında Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/581) (S. Sayısı:
291)
BAŞKAN - Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
Bundan sonra da komisyonların olmayacağı
anlaşıldığından, alınan karar gereğince,
Kamu Başdenetçisinin ant içmesi ile kanun tasarı ve teklifleriyle
komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek
için, 5 Aralık 2012 Çarşamba günü saat 14.00te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 23.16